DÖNEM : 22  CİLT : 51  YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

96 ncı Birleşim

2 Haziran 2004 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın, Sivas'ın turizm potansiyelinin değerlendirilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

2. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, kredi kartı faizi uygulamalarındaki sorunlara ve bu konuda alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Isparta Milletvekili Recep Özel'in, gül ve gülyağı üretiminin Isparta ve ülke ekonomisine katkılarına ilişkin gündemdışı konuşması

B) Tezkereler ve Önergeler

1. - (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/577)

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 24 milletvekili ile Samsun Milletvekili Cemal Demir ve 23 milletvekilinin, Samsun'da kurulma aşamasındaki mobil santrallerin ihale ve yer seçimi süreçleri ile çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/29,31) (S. Sayısı : 297)

2. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20 milletvekili ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26 milletvekilinin, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/8,48) (S. Sayısı : 335)

3. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı: 332)

4. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

5. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

6. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

7. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349)

8. - Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcraına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/655) (S. Sayısı : 447)

9. - Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in, Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcraına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/280) (S. Sayısı : 449)

10. - Danıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/629) (S. Sayısı : 431)

V. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1. - Tokat Milletvekili Feramus ŞAHİN'in, Tokat İlinde bir cezaevi yapımına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2377)

2. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, sorunlu kurumsal kredilerin tasfiyesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2483)

3. - Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, Bağ-Kur primlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2501)

4. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'da bir kültür sitesi inşa edilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2508)

5. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, müzelerin işletmelerinin yabancı şirketlere devredileceği iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2509)

6. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, müze ve antik kent personeli açığına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2510)

7. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir BDDK yetkilisi tarafından yapıldığı iddia edilen açıklamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2545)

8. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa'daki Türk İslam Eserleri Müzesinde başlatılan tadilat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2558)

9. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, sinemalarda film gösterimi öncesi yayımlanan reklamlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2560)

10. - Çankırı Milletvekili Hikmet ÖZDEMİR'in, Çankırı-Kurşunlu İlçesindeki bazı tarihî değerlerin korunmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2608)

11. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özürlü vatandaşların sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/2676)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Sinop Milletvekili Cahit Can'ın, Sigarasız Bir Dünya Gününe ilişkin gündemdışı konuşmasına, Sağlık Bakanı Recep Akdağ,

Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın, Muğlalı sebze ve narenciye üreticilerinin sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin,

Cevap verdi.

Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam, Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası münasebetiyle gündemdışı bir konuşma yaptı.

Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 5171 sayılı Kanunun, bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmek üzere, geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın Almanya'ya yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

450, 297, 335 ve 332 sıra sayılı Meclis araştırması komisyonları raporlarının gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci, 2 nci, 3 üncü, 4 üncü sıralarında yer almasına ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 1.6.2004 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, ayrıca, bu birleşimde özel gündemde yer alacak işler ve sözlü sorular dışındaki diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 27 nci sırasında yer alan 447 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına, 29 uncu sırasında yer alan 449 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 24 üncü sırasında yer alan 431 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 30 uncu sırasında yer alan 455 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 28 inci sırasında yer alan 448 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 2.6.2004 Çarşamba günkü birleşimde, sözlü soruların görüşülmemesine ve çalışma süresinin 431 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 3.6.2004 Perşembe günkü birleşimde de 448 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının:

1 inci sırasına alınan, orman köylülerinin sorunlarının araştırılarak, orman köylerinin kalkındırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulmuş bulunan (10/69,118) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 450 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşme tamamlandı.

2 nci sırasına alınan, Samsun'da kurulma aşamasındaki mobil santralların ihale ve yer seçimleri süreçleri ile çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla kurulmuş bulunan (10/29,31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 297 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşme, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

2 Haziran 2004 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.52'de son verildi.

Nevzat Pakdil

Başkanvekili

 

Mevlüt Akgün

Yaşar Tüzün

 

Karaman

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

                                                    II. - GELEN KÂĞITLAR                                No. :141

2 Haziran 2004 Çarşamba

Raporlar

1. - Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali BULUT ve 3 Milletvekilinin; 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Ertuğrul YALÇINBAYIR'ın; Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/292, 2/244) (S. Sayısı : 466) (Dağıtma tarihi : 1.6.2004) (GÜNDEME)

2. - T. C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün Tasvibe Sunulan 2000 ve 2001 Yılları Hesap ve İşlemlerine Ait, 3346 Sayılı Kanunun 8 inci Maddesi Uyarınca Hazırlanan, Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu Raporu ve Bu Rapora Yapılan İtiraz ile Komisyonun Görüşü (3/108, 135) (S. Sayısı : 457) (Dağıtma tarihi : 2.6.2004)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

2 Haziran 2004 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman),

BAŞKAN -Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet, bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin konuşma süresi 20 dakikadır.

Gündemdışı ilk söz, Sivas İlinin Türk turizmindeki yeri hakkında söz isteyen Sivas Milletvekili Orhan Taş'a aittir.

Sayın Taş, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın, Sivas'ın turizm potansiyelinin değerlendirilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

ORHAN TAŞ (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk turizminde Sivas'ın yeri konusunda gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sivas, Anadolu'nun en eski tarih ve kültür merkezlerinden biridir. MÖ 2000 yıllarında Hititlerle başlayan yazılı tarihine, Frigyalılar, Lidyalılar, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar konuk olmuştur. 4 Eylül 1919'da Büyük Atatürk'ün başkanlığında toplanan Sivas Kongresiyle, yeni Türkiye Cumhuriyetinin temeli de Sivas'ta atılmıştır.

Turizmin tür ve şekillerinin birçoğuna sahip olan İlimiz, 4 000 yıllık yazılı tarihiyle, bir açıkhava müzesi gibi kültürel zenginlikleriyle kültür turizmi; şifalı sularıyla, kaplıcalarıyla sağlık turizmi; doğal güzellikleriyle, şelaleleri, gölleri ve vadileriyle, günübirlik olanaklarıyla doğa turizmi; türbeleriyle inanç turizmi; kış şartlarının elverişli olmasıyla kış turizmi açısından büyük bir potansiyele sahiptir.

İlimiz, son yıllarda ülkemizde hareketlenen turizm potansiyelinden yeteri kadar yararlanamamaktadır. Büro ve konaklama istatistiklerine bakıldığında, ili ziyaret eden turistin yüzde 95'inin yerli, yüzde 5'inin yabancı olduğu görülmektedir. Ülke toplamıyla karşılaştırıldığında, ilin payının binde 36 olduğu ve yabancı turist pazarından aldığı payın ise binde 58 olduğu görülmektedir. Maalesef, bu rakamların, Türkiye değerlerinin çok altında olduğu da acı bir gerçektir.

Son yıllarda ülkemizdeki sanayileşme ve kentleşme sonucu ortaya çıkan çevre sorunları ve çevre kirlenmesi, insan sağlığını tehdit etmekte, bozmakta ve verimliliği azaltıcı bir ortam yaratmaktadır. Böyle olumsuz ortamlarda bulunmak zorunda kalan insanlar da, sağlığını korumak, daha zinde kalabilmek ve verimli olabilmek amacıyla, doğal turizm kaynaklarını tercih etmekte, bir nevi sağlık turizmine yönelmektedir.

Sağlık turizminin temelini oluşturan unsurlardan biri de kaplıcalardır. Kaplıcalar ve içme kaynaklarının zenginliği açısından ülkemiz, dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer almaktadır. Türkiye'de 1 300 dolayında kaplıca ve içme kaynağı bulunmaktadır. Termal merkezleri olarak da bilinen ve turizm açısından büyük potansiyele sahip olan bu yerler yeterince değerlendirilememektedir.

Böylesi bir kaynağın yeterince değerlendirilmediği ya da işletilmediği yerlerden biri de Sivas'tır. Sivas İli ve çevresi, hidroterapi ve kaplıca kaynakları yönünden ülkemizin en zengin yörelerinden biridir; ancak, günümüze kadar, bu doğal zenginliklerin yöre ve ülke ekonomisine kazandırılması için hiçbir bilimsel çalışma yapılamamıştır. Bu termal kaynaklardan, sağlık turizmi yanında, meşrubat sanayii, seracılık ve kozmetik sanayii yönünden de yararlanılabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; E-23 devlet karayolu üzerinde bulunan Sıcakçermik havzası, Sivas'a 31 kilometre uzaklıkta olup, kaplıca suyu sıcaklığı 50 derecedir. Kaplıca suyu, romatizma, sinir sistemi, solunum yolu, sindirim sistemi, metabolizma bozuklukları, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı, adale ağrıları ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

Özellikle Sıcakçermik mevkiinde yapılacak yatırımlar, sadece hasta kişilerin tedavi göreceği bir yer olarak düşünülmemeli, bu gibi tesisler, sağlıklı kişilerin de yararlanacağı alanlar haline getirilmelidir. Mesela, bu gibi yerlerde, ulusal ve uluslararası kongreler, konferanslar, seminerler gibi bilimsel toplantılar yapılabilir. Başta Sıcakçermik mevkii olmak üzere, diğer yerlerde yapılacak gerek sağlık ve gerekse bilimsel amaçlı tesisler ve kür merkezleri, bölgeye, hem sosyal gelişim hem de turizm yönünden büyük hareketlilik sağlayacaktır; çünkü, böylesi yatırımlar, bir defalığına harcama yapılan ve pazarlama problemi ile hammaddesi olmayan ekonomik yatırımlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Taş.

ORHAN TAŞ (Devamla) - Bu tarz yatırımlar bacasız birer fabrika olup, yörenin sosyal ve ekonomik gelişimine de büyük katkılar sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, dünyaca tanınmış Kangal Balıklı Kaplıcasından, özellikle bahsetmek istiyorum. Balıklı Kaplıca, Sivas'a 96 kilometre, Kangal İlçemize de 13 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır; suyun sıcaklığı 36-37 derece, havuzların toplam debisi 130 litre/saniyedir. Kaplıca suyunda, en büyüğü 10 santimetre boyunda ve 3 türü olan binlerce küçük balık yaşar; balıklar, havuza girenlerin tahriş olmuş durumdaki veya herhangi bir enfeksiyonla oluşmuş cilt dokusundaki yaralarını (egzama, sivilce ve sedef hastalığı oluşumları) iyileştirmektedir; balıklar, aynı zamanda, ciltteki izlerin kaybolmasına da neden olmaktadır. Dişleri olmayan bu balıkların bir türü, yarayı açıyor, diğer türü temizliyor, bir başka türü de iyileştiriyor. Tedaviden olumlu sonuç almak için 21 gün süresince günde 3 defa havuza girmek ve 2 saat suda kalmak gerekmektedir. Tedavi tamamen yanetkisiz olup, herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.

BAŞKAN - Sayın Taş, lütfen, konuşmanızı toparlar mısınız.

ORHAN TAŞ (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlıyorum.

Kangal Balıklı Kaplıcası, ülkemizin termal özelliğini daha da artırmaktadır. Şu an, kaplıca, günde 1 000 kişiye hizmet verebilecek kapasitede otel ve motele sahip olup, karavan ve çadır konaklama yerleri de mevcuttur. Yine Sivas İli merkezinde, 20 kilometre uzaklıkta bulunan Soğukçermik, Ortabucak Çermiği, Akçaağıl ve Alaman Çermikleri içeriden ve dışarıdan gelecek turistleri beklemektedir.

İlimizde gerçekten görülmeye değer doğal güzellikler bulunmaktadır. Özellikle, Gürün Gökpınar Gölü, Gürün Şuul Vadisi, Hafik, Lota Gölleri, Zara Tödürge Gölü, Sızır Şelalesi görülmeye değer alanlar olarak ziyaretçilerini beklemektedir.

Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlarım; özetle, yöremizin ekonomisine büyük katkıları olan bu tür doğal kaynaklara sahip çıkmak ve bu yöreleri kür merkezleriyle donatmak görevimizdir. Zengin doğal kaynaklara sahip olan Sivas bu tür yatırımlar konusunda, Kültür ve Turizm Bakanlığının, biraz daha ilgi ve alaka duymasını beklemekteyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, sözlerimi bitirirken, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Taş.

A.İSMET ÇANAKCI (Ankara) - Yanan otelden bahsetmedin!

BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, Türkiye'de tüketici kredileri ve kredi kartı uygulamalarıyla ilgili söz isteyen Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'na aittir.

Sayın Aslanoğlu, buyurun efendim.

2. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, kredi kartı faizi uygulamalarındaki sorunlara ve bu konuda alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; konuşmama, size vereceğim birkaç rakamla başlayacağım. Bugün Türkiye'deki bankaların uyguladığı minimum ve maksimum kredi kartı faizlerinin aylığının, compound faiz dediğimiz, yıllığa gelen rakamlarını okuyacağım.

Türkiye'de bir banka aylık yüzde 4,5 uyguluyor; bu, yıllık yüzde 70 demektir. Aylık yüzde 5 rakamı yıllık yüzde 80, aylık 5,5 rakamı yıllık yüzde 90, aylık 6 rakamı yıllık yüzde 102, aylık 6,5 rakamı yıllık yüzde 113, aylık 7 rakamı yıllık yüzde 125 eder ve bir yabancı banka da -acaba, Türkiye'yi ne zannediyor- aylık 9,95 rakamı uyguluyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de enflasyon yüzde 10-12. Türkiye'de hazine bonosu faizleri yüzde 25 civarında ve tüketici kredisi faizleri de, aylık yüzde 1,80 ile 2 arasında. Aylık 1,80 ve 2'nin compound faizi ise yılda yüzde 35...

Peki, kredi kartları ile tüketici kredilerinin farkı nedir? Biri yıllık yüzde 125, biri ise yıllık yüzde 35! Burası Türkiye; burada, şimdi, halk soyuluyor halk! Halk soyduruluyor! Yüzde 125, yüzde 150!..

Değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kâr yok. Dünyanın hiçbir yerinde de ticaret serbest, faizler serbest diyerek, halkın sırtına -hazine bonosu faizlerinin yüzde 25 olduğu bir yerde- böyle yüzde 125'lik bir faiz yüklenmez. Göz göre göre, göz yumuluyor.

Türkiye'de son bir yılda kredili kredi kartları harcaması 40 katrilyon oldu. Tüketici kredileri ise 4 katrilyondan 14 katrilyona geldi. Halk, artık, geleceği de yiyor, geleceğini yedi. Kredili kredi kartı ile tüketici kredisinin farkı yoktur; ikisi de tüketim aracıdır. Birinde gidip bankadan tüketici kredisi alıyorsun, mal satın aldığın adama peşin para ödüyorsun. Bunun faizi aylık yüzde 1,80; beş yıl vadeli ev alıyorsun aylık yüzde 2,20. Peki, bir yatak odasını, bir eşyayı peşin parayla değil de, kredi kartıyla aldığın zaman aylık yüzde 7!.. Sabit gelirli bir insanın, aylık yüzde 7 faize düştüğü zaman bu adamın bunu ödemesine imkân yoktur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, POS mezarlığı oluyor. Yani, bu, kredi kartı harcaması yaparken bankaların işyerlerine bağladığı cihaz. Her bankanın ayrı ayrı POS cihazları var, her banka bunu ayrı ayrı ödüyor, ülke döviz ödüyor bunlara. Artık, iletişim çağındaki bir ülkede, istedikleri zaman, değişik sekiz on banka, aynı ATM kartından konuşabiliyor; POS kartlarını da konuşturamaz mı arkadaşlar? POS mezarlığı oluyor Türkiye.

Ayrıca, kredi kartı harcamalarında müşterisinden, yani kredi kartını götüren tüccardan, işyerinden de, ayrıca, bankalar komisyon alıyor. Müşteriye neyi yıkıyorsun?.. Kredi kartını kullanırsan aylık yüzde 7, yıllık yüzde 125 faiz arkadaşlar. İşyerinden alıyorsun. Size kredi kartını getiren işyerine "arkadaş, ben bu parayı bir ay sonra öderim; çünkü, kredi kartıyla aldım" diyorsun, ödemiyorsun tüccara, ödemiyorsun işyerine; dönüyorsun, kredi kartı müşterisinden ise aylık yüzde 7 faiz alıyorsun.

Değerli milletvekilleri, sistemde sorun vardır. Enflasyonun düştüğü bir ülkede hâlâ aylık yüzde 9 yüzde 7 faizler konuşuluyorsa, bu sorundur, bu bir faciadır; bu, göz göre göre halkın cebinden aylık yüzde 9 paranın alınması demektir. Eğer buna seyirci kalırsak, eğer biz hep beraber...

Kredi kartı, tüketici kredisinin kendisidir, kredi kartı harcaması tüketici kredisidir. Ben bir yasa teklifi verdim, bir yıl geçti, bir defa da 37 nci madde uyarınca buraya indirdik yine reddettiniz. Gelin kredi kartlarını da tüketici kredisi kapsamı içine alalım tüketici kredisinin ta kendisi olarak işlem görsün, Türkiye'deki bir hukukî boşluğun önüne geçelim. Aksi halde, önümüzdeki dönemde, tekrar -hatırlarsanız bir yasa geçirdik; kredi kartları borçlarına ve faizlerine af getirildi- Türkiye bir kredi kartı cehennemi olur ve insanlar da bu borçlarını ödeyemez hale gelirler.

Ben, takdiri hepinize bırakıyor, saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Gündemdışı üçüncü söz, Isparta İlinde yetişen gülün önemiyle ilgili söz isteyen Isparta Milletvekili Recep Özel'e aittir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Özel, buyurun.

3. - Isparta Milletvekili Recep Özel'in, gül ve gülyağı üretiminin Isparta ve ülke ekonomisine katkılarına ilişkin gündemdışı konuşması

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Isparta İlimizde, bu mevsimde, şu zamanda ürün zamanı gelmiş olan ve her sabah gül bahçelerini mis gibi kokuların sardığı bir dönemde ve ayrıca, bu hafta sonu ilimizde yapılacak olan gül ve halı festivali nedeniyle gülcülüğün sorunları hakkında gündemdışı söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.

İlimiz ekonomisinde önemli yeri olan ürünlerden biri de güldür. Gül, kesme çiçek, süs bitkisi ve gülyağı elde etmek için yetiştirilirken, Türkiye uçucu yağ üretiminin en büyük payını gülyağı oluşturmaktadır. Dünya gülyağı üretiminin ortalama yarısını Türkiye karşılamakta olup, Türkiye'de yağ gülü üretiminin yüzde 80'i Isparta İlinde üretilmektedir; kalan yüzde 20'si ise Afyon ve Burdur İllerinin Isparta İlimize komşu ve yakın ilçelerinde yetiştirilmektedir. Türkiye'de, yaklaşık, 8 200 çiftçi ailesi yağ gülünü yetiştirmekte olup, Isparta İlimizde de 7 000 çiftçi ailesi bu gül üretimiyle uğraşmaktadır. Isparta'da gül üretim alanlarının toplam tarım alanı içerisindeki payı yüzde 0,5 ile 1 arasında olmasına rağmen, ekonomik olarak ilimizin önde gelen tarım ürünlerinden biridir. Gül, Isparta İlimizle birlikte anılması, birim alandan elde edilen gelir, istihdam ve tamamı ihraç edilen ürünlerden dolayı ayrıcalıklı yere sahiptir.

Değerli milletvekilleri, Isparta'da 1953'te kurulan Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği -kısa adı Gülbirlik- pazarlama kanalında önemli bir konuma sahiptir; fakat, yeterli değildir; zira, hâlâ, eski yöntemlerle pazarlama yapmakta, ürünlerin satışında modern pazarlama teknikleri kullanılmamaktadır. Gülbirlikte bir pazarlama departmanının, hatta, müdürünün bulunmaması, pazarlamaya önem verilmediğini göstermektedir.

Gülbirlik'in, halen, 13 kooperatifi ve 10 000 dolayında üretici ortağı mevcuttur. Üretilen gül, günümüzde, fabrika ölçeğindeki tesislerde işlenmekte olup, Gülbirlik en büyük paya sahiptir. Gülbirlik'e ait Aliköy, Yakaören, İslamköy, Kılıç ve Güneykent'te bulunan 5 adet fabrikayla, gülyağı ve gülkonkreti ile yan ürün olan gülsuyu üretilmektedir. Ayrıca, bunlarla beraber, ilde, 2'si yabancı sermayeli olmak üzere 15 adet fabrika bulunmaktadır. Yine, köylerde de, köylülere ait küçük kapasiteli damıtıcılarda küçümsenemeyecek miktarda gül işlenmektedir.

Gülü işlemede en büyük paya sahip olan Gülbirlik'in, yeterince görevini... Dünyada, bu sektörde, 50 milyar dolarlık bir pazar payı olmasına rağmen, sadece 10 000 000 dolarlık bir paya sahibiz. Artık, sadece gülyağı ihracatıyla değil, ülkemizde kozmetik sanayiin gelişimine ve yerleşmesine öncülük yapması gerektiğini burada belirtmek istiyorum.

Gülbirlik ve özel sektör tarafından müstahsilden alınan gülçiçeği, gülyağı ve gülkonkreti olarak pazarlanmakta ve tamamına yakını ihraç edilmektedir. Türkiye'de, gülyağı ve gülkonkreti fiyatları Gülbirlik tarafından belirlenmekte, özel sektör de bu fiyatları baz almaktadır.

Gülçiçeği fiyatının tespitinde temel gösterge, gülyağı ihraç fiyatlarıdır. Gülyağı maliyetinde gülçiçeğinin payı yüzde 55 civarındadır.

Dünya gülyağı ihtiyacının yarısını üreten Türkiye'de, üretim alanı geçmiş yıllarda değişiklikler göstermiş, pazarda talebin arttığı dönemlerde fiyatlar yükselmiş ve buna bağlı olarak, ülkemizde gül dikili alanlar genişlemiştir. Bu dönemlerde dünya tüketimi değişmediği halde, bazı üretici ülkelerde, örneğin, Bulgaristan'da üretimin azalması nedeniyle pazar payımız yükselmiştir.

 Dünya yıllık gülyağı tüketimi 4 000 kilogram civarında olup, üretim bu miktarın üzerinde olmakta, pazarda tüketim artmadığından, üretim fazlalığı nedeniyle fiyatlar düşmektedir. İlimizde de 1990 ve sonrasında fiyatlar düştüğü için gül üretim alanları da düşmüştür.

Dünyada bizim dışımızdaki önemli gülyağı üreticileri Bulgaristan ve Fas'tır. Üretilen gülyağı ve gülkonkretinin tamamı, Fransa başta olmak üzere, Japonya, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkelere ihraç edilmektedir. Yılda ortalama 2 ila 2,5 ton gülyağı ve 4 ila 4,5 ton da konkret üretimi yapılmakta ve yıllık ortalama 6 000 000 ila 10 000 000 dolarlık döviz girdisi sağlanmaktadır. İlimizde, gülden mamul ürünler de yapılmakta ve çoğunlukla içpazarda satılmaktadır. Kısmen istihdam da sağlayan ve içpazarda satışı yapılan gül ürünlerinin başlıcaları, özel ambalajında gülyağı, çeşitli ambalajlarda gülsuyu, gül losyonu, gül parfümü, gül kremi, şampuanı, sabunu ve benzeri gibi kozmetik ve temizlik ürünleridir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde üretilen gülyağının tamamına yakını, biraz önce de saydığım gibi, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Japonya, İsviçre, Almanya, Belçika, İngiltere ve Suudî Arabistan'a ihraç edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Altyapısı, yani hammaddesi Türkiye'ye, özellikle de Isparta İlimize ait olan bu ürün, dünyanın önde gelen kuruluşlarında kozmetik ve parfümeri sanayiinde hammadde olarak işlenmekte ve tekrar ülkemize ihraç edilmektedir. Yani, ülkemiz, kozmetik ve parfümeri alanında birçok ürünü ithal etmektedir. Dünyada yaklaşık 50 milyar dolar olduğu tahmin edilen kozmetik ve parfümeri rantının -büyük oranı gülyağı ve gülkonkreti ihracatından kaynaklanan- sadece 10 000 000 dolarlık kısmıyla yetinmek, çok büyük bir yanlışlık ve eksiklik olarak değerlendirilmelidir. Dünyada çok az ürünün pazarı bu kadar yakın ve hazırdır. Hiçbir zaman pazar sıkıntısının düşünülemeyeceği bu üründe, ülkemizin hak ettiği gelir düzeyine ulaşabilmesi için, dünya pazarlarına kozmetik alanında etkin bir ürün ve marka imajıyla girmek gerektiği konusunda birleşmek zorundayız. Dünyada hiçbir ülke, hammaddeyi üretip bunu ihraç ederek beklenen gelişmeyi sağlayamamıştır. Bütün bu nedenlerle, halkımızın gelir düzeyini yükseltmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için, vakit geçirmeden, hammadde olarak gülyağına dayalı kozmetik ve parfümeri sanayiinde gerekli bilimsel araştırmaları yaparak, dünya tüketicisinin beklentileri doğrultusunda sağlıklı ve güvenilir ürünler elde ederek, bu alanda hak ettiğimiz yeri almalıyız.

Isparta gülcülüğü hakkında bu açıklamalarımdan sonra, bu hafta sonu Isparta İlimizde yapılacak olan, 4-5-6 Hazirandaki Gül ve Halı Festivaline hepinizi davet ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özel.

Başkanlığın Genel Kurula diğer bir sunuşu vardır.

Bakanlığı sırasında yapılan ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği iddiasıyla, Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında kurulan (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Başkanlığının, komisyonun çalışma süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.

B) Tezkereler ve Önergeler

1. - (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/577)

              27.05.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bakanlığı sırasında yapılan ihalelerde usulsüzlüklerde bulunduğu ve bu ihalelerle ilgili yolsuzluk iddialarının tahkikini zamanında yaptırmayarak görevini kötüye kullandığı, aynı zamanda mal varlığında haksız bir artışa sebebiyet verdiği ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 366 ve 240 ıncı maddeleri ile Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine uyduğu iddiasıyla Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkında kurulan (9/8) esas numaralı Soruşturma Komisyonumuz, 27.5.2004 tarihinde yapılan toplantısında; Komisyon çalışmalarını süresinde tamamlayamadığı için, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 110 uncu maddesine göre 7.6.2004 tarihinden itibaren iki aylık eksüre istenmesine karar vermiştir.

Eksüre verilmesi hususunu takdirlerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                 Mustafa Elitaş

                 Kayseri

                Komisyon Başkanı

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu komisyon, daha önce iki ay süre kullanmıştır. Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 110 uncu maddeleri, soruşturmasını iki ay içinde bitiremeyen komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verileceği hükmünü içermektedir. Bu nedenle, komisyonun süre talebini bilgilerinize sunuyorum.

Komisyona, 7.6.2004 tarihinden geçerli olmak üzere, iki aylık yeni ve kesin süre verilmiştir.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1 inci sırasında yer alan Samsun'da kurulma aşamasındaki mobil santralların ihale ve yer seçimi süreçleriyle çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla anayasanın 98 inci ve içtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/29,31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 297 sıra sayılı raporu üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 24 milletvekili ile Samsun Milletvekili Cemal Demir ve 23 milletvekilinin, Samsun'da kurulma aşamasındaki mobil santralların ihale ve yer seçimi süreçleri ile çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/29,31) (S. Sayısı : 297) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede, ilk söz önerge sahiplerine aittir; daha sonra İçtüzüğümüz 72 nci maddesine göre siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca, istemleri halinde komisyona ve hükümete de söz verilecek, bu suretle Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri, komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahibi ve şahıslar için 10'ar dakikadır.

Komisyon raporu 297 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç, Samsun Milletvekili Suat Kılıç.

Gruplar adına, AK Parti Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Mustafa Demir, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Sezai Önder.

Şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Mustafa Demir, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç.

Komisyon adına, Kırıkkale Milletvekili Sayın Murat Yılmazer.

İlk söz, önerge sahibi olarak, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç'un.

Buyurun efendim.

Süreniz 10 dakika.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçen sene 18 Mart günü önce Cumhuriyet Halk Partisi Samsun milletvekilleri olarak ben ve Sayın Sezai Önder, daha sonra da AKP

                                               

(x) 297 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Grubundan Sayın Cemal Yılmaz Demir ve diğer Samsun milletvekili arkadaşlarımız aynı yönde bir araştırma komisyonu kurulması yönünde önerge verdiler. Bu önergeler, Samsun'da konuşlandırılan 2 adet mobil santralın ihale ve yer seçimi süreçleri ile çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacına dönük önergelerdi. Bunlar, 18 Mart'ta Danışma Kurulu kararıyla öne alındı, görüşüldü; her iki partiden de milletvekili arkadaşlarımız, konunun incelenme boyutuyla çeşitli noktalarından irdelediler, değerlendirdiler ve sonuçta, araştırma komisyonu kurulması hepinizin oylarıyla kararlaştırıldı. Hatta, o zaman da, tüm Samsun halkı adına, Yüce Meclisteki her iki partide görev yapan milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür etmiştim.

Değerli arkadaşlarım, komisyon, görev süresi içerisinde, uzatma da alarak, konuyu inceleyebildiği oranda inceledi. Rapor, tamamlandıktan sonra basıldı ve çok uzun bir zaman dilimi geçti, bir türlü Genel Kurula getirilmedi. Şimdi, ben, öncelikle, bu komisyonda görev yapan arkadaşlarımıza, Başkana ve her iki partide katılımı sağlayan tüm üyelere, verdikleri katkıdan dolayı, gerçekten, Samsun'da yaşayan insanlarımız adına teşekkür ediyorum; çünkü, bu, Samsun'la ilgisi olmayan milletvekilleri için, üyeler için "bu da nereden çıktı, bu konu bizi çok ilgilendirmiyor" tarzında bir yaklaşımla değerlendirilebilir; ama, hemen şunu söyleyeyim: Benzer bir durum sizin sorumlu olduğunuz seçim bölgesinde aynen yaşanmış olsaydı, Samsun milletvekillerinin gösterdiği tüm duyarlılığı aynen göstereceğinize bütün kalbimle inanıyorum.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Biz Kastamonu'ya sokmadık.

HALUK KOÇ (Devamla) - Samsun, o zaman, bu ülkenin hakkını savunamamış, başına gelecek olan sıkıntıları tam hesap edememiş, bütün demokratik kitle örgütlerinin, tüm siyasal partilerin, tüm sivil toplum örgütlerinin ortaklaşa çabasına rağmen, ancak, orada bu işin çatısı çatıldıktan sonra ve zarar ortaya çıktıktan, tartışılmaya başlandıktan sonra farkına varabilmiş bir ilimiz.

Şimdi, bizlerin, yasama yetkisi alarak, vekil olarak bu çatı altına geldiğimizde, bu gündemi sıcak tutma görevimiz vardı, bu gündemi Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıma görevimiz vardı ve bundan sonra da, bu görevimiz... Ben, Sayın Meclis Başkanvekilimizin, toplantıyı yönetirken, bu raporun görüşülmesi bittikten sonra ne söyleyeceğini biliyorum: "Bu rapor görüşülmüştür. Bilgilerinize sunulur."

Değerli milletvekilleri, bu, burada kalacak mı? Şimdi, her iki partiden milletvekili arkadaşlarımız, bunun çeşitli noktalarını dile getirecekler. Şu anda, ben, birkaç boyutuna değineceğim; daha sonra, kişisel söz aldığımda da bazı konuları ifade edeceğim.

Şimdi, rapor hazırlandıktan sonra, beş ay süresince Genel Kurula getirilmemiştir. Benim bazı kuşkularım var. Siyasî boyutla da bakıyorum ve böyle bakmam da müsamahayla karşılanmalı diye düşünüyorum; çünkü, sadece bilim kuşku üzerine kurulmaz, siyaset de kuşku üzerine kurulur. Niye beş ay beklenildi; Meclis gündemi yoğundu, başka denetim konuları vardı... Bunlar, bana inandırıcı gelmiyor değerli arkadaşlar. Beş ay süreyle görüşülmemesinin temelinde yatan, benim düşünceme göre -eğer yanlışsam, diğer konuşmacı milletvekili arkadaşlarımız, daha sonra, bunu, kendi açılarından düzeltme noktasında gayret sarf ederler- şu: Çünkü, Samsun'un başına bela edilen, bu iki zehir kusan ve Samsun'un en verimli, belki de Türkiye'nin en verimli ovalarından biri olan Çarşamba Ovasını -yeraltı sularıyla, çevresiyle, tarıma elverişli bütün arazileriyle- zaman içerisinde verimsiz bir noktaya sürükleyecek olan belayı Samsun'un başına saranlardan bir tanesi, ne yazık ki, eski partisinden Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından büyükşehir belediye başkanı adayı olmak üzere transfer edilen kişidir. Sayın Büyükşehir Belediye Başkanına, burada, her ne kadar suç isnat etmese de daveti vardır. O zaman bağlı olduğu siyasî partinin belki üst yönetiminin telkiniyle siyaset-ticaret ilişkilerinin Türkiye'de geçen dönemde yaşadığı, bugün de bazı şüphelerin olduğu boyutuyla bakacak olursak- o kirli ilişkiler yumağı içerisinde bir davet mektubu çıkarmıştır ve Muğlalıların, Kastamonuluların, Zonguldaklıların, Bartınlıların kendi illerine sokmadıkları bu zehir kusan iki santral, geçen dönem başka bir siyasî partiden, bu dönem de sizlerin siyasî partinizden Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen değerli arkadaşımız tarafından, Samsun'a davet edilmiştir, kucak açılmıştır.

Şimdi, bunun siyasî sorumluluğu var. Yerel seçimler süreci yaşadık. Bu beş ay boyunca bunun gündeme getirilmemesinin nedeni, Samsun'da Adalet ve Kalkınma Partisinin gösterdiği büyükşehir belediye başkan adayının bu işteki sorumluluğunun Samsun gündeminde tartışılmaması noktası olabilir mi? Sorularımdan bir tanesi bu. Açık yüreklilikle soruyorum ve açık yüreklilikle de cevap bekliyorum.

Eğer rapor incelenecek olursa, burada Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz'ın davet mektubu vardır. Bu, basit bir davet mektubu değildir. Daha sonrasında "ben bilmiyordum bunun zararını" denilecek bir mazerete sığmayacak bir davet mektubudur bu. "Efendim, istihdam yaratacağını düşünüyordum Samsun'a..." Orada 100-150 kişi çalışıyor; bunların 25-30 tanesi de teknik eleman ve Samsun dışından geliyor. Samsun'un istihdam sorunu, öyle, 100 kişiyle, 150 kişiyle çözülecek bir sorun değil; bunu takdir edersiniz. Değerli arkadaşlarımdan özellikle rica ediyorum... Yerel seçim sürecinde, adayınızın bu konuyla tartışılmaması boyutuyla, bu, beş ay geciktirildi. Benim görüşüm bu.

Değerli arkadaşlarım, bu konu -daha sonraki bölümde söyleyeceğim- uzun bir siyasî mücadele gerektirdi. Bakın, burada, benim verdiğim 8 tane soru önergesi var. Sayın İmdat Sütlüoğlu'nun Çevre Bakanı olduğu geçen hükümet döneminden, Sayın Kürşad Tüzmen'in vekâleten yürüttüğü Çevre Bakanlığı döneminden, daha sonra, bu dönemdeki Sayın Enerji Bakanımız -geçen dönemde aynıydı- Sayın Hilmi Güler'e, Sayın İçişleri Bakanına, Sayın Başbakana, hepsine yöneltilmiş; çeşitli yargı süreçleri var. İdare mahkemesinin aldığı karar var, durdurmak için çalışmasını. Daha sonra, ilgili şirketlerin yaptığı itirazlar var; o itirazların reddi var. Daha sonra, Danıştay 6 ncı Dairesinin kararı var ve en nihayet, sıkıştıra sıkıştıra -hepsi burada, sorular ve cevaplar burada- bu santrallar şu anda çalışmıyor. Önce yüzde 10 kapasiteyle çalıştırıldı, Ekim 2003'ten itibaren durduruldu; ama, yetmiyor değerli milletvekilleri. Daha önceki dönemde -bu, sizin suçunuz değil; onu kabul ediyorum- bunların işletilmesiyle ilgili yapılan sözleşmede, beş yıl elektrik enerjisi üretmesi düşünülmüş ve sözleşmeye göre, devletin, eğer çalışmazsa, her bir santrala, ayda, 1 200 000 dolardan 2 400 000 dolar tazminat ödemesi gerekiyor.

Şimdi, bakın, temel bir sorumluluğunuz var. "Bu rapor görüşüldü..." Sayın Başkanın ifadesiyle böyle noktalanacak, dün orman köylülerinin sorunlarının görüşülmesi gibi. Orada biterse eğer, bunun vebalinden Adalet ve Kalkınma Partisi olarak kurtulamazsınız. Orada bitmemesi lazım bunun. Bu, sizin suçunuz değil; tamam... Peki, bu sözleşmeye taraf olanlar kim; böyle bir süreç ortaya çıktığında bu tazminatın ödenmesine kimler imza attı, sorumluları kim? 2 400 000 dolar, değerli vekil arkadaşlarım, ayda 2 400 000 dolar devlet oraya tazminat ödüyor. Bakın, orada üç ilçemiz var; Terme biraz uzakta, Tekkeköy ve Çarşamba İlçeleri. İsterseniz, bir ay birine 2 400 000 dolar verelim, bir ay da birine 2 400 00 dolar. -Sayın Demir de burada- verelim

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Koç, 1 dakika süre veriyorum, toparlayın.

Buyurun.

HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.

...Tekkeköy ve Çarşamba -biri 39 köyüyle, biri 134 köyüyle- İsviçre standartlarında köy yollarına sahip olur, eğitim tesislerine sahip olur, altyapıya sahip olur.

Değerli arkadaşlarım, bunlar hepimizin malı. Bu kadar büyük sorumsuzluk olmaz. Sizin sorumluluğunuz burada başlıyor. Sayın Başkanın noktalama sözcüğünden sonra başlıyor. Kim yaptı bunları; bunların sorumlusu kim, siyaseten kim? "Efendim, biz bunun tazminatını ödeyelim, çalıştırmayalım..." Ben, geçen seferki konuşmamda, Samsun'un günahı ne dedim, Samsun'un kaderi mi bu sahipsizlik dedim. Şimdi onu değiştiriyorum. Samsun kendi sorununu halletti, milletvekilleriyle halletti; onları çalıştırtmıyor, bundan sonra da çalıştırtmayacak; çok açık. Yargı kararları var. Üzerine hiçbir şey yapamazlar; ama, eğer, oraya ödenen tazminata kimlerin sebep olduğu noktasında -İktidarsınız, elinizi kolunuzu bağlayan yok- üzerine gitmezseniz, bu vebal sizin üzerinizde kalacak.

Değerli arkadaşlarım, daha sonra, kişisel olarak, bir 10 dakika daha, bazı boyutlarını dile getireceğim.

Tüm emeği geçenlere teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

AK Parti Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Mustafa Demir; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA DEMİR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Samsun Milletvekilimiz Sayın Haluk Koç ve 24 arkadaşı, yine, Samsun Milletvekilimiz Sayın Cemal Yılmaz Demir ve 23 arkadaşımız tarafından hazırlanan, Samsun'da kurulma aşamasındaki mobil santralların ihale ve yer seçimi süreçleri ile çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri doğrultusunda (10/29,31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında AK Parti Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, benden önce önerge sahipleri adına söz alan Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Haluk Koç arkadaşımızın bir iki ifadesine cevap vererek -hem cevap hem açıklama mahiyetinde- başlamak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, evet, o dönem davet mektubu yazan, Anavatan Partisinden Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan arkadaşımız, şu anda, AK Partiden Samsun Büyükşehir Belediye Başkanımızdır. Doğrudur; o dönemde, bahsettiği kaygılarla olsa gerek, etkilerle olsa gerek, bir davet mektubu yazmıştır ve aslında, yetkisi ve sorumluluk alanında olmamakla birlikte yazmıştır; fakat, ne yazık ki, karar mercileri, böyle bir davet mektubuyla oraya mobil santralın konuşlandırılmasına karar alma yetkileri yokken, almıştır. O günkü siyasî bakış, o partinin bakış açısı burada sorgulanabilir; ama, bugün, Yusuf Ziya Yılmaz, bizim Belediye Başkanımızdır ve bugünkü uygulamalarında, icraatlarında, AK Partinin yerel yönetimlerde hizmet anlayışını en etkin ve en yetkin bir şekilde, Samsun'da uygulama noktasında büyük gayret sarf etmektedir. Ben, kendilerine buradan başarılar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, mobil santral konusu -önerge sahibi olarak konuşurken Haluk Bey, Samsun'la ilgili bölümde detaylar, bilgiler verdi, ama- Türkiye'nin gündemine, 1998 yılında, Bakanlar Kurulunun aldığı bir kararla birlikte geliyor. Ben, birazcık o sürece değinmek istiyorum. Gerekçelerini burada saymak istemiyorum; ama, gelecekte enerji sıkıntısı varsayılacağı, o günkü kamu yatırımlarıyla inşa edilmekte olan enerji santralları ve enerji üretimini artırabilecek projelere yeterli finansman olmadığı, kısa sürede devreye sokulabilirliği, kira yöntemiyle mobil santralların devreye sokulması karar altına alınmış ve bu şekilde, mobil santralların Türkiye'de yapımına başlanılmıştır.

Daha sonra, bu gerekçelerin, bu amaçların yerine varmadığı, aslında enerji açığını kapatacak şekilde değil, tam tersi, olumsuz anlamda enerji fazlalığına sebebiyet veren, üstelik satın alınması süreci içerisinde de reel değerin çok çok üzerinde bir enerji maliyeti noktasında Türkiye'yi kamu zararına uğratan -ve bugüne geldiğimizde de görüyoruz ki, diğer elektrik üretim projelerinin devreye tam sokulmasıyla, onlarla Türkiye'nin enerji ihtiyacı karşılanmış, ama- bu santrallar, şu anda -mesela Samsun'da çalışmıyor- çalıştırılmıyor ve bunlardan elektrik alınmamış oluyor. Yine, bilmenizde fayda var. Evet, çalıştırılmıyor; ama, sözleşmelerdeki yükümlülükler gereği buralara tazminatlar ödenmeye devam ediliyor.

Mobil santralların kurulması dört aşama katetmiş Türkiye'de. 1998 yılında ilk, birinci grupta yapılan mobil santrallar 4 adet. Bunların tamamının, toplamının kapasitesi 95 megavat; yani, 3 tane 20 megavat, 1 tane 35 megavat üzere kurulmuş. Daha sonra ikinci bir posta... Bu santralların kilovat/saatinin, enerji satın alma bedeli ise 11,11 sent.

Değerli arkadaşlar, ikinci grupta 4 adet daha devreye sokuluyor. Bunların da toplam gücü, 4 adedinin toplam gücü 85 megavat olarak gerçekleşiyor ve bu santralların ihalede enerjisini satın alma miktarı ise 6,55 sent. Ondan sonra üçüncü grup bir mobil santral yapımı karar altına alınıyor. 4 tane mobil santralın toplam gücü 100 megavat ve bunların elektrik alış fiyatı, kilovat/saati 6,51 sent ve yine, ondan sonra, bugün, Samsun'da da konu olan mobil santrallar grubu, dördüncü grup devreye giriyor. Bunlar 5 adet. Buraya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunların 1 tanesinin kurulu gücü 100 megavat, tamamı 500 megavat; yani, son gruptan önceki üç grupta toplam kurulu bulunan mobil santralların 260 megavat civarında kurulu gücü var. Dördüncü grupta -Samsun'da 2 tanesi, 3 tanesi de başka yerlerde olmak üzere- toplam güç 500 megavat. Yani, buradan şöyle anlaşılıyor: Demek ki, mobil santrallar, iyi iş yapmış. Sonunda, dördüncü grupta 5 tane çıkarılıyor; ondan önce kurulanların 2 katı ve kilovat/saat elektrik alış fiyatı 5,5 sent.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabiî, bu süreçler yaşandıktan sonra, konu Samsun'daki mobil santrallar olduğu için, ben, o safhaya gelmek istiyorum. Samsun'a şu anda konumuz olan mobil santralların kuruluşu, sözleşmesi, başlangıçta Samsun'da yapılmak üzere değildi. Bunların yapımına karar alındığında, Fethiye, Dalaman, Bartın, Cide'de yapımı karar altına alınan 2 tane mobil santralın, ne yazık ki -o dönemin hükümetinin, o günkü siyasîlerin sorumluluğunda alınan bu karar- oradaki bölge halkının yoğun tepkisi neticesinde, oralara kurulması mümkün hale gelmiyor. Ondan sonra, firma yetkilileri ve bu kararı alanlar, yer aramaya başlıyorlar. O çerçevede, o zaman dilimi içerisinde, firma sahiplerinin yaptığı görüşmeler, belki de, siyasîlerin etkisiyle birlikte, o dönem Samsun'da Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sayın Yusuf Ziya Yılmaz'ın bir talep yazısı EÜAŞ Genel Müdürlüğüne iletiliyor ve etki ve yetki alanında olmamasına rağmen, bu yazı neticesinde, EÜAŞ Yönetim Kurulu bunun Samsun'a yapılabileceği noktasında bir yönetim kararı alıyor ve bu karar neticesinde, bu mobil santralların Samsun'a yerleştirilmesi süreci hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Özelleştirme kapsamında olan Karadeniz Bakıra ait bir arsanın bir bölümü bu firmaya ayrılarak satılıyor, hızlı bir şekilde imar çalışmaları yapılıyor ve fiilî olarak inşaatına başlanıldıktan sonra Samsun halkının haberi oluyor. Burası da dikkat çekicidir.

Tabiî, bu mobil santralın yapılma sürecinden önce, santralların yapılabilmesi için belli yönetmeliklerde bazı değişiklikler yaparak, o günkü siyasî irade, bunların önünü açıyor. Bu yönetmelikler, Gayri Sıhhî Müesseseler Yönetmeliği ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliğine geçici maddeler ilave edilerek, bu yönetmeliklerde, o maddelerin kapsamı içerisinde, 31.12.2002 tarihine kadar muafiyetleri sağlanıyor ve önleri açılıyor. O da yetmiyor, yine, İmar Planı Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmeliğe de ilave yapılarak, bu santralların yerleşecek olduğu yerlerin imar planlarının onbeş gün içerisinde neticelendirilmesi ve ruhsata müracaat edildiğinde de, onbeş gün içerisinde ruhsat verilmesi zorunluluğu getiriliyor. Yani, mobil santralların Türkiye'de çeşitli yerlerde konuşlandırılması için, siyasetin baskısıyla, icraatıyla bütün siyasî, hukukî önlemler alınmış oluyor ve bu çerçevede, Samsun'a kurulmaya başlanıldığında, Samsun'da büyük bir tepki oluşuyor. O tepkiyi iyi anlamak lazım. Neden; çünkü, Samsun'u iyi bilmek lazım. Ben inanıyorum ki, Samsun'u gözümüzün önüne getirdiğimizde karşılaşacak olduğumuz manzara çok ibret verici bir manzaradır değerli arkadaşlar; çünkü, Samsun -Sayın Koç da bahsetti- Türkiye'nin en önemli tarımsal ve hayvansal üretim merkezi; 1 300 000 nüfusu olan bir kent. Samsun, tarım ve hayvancığın yoğun olduğu bir kentimiz. Bu kentin Çarşamba ve Bafra Ovalarında, ülkemizin neredeyse yarı ihtiyacını karşılayabilecek üretim yapılmakta. Türkiye'nin Çukurova'dan sonra ikinci üretim havzası. Bitki örtüsü yönünden oldukça zengin olan Samsunumuz, ormanların bolluğu yanında bağ, bahçe, çayır ve ekili alanlarla doludur.

Değerli arkadaşlar, Samsun, kuş türleri yönünden Türkiye'nin en zengin kenti. 250 cins kuş barındıran gölleri, havzaları var. Kızılırmak ve Yeşilırmak’ın Karadenize döküldüğü deltalarda yer alan Samsunumuzun yüzde 47'sini tarım alanı oluşturmakta, yüzde 40'ını orman alanı oluşturmakta, yüzde 5'ini ise çayır ve mera alanları oluşturmaktadır. Buraya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Samsun yalnızca yüzde 8'i tarımdışı alan olan bir kent. Yemyeşil ovalarla, Terme'den tutun, taa Yakakent'e kadar, tamamen bir üretim havzasıdır. Yukarıya çıktığımızda Kavak, Havza, Vezirköprü, Ladik, Asarcık çevresi tamamen tarımsal üretim alanlarıdır.

Değerli arkadaşlar, Samsun'da üretilen başlıca sebzelerin miktarlarını, size fikir vermesi açısından beyan etmek istiyorum: Samsun'da yılda 400 000 ton domates üretiliyor, 190 000 ton biber, 127 000 ton lahana, 112 000 ton salatalık, 120 000 ton karpuz üretiliyor ve bölgede, yaklaşık 640 000 dekar fındık bahçesi, 430 000 şeftali ağacı, 340 000 elma ağacı, 210 000 armut ağacı bulunmaktadır. Bu sayıları duyduğumuzda anlıyoruz ki, Samsun, sebze ve meyvecilik yönünden çok büyük potansiyele ve üretime sahip olan bir kent. Yetmiyor; bunun yanında, çeltik, şekerpancarı, mevsimlik sebzelere, fasulyeye varana kadar her türlü üretimin yapıldığı bir kent. Günde 1 000 ton fuel-oil işleyecek, 100+100=200 MW gücünde iki santralın, yan yana, Çarşamba Ovasının hemen önünde, Samsun'a kurulmasını kamuoyu öğrendiğinde, nasıl bir etki yaratmış olabileceğini pekâlâ değerlendirebiliriz.

Değerli arkadaşlar, bir konuyu daha belirtmekte fayda görüyorum. Ayrıca, mobil santralların  konuşlandığı yerin hemen yanında bulunan Karadeniz Bakır İşletmeleri, Azot Fabrikası gibi çeşitli kirliliğe sebebiyet veren, özellikle kükürtdioksit kirliliğine sebebiyet veren iki büyük tesisi, diğer sanayi kuruluşlarını ve vatandaşın ısınma amacıyla yaktığı diğer yakıtları da gözönüne aldığımızda, yapılan ölçümlerden de pekâlâ biliyoruz ki, bütün bu potansiyeline ve özelliklerine rağmen, çevre ve insan sağlığına en fazla dikkat edilmesi gereken bu kentte, zaten mobil santral kurulmadan kirlilik sınırları üst düzeyde olan, Türkiye'nin en kirli iki ilinden biri olan bu şehirde, Samsun'da, bu mobil santralın yapımına başlanıyor. Bugün araştırma konumuz olan mobil santrallarımızın Meclis gündemine gelmesindeki esas neden, bu şekilde yapılması değil; ama, yapılmasında siyasî iradenin ve sorumluların yaptığı teknik hatalar, eksikliklerdir.

Değerli arkadaşlar, Samsun, bu kadar da değil; bizim Samsun, barajlar bölgesi. Samsun İli sınırlarımızda, Bafra'da Altınkaya, Derbent Barajları, Ayvacık İlçesi sınırlarında Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu Barajları, Kavak İlçesinde İl Güven Barajı, Kozansıkı Göleti, Divanbaşı Göleti, merkezde Ondokuzmayıs Göleti ve en önemlisi, Çarşamba'daki, Samsun ve havalisinin içmesuyunun temin edildiği Çakmak Barajı.

Samsun'daki gölleri sayıyorum: Bafra'da, Karaboğaz Gölü, Balık Gölü, Dutdibi Gölü, Liman Gölü, Hayırlı Göl, İncegöl, Çernek Gölü, Gıcı Gölü; Çarşamba'da Dumanlı Göl, Akarcık Gölü, Akmaz Göl, Kocagöl, Körırmak Gölü, Sazlık Gölü, Çilme Gölleri ve hele, bunlara bir de Ladik Gölünü eklersek, Samsun, ayrıca, barajlar ve göller şehridir.

Değerli arkadaşlar, Balık Gölü, Liman Gölü ve Karaboğaz Gölü, ender çeşitliliğe sahip kuşların yaşadığı bölgedir. Bu kuşların 50'ye yakın cinsi, bu göllerde kuluçkaya yatmakta ve üremektedir.

Değerli arkadaşlar, Samsun'da, mobil santralın hemen yanında, bir göl ormanımız vardır. Tekkeköy İlçesinde, 120 hektarlık bir alana sahip olan bu göl, deniz seviyesindedir ve subasar ormanlarındandır, üzerinde yok olma tehlikesinde olan ağaç türleri barındırmaktadır ve bu nedenle de, türleme ve dünya literatürüne geçmiştir; dünya çapında, eşsiz ve tehlikeye maruz, bir alüvyal orman ekosistemi olarak yer almaktadır. Yani, böyle bir Samsun'a bu mobil santralların yapılması karar altına alınmıştır!

Değerli arkadaşlar, mobil santralların yapımı zamanında, Sayın İmdat Sütlüoğlu Çevre Bakanı iken, kendisiyle oraya bir ziyarette bulunduk. Mobil santralda sözleşme gereği ölçümleri yapan, daha önce mevcut ölçümleri yapmış olan yetkili bir üniversite hocamızdan aldığımız brifingde, mobil santrallar kurulmadan önce yapılan ölçümlerde mevcut kirliliğin üst sınırlarda olduğuna dair grafikler bize iletilmiştir, dosyası da mevcuttur. Yetmiyor, ayrıca, bölgede ciddî anlamda bir metalik kirlenmenin var olduğu da o günkü kayıtlarda mevcuttur.

Bütün bunlara rağmen, mobil santral yapımı gerçekleşiyor. Nitekim, seçimlerden sonra, Sayın Haluk Koç'un da bahsettiği gibi, biz de Samsun Milletvekilleri olarak, Samsun kamuoyunun haklı tepkisini çeşitli önergelerle dile getirdik. Bugün, önergeler doğrultusunda kurulan araştırma komisyonu raporu bizlerin ellerinde, onları değerlendiriyoruz. Bu raporlardan da anlıyoruz ki, Samsun'a bu mobil santralın kurulması için hiçbir teknik ve çevre etki araştırması yapılmamıştır. Tamamen, sanki, firmalara bir şey ödeniyormuş gibi... O zaman, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz Bey bir yazı yazıyor, bir firmaya ilişkin olanını davet ediyor; ama, siz, iyi ki, bir tane davet ettiniz, al bizden size iki tane deyip, 100+100= 200 MW gücünde olan santral, yan, bitişik iki parselde, orada konuşlandırılıyor, yerleştiriliyor. Ayrıca, mevcut yönetmeliklere de baktığımızda, onlar iki ayrı firmaya ait olmakla birlikte -halbuki tek firmaya ait olsaydı, 200 MW'ın bir yerde kurulması mümkün olmamakla birlikte- böylece, hukuka, yönetmeliklere karşı da bir hile yapılmış oluyor.

Değerli arkadaşlar, daha sonra, bu enerji politikalarıyla birlikte, Samsun bu sıkıntıya sokulmuşken, mobil santrallar yapılmışken, mobil santrallar, için gerekçe olarak ileri sürülen 2001 yılında enerji krizi olacağı savı, ne yazık ki, doğru çıkmamıştır. Bu konuda, Devlet Planlama Teşkilatı, biri 30 Haziran 1999, daha sonra da 11 Ekim 1999 tarihinde olmak üzere, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına iki uyarı yazısı yazmıştır. Bu yazılarda özellikle dikkat çeken husus şudur: Siz öylesine imtiyazlar veriyorsunuz ki, bu imtiyazlar sonucunda Türkiye, önümüzdeki on yıl içerisinde enerji fazlasıyla karşılaşacaktır; bu fazlalık, alım garantisi neticesinde oluşmaktadır. Yüksek fiyat garantileriyle, kamu, büyük zararlara uğratılmıştır.

Neticede, o dönemlerde, Samsun'da kurulu Hasan Uğurlu, Suat Uğurlu, Altınkaya, Derbent Hidroelektrik Santrallarının üretimleri düşürülmeye başlanmış, daha sonra da, santralların üretimleri tamamen durdurulmuştur. Bu politikalar neticesinde, çok az ödemelerle tamamlanabilecek çeşitli hidroelektrik santrallar devreye sokulmayarak kamu zararına sebebiyet verilmiş; ayrıca, yüksek fiyatla satılmak zorunda kalınan enerjiyle, sanayicimizin uluslararası rekabet gücünün zayıf düşürülmesine de neden olunmuştur.

Değerli arkadaşlar, yine, enerji politikaları açısından bir değerlendirme yapacak olursak, özel kesim projelerine ağırlık verildiği bu dönemde, Devlet Denetleme Kurulu raporunda bu konuyla alakalı şöyle bir ifade yer alıyor: "Enerji planlamasında kullanılan arz-talep tahmin modelleri, doğru olmayan verilerle, doğalgaz santralları lehine yanıltılmış, üretim değerleri bakımından gerçek ihtiyacın üzerinde sonuçlar elde edilmiştir." Bu ibare, mobil santralların yapımının karar altına alınmasında, bilinçli bir değerlendirme, bilinçli bir çalışma yapıldığını da çok açık bir şekilde göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demir, 1 dakikalık eksüre içerisinde konuşmanızı tamamlar mısınız.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Samsun bu konuda çok fazla mustariptir; ama, biz İktidara geldikten hemen sonra, bu konu üzerinde çalışmalar yapıldı. Bakanlığımızın yaptığı çalışmalar neticesinde, eldeki mevcut ucuz enerji kaynakları hızla harekete geçirilip, mobil santrallardan enerji alım ihtiyacı azaltıldı; dolayısıyla, Bakanlığımız, üretimi ilkönce yüzde 10'a, daha sonra yüzde 5'e düşürdü. Bildiğiniz gibi, Samsun Barosunun açtığı dava neticesinde yürütmeyi durdurma kararı alınmasıyla birlikte, santralların üretimi tamamen durdurulmuştur.

Çok önemli bir konu -Sayın Koç da bahsetti- bu santralların 1 tanesine ayda 1 200 000 dolar -2 tanesine 2 400 000 dolar- olmak üzere, 2 tanesine yılda 25 000 000 doların üzerinde ödeme yapılıyor. Bunun sorumluları mutlaka araştırılmalı ve mutlaka hesap vermelidirler.

Bu para, eğer Samsun'a kaynak olarak aktarılmış olsaydı, yılda yaklaşık 40 trilyon lira, beş yılda 200 trilyon lira gibi bir meblağ ediyor, yalnızca Samsun'daki mobil santral. Bugün, burada, sadece Samsun'daki mobil santrallar gündemimizde; ama, daha önceki okuduğum ifadelerde de görüldüğü gibi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demir, sözlerinizi tamamlarsanız... Şahsınız adına da söz talebiniz var, ayrıca o süreyi de kullanacaksınız; lütfen sözlerinizi tamamlar mısınız.

MUSTAFA DEMİR (Devamla) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum, bitiriyorum.

...11, 11 sentten alımlar başlıyor, 5,5 sente kadar düşüyor. Tüm mobil santrallarda da aynı durumun söz konusu olduğu kanaatindeyiz; ama, Samsun'un en önemli problemi, Türkiye'de eğer mobil santral kurulmaması gereken bir yer var dediğinizde, aklınıza ilk gelecek olan yer Samsun'dur ve bu mobil santral Samsun'da kuruldu.

Ben inanıyorum ki, biz AK Parti Grubu olarak bu işin takipçisi olacağız, bunun sorumlularıyla ilgili olarak yapılması gereken işlemleri yapacağız ve bunun bilinmesini arzu ediyoruz. İnanıyorum -Sayın Koç da bahsetti- bu konuya sayın muhalefetin de katkısı olacaktır. AK Parti Grubu adına almış olduğum sözü şu anda tamamlamış bulunuyorum; bir iki noktayı daha açıklığa kavuşturmak için, tekrar, şahsım adına söz alacağım.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Demir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Sezai Önder; buyurun.

Süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Samsun'da kurulmuş bulunan, aynı ekosistem içindeki 100+100 megavat, yani 200 megavat gücündeki mobil santralların ihale ve yer seçim süreçleri ile çevre ve insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla kurulmuş bulunan (10/29,31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun çalışmaları sonucunda tanzim ettiği rapor konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1998 yılında başlayan süreç içerisinde, Türkiye, yanlış enerji politikaları takip etmiş ve kamu finansman zorluğu gerekçe gösterilerek, çeşitli modellerle, yap-işlet-devret, yap-işlet, kiralama gibi yöntemlerle, özel sektörden enerji üretimi sağlanmaya çalışılmıştır; ancak, özel sektör tarafından üretilen ve üstlenilen yatırımların planlı bir şekilde yürütülememesi nedeniyle, zaman zaman enerji açığı, zaman zaman da enerji fazlası oluşmuştur. Enerji fazlası oluşunca, devlet, çok daha ucuza ürettiği enerji kaynaklarını, hidroelektrik ve termik santralların üretimlerini, önce başlatmış, daha sonra da durdurmuştur. Tabiî, bu da, büyük ölçüde kamusal zarara sebep olmuştur. Bu husus, Devlet Denetleme Kurulu raporlarında da açıkça belirtilmektedir. Arz-talep dengesi sağlanamamış ve ifade ettiğim gibi, gereksiz yere birçok devlet zararı oluştuğu gibi, meskenlerde ve sanayide pahalı elektrik kullanımından dolayı da, özellikle dış piyasalarda rekabet gücümüz büyük ölçüde kaybolmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu politikanın devamı Samsun'da da etkisini göstermiş, biraz evvel Sayın Demir'in bahsettiği gibi, Samsun'da kurulu Hasan Uğurlu, Suat Uğurlu, Altınkaya ve Derbent Hidroelektrik Santrallarında enerji üretimi bu nedenle evvela düşürülmüş, daha sonra da santralların faaliyetleri tamamen durdurulmuştur. Ayrıca, Boyabat Hidroelektrik Santralı gibi çok az bir yatırımla tamamlanıp üretime geçirilebilecek santrallar da işletmeye alınmamıştır. Bu da, ifade ettiğim gibi, büyük bir kamusal zarara sebep olmuştur.

Enerji politikalarından oluşan zararı hepiniz biliyorsunuz. Bu politikanın devamı mahiyetinde çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla, fuel-oil ile çalışan mobil santrallar kurulması gündeme gelmiş ve bu cümleden olarak, Bartın-Cide hattında ve Fethiye-Dalaman'da 100'er megavat gücünde mobil santrallar kurulması TEAŞ Yönetim Kurulunca planlanmıştır.

Planlama gereği ihaleler yapılmış, Bartın-Cide hattında kurulacak 100 megavat gücündeki santralı Cengiz İnşaat Elektrik Anonim Şirketi üstlenmiş, Fethiye-Dalaman'da kurulacak santral inşaatını ise AKSA Enerji Şirketi üstlenmiştir ve 26.1.2001 tarihinde sözleşmeler imzalanmıştır. Ancak, bu yörelerde oluşan yoğun kamuoyu tepkisi, vilayetin, özel idarelerin, sivil toplum kuruluşlarının, halkın hep birlikte hareket etmesi sonucu oluşan büyük tepkiden dolayı, yerleri satın alınmış olunmasına ve sözleşmeler de imzalanmış olunmasına rağmen, ne Bartın-Cide'de ne de Fethiye-Dalaman'daki santralların inşaatına başlanılabilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri; tabiî, bu arada, bu ihaleler yapılırken, konuyla ilgili yönetmeliklerde değişiklikler yapılmış, ayrıca, ÇED Yönetmeliğine eklenen 6 ncı maddeyle de "mobil santrallar ve bu santralların enterkonnekte şebekeye bağlantısını sağlayacak enerji iletim hatları, santrallarda kullanılacak petrol, petrokimyasal veya kimyasal ürün depoları ile limanlar, iskeleler ve rıhtımlara ilişkin faaliyetlerde bu yönetmelik hükümleri 31.12.2002 tarihine kadar uygulanamaz" denilmiştir.

Bu geçici maddenin manası açıktır. Bakanlar Kurulu, çıkardığı yönetmelik değişikliğiyle; siz, ÇED Yönetmeliğinin 23 üncü maddesine tabi olmayın, diğer yönetmelik hükümlerine tabi olmayın; gidin, santralı kurun, kurulduktan sonra nasıl olsa o santralları hiç kimse yıkamaz demektedir. Samsun'daki olay da aynen böyle cereyan etmiştir sayın milletvekilleri.

İfade ettiğim gibi, Bartın-Cide ve Fethiye-Dalaman hattında kurulamayan bu santrallar, dokuz ay beklemede kalmıştır; sözleşmeleri imzalanmasına, yerleri temin edilmiş olmasına rağmen, dokuz ay beklemede kalmıştır; ancak, bu arada garip bir olay olmuş, kendisinden hiç kimse istemediği halde, kendi görevi olmadığı halde, büyükşehir hudutları içinde böyle bir yer de bulunmadığı halde, her nereden böyle bir fikir aklına gelmişse, Sayın Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı -o zaman ANAP'tan seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı- TEAŞ Genel Müdürlüğüne 31.5.2001 tarihli bir yazı yazmıştır.

Değerli arkadaşlarım, seçilmiş bir insanın, kendisini seçen halka olan sorumluluk bilincini göstermesi yönünden, bu yazıyı ayrıca okumanızı ve dikkatle dinlemenizi rica ediyorum.

Yalnız, o arada bir ekbilgi vermem gerekiyor; Bartın-Cide ve Fethiye-Dalaman'da santrallar kurulamadığı için, TEAŞ Yönetim Kurulu toplanıp, bu projeden vazgeçme aşamasına geliyor, vazgeçmek üzereler ve bu da, bu yazıda zaten belirtiliyor. Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız şöyle diyor:

"TEAŞ Genel Müdürlüğüne

Ankara

Bartın'da kurulması planlanan ve -dikkatinizi çekerim- daha sonra çeşitli sorunlar nedeniyle kurulmasından vazgeçilen -yani, bu projenin uygulanmasından vazgeçildiğini Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı biliyor ve devam ediyor- 100 megavatlık fuel-oil santralının Samsun'a kurulması konusunda Büyükşehir Belediye Başkanlığı olarak her türlü katkıyı vermeye, kuruluş yerinin sorunlarını çözmeye hazır olduğumuzu bildirir, saygılar sunarım."

Tabiî, TEAŞ Yönetim Kurulu da, siyasî baskılar nedeniyle, o zamanki hükümetin tutumu nedeniyle bir yer arıyor. Biraz evvel Giresun eski Belediye Başkanımız, Giresun Milletvekilimiz Sayın Mehmet Işık bana oturduğu yerden "bu santral Giresun'a da getirilmek istendi de biz kabul etmedik" dedi. Yani, Türkiye'nin birçok yerine kurulmak istenilen bu santral, Büyükşehir Belediye Başkanının bu davet yazısıyla, Samsun'a getirilme yolunda bir merhale katediyor.

Yalnız bu arada garip bir şey daha oluyor; esasında Büyükşehir Belediye Başkanının yazısı sadece Bartın santralıyla ilgili iken, onun araladığı kapıdan, Fethiye-Dalaman'da kurulacak santral da Samsun'a anında getirilip yerleştiriliyor. Tabiî, ondan sonra, yüklenicilerin siyasî gücü -tahmin ediyorum- çok yüksek olduğu için, Karadeniz Bakır İşletmelerine ait 3 parsel hemen ifraz ediliyor, onlar, bu şahıslara, yüklenicilere satılıyor ve santrallar, bir korku abidesi gibi, Samsun'un o bölgesinde yükselmeye başlıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu santralların ismi mobil santral. Mobil santrallar için "eğer, elektrik enerjisi, tabiî afetler sonucunda bir bölgeye verilemiyorsa veya terör gibi olgular nedeniyle bir bölgeye verilemiyorsa, acil ihtiyacı çözmek üzere ve yüzer-gezer nitelikte olmak üzere, belirli bölgelere bu santrallar kurulabilir" deniliyor.

Bu santrallar, ikiz kardeş gibi -100 + 100 megavat, yani, 200 megavat gücünde- Samsun'a getirildi, konuşlandırıldı, inşaatları da süratle bitirildi. Biraz evvel bahsettiğim ve 31.12.2002 tarihine kadar ÇED Yönetmeliğinin 23 üncü maddesini yürürlükten kaldıran Bakanlar Kurulu kararı da bu santrallar için gündeme getirilmiş olsa gerek; çünkü, inşaatların süresi 31.12.2002'de bitiyor, orada, ÇED Yönetmeliğinin 23 üncü maddesinin geçici olarak askıya alınmasının süresi de 31.12.2002'de bitiyor.

Getirildi, Samsun'a kuruldu. Bu santrallar nedir? Biz, komisyon olarak iki kere gittik, santrallarda inceleme yaptık. Birinci gidişimizde, bize "bunların 2 ünitesi çalışıyor, yüzde 10 kapasiteyle çalışıyor. Bunların 7 ünitesinin birden çalışması için de bize beş günlük bir süre lazım" denildi. Biz de, o zaman "tekrar gelelim" dedik, komisyon olarak ikinci defa buraya gittik.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben, bunu, firmaların gücü olarak görüyorum. İkinci kez gittiğimizde, hemen yanında bulunan, Karadeniz Bakır İşletmelerine ve TÜGSAŞ'a ait fabrikalar susmuştu; çünkü, mevcut kirlilik, bu santralların da tam kapasiteyle çalışması halinde inzimam olacak kirlilikle yüksek boyutlara varacağı için, gizli bir el -ben halen çözemedim, arkadaşlarım da çözemedi, Komisyon Başkanı Sayın Cemal Yılmaz Demir de çözemedi ama- o gün, o iki fabrikanın çalışmasını engelledi ve biz, hava kirliliğini, sadece mobil santrallar yönünden inceleme fırsatı bulduk.

Değerli arkadaşlarım, dediğim gibi, bu santrallar, çok katlı yapılardan oluşmakta ve ayrıca -dikkatlerinize sunuyorum- her iki santralın günde yakacağı 1 000 ton 6 numaralı fuel-oil; 1 000 ton... Yani, bu santrallar, tam kapasiteli çalıştıkları zaman, günde 100 tanker 6 numaralı fuel-oil yakacak.

Şimdi, düşünün, nasıl bir sistem kurarsanız kurun -Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Murat Beyin dediği gibi- bunun önlemini almak mümkün değil; burası, Samsun'a bir felaket saçacaktır.

Değerli arkadaşlarım -Sayın Mustafa Demir bahsetti- Hz. Allah'ın Samsun'a bir lütfu var. Doğu Karadenizden denize paralel olarak devam eden dağlar, Samsun'a geldiğinde, bir yarım ay gibi geriye çekilmekte ve Samsun hudutlarını terk