DÖNEM : 22 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 54
105 inci Birleşim
23
Haziran 2004 Çarşamba
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Adıyaman
Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'ın, Dünya Mülteciler Gününe ilişkin gündemdışı
konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
2.- Ordu Milletvekili İ. Sami
Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve
komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması
3.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın,
Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik
Devletlerindeki resmî temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın
(6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/201)
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat Başesgioğlu'nun bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/591)
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve
29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/198)
2.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş ve
24 milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle
araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
3.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu
İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)
5.- Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi
Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet
Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 461)
6.- Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın
Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/748) (S.
Sayısı: 443)
7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile
İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767)
(S. Sayısı: 583)
V.- SORULAR
VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
Marmaray Projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/2635)
2.- Edirne Milletvekili Nejat GENCAN'ın,
bir müftülükçe düzenlenen yarışmada verilen hediyelere ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/2640)
3.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in,
Batı Trakya Türklerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2642)
4.- Diyarbakır Milletvekili Mesut
DEĞER'in, bazı ürünlerin ithalatında gümrük vergisi değişimi yapılıp
yapılmadığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2663)
5.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
mahallî idareler yasa tasarısına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/2687)
6.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in,
Batı Trakya'daki Türk okullarına ve Yunan vatandaşlığından çıkarılan
soydaşlarımıza ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2689)
7.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
yarım kalmış yatırımların ülke ekonomisine etkisine ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2714)
8.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
bir şirketin katıldığı ihalelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN’in cevabı (7/2727)
9.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın,
Milletvekili Lojmanlarının satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/2751)
10.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, Denizli İlinde yürütülen köy yolu ve içme suyu çalışmalarına,
- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın,
hazineye bağışlanan AOÇ arazilerine,
- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
hububat taban fiyatlarına,
- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın,
kanserojen etkisi olan maddelerin kullanımına,
- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Çıldır'ın bazı köylerinin içmesuyu sorununa,
- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
doğal afetlere karşı koruyucu çalışmalara,
- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
doğrudan gelir desteğine,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2759, 2760, 2761, 2762, 2763, 2764, 2765)
11.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Ankara-Beypazarı Sultan Alaaddin Camiinin restorasyon
çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/2793)
12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Yeşil Türbeye onarım ödeneği ayrılıp ayrılmadığına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2794)
13.- Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Et ve Balık Kurumuna ve hayvancılığın korunmasına,
- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, tarım
kredi kooperatiflerine plasman aktarımına,
- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
kivi ithalatına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2815, 2816, 2817)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
beş oturum yaptı.
Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Çubuk
İlçesi Sünlü Köyünde yaşanan meteorolojik hortum olayının meydana getirdiği
hasara ilişkin gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,
Denizli Milletvekili Mehmet Uğur
Neşşar'ın, hükümetin uygulamakta olduğu sağlık politikasından kaynaklanan
sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,
Cevap verdi.
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Yılmazcan, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan'ın NATO üyeliği için yapmış
oldukları başvuruya Türkiye Cumhuriyetinin destek vermesinin önemine ilişkin
gündemdışı bir konuşma yaptı.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 28-29
Haziran 2004'te İstanbul'da yapılacak olan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesinin sonuç bildirisinde, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan'a ittifaka
üye olmaları yönünde somut bir perspektif verilmesini desteklediğine, bunun
için müttefikler arasında oydaşma sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunmak
üzere hükümete çağrıda bulunduğuna ilişkin AK Parti ve CHP Grup
Başkanvekilleri, Arnavutluk, Makedonya ve Hırvatistan Dostluk Grupları
Başkanları ile bağımsız bir milletvekili ve Mecliste grubu bulunmayan Doğru Yol
Partisine mensup bir milletvekilinin ortak önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; Başkanlıkça, ittifakla benimsenen bu önergenin gereğinin yerine
getirileceği bildirildi.
5182 sayılı Tababet ve Şuabatı
San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı,
2886 sayılı Devlet İhale Kanununa aykırı
olarak ve ihale yapılmaksızın bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin işleme
onay verdiği gerekçesiyle Devlet eski Bakanı Hasan Gemici hakkında Başbakanlık
Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan inceleme raporunun Başbakanlıkça
TBMM Başkanlığına intikal ettirildiğine; Anayasanın 100 üncü maddesine göre,
Meclis soruşturması açılmasının, TBMM üye tamsayısının en az onda 1'inin
vereceği önergeyle istenilebileceğine; böyle bir önerge olmadan, Başkanlığın,
söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi
resen yürütmesinin mümkün bulunmadığına, daha önce yapılan uygulamalar
doğrultusunda konunun Genel Kurula sunulmasına ve anılan dosyaların
milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun mütalaa edildiğine
ilişkin Başkanlık,
Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu'nun (6/1109),
Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in
(6/1113),
Esas numaralı sözlü sorularını geri
aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
Bazı milletvekillerinin, belirtilen sebep
ve sürelerle izinli sayılmalarına,
Bir milletvekiline ödenek ve yolluğunun
verilebilmesine,
İlişkin Başkanlık tezkereleri;
Genel Kurulun 22.6.2004 Salı günkü
birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının, 23.6.2004 Çarşamba
günkü birleşiminde ise sözlü soruların görüşülmemesine; gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 40
ıncı sırasında yer alan 611 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 8 inci
sırasına, 27 nci sırasında yer alan 443 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu
sırasına, 8 inci sırasında yer alan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu
sırasına, 28 inci sırasında yer alan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci
sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine;
çalışma süresinin, bugünkü birleşimde 611 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 23.6.2004 Çarşamba günkü birleşimin
saat 14.00'te başlamasına ve 583 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
bitimine kadar uzatılmasına, 24.6.2004 Perşembe günkü birleşimde 14.00-19.00
saatleri arasında olmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi;
Kabul edildi.
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, 4876
Sayılı T.C. Ziraat Bankası A.Ş ve Tarım Kredi Kooperatifleri Tarafından
Üreticilere Kullandırılan ve Sorunlu Hale Gelen Tarımsal Kredilerin Yeniden
Yapılandırılmasına İlişkin Kanundan Yararlanamayanlara Dair (2/222)
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, İzmir
İlinde Karabağlar Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında (2/61),
Kanun Tekliflerinin doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmedikleri açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında (1/731) (S. Sayısı: 349),
6 ncı sırasında bulunan, Dahiliye
Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
(1/802) (S. Sayısı: 461),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan, Optisyenlik
Hakkında Kanun Teklifinin (2/294, 1/785) (S.Sayısı: 509);
7 nci sırasında bulunan, Bazı Kanun
Hükmünde Kararnamelerde (1/740) (S. Sayısı: 427),
8 inci sırasına alınan, Endüstri Bölgeleri
Kanununda (1/823) (S.Sayısı: 611 ve 611'e 1 inci ek),
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarılarının;
Görüşmelerini müteakiben, kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
23 Haziran 2004 Çarşamba günü, alınan
karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.48'de son verildi.
|
|
|
İsmail
Alptekin |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Yaşar
Tüzün |
|
Mehmet
Daniş |
|
|
Bilecik |
|
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Mevlüt
Akgün |
|
|
|
|
Karaman |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No. : 154
II. – GELEN
KÂĞITLAR
23 Haziran
2004 Çarşamba
Tasarı
1.- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/830) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22.6.2004)
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Merkezi ve Doğu Avrupa İçin Bölgesel Çevre Merkezi Yönetim Kurulu Arasında
Türkiye'de Bölgesel Çevre Merkezinin Kurulması ve Faaliyetleri Hakkında İkili
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve
Dışişleri Komisyonları Raporları (1/792) (S. Sayısı: 612) (Dağıtma tarihi:
23.6.2004)
2.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu,
Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/828) (S.
Sayısı: 613) (Dağıtma tarihi: 23.6.2004)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZAKCAN ve
29 Milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/198) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
2.- İstanbul Milletvekili Birgen KELEŞ ve
24 Milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle
araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
23 Haziran
2004 Çarşamba
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
105 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Dünya Mülteciler Günü
münasebetiyle, Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'a aittir.
Buyurun Sayın Ünsal. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-
Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'ın, Dünya Mülteciler Gününe ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
AHMET FARUK ÜNSAL (Adıyaman) - Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, 20 Haziran Dünya
Mülteciler Günü dolayısıyla, gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Geçtiğimiz pazar günü, 20 Haziran Dünya
Mülteciler Günüydü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2000 yılında, dünya
mültecileriyle dayanışmak ve onların hayatta kalabilme konusundaki inançlarını
ve iradelerini kutlamak amacıyla, 20 Haziranı, Dünya Mülteciler Günü ilan etti.
Amaç, yaklaşık 20 000 000 mültecinin -ki, bunun aşağı yukarı yüzde 45'i
çocuklardan oluşmaktadır- hayatta kalabilme konusunda gösterdikleri cesaretleri
kutlamak ve yaşama sevinçlerine katkıda bulunmaktı. Mültecilik deneyiminin bir
parçası olarak, anayurtlarından kaçma, sosyal ve kültürel yerinden edilme, ölüm
ve yıkıma tanık olma, trajik kişisel kayıplar gibi zorlukları yaşamak durumunda
kalan...
BAŞKAN - Sayın Ünsal, bir dakikanızı rica
edeyim.
Değerli arkadaşlar, ben hatibi
dinleyemiyorum ve konuşmasını anlayamıyorum. Arkadaşlarımızın birbirleriyle
yaptıkları sohbetin bile, en azından, Genel Kurul çalışmalarını rahatlatacak
bir şekilde olmasını rica ediyorum; hem de, arkadaşımız çok önemli bir konuyu
dile getiriyor, dinleyelim arkadaşlar.
AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Mülteciler gününün tayin edilmesinde amaç,
mültecilik deneyimini yaşamakta olan bu insanların, yurtlarından kaçmak,
evlerinden kovulmak, kişisel trajik olayları yaşamak, cinsel istismara maruz
kalmak gibi birtakım problemlerinde kendilerine destek olmaktı; bu insanların,
yaklaşık 20 000 000 insanın yüzde
45'ini çocuklar oluşturmaktadır.
Dünyanın birçok ülkesinde mülteciler günü,
değişik tarihî olayları vesile kılarak farklı zamanlarda kutlanmaktaydı; fakat,
mültecilere ev sahipliği yapma konusunda, kıt imkânlarını kendileriyle paylaşan
Afrika ülkelerine destek vermek amacıyla, 20 Haziran Afrika Mülteciler Gününü,
Birleşmiş Milletler, Mültecilerle Dayanışma Günü ilan etmiştir.
Değerli milletvekilleri, mülteciler, insan
hakları ihlallerinden, etnik ve dinsel çatışmalardan, içsavaşlardan, hukuk
düzeninin çöktüğü yerlerden, silahlı çatışmalardan, cinsel istismardan kaçmak
zorunda kalan bizim insanlarımız, bizim kardeşlerimizdir. Yaşamlarının çok
önemli bir dönemi boyunca, çoğu zaman, gıda, sağlık ve eğitim hizmetlerinden
yoksun kalmaktadırlar. Uluslararası toplum, yerlerinden edilmiş olan bu
insanlara karşı bir sorumluluk taşımaktadır; söz konusu sorumluluk, mültecileri
korumak ve onlara, bağımsız ve üretken bir gelecek kurma şansını sağlamaktır.
Bu, hem insanî bir gerekliliktir hem de dünya barışı için bir yatırımdır. Eski
Mısır'da, Azteklerde, semavî dinlerde, Ortaçağda ortaya çıkan iltica kurumu,
özellikle büyük nüfus hareketlerini doğuran Birinci ve İkinci Dünya Savaşından
sonra Avrupa merkezli olarak uluslararası norma bağlanmış ve tüm ulusların
taraf olduğu yegâne sözleşme olan 1951 Cenevre Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler
tarafından hazırlanmıştır. Sözleşmeyi hazırlayan diplomatik delegasyonun
içerisinde yaklaşık 20 ülkeden diplomat bulunmaktadır ve bu delegasyonun başkan
yardımcılığını Türk diplomat yürütmektedir. Bu sözleşmede mülteci şartı şu
problemlere dayalı olarak ülkesini terk etmiş olanlara tanınmaktadır: Irk, din,
milliyet, sosyal bir gruba mensubiyet ve siyasî düşünceleri nedeniyle zulme
uğrayacağından, haklı sebeplerle korktuğu için, vatandaşı olduğu devletin
korumasından yararlanamayanlara mülteci statüsü verilecektir.
Türkiye, asıl itibariyle İkinci Dünya Savaşı
sonrası nüfus hareketlerini, insanî hukuk açısından çözümlemeye çalışan
sözleşmenin 1 inci maddesine dayanarak yükümlülüklerini, 1951'den önce
Avrupa'da cereyan eden olaylar şeklinde anladığını deklare etmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Sözleşmenin
1 inci maddesini bu şekilde anlamak, iltica olayını kategorik olarak, hem
tarihî hem de coğrafî olarak sınırlamak demektir.
Bu sorunları aşmak amacıyla hazırlanan
-İkinci Dünya Savaşından sonra yeryüzünde, dünya üzerinde yaşanan problemler
çok fazla nüfus hareketleri ve iltica hareketleri meydana getirdiği için- 1951
Sözleşmesi, sözleşmenin ruhunda mündemiç olan coğrafî ve zaman limitlerinden
dolayı, mültecilerin problemlerini çözmekte yetersiz kalmıştır. Bu itibarla,
1967 yılında bir protokol daha imzalanmıştır. Türkiye, bu protokolü
imzalayarak, sözleşmede, 1951 öncesine ait olaylardan meydana gelen nüfus
hareketlerini mülteci kapsamına alacağını ifade etmiş; ancak, Avrupa'yla ilgili
olarak coğrafî kısıtlamasını kaldırmamıştır; yani, Türkiye, ancak, Avrupa'dan
gelenlere mülteci statüsü vermekte, Avrupa dışından geleceklere ise, mülteci
statüsü vermemektedir. Bu itibarla, 1967 Protokolüyle birlikte bakıldığı,
Türkiye ve Monako ile birlikte sözleşmeye taraf olan 140 devlet dikkate
alındığı zaman, sadece Türkiye ve Monako, sözleşmeye coğrafî çekince koyan iki
devlettir ve bunun bir an önce değişmesi ve Türkiye'nin, çağdaş ülkelerdeki
mülteci statüsüne uygun bir düzenlemeye bir an önce kavuşması gerekiyor.
Tabiî "Türkiye, Avrupa'dan mülteci
almayacak" demek, Türkiye'nin, kapılarına gelen insanlara misafirperverlik
göstermeyeceği anlamı taşımamaktadır. Hepinizin hatırlayacağı gibi, 1979 İran
devriminden sonra, yaklaşık 1 500 000 İranlı, Türkiye'deki yasaların şu veya bu
şekilde yorumlanmasıyla, gerek ülkemizde kalmayı başarmış gerekse Türkiye'nin
dışında başka ülkelere göç edebilmişlerdir. Yine, hatırlanacaktır, Halepçe
katliamı ve 1991 yılında meydana gelen birinci Körfez savaşından sonra ülkemize
gelen Iraklılar ve İranlılar, yine, büyük bir misafirperverlikle
karşılanmışlardır.
Değerli arkadaşlar, kısaca, Türkiye'nin
girmiş olduğu malî yükümlülükleri söyleyerek bir tablonun vuzuha kavuşmasını
istiyorum. 1991 mülteci krizinde, daha doğrusu, sığınmacı krizinde, Amerika
Birleşik Devletleri yaklaşık 200 000 000 dolar, Türkiye 100 000 000 dolar maddî
yük altına girerken, Fransa, sadece ve sadece, 4 000 000 dolarla bu probleme
katkıda bulunduğunu söylemiştir; eğer, bu bir katkı ise.
Türkiye'de iltica hukukunun uluslararası
standartlara kavuşturulabilmesi için, bir sosyal mühendislik harikası olan,
1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı İskân Yasasının da gözden geçirilmesi
gerekir. Bu yasada, mültecilik, yerleşmek amacıyla Türkiye'ye gelenler için
değil, bir zorunluluk dolayısıyla Türkiye'ye gelenler için tanınmış bir hak
olarak gösteriliyor. Bu, uluslararası hukuka aykırıdır ve dolayısıyla, son
yapmış olduğumuz Anayasa değişikliğiyle ulusal hukukumuza da aykırılık arz
etmektedir.
Bir diğer konu da, yine, İskân Yasasında
mültecilik hakkı verilecek kişiler için Türk soyundan gelme ve Türk kültürüne
bağlı olma şartı konulmuştur.
BAŞKAN - Sayın Ünsal, toparlar mısınız.
AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Sayın
Başkanım, toparlamak üzereyim; çok önemli bir konu, bir iki dakika daha rica
edeceğim.
Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, Türk
soyundan olma ve Türk kültürüne bağlı olma şartlarına bağlanıyor; bunun da
değiştirilmesi gerekir.
Çok kısaca bir tarih turu yapmak
istiyorum. 1492'de inançları gereği İspanya'yı terk etmek zorunda olan
insanlar, yüzbinlerce insan, İstanbul'a geldikleri zaman henüz 1951 Cenevre
Sözleşmesi imzalanmamıştı; Cenevre Sözleşmesinin imzalanmasına 459 sene vardı
ve bu sözleşmede iltica hakkı olarak gösterilen din ve sosyal mensubiyet daha
kodifiye edilmemişti ve bu insanlar İstanbul'un misafirperverliğinden
yararlandılar.
Bakınız, bugün, Cervantes'in yazdığı dille
İspanyolcayı konuşan bu insanlar, belki de İspanyol dilinin lingustik
çalışmalarına temel teşkil edecek bir sosyal zenginliği de barındırmaktadırlar.
Bunlar İstanbul'da yaşıyorlar, ne mutlu, bizim misafirlerimizdi, şimdi bizim
vatandaşlarımız. Aynı şekilde, non-refoulment, yani, iade edilmeme ilkesi henüz
1951 Cenevre Sözleşmesinde kodifiye edilmeden yaklaşık yüz sene önce, yine
Avrupa'da yaşanan isyanlardan dolayı ülkemize insanların sığınması, Türkiye'de
Türk edebiyatının çok önemli şairlerinden birinin, belki, Türkiye'de
doğmasının, Türkçe yazmasına sebep olan bir sosyal hareketliliğin, nüfus
hareketliliğinin de sonucuydu. Nazım Hikmet'in dedesi Kont Borzenski,
1850'lerde Osmanlıya sığındığı zaman kendisi "Mustafa Celalettin
Paşa" unvanıyla Osmanlı ordusunda paşa seviyesine çıkmıştır ve yine bu
insanlar, bu misafirperverlik ve bu âlicenaplık sayesinde ülkemizde kalabilmişlerdir.
Yine, tarihî son bir örnek vererek bunu
kapatmak istiyorum. Kırım Savaşının mübarezeleri Tuna boylarında yapılırken,
Osmanlı ordularının başkomutanı Serdarıekrem Ömer Paşa da bir Hırvattı.
Çok kıymetli milletvekilleri, bugün,
Türkiye, mülteciler konusundaki tarihî liderliğini tekrar öne almak zorundadır.
Biz, 1951 ve 1967 Protokollerine koymuş olduğumuz coğrafî çekinceyi bir an önce
kaldırarak, 140 ülkeyle birlikte çağdaş bir mülteci hukukunun oluşmasına
katkıda bulunmalıyız.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum
Başkanım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ünsal.
Gündemdışı ikinci söz isteği, Çernobil
Nükleer Reaktörü kazasının Türkiye ve Karadeniz Bölgesi üzerindeki etkileriyle
ilgili, Ordu Milletvekili Sayın İdris Sami Tandoğdu'ya aittir.
Buyurun Sayın Tandoğdu. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
2.- Ordu
Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen
kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı
konuşması
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Sovyetler Birliğinde 26 Nisan 1986 günü
Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kaza sonucunda ülkemize ve birçok
komşu ülkeye tüm canlılar için son derece zararlı bir radyasyon yayılmıştır.
Kamuoyunda Çernobil faciası olarak da bilinen bu kazanın zararlarını ülkemizde
hâlâ yaşadığımız ve gördüğümüz için gündemdışı söz almış bulunmaktayım.
Çernobil faciası, zamanın Sovyetler
Birliği Hükümeti tarafından gizlenmek istenmişse de, Avrupa ülkeleri nükleer
santral kazasını dünyaya anında duyurmuştur. Daha sonra konu, Dünya Sağlık
Örgütü tarafından ciddî bir takibe alınmış ve Türkiye'nin de radyasyon bulutu
etkisi altına girdiği saptanmıştır. Çernobil kazası sonucunda, radyasyonun
yayılması ve etkisi konusunda kazaya yakın ve uzak bütün ülkeler tedbirlerini
almışlardır; yetişkin insanların, çocukların ve hatta doğacak bebeklerin bile
etkilenmemesi için bütün yiyecekleri ve içecekleri kontrol ve denetime tabi
tutmuşlardır; radyasyondan etkilenen her şeyin satışını durdurmuşlardır,
usulüne göre imha etmişlerdir.
Türkiye'de, Karadeniz kıyılarına kadar
gelen ve bu esnada yağan şiddetli yağmurla radyoaktif maddeler bu bölgeyi
etkisi altına almıştır. Böylece, Karadeniz ve Trakya çevresi radyasyondan en
fazla etkilenen bölgemiz olmuştur. Kazadan en çok etkilenen Karadeniz
Bölgesinde, çay, fındık, sebze, et, süt, balık ve meyvelerle birlikte, yenilen,
içilen her şey radyasyonun etkisi altında kalmıştır.
Radyasyon etkilerini hafifletmek için
Karadeniz Bölgesinin ve Trakya'nın bazı kısımlarında gerekli önlemler alınmaya
çalışılmıştır. Trakya'da hayvanlar ahırlarda tutularak, radyasyon bulaşmamış
kuru ot ve yemle beslenmiştir. Radyasyon bulaşmış sütler toplatılarak peynir
yapılmış ve bu peynirler radyoaktif etkileri kaybolduktan sonra kullanıma
sunulmuştur. Bu önlemler, maalesef, Karadeniz Bölgesinde alınmamıştır.
Alındıysa bile etkileri ve zararları halka tam manasıyla anlatılamamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; bu felaketin ardından, Türkiye'de, basında çıkan olumsuz haberler
ve uzmanların açıklamalarından endişeye kapılan halk, dönemin politikacılarının
açıklamalarıyla yetindirilmeye çalışılmıştır. Politikacılar olayın ciddiyetini
kavrayamamış, büyük bir ihmal ve sorumsuzluk içerisinde halkımızdan gerçekleri
gizlemiş, uzun süre durumu inkâr ederek, halkımızın nasıl bir tehlikede
olduğundan halkımızın bu tehlikeden haberdar olmaması için uğraş vermiştir.
Hatta, zamanın bakanı, televizyon ekranlarında, endişe içerisindeki halkın gözünün
içine baka baka çayını yudumlamıştır. O günler ve o manzara, şahsen, gözümün
önüne geldiği zaman, siyasetteki çirkinliği ve yanlışlığı yüreğimde her zaman
acıyla, buruklukla hissetmişimdir.
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ise,
ülkemizde radyasyon kirliliği bulunmadığını açıklayarak halkımızı rahatlatmaya
çalışmıştır. Alınması gereken tedbirleri almamıştır ya da alınan tedbirler
konusunda halkımıza yeterli bilgiyi vermemiştir. Üstüne üstlük, radyasyona
ilaveten, bölgemizde, kopyalanmış tohumlar, hormonal sebzeler, asbestli
ürünler, radyo antenleri ve bilhassa baz istasyonlarının çoğalması kanserojen
etkiyi artırmıştır.
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Karadeniz
Bölgesindeki yiyeceklerden numune alımları ve radyasyon ölçümleri yapmamıştır;
yalnız, çay ve fındık ürünlerinde radyasyon kontrolleri yapmıştır ve Çay-Kurun
elinde bulunan 120 000 000 dolar değerindeki 65 000 ton çayı imha etmiştir;
ama, bu imha, tekniğe ve tıp teknolojisine uygun olarak maalesef yapılmamış
olup, sadece yakma ve gömme işlemine tabi tutulmuştur; ancak, bu olayın
komplikasyonu ve halkın uyarıları üzerine işlem durdurulmuştur. Özel sektörün
elindeki 30 000 ton çaysa piyasaya sürülmüştür maalesef. Yıllardır, günün her
saatinde içtiğimiz çaylardan ne kadarının kanserojen etkisi olduğunu da Allah'a
havale etmişizdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Konuşmamı
bağlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen felaketten
bugüne kadar onsekiz yıl geçmiş; ancak, zarar tam anlamıyla tespit
edilememiştir; ayrıca, tespit edilebilen zararlar da toplumdan gizlenmiştir.
Radyasyonun günümüze kadar gelen ve halen devam eden etkileri hakkında daha iyi
bir araştırma yapılmalıdır. Bununla birlikte, Ordu İlinin milletvekili olarak,
şahsen ben kendim, bölgemizde yapılan en son araştırmayı sizlere açıklamak
istiyorum.
Ordu İlinde, 1986 yılında kanserli hasta
sayısı 16 olarak saptanmış; bu sayı, 1990 yılında 50, 1991 yılında 66, 1993
yılında 189, 2001 yılında 308, 2002 ve 2003 yıllarında ise 400'leri aşmıştır.
Bu sayı, Çernobil Nükleer Santralının ve diğer etkenlerin tesiriyle her geçen
gün artmakta ve bu faciayı gözler önüne sermektedir. Ordu Milletvekili olarak,
Kanser ve Röntgen Mütehassısı Dr. Sami Tandoğdu olarak ifade ediyorum; bana son
beş yılda gelen 10 hastanın 8'i akciğer ve mide kanseri. Bu olayların nedenini
yalnız Çernobil'e bağlamakla da kalmayıp, diğer etkenleri de hesaba katarak, bu
tedbirleri almak zorundayız.
Yüce Meclisin değerli milletvekilleri,
Kanser Araştırma ve Savaş Derneği ve Atom Enerjisi Kurumuyla yaptığım
temaslarda, bu kurumlar, Çernobil radyasyonunun hastalıkla ilgisi olmadığını,
gerekli çalışmaları ve araştırmaları yaptıklarını söyledilerse de; bu
söylemleriyle, beni, hasta sahiplerini ve ölen hasta ailelerini ikna
edememişlerdir.
Ben, 1986 yılında Samsun ve Ordu'da kurmuş
olduğum tomografi cihazının özelliklerini ve teknolojinin gelişimlerini size
anlatmak istiyorum. O zaman bir beyin tomografisini, 1 santimetre aralıklarla,
soğan doğrar gibi, 45 dakikada çekebiliyorduk. Bugünkü teknolojiyle, aynı beyin
tomografisi, 0,5 milimetre aralıklarla, soğan doğrar gibi, 45 saniyede
çekiliyor. 1986, 1987 ve daha sonraki yıllarda yapılan bu araştırmalardaki,
teknolojik cihazların azlığından, yetersizliğinden bahsetmek istiyorum. Şimdi,
o nedenle, ben, bir an önce bir Meclis araştırması açılması için önerge verdim.
Sağlık Bakanlığının, ilgili kurumların, bu teknolojik cihazlarla, o bölgede,
tekrar, öncelikli bir sıraya alınarak araştırma yapmasına taraftarım. Bu
konuda, AKP İstanbul Milletvekili Sayın Azmi Ateş de bir Meclis araştırması
açılması için önerge verdi. Meclis tatile girmeden, her iki araştırma
önergesinin birleştirilerek görüşülüp kabul edilmesini, hassaten, özellikle,
Yüce Meclisten istiyorum.
Karadeniz Bölgesinde, Çernobil faciasıyla
psikolojik bunalıma girmiş bir halk topluluğu, Karadeniz Bölgesinde, don
faciasından dolayı fındık yok olmuş, ekonomik bunalıma girmiş bir Karadeniz...
Benim Ordulularımın, benim Karadenizlilerimin bu yılki yaşamlarının nasıl
olacağını düşündüğüm zaman, huzursuzluğum ve uykusuzluğum ayyuka çıkmaktadır.
Yazılı basında kanserle ilgili günaşırı
haberler çıkmakta; buna karşın, Karadeniz Bölgesindeki insanlar, bu olayı
Çernobil'e bağlamakta ve devamlı olarak, her gün, bu hastalıkların Çernobil'den
kaynaklanıp kaynaklanmadığını bana sormaktadır. Bunları bertaraf edebilmemiz
için acilen Meclis araştırmasının bir an önce gündeme getirilmesi, bu halkı, bu
psikolojik, bu ekonomik bunalımdan çıkarmamız gerektiğine inanıyorum.
Beni dinleme sabrını gösterdiğiniz için de
hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.
Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanımız
Sayın Tüzmen, Sayın Ünsal'ın, mültecilerle ilgili yaptığı konuşmayı
cevaplandıracak ve Meclisi bilgilendirecektir.
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman Milletvekili Sayın Faruk Ünsal,
Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle bir gündemdışı konuşma yaptılar. Ben de
Hükümetimizin düşüncelerini aktarmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İnsanlığın tarihin derinliklerinden gelen
önemli bir sorunu, sığınma ve ilticadır. Özellikle, istikrarın bozulduğu
dönemlerde hızla artan bu sorunun uluslararası toplum için önem arz ettiğinin
algılanması İkinci Dünya Savaşıyla birlikte olmuştur. Hatırlanacağı gibi,
sayıları milyonları ifade eden insan toplulukları bu savaşın akabinde,
yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmışlardır. Daha önceleri Kızılay,
Kızılhaç gibi sivil toplum örgütlerince karşılanmaya çalışılan mülteci
sorunlarının uluslararası toplumun ortak çözümüne bırakılması, Birleşmiş
Milletler Teşkilatının ilgi duymasıyla ancak sağlanabilmiştir. Bir başka
deyişle, Birleşmiş Milletlerin bu soruna köklü bir çözüm bulmaya yönelik
girişimleri, 1951 yılında Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesinin
hazırlanmasıyla kuvveden fiile dönmüştür.
1954 yılında yürürlüğe konulan Sözleşmenin
hazırlanmasında, ülkemizin de aktif rol oynadığını burada kıvançla ifade
etmeliyim.
Bu sözleşmenin Yüce Meclisin tasvibini
alması, 29 Ağustos 1961 tarihinde, 359 sayılı Kanunla olmuştur.
Bilindiği üzere, 1951 yılında hazırlanan
Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi, mülteci hukuku açısından
uluslararası en önemli belgedir. Bu belgenin yanında, 1967'de hazırlanan
Mültecilerin Hukukî Statülerine Dair Protokol de, yine, uluslararası nitelikte
başka bir önemli belgedir.
Öte yandan, biz, uluslararası belgeye
uygun bir şekilde içhukukumuzda da Göç İltica Yönetmeliğini kabul etmiş
durumdayız.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, önceki
dönemde savaş, iç karışıklık veya büyük ekonomik bunalım hallerine mahsus
olarak görülen iltica talepleri, son yıllarda daha iyi bir yaşamın aracı olarak
algılanmaya başlanılmıştır. Bu bakımdan, ülkemiz, son on yıl boyunca, önemli
bir göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu noktada, Birleşmiş Milletler Yüksek
Komiserliği ile İçişleri Bakanlığımızın ortaklaşa yürüttüğü, üç yıllık dönemi
kapsayan, 2003 yılı sonunda tamamlanan işbirliği projesi, 537 görevlimize
eğitim imkânı sağlamıştır. Eğitim programıyla, katılımcılar, başka ülkelerin
örneklerini, tedbirlerini ve çalışmalarını yakından tanıma fırsatını bulmuştur.
Öte yandan, Türkiye-AB Malî İşbirliği
Programı kapsamında, Danimarka ve İngiltere'yle, İltica Göç Twinning Projesi
hazırlanmış bulunmaktadır. Bu proje, 8 Mart 2004 tarihinden itibaren de
uygulanmaya başlanılmıştır. Projeyle, göç ve ilticadan sorumlu birimlerin
faaliyet kapasitelerinin artırılması amaçlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce ifade
ettiğim gibi, bugün, ülkemiz, mültecilerle ilgili olarak önemli sorunlarla
karşı karşıyadır. Bu durum, hem ülkemizin tarihî referanslarından hem de
coğrafî konumundan kaynaklanmaktadır.
Yalnızca hafızalarınızı tazelemek için,
ülkemizin son dönemde karşı karşıya kaldığı bazı nüfus hareketlerinden söz
etmek istiyorum.
Birincisi, Bulgaristan'ın 1989'da
uyguladığı zorunlu göç nedeniyle, 226 437 Türk soylu insanın kabul edilmesi.
Göçmen kabul edilen soydaşlarımızla ilgili olarak, Türk vatandaşlığına
alınmayla sonuçlanan bir dizi işlem yapılmıştır; ancak, günümüzde de, ekonomik
nedenlerle, Bulgaristan'dan göç halen devam etmekte ve her yıl, çok sayıda
insan, ülkemize göç ederek, ikamet ve vatandaşlık talebinde bulunmaktadır. Yine
aynı şekilde, 1990 yılından bu yana ise, 76 633 kişiyi ülkemize göçmen olarak
kabul ederek, Türk vatandaşlığına almış bulunmaktayız.
İkincisi, Körfez krizi nedeniyle ülkemize
gelen Iraklılar. Hatırlayacağınız gibi, 460 000 Irak uyruklu yabancı, mevcut
imkânlar dahilinde koruma altına alınmıştır. Bu yabancıların bir kısmı ülkesine
geri dönmüş, bir kısmının ise, kabul edildikleri ülkelere çıkışı sağlanmıştır.
Ülkemizde, günümüz itibariyle, bunların 294'ü değişik illerimizde serbest
ikamete bağlanmış olup, altışar aylık periyotlar halinde ikametleri
uzatılmaktadır.
Üçüncü grup, Afgan ve Çin uyruklu
yabancılar olup, 1987 ve 1992 yılları arasında İran sınırımızdan pasaportsuz
olarak gelen 3 728 Afgan ve Çin uyruklu yabancıya uluslararası koruma
sağlanmıştır. Bunların 278'i, halen, değişik illerimizde serbest ikamete tabi
tutulmaktadır.
Dördüncü grup ise, Kosovalı Arnavut ve
Bosnalı soydaşlarımızdır. Eski Yugoslavya'da meydana gelen olaylar sonucu
ülkemize gelen 20 000 Bosnalı ile Kosova'daki karışıklıklara bağlı olarak gelen
17 700 Kosovalı Arnavut ve soydaşlar, insanî amaçlarla, misafir olarak ülkemize
kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile ortak
olarak yürütülen çalışmalar sonucunda, bu göçmenlerden, gönüllü olanlarının
ülkelerine dönmeleri sağlanmıştır.
Sözünü edeceğim son grup ise, Irak'tan
ülkemize gelen İran uyruklular. Bu kişiler, ülkelerinde baskı ve zulüm
gördükleri iddiasıyla Irak'a kaçan kişilerdir. Bu ülkede, Birleşmiş Milletler
Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından durumları incelenip, mülteci olarak
kayıt altına alınmışlardır. Bu gruptan 1 210 kişi, 2001 yılında, Irak'taki
gelişmeler nedeniyle, illegal yoldan Türkiye'ye gelmiş bulunmaktadır. Irak'taki
istikrarsızlıklar nedeniyle geçici olarak ülkemizde kalmalarına izin
verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tabiatıyla, yukarıda sözünü ettiğimiz toplu nüfus hareketleri de, münferiden
iltica talepleri de önemini korumaya devam ediyor. Bu çerçevede, 1994 yılından
günümüze kadar 35 349 kişi sığınma talebinde bulunmuştur. Bunlardan 18 070'inin
talebi kabul edilmiş, 5 289'unun talebi reddedilmiştir; 9 541'inin işlemi ise
devam etmektedir. 17 535 kişi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliğiyle işbirliği içerisinde üçüncü ülkelere yerleştirildiklerinden,
çıkışlarına izin verilmiştir. Günümüz itibariyle, ülkemizde, 10 380 kişi
bulunmaktadır.
Bu denli büyük nüfus hareketinin bütçemize
getirdiği yükün farkındayız; çünkü, harcamalar, sadece, bu kişilerin
iaşeleriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda, sağlık harcamaları, çocuklarının
eğitimi, çalışma izinlerinin sağlanması gibi pek çok detay harcama kalemi
bulunmaktadır. Ancak, Türkiye, büyük devlettir. Ülkemize sığınmak düşüncesinde
olanlar, işte bu büyük devlet olma özelliğimiz nedeniyle bizi tercih
etmektedirler. Dolayısıyla, dünyada siyasal istikrarsızlıklar, insan hakları
ihlalleri, açlık ve sefalet devam ettiği sürece, Türkiye, mültecilerle hep
karşı karşıya kalacaktır; ama, bu konuda, gönüllü kuruluşların daha fazla
katkıya ve daha fazla işbirliğine istekli olmasına ihtiyaç bulunduğunu da ifade
etmeliyim.
İnsanların kendi anavatanlarında mutlu ve
refah içerisinde yaşayacakları bir dünya özlemiyle konuşmama son veriyor, Yüce
Meclisin değerli üyelerini, yeniden, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyoruz.
Gündemdışı üçüncü söz isteği,
Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika
Birleşik Devletlerinin New York ve Washington eyaletlerinde yaptığı resmî
temaslarla ilgili bilgilendirme sebebiyle, İstanbul Milletvekili Sayın Egemen
Bağış'a aittir.
Buyurun Sayın Bağış.
3.- İstanbul
Milletvekili Egemen Bağış'ın, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun
Amerika Birleşik Devletlerindeki resmî temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması
EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul)- Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanımızın da biraz evvel
belirttiği gibi, Meclisimizin Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu
Başkanı olarak, heyetimizin Amerika seyahati hakkında sizleri bilgilendirmek
üzere söz almış bulunmaktayım.
Takdir edersiniz, ülkemiz son birbuçuk yıl
içerisinde çok ciddî bir diplomatik atak içerisinde. Birçok uluslararası
toplantılar ülkemizde gerçekleşiyor. Bu hafta sonu da NATO zirvesi
İstanbulumuzda gerçekleşecek. Daha evvel İslam Konferansı Örgütü zirvesi,
Eurovision, Dünya Gazeteciler Birliği zirvesi, OECD zirvesi Türkiye'de
gerçekleştirildi ve birçok ortak toplantılar Türkiye'de yapılıyor. Sayın
Başbakanımızın önderliğinde Dışişleri Bakanımız, Meclis Başkanımız, Meclis
heyetlerimiz çok ciddî bir atılım içerisinde. Biz de, Amerika Dostluk Grubu
olarak bu çerçevede üzerimize düşen temasları yapmaya çalıştık ve 9-16 Mayıs
tarihleri arasında Amerika'ya bir resmî ziyaret gerçekleştirdik.
Heyetimizde, bendenizin dışında, İstanbul
Milletvekilimiz ve Dostluk Grubu Başkan Yardımcımız Sayın Büyükelçi Şükrü
Elekdağ, Genel Sekreterimiz Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Tevfik Ziyaeddin
Akbulut, Adana Milletvekilimiz ve Saymanımız Sayın Abdullah Torun, Aydın
Milletvekilimiz Sayın Atilla Koç ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Zeynep Damla
Gürel bulunmaktaydı.
Heyetimiz ilkönce Washington'da,
Türkiyemizin Washington Büyükelçisi Sayın Faruk Loğoğlu'yla bir toplantı yapmış
ve kendisinden bir brifing almıştır. Bu brifingde, Sayın Loğoğlu, bu tür bir
ziyaretin, yani parlamentolararası bir ziyaretin ilk defa yapıldığını, bu tür
ziyaretin, kanun yapıcılar arasındaki karşılıklı fikir alışverişi açısından son
derece önemli olduğunu ve tekrarının faydalı olacağını belirtmiştir. O gün
itibariyle Amerikan Meclisindeki Türkiye Dostluk Grubu üyesi sayısı 55'ti.
Oradaki temaslarımızdan sonra bugün 59'a çıkmış olduğunu öğrenmiş
bulunmaktayız, ki, bizler için de bu bir sevinç vesilesi olmuştur.
Daha sonra, Heyetimiz, Washington'un önde
gelen düşünce kuruluşlarından The Washington Institute'ta "NATO, Irak ve Büyük
Ortadoğu; Türkiye-ABD ilişkileri için anlamları" konulu bir sempozyuma
katılmıştır ve orada, Heyetimiz adına bendeniz bir konuşma yapmış
bulunmaktayım. Daha sonra, Heyet Başkan Yardımcımız Büyükelçi Sayın Şükrü
Elekdağ'la birlikte, bize sorulan sorulara cevap verdik.
Bu toplantıda, Türkiye ve ABD
ilişkilerinde geçmişten günümüze iyi bir yol izlendiği, bundan sonra da yeni
dünya sorunları karşısında birlikte nasıl hareket edilebileceği, uluslararası
terörizm, silahlanma, insan hakları ve bunların ihlali, göçmenler gibi
konularda Türkiye'nin hassasiyetleri dile getirilmiştir. Türkiye'nin, ABD'yle
müttefik olduğu, iki ülke arasındaki yasama düzeyinde gerçekleşen ziyaretlerin,
yasa hazırlayıcılar için birbirlerini tanıma ve anlama fırsatı olduğu dile getirilmiştir.
Sayın Başbakanımızın geçtiğimiz ocak
ayında Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı ziyaretin pozitif etkilerine ve bu
hafta sonu Sayın Amerika Devlet Başkanı Bush'un Türkiye'ye yapacağı ziyaretin
yaratması beklenilen olumlu havaya değinilmiştir.
Ayrıca, Türk Halkı tarafından, Irak'ta
yaşanan gelişmelerin dikkatle izlendiği, Irak'ta başarı sağlayabilecek kararlı,
demokratik bir düzenin kurulması arzusunda olduğumuz da ifade edilmiştir.
Dostluk Grubu olarak, Irak'taki Ebu Garip
Hapishanesinden basına yansıyan resimler nedeniyle, tüm dünyada Amerika
Birleşik Devletlerine karşı olumsuz bir etkinin oluştuğuna dikkati çektik ve
Amerikan yönetiminin, bir an evvel sorumluları yargılayarak cezalandırması
gerektiğini belirttik.
Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin,
geniş Ortadoğu coğrafyasına demokrasi, istikrar ve barış getirmek amacıyla
oluşturduğu Büyük Ortadoğu Projesiyle Türkiye'nin yakından ilgilendiğini, her
ne kadar, Türkiye, Avrupa ülkelerinden biri olsa dahi, Ortadoğu ile güçlü
kültür ve dostluk bağları bulunduğuna değindik. Güçlü bir Ortadoğu için, bölge
halklarının da isteklerinin gözardı edilmemesi gerektiğini, aksine, yeni
oluşumda, onların benimseyebilecekleri bir yaklaşım seçilmesinin daha doğru
olabileceğine olan inancımızı belirttik.
Türkiye'nin, Amerika Birleşik
Devletleriyle birlikte hareket etmesinin önemli olduğunu; çünkü, İslam kültürü
ile demokrasi kültürünü bir araya getirebilme özelliğinden ötürü Türkiye'nin
çok önemli bir konumu olduğunu; ancak, bu tür projelerin başarılı olabilmesi
için, İsrail ile Filistin arasındaki çelişkinin de, mutlaka, sonuçlandırılması
gerektiğini, yine, kendilerine belirttik.
Kıbrıs konusunda birçok temasımız oldu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine uygulanan ambargoların kaldırılmasını, turizm
ve ticaret konularında beklenilmeden harekete geçilmesini ifade ettik. Bu
konuda harekete geçilmesi için Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa Birliğini
beklemesinin yanlış olabileceğini; zira, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum
yönetiminin, AB üyeleri olarak, Avrupa Birliği içerisinde bir karar alma
sürecini yavaşlatabileceğini de dikkatlerine sunduk.
İstanbul'da gerçekleşecek olan NATO
zirvesinin hazırlıklarının son süratle devam etmekte olduğunu anlattık. Bu
toplantılarımız çerçevesinde Amerika Birleşik Devletlerinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu; buyurun
efendim
EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - ...Ulusal
Güvenlik Konseyi Avrupa ve Avrasya Kıdemli Direktörü ve ABD Devlet Başkanı özel
yardımcılarından Büyükelçi Dan Freet ile bir görüşme yaptık.
Türkiye'nin lobi ve tanıtım faaliyetlerini
yürüten Livingston Group ile bir görüşmede bulunduk. Temsilciler Meclisi
Çoğunluk Lideri ve Amerikan Temsilciler Meclisinin gündemini belirleyen şahıs
olan Sayın Tom Delay ile bir görüşmemiz oldu.
Nixon Center isimli düşünce kuruluşunda
bir yuvarlak masa toplantısında heyetimiz görüşlerini bildirdi.
Amerikan-Türk Konseyi, heyetimiz onuruna
bir öğle yemeği verdi.
Dışişleri eski Bakanlarından Albright'ın
başkanlığını yürüttüğü National Democratic Institute adlı kuruluşta, buranın
yöneticilerinden emekli büyükelçi Nelson Nesky ile bir görüşmemiz oldu.
Başkan Yardımcısı Cheney'nin Başdanışmanı
ve Kabine Şefi Lewis Scooter Libby ile bir görüşmemiz oldu.
Heyetimiz 6 değişik Musevî organizasyonunun
temsilcilerini, büyükelçiliğimizde kabul etti. Amerika'daki Türk derneklerinin
temsilcileriyle, yine, büyükelçiliğimizde bir araya geldik.
Yine, kendi büyükelçiliğimizde çeşitli
basın ve düşünce kuruluşlarının temsilcileriyle bir yuvarlakmasa toplantımız
oldu. Amerikan Kongresindeki Türkiye Dostluk Grubu başkanları, üyeleri ve
yöneticileri ile birçok Kongre üyesi ve senatörle toplantılarımız oldu ve Eski
Kongre Üyeleri Derneği adlı kuruluş da yine Heyetimiz onuruna bir yemek verdi.
Amerikan Dışişleri Bakanlığında iki bakan
yardımcısıyla bir araya geldik; birisi Dan Smith diğeri Elizabeth Jones ve
Savunma Bakanlığında da, yine, bakan yardımcısı Dug Faith ile bir araya geldik.
Ben, çok özetle size bilgi vermek
istiyorum.
Yaptığımız temaslar neticesinde, Kıbrıs
konusunda ülkemizin yaptığı açıklamaların, yurtdışındaki imajımız üzerinde son
derece olumlu katkıları olduğunu gözlemledik. Özellikle, görüştüğümüz birçok
yetkili, pek çok Türk liderinin, bugüne kadar, Kıbrıs konusunda açılım sözü
verdiğini, ama, sözünü tutmadığını, Türkiye'nin, ilk defa, sözünü tutan bir
lidere kavuştuğunu dile getirdiler.
Kıbrıs Türk Halkına uygulanan ambargoların
kaldırılması ve Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Kuzey Irak'taki PKK
militanlarının yargılanmak üzere Türkiye'ye iade edilmesi, Ebu Garip
Hapishanesindeki işkence sorumlularının yargılanması, Büyük Ortadoğu Projesinin
ilgili ülkelerin içdinamiklerinin etkinleştirilmesiyle gerçekleştirilmesi,
sözde Ermeni soykırımı iddialarının Kongre gündemine gelmemesi, ülkemizin
Avrupa Birliği girişimlerinde verilen desteğin devamı ve bu tür yasama
organları arasındaki ziyaret ve temasların, başta iki ülke Meclis Başkanları
seviyesinde olmak üzere, devam etmesi gerektiğine olan inançlarımızı dile
getirdik.
Burada, Sayın Başkanım, şuna özellikle
vurgu yapmak istiyorum: Heyetimizi oluşturan her iki partinin mensupları, tek
bir ses, tek bir yürek olarak hareket ettiler. Burada, gerçekten, Meclisimizi
en iyi şekilde temsil etmeye çalıştık. 6 gün gibi kısa bir sürede 30'a yakın
toplantı gerçekleştirdik. Heyet üyelerimizin çok yorucu bir tempoyla verdikleri
bu temsil görevini yerine getirmelerinden dolayı, hepsine, huzurlarınızda
teşekkürü bir borç biliyorum ve bu çalışmalarımızı sağlayan, başta, Sayın
Meclis Başkanımız olmak üzere, tüm Meclisimize ve destekleriyle Meclisimizin
ülke yararına faydalı çalışmalar yapmasını sağlayan Yüce Türk Halkına
teşekkürlerimizi, şükranlarımızı sunuyorum; sağ olun efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bağış.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı
konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları
vardır.
Sayın milletvekilleri, metinler çok uzun;
eğer, izin verirseniz, Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okusun...
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okuyacaktır.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına
dair bir önerge vardır; okutuyorum:
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/201)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular"
kısmının 459 uncu sırasında yer alan (6/1108) esas numaralı sözlü soru önergemi
geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Ümmet
Kandoğan
Denizli
BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
2 adet Meclis araştırması önergesi vardır;
ayrı ayrı okutup, bilgilerinize sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Mersin
Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İnsanları özgürlüklerinden yoksun
bırakarak cezalandırma olgusu yaklaşık 300 yıllık bir tarihî geçmişe dayanır.
Toplumun pek çok kesiminin üzerinde hassasiyetle durduğu, yaşamsal öneme sahip
konulardan biri de cezaevlerimizde yaşanmakta olan sorunlardır. Yaşanan can
kayıpları ve insan hakları ihlalleriyle kamuoyunun gündeminde yer alan
cezaevlerimiz, toplumda kaygı yaratmaktadır.
Bugüne kadar yapılan değerlendirmelerde,
cezaevlerinin nasıl olması gerektiği yönündeki tartışmaların, bilimsel
kriterlerden ve çözümden uzak olduğu gözlenmektedir. Özellikle (F) tipi
cezaevleriyle ilgili olarak, devlet, konuya yalnızca güvenlik açısından
yaklaşmıştır. İnsan hakları örgütleri, koğuş sistemine karşı önerilen
"odaların" birer "hücre" olduğunu, yönetimin keyfî uygulamalarıyla
bu hücrelerin birer işkencehane olacağını ileri sürmektedir.
Mahkûm sağlığını korumak ve topluma
yeniden kazandırmak için gerekli olanağı sağlamak devletin görevidir. Güvenlik
nedeniyle önerilen hücreler, yargı kararı olmadan ikinci ceza anlamına
gelecektir.
Adlî ya da siyasî sebeplerle cezaevinde
bulunan insanların, beslenme, barınma, sağlık, eğitim, haberleşme, spor gibi
hakları kısıtlanmaksızın, insan onuruna uygun koşullarda yaşama haklarının
korunması, devletin temel görevlerinden biri olarak sayılmaktadır.
Tutuklu ve hükümlü yakınlarının kamuoyunda
sıkça yer alan ifadeleri, konuyla ilgili sivil toplum örgütü raporları,
cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin, cezaevi müdür ve savcısının kişisel
tutumuna göre, insanlık onuruyla bağdaşmayan çeşitli uygulamalara tabi
tutulduklarına ilişkin iddialarla doludur. Bu iddiaların araştırılarak
gerçekliğinin tespiti, eğer bu tür uygulamalar varsa derhal bu duruma son
verilmesi, konuyla ilgili suiistimali bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli
incelemenin yapılması, açılmış davaların bir an önce sonuçlanması bir insanlık
görevi olduğu gibi, hukuk devleti olmanın da gereğidir.
Bugün ülkemizde binlerce tutuklu ve
hükümlünün (F) tipi cezaevlerinde tek ve üç kişilik hücrelerde tecrit ve
izolasyona tabi tutulması iddiaları, bunun aksini ortaya koyan ciddî bir yanıt
bulamadığı gibi, cezaevlerinde "iyileştirme" adı altında yapılan
çalışmalar, var olan sorunları bir başka boyuta taşıyarak daha da
derinleştirmiştir.
Sosyal bir varlık olan insanın, yalnızlaştırılması
ve yalıtılması, bireyin fiziksel ve ruhsal anlamda sağlık problemleri
yaşamasına sebep olmaktadır. Tutukluluk süresince, bireyin, fiziksel, mental ve
psikososyal bütünlüğünün korunması, insan haklarının gereğidir ve ahlakî bir
sorumluluktur.
Tutuklu ve hükümlülerin temel haklarından
olan açık ve kapalı görüş, telefon görüşmeleri, sağlık problemi olanların
zamanında revire çıkmaları ve dilekçe verme haklarının keyfî uygulamalarla
engellendiğine ilişkin iddialar bulunmaktadır. Çağdaş hukukta, ceza infazının
muhatabı, hükümlü olan şahıstır; fakat, hükümlü yakınlarının görüşme,
mektuplaşma, telefon gibi iletişim imkânları kısıtlandığında, aynı ceza
ailelere de psikolojik olarak çektirilmiş olmaktadır. Bu tarz uygulamalar temel
insan hakları ihlali ve ayıbıdır.
Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun
399 uncu maddesi gereği, cezalarının tehiri talebinde bulunan tutuklu ve
hükümlülerin taleplerinin önyargıyla reddedildiği ve bu nedenle tedavilerini
yaptıramadığı için cezaevinde hayatını kaybeden yurttaşlarımız olduğu iddia
edilmektedir.
Dünyanın neresinde ve hangi ülkesinde
olursa olsun, işkence ve kötü muamele, topluma ve insanlığa karşı işlenen
suçların en büyüğüdür. Irak cezaevlerinde Amerika Birleşik Devletleri
güçlerinin yaptığı işkence ve kötü muamele, dünyanın ve insanlığın konuya
ilişkin tepki ve hassasiyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Ülkemizde insan hakları ihlalleri
konusunda, özellikle AB süreciyle birlikte, gerek hukuksal alanda gerekse
pratikte ciddî adımlar atılmıştır. Buna rağmen, cezaevlerimizle ilgili iddia ve
şikâyetler varlığını sürdürmektedir.
Cezaevlerimizle ilgili olarak yukarıda
belirtmeye çalıştığımız iddia ve şikâyetlerin araştırılarak, cezaevlerimizde
yaşanan ihlal ve ihmallerin, yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105
inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ederiz.
1.- Hüseyin Özcan (Mersin)
2.- Hasan Aydın (İstanbul)
3.- Hasan Güyüldar (Tunceli)
4.- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)
5.- Gökhan Durgun (Hatay)
6.- Abdulkadir Ateş (Gaziantep)
7.- Yaşar Tüzün (Bilecik)
8.- Ersoy Bulut (Mersin)
9.- Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu (Ankara)
10.- Nurettin Sözen (Sivas)