DÖNEM : 22 CİLT : 39 YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

47 nci Birleşim

27 Ocak 2004 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in, yoğun kar yağışının İstanbul'daki olumsuz etkilerine ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

2. - Ordu Milletvekili Hamit Taşçı'nın, gençliği tehdit eden ve giderek artan uyuşturucu kullanımına karşı alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

3. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, ülkemizi son dönemlerde etkileyen, can ve mal kayıplarına sebep olan doğal afetlere karşı alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

B) Tezkereler ve Önergeler

1. - Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, (6/823) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/137)

2. - Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, (6/566) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/140)

3. - İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, (6/431) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/139)

4.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in, (6/895, 6/896, 6/908) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/138)

5. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/176), İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/141)

C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Eskişehir Milletvekili Cevdet Selvi ve 22 milletvekilinin, öncelikle sokakta yaşayan çocuklar arasında yaygınlaşan ve toplumun geleceğini tehlikeye düşüren uyuşturucu kullanımı konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/160)

2. - Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 24 milletvekilinin, OHAL uygulamasının sonuçlarının incelenerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/161)

IV. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V. - SEÇİMLER

A) Komİsyonlarda AçIk Bulunan Üyelİklere Seçİm

1. - Millî Savunma, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) Sözlü Sorular ve CevaplarI

1. - Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, Bağ-Kur primlerinde yapılan artışa ve prim borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/402) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

2. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, SSK hastanelerindeki bazı uygulamalara ve sözleşmeli personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/420) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

3. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, SSK hastanelerinde çalışan sözleşmeli personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/421) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

4. - Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, özelleştirilen kuruluşlardaki özürlü işçilerin durumuna ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/403)

5. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde-Çamardı karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/404) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

6. - Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in, Tarsus-Çamlıyayla köprü ve yol ihalesinin iptal edilmesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/415) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

7. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, emekli maaşlarının aylık olarak ödenip ödenmeyeceğine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/405)

8. - Denizli Milletvekili V.Haşim Oral'ın, Irak Savaşı ve ABD'nin malî yardımına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/408)

9. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, petrol sondaj makinelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/409)

10. - Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in, Mersin Bozyazı İlçe Millî Eğitim Müdürünün tayinine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/413) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

11. - Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, ÖSYM tarafından yapılan yabancı dil sınavlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/418) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

12. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, lise son sınıf öğrencilerinin üniversiteye hazırlanma amacıyla rapor almalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/427) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

13. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, İmar Kanununa göre umumî hizmete ayrılan alanlarda cemevlerine yer verilip verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/417)

14. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, basında yer alan kamu bankaları genel müdürlerinin maaşlarıyla ilgili habere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/422)

15. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Millî Saraylar Daire Başkanlığında çalışan geçici işçilerin sözleşmelerinin yenilenmemesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/424) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili İsmail Alptekin'in cevabı

16. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Kerkük'teki Türkmen ve Arapların güvenliklerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/425)

17. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Türkiye'nin Yunanistan politikasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/426)

18. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, ülkemizdeki yabancı askerî üslerin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/428)

19. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Fransa'da soykırımı temsil ettiği iddia edilen bir anıtın açılışı karşısında Türkiye'nin tavrına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/429)

20. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 4325 sayılı teşvikle ilgili Kanunun süresinin sona ermesi nedeniyle yeni bir uygulama yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/430)

21. - İzmir Milletvekili K.Kemal Anadol'un, İzmir-Bornova Yakaköy'-deki orman arazileriyle ilgili uygulamaya ilişkin Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/431)

22. -İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil'in, turizm işletmelerinin KOBİ kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/433) ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı

23. - İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, İzmir-Karşıyaka İlçesinin SSK hastanesi ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/434)

24. - İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, ek göstergesi olmayan ve bir derece verilmesi uygulamasından faydalanamayan memurlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/435)

25. - Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, Türkçe konusunda yayımlanan bir genelgeye ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/436)

26. - İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, isteğe bağlı sigortalıların prim borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/437)

27. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde İlinin doğalgaz dağıtım kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/444)

28. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde-Bor'da sanat evi ve müze olarak kullanılacak tarihî ev projelerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/446)

29. - Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in, Diyarbakır'daki yeni telefon santrallarının ne zaman hizmete açılacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/447)

30. - Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın, dış temsilciliklere gönderilen bir genelgeye ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/449)

31. - İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Almanya'nın bir eyaletinde vatandaşlığa geçecek Türkler için yapılacak uygulamaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/453)

32. - Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ın, üretimdeki girdi fiyatlarının artmasının üretim ve istihdama etkisine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/454) ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı

B) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Buca Cezaevi çocuk koğuşuyla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/1527)

2. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Topluma Kazandırma Yasasından yararlananlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/1538)

3. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, bir televizyon kanalında terör eylemi görgü tanığıyla yapılan röportaja ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/1575)

4. - Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Türk Ticaret Bankası çalışanlarının durumuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/1626)

5. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Reşat Nuri Güntekin'in romanlarında geçen ev ve ağacın korunmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/1640)

6. - Kırşehir Milletvekili Hüseyin Bayındır'ın, bazı polis memurlarının yaptığı, basına yansıyan olaylara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/1649)

7. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, ören yerlerindeki bilet sıralarına ve yabancı turistlere uygulanan fiyat farklılığına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/1669)

8. - Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın, Muğla-Dalaman'daki bir fabrikanın çevre kirliliği oluşturduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/1673)

9. - Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren'in, Ankara'daki bir jandarma operasyonunda gözaltına alınan kamu görevlilerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/1683)

10. - Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, şarapta asgarî vergi uygulamasına geçilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/1690)

11. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Şubelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/1695)

12. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, okullardaki müzik eğitimine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/1715)

13. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, domuz mamülleri ithalatına ve domuz çiftliklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/1718)

14. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, bir tür deniz yosununun oluşturduğu tehdide ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/1723)

15. - Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un;

SHÇEK'in kadınlara yönelik hizmetlerinin yeterli olup olmadığına,

Aile içi şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalara,

SHÇEK'in kadınlara sağladığı yardımlara,

SHÇEK'e bağlı kadın konukevlerine,

Hastane ve karakolların haftasonları SHÇEK il müdürlüklerinden destek alamamasına,

SHÇEK'e bağlı kadın konukevlerinin denetimine,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Güldal Akşit'in cevabı (7/1724,1725,1726,1727,1728,1729)

16. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, son beş yıldır yurt dışına yapılan kayıtdışı havale miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/1732)

17. - Tokat Milletvekili Feramus Şahin'in, TMO Vakfı Fırın İşletmesinin bir ekmek türünü tekrar üretip üretmeyeceğine,

- Samsun Milletvekili İlyas Sezai Önder'in, Samsun'un Bafra İlçesindeki bir köprü projesinin ödeneğine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/1745,1748)

18. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının bir toplantıda yaptığı konuşmaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/1756)

19. - Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in, evden internet bağlantısında yaşanan bir soruna ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın cevabı (7/1767)

20. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Irak'taki savaşın durdurulması için girişimlerde bulunulup bulunulmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/1791)

21. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, Antalya İlindeki çiftçilere yapılacak doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/1807)

22. - Samsun Milletvekili Mustafa Çakır'ın, Bafra ve Çarşamba ovaları sulama projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/1813)

VII. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. - Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 23 milletvekilinin, tarım ve hayvancılık alanındaki sorunların araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51)

VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

4. - Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma Komisyonları Raporları (1/694) (S. Sayısı : 338)

5. - Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/729) (S. Sayısı : 340)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan, Hirfanlı Baraj Gölünün su sporları merkezi haline dönüştürülmesinin önemine,

Ağrı Milletvekili Cemal Kaya, YÖK'le ilgili sorunlara ve İstanbul Üniversitesinde öğrenci hakları konusunda yaşananlara,

Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, yurt çapında yürütülmekte olan ulusal eğitime destek kampanyasına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, Başbakanlık Müsteşarının bazı görüş ve uygulamaları konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/5), Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu hakkında tanzim edilen soruşturma dosyasının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyonda bulunan dosyanın hükümete geri verildiği bildirildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının :

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

5 inci sırasında bulunan ve Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair 17.12.2003 Tarihli ve 5023 Sayılı Kanunun (1/724) (S. Sayısı : 339) görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

4 üncü sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair (1/701) (S. Sayısı : 334),

6 ncı sırasında bulunan, Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Gelir veya Aylık Almakta Olanların Gelir ve Aylıklarında Artış ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında (1/745) (S. Sayısı : 354),

7 nci sırasında bulunan, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/690) (S. Sayısı : 289),

9 uncu sırasında bulunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında (1/716) (S. Sayısı : 319),

10 uncu sırasında bulunan, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair (1/353) (S. Sayısı : 269),

11 inci sırasında bulunan, Askerî Ceza Kanunu ile Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/606) (S. Sayısı : 270),

12 nci sırasında bulunan, Öğretmen ve Eğitim Uzmanı Yetiştiren Yükseköğretim Kurumlarında Parasız Yatılı veya Burslu Öğrenci Okutma ve Bunlara Yapılacak Sosyal Yardımlara İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında (1/670) (S. Sayısı : 281),

13 üncü sırasında bulunan, Askerî Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/685) (S. Sayısı : 331),

Kanun Tasarılarının, yapılan görüşmelerden;

8 inci sırasında bulunan, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvence Fonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/742) (S. Sayısı : 350), görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan;

Sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

27 Ocak 2004 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 21.22'de son verildi.

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Mehmet Daniş

Ahmet Küçük

 

Çanakkale

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

                                                    II. - GELEN KÂĞITLAR                                         No. : 72

23 Ocak 2004 Cuma

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün'ün, açıktan atanan özel kalem müdürlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/928) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.1.2004)

2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, düşünce suçlularına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/929) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

Yazılı  Soru Önergeleri

1. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemleriyle ilgili dosyalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1883) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.1.2004)

2. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, ABD Savunma Bakan Yardımcısına yazdığı iddia edilen mektuba ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1884) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.1.2004)

3. - Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer'in, Gümrük Müsteşarlığında yapılan bazı atamalara ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad Tüzmen) yazılı soru önergesi (7/1885) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.1.2004)

4. - Antalya Milletvekili Osman Özcan'ın, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının Şanlıurfa Devlet Hastanesi Başhekimiyle ilgili hazırladığı rapora ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1886) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.1.2004)

5. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu'nun, tarım arazilerine uygulanacak kira bedeline ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1887) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.1.2004)

6. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, milletvekillerinin trafik kazalarındaki mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1888) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.1.2004)

7. - Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün, Türk vatandaşlığından çıkarılanlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1889) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.1.2004)

8. - Çankırı Milletvekili Hikmet Özdemir'in, yazma eserlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1890) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.1.2004)

9. - İstanbul Milletvekili Hasan Aydın'ın, basın-yayın kuruluşlarının çalışanlarına yaptıkları bazı uygulamalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1891) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

10. - Bursa Milletvekili Kemal Demirel'in, Bursa'daki bazı meslek liselerinin teçhizat ihtiyaçlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1892) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

11. - Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, tarımsal üretimde kullanılan enerji maliyetine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1893) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

12. - Ankara Milletvekili İsmail Değerli'nin, Ankara'daki bazı sosyal alanların bakımına ve korunmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1894) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

13. - Osmaniye Milletvekili Necati Uzdil'in, icra müdür ve müdür yardımcılığı sınavını yedek olarak kazananların atamalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1895) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

14. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulunun çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1896) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

15. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Karabağ meselesine Hükümetin yaklaşımına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1897) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı  Soru Önergeleri

1. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, bazı eski üst düzey banka yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunulmamasının nedenine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1522)

2. - Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı'nın, Avrupa Komisyonunun Erzurum-Erzincan-Bayburt hibe projesi teknik danışmanlık ihalesi sürecine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1523)

3. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, İstanbul'da yaşanan bombalı saldırılara ve faillerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1537)

4. - Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, İstanbul'daki terör olaylarının faillerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1552)

5. - İstanbul Milletvekili Güldal Okuducu'nun, Hizbullah örgütünün İstanbul'daki terör olaylarıyla ilişkisi olup olmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1553)

6. - Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Topluma Kazandırma Yasasından yararlananların terör eylemleriyle ilişkisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1556)

7. - İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu'nun, bazı terör örgütlerinin yapılanma ve faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1557)

8. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Dünya Turizm Fuarında Suriye'nin İskenderun ve Antakya'yı kendi sınırları içinde gösteren bir harita dağıttığı iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (7/1559)

9. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, Rusya'dan ithal edilen doğalgazla ilgili bazı iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1560)

10. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, Habur Sınır Kapısının Irak tarafında yer alan bir tabelaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1562)

11. - Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu'nun, İstanbul Üniversitesi Rektörü ile ilgili intihal iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1563)

12. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, orman yangınlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1571)

13. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Van İlindeki Urartulardan kalma köprülerin korunmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1578)

14. - Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur'un, Ankara-Sincan-Yenikent Beldesindeki Zir Vadisine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1581)

15. - Diyarbakır Milletvekili Mehmet Fehmi Uyanık'ın, kaçak elektrik kullanımıyla ilgili davalara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1602)

16. - İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, 58 ve 59 uncu Hükümet dönemlerinde bazı köktendinci terör örgütlerine düzenlenen operasyonlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1611)

17. - Trabzon Milletvekili Asım Aykan'ın, Necip Hablemitoğlu cinayetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1612)

18. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporları üzerinde yapılan işlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1614)

19. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Irak'ta ABD askerlerinin yaptığı iddia edilen bazı olaylara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1619)

                                                     26 Ocak 2004 Pazartesi                                               No. :73

Teklifler

1. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; 2090 Sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun Bir Maddesinde  Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/245) (Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.1.2004)

2. - Muğla Milletvekilleri Hasan Özyer ile O. Seyfi Terzibaşıoğlu'nun, Fethiye Adıyla Bir İl ve Dört Yeni İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/246) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 20.1.2004)

3. - Uşak Milletvekilleri Alim Tunç, Ahmet Çağlayan ve Osman Coşkunoğlu'nun; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/247) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

Tezkereler

1. - İstanbul Milletvekili Kemal Unakıtan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/452) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

2. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/453) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

3. - Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/454) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

4. - Bursa Milletvekili Mehmet Emin Tutan ve Giresun Milletvekili Ali Temür'ün Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/455) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

5. - Ağrı Milletvekili Naci Arslan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/456) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

6. - Zonguldak Milletvekili Nadir Saraç'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/457) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

7. - Sayıştay'da Açık Bulunan 8 Sayıştay Üyeliği İçin 832 Sayılı Sayıştay Kanununun Değişik 6 ncı Maddesi Hükmü Uyarınca Yapılacak Seçime Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/458) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

Raporlar

1. - Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın; Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in; Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar'ın; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 Milletvekilinin; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut ve 11 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 11 Milletvekilinin Benzer mahiyetteki Kanun teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/743, 2/8, 2/15, 2/27, 2/30, 2/119, 2/190) (S. Sayısı : 355) (Dağıtma tarihi : 26.1.2004) (GÜNDEME)

2. - Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/741) (S. Sayısı : 356) (Dağıtma tarihi : 26.1.2004) (GÜNDEME)

                                                           27 Ocak 2004 Salı                                                                No. : 74

Raporlar

1. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/666) (S. Sayısı : 357) (Dağıtma tarihi : 27.1.2004) (GÜNDEME)

2. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Letonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/675) (S. Sayısı : 358) (Dağıtma tarihi : 27.1.2004) (GÜNDEME)

3. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/678) (S. Sayısı : 359) (Dağıtma tarihi : 27.1.2004) (GÜNDEME)

4. - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 2 Milletvekilinin, Türk Ceza Kanununa Geçici İki Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Türk Ceza Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/177, 2/155) (S. Sayısı : 361) (Dağıtma tarihi : 27.1.2004) (GÜNDEME)

5. - Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Uzman Erbaş Kanununun Bazı Maddeleri ile Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanununun 17 nci Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile Milli Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/526, 1/190, 1/205) (S. Sayısı : 362) (Dağıtma tarihi : 27.1.2004) (GÜNDEME)

6. - Yabancılara İkinci El Taşıt Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Dışişleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/728) (S. Sayısı : 363) (Dağıtma tarihi : 27.1.2004) (GÜNDEME)

Yazılı  Soru Önergeleri

1. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, Akşehir Gölündeki kod seviyesi tespitlerine ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/1898) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.1.2004)

2. - İstanbul Milletvekili Halil Akyüz'ün, radyo ve televizyon yayın lisanslarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/1899) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.1.2004)

Meclis Araştırması Önergeleri

1. - Eskişehir Milletvekili Cevdet Selvi ve 22 Milletvekilinin, öncelikle sokakta yaşayan çocuklar arasında yaygınlaşan ve toplumun geleceğini tehlikeye düşüren uyuşturucu kullanımı konusunda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/160) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

2. - Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 24 Milletvekilinin, OHAL uygulamasının sonuçlarının incelenerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/161) (Başkanlığa geliş tarihi : 21.1.2004)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

27 Ocak 2004 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, İstanbul'da yaşanan yoğun kar yağışı ve sonuçlarıyla ilgili söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek'e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek. (CHP sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in, yoğun kar yağışının İstanbul'daki olumsuz etkilerine ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun cevabı

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstanbul'da yaşanan yoğun kar yağışı ve olumsuz sonuçları hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Geçtiğimiz hafta içinde, hava tahmin raporları tüm ülkemizi etkisi altına alacak soğuk hava ve kar yağışının olacağını bildiriyordu. Son dönemlerde, meteorolojinin yaptığı hava tahminleri yüzde 95-97 oranında doğrulanmıştır. Meteorolojinin günler öncesinden uyarmasına ve sorumlu kuruluşların bazı planlar uygulayacağını duyurmasına rağmen, megakent diye tanımladığımız İstanbul'da yaşananlar sanki hiç uyarı alınmamış gibiydi.

İstanbul, perşembe gününden başlayarak, ulaşımın durduğu, elektriklerin kesildiği, telefonların sustuğu, suların akmadığı, İstanbul halkının gazete ve ekmek almak için bile zorlandığı, açlığın, çaresizliğin hüküm sürdüğü megakent haline geldi. Bütün bunlar yaşandıktan sonra, (B) planını uygulayacağını belirten Büyükşehir Belediyesi yoğunluklu alarm olan (C) planına geçmesine rağmen, Balkanlar üzerinden gelen kâbus 12 000 000 nüfuslu İstanbul'u esir aldı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; her doğal afeti sanki ilk kez yaşıyormuş gibi karşılıyor, her doğal afet sonucunda sorumlular görev başındaymış gibi davranıyor, bazı planlar uygulandığı söyleniyor, sorunlar yaşanıyor, günübirlik çözümler üretiliyor ve sonrasında her şey önceki gibi devam ediyor. İstanbul'da kar yağıyor, sorun yaşanıyor, yağmur yağıyor, sorun yaşanıyor, deprem oluyor, sorun yaşanıyor; daha vahim, daha acı sonuçlarla, yine, benzer sorunlar yaşanıyor. Bunların sonucunda, halkın içeriğini bilmediği birtakım planlar güya uygulanıyor, kriz masaları oluşturuluyor, önlemlerin alındığı, devletin büyük olduğu masalları anlatılıyor ve doğal afetlerin olumsuz sonuçları ortadan kalkınca, bütün bu yaşananlar unutuluyor.

Bu sorunları, neden, bugün, burada konuşuyoruz da, on yıl önce hazırlanan metropoliten nâzım planının uygulanmadığını konuşmuyoruz? Neden, her doğal afette tekrar başa dönüyoruz?

Türkiye'nin son elli yılına damgasını vuran en önemli toplumsal sorunlardan biri kent nüfusunun artması, plansız kentleşme ve buna bağlı olarak gecekondulaşma. Bugün, Hindistan gibi eşitsiz gelişimle özdeşleştirilmiş bir ülkede bile kentlerin ancak yüzde 40-45'i gecekondu alanıyken, bizde bu rakam Ankara'da yüzde 70'e varmaktadır, İstanbul'da ve İzmir'de ise bu oran yüzde 50'nin üzerindedir. İstanbul'da, geçtiğimiz hafta içinde yaşadığımız beyaz felaketin temelinde bu çarpık kentleşme yatmaktadır. Günü geldiğinde "dünyanın incisi" dediğimiz, "megakent", "dünya şehri" gibi sıfatlar kullandığımız kentlerimiz, nâzım ve ulaşım planları oluşturulmayan ve uygulanmayan merkezler haline gelmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir kentte, hele bir metropolde, adı ve amacı ne olursa olsun, bir planı uygulamak için önce o kentin imar ve ulaşım planının olması gerekmektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü tarafından hazırlanan ulaşım master planıyla uyuşmayan kentiçi ulaşım politikaları yıllardır izlenmektedir. Hadımköy'de yolları tıkayan TIR'ların, kamyonların varlığı, uygulamakta olduğumuz ulaşım politikasının yanlışlığını açıkça ortaya koymaktadır. Yine, aynı şekilde, 1994 yılında, Sayın Milletvekilimiz Nurettin Sözen Beyin belediye başkanlığı döneminde hazırlanan metropoliten nâzım planı, yetki karmaşası içerisinde, yürürlüğe girmemiştir. Yetkililerin bu plansızlık içerisinde uyguladıkları alarm planı, yani, (C) planının istenen başarıyı göstermemesi nedeniyle, halkın eleştirilerine karşı, suçu vatandaşa atmaktan çekinmemişlerdir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devlet, kamu hizmeti üretmek için, insana hizmet vermek için vardır. Hükümet etmek, kendisine yakın olana kadro yaratmak, onlara rahat ve stressiz iş olanakları sağlamak için değildir. "İstanbul'da 17 ayrı kurumun yetkili olması nedeniyle bir tür yetki kargaşası var" diyen Ulaştırma Bakanı, İstanbul Bölge Müdür Yardımcılığına atadığı öğretmenlik mesleğinden bir yakını için verdiğim soru önergesi karşısında susuyor. Devlet yönetimi, sadece iyi günlerde billboard'larda,. ekranlarda boy göstermekle yapılamaz. İktidar, asıl işlerinin belediyecilik olduğunu, belediyelerde çok başarılı çalışmalara imza attıklarını dile getirmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şimşek, bir saniye... Sayın milletvekilleri, salonumuzdaki uğultu nedeniyle sayın konuşmacıyı dinleyemiyoruz. O nedenle, arkadaşlarımızın görüşmeleri sükûnet içerisinde izlemelerini rica ediyorum.

Buyurun, Sayın Şimşek.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Teşekkür ederim.

Sayın Başbakanın da bir dönem büyükşehir belediye başkanlığını yaptığı İstanbul'da yaşananlar, her zaman övündükleri belediyecilik anlayışının başarısızlığını, maalesef, ortaya koymuştur.

Bu hükümet ve hükümetin temsil ettiği belediyecilik anlayışı, anlayacağınız, 20 santimetrelik karın altında kalmıştır. Bu tespiti, bir muhalefet partisi milletvekili olarak, sadece ben yapmıyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç da yaptığı açıklamada, hem yetkililerin hem de alınan önlemlerin yetersiz olduğunu söylemektedir.

Türkiye'yi kurtaracak bir proje olarak sunulan duble yol projesi kapsamında yapılan yollar ise, ilk kar yağışıyla beraber delik deşiktir. Pazar günü Fethiye-Muğla-Yatağan arasındaki duble yoldan geçtim, sizlerin de görmesini tavsiye ederim.

Merkezî ve yerel yönetim, devreye soktukları planlarla ve kriz masalarıyla, doğal afetin zarar verdiği insanlara ulaşamamıştır. Canlı yayınlarda televizyon ekranlarına yansıyan görüntülerinde, vatandaşlarımızın perişanlıkları apaçık ortadayken, hükümet ve belediye, 24 saat yağan kar karşısında, âdeta çaresiz kalmıştır.

Başbakanın, bu tür doğal afetler sonucunda zarar gören vatandaşlara, aslında ne yapmaları gerektiğini, Muş'ta, bu felaketten günler önce söylemiştir. Sayın Başbakan, Muş'taki temasları sırasında "ekinlerim kar altında kaldı" diyen bir vatandaşa "ekinlerini de karın altından ben çıkaracak değilim ya! Neyi, kimden isteyeceğinizi bilin" diyerek azarlamıştır. Yurttaşların, bu anlayışta olan bir Başbakanın hükümetinden yardım beklemeleri suçtur sanırım. Zaten, İstanbul Valisi de, yaptığı açıklamada, iki günde 2 000 000 aracın trafiğe çıktığı 13 000 000'luk bir kentte bu yaşananları normal olarak değerlendirip, İstanbulluları kentli olmaya çağırmıştır. Oysa, bu suçlamanın temelinde, Muş'taki vatandaşı azarlama tarzı vardır. Meteoroloji raporlarına rağmen, yeterli önlemleri almayarak, sorumluluğu üstlenme cesaretini ve erdemini gösteremeyenlerin, yurttaşı sorumlu tutmaları kabullenilecek bir durum değildir.

İstanbul'da yaşadığımız bu felaketin neticesinde, bir çocuğumuzun, kayıt parası ödeyemediği için, evine 3,5 kilometre uzaklıkta bir okula kayıt yaptırması gibi problemleri çözemeyen Sayın Millî Eğitim Bakanımızın İstanbul halkına önerisi "ne olur canım, iki gün dışarı çıkmasınlar" olmuştur. Kendi sorumluluğu altında bulunan okullarda, karne dağıtımını, hava şartlarının bilinmesine rağmen, iki gün ertelemeyen bir bakanın, İstanbul için önerisi, gerçekten, çok düşündürücüdür.

BAŞKAN - Sayın Şimşek, sözlerinizi tamamlar mısınız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Bitiriyorum efendim, bitiriyorum.

Bu olanlardan sonra, tüm İstanbul halkı diyor ki: "Ya deprem olsaydı..." Bu soruyu düşünmek, bir İstanbullu olarak benim de hakkımdır diye düşünüyorum. Umarım böyle bir felaketi yaşamayız, umarım büyük acılar yaşamayız; ama, doğal afetleri sıkça yaşayan ülkemizde bu olumsuzluklarla başa çıkmanın yollarını aramalıyız. Bu felaketlere hazırlıklı olmalıyız. Sayın Güngör Mengi, cumartesi günkü Vatan Gazetesindeki yazısında şöyle diyor: "Mars gezegeninin fethedildiği günlerde, İstanbul'u yönetenler, kara, mars olmuşlardır. Liderlik uzmanı Drucker diyor ki: Etkin lider, vaaz veren değil, iş yapandır." Bu yazıda, devamında, Güngör Mengi şöyle diyor: "2004 kışının heykeli dikilecek lideri, kardan adam olsa gerek."

Bu konuyla ilgili, Sayın Başbakanımıza yazılı soru önergesi verdim. Umarım, Bilgi Edinme Yasasının hayata katıldığı bugünlerde, diğer soru önergelerimize bu soru önergemiz de benzemez, zamanı içerisinde cevaplandırılır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, bundan sonraki konuşmacıya da ben cevap vereceğim; uygun görürseniz beraber cevaplayayım.

BAŞKAN - Peki, hay hay Sayın Bakan.

Gündemdışı ikinci söz, uyuşturucu ve gençlikle ilgili söz isteyen Ordu Milletvekili Sayın Hamit Taşcı'ya aittir.

Buyurun Sayın Taşcı. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2. - Ordu Milletvekili Hamit Taşçı'nın, gençliği tehdit eden ve giderek artan uyuşturucu kullanımına karşı alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

HAMİT TAŞCI (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen anneler, babalar, geleceğimiz ve ümidimiz olan sevgili gençler; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama Burçin'in günlüğünden alıntılar yaparak başlıyorum. 20 yaşında uyuşturucudan ölen Burçin Bircan, günlüğünün son satırlarında "yatacak yerim yok, korkuyorum, iyice çirkinleştim, Tanrım bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıyor. Mezarlıkta cesedi bulunan 20 yaşındaki yüz güzeli Burçin Bircan, tuttuğu günlükte, âdeta kendisini ölüme götüren süreci anlatmış. Genç kız, 2003'ün son üç haftasında hastanede tedavi görmüş ve günlüğünde şöyle yazmış: "Bugün, benim için çok önemli bir gün; çünkü, hayatımı altüst eden uyuşturucu illetinden kurtulmak için ilk adımı attım. Eğer, bu zor işi başarırsam yeni bir hayata başlayacağım; ancak, hiç de kolay olmayacak; çünkü, bazen bunalıma giriyorum, üşüyorum, titriyorum, kendimi çok yalnız hissediyorum, her yerim ağrıyor, sanki bütün dünya üstüme geliyor, bir boşluğa düşüyorum, ancak başaramıyorum. Sonu ne olursa olsun bu illetten kurtulacağım. Geçmişte yaptığım hatalara düşmeyeceğim. Kendimi işime adayıp, başarılı olmak için çalışacağım. Hayalimdeki New York'u işte o zaman fethedeceğim. Arkadaşlarımı, dostlarımı çok dikkatli seçeceğim."

Günlükteki son yazı, 1 Ocak 2004 tarihli: "Balıklı Rum'da geçen yirmi günün sonunda, Önder, beni çıkardı. Dün, yeni yıldı. Beni Müge'nin evine bıraktı. Beni Balıklı Rum'a  yatıran Önder, artık, başımın çaresine bakmam gerektiğini söyledi."

Burçin Bircan, bu yazıdan yedi gün sonra, Kozlu Mezarlığında, iğne delikleriyle, ölü bulundu. Burçin bizim evladımızdı. Onu öldürdüler. Sorumlusu kim; hepimiz.

Nüfusumuzun 40 000 000'u aşan kısmını 0-29 yaş grubu çocuklarımız, gençlerimiz oluşturuyor. Anadolu coğrafyası, tarihin hiçbir döneminde bu kadar yoğun genç nüfusa sahip olmamıştır. Genç nüfusumuz, bizim geleceğimiz, bizim gücümüz, kudretimizdir. Dinamik, berrak zihinlere sahip olan gençliğimiz, kültür ve medeniyetimizi yeniden inşa edecektir. Bu nedenle, kültür ve medeniyetimizi yeniden inşa edecek gençlerimiz üzerinde hesaplar yapılmaktadır. Ülkemiz ve gençlerimiz büyük bir dış tehditle karşı karşıya bulunmaktadır.

Genç nüfus yapısına sahip ülkemizin gelişmesini engellemek isteyen bazı odakların, gençlerimizi alkol, sigara, uyuşturucu gibi zararlı maddeleri kullanmaya alıştırdıkları bilinmektedir. Dünya gençliğini kemiren uyuşturucunun gençlerimiz arasında da süratle yaygınlaştığı görülmektedir. Barlar, pavyonlar, diskotekler, gece kulüpleri ve her türlü eğlence yerleri tuzaklarla dolu ve gençlerimiz, üçer beşer bu tuzaklara düşmektedir. Uyuşturucu tacirleri daha da ileri giderek, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarının kantinlerinin ihalelerine girerek veya kantin işletmecileriyle işbirliği yaparak, çocuklarımızı, eğitim kurumlarımızın içinde de uyuşturucu tuzaklarına düşürmeye ve madde bağımlılığı oluşturmaya yoğunlaşmışlardır.

Emniyet kayıtlarına göre, uyuşturucu kullanma yaşının, bugün, maalesef,  12-14 yaşlarına kadar indiği görülmektedir ülkemizde.

Uyuşturucu... İsmi üzerinde, uyuşturucu. Oysa, ülkemizin, milletimizin ve ailemizin akıl ve mantığıyla hareket eden berrak ve uyuşmamış beyinlere ihtiyacı var. Uyuşturucular, bugünümüzü ve yarınımızı karartan, bizi, kendi benliğimizden ve millî kültürümüzden koparan bir felakettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAMİT TAŞCI (Devamla) - Benliğimizden ve öz kültürümüzden kopmuşluk, gençliğimizi bunalıma ve cemiyetin dışına itiyor. Bu itilmişlik ise, gençlerimizin bedenî varlıklarının yok olmasına kadar gidebiliyor. Merak ve özentiyle başlayan sigara içme, daha sonra gelen alkol alışkanlığı ve bir üst derecesi olan bağımlılığı, bataklığa düşmenin habercisidir. İnsanı insanlığından alıkoyan bu bataklıkta yaşamanın ise, alkolle birlikte, cinsî sapıklığı, fuhuşu, uyuşturucu bağımlılığını, frengi ve çağımızın en korkunç hastalığı olan AIDS'i getirmesi kuvvetle muhtemeldir.

Biliyoruz ki, bu tür ortamların çoğunda ahlakî değerler geçersizdir. Ahlakî değerlerin geçersiz olduğu ortamda, bütün değer hükümleri tersine dönmüş, maddî ve manevî değerler bozulmuş, sorumluluklar yitirilmiştir. Gençlerimiz ve insanımız, bu ortamda, ancak uyuşturucu tacirlerinin kazanç kapısı olmaktadır; ondan öteye, kendi değerler sistemiyle hiçbir şey yapamamaktadırlar. Çocuklarımızı uyuşturucu kullanımına karşı korumak, milletvekilleri olarak, bakanlar olarak, anne baba olarak, hepimizin görevidir. Eğer, bu görevimizde bir aksama olursa, tarihin sayfalarında, vebalden kurtulamayız, çocuklarımıza ve torunlarımıza iyi bir Türkiye, iyi bir gelecek bırakamayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz ve gençlerimiz ciddî bir dış tehditle karşı karşıya bulunmaktadır. Geleceğimiz olan çocuklarımızı, madde bağımlısı yaparak zehirlemektedirler. Uluslararası odaklar ile yerli işbirlikçileri, uzak hedef projesiyle, geleceğimizi yok etmeye çalışmaktadırlar. Bize düşen ise, çocuklarımızı ve ülkemizi bu tehditlere karşı korumak olmalıdır. Bu koruma mekanizmasının ana eksenini de nitelikli eğitim oluşturacaktır.

Çocuklarımızı, çağdaş bilimin yanı sıra, inanç, ahlak, öz kültürel değerlerle donanımlı kılmak zorundayız. Bugün, eğitim kurumlarımızda 19 000 000 çocuğumuz öğrenim görmektedir. Öğretmenler ve öğretim görevlileri, psikologlarımız, pedagoglarımız, sosyologlarımız, doktorlarımız, güvenlik birimlerimiz ve yasama organı, üzerine düşen görevi yapmakla sorumludurlar.

Anneler, babalar, tüm kurumlar ve ilgililer olarak, geleceğimiz olan çocuklarla dikkatle ilgilenmek zorundayız; yoksa, geleceğimiz tehlikede. İş işten geçmeden, daha çok Burçinler ölmeden, gelin, el ele verip, gerekeni yapalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Taşcı.

Gündemdışı her iki konuşmaya İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek'in, İstanbul'da yaşanan yoğun kar yağışı ve sonuçları hakkındaki ve Ordu Milletvekili Sayın Hamit Taşcı'nın, uyuşturucu ve gençlik konulu gündemdışı konuşmaları üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

İstanbul'u 22 Ocak Perşembe gününden itibaren etkisi altına alan yoğun kar yağışı ve fırtına, başta, enerji dağıtım sistemi olmak üzere, kent yaşamını doğrudan etkileyen ulaşım, sağlık, eğitim gibi hizmetlerin verilmesinde güçlüklere neden olmuştur.

Ancak, öncelikle, İstanbul'da 22-23 Ocak günlerinde karşı karşıya kalınan hava şartlarının sıradan bir meteorolojik olay olmadığını tespit etmemiz gerekmektedir. Nitekim, 22 ve 23 Ocak 2004 tarihlerinde meydana gelen aşırı kar yağışı ve şiddetli fırtınanın meteorolojik verileri incelendiğinde, bu gerçek, bütün çarpıklığıyla ortaya çıkmaktadır. 24 Ocak 2004 tarihinde ölçülen ortalama kar yüksekliği 32 santimdir. Son otuz yılın ocak ayı ortalama kar yüksekliği 22 santimdir. Bu değer, son otuz yılın ocak ayı kar yüksekliği rekorudur.

Yine, Kilyos'ta, 22 Ocak tarihinde ölçülen rüzgâr hızı 125 kilometre/saate ulaşmıştır. Bu değer, İstanbul'da, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek rüzgâr hızı demektir.

İstanbul'da son 25 yılın en düşük ocak ayı sıcaklığı 24 Ocak 2004 tarihinde -i 6,4 santigrat derece olarak ölçülmüştür.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu olağandışı koşullara bağlı olarak, İstanbul'da yaşanan sıkıntıları birkaç başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar, elektrik kesintisi, otoyollarda ve şehiriçi ulaşımda meydana gelen tıkanıklıklar ve hava, deniz ve demiryolu ulaşımındaki aksamalar, su, kanalizasyon ve doğalgaz hizmetlerinde karşılaşılan güçlüklerdir.

İzin verirseniz, bütün bu hizmetlerdeki aksamaların nedenlerini ve yürütülen çalışmaları birer birer arz edeceğim. Önceliği elektrik konusuna vermek istiyorum. İstanbul'da, bugüne kadar, günlük olarak harcanan en yüksek enerji miktarı 4 700 megavattır. 22 Ocak saat 02.00'de, hızı saatte 120 kilometreye varan şiddetli fırtına sebebiyle enerji ana iletişim hatlarının büyük bir bölümü devredışı kalmıştır. Buna bağlı olarak, şehre gelen enerji miktarında 3 800 megavat azalma olmuştur; dolayısıyla, bu durum, şehre elektrik kesintisi olarak yansıtılmak zorunda kalınmıştır.

22 Ocakta BEDAŞ'tan sağlıklı bir biçimde enerji akımı sağlanmadığı için, arıza kontrolleri de dağıtım şirketlerince istenilen biçimde yapılamamıştır. Ana iletim hattı arızalarının giderilmesi ve yedek sistemin devreye sokulması için 10 mühendis, 100 teknisyen ve 20 adet araç ve iş makinesiyle çalışma yürütülmüştür.

Avrupa yakasındaki arızaların tespit edilerek giderilmesi için, 12 işletme müdürlüğüne bağlı olarak, 9 872 trafo merkezinde 360 personel, 60 adet arıza aracı, 36 adet kovalı araç görevlendirilmiştir.

Yine, Anadolu yakasında, aynı amaç için, toplam 570 elemandan oluşan 305 ekip teşkil ettirilmiş, 98 araç ile 4 400 trafo merkezinde çalışmalar sürdürülmüştür.

Yapılan öntespitlere göre, şehrin elektrik altyapısı hava koşullarına bağlı olarak ciddî zarar görmüştür.

Öte yandan, karayollarındaki ulaşımda meydana gelen aksamaların, zincirsiz ve gerekli donanımdan yoksun araçların yolda kalmaları sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir. Bazı bölgelerde, yola ters açıdan giren araçlar tarafından trafik kilitlenmiş, bu kesimlerde kar mücadelesi de yapılamamıştır. Ayrıca, ağır tonajlı kamyon ve TIR'ların, bulundukları yere terk edilmesi de kurtarma faaliyetlerini olumsuz etkilemiştir. O gece otoyollardan tahliye edilen araç sayısı 3 500'dür.

Otoyollarda, toplam 522 kilometrelik güzergâhta, 63 iş makinesi ve kurtarma aracı ve 148 personelden oluşan 22 ekiple kar mücadelesi yapılmıştır. Buralarda, 1 500 ton tuz, 70 ton üre, 55 ton tuz eriyiği olmak üzere, toplam 1 625 ton malzeme kullanılmıştır.

Öte yandan, otoyollar dışında kalan yollarda ise, İstanbul il sınırları içerisinde, toplam 721 kilometrelik yol güzergâhında, kar ve buzla mücadele programı uygulanmış, 220 personel ve 35 araçla, 1 740 ton tuz kullanılarak, çalışmalar yürütülmüştür.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sorumluluğunda, toplam 3 800 kilometre uzunluğundaki ana arterlerde kar ve buzla mücadele yapılmıştır. 22 Ocaktan başlamak üzere, 5 000 personel -vardiyalı olarak 500 ekip halinde- 300 araç ve iş makinesiyle mücadele edilmiş, toplam 12 980 ton tuz ve 450 ton üre kullanılmıştır. Ayrıca, ilçe belediyelerine, karla mücadele için, toplam 15 200 ton tuz verilmiş, okul, hastane gibi kuruluşlar için de, torbalar halinde 2 000 ton tuz dağıtımı yapılmıştır.

Aynı gün -22 Ocak Perşembe günü- saat 08.00'de göreve başlayan 3 500 civarındaki trafik polisimiz, o akşam 20.00'de görevlerini bırakmamışlardır, gece 03.30'a kadar -aşağı yukarı 20 saat- göreve devam etmişlerdir; ondan sonra görev alan ekip, gece 03.30'dan sonra görevi teslim almıştır.

İstanbul'da kötü hava şartlarının egemen olduğu iki gün boyunca, yapılması gereken 199 uçuştan ancak 74'ü gerçekleştirilebilmiştir. Olumsuz hava koşulları sonucu görüş uzaklığının yarım milin altına inmesi ve Boğaz'daki akıntının 6 mile çıkması nedeniyle, Boğaz trafiği de belli bir süre kapatılmıştır.

22 Ocakta başlayan hava muhalefeti, su ve kanalizasyon ana isale hatlarında yapısal hasar oluşturmamıştır; ancak, enerji kesintisi nedeniyle terfi istasyonlarındaki pompaların çalışmamasından dolayı su sıkıntısı yaşanmıştır. Enerji dağıtım şirketlerince, öncelikli olarak su terfi istasyonlarının enerji ihtiyacının karşılanmasıyla beraber, su sıkıntısı, 23 Ocaktan itibaren, merhalelerle, çözüme kavuşturulmuştur. 600 personelden oluşan su ekibi ile 800 personelden oluşan 67 kanalizasyon ekibi, üç vardiya halinde, 124 araçla, arızaları gidermek üzere çalışmalar yürütmüşlerdir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, altyapıya yönelik aksamaların yanında, sosyal amaçlı kamu hizmetleri talebinde de, bu dönem boyunca, büyük bir patlama olmuştur. Bu çerçevede, karayolu trafiğinde mahsur kalan vatandaşlara yönelik olarak, kurtarma ve insanî yardım çalışmaları belirli bir plan dahilinde yürütülmüştür. Karayolları ulaşım ağında yoğun kar yağışından dolayı mahsur kalan araçlara ve içerisindeki vatandaşlara İstanbul Valiliğimiz Kriz Merkezi koordinasyonunda devletin bütün imkânları sunulmuştur.

Bu çerçevede, Üçüncü Kolordu Komutanlığına bağlı birlikler, Büyükşehir Belediyesi, İl Jandarma Alay Komutanlığımız, İl Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca, kurtarma ve insanî yardım faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Kurtarma ve insanî yardım çalışmalarında Karayolları araç ve ekiplerinin yanı sıra, Büyükşehir Belediyesi ekipleri de görev almıştır. Öte yandan, Üçüncü Kolordu Komutanlığına bağlı birliklerden 120 araç ve 1 256 askerî personel çalışmalara katılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, İl Jandarma Komutanlığı sorumluluk sahasında toplam 1 190 araç da kurtarılarak, yol trafiğe açılmıştır. Araçlarında mahsur kalan toplam 419 vatandaşımıza jandarma karakollarımızda iaşe ve ibate imkânları sağlanmıştır. Ayrıca, jandarma sorumluluk sahasında, Avrupa yakasında 3 000, Asya yakasında 500 olmak üzere, toplam 3 500 vatandaşımız kurtarılarak, kamu kurumları ve kapalı alanlarda iskân edilmeleri temin edilmiştir.

Karayollarında mahsur kalıp da, yakıtı biten araçlara, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri nezaretinde, Büyükşehir Belediyesince 40 ton benzin ve 40 ton mazot dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Hadımköy TEM yolunda, 1 750 vatandaş ve 184 araç kurtarılmış, 1 500 aracın yoluna devam etmesi sağlanmıştır; 977 vatandaşın, Birinci Zırhlı Tugay Komutanlığı kışlasında iskân edilmeleri ve iaşesi temin edilmiştir. Aynı şekilde, Mahmutbey-İstoç-Habipler yolu ile Metris-Sultançiftliği yolunda Altmışaltıncı Zırhlı Tugay Komutanlığınca, toplam 490 vatandaş, 175 araç kurtarılmış, 450 vatandaşın iskân ve iaşesi kışlalardan sağlanmıştır. Ayrıca, otoyolda terk edilen ağır tonajlı 15 TIR, Altıncı Motorlu Piyade Alay Komutanlığı birliklerince kurtarılmıştır.

Yolda mahsur kalan araçların içerisindeki vatandaşlara Büyükşehir Belediyesince, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin desteği de sağlanarak 10 000 adet kumanya dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Aynı şekilde, askerî birliklerimizce ve özel fabrikalarca hazırlanan yiyecek paketleri ile 7 500 adet ekmek dağıtımı sağlanmıştır. E-5 ve TEM otoyolu güzergâhında, Kızılay Bölge Depo Müdürlüğünce kuru gıda ve meyve suyu dağıtımı da gerçekleştirilmiştir.

Öte yandan -önemli bir sosyal problemimiz olan- sokakta yaşamak durumunda olan kimsesizlere yönelik olarak da çalışmalar yapılmıştır. Bu çerçevede, öncelikle, bu kişiler, mevcut sosyal hizmetler istasyonları ile geçici iskân ünitelerinde koruma altına alınmış, iaşe ve ibateleri ile kişisel bakımları yapılmıştır. Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle, 148 kişi Alibeyköy Akşemsettin Spor Kompleksinde ve 42 kişi Üsküdar Ünalan Kültür Merkezinde olmak üzere toplam 190 kişi koruma altına alınmıştır. Yine, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne ait tesislerde Ayvansaray İlk Adım İstasyonunda 15 çocuk, 75 inci Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezinde 10 kadın, kadın sığınma evinde ise 83 kişi sokaktan toplanarak bakım altına alınmıştır. Sokaktan kimsesizleri toplamak üzere 67 personel, 15 araçla faaliyet gösterilmiştir.

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)- Bravo.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esasen, tabiat şartlarındaki bütün bu olumsuzluklar, daha önceden yetkili kamu otoriteleri tarafından öngörülmüş ve planlamalar bu yönden hazırlanmış olmalıdır. Değerli arkadaşım da bunu belirtti.

Nitekim, İstanbul Valiliğimizin 11 Aralık 2003 tarihli genelgesi var. İstanbul Valiliğimiz, bütün kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileriyle yapmış olduğu toplantı sonucunda, gelişebilecek olağandışı hava şartlarına bağlı olarak aşağıda sayacağım durumların vuku bulacağına, bunun için tedbirler alınmasına ve ne tür tedbirlerin alınacağına dair bu söylediğim genelgeyi hazırlamış ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarına 11 Aralık 2003 tarihinde göndermiştir.

Orada şunlar söyleniyor: "Bu hava şartlarından dolayı, aşırı buzlanma, elektrik ve telefon hatlarında arıza, deniz ve hava ulaşımında aksamalar; sürücü hataları, eksik donanımlı araçlar, araç arızalanmaları, emniyet şeridi ihlalleri; acil sağlık hizmeti talebindeki artışlar; sokakta yaşayan evsiz, kimsesiz çocuk, genç ve yaşlıların bakım ve ihtiyacı; eğitim hizmetlerinin devam edemeyeceği durumlar nazarı dikkate alınacak." Bu oluşabilecek varsayımların dikkate alınması konusunda bütün kurumların dikkati çekilmiş ve bu çerçevede, ilgili bütün kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlardan, tedbirli olmaları istenilmiştir.

Ayrıca, 20 Ocak günü -bu olaydan iki gün önce- meteorolojiden sağlanan hava tahmin raporlarına dayalı olarak, 22 Ocak Perşembe gününden hafta sonuna kadar sürecek etkili kar yağışının ihbarı yapılmış ve yine, bütün kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlarımızdan tedbirli olmaları istenilmiştir.

Bu saydığım öntedbir, ikaz ve hizmetlere rağmen, hayatın doğal akışını etkileyen bir süreç yaşanmıştır ve bu gibi büyük afetlerde dünyanın her yerinde görülebilen türden manzaralar, en hafifiyle ülkemizde de hüküm sürmüştür. Bilindiği gibi, dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika Birleşik Devletlerinde bile, bu tür doğal afetlerde bazı sıkıntıların yaşandığına şahit oluyoruz. Hava şartlarındaki bütün olumsuzluğa ve karayollarında seyir halindeki bazı araç sürücülerinin yola tedbirsiz çıkmış olmalarına karşın, devletimiz, Valiliğin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, belediyelerin ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının elindeki imkânları sonuna kadar kullanmıştır. Nüfusu 10 000 000'u aşan megakent İstanbul'da, bütün olumsuzluklara rağmen, devlet başarılı sayılabilecek bir sınav vermiştir. Bu vesileyle, gece gündüz çalışan bütün görevlilerimize teşekkürlerimi sunmayı da bir vazife sayıyorum.

Bu konuyu bitirmeden, bir noktaya da temas etmek istiyorum: Burada, biraz önce bu konuyla ilgili konuşan Değerli Milletvekili Arkadaşım, Sayın Genel Başkanımızın, Başbakanımızın belediye başkanlığından bahsetti. Sayın Başbakanımız, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı görevini, hakikaten, çok örnek, bütün dünyada örnek olabilecek bir başkanlık yapmak suretiyle ifa etmiştir. Bunu da burada belirtmek istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; izniniz olursa, hemen uyuşturucu ve gençlik konusunda da sizlere bazı malumatlar vermek, arz etmek istiyorum. Tabiî, bu konunun birkaç boyutu var. Bir, bu narkotik, uyuşturucu maddelerle mücadele boyutu, bir de, işin sosyal yönü, eğitim yönü vardır. Ben, izninizle, bunlara da kısaca temas etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, dünyadaki globalleşme hareketleri, sınırların sanal bir çizgi olarak kalması, uyuşturucu kaçakçılığının, sadece ülke sorunu olmaktan çıkarak, bölgesel, uluslararası, hatta, kıtalararası suç türüne dönüşmesine neden olmuştur. Bu da, genel anlamda, uyuşturucu madde kaçakçılığıyla mücadelede üretim, transit ve tüketim alanlarındaki ülkelerin eşit seviyede mücadele etmeleri gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. Ülkemiz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sayın Bakan, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)- Teşekkür ediyorum efendim.

Ülkemiz, sınıraşan suçlardan olan yasadışı uyuşturucu madde ticareti trafiğinde, doğudan batıya afyon ve bunun türevi olan eroin maddesinin, batıdan doğuya ise sentetik uyuşturucular ve eroin maddesinin imalinde kullanılan asetik anhidrit maddesinin ticaretinden etkilenmektedir.

Ülkemizin, kendisini doğrudan etkileyen, Balkan rotası üzerinde yasadışı uyuşturucu madde ticaretine karşı göstermiş olduğu yoğun ve başarılı mücadelenin sonunda, uyuşturucu madde organizasyonlarının faaliyetlerinin Kuzey Karadeniz rotasına kaymış olduğunu da hep beraber biliyoruz ve bu bilinmektedir. Bizim Jandarma ve Emniyet Teşkilatımıza bağlı narkotik birimlerimizin yasadışı uyuşturucu madde ticaretinin önlenmesi yönünde Balkan rotası üzerinde göstermiş olduğu mücadele neticesinde -şimdi vaktinizi almamak için burada tek tek saymayacağım- çok miktarda uyuşturucu madde, bunu nakledenler, bunun ticaretini ve organizasyonunu yapanlar, suç örgütleri ve şebeke elemanları yakalanarak adalete teslim edilmişlerdir. Ayrıca, Jandarma Genel Komutanlığı ekiplerince esrarın hammaddesi olan hintkeneviri bitkisinin kaçak ekimiyle mücadelede de etkili olunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, uyuşturucu madde suçlarına karşı etkin bir mücadele için, bilim ve teknolojinin sunduğu imkânların sonuna kadar kullanılması gerekmektedir. Bu da, uyuşturucu madde kaçakçılığıyla mücadelede görev alan personelin eğitim ve gelişimine önem vermekten, mücadelede bilimsel ve gelişime açık bir yapı oluşturmaktan geçmektedir. Bu bilinçle hareket eden ülkemiz güvenlik güçleri, bu alanda görev yapan personelin temel eğitimini tamamlamıştır. Öte yandan, Birleşmiş Milletler uyuşturucu kontrol programının desteğiyle uyuşturucu maddelerin üretimi, kullanımı ve kaçakçılığıyla mücadele konusunda bilimsel araştırmalar yapmak ve bölge ülkelerinin mücadeleci birimlerine eğitim vermek üzere, Emniyet Genel Müdürlüğümüze bağlı olarak, Uluslararası Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi adıyla anılan, kısa adı TADOC olan bu kuruluş kurulmuştur ve çok örnek bir kurum olarak eğitim faaliyetlerine devam etmektedir. Şu anda bile çeşitli ülkelerden bu işle mücadele için eğitim almaya gelmiş öğrenciler vardır ve aşağı yukarı her eğitim döneminde de dört beş dilde eğitim yapılmaktadır bu kurumda; örnek bir kurumdur.

Ayrıca, uyuşturucu, insanların hayatını ve toplumsal gelişimi tehdit etmeye devam etmektedir, değerli arkadaşımızın da belirttiği gibi. Dünya üzerinde bu global problemden etkilenmeyen hiçbir ülke yoktur. Madde kullanımı ve bağımlılığı büyük bir sorun olarak kabul edilmekle birlikte, önlenebilir bir durum olarak da görülmektedir; ancak, bunun için, madde kullanımı ve bundan kaynaklı sorunlarla yoğun mücadele gerekmektedir.

Ülkemizde, uyuşturucu madde kullanım sayısında, yıllara göre kısmî bir artış görülmektedir. Nitekim, narkotik birimlerimiz tarafından, uyuşturucu kullanımından dolayı, bütün ülkede, 2000 yılında 2 795 kişi, 2001 yılında 3 314 kişi, 2002 yılında 4 037 kişi, 2003 yılında ise 3 657 kişi hakkında yasal işlem yapılmıştır; ama, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve kıta Avrupası için uyuşturucu kullanımı çok ciddî bir toplumsal sorun haline dönüşmüştür. Ülkelerin bağımlılık durumuna bakıldığında, Hollanda'da nüfusun yüzde 2,8'i, Almanya'da nüfusun yüzde 3,5'i, Fransa'da nüfusun yüzde 4,5'i, İspanya'da nüfusun yüzde 5,3'ü, Portekiz'de nüfusun yüzde 8,5'i uyuşturucu madde kullanmaktadır.

Ülkemizde, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığınca, 2002 yılında yaptırılan "Türkiye'de Madde Kullanımı Profili" konulu, 72 il, 74 ilçe ve 54 köyde, toplam 7 680 kişiyle gerçekleştirilen çalışmanın verilerine göre, araştırmaya katılanların binde 3'ünün madde kullandığı görülmüştür. Bu oran, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, tabiî, oldukça düşük sayılabilir; ama, kaygı verici bir düzeye geldiğimizi de açıkça ortaya koymamız gerekmektedir. Bu bakımdan, hem devlet hem de toplum olarak, üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirmek durumundayız.

Devlet olarak, öncelikle, kurumlararası işbirliğini sağlamak üzere, 18 kurum ve kuruluşun temsilcilerinin görev yaptığı "uyuşturucu madde kullanımıyla mücadele, takip ve yönlendirme kurulları" oluşturulmuştur.

 Öte yandan, Avrupa Birliği tarafından, madde kullanımı, bağımlılığı ve sonuçları hakkında karşılaştırılabilir, güvenilir ve objektif bilgi toplanması, analizi ve kullanımı amacıyla kurulan Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezine Türkiye'nin de katılımına karar verilmiş, üyelik sözleşmesi tamamlanarak, görüşleri alınmak üzere Avrupa Birliği Komisyonuna gönderilmiştir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ayrıca, uyuşturucuyla mücadele bağlamında, güvenlik birimlerimiz de, risk grubuna dahil şahısların yoğun olarak bulundukları yerlerde, uyuşturucu madde kullanımını engellemek ve sokak satıcılarıyla daha etkin mücadele etmek için, özellikle büyük şehirlerde, sokak timleri oluşturmuşlardır. Madde kullanımı ve bağımlılığına karşı yürütülen mücadelenin etkin ve yerinde sürdürülebilmesi için, büyük şehirlerdeki ilçelerde, özel olarak narkotik suçlarla mücadele  konusunda eğitilmiş görevlilerden oluşan ilçe narkotik timlerinin kurulması sağlanmıştır.

Madde kullanımıyla mücadele konusunda, ülke genelinde 103 kişiye "eğiticilerin eğitimi kursu" verilmiştir. Bu personelimiz tarafından, il millî eğitim müdürlüğü görevlileri ve bağımlılık konusunda uzman doktorların katılımıyla, görevli bulundukları illerde yer alan lise ve dengi okullara, öğrenci velilerine, ceza ve tutukevleri personeline, talep olması durumunda gönüllü kültür teşekkülleri ile derneklere ve vakıflara, koordine kurularak, madde bağımlılığı konusunda konferans, panel ve açık oturumlar aracılığıyla mücadelemiz devam etmektedir. Bu çerçevede, Jandarma Genel Komutanlığı koordinesinde, Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlıklarıyla müştereken oluşturulan komisyonlar marifetiyle, 15-21 yaş gurubunu hedef alan ve 16 ilimizi kapsayan bir çalışma planlanmış bulunmaktadır.

Elbette, madde bağımlılığına karşı yürütülen mücadelenin daha başarılı olabilmesi için alınması gereken tedbirler bulunmaktadır. Sosyal içerikli her konuda olduğu gibi, madde bağımlılığıyla mücadelede de üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve yerel yönetimlerin daha etkin rol alması gerekmektedir. Daha fazla spor alanları, daha çok kültürel aktivite toplumun bütün kesimlerini kucaklayan rehberlik ve ruh sağlığı hizmetleri; madde bağımlılığının nedenlerine yönelik daha fazla araştırma; özendirici uyarıların, gençlerin yoğunlukla bulunduğu çevrelerden uzak tutulması; küçüklere, sigara, alkol ve uçucu maddelerin satışının yapılmaması; medya kuruluşlarımızın, sigara, alkol ve uyuşturucu tüketimini özendirici nitelikte motifler içeren programlar yayımlamaktan kaçınmaları; medya kanallarında, uyuşturucu madde kullanımının önlenmesi konusunda görsel ve işitsel eğitim programlarının hazırlanması ve yoğun olarak izlenebileceği zaman diliminde yayımlanması... Tabiî, bunlar, alınması gereken sosyal tedbirlerin başta gelenlerindendir; ama, bunların neredeyse tamamı, vatandaş bilincinin yüksek tutulmasıyla sonuç alınacak tedbirlerdir. Biz, Hükümet olarak, hem uyuşturucu trafiğiyle polisiye tedbirler anlamında kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz ve hem de toplumsal bilincin geliştirilmesi konusunda ilgili kesimlerle işbirliğine devam edeceğiz. Umuyorum ki, bu çalışmalara, ailelerin çocuklarına olan yakın ilgisi ve toplumsal dayanışma ruhuyla halkımız da gereken katkıyı sağlayacaktır.

Gençlerimizin uyuşturucu tuzağına düşmemesini diliyor; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı üçüncü söz, doğal afetlerle ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Nail Kamacı'ya aittir.

Buyurun Sayın Kamacı. (CHP sıralarından alkışlar)

3. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, ülkemizi son dönemlerde etkileyen, can ve mal kayıplarına sebep olan doğal afetlere karşı alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizi son dönemlerde çok etkileyen, can ve mal kayıplarına sebep olan doğal afetlerle ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu afetlerden en çok etkilenen Çanakkale, İstanbul, Antalya ve Burdur'da oluşan can ve mal kayıplarında, hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum, mal kaybına uğrayan vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Değerli arkadaşlar, sadece bu dönemler içerisinde Antalya'da oluşan maddî kayıpların tutarı, 79 trilyon liradır. Bu, önemli bir rakam. Belki, katrilyonlar arasında trilyon çok önemli sayılmayabilir; ama, bence, bu kaynakları, bu zararları, bu eksiklerimizi tamamlamaya kullanmış olsaydık, belki, bunların bir kısmını önleme şansımız olabilirdi. Yıllardan beri -yapılan bir yanlışlık var- nasıl olsa doğal afetler arada sırada bir oluyor, fazla olmuyor, olduğu zaman da çabuk unutulup gidiliyor; o yüzden, buna yatırım yapmanın çok anlamı yok; çünkü, bir getirisi de yok anlayışı içerisinde olduk. Bu konuşmalarımız, bu dönem İstanbul da böyle bir felakete uğradığı için, gündemde tutulmanın getirdiği bir sonuçtur. Eğer, İstanbul'da olmasaydı, bugün, yine, bunları konuşmuş, ama, bir şey yapmamış olurduk; çünkü, onbeş aylık yasama döneminde, 7-8 arkadaşımız, gündemdışı konuşmalarında, Tarım Komisyonundaki konuşmalarında, hep doğal afetlerle ilgili konuyu gündeme getirdiler. Ben, geçen dönem, yine kasım veya aralık ayında bir konuşma yapmışım. Daha sonra, hem AKP'den hem de Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşlarım gündemdışı konuşmalar yapmışlar. Sonuçta geldiğimiz nokta nedir; Sayın Bakanın biraz önce verdiği yanıtlar gibi, 20 dakikalık yanıtlar ve yanıtlardan sonra yapılan herhangi bir şeyin olmaması... Bunu, özellikle söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen dönem, kasım ve aralık aylarında Antalya'da olan sel felaketlerinden sonra, Antalya'da önemli ölçüde bir yatırım olmamıştır. Bunu, açık yüreklilikle söylüyorum. Yani, ne kapanan dereler açılmıştır ne elektrik hatları, trafo hatları yenilenmiştir ne de göletler yapılmıştır. Sadece, buradan konuşmayla, orada yaşayan vatandaşlarımıza manevî destek verilmiştir veya orada bulunan görevliler, gitmişler, yerinde tespitler yaparak, istatistikî bilgi olarak devlet kayıtlarına geçirmişlerdir. Onun ötesinde, herhangi bir vatandaşımıza maddî bir kayıt, bir destek sunulmamıştır değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bunu böyle yaptığınız sürece,  halkın devlete olan güveni devamlı azalmakta. Bunu açık yüreklilikle söylüyorum; halkın devlete olan güven azalmakta... Bu güveni, bu dönem içerisinde yeniden tesis etmenin yolunu bulabilmeliyiz.

Doğal afetler, adından da anlaşılacağı gibi, her sene olmayan, 50 yılda, 100 yılda olabilen afetlerdir. Ancak, son dönemlerde, özellikle dünyanın küresel ısınmasından dolayı, ne zaman nerede olacağı belli olmayan afetler sistemi gelişmiştir ve özellikle her yıl olagelen bir hale gelmiştir. Bu anlamda, doğal afetlerin önüne geçmek mümkün olmayabilir; ancak, onun yaralarını, onun acısını azaltma şansımız vardır. Geçen dönem ve bu dönem olan sel felaketlerinden sonra, özellikle o bölgelerde yaşayan üreticilerin sorunları bir çözüme ulaştırılmamıştır.

Daha geçen hafta, Antalya Altınova'da çiçekçilik festivali vardı. Antalya'daki çiçekçilik, Türkiye ihtiyacının yüzde 75'ini karşılıyor. Bunun yanında, tarımda, maalesef, son dönemlerde yaşadığımız ithalatın olmadığı... Tarımda, diğer ürünlerde ithalat yapıyoruz; ama çiçekçilikte, hem Hollanda'ya hem de İngiltere'ye ihracat yapıyoruz. Geçen gün festivale katıldık. Ne güzel bir ortamda, ne güzel bir havada festival düzenlendi, birinci, ikinci, üçüncülere ödüller verildi ve bir hafta sonra, aldığımız habere göre, şu anda o bölgede seraların yerinde yeller esiyor.

Değerli arkadaşlar, bu vatandaşlara, bu üreticilere kim yardım edecek? Sadece orayı tespit etmekle, o bölgedeki afeti devlete bildirmekle sorunları çözmüş mü oluyoruz acaba? O insanların birçoğu başka yerlerden geldi oraya, yarıcılık yapıyorlar, yani ortakçılık yapıyorlar; Uşak'tan gelen var, Burdur'dan gelen var, Denizli'den gelen var, Isparta'dan gelen var. Bugün, Türkiye, sebze üretiminin...

(Mikrofon otomatik olarak kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kamacı, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

NAİL KAMACI (Devamla) - ...yüzde 45'ini Antalya'dan karşılamakta ve birçok yer, şu anda, yine sel altındadır. Bunların çözümü için, en azından, hükümetin geçen dönemlerde verdiği ve bir yıllık acil eylem planında olan ürün sigortasının sizler tarafından yürürlüğe konulması lazımdır. Burada söylemekle bu işler olmuyor, orada yaşayan vatandaşlara sormak lazım. Ürün sigortası, acil eylem planının ilk senesinde olacak işlerden bir tanesiydi, ne oldu, geldi mi?! Geçen dönem de söyledik, hiç olmazsa, bir bölgeyi pilot bölge yapalım, ürün sigortasını burada uygulayalım dedik; ama, sonuçta geldiğimiz nokta yine aynı.

Değerli arkadaşlar, bunları önlemenin yollarından bir tanesi de, özellikle göç alan bölgelerdeki -Antalya gibi, İstanbul gibi- altyapı sorunlarına devletin el atmasıdır. Antalya'da nüfusun daha çok yoğunlaştığı yerlerde, altyapı hizmetlerini sadece belediyeye bırakırsanız, ne sel felaketini ne de başka bir şeyi önleme şansınız vardır değerli arkadaşlar.

Bunun yanında, dere yataklarından inşaatlara kum, çakıl aldırmaya göz yumarsanız ve bunun sonucunda dere yatakları değişime uğrarsa, bu sel felaketleri olmaya devam edecektir değerli arkadaşlar, bunu önleme şansımız yoktur.

Bunun yanında, yine, bu alanlarda, fizibilitesi yapılmış gölet alanlarını devreye sokamazsak, daha çok sel felaketi yaşamak durumunda kalırız. Bu gölet alanlarının yapılması, yeraltı suyunun kullanılmasını da azaltmış olur, hiç olmazsa, yeraltı sularını -rezerv olarak- önümüzdeki dönemlerde kullanma şansını bulabiliriz değerli arkadaşlar.

Bunun yanında, son dönemlerde, özellikle yangınlarla tahrip olan orman alanlarımızın yeniden ağaçlandırılması ve kazandırılması lazım değerli arkadaşlar.

İstanbul'la ilgili Sayın Bakanın söylediği gerçekten önemli bir şey var, Sayın Başbakanın geliş noktası orası, Sayın Berhan Şimşek de bu konudan bahsetti; ancak, ben de bir şeyden bahsetmek istiyorum. Ben, cumartesi pazar günleri İstanbul'daydım, gittiğim alanlarda özellikle bilboardlara bakıyorum, ne yazıyorlar diye. İstanbul'daki bilboardlarda yazanları size söyleyeyim: "Kırk yıl sonrasının altyapı çalışmalarını bitirdik." İstanbul'daki bilboardlarda bu yazıyor!

Değerli arkadaşlar, bunu, sadece bugünkü yönetim söylemiyor. Bugünkü yönetim 1994 yönetiminin devamıdır. Onlar da aynı şeyleri söylüyorlardı. Eğer, 20 santimlik karda, İstanbul yönetimi ve devlet yönetimi etkisiz kalmışsa, bu ayıp, İstanbul'u yönetenlere ve devleti yönetenlere yeter diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kamacı.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sunuşlar uzun olduğundan, Divan Üyemizin, sunuşları oturarak sunmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sözlü soruların geri alınmasına dair önergeler vardır; okutuyorum :

B) Tezkereler ve Önergeler

1. - Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, (6/823) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/137)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 368 inci sırasında yer alan (6/823) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 26.1.2004

                                    Rasim Çakır

                                              Edirne

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

2. - Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, (6/566) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/140)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 124 üncü sırasında yer alan (6/566) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum. 26.1.2004

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                       Kemal Sağ

                                              Adana

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

3. - İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un (6/431) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/139)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(6/431) esas numaralı sözlü soru önergemi, önergeme yazılı cevap geldiği için geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 26.1.2004

                                 Kemal Anadol

                                               İzmir

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

4.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in, (6/895, 6/896, 6/908) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/138)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 438, 439 ve 450 nci sıralarında yer alan (6/895, 6/896 ve 6/908) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum. 22.1.2004

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                      Sedat Pekel

                                          Balıkesir

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.

2 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Eskişehir Milletvekili Cevdet Selvi ve 22 milletvekilinin, öncelikle sokakta yaşayan çocuklar arasında yaygınlaşan ve toplumun geleceğini tehlikeye düşüren uyuşturucu kullanımı konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/160)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda uyuşturucu bağımlısı ve kamuoyunda "tinerci-balici çocuklar" olarak anılan çocukların neden oldukları olaylar herkesi dehşete düşürmekte, telafisi zorlaşan sosyal bir yara giderek ciddî bir tehlike haline gelmektedir.

Her köprünün altında, sur diplerinde, bankamatik kabinlerinde, banklarda, parklarda, iş hanı girişlerinde birbirine sarılmış yatan çocuklar olağan bir görüntü sergilemektedir.

Önceleri tek başına dolaşan bu çocuklar, karşılaştıkları tehlikeler karşısında gruplaşmaya, sonra da çeteleşmeye başlamışlardır. Aç kaldıklarında ya da tiner almak istediklerinde hırsızlık, gasp gibi suçlara yönelmektedirler. Bu çocukların işledikleri suçlar her geçen gün artmakta, dehşet boyutuna ulaşmaktadır.

Bu çocukların, büyüklerin oluşturduğu çeteler-mafyalar tarafından gasp, kapkaç, haraç ve hırsızlık işlerinde kullanıldıklarını da olaylar ortaya koymaktadır.

Büyük şehirler dışındaki illerde de hızla yaygınlaştığı, diğer çocukları tehditle suça zorladıkları görülmektedir.

Bu gruba ait çocukların bir kısmının, artık yetişkin hale gelmeleri ve yasadışı ilişkileri sonucu, ikinci neslin oluşumuna ve hatta gen bozukluklarına katkıda bulundukları iddia edilmektedir.

Diğer taraftan, suç işleyen ya  da suça karışan çocukların cezaevine konulması, mevcut cezaevi düzeninde, çocukların ıslahı bir yana, yeni suç teknikleri öğrenmelerine neden olmaktadır.

Bu olaylar, yazılı ve görsel medyada da her gün karşımıza çıkmaktadır.

"Sahipsiz canavarlar; Öğretmen Serpil Yeşilyurt'u ve annesini kaçıran, sonra tecavüz eden ve genç öğretmeni bıçaklayarak öldüren çocukların tinerci olduğu ortaya çıktı."  (Zaman Gazetesi)

"Erzurum'da iki tinerci kaçırdıkları  3 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz edip başını taşla ezerek öldürdüler."

"Kartal'da 25 yaşındaki Aysel Tabak, çantasını gasp eden tinerci tarafından öldürüldü."

"24 yaşındaki S. Donatlı  adlı tinerci, annesini sekiz yerinden bıçaklayarak öldürdü."

"Bakan eşine tinerci saldırısı." (Hürriyet)

"Şimdi de okullu tinerciler." (Hürriyet)

"Tinerci çocuklar çatıda eylem yaptı." (Zaman)

"Komando yüzbaşı, tinercilerin saldırısında hayatını kaybetti." (Net Haber)

"Tinerciler kız yurdunu bastı." (Milliyet)

"Beşiktaş'ta tinerci dehşeti; bir ayakkabı boyacısı, tinerci çocuklar tarafından bıçaklanarak öldürüldü." (NTV)

Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, 2002 yılında emniyete getirilen 95 732 çocuğun yüzde 35'inin, sigara, alkol, çözücü, yapıştırıcı, uyuşturucu ve hap kullandığı açıklanmıştır.

Yapılan araştırmalara göre, 28 000 civarında bağımlı çocuğun olduğu ve bunların 6 000 kadarının örgütlü suça karıştığı veya bireysel suç nedeniyle hapishaneye girdiği belirtilmektedir. Önlem alınmadığı takdirde, önümüzdeki beş yıl içerisinde bu sayının 100 000 civarında bir sayıya ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Bu çocukların sokaktan kurtarılarak rehabilitasyonunu sağlamakla görevli;

SHÇEK (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu),

UMATEM (Bakırköy Ruh ve Akıl Hastalıkları Hastanesi Uçucu Madde Araştırma ve Tedavi Merkezi),

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, gibi kurumların yetersiz kaldığı ve bu nedenle bazı valiliklerin, belediyelerin ve konuya duyarlı sivil toplum örgütlerinin kendi imkânlarıyla çözüm aradıklarına tanık olmaktayız.

Sokak çocukları içinde "tinerci - balici" çocukların durumu ayrı bir özellik taşımaktadır. Özel bir program uygulaması da kaçınılmaz hale gelmiştir.

Gözler önünde ve hızla büyüyen bu tehlike, çocuklarımızı kurtarmak bakımından önem taşırken, sosyal yaşamımızda her geçen gün yeni sorunlar getirmektedir.

Anayasanın 41, 42, 58 ve 60 ıncı maddeleriyle devlete bu konularda önleyici tedbirleri alma görevi verilmiştir.

Ayrıca "Çocuk Hakları Sözleşmesi" bu konuda devlete önemli görevler yüklemektedir.

Bu nedenlerle toplumda huzursuzluk yaratan, toplumun geleceğini tehlikeye düşüren, aileleri tedirgin eden bu sorun hakkında Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

  1- Cevdet Selvi (Eskişehir)

  2- Muharrem Kılıç (Malatya)

  3- Orhan Ziya Diren (Tokat)

  4- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)

  5- Kemal Sağ (Adana)

  6- Bülent Baratalı (İzmir)

  7- Hakkı Ülkü (İzmir)

  8- Hakkı Akalın (İzmir)

  9- Mehmet Boztaş (Aydın)

10- Nuri Çilingir (Manisa)

11- Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)

12- Mehmet Tomanbay (Ankara)

13- Mehmet Işık (Giresun)

14- Fikret Ünlü (Karaman)

15- Ersoy Bulut (Mersin)

16- Hüseyin Özcan (Mersin)

17- Şevket Gürsoy (Adıyaman)

18- Abdulkadir Ateş (Gaziantep)

19- Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)

20- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)

21- Nadir Saraç (Zonguldak)

22- Necati Uzdil (Osmaniye)

23- Yılmaz Kaya (İzmir)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İkinci önergeyi okutuyorum :

2. - Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 24 milletvekilinin, OHAL uygulamasının sonuçlarının incelenerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/161)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

10.7.1987 tarihinde 285 sayılı KHK ile yürürlüğe giren 30.11.2002 tarihinde sona eren olağanüstü halin yürürlükte kaldığı dönem boyunca terörle mücadelede başarılı sonuçlar alınmış olmasına rağmen bölgede bu uygulamanın sosyal ve ekonomik açılardan olumsuz bazı etkileri sürmektedir. Bu nedenle OHAL uygulamasının sosyal, ekonomik, güvenlik alanlarındaki sonuçlarının irdelenerek bölgede tam demokratik bir ortamda huzur ve güven içinde gelişmelerin sağlanması için Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

  1- Mesut Değer (Diyarbakır)

  2- Muharrem Kılıç (Malatya)

  3- Orhan Ziya Diren (Tokat)

  4- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)

  5- Kemal Sağ (Adana)

  6- Bülent Baratalı (İzmir)

  7- Hakkı Ülkü (İzmir)

  8- Hakkı Akalın (İzmir)

  9- Mehmet Boztaş (Aydın)

10- Nuri Çilingir (Manisa)

11- Nezir Büyükcengiz (Konya)

12- Şevket Arz (Trabzon)

13- Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)

14- Mehmet Tomanbay (Ankara)

15- Mehmet Işık (Giresun)

16- Fikret Ünlü (Karaman)

17- Hüseyin Özcan (Mersin)

18- Ersoy Bulut (Mersin)

19- Şevket Gürsoy (Adıyaman)

20- Abdulkadir Ateş (Gaziantep)

21- Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)

22- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)

23- Nadir Saraç (Zonguldak)

24- Necati Uzdil (Osmaniye)

25- Yılmaz Kaya (İzmir)

Gerekçe :

OHAL Bölge Valiliğinin yetki alanı kapsamında olağanüstü hal ilan edilmiş ve mücavir alan olarak belirlenmiş yerleşim birimlerinde

1- Yaşam Hakkı

a) Yasadışı örgüt mensupları ile güvenlik güçleri arasında meydana gelen çatışmalarda 36 140 ölü sayısı, 18 489 yaralı, toplam   54 629.

b) Terörün çatışma ortamında yaralanan sivil insan sayısı 5 887, ölü sayısı 5 105'tir.

c) 1 248 kişinin siyasî nitelikte öldüğü, 18 kişinin gözaltında öldüğü, 194 kişinin kayıp olduğu

d) Mayın ve bomba patlamalarında yaralanan TSK ve diğer güvenlik güçleri ve sivil sayısı 2 712, hayatını kaybedenlerin sayısı 943'tür.

2- Mülkiyet Hakkı

905 köy, 2 523 mezra, toplam 3 428 yerleşim birimi boşaltılmış olup, 378 335 kişi yerinden edilmiştir. Boşaltılan köylere geri dönüş projesinden beklenen verim ve sonuçların alınması için proje üzerinde ayrıntılı değerlendirmeler yapılmalıdır.

3- Çalışma Özgürlüğü

Bölgenin hâlâ sürgün ve istenmeyen tayin yeri olmaktan çıkarılması, bölgede çalışmanın ekonomik özendiriciliğinin artırılması. (Zorunlu tayini çıkarılan personel sayısı 855'tir.)

4- İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

İşkence ve kötü muamele gerekçesiyle toplam 1 275 suç duyurusunda bulunulmuş, 1 177 soruşturma başlatılmış, 1 017 kamu görevlisi hakkında 296 dava açılmıştır.

5- DGM'lerde Yargılananlar

72 754 kişi gözaltına alınmış, 42 795 kişi yargılanmıştır.

6- Örgütlenme Özgürlüğü, İletişim Özgürlüğü

Sanat, toplantı, gösteri, ifade özgürlüğünde ihlaller yaşanmıştır.

7- Güvenlik Hizmetlerinin Yaygınlaştırılması

Korucuların yeni rollerinin açıklıkla tanımlanması, kırsal kesimdeki sosyal projelerde görevlendirilmesi. (58 511 geçici köy korucusu, 12 279 gönüllü köy korucusu, toplam 70 790)

8- OHAL adı altında

Silah ruhsat sayısı ise 30 000 kişidir.

Son olarak, Eve Dönüş Yasası olarak çıkan toplam 8 pişmanlık yasalarının gerçek anlamda beyaz sayfa açma niteliği taşımaması.

9- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru toplamı 4 820 olduğu,

Bu anlatılanlardan yola çıkarak; demokratikleşme, hukuk devleti ilkesi ışığında Avrupa Birliği sürecinde yolsuzluklar kadar OHAL uygulamalarının irdelenmesi gerekmektedir.

OHAL'de,

1. - Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonunun kurulması,

2. - 3 Kasım Susurluk olayı gibi hukuk dışında görev yapan görevlilerin zamanaşımına bakılmaksızın yargı yolunun açılması ve yargılanması,

3. - Terörden zarar gören yurttaşlarımıza maddî ve manevî tazminat ödenmesi için bu araştırma önergesi verilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım :

IV. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 6    Tarihi: 27.1.2004

Genel Kurulun 27.1.2004 Salı günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Genel Görüşme ve Meclis araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 25 inci sırasında yer alan (10/51) esas numaralı Meclis Araştırması önergesinin görüşmelerinin bitiminden sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 18 inci sırasında yer alan 338 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, 19 uncu sırasında yer alan 340 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 356, 355, 362 ve 363 sıra sayılı kanun tasarılarının 48 saat geçmeden 6, 7, 8 ve 9 uncu sıralarına, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 29, 30 ve 31 inci sıralarından yer alan kanun tasarılarının ise bu kısmın 10 ilâ 20 nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi; çalışma süresinin bugünkü birleşimde 340 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 28.1.2004 Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların görüşülmemesi ve 363 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

 

 

Bülent Arınç

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

Sadullah Ergin

K. Kemal Anadol

 

AK Parti Grubu Başkanvekili

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Söz talebi?.. Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır.

Birinci sırada yer alan, Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut ve 2 milletvekilinin önergesi, önergeye konu teklif Plan ve Bütçe Komisyonunca görüşülerek sonuçlandırıldığından, gündemden çıkarılmıştır.

İkinci sırada yer alan, İzmir Milletvekili Sayın Enver Öktem'in önergesini okutuyorum :

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

5. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/176), İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/141)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan (2/176) esas nolu Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan doğruya gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim. 16.1.2004

                                   Enver Öktem

                                               İzmir

BAŞKAN - Sayın Öktem, söz talebiniz var mı?

ENVER ÖKTEM (İzmir) - Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yasama yılı içerisinde çalışmalarını tamamladığımız ve temmuz ayı içerisinde Başkanlığa sunduğumuz kanun teklifimizle ilgili şu ana kadar herhangi bir işlem yapılamadığı için, İçtüzüğümüzün 37 nci maddesi gereğince doğrudan görüşülmesi talebinde bulunduk ve bu nedenle huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiyemizin coğrafî konumu ve jeopolitik konumu gereği, gerçekten, son derece riskli bir coğrafyada yaşamaktayız. Bu coğrafyada, depremler, doğal afetler ve savaş hali, ülkemizin gündemini sürekli işgal etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, takdir edersiniz ki, bu coğrafyada hepimiz yaşamak zorundayız; çünkü, bu coğrafya bizim aynı zamanda vatanımız. Bir başka coğrafyada, bir başka toprak parçasında yaşama şansımız da söz konusu değildir.

Depremler, doğal afetler ve savaş hali gibi durumlar gündemimizi sürekli işgal ettiğine göre, Türkiye'nin içinde bulunduğu bu koşulları gözönüne alarak sunduğumuz kanun teklifinin, olabildiğince, siyasî tartışmalardan uzak değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Gerçekten, bir ulusal çıkar doğrultusunda bu kanun teklifinin değerlendirilmesi, ülkemiz açısından da, insanlarımız açısından da önem arz etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, sunduğumuz kanun teklifi, özellikle, deprem anında ve bu doğal afetler noktasında görev yapan arama ve kurtarma ekipleriyle ilgilidir. Bunların sayısı, Türkiye'de şu anda 1 057 civarındadır. Bunlara tahsis edilen kadro da 2 000 küsurdur. Bu arkadaşlarımızın yaptığı görev, gerçekten, çok insanî bir görevdir. Bu tür afetlerde yirmidört saat görev yapan, yirmidört saatlik süre içerisinde de teyakkuz içinde olan, anında görev yerine intikal eden ve intikal ettiklerinde ise sürekli oradaki biyolojik gazlarla mücadele eden bu insanlar, salgın hastalıklarla ve biyolojik silahlarla da mücadele etmek durumundadırlar.

Bu arkadaşlarımızın yaptığı görev, gerçekten çok insanî bir görevdir. Dolayısıyla, bunlarla ilgili bir değerlendirme yaparken de insanî boyuttan değerlendirilmesinin çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Biliyorsunuz, 1999 yılında Türkiye, çok önemli bir Marmara depremi, Düzce depremi yaşadı, yakın bir geçmişte Bingöl'de böyle bir depremle karşı karşıya kaldık, yine yakın bir geçmişte İzmir'de, İzmir'in çeşitli ilçelerinde böyle bir depremle karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla, her gün bu tür afetlerle karşı karşıya kalacağımız gerçeğinden de hareketle, bu insanlarımızın özlük haklarını yeniden düzenlemek gibi bir görevimiz olduğunu düşünmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu insanların çalıştıkları yer olan Ankara-İstanbul yolu üzerindeki Sivil Savunma Müdürlüğüne kadar gittim. Orada, böyle bir durumda yaptıkları görevle ilgili tatbikatları izledim ve bu insanlarla bire bir görüşmelerde bulundum. Gerçekten, bu arkadaşlarımızın şu anda aldıkları ücret 500 000 000 lira civarındadır; yani, insanın canını kurtaran, kendi canlarını bu anlamda tehlikeye atan bu insanlarımız, şu anda, açlık sınırındaki bir ücretle görev yapmaktadırlar. Takdir edersiniz ki, bu insanlar, yaptıkları görev icabı  sürekli bir moral çöküntüsü içerisindedirler, depresyon içerisindedirler, sürekli cesetlerle, yaralılarla karşı karşıyadırlar ve onları kurtarmakla kendilerini görevli saymaktadırlar. Bu insanlarımızın hem yurt içinde hem de yurt dışında, gerçekten çok önemli başarılara da imza attıklarını hepimiz bilmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifimizi değerlendirirken sizden en büyük ricam, mümkün olabildiğince siyasî tartışmaların ötesinde olayı değerlendirmenizdir. Eğer, 1999 yılındaki depremleri hatırlayacak olursanız, Türkiye, ulusal bir politika belirleme noktasına gelmiş ve karşılaşabileceğimiz olası bu tür afetler noktasında araç gereç ve teçhizatlara yönelik yoğun bir çalışma içerisinde bulunmaktadır ve milyonlarca dolar tutarındaki paramızı buralara yatırmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Öktem; sözlerinizi tamamlar mısınız.

ENVER ÖKTEM (Devamla) - Bu yatırımlar, elbette ki gerekli yatırımlardır, Türkiye'nin buna ihtiyacı vardır, insanlarımızın buna ihtiyacı vardır. Bu kadar önemli yatırımların yapıldığı bir noktada, işin insan faktörünü de unutmamak gerektiğini düşünmekteyim; çünkü, nihayetinde, bu araç ve gereçleri bu insanlar kullanacaklardır. Can kurtaran bu insanların canını kurtarmanın ve onları insanca yaşayabilecekleri bir ücret seviyesine taşımanın da Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun bir insanlık ödevi olduğunu düşünmekteyim.

Bu düşüncelerden hareketle, özellikle AKP Grubunu bu kanun teklifimizi desteklemeye davet ediyorum. Bunu bir insanlık ödevi olarak sayıyorum. Bu ödevi yerine getireceğinizden kuşku duymuyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öktem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

V. - SEÇİMLER

A) Komİsyonlarda AçIk Bulunan Üyelİklere Seçİm

1. - Millî Savunma, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

BAŞKAN - Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Sivas Milletvekili Sayın Orhan Taş aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda boş bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Van Milletvekili Sayın Halil Kaya aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçeceğiz.

Sayın Millî Eğitim Bakanı ile Sayın Kültür Bakanının talepleri var. Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, 7, 10 ve 17 nci sıralardaki sözlü sorulara birlikte cevap vermek istemektedirler. Belirtilen sorulara sıra geldiğinde gereği yapılacaktır. Kültür Bakanı Sayın Erkan Mumcu da, 1, 11 ve 12 nci sıralarda bulunan sözlü sorulara birlikte cevap vermek istemişlerdir. Bu istem gereğince sözlü soru önergelerini sırayla okutacağım.

Buyurun:

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) Sözlü Sorular ve CevaplarI

1. - Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, Bağ-Kur primlerinde yapılan artışa ve prim borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/402) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

2. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, SSK hastanelerindeki bazı uygulamalara ve sözleşmeli personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/420) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

3. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, SSK hastanelerinde çalışan sözleşmeli personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/421) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

                                    Ersoy Bulut

                                            Mersin

Esnaf ve sanatkârların büyük bölümü mevcut vergi borçlarını makul süre ve miktarlarda ödemenin hesabını yaparken ve zaten ödeyemediği Bağ-Kur prim borçları için de bir ödeme kolaylığı beklerken, 1.4.2003 tarihinden geçerli olmak üzere prim ödemelerinin yüzde 40 artırılması bu kesim üzerinde şok etkisi yaratmıştır.

Soru 1.- Zaten zor durumda olan esnaf ve sanatkârları iyice zora sokacak olan prim artış uygulamasının geri alınması veya daha makul seviyeye düşürülmesine ilişkin bir çalışmanız var mıdır?

Soru 2.- Birikmiş Bağ-Kur prim borçları için esnaf ve sanatkârlara bir ödeme kolaylığı getirilmesine ilişkin çalışmalarınız var mıdır? Yok ise nedeni?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                               Muharrem İnce

                                             Yalova

1.- Yapılan işin gereği aynı niteliklere sahip ve diğer personelle aynı koşulları paylaşan SSK hastanelerindeki sözleşmeli personele fazla mesai durumunda ücret ödenmemesi ve özellikle sözleşmeli kadın personele 30 günlük doğum izni gibi farklı uygulamaları, çalışma yaşamında egemen kılınmaya çalışılan etik değerlerle bağdaştırmak mümkün müdür?

2.- Bugüne kadarki uygulamalarda açıkça işlemediği görülen ve yeni mağduriyetlere yol açan randevulu hasta kabul uygulamasına devam edilecek midir? Devam edilecekse, bu sistemde herhangi bir değişiklik yapılması düşünülmekte midir?

3.- Yalova SSK Yaşar Okuyan Hastanesinde çalışan 46 doktor, 156 ebe, hemşire toplam 287 sağlık personeli sözleşmeli statüde çalıştırılmaktadır. Yalova gibi nüfus ve yerleşim alanı olarak küçük bir ildeki bu durum, Bakanlığınızca sözleşmeli personel çalıştırmanın genel bir politika olarak benimsendiğine mi, yoksa sadece Yalova'ya özgü özel bir durum olduğuna mı yorumlanmalıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                               Muharrem İnce

                                             Yalova 

Bakanlığınıza bağlı SSK hastanelerinde sözleşmeli personel statüsünde göreve başlatılan ve diğer personellerle aynı niteliklere sahip, onlarla aynı iş koşullarını paylaşan çok sayıdaki sözleşmeli personel çeşitli özlük hakları bakımından mağdur edilmektedir. Bu nedenle;

1.- ÖSYM tarafından yapılan kamu personeli seçme sınavında gösterdikleri başarı nedeniyle işe alınan bu kişiler, neden diğer kurumlarda olduğu gibi 657 sayılı Yasaya tabi değil de, sözleşmeli olarak işe başlatılmaktadır?

2.- Yaptıkları işin gereği olarak aynı niteliklere sahip olan ve aynı iş koşullarını paylaşan bu kişiler, 657 sayılı Devlet Memurları Yasasına tabi sağlık personelinden neden farklı ücret almaktadırlar? Eşit işe eşit ücret gibi çalışma hayatının temel ilkesine de aykırı olan bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

3.- Daha önceden SSK hastanelerinde sözleşmeli personel statüsünde çalıştırılıp da sonradan devlet memurluğuna geçirilen personel var mıdır? Bunların toplam sayısı kaçtır?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mumcu, soru önergelerinin üçünü birden cevaplandıracaklardır.

Buyurun Sayın Mumcu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Başkanlıkça Heyetinize takdim edilen soru önergeleri için Bakanlıkça hazırlanan yanıtları Heyetinize sunmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum; bu vesileyle, Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, 31.3.2003 tarihli ve 25065 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanununun 51 inci maddesiyle, prim ve aylıkların hesabında esas alınan 1.4.2003 ve 31.3.2004 tarihleri arasında geçerli olacak gelir basamaklarını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Bağ-Kur sigortalıları ve bunların hak sahiplerinin mağdur olmamaları ve işlemlerde gecikmelere neden olunmaması için, yasa hükmü olan yüzde 40 artışlı primler alınmaya başlanılmış; ancak, Bakanlar Kurulu kararının yayımlanmasıyla birlikte yüzde 20 artışlı primlerin tahsili işlemlerine başlanılmış, sigortalıların nisan ayında ödedikleri fazla primler mayıs ayı primlerine mahsup edilmiştir.

Birikmiş Bağ-Kur prim borçlarıyla ilgili olarak, 2001 yılı temmuz ayı dahil olmak üzere, prim gecikme zammı ve faiz borçlarının 18 ay süreyle yıllık yüzde 3 tecil faizi uygulanarak taksitlendirilmesi yapılmış, bu uygulamadan 535 000 sigortalı yararlandırılmıştır. Yine, bu uygulamadan yararlanamayan borçlu sigortalılara, ikinci defa, 2002 yılı mart ayı dahil olmak üzere, aynı borçların, aynı şekilde, 18 ay taksitlendirilerek ödenmesi imkânı verilmiştir.

1479 ve 2926 sayılı Kanunlara tabi sigortalıların Bağ-Kura olan borçlarının yeniden yapılandırılarak alacakların tahsiline imkân sağlanması amacıyla hazırlanan Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur Alacaklarının Tahsilatının Hızlandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, Bakanlığımızca, Başbakanlığa sunulmuştur.

Bu duygu ve düşüncelerle, Heyetinizi, Çalışma Bakanlığı adına selamlayıp, şimdi, izninizle, Sayın Muharrem İnce'nin sorusu için hazırlanan yanıtı takdim etmek istiyorum.

Sosyal Sigortalar Kurumunda görev yapan sözleşmeli personel hakkında, Maliye Bakanlığınca bildirilen hizmet sözleşmesi esaslarına göre işlem yapılmakta olup, bahse konu hizmet sözleşmesinde bulunmayan hükümler hakkında da, 6.6.1978 tarih ve 15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslara göre işlem yapılmakta ve doğum öncesi ve doğum sonrası izinler hakkında da her iki hizmet sözleşmesi esaslarında hüküm bulunmadığından, mevcut hizmet sözleşmesinin 9 uncu maddesindeki "resmî tabip raporuyla kanıtlanan hastalıklar için yüzde 30'u geçmemek üzere ücretli hastalık izni verilir. Hastalık sebebiyle Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığınca ödenen geçici iş göremezlik ödeneği, ilgilinin ücretinden düşülür. Sözleşmeli personelin yılda bir seferde veya parça parça 30 günden fazla hastalık raporu ibraz etmesi halinde sözleşmesi, sağlık hizmetlerinin aksamamasını sağlamak için, herhangi bir işleme gerek kalmaksızın feshedilmiş sayılır" hükmü gereğince işlem yapılmaktadır.

Yine, Sayın İnce'nin yönelttiği soruya ilişkin Bakanlıkça hazırlanan bir başka yanıtı okuyorum:

Sosyal Sigortalar Kurumu sağlık tesislerinde sağlık hizmetlerinin daha etkin ve verimli hale getirilmesi, tedavi harcamalarında tasarruf sağlanması ve personele ihtiyaç duyulan yerlerde istihdam edilmesi için, personel ihtiyaçlarının, 506 sayılı Kanunun 123 üncü maddesi uyarınca, hizmet sözleşmesi esaslarına göre sözleşmeli personelle karşılanmasını teminen Maliye Bakanlığınca vizeleri yapılan, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünce de atama izinleri alınması suretiyle yerleştirme işlemlerinin yapılması, ihtiyaç duyulan uzman tabip, tabip, eczacı ve diş tabibi kadrolarına atanacakların 13.6.2000 gün ve 24078 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 4576 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinde belirtildiği gibi sınavsız, diğer sözleşmeli sağlık personelinin ise, devlet memurluğu sınavında başarılı sayılmak için alt sınır olan 70 puan şartı aranmadan; ancak, puan sıralamasında dikkat edilerek özellikleri uygun olan adayların, 50 puanın altına düşmemek kaydıyla, açıklanan atamaların yapılması, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 12.12.2001 tarih ve 16739 sayılı yazısıyla uygun görüldüğünün bildirilmesi üzerine, devlet memurları sınavında başarı puanına göre yerleştirilme işlemi Ankara 25 inci Noterinin huzurunda yapılarak atamalar tamamlanmıştır.

Heyetinize, saygılarımla arz ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Mumcu.

Sözlü sorular kısmımızın 1, 11 ve 12 nci sıralarında yer alan sözlü soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

Teşekkür ederim.

4. - Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, özelleştirilen kuruluşlardaki özürlü işçilerin durumuna ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/403)

BAŞKAN- Cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta)- Sayın Başkan, uygunsa, gündemin 3 ve 8 inci sıralarındaki soru önergelerini birlikte yanıtlayacağım.

BAŞKAN- Peki

5. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde-Çamardı karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/404) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

6. - Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in, Tarsus-Çamlıyayla köprü ve yol ihalesinin iptal edilmesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/415) ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

BAŞKAN - Soru önergelerini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Zeki Ergezen tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 17.4.2003

                                 Orhan Eraslan

                                               Niğde

Niğde İlini Çamardı İlçesine bağlayan yol son derece dar olup, gün geçtikçe artan trafik ihtiyacını karşılayamamaktadır.

Bu itibarla;

Soru: Niğde-Çamardı yolunun genişletilmesi düşünülmekte midir? Eğer düşünülüyor ise uygulama programı nasıldır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Bayındırlık Bakanı Sayın Zeki Ergezen tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 21.4.2003

                                Hüseyin Güler

                                            Mersin

Soru : Tarsus-Çamlıyayla arasındaki yol, 80 yıl öncesinin güzergâhıdır. Bu yol çok kıvrımlı ve kullanışsız olmasından dolayı yöre halkı büyük zorluklar yaşamaktadır. Keşbükü mevkiindeki köprü ise 1940 yılında Nahiye Müdürü nezaretinde köylülerce yapılmıştır. Bu köprü tek şeritli ve yıkılmak üzeredir.

Karayolları, köprü yapımı ve yol bağlantısı için proje yapmış ve geçen yıl ihaleye çıkarmıştır. Bu yıl bu ihale iptal edilmiştir.

Projesi hazır olan Tarsus-Çamlıyayla köprü ve yol ihalesi neden iptal edilmiştir ve Bakanlık olarak bu konuda bir çalışmanız var mı?

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Soruları Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mumcu cevaplandıracaklardır

Buyurun Sayın Mumcu.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, anılan sözlü soru önergeleri için Bakanlıkça hazırlanan yanıt metinlerini sunmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum; bu vesileyle Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kayseri - Niğde ayrımı ile Çamardı-Kamışlı-Pozantı ayrımı yolunun toplam uzunluğu 102 kilometredir. Çamardı güzergâhının uzunluğu 52 kilometredir. Mevcut hali sathî kaplamalı asfalt, 3 üncü sınıf il yoludur. Yolun platform genişliği 7 metredir. 20 metre üzerinden kamulaştırılması önceki yıllarda yapılmıştır.

Maksimum boyuna eğimi yüzde 11 olan bu yol, proje ve yatırım programında yer almamaktadır. Şimdilik, yolda, rutin bakım ve onarım çalışmaları yapılmaktadır. Ödenek imkânlarının yeterli olması halinde önümüzdeki yıllarda yolun genişletilmesi çalışmaları yapılacaktır.

Yine, 2002 yılı yatırım programında "İl Yolları Onarım" bölümünde yer alan 63 kilometre uzunluğundaki Tarsus-Çamlıyayla yolunun 14 ile 19 uncu kilometreler arasındaki 5 kilometrelik Keşbüke varyantı, yatırımların rasyonelleştirilmesi kapsamında, Yüksek Planlama Kurulu kararına istinaden yatırım programından çıkarılmıştır.

Ancak, söz konusu projenin, bütçe imkânlarının elverdiği ölçüde, önümüzdeki yıllar yatırım programına alınarak gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.

Yüce Heyetinize, saygılarımla arz ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

7. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, emekli maaşlarının aylık olarak ödenip ödenmeyeceğine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/405)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Önerge ertelenmiştir.

8. - Denizli Milletvekili V.Haşim Oral'ın, Irak Savaşı ve ABD'nin malî yardımına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/408)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Önerge ertelenmiştir.

9. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, petrol sondaj makinelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/409)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Önerge ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, 7 nci, 10 uncu ve 17 nci sıralarda yer alan sözlü soru önergelerine Sayın Millî Eğitim Bakanı cevap vereceklerdir.

10. - Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in, Mersin Bozyazı İlçe Millî Eğitim Müdürünün tayinine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/413) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

11. - Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, ÖSYM tarafından yapılan yabancı dil sınavlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/418) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

12. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, lise son sınıf öğrencilerinin üniversiteye hazırlanma amacıyla rapor almalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/427) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

BAŞKAN - 7 nci, 10 uncu ve 17 nci sıralardaki önergeleri okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. (21.4.2003)

                          Dr. Hüseyin Güler

                                            Mersin

Soru :

Mersin Bozyazı İlçe Millî Eğitim Müdürü Selahattin Özilice 31.3.2003 tarihinde Kars Susuz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü görevini yürütmek üzere görevlendirilmiştir.

1988 yılından beri onbeş yıl boyunca eşiyle birlikte öğretmen ve idareci olarak başarılı hizmetler vermiş, yöre halkı tarafından sevilen ve herkesin takdirini kazanmış, gerek Bozyazı Spor Kulübü kaptanlığını, idareciliğini ve avukatlığını her yönüyle başarılı bir şekilde yürüten Selahattin Özilice'nin aile bütünlüğü ve düzeninin bozularak Kars Susuz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne hangi gerekçeyle tayin edilmiştir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Millî Eğitim Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                        Prof. Dr. Necdet Budak

                                              Edirne

Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜDS), 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 24 üncü ve 65 inci maddeleri gereğince hazırlanarak, 1 Eylül 2000 tarih ve 24157 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan "Doçentlik Sınav Yönetmeliği" uyarınca doçent adayları, doktora/sanatta yeterlik adayları için yapılan merkezî bir yabancı dil sınavıdır.

1- ÖSYM tarafından yapılan sınavların soruları (ÖYS ve YDS) genellikle yayımlanmasına rağmen, KPDS ve ÜDS soruları yayımlanmamıştır.

KPDS ve ÜDS sınavları yapıldıktan sonra yayımlamayı düşünüyor musunuz?

2- KPDS ve ÜDS sınavlarının her ikisi de yabancı dil seviyesini belirleyen sınavlardır.

KPDS-Kamu Personeli Dil Sınavının, ÜDS-Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı yerine geçerli sayılabilmesi için herhangi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

3- Dil sınavlarının sadece Ankara'da yapılması, sınava girenlere maddî zorluklar getirmektedir.

Bu mağduriyeti gidermek için, dil sınavlarını belli illerde yapmayı düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların, Sayın Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunu saygılarımla arz ederim.

                                 Atilla Başoğlu

                                              Adana

Soru :

Üniversiteye hazırlanmakta olan öğrencilerin lise son sınıfta rapor alarak okula gelmedikleri hususu tarafınızdan basınımıza açıklanmıştı. Eğitimde, önce, ahlakî ilkeleri vermemiz gerekliyken, yavrularımızın bu günden evrak sahteciliğine zorlanmasının önüne geçmek ve sözlerinizin gereğini yerine getirmek için bir çalışma içerisine girdiniz mi? Nasıl bir çözüm yolu düşünmektesiniz?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sorulara Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sözlerimin başında, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlü sorulara cevap vermeden önce, bugün gündemdışı bir konuşma yapan İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek'in şahsımla ilgili söylediği bazı sözlere bir iki cümleyle cevap vermek istiyorum. Ben, hiçbir beyanımda "mademki kar yağdı, İstanbullular iki gün dışarı çıkmasın" demedim; böyle bir şeyi de asla demem.

Bana soruldu; dedim ki: "Dünyanın en modern şehirlerinde bile olağanüstü haller olduğu zaman hayat felç olur. Bu olay, tabiî ki, ders almamız gereken bir olaydır, daha iyi hazırlıklı olmamız gerekirdi; ancak, bütün uyarılara rağmen, eğer, insanlar, çekme halatı, zincir olmadan araçlarıyla trafiğe çıkmışlarsa, burada kendilerinin de hatası vardır."

İkinci bir iddiası vardır. Bakın, İstanbul'da, bu kar yağışından iki gün önce, meteorolojinin uyarısı üzerine okullarımız tatil edilmiştir ve çocuklarımıza karneleri dağıtılmıştır. Ben, Sayın Şimşek'in bu beyanlarını, huzurlarınızda tashih etmek istedim.

Değerli milletvekilleri, 7 nci sırada bulunan sözlü soru, Mersin Milletvekilimiz Sayın Dr. Hüseyin Güler'e aittir.

Öncelikle, kısa bir süre önce elim bir trafik kazasında annesini ve eşini kaybeden Değerli Milletvekili Arkadaşıma başsağlığı, vefat eden hanımefendilere de Allah'tan rahmet diliyorum ve kederli ailesine sabırlar temenni ediyorum.

Sayın Güler şu anda burada değil; ama, Mersin'in Bozyazı İlçesi Millî Eğitim Müdürü Sayın Selahattin Özilice'nin, niçin Kars'ın Susuz İlçesine Millî Eğitim Müdürü olarak gönderildiğini soruyor.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz bir bütündür; devletin generalleri, hâkimleri, savcıları, maliyecileri, her meslek mensubu, Türkiye'nin her tarafında görev yapar.

Kendisi de ifade ediyor; Selahattin Özilice, Bozyazı İlçemizde onbeş yıl boyunca çalışmıştır, beş yıl İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü yapmıştır. Kars Susuz İlçemiz, ilçe millî eğitim müdürü olmayan bir yerdi, kendisinin tayini oraya çıkarılmıştır.

Kaymakamlarımız; diyelim ki, Van'ın Bahçesaray ilçesinde çalışır, sonra, Ordu'nun Ünyesine gider, İstanbul'un bir başka ilçesinde çalışır, bütün yurdu dolaşır.

Burada, özellikle kasıt ve artniyet aramanın doğru olmadığını düşünüyorum. Kars'ın Susuz İlçesi Selahattin Özilice gibi bir arkadaşımızın hizmetine ihtiyaç duyduğu için gönderilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu vesileyle, söz almışken, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ve Cumhuriyet Halk Partili diğer bazı arkadaşlarım, günlerdir, hatta, aylardır, Bakanlığımla ilgili olarak kadrolaşma iddialarında bulunmaktadır, bunlara açıklık getirmek istiyorum.

Sayın Baykal, 20-21 Ocak 2004 tarihli Cumhuriyet Halk Partisi Grup Toplantısında, Millî Eğitim Bakanlığındaki 6 birimin adını vererek, buralardaki...

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniyenizi rica edeyim.

Sayın Bakan, sizin konuşmanız, sorulan sorular üzerine; konunun dışına çıkmamanızı rica ediyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkanım, mesele şudur: Bakın, kadrolaşma iddiaları bu Mecliste her gün dile getiriliyor. Ben, her gün huzurunuza gelerek, bunlara cevap vermiyorum; bu hayatî konuda Yüce Meclisi aydınlatmak istiyorum; sadece spesifik soruya cevap vermem gerekmez. Ben, kimseyi incitme, darıltma niyetinde değilim; müsaade ederseniz, buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Hayır; siz de takdir edersiniz ki, ben de İçtüzük çerçevesinde çalışmalarımızı yürütüyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Tamam efendim.

Bakın, Sayın Baykal, 6 tane isim veriyor -bunlardan 3'ü doğru bilgi değildir- İlköğretim Genel Müdürü, Yükseköğretim Genel Müdürü ve Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürünün vekâleten görev yaptığını söylüyor. Bir kere, yüzde 50 bir yanılma payı vardır, Sayın Baykal'a yanlış bilgi vermişlerdir.

İlköğretim Genel Müdürümüz de -Sayın Cumhurbaşkanı tarafından kararnamesi imzalanmıştır- şu anda asaleten genel müdürlük yapmaktadır. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürümüz Sayın Öner Güney de -Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kararnamesi imzalanmıştır- asaleten görev yapmaktadır. Öte taraftan, Yüksek Öğretim Genel Müdürümüz, zaten, üniversiteden, 38 nci maddeyle görevlendirilmiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 nci maddesi, bu tür görevlendirmelere cevaz veren bir maddedir; bunu ben icat etmiş değilim. Bunu öncelikle belirtmek istiyorum.

Diğer bir husus: Talim Terbiye Kurulunda çalışan 167 kişinin tarafımızdan sürgün edildiği, haksız bir muameleye tabi tutulduğu şeklinde defalarca açıklama yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, bu Mecliste bir kez söyledim, bir daha söylüyorum: Bu 167 kişi, soruşturma sonucu görevden alınmıştır ve mağdur edilmemiştir, Ankara'daki okullarımıza öğretmen olarak gönderilmiştir.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Hepsi bir anda mı oldu bunların Sayın Bakan, hepsi aynı anda mı oldu?!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bunların 167'si de mi suçluydu Sayın Bakan!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz...

Bunlardan 135'i yürütmeyi durdurma talebiyle mahkemeye başvurmuş ve mahkeme, bunların 132'sinin talebini reddetmiştir. 3'ünün talebi kabul edilmiş, bunlara da Bakanlığımız itiraz etmiş, 1'inin daha talebi reddedilmiştir. Yani, 135 kişiden 2'sinin yürütmeyi durdurma talebi kabul edilmiştir.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bir hukuk devletinde...

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye...

Ben, prensip olarak, hiçbir sözcünün sözünü kesmiyorum; ancak, Sayın Baykal, bu iddialarını, bu Meclis kürsüsünden dile getirmedi; dile getirseydi, size de söz verirdim. Siz, bunları, çok rahatlıkla, basın toplantısıyla kamuoyuna duyurma olanağına sahipsiniz; o nedenle, rica ediyorum, biz, çalışmalarımızı, belirlenen konu üzerinde sürdürelim.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Peki efendim.

Değerli arkadaşlar, bir başka şey, yine...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Siz devam edin Sayın Bakan.

RESUL TOSUN (Tokat) - Devam edin Sayın Bakan, devam edin...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, Türkiye'de, atamanın usulleri vardır. Birisi, şu Meclisten bir milletvekili arkadaşım, çıkıp da, bir hizmetlinin bile, yasalara aykırı bir şekilde, tarafımdan atandığını iddia ederse, devlet memuru olarak atandığını iddia ederse, ben, bu Meclisin huzurunda özür dileyeceğim. Bırakın bir öğretmeni, bir memuru, bir hizmetli bile bu anlamda tayin edilmemiştir.

Kadrolaşma nedir; kadrolaşma, partiniz tarafından, bakanlık tarafından bir ilan çıkarılır, partilileri davet edersiniz. Öğretmen ataması mı yapılacak, partililere dersiniz ki, bize yakın isimleri getirin atayalım; memur mu alınacak, partililerinize haber gönderirsiniz, onları alırsınız. Bakın, esas kadrolaşma... 1977, 1978, 1979 yıllarında 76 000 kişi, 45 günlük kurslara tabi tutularak bu ülkede öğretmen olarak atanmıştır. 40 ve 42 nci hükümetler döneminde, Sayın Baykal bakandır, Sayın Ali Topuz Grup Başkanvekilidir bakandır. Esas kadrolaşma budur. Her gün -ben sabrediyorum- ama her gün, birisi bırakıyor birisi nöbeti devralıyor, bizim kadrolaştığımız iddialarında bulunuyorlar. Tekrar söylüyorum: Atadığımız öğretmenler ortadadır; atanan memurlar ortadadır, bunların hepsi yasalara uygun yapılmıştır.

Şimdi, ben bunları geçiyorum değerli arkadaşlarım. Tekrar ifade ediyorum: Yasalara uygun olmayan bir şey varsa bu ülke hukuk devletidir, yanlış hesap Bağdat'tan döner. Türk millî eğitiminin esas şirazesi, o 1977, 1978, 1979 yıllarındaki atamalardan sonra kopmuştur. Dönemin Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Demirel "45 günde kabak bile yetişmez" diye itiraz etmiştir; ama, bu 76 000 kişi Türk millî eğitimini felç etmiştir. Bu konuda, ben, sizlerle duygularımı paylaşmak istiyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Sayın Bakan, haksızlık yapıyorsunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)- Edirne Milletvekilimiz Sayın Prof. Dr. Necdet Budak'ın, özellikle, Üniversitelerarası Kurul Dil Sınavındaki soruların niçin yayımlanmadığı yönünde bir sorusu var. "KPDS ve ÜDS soruları niçin yayımlanmıyor ÖSYM tarafından" diyor. Son derece haklı bir itirazda bulunuyor. Kendisini haklı buluyorum. ÖSYM bunları şunun için yayımlamıyor değerli arkadaşlar: Soru üretmek pahalı bir iştir. Daha sonraki zamanlarda, günlerde kullanmak üzere bu sorular yayımlanmıyor, ÖSS soruları, bildiğiniz gibi, yayımlanıyor; ama, TUS sınavları (Tıpta Uzmanlık Sınavı) yayımlanmıyor, KPDS (Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı) yayımlanmıyor, Üniversitelerarası Yabancı Dil Sınavı hakeza, yayımlanmıyor, LES (Lisansüstü Eğitim Sınavı) yayımlanmıyor ve dikey geçiş sınavı yayımlanmıyor. Bunun da sebebi -dediğim gibi- bu soruların üretilmesinin son derece pahalı ve zor bir iş olmasıdır; ama, rahatı tercih etmek gibi bir lüksümüz olamaz, zora talip olmamız lazım.

ÖSYM'ye, Millî Eğitim Bakanı sıfatıyla, değerli arkadaşımın bu talebi bildirilecektir. Ben de kendisi gibi düşünüyorum; bu sorular mutlaka yayımlanmalıdır.

Daha önce doçentlik dil sınavlarına giren insanlar KPDS'ye giriyordu; onun çok öncesinde, yine, ayrı bir imtihan vardı; ama, burada sakıncalar görüldü, değiştirildi, ÜDS şekline dönüştürüldü.

Değerli arkadaşım bu ÜDS uygulamasının, bu sınavların birçok ilde yapılmasını talep ediyor; aslında, bu da, haklı, makul bir istektir; ancak, sınavın selameti açısından ve müracaat eden insanların çok fazla olmamasından dolayı böyle bir uygulamada bulunuluyor. Bu da, kendileriyle konuşabileceğimiz bir konudur, daha doğrusu, ÖSYM yetkileriyle konuşacağımız bir konudur. Sayın Milletvekilimizi bu konuda da son derece haklı buluyorum.

Adana Milletvekilimiz Sayın Atilla Başoğlu...

NECDET BUDAK (Edirne) - Diğer sorularım vardı Sayın Bakan...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - O konuda bir değişiklik şu anda düşünülmüyor.

..son sınıftaki öğrencilerin, hasta olmadıkları halde dershanelere gidebilmek için, üniversite sınavına hazırlanmak üzere rapor almalarından söz ediyor. Bu da, maalesef, Türkiye'nin kanayan bir yarasıdır. Ben, Millî Eğitim Bakanı olduğum günden beri bu çarpıklığı dile getiriyorum. Bunun temel sebebi, ÖSS sınav sisteminden kaynaklanıyor. Siz, lise 2 nci sınıftan ve lise son sınıftan soru sormazsanız, bütün ÖSS'yi, ilköğretim müfredatının son sınıfına ve lise 1'e dayalı olarak yaparsanız, bu öğrenciler, liseden, okuldan koparlar ve arkadaşım son derece haklıdır; bu, aslında, ahlakî kurallara da aykırıdır. Hasta olmadığı halde, doktor da, onun hasta olmadığını bile bile bu insanlara rapor veriyor ve onlar da, böylelikle, okula gitmeyerek dershanelere gidiyorlar veya üniversite sınavlarına hazırlanıyorlar.

Biz, bununla ilgili olarak bir yasa çalışması yaptık ve Millî Eğitim Komisyonuna gönderdik; Millî Eğitim Komisyonu da bunu altkomisyona sevk etti. Üniversitelerle ilgili olarak hazırlayacağımız yasada, yani, 2547 sayılı Yasanın değişikliğiyle beraber bu meseleyi bir bütün olarak ele alma düşüncesindeyiz. Bu çarpıklık, mutlaka giderilmelidir.

ÖSS sınav sistemi, mutlaka, önümüzdeki yıllarda, çocuklar, gençler kendilerini mevcut duruma göre ayarladığı için de kademeli bir geçişle düzeltilmelidir. Hükümetimiz, bu meseleyi düzeltmekte kararlıdır. ÖSYM yetkilileriyle, YÖK yetkilileriyle de önümüzdeki günlerde bunları konuşacağız ve ümit ediyorum ki, aklın gereği olan bir çözümü hep birlikte gerçekleştireceğiz.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, 7, 10 ve 17 nci sıralardaki sözlü soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, sorularla ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

NECDET BUDAK (Edirne) - Şimdi, ben, Sayın Millî Eğitim Bakanına 3 soru sordum. O, tabiî "kadrolaşma" bilmem ne derken 1 soruyu "pahalı bir iş" diyerek geçiştirdi ve diğer 2 soruya hiç cevap vermedi. Biz, burada, Parlamentoda, özellikle, genç milletvekilleri olarak, bu dönemde, siyasî kaliteyi artırmak adına önergelerle, çalışmalarımızla çok farklı şeyler yapmaya çalışıyoruz; ama, yine -burada iktidar da, muhalefet de öyle- tartışma alanları açıyoruz ki, hiç sonuca gidemiyoruz. Ben işin özüyle ilgili... KPDS ve ÜDS sınavları yapılıyor ve yayımlanmıyor ve "pahalı bir iş diye yayımlanamıyor" deniyor. Bunun, ben, hiç pahalı bir iş olduğuna inanmıyorum; 100 soru bu! Amerika'da New Jersey'de, Amerikalılar, dünyada bunun ticaretini yapıyorlar ve TOEFL merkezi her ay bir sınav hazırlıyor.

Bir şey daha var, eğer, pahalıysa çelişki şurada: Bir KPDS bir de ÜDS sınavı yapılıyor. ÜDS sınavı, doçentliğe yükselmek amaçlı yapılıyor, diğeriyse normal para almak için. KPDS ve ÜDS de aynı tarzda sorular... Madem, KPDS, ÜDS'ye göre daha ağır bir sınav, en azından puan olarak endekslenerek... Sayın Bakan gitti herhalde, bizi dinleyen yok. Yani, kadrolaşmayı söyledi gitti. İşte, bu... Yani, olmuyor böyle.

Aynı sınavda endeksleme yaptığınız zaman, KPDS yüzdesinin yerine sayma şansınız var. Hem burada maddiyat olarak devlete yük de getirmez; ama, artı bir şey daha var; mademki maddiyat problem, Türkiye'de bu sınav bir tek Ankara'da yapılıyor. İnsanlar karda, kışta, kıyamette İzmir'den, Edirne'den, Sinop'tan, Adana'dan, Ağrı'dan, yol parası verip, Ankara'ya gelip, otel parası verip bu sınava giriyorlar. İki parti sınav yapılıyor; tek sınav yapılabilir; artı, bu insanlara maddî boyutları... Bunlar yapılabilirdi; ama, Sayın Bakanımız gitti. Sayın Bakan da kadrolaşma vesaire gibi konulara kendini kaptırmış... Sayın Genel Başkanımızın Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmasıyla ilgili olarak tutanaklardan alıntı yaparak bir düzeltme de yapmak istiyorum.

Sayın Genel Başkanımızın söylediği -Sayın Genel Başkanımızın söylediklerini tutanaklardan okuyorum- aynen şu: "Sayın Erkan Mumcu, göreve geldiği ilk ay, bir genelge yayımlayarak 30'u il, 513^ü ilçe müdürü, 105'i il müdür yardımcısı, 247'si il şube müdürü, 246'sı da ilçe şube müdürü olmak üzere, toplam 1 041 kişiyi görevinden almıştır." Bu da tutanaklarda var. Bu konuya da cevap vermiş olduk, ışık tuttuk; ama, keşke, biz, buradaki soru önergelerini, Türkiye'yi ilgilendiren bu özlü konuları burada açıklığa kavuştursak, hem ekonomik analiz yaparız hem iktidara hem de devlete faydamız olur. Bu, ormanda da böyle, tarımda da böyle, turizm alanında da böyle. Biz de muhalefet partisi olarak, önereceğimiz projelerle özüne katkıda bulunalım ki, bir işe yarayalım, ülkeye faydamız olsun. Bu amaçla bu soru önergelerini veriyoruz. Üç sorudan birini "pahalı bir iş" diyerek cevaplandırdı ve diğerleri gitti ve Sayın Bakanımız  da gitti. Hayırlısı...

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Başoğlu, buyurun.

ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Sayın Bakanımıza, vermiş olduğu cevaplar için çok teşekkür ederiz. Herhalde kendisi şu anda burada yok; ama, sorumuzun muhtevasını anladı ve açıkyüreklilikle eksikliklerini dile getirdi. Tabiî, bu arada, bir şeyi de vermek istiyorum: Hepimizin malumu olduğu gibi, çağdaş ülkelerde talebelerin hayatlarında ev, okul, sanat, müzik, spor ve kitap varken; bizde sadece ev, okul ve dershane olgusunun oluşunu neye bağlıyorlar? Dolayısıyla, bu yanlışlıkları düzeltmek için de herhalde ciddî bir çalışma içerisine gireceklerini ifade ettiler; kendilerine, tekrar, bu konuda teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başoğlu.

13. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, İmar Kanununa göre umumî hizmete ayrılan alanlarda cemevlerine yer verilip verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/417)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Sözlü sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

14. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, basında yer alan kamu bankaları genel müdürlerinin maaşlarıyla ilgili habere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/422)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Sözlü sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

15. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Millî Saraylar Daire Başkanlığında çalışan geçici işçilerin sözleşmelerinin yenilenmemesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/424) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili İsmail Alptekin'in cevabı

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Başkan veya Sayın Başkanvekili?.. Burada.

Soruyu, Meclis Başkanvekili Sayın İsmail Alptekin cevaplandıracaklardır.

Sözlü soru önergesini okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç tarafından sözlü olarak yanıtlandırılmasını arz ederim.

                                   Enver Öktem

                                               İzmir

Meclis Başkanlığına bağlı Millî Saraylar Daire Başkanlığı bünyesindeki geçici işçi statüsünde, sürekli yenilenen hizmet akitleriyle çalıştırılmakta olan ve sayıları 570'i bulan işçilerin, sendikaya üye olmaları ertesinde iş sözleşmeleri bir daha uzatılmamış ve 31.12.2002 itibariyle işlerine son verilmiştir. Bu nedenle;

1- Ülkemizdeki kültürel ve tarihî mirasın koruyuculuğunu yapan bu insanların görevlerine son verilmesinin esas nedeni nedir?

2- 2003'ün ilk günü itibariyle işsiz kalan bu çalışanlara, bağlı bulundukları Saray yetkililerince telefon açıldığı ve sendikadan istifa etmeleri halinde tekrar göreve başlayabilecekleri söylendiği şeklinde duyumlar alınmıştır. Bu konunun aslı nedir?

3- İşyerindeki yetkili sendika Tez-Koop-İş ile sözleşme yaparak işten atılan işçileri yeniden işbaşı yaptırmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı adına Sayın İsmail Alptekin; buyurun.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir Milletvekili Sayın Enver Öktem'in, Millî Saraylar Daire Başkanlığında çalışan geçici işçilerin sözleşmelerinin yenilenmemesine ilişkin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yönelttiği sözlü soru önergesini cevaplandırmak için huzurunuzdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

1 inci soruya Başkanlığımızın cevabını arz ediyorum: Millî Saraylarda çalışan mevsimlik işçilerin kurumca işlerine son verilmesi söz konusu olmayıp, 2002 Malî Yılı Bütçe Kanununun 44 üncü maddesine göre, yıl içinde ayrılan ödeneğe bağlı olarak istihdam edilen geçici mevsimlik işçilerin sözleşmeleri, 31.12.2002 tarihinde kendiliğinden sona ermiştir.

Millî Saraylarda, dış mekânlarda yapılacak çatı, sıva, taş duvar onarımı, bahçe düzenlemesi gibi işlerin mayıs ayından sonra başlayacak olması, iç mekânlarda yapılacak olan işlerin önceki yıllara göre azalması ve kadrolu personelin yeterli olması nedeniyle, ocak, şubat, mart ve nisan aylarında mevsimlik işçiye ihtiyaç duyulmamıştır.

Ayrıca, 2003 yılı ocak ayından itibaren yürürlüğe giren geçici bütçede yeterli ödenek olmaması ve 2003 yılı bütçesinde konulacak geçici işçi ödeneğinin, ancak 2003 yılı bütçesinin kesinleşmesinden sonra belli olması nedeniyle geçici işçi istihdamı mümkün olmamıştır.

Bu arada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 28.3.2003 tarihli ve 11 sayılı kararıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde geçici işçi statüsünde personel istihdamına son verilmiş; ancak, 31.12.2002 tarihinde geçici işçi olarak istihdam edilenlerin, müracaatları halinde, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (c) fıkrasına göre "geçici personel" olarak çalıştırılmalarına imkân tanınmıştır.

2 nci soruya cevap arz ediyorum: Millî Saraylarda 31.12.2002 tarihinde sözleşmeleri sona eren geçici mevsimlik işçilerin kayıtlı olduğu Tez-Koop-İş Sendikası,  ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar işkolu kapsamında faaliyet yürütmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılan ve 20.2.2003 tarihli ve 25026 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan işkolu tespit kararıyla, Millî Saraylar Daire Başkanlığı işyerlerinin, 15 nolu inşaat işkolu kapsamına girdiği belirlenmiştir. Sendikalar Kanununun 25 inci maddesinin son fıkrasında yer alan, işkolu değiştiren işçilerin sendika üyeliğinin sona ereceği yönündeki hüküm gereğince, bu sendikaya üye olan işçilerin üyelikleri kendiliğinden sona ermiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 28.3.2003 tarihli ve 11 sayılı kararı uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, İş Kanununa tabi geçici işçi çalıştırılmayacağından, istifa etmeleri halinde işe başlatılacakları yönündeki duyumlar doğru değildir. 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (c) fıkrasına göre istihdam edilecek geçici personel, kanun gereği işçi sayılmadığından, herhangi bir işçi sendikasına üye olmaları da mümkün değildir.

3 üncü soruya cevap arz ediyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı kararı gereğince, 31.12.2002 tarihi itibariyle sözleşmeleri sona eren geçici mevsimlik işçilerden müracaat edenler, kanunî hakları ödendikten sonra, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (c) fıkrasına göre geçici personel olarak istihdam edilmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Alptekin.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Devamla) - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yaptırılan işkolu tespiti sonucu, Millî Saraylar Dairesi Başkanlığı, 15 nolu inşaat işkolu olarak belirlendiğinden, 17 nolu işkolunda faaliyet gösteren Tez-Koop-İş Sendikasıyla toplusözleşme görüşmesi yapılması İş Kanununa aykırıdır.

Emekli olanlar ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (b) fıkrasındaki statüye geçenler ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfında işe başlayanlar haricinde, 31.12.2002 tarihinde sözleşmeleri sona eren 476 işçinin tamamı, bir aylık kanunî müracaat süresi içerisinde Millî Saraylar Dairesi Başkanlığına müracaat ederek, daha avantajlı istihdam statüsüyle, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (c) fıkrasına göre çalışma talebinde bulunmuşlardır ve çalışmaktadırlar.

Saygıyla arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Alptekin.

Soru cevaplandırılmıştır.

16. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Kerkük'teki Türkmen ve Arapların güvenliklerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/425)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

17. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Türkiye'nin Yunanistan politikasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/426)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

18. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, ülkemizdeki yabancı askerî üslerin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/428)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

19. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Fransa'da soykırımı temsil ettiği iddia edilen bir anıtın açılışı karşısında Türkiye'nin tavrına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/429)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

20. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 4325 sayılı teşvikle ilgili Kanunun süresinin sona ermesi nedeniyle yeni bir uygulama yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/430)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Başbakan veya Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

21. -İzmir Milletvekili K.Kemal Anadol'un, İzmir-Bornova Yakaköy'deki orman arazileriyle ilgili uygulamaya ilişkin Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/431)

BAŞKAN - 21 inci sıradaki soru önergesi geri alınmıştı.

22. -İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil'in, turizm işletmelerinin KOBİ kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/433) ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı

BAŞKAN - Soruyu, Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay yanıtlayacaklardır.

Önergeyi okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sanayi ve Ticaret Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                           Bihlun Tamaylıgil

                                           İstanbul

Avrupa Birliğine uyum sürecine bağlı olarak, hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin KOBİ kapsamına alınması, özellikle turizmin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Soru 1- Turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm işletmelerin KOBİ kapsamına alınması için gerekli olan yasal süreç başlatılmış mıdır?

Soru 2- Turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm işletmelerin ihracatçı kapsamına alınması yönünde gerekli olan süreç başlatılmış mıdır?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekili Sayın Tamaylıgil'in, Sanayi ve Ticaret Bakanımıza yönelik sorusuna Bakanlığımızın hazırladığı cevabı sizlere sunacağım.

1 inci sorunun cevabı: Türkiye'de, bugün, çeşitli kamu kurum ve kuruluşları tarafından farklı şekillerde kullanılan, çoğu da Avrupa Birliği tanımıyla uyumlu olmayan, birden fazla KOBİ tanımı bulunmaktadır. Bu nedenle, uygulamada farklılıklar oluşmakta, KOBİ'lerin bir kısmı bazı uygulamaların içinde yer alırken, diğer bir kısmı ise bazı uygulamaların dışında kalabilmektedirler. Ayrıca, farklı tanımlar, KOBİ'lere yönelik istatistiklerin farklı sonuçlar vermesine de yol açmaktadır. Tek ve Avrupa Birliği tanımına uyumlu bir KOBİ tanımının oluşturulması ve içinde, KOBİ, orta büyüklükteki işletme, küçük işletme veya mikro işletme terimleri geçen tüm kurum ve kuruluşların, mevzuat ve programlarının uygulanmasının sağlanması amacıyla, KOBİ tanımına ilişkin kanun tasarısı taslağı hazırlanmış ve Bakanlığımızın 25.9.2003 tarih ve 7402 sayılı yazısı ekinde Başbakanlığa sunulmuştur. Söz konusu taslakta, yasal biçimi ne olursa olsun, bir veya birden çok gerçek veya tüzelkişiye ait olup, ticarî, sınaî veya ziraî faaliyette bulunan ekonomik birimler, çalışan sayıları ve yıllık net satış hâsılatları ve/veya malî bilançolarına göre mikro işletme, küçük işletme ve orta ölçekli işletme sınıflarında KOBİ tanımı içine alınmışlardır.

2 nci sorunun cevabı: Turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm işletmelerin ihracatçı kapsamına alınması için gerekli olan yasal süreç henüz başlatılamamıştır. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilginin Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından verilebileceği düşüncesini taşımaktayız.

Teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru cevaplandırılmıştır.

23. - İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, İzmir-Karşıyaka İlçesinin SSK hastanesi ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/434)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

24. - İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, ek göstergesi olmayan ve bir derece verilmesi uygulamasından faydalanamayan memurlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/435)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

25. - Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, Türkçe konusunda yayımlanan bir genelgeye ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/436)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

26. - İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, isteğe bağlı sigortalıların prim borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/437)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

27. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde İlinin doğalgaz dağıtım kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/444)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

28. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde-Bor'da sanat evi ve müze olarak kullanılacak tarihî ev projelerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/446)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

29. - Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in, Diyarbakır'daki yeni telefon santrallarının ne zaman hizmete açılacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/447)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

30. - Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın, dış temsilciliklere gönderilen bir genelgeye ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/449)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

31. - İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Almanya'nın bir eyaletinde vatandaşlığa geçecek Türkler için yapılacak uygulamaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/453)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Ertelenmiştir.

32. - Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ın, üretimdeki girdi fiyatlarının artmasının üretim ve istihdama etkisine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/454) ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı

BAŞKAN - Soruyu, Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay cevaplandıracaklardır.

Soru önergesini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali Coşkun tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 6.5.2003

                        Mehmet Küçükaşık

                                               Bursa

SSK primleri 1 Nisan 2003 tarihinden itibaren yüzde 20,1 oranında, doğalgaz fiyatları 1 Mayıs 2003 tarihinden itibaren yüzde 12 oranında artırılmıştır. Yine ekvergiler ve elektriğe yapılan zamla sanayicimiz mağdur edilmiştir. Döviz kurunun da düşmesi gözönüne alındığında ihracat gelirlerinde azalmak beklenmektedir.

Sorular :

1- Girdi maliyetlerinin olağanüstü artması karşısında üretim ve istihdamı nasıl artırmayı düşünüyorsunuz?

2- İhracat yapan sanayicimizin uluslararası rekabete dayanması mümkün müdür?

3- Yurtiçi yatırımcılarımızın maliyetlerin yüksekliği nedeniyle yurtdışına kaçmasını nasıl engelleyeceksiniz? Yurtiçi yatırımı hangi önlemlerle özendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- Özellikle, tekstil ihracatçılarımızın girdilere ve son olarak doğalgaza yapılan zam nedeniyle uğradıkları zararları nasıl karşılamayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Atalay.

DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık'ın, üretimdeki girdi fiyatlarının artmasının üretim ve istihdama etkisine ilişkin olarak Sanayi ve Ticaret Bakanımıza yönelttiği sözlü soru önergesini cevaplandırmak üzere huzurunuzda bulunmaktayım; tekrar, saygılarımı sunuyorum.

Bakanlığımızın cevabı :

Girdi maliyetlerini muarızlarımızla rekabet edebilecek seviyelere indirmek ve istihdamı artırmak için, başta enerji olmak üzere, hammadde ve aramamullerin üretiminde ileri teknolojiler kullanarak girdi maliyetlerini düşürmeyi ve düşük maliyetli girdilerle üretimi artırmayı ve üretimi Türkiye sathına yayarak da istihdamı artırmayı düşünüyoruz.

Teknolojik yatırımlar sayesinde, birim maliyetlerde ucuzlama meydana gelecek; ABD'yle asimetrik ticaretin dengelenmesi için tercihli ticaret anlaşmaları yapılmasıyla karşı firmaların rekabet gücü azalacak; dolayısıyla, ihracatımız artırılacaktır.

Öncelikle, İş Kanunu, vergi ve sigorta mevzuatını değiştirerek, müteşebbis yatırımcının yatırım yapmasını kolaylaştıracağız; bürokratik engelleri kaldıracağız; enerji maliyetlerinde yapacağımız iyileştirmeyle de girdi maliyetlerini kabul edilebilir sınırlara çekerek, yatırımcılarımızın yurt dışına gitmesini önleyeceğiz.

Yatırımcılarımıza endüstri bölgelerimizde bedelsiz arsa ve organize sanayi bölgelerimizde daha geniş yerler ayırarak ve vergilerde iyileştirmeye giderek, yurtiçi yatırımı özendireceğiz.

Gerek Doğalgaz gerekse Elektrik Piyasası Düzenleme Kurulları, bağımsız birer kurul olup, fiyat ayarlaması da yetkileri çerçevesindedir, bakanlıkların doğrudan müdahalesi mümkün olmamaktadır.

Doğalgaz, dünyada olduğu gibi ülkemizde de dolara bağlı olarak artmakta ve azalmaktadır. Ayrıca, geçen iktidar döneminde dolaylı vergilerle malî disiplin sağlanmaya çalışılmış ve enerji maliyetleri üzerine yüzde 300'lere varan vergiler gelmiştir; bunlar, zamanla indirilecektir. Altı aydır elektrik enerjisine zam yapılmaması, bir anlamda indirim ve ucuzlama sayılır. Doların ülkemizde düşmesi karşısında, Hükümetimiz, doğalgaz, LPG, motorin ve benzin fiyatlarında indirime gidebilir. Bu da tekstil ve diğer ihracata konu ürünlerin maliyetlerine olumlu etki yapacaktır.

Sizleri saygılarımla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru cevaplandırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerine ayırdığımız süre tamamlanmıştır.

Şimdi, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 17.23

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 17.40

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Enver YILMAZ (Ordu)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 47 nci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 25 lnci sırasında yer alan, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü ve 23 Milletvekilinin, tarım ve hayvancılık alanındaki sorunların araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmesine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI

VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 23 Milletvekilinin, tarım ve hayvancılık alanındaki sorunların araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/51) (x)

BAŞKAN - Hükümet?.. Burada.

Önerge üzerinde Hükümet adına konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Adına Konya Milletvekili Sayın Orhan Erdem'e aittir.

Buyurun Sayın Erdem. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü ve 23 milletvekilinin, tarım ve hayvancılık alanındaki sorunların araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi hakkında AK Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; öncelikle, Başkanım, sizi, Yüce Heyetinizi, ekranları başlarında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Enis Tütüncü ve 23 milletvekili arkadaşı tarafından verilen önergede, toplam tarımsal üretimindeki hayvancılık payı, tarımla ilgili istihdam, tarımsal sanayie hammadde desteği, dengesiz beslenme ve et tüketimi, bitkisel üretimden hayvansal üretime dayalı tarıma geçiş, hayvan başına, gelişmiş ülkelerdeki et ve süt oranları, canlı hayvan sayılarındaki düşüş, hayvancılık sektörünün kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerinin olmayışından bahsedilmekte ve özetle, tarımsal üretim yapısında hayvansal üretim lehine değişiklik yapacak politikaların oluşturulması, et ve süt hayvancılığı ile bunlara dayalı gıda sanayiinin sorunlarının araştırılarak, üretim ve verimliliğin artırılması, et, süt ve diğer hayvansal ürünler açığının kapatılabilmesi için gereken önlemlerin alınması, Avrupa Birliğine uyum sürecinde hayvancılık ve hayvancılığa dayalı sanayi konusunda ortaya çıkacak sorunların tespit edilmesi ve bunlara çözüm bulunması açısından Meclis araştırması açılması talebinde bulunulmaktadır.

                                          

(x) (10/51) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin öngörüşmelerine 20.1.2004 tarihli 44 üncü Birleşimde başlanılmıştır.

Türkiye tarımında, hayvancılık alt sektörü, toplam tarımsal üretimin yüzde 25'ini oluşturmaktadır. Hayvancılık, insanlarımızın dengeli ve yeterli beslenmesi, büyük bir kesime istihdam sağlaması, tarımla uğraşan insanlarımızın nakit ihtiyacını karşılaması, bitkisel üretim artıklarının ve yan ürünlerinin nakde çevrilmesi, bitkisel üretime uygun olmayan mera ve ortak arazilerin kullanımına imkân vermesi, sanayie hammadde sağlaması gibi daha birçok konuda son derece büyük önem arz etmektedir.

Tarım sektörü içindeki payı her geçen gün artan hayvancılığımızın, hayvan varlığı ve çeşitliliği, insanlarımızın teşebbüs gücü gözönüne alındığında, mevcut üretim seviyesinin çok üstünde bir üretim gücümüz olduğunu görmekteyiz. Dünya ülkeleri arasında hayvan varlığı bakımından önemli bir konumda olunmasına rağmen, elde edilen verimler oldukça düşüktür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılığın önemli sorunlarına ve çözüm yollarına da kısaca değinmek istiyorum. Hayvansal üretimin artırılmasının geçerli başlıca çözüm yollarından en önemlisi verimi artırmak; diğer bir şekilde de, hayvanların mevcut verimlerini koruyup, hayvan sayısını artırmaktır. Bakım ve beslemeyle, hayvanların ancak genotipinin müsaade ettiği oranda verim alınabileceğinden, üretimin artırılabilmesi için hayvan varlığının verim seviyesinin artırılması, yani, ıslahı şarttır.

Sunî tohumlama, bilinen en etkili ve en ekonomik ıslah metodudur. Ülkemiz, Rusya'dan sonra, sunî tohumlamaya geçen ikinci ülke olmasına rağmen, yanlış politikalar sonrası, arzu edilen gelişmeler sağlanamamıştır. Son yıllarda değiştirilen Hayvan Islahı Kanunuyla, sunî tohumlama, destekleme kapsamına alınmıştır. Hayvancılıkta verim artışının sağlanması için, hayvan ıslahının sağlanabilmesi, bu konuda soy kütüğüne sahip olunması ve ülkesel ıslah programının uygulanması, yetiştirilecek neslin planlanması, şartlarımıza adapte olmuş, hastalıklara dayanıklı, yüksek verimli gelecek nesillerin elde edilebilmesi ancak bu şekilde sağlanabilir. Bu nedenle, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği birlikte çeşitli projeler yürütmektedir.

Hayvansal üretimin artırılması için bir başka yol ise, hayvancılık işletmelerinin temel ihtiyacı olan kaliteli kaba yemin en ucuz üretildiği çayır ve mera alanları geliştirilerek bu alanların aynı zamanda verimli hale getirilmesi, rüzgâr ve su erozyonunun da bu şekilde önlenmesi imkânını yaratacaktır.

Hayvansal üretimin artırılması için diğer önemli bir husus da, tarımsal arazilerde yem bitkilerinin ekilişi önem arz etmektedir. Yem bitkileri ekilişinin işlenen tarla arazisi içindeki oranı yüzde 6 civarındadır. Ülke hayvancılığının geliştirilmesi için bu oranın yüzde 20'lerin üzerine çıkarılması gerekmektedir. Yürütülen çalışmalar sayesinde 1995 yılında 520 000 ton olan silaj yapımı 2003 yılında 5 000 000 tona yükselmiş olmasına rağmen hâlâ çok düşük seviyededir.

Hayvancılığın en önemli darboğazlarından biri de, işletmelerin ekonomik büyüklükte olmaması; yani, çok küçük kapasiteli ve çok küçük sayıda olmalarıdır. Sınırlı bütçelerle teknik ve sağlık hizmetlerinin yeterince götürülememesi, bu konuda ihtisas işletmelerinin kurulmaması ve bu tip sorunlar gittikçe hayvancılığı kötü sonuçlara götürmüştür.

Ülkemiz yetiştiricilerinin örgütlü olmaması, hayvancılığın gelişimini engelleyen faktörlerden birini oluşturmaktadır. Bu konuda üretici birlikleri yasasının çıkarılması büyük önem arz etmektedir.

Pazarlama organizasyonlarının ve hayvan ürünleri işleme sanayiinin yeterli düzeyde ve yaygın olmaması, fiyatlarda istikrarsızlık yaratmaktadır; yani, üretici-sanayi entegrasyonu sağlanamamıştır. Et, süt ve yemde ürün borsalarının oluşturulması ve sözleşmeli üretimin yapılması, bu problemleri çözebilir.

Hayvan hastalıkları, hayvancılığın en önemli darboğazlarından birini oluşturmaktadır. Ülkemizin geçit bölgesinde olması, hayvan hareketlerinin yoğunluğu ve komşu ülkelerin hayvan sağlığı konusunda gerekli hassasiyeti göstermemesi, kaçak hayvan girişi nedenleriyle, sorun, daha da ağırlaşmaktadır. Bu konuda, hayvan hareketleri kontrol altına alınmalı, hastalıklarla mücadele için yeterli kaynak tahsis edilmelidir. Hayvan hareketlerinin kontrolü amacıyla, Tarım Bakanlığı, hayvan kimlik sistemini son yıllarda oluşturmuştur. Ülkemizde, geçmiş son iki üç yılda meydana gelen ekonomik dalgalanmalar ve döviz, tahvil, repo, bono ve benzeri gelirlerin yüksek oluşu, özellikle orta ve büyük ölçekli yatırım yapmak isteyen yatırımcıların alt sektöre yatırım yapmalarını engellemiştir. Bu konuda, Hazine Müsteşarlığınca, yatırımı teşvik kolaylıkları getirilmektedir. Ayrıca, ziraî kredilerden bu sektörün de faydalanması gerekmektedir. Hayvancılığa verilen desteklerin ürüne verilmesiyle (et, süt, bal gibi) aynı zamanda, hayvansal ürünlerin ticaretinin ekonomik olarak kayıt altına alınması da sağlanmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Enis Tütüncü ve değerli arkadaşlarının belirttiği ve hepimizin önemli gördüğü sorunlar ve çözüm yollarından da anlaşılacağı üzere, hayvancılık sektörü konusunda sorunlar bilinmekte ve bu konuda hızlı politikalar oluşturulması gerekmektedir. 58 inci ve 59 uncu hükümetlerimizin programlarında yer alan ve yapılan çalışmaları da kısaca özetlersek, 2000/467 sayılı Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararının Uygulama Esasları Tebliği kapsamında, 2003 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 68'lik kaynak artışıyla, hayvancılığa 126 trilyon TL kaynak ayrılmış, ayrıca, kararnamede değişikliğe gidilerek, sunî tohumlamadan doğan buzağılar, ana arı üretimi, hastalıklardan âri işletmeler ve su ürünleri üretimi, destekleme kapsamına alınmıştır. Ayrıca, tarımsal amaçlı kalkınma kooperatiflerinin desteklenmesi teşvik edilerek, damızlık düve yetiştirecek nüve işletmeleri desteklenmiş, bu kapsamda 20 trilyon TL destek ayrılmıştır.

Yine, bütçe imkânları zorlanarak, hayvancılığın desteklenmesi için, 2003 yılına göre yüzde 59 artışla, 2004 yılında 200 trilyon TL kaynak ayrılmıştır. 2004 yılını hayvancılıkta atılım yılı ilan eden hükümetimiz, tarımsal amaçlı kalkınma kooperatiflerinin desteklenmesi için 89 trilyon, 2003 yılına göre yüzde 456 artışla, kırsal alanda sosyal destek projesi uygulamalarında hayvancılık için 200 trilyon kaynak sağlamıştır. Toplam olarak, 2004 yılında, hayvancılığın desteklenmesi amacıyla, 489 trilyon Türk Lirası kaynak ayrılmıştır. Bu destek miktarı, cumhuriyet tarihinin hayvancılığa ayrılan en büyük destek miktarıdır.

Ekonomik krizler ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında yapılan yapısal değişiklikler sonucu sekteye uğrayan tarımsal kredilere tekrar işlerlik kazandırma ve düşük faizli kredi uygulaması çalışmaları son aşamaya getirilmiştir. Sığır varlığının ıslahı amacıyla, ilk defa, Tarım Bakanlığımız, embriyo transferi çalışmalarına yaklaşık 20 trilyon kaynak ayırmıştır.

Bitkisel üretim içerisinde yüzde 4'ler düzeyinde olan yem bitkileri ekim alanları, 2003 yılında yaklaşık yüzde 7 düzeyine çıkarılmış olup, bu oranın 2005 yılında yüzde 10'un üzerine çıkarılması hedeflenmektedir. Bu konuda da, 2003 yılında, yem bitkileri desteği olarak, 51 trilyon civarında destek sağlanmıştır. Üretici Birlikleri Yasası Tasarısı hazırlanmış, hayvan kimlik sistemi uygulamaya konulmuş, sığır varlığımızın ıslahı yönünde yürütülen çalışmalarda hedefe ulaşılmıştır. Yine, meralarımızla ilgili tespit, tahsis çalışmaları, hayvan hastalıkları ve zararlılarıyla mücadele konusunda da 2003 yılı hedeflerine ulaşılmıştır. 2004 yılında da Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca daha iyi bir noktaya getirileceğini ümit etmekteyiz.

Hayvansal üretimle ilgili fiyat, kredi ve destekleme politikaları oluşturulmasında, bütün kesimlerin katılımlarıyla meydana gelen danışma kurulları oluşturulmuştur. Ayrıca, geçen hafta perşembe günü Genel Kurulda görüştüğümüz Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla da, çiftliklerden sofraya kadar gıda güvenliğinin sağlanması, Ülkesel Kalıntı Kontrol Planı çerçevesinde, Avrupa Birliği mevzuatı da temel alınarak, üretim zincirinin her aşamasındaki kontroller bu kanunla kanunî dayanak bulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümetimiz, ondört aylık kısa dönemde, değerli Bakanımız Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü'nün de içerisinden geldiği, sorunlarını çok iyi bildiği tarımla uğraşan vatandaşlarımızın yıllardan beri birikmiş olan sorunlarını bir bir çözmeye başlamıştır. Bu sayede, özellikle hayvancılığımız önemli ölçüde gelişme kaydetmiştir ve bu gelişme, her yıl artarak devam etmektedir. Hayvancılığın toplam tarımsal üretim içerisindeki payı, 1977 yılında yüzde 37,6'dan, 1999 yılında yüzde 22'ye inmiştir. Teşvik politikalarıyla, 1970'li yıllarda olduğu gibi, yüzde 30'ların üzerine çıkarılacaktır ve gelişmiş ülkeler seviyesi olan yüzde 50'leri yakalamak için bütün gayreti sarf etmekteyiz.

Sayın Enis Tütüncü ve 23 milletvekilinin, hatta tüm CHP milletvekillerinin duyarlı olduklarını bildiğimiz tarım ve hayvancılık konusunda aynı duyarlılığı, hükümet ve iktidar olması sebebiyle, tüm AK Partili milletvekillerinin de çok daha fazla önemsediğini ve bu konuda yukarıda bahsettiğimiz ondört aylık sürede yapılan çalışmaların bu dikkati ve önemi gösterdiğini zannetmekteyiz.

AK Parti Grubu olarak, Meclis araştırması açılması talebinin, sorunları ve çözüm yolları bilinen ve hükümetimizce gerekli adımları atılan, daha çok şey yapılması gerektiği bilinen hayvancılık ve tarım konusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mevcut çalışma temposu içinde komisyonların fizikî şartları ve çalışma süreleri konusundaki sıkıntılar da göz önüne alındığında söz konusu önergeye ret oyu vereceğimizi belirtir, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Sayın Fahrettin Üstün; buyurun.

 CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Enis Tütüncü ve 23 milletvekilinin, Türkiye'de hayvancılığın içine düştüğü durumun araştırılması için verdiği önergeyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Az önce konuşma yapan değerli milletvekili arkadaşım, AKP İktidarının, hayvancılığı, hayvancılığın sorunlarını ve çözümlerini bildiğini, bu nedenle bu araştırma önergesine ret oyu vereceklerini belirtti.

Hayvancılık ve tarımla ne kadar ilgili olduğunuz anlaşılıyor. Şu an, komisyon sıralarında Tarım Bakanımız yok. Bakıyorum, milletvekilleri içerisinde Tarım Komisyonu Başkanı yok. Tarım Komisyonunun 2 üyesini görebiliyorum. Bunu da, tarıma bakış açısının bir göstergesi olarak düşünüyorum.

Francis Fukuyama, Alvin Tofler, Samuel Huntington ve Graham Fuller gibi CIA'e bağlı RAND Corporation yazarları yeni bir dünya düzeninin habercileri olmaya soyundular. Bahsi geçen yazarlar ve benzerleri, 1970'li yıllardan beri yürütülen ekonomik boyutlu küreselleşme gayretlerinin sosyal ve siyasî altyapısını hazırlamak için kolları sıvadılar. "Küreselleşme" adı altında dünyada geri kalmış ülkelerin geri zekâlı insanlarını işbirlikçi haline getirmek için yazılı ve görsel medya araçlarından azamî ölçüde istifade ederek büyük bir mesafe kaydettiler.

19 uncu Yüzyılda kolonyalizm etkiliydi, bu yüzyıl sömürgecilerin dönemi oldu. 20 inci Yüzyıl ise, dünyanın emperyalizmi tanımasını sağladı. Soğuksavaş dönemi, iki emperyalist gücün mücadelesine sahne oldu. 21 inci Yüzyılda ise, küreselleşmenin acı yüzünün yaşanacağının göstergeleri önümüzde duruyor.

Bu amaca ulaşmak için, millî devletlerin ekonomi üzerindeki otoritesinin yerine, çokuluslu şirketlerin gelmesinin sağlanması gerekiyordu. Ülkelerde iktidarları kuracak olan küresel piyasa olmalıydı.

Sermaye hareketlerinin önündeki tüm engelleri kaldırmak için ülkemizde de aynı politika IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatıldı. Bunun en çarpıcı örneği ise özelleştirme, devletin küçültülmesi ve verimliliğin artırılması gibi propagandalarla ülke insanının yönlendirilmesiydi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu uygulamalar, özellikle tarım sektöründe büyük bir gerileme ve çöküşün yaşanmasına neden olmuştur. ABD ve Avrupa Birliği, Türkiye'de tarımsal desteğin kalkması doğrultusunda baskı uygulamaktadır. Bizden desteklemenin kaldırılmasını isteyenler, kendi ülkelerinde, özellikle bu konuda büyük desteklemeler yapmaktadırlar. Bugün, dünyada tarıma yapılan desteğin yüzde 80'ini ABD, Avrupa Birliği ve Japonya yapmaktadır. Avrupa Birliğinde 50 milyar dolar destek verilirken, bizdeki 1 500 000 000 dolar desteği çok bulmaktadırlar.

Bütün ülkemiz insanlarının dikkatinden kaçırılmaya çalışılan, Avrupa Birliğinde kişi başına yapılan desteğin Türkiye'nin 40 katı olduğu gerçeğidir. Bize yönelik olarak ise, "tarımsal ürünlerinize destek vermeyin, dışarıdan ithal edin" politikasını yönlendirme faaliyetleri hızla devam etmektedir.

Tarımsal KİT'ler, bu sektörde çok büyük önem arz etmekteydi. Örneğin, özelleştirme öncesi SEK, kurulu kapasitenin yüzde 20'sine sahip olduğu halde, özel sektörün bu alandaki tekelleşmesine engel olabiliyordu. SEK'in özelleştirilmesiyle, bu alan, beş altı firmadan oluşan süt kartelinin insafına terk edilmiştir. Bunların hisselerinin büyük çoğunluğu ise, yabancı şirketlerin kontrolüne geçmiştir.

Et ve Balık Kurumu, Yem Sanayii, Süt Endüstrisi Kurumu gibi kuruluşların devredışı bırakılması, üreticinin maliyetine satış yaparken, piyasada oluşan süt kartelinin, çiftçiye ödediğinin 6-7 katı fiyatlarla tüketiciye satması sonucunu yaratmıştır.

Tarımda hedef ve planlama yoktur. 2010 yılına kadar, buğday üretimini 19 000 000 tondan 23 000 000 tona, arpa üretimini 6 900 000 tondan 10 000 000 tona, ayçiçeği üretimini 850 000 tondan 1 500 000 tona, pamuk üretimini 900 000 tondan 1 400 000 tona, şekerpancarı üretimini 15 000 000 tondan 21 000 000 tona, yem bitkisi üretimini 2 500 000 tondan 10 000 000 tona, yemeklik baklagil üretimini 1 200 000 tondan 2 000 000 tona, kırmızı et üretimini 850 000 tondan 1 500 000 tona, süt üretimini 10 000 000 tondan 12 000 000 tona, tavuk eti üretimini 700 000 tondan 1 200 000 tona, yumurta üretimini 700 000 tondan 1 100 000 tona, su ürünleri üretimini 500 000 tondan 700 000 tona çıkaracak hedefleri koyamazsanız, bu ülke insanını ve çiftçisini aç bırakırsınız.

Yoksulun ezildiği, tüketicinin sömürüldüğü, giderek tekelleşen sermayenin egemenliğinin arttığı, hukuksuz, kuralsız, başıboş pazar ortamında hakkını alamayan kesimlerin başında, maalesef, tarım gelmektedir.

1991'de yapılan son tarım sayımına göre, ortalama işletme büyüklüğü 50 dönümdür. İşletmelerin üçte 2'sinin arazi büyüklüğü ise 18 dönümdür. Bitkisel yem üretimini desteklemek için bugünkü mevzuatta 25 dönüm arazi gerekmektedir. 25 dönümün altında arazisi olan vatandaşlarımız, bu desteklemelerden yararlanamamaktadır. Bu da demektir ki, Türkiye'deki çiftçinin üçte 2'si, bu desteklemeden yararlanamamaktadır. Büyük toprak sahibi 6 ailenin aldığı doğrudan gelir desteğini, Türkiye'de 50 000 aile almaktadır. Tarıma yapılan destekler, üretici başına, Norveç'te 32 000 dolar, ABD'de 20 000 dolar, Japonya'da 15 000 dolar, Türkiye'de ise 230 dolardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de 1980'den sonra yaşanan olaylar, aslında, bir karşı devrim niteliğindedir. Son dönemde, 1923'ten başlayarak, kurulmuş olan kurumların hepsi ya tasfiye edilmiş veya tasfiye yolundadır. 1937'de, Atatürk, Ziraat Bankasını, çiftçiye daha iyi hizmet edebilsin diye, anonim şirket olmaktan çıkarmış, KİT haline getirmiştir. Bu dönemde, TİGEM, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tekel, Çay-Kur, şeker fabrikaları kurulmuş, bunların tamamı, 1980 sonrası tasfiye edilmiştir. Bu kuruluşlar, ya özelleştirilirken ya da işlevsiz hale getirilirken, bunlarla da yetinilmeyerek, 1963'te kurulan, çiftçinin, gerçekten, çok ciddî gereksinimi olan SEK ve Et ve Balık Kurumu "özelleştirme" adı altında kapatılmıştır. Ayrıca, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, Hayvancılığı Geliştirme Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tamamen kaldırılmıştır. Tarımın dışsatımdaki payı, 1980 yılında yüzde 57 iken, 1997'de yüzde 10,2'ye, 1998'de yüzde 10'a düşmüştür, düşürülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin acil eylem planında hayvancılığın desteklenmesiyle ilgili tek kısım şöyledir: "Diğer tedbirlerle birlikte, hayvancılık projeleri, mevcut işletmeler ve hayvansal ürünler de desteklenecek, kooperatif ve büyük ölçekli şirket faaliyetleri özendirilecektir." Ecek, acak... Yine, aynı planda "hayvancılık projeleri desteklenecektir..." Yine, ecek, acak...

Türkiye hayvancılığını bu kadar basit gören bir anlayış, ülke hayvancılığı ve tarımı açısından kayıptır. 2003 yılı doğrudan gelir destekleri, Muğla'da hâlâ ödenememiştir. Turizm gelirleri ile tarım gelirleri bir tutulup, Muğla'nın kalkınmış iller arasında yedinci sırada olması, doğrudan gelir desteği ödemelerinde bir etken değildir, olamaz.

Şov ve popülizmle yapılan şaşaalı törenler, uçurulan balonlar ülke tarımını içerisinde bulunduğu durumdan kurtarmaya yetmiyor. Bunun en önemli örneğini, geçen hafta İstanbul'da yağan karla gördük. Bugün, İstanbul'da, hâlâ, ulaşılamayan caddeler ve sokaklar vardır. 1987 yılında bugün yağan kardan daha fazla yağan kar, 27 gün süreyle, aralıksız ısı daha düşük, metrekareye düşen kar miktarı daha fazla; ama, 1987'de bu kadar içler acısı bir durum yaşanmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği bütçesinin yüzde 40'ı, 45'i tarım bütçesidir. Türkiye bütçesinde tarıma ayrılan pay, maalesef yüzde 2 ile 2,5 arasındadır. "Koşulları yerine getirin, sizi Avrupa Birliğine alalım" diyorlar; niçin "tarım desteklemesinde şartları yerine getirin" demiyorlar veya siz, Avrupa Birliğine "biz de tarımı sizin kadar destekleyeceğiz" niye diyemiyorsunuz?! Doğu ve güneydoğudan kaçak hayvan girişleri neden hâlâ önlenemiyor?! Kaynak yok diyorsunuz; emeklilere -enflasyonun altında bir zam verdiniz- 3 katrilyon, İmar Bankasında yapılan hortumlama sonucunda, mağdurlara ödenmek üzere 8,5 katrilyon bulunuyor da, Türkiye tarımı ve hayvancılığına para nasıl bulunamıyor?! Şeker ve tütün konusunda en büyük yalanlar söylenmiştir.

Türkiye, hayvan sayısı bakımından dünyada altıncı, Avrupa Birliği ülkeleri arasında hayvan varlığı açısından üçüncü sıradadır. 1940 ile 1970 arasında ulaştığımız küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayısı giderek azılmıştır; maalesef, bugün küçükbaş hayvan sayısı 32 000 000, büyükbaş hayvan sayısı 10 500 000'dir.

Türkiye, yüzölçümü olarak birçok Avrupa ülkesinden büyük olmasına karşın hayvan yemini dışarıdan ithal etmek zorunda; bu da acı bir gerçektir. Doğu Anadoluda hayvancılık ölmüştür. Dünyanın belli başlı hayvancılık alanları arasında yer alan Kars, Ağrı, Erzincan ve Erzurum'da nüfusun büyük bölümü geçimini hayvancılıkla sağlar. Sayısal olarak çok önemli olmasına karşılık, hayvancılığa genel olarak ilkel yöntemler egemendir. Mera hayvancılığının ağırlık taşıdığı illerimizde meraların çoğu bakımsızlıktan ve aşırı kullanımdan verimini yitirmiştir. Var olan hayvan türlerinin büyük çoğunluğu ıslah edilememiştir. Yem sorunu ve pazarlama olanaklarının yetersizliği de bölge hayvancılığının gelişememesinin başka nedenleridir.

Son yıllarda doğu ve güneydoğuda yaşanan terör olayları, küçükbaş hayvancılığı yok olma noktasına getirmiştir. 1984 yılında Tunceli'de 700 000 olan küçükbaş hayvan sayısı, bugün 160 000-170 000'ler civarındadır.

Özellikle, enflasyonu düşürdük iddiasında bulunuyorsunuz. Dört ay önceki yem fiyatları ile günümüz fiyatlarını veriyorum: Dört ay önce, 18 ham protein içeren bir yem 19 000 000 lira iken, şimdi 24 000 000 ilâ 25 000 000 lira arasındadır. Dört ay önce, 16 ham protein içeren yem, 16 000 000 lira iken, şimdi 21 000 000 liradır; zam yüzde 32 ile yüzde 40 arasında değişmektedir. Özellikle, son iki ayda yüzde 20'lik bir artış olmuştur. Süt fiyatları aynı yerdedir. Bir yılda yüzde 10 zam almıştır; o da 400 000 Türk Lirası civarındadır, litrede.

Ege Bölgesinde, 19 000 büyükbaş ve küçükbaş hayvan kayıptır. Bununla ilgili ne bir önlem alınmakta ne de yasal dayanaklar, hukukî olgular geliştirilerek cezaî müeyyideler artırılmaya çalışılmaktadır. İzmir'de, hayvanlarının çalındığı iddiasıyla jandarmaya giden bir grup çiftçimiz "niye, şikâyetçi oluyorsunuz" diye gözaltına alınmıştır.

Ülkeye kaçak hayvan girişi hâlâ devam etmektedir. Buffalo Operasyonundan sonra -bu rakama dikkatinizi çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım- Devlet Güvenlik Mahkemesine intikal eden ve şu an mahkemede olan yolsuzluk dosyalarının kapsamı 11 milyar dolardır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 45 inci maddesi "devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaçdışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.

Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır" denilmektedir.

Gelişmiş ülkeler bu yönde büyük sorunlarını aşmışken, Türkiye gibi, gelişmekte olan ülkeler ise, kendi üretim planlamasını yapamamış, kendi insanını besleyecek kadar bile üretemez duruma düşürülmüş durumdadır. Bu durumu aşabilmek için, Türkiye, zamanla yarıştığının bilinci içinde, bütün kaynaklarını çok iyi tanımak, bunlardan potansiyel olan, geliştirebileceği kaynakları en iyi şekilde kullanarak sağlıklı bir kalkınmayı gerçekleştirmek zorundadır.

İkinci Dünya Savaşından sonra, temel gıda maddeleri, stratejik bir ürün olarak, hem iç hem dışpolitikada ateşli silahlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. Toplumların sosyal ve siyasal yapılarını, davranışlarını beslenmeye ilişkin yöntemlerle değiştirmek mümkün hale gelmiştir. Yeterli ve dengeli beslenen toplum ve topluluklar, yetersiz ve dengesiz beslenenleri yönetir, yönlendirir ve istedikleri biçimde şekillendirir. Beslenme biçiminde, her zaman, et yiyen ot yiyene üstünlük sağlamıştır. İşte, bu yüzdendir ki, Türkiye de, bugün için, bitkisel ağırlıklı beslenmesiyle, hayvansal ürün ağırlıklı beslenen gelişmiş ülkelerce yönetilip, yönlendirilmekte ve istenilen biçimde şekillendirilmektedir.

Ekmek, pirinç, bulgur, patates ve nişastadan zengin yiyecekler, kalori değerleri çok yüksek olduğu için, ucuz enerji kaynağı olduğu için kol gücünün maliyetini ucuzlatmaktadır. Bu yüzden, beyinsel gelişim gıdaları yerine, ucuz ve bedensel enerji kaynağı gıdalar, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere empoze edilir. Bedensel gelişim gıdaları yerine, kas gücü enerjisi için gerekli gıdalar önerilerek, bu ülkelerin gelişmeleri engellenmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde, kişiler, yeterli ve dengeli bir şekilde beslenememektedir.

Hayvancılıkta girdi fiyatlarının yüksekliği, hayvansal ürün fiyatlarının düşüklüğü, hayvancılığa yönelik kredi kaynaklarının yetersizliği ve yıllardır yanlış uygulanan ithalat ve ihracat politikaları sonucu, ülke nüfusunun hızlı artışına ters orantılı olarak, hayvan varlığı azalmıştır ve azaltılmıştır; ancak, bu azalmaya karşılık üretimde yeterli artış sağlanamamış, yıllar önce kendi kendine yetebilen 5 ülkeden biri görülen Türkiye, şimdi, hayvansal ve bitkisel ürünlerin net ithalatçısı durumuna getirilmiştir.

Türkiye, hayvan varlığı bakımından önemli bir sayıya sahip olmasına karşın, hayvan başına süt, et, yapağı, yumurta ve benzeri verimler oldukça düşüktür. Hayvansal ürünlerin üretimi, dengeli bir beslenme için kişi başına tüketime yetecek düzeyin çok altındadır. Bunun yanında, üretim yeterli olsa bile, toplumun büyük kesiminde gelir yetersizliği nedeniyle insanların bu ürünlere ulaşması mümkün değildir.

Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu, Yem Sanayii gibi kurumların özelleştirilmesi ve hayvancılığa yeterli desteğin sağlanamaması sonucu ülke hayvancılığı korumasız kalmış ve ciddî çıkmazlara düşmüştür.

"Devlet, ayakkabı, basma üretir mi?! Arpalıkların faturası halka çıkıyor" diye başlayan propaganda, sonunda, geldi, ülkenin en yaşamsal değerlerine dayandı. KİT'ler satılırsa, sözde, devlet yükten kurtulacak, bütçe açığı kapanacaktı. Ayrıca, bu yolla, ülkenin biriken iç ve dışborçlarını ödemek için kaynak yaratılacaktı. Demokratikleşme, girişimcilik, servetin geniş kitlelere dağıtımı da özelleştirme yoluyla sağlanacaktı.

Devletin sosyal hizmetlerden çekilmesinin kendi varlık gerekçesini yok ettiğini, elbette, özelleştirmeciler çok iyi biliyordu; ama, halka böyle söylenmedi. Gerçekleri dile getirenlerin ise sesleri boğuldu; dar görüşlü, sığ ilan edildiler, dinozorlukla, dünyadaki gelişmeleri algılamamakla suçlandılar. Öyle ki, bu gerçek yurtseverler, medyanın özelleştirmeci borazanları tarafından hain bile ilan edildi.

Hesaplar tutmadı. Özelleştirmeyle, ne refah geldi ne iç ve dışborçlar azaldı ne de işsizlik önlendi. Ver kurtul mantığıyla peşkeş çekilen üretim merkezleri yağmalandı.

İşte, bu furyada, tarım ve hayvancılık da nasibini aldı. Türkiye hayvancılığına ve tarımına ucuz girdi sağlayan ve fiyat istikrarını, dengesini koruyan kuruluşlar, Et ve Balık, Yem Sanayii ve Süt Endüstrisi Kurumlarının malvarlıkları peşkeş çekildi. Nasıl mı?..

Et ve Balık Kurumu Ankara Kombinasını, Özelleştirme İdaresi, 1995'te satışa çıkardı. Kombinanın en cazip yanı, 100 dönümlük arsasıydı. Ankaralı bir grup işadamı "biz, kooperatif kurup, kombinayı işleteceğiz; biz, bu işin erbabıyız" dediler. Özelleştirme İdaresi de, Et ve Balık kombinası ile 100 dönümlük arsasını GİMAT adlı bir kooperatife 22 300 000 dolara sattı. Satış gerçekleşir gerçekleşmez, kooperatifi dağıtan işadamları anonim şirket kurdular. Kombinanın arsasının 50 dönümünü yıllığı 10 500 000 dolardan oniki yıllığına Migros'a kiraladılar. Migros, bu arsaya, Ankara'nın ve Balkanların en büyük alışveriş merkezini kurdu; alışveriş merkezindeki 100 dükkânın 70'ini, Et ve Balık kombinasını işleteceklerini söyleyen işadamlarına verdi. İşadamları, bu dükkânları da yıllığı 15 000 000 dolardan kiraladı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, girişimciler, arsanın kalan 50 dönümlük bölümünü de bir Alman şirketine 100 000 000 dolara devrettiler. İş, bununla bitmiyor.

Et ve Balık Kurumuna bağlı Ağrı Et Entegre Tesisleri, Kars Süt Mamulleri Tesisleri... Kars Süt Mamullerinde çok ilginç bir olay yaşanıyor. Tesis, 1986'dan itibaren ilk üç yıl içerisinde, sırasıyla, 20 000 000 lira, 40 000 000 lira ve 100 000 000 lira, takip eden altı yıl içinde toptan eşya fiyat endeksinin yüzde 75'i oranında artırılacak tutar üzerinden devrediliyor. Ancak, şirket, 1988'den itibaren ödemeyi yapamadığı gibi, makineleri sökerek başka bir yere taşıyor. Devlet, sökülüp götürülmüş bu tesisi geri alıyor, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumuna devrediyor; ancak, atıl kalan trilyonluk tesis kapatılıyor. Özelleştirmede, devlet, para alamadığı gibi, makineleri de kaptırıyor. Mardin Mazıdağı'ndaki süt fabrikası, önce askerî kışla, daha sonra endüstri meslek lisesi oluyor.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki, hayvancılıktaki sorunlar bu kadar değil; fakat, 20 dakikalık süre içerisinde sorunları dile getirmek o kadar da kolay değil. AKP İktidarının yaptığı aymazlıklar içerisinde, Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi adı altında kamuoyuna büyük bir projeymiş gibi sunulan, aslında, Tarım Bakanlığında görev yaptığım dönemde projelerini yaptığım, kaynağı yine Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan karşılanan koyun dağıtımı yapıldı.

Süt sığırı ve arıcılık için yapılan projeler ise, 1999 deprem felaketi nedeniyle ekonomik nedenlerden dolayı hayata geçirilemedi. Hayvancılığı desteklemeye çalışanlar, Fethiye Arıcılık Üretme İstasyonunu niçin kapattı?!

Bugüne kadar, kooperatiflerden 600'ü desteklenmiş, 1 364'ü desteklenememiştir. Ne kadar kooperatifin ne kadar borcu olduğu ve ödeyemediği miktar bilinmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Üstün, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)- 2003'te 25 kooperatif destekleme programına alınmış, bu da toplam 5 000 sığır demektir. 5 000 sığırla ülke hayvancılığı nasıl gelişecek, anlamak mümkün değildir. Üstelik, bu düveleri bulmak da en zor kısımdır.

1 000 Köye 1 000 Tarımcı Projesi, işsiz olan 25 000-30 000 ziraat mühendisi ve 7 000-8 000 veteriner hekim için kısa süreli iş bulma açısından güzel; ama, 55 000 Tarım Bakanlığı personeline tam bir hakarettir. 55 000 Tarım Bakanlığı personelini siz köye süremedikten sonra, 1 000 tarımcıyla hangi köyün hangi sorununa çözüm bulacaksınız?! Veteriner hekim köye gittiği zaman "ineğini sağım makinesiyle sağ" ziraat mühendisi köye gittiği zaman "damlama su kullan, zamanında şu gübreyi kullan, şu ilacı kullan" diyecek; ama, köylüde bunu alacak para var mı? Bugün en gelişmiş illerden kabul edilen ve Türkiye'de yedinci sırada bulunan Muğla'da köylerdeki kahvelerde "veresiye çay yoktur" yazıyor.

Değerli arkadaşlarım, hayvancılıkta desteklemeler şöyledir:

Toplam destek miktarı 176 trilyon liradır. Bu da, bütçenin yüzde 2-2,5'i arasında bir oran.

Sunî tohumlamada 5 000 000-10 000 000 arasında... Bu, kırtasiye masrafını bile karşılamaktan uzaktır. Bugün, bir çiftçi, sunî tohumlamayla ilgili bir destek alacağı zaman ziraat odasına gitmekte, aidat ödemekte, makbuz almakta; ilçe tarım müdürlüğüne gitmekte, il tarım müdürlüğüne gitmekte, makbuz karşılığında yine para ödemekte; başvuruda dahi bulunmamaktadır.

Damızlık gebe düve desteği 380 000 000 lira. Sertifikalı gebe düve bulmak da oldukça zordur. Bu desteklemeden ne kadar yararlanılmıştır belli değil.

Süt teşvik primi -maliyetlerin- litrede, kooperatiflere 20 000, birliklere 40 000 lira. Bu ayırımcılık niye?

Sunî tohumlamadan doğan buzağı desteklemede yine ayırımcılık; 40 000 000-20 000 000...

Arıcılık ve su ürünlerinde yine destekler yetersiz ve yine başıboşluk var.

AKP'li değerli sözcü "biz, tarımın sorunlarını biliyoruz, bu sorunları çözeceğiz, bu sorunları çözebilmek için de elimizden geleni yapıyoruz" dedi. Ancak, hükümetin programını ve acil eylem planını okudum, "ecek" , "acak' ile bu ülkenin hayvancılık ve tarım problemleri çözülmez.

Bu araştırma önergesini kabul buyurursanız, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına seviniriz, ülke tarımı adına seviniriz, ülke hayvancılığı adına seviniriz.

Sözlerime son verirken, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Üstün.

Önerge sahipleri adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Sayın Başkan; değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi, en iyi dileklerimle, sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.

Geçen hafta Sayın Tarım Bakanını, az önce de AKP'nin sayın sözcüsünü dikkatle dinledik. Ne yazık ki, araştırma önergemizin özünün, esasının anlaşılamamış olduğunu şaşkınlıkla ve üzüntüyle tespit ediyorum.

Önergemiz, yalnızca hayvancılıktaki sorunların genelde araştırılmasına yönelik olarak verilmemiştir. Önergemiz, hayvancılık sektörü ile bunlara dayalı sanayilerdeki sorunların, bir bütün olarak, bir arada araştırılması için, her iki kesimde de, üretimin, verimliliğin ve kalitenin nasıl artırılabileceğinin ortaya konulması için verilmiştir. Önergede, ayrıca, Avrupa Birliğine uyum sürecinde, özellikle et ve süt hayvancılığı ile bunlara dayalı gıda sanayilerinde ortaya çıkabilecek sorunlar ve çözüm yollarının araştırılması da öngörülmüştür.

Araştırma önergemiz, bu haliyle, Türkiye'de yeni bir politika anlayışını ifade etmektedir. Şimdiye kadar yürütülen politikalar, tarımdaki çeşitli üretim dallarını bir başına ele alan, genelde birbirinden kopuk, dolayısıyla başarısız uygulamalara neden olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüde, hayvancılıkla ilgili ne kadar bilgi, ne kadar istatistik ve ne kadar uygulama varsa AKP sözcüleri tarafından dile getirildi; yani, hayvancılık alanında, hayvancılık konusunda gök kubbede ne varsa burada ortaya dökülmeye çalışıldı. Bunları burada anlatmaya ne gerek var; çünkü, bunları biliyoruz, üretici de biliyor, et ve süt ürünlerini işleyen sanayici de biliyor. Yıllardır konuşmaya dayanan böyle bir yaklaşımı hâlâ sürdürmenin ne anlamı var allahaşkına. Artık, şunun herkes tarafından anlaşılması gerekiyor: Çiftçiler, yani üreticiler ile bunların ürünlerini girdi olarak kullanan küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri birbirlerinin rakibi değildirler; bunların yaşam halkaları ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır,  bunlar birbirlerine muhtaç olan kesimlerdir.

İşte, bizim önergemizin özü, esası da budur. Böyle bir yeni yaklaşıma sahip çıkmalıyız. Bu yeni yaklaşım, söz konusu sorunların çözümüne -halk deyimiyle- damardan girecek yeni bir anlayışı yansıtmaktadır. Eğer bunu kabul edersek, Yüce Meclisin ortak iradesiyle, sorunlara, siyasî çıkarların dışında, sağlıklı ve kalıcı çözümler bulma yolunu hep birlikte açabiliriz.

Önergemizin ne kadar önemli olduğunun ortaya konulması için, öncelikle, tarım sektörünün ve çiftçilerimizin yürekler acısı durumunu, farklı açılardan; ama, bir bütünün ayrı parçaları olarak dikkatlerinize sunmak istiyorum. Örneğin, üretim açısından bakıldığında, tarım sektörünün hemen tüm üretim dallarında -yani, bitkisel üretimde, et ve süt hayvancılığında, tavukçuluk ve diğer kanatlılarda, arıcılıkta, balıkçılıkta- hem üretim düzeyi hem verimlilik hem de ürün kalitesi düşüktür.

Tarıma sosyoekonomik açıdan bakıldığında, aile başına toprak bütünlüğü giderek küçülmektedir, topraksız ailelerin sayısı artmaya devam etmektedir, gelir dağılımındaki adaletsizlik endişe verici boyutlarda derinleşmektedir. Tarımda yaşayan nüfusun büyük bölümü sağlık ve sosyal güvenlik kapsamı dışında bulunmaktadır. Çiftçi, ebe veya hemşire yokluğu nedeniyle, temel sağlık hizmetlerini dahi alamaz durumdadır. Kırsal alanda çocuk ölüm oranları hâlâ yüksek düzeylerde seyretmektedir. Çiftçi çocuklarının iyi eğitim görme ve üniversitede okuma şansları yüzde 1'ler düzeyine inmiştir.

Tarıma kırsal yerleşim boyutu açısından bakıldığında, yol, içmesuyu, kanalizasyon gibi alanlarda eksiklikler, yetersizlikler devam etmektedir. Suda ve toprakta başlayan kirlilik, kırsal alanda da çevre kirliliği sorununun öne çıkmasına neden olmaktadır.

Tarıma dışticaret açısından bakıldığında, 2003 yılı tarım sektörü ithalatı, ihracatından 340 000 000 dolar daha fazla olmuştur; yani, biz, kendi çiftçimize, kendi tarımımıza yeterince destek vermiyoruz, esirgiyoruz; ama, sonuçta, yabancı ülkelerin çiftçilerine, sanki yağdırıyoruz.

Tarıma içticaret açısından bakıldığında, çiftçinin sattığı ürünlerin fiyatları, çiftçinin satın almak zorunda kaldığı mal fiyatlarının sürekli altında seyretmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî ki, bu olumsuz tablonun sorumlusu, onbeş aylık AKP İktidarı değildir. Bu manzaranın sorumlusu, gelmiş geçmiş dönemlerde Türkiye'yi yönetme iddiasında olan iktidarlardır. AKP olarak, onbeş aya yakın bir süredir, Türkiye'yi yönetmeye çalışıyorsunuz. Bizi endişeye ve umutsuzluğa sevk eden konu, bu süre zarfında, hükümetin, tarım ve hayvancılıkla ilgili sorunları önemsemeyen bir tavır sergilemekte oluşudur. AKP'nin seçim meydanlarında tarımla ilgili verdiği sözler ortada, bu sözlerin ne kadar ciddîye alınmakta olduğu da ortada.

2003 yılı bütçesinde Tarım Bakanlığına ayırdığınız pay binde 5, 2004 yılı bütçesinde Tarım Bakanlığına ayırdığınız pay binde 6; yüzde 1'in altında, binde 5, binde 6.

2003 yılında tarım sektörüne, kamu sabit sermaye yatırımı olarak 1 katrilyon 865 trilyon Türk Lirası yatırım yapmayı programa almıştınız. Bunu da tırpanladınız. Tarım sektörüne, programlandığınız yatırım miktarından 625 trilyon Türk Lirası daha az yatırım yaptınız.

Sayın milletvekilleri, hani bir atasözü vardır, eski tas, eski hamam, sadece tellaklar ayrı. Onbeş aylık iktidarınızda "meaşallah" bu sözün AKP versiyonunu yarattınız: Eski tas, eski hamam, üstüne üstlük tellaklar da aynı! Tebrik ediyorum.

Bu nedenle, diyoruz ki, verdiğimiz önergemizi kabul ediniz. Bakınız, önergemizin kabulünün ne kadar yararlı olacağının anlaşılması için önce üretici penceresinden bakmamız gerekiyor. 1 dananın yıllık maliyetinde şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz: 1 süt danasının 70 gün süreyle günde 6 litre süte ihtiyacı var. Bu sütün maliyeti bugünkü süt fiyatıyla 178 000 000 Türk Lirasıdır. Yem maliyeti ortalama 300 gün ve günde 10 kilogram olmak üzere, bugünkü yem fiyatlarıyla 1 200 000 000 lira olmaktadır. İşçilik maliyeti, saman maliyeti, diğer maliyetler de dikkate alındığında, 1 yaşındaki bir dananın yıllık maliyeti 2 228 000 000 Türk Lirasına çıkmaktadır. Öte yandan, bu 1 yaşındaki dana kesildiğinde, ortalama karkas ağırlığı 250 kilogram hesabıyla 2 000 000 000 liralık bir gelir sağlamaktadır. İşte, acı gerçek burada ortaya çıkıyor. Bu duruma göre, üretici, et hayvancılığında 1 yaşında kesilecek her bir dana başına şu anda 228 000 000 Türk Lirası zararla karşı karşıyadır. Besicilerin zarardan kurtarılması için, öncelikle, kooperatif örgütlenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, hayvan borsaları oluşturulmalıdır. Kooperatiflere fatura üzerinden 1 kilogram et için en az 3 000 000 lira destek sağlanmalıdır. Bu destekle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sayın Tütüncü, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ENİS  TÜTÜNCÜ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Böyle bir destekle, besici zarardan kurtulacak ve bu yolla da kooperatifçilik özendirilmiş olacaktır; ayrıca, hem kaçak hayvan kesimi engellenecektir hem de vergi  kaçağı önlenecektir.

Süt hayvancılığına gelince; üreticilerin kazanç sağlayabilmesi için, 1 litre süt bedeliyle 2 kilogram yem alınması esas kabul edilmelidir. Örneğin, Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran, sürekli olarak korunmaktadır, sürekli olarak takip edilmektedir. Şu anda, ülkemizde, 1 litre sütle ancak 1 kilogram yem alınabilmektedir.

Süte verilen destek ise, son derece komik düzeye inmiştir. Genelde litre başına 20 000 lira, Damızlık Yetiştiriciler Birliğine üye çiftçilere ise 40 000 lira destek verilmektedir. Bu desteğin geçmiş yıllarla karşılaştırılmasında ne kadar yetersiz kaldığı acı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin, 1995 yılı kasım ayında 1 litre süt 10 500 lira iken, litre başına verilen destek 3 000 lira idi. Yani, 1995 yılında 1 litre sütün bedelinin yüzde 35'i civarında bir destek veriliyordu sütçülere. 2004 yılı ocak ayında 1 litre süt 450 000 Türk Lirası, 1 litre süte verilen destek ise 20 000 Türk Lirasıdır. Destekleme oranı, 1 litre süt bedelinin yüzde 5'inin altına inmiştir. 1995 yılındaki destek oranını bugüne uygulayacak olursak, süte verilmesi gereken destek, litre başına 160 000 Türk Lirası olarak çıkmaktadır. Süte bu kadar destek verilmesi mümkün olamıyor ise, en kısa sürede süt fiyatlarını düzenleyici mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir. Örneğin, Avrupa Birliği ülkelerinde süt/yem paritesinin 1,6'nın altına inmesi halinde, kamu kaynakları -Avrupa Birliği ülkelerinden söz ediyorum- derhal harekete geçirilmekte ve müdahale alımları yapılarak süt fiyatının daha da aşağılara inmesi engellenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuya et ve süt sanayii penceresinden baktığımızda bu kesimin en büyük sorunu, girdi olarak kullanılan et ve sütün kalitesiz ve standartdışı olmasıdır.

Sanayi açısından sütçüyü ele alırsak, örneğin, Avrupa Birliğindeki sütte toplam kuru madde oranı yüzde 13, yüzde 13,5 iken yerli sütte bu oran yüzde 11, yüzde 11,5'tir; Avrupa Birliği sütünde yağ oranı yüzde 4, yüzde 4,5 iken, bizim sütümüzde yüzde 3,3; yüzde 3,5 arasındadır; Avrupa Birliği sütünde protein miktarı, oran olarak yüzde 3,9, bizde yüzde 3 dolayında; Avrupa Birliği sütünde bakteri, gram sütte 100 000 adet, bizim sütte 5 000 000 adet ve daha yukarı miktarlarda. Bilindiği gibi, süt ve peynir üretimi, tamamen sütün içinde bulunan toplam kuru madde ve bakterisiyle orantılıdır.

Türkiye'de süt kalitesinin ve süt veriminin düşük olması yanında, standardının artırılamamasının en büyük nedeni, geçmiş hükümetlerin uyguladığı yanlış politikalardır.

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, toparlayabilir misiniz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Toparlıyorum.

Yanlış politikalar sonucu, 3-5 ineği olan, verimsiz, hijyeni olmayan, kalite denetimi olanağı son derece zor olan binlerce küçük et ve süt üreticisi yaratılmıştır. Böyle bir yapıda süt toplama maliyetleri de çok yüksek olmaktadır. Ne yapmak gerekmektedir?.. Üreticiler acilen kooperatiflerde örgütlenmelidir. Her köye veya günlük asgarî toplam süt üretim miktarı 3 000 kilogram olan köylere -ki, bu miktar 150 süt ineğine tekabül etmektedir- tek bir süt işletmesi yapılmalıdır. Köylüler birleşerek ineklerini, mülkiyetleri kendisinde kalmak üzere bu işletmeye getirmelidir. Bu işletmenin başında bir veteriner hekim ile 3-4 bilinçli personel bulunmalıdır. Bu işletmelerde toplu şekilde ucuz yem bitkisi ve silaj hazırlanmalıdır, hayvan gübreleri değerlendirilmelidir. Böylece, hijyenik ortam da sağlanacağı için, bakteri sorunu da kendiliğinden yok olacaktır. Böyle bir uygulamada, çiftçinin inekleri sigorta kapsamına alınmalıdır. Süt, toplu halde kooperatifler aracılığıyla üretilip satılacağı için, hem verim artacak hem sütün kalitesi ve standardı yükselecek hem de fiyatı artacaktır; öte yandan, işletme masrafları azalacaktır; köylünün eline geçen paradan yapılmakta olan kesintiler ortadan kalkacaktır; sütçülük, kazanç kapısı olma konumuna getirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce şu şekilde toparlamak istiyorum: Anlatmaya çalıştığım konu ve önergemizin özü, esası, Türkiye'de, hayvancılığın, özel önem taşıyan bir sektör konumuna getirilmesi zorunluluğudur. AKP İktidarı, bu çerçevede, hayvancılığa dayalı sanayileri de kapsayacak bir yeni yaklaşımı benimsemelidir; araştırma önergemize destek vermelidir. Cumhuriyet Halk Partisinin, özellikle hayvancılığın ayağa kaldırılması açısından uzattığı bu eli, AKP reddetmemelidir.

AKP'nin değerli milletvekilleri, geçimini tarım ve hayvancılığa bağlamış milyonlarca yurttaşımıza verdiğiniz sözleri tutunuz. Halkla, hele hele çiftçi kesimiyle hiç, ama, hiç alay edilmez. Çiftçi sizi defterden bir silerse tam siler, bir daha da belinizi doğrultamazsınız.

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, rica ediyorum.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Bizden hatırlatması.

Bu duygu ve düşüncelerle, Sayın Başkan, size sabrınızdan dolayı ve değerli milletvekillerim, size de anlayışınızdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. En iyi dileklerimle, sevgiler ve saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması üzerindeki öngörüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Meclis araştırması açılması kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Çanakkale Milletvekilleri Sayın Mehmet Daniş ve Sayın İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

4. - Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma Komisyonları Raporları (1/694) (S. Sayısı : 338) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerini alıyor.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 338 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Özyurt konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Özyurt.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 338 sıra sayılı Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun  görüşlerini sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; bu bağlamda, hepinizi en içten saygılarımla selamlarım.

Dilimizde "Gülhane" kelimesi geçince, böyle bir duraksadığımız olur. Bildiğiniz gibi, Gülhane Hattı Hümayunu, 1839'da tarihimize girmiştir; ama, daha sonra, "Gülhane"yi, hep, başka anlamda aklımıza getiririz. Gülhane, bildiğiniz gibi, askerî hastanelerimizin en üst kademesinde bulunan bir hastanemizdir. Bu bakımdan, gönlümüzde ayrı bir yeri vardır.

Önceleri İstanbul'da olan bu kurum, sonra (1936'da) Ankara'ya taşınmış, şimdi Kara Kuvvetleri Komutanlığı olan binada uzun süre hizmet görmüş ve daha sonra da, yeni yapılan Etlik binasına gitmesiyle kompozisyonu ve şekli de değişmiştir. O zamana kadar yalnızca bir ihtisas kurumu olan, yalnız ihtisas veren bir hastane olan Gülhane, şimdi artık, bir tıp fakültesidir ve lisans düzeyinde de eğitim veren bir kurumdur.

Bugün buraya getirilen kanun tasarısında değişiklik, aslında,  Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununun 42 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmasını istemektedir. Aslında, bu kanunun, 2599 sayılı Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununun 39 uncu maddesi, 25.6.2002 tarihinde değiştirilmiş. Amacı da, lisans düzeyinde eğitim veren Hemşirelik Yüksekokulunda okuyan öğrencilerin, artık, resmî, yani, asker hüviyetinden çıkarılıp, sivil olmaları istenmiş ve bu yasayla da, yani, bu az evvel sözünü ettiğim 2599 sayılı Kanunun 39 uncu maddesi değiştirilerek, bu gerçekleşmiş.

Bugün karşımıza getirilen yasada ise, 42 nci madde değiştirilerek, bu kişilerin daha evvel ellerinden alınmış olan yahut da verilmemiş olan hakları verilmek istenmektedir. Bu yüksekokulda okuyan öğrenciler, herhangi bir nedenle okuldan uzaklaştırılacak olurlarsa, eski yasaya göre, yani, şu anda yürürlükteki yasaya göre hiçbir okula devam edememektedirler. Yani, Hemşirelik Yüksekokuluna devam ederken herhangi bir nedenden dolayı suç işlemiş olan veya ceza görmüş olan öğrencinin, okuldan uzaklaştırılsa bile, artık, başka bir sivil okula gidip -yatay veya dikey geçişle-

                                                 

(x) 338 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

o okulda yükseköğrenim yapması olanaklı değildir şu andaki yasaya göre. İşte, getirilmiş olan bu yasa tasarısındaki değiştirilmek istenilen, bu, ceza gören yahut da herhangi bir nedenle uzaklaştırılmış olan... Örneğin, bunlardan bir tanesi evlenmek. Eğer, bu nedenle okuldan uzaklaştırılmış olan bir öğrenci varsa, bu öğrencinin artık yükseköğrenime devam etmesi imkânsız değil; herhangi bir nedenle okuldan ayrıldıktan sonra sivil okullarda yükseköğrenime rahat rahat devam edebilmesi istenmektedir.

O bakımdan, benim kişisel görüşüme göre, tasarının eleştirilecek hiçbir yönü yoktur. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak da, zaten, Gülhane Askerî Tıp Akademisinden gelen bu kanun tasarısına -bütün içtenliğimizle yanınızdayız- "evet" diyoruz.

Sözlerimi daha fazla uzatmak istemiyorum. Kısaca özetlemek istediğim buydu; ama, bu arada, dediğim gibi, Gülhane gibi ismini her zaman gururla anacağımız bir kurum karşımıza çıktığı için birkaç söz söylemek istedim.

Bildiğiniz gibi, son zamanlarda, Azerbaycan Cumhurbaşkanı, rahatsızlandığında, Azerbaycan'dan alınıp getirildi ve Gülhane Askerî Tıp Akademimizde uzun süre de yattı.

Yine, bildiğim kadarıyla, son dönemde, rehabilitasyon merkezi, yalnız askerlere değil -komutanlar da burada- sivillere de açılmış durumdadır. Yine, bu da, Gülhanenin halkımıza hizmetlerinden bir tanesidir.

Dediğim gibi, bir onur kaynağımızdır Gülhane; her zaman gururla, iftiharla adını andığımız bir kurumdur. Bu kurumun yasasında yapılacak olan değişikliğe de bütün kalbimizle ve gönlümüzle evet diyeceğimizi söylemek istiyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyurt.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Tevfik Ensari; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TEVFİK ENSARİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gülhane Askerî Tıp Akademisi -kısa adıyla GATA- Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım; yüce Heyetinizi, Grubum ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gündemimizde yer alan bu kanun tasarısıyla, 106 yıllık tarihinde ülkemize birçok ilim adamı yetiştirmiş, birçok tıp fakültesinin açılmasına önderlik etmiş ve de tıp alanında birçok yeniliği getirmiş olan bir kurumun kanununda değişiklik yapılması öngörülmektedir. Bu kurum, eğitimin yanında toplumsal hizmet de vermekte olan Gülhane Askerî Tıp Akademisidir; ülkemizin güzide, modern tıp merkezlerinden biri olma konumuna ulaşmış, sürekli kendini yenilemiş ve gelişmeye devam etmiştir.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısı üzerinde görüşlerimi arz etmeden önce, GATA'nın tarihinden kısaca bahsetmek istiyorum. 30 Aralık 1898 tarihinde, İstanbul'da, Sarayburnu'nda kurulan Gülhane Askerî Tıp Akademisi, Türk tıp eğitiminde önlisans, lisans ve lisansüstü öğrenim, modern hastane yöneticiliği ve hasta bakımı alanlarında yeni ufuklar açan bir kurumdur. 1947 yılında Askerî Tıp Akademisi haline getirilerek Ankara'ya taşınan GATA, 1957'de, Üniversiteler Kanununa bir ek kanunla, seçkin bir bilim merkezi hüviyeti kazanmıştır. Kurulduğu günden itibaren kısa zamanda gelişip başarılı hizmetler veren GATA, süreç içinde kendini sürekli yenileyerek, bugüne kadar yetiştirdiği uzman hekim, yüksek hemşire ve sağlık personeli, özellikle doçent ve profesörlerle, uygulama ve bilimsel araştırmalarla, yerli ve yabancı dillerde yayımladığı birçok sayıda bilimsel eserle, Türk tıbbının gelişip ilerlemesine önderlik ederek, çok değerli katkılar sağlamıştır. GATA, 1980'li yıllardan sonra, öğrenim ve çalışma alanlarını daha da genişletmiş, Askerî Tıp Fakültesinden sonra, 1985 yılında Hemşirelik Yüksekokulu, 2002 yılında da Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezinin de faaliyete geçmesiyle, entegre bir sağlık merkezi haline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, askerlik müessesi, disiplin kuralı üzerine inşa edilmiştir. Disiplin ise, hiyerarşik düzenin varlığı için amire ve emre mutlak itaatle sağlanır. Askerî idarî mevzuat, bu hiyerarşik düzenin devamını sağlamaya, askerî cezaî mevzuat ise, bu düzenin korunmasına ilişkin kuralları içermektedir. Bu nedenle, askerlerin özel bir ceza ve usul kanununa bağlı kılınması kaçınılmazdır.

Elbette ki, askerî okullar ile sivil okullardaki disiplin hükümlerinin aynı olması beklenemez. Bu askerî disiplin anlayışı  içinde öğrenim gören gençlerimizin, çeşitli sebeplerden dolayı ayrıldıkları veya bazı disiplin suçlarından dolayı kayıtlarının silinmesi durumunda, bu gençlerimizi tekrar kazanma adına ve eğitimlerini sürdürme haklarının engellenmemesi için, diğer yükseköğretim kurumlarında onlara imkân sağlamak bizlerin görevidir. 2002 yılında çıkarılan 4766 sayılı Kanunla, Hemşirelik Yüksekokulunun statüsünde değişiklik yapılarak, sivil hemşire olmaları ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde devlet memuru olarak istihdam edilmeleri hükme bağlanmıştır. Bu tasarının 1 inci maddesinde yapılan yasal düzenleme de, Hemşirelik Yüksekokulunda okuyan sivil öğrencilerin hangi hallerde okuldan ilişkilerinin kesileceği ve bunun sonuçları ile tabi olacakları disiplin, suç ve cezalarını kapsamaktadır.

Düzenlemenin çok detaylı olarak yasa maddesinde yer alması hususu doğru mudur; bir hukukçu arkadaşınız olarak, doğru olduğuna inanıyorum. Yargıya intikal etmiş hallerde, yargı, disiplin hükmünü incelerken, yasayla belirlenip belirlenmediğine bakıyor. Diğer önemli bir husus da şudur: Takdir yetkisinin sınırlandırılması amacıyla, disiplin suçu gerektiren hallerin yasada belirtilmesinde mutlak fayda vardır. Ayrıca GATA Kanununun 42 nci maddesinde, Gülhane Askerî Tıp Akademisine bağlı yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencilerden evlenenler ile yönetmelikte belirtilen disiplin nedenleriyle ayrılanların başka yükseköğretim kurumlarına yatay veya dikey geçiş yapamayacağı belirtilmektedir.

Değerli milletvekilleri, GATA'nın itinalı ve disiplinli çalışma anlayışı, burada yetişen öğrencilerin, öğrencilik yıllarından itibaren son derece özverili, zor bir süreçten geçmelerini sağlamaktadır. Burada öğrenim gören öğrenciler, neredeyse buluğ çağından başlayarak, emekliliğe kadar askerî disiplin içinde yetişmektedirler. Böyle bir süreç, elbette ki başarıyı da beraberinde getirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, GATA Yönetmeliğinin 117 nci maddesi Askerî Tıp Fakültesinden disiplin yoluyla çıkarılmanın esaslarını düzenlemiştir. Gerek askerî liseden gelen, gerekse sivil kaynaklardan alınan öğrencilerin Askerî Tıp Fakültesine giriş tarihinden itibaren yaptırılan bir ay süreli intibak döneminde, askerî öğrenci niteliği kazanamayanlar, disiplin notunun tamamını kaybedenler, eğitim öğretim süresi içinde evlenenler gibi birçok nedenle çıkarılma sebepleri, yönetmelikte detaylı olarak sıralanmıştır.

Takdir edersiniz ki, askerî bir kurum olması itibariyle evlenmenin bile bir okuldan atılma sebebi sayılması, askerî disiplin anlayışıyla bağdaşabilir. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde boykot da yasaktır. Boykot yapan bir öğrenci okuldan atılabilmektedir. Bu gibi sebeplerle okuldan ayrılan öğrencilerin eğitim hayatlarına son verilmemelidir. Bu gençlerimizin çaresiz bir şekilde mağdur edilmelerini kabul edemeyiz; temel insan haklarından olan eğitim haklarını ellerinden alamayız. Ülkemizdeki bu tür sorunları demokratikleşme süreci içinde giderici düzenlemeler yapmalıyız. Biz, AK Parti Hükümeti olarak, bu gençlerimizin geleceklerine ışık tutmak, onları hayata kazandırmak amacındayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizde yer alan bu tasarı, Millî Savunma Bakanlığının teklifiyle Meclisimize sevk edilmiştir. Dünyanın her ülkesinde, kendi kuralları içinde bu tür değişiklikler yapılmaktadır. Hiç kimsenin aklında bu düzenlemeyle ilgili bir soru işareti kalmamalıdır. Yani, burada yanlış anlamaları da önlemek açısından belirtmek isterim ki, tasarının 2 nci maddesi ile GATA Kanununun 42 nci maddesi kaldırıldığında, zannedilmesin ki, disiplin cezası alarak okuldan ayrılan her öğrenci, diğer yükseköğretim kurumlarına geçebilecektir. Bu tür geçişlerin olabilmesi için, okuldan ayrılma sebeplerinin Yüksek Öğretim Kurulu disiplin mevzuatına uygun olması gerekmektedir; yani, öğrencinin GATA'dan ilişiğinin kesilmesine sebep olan suçun ya da kusurun, Yükseköğretim Kanununda ya da üniversitelerin kendi disiplin yönetmenliklerindeki suçlardan ya da kusurlardan biri olmaması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu değişiklikle, GATA'dan disiplin yoluyla ilişiği kesilenlere yeni bir seçenek sunulmaktadır. Biz istiyoruz ki, böyle sorunlar en aza insin, evlatlarımız okusun, emekleri zayi olmasın; bu durumda olanlar için de bir fırsat yaratalım, onları kazanalım, topluma kazandıralım.

Milletimiz ve ülkemiz yararına olan her konuda, AK Parti olarak her zaman desteğimizi verdik. Bu tasarı da, milletimiz için, gençlerimiz için son derece yararlı olacaktır. Sizlerin de bu tasarıya olan desteğiniz için şimdiden teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Bu düşüncelerimle, Yüce Heyetinizi, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ensari.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

GÜLHANE ASKERÎ TIP AKADEMİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 17.11.1983 tarihli ve 2955 sayılı Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununun 45 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 45. - Gülhane Askerî Tıp Akademisine bağlı yükseköğretim kurumlarına alınan her öğrenciye disiplin notu verilir. Hangi suç ve cezalar için disiplin notundan ne miktar düşüleceği, yönetmelikte gösterilir.

Gülhane Askerî Tıp Akademisine bağlı Tıp Fakültesi öğrencilerinin okuldan çıkma ve çıkarılmaları ile çıkarılanlar hakkında yapılacak işlemler, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümlerine göre yapılır. Ayrıca, intibak eğitimi başlangıcından itibaren bir ay içinde askerî öğrenci niteliğini kazanamadıkları anlaşılanlar, bu konuda yürürlüğe konulacak yönetmelikte belirlenecek esaslar dahilinde okuldan çıkarılırlar.

Lisans düzeyindeki diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden on sekiz yaşını tamamlayanlar kendi istekleriyle, tamamlamayanlar ise velilerinin isteğiyle okuldan çıkabilirler. Aşağıdaki hallerde ise bu öğrenciler hakkında yükseköğretim kurumundan çıkarma işlemi yapılır:

a) Öğrenciye verilen disiplin notunu kaybedenler,

b) Yönetmelikte belirtilecek esaslar dahilinde öğrenci niteliğini kaybettiklerine dair yüksek disiplin kurulunca haklarında karar verilenler,

c) Süresi içinde eğitim ve öğrenimlerini tamamlayamayanlar,

d) Sağlık kurulları tarafından verilecek raporlara dayalı olarak sağlık durumları bakımından öğrenimine devam imkânı kalmayanlar,

e) Giriş ile ilgili nitelikleri taşımadıkları öğrenim sırasında anlaşılanlar veya öğrenim süresi içinde bu nitelikleri değişenler,

f) Öğrenim süresi içinde evlenenler,

g) Taksirli suçlar hariç olmak üzere ağır hapis veya üç aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler.

Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile 25.7.1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda belirtilen suçlar ve rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, ırza geçmek, sarkıntılık, kız, kadın ve erkek kaçırmak, fuhşiyata tahrik, gayri tabiî mukarenet gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya kaçakçılık suçlarından biriyle hükümlülük halinde üçüncü fıkranın (g) bendinde öngörülen süre koşulu aranmaz.

Tıp Fakültesi öğrencileri hariç olmak üzere, lisans düzeyindeki diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere uygulanacak disiplin cezaları ve ceza uygulanacak fiil ve haller aşağıda belirtilmiştir:

a) Uyarma, öğrenciye davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesi olup, uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır;

1) Yükseköğretim kurumu içinde uyulması gereken kurallara karşı kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,

2) Özürsüz veya izinsiz olarak bulunması gereken yere geç gelmek, erken ayrılmak veya terk etmek,

3) Usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak,

4) Öğrencilik sıfatına yakışmayan tutum ve davranışlarda bulunmak.

b) Kınama, öğrenciye davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesi olup, kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır;

1) Yükseköğretim kurumu içerisinde, emir ve talimatlarla belirtilen kurallara kusurlu davranışları ile ihlal etmek,

2) Verilen emirlerin tam ve zamanında yapılmasında, resmî belge, araç ve gereçlerin korunmasında kayıtsız davranmak,

3) Genel ahlâk ve edep dışı davranışlarda bulunmak.

c) İzinsizlik, öğrencinin izin zamanlarında iki ilâ on gün (dahil) arasındaki bir süre ile yükseköğretim kurumunun dışına çıkmasının yasaklanması olup, izinsizlik cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır;

1) Yükseköğretim kurumu içinde emir ve talimatlarla belirlenen kuralları kasıtlı olarak ihlal etmek,

2) Yükseköğretim kurumunun huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak,

3) Kasıt veya ihmalle verilen emirleri tam ve zamanında yapmamak,

4) Amirlerine hal ve hareketleri ile saygısız davranmak,

5) Devlete ait resmî belge, araç ve gereç ve benzeri eşyayı kaybetmek, kasıtlı olarak tahrip etmek veya özel maksatla kullanmak,

6) Bilerek doğruyu söylememek,

7) Kurumu izinsiz terk etmek veya izin süresini geçirmek,

8) Alkollü içecek bulundurmak veya kullanmak,

9) Arkadaşları veya yükseköğretim kurumunun diğer personeli arasında söz ve fiilleri ile hoşnutsuzluk yaratmak,

10) Yasaklanan yerlere gitmek,

11) Yasak edilen her türlü yayını okumak veya bulundurmak,

12) Toplu şikâyet veya müracaatta bulunmak,

13) Kopya çekmek.

d) Yükseköğretim kurumundan çıkarma, öğrencinin, bir daha hiçbir şekilde askerî yükseköğretim kurumlarına alınmamak üzere öğrencilikten çıkarılması olup, öğrencilikten çıkarmayı gerektiren fiil ve haller şunlardır;

1) Tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasî, irticaî, bölücü, ideolojik görüşleri benimsemek veya bu gibi faaliyetlere karışmak,

2) Uyuşturucu madde kullanmak, bulundurmak veya ticaretini yapmak,

3) Kumar oynamak,

4) İzinsiz dernek ve benzeri kuruluşlar kurmak veya bunlara üye olmak,

5) Sınavlara, derslere, stajlara kendi yerine başkasını sokmak veya başkasının yerine girmek,

6) Ders veya sınavların yapılmasına herhangi bir şekilde engel olmak,

7) Genel ahlâka aykırı, edep dışı, yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,

8) Türk Silâhlı Kuvvetleri öğrenciliği sıfatına, itibar, onur ve şerefine aykırı davranışlarda bulunmak.

Yukarıdaki sebeplerden ötürü okuldan çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesine kadar Gülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığı tarafından okuldan uzaklaştırılabilir.

Tıp Fakültesi öğrencileri hariç olmak üzere, lisans düzeyindeki diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden, sağlık durumu nedeniyle okuldan çıkarılanlar dışında, diğer nedenler ile okuldan ayrılanlara veya ilişikleri kesilenlere, kendileri için Devlet tarafından yapılan masraflar faizi ile birlikte ödettirilir.

Gülhane Askerî Tıp Fakültesinden 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu gereğince ve lisans düzeyindeki diğer yükseköğretim kurumlarından bu maddede belirtilen nedenlerle okuldan çıkarılanlar veya çıkanlar, hiçbir şekilde başka askerî yükseköğretim kurumlarına alınmazlar ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinde istihdam edilmezler. 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu hükümleri saklıdır. Bu öğrencilerin kimlikleri; ilgili yükseköğretim kurumlarına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına, emniyet makamları ve kendi askerlik şubelerine alınan çıkarma kararı ile birlikte bildirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 2.- 2955 sayılı Kanunun 42 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum :

MADDE 3.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

5 - Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/729) (S. Sayısı : 340) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 340 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sizleri ve ekran başında bizleri izleyen tüm halkımızı saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, değişen, küçülen, küreselleşen, iletişim sistemiyle iç içe yaşayan dünyamızda, artık, iç içe yaşamanın, açık ve şeffaf yaşamanın zamanı gelmiş diye düşünüyorum. Bu modern çağın gereği olan araç gereçleri kullanarak artık gizlilik ortadan kalktığına göre, Türk Milletinin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve Genelkurmay Başkanlığımızın bir teklifi var; bu teklif, artık bundan sonra, 2565 sayılı Kanundaki askerî yasak bölgelerde fotoğraf ve film çekme yasağını kaldırıyor. Bunun anlamı çok büyüktür değerli arkadaşlar. Ülkemizin tanıtımına ve ekonomisine büyük katkı sunacaktır. Bu nedenle, Genelkurmay Başkanlığımızı kutluyorum, teşekkür ediyorum.

Örnek verecek olursak, çok ciddî bir fotoğraf var elimde. Bu fotoğraf Kars-Ani Harabelerinin Ermenistan ile sınırı olan bölgede çekilmiş bir fotoğraftır. Bir dere var, Ermenistan ile bizim aramızda. Bizim tarafımızda Ani Harabeleri var, öteki tarafta Ermenistan var. Ani Harabelerinde film çekmek, fotoğraf çekmek yasaktır. Yasak olduğu için  -dünyaca ünlü olan bu Ani Harabelerine Amerika'dan ve diğer ülkelerden çok büyük talep var- turist geldiği zaman resim çekemiyor, fotoğraf çekemiyor. Bunu görüntülemek için -Ermenistan çok uyanık davranıyor- kendi bölgesine, burada, fotoğrafta da gördüğünüz gibi, bir amfiteatr yapıyor; yani, seyir tiyatrosu yapıyor, seyir alanları yapıyor, Ani'yi seyretmek, Ani'nin resimlerini çekmek için. İşte, Genelkurmay Başkanlığımız bunu fark ediyor -teşekkür ediyorum- ve Ani Harabelerinde resim çekmek, film çekmek serbestliği getiriliyor. Bununla kalınmıyor. Örnek veriyorum; Ağrı Dağında da resim ve film çekmek yasaktır. Bundan sonra, hakikaten, dünyanın gözü üzerinde olan Ararat veya bizim tabirimizle Ağrı Dağında da yerli ve yabancı turistler resim çekecek, film çekecek.

                                                 

(x) 340 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bir örnek daha vereceğim değerli arkadaşlar. Artvin'e giden var mı? Artvin'de çok güzel bir vadi var; bu vadi Camili bölgesidir. Camili bölgesinde dünyada literatürde olmayan böcek türleri var.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Maçahel...

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bu Maçahel veya Camili bölgesinde, hakikaten, yine dünyada eşi ve emsali olmayan, hiç bozulmamış, saf, Kafkas arı cinsi var; yani, insan sağlığını çok ilgilendiren... Bu bölgede de resim çekmek, film çekmek yasak idi; ama, Genelkurmay Başkanlığımızın cesur adımlarıyla bu bölgede de artık bundan sonra vatandaşlarımız, turistlerimiz resim çekecek, film çekecek, ziyaret edecek. Bu bölgelerimize onbinlerce turist geleceğini ümit ediyorum. Sadece bu bölgede değil, Türkiye'nin her bölgesinde bunlar vardır.

Değerli arkadaşlar, bu bölgelerde, hakikaten, artık tanıtımın Türk ekonomisine büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

Benim bölgem Ardahan. Ardahan, sınır ili. Ardahan'ın Posof, Damal, Hanak ve Çıldır İlçeleri Gürcistan sınırına cephedir. İkinci derecede yasak bölge olmasına rağmen, Ardahan'daki general, subay ve assubaylara teşekkür ediyorum huzurunuzda; oradaki halkımızla çok iyi bir diyalogla, hiçbir sorun olmadan, halkımıza büyük şefkat göstererek, hoşgörüyle, halkımız ile ordumuz iç içe yaşamakta. Orada da, sınırımızda bir sıkıntı yaşanmamaktadır.

Ancak, ne yazık ki, Ardahan İli 700 000 göç vermiştir. Şu anda Ardahan'da nüfus 133 000'dir. Karşımızdaki Ermenistan güçleniyor, bununla kalmıyor, Ahıska Bölgesine de 500 000 Ermeni yerleştirdiler son yıllarda. Ardahan da boşalıyor. Tabiî ki, teşvikler, birtakım yatırımlar, bunlara sağlanacak kolaylıklarla ilgili, doğuya, Doğu Anadoluya birtakım teşvikler var; ama, bu, yetmiyor.

Ben, Türk Silahlı Kuvvetlerimizden istirham ediyorum; Ardahan'a bir acemî eğitim birliği kurulsun. İç Anadoluda, tabiî ki çeşitli bölgelerimizde var; ama, hem güvenlik açısından hem sınırdaki göçün önlenmesi açısından hem de Ardahanlı esnafın alışverişi ve o bölgeye gelen giden insanlardan faydalanması, ekonomik anlamda kalkınması için, Ardahan bölgesine acemi eğitim birliğinin kurulmasını arzu etmekteyiz.

İkinci bir istirhamımız; Damal İlçemizde tabur vardı, tabur kalktı. Çok küçük bir ilçemizdir. Bu ilçemize de taburun geri gelmesini istiyoruz. Hakikaten binalarımız boş; Damal esnafı çok zor durumda; yani, bu anlamda, ben, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Genelkurmay Başkanlığımızdan, Damal'a taburun geri gelmesini istirham ediyorum. Hem güvenlik açısından hem oradaki esnafın canlılığı açısından bu çok önemlidir. Belki, kanun maddesiyle ilgisi yok; ama, Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendirdiği için, ben bunu anlatmış oluyorum.

Ben, sözü de fazla uzatmak istemiyorum; ama, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve Genelkurmay Başkanlığımızın, Türkiye'nin kalkınması ve tanıtımına katkı sağlamak amacıyla, 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda yapmak istediği değişikliğe, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hem teşekkür ediyoruz hem de "evet" oyu vereceğiz.

Ben, bu nedenle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, hepinize teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Süleyman Turgut; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN TURGUT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 18 Aralık 1981 tarihinde yürürlüğe giren 2565 sayılı Kanunla, ülkemizin kara hudutları boyunca birinci ve ikinci derece kara askerî yasak bölgeleri oluşturulmuştur. Konuşmamın başında, sizleri sıkmadan, bu kanunla ilgili bazı detayları paylaşmakta yarar görüyorum.

Bu bölgeler, Genelkurmay Başkanlığımızın göstereceği lüzum üzerine, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulabilir veya kaldırılabilir. Askerî yasak bölgeler, birinci ve ikinci derece olmak üzere, ikiye ayrılır. Birbirleriyle ilgili ve yakın askerî tesisler ve bölgeler için, gerektiğinde, ayrı ayrı olan bu yasak bölgeler birleştirilip, müşterek bir bütün olarak askerî yasak bölge ilan edilebileceği gibi, yeri geldiğinde, bu şekilde birleşmiş olan askerî yasak bölgeler de birbirinden ayrılabilir.

Güvenlik bölgelerinin kurulmasının şartları daha farklı olmaktadır. Askerî güvenlik bölgeleri, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarının çevresindeki özel güvenlik bölgeleri, Genelkurmay Başkanlığının, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin veya İçişleri Bakanlığının göstereceği lüzum üzerine, Genelkurmay Başkanlığının uygun görmesi kaydıyla, Bakanlar Kurulu tarafından kurulabilir veya kaldırılabilir.

Birinci derece askerî yasak bölge ihdas edilen alanlar ilan edilemez, Resmî Gazetede yayımlanamaz, ancak sınırları uygun işaretlerle belli edilebilir. Yine, birinci derece askerî yasak bölgeler, yurt savunması bakımından hayatî önem taşıyan askerî tesis ve bölgelerin çevre duvarları veya tel örgülerinden başlayarak en az 100 metre, en fazla 400 metre uzaklıktaki noktaların birleştirilmesiyle elde edilen alanlardır. Bu alanlarda işlerin nasıl yürüyeceği veya nelerin izne bağlı olduğu Genelkurmay Başkanlığınca tespit edilmektedir ve bunlar kanunla belirtilmiştir.

İkinci derece kara askerî yasak bölgeler, birinci derece yasak askerî bölgelerin sınırlarından başlamak üzere, 5 kilometrelik mesafelerde belirlenecek noktalardan geçen askerî yasak bölgelerdir. Bunlar, duruma göre ve şartlara göre 10 kilometreye kadar çıkarılabilmektedir.

Genel anlamda bu bilgileri sunduktan sonra, bu tasarıya ihtiyaç duyulan noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Söz konusu askerî yasak bölgeler içerisinde, değerli milletvekilimin de ifade ettiği gibi, Ağrı Dağı, Ani Harabeleri, Artvin-Camili bölgesi gibi birçok tarihî ve turistik bölge bulunmaktadır. Bu tarihî ve turistik bölgeleri ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin film çekim taleplerine, fotoğraf çekim taleplerine, 2565 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin 1 numaralı fıkrasının (e) bendi ile 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereğince izin verilmemektedir. En önemli gelir getirici faaliyetlerimizden olan ve hepimizin "bacasız sanayi" olarak tarif ettiği turizmimizden 2003 yılı içerisinde 12 500 000 000 dolarlık bir gelir elde ettik, 2004 yılında ise bu hedefimiz 14 500 000 000 dolardır.

Dolayısıyla, ülkemize ekonomik manada böylesine katkı sağlayan bu turizm bölgelerimizin, buraları ziyaret eden turistler açısından çok büyük önemi vardır; ancak, gelen turistler -gerek yerli gerek yabancı olsun- hem ileride kendilerine bir hatıra olması amacıyla hem de kendi eş, dost ve ahbaplarına bu gezdikleri ve gördükleri yerleri göstermek amacıyla fotoğraf çekmek ve kamera çekimi yapmak istemektedirler. Bu kamera çekimleri ve fotoğraf çekimleri, aslında ülkemizin tanıtımı açısından da çok önemlidir; çünkü, buralarda gezenler, buralarda dolaşanlar ve buraları ziyaret edenler, yaptıkları çekimleri, gittikleri yerlerdeki arkadaşlarına, dostlarına gösterdiklerinde, bizim, tabiri caizse, bedava tanıtımımızı yapmaktadırlar. Oysa, mevcut kanun gereği, şu anda hiçbir fotoğraf çekimi ve kamera çekimi yapamadıklarından, bu bölgeleri sadece kendileri görmekte, buraları dünyaya tanıtmak adına hiçbir kayıt yapamamaktadırlar.

İkinci derece askerî yasak bölgelerde yaşayan ve bu bölgelerden geçimini sağlayan, özellikle, ziraatla uğraşan, orada konutları bulunan, hatta ve hatta, bu ikinci derece yasak bölgelerin içerisinde sanayi tesislerine sahip olan sanayicilerimizin de büyük bir sıkıntısı vardır. Onlar da, zaman zaman, bu kendi sanayi tesislerinin tanıtımını yapmak, onlarla ilgili katalog üretmek ve çeşitli sinevizyon gösterileri yaparak, bu üretim tesislerini tanıtmak amacıyla yapacakları birtakım çalışmaları, maalesef, bu kanun maddesi gereğince, bu çekimleri ve fotoğraflamaları yapamadıkları için, kendi tesislerini tanıtamamaktadırlar; dolayısıyla, hem çiftçilerin hem sanayicilerin hem de bu bölgeleri gezen turistlerin rahat çekim yapabilmeleri, buralarda fotoğraf ve film kayıtları alabilmeleri için bu kanun değişikliği gündeme gelmiştir.

Ayrıca, şu da bilinmelidir ki, gelişen teknolojik şartlar karşısında, uzaydan her türlü görüntüleme, sanki 40 santimetreden fotoğraf çekilmiş gibi net bir şekilde yapılmaktadır. Dolayısıyla, görüntülemenin bu kadar rahat yapıldığı bir ortamda, ülkemize gelen turistlere ya da bu bölgede ziraî faaliyet gösterenlere ya da sanayi tesisi olanlara bu engellemeleri koymanın günümüz şartlarında bir mantığı kalmamıştır. Ancak, bu arada, elbette, burada yapılacak olan çekimler ve harita uygulamaları, güvenliğimizi zaman zaman sıkıntıya sokabileceğinden, Genelkurmay Başkanlığından izin alınması şartı getirilmiştir; yani, Genelkurmay Başkanlığımızın savunmamıza engel teşkil etmeyecek şekilde belirli bölgelere izin vermesi istisnası kendilerine verilmiştir. Bu manada da, bu kanun çıktıktan sonra, bizim güvenliğimiz açısından, ordumuzun ve birtakım askerî faaliyetleri yapan birliklerimizin, askerî faaliyetlerimizin yapıldığı tesislerin güvenliği açısından herhangi bir sıkıntı da olmayacaktır.

Anlaşıldığı üzere bu değişiklik, gelişen şartlar karşısında çağa uyum yasasıdır ve bu amacı gütmektedir. Kanunun madde bentlerinde yapılacak değişiklikle, Genelkurmay Başkanlığı, görevlendirdiği veya izin verdiği kimseler dışında, bu bölgelerde de görüntüleme, haritalama gibi işlevler öngören cihazların kullanılmasını ve bölgenin savunmasını ve güvenlik tedbirlerini aksatacak cihazların kullanılmasını, yine, rezerv olarak kendi bünyesinde bulundurmuştur.

Tasarıyla, ülkemizin tanıtımına ve turizmine katkı sağlamak amacıyla birinci ve ikinci derece askerî yasak bölgeler içerisinde fotoğraf ve film çekimi gibi konularda günümüz şartları dikkate alınarak, Genelkurmay Başkanlığımız tarafından izin verilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Bu düzenlemenin, Heyetimiz tarafından olumlu karşılanacağını umut ediyor, tekrar, Yüce Heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Turgut.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

ASKERÎ YASAK BÖLGELER VE GÜVENLİK BÖLGELERİ KANUNUNDA

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 18.12.1981 tarihli ve 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununun 7 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"e) Bölgenin fotoğraf ve filminin çekilmesi, harita, resim ve krokisinin yapılması, not alınması veya harita uygulaması gibi faaliyetlerde bulunulması, bölgenin savunma ve güvenlik tedbirlerini aksatacak, bozacak ve açıklayacak cihazlar kullanılması, bu amaçla görevlendirilmiş olanlar ile Genelkurmay Başkanlığı tarafından izin verilmiş olanlar dışındakilere yasaktır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Edirne Milletvekili Sayın Rasim Çakır; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını görüşmek üzere söz aldım.

Askerî konuyu içeren bu tasarıyla ilgili görüşlerimi ifade etmeden önce, bugün Hakkın rahmetine kavuşmuş olan, bugün defnettiğimiz büyük insan, şerefli asker, görev yaptığım süre içerisinde de kendisini tanımış olmaktan şeref duyduğum Doğu Aktulga Paşamızın vefatıyla ilgili üzüntülerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Atatürkçü, şerefli komutanımızın kederli ailesine sabır diliyorum ve Silahlı Kuvvetlerimize de başsağlığı diliyorum. Bizleri teselli eden, Harbiyenin, Doğu Aktulga Paşalar gibi binlercesini yetiştirmiş ve yetiştiriyor olmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, insanların bu dünyada en önemli hakları yaşam hakkıdır. Yaşam hakkından vazgeçmek mümkün değildir. Güvenlik de, yaşam hakkını tamamlayan, yaşam hakkını güvenceye alan bir konudur. Kişilerin güvenliği söz konusu olduğu gibi, tesislerin, şehirlerin güvenliği söz konusu olduğu gibi, ulusların, devletlerin güvenliği de söz konusudur. Tabiî, uluslar, ulusal güvenliği sağlamak açısından çeşitli tedbirler alırlar. Bunlar, askerî tedbirler olur, idarî tedbirler olur, siyasî tedbirler olur, sosyal ve ekonomik tedbirler olur. Ulusal güvenliğimiz açısından, bugüne kadar, yasalarla öngörülen değişik askerî tedbirler alınmıştır, yasalarımızda da mevcuttur; fakat, zaman öyle hızlı ilerlemekte, teknoloji öyle hızlı gelişmekte ki, mevcut bazı yasalar, bir taraftan toplumun ekonomik değerinin büyümesine engel teşkil edici bir hal almış, diğer taraftan da uygulanmasının fizikî olarak bir anlamı olmaz hale gelmiştir. Artık, uzay teknolojisiyle her türlü film ve fotoğrafın çekilebildiği bir çağda, bir sınır bölgesinde veya askerî yasak bölgede fotoğraf çekilmesinin yasak olmasının ne kadar gülünç bir durum ortaya çıkardığı hepinizin takdiridir. Bu anlamda, bu tür yasaklar yüzünden memleketimiz gerçekten ekonomik değer kaybına uğramakta, insanlık bazı konulardan istifade edemez duruma gelmiş olmaktadır.

Takdir edersiniz, sınır bölgelerinde bulunan tarihî ve turistik tesislerin ülkemizin hizmetine açılabilmesi bu yasa nedeniyle engellenir bir noktada olmuştur. Silahlı Kuvvetlerimizin ve başta Genelkurmayımızın bu eksikliği görerek, Millî Savunma Bakanlığımız vasıtasıyla böyle bir yasa tasarısının hazırlanması ve Meclisin gündemine gelmesi, bizleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, mutlu etmektedir.

Diğer taraftan, benim seçim bölgem olan Edirne'nin Enez İlçesi, turistik değeri olan, Saros Körfezine kilometrelerce kumsalı olan ve ciddî turizm potansiyeline sahip olan, tarihî özellikleri olan bir ilçe; ama, maalesef, yakın zamana kadar, ilçe, birinci ve ikinci derece askerî yasak bölge içerisinde kaldığı için, bu turistik gelişmesini tekâmül ettirebilme fırsatını bulamamıştır. Dolayısıyla, buna paralel olarak da ekonomik gelişmesini tekâmül ettirebilme fırsatını yeteri kadar bulamamıştır; ama, yine aynı konuda, Genelkurmay Başkanlığımızın çok değerli katkılarıyla ve Bakanlar Kurulumuzun katılımıyla, Enez'deki askerî yasak bölge sınırları kanunun imkân verdiği 30 metre gibi en alt limitlere çekilerek, o bölgede turizm potansiyelinin ve ekonomik hareketin önünün açılmasını sağlayan görüşe, düşünceye ve öneriye, Edirne Milletvekili olarak ben, Edirneliler, Enezliler adına şükran ve teşekkür borçluyum.

Değerli arkadaşlarım, bunun yanında, benim ilim, sınır bölgesi olan bir il. Meriç Nehri "insan ek, insan yetişir" denilen cinsten birinci derece tarım alanı; ama, Meriç Ovası birinci derece askerî yasak bölge. Bölgede tarlasında çalışmak durumunda olan köylüler, hudut komutanlığının, tabur komutanlıklarının vereceği resmî izin belgeleriyle tarlalarına muayyen saatler arasında, yani gündüz saatlerinde girebilme ve üretim yapabilme şansına sahip. Bu durum, bölgede ekonomik verimliliğin, maalesef, azalmasına ve üretim yapan köylümüzün, o günkü nöbetçinin inisiyatifine dayalı olarak zaman zaman zorluklarla karşılaşmasına sebep olmaktadır. Bugün, teknolojinin bu denli ileri olduğu bir dünyada, yüzlerce kilometre uzunluğundaki sınır bölgesinde, birkaç kilometre aralıklarla askerlere nöbet tutturarak veya bir gözetleme kulesi yaparak değil, çağın gerektirdiği son teknoloji kullanılarak hizmetin yapılması, dolayısıyla, o bölgede yaşayan insanların da gündelik yaşamlarını kolaylaştırmaya yönelik önemli bir tedbir olacaktır. Bu bölgelerde, birinci derece askerî yasak bölge mesafesinin kısaltılarak, sınır bölgesinin modern teknolojiyle kontrol edilmesi olanağını Silahlı Kuvvetlerimize tanıyarak, o konuda bütçe ayırarak, kendilerine destek olunarak, bölgede yaşayan yurttaşlarımızın, günlük yaşamlarında daha rahat üretim yapabilir hale gelmelerine olanak sağlanabilecektir.

Ben, o bölgedeki insanları en yakından tanıyan ve bölgenin temsilcisi bir milletvekili olarak, hükümetimizden ve Silahlı Kuvvetlerimizin bu konuda sorumlu olan birimlerinden, bu konuyla ilgili daha hassas davranılması ve kolaylık sağlanması yönünde ricada bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Parti Grubu olarak böyle bir yasanın çıkmış olmasından dolayı sevinçliyiz.

Yasanın, Silahlı Kuvvetlerimize ve ülkemize barış ve güzellikler getirmesini diliyorum,

Yüce Heyetinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu ve şahsı adına, Kars Milletvekili Sayın Selahattin Beyribey; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu tasarı, ikinci derece kara askerî bölgeleri içerisinde fotoğraf ve film çekilmesine izin veren bir yasa. Bunun özeti bu. Peki, bu, fotoğraf ve film çekilmesi, bölgelerle ilgili ne getirebilir; bunu irdelemek lazım.

Özellikle ilimle ilgili söylüyorum, Kars'ta Ani Harabeleri var. Bu harabeler -tarihini çoğunuz biliyorsunuz- milattan önce de vardı ve Ani Şehri, milattan sonra 4 üncü yüzyılda -ki, Kars, ismini oradan almıştır-, Karsakların kurmuş olduğu ilk şehirdir. Daha sonra, 950'li ve 1000'li yıllarda, orada, daha çok, Hıristiyanlığı ifade eden kiliseler yapılmıştır. Daha sonra, 1064'te, Alparslan, oradan Anadoluya girince Ani'yi fethediyor; Ani'yi fethetmesiyle beraber de, orada, Selçuklu mimarisiyle birçok sanat eseri yapılıyor ve Anadoluda ilk yapılan cami olan Menuçehr Camii de, Kars'ta, Ani Şehrindedir ve -üzülerek söylüyorum- giriş yasak olduğu için de cami olarak kullanılamıyor. Şimdi, orası, bütün dünyada, Ermenilerin, özellikle böyle farklı olarak gördükleri bir alan olmasından dolayıdır ki -Ani Şehrine gidenler yakından görecekler- Ani Şehrinin tam karşısında bir alan oluşturulmakta ve buradan Ani Şehri gözetilecek ve görülecektir. Oysaki, biz, Ani Şehrini dünya turizmine açarsak -ki, bunun bir başlangıcı bu yoldur- birilerinin uzaktan söylemesiyle -yanlış-doğru söylemeleriyle- değil, o bölgeye direkt olarak gelerek neler olduğunu, nelerin var olduğunu görmüş olacaklar.

Ayrıca, Ani'yle ilgili, dünyada, bizim aleyhimizde propagandalar yapılmakta ve Ani Şehrinin yıkılmakta olduğu, özellikle, Türkiye'nin, Ani'nin yok olması için arayış içerisinde olduğu ifade edilmektedir. Oysaki, buranın, yine, turizme açılmasıyla, buraya gelenler, Ani'de neler yapıldığını, neler yapılmadığını, var olan binaların neler olduğunu görecekler. Belki, Ani'ye gidenleriniz olmuştur; Ani'yi, yılda, ortalama olarak 10 000 civarında insan ziyaret ediyor. Bunun 5 000'i yabancı turist, 5 000'i de Türk turisti; ama, girerken kontrollerden geçiyorsunuz, fotoğraf makinesi götüremiyorsunuz, götüremediğiniz için film çekemiyorsunuz. O kadar sıkıntılar yaşanıyor ki, bu sıkıntılardan dolayı oraya giden bir daha oraya gitmemek için elinden geleni yapıyor ve bunu bizim aleyhimizde de propaganda olarak kullanıyorlar.

Sayın Başbakanımız 30 Ekimde Kars'a geldiği zaman -içmesuyu tesislerinin açılışı için Kars'a gelmişti- kendisine bu konuyla ilgili bilgi arz ettik ve Karslının bununla ilgili büyük hasreti olduğunu, turizmle gelecek gelirlerin ekonomik yönden büyük katkı yapacağını söyledik. Sağ olsun, bunun üzerine, kendileri, Genelkurmay Başkanlığımızla da görüşmeler yapacağını ifade etmişti ki, Genelkurmay Başkanlığımızla antant kalındı ve bu yasa tasarısı, sizin, Meclisteki milletvekillerimizin huzuruna geldi. Sizlerin oylarıyla, inşallah, kanunlaşacak ve bu yasayla, Ani gibi, Ağrı Dağı gibi veya sınır illerinde bulunan... Düşünün sınır ilinde oturan bir köylü vatandaşsınız...

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - İbiş Köyü.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - İbiş Köyü, evet.

İbiş Köyünde, siz, torunlarınızla, oğlunuzla, kızınızla bir fotoğraf çektirmek istiyorsunuz; yasak. Yani, bunların, mutlaka ve mutlaka ortadan kalkması lazımdı; buna önayak olan herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Ani'yi biz önemsiyoruz, turizm açısından önemsiyoruz; çünkü, Kars, çıkmaz sokaktır. Bir bölgeye havayolu, karayolu, demiryolu, denizyolu gitmiyorsa, o bölgede kalkınmanın olması mümkün değil. Tabiî, burada, hayvancılık zaten zor yaşıyor, zor ayakta duruyor; turizm de olmazsa... Turizmi, Karslı, çok önemsemektedir ve bence, Kars'ın en önemli hasretlerinden bir tanesi, Ani'nin turizme açılmasıydı. Böylelikle, turizme açılmış oldu; ondan dolayı, başta hükümetimize, ilgili bütün kurumlara, Ani Şehrinin ve diğer alanların turizme açılması konusunda göstermiş oldukları alakadan dolayı teşekkür ediyorum.

Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız da burada ve inşallah, o da, Ani ile ilgili, yeniden yapılanması, oranın turizme açılması konusunda gerekenleri yapacaktır. Bütün dünya, oraya gelmek için can atıyor, oraları görüntülemek, oralarda bulunmak için can atıyor. Mutlaka, o insanları, turizmi oraya çekecek altyapıları oluşturacağımız kanaatine inanıyorum.

Bundan sonra, özellikle, o bölgeye gidenlerin sıkıntılarının ortadan kalkacağını ifade etmek istiyorum. Aslında çok heyecanlıyım bununla ilgili; çünkü, Kars'ı fazlasıyla ilgilendiren bir konu ve buradan bölgeme ekonomik katkılar olacağı kanaatini taşıyorum.

Tekrar, başta hükümetimize, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan'a, ilgili bakanlarımıza, Genelkurmay Başkanlığımıza, Millî Savunma Bakanlığımıza ve oy verecek bütün milletvekillerine, muhalefet ve iktidar partisi olmak üzere, hepsine saygılarımı, teşekkürlerimi arz ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Beyribey.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 2. - 2565 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"h) Bölge içindeki askerî tesislerin ve bölgeden birinci derece kara askerî yasak bölgelerinin dürbünle gözetlenmesi, bölgenin fotoğraf ve filminin çekilmesi, harita, resim ve krokisinin yapılması, not alınması veya harita uygulaması gibi faaliyetlerde bulunulması, bölgenin savunma ve güvenlik tedbirlerini aksatacak, bozacak ve açıklayacak cihazlar kullanılması, bu amaçla görevlendirilmiş olanlar ile Genelkurmay Başkanlığı tarafından izin verilmiş olanlar dışındakilere yasaktır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Edirne Milletvekili Sayın Necdet Budak; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi ve bizleri televizyonları başında izleyen vatandaşları saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa tasarısı çok gecikmiştir; bu değişiklik gerekiyordu ve bugün, görüyorum ki, gerçekten, iktidar ve muhalefet bunun için olumlu yönde tavır koymuştur.

Edirne, önemli bir sınır kenti, Edirne ile beraber Kırklareli, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Hakkâri, Van, Ağrı, Iğdır, Kars, Ardahan, Artvin gibi 15 ilimizi ilgilendiren bir konu. Edirne Milletvekili olarak da bizlere, gerçekten, bölge vatandaşlarının çok şikâyet ettiği bir konu bu.

Aslında, fotoğraf çekmekten çok, birinci yasak bölgenin 1 000 kilometreden  -gayri resmî olarak öğrendiğimize göre- 30 metreye indirilmesi bölge halkı için tarım bakımından, turizm bakımından bölgeye katkı yapmak bakımından çok önemli. Ben -buradaki sözlü önergelerinde de- hazır, Kültür Bakanımızı da burada yakalamışken, 3 000 - 5 000 kişiye istihdam yaratacak bir projeyi burada tartışmaya açmıştık; onu, harita üzerinde, bu yasak bölgeyle ilişkili olarak, sizlerle paylaşmak istedim. Şöyle ki:

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Saros Körfezi, dünyanın en temiz körfezi. Saros Körfezi burası, Edirne de burası; hemen karşısında Yunanistan var ve Enez -uzaklık için herhangi bir mesafe yok- sınır ilçesi; karşıya, 20 dakikada bir, feribotla sefer düzenlenebilir. Burada, gümrük kapısı 1980 yılına kadar aktif çalışmış. Bodrum'da olduğu gibi, gümrük seferleri düzenlenebilir.

Burada, maalesef, şöyle bir şey var: İpsala'da gümrük kapısı var; İpsala'dan gelen turistin, beşbin yıllık antik Enez'e gelebilmesi için 150 kilometrelik yolu dolaşması gerekiyor; halbuki, burada 20 kilometrelik yol var. Yasak bölge nedeniyle de, çok fazla bunun üzerinde durulmadı; ama, şu anda da öğreniyoruz ki, gayri resmî olarak, bu bölge kalkmış. Eğer 20 kilometrelik -duble yol olması önemli değil- stabilize yol olsa bile, turisti buraya çekmek mümkün. Burası, Türkiye'deki 6 ncı kuş cenneti olabilecek bölgelerden biri ve yine, dünyada, yat limanı olabilecek en iyi 5-6 yerden biri.  Burada tatlı su imkânı var ve arazi düz.

Bir başka olay da şu: Uzunköprü Eskiköy tam ortada. Edirne'de Kapıkule sınır kapısı var, altta İpsala sınır kapısı var; iki kapı arasındaki mesafe 170 kilometre. İki kapının karşısındaki Yunanistan'da yoğun nüfuslu şehirler yok; yani, büyük şehirler yok. Halbuki, Uzunköprü Eskiköy'de, hem tren yolu -İstanbul'dan direkt geliyor- var hem de karayolu var; artı, 2007'yle beraber, Türkiye'yi İstanbul üzerinden Avrupa Birliğine bağlayacak ve hem direkt hem verimli karayolu ve tren yolu bu ana kapıdan yapılabilir. Buranın hemen karşısındaki Yunanistan'da büyük şehirler var. Sınır ticareti açısından da, burada böyle bir kapı açıldığında çok büyük fayda olabilir. Buradaki askerî yasak bölgenin kalkması, bu 20 kilometrelik yolun yapılması... Ayrıca, 200 000 yat Ege Denizinde ve Yunanistan tarafında konaklıyor. Bizim, bunları Türkiye'ye çekme şansımız var; ama, bu alandaki problemler genel olarak böyle.

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Gelibolu da var.

NECDET BUDAK (Devamla) - Gelibolu da var, tamam.

Tabiî, burada saydığım bütün illerin milletvekilleri, bu kanun tasarısının üzerine, gerçekten, titremesi gerekiyor. Gerekçede, Enez'le ilgili hiçbir şey yazılmamış, belli şehirlerin turistik yerleri yazılmış. İktidar Partisi milletvekilleri kendi bölgelerine yönelik olarak biraz torpil geçmişler; ama, orada "gibi" kelimesi olduğu için Enez'i de Gelibolu’yu da kurtarırız sanırım.

Bu 3 000-5 000 kişilik istihdam projesi, özellikle, özel sektörü teşvik ederek Enez'de gerçekleştirilebilir. İtalyanlar bu bölgede yer satın alıyorlar. Enez 3 000 nüfuslu bir yer, 3 000 tane yazlık var. Buradaki sahiller turistlere açılamıyor; çünkü, yazın askerî kontroller var. Dedeağaç Belediye Başkanını Enez'e davet ettiğinizde, tamamen izne bağlı olduğu için, Enez'e sokmakta problem yaşıyorsunuz. Halbuki, arkadaşların da ifade ettiği gibi, böyle bir küreselleşmenin olduğu bu dünyada uzaydan kolaylıkla fotoğraflar çekilebiliyor.

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Edirne ve Çanakkale'yi beraber yapacağız.

NECDET BUDAK (Devamla) - İnşallah.

Daha önce Enez yerleşim biriminde 170 Yunanlı yaşamış. Bu insanlar, bu bölgeye haftada en az bir kere gelip yerlerini görmek istiyorlar, en azından yazın gelmek istiyorlar ve "biz girelim, yıllık en az 1 000 dolar para harcayacağız" diyenler var.

Burada, antikkent olması nedeniyle, İstanbul Üniversitesi kazılar yapıyor; ama, geçmişten bugüne, belediye başkanlarının, farklı partilerden olan Edirne milletvekillerinin girişimleri olmasına rağmen, çok önemli bir sonuç alınmamış. Ben, bunu, yazılı olarak Sayın Kültür Bakanımıza da verebilirim; ama, Maliye Bakanımız da buradan söz verdi "takip edeceğim" dedi. Sayın Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen de "Bakanlar Kurulu kararıyla bu projeleri gerçekleştirebiliriz" diye söylediler.

Edirne'de 4 milletvekilinden 3'ü CHP'li, 1'i İktidar Partisinden. Böyle olunca, biz bölgeye gidince bizi İktidar Partisi milletvekili sanıyorlar. Biz, buradaki sorunları tekrar tekrar dile getiriyoruz, Kültür Bakanımızın ifade ettiği gibi, belki sıkıyoruz; ama, bunları da dile getirdikten sonra, bütün bu açıklık ve netlikle bir şeyler yapılmazsa, biz, oraya tekrar gideceğiz, tekrar aynı sorunları alacağız, tekrar buraya geleceğiz diye düşünüyorum.

Yine, bütün bunların ötesinde, Enez Limanı da, Lozan Antlaşmasıyla yasak bölge ilan edilmiş. Yine, Saros Körfezinin en güzel yerinde bulunan Enez'de limanın turizme açılmaması, birinci derecede askerî bölge olmasından kaynaklanıyor. Enez'de bir ev bile yapmaya kalksanız, belediyeden ya da imardan izin almaktan çok, askeriyeden izin almanız gerekiyor.

Tabiî ki, şunu da çok anlayışla karşılıyorum: Sınırdan çok fazla kaçak oluyor; askerî açıdan da, stratejik açıdan da birçok önlemin alınması gerekiyor. Bunların değerlendirilmesi lazım; ama, öyle bir devirde yaşıyoruz ki, istihdam problemimiz var. İstihdam problemini çözmenin yollarından biri de, özellikle bu tür özkaynakları değerlendirebilmektir. Bunları yaparsak, ben, inanıyorum ki, uluslararası siyasette, bir şekilde IMF'den de kurtulmanın yollarından birini bulmuş olacağız.

Turizm çok önemli; yapılabilecek çok şey var. Bunlar, umarım, bölge bölge değerlendirilir. Ben, Enez'i dile getirdim; ama, saydığım diğer 15 sınır ilindeki milletvekilleri de, kendi bölgeleriyle ilgili bu projeleri ortaya koyarlarsa, çok farklı şeyler gelişebilir.

Tabiî, burası askerî yasak bölge olduğu için gümrük kapısı açamıyorsunuz, gümrük kapısı açamayınca feribot seferi düzenleyemiyorsunuz. Bütün bunlar nedeniyle, Enez İlçemizden ve bunu takip eden Meriç İlçemizden, Meriç Nehri üzerindeki Uzunköprü, Edirne ve Lalapaşa'ya kadar Bulgaristan, Yunanistan sınırındaki köyler tarım yaparken izin almak durumunda kalıyorlar. Bu, devamlı sıkıntı yaratıyor.

Biz de, askeriyeyle ilgili bu konuları dile getirdiğimizde, bazen gizli olduğu için, tam olarak somut bir çözüm üretemedik; ama, anlıyorum ki, edindiğim gayri resmî bilgilere göre, bunlar çözülecek. Bu anlamda da tamim çıkmış gözüküyor. İnşallah iyi olur. Bizim görevimiz de bunları dile getirmek, katkıda bulunmak. Umarım faydalı olur.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Budak.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum :

MADDE 3.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum :

MADDE 4.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mumcu, Hükümet adına bir teşekkür konuşması yapacaklar.

Buyurun Sayın Mumcu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hükümet sıralarında beni gördüğünüz için ve bu kadar da turizm konuşulduğu için, yasa etrafında, belki düşünmüş olabilirsiniz ki, bu, Bakanlığımızın bir yasası; hayır, bu, Millî Savunma Bakanlığının bir yasası; ama, sonuçları itibariyle, Bakanlığımızın yönettiği alana ilişkin son derece olumlu neticeler beklediğimiz için, çok önemli, olumlu bir girişim olduğu için, ben, müsaadelerinizle, huzurlarınızda, her şeyden önce, Millî Savunma Bakanlığımıza ve Genelkurmay Başkanlığımıza bir teşekkür etmek istedim. Tabiî, bu tasarıyı yüksek takdirleriyle kabul ederek yasalaştıran Yüce Heyetinize de çok teşekkür ediyorum.

İnanıyorum ki, bu yasayla birlikte, Türkiye'de, özel olarak korunmuş bazı alanlar, inşallah, aynı koruma yaklaşımı sürdürülerek, turizmin portföyüne kazandırılacak, turizm ekonomisine kazandırılacak. Dolayısıyla, bir teşekkür borcumuz daha var; bunu açıkça, açık yüreklilikle, gönüllülükle ifade etmemiz lazım. Bu yerler çok iyi korunmuş oldukları için çok kıymetli. Bundan sonra turizme açıldıklarında, turizmde kullanılma biçimlerinin, o değeri koruyacak bir anlayışla kurgulanması, yaşatılması son derece önemli. Bugüne kadar hep şikâyet ediliyordu, bu kadar güzel, değerli yerler var, buraları turizme kazandıramıyoruz gibi; işte, buyurun, askerî yasak bölgeler de kalktı; ama, hâlâ o değerini koruması, bizim nasıl kullanabileceğimize bağlı. Bu vesileyle, Genelkurmay Başkanlığımıza bir teşekkür borcumuz daha var, o teşekkürümüzü de ifade etmek istiyorum. Gerçekten, askerî yasak bölge kapsamı içindeki bu yerler son derece nitelikli olarak korunmuşlardır. İnşallah, şimdi turizme de açılacak bu bölgelerin koruma misyonu, bütün toplumla beraber, Hükümetle beraber sürdürülecektir diye düşünüyorum.

Yine, bu vesileyle, Orgeneral Aktulga'nın vefatı dolayısıyla, bütün Genelkurmay Başkanlığı camiasının, Türk Silahlı Kuvvetleri camiasının da başı sağ olsun diyorum, kendilerine başsağlığı diliyorum.

Saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 28 Ocak 2004 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

İyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati : 19.50