DÖNEM
: 22 CİLT : 52 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
100 üncü Birleşim
10 Haziran 2004 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - YOKLAMALAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın,
Trakya'nın çevre sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşması
2. - Bursa Milletvekili Mustafa Özyurt'un,
olumsuz hava koşullarının Marmara Bölgesinde zeytin ürününe verdiği zarara,
zeytin üreticilerinin sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
3. - Konya Milletvekili Ahmet Işık'ın,
Konya'nın turizm potansiyeli ile Derbent İlçe Festivaline ilişkin gündemdışı
konuşması
IV. -
SEÇİMLER
A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1. - Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
B)
KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ
1. - (10/111, 160, 180) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)
5. - Tekirdağ Milletvekili Tevfik
Ziyaeddin Akbulut ve Yalova Milletvekili Şükrü Önder'in, Özel Güvenlik
Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve
Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/295, 1/752) (S. Sayısı: 467)
6. - Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/807) (S.
Sayısı: 508)
VI. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1. - Adana Milletvekili N. Gaye
ERBATUR'un, sokak çocuklarının ailelerinin istihdamına ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2541)
2. - Bilecik Milletvekili Yaşar TÜZÜN'ün,
Bilecik İlinin SSK hastanesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2589)
3. - Ankara Milletvekili İsmail
DEĞERLİ'nin, ülkemizden geçiş yapan TIR'lara,
- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Dış
Ticaret Müsteşarlığınca çıkarılan bir tebliğe,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad
TÜZMEN'in cevabı (7/2593, 2594)
4. - Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın,
Mersin İli Karaduvar Mahallesi civarındaki petrol sızıntısının sonuçlarına
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/2612)
5. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, İran İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı işletmeciliğinin Türk
şirketlerinden geri alınma nedenine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2624)
6. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın,
Niğde Kapalı Spor Salonu inşaatına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2625)
7. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, yatırıma dönüştürülemeyen paralara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2630)
8. - Diyarbakır Milletvekili Mesut
DEĞER'in, genetiği değiştirilmiş mısır ve soya fasulyesi ithaline,
Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya
fasulyesinin ithaline,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad
TÜZMEN'in cevabı (7/2649, 2650)
9. - Bursa Milletvekili Mehmet Emin
TUTAN'ın, futbol müsabakalarında yaşanan olaylara karşı alınacak tedbirlere
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/2708)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
beş oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek'in, Halk Ozanı Aşık Mahzunî Şerif'in 2 nci ölüm yıldönümüne,
Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın,
Yatırımların Teşviki Hakkında Kanun uygulamalarının yatırım ve istihdam
alanında ülke genelinde yarattığı sorunlara ve alınması gereken önlemlere,
İlişkin gündemdışı konuşmalarına, Kültür
ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu cevap verdi.
Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş,
Kerkük ve Kuzey Irak'taki son gelişmeler ile bölgede yaşanan sorunlara ilişkin
gündemdışı bir konuşma yaptı.
Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun
ve 21 milletvekilinin, oto tamirciliği ile uğraşan küçük esnaf ve sanatkârların
sorunlarının (10/195),
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu ve 20 milletvekilinin, Türk Hava Yollarında son günlerde yaşanan
sorunların (10/196),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve
öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
(9/9) esas numaralı Meclis Soruşturması
Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce
verilen 2 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 110 uncu
maddesine göre, Komisyona 2 aylık kesin süre verildiği açıklandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir
heyetle birlikte Romanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/731)
(S. Sayısı: 349),
7 nci sırasında bulunan, Tekirdağ
Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut ve Yalova Milletvekili Şükrü Önder'in,
Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların
Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının (2/295, 1/752) (S. Sayısı: 467),
Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan, Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifinin (2/292, 2/244) (S. Sayısı: 466),
6 ncı sırasında bulunan, Basın Kanunu
Tasarısının (1/781) (S. Sayısı: 456),
Görüşmelerini müteakiben kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
TBMM Genel Kurul çalışmalarının, 10
Haziran 2004 Perşembe günü, saat 14.00'te başlamasına ilişkin Danışma Kurulu
önerisi kabul edildi.
10 Haziran 2004 Perşembe günü, alınan
karar gereğince, saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 00.03'te son verildi.
|
Sadık Yakut |
|
|
Başkanvekili |
|
|
Suat Kılıç |
Türkân Miçooğulları |
|
Samsun
|
İzmir |
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.00
10 Haziran 2004 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Suat KILIÇ
(Samsun)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 100 üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
Trakya'nın çevre sorunlarıyla ilgili söz isteyen, Edirne Milletvekili Rasim
Çakır'a aittir.
Buyurun Sayın Çakır. (CHP
sıralarından alkışlar)
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Edirne
Milletvekili Rasim Çakır'ın, Trakya'nın çevre sorunlarına ve alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
RASİM ÇAKIR (Edirne) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz günlerde,
Dünya Çevre Günü kutlamalarını yaptık. Bu etkinlikler çerçevesinde, Sayın Çevre
Bakanımız ve hükümet ve sivil toplum örgütleri çeşitli kutlamalar yaptı.
Benim düşünceme göre,
özel günler kutlanırken aslolan, o özel günlerin anlamı gereği, o konuyla
ilgili durumun yeniden gözden geçirilmesi, değerlendirilmesi, sorunların tespit
edilmesi ve çözüme yönelik öneriler üretilmesidir.
Özel günleri sadece
törenlerle kutlamak, maalesef, sorunların çözülmesi yönünde çok önemli katkı
yapmaz. Bu bakımdan, salı günkü oturumda, bir arkadaşım, Dünya Çevre Günüyle
ilgili söz aldı ve konuştu. Ben de ısrarla, Dünya Çevre Günü nedeniyle,
çevremizde yaşadığımız sorunları Parlamentoda bir kez daha dile getirmek için
söz talebinde bulundum; Sayın Başkana, bana söz verdiği için huzurunuzda
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bugünlerde, Trakya'da, Istrancalarda İstanbul'un içmesuyunu temin maksadıyla,
eskiden beri yürütülen projenin devamı olarak Longoz ormanlarının yok edilmesi,
Demirköy Barajının inşaatına yeniden başlanılması ve Longoz ormanları kesilerek
taş ocağının yeniden faaliyete geçmesi durumuyla karşı karşıyayız.
Hepinizin bildiği gibi,
bu Longoz ormanları ve onların altındaki Longoz gölleri, Trakya'nın yeraltı
sularını besleyen, Dünya Bankası tarafından krediyle desteklenip özel koruma
altına alınan ormanlardır. Trakya kara parçamız, maalesef, yeraltı ve yerüstü
su zenginlikleri bakımından çok zengin bir bölge değil ve yeraltı suyunun yüzde
97'si, şu an, sanayi, içmesuyu, kullanma suyu ve tarım suyu olarak
kullanılıyor.
Havadaki suyun yeraltına
inmesini sağlayan, Trakya'nın yeraltı sularını tanzim eden böylesine önemli bir
doğa parçasının yok edilmesini biz Trakyalılar doğru bulmuyoruz, uygun
bulmuyoruz, Sayın Çevre Bakanımızı bu konuda müdahale etmeye çağırıyoruz.
Bunun yanında, yine
Trakya'nın önemli bir doğa parçası güneyindeki Gala Gölüdür. Maalesef, son
günlerde, daha önce, 1991 yılında Bakanlar Kurulunun almış olduğu kararlar
değiştirilerek, RAMSAR Sözleşmesine göre koruma altına alınan, SİT alanı ilan
edilen Gala Gölü çevresi yeniden tarıma
açılmaya çalışılıyor. Gala Gölü de aynen Longoz ormanları gibi, Trakya'nın
yeraltı suyunu tanzim eden, besleyen çok önemli bir doğa parçasıdır. Gala Gölü
ile Istrancalar arasında, Trakya'nın en
önemli akarsuyu durumunda olan Ergene Nehri var.
Değerli oylarınızla, 22
nci Dönemin başında, Ergene Nehrinin kirliliğinin araştırılmasıyla ilgili bir
komisyon kurduk. Komisyonumuz çok güzel çalışmalar yaptı, Meclise raporunu
verdi ve raporu, oybirliğiyle kabul ettiniz.
Bunun anlamı bence şudur:
Millî irade, Ergene Nehrinin sorun olduğunu görmüş, göstermiş, raporuyla tespit
etmiş ve hükümete, bu konuda çözüm üretmesi yolunda da görev vermiştir; ama,
maalesef, bugüne kadar, Ergene'yle ilgili, nehir yatağının ıslahı dışında,
kirliliği giderme yolunda önemli hiçbir adım atılmamıştır. Trakya Üniversitesinin
hazırlamış olduğu Ergene Havza Planı, hâlâ Çevre ve Orman Bakanlığında onay
beklemektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Trakya'da yaşanan sorun, artık basit bir çevre sorunu değildir. Yirmi yıl önce
Trakya'ya gelen sanayici, 20 metreden yeraltı suyu kullanıyor ve tesisini
işletiyordu. Bugün, yeraltı suyu 300 metreye inmiştir. Bu nüfus yoğunluğu, bu
nüfus artışı devam ettiği noktada, eğer ciddî bir önlem alınmazsa, on yıl
sonra, Trakya'da, ciddî içmesuyu sıkıntıları ortaya çıkacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çakır,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
RASİM ÇAKIR (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkan.
Nasıl, Japonya'da, su,
bir kanunla Sular İdaresine bağlanmışsa, Trakya'nın suyunun da bir merkezî
idareye bağlanma zorunluluğu vardır. Sorun küçükken daha ucuz ve daha kolay
çözülür, sorun büyüdüğünde bunu çözmek mümkün değildir. Trakya'nın, doğal
olarak, İstanbul'a verebileceği fazla 1 bardak suyu yoktur. Bu Longoz
Projesinin alternatifi de, Lalapaşa Suakacağı Barajı Projesidir. Bu proje
hayata geçirilirse, Longoz ormanları kurtulur, hem Trakya sulamasuyuna kavuşur
hem de İstanbul içmesuyuna kavuşur.
Değerli arkadaşlarım,
konuyla ilgili anlatacağım çok şey var; fakat, gündeminizi daha fazla meşgul
etmek istemiyorum ve Ergene ve Trakya'nın çevre sorunlarıyla ilgili bir daha bu
Mecliste söz talebinde bulunmayacağım; ama, şunu çok iyi biliniz ki, Trakya
halkıyla beraber, bundan sonra, bu sorunların çözülmesi için elimizden gelen
her şeyi yapma gayreti içerisinde olacağız. Sayın Çevre Bakanımdan bir aydır
randevu talep ediyorum bu sorunları konuşmakla ilgili, Çevre Komisyonu üyesi
olarak, maalesef, Sayın Bakanımdan randevu alabilme şansım olmadı. Bize, Çevre
ve Orman Bakanlığı birleştirilirken, burada iyi şeyler olacağı söylendi; ama,
maalesef, Çevre ve Orman Bakanlığı birleşmedi, Çevre Bakanlığı kapatıldı.
O bakımdan, ben, imza
verdiğiniz, oy verdiğiniz, sorun olarak gördüğünüz bu meselenin takipçisi
olmaya devam edeceğim; Yüce Meclisimizin de bu noktada hassas olduğunu gayet
iyi biliyorum. Bugüne kadar olan desteğinize de teşekkür ediyorum; hepinize
sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çakır.
Gündemdışı ikinci söz,
zeytin üretimi ve tarım sigortası sorunu hakkında söz isteyen Bursa
Milletvekili Mustafa Özyurt'a aittir.
Buyurun Sayın Özyurt.
2. - Bursa
Milletvekili Mustafa Özyurt'un, olumsuz hava koşullarının Marmara Bölgesinde
zeytin ürününe verdiği zarara, zeytin üreticilerinin sorunlarına ve alınması
gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami Güçlü'nün cevabı
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) -
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; doğa olaylarının
üreticimize verdiği zararların bir örneğini, geçtiğimiz günlerde, Malatya
milletvekili arkadaşlarım, kayısıya verdiği zararı bütün yönleriyle dile
getirdiler.
Bugün, ben de size,
Marmara Bölgesinde üretilen zeytin üreticisine doğa olaylarının verdiği zararı
dile getirmek istiyorum. Marmara Bölgesinde yaklaşık olarak 52 000 zeytin
üreticisi vardır ve her evde 4 kişinin olduğunu varsayacak olursak, yaklaşık
olarak 200 000 kişiyi ilgilendiren bir konuyu dile getirmek istiyorum. Tabiî,
yalnız üreticiyi dile getirmek değil, hepimizin sofrasında her sabah yediğimiz
zeytinden söz etmek istiyorum. Bu yıl yaşanan uzun ve yoğun kış olayının zeytin
üreticisine verdiği zararı sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; bu
bağlamda, hepinizi en içten saygılarımla selamlamak istiyorum arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım,
bilindiği gibi, zeytin hasat mevsimi kış aylarında olur; özellikle kasım,
aralık, ocak ve şubat aylarına denk gelmesi nedeniyle kışın en yoğun olduğu,
soğuğun en yüksek olduğu döneme rastlar. Bu bakımdan da, zeytinin hem hasat
dönemi hem de zeytinin verimli hale gelmesi için geçecek olan zamanda doğa
olayları çok önemli şekilde zeytini etkiler. Buna bir örnek verecek olursam;
1991 yılında Erdek, Edincik, Marmara Adası ve Mürefte bölgesinde -burası,
yaklaşık olarak Balıkesir ve Tekirdağ'ı kapsamaktadır- karın uzun sürmesi ve
yoğun kar yağışından dolayı, yaklaşık olarak, zeytin üretiminin yüzde 70'i
zarar görmüş ve bunlar sofralık zeytin niteliğini tamamen kaybetmiş; hepsi
yağlık olarak kullanılmıştır.
2000-2001 yılı zeytin
toplama döneminde İznik, 2001-2002 döneminde Gemlik ve Mudanya, 2002-2003 hasat
döneminde de özellikle Mürefte bölgelerinde, yine, kışın çok uzun sürmesi ve
özellikle de dondurucu olayların arka arkaya gelmesinden dolayı zeytin
üreticisi çok zarar görmüştür. Bu yıl, yani geçtiğimiz 2003 kış döneminde de,
yine, hepimizin yaşadığı gibi, kışın çok uzun sürmesi ve dondurucu günlerin
olmasından dolayı özellikle Marmara Bölgesindeki zeytincimizin hemen hemen
yüzde 50'si zarar görmüştür. Zaten kıt kanaat geçinen, zar zor geçinen bu
üreticimiz bundan nasıl kurtulurum diye çare aramaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
yaşadığımız modern çağda tabiat olaylarını bırakalım, yağmur böyle yağdı, kar
böyle yağdı, soğuk böyle oldu diye bırakalım çiftçimiz başının çaresine baksın
dersek, bu, modern çağda en kolay yol olur. Özellikle, Avrupa Birliğine girme
sürecinde olduğumuz bugünlerde, sayın hükümetin her beş cümleden birinde
"Avrupa Birliği böyle istiyor, Avrupa Birliği böyle dedi" dediği bir
dönemden geçiyoruz. Gerçekten, Avrupa Birliği ülkelerinde bütçelerinin büyük
bir kısmı tarım üreticisine ayrılır; bizde ise, bildiğiniz gibi, hükümetin
böyle bir politikası yoktur. Bize gelince, devlet, doğa olayları karşısında
çiftçiyi tek başına bırakmaktadır, başınızın çaresine bakın, ne yaparsanız yapın
denilmektedir.
Peki, bunun çaresi yok mu
arkadaşlar; var tabiî. Dediğim gibi, modern devletlerde "tarım
sigortası" diye bir olay var. Bizde tarım sigortası diye bir olay henüz
yerleşmiş değil. Şu anda tarım sigortası için başvuran 62 tane şirket olmasına
karşılık, bunlardan yalnız 9'u aktif olarak çalışmaktadır. O bakımdan, tarım
sigortası, bizim ülkemizde... Özellikle, zeytin üreticisi için söylüyorum bunu.
Bugünlerde şeftali üretimi de bundan çok büyük zarar görmüştür. Bunlara herhangi
bir sigorta yapılmamıştır ve başlarının çaresine bakması için gereken neyse,
herkes kendi başının çaresine bakmaktadır.
Benim, bu tarım
üreticisi, daha doğrusu zeytin üreticisinin bir milletvekili olarak burada
söylemek istediğim...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özyurt.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- ...hükümetten istediğim, tarım sigortasını bir an önce önümüze getirsin.
Parlamentoda her zaman Avrupa Birliği yasalarında desteğimizi isteyen hükümete
bu konuda da destek vereceğiz.
Ben, Cumhuriyet Halk
Partisi milletvekili olarak söylüyorum; bir an evvel tarım sigortasını
getirecek olursa, elimizden geldiğince her türlü desteği vermeye hazırız.
İnşallah, bu sorunun çözüldüğü günü görür, yine bu kürsüde sayın hükümete
teşekkür ederim.
Bu vesileyle, hepinize
çok teşekkür etmek istiyorum. Sağ olun arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -Teşekkür ediyorum
Sayın Özyurt.
Gündemdışı konuşmaya
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bursa Milletvekilimiz
Sayın Mustafa Özyurt'un gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere söz aldım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Efendim, sayın
milletvekilimiz, Bursa bölgesinde meydana gelen don afetiyle ilgili olarak,
özellikle zeytin üreticilerinin uğradığı zarardan bahsettiler. İki gün önce,
Kırıkkale ve Yozgat'ta bir başka tabiî afetle karşılaştık. 2004 yılının ilk beş
ayında afete maruz kalan il sayımız da 51 olmuştu; bugün itibariyle bu sayı 53'e
ulaştı. Dolayısıyla, gerçekten, yoğun tabiî afetlerin yaşandığı bir yıl
içerisindeyiz; çiftçilerimiz bu bakımdan büyük sıkıntı içerisindeler. Ben,
Sayın Mustafa Özyurt'un, başta bölgesindeki zeytin üreticileri olmak üzere,
sebze ve meyve üreticilerinin zararlarıyla ilgili düşüncelerini, daha geniş
anlamda, tüm çiftçilerimiz adına alarak, derin üzüntü içerisinde olduğumuzu belirtiyorum
ve bir bakıma, içinde bulunduğumuz durumu ifade eden sözlerimi de, ben,
defalarca burada tekrar ettiğimi hatırlıyorum.
Evet, gerçekten, kamunun
bu hususta yerine getirmesi gereken görevinin, maalesef, üç dört yıllık bir
süre içerisinde, arzu edilen şekilde yapılamadığını biliyoruz. 2001 yılından
itibaren, kesinleşen tabiî afet zararlarının ödenmesi söz konusu olmamıştır;
çünkü, bunun için geçmişte bir fon oluşturulmuş; bu fonların kaldırılmasını
müteakip, kanunu yürürlükte olmasına rağmen, maalesef, çiftçilerimize bu
ödemeler yapılamamıştır. Aslında, şöyle bir yanlış anlamaya da gidilmektedir:
Bir anda, afet sonrasında, tarım teşkilatımız, yöneticilerimiz, bu afet
bölgelerine giderek ölçümler yapmakta, tespitler yapmakta, âdeta,
çiftçilerimiz, bunun akabinde kendilerinin zararlarını telafi edecek bir
uygulamanın geleceğini de düşünmektedirler; ama, maalesef, bu husus, bir müddet
sonra, buradaki hayal kırıklığını da artırmaktadır; yani, bu işin hakikat
tarafı böyledir.
Yapılabilen ise,
hepinizin bildiği gibi -daha önce de defalara söyledim- çok sınırlı şeylerdir.
Sosyal Yardımlaşma Fonundan, Acil Destek Fonundan, duruma göre, bu bölgelere
yardımlar yapılmış; ancak, bunlar, toplam zararın çok cüzi bir kısmını
oluşturmuştur. Dolayısıyla, derde derman bir çözüm yoktur.
Şimdi, dolu afetinden
dolayı benzer sıkıntıları çeken Yozgat ve Kırıkkale'deki çiftçilerimize de, bu
vesileyle, geçmiş olsun diyorum.
Bugüne kadar yapılan
destekler konusunda, doğrudan gelirin erkene alınması, Ziraat Bankası ve tarım
kredi borçlarının ve faizlerinin ertelenmesi, primlerin erken ödenmesi gibi
tedbirler söz konusu olmuştur.
Sayın Mustafa Özyurt'un
belirttiği tedbir, benim de defalarca söylediğim gibi, bugün için
getirebileceğimiz en makul çözümdür. Şu anda, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar
Genel Müdürlüğündedir. Buraya gelmeden önce aldığım bilgiyi aynen aktarmak
istiyorum. Başbakanlık, ilgili tüm kuruluşların görüşlerini toparlamış,
alternatif görüşleri iki noktaya indirmiştir. Bunlarla ilgili nihaî bir
değerlendirme yapılarak, imzaya açılıp, hükümetin teklifi olarak Meclise intikali
söz konusudur.
Ben, bu konuyla ilgili
artık daha fazla bir gecikmenin olmayacağı ümidi içinde olduğumu, dolayısıyla,
çiftçilerimizin maruz kaldığı tabiî afetlerle ilgili olarak, bundan sonra daha
rasyonel işleyen ve bir bakıma, daha modern bir sistemin Türk tarımına ve
çiftçisine kazandırılmasına, peşinen, burada belirttikleri gibi, desteklerinden
dolayı da teşekkür ediyorum. İnşallah, ahenk içerisinde, çok hızlı bir
çalışmayla, kısa sürede, bu kanunu, Türk toplumuna, Türk çiftçisine
kazandırırız.
Ben, konuyla ilgili
değerlendirmeleriniz ve gündeme taşımanız bakımından gösterdiğiniz ilgiye
tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Gündemdışı üçüncü söz,
Konya İlinde turizm ve Derbent Festivaliyle ilgili söz isteyen, Konya
Milletvekili Sayın Ahmet Işık'a aittir.
Buyurun Sayın Işık.
3. - Konya
Milletvekili Ahmet Işık'ın, Konya'nın turizm potansiyeli ile Derbent İlçe
Festivaline ilişkin gündemdışı konuşması
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya turizmini anlatmak ve Derbent İlçe
Festivalinden bahsetmek üzere gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle,
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
MÖ 7000 yıllarından başlayıp yerleşim merkezi haline dönüşerek değişik
medeniyetlere zemin oluşturmuş Konya, en eski yerleşim merkezleri arasında yer
almaktadır. Anadolu Selçuklu Devletinin iki asır başkentliğini yapmış, Osmanlı
Devleti zamanında ise cazibe merkezi olma özelliğini korumuş olan ilimiz,
günümüz dahil, tüm süreçlerde etkinliğini sürdürmüştür. İlimiz sınırlarındaki
Çatalhöyük, dünya platformunda, ilk defa ateşin kullanıldığı, yemek kültürünün
başladığı merkez olarak bilinmektedir. MÖ 7 ile 2 nci Asırlar arasında Persler,
Büyük İskender, Roma ve Emeviler tarafından da, belli süreçlerde, Konya'da
hüküm sürülmüştür. Bizans eyaleti olarak 10 uncu Yüzyıla kadar gelen Konya,
1072 ya da 1074 yılında Türk egemenliğine girmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; turizmde büyük etkiye ve katkıya sahip ilimizde, Sırçalı
Medrese, İnce Minareli Medrese, Alaeddin Camii, Sahip Ata Külliyesi, Karatay
Medresesi, Sultan Selim Camii, Karatay Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Etnografya
Müzesi, Atatürk Müzesi, Sille Aya Elena Kilisesi, Obruk Han, Sadrettin Konevi
Camii ve Türbesi, Aziziye Camii, Şemsi Tebrizî Camii ve Türbesi yüzlerce
eserden yalnızca bir kısmı olup, tarihî süreçte Konyamız "muhteşem Türk
şehri" unvanını da almıştır.
Değerli milletvekilleri,
Konya İlimiz 12 nci Asırda ilim ve sanat merkezi haline gelerek dünyada seçkin
bir yere kavuşmuş, Kadı Siraceddin Urmemi, Sadrettin Konevi, Şemsi Tebrizî,
Muhyiddin Arabî, Mevlânâ Celâleddin Rûmî gibi büyük düşünürler eserlerini
Konya'da yazarak dünyaya ışık saçmışlardır. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'nin dünya
görüşü ve hayat felsefesi, Nasreddin Hoca'nın nükteleri, ibret ve mana dolu
cevapları, insanlığın ortak kültürüne büyük katkıda bulunmuştur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; inanç turizminde Topkapı Sarayından sonra en çok turist alan,
şehrimizdeki Mevlânâ Müzesi olup, 2002 yılında yerli ve yabancı toplam
ziyaretçi sayısı 1 345 500, 2003 yılında ise 1 238 480 kişi olmuştur.
Coğrafyamızda bulunan Kilistra başka bir önemli inanç turizm merkezidir. İsmil,
Ilgın ve Köşk Kaplıcalarıyla termal turizmi, Beyşehir, Hadim, Taşkent, Ilgın,
Doğanhisar, Hüyük, Seydişehir bölgelerimizde av turizmi ve yayla turizmi, doğal
güzelliği ve çevre özelliğiyle Beyşehir Gölü ve Kıreli Havzası alternatif
turizm bölgesi olup, her geçen gün yerli ve yabancı birçok insanın ilgisini
çekmektedir.
Tarihî ve günün
özellikleri dikkate alındığında ilimizin kültür ve cazibe merkezi haline
getirilmesi, ayrıca Ilgın Kaplıcasının termal turizm merkezi ilan edilmesi,
şehrimiz ve ülkemiz açısından çok büyük önem taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Konya, ülkemizin nüfus olarak 4 üncü, yüzölçümü olarak 1 inci
büyük şehri olup 31 ilçesi bulunmaktadır. Konya İlimizdeki 31 ilçeden birisi de
Osmanlı belgelerine göre eski adı Tatlarhisarı olan Derbent'tir. 1930 yılında
belediyelik, 1990 yılında ise ilçe statüsüne kavuşmuş olan Derbent İlçemiz, 442
kilometrekarelik yüzölçümüne, 10 kilometrekaresi sulanabilen 156
kilometrekarelik araziye, 19 120 nüfusa ve 1 480 metre rakıma sahiptir.
Türkiye genelinde ilçeler
dikkate alındığında, millî gelirden en az pay alan ilçelerimizden bir tanesi
olan Derbent'in kamu yatırımlarından ve kamu hizmetlerinden yeterince pay
alamamış olması ve gelir kaynağı tarım ve hayvancılık olmakla birlikte halkın
doğal ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak uğraşı nedeniyle, yaz aylarında
Derbentimiz çalışma amaçlı göç vermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Işık.
AHMET IŞIK (Devamla) -
Anadolu insanının tüm özelliklerini hamurunda barındıran ilçe insanı,
kalkınmayı, kamu yatırımlarından ve kamu hizmetlerinden tatmin edici pay almayı
umutla, inançla beklemektedir.
Değerli milletvekilleri,
Derbent halkının kısa zamanda sevgisini kazanan genç ve çalışkan Kaymakamı,
yine Derbent'in ve Derbentlinin umudu haline gelmiş tecrübeli ve başarılı
Belediye Başkanı ve Derbentliler Dayanışma Derneğinin organize ettikleri,
Derbent Yaylarında 27 Haziran 2004 tarihinde yapılacak olan geleneksel
festivale tüm milletvekillerimizi davet ediyor, Yüce Meclisi, tekrar saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Işık.
Gündemin
"Seçim" kısmına geçiyoruz.
IV. -
SEÇİMLER
A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1. -
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
BAŞKAN - Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubuna düşen 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Ersin Arıoğlu aday
gösterilmiştir.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
B)
KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ
1. -
(10/111, 160, 180) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi
BAŞKAN - Çocukları sokağa
düşüren nedenler ile sokak çocuklarının sorunlarının araştırılarak alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Genel Kurulun 20.4.2004 tarihli 75
inci Birleşiminde kurulan (10/111, 160, 180) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu üyeliklerine siyasî parti gruplarınca gösterilen adayların listesi
bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.
Kâtip Üyenin oturduğu
yerden okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, listeyi okutup
oylarınıza sunacağım:
Çocukları Sokağa Düşüren
Nedenler ile Sokak Çocuklarının
Sorunlarının
Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi
Amacıyla Kurulan Meclis
Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi
(10/111, 160, 180)
Adı Soyadı Seçim
Çevresi
AK Parti (8)
Recep Garip (Adana)
Reyhan Balandı (Afyon)
Ali İhsan Merdanoğlu (Diyarbakır)
Serpil Yıldız (İzmir)
Avni Doğan (Kahramanmaraş)
Orhan Erdem (Konya)
Öner Ergenç (Siirt)
Cevdet Erdöl (Trabzon)
CHP (4)
N. Gaye Erbatur (Adana)
Cevdet Selvi (Eskişehir)
Güldal Okuducu (İstanbul)
Canan Arıtman (İzmir)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S.
Sayısı: 146)
2. - Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. -
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini
erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4. - Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731)
(S.Sayısı: 349)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından,
tasarının müzakeresini erteliyoruz.
Tekirdağ Milletvekili
Tevfik Ziyaeddin Akbulut ve Yalova Milletvekili Şükrü Önder'in, Özel Güvenlik
Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve
Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.
5. -
Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut ve Yalova Milletvekili Şükrü
Önder'in; Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve
Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/295, 1/752) (S.
Sayısı: 467) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 467 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
(x) 467 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Hakkı
Ülkü; buyurun.
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA HAKKI
ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özel Güvenlik
Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve
Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
tasarı, devlet-toplum ilişkilerini doğrudan belirleyen bir konudur. Devlet
tarif edilirken, kısaca "meşru güç kullanma tekeli" olarak
tanımlanır. Toplumsal barışın korunması için, sadece devlet güç kullanır. Devlet,
bu yetkisini kimseyle paylaşmaz ve paylaşamaz. Devletin en temel görevlerinden
biri, tüm yurttaşlarını aynı şemsiye altında korumaktır ve bunun için gerekli
olan önlemleri almakla yükümlüdür. Güvenlik topluma eşit şekilde sunulur ve
herkes eşit oranda yararlanır; ama, tasarı, bir bakıma, şemsiyeyi bir tarafa
bırakarak, pardösü ya da yağmurluklarla korumayı yeterli görmektedir. Gerçi,
Grubumuz olumlu oy verecektir bu tasarıya; ama, şunları da söylemeden geçemeyeceğiz:
Adına 2495 sayılı Yasa
dediğimiz bu yasa, 1981 yılında, stratejik öneme sahip kurum ve kuruluşların
güvenliğinin daha sıkı bir biçimde, lokal güvenlik teşkilatı tarafından
sağlanması hususunu Türk idare hukukuna sokmuştur. Böylece, Bakanlar Kurulunun
belirlemiş olduğu bazı kurum ve kuruluşlar için kendi bünyelerinde güvenlik
teşkilatı kurmaları zorunlu tutulmuş ve ilgili birimler kurulmuştur; ancak, 1989
yılından itibaren, dünyada yaşanan malum gelişmeler güvenlik nosyonunda
değişiklik yaratmış, güvenlik hizmeti piyasadan temin edilebilir hale
gelmiştir.
Özel güvenlik sektörü,
1990'lı yılların başlangıcından itibaren dünyada çığ gibi büyüyerek yılda aşağı
yukarı 100 milyar dolarlık bir hacme ulaşmıştır. Türkiye'de özel güvenlik,
1990'lı yıllardan itibaren anlam değiştirmiş ve büyük ölçüde de özelleşmiştir.
Yasası olmadan yönetmelikler aracılığıyla özel güvenlik hizmeti veren şirketler
alabildiğine fazlalaşmıştır. Bugün, hâlâ, özel güvenlik hizmeti veren
şirketlerin yasal bir zemini de yoktur. Şu anda görüşmekte olduğumuz yasa
tasarısı, fiilî durumun yarattığı bu yasal boşluğu doldurabilmek için
hazırlanmış bir yasa tasarısıdır. Güvenlik teşkilatlarının kurulması yerine,
özel güvenlik şirketlerinden hizmet alınması bu yasa tasarısına göre, âdeta,
âdet haline getirilmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu kanun tasarısının amacı, kamu güvenliğini tamamlayıcı
mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve
usulleri belirlemektir; oysa, bu kanun tasarısı, kamu güvenliğini ikame edici
mahiyettedir; yapmakla yükümlü olduğu görev ve kullandığı yetkiler ile özel
güvenlik şirketlerinin yapacağı görevler ve kullanacağı yetkiler kimi yerlerle
örtüşmektedir.
Genel anlayışla ilgili
olarak, suçu oluşundan evvel önleyici tedbirler almak, polisin görevleri
arasındadır; teklife göre, özel güvenlik görevlileri de korudukları yerlerde bu
yetkiyi kullanmaktadırlar. Polis, sinema, tiyatro gibi yerlerde, toplu
çıkışlarda suçların oluşmasını önler ve bunun dışındaki zabıta hizmetlerini
görür; bu görev de, özel güvenlik tarafından yerine getirilecektir. Böylece,
önleyici nitelikteki özel kolluk görevleri de, özel güvenlik görevlileri
tarafından yerine getirilebilecektir.
Madde 7'nin (g) bendinde
"suç teşkil etmemekle birlikte tehlike doğurabilecek eşyayı emanete
alma" (i) bendinde de "kişinin vücudu ve sağlığı bakımından mevcut
bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama" denilmekte; Emniyetin web sitesinde
de, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözleri yer
almaktadır: "Devletin görevlerinin başında, ülke içerisinde güvenlik,
adalet ve huzurun önemli bir yeri vardır." Bu görevler, devletin, bazı
yetkilere ve bunu sağlayacak
-vatandaşın kişi olarak yapamayacağı- kuvvetlere sahip olmasını
gerektirir; hatta, vatandaşların kısmen bile olsa yapmaya kalkmaları uygun
değildir, o zaman anarşi doğar, devlet otoritesi olmaz.
Kamu kurum ve
kuruluşlarının kendi bünyelerinde özel güvenlik personeli görevlendirmeleri
halinde, bunların bağlı oldukları statü ve özlük hakları belirtilmemiştir;
oysa, bu konu tasarıda vardı, galiba unutuldu; bu da, tasarının, özel güvenlik
hizmetlerinin, kurum ve kuruluşlarca kendi bünyelerinde oluşturulmasını değil,
dışarıdan hizmet alımı şeklinde sağlanmasını, yani, bir nevi dayıbaşılığı
amaçladığını göstermektedir.
Görüşmekte olduğumuz
tasarının gerekçesinde ve hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda,
2495 sayılı mevcut Kanunun, özel güvenlik şirketlerinin bu alandaki
faaliyetlerine izin vermediği; ancak, özel güvenlik hizmeti veren şirketlerin
fiilen çalıştığı ve bunlara ilişkin denetimlerin ve yaptırımların yetersiz
kaldığı belirtilmektedir. Bu kanun yürürlüğe girdiği takdirde kişi ve
kuruluşların, hem özel güvenliklerini sağlayabileceklerini hem de devletin bu
konuda belirleyici olmaktan çıkıp, kişilerin ihtiyaç ve taleplerine bağlı
olacağını iddia etmektedirler. Bu ek güvenlik isteyen kişi ve kuruluşlara bu
imkânı tanıyarak ve buna ek olarak binlerce insana iş olanağı sağlanarak, daha
fazla huzur ve güven içinde yaşayacağımız da bu yasa tasarısında
savunulmaktadır. Güvenlik hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler sonucunda piyasadan
temin edilmesi, serbest piyasa ekonomisi kuralları içerisinde, ilk bakışta
kendi içerisinde tutarlı görünmektedir. Buna göre "güvenlik hizmeti, her
mal ve hizmet gibi serbestçe piyasada alınıp satılabilir" denilmekte
-buraya kadar anlaşılmayan herhangi bir husus olmadığı da bilinmektedir- ancak,
bu noktadan sonra "güvenlik tuzağı" diyebileceğimiz ya da
"güvenlik paradoksu" diyebileceğimiz bir hususa geliyoruz. Güvenlik
ihtiyacı ne kadar artarsa, doğal olarak güvenlik maliyetleri de o kadar
artacaktır. Güvenlik maliyetlerinin artışı üretim maliyetlerinin de artışı
olacaktır. Bugün, Amerika Birleşik Devletlerinde özel güvenlik için yılda 50
milyar dolara yakın bir para harcanmaktadır. Güvenlik ihtiyacı azalmamakta,
aksine daha da artan oranda yükselmekte, bireylere de ekyük getirmektedir.
Serbest piyasa fikrinden hareketle, devletin, güvenlik hizmetini piyasaya
bırakması gerektiği fikri, bireylere toplumda daha fazla maliyet yükleyecek,
ileride, belki de üretimin maliyet hesaplamasında vazgeçilmez bir unsur olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tasarının gerekçesinde bazı zayıf halkaların da olduğu
görülmektedir. Kurulan özel güvenlik şirketlerinin, özel alanı dışında da
yetkilerini kullanmaları. Bu durumda, temel hak ve özgürlükler saldırıya
uğramaktadır. Diyebilirsiniz ki, tasarıda ceza yaptırımları var; ama, hak ve
özgürlükler bakımından önemli olan uygulamadır.
İkincisi, teklifte,
devletin mekanizmasının etkili biçimde yer almamasıdır. Uygulamada, az sayıda
memur ve en alt rütbede amirler eliyle denetim yapılmaya çalışılıyor. Son
derece saygın bir özel güvenlik sistemi getirilecekse, mutlaka, denetim
örgütünün yasaya ayrıntılı olarak geçmesi gerekir. Teklif, bu konuyu boş
bırakmış. İçişleri Bakanlığında böyle bir yapı kurulabilmesi için, yasal bir
dayanak gerekir. O yüzden, denetim örgütü yönüyle eksiklik tamamlanmalıdır. Aksi
halde, yetersiz denetim, hem kamu haklarını tehdit edebilir hem de üniformalı
mafya olarak karşımıza çıkabilir.
Üçüncüsü, bir başka konu,
silahlı güvenlik görevlileri konusudur. Toplumsal yaşamda silahlı insan
sayısını en az düzeye indirmek, toplumsal barışın sağlanması ve suçların
önlenmesi bakımından bireysel silahsızlanmayı sağlamak amaç olmalıdır. Bu
bakımdan, valilerin, silahlı özel güvenlik görevlisi izni verirken, güvenlik
yönünden zorunluluk bulunması koşulunu aramaları gerekir. Uygun bulmak yetmez,
zorunluluk aranmalıdır.
Dördüncüsü, işçi-işveren
ilişkilerinde denge sağlanamamasıdır. Yürürlükten kaldırılan 2495 sayılı Yasa, 12 Eylül koşullarının
antidemokratik hükümlerini içeriyordu. Sendika ve dernek üyelikleri çalışanlara
yasaklanmıştı. Teklif, yasaklardan söz etmiyor, biçimsel bir eşitlik sağlıyor.
Gerçekte öyle değil; çünkü, özel güvenlik emekçilerinin dernek kurma ve üye
olma haklarını, yine, bir 12 Eylül yasası olan 2908 sayılı Dernekler Kanunu 4
üncü maddesinin birinci bendinde yasaklıyor. 2495 sayılı Yasayı yürürlükten
kaldırmakla, emekçileri dernek hakkına kavuşturmuş olmuyorsunuz.
Yine, kamuda çalışan
güvenlikçilerin sendika üyesi olması 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları
Kanununun 15 inci maddesi (j) bendinde yasaklanmıştır. Bu teklif, emekçilere
sendika özgürlüğü de getirmiyor; oysa, işverenlerin hem derneği hem de
sendikaları var. İşveren Derneği ve TÜSİAD üyeleri, gerek komisyon gerekse
altkomisyon toplantısına katıldılar; ama, emekçiler, ne yazık ki, yoktu.
2908 sayılı Dernekler
Yasasıyla, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında da yasakların
kaldırılması yönünde değişiklik yapılması, bu amaçla teklife hüküm konulması,
demokratik hukuk devleti ilkeleri bakımından zorunludur.
Beşinci olarak, güvenlik
cihazları konusuna değineceğim. Bu cihazların bir standardı yok ve tümü de
ithal edilmekte. Teklifte, güvenlik cihazları standardından hiç söz edilmiyor.
Türkiye'nin bilimsel ve teknolojik birikimi bu cihazların üretilmesini
gerçekleştirebilir. Öyleyse, ülkemizi, bir ithalat cenneti ve güvenlik alanını
da standardı bulunmayan cihazlar çöplüğü haline gelmekten korumalıyız.
Teklifte, Türkiye'nin
güvenlik cihazları ihracatçısı haline getirilebilmesine yönelik kurallara
gereksinim de duyuyoruz ayrıca.
Altıncı ve son olarak,
yaşamsal önemde bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. Özel güvenlik konusu,
pimi çekilmiş bir el bombası gibi Türkiye'nin kucağında bulunmaktadır. Basına
intikal ettiği kadarıyla, Türkiye'deki bir güvenlik şirketi, emekli asker ve
polislerden paralı asker toplayarak, Irak'ta, işgalci ABD ve müttefiklerinin
hizmetinde çalıştırmaktadır. 1 Nisan 2004 tarihli Milliyet Gazetesi, bu
kişilere ayda 15 000 dolar verildiğinden bahsetmektedir. Aynı tarihli İhlas
Haber Ajansı "Türk lejyonerler Irak'ta" haberini geçti. 9 Nisan 2004
tarihli TRT bülteninde, Irak işgalindeki paralı askerler ve özel askerî
şirketlerin faaliyetlerinden bahsedildi. Türk Ceza Kanununun 124 ve 148 inci
maddeleri, asker toplama eylemini, devletin şahsiyetine karşı suç sayarak
cezalandırmaktadır. Olay kamuoyuna yansımıştır; ama, basında açıkça adı ve
soyadı geçen özel güvenlik şirketi yöneticileri hakkında kamu davası açıldığını
duymadık. Türk Ceza Kanununa göre, yabancıların hizmetinde savaşmak amacıyla
asker toplamak, hükümetin onayı bulunmadıkça suçtur. Hükümet, yurtiçinden bazı
vatandaşlarımızın paralı asker olarak emperyalistler safında yer almasına onay
vermekte midir acaba diye sormak lazım. Irak'a asker göndermeyi reddeden
Parlamentoya karşı, birileri, siz tezkereyi kabul etmezseniz, biz de Irak'a
paralı asker göndeririz, savaşa öyle katılırız mesajını mı veriyor?
Türkiye, dünya
dışpolitikasının yoğunlaştığı coğrafyada bir istikrar adası olmak istiyor;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi de bu yöndedir. O halde, sadece Türk
hukukunun herkese tanıdığı hakları kullanmak üzere kurulması öngörülen özel
güvenlik şirketlerinin dışpolitika, istihbarat, askerlik gibi devletin olmazsa
olmaz alanlarına girmeleri kesinlikle ama kesinlikle önlenmelidir.
Özel güvenlik
şirketlerinin katılacakları yurtdışı ihaleler, yurtdışında üstlenecekleri
güvenlik hizmetleri konusu teklifte boş bırakılmıştır. Bu boşluk, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin iradesi dışında savaş tehlikesiyle karşı karşıya
getirilebilecek niteliktedir. Aksi halde, savaş ilan etme yetkisini Türkiye
Büyük Millet Meclisine veren Anayasa askıya alınmış olacaktır. Hükümetin ve
İktidar Partisinin böyle kötü niyetli bir komploya katıldıklarını hiçbir zaman
düşünmek bile istemiyorum. Tezkere oylamasındaki gibi, Yüce Meclisin yasama
yetkisine ve ulusun kaderine sahip çıkması için, teklifin önerilerimiz
doğrultusunda yeniden yazılması yerinde olur diye düşünüyorum
Değerli arkadaşlar,
şimdi, şöyle bir soru da sorulabilir veya kendimize sorabiliriz hiç değilse:
Özel güvenlik istihdamı bize ne fayda getirecektir? Bu ölçüde bir hizmetin
piyasada sunulması, sonuç olarak, piyasaya aşırı bir yük getirecek kişi hak ve
hürriyetlerinin kısıtlanmasına neden olacaktır ve teklifin arkasından gelecek
olan dedektiflik yasası da çıkarsa, işte, o zaman farklı şeylerle
karşılaşacağımızı söyleyebiliriz.
Bakın, hepimizin
dikkatini çekmiştir; geçen hafta Ankara Ticaret Odasının yayımlamış olduğu
"Türkiye'de Mafyalaşma" isimli bir rapor var. Bu rapora göre, ülkede
100'e yakın alanda faaliyet gösteren mafya örgütü var. Bunlar, ülke bütçesinin,
aşağı yukarı, dörtte 1'ine denk düşen -ki, 60 milyar dolar olduğu söyleniyor-
bir paraya hükmetmektedirler. Bu da gösteriyor ki, küreselleşmenin
sonuçlarından belki de en önemlisi, bizim gibi ülkelerde mafyalaşmaya giden
yolun açılmasıdır; çünkü, kamunun giderek zayıflatılmasıyla koruma ihtiyacı da
zaten ortadan kalkmaktadır. Bu duruma göre, özel kişilerin veya özel sektörün
veya şirketlerin, holdinglerin
korunması daha önemlidir artık.
Bu taslak hazırlanırken,
önce geçmiş dönem komisyonlarından, çeşitli ülkelerdeki uygulamalardan
esinlenerek hazırlanmaya çalışılmıştır; ancak, son anda, sadece bir işveren
kuruluşunun hazırladığı bir taslak haline dönüşmüştür. Yani, Danıştaya
sorulacağı yerde, çalışanlara sorulacağı yerde sadece bir işveren örgütüne
sorularak hazırlanan taslakta, tabiî ki, doğal olarak böyle aksaklıklar
çıkacaktır.
Bu yasayı sağlıklı
yapamazsak, özel güvenlik birimlerinin, önce çetelere daha sonra çapulcu
ordularına sonra da ülke yönetimine
hâkim olmaya çalışacak olan mafya örgütlerine ya da bir başka deyimle, korku
imparatorluklarına dönüşmesi kaçınılmazdır.
Kolombiya bu anlamda en
çarpıcı örnektir. Nikaragua'yı da mahveden bunlardır. Türkiye'de de epey yol
alanlar yine bunlardır, en somut ve en yaygın örnek de, yakın zamanda ortaya
çıkmış olan Susurluk olayıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İtalya, özellikle Sicilya, mafyalaşmanın âdeta doğum yeridir.
Orada olan bitenleri, filmlere çok konu olması nedeniyle, aşağı yukarı hepimiz
bilmekteyiz. Yakın tarihi taşıdığı için, bu yasa taslağı hazırlanırken
esinlenildiğini bildiğim için ve idarî yapımızı onlardan aldığımız için,
isterseniz Fransa'yla karşılaştırmalar yapalım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ülkü,
toparlayabilir misiniz.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Sayın Başkan, şahıs adına konuşma hakkını da ben alacağımdan; o süreyi de
eklerseniz...
BAŞKAN - Şahsınız adına
talebiniz yok Sayın Ülkü.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Fransa'yla karşılaştırmalar yaptığımızda... Buna geçmeden önce, bir nevi
Susurluk'un devamı niteliğinde sayabileceğimiz, kendilerine "ülkücü
mafya" denilen grupların Paris banliyölerinde neler yaptıklarını da hatırlamak
gerekir. Bu konuda bir Fransız yazarın yazdığı "Kurtlar İmparatorluğu"
adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Gerçi, Fransızların yaşam biçimleri,
refah düzeyleri, kültürel düzeyleri ile bizim yaşam biçimimiz ve kültürel
değerlerimiz pek uymaz; ama, olsun, biz uydururuz!..
Bakın, geçmişte, 12 Mart
döneminde Fransa'da bulunduğumda, Fransızlarla olan farklılığımızı, yaşadığım
bir olayla, örnek olsun diye size anlatmak istiyorum. Fransızlar farklıdır,
bizler farklıyız; onların toplumsal yapısı farklıdır, bizlerinki farklı.
Fransa'da bir dokuma fabrikasında dokumacı olarak çalıştığım yıllarda, benim
masuracım, Fransız işçi, müsaade istemek için, bana bakıp, el kol hareketleri
yapıp, kolunu kıvırarak, yumruğunu da havaya kaldırarak, bana doğru
yöneldiğinde, ben Fransızın üzerine yürüdüm. Başka arkadaş, bizi takip ederek,
bu durumu gördüğünden dolayı bizi ayırdı ve bana dedi ki: "Fransızlarda,
öylesine bir hareket, ben bir yere gidiyorum anlamını taşır." Oysa,
Türkiye'de böylesine bir hareket, ben birisini dövmeye gidiyorum ya da sana
bilmem neyi gösteririm demektir. Dolayısıyla, iki kültür arasındaki farklılığı
bu çarpıcı örnekle belirtmek gerekir diye düşünüyorum; ama, yine, özel güvenlik
anlamında araştırma yaptığımızda...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ülkü, AK
Parti Grubunun söz talebi var. AK Parti Grubu konuşmadan, size şahsınız adına
söz vermemiz söz konusu değil; ayrıca, sizin talep etmeniz gerekir.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Grup Başkanvekilimizin talebi var efendim.
BAŞKAN - Sayın Ülkü,
anladım. AK Parti Grubunun söz talebi var, AK Parti Grubu konuşacak, sonra siz
konuşacaksınız.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Sayın Başkan, 2 dakika müsaade ederseniz, bitiriyordum zaten.
BAŞKAN - Sayın Ülkü, usul
bu, Tüzüğe uymak zorundayız.
Buyurun yerinize Sayın
Ülkü.
AK Parti Grubu adına, söz
isteyen, Yalova Milletvekili Sayın Şükrü Önder; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 467 sıra sayılı
Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanmasına Dair
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı ve teklifimizle ilgili konuda Grubum
adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla
selamlıyorum.
Az evvel, Cumhuriyet Halk
Partisinin Değerli Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü Bey gerçekten bazı çarpıcı
şeyler söyledi; ancak, hemen şunu ifade etmeliyim ki, kendisiyle hem İçişleri
Komisyonunda hem altkomisyonda birlikte çalıştık. Özellikle altkomisyonda
beraber olduğumuz zamanlarda bu endişelerini dile getirdiğinde, kendisine,
yaptığımız işler hakkında bilgi vermek suretiyle karşılıklı bilgi alışverişi
sonucu bu meraklarını veyahut da bu endişelerini giderdiğimizi zannediyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, özel güvenlik teşkilatı nedir, nasıl doğmuştur, nerede
başlamıştır; çok kısa ve öz olarak sizi bilgilendirmek istiyorum.
Şüphesiz ki, bilinen bir
şey, insanların, varoluşlarından bu yana kendi güvenliklerini sağlama içgüdüsü
daima önplanda gelmiştir. İlkel insanlar gerekli silahlarla veyahut da
yaşadıkları yerin çevresine birtakım fizikî engeller koymak suretiyle bu
güvenliklerini sağlama cihetine gitmişlerdir. Modern devletlerde bu işler resmî
güvenlik güçleri tarafından yapılmıştır.
Özel güvenlik teşkilatı,
polisiye hizmetlerin yeterli olmadığı veyahut da araç gereç ve malzemenin
yeterli olmadığı yerde devreye girmiştir. Bilhassa, Amerika Birleşik
Devletlerinde, Birinci Cihan Harbinden önce ve Birinci Cihan Harbinde, gelişen
teknoloji sonucu özellikle demiryolları ağlarının gelişmesi bu özel güvenlik
teşkilatlarının kurulmasına vesile olmuştur; çünkü, mevcut polis teşkilatı
yetmeyince, çok uzun mesafelerde devam eden demiryollarının korunması,
kollanması konusunda özel şahıslara görev verilmeye başlanılmış ve bu şekilde
bunun temeli atılmıştır. Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde 1 800 000 kişi
özel güvenlik teşkilatı personeli olarak görev yapmaktadır; bu sayı, resmî
polis teşkilatının 3 katıdır.
Doğal olarak, bu alanda
verilen hizmetlerin kalitesini artırmak için çeşitli dernekler kurulmuştur. Bu
dernekler, daha sonra, sadece demiryolu taşımacılığının ötesinde, kişilerin
korunmasına, taşınabilir mallar ve gayrimenkullerin korunması, nakil esnasında
para ve kıymetli malların korunması, spor müsabakaları, sahne gösterileri, fuar
ve her türlü sosyal etkinliklerde koruma tedbirlerinin alınması, sivil
havacılık güvenliğinin sağlanması, liman güvenliğinin sağlanması, güvenlik
sistemlerinin kurulması, bakım ve yönetimi gibi çeşitli dallarda faaliyet
alanlarını genişletmişlerdir ve özel güvenlik teşkilatı gün be gün
güçlenmiştir.
Bugün, ülkemizde 11 745
şirket vardır ve 106 940 kişi bu şirketlerde görev yapmaktadır. Bu şirketler,
kamu kurum ve kuruluşlarına ait şirketlerdir.
Az evvel Sayın Ülkü'nün
de ifade ettiği gibi, 1990'lı yıllardan itibaren, özel güvenlik şirketi adı
altında, ancak, hiçbir yasal dayanağı bulunmayan birtakım şirketler kurulmak
suretiyle, bu güvenlik hizmetleri verilmeye çalışılmıştır. Bugün, bu tür
şirketlerde 50 000 kişinin görev yaptığı tahmin edilmektedir.
Bizim yapmak istediğimiz,
gayrikanunî bir şekilde kayıtdışı çalışan bu şirketlerin ve kayıtdışı olan bu
personelin hepsinin kayıt altına alınmasıdır.
Hükümetimizden gelen
tasarı değerlendirilmiş; ancak, 2495 sayılı Kanunun genel mantığı korunarak bu
tasarıda istediğimiz değişikliğin yapılmayacağı konusu gündeme gelince, yeni
bir teklif hazırlanmıştır. Hazırladığımız teklif de, son derece şeffaftır,
katılımcıdır, demokratiktir ve çoğulcu bir düşünceyle meydana getirilmiştir.
Bilhassa, özel güvenlik
ve kamu güvenliği arasında ayırım yapılmakta, özel güvenlik hizmetleri özel
alana bırakılmakta ya da özelleştirilmektedir.
Özel koruma isteyen özel
kişilerin korunması, bu kişilerin talebine bağlı hale getirilmektedir.
Kıymetli eşya, para nakli
ve taşınabilir malların korunması sağlanmaktadır.
Özel güvenlik
görevlilerinin üçüncü kişilere verecekleri zararların tazmini amacıyla malî
sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir.
Yine, özel güvenlik
şirketinde çalışacak kişilere çeşitli sorumluluklar getirilmekte, en önemlisi,
bu görevlilerin eğitime tabi tutulmalarını zorunlu kılmaktadır.
Özel güvenlik şirketi
kurucusu ve yöneticisi olacaklarda, sadece hizmetin özelliğinin gerektirdiği
nitelikler aranmakta, belirli meslek gruplarına ayrıcalık tanınmamaktadır.
Yabancı sermayeyi
sınırlayan hükümler kaldırılmakta ve bu konuda, sadece, genel ilke olan
mütekabiliyet ilkesine yer verilmektedir.
Özel güvenlik
şirketlerinin güvenlik boyutunda bulunması dolayısıyla, şirketler İçişleri
Bakanlığı tarafından titizlikle denetlenecektir. Yasadışılıkların önlenmesi
için, suçun ağırlığına göre adlî ve idarî para cezaları öngörülmüştür.
Teklifte, özel güvenlik
görevlilerinin, eğitim ve öğretim kurumlarında, sağlık tesislerinde, talih
oyunları işletmelerinde, içkili yerlerde, özel toplantılar ve spor
müsabakalarında, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde silahlı görev
yapmaları yasaklanmıştır.
Kurulacak özel güvenlik
komisyonuna ticaret odası başkanlığının, sanayi odası başkanlığının üye olarak
katılımı yanında, özel güvenlik izni verilmesi ya da bu uygulamanın
kaldırılması için başvuran kişi ya da kuruluşun temsilcisinin ilgili toplantıya
üye olarak katılımı sağlanarak, şeffaf ve demokratik bir ortam amaçlanmıştır.
Saygıdeğer
milletvekilleri, az evvel konuşmacı arkadaşımızın ifade ettiği bazı
hususlardaki endişesini, yine sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabiî ki, devlet
asayişten sorumludur. Anayasanın 5 inci maddesinde, devletin, vatandaşın can
güvenliğini ve vücut sağlığını sağlamakla yükümlü olduğu açık bir dille
belirtilmiştir. İllerde bu işlem yapılırken, ayrıca, ilin asayişinden birinci
derecede sorumlu olan mülkî amirin, vali veya kaymakamın 5442 sayılı İller
İdaresi Kanununa göre bu hakları ve yükümlülükleri saklıdır, birinci derecede
sorumludur ve hazırladığımız teklifte vali veya kaymakam denetlemekle
yükümlüdür; alınan tedbirlerin yeterli olmadığı yerde gerekli tedbirleri
almakla veyahut da mevcut güvenlik kuvvetleriyle alınan tedbirleri takviye
etmek suretiyle asayişi sağlamakla yükümlüdür.