DÖNEM
: 22 CİLT : 35 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
32 nci Birleşim
20 Aralık 2003 Cumartesi
İ
Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMALAR
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 20 nci Kuruluş Yıldönümü törenlerine iştirak
etmek üzere bu ülkeye yaptığı resmî ziyarete katılması uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/418)
V. -
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656,
3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı : 284, 286, 285, 287)
A)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî
Yılı Kesinhesabı
B)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI
1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004
Malî Yılı Bütçesi
2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002
Malî Yılı Kesinhesabı
a)
KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî
Yılı Kesinhesabı
b) TAPU VE
KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Bütçesi
2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002
Malî Yılı Kesinhesabı
C) ÇEVRE VE
ORMAN BAKANLIĞI
1. - Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
3. - Orman Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
a)
ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Orman Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
b) DEVLET
METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
D) ADALET
BAKANLIĞI
1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. - Adalet Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
E) YARGITAY
BAŞKANLIĞI
1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
F) DANIŞTAY
BAŞKANLIĞI
1. - Danıştay Başkanlığı 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. - Danıştay Başkanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
G) ENERJİ
VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı
2002 Malî Yılı Kesinhesabı
a) PETROL
İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Bütçesi
2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002
Malî Yılı Kesinhesabı
b) DEVLET
SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Bütçesi
2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002
Malî Yılı Kesinhesabı
2. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkeme-lerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
3. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı : 152)
4. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)
5. - Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın
Bazı Belediyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri
Komisyonu Raporu (2/216) (S. Sayısı :
308)
6. - Denizli Milletvekilleri Osman Nuri
Filiz, Mehmet Salih Erdoğan, Mehmet Yüksektepe ile Ümmet Kandoğan'ın; Denizli
İline Bağlı Akköy İlçesi ile Bazı Belediye ve Köylerin Tüzel Kişiliklerinin
Kaldırılarak Denizli Belediye Sınırları İçine Alınması Hakkında Kanun Teklifi
ile İçişleri Komisyonu Raporu (2/213) (S. Sayısı : 307)
VII. - USUL
HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1. - 20 milletvekilinin, bir kanun
teklifinin tümünün oylamasının İçtüzüğün 147 nci maddesine göre gizli oylama
şeklinde yapılması yolundaki önergeleri hakkında
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak,
dört oturum yaptı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmelerde
bulunmak üzere Kırgızistan ve Tacikistan'a,
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun
Londra'da düzenlenen World Travel Market 2003 Turizm Fuarına katılmak üzere
İngiltere'ye,
Yaptıkları resmî ziyaretlere katılması
uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, kabul edildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan:
2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler
ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/688; 1/689; 1/656, 3/370,
3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284, 286, 285, 287) görüşmelerine devam
olunarak;
Başbakanlık,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,
Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Diyanet İşleri Başkanlığı,
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Genel Müdürlüğü,
2004 malî yılı bütçeleri ile, 2002 malî
yılı kesinhesapları kabul edildi.
Genel Kurulun 19 Aralık 2003 Cuma günkü
(bugün) birleşiminde; daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
bastırılarak dağıtılan 308 sıra sayılı kanun teklifinin 48 saat geçmeden
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 5 inci sırasına alınmasına ve bu birleşimde, günlük bütçe
programının tamamlanmasından sonra, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 6 ncı sırasına kadar olan
işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK Parti Grubu
önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği açıklandı.
AK Parti Grubu önerisinin görüşmeleri
sırasında;
Denizli Milletvekilleri:
Mehmet Uğur Neşşar,
Mustafa Gazalcı,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın,
konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendilerine
atfetmesi nedeniyle,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan da,
Denizli Milletvekilleri Mehmet Uğur Neşşar ile Mustafa Gazalcı'nın,
konuşmalarına karşı;
Birer açıklama yaptılar.
AK Parti Grup önerisinin oylanması
sırasında, gündemin, oturum aralarında getirilen grup önerileriyle değiştirilmelerinin
mümkün olamayacağına ve bu oylamanın sonraki birleşimde "Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları" kısmında yer alarak yapılması gerektiğine ilişkin usul
tartışması yapıldı.
Bütçe görüşmelerine devam edilerek;
Hazine Müsteşarlığı,
Gümrük Müsteşarlığı,
Dış Ticaret Müsteşarlığı,
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,
Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı,
2004 malî yılı bütçeleri ile 2002 malî
yılı kesinhesapları kabul edildi.
Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında (1/521) (S.
Sayısı: 146),
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha önce
geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir
Madde Eklenmesine Dair (2/212) (S. Sayısı : 305),
Denizli Milletvekilleri Osman Nuri Filiz,
Mehmet Salih Erdoğan, Mehmet Yüksektepe ile Ümmet Kandoğan'ın; Denizli İline
Bağlı Akköy İlçesi ile Bazı Belediye ve Köylerin Tüzel Kişiliklerinin
Kaldırılarak Denizli Belediye Sınırları İçine Alınması Hakkında (2/213) (S.
Sayısı : 307),
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Bazı
Belediyelerin Kaldırılması Hakkında (2/216) (S. Sayısı :308),
Kanun Tekliflerinin görüşmeleri, komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından;
Ertelendi.
Alınan karar gereğince, 20 Aralık 2003
Cumartesi günü saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 21.17'de son verildi.
|
Nevzat
Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Suat Kılıç |
Ahmet Küçük |
|
|
Samsun |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
|
|
II. - GELEN
KÂĞITLAR No. : 50
20 Aralık 2003 Cumartesi
Tasarı
1. - Türkiye Cumhuriyeti
ile Çek Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/717) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavına ilişkin Adalet
Bakanından sözlü soru önergesi (6/886) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)
2. - İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavı mülakatına ilişkin
Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/887) (Başkanlığa geliş tarihi :
12.12.2003)
3. - İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavının maliyetine
ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/888) (Başkanlığa geliş tarihi
: 12.12.2003)
4. - İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavının sonuçlarına
ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/889) (Başkanlığa geliş tarihi
: 12.12.2003)
5. - Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, emekli aylıklarının iyileştirilmesine ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/890) (Başkanlığa
geliş tarihi : 19.12.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Adana Milletvekili
Atilla Başoğlu'nun, kültür varlıklarının çevresindeki çirkin yapılaşmalara
karşı alınan önlemlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1681) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.12.2003)
2. - Tokat Milletvekili
Orhan Ziya Diren'in, Ankara'daki bir jandarma operasyonunda gözaltına alınan
kamu görevlilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1682)
(Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
3. - Tokat Milletvekili
Orhan Ziya Diren'in, Ankara'daki bir jandarma operasyonunda gözaltına alınan
kamu görevlilerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1683) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
4. - İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, bir soru önergesine, personel atama ve
değerlendirilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı
soru önergesi (7/1684) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
5. - İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, 4207 sayılı Kanunun öngördüğü yaptırımların
uygulanmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/1685) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
6. - İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, makam araçlarına ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1686) (Başkanlığa geliş tarihi :
19.12.2003)
7. - İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, soru önergelerine verilen cevapların yeterliliğine
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1687)
(Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
8. - İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırması
Komisyonunun Raporuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı
soru önergesi (7/1688) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
9. - İstanbul
Milletvekili Emin Şirin'in, makam araçlarına ve personel servislerine ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1689)
(Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)
10.- Tekirdağ
Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, şarapta asgari vergi uygulamasına geçilmesine
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1690) (Başkanlığa geliş tarihi
: 19.12.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 11.00
20 Aralık 2003 Cumartesi
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 32 nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; gündeme geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri,
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır; arz ediyorum:
Başbakanlığın, Anayasanın
82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza
sunacağım.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 20 nci
Kuruluş Yıldönümü törenlerine iştirak etmek üzere bu ülkeye yaptığı resmî
ziyarete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/418)
19.12.2003
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin 20 nci Kuruluş Yıldönümü törenlerine katılmak üzere 15 Kasım
2003 tarihinde adı geçen ülkeye yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları
yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki
Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Ömer Çelik (Adana)
Haluk İpek (Ankara)
Mehmet Dülger (Antalya)
Mehmet Güner (Bolu)
Faruk Çelik (Bursa)
Yaşar Yakış (Düzce)
Egemen Bağış (İstanbul)
Hüseyin Besli (İstanbul)
Mehmet B. Denizolgun
(İstanbul)
İbrahim R. Özal
(İstanbul)
Nükhet Hotar (İzmir)
Selami Yiğit (Kars)
Şaban Dişli (Sakarya)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun, İçtüzüğümüzün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
V. -
ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ
GRUBU ÖNERİSİ
1. -
Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
Parti Grubu önerisi
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
20.12.2003 Cumartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Faruk
Çelik
Bursa
AK
Parti Grup Başkanvekili
Öneri :
Genel Kurulun 20 Aralık
2003 Cumartesi günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4 üncü sırasında
yer alan 307 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınması,
daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 308 sıra
sayılı kanun teklifinin ise, 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına
alınması ve bu birleşimde, günlük bütçe programının tamamlanmasından sonra
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 5 inci sırasındaki işin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneri üzerinde
söz isteği?..
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Ben de aleyhte söz istiyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Topuz.
Süreniz 10 dakika.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dün yaptığımız bir tartışmayı bugün
yeniden yapmak üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Adalet
ve Kalkınma Partisi Grubu, Danışma Kurulunun toplanmasını talep ederek, dün
yapılmış olan bir İçtüzük ihlalini düzeltme
girişiminde bulunmuştur. Gerçekten, dün, burada, İçtüzüğümüzün 19 uncu
maddesine açık olarak aykırı olduğu bilinen bir uygulama yapılmıştır ve bu
uygulamaya göre Meclisimizin gündeminde sıralar değişmiştir. Yani, dün kabul
edilen AKP önerisi "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" başlığı altında 1'den 5'e kadar sıralanan bir görüşme
sırasını gündeme geçirmiştir.
Buna göre, dün kabul
edilen öneride, 4 üncü sırada, Denizli Milletvekilleri Osman Nuri Filiz, Mehmet
Salih Erdoğan ve Mehmet Yüksektepe ile Ümmet Kandoğan'ın kanun teklifi
görülüyordu. Onu takiben de, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın bazı belediyelerin
kaldırılması hakkında bir teklifi vardı. Şimdi, bugün, bu tekliflerin yeri
değiştirilerek, çalışma saatlerinin yeniden tespit edilmesi öngörülüyor.
Değerli arkadaşlarım,
önce şunu belirteyim: Dün yapılan usule aykırı uygulama Meclis zabıtlarına
geçmiştir ve onun üzerinden hareket edilerek bugün sıralarda bir değişiklik
yapılmış olması, dün yapılan usul hatasını ortadan kaldırmaz. O usul hatası,
Meclisin zabıtlarına geçmiştir, orada yerini almıştır; hata, yerinde
durmaktadır. Bugün, o geçerliymiş gibi kabul edilerek, dün meydana gelen
sıralamada bir değişiklik yapılarak, konu, tekrar gündeme getirilmiştir. Önce
bunu belirterek düşüncelerimi ifade etmek istedim.
İkinci olarak şunu
söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlarım, dün de Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun sözcüleri, buradan, açık bir dille ifade ettiler ki, bütçe görüşmeleri
sırasında başka bazı konuların gündeme getirilmiş olması, geçmişte bir iki
örneği görülse de, uygun bir yöntem, uygun bir davranış değildir. Kaldı ki,
daha önce, iki kez -geçtiğimiz dönemde- bütçe görüşmeleri sırasında başka iki
konunun görüşülmesine karar verilirken, bu kararın dayanağı, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Danışma Kurulu önerisidir; yani, o dönem, bu Mecliste bulunan
siyasî partilerin grup başkanvekilleri, bir Danışma Kurulu toplantısı
yapmışlar, o toplantıda mutabakata varmışlar. Neden mutabakata varmışlar;
çünkü, gerçekten, çok acele, çok önemli, konuşulması gereken konular olduğu
için... Birisi Kuzeyden Keşif Harekâtı idi, diğeri de onun kadar önemli, o günlerde
yapılması gereken, zaman açısından geriye itilmesine imkân olmayan konuları
ihtiva ediyordu; haklı gerekçeleri vardı ve onlar, bir Danışma Kurulu önerisine
dönüşmüştü.
Bugün ise, burada,
getirilen öneri bir Danışma Kurulu önerisine dayanmıyor; orada bir uzlaşma
sağlanamadığı için, bir partinin önerisi olarak buraya getirilmiş oluyor.
Tabiî, Danışma Kurulunda
mutabakata varılamayan konularda, ilgililerin, Meclise böyle bir öneri getirme
şansı vardır, hakkı vardır; ama, bu konuştuğumuz, biraz evvel söylediğim
gerekçelerin yerinde olması lazım; yani, bugün gündeme alınması gereken şeyin,
bugün konuşulmadığı takdirde sorun çıkması gerekecek kadar önemli olması lazım
ve bunun da bir uzlaşmaya dayanmış olması lazım.
Şimdi, siz ne yapmak
istiyorsunuz; Parlamentodaki çoğunluğunuza dayanarak, Danışma Kurulunda kabul
edilmeyen bir öneriyi, bütün usullere aykırı olarak, burada, bir emrivakiyle
karara bağlamak istiyorsunuz; biraz sonra bağlayacaksınız, ona göre de işlem
yapacaksınız; ama, bunun adına, parlamenter sistemde "çoğunluk
diktası" denir. Bunun başka bir anlamı yoktur. Biz ne istiyorsak o olur,
demektir bu. Siz, ne istiyorsanız onu yapacak durumda görüyorsanız kendinizi,
lütfen, benim söylediğim çerçeveden, durumunuzu, bir defa daha, bir değerlendirmeye
tabi tutunuz. Bazı şeyleri çoğunluğa dayanarak yapmanın ağır vebali olur. Bir
kere, usul açısından bunları ifade ettim.
Esas açısından da konunun
çok yanlış tarafları vardır, aceleye getirilmiş tarafları vardır; biz,
biliyoruz bunu. Bugün, buraya getirdiğiniz konular, tasarı değildir, hükümet
önerisi değildir, milletvekillerimizin hazırladığı tekliflerdir; ama, konu,
hükümet ciddiyeti ve hükümet sorumluluğunu gerektiren bir konudur. "Bütün
Türkiye'ye yaygın 400'e yakın belediyeyi ortadan kaldıracağız" diyorsunuz.
Kaldırabilirsiniz, kaldırılması gerekli de olabilir belki; ama, bunun
gerekçeleri hazırlanır, o şekilde gelir. Oysa, bu meseleler, öyle sanıyorum ki,
Sayın Başbakanın, nerede bulunursa oradan verdiği talimatlarla yapılıyor; daha
önce düşünmediğiniz şeyleri onun talimatlarıyla düşünür hale geliyorsunuz ve
ona göre Meclis çalışmasını yönlendirmeye çalışıyorsunuz. Bakınız,
"İmarzedeler Yasa Tasarısı" diye bilinen yasa tasarısı burada
konuşulurken bir talimat geldi "durdurun bunu" dedi ve siz bunu
birkaç gün sonraya bıraktınız. Değerli arkadaşlarım, bunlar, doğru yöntemler
değildir.
Bir başka açıdan da
yanlıştır bu öneri. Bir kere, tekliflerin gerekçesi yanlıştır, gerekçesi
eksiktir. Belediyecilik, kentleşme olayının devamı olan bir yönetim birimi
anlamını taşır. Kentleşme ve yerel yönetimler, iç içe olan konulardır. Bir
yerin gelişme doğrultusu, sınırı, hududu, bir yerleşme biriminin gelişme
doğrultusu, hududu ve diğer arazi kullanım kararları, belli teknik kurallara,
usullere riayet edilerek tespit edilir. Siz, burada, elinize pergel alıp hudut
çizerseniz yanlış yaparsınız veya şurayı şurayı ben bunun içerisine aldım,
burayı belediye yaptım derseniz yanlış yaparsınız. Biz belediye meclisi değiliz
veya biz şehircilik uzmanı değiliz. Bütün bunlar hazırlanır, ilgilileri,
uzmanları hazırlar; bir şehrin nasıl büyüyeceği belli olur, ona göre onun nasıl
bir belediye yönetimine, hangi sınırları kapsayan bir belediye yönetimine
ihtiyacı olduğu, onun gelişme alanlarının nerelere doğru yönlendirilmesi gerektiği
saptanır; o çerçeve eğer bir yasayla belirlenmesi gerekiyorsa, o zaman bize
gelir. Burada böyle bir şey de olmamıştır.
Üçüncü olarak, bu öneri,
Anayasa açısından sonu olmayan, geçerliliği olmayan bir girişimdir.
Anayasamızın 67 nci maddesi açıkça ifade etmiştir ki, seçimden önceki bir yıl
içerisinde çıkarılan seçimle ilgili yasalar, bir yıl geçmeden uygulanamaz.
Yani, siz bu yasayı buradan geçirseniz ve yürürlüğe girmiş bile olsa -ki,
yürürlüğe girmesi o kadar kolay değildir; Anayasaya aykırılığı konusu
incelenmeden yürürlüğe sokulamaz bu; o süreç mutlaka işletilecektir- bunu bu
seçimlerde uygulayamayacaksınız. Peki, uygulayamayacağınız bir işi neden
bugünden yapıyorsunuz?!
Elimizde kamu yönetimi
reform tasarısı var; henüz Meclise gelmemiş olmakla beraber, tartışıyoruz.
Yerel yönetimlerle ilgili tasarıları hazırladık diyorsunuz, onları
tartışacağız. Türkiye'de nasıl bir yerleşme düzeni, nasıl bir yerel yönetim
düzeni, nasıl bir kamu yönetimi oluşturulacak, bunun ilkeleri bile şu anda
belli değil. Onlar belli olduktan sonra, ben biliyorum, siz tekrar
geleceksiniz, bugün buradan çıkarıp uygulamaya sokmaya teşebbüs ettiğiniz bu
yasaları, yeni şartlara göre, yeniden, değiştirerek, düzenleyerek bu Meclisin
önüne çıkacaksınız. Bütün bunları kaç kere söylediysek, sözümüzü dinletemedik.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz,
mikrofonu açıyorum; lütfen toparlayın efendim sözlerinizi.
ALİ TOPUZ (Devamla) -
Sözlerimi bitiriyorum.
Sık sık bu kürsüye çıkan
bazı Adalet ve Kalkınma Partili sözcüler, uzlaşmadan söz ediyorlar, iki partili
bir meclis oluşmasından söz ediyorlar, bunun yararlarından söz ediyorlar; bu
iki partiden birisinin tarihten gelen, deneyimli bir parti olduğunu, ötekinin
yeni ve dinamik bir parti olduğunu söylüyorlar; bunların işbirliğiyle, bu işin
iyi gideceğini söylüyorlar; ben de buna inanıyorum. Gerçekten, bu durumu iyi
değerlendirsek, bu Meclis çok şey yapabilir; ama, siz, bizim tecrübemize,
deneyimimize inanmayarak, inandığınızı söyleyip inanmayarak hareket ettiğiniz
sürece, bu söylediğiniz amaca ulaşmanın kolay olmayacağını burada ifade etmek
istiyorum. Eğer, birbirimizden yararlanmayı düşünüyorsak bu söylediklerimizi
dikkate almanız gerekir diye düşünüyorum. Yanlış bir şey yapmamanız için bir
kez daha uyarmak istiyorum; ama, biliyorum ki, bu uyarıya rağmen yine yanlış
yapacaksınız. Biz, sizi yanlışlarınızla baş başa bırakmak istiyoruz.
Hepinize saygılar
sunuyorum; teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Topuz.
Efendim, aleyhte ikinci
söz isteği, Ankara Milletvekili Sayın Araslı'ya aittir.
Buyurun Sayın Araslı.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, dün, bu konuda, herkesin kuşkusu
olmayacak biçimde, yadsıyamayacağı biçimde bir yanlış yapıldı. O yanlış
yapıldığı içindir ki, 307 ve 308 sıra sayılı kanun teklifleri burada
görüşülemedi; benim yorumum bu. Yoksa, bir iktidar partisi, bu kadar
çoğunluğuyla, bu kadar ısrarla, bu kadar kuralları hiçe sayarak görüşülmesini
arzu ettiği bir teklifi niye görüşmesin?! Yoksa, bu yasayla ilgili olarak
üzerinde görüş birliğine varılmış herhangi bir nokta yok mu?! Boş yere, keyfî
bir biçimde, gündeme girmiş olsun diye mi gündeme sokuldu dün bu iki yasa
teklifi, 307 ve 308 sıra sayılı kanun teklifleri?! Yoksa, İktidar Partimiz ne
yapmak istediğini bilmiyor mu?! Keyfe mayeşa (hevese mayeşa) bir şekilde,
Meclisin gündemi bozulup yeniden yapılıyor ve sonra da "ne olursa olsun
canım, gündeme girdi, görüşmesek de olur" diyerek buradan çıkılıp,
gidiliyor mu?! İktidar Partimizin, ben, bu kadar sorumsuzca, bu kadar ne
yaptığını bilmez bir biçimde Meclis gündemleriyle uğraşabileceğini düşünmek
istemiyorum; ama, ortada bir olay var ve bunun karşısında, bu ne sorumsuzluk, bu
ne ne yaptığını bilmezlik demek ihtiyacını da hissediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını düzenleyen bir İçtüzük var. Meclis,
çalışma düzenine hâkim; elbette ki, kararla, çalışma düzenini yeniden
yapılandırmak, yeniden düzenlemek imkânına sahip; ama, bu yetkisini şu İçtüzük
hükümleri çerçevesinde kullanmak durumunda. Bu İçtüzükte de, gündemin nasıl
belirleneceği, gündemdeki sıraların ne olacağı gösterilmiş; Başkanlıkça
belirleniyor ve Başkanlıkça belirlenen gündemde bir değişiklik yapmak, yine bu
İçtüzüğe göre, Danışma Kurulu önerisiyle mümkün. Eğer Danışma Kurulunda bir
oybirliğine varılamazsa, birleşimin başında bu husus bir grup önerisi olarak
buraya getiriliyor ve oylanıyor.
Dün, biz, bir oturumun
başında yaptık bunu; yani, 307 ve 308 sıra sayılı kanun teklifleri, gündeme,
İçtüzüğe aykırı biçimde, bir oturum içerisinde, bir oturum başında yapılan
oylamayla girdi ve dün görüşülemedi; çünkü, öyle zannediyorum ki, herkes
yapılan yanlışın farkına vardı ve zannetti ki, o yasalar dün görüşülmezse, o
usul yanlışı silinmiş olacak. Hayır, değil; o yanlışa dayalı olarak gündeme
girdi bu yasalar. Şimdi de onların görüşülmesini öne almak suretiyle bir gündem
değişikliği yapılmasına ilişkin bir teklif geldi; yani, dün yapılmış yanlışı
devam ettirmeye yönelik bir teklif geldi. Burada bugün oylanıyor olması, şu
birleşimin başında oylanıyor olması, bu işin başlangıcındaki hukuka aykırılığı
gidermiyor.
Değerli arkadaşlarım,
aceleniz ne?! Bu hukuk yanlışı bir yana, aceleniz ne?! Seçime beş kalmış. Eğer,
böyle bir ihtiyaç vardıysa, bu 307 ve 308 sıra sayılı kanun tekliflerinde
yapıldığı gibi, Türkiye'nin bütün yerel yönetim coğrafyasını değiştirecek,
aşağı yukarı tüm yerel yönetimlerle ilgili seçim çevrelerini değiştirecek bir
yasa bugüne kadar mı bekletilirdi? İktidar Partimiz ne yapıyor allahınızı
severseniz?! Olayların, şu ciddî olayların İktidar Partisi tarafından ne kadar
hafife alındığına bakınız! Bekleniyor, bekleniyor, bekleniyor, yerel
yönetimlerle ilgili seçim çevreleri belirlenmesi, seçmen listeleri askıya
çıkarıldıktan sonra akla geliyor. Böyle bir ihtiyacın, Türkiye'nin yerel
yönetimlerinde reform yapmaya iddialı bir parti tarafından, şu dar zamana mı
sıkıştırılması lazımdı?! Böyle bir önerinin, bir hükümet tasarısı olarak gelmesi
gerekmiyor muydu?! İktidar Partimiz, hükümetimiz, bekliyor, bekliyor; bir
yandan da yerel yönetim reformunu, kamu yönetimi reformunu tartışmaya açtığını
söyleyerek her tarafta övünüyor ve sonra, sanki o tartışma göstermelik bir
tartışmaymış gibi, Adalet ve Kalkınma Partili 2 milletvekilinin ve
arkadaşlarının vermiş olduğu 2 kanun teklifi çerçevesinde yerel yönetimlerin
bütün çehresini değiştirmeye yöneliyor, bu tekliflerin arkasında yer alıyor,
apar topar bu teklifleri Meclisin gündemine taşıyor. Eğer, Adalet ve Kalkınma
Partisinin bütün reform iddiaları bu yerel yönetimler reformu gibiyse, vay
geldi bu ulusun başına demek ihtiyacını duyuyorum. Bir yandan, bir şeyleri
tartışmaya açıyorsunuz, bir yandan da, o tartışmayı fevkalade anlamsız kılacak
bir biçimde, işi neredeyse bitirecek bir teklifi, bir an önce burada
görüşmemizi istiyorsunuz. Aceleniz ne? Eğer, umudunuz, bu yasayı, bu yerel
yönetim seçimlerinde uygulatarak, belediyelerin yapısını değiştirip,
kaybettiğiniz oyu gözlerden saklamak ise, bu umut boşuna; çünkü, Anayasamızın
67 nci maddesinin son fıkrasında bir hüküm var "seçimlerle ilgili yasalar,
yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren bir yıl geçmedikçe uygulanmaz"
diyor. Kim bunun bir seçim yasası olduğunu yadsıyabilir?! Eğer, bir yasa, bir
seçim çevresini değiştiriyorsa; bir yasa, bir değil pek çok belediyenin seçim
çevresini değiştiriyorsa, bu yasanın adı seçim yasası değil de ne olabilir
allahınızı severseniz?!
Bunlar, kimsenin kuşkuya
düşemeyeceği biçimde, seçim yasaları. Onun için, bu acele nafile. Eğer, böyle
bir umutla, apar topar, İçtüzüğe aykırı bir biçimde Meclisin gündemine bu 2
yasayı getirip görüşmek istiyorsanız, amacınız bu ise, o amacınıza ulaşmanıza
Anayasa engel. Onun için, bu hukuka aykırılığa girmeyelim, bunu bir kenarda
bırakalım. Bu yasalar, daha geniş bir zamanda, yerel yönetim reformuyla ilgili
üzerinde fikir birliğine vardığımız hususlar ortaya çıktıktan sonra görüşülsün,
usule uygun bir biçimde görüşülsün, Meclisin gündeminde usule uygun bir biçimde
yer alsın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, kendi yaptığı İçtüzüğe aykırı
hareket eden bir Meclis olmak ayıbını omuzlarımızda taşımayalım. Bu ayıpları,
şurada, vatandaşa göstermeyelim. Kendi koyduğumuz kurallara, önce kendimiz
riayet edelim ve yerel yönetimler reformunu da bu kadar hafife almayalım.
Yerel yönetimler,
demokrasinin beşiği. Orada, böyle alelacele, geceyarısı görüşmeleriyle
çıkarılmış yasalarla sorunları çözebilmemiz mümkün değil. Yerel yönetimleri
bütün sorunlarıyla bir masaya yatıralım, bütün çözüm önerilerini ciddî bir
biçimde gözden geçirelim, hem de yalnız seçim çevreleriyle değil, yerel
yönetimleri her boyutuyla tartışalım ve hangi noktalarda görüş birliğine
varılıyor ise, bu çok önemli reformu, o görüş birliğine vardığımız noktalar
doğrultusunda yapalım. Böyle münferit verilmiş yasalarla, içinde gerçekten
yerel yönetim felsefesine uygun hükümler var mı yok mu bilemediğimiz yasalarla
bu sorunu çözmeye kalkışmayalım. Bu, devlet yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Ciddî olalım arkadaşlar. Devlet yönetimi fevkalade ciddî bir iştir ve vatandaş
da bizden, bu yönetim işinde -gerek yasamada gerekse yürütmede- beklediği
ciddiyeti görmeyi arzu ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Araslı,
toparlayın efendim lütfen.
Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) -
Umarım, biraz sonra yapılacak oylamada bu söylediklerimi dikkate alırsınız ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi, böyle bir ayıbın altına oylarıyla imza atmak
durumundan kurtulur.
Saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Araslı.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, lehte...
BAŞKAN - Sayın Faruk
Çelik, lehte söz istemiştir.
Buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakika.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grup önerimiz üzerinde söz almış
bulunuyorum; hepinizi, saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
birkaç gündür, bugün gündeme getirmeyi düşündüğümüz, Denizli İlinin sınırları
ve nüfus şartı 2 000'in altına düşmüş olan beldelerin beldelik vasfını
kaybetmelerine ilişkin yasa tekliflerinin gündeme alınmasıyla ilgili, burada,
çeşitli tartışmalara hep beraber şahit olduk.
Grup önerimiz, bugün,
şudur: Bugünkü bütçe programının tamamlanmasından sonra, gündemin 6 ncı
sırasına kadar olan teklif ve tasarıların görüşülmesini önermekteyiz.
Bu önerimiz, muhalefet
tarafından eleştiriliyor. Saygı duyuyorum; tabiî ki, muhalefet, eleştirilerini
yapacaktır. Zamanlama açısından uygun olmadığını ifade ediyor arkadaşlar.
Doğrusu, geçmişe dönük baktığımız zaman, özel gündemle toplanan Meclisin, çok
sık bir şekilde, bu özel gündemi ihlal edecek uygulamalar yapmadığını
görüyoruz. İstisnalar yok mu; istisnalar da var, bunu arkadaşlarımız ifade
ettiler. Yani, bu eleştirilere saygı duyduğumuzu ifade etmek istiyorum; ama,
özel gündemin sonunda, bu şekilde, bugünkü talebimizin yer alması ise İçtüzük
açısından bir engel teşkil etmemektedir.
"Neden acele
ediyorsunuz; İktidar Partisi ne yaptı; ne yapıyorsunuz" gibi haksız
eleştiriler de var. Bildiğiniz gibi, biz, Genel Kurulun önüne, 3030 sayılı
büyükşehir belediyeleriyle ilgili Yasada bir düzenlemeyi getirdik. Bu arada,
önem ve özellik arz eden, Denizli İliyle ilgili de bir teklifi huzurlarınıza
getiriyoruz ve 2 000 nüfus şartını kaybeden, yani, beldenin kuruluş anaşartını
kaybeden belediyelerin de belediyeliklerinin düşmesi çerçevesinde teklifimizi
sunuyoruz.
Arkadaşlar, burada, bir
siyasî menfaat, siyasî rant düşünmek, takdir edersiniz ki mümkün değildir.
Günlerdir, belde belediye başkanlarımız, milletvekillerimizi -muhalefetiyle
iktidarıyla- ziyaret ediyorlar "aman, bizim beldemiz, belde olarak
kalsın" diyorlar. Yani, yüzeysel baktığınız zaman, yöresel baktığınız
zaman, bu talebin haklı olduğunu hissedebilirsiniz; ama, ülke menfaatları
açısından baktığınızda, bu taleplerin haklı olmadığında ittifak edeceğimiz
kanaatindeyim. Bırakınız, bu şehirler, böyle tahrip oldu, tahrip olmaya devam
etsin; isteyen istediğini yapsın, istenildiği gibi bir çarpık yapılaşmaya
müsaade edelim.
ALİ DİNÇER (Bursa) - Siz
de istediğinizi yapıyorsunuz.
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Ettiğimiz için, bugüne kadar böyle geldiği için, Türkiye'de, şehirleşmenin,
çağdaşlıkla mukayese ettiğiniz zaman, ne halde olduğunu, hep beraber görüyoruz
ve üzülüyoruz, ibretle izliyoruz.
"Efendim, yasal şartı
yok" deniliyor. Nüfusu 2 000'in altında olan beldeleri belediye olarak
devam ettirelim, kaynak israfı devam etsin... Devam etsin; siyasî bir açıdan,
politik açıdan baktığınız zaman, bizim de çok işimize geliyor bu; ama, biz, 3
Kasım öncesi, milletimize söz verdik, dedik ki, biz, bu meselelerde, politik
çıkar, siyasî çıkar peşinde koşmayacağız, doğru neyse, dosdoğrusu neyse, onu
yapacağız; onları getiriyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
3 Kasım öncesi, dokunulmazlığı da söylediniz "dokunulmazlıkları
kaldıracağız" dediniz; onu niye yapmıyorsunuz?!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Dün burada yapılan usul hatasından bahsedildi; bunu da, medenîce konuşmamız
gerekiyor; yani, gizli saklı bir şeyin olmasına, şahsen ben, rıza
göstermiyorum, doğru da değil. Bir usul hatası oldu... (CHP sıralarından
gürültüler)
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) -
Kabullendiniz!..
ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) - Niye yaptınız?!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Efendim, müsaade edin, yani...
Bakınız, efendim, şimdi,
eğer biz, bu şekilde, buradan konuşunca, siz, böyle muhatap olursanız, siz,
siyasetin taa eskiden olduğu gibi, başa dönmek arzusundasınız demektir. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Biz, yanlış olmuşsa,
yanlışın düzeltilmesinden ve medenîce, burada çıkılıp, bunların ifade
edilmesinden yanayız; bu, ayıp değil; doğrusu bu.
OYA ARASLI (Ankara) -
Böyle mi düzeliyor yanlış?!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
AK Parti, bunları konuşarak bugünlere geldi; bunları konuşarak da, bundan sonra
devam edeceğiz. Bu usul hatası nereden kaynaklandı; CHP Grubundan mı, AK Parti
Grubundan mı? Doğrusu, çok değerli grup başkanvekili arkadaşlarımızla görüşmeyi
yaptık; aslında nereden kaynaklandığı da bilindiği için, çok daha yaralayıcı
olmamak açısından, doğrusu, aslolan, bundan dönüştür, doğruyu yapmaktır. Bugün,
kurumu ve kurumumuzu, milletin kurumunu yaralamadan yana hiçbir milletvekili
arkadaşımızın burada bir beyanda bulunacağı kanaatinde değilim, böyle bir
niyetin olduğu inancında değilim. Dolayısıyla, dünkü usul hatası, bugün, yeni
bir grup önerisiyle huzurlarınıza getiriliyor. Aslında, dün, muhalefet
partisinden değerli grup başkanvekili arkadaşlarımız burada ifade ettiler
"ne aceleniz var; yarın saat 11.00'de getirin" dediler. Doğrusu,
dediğinizi de yaptık, bugün saat 11.00'de getirdik. (AK Parti sıralarından
alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Geri çekmedi, erteletti...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bir defa, yanlışınızı kabul edin de zapta geçsin...
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Demokrasilerde çoğunluk-azınlık tartışmaları oluyor. Demokrasilerde çoğunluk
çok önemlidir; ama, bu, azınlığın önemsenmesi anlamına gelmez. Biz, buna...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Ne dediniz? Anlamadık...
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Gelmemesi anlamına gelmez...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Çok güzel cümle kurdunuz!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Yani, azınlık tabiri de çok hoş bir tabir değil; ama, çoğunluğun çok önemli
olduğunu da hepimizin bilmesi gerekiyor ve demokrasimiz açısından da, siyasî
istikrar açısından da çoğunluğun ne anlam ifade ettiğini bir yıllık
çalışmalarda, buradaki bir yıllık hizmetlerimizde gördük. İstikrar Türkiye'ye
neler kazandırdı, çoğunluk Türkiye'ye neler kazandırdı, bunların rakamlarına
girmeyi de uygun bulmuyorum.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Çoğunluk her zaman haklı değildir.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) -
Onu anlatmaya çalışıyor...
FARUK ÇELİK (Devamla) -
İktidar Partisi ne yapıyor; arkadaşlar, muhalefetiyle iktidarıyla, çok ciddî
işler yapıyoruz, çok önemli işler yapıyoruz. Bir an için, arkadaşlarımız
gözlerini kapayıp, şöyle, bir aylık süre içerisinde neler yaptığımızı bir
düşünürlerse, ben inanıyorum ki, reform niteliğinde birçok yasa tasarısını
Genel Kurulda kanunlaştırdığımızı hep beraber göreceğiz. Çok güzel şeyler
olmaktadır, çok önemli şeylere hep beraber imza atmaktayız.
Bugün, Meclisin bütçe
programının tamamlanmasından sonra, gündemin 6 ncı sırasına kadar olan teklif
ve tasarıların görüşülmesiyle ilgili önerimize hepinizin katılacağı
temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çelik.
Öneriyle ilgili lehte
başka söz isteği?.. Yok.
III. - YOKLAMA
BAŞKAN - Önerinin
oylanmasından önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bir yoklama talebi
gelmiştir; talebi okuttuktan sonra, yoklama isteğinde bulunan sayın milletvekillerinin
önce isimlerini okuyarak salonda bulunup bulunmadığını arayacağım, ondan sonra
gereğini yapacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan AK
Parti Grup önerisinin oylamasına geçilmesinden önce İçtüzüğün 57 nci maddesi
gereğince yoklama yapılmasını arz ederiz.
BAŞKAN - Ali Topuz?..
Burada.
Oya Araslı?.. Burada.
Feridun Baloğlu?..
Burada.
Haluk Koç?.. Burada.
Ali Dinçer?.. Burada.
Mustafa Gazalcı?..
Burada.
Uğur Neşşar?.. Burada.
Mehmet Yıldırım?..
Burada.
Ali Rıza Bodur?.. Burada.
Halil Tiryaki?.. Burada.
Vedat Yücesan?.. Burada.
Hakkı Ülkü?.. Burada.
Mehmet Semerci?.. Burada.
Erdal Karademir?..
Burada.
Osman Özcan?.. Burada.
Tuncay Ercenk?.. Burada.
Nejat Gencan?.. Burada.
Sedat Pekel?.. Burada.
Sezai Önder?.. Burada.
Mehmet Parlakyiğit?..
Burada.
Şimdi, elektronik cihazla
yoklama yapacağım.
Yoklama için 4 dakikalık
süre veriyorum ve işlemi başlatıyorum.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - 3 dakika olsun, zaman kaybetmeyelim, işimiz çok.
BAŞKAN - Efendim, süreyi
başlattık.
Cihaza giremeyen sayın
milletvekilleri ilgililerden yardım alabilirler.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Çoğunluğumuz
vardır.
Sayın milletvekilleri,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş
olduğu öneriyi okutup, oylarınıza sunacağım.
V. -
ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİSİ (Devam)
1. -
Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
Parti Grubu önerisi (Devam)
Öneri :
Genel Kurulun 20 Aralık
2003 Cumartesi günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4 üncü sırasında
yer alan 307 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınmasını,
daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 308 sıra
sayılı kanun teklifinin ise, 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına
alınmasını ve bu birleşimde, günlük bütçe programının tamamlanmasından sonra
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 5 inci sırasındaki işin bitimine kadar çalışma süresinin
uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, biraz önce okuttuğum öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
şimdi, 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları
ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap
Kanunu Tasarıları üzerinde müzakerelere devam edeceğiz.
Program uyarınca, bugün,
iki tur görüşme yapacağız.
Dördüncü turda, Millî
Savunma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü,
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel
Müdürlüğü ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri yer
almaktadır.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve
Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372,
3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284,
286, 285, 287) (x)
(x) 284, 286, 285, 287 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek
Cetvelleri 18.12.2004 tarihli 30 uncu Birleşim Tutanağına eklidir.
A) MİLLÎ SAVUNMA
BAKANLIĞI
1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI
1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
a) KARAYOLLARI GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI
1. - Çevre ve Orman
Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
3. - Orman Bakanlığı
2002 Malî Yılı Kesinhesabı
a) ORMAN GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Orman Genel Müdürlüğü
2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerlerini almışlardır.
Şimdi, görüşmelere
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
10.12 2003 tarihli 26 ncı
Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması
ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması
kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru
sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar, sorularını
sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra
ekrandaki "söz isteme" butonuna basmaları gerekmektedir.
Mikrofonlarındaki kırmızı ışık yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz
talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki görüşmeler
bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden
soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içerisinde tamamlanacaktır. Cevap
işlemi için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce
bittiği takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine soru sorma
imkânı sağlanmış olacaktır.
Yüce Heyetin bilgilerine
arz ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
dördüncü turla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Grup Başkanvekili bir
şifahî talepte bulunmuştur. Bilindiği gibi, bütçe görüşmelerindeki sıralarda
bakanlıklar arasında bir değişiklik olmuş olup, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu daha önceki sıralamaya göre hazırlık yaptığından, bu turdaki söz
haklarının bir miktar artırılarak ondan sonraki turdan kullanma talebinde
bulunmuşlardır. Başkanlığımızca da bu makul görülmüştür. Bu, Türkiye
Cumhuriyetinin bütçesidir. Biz, gerek partilere gerekse sayın milletvekillerine
en uygun şartlarda görüş ve düşüncelerini arz etme imkânını Başkanlık olarak
vermeye gayret ediyoruz. Bunu da Genel Kurulun bilgilerine arz etmiş oluyorum.
Şimdi, dördüncü turda
grupları ve şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini arz
ediyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın
Şükrü Mustafa Elekdağ, Ankara Milletvekili Sayın Eşref Erdem, Kahramanmaraş
Milletvekili Sayın Mehmet Parlakyiğit, İzmir Milletvekili Sayın Erdal
Karademir, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Boztaş, Balıkesir Milletvekili Sayın
Orhan Sür, Balıkesir Milletvekili Sayın
Sedat Pekel; AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir,
Batman Milletvekili Sayın Ahmet İnal, Rize Milletvekili Sayın Abdulkadir Kart,
Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali ve Kilis Milletvekili Sayın Veli
Kaya.
Şahısları adına lehte söz
isteği, Çorum Milletvekili Sayın Murat Yıldırım, Ordu Milletvekili Sayın Kazım
Türkmen, Sakarya Milletvekili Sayın Recep Yıldırım, Samsun Milletvekili Sayın
Mustafa Çakır; şahısları adına aleyhte söz isteği ise, Kastamonu Milletvekili
Sayın Mehmet Yıldırım, Bingöl Milletvekili Sayın Abdurrahman Anik.
Şimdi, dördüncü turla
ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü
Mustafa Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Elekdağ, Grubunuz
10 dakikalık bir süre uygun görmüştür.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ
MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Malî
Yılı Bütçe Kanunu Tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, bir
devletin savunma politikasının dayandığı plan ve düzenlemeleri şekillendiren en
önemli etken, o ülke tarafından algılanan tehditlerdir. Diğer bir deyişle, bir
devletin savunma doktrini ile planları ve buna ilişkin askerî kuvvet yapısı, o
ülkenin güvenlik ve savunmasından sorumlu siyasî ve askerî makamlar tarafından
yapılan tehdit değerlendirmeleri ışığında oluşturulur, ortaya çıkarılır.
Tehdit değerlendirilmesi
açısından, bugün Türkiye, bundan beş yıl önceye nazaran çok farklı bir
konumdadır. Nitekim, halen özel bir durumu olan Irak'ı saymazsak, Türkiye'nin,
karadan ve denizden kendini çevreleyen coğrafî kuşak üzerindeki 10 ülkenin
hemen hemen hepsiyle sağlıklı bir zemin üzerinde gelişen iyi komşuluk ve
işbirliği ilişkileri sürdürdüğünü görüyoruz. Ege Denizinde sular şu sırada
durulmuş görünüyor. Yakın zamana kadar ülkemize karşı çıkar birliği içinde olan
ve Türkiye'yi çökertmek amacıyla PKK'ya her türlü yardımı yapan Suriye ve
Yunanistan'la halen istikrarlı ilişkilerimiz var. Kısa süre önceye kadar laik,
demokratik rejimimize karşı husumetini saklamayan ve ülkemize karşı yıkıcı
faaliyetlerde bulunan İran da, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına karşı duyarlı
olduğu hususunda Ankara'ya teminat üstüne teminat veriyor. Karadeniz'de de bir
barış ve istikrar ortamı gözlemleniyor. Bu denize sahildar olan devletler ile
Türkiye'nin ilişkilerinin öne çıkan vasfını dostluk ve işbirliği oluşturuyor.
Değerli arkadaşlarım, bu
çok kısa analizden de anlaşılacağı üzere, soğuk savaşın sona ermesinin üstünden
hayli zaman geçmesinden sonra, Türkiye, ilk defa, geleneksel olarak
karşılaştığı tehditlerin zayıfladığı son derece müstesna bir dönemi yaşıyordu.
Gerçekten de son yıllarda Türkiye, kendini çevreleyen coğrafî kuşakta yerleşik
devletlerin hiçbirinden ülkesine yönelik acil ve somut bir tehdit
algılamıyordu. Türkiye, ne fiilî ne de potansiyel bir sıcak savaş tehdidiyle
karşı karşıya değildi.
Ancak, tabiî, bu tabloyu
tamamlamak için Irak'a da bir göz atmak lazım. Amerika'nın Irak'a
müdahalesinden önce, Bağdat'tan Türkiye'ye yönelik fiilî ve fizikî bir tehdit
algılanmıyordu. Esasen, Birinci Körfez Savaşı sırasında Amerika, Kuveyt'teki
Irak ordusunun tamamına yakınını tahrip etmişti. Irak, yüksek performanslı
uçaklarını İran'a kaçırmış, sonra da geri almamıştı. Savaş sonrasında uygulanan
ambargo, Irak'a, askerî kuvvetlerindeki kayıpları telafi etme imkânı da
vermedi. Bu nedenle, Bağdat, istese de, çevresi için bir tehdit olmaktan
çıkmıştı. Irak'ın kitle imha silahları ve bunları atma vasıtalarına sahip
olduğu yolundaki iddiaların ise hikâyeden ibaret olduğuna hep beraber tanık
olduk.
Ancak, tabiî, bu
bağlamda, Türkiye'nin, Irak'a yönelik bazı kaygılarının olduğunu da belirtmemiz
lazım. Bunlardan birincisi, Kuzey Irak'taki PKK teröristlerinin varlığından;
ikincisi de, Irak'ın toprak bütünlüğünün tehlikeye düşebileceğinden
kaynaklanıyordu. Ne var ki, Amerika'nın Irak'a müdahale etmesinin, bölge
jeopolitiği üzerinde depremsel etkileri oldu değerli arkadaşlarım. Irak'ta
dokuz aydan beri yaşanan olaylar da, bölgemizi son derece güvensiz ve
istikrarsız bir hale soktu. Amerikan stratejisi, yeni terör odaklarının
oluşmasına, terörün yoğunluk kazanmasına ve etkinlik çevresinin genişlemesine
yol açtı. Halen, Amerika'nın Irak'ı işgalinden önceki döneme nazaran çok daha
tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bu yeni ortam, Türkiye'nin, biraz önce sözünü
etmiş olduğum PKK'ya ve Irak'ın toprak bütünlüğüne ilişkin kaygılarının da
derinleşmesine yol açtı.
Önce, PKK/KADEK sorununu
ele alalım. Hükümet, Kuzey Irak'taki PKK/KADEK teröristlerinin tasfiye
edilecekleri hususunda Amerikalıların Türkiye'ye söz verdiğini aylar önce
açıkladı; ancak, bugüne kadar, Amerika bu konuda somut hiçbir şey yapmış değil.
Amerika, teröristlere bir fiske dahi vurmaktan kaçınıyor, onların gıda ve de
lojistik ihtiyaçlarını sağlamalarına izin veriyor, malî kaynaklarına
dokunmuyor, Türk Hükümetini de devamlı bir şekilde oyalıyor. Hükümet, Amerika'nın
telkiniyle, Meclisten "Eve Dönüş Yasası" adı altında, Kandil
Dağındaki PKK teröristlerini topluma kazandırmak amacıyla bir yasa çıkardı;
ancak, dağdaki teröristler buna itibar etmediler. Yasa sayesinde, hapishanedeki
PKK teröristlerinin yanı sıra, Hizbullah teröristleri ve Sivas katliamı
sanıkları da serbest bırakıldı.
Değerli arkadaşlarım,
biz, bu kürsüden, bu yasayla yapılmaya çalışılanın son derece hatalı olduğunu
defalarca belirttik; ama, ikazlarımız kulak arkası edildi. Hizbullahçıların da
karıştıkları İstanbul'daki terör saldırıları, yasanın ne kadar hatalı, yapılan
uyarıların da ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu.
Değerli arkadaşlarım,
bize intikal eden bilgilere nazaran, Amerika, halen PKK'yı silah bırakma
konusunda ikna etmeye çalışmakta, buna paralel olarak da, Türk Hükümetinden,
dağdaki teröristlerin tamamını kapsayan tam bir af yasası çıkarmasını talep
etmektedir. Türkiye'nin çıkarlarını hiç dikkate almayan bu tür dayatmalar,
maalesef, müttefikimiz Amerika'nın niyetleri hakkında kuşku duyulmasına yol
açıyor.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, Türkiye'nin güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan bir gelişmeye
değineceğim. Amerika'nın, Irak'taki PKK/KADEK sorununun çözümü için,
Türkiye'den, terör örgütüyle siyasî nitelikte görüşmelerde bulunmasını talep
edeceği; hatta, bu konuda Ankara'da nabız yoklamış olduğu yolunda duyumlar
almış bulunuyoruz. Biz, bu tür görüşlere spekülasyon olarak bakmak isteriz;
ama, Amerika'nın, son zamanlarda, Türkiye'nin hassasiyetlerine karşı
sergilediği belirgin duyarsızlık, maalesef, buna imkân vermiyor. Hemen
belirtelim ki, söz konusu müzakere önerisinin yapılmasında Avrupa Birliğinin
rol alması da ihtimal dışı değildir. Esasen, Avrupa Birliği, KADEK'i terörist
örgüt olarak kabul etmemek suretiyle, kendisine bu kapıyı açık bırakmıştır.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, biz, bu konuda Amerikalı müttefiklerimize şu mesajları vermenin
görevimiz olduğuna inanıyoruz:
Birincisi, Amerika'nın
PKK/KADEK'e karşı izleyeceği tavrın, Türk-Amerikan ilişkilerini tayin edecek kilit
bir unsur olduğudur.
İkincisi, Washington'un,
çözümü, Türkiye'nin PKK terör örgütüyle siyasî müzakerelere oturmasında
görmesinin ve bu yolda öneride bulunmasının, Türk kamuoyunda, Amerika'nın
Türkiye'nin toprak bütünlüğü için bir tehdit haline geldiği görüşünün
yerleşmesine yol açacağı ve bunun, ellibeş yıllık yakın dostluk, müttefiklik ve
silah arkadaşlığına telafi edilmez bir darbe indireceğidir.
Üçüncüsü, Amerika'dan,
PKK/KADEK'in tasfiyesi konusunda Türkiye'ye verdiği sözleri, hiç gecikmeden yerine
getirmesini bekliyoruz.
Washington'un, Ankara'ya
karşı sürdürdüğü oyalama taktiğine devam etmesi halinde, bu tutum, iki ülkenin
ilişkilerinde açacağı yaranın yanı sıra, Amerika'nın terörle mücadelesinin
dayandığı terör tehdidinin ortak olduğu ve bir bütün oluşturduğu yolundaki
anatezinin ciddiyet ve samimiyetinin sorgulanmasına da yol açacaktır.
Bu bağlamda, ben, Sayın
Savunma Bakanımızdan, Türkiye'nin savunma politikasının biraz önce belirttiğim
bu üç yaklaşım ve görüşü kapsayıp kapsamadığını açıklamalarını rica edeceğim.
Keza, Amerika'nın terör örgütünü nasıl ve ne zaman tasfiye edeceği hakkında
sahip olduğu bilgileri de açıklamaları istirhamında bulunacağım. Bu soruları,
bana şahsen yazıyla değil, mümkünse, hemen burada yanıtlamasının, Yüce Meclis açısından
da yararlı olacağı kanısındayım. Zira, bunlar, halkımızın da yanıtlarını bilmek
istediği yakıcı ve yaşamsal sorulardır.
Türkiye'nin, Irak'taki
durumdan kaynaklanan ikinci endişesi, ülkenin ulusal bütünlüğü ile toprak
bütünlüğünün korunmasına ilişkindir. Irak'a askerî müdahalenin yol açtığı
olumsuz bir gelişme de, bu ülkede oluşturulmaya başlanılmış olan Irak siyasal
ve kültürel kimliğinin bir parçalanma sürecine sokulmuş olmasıdır. Müdahale,
ülkede, etnik, dinsel ve mezhepsel kimlikler arasındaki fay hatlarını aşırı
derecede derinleştirmiştir. Türkiye olarak bizi başından beri endişelendiren en
önemli noktalardan biri hep bu olmuştur. Şimdi gelinen noktada, bunun, çok net
ve çarpıcı bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz. Bu da, Irak toplumunun her
kesimiyle yeni ve güven verici bir ilişki içine girilerek bir barış ortamı
yaratılmasını, sömürgecilik kuşkularını kaldıracak her türlü önlemin alınarak,
Irak Halkının tümüyle kazanılmasını ve birleştirici ve bütünleştirici bir
devlet yapısı bazında, toplumun geleceğinde kendi...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Elekdağ,
lütfen... Toparlarsanız, memnun olurum efendim.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(Devamla) - Teşekkür ederim.
... söz hakkına sahip
olacağı kabul edilerek, ciddî ve inandırıcı bir geçiş projesinin, yeni bir
uluslararası siyasî meşruiyet bazında ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.
Saddam'ın yakalanmış olması, böyle bir politikayı yürürlüğe koymak açısından
memnuniyet verici bir gelişmedir.
Değerli arkadaşlarım, ancak,
böyle, birleştirici ve bütünleştirici bir politikanın, Irak'ta, bir
"Iraklılık" kavramını ve bilincini güçlendirecek bir yapıyı esas
alması zorunludur. Oysa, biz, Irak'ta, bunun tam tersi bir yaklaşım izlendiğini
endişeyle izliyoruz.
Halihazır politika,
insicamlı bir yapıdan ziyade, etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıkları önplana
çıkaran ve ülke bütünlüğü için sorun yaratacak bir yapı oluşturmaktadır.
Sözlerime son verirken,
önemli bir noktaya daha işaret etmek zorunluluğunu duyuyorum. Amerika Dışişleri
Bakan Yardımcısı Sayın Marc Grossman, kısa süre önce ülkemize yaptığı resmî bir
ziyaret sırasında, basına şu şekilde bir açıklamada bulundu; aynen okuyorum:
"Türkiye, şimdi, terörle mücadelede bir cephedir. Amerika, Türkiye'yi,
terörle mücadelede merkez bir ülke olarak görüyor. İlişkilerimizi bu zeminde
yeniden tanımlayalım, yeniden yapılandıralım."
Sayın Marc Grossman,
herhalde, görüştüğü resmî muhataplarına da bu yolda önerilerde bulunmuştur. Bu
bakımdan, ben, şimdi, Sayın Savunma Bakanımıza soruyorum: Türk Hükümeti,
Amerika'nın terörle mücadele stratejisinde, meşruiyete ve uluslararası hukuka
saygı göstermeyen, son derece keyfî ve tehlikeli bir çizginin hâkim olduğunu
bilmesine rağmen, bu stratejinin uygulanmasında Türkiye'yi bir merkez ülke haline
getirmeye hazır mıdır? Acaba, Türk Halkı, Türkiye'nin böyle bir rol
üstlenmesini kabul eder mi?
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum değerli arkadaşlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Elekdağ.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, ikinci söz isteği, Ankara Milletvekili Sayın Eşref Erdem'e aittir.
Buyurun Sayın Erdem.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA EŞREF
ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân
Bakanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade
etmek üzere huzurunuzdayım; şahsım ve Grubumuz adına, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
önemli bir bakanlığın bütçesini görüşüyoruz. Uzun yıllardır bütçe görüşmelerini
takip eden arkadaşlarınızdan birisiyim. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı gibi,
Türkiye'de altyapı yatırımlarının önemli bir bölümünü gerçekleştiren bir
bakanlığın bütçesinin, 10 dakikada, bölünerek, 7,5 dakikada nasıl bir
değerlendirmeye tabi tutulacağını anlamakta zorluk çekiyorum. Niçin son yıllarda
böyle oldu, bunu da anlamakta zorluk çekiyorum. Bütçe, bir yılın muhasebesidir.
Baştan savma, bir seremoniyi yerine getirmenin anlayışı içerisinde bir bütçe
değerlendirmesi yapmak, bence, gerçekten, çok zordur ve bence, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin yapmaması gereken bir şeydir.
Niçin bu kadar acele
ediyoruz? Niye bu kadar geç kalıyoruz? Niye ille de bir bütçeyi beş altı güne
sıkıştırıyoruz? Hiçbir şeyi konuşmadan, önümüzdeki bir yılı göremeden, geçmiş
bir yılı doğru dürüst değerlendiremeden, bir yıl geride kalıyor ve önümüzdeki
bir yıl konusunda hiçbir görüş ifade edemeden, bütçe görüşmüş oluyoruz!
Değerli arkadaşlarım,
yine de, tabiî, 10 dakika içerisinde, mümkün olduğunca, bazı kritik
noktalardaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Altyapı yatırımlarıyla
gelişmişlik arasında doğrudan bir orantı vardır, doğrudan bir ilişki vardır.
Nitekim, Dünya Bankasının bir raporunda, altyapı yatırımları konusunda
yapılacak olan yüzde 1'lik bir yatırım, doğrudan doğruya yaşam kalitesine, 1'e
1, 1 puan oranında bir artışı beraberinde getirmektedir.
Bütçeye baktığımızda,
bütçe, yüzde 4 ilâ yüzde 10-15 civarında mutlak artış gibi görünüyor; ama,
enflasyon dikkate alındığında, sizin hesap ettiğiniz deflatörü dikkate
aldığımızda, aşağı yukarı, her iki bütçede de, Bayındırlıkta da, Karayollarında
da, genel olarak yüzde 15 civarında bir reel daralma söz konusudur.
Transfer harcamaları,
cari harcamaları vesaireyi de çıkardığınızda, yatırımlara baktığımızda, durum
daha da vahimdir. Yatırımlar açısından baktığımızda da, önümüzdeki dönemde,
yatırımlar yüzde 1; bir önceki yıla göre yüzde 25 oranında bir daralma
göstermektedir.
Öyle anlaşılıyor ki,
Bayındırlık Bakanlığı, önümüzdeki dönem için yatırım yapmaktan vazgeçer hale
gelmiştir. Gerçi, bir süre sonra Sayın Bakan buraya çıkacak, bize sunduğu
kitapçıkta göreceğimiz gibi, falan yerde şunu yaptık, falan yerde bunu yaptık
diyecektir; ama, bu, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının gerçek kapasitesini,
potansiyelini ortaya koyan bir anlayış değildir.
Tabiî, bütçe dediğiniz
şey, rakamdan ibaret bir şey değildir; sadece rakamları sıralamak, şu kadar iş
yaptım, bu kadar bu işten yaptım demekten ibaret değildir. Bütçenin bir ruhu
olmalıdır, bütçenin bir mesajı olmalıdır, bütçenin bir vizyonu olmalıdır.
Önümüze getirilen bütçede buna dönük hiçbir vizyon, hiçbir perspektif yoktur.
Gönül isterdi ki, Sayın
Bakan, buraya çıktığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne bir ulaştırma
politikası koysun. Ulaştırma politikası... Sayın Bakan belki haklıdır, doğal
olarak, bana, ulaştırmanın ayaklarından sadece biri bağlıdır diyebilir;
demiryolları, limanlar, hava meydanları gibi diğer ulaştırma türleri bir başka
bakanlığa bağlıdır diyebilir; ama, temel yanlışlık da buradadır. Böyle bırakır
isek... Bu, geçmişte böyle değildi. Geçmişte, demiryolları, limanlar, hava
meydanları ve karayolları, tamamı Bayındırlık Bakanlığına bağlıydı ve
dolayısıyla, bir ulaştırma politikasını tespit ederken, ilkelerini ortaya
koyarken bir merkezden planlama yapılırdı ve Meclisin önüne doğru dürüst bir
politika konulurdu.
Bu politika nedir;
geçmişte yapıldı; hatırlıyorum; 1978'de Cumhuriyet Halk Partisinin
İktidarında KAGEP diye bir proje
konuldu: Karayolları Ağını Geliştirme Projesi. Tabiî, bu iktidar kısa sürdü, bu
çalışma da, yapıldığı biçimiyle, yarım olarak orada kaldı. 1980'den sonra yeni
bir ulaştırma anaplanı yapıldı; 1983-1993 yıllarını kapsayan on yıllık bir
ulaştırma anaplanı yapıldı. Burada da, o önümüzde kalan on yıllık süre
içerisinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin gözönünde bulundurması gereken
temel ilkeler ortaya konuluyordu. Nitekim, bir örnek vermek gerekirse, 1983
yılında yayımlanan bu ulaştırma anaplanına göre, Türkiye'de 227 kilometre
otoyol yapılması öngörülüyordu. Bunların da büyük bölümü metropol kentlerin
civarıydı; yani, İstanbul, Ankara, İzmir'in mücavir alanları içerisinde kalan
yerler idi. Onu izleyen dönemde iktidara gelen bir siyasî parti, birdenbire,
Türkiye'nin önüne bir hedef koydu "şu kadar yol, otoyol yapacağım"
dedi.
Değerli arkadaşlarım, bir
ülke, kaynak kullanırken çok titizlikle ve özenle davranmalıdır. Yapılması
gereken temel şey, zaten, kaynakları kıt olan bir ülke, kaynakların tahsisinde
ve önceliklerinde, çok kıskanç ve özenle davranmak zorundadır.
Bugün, ben, sizlerle bir
konuyu paylaşmak istiyorum. Elbette, bunu, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı
yapmadı; ama, bunu, Parlamentomuzla paylaşmak istiyorum. Burada, zaman zaman,
televizyonlarda, bazı arkadaşların düşüncelerini dinlerken de hayret ediyorum,
otoyolların maliyeti konusunda çok farklı rakamlar ileri sürüyorlar.
Çok özet olarak söylemek
gerekirse, bana ulaşan son bilgilere göre, 2002 yılı sonu itibariyle, otoyollar
için ödenen miktar 16 500 000 000 dolardır. Buna karşılık, otoyol diye önümüze
getirilen yol uzunluğu 1 850 kilometre civarındadır. 1 850 kilometrenin 350
kilometre üzerindeki bölümü bağlantı yollarıdır. Bağlantı yollarındaki maliyet
ile öbür yollardaki maliyeti mukayese etmek mümkün değildir. Bu haliyle -eğer
bağlantı yollarını dışında tutarsanız- 11 000 000 dolara varan maliyet vardır 1
kilometre otoyol için. Bağlantı yollarını da dahil ederseniz, onu da 3x3 otoyol
gibi mütalaa ederseniz, maliyet, aşağı yukarı, 9 küsur milyon dolardır. Bu, şu
demektir: Dünyanın en pahalı otoyollarını biz yapmışız. Dünyanın hiçbir
ülkesinde, bu ölçülerde bir otoyol gerçekleştirilmemiştir.
O zaman, biz, bu planları
niye yapıyoruz; plan yapmazsak, doğrudan doğruya keyfîlik söz konusu olur.
Keyfîlik de, bu tür maceracılığa götürür hükümetleri.
Tabiî, Adalet ve Kalkınma
Partisinin, bundan vazgeçerek bölünmüş yol noktasına dönüşünü doğru buluyorum,
bu tercih doğrudur. Nitekim, ben, 1989'da ve 1990'lı yıllardan beri Bayındırlık
Bakanlığı bütçelerinde konuşan bir arkadaşınızım. Bizim, o yıllarda
söylediğimiz şuydu: Gelin, bu sevdadan vazgeçin, bunun sonu iyi değildir. Siz,
bugün, bu tasarladığınız bu kadar uzunluktaki otoyol yerine, eğer, bölünmüş yol
yaparsanız, Türkiye'nin kuzey, güney, doğu, batı istikametlerini bir ızgara
biçiminde kabul ederseniz, aşağı yukarı 15 000 kilometrelik bölünmüş yol
yaparsınız. Tabiî, biz bu 15 000 kilometreyi derken, öyle afakî söylüyor
değildik, çok önemli bir çalışmanın sonucu olarak bunlar söylendi. Nitekim,
önemli teknokratlar ve teknisyenlerin katıldığı bir çalışmamızın sonunda 2001
yılında yayımlayarak ortaya koyduğumuz bu özet ulaştırma raporunun 29 uncu
sayfasında aynen "15 000 kilometre" diye geçer. Umarım, Adalet ve
Kalkınma Partisi bizden kopya etmemiştir; çünkü...
HASAN KARA (Kilis) - İyi
şeyleri kopya etmek zararlı değildir; iyi şeyleri kopya ederiz.
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Evet, teşekkür ediyorum, kopya ise bile teşekkür ediyorum. Doğru bir şeydir
tabiî, ama, biraz sonra onları irdelerken göreceğiz ki, tabiî, bölünmüş yol
vardır, bölünmüş yolcuk vardır; bunun adını doğru koymak lazım. Sayın Bakan,
çıkıyor, haklı olarak "şu kadar kısa sürede 1 600 kilometre bölünmüş yol
yaptık, geçmiş iktidarlar şu kadar yıl içerisinde şu kadar yol yapmışlar idi,
ben 1 600 kilometre yaptım..." Takdire şayan bir iştir, yaptık.
AHMET YENİ (Samsun) -
Doğru söylüyorsunuz.
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Doğrudur; ama, bazı şeyleri anlamakta zorluk çekiyorum. Şimdi, tabiî, bu
ulaştırma konusu...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Erdem,
süreniz tamamlandı; toparlarsanız, memnun olurum.
Buyurun.
HASAN KARA (Kilis) - Sayın
Milletvekilim, bölünmüş yoldan gittiniz herhalde, süreniz çabuk bitti.
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Rica ederim, müdahaleye gerek yok.
BAŞKAN - Efendim, sayın
hatibe, lütfen, müdahale etmeyelim, zamanımızı iyi kullanmak istiyoruz.
EŞREF ERDEM (Devamla) - O
zaman, Sayın Başkan izninize, hoşgörünüze sığınarak, bir iki hususu söyleyeyim.
15 000 kilometrelik
bölünmüş yol yapımı konusunu, bir sabah, acil eylem planına koydunuz. Şimdi,
neye göre yapıldı 15 000 kilometre?.. Burada, hangi bilimsel verilere dayanarak
bu güzergâhları seçtiniz?
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Trafik kazaları...
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Trafik kazaları bir ölçü değil, trafik sayımı bilimsel bir veridir. Trafik
sayımı önemlidir, o trafik sayımına göre o yoldan geçen ağır taşıtlar önemli bir
ölçüttür. Şimdi, bakıyorum ki, yaptığınız bölünmüş yolların büyük bölümü daha
şimdiden ortadan kalkmış, kış geçmeden, büyük bölümü bozulmuş vaziyette.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Allah Allah!
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Önümüzdeki mayısta göreceğiz ki, buraya yaptığımız yatırımların büyük bölümü,
maalesef, sıfırlanmış olacaktır.
Türkiye'de öyle önemli
şeyler vardır ki, Solhangediği'inde -Solhangediği Doğu Anadolunun önemli bir
kritik noktası- yolun platform genişliği 6 metre; 6 metrelik yolu bırakmışsınız,
orada bir çalışma yapmıyorsunuz; başka yerlerde, hiçbir ihtiyaç gerekmeyen bazı
alanlarda da birdenbire bölünmüş yola giriyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz
buralarda. Bölünmüş yola örnek, Ankara-Polatlı-Sivrihisar'dır; doğru yoldur,
altyapısı doğrudur.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Eskişehir...
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Ağır trafiğin geçtiği bir yolda sathî kaplama hiçbir yerde yapılmaz. Burada
beton sathî kaplama yol yapılması gerekir.
Dolayısıyla, gördüğüm
kadarıyla, Sayın Bakanımızın bu doğrultuda bir genelgesi var. "Bu
otoyollar, bölünmüş yollar yanlıştır, doğru değildir, uygun kaplama
yapılmamıştır; bu kışın bozulmuştur, önümüzdeki yıl daha çok bozulacaktır, 2004
yılında bir kez daha kaplamak durumunda kalacaksınız..." Ben demiyorum
bunu. Sayın Bakanımızın 5 Aralık 2003 tarihinde 1946 sayıyla, ilgililerin,
Karayolları Genel Müdürlüğü yetkilileri ve bölge müdürlerinin dikkate sunduğu
bu genelgeden söyledim ben. Aynı görüşü paylaşıyorum. Yanlış yapılmıştır. Kısa
sürede düzeltilmelidir. Bu yanlıştan vazgeçilmelidir, bu sevdadan
vazgeçilmelidir. Doğrudur, bölünmüş yol yapılmalıdır; ama, bölünmüş yol,
usulüne, tekniğine, mühendislik anlayışına uygun bir şekilde yapılmalıdır.
Anlaşılıyor ki,
söyleyecek fazla bir şey yok. Zamanımız doluyor.
BAŞKAN - Toparlarsanız,
Sayın Erdem...
EŞREF ERDEM (Devamla) -
Ben, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinin memleketimize, ulusumuza hayırlı
olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Erdem.
Üçüncü söz isteği, Kahramanmaraş
Milletvekili Sayın Mehmet Parlakyiğit'e aittir.
Buyurun Sayın
Parlakyiğit. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 7,5 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET
PARLAKYİĞİT (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Karayolları Genel Müdürlüğünün 2004 yılı bütçesi hakkında görüşlerimi sunmak
için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Karayolları, ülkemizin,
sosyal, ekonomik, idarî, sınaî, coğrafî ve turistik durumlarını; demir, deniz
ve havayollarının ulaştırma politikasındaki yerini, gelecekteki gelişme
olanaklarını ve savunma gereksinimlerini gözönünde bulundurarak, kara trafiğini
düzene sokan ve kontrol eden, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına bağlı,
tüzelkişiliği olan katma bütçeli bir kuruluştur. 2004 yılı bütçesi üzerinde
konuştuğumuz Karayolları, kara taşımacılığının yoğunluk kazanmasıyla oluşan
talebin karşılanabilmesi için, ileri teknolojileri kullanarak tek platformlu
yollardan "bölünmüş yol" dediğimiz iki platformlu yollara geçiş
yapmış ve ilerisinde de yüksek standarda sahip otoyol yapı hizmetleriyle
cumhuriyetin her döneminde yüz akı kurumlar olmuştur.
Ülkemizde, yük ve yolcu
taşımacılığının yüzde 95'ini karşılayan karayollarımız, bu hizmetlerini, 1 851
kilometresi otoyol, 30 789 kilometresi devlet ve 29 952 kilometresi il olmak
üzere, toplam 62 592 kilometre karayolu üzerinden yapmaktadır. Böylesine insan
ve yük taşımacılığında yüksek düzeyde fonksiyonel olan karayollarımız, ne yazık
ki, gerek uzunluk olarak gerekse fizikî standartlar olarak yeterli değildir.
Türkiye'de, kilometrekareye düşen yol uzunluğu 80 metredir; gelişmiş Batı
ülkelerinde bu değer 3 000'in üzerindedir.
Fizikî standart yönünden
baktığımız zaman, gelişmiş Batı ülkelerinde yolların büyük bir kısmı bölünmüş
yol olarak yapılmış ve yapılıyorken, ülkemizde bölünmüş yolların uzunluğu 6 188
kilometre ve toplam yollar içindeki payı yüzde 9,5 civarındadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1992-2003 yılları arasında toplam 60 000'e yakın yurttaşımız
trafik kazaları sonucu hayatını kaybetti. Deprem ve diğer afetlerde
kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı 22 000. Görülüyor ki, trafik terörü,
diğer kaza ve olaylarda kaybettiğimiz insanların 3 katı şeklinde bir fatura
çıkarıyor önümüze.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
karayollarındaki motorlu taşıt sayısında da, son yıllarda büyük bir artış
olduğu görülmektedir. Ülkemizde, yüzde 1,5 düzeyindeki nüfus artışına karşın,
yüzde 20 oranında araç sahipliği artışı görülmektedir. Bu da gösteriyor ki, çok
gecikmeden, karayolu altyapısının, geleceğin ulaşım talebine paralel olarak,
geometrik ve fizikî kapasitesinin bir program dahilinde yeterli düzeye
getirilmesi kaçınılmaz olmuştur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanlarının
artmasına rağmen, genel bütçeden aldığı pay yüzde 13'lerden, zaman içerisinde
yüzde 1'e gerilemiştir. 2004 yılında, toplam 62 592 kilometrelik yolun
sorumluluğu Karayolları Genel Müdürlüğüne yüklenmiştir. Bu yol içerisinde,
merkez ve bölge ihaleli olarak devam etmekte olan, devlet ve il yolları
yapımında kullanılmak üzere, 606 trilyon liralık ödenek ayrılmıştır. Bakanlığın
2004 yatırım programı gereği, kredili olarak yürütülen işler hariç
tutulduğunda, devam eden ve yılı içerisinde ihalesi yapılacak işler için 3
katrilyon 842 trilyon 57 milyar lira ödenek gerektiğine göre, yıllık 606
trilyon ödenekle, programlı yolların sekiz-on yıldan önce bitirilmesi mümkün
görülmemektedir. 2004 yılı için genel bütçeden, Karayollarına, toplam, 2
katrilyon 271 trilyon 875 milyar lira ayrılmıştır; 2003 senesindeki
Karayollarına ayrılan bütçeyle eşdeğer durumdadır. 2003 senesindeki ortalama
enflasyonu yüzde 25 kabul ettiğimizde, 2004 yılında Karayollarına ayrılan
parasal değerlerle, bir önceki yıla göre yüzde 25 daha az yatırım, dolayısıyla,
daha az yol yapılması kaçınılmazdır. Şurası unutulmamalıdır ki, bugünden,
gereken kaynakların tahsisi sağlanmaz ise, ileriki yıllarda, bunun, çok daha
pahalıya mal olacak yatırımları zorunlu kılacağı bir gerçektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün için Karayolları Genel Müdürlüğü, bir yandan genel
bütçeden aldığı yüzde 1'ler civarındaki paylarla, diğer yandan dış kredilerle
veya yap-işlet-devret modelleriyle yapmaya, yaptırmaya çalıştığı yol ve
otoyollarla, artan talebi on yıllara yayarak karşılamaya çalışırken, taşımayı
salt karayollarıyla karşılamanın zorluğunu yaşıyor. Oysa, devlet, diğer
taraftan taşımadaki payı yüzde 5'lere kadar düşen demiryolu işletmeciliğinin
genel taşıma içindeki payını yüzde 30'lara çıkaracak önlemleri bir an önce
almalıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 58 ve 59 uncu hükümetlerin acil eylem planlarındaki en büyük
iddialarından biri, 15 000 kilometre ayrılmış yol yapımıyla ilgili olanıdır.
İlk etapta, 2003 yılının sonuna kadar, Sayın Bayındırlık Bakanının
beyanlarıyla, 1 600 kilometrelik ayrılmış yolun hizmete sunulduğu ifade
edilmiştir. Karayollarının yanında DSİ, Köy Hizmetleri gibi kurumların tüm
makine parkları ve gerekli sayıda teknik eleman ve yüzlerce işçinin emeği
sonucu yapılan yolların, söylendiği gibi olmasa da, ihaleli yollara göre daha
ucuza mal edildiği ifade ediliyor, mümkün de olabilir. Ayrılmış yol tekniğinin,
kazaları azalttığı, trafik akışını kolaylaştırdığı elbette doğrudur; ancak, bu
ilk uygulamada aceleyle trafiğe açılan bu ayrılmış yolların yapımında çok ciddî
hatalar yapılmıştır. Şöyle ki:
1- Karayolları emrine
makine ve insan kaynaklarını aktaran Devlet Su İşleri ve Köy Hizmetleri gibi
kurumlar, ciddî boyutta kendi programlı işlerini ihmal etmişlerdir.
2- Ayrılmış yolun yeni
platformu eski platforma paralel olarak, çoğunlukla aynı kırmızı kodlara bağlı
olarak yapıldığından, eski yolun hatalı tüm düşey ve yatay kodları yeni
platforma aynen taşınmıştır.
3- Bu hatalı uygulama
sonucu eski platformdaki kaza karanoktaları yeni üretilen platforma da aynen
taşınmıştır.
4- Yol yapımında...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Parlakyiğit, lütfen, son cümlelerinizi alacağım; çünkü, size, cihazımızda 7,5
dakika süre verme olanağı olmadığından 8 dakika süre vermiştim... Toparlarsanız
memnun olurum.
MEHMET PARLAKYİĞİT
(Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kuruluşun çalışmasındaki
en önemli etkenin insan faktörü olduğunu biliyoruz. Karayolları çalışanlarının,
artık, ertelenemeyecek bir noktaya gelen ücret ve sosyal haklarına yönelik
temel sorunlarının, bir bütün olarak ele alınıp, bir an önce çözülmesi,
şüphesiz, çalışan teknik ve idarî personelin olmazsa olmaz nitelikteki hak ve
beklentisidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; konuşmamı, yılların ihmali sonucu hâlâ yapılmamış ve 2004 yılı
yatırım programına alınmayan Kahramanmaraş'ın devlet yollarının son durumunu
anlatarak bitiriyorum.
Kahramanmaraş, ülke
ekonomisine yılda 500 000 000 dolar kazandıran büyük bir kapasiteye sahiptir.
Bu aktivite içerisinde, Kahramanmaraş, ulaşım bakımından tam bir yol fakiri ve
bir çıkmaz sokaktır. 2001 yılında ihalesi yapılan Kahramanmaraş-Gaziantep yolu,
2003 yılında durdurulmuş, ödenekleri kesilmiştir. 2004 yılı programına alındığı
söyleniyorsa da, ödenek onayı, hâlâ, karara bağlanmamıştır. İhracatımızın ana
arteri olan 60 kilometrelik Kahramanmaraş-Nurdağı otoyolu bağlantısı, köy yolu
durumundadır ve yatırım programında yoktur. Güneydoğuyu İç Anadoluya bağlayacak
olan Kahramanmaraş-Göksun-Sarız-Pınarbaşı yolu 186 kilometredir; tek platformlu
düşük yoldur ve yatırım programına alınmamıştır. Kahramanmaraş'a ve
Kahramanmaraşlılara yazık olduğunu ifade etmek istiyorum. Kahramanmaraşlıların
dileği, bu yollarımızın 2004 yılı yatırım portföyüne alınmasıdır.
Sözlerimi burada
bitiriyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Parlakyiğit.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, dördüncü söz isteği, İzmir Milletvekili Sayın Erdal Karademir'e
aittir.
Buyurun Sayın Karademir.
(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Karademir, size de
konuşma süresi olarak 7,5 dakika verilmiş; ama, 8 dakika veriyorum ve sürenizi
iyi kullanmanızı rica ediyorum.
CHP GRUBU ADINA ERDAL
KARADEMİR (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân
Bakanlığına bağlı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2004 malî yılı bütçesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Yüzellibeş yıllık geçmişe
sahip olan, 22 bölge müdürlüğü, 1 003 tapu sicil müdürlüğü, 325 kadastro
müdürlüğü ile bu müdürlüklerde çalışan toplam 13 000 personeliyle ülke
genelinde hizmet veren Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, cumhuriyetimizin en
önemli kurumları arasında bulunmaktadır. Enerji, sulama, kentleşme, turizm,
altyapı, planlama, kamulaştırma gibi daha pek çok hizmetin bilgi altyapısını
oluşturan harita, tapu ve kadastro bilgilerini üreten Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün önemi, her geçen gün artmaktadır. Ülkemizdeki kadastro
faaliyetleri, 743 sayılı Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği 1926 yılından
bu yana, mülkiyet kadastrosu olarak devam etmektedir. 21 inci Yüzyıla
girdiğimiz şu yıllarda, Avrupa ülkelerindeki kadastro, sosyoekonomik ve teknik
boyutlar kazanarak, çok amaçlı kadastroya dönüşen ve buradan da bilgiye yönelen
bir sistem haline gelirken, ne yazık ki, ülkemizdeki kadastro, herhangi bir
nitelik değişikliğine uğramadan, hâlâ, başlangıçta konulan hedef ve amaçlar
doğrultusunda sürdürülmektedir.
Değerli milletvekilleri,
2000'li yıllarda Türkiye'nin en temel amaçlarından biri, kadastro hizmetlerinin
ülkemizin dört bir yanına götürülmesi ve tapusuz tek bir parselin bile
kalmamasıdır. Bundan sekiz ay önce, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Zeki
Ergezen'e, Türkiye genelinde, 2003 yılından başlayarak, kadastro çalışmaları
kaç yılda ve hangi tarihte tamamlanacaktır diye, yazılı soru önergesiyle bir
soru yöneltmiştim. Tarafıma verilen yanıtta, herhangi bir tarih verilmediği
gibi, konunun geçiştirilmiş olduğunu gördüm ve üzüldüm. Sayın Bakanın bütçe
konuşmalarına göre ülke kadastrosunun üç yıl içerisinde bitirilmesi
hedeflenmektedir. Bu bütçe imkânlarıyla bu hedefe ulaşmak, hayalden öte bir şey
değildir.
Değerli milletvekilleri,
1925 yılında, 658 sayılı Yasayla başlayan kadastro faaliyetleri sonucu, 310 000
dolayında kadastro haritasının üretildiği ve yaklaşık 32 000 000 parselin tapu
kütüğüne tescil edildiği görülmektedir. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı,
Harita Tapu ve Kadastro Özel İhtisas Komisyonu raporuna göre, kadastro
paftalarına ve tapu kütüğüne kaydedilen parsel bilgilerinin yalnızca yüzde 8'i
sayısal yöntemle üretilmiştir. Bunun anlamı, mevcut bilgilerin yalnızca yüzde
8'inin bilgisayara kaydedilebilecek standartlara sahip olmasıdır. Peki, geriye
kalan bilgilerin, yüzde 92'nin durumu ne olacaktır? Tüm Avrupa, kadastro
bilgilerinin bilgi sistemine entegre edilmesi için yenileme faaliyetlerine
yıllar önce başlamışken, ne yazık ki ülkemiz, her konuda olduğu gibi bu konuda
da geri kalmıştır. 1983 yılında yürürlüğe giren 2859 sayılı Tapulama ve
Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Yasanın yürürlüğe girmesinden bu
yana geçen yirmi yılda kadastro gören 32 000 000 parselden yalnızca 320
000'inin parsel bilgisi yenilenmiştir. Görülüyor ki, bu konuda da gerekli hıza
erişilememiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de kadastro haritaları ve tapu
kütüklerindeki bilgiler ülke koordinat sisteminde tanımlanmadıkça, öngörülen
planlama hedeflerindeki Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi; yani, TAKBİS kurulamaz.
Bundan 8 ay önce yine Sayın Bakana "Türkiye'de çizgisel olan kadastro
paftaları ne zaman ve ne şekilde sayısal hale getirilecektir, Tapu ve Kadastro
Bilgi Sistemi (TAKBİS) ne zaman kurulacaktır" diye sormuştum; tarafıma
verilen yanıtta "TAKBİS gibi bir projenin gerçekleştirilmesi Devlet
Planlama Teşkilatının Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma
Planlarında yer almasına rağmen bütçe imkânlarına getirilen kısıtlamalar
nedeniyle uygulamaya konulamamıştır" denilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; verilen yanıtta da görüldüğü gibi tapu ve kadastro
hizmetlerinde elle tutulur, gözle görülür, dişe dokunur bir plan ve proje
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, gelecekle ilgili iyimser olmamız konusunda AKP
İktidarında olumlu bir çaba görülmemektedir. Bakanın, bütçe görüşmelerinde Tapu
ve Kadastro Genel Müdürlüğüne ait sözleri sadece 1 sayfadan ibarettir. Tapu ve
Kadastro hizmetleri için devlet bütçesinden 1955 yılında binde 9, 1970 yılında
binde 5 pay ayrılırken, bugün binde 1,2 dolayında pay ayrılmaktadır. Kırk yıl
içinde tapu ve kadastro hizmetlerine ayrılan pay 5 kat azalmıştır. Buna rağmen
kadastro hizmetlerinin tapu harçları, Veraset ve İntikal Vergileri gibi devlete
sağladığı gelirler ise 5 kat artmıştır. Tapu ve kadastro hizmetlerinin devlete
olan katkısı giderek artarken, iktidarın bu hizmetlere ayırdığı kaynağı sürekli
olarak azaltması düşündürücüdür. Tapu ve kadastro hizmetlerinin,
beklentilerinin, isteklerinin, ihtiyaçlarının karşılanması açısından ne yazık
ki, AKP İktidarında da değişen bir şey görülmemektedir. Bu değişimin yaşama
geçirilmesi de, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına kalmıştır.
Değerli milletvekilleri,
mevcut tapu kadastro işlerinin "lisanlı ölçme büroları" olarak
adlandırılan özel bürolara devredilerek, devletin bu hizmetlerden çekilmesi
tartışılmaktadır. Sayısal olmayan kadastro haritalarının ve güncelliğini
kaybetmiş tapu sicilinin, bu haliyle özel sektöre devri sakıncalıdır. Devlet
güvencesi ve sorumluluğu taşıyan bilgiler, tamamen sayısal hale getirilerek
güncelleştirilmeden böyle bir uygulamaya gidilmesi tam bir kargaşaya yol
açabilir. Hizmetlerin çağdaşlaşmasında özel sektör olanaklarından
yararlanılması ile problemleri olan bir sistemin olduğu gibi özel bürolara
devri farklı uygulamalardır. Kadastro hizmetlerinde, özel sektör olanaklarıyla
sistemin modernizasyonu hedeflenmelidir.
Değerli milletvekilleri,
tapu kadastro faaliyetleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü, her kurumun veya kuruluşun kendi bilgilerini de
ekleyebileceği, bir altlık olarak kullanabileceği, ülke genelinde uygulanan
standart kadastro haritaları üretmemiştir. Dünyada ve ülkemizde yaşanan
gelişmeler karşısında, başta yerel yönetimler olmak üzere, diğer kurumlarla
eşgüdüm ve işbirliği konularında yetersiz kalınmıştır. Tescile konu harita ve
planlar konusunda, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile yerel yönetimler
arasında ortak çalışma, ortak karar verme, ortak iş yapma amacını taşıyan
ilişkiler bulunmamaktadır.
Bu nedenle, var olan
kadastro bilgileri, imar planlama ve uygulama süreçlerinde gereksinimleri
karşılayamamaktadır. Türkiye'de, harita faaliyetlerinde yaşanan eşgüdümsüzlüğün
ve dağınıklığın nedenlerinden en önemlisi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
tarafından üretilen kadastro haritalarının, ölçek, pafta altlığı, üretim tekniği,
koordinat sistemi konularında farklı standartlara sahip olmasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karademir,
lütfen toparlayın efendim.
ERDAL KARADEMİR (Devamla)
- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, sistemiçi bilgi sistemini oluşturmamıştır.
Kadastro bilgi sisteminin oluşturulması konusunun yasa düzeyinde ele alınması
ihmal edilmiştir. Çizgisel olarak üretilen kadastro haritalarının ve haritaya
dayalı bilgilerin ülke koordinat sistemine dayalı olarak ne zaman, nasıl, ne şekilde
yenileneceği belli değildir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün kadastro çalışmaları sonucu, tapu siciline kaydedilen tüm
parsellerin sınırlarının ve yüzölçümlerinin taşınmaz köşe nokta
koordinatlarıyla belirlenmesi konusunda herhangi bir proje bulunmamaktadır.
Peki, ne yapılmalıdır bu
sorunların çözümü konusunda, hangi adımlar atılmalıdır; mülkiyet, orman, mera
gibi, çeşitli adlar altında yürütülen kadastro faaliyetlerinin, Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü çatısı altında yürütülmesi sağlanmalıdır. Kadastro
çalışmalarının bir an önce tamamlanması için, harita konusunda özel kesim
olanaklarından yararlanılmalıdır. Tapu sicilinde çeşitli tarihlerde ve çeşitli
kurumların istemleri üzerine konulmuş bulunan şerhler, ipotekler, beyanlar ve
benzeri kayıtlardan, süresi geçmesine karşın, ilgili kurum talebi olmadığı için
terkin işlemi yapılamayanlarının yarattığı karmaşayı gidermek gerekmektedir.
Bunun için tapu sicil müdürlükleri yetkilendirilmelidir. Kadastro
faaliyetlerinin yürütülmesinde, bilgi standardı, bilgi değişim standardı ve
teknik, hukuksal, idarî, malî konuları da kapsayan yeni düzenlemelere ihtiyaç
vardır. Türkiye kadastrosunun tarihsel görevi, cumhuriyetimizin 100 üncü
kuruluş yıldönümü olan 2023 yılına kadar kadastronun ülke genelinde tamamlanması,
bugüne kadar üretilen çizgisel ve sözel bilgilerin yenilenmesi ve güncelleşmesi
yoluyla bilgi sisteminin kurulması olmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Karademir,
son sözlerinizi alacağım; süreyi çok geçtik.
ERDAL KARADEMİR (Devamla)
- Bitiriyorum Başkanım.
Bunun için "Kadastro
2023" adıyla bir reform projesi hazırlanmalı, bu proje ivedilikle devreye
konulmalıdır.
Yukarıda belirttiğim
konular, bir sosyal demokrat iktidarda tapu ve kadastro hizmetlerinde hangi
düzenlemelerin yapılacağının özetidir. Bu önerilerimiz, bir yılı aşkın
iktidarda olan ve herhangi bir olumlu icraatını göremediğimiz AKP tarafından da
benimsenir ve umarım dikkate alınır.
Bu düşüncelerle, hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Karademir.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına beşinci söz isteği, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Boztaş'a
aittir.
Buyurun Sayın Boztaş.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 8 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET
BOZTAŞ (Aydın) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2004 malî yılı Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi hakkında
Cumhuriyet Halk Partisinin görüş ve düşüncelerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri,
çevre, insan ve tüm canlılar için yaşamsal bir öneme sahip olmasına rağmen,
bugüne kadar Türkiye'yi yöneten sağ iktidarlarda olduğu gibi, AKP İktidarınca
da çevrenin öneminin yeterince anlaşılamadığı görülmektedir. Her geçen gün daha
çok artarak, insan ve diğer canlıların sağlığını, tarım alanlarını ve turizmi
tehdit eden çevre kirliliğiyle mücadele için bütçeden daha çok pay ayrılması
gerekirken, tam tersine, büyük bir vurdumduymazlıkla, çevre katliamına karşı
seyirci kalınmakta, bir bakıma da teşvik edilmektedir.
Çevre ve Orman
Bakanlığının bütçesi incelendiğinde, geçmiş sağ iktidarlar tarafından ortaya
konulan yanlış politikaların AKP İktidarı tarafından da artarak sürdürüldüğü
görülmüştür.
150,7 katrilyon tutarında
ödeneği olan 2004 malî yılı bütçesinde, Çevre ve Orman Bakanlığına ayrılan pay
313,7 trilyon Türk Lirasıyla binde 2 oranındadır. Bunun da ancak yüzde 21'i
-yani, 65 trilyon Türk Lirası- yatırım için öngörülmüştür. Bu rakam, çevre
sorunlarının boyutları karşısında ve ülkemizin çağdaş gelişimi yönünden üzüntü
vericidir.
Sayın milletvekilleri,
çevreye karşı duyarsızlık, sağ iktidarların ortak bir özelliği olarak karşımıza
çıkmaktadır.
1986 yılında Çernobil
faciası yaşanmış; dönemin iktidarı, halkın sağlığının ve çevrenin en az düzeyde
etkilenmesi için önlem alması gerekirken, tam tersine, bir bakan, büyük bir
sorumsuzluk örneği göstererek, televizyonda çay içerek, çayda ve fındıkta
radyasyon olmadığı inancını insanlara vererek, halkın sağlığını hiçe saymış,
radyasyona karşı önlem alınmasını, âdeta önlemiştir. Halbuki, bilim adamları,
bu olayların hemen akabinde, bunun çevre ve insan sağlığı için çok büyük tehdit
oluşturduğunu, yaklaşık on yıl sonra olumsuz etkilerinin ortaya çıkacağını,
kanser nedeniyle ölümlerin, sakat doğumların artacağını söylüyorlardı. Son
yıllarda kanser nedeniyle ölümlerde büyük bir patlama yaşandığı görülmektedir.
Değerli milletvekilleri,
benzer bir vurdumduymazlık da Menderes Havzasında kendini göstermektedir. Uşak
ve Ulubey çevresinde bulunan deri sanayii fabrikaları atıksularının, tekstil ve
şeker fabrikası atıksularının, Banaz Çayının bir kolu olan Dokuzsele Çayına
bırakılması neticesinde, Adıgüzel Baraj suyunun, kurşun, bakır, krom, arsenik
gibi ağır metal kirlilikleri, limit değerlerini aşma noktasına gelmiştir.
Dokuzsele Çayı suları,
daha önceleri sulama suyu niteliğindeyken bu özelliğini yitirmiş, çevresine
zehir saçan, Uşak ve Ulubey halkının sağlığını tehdit eder noktaya ulaşmıştır.
Ulubey çevresindeki bağlar kurumaya başlamıştır. Çevreye karşı bu olumsuzluk
giderek artmaktadır ve bu su kirliliği, Adıgüzel Barajının memba kısmında canlı
yaşamı tehdit eder duruma gelmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
Denizli organize sanayi atıksuları ile, şehir merkezinde bulunan fabrika
atıksuları da, Çürüksu ve Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesindeki en önemli
etkenlerden biridir.
Uşak merkezindeki bu
kirlilik, sadece Uşak ve bir ilçesinde yaşayan insanlarımızın yaşamını değil,
aynı zamanda Aydın İlinin doğusundan başlayarak, Buharkent, Nazilli, Yenipazar
ve Söke Ovalarını izleyerek, denize dökülünceye kadar geçtiği Menderes
Havzasında yer alan tüm canlıların yaşamını, insanlarımızın sağlığını tehdit
eder boyuta gelmiştir.
Bu yörelerimizde, tarımla
uğraşan çiftçilerimizin sağlığı her geçen gün daha çok etkilenmektedir; sulama
için tarlasına giden yurttaşlarımız, ayaklarında yaralar oluştuğundan şikâyet
etmeye başlamışlardır.
Değerli milletvekilleri,
Menderes Havzasındaki bu kirlilik, sadece insan sağlığını etkilememekte, aynı
zamanda verimli tarım alanlarının çoraklaşmasına ve ürün kalitesinin düşmesine
de neden olmaktadır.
Menderes, Ege Denizine
döküldüğü bölgede, Ege Denizinin kirlenmesine, büyük bir faciaya, bir turizm
faciasına da sebebiyet vermekte, turizm büyük darbe almaktadır.
Değerli milletvekilleri,
bütçeden ayrılan pay, sadece Menderes Havzasındaki insan sağlığını, tarım ve
turizmi olumsuz etkileyen bu kirliliğe karşı mücadele için bile yeterli
değildir; Türkiye'nin dört bir yanında yaşanan çevre kirliliğiyle ilgili
zorunlu mücadele dikkate alındığında, ayrılan payın ne kadar komik olduğu
kendiliğinden anlaşılmaktadır.
Hükümet yetkilileri,
uluslararası alanda anlaşmalarla, mücadele programına alındığını dile
getirebilirler. Ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bu yatırımlara güvenerek
insan yaşamı tehlikeye atılamaz.
Değerli arkadaşlar, AKP
İktidarının çevreye karşı bakışı, sadece bütçeden ayırdığı payla değil, aynı
zamanda, bir yıllık uygulamalarıyla da ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, tüm çağdaş
ülkelerde, Çevre Bakanlığı, ayrı ve önemli bir bakanlık olarak yer alırken, AKP
İktidarında tam tersi bir değerlendirmeyle, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığıyla
birleştirilerek çalışamaz bir duruma getirilmiştir. "Değiştim" diyen
AKP İktidarına oy veren halkımız, bir yıllık uygulamaların neticesinde sukûtu
hayale uğramıştır; sizdeki değişimin sadece söylemde kaldığını, eylemlerinizde
ise hiçbir şeyin değişmediğini görmenin üzüntüsü içerisindedir.
Bir dönemin
"Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz" diyen ve bir bakıma
hukuksuzluğun yolunu açan siyasetçilerinin yerini "yargıya güvenmiyorum"
diyen bugünkü siyasetçiler almıştır. "Zenginleri severim" diyenlerin
yerini, bu sefer bir başka anlayışı "tüccar - siyaset" anlayışını
Türkiye siyasetinin gündemine getirenler almıştır. Sadece "tüccar -
siyaset" mantığı değil, aynı zamanda "baba baba satarım" diyen,
kendi halkına dayılanan bir siyaset anlayışını Türkiye demokrasisinin içerisine
yerleştirmeye çalıştığınız görülmektedir.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Anketler var; anketlere bakın.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
Anketleri bizler de biliyoruz.
BAŞKAN - Sayın hatip, siz
Genel Kurula hitap edin lütfen.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
En büyük anket, 28 Mart seçimlerinde ortaya çıkacak; o zaman göreceğiz, hep
birlikte göreceğiz. (AK Parti sıralarından gürültüler) Türkiye Cumhuriyeti, 28
Mart tarihindeki seçim, ona inanıyoruz ki, AKP'nin uygulamalarıyla Cumhuriyet
Halk Partisinin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu gören halkımızın
oylamasına dönüşecektir. O tarihte göreceğiz, hep birlikte göreceğiz...
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Bugünün anketlerine bakın...
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
Bekleyelim, görelim...
BAŞKAN - Sayın hatip, siz
Genel Kurula hitap edin.
Sayın milletvekilleri,
lütfen, hatibe müdahale etmeyelim.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
Ama, gördüğümüz bir şey var ki, değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi
sözcülerinin burada konuşmaları sizlere çok büyük rahatsızlık veriyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Boztaş,
bakın, zamanınızı karşılıklı konuşmayla harcıyorsunuz. Size eksüre de verdim;
lütfen, toparlayın efendim.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
Sayın Başkanım, lütfen, AKP sıralarından sürekli Cumhuriyet Halk Partisi
sözcülerine sataşmayı önlerseniz sevinirim.
BAŞKAN - Gerekli ikazı
yaptım.
Hatibe kimse müdahale
etmesin, rica ediyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)
RESUL TOSUN (Tokat) - Bu
arkadaş ilk defa Meclise geliyor galiba Sayın Başkan.
BAŞKAN - Dinleyelim
efendim, herkes görüşünü bildirecek burada.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
O sizin sorununuz değil. Lütfen... Lütfen... Ben, burada oturduğum süre
içerisinde size hiç sataşmadım.
RESUL TOSUN (Tokat) -
Aynı müdahaleler sizden de geliyor.
BAŞKAN - Siz buyurun
efendim, devam edin.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
Sayın milletvekilleri, bu zihniyetiniz, demokrasiye karşı tutumunuzu da ortaya
koymaktadır. Konuşma özgürlüğünü sınırlandırma gibi, kafanızın arkasında yatan
düşünceler, buraya gelen her konuşmacıya sataşarak bir kez daha ortaya çıkıyor.
(CHP sıralarından alkışlar) Öncelikle, demokrasiyi içinize sindirmenizi
özellikle tavsiye ederim değerli AKP milletvekilleri. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
RESUL TOSUN (Tokat) -
Halkın iradesine saygılı olun.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, kirli çevre insanın ruhunu kirletir, kirli ruhlar ise
çevreyi kirletir; çevreye ve insana daha çok yatırım yapılması gereken bu
dönemde, Çevre ve Orman Bakanlığına bütçeden ayrılan bu pay yetersizdir.
Bu duygu ve düşüncelerle,
Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım; hoşça kalın arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Boztaş.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 8 dakika.
CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜR
(Balıkesir) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çevre ve Orman
Bakanlığımızın bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, Orman
Bakanlığımızın bütçesini konuşacağız, Orman Bakanlığımızın icraatlarını,
elbette, burada tartışacağız; ama, neyi tartışacağımızı da inanın pek
anlayamıyorum. Düşünün, öyle bir Orman Bakanı var ki, bu ülkenin en önemli
varlığı olan ormanları talana açmaya çalışan bir Bakan! Düşünün, öyle bir Orman
Bakanı var ki, bu ülkenin 2/B alanlarını birilerine peşkeş çekmeye uğraşan bir Bakan!
Düşünün, öyle bir Orman Bakanı var ki, en büyük heyelanların yaşandığı
Karadeniz Bölgesinin bitki örtüsünü değiştirmeye, kızılağaçları yok etmeye
karar vermiş olan bir Bakan! (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bu Bakanın
Bakanlığının bütçesinin neyini konuşacağız?!
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakanımız, Anayasa Mahkemesinde, geçtiğimiz günlerde, birbuçuk saat süren
bir savunma yaptı, kızılağaç ve aşılı kestaneliklerle ilgili. Bu savunmada
kullandığı çok ilginç sözcükler var. Sayın Bakanımız diyor ki: "Kızılağaç
ile kayını ayırt edemeyen, bilgi birikimine sahip olmayan, sadece akademik
birikimdeki kişilerin eleştirileri..." Sevgili Bakanımızın, bildiğim
kadarıyla, eğitimi inşaat mühendisliği. Şimdi, kendisi her konuda konuşma
hakkına sahip; Bakan olduğu için, Türkiye'deki bütün basını, medyayı kullanma
hakkına sahip. O, her şeyi çok iyi biliyor; ama, örneğin, Orman Mühendisleri
Odası bilmiyor; örneğin, çevre örgütleri bilmiyor; onlar sadece akademik!
Sayın Bakanımız,
ilginçtir, kızılağaçlara yaklaşırken diyor ki...
(Mikrofon kapandı)
BAŞKAN - Sayın Sür, bir
dakika... Zannediyorum, ses cihazında bir arıza var.
Sayın milletvekilleri,
sistemdeki arıza sebebiyle 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 12.53
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 12.59
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve
Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372,
3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284,
286, 285, 287) (Devam)
A) MİLLÎ SAVUNMA
BAKANLIĞI (Devam)
1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI (Devam)
1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
a) KARAYOLLARI GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI (Devam)
1. - Çevre ve Orman
Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
3. - Orman Bakanlığı
2002 Malî Yılı Kesinhesabı
a) ORMAN GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Orman Genel Müdürlüğü
2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Sayın Başkan, saat 13.00; yemekten sonra devam edelim.
BAŞKAN - Efendim, ben,
tabiî ki, grupların bu konudaki isteğine saygı duyarım. Sizin Grubun
konuşmaları bölünmesin diye düşünüyordum.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Önemli değil efendim, yemekten sonraya kalabilir.
BAŞKAN - Tamam.
Sayın milletvekilleri,
alınan karar doğrultusunda, çalışma saatlerimize de uyarak, saat 14.00'te
toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 13.00
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 14.00
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve
Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372,
3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284,
286, 285, 287) (Devam)
A) MİLLÎ SAVUNMA
BAKANLIĞI (Devam)
1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI (Devam)
1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
a) KARAYOLLARI GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI (Devam)
1. - Çevre ve Orman
Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
3. - Orman Bakanlığı
2002 Malî Yılı Kesinhesabı
a) ORMAN GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Orman Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî
Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
SEDAT PEKEL (Balıkesir) -
Sayın Başkan, soru için sisteme girenlerin listesi iptal oldu; bilgilerinize
sunulur.
BAŞKAN - Efendim...
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Sistem çöktüğü için...
BAŞKAN - Efendim, biz,
onu tespit ettik, elimizde sıralama var. O konuda bir endişeniz olmasın.
Şimdi, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz alan, Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür'e söz
veriyorum.
Buyurun Sayın Sür.
Süreniz 8 dakika.
CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜR
(Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlarım,
sanırım, aradan önce yaptığımız konuşmada, ciğerlerimiz fazla yanıyor ki, biraz
fazla bağırdık; çünkü, hepimiz biliyoruz ki, bu ülkenin orman varlığı, bu ülkenin
ciğerleri. Ciğerlerimiz gidiyor, biz de bağırıyoruz, sistem de dayanmıyor,
çöküyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Çok değerli arkadaşlarım,
şimdi, Sayın Bakanımızın uygulamalarından bahsediyorduk, kızılağaçlardan
bahsediyorduk ve kızılağaçlara bakış açısından bahsediyorduk.
Yine, buradaki
konuşmamda, Sayın Bakanımızın Anayasa Mahkemesinde yaptığı konuşmanın bir
bölümünü size aktarmaya çalışmıştım. Yine, o konuşmadan bir bölüm daha aktarmak
istiyorum size. Sayın Bakanımız savunmasında diyor ki: "Bu kızılağaçların
kesimi çok önemlidir. Bu bölgede yaşayan insanlarımızın, kentte oturan
çocuklarının yakacak ihtiyacını karşılamak da çok önemli bir unsurdur."
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, çağdaş toplumlarda, o aralarına katılmak için mücadele ettiğimiz,
bunun için her gün onlarca yasa çıkarmaya çalıştığımız o Avrupa Birliğinde,
örneğin, bir bakan, bir orman bakanı, ormanlarını yakacak olarak görebilir mi?!
Böyle bir çağdaşlık var mı?! Böyle bir çağdaş anlayış var mı?! Ama, bizde,
hâlâ, ormanlarımız, yakacak kaynağı ve bu olaylara böyle bakıyoruz.
AHMET YENİ (Samsun) - Hiç
kızılağaç gördünüz mi Orhan Bey?!
ORHAN SÜR (Devamla) -
Evet, gördüm; Balıkesir'de kızılağaç var. Sayın Bakanımız da sordu; yanıtladım;
Balıkesir'de kızılağaç var.
Değerli arkadaşlarım, elbette,
bu tip yasaların, bu tip tasarıların, özellikle, Çevre ve Orman Bakanımız
tarafından desteklenmesi üzücü; ama, biliyoruz ki, bu tasarılar, bu çalışmalar,
aslında, önümüzdeki yerel seçimlere yönelik çalışmalar. Şunu, gayet iyi
biliyorum: Gerek kızılağaçlar konusunda gerek kestaneler konusunda gerekse 2/B
çalışmaları konusunda, yapılan bütün gayret, önümüzdeki mart ayında yapılacak
olan yerel seçimlerde, bu sorunları yaşayan insanlarımızın oyuna talip olmaya
yöneliktir.
Şimdi, 2/B'ler, günlerce
buralarda tartışıldı; hepimiz geldik, buralarda konuştuk ve Sayın
Cumhurbaşkanımız tarafından, ikinci defa görüşülmek üzere Meclise gönderildi.
Şimdi, deniliyor ki, bazı siyasî partilerin, özellikle, İktidar Partisinin
taşra yöneticileri tarafından, o, sözde burada konuşulup da unutulan köylüler
var ya, onlara deniliyor ki: "Biz, bu sorunu çözecektik; ama, o,
Meclisteki Cumhuriyet Halk Partisi yok mu; işte onlar karşı çıkıyorlar, sizin
sorununuzu çözemiyoruz."
HACİ BİNER (Van) - Doğru;
yanlış değil.
ORHAN SÜR (Devamla) -
Doğru değil sevgili arkadaşım; doğru değil. Sizin amacınız, köylünün, o cebinde
olmayan dolarlarına göz dikmek; bizim amacımızsa, o yoksul köylüye sahip
çıkmak. Hadi gelin, bedavaya verelim diyoruz, hadi gelin... Öyle, 5 dolarlar
falan değil, 5 sente verelim; gelin, buyurun... Getirdiniz de, Cumhuriyet Halk
Partisi hayır mı dedi!
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Atıyorsunuz, atıyorsunuz!..
ORHAN SÜR (Devamla) -
Atmıyoruz, atmıyoruz, değerli dostlarım. O köylü, zaten, sizin dediğiniz bu
rakamlardan çok daha düşük rakamlara -o yerler, yıllardır satılık- onları
alamadı; ama, o köylü, şu anda, bu sorunun çözümlenmesini bekliyor. O köylüyü,
lütfen, burada aldatmayalım. Gerçekten köylünün yanında olduğumuzun gereğini
yapalım.
Ben, 2/B konusu burada
konuşulurken, buradan 25 milyar dolar gelir bekliyorsunuz demiştim. O sırada,
sizin gibi, bazı arkadaşlarımız sataşarak "hayır, 25 milyar dolar değil,
50 milyar dolar" dediler. Lütfen, şimdi, açın, Orman Bakanlığının web
sitesine girin, bakalım, Orman Bakanlığı kaç milyar dolar bekliyor. Bir de
onlardan görün, kaça inmiş o rakam.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Kaça inmiş? Söyleyin bakalım...
ORHAN SÜR (Devamla) -
Kaça inmiş?.. O zaman, okuyun değerli arkadaşım; eğer, internete girmesini
biliyorsanız... 4 milyar dolar civarında beklenti var şu anda.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Az para mı 4 milyar dolar?!
ORHAN SÜR (Devamla)
-Yani, havalarda uça uça, indiniz 4 milyara... Bakalım, daha nereye
ineceksiniz!
Değerli arkadaşlarım,
Mayıs 2003'te, Çevre ve Orman Bakanlıklarını birleştirdik, yeni bir bakanlık
oluşturduk. Bu yasayla, her iki bakanlığın üst yönetimleri mülga edildi. Bunu
fırsat bilen iktidar, yasayla yeniden ihdas edilen yerleri, kendi kadrolarına
istihdam olanağı olarak gördü. İnanın, getirilen kadroların nitelikleri ve
özellikleri, en başta ormancılık kamuoyunda hayret ve şaşkınlıkla izlendi.
Aslında, bunu, iktidarımız her yerde yapıyor.
Burada, şu anda
görüyorum, KİT Komisyonunda beraber çalıştığımız arkadaşlarımız var. Orada
bile, KİT Komisyonumuzdaki arkadaşlarımızın isyanına neden oluyor bu
kadrolaşma. Nitelikli, yetenekli, bilgi birikimi olan kişiler bir yerlere
getirilmiyor, sadece yandaş olduğu için birileri bir yerlere getiriliyor ve bu
amaçla da, KİT Komisyonunda, AKP'li milletvekilleriyle beraber bir önergenin
altına imza attık, bu atamaların daha ciddî yapılmasını istedik. İşte, Orman
Bakanlığında bunun güzel bir örneği yaşanıyor.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakanımız, burada, ağaçlar konusunda bilgisi olmayanlar konuşmasın falan
diyor; ama, Orman Bakanlığına belediyecileri üst yönetici olarak almakta mahzur
görmüyor. Şimdi, bu nasıl bir anlayıştır?! Yapılan bu atamalar, aslında,
Cumhurbaşkanından geri dönüyor diye, vekâleten yapılıyor. Zamanımız çok
sınırlı, aslında, Orman Bakanlığı için söyleyecek çok şeyimiz var; ama, bilin
ki, üç dört yıllık deneyimsiz orman mühendisleri çevre ve orman il
müdürlüklerine getiriliyor.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) -
Nereden biliyorsun?!
ORHAN SÜR (Devamla) -
Örnek vereyim, Samsun'daki Çevre ve Orman İl Müdürü...
Değerli arkadaşlarım,
örneğin, başka şeyler de Türkiye'de gerçekleştirilmekte. Orman Bakanlığımız,
aslında, ağaçlandırmayı çok güzel yaptığını, Türkiye'de büyük çalışmalar
sergilediğini ifade ediyor. Ama, sormak gerekiyor Sayın Orman Bakanımıza,
bundan önceki iktidarın 2003 yılında üretmeyi planladığı 210 000 000 fidanın ne
kadarı fidanlıklardan söküldü, ekildi, ne kadarı toprağa gömüldü? Bugüne kadar
bunu açıklayamadılar.
Ayrıca, millî parklarda
oynanan oyunlar var. Millî parklarda neler yapılıyor... Biliyorsunuz,
bakanlıklar birleştirilince Millî Parklar Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü
kapatıldı, yerine Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü kuruldu. Ancak,
adında "koruma" olan Genel Müdürlük, bu alanları koruyacağına teker
teker özelleştirmekte.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sür,
lütfen toparlayın.
ORHAN SÜR (Devamla) -
Bitirmek üzereyim Sayın Başkan.
Şu anda, 23 tanesi Orman
Genel Müdürlüğünden devralınmış, diğerleri Millî Parklar Genel Müdürlüğüne
bağlı tam 189 tesis on yıllığına kiralanmış, bu süre de uzatılmaya
çalışılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken, aslında, bu alanların gelişim
planlarının devlet tarafından değil, buraları kiralayanlar tarafından yapılacak
olmasıdır.
Değerli arkadaşlarım,
örneğin, Bursa Uludağ'daki çadırlı kamp yeri imar mevzuatına aykırı olarak
kiralayıcı tarafından yapılaşmaya açılmış, aslında, dargelirli insanlarımıza
faydalanmak amacıyla tesis edilen bu alanlar, bırakın dargelirlileri, orta
halli insanlarımızın bile faydalanamayacağı noktalara çekilmiştir. Ayrıca, bu
alanların ihaleyle kiralanması gerekirken, protokollerle devirler gündemdedir
ve aslında, bu protokollerin ne kadar olduğunu öğrenmek istiyorum. Örnek
istiyorsunuz arkadaşlar, Kızılcahamam Soğuksu Millî Parkı girişi, Ankara
Büyükşehir Belediyesine protokolle verilmiştir. Yasada böyle bir hak yok; ihale
yapılması gerekirken, Ankara Büyükşehir Belediyesine protokolle verilmiştir.
İnanın, tesislerin çoğu,
AKP'ye yakın kişilere verilmiştir. Örneğin, İstanbul Beykoz'daki Mihrabat
Ormanı, Büyükada'daki eğitim tesisleri Hicaz şirketine verilmiştir. Bunlar,
Türkiye'de araştırılarak çok rahat bir şekilde bulunabilir.
Bunları gerçekleştirmek,
ormancılığımız açısından ülkemize bir gelecek vaat etmiyor. Ormancılığımızın
gerçek değerlerini ortaya koymak zorundayız. Sayın Bakan çeşitli yerlerde,
çeşitli konuşmalarında, 2003 yılında yapılan ağaçlandırmalar hakkında bilgi
vermekte; ama, kusura bakmasın, biraz abartıyor; yani, ağaçlandırmanın
içerisine erozyon kontrolünü, sunî tensili, hatta, mera ıslahını koyuyor,
topluyor hepsini, bir rakam veriyor, vatandaşlarımızı yanıltıyor.
Değerli arkadaşlarım,
aynı olay orman yangınlarında da var. Geçtiğimiz aylarda, biliyorsunuz, bir gün
içerisinde Türkiye'nin çok yerinde orman yangınları çıktı. Cumhuriyet Halk
Partisi, ekipler kurarak, bu orman yangınlarını incelemeye gitti. Orman
yangınlarını incelemeye gitmeden önce, Orman Genel Müdürlüğünden, yanan orman
alanları hakkında bilgi aldık. Örneğin ben, kendi bölgem olan Çanakkale ve
Balıkesir'e gittim. Çanakkale'deki orman yangınının 400 hektar olduğu
söylenmişti, gittik, baktık ki, aslında, yanan orman alanı 400 hektar değil,
sadece ağaçlandırma alanında 400 hektar orman yanmış; ama, köyün merasındaki
orman alanında 400 hektar daha yanmış; kayıtlarda yok!
BAŞKAN - Sayın Sür...
ORHAN SÜR (Devamla) -
Bitiriyorum efendim.
Balıkesir'de orman
yangını vardı, onu incelemeye gittik. Orada da "15 hektar orman
yandı" diye bildirdiler. Gittiğimizde gördük ki, bu yangın alanı, aslında
15 hektar değil, 40 hektar. Ondan sonra Sayın Bakan geliyor, burada, bize, işte
"şöyle az yangın oldu, böyle başarılı mücadele ettik..." Elbette
başarıyla mücadele ettiniz, teşekkür ediyoruz; orada, bu ülkenin her noktasında
mücadele eden yangın ekipleri var. Biliyoruz ki, bu yangın ekiplerimize
verilmesi düşünülen bir tazminat çalışması da var. Orman yangın ekiplerine
verilmesi düşünülen bu tazminatı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz;
ancak, bu tazminatın, sadece, yangın ekiplerine değil, orman kaynaklarının yönetimindeki
diğer çalışan personele de verilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Ayrıca, o tazminat
çalışmaları hususunda bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu
tazminatlarla ilgili getirilen tasarıda, bu tazminatın kime ve ne kadar
verileceği Bakan takdirine bırakılmıştır. Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey
olamaz. Bakanın takdiriyle kime, ne kadar tazminat verileceği
kararlaştırılacak!.. Bunlar, kurallara bağlanmalıdır. Çağdaş ülkeler,
takdirlerle değil; çağdaş ülkeler, kurallarla yönetilir.
Hepinize saygılar
sunuyorum. Yeni bütçemizin Çevre ve Orman Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı,
uğurlu olmasını diliyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Sür.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, son konuşmacı, Balıkesir Milletvekili Sayın Sedat Pekel; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Pekel, sürenizi
aşmamanızı rica ediyorum.
CHP GRUBU ADINA SEDAT
PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe
Kanunu Tasarısındaki Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak için söz almış
bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi şahsım ve Grubum adına
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
meteoroloji, atmosferde meydana gelen hava olaylarının oluşumunu, gelişimini ve
değişimini, nedenleriyle inceleyen, bu hava olaylarının canlılar ve dünya
açısından doğuracağı sonuçları araştıran bir bilim dalı olarak
tanımlanmaktadır. İnsanoğlu, ilkçağlardan itibaren meteorolojik olaylardan
olumlu ya da olumsuz olarak etkilenmiştir. Bu nedenle meteoroloji, insanoğlunu
çok yakından ilgilendirmektedir.
Ülkemizde meteoroloji
alanındaki çalışmalar çok eski çağlara dayanmakta ise de, asıl gelişmesine
cumhuriyet Türkiyesinde kavuşmuştur. 3127 sayılı Kuruluş Kanununu 10 Şubat 1937
tarihinde bizzat Yüce Önder Atatürk'ün imzaladığı Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğü, bugün millî savunmadan çevreye, tarımdan ulaştırmaya kadar pek
çok sektöre hizmet sunmaktadır.
Sayın milletvekilleri,
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri, Teşkilat Kanununun 2
nci maddesinde belirtilmiştir. Genel Müdürlük, havacılıkla ilgili meteorolojik
ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla, Türkiye genelinde 65 havaalanında
havacılık amaçlı rasat, 110 istasyonda hava tahmininin temelini oluşturan
sinoptik amaçlı rasat ve yaklaşık 380 yerde de iklim amaçlı rasatları yapmak
üzere klima istasyonları tesis etmiş ve buralara yılın 365 günü, 24 saat,
kesintisiz olarak hizmet vererek tüm ülke yurttaşlarımızın takdir ve güvenini
kazanmıştır.
Değerli milletvekilleri,
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, dünyadaki gelişmelere paralel olarak
oluşturduğu telekomünikasyon ve bilgisayar donanımıyla, tarımdan ulaştırmaya,
sanayiden çevreye kadar birçok temel yatırım konusunda, planlama ve uygulama
aşamalarında bilgi merkezi görevini üstlenen bir kurum haline gelmiş, ürettiği
bilgileri hava meydanlarına, denizyollarına, basın-yayın organlarına satarak
para kazanan bir kuruma dönüşmüştür. Genel Müdürlük, ayrıca, ülke savunmamızın
belkemiği Türk Silahlı Kuvvetlerine sağladığı destekle de yurt savunmasına
büyük yararlar sağlamaktadır. Ne var ki, kurumun başarısında en büyük payı
bulunan personel, tüm devlet memurları gibi, ekonomik ve sosyal sıkıntılarından
kurtarılamamıştır. Bununla birlikte, aynı kurumda çalışan, aynı kadrolara sahip
ve aynı görevleri yapan personel arasındaki ücret farklılıklarının giderilmesi
ivedi olarak gerekmektedir.
Genel Müdürlüğün hava
tahminlerindeki tutarlılık oranlarının uluslararası standartları yakalaması,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin meteorolojik desteğinin karşılanması ve özellikle,
halihazırda pek çok personel açığı bulunan ve insan hayatını bire bir
ilgilendiren askerî ve sivil havaalanlarındaki meteorolojik hizmetlerin aksatılmadan
yürütülmesi için, mevcut personel sayısının artırılması gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri,
Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi içinde görüşülen Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğü, 8 Mayıs 2003 tarihli 4856 sayılı Kanunla Çevre ve Orman Bakanlığına
bağlanmıştır. Ancak, bildiğiniz gibi, Çevre Bakanlığı gibi, uluslararası çevre
gelişmeleriyle tüm ulusal yönetim arasında koordinatörlük yapması gereken bir
bakanlık, en icracı bakanlıklardan biri olan Orman Bakanlığıyla âdeta
yapıştırılmıştır. Sayın Bakan ise tüm ilgisini 2/B konusuna; yani, ormanların
satışına vermiş ve Çevre Bakanlığını unutmuş, Bakanlık, çalışamaz duruma
getirilmiş, Bakanlığın büyük enerjisi 2/B konusuyla boşa harcanmıştır.
21 inci Yüzyılın ekonomik
ilişkilerinde başrollerden birini oynayacak olan çevre politikaları, AKP
Hükümetinin inanılmaz yaklaşımıyla Türkiye'nin gündeminden tamamen
çıkarılmakta, hükümet, programında verdiği sözleri tamamen unutmaktadır.
Hükümetin unuttuğu çevre,
Dünya Ticaret Örgütünün dışticarette kısıtlamayı kabul ettiği tek alandır. Türk
belgelendirme ve denetim kuruluşlarının belgeleri yurt dışında kabul
görmemektedir. Uygunluk belgesi almak için, Türk sanayicisi, yurt dışındaki
kuruluşlara çok yüksek paralar ödemektedir. İhracatımızın önemli kısmını yaptığımız
Avrupa Birliği ülkelerine, ürünlerimizin çevre dostu süreçte imal edildiğini
kanıtlamamız zorunluluğu bulunmaktadır. Bu konuda acilen önlemlerin alınması
gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat Yasasının 2 nci maddesiyle, her iki
bakanlıktan 100 kadar üst yöneticinin kadroları iptal edilmiş ve yeni kadrolar
ihdas edilmiştir. Tecrübeli 100 kişinin atıl bırakılması anlamına gelen bu
durum, aynı zamanda, yepyeni, tecrübesiz bir ekibin yönetici olarak atanması
anlamına da gelmektedir. Yani, görülmemiş ölçekte bir kadrolaşma ve tecrübeli
insangücü, insansermayesi katliamı yapılmaktadır. Dünyanın hiçbir gelişmiş
ülkesinde böyle bir bürokrasi kıyımı yapılmaz. Bu işlem, alışılmışın dışında,
idarî kararlarla değil, kanunla yapılmaktadır ve Danıştay yolunu da, maalesef,
mağdurlara kapatmaktadır.
Sayın milletvekilleri,
çevre etki değerlendirme çalışmaları, çevre değerlerini korumanın önemini arz
etmektedir. 16 Aralık 2003 tarihinde yeni bir ÇED Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.
Bu yönetmelik, ÇED ön araştırmasına konu olan bazı tesislerin valilik
kademesindeki inceleme sürecini iptal etmekte, tüm yetkileri Bakanlıkta
toplamakta ve ÇED, bu tesisler için tam bir Bakanlık iç yazışması haline
gelmektedir. Üstelik, süreler, inceleme ve araştırmaya izin vermeyecek kadar
kısaltılmıştır. Yine, yönetmeliğin geçici 4 üncü ve 25 inci maddelerinde
yapılan değişikliklerle projeler Bakanlık kararına bırakılmaktadır. Bu durumda,
Bakanlık, keyfî kararlar alabilir. Nüfusu 50 000'in üzerindeki yerleşim
birimleri, su arıtma tesisleriyle ilgili kararlar, dip tarama projeleri de
tamamen Bakanlığa bırakılmaktadır. Geçici 6 ncı maddeyle, geçmiş yıllarda ÇED'e
tabi olup da gereğini yapamamış, ama, yer seçimi uygun tesisler için de
Bakanlık karar verecektir. Yani, keyfî aflar gündemdedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Pekel,
mikrofonu açıyorum; lütfen, toparlayın.
SEDAT PEKEL (Devamla) -
Herhalde, AB'ye uyum için taahhüt edilen ÇED uygulaması ile bu yönetmeliğin
uzaktan yakından ilgisi yoktur. Böyle bir gelişmenin, çevre politikalarına ve
iyi niyetli girişimcilere büyük bir haksızlık olmasının yanı sıra, hükümetin
çevre konusundaki duyarsızlığının ve hukuksuzluğun açık bir göstergesidir.
Sayın milletvekilleri,
Türkiye, 71 adet uluslararası öneme sahip sulak alanla, Avrupa ve Ortadoğu'nun
başta gelen ülkelerinden biridir. Bunlardan 9'u Ramsar Antlaşması
kapsamındadır. Bu sulak alanların yönetim planları yapılmalı ve 2003-2008
ulusal sulak alan stratejisi uygulanmalıdır. 2004 bütçesinde bu konuda mutlaka
ödenek ayrılmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
Ramsar kapsamında olan Manyas Kuş Gölünü örnek olarak vermek istiyorum. Manyas
Kuş Gölü ve Kuş Gölü kenarında yer alan Bandırma Kuş Cenneti, kuzey
yarımküredeki en önemli kuş kuluçka alanıdır. 1976'da, Avrupa Konseyinin, iyi
korunan ve iyi yönetilen alanlara verilen "A" sınıfı diplomasına hak
kazanmıştır. Her beş yılda bir yenilen diploma, 2001'de askıya alınmıştır.
Sebep; sanayi ve evsel atık kirlenmesiyle su rejiminin sunî olarak
bozulmasıdır. Su rejimi, 1998'den sonra kısmen düzeltildi; ancak, bazı
fabrikalar arıtma tesisi yaptılarsa da, iyi çalıştırılamadığı için, kirlilik
sorunu hâlâ sürmektedir. Manyas Gölü Ekolojik Yönetim Planlaması Projesi için
gerekli kaynaklar ayrılarak insangücü ve eğitim sağlanmalı, proje yürürlüğe
konulmalıdır. Böylece, 2004 yılında "A" tipi sulak alan diploması
tekrar alınmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
ülkemizin bir içdenizi olan Marmara Denizinde kirlilik önemli boyutlara
ulaşmıştır. Marmara Denizi, en başta balıkçılık sektörünü desteklemektedir;
fakat, 1960'lardan itibaren nüfus ve sanayi düzeyinin büyük artış göstermesi
nedeniyle, Marmara Denizimizde çok sayıda balık türü kaybolmuştur. Başlıca
kirlilik kaynakları, bugüne kadar yapılan araştırmalarda tespit edilmiş; ancak,
hızla artan kirliliğe karşı alınan önlemler yetersiz kalmıştır. Başta Marmara
Denizi olmak üzere, denizlerimizin kirliliğini ortadan kaldıran ve önleyen
projeler için Bakanlık bütçesinden ödenek ayrılarak, uygulamanın başlatılması
kaçınılmazdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, sözlerime burada son verirken, Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü bütçesinin ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, sizleri de
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Pekel.
Sayın milletvekilleri, AK
Parti Grubu adına söz isteyen sayın milletvekillerine sırayla söz vereceğim.
İstanbul Milletvekili
Sayın İnci Özdemir; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 9 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA İNCİ
ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma
Bakanlığının 2004 Malî Yılı Bütçesi hakkında, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım; Grubum ve şahsım adına, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu bütçenin, Atatürk'ün
hedef olarak gösterdiği muasır medeniyet seviyesine erişebilmemiz için güvenli
ortamın tesisine katkı sağlayacağına inanıyor ve güveniyoruz.
Bakanlığımızın 2004 yılı
bütçe teklifi, Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar, bölgedeki askerî ve siyasî
gelişmeler, mevcut ekonomik ve sosyal politikalar, kalkınma planları, ekonomik
istikrarı sağlama ve enflasyonla mücadele programı çerçevesinde hazırlanmıştır;
buna göre değerlendirilmesi gerekir. Bu bütçe, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
zorunlu ihtiyaçları, uluslararası siyasî durum dikkate alınarak, azamî tasarruf
prensibiyle düzenlenmiştir.
Sayın Başkan, değerli
üyeler; 11 Eylül saldırıları uluslararası toplum için de yeni bir dönemi
başlatmıştır. Bu olaylar, dünya gündemine asimetrik tehdit kavramını
getirmiştir. Asimetrik tehditlerle birlikte, günümüzde, güvenlik kavramı,
geçmişte olduğundan farklı algılanmaya başlanmıştır. Düzenli orduların
oluşturduğu klasik anlamdaki tehditler, yerini, terörizm, mikro milliyetçilik,
kitle imha silahlarının kontrolsüz olarak yayılması, çevre sorunları, organize
suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi çokyönlü tehditlere bırakmıştır.
Dünyanın en istikrarsız
bölgesinin jeopolitik kavşak noktasında bulunan bir ülkenin, konjonktüre göre aldığı
tedbirlerle ayakta kalması mümkün değildir, düşünülemez. Soğuk savaş sonrası
dünyada olan hızlı ve köklü gelişmeler, Türkiye'yi, farklı sorumluluklar ve
farklı yükler altına sokmuştur. Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu'daki gelişmeler
ile komşu ülkelerimizdeki gelişmeler üzerine etkili olmayan bir Türkiye
düşünülemez.
Asimetrik tehdidin en
önemli unsuru terörizmdir. Askerî terminolojide bu kavramın karşılığı
"savaşdışı araçlar kullanılarak yapılan saldırı" olarak
tanımlanmaktadır.
Ülkemiz, yıllardır teröre
karşı mücadele vermiş ve bu sıkıntıları maddî, manevî olarak tek başına
karşılamış ve yaşamıştır. Bu mücadele, 30 000 kişinin hayatını kaybetmesine,
ülke kaynaklarının heba edilmesine, kalkınmamızın gerilemesine ve ülkemizde,
geride unutulmaz acılar bırakmasına sebep olmuştur.
İçinde bulunduğumuz
dünyada kavramlar kargaşası da yaşanmaktadır. Bunu da, terörizmle mücadele
bağlamında dikkate almamız gerekiyor. Bütün dengelerin güçlüden yana olduğu,
beynelmilel hukukun siyasallaştığı, siyasal ve hukuk alanında netice
alınamadığı bugünkü dünya düzeni içinde asimetrik davranışlar, maalesef,
artarak devam etmektedir. Vatanperverlik ile teröristlik sınırının iyi
belirlenmesi gerektiği hususunun altını çizmekle yetiniyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dünyamız, 21 inci Yüzyıla hızlı değişimlerle girerken, bilim
ve teknolojinin başdöndürücü ilerleyişiyle birlikte, sadece ekonomik ve siyasî
alanda değil, aynı zamanda, savunma alanında da yeniliklere sahne olmuştur. Bu
çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, içinde bulunduğumuz dönemin güvenlik
ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yapı içerisinde imkân ve kabiliyetleri
nitelik bakımından daha da geliştirilerek, daha az mevcutlu, ancak, daha yüksek
teknolojiye sahip, daha modern, ateş gücü ve manevra kabiliyeti yüksek bir güce
kavuşması için gerekli çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Bu kapsamda, Savunma
Sanayii Müsteşarlığının kuruluşundan bu yana geçen süre içerisinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin modern ekipmanla teçhiz edilmesi, savunma sanayiinin altyapısının
oluşturulması ve geliştirilmesi yönünde daha da çaba gösterilmelidir.
Ulu Önder Atatürk, 1
Kasım 1937 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış konuşmasında,
savunma sanayiine verilmesi gereken önemi belirtirken şu ifadeleri kullanmışlardır:
"Harp sanayii tesisatımızı daha ziyade inkişaf ve tevsi için alınan
tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde ordu ihtiyacı ayrıca
gözönünde bulundurulmalıdır."
Bizler de, bugün, bu
direktifin ışığında, savunma sanayimize gereken önemi vererek, her türlü gayret
ve faaliyet içerisinde çalışmalarımızı sürdürmeye devam etmeliyiz.
Türk Silahlı
Kuvvetlerimizin silah, mühimmat ve uçak konusunda dışa bağımlı olmaması için
yerli ağır sanayimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Bu bağlamda, Bakanlığımıza
bağlı olan Ar-Ge ve Teknoloji Dairesi Başkanlığı, millî harp sanayimizin
araştırma, geliştirme ve teknolojik faaliyetlerini yürütmektedir.
Hepimizin bildiği gibi,
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ülkemize uygulanan silah ambargosu, savunma
sanayimizin ve millî olmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Geçmişte,
PPK ve haşhaş ekimi dolayısıyla, yine, bize silah ambargosu uygulandığını da
hatırlardan uzak tutmamamız gerekir. Bu süreç içerisinde, ordumuzda, sayı
üstünlüğü yerine, etki üstünlüğünün oluşturulması esas olarak alınmalıdır.
Küçülmeyle birlikte, daha az sayıda; fakat, modern silah gücüne sahip, vurucu
gücü fazla profesyonel ordunun çağın gereği olduğunu, altını çizerek belirtmek
istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Irak konusu, ülkemizin geleceği yönünden hayatî önem arz
etmektedir. Bu bölgede yaşayan halk, bizim dostumuz, kardeşimiz, akrabamızdır.
Irak'ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğünün aynen korunması, Irak'ın doğal
kaynaklarının tüm Irak Halkının zenginliği olarak kalması ülkemizin temel
hedeflerinden biridir. Mevcut durumun kısa zamanda barışla sonuçlanmasını,
bölgeye istikrar gelmesini büyük bir ümitle beklemekteyiz.
Türkiye, Irak konusunda,
savaşın önlenmesi için yapabileceklerinin tamamını ortaya koymuş, 58 inci ve 59
uncu cumhuriyet hükümetlerimiz, bu bağlamda diplomasi trafiği başlatmıştır.
Başta Arap âlemi olmak üzere, bütün dünya bu husustaki gayretimize şahittir.
Sınırlarımızda oluşan bu
türlü sıcak çatışmaya seyirci kalmamız bizden beklenemez. Burada olanlar en çok
bizim ülkemizi ilgilendirir. Komşumuzda olan yangına karşı önlem almak bizim en
tabiî hakkımızdır. Bu bölgede yaşayan soydaşlarımız yalnız bırakılamaz. Bizim,
bunların geleceklerini garanti altına almamız lazımdır, burada oluşacak yapıda
bunların söz sahibi olması lazımdır.
Türkiye'nin millî savunma
politikasını yönlendiren temel ilke, Büyük Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda
sulh" vecizesiyle belirlenmiştir. Bölgenin geleceği, ülkenin geleceğiyle
yakinen ilgilidir; bitaraf kalmamız mümkün değildir.
Bilmeliyiz ki, Türk
Silahlı Kuvvetleri, Türk Ulusunun ayrılmaz bir parçasıdır; gücü, ulusun gücünü
yansıtır.
Bu vesileyle, Millî
Savunma Bakanlığı bütçesinin milletimiz ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına
hayırlı olmasını diler; Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özdemir; zamanı gayet iyi kullandınız.
AK Parti Grubu adına
ikinci konuşmacı, Batman Milletvekili Sayın Ahmet İnal.
Buyurun Sayın İnal. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
AHMET İNAL (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve
İskân Bakanlığının 2004 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hükümetimiz,
sürdürülebilir bir kalkınma ve küresel ölçekte rekabet edebilir, güçlü bir
ekonomi için, reel sektörü önemli bir faktör olarak görmektedir. Bu nedenle,
acil eylem planı ve hükümet programı, ekonomiyi yeniden yapılandırarak ve reel
sektörü harekete geçirerek, büyümeyi, üretimi artırmayı ve kalkınmayı
amaçlamaktadır.
Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı, görev alanı gereği, 200'ün üzerinde sektörü harekete geçirmekte ve
istihdam sorununun çözümüne önemli katkılar sağlamaktadır.
İnşaat sektörü, tüm
dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, ekonomi açısından önemli bir faaliyet
alanıdır. Başka bir deyişle, yapı sektörü, ülkemizin rekabet gücünün temel
altyapısını inşa eden, son derece değerli ve güçlü bir sektördür. Bu sektörün
muhatabı, lokomotifi ve düzenleyicisi olan Bayındırlık ve İskân Bakanlığının
bütçesi ve faaliyetleri hakkında bilgi arz etmek istiyorum.
İnşaat sektörünün
öneminin bilincinde olan hükümetimiz, acil eylem planında duble yol ve
toplukonut projelerine öncelik vererek, inşaat sektörünün canlanmasına;
dolayısıyla, istihdam artışını sağlamaya çalışmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu bağlamda, duble yol çalışmalarına değinmek istiyorum.
Hükümetimiz, acil eylem planında 15 000 kilometre bölünmüş yol projesi sözü
vererek, yıllardır kanayan yara haline gelen ve her yıl binlerce vatandaşımızın
ölümüne ve maddî kayıplara neden olan trafik kazalarını asgarîye indirme
gayreti içerisindedir.
Geçmiş dönemlerde,
cumhuriyet tarihi boyunca, şehiriçi geçişleri dahil olmak üzere, yapılmış olan,
bölünmüş yol miktarı 3 859 kilometre iken, sekiz ay gibi kısa bir süre
içerisinde, 1 600 kilometrelik bölünmüş yol yapılmıştır. Bu hedefler
gerçekleştirilirken, Karayolları Genel Müdürlüğünün genel bütçeden aldığı pay,
1960 yılında yüzde 13,3 iken, 2001 yılında yüzde 2,1'e, 2003 yılında ise yüzde
1,6'ya gerilemesine rağmen, cumhuriyet döneminin en düşük ödeneğiyle, rekor
seviyede, bölünmüş yol yapımı gerçekleştirilmiştir.
Tabiî, bazı arkadaşlardan
"bölünmüş yolu alkışlıyoruz; ancak, kalitesinden şikayetçiyiz"
şeklinde bir eleştiri alıyoruz. Bu kadar az bir ödenekle ve programda, projede,
bütçede olmamasına rağmen, 1 600 kilometrelik yolu yapan Karayolları Genel
Müdürlüğünü ve bu talimatı veren Sayın Başbakanımızı ve bunun uygulayıcısı olan
Sayın Bakanımızı, bence, burada, alkışlamak ve tebrik etmek lazım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Bölünmüş yollardan bir
kısmını sizlere arz edeyim: Aydın-Denizli arası 88 kilometre, Denizli-Çardak,
Denizli-Buldan 38 kilometre, Şereflikoçhisar-Aksaray yolu 100 kilometre,
Sivrihisar-Eskişehir yolu 67 kilometre; Kırıkkale-Kayseri yolunun 154
kilometresi tamamlanmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü
Trafik Şubesinin istatistikî verilerine göre, bu yollarda, duble yol yapımından
önceki trafik kazaları oranında ciddî bir düşüş yaşanmıştır. Aynı şekilde, 2003
yılı içerisinde konut seferberliği çalışmalarına da başlanmış olup, kısa ve
orta vadeli program dahilinde ülke genelinde konut yapımı
gerçekleştirilecektir. 2003 yılı ekim sonu itibariyle 6 083 konut inşaatı,
altyapı, sosyal donatı ve çevre düzenlemeleriyle birlikte başlatılmıştır. İhale
edilecek konut sayısı 20 000 olarak beklenmektedir. 2004 yılı konut hedefi ise,
100 000 konut olarak düşünülmektedir.
Bütün imkânsızlık ve
ödenek yetersizliğine rağmen, düzenli, özverili çalışmalarından dolayı başta
Sayın Bakan olmak üzere, şahsında, emeği geçen herkesi kutluyorum. Mesai
mefhumu gözetmeksizin ülkeyi bir şantiye haline sokarak yapmış oldukları
hizmetleri, bu kapsamda yaratılan istihdam ve katmadeğeri şükranla takdir
ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu başarılı çalışmalara ilaveten, Bakanlığın bir başka
çalışmasından bahsetmek istiyorum. Bingöl İlimizde 1 Mayıs 2003 tarihinde
meydana gelen deprem dolayısıyla hükümetimiz ve Bayındırlık Bakanlığımız derhal
harekete geçerek, acil önlemleri zamanında alarak vatandaşımızın ıstırabına
çare olmuş ve geçici iskân meselesini çözmüştür. Bu vesileyle, Bingöl
depreminde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum.
Hemen akabinde yaklaşık 6 000 kalıcı konutun yapımına başlanmış, bugüne kadar
örneği görülmemiş düzen ve disiplin içinde yapım faaliyetleri sürdürülmüştür.
Takdire şayan bir süre içerisinde kaliteli, standardı yüksek konutlar yapılmış
ve tamamına yakın bölümü hak sahiplerine teslim aşamasına getirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bakanlığın ana hizmet birimlerinden olan, kamuya ait binaların
yapımını gerçekleştiren Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, bildiğiniz gibi,
bakanlıkların, Jandarma Genel Komutanlığının ve kamuya ait çeşitli kurum ve
kuruluşların binalarını, altyapı hizmetlerini, arsa bilgilerini toparlamakta,
projelendirmekte ve ihale işlerini yapıp, bu projeleri bitirmektedir. Bu
çalışmaları takdirle karşılıyoruz.
Yine, Afet İşleri Genel
Müdürlüğümüz, özellikle afet zamanlarında, eskiden olduğu gibi çok atıl değil
de, daha hızlı bir şekilde meseleye koyulmaktadır.
Ülkemizin ekonomik,
sosyal ve kültürel kalkınmasında fizikî planlamaları yapan Teknik Araştırma ve
Uygulama Genel Müdürlüğünün çalışmaları takdir edilmelidir.
Yine, Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğü ile kamu tesislerinin ve çeşitli sektörlerin arazi ve arsa
temin çalışmalarını yürüten Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün çalışmalarını
takdirle izlemekteyiz.
Borçlarını ödeyemez
durumdayken bir yıl içerisinde borç verir duruma gelen, belediyelere büyük
hizmet verip kaynak sağlayan İller Bankası Genel Müdürlüğünün çalışmalarından
da bahsetmek istiyorum.
İller Bankası Genel
Müdürlüğü, 16'sı büyükşehir belediyesi olmak üzere, 3 215 belediye, 81 il özel idaresi,
2 ilçe özel idaresi, 15 su ve kanalizasyon idaresi olmak üzere, 3 314 mahallî
idare birimine hizmet sunmaktadır.
İller Bankası, 2003 yılı
içerisinde 1 090 adet projeye kaynak sağlamıştır. 2004 yılı yatırım programı
içerisinde bitirilebilecek işlere öncelik verilmiş ve 806 adet projenin
bitirilmesi hedeflenmiştir.
Hükümetimiz, belediyelere
verilen kredi faizlerinin oranını yüzde 50'den yüzde 36'ya düşürmüştür.
Ekonomideki olumlu gelişmelere paralel olarak, faiz oranının, 2004 yılı
içerisinde daha da aşağıya çekilmesi planlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çok önemli bir konuya daha değinmek istiyorum. Geçmişte
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı denince, akla sadece yolsuzluklar gelirdi.
Şimdi, çok şükür, hükümetimizin kuruluşundan bu yana onüçbuçuk ay geçti...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın İnal,
lütfen, toparlayın.
AHMET İNAL (Devamla) -
Başkanım, toparlıyorum.
O gün bugün, onüçbuçuk ay
içerisinde bu bakanlık hakkında bir tek şaibeli söz duyulmamıştır. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Aslında, Bayındırlık Bakanlığının bütçesi görüşülürken,
belki de rakamlara hiç değinmemek lazım, sadece bu yolsuzlukları konuşmamız
lazım. Geçmişte, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında
keşiflerin bilinçli olarak yüksek yapıldığı ve komisyonların bu yüksek keşfe
göre alındığı hepimizce bilinmektedir. Şimdi, çok şükür, artık, bu yolsuzluk
ifadeleri duyulmamakta; çünkü, bir milleti, bir devleti ve bir nesli yok eden
yolsuzluk ve bunun beraberindeki ahlaksızlıklardır.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Biz de onu söylüyoruz, biz de, aynı şeyleri söylüyoruz. Dosyaları getirin
diye boşuna demiyoruz. Devam et sen.
AHMET İNAL (Devamla) -
İşte, tebrik etmemiz lazım bunu.
BAŞKAN - Siz devam edin
efendim, lütfen.
AHMET İNAL (Devamla) -
Tebrik edilmesi gereken diğer bir husus ise, bir yıl içerisinde, Bayındırlık ve
İskân Bakanlığındaki zihniyet değişikliğidir. Bunun nedeni, Sayın
Başbakanımızın ve hükümetimizin ülkeye hizmet anlayışıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime son verirken, 2004 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı
hizmetlere vesile olmasını Yüce Mevladan diliyor, Grubum ve şahsım adına,
Meclisimizin Yüce Heyetine ve halkımıza saygılarımı, selamlarımı arz ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın İnal.
AK Parti Grubu adına
üçüncü konuşmacı, Rize Milletvekili Sayın Abdulkadir Kart; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
ABDULKADİR KART (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve
İskân Bakanlığının 2004 malî yılı bütçe tasarısı üzerinde Grubum adına söz
almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bayındırlık ve İskân
Bakanlığımız, gerçekten, ülkemizin en büyük yatırımcı kuruluşlarından bir
tanesi. Dolayısıyla, böylesine, yatırımların fazla olduğu bir bakanlık hakkında
9 dakika içerisinde görüşlerimi ifade etmem çok zor. Ancak, özetle, görüşlerimi
ifade etmeye çalışacağım.
Benden önce, gerek
muhalefetten gerekse bizim Grubumuzdan söz alan arkadaşlarım düşüncelerini
ifade ettiler; hepsine teşekkür ediyorum. Ancak, ben çok mutlu olduğumu ifade
etmek istiyorum.
Bakın, değerli
milletvekilleri, -gerçi az önce Ahmet Bey de bahsetti- Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı denilince, akla ilk gelen şey, bu ülkede, maalesef, ihale
yolsuzluklarıydı. Bundan dolayı birçok bakan, birçok bürokrat yargılandı ve
hâlâ yargılanmaya devam ediyor. Ama, bakın, bugün burada Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı bütçesi görüşülüyor, kimse yolsuzluklarla ilgili bir tek cümle
söyleyemiyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SEDAT PEKEL (Balıkesir) -
Söyleyecek... Söyleyecek...
ABDULKADİR KART (Devamla)
- Ya ne söyleniyor; hükümetimizin acil eylem planında da bulunan 15 000
kilometre bölünmüş yol, 100 000 konut gibi dev projeler söyleniyor. Bunun için
çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
Toplu Konut İdaresi, biliyorsunuz, 1984 yılında kurulmuş. Kuruluş amacı,
dargelirli vatandaşları konut sahibi etmek; düzenli, planlı kentler kurmak,
üretimi artırmak, işsizliği azaltmak gibi birçok amaç sıralayabiliriz. Yıl
1984, yıl 2003. Aradan tam 19 yıl geçmiş ve bu 19 yıllık süre içerisinde Toplu
Konut İdaresinin ürettiği konut sayısı 43 145 arkadaşlar. Ama, bakın, şurada,
bir yıldan daha az 1 süre içerisinde 6 300 civarında konut ihale edilmiş, şu
anda inşaatları devam ediyor; bunların bir kısmı bitirilmiş. Mesela, Tunceli
Pülümür'deki konutlar bitirilip hak sahiplerine teslim edilmiş, Bingöl'deki
konutların şu andaki fizikî gerçekleşmeleri yüzde 70, yüzde 80 civarında.
FEYZİ BERDİBEK (Bingöl) -
Yüzde 90.
ABDULKADİR KART (Devamla)
- Adapazarı'ndaki konutlar şu anda yüzde 50'ler civarında seyrediyor ve
inşallah kısa süre içerisinde bunlar bitirilip hak sahiplerine teslim
edilecektir ve yine bu idaremize baktığımızda, bu yılın sonuna kadar 20 000;
ama, 2004 yılı sonu itibariyle 100 000 konutu ihale etmeyi hedeflemiştir. Bu,
gerçekten çok ciddî bir başarıdır.
Bazen arkadaşlar
eleştiriyorlar "efendim, siz, hükümet olarak bir taraftan özelleştirmeyi
savunuyorsunuz; ama, diğer taraftan Toplu Konut gibi dev bir şirket, devlet bir
KİT oluşturuyorsunuz" diyorlar. Kesinlikle böyle değil arkadaşlar.
Bakın, Toplu Konut
İdaresi, az önce bahsetmiş olduğum bu çalışmaları yürütmek için bir tek
mühendis dahi istihdam etmemiştir. Bunları müteahhitlere ihale ederek, hem de
çok uygun tenzilatlarla ihale ederek müteahhitlere yaptırmaktadır; hatta hatta
kontrollük hizmetlerini bile hizmet satın alarak müşavir firmalara
yaptırmaktadır. Dolayısıyla, kesinlikle böyle bir anlayış olduğuna ben
katılmıyorum.
Yine, Bakanlığımıza bağlı
bir diğer ve çok önemli kuruluşumuz Karayolları Genel Müdürlüğümüzdür.
Bakın, Karayolları Genel
Müdürlüğü, hakikaten, bu ülkede, oturmuş çok ciddî bir kuruluştur, dalında
ihtisas sahibi olmuş bir kuruluştur.
Bakın, Karayollarının,
seksen yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca yapmış olduğu bölünmüş yol miktarı 3
859 kilometredir. Sayın Bayındırlık Bakanımızın sunuş notlarında bu rakamlar
vardır, siz de görebilirsiniz; ama, şu anda bakıyoruz, şurada, bir yıllık bir
süre içerisinde, çok kısa bir süre içerisinde 1 600 kilometre gibi çok ciddî
sayılabilecek miktarda bölünmüş yol yapmıştır ve bunları yaparken, bakın,
Karayolları bütçesine de bir göz atmak lazım. Karayolları Genel Müdürlüğü her geçen
yıl millî bütçeden daha az ödenek almasına rağmen bunları başarmıştır.
Bakın, 1960'lı yıllarda
Karayolları Genel Müdürlüğünün millî bütçeden almış olduğu pay, yüzde olarak
söylüyorum, yüzde 13,3'tür; 1970'li yıllarda yüzde 7,7'dir; 1980'li yıllarda yüzde
4'tür; ama, periyodik olarak azalarak 2003 yılında yüzde 1,6, 2004 yılında ise
yüzde 1,4 gibi gerçekten çok düşük bir orandır. Bu konuda ihtisas sahibi
olanlar bilirler ki, Karayolları Genel Müdürlüğünün, millî bütçeden, ortalama
yüzde 5 civarında pay alması gerekir; ama, diyeceksiniz ki, bu gelirler
azalmasına rağmen, millî bütçeden daha az pay almasına rağmen, bu başarı
nerede? İşte, arkadaşlar, bu başarı, AK Parti Hükümetinde, AK Parti
zihniyetinde. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kimseyi suçlamak için
söylemiyorum, ama, maalesef, bu böyledir; bunu hepiniz bilirsiniz. Bugüne kadar
atıl durumdaki iş makineleri, pasif durumdaki personel, oradaki işçi ve
mühendis arkadaşlarımız aktif hale getirilerek kısa sürede bu başarı
sağlanmıştır. İnşallah, dönemimiz içerisinde, acil eylem planımızda da
bahsettiğimiz gibi, 15 000 kilometre bölünmüş yolu bitireceğiz.
Şimdi, bir başka
arkadaşımız "bölünmüş yol yapıyorsunuz; ama, bunlar bir taraftan
bozuluyor" diyor; bu arkadaşımız kısmen haklı olabilir.
Bakın, arkadaşlar, bu işi
bilenler bilir. Yol işi, asfalt işi, belirli mevsimlerde yapılır; özellikle
asfalt, biliyorsunuz, yaz aylarında yapılır; ama, hükümetimiz, bu programını
gerçekleştirebilmek için, yaz demeden kış demeden, gece demeden gündüz demeden
çalışarak, programına, hedefine ulaşmaya çalışıyor; ama, siz, yapılan işin
miktarına, metrajına ve maliyetlerine baktığınız zaman, bu bozulmaların ihmal
edilebilecek kadar az olduğunu ve Türkiye'deki muhtelif yapılarda da olduğunu
göreceksiniz diye düşünüyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, bu vesileyle, biraz da Karadeniz sahil yoluna değinmek istiyorum.
Bakın, Karadeniz sahil yolu bu ülkede çok konuşuldu; yazıldı, çizildi,
yolsuzlukların olduğu söylendi. Tabiî, yolsuzluklara biz karşıyız; varsa bir
yolsuzluk, sonuna kadar üzerine gidilmesi gerektiğine inanıyorum ve bu noktada
ilk destek verecek olan bir milletvekili olduğumu buradan taahhüt ediyorum;
ancak, biz yola karşı değiliz, Karadeniz sahil yolu mutlaka yapılmalıdır.
Bakın, Karadeniz sahil
yolu, Sinop İlimizden Sarp Sınır Kapısına kadar uzanan, 715 kilometre
uzunluğunda, 7 ili, birçok ilçe ve beldeyi, birçok limanı birbirine bağlayan,
ekonomik değeri oldukça yüksek olan bir yoldur. Hatta, bu yol, ülkemizi
Kafkasya'ya ve Türkî cumhuriyetlere bağlayan, dolayısıyla, Asya Kıtasını Avrupa
Kıtasına bağlayacak olan güzergâhın çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu
yol, ilk olarak, 1960'lı yıllarda düşük standartlı olarak, tek şeritli olarak
planlanmıştır. O yıllarda bu yol planlanırken, yıllık ortalama günlük trafik
yoğunluğu -bu, karayolları terimidir; YOGT dediğimiz, kabaca, günde o yoldan
ortalama geçen araç sayısıdır- o yıllarda minimum 200, maksimum 900 araç olacak
şekilde projelendirilmiştir; ama, bugün itibariyle, bu yolda, ortalama YOGT 10
000, 15 000'leri bulmaktadır. Hatta hatta, bazı lokal kesimlerde, mesela, Rize
şehir geçişinde bu rakam 21 500'dür, Trabzon şehir geçişinde bu rakam 55
000'dir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart,
mikrofonu açıyorum.
Toparlayınız efendim.
ABDULKADİR KART (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Başkanım.
Dolayısıyla, bu yolun çok
hızlı bir şekilde, bir an önce bitirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Efendim, bu yol çok
maliyetli bir yoldur; doğrudur, Karadenize gidenler bilir. O bölgenin jeolojik
ve topografik yapısı nedeniyle, altyapı hizmetleri açısından, yol hizmetleri
açısından pahalı bir iştir; ama, maalesef, yapılması gereken bir yoldur.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, ben, burada, şu teklifi yapmak istiyorum: Gerçi, az önce Karadeniz
sahil yoluyla ilgili konuştuklarım konusunda Sayın Bakanımla hemfikirim;
kendisine teşekkür ediyorum, o yolla ilgili çok büyük gayret sarf ediyor. Sayın
Başbakanımız da çok duyarlı. Zaten, bu yolun, 2005 yılı sonu itibariyle
bitirileceğini taahhüt ettiler. Ancak, böyle düşünmeyen arkadaşlar da var.
Bunlar için, ben şunu söylüyorum: Değerli arkadaşlar, önümüzdeki yaz sezonunda
hepinizi Rize'ye davet ediyorum, bizim misafirimiz olun; gelirseniz şeref
verirsiniz. Yalnız, bir tek şartım var, karayoluyla geleceksiniz; uçakla gelmek
yok. Siz, Samsun'dan Sarp Sınır Kapısına kadar gittiğiniz zaman, oradaki yolun
durumunu gördüğünüz zaman, oradaki trafik yoğunluğunu gördüğünüz zaman, o
bölgedeki bakir durumdaki turizm potansiyelini gördüğünüz zaman, inanıyorum ki,
önümüzdeki yasama yılında, bu yolu, en az benim kadar savunur hale
geleceksiniz.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, sürem doldu; ama, bir iki cümleyle şu genel bütçe durumuna da bir
değinmek istiyorum. Bakıyorum, arkadaşlarımın burada eleştirdiği konular,
genellikle, yatırımlarla ilgili konular. Efendim, yatırım, ödenek az; her
tarafta bu konuşuluyor. Doğrudur, ödenek az. Ödenek neden az. Bakın, 2004 malî
yılı bütçesinde bu ülkenin toplam ödeneği, toplam bütçesi 160 katrilyon lira
civarındadır. Bunun, yaklaşık 66 katrilyonu faiz gideridir; Türkiye'nin iç ve
dışborcuna karşılık ödemesi gereken faiz miktarıdır. Bunun bir diğer anlamı,
Türkiye Cumhuriyeti, haftada, 1 katrilyon 270
trilyon lira faize ödüyor. Bir diğer deyişle, bütçenin yüzde 41'ini
oluşturuyor. Yatırımlara ayırabildiğimiz pay 7,3 katrilyon civarında. Yani,
biz, bu ülkede yatırımlara ayırmış olduğumuz paranın 9 katını faiz giderine
harcıyoruz. Öyle ise, iktidar demeden, muhalefet demeden hep birlikte el ele
vererek bu borçlarımızı ödeyip bu faiz belasından kurtulmamız lazım. Bunu nasıl
yapacağız; arkadaşlar, bunu yapabilmek için çok kısa sürede ekonomiye
kazandırabileceğimiz bazı projeler üretmemiz lazım, bazı adımlar atmamız lazım.
Bana göre bunlardan bir tanesi şudur. Gerçi, bunu böyle yerel seçimler
arifesinde konuşmak belki çok doğru değil; ama, mutlaka bir imar affı, imar
düzenlemesi kanunu tasarısı getirtmemiz lazım. Bundan dolayı bu ülkeye en az 20
milyar dolar gibi bir kaynak sağlarız, hem de çok kısa süre içerisinde, bir
sene içerisinde.
Bir diğer proje de, iki
defa bu Meclise gelip, maalesef, Cumhurbaşkanımız tarafından reddedilen, orman
vasfını kaybetmiş arazilerin satılması hadisesidir. Gerçi, birkaç arkadaş
değindi, bundan dolayı Sayın Bakanımızı tenkit ettiler; ama, ben, Sayın Bakanımızı
tebrik ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu hadise, hem yılların
kanayan hadisesidir, bunun çözülmesi gerekir hem de bundan dolayı bütçemize
kısa sürede en az 25 milyar dolar gibi bir katkı sağlarız. Sadece bu iki
projeyi yaparsak, inanıyorum ki, bir sonraki yılki bütçede, yani 2005 yılı
bütçesinde faiz giderimiz 66 katrilyonlardan 30 katrilyonlara düşer, oradan
artan paralarla da yatırım yaparız. İşte, bugün 1 kilometre yol yapıyorsak, o
zaman 5 kilometre yol yaparız; bugün 1 okul yapıyorsak, o zaman 5 tane okul
yaparız. Böyle düşünürsek, inanıyorum ki, bu işleri aşarız. Yoksa, muhalefet
partisi de iktidarda olsa, bir başka parti de gelip iktidarda olsa hiç fark
etmez; çünkü, bunlar Türkiye'nin gerçekleridir, bunları hepimizin bilmesi gerekir.
Ben, hepinize ayrı ayrı
teşekkür ediyor, Bayındırlık Bakanlığı bütçemizin, başta Bayındırlık
Bakanlığımıza ve tüm ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kart.
AK Parti Grubu adına,
Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın Sali, süreniz 9
dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ
OSMAN SALİ (Balıkesir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve Orman
Bakanlığı ile bağlı kuruluşları 2004 malî yılı bütçeleri hakkında AK Parti
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Partim ve şahsım adına, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Çevre ve Orman
Bakanlığının 313 trilyon, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün 72
trilyon TL ödeneği bulunmaktadır, Orman Genel Müdürlüğünün ise 338 trilyon TL
katma ve 751 trilyon TL döner sermaye bütçesi vardır. Bu bütçelerle azamî
hizmetin üretilmesini temenni ediyorum.
Ben, öncelikli olarak,
orman kadastrosu ve orman-köy ilişkilerine değinmek istiyorum. 1937 yılından
beri bir türlü tamamlanamayan orman kadastrosu ve genel kadastronun,
bakanlıklararası işbirliğiyle 2005 yılı sonuna kadar bitirilmesinin planlanmış
olmasını memnuniyetle karşılıyorum; çünkü, kadastro ve tapulama işlemlerinden
sonra, halkımız, mülkünün resmî anlamda da sahibi olacaktır. Ancak, hadise,
orman köylülerimiz açısından bu şekilde cereyan etmemektedir. Orman köylüleri,
bölgesinde, yöresinde, ilçesinde orman kadastrosu tamamlandığında, kırk yıl,
elli yıl ve hatta hatırlanamayan yıllardan beri kullandığı arazilerinin,
meyvelik, zeytinlik ve bağlarının artık orman arazisi kabul edildiğini
şaşkınlıkla görmektedirler. Keza, mülkiyet kadastrosu yapılıp tapularına sahip
olmalarından belli bir zaman sonra, orman idaresince açılmış tapu iptal
davalarına muhatap olabilmektedirler. Gerekçesi ise, mevzuata göre buraların
orman kabul edilmesidir. Yine, mevzuata göre, tarım arazisi olup kadastro
çalışmaları esnasında ormanlaştığı, hatta, birkaç ağaç fidanının yetiştiği görülmüşse,
bu araziler de orman olarak tescil edilmektedir; yani, kurulan ters bir
mantıkla, orman alanları genişletilmeye çalışılmaktadır. Tabiî ki, hepimiz,
orman alanlarının genişletilmesini temenni ediyor, talep ediyoruz; ama, bu
yöntemle değil.
Değerli milletvekilleri,
ülkemizde, değişik süreç ve düzenlemelere tabi olarak orman kadastrosu ve
mülkiyet kadastrosu yapılmıştır ve yapılmaktadır. Özellikle, 1980 yılından önce
yapılan kadastro çalışmalarında, eski tarihli haritalar ve hava fotoğrafları
esas alınmıştır. Bu belgeler, her bölgede farklı isimlendirilmekle beraber,
örneğin "1944 haritaları" ya da "1960 hava fotoğrafları"
gibi isimlerle anılmaktadır. Kadastro çalışmaları esnasında yürürlükte olan
mevzuata göre orman kabul edilen arazi, meyvelik, zeytinlik gibi alanların,
1982 Anayasasına göre düzeltme kadastroları yapılıp orman dışına çıkarma
uygulamaları henüz yapılamamıştır. Yani, 1982 Anayasasına göre yeniden kadastro
çalışmaları yapıldığında, bu yerler, orman sınırları dışına çıkarılarak satılması
gereken mülk vasfındadır. Kadastro yapıldığı dönemdeki mevzuata göre
kesinleşmiş kadastro sonuçları, düzeltme kadastroları yapılamadığı için, orman
köylülerimizi rahatsız etmekte, davalar açılmakta, hatta, mahkumiyetler söz
konusu olmakta ve bu durum, orman-köylü ilişkilerini zedelemekte, olumsuz
etkilemektedir. Bu sorunu çözmek için ne yapmak gerekir:
1- Hiç kadastrosu
yapılmayan ormanların kadastrosu tamamlanmalıdır; çünkü, ilk kadastro
çalışmaları tamamlanmadan düzeltme kadastrolarına sıra gelmemektedir.
2- 1982 Anayasasından
önce kesinleşmiş kadastroların düzeltme çalışmaları ile Anayasada ve 6831
sayılı Orman Kanununun 2/B maddesinde öngörülen uygulamalar yapılmalıdır.
Düzeltme kadastrolarının getireceği zorluklardan kaçınılmamalı ve işlemler,
alternatifleriyle beraber değerlendirilmelidir.
Diğer yandan, 6831 sayılı
Kanunun 2/A maddesi uygulamaları -bu konu hiç gündeme gelmemektedir- en kısa
zamanda yapılarak, bu alanlar da orman köylülerimize verilmelidir.
Burada, özellikle
sizlerle paylaşmak istediğim bir husus var. Orman köylülerimiz, gönüllerinin
huzur bulabileceği mesafelerdeki kamu arazilerine taşınma fikrine sıcak
yaklaşmaktadır. Bu amaçla, hazine arazileri ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığına
bağlı olan devlet üretme çiftliklerinden yararlanılabilir. Bu arazilerin orman
köylülerinin iskânında kullanılması devletimiz açısından çok kazançlı
olacaktır. Şöyle ki: Orman köylerimize -hepinizin de bildiği üzere- kamu
hizmeti götürmek son derece pahalıdır. Ayrıca, orman köylülerimizin ulaşımdan
kaynaklanan ilave maliyetleri vardır. Yine, bu bölgelerde fidanlar kolaylıkla
yetişebilmektedir, hiç masraf gerekmemektedir. Bu yapıldığında, devletimiz, bu
açıdan da kazançlı çıkacaktır.
Yine, belirtmek istediğim
bir başka husus, Orköy kaynaklarının kullanımında yasal bir çerçeve
olmamasıdır; yani, Orköy kredileri idarî düzenlemelerle yürütülmektedir. Bu
konuda yasal düzenleme yapılarak, ormanların korunmasına da katkı sağlayacak
şekilde, orman köylülerimizin sorunlarının çözümüne etkin katkı sağlanmalıdır.
Örneğin, neler yapılabilir; nakil talebinde bulunan, halen köyünde oturmak
istemeyip bir başka bölgeye nakil talep eden köylülerimize Orköy kaynaklarından
kredi verilebilir. Keza, 2/B maddesi uygulamalarında, satış esnasında, kredi
kullandırılabilir. Hükümetimizin ve özellikle, Çevre ve Orman ve Tarım ve
Köyişleri Bakanlıklarımızın bu önerilerimize hassasiyetle eğileceğine
inanıyorum.
Değerli arkadaşlar,
ormanlarımızın yarısı verimsiz alanlardan oluşmaktadır. Bunların rehabilite
edilmesi, uygun yerlerde yeniden orman tesis edilmesi gerekmektedir. Bakanlık,
bir yandan kendi teşkilatı aracılığıyla orman köylülerini çalıştırarak, diğer
yandan özel ormancılığı teşvik ederek bu alandaki faaliyetini yoğun olarak
sürdürmektedir. Bakanlıkça, okullara, askerî birliklere, belediyelere, kamu
kurumlarına, vakıflara, derneklere, köy tüzelkişiliklerine bedelsiz olarak
fidan dağıtımı yapılması, Kara Avcılığı Kanunuyla avlak işletmeciliği
getirilerek 2004 yılı içinde 100 adet avlak alanının işletmeye açılacak olması,
av turizmine gerekli önemin verilerek 2004 yılında tahminen 10 000 000 dolar
gelir kazanılmasının planlanması; orman politikasında, devlet ormancılığından,
katılımcı mekanizmalarla "halkla birlikte ormancılık" olarak ifade
edebileceğimiz millet ormancılığına geçiş çalışmalarının başlatılması, zor
şartlarda hayatlarını idame ettiren ve toplumun en alt gelir grubunda yer alan
orman köylülerimizin tarım ve hayvancılığa elverişli arazilerinin azlığı,
köylerin uzak, dağınık ve küçük birimler şeklinde oluşu, temel altyapı
hizmetlerinden yeterince yararlanamamaları göz önünde bulundurularak, bu kesime
yapılan payın yüzde 50 artırılmak suretiyle 500 trilyon aktarılması, orman
köylüsüne üretim karşılığı yüzde 23,6 oranında zam yapılmak suretiyle destek
sağlanmış olması, ormanların korunmasının köy tüzelkişilikleri eliyle yapılması
ve bu amaçla 1,1 trilyon TL ödeme yapılması ve -özellikle belirtmek istiyorum
değerli arkadaşlarım- orman köylüsüne ve kooperatiflerine üretimde büyük engel
çıkaran 4734 sayılı Kamu İhale Yasasının ilgili maddelerinde gerekli
değişikliğin ve düzenlemelerin yapılması çalışmalarını ve diğer çalışmaları
destekliyoruz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; çevrecilik 21 inci Yüzyılın yükselen değeridir ve ülkemizde de
gereken önem ve önceliğin verilmesi gerekir. Çevre konusuna Kilis
Milletvekilimiz Sayın Veli Kaya ağırlıklı olarak değineceğinden, ben bu hususta
vaktinizi almayacağım.
Değerli milletvekilleri,
meteoroloji işleriyle ilgili hizmetlerde en ileri teknolojilerin kullanılması,
nokta tahminlerin yapılması, tahminlerde dünya standardının yakalanması ve
tahmin isabet oranlarının yüzde 80'in üzerinde olması, ülkemiz açısından
sevindiricidir. Mezkûr Genel Müdürlüğümüzü, başarılı çalışmalarından dolayı
kutluyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; orman içinde ya da kenarında yaşayan köylülerin katılım,
eğitim ve kalkınma çabalarının desteklenmesi, eğitimin, donanımın, yönetimin ve
örgütsel yapıların iyileştirilmesi yoluyla ormancılık hizmetlerinin
çağdaşlaştırılması, özel ağaçlandırma alanlarının genişletilmesi, şehirlerde
yeşil kuşakların oluşturulması, orman işletmeciliğinde ekonomik, sosyal ve
ekolojik işlevler dengelenerek fonksiyonel planlamaya gidilmesi, orman varlığı
ve yaban hayatının korunması, geliştirilmesi, ormanlardan çok yönlü faydalanılması,
orman yangınları ve diğer doğal afetlere karşı hızlı ve etkili müdahale
edebilecek bir sivil hava gücü kurulması için gerekli çalışmaların yapılması
temennisiyle, çalışmalarından dolayı, Sayın Bakan başta olmak üzere, Çevre ve
Orman Bakanlığının bütün yetkililerini kutluyor, 2004 malî yılı bütçesinin
hepimize hayırlı olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sali.
AK Parti Grubu adına son
konuşmacı, Kilis Milletvekili Sayın Veli Kaya.
Buyurun Sayın Kaya. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA VELİ
KAYA (Kilis) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Çevre ve Orman
Bakanlığının 2004 malî yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Çevre ve Orman
Bakanlığının bütçesi üzerinde konuşmadan önce, ben de, Bayındırlık Bakanlığı ve
Millî Savunma Bakanlığımızla ilgili birkaç söz etmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri,
Kilis, malumunuz olduğu üzere, henüz yeni il olmuş bir kentimiz; fakat,
Gaziantep'e 50 kilometre uzaklıkta olan, yolu, otuz yıldır gidilip
gelinemeyecek kadar kötü. Bu yolda, binlerce insanın trafik kazası neticesinde
öldüğünü biliyoruz.
Her iktidar döneminde,
milletvekillerinin, bu yolun yapılması için ellerinden geleni yapmalarına
rağmen, maalesef, hiçbir yönetimde, hiçbir dönemde bu yolun önemi anlaşılmamış,
hep gözardı edilmiştir; ancak, bu dönem, Sayın Bakandan böyle bir istirhamımız
oldu; Kilis ile Gaziantep arasındaki 50 kilometrelik yolun, bölünmüş yol
kapsamına alınmasını rica ettik. Kendisinin, bize o kadar olumlu bir yaklaşımı
oldu ki, Bayındırlık ve İskân Bakanı Müsteşar Yardımcısını, Karayolları Genel
Müdürünü, Daire Başkanını ve Bölge Müdürünü, beraberimde olmak üzere, Kilis'e
kadar gönderdiler. Konuyu yerinde inceledik ve bir hafta sonra Kilis-Gaziantep
yolu da bölünmüş yol statüsüne alındı. Ben, bu vesileyle, Bakanı ve
bürokratlarını, huzurlarınızda bir kere daha tebrik etmek istiyorum; otuz
yıldır kanayan bir yaraya neşter atmışlardır.
Bunun akabinde
-biliyorsunuz, Kilis bir sınır ilidir; Suriye ile çok önemli ekonomik
ilişkilerimiz bulunmaktadır- Suriye'ye açılan Öncüpınar Sınır Kapısına
Nurdağı'ndan bir bölünmüş yol projesini hazırlamaktadırlar. Bu vesileyle, ben,
Bayındırlık Bakanlığına ve Karayollarına bir kere daha teşekkür ediyorum.
Millî Savunma
Bakanlığımıza gelince; değerli arkadaşlarım, yıllardan beri, yani, elli seneden
beri, güney ve güneydoğu illerimizin sınırında bir mayınlı bölge bulunmaktadır.
Bu mayınlı bölgelerimizde binlerce insanımız ölmüş, binlerce insanımız da sakat
kalmıştır. Bunun, modern bir ülkeye yakışmadığını defalarca söyledik, seçim
öncesi programlarımıza da aldık. Sağ olsunlar, bu sene, gerek Millî Savunma
Bakanlığımız gerekse Genelkurmay Başkanlığımız, 226 000 dönüm olan bu mayınlı
sahanın mayınlardan temizlenmesiyle ilgili önemli bir projeyi başlattılar.
İnşallah, en yakın zamanda bu mayınlı sahalar temizlenip ekolojik tarıma açılacak.
Ben, Çevre ve Orman
Bakanından, bu bakir olan, henüz pestisitlerin kullanılmadığı alanın çevreye
uygun bir şekilde, ekolojik tarıma açılmasını ve bunun koordinasyonunun çok iyi
sağlanmasını özellikle rica ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
fiziksel, biyolojik, kültürel ve sosyal boyutlarıyla canlı ve cansız
unsurlardan oluşan çevre ve orman, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de
korunarak, yaşatılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve aynı zamanda,
ihtiyacımızı yine doğamızdan temin ederek çevre ve ormanlarımızın zarar
görmemesini sağlamak, tüm insanların, toplumların ve devletlerin ortak
sorumluluğudur. İşte, bu anlayış, dünyamızda ortak ve egemen bir görüş olarak
benimsenmiş ve "sürdürülebilir" kavramının geliştirilmesi
sağlanmıştır. Bu genel yaklaşıma paralel olarak, Türkiye de gerek ulusal
gerekse bölgesel ve uluslararası platformda çalışmalarını sürdürmektedir.
Bugün, çevre hakkı, bütün
demokratik toplumlarda insan haklarıyla birlikte önemli bir hak olarak kabul
edilmektedir. Anayasamızın da tanıdığı bu hakkın yeterince kullanılabilmesi,
bugüne kadar yapılan çalışmaların daha etkili hale getirilmesi ve
geliştirilmesiyle mümkün olabilecektir.
Gerek taraf olduğumuz
uluslararası anlaşmaların bir sonucu olarak gerekse Avrupa Birliğine üyeliğimiz
nedeniyle, yaşama standardımızın
öngörülen direktiflerle uyumlu olarak yükseltilmesi için çevre ve orman
konusunda ihtiyaç duyulan yasal, idarî ve malî tedbirlerin de kısa sürede
alınması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
bu nedenle, hükümetimizce, 2872 sayılı Çevre Kanunu, bugünün ve geleceğin
ihtiyaçlarını karşılamak üzere, yeniden düzenlenerek Türkiye Büyük Millet
Meclisine sunulmuştur. Tasarı, halen komisyonda görüşülmektedir. Bunun
akabinde, yine, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı da pek yakın sürede komisyona
intikal ederek, inşallah, yasalaşacaktır. Bu sözünü ettiğim iki kanun tasarısı,
geçmiş yıllarda defaatla hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
gelmesine rağmen, maalesef, çıkarılamamıştır. İşte, Avrupa Birliğine girmek üzere
olduğumuz bu dönemde, bu iki kanun tasarısının acilen çıkmasını ben de canı
gönülden arzu ediyorum.
Diğer taraftan, Çevre ve
Orman Bakanlığının kurumsal yapısının güçlendirilmesi, gelişen hizmet
alanlarını yeterli düzeyde yapabilmesi için, gerekli tedbirlerin alınmasını
sağlamak zorundayız.
Değerli arkadaşlarım,
naçizane, ben, Çevre Bakanlığında uzun yıllar yöneticilik yaptım. Çevre
Bakanlığı personelinin, fiziksel yetersizliklerden dolayı çok önemli hizmetleri
yeteri kadar yapamadığını gördüm. Ücret eşitsizliğini Cumhuriyet Halk Partili
arkadaşlarım da anlattılar; hakikaten, neşter vurulması gereken olaylardan bir
tanesi.
Değerli arkadaşlarım,
Çevre ve Orman Bakanlığı, kadro yetersizliği nedeniyle kendi kadrosunu bu
zamana kadar kuramadığından dolayı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4
üncü maddesi gereğince, sözleşmeli personel istihdam etmektedir. Bu sözleşmeli
personel standardına baktığınız zaman, Türkiye standardının üzerinde çocuklar
olduğunu görüyorsunuz. Hepsi yabancı dil biliyor, hepsinin yüksek lisansı ve
doktorası var. Bu çocukların hizmetlerini görmezden gelmemek bizim aslî
görevimizdir. Bu çocukların kadroya geçirilmesi lazımdır. Sayın Bakanımızdan,
bu konuda özellikle istirhamda bulunuyorum; çünkü, bu çocuklar, kendilerini
güvende hissetmedikleri için, çeşitli özel kurumlara ve diğer kamu kurumlarına
giderek, hizmetlerini başka yerlere aktarmak durumunda kalıyorlar.
Değerli arkadaşlarım,
Avrupa Birliğinin belirlediği 31 uyum alanından biri de, çevre konusudur. 2000
yılı itibariyle, 174 adet Avrupa Birliği direktifine uyum sağlanması, yoğun ve
hızlı bir çalışmayı da gerektirmektedir. Çevresel etki değerlendirmesi,
çevresel bilgiye erişim, hava kalitesi, atık yönetimi, gürültü, endüstriyel
kirlilik ve risk yönetimi, kimyasallar ve genetik yapısı değiştirilmiş
mikroorganizmalar, doğa koruma, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma
konularında gruplandırılan bu direktiflerin uyumuyla ilgili Çevre ve Orman
Bakanlığının çalışmaları da hızla devam etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya,
mikrofonu açıyorum; lütfen toparlayın.
VELİ KAYA (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Bu kapsamda, 2002 ve 2003
yılları için Avrupa Birliğinin malî işbirliği programı çerçevesinde sağlanan
finansal imkânlar önem arz etmektedir. Türkiye'nin, kendi coğrafyasında
yapacağı çevresel iyileştirme çalışmalarının yanı sıra, taraf olduğu
anlaşmalarla, bölgesel sorunları ve çevre sorunlarını da çözmek zorundayız.
Akdeniz ve Karadeniz,
ülkenin önemli turizm ve balıkçılık sektörlerinin gelişme ve yaşama kaynağı
olarak temiz tutulması gereken denizlerimizdir. Başlatılan çalışmaların, kısa
sürede etkili olarak netice verir hale gelmesi de dileğimizdir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'de, sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde,
doğal ve çevre değerlerini koruma ve kullanma dengesini sağlamak ve gelecek
kuşakların kaynak kullanım haklarını güvence altına almak zorundayız. Hızlı
kentleşme ve sanayileşme sürecinde olan Türkiye'nin, artan çevre kirliliği tehdidi
karşısında, yeterli tedbirleri almak zorunluluğu bulunmaktadır.
Havza bazında çevre
kirliliğinin önlenmesi veya hassas ekosistemlerin korunması amacıyla, kentsel
kirlilik olarak bilinen atıksu arıtma ve katı atık sorunlarının çözümünde,
Çevre ve Orman Bakanlığı yönlendirici ve destekleyici olmak durumundadır.
Sanayiin yarattığı
endüstriyel kirlilik sorununun çözümü ise, sanayiin, bir uyum süreci
içerisinde, bu sorumluluğu yerine getirmesiyle mümkündür. Özellikle organize
sanayi bölgelerinin, bu yönde eksik bulunan çevre altyapı tesislerini
tamamlamaması, toplu kirlilik yükü getirmesi bakımından çok önemlidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çevrenin korunması amacıyla, sulak alanlar başta olmak üzere,
zengin biyolojik kaynakların korunmasında uygulanabilir ve kuruluşlararası
uyumu koruma tedbirlerinin alınması, yine uluslararası taahhütlerimiz gereği
olmakla birlikte, ülkemiz adına da büyük önem taşımaktadır.
Değerli milletvekilleri,
geçmiş yıllarda sanayicilerimize, ÇED raporu alabilmek için Çevre Bakanlığına
geldiklerinde, 140 gün gibi bir süre verilmekteydi. Bu 140 günün, zaman zaman 6
ayı, 1 seneyi bile bulduğunu şahsen hatırlıyorum. Bu hükümet döneminde, bu
süre, geriye çekilerek, 30 güne düşürülmüştür. Sanayicimizin mağduriyeti bu şekilde
önlenmiştir. Türkiyemizin istihdamı açısından verilen bu önemin sizler
tarafından da saygıya değer olduğunu biliyorum.
Çevresel yatırımların
ekonomik araçlar...
BAŞKAN - Sayın Kaya,
lütfen toparlayın.
VELİ KAYA (Devamla) -
Sayın Başkanım, çok az kaldı; çünkü, çevre, biliyorsunuz, çok önemli bir konu.
BAŞKAN - Lütfen
efendim... Anlıyorum; ama, son sözlerinizi alacağım.
VELİ KAYA (Devamla) -
Peki, Sayın Başkanım.
Özel Çevre Koruma Kurumu
Başkanlığı, yine Çevre ve Orman Bakanlığının önemli kuruluşlarından bir
tanesidir. Kurumun 13 koruma alanında yaptığı çalışmalar, bu alanların
korunması ve ihtiyaç duyulan çevresel altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasında da
büyük katkı sağlamıştır.
Uluslararası kaynaklardan
sağlanan finansman desteği, çevre konusunda diğer ülkelerin katkısının güzel
bir örneğini oluşturmaktadır.
Çevreyi ve ormanları
korumanın, çevreyi ve ormanları sevmekten geçtiğini, mutlaka, çocuklarımıza
anlatmalıyız. Bunu, gençlerimizin daha iyi algıladığını görmekteyiz; ancak,
toplumun her kesiminin bu konuda birbirini destekleyen ve geliştiren bir
anlayışla katkıda bulunma yarışı içinde olmalarını da sağlamalıyız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çevre kirliliği ve erozyonu önlemek, insan sağlığını, ekolojik
dengeyi, ormanların doğal yapısını korumak, su rejimini düzenlemek, bozulan
doğal dengeyi tesis etmek, kültürel ve estetik değerleri koruyarak, ekonomik ve
sosyal gelişmeyi sağlamak, çevre ve ormancılık politikamızın temel ilkesini
oluşturmaktadır.
Çevre ve ormanla ilgili
konuların uluslararası boyutunu daima göz önünde bulunduran Bakanlığımız,
uluslararası sözleşmelere ilişkin çalışmaların yanı sıra, uluslararası
kuruluşlarla da ilişkilerini geliştirerek sürdürmektedir.
Küresel ısınma ve erozyon
problemleriyle birlikte, su, hava, gürültü ve gürültü kirliliği, Çevre ve Orman
Bakanlığının küresel boyuttaki çevre sorunlarını oluşturmaktadır.
Ülkemizin toplam orman
alanı 20 700 000 hektar olup, ülke yüzölçümünün yüzde 26,6'sını teşkil
etmektedir. Ormanlarımızın yüzde 51'i verimli, yüzde 49'u ise verimsiz
niteliktedir. Ülkemizde, ormanlık alanlar, tarımsal ve endüstriyel yayılımın
baskısı altında bulunmaktadır. Ormanlar üzerindeki baskının azaltılması ve odun
hammaddesine olan ihtiyacın karşılanabilmesi için hızlı gelişen türlerle yapılacak
ağaçlandırmalara önem verilmeli ve bu tür çalışmalar teşvik edilmelidir.
Ülkemizde, orman içinde
ve bitişiğinde yer alan 20 000 orman köyünde, yıllık ortalama geliri 200-300
dolar civarında olan ve geçimleri ormana dayanan yaklaşık 8 000 000 insan yaşamaktadır.
Bu nedenle, orman köylüsü desteklenmelidir.
Topraklarımızın yüzde
86'sında değişik oranlarda erozyon vardır. Bu nedenle, erozyonla mücadele
hayatî önemi haizdir.
BAŞKAN - Sayın Kaya,
mikrofonu kapatacağım. Son cümlenizi istiyorum.
VELİ KAYA (Devamla) -
Peki, Sayın Başkanım.
Ben, bu vesileyle, Çevre
ve Orman Bakanlığının bütçesinin milletimize ve devletimize hayırlı olmasını
diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kaya.
Gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şahısları adına söz
istekleri vardır.
Çorum Milletvekili Sayın
Murat Yıldırım, lehte söz isteğinde bulunmuştur.
Buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Sayın Yıldırım, süreniz
10 dakikadır; lütfen, aşmamanızı rica ediyorum.
MURAT YILDIRIM (Çorum) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2004 malî yılı bütçe görüşmeleri
kapsamında dördüncü tur görüşmeleri hakkında şahsım adına lehte söz almış
bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım, 2004 yılının ve bütçemizin
devletimize ve milletimize hayırlı olmasını dilerim.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, eğitime bütçede en çok pay bu dönem
ayrılmıştır. Bu durum, kamuoyunda oldukça olumlu tepkiler aldı. İnsanımız,
kalkınmanın eğitime yapılan yatırımdan geçtiğini biliyor. Eğitime ayrılan payı
takdir ettikten sonra, asıl konuşacağım konuya dönmek istiyorum.
Sizler de takdir
edersiniz ki, yolu olmayanın medeniyeti olmaz, kalkınması olmaz.
Dünya tarihine göz
attığımızda, bütün büyük medeniyetlerin ve şehirlerin önemli yollar üzerinde
kurulduğunu görmekteyiz. İpek Yolu, Baharat Yolu ve diğerleri üzerinde kurulan
şehirler buna örnektir. Bu sebeple, bizler, bu ülkenin geleceğini
şekillendirirken "yolu olmayanın medeniyeti olmaz" sözünü aklımızdan
çıkarmamalıyız; Bayındırlık Bakanlığının bütçesini de ona göre yapmalıyız;
yani, bu bakanlığa, eğitime verdiğimiz destek gibi destek vermeliyiz.
Yolun önemini, yıllarca
yolları ihmal edilmiş bir bölgenin milletvekili olarak, çok iyi biliyorum. Yollarımız
iyi durumda değil. Son yıllarda başlayan atılımlarla bir nebze de olsa
iyileşmiş; ama, yeterli değildir.
Hükümetimizin işbaşına
geldikten sonra başlattığı duble yol çalışmaları herkesin takdirini
kazanmıştır. Bir yıllık süre zarfında yapılan 1 600 kilometrelik yol,
cumhuriyet tarihine rekor olarak geçmiştir. İnşallah, 2004 ve sonrasında da bu
rekor kat kat artırılacaktır. Bu yollar yapılırken, bir de düşünce devrimi
yaşanmıştır. Devletin değişik kurumlarında yatan araçlar ve personel tek elde toplanmış,
birleştirilmiş, bir koordinasyon içerisinde çalıştırılmıştır. Kendi bölgemden
bir örnek vereyim: Çorum-Yozgat arasında 2003 yılında başlayan bir duble yol
yapımı var. Çalışmaları yerinde görmek için bir gün ziyarete gittim. Orada
çalışan işçilerimizin bana söyledikleri sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Onlar dediler ki: "Biz halimizden memnunuz, gece gündüz çalışırız; yeter
ki, bu şekilde organizasyonlar yapılsın, bize iş verilsin. Bizler, yıllarca,
kurumlarımızda masa başında oturduk; şimdi ise, arazideyiz. Atölyelerimizde
yatan araçlarımız harıl harıl çalışıyor. Bunlar, bizleri memnun ediyor, çalışma
şevki veriyor. Vatanımıza, milletimize hizmet ediyoruz." Nitekim, o yol
da, kısa sürede -7 kilometrelik bir kesim- Karayolları, Devlet Su İşleri ve Köy
Hizmetleri işçi ve araçlarının kullanımıyla hizmete açıldı. Emeği geçen herkese
teşekkür ediyorum. Bunların devamının geleceğine inanıyorum. Bu yapılan
çalışmalarla, gerek Sayın Başbakanımız gerekse bakanlarımız milletin hayır
duasını alıyorlar.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ülkemizde binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine, ocakların
sönmesine sebep olan kara noktalar bulunmaktadır. Bakanlık buralara
yoğunlaşmalı ve ülkenin hiçbir yerinde kara nokta kalmamalıdır. Geçtiğimiz ay
içerisinde, Çorum-Ankara arasında iki ayrı kaza yaşadık. Biri, Kırıkkale
sınırları içerisinde meydana geldi, Çorum'dan toplam 17 vatandaşımızı
kaybettik; diğeri, Çorum sınırları içerisinde oldu, burada da farklı illerden
12 vatandaşımızı kaybettik; yani, aynı günde, bu hat üzerinde 29 insanımızı
kaybetmiş oluyoruz. Yollar belirli bir program dahilinde devam edecektir, bunu
biliyoruz; ama, kara noktalar konusundaki çalışmalara öncelik verilmelidir.
Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi, bitirilen yolların, yapılan hizmetlerin
sevinç ve takdirle karşılandığını biliyoruz. İnşallah, bu sevinci bölgemizde de
yaşamak istiyoruz. Ankara'yı Doğu Karadenize bağlayan Çorum-Samsun hattının da
bitirilen projeler arasında sayılacağı günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Sayın
Bakanımızın bu yola verdiği önemi de biliyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; toplukonut, ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. Ucuz konut
projeleri, belirli illerle sınırlı tutulmamalıdır, bütün ülkeye yayılmalıdır.
Bu konuda, imkânlar kısıtlı dahi olsa, yapı maliyetlerinin düşürülmesi için
kapsamlı bir çalışma yapıp, toplukonutların ve inşaatın önü açılmalıdır; çünkü,
inşaat sektörü lokomotif sektördür. Bir zamanlar yolsuzluklarla ismi anılan
Bayındırlık Bakanlığımız, bu dönemde, artık hizmetleriyle anılmaya başlanmıştır.
Yapılanları takdirle karşılıyoruz.
Yolsuzlukla mücadelede en
küçük birimlere kadar inilmeli, devletin ve milletin bir kuruşunu yiyen, adalet
önüne çıkarılmalı; sonuna kadar da mücadele edilmelidir.
Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı gibi kuruluşlarımız icraatlarıyla ülkenin geleceğini
şekillendirmektedirler. Bu sebeple, bütçeler yapılırken bu Bakanlığa daha
iyimser olunmalıdır. Sayın Bayındırlık Bakanımızın ifadesiyle, ödenek
sıkıntımız var, yolsuzluk yok, rüşvet yok, iş çok; para azlığı da canımızı
yakıyor.
Sayın Bakanım, canınız
yanıyor, biliyoruz, bizim de canımız yanıyor. Bu bakanlıklara bu bütçeler
yetersiz; ama, ülkenin gerçekleri de, maalesef ortadadır. İnanıyorum ki, tüm
bakanlarımız, bu küçük bütçelerle, bir yıl içerisinde ortaya koydukları
heyecan, mücadele, azim ve çalışmalarını daha da artırarak destanlar
yazacaklardır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi hakkında da kısaca
düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Türkiye, orman varlığı açısından dünyanın
zengin ülkelerinden birisidir. Türkiye'nin yaklaşık dörtte 1'i ormanlarla
kaplıdır. Üzülerek söylüyorum, bu ormanların ancak yüzde 50'si verimli
ormandır; kalanını da verimli hale getirmek zorundayız.
Türkiye'nin ormanlarını
koruma ve geliştirme noktasında bugüne kadar izlenmiş olan politikalar, dünya
gerçekleriyle örtüşmemiştir; çünkü, diğer birçok konuda olduğu gibi, merkezî
politikalar egemen kılınmış ve halka rağmen işler yapılmıştır; ama, bundan
sonra olmayacaktır; inancım odur. Halkı içine alamayan politikaların başarıya
ulaşması mümkün değildir.
Orman köylümüzün millî
gelirinin oldukça düşük olduğu, hepimizin malumudur. Bu sebeple, orman
köylülerimiz, nafakalarını temin için, ilk olarak ormanlara yönelmektedirler.
Bu ise, ülkenin gelir hanesine kayıp olarak geçmektedir. O insanlara,
ormanlardan doğru yararlanmayı öğretmeliyiz. Sayın Bakanımızın ifade ettiği
gibi, devlet ormancılığından millet ormancılığına geçmeliyiz.
Ülkemizde orman
kadastrosunun tamamlanmamış olması, vatandaşla devleti karşı karşıya
getirmektedir. Mahkemeler, kadastro davalarıyla dolup taşmaktadır. Orman
kadastrosunun kısa sürede bitirilmesi gerekmektedir. Bu konuda, Sayın
Bakanımıza güvenimiz tamdır. 2005 yılı sonunda bu çalışmaların bitirileceğine
de inancım tamdır. Son dönemde, Türkiye'de en çok tartışılan konulardan birisi
de 2/B gerçeğidir. Bu gerçekten kaçmamız mümkün değildir. Ekonomik yönden de
ülkeyi rahatlatacaktır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Türkiye'de ağaçlandırma çalışmalarını arzu ettiğimiz noktaya
getirmemiz gerekiyor. Ağaçlandırmayı hızlandırmamız lazım. Her diktiğimiz ağaç,
geleceğe yatırım demektir.
2003 yılı içerisinde 100
000 hektar alanda erozyonla mücadele ve ağaçlandırma çalışması yapılmış, 1 700
000 fidan toprakla buluşturulmuş ve bundan sonra da daha çok fidanın
dikileceğini biliyoruz. Bunları takdirle karşılıyoruz, emeği geçenlere teşekkür
ediyoruz.
Tüm Heyete ve milletimize
saygılar sunarken, bütçenin ve 2004 yılının milletimize hayırlı olması
dileğiyle, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Yıldırım.
Sayın milletvekilleri,
Hükümetin söz isteği vardır.
İçtüzüğümüze göre ve
alınan karar gereğince, Hükümetin 45 dakikalık konuşma hakkı var; kendi
aralarında paylaşmaları mümkün.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Önce ben konuşacağım, sonra Sayın Orman
Bakanımız, zaman artarsa Sayın Millî Savunma Bakanımız konuşacak.
BAŞKAN - Anlaşın ama
aranızda...
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - 10 dakika bana ayırın; kalan süreyi taksim edin.
BAŞKAN - Bayındırlık ve
İskân Bakanımız Sayın Zeki Ergezen; Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Bakanlığımın 2004 yılı bütçesi üzerinde milletvekili arkadaşlarımın yaptıkları
olumlu konuşmalara teşekkür ederken, Meclisin tenkitlerini de olumlu
karşıladığımızı ve değerlendirmeye alacağımızdan hem iktidarın hem de
muhalefetin emin olmasını hatırlatmak istiyorum.
Siyasetin ve particiliğin
kendi içerisinde zorluklarını bilen birisiyiz. Hele hele, muhalefetin
zorluklarının çok daha farklı olduğunu hatırlatmakta yarar var. Bu zorlukları
aşmalıyız. Ülke çıkarları söz konusu olduğu zaman, partilerüstü düşünebilmeyi
de başarmalıyız. Değerlendirmeler bu bakış açısıyla ele alınmalı, bu yaklaşım,
mutlaka, ülkemizde kabul görmelidir. Türkiye'de, üreterek değil tenkit ederek
varlığımızı devam ettirme alışkanlıkları, bugüne kadar gereğinden fazla
alkışlanmıştır; bu, gereğinden fazla iltifat görmüştür. Artık, bunun tarihe
karışacağına inanıyorum; çünkü, yıllardır siyasetin ve siyasetçinin,
iktidarların önünü tıkayan gereksiz bir yaklaşım olmuştur.
Ülkemizin kalkınmasına,
milletimizin refahına, siyasetin ve siyasetçinin güvenilir bireyler ve kurumlar
olmasına gerekli zamanı ayırmalı, gerekli enerjiyi de harcamalıyız. Türkiye'nin
her zamankinden daha çok, bugün, buna ihtiyacı vardır.
Ben, bir daha hatırlatmak
istiyorum. Bir zamanlar Kızılay'a giderken, milletvekili rozetlerini çıkarma
ihtiyacı hissediyorduk; ama, ben diyorum ki, Kızılay'da göğsümü gere gere
"ben milletvekiliyim" diyebilmeliyim, bundan da iftihar etmeliyim.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Bu, bize düşüyor. Kime düşüyor; iki tarafa
birden düşüyor.
Popülist politikaları bir
tarafa bırakacağız. Allah için olmayan tenkitleri terk edeceğiz. Takdir
edebilme erdemliliğini göstermeyi yüreğimizin ortasına koyabilmek
mecburiyetindeyiz. Büyük Türkiye için, gelecekteki Türkiye için, mutlu Türkiye
için ve Türk Milletinin âli menfaatları için bunu hepimiz mutlaka yüreklerimize
koymalıyız; sıkıntılarımız var, bunları aşmalıyız diyorum.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Bakan, rozetiniz yok.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Ali Bey, yapılan konuşmaları değerlendirdikten
sonra böyle bir konuşmaya ihtiyaç duydum; onun için, yüce milletimizin de
mutlaka aydınlanması gereğine inanıyorum. Şu anda Bakanım, Kızılay'a giderken
takıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Başbakanımız, çok
önemli bir hedef göstermiştir, doğru bir hedef göstermiştir. 15 000 kilometre
yol, Türkiye'nin ihtiyacıdır; çünkü, millet alkışlıyor; çünkü, millet istiyor.
Millet, Bakanlığımızın kapısını aşındırıyor. Aslında muhalefet de istiyor da,
acaba, her dediğimizi yaparlar mı diye de, haklı olarak biraz çekimser davranıyorlar.
Bir de şunu düşünüyor
muhalefet: "1991'den 1995'e kadar Bayındırlık Bakanlığı bizdeydi; biz,
niye bu bölünmüş yolları yapmadık" diye üzülüyorlar; ben bunu biliyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Bunu biliyorum; ama, ne
yapsınlar, o gün herhalde tek başlarına iktidar değillerdi, koalisyon vardı,
koalisyon sıkıntıları vardı, onbeş günde bir bakan değişiyordu. Bu şartlar
altında da, ne bölünmüş yol yapılır ne de yollar genişletilir. Muhalefet
partisinin milletvekili olarak burada o günün sıkıntılarını yaşıyordum.
Şimdi, Sayın Maraş
Milletvekilimiz konuştular, İzmir Milletvekili konuştular, Aydın Milletvekili
konuştular. Sayın Maraş Milletvekilimiz dediler ki...
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Kahramanmaraş Sayın Bakan.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Kendisini komisyondan tanıyoruz, çok güzel
değerlendirmeleri var; kendisini de her zaman takdir ediyoruz. Takdir ettiğim
için de, bayrama üç gün kala, Kayseri'den Maraş'a ayrılan yolu, bizzat onun
hatırı için, gittim, inceledim; yol yapılıyor mu yapılmıyor mu... Söz
vermiştim; yolun yapıldığını da gördüm ve sevinçle, Malatya'ya doğru devam
ettim; onu da buradan hatırlatıyorum.
ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) - Hatır için yol yapılmaz!
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Şimdi "kriterlere uyuluyor mu"
dediler. Dünyada bölünmüş yol kriterleri neyse, bizim de, bakanlığımızda,
bölünmüş yol kriterleri aynı. Artık, dünya çok büyük değil ki; Japonya'da ne
varsa biz biliyoruz, Hollanda'da ne varsa biz biliyoruz, Amerika'nın California
Eyaletinde ne varsa biz biliyoruz. Dünya küçüldü; insanlar, akşam gidiyor,
sabahleyin öbür ülkenin bilgilerini alıyor, Bakanlığın odasında bize
ulaştırıyorlar. Çocuklara "gidin, inceleyin, Japonya'da binaları depreme
dayanıklı hale nasıl getirdiler; viyadükleri, köprüleri, depreme dayanıklı hale
nasıl getirdiler; bu teknoloji ürünlerini bizim ülkeye alelacele taşıyın"
dedik. Sağ olsunlar, başta Müsteşar Muavinimiz Mücahit Şahin ve arkadaşları,
işte o teknolojiyi getirdiler; Bolu Dağı Tünelindeki viyadükleri o teknolojiye
göre yapıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Evet, ben, buradan, bu
bölünmüş yol konusunda Bahçesaray'ın dağlarında çalışan, Karayollarının, Köy
Hizmetlerinin, Devlet Su İşlerinin işçilerine, valilerimize, bölge müdürlerimize,
mühendislerimize ve bakanlığımın bürokratlarına teşekkür ediyorum.
Sabahleyin, Star'da, çok
kasıtlı bir haber vardı; Bahçesaray'da yol yokmuş. Gidip, Bahçesaraylıları
konuşturmuyor, Bahçesaray'ın dışında, Van'a yakın bir yerde, köylüyü televizyonun
karşısına getiriyor. Vatandaş, televizyonun karşısına geçince diyor ki:
"Efendim, Bahçesaray'a yol yok; yollar kapalı." Ee, şimdi, Star,
senin, Bahçesaray'da yol yapıldığından haberin yoksa, ben ne yapayım
arkadaş!... Biz, 42 kilometreyi üç ayda yaptık bitirdik; üç ayda... Şu anda,
Bahçesaraylılar, ellerini açmışlar bize dua ediyorlar. Altmış yılda yapılmayan
yolu -42 kilometreyi- üç ayda yaptık bitirdik; hem de 2 500 rakımdaki askerî
birliğimizin olduğu yere de bakımevimizi kurduk, 2 dozerimizi, 1 greyderimizi
yerleştirdik. Senenin 12 ayı Bahçesaray yolu açık olacak; çünkü, Bahçesaray'ın
da kilidini kırdık, zincirleri kırdık. Vatandaş, Belediye Başkanının dediği
gibi, senede 3 ay Van'a, 9 ay Allah'a bağlı olmak değil, senenin 12 ayı hem
Allah'a bağlı olsun hem Van'a bağlı olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hem
de biz, bu yolu yaparken, ihale falan yapmadık. Biz, bu yolu yaparken, sadece
ve sadece devletin makinelerini, devletin işçilerini, mühendislerini bir araya
getirdik, 7 grup oluşturduk, 42 kilometreyi projelendirdik, akaryakıt, yedek
parça, bakım, onarım parasıyla bu yolu bitirdik. Evet, bir tarih yazmıştır
Karayolları, Karayolcular.
Benim Genel Müdürüm oraya
gittiği zaman, vatandaş "şu ağacın altında oturma Sayın Genel Müdür"
demiştir. Niye; "bu ağacın adı yalancı ağacıdır; çünkü, her gelen
siyasetçi burada oturdu, söz verdi, bu yolu yapmadı. Eğer sen de yapmayacaksan,
o ağacın altında oturmak yakışır size. Eğer yapacaksan, bu ağacın altını terk
et." O Genel Müdür burada. Evet, oradan beni aradı ve "Sayın Bakanım,
bu yalancı ağacının altında oturayım mı, oturmayayım mı" dedi. Biz de
"ağacın altından çık; siyasete dürüstlük getireceğiz, siyasetçi ve
bürokrat aynı lafı, aynı ağzı kullanır. Yap diyorum. Başlayın, yapın" dedik
ve yaptık, bitirdik. Abdülkadir Aksu'yla beraber de, bu yolun yapıldığını
gittik gördük, yol boyunca da, Van Valisi, Van Emniyet Müdürüyle, bizzat, bu
yol bitti mi diye, yolun tamamını inceledik. Şu anda da, yolumuz açık, Allah'a
şükür diyoruz.
Yine, Sayın Maraş
Milletvekilimiz "Devlet Su İşlerinin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün
makinelerini kullandığınız için, programları, gereği gibi hedefine
ulaşmıyor" dedi. Biz, bunun bilinci ve şuuru içindeyiz. Bir başkasının
programını aksatacak makine parkını kendi yol yapımımızda kullanmayız; çünkü,
köyün yolu da bizim yolumuz; çünkü, barajın yolu da bizim yolumuz. Biz, oradan
makine alırken, işçi alırken, mühendis alırken, onların da programlarını en iyi
şekilde başarabilmelerinin planlarını yapıyoruz, koordineyi sağlıyoruz, ona
göre çalışıyoruz. Gittiğimiz illerde valilere soruyoruz, köy yollarının
programlarında aksama oldu mu diye "hayır, bir önceki yıla nazaran daha
çok yol yaptık, bir önceki yıla nazaran daha çok içmesuyu getirdik, ünitelere
içmesuyu kazandırdık" diyorlar, valilerle bunun değerlendirmesini
yapıyoruz. Kendi ilim olan Bitlis İlinden Köy Hizmetlerinin de makinelerini
aldık; ama, geçmiş yılların 2 katı kadar da köy yolu yapıldı, içmesuyu
getirildi, bunu da Karayolları yapmadı ya, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yaptı.
Demek ki biz, bir tarafı şenlendirirken diğer tarafı harap etmiyoruz; her
tarafı şen etmenin, şenlendirmenin planını programını yapıyoruz, devamlı
koordine halindeyiz, kendi başımıza buyruk değiliz, Başbakanımızla,
bakanlarımızla, valilerimizle, il teşkilâtlarımızla, il örgütlerimizle,
bürokratlarımızla hep beraber olayları masaya yatırıyoruz. Türkiye'nin bir
tarafını şenlendirip, bir tarafını da böyle sahipsiz bırakma gibi bir yüreğimiz
yok; çünkü, biz, ne bölgeciyiz ne vilayetçiyiz, biz Türkiyeciyiz, Türkiye'yi
kalkındırmak mecburiyetindeyiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bölünmüş yollara ihtiyaç
olduğunu sizler de söylüyorsunuz, bütün dünya söylüyor, yaşlı anneler söylüyor,
çocuklarını kaybedenler söylüyor, ölüleri çok fazla olanlar söylüyor. Biraz
önce Çorum Milletvekili burada söyledi, gerçi, kaza kara noktasından bahsetti.
Orada kaza kara noktası değil de, yolun darlığından kaynaklanan bir sıkıntı
var, oranın mutlaka genişletilmesi lazım. Yeri gelmişken söyleyeyim, Ankara'dan
Samsun'a kadar bölünmüş yol programımızdadır, 564 trilyonluk proje ihale
edilecektir. Bu sene orası için de 46 trilyon lira ayrılmıştır. Üç ünite
halinde projelendirme çalışmaları da yapılıyor. Çünkü, bizim işimiz, bizim
amentümüz olmuştur. Biz, gece gündüz bunlarla yatıp kalkıyoruz. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Nerede ne var ne yok, onu görüyoruz. İşte, Antalya
Milletvekili karşımda, beraber gittik, Antalya-Alanya yolunun nasıl
bitirileceğini gördüler. O yetmiyormuş gibi, bir de Antalya-Kemer yolunu
bitireceğimizin çalışmalarını müşahede ettiler. Bu da yetmiyormuş gibi, Finike
yoluna da karar verdik, çalışmalarını başlattık, hazırlıklarını yaptık. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Bize iş dayanmıyor, dağları deviriyoruz
arkadaşlar, iş dayanmıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yeter ki, Allah
sağlık versin, gönül hoşluğu versin, huzur versin. Yeter ki, Cenabı Mevla,
ülkemize birlik, beraberlik nasip etsin, ülkemize güç kazandırsın. Bu milletin
duasını almış başbakanın, bakanların, bürokratların, milletvekillerinin karşısında
dağlar dayanmaz; dayanmaz diyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar) Hani,
demişler ya "inanç, tekeden süt çıkarırmış" hakikaten, çıktığını da
gördük arkadaşlar.
Şimdi, diyorlar ki
"yollar bozuluyor." Ee kardeşim, bizimle diyalog halinde olsanız, o yolların
bozulmadığını göreceksiniz. Biliyorsunuz, iki katlı sathî kaplama yapmamız
gerekirken, ikinci katını daha yapmadık. Dedik ki, şöyle bir arabalar yürüsün,
nerede sıkıntı var, nerede sıyırma var, nerede kazınma var, onları da bir
görelim; yollar otursun, baharda ikinci kat asfaltı atalım, yollarımız beton
asfalt gibi olsun; ikiyüz sene, bir daha, vatandaşımız, politikacı, siyasetçi,
arabacı, tankerci, TIR'cı dert yanmasın. Biz, planlı, programlı çalışıyoruz,
emin adımlarla gidiyoruz.
Bir daha söyleyeyim:
Bakanlığa başladığımız zaman, para yok pul yok; yine söylüyorum, yine yok.
Arkadaşlarla oturduk "ne yapabiliriz; ülke bizim, yol bizim, ölen insan da
bizim, ağlayan insan da bizim" dedik. "Milyarlarca dolar verilmiş,
kalkınmış ülkelerin teknoloji ürünleri olan dozerler, greyderler, loderler
alınmış; devlet binalarının arka bahçelerinde paslanmaya terk edilmiş. Türkiye
Cumhuriyeti bütçesine 2 200 000 000-2 600 000 000'a mal olan 100 000'in
üzerinde işçi de işsizlikten esniyor. Çok kaliteli, çok becerikli, birikimli
mühendislerimiz de, sadece ve sadece, müteahhitlere hakediş ödüyor, telefonlara
bakıyor. Buna dur demeliyiz" dedik. İsraf eden milletler kalkınamaz
diyoruz. İsraf en büyük kötülüktür bir millet için. Milyarlarca dolarları
vermişsiniz, makineler orada yatıyor; bütçeden bu kadar parayı işçiye
ayırıyorsunuz, işe yaramıyor; mühendislerimizi değerlendirmiyorsunuz. Biz,
bunları bir araya getirdik, makineleri harekete geçirdik; ancak, o zaman bile,
karayolcuların hepsi, bizim Hükümetin atadığı bürokratlar dahil olmak üzere
"efendim, bu makinelerle yol yapamazsınız, bu makineler yolda kalır; bu
makinelerin ekonomik ömrü bitmiştir, iş yapamazsınız" diye karşımıza
çıktılar. Gece gündüz çalış, çalış; baktık ki, biz, bu arkadaşları ikna edemiyoruz
-alışmışlar ya, alışmış kudurmuştan beterdir derler- arkadaşları çağırdık -65
yaşını doldurmuş bir insan, yani, yaşlıdır; ama, bu insan işe yarıyor- dedik
ki: Arkadaş, peki, kâğıt üstünde ekonomik ömrü dolmuştur dediğin makine,
yatarak ömrünü dolduracağına, çalışarak ömrünü doldursa daha iyi değil mi? Her
biri, Türkiye Cumhuriyetine aylık 2 milyar Türk Lirasına mal olan işçiler,
oturarak emekli olacaklarına, yol yaparak emekli olsalar daha iyi değil mi? (AK
Parti sıralarından alkışlar) Teftişlerde "müteahhitlere hakedişi fazla
ödedin" eksik ödedin diye, mühendislerimiz mahkemelerde
yargılanacaklarına, kendi makinesiyle, kendi birikimiyle bu milletin
çocuklarına yol yaparak emekli olsalar daha iyi değil mi? Bunları söyledik,
söyledik; ama, hep, karşımıza şöyle çıktılar: "Bu makineler çalışmaz,
ekonomik ömürleri dolmuştur." Ben de ayağa kalktım "bu makinelerin
ekonomik ömrü bitmiştir diyen her bürokratın ekonomik ömrü bitmiştir;
buyurun" dedim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuştuklarımı,
yaptıklarımı aynen söylüyorum. Yollar kaliteli olmayabilir, eksik olabilir,
yeterli olmayabilir; hepinizin istek ve taleplerini, zamanında yerine
getiremeyebiliriz; ancak, samimiyiz, azimliyiz, kararlıyız, bu yolların bir
ihtiyaç olduğunu görüyoruz.
Örnek vereceğim:
Kırıkkale-Kayseri yolunun temelini attığımızda yağmur yağıyordu -154 kilometre-
Başbakan Abdullah Gül idi; Denizli-Aydın yolunun temelini attığımız zaman
kıştı, Sayın Genel Başkanımız Tayyip Bey ile beraberdik; Sivrihisar-Eskişehir
yolunun temelini attığımızda kar yağıyordu, güldüler; Aksaray yolunun temelini
attığımızda tipi vardı... Biz, bu yolları yaparken, bir seferberlik ilan
ettiğimize inandık; ama, ölen insanlar da bizim içimizden çıkmıyor, ağlayan
analarla ilgili televizyon haberleri yüreğimize oturmuş. Kazaların bir kısmının
bu yollardan dolayı olduğunu da biliyoruz. Ben, şu Meclis bilsin ve Türk
Milleti işitsin diye söylüyorum; şu saydığım, Sivrihisar-Eskişehir,
Kırıkkale-Kayseri, Denizli-Aydın arasına bölünmüş yollar yapıldıktan sonra
-onbeş gün önceye kadar- ölümlü kaza sayısı 7; bir önceki yılda, aynı tarihler
arasında, ölümle sonuçlanan kaza sayısı 22. Biz demiyoruz ki, dağı taşı
bölünmüş yol yapalım, biz demiyoruz ki, il başkanlarımızı, milletvekillerimizi
memnun edelim diye gelişigüzel yerlere bölünmüş yol yapalım. Bölünmüş yol
yapılması gereken yerlere bölünmüş yol yapacağız; ama, diğer yollarımızı da
mutlak surette iyileştireceğiz; ihtiyacımız var.
Yol konusuna çok zaman
ayırdım, biliyorum. Bingöl'e sıra geleceğe benzemiyor, Afyon'a sıra geleceğe
benzemiyor; bir gün söz alacağım, burada, o tarihî Bingöl'ü de, Afyon'u da
anlatacağım; anlatılması gerekir, bu Meclisin de bilmesi gerekir; bunlara
ihtiyaç vardır.
Bakınız, biz, bayrama bir
hafta kala karar verdik "memlekete gidinceye kadar, yol boyunca, sağdaki
soldaki illerde yapılan yolları denetleyelim, trafik işaretlerine bakalım,
bayram boyunca kaza sayıları azalsın, insanlar da az hata yapsın" dedik.
Biz -Bitlis Milletvekili Sayın Abdurrahim Aksoy da yanımdaydı- Bingöl'deki
incelemelerden sonra, Solhan'a doğru yönelirken, karşıdan gelen Erciş Turizm
otobüsüne çarpmamak için arabamızı yolun kenarına çekmek mecburiyetinde kaldık.
Bunu niye söylüyorum; yol standartlarımız, 1950'li yılların standartlarıdır.
Buradan sadece Gerede otoyoluna bakıp da "Türkiye'de yollar ne güzel"
demeyin, bütün Türkiye'yi düşünün. Şimdinli de benim, Tekirdağ da benim, Sinop
da benim, Hatay da benim. Türkiye'yi böyle düşüneceksiniz. Kars benim, Muğla
benim. Her tarafa bakacaksınız. Bir zamanlar Anadolu'dan gelip Kızılay'ın
gökdelenlerini, apartmanlarını görüp "burası ne kadar gelişti, bizim
memleket niye geri kaldı" diyerek istismar edenlere, ben hep şunu
söylüyordum: "Gidin Mamak'ın gecekondularına da bakın; niye Mamak'ın
gecekondularını görmüyorsunuz, hep Kızılay'a bakarak birtakım siyasî tenkitler
yapıyorsunuz?" Türkiye'yi görmek lazım, Türkiye'nin fotoğrafını iyi çekmek
lazım, Türkiye'yi masaya güzel yatırmak lazım; peşin hükümle değil, sözümün
başında söyledim, bölgecilik, vilayetçilik, hemşericilik ayağıyla değil, Türkiyecilik
ayağıyla masaya yatırmak lazım. O zaman, problemleri çok daha iyi görür, çok
daha güzel yol alırız kanaatindeyim. Meseleye böyle bakmak lazım.
Bir önceki yıldan 60
kilometre daha fazla yeni yol yapmışız, bölünmüş yolun dışında. Diyorlar ki:
"Siz bölünmüş yola yöneldiniz de..." Rakamlar burada. Vaktinizi
alacağım; ama, kusura bakmayın. 2002 yılında, 308 kilometre tek yönlü yol
yapılmış, 186 kilometre de bölünmüş yol yapılmış; bütçesi 2,2 katrilyon lira;
ama, 2003 yılında, 1,4 katrilyon liralık bütçeyle, 1 600 kilometre yolun
dışında, 366 kilometre tek yönlü yol ve 108 kaza kara noktası halledilmiştir.
Hani "kaza kara noktalarına önem verin" diyorlar; bizim birinci
şiarımız o; insanları öldüren noktaların bu olduğunu biz biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan,
mikrofonu açıyorum, lütfen toparlayın efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Benim sesim o kadar yüksek ki, mikrofonun
kapandığından haberim bile yok Sayın Başkan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Yollarla ilgili fazla
konuşmayayım, bir iki cümle söyleyeyim Bingöl'le ilgili.
Arkadaşlar, bir ilke daha
imza konuldu; ilk defa, depremden altı yedi ay sonra, vatandaş çadırda değil,
vatandaş konteynerlerde değil, vatandaş prefabrike binalarda değil. 1 Mayısta
deprem olmuş, 7 000'e yakın bina yıkılmış, bu binaların tamamı şubat ayına
kadar bitecek arkadaşlar; çoğu bitti, vatandaşlar evlerine taşındı, onarımlar
tamamlandı, yollar yapıldı, kanalizasyonu, içmesuyu, her şeyi bitmek üzere, hem
de köylere villa tipi evler yaptık altyapısıyla beraber. Dozeri dayasanız bu
evleri yıkamazsınız, bu kadar kaliteli yaptık, bu kadar güzel yaptık. Deprem
olduğunda gittiğimizde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkililerine bağırıp
çağıran insanlar, bugün ellerini açmış dua ediyorlar Türkiye Cumhuriyeti
Devletine, onun hükümetine, onun bakanlarına dua ediyorlar. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Bunu, valilerle beraber gördük.
Yine, iki yıl önce
Afyon'da deprem olmuştu; neredeydiler? Biz, Hükümet olduğumuzda gittik Afyon'a;
çivi yok, çivi çakılmamış. Ne yer sorunları çözülmemiş, arsa sorunları
çözülmemiş, işler ihale edilmemiş, proje yok. 3 000'e yakın binayı biz
başlattık, onların da tamamı bitmek üzere. Bununla da kalmadık, 1999 depreminin
yaralarının yüzde 99'unu sardık neredeyse.
Şimdi, biz, bunları,
inşallah bir gün bize bir zaman ayırırlar da anlatırız. Doğrudur, muhalefet
gayet güzel konuştu; Bayındırlık Bakanlığı gibi bir bakanlığı siz, burada 9
dakikayla, 10 dakikayla değerlendireceksiniz. Benim de değerlendirmeye
ihtiyacım var; gece gündüz çalışan bir bakan olarak, gelip Meclise "ben
şunları yaptım" diyebilmeliyim, siz de bana "şunları yaptın da şunu
niye yapmadın" diyebilmelisiniz. Şimdi, kim kime ne diyecek? Kâğıtların
arasından, dört cümle iktidar, dört cümle muhalefet "bravo, yaşa, aslan,
kahraman" diye geçiştiriyoruz; gerçekleri konuşamıyoruz ki!.
Gece gündüz çalışıyoruz.
Türkiye'yi kirletmeyeceğiz; Sapanca Gölünü temizliyoruz, İzmit Körfezini
temizliyoruz, kirlenen Van Gölünü de temizliyoruz, Hazar Gölünü de
temizliyoruz. Türkiye'yi temizleyeceğiz, düzelteceğiz, güzelleştireceğiz.
İki gün önce İstanbul'da
Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü arşivlerini denetledim ve başımı önüme eğmek
mecburiyetinde kaldım. Osmanlı döneminden kalan, Bosna'nın, Musul'un, Kerkük'ün
de tapularının olduğu yerlerde fareler cirit atıyor. Otuz yıldır, kırk yıldır
bu yetkililer nerede?! Oradaki vatandaşın birisi dedi ki: "Sayın Bakan,
arşivlere giriyorsun, buraya daire başkanları bile gelip girmedi, sen nasıl
gelip giriyorsun?" Ülkenin kurum ve kuruluşları sahipsiz kalmış; iddia
ediyorum; sadece yemişler, sadece gezmişler, sadece içmişler, keyif çatmışlar;
devletin imkânlarını siyaset malzemesi olarak kullanmışlar. Yazık oluyor yazık,
beyler, yazık oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Olmaz böyle şey!
Sayın Başkan, affınıza
sığınıyorum, demin konuşan arkadaşıma da iki cümleyle cevap vereyim.
"Kadastroyla ilgili yazılı sorular sordum, cevaplar yuvarlak geldi"
dediler; doğrudur sayın arkadaşım, yuvarlak vermek mecburiyetindeyiz; çünkü,
sonuçlandırmadığımız bir şeyi yuvarlak vermezsek senet olur, sepet olur,
siyasetçi mağlup olur. Ne sen mağlup ol ne de ben itibar kaybedeyim. Ama,
şimdi, söylüyorum; Türkiye'de kadastro işleri üç yılda bitecek. Türkiye'de tapu
ve kadastro kayıtları üç yılda bilgi-işleme alınacak ve Türkiye'de harita
bankasını kuruyoruz kendi Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüzde; biri için 160
000 000 dolar, biri için 110 000 000 dolar ve diğeri için de 50 000 000 dolar
kaynak ihtiyacımız var. Bu toplantılara bizzat kendim başkanlık yapıyorum, gece
geç vakitlere kadar organize ediyor, yönlendiriyorum. Kaynakların önemli bir
kısmı için gerekli yerlerden sözleri almışızdır; inşallah -size verdiğimiz
yuvarlak cevap değil- iki ay sonra size kesin cevaplar verecek durumda
olacağımızı da hatırlatmak istiyorum. Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Ayaküstü
beyanatlardan çekiniyorum; yanlıştır. Bir şeyi söylüyorsak, yapmalıyız;
yapamayacağımızı da söylememeliyiz. Onun için, bazen, dürüstçe konuşalım,
yuvarlak cevap veriyorum. Türkiye'nin, bazen de yuvarlak cevap vermeye ihtiyacı
var diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Yine, Hükümet adına,
ikinci söz isteği Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Osman Pepe'ye aittir.
Buyurun Sayın Pepe. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreyi iyi kullanmanızı
rica ediyorum.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 yılı Çevre
ve Orman Bakanlığı bütçesi üzerinde değerli milletvekili arkadaşlarımızın değerlendirmelerini
dinledik. Biz, 2003 yılının kısa bir hulasası ile 2004 yılı içerisinde
düşündüklerimizi burada sizlerle birlikte paylaşmayı ve bu vesileyle,
kamuoyumuzun da bu konularda bilgi sahibi olmasını arzu ediyoruz.
Bakanlık bütçesi
yetersizdir. Muhalefetin yetersiz dediği rakamların, hakikaten, ben de,
yetersiz olduğuna katılıyorum. Türkiye'de, arzu etmiş olduğumuz yatırım
rakamlarını, maalesef, bulamıyoruz. Ülkenin gerçekleri budur. Yani, burada, ben
değil de CHP'den bir başka arkadaşımız konuşsaydı, zannediyorum, o da,
kaynaklarının, bütçe rakamlarının yetersiz olduğunu ifade edecekti; çünkü,
Türkiye, yeterli kaynaklar yaratamıyor, yarattığı kaynaklarını da verimli
kullanamıyor. Türkiye'nin temel sorunlarını açık yüreklilikle, siyasetten de birazcık
arındırarak, objektif bir şekilde ortaya koymakta zannediyorum fayda vardır.
Elbette ki, Çevre ve
Orman Bakanlığı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiği zaman, görecek
olduğumuz fotoğraf şudur: Çevre ve Orman Bakanlıkları birleştirildi; haklı
veyahut da haksız birtakım eleştiriler geldi, tebrikler geldi, takdirler geldi,
yerlidir yersizdir denildi; ama, Avrupa Birliğinin 2003 yılı ilerleme raporuna
baktığımız zaman, üç yerde, Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesinden
sitayişle bahsedilmiş ve ağırlıklı olarak, bu birleşmenin, çevre politikalarına
fevkalade olumlu katkıda bulunacağı ifade edilmiştir. Biz de, zaten,
bakanlıkların birleştirilmesi esnasında burada yapmış olduğumuz konuşmalarda,
buradan bir sinerjinin oluşacağını, kaynakların, imkânların birleştirileceğini
ifade etmiştik. Şu anda geldiğimiz durum, bugünün fotoğrafı, o günkü
söylediklerimizi teyit edecek mahiyettedir. Elbette ki, Türkiye, dünyanın orman
zengini ülkelerinden biri değildir. Ülkenin takribî olarak yüzde 26'sı veya
yüzde 27'si ormanlarla kaplı. Türkiye'nin yüzde 30'unun verimli ormanlarla
kaplı hale getirilmesi, Cumhuriyetin 100 üncü yılındaki hedefimizdir. Elbette ki, bunların gerçekleştirilmesi için
proje olması lazım, plan olması lazım, inanç olması lazım; ama, mutlaka ve
mutlaka da para olması lazım.
Şimdi, çevre politikaları
noktasında dünyanın geçmişine kısa olarak bakacak olursak; dünya, otuz seneden
bu tarafa çevreyi konuşuyor. Stockholm'den Rio'ya, 1972'den günümüze otuz küsur
sene geçti daha; ama, Türkiye'deki çevreciliğin ve çevre politikasındaki
hassasiyetlerin ise mazisi, dünyadaki maziden... Biz, şu anda onların
seviyesine ulaşmak için, erişmek için gayret ettiğimiz Avrupa Birliği
üyelerinin birikimlerinden, müktesebatlarından oldukça gerideyiz; aradaki
mesafeyi kapatmak için, mutlaka çalışmamız lazım. Bu konuda, elbette ki,
üniversitesiyle, sivil toplumuyla ve hükümetiyle tam bir koordinasyon
içerisinde hareket etmemiz şarttır.
Bakın, biz, ormancılık
politikalarına yeni bir ivme kazandırmak, yeni bir açılım kazandırmak, yılların
anlayışlarını değiştirmek mecburiyetinde olduğumuzu gördüğümüz için, tel
örgülerle kuşatılmış, halktan koparılmış ormancılık politikalarının başarılı
olamayacağını, mutlaka ve mutlaka, kent ormanlarıyla, millet ormanlarıyla bu
barışın sağlanması gerektiğini bilmekteyiz. Orman köylüsünü hiçe sayan, orman
köylüsünün açlığını, yoksulluğunu ve çoluk çocuğunun sefaletini görmeden
ormanları koruyacağını düşünen bir ormancılık politikasının sürdürülebilir
olduğunun, hiç kimse tarafından paylaşılması da mümkün değildir. Türkiye
ortalamasının onda 1'i olan 7 500 000-8 000 000 insanın, millî gelirden 300-
350 dolar pay alan bu insanların, mutlaka ve mutlaka, ihtiyaçlarının
giderilmesi ve de onlara alternatif iş imkânlarının ortaya konulması şarttır.
Bizim, 2004 yılı
içerisinde, ağaçlandırma hedefimiz 120 000 hektardır. Şimdi, burada, muhalefet
sözcüsü değerli bir arkadaşımız, sunî tensilin, erozyon mücadelesinin, bunların
hepsinin ağaçlandırmaya dahil edildiğini ve bunların da rakamı büyüttüğünü
söylüyor. Şimdi, elinsaf, insaflı olmak lazım, bu rakamların dilini iyi okumak
lazım. Bizden önceki on senenin fotoğrafını, eğer, önünüze koymazsanız, hakkı
teslim etmiş olmazsınız. Değerli arkadaşlar, bakın, bizden önceki on senenin
ortalaması 40 000 hektardır. Bunun içerisinde erozyon da vardır, bunun
içerisinde sunî tensil de vardır, bunun içerisinde her türlü ağaçlandırma
çalışması da vardır. Bakın, geçtiğimiz 2003 yılı içerisinde bizim yapmış
olduğumuz çalışma 100 000 hektardı. Bunun için ne yaptık; orman köylüsüne
buradan 90 trilyon liralık bir kaynak aktardık ve 170 000 000 fidanı da
toprakla buluşturduk; bu, sadece bizim Bakanlığımızın yapmış olduğu bir
çalışmaydı. Elbette ki, Silahlı Kuvvetlerimizin, valiliklerimizin, vakıfların,
sivil toplum kuruluşlarının yapmış oldukları çalışmaları da buna eklediğimiz
zaman, Türkiye -FAO'nun rakamlarıyla konuşuyorum- dünyada orman varlığını
geliştiren nadir ülkelerden biridir. Son otuz yıl içerisinde, Türkiye,
ormanlarına 550 000 hektar yeni orman alanı ilave etmiştir. Şimdi, geçmişi eğer
iyi bilirsek, günümüzü daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmiş oluruz.
Değerli arkadaşlar,
bakın, Orman Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalar, hakikaten, takdire
şayan çalışmalardır. Orman Genel Müdürlüğü, ilk olarak, kâr eden, hem de, öyle
sıradan kâr eden değil, elle tutulur, sadra şifa olacak kâr eden bir kuruluş
haline gelmiştir. Orman Genel Müdürlüğümüzün orman köylülerine aktarmış olduğu
rakam, dolaylı ve direkt olarak 500 trilyon liradır, 90 trilyon lirayı da
ağaçlandırmadan aktardık, Orköyden de 30 trilyon liradan daha fazla aktardık.
Bunları topladığınız zaman, sosyal devlet politikaları açısından Hükümetimizin
ve Bakanlığımızın takip etmiş olduğu stratejinin, gerçekleştirmiş olduğu
projelerin ne kadar doğru, ne kadar isabetli olduğunu herkes kabul edecektir.
Tabiî, burada, bizim,
faizleri indirme noktasında ve nakliye mevzuatlarında gerçekten ciddî
düzenlemeleri yapma; üreticilerin sıkıntılarını, kerestecilerin, mobilyacıların
sıkıntılarını halletme noktasında 6831 sayılı Kanunda yapmış olduğumuz
değişikliğe de kısa olarak değinmek istiyorum. Hakikaten, otuz-kırk yıldan bu
tarafa, mevzuat olarak değiştirilmesini herkesin beklediği bu çalışmaları,
evet, bundan bir ay önce, sizlerin katkılarıyla birlikte gerçekleştirdik.
Değerli arkadaşlar, biz,
Bakanlığa geldiğimiz zaman, sağımıza solumuza bir baktık. Bu Bakanlık, evet, o
zaman Orman Bakanlığıydı; ama, mayıs ayında Çevre ve Orman Bakanlığı oldu.
Arkadaşlar, Türkiye'de en çok sosyal tesisi olan bakanlıklardan biri de benim
Bakanlığımdı; yani, sanki, Turizm Bakanlığıydı. Peki, bizim ne yapmamız lazım;
ne yapmamız lazım geldiğini biliyorduk; kamu kaynaklarını saçıp savuran,
bunları israf eden bu tesisler, mutlaka ve mutlaka, ehli olana verilmeliydi; yani,
özel sektöre devredilmeliydi. Bunların tapulu olanlarını sattık, tapulu
olmayanlarını ise, uzun süreli olarak özel sektöre kiraladık.
Şimdi, burada, bir
arkadaşımız, çıkıp derse ki; Mihrabat Ormanını işte şuna... Yok öyle bir şey
kardeşim; Mihrabat Ormanını daha vermedik ki, daha ihale etmedik ki! Efendim,
burada söylediğimiz her şeyin hesabını, yarın öbür gün birilerinin bize
sorabileceğini bilerek, en azından, vicdanımızın da bu söylediklerimiz
karşısında rahat etmesini, huzur bulmasını istemek, insanî olarak bizim
hakkımızdır.
Değerli arkadaşlar,
bakın, orman ürünleri ihracatıyla alakalı birkaç şey söylemek istiyorum.
Türkiye, 2002 yılında 260 000 000 dolarlık mobilya ihraç etti. Dün İstanbul'da
sektör temsilcileriyle yapmış olduğumuz görüşmede, 2004 yılı için 500 000 000
doları hedeflediklerini söylediler. Yakın
bir süre içerisinde, buradan 1 milyar dolarlık bir ihracat hedefinin
gerçekleştirilmesi mümkündür.
Değerli arkadaşlar, en
fazla istihdam sağlayan, emekyoğun bu sektörün, Bakanlığımız tarafından,
Hükümetimiz tarafından yapılmış olan mevzuat düzenlenmeleriyle desteklendiğini
burada ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
saygıdeğer milletvekilleri; 1937 yılında çıkarılmış olan orman kadastrosuyla
ilgili kanunla Türkiye'deki bütün orman kadastrosunun beş yıl içerisinde
bitirileceği o gün ülkeyi yönetenler tarafından ifade edilmesine karşın
-yaklaşık yetmiş yıl geçti ama- orman kadastrosunun ancak üçte 2'si bitti.
Şimdi, burada, evet, Bayındırlık ve İskân Bakanlığıyla, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğüyle, ilgili bütün kurum ve kuruluşlarla tam bir organizasyon
içerisinde, 2004 ve 2005 yılları içerisinde orman kadastrosunu bitireceğiz
inşallah; yetmiş yılda yapılmayanı iki yılda bitireceğiz. Bununla, elbette ki,
devletin malının mülkünün envanterinin ne olduğunu belirleyeceğimiz için,
devlet, vatandaşla kavgadan kurtulmuş olacak.
Bilhassa Karadeniz
Bölgesinde, kadastrosu yapılmamış alanlar üzerinde vatandaş ile devlet
arasındaki kavganın ve nizanın boyutunu sadece bir rakamla sizlere arz etmek
istiyorum. Artvin'in Arhavi İlçesinin merkezinde 15 000 civarında insan
yaşarken, 2 650 orman davası var. Nerede; sadece Arhavi'de. Bu politikanın
sürdürülebilir tarafı var mıdır arkadaşlar?!
Bakın, Türkiye'de, büyük
şehirler başta olmak üzere, çevre düzeni planı yoktur; yani, 1/100 000'lik,
1/50 000'lik, 1/25 000'lik planlar olması lazım ki, bunların alt planları 1/5
000'lik ve 1/1 000'lik uygulama planları yapılabilsin. Biz, 2004 ve 2005 yılı
içerisinde, 54 tane ilin çevre düzeni planını bitireceğiz.
Arkadaşlar, bakın, bizim,
şu anda, yapmış olduğumuz ve bitirmek üzere olduğumuz çevre düzeni planları
var. Bunlardan birisi Ergene Havzası, ki, Trakya'nın yüzde 80-85'ini kapsayan
çevre düzeni planını, inşallah, önümüzdeki aylar içerisinde bitireceğiz,
Kocaeli'ni bitireceğiz. Sakarya'yı ve diğer illeri, belli bir plan
doğrultusunda yakından takip ediyoruz ve bunlar için genel bütçeye bir tek
kuruş ödenek koymadan bunları yapacağız. Nasıl; hangi alanda çevre düzeni planı
yapıyorsak, o çevre düzeni planının içerisinde bulunan sanayi kuruluşlarının,
fabrikaların, arsaların, oradaki ortaklık payı ödemeleri suretiyle bu meseleyi
aşacağız.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'nin, çevre düzeni planı olmayışının, iskân ve sanayileşme
politikalarının önünü nasıl tıkadığını biliyorsunuz. Tarım arazilerinin hem de
çok vasıflı, birinci sınıf tarım arazilerinin, sanayiin eline hızlı bir şekilde
geçtiğini, oralarda tarım deposu adı altında, maalesef, 30 000 - 40 000
metrekare kapalı alanı olan fabrikaların yapıldığını biliyoruz. Şunu da ifade
edeyim; bizden önce ihale edilen çevre düzeni planları, bazı bölgelerde altı
sene, yedi sene sürüyor; yani, bir tarafta çevre düzeni planı yapılması
sürerken, bir tarafta da fabrikalar kurulmaya devam ediyor.
Arkadaşlar, biz, şimdi,
bu gidişin, doğru bir gidiş olmadığını, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde
gördük. Tarım arazileri üzerinde yapılan kooperatif binalarının, sanayi
tesislerinin bir teki bile ayakta kalamadı, hepsi yıkıldı. Şimdi, biz, evet,
buradaki, bu çevre düzeni planıyla Türkiye'nin iskân politikalarını, sanayi
politikalarını, turizm politikalarını bir noktada belirlemiş olacağız. Elbette
ki, çevre politikalarında Bakanlık olarak bizim yapacak olduğumuz şey, bir
koordinasyondur.
Bizim, yatırımcılık
noktasında, elimizde ihale mekanizmaları mevcut değildir; ama, şunu söyleyeyim:
Değerli arkadaşlar, evet, Türkiye'deki şu anda mevcut belediyelerin, başta
büyükşehirler olmak üzere, il belediyeleri, ilçe ve belde belediyelerinin
önemli bir kısmının, hem de yüzde 90'a yakın bir kısmının düzenli çöp depolama
alanları mevcut değildir, tamamen vahşi depolama şeklindedir. Bazı illerimizde
çöpler denize dökülür. Nerede; Rize'de, Trabzon'da, Giresun'da, Ordu'da,
Samsun'da olduğu gibi. Bazı yerlerde nehirlere dökülür; Dicle'ye dökülür,
Fırat'a dökülür, Kızılırmak'a dökülür, Sakarya'ya dökülür ve yine, bu
belediyelerin, maalesef, atıksularını arıtma tesisleri yoktur. Bunların
yapılması için, biz, yeni bir anlayışı, yeni bir konsepti geliştirerek, bu
belediyeler arasında birlikler kurup, bu birliklerin, yerli ve yabancı
finansörler ve kredi kuruluşları tarafından desteklenmesi suretiyle, süratli
bir şekilde bu projelerin hayata geçmesini arzu ediyoruz. Tabiî, bu konuda şu
anda Türkiye'nin tamamının -bakın, bu çok önemlidir- bütün belediyelerin, havza
bazında, bölge bazında, il bazında çevre planları yapıldığı gibi, buraların, bu
arıtma tesisleri, çöp depone alanlarıyla alakalı projelerinin, evet, fizibilite
çalışmalarının ihalesi yapılmıştır.
Şimdi, burada, bizim
Bakanlığımızın ilgili kurumlarından Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yapmış
olduğu çalışmalara da değinmek istiyorum. Biz, Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün
yapmış olduğu çalışmalardan, şu anda, bazı ülkelere know how sattığımızı, bazı
ülkelerin yazılım programlarını yaptığımızı, Bosna Hersek'ten Azerbaycan'a ve
diğer Türk cumhuriyetlerine kadar bu çalışmalarımızı yaptığımızı ve yine,
Meteorolojinin yapmış olduğu rasatlardaki isabet oranıyla dünyadaki en saygın
ülkelerden birisi olduğumuzu burada ifade ediyorum ve çalışmalarda emeği geçen
arkadaşlarımızı da kutluyorum.
Yine, önümüzdeki süreç
içerisinde, Türkiye'nin acil ihtiyacı olan çevre kanununu, inşallah, önümüzdeki
aylar içerisinde, fazla zaman geçirmeden çıkaracağımızı ve Türkiye'nin buna
ihtiyacı olduğunu ve öyle zannediyorum ki, 2004 yılı içerisinde, Türkiye için
son derece önemli olan 2/B'yle alakalı eğer bir düzenleme Parlamentomuza
gelirse, buradaki milletvekili arkadaşlarımızın desteğiyle, ülkemizin sosyal,
ekonomik ve de hukukî açmazlarının kaynağı olan böyle bir kangrenleşmiş sorunun
çözülmesi noktasında ileri adımlar atacağımızı biliyorum.
Burada, şunu ifade
etmeden geçemeyeceğim. Bir yaz geçirdik. Nasıl bir yazdı; evet, Türkiye'nin
hangi köşesinde bir orman yangını çıksa, bazılarının, âdeta, el ovuşturup,
neredeyse -lütfen, mazur görün ama- zil takıp oynamadıkları kalmıştı.
"İşte, 2/B'lik yangınlar" deyip, el çırpanların... Evet, yanan,
ülkenin akciğeriydi, ülkenin geleceğiydi. Biz ne yaptık; biz, Bakanlık olarak,
daha yılın başında, yangın acil eylem planını, bütün birimlere, valiliklere
tamim ettik, gönderdik ve herkesin tedbirli olmasını istedik. Biliyorduk ki,
Türkiye, son on yıl içerisinde -bizden önceki on yıl içerisinde- yılda,
ortalama olarak 14 000 hektar orman alanını kaybetmişti.
Arkadaşlar "2/B
yangını, 2/B yangını" denilmesine rağmen, biz, bütün orman yangınlarındaki
kaybı nerede tuttuk biliyor musunuz; 6 500 hektarda tuttuk.
Şimdi, o gün "2/B
yangınları" deyip beyanat verenlerin, Meclis kürsüsünde kükreyenlerin,
aslında, buraya gelip "biz, milletimizden ve Çevre ve Orman Bakanlığından
özür diliyoruz" deme erdemini beklerdik. "Yanlış yaptık,
dediklerimizin hiçbiri doğru değildir..."
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan,
lütfen, toparlayın.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Çünkü, biz şunu çok iyi biliyoruz: Anayasamızın 169 uncu
maddesinin birinci fıkrası, 6831 sayılı Orman Kanununun ilgili maddeleri ve
diğer mevzuat, yanan orman alanlarının, yılı içerisinde çalışmasının yapılarak
yeniden ihya ve imarını bize şart koşuyor. Biz de bunun gereğini yaptık. Burada
çıktım dedim ki, "bize, Türkiye'de bugüne kadar yanmış ve yakılmış; ama,
özel teşebbüse, özel kullanıma tahsis edilmiş, onların eline geçmiş iki tane
yer gösterin, açıkta kalmış iki tane yer gösterin." Kaç sefer söyledim;
ama, maalesef, bana bir tek yer bile gösteremediler.
Şimdi, bizim, burada,
orman yangınlarıyla mücadelede, elbette ki, halkımızın hassasiyetini,
milletimizin duyarlılığını takdir ettiğimizi; asker, sivil herkesin vermiş
olduğu desteklerle bu başarıyı gerçekleştirdiğimizi ifade edeceğim.
Yine, burada
"efendim siz Samsun'a üç yıllık bir mühendisi gönderdiniz..."
Bürokrasiyi bilen birisi böyle bir şey söylemez. Niye; il müdürü olabilmesi
için on küsur senelik hizmetinin olması lazım; oniki yıllık Kadir Kılıç diye
birisini oraya göndermişiz. Şimdi, bizim, burada, tabiî, rakamları tek tek
saymaya gerek yok; ama, öyle zannediyorum ki, internet sayfasında görmüş
oldukları bilginin, Bektaşi'nin lâ takra bussalate anlayışıyla üst tarafını
okuyup, aşağısını okumazsanız, burada, çıkarsınız yanlış bilgi verirsiniz,
yanlış şeyler söylersiniz; ama, lütfen biraz daha zahmet edip, internet
sayfalarını, web sitemizi sağlıklı olarak takip ederseniz, hem ormancılık ve
çevre politikaları açısından daha doğru malumata sahip olursunuz hem de
kamuoyunda zor durumda kalmazsınız.
Sayın Başkan, sabrınızı
zorluyorum, biliyorum; ama, burada sözlerimi kısa olarak toparlıyorum.
Kızılağaçlarla alakalı...
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
diğer Sayın Bakanımıza da söz vereceğiz; lütfen...
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Bir dakika içerisinde toparlıyorum.
Kızılağaçlarla alakalı,
aşılı kestanelerle alakalı yaptığımız çalışmaları...
Arkadaşlar, değerli
milletvekilleri; eğer, bu salonda, bu Yüce Meclisin şu güzel, nezih ortamında
oturmamış, şimdi Ordu'nun bir dağ köyündeki bir kahvehanedeki köylüleri
dinlemiş olsaydınız, Trabzon'un Maçkasındaki bir dağ köyündeki köylüleri
dinlemiş olsaydınız, Giresun'un, Alucrasındaki bir dağ köyündeki, orman
köyündeki insanların kızılağaçtan neler çektiğini dinlemiş olsaydınız, burada
çıkar, bu söylediklerinizin tam aksini söylerdiniz.
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) -
Doğruyu söylemiyorsunuz Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Benim, bu vesileyle, değerli milletvekili arkadaşlarıma
arz etmiş olduğum hususların, bizim 2004 yılı çalışmalarımıza hız vereceğini,
güç vereceğini biliyorum ve buna inanıyorum.
Yine, 2004 yılı
bütçemizin Bakanlığımıza, Bakanlık çalışanlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını
temenni ediyorum. Muhalefet ve İktidar Partisinden değerli sözcülerin değerli
katkılarını, sorularını alıp onları değerlendireceğimizi, onlardan da azamî
şekilde istifade edeceğimizi burada ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) -
Kızılağacı kimin için çıkardığınızı bütün Türkiye biliyor!
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Türkmen, bir sen bilmiyorsun. Sen de biliyorsun esasında; ama...
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Sayın Bakan.
Üçüncü söz isteği, Millî
Savunma Bakanımız Sayın Vecdi Gönül'e aittir.
Buyurun Sayın Gönül. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri;
Millî Savunma Bakanlığının 2004 yılı bütçesiyle ilgili açıklamalara geçmeden
önce, sizleri, şahsım ve mesai arkadaşlarım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
yapacağım konuşmanın metnini biraz evvel sizlere dağıtmış bulunuyoruz. Bu
sebeple, ben, metne sadık kalarak değil, daha çok, bizi irşat eden,
konuşmalarıyla bize katkıda bulunan arkadaşlarımın temas ettikleri noktaları
önplana çıkararak ve biraz da konuşmada, belki, açıklanması gereken hususları
daha tebarüz ettirerek sözlerimi tamamlamaya çalışacağım.
Her şeyden evvel, zahmet
çekip konuşma hazırlayan ve Millî Savunma Bakanlığı meselelerini burada teşrih
eden arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.
Bu yılki bütçeye
geçmeden, Bakanlığımızın 2004 yılı bütçesi teklifiyle ilgili hususları
açıklamadan evvel, 2003 yılı bütçesi hakkında ne yaptık, onu arz etmek
istiyorum.
2003 yılı bütçesi bir
önceki yıla göre yüzde 24 artmış, böylece, 10 katrilyon 200 trilyona
bağlanmıştı. Demek ki, geçen seneki bütçemiz yüzde 24 artmış. Biraz sonra arz
edeceğim bu seneki bütçemiz ise yalnızca yüzde 6,7 artmış oluyor. İkisi
arasında 3 misline yakın bir tasarruf olduğunu burada arz etmek istiyorum.
Ayrıca, 10,2 katrilyonluk bütçeden, yıl içerisindeki tasarruflarla 550
trilyonluk bir ekonomi sağladığımızı da belirtmek isterim. Elbette, bu
tasarruflar yalnız teşkilatın tasarruflarından ibaret değildir; burada önemli
bir husus, Hükümetimizin uyguladığı kur politikalarıyla doların bütçede
öngörüldüğü seviyelere yükselmemiş olması dolayısıyla ithalatta yaptığımız
kârdır. Diğer bir tasarruf da, Hükümetimizin bir kararıyla askerlik süresinin
kısaltılmasından kaynaklanmıştır. Askerlik süresinin kısaltılmasıyla bir
tasarruf doğmuş, bu her ikisinin toplamı 550 trilyonluk bir neticeyi tevlit
etmiştir.
Millî Savunma
Bakanlığının 2004 yılı bütçesi teklifinin oluşturulması aşamasında Bakanlığa
intikal eden ihtiyaçların toplamı 14 katrilyon kadardı. 1,7 katrilyon, daha
başlangıçta bunda tasarrufta bulunulmuş, daha sonra da bütçe teklifinin 850
trilyon lirası yeniden kesilmiştir. Ayrıca, 2004 yılı Konsolide Bütçe Kanunu
Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi aşamasında da 916
trilyonluk bir ilave kesinti toplamıyla, taleplere göre, bütçe, bu yıl, 3,4
katrilyonluk bir tasarrufa tabi tutulmuştur. Bu tasarruf, tabiî, askerî
birimlerimizin ve özellikle Genelkurmay Başkanlığımızın büyük gayretiyle hâsıl
olmuş ve Bakanlığımız da, böylece, yüzde 6,7'lik bir artışla bütçeyi
bağlayabilmiştir. Elbette, yüzde 24'lük bir bütçe artışına karşılık 6,7'lik bir
artış, düşük bir artıştır; ancak, bu sene, bütçenin genel artışının yüzde 3
civarında olduğu düşünülecek olursa, Hükümetin, diğer bakanlıklara verdiği
artıştan yüzde 100 daha fazlasını Millî Savunma Bakanlığına verdiği
anlaşılmaktadır; ancak, Millî Savunma Bakanlığında yapılan tasarruf, ilk defa,
bütçe büyüklüğünde, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin birinci sıradan ikinci
sıraya düşmesini sağlamıştır; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi, icracı
bakanlıklar içerisinde bu sene ilk defa Millî Savunma Bakanlığının önüne
geçerek birinci bütçe olmuştur; tabiî, transfer harcaması olan Hazine ve Maliye
bütçesini saymıyoruz.
Peki, bu bütçenin
kalemleri neler olmaktadır; yüzde 58,6'sını mal ve hizmet alım giderleri, yüzde
33'ünü personel giderleri, yüzde 4'ünü sosyal güvenlik kurumlarına ait prim
giderleri, yüzde 3'ünü cari transfer harcamaları, binde 1'ini ise sermaye giderleri
oluşturmaktadır.
Sayın milletvekilleri,
diğer hususlar, size dağıttığımız kitapçıkta yer aldığı için, ben, konuşmamın
bundan sonraki bölümünde sayın milletvekillerimizin temas ettiği hususları
aydınlatmak için bilgi arz etmek istiyorum.
İstanbul Milletvekili
Sayın İnci Özdemir, savunma sanayii altyapısının geliştirilmesi için gayret
sarf edilmesi önerisinde bulundu. Bakanlar Kurulunun bir kararıyla, savunma
sanayimiz şu istikamette gelişmektedir: Yüzde 40 olan yerli katkı yüzde 60'a
çıkarılacaktır. Araştırma geliştirme için ayrılan para binde 5 iken, yüzde 2'ye
yükseltilecektir. Yurt dışına ihracata ağırlık verilerek, savunma sanayii
cirosu 1 milyar dolardan 8 milyar dolara çıkarılacaktır. Yeni yatırımlar
yerine, mevcut yatırımların değerlendirilmesine gayret edilecektir. Savunma
sanayii projeleri kapsamında, yurt dışına giden dövizin geri dönüşümü için
off-set işlemlerine ağırlık verilecek, off-set işlemleri yüzde 50'den yüzde
60'a çıkarılacaktır.
Bir başka temas edilen
konu, Kilis Milletvekilimiz Sayın Veli Kaya'nın, mayın temizlemeyle ilgili
temas ettiği husustur. 14 Nisan 2003 tarihi itibariyle, Güneydoğu Anadolu
illerimizdeki -ki, bu illerimiz Mardin, Şırnak, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve
Hatay İlleri olmaktadır- mayınlı 510 kilometre uzunluğunda ve 178 000
kilometrekare olan alanın temizlenmesi maksadıyla, bu yıl için tahsis edilen 20
trilyonluk ödenekle yola çıkılmıştır. Bu mıntıkada, bugünkü tespitlere göre, 1
962 000 adet mayın bulunmaktadır. On yıl içerisinde, bu 1 500 000'i aşkın mayın
temizlenecektir. Bu konuda açılan ihaleye 7 firma katılmış olup, 3 firmanın
temizleme faaliyetleri Hırvatistan'da, 2 firmanın temizleme faaliyetleri ise
Güneydoğu Anadoluda -Nusaybin'de- fiilen denenmiştir. Bu denemenin sonuçları,
bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu alanın bir an evvel tarıma açılması
elbette Hükümetimizin hedeflerindendir. Ancak, alanda, netice itibariyle,
köylülerimizin çalışma yapacağı düşünülecek olursa, mayın temizleme
faaliyetlerinin en hassas bir faaliyet olarak ele alınacağından şüphe yoktur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; şimdi de Sayın Şükrü Elekdağ'ın temas ettiği üç noktayı
sizlere arz etmek istiyorum. Üç noktadan birincisinin, teröristlerin tamamen
affı, ikincisinin, teröristlerle doğrudan temas, üçüncüsünün de, Türkiye'nin
terör merkezi haline getirilmesi olduğunu zannediyorum. Bu konularda
Amerika'nın Türkiye'ye baskı yaptığı ve hükümetin de bu sahada çalışmalar
yaptığı şeklindedir.
Bu üç konuda da, Türkiye
ile Amerika arasında herhangi bir baskı söz konusu olmadığı gibi, böyle bir
çalışma da yapılmış değildir. Bakanlığımızda terörle ilgili yapılan çalışma,
yalnızca, NATO'nun terörle mücadele müesseselerinden bir tanesi olan Center of
Excellent'ın Türkiye'ye alınması istikametindedir. Bilindiği gibi, NATO, yeniden
bir yapılanmaya girmiştir. Vaktiyle 60 olan karargâh sayısı, sonradan 20'ye
düşürülmüştür, şimdi de 12'ye düşürülmesi için gayret sarf edilmektedir.
Bunlardan güney hava kuvvetlerinin Türkiye'de konuşlanması sağlanmıştır. Bunun
yanında iki ayrı merkezimiz daha vardır. Üçüncü olarak da, terörle mücadele
merkezinin Türkiye'de açılması keyfiyeti NATO'yla görüşülmektedir. Bunun
dışında, NATO'nun Türkiye'de bir terör merkezi açması söz konusu olmadığı gibi,
diğer konularda da Amerika'yla herhangi bir temasımız yoktur.
Sayın Başkan, sayın
üyeler; ekonomik baskının devam ettiği, krizlerin tesirinin hâlâ izale
edilemediği bir Türkiye'de, bakanlıklar arasında ikinci büyüklükteki bütçenin
Millî Savunma Bakanlığına tahsis edilmesi, Türkiye'nin savunma politikalarına
verdiği önemi göstermektedir. Esasen dünya üzerindeki 18 çatışma ve tehdit
merkezinin 13'ünün Türkiye'nin etrafında bulunması, böyle bir ciddî yaklaşımı
Türkiye için de gerekli kılmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri
ve Millî Savunma Bakanlığı da bugüne kadar sizlerin gösterdiği ihtimam ve
itinayla, kendisine ayrılmış olan miktarları en ciddî ve en hassas bir şekilde
harcama gayreti içerisinde olmuştur. Kesinhesaplarımızın tasdiki sırasında siz
de bunları en iyi şekilde değerlendiriyorsunuz.
Gösterdiğiniz itimada her
zamandan daha fazla layık olmaya çalışacağımızı belirtir, bütçenin kabulünü
takdirlerinize sunar, hepinize saygılarımı arz ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına söz isteği,
aleyhte olmak üzere, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım'a aittir;
buyurun.
Süreniz 10 dakika.
MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlıkları bütçeleri üzerindeki düşüncelerimi
sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, televizyonları
başında bizi izleyen yurttaşlarımızı ve Kastamonuluları saygıyla selamlıyorum.
1950 yıllarında
"teker dönsün" politikasıyla ve "ulaşamadığın yer senin
değildir" sloganıyla, Türkiye Cumhuriyeti Karayolları Teşkilatı, işçisi,
mühendisi ve çalışanlarının, Yol-İş Sendikasıyla bütünleşerek, il ve devlet
yollarının asfalt haline getirilmesini planlamış, gelişen ülke ekonomisinin,
taşıma isteklerine göre, trafik sayımlarına ve trafik yüküne göre yol
standartlarını belirlemiş ve yolların yapımına başlamıştır.
Günlük ortalama trafiğin
1 000'in üzerine çıktığı ana istikametlerde birinci sınıf devlet yolu
kaplamaları BSK -bitümlü sıcak karışım- olarak, günlük ortalama trafiğin 4 000'in
üzerindeki istikametlerde bölünmüş yol ve kaplamasının da bitümlü sıcak karışım
olarak, diğer bir deyişle asfalt beton olarak yapılmasına başlanmış; bugüne
kadar 62 611 kilometre yol ağı ile 1 726 kilometre otoyol ve 3 859 kilometre
bölünmüş yol, buna ilaveten de bu yıl sathî kaplamalı 1 600 kilometre bölünmüş
yol yapımı gerçekleştirilmiştir. Yol yapımını gerçekleştiren Karayolları
Teşkilatına ve değerli işçilerimize, şu anda biz Türkiye Büyük Millet
Meclisinde bütçe görüşürken karda kışta, dağlarda yolları açan Karayolları
işçilerimize başarılar diliyorum, mühendislerimizi kutluyorum.
Ankara-İzmir,
Ankara-Samsun-Trabzon-Sarp, Ankara-Eskişehir-Bursa ve Bursa-Balıkesir,
Antalya-Alanya devlet yolları bir an önce bitirilmeli, bölünmüş yol olarak
hizmete açılmalıdır. Bu kesimlerde günlük ortalama trafik sayımı çok yüksektir
ve büyük trafik kazalarına sebebiyet verilmektedir. Bölünmüş yollarda
rampalarda tırmanma şeridi, yerleşim merkezlerinde tali ve ana toplayıcı yol
şeritleri inşaatına öncelik verilmelidir. Orta refüjler kaldırılmalı, kalın
çizgiyle bölünmüş yollar tarif edilmelidir. Yolların ortasına bordür duvarlar
konulmamalıdır.
Karadenizin en önemli
projesi olan Karadeniz sahil yolu, on yıldır devam etmektedir. Birinci keşfin
2,5 katrilyon olduğu, toplam keşfin 4,7 katrilyona çıktığı 21 adet ihale
dosyasından oluşan bu işin bitirilmesi için 2,7 katrilyona daha ihtiyaç olduğu
anlaşılmakta ve Karadeniz sahil yolunda trafik çok güç şartlarda
yapılabilmektedir.
Sayın Bakanın yapmış
olduğu açıklamalarda, bu kesimin Başbakanın talimatı gereği iki yılda
bitirileceği Türkiye Büyük Millet Meclisinde bölünmüş yolla ilgili kanun
görüşülürken ifade edilmiştir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bunun
takipçisi olacağız. Ancak, Samsun-Sinop-Çatalzeytin-Abana-İnebolu-Doğanyurt-Cide-Amasra-Bartın
sahil yolunun birinci sınıf devlet yolu olarak bitirilmesini, kendisinden de
talep etmekteyim. Şu anda, Abana-İnebolu arası trafiğe kapalıdır. Yirmisekiz
yıldır devam eden Küre-İnebolu yolunun bitirilmesini; Kastamonu-Daday-
Eflani-Bartın; Ağlı-Azdavay-Pınarbaşı-Ulus; Taşköprü-Boyabat- Durağan;
Kastamonu-Araç-Karabük; Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Ankara;
Merzifon-Kargı-Tosya-Gerede bölünmüş yollarının yapılmasını talep etmekteyim.
Karayolu inşaatı, toprak
kazısı, dolgusu, betonu, üstyapı ve asfaltıyla, teknik çalışmayı gerektiren bir
altyapı inşaatı türüdür. Mevsim ve iklim şartlarına göre çalışma zamanları
belirlenir. İnşaatı yürüten personel tecrübeli olmalı, zemini, toprağı iyi
tanımalı ve bilmelidir. Bugüne kadar 3 859 kilometre bölünmüş yol yapıldığı,
bir yılda 1 600 kilometre yol yapıldığı karşılaştırması doğru bir yaklaşım
değildir ve eksiktir. "Maliyetini, 1 trilyona yapılırken 200 milyara
düşürdük" iddiası da gerçekçi değildir. Altını çizerek söylemek istiyorum
ki, bugün yapılan, geçmişte yapılan birinci devlet yolunun yanına ikincisini
yapmaktır. Bu maliyete, kamulaştırma, proje, makine amortismanları, işçilik
giderleri dahil edilmemiş; sadece toprak işi yapılarak, iş makinelerinin
akaryakıtı ve ucuz üstyapı teşkili hesaba katılmıştır. Zamansız yapılan sathî
kaplamaların mıcırlarının soyulduğu, bir kış dahi geçmeden yolların bozulduğu,
çukurların oluştuğu ve yapılan duble yolların trafiğe kapandığı gözlenmektedir.
Yazıktır, günahtır, ülkenin kaynakları kıttır.
AYHAN ZEYNEP TEKİN
(Adana) - Siz bu kadar da yapmadınız yani; yapın da görelim.
MEHMET YILDIRIM (Devamla)
- Elbette ki, devletin boş duran makinelerini, işçisini çalıştıralım,
yollarımızı geliştirelim; buna karşı durmak, karşı çıkmak doğru bir yaklaşım
değildir; ama, işimizi doğru yapalım. Sayın Bakan, onbeş gün önce yazılı
talimatıyla duble yol inşaatlarının teknik şartnamelere uygun yapılmadığını
bizzat kabul etmekte ve tedbir alınmasını istemektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hükümetin uygulamakta olduğu bölünmüş yol projesi cumhuriyet
tarihinde ilk değildir. 1978-1979 Cumhuriyet Halk Partisi İktidarında
Karayollarının bütçeden aldığı pay 1978 yılında 5,3; 1979 yılında 5,6; 2003'te
Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının dış kredilerle birlikte aldığı payın
yüzde 1,6; 2004 bütçesinde de 1,4 olduğunu gördüğümüzde, 1978-1979 dönemiyle
mukayese ettiğimizde 3 veya 4 kat daha gerisinde olduğumuz ortaya çıkmaktadır.
Karayolları kuruluşu 10 katrilyon ödenek talep etmekte, verdiğimiz kaynak 2,271
katrilyon olarak görülmektedir. O günleri anımsadığımızda, KUP projesiyle köy
yollarını... Orman Genel Müdürlüğünden protokolle kiralanan makinelerle bu
sistem uygulanmıştır. Bu yeni bir buluş, yeni bir mucize değildir. Yollarımızın
bölünmüş yol yapılması ve bu projenin uygulanmasından dolayı Bayındırlık
Bakanını ve Karayolları Teşkilatını takdirle karşılıyorum; ancak,
eleştirilerimizi de sunmak istiyoruz.
Yol yapım işinde,
Karayollarında, hizmet anlayışı, teknik yetenek, beceri ve karayolculuk ahengi
içinde işçi ve işveren vekili sayılan mühendislerin ortak çalışmasıyla kaliteli
yol yapmak mümkündür; ama görülüyor ki, uygulamanızda tecrübe, birikim ve
yetenek, atadığınız kadrolarda ikinci plana itilmiştir. Diğer bakanlıklara göre
yaptığınız tahribatın az olması nedeniyle de yine Sayın Bakana teşekkürlerimi
arz ediyorum.
Bugün, ülkemizde yolcu ve
yük taşımacılığının yüzde 95'i karayoluyla yapılmaktadır. Ülke ekonomisinin
lokomotifi olan ulaştırma sistemleri, karayolu, havayolu denizyolu, demiryolu
birlikte değerlendirilmeli ve master plan dahilinde birlikte entegre
edilmelidir.
Hükümet, havayoluna
teşvik verirken, karayolu taşımacılığını ve bu sektörde çalışan otobüsçüleri ve
yük nakliyecilerini ihmal etmektedir. Hükümet, zengini sevmektedir, tıpkı
rahmetli Özal gibi. Havayolu taşımacılığını teşvik için ÖTV'yi kaldırmakta,
karayolu taşımacılığı yapan otobüsçüleri ve yük taşımacılarını, otobüsle
seyahat eden dargelirli vatandaşlarımızı unutmaktadır. Var mısınız,
dargelirliyi koruyalım, vatandaşlarımızın seyahat için kullandıkları
şehirlerarası otobüslerin tükettikleri akaryakıttan, Akaryakıt Tüketim
Vergisini kaldıralım. Havayolu ve denizyolu taşımacılığında sağladığınız
imtiyazı bu sektöre de tanıyalım. Şimdiye kadar, bu sektöre hiç vermemişiz, hep
almışız. Türkiye'nin, gerek yolcu gerek yük taşımacılığının yüzde 95'ini bu
sektör yapmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yıldırım,
lütfen, sözlerinizi toparlayın.
MEHMET YILDIRIM (Devamla)
- Bu sektörün örgütlenmesinin önünde olan engelleri kaldıralım; uluslararası
otobüsçüler odası, uluslararası nakliyeciler odası ve minibüsçüler odası gibi
örgütlenmesi için kanun çıkaralım. Bunun için, Türkiye Büyük Millet Meclisine
yeni bir kanun teklifi vereceğim ve tüm milletvekillerinden, aynı zamanda
hükümetten destek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, Toplu Konut İdaresi, 15 ilde 10 000 konut ihalesi yapmış, ocak
ayında 16 000 konut daha ihale etmeyi ve beş yılda 100 000 konut üretmeyi
planlamıştır; ama, burada Kastamonu yok, Çankırı yok, Karabük yok, Orta
Karadeniz yok, Batı Karadeniz yok. Diyeceksiniz ki, buralar yoksul ve insanları
göç ediyor. Bu, kader değil. Bu kaderi değiştirmeye kararlıyız. Biz,
Karadenizliler olarak, devlete değil; ama, siyasete başkaldırıyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığıyla ilgili görüşlerimi paylaşmak
istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Yıldırım,
sürenizi çok aştınız; şimdi ise yeni bir bakanlığın bütçesi üzerinde
konuşacaksınız. Birkaç cümleyle bitirmenizi rica ediyorum.
MEHMET YILDIRIM (Devamla)
- Bitiriyorum efendim.
Değerli arkadaşlar, bakın
-Sayın Bakan benden önce konuştu- bu gördükleriniz, hepinizin ihtiyacı olan
yemek yediğimiz kaşıklar. Bunlar nerede üretiliyor biliyor musunuz;
Kastamonu'nun Şenpazarı'nda ve Cide'de üretiliyor. Orman köylüsü bunları şimşir
ağaçlarından yapıyor; şimşir ağaçlarımızı korumak için, şimşirlerimizi daha
geliştirmek için orman köylümüzle bunları barıştıralım diyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Sarmısak?..
MEHMET YILDIRIM (Devamla)
- Bekle, geliyor...
Ayrıca, hükümeti
dinledik; geçen yıl Sayın Bayındırlık Bakanımız bölünmüş yolların
bitirileceğine dair; Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımız ise ithal sarmısak
konusunun çözüleceğine dair söz verdi. Bu kürsüden bir yıl önce hükümetin
vermiş olduğu sözü ben size anımsatmak istiyorum. Tarım ve Köyişleri Bakanı
"Türkiye'ye Çin'den sarmısak ithal edilmesine gerek yok" demişti.
Sayın Başkanım, o tutanaklara baktığımızda bunu göreceğiz; ama, görüldü ki, siz
verdiğiniz sözün eri değilsiniz, verdiğiniz sözü gerçekleştirmiyorsunuz; çünkü,
bu sene, Çin'den 1 770 ton sarmısak ithal edilmiştir ve ithal edilen
sarmısaklar da Mersin Limanına getirilmiş, Taşköprü sarmısağı diye satılmaya
başlanmıştır. İşte, görüyorsunuz, üzerinde yazıyor... Bu sarmısak Çin sarmısağı;
şu gördüğünüz de Kastamonu-Taşköprü sarmısağı. Bakın, ikisinin arasında büyük
fark var. Ben, bunun için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olarak, 3
Aralıkta Mersin Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundum; gerekli
işlemler yapılmıştır. Huzurunuzda, Mersin Cumhuriyet Savcılığına teşekkürlerimi
arz ediyorum. Bu, ayıplı maldır, tüketici kandırılmaktadır; ama, bir ifade çok
çarpıcıdır. "Neden Taşköprü sarmısağı olarak satıyorsunuz" diye
sorulduğunda, getiren firma diyor ki: "Çin'den getirdiğimiz sarmısağı Türk
Halkı yemiyor; çünkü, Çin'de SARS hastalığı var. SARS hastalığı olduğu için,
biz, Taşköprü sarmısağı diye etiketliyoruz ve bunu satıyoruz."
Hani vermiş olduğunuz
söz?! Sayın Başbakan, Kastamonu meydanında söz verdi; burada, Bakan söz verdi.
BAŞKAN - Sayın Yıldırım,
rica ediyorum.
MEHMET YILDIRIM (Devamla)
- Bunu takip etmeye devam edeceğim. Bu can bu bedenden çıkmadığı sürece,
namussuzlara karşı mücadelemi sürdüreceğim.
Bunları da Sayın Başkana
vereceğim.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yıldırım.
Sayın milletvekilleri,
dördüncü tur üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, soru ve cevap
kısmına geçiyoruz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, ondan önce, bir tavzih yapmak
gerekiyor. Kürsüdeki konuşmam sırasında bir şey söyledim, tutanaklara yanlış
geçmiş; onu düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakanın
tutanaklarla ilgili bir düzeltme yapma isteği var.
Buyurun.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, konuşmam esnasında, Star
Televizyonunun, Van-Bahçesaray yolunun kapalı olduğu yolunda yayın yaparak,
halkı yanlış bilgilendirdiğini söylemiştim. Bunu Star değil CNN Televizyonunun
yaptığını; dolayısıyla, tutanaklara bu şekilde geçmesini arz ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Bu şekilde tutanaklara
geçmiştir.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Yol kapalı mı?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Yol açık. Kamuoyu duymadı da tutanaklara geçsin
diye söyledim.
BAŞKAN - Efendim, şimdi,
soru soracak milletvekillerimizi, soru sorma zamanı ve sırasına göre Genel
Kurula arz ediyorum: Sayın Ünal Kacır, Sayın Mevlüt Akgün, Sayın Yusuf
Selahattin Beyribey, Sayın Sedat Pekel, Sayın Mustafa Nuri Akbulut, Sayın Ahmet
Yeni, Sayın Feridun Fikret Baloğlu, Sayın Ali Dinçer, Sayın Musa Sıvacıoğlu,
Sayın Hüsnü Ordu, Sayın Mustafa Gazalcı, Sayın Yavuz Altınorak, Sayın Osman
Özcan, Sayın Necdet Budak, Sayın Kâzım Türkmen, Sayın Resul Tosun, Sayın Ali Aydınlıoğlu,
Sayın Asım Aykan, Sayın Mustafa Ilıcalı.
Bildiğiniz gibi, 10
dakika soru sorma, 10 dakika da cevap verme süresi vardır. Soruların kısa, öz,
yorumsuz olarak ve anlaşılır bir şekilde sorulmasını istirham ediyorum.
Böylece, zamandan tasarruf ederek, soru sorma ihtiyacı duyan sayın
milletvekillerimizin de, soru sorma imkânını sağlayalım; değerli arkadaşlarım
birbirine bu şekilde yardımcı olsunlar.
Sayın Kacır, buyurun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - 1 dakikayı geçmesin Sayın Başkan.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanıma, Türkiye çapında bölünmüş yol
çalışmalarınızı takdirle izlediğimizi, bundan dolayı, şahsınızda, hükümetimizi
tebrik ettiğimizi ifade etmek istiyorum, teşekkür ediyorum; ancak, benim çok
önemli gördüğüm bir yol var; Doğu Anadolunun, Karadenizin, Doğu Karadeniz
Bölgesinin kullandığı, Samsun'dan itibaren kullanılan; bununla beraber
Kastamonu'nun, Sinop'un, Karabük'ün kullandığı, yani ülkemizin büyük bir
bölümünün kullandığı bir yol var; Gerede-Merzifon arasındaki yol. Hepimiz
televizyonlardan izliyoruz; burada, çok büyük, ölümlü kazalar oluyor. Bu yolun
bölünmüş yol olarak yapılmasının çok önemli olduğu kanaatindeyim. Bu konuda
çalışmanız var mı; ne zaman yapılabilir, bitirilebilir? O konuda bilgi almak
istiyorum.
Sayın Bakanım, ayrıca,
Çatalca-Büyükçekmece arasında, Ahmediye ile Tepecik arasında 6-7 kilometrelik
bir yol var. Bununla ilgili projelerin hazırlandığını öğrenmiştim. Bu, ne zaman
realize edilebilir? Bu konuda bir bilgi almak istiyorum.
Bir de, İstanbulumuzun en
önemli iş merkezlerinden birisi olan Hadımköy yolu var; TEM Hadımköy çıkışı ile
Hadımköy arasındaki yolun duble yol yapılması için programa alınıp alınmadığı
konusunda bilgi almak istiyorum.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan, iktidara mensup bir
milletvekili; soru sorma hakkının, neredeyse 10 dakikasını kullanıyor.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Affedersiniz, ben bir hata mı yaptım?!
ALİ DİNÇER (Bursa) -
İktidar milletvekilisiniz beyefendi, teşekkür için soru sorma süresini
bitiriyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Kacır,
bakın, başta açıkladım; sorunuzu soracaksınız, yoruma gerek yok "şu konuda
ne yapacaksınız, bu konuda düşünceniz nedir" gibi, birkaç cümleyle bunlar
sorulabilir. Gerçekten, burada, birçok konuda soru sormak isteyen çok milletvekili
arkadaşımız var. Parlamento teamülü de bu noktada.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Efendim, ben zaten bitirmiştim. Baştan, bu şekilde sormamı istiyorsanız,
özetleyeyim.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Efendim,
söyledim, açıkladım bütün arkadaşlara.
Sayın Kacır, son
cümlenizi alayım.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Teşekkür ediyorum efendim, sorularımı sordum.
BAŞKAN - Ben de teşekkür
ediyorum.
Sayın Mevlüt Akgün,
buyurun.
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) -
Sayın Bayındırlık Bakanımıza iki sorum olacak. Bunlardan birisi, Karaman
İlimize bağlı Ermenek İlçemize, başka bir ilin sınırlarından geçerek, Mersin
İlinin sınırlarından geçerek ulaşılmaktadır. Bu, Türkiye'de ender rastlanan bir
durumdur, ender ilçelerden birisidir. Bu nedenle, Karaman-Ermenek yolunun,
karayolları standardına uygun olarak ne zaman tamamlanması gerektiğini
düşünüyorsunuz?
İkinci sorum: İç
Anadoluyu Akdeniz Bölgesine bağlayan Sarıveliler İlçemiz ile Alanya yolunun
karayolu standardında ne zaman bitirilmesini düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Ben de teşekkür
ederim.
Sayın Selahattin
Beyribey, buyurun.
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY
(Kars) - Efendim, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, ben,
aracılığınızla, üç Bakanıma da soru sormadan önce, bugün, 1914 yılında,
Allahuekber Dağlarında 90 000 Türk evladının şehit olduğu yılın yıldönümüdür.
Ondan dolayı, orada şehit olan bütün Türk evlatlarına Allah'tan rahmet
diliyorum; oradaki acıların bizim acımız olduğunu ifade etmek istiyorum.
Bu vesileyle de
-Sarıkamış yöresinde olduğu için- Sarıkamış'ta bir ormanımız var, cumhuriyet
tarihinden beri yok olma noktasına doğru gitmektedir. Bu ormanımızın bir an
evvel millî park olması doğrultusunda Orman Bakanlığımızın girişimleri var;
hangi safhadadır, öğrenmek istiyorum.
Ayrıca, o dağlarda şehit
olurken, özellikle Göle'yi Selim'e bağlayan güzergâhtaki bir yolumuz var; bu
yol, karayolları ağına alınacak mıdır, alınacaksa ne zaman faal hale
gelecektir; onu öğrenmek istiyorum.
Yine, Savunma
Bakanlığımızın, Kars-Ani Harabelerinin turizme açılması konusunda bir girişimleri
mevcut mudur? Ani Harabelerinin, savunma güvencesi yönünden, turizme
açılmasında bir sakınca olup olmadığını öğrenmek istiyorum.
Yine, üçüncü sorum
olarak, 2003 yılı içerisinde, Çevre ve Orman Bakanlığı ve ayrıca Bayındırlık
Bakanlığının belirlediği israf alanları var mıdır; varsa, bu israf alanlarıyla
ilgili elde edilen sonuçların parasal, rakamsal büyüklüğü nedir; onu öğrenmek
istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Beyribey,
son cümlenizi alıyorum.
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY
(Kars) - Yine, dördüncü ve son sorum; 2003 yılı içerisinde yanan ormanlarımız
tekrar, ne zaman ağaçlandırılacak, programda mıdır; onu öğrenmek istiyorum.
Saygılar sunuyorum,
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Pekel, buyurun
efendim.
SEDAT PEKEL (Balıkesir) -
Sayın Başkan, aracılığınızla, Millî Savunma Sayın Bakanına sorularımı
yöneltiyorum.
Özelleştirme kapsamına
alınan ve kâr eden kuruluşlarımızdan Tekel ve Millî Piyango İdaresi, 2002
yılında, Savunma Sanayi Destekleme Fonuna 150 trilyonun üzerinde kaynak sağlamıştır.
Bu iki kuruluş özelleştirildiği takdirde savunma sanayimiz kan kaybedecektir.
Bunu önlemek için bir çalışmanız var mı?
Vatanî görevini yerine
getiren Mehmetçiklerin aylıkları, ne yazık ki, çok yetersizdir. Yeni artışla
2004 Ocak ayında çavuşlarımız 14 568 000, erlerimiz 10 926 000 lira
alacaklardır. Gerçekten, şahsî giderlerinin karşılanmasında çok zorlanan bu
askerlerimiz için gerçekçi rakamları ifade eden artışları 2004 bütçesinde
düşünüyor musunuz? Şayet, er sayısı, erbaş sayısı fazla diyorsanız, bunların
azaltılması için bedelli askerlik ya da askerlikte süre indirimi düşünüyor
musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Mustafa Nuri
Akbulut, buyurun.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Sorum Sayın Bayındırlık Bakanımıza.
Sayın Bakanım, yıllardan
beri programa alınıp yapılamayan Olur-Ardanuç yolu karayolları programına
alınıp yapılacak mı?
Erzurum-Tekman-Muş il
yolu önceki yıllarda ayrılan ödeneklerle yapılamadı, yapılamaz. Bu yıl için
Erzurum-Tekman yolunun yapımı konusunda yeterli ödenek tahsis edilecek mi?
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akbulut.
Sayın Ahmet Yeni,
buyurun.
AHMET YENİ (Samsun) -
Sayın Başkan, Sayın Millî Savunma Bakanına sorum şu: Kamuoyunda bedelli
askerlik konusunda bir beklenti olduğu bilinmektedir. Kısa süreli bir eğitimden
sonra işlerine dönecek olan vatandaşlarımız, aynı zamanda, ekonomimize de katkı
sağlayacaklardır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Sayın Bayındırlık
Bakanına sorularım şunlar: Samsun Bafra arası duble yol çalışmasının 35
kilometresi bitmiştir; teşekkür ederiz; 14 kilometrelik kalan kısım 2004'te
bitirilecek midir?
Karayollarındaki daha
önce yapılan otoyol maliyetleri ile şu andaki maliyetleri mukayese eder
misiniz?
Yine, AK Parti
Hükümetlerinden önce 714 000 000 dolar usulsüz keşif artışı yapıldı. 110 000
000 dolar, 32 000 000 Alman Markı, 60 trilyon lira fazla ödeme yapıldığı
bilinmektedir. Bugüne kadar hiç tahsilat yaptınız mı?
Sayın Orman Bakanına
sorularım şunlar: Devlet ormancılığından millet ormancılığına geçmek ne
demektir? Kent ormanlarını hangi illerde, nasıl kuracaksınız? Orman kadastrosu
ne zaman bitecek?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Sayın Feridun Fikret
Baloğlu, buyurun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Çok kısa bir soru soracağım.
Sayın Bayındırlık
Bakanına, Kiğı ile Yedisu arasındaki yolu bir önergeyle sormuştum. Sayın Bakan
cevap vermedi, Sayın Ali Babacan cevap verdi; tecrübesizliğine veriyorum; orada
bir cümle var, inanılmaz bir cümle "biz, bu yolu, güvenlik nedeniyle
yapamıyoruz" diyor. Cumhuriyet hükümetinin ayıbı olur bu. Sayın Bakanın bu
cevabı düzeltmesini ve Kiğı ile Yedisu arasındaki yolu yapmasını istiyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Dinçer, buyurun.
ALİ DİNÇER (Bursa) -
Sayın Başkan, ben söz sıramı Edirne Milletvekili Necdet Budak Beye
devrediyorum.
BAŞKAN - Peki; buyurun
Sayın Budak.
NECDET BUDAK (Edirne) -
Sorum Sayın Orman Bakanına.
Edirne'nin İpsala
İlçesine bağlı Yenikarpuzlu Beldesindeki ve Paşaköy Ferre bölgesindeki 10 000
dönüm araziyi, Orman Bakanlığı, sonuçsuz olmasına rağmen, kavak yetiştirme
çalışmaları için 5 kişiye, şahsına tahsis etmiş; ancak, bu kişilerden birisi de
kamu görevlisi, Tarım İl Müdürü Mehmet Bilat. Burada hiçbir ihale yapılmadan,
bu 5 şahsa, bu 10 000 dekar arazi, hiçbir ücret alınmadan ne kriterlere dayalı
olarak verildi? Ayrıca, bu bölgedeki tüzelkişilikler, kooperatifler, köy
halkına niye böyle bir arazi dağıtımı yapılmadı? Bunun açıklamasını istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Budak.
Efendim, soru sorma
süresi tamamlanmıştır.
Şimdi, Sayın Bakanlar
cevapları verecekler. Eğer, cevaplar 10 dakikadan daha erken biterse, soru
sorma kısmına devam edeceğiz
İlk sözü kim almak
istiyor Sayın Bakanlar?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET
VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Bayındırlık Bakanımız istiyorlar.
BAŞKAN - Sayın Ergezen,
buyurun.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, şimdi, tabiî, bütün soruları
burada cevaplandırma şansına sahip değiliz; çünkü, sorular hem çok hızlı
soruluyor hem not almakta da çok zorlandık; dolayısıyla, kopukluk olabilir;
ancak, not alabildiklerime cevap vereyim.
Bir kere, Gerede-Merzifon
yolu bizim birinci öncelikli yolumuz ve biz buraya başladık, Gerede tarafından
başladık. Kış şartları elverdiği oranda bu kışın da çalışmaya devam edeceğiz.
Yani, buradan senin seçmenlerin de duysun; ben de onlara buradan selam
yolluyorum; yola başladık; bu bir.
İkincisi, Bingöl-Kiğı
yolu, öyle, güvenlik nedeniyle falan başlanılmamış...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Yazılı efendim, cevap elimde.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Yazılı da verilmiş olsa, şimdi Genel Müdürden
aldığımız bilgi, şu anda programda olmayan bir yol...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Elimde belge var.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Canım, cevap veriyorum, biraz sabırlı olsana!..
Programda olmayan bir
yol. Ben, buradan şunu Meclise sunmak istiyorum : Birçok ilimizin ilçeleriyle
yolları yok; bırakın şunu bunu, asfaltı bırakın da, il ve ilçelerimiz arasında
yol yok. Bunlardan birisi -demin Erzurum Milletvekili sordu- Tekman ile
Erzurum'un arasında yol yok; köy yolu! Bir kısmı stabilize, bir kısmı toprak
yol. Şimdi, dolayısıyla, bu dediğiniz yollarla ilgili, belki cevap verirken,
ilk etapta doğru cevaplar, tam yeterli cevaplar da verememiş olabiliriz; ancak,
biraz önce sorduğunuz sorudan sonra Genel Müdürle yaptığımız değerlendirmede,
bu yolu yapmamıza bir engel yok; ancak, yol programda değil; buna bir planlama
yapmamız lazım. Burayı yapacağız; önceliğimizdir, ondan bir endişeniz olmasın;
ama, yeri gelmişken, senin bölgen olduğu için hemen söyleyeyim -çünkü,
soruların çoğu bana soruldu- önümüzdeki sene, 2004'ün sonuna geldiğimizde,
Bingöl'den çıkan bir kişi Malatya'nın içine kadar bölünmüş yolla gelecek.
Dolayısıyla, biz, bu arada Tunceli'yi, Bingöl'ün diğer yollarını da ihmal
etmeyeceğiz, yapacağız. Ondan haberiniz olsun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sağ olun.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Evet, Gerede yolunu söyledim, Erzurum-Tekman
yolunu söyledim.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Söylemediniz...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Karaman yolu, bizim programımızda olan bir
yoldur. Geçen gün, Başbakan da, oradan, bizi aramışlardı, sormuşlardı. O yola,
biz, başladık. Bu yolla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. 1996 yılında, Sayın
Cevat Ayhan zamanında temeli atılmıştır; yüzde 50'si de tamamlandı. Daha sonra,
yatırımdan çıkarılmış; yeniden yatırıma alınması gerekiyor.
Sarıveli-Alanya yolunun
Antalya bölgesi sınırlarındaki kısmı -58 kilometre- tamamlanmıştır.
Sarıveli-Alanya yolu ayrımı -27 kilometre- yatırım programında değildir;
yatırıma girmesi gerekmektedir. Bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Burada,
yatırıma girmesi gerekir diyoruz; ama, ne zaman girecek; o konuda bir şey
diyemiyoruz; çünkü, paraya bağlı bu işler.
Ben, soruları bu kadarla
cevaplandırıyorum.
Sayın Başkanım, teşekkür
ederiz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Sayın Orman Bakanımız,
buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkanım, Sayın Selahattin Beyribey,
Sarıkamış'taki sarıçam ormanlarıyla alakalı ve 1914 yılında Allahuekber
Dağlarında kaybetmiş olduğumuz onbinlerce şehidimizin anısına bir millî park
oluşturulmasıyla alakalı neler düşündüğümüzü ve nasıl bir çalışma yaptığımızı,
planladığımızı sordu.
Hemen, buradan, ifade
edeyim. Önümüzdeki ocak ayının ikinci yarısında, millî parkı, o bölgede,
inşallah, ilan etmiş olacağız; yani, oradaki şehitlerimizin anısını yaşatacak,
o bölgedeki ekolojik dengeyi gözetecek ve o bölgenin ekonomik durumunu da
güçlendirmeye yönelik, inşallah, bir çalışmayı bu vesileyle gerçekleştirmiş
olacağız.
Ben, teşekkür ediyorum.
Diğer soruları yazılı
olarak cevaplayacağım.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
NECDET BUDAK (Edirne) -
Benim soruma cevap verilmedi.
BAŞKAN - Efendim, Sayın
Budak sorum cevaplandırılmadı diyor.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Yazılı olarak cevap vereceğiz.
BAŞKAN - Sayın Millî
Savunma Bakanımızın var mı bir açıklaması?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, arz edeyim.
Sayın Beyribey'in
belirttiği Kars-Ani Harabeleriyle ilgili bugüne kadar herhangi bir müracaat
olmadığı gibi, çalışmamız da yoktur. Ancak, bu soru üzerine, Turizm Bakanlığıyla
da görüşmek suretiyle, ne yapılabileceği incelenecektir.
Sayın Pekel'in belirttiği
er ve erbaş maaşlarının artırılması konusu, bildiğiniz gibi, bütçe imkânları
çerçevesinde ve katsayıya bağlı olarak yapılmaktadır. Er ve erbaş maaşları maaş
olarak değil, harçlık olarak artırılmaktadır. Erlerin her türlü ihtiyacı devlet
tarafından karşılandığı için buna maaş demiyoruz, harçlık diyoruz. Bugünkü
imkânlarımız da budur.
Sayın Ahmet Yeni'nin
belirttiği, askerliğin kısaltılması veya bedelli askerlik uygulamasıyla ilgili
Bakanlığımızda bugün herhangi bir çalışma yoktur. Esasen, bunun uygulanması
için, askerliğin kısaltılması için, 1111 sayılı Kanunun Bakanlar Kuruluna
verdiği yetki Hükümetimizce sonuna kadar kullanılmıştır; bundan sonra
kısaltılması için kanuna ihtiyaç vardır. Ancak, bedelli askerlik için herhangi
bir kanuna ihtiyaç yoktur. Aynı Kanunun 11 inci maddesi, askerliğin fiilen veya
bedelli olarak yapılmasına imkân vermektedir. Ancak, bedelli olarak askerliğin
yapılabilmesi için, Genelkurmayın müracaatlarda bir fazlalık tespit ederek,
bunu, Bakanlar Kuruluna teklif etmesi gerekir. Bugüne kadar, Genelkurmayın
müracaatlarda bir fazlalık tespit etmesi söz konusu olmadığı gibi, hatta bazı
müracaatlarda eksiklik olduğu da belirtilmiştir.
Sayın Pekel'in sorduğu
diğer bir husus, özelleştirilecek kuruluşlardan Savunma Sanayii Destekleme
Fonuna girecek ödenek ne olacaktır şeklinde. Esasen, Kamu Malî Yönetimi ve
Kontrol Kanunuyla, 2005 yılından itibaren 2007 yılı sonuna kadar bütün fonlar
bütçeye alınacak ve ihtiyaçları bütçeden karşılanacaktır. Binaenaleyh, Millî
Piyango ve Tekelin özelleştirilmesi sonucu eksilecek gelirler, millî bütçe
tarafından karşılanacaktır.
Arz ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Süremiz var.
Sıra, Sayın Musa Sıvacıoğlu'nda.
Buyurun.
Kısa ve öz sormanızı rica
ediyorum.
MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım; kısaca soracağım.
Sorum, Sayın Bayındırlık
Bakanına. Ilgaz'da 2 çeşit tünel geçişiyle ilgili olarak çalışma yapılmış;
birisi 4 515 metrelik, birisi de 2 400 metrelik bir çalışma. Bizim en büyük
problemimiz, kış şartlarında Ankara istikametine geliş yönündedir. Şu anda, 1
775 metre yükseklikte vasıtalar tırmanış halindedir, zincir takmaktadırlar.
Burayla ilgili olarak, 2 çeşit çalışmadan herhangi birisini tercihle, tünelli
geçiş konusunda ne düşünüyorsunuz?
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Hüsnü Ordu,
buyurun.
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) -
Sayın Başkanım, Bayındırlık Bakanımıza sormak istiyorum; sorum,
Kütahya-Balıkesir yoluyla ilgili. Başladığı tarih 1985, duble yol da değil,
normal bir yol. Maden sahası olması hasebiyle yıllık trafik akışı da çok yoğun
olmasına rağmen, başka yerlere baktığımız zaman, beş yıl evvel başlayan yollara
göre bile, yirmi yıllık bir süreç içerisinde gereken kaynağı, tüm bölgemiz,
Balıkesir ve Kütahya milletvekilleri olarak bugüne kadar alamadığımız
kanaatindeyiz. 2003 yılı içerisinde de, mevcut kaynaklarımız içerisinden
gereken desteği alamadığımız kanaatindeyiz.
BAŞKAN - Sayın Ordu,
direkt soruyu sorun efendim.
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Bu
yolla ilgili, bu konuda gereken yatırımı ve desteği, bundan sonra almayı,
sizden rica ediyoruz, bekliyoruz.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Ordu.
Efendim, zamanımız doldu;
Sayın Bakan, kısaca cevap verirse, bu kısmı da tamamlamış oluyoruz.
Buyurun Sayın Bakan.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, Musa Sıvacıoğlu'nun sorusuna
yazılı cevap vereceğim.
Ancak, Hüsnü Beyin
Balıkesir'le ilgili sorusuna gelince; Balıkesir çevre yolu, 2004 yılında
tamamlanacaktır; bunu, buradan söyleyebiliyoruz. Bu yola, Bakanlık olarak çok
önem vermekteyiz; ancak, tabiî, bu, Balıkesir çevre yolu,
Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı yolu, bir bütün olarak, 187 kilometre
olarak, geçmiş yıllarda ihale edilmiş. Şu kadarını söyleyeyim; 2004 yılı için
buraya hatırı sayılır bir ödenek koyduğumuzu ifade etmek istiyorum; rakam
vermek doğru değil; çünkü, rakamlar daha netleşmedi. Şu kadarını söyleyeyim; bu
yol, bizim önceliğimizdir. Geçmiş yıllarda programa konulmuş; ama, sürüncemede
kalmış. Bu bütün içerisinde, Balıkesir çevre yolunu 2004'te bitireceğiz;
ileriki yıllarda da diğerini bitireceğiz.
Arz ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
soru-cevap kısmı tamamlanmıştır.
Şimdi, sırayla, dördüncü
turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı
ayrı okutup oylarınıza sunacağım; ancak, bildiğiniz gibi, rakamlar ve metinler
uzun olduğundan, Kâtip Üyemizin, oturduğu yerden okumasının kabulünü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir; Kâtip Üyemiz
oturduğu yerden okuyacaktır efendim.
Millî Savunma Bakanlığı
2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
09 - MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
39 000 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
10 843 425 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
10 |
Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri |
7 150 000 000 000 |
BAŞKAN- Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Millî Savunma Bakanlığı
2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Millî Savunma Bakanlığı
2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN- (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum :
Millî
Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
|
|
|
Lira |
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
10 012 174 146 680 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
7 742 947 166 410 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
2 290 151 936 980 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
26 587 010 120 000 |
|
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar |
|
|
|
Ger.Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
5 662 053 410 000 |
|
- 1050 S.K.83 üncü Mad. ve Dış Proje |
|
|
|
Kredilerinden
Ertesi Yıla Devreden |
: |
2 068 852 650 020 000 |
|
|
|
|
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Millî Savunma Bakanlığı
2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
14 - BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANLIĞI
1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
173 644 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
221 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik İşler ve Hizmetler |
251 813 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
06 |
İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri |
25 213 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık Hizmetleri |
310 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
10 |
Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri |
14 372 000 000 000 |
BAŞKAN- Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
BAŞKAN- (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
Bayındırlık
ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
1 111 330 019 560 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
895 810 392 660 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
93 471 986 000 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
1 896 698 330 000 |
|
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar |
|
|
|
Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek |
: |
123 944 339 230 000 |
BAŞKAN- (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Karayolları Genel
Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
14.91 - KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
28 912 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
302 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik İşler ve Hizmetler |
2 270 177 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık Hizmetleri |
2 484 000 000 000 |
BAŞKAN- Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B
- C E T V E L İ
|
|
KOD |
Açıklama |
Lira |
|
|
02 |
Vergi Dışı Gelirler |
168 249 201 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Sermaye Gelirleri |
10 788 799 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve Yardımlar |
2 122 837 000 000 000 |
BAŞKAN- Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Karayolları Genel
Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Karayolları Genel
Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum :
Karayolları
Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
A - C
E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
2 910 724 658 490 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
2 825 795 746 700 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
58 370 973 180 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
516 246 610 000 |
|
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar |
|
|
|
Ger.Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
27 074 185 220 000 |
|
- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve Dış Proje |
|
|
|
Kredilerinden
Ertesi Yıla Devreden |
: |
5 450 758 110 000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum :
B
- C E T V E L İ
|
- Bütçe tahmini |
: |
1 733 273 200 000 000 |
|
|
|
- Yılı tahsilatı |
: |
2 864 568 771 860 000 |
|
Lira |
BAŞKAN - (B) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Karayolları Genel
Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
14.81 - TAPU VE
KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
196 427 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
236 000 000 000 |
BAŞKAN- Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
BAŞKAN - (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
Tapu
ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
129 213 924 000 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
127 631 614 070 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
2 577 726 100 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
995 416 170 000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Çevre ve Orman Bakanlığı
2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
22 - ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI
1. - Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
11 868 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
283 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik İşler ve Hizmetler |
191 174 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
05 |
Çevre Koruma Hizmetleri |
110 377 000 000 000 |
BAŞKAN- Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çevre ve Orman Bakanlığı
2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Çevre Bakanlığı 2002 malî
yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum :
Çevre
Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
45 152 246 510 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
42 069 595 400 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
1 926 474 110 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
191 571 630 000 |
|
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar |
|
|
|
Ger.Ertesi Yıla
Devreden Ödenek |
: |
1 347 748 630 000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çevre Bakanlığı 2002 malî
yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Orman Bakanlığı 2002 malî
yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3. - Orman Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN- (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum :
Orman
Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
224 558 738 490 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
193 339 088 210 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
16 168 126 570 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
2 158 343 880 000 |
|
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar |
|
|
|
Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek |
: |
17 209 867 590 000 |
|
- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve Dış Proje |
|
|
|
Kredilerinden Ertesi Yıla Devreden |
: |
1 826 217 790 000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Orman Bakanlığı 2002 malî
yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Orman Genel Müdürlüğü
2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
22.91 - ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Orman Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
4 500 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
67 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik İşler ve Hizmetler |
334 143 000 000 000 |
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
(B) cetvelini okutuyorum : |
|
|
|
|
B - C E T V E L İ |
|
|
|
|
|
KOD |
Açıklama |
Lira |
|
|
02 |
Vergi Dışı Gelirler |
149 987 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Sermaye Gelirleri |
13 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan Bağış ve Yardımlar |
188 710 000 000 000 |
BAŞKAN - Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Orman Genel Müdürlüğü
2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Orman Genel Müdürlüğü
2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
Orman
Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
241 129 509 950 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
229 198 468 640 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
12 334 885 430 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
403 844 120 000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum :
B
- C E T V E L İ
Lira
|
- Bütçe tahmini |
: |
198 620 000 000 000 |
|
- Yılı tahsilatı |
: |
262 008 844 210 000 |
BAŞKAN - (B) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Orman Genel Müdürlüğü
2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum :
22.81 - DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî
Yılı Bütçesi
A
- C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
Lira |
|
|
01 |
Genel Kamu Hizmetleri |
71 117 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma Hizmetleri |
73 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık Hizmetleri |
190 000 000 000 |
|
|
|
BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... |
|
|
|
|
Kabul edilmiştir. |
|
|
|
09 |
Eğitim Hizmetleri |
1 171 000 000 000 |
BAŞKAN - Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî
Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum :
Devlet
Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
A
- C E T V E L İ
Lira
|
- Genel Ödenek Toplamı |
: |
50 993 597 720 000 |
|
- Toplam Harcama |
: |
42 721 019 260 000 |
|
- İptal Edilen Ödenek |
: |
8 630 493 010 000 |
|
- Ödenek Dışı Harcama |
: |
389 512 270 000 |
|
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar |
|
|
|
Ger.Ertesi Yıla
Devreden Ödenek: |
: |
31 597 720 000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
böylece, Millî Savunma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Karayolları
Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman
Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı
bütçeleri ile 2002 malî yılı kesinhesapları kabul edilmiştir; hayırlı olmasını
diliyorum.
Birleşime 10 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati : 17.40
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 17.58
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Sayın milletvekilleri,
beşinci tur görüşmelerinde, Adalet Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Danıştay
Başkanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve
Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372,
3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284,
286, 285, 287) (Devam)
D) ADALET BAKANLIĞI
1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Adalet Bakanlığı2002 Malî Yılı Kesinhesabı
E) YARGITAY BAŞKANLIĞI
1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI
1. - Danıştay Başkanlığı
2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Danıştay Başkanlığı
2002 Malî Yılı Kesinhesabı
G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî
Yılı Bütçesi
2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
10.12.2003 tarihli 26 ncı
Birleşimde, bütçe görüşmelerinde, soruların gerekçesiz olarak yerinden
sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması
kararlaştırılmıştır.
Buna göre, turda yer alan
bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin
bitimine kadar sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak
izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin
söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki görüşmeler
bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerinden
soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi
için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği
takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunuyorum.
Beşinci turda grupları ve
şahısları adına söz isteyen üyelerin isimlerini Sayın Genel Kurula arz
ediyorum:
AK Parti Grubu adına,
Artvin Milletvekili Orhan Yıldız, Isparta Milletvekili Recep Özel, Uşak
Milletvekili Ahmet Çağlayan, Batman Milletvekili Afif Demirkıran, Sinop
Milletvekili Mustafa Öztürk; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili
Feridun Baloğlu, Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun, Samsun Milletvekili
İlyas Sezai Önder, Manisa Milletvekili Nuri Çilingir, Adana Milletvekili
Tacidar Seyhan, Aydın Milletvekili Mehmet Mesut Özakcan.
Şahısları adına; lehte,
Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut, Batman Milletvekili Afif Demirkıran,
Siirt Milletvekili Öner Gülyeşil; aleyhte, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat
Melik, Adana Milletvekili Atilla Başoğlu.
Grupların konuşma
süreleri 45'er dakikadır.
Sayın grup temsilcileri
konuşma isteğinde bulunan milletvekilleri için bir süre belirlediler mi?
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan arkadaşlarımızın her biri 7,5
dakika konuşacaktır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Efendim, ilk söz, AK Parti
Grubu adına söz isteyen Artvin Milletvekili Sayın Orhan Yıldız'a aittir.
Buyurun Sayın Yıldız. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakika.
Sayın milletvekilleri,
Sayın Yıldız konuşmasına başlamadan önce bir hususu hatırlatmak istiyorum:
Biraz önce ifade ettiğim gibi, Adalet Bakanlığı ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı bütçelerinin -bağlı kuruluşlarla birlikte- görüşmeleri için bir hayli
zamana ihtiyaç var. Ayrıca, gündemimizde diğer hususlar da var. Bu bakımdan,
sayın milletvekillerinin, sürelerine azamî riayet etmelerini rica ediyorum.
Lütfen, benden, çok fazla bir müsamaha beklemesinler. Meseleleri özet olarak
anlatabilirlerse çok memnun olurum; çünkü, zamanımız geçiyor.
Buyurun efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA
ORHAN YILDIZ (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2004 Malî
Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde Parti Grubum
adına söz almış bulunuyorum; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
toplum hayatında barış ve güvenin sağlanmasında hukuk düzeninin çok büyük bir
önemi vardır. Bu nedenledir ki, toplum hayatı oluştuğu andan itibaren de hukuk
vardır ve olmaya devam etmiştir. Çünkü, bireyin en doğal hakkı, güvenliğinin
sağlanmasıdır ve bu ihtiyaç da, doğal olarak, hukukun doğmasına yol açmıştır;
fakat, çağımıza damgasını vuran hukuk devleti kavramı ise, nispeten yeni bir
kavramdır ve demokrasinin yerleşmesi ve gelişmesiyle de eşzamanlıdır. Eğer,
demokrasi varsa hukuk devleti vardır, hukuk devleti varsa da demokrasi vardır. Bu
iki kavramı birbirinden ayırmak mümkün değildir.
Peki, hukuk devleti niçin
bu kadar önemli? Bunun da nedeni şu: Çünkü, bu, hukuk devletinin tanımında
gizli. Hukuk devletinde kamu gücünü kullananlar da hukuk kurallarına uymak
zorundadırlar. Eğer uymazlarsa, bunun sonuçlarına ve yaptırımlarına da
katlanırlar. Eğer, bir ülkede yürürlükte olan kurallara kamu gücünü kullananlar
tarafından tam olarak uyulmuyorsa, o ülkede hukuk devleti tam ve eksiksiz
olarak tesis edilememiş demektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hukuk devleti kavramı, doğal olarak, çağdaş ve demokratik devletin olmazsa
olmaz şartıdır. Ayrıca, ekonomik kalkınma, sosyal refah ve sosyal adalet de,
hukuk devleti olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenledir ki, 1923 yılında
cumhuriyeti ilan etmemize rağmen, hukuk devletini bir türlü yaşama
geçiremediğimizden, tam ve eksiksiz olarak tekâmül ettiremediğimizden,
demokrasimiz, maalesef, çeşitli defalar inkıtaa uğradı.
Buradan, şuraya gelmek
istiyorum: Kimseyi incitmek ya da suçlamak gibi bir niyetimiz yok; çünkü,
herkesin, tabiî, kendine göre son derece haklı nedenleri var; ama, en doğru
kararı her zaman tarih verecektir. Yalnız şunu söylemeliyim ki, eğer hukuk
devletini tam ve eksiksiz olarak hayata geçirmiş olsaydık, bugün bu
sıkıntıların hiçbirisini biz yaşamayacaktık.
Değerli arkadaşlarım,
demokrasi bir tahammül rejimidir. Şüphesiz, insanların kendi görüşünde
olmayanlara tahammül etmesi zordur; ama -bu çok önemli- tahammül etmeyi
öğrenmek zorundayız. Eğer biz buna uygun hareket edersek demokrasimiz de
gelişecek ve eksiksiz olarak uygulanacaktır. Tabiî, burada önemli olan nokta
şu: Biz, demokrasiden hiçbir zaman vazgeçemeyiz. Demokrasiyi tehdit eden
unsurları her zaman şiddetle reddedeceğiz; çünkü, demokrasi, çağımızın
rejimidir. Şüphesiz ki, mükemmel değildir; ama, bugüne kadar gelmiş olan,
denenmiş olan rejimlerin en mükemmelidir. Bu nedenle, hep birlikte demokrasiye
sahip çıkmak, onu korumak ve yaşatmak zorundayız. Bunun içindir ki, çağdaş
normlara uygun anayasa ve yasalar yapmak mecburiyetimiz var. Yasalarımızı,
Anayasamızı mükemmele yakın bir duruma getirmek zorundayız, buna mecburuz;
iktidar olarak bizler ve muhalefet olarak da sizler, hep beraber bunu yapmak
zorundayız, başka çaremiz yoktur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri, hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı da, yargıdır; çünkü,
objektif, nesnel ve umumî olan hukuk kurallarına en son nitelemeyi yargı
yapacaktır ve yargının nitelemesi de, en son niteleme olması itibariyle, en
doğru niteleme olarak karşımıza gelecektir ve en son aşamada belki
tartışabileceğiz; ama, mutlaka ve mutlaka, uygulamak zorunda kalacağız.
Bu nedenle, tabiî ki,
yargıya düşen görev son derece önemlidir. Yargının, toplumun gerisinde veya
toplumla beraber değil, toplumun ilerisinde olması gerekir, toplumun önünü
açması gerekir. Bu bir mecburiyettir. Bizim örnek aldığımız Batılı
demokrasilerde de, bu, her zaman böyle olmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî ki, üzülerek söylemeliyim ki, Adalet Bakanlığının bütçeden aldığı pay son
derece düşüktür. Bizlerin, bu bütçeyle mükemmel bir hizmet beklememiz şüphesiz
zordur, buna imkân yoktur. Hâkimlerimiz, savcılarımız, çok güç şartlar altında
hizmet vermektedir; yardımcı Adalet personeli çok güç şartlar altında hizmet
vermektedir. Maaşları son derece yetersizdir. Bunu, bir an evvel düzeltmek
zorundayız; çünkü, unutulmamalıdır ki, yargıya yapılan yatırım ölü yatırım
değildir. Yargıya 1 verdiğiniz zaman, onun karşılığını 5 olarak alma
ihtimalimiz vardır.
Ne yazık ki, geçmiş
hükümetlerde, yargı, sürekli ihmal edilmiştir. İnşallah, bunu, şimdiki, bizim
hükümetimiz zamanında ve sonrasında telafi etmek zorundayız ve etmeye de
mecburuz.
Maalesef, bugün göreve
yeni başlayan bir hâkimimiz 800 000 000 lira civarında maaş almaktadır ki, bu,
şu anda yoksulluk sınırının bile altında olan bir rakamdır. En kısa zamanda,
gerçekten, hâkimlerimize, yaşanır bir ücreti verme mecburiyetimiz var.
Değerli arkadaşlarımız,
bir noktaya yine temas etmek istiyorum. Özellikle, uygulamada ortaya çıkan bir
sorundur. Bence, hâkimlik mesleği ile savcılık mesleğinin de, birbirinden kesin
ve net çizgilerle ayrılması gerekir; çünkü, bugün, hâkim olarak görev yapan bir
yargı mensubumuz, daha sonra kararnameyle savcı olarak atanabilmektedir, savcı
olan bir yargı mensubu da hâkim olarak atanabilmektedir. Aslında, bu iki
mesleğin, ikisinin de hukukçu olması dışında, birbiriyle uzlaşır bir tarafı
yoktur. Savcının statüsü, savunma mesleğini temsil eden, bağımsız savunmayı
temsil eden avukatla aynı durumda olması gerekir. Çağdaş ülkelerde bu böyledir.
Bizde de böyle olması gerekir ve bu bir zorunluluktur.
Değerli arkadaşlarım,
mahkemelerimizin iş yükü gerçekten oldukça fazladır. Hâkimlerimiz,
savcılarımız, yardımcı personelimiz dosyalar altında ezilmektedir.
Avukatlarımız, mahkemelerde, icra kalemlerinde...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yıldız,
bir dakika efendim, mikrofonunuzu açıyorum, lütfen toparlayın.
ORHAN YILDIZ (Devamla) -
... icra dairelerindeki dosyaları takipte bile zorlanmaktadırlar; iki gün
sonraya, üç gün sonraya gün verilmektedir. Bu durumu bir an evvel düzeltmek
mecburiyetimiz vardır; çünkü, unutulmamalıdır ki, geciken adalet, adalet
değildir. Bugünkü şartlarda, maalesef, yargı yeterince hızlı işleyememektedir.
Yargının yapısal problemlerini bir an önce çözme mecburiyetimiz vardır. Buna
mecburuz. Yargıyı ihmal edemeyiz.
Değerli arkadaşlarım,
şüphesiz, bir şeyi yaşamıyoruz, bundan memnunuz; artık, şu anda, çek-senet
mafyası, tahliye mafyası konuşulmuyor. Devletimiz, çok şükür, bu noktada en
azından gücünü ortaya koydu ve bunu bitirdi; ama, bu demek değildir ki,
gerçekten, mahkemeler hızlı işliyor. Bu, sadece ve sadece, belki emniyet
güçlerimizin bir başarısıdır. Yoksa, aynı sıkıntılarımız yine devam ediyor.
Bizlerin, özellikle,
yargıya sonuna kadar destek verme mecburiyetimiz vardır; bu konuda, hakkını
arayan vatandaşlarımıza yardımcı olma mecburiyetimiz vardır. Örneğin, bugün
tazminat davası açmak isteyen vatandaşlarımız, çok yüksek yargı giderleri
dolayısıyla, maalesef, haklarını arayamamaktadırlar. Örneğin, yaklaşık 200
milyar lira civarında bir tazminat davası açmak isteyen bir vatandaşımız, bunun
karşılığında 11 milyar lira civarında harç ödemek zorundadır. Bu, son derece
büyük bir rakamdır. Bunu, çoğu kez vatandaşlarımız ödeyememektedirler. Sırf bu
nedenle de yargı uzamaktadır. Buna da kalıcı bir çözüm bulmamızın gereği ve
mecburiyeti vardır.
Çok değerli arkadaşlarım,
şüphesiz, 58 inci ve 59 uncu hükümetler, Avrupa Birliğine uyum sağlama
çerçevesinde çok önemli yasa tasarılarını kanunlaştırmıştır. Bunlardan birkaç
tane örnek vermek gerekirse, örneğin, Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine
giren suçlarda gözaltı süresi Avrupa normlarına getirilmiştir; yine, Terörle
Mücadele Kanununun 8 inci maddesi kaldırılmıştır ve bu şekilde, düşünce, suç
olmaktan çıkarılmıştır.
Biz, bu düzenlemeleri,
yine muhalefet partisi milletvekillerinin de katkısıyla gerçekleştirdik;
kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.
BAŞKAN - Sayın Yıldız,
lütfen, son cümlelerinizi alayım.
ORHAN YILDIZ (Devamla) -
Görüldü ki, bizim, Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesini kaldırmamızın
terör faaliyetlerine hiç de artırıcı bir katkısı olmadı; yani, geçmişteki
korkularımız tamamen ve tamamen boşunaymış. O zaman mesele nedir?!
Vatandaşlarımıza güvenmek zorundayız. Doğulusuyla, batılısıyla, kuzeylisiyle,
güneylisiyle hepimiz bir bütünüz ve neticede, bu cumhuriyetin birliğini ve
dirliğini devam ettirmek hepimizin görevidir ve herkes de bu konuda kendi
üzerine düşen görevi layıkıyla yapmalıdır ve yapıyor da.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî ki yargı üzerine, tabiî ki Adalet Bakanlığı üzerine söylenecek çok şey
vardır; ama, bunları kısa zamanda aktarmamız, şüphesiz, zor. Yalnız, bu
vesileyle son olarak şuna temas etmek istiyorum: Özellikle adlî ve idarî
kolluğun kesinlikle birbirinden ayrılması gerekiyor; bu zorunludur. Bu konuyla
ilgili Adalet Bakanlığının çalışmaları vardır. İnşallah, en kısa zamanda
uygulamaya geçirilmesi zorunludur; çünkü, artık, bu içiçe geçen yapı şu anda
çalışmıyor. Bugün, maalesef, aranan kişileri, ancak, tesadüfen bulabiliyoruz; bir
kimlik sorulurken veya başka bir nedenlerle tesadüfen... Yani, aranıp da
bulunabilen kişiler maalesef son derece azdır. Bu durumu bizim bir an evvel
düzeltmek mecburiyetimiz vardır ve bunun maliyeti ne olursa olsun uygulamaya
geçirmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım,
özellikle bilirkişilik meselesine de değinmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Yıldız,
bakın, size verdiğim süre 4 dakika geçti. Biz hukukçular olarak öncelikle bu
hassasiyeti göstermemiz lazım. Elbette ki Adalet Bakanlığı üzerinde çok söz
söylenecek; ama, diğer arkadaşlarımızın söz hakkına riayet edelim.
ORHAN YALDIZ (Devamla) -
Tabiî, tabiî...
BAŞKAN - Onun için, son
cümlenizi rica ediyorum.
ORHAN YILDIZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yıldız.
AK Parti Grubu adına
ikinci söz isteği, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel'in.
Buyurun Sayın Özel. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakika ve
konuşmanızı bu verilen süre içerisinde tamamlamanızı rica ediyorum. Lütfen...
AK PARTİ GRUBU ADINA
RECEP ÖZEL (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal bir
kurumumuz olan yüksek mahkeme Yargıtayın 2004 yılı bütçesi hakkında AK Parti
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.
Adliye mahkemelerince
verilen ve yasanın başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri
son merci olarak incelemekle görevli Yargıtay, "Divanı Ahkâmı Adliye"
adıyla 1868'de kurulmuştur; yani, Osmanlının bir eseridir, yadigârıdır.
Yargıtay, 11 ceza, 21
hukuk dairesinden oluşmaktadır ve "Ceza Daireleri Genel Kurulu" ve
"Hukuk Daireleri Genel Kurulu" olmak üzere 2 de genel kurulu vardır.
Yargıtaya her yıl
ortalama olarak 600 000 dosya gelmekte; bunun yüzde 75 ile 80'inin kararı
çıkmaktadır. Ne kadar bir iş yükü altında olduğu, bu rakamlarla ortadadır.
Adalet konusunda en çok
tenkit edilen husus, adaletin geç işlemesi veya yerini bulmaması noktasında
toplanmaktadır. Geç gelen adalet, adalet değildir. Toplumda her şey
tükenebilir; fakat, adalet tükendiği, tıkandığı zaman, bütün sistem çöker.
Sistemin, tüm kurumlarıyla, kurallarıyla, iyi, sağlıklı işleyebilmesi, ancak,
sağlıklı işleyen bir adalet sistemiyle mümkün olabilir.
Türkiye'de adalet ve yargı,
problemler yumağı içerisindedir. Her zaman 22 inci Dönemin farklı bir dönem
olduğu söylenegelmekte. Adalet hizmetlerinin mekân problemleri var, personel
problemleri var, özlük haklarıyla ilgili problemleri var, yasa problemleri var.
Tüm bu problemlerin çözümü noktasında en fazla gayreti, bu, 22 inci Dönem
Parlamentosu ve AK Parti Hükümeti göstermektedir.
Meclisimizin ve
hükümetimizin, insan hak ve hürriyetlerine daha geniş bir boyut ve anlam
kazandıran, güvence veren çalışmaları, özellikle Avrupa Birliği uyum yasaları,
Çek Kanunu, İş Kanunu, İcra İflas Kanununda Değişiklik Yapan Kanun, Adalet
Akademisi Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gibi kanunlar, 2003 yılı
içerisinde yasalaşmış bulunmaktadır. Tüm bu düzenlemeler, dış dinamiklerin
zorlamasıyla değil, halkımızın ihtiyacı olduğundan, istekleri ve talepleri bu
doğrultuda olduğundan; yani, halkımız bu düzenlemelere layık olduğundan
yapılmaktadır.
Bu dönemde, uzun
yıllardan beri "hukuk reformu" olarak adlandırılan; fakat, bir türlü
gerçekleştirilemeyen birçok temel yasa da, bu Parlamento tarafından
yasalaştırılmaya çalışılacaktır.
Meclis gündeminde bulunan
bölge adliye mahkemeleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Tasarısı yürürlük
maddelerine kadar Meclisin onayından geçmiştir; Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu ve Ceza İnfaz Kanunu Tasarılarının ise, Adalet Komisyonundaki
görüşmeleri devam etmektedir.
Tüm bu düzenlemelerin
eşzamanlı olması gerektiğinden, hepsi birden yasalaştırılacaktır. Bu çalışmalar
esnasında, Meclis Adalet Komisyonu çok iyi bir performans sergilemiştir.
Buradan, gerek AK Partili gerek CHP'li Adalet Komisyonu üyelerine, göstermiş
oldukları uyum ve ahenkli çalışmalardan dolayı teşekkür ederiz.
Bölge adliye mahkemeleri,
yani, istinaf mahkemeleri hakkındaki kanun yürürlüğe girdiği zaman,
Yargıtayımızın yükü hafifleyecek ve asıl fonksiyonu olan içtihat mahkemesi
konumuna gelebilecektir. İnsan hak ve özgürlüklerini en geniş anlamda tanıyıp
güvence altına alan evrensel normlara uygun yasalar çıkarılmakta; fakat, doğru,
etkin ve zamanında, yasa koyucunun da iradesine uygun uygulanması da bir o
kadar önemli bulunmaktadır.
Yargıtay, yargının
siyasallaşmasına asla izin vermemelidir. Yargıtaydan beklenen, ellerindeki
kanunu, Meclisin iradesini doğru yorumlamak, doğru ve adil karar verilmesidir.
Meclisimiz ve hükümetimiz, Avrupa Birliği konusunda elinden gelen tüm mevzuat
yenilemesini, uyum yasalarını çıkarmıştır. Milletçe hedefimiz Avrupa Birliğine
girmek olduğuna göre, yargı da, uygulama noktasında bu uyumu sağlamak
zorundadır.
Yeri gelmişken, burada,
Yargıtayda uzun süreden beri yapılmakta olan ve bir türlü netice alınamayan
daire başkanlığı seçimlerine, kısa da olsa değinmek istiyorum.
Maalesef, daire
başkanlığı seçimleri, gerekli görülen yasal değişiklik de yapılmış olmasına rağmen
tıkanmış bulunmaktadır. Şu anda 209 uncu tur seçimler yapılmış; fakat, netice
alınamamıştır. Bu seçim ve seçim sistemi, yüksek yargıyı, maalesef,
yıpratmaktadır. Yargıtayda görev yapan tüm hâkimler yüksek yargıçtır. Daire
başkanlığının görevi, duruşmaları idare etmek ve gelen dosyaları tetkik
hâkimlerine dağıtmak olduğuna göre, aynı usulle, Yargıtaya üye olarak seçilen
hâkimlerin, kıdem esasına göre, belirli bir süre, dönerli bir sistemle ait
oldukları dairede başkanlık yapmalarının uygun olacağı kanaatindeyim.
Önerilen bu sistemin
faydaları şöyle de mülahaza edilebilir: Her şeyden önce, yargı üyelerinin
birbirlerinden oy istemeleri gibi ikili faaliyetler sona erdirilecek, yargıda
gruplaşma, bölgeleşme ve siyasallaşma gibi durumların önüne geçilecektir.
İkinci olarak; bütün
üyeler, bir gün başkanlık görevinin kendisine geleceğini bilerek buna göre
hareket edecek, dosyalar üzerindeki müzakerelere daha aktif şekilde
katılacaklardır.
Yargıtay üyelerinin
seçiminde liyakate daha çok önem verilmeli, liyakat esas alınmalıdır. Liyakati
belirleyen en önemli husus da, bir imtihanla meslekî bilgi ve kariyerini ortaya
koyması, imtihan neticesine göre, yine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca
seçilmesi daha isabetli olacağı kanısındayım.
Demokrasi, farklı düşünce
ve yapıdakilerin bir arada yaşama sanatıdır. Biz ise, durmadan birbirimize
yakıştırdığımız çeşitli kimliklerle, görüşlerle, önyargılarla yaşıyoruz.
Enerjimizi, birliğimizin eksiğini tamamlamak için değil, yok saymak, nerede ise
yok etmek için tüketiyoruz. Uzlaşmak ve demokrat insana ulaşmak için çaba sarf
etmiyoruz. Adalet, duyarlıdır; zira, en ufak kuşkuyla gölgelenen, kirlenen bir
değerdir. Özenli olmak zorundayız. Ülkemizde hukuk, sadece yapılmak, yazılmak
içindir. Pek çok yetkili yetkisiz insan, yargının önüne gelen her davada
yorumlar yapar, hatta, kararlar dahi verir. Önyargıdan uzak, adil yargılanma
ilkesi, suçsuzluk, "beraatı zimmet asıldır" ilkesi sürekli olarak
çiğnenmektedir. Bunlara artık bir son vermeliyiz.
Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu, bir kararında "1982 Anayasası, yargıyı, yasama ve yürütme
karşısında zayıflatmıştır" diyor. Kendisini yargılayanları bile seçen
yürütmenin başındaki Cumhurbaşkanına verilen yetkiler, günümüzde, yarı
başkanlık sisteminde bile fazla görülmektedir. 1982 Anayasası, kişiyi devlete
göre biçime, şekle soktuğundan, kişiyi baskılara karşı çaresiz bırakıyor;
yargıyı ayakbağı gibi bir engel gördüğünden, balık ağı gibi, güçlülerin delip
geçtiği, güçsüzlerin, garibanların takılıp kaldığı kanun devletinden hukukun
üstünlüğüne bir türlü geçemiyoruz. Bu nedenle, halkımız, toplumun bütün
kesimlerini kucaklayan, uluslararası hukuk ile ulusal hukuku tam manasıyla
birleştirmiş ve hür iradeyle benimsenmiş, yepyeni, kusursuz ve özrü olmayan bir
anayasa istiyor. Sayın muhalefet partisi uzlaşma komisyonuna bir an önce üye
vererek komisyonun çalışmalarını sağlamalı, toplumun bu talebine bir an önce bu
Parlamento cevap vermelidir.
Yasama ve yürütme erki
nasıl millete karşı sorumlu ise, yargı erkinin de layüsel olmaması, millete karşı
sorumlu olması gerekir. Bu sorumluluk, kararlarından ötürü olmayıp, denetim,
özlük hakları gibi konularda olmalıdır. Bağımsızlık ve tarafsızlığın önşartı
budur. Yargının siyasallaşması önlenmeli, siyasete yön verme yolu kendilerine
kapatılmalıdır. Kararlarında tam bağımsız ve tarafsız olan yargı mensupları,
örnekleri sıkça görüldüğü gibi, yasama ve yürütmenin yetkisi dahilindeki
konulara müdahale etmemeli, talep ve direktif verir mahiyette olmamalıdır.
Hukukumuzda birtakım
müesseseler vardır. Nedir bunlar; sulhtur, vazgeçmedir; yani, barıştır. Bunlar,
adaleti hızlandıran, adaleti çabuklaştıran, adaletin yükünü hafifleten
müesseselerdir; ama, ne yazık ki, uygulamada, bu müesseselerden yeterince
faydalanamıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özel,
buyurun, tamamlayın.
RECEP ÖZEL (Devamla) -
Efendim, adalet ve Yargıtayla ilgili konuşmada, elbette ki, adaletsizlik
yapmayacağız.
Pek çok dava gereksiz
yere açılıp yargının önü tıkandığından, kişiler veya kişiler ile kamu kurumu ve
kuruluşları arasındaki özel hukuk ilişkisinden doğan ve tarafların iradeleriyle
çözümlenebilecek davalar sulh, uzlaşma gibi kurumlarla çözüme kavuşturulmalı,
bu olmadığı takdirde dava açılması gibi yöntemlere gidilmeli; ceza davalarında
ise, vazgeçme gibi kurumlar daha aktif işletilmelidir. Zira, hükümlerin en
güzeli sulhtur.
Adalet Bakanlığı
tarafından başlatılan ve Yargıtayın işbirliğiyle gerçekleştirilecek olan Ulusal
Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilgiye ulaşılması, hataların azaltılması, davaların
hızlandırılması yönünde yargıya ümit kaynağı olmaktadır. Bu proje, bir an önce
tamamlanmalıdır.
Yargının olmazsa olmaz
diğer bir erki olan savunma, yani, avukatların da tam anlamıyla sosyal
güvenliğe kavuşmasını sağlayacak düzenlemelerin bu yasama döneminde yapılmasını
arzu etmekteyiz.
Diğer taraftan, kamu
avukatlarının kurumlarındaki özlük, statü hakları düzeltilerek, avukatın
emeğinin sömürüsü haline gelmiş olan hukukdışı uygulamalara da son
verilmelidir.
Bu bütçemizin,
Yargıtayımızın değerli başkanlarına, hâkimlerine, üyelerine, savcılarına,
tetkik hâkimlerine, ülkemizin dört bir yanında gerçekten zor şartlar altında
görev yapan hâkim ve savcılarımıza, zabıt kâtiplerimize, tüm adliye
çalışanlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özel.
AK Parti Grubu adına
üçüncü söz isteği, Uşak Milletvekili Sayın Ahmet Çağlayan'a aittir.
Buyurun Sayın Çağlayan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
AHMET ÇAĞLAYAN (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yüksek yargı
organı olan Danıştay bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri,
bilindiği gibi Danıştay, 1868 yılında, Fransa idarî yargı sistemi ölçü alınarak
ülkemizde ihdas edilmiş, "Şurayı Devlet" adı altında göreve başlamış,
cumhuriyet öncesi dönemlerde de epey değişikliklere uğramış, savaş nedeniyle
1922-1927 yılları arasında bir ara verdikten sonra, yeniden, 1927 yılında
faaliyete geçirilmiş, bu arada da değişiklikler görmüş, 1961 Anayasası ile 521
sayılı Danıştay Kanunu kabul edilip, yargı sistemimizde köklü değişiklik
geçirmiş, yine, bu arada, birkısım değişikliklerden sonra da, 1982
Anayasasıyla, bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri de kurularak, İdarî
Yargılama Usulü Kanununun da yürürlüğe konulmasıyla yargı sistemimizdeki yerini
almıştır.
12 adet dava dairesi ve
birisi İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, birisi de Vergi Dava Daireleri Genel
Kurulu olmak üzere, 2 genel kurulu bulunmaktadır. İş yükü itibariyle de,
aldığımız cetvellere göre, onbinlere varan iş yükü bulunmakta ve devreden,
çıkan işlere baktığımızda, gerçekten, iş yükünün ağır olduğu ve çıkan işlerin
az olduğu görülmektedir.
Değerli milletvekilleri,
Danıştayın iki önemli görevi vardır. Bunlardan birisi, yüksek yargı mahkemesi
olarak, idare ve yargı mahkemelerinden gönderilen kararların temyizen
incelemesini yapmak ve ayrıca incelenmesi kendisine ilk derece mahkemesi olarak
açılan davalara bakmak; ikinci görevi ise, resmî mercilerin tereddüt ettiği
konularda idare edenlere görüş bildirmektir.
Her yargı dalının bugün
ülkemizde gerçekten büyük problemleri vardır. Danıştay da bu problemlerden
nasibini almış durumdadır. İş yükü yoğunluğu vardır, bina eksikliği vardır,
personel eksikliği vardır; sıkıntıları çoktur. Bunlardan önemlisi, dava
adedinin çokluğudur. Her şeyden önce kamu kesiminde çalışanların nüfus artışına
göre çoğalması, ihtiyaçtan fazla memur alınması, memurların görevleriyle
gereksiz yere oynanıp, gereksiz tayinler, atamalar ve yer değiştirmeler
yapılması; ayrıca, bugüne kadar enflasyonun azalmayıp artması, çıkan
ihtilaflarda vergi afları sebebiyle vatandaşların vergilerini ödememeye
yönelmeleri; Anayasanın ayrıntılı hazırlanması nedeniyle Anayasaya aykırılık
iddialarının çoğalması; şehirleşmenin getirdiği dava adedinin artması; kişisel
çıkar ve siyasî nedenlerle imar mevzuatlarında değişiklikler ve sair diye
sayabiliriz. Danıştaydaki dava adedini çoğaltan ve bunun yanında idareye cevap
verme hakkı ve idarenin bunu geciktirmeyle ilgili durumları da gözönüne
alındığında, davaların çokluğu yanında, geciken adalet dediğimiz olayla da
karşı karşıya bulunmaktayız.
Değerli milletvekilleri,
müesseseler insanlar içindir, devlet, insan içindir, yargı sistemi de insanlar
için kurulmuştur. Hukuk devletinde, hukuk, insanların hak ve özgürlüklerini
güvence altına alması bakımından kurulan en önemli müesseselerdendir. Hukuk
devletinde, hukuk, adaleti getiren özellikler taşımalıdır, kamu vicdanında
benimsenen ve yaşanan değerler sisteminin ifadesi olan yazılı belgeler olmak
durumundadır. Ancak böylece bir hukuk devletinden söz edilebilir ve bu yazılı
belgeler, gerçekten hak ve hürriyetlerin garantisi olan kararları çıkarmada
yargı uygulayıcılarına yardımcı olan yazılı belgelerdir.
Avrupa Birliğinin
kapısına dayandığımız şu günlerde uyum yasaları çıkarıyoruz. Anayasalarda ve
bizim Anayasamızda sayılan hak ve özgürlükler vardır. Dünya, bugün, hak ve
özgürlükleri öne çıkaran bir dünya görünümündedir. Böyle bir dünyada, yargıya
önemli görevler düşmektedir. Uyum yasaları dediğimiz yasalar da bu nedenle
çıkarılmıştır.
Birçok yargı kararının
şahıslara göre verildiği, kanun önünde eşitlik ilkesinin çiğnendiği, kararların
siyasî kararlar olduğu gibi tartışmaları zaman zaman yaşamaktayız. Bir şahıs
için kısa sürede, hatta, birkaç saat içinde yürütmenin durdurulmasına karar
verildiği, iptal taleplerinin çabuk sonuçlandırıldığı, ama, bazı davalarda aynı
duyarlılığın gösterilmediği hep söylenegelmiştir. Yargı mensuplarının da bu
konuda tenkitlerini dinliyoruz, geciken adaletten bahsedilmektedir.
Yakın günlerde, bir
Demirbank olayı hatırlayacaksınız. Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu,
BDDK'nın, yani Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun, Demirbankın
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devir kararını iptal etmiştir. Bu karar için,
el konulma olayından itibaren geçen zamanı şöyle düşündüğünüzde, Demirbank
zarar etmiştir, devlet zarar etmiştir, şahıslar zarar etmiştir, kurumlar zarar
etmiştir. Bu uygulama hatası, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonunda da
ele alınmıştır.
Bu nedenlerle, yargıya ve
uygulayıcılarına, hâkim ve savcılara önemli görevler düşmektedir. Yargıya
duyulan güven çok önemlidir. Geciken adalet, şahıslara göre adalet, bilgisizlik
nedeniyle verilen yanlış kararlar, yargıya duyulan güveni zedeler. İnsanlardaki
adil yargılamayla ilgili inanç, yargı uygulayıcısının adil davranacağıyla
ilgili hususlarda adaletten kuşku duyulmaması önemlidir; çünkü, yargı
kararları, kişilerin ve toplumların huzurunu sağlar.
Adaletsizliğe maruz kalma
onur kırıcıdır; adaletli bir karar, kişilerin onurunu yüceltir; ülkenin
itibarını artırır. Verilen yanlış bir karar ise, kişilerin güven ve huzurunu
etkilediği gibi, Türkiye'yi de hak ve hürriyetlerin kullanılması yönüyle
tartışmalı hale getirebilir. Yargının ve yargı yetkisini kullananların bu
tarihî sorumluluğun farkında olması gerekir.
Toplum vicdanını
rahatlatacak adalet hususunda kuşku duyulmayan uygulama ve kararların
verilebilmesi için ciddî bir hukuk eğitimine ihtiyaç vardır. Bugün, mesleğe
başladığında, kâtibinden öğrenen, kendinden önceki arkadaşlarının yaptıklarına
bakarak uygulama yapan hâkimlerimizin hak kaybına sebep olduğu, bu işi
bilenlerce söylenmektedir. Hatta, bu eğitim kalitesindeki düşüklük, yıllara
yayılan ferdî ve toplumsal zararlara da sebep olmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çağlayan,
toparlayın lütfen.
AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla)
- Teşekkür ederim Başkanım.
Eğitimi yetersiz, kendine
özgüveni olmayan hâkimler, karar verme tereddütü yaşamaktadır; onun için hukuk
eğitimi çok önemlidir. Yargı uygulayıcıları, kararlarıyla mesaj verirler; tavır
ve davranışları, medenî ilişkileriyle mesaj verirler; siyasî mahiyet arz eden
mesaj ve sözler, ayırımcılığı çağrıştıran beyan ve tavırlar yanlıştır. Biraz
önce belirttiğimiz gibi, toplumun her kesimince benimsenen ve adil olduğundan
kuşku duyulmayan, güven zedelenmesine neden olmayan kararlar, toplumumuzun hak
ettiği, istediği kararlardır. Danıştay kararlarının ve diğer yargı kararlarının
tartışılır olmaktan kurtarılması lazımdır. Bunun için, dünyadaki hukuk
uygulamalarının farkında olan, ciddî hukuk eğitimi almış uygulayıcı hâkimlere
ihtiyaç olduğu aşikârdır.
Dünyadaki uygulamalara
aykırı kararlar ve uygulamalar, ülkemizi sıkıntıya düşürmektedir. Türkiye,
İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisini kabul etmiştir; verilen yanlış kararlar ve
haksız uygulamalar İnsan Hakları Mahkemesinden geri dönmektedir. Bir hukuk devleti
olan Türkiye'de, ülkemizdeki uygulamaların sonuçları, dünyadaki ve Türkiye'de
olan gelişmelerin yargı uygulayıcılarının
bilgisine verilmesi gerekmektedir. Adalet Bakanlığınca acılan Adalet
Akademisini bu nedenle olumlu buluyor, Sayın Bakanımızı bu konudaki çalışmaları
nedeniyle tebrik ediyor, daha güzel çalışmalar bekliyoruz. Bu tür çalışmalar,
elbette, imkân işidir, Türkiye'de adalete bütçeden ayrılan payın yetersiz
olduğu her zaman söylenmektedir ve halen yetersizliği bir türlü
giderilememiştir.
Geciken adaleti önleyici
kanunî düzenlemeler yapılmalıdır. Tartışmalı bilirkişi raporlarının hâkim
kararı olmaması gerekir. Önleyici tedbirler alınmalıdır. Danıştaya yönelen
tenkitlerden bir hukuk...
BAŞKAN - Sayın Çağlayan,
lüften, son cümlelerinizi alayım. Eksüremizi de verdik. Son mesajınızı alalım.
AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla)
- Yargılayıcıların, her şeyden önce, gerek sözleriyle gerek hareketleriyle
gerek davranışlarıyla, yargı dağıtıcısı, adalet dağıtıcısı olduklarını
unutmamaları gerekir ve bilgi sahibi olmaları, bilgisizlikleri nedeniyle
insanların zarar gördüğünün farkında olmaları gerekir. Herkese düşen bu
sorumluluklar, yargı mensuplarına daha fazla düşmektedir.
Bunu hatırlatıyor, burada
ifade ediyor, Genel Kurula ve izleyenlere saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Çağlayan.
Yine, AK Parti Grubu
adına, Batman Milletvekili Sayın Afif Demirkıran; buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 9 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF
DEMİRKIRAN (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı 2004 yılı bütçesi üzerine Grubum adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı çok devasa bir bakanlık. 31 adet genel
müdürlükten müteşekkil olan bu Bakanlıkta, 200 000'e yakın insan çalışmaktadır
ve takdir edersiniz ki, bu Bakanlığın Türkiye'deki işlevi, Türk ekonomisine
katkısı, oldukça yüksektir.
Esasen, ekonomilerin
gelişiminde, enerji kaynaklarının çok önemli bir payı vardır, tabiî ki, tabiî
kaynakların ve madenciliğin de çok önemli bir payı vardır. Türkiye, enerji
açısından, maalesef, arzu edilen zenginlikte bir ülke değildir; ancak, mevcudu
değerlendirmek için, hükümetimiz, oldukça önemli bir çaba içerisindedir.
Ülkeler, enerji
kaynaklarını, hem ekonomik olarak daha fazla işletmek isterler hem de işin
sosyal boyutunu da dikkate alarak bir planlama yaparlar. Önemli olan, enerjinin
devamlı, kalıcı, kaliteli ve ucuza mal edilmesidir; tabiî ki, işin çevre
boyutunun da hiçbir şekilde ihmal edilmemesi ve dikkate alınması lazım.
İşte, hükümetimiz de, 59
uncu hükümet programını hazırlarken, enerji politikalarıyla ilgili olarak şöyle
bir ibare kullanıyor: "Enerji politikamızın temelinde, ulusal
çıkarlarımızı koruyarak, enerji arzının güvenilirliğini ve devamlılığını
sağlamak, serbest rekabete dayalı bir enerji piyasası oluşturmak ve duyarlı
olduğumuz çevreyi ve insan sağlığını korumak bulunmaktadır." Böyle
denilerek, enerji sektörüne gerekli özen gösterilmiştir.
Tabiî ki, biz, enerji
kaynaklarımızı harekete geçirirken -elektrik üretiminde olsun, diğer enerji
tüketiminde olsun- mutlaka, yerli kaynaklarımıza büyük ehemmiyet vermeliyiz.
Yerli kaynaklarımızı, çok kısa olarak şöyle bir analiz edelim:
Mesela petrolde, sadece
39 000 000 tonluk bir rezervimiz var, tüketimimiz yılda 30 000 000 ton; demek
ki, bir yıllık tüketimimizi çok az aşan bir petrol rezervimiz var. Ne yapmamız
lazım; daha fazla petrol rezervi tespit etmek üzere, çok ciddî aramalar
yapmamız lazım. Bakanlığımız bunu yapıyor. Şükranlarımı arz ediyorum. Ben, bir
petrol yöresi olan Batman Milletvekili olarak bunu yakinen takip ediyorum. Bu
sene, geçmiş yıla nazaran 2 misli arttı sondaj faaliyetleri ve gelecek sene,
bunu, en az 2 misli daha artıracak Bakanlığımız ve Türkiye Petrolleri Genel
Müdürlüğü. Tabiî ki, Türkiye Petrolleri Genel Müdürlüğünün yurt dışındaki
çalışmalarını da takdirle izliyoruz.
Doğalgaza geldiğimiz
zaman; doğalgazda da maalesef, şu ana kadar tespit edilmiş çok ciddî bir rezerv
yok. 12 milyar metreküplük bir rezerv tespit edilmiş bulunuyor; ama, 2003 yılı
sonu itibariyle yıllık tüketimimiz 21 milyar metrekübü aşıyor. Demek ki, orada
da, sadece altı aylık tüketimimize denk gelen bir rezerv var. Doğalgaz aramalarını
da, sismik çalışmalarla, sondajlarla, hem karada hem denizde artırmamız
gerekiyor.
Kömüre geldiğimiz zaman;
8 500 000 000 tonu linyit, 1 milyar tonu taşkömürü olmak üzere 9 500 000
000 tonluk önemli bir kömür kaynağımız
var. Kömürü elektriğe dönüştürdüğümüz zaman, 120 - 125 milyar kilovat/saat elektrik enerjisi üretebilme imkânı var
yılda. Bu ne demektir; bu yılki tüketimimizle mukayese ettiğimiz zaman, aşağı
yukarı aynı. Yani, 2003 yılında tükettiğimiz elektrik eşdeğeri bir kömür
kaynağımız var, eğer elektriğe dönüştürülebilirse; ama, maalesef, şu ana kadar
sadece yüzde 30-35'i değerlendirilebilmiş. Hem kömür rezervlerimizi artırmak
üzere çalışma içinde olmamız gerekiyor -ki, Bakanlık bunu yapıyor MTA ve
Türkiye Kömür İşletmeleri vasıtasıyla- hem de kömüre dayalı santrallar kurmamız
gerekiyor.
Hidrolik kaynaklarımıza
baktığımız zaman, yılda 125 milyar kilovat/ saatlik bir elektrik tüketim
potansiyelimiz var; bunun da, maalesef, sadece yüzde 30'u şu ana kadar
değerlendirilmiş. Devlet Su İşlerinin Değerli Genel Müdürü burada; bu konuyu
Sayın Bakanımızla da devamlı görüşüyoruz; mutlaka, hidrolik santrallarımızı,
behemehal değerlendirmemiz gerekir. Tabiî ki, arzu edildiği günde, istenildiği
kadar santral da yapamazsınız, belli bir süreç gerektiriyor. Maalesef,
Türkiye'nin gelmiş olduğu noktada, faize giden, personele giden bütçesiyle,
yatırımlara da çok fazla para ayıramıyoruz. İşte, Devlet Su İşlerinin 2004 yılı
bütçesine baktığımız zaman, sadece 1,7 katrilyon... Şimdi, 1,7 katrilyon, aşağı
yukarı 1 milyar euro ile ne yapılabilir, ne kadar santral kapasitesi
oluşturulabilir, ne kadar sulama kanalı yapılabilir. Onun için, mutlaka, enerji
sektörüne, özel sektörü özendirmemiz gerekir; yerli, yabancı özel sektörü,
mutlaka, enerji sektörüne özendirmemiz gerekiyor.
Öte yandan, Türkiye'de
çok ciddî toryum ve uranyum yatakları var. Geçmişte de birkaç kez Türkiye'nin
gündemine gelen nükleer santralların, nükleer teknolojinin tekrar Türkiye'nin
gündemine gelmesinde büyük bir fayda vardır. Bakanlığımız, eminim, bu konuda da
çeşitli çalışmalar yapmaktadır.
Yenilenebilir enerji
kaynaklarının harekete
geçirilmesi lazım. 200 000 000 dolarlık bir Dünya Bankası kredisi temin
edilmiş bulunuyor ve yenilenebilir kaynakların teşviki yönünde, Bakanlığımızın
çok ciddî çalışmaları var ve bir kanun hazırlığı söz konusu. Tabiî ki, enerji
sektörünü bugüne kadar devlet eliyle getirdik; ama, bugünden itibaren,
hepimizin bildiği gibi, liberalleşmesi yönünde çok ciddî adımlar atılmıştır.
Elektrik Piyasası Kanunu, Doğalgaz Piyasası Kanunu, daha yakın geçmişte
Meclisimizden geçirdiğimiz Petrol Piyasası Kanunu, tamamen, elektrik sektörünün
liberalleşmesine yönelik, özel sektörün -yerli, yabancı- bu sektöre yatırım
yapmasını sağlayıcı düzenlemelerdir. LPG kanunu gündemde, Petrol Kanunundaki
değişiklikler gündemde.
Madenciliğin önünü de
açmamız gerekiyor. 3213 sayılı Maden Kanunu halen Plan ve Bütçe
Komisyonumuzdadır ve inşallah yakın bir zamanda Meclisimizden geçtiği takdirde
madenciliğin önünü de açmış olacağız. Madenciliğe ben biraz sonra geleyim.
Tekrar elektrik
enerjisine dönersek; çok büyük yatırımlar söz konusu. Senede 5 milyar dolar
gibi bir rakam söz konusu. Onun için diyoruz ki, devlet bütçesinden bunun
yapılabilme imkânı yok. Doğalgazda Sayın Bakanımızın son zamanlarda göstermiş
olduğu başarıyı takdirle, şükranla burada anmak istiyorum. Rusya ile yapmış
olduğu çetin mücadele ve pazarlık, İran ile yapmış olduğu pazarlık sonucu,
gerek "al ya da öde"deki marjı lehimize çevirmiştir gerekse fiyat
indirimi sağlamıştır. Benim bilebildiğim kadarıyla, biz, birçok tüketici
ülkeyle mukayese edildiğinde iyi durumdayız. Daha fazla da değer vermek
istemiyorum; çünkü, bu fiyatlar biraz uluslararası; fazla da açıklama
yapılmıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Demirkıran, buyurun efendim...
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
- Tabiî, Enerji Bakanlığı deyince çok devasa bir bakanlıkta çok büyük
faaliyetler söz konusu olduğu zaman, maalesef, 10 dakika içinde bunu
toparlayabilmek mümkün olmuyor.
Elektrikte de, bildiğiniz
gibi, hiç zam yapılmadı. Doğalgazda fiyat düştü. Önümüzdeki sene başından
itibaren elektrikte Enerji Bakanlığının almış olduğu tedbirlerle, tekrar, fiyat
düşümünü hep beraber göreceğiz.
Biraz da madencilikten
bahsetmek istiyorum; çünkü, madencilik de bir ülkenin ekonomisinin gelişiminde
çok önemlidir. Türkiye'de çok çeşitli madenler var ve üretim kapasitesi
itibariyle, dünya sıralamasında 28 inci sıradayız; ama, çeşitlilik itibariyle,
10 uncu sıradayız ve bizde olan bazı madenler var ki, bunlardan biri, mesela
bor. Geçenlerde Bor Enstitüsü kurduk uç ürün üretip ihraç edebilmek için. Dünya
rezervinin yüzde 64'ü bizde.
Trona... Yirmi yıldır
yeryüzüne çıkaramadığımız tronayı, inşallah, çıkarmak, Sayın Enerji Bakanımıza
nasip olacaktır; çünkü, oranın temelini de bir zamanlar kendisi Etibank Genel
Müdürüyken atmıştı; inşallah, onun istihracını da kendisi yapacak.
Mermerde çok iyiyiz;
ancak, ihracata baktığımız zaman, bütün maden ihracatımız 600 000 000-700 000
000 dolardır ve bunun 300 000 000 doları mermer, 200 000 000 doları bordur;
yani, daha fazla ihracata yönelmemiz gerekir. Uç ürün yapıp ihraç etmemiz
lazım. Hammadde değil, uç ürün ihraç eden bir ülke konumuna gelmemiz lazım.
Madenciliğin mutlaka teşvik edilmesi lazım ve önünün açılması lazım ve eğer,
biz, madenciliğin önünü açarsak Sayın Bakanım, şu anda, 2 küsur milyar dolar
olan maden üretimimizin 8-10 milyar dolara çıkmaması işten değildir önümüzdeki
birkaç sene içinde.
Tarihsel gelişimine
baktığımız zaman; madencilik, 1950 yılında gayri safî millî hâsılanın yüzde
44'ü iken, 1990'larda yüzde 2, bu sene içinde, 2003 yılında yüzde 1'ler
seviyesine düşmüştür; bu, hazindir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim,
eksürenizi de kullandınız; son cümleniz için açıyorum; buyurun.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
- Efendim, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve Bakanlığımız bütçesinin
ekonomimizin gelişimine katkıda bulunmasını ve hayırlara vesile olmasını
diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Demirkıran.
Son söz isteği, AK Parti
Grubu adına, Sinop Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk'e aittir.
Buyurun Sayın Öztürk.
AK PARTİ GRUBU ADINA
MUSTAFA ÖZTÜRK (Sinop) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesi üzerinde, Grubumuz adına söz almış
bulunuyorum; Heyetinizi, şahsım ve AK Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2004 yılı bütçesinde yer alan ödenek miktarları incelendiğinde, genel
bütçe içerisinden aldığı payın, ülkemizin ihtiyacı olan kısa, orta ve uzun
dönemli araştırma, geliştirme ve yatırımların gerçekleştirilmesi için yeterli
olduğunu söylemek mümkün değildir. Ülkelerin kalkınmasında ve sanayileşmesinde
enerjinin önemi inkâr edilemez. Bir ülkede kişi başına düşen elektrik enerjisi
tüketimi, o ülkenin gelişmişlik düzeyini gösterir. Ülkemizdeki enerji tüketimi,
gelişmiş ülke tüketimlerinin çok altındadır. Ülkemiz, dinamik bir ekonomik
gelişmeye ve yüksek bir nüfus artışına sahiptir. Bu yüzden, enerji ihtiyacı ve
talebi hızla artmaktadır. Enerjide, yerli kaynaklarımıza dayalı üretimle,
güvenilir, kaliteli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu olarak enerjinin
tüketiciye sunulması amaçlanmaktadır. Dünyamızda enerji, ekonomik kalkınma,
dışpolitika belirleme ve stratejik işbirliği oluşumlarına esas olurken, aynı
zamanda, krizler, anlaşmazlıklar ve çatışmaların temel unsurunu
oluşturmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; cumhuriyetimizin kurulduğu günden bugüne baktığımızda, 1923
yılında Türkiye elektrik sisteminin kurulu gücü 33 megavat iken, bu miktar,
2003 yılı sonunda yaklaşık 1 100 kat artarak 36 000 megavata ulaşmıştır ve
yine, 1923 yılında 45 000 000 kilovat/saat olan üretimimiz yaklaşık 3 200 kat
artarak 142 milyar kilovat/saate ve kişi başına yıllık enerji tüketimi 560 kat
artarak 3,6 kilovat/saatten 2 000 kilovat/saatler mertebesine ulaşmıştır.
Ülkemizde elektrik
enerjisi talebi, uzun yıllardan beri, yaklaşık yüzde 8'ler oranında artarken,
2001 yılında ilk defa yüzde 1,1 oranında artmıştır. 2002 yılında ise, bu oran,
yüzde 4,5 olmuştur. 2003 yılında enerji talep artışı ise, bir önceki yıla göre
yüzde 6,4 artmış ve üretimimiz de 142 200 000 000 milyar kilovat/saate
ulaşmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye elektrik sistemi için üretim planlaması ve üretim
kapasitesi projeksiyonunun hazırlanması görevi TEİAŞ'a aittir. Bu projeksiyonun
amacı, piyasa katılımcılarına yol gösterilmesidir. Bu çerçevede, 2003-2012
yıllarını kapsayan on yıllık üretim kapasite projeksiyonu TEİAŞ tarafından
hazırlanmış ve kurul onayını müteakip yayımlanmıştır.
Bu projeksiyona göre,
önümüzdeki on yıllık dönemde, talebin ortalama yüzde 9,5 oranında artması
beklenmektedir. Böylece, 2003 yılında 142 milyar kilovat/saat olan enerji
talebinin 2012 yılında 323 200 000 000 milyar kilovat/saate, 22 000 megavat
olan puant gücünün 2012 yıllarında 50 520 megavata ulaşacağı tahmin
edilmektedir.
Gelecek on yıl için
öngörülen elektrik enerjisi talebinin karşılanabilirliğine baktığımızda,
mevcut, inşa halinde, lisans almış ve işletmeye giriş tarihi belirlenmiş olan
üretim tesisleri dikkate alınarak, 2003 yılında yüzde 16 olan güvenilir üretim
yedeğinin, 2005 yılında yüzde 8,5'e, 2006 yılında ise yüzde sıfıra düşeceği,
2006 yılı sonrası ise güvenilir üretim yedeğinin eksiye düşerek, talebin
karşılanmasında sıkıntılar yaşanacağı öngörülmüştür.
Ülkemizde yeni bir enerji
açığı meydana gelmemesi için gerekli planlamalar yapılmakta, yatırım, üretim ve
işletme faaliyetlerinde herhangi bir aksamanın ortaya çıkmaması için gerekli tedbirler
alınmakta, enerji yatırımlarında artan yıllık ihtiyaçlara göre planlama
yapılmasına Bakanlığımızca devam edilmektedir.
Sayın milletvekilleri,
elektriğin dağıtım ve ticaretini yapmakla görevli kuruluşumuz olan TEDAŞ,
yaklaşık 24 000 000 aboneye hizmet vermektedir. Ülkemizde tüketiciye sunulan
elektrik enerjisi satış tarifelerinin yüksek fiyatlarda olduğu malumunuzdur.
Ancak, hükümetimizin, elektrik üretiminde yerli kaynaklara yönelmesi, petrol ve
doğalgaza dayalı üretim oranını düşürmesi sayesinde elektrik enerjisi perakende
satış tarifelerinde bir yıla yakın bir süredir zam yapılmamış, yapılan son
tarifeyle sanayi müşterilerine yaklaşık yüzde 5 civarında indirim sağlanmıştır.
Ayrıca, meskenlerde 150 kilovat/saat tüketimi aşan her 1 kilovat/saat için
yüzde 50 zamlı tarife uygulamasından vazgeçilmiş ve her ay, mesken, sanayi ve
diğer abonelerden fatura başına tahsil edilen güç bedeli uygulaması
kaldırılmıştır. Ayrıca, kayıp kaçaklarla mücadelede başarılı olunmuştur.
Enerjinin gayri safî
satış hâsılatı üzerinden yüzde 3,5 olan TRT payı, yüzde 2'ye indirilmiş; bu
oranın sıfıra düşürülmesi ve diğer maliyet-dışı vergi ve fonların da
kaldırılması konusunda Bakanlığımızın çalışmalar yaptığını bilmekteyiz.
2004 yılında elektrik
fiyatlarının artmayacağını Sayın Bakanımız ifade etmiştir. Bu kapsamda, kamu
elektrik üretim santrallarını işleten EÜAŞ'ın yerli kaynaklarla üretim
yapmasına ağırlık verilmiş ve bu konuda gerekli tedbirler alınmıştır. Zorunlu
olanlar haricinde, mobil santralların üretimleri yüzde 10 düşürülmüştür.
Taahhütlerini yerine getirmediği için Bulgaristan'dan elektrik ithalatı
durdurulmuştur.
Bakanlığımızca, Rusya'dan
ithal edilen doğalgazda gerçekleştirilen fiyat ve miktar indirimi, ucuz enerji
politikalarına büyük oranda olumlu etki yapacaktır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 2001 yılından itibaren ülkemizde yürürlüğe giren 4628 sayılı
Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunuyla, enerji
piyasasının oluşturulması amaçlanmıştır. Yeni piyasa yapısında, üretim harici
girdileri maliyete yansıtmayan, çapraz sübvansiyonu kaldıran, rekabete dayalı,
arz güvenliğini esas alan enerji politikaları uygulanacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öztürk,
buyurun.
MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla)
- 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu çerçevesinde elektrik iletim
hizmetlerinin kamu eliyle yürütülmesi, elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin
en kısa sürede özelleştirilmesi öngörülmektedir.
2004 yılı içinde elektrik
üretim maliyetlerinin düşürülmesine paralel olarak, sanayide ve tarımsal
sulamada elektrik fiyatlarının aşağıya çekilmesi, özelleştirmelerin
gerçekleştirilmesi ümit ve temennisiyle, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığımızın 2004 yılı bütçesinin, Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını
diliyor, yönetici ve çalışanları şimdiden tebrik ediyor, onlara başarılar
diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Öztürk.
Sayın milletvekilleri,
saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 19.06
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 20.00
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız
yerden devam ediyoruz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve
Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372,
3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284,
286, 285, 287) (Devam)
D) ADALET
BAKANLIĞI (Devam)
1. - Adalet
Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Adalet
Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
E) YARGITAY
BAŞKANLIĞI (Devam)
1. -
Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. -
Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
F) DANIŞTAY
BAŞKANLIĞI (Devam)
1. -
Danıştay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. -
Danıştay Başkanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
G) ENERJİ
VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI (Devam)
1. - Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004
Malî Yılı Bütçesi
2. - Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
a) PETROL
İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. - Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
b) DEVLET
SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Bütçesi
2. - Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Şimdi, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz isteyen milletvekillerimize sırasıyla söz vereceğim.
İlk söz, Antalya
Milletvekili Sayın Feridun Baloğlu'na aittir.
Buyurun Sayın Baloğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 8 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA FERİDUN
FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet
Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Adalet Bakanlığı
bütçesini, İktidar Partisinin kimi sözcülerinin açıklamaları nedeniyle bugün
çok daha anlamlı bir ortamda tartışacağız. İktidarın kimi sözcüleri yargıya
güvenmediklerini tam bir açıkyüreklilikle ve dürüstlükle kamuoyuna
duyurmuşlardır. Bu açıkyürekli tavırları nedeniyle kendilerine teşekkür etmek
istiyorum. Bu tavırlarının diğer konularda da devam etmesini, takıyyeye
başvurmadan gerçek düşüncelerini açıklamalarını bekliyorum ve bu nedenle,
kendilerine duyduğum saygının arttığını ifade etmek istiyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Başlangıç yanlış oldu.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Devamla) - Asıl bundan sonrası önem taşıyor, onu bir dinleyin siz.
İktidar sözcüleri,
yargıya neden güven duymadıklarını açıklarlarsa, bunu birlikte çözme imkânı
bulabiliriz. Bu, teknik bir imkânsızlıktan doğuyor olabilir; yani, Bakanlık
bütçesini yeterli bulmuyor olabilirsiniz; ayrılan bütçe miktarının, ödeneklerin
yeterli olmadığını düşünüyor olabilirsiniz, bunu çözmek sizin elinizdedir; ama,
siyasal nedenlerle yargıya güven duymadığınızı ifade ediyorsanız, onu çözme
imkânı da sizin elinizdedir; her iki olasılıkta da -siz iktidarsınız ve biz
burada Adalet Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz- önümdeki rakamlar, birkısım
milletvekilinin, güven duymadıkları yargının sorunlarını çözmekte pek heveskâr
olmadıklarını gösteriyor. Sayın Adalet Bakanının iyi niyetinden şüphe
duymuyorum; çünkü, bakan olduğu günden başlayarak, Adalet Bakanlığına ciddî
biçimde ödenek ayrılmasını, bütçedeki payının çoğaltılmasını savunuyor.
Kendisinin, AK Parti Grubu tarafından yalnız bırakılmasını ve Adalet Bakanlığı
bütçesinin yeterli ölçüde ilgi görmemesini de şaşırarak izliyorum.
Bakınız, geçen dönemde,
yani 2003 bütçesinde binde 7,5 pay ayrılmıştı. Bu kadar eleştiriden sonra, çok
büyük bir atılım yaptınız -çünkü "en"lerin iktidarısınız, her şeyi en
iyi yapıyorsunuz- nihayet, binde 9,2 oldu; yani, yüzde 1'i bile bulamadık.
Arkadaşlar, bakın, Adalet
Bakanlığının sayın bürokratları dünyanın birçok yerindeki bütçeleri inceleme
imkânına sahiptirler, ben çok sınırlı inceleme imkânı buldum. Bir ülkenin kendi
adalet ihtiyaçlarına bu kadar düşük düzeyde ödenek ayırması çok şaşırtıcı bir
şey; öncelikle onu belirtmek istiyorum.
Adalet Bakanlığı hizmetlerinde
20 000'e yakın personele ihtiyaç duyulduğu söyleniyor, Sayın Bakan da bunu
konuşmasında ifade ettiler. Bu personel alımı için bütçeye yeterli ödeneğin
konulmadığı da görülüyor. Sanıyorum, Sayın Bakan, bu eksikliği gidermenin yolu
olarak, hizmetlerin birleştirilmesi yoluna gitmeyi düşünüyor. Hizmetlerin
birleştirilmesi şudur: Türkiye'de ilçe yapma çabalarının çok yoğunlaştığı
dönemlerde ilçe sayısı arttı; tabiî, bu, yargı sistemi için de, yeni adliye
binalarının ve adlî yargının da oluşmasını getirdi. Böyle bir birleştirmeyle
küçük ilçe adliyeleri kaldırılacak gibi bir hava. Tabiî, bu, ilk bakışta doğru
görülebilir; yani, personel azaltılacak, daha kaliteli bir personel yapısına
kavuşturulacak gibi düşünülebilir; ama, böyle değil bu; çünkü, olayın bir de
insanî tarafı var. Küçük ilçelerde yaşayanlar, adlî bir kuruluşa kavuşmuş
olmakla çok mutlu olurlar; zaten ilçe olmalarının, il olmalarının temelinde de
bu tür duygular yatar.
Bunun ötesinde teknik
sorunlar da gelecektir. İlçelerdeki adliyelerin bir bölümünü kaldırabilirsiniz;
ama, ne olacak; o ilçelerdeki yargı sistemi, yargı ihtiyacı başka bir ilçenin
adlî teşkilatı içerisinde gerçekleşecek; ama,
polis teşkilatı sürecek, belki nüfus teşkilatı sürecek; yani, ikinci bir
karmaşanın adımları atılacak. Sayın Bakanın ve hükümetin, birtakım ilçelerdeki
adliyelerin kapatılması yönünde bir girişimi olacaksa, bu işin olumlu ya da
olumsuz taraflarını dikkatle düşünmesi gerektiğini burada söylemek
istiyorum.
Adlî yapımızın içerisinde
birden fazla unsur var; binalar var, insanlar var, yargılayanlar var,
yargılananlar var, tutuklananlar var, cezaevinde insanlar var. Çok kısıtlı bir
süre, Adalet Bakanlığı bütçesini 7,5 dakikada eleştirmenin ya da önerilerde
bulunmanın ciddî bir hüner istediğini biliyorum; ben, öyle bir hünere sahip
değilim; ama, süreyi kullanmaya çalışacağım.
Türkiye'nin birçok yerine
gittiğiniz zaman, o "saray" diye ifade edilen yerler -adliye sarayı
falan denilir, niye saray denilir; onu da bir türlü anlamam ben; ama
"saray" derler, birkaç yerde, beş on yerde vardır- planlandıktan çok
süre sonra bitirildiği için, açılışlarında artık, zaten "saray"
unvanını hak etmeyecek hale gelmişlerdir. Onun dışında, birçok ilçeye
gidersiniz, binanın en sonunda bir koridor ayrılmıştır, orada iki oda açılmıştır,
orası adliyedir, insanlar burada yargılanır.
Şimdi, yargıç, savcı,
avukat olarak bu binalara gittiğimiz zaman, hak arama kavramından önce çok
yoğun bir kalabalıkla, üst üste insanlarla karşılaşırız. O binalarda otuz
yılını geçirmiş bir insan olarak biliyorum ki, o binaların görünüşü haksızlığa
davettir zaten. İnsanları koridorlarda üst üste yığıp bekletmek çok kötü bir
şey. Hak aramaya gelen insanlar, binalarda üst üste durumda, hava alamıyorlar;
yargıçlar dosyaların arasında birbirlerini göremiyorlar; savcı -dosyalar o
kadar yığılmıştır ki- yığılmış dosyalar yüzünden bazen hâkimi göremez, bu
şartlarda yargılama yapılıyor,
Hâkimler, görevlerini
kendi meslek sorunları içerisinde yürütmeye çalışırlar. Bir tek örnek vermek
istiyorum: Birinci sınıf hâkimliğe ayrılma biçiminde bir uygulama var. Bununla
ilgili bir soru önergesi vermiştim. Bu soru önergesi nedeniyle adlî yargıda
bazı hâkimlerin dikkatini çektim, onlardan bilgiler geldi. Kıdemine göre, 1
milyar liraya yakın bir maaş farkı var. Aynı işi yapıyorlar, 700 000 000-800
000 000 lira civarında bir fark olduğunu söylüyorlar. Bu, çok büyük bir fark;
yani, birinci sınıfa ayrılmanın ölçüleri tartışılmalı, dikkatli olunmalı.
Tabiî, çok olağanüstü nedenlerle birinci sınıfa ayrılmama söz konusu olabilir;
ama, o zaman, adlî yargı teşkilatı içerisinde niye tutuyorsunuz o insanları?
Böyle bir bütünlük var.
Bu durumda olan bir
yargıç, bana bir not ulaştırdı bu sabah "bunu söyle" dedi,
söyleyeceğim. "Adalet dağıtan bir kurumda, ben de adalet arıyorum, bana
yardım edin" dedi. Birinci sınıfa ayrılmamış bir yargıç; bu, bir yargıcın
feryadı. Hak arayan bir kurumda, o da hak arıyor.
Adliye çalışanları, yazı
işleri müdürleri, mübaşirler, icra memurlarının da sorunlarını anlatmaya
kalksak, burada, sabahı buluruz; ama, üç dört cümleyle tamamlayacağım.
Arkadaşlar, adliyelerde
fazla mesai kavramı yoktur. Avukat olanlar biliyor, hâkimlikten gelenler
biliyor, siyaset adamları da biliyor; yani, bir memuru saatlerce
çalıştırabilirsiniz, cumartesi, pazar günü keşiflere gidiler, dağ köylerinden
gece yarısı dönülür; ama, hiçbir zabıt kâtibi, hiçbir mübaşir şunu söyleyemez:
Ben fazla çalıştım, bana bir eködeme yapacak mısınız diyemez. Hiçbir kurumda,
insanların, böylesine insafsız şartlarda emeklerinin alındığı görülmemiştir.
Zaten, zabıt kâtiplerinin, mübaşirlerin aldıkları maaş nedir? Niye herkes
ısrarla icra dairelerinde çalışmak ister; çünkü, birkaç yere fazla gidecek, üç
beş kuruş fazla para kazanacak. Bunların çözülmesi gerekiyor.
Bir de
"gardiyan" dediğimiz insanlar var. İşte, türkülere konu ederiz,
edebiyatın temel eksenlerinden biridir Türkiye'de gardiyanlar. Şimdi onlara çok
güzel bir isim verildi "infaz koruma memuru" deniliyor; ama, hakları
verilmedi; tutuklu gibiler. Dün, ben, 20'ye yakın infaz koruma memurunun
ziyaretiyle yeni bilgiler edindim. Onlarla ilgili bir girişim nedeniyle
kutladılar beni; ayrıca, Sayın Bakana da, gösterdikleri ilgi için teşekkür
ediyorlar. Sayın Bakan onların birtakım sorunlarını çözeceğine söz verdi geçen
gün; ama, yeterli lojmanları yoktur. Örneğin F tipi cezaevleri hep kentin
dışındadır. Taşınamazlar; lojmanları yeterli değildir, servisleri yeterli
değildir. Onlara, sadece "biz devlet olarak tutukladık, koyduk cezaevine,
sen bunu kaçırma" demişiz. Hak; hak, yok.
Onun dışında,
yıpranmaları dikkate alınarak erken emeklilikleri sağlanmamıştır. Açık görüşler
dahil, fazla ödeme yoktur. Güzel bir şeydir açık görüş; insanlar yüz yüze
görüşürler birbirleriyle; ama, o, eskiden "gardiyan" dediğimiz
şimdiki infaz koruma memurları için bir azaptır. Herkes bayram yaparken, onlar,
hiçbir kuruş para almadan tutukluların görüşmelerini sağlarlar. Bunları
dikkatlerinize sunmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Baloğlu.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ederim efendim.
F tipi cezaevleriyle
ilgili birkaç şey söylemek istiyorum; bunlar çok tartışıldı; ama, burada
söylenmesinde yarar var. F tipi cezaevlerinde, tutuklular ve infaz koruma
memurları, her iki taraf da sıkıntı içindedir. Dün, F tipi cezaevlerinde, infaz
sistemine karşı direnişin 3 üncü yıldönümü yaşandı. O direniş hangi nedenlere
dayalı olursa olsun, o direnişi gerçekleştiren ideolojileri paylaşmıyorum,
eylem türlerini paylaşmıyorum, direniş biçimlerini de paylaşmıyorum; insan
hayatıyla direnmelerini, o tarz direnişleri kabul etmiyorum; ama, sonuç acıdır
arkadaşlar. O direnişten 500 sakat insan kalmıştır bu topluma ve 500 insandan
bir bölümü dışarı çıkarılmıştır; Adlî Tıp Kurumu, raporunu değiştirerek
onlardan bir bölümünü bugünlerde tekrar cezaevine davet etmek üzeredir. Bu
insanlık faciasına dikkatinizi çekiyorum. İdeolojilerini bir yana bırakın,
eylemlerini bir tarafa bırakın; ama, herkesin başına gelebilecek bir olayın
parçasıdırlar.
Biz milletvekilleri bir
de şuna bakmalıyız arkadaşlar: Bunu söylediğim için, belki, kimi arkadaşlarım
tepki gösterecekler; ama, biz, bu yargı sistemine güvenmek zorundayız;
güvenmiyorsak, gerekeni yapmak zorundayız. Yargıya güvenmemeyi,
dokunulmazlıkları kaldırmamanın bir gerekçesi olarak kullanmamalıyız.
Bakın, açıkça ifade
ediyorum, Türkiye'deki yargı sistemi, bu ülkenin yargı sistemidir. Bunu
değiştirecek olan biziz. Belki, Saddam, Amerikan yargısına itiraz edebilir ve
güven duymayabilir; ama, biz, Türkiye'deki yargıyı bu şekliyle de olsa saygıyla
karşılamak zorundayız.
Avukatlarla ilgili
sorunları söylememe zaman kalmadı; ama, umut ediyorum ki, avukatların acılarını
ve ıstıraplarını başka arkadaşlarım anlatacaklardır, avukatın bu toplum
içindeki yerini dile getireceklerdir. Ben, diliyorum ve umut ediyorum, AK
Partili arkadaşlarım da dahil, bu Meclis, daha sağlıklı bir yargıyı, sizin
deyiminizle herkesin güvenebileceği bir yargıyı sağlayacaktır. Adil bir
toplumda, sağlıklı bir yargıyla ülkemiz daha güzel günlere ulaşacaktır.
Ben, Bakanlık bütçesinin
ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Baloğlu.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına ikinci konuşmacı, Tekirdağ Milletvekili Sayın Mehmet Nuri Saygun;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
NURİ SAYGUN (Tekirdağ)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe
Yasası Tasarısının Yargıtay bütçesiyle ilgili olan bölümünde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisin
değerli üyelerini saygılarımla selamlarım.
Yargıtay bütçesine
girmeden önce, izin verirseniz, Türkiye'de, son dönemlerde alışkın olmadığımız
ve yaşadığımız tablodan, mutlu olduğumu belirtmek istediğim bir hususa değinmek
istiyorum. Uzun yıllardır siyaset yapıyorum; ama, siyaset yaptığım süre içinde
hep toplumun geniş kesimlerinden siyasetçilere güven duyulmadığı ve siyaset
yapanların pek de dürüst davranmadıkları konusunda çeşitli ithamlar, çeşitli
iddialar dinledim. Bu Parlamento çatısı üzerine dahi söylenmiş sözlerdi; ancak,
şimdi bakıyorum, 22 nci Dönem Parlamentosuyla birlikte, Türkiye'de siyasete ve
siyasetçiye olan güvensizlik kısmen de olsa ortadan kalkmaya ve yeni bir güven
duygusu gelişmeye başlamıştır. Bu Parlamentonun üyesi olarak, bundan şahsım
adına ve beraber olduğumuz tüm milletvekili arkadaşlarım adına onur duyuyorum,
gurur duyuyorum ve umuyorum ki, bu güveni zedelemek bir yana, çok daha üst
düzeylere çekmeye çalışırız.
Burada, izin verirseniz,
mensubu olduğum Partime de bir küçük katkıda bulunmak istiyorum. Bu güven
duygusunun gelişmesinde, sanıyorum ki, seviyeli bir muhalefetin, hukuka inanan
bir siyasî parti anlayışıyla, kavgasız dövüşsüz; ancak, dirençli bir
muhalefetin ve özellikle, bu muhalefet ekibinin kendi dokunulmazlıklarımızın
sınırlanmasına yönelik taleplerinin önemli bir payı olduğunu düşünüyorum; ama,
her şeye rağmen, tekrar, Parlamentoda beraber mesai sarf ettiğimiz tüm
arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Ancak, bir taraftan,
siyasetin ve siyasetçinin güvenilir olmasına, güven trendinin yükselmesine
karşın, son günlerde hiç de arzu etmediğim ve istemediğim bir hususu yaşadık.
Özellikle, hükümet mensubu ve Parlamento mensubu bazı arkadaşlarımız son
günlerin güncel konularından biri olan yargıya yönelik güvensizliklerini ifade
ettiler, inanmadıklarını ifade ettiler. Bu hususta, ben, bu beyanları bir gaf
olarak algılıyorum; ancak, bir şeyden hoşnutum; Sayın Adalet Bakanım bu mevcut
gafları gidermek adına, üzerine düşeni, birlikte mesai sarf ettiği arkadaşlarını
korumaya ilişkin gereken tüm söylemleri yerine getirmiştir. Bu yönüyle de
Adalet Bakanımıza teşekkür ediyorum; ancak, o söylemlerde bulunan
arkadaşlarımızın bundan böyle çok daha dikkatli olmaları gerektiğini ve
özellikle, bu ülkenin vazgeçilmez üç erki olan -kuvvetler ayrılığı prensibine
uygun- yasama, yürütme, yargı erklerinden bir tanesi olan yargıya yönelik bu
insafsızca söylemlerini burada noktalamalarını, en azından, bundan böyle bu ve
benzeri sözleri sarf etmemelerini bekliyorum.
Efendim, konumuz, Adalet
Bakanlığı ve Yargıtayın bütçesi. Yargıtay, az evvel söylediğim, birkısım
arkadaşımızın güvenmediği yargı mekanizmasının yüksek bir kurumu ve bu kurumun
güvenilir hale gelmesi için ya da adlî mekanizmanın çok daha sağlıklı
işleyebilmesi için, bu ve benzeri söylemleri ifade etmekten öte, üzerimize
düşen görevleri yerine getirmek zorundayız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; üzerimize düşen görevler nelerdir; öncelikle, yargıda birtakım
sıkıntılar olduğunu hepimiz biliyoruz; yargıç eksikliği, savcı eksikliği ve en
önemlisi araç gereç, teçhizat eksikliği, hepimizin çok iyi bildiği bir husus.
Yargının, ekonomik
olarak, bütçeden hiçbir zaman ciddî oranda bir pay alamadığı da bir gerçek. Hal
böyle olunca, özellikle bu maddî yapılanmanın içerisinde yargıya gereken özeni
göstermek ve onların altyapılarını tamamlamak gerekir; ama, sadece bu
düzenlemelerin yargıda beklenen iyileşmeyi yaratması da mümkün değildir.
Yargıda beklenen iyileşmeyi yaratabilmek için esas önemli olan, bizim şu çatı
altında yapmakta olduğumuz yasama görevinde, çok dikkatli ve çok intizamlı bir
anlayışla, yasal düzenlemeleri zamanında, etkin ve etkili bir şekilde hayata
geçirmek.
22 nci Dönemde, sayısal
olarak hiç de küçümsenmeyecek nitelikte yasa çıkardık; ancak, sayıya baktığımız
zaman önemli bir çalışma ve başarı görsek dahi, Anayasa Mahkemesince iptal
edilen ve Cumhurbaşkanımızdan geri dönen birçok yasayı gördüğümüzde, çalışma
tempomuza rağmen, yasaların oluşturulmasında, özellikle hükümet tarafından
getirilen tasarılarda gerekli, sağlıklı çalışmaların yapılmadığını görmekteyim.
İnanın, bugüne kadar çıkardığımız yasalardan bir kısmı, çok değil, birkaç ay
sonra ihtiyaca cevap veremeyecek hale gelecek ve muhtemelen, yeni düzenlemeler
yapmak zorunda kalacağız. Bir örnek vereyim efendim. Ben, Adalet Komisyonu
üyesiyim. Bu komisyona, Bankalar Yasasıyla ilgili olarak 39 maddelik bir
hükümet tasarısı geldi ve 35 tane de değişiklik önergesi geldi. Bu değişiklik
önergeleriyle, hükümet tasarısı, hükümetin tasarrufuyla tamamen değişti. Bir
günde, yani, tasarıyı hazırladıktan bir gün sonra yeni baştan değişiklik
ihtiyacı duyuldu; yetmedi, bizim, burada anlaşmazlığa düşüp salonu terk
ettiğimiz gece, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Bankalar Yasası
geçirildi, bitti; ama, o gecenin tutanaklarına bakarsanız, bir o kadara yakın
yeni değişiklik önergelerini gündeme aldığınızı ve yasada bir o kadar daha
değişiklik yaptığınızı da görürsünüz. Yani, bir Bankalar Yasası çıkardık, bir
gün sonra, hükümet tasarısının 35 maddesini değiştirme ihtiyacı duyduk;
yetmedi, Meclise getirdik, bir o kadar maddeyi daha Mecliste değiştirdik.
Korkarım, iki ay sonra, farklı yasa teklifleriyle, bazı yerlerinde yeni
değişiklikler yaratma ihtiyacı duyacağız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yargıya, az evvel söylediğim gibi, ekonomik anlamda yeterince
destek koyamadık. İzin verirseniz, kendi yöremden bir küçük örnek vereyim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Saygun, konuşmanızı tamamlayınız.
MEHMET NURİ SAYGUN
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, kürsüde
çok fazla konuşma yapmadım bu bir yıllık dönemde; ama, yaptığım dört konuşmada
da süreme inanılmaz bir şekilde riayet ettim, hiçbirinde eksüre istemedim; izin
verirseniz, geçmişteki o riayetim ve konuşmakta olduğum bütçeye olan saygım
nedeniyle bir parça müsamahanıza sığınıyorum; lütfen, anlayış gösteriniz.
BAŞKAN - Efendim, 2
dakika eksüre verdim, daha önce de yarım dakika vermiştim; buyurun.
MEHMET NURİ SAYGUN
(Devamla) - Sevgili arkadaşlar, Tekirdağ'da Çorlu diye bir ilçemiz var;
Trakyanın en büyük yerleşim merkezî, 250 000 civarında nüfusu var. Çorlu
İlçesinde bir pasaj bozması binada adlî görev yerine getiriliyor. Şarköy diye
bir ilçemiz var, adliye binası depremde hasar gördü, boşaltıldı, çok açık bir şekilde
söylüyorum, küçücük bir pasajda adliye görev yapıyor. Bu konuda, Bakanlığa soru
sordum, aldığım cevap şöyle: "Şu an için bir şey yapamayız, gelecekte,
belki..." Eğer yargıya güvenmek istiyorsanız, eğer yargının sağlıklı
işlemesi gerekir diyorsanız, yargının altyapısını sağlamak zorundasınız.
Yargıtay bütçesinde
önemli olan bir husus da, Yargıtayın taşımakta olduğu yük. Bakın, Yargıtay
Başsavcılığına 2002 yılında 317 481 dosya gelmiş, bunun 207 000'i
sonuçlandırılmış. Ceza dairelerine 244
000, hukuk dairelerine 320 000 dosya gelmiş. Bunun karşılığında, çalışan insan
sayısı 902; 54 de boş kadro var. Bu 54 boş kadro, devletin atıl bürokrasisi
yüzünden bir türlü doldurulamamış. Özellikle bu ve benzeri kadrolara bir an
önce personel atanmasını temin edecek çalışmaların yapılması, sanıyorum,
Yargıtay yönünden gerekli...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Saygun,
cümlenizi tamamlamanız için mikrofonu açıyorum efendim.
MEHMET NURİ SAYGUN
(Devamla) - Efendim, sonuçta, Yargıtayın bu bütçeden yeterli payı almadığı
açıktır. Ancak, her şeyden önce, yargı bağımsızlığı için, Anayasanın 140/6, 144
ve 159 uncu maddelerinde değişiklikler yapılmalı ve yargının siyasî baskılardan
uzaklaştırılarak bağımsızlığı temin edilmelidir.
Ben, yargı organı
mensuplarının diplomatik pasaport sahibi olmalarının sağlıklı olacağı
düşüncesiyle, 5682 sayılı Pasaport Yasasının 13 üncü maddesinde de bir
değişiklik yapılmasını öneri olarak sizlere sunuyorum.
Efendim, adalete ve
adaleti temsil eden yargıya çok daha fazla güvenilir bir ortamı yaratmak
umuduyla ve bu ortamı yaratırken, daha iyi bütçe imkânlarını onlara sunabilmek
umuduyla, hepinize, saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Saygun.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına üçüncü konuşmacı, Samsun Milletvekili Sayın İlyas Sezai Önder; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 8 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA İLYAS
SEZAİ ÖNDER (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danıştay bütçesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimi, hukuk devletinin önemli bir
aşamasını ve ilkesini oluşturur. İdarenin hukuka uygunluğunu sağlamada en
etkili ve objektif yol yargı denetimidir. Demokratik toplumlarda idarenin hukuk
kurallarına bağlı olması, bu kuralların dışına çıktığında yaptırımla
karşılaşması, hukuk devletinin hem şartı hem de doğal sonucudur.
Ülkemizde, idarenin
yargısal denetimi, başta Danıştay olmak üzere, diğer idarî yargı yerleri olan
bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerince
yapılmaktadır. Yüzotuzbeş yıllık onurlu bir geçmişi olan Danıştay, hem yargısal
hem de idarî görevleri olan bir yüksek mahkemedir. İdarî yönüyle, yüksek
danışma organı olarak, Bakanlar Kurulu tarafından gönderilen kanun tasarıları
hakkında görüş belirtir, tüzük tasarılarını, imtiyaz sözleşmelerini inceler,
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüş
bildirir. Yargısal yönüyle de, yüksek mahkeme olarak bir temyiz mercii ve aynı
zamanda, ilk derece mahkemesi olarak, açılan idarî davaları karara bağlar ve
idarî yargı yerleri arasındaki uyuşmazlıkları çözer.
Bağımsız bir yargı organı
olan Danıştay, diğer bağımsız yargı organlarıyla birlikte, yasama ve yürütme
organı gibi, egemenliği millet adına kullanan devlet organlarındandır. Diğer
bir anlatımla, Danıştay, Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanır.
Değerli arkadaşlarım, bu
konu çok önemlidir. Son günlerde, yargının bağımsızlığına saygı içermeyen ve
yargıyı zan altında bırakan bir anlayışın siyasî iktidar ve temsilcileri
tarafından sergilendiğini üzülerek gördük. Yargı bağımsızlığı, yargının,
bakkala, kasaba, sokaktaki vatandaşa karşı değil, öncelikle yasama ve yürütme
organlarına karşı bağımsızlığıdır.
Siyasî iktidarın,
yargının bağımsız olmadığına ilişkin olarak son günlerde ısrarla ileri sürdüğü
şikâyetler, yargının yasamaya ya da yürütmeye karşı bağımsız olmadığı iddiasını
taşır. Siyasî iktidarın ve yasamanın çoğunluğunun aynı ellerde olduğu dikkate
alındığında, yargı bağımsızlığını tehdit edenin, asıl siyasî iktidar olduğu
sonucuna varırız.
Öte yandan, iktidar,
şikâyetçi olacak bir makam değildir. Anayasayı değiştirecek çoğunluğu olan
iktidar, yargı bağımsızlığını sağlayacak, yürütmenin yargıya müdahalesini
azaltacak değişiklikleri yapacak güçtedir. Bunları yapmayarak sürekli şikâyet
noktasında kalındığında, asıl amacın, yargıyı daha da bağımsız kılmak değil,
yargıyı kontrol altında tutmak ve milletvekili dokunulmazlığını, suçluyu
korumak ve yolsuzlukları örtbas etmekte bir araç olarak kullanmak olduğu ortaya
çıkmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; siyasî iktidarı, buradan, bir kez daha, devlet organları
arasında çatışma ve güvensizlik yaratan söz ve eylemlerden kaçınmaya
çağırıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
iktidarın yargıyı suçlamadan önce, dönüp, kendisine bakması gerekir. İdarenin
yargısal denetimi, kişi hak ve özgürlüklerinin de güvencesidir.
İdarî yargının önemli bir
yükünü, kişilerin, memurların idareye karşı açtığı iptal ve tam yargı davaları
oluşturmaktadır. Bugünkü iktidar, atamalarda, idarenin yargısal denetimini
azaltıcı bir uygulama içerisindedir.
Kamu yönetimi kademeleri,
ciddiyetle bağdaşmayan bir şekilde, vekâleten, tedviren atamalarla
doldurulmaktadır. Bürokrasi, şeflere varana kadar, hallaç pamuğu gibi
dağıtılmıştır. Yapılan iş yanlıştır. Bakın, yapılan işin yanlışlığını, AKP
Grubu Sözcüsü Sayın Yahya Akman, 6.12.2001 tarihinde Danıştay bütçesi üzerinde
yaptığı bir konuşmada nasıl anlatmış: "Aslolan, göreve işin ehlinin
getirilmesidir. Sağlık ve diğer zorunlu sebepler dışında, üst düzey elemanlar,
iktidar değişse de göreve devam etmeli. İktidarlar siyasî, memurlar ise
devletin elemanlarıdır. Bu anlayış terk edilip, siyasî atamalar ve yer
değiştirmeler arttıkça, haksızlığa uğradığını ileri süren her görevli dava açar
ve bu yolla yargı yolu da aşındırılmış olur; aynı gün göreve başlatılmış olan
insanlar tekrar sürgüne gönderilirse, adalet de sulandırılmış olur."
Sayın Yahya Akman devam
ediyor: "Sürgün ve haksız yere işten atılma korkusu kamu çalışanının
şevkini kırmakta, dirayetli idareci yerine, yağcı ve inisiyatif kullanmaktan
âciz insanlar gelmektedir. Lütfen, tutumumuzu değiştirelim; işin ehlini arayıp
bulalım, ona sahip çıkalım; bilenlerin yerine, kolay kullanacaklarımızı
aramayalım."
İşte, şimdiki iktidarın
yaptığı aynen bu. Muhalefette başkasınız, iktidarda başka. Muhalefette hak
hukuk nutukları, iktidarda keyfîlik.!..
AHMET YENİ (Samsun)- Hiç
muhalefet olmadı AK Parti.
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Devamla)- O konuşma yapıldığı tarihte muhalefetsiniz.
AHMET YENİ (Samsun)- AK
Parti hiç muhalefet olmadı.
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Devamla)- AKP muhalefetti. Yahya Akman, grup adına yapmış o konuşmayı.
AHMET YENİ (Samsun)-
Hayır, AK Parti hiç muhalefet olmadı.
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Devamla)- Değerli arkadaşlarım, ben onu Meclis tutanağından aldım. Burada
sizinle karşılıklı münakaşa içine girecek değilim.
Değerli milletvekilleri,
Danıştayımızın idarî ve dava dairelerindeki dosya sayısı 70 000'i geçmiştir.
Her dairenin büyük bir özveriyle çalıştığı açıktır. Böyle bir iş yükü altında
ezilen Danıştayımızın sorunları vardır. Öncelikle, konumuna uygun bir hizmet
binasına kavuşturulması şarttır. Yargı binaları, ülkenin prestij binalarıdır.
Görevin önemine paralel görkem ve çağdaş teknolojiye sahip olmalıdır.
Danıştayın, görevlerini
etkin ve daha hızlı yapmasını, yargısal denetimi tam anlamıyla
gerçekleştirmesini sağlamak için, Danıştay tarafından istenilen yasal
değişikliklerin hızla hayata geçirilmesi şarttır.
Yargıç ve savcılarımızın,
üstlendikleri yüce göreve uygun özlük ve sosyal haklara kavuşturulması da,
eşzamanlı yapılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Önder.
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Devamla) - Elbette, bu yetersiz bütçeyle bunların yapılması imkânsızdır.
Üzülerek görüyoruz ki, Danıştay bütçesi geçen yıla oranla yüzde 3,98 nispetinde
artırılmıştır. Hükümetin 2004 yılı için bütçe kanunuyla öngördüğü enflasyon
oranı yüzde 12 olduğuna göre, Danıştayın bütçesi, reel olarak yüzde 8
azaltılmış bulunmaktadır.
Hükümetin uygulamaları ve
kamu yönetimiyle ilgili düzenleme planları da dikkate alındığında, Danıştayın
iş yükünün artacağı kesindir. Bütçe tasarısıyla iktidarın ortaya koyduğu anlayış,
yargıya destek değil, köstek olma ve yargıyı işlevsiz kılma anlayışıdır.
İdarî yargı açısından en
hassas konulardan birisi de, hukuk formasyonuyla donanmış hâkim ihtiyacıdır.
Hukuk fakültesi mezunlarının idarî yargıda ağırlıklı olması, diğer fakültelerden
mesleğe alınacaklarda ise, görevin gerektirdiği bilgi donanımının olması
gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar,
adalet, devletin asla vazgeçemeyeceği tek kamu hizmetidir ve adalet, herkese
gereklidir. Bir ülkede adaleti tam olarak gerçekleştiremiyorsak, adalete güveni
tam olarak sağlayamıyorsak, devleti, toplumsal düzeni, demokrasiyi ayakta
tutamayız. Yargıya, yargıca, savcıya güvenmeliyiz. "Danıştayla,
Yargıtayla, Anayasa Mahkemesiyle devleti yürütmek mümkün değil"
düşüncesini aklımıza dahi getirmemeliyiz.
Öncelikle, iktidar,
idare, hukuk kurallarına uymayı içine sindirecek ve daima hukuk içerisinde
kalacaktır.
Bu düşüncelerle,
yargımızda görev alan tüm başkan ve üyelere, hâkim ve savcılarımıza,idarî
personele, zor şartlarda yürüttükleri görev nedeniyle teşekkür ediyor,
şükranlarımı sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bütçemizin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor,
Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Önder.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Nuri Çilingir; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 8 dakika.
CHP GRUBU ADINA NURİ
ÇİLİNGİR (Manisa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığının 2004 yılı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Enerji, ülkelerin
gelişmesi, sanayileşmesi, sağlıklı bir ekonomi oluşturulması için son derece
önemlidir. Ülkeler, enerji uğruna birbirleriyle savaşıyorlar. Yakın çevremize
baktığımızda, petrolün yüzde 65'i, doğalgazın yüzde 40'ı bu bölgede
üretilmektedir.
Bölgemizde bulunan
enerjinin kullanımının önümüzdeki yıllarda da artacağını düşündüğümüzde, Avrupa
ile Asya arasında köprü durumunda olan ülkemizin konumu büyük bir önem
kazanmaktadır. Ülkemizin coğrafî durumu, ulusal enerji politikamızın çok iyi
oluşturulmasını gerekli kılmaktadır. Ülke kaynakları önplana çıkarılarak, uzun
vadeli ulusal enerji politikaları ivedilikle devreye sokulmalıdır. Türkiye'de,
başta hidrolik ve kömür olmak üzere, yerli rezervler enerji üretiminde
yeterince devreye sokulmamıştır. Ham petrol ve doğalgaz alanında ileri
teknoloji kullanımıyla yeterli arama çalışmaları yapılmamış, son yıllarda ise,
zaten yetersiz olan yatırımlar nedeniyle, neredeyse durma noktasına gelmiştir.
Yeni ve yenilenebilir
enerji kaynakları açısından baktığımızda, söz konusu kaynakların üretimi ve
geleceğe hazırlanabilme açısından yapılan çalışmalar son derece yetersizdir.
Özellikle, güneş, rüzgâr ve jeotermal kaynaklarımızın önemli bir potansiyel
oluşturduğu bilinmekte ise de, bu alandaki çalışmalar çok sınırlıdır. Ulusal
enerji kaynaklarımızın gerçek potansiyelinin belirlenmesi, öncelikli politika
olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dünyada tüketilen kömürün yaklaşık yüzde 60'ı elektrik
üretiminde kullanılmaktadır. Önümüzdeki süreçte, bu, özellikle devam edecektir.
Buna paralel olarak, yerli kömür kaynaklarımızın değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Yerli kaynakların
içerisinde önemli bir yere sahip olan linyit yatakları ülkemizin çoğu yerinde
mevcuttur; ama, linyitlerimizin yeterince işlendiğini söylemek, ne yazık ki,
mümkün değildir.
2002 yılında yaklaşık 30
600 000 ton linyit üretimi yapılmış, bunun 25 300 000 tonu termik santrallarda
kullanılmıştır. 2003 yılı için üretilen linyit, bugüne kadar, yaklaşık 24 300
000 tondur. Bunun 17 900 000 tonu termik santrallarda kullanılmıştır. 2004
yılında termik santral için hedeflenen linyit üretimi 20 000 000 tondur. Linyit
üretimimiz yıl geçtikte düşmektedir.
Enerjide yerli kaynağa
yöneleceğini iddia eden Sayın Bakanın söylediklerini inandırıcı bulmuyoruz.
Çünkü, şurada, Soma'da üretilen ve elektrikte kullanılan kömürün miktarları
var. Bakınız, 2002 yılında 7 200 000 ton, 2003 yılında 4 300 000 ton ve 2004
yılında 4 400 000 ton hedeflenmekte. Bu, Soma'da üretilen kömürün yarı yarıya
azalması demektir. Bu da Soma ekonomisinin çökmesi demektir. Orada yaşayan
insanlar, kömürden geçinen insanlar işsiz kalmaya başlamıştır.
Biraz önce Adalet ve
Kalkınma Partisi adına söz alan arkadaşım, termik santrallara yenilerinin
eklenmesi gerektiğini söyledi. Ben de, onlara ekleme yapılmadan önce mevcut
santralların tam kapasite kullanılması
gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Yerli ham petrol
üretimimiz, ülke petrol tüketiminin yüzde 11,3'üne cevap vermektedir. Mevcut
politikanın sürdürülmesi halinde, tüketimi karşılama oranının giderek düşmesi
kaçınılmaz olacaktır.
Doğalgazda dışa
bağımlılığımız yüzde 95'tir.
Bu anlaşmalar yapılırken
enerji politikasının en temel ilkesi olan "tek kaynağa bağlanmama"
ilkesi gözardı edilerek, kullanabileceğimizden çok fazla gaz talep tahmini
yapılıp, çok sayıda "al ya da öde" anlaşması imzalanmıştır. Tek
kaynağa bağlanan fiyat oluşumu rekabeti de ortadan kaldırarak temel unsurlar
açısından büyük sakıncalar doğurmuştur. Ülkemiz, mevcut politikalar nedeniyle
neredeyse tamamen dışa bağımlı gaz tüketimine yönelmiştir.
Sayın Bakan, enerji
konusunda ülkemiz aleyhine olan uygulamaları değiştirmek için çalışmalar
yaptığını çeşitli vesilelerle söylemektedir. Yap-işlet-devret ve yap-işlet
sözleşmeleri için "kurt kapanındayız" demektedir; ancak, sözleşmeler
aynen devam etmektedir, değişen bir şey yoktur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; enerji sektöründe elektrik enerjisinin kritik bir önemi
bulunmaktadır. Yıllardır yeterli ödenek verilmemiş, hidroelektrik ve kömüre
dayalı termik santral yapımı geciktirilmiştir. Enerjiyi bir kamu hizmeti değil
rant kaynağı olarak gören çarpık anlayış elektriğin pahalı olmasına sebep
olmuştur. Küçük ve orta ölçekli hidroelektrik santral yapımında yerli
yatırımcıların katkısını sağlamak için bazı kolaylıklar getirilmelidir.
Doğalgazla çalışan,
yabancı-yerli ortaklı, elektrik santralı kurdurulmuş, bu santrallardan elektrik
alınmasa bile alınmış gibi, ödeme yapılmasıyla elektrik maliyeti artırılmıştır.
Bu durumun mutlaka disiplin altına alınması gerekmektedir. Bu yap-işlet-devret
ve yap-işlet santrallarıyla ilgili olarak söylemek istediğim şu: Ortalama
maliyeti 4 sent olan bir elektriği devletimiz 6,09 sent ilâ 10,54 sente satın
alıyor, bunu sanayie veriyor, bu fiyatlarla da sanayimiz rekabet edemez noktaya
geliyor, işletmelerimiz kapanıyor.
Elektrikte ucuzlatma
sadece kayıp-kaçak durumuna göre hesap yaparak, bunun faturasını da halka
çıkarmakla sağlanamaz. Türkiye'de keşfedilmiş olan jeotermal alanların yüzde
95'i ısıtma ve kaplıca kullanımına, diğerleri ise elektrik üretimine uygundur;
ancak, hükümet bu kaynakları değerlendirmek için herhangi bir faaliyet
içerisinde bulunmuyor, jeotermal kaynaklarla ilgili yasa taslağı da
altkomisyonda bekliyor. Fosil kaynaklarımızda olduğu gibi jeotermal
kaynaklarımız açısından da ülkemizde yapılan arama çalışmaları ve bu kapsamda
yapılmış sondaj kuyusu sayısı son derece yetersizdir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hidrojen enerjisi, bugün ve gelecekte en umut vaat eden,
yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Bilim çevreleri, fosil yakıtların
kullanıldığı her yerde hidrojen enerjisinin kullanılabileceğini ifade
etmektedir. Fosil yakıtların yakın gelecekte tükeneceği, çevre dostu olan
hidrojen enerjisinin tüm yakıtların yerine geçeceği bilinmektedir, ki, petrolün
ömrü kırk yıl, doğalgazın ömrü ellialtı yıl, kömürün ömrü ikiyüzonaltı yıldır.
Hidrojen enerjisi en çok
bor mineralinde bulunmaktadır. Dünya bor rezervinin yüzde 65'i Türkiye'dedir.
Bor madeninin diğer sanayi ürünlerinde de yoğun olarak kullanılabileceğini
düşündüğümüzde, ülkemiz, gerekli yatırımların yapılması halinde çok şanslı
durumdadır. Hükümet, bu konuda son derece duyarsız ve ilgisiz durumdadır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hükümetin duyarlılık göstermesini bekliyoruz.
Enerjide yerli kaynağa
yönelme mutlaka sağlanmalıdır. İthal kaynaklara 2000 yılında yüzde 66 olan
bağlılık, gerekli yatırımlar yapılmadığı takdirde, 2010 yılında yüzde 73, 2020
yılında ise yüzde 78'e çıkacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayınız
efendim; buyurun.
NURİ ÇİLİNGİR (Devamla) -
Enerji politikamız, enerjinin verimliliğini artırmak, tasarrufa özen göstermek
olmalıdır. Çağdaş enerji politikalarında hedef, yalnızca kişi başına kullanılan
enerji miktarını artırmak değil, en az enerji harcamasıyla en fazla verimi elde
etmektir.
Türkiye, son elli yıldır,
ülkenin ulusal değerleri ve bağımsızlığına, doğal kaynak ve birikimlerine,
kamusal yarar ve toplumsal çıkarlarına duyarsız kalan, onları gözardı eden bir
sağ siyaset anlayışıyla yönetilmektedir. Çıkar lobilerinin kuşatması altındaki
hükümetler tarafından sürdürülen bu sorumsuz politikalar, Türkiye ekonomisini
iflas noktasına taşımıştır. İşbaşında bulunan hükümet de, çok iddialı olmasına
rağmen, enerji politikalarında bugüne kadar farklı bir uygulama yapmamıştır.
Enerji Bakanlığına 2004
yılı için tahsisi öngörülen miktarı yeterli bulmuyoruz. Bakanlığa 2003 yılında
4 katrilyon 532 trilyon ödenek ayrılırken, 2004 yılı için 3 katrilyon 761
trilyon ödenek tahsis edilmiştir. Ülkemiz için hayatî önem taşıyan enerji
yatırımlarının nasıl yapılacağını merak ediyoruz.
Yeterli bulmadığımız 2004
yılı Enerji Bakanlığı bütçesine ret oyu vereceğimizi bildirir, 2004 yılı
bütçesinin, yüce milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diler, Meclisimizi
saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çilingir.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan; buyurun
Sayın Seyhan, süreniz 8
dakika.
CHP GRUBU ADINA TACİDAR
SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Petrol İşleri Genel
Müdürlüğü bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, bu görüşmeler yapılırken, heyecanla, ben de sizin gibi baştan sona
izledim. Özellikle, Sayın Bakan Zeki Ergezen'in konuşmasını da heyecanla
izledik; o heyecanından etkilendik, hep birlikte "Allah Allah" dedik
yerimizden; ama, bir de kendi milletvekili olduğu ilin görüntüsünü ben buradan
birkaç kelimeyle anlatayım, eminim hep birlikte "hay Allah!" deyip,
bu dediklerimizde şüpheye ve endişeye düşeceğiz.
Biz, değerli
milletvekilim Mesut Özakcan'la birlikte, 15 Aralık Pazartesi günü
Bitlis'teydik; Sayın Bakanın memleketinde. Kalmak için polisevine gittiğimizde
- Enerji Bakanım da burada, hiç değilse ülke gerçeklerini somut olarak gözönüne
sereriz diye düşünüyorum- asansörle odalarımıza çıkmak istedik, dediler ki:
"Asansör çalışmıyor; Bitlis, voltaj olarak 155-160'ın üstüne çıkmıyor;
motoru yandı, bunu kullanamıyoruz." Merdivenlerden odalarımıza çıktık;
kaloriferler yanmıyor. Polisevi müdürü " mazot çok pahalı, alamıyoruz; 1
milyar gidiyor; saat 21.00'den sonra kaloriferleri söndürüyoruz"
dedi. "Peki, o zaman şu klimaların
kumandasını verin de çalıştıralım" dedik; "maalesef, voltajdan onlar
da yandı, çalıştıramıyoruz" dediler. Soğuktan, hangi yanımıza yattıysak,
sabah o yanımızdan kaskatı kalktık; bu, bir.
Bir de şu geldi aklımıza;
yönetenler bu haldeyse, yönetilenler ne haldedir! Aynı endişeyi, vatandaş da
biz de taşıyoruz.
Yola çıktık ve TEDAŞ'a
gittik. Müdürü aradık; ama, bulamadık. Dediler ki, beş yıldır buraya müdür
atanmadı; sadece görevden alınanlar mahkeme kararıyla veriliyor; onlar da, üç
beş ay kaldıktan sonra geri gidiyorlar. Peki, bu elektrik sorunu ne olacak
dedik; bu şebeke çok eski, kaldırmıyor, iletkenlerden kaçak var; toplam kaçak
oranı yüzde 58, sadece şebekeden kaynaklanan kaçak oranı da yüzde 20 dediler.
Yani, oradaki vatandaş, kaçaklardan dolayı elektrik faturasında yüzde 20 fazla
ödüyor. Yine bir endişeye kapıldık; acaba günü mü kurtarmaya çalışıyoruz ülkeyi
mi kurtarmaya çalışıyoruz,; bilemiyorum dedim.
Ve yola koyulduk; hani
yollardan bahsetti ya Sayın Zeki Ergezen, kendi memleketinde, Ahlat'a doğru
ilerledik; ama, ikinci yoldan, 30 kilometrenin üstünde bir süratle gidemedik; o
kadar büyük çukurlar vardı ki, yol o kadar bozulmuştu ki, vatandaşlar eski yolu
gidiş-geliş yapmışlar; yarım saatlik yolu, tam birbuçuk saatte gittik.
Oradaki insanları
dinledik, esnafı gezdik Sayın Özakcan'la birlikte. İnsanların yüzünde üç ifade
vardı; korku, mutsuzluk ve umutsuzluk; işsizlikten kaynaklanıyordu. Sayın
Valiye gittik -mütevazı bir insan- bizi dinledi. Gerçekten, Bitlis, çok yoksul;
100 000 000 liraya sigortasız çalışan var mı desem, yarın sabah kapıda çok uzun
kuyruklar olur dedi.
Burada da şunu
hatırladım: Bunu niçin anlatıyorum; değerli arkadaşlar, artık, bizim projelerle
halledecek bir şeyimiz kalmamış; bizim, projelerden çok stratejilere
ihtiyacımız var; enerji alanında da, yapısal alanlarda da, siyasî alanda da,
bizim, mutlaka, belli ve büyük stratejileri önümüze koymamız lazım.
Ben, burada, Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi konusunda Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekillerinin bir tek kelime söylediğini duymadım; çünkü, bu Müdürlükte
zaten bir şey kalmadı. Petrol piyasası düzenleme kurulu kurulacaktı; Enerji
Piyasası Düzenleme Kuruluna, Petrol Piyasası Kanunuyla bazı yetkiler devredildi
ve sonuçta, buradaki tüm işlevler, yetki, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna
geçti. Birdolu yetişmiş insan Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde varken, hiçbir
uzmanı olmayan Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna, Petrol Piyasası Kanunuyla
yetki verildi ve bakın, arkasından ne geliyor; arkasından LPG piyasası kanunu
geliyor; bu konudaki haklar da Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden alınıyor,
Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna veriliyor. Yazık değil mi buradaki
insanlara?! Buradaki yetişmiş uzmana, bulunduğu yerden yetkilendirme versek,
kendi içimizde devletin çalışma organını aktif bir şekilde işletsek olmaz mı
arkadaşlar?! Yapamaz mıydık bunu?! Neden çok düzenli bir çalışma koymuyoruz
gündemimize; çünkü, koyamıyoruz.
Yapılan iyi şey yok mu;
var tabiî! Çok güzel; aramalar yapılmıyor, zaten yok! Sayın Afif Demirkıran
dedi ki: "Aramalar iki katına çıktı bir yıl içerisinde, önümüzdeki yıl,
yine, iki katına çıkacak." Hiç, Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün sitesine
girip bakmadınız mı?.. Şu haritada görülüyor iki yılda aramaların ne kadar
büyüdüğü ve kendi tutanağı da burada! Ben, halk adına, onun söylediği her şeyin
takipçisi olacağım. Eğer, buradaki gibi bir artış görürsem, gelecek yıl
bütçede, yine, buradaki görüntüyü halkın gözü önüne sereceğim. Yok burada böyle
bir şey. Bu bütçeyle, Türkiye'de, millî anlamda büyük önem arz eden aramalar
yok sayılmıştır; yoktur arkadaşlar, ruhsat verilmiştir, arama yapılmamaktadır.
Sürem az, birkaç konuya
değineceğim; ama, burada, önemli olan şudur: Türkiye'de, bari petrol araması
yapamıyorsunuz, stratejik önemi olan petrolün işlemesini garantiye alın. Burada
ürettiğimiz petrolü rafine edebilelim. Eğer TÜPRAŞ da özelleştirilirse,
Türkiye'deki düşük kalitedeki petrolü burada işleyecek bir firma bulamazsınız.
Fiyat konulmuş, o fiyattan, en azından Türkiye'de üretilecek petrolü işleyecek
yere verirseniz, ayakta duramazsınız, o kurumu kapatırsınız. Bu millîdir, bu
stratejiktir, bu nedenle, önem vererek, Türkiye'deki petrolün stratejik açıdan
korunmasını sağlamak zorundayız değerli arkadaşlarım.
Bunun dışında,
memnuniyetle izliyorum, Türkiye bir enerji koridoru ve enerji terminali olma
yolunda çalışmalar içerisine giriyor; bunu izliyorum memnuniyetle, yapsınlar.
Bakü - Ceyhan'ı bitirin. İstihdama ihtiyacımız var, oradaki akışa ihtiyacımız
var, onun stratejik önemine ihtiyacımız var; her yönüyle destekliyoruz.
Koridorlarımızın hepsini açın, ülkemiz çok önemli bir yerde, bundan ulus çok
büyük yararlar sağlayacaktır; onu da destekliyorum; ama, yapın, bize zaman
tanıyın demeyin, zamanı tanıyoruz biz. Sayın Enerji Bakanımla burada Bor
Enstitüsünün kurulması için uzun süre söyleştik ve burada bir çalışma yaptık.
Bu zamanı tanıdığımızı göstermek için bu konuya girdim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim,
tamamlayın konuşmanızı.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, sonuca bakar mısınız; biz, Bor Enstitüsü Kanununu,
buradan, altı ayı aşkın bir süre önce geçirdik. Altı ay oldu; ama, 15 Kasımda
Yönetim Kurulu ancak atandı. Sayın Bakan da, 20 Kasımda Yönetim Kurulu
üyelerini altı ay sonra odasında kabul etti, bir kısmı şehir dışında olduğu
için bu toplantıya katılmadı. Bu enstitüde, emin misiniz, bu iktidar döneminde
bir araştırma yapabilecek miyiz?.. Nerede bu enstitü arkadaşlar?.. Gittikçe
kayboluyor Eti Holding. Eti Holdinge sahip çıkmalıyız. Bakın, Eti Holdinge
bağlı A.Ş'ler teker teker gitti, Eti Zeolit gitti, Eti Bakır gitti, Eti Krom
gitti, Eti Alüminyum da, Bakanın bize dağıttığı şu kitapçığa göre gitti, geriye
sadece Eti Bor AŞ kaldı; Eti Holding, anlamını yitirdi. Zaten, özelleştirmenin
önünü açmak için bu holdingler birer birer kapatıldı. Bizim, ülkedeki bu millî
kaynağa sahip çıkmamız lazım değerli arkadaşlarım. Bakın, Eti Holdingin
pazarlama şirketleri de teker teker işlevsiz hale getiriliyor. Sayın Bakanım,
lütfen, pazarlamada bu ülkenin önünü açın. Finlandiya, Amerika ve Lüksemburg'ta
pazarlama şirketlerimiz vardı; ama, Amerika'da faaliyet gösteren Etimine
USA'nın, beş aydır müdürü atanmıyor, gelen taleplere cevap dahi verilemiyor,
tekliflere fiyat dahi verilemiyor. Biz, ülkenin millî kaynaklarını böyle mi
koruyacağız değerli arkadaşlarım?! Bu mu düzelen Türkiye?! Beş ayda müdür
atamayacaksınız ve bir enstitüye yönetim kurulunu altı ayda güç atayacaksınız,
biz bu ülkede teknolojik ve yapısal değişim sağlıyoruz diyeceksiniz!.. Yolları
koruyoruz, ülkeyi temizliyoruz demesin Sayın Bakan. Sayın Ergezen, gitsin, önce
Bitlis Deresini temizlesin.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Derenin temizliği Bayındırlık Bakanlığının işi mi?!
BAŞKAN - Sayın Seyhan,
eksürenizi verdim, selamlama için son cümlenizi söyleyin lütfen.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Selamlıyorum efendim.
Değerli arkadaşlar, ben,
bu temizlik konusuna "diğer bölgelerde temizlik yapıyoruz, denizleri
temizliyoruz, Van Gölünü temizliyoruz" dedi, onun için girdim. Türkiye'nin
temizlenmesinden yanayız. Her gün o yoldan kendisi geçiyor. Batman'a giden
yolda, Bitlis Deresinin çöplük haline geldiğini görsün, önce kendi memleketinde
dereyi temizlesin lütfen, biz de buna yardımcı olalım.
Hepinizi, daha umutla
bakacağım bir bütçede yeniden görüşmek üzere, sevgi ve saygıyla selamlıyorum,
hepinize esenlikler diliyorum, sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Seyhan.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına son konuşmacı, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Mesut Özakcan.
Buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi içerisinde yer alan Devlet Su İşleri
Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2004 malî yılı
bütçesinde, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının, hem ödeneklerinde hem de
yatırımlarında inanılmaz azalışlar olmuştur. 2004 malî yılı bütçesinde, Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına ayrılan ödenek, DSİ dışında, sadece 192 trilyon
liradır. 2003 malî yılı bütçesine göre yüzde 1,57 azalış söz konusudur; ama, 2004
yılında TEFE ve TÜFE hedefi olan yüzde 12 oranıyla düşünüldüğünde, Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesinde gerçekleştirilen azalmanın, en az yüzde
15'ler dolayında olacağı şimdiden söylenebilir. Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü için öngörülen 2004 yılı ödeneğinde ise, 2003 yılı başlangıç
ödeneğine göre, yüzde 23,6 azalma olmuştur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Avrupa ülkeleri ve gelişmiş ülkelerin elektrik altyapısıyla
ilgili sorunları kalmamıştır. Biz, köy elektrifikasyonunu tamamlamış gözüküyoruz;
ama "tarım elektrifikasyonu" diye bir kavram hiç telaffuz edilmiyor.
Çoğunluğu orta ve küçük ölçekli çiftçilerimiz, tarımsal sulama yapamadıkları
için, ürün verimleri çok artmamaktadır. Eğer, bu tarımsal sulamalara gereken
önemi vermezsek, ileride, çiftçimizi yoksulluk içinde çaresiz bırakırken,
milletimizi de aç bırakırız.
Tarımsal alanda TEDAŞ,
orta gerilim trafosuna kadar enerjiyi götürmekte, orta gerilim trafosundan
sonra alçak gerilim şebekesini vatandaşa bırakmaktadır. Küçük ve orta ölçekli
çiftçilerimiz için alçak gerilim şebekesini yaptırmak mümkün olmamakta,
dolayısıyla, büyük ölçüde TEDAŞ tarafından yaptırılan OG trafoları, boşta, bir
işe yaramaz halde bırakılmaktadır. O nedenle, alçak gerilim şebekeleri de
tarımsal sulama için TEDAŞ tarafından yapılmalı ve tarımsal sulamada, elektrik
enerjisi için, daha ucuz ve uygun tarife uygulanarak çiftçimiz
desteklenmelidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye, dünyadaki hidrolik hidrolik enerji potansiyelinin
yüzde 1'ine, Avrupa hidrolik enerji potansiyelinin de yüzde 16'sına sahiptir.
Mevcut teknolojiler içerisinde bulunan alternatiflere göre en ucuz elektrik
elde etme imkânı olan hidrolik projelerin toplamı 125 milyar kilovat/saattir;
bu da, yaklaşık yıllık ihtiyacımızı karşılayacak potansiyeldir.
Bugün, ülkemizde elektrik
enerjisi üretiminin ancak yüzde 26'sı hidrolik santrallardan gerçekleşmektedir.
Enerji sektöründe
yıllardır izlenen yanlış politikaların sonucu olarak, Türkiye, en pahalı
elektrik enerjisi kullanan ülke durumuna düşürülmüş; satın alma garantili
yaptırılan doğalgaz santralları ile enerji sektöründe yapılan anlaşmalarla 40
milyar dolarlık yolsuzluğun yaşandığı bir sektör haline getirilmiştir. Bu
yanlış politikalardan dönülmeli, doğal kaynaklarımıza dayalı hidrolik ve termik
santrallarımıza gereken önem verilmelidir.
Hidrolik potansiyelimiz,
ekonomik olarak 125 milyar kilovat/saat elektrik enerjisi üretmemize olanak
sağlayacaktır. En ucuz enerji olduğuna göre, bunun yapımı bir zarurettir. Bu
alternatifin ortaya çıkarılmaması ve yapılmaması, neredeyse 10 kat daha pahalı
enerjilerle daha pahalı faturalar ödememize, daha pahalı enerjiler de Avrupa'da, ekonomik olarak sanayileşmiş
ülkelerle aynı kulvarda yarışma şansımızı yok etmektedir.
Bazı gelişmiş ülkeler ile
Türkiye'nin durumunu karşılaştıracak olursak, teknik olarak yapılabilir
projeler bazında, sonuç çok dikkat çekicidir. Amerika Birleşik Devletleri,
hidrolik potansiyelinin yüzde 86'sını, Japonya yüzde 78'ini, Norveç yüzde 68'ini, Türkiye, maalesef, sadece yüzde
30'unu kullanabilmektedir. Özetle, ülkemizde su akmış biz bakmışızdır.
Türkiye'de, şu anda, 22
kuruluş su konusunda söz sahibidir. Ayrıca, 100'e yakın yasada suya ilişkin
hüküm vardır. Dolayısıyla, bir eşgüdüm gereksinimi acilen karşımızda durmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
yeraltı suları da yerüstü suları gibi bilinçsizce kullanılmaktadır. Devlet,
nasıl ağaçları kökleriyle birlikte koruyorsa, yeraltı suları da öyle
korunmalıdır.
Su kaynaklarının yüzde
75'ini sulamada kullanıyoruz. Bu yüzde 75'ini kullandığımız suyun, tarımsal
sulamalar salma sulamayla yapıldığı için, yüzde 60'ı kayba uğramaktadır. Bu
kayba uğrayan su miktarı ise, Atatürk Barajı suyunun 1,5 katı demektir.
DSİ baraj projeleri,
elektrik üretiminde beş yılda kendini amorti ediyor. Atatürk Barajı sekiz yılda
etmiş. Ancak, son yıllarda DSİ'ye ayrılan ödeneklerle yapılacak yatırımların
tamamlanma süresi otuz yılı aşmakta ve bu uygulamadan, ülkemiz, telafi
edilemeyecek büyük zararlara, kayıplara uğramaktadır.
Bakınız, Aydın İlinde, Çine
Barajı ve hidrolik santralı inşaatına 1995'te başlanmış, sözleşmeye göre bitiş
tarihi 2000 olarak belirlenmiş. 2000 yılında bitmesi planlanan baraj için,
uygulamadaki değişiklikler ve keşif artışlarıyla, 2003 yılı itibariyle 476
trilyon lira ödenek ihtiyacı duyulmuş; ancak, 40 trilyon lira ödenek ayrılmış.
Bu şartlarla, bu baraj, ancak oniki yıl sonra; yani, 2014 yılında
tamamlanabilecektir.
Yoğun yağış ve
taşkınların bölgemize ve çiftçimize vereceği zarar, bu barajın yatırımından çok
daha fazla olacaktır. Amaç, 22 358 hektar alanın tarımsal su ihtiyacını temin
etmek, yılda 118 gigavat/saat elektrik enerjisi üretmek ve 9 100 hektar alanı
taşkınlardan korumak olan Çine Barajı, bu ödeneklerle ondokuz yılda tamamlanmış
olacaktır. Bu yatırım politikaları ekonomik değildir, ülke yararına değildir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu teknik açıklamaların, değerlendirmelerin dışında, -Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğüyle ilgili bütçemizde söz almış bulunmamdan dolayı, bu
açıklamaları da yapma ihtiyacı duyuyorum- geçtiğimiz günlerde, yazılı ve görsel
basında yer alan ilanlarda, kamuda çalışacak personelde erkek olma özelliği
arandığı belirtilerek, Devlet Su İşleri, Devlet Hava Meydanları İşletmesi,
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüklerinin inşaat mühendisliği, hava kontrol
memurluğu, muhasebecilik ve eksperlik görevlerine başvuracak adaylarda...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN
(Devamla) - ... erkek olma koşulu arandığı yer almaktadır. Konuyla ilgili
olarak, 65 inşaat mühendisinin istihdam edileceği Devlet Su İşlerinin Genel
Müdürü Sayın Veysel Eroğlu'nun, 29 Kasım 2003 tarihli Vatan Gazetesinde yer
alan "Devlet Su İşlerinin İş Yapması lazım. Hanımların sıkıntısıyla mı
uğraşacağız. Kaçmak isterler, yalvarıp yakarıp rapor alırlar. Haa, bu işi
yapacak hanım yok mudur; vardır, bir bakıma kadınlıktan uzaklaşmışlardır,
erkekleşmişlerdir" açıklaması, AKP Hükümetinin, cumhuriyetin 80 inci
yılında, cumhuriyet kadınımıza bakışını ortaya koymuştur. Kadınlarımızı, sosyal
yaşamın, çalışma yaşamının dışına itmeye çalışan bir yaklaşımdır bu. Bu bakış,
Cumhuriyet Halk Partililer olarak bizlerde, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları
Birliğinde, İnşaat Mühendisleri Odasında, kamuoyunda, kadın örgütlerinde büyük
üzüntü ve tepki yaratmış ve kınanmıştır.
Onbeş gün kadar önce,
Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkezinin düzenlediği bir sempozyumda
bulunmuştum. Sayın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız da oradaydılar. Türkiye
Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Genel Başkanı Sayın Kaya Güvenç,
konuşmalarında, olayı üzüntüyle, kınayarak dile getirdiler. Sayın Bakanımız da
cevabî konuşmalarında, "DSİ Sayın Genel Müdürüne bu konuyu sorduğunu ve
böyle bir söz sarf etmediğini söylediğini" ifade ettiler; ancak, söylenilen
tarihteki Vatan Gazetesinde, Sayın Ayşe Özgün'ün köşesinde bu açıklamalar yer
alıyor. DSİ Genel Müdürümüz, eğer bu sözü söylemediyse, aynı gazetede tekzip
etmelidir ya da hata yaptığını belirterek, tüm bayanlarımızdan özür
dilemelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özakcan,
son cümlenizi rica ediyorum; eksüre verdim.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN
(Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Ulusal Kurtuluş
Savaşımızı, analarımızla, bacılarımızla, kadınlarımızla verdik; Türkiye Cumhuriyetini
onlarla birlikte kurduk, yine onlarla birlikte koruyup yücelteceğiz.
Yüce Heyetinize saygılar
sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özakcan.
Sayın milletvekilleri,
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Lehte ve aleyhte,
şahısları adına söz isteği vardır.
Lehte ilk söz isteği,
Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut'a aittir.
Buyurun Sayın Akbulut.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
(Mikrofon kapandı)
BAŞKAN - Bir dakika Sayın
Akbulut...
Ses düzeninde genel bir
arıza oluştu; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 21.12
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati : 21.22
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız
yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve
Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372,
3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284,
286, 285, 287) (Devam)
D) ADALET BAKANLIĞI (Devam)
1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Adalet Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
E) YARGITAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1. - Danıştay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Danıştay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı
G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI (Devam)
1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Bütçesi
2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi
2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı
Kesinhesabı
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Beşinci tur üzerinde,
şahsı adına, lehte, Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut; buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2004
yılı bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasada belirtildiği üzere, demokratik, laik ve
sosyal bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, özgürlüklerin
ve hakların teminatıdır. Anayasamıza göre: "Egemenlik, kayıtsız şartsız
milletindir. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet
yetkisi kullanamaz."
Yargı yetkisi, Türk
Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmaktadır. Mahkemelerimiz, içinde
bulunduğu olumsuz teknolojik ve fizikî şartlara ve sınırlı personel imkânlarına
rağmen, büyük bir gayretle adalet hizmetlerini etkin bir şekilde yerine
getirmeye çalışmaktadır.
Adalet hizmetlerinin
gereği gibi yürütülebilmesi için;
Hâkim ve savcı açığının
giderilmesi, uzman yardımcı personelin yetiştirilmesi ve ücretlerinin
artırılması,
Ceza davalarının
azaltılması için, uzlaşma ve sulh müessesesinin kabul edilmesi,
Hâkim ve savcıların
bağımsızlığı ve teminatı konusunda gerekli özenin gösterilmesi,
Adlî zabıtanın, bir an
önce, kurulması,
Suçtan zarar gören
mağdurların haklarının bir yasayla koruma altına alınması,
Hâkim ve savcıların,
örgütlü suçlar, haksız rekabet, döviz
işlemleri, sigortacılık, karapara aklama ve sermaye piyasası suçları gibi
alanlarda uzmanlaşmalarının sağlanması gerekir. Bu nedenle, Adalet Bakanlığına
2004 yılı için, genel bütçeden 2002 ve 2003 yıllarından daha büyük oranda pay
ayrılmış olması olumlu bir gelişmedir.
Değerli milletvekilleri,
Anayasaya ve yürürlükteki yasalara bağlılık ve itaat, makamı ve mevkii ve
konumu ne olursa olsun, herkes için emredici bir zorunluluktur; hiçbir makam
veya kişinin, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanması söz konusu
değildir. Bu noktada, Anayasa Mahkemesine açılan iptal davalarında, mahkemenin,
yürütmenin durdurulması hakkındaki kararlarına değinmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
son yıllarda, Anayasa Mahkemesinin, açılan davalarda yürütmenin durdurulması
kararları verdiğine tanık oluyoruz. Oysa, Anayasamızın 153 üncü maddesine göre,
Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe
girmekte ve geriye yürüyememektedir.
Ne Anayasamızda ne de
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda, Anayasa
Mahkemesinin, açılan iptal davalarının yargılaması sırasında, yürütmeyi
durdurma kararı verebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Yüksek mahkeme, kendisine
açılan birçok davada ileri sürülen yürütmenin durdurulması taleplerini, Anayasa
ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda
kendisine böyle bir yetki verilmediğinden bahisle reddetmiştir; ancak, 1993
yılında, bu yoldaki görüşünü değiştirmiş ve "mademki iptal yetkisi
verilmiştir ve yürütmenin durdurulması kararı iptal kararından daha önemsiz bir
karardır, o halde çoğun içinde az da olmalıdır" düşüncesiyle, o tarihe
kadarki görüş ve kararlarına aykırı olarak, 1993 yılından itibaren açılan iptal
davalarında yürütmeyi durdurma kararları vermiştir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasayla
ve ilgili yasayla kendine tanınmamış bir yetkiyi, içtihat oluşturmak suretiyle
kullanmasını, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkinin kullanılması olarak
değerlendiriyor; bu konuda uygulamadaki karışıklığın ve görüş ayrılıklarının
giderilmesi için, bir an önce, anayasal ve yasal düzenleme yapılması
gerektiğine inanıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin işsizlik, yoksulluk, enflasyon, adalet, sağlık,
eğitim, sosyal güvenlik alanlarındaki sorunlarından çok daha önemli ve
öncelikli sorunu demokratikleşme sorunudur. Demokratik cumhuriyet olmakla her
fırsatta övünmemize rağmen, cumhuriyetin 80 inci yılını kutladığımız 2003
yılında dahi, demokrasimiz, önündeki engeller yüzünden, ne yazık ki, tüm kurum
ve kurullarıyla birlikte tam olarak işler hale getirilememiştir. Kendi makam ve
mevkileri ile görkemli yaşam koşullarının korunabilmesi uğruna, milletimize
cumhuriyeti ve demokrasiyi çok gören bazı çevreler, millî iradeyi görmezden
gelmekte, cumhuriyetimizin temel değerlerini istismar etmekte ve onların
arkasına saklanmak suretiyle, zaman zaman ülkede huzursuzluk çıkarmaya çalışmaktadır.
Hükümetimiz, bugüne
kadarki kararlı tutum ve uygulamalarıyla, demokratikleşme yolunda çok önemli
adımlar atmıştır. Bu uygulamaların devamını ve çok kısa bir zamanda
demokrasimizin artık ayıplı demokrasiler grubundan kurtarılmasını ümit ve
temenni ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
laik cumhuriyette demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne bağlılık, onun gereklerini
yerine getirmekle, ilkelerine bağlılıkla, değerlerini savunmakla olur. Sözde
bağlılık, istismarcılıktan başka bir şey değildir. Cumhuriyet ve demokrasi,
milyonlarca insanımızın kanları ve canları pahasına elde ettiği ve uğruna seve
seve can vereceğimiz kazanımlarımızdır. Hiç kimsenin veya zümrenin tekelinde
olmayan bu değerlerin yaşatılması ve yüceltilmesi, her Türk vatandaşının aslî
görevidir. Bu değerlerin, siyasî malzeme konusu yapılmaması ve siyasî çıkar
hesaplarıyla istismar edilmemesi gerekir. Hiçbir siyasî partimiz, devletin
görünmez güçleriyle bezeli, düşünceyi ve niyeti okuyabilen ve olağanüstü güç ve
yetkilerle donatılmış değildir.
Bu çerçevede, bazı
arkadaşlarımızın "siyasal çoğunluğun önemi yoktur, sizleri uyarıyoruz;
uyarılarımızı dikkate almak zorundasınız" gibi sözlerinin, anayasal sistemimizde
demokrasiyle, hukuk devleti ilkesiyle ve siyasî nezaketle bağdaşır yanının
olmadığını....
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Senin hukuk bilgin bu kadar işte!
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Devamla) - ..bu beyanlar ve sözde uyarıların, yalnızca siyasî acziyetin dışa
yansımasından ibaret olduğunu belirtmek isterim.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Sen kim oluyorsun da öyle söylüyorsun!.. "Siyasî acziyet" diyorsun.
Biraz terbiyeli konuş...
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, bazı arkadaşlarımız, kendilerinin de
inanmadığı, hayaî korku ve tehlike haberlerini sürekli gündemde tutmayı bir
siyaset şekli olarak benimsemektedirler. Oysa, Adalet ve Kalkınma Partisiyle
birlikte ülkede yaşanan istikrar, güven ve huzurla yeniden hayat bulan
milletimiz, bu uyduruk beyanlara değer vermemekte, gülüp geçmektedir.
Büyük Türk Milletinin,
bağrından çıkardığı milletvekilleri kadar ülke sorunlarına duyarlı ve
sorunların çözümünde sağduyu sahibi olduğunun unutulmaması gerekir.
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Danışmanının yazdığı kâğıdı okuyorsun, yüzümüze bak da öyle anlat.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Devamla) - Yıllardan beri boş sözlerle uyutulup sömürülen halkımızın, artık,
bu sözlere, hayalî korku ve felaket haberlerine değer vermeyeceği bilinmelidir.
Değerli arkadaşlar, son
genel seçimlerden hemen sonra, milletvekili dokunulmazlığının sınırlanması da
dahil olmak üzere, kapsamlı bir anayasa değişikliği için kurulması düşünülen
anayasa değişikliği uzlaşma komisyonuna muhalefet partimiz bugüne kadar üye
vermemiştir. Keza, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda
karma komisyonun toplantıya çağrılmadığı iddiası da doğru değildir. Üyesi
bulunduğum Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon,
muhalefete mensup üyelerin de katılımıyla, ilk toplantısını 12 Kasım 2003
tarihinde yapmış ve bu toplantıda
-gelecek raporun- Karma Komisyonun çalışmalarına ışık tutacak olması nedeniyle,
araştırma komisyonunun raporunun beklenmesine karar verilmiştir. Araştırma
komisyonu çalışmalarını tamamlamış olup, bugünlerde rapor verilecek ve Karma
Komisyonun çalışmalarına kaldığı yerden devam edilecektir.
Milletvekili
dokunulmazlığının yanı sıra, değişik statüdeki yirmi kadar kamu görevlisinin
dokunulmazlığının da bulunması nedeniyle, bunların tümünün dokunulmazlıklarının
birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği ise, her türlü şüpheden
uzaktır.
Değerli milletvekilleri,
devletimizin ve milletimizin itibarının yükseltilmesi, üretim, istihdam ve
ihracatın artırılması, işsizliğin ve yoksulluğun giderilmesi, hırsızlığın yok
edilmesi, devlet imkânlarını haksız olarak kullanıp çıkar sağlayanlardan hesap
sorulması, ülkemizin topyekûn kalkınması...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akbulut,
mikrofonu açıyorum, lütfen tamamlayın.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
...aydınlık geleceğe
güvenle yürünebilmesi ve vatandaşlarımızın refah seviyesinin yükseltilmesi
yolundaki çalışmalarından dolayı hükümetimize başarılar diliyor; bütçenin
ülkemize, milletimize hayırlara vesile olması temennisiyle, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Akbulut.
Sayın milletvekilleri,
Hükümetin söz isteği vardır; Sayın Bakanlarımıza söz vereceğim.
Hükümetin 45 dakika
konuşma hakkı var; Sayın Bakanlar kendi aralarında değerlendirecekler.
Adalet Bakanımız Sayın
Cemil Çiçek, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Size, 23 dakika süre
veriyorum.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Adalet Bakanlığı,
Yargıtay Başkanlığı ve Danıştay Başkanlığıyla ilgili olarak burada görüşlerini
ifade eden değerli milletvekili arkadaşlarıma ve adalet konusuna her zaman
destek vermiş, hizmet noktasında bize yardımcı olmuş olan tüm milletvekili
arkadaşlarıma, bu vesileyle, huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Yargı konusu, şüphesiz
çok önemli. Bir süreden beri de, Türkiye'de bu konu tartışılıyor. Aslında, bu
konudaki bir memnuniyetimi ifade etmek isterim. Yargı hizmetleriyle ilgili,
yargının sorunlarıyla ilgili konular çoğu zaman, ya adlî yılın açılışında veya
yüksek mahkemelerin kuruluş günlerinde gündeme geliri, eğer, sayın başkanlar
aykırı birkaç cümleyi söylediyse birkaç gün tartışılır, ondan sonra, bu konu
Türkiye'nin gündeminden kalkardı. Memnuniyet verici olan husus şu ki, bugün,
Türkiye'nin her tarafında, mütevazı bir Anadolu şehrinde bile yargıyla ilgili,
adaletle ilgili, hukukla ilgili, insan haklarıyla ilgili sempozyumlar
düzenlenmektedir. Bundan da şu sonuç çıkıyor ki, giderek Türkiye'de, adalet,
bir toplumsal talep haline gelmeye başlamıştır. Bir işin çözümü de, esas
itibariyle, bir toplumsal talep haline gelmesine bağlıdır. Avrupa Birliği
süreci de, belki, bu konuların bütün Türkiye'de tartışılmasına vesile olmuştur.
Şüphesiz, yargı konusunu
tartışırken, bazı hususlara dikkat etmemiz gerekiyor; çünkü, yargının itibarı,
devletin itibarıdır. Geldiğim günden beri, hep bunu ifade etmeye çalışıyorum.
Yargıya güven, aynı zamanda devlete güvendir. Aksi bir düşüncenin doğru olduğu
kanaatinde olmadığımı hep ifade ettim; bugün, bir kere daha, burada ifade etmek
istiyorum. (Alkışlar)
Hepimize düşen görev,
şüphesiz, elbirliğiyle, yargının itibarını, bugün hangi noktadaysa, ondan çok
daha yukarılara çıkarmaktır. Buna, hepimizin gayret etmesi lazım; çabamız,
gayretimiz de bu maksada matuftur. Bu konuda bize görev düştüğü kadar,
şüphesiz, büyük fedakârlıklarla, büyük özveriyle bu hizmeti yürüten yargı
mensuplarına da bu anlamda görevler düşmektedir.
Yalnız, müsaade ederseniz, bu vesileyle, müsamahanıza da sığınarak, bir hususu da açıklamak isterim. Hepimiz siyaset yapıyoruz; Zaman zaman, konuşmalarımız olur, bu konuşmalarımızda, bazen, çok samimî olarak da söyleyebiliriz; ama, kamuoyu, onu yanlış bulabilir. Maksadımızı aşan beyanlarda da bulunabiliriz veya öyle kast