DÖNEM : 22                 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 54

105 inci Birleşim

23 Haziran 2004 Çarşamba

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'ın, Dünya Mülteciler Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı

2.- Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerindeki resmî temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/201)

2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/591)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)

2.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş ve 24 milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

5.- Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 461)

6.- Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 443)

7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767) (S. Sayısı: 583)

V.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Marmaray Projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/2635)

2.- Edirne Milletvekili Nejat GENCAN'ın, bir müftülükçe düzenlenen yarışmada verilen hediyelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet    AYDIN'ın cevabı (7/2640)

3.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Batı Trakya Türklerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2642)

4.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, bazı ürünlerin ithalatında gümrük vergisi değişimi yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2663)

5.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, mahallî idareler yasa tasarısına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir        AKSU'nun cevabı (7/2687)

6.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Batı Trakya'daki Türk okullarına ve Yunan vatandaşlığından çıkarılan soydaşlarımıza ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2689)

7.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, yarım kalmış yatırımların ülke ekonomisine etkisine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2714)

8.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, bir şirketin katıldığı ihalelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN’in cevabı (7/2727)

9.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, Milletvekili Lojmanlarının satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2751)

10.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Denizli İlinde yürütülen köy yolu ve içme suyu çalışmalarına,

- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, hazineye bağışlanan AOÇ arazilerine,

- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, hububat taban fiyatlarına,

- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın, kanserojen etkisi olan maddelerin kullanımına,

- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Çıldır'ın bazı köylerinin içmesuyu sorununa,

- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, doğal afetlere karşı koruyucu çalışmalara,

- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, doğrudan gelir desteğine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2759, 2760, 2761, 2762, 2763, 2764, 2765)

11.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Ankara-Beypazarı Sultan Alaaddin Camiinin restorasyon çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2793)

12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbeye onarım ödeneği ayrılıp ayrılmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2794)

13.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Et ve Balık Kurumuna ve hayvancılığın korunmasına,

- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, tarım kredi kooperatiflerine plasman aktarımına,

- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, kivi ithalatına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2815, 2816, 2817)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Çubuk İlçesi Sünlü Köyünde yaşanan meteorolojik hortum olayının meydana getirdiği hasara ilişkin gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,

Denizli Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar'ın, hükümetin uygulamakta olduğu sağlık politikasından kaynaklanan sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,

Cevap verdi.

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yılmazcan, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan'ın NATO üyeliği için yapmış oldukları başvuruya Türkiye Cumhuriyetinin destek vermesinin önemine ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 28-29 Haziran 2004'te İstanbul'da yapılacak olan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinin sonuç bildirisinde, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan'a ittifaka üye olmaları yönünde somut bir perspektif verilmesini desteklediğine, bunun için müttefikler arasında oydaşma sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunmak üzere hükümete çağrıda bulunduğuna ilişkin AK Parti ve CHP Grup Başkanvekilleri, Arnavutluk, Makedonya ve Hırvatistan Dostluk Grupları Başkanları ile bağımsız bir milletvekili ve Mecliste grubu bulunmayan Doğru Yol Partisine mensup bir milletvekilinin ortak önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Başkanlıkça, ittifakla benimsenen bu önergenin gereğinin yerine getirileceği bildirildi.

5182 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı,

2886 sayılı Devlet İhale Kanununa aykırı olarak ve ihale yapılmaksızın bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin işleme onay verdiği gerekçesiyle Devlet eski Bakanı Hasan Gemici hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan inceleme raporunun Başbakanlıkça TBMM Başkanlığına intikal ettirildiğine; Anayasanın 100 üncü maddesine göre, Meclis soruşturması açılmasının, TBMM üye tamsayısının en az onda 1'inin vereceği önergeyle istenilebileceğine; böyle bir önerge olmadan, Başkanlığın, söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesinin mümkün bulunmadığına, daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda konunun Genel Kurula sunulmasına ve anılan dosyaların milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun mütalaa edildiğine ilişkin Başkanlık,

Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1109),

Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in (6/1113),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.

Bazı milletvekillerinin, belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına,

Bir milletvekiline ödenek ve yolluğunun verilebilmesine,

İlişkin Başkanlık tezkereleri;

Genel Kurulun 22.6.2004 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının, 23.6.2004 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü soruların görüşülmemesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 40 ıncı sırasında yer alan 611 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 8 inci sırasına, 27 nci sırasında yer alan 443 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 8 inci sırasında yer alan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, 28 inci sırasında yer alan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; çalışma süresinin, bugünkü birleşimde 611 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 23.6.2004 Çarşamba günkü birleşimin saat 14.00'te başlamasına ve 583 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 24.6.2004 Perşembe günkü birleşimde 14.00-19.00 saatleri arasında olmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi;

Kabul edildi.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, 4876 Sayılı T.C. Ziraat Bankası A.Ş ve Tarım Kredi Kooperatifleri Tarafından Üreticilere Kullandırılan ve Sorunlu Hale Gelen Tarımsal Kredilerin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanundan Yararlanamayanlara Dair (2/222)

İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, İzmir İlinde Karabağlar Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında (2/61),

Kanun Tekliflerinin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedikleri açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında (1/731) (S. Sayısı: 349),

6 ncı sırasında bulunan, Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/802) (S. Sayısı: 461),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Optisyenlik Hakkında Kanun Teklifinin (2/294, 1/785) (S.Sayısı: 509);

7 nci sırasında bulunan, Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde (1/740) (S. Sayısı: 427),

8 inci sırasına alınan, Endüstri Bölgeleri Kanununda (1/823) (S.Sayısı: 611 ve 611'e 1 inci ek),

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarılarının;

Görüşmelerini müteakiben, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

23 Haziran 2004 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.48'de son verildi.

 

 

İsmail Alptekin

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Yaşar Tüzün

 

Mehmet Daniş

 

Bilecik

 

Çanakkale

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Mevlüt Akgün

 

 

 

Karaman

 

 

 

Kâtip Üye

 

 

     No. : 154

II. – GELEN KÂĞITLAR

23 Haziran 2004 Çarşamba

Tasarı

1.- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/830) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Merkezi ve Doğu Avrupa İçin Bölgesel Çevre Merkezi Yönetim Kurulu Arasında Türkiye'de Bölgesel Çevre Merkezinin Kurulması ve Faaliyetleri Hakkında İkili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/792) (S. Sayısı: 612) (Dağıtma tarihi: 23.6.2004)

2.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/828) (S. Sayısı: 613) (Dağıtma tarihi: 23.6.2004)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZAKCAN ve 29 Milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

2.- İstanbul Milletvekili Birgen KELEŞ ve 24 Milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

23 Haziran 2004 Çarşamba

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle, Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'a aittir.

Buyurun Sayın Ünsal. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'ın, Dünya Mülteciler Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı

AHMET FARUK ÜNSAL (Adıyaman) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla, gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz pazar günü, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günüydü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2000 yılında, dünya mültecileriyle dayanışmak ve onların hayatta kalabilme konusundaki inançlarını ve iradelerini kutlamak amacıyla, 20 Haziranı, Dünya Mülteciler Günü ilan etti. Amaç, yaklaşık 20 000 000 mültecinin -ki, bunun aşağı yukarı yüzde 45'i çocuklardan oluşmaktadır- hayatta kalabilme konusunda gösterdikleri cesaretleri kutlamak ve yaşama sevinçlerine katkıda bulunmaktı. Mültecilik deneyiminin bir parçası olarak, anayurtlarından kaçma, sosyal ve kültürel yerinden edilme, ölüm ve yıkıma tanık olma, trajik kişisel kayıplar gibi zorlukları yaşamak durumunda kalan...

BAŞKAN - Sayın Ünsal, bir dakikanızı rica edeyim.

Değerli arkadaşlar, ben hatibi dinleyemiyorum ve konuşmasını anlayamıyorum. Arkadaşlarımızın birbirleriyle yaptıkları sohbetin bile, en azından, Genel Kurul çalışmalarını rahatlatacak bir şekilde olmasını rica ediyorum; hem de, arkadaşımız çok önemli bir konuyu dile getiriyor, dinleyelim arkadaşlar.

AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Mülteciler gününün tayin edilmesinde amaç, mültecilik deneyimini yaşamakta olan bu insanların, yurtlarından kaçmak, evlerinden kovulmak, kişisel trajik olayları yaşamak, cinsel istismara maruz kalmak gibi birtakım problemlerinde kendilerine destek olmaktı; bu insanların, yaklaşık      20 000 000 insanın yüzde 45'ini çocuklar oluşturmaktadır.

Dünyanın birçok ülkesinde mülteciler günü, değişik tarihî olayları vesile kılarak farklı zamanlarda kutlanmaktaydı; fakat, mültecilere ev sahipliği yapma konusunda, kıt imkânlarını kendileriyle paylaşan Afrika ülkelerine destek vermek amacıyla, 20 Haziran Afrika Mülteciler Gününü, Birleşmiş Milletler, Mültecilerle Dayanışma Günü ilan etmiştir.

Değerli milletvekilleri, mülteciler, insan hakları ihlallerinden, etnik ve dinsel çatışmalardan, içsavaşlardan, hukuk düzeninin çöktüğü yerlerden, silahlı çatışmalardan, cinsel istismardan kaçmak zorunda kalan bizim insanlarımız, bizim kardeşlerimizdir. Yaşamlarının çok önemli bir dönemi boyunca, çoğu zaman, gıda, sağlık ve eğitim hizmetlerinden yoksun kalmaktadırlar. Uluslararası toplum, yerlerinden edilmiş olan bu insanlara karşı bir sorumluluk taşımaktadır; söz konusu sorumluluk, mültecileri korumak ve onlara, bağımsız ve üretken bir gelecek kurma şansını sağlamaktır. Bu, hem insanî bir gerekliliktir hem de dünya barışı için bir yatırımdır. Eski Mısır'da, Azteklerde, semavî dinlerde, Ortaçağda ortaya çıkan iltica kurumu, özellikle büyük nüfus hareketlerini doğuran Birinci ve İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa merkezli olarak uluslararası norma bağlanmış ve tüm ulusların taraf olduğu yegâne sözleşme olan 1951 Cenevre Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanmıştır. Sözleşmeyi hazırlayan diplomatik delegasyonun içerisinde yaklaşık 20 ülkeden diplomat bulunmaktadır ve bu delegasyonun başkan yardımcılığını Türk diplomat yürütmektedir. Bu sözleşmede mülteci şartı şu problemlere dayalı olarak ülkesini terk etmiş olanlara tanınmaktadır: Irk, din, milliyet, sosyal bir gruba mensubiyet ve siyasî düşünceleri nedeniyle zulme uğrayacağından, haklı sebeplerle korktuğu için, vatandaşı olduğu devletin korumasından yararlanamayanlara mülteci statüsü verilecektir.

Türkiye, asıl itibariyle İkinci Dünya Savaşı sonrası nüfus hareketlerini, insanî hukuk açısından çözümlemeye çalışan sözleşmenin 1 inci maddesine dayanarak yükümlülüklerini, 1951'den önce Avrupa'da cereyan eden olaylar şeklinde anladığını deklare etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Sözleşmenin 1 inci maddesini bu şekilde anlamak, iltica olayını kategorik olarak, hem tarihî hem de coğrafî olarak sınırlamak demektir.

Bu sorunları aşmak amacıyla hazırlanan -İkinci Dünya Savaşından sonra yeryüzünde, dünya üzerinde yaşanan problemler çok fazla nüfus hareketleri ve iltica hareketleri meydana getirdiği için- 1951 Sözleşmesi, sözleşmenin ruhunda mündemiç olan coğrafî ve zaman limitlerinden dolayı, mültecilerin problemlerini çözmekte yetersiz kalmıştır. Bu itibarla, 1967 yılında bir protokol daha imzalanmıştır. Türkiye, bu protokolü imzalayarak, sözleşmede, 1951 öncesine ait olaylardan meydana gelen nüfus hareketlerini mülteci kapsamına alacağını ifade etmiş; ancak, Avrupa'yla ilgili olarak coğrafî kısıtlamasını kaldırmamıştır; yani, Türkiye, ancak, Avrupa'dan gelenlere mülteci statüsü vermekte, Avrupa dışından geleceklere ise, mülteci statüsü vermemektedir. Bu itibarla, 1967 Protokolüyle birlikte bakıldığı, Türkiye ve Monako ile birlikte sözleşmeye taraf olan 140 devlet dikkate alındığı zaman, sadece Türkiye ve Monako, sözleşmeye coğrafî çekince koyan iki devlettir ve bunun bir an önce değişmesi ve Türkiye'nin, çağdaş ülkelerdeki mülteci statüsüne uygun bir düzenlemeye bir an önce kavuşması gerekiyor.

Tabiî "Türkiye, Avrupa'dan mülteci almayacak" demek, Türkiye'nin, kapılarına gelen insanlara misafirperverlik göstermeyeceği anlamı taşımamaktadır. Hepinizin hatırlayacağı gibi, 1979 İran devriminden sonra, yaklaşık 1 500 000 İranlı, Türkiye'deki yasaların şu veya bu şekilde yorumlanmasıyla, gerek ülkemizde kalmayı başarmış gerekse Türkiye'nin dışında başka ülkelere göç edebilmişlerdir. Yine, hatırlanacaktır, Halepçe katliamı ve 1991 yılında meydana gelen birinci Körfez savaşından sonra ülkemize gelen Iraklılar ve İranlılar, yine, büyük bir misafirperverlikle karşılanmışlardır.

Değerli arkadaşlar, kısaca, Türkiye'nin girmiş olduğu malî yükümlülükleri söyleyerek bir tablonun vuzuha kavuşmasını istiyorum. 1991 mülteci krizinde, daha doğrusu, sığınmacı krizinde, Amerika Birleşik Devletleri yaklaşık 200 000 000 dolar, Türkiye 100 000 000 dolar maddî yük altına girerken, Fransa, sadece ve sadece, 4 000 000 dolarla bu probleme katkıda bulunduğunu söylemiştir; eğer, bu bir katkı ise.

Türkiye'de iltica hukukunun uluslararası standartlara kavuşturulabilmesi için, bir sosyal mühendislik harikası olan, 1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı İskân Yasasının da gözden geçirilmesi gerekir. Bu yasada, mültecilik, yerleşmek amacıyla Türkiye'ye gelenler için değil, bir zorunluluk dolayısıyla Türkiye'ye gelenler için tanınmış bir hak olarak gösteriliyor. Bu, uluslararası hukuka aykırıdır ve dolayısıyla, son yapmış olduğumuz Anayasa değişikliğiyle ulusal hukukumuza da aykırılık arz etmektedir.

Bir diğer konu da, yine, İskân Yasasında mültecilik hakkı verilecek kişiler için Türk soyundan gelme ve Türk kültürüne bağlı olma şartı konulmuştur.

BAŞKAN - Sayın Ünsal, toparlar mısınız.

AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlamak üzereyim; çok önemli bir konu, bir iki dakika daha rica edeceğim.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, Türk soyundan olma ve Türk kültürüne bağlı olma şartlarına bağlanıyor; bunun da değiştirilmesi gerekir.

Çok kısaca bir tarih turu yapmak istiyorum. 1492'de inançları gereği İspanya'yı terk etmek zorunda olan insanlar, yüzbinlerce insan, İstanbul'a geldikleri zaman henüz 1951 Cenevre Sözleşmesi imzalanmamıştı; Cenevre Sözleşmesinin imzalanmasına 459 sene vardı ve bu sözleşmede iltica hakkı olarak gösterilen din ve sosyal mensubiyet daha kodifiye edilmemişti ve bu insanlar İstanbul'un misafirperverliğinden yararlandılar.

Bakınız, bugün, Cervantes'in yazdığı dille İspanyolcayı konuşan bu insanlar, belki de İspanyol dilinin lingustik çalışmalarına temel teşkil edecek bir sosyal zenginliği de barındırmaktadırlar. Bunlar İstanbul'da yaşıyorlar, ne mutlu, bizim misafirlerimizdi, şimdi bizim vatandaşlarımız. Aynı şekilde, non-refoulment, yani, iade edilmeme ilkesi henüz 1951 Cenevre Sözleşmesinde kodifiye edilmeden yaklaşık yüz sene önce, yine Avrupa'da yaşanan isyanlardan dolayı ülkemize insanların sığınması, Türkiye'de Türk edebiyatının çok önemli şairlerinden birinin, belki, Türkiye'de doğmasının, Türkçe yazmasına sebep olan bir sosyal hareketliliğin, nüfus hareketliliğinin de sonucuydu. Nazım Hikmet'in dedesi Kont Borzenski, 1850'lerde Osmanlıya sığındığı zaman kendisi "Mustafa Celalettin Paşa" unvanıyla Osmanlı ordusunda paşa seviyesine çıkmıştır ve yine bu insanlar, bu misafirperverlik ve bu âlicenaplık sayesinde ülkemizde kalabilmişlerdir.

Yine, tarihî son bir örnek vererek bunu kapatmak istiyorum. Kırım Savaşının mübarezeleri Tuna boylarında yapılırken, Osmanlı ordularının başkomutanı Serdarıekrem Ömer Paşa da bir Hırvattı.

Çok kıymetli milletvekilleri, bugün, Türkiye, mülteciler konusundaki tarihî liderliğini tekrar öne almak zorundadır. Biz, 1951 ve 1967 Protokollerine koymuş olduğumuz coğrafî çekinceyi bir an önce kaldırarak, 140 ülkeyle birlikte çağdaş bir mülteci hukukunun oluşmasına katkıda bulunmalıyız.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Başkanım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ünsal.

Gündemdışı ikinci söz isteği, Çernobil Nükleer Reaktörü kazasının Türkiye ve Karadeniz Bölgesi üzerindeki etkileriyle ilgili, Ordu Milletvekili Sayın İdris Sami Tandoğdu'ya aittir.

Buyurun Sayın Tandoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

2.- Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması 

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sovyetler Birliğinde 26 Nisan 1986 günü Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kaza sonucunda ülkemize ve birçok komşu ülkeye tüm canlılar için son derece zararlı bir radyasyon yayılmıştır. Kamuoyunda Çernobil faciası olarak da bilinen bu kazanın zararlarını ülkemizde hâlâ yaşadığımız ve gördüğümüz için gündemdışı söz almış bulunmaktayım.

Çernobil faciası, zamanın Sovyetler Birliği Hükümeti tarafından gizlenmek istenmişse de, Avrupa ülkeleri nükleer santral kazasını dünyaya anında duyurmuştur. Daha sonra konu, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ciddî bir takibe alınmış ve Türkiye'nin de radyasyon bulutu etkisi altına girdiği saptanmıştır. Çernobil kazası sonucunda, radyasyonun yayılması ve etkisi konusunda kazaya yakın ve uzak bütün ülkeler tedbirlerini almışlardır; yetişkin insanların, çocukların ve hatta doğacak bebeklerin bile etkilenmemesi için bütün yiyecekleri ve içecekleri kontrol ve denetime tabi tutmuşlardır; radyasyondan etkilenen her şeyin satışını durdurmuşlardır, usulüne göre imha etmişlerdir.

Türkiye'de, Karadeniz kıyılarına kadar gelen ve bu esnada yağan şiddetli yağmurla radyoaktif maddeler bu bölgeyi etkisi altına almıştır. Böylece, Karadeniz ve Trakya çevresi radyasyondan en fazla etkilenen bölgemiz olmuştur. Kazadan en çok etkilenen Karadeniz Bölgesinde, çay, fındık, sebze, et, süt, balık ve meyvelerle birlikte, yenilen, içilen her şey radyasyonun etkisi altında kalmıştır.

Radyasyon etkilerini hafifletmek için Karadeniz Bölgesinin ve Trakya'nın bazı kısımlarında gerekli önlemler alınmaya çalışılmıştır. Trakya'da hayvanlar ahırlarda tutularak, radyasyon bulaşmamış kuru ot ve yemle beslenmiştir. Radyasyon bulaşmış sütler toplatılarak peynir yapılmış ve bu peynirler radyoaktif etkileri kaybolduktan sonra kullanıma sunulmuştur. Bu önlemler, maalesef, Karadeniz Bölgesinde alınmamıştır. Alındıysa bile etkileri ve zararları halka tam manasıyla anlatılamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu felaketin ardından, Türkiye'de, basında çıkan olumsuz haberler ve uzmanların açıklamalarından endişeye kapılan halk, dönemin politikacılarının açıklamalarıyla yetindirilmeye çalışılmıştır. Politikacılar olayın ciddiyetini kavrayamamış, büyük bir ihmal ve sorumsuzluk içerisinde halkımızdan gerçekleri gizlemiş, uzun süre durumu inkâr ederek, halkımızın nasıl bir tehlikede olduğundan halkımızın bu tehlikeden haberdar olmaması için uğraş vermiştir. Hatta, zamanın bakanı, televizyon ekranlarında, endişe içerisindeki halkın gözünün içine baka baka çayını yudumlamıştır. O günler ve o manzara, şahsen, gözümün önüne geldiği zaman, siyasetteki çirkinliği ve yanlışlığı yüreğimde her zaman acıyla, buruklukla hissetmişimdir.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ise, ülkemizde radyasyon kirliliği bulunmadığını açıklayarak halkımızı rahatlatmaya çalışmıştır. Alınması gereken tedbirleri almamıştır ya da alınan tedbirler konusunda halkımıza yeterli bilgiyi vermemiştir. Üstüne üstlük, radyasyona ilaveten, bölgemizde, kopyalanmış tohumlar, hormonal sebzeler, asbestli ürünler, radyo antenleri ve bilhassa baz istasyonlarının çoğalması kanserojen etkiyi artırmıştır.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Karadeniz Bölgesindeki yiyeceklerden numune alımları ve radyasyon ölçümleri yapmamıştır; yalnız, çay ve fındık ürünlerinde radyasyon kontrolleri yapmıştır ve Çay-Kurun elinde bulunan 120 000 000 dolar değerindeki 65 000 ton çayı imha etmiştir; ama, bu imha, tekniğe ve tıp teknolojisine uygun olarak maalesef yapılmamış olup, sadece yakma ve gömme işlemine tabi tutulmuştur; ancak, bu olayın komplikasyonu ve halkın uyarıları üzerine işlem durdurulmuştur. Özel sektörün elindeki 30 000 ton çaysa piyasaya sürülmüştür maalesef. Yıllardır, günün her saatinde içtiğimiz çaylardan ne kadarının kanserojen etkisi olduğunu da Allah'a havale etmişizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Konuşmamı bağlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen felaketten bugüne kadar onsekiz yıl geçmiş; ancak, zarar tam anlamıyla tespit edilememiştir; ayrıca, tespit edilebilen zararlar da toplumdan gizlenmiştir. Radyasyonun günümüze kadar gelen ve halen devam eden etkileri hakkında daha iyi bir araştırma yapılmalıdır. Bununla birlikte, Ordu İlinin milletvekili olarak, şahsen ben kendim, bölgemizde yapılan en son araştırmayı sizlere açıklamak istiyorum.

Ordu İlinde, 1986 yılında kanserli hasta sayısı 16 olarak saptanmış; bu sayı, 1990 yılında 50, 1991 yılında 66, 1993 yılında 189, 2001 yılında 308, 2002 ve 2003 yıllarında ise 400'leri aşmıştır. Bu sayı, Çernobil Nükleer Santralının ve diğer etkenlerin tesiriyle her geçen gün artmakta ve bu faciayı gözler önüne sermektedir. Ordu Milletvekili olarak, Kanser ve Röntgen Mütehassısı Dr. Sami Tandoğdu olarak ifade ediyorum; bana son beş yılda gelen 10 hastanın 8'i akciğer ve mide kanseri. Bu olayların nedenini yalnız Çernobil'e bağlamakla da kalmayıp, diğer etkenleri de hesaba katarak, bu tedbirleri almak zorundayız.

Yüce Meclisin değerli milletvekilleri, Kanser Araştırma ve Savaş Derneği ve Atom Enerjisi Kurumuyla yaptığım temaslarda, bu kurumlar, Çernobil radyasyonunun hastalıkla ilgisi olmadığını, gerekli çalışmaları ve araştırmaları yaptıklarını söyledilerse de; bu söylemleriyle, beni, hasta sahiplerini ve ölen hasta ailelerini ikna edememişlerdir.

Ben, 1986 yılında Samsun ve Ordu'da kurmuş olduğum tomografi cihazının özelliklerini ve teknolojinin gelişimlerini size anlatmak istiyorum. O zaman bir beyin tomografisini, 1 santimetre aralıklarla, soğan doğrar gibi, 45 dakikada çekebiliyorduk. Bugünkü teknolojiyle, aynı beyin tomografisi, 0,5 milimetre aralıklarla, soğan doğrar gibi, 45 saniyede çekiliyor. 1986, 1987 ve daha sonraki yıllarda yapılan bu araştırmalardaki, teknolojik cihazların azlığından, yetersizliğinden bahsetmek istiyorum. Şimdi, o nedenle, ben, bir an önce bir Meclis araştırması açılması için önerge verdim. Sağlık Bakanlığının, ilgili kurumların, bu teknolojik cihazlarla, o bölgede, tekrar, öncelikli bir sıraya alınarak araştırma yapmasına taraftarım. Bu konuda, AKP İstanbul Milletvekili Sayın Azmi Ateş de bir Meclis araştırması açılması için önerge verdi. Meclis tatile girmeden, her iki araştırma önergesinin birleştirilerek görüşülüp kabul edilmesini, hassaten, özellikle, Yüce Meclisten istiyorum.

Karadeniz Bölgesinde, Çernobil faciasıyla psikolojik bunalıma girmiş bir halk topluluğu, Karadeniz Bölgesinde, don faciasından dolayı fındık yok olmuş, ekonomik bunalıma girmiş bir Karadeniz... Benim Ordulularımın, benim Karadenizlilerimin bu yılki yaşamlarının nasıl olacağını düşündüğüm zaman, huzursuzluğum ve uykusuzluğum ayyuka çıkmaktadır.

Yazılı basında kanserle ilgili günaşırı haberler çıkmakta; buna karşın, Karadeniz Bölgesindeki insanlar, bu olayı Çernobil'e bağlamakta ve devamlı olarak, her gün, bu hastalıkların Çernobil'den kaynaklanıp kaynaklanmadığını bana sormaktadır. Bunları bertaraf edebilmemiz için acilen Meclis araştırmasının bir an önce gündeme getirilmesi, bu halkı, bu psikolojik, bu ekonomik bunalımdan çıkarmamız gerektiğine inanıyorum.

Beni dinleme sabrını gösterdiğiniz için de hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanımız Sayın Tüzmen, Sayın Ünsal'ın, mültecilerle ilgili yaptığı konuşmayı cevaplandıracak ve Meclisi bilgilendirecektir.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman Milletvekili Sayın Faruk Ünsal, Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle bir gündemdışı konuşma yaptılar. Ben de Hükümetimizin düşüncelerini aktarmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanlığın tarihin derinliklerinden gelen önemli bir sorunu, sığınma ve ilticadır. Özellikle, istikrarın bozulduğu dönemlerde hızla artan bu sorunun uluslararası toplum için önem arz ettiğinin algılanması İkinci Dünya Savaşıyla birlikte olmuştur. Hatırlanacağı gibi, sayıları milyonları ifade eden insan toplulukları bu savaşın akabinde, yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmışlardır. Daha önceleri Kızılay, Kızılhaç gibi sivil toplum örgütlerince karşılanmaya çalışılan mülteci sorunlarının uluslararası toplumun ortak çözümüne bırakılması, Birleşmiş Milletler Teşkilatının ilgi duymasıyla ancak sağlanabilmiştir. Bir başka deyişle, Birleşmiş Milletlerin bu soruna köklü bir çözüm bulmaya yönelik girişimleri, 1951 yılında Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesinin hazırlanmasıyla kuvveden fiile dönmüştür.

1954 yılında yürürlüğe konulan Sözleşmenin hazırlanmasında, ülkemizin de aktif rol oynadığını burada kıvançla ifade etmeliyim.

Bu sözleşmenin Yüce Meclisin tasvibini alması, 29 Ağustos 1961 tarihinde, 359 sayılı Kanunla olmuştur.

Bilindiği üzere, 1951 yılında hazırlanan Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi, mülteci hukuku açısından uluslararası en önemli belgedir. Bu belgenin yanında, 1967'de hazırlanan Mültecilerin Hukukî Statülerine Dair Protokol de, yine, uluslararası nitelikte başka bir önemli belgedir.

Öte yandan, biz, uluslararası belgeye uygun bir şekilde içhukukumuzda da Göç İltica Yönetmeliğini kabul etmiş durumdayız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, önceki dönemde savaş, iç karışıklık veya büyük ekonomik bunalım hallerine mahsus olarak görülen iltica talepleri, son yıllarda daha iyi bir yaşamın aracı olarak algılanmaya başlanılmıştır. Bu bakımdan, ülkemiz, son on yıl boyunca, önemli bir göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır.

Bu noktada, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği ile İçişleri Bakanlığımızın ortaklaşa yürüttüğü, üç yıllık dönemi kapsayan, 2003 yılı sonunda tamamlanan işbirliği projesi, 537 görevlimize eğitim imkânı sağlamıştır. Eğitim programıyla, katılımcılar, başka ülkelerin örneklerini, tedbirlerini ve çalışmalarını yakından tanıma fırsatını bulmuştur.

Öte yandan, Türkiye-AB Malî İşbirliği Programı kapsamında, Danimarka ve İngiltere'yle, İltica Göç Twinning Projesi hazırlanmış bulunmaktadır. Bu proje, 8 Mart 2004 tarihinden itibaren de uygulanmaya başlanılmıştır. Projeyle, göç ve ilticadan sorumlu birimlerin faaliyet kapasitelerinin artırılması amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce ifade ettiğim gibi, bugün, ülkemiz, mültecilerle ilgili olarak önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bu durum, hem ülkemizin tarihî referanslarından hem de coğrafî konumundan kaynaklanmaktadır.

Yalnızca hafızalarınızı tazelemek için, ülkemizin son dönemde karşı karşıya kaldığı bazı nüfus hareketlerinden söz etmek istiyorum.

Birincisi, Bulgaristan'ın 1989'da uyguladığı zorunlu göç nedeniyle, 226 437 Türk soylu insanın kabul edilmesi. Göçmen kabul edilen soydaşlarımızla ilgili olarak, Türk vatandaşlığına alınmayla sonuçlanan bir dizi işlem yapılmıştır; ancak, günümüzde de, ekonomik nedenlerle, Bulgaristan'dan göç halen devam etmekte ve her yıl, çok sayıda insan, ülkemize göç ederek, ikamet ve vatandaşlık talebinde bulunmaktadır. Yine aynı şekilde, 1990 yılından bu yana ise, 76 633 kişiyi ülkemize göçmen olarak kabul ederek, Türk vatandaşlığına almış bulunmaktayız.

İkincisi, Körfez krizi nedeniyle ülkemize gelen Iraklılar. Hatırlayacağınız gibi, 460 000 Irak uyruklu yabancı, mevcut imkânlar dahilinde koruma altına alınmıştır. Bu yabancıların bir kısmı ülkesine geri dönmüş, bir kısmının ise, kabul edildikleri ülkelere çıkışı sağlanmıştır. Ülkemizde, günümüz itibariyle, bunların 294'ü değişik illerimizde serbest ikamete bağlanmış olup, altışar aylık periyotlar halinde ikametleri uzatılmaktadır.

Üçüncü grup, Afgan ve Çin uyruklu yabancılar olup, 1987 ve 1992 yılları arasında İran sınırımızdan pasaportsuz olarak gelen 3 728 Afgan ve Çin uyruklu yabancıya uluslararası koruma sağlanmıştır. Bunların 278'i, halen, değişik illerimizde serbest ikamete tabi tutulmaktadır.

Dördüncü grup ise, Kosovalı Arnavut ve Bosnalı soydaşlarımızdır. Eski Yugoslavya'da meydana gelen olaylar sonucu ülkemize gelen 20 000 Bosnalı ile Kosova'daki karışıklıklara bağlı olarak gelen 17 700 Kosovalı Arnavut ve soydaşlar, insanî amaçlarla, misafir olarak ülkemize kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile ortak olarak yürütülen çalışmalar sonucunda, bu göçmenlerden, gönüllü olanlarının ülkelerine dönmeleri sağlanmıştır.

Sözünü edeceğim son grup ise, Irak'tan ülkemize gelen İran uyruklular. Bu kişiler, ülkelerinde baskı ve zulüm gördükleri iddiasıyla Irak'a kaçan kişilerdir. Bu ülkede, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından durumları incelenip, mülteci olarak kayıt altına alınmışlardır. Bu gruptan 1 210 kişi, 2001 yılında, Irak'taki gelişmeler nedeniyle, illegal yoldan Türkiye'ye gelmiş bulunmaktadır. Irak'taki istikrarsızlıklar nedeniyle geçici olarak ülkemizde kalmalarına izin verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiatıyla, yukarıda sözünü ettiğimiz toplu nüfus hareketleri de, münferiden iltica talepleri de önemini korumaya devam ediyor. Bu çerçevede, 1994 yılından günümüze kadar 35 349 kişi sığınma talebinde bulunmuştur. Bunlardan 18 070'inin talebi kabul edilmiş, 5 289'unun talebi reddedilmiştir; 9 541'inin işlemi ise devam etmektedir. 17 535 kişi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğiyle işbirliği içerisinde üçüncü ülkelere yerleştirildiklerinden, çıkışlarına izin verilmiştir. Günümüz itibariyle, ülkemizde, 10 380 kişi bulunmaktadır.

Bu denli büyük nüfus hareketinin bütçemize getirdiği yükün farkındayız; çünkü, harcamalar, sadece, bu kişilerin iaşeleriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda, sağlık harcamaları, çocuklarının eğitimi, çalışma izinlerinin sağlanması gibi pek çok detay harcama kalemi bulunmaktadır. Ancak, Türkiye, büyük devlettir. Ülkemize sığınmak düşüncesinde olanlar, işte bu büyük devlet olma özelliğimiz nedeniyle bizi tercih etmektedirler. Dolayısıyla, dünyada siyasal istikrarsızlıklar, insan hakları ihlalleri, açlık ve sefalet devam ettiği sürece, Türkiye, mültecilerle hep karşı karşıya kalacaktır; ama, bu konuda, gönüllü kuruluşların daha fazla katkıya ve daha fazla işbirliğine istekli olmasına ihtiyaç bulunduğunu da ifade etmeliyim.

İnsanların kendi anavatanlarında mutlu ve refah içerisinde yaşayacakları bir dünya özlemiyle konuşmama son veriyor, Yüce Meclisin değerli üyelerini, yeniden, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyoruz.

Gündemdışı üçüncü söz isteği, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerinin New York ve Washington eyaletlerinde yaptığı resmî temaslarla ilgili bilgilendirme sebebiyle, İstanbul Milletvekili Sayın Egemen Bağış'a aittir.

Buyurun Sayın Bağış.

3.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerindeki resmî temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanımızın da biraz evvel belirttiği gibi, Meclisimizin Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı olarak, heyetimizin Amerika seyahati hakkında sizleri bilgilendirmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Takdir edersiniz, ülkemiz son birbuçuk yıl içerisinde çok ciddî bir diplomatik atak içerisinde. Birçok uluslararası toplantılar ülkemizde gerçekleşiyor. Bu hafta sonu da NATO zirvesi İstanbulumuzda gerçekleşecek. Daha evvel İslam Konferansı Örgütü zirvesi, Eurovision, Dünya Gazeteciler Birliği zirvesi, OECD zirvesi Türkiye'de gerçekleştirildi ve birçok ortak toplantılar Türkiye'de yapılıyor. Sayın Başbakanımızın önderliğinde Dışişleri Bakanımız, Meclis Başkanımız, Meclis heyetlerimiz çok ciddî bir atılım içerisinde. Biz de, Amerika Dostluk Grubu olarak bu çerçevede üzerimize düşen temasları yapmaya çalıştık ve 9-16 Mayıs tarihleri arasında Amerika'ya bir resmî ziyaret gerçekleştirdik.

Heyetimizde, bendenizin dışında, İstanbul Milletvekilimiz ve Dostluk Grubu Başkan Yardımcımız Sayın Büyükelçi Şükrü Elekdağ, Genel Sekreterimiz Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Adana Milletvekilimiz ve Saymanımız Sayın Abdullah Torun, Aydın Milletvekilimiz Sayın Atilla Koç ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Zeynep Damla Gürel bulunmaktaydı.

Heyetimiz ilkönce Washington'da, Türkiyemizin Washington Büyükelçisi Sayın Faruk Loğoğlu'yla bir toplantı yapmış ve kendisinden bir brifing almıştır. Bu brifingde, Sayın Loğoğlu, bu tür bir ziyaretin, yani parlamentolararası bir ziyaretin ilk defa yapıldığını, bu tür ziyaretin, kanun yapıcılar arasındaki karşılıklı fikir alışverişi açısından son derece önemli olduğunu ve tekrarının faydalı olacağını belirtmiştir. O gün itibariyle Amerikan Meclisindeki Türkiye Dostluk Grubu üyesi sayısı 55'ti. Oradaki temaslarımızdan sonra bugün 59'a çıkmış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız, ki, bizler için de bu bir sevinç vesilesi olmuştur.

Daha sonra, Heyetimiz, Washington'un önde gelen düşünce kuruluşlarından The Washington Institute'ta "NATO, Irak ve Büyük Ortadoğu; Türkiye-ABD ilişkileri için anlamları" konulu bir sempozyuma katılmıştır ve orada, Heyetimiz adına bendeniz bir konuşma yapmış bulunmaktayım. Daha sonra, Heyet Başkan Yardımcımız Büyükelçi Sayın Şükrü Elekdağ'la birlikte, bize sorulan sorulara cevap verdik.

Bu toplantıda, Türkiye ve ABD ilişkilerinde geçmişten günümüze iyi bir yol izlendiği, bundan sonra da yeni dünya sorunları karşısında birlikte nasıl hareket edilebileceği, uluslararası terörizm, silahlanma, insan hakları ve bunların ihlali, göçmenler gibi konularda Türkiye'nin hassasiyetleri dile getirilmiştir. Türkiye'nin, ABD'yle müttefik olduğu, iki ülke arasındaki yasama düzeyinde gerçekleşen ziyaretlerin, yasa hazırlayıcılar için birbirlerini tanıma ve anlama fırsatı olduğu dile getirilmiştir.

Sayın Başbakanımızın geçtiğimiz ocak ayında Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı ziyaretin pozitif etkilerine ve bu hafta sonu Sayın Amerika Devlet Başkanı Bush'un Türkiye'ye yapacağı ziyaretin yaratması beklenilen olumlu havaya değinilmiştir.

Ayrıca, Türk Halkı tarafından, Irak'ta yaşanan gelişmelerin dikkatle izlendiği, Irak'ta başarı sağlayabilecek kararlı, demokratik bir düzenin kurulması arzusunda olduğumuz da ifade edilmiştir.

Dostluk Grubu olarak, Irak'taki Ebu Garip Hapishanesinden basına yansıyan resimler nedeniyle, tüm dünyada Amerika Birleşik Devletlerine karşı olumsuz bir etkinin oluştuğuna dikkati çektik ve Amerikan yönetiminin, bir an evvel sorumluları yargılayarak cezalandırması gerektiğini belirttik.

Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin, geniş Ortadoğu coğrafyasına demokrasi, istikrar ve barış getirmek amacıyla oluşturduğu Büyük Ortadoğu Projesiyle Türkiye'nin yakından ilgilendiğini, her ne kadar, Türkiye, Avrupa ülkelerinden biri olsa dahi, Ortadoğu ile güçlü kültür ve dostluk bağları bulunduğuna değindik. Güçlü bir Ortadoğu için, bölge halklarının da isteklerinin gözardı edilmemesi gerektiğini, aksine, yeni oluşumda, onların benimseyebilecekleri bir yaklaşım seçilmesinin daha doğru olabileceğine olan inancımızı belirttik.

Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleriyle birlikte hareket etmesinin önemli olduğunu; çünkü, İslam kültürü ile demokrasi kültürünü bir araya getirebilme özelliğinden ötürü Türkiye'nin çok önemli bir konumu olduğunu; ancak, bu tür projelerin başarılı olabilmesi için, İsrail ile Filistin arasındaki çelişkinin de, mutlaka, sonuçlandırılması gerektiğini, yine, kendilerine belirttik.

Kıbrıs konusunda birçok temasımız oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine uygulanan ambargoların kaldırılmasını, turizm ve ticaret konularında beklenilmeden harekete geçilmesini ifade ettik. Bu konuda harekete geçilmesi için Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa Birliğini beklemesinin yanlış olabileceğini; zira, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, AB üyeleri olarak, Avrupa Birliği içerisinde bir karar alma sürecini yavaşlatabileceğini de dikkatlerine sunduk.

İstanbul'da gerçekleşecek olan NATO zirvesinin hazırlıklarının son süratle devam etmekte olduğunu anlattık. Bu toplantılarımız çerçevesinde Amerika Birleşik Devletlerinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu; buyurun efendim

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - ...Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa ve Avrasya Kıdemli Direktörü ve ABD Devlet Başkanı özel yardımcılarından Büyükelçi Dan Freet ile bir görüşme yaptık.

Türkiye'nin lobi ve tanıtım faaliyetlerini yürüten Livingston Group ile bir görüşmede bulunduk. Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri ve Amerikan Temsilciler Meclisinin gündemini belirleyen şahıs olan Sayın Tom Delay ile bir görüşmemiz oldu.

Nixon Center isimli düşünce kuruluşunda bir yuvarlak masa toplantısında heyetimiz görüşlerini bildirdi.

Amerikan-Türk Konseyi, heyetimiz onuruna bir öğle yemeği verdi.

Dışişleri eski Bakanlarından Albright'ın başkanlığını yürüttüğü National Democratic Institute adlı kuruluşta, buranın yöneticilerinden emekli büyükelçi Nelson Nesky ile bir görüşmemiz oldu.

Başkan Yardımcısı Cheney'nin Başdanışmanı ve Kabine Şefi Lewis Scooter Libby ile bir görüşmemiz oldu.

Heyetimiz 6 değişik Musevî organizasyonunun temsilcilerini, büyükelçiliğimizde kabul etti. Amerika'daki Türk derneklerinin temsilcileriyle, yine, büyükelçiliğimizde bir araya geldik.

Yine, kendi büyükelçiliğimizde çeşitli basın ve düşünce kuruluşlarının temsilcileriyle bir yuvarlakmasa toplantımız oldu. Amerikan Kongresindeki Türkiye Dostluk Grubu başkanları, üyeleri ve yöneticileri ile birçok Kongre üyesi ve senatörle toplantılarımız oldu ve Eski Kongre Üyeleri Derneği adlı kuruluş da yine Heyetimiz onuruna bir yemek verdi.

Amerikan Dışişleri Bakanlığında iki bakan yardımcısıyla bir araya geldik; birisi Dan Smith diğeri Elizabeth Jones ve Savunma Bakanlığında da, yine, bakan yardımcısı Dug Faith ile bir araya geldik.

Ben, çok özetle size bilgi vermek istiyorum.

Yaptığımız temaslar neticesinde, Kıbrıs konusunda ülkemizin yaptığı açıklamaların, yurtdışındaki imajımız üzerinde son derece olumlu katkıları olduğunu gözlemledik. Özellikle, görüştüğümüz birçok yetkili, pek çok Türk liderinin, bugüne kadar, Kıbrıs konusunda açılım sözü verdiğini, ama, sözünü tutmadığını, Türkiye'nin, ilk defa, sözünü tutan bir lidere kavuştuğunu dile getirdiler.

Kıbrıs Türk Halkına uygulanan ambargoların kaldırılması ve Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Kuzey Irak'taki PKK militanlarının yargılanmak üzere Türkiye'ye iade edilmesi, Ebu Garip Hapishanesindeki işkence sorumlularının yargılanması, Büyük Ortadoğu Projesinin ilgili ülkelerin içdinamiklerinin etkinleştirilmesiyle gerçekleştirilmesi, sözde Ermeni soykırımı iddialarının Kongre gündemine gelmemesi, ülkemizin Avrupa Birliği girişimlerinde verilen desteğin devamı ve bu tür yasama organları arasındaki ziyaret ve temasların, başta iki ülke Meclis Başkanları seviyesinde olmak üzere, devam etmesi gerektiğine olan inançlarımızı dile getirdik.

Burada, Sayın Başkanım, şuna özellikle vurgu yapmak istiyorum: Heyetimizi oluşturan her iki partinin mensupları, tek bir ses, tek bir yürek olarak hareket ettiler. Burada, gerçekten, Meclisimizi en iyi şekilde temsil etmeye çalıştık. 6 gün gibi kısa bir sürede 30'a yakın toplantı gerçekleştirdik. Heyet üyelerimizin çok yorucu bir tempoyla verdikleri bu temsil görevini yerine getirmelerinden dolayı, hepsine, huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum ve bu çalışmalarımızı sağlayan, başta, Sayın Meclis Başkanımız olmak üzere, tüm Meclisimize ve destekleriyle Meclisimizin ülke yararına faydalı çalışmalar yapmasını sağlayan Yüce Türk Halkına teşekkürlerimizi, şükranlarımızı sunuyorum; sağ olun efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bağış.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, metinler çok uzun; eğer, izin verirseniz, Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okusun...

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okuyacaktır.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/201) 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 459 uncu sırasında yer alan (6/1108) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Ümmet Kandoğan

                                                                                                                 Denizli

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

2 adet Meclis araştırması önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, bilgilerinize sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İnsanları özgürlüklerinden yoksun bırakarak cezalandırma olgusu yaklaşık 300 yıllık bir tarihî geçmişe dayanır. Toplumun pek çok kesiminin üzerinde hassasiyetle durduğu, yaşamsal öneme sahip konulardan biri de cezaevlerimizde yaşanmakta olan sorunlardır. Yaşanan can kayıpları ve insan hakları ihlalleriyle kamuoyunun gündeminde yer alan cezaevlerimiz, toplumda kaygı yaratmaktadır.

Bugüne kadar yapılan değerlendirmelerde, cezaevlerinin nasıl olması gerektiği yönündeki tartışmaların, bilimsel kriterlerden ve çözümden uzak olduğu gözlenmektedir. Özellikle (F) tipi cezaevleriyle ilgili olarak, devlet, konuya yalnızca güvenlik açısından yaklaşmıştır. İnsan hakları örgütleri, koğuş sistemine karşı önerilen "odaların" birer "hücre" olduğunu, yönetimin keyfî uygulamalarıyla bu hücrelerin birer işkencehane olacağını ileri sürmektedir.

Mahkûm sağlığını korumak ve topluma yeniden kazandırmak için gerekli olanağı sağlamak devletin görevidir. Güvenlik nedeniyle önerilen hücreler, yargı kararı olmadan ikinci ceza anlamına gelecektir.

Adlî ya da siyasî sebeplerle cezaevinde bulunan insanların, beslenme, barınma, sağlık, eğitim, haberleşme, spor gibi hakları kısıtlanmaksızın, insan onuruna uygun koşullarda yaşama haklarının korunması, devletin temel görevlerinden biri olarak sayılmaktadır.

Tutuklu ve hükümlü yakınlarının kamuoyunda sıkça yer alan ifadeleri, konuyla ilgili sivil toplum örgütü raporları, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin, cezaevi müdür ve savcısının kişisel tutumuna göre, insanlık onuruyla bağdaşmayan çeşitli uygulamalara tabi tutulduklarına ilişkin iddialarla doludur. Bu iddiaların araştırılarak gerçekliğinin tespiti, eğer bu tür uygulamalar varsa derhal bu duruma son verilmesi, konuyla ilgili suiistimali bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli incelemenin yapılması, açılmış davaların bir an önce sonuçlanması bir insanlık görevi olduğu gibi, hukuk devleti olmanın da gereğidir.

Bugün ülkemizde binlerce tutuklu ve hükümlünün (F) tipi cezaevlerinde tek ve üç kişilik hücrelerde tecrit ve izolasyona tabi tutulması iddiaları, bunun aksini ortaya koyan ciddî bir yanıt bulamadığı gibi, cezaevlerinde "iyileştirme" adı altında yapılan çalışmalar, var olan sorunları bir başka boyuta taşıyarak daha da derinleştirmiştir.

Sosyal bir varlık olan insanın, yalnızlaştırılması ve yalıtılması, bireyin fiziksel ve ruhsal anlamda sağlık problemleri yaşamasına sebep olmaktadır. Tutukluluk süresince, bireyin, fiziksel, mental ve psikososyal bütünlüğünün korunması, insan haklarının gereğidir ve ahlakî bir sorumluluktur.

Tutuklu ve hükümlülerin temel haklarından olan açık ve kapalı görüş, telefon görüşmeleri, sağlık problemi olanların zamanında revire çıkmaları ve dilekçe verme haklarının keyfî uygulamalarla engellendiğine ilişkin iddialar bulunmaktadır. Çağdaş hukukta, ceza infazının muhatabı, hükümlü olan şahıstır; fakat, hükümlü yakınlarının görüşme, mektuplaşma, telefon gibi iletişim imkânları kısıtlandığında, aynı ceza ailelere de psikolojik olarak çektirilmiş olmaktadır. Bu tarz uygulamalar temel insan hakları ihlali ve ayıbıdır.

Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 399 uncu maddesi gereği, cezalarının tehiri talebinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin taleplerinin önyargıyla reddedildiği ve bu nedenle tedavilerini yaptıramadığı için cezaevinde hayatını kaybeden yurttaşlarımız olduğu iddia edilmektedir.

Dünyanın neresinde ve hangi ülkesinde olursa olsun, işkence ve kötü muamele, topluma ve insanlığa karşı işlenen suçların en büyüğüdür. Irak cezaevlerinde Amerika Birleşik Devletleri güçlerinin yaptığı işkence ve kötü muamele, dünyanın ve insanlığın konuya ilişkin tepki ve hassasiyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Ülkemizde insan hakları ihlalleri konusunda, özellikle AB süreciyle birlikte, gerek hukuksal alanda gerekse pratikte ciddî adımlar atılmıştır. Buna rağmen, cezaevlerimizle ilgili iddia ve şikâyetler varlığını sürdürmektedir.

Cezaevlerimizle ilgili olarak yukarıda belirtmeye çalıştığımız iddia ve şikâyetlerin araştırılarak, cezaevlerimizde yaşanan ihlal ve ihmallerin, yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ederiz.

1.- Hüseyin Özcan                         (Mersin)

2.- Hasan Aydın                             (İstanbul)

3.- Hasan Güyüldar                        (Tunceli)

4.- Sıdıka Sarıbekir                         (İstanbul)

5.- Gökhan Durgun                        (Hatay)

6.- Abdulkadir Ateş                       (Gaziantep)

7.- Yaşar Tüzün                             (Bilecik)

8.- Ersoy Bulut                              (Mersin)

9.- Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu     (Ankara)

10.- Nurettin Sözen                        (Sivas)