DÖNEM
: 22 YASAMA
YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 52
98 inci Birleşim
8 Haziran 2004 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI Konuşmalar
1. - Sinop Milletvekili Cahit Can'ın,
Dünya Çevre Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Osman
Pepe'nin cevabı
2. - İzmir Milletvekili Bülent
Baratalı'nın, İzmir'deki limanların işletilmesi ve kapasitelerinin artırılması
için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri
Akbulut'un, Üniversite Kış Olimpiyatlarının 2009 yılında Erzurum'da yapılması
halinde bölgeye sağlayacağı yararlara ilişkin gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve Önergeler
1. - Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Dış
Politika Komitesi Başkanının vaki davetine icabetle bir parlamento heyetinin
Makedonya'ya yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/581)
2. - Bursa Milletvekili Ertuğrul
Yalçınbayır'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına
Dair İçtüzük Teklifinin (2/243) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/190)
3. - Antalya Milletvekili Osman Özcan'ın,
Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin
(2/112) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/191)
C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ
1. - İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 93
milletvekilinin, Çernobil faciasının bütün boyutlarıyla araştırılarak benzer
olayların tekrarlanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/194)
IV. -
ÖNERİLER
A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ
1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek ve 20 milletvekili ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26
milletvekilinin, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu
Raporu (10/8, 48) (S. Sayısı: 335)
2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve
44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S.
Sayısı: 332)
3. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
4. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
5. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
6. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)
7. - Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali
Bulut ve 3 Milletvekilinin; 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı
Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun
Teklifi ile Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer
Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/292, 2/244) (S. Sayısı: 466)
VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - İzmir Milletvekili K. Kemal
Anadol'un, Adıyaman Milletvekili ve (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Başkanı Fehmi Hüsrev Kutlu'nun, konuşmasında, Partisine ve Genel
Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması
2. - Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un,
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, konuşmasında, Genel Başkanlarına
sataşması nedeniyle konuşması
VII. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI Sorular ve CevaplarI
1. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Manavgat Çayı Suyuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/2449)
2. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, geliriyle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2469)
* Ek cevap
3. - Samsun Milletvekili İlyas Sezai
ÖNDER'in, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili bazı iddialara ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/2485)
4. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, avcılardan harç alınması uygulamasına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2490)
5. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2502)
6. - Mardin Milletvekili Muharrem
DOĞAN'ın, Mardin-Derik, Kızıltepe ve Nusaybin ovalarının sulanmasına ve
köylerin yaşam koşullarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2521)
7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
kamu personeli seçme sınavına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2532)
8. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
ÇEAŞ ve Kepezdeki küçük yatırımcıların mağduriyetine ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2533)
9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Tekelin bir Alman firmasına satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/2539)
* Ek cevap
10. - Iğdır Milletvekili Dursun
AKDEMİR'in, Tekelin tütün satış hakkına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/2540)
11. - Adana Milletvekili N. Gaye
ERBATUR'un, iş güvenliği konusunda yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2542)
12. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
1999 yılında yapılan devlet memurları sınavına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2548)
13. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, ABD Başkanının seçim kampanyalarını yürüten bir şahsın bazı
ifadelerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
GÜL'ün cevabı (7/2554)
14. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, ABD'nin Kaliforniya Valisinin sözde Ermeni soykırımı günü ilan
etmesine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
GÜL'ün cevabı (7/2557)
15. - Osmaniye Milletvekili Necati
UZDİL'in, Doğu Akdeniz Üniversitesine yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2562)
16. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Nusret Mayın Gemisi ve benzeri değerlerin korunmasına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/2568)
17. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, sınır ticaretinin kötüye kullanılmasının önlenmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/2572)
18. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, özelleştirme uygulamalarından doğan gelir ve harcamalara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2573)
19. - Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, SSK'nın tabi olduğu ihale mevzuatına ilişkin sorusu ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2586)
20. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
hayvancılığın desteklenip korunmasına,
- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün,
tarım ve hayvancılık alanındaki dışticarete,
- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
et ve damızlık hayvan ithalatı ile süt üreticilerine ödenen prim politikasına,
- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
"Önder Çiftçi" uygulamasının yaygınlaştırılıp
yaygınlaştırılmayacağına,
Çukurova'da 2003 yılı doğrudan gelir
desteği ödemelerinin ne zaman yapılacağına,
Tarım üreticilerinin haksız rekabete karşı
korunmasına,
Çukurova'da düşük yağışın doğuracağı
mağduriyetin önlenmesine,
- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
çiftçilikte kullanılan gübreye,
- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in,
Isparta-Eğirdir'deki bir enstitüye,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2597, 2598, 2599, 2600, 2601, 2602, 2603, 2604,
2605)
21. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
bedelli askerliğe ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Vecdi
GÖNÜL'ün cevabı (7/2613)
22. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, özelleştirme kapsamındaki KİT'lere yapılan atamalara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2615)
23. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, insan sağlığına zararlı bir gıda maddesinin Türkiye'ye
getirileceği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2618)
24. - Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat
MELİK'in, süne zararlısıyla mücadeleye,
- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, trol
avcılığı yasağına,
- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
elma üreticilerinin sorunlarına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2632, 2633, 2634)
25. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali
ÖZPOLAT'ın, Bakırköy Sümerbank işletmesinin satışına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2643)
26. - İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın,
RJ 100 tipi uçakların tekrar sefere konulacağı iddiasına ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2664)
27. - Çanakkale Milletvekili Ahmet
KÜÇÜK'ün, özürlü kontenjanı uygulamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2675)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
iki oturum yaptı.
Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, Burdur
İlinin tarihî ve kültürel varlıkları ve doğal zenginlikleriyle turizm sektörüne
katkılarına,
İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, Şair
Nazım Hikmet'in ölümünün 41 inci yıldönümüne,
Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan, Tarihî
Türk Evlerini Koruma Haftasına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan'ın
(6/1042),
Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in
(6/1087),
Esas numaralı sözlü sorularını geri
aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
Akdeniz Avrupa Enstitüsünün Barselona'da
yapılacak IV. Yıllık AB-Türkiye Konferansına ismen davet edilen
milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi,
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 36 ncı sırasında yer alan
466 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınmasına ve diğer
işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisi,
Kabul edildi.
Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, yurt dışında
yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılması amacıyla,
2 nci sırasında bulunan, yasama
dokunulmazlığı konusunda,
Kurulmuş bulunan (10/8 ve 48) ve (10/70)
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonlarının 335 ve 332 sıra sayılı
raporları üzerindeki genel görüşmeler, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından, ertelendi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/731)
(S. Sayısı: 349),
5 inci sırasına alınan, Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3 milletvekilinin; 4483 Sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/292, 2/244) (S.
Sayısı: 466),
Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
6 ncı sırasına alınan, Ziraat Odaları ve
Ziraat Odaları Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/788) (S. Sayısı: 455), görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan
açıkoylamadan sonra,
7 nci sırasına alınan, Yalova
Kaplıcalarının İşletilmesi ve Kaplıcaların İnkişafı İşlerinin Sıhhat ve İçtimai
Muavenet Vekaletine Bağlı Hükmi Şahsiyeti Haiz Bir Teşekküle Devri Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/783) (S. Sayısı: 448),
görüşmelerini müteakiben,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
8 Haziran 2004 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 18.36'da son verildi.
Nevzat
Pakdil
Başkanvekili
Mevlüt Akgün Ahmet Küçük
Karaman Çanakkale
Kâtip Üye Kâtip
Üye
No. : 143
II. - GELEN KÂĞITLAR
4 Haziran 2004 Cuma
Tasarı
1. - Tohumculuk Kanunu
Tasarısı (1/822) (Adalet; Plan ve Bütçe ve Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
Tezkere
1. - Diyarbakır
Milletvekili Mehmet Mehdi EKER’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/579) (Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1130) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2004)
2. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1131) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2004)
3. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1132)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
4. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1133) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2004)
5. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1134)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
6. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1135) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2004)
7. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1136) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.5.2004)
8. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1137) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.5.2004)
9. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1138)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
10. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1139)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
11. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1140) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2004)
12. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT) sözlü soru önergesi
(6/1141) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
13. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) sözlü soru önergesi
(6/1142) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
14. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) sözlü soru önergesi
(6/1143) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
15. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) sözlü soru önergesi
(6/1144) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
16. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan
çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) sözlü soru önergesi
(6/1145) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
17. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Denizli’ye gelen turistlere ve turizmin
geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1146) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
18. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, ülkemizin ve Denizli’nin orman miktarına ve
erozyona karşı alınacak tedbirlere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1147) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
19. - Diyarbakır
Milletvekili Cavit TORUN’un, Türkiye Barolar Birliğinin gazetelere verdiği bir
ilana ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1148) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.5.2004)
20. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Kamu İktisadî Kuruluşlarının özelleştirilmesine ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1149) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)
21. - Manisa Milletvekili
Nuri ÇİLİNGİR’in, Manisa-Salihli İlçesindeki tarihi bölgenin korunmasına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1150) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26.5.2004)
22. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin
soruşturmasında görev yapmış bir mülkiye başmüfettişinin görevinden alınmasına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1151) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
23. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, İstanbul Arkeoloji Müzesinin Truva
bölümüne ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1152)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
24. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, müzelere ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1153) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
25. - Adıyaman
Milletvekili Şevket GÜRSOY’un, TPAO’da iş akdi feshedilenlere ilişkin Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1154) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27.5.2004)
26. - Bilecik
Milletvekili Yaşar TÜZÜN’ün, Bilecik’te gerçekleştirilen bir projeye ilişkin
İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1155) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
27. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Elazığ İlinin TOKİ projeleri kapsamına alınmama nedenine
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1156) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
28. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Elazığ İlinin doğalgaz lisansı ihalesine çıkacak iller
kapsamına alınmamasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1157) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
29. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Elazığ İline yapılan uçak seferlerinin iptaline ilişkin
Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1158) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
30. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Çamlıdere Barajı civarında bulunan orman fosil kalıntılarına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1159) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2004)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - İzmir Milletvekili
K. Kemal ANADOL’un, Susurluk olayına adı karışanların yurt dışına kaçışlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2730) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.5.2004)
2. - Trabzon Milletvekili
Mehmet Akif HAMZAÇEBİ’nin, Doğu Karadeniz Bölgesinde meydana gelen don olayına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2731) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.5.2004)
3. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN’in, İstanbul İlindeki bazı büyük projelere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2732) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)
4. - Aydın Milletvekili
Mehmet Mesut ÖZAKCAN’ın, bir KHK’nın uygulanıp uygulanmadığına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2733) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
5. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Güneydoğu Anadolu Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2734) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
6. - Muğla Milletvekili
Gürol ERGİN’in, yabancılar tarafından satın alınan arazilere ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2735) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26.5.2004)
7. - Sinop Milletvekili
Engin ALTAY’ın, Sinop-Boyabat yolu inşaatı için kamulaştırılan arazilere
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2736) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.5.2004)
8. - Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU’nun, Karayolları Genel Müdürlüğündeki atamalara ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2737) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27.5.2004)
9. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Çamlıdere Barajı civarında bulunan fosil kalıntılarına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2738) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26.5.2004)
10. - Edirne Milletvekili
Rasim ÇAKIR’ın, Trakya-Gala Gölünün korunmasına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2739) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)
11. - Edirne Milletvekili
Rasim ÇAKIR’ın, Kırklareli civarındaki Longoz ormanlarının korunmasına ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2740) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26.5.2004)
12. - İstanbul
Milletvekili Onur ÖYMEN’in, AB tarafından Türkiye ile ilgili hazırlanan Durum
Belgesine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru
önergesi (7/2741) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.5.2004)
13. - Antalya
Milletvekili Osman ÖZCAN’ın, Irak’taki Türkmenlere ilişkin Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2742) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.5.2004)
14. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN’in, bir Devlet eski bakanının, bazı açıklamalarına ve
el konulan bankalar hakkında IMF’nin gönderdiği mektuplara ilişkin Devlet Bakanından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2743) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
15. - Manisa Milletvekili
Nuri ÇİLİNGİR’in, Salihli Organize Sanayi Bölgesi için gereken ek ödeneğe
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/2744) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
16. - Antalya
Milletvekili Atila EMEK’in, yapımı planlanan golf alanlarına ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2745) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
17. - Hatay Milletvekili
İnal BATU’nun, kapalı tutulan müze olup olmadığına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2746) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)
18. - Antalya
Milletvekili Nail KAMACI’nın, turizm amaçlı arazi tahsisine ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2747) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
19. - Antalya
Milletvekili Nail KAMACI’nın, Antalya Arkeoloji Müzesi ek bina inşaatına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2748) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27.5.2004)
20. - Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, çiftçilerin kredi borçlarına ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2749) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26.5.2004)
21. - Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ’nin, 2002-2003 yılları fındık birim
fiyatlarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi
(7/2750) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
22. - Antalya
Milletvekili Osman KAPTAN’ın, Milletvekili lojmanlarının satışına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2751) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
23. - Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, hurda araç indiriminden mağdur olanlara ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2752) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.5.2004)
24. - Manisa Milletvekili
Hasan ÖREN’in, hurda araca uygulanan ÖTV indiriminin düşürülmesine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2753) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
25. - İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT’ın, hurda araca uygulanan ÖTV indiriminin
düşürülmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2754)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
26. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, hurda araçlardaki ÖTV indiriminin
düşürülmesinin otomotiv sektöründeki etkilerine ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2755) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
27. - Antalya
Milletvekili Nail KAMACI’nın, Antalya’da Azizname 95 adlı bir tiyatro oyununun
sahnelenmesine izin verilmediği iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2756) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
28. - İzmir Milletvekili
K. Kemal ANADOL’un, İzmir-Foça-Atatürk Mahallesinde bir hayırsever vatandaşça
yaptırılan ilkokula ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2757) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
29. - Erzurum
Milletvekili Mustafa ILICALI’nın, İstanbul Üniversitesi santrali otomatik
cevaplama sistemindeki mesaja ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2758) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
30. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Denizli İlinde yürütülen köy yolu ve içme suyu
çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2759) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
31. - Antalya
Milletvekili Osman KAPTAN’ın, Hazineye bağışlanan AOÇ arazisine ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2760) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
32. - Çanakkale
Milletvekili Ahmet KÜÇÜK’ün, hububat taban fiyatlarına ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2761) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.5.2004)
33. - Edirne Milletvekili
Necdet BUDAK’ın, kanserojen etkisi olan maddelerin kullanımına ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2762) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.5.2004)
34. - Ardahan
Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, Ardahan-Çıldır’ın bazı köylerinin içme suyu
sorununa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2763)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)
35. - Hatay Milletvekili
Züheyir AMBER’in, doğal afetlere karşı koruyucu çalışmalara ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2764) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
36. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2765) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27.5.2004)
37. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR’in, Ankara Modern Çarşısı ile ilgili çalışmalara ilişkin Sanayi
ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2766) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)
38. - Adana Milletvekili
N. Gaye ERBATUR’un, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/2767) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.5.2004)
39. - Hatay Milletvekili
Züheyir AMBER’in, Irak’taki savaş hurdalarının Türkiye’ye ithalinin denetimine
ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2768)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
40. - Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL’in, Edirne-Suakacağı Barajı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2769) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2004)
41. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, ithal ilaç fiyatlarının indirilmesi amacıyla
oluşturulan komisyona ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2770)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)
No. : 144
7 Haziran 2004 Pazartesi
Raporlar
1. - İstanbul
Milletvekili Hüseyin BESLİ ve 63 Milletvekilinin, Bakanlıkları Sırasında İlgili
Kuruluşların Raporlarının Gereğinin Yapılmasını Geciktirerek ve Gerekli
Tedbirleri Zamanında Almayarak Görevlerini Yerine Getirmemek Suretiyle Türkiye
Halk Bankasının Zarara Uğramasına Sebep Oldukları, Usulsüz İşlemlerin
Yapılmasına İmkan Sağladıkları ve Bu Eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu
Maddesinin İkinci Fıkrasına Uyduğu İddiasıyla Devlet Eski Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı H. Hüsamettin ÖZKAN ile Devlet Eski Bakanı Recep ÖNAL Haklarında
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis
Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergesi ve Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu
(9/3) (S. Sayısı: 463) (Dağıtma tarihi: 6.6.2004)
2. - Tekirdağ
Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut ve Yalova Milletvekili Şükrü Önder'in;
Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların
Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/295, 1/752) (S. Sayısı:
467) (Dağıtma tarihi: 7.6.2004) (GÜNDEME)
No. : 145
8 Haziran 2004 Salı
Raporlar
1. - Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/807) (S. Sayısı: 508) (Dağıtma tarihi : 7.6.2004) (GÜNDEME)
2. - Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Salih KAPUSUZ, Bursa
Milletvekili Faruk ÇELİK ve 3 Milletvekilinin; Optisyenlik Hakkında Kanun
Teklifi ile Gözlükçülük Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/294,
1/785) (S. Sayısı: 509) (Dağıtma tarihi : 7.6.2004) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumuna bağlı yurtlara ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT) sözlü soru
önergesi (6/1160) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
2. - Tokat Milletvekili
Feramus ŞAHİN'in, TÜRK TELEKOM A.Ş.'nin özelleştirilmesinin sonuçlarına ilişkin
Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1161) (Başkanlığa geliş tarihi:
1.6.2004)
3. - Bursa Milletvekili
Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, bazı ilçelerdeki Adalet Teşkilatının kaldırılması
çalışmalarına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1162)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
4. - Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, SSK emeklilerinin mağduriyetine ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1163) (Başkanlığa geliş
tarihi: 1.6.2004)
5. - Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, TRT İstanbul Radyosu binasındaki çalışanların
sorgulandığı iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) sözlü soru
önergesi (6/1164) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in ARİA ve AYCELL'in birleşmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2772) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
2. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Çanakkale Savaşının ve tarihi değerlerimizin bir eğitim
aracı olarak kullanılmasının düşünülüp düşünülmeyeceğine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2773) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
3. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Kıbrıs'ta el değiştiren arazilere ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2774) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
4. - Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, Türkiye'deki üst kurullara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2775) (Başkanlığa geliş
tarihi: 2.6.2004)
5. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, balıkçılarımızın sorunlarına ve bazı balık türlerinin
tükenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2776) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
6. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Sırp asıllı bir şarkıcının bir beyanatına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2777) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
7. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, bir yabancı parlamenterin Türkiye'de cezaevi ziyaretine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2778) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
8. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Eurovision Şarkı Yarışmasına ve katılımcı bir ülkeye
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2779) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
9. - Adana Milletvekili
Kemal SAĞ'ın, Eti Gümüş A.Ş.'nin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2780) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
10. - İzmir Milletvekili
Ahmet ERSİN'in, köy ve mahalle muhtarlarının sorunlarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2781) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)
11. - Tekirdağ
Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, hurda araçlarda uygulanan ÖTV indirim
miktarının azaltılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2782)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)
12. - Antalya
Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, 1999 yılında yapılan ve 2004 yılında yapılacak
KPSS sınavlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2783) (Başkanlığa
geliş tarihi: 1.6.2004)
13. - İzmir Milletvekili
Erdal KARADEMİR'in, İstanbul-Boğaziçinde köprü projesi çalışmalarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2784) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
14. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İdare Mahkemesince iptal edilen Kocaeli-Körfez
Belediye Meclisinin bir kararına ve dosyanın sonuçlandırılamamasına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2785) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
15. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, mahkûmların topluma kazandırılma uygulamalarına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2786) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
16. - Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, bazı ilçelerden adliye hizmetlerinin nakledileceği
iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2787) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.5.2004)
17. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, doğal göllerin kurutulmasına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2788) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
18. - İzmir Milletvekili
Erdal KARADEMİR'in, Orman Genel Müdürlüğü bünyesindeki harita ve kadastro
mühendislerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2789)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
19. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF Başkanının bir demecine ve batık bankaların
borcuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER)
yazılı soru önergesi (7/2790) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
20. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis Araştırması Komisyonunun raporunda yer
alan öneriyle ilgili işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2791)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
21. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana'da iki spor kulübüne tahsisli arsaların işletme
hakkının iptaline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2792) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
22. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Ankara-Beypazarı Sultan Alaaddin
Camii'nin, restorasyon çalışmalarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/2793) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.5.2004)
23. - Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbeye onarım ödeneği ayrılıp ayrılmadığına
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru
önergesi (7/2794) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
24. - İzmir Milletvekili
Oğuz OYAN'ın, Siirt Belediye Başkan Yardımcılığına atama yapıldığı iddiasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2795) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
25. - İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, Almanya'da faaliyet gösteren yasadışı bir örgüt yöneticisinin
Türkiye'ye iadesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2796)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
26. - İzmir Milletvekili
Erdal KARADEMİR'in, İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait taşınmazlara ve
İstanbul Deprem Master Planına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2797) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
27. - Aydın Milletvekili
Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, Truva antik kentine ve turizm potansiyeline ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2798) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
28. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı turistik otellerde uygulandığı iddia edilen telefon
ücret tarifesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2799) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
29. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Klasik Batı Müziği ve Klasik Türk Müziğinin
geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2800) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
30. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Truva isimli film vesilesiyle Türkiye'nin tanıtımına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2801) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28.5.2004)
31. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Eurovision Şarkı Yarışması ile ülke tanıtımında izlenen
politikaya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2802)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
32. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Zeugma Antik Kenti kurtarma çalışmalarına ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2803) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
33. - Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Kaleiçindeki tarihi Kesik Minare'nin
restorasyonuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2804) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)
34. - Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbe'nin restorasyon çalışmalarına ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2805) (Başkanlığa geliş
tarihi: 1.6.2004)
35. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Sümerbank Bakırköy İşletmesinin özelleştirme çalışmasına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2806) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
36. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, son beş yıl içinde ülkemizde elektrik, yanıcı gazlar ve
akaryakıttan tahsil edilen vergi gelirine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2807) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
37.
- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, ekonomik ömrünü tamamlamış ticari
taksilerin yenilenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2808) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)
38. - Adana Milletvekili
N. Gaye ERBATUR'un, cep telefonu kullananlardan tahsil edilen vergi ve harç
oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2809) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.5.2004)
39. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, lise din kitaplarında Alevilik
kültürünün yer almama nedenine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2810) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
40. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana Fen Lisesinin personel ve ek bina ihtiyacına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2811) (Başkanlığa geliş tarihi:
1.6.2004)
41. - Adana Milletvekili
N. Gaye ERBATUR'un, Atama Nakil Yönetmeliğinde yapılan değişikliğe ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2812) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.5.2004)
42. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, ithal ilaç fiyatlarının döviz kuruna göre ayarlanmasına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2813) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
43. - Ankara Milletvekili
İsmail DEĞERLİ'nin, eğitim hastanelerinde çeşitli kadrolar için açılacak
sınavla ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2814) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
44. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Et ve Balık Kurumuna ve hayvancılığın korunmasına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2815) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
45. - Sinop Milletvekili
Engin ALTAY'ın, tarım kredi kooperatiflerine plasman aktarımına ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2816) (Başkanlığa geliş tarihi:
1.6.2004)
46. - Yalova Milletvekili
Muharrem İNCE'nin, kivi ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2817) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)
47. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Atatürk Orman Çiftliğine ait arazilerin kullanımına ilişkin
Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2818) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.5.2004)
48. - Denizli
Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğünce yapılan
sınavla ilgili soru kitapçıklarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2819) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
49. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, iş adamlarımızın yurtdışında karşılaştıkları zorlukların
giderilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi
(7/2820) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
50. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, ülkemizin Eurovision Şarkı Yarışmasında İngilizce bir şarkı
ile temsiline ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi
(7/2821) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)
51. - Edirne Milletvekili
Rasim ÇAKIR'ın, Karayolu Taşıma Yönetmeliğine ilişkin Sanayi ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2822) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)
52. - Muğla Milletvekili
Ali ARSLAN'ın, emeklilerin tüketici fiyat endeksinden kaynaklanan maaş
kayıplarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2823) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)
53. - Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan İlinin afet kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2824) (Başkanlığa geliş
tarihi: 1.6.2004)
54. - Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Türkiye'deki havayolu taşımacılığına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2825) (Başkanlığa geliş
tarihi: 1.6.2004)
Meclis Araştırması Önergesi
1. - İstanbul
Milletvekili Azmi ATEŞ ve 93 Milletvekilinin, Çernobil Faciasının bütün
boyutlarıyla araştırılarak benzer olayların tekrarlanmaması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/194) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2004)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - Adana Milletvekili
Kemal SAĞ'ın, Türkiye Kızılay Derneğine yapılan atamalara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2448)
2. - Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, yazılı basında yayımlanan bir ilana ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2459)
3. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, akaryakıt dağıtıcılarına verilen zamma ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2462)
4. - Adana Milletvekili
Kemal SAĞ'ın, Ziraat Bankası yönetimine atanan bir kişiye ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2464)
5. - Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Konya-Selçuklu'daki Zümrüt Apartmanı faciasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2470)
6. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir
gazetede yer alan BDDK ile ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2482)
7. - Kilis
Milletvekili Veli KAYA'nın, kaybolan
iki Türk vatandaşına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2484)
8. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, Eve Dönüş Yasasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2486)
9. - Yalova Milletvekili
Muharrem İNCE'nin, 17 Ağustos depremi sonrası kurulan yerleşim yerlerinin idari
statü belirsizliklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2487)
10. - Ankara Milletvekili
İsmail DEĞERLİ'nin, Mamak Belediyesinin SSK'ya olan borcuna ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2488)
11. - Ankara Milletvekili
Mehmet TOMANBAY'ın, Gazi Üniversitesi Rektörünün düzenlediği bir akşam yemeğine
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2491)
12. - Ankara Milletvekili
İsmail DEĞERLİ'nin, Gazi Üniversitesinin öğretim üyelerini yurt dışına gönderme
projesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2493)
13. - Antalya
Milletvekili Nail KAMACI'nın, belediyeler ve bunlara bağlı şirketlerde çalışan
işçilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2497)
14. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul İlindeki kaçak yapılaşmaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2499)
15. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, serbest bölgelerde ticaret yapan firmaların vergi
muafiyetlerinin kaldırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2500)
16. - Adana Milletvekili
Kemal SAĞ'ın, Adana'ya doğalgazın ne zaman getirileceğine ilişkin Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2507)
17. - İzmir Milletvekili
Canan ARITMAN'ın, bir grup geçici işçinin sorunlarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2511)
18. - Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Malî Eylem Çalışma Grubuna yapılan atamalara ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2527)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
8 Haziran 2004 Salı
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 98 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, 5
Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz isteyen Sinop Milletvekili Cahit
Can'a aittir.
Buyurun Sayın Can. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI Konuşmalar
1. - Sinop
Milletvekili Cahit Can'ın, Dünya Çevre Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, tüm halkımızı ve sizleri
saygıyla selamlıyorum.
Dünyanın gündemini meşgul
eden en önemli konulardan biri de çevre ve çevre sorunlarıdır. Hepimiz
biliyoruz ki, çevre, canlı yaşamın temelidir, yaşadığımız ortamdır. Ülkemizin
daha güzel ve yaşanabilir bir ülke durumuna gelmesi için yeşil ve güzel bir
çevrenin, bugün bizim yaşadığımız, yarın çocuklarımıza bırakacağımız bir miras
olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız ve bundan dolayı, hepimiz çevremize sahip
çıkmalıyız. Aslında, insanlar doğaya değil, doğa insana sahiptir. Bütün
canlılar doğal çevre içerisinde doğarlar, soluk alırlar, beslenirler,
barınırlar, çoğalırlar ve sonra, yine o çevre içinde yok olurlar. İnsanların
yeryüzünde yaşamaya başlamasından itibaren, insan ile doğa arasındaki hassas
denge doğa aleyhine bozulmaya başlamıştır. İnsanlar, var oldukları günden bu
yana çevreyi kendi emelleri doğrultusunda değiştirmeyi amaçlamış ve bunu da
başarmışlardır. 20 nci Yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım ve sanayiin
gelişmesi ve insanlarımızın hırsıyla, çevre unutulmuş ve kirliliğe terk
edilmiştir.
Çevreyi sadece temizlik
anlayışıyla mütalaa etmemek gerekir. Çevre, çok boyutlu olarak değerlendirilmesi
gereken bir konu başlığı, bir kaynak kullanımı, doğal değerlerin korunması ve
aynı zamanda, ülkelerin çağdaşlık göstergesinin de simgesidir. Çevre sorunu
dünyadaki yaşamın sürekliliğini olumsuz etkileyen ve tüm ülkeleri tehdit eden
uluslararası nitelik kazanmasına rağmen, üzülerek ifade ediyorum ki, ülkemizde
bu bilinç, maalesef, tam anlamıyla yerleşememiştir. Dünyanın pek çok ülkesi
gibi Türkiye de, önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bilindiği
gibi, doğanın tahribi sonunda yaşam alanları daralmaktadır. Bugünlerde,
kamuoyunda, hormonlu sebze ve meyvelerden söz edilmektedir. Örneğin, alfatoksin
içerdiğinden çarliston biberinin Almanya'da imha edilmesi, ihracatımız için
önemli bir kayıptır. Bu durum, aynı şekilde diğer bir besin maddesi olan balda
da mevcuttur; maalesef, halen de devam etmektedir. Bu konuda, çeşitli fikirler
öne sürülmekte ve yanlış tarım ilaçlarının kullanılmasından söz edilmektedir.
Buradan, Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımızdan istirham ediyorum; 400 çeşidi aşkın
tarım ilacının piyasaya sürüldüğünü herkes söylüyor ve bu tarım ilaçlarının
yeniden gözden geçirilmesini ve denetlenmesini arzu ediyorum.
1970'li yıllardan sonra
dikkat çeken nükleer santralların önemini de unutmamak gerekir. Örneğin,
Çernobil faciası İskandinav ülkelerine ulaşmakla kalmamış; bilindiği gibi,
Karadeniz Bölgemizi, âdeta, etkisi altına alarak birçok insanımızın kanserden
ölmesine de sebep olmuştur.
Değerli milletvekilleri,
çevreyle ilgili sorunların aşılmasında, devletimize düşen sorumluluklar kadar,
bireylere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Yerel yönetimler, toplumla iç
içe yaşayan, topluma en hızlı ulaşan, en yetkin idarelerdir. Bu sebeple, yerel
yönetimlerimizin de çevreye duyarlılığının gelişmesi ve çevreye sahip çıkmaları
gerekmektedir. Ancak, belediyelerimiz, akarsularımızı ve denizlerimizi kirletir
durumda olurlarsa, çevreye ihanet etmiş olurlar. Belediyelerimizin çok hassas
davranmalarını arzu ediyorum. Yerel yönetimlerce çevreyle ilgili yapılacak her
türlü etkinlik, verilecek her doğru mesaj, en kısa sürede bireylere ulaşacak ve
çevre bilincinin oluşmasında önemli bir rol oynayacaktır.
Denizlerle ilgili,
ülkemiz, maalesef, bugüne kadar yeterli ve gerekli koruyucu önlemler alamadığı
için, bugün, doğa kirlenmesi ve ekolojik dengenin bozulması devam etmektedir.
Çevremiz hızla kirletilirse, gelecek kuşaklara yaşanacak dünya bırakmamız çok
güç olacaktır.
Karadeniz, ülkemizin su
ürünlerinin yüzde 70 ilâ yüzde 90'ını sağlamakta, balıkçılık endüstrisinde ve
ekonomide önemli rol oynamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Can,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
CAHİT CAN (Devamla) -
Ancak, son yıllarda üretim önemli ölçüde düşmüştür. Bunun sebebi, bir yandan
aşırı avlanma, diğer yandan gemilerden boşaltılan zararlı atıklar ve erozyonun
etkileri yüzünden kıyılarda meydana gelen bozukluklardır diye ifade edebilirim.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye ekonomisinde önemli bir paya sahip olan sanayi sektörü, her geçen gün,
hızlı bir şekilde büyümesini sürdürmektedir. Kalkınmasız çevre ve çevresiz
kalkınma olmayacağından, ekonomik ve ekolojik kararların bir arada alınmasıyla,
gelecek nesillere daha temiz bir çevre bırakılması sağlanmış olacaktır.
Aslında, anaprensip, özellikle kirlenmiş olan bölgede "kirleten öder"
prensibinin, mutlaka, geliştirilmiş bir şekilde uygulamaya konulması olmalıdır.
Özellikle Avrupa Birliğine girmeye karar verdiğimiz bugünlerde, ekolojik denge
açısından, çevrenin kirlenmesini önleme açısından, mutlaka, çok daha duyarlı,
çok daha dikkatli olmak zorunluluğumuz vardır.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye, değerlerini, dönüşü olmayan bir biçimde yitirmemelidir. Dünya Çevre
Gününde, çok daha temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamak umuduyla, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Can.
Gündemdışı konuşmaya,
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Pepe. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran, Dünya
Çevre Günüydü; hepinizin Çevre Gününü kutluyorum.
Tabiî, 5 Haziran Dünya
Çevre Günü münasebetiyle Değerli Milletvekili arkadaşımızın çevreyle alakalı
kaygılarını, düşüncelerini burada bizimle paylaşma imkânı bulması münasebetiyle
bize de bu konuyla alakalı bir konuşma yapma imkânı doğdu; ancak, şunu söylemek
isterim ki, çevreyle alakalı endişeleri paylaşmak için 5 Haziran gününü
beklemeye gerek yoktur. Çünkü, dünya, insanların pek çoğununun zannettiği gibi,
kaynakları sonsuz, bitmeyen tükenmeyen suları, havası, toprağı olan ve
insanların yaşadığı bir mekân değil; her şeyin bir sonu var; ama, günümüz
insanı, doğrusu, önemli ölçüde, başını iki elinin arasına alarak, bilinçsiz
tüketim anlayışının, plansız sanayileşmenin, plansız yerleşmelerin dünyaya
getirmiş olduğu faturayı görüyor; yolun doğru olmadığını, yürünen bu yolun
çıkış yolu olmadığını, çıkar yol olmadığını, bugün görüyor. Günümüz insanının,
yapmış olduğu hatalardan geri durmak ve sürdürülebilir çevre, sürdürülebilirlik
kavramı üzerinde daha fazla durduğunu, bununla alakalı uluslararası
platformlarda bu konunun enine boyuna tartışıldığını, uluslararası
konferanslarda konunun irdelendiğini ve -bunların tamamının esas odaklanmış
olduğu husus- dünyadaki sağlıksız çevre şartlarının insanlığın geleceğini ciddî
şekilde tehlikeye düşürdüğünü fark ettirmek için bununla alakalı pek çok
senaryonun yazıldığını, pek çok makalenin yazıldığını, pek çok bilimsel
araştırmanın yapıldığını, hatta, insanoğlunun aklını başına alması için belki
en uç senaryoların film haline dönüştürüldüğünü, bunlarla birlikte kolektif bir
bilinç oluşturulması noktasında bir gayretin olduğunu...
Dünyadaki fosil türevli
yakıtların kullanılmasının sera gazlarının artmasına, atmosferde güneş
ışınlarının daha fazla tutulmasına ve bu olumsuz koşulların iklim değişikliğine
yol açabileceği yönündeki kaygılar, günümüzde daha yüksek sesle
seslendiriliyor; doğrusunu söylemek gerekirse, her geçen gün, bu endişelere
haklılık verecek noktaya bizi getiriyor.
Şimdi, bizim, Türkiye'de,
konuyla alakalı yapmış olduğumuz çalışmalar, Bakanlığımızın ve diğer
bakanlıkların, çevre parametrelerini daha dikkate alarak yaptığı çalışmalar,
elbette ki, geçmişe nazaran, bugün daha iyi, yarın daha iyi olmak
mecburiyetindedir; ancak, bizim, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak, kuruluş
kanunumuzun da bize vermiş olduğu yetkiyle, çevre düzeni planlarını, önümüzdeki
2005'in sonuna kadar, 54 ilde tamamlama hedefimiz var.
Bu çevre düzeni
planlarıyla esas yapılmak istenilen, Türkiye'nin sağlıklı bir çevre envanterine
sahip olması, Türkiye'nin sağlıklı bir çevre yol haritasına sahip olmasıdır;
çünkü, şu anda, belki, Türkiye'de, verimli tarım topraklarının sanayie
bilinçsiz bir şekilde tahsis edilmesinin bize yüklemiş olduğu faturanın
farkında değiliz; ama, herkes şundan fevkalade emin olsun ki, bunun faturası
bir gün önümüze konulur.
Burada, Türkiye'nin,
insanının karnını doyurabilecek imkânlara sahip dünyanın nadir ülkelerinden
birisi olduğu gerçeğini unutmamak lazım; ancak, bu gerçeği değiştirme noktasında
fevkalade gayretlerin olduğunu ve zannediyorum, bilinçsiz tüketim, bilinçsiz
yapılaşma ve sanayileşmenin Türkiye'nin önüne açmış olduğu handikapları da
görmekte, fayda vardır.
İşte, bu çevre düzeni
planlarının nihaî hedefi şudur: Bilhassa yoğun göç hareketleri ve bölgeler
arasındaki dengesiz kalkınma münasebetiyle Türkiye'de yaşanan nüfus hareketleri
sonucunda, büyük kentler civarında, önce tarım alanlarını, daha sonra ormandan
çıkmış arazileri, vakıf arazilerini, hazine arazilerini, hiçbir planlamaya tabi
olmadan kullanmak durumunda kalan bir anlayışa, doğrusunu söylemek gerekirse,
dur demek yerine, bugüne değin prim de verilmiştir. Bu, elbette ki, dönülmesi
gereken bir yoldur; çünkü, artık, bu yolun sonunun karanlık olduğunu dünya
insanlığı gördüğü için, Rio'da, Johannesburg'ta, en son Almanya'nın Bonn
şehrinde yapılan toplantılarda, konferanslarda, dünya bunu ortak bir kaygı
olarak dile getiriyor. Dünyanın ortak bir kaygı olarak dile getirdiği husus,
son derece açık, net ve yalın bir ifadeyle, insanoğluna bir mesaj veriyor
"bindiğiniz dalı kesiyorsunuz..." Aynı şey Türkiye'de de oluyor;
yani, sadece dünyanın uzak ülkelerinde insanlar bindikleri dalı kesmiyorlar.
Bir de, çevre denildiği
zaman, çevreyi sadece ağaçtan, böcekten ve çimenden ibaret bir olgu olarak
almamak lazım. İnsanoğlunun yaşamış olduğu dünyada insanın dışındaki canlı
cansız her nesne, insanoğlunun çevresini oluşturmaktadır. Sağlıklı bir çevrenin
insanoğlunun geleceğini olumlu yönde etkileyeceğini... Toplumda insanların önce
kendileriyle barışık yaşamalarının en temel koşulu, son derece açık ve net bir
şekilde ifade etmekte fayda görüyorum ki, sağlıklı bir çevrede yaşamaktır;
çünkü, sağlıklı çevrede yaşamanın, insanın moral değerleri üzerinde fevkalade
önemli katkısı vardır. Sağlıklı bir çevrede yaşamanın, insanın kendi iç
huzuruyla fevkalade birebir ilintisi olduğu gibi, toplumsal barışla da,
kalkınmayla da çok alakası vardır.
İşte, bizim, Dünya Çevre
Günü münasebetiyle yılda bir kez dahi olsa, toplumsal endişeleri en üst düzeyde
seslendirecek ve bunların, kolektif aklın eşliğinde, bize, yol gösterecek bir
yol haritasının oluşmasında ışık tutabilecek ve Türkiye'nin...
En önemlisi, elbette ki,
bizim için Türkiye'de yapılan çalışmalardır; çünkü, bizim, Türkiye'de çevreyle
alakalı yapmış olduğumuz çalışmaların orta ve uzun vadede sürdürülebilir
büyümemizi, kalkınmamızı ve çevre anlayışımızı temellendirme noktasında, bu
konuda, sivil toplumla, toplumun bütün katmanlarıyla, mutlaka ve mutlaka,
işbirliği içerisinde, uzlaşma içerisinde hareket etmemiz lazım gelir diyor;
konuşma yapmamıza vesile olan Değerli Milletvekili arkadaşımızı ve siz değerli
milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci söz,
İzmir'deki limanların kullanımı, kapasitelerinin artırılması ve bağlantı
yolları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'ya aittir.
Buyurun Sayın
Baratalı.(CHP sıralarından alkışlar)
2. - İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı'nın, İzmir'deki limanların işletilmesi ve kapasitelerinin
artırılması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
BÜLENT BARATALI (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir'deki limanların işletilmesi,
kapasitelerinin artırılması ve bağlantı yolları konusunda gündemdışı söz almış
bulunuyorum; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Ayrıca, iki gün önce
Kayseri'de geçirdiği bir spor kazasından böyle sağlıklı bir şekilde kurtularak
yanımıza gelen Değerli Başkanvekilimize de geçmiş olsun diyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Baratalı.
BÜLENT BARATALI (Devamla)
- Sayın milletvekilleri, İzmir, 5 000 yıllık geçmişi boyunca sahip olduğu
tarihî, kültürel ve coğrafî zenginlikleriyle yalnızca Anadolu'nun değil, Uzak
ve Ortadoğu'nun da Batı’ya açılan penceresidir.
İzmir limanı, ender
rastlanacak türde doğal elverişliliği olan bir limandır; coğrafî konumu
nedeniyle kuytudadır; yönü ne olursa olsun, esen rüzgârlardan etkilenmemekte,
yılın her günü işlevini yerine getirmektedir. Limancılık bakımından en önemli
unsur olan operasyon elverişliliğine de sahiptir.
Ege Bölgesi, 2002 yılı
itibariyle 7 600 000 000 dolar ihracat gerçekleştirirken, ülke toplam
ihracatının yüzde 21,8'ini de tek başına üstlenmektedir. Ege Bölgesinden
yapılan ihracatın yüzde 93,2'si, ithalatın ise yüzde 91,1'i İzmir üzerinden
yapılmaktadır. Ege Bölgesinin liman ihtiyacına ve bu potansiyele, büyük oranda
Alsancak Limanı cevap vermektedir. Limanın inşaatı elli yıl sürmüş, yaklaşık 4
milyar dolar harcanmıştır. Liman sahası 902 000 metrekaredir; rıhtım uzunluğu 2
959 metredir; bunun 1 415 metresi konteyner molü rıhtımıdır.
Limanın konteyner
stoklama kapasitesi 266 000 TEU/yıl, yük elleçleme kapasitesi 11 000 000
ton/yıldır. Liman derinliği - 7 ile - 13 metre arasındadır. Dökmeyükün çevre
kirliliği yaratması nedeniyle gelecekte, konteyner limanı ve yolcu limanı
olarak hizmet vermesi uygun olacaktır. Dökmeyük aktarımının ise, Aliağa -Nemrut
ve diğer Ege limanlarından yapılması doğru olacaktır. Bu kapsamda, Aliağa-Nemrut'ta bulunan iskeleler bir liman
statüsüne sokulmalı, limana kara ve demiryolu ulaşımı sağlanmalı ve bir limanda
olması gereken fonksiyonlar Nemrut'a da kazandırılmalıdır.
Ege Bölgesi ve
Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden gelen yükler, tüm dünyaya Alsancak Limanından
gönderilmektedir. Liman, bölgenin yaklaşık 30 000 000 ton/yıl yüklük kapasite
ihtiyacına cevap verememektedir. Bölgedeki sahil şeridinde, Alsancak Limanına
alternatif başka herhangi bir liman da bulunmamaktadır.
Ekonominin kriz ortamında
bulunduğu günlerde dahi en az 10 gemi limanda beklemekte, demoraj ödemekte ve
zarara uğramaktadır. Bu durum, limanlarımızın imajını zedelemektedir. Limanın
kapasite artırımı ve yaklaşım kanalının taranması sorunu bulunmaktadır.
Limanın kapasitesinin
yıllık 17 000 000-20 000 000 tona çıkarılması amacıyla bir fizibilite çalışması
1998 yılında yapılmıştır. Bu proje, limanın 50 hektar daha tevsiini
öngörmektedir. Projeyle kazanılacak saha 750 000 metrekare, rıhtım uzunluğu 1
060 metre, konteyner için kullanılacak rıhtım uzunluğu 700 metre, gemi
kapasitesi 720 gemi/yıl, konteyner için stoklama sahası 275 000 metrekaredir.
Proje içerisinde yaklaşım
kanalı taraması da yer almaktadır. Bu kapsamda, körfez girişinden itibaren 11
kilometre uzunluğunda 250 metre eninde, dip derinliği 14 metre olan bir kanal
açılmakta ve 6 000 000 metreküp malzemenin taranması öngörülmektedir. Yeterli
su derinliği sağlanamazsa, kıtalararası deniz ticaretinde önemli yer tutan
üçüncü kuşak panamax ve postpanamax
tipi gemiler limana girememekte, Pire, Malta ve İsrail Limanları ön
almaktadır.
Alsancak Limanının
genişletilmesi ve körfez dip taramasının yapılması yap-işlet-devret modeliyle
gerçekleşeceğinden, kamu, ek maliyet üstlenmeyecektir. Kuzeyde işleticileri
farklı, mülkiyeti kamuya ve özel sektöre ait toplam 8 iskeleden oluşan ve yılda
yaklaşık 3 000 geminin yanaştığı Aliağa Nemrut Limanında, petrol ve kimyevî
ürünlerin yanı sıra, dökmeyüklerin de doldurma ve boşaltma işlemleri
yapılmaktadır. Yıllık kapasite 25 000 000-30 000 000 tona ulaşmaktadır.
İskelelerin mülkiyet
sahipleri arasında yaşanan rekabet, çekişme, koordinasyon yetersizliği,
iskeleler ve çevresindeki altyapı yetersizliği, var olan potansiyelin tam bir
liman organizasyonuna dönüşmesini engellemektedir.
DLH 6 ncı Bölge
Müdürlüğü, Karayolları 2 nci Bölge Müdürlüğü ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryollarının yatırımları engellenmektedir.
Güvenlik ve temel altyapı
tesisleri yeterli değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BÜLENT BARATALI (Devamla)
- Sayın Başkan, toparlıyorum, izin verirseniz.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Baratalı, devam edin.
BÜLENT BARATALI
(Devamla)- Taahhütler gerçekleşmediğinden deniz hudut kapısı henüz
oluşturulamamıştır.
Gümrük sahası henüz
belirlenemediğinden giriş çıkışlar konrollü hale getirilememiştir.
1985 yılında Bakanlıkça
onaylanan imar planı uygulanamamıştır.
Ülkemizin, Gemi ve Liman
Tesislerinin Emniyeti İçin Uluslararası Kod Anlaşmasına onay vermesi sonucunda
1 Temmuz 2004 tarihine kadar gemi ve liman emniyeti için öngörülen tedbirleri
tamamlaması gerekmektedir. Bu yapılamadığından dolayı, bu tarihten sonra Nemrut
Limanına 500 gros tondan daha yüksek tonajlı gemiler giremeyecektir.
Bu noktada, devlet,
ağırlığını koymalı ve iskele sahiplerine gereken uyarıları yaparak otoriteyi
sağlamalı, yıllardır süren bu başıbozukluğa son vermelidir.
Değerli arkadaşlarım,
İzmir Alsancak Limanını desteklemek ve transit yük taşımacılığına hizmet vermek
amacıyla Çandarlı Körfezine bir liman yapılması düşünülmektedir. 2 500 hektar
stoklama alanı olan, Akdeniz'in ilk 10 limanı arasına girecek küresel bir
limandır ve yıllık trafiği 2 900 000 TEU olacaktır.
ÇED raporunun sonucuna
göre, liman, 2005 yatırım programına dahil edilmelidir.
Hükümet, ihracatı 100
milyar dolara çıkarmak istiyorsa, Türkiye'deki mevcut liman kapasitesini 3
misli artırmak durumundadır.
Sayın milletvekilleri, bu
sorun, yalnız İzmir ve Ege'nin sorunu değildir. Doğu ve güneydoğuda işsizlik
azalmak zorundaysa, Diyarbakır'ın mermerlerinin, Aşkale'nin klinkerinin,
Elazığ’ın madenlerinin, Malatya'nın tarımsal ürünlerinin, GAP'ın ürün
fazlalarının ihracı zorunlu ise, bu işler bir an önce yapılmalıdır.
Osmanlı, daha fazla vergi
almak için, liman üstünlüğünü, zamanında, Venedik, Ceneviz ve Yunan limanlarına
kaptırmıştır; şimdi aynı tehlike vardır. Malta Limanının, Pire Limanının,
İsrail limanlarının nasıl mesafe aldığını görmezlikten gelemeyiz.
Değerli arkadaşlarım, bu
çerçevede, limanlarla ilgili sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması büyük
önem taşımaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında da dile
getirdiğim gibi, hükümetin ve Sayın Bakanın bu konularda bir an önce gereken
adımları atmasını bekliyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Baratalı.
Gündemdışı üçüncü söz,
2009 Yılı Üniversite Kış Sporları Olimpiyatının Erzurum'da yapılması hakkında
söz isteyen, Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'a aittir.
Buyurun Sayın Akbulut.
3. -
Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, Üniversite Kış Olimpiyatlarının
2009 yılında Erzurum'da yapılması halinde bölgeye sağlayacağı yararlara ilişkin
gündemdışı konuşması
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Üniversite Kış
Olimpiyatlarının Erzurum'da yapılmasıyla ilgili olarak gündemdışı söz almış
bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
kısa adı FISU olan Uluslararası Üniversiteler Spor Federasyonu, olimpiyatlardan
sonra dünyanın en önemli ikinci federasyonudur. 139 ülkenin üye olduğu bu
federasyon, 1949 yılında kurulmuştur ve merkezi Belçika'nın Brüksel
Şehrindedir.
1959 yılına kadar
üniversite spor oyunları olarak adlandırılan bu müsabakalar, 1959 yılından
sonra üniversite spor olimpiyatları olarak anılmaya başlanmıştır. Bu
federasyon, hiçbir politik düşünce veya ırk ayırımı yapılmaksızın, gelecekte
politika, ekonomi, kültür, endüstri ve diğer alanlarda söz sahibi olacak olan
üniversite öğrencileri arasında dostluğun, kardeşliğin, işbirliğinin teşvik
edilmesini, spor aracılığıyla toplumlararası barışın sağlanmasını amaçlamaktadır.
Her iki yılda bir farklı
ülkelerde düzenlenen bu oyunlar, yaz ve kış oyunları olarak ikiye ayrılmakta;
yaz oyunları 10 zorunlu dalda ve ev sahibi ülkenin tercih edeceği en fazla 3
spor dalında, kış olimpiyatları ise 6 zorunlu dalda ve ev sahibi üyenin
belirleyeceği, isteğe bağlı, 1 veya 2 spor dalında yapılmaktadır. Kış
olimpiyatları için zorunlu dallar, alp disiplini, kuzey disiplini, buz hokeyi,
hız pateni, biatlon ve artistik paten dallarıdır.
Üniversite oyunlarına ve
şampiyonalara, mezuniyeti bir yılı geçmemiş öğrenciler dahil olmak üzere, halen
üniversite veya dengi yüksekokul öğrencileri, ülkelerindeki üniversite spor
birliğince tanınmış olmak kaydıyla, 17 ve 28 yaş arasındaki sporcular
katılabilmektedir.
Değerli milletvekilleri,
bilindiği üzere, ülkemiz, 2005 yılında yapılacak olan üniversite yaz oyunlarına
ev sahipliği yapacak ve bu oyunlar İzmir'de düzenlenecektir. Ülkelerin dünya
çapında tanıtımı için uluslararası spor organizasyonlarının yapılmasının önemi
tartışmasızdır. Bu nedenle, dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri
olan üniversite yaz olimpiyatlarının Türkiye'de yapılacak olmasından dolayı
büyük mutluluk duyuyor; bu organizasyonun yapımı için başvurunun yapıldığı 1999
yılından beri emeği geçen herkese ve halen çalışmaları büyük bir titizlikle
yürüten tüm ilgililere teşekkür ediyor, şimdiden başarılar diliyorum.
Değerli milletvekilleri,
Erzurum, uzun süren kış mevsimi, yoğun olan kar yağışları ve dondurucu
soğuğuyla bilinen, Evliya Çelebi'nin "11 ay 29 gün kaldım, yaz gelmedi;
ben ayrıldıktan sonra geldi mi bilmiyorum" dediği, karakışla eşanlamlı
olarak anılan bir ilimizdir. Ülkemizin siyasî istikrarsızlıklar ve ekonomik
krizler içerisinde çırpındığı son yıllarda, Erzurum'da yaşamak çok daha
zorlaşmıştır. Ancak, halkımız, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerle yeniden
ümitlenmiş ve çok kısa bir sürede ülkede yaşanan gelişmelerle şehirdeki eski
heyecan yeniden canlanmıştır.
Şehrin ve bölgenin
kalkınmasında, iklim yapısına ve doğal şartlarına uygun olarak kış turizminin
canlandırılması ve Erzurum'un bir kış sporları merkezi haline getirilmesi
yolunda projeler üretilmekte ve çalışmalar yapılmaktadır. Birkaç gün önce,
spordan sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin Beyin, kış
olimpiyatlarının Erzurum'da yapılabileceği şeklindeki açıklaması şehirde çok
büyük sevinç yaratmıştır. 2005 yılında üniversite yaz oyunlarının İzmir'de yapılacak
olmasının, önümüzdeki yıllarda kış olimpiyatlarının da Türkiye'de yapılması
hususunda önemli bir şans ve fırsat olduğunu düşünüyor ve 2009 yılında
yapılacak olan XXIV. Üniversite Kış Olimpiyatlarının Erzurum'da yapılması
teklifini Sayın Genel Kurulunuzun dikkatlerine arz ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafında kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akbulut,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri,
Erzurum, coğrafî konumu, doğal yapısı ve iklimiyle, güneyini bir yay gibi
kuşatan Palandöken Dağlarındaki uzun ve doğal kayak pistleriyle, yaklaşık 2 200
ilâ 3 100 metreye kurulu tesisleriyle kayak, kayak turları, kayak yürüyüşleri
ve yamaç paraşütü için uygun yamaçlarıyla, her çeşit kış sporunun rahatlıkla
yapılabileceği, dünyanın sayılı kayak merkezlerinden biri olmaya adaydır.
Palandöken ve Konaklı
bölgesindeki pistlerin eğimi ve uzunlukları, her yıl yağan 2-3 metre kar, kar
örtüsünün uzun süre kalışı ve toz kar özelliğinin uzun süre korunabilir olması
gibi üstün özellikler yanında, Erzurum'a kara, hava ve demiryoluyla ulaşım
kolaylığı, kayak tesislerinin şehir merkezine 4 kilometre ve havaalanına 10
dakikalık mesafede oluşu, uygun konaklama tesisleri ile termal tesislerin
varlığı ve şehrin, aynı zamanda bir sağlık, eğitim ve kültür merkezi oluşu,
önemli avantajlar oluşturmaktadır.
İzmir'de yapılacak olan
yaz oyunları çalışmalarının 1999 yılında başladığı dikkate alınırsa,
çalışmaların zorlu bir süreci gerektirdiği açıktır ve gerekli altyapı
çalışmalarının bir an önce başlatılması gerekir. Sayın Başbakanımızın, hükümetimizin
değerli üyelerinin, spordan sorumlu Devlet Bakanlığının ve Türkiye
Üniversiteler Spor Federasyonu yetkililerinin konuya gereken hassasiyeti
göstereceklerine eminiz.
Bu vesileyle, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Akbulut.
Başkanlığın Genel Kurula
diğer sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.
B) Tezkereler ve Önergeler
1. -
Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Dış Politika Komitesi Başkanının vaki davetine
icabetle bir parlamento heyetinin Makedonya'ya yapacağı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/581)
8.6.2004
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Makedonya Cumhuriyeti
Meclisi Dış Politika Komitesi Başkanının vaki davetine icabetle, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin
Makedonya'da yapılacak olan 8 inci Pan Avrupa Koridoru toplantısına katılması
hususu Genel Kurulun 5 Mayıs 2004 tarihli 84 üncü Birleşiminde kabul
edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 2 nci
maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasî parti gruplarının bildirmiş
olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı
Hüseyin Kansu (İstanbul)
Ufuk Özkan (Manisa)
Süleyman Gündüz (Sakarya)
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Bir Meclis araştırması
önergesi vardır, okutuyorum:
C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ
1. -
İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 93 milletvekilinin, Çernobil faciasının
bütün boyutlarıyla araştırılarak benzer olayların tekrarlanmaması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/194)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dönemin Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanınca, Çernobil olayını anlatan "Çernobil
Komplosu" isimli kitabın Şubat 2004'te yayımlanmasıyla birlikte basında
geniş yer bulan Çernobil kazası, olayın üzerinden onsekiz yıl geçmiş olmasına
rağmen, en büyük mağduriyeti yaşayan Karadeniz halkı arasında çok yoğun bir
şekilde tartışılmakta ve güncelliğini korumaktadır.
Kazanın meydana geldiği
dönemdeki radyoaktif serpinti ve bulutlar, 1986 yılından bugüne kadar, bölge
halkını sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakmıştır.
Mayıs 1986 tarihinde
radyasyona maruz kaldığı tespit edilen çayların bir kısmının, 1993 yılında
Karadeniz Bölgesinin muhtelif yerlerine gömülmüş olduğu ifade edilmektedir. Bu
tarihten sonra, bölgede meydana gelen ölümlerin büyük oranda kanserden
kaynaklandığı ve kanser vakalarındaki olağanüstü artışların gözlendiği
söylenmektedir.
Olayın meydana geldiği
dönemde, gerekli önlemlerin alınmamasının yanı sıra, halka doğru bilgilerin
verilmemesi sonucunda, radyasyona maruz kalmış gıda maddeleri tüketimi, ilgili
bakanın şovuyla da devam etmiştir. Söz konusu tüketim, bölgede, dün olduğu gibi
bugün de, çok ciddî sağlık sorunları ve ölüm olaylarının vuku bulmasına sebep
olmuştur.
Kanserli hasta sayısındaki
artış kadar, düşük ve sakat doğumlarla birlikte özürlü insan sayısında da
olağandışı artışlar meydana gelmiştir.
Dikkate alınması gereken
çok önemli diğer bir tehlike de, benzer olayların komşu ülkelerde de her an
vuku bulması ihtimalidir.
Sonuç olarak, bu olayın
meydana getirdiği tahribatların -ölüm, hastalık, sakatlık, maddî ve manevî ve
benzeri kayıpların- bütün boyutlarıyla araştırılması gerekmektedir. Ayrıca,
böyle bir facianın bir daha vuku bulmaması ve vuku bulması halinde de en az
zayiatla atlatılabilmesi için, komşu ülkeler merkezli olarak uluslararası
düzeyde ve ülkemizde alınması gereken önlemlerin bütün yönleriyle araştırılarak
ortaya konulmasına ve sorumluların tespit edilmesine acilen ihtiyaç vardır.
Bu tespit ve iddiaların
vuzuha kavuşturulabilmesi için, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri gereğince, bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1.6.2004
1.- Azmi Ateş (İstanbul)
2.- Eyüp Fatsa (Ordu)
3.- Sadullah Ergin (Hatay)
4.- Faruk Çelik (Bursa)
5.- Nimet Çubukçu (İstanbul)
6.- Mahmut Göksu (Adıyaman)
7.- Niyazi Pakyürek (Bursa)
8.- Gürsoy Erol (İstanbul)
9.- Salih Kapusuz (Ankara)
10.- Mehmet Asım Kulak (Bartın)
11.- Ali Aydın Dumanoğlu (Trabzon)
12.- Mehmet Fehmi Uyanık (Diyarbakır)
13.- Abdullah Veli Seyda (Şırnak)
14.- Seracettin Karayağız (Muş)
15.- Kemalettin Göktaş (Trabzon)
16.- Köksal Toptan (Zonguldak)
17.- Cengiz Kaptanoğlu (İstanbul)
18.- Polat Türkmen (Zonguldak)
19.- Mehmet Denizolgun (İstanbul)
20.- Mehmet Yılmazcan (Kahramanmaraş)
21.- Asım Aykan (Trabzon)
22.- Fetani Battal (Bayburt)
23.- Hüseyin Besli (İstanbul)
24.- Nur Doğan Topaloğlu (Ankara)
25.- Cahit Can (Sinop)
26.- Yekta Haydaroğlu (Van)
27.- Recep Yıldırım (Sakarya)
28.- Ali Er (Mersin)
29.- Maliki Ejder Arvas (Van)
30.- Ahmet Faruk Ünsal (Adıyaman)
31.- Osman Kılıç (Sivas)
32.- İmdat Sütlüoğlu (Rize)
33.- Hakan Taşçı (Manisa)
34.- Vahit Kirişçi (Adana)
35.- Suat Kılıç (Samsun)
36.- Süleyman Gündüz (Sakarya)
37.- Ahmet Büyükakkaşlar (Konya)
38.- Mustafa Ilıcalı (Erzurum)
39.- Şevket Orhan (Bursa)
40.- Murat Yıldırım (Çorum)
41.- Yüksel Coşkunyürek (Bolu)
42.- Veli Kaya (Kilis)
43.- Hasan Ali Çelik (Sakarya)
44.- Fahri Keskin (Eskişehir)
45.- Memet Ali Suçin (Batman)
46.- Hüsnü Ordu (Kütahya)
47.- Fahrettin Poyraz (Bilecik)
48.- Nusret Bayraktar (İstanbul)
49.- Muharrem Candan (Konya)
50.- Fikret Badazlı (Antalya)
51.- Cemal Uysal (Ordu)
52.- Nihat Ergün (Kocaeli)
53.- Recep Koral (İstanbul)
54.- Ömer Özyılmaz (Erzurum)
55.- Fehmi Hüsrev Kutlu (Adıyaman)
56.- Ali Öğüten (Karabük)
57.- Feyzi Berdibek (Bingöl)
58.- Mehmet Sait Armağan (Isparta)
59.- Mehmet S. Tekelioğlu (İzmir)
60.- Tevfik Akbak (Çankırı)
61.- Mehmet Sekmen (İstanbul)
62.- Musa Uzunkaya (Samsun)
63.- Ömer İnan (Mersin)
64.- Ahmet Çağlayan (Uşak)
65.- Mehmet Kurt (Samsun)
66.- Kerim Özkul (Konya)
67.- Mustafa Demir (Samsun)
68.- Mehmet Çiçek (Yozgat)
69.- Mehmet Kerim Yıldız (Ağrı)
70.- Abdurrahman Anik (Bingöl)
71.- Mustafa Eyiceoğlu (Mersin)
72.- Fatma Şahin (Gaziantep)
73.- Ali Ayağ (Edirne)
74.- Ali Sezal (Kahramanmaraş)
75.- Ahmet İnal (Batman)
76.- Medeni Yılmaz (Muş)
77.- Agâh Kafkas (Çorum)
78.- Osman Nuri Filiz (Denizli)
79.- Zülfü Demirbağ (Elazığ)
80.- Zeyid Aslan (Tokat)
81.- Tayyar Altıkulaç (İstanbul)
82.- Abdulbaki Türkoğlu (Elazığ)
83.- Bekir Bozdağ (Yozgat)
84.- Avni Doğan (Kahramanmaraş)
85.- Abdullah Çetinkaya (Konya)
86.- Ahmet Kambur (Tekirdağ)
87.- Sedat Kızılcıklı (Bursa)
88.- Eyyüp Sanay (Ankara)
89.- Durdu Mehmet Kastal (Osmaniye)
90.- Mustafa Tuna (Ankara)
91.- Süleyman Turgut (Manisa)
92.- Ahmet Münir Erkal (Malatya)
93.- Mustafa Said
Yazıcıoğlu (Ankara)
94.- Dursun Akdemir (Iğdır)
Gerekçe:
26 Nisan 1986 günü
Kiev'deki Çernobil Nükleer Santralının 4 numaralı reaktöründeki kazadan hemen
sonra, radyoaktif bulutlar Avrupa'nın bir kısmı başta olmak üzere,
Artvin-Hopa'dan başlayarak Karadeniz sahil şeridinde yoğun bir şekilde etkisini
göstermiştir.
Ordu İl Sağlık
Müdürlüğünün 1984-2003 yılarına ait yıllık çalışma raporlarındaki tespitlerine
göre, Ordu'da 1984 yılında 91 olan kanserli hasta sayısı, 2001'de 308'e kadar
yükselmiştir. Ordu'da tespiti yapılabilen toplam 1 763 kanser vakasının 1
637'sinin ölümle sonuçlandığı ifade edilmiştir.
Yine, Trabzon İl Sağlık
Müdürlüğünün 1990-2003 yıllarına ait yıllık çalışma raporlarındaki tespitlere
göre, Trabzon'da 1990 yılında 50 olan kanserli hasta sayısı 2003 yılında 720'ye
ulaşmıştır.
Bu olayın üzerinden
onsekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, bugüne kadar yapılanlar ve alınan tedbirler
bazında kamu vicdanını tatmin edecek sonuçlara ulaşılamamıştır.
Ermenistan'da, Iğdır
İlimize 20 kilometre mesafede bulunan Metsamor-2 NGS WWER 440/230 tipi nükleer
santral ve Bulgaristan'daki Kozludov NGS ve Romanya'daki Cernadova NGS
Santrallarının, Çernobil Santralıyla aynı teknolojik yapıda olduğu ifade
edilmektedir. Bu arada, Ermenistan'daki santralın 2016 yılına kadar çalışmaya
devam edeceği öğrenilmiştir.
Yanıbaşımızda çalışmaya
devam eden bu santralların taşıdığı potansiyel tehlikeye karşı, uluslararası
alanda ne gibi girişimlerde bulunulduğu, uluslararası hukuk bakımından ne gibi
güvenceler alındığı veya alınması gerektiği tespit edilmelidir.
1993 yılında, olaydan
yedi yıl sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonu kurulmuş
olmasına rağmen tatmin edici sonuçlara ulaşılamamıştır. Radyoaktif kirlenmenin
neden olduğu sağlık ve çevre sorunlarının reel tespiti, ancak radyoaktif
kirlenmenin meydana gelmesinden uzun yıllar sonra anlaşılabilmektedir. Bugün ortaya
çıkan tablo detaylı bir araştırmayı zorunlu kılmaktadır.
Her şeyin üstünde
tutulması lazım gelen yaşama hakkına gerekli önemin verilmeyişi konusunda kasıt
veya ihmali bulunan sorumluların tespit edilerek, gerekli idarî ve cezaî
kovuşturmaların yapılmaması, Karadeniz insanı başta olmak üzere, halkımız
arasında onsekiz yıldır çok yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.
Radyasyona maruz kalmış
ya da radyasyondan etkilenen gıda maddelerini tüketen insanlarımızın
karşılaştıkları sağlık sorunları, çektikleri maddî ve manevî acılar,
radyasyonun neden olduğu ölümlerin ve sağlık sorunlarının halen devam ediyor
olması, konuya duyarlı sivil toplum kuruluşları tarafından da dile
getirilmektedir. Özellikle Trabzon Dernekler Birliğinin bu konudaki çalışmaları
dikkat çekicidir.
Halk arasında yoğun
olarak tartışılmakta olan bu vahim olayın sonuçları, zaman zaman infiale neden
olabilecek nitelikte tepkiler oluşmasına sebep olmaktadır.
Çernobil'e 200 km
mesafede bulunan, en fazla kirlenmiş bölgelerden biri olan Gomel'de yapılan
tiroit kanseri istatistiğinde, 1986 yılında bir milyonda 1 olan vaka sayısı,
1994 yılında bir milyonda 200'e yükselmiştir. Benzer tespitler Karadeniz
Bölgesi için de geçerlidir. Ücretsiz sağlık taramasının yapılmayışı bu
verilerin sağlıklı tespitini güçleştirmektedir.
Yıllar öncesinde vuku
bulan bu olayın sebep olduğu ölümler başta olmak üzere, açtığı yaralar ve
meydana getirdiği mağduriyet, Karadeniz Bölgesi insanımızın psikolojisini
bozmuş olup, yaşama şevkini kırmıştır. Mağdurlar ve mağdur yakınları haklarını
aramak üzere yargıya başvurmaktadırlar.
Sayısız örneklerle
kanıtlanabilecek bu vahim olayın meydana gelmesinden sonra, uluslararası hukuk
alanında sorumlu ülkeden herhangi bir tazminat talebinde bulunulduğuna ilişkin
bilgilere rastlanılmadığı gibi, ülkemizde bu olaylarla ilgili olarak ne tür
önlemlerin alındığına dair herhangi bir bilgiye de ulaşılamamıştır.
Yukarıdaki nedenlerle bir
Meclis araştırması açılması önergemiz Heyetinizin huzuruna getirilmiştir.
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
IV. -
ÖNERİLER
A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ
1. -
Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No. :81 Tarihi:
8.6.2004
Genel Kurulun 8.6.2004
Salı günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmında yer alan işlerin görüşmelerinden sonra kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi, sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesi,
9.6.2004 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü soruların görüşülmemesi,
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 27 nci
sırasında yer alan 456 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına,
34 üncü sırasında yer alan 465 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına,
daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 467, 508
ve 509 sıra sayılı kanun tasarısı ve tekliflerinin ise 48 saat geçmeden 7, 8 ve
9 uncu sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Çalışma sürelerinin;
bugünkü birleşimde 466 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin bitimine
kadar, 9.6.2004 Çarşamba günkü birleşimde 467 sıra sayılı kanun teklifinin
görüşmelerinin bitimine kadar, 10.6.2004 Perşembe günkü birleşimde de 465 sıra
sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması,
Daha önce gelen kâğıtlar
listesinde yayımlanan ve dağıtılan 463 sıra sayılı Meclis soruşturması
komisyonu raporunun görüşmelerinin ise 15.6.2004 Salı günkü birleşimde
yapılmasının,
Genel Kurulun onayına
sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı
Salih Kapusuz K.Kemal
Anadol
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP
Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Söz talebi?..
Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı
ayrı okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
2. - Bursa
Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin (2/243) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/190)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
14.1.2004 günü verdiğim
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi (2/243) esas sayıyla 22.1.2004 tarihinde Anayasa Komisyonuna havale
edilmiş; ancak, havale gününden itibaren 45 gün içinde sonuçlandırılmamıştır.
Anılan kanun teklifinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan Genel
Kurul gündemine alınmasını arz ederim. 14.4.2004
Ertuğrul
Yalçınbayır
Bursa
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Yalçınbayır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi, saygı, barış,
mutluluk dileklerimle selamlıyorum.
Anayasanın Türkiye Büyük
Millet Meclisine verdiği görevlerden biri de, bütçe ve kesinhesap kanun
tasarılarının görüşülmesi ve karara bağlanmasıdır. Türkiye Büyük Millet
Meclisine Anayasayla verilen bu görevin, yetkinin kullanılabilmesi, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin bizzat kendi yaptığı İçtüzükle olmaktadır.
İçtüzük, Anayasa kadar
önemli ve etkin bir metindir. İçtüzükler, meclislerin sessiz anayasalarıdır.
İçtüzüğün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılması, yasama organı
tarafından yapılması, yürütmeden ayrılığının, bağımsızlığının özel bir
simgesidir. Türkiye'nin dünyayla bütünleşme hedefinin hukukî altyapısının
hazırlanması ve denetim görevinin etkin bir şekilde yapılabilmesi için,
kaliteli bir parlamento için, içtüzük fevkalade önemlidir. Çoğulcu, uzlaşmacı
yöntemle bir içtüzük reformuna ihtiyaç duyulduğu öteden beri bilinmektedir.
Anayasa değişikliği yapmak İçtüzüğün de önşartıdır. Bir taraftan yeni bir
içtüzük, diğer taraftan yeni bir anayasa hedefi, 22 nci Dönemin hedefi
olmalıdır.
Bugün gündem konusu olan
değişiklik teklifimiz, bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarının esas komisyon
olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, bu tasarıların bakanlıklar ile ilgili ve
bağlı kurum ve kuruluşlara dair bölümleri tali komisyon olarak ilgili ihtisas
komisyonlarına havale edilmesini düzenleyen bir tekliftir.
Bilindiği gibi, bütçe,
devletin belli bir süre içerisindeki gelir ve giderlerini tahminî olarak
belirleyen, gelirlerin toplanmasına, giderlerin yapılmasına izin veren bir
tasarruftur; devlet daire ve kuruluşlarının bir yıllık gelir ve gider
tahminlerini gösteren ve bunların uygulanmasına izin veren bir yasadır.
Bütçeler, partilerin
programlarında, metinlerinde özel önemde yer alan hususlardandır. Örneğin, AK
Partinin programına bakıldığında "halkın ödediği vergilerin ve diğer kamu
gelirlerinin tahsis yerlerinin belirlenmesi ve harcanması siyasî iktidarlara
büyük bir hukukî ve ahlakî sorumluluk yükler. Halkımız, ödediği vergilerin
hesabını sorma hakkına sahiptir. Bütçelerin bu temel kurala göre hazırlanması
ve uygulanması gerekir.
Bütçe hakkı -ki, tüm
hakları içinde toplamaktadır- kavramının gereği olarak, devlet bütçesinin
hazırlanmasında ve denetlenmesinde Parlamentonun etkinliği artırılacaktır.
Bütçeye ilişkin temel büyüklüklerin Plan ve Bütçe Komisyonunda, kuruluş
bütçelerinin ise ilgili ihtisas komisyonunda görüşülmesi esası getirilecektir.”
Bütçe hakkıyla, gün
ışığında yönetim, kamu yönetiminde saydamlık, malî saydamlık, bilgilerin kamuya
açıklığı, bütçe hazırlama, uygulama, raporlama süreçlerinin açıklığı, denetim,
hesap verme, hesap sorma ve hesapların saydamlığı, hesap verme sorumluluğu,
açık bütçe, kamu harcamalarının ve gelirlerinin planlanması, bilgi edinme,
yolsuzlukla mücadele gibi hususlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin rolünün ve
etkinliğinin güçlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını nasıl görüşeceği Anayasada
ve İçtüzükte belirlenmiştir. Anayasa ve İçtüzük, bunların görüşülmesini diğer
kanunlardan daha farklı ve özel bir yönteme tabi tutmuştur. Bu yöntemi uzun
uzadıya anlatacak değilim. Önümüzde 2005 yılı bütçesi var ve önümüzde 2005
yılında yapılacak olan beş yıllık kalkınma planı var. Bu planların, bir
taraftan bütçenin diğer taraftan kalkınma planının daha demokratik niteliğe
kavuşması için, önerimiz, bunların yapımında ilgili ihtisas komisyonlarının
rolünün ve etkinliğinin artırılmasıdır. Sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşülmektedir. Oysa, ilgili ihtisas komisyonları, konularında, Plan ve Bütçe
Komisyonu üyelerinden daha da yetkili, daha da etkin kişilerden oluşmaktadır.
Planlara, kalkınma planlarına ve bütçelere demokratik nitelik vermek
istiyorsak, bürokratik nitelikten sıyırıp, onlara demokratik nitelik vermek
istiyorsak, özellikle ihtisas komisyonlarını devreye sokmak gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Yalçınbayır, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Devamla) - Bu nasıl olacaktır; ya tali komisyon olarak ihtisas komisyonları
devreye girer yahut başkaca ülkelerde olduğu gibi, karma bir yöntemle bu mesele
halledilir. İlgili ihtisas komisyonu üyeleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu
üyeleri, o bakanlığın bütçeleri görüşülürken bir araya gelebilir, birlikte
karar verebilirler. Bu yöntemin sağlanmasında yarar vardır.
Bu, Anayasa Komisyonunda
tartışılmadığı için burada gündeme getirilmiştir. 2005 yılı bütçesinden önce ve
özellikle 2005 yılında yapılacak olan kalkınma planının yapılmasından önce bu
hususların düşünülmesinde yarar görüyorum.
Hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yalçınbayır.
Buyurun Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Yalçınbayır'ın
teklif olarak vermiş olduğu İçtüzükle ilgili değişiklik, gerçekten, bizim
İçtüzüğümüzde yapılması gerekli olan birtakım değişiklikler açısından çok
önemli bir yer ifade etmektedir. Şu anda, komisyonlarımızın değerli başkanları
ve üyeleri de bunun farkındalar, milletvekillerimiz de yakinen takip ediyorlar.
Biliyoruz ki, bazı komisyonlarımızın yükü biraz ağırca. Dolayısıyla, Plan ve
Bütçe Komisyonu, Adalet Komisyonu ve bazı komisyonlarımızda çok yüklü
çalışmalar yapılırken, bazıları ise, gerçekten, bazı ihtisas alanlarında,
mevzuattan, İçtüzükten ve ilgili kanunlardan gelen, görüşmemek, tali komisyon
olmak gibi birtakım gerekçelerle, yeterli katkıyı verememektedir.
Biz, Değerli Meclis
Başkanımızı ziyaret edip, kendisiyle görüştük. Grup olarak, milletvekilleri
olarak, bizlerin de, İçtüzükle ilgili değişiklik teklifleri var. Bazı
milletvekili arkadaşlarımızın da, bu konuda, hem sözlü hem de yazılı, görüş ve
düşünceleri var. Biz, o görüşmede, Sayın Meclis Başkanımızdan şunu istedik:
Gerçekten, bu yüklerin biraz daha dengeli dağılması ve katkıların, katılımların
artırılması için, hem kanununda hem de İçtüzükte değişiklikler yapılması lazım.
Sayın Başkanımızın ifade ettiğine göre, bu konuda bir çalışma tamamlanmak
üzere. Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın ifade ettiği, bütçe dahil olmak üzere,
birçok konuda da, benzeri -belki tek tip değil ama- karma uygulamaların devreye
konulması lazım. Bu anlamda -belki kabul edilip gündeme alınacak bu teklif
aşağıya inmemiş olsaydı, yukarıda oraya dahil edilebilirdi; ama, buraya da
inmiş olsa fark etmez- aslolan, İçtüzüğümüzün bugünkü çağdaş anlamda istenilen
ve ihtiyaç duyulan her şeye cevap verebilmesi için, yeniden, teknik olarak
gözden geçirilmesi, gerekli olan hususların hızlı bir şekilde
sonuçlandırılmasıdır; biz, bunu istiyoruz.
Meclis Başkanlığımız bu
çalışmayı tamamlar tamamlamaz, gruplarımızla da gerekli görüşmeleri yaparak, bu
konudaki ilave katkıları alıp, son şeklini vermeye ihtiyaç olduğuna inanıyor;
teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kapusuz.
Önergeyi oylarınızı
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
3. -
Antalya Milletvekili Osman Özcan'ın, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/112) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/191)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
8.4.2003 tarih ve 78 sayı
ile vermiş bulunduğum (2/112) esas numaralı Siyasî Partiler Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifim, 45 gün süresi içerisinde Anayasa
Komisyonunda görüşülmemiştir. İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınması için gereğini arz ederim.
Saygılarımla. 21.4.2004
Osman
Özcan
Antalya
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Halkımız ve basınımız
bizleri çok iyi izliyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin
davranışlarını, tutumlarını çok iyi izliyor ve küçük bir hatayı, hemen,
basınımız, televizyonlarımız, ülkemizin bütününe yayınlıyor. Onun için,
hepimiz, milletvekillerinin itibarını korumak, Meclisimizin itibarını korumak
için, davranışlarımızla, tutumlarımızla, hareketlerimizle çok dikkatli
davranmak zorundayız. Bundan önceki dönemde milletvekilerimizin çok itibar
kaybettiklerini biliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, yakalarındaki milletvekili
rozetlerini çıkararak gezdiklerini unutmayalım.
Değerli arkadaşlarım,
onun için, buraya önemle dikkatinizi
çekmek istiyorum: Siyasî Partiler Kanununa göre partilerimiz yardım alıyorlar.
Bir de, halkımızın vicdanını rahatsız eden, partilere yardım konusu var. Vatandaşlarımız
bundan öyle rahatsız oluyor ki, o zaman -dikkatinizi çekmek istiyorum-
basınımızda ve halkımız arasında bunlara "hülle partileri"
denilmişti.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi bu nasıl oluyor; üç kişi, partisinden istifa ediyor, bir parti kuruyor,
teşkilatlanıyor, en az para almaya hak kazanmış partinin aldığı paranın dörtte
1'ini alıyor; yani nasıl; Genç Parti 11 trilyon 165 milyar para alacak; eğer, 3
kişi bir parti kurarsa, teşkilatlanırsa, 3 trilyona yakın para alacak; eğer, 10
kişi istifa ederek parti kurarsa 11 trilyon 165 milyar para alacak. Değerli
arkadaşlarım, bu, halkımızın vicdanını sızlatıyor, hepimizin vicdanını
sızlatıyor. Bu parayı niçin alıyor; oy almış mı, seçime girmiş mi; partisinden
istifa etmiş; bu paraları alıyor!.
Bu kanun maddesi,
milletvekillerini, yeni partiler kurmaya teşvik eden bir kanun maddesidir.
Seçimlere az bir zaman kala, partileşme olgusunun tam olarak yerleşmediği
ülkemizde, yardımın çekiciliği de gözönüne alınarak, lideriyle kavgalı olan,
seçilme şansını yitirmiş, kendi bölgesinde itibarını yitirmiş olanlar parti
kuruyor ve böylece, yasal yönden hazineyi hortumluyor. Değerli arkadaşlarım,
hortumlama iki türlü; bir yasadışı hortumlama, bir yasa içinde hortumlama; bu,
yasa içinde, hazineyi hortumlamadır. Açıkçası, küskünler hareketi diye parti
kurarak, hazineden para almaktadırlar. Değerli arkadaşlarım, alınan bu para
haksız paradır; Meclisimizin itibarına gölge düşürmektedir. Onun için, bu
geçici 16 ncı maddenin kaldırılması ve hazinenin soyulmasının önlenmesi
gerekmektedir.
Bugün, basınımız haber
almış, bana sordu; dedi ki: "16 ncı maddenin kaldırılmasıyla ilgili bu kanun teklifinizi kendi partiniz
destekliyor mu, iktidar destekliyor mu?" Ben de, hiçbirine bir şey
söylemedim; ama, 22 nci Dönem milletvekilleri, haksızlığı önlemek için
seçilmişlerdir; bu maddeyi mutlak surette kaldıracaklardır ve böylece,
halkımızın da bize itimadı gittikçe daha artacaktır dedim ve zaten, buna
inanıyorum.
Bu duygularla, hepinizi,
saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özcan.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
Yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca kurulmuş bulunan (10/8) ve 48 esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonunun 335 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. -
İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20 milletvekili ile Ordu
Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26 milletvekilinin; yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve
Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/8, 48) (S. Sayısı: 335) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
İçtüzüğümüze göre, Meclis
Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı önerge
sahiplerine aittir. Daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî
parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir.
Ayrıca, istemleri halinde, komisyon ve hükümete de söz verilecek; bu suretle
Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış
olacaktır.
Konuşma süreleri;
komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahibi ve
şahıslar için 10'ar dakikadır.
(x) 335 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Komisyon raporu 335 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz alan
sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:
Önerge sahibi, İstanbul
Milletvekili Onur Öymen.
Grupları adına; AK Parti
Grubu adına Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek.
Şahısları adına;
Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç.
Komisyon adına, İstanbul
Milletvekili Mustafa Baş.
İlk söz, önerge sahibi
İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in.
Buyurun Sayın Öymen. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Öymen, konuşma
süreniz 10 dakikadır.
ONUR ÖYMEN (İstanbul) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan araştırma komisyonunun raporu hakkında önerge
sahibi sıfatıyla söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri
tarafından verilen önergeler üzerine kurulan araştırma komisyonu, yurt
dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarını çok kapsamlı biçimde araştırmıştır ve
çok değerli bir rapor hazırlamıştır. Başta Komisyon Başkanı olmak üzere, bu
raporun hazırlanmasında emeği geçen bütün arkadaşlarımızı içtenlikle
kutluyorum. Gerçekten, bu raporun mümkün olduğu kadar geniş bir şekilde basılıp
dağıtılmasını öneriyorum. Bu raporun, yurt dışındaki bütün büyükelçiliklerimize,
başkonsolosluklarımıza, basına, akademik çevrelere ulaştırılması çok yararlı
olacaktır; içerisinde, gerçekten, çok değerli bilgiler var; ancak, şunu ifade
etmek istiyorum:
Bu araştırma komisyonunun
görev sıfatının "yurt dışındaki vatandaşların sorunları" olarak
belirlenmesi, sanıyorum, bir eksikliktir. Yurt dışındaki vatandaşlarımızı
sadece sorunlar yumağı olarak görmemek lazım. Gerçekten, bu vatandaşlarımız,
kırküç yıldan beri, yurt dışında ülkemizi büyük bir başarıyla, büyük bir
şerefle temsil etmişlerdir; hem bulundukları ülkeye hem Türkiye'ye çok büyük
katkılar yapmışlardır. O bakımdan, onları sadece sorun sahibi olarak zikretmek,
sanıyorum ki, çok eksik olur, çok yanıltıcı olur.
Bugün, 3 800 000'i Avrupa
ülkelerinde olmak üzere yurt dışında 4 500 000 vatandaşımız yaşıyor. Bu
vatandaşlarımız, gerek siyasî açıdan gerek ekonomik açıdan büyük bir güç haline
gelmişlerdir ve onların, gerçekten, hem ülkemize hem de bulundukları ülkeye,
ekonomik alanda olsun, sosyal alanda olsun, bilimde olsun, sanatta olsun,
kültürde olsun, çok büyük katkıları var; bunları hiç kimse gözardı etmemelidir.
O bakımdan, biz, zaman
zaman, yurt dışında, yabancı basında, vatandaşlarımızın sorunlarını abartılı
bir şekilde önplana çıkaran bazı girişimleri yadırgıyoruz, bunları doğru
bulmuyoruz. Vatandaşlarımızın katkılarının dile getirilmesi, zannediyorum ki,
çok yararlı olacaktır, çok önemli bir hizmet olacaktır.
Değerli arkadaşlar, yurt
dışındaki Türkleri sadece işçiler olarak kabul etmek de yanıltıcı olur. Yurt dışındaki
Türk girişimcileri, son derece önemli bir görev yapmaktadırlar, çok ileri bir
düzeye ulaşmışlardır. Sadece Avrupa Birliğindekilerin sayısı, 1996 yılında 56
500 iken, 2002 yılının sonunda 82 300'e ulaşmıştır. Yalnız Almanya'da, 2010
yılında, 100 000 Türk firmasının faaliyette bulunacağı hesap ediliyor.
Avrupa'daki
şirketlerimizin cirosu, bu söylediğim dönemde, 1996 ile 2002 yılları arasında,
21 milyar eurodan 35 milyar euroya çıkmıştır; yani, yaklaşık yüzde 60'lık bir
artış sağlamıştır.
Daha ilginci, Avrupa
Birliği ülkelerindeki firmalarımızın yatırımlarında çok büyük artış var. Bu
yatırımlar da, aynı dönemde, 5 600 000 000 eurodan 9 200 000 000 euroya
çıkmıştır. Belki şaşıracaksınız; ama, size şunu söyleyeyim: Bugün, Almanya'daki
Türk firmalarının Almanya'da yaptıkları yatırımlar, 1982 yılından bugüne kadar,
bütün Alman firmalarının Türkiye'de yaptıkları toplam yatırımdan daha fazladır.
İşte, Almanya'daki Türk vatandaşlarımız bu kadar büyük bir güç olmuştur.
Avrupa'daki bu
firmalarımız, şu anda, toplam 411 000 kişi istihdam etmektedir. Artık, Türkler,
sadece iş alan, başka yabancı işverenlerin emrinde çalışanlar değillerdir,
Avrupalılara iş veren konumuna gelmişlerdir. Bunu büyük bir mutlulukla
karşılıyoruz.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; Avrupa'ya yaptığımız katkı bundan ibaret değildir. Bizim
vatandaşlarımızın, Türk kültürünü, Türk geleneklerini Avrupa'ya yansıtarak
yaptıkları katkı, belki, bütün bu rakamlardan daha önemlidir. Almanya'da bir
isim, belki, devletimizin bir bütün olarak yapabileceğinden çok daha büyük bir
hizmet yapmıştır; bu isim Mevlüde Genç'tir. Bir vatandaşımız, yabancı
saldırıların sonucunda, çocukları da dahil olmak üzere, en yakınlarından 5 kişiyi
kurban verdikten sonra, Almanya'da, Türk - Alman dostluğunun sembolü olmuştur;
acısını içine gömmüştür; ama, dostluğu önplana çıkarmıştır; Almanlar
tarafından, yılın annesi seçilmiştir. İşte, Almanya'ya ve Avrupa'ya katkıda
bulunan insanlarımız böyle insanlardır.
O bakımdan, biz, hiç
kimsenin, Avrupa'daki, Almanya'daki Türk vatandaşlarını, bir sorun kaynağı,
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliğini engelleyen insanlar, entegrasyon güçlüğü
çeken insanlar gibi nitelendirmelerini doğru bulmuyoruz ve bunu yapanları
ayıplıyoruz.
Gerçekten, Avrupa'da
yaşayan vatandaşlarımız, Avrupalıların talebi üzerine gitmişlerdir; biz
zorlamadık, biz göndermedik, onlar istediler. Siz bizden istediniz bu insanları
ve o insanları en ağır işlerde çalıştırmak için istediniz; madenlerde
çalıştırmak için istediniz, fabrikalarda çalıştırmak için istediniz ve
kolgücüne ihtiyacınız vardı. Bu insanlar, sizin ülkenizin dilini bilmeden
gittiler, kültürünü, alışkanlıklarını yeterince öğrenmeden gittiler; ama,
orada, gerçekten, büyük fedakârlıklara katlanarak çok yüksek bir başarı
kazandılar. Biz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla övünç duyuyoruz.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; gayet tabiî ki, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çok sorunu
var. Bu sorunlar, raporda çok kapsamlı bir şekilde dile getirilmiş. Ben,
bunları, burada tekrarlamayacağım; yalnız, bir noktaya değinmek istiyorum, o da
şudur: Vatandaşlarımızın en önemli sorunu, eğitim sorunudur. Bugün, sadece
Almanya'da, yaklaşık 500 000 Türk çocuğu, okula gidiyor, yaklaşık 25 000 Türk
çocuğu üniversiteye, yüksekokullara gidiyor; fakat, görüyoruz ki, bu okullaşma
içinde çok ciddî sorunlarımız var. Türk çocuklarının o ülkedeki okullarda
ulaştıkları düzey, o ülkenin çocuklarının, maalesef, çok gerisindedir. En ileri
düzeydeki eğitim için çocukları yetiştiren gymnasiumlara Türk çocuklarının
katılma oranı, Almanların beşte 1'i civarındadır. Maalesef, 30 000 civarında
çocuğumuz, özürlüler okuluna gidiyor; yani "sonder schule" denilen
öğrenme özürlüler okuluna gidiyor. Bu çocuklar, öğrenme özürlü oldukları için
değil, yeterince Almanca bilmedikleri için, yeterince o ülkenin dilini
bilmedikleri için normal okullara gidemiyorlar, gönderilmiyorlar. İşte, bunlar
çok ciddî sorunlardır ve biz, hükümetimizin bu sorunlarımıza önemle eğilmesini
bekliyoruz. Ayrıca, çocuklarımızın anaokuluna gitmeleri çok büyük bir eğitim
açığını kapatacaktır.
Değerli arkadaşlar, çok
önemli bir soruna değinmek istiyorum; o da şudur: Yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımız, Türkiye'de yapılan seçimler sırasında, gelip de
havaalanlarında oy kullanmazlarsa, oylarını kullanamıyorlar. Bizim, seçmen
durumunda yaklaşık 2 500 000 insanımız var yurt dışında ve bu insanlarımız, en
doğal demokratik haklarını kullanamıyorlar. Bunu sağlamak için biz bir anayasa
değişikliği yaptık; ama, bu anayasa değişikliğini hayata geçirecek yasa değişikliğini
bir türlü yapamıyoruz. Niçin; çünkü, bazı ülkeler, bu vatandaşlarımızın kendi
ülkelerinde oy kullanmalarının kamu düzenini zedeleyeceğini düşünüyorlar;
konsolosluklarda, başka Türk kuruluşlarında konulacak sandıklarda oy vermelerine
karşı çıkıyorlar ve netice itibariyle, bu vatandaşlarımızı oy kullanma
hakkından mahrum ediyorlar. Bizim dileğimiz şudur: Hükümetimiz, bu ülkelerle
yaptığı üst düzey temaslar sırasında bu konuyu gündeme getirirse, zannediyorum
ki, büyük bir eksikliği gidermiş olacağız, vatandaşlarımızın bu demokratik
hakkını sağlamış olacağız. Şunu hatırlatmak istiyorum ki, bazı başka ülkelerin
vatandaşları, aynı ülkelerde kurulan sandıklarda kendi seçimleri için oy kullanıyor;
Türkler kullanamıyor. Belki, kullanamayan başkaları da olabilir; ama,
kullananlar olduğunu biliyoruz. O zaman, biz, kullananlar gibi bu hakka sahip
olmak istiyoruz. Bunun, yurt dışındaki vatandaşlarımızın en doğal hakkı olduğunu
düşünüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Öymen.
ONUR ÖYMEN (Devamla) -
Bir konuya daha değineyim. Avrupa Birliği ülkelerinde, değerli arkadaşlar,
hemen hemen her konuda uyum var. Bildiğiniz gibi, AB yasaları var; en basit bir
konuda bile, bütün ülkeler, bakıyorsunuz, aynı uygulamayı yapıyor; ama, bunun
bir istisnası var; istisnası şu: Yabancı ülkelerden gelip, sürekli olarak kendi
topraklarında ikamet edenlere yerel seçimlerde oy hakkı vermek ve vermemek.
Mesela, Danimarka, İsveç, Hollanda gibi ülkeler, ülkelerinde sürekli olarak
oturan yabancılara yerel seçimlerde oy verme hakkı tanıyor; ama, mesela,
Almanya tanımıyor. İşte, bu hakkın tanınması için de hükümetimizin üst düzeyde
girişimler yapmasının çok yararlı olacağını düşünüyoruz.
Sayın Başkan, çok değerli
arkadaşlar, raporda bütün bu konular ayrıntılarıyla anlatıldığı için daha fazla
vaktinizi almayacağım; yalnız, bu vesileyle şunu ifade etmek istiyorum: Yurt
dışındaki vatandaşlarımızın konuları o kadar önemlidir ki, bir tek araştırma
komisyonunun raporunun hazırlanmış olması bizce yeterli değildir. Bu konunun
sürekli olarak Meclisin gündeminde tutulmasını diliyoruz ve bunun için,
Mecliste özel bir sürekli komisyon kurulmasını öneriyoruz. Eğer, Yüce Meclis bu
önerimizi kabul ederse, zannediyorum ki, vatandaşlarımızın sorunlarını sürekli
olarak Meclisin gündeminde tutmak ve onların bu sorunlarına çare bulmak ve
vatandaşlarımızın ülkemize yapacakları katkıları da daha iyi değerlendirmek
fırsatını bulacağız.
Son bir nokta olarak da
şunu söyleyeyim: Yurt dışındaki vatandaşlarımızdan bahseden bu rapor çok
değerli bir çalışma olmuştur; ama, bunun dışında, yurt dışında vatandaşımız
olmayan soydaşlarımız da yaşıyor. Mesela, Kerkük Türkleri yaşıyor; mesela, Batı
Trakya Türkleri yaşıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öymen,
toparlayabilir misiniz.
ONUR ÖYMEN (Devamla) -
Bitiriyorum.
İşte, bu soydaşlarımızın
sorunlarını ve durumlarını incelemek üzere, Yüce Meclisin, benzeri bir çalışma
yapmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum.
Bu vesileyle, Yüce
Meclise saygılar sunuyorum. Bu raporun hazırlanmasında emeği geçen
arkadaşlarımızı, bir kere daha kutluyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Öymen.
AK Parti Grubu adına,
Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP
FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk
Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek ve 20 arkadaşının, yine,
AK Parti Grubu adına da benimle beraber 26 arkadaşımın vermiş olduğu, yurt
dışında yaşayan vatandaşlarımızın, karşılaşmış oldukları sorun ve problemleri
yerinde tespit, yurda döndüklerinde karşılaştıkları problemlerin giderilmesiyle
alakalı Meclis araştırması komisyonunun hazırlamış olduğu rapor üzerinde
gruplar adına mütalaalarımızı, düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Bu vesileyle,
ben, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bu, kapsamlı, gerçekten mühim raporu
hazırlayan, hazırlanmasına yardımcı olan, Komisyon Başkanımızı ve çalışma
arkadaşlarını da huzurlarınızda tebrik ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
15.4.2003 tarihinde, bu araştırma komisyonu raporları Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşüldü ve kabul edildi. Bu görüşmeden sonra, devletin değişik
kurumlarından, bizlere, çok sayıda rapor, dosya, bilgi ve belge geldi. Denildi
ki: "Her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda bunlar
görüşülüyor, araştırılması talep ediliyorsa da gerçekte biz çok şey
yapıyoruz." Yani, bizlere haksızlık etmeyin gibi bir gerekçeyle, herkes,
kurumlar, ellerindeki dosyaları, hazırladıkları raporları bizlere getirdiler;
komisyon üyesi arkadaşlarımızda da bunlardan bol miktarda vardır.
Ayrıca, 20 nci Dönemde de
yine aynı gerekçeyle, Sayın İsmet Attila'nın başkanlığında, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde böyle bir komisyon kuruldu; gitti, çalışmalarını yaptı,
raporunu hazırladı; o rapor da, diğer kurumların hazırladıkları raporlar gibi,
maalesef, kütüphanelerden ve raflardan aşağıya inerek, bir uygulama, ondan
faydalanma imkânı bulamadı. Temenni ediyoruz, inşallah, bu komisyonun hazırlamış
olduğu rapor -ki, gerçekten çok kapsamlı bir rapor- öncekilerin akıbetine
uğramasın; hayat bulsun; bundan, ilgililer, yetkililer, kurumlar, bu ülke
faydalansın, bunun gereğini yapsın.
Ayrıca, yurtdışında yaşayan
yaklaşık 3 500 000 kayıtlı -kayıtdışıyla beraber bu sayının 5 000 000 olduğu tahmin ediliyor- insanımız da
bunlardan faydalansın.
Değerli arkadaşlar, Sayın
Öymen'i biraz önce dinledik. Tabiî, Sayın Öymen, özellikle yurtdışıyla ilgili
-ki, Avrupa Birliği ülkelerinde, hassaten de Federal Almanya'da uzun yıllar
büyükelçilik yaptı- birçok meseleyi orada yaşayarak tecrübeyle gördü ve o
tecrübeleriyle ilgili beklentilerini ve düşüncelerini de biraz önce Genel
Kurulla paylaştı. Her birimizin, her bir arkadaşımızın, bu konuyla ilgili,
kırık dökük, ama gerçek olan bilgileri vardır.
Bu raporlar, bu
çalışmalar, bizi, sürekli, özellikle kanun çıkarma, anayasa değişiklikleri
konusunda tenkit edenlerin tenkitlerini de haklı çıkarmasın temennisindeyim;
yani, rapor hazırlamak kolay; raporlar hazırlanıyor ve raflarda kalıyor.
İşte, bize diyorlar ki,
sizin, kanun çıkarmakta veya anayasa değişikliklerinde çok fazla sıkıntınız
yok. Esas sıkıntı, çıkarılan kanunların ve değiştirilen anayasanın hayata
tatbikinde. İnşallah, bunlar da, bizim, tatbik etmekte zorluk çektiğimiz,
yürürlüğe koymakta zorlandığımız anayasa değişiklikleri gibi askıda kalmasın.
Bu samimî temennimi de arkadaşlarımla beraber paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, 3 500
000'den fazla, yurt dışında yaşayan insanımız var; bunlar kayıtlı olanları. İlk
ve ortaöğretime devam eden 800 000 çocuğumuz, gencimiz var; 44 000 de,
yükseköğretimde, bu ülkenin evladı var, bu insanların çocukları var; yaklaşık
20 000 de, üniversiteyi bitirmiş, doktora yapmış, master yapmış, iki-üç lisan
bilen, bulunduğu ülkenin hukukunu, ticaret hayatını, iş hayatını, eğitim
hayatını, her şeyi bilen, Avrupa Birliği müktesebatını bilen gencimiz var
Avrupa Birliği ülkelerinde, özellikle bu raporda bahsedilen ülkelerde.
Tabiî, biz, bütün
bunlardan ne kadar faydalanıyoruz; bu, ayrıca bir araştırma ve soruşturma
konusudur. 80 000'in üzerinde insanımız, işveren olmuş; işçi olarak gitmiş,
ama, işçiliğin bir kader olmadığını görmüş, bulunduğu ülkede işveren konumuna
gelmiş. Bu 80 000 işverenimizin, 420 000 de meydana getirdiği istihdam,
yaklaşık 35 milyar euro da ciroları var. Bulundukları ülkenin ekonomisine ciddî
şekilde katkı sağlıyorlar. Hatta, bu insanlar, bulundukları ülkede, işadamları
kimliğiyle, şeref listelerinde en önlerde, en yüksek seviyelerde payeler
alabiliyorlar; hepsiyle iftihar ediyoruz, gurur duyuyoruz.
Değerli arkadaşlar,
1961'den bugüne kadar, yurtdışında yaşayan insanlarımızın, bir şekilde, Merkez
Bankası aracılığıyla veya başka kurumlar, özel bankalar aracılığıyla Türkiye'ye
aktarmış oldukları, tespit edilebilen, bilinen para 127 milyar dolardır. Takdir
edersiniz ki, bu parayı, ne kimseden borç almamız ne kredi almamız ne de bu
kadar yüksek bir meblağı Türk ekonomisine kazandırma imkânımız bugün için
mümkün. Ülkemize bu kadar bağlı, ülke ekonomisine bu kadar katkı sağlayan ve
her sıkıştığımızda, her bunaldığımızda, her yaşadığımız ekonomik krizde
kapısını ilk çaldığımız bu insanlara karşı, doğrusunu isterseniz, Türkiye
Cumhuriyeti olarak -hiçbir hükümeti ayırt etmeden söylüyorum- ilk defa bu insanları
yurt dışına gönderen hükümeti de dahil etmek suretiyle, bugüne kadarki bütün
hükümetleri dahil ederek ifade ediyorum ki, üzerimize düşen sorumluluğu yerine
getirdiğimizi söylememiz, bu rakamları ifade etmek kadar kolay olmuyor.
Aslında, şu araştırma
raporlarına, bu kadar çalışmaya, bu kadar gayret etmeye hiç gerek yok. Hepimizi
bağlayan, herkesin sahip çıkması ve gereğini yapması gereken Anayasanın 62 nci
maddesi gayet açıktır, esasında, yapılan çalışmaların da bir hulasasıdır. Ben,
müsaadenizle, Anayasanın 62 nci maddesini, bir kere daha Genel Kurulla
paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
Anayasanın 62 nci maddesinde denilir ki: "Devlet, yabancı ülkelerde
çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel
ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının
korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri
alır." Gayet açık. Şimdi, eğer, bu Anayasa maddesi, ilgilileri ve
yetkilileri, sorumluları bağlayıcı ve gereğinin yapılması gereken bir amir
hükümse, biz, bu insanlarımızı, niçin, her bunaldığımız zaman, her daraldığımız
zaman hatırladık da, normal şartlarda, normal zamanlarda, her şeylerinden
istifade ettiğimiz bu insanların ihtiyaçlarını giderme noktasında, bir gayreti,
bir çalışmayı ortaya koymadık. İnşallah, bu çalışma, bu vatandaşlarımızla
ilgili önemli bir başlangıç olur.
Değerli arkadaşlar,
bakın, eğitimden kültüre kadar, çalışma hayatından asimilasyon ve entegrasyon
problemine kadar yüzlerce problemi, etraflıca, burada konuşabiliriz. Bunları,
zaten, arkadaşlarımız, bu raporda uzun uzun anlatmışlar, hatta, çarelerini de
yazmışlar, ben, bunları tekrar etmek istemiyorum. Özellikle, ilgili kurumlara,
yurt dışındaki büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın bünyesinde memur çalıştıran,
ataşe bulunduran bakanlıklarımıza ve bakanlarımıza, buradan bir şeyi sormak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
bakın, ben de, uzun yıllar yurtdışında yaşadım. Bunları, hayalî şeyler olarak,
afakî şeyler, farazî şeyler olarak söylemiyorum; şahit olduğum konulardır.
Özellikle, büyükelçiliklerimizde ve konsolosluklarımızda çalışan ataşelerimizin
birçoğunun, bulundukları ülkelerin lisanını bilmediklerini, çalışma hukukunu,
eğitim hukukunu, ticaret hukukunu, kültürel hukukunu bilmediklerini, bilseler
bile, bunları ifade edecek lisana sahip olmadıklarını hep beraber gördük ve
yaşadık.
Değerli arkadaşlar,
elbette ki, bunların içerisinde, konusuna vâkıf, meselesine gerçekten vâkıf,
lisan bilen, fevkalade nezih arkadaşlarımız da vardı; onları tenzih ediyorum.
Aslında, bu, o insanların suçu değil; bu insanları oraya hangi gerekçeyle
gönderdiklerini bilmeyen siyasîlerin sorumluluklarıdır bunlar, suçsa onların
suçudur. Buradan, özellikle bir teklifle huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bakın,
bu kadar, yetişmiş insanımız var orada; eğitim alanında var, ticaret alanında
var, ekonomi alanında var, iş hayatında var, hukukta var ve diğer tüm konularda
var. Bunlar, sadece bulundukları ülkenin lisanını değil, en az bir başka Avrupa
ülkesinin lisanını da bilen, bulundukları ülkenin içhukukunu bilen, çalışma
hayatını, sosyal hayatını bilen, hatta Avrupa Birliği müktesebatını da bilen
insanlar ve bunlar, bizim gençlerimiz. Neden, bu konularda, elçiliklerimizde ve
konsolosluklarımızda bu insanların bilgisinden, birikiminden faydalanma yoluna
gitmiyoruz; hâlâ, en küçük memurunu bile Türkiye'den gönderme gibi bir gayretin
içerisinde oluyoruz, doğrusunu isterseniz, bunu anlamak mümkün değildir. Her
daraldığımızda, bunaldığımızda başvurduğumuz insanların bu taleplerine, bu
beklentilerine cevap vermek, aynı zamanda, şu Anayasa maddesinin de gereğini
yerine getirmektir. Ben, hassaten ilgili bakanların, bütün bakanlarımızın ve
kurumlarımızın, bu kabiliyetli insanları bulundukları ülkelerde
değerlendirmelerinin, bunlardan istifade etme yoluna gitmelerinin hem orada
yaşayan vatandaşlarımız için hem de bu ülke için çok önemli bir kazanım olacağı
samimî kanaatinde ve inancındayım.
Değerli arkadaşlar, diğer
teferruatlara girmiyorum. Merkez Bankasında yaşadıkları sıkıntıları biliyoruz;
özellikle, birtakım şirket ve holdinglerin -ki, bunların da samimî olanlarını
ayırmak lazım- bu insanlara yapmış oldukları istismarları biliyoruz, bu
insanların çaresizliklerini biliyoruz: İşsiz insanlarımızın, yaşlı
insanlarımızın orada yaşadığı sıkıntıları, arkadaşlarımız da gördü; öyle
zannediyorum ki, bunu, çok sayıda milletvekili arkadaşımız, en azından yurt
dışında yaşayan yakınlarından biliyorlar. Gençlerimizin, çocuklarımızın hangi
şartlar altında orada bulunduklarını; özellikle gençlikevlerine, cezaevlerine
düşen gençlerimizin hangi şartlarda oralarda bulunduklarını yakinen hep
biliyoruz. Bunlarla ilgili tedbirleri almak, ülke olarak bizim görevimizdir.
Eğer, biz, bu insanları, bulundukları ülkenin şefkatine ve merhametine havale
edersek, korkarım ki, bu şefkat ve merhamet mahşer sabahına kadar tecelli
etmeyebilir.
Değerli arkadaşlar, bir
başka şey söylemek istiyorum. Araştırma komisyonları hâkim değildir, savcı
değildir, polis de değildir; yani, netice itibariyle, araştırma komisyonu
çerçevesinde kendilerine verilen yetkiler içerisinde, hangi yetkilerle teçhiz
edilmişlerse -tespit edilen sınırlar içerisinde kimler varsa, kimlerle, nelerin
görüşülmesi gerekiyorsa- o yetkiler çerçevesinde bu araştırmalarını yapıyorlar.
Bu araştırma komisyonu,
Türkiye Büyük Millet Meclisinden, yurt dışındaki insanlarımızın oluşturduğu
dernek, teşkilat, vakıf, federasyon ve konfederasyon gibi birliktelikler
altında barınan insanlarımızın yaşadıkları problemleri yerinde tespit etmek
üzere yetki aldı. Bu programlar, Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla, özellikle
konsolosluk hizmetleri veren ilgili birim aracılığıyla ve yurt dışındaki
büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımızın tespit ettikleri, davet ettikleri
kurumlarla yapılmıştır ve orada özellikle de bir şart konulmuştur -Komisyon
Başkanımızın ve komisyondaki arkadaşlarımızın da ifadesidir- davet edilen bu
kurumlarda, şahıslarda, derneklerde, vakıflarda aranan şart, terör, şiddet,
bölücü ve yıkıcı faaliyetler içerisinde bulunmamasıdır. Buna da, elçiliklerimiz
ve konsolosluklarımız titizlikle riayet etmişlerdir.
Bir üzüntümü ifade etmek
açısından söylüyorum, asla kimseyi suçlamak, yeni bir tartışma açmak açısından
söylemiyorum: Değerli arkadaşlar, eğer önyargılarımızı aşamazsak, ön
kabullerimizden vazgeçemezsek, herkes, birbiriyle alakalı şikâyete söz konusu
olacak yüz tane gerekçe bulabilir; bulunabilir, herkesle ilgili bulunabilir.
Bakın, bu komisyon yurtdışına çıkarken, benim de çok saygı duyduğum, özellikle
bu komisyonun kurulmasına da öncülük etmiş, İstanbul Milletvekili Sayın Ali
Rıza Gülçiçek'in, bu komisyonun kurulmasını çok arzu etmiş, bu raporun
hazırlanmasında da -biliyorum- çok önemli katkılar sağlamış olmasına rağmen,
komisyonun yurtdışı çalışmalarına katılamayışından dolayı en az benim kadar
kendisinin de üzüldüğünü biliyorum; ancak, komisyonla ilgili bütün
rezervasyonlar yapılmış, bütün çalışmalar yapılmış, gidebilecekleri yerler
tespit edilmiş, iktidar ve muhalefet partilerine mensup komisyon üyesi
arkadaşlarımızın bir kısmı yurt dışına gitmişken -Sayın Haluk Hocam burada mı?-
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilimiz Haluk Bey, bir basın
toplantısıyla, arkadaşlarının, bu komisyon çerçevesinde, yurtdışı çalışmalara
katılmayacaklarını ve yurtdışına gidenlerin de geri çağrıldığını ifade ettiler;
tabiî, üzüldük.
Ben, sadece şunu söylemek
istiyorum; Sayın Ali Rıza Gülçiçek ve Büyükelçi Sayın Onur Öymen bu meseleyi
bilir: Özellikle Almanya'da dernek, vakıf gibi kuruluşların anayasaya aykırı
davranışlarını, faaliyetlerini incelemek üzere, takip etmek üzere Anayasayı
Koruma Teşkilatı vardır, Almanca ifadesiyle Verfassung Schutz deniliyor. Bu
teşkilat, bütün Almanya'da ve eyaletlerde faaliyet gösteren bu tür dernek ve
vakıf ne varsa takibe alır ve netice itibariyle, yıl sonunda federal devlet ve
eyaletler bazında da yıllık raporlarını yayımlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Fatsa,
toparlayabilir misiniz...
Buyurun.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Toparlıyorum efendim.
Bu süre içerisinde zaman
zaman Anayasa ihlalleri yapmış olan, Anayasanın çizgilerini ve sınırlarını
zorlayan kuruluşları uyarır, yani, şu dernek şu konularda, şu vakıf şu
konularda Anayasayı ihlal etmiştir veya anayasanın sınırlarını zorlamıştır der;
ama, bu Anayasayı Koruma Teşkilatının raporlarına giren bu dernekler, asla,
illegal dernekler ve Anayasaya aykırı dernekler olarak telakki edilmez. Zaten,
Federal Dernekler Yasası ve dernekler masası bu tür faaliyetlerin içerisinde
olan yerli ve yapancı bütün dernekleri de kapatıyor. O açıdan, bakın, böyle
önyargılı bir gerekçeyi hiçbir şekilde kabul etmem. Onun için ifade ettim, bu
komisyon hâkim değildir, savcı değildir, jandarma ve polis de değildir; bu
komisyon bir tespit yapar, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına tespit yapar. O
açıdan, bu önyargının, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın üzülmesine
sebebiyet verdiğini de Sayın Gülçiçek ve Sayın Koç'un bilmesi, bu
yaklaşımların, bu önyargılı yaklaşımların, önkabullerin, ne burada ne de
yurtdışında yaşayan insanlarımıza bir faydası olduğunu; hiçbir faydası
olmadığını hepimizin görmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar, bu,
önemli bir çalışmadır. Temenni ediyorum ki, sadece yurtdışında yaşayanlar
değil, bu raporun gereğini yapması gereken hükümet, bakanlıklar ve o
bakanlıkların bünyesindeki özellikle yurtdışındaki vatandaşlarımıza hizmet
etmekle sorumlu ve görevli kurumlar, genel müdürlükler, daire başkanlıkları,
inşallah, bu raporu önceki raporların akıbetine uğratmazlar, bunun gereğini
yaparlar. Bu, bizim anayasal görevimizdir ve ayrıca, bu ülkeyi idare eden, bu
ülkeyi yöneten insanlar olarak, yurtdışına gönderdiğimiz insanların
problemlerine çare ve cevap bulmak hepimizin görevidir diye düşünüyorum.
Bu raporların
hazırlanmasına, bu komisyonun kurulmasına öncülük eden, destek veren herkese
huzurlarınızda bir kere daha AK Parti Grubu adına teşekkür ediyor, Yüce Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Fatsa.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Gülçiçek, konuşma
süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA
GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurtdışında
yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik olarak kurulan komisyon
raporuyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım;
şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla CHP ve AK Parti Grupları tarafından yapılan bu
çalışmaların çok önem taşıdığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türk işçilerinin Federal Almanya'ya, dolayısıyla, Avrupa'ya göçünü başlatan,
iki ülke arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan İşçi Alımı Anlaşmasıdır.
Anlaşmayı takip eden yıllarda Türkiye'den binlerce Türk işçisi Almanya'ya
gitmeye başlamıştır.
Federal Almanya, petrol
krizi ve ekonomik durgunluk nedeniyle, oniki yıl sonra, Kasım 1973'te işçi
alımını durdurduğunda ülkedeki Türk işçilerinin sayısı 900 000'e ulaşmıştı. Bu
tarihten itibaren Almanya'daki işçiler ailelerini de yanlarına getirmeye
başlamışlardır.
Göçün başında gerek Alman
gerekse Türk tarafının kısa süreli bir çalışma dönemi olarak planladığı bu
süreç, zaman içinde kalıcı bir ikamete dönüştü. Göçmenlerin Almanya'da
kalıcılaşması, yaşam biçimlerindeki yapısal değişiklikleri de beraberinde
getirdi. Bu sorunlar nedeniyle 2 000 000 vatandaşımız, Türkiye'ye geri dönüş
yapmıştır.
1961 yılındaki İşçi Alımı
Anlaşması kapsamında gelen ilk Türk işçiler ağırlıklı olarak erkeklerden
oluşuyordu.
Almanya'da birkaç yıl
sürecek çalışmanın ardından gurbetçiler kendi yurtlarına dönüp, bir nevi
dişlerini sıkarak biriktirdikleri parayla, köyünde, kasabasında ya da yaşadığı
şehirde yatırım yaparak aile ekonomilerini düzelteceklerdi. Bu sebeple, ufak
evlerde oturmayı, eski mobilya kullanmayı, yurtlarda kalmayı tercih ettiler,
Türkiye'de ev satın aldılar, yeni yeni mobilyalarla evlerini döşediler; fakat,
bu evlerde hiç oturamadılar, mobilyalar tozlandı; yaşanan süreç, Türk
işçilerine çok farklı perspektifler sundu; onlar, ailelerinin yanına
dönmektense, ailelerini yanlarına getirmeyi tercih ettiler.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Avrupa'da Türklerin yerleşikliğini belirleyen birçok faktör
vardır. Çocukların eğitimi, Türkiye'de yaşam ve iş kurmak için gereken
birikimin sağlanamamış olması, geri dönenlerin Türkiye'de yaşadığı
olumsuzluklar, Türkiye'ye karşı artan oranda kültürel ve sosyal yabancılaşma
gibi sorunlar etken oldu.
Avrupa'da kalıcılığa
neden olan diğer önemli bir faktör de giderek artan Türk nüfusudur. Türkler,
sayısal çoklukları nedeniyle geri dönmek zorunda kalmadan, Avrupa'nın orta
yerinde bir Türkiye yaratma imkânına sahip oldular. Bir başka deyişle, Türk
Halkının sayıca büyüklüğü, kendilerine özgü ihtiyaçlara yönelik arz için bir
altyapının oluşmasını da kolaylaştırdı.
Bugün, Avrupa'daki
Türkler kendi ürünlerini kolayca edinip, tüketebilme, diğer yanda kendi
camilerinde, cemevlerinde ibadet edebilme, kendi spor kulüplerinde spor
yapabilme gibi her türlü imkâna sahipler. Son zamanlarda, kurdukları yöre
dernekleriyle de, kültürel bağlarını güçlendirmek için faaliyet gösteriyorlar;
kendi kimliklerine, kültürlerine sahip çıkıyorlar.
Bugüne kadar,
hükümetlerimiz tarafından, yurttaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik
hiçbir şey yapılmamıştır. Vatandaşlarımız, kırk yıl süreyle, yabancı
düşmanlığına, ırkçılığa maruz kaldılar. Onlara, yaşadıkları ülkede
"yabancı" gözüyle, Türkiye'de ise "Almancı" gözüyle
bakıldı. Kimse öncülük etmedi; kendi olanakları, kendi çabalarıyla ayakta
durmaya çalıştılar.
Ülkemiz, bütçe açığını,
onların gönderdiği dövizlerle kapatmaya çalıştı.
Federal Almanya'da sosyal
güvenlik kuruluşları, Türklerin ödediği primlerle ayakta durmayı başarmıştır.
1960 yılında giden Türk
işçilerimizin ilk emekliliği 1984 yılında gerçekleşmiştir.
Sayın
milletvekilleri, 2000 yılı sonu
itibariyle, Avrupa Birliği ülkelerinde
yerleşik bulunan 944 000 Türk hanesinin toplam tasarruf hacmi 4 500 000 000
eurodur. 23 600 000 000 euroluk toplam yıllık net gelirin 19 100 000 000
euroluk bölümü geçim ve tüketime yönelik harcanırken, eskiye oranla çok daha
küçük bir bölümüyse tasarruf edilmektedir.
Avrupa'da yaşayan Türkler
arasında, son zamanlarda, mal ve mülk sahibi olma eğilimi de gittikçe
güçlenmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde konut sahibi olan Türklerin sayısı 180
000'dir. Böylece, Avrupa Birliği ülkelerindeki yaklaşık her 5 Türk hanesinden
1'inin konut sahibi olduğu tespit edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
bilindiği gibi, Avrupa'ya giden vatandaşlarımız otuz otuzbeş yıl geçmesine
karşın, hâlâ, dönüş düşüncesini aklında tutuyor. Hepsi, üç beş yıl sonra
ülkemize döneceğiz umutlarıyla gitmişlerdi. Bence, bu, bir yaşam yalanıdır ve
insanlarımız, burada, bu yaşam yalanıyla yaşamak zorunda kaldılar.
Emeklilik konusunda da
yurttaşlarımız birçok sıkıntı yaşamıştır. Çıkarılan 3203 sayılı Yasayla,
yurttaşlarımız yalan beyana teşvik edilmiştir. Çifte emeklilik sözüyle, SSK
tarafından, vatandaşlarımıza, borçlanılarak emekli olma sözü verildi. Binlerce
insanımız, bu yasadan dolayı kurumlarla kavgalı duruma düşmüştür.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; oy kullanma hakkı, yurttaşlarımızın anayasal bir hakkıdır.
Anayasamızın 67 nci maddesinde "vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara
uygun olarak, seçme, seçilme hakkına sahiptir" denilmektedir. Türkiye
Cumhuriyeti olarak, bu konuyu tekrar değerlendirmek zorundayız, ilgili
ülkelerce değerlendirmelerin yapılması gereklidir. Fransa'da yaşayan Cezayir
kökenli 2 000 000 Fransız, Cezayir için genel seçimlerde oy kullanıyor. Almanya'ya
dönen Rus kökenli Alman vatandaşları, 2003 yılında, Rusya'daki genel seçimler
için oy kullanmışlardır.
Avrupa Parlamentosunun ve
Avrupa Konseyinin oy kullanma hakkıyla ilgili tavsiye kararları bulunmaktadır.
28 Nisanda, Strasbourg'ta, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Türkiye'yle
ilgili hazırlanan denetim raporunda, yurt dışında yaşayan Türk
vatandaşlarımıza, ikamet ettikleri ülkelerde oy kullanma hakkının verilmesi yer
almaktadır. Bunun takip edilmesi gerekmektedir.
Almanya Başbakanı Sayın
Schröder'in Türkiye'ye son gelişi sırasında, Genel Başkanımız Sayın Deniz
Baykal, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'deki genel seçimlerde oy
kullanmaları konusunda gerekli yardımları istedi. Sayın Başbakan Schröder ise,
bu konuda bilgisi olmadığını söyledi. Bu konuda gereken görüşmelerin bir an
önce yapılması, çözüm yollarının bulunması gerekmektedir.
Aile birleşimi ve serbest
dolaşım hakkının, Avrupa Konseyi Göç ve Mülteciler Komisyonunda,
iyileştirilmesi için ortak kararlar vardır; temel sorunları Avrupa Komisyonu
Genel Kurulunda kabul edilmiş, Avrupa Sosyal Şartıyla da güvence altına
alınmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim
alanında başarılı olamamalarının sebeplerini şöyle sıralamak istiyorum:
Birinci neden,
yaşadıkları ülkelerin eğitim sistemidir. İkinci neden, çocukların velileridir.
Nedeni de, bilgisizlikten ve ihmalkârlıktan kaynaklanıyor. Üçüncü neden ise,
dil sorunudur. Bilinen bir gerçek ki, kendi anadilini öğrenmeyen bir kişinin
ikinci dili öğrenmesi oldukça zordur. Bu konuda gerekli çalışmalar hemen
başlatılmalı, sorun iyice artmadan çözümlenmelidir.
Almanya'daki tecrübeler,
göçmenlerin okuldaki başarısızlıklarının nedenlerinden birinin, anadiliyle
koordine edilmeksizin, sadece Almanca eğitim görmeleri olduğunu göstermektedir.
Son dönemlerde,
Almanya'da Türkçe -anadil- dersleri gittikçe azalmış, Türkçe ve Türk kültürü
öğretmenlerinin görevlerine son verilmiştir. Aşağı Saksonya Eyaletinde, iki yıl
öncesine kadar 184 öğretmen görev yaparken, bugün sadece 4 öğretmen görev
yapmaktadır.
Eğitim ataşeliklerimiz bu
konuda daha ciddî donanımlarla desteklenmeli ve aileler, eğitim ataşelikleri
ile yurt dışında görev yapan öğretmenler tarafından bilgilendirilmelidir. Yurt
dışında eğitim alanında eğitim görmüş, hem Türkçeyi hem de yaşadığı ülkenin
dilini çok iyi bilen Türk öğretmenlerin görev alması sağlanmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
Türk-Alman ilişkilerinde, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarımız önemli bir
unsurdur. Yaklaşık 2 600 000 Türk Almanya'da yaşamaktadır. Avrupa'da yaşayan
Türklerin yüzde 70'i Almanya'dadır. Almanya'daki Türk nüfusu yılda yaklaşık 75
000 kişi artmaktadır. Şimdiye kadar, yaklaşık 700 000 Türk vatandaşı Alman vatandaşlığına
geçmiştir. Halen 7 400 000 yabancının yaşadığı Almanya'da, Türkler, en geniş
yabancı grubu oluşturmaktadır. Son yıllarda, aile birleşimi yoluyla, yılda
yaklaşık 50 000 Türk Almanya'ya yerleşirken, yaklaşık 40 000 Türk Almanya'dan
Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştır.
1 Ocak 2001 tarihinde
yeni Vatandaşlık Yasasının yürürlüğe girmesiyle, yılda yaklaşık 50 000 Türk
asıllı çocuk, doğumla birlikte, otomatik olarak Alman vatandaşı olmaktadır. Öte
yandan, yaklaşık 50 000 Alman da Türkiye'ye yerleşmiş bulunmaktadır. Bu sayı
gittikçe artmaktadır.
Dün, Almanya'nın en ciddî
gazetelerinden biri olan Bild Gazetesi, Almanların, bu yıl, tatil için,
Türkiye'yi birinci sırada tercih ettiklerini bildirmektedir.
Yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunları denilince, elbette ki, Almanya başta gelir.
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde Almanya öncülük
edecektir.
Çifte vatandaşlık, oy
kullanma hakkı, emeklilik ve eğitim gibi sorunların çözüm merkezi Almanya'dır.
Yerel alanda seçme ve seçilme hakkı Hollanda, Belçika ve İskandinav ülkelerinde
verilirken, Almanya'da yurttaşlarımız bu haktan faydalanamıyorlar. Belçika,
Fransa, İsveç, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde sorun yaşanmazken,
Almanya'da sorun vardır.
Değerli arkadaşlarım,
Avrupa'da en büyük işsizlik oranı yurttaşlarımız arasındadır. Herhangi bir
meslekî niteliği olmayan düz işçilerimiz işsiz kalmışlardır. Türk işçilerimizin
arasındaki kalifiye eleman sayısının azlığı, işsizlik oranlarını artırmaktadır.
Bu da, meslek sahibi olmamamızdan kaynaklanıyor.
Polonya'nın 1 Mayıs 2004
tarihinde Avrupa Birliğine girişiyle, milyonlarca Polonyalı diğer Avrupa
ülkelerine akın edeceklerdir; çünkü, meslekî niteliği olan Polonyalılar işe
alınmada, öncelikle tercih edileceklerdir. Bu da doğrudan yurttaşlarımızı
etkileyecektir.
İkinci ve üçüncü kuşak
için meslekî eğitim çok önem kazanıyor. Çalışma ataşeliklerimizin bu konuda
yurttaşlarımıza yardımcı olması gerekmektedir.
Bazı Avrupa ülkeleri,
Türk gençlerine, sadece, inşaat sektörü, kaynakçılık, berberlik gibi alanlarda
meslekî eğitim şansı tanıdılar. Meslekî eğitim alanında ve her alanda eşit şans
tanınması konusunda gereken girişimlerde bulunulmalı, meslek eğitiminde
gençlerimize eşit hak ve koşullar yaratılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
yurt dışındaki vatandaşlarımızla ilgili bir araştırmayı dikkatinize sunmak
istiyorum. Berlin, Hamburg, Frankfurt, Münih, Paris ve Londra'da yapılan
araştırmada, dikkat çeken bazı bilgiler çok düşündürücüdür. Yurt dışındaki
vatandaşlarımızın çocuklarının yüzde 87'si okumak istemiyor, yüzde 52'si
çalışmak istemiyor, ailelerinden para istiyor, yüzde 71'i kötü arkadaş
ediniyor, yüzde 19'u ailesinden ayrı yaşıyor, yüzde 20'si Türkiye'ye gelmek istemiyor,
yüzde 17'si yabancılaşıyor.
Gençler arasında yapılan
araştırmada da şu bilgiler ortaya çıkmıştır: Gençlerimizin yüzde 87'si
Türkiye'ye dönmek istemiyor, yüzde 59'u okumak önemli değil para kazanmak
önemlidir diyor.
Veriler ve rakamlar
gözönünde bulundurulduğunda, hükümetin acilen yapması gereken çok iş olduğu ortaya
çıkıyor. Gençler ile yaşlı kuşaklar arasında çok ciddî bir kültürel kopukluk ve
çatışma yaşanıyor.
Gençler okumaktan çok
para kazanmaya önem veriyorlar; devlet güvencesine güvenerek, günlük yaşamını
sürdürmeye çalışıyor, uzun vadeli projeler yapmıyorlar.
Gençler yarı Almanca yarı
Türkçe konuşuyorlar. Türkçe-Almanca karışımı yeni bir dil, yeni bir kültür
oluşuyor.
Türkiye'nin yurt
dışındaki gençlere yönelik sağlıklı bir politikası olmadığı ortaya çıkıyor.
Cemaatler ve örgütler gençleri yönlendiriyor.
Aile kültürü ile Alman
kültürü arasındaki çelişki ve çatışma gençleri bunalıma itiyor. Bu nedenle,
gençlik uyuşturucu ve gece hayatına yönelme içine giriyor.
Kuşak çatışması çok yoğun
bir şekilde yaşanıyor. Anne ve babalar mutsuz, gençler ise sorumsuz. Eskiye
oranla gençler ideolojik gruplardan uzaklaşıyor, bireyselleşiyor. İnançsal,
davranışsal ve cinsel özgürlüğünü elde eden gençler kendilerini daha özgür
hissediyor. Gençler, Avrupa'daki özgürlükleri ve insan haklarını sonuna kadar,
bazen de aşırı biçimde kullanıyorlar. Erkekler kızlara oranla daha özgür,
kızlar üzerindeki aile baskısı daha yoğun.
Sonuç olarak, gençlerin
değerler sistemi bozulmuş, Türk değerler sistemi ile Avrupa değerler sistemi
arasında kendilerine özgü bir değerler sistemi oluşmuştur. Bu konuda çelişkiler
yaşıyor, bocalıyor, bunalıma düşüyorlar.
Yurt dışında yaşayan
gençlerimizin çok ciddî sorunları var. Devletin bu konuda ciddî politikalar
üretmesi ve yurt dışındaki gençlerimize sahip çıkması gerekir. Eğer gözardı
etme politikası sürerse, üçüncü ve dördüncü kuşak Türk gençleri tümüyle
yabancılaşarak kendi değerlerinden, kendi kültürlerinden uzaklaşmış
olacaklardır. Devletin sahip çıkmadığı yurt dışındaki gençlerimize, özellikle
dinî cemaatler ve örgütler sahip çıkarak onları yönlendirmekte, hatta, Türkiye'ye
karşı kullanmaktadırlar.
Değerli arkadaşlarım,
1960'lı yıllarda yurt dışına giden Türklerin entegrasyonu konusunda her iki
taraf da yanlış yol izledi. Almanlar, Türkler geri dönecekler diye entegrasyonu
geçici bir süre için, Türk tarafı ise, ikinci bir Türkiye kurmak olarak
anladılar. Entegrasyon, başkalığıyla kabul etmek değil, onun gelişmesiyle
meşgul olmaktır; entegrasyon, yaşadıkları ülkelerdekilerle paralel olmak değil,
birlikte de yaşamayı öğrenmektir, paralel topluluk değil, ortak topluluk
yaratmaktır.
Değerli arkadaşlarım,
göçmen politikası, Avrupa ülkelerinin millî politikası haline gelmiştir.
Türkiye olarak da bunu millî politika olarak ele almalıyız. Kırk yıldan beri bu
konuda kapsamlı bir politika izlenmemiştir. Hükümetlerimiz, yurttaşlarımıza
karşı görevlerini, sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Tam tersine, tek
taraflı onlardan faydalanmışlardır. Onların ekonomik yatırımlarına öncülük
etmemiş, tam tersine, köktendinci bazı holdingler tarafından yurttaşlarımızın
sömürülmesine gözyumulmuştur. Kombassan, Jet-Pa gibi holdingler binlerce
yurttaşımızı mağdur etmiştir. Son olarak Yimpaş firması iflas ederek 15 000
yurttaşımızın 150 000 000 euroluk parasını yok etmiştir, yurttaşlarımızı mağdur
etmiştir. Bu konuyla ilgili önemli dosyalar bana iletilmiştir; bunu ileriki
dönemlerde gündeme getireceğiz.
Değerli arkadaşlarım,
yurttaşlarımızın dinî inanışları da istismar edilmiştir, sahip çıkılmamıştır.
Müslümanın modern yüzü yerine, kötü yönü Avrupa'ya gösterilmiştir. Giyimiyle
kuşamıyla, sokaklarda, bodrumlarda hayvan kesimiyle ve radikal İslamcı
faaliyetleriyle tanıtıldı. Bunun birçok nedeni vardır. Avrupa'da yaşayan 4 000
000 Müslümanın ancak yüzde 2'sini oluşturan Suudîler, İslam Konseyini hem
yönetmekte hem de finanse etmektedirler. Müslümanların yüzde 70'i Türk kökenli
olmasına rağmen, finansörlüğünü Suudî Arabistan'ın yaptığı, yönetiminde de
etkili olduğu İslam Konseyinin Avrupalı ülkeler tarafından muhatap kabul
edilmektedir. Bazı Türk kökenli İslamî grupların da İslam Konseyiyle iç içe
olduğu bilinmektedir. Radikal İslamcı gruplarla ilişkisi olan grupların
içerisinde... Biraz önce konuşan Sayın Eyüp Fatsa'ya, bu konuyla ilgili bilgi
sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım.
Cumhuriyet Halk Partisi
olarak gitmememiz çok isabetli olmuştur. Çünkü, İslamî örgütlerle, Suudî
Arabistan destekli İslam Konseyinin içerisinde... 2 Ekim 2003'te, Almanya
Hıristiyan Demokrat Partisinin, İçişleri Bakanına yönelttiği 52 sorudan 29 uncu
ve 30 uncu soruları ve cevaplarını dikkatlerinize sunmak istiyoruz.
Hıristiyan Demokrat
Partisi tarafından yöneltilen 29 uncu soruda şöyle deniliyor: "Federal
Almanya'nın bilgilerine göre, Müslüman Kardeşliği ile esas teşkilat kanununun
gözlemlediği Millî Görüş arasındaki ilişki nedir?"
Cevap: "Müslüman
Kardeşliği Teşkilatı, şu an faaliyet gösteren birçok İslam organizasyonunun ana
teşkilatıdır. Bu nedenle, diğer daha genç İslamî teşkilatlar ile kişisel bağlar
kurulmaktadır."
30 uncu soru çok önem
taşıyor; şöyle deniliyor: "Federal Almanya Berlin Kreuzberg'te Alman hukuk
devletini ortadan kaldırmaya yönelik şeriatı talep eden İslamî gruplar
biliniyor mu?"
Cevap şu: "Şu an
Berlin Kreuzberg'te bu anlamda İslamî faaliyetler vardır ve esas teşkilat
kanunu koruma makamlarınca bilinmektedir." Dahası da var; ama, burada, çok
fazla noktaya değinmek istemiyorum.
Sevgili arkadaşlar,
değerli dostlarım, şimdi, kırk yıldan beri, 3 500 000 - 4 500 000 yurttaşımızın
onuruyla yaşadığı Avrupa'da, gerçekten, biraz önce ifade ettiğim gibi, çağdaş,
demokratik, modern yanımızın yanı sıra, rencide edici birtakım gelişmeleri
dikkatinize sunmak istiyorum. Bakınız çok değerli arkadaşlarım, bu haftaki Der
Spiegel Dergisi -Avrupa'nın en ciddî dergilerinden bir tanesi- Metin Kaplan'ı
kapak yapmış, 15 sayfa ayırmış ve Bild Gazetesi, bakınız... Üç haftadan beri,
bir Metin Kaplan'ın üstesinden gelinmiyor sevgili arkadaşlarım. Yıllardır,
gerek yurt dışında gerekse yurt içinde desteklenen ve beslenen bu gibi kişi ve
kurumları kontrol altına almakta zorluk çekiliyor; gerçekten, bunu çok
önemsemeliyiz. İnsanlarımız çok üzülüyor, yurt dışındaki yurttaşlarımız bunu
hak etmemiştir; yurt dışında, yurttaşlarımız bu şekilde biliniyor. Avrupa
Birliğine gireceğimiz bir süreç içerisinde, bunlar karşımıza çıkıyor; yani,
deyim yerindeyse, Metin Kaplan, Avrupa'da, Almanya'da, Başbakanımızdan çok daha
popüler.
Değerli arkadaşlarım, bu
konu önemsenmelidir ve bu konuda, gereken ciddî adımların atılmasında yarar
vardır. Burada, bunu bir istismar konusu yapmak istemiyoruz. Sayın Fatsa,
gerçekten bu konuda bir anlayış içerisindeler; ancak, Cumhuriyet Halk
Partisinin gitmemesinin nedeninin altında bu yatmaktadır; bunu da,
bilgilerinize, dikkatinize sunmak istiyorum.
Çok değerli arkadaşlarım,
çok ciddî çalışmalar yapılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gülçiçek,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Geçmiş dönemlerde, her
yasama döneminde, çok önemli çalışmalar yapılmıştır -Sayın Fatsa'nın da
belirttiği gibi- çok ciddî raporlar hazırlanmıştır ve bu çalışmalar rafa
kaldırılmıştır. Bu dönem, bunun takip edilmesi -Sayın Öymen'in belirttiği gibi-
sürekli olarak bir komisyonun kurulup, bu konuyu takip etmesi çok yararlı
olacaktır.
Son olarak, izin sezonu
başlamıştır, geçmiş dönemlerdeki sıkıntıların yaşanmaması, tekrarlanmaması
için, hükümetin öncelikle bu konuya eğilmesi ve gereken önlemlerin alınması
dileğiyle Sayın Fatsa ve arkadaşlarına, Sayın Komisyon Başkanıma ve değerli üye
arkadaşlarıma, katkı yapan tüm arkadaşlarıma, yetkililere teşekkür ediyorum,
hepinize en içten sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Gülçiçek.
Şahsı adına söz isteyen,
Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni Doğan; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
AVNİ DOĞAN
(Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında ve
bulunan çözüm önerilerinin Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmesiyle ilgili
söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli arkadaşlar,
aslında ben buraya gelirken, komisyonun yaptığı o kapsamlı çalışmadaki önemli
sorunları ve bunların çözüm önerilerini sizlere anlatmak için geldim; ancak,
benden önce konuşan arkadaşlarım bu konulara değindiler, tekrarına lüzum
görmüyorum, ben olaya başka açıdan bakacağım.
Hiç kuşkusuz, 1961
yılında Sirkeci'den trene binip Avrupa'ya giden vatandaşlarımız orada kalıcı
olmayı düşünmemişlerdi; yani, onların rüyasında, hülyasında, bir miktar para
kazanıp tekrar Türkiye'ye dönmek vardı; ama, orada kalıcı oldular. Onlar,
Avrupa'ya 1961 yılında ayak bastıklarında Avrupalılar şunu düşünüyorlardı: Geldiler,
tekrar gidecekler... Türkiye Devleti şunu düşünüyordu: İşte, vatandaşlarımız
oraya gittiler, tekrar dönecekler... Ama, gidenler dönmedi, hem Avrupa yanıldı
hem Türkiye yanıldı hem de kendi vatandaşlarımız, başlangıçtaki planlarını
bozdular. Sorun, buradan başlıyor.
Zaman içerisinde, oradaki
vatandaşlarımızın sayısı 4 500 000'e yükseldi, Avrupa bir kültürel
karşılaşmayla karşı karşıya geldi. Esas sorun budur, esas büyük sorun budur.
Entegrasyon sorunu, asimilasyon sorunu, gettolaşma sorunu, eğitim sorununun,
hepsinin altında yatan sorun, iki kültürün, iki büyük kültürün, iki güçlü
kültürün karşı karşıya gelmesi.
Avrupa kültürünün, Batı
kültürünün tabiatında, kendi içerisinde ikinci bir kültürü yaşatmak yoktur.
Bakın, bunu tespit etmeden, oradaki vatandaşlarımızın sorunlarını çözebilmek
mümkün değildir. Tekrar altını çiziyorum,
Avrupa kültürünün tabiatında, tarihten bu yana, kendi içerisinde ikinci
bir kültürü yaşatmak yoktur, kendi içerisine giren kültürü bütün gücüyle yok
etmeye çalışır.
Neticede, orada yaşayan
vatandaşlarımızın orada kalıcılığı anlaşılınca, başlangıçta, Avrupalı hep şunu
düşünmüştür: Bunları asimile mi edelim, tekrar memleketlerine mi gönderelim?..
Her iki konuda da çok kuvvetli çalışmalar yapılmıştır.
İşte bu çalışmalar
yapılırken, Türkiye, bunun ya farkında olmamıştır ya da farkında olmuştur da
aldırmamıştır. Sorun burada yatmaktadır.
Bir kere, biz neyi
istiyoruz; Türkiye şunu istiyor, diyor ki: Bunlar, kendi kültürlerini
koruyarak, kendi kimliklerini koruyarak Avrupa'ya entegre olsunlar. Zaten,
kendi kültürlerini korumadan, kendi kimliklerini korumadan entegre olmak mümkün
değil ki. Kendi kültürünü koruyamıyorsa, kendi kimliğini koruyamıyorsa, bunun
adı entegre olmak değildir, bunun adı asimile olmaktır; ama, Türk kültürünün
önemli bir özelliği var; Türkler asimile olmazlar. Türkler, ya entegre olurlar
ya da kozmopolit olurlar. Türk işçilerinin karşılaştığı sorun da budur.
Bakın, bugün Avrupa'da üç
tip Türk yaşamaktadır. Ya gettolaşmışlardır ya kozmopolitleşmişlerdir ya da entegre
olmuşlardır. Entegre olan kimlerdir; entegre olanlar, kendi kültürünü iyi
kavrayanlardır; entegre olanlar, Avrupa'da bağlama çalanlardır, orada ney
üfleyenlerdir, orada Hacı Arif Beyi Beethoven'den daha fazla tanıyanlardır.
Biz, yıllardır eğer buna çalışsaydık, kendi kültürümüzü, kendi dilimizi önce
kendi vatandaşlarımıza öğretme gayreti içerisinde olsaydık, hiç kuşkusuz, bugün
Avrupa'da yaşayan Türklerin meslek edinme oranı, eğitim alma oranı çok daha
yüksek olacaktı.
Biz, kültür olarak,
Avrupa'ya, sadece folklorumuzu taşımaya çalıştık, çiğköfteyi taşımaya çalıştık.
Hatta, bunlar entegre olsun diye, devlet, geçmiş yıllarda, kendi kültürümüzle,
kendi kimliğimizle vatandaşlarımız arasına bir duvar örmeye çalıştı. Bizim
büyükelçilerimiz, bizim eğitim ataşelerimiz, bizim konsoloslarımız "Türk
kültürü" demekten çekindiler; aman aman, bunlara uyum sağlayın... Kendi
kültürünü öğrenmeden, kendi kimliğini kavramadan uyum sağlamak mümkün mü?!
Kendi kültürünü öğrenmeden uyum sağla derseniz, işte orada hippiler oluşur, her
iki toplumun başına bela olan eğitimsiz bir kitle oluşur. Karşılaştığımız sorun
budur.
Bu rapor, diğer raporlar
gibi sumenaltı olmamalı; çünkü, orada 4 500 000 insanımız yaşamakta, 4 500 000
bizim temsilcimiz yaşamakta. Esasen, bu komisyonun hedefi, sadece orada yaşayan
vatandaşlarımız da olmamalı, bizim vatandaşlığımızdan çıkmış, yaklaşık 1 000
000 Anadolu insanı var. Nüfus cüzdanını
değiştirmiş diye, bunlar bizim insanımız olmaktan çıkmadı ki. Bunlar bizim
insanımızdır. Nasıl Amerika'da yaşayan Museviler hâlâ kendi köklerinin
peşindeyse, kendi köklerinin üzerinde duruyorsa, oradaki bizim insanlarımız da,
kendi köklerini, hiç kuşkusuz, arayacaktır.
Siz, Türkçe derslerinin,
Türkiye'den kaçan, Türkiye'ye düşmanlık eden bir kesim tarafından uzun yıllar
verilmesine göz yummuşsanız, orada birçok Metin Kaplan çıkar. Sayın Gülçiçek
söyledi, işte bir Metin Kaplan fotoğrafı çıkardı. Burada Metin Kaplan'ın
avukatı falan yok.
Hepimiz biliyoruz ki,
Batı ülkeleri, geçmişten bu yana, tarihten bu yana, İttihat ve Terakkiden bu
yana Türkiyeli bölücüleri korur. Marksist bölücüleri korumuştur, Dev-Solcu,
Dev-Yolcu bölücüleri korumuştur; eh, Metin Kaplan'ı da birazcık koruyacaktır.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- İrticacıları korur.
AVNİ DOĞAN (Devamla) -
Devlet olmak, bunu bilip tedbirini almaktır. Devlet olmak, Metin Kaplan'ı
görüp, Dev-Solcu militanları görmemek değildir.
PKK'nın, ana sermayesini,
ana gücünü Avrupa'dan aldığını biliyoruz. Biz, Suriye'yle falan çok uğraştık;
ama, esas hareket noktasının Avrupa olduğunu biliyoruz. O lüzumsuz enstitülerin
kurulduğunu... Bugün de başka enstitüler kuruluyor. Sayın Gülçiçek, bugün de
başka enstitüler kuruluyor. Yarın PKK gündemden kalkarsa, başımıza başka
belalar da çıkabilir. Zaten, Avrupalının amacı entegrasyon değil, Avrupalının
amacı asimilasyondur, bölmektir. Biliyorsunuz, oradakiler dernekleri bölüyor,
vakıfları bölüyor, cemiyetleri bölüyor; bu, devam ediyor.
Bizim, Türkiye olarak,
öncelikle yapmamız gereken şey, kendi kimliğimizi, oradaki vatandaşlarımızın yüreğine
kazımaktır; kendi manevî dünyamızı, kendi tarihî değerlerimizi, kendi
dilimizi... Gerçi, biz, kendi dilimize Türkiye'de bile sahip olamıyoruz. İşte,
Türkiye Büyük Millet Meclisinden Kızılay'a kadar gidin, 1 tane Türkçe mağaza
ismi bulamazsınız. Bunları çözmeden, oradaki vatandaşların sorunlarını, eğitim
sorununu, işsizlik sorununu çözmek mümkün de değildir.
Türkiye, yeni bir
mantıkla, yeni bir politikayla hadiseye bakmalıdır; millî bir ruhla bakmalıdır,
millî bir anlayışla bakmalıdır. Herkes şunu bilsin ki, çağdaşlaşma, kendi
kimliğini unutma değildir; çağdaşlaşma, kozmopolitleşme değildir; çağdaşlaşma,
kendi manevî değerlerinden kopma değildir; çağdaşlaşma, kendi manevî
değerlerine, kendi millî değerlerine, kendi tarihî değerlerine sımsıkı sarılıp,
çağdaş teknolojiyi yakalamaktır.
Türkiye, artık, kendi
kültürüne, Türkiye'de de bırakılmış bir iki folklor oyunu ve çiğköfte olarak
bakmamalıdır; Türk kültürünü Avrupa'ya taşımalıdır, Avrupa'daki vatandaşlara
taşımalıdır. İki büyük kültürün karşılaşmasıyla ancak böyle başedilir.
Hadiseye, iki büyük kültürün karşılaşması olarak bakmazsak, kesinlikle çözümü
yoktur.
Bu duygular içerisinde,
hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Doğan.
Sayın milletvekilleri,
Sayın Gülçiçek, kısa bir açıklama yapmak istemişlerdir.
Buyurun.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
AVNİ DOĞAN
(Kahramanmaraş) - Sataşma yok Sayın Gülçiçek.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(Devamla) - Hayır, hayır, sataşma var diye söz istemedim; zaten öyle bir şey
yok; sadece bir şeyi doğrultmak
istiyorum. Yıllarca orada yaşayan bir
arkadaşınız olarak, 4 500 000 yurttaşımız benim arkadaşlarım, benim insanlarımdır.
Her türlü yasadışı faaliyet gösteren gruplara, PKK'sına da, Kaplan'ına da,
irticaî faaliyet gösteren herkese de karşıyım. Onun dışındaki herkes bizim
yurttaşımızdır.
Saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Gülçiçek.
Birleşime 5 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 17.15
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.25
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
Milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
(10/8, 48) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonunun 335 sıra sayılı raporu üzerindeki genel
görüşmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20
Milletvekili ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26 Milletvekilinin, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın
sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis Araştırması Komisyonu
Raporu (10/8,48) (S. Sayısı:
335) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Şahsı adına, Malatya
Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç; buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın
sorunlarının araştırılması ve gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan
Meclis Araştırması Komisyonu raporuyla ilgili olarak şahsım adına görüşlerimi
açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Yurttaşlarımızın yurt
dışına çalışmak için gitmelerinin nedeni, 30 Ekim 1961 tarihinde Federal
Almanya ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında yapılan İşgücü Anlaşmasıdır.
Bu anlaşmaya dayanılarak, yurttaşlarımızın yurt dışına gidişleri kırküç yıldan
bu yana sürmektedir. İlk başta, bu gidişin geçici bir dönem için olduğu anlayışı
hâkimdi. Giden işçilerimizin tamamına yakını, bir süre Almanya'da veya diğer
yabancı ülkelerde çalışıp, Türkiye'de evini, arabasını, traktörünü alabilecek
ve çocuklarının eğitimlerini yaptıracak sermaye birikimini sağladıktan sonra
Türkiye'ye dönmeyi düşünüyordu; ancak, zaman içinde durum bu şekilde gelişmedi.
Yurt dışındaki çalışanlarımız, eş ve çocuklarını yanlarına almaya, çocuklarını
yaşadıkları ülkenin okullarına göndermeye başladıktan sonra dönüş hayalleri
giderek sönmeye başlamış ve insanlarımız bu ülkelerde kalıcı olmaya
başlamışlardır.
Bugün için, yabancı
ülkelerde bulunan vatandaşlarımızın sayısı, resmî verilere göre 4 000 000'a,
gayriresmî verilere göre ise 5 000 000'a ulaşmıştır. Bu vatandaşlarımızın büyük
çoğunluğu Federal Almanya'da yaşamaktadır. Bu yurttaşlarımızdan yaklaşık 1 500
000 kişi yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçmiştir. Günümüzde, yurt dışındaki
vatandaşlarımızı sadece işçi olarak değil, bulundukları ülkelerde işveren,
siyasetçi, sanatçı gibi pek çok alanda görmekteyiz.
Yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın ülkemiz ekonomisine çok büyük katkıları olmuştur. Kırk yılı
aşkın sürede ülke ekonomimize katkıları 130 milyar doların üzerindedir. Bu
nedenle, Türkiye olarak, bu insanlara minnet ve şükran duymamız gerektiğini
unutmamalıyız; ancak, ülkemize çok önemli katkıda bulunan bu insanlara hak
ettikleri değeri maalesef vermiyoruz. Her yıl, turizm sezonunun başlangıç
dönemlerinde, yurt dışından gelen turistleri davul zurnayla, müzik topluluklarıyla
karşılayarak ülkemiz turizminin gelişmesi, döviz girdisinin artması için çaba
gösteriyoruz. Pekâlâ, kendi yurttaşlarımızın katkısı gelen turistlerden daha mı
az ki aynı özeni ve dikkati kendi vatandaşlarımıza göstermiyoruz?!
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; komisyonumuzca yapılan bu çalışmalarda, devlet olarak, yurt
dışındaki vatandaşlarımızla, maalesef, yeteri kadar ilgilenememiş olduğumuz ve
yurt dışındaki vatandaşlarımızın çözüm bekleyen pek çok sorununun olduğu tespit
edilmiştir. Bu sorunlardan bir kısmı, çalışma ve sosyal güvenlikle ilgili olup,
vatandaşlarımızın uluslararası anlaşmalardan, Avrupa Birliği hukukundan doğan
haklarının kullanılmasıyla ilgilidir. Bu konularda ve özellikle, emeklilikle
ilgili, sigortayla ilgili, sosyal haklarla ilgili, suçluların iadesi ve aile
birleştirmeleri gibi hususlarda vatandaşlarımıza yardımcı olunmalıdır.
Yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın en büyük sorunlarından bir tanesi de eğitim sorunudur.
Özellikle, anadilde eğitim, kendi kültür ve toplumlarıyla ilgili bilgiler
vermesi gereken öğretmenler konusunda sıkıntı yaşanmaktadır. Acilen,
gidecekleri ülkenin dilini de bilen ve o ülke hakkında yeterli bilgi sahibi
olan öğretmenler yetiştirilerek, yurt dışındaki çocuklarımıza anadilleri ve
kültürleri öğretilerek bu gençlerin asimilasyonları önlenmelidir.
Yine, bulundukları
ülkelerde, gerek meslek eğitimine gerekse üniversiteye yönelmeleri konusunda
çocuklarımıza ve ailelerine yönelik rehberlik hizmetleri verilmelidir.
Yurt dışında bulunan konsolosluklarımız
ihtiyacı karşılamaya yeterli değildir. Örneğin, Almanya'nın Hamburg kentinde
150 000'in üzerinde vatandaşımız yaşadığı halde, tüm bu vatandaşlarımıza
hizmetler, eski yapı dubleks bir konutta, kısıtlı sayıda personelle sunulmaya
çalışılmaktadır. Gerçi, gördüğüm kadarıyla, başkonsolosumuz ve personel,
olağanüstü çabalar göstererek bu noksanlıkları gidermeye çalışsalar da, yine
de, başkonsolosluk önünde kuyrukların oluşması engellenememektedir. Aynı
sıkıntı, diğer konsolosluklarda da aynen mevcuttur.
Nüfus ve emniyetle ilgili
bilgiler, bilgisayar bağlantısı olmaması sebebiyle, Türkiye'den yazışmayla
sağlanmakta, böylece, işlemler, uzun zaman almaktadır. Bu nedenle,
konsolosluklarımızın mekân olarak ihtiyaca kâfi gelecek şekilde,
vatandaşlarımızın işlemler yapılırken istirahat edebilecekleri, kışın
soğuğundan, yazın sıcağından korunabilecekleri şekilde düzenlenmesi ve personel
olarak da takviye edilmesi gerekmektedir. Yurt dışındaki vatandaşlarımıza ne kadar
iyi hizmet sunarsak, ülkemize olan sevgileri ve bağlılıkları da o ölçüde
artacaktır.
Vatandaşlarımız,
ülkemizdeki pembekart uygulamasından da şikâyetçidirler. Uygulamada,
alım-satımda, tapu, noter işlemlerinde zorluklar yaşanmaktadır. Konuyla ilgili
tebliğler olmasına rağmen, birkısım memurlar pembekartı tanımamaktadırlar.
Pembekart hamili olanlar yurtdışındaki hizmetlerini 3201 sayılı Yasaya göre
borçlanamamaktadırlar. Arabayla ülkemize gelenler, üç aydan fazla Türkiye'de
kaldıklarında sorunlarla karşılaşmaktadırlar.
Özellikle izin
dönemlerinde, gümrük kapılarında yığılmalar olmaktadır. Bu dönemlerde gümrük
kapılarımızın ilave personelle takviye edilmesi gerekmektedir. Karayoluyla
gelişlerinde transit geçtikleri ülkelerde yine sorunlar yaşanmaktadır. Bunu
gidermek için, özellikle yaz dönemlerinde havaalanlarımız taşımacılığında cazip
fiyatlar sunulabilir ve Anadolu'daki birkısım havayollarımız uluslararası
havaalanına dönüştürülerek, geliş-gidişlerde rahatlık sağlanabilir.
Yine, yurtdışında boşanan
vatandaşlarımızın, bulundukları ülkeden aldıkları mahkeme ilamlarının,
ülkemizde geçerli kabul edilebilmesi için tanıma ve tenfizi gerektiğinden, bu
süreç ise masraflı ve uzun zaman aldığından yakınmalara sebep olmaktadır. Buna
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda
değişiklik yaparak veya ikili anlaşmalarla çözüm üretmeliyiz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; komisyon olarak, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın
sorunlarını 155 sayfalık rapor halinde sunduk. Sorunlar bir hayli birikmiş;
ancak, yurtdışına gidişlerimde gördüğüm birkısım durumları da umut verici olarak
bulduğumu belirtmeliyim. Özellikle son dönemlerde, yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımız, kendi bulundukları şehirlerde, hatta köylerde kültür
dernekleri, hemşeri dernekleri, inanç dernekleri ve sosyal alanlarda kurdukları
derneklerle büyük örgütlenme içine girmiş durumdalar. Dernekler, aynı binada,
dernek büroları ayrı olmak üzere, sosyal ve kültürel mekânları ortak alanlarda
güçlü bir birliktelik sergilemektedirler. Buralarda insanlarımız hem
kaynaşmakta hem de sorunlarının çözümünde ortak arayışlar içine girmektedirler.
Nitekim, yurtdışına gittiğimde, bu derneklerin, bir telefon zinciriyle, çok
rahatlıkla bir araya gelerek, sorunlarını dile getirmelerine tanık oldum. Bu
ise, beni çok sevindirmiştir.
Komisyonumuzun raporunun
Genel Kurula gelmesinin gecikmesi nedeniyle, vatandaşlarımızın sorunlarının bir
an önce çözümü için, Sayın Adalet Bakanımız Cemil Çiçek'e tanıma ve tenfizle
ilgili olarak, Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'e başkonsolosluklarımızın
mekân ve kadro ihtiyacının giderilmesiyle ilgili olarak, yine Sayın İçişleri
Bakanımız Abdülkadir Aksu'ya pembekart uygulamasıyla ilgili olarak yazılı soru
önergeleri vererek, çözüm bulunmasını talep ettim; ancak, bu yazılı sorularıma
henüz cevap alabilmiş değilim.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm
bulmak, aynı zamanda anayasal bir görevdir. Anayasamızın 62 nci maddesinin
başlığı "Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları" olup, madde
metni "Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile
birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal
güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda
dönüşlerinde yardımcı olunması için gerekli tedbirleri alır" hükmünü
getirmektedir.
Sorun, Komisyonumuzca,
büyük ölçüde saptanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)
- Kaldı ki, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları, geçmiş hükümetler
döneminde de saptanarak, Meclis arşivlerinde yerini almıştır. Bu raporumuzun da
benzer raporlar gibi Meclis arşivlerinde yer almasını değil, gereğinin
yapılmasını istiyoruz. Hatta, gereğinin yapılıp yapılmadığını denetlemek ve
değerlendirmek için de daimî bir komisyon oluşturulması gerektiği inancındayız.
Bu düşüncelerle, Yüce
Heyeti saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kılıç.
Komisyon adına söz
isteyen, İstanbul Milletvekili Mustafa Baş; buyurun. (Alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
(10/8,48) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU
BAŞKANI MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt
dışındaki Türk vatandaşlarının sorunlarını araştırmak ve bu sorunlara çözüm
önermek üzere kurulan komisyonun üyesi arkadaşlarım ve şahsım adına hepinizi
hürmetle, saygıyla selamlıyorum.
Komisyonumuz, 15.4.2003
tarihli 767 sayılı kararla kuruldu; 17.6.2003 tarihinde çalışmalarına başladı;
17.12.2003 tarihinde de raporunu yazarak görev süresini bitirdi. Burada altı
aylık bir zaman gözüküyor. Bu arada yaz tatili olduğu için, Komisyonumuz, belli
bir süre çalışamamıştır. İçtüzüğümüze göre, üç ay, bir ay da ilave zaman alarak
çalışmalarını toparlamıştır. Bunu şunun için söylüyorum: Konuşmalarda ifade
edildi; yurt dışında yaklaşık 5 000 000'a yakın insanımız var. Bunlar dünyanın
birçok ülkesine dağılmışlar. Biz onların sorunlarını tespit edebilmek için, 50
000'den fazla Türk vatandaşının yaşadığı yerlere gidebilmeye çalıştık. O kısa
süre içerisinde, Türklerin yoğun olarak bulunduğu birçok ülkeye
gidemediğimizden dolayı belki raporumuzda bu noktada eksiklikler de olmuş
olabilir.
Böyle önemli bir konuyu,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma önergesi vererek gündeme taşıyan
Sayın Eyüp Fatsa ve arkadaşlarına, Ali Rıza Gülçiçek ve arkadaşlarına teşekkür
ediyorum. Çok doğru bir iş yapmışlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün
üyelerine de teşekkür ediyorum ki, bu önergeyi kabul etmişler, böyle bir
komisyon kuruldu ve çalışmalara başladı. 20 nci dönemde buna benzer bir komisyon kurulmuştu; o komisyon, sadece
işçilerle ilgili kurulmuş olan bir komisyondu. Bu kurulan komisyon ise, yurt
dışındaki bütün vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili kurulmuş olan bir
komisyondur.
Tabiî, 1960'tan itibaren
Türk insanı çalışmaya gitti. İfade edildiği gibi, kısa bir süre çalışıp bir ev
almak, memleketinden bir tarla almak, çocuğunu evlendirebilmek ve hemen geri
dönmek maksadıyla gitti; ama, gördük ki, çocuklarını artık Avrupa'da
evlendiriyorlar, artık Avrupa'da torunlarını görüyorlar, artık Türkiye'de ev
almıyorlar, bulundukları ülkelerde ev almaya çalışıyorlar, ev alıyorlar, artık
orada sadece işçi olarak çalışmıyorlar, çocuklarını okutuyorlar. Şimdi,
kendilerinin işçi olarak gidip çalıştığı müesseselerde çocuklarını idareci
olarak görmek istiyorlar ve bunlar vardır. Kendilerinin alışveriş yapmış olduğu
dükkânlarda artık çocukları esnaf olmuşlardır ve kendilerinin iş aramak için
gitmiş oldukları birçok büyük şirketler gibi, artık vatandaşlarının şirketleri
vardır. Bugün, yurtdışında, sadece Almanya'da -burada ifade edildi, o rakamlar
sadece Almanya içindir- 422 000 kişiye Türk işadamları iş vermektedir ve
müteahhitlerimiz, işadamlarımız sadece Almanya'da 35 milyar euro ciro
yapmaktadırlar.
Bu çalışmalar esnasındaki
tespitlerimize göre, bütün dünyada, Türklerin firmalarının yapmış oldukları
ciro 105 milyar euronun üzerindedir. Bu çok büyük bir rakamdır. Ben, aynı
zamanda KEİPA'da olduğum için dolaşıyorum, sizler de dolaşıyorsunuz. Şu anda,
düşünün ki, gökyüzünde ne kadar uçak var, bu uçakların en az yarısında, mutlaka
bir, iki Türk işadamı vardır. Belki, bir kısmı da dil bilmiyorlar; ama,
çantaları ellerinde dolaşıyorlar, başarılı oluyorlar, ülkemizi iyi temsil
ediyorlar.
Biz, bir grup
arkadaşımızla önceki gün St Petersburg'tan, Rusya'dan döndük. İftiharla gördük
ki, on yıl önce, bir Türk 30 000 dolarla gitmiş, şimdi ise yıllık cirosu 200
000 000 dolar. 30 000 dolarla gitmiş bir işadamımızın, şimdi, orada bir yıllık
cirosu 200 000 000 dolar; bunlar, bizim iftihar ettiğimiz şeylerdir; ama, yeterli
değildir, daha çok yapacağımız işler vardır. Bunu, şunun için söyledim: Sadece
işçilerimiz yok; artık, yurt dışında, akademisyenlerimiz var, öğrencilerimiz
var, işadamlarımız var, esnafımız var, işçilerimiz var ve en önemlisi,
Türkiye'nin çok büyük bir lobi gücü var yurt dışında; bütün ülkelerde,
ülkemizin çok büyük bir lobi gücü var. Büyük devlet, bütün bunlardan istifade
edebilen, bütün bunları organize edebilen, bütün bunları yönlendirebilen,
potansiyel bir güç olarak bilip, bunlara yardımcı olabilen ve istifade edebilen
devlettir. İnşallah, hükümetimiz, bunu, muhakkak ve muhakkak başaracaktır.
Değerli arkadaşlar, bu
komisyon çalışmaları esnasında, önce, Türkiye'de ilgili birimleri dinlemek
istedik. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızı, Dışişleri Bakanlığımızı,
İçişleri Bakanlığımızı, Millî Eğitim Bakanlığımızı, Kültür ve Turizm
Bakanlığımızı, Maliye Bakanlığımızı ve Millî Savunma Bakanlığımızı ve bunların
birçok birimini, genel müdürlüklerini, daire başkanlıklarını çağırarak
brifingler aldık. Dış Ticaret Müsteşarlığımız, Hazine Müsteşarlığımız, Gümrük
Müsteşarlığımız, Eximbank, Merkez Bankası, Diyanet İşleri Başkanlığı, TRT, YÖK
gibi birçok kurumu çağırdık, onlardan bilgi aldık. Sivil toplum örgütleri,
TOBB, Türkiye Müteahhitler Birliği, Tur Operatörleri Derneği, turizmciler,
Anadolu ihracatçılar birlikleri gibi, birçok birlikleri de davet ettik, hem
raporlar aldık hem onları dinledik.
Daha sonra, yurt dışında
bir çalışma programı yaptık. Üç grup halinde, arkadaşlarımız, Almanya,
Hollanda, Danimarka, İsviçre, İsveç, Belçika, Avusturya, Fransa, İngiltere'ye
gittiler. Bu ülkelerde, büyükelçiliklerimizden, konsolosluklarımızdan
brifingler aldık. Dernek, oda, sivil toplum örgütleri, basın mensupları gibi
kuruluşları davet ettik, toplantılar yaptık. Parlamenterleri, eyalet meclis
üyelerini, eyalet parlamentolarını, belediye meclis üyelerini, belediyeleri
ziyaret ettik ve 10'un üzerinde de cezaevini ziyaret ettik. Nerede Türk varsa,
bunları görmek istedik.
Burada, bir noktanın
üzerinde durmak istiyorum. Bu yurtdışı seyahatlerimize başlarken, biraz
tartışıldı. Belki bazı gazeteci arkadaşlarımızın da soruları üzerine,
büyütülerek tartışma konusu oldu. Ben, Komisyon Başkanı olarak, özellikle o
tartışmalara girmedim; çünkü, Türkiye'nin bu tartışmalara ihtiyacı yoktur. İyi
niyetle, yurt dışında, teröre bulaşmamış bütün dernekler ve bütün
vatandaşlarımızla görüşeceğiz dedik ve yurt dışındaki bütün programımızı
Dışişleri Bakanlığımız vasıtasıyla büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımız
yaptı. Bu gezilerde, camilere de gittik, gece Türk çocuklarının çok yoğun
olduğu meyhanelere, barlara, diskolara da gittik, herkesi dinlemek istedik.
Sadece herkesi dinlemeyi istemek değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir
parlamenter grup geliyor -belki, milletvekilleri, şahsı adına çok gitmiştir;
ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir karar almıştır- Parlamento adına, Yüce
Meclis ve millet adına, sizi görmeye geldik, gelin bakalım, ne yapıyorsunuz,
dertleriniz nedir, bize teklifleriniz, önerileriniz nelerdir, ülkemiz ve sizin
için neler yapabiliriz... Bence, bu, son derece önemli bir bakıştır. O açıdan,
biz, vatandaşlarımızın bulunduğu her yere gitmek istedik. Komisyonumuzun baştan
sona çalışmalarına üyelerimizin çok büyük katkıları oldu, her biri yurt dışında
deneyim kazanmış olan değerli uzman arkadaşlarımızın da çok büyük katkıları
oldu. Eğer, yurt dışındaki bu gezilere Cumhuriyet Halk Partili milletvekili
arkadaşlarımız da katılmış olsaydı, ben inanıyorum ki, bu rapor daha da güzel
çıkacaktı. Daha güzel çıkmış bir rapor, millete daha çok hizmet etmek demektir;
milletimizin de, hükümetimizin de, daha güzel rapordan istifade ederek
sorunları çözme noktasında daha iyi adımlar atması demektir. Orada bir eksiklik
oldu, onu ifade etmek istedim, bunu bu şekilde arz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, yurt
dışındaki vatandaşlarımızın değişik problemleri var; bunları bölümler halinde
sıralayabiliriz. Bir bölümü, bulundukları ülkede karşılaştıkları sorunlardır.
Bunların en başında dil ve eğitim sorunu gelmektedir. Bizim çocuklarımız yurtdışında
anaokullarına gitmiyorlar. Bunun sebepleri var; birinci sebebi, anaokulları;
yani, okulöncesi eğitim paralı; ikincisi, her yerde yok; üçüncüsü, acaba, küçük
çocuklarımızın -çünkü, orada okulöncesi eğitimi yapan kurumların çoğu kilise
okulları- inançlarına bir zarar gelir mi. Bu değişik endişelerden dolayı, bir
de zorunlu olmadığı için, bizim çocuklarımız anaokullarına ebeveynler
tarafından verilmiyor. Verilmeyince, Almanca'yı öğrenemiyorlar. İlkokula
başladıkları zaman, tam öğrenemedikleri bir Almanca ve tam bilmedikleri bir
Türkçe'yle eğitime başlıyorlar. Biliyorsunuz -içimizde birçok eğitimci var-
soruyu anlamak soruya cevap vermenin yarısından fazlasıdır. Tam Almanca, tam
Türkçe -zaten, Türkçe konuşulmuyor- bilmeyen bir çocuk da soruyu anlamazsa
cevap veremez. Ondan sonra da Sonderschule'ye gönderiyorlar. Biz de buradan,
bizim çocuklarımız geri zekâlı mıdır diye kızıyoruz. Hayır, geri zekâlı değildir,
bir yanlışlık var. Şimdi, bizim bütün ataşelerimiz, büyükelçiliklerimiz TRT
INT, TRT'miz, oradaki bütün dernekler, cami dernekleri, okul dernekleri,
Atatürkçü kuruluş dernekleri, Alevî dernekleri, kim varsa, herkes kendi hinterlandındaki
insanları toplayarak, çocukların eğitimi mutlaka anaokulundan başlamak üzere
bir seferberlik ilan etmesi lazım ki, bu çocuklarımızın önünü açmış olalım.
İkincisi, Türkçe dersleri
burada mecburî ders değildir, okulların atık saatlerinde, nota tabi
olmadıklarından dolayı, derslerin bitim saatlerine konuluyor ve isteğe bağlı
olduğu için, birçok aile de, çocuklarını Türkçe öğrenmeleri için derslere
yeterli devam ettiremiyor. Yine, bizim şu anda, Avrupa Birliğiyle
entegrasyonumuz da düşünülecek olursa, hükümetimiz nezdinde, diplomatik
temaslarla, Türklerin çok yoğun olarak bulunduğu ülkelerde Türkçenin ikinci
yabancı dil olarak muhakkak ve muhakkak resmîleştirilerek kabul ettirilmesi ve
sınıf geçme notuna tesir eden mecburî bir ders haline getirilmesi
gerekmektedir; buna, çok yoğun çaba sarf etmemiz, ağırlık vermemiz gerekiyor.
Bir başka husus da,
ebeveynlerin bir kısmı hâlâ Türkiye'ye dönme niyetindeler ve çocuklarının hemen
işi bitirip okula gitmesini istiyorlar, çalışmasını istiyorlar; meslek yapmadan
çalıştıkları için de, çok ucuz işlerde ve hiç kimsenin çalışmadığı yerlerde
çalışıyorlar. Anadolu'da, çoğu zaman "Türkler Avrupa'da en zor işlerde
çalışıyor" sözleriyle karşılaşırız. Neden en zor işlerde çalışıyor; çünkü,
meslek yapmamış. Niye meslek yapmamış; çünkü, bir an önce çalışsın, üç beş
kuruş alsın diye. Bu nedenle, yine, demin söylediğim bütün versiyonlarımızı
harekete geçirerek, en azından, bütün çocuklara meslek yaptırmak üzere
seferberlik ilan etmemiz gerekmektedir.
Bir başka husus; bizim,
orada, jimnazyumlarda çok süper çocuklarımız var. Bütün bu şartlara rağmen
jimnazyumlarda okuyan, daha sonra üniversite tahsili yapmış olan çocuklarımız
var. Bunlar, Avrupa'nın geleceğidir, Türkiye'nin de geleceğidir; çünkü, bu
çocukların genelde, kötü alışkanlıkları da yok. Biz raporumuzda yazdık,
hükümetimizden de istiyoruz; Türkiye, Avrupa'da jimnazyumlarda okuyan
çocuklara, muhakkak ve muhakkak, okudukları süre içerisinde en az iki defa
Türkiye'de tatil yaptırmalıdır, izci kamplarında, spor tesislerinde, genel
müdürlüklerde. Onlar orada fizikte, kimyada, biyolojide, yani, müspet
ilimlerde, eğitimde, iletişimde en iyi şekilde yetişirken; biz, onları burada,
yazın, on onbeş gün kendi kültürümüzle hamur etmeliyiz, yoğurmalıyız, kendi
kimliğimizle hamur etmeliyiz. Bu çocuklar, Avrupa'nın da geleceğidir, bizim de
geleceğimizdir.
Önemli konulardan bir
tanesi de, din eğitimi meselesidir. Avrupa'da, hepinizin bildiği gibi,
milletimiz, dinini yaşayabilmek için, kendi çabalarıyla, yüzlerce cami satın
almışlar. Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu camilerin bir kısmına görevli eleman
gönderebilmiş; ama, birçoğunda yok. Her gittiğimiz yerde "muhakkak bize
bir hoca gönderin" diye, büyük bir din adamı talebiyle karşı karşıya
kaldık. Burada, hem bunların ihtiyaçlarını karşılamak hem de oradaki şartlara
göre hizmet edebilecek hocaları kursa tabi tutup, yetiştirip, oralara göndermek
zorundayız; çünkü, din, aynı zamanda, bir milletin kültürünü yaşatan, bir
milletin birliğini yaşatan unsurlardan bir tanesidir.
Sayın Ali Rıza
Gülçiçek'in işaret etmiş olduğu -resmiyle beraber- bir Metin Kaplan olayı
vardır.
Arkadaşlar, biz,
bunlardan komplekse kapılmayalım. Almanya'da da, İngiltere'de de, Fransa'da da,
İsviçre'de de, aynı kıyafetleri taşıyan birçok Alman, İngiliz, Fransız var veya
Avrupalı olup, oradan, kalkmış, El Kaideyle beraber veya Afganistan'daki
Talibanla beraber yan yana savaşanlar da var; yani, her milletten böyle ekstrem
adamlar çıkabilir. Bunlar, bizim için, asla, bir kompleks değildir; biz,
bunları görerek, büyük çoğunluğu kucaklamaktan, kuşatmaktan, beraber olmaktan
asla ve asla imtina edemeyiz. Bence, bunların üzerinde fazla durmamak lazım.
Tedbirimizi almamız lazım ve eğer, onların, yanlış bir yolda olduklarına
inanıyorsak, toplulukla daha çok temas halinde olup, başkalarının da o yola
gitmemesini sağlamamız lazım.
Seçme ve seçilme hakkı
çok önemlidir. Birincisi, Avrupa'da bulunduğu ülkenin vatandaşlığını almışların
orada seçme ve seçilme hakkını kullanması... Şimdi, Avrupa Birliği Parlamentosu
seçimleri var. Belki, yakın tarihimizde, Türklerin, bulundukları ülkelerin
seçimleriyle en fazla ilgilendiği bir seçimi şu anda yaşıyoruz. Türkler, artık,
bunun heyecanını almıştır. Birçok belediye meclislerinde, üye olarak,
vatandaşlarımız vardır. Dolayısıyla, hem orada seçme ve seçilme, dolayısıyla,
onları, etkin hale gelme noktasında planlamamız lazım, hem de, muhakkak ve
muhakkak, bu ülkelerle temas ederek, Türkiye'deki seçimlerde de oy
kullanabilmelerini sağlamamız lazım. Bu, her zaman soruluyor; bunun sebebi
bizden kaynaklanmıyor. Örneğin, Almanya veya Fransa, kendi ülkelerindeki bizim
konsolosluklarımızda seçim yapılıp rahatsız olmak istemiyorlar. Diplomatik
meseleyle çözülebilecek işlerdir, ikna etmemiz lazım. "Bak, bu insanlar,
sizin seçimlerinize burada katıldılar, hiçbir düzeni bozan hareket olmamıştır;
Türkiye'de yapılacak seçimlerde de bizim büyükelçiliklerimizde,
konsolosluklarımızda oylarını kullanacaklardır, burada da düzeni bozan hiçbir
şey olmayacaktır" diye bunları ikna etmek gerekiyor.
Konsolosluklarımızın
fizikî şartlarını daha iyi hale getirebiliriz. Bu gidişimizde memnuniyetle
gördük ki, eskiye nazaran bayağı iyileşmeler var, gerek beşerî ilişkilerde,
vatandaşlarımızla olan ilişkilerde bayağı düzelmeler var gerekse fizikî
şartlarda düzelmeler var; ama, bunlar yeterli değildir.
Arkadaşlar, bakın, bir
örnek vermek istiyorum; komisyon üyelerimiz biliyor: Bir vilayette
başkonsolosumuz ve bütün ataşelerle yapacağımız toplantıdan bir gün önceki
akşam brifing alıyoruz. İşte, bu eğitim meselelerini konuşurken -din dersi, din
kitabı- ben, eğitim ataşemize "siz, burada çocuklarımıza okutulan din
dersi kitabını hiç gördünüz mü" diye sordum, "görmedim" dedi.
Din ataşemize sordum, "görmedim" dedi. Döndüm -dört senedir orada
olan- başkonsolosumuza "siz bu kitabı gördünüz mü, bizim çocuklara
okutulan din dersi kitabında neler yazıyor" diye sordum, "ben de
görmedim" dedi. Her biri üç senedir, dört senedir oradadır. Bunlar, tabiî,
bizim yıllarca buraları ihmal ettiğimizin en güzel göstergeleridir. Biz,
gereken ikazlarımızı yaptık; ama, eskiye nazaran son derece büyük gelişmeler
var, bunu hep birlikte gördük. Bu, yeterli değildir. Bizim büyükelçiliklerimiz
ve konsolosluklarımız, genelde, bulundukları ülkenin makamlarıyla temas etme,
onlarla diplomasi yapma üzerinde planlanmış. Şimdi, bunlar değişiyor; çünkü, o
ülkelerde artık çok Türk var; artık, o ülkelerde iş yapan Türk adamları var;
artık, ticaretler uluslararası, bu büyükelçilikler üzerinden, konsolosluklar
üzerinden yürütülüyor. Yani, bizim oradaki ticaret ataşemiz ateş gibi
olmalıdır; nerede hangi iş var, ne var, koşup takip etmelidir; Türkiye'de kime
iletebilirim, hangi işadamını planlayabilirim... Bizim din ataşemiz böyle
olmalı, bizim eğitim ataşemiz böyle olmalı, bizim büyükelçilerimiz ve
konsolosluklarımız böyle olmalıdır. Eskiden "aman, bu işlere karışmayalım;
işte, bu bir ticarettir, hakkımda leke gelir" falan, bunları, artık,
aşmamız lazım; dünyada bu işler böyle yapılıyor.
Aile birleştirmeleri
noktasında problemler var. Evlilik dolayısıyla birleşmelerde kotalar var.
Örneğin, Hollanda'da, 750 dolar dil kursuna tabi tutuyorlar ve kursu
başaramayanların da oturma müsaadesini iptal ediyorlar; bunun gibi problemler
var.
Çok önemli bir meselemiz,
çok dernek var yurtdışında; işadamları derneği, ticaret dernekleri, kültür
dernekleri, hemşeri dernekleri falan. Bunlar, faydalı şeylerdir, her biri bir
alanda çalışma yapıyor; ama, bütün bunları koordine etmek bize düşüyor. Bütün
bunları güç birliğine dönüştürmek bize düşüyor. Bunlar, birbiriyle uğraşan
kurumlar halinde devam ederlerse, kendilerine de bir faydası yok, Türkiye'ye de
bir faydası yok, Türkiye'nin itibarına da, imajına da bir faydası yok. Bu son
gidişimizde -arkadaşlarımız keşke olsalardı- gördük ki, en uç noktalardaki
dernekler bir salona toplandılar. Bu toplantıların sonunda uç gruplar bize
geldiler ve "size çok teşekkür ediyoruz. Biz, ilk defa, bir salonda hep
birlikte toplandık, güzel güzel konuştuk; demek ki, bu işler olabiliyor. Biz,
eskiden yan yana gelmiyorduk 'orada falanca varsa ben oraya gelmem, orada o
dernek varsa ben oraya gelmem' böyle bakıyorduk; ama, geldik, gördük ki -çok
güzel toplantılar yaptık- aslında aramızda büyük bir fark yok; demek ki,
anlaşabiliriz, uzlaşabiliriz ve hep birlikte ülkenin, Türkiye'nin gelişmesine,
kalkınmasına, büyümesine yardımcı olabiliriz" dediler. Bu noktada,
büyükelçiliklerimize son derece önemli görevler düşmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu
arada, en önemli meselelerden bir tanesi de, Avrupa Birliği yasalarından ve
Avrupa Birliği Adalet Divanının verdiği kararlardan birtakım müktesebat çıkıyor
vatandaşlarımız için; yani, haklar doğuyor. Bu hakları vatandaşlarımızın çoğu
bilmiyor. Bir vatandaş uğraşıyor, bir avukat tutuyor, gidiyor, Adalet
Divanından bir karar çıkarıyor, aynı durumda olan bütün vatandaşların bu
noktayı bilmeleri gerekiyor, aynı yolu takip etmeleri gerekiyor ve belki,
Türkiye Devleti olarak, bu tip davaları bizim finanse etmemiz gerekiyor, destek
vermemiz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Baş.
MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Yani, Avrupa Birliği müktesebatından ve Adalet Divanının vermiş olduğu
kararlardan doğan hakların, o vatandaşlar tarafından bilinmesini sağlamak ve bu
hakları temin etmek; bu da, yapılması gereken önemli bir husustur.
Konuşmamı, yeniden, bu
önergeyi verip, bu çalışmalara sebep olan arkadaşlarıma teşekkür ederek, Genel
Kurulumuza teşekkür ederek, katkısı olan bütün derneklere, vakıflara, odalara,
Dışişleri Bakanlığımız nezdindeki büyükelçilere, konsoloslara, ataşelere,
gezilerimizde bize katılanlara teşekkür ederek, uzman arkadaşlarımıza teşekkür
ederek bitiriyorum.
Hükümetimiz, inşallah,
bunları raflarda bırakmayacaktır. Önümüzdeki yıl bu raporun içerisinde
yazılanların çok büyük bir ekseriyetinin yerine geldiğini hep birlikte görerek
mutlu olmak dileğiyle, sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Baş.
DEVLET BAKANI BEŞİR
ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
DEVLET BAKANI BEŞİR
ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis
araştırması komisyonu raporu üzerinde, Hükümetim adına, hem teşekkür etmek hem
de yapılan bazı çalışmaları, kısaca, özet olarak size sunmak için söz almış
bulunuyorum.
Aslında, bu konu, devletimizin
değişik kademelerinde ve Hükümetimizdeki değişik bakanlıkların görev alanı
içerisinde olan bir konudur ve çok değişik kurum ve bakanlıklarda, bir
koordinasyon içerisinde yürütülmektedir.
Ben, önce, tabiî,
gerçekten, hem şahsım adına hem Hükümetim adına, bu raporu hazırlayan komisyona
çok teşekkür ediyorum; ayrıca, hem bu önergeleri veren değerli milletvekili
arkadaşlarıma hem Türkiye Büyük Millet Meclisine hem Komisyon Başkanına ve
komisyonda görev alan üyelere çok teşekkür ediyorum; çok önemli tespitler ve
teklifler getiriyorlar. Bunu, belki bir kısmı bilinen, bir kısmı üzerinde
çalışılan, fakat, derli toplu rapor haline getirilmiş, değerlendirilmiş,
faydalanmaya değer ve kolayca faydalanılabilir, önümüzde rehber olabilecek bir
rapor olarak kabul ediyoruz. Bu, raflarda kalmayacaktır. Yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımız, bizim için, yurt içindekiler kadar önemlidir; hatta, onların
sorunları bazen daha fazladır ve hepsiyle ilgilenmek durumundayız. Esasen,
ilgilenilmekte ve birçok çözüm de bulunmuştur; ama, buraya getirilen, halen
problem olarak devam eden hususlar üzerinde de, bu rapor, önümüzde rehber
olacak ve biz bundan faydalanacağız.
Olayın gelişmesi bu
raporda da yer alıyor, konuşmacılarımız da burada ifade ettiler. Bilindiği
gibi, İkinci Dünya Savaşından sonra, Avrupa'nın, imara ihtiyacı vardı ve
çalışacak insana ihtiyacı vardı. Önce, değişik ülkelerden insanlar, oraya,
çalışmak üzere kendi imkânlarıyla gitmeye başladılar. Daha sonra ise, Türkiye
açısından, 30 Ekim 1961 tarihinde, önce Almanya'yla bir işgüçü anlaşması
yapıldı ve peşinden, Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre, Avusturya, İskandinav
ülkeleriyle ve daha sonra da Avustralya'yla devam etti. Başlangıçta birkaç yıl
çalışmak için giden vatandaşlarımızın büyük birkısmı, giderek orada kalıcı hale
geldiler; ailelerini götürdüler, çocukları oldu ve çocuklarının eğitimi gibi
başka sebeplerle kaldılar veya kendileri orada iş kurdular ve giderek, bizim,
Türkiye dışında yaşayan büyük bir vatandaş kitlemiz oluştu. İşte burada
rakamlar veriliyor. Gerçekten, bugün bunların miktarına yaklaşık 5 000 000
civarında diyebiliriz; yani, 4 700 000'den, 5 000 000 civarında diyebiliriz.
Bunun yaklaşık 3 500 000'u halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak orada
yaşıyor, yaklaşık 1 500 000'i de bulundukları ülkelerin vatandaşlığını almış ve
bir kısmı da, o ülkelerin mevzuatı gereği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından
çıkmıştır; çünkü, bazı ülkeler çifte vatandaşlığı kabul etmiyor.
Bugün, burada da ifade
edildi, şuna sevinmeliyiz: Gerçekten, giderek kalitesi artan, eğitimde daha
fazla rol alan, bulundukları ülkelerin siyasetinde rol alan, meclislerine
seçilmiş veya büyük iş kurmuş işadamları veya sanat, spor alanlarında o
ülkelerde rol alan, hatta, o ülkeleri temsil eden vatandaşlarımız oralarda
bulunmaktadır. Yani, bu konuyla ilgili raporda çok problem sayılıyor; ama,
umutlu olmamız için, sevinmemiz için de pek çok gelişme var. Uluslararası alanda
vatandaşlarımızın, Türk vatandaşlarının yetişmiş olanları, büyük bir değer
haline gelenleri de var ve oralarda ülkemizin ismini duyuruyorlar. Konunun o
boyutunu da hiç aklımızdan çıkarmamak durumundayız.
Tabiî, yurtdışına giden
vatandaşlarımızla ilgili, bildiğiniz gibi, Türkiye'nin önüne ilk önemli sorun
sosyal güvenlik alanında çıkmıştır; yani, oradaki vatandaşlarımızın sosyal
güvenlikle ilgili hakları en öncelikli konu olmuştur. Bu sebeple, Türkiye'de
ilk çalışmalar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde başlatılmıştır;
yani, yurt dışındaki işçilerimizle ilgilenen bir genel müdürlük kurulmuş,
vatandaşlarımızın çalıştığı değişik ülkelerde çalışma ataşelikleri oluşturulmuş
ve o ülkelerle sosyal güvenlik anlaşmaları yapılmıştır. Bunlar, bugün devam
etmektedir; hatta, Türk cumhuriyetlerine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine de
uzanmıştır; yani, hem anlaşmalar yapılıyor hem oralara çalışma ataşelerimiz
gönderiliyor.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımız açısından, yine, bu çalışmalar ciddî şekilde
sürdürülüyor. Vatandaşlarımızın oradaki hakları, ailelerinin hakları, emeklilik
durumları, Türkiye'ye geldiğinde korunacak hakları vesaire; bunlar titizlikle
yürütülmektedir. Gerçekten, bu konuda iyi bir noktadayız; vatandaşlarımızın
sosyal güvenlik hakları büyük oranda sağlanmıştır.
Diğer konulara gelince:
Bir defa, şu anda, Hükümetimizde, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili
şöyle bir koordinasyon söz konusu: Tabiî, Dışişleri Bakanlığımız, yurt
dışındaki diplomatik misyonlarıyla, oradaki vatandaşlarımızın her türlü
sorunlarıyla sürekli ilgilenmek durumundadır ve zaten, ilgilenmektedir. Ayrıca,
bir Devlet Bakanımız, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili
koordinasyon görevini yüklenmiştir, üstlenmiştir; Devlet Bakanı Mehmet Aydın
Hocamız bu görevi de yürütmektedir. Burada ifade ettiğim gibi, ağırlıklı olarak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız görevlidir; fakat, bu konuda diğer pek
çok kuruluş ve bakanlığımızın da çalışmaları olabilmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hükümetimiz döneminde yürütülen, sonuçlandırılan birkaç önemli
çalışmadan da söz etmek istiyorum; çünkü, bahsedeceğim bu hususlar, yurtdışında
yaşayan veya Türkiye'ye gelip giden vatandaşlarımızın hayatlarını çok
kolaylaştıran hususlardır.
Bunlardan birincisi,
vatandaşlıktan çıkma izni, 2003 yılının altıncı ayında, Bakanlar Kurulundan
alınarak İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Bildiğiniz gibi, o, büyük bir
formalitedir. Vatandaşlıktan çıkma, vatandaşlığa girme, daha önceleri Bakanlar
Kurulu kararıyla oluyordu ve âdeta, bir sene sürüyordu. Hele, bulunduğu ülkenin
vatandaşlığına geçmek isteyen birisi, önce buradan izin alacak, bu karar
çıkacak, Resmî Gazetede yayımlanacak ve sonra, oradaki başvurusunu ancak öyle
yapabilecekti. Mesela, Almanya bunlardan biri. Biz, işte bu formaliteleri biraz
azalttık, süreci hızlandırdık; yani, vatandaşların bu tür işlemleri, artık,
daha çabuk yürüyor.
İkincisi, bildiğiniz
gibi, yurtdışında yaşayan vatandaşlar için askerlik konusu, daima, önemli bir
sorundur. Bazen iş hayatlarında, bazen oradaki normal hayatlarında, önlerine
önemli bir engel olarak çıkabilmektedir; Türkiye'ye gelip gitmeleriyle ilgili,
bazen, önlerine sorun olarak çıkabilmektedir. İşte, bu yönde de, bildiğiniz
gibi, yine, Meclisimizin kararıyla, 2003 yılında Askerlik Kanununda bir
değişiklik yapılmış, 38 yaşına kadar askerliğini yapmamış -bedelli askerliğini
veya normal askerliğini- dışarıda yaşayan vatandaşlara, bir nevi bir af, bir
istisna getirilmiş; hemen başvurursa, belli bir miktar ödemeyi de yaparsa, bir
aylık askerliğini yaparak, bu görevini yapmış sayılacaktır. Onun bir boyutu da,
40 yaşını tamamlamış; fakat, askerliğini yapmamış, vatandaşlıktan çıkarılmış
olanlara da bir istisna getirilmiştir; kısa bir süre içerisinde, belli bir süre
içerisinde tekrar başvurduklarında ve belli bir ödeme yaptıklarında, bu defa,
bir aylık askerlik de yapmadan, askerlik sorumluluğundan kurtulmuşlardır. Bu,
tabiî, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın hayatında önemli bir safhadır;
onu ifade etmek istiyorum.
Bir diğer önemli husus,
vatandaşlarımızın, hem Türkiye'de yapılan seçimlerde oy kullanmaları hem
bulundukları ülkede, en azından yerel seçimlerde oy kullanmaları hususu. Tabiî,
yurt dışında, kendi bulundukları ülkelerde veya yörelerde oy kullanmaları, o
ülkelerin mevzuatları; fakat, bizim, Türkiye'de yapılan seçimlerde,
vatandaşlarımızın gelip oy kullanmaları yönündeki çalışmalarımız sürüyor.
Bunların bir kısmı da, yine, vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerle ilgili.
Bildiğiniz gibi, şu anda,
oy kullanmak isteyen vatandaşlarımız, seçimlerde, sadece gümrük kapılarında oy
kullanabiliyorlar. Tabiî, arzu edilen, hem bulundukları ülkede, gidip,
sandıklarda oy kullanabilmeleri hem de Türkiye'ye, kendi memleketlerine gelerek
oy kullanabilmeleri. Yine, bu iki yönde de çalışmalar devam ediyor.
Yurt dışındaki
vatandaşlarımızla ilgili... Tabiî, bu rapor, özellikle Avrupa ülkelerini
kapsıyor. Bugün, artık, Avustralya'da, Amerika Birleşik Devletlerinde,
Rusya'da, Türk cumhuriyetlerinde, büyük Türk nüfusları oluşuyor. Bizim vatandaşlarımız,
ya çalışmak için ya iş yapmak için veya değişik profesyonel meslekler icra
etmek için oralara gidiyorlar; fakat, Avrupa boyutu için, özellikle orada
nüfusumuzun daha fazla olduğu ülkeler için, Hükümet olarak bizim yaklaşımımız
şöyle özetlenebilir: Türkler, içine kapanık bir toplum oluşturmamalı,
içerisinde yaşadıkları topluma önemli ve vazgeçilmez katkı sağlayan bireyler
olmalıdırlar. Bu toplumların siyasal, kültürel, ekonomik bütün faaliyetlerine
her düzeyde katılmalı, bu toplumla uyum içerisinde yaşamalıdırlar; ama, bunu
gerçekleştirirken, kendi kimliklerini de korumalıdırlar. Bu konuda yardımcı
olmak görevi, hem o ülkelerin devletlerine hem de Türkiye Cumhuriyetine
düşmektedir. Burada amaç, bir bütünleşme oluşturmaktır. Entegrasyon, hiçbir
zaman asimilasyon anlamına gelmemelidir.
Türkçe ve Türk kültürünün
gelecek kuşaklara öğretilmesi çok önemlidir. Eğitime her açıdan önem
verilmelidir; çünkü, yurt dışındaki Türk insanının kendini geliştirebilmesinde
ve içindeki toplumda vazgeçilmez birey haline gelmesinde eğitim anahtar rol
oynamaktadır.
Tabiî, burada,
entegrasyon ve asimilasyondan çok söz edildi. Bunlar farklı kavramlar; fakat,
birbirinin karşıtı değil, ikisi bir arada yürüyebilecek bir yöntem, ikisi de
aynı anda gerçekleşebilecek olgu.
Özellikle, her tür
görüşmede, Başbakanımızın Avrupa ziyaretlerinde, oradaki Türk toplumu
temsilcileriyle görüşmelerinde veya buraya geldiklerinde, kendileriyle
görüşmelerimizde, bizim, daima, tavsiyemiz, onlara söylediğimiz, gençlerin
sivil toplum ve siyasette rol almalarına yönelik tavsiyelerdir; yani, bu konuda
gençler bilinçlendirilmelidir; çünkü, gençler, yeni kuşaklar eğitimlidir, kendi
bulundukları toplumda, siyasî hayatta, sivil toplum hayatında daha aktif
olmaları arzu edilir.
Bu arada, yine,
vatandaşlarımızın Türkiye'ye daha rahat gidip gelmeleri için hudutlarda
kolaylıklar sağlanıyor. Bu konuda çalışmalar yapılıyor, sürekli hatırlatmalar
da yapılıyor. Mesela, Bulgaristan Dışişleri Bakanı geçen hafta buradaydı; Sayın
Başbakanımızla görüşmesinde, önemle bu konu ele alındı. Yani, bizim, özelikle,
Avrupa'dan arabasıyla gelen vatandaşlarımızın, Bulgaristan içerisinde ve
Bulgaristanla aramızdaki kapıda büyük sıkıntılar olduğu biliniyordu. Bu konu
üzerinde çok duruldu. Hem Bulgaristan Hükümeti hem de biz, ortak çalışmalar
yürüteceğiz.
Özellikle, tabiî,
yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın en önemli ihtiyaçlarından birini de din
hizmetleri teşkil etmektedir. Sivil toplum örgütleri, din hizmetlerimizin, o
ülkenin dilini, dinini, geleneklerini bilen dinadamlarımız tarafından
yapılmasını, o ülkede bulunan dinadamlarıyla beraber konferanslara, seminerlere
katılacak akademik bilgiye sahip dinadamlarımızın yurtdışında
görevlendirilmesini arzu etmektedirler. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu ihtiyaca
cevap vermek için gerekli çalışmaları yürütmektedir.
Biraz önce dile
getirildi. Hukukî sorunlar, tabiî, yurt dışındaki, özellikle Avrupa'daki
vatandaşlarımız için önemli. Son yıllardaki önemli gelişme,
büyükelçiliklerimizin veya oradaki diplomatik misyonlarımızın birçoğunun
bünyesinde hukuk müşavirlikleri kuruluyor. Mesela, Avrupa'da, Düsseldorf'ta,
Stutgart, Brüksel, Viyana büyükelçiliklerimizde veya başkonsolosluklarımızda
hukuk danışmanlığı birimleri kurulmuştur; vatandaşlarımıza, özellikle, oradaki
haklarıyla ilgili danışmanlık verilmektedir. Ayrıca, vatandaşlarımıza,
e-konsolosluk diye nitelediğimiz bir hizmet gittikçe genişletilecektir. Şu
anda, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da bu başlatılmıştır; Almanya'da da
çalışmaları yürütülmektedir. Dışişleri Bakanlığımız buna önem vermektedir.
Vatandaşlarımız, bulundukları yerden, kolayca, konsolosluk hizmetlerinin
bazılarını alabileceklerdir. Bunlar, pratik hizmetlerdir, önemli hizmetlerdir
yurt dışında bulunan vatandaşlarımız için.
Bir de, hepiniz belki
biliyorsunuz, Türk Hava Yolları biletlerinin diğer havayollarına göre
pahalılığı daima şikâyet konusu. Bu konuda Türk Hava Yolları bir çalışma yaptı;
bazı hatlarda ucuzlamalar yapıldı ve yine o çalışmalar devam ediyor.
Ayrıca, TRT-INT'le
ilgili... Gerçi, Avrupa'da pek çok televizyon kanalı izlenebilmektedir; fakat,
kamu yayın kuruluşu olarak TRT-INT'in yayınları, bugün, bir uydu anteniyle,
Avustralya da dahil, Kuzey Amerika da dahil dünyanın her tarafından
izlenebilmektedir; fakat, yurt dışındaki vatandaşlarımızın TRT-INT
yayınlarından büyük şikâyetleri vardı. Bunların bir kısmı parlamenterlerimiz
kanalıyla, bir kısmı oralarda yaşayan vatandaşlarımız kanalıyla iletildi. TRT,
şimdi, bu konu üzerinde ciddî şekilde çalışıyor. Özellikle sonbahara doğru, çok
iyi bir TRT-INT yayını, yurt dışındaki vatandaşlarımıza hitap edecek,
yayınlanmaya başlayacak; inşallah, hepimiz göreceğiz.
Ayrıca, özellikle Tanıtma
Fonu kanalıyla -Tanıtma Fonu şahsıma, Bakanlığıma bağlı olduğu için- yurt
dışındaki vatandaşlarımızın aktivitelerini ciddî şekilde destekliyoruz. Yani,
duyuyorsunuzdur, bir kısmınız da katıldı; işte, New York'ta Türk Yürüyüşü,
Chicago'da Türk Festivali, geçen ay içerisinde Berlin'de Türk Günü, Türk
Haftası, Brüksel'de, Avrupa'nın değişik kentlerindeki aktiviteler. Mesela,
Berlin'dekine 120 000 vatandaşımız katıldı. Buradaki çalışmalara, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin de haberi var, bir katkısı var, bir desteği var denilsin
diye, Tanıtma Fonundan destek veriyoruz. Oradaki sivil toplum kuruluşlarımız
büyükelçiliklerimizle bu faaliyetleri organize ediyorlar; fakat, biz de Hükümet
olarak bunlara destek veriyoruz; bir kısmına Hükümet üyelerimiz de, değerli
milletvekillerimiz de zaten katılıyorlar.
Netice olarak, biz,
Hükümet olarak bu konunun öneminin farkındayız ve bu rapor için, gerçekten, çok
teşekkür ediyoruz; bu bize rehberlik edecektir.
Tekrar, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca kurulmuş bulunan (10/8,48) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmeler tamamlanmıştır.
İkinci sırada yer alan,
yasama dokunulmazlığı konusunda kurulmuş bulunan (10/70) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonunun 332 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye
başlıyoruz.
2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44
milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması
Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı: 332) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
İçtüzüğümüze göre, Meclis
araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı,
önerge sahibine aittir. Daha sonra, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, siyasî
parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir.
Ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecek; bu suretle,
Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış
olacaktır.
Konuşma süreleri,
komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahibi ve
şahıslar için 10'ar dakikadır.
Komisyonun raporu 332
sıra sayısıyla bastırıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz alan
sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi, Konya Milletvekili
Atilla Kart; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yakup
Kepenek, AK Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Haluk İpek; şahısları adına
Denizli Milletvekili Salih Erdoğan, Adana Milletvekili Ziya Yergök.
(x) 332 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, önerge sahipleri
adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart;
buyurun.
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan (10/70) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında, önerge sahibi sıfatıyla söz almış
bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
gelinen süreçte, toplumda artık çok tartışılan dokunulmazlıkların
sınırlandırılması konusunda şu ortak kanı doğmuştur: Milletvekilliği
dokunulmazlığının sınırlandırılması, bir talep ve beklenti halini almıştır,
bunun tartışılacak bir yönü kalmamıştır. Avrupa Birliği normlarının da gereği
budur, uluslararası sözleşme mahiyetindeki yolsuzluğa karşı özel hukuk ve ceza
hukuku sözleşmelerinin de gereği budur.
Sayın milletvekilleri,
siyasî iktidar, maalesef, diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tutarlı
ve samimî olmayan bir tavır içerisinde olmuştur, bu tavrını da ısrarla
sürdürmektedir. Bir taraftan yargıya güvenilmediğinden -ki, bu husus en üst
düzeyde, resmî ve gayri resmî ortamlarda dile getirilmektedir- söz edilmekte,
diğer taraftan da mevzuatımızda dokunulmazlıkların sadece milletvekilleri için
değil, diğer kamu görevlileri için de dokunulmazlık ve birkısım ayrıcalıkların
bulunduğu dile getirilmektedir.
Sayın milletvekilleri,
siyasî iktidar, bedelli askerlik konusunda olduğu gibi... Bedelli askerlik
konusunda ne demişti siyasî iktidar; en üst düzeyde, yerel seçimlerden evvel bu
vaadi yapan, bedelli askerlik için beklenti içerisinde olan insanların askerlik
şubelerine dilekçe vermelerini seçim vaadi olarak dile getiren Sayın
Başbakanın, seçimden sonra nasıl bir tavır içinde olduğunu çok iyi biliyoruz.
Yani, o insanların beklenti ve taleplerini acımasızca istismar eden siyasî
iktidarın, bakıyoruz, dokunulmazlık konusunda da kamuoyunu yanlış
bilgilendirmeye ve yönlendirmeye devam ettiğini, yine, üzülerek görüyoruz.
Siyasî iktidarın dile
getirdiği her iki gerekçe de doğru değil değerli arkadaşlarım. Yargının
sorunlarının bulunduğunu biliyoruz. Bunlar bilinen sorunlar, bunlara nasıl
çözüm getirileceği de gayet açık. En başta Anayasanın 140, 146, 159 uncu
maddeleri değiştirilmeli. Bu değişiklik yapılmadan yargının sorunlarının çözüme
bağlanması mümkün değil; ama, siyasî iktidar, yargının bu temel konularını
gözardı ederek ve duymazdan gelerek, görmezden gelerek, yargıyı bağımlı hale getirme
arayışlarına bir taraftan da hız vermiştir. Öylesine ki, idarî ve adlî aşamada
delil toplama sürecine müdahale teşkil edecek nitelikteki yasal düzenlemeleri
hızla uygulamaya sokmaya başlamıştır.
Bu sebeple, yargıya
güvenmiyoruz yolundaki söylemlerin samimî ve tutarlı hiçbir yanı yoktur. Karma
komisyonda bekletilen ve haklarında erteleme kararı verilen ve yargılamaları
önemli aşamalara varan dosyalardaki ciddî suçlamalar sebebiyle, siyasî iktidar,
bu dosyaları savsaklama ve sürüncemede bırakma çalışmalarını, kendince kararlı
bir şekilde sürdürmektedir. Bu gerçek, artık bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış
durumdadır.
Bir diğer önemli husus,
diğer kamu görevlilerinin ayrıcalık ve dokunulmazlıklarının bulunduğu yolundaki
söylemin de gerçekle bağdaşır hiçbir yönü yoktur. Önemle ifade ediyorum,
vurgulayarak ifade ediyorum; "dokunulmazlık" kavramı, Anayasamızda
sadece milletvekilleri için söz konusudur. Bu dokunulmazlık sebebiyledir ki,
milletvekilleri yargılanamamaktadır, milletvekilleri hakkında yargılanma engeli
vardır. Diğer kamu görevlileri için ise, Anayasanın 129 uncu maddesinde böyle
bir hal söz konusu değildir. Bütün kamu görevlileri, istisnasız söylüyorum,
milletvekilleri dışındaki bütün kamu görevlileri yargılanabilmektedir.
Bunu biraz daha açmak
istiyorum. Bilindiği gibi, kamu görevlilerinin, eylem ve işlemlerinden dolayı
tazmin sorumluluğu vardır, idarî sorumluluğu vardır, disiplin sorumluluğu vardır
ve cezaî sorumluluğu vardır. Bütün kamu görevlileri hakkında, her aşamada hukuk
davaları açılabilmektedir. Disiplin hukuku anlamında, uyarma, kınama, kademe
ilerlemesinin durdurulması ve meslekten çıkarma dahil olmak üzere, hiçbir izne
tabi olmadan, kamu görevlileri hakkında disiplin müeyyideleri uygulanmaktadır,
uygulanabilmektedir. Bunun yanında, idarî müeyyide olarak, görev yeri
değişikliği her zaman için uygulanabilmektedir. Cezaî soruşturmada ise,
soruşturma izni prosedürü kapsamında, o kamu görevlileri yine yargılanmaktadır.
Soruşturma izni verilmediği takdirde, ilgili savcılık veya şikâyetçi, bölge
idare mahkemesine veya Danıştaya başvurmak suretiyle bunun, yine yargı zemini
içinde denetimini yapabilmekte, takibini yapabilmektedir. O sebeple diğer kamu
görevlilerinin ayrıcalıklarının bulunduğu yolundaki söylem, gerçekle ilgisi
olmayan, kamuoyunu yanlış yönlendiren, yanlış bilgilendiren bir söylem olmaktan
öteye gidememektedir. Artık, bundan kaçınmak gerekiyor.
Enteresandır, bunu
savunmasına gerekçe yapan siyasî iktidarın, bakıyoruz, bir taraftan da,
belediyelerde bürokratlara yönelik olarak özel koruma zırhları geliştirmeye
çalıştığını görüyoruz. Bir taraftan, kamu görevlilerinin ayrıcalıklarından söz
eden siyasî iktidarın, özellikle belediye bürokratlarına yönelik özel bir
koruma zırhı geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bugün Meclis gündemine
gelmekte olan 466 sıra sayılı tasarının bu mahiyette olduğunu, o tasarının
görüşmeleri esnasında bu hususları daha somut olarak açıklayacağız değerli
arkadaşlarım.
Bu sebeple -toparlamak
istiyorum- milletvekillerinin yargılanmalarında özel düzenlemeler yapılması
gerektiği açıktır; yani, milletvekillerinin, diğer kamu görevlileri gibi
yargılanma prosedürüne tabi olmaması gerektiği açıktır. Bu düşünceyledir ki,
biz, komisyon raporundaki muhalefet gerekçemizde bunları belirttik;
milletvekillerinin her suçlamadan dolayı ülkenin dört bir tarafına gitmelerinin
yasama fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesiyle, bu yargılamanın
daha teminatlı olması ve yasama faaliyetinin aksamaması amacıyla, bu
soruşturmaların Yargıtay bünyesinde oluşturulacak bir savcılar kurulu
vasıtasıyla yapılmasını; yine, bu yargılamanın ilgili ceza dairesinde
yapılmasını öneri olarak dile getirdik. Bu önerimizde, ayrıca, bu yargılama
yapılırken, suçüstü halleri hariç olmak üzere, hiçbir şekilde tutuklama kararı
verilmemesi gereğini dile getirdik. Getirdiğimiz seçenekte bütün bu hususlar
dile getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
burada üzücü ve düşündürücü olan husus şudur: Siyasî iktidar, bütün bu
hususları gerçekleştirmek için anayasal düzenleme yapmaya yanaşmadığı gibi,
mevcut İçtüzük hükümlerini de işletmeyerek hukuka aykırı tavrını ısrarla
sürdürmektedir. Bir taraftan, Anayasanın 76 ncı maddesinde seçilme engeli
teşkil eden suçlamalar duruyor; öbür taraftan, bu suçlamalardan haklarında
yargılama yapılan ve yargılamaları belirli bir aşamaya varan o siyasîlerin yargılamalarını
yapamıyoruz. Bu, en başta, hukukî tutarlılık adına tartışılması gereken, siyasî
etik adına tartışılması gereken bir husus. Bunu yaparken, bir taraftan da neyi
yapıyoruz değerli arkadaşlarım; 57 nci hükümet ve daha öncesine yönelik olarak,
Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi kapsamında kalan suçlardan dolayı soruşturma
komisyonlarını alelacele işletiyoruz, bunları devreye soruyoruz. Bunları
yapmayalım demiyorum; ama, tutarlı olmak adına, kendimiz açısından da mevcut
hükümetler açısından da mevcut dönemler açısından da bu soruşturmaların, bu
yargılama engellerinin ortadan kaldırılması gereğini dile getirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir
diğer önemli husus şudur: Burada, karma komisyonda 140 civarında dosya var. O
karma komisyonda dosyaları bulunan arkadaşlarımın önemli bir bölümünün
yargılanmak istediklerini çok iyi biliyoruz. Öylesine ki, belediye başkanlığı
yapmış veya başka kamu görevi yapmış bu arkadaşlarımız hakkında 5-6 dosya var.
Bakıyoruz, bu arkadaşlarımız hakkındaki dosyaların hepsinde de suçlama, 298
sayılı Yasaya muhalefet; yani, gün batımından sonra konuşmak; ama, kamuoyunda
oluşan o süreçten sonra, kamuoyunda, bu arkadaşlarımızın da zimmet gibi,
ihaleye fesat karıştırma gibi yüz kızartıcı suçlardan dolayı dosyalarının
bulunduğu yolunda ciddî izlenimler doğuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart,
konuşmanızı toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) -
Toparlıyorum Başkanım.
Hiç kimsenin buna hakkı
olamaz; bir bölüm parti büyüklerini, bir bölüm parti yetkililerini korumak
adına, korumak uğruna, diğer insanların özlük haklarını, temel kişilik haklarını
ihlal anlamına gelebilecek bir uygulamanın içine girmeye hiç kimsenin hakkı
olamaz değerli arkadaşlarım.
Bu nedenle, siyasî
iktidara mensup milletvekillerinin, olaya bu yönden de bakmalarında, hem insanî
bakımdan hem yasal bakımdan bir zorunluluk olduğu düşüncesindeyim.
Bu düşüncelerle,
araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu rapora muhalefet ettiğimizi, muhalefet
şerhinde ayrıntılı olarak hazırlamış olduğumuz 83 üncü madde değişikliğinin bir
an evvel hayata geçirilmesi gereğini vurguluyor ve ifade ediyor; Genel Kurulu,
bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kart.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek.
Buyurun Sayın Kepenek.
(CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA YAKUP
KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
değerli izleyenler; milletvekili dokunulmazlığı konusunda, Cumhuriyet Halk
Partili 44 milletvekili arkadaşımla verdiğimiz önergenin, yaklaşık bir yıl
önce, 17 Haziranda Yüce Meclisçe kabul edilmesi üzerine kurulan komisyonun, bir
yıl süreyle yaptığı çalışmaların sonunda, ürettiği raporu tartışmak üzere söz
almış bulunuyorum. Bu çerçevede söylenebilecek çok şey var. Diyeceksiniz ki,
Cumhuriyet Halk Partililer, sürekli olarak bu dokunulmazlık sorununu gündeme
getiriyorlar, gündemde tutuyorlar.
Değerli arkadaşlar, bunu
neden yapmak zorunda olduğumuzu, biraz sonra tüm ayrıntılarıyla söyleyeceğim.
Önce şunu söyleyeyim: Komisyonumuzun çalışmasına katkıda bulunan, görüşlerini
ileten hukuk fakültesi çalışanlarına, komisyon çalışanlarına, emeği geçen,
öneri veren, görüş bildiren tüm partilerin yetkililerine teşekkür etmeyi bir
görev sayıyorum.
Bu arada belirteyim ki,
kendilerinden görüş sorduğumuz gerek üniversitelerin fakülteleri gerek tüm
partiler, ilginçtir -Saadet Partisi
hariç- Anayasada mevcut olan dokunulmazlığın çok geniş olduğunu, bunun çağımızın,
ülkemizin koşullarıyla uyuşmadığını ve sınırlandırılması gerektiğini
vurguladılar; ancak, biz, komisyonda, bütün ısrarımıza rağmen, çoğunluğun karşı
oylarıyla, anayasa değişikliği yapılarak dokunulmazlıkların sınırlandırılması
yönünde bir karar çıkarmaya muvaffak olamadık, bunu başaramadık.
Burada, gerekçe olarak,
hukuk sistemimizin yetersizliği vurgulanıyor; deniliyor ki: "Ülkemizin
hukuk sistemine ve yargılama sürecine bir güvensizlik var; o nedenle biz,
dokunulmazlık sorununa dokunamayız."
Değerli arkadaşlar,
benden önce konuşan değerli arkadaşım da belirtti, bu ülkenin hukuk sistemine
eğer 70 000 000 insan güveniyorsa, her şeyden önce, milletvekili olarak bizim
de güvenmemiz gerekir. Eğer orada bir güvensizlik varsa -ki, hukuk, güvenilmesi
gereken en önemli kurumdur, toplumsal yapıdır, kuruluştur- o zaman, gerçek
anlamda bir yıkım, bir bozukluk var demektir.
Hukuka güvenin temeli,
yargı bağımsızlığıdır. Türkiye'de, yargı bağımsızlığından söz edilemiyor. Neden
söz edilemiyor; çünkü, Anayasaya göre, hâkim ve savcıların tüm özlük haklarını
düzenleyen ya da o konuda gerekli işleri yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun Başkanı Adalet Bakanımızdır ve Müsteşarı da, o Kurulun doğal
üyesidir. Böyle olunca, hukuk, kendiliğinden, önceden siyasallaşmış oluyor ve
bu durum, temelinden, hukuka olan güveni sarsıyor. Onca anayasa değişikliği
yaptık. Neden, şimdiye dek, Anayasamızın yargı bağımsızlığıyla ilgili
maddelerini değiştirmeyi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu gerçekten
siyasetin dışına çıkarmayı başaramadık? Bu soruyu hep birlikte sormak
zorundayız.
Değerli arkadaşlar, Yüce
Meclis 25 Mayısta bir yasa kabul etti. 5176 sayılı Yasa, kamu görevlilerinin,
yani devlet çalışanlarının uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük,
hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi davranış ilkelerini belirlemek
ve uygulamayı gözetmek üzere bir Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurdu. Şimdi, bu,
çok doğru bir adımdı, çok olumlu bir adımdı, yerindeydi; ancak, çok büyük bir
eksik var burada. Başta İngiltere olmak üzere, pek çok ülkede geçerli olan
"kamu görevlisi" tanımına bakanlar girmektedir, milletvekilleri
girmektedir ve siyasî partilerin finansmanı da bu çerçevede irdelenmektedir.
Ancak, bizim çıkardığımız Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurulmasıyla ilgili
yasada, bu alanlar, yani, milletvekilleri, bakanlar kapsamdışı bırakılmaktadır;
bu yanlıştır. Çünkü, Millet Meclisi, tüm diğer kamu çalışanlarıyla ilgili etik
kurallar düzenliyor, onların doğruluk, dürüstlük ilkelerine göre davranmasını
öngören bir yasa çıkarıyor; ancak, iş kendisine geldiği vakit, siz bize
karışmayın, biz etik kurallara bağlı çalışmayız mı demek istiyoruz? Bu sorunun
yanıtını doğru vermek zorundayız. Meclisin saygınlığına, Meclisin halk arasındaki
itibarına, aksi takdirde, büyük bir gölge düşürmüş oluruz. Çünkü, etik kurallar
eğer geçerli olacaksa kamu çalışanları için, bu, öncelikle bizim için,
siyasetçiler için geçerli olmalıdır.
Şimdi, bu çerçevede, bir
başka önemli noktaya değineyim değerli arkadaşlar. Anayasanın milletvekili
dokunulmazlığıyla ilgili hükümlerinin geniş olduğu, sınırlanması gerektiği
yönündeki öneriler, yalnızca Cumhuriyet Halk Partililere ait değil; Meclisin
kurduğu yolsuzlukları araştırma komisyonu, 1 100 sayfayı aşan raporunda ve
geçmiş dönemin siyasetçilerinin her gün yargıya gönderildiği bir ortamda şöyle
diyordu: "Milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması için mutlaka
yeni bir düzenleme yapılması gereklidir ki, ülkemizde yolsuzluklar önlensin,
engellensin."
Geçen ay, mayıs
ortalarında, üç hafta önce yapılan bir OECD toplantısında, kamu çalışanlarının
-milletvekilleri dahil, bakanlar dahil- özel çıkar ile kamu yararı arasında
dengeyi sağlamadaki sorunlarını, sıkıntılarını, güçlüklerini aşmak için, o
ülkenin siyasî liderlerine, o ülkenin yöneticilerine, o ülkenin
milletvekillerine, ayrı, özel bir sorumluluk düştüğü özel olarak
vurgulanmaktadır. Yani, şunu demek istiyorum: Bir ülkede rüşvet ve yolsuzluktan
kurtarılma işlemi, süreci yapılacaksa, işleyecekse, işe başlanması gereken
nokta siyasî önderliktir, siyasî liderliktir, yasama meclisleridir:
OECD araştırmasından giderek
şu noktaya da varmakta yarar var. Değerli arkadaşlar, uzun tartışmalardan,
gelgitlerden, istisnalardan, alt başlık koymalardan sonra, yine, Yüce
Meclisimiz ocak ayında bir yasa kabul etti; Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku
Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. Bu yasanın 4 üncü
maddesi, ulusal kamu meclisleri üyelerinin yolsuzluğunun bir yaptırıma, bir
müeyyideye bağlanması, mutlaka yargıya gönderilmesi konusunda bizi bağlıyor.
Yani, şunu demek istiyorum: Artık kabul ettiğimiz, kendimizin kabul ettiği iki
yasa da bizi şu noktaya getirmiş bulunuyor. Biz, yasama görevini yaparken,
dokunulmazlık zırhına şimdiye kadar olduğu ölçüde sığınamayız, sığınmamalıyız;
bu doğru olmaz, bu yanlıştır.
Şimdi, yine, diyeceksiniz
ki, peki, bu yanlışın ana nedeni nedir; bu yanlışın ana nedeni, her şeyden
önce, bizim toplumsal yapı, toplumsal ahlak anlayışımız olmak zorundadır.
Değerli arkadaşlar, şu
noktanın altını özenle çizelim: Bir toplumsal yapının, bir toplumun varlık
nedeni ortak değerlere sahip olmaktır. Bir toplumu bir arada tutan, ortak
değerlerdir, geleneklerdir, göreneklerdir, ama, ortak değerlerdir. Bu ortak
değerlerin başında da, doğruluk ve dürüstlük gelir. Eğer bir toplumda doğruluk
ve dürüstlük kavramları yok olmuşsa, ayaklar altına alınmışsa, o toplumun
bütünlüğünden, birlikteliğinden, ortak değerlere sahip olmasından söz edilemez.
O toplumsal yapı, böyle bir toplumsal yapı, büyük darbe almış demektir, büyük
çöküntü içinde demektir.
Bizim, gelecek nesillere,
gelecek kuşaklara, rüşvet ve yolsuzluktan arındırılmış temiz bir toplum bırakma
özlemimiz olmak durumundadır ve bu özlem, bizi, yasama dokunulmazlığının
sınırlandırılması noktasına getirmektedir.
Şimdi, daha kolay bir
noktaya geleyim. Değerli arkadaşlar, geçen yıl, 2003'te, Türkiye ekonomisi çok
istikrarlı sayılabilecek bir yıl geçirdi, olumlu gelişmeler oldu, enflasyon
düştü, faiz oranları düştü, toplam ulusal gelir ya da gayri safî millî hâsıla
yüzde 5,6 oranında arttı. Şimdi, bu neyi gösterir; bu şunu gösterir:
Türkiye'nin ekonomik ortamı, doğrudan yabancı sermaye, üretken yabancı sermaye
için elverişliydi, ekonomik ortam yabancı sermayenin gelmesi için elverişliydi.
Peki, ne oldu; 2003'te Türkiye'ye yabancı sermaye gelişlerine bir bakalım.
Türkiye'ye 2003'te yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımları son onbeş yılın
-sayın milletvekilleri, altını çizeyim bunun ve lütfen, iyi dinleyin- en düşük
miktarındadır, 406 000 000'dur net olarak, dolar olarak geçen yıl bu ülkeye
gelen yabancı sermaye miktarı. Niteliğine bakmıyorum, hangi sektöre gittiğine
bakmıyorum; ama, ülkemize geçen yıl doğrudan yabancı sermaye gelmemiştir ya da
onbeş yılın en düşük düzeyindedir gelen miktar.
Şimdi, oysa, ortada bir
koalisyon hükümeti yoktur, tekparti hükümeti vardır. Bu, siyasal istikrar
demektir; ekonomik istikrar da var, biraz evvel sözünü ettim. Peki, neden bu
ülkeye geçen yıl yeterince yabancı sermaye gelmedi? Gerek Uluslararası
Saydamlık Örgütünün yayımları gerek yine uluslararası değerlendirme kuruluşları
şu saptamayı yapıyor: Türkiye, geçen yıl, rüşvet ve yolsuzluk bakımından, bir
önceki yıla göre daha kötüye gitmiştir. Ne olmuştur; şu olmuştur: Saydamlık
Kuruluşunun saptamalarına göre, Türkiye'nin 10 üzerinden aldığı not, 2003'te
3,1'dir. Bir önceki yıl da öyle çok parlak değildi, 2002'de de 3,2'ydi; ama,
başka bir şey olmuştur; 2002'de 102 ülke arasında 64 üncü sırada iken kirlilik
bakımından, 2003'te, yani bu iktidar döneminde -üzülerek belirteyim- 13 basamak
birden gerilemiş ve 64 üncülükten 77 nci sıraya düşmüştür. Bu durumun
düzeltilmesi gerekiyor. Bu durumun düzeltilmesi için her türlü çabayı göstermemiz
gerekiyor. Neden göstermemiz gerekiyor; çünkü, yabancı sermaye, bir yolsuzluk
primi, yüzde 15, yüzde 25 dolayında bir rüşvet payı vermek istemiyor; bu yükün
altına girmek istemiyor. O nedenle gelmiyor. Temel, ana neden olarak, biz bunu
böyle değerlendiriyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu
durum kabul edilemez. Böyle bir yapı, böyle bir anlayış, böyle bir ortam
sürdürülemez; bunu önlemek zorundayız, bunun önüne geçmek zorundayız. Şimdi
neyi yaşıyoruz; kamu yönetiminin siyasallaşmasını yaşıyoruz. Kamu yönetiminde,
hatta, işi yargıya kadar uzatacak çalışmalar yapılıyor. Sayıştay seçimlerinden,
Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimine kadar birçok konuda Meclisin belirleyici
olması, oy vermesi, seçmesi talepleri gündeme geliyor.
Değerli arkadaşlar, hiç
kimse, Meclisin onurunu, etkisini, önemini azımsamamalıdır; buna, hiçbirimiz
izin vermeyiz, vermemeliyiz. Ancak, ortada bir gerçek var; o gerçeği de
görmezlikten gelemeyiz. Bugün, ülkemizde işe almalarda -işsizliğin ne kadar
yoğun olduğunu biliyoruz- bunun da ötesinde kamu kesiminde çalışanların
atamalarında, terfiinde, yükselmelerinde ve bir yerden bir yere gitmelerinde,
bir siyasetçiye yakın olmanın, bir siyasetçiyle yan yana olmanın çok büyük
etkisinin olduğunu da reddedemeyiz; bu da bir gerçek, bu da bir doğru. Yüce
Meclise günde ortalama 16 000 kişinin geldiğini söylüyoruz; yani, gelemeyenler
ya da işlerini başka yerlerde, lüks otellerde halledenler bir tarafa, ortalama
16 000 kişinin çok büyük bir bölümü, buraya, doğrudan doğruya, siyasetçiden
yararlanmak için geliyor. Haa, bunu düzeltmenin yolu nedir; bunu düzeltmenin
iki yolu var; yani, iki tarafı var: Birincisi, kamu yönetimini, kendi
içerisinde tutarlı, etkin, doğru çalıştıracaksınız. Öğretmen, polis, bir
başkası, bir yerden bir yere atanmak veya terfi etmek için veya bir müdürlük
elde etmek için, siyasetçinin kulu kölesi olmamalıdır; kendi becerisiyle, kendi
yeteneğiyle, kendi çalışmasıyla, kendi üretkenliği, saydamlığı, dürüstlüğü,
katkısıyla, özetle, liyakatiyle bir yerlere gelebilmelidir. Şimdi, bu nedenle,
bu iş çok önemli, dokunulmazlık konusu çok önemli.
İkinci bir nedenle çok
önemli; o da şudur: Bu ülkenin işsizlerinin ve yüksekokulu bitiren milyonlarca
işsizinin, yüksekokulu bitiren, liseyi bitiren binlerce gencinin, siyasetçinin
kulu kölesi olmadan iş bulma olanağına kavuşmasının yolu da, bizim,
sorumluluklarımızı bilmemizden, dokunulmazlıkları sınırlandırmamızdan geçiyor.
Yine, aynı şekilde, bu ülkenin, alınterinden, göznurundan başka satacak hiçbir
şeyi bulunmayan işçileri, memurları, çiftçileri, artı, ek olarak, siyasetçiye
yakın olmadığı için iş yapamayan, malını satamayan esnafı, yine kendisine yakın
siyasetçi bulamadığı için kamudan ihale alamayan müteahhidi, yine siyasetçiye
kendisi çıkar sağlayamadığı için devlete mal ve hizmet satamayan tüccarı,
üreticisi, bütün bunlar, neyi istiyorlar; toplumun bu kesimleri bir tek şey
istiyor; rüşvetten ve yolsuzluktan arındırılmış bir siyasal yapı istiyor. İşin
özü, işin temeli budur. Bunu sağlamanın ilk adımı, birinci basamağı, köşetaşı
-adına ne derseniz deyin- milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılmasıdır;
işe buradan başlamak zorundayız. Bu, işin temelidir, işin başıdır. İşte, o
nedenle, son bir yıl -bu araştırma komisyonunun kuruluşu bir yıl öncesine gidiyor-
boyunca gerek Avrupa Birliği uyum çerçevesi bağlamında gerekse daha evvel
sözünü ettiğim Etik Kurulun kurulması ve Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku
Sözleşmesinin onaylanması bağlamında, bu gelişmelerden sonra, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak şu kanıdayız: Anayasanın 83 üncü maddesi değiştirilerek, yasama
dokunulmazlığı sınırlandırılmalıdır. Biz, bu amaçla, değerli milletvekili
arkadaşlarım Adana Milletvekili Ziya Yergök, Konya Milletvekili Atilla Kart ve
Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'la birlikte hazırladığımız kanun teklifini
Yüce Meclisin Başkanlığına sunmuş bulunuyoruz. Umarım, dokunulmazlık
konusundaki anayasa değişikliği teklifimiz, tümümüzün katkılarıyla,
iktidar-muhalefet ayırımı yapmadan...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kepenek,
buyurun.
YAKUP KEPENEK (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan.
... hepimizin olumlu
katkılarıyla sonuçlandırılır; hem genel seçimlerden önce halkımıza verdiğimiz
sözü yerine getirmenin mutluluğunu yaşarız hem de toplumsal yapının ahlak
değerlerini öne çıkararak, sağlam, düzgün bir ekonomik gelişmenin yollarını
açarız ve büyük haksızlıkların, karanlık oyunların önüne geçeriz. Karaparaya
karşı mücadelenin, kayıtdışı ekonomiyi önlemenin ve ekonomik gelişmeyi
sağlamanın yolu da, her şeyden önce, dürüst, temiz, saydam, hesap verebilir bir
kamu yönetiminden geçiyor. O kamu yönetiminin başında bulunanlar da
siyasetçilerdir, siyasî liderlerdir ve dünyanın her yerinde olduğu gibi, temiz
toplum sorumluluğunda, örnek olma, önderlik etme görevi de, her şeyden evvel
siyasetçiye aittir, siyasî lidere aittir. Bunu yapabildiğimiz takdirde, bu
ülkede özlediğimiz gelişme, ilerleme, çağdaşlaşma gerçekleşir.
Bu umutla, bu duygularla,
teşekkür ediyorum Sayın Başkan; hepinize de saygılar sunuyorum, sağ olun. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kepenek.
AK Parti Grubu adına
Ankara Milletvekili Haluk İpek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA
HALUK İPEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı
konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/70) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu raporu üzerine AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Tabiî, şu an çatısı
altında bulunduğumuz Meclis, çok ilginç bir seçimden sonra, 3 Kasım
seçimlerinden sonra oluştu. Tabiî, 3 Kasım seçimlerinde, milletimizin herkese
vermiş olduğu bir mesaj vardı: "Kısır siyasî çekişmelerle uğraşmayın, bu
ülkeyi iyi yönetin; kısır siyasî çekişmelerle uğraşanları ben tasfiye ediyorum
dedi ve neticede bu Meclis oluştu. Tabiî, bu Meclisin oluşumundan sonra,
gerçekten, hem iktidarıyla hem muhalefetiyle çok güzel çalışmalara imza attık,
anayasa değişikliklerine, uyum yasalarına imza attık; ancak, geçmiş siyasî
alışkanlıkların tortuları bazen ortaya çıkıp bu Meclise de taşınabiliyor. İşte,
bu geçmiş siyasî alışkanlık ve o kısır siyaset anlayışının en fazla tezahür ettiği
husus ise, dokunulmazlıklar. Yani, dokunulmazlıkla ilgili, bugüne kadar, bu
kürsüden çok konuşma yapıldı, çok şey dile getirildi; hatta, başka bir konu
görüşülürken, başka bir kanun tasarısı görüşülürken, o kanun tasarısından bahsedildikten
sonra konu derhal dokunulmazlığa getirildi; herhalde, buradaki kâtipler de en
fazla dokunulmazlıkları yazdı.
İşte, bu kadar istismar
edilen, ne olduğu kamuoyuna çok fazla izah edilmeyen dokunulmazlıkla ilgili,
Sayın Kepenek ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeye, biz de, AK Parti Grubu
olarak destek verdik. Neden; dokunulmazlık nedir, geçmişte nasıldı, bizim
dışımızda dokunulmazlıklar var mı, Avrupa Birliği ülkelerinde nasıl
uygulanıyor; eğer biz dokunulmazlıkları kaldırırsak veya sınırlarsak
parlamenter yapı bundan zarar mı görür fayda mı görür dedik ve bunların, komisyonda
uzun uzadıya tartışılmasını istedik ve bu nedenle, AK Parti Grubu olarak da bu
araştırma komisyonunun kurulmasına olumlu destek verdik. Neticede, AK Parti ve
CHP belli bir noktaya gelemediler; bir rapor hazırlandı ve CHP de buna
muhalefet etti. Ben, emeği geçenlere, tekrar, teşekkür ediyorum, tıpkı Sayın
Kart ve Sayın Kepenek gibi.
Sayın Kepenek burada mı
bilmiyorum; ama, Sayın Kepenek'in benim bu konuşmalarımla paralel bir cümlesi
vardı, onu da burada söyleyeyim. "İktidarın ve muhalefetin, hepimizin,
Meclisin yetkisini ve önemini hep birlikte korumamız gerekir" dedi. Çok
doğru bir sözdü; çünkü, burada bulunan milletvekillerinin çoğu, belki, diğer
dönemlerde milletvekili olarak devam etmeyecekler; ama, Türkiye Büyük Millet
Meclisi ilelebet var olacak; ilelebet, bu milletin problemlerini çözmek Türkiye
Büyük Millet Meclisine nasip olacaktır. O nedenle, başta dokunulmazlık da olmak
üzere, bizim, parlamenter yapıyı çok iyi bir şekilde muhafaza etmemiz lazım.
Acaba, dokunulmazlıkta çok küçük bir oynama, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve
şu an Türkiye'deki parlamenter yapıyı ortadan kaldırıp, parlamenter sistemimizi
hâkimler devletine dönüştürebilir mi; bunları çok iyi tartışmamız gerekirdi.
Maalesef, komisyon, böyle bir noktaya gelememiş; ama, en azından, tutanaklara
geçmesi açısından ve Meclisin arşivinde bulunması açısından, yine, faydalı bir
çalışmadır diye düşünüyorum.
Bu arada, Sayın Kart'ın
ve Sayın Kepenek'in söylediklerine, çok kısa, onları da incitmeden, Meclisi de
germeden cevap vermek istiyorum.
Şimdi, Sayın Kart dedi
ki: "Avrupa Birliği normlarının gereği budur; yani, dokunulmazlıkların
sınırlandırılmasıdır." Hayır, öyle bir şey yok. Avrupa Birliği, bizimle
yapmış olduğu müzakerelerde, hiçbir zaman, dokunulmazlıkla ilgili böyle şeyi
dile getirmedi. Neden; biraz sonra izah edeceğim gibi, Avrupa Birliği
ülkelerinin tümünde dokunulmazlık var. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisine ve
Anayasamıza getirmiş olduğumuz dokunulmazlık da, bizim icat ettiğimiz bir şey
değil; biz de, bunda, Avrupa Birliğini, yani, İngiltere'yi model olarak
almışız. Sınırları, kapsamları farklı; ama, örneğin, Danimarka'da, bu, bizden
çok daha katı uygulanıyor. Şu kürsüde, bizim cezaî sorumluluğumuz yok. Kürsüde
konuştunuz, hakaret ettiniz; cezaî sorumluluğunuz yok; ama, bu kürsüdeki
hakaretten dolayı tazminat sorumluluğunuz var. Oysa, Danimarka'da, hem cezaî
sorumluluk yok hem tazminat sorumluluğu yok; yani, kapsamları çok farklı; ama,
her ülkede dokunulmazlık var.
Şimdi, tabiî, bu Meclis,
yani, 22 nci Dönem Meclisi oluştuktan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi -değerli
Anamuhalefet Partimiz- bu konuyu buraya çok taşıdı. Şimdi, dokunulmazlığı
Anayasaya AK Parti yazmadı.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Beraber söz vermedik mi?!
HALUK İPEK (Devamla) -
Bir konuşayım ben, sonunda anlatacağım.
Biz yazmadık; bu, 1982
Anayasasında vardı; 1961 Anayasasında da vardı, önceki anayasalarda da vardı.
Peki, dokunulmazlık, bu ülkenin ileriye gitmesiyle ilgili çok problemdi de, bu,
daha önceden niye kaldırılmadı?! Bu soruyu sorarlar. Dokunulmazlığı Anayasaya
getirmeyen AK Parti, Türkiye Büyük Millet Meclisine de ilk defa bu dönem girdi;
bundan önce, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde yoktu; ama, Cumhuriyet Halk
Partisi, tekparti döneminde, çok uzun süre bu Meclisteydi. 1950'de 69, 1954'te
30, 1957'de 173, 1961'de 173, 1965'te 134, 1969'da 143, 1973'te 185 ve 1977'de
213 milletvekili vardı. Peki, bundan önceki dönemlerde bu kadar Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi dokunulmazlığı niye
değiştirmedi? Sormazlar mı; sorarlar.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Ne zaman iktidardaydı?!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Yolsuzluklar bu boyutta olmadığı için!
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Bir defa, sözünüzde durun!
HALUK İPEK (Devamla) -
İktidardaydı.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Dokunulmazlıklar kaldırılsın diyoruz.
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Geçmişte milletvekillerinin bu kadar dosyası yoktu, şimdi dosya çok.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın İpek, Anayasa Komisyonunda beraberdik!
HALUK İPEK (Devamla) -
Sorarlar, ben cevaplayacağım şimdi.
Millet de soruyor,
Cumhuriyet Halk Partisi bu Mecliste uzun süre bulunmasına rağmen bugüne kadar
dokunulmazlığı niye dile getirmedi de, şimdi AK Parti iktidara gelince sürekli
dokunulmazlığı dile getiriyor diye. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Peki, şimdi, buna cevap
vereyim. Sayın Hikmet Çetin, Meclis Başkanıyken bu konunun üzerine gittiler ve
gerçekten, dokunulmazlığı sınırlamakla ilgili çok önemli, bana göre de bilimsel
sayılabilecek bir çalışma yaptılar ve Hikmet Çetin en sonunda şunu söyledi:
"Dokunulmazlıkla ilgili yapılacak küçük bir oynama -tutanaklara bakın-
parlamenter yapıyı kökünden değiştirebilecek bir tehlikeli süreçtir."
Yani, bu konu, bilimsel manada bu Mecliste tartışıldı; yani, solun da olduğu
dönemde tartışıldı ve neticede böyle bir noktaya gelindi. Ben, araştırma
komisyonunda da böyle bir noktaya gelineceğini ümit ediyordum; ama, gelinmedi; siyaseten,
yine, istismar devam etti.
Yine, Sayın Kart
"Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Adalet Bakanı ve Müsteşarın
katılımıyla bağımsızlığını kaybediyor ve bunun değiştirilmesi lazım" dedi.
Bu, tabiî, hukukçuların olduğu toplantılarda, bilimsel toplantılarda da dile getiriliyor;
biz de dile getirdik; ama, ben şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Ne zaman ki,
Adalet Bakanlığı, sola mensup bir partinin elindeyse -yani, bu, DSP veya CHP
olabilir- sol, hiçbir zaman, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna, Adalet Bakanı
ve Müsteşarı katıldığı için "burası bağımsızlığını kaybediyor"
demiyor. Ne zaman ki, iktidara sağ bir parti geliyor...
K. KEMAL ANADOL (İzmir)-
CHP ile alakası yok; bize ne!..
HALUK İPEK (Devamla)-
Öyle, öyle!..
HÜSEYİN GÜLER (Mersin)-
Kötü emsal emsal olmaz!..
HALUK İPEK (Devamla)-
Öyle!..
Şimdi, doğrusu ne biliyor
musunuz; Avrupa Birliğiyle birlikte, onların da uygulamalarına baktığımızda,
doğrusunu bulmak, iktidarıyla muhalefetiyle hep birlikte doğrusunu savunmak.
Bu, bir realite; onu söylemek istiyorum.
MEHMET SEMERCİ (Aydın)-
Sayın milletvekilim, suyun kenarında dolaşmayın; kabul etmiyoruz deyin, geçin;
ne kıvırtıp duruyorsunuz!
HALUK İPEK (Devamla)-
Yok, yok; anlatacağım.
Diğer kamu görevlilerinin
dokunulmazlığı yok; dokunulmazlık, sadece milletvekillerine münhasırdır diye
bir düşünce var. Yine, Sayın Kart bunu dile getirdi; öyle değil arkadaşlar.
Sayın Kart'ın, burada,
kendisinin muhalefet ettiğine dair şerhi var; bu şerhten okuyacağım.
ATİLLA KART (Konya)-
Şerhin tamamını okuyun; aradan bir cümle almayın.
HALUK İPEK (Devamla)-
Aynen okuyacağım; aynen.
"Hemen ve önemle
belirtiyoruz;
Dokunulmazlık kavramı,
mevzuatımızda sadece milletvekilleri için söz konusudur. Diğer kamu görevlileri
için böyle bir zırh ve kavram söz konusu değildir. Diğer birkısım kamu
görevlileri için 'soruşturma izni' prosedürü işlemekte, bu soruşturma sonucunda
yargılama süreci başlamaktadır.
Soruşturma izni
verilmediği takdirde, ilgili savcılık, itiraz yoluyla bölge idare mahkemesine
veya Danıştaya başvurmakta, bu idarî yargı birimlerinin verdikleri karar
sonucuna göre işlem yapılmaktadır. Görüldüğü gibi; kamu görevlileri için
'yargılama engeli' söz konusu değildir. Yargılama engeli sadece milletvekilleri
için söz konusudur. Bu engelin yukarıda açıklanan çerçeve içinde giderilmesi ve
bu yolda düzenleme yapılması gerekir." Sayın Kart'ın muhalefet şerhi.
Savcılık itiraz etti,
bölge idare mahkemesine gitti, izin vermedi; Danıştaya gitti, yine, o devlet
memuruyla ilgili izin vermedi; hiç kimse yargılayamaz arkadaşlar.
ATİLLA KART (Konya) -
Yargı karar veriyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Danıştay müsaade etmiyor.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Danıştay yargı değil mi?!
HALUK İPEK (Devamla) -
Suçla ilgili konuşuyoruz... Memur suç işledi, kendisinin dokunulmazlık zırhı
kaldırılmadığı sürece, yani, Danıştay, kendisine "yargılanmalıdır"
diye karar vermediği sürece, hiçbir ceza mahkemesi o memuru yargılayamaz. Bu,
açık açık dokunulmazlıktır. Hal böyleyken, memurun dokunulmazlığı yoktur,
dokunulmazlık sadece milletvekillerine münhasırdır demek, hukuk sistemimizi
bilmemektir arkadaşlar; onu da açıkça belirtmek istiyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Kavramları karıştırıyorsunuz Sayın İpek.
HALUK İPEK (Devamla) -
Yok, hayır.
Şimdi, bu cevaplardan
sonra, dokunulmazlık nedir; tutanaklara geçmesi açısından, özellikle
milletimizin de dokunulmazlığı bilmesi açısından açıkça belirtmek istiyorum.
Acaba, bu dokunulmazlık, sadece bize has bir durum mudur, parlamenter sistemin
içinde dokunulmazlık var mıdır, bunu kim icat etmiştir; bunları açıkça ortaya
koyarsak ve Avrupa Birliğindeki ülkelere de şöyle tek tek bakarsak, doğru bir
sonuca gidebiliriz diye düşünüyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Tarihi bırakalım da günümüze gelelim.
HALUK İPEK (Devamla) -
Vaktim de azalıyor, çok fazla konuşmuşuz...
Dokunulmazlığın ilk
görüldüğü yer Roma olmasına rağmen, özellikle ilk görüldüğü yer İngiltere.
İngiltere'de her şey bu kürsüyle ilgili. Kralın yapmış olduğu birçok icraat
milletvekilleri tarafından eleştirilmeye başlanmış. Eleştirildiği zaman, kral
bunu kabullenememiş ilk başta ve kendisini eleştiren parlamenterleri zindana
attırmış; birçoğu zindanda yaşamış. Arkasından, milletvekilleri mücadele ederek
uzun yıllardan sonra şu kürsüde konuşma hakkı elde etmişler ve kral, ilk başta
"sizin, kürsüde belli bir konuyla ilgili konuşma hakkınız sadece evet ve
hayır kadardır; bu evet ve hayırın dışında hiçbir şey söyleyemezsiniz"
demiş ve bir müddet böyle devam etmiş. Arkasından, yine, mücadelelerle,
denilmiş ki, sadece evet ve hayır olmasın; parlamenter, yani, milletvekili, bu
kürsüye gelsin, bu kürsüden, sonuna kadar icraatları eleştirebilsin; bu da, çok
büyük mücadelelerle kazanılmış. Tabiî, bu, krala kabul ettirildikten sonra
-kralın istihbarat teşkilatı var- kral, kendisinin aleyhinde konuşacak
milletvekillerini, konuşma yapmadan önce, istihbarat teşkilatına tespit
ettirmiş ve o milletvekilinin kürsüye ulaşmasını, yani, kürsüye gelip konuşmasını
önlemek için bir gün önceden tutuklattırmış. Bakmışlar ki, kürsü
dokunulmazlığı, yani, milletvekili sorumsuzluğu dediğimiz, bizim salt
sorumsuzluk dediğimiz kısmın milletvekiline verilmiş olması, salt manada,
milletvekilinin özgürce konuşmasını sağlamaya yetmiyor. Milletvekilinin,
özgürce, o kürsüye gidip gelebilme hakkı ve gidip gelebilme dokunulmazlığı
olması lazım; yani, milletvekili tutuklanmamalı, sorgulanmamalı, o kürsüye
gitme gelme hakkı engellenmemeli denilmiş. İşte, modern manada dokunulmazlık,
hem kürsü dokunulmazlığı hem de bu suçlardan ötürü, kendisine iletilecek
suçlardan ötürü yargılanmasını önlemekle ikibaşlılık kazanmış ve bu
ikibaşlılıkla, yani, iki hakla, kürsüde özgürce konuşabilmesi sağlanmış. İşte,
biz de, o sistemi almışız ve parlamenter sistemde bunu Anayasamıza koymuşuz.
Bunun bir tanesini
ortadan kaldırırsak ne olur; o takdirde, milletvekili hakkında herhangi bir
gazetede haber çıktığında -dokunulmazlığın soruşturma kısmını kaldırdık, sadece
kürsüyle sınırladık- işte, bu milletvekili şöyle bir şey yaptı denildiğinde,
savcılık, anında takibat başlatmak zorunda; çünkü, görevi o; eğer resen yapmazsa,
işini ihmal etmiş olur. Anında, sabahleyin, kapınızın önüne polis gelecek ve
sizi...
ATİLLA KART (Konya) -
Tutuklanamaz, soruşturma devam eder.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Devam eder soruşturma, tutuklanamaz.
HALUK İPEK (Devamla) -
Bir dakika...
ATİLLA KART (Konya) -
Saptırıyorsun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Saptırıyorsunuz.
ATİLLA KART (Konya) - Kim
böyle bir şey ister; kim böyle bir şeyi istiyor?!
HALUK İPEK (Devamla) -
Sayın Kart, ben sizi dinledim; siz de beni dinleyin, bunlar da benim düşüncelerim.
ATİLLA KART (Konya) -
Elbette dinleyeceğiz; ama, kamuoyunu yanıltmayın.
HALUK İPEK (Devamla) -
Dolayısıyla, milletvekili, yarın benim aleyhimde hangi gazetede bir haber
çıkacak diye bir korkuyla yaşayabilir; bu da, parlamenter sistemi çok derinden
yaralar.
ATİLLA KART (Konya) -
Kamuoyunu yanıltıyorsunuz, yanlış bilgilendiriyorsunuz.
HALUK İPEK (Devamla) -
Peki, bu milletvekili dokunulmazlığı sadece bizde mi var; sadece bizde yok.
AHMET ERSİN (İzmir) - Biz
örnek olalım.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Sayın Başkan, İktidardan çok biz istiyoruz.
HALUK İPEK (Devamla) -
Kötü örnek olamayız.
Şimdi, Almanya Anayasanın
46 ncı maddesinde "bir Bundestag üyesi, hiçbir zaman Bundestag'ta veya bir
Bundestag komisyonunda yaptığı konuşmadan ve kullandığı oydan dolayı adlî
takibata veya disiplin kovuşturmasına maruz bırakılamaz. Bir Bundestag üyesi,
suçüstü durumunda veya suçun işlendiğini takip eden gün içinde yakalanmadıkça
cezayı gerektiren bir suçtan dolayı Bundestag'ın izni olmadan -yani, o
parlamentonun izni olmadan- tutuklanamaz, yargılanamaz, hesaba çekilemez"
denilmektedir; bakın, bizdekinin aynısı. Yine, Fransa'da, Norveç'te -bunları
tek tek okumak istemiyorum- onların Anayasalarında da dokunulmazlık çok sıkı
bir şekilde konulmuş. Bazılarında sınırlı, örneğin, Fransa'da, parlamenter,
faaliyetini yapmadığı zaman, yazın tatile gittiği zaman dokunulmazlıktan
yararlanmıyor. Her ülke, kendi şartlarına göre, kendi iç dinamiklerine göre,
kendi yapısına göre bunu düzenlemiş; dolayısıyla, Fransa bunu bu şekilde ele almış,
Danimarka bizden çok daha katı bir şekilde ele almış, İngiltere çok daha farklı
almış; ama, hepsinin asıl amacı var; nedir; parlamenter yapıyı, parlamenter
sistemi korumak. Eğer, bunda küçük bir oynama olursa ne olur; parlamenter yapı
bir anda ortadan kalkar ve sistem hâkimler devletine dönüşür. Dolayısıyla,
Norveç'te öyle, Avusturya'da var, Finlandiya'da var, Çek Cumhuriyetinde var.
Bunları hızlı hızlı geçiyorum; çünkü, vaktim dar.
Şimdi, burada
söylenilmesi gereken çok önemli bir husus var, nedir; Türkiye Büyük Millet
Meclisi mensuplarının dokunulmazlığı var, Cumhurbaşkanının dokunulmazlığı var,
Genelkurmay Başkanının dokunulmazlığı var, yargı mensuplarının dokunulmazlığı
var, Yargıtaydakilerin dokunulmazlıkları var; hepsinin yargılama süreçleri çok
farklı.
ATİLLA KART (Konya) -
Kavramı yanlış kullanıyorsunuz; onlar için dokunulmazlık diye bir kavram yok!
HALUK İPEK (Devamla) -
Peki, Sayın Kart.
MEHMET MELİK ÖZMEN (Ağrı)
- İhtiyarî olsun; isteyeninki kaldırılsın, isteyenler kendileri kaldırtsın.
HALUK İPEK (Devamla) -
Peki, bu dokunulmazlık niye veriliyor; bu dokunulmazlık, burada bulunan
milletvekillerinin şahsı için verilmiyor; cumhurbaşkanının sahip olduğu
dokunulmazlık, cumhurbaşkanının şahsıyla ilgili değil, o makamla ilgili. Şu
anda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin sahip olduğu dokunulmazlık da
Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili. İşte, bunu, şahıslardan arındırırsak,
konuya çok daha objektif bakabiliriz. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Milletvekili olmadan önce suç işlemiş, öyle gelmiş buraya!..
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Sayın Genel Başkanınızın verdiği sözü unutmayın!
HALUK İPEK (Devamla) -
Peki, sadece milletvekillerine mi aittir...
Sayın Başkan, eğer çok
kısa bir süre verirseniz tamamlayacağım.
BAŞKAN - Buyurun, devam
edin Sayın İpek; süreniz henüz bitmedi.
HALUK İPEK (Devamla) -
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda, hâkim ve cumhuriyet savcılarının
işledikleri suçlar için getirilen izin sistemi dokunulmazlıktır, noterlerle
ilgili kanundaki izin sistemi dokunulmazlıktır, memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin yargılanmasına ilişkin kanundaki izin sistemi dokunulmazlıktır,
1136 sayılı Avukatlık Kanununda yer alan sistem dokunulmazlıktır, yüksek yargı
üyelerinin izin sistemi dokunulmazlıktır, askerî yargıdaki düzenlemeler
dokunulmazlıktır...
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Hepsini düzeltelim o zaman; saymaya gerek yok ki!
HALUK İPEK (Devamla) -
Ben, şu yazıyı hazırlarken, mesleklere şöyle bir baktım, 83'e gelince durdum;
daha dokunulmazlık devam ediyordu. Dolayısıyla, dokunulmazlık, yani, bizim
sistemimizde birisinin direkt yargılanması kural değil. Genel olarak izin
sistemiyle ve dokunulmazlık sistemiyle, kişilerin bu şekilde yargılanmaları
kural, direkt yargılanmaları; yani, normal vatandaş gibi yargılanmalarıysa
istisnadır. O nedenle, dokunulmazlıkla ilgili bugüne kadar söylenenler gerçeği
yansıtmamaktadır.
Araştırma komisyonunun
bugüne kadar yapmış olduğu ve raporunun son kısmında söylemiş olduğu çok
önemlidir; orayı özellikle okumak istiyorum. Dokunulmazlık, milletvekilleri
için de, tıpkı diğer kamu görevlilerinde olduğu gibi, mutlak değildir; çünkü,
Anayasanın 76 ncı maddesinde yer alan hükme göre, herhangi bir yolsuzluğa
bulaştığı kesin hükümle sabit olan kimselerin milletvekili seçilmeleri mümkün
değildir.
Anayasamıza göre, ağır
cezayı gerektiren suçüstü halinde dokunulmazlık zaten işlememektedir.
Seçimlerden önce
soruşturulmasına başlanılması kaydıyla, Anayasanın 14 üncü maddesindeki
durumlar yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında bulunmaktadır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi, milletvekilleriyle ilgili isnadı ciddî bulduğu takdirde,
dokunulmazlığı her an kaldırma yetkisine sahiptir; tıpkı Avrupa ülkelerinde
olduğu gibi.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Kısaca "hayır" diyorsunuz...
HALUK İPEK (Devamla) -
Komisyon raporunun doğru olduğunu belirtiyor, dokunulmazlıkla oynamanın,
parlamenter sistemle oynamakla eşdeğer olduğunu belirtiyor...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Yok... Yok...
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Yapmayın Sayın Başkan...
HALUK İPEK (Devamla) -...
dolayısıyla, bu konunun, artık, siyasetimizde istismar malzemesi olmaktan
çıkarılmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın İpek.
Birleşime, saat 20.25'e
kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.22
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.25
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
(10/70) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonunun 332 sıra sayılı raporu üzerindeki genel
görüşmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, kimse yok!..
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44
milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı:
332) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yerinde.
Şimdi, söz sırası, şahsı
adına, Adana Milletvekili Sayın Mehmet Ziya Yergök'e aittir.
Buyurun Sayın Yergök.
(CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ZİYA YERGÖK
(Adana) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; yasama dokunulmazlığı
konusundaki Meclis araştırması komisyonu raporu hakkında, şahsım adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Benden önce konuşan AKP Grup
Başkanvekili Sayın Haluk İpek'in konuşmasını hayretle izlediğimi belirtmek
isterim. Gerçekten de, sanki, Anayasanın 83 üncü maddesinin değişikliği, hiç
AKP'nin gündemine gelmemiş, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmemiş;
sanki, 83 üncü maddeyle ilgili değişiklik, Anayasanın değiştirilemez
maddelerinin değiştirilmesi teklif ediliyormuş gibi bir algılamayla karşılandı
ve bunu şaşkınlıkla, hayretle ve ibretle izledik.
Değerli arkadaşlar,
dokunulmazlığın sınırlandırılması konusu 20 nci Dönemde ve 21 inci Dönemde de
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiştir.
Milletvekili
dokunulmazlığının makul sınırlara çekilmesi toplumsal bir talep haline gelmiş,
bunun üzerine, 20 nci Yasama Döneminde, 292 milletvekilinin imzasını taşıyan
bir kanun teklifiyle, Anayasanın 76 ncı maddesinde öngörülen milletvekili
seçilmeye engel suçlar dokunulmazlık kapsamı dışına çıkarılarak, yasama
dokunulmazlığının kapsamı daraltılmak istenilmiştir; ancak, bu, yapılan
oylamada, Genel Kurulda yeterli oyu alamayarak reddedilmiştir.
Yine, 83 üncü maddeyle
ilgili daha sınırlı bir değişiklik önerisi, kanun teklifi, 288 milletvekilinin
imzasıyla 21 inci Dönemde de Yüce Meclisin gündemine gelmiş; ancak, bu da
yeterli oyu alamayarak reddedilmiştir.
Yasama dokunulmazlığının
sınırlandırılması konusunda öylesine bir toplumsal mutabakat oluşmuştur ki, bu
konuda, sivil toplum örgütleri, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği gibi sivil toplum kuruluşları da konuyla ilgili öneriler
geliştirmişlerdir.
Değerli milletvekilleri,
yasama dokunulmazlığının sınırlandırılmasına karşı, geçmiş dönemlerde, 20 nci
ve 21 inci Dönemlerde ortaya konulan bu direniş, gerçekten 3 Kasım seçim
sonuçlarına da yansımış; 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde, topluma,
yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması taahhüdünde bulunan iki parti,
Cumhuriyet Halk Partisi ve AKP Meclise girebilmiştir.
Sayın Haluk İpek, sadece
kısır siyasî çekişmeler nedeniyle, o dönemdeki siyasî partiler, Parlamentoya, 3
Kasımda girememişlerdir mealinde bir konuşma yaptı; ama, sadece kısır siyasî
çekişmeler değil, yasama dokunulmazlığı konusunda gereğinin yapılamamış olması,
millete verilen sözlerin yerine getirilememiş olması da, o siyasî partilerin
Parlamento dışında kalmasında önemli bir etken olmuştur; ancak, 3 Kasım
seçimleri öncesinde, hem AKP'nin hem Cumhuriyet Halk Partisinin, yasama
dokunulmazlığının sınırlandırılması konusunda topluma vaadi ve taahhüdü vardır.
Şimdi, AKP programının
"Siyasî İlkeler" başlığını taşıyan bölümünü okuyorum: "Milletvekili
ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak,
dokunulmazlık tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve
ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin Meclis
çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir."
Değerli arkadaşlar, bu,
AKP programında yazılan bir şey. Biraz önce AKP Grup Başkanvekili... Sanki
programlarında böyle bir şey yazılmamış, sanki 3 Kasım seçimleri öncesinde
millete böyle bir vaatleri ve taahhütleri olmamış, sanki 3 Kasım seçimlerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanıyla birlikte AKP Genel Başkanı Sayın
Tayyip Erdoğan, televizyon programında millete bu sözü vermemiş gibi, bütün
bunlar unutularak, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasının kenarından bile
geçilmek istenmemektedir; üstelik "Siyasî İlkeler" başlığı altında
yazılan bir vaat yok sayılmıştır. Bu "Siyasî İlkeler" başlığı altında
yazılmış olsa bile, olsa olsa bir siyasî ilkesizlik olur.
Değerli arkadaşlar, kamu
görevlileriyle ilgili dokunulmazlık var denildi, ki bunu Atilla Kart
arkadaşımız da açıkladı. Diğer kamu görevlileriyle ilgili olarak bir
dokunulmazlıktan söz etmek mümkün değildir. Dokunulmazlık, milletvekillerine
has bir durumdur. Olsa olsa, orada, diğer kamu görevlilerinin soruşturulmasıyla
ilgili, yargılanmasıyla ilgili birtakım usuller vardır; ancak, biz, ona da
karşı değiliz.
Bakınız, bu konuda da,
AKP'nin bir tutarsızlığını gözler önüne sermek istiyorum. Daha geçen hafta,
salı günü, Adalet Komisyonunun gündemine, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul
Yalçınbayır'ın bir kanun teklifi geldi; bu, 4483 sayılı Kanunun -ki, burada da
kamu görevlileriyle ilgili soruşturma usulleri, izin verilmesiyle ilgili
düzenlemeler var- yürürlükten kaldırılmasını öngören teklifti. Biz, o teklife
de komisyonda kabul oyu vermemize rağmen, o teklif, AKP'li komisyon üyelerinin
oylarıyla reddedildi. Bu da açık bir tutarsızlıktır. Yani, Anayasanın 83 üncü
maddesinin değişikliği gündeme gelince "diğer kamu görevlilerinin de var,
onlarla birlikte ele alacağız" diyeceksiniz; işinize geldiği zaman,
toptan, bu konuda hiçbir vaatte bulunmamış gibi, tamamen inkâr edeceksiniz,
işinize gelmediği zaman da, kamu görevlileriyle ilgili, dokunulmazlık denilen,
ama, aslında dokunulmazlık sayılmayan, soruşturma usullerini düzenleyen kanunun
yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili teklife destek vermeyeceksiniz. Bunun hiçbir
tutarlılığı yoktur; bu, tamamen bir tutarsızlık örneğidir. AKP, ne yazık ki,
bunu her zaman sergilemektedir.
Aslında, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde, 22 nci Yasama Dönemi başlar başlamaz bu konunun ele alınması
ve ilk anayasa değişikliğinin de yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması
konusunda yapılması, kuşkusuz, daha şık ve doğru bir adım olacaktı; ne yazık
ki, bu adım atılamamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, başından beri tutarlı bir
politika ortaya koyarak, dokunulmazlığın sınırlandırılması konusunu seçimden
sonra da aynı kararlılıkla gündemde tutmuş ve talep etmiş olmasına karşın, AKP,
önce "dokunulmazlık konusu bir yıl gündemimizde yoktur" gibi
açıklamalarla duraksama geçirmiş ve yeteri kadar istekli görünmemiş; bir yıl
geçmiş olmasına rağmen, o sözlerin de arkasında durulmayarak, bu konu tamamen
unutulmaya çalışılmıştır.
Bir noktaya daha Yüce
Meclisin dikkatini çekmek istiyorum: Meclis yolsuzlukları araştırma
komisyonunun raporu incelendiğinde, orada da, dokunulmazlık konusunun, Avrupa
Birliği normlarına göre sınırlandırılması oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Değerli arkadaşlar -Sayın
Adalet Bakanı biraz önce buradaydı- Sayın Adalet Bakanı da daha geçen haftaki
komisyon toplantısında, dokunulmazlığın sınırlandırılması konusunun önümüzdeki
eylül veya ekim aylarında gündeme alınacağını ifade etmişti; ama, bugün AKP
sözcülerini dinlediğimiz zaman bu konunun hiçbir şekilde gündemlerinde
olmadığını açıkça görüyoruz.
Değerli arkadaşlar,
dokunulmazlık konusundaki araştırma komisyonu, Sayın Yakup Kepenek ve 44
milletvekili arkadaşımızın teklifiyle Genel Kurulda kabul edilerek kurulması
üzerine 9.10.2003'te çalışmaya başlamış ve üç aylık süresi içinde bu çalışmayı
tamamlamıştır. Bu süre içerisinde 15 hukuk fakültesinden ve son seçime katılan
20 siyasî partiden, Türkiye Barolar Birliğinden görüş istenmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yergök,
toparlayabilir misiniz...
MEHMET ZİYA YERGÖK
(Devamla) - Bunları incelediğimizde, toplumsal beklentilere, toplumsal
taleplere uygun olarak, hukuk fakültelerinden, siyasî partilerden -ki, sadece
Saadet Partisi hariç- gelen bütün önerilerde dokunulmazlığın sınırlandırılması
yönünde görüş ifade edilmiştir. Düşünün, Türkiye'deki bütün hukuk fakülteleri,
bütün sivil toplum örgütleri, son seçime katılan -biri hariç- tüm siyasî
partiler toplumsal taleplere, toplumsal beklentilere uygun olarak, dokunulmazlığın
sınırlandırılması yönünde görüş ortaya koyuyorlar; ancak, bu konuda sözü olan,
millete taahhüdü olan, bu konuyu programına yazan AKP bunu ısrarla gündeme
almıyor.
Üstelik, mevcut mekanizma
da işletilmemektedir. Karma komisyon oluştu, hazırlık komisyonları oluştu.
Orada, Cumhuriyet Halk Partili üyelerin tamamı, birkısım AKP milletvekili, DYP
Genel Başkanı Sayın Ağar, kendileriyle ilgili dosyalarda, dokunulmazlıklarının
kaldırılması talebinde bulundular ısrarla; ancak, yine AKP çoğunluğuyla dönem
sonuna bırakılması kararı çıktı. Değerli arkadaşlar, yani, bir taraftan, mevcut
mekanizma işletilmiyor; bir taraftan da,verilen sözlere, taahhütlere rağmen
dokunulmazlık sınırlandırılmıyor ve hakkında ağır suç isnatlarıyla birçok
milletvekili arkadaşımız, bakanlar görev yapmaya çalışıyor; bunu kabul etmek
asla mümkün değildir. Anayasanın 36 ncı maddesinde, İnsan Hakları Avrupa
Sözleşmesinin 36 ncı maddesinde adil yargılanma hakkı vardır.
Geçenlerde, bir
televizyon programına katılmıştım AKP Grup Başkanvekiliyle; bir AKP
milletvekilinin elektrik hırsızlığıyla suçlandığını, bunu bir gazetecinin,
köşeyazısına aldığını, Sayın Genel Başkanımızın grupta buna değindiğini; ama,
bu milletvekilinin, gerçekte, TEDAŞ'ta kaydının bile olmadığını, kaydın bir
bahçıvana ait olduğunu söyledi.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ZİYA YERGÖK
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Yergök.
MEHMET ZİYA YERGÖK
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, o zaman önünü açalım bu işin. Neden böyle ağır
bir suç isnadıyla bu arkadaşlar çalışmalarını sürdürsünler?! Yargının önünü
açalım, yargı sürecini işletelim, aklanma olanağı sağlayalım.
Yargıya güvensizlik gibi
bir gerekçeyi de burada, asla kabul etmiyoruz. Geçmiş dönemin siyasîlerini,
bakanlarını, başbakanlarını yargıya gönderen süreci başlatıyoruz. 70 000 000
insanımızı bu yargıya emanet edip, ondan sonra "yargıya güvenmiyoruz"
gerekçesini kabul etmek mümkün değildir. Yargı, sınırlı olanaklara karşın
sınırsız bir özveriyle çalışmalarını sürdürmektedir; güven duyulacak bir
kurumdur.
O nedenle, dokunulmazlık
konusundaki araştırma komisyonunun, 83 üncü maddenin aynı şekilde bırakılması
yönündeki raporuna katılmadığımızı beyan ediyor, Yüce Meclise saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yergök.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli konuşmacı arkadaşımızdan dinlediğim kadarıyla, siyasî
ilkeden bahisle bazı hususlara atıfta bulundular. Bunlardan bir tanesi, Sayın
Genel Başkanımızın, Sayın Baykal'la birlikte bir televizyon programındaki
konuşmasından bahisle, sözümüzün yerine getirilmesi istendi. Ben değerli
arkadaşlarımıza şunu ifade etmek istiyorum: O günkü konuşmanın bandının çözümü
bende mevcuttur; isteyen arkadaşımıza verebilirim. Biz, AK Parti olarak,
programımızda yazılı olan...
ATİLLA KART (Konya) - Böyle
bir usul var mı efendim?
K. KEMAL ANADOL (İzmir)-
Sataşma mı var Sayın Başkan!
BAŞKAN - Sayın Kapusuz
Grup Başkanvekili...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Arkadaşımız, parti programını okudu efendim.
MEHMET ZİYA YERGÖK
(Adana) - Programınız değiştiyse bir açıklama yaparsınız.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Müsaade eder misiniz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
AKP Parti Programını okudu.
SALİH KAPUSUZ (İzmir) -
Sayın Başkanım, ben...
BAŞKAN - Sayın Anadol,
Sayın Kapusuz Grup Başkanvekili.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Evet.
Şimdi, söylemek istediğim
husus şu, efendim: Sayın Genel Başkanımızın o programda ifade etmiş olduğu
husus şudur...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sataşma mı var; niye söz istiyor?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Yerimden ifade hakkım var Sayın Başkanım.
Merak etmeyin, siz
rahatsız olmayacaksınız, bir dakika müsaade ederseniz...
Dolayısıyla, bizim, parti
programımızda, hükümet programımızda beyan ettiğimiz, açıkladığımız, seçim
öncesinde söylediklerimizin hilafına hiçbir eylemimiz bu konuda söz konusu değildir;
çizgimiz aynen devam etmektedir. Siyasî olarak ilkemize de dikkat ediyoruz.
Teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kapusuz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Yerinden konuşmaya hakkı var mı Sayın Başkan?!
BAŞKAN -Sayın Anadol,
niye heyecanlanıyorsunuz!.. Buyurun, söylediklerine siz de cevap verin.
Buyurun... Buyurun...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, ben cevap filan vermek istemiyorum. Bir talepte bulunur Değerli
Grup Başkanvekili arkadaşım; zatıâliniz Meclisimizin Başkanı olarak karar
verirsiniz, söz verirsiniz veya vermezsiniz. Yok!..
BAŞKAN - Söz verdim Sayın
Anadol; buyurun size de söz veriyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Hayır efendim, söz vermediniz; o konuştu. O konuştu, söz vermediniz efendim!..
Söz vermediniz; kalktı, konuştu Sayın Kapusuz.
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) -
Aynı durumdasınız!..
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Hayır, ben usulî bir itirazda bulunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Anadol,
söz istiyor musunuz?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
İstemiyorum efendim; ama, yaptığınız işlemin yanlış olduğunu söylüyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Anadol.
Komisyon adına, Adıyaman
Milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20
dakikadır.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Sayın
Başkanım, değerli milletvekilleri; dokunulmazlığın kaldırılmasının ve
dokunulmazlığın sadece Parlamentodaki konuşmalara inhisar ettirilmesinin dile
getirildiği bir günde, bir grup başkanvekilinin yerinden yaptığı sözlü
açıklamanın usulsüzlüğüne dair, yine, başka bir grup başkanvekilinin yerinden
yaptığı konuşmalara bazı arkadaşlarımızın tahammül edememesini, şahsen,
anlayamıyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Girizgâh çok güzeldi!..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Şimdi,
arkadaşlar, bilindiği gibi, devlet yapımızda üç temel ayak vardır, erk vardır
ve kuvvetler ayrılığı olduğu için, bu erklerin birbirine müdahalesi söz konusu
değildir. Bunun ilk sırasında yasama, sonra yürütme, sonra yargı gelmektedir.
Türkiye'deki devlet
yapısını incelediğimizde, yürütmenin gücü bugüne kadar tartışılmamıştır.
Bakanlar Kurulunun, hükümetin, çok büyük gücü vardır. Yürütmenin sadece
icraatları tartışılmıştır. Yargının gücü ise, zaten gözler önündedir. Türkiye'de
yargının bağımsızlığı zaman zaman tartışılmıştır; ama, gücü hiçbir zaman
tartışılmamıştır; çünkü, Parlamentomuzda aldığımız kararların denetlenme
mekanizması da, yapılan atamaların, icraatların denetlenmesi de yargının
elindedir ve yargının da tartışılmaz bir gücü vardır.
Türkiye'de tartışma
konusu olan, yasamanın gücüdür arkadaşlar. Yasamanın yeteri kadar güçlü
olduğunu, bugüne kadar, ne biz ne Avrupa, ne içeridekiler ne dışarıdakiler
söyleyebildi; hiç kimse söyleyemedi. Türkiye'de biz milletvekilleri, paneller
düzenleyip, sempozyumlar düzenleyip, yasamanın gücünü nasıl artırabiliriz,
yasamayı nasıl daha güçlü kılabiliriz diye tartışmalar yapmak yerine, maalesef,
yasamanın var olan güçlerini nasıl zayıflatırız; bunları konuşuyoruz.
Arkadaşlar, yasama
dokunulmazlığının -özellikle yasama dokunulmazlığı diyorum, milletvekili
dokunulmazlığı demiyorum; çünkü, bu dokunulmazlık, kamu düzeniyle alakalı olan
bir yasama dokunulmazlığıdır- bir şekilde sınırlandırılmasını, hemen hemen
bütün partiler, bütün milletvekilleri kabul etmektedir. Planımızda,
programımızda, mutlaka, bu binanın üzerine bir çatı yapmak vardır, olmalıdır;
ama, bugün tartışma konusu olan şudur: Önce çatıyı yapıp sonra katları mı yükseltelim;
yoksa, önce katları yapıp sonra çatıyı mı düzenleyelim.
Arkadaşlar, yasamayı
yeteri kadar güçlendirmeden, siz, milletvekillerinin ve yasama organının
elindeki hakları aldığınız zaman, zayıflattığınız zaman, bir daha yasamayı
güçlendirme şansınız olmaz. Zaman zaman, bizden başlayalım teorileri gelişiyor.
Arkadaşlar, AK Parti
Grubunda lojmanların satılmasına tek karşı çıkan, muhalif olan, dili durmayan,
ilk toplantıda, bendim. Arkadaşlarımız alkışladılar, CHP'li arkadaşlarımız da
lojmana girmiyoruz dediler ve lojmanlardan vazgeçtik. Bunu kademe kademe her
tarafa yayacaktık. Ne oldu; bizden başka hiç kimse lojmanından olmadı.
Meclis Başkanımız, sağ
olsunlar, yaptığı çalışmalar içerisinde tasarruf tedbirleri dedi, Meclis
çalışanlarının servislerini kaldırdı. Ben mesai sonunda gittiğim zaman
servislerden korkuyorum, etrafımda koca koca otobüsler, böyle, bütün trafiği
işgal ediyorlar. Meclisin servislerini kaldırıp diğerlerini kaldıramıyorsak,
Meclisin servisleri de devam etmeliydi.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Ama Sayın Kutlu, İktidar sizsiniz, biz değil; siz yapacaksınız.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Biz
özeleştiri de yapıyoruz.
Arkadaşlar, yurt dışında
raporlar düzenleniyor, uluslararası heyetler incelemeler yapıyor. Bu raporları
incelediğimizde, ben, hiçbirisinde, milletvekillerinin dokunulmazlığı var, bu
dokunulmazlıklar sebebiyle Türkiye'nin demokratik yapısı zayıflamaktadır,
Avrupa'ya ayak uyduramaz diye bir cümleye rastlamadım; ama, en fazla olan ibare
şudur: Yasama organı, Türkiye'de yeteri kadar güçlü değildir, çeşitli güçler
tarafından müdahaleler olmaktadır; kanunlar çıkmaktadır; ama, uygulamada bu
kanunların yeteri kadar uygulandığını görmüyoruz. Hatta, bir anayasa profesörü
yargı bağımsızlığı konusuna değinirken "yargı o kadar bağımsız ki -neyse
ki, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek yok; o, bu konulara çok kızıyor- Meclisin
çıkardığı kanunları bile uygulamayabiliyor" dedi. 21 inci Dönemde Türk
Ceza Kanununun 312 nci maddesi değiştirildi ve ağırlatıcı unsur olan bir husus,
kamu düzenini tehlikeye sokma hususu anaunsur haline getirildi, buna rağmen
mahkemelerimiz bunu uygulamadılar. Kimsenin de mahkemelerin kararını tekrar
geri çevirme veya değiştirme yetkisi yoktur; yani, yargı ve yürütmemiz
güçlüdür, yasamamız zayıftır Türkiye'de.
Ormanları, ağaçları en
fazla üzen, insanların onları kesmesi değil de, baltanın sapının kendilerinden
olmasıymış. Arkadaşlar, hiç kimsenin sesi sedası çıkmıyorken, hiç kimsenin bu
konuda bir eleştirisi yokken, biz milletvekilleri olarak, oturup, kendi
gücümüzü nasıl zayıflatırız diye çalışma yapmamızı ben anlamıyorum. Böyle bir
talep ne toplumda var ne uluslararası kuruluşlarda var ne de diğer organlarda
var.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Geçen Parlamentodaki partiler niye süpürüldü?!
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
Dokunulmazlıkları kaldırmadılar diye, değil mi?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Birbirlerini aklayıp pakladılar yargıdan kaçmak için.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Efendim,
biz aklayıp paklamıyoruz, katlıyoruz.
Grup Başkanvekilim
yerinden izah etti. Arkadaşlar, bizim partimizin programında "milletvekili
ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak..."
AHMET ERSİN (İzmir) - Ne
güzel; sonra?..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
"...dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki
engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele
alınacak ve milletvekillerinin, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar
ettirilecektir."
AHMET ERSİN (İzmir) - Ne
zaman?!.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
"Siyaset alanının daraltılmasına ve saygınlığının gölgelenmesine dönük tüm
teşebbüslere karşı kararlı politika izlenecektir" deniliyor.
İşte, siyaset alanını biz
yeteri kadar genişletebilirsek, sınırlarımızı koyabilirsek, o zaman
milletvekillerinin önündeki birtakım dokunulmazlıkları kaldırmamızda elbette ki
fayda vardır.
Arkadaşlar, kürsü
dokunulmazlığına inhisar ettirelim diyoruz. Bu, milletvekilleri için bir
ayrıcalık değildir. Sadece bu kürsüde değil arkadaşlar, biz, Türkiye Büyük
Millet Meclisi olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak herkesin, her yerde,
her zaman, konuşmalarının suç olmasının önündeki engelleri kaldırmak
zorundayız. Ne burada ne başka yerde ne kahvede ne otelde konuşmak suç olmalı;
hiçbir vatandaşın konuşması suç olmamalıdır, milletvekilininki de suç olmamalıdır.
Bizde böyle mi;
arkadaşlar, lafla haklar korunmaz. Yargıtay eski Başkanı Sami Beyin dediği
gibi, çağdaş demokrasilerde bir fikir tek başına kalmış olabilir, hatta sapık
olabilir, yanlış olabilir, çağdaş demokrasi, bunlara tahammül edebilen
rejimdir.
Ben çay içerken haddimi
aştım, ne olduğunu bilmedim, oradaki resmin kıyafeti üzerinde "bunu da
tartışamıyoruz, acaba asker yerine sivil olsa" dedim. Hemen, Sayın
Baykal'dan başladı bir bombardıman, ondan sonra bildiğiniz güçlerden açıklamalar
geldi.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Anayasal güçler, anayasal...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Partim,
beni apar topar disipline sevk etti, uyarı cezasıyla kendimi zar zor kurtardım
ve bunu, gazeteler "niye atılmadı" diye yazdı.
Arkadaşlar, benim görüşüm
yanlış da olabilir, tek başıma da kalabilirim; ama, bu görüşlere müdahale
etmemeliyiz, hoşgörüyle bakabilmeliyiz.
Bu kürsüde, biraz aykırı
bir görüş söyleyen bir arkadaşım çıktığı zaman, Cumhuriyet Halk Partisinden
söylerse bizim arkadaşlar gürültü yapıyor, konuşturmamaya çalışıyor, AK
Partiden birisi söylerse CHP'liler tepki gösteriyor; zaman zaman buradaki
konuşmacı korkmaya başlıyor, acaba ben buradan çıkabilir miyim çıkamaz mıyım
diye.
K.KEMAL ANADOL (İzmir) -
Yok, korkma...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Vallahi,
ben artık kürsüde fıkra bile anlatamıyorum. Fıkra anlattım mı başıma iş
geliyor. Evde hanım da "bir daha fıkra falan anlatmayacaksın" dedi.
Onun için, fıkra bile anlatamıyorum.
Arkadaşlar, biz, buradaki
konuşmaların bir de yasal tarafına bakalım. Anayasamızın 83 üncü maddesine
göre, kürsüden yapılan konuşmalar hiçbir zaman suç unsuru sayılamaz, hakkında
takibat yapılamaz. Anayasa Mahkemesi, adı lazım olmayan bir partinin kapatma
davasında, kürsüden yapılan ve grupta yapılan konuşmaları, partinin
kapatılmasına gerekçe yaptı ve kararın gerekçesinde de şunu söylüyor: "Bu
dokunulmazlık milletvekilinin şahsına ait olup, parti tüzelkişiliği bundan istifade
edemez."
Arkadaşlar, bu,
özgürlüğün konuluş amacına, yasama dokunulmazlığının amacına tamamen aykırıdır.
Birçok hukuk fakültesi de, bu konuda fikir belirtti, bu doğrultuda fikir
belirtti ve bunun sınırlandırılmasının, bu şekilde anlaşılmasının yanlış
olduğunu ifade etti. Bu konuşmayı yapan milletvekilinin milletvekilliğini
düşürüp, beş yıl siyaset yasağı koyuyorsun, Parlamentodan atıyorsun; bu,
Anayasadaki milletvekili, kürsü dokunulmazlığının, daha doğrusu, yasama
sorumsuzluğunun ne özelliği kaldı; hiçbir özelliği kalmadı. Ben, burada
konuşurken, benim bu konuşmam yüzünden partim kapatılabiliyorsa, benim
milletvekilliğim düşürülüp yasak konulabiliyorsa, ben burada özgürce konuşamam
arkadaşlar.
Bunun dışında, yolda
trafik kazası, kaybolma ve sair birtakım hadiselerin başına gelmesi de, işin
cabası. Onu, zaten, Anayasayla korumamız mümkün değil arkadaşlar.
Arkadaşlarımızın
bazıları, "haksız yere suçlanıyor; gitsin, yargılansın, beraat
etsin..." Bu suçlanma hoş değil.
Arkadaşlar, Sayın Sefa
Sirmen'in 30 tane dosyası var. Bu arkadaşımızı hepiniz iyi tanıyorsunuz ve o
kadar temayüz etmiş bir arkadaşımız ki, İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığına da, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından aday gösterildi. Şimdi, bu
arkadaşımızın dosyalarındaki dokunulmazlığını kaldırdık; bir ayda, her gün bir
duruşmaya gitse, cumartesi, pazar da duruşma yapsan, bu arkadaşımız, 30 gününü
duruşmalarda geçirecek.
ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) - Tasası size mi düştü?!
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
Arkadaşlar...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Ankara'da yargılanabilir.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar,
mevcut... (CHP sıralarından gürültüler)
ATİLLA KART (Konya) -
Ankara'da yargılayalım diyoruz.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Ankara'da
da yargılansa arkadaşlar, birçoğunuz meslektaşımsınız, bir duruşma, bir insanın
bir gününü alır.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Alabilir efendim. Suçluların sığınak yeri mi burası?!
ATİLLA KART (Konya) -
Hepsinden yargılanması lazım.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Şimdi,
arkadaşımızın, şu veya bu sebeple, birçoğu böyle ıvır zıvır sebeplerle,
bazıları ciddîye de alınabilir; ama... Bu arkadaşımız kaçmıyor, göçmüyor, ömür
boyu da milletvekili olacak değil. İnşallah...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sefa'yı siz mi düşünüyorsunuz! Bırakın yargılansın...
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Sefa Bey yargılanmayı istiyor...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Sefa'yı mı koruyorsunuz?!. Sefa'yı korumak size mi düştü!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Biz,
herkesi düşünmek zorundayız arkadaşlar.
Arkadaşlar,
milletvekilleri, zaten, o kadar bağla bağımlı ki, yani, o günleri göremezsiniz
belki; ama, iktidar olsanız, bu kürsüye çıkmanın ne kadar zor olduğunu
bilirsiniz; çünkü, iktidar milletvekilleri konuşmaz...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Kendi korkunuzdan bahsedin...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
...muhalefet konuşur diyorlar; siz bol bol konuşuyorsunuz; ama, arkadaşlar, bu
kürsüye gelebilmek için... İşte, ben, kazara, bir komisyonun başkanı oldum da,
o vesileyle geldim, konuşuyorum.
Şimdi, Sayın Baykal'ın
veya parti yönetiminizin, milletvekili adaylarından "ben, milletvekili
seçildikten sonra, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını destekleyeceğim ve
dokunulmazlık zırhına bürünmeyeceğim" şeklinde noterden bir taahhüt alması
-mealini tam bilmiyorum- anayasal bir hakkın önceden sınırlandırılmasıdır.
Halbuki, Yargıtay kararlarında da var; "bir kiracı eve girerken tahliye
taahhüdünde bulunursa, bu geçersizdir; çünkü, zor durumdayken almış"
deniliyor.
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Ne ilgisi var!.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Ondan
sonra, bu, arkadaşlarımızın hürriyetine müdahaledir.
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Samsun) - Biz memnunuz ondan...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Cep
telefonu alacak milletvekili arkadaşlarımıza, partinin biri, ismi önemli değil
"cep telefonunu almayacaksınız" diyor; bilgisayar oluyor "bilgisayarı
almayacaksınız" diyor, ondan sonra "Anayasa oylamasına katılacak
arkadaşlar, isimleri belli olanlar dışında kimse oy kullanmayacak"
diyor...
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Sizlere de "lojmanlara girmeyeceksiniz" diyorlar; sizler
de girmiyorsunuz!..
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen...
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Tahrik ediyor ama!.. Haksız tahrik var!..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar,
milletvekilliği zor bir iştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu karar alıyor
ve "şu şu adliyeler kapatılacak" diyor. Adıyaman'da da, Tut, Samsat
ve Sincik İlçelerinin adliyeleri kapatılmış; adam gelip benim yakamdan tutuyor
"bu adliyeleri niye kapattınız" diyor.
Arkadaşlar, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun aldığı karara herhangi bir siyasînin müdahalesi söz
konusu değildir.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Ama, hükümetin tavsiyesi üzerine...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Hayır,
hayır...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Adalet Bakanı...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -Adalet
Bakanı o kurulun başkanıdır, Müsteşar da tabiî üyesidir.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Ama, hükümet önerecek, ondan sonra...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar,
bu kurulun 5 yüksek hâkim üyesi var. Bu kurulu siyasî olarak görmek, oradaki,
bağımsız, kendi iradesiyle hareket eden, hukuka saygılı 5 yüksek hâkime hakaret
olur. Oradaki yüksek hâkimlerimiz, öyle, bakanı, müsteşarı falan takacak adam
değillerdir arkadaşlar.
Arkadaşlar, Türkiye'de
çok önemli bir konumuz var. Parlamentolar gelir geçer; milletvekilleri
kendileri karar alır, beş senelik süresini üç buçuk seneye indirir, seçime
girer, hiçbiri geri gelemez, bazıları istisna, en azından partiler gelemiyor.
Ama, bizim esaslı bir sorunumuz var. Bir cumhurbaşkanını seçiyorsunuz, yedi
yıllığına seçtiniz, Anayasamızda bunun görev süresini kısaltacak hiçbir kıstas
yok. Farzımuhal, bir cumhurbaşkanı seçtiniz ve cumhurbaşkanını seçen Parlamentonun
tamamı değişti, ona oy verenlerin hiçbirisi kalmadı. Arkasından -veya
öncesinde- bir kitap fırlattı, ekonomik kriz oldu; bir yasa gönderdiniz,
cumhurbaşkanı, döndü "çağdaşlığını kanıtlamış okulların ihtiyacı yok buna,
laikliğe aykırı adam yetiştiren yerlere prim vereceksiniz" dedi.
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Dokunulmazlığa gelelim, bırakalım onları...
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar,
Anayasamızda hiç kimse için olmayan bir yemin var. Cumhurbaşkanının yemininde
"tarafsızlığı sağlamak için bütün gücümle çalışacağıma" ifadesi
geçer; ama, farz edelim ki, bu cumhurbaşkanı özel okullar arasında ayırım
yaptı. Sonra, bir yasa çıktı ve bu cumhurbaşkanı, kalktı dedi ki "bu
okullardan..."
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Samsun) - "Cumhurbaşkanı" değil "Sayın Cumhurbaşkanı..."
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Özel isim
olarak zikretmediğim için "bir cumhurbaşkanı" dediğim için... Veya
"Sayın Cumhurbaşkanı" diyeyim... Ben bu "sayın" ı yerleştirmeyi
hep unutuyorum.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Ayıp ediyorsun yani.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Çünkü,
Türkiye'de her yere kullanılıyor. Şaşırıp başka birine "sayın"
demişti, başına iş açmıştı benim eski Genel Başkanım.
Şimdi, diyelim, bu Sayın
Cumhurbaşkanı kalktı, devletin açtığı okullarla ilgili "bunları eşit hale
getirmek laikliğe aykırı olur" dedi; işte, bu şekildeki konuşma, devlet
şeyine aykırı olur ve bir de..
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Gerekçeyi oku!..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Gerekçeyi
okuyorum zaten.
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Gerekçeyi ayrıntılı olarak okuyun, Cumhurbaşkanının yazdığı gerekçeyi okuyun.
Burada bulunmayan kişilerle ilgili olarak da konuşmayın!
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Gerekçeyi
okuduğum zaman, meslek liseleri ve imam-hatiplerin genel liselerle eşit
haklardan yararlanması laikliğe aykırı bulunmuş.
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Tamamını oku!
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Öğretim
birliği ilkesiyle...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Konuya gel, konuya!.. Kendine dokundurmaya çalış!..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar,
tamamını...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Bunların hepsini YÖK'te konuştuk.
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
"Öğretim birliği ilkesiyle, demokratik, laik, eşitlikçi, adil, işlevsel, bilimsel
temellere dayalı eğitim anlayışıyla, kısaca, Anayasanın Atatürk ilke ve
devrimlerini temel alan ruhuyla bağdaşmamaktadır."
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Tamamını oku!..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Daha
ilginci var: "Parlamentodaki çoğunluğun sağladığı oy gücüyle çıkarılan
yasalar, toplum vicdanında olumsuz etkiler yaratıyor."
Toplum vicdanında neyin
olumsuz fikirler yarattığını, ben, toplumun vicdanına havale ediyorum; ama,
yönetim biçimimiz cumhuriyettir arkadaşlar.
Türk Dil Kurumunun
sitesinden aldığım cumhuriyet tanımı şöyle:
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Anayasadan alacaksın, siteden değil!
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -
"Cumhuriyet, milletin egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli
süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimidir."
Arkadaşlar, Meclis
çoğunluğu sıradan bir şey değildir; Cumhurbaşkanı da dahil, kimsenin sataşacağı
bir husus değildir ve... (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
ERDAL KARADEMİR (İzmir) -
Ayıp!.. Ayıp!..
TACİDAR SEYHAN (Adana) -
Cumhurbaşkanını böyle yıpratmayın, olmuyor ama!..
(10/70) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - .Meclisin
çoğunluğuyla ilgili, kimse, şu veya bu şekilde eleştiride bulunmamalıdır; onun
için de Meclis güçlü olmalıdır.
Ben, süremi fazla
kullanmak istemiyorum. Araştırma önergesini veren Yakup Kepenek ve 44 sayın
milletvekiline, Komisyonumuz çalışmalarına katkıda bulunan Komisyon üyesi tüm
milletvekili arkadaşlarıma, katkı sağlayan siyasî partilere, üniversitelere ve
Türkiye Barolar Birliğine; ayrıca, Komisyonda çalışan çok değerli uzmanımız ve
Komisyonun diğer personeline, katkılarından dolayı teşekkür ediyor; ayrıca,
Parlamento çalışmalarını bu geç saate kadar takip eden çok kıymetli, sayın
milletvekillerine de teşekkürlerimi arz ediyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kutlu.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Anadol,
şimdi size soruyorum, buyurun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, konuşmacı, Grubumun, Partimin adını zikrederek, Genel Başkanım
Sayın Deniz Baykal'ın adını zikrederek, seçim öncesi aldığımız karardan
bahsederek, somut olaylardan bahsederek Partime ve Genel Başkanıma açık bir
şekilde sataşmıştır. Sataşmadan dolayı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
istiyorum. (AK Parti sıralarından "sataşma yok" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Anadol,
herhangi bir sataşma söz konusu değildir; ancak, İçtüzüğün 60 ıncı maddesi
gereğince, yerinizden -sisteme girin- kısa bir söz vereceğim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Efendim?..
BAŞKAN - Sisteme girin,
yerinizden söz veriyorum Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Ama, ben, İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre söz istiyorum! (AK Parti
sıralarından "sataşma yok" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Sataşma söz
konusu değil Sayın Anadol, konuşmayı ben de dinledim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sataşma olduğuna dair ısrar ediyorum; oylayın efendim!
BAŞKAN - Sayın Anadol...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Israr ediyorum, Partime ve Genel Başkanıma sataşma vardır; oylayın efendim.
BAŞKAN - Sayın Anadol...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Israr ediyorum, sataşma vardır; Partimin ve Genel Başkanımın...
BAŞKAN - Sayın Anadol,
sataşma nedir, söyleyin, dinleyeyim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Zatıâliniz "yok" diyorsunuz, ben direniyorum, İçtüzüğü uygulayın
efendim.
BAŞKAN - Sayın Anadol...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Arkadaşlar beni konuşturmamak için ellerini kaldırsınlar, dokunulmazlık
konusundaki anlayışları da böylece ortaya çıksın.
BAŞKAN - Sayın Anadol,
sataşma nedir, söyler misiniz?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Efendim, benim Partimin adından, Genel Başkanımdan bahsederek bir olayı
istediği gibi çarpıttı; bu, sataşma değil de nedir?!
BAŞKAN - Hangi olayı
Sayın Anadol, onu söyler misiniz?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Cumhuriyet Halk Partisinin seçimlerden evvel adaylardan aldığı, noterden alınan
taahhütname olayını istediği biçimde çarpıtarak anlattı. Partime, Genel
Başkanıma....(AK Parti sıralarından gürültüler)
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Yalan mı?!
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Anadol, kısa bir açıklamada bulunmanız için size söz veriyorum
VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Adıyaman Milletvekili ve (10/70) Esas Numaralı
Meclis Araştırması Komisyonu Başkanı Fehmi Hüsrev Kutlu'nun, konuşmasında,
Partisine ve Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; öncelikle, Sayın Başkana,
talebim üzerine söz verdiği için teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, Sayın
Komisyon Başkanı, biraz evvel burada yaptığı konuşmada, seçim öncesi,
dokunulmazlıktan bahsederek -zaten, konumuz dokunulmazlık- dokunulmazlıkla
ilgili...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Seçim sonrası olması lazım.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Sataşma nerede var?
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Sataşma nerede var, onu anlatıyorum efendim, onu anlatıyorum, sonra
düşüncelerimizi söyleyeceğiz.
Seçim öncesi, Cumhuriyet
Halk Partisinden aday adaylığı için başvuran kişilerden, noterden düzenlenmiş
"Meclise girdiğim takdirde, milletvekili olduğum takdirde" diye
başlayan, Anayasanın 83 ve 100 üncü maddeleriyle ilgili konu Meclis gündemine
geldiğinde, dokunulmazlığın kısıtlanmasıyla ilgili 83 ve 100 üncü maddelerin bu
şekilde düzenlenmesi için oy kullanacağı yolunda aldığı...
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Kaç kişi var?
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Kaç kişi var belli işte arkadaşlar...
...taahhütten bahsederek,
bunu, istediği gibi yorumlayarak, milletvekillerinin özgürlüğünü
kısıtladığından söz açtı ve bunu, kendi düşüncesine uygun bir biçimde çarpıttı.
Bunun üzerine, oturumu yöneten Sayın Meclis Başkanından söz talep ettim, bana
söz verdi, tekrar, teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisin değerli
üyeleri, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 3 Kasım öncesi, Parlamentonun
dışında bir parti olarak, burada, vatandaşın arasında bir parti olarak,
Parlamentonun dışında olan, milletvekili sıfatı olmayan üyelerden oluşan
Cumhuriyet Halk Partililer olarak çok büyük ıstırap duyduk, siz de duydunuz.
Bir kısmınız Parlamentodaydı; ama, AKP, AK Parti sıfatının dışında, başka
sıfatla Parlamentodaydınız, büyük çoğunluğunuz da, bizim gibi, Parlamentonun
dışındaydı.
Şu Yüce Meclisin çatısı
altında, iki ayrı salonda toplanan komisyon üyesi milletvekilleri, cep
telefonlarıyla haberleşerek, pazarlıklar yaparak, birbirlerinin liderlerini
yargıdan kaçırmak için aklayıp pakladıkları için bu Parlamentonun saygınlığı düştü,
siyasetin saygınlığı düştü, partilerin saygınlığı düştü! Bunun ıstırabını
duyduk! (CHP sıralarından alkışlar)
RESUL TOSUN (Tokat) -
Sataşmayla ilgili konuşmuyorsun ki!
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Ve bunun içindir ki, Parlamentoya tekrar girdiğimizde...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Anadol,
toparlar mısınız.
Buyurun.
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Toparlıyorum efendim.
...bir dert, kanayan yara
haline gelen, şu Yüce Çatının, Atatürk'ün kurduğu, Birinci Meclisin kurduğu,
Gazi Meclisinden başlayıp 22 nci Döneme kadar uzanan millî iradenin tecelligâhı
olan şu Yüce Kurumun itibarını kurtarmak için, siyasetin itibarını kurtarmak
için, öncelikle, bu dokunulmazlık yarasının temizlenmesi iddiasında bulunan bir
parti olarak, bunu bütün millete duyurduk ve nefesler kesildi, herkes sustu,
sokaklar bomboştu, Arena Programını izliyordu vatandaş; Sayın Deniz Baykal,
karşısındaki Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a sorduğunda "sizin seçim
bildirgenizde dokunulmazlık yok" dediği vakit, iyice hatırlıyorum, siz de
hatırlarsınız, Sayın Erdoğan AK Parti programını çıkardı, okudu "program, seçim
bildirgesinden önce gelir; biz, bu konuda sizinle aynı şekilde düşünüyoruz,
bunu düzelteceğiz" dedi ve onun içindir ki, seçmen, Parlamentodaki bütün
partileri tarihin çöp sepetine attı, sizi iktidara getirdi, bizi muhalefete
getirdi; ama, o seçmen, sizin sözünüzden döneceğinizi, seçmene gerçekdışı
beyanda bulunacağınızı bilmiyormuş demek ki! Orada başka konuştunuz, burada
başka konuşuyorsunuz.
RESUL TOSUN (Tokat) -
Sayın Başkan, bu konuşma hakkını neye göre yapıyor?!
BAŞKAN - Sayın Tosun,
lütfen.
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Burada başka konuşuyorsunuz.
RESUL TOSUN (Tokat)-
Güya, konuşmaya cevap verecektiniz... Sayın Başkan, orada başka, burada başka
konuşuyorsun!..
K. KEMAL ANADOL
(Devamla)- Siz ne yaparsanız yapın, Anayasanın 36 ncı maddesi adil yargılanma
hakkı veriyor her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşına. Sefa Sirmen'den tutun, Hakkı
Ülkü'den başlayın, bütün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, Deniz
Baykal'a kadar dosyası olan bütün Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri
"biz yargılanmak istiyoruz" diyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Anadol,
lütfen, teşekkür eder misiniz.
K. KEMAL ANADOL
(Devamla)- "Biz yargılanmak istiyoruz" diyorlar. Siz "hayır,
yargılanmayacaksınız. Biz, başka suçlardan sanığız. Siz, bu masum suçlarınızla
bizim önümüze geçeceksiniz; biz, sizin arkanıza saklanacağız" diyorsunuz.
Olay burada!.. Olay burada!..
RESUL TOSUN (Tokat)-
Sayın Başkan, Sayın Anadol hangi amaçla çıktı oraya!..
K. KEMAL ANADOL
(Devamla)- Önümüzü açın; Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin dosyalarını
yargının önüne bırakın her şeyden önce! (CHP sıralarından alkışlar) Ondan
sonra, gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz! (CHP sıralarından alkışlar)
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Anadol.
SALİH KAPUSUZ (Ankara)-
Sayın Başkan, herhalde Sayın Başkanın söz alma gerekçesi bizim için de bir
gerekçe olarak orta yerde duruyor; 69'a göre söz almak istiyorum.
BAŞKAN- Sayın Kapusuz,
devamlı olarak, karşılıklı, eğer sataşma yapılıp da söz isteyecekseniz, bunun
sonu olmaz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara)-
Sayın Başkan, karşılıklı olmadan söz istiyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)-
Ben de söz isterim o zaman.
HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın
Başkan, emsal olarak söz alma yok ki İçtüzükte!.
SALİH KAPUSUZ (Ankara)-
Efendim, ben söyleyebilir miyim yerimden?.. Önce, bir gerekçemi söyleyeyim mi
Sayın Başkan?..
BAŞKAN- Buyurun,
gerekçenizi söyleyin.
SALİH KAPUSUZ (Ankara)-
Sayın Başkan, Sayın Anadol, Sayın Genel Başkanımıza ithafen, doğru olmayan bir
açıklama yaptı; düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN- O zaman, Sayın Kapusuz, siz de herhangi bir sataşmaya
meydan vermeden; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2. - Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz'un, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un,
konuşmasında, Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması
SALİH KAPUSUZ (Ankara)-
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında, bu kürsüden, böyle
konuşmalar yerine, daha yapıcı, olumlu, katkı sağlayıcı konuşmaları tercih
etmemiz gerekirken, üzülerek ifade ediyorum ki, huzurlarınıza sataşmayla ilgili
bir gerekçeyle geldim.
Şimdi, bir hususu bir kez
daha buradan açıklığa kavuşturmak, bizi ekranları başında dinleyen
vatandaşlarımıza bir olayı bir kez daha hatırlatmak için söz aldım.
Açıkçası, olay şudur:
Biz, AK Parti olarak, partimizi kurarken, programımızı yazarken, bütün
boyutlarıyla her türlü tartışmayı yaptık ve biraz önce arkadaşlarımızın okuduğu
metinde de görüleceği üzere, dokunulmazlık konusunun bütün kamu çalışanlarıyla
birlikte gözden geçirileceğini, ona göre şekillendirileceğini açıkça yazılı
olarak beyan ettik. Bu doğrultuda yapılan bir televizyon programında Sayın
Genel Başkanımız ile Sayın Baykal bu konuyu da gündeme getirdiler. Orada da
Sayın Genel Başkanımızın beyanı -eğer arkadaşlarımızdan ihtiyaç duyan varsa,
ben bandı getirttim, çözümünü yaptırdım, çözümünü arkadaşlarımıza da
verebilirim- aynen şudur: Bizim, parti programımızda yazılı olan
dokunulmazlıkla ilgili düzenlemeyi, evet, biz yerine getireceğiz dedik. Yerine
getirmek istediğimiz husus, sadece ve sadece, âdeta, her şeyin içerisinde
milletvekillerini suçlayan, milletvekillerini aşağılayan, milletvekillerini
âdeta suçlu bir potansiyel gibi gösteren mantığın dışında, mademki bir
sınırlama var, mademki bir dokunulmazlık var, bununla ilgili düzenlemeler
herkes için uygulansın; biz, bu anlayıştayız.
Dolayısıyla, ister
Cumhuriyet Halk Partili olsun ister başka bir partili olsun isterse AK Partili
olsun, herkes, suçu sabit oluncaya kadar masumdur. Nasıl suçlarsınız?! Bir
yargı kararı mı var?! Efendim, yargıya gidin... Gitmeden önce, arkadaşlar,
eğer, bizler, kendi haklarımızda, kendi haklarımızın korunmasında veyahut da
kendi kendimize kötülük yapma, zarar verme konusunda duyarlı olmazsak,
başkalarının hak ve hukukuna ne kadar dikkat ederiz; dikkatlerinize arz
ediyorum.
Söylemek istediğim husus
son olarak şudur...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bakın, ben, sizi rahatsız edecek, yaralayacak hiçbir şey söylemiyorum Sayın
Başkan; ama, söylediğim şeylere lütfen dikkat buyurun.
Diyorum ki, AK Parti,
çizgisini devam ettirmektedir. Bu çizgiyi, her yerde, her zaman ve burada da
bir kez daha ifade ediyorum; programımız doğrultusunda icra ederiz. Onun
dışında, siz böyle istiyorsunuz, başka bir köşeyazarı böyle yazıyor diye,
şeklimizi, bir mutabakat sağlamadığımız sürece, değiştirmek düşüncesinde de
değiliz.
Teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kapusuz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44
milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı:
332) (Devam)
BAŞKAN - Yasama
dokunulmazlığı konusunda Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmıştır.
Alınan karar gereğince,
sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam
ediyoruz.
Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız.
3. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
4. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S.
Sayısı: 152)
5. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakeresini
erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
6. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden
Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa
Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından,
tasarının müzakeresini erteliyoruz.
Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3 Milletvekilinin, 4483 Sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa
Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet
Komisyonu raporunun müzakeresine başlayacağız.
7. - Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3
milletvekilinin, 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi
Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar
ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/292, 2/244) (S. Sayısı : 466)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından,
teklifin müzakeresini erteliyoruz.
Kanun tasarı ve
tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 9 Haziran 2004 Çarşamba günü saat
15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 21.16