T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
3 üncü Birleşim
7 Ekim 2003 Salı
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN
KÂĞITLAR
III. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1. - Genel Kurulun 7.10.2003 Salı günkü
birleşiminde, (9/1) ve (9/2) esas numaralı Meclis soruşturması önergeleri
dışında, sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine, gündemdeki
sıralamanın ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma
Kurulu önerisi
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın
Uluslararası Uçuş Emniyeti ve Güvenliği Zirvesine katılmak üzere bir heyetle
birlikte Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete Ankara
Milletvekili Mustafa Tuna'nın da iştirak etmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/362)
2. - Gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı
hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının
Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu
kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet
tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin
verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/361)
3 .- İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun,
İçtüzüğün 70 inci maddesine göre, Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda
görüşülmesine dair önergesi
V.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
ÖNGÖRÜŞMELER
1. - Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek
ve 77 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız
projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu ve gerekli önlemleri
almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun
228, 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla, İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/1)Ê
2. - İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76
milletvekilinin, oğlu ve kızının sahibi olduğu denizcilik şirketi ile ticarî
ilişkileri bulunan ve daha önce görev yaptığı bir denizcilik şirketine
ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlayarak görevini kötüye kullandığı ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla,
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesi (9/2)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
iki oturum yaptı.
Oturum Başkanı, TBMM Başkanvekili Nevzat
Pakdil, 22 nci Dönem İkinci Yasama Yılı çalışmalarının, milletimize,
Parlamentomuza hayırlı ve uğurlu olmasını; geçtiğimiz günlerde trafik kazasında
hayatını kaybeden Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun ailesine, yakınlarına ve
milletimize başsağlığı, dileyen bir konuşma yaptı.
Sivas Milletvekili Selami Uzun'un,
Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir'in,
Geçtiğimiz günlerde bir trafik kazasında
hayatını kaybeden Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun meslek hayatındaki
başarılarına ve milleti için yaptığı hizmetlere ilişkin gündemdışı
konuşmalarına, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, görüşleriyle katkıda bulundu.
Ankara Milletvekili Bayram Ali Meral de,
medyada hakkında çıkan mesnetsiz haberlere ilişkin gündemdışı bir konuşma
yaptı.
Millî EğitimTemel Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında 4967,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 4960,
Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair 4965,
Sayılı Kanunların bazı maddelerinin bir
daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Trabzon Milletvekili Asım Aykan ve 25
milletvekilinin, Trabzon-Çaykara-Uzungöl Beldesinin çevre kirliliği ve çarpık
yapılaşma sorunlarının (10/126),
İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve
20 milletvekilinin, BDDK'nın İmar Bankası yönetimine el konulması sürecindeki
sorumluluğunun (10/127),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu, önergelerin gündemdeki yerlerini alacakları ve
öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
(10/29, 31) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu;
daha önce verilen 3 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105
inci maddesine göre, Komisyona 1 aylık kesin süre verildiği;
Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın
(6/641),
Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe'nin
(6/276), (6/290),
İzmir Milletvekili Enver Öktem'in (6/419),
Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın
(6/450), (6/451)
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un
(6/584),
İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın
(6/538), (6/539),
Esas numaralı sözlü sorularını geri
aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların geri verildiği;
İstanbul Milletvekili Ali Coşkun
hakkındaki soruşturma dosyasının iadesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma
Komisyonda bulunan dosyanın Hükümete geri verildiği;
Açıklandı.
10.7.2003 tarihli gelen kâğıtlar
listesinde yayımlanan ve aynı gün Genel Kurulda okunmuş bulunan İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis soruşturması önergesi ile
24.7.2003 tarihli gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve aynı gün Genel
Kurulda okunmuş bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki (9/2) esas
numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin "Özel Gündemde Yer
Alacak İşler" kısmının 1 inci ve 2 nci sıralarında yer almasına ve
Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı
hususundaki görüşmelerin 7.10.2003 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin
Danışma Kurulu önerisi,
Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki
Ergezen'in, Bosna-Hersek'e,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın:
Avusturya'ya,
Portekiz'e,
Görüşmelerde bulunmak üzere birer heyetle
birlikte yaptıkları resmî ziyarete, ekli listelerde adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmelerinin uygun bulunduğuna dair Başbakanlık
tezkereleri,
Kabul edildi.
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonunda açık bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1
üyeliğe, Grubunca aday gösterilen Batman Milletvekili Ahmet İnal seçildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha önce
geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden,
ertelendi.
3 üncü sırasında bulunan, Mürettebatın
Gemide Barınmasına İlişkin (İlave Hükümler) 133 Sayılı Sözleşmenin (1/512) (S.
Sayısı: 175),
4 üncü sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve
Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün (1/389) (S. Sayısı: 188),
5 inci sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ve Fas Krallığı Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı
Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/428) ( S. Sayısı: 190),
6 ncı sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti ve Filipinler Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki
ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/453) (S. Sayısı: 191),
7 nci sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti ile İtalya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına
İlişkin Anlaşmanın (1/457) (S. Sayısı: 192),
8 inci sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve
Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/459) (S. Sayısı: 193),
9 uncu sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti ve Portekiz Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve
Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün (1/461) (S. Sayısı: 194),
10 uncu sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Federal Hükümeti
Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın
(1/463) (S. Sayısı: 195),
11 inci sırasında bulunan, Türkiye
Cumhuriyeti ve Yemen Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve
Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/492) (S. Sayısı: 196),
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben yapılan açıkoylamalardan sonra,
kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
7 Ekim 2003 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 19.00'da son verildi.
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Enver Yılmaz |
Yaşar Tüzün |
|
|
Ordu |
Bilecik |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No. : 3
II. - GELEN
KÂĞITLAR
3 Ekim 2003
Cuma
Yazılı Soru
Önergeleri
1. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in,
İzmir-Gaziemir'in lise ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1233) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)
2. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in,
kültürel değişim ve mübadele anlaşmaları gereği yurt dışına çıkan öğrencilerden
alınan çıkış harcına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1234) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)
3. - İzmir Milletvekili Muharrem
Toprak'ın, silahlarla ilgili yapılması gereken yasal düzenlemelere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1235) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)
4. - Yozgat Milletvekili Emin Koç'un, il
sayısının artırılmasına yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1236) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)
Geri Alınan
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe,
Afyon İli Bolvadin İlçesi Çarşı Camiinin onarılmasının ne zaman bitirileceğine
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesini 3.10.2003 tarihinde
geri almıştır (6/698)
2. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu, Ilısu Barajı Projesinde Hasankeyf’in durumuna ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından sözlü soru önergesini 30.9.2003 tarihinde geri almıştır (6/706)
3. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu, Irak'a insani yardım amaçlı gönderilen mercimeğin bozuk çıktığı
iddialarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesini 2.10.2003 tarihinde geri almıştır
(6/707)
No. : 4
6 Ekim 2003
Pazartesi
Sözlü Soru
Önergeleri
1. - Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, Adıyaman, Hakkâri ve Antalya'daki bazı tarihi eserlere ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/748) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.10.2003)
2. - Kastamonu Milletvekili Mehmet
Yıldırım'ın, ihracatçıyı teşvik amaçlı önlemler ve döviz kuruna ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/749) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
3. - Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç'ın, belediyelere ayrılan yardım miktarındaki farklılıkların nedenlerine
ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/750) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.10.2003)
4. - Ankara Milletvekili Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu'nun, BDDK tarafından el konulan bankalara ve mevduat sahiplerinin
alacaklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/751) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.10.2003)
5. - Ankara Milletvekili Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu'nun, futbol karşılaşmalarında yaşanan olaylara ve alınması
gereken tedbirlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali
Şahin) sözlü soru önergesi (6/752) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
6. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun, belediyelere yapılan parasal yardıma ilişkin Maliye Bakanından
sözlü soru önergesi (6/753) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
7. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun, pancar üretimindeki kota uygulamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/754) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
8. - Kastamonu Milletvekili Mehmet
Yıldırım'ın, ihracatçıyı teşvik etmek için ne gibi önlemler alınacağına ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/755) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
9. - Kastamonu Milletvekili Mehmet
Yıldırım'ın, Kastamonu'ya bağlı bazı ilçe ve köylerin altyapı gereksinimlerine
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/756) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.10.2003)
10. - Kars Milletvekili
Selami Yiğit'in, tıpta üst ihtisas sınavının ÖSYM tarafından yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/757)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
11 .- Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
Kars-Arpaçay II. Etap Cazibe Sulaması Projesi için 2004 bütçesine ödenek
konulup konulmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/758) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
12. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
Kars-Selim-Bayburt Barajı için 2004 bütçesine ödenek konulup konulmayacağına
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/759)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
13. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
Kars Devlet Hastanesi inşaatı için 2004 bütçesine ödenek konulup
konulmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/760)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
14 .- Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
Kars-Digor-Şirinköy Göleti Projesi için 2004 bütçesine ödenek konulup
konulmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/761) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
Yazılı Soru
Önergeleri
1. - Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, Fiskobirlik depolarındaki fındık stoku ile ilgili iddialara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1237) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.10.2003)
2. - Ankara Milletvekili A. İsmet
Çanakçı'nın, kredi kartları ile ilgili yasal bir düzenlemeye gidilip
gidilmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi
(7/1238) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
3. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
Ardahan Valisi ile ilgili bir iddiaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1239) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
4. - İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in,
Irak'a asker gönderilmesine ve ABD ile imzalanan kredi anlaşmasına ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1240)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
5.- Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın,
AB ülkelerine yönelik ihracatta EUREPGAP standartlarına uyulup uyulmayacağına
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1241) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.10.2003)
6. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
ABD ile imzalanan kredi anlaşmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/1242) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
7. - İzmir Milletvekili Türkân
Miçooğulları'nın, Dubai'de Türkiye ile ABD arasında imzalanan kredi anlaşmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1243) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.10.2003)
8. - Yalova Milletvekili Muharrem
İnce'nin, Yalova-Termal İlçesindeki termal tesislerine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1244) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
9. - Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, özel sağlık kuruluşlarıyla ilgili düzenlemelere ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1245) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
10. - Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, Adana Ulu Camiinden çalınan İznik çinileriyle ilgili soruşturma
yapılıp yapılmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet
Ali Şahin) yazılı soru önergesi (7/1246) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
11. - Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, TÜBİTAK Başkanının seçimine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1247) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
12. - Kırklareli Milletvekili Mehmet
S.Kesimoğlu'nun, süper emeklilerin mağduriyetine son verecek düzenlemeler
yapılıp yapılmayacağına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1248) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
13. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
Ardahan'da Anadolu Lisesi binasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1249) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
14. - İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, TMSF'ye devredilen bankaların garanti edilen dış borçlarına
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif Şener) yazılı soru
önergesi (7/1250) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
15. - İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, rektörlerle ilgili bir beyana ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1251) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)
No. : 5
7 Ekim 2003
Salı
Tezkere
1. - Gereği, Kapsamı, Sınırı ve Zamanı
Hükümet Tarafından Belirlenecek Şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri Unsurlarının
Irak'ta Güvenlik ve İstikrara Katkı Yapmak Amacıyla Irak'a Gönderilmesine ve Bu
Kuvvetlerin Görev ve Kullanılmasına İlişkin Gerekli Düzenlemelerin Hükümet
Tarafından Yapılmasına Anayasa'nın 92 nci Maddesi Uyarınca Bir Yıl Süreyle İzin
Verilmesine Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/361) (Başkanlığa geliş tarihi:
6.10.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
7 Ekim 2003
Salı
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3
üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım.
III. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1. - Genel
Kurulun 7.10.2003 Salı günkü birleşiminde, (9/1) ve (9/2) esas numaralı Meclis
soruşturması önergeleri dışında, sözlü sorular ve diğer denetim konularının
görüşülmemesine, gündemdeki sıralamanın ve çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 49 Tarihi:
7.10.2003
Genel Kurulun 7.10.2003 Salı günkü (bugün)
birleşiminde; gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1
inci ve 2 nci sıralarında yer alan (9/1) ve (9/2) esas numaralı Meclis
soruşturması önergeleri dışında, sözlü sorular ve diğer denetim konularının
görüşülmemesi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının 40 ıncı sırasında yer alan 248 sıra sayılı
kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 27 nci sırasında yer alan 228 sıra
sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına alınması, diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesi ve çalışma süresinin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler"in görüşmelerinin ve işlemlerinin tamamlanmasına kadar olmasının
Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
|
Bülent Arınç |
|
|
|
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
Başkanı |
|
|
|
Salih Kapusuz |
Ali Topuz |
|
AK Parti Grubu Başkanvekili |
CHP Grubu Başkanvekili |
|
BAŞKAN - Öneri hakkında söz talebi?.. Yok.
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine
göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Uluslararası Uçuş Emniyeti ve Güvenliği
Zirvesine katılmak üzere bir heyetle birlikte Amerika Birleşik Devletlerine
yaptığı resmî ziyarete Ankara Milletvekili Mustafa Tuna'nın da iştirak etmesine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/362)
2.10.2003
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın
"Uluslararası Uçuş Emniyeti ve Güvenliği Zirvesi"ne katılmak üzere
bir heyetle birlikte 7-14 Eylül 2003 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletlerine
yaptığı resmî ziyarete, Ankara Milletvekili Mustafa Tuna'nın da iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini
arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın, gereği, kapsamı, sınırı ve
zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a
gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli
düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi
uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair bir tezkeresi vardır;
okutuyorum.
2. -
Gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk
Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak
amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına
ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci
maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/361)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Koalisyon güçlerinin Irak'a yönelik askerî
harekatının sona ermesiyle Irak'ta yeni bir döneme girilmiştir. Baas rejiminin
devrilmesi, Irak halkının bu acı geçmişi geride bırakarak ümit ve güvenle
bakacağı huzurlu bir gelecek inşa etmesi imkânını beraberinde getirmiştir.
Türkiye, ortak bir tarihi ve coğrafyayı
paylaştığı, Türk Milletiyle yakın dostluk, kardeşlik ve akrabalık bağları olan
Irak Halkının güç dönemlerinde her zaman yanında olmuş, kendilerine her desteği
sağlamıştır.
Bugün, Irak Halkı, tarihinin çok güç bir
döneminden geçmekte, millî devletini kurma sürecinde sancılı bir geçiş dönemi
yaşamaktadır. Uzun yıllar otoriter bir rejimin baskısı altında ve Birleşmiş
Milletler müeyyidelerinin ağır ve olumsuz şartlarında yaşayan ve büyük
sıkıntılar çeken kardeş Irak halkı, bugün de askerî müdahale sonrası dönemin
acılarına ve sıkıntılarına katlanmak durumuyla karşı karşıya kalmıştır.
Bu sancılı dönemin mümkün olabilecek en
kısa sürede aşılması ve bunun için gerekli ortamın ve şartların hazırlanması
büyük önem taşımaktadır.
Hükümetimiz, bu amaçla Irak'a ihtiyaç
duyduğu yardım ve desteğin verilmesinin uluslararası camianın ortak görev ve
sorumluluğu olduğu düşüncesindedir.
Bugün hüküm süren şartlarda, ülkede
güvenliğin sağlanarak istikrar ortamının tedricen tesisi en acil konudur. Irak
Halkının temel ihtiyaçlarının karşılanması, altyapı hizmetlerinin ihyası ve
merkezî ve mahallî yönetim birimlerinin işlerlik kazanmasının temini, çok büyük
ölçüde, ülkedeki kargaşa ve kaos ortamının sona erdirilmesine bağlıdır.
Irak'taki durum, uluslararası camia için
ciddî bir endişe kaynağı olmayı sürdürmektedir. Askerî harekât sonrası dönemde
olumsuz şartların düzelmesi yönünde kaydedilen bazı gelişmelere rağmen,
Irak'taki durum, uluslararası barış ve güvenlik için tehdit teşkil etme
niteliğini korumaktadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 22
Mayıs 2003 tarihli 1483 sayılı Kararında da bu tespit yapılmış ve bu durum
karşısında Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler Irak'ta istikrar ve güvenlik
şartlarının oluşmasına katkıda bulunmaya ve Irak Halkına ülkenin yeniden inşaı
için destek vermeye davet edilmiştir.
Komşumuz Irak'ta yaşanan gelişmeler ve
Irak'ın geleceği Türkiye'yi doğal olarak yakından ilgilendirmektedir.
Irak'ın toprak bütünlüğünün ve millî
birliğinin korunması, Irak toplumunu oluşturan tüm millî grupların ve tüm Irak
vatandaşlarının temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alacak yeni
demokratik Irak'ın tesisi, Türkiye için de hayatî önem taşımaktadır.
Irak'ta kalıcı bir istikrar ortamının
kurularak Irak Halkının kendi geleceğini demokratik ve barışçı yollarla
belirlemesine imkân verilmesi ve Irak'ta egemenlik yetkilerini tam olarak
kullanacak, Irak Halkını temsil niteliğini taşıyan ve uluslararası standartları
karşılayan bir hükümetin oluşturulması ve bu suretle bu geçiş sürecinin en kısa
sürede tamamlanması, Türkiye'nin en samimî arzusu ve temennisidir.
Irak'ın, toprak bütünlüğünü koruyacak,
millî birliğini ve dayanışmasını güçlendirecek yeni bir siyasî yapıya kavuşması
ve etkili bir demokratik sistemin bütün icaplarıyla ve kurumlarıyla
oluşturulması, uluslararası toplumun, bölge ülkelerinin ve tüm Iraklıların
çıkarına olacaktır. Irak'ın bölgemizde bir istikrar unsuru olarak barış ve
güvenliğe katkıda bulunması da esasen buna bağlıdır. İçinden geçilen bugünkü
hassas dönemde herkesin sorumluluk duygusuyla azamî dikkat ve ihtiyatla hareket
etmesi, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir.
Irak'ın millî devlet inşa etme sürecinde,
Irak'ın kurucu halkı olan Arap, Kürt, Türkmen ve Asuriler etkili bir rol
oynamalı, hiçbir millî gruba imtiyazlı bir statü verilmemeli ve tüm millî
gruplara bu sürece eşit statüde katılma imkânı tanınmalıdır.
Irak'ın yeni siyasî ve anayasal yapısı da,
tüm millî grupların meşru endişe ve beklentilerini karşılayacak şekilde
belirlenmelidir. Birleşik ve demokratik Irak'ın, millî bütünlüğünün
zedelenmemesinde ve devlet yapılarının sağlam esaslar üzerine bina edilmesinde
bu temel husus tayin edici olacaktır.
Tüm Irak Halkını bir bütün olarak
kucaklayan Türkiye, bu geçiş sürecinde Irak'ta güvenli bir geleceğin inşa
edilmesi için gerekli ortam ve şartların hazırlanmasının en öncelikli konu
olduğuna inanmaktadır. Irak'ta hüküm süren kaos ortamının açılamaması ve
güvenlik şartlarının daha da ağırlaşmasının, sonuçları kestirilemeyecek kalıcı
ve çok olumsuz etkileri olabilecektir. Ülkenin, millî birliğinin ve toprak
bütünlüğünün korunmasını güçleştirecek ve sosyal dokusunun tahrip olmasına yol
açacak tehlikeli bir mecraya sürüklenme riskinin bertaraf edilmesi, bu bakımdan
hayatî önem taşımaktadır.
Öte yandan, Irak'ın güvenliğinin,
Türkiye'nin güvenliği üzerinde çok yönlü ve doğrudan etkileri olduğu da acı
tecrübelerle sabit bir gerçektir. Türkiye, bölgedeki gelişmelerden ve özellikle
ve öncelikle Irak'taki durumdan kaynaklanan güvenlik tehdit ve risklerine uzun
yıllar maruz kalmış, bu mücadelede ağır bir bedel ödemiştir.
Bu bakımdan, Türkiye'nin millî birliğini
ve toprak bütünlüğünü hedef alan terör unsurlarının Irak'ta yuvalanmalarının
önlenmesi, Türkiye için birinci öncelikli hayatî bir konudur. Bu amaçla,
Irak'ın PKK/KADEK terör unsurlarından temizlenmesinde ve Irak topraklarının
ileride teröristler için melce olmaktan çıkarılması için gerekli tüm
tedbirlerin alınmasında Türkiye kesin kararlıdır.
Bu konudaki haklı güvenlik endişelerimiz,
başta ABD olmak üzere, koalisyon güçleri tarafından da iyi bilinmekte ve
anlaşılmaktadır.
PKK/KADEK terör örgütünün Irak'tan
tasfiyesi ve buradan kaynaklanan terör tehdidinin kesin olarak bertaraf
edilmesi konusunda ABD ile resmî görüşmeler başlatılmıştır. Bu görüşmelerde,
PKK/KADEK'in Kuzey Irak'tan tasfiyesi konusundaki ortak anlayış birliği teyit
edilmiş ve bu amaçla alınacak tedbirler üzerinde durulmuştur. 59 uncu
cumhuriyet hükümeti, başlatılan bu sürecin tüm etkili tedbirler alınarak ortak
hedefler doğrultusunda ilerletilmesi ve sonuçlandırılmasında kararlıdır.
Hükümetimizin Irak'taki duruma ve geçiş
sürecinde yaşanan gelişmelere bakış açısını şekillendiren temel düşünceler
bunlardır. Bu sürecin mümkün olacak en kısa sürede tamamlanması ve Irak'ta
kalıcı bir güvenlik ve istikrar ortamının tesisi, Türkiye'nin temel
çıkarlarının da bir icabı olarak görülmektedir.
İçinde yaşadığı hassas ve sorunlu bölgede
barış ve güvenliğin hüküm sürmesi için çok yönlü çaba sarf eden Türkiye'nin,
istikrar unsuru bir bölge ülkesi olarak kendi güvenliğini ve temel çıkarlarını
da haleldar edecek gelişmelere karşı kayıtsız ve ilgisiz kalması, basiretli ve
sorumlu bir siyasî yaklaşım olmayacaktır.
Bu nedenlerle, Türkiye'nin Irak'ta
güvenlik ve istikrar şartlarının oluşturulması ve Irak'ın yeniden
yapılandırılmasında üzerine düşen yardım, katkı ve desteği vermesi kaçınılmaz
bir millî sorumluluk olarak görülmelidir.
Bu düşüncelerle hareket eden 59 uncu
cumhuriyet hükümeti, bu ilke ve amaçlar doğrultusunda, Türkiye'nin çokuluslu
güçlerin bir parçası olarak Irak'ta istikrar ve güvenlik harekâtına askerî güç
katkısında bulunmasının yerinde ve gerekli olacağı sonucuna varmış ve bu amaçla
Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca Yüce Meclisimizden izin istenmesini
kararlaştırmıştır.
Yüce Meclisimizin bu konuda vereceği
karara bağlı olarak, Irak'taki İstikrar Gücüne fiilî katkımızın askerî ve
teknik diğer veçheleri ile siyasî çerçevesinin belirlenmesi amacıyla
başlatılmış olan temas ve çalışmalar, hükümetin vereceği görev ve yetki
çerçevesinde ilgili kuruluşlarımızca sonuçlandırılacak ve bu konulardaki
gerekli düzenlemeler somut esaslara bağlanacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri sorumluluk
bölgesinde kendi millî komuta yapısı içinde görev yapacaktır.
Bu konularda üzerinde mutabık kalınacak
esaslar ışığında Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesinin
kararlaştırılması halinde, Irak'taki geçici askerî mevcudiyetimizin amacı ve
misyonu, sadece güvenlik ve istikrara katkı göreviyle sınırlı kalmayacaktır.
İstikrar Gücüne katkımızın askerî boyutunun yanı sıra, önemli bir siyasî ve
insanî boyutu da olacaktır. Silahlı Kuvvetlerimiz, kamu düzeninin sağlanması,
insanî yardım ve ekonomik yapının yeniden düzenlenmesi ve gelişmesine destek
verme görevlerini de icra edecektir.
Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarımız, Irak'ta, güvenlik ve istikrarın teminatı bir barış askeri olarak
görev yapacaktır. Kardeş Irak Halkına barış, güvenlik, huzur ve hizmet götürmek
için Irak'a gidecektir. Etnik köken, din ve mezhep ve geçmiş siyasî eğilimler
temelinde herhangi bir ayırım yapmaksızın tüm Irak Halkını bir bütün olarak
kucaklayacaktır.
Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkedeki işgal
durumunun sürdürülmesine yardımcı ve bu durumun bir aracı, bir askerî unsur
olarak Irak'a gitmeyecek, aksine, ülkede durumun süratle normalleşmesine ve
güvenli ve istikrarlı bir ortamda Irak Halkının insanî ihtiyaçlarının
karşılanmasına faal katkı yapacak bir unsur olacaktır. Türk Silahlı
Kuvvetlerinin Irak'ta bu anlayışla görev yapması, ülkenin toprak bütünlüğünün,
siyasî ve millî birliğinin de teminatını teşkil edecektir.
Irak'ın yeniden yapılanması sürecinde her
alanda katkı yapmaya hazır olan Türkiye'nin, İstikrar Gücü kapsamında Irak'taki
geçici askerî mevcudiyetinin amacı, fonksiyonu ve gerçekleştirmeye çalışacağı
temel hedefler bu çerçeve içinde kalacaktır. Türkiye'nin, Irak'ta, bunun
dışında bir gündemi bulunmamaktadır.
Silahlı Kuvvetlerimizin Bosna, Kosova ve
Afganistan'daki örnek başarıları, feragat ve fedakârlıkla sergilediği üstün
görev anlayışı, Irak'taki misyonunun başarısının da güvencesi olarak
görülmektedir.
59 uncu cumhuriyet hükümetinin Irak'a
ilişkin siyasî vizyonu ışığında, İstikrar Gücüne fiilî katkıda bulunulması
konusundaki değerlendirmesine yön veren temel mülahazalar bunlardır. Bölgemizde
yaşanan gelişmeler karşısında ve Irak'ın içinden geçmekte olduğu bu tarihî
dönemeçte, Türkiye'nin millî çıkarlarını uzun vadeli bir perspektif içinde
gözeten bir bakış açısı geliştirilmesinin gerekli olduğuna inanan hükümetimiz,
Irak'ta hüküm süren belirsizlik ortamı ve olumsuz şartlar ile arazideki
güvenlik risk ve tehlikelerine rağmen, bu konuda yaptığı çok yönlü ve
mukayeseli değerlendirme ışığında askerî katkıda bulunulmasının, Türkiye'nin
bölgesel bir güç olarak taşıdığı sorumlulukların bir icabı olacağı sonucuna
varmıştır.
Bu düşüncelerle, gereği, kapsamı, sınırı
ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a
gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli
düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi
uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair, İçtüzüğün 70 inci
maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.
Kapalı oturumda, Genel Kurul salonunda
bulunabilecek sayın üyeler dışında dinleyicilerin ve kapalı oturumda
bulunamayacak görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir. Sayın İdare
Amirlerinden...
ÖNDER SAV (Ankara) - Önergeyi kim verdi?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Önerge okunmadan
kimseyi dışarı çıkaramazsınız; önce önerge okunacak!
BAŞKAN - ... salonun boşaltılmasını temin
etmelerini rica ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Önergedeki imzaları
lütfen okur musunuz.
BAŞKAN - Sayın Anadol ve Sayın Topuz;
öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili seçilmenizden dolayı
kutluyorum ve görevlerinizde başarılar diliyorum. (Alkışlar)
İçtüzüğün 70 inci maddesini biliyorsunuz;
ama, tekrar, birlikte okuyup, Genel Kurulun bilgisine sunalım: "Kapalı
oturum önergesi verilince, kapalı oturumda bulunabilecek şahıslar dışında
herkes, toplantı salonundan çıkarılır. Salon boşaldıktan sonra kapalı oturum
önergesinin gerekçesi dinlenir. Bu gerekçe Hükümet adına Başbakan veya bir
bakan veya siyasî parti grubu sözcüsü veya önergedeki birinci imza sahibi
milletvekili yahut onun göstereceği bir diğer imza sahibi milletvekili
tarafından açıklanır. Genel Kurul, işaret oyuyla karar verir."
ÖNDER SAV (Ankara) - Maddenin birinci
fıkrasını okur musunuz.
BAŞKAN - Şimdi, İçtüzüğün 70 inci maddesi,
yoruma müsait olmayacak şekilde açıktır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Maddenin birinci
fıkrasını okur musunuz.
BAŞKAN - Birinci maddesini de okuyalım
Sayın Koç.
ÖNDER SAV (Ankara) - Baştan okuyun
maddeyi, baştan...
HALUK KOÇ (Samsun) - Birinci maddeyi
değil, addenin birinci fıkrasını okuyun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Birinci fıkrasını da okuyorum:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, Başbakanın veya bir bakanın
veya bir siyasî parti grubunun yahut yirmi milletvekilinin yazılı istemi
üzerine kapalı oturum yapabilir."
HALUK KOÇ (Samsun) - Önergeyi Başbakan mı
verdi, bir bakan mı verdi, 20 milletvekili mi verdi?! Kim bunlar; niye
açıklamıyorsunuz?! Bunları niye açıklamıyorsunuz Sayın Başkan?!
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Kimdir önerge
sahibi?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan,
birinci fıkrayı uygulayın; aksi halde, 63 üncü maddeye göre söz istiyorum.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan,
önerge bir bütündür; imzalarla birlikte bir bütündür. Yarısını söylüyorsunuz, gerisini
söylemiyorsunuz.
ÖNDER SAV (Ankara) - Daha evvel bunun
uygulaması geçti, yapıldı.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bu
önergeyi Başbakan mı verdi, bir bakan mı verdi, 20 milletvekili mi verdi; kim
verdi bunu?! Kim verdi?!
BAŞKAN - Salon boşaltıldıktan sonra
okutacağım Sayın Koç.(CHP sıralarından gürültüler)
HALUK KOÇ (Samsun) - Kim verdi; onu
okutacaksın! Öğrensin millet!
BAŞKAN - Sayın Koç...
HALUK KOÇ (Samsun) - Halkın gözünden
saklayamazsınız! Kim verdi bu gizlilik önergesini?!
BAŞKAN - Sayın Koç, biz, hiçbir şeyi...
HALUK KOÇ (Samsun) - Açıklayın, kim
verdi?! Başbakan mı verdi, bir bakan mı verdi, 20 milletvekili mi verdi?! Kim
verdi?!
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan,
uygulaması var; geçen sene...
BAŞKAN - Sayın Topuz, uygulaması var
burada; tamam, doğru...
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Efendim, önerge bir
bütündür, imzayla birlikte bir bütündür. Lütfen, önergeyi kimler vermiştir,
bunu söyleyiniz. 20 kişi mi verdi, hükümet mi verdi; bunun açıklanmasında bir
sakınca yok.
BAŞKAN - Sakıncası olması açısından değil,
uygulama bu şekilde Sayın Topuz; İçtüzük burada, açık...
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
tutumunuzdan dolayı 63 üncü maddeye göre söz istiyorum. Bunda takdir hakkınız
yok Sayın Başkan; kimi ve neyi kaçırıyorsunuz, öğrensinler!
BAŞKAN - Sayın Başkan, İçtüzükte, yoruma
açık olmayacak şekilde net ifadeler kullanılmış. Buna rağmen, önergeyi
okutuyorum: (CHP sıralarından alkışlar)
3 .-
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, İçtüzüğün 70 inci maddesine göre,
Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair önergesi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bugün görüşülecek olan... (CHP
sıralarından gürültüler)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, salon
boşaltılıyor!..
...sınırı ve zamanı hükümet tarafından
belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve
istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin...
(CHP sıralarından "salon
boşaltılmasın" sesleri ve sıra kapaklarına vurmalar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, salon
boşaltıldıktan sonra okutuyorsunuz!
... görev ve kullanılmasına ilişkin
gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına, Anayasanın 92 nci
maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesi hakkındaki Başbakanlık
tezkeresinin görüşmelerinin İçtüzüğün 70 inci maddesine göre kapalı oturumda
yapılmasını arz ve teklif ederim.
Abdülkadir Aksu
İçişleri Bakanı
BAŞKAN - Salon boşaltıldı mı?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yayın kesik. Bu
önerge okunmadan, bu işlem yapılmadan önce televizyon yayını kesilmiş Sayın
Başkan! Vatandaş dinlesin, bilsin vatandaş!
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın
Başkan, televizyon yayını kesilmiş; gittim, baktım...
BAŞKAN - Kapalı oturuma geçiyoruz.
Kapanma Saati: 15.24
İKİNCİ
OTURUM
(İkinci
Oturum Kapalıdır)
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 18.18
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 3 üncü
Birleşimin kapalı olan İkinci Oturumundan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
2. -
Gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk
Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak
amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına
ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci
maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/361) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, kapalı
oturumda oylanan Başbakanlık tezkeresinin oylamasına 543 sayın üye katılmış,
358 kabul, 183 ret, 2 çekimser oy kullanılmış ve tezkere kabul edilmiştir.
Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmına geçiyoruz.
V.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS
ARAŞTIRMASI
A)
ÖNGÖRÜŞMELER
1. - Mersin
Milletvekili Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir
Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz
yumduğu ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu
iddiasıyla, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergesi(9/1)
BAŞKAN - Genel Kurulun 2.10.2003 tarihli 2
inci Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 1 inci sırasında yer alan
Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir
Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz
yumduğu ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu
iddiasıyla İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında Anayasanın 100 üncü ve
İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin
önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.
Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi
verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine,
şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma istenmiş bulunan
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya söz verilecektir.
Konuşma süreleri 10'ar dakikadır.
Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun
10.7.2003 tarihli 105 inci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere
dağıtılmıştır. Bu nedenle, soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.
Söz alan sayın milletvekillerinin
isimlerini okuyorum: Önerge sahibi olarak Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek
yerine Ankara Milletvekili İsmail Değerli; şahısları adına Bursa Milletvekili
Ali Dinçer, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek, Ankara Milletvekili Mehmet
Tomanbay, Aydın Milletvekili Atilla Koç.
Önerge sahibi olarak Ankara Milletvekili
Sayın İsmail Değerli; buyurun.
Süreniz 10 dakikadır.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Sayın Başkan,
Yüce Meclisin değerli üyeleri; Ankara Büyükşehir Belediyesinin uygulamaları
nedeniyle İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu hakkında verilen Meclis
soruşturması önergesi için, Cumhuriyet Halk Partisi mensubu olarak, şahsım
adına konuşmak için söz aldım.
Değerli arkadaşlar, 21 inci Yüzyılın
başında, teknoloji çağında, globalleşen dünyada toplum, aydınlık, çağdaş,
özgürlük ve demokrasinin egemen olduğu, insan haklarının ihlal edilmediği,
işsizliğin, açlığın ve sefaletin olmadığı bir ortamda yaşamak istiyor.
Ülkemizde kâr özelleştirilirken, iflaslar kamulaştırılıyor. Para, insandan
özgür hale gelmiş, insanlar nesnelerin hizmetine girmiştir.
Siyaset-ticaret-çıkar ilişkileri önplana çıkmış, siyasal birliktelik yok olmuş,
insanların çoğu mideden birbirine bağlanmıştır. Sahtekârlar, her türlü
olumsuzluklara rağmen utanmadan toplum içinde gezmektedirler. Bugüne kadar
olduğu gibi, bundan sonra da geçimlerini sağlamak için siyaseti kullanmayı meslek haline getirmişlerdir.
Değerli arkadaşlar, sahtekârlık,
üçkâğıtçılık, dolandırıcılık toplumda önplana çıkmış, meziyet haline gelmiştir.
İnsanlar, bu meziyetlerle övünmekte, hatta, toplumun bir kısmı, bazı çıkar ve
medya gruplarınca da önplana çıkarılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, son yirmi yıldır,
Türkiye, vahşi kapitalizmi oynamaktadır. Vahşi kapitalizmin iç ve dış temsilcileri,
hükümetleri, meclisleri kendi idealleri doğrultusunda kullanmakta ve
yönlendirmektedir. Sosyal devlet olma anlayışı çiftçinin, köylünün, emeklinin,
işçinin ve geniş halk kitlelerinin aleyhine gelişmektedir.
Değerli arkadaşlar, 1994 Mart ayından
günümüze kadar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını yürüten Sayın Melih
Gökçek'tir. Sayın Gökçek, bir nevi padişahlık yapmaktadır, "astığım astık,
kestiğim kestik" zihniyetiyle hareket etmektedir. Hakkında binlerce dava
açılmış, neredeyse Guinness rekorlar
kitabına girecek. Lehine sonuçlanan davalara sığınmakta, aleyhine sonuçlanan
mahkeme kararlarını ise hile yoluyla geçersiz saymakta ya da uygulamamaktadır.
Hakkında yapılan suç duyurularına ilgili kişi ve kuruluşlar sessiz kalmakta,
hiçbir işlem Yapılmamaktadır. Örnek olarak, ilçe belediyeleriyle ilgili imar
uygulamaları, Ankara amblemi, üstgeçitlerle ilgili mahkeme kararları, uygun
olmayan, önceliği olmayan alımlar ve keyfî yatırımlar, iltimaslar, adam
kayırmalar, firma kayırmaları, şaşaalı açılışlar, bunlara yapılan trilyonlarca
liralık harcamalar, top, eşofman, bisiklet, balon, odun, kömür, gıda,
buzdolabı, çamaşır makineleri, televizyon gibi hediyeler ve harcamalar
yapmaktadır. Bir firmaya, 20-25 trilyonluk, yardım adı altında ulufe dağıtmak için
ihale yaptığı söyleniyor. Şu an, belediye otobüslerinde bir yandan kamuoyu
yoklamaları, bir yandan hediyeler ve kendisini tanıtıcı broşürler
dağıtmaktadır. Yüzlerce belediye maaş ödeyemezken, Tüm Bel-Sen mensupları maaş
alamadığı için Ankara'ya yürürken, bu ülkenin 250 milyar dolar borcu varken,
işçiye, köylüye, emekliye açlık sınırı altında maaş verilirken, çifte vergiler
uygulanırken, 10 000 000'un üstünde işsiz, 10 000 000'un üstünde insan açlık
sınırının altında yaşarken, hükümet, IMF ve Dünya Bankası kapısında 500 000 000
dolar kredi almak için uğraşırken, 8,5 milyar dolar kredi almak için Türk
Silahlı Kuvvetlerini Irak'a göndermek için pazarlık yaparken, Gökçek
denetimindeki Büyükşehir Belediyesi, ASKİ ve EGO'ya bağlı şirketler, 2,8
katrilyon TL görev zararını Hazineye yüklemiş bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bunlar Hazineden
aldığımız rakamlardır. Şu an Melih Gökçek'in, Hazineye direkt 2,8 katrilyon
lira mevcut borcu vardır. Ayrıca, almış olduğu 50 000 000 dolar Hazine
garantili krediyi de yine ödememiştir, bunu Hazine üstlenmiştir.
Değerli arkadaşlar, bunlara rağmen,
yandaşlarına çıkar ve rant sağlamak için önceliği olmayan uygunsuz ihaleler
yapmaktadır. Deyim yerindeyse, su gibi para harcamaktadır. Ankara'nın
yollarını, kaldırımlarını yaz boz tahtasına çevirmekte, hovardaca para
harcamaktadır.
Değerli arkadaşlar, Ankara'nın göbeğinde,
Mamak çevre yolu ile Mamak-Çankaya viyadükü arasında bulunan Türkiye'nin
yüzkarası çöplük dururken, Sayın Gökçek, Akay Kavşağına 30 000 000 dolar gömdü.
Halbuki, o tarihlerde bu çöplük, 4 000 000-5 000 000 dolara revize edilip
kaldırılıyordu. Bununla ilgili Meclis araştırması önergemizi vermiş
bulunuyoruz; yeri geldiği zaman görüşeceğiz.
Meşrutiyet ve Mithatpaşa Caddelerini
hepiniz biliyorsunuz. 500 metrelik mesafede 5-6 tane üstgeçit yapılmıştır.
Allahaşkına, acaba günde kaç kişi geçiyor?! Hangi ülkede böyle bir yatırım
gördünüz?! Bunlarla ilgili, mahkemelerde yıkım kararı olmasına rağmen, bunlar
yapıldı; görevini kötüye kullandı.
Bel-Çarları iflas ettirdi, kendi yandaşı
olan Makromarketlere devretti. Büyükşehir Belediyesi amblemi taşıyan
otobüslerde sebze meyve satan, herkesin belediyeye ait olduğunu sandığı
yerlerde yandaşlarına seyyar satıcılık yaptırmaktadır. Bunlar, belediye adına
değil, Sayın Gökçek'in yandaşları adınadır. Hissenin yüzde 95'i Yavuz Bulut'a,
yüzde 5'i ise Deniz Bulut, Hasan Tuncay ve Osman Oflaz'a aittir. Herkes bunları
belediyeye ait zannediyor; halbuki, bunların, Büyükşehir Belediyesi
Başkanvekili adına çalıştırıldığı iddia edilmektedir.
Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek, 150
dolara aldığı elektronik sayaçları, 300 dolara Ankara halkına satmaktadır; her
sayaçtan 150 dolar kazanmaktadır. Vatandaşa peşin parayla sattığı doğalgazın
parasını BOTAŞ'a ödemiyor. Şu an, BOTAŞ'a altıncı aya kadar olan borcu, net 205
000 000 dolardır; bu da, yaklaşık 300 trilyon lira ediyor.
Vatandaşın kullanmadığı suyun ücretini
peşin almakta, dolar üzerinden fiyatlandırmaktadır. Herhalde su da Rusya'dan
ithal edilmektedir! Suda kalem oynatmaktadır. Bildiğiniz gibi, daha önce, 45
günlük su parası alınıyordu; bu suyun fiyatı, 10 metreküpe kadar 808 000, 30
metreküpe kadar 2 071 000, 30 metreküpün üstü ise 3 042 000 Türk Lirasıydı.
Sayın Gökçek bunu 90 güne çıkararak, bütün Ankara halkından, 3 042 000 Türk
Lirası üzerinden para almıştır. Ankara'da 800 000 konut var; bunu rakama
döktüğünüz zaman, Ankara'dan, fazladan, trilyonlarca lira almıştır.
Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek, dokuz on
yıldan beri, bütün ihaleleri, eski adı Alfagaz, yeni adı Elektromed olan firmaya
vermektedir. Bu firmadan, 2001 yılında 260 000 tane sayaç almıştır. Halen, bu
sene, 14.4.2003 tarihinde EGO'nun depolarında 132 000 adet elektronik sayaç
varken, Sayın Gökçek, otobüs alımı için ayrılan 71 trilyon lirayı doğalgaza
aktardı; yeniden, 250 000 adet gaz sayacı almak istedi. Halbuki, deposunda 132
000 tane sayaç mevcut. 2003 yılında, bugüne kadar takılan sayaç sayısı 27 000 -
28 000 civarındadır.
Değerli arkadaşlar, bu ihale de aynı
firmaya verilecekti. Biz bunu öğrenince gerekli müdahalelerde bulunduk ve bu
ihaleyi durdurdu.
Bu Alfagaz, Elektromed Limitet Şirketinin
sahipleri, Arif Canlı, Yavuz Özdemir, Ahmet Kaya, Mehmet Kaya; bunun
konsorsiyum olarak çalıştığı firma Elsel ECA'nın sahipleri ise, Joachim Kulute,
Münir Yıldırım, Dr. Hubert Dombrowaski
ve Murat Adaş'tır. Bu ihaleler, on seneden beri, devamlı bunlara
verilmektedir.
Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek, 1994
yılında yönetime geldiği zaman Kızılay-Çayyolu metro projesini iptal etti.
Metro istasyon alanı, Akay Kavşağı, İçişleri Bakanlığı bahçesiydi. Önce Akay
Kavşağını yaptı; yaklaşık 30 000 000 dolara mal oldu. Burası 11 000 000 dolara
ihale edilmişti; ama, sonunda, 30 000 000 dolara çıktı. Yine, aynı şekilde,
2002 yılında, Genelkurmay-Çayyolu güzergâhında...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Değerli, konuşmanızı
toparlar mısınız.
Buyurun.
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - Sayın Başkan,
bir 5 dakika rica edeceğim; gerekirse, bu konuşma süremi öbür arkadaşların
sürelerinden keserseniz memnun olurum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Gökçek, her
zaman, her gün bir proje değiştirmektedir. Önce Çayyolu'na raylı sistem
yapacağını söylemişti, sonra vazgeçti bu raylı sistemden, metro yapacağım dedi.
Şimdi düşünün, Sayın Yılmaz Ateş'in verdiği soru önergesine verdiği cevapta
metroyu 96 000 000 dolara ihale ettiğini söylüyor, benim verdiğim soru
önergesine verdiği cevapta ise metroyu 74 000 000 dolara ihale ettiğini söylemektedir. Peki, bu aradaki 22 000 000
dolar ne oluyor? Acaba hangisi doğru?
Oturup kalkıp metro veyahut ihaleler
yapıyor. Bir işin ihalesi yapılırken önce onun projesi, fizibilitesi yapılır.
Bakınız, daha önce Ankaray yapılmıştı; Ankaray'la ilgili bilgiler, Ankara
halkına, tüm kamuoyuna, bu ihalenin kime verildiği, nasıl yapıldığı, kaça mal
edildiği, neler yapılması gerektiği kitap haline getirilmişti; ama bizim
verdiğimiz soru önergelerine Sayın Gökçek ne yazık ki yalan yanlış cevaplar
vermektedir.
Değerli arkadaşlar, 1.1.2003 tarihinde
yürürlüğe giren Kamu İhale Yasasından önce, henüz projeleri hazır değilken
Konya Yolu - Çetin Emeç - Ceyhun Atıf Kavşağı, Metropol AŞ'ye 23.5.2002
tarihinde 5 trilyona; Konya Yolu - Fen Lisesi Kavşağı, Türk Ocağı - Çetin Emeç
Kavşağı - Türkeş Meydanı Kavşağı, Metropol AŞ'ye 10 trilyona; Siteler Samsun
Yolu - Sarıçam Kavşağı Girişimciler AŞ'ye 4 trilyona. Siteler Samsun Yolu -
Gülveren - Plevne Kavşağı, ŞURA AŞ'ye 3,7 trilyona; İstanbul Yolu - Demetevler
Kavşağı 3,8 trilyona; Yenimahalle 1 inci Durak
Köprülü Kavşak HONA AŞ'ye 4,8 trilyona...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - Sayın Başkan,
bunları ben tamamlamak zorundayım, diğer arkadaşımın hakkını alacağım, Ali
Beyin hakkını alacağım gerekirse.
ALİ DİNÇER (Bursa) - Konuşsun Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Değerli.
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - Bu doğrultuda
yaklaşık 20 - 30 tane ihale yapılmıştır.
Değerli arkadaşlar, bu ihalelerin çoğu Bel
Beton, Alfagaz, Anfa ve Metropol AŞ'ye verilmiştir. Sayın Gökçek, on yıldır
yapmadığı işleri altı ayın içine sığdırmaktadır. Eğer bu firmalar bu işleri
kendisi yapmıyorsa, neden bu firmalara veriliyor, niçin serbest İhale Yasası
uygulanmıyor?
Değerli arkadaşlar, dikkatinizi özellikle
bir noktaya çekmek istiyorum. Bu ihaleler, 1.1.2003 tarihinden birkaç gün
öncesi yapılmış ve 2002 yılı birim fiyatlarıyladır. Bunlar her sene katlanarak
gidiyor. İnşaatların bir kısmı henüz başlamamış, bu acele niye?! 1.1.2003
tarihinde yürürlüğe giren yeni İhale Yasasıdır. Sayın Gökçek, görevini kötüye
kullanmış, ihaleleri yandaşlarına peşkeş çekmiş, 2002 yılı aralık ayı sonuna
kadar, yaklaşık 300 -350 trilyon liralık ihale yapmıştır.
Değerli arkadaşlar, ihalelerde yolsuzluk
yapıldığı, alınan malzemelere özel fiyatlar uygulandığı, ATO'dan fiyat
tasdikleri istendiğinde fiyatların çok yüksek olduğu, gümrük bilgilerinin ve
belgelerinin ATO'ya ibraz edilmediği söylenmektedir.
Susuz Göl ve Harikalar Diyarı Parklarında
büyük yolsuzluk ve usulsüzlüklerin yapıldığı iddia edilmektedir. Bu parklara ne
kadar para ödendiği bilinmiyor. Her birinin 20 000 000-25 000 000 dolara mal
olduğu söylenmektedir. Bu iddialar doğru mudur? Bunların araştırılması
gerekmiyor mu?
Ya fıskıyeler... Hakikaten, Gölbaşı'na 150
000-200 000 dolar harcayarak fıskıyeler yaptı, sonucunu hep beraber gördük,
Nasrettin Hocanın göle maya çalmasına benzedi bu!
Değerli arkadaşlar, biz, hizmet yapılmasın
demiyoruz, yapılan işlere karşı değiliz; ama, keyfî uygulamalara,
yolsuzluklara, usulsüzlüklere karşıyız. Bu söylediklerimiz aysberkin görünen
yüzü, acaba görünmeyen yüzünde neler var neler?!
Sayın Başbakan, bu hortumlar acayip
hortumlar, Uzanların hortumlarına benziyor; ama, siz bunları görmüyorsunuz.
Sayın Başbakan "hortumları kestik" diyor; ama, bu, tek taraflı
olmamalı. Sayın Gökçek'in hortumlarını kessin, görelim bakalım Gökçek nasıl
bağıracak. Tekrar adayınız olacak deniliyor. Böyle birisi size hayırlı olsun!
Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek'i çok iyi
tanırım, beş yıl beraber çalıştım. Her yaptığı işte, mutlaka bir usulsüzlük ve
kanunsuzluk vardır.
Özet olarak; Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanı, sayılamayacak kadar usulsüzlük ve kanunsuzluk yapmıştır. Ankara'nın
yirmibeş yılı ipotek altına alınmıştır. Yapılan işler, serbest rekabet
ortamında yapılmamış, hileli yollar seçilmiş ve fahiş fiyatlarla yapılmıştır.
2003 yılında başlanan ve henüz başlanmamış işlerin tamamı, 2002 yılında ihale
edilmiştir.
Anayasanın 112 nci maddesi "her
bakan, kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve
işlemlerinden sorumludur" hükmünü amirdir. Bu nedenle, İçişleri Bakanı
Sayın Abdülkadir Aksu, Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerini
ihlal ettiğinden dolayı, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri
uyarınca kendisi hakkında Meclis soruşturması açılmasını Yüce Meclise
saygılarımızla arz ve teklif ederiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Değerli.
Sayın Dinçer, süreniz var, konuşacak
mısınız?
ALİ DİNÇER (Bursa) - Konuşacağım Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer. (CHP
sıralarından alkışlar)
ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; ben, konuyu değişik bir açıdan size
aktarmak istiyorum.
Hepimiz Ankara'da yaşıyoruz, Başkentte
yaşıyoruz ve Başkentin de bir Büyükşehir Belediyesi var, alt belediyeleri var.
Zaman zaman şehrin çeşitli semtlerine gidiyoruz, yolculuk yapıyoruz.
Bakarsanız, minibüslerin arkasında bol bol renkli afişler, otobüslerin içinde
afişler görürsünüz. Hepsinde bir kişi size gülümsüyor: Büyükşehir Belediye
Başkanı. Bu afişlerde çeşitli belediye çalışmaları aktarılıyor. Koca koca bez
afişler, pankartlar görüyorsunuz. Bizim vergilerimizle, kısıtlı belediye
olanaklarıyla kişilerin reklamı bol bol yapılıyor. Bu, en fazla Ankara'da
yapıldığı için söylüyorum, başka yerlerde de benzer yanlışları yapıyoruz;
trilyonlarca lira parayı boşu boşuna harcıyoruz.
Düşünebiliyor musunuz, bir televizyon
reklamında, belediye başkanıyla birlikte bir toplutaşım (Ankaray, tramvay,
metro) sisteminin reklamını görüyorsünüz. O toplutaşım aracı zaten
kullanılacak, reklamla ona müşteri bulmanın anlamı yok, zaten ihtiyaç,
yapılmış, kullanılıyor; ama, israf, burada olağanüstü boyutlarda. Sadece bu kalemlerde, eşe dosta trilyonlarca
liralık kaynak aktarılıyor; verimli alanlarda, halka yararlı alanlarda
kullanılacak para heba ediliyor.
Size bir başka örnek vereyim. Özellikle,
teknik eleman olanlar anlarlar. Şurada, Balgat'tan Konya Yoluyla Gölbaşı'na
doğru gidelim. İki yıla yakın bir zamandır, orada 11 kilometrelik bir yol
yapılma durumu oldu. O, yılların çift yoludur, çevre yoludur. İhtiyacı
karşılıyordu, genişletilmesi gerekebilirdi, bir iki line daha olabilirdi; ama,
onunla kalınmadı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ormanının olduğu bölgede, zemin
sert olduğu halde, kaya tıraşlanarak yıllardır idare edildiği halde, oraya 4-5
metre yüksekliğinde kilometrelerce derzli taş duvar yapıldı; yola yapılan
masraftan çok daha büyük masraf, trilyonlarca liralık masraf. Haydi, düzenli
olsun diyorsunuz, 1-2 metre beton perde duvar atarsınız, yeşillendirerek orayı
düzenlersiniz ve trilyonlarca lira fazla para, kaynak gitmez. Bu, israfın dik
alası.
Bir başka olay; medyaya musallat olan
promosyonculuk bizim belediyelere de musallat oldu. Eskiden, seçim öncesi kap
kacak dağıtılırdı, şimdi, devamlı artık, kap kacak, top, oyuncak, yiyecek,
giyecek; akla ne gelirse. Yine, medya organları, adamlarıyla birlikte dünyayı
dolaşıyorlar, çeşitli yerlerde stok fazlası ucuz malları alarak, medya
organları kanalıyla dağıtıyorlar; bu da yanlış; ama, yapıyorlar.
Belediyelerdeki tam tersine; bu malların kalitesi belli olmadan çeşitli
yandaşlardan alındığı ve halka gelişigüzel dağıtıldığı, bazı dağıtım
manzaralarının içler acısı olduğu, insanların kişiliğini ezecek şekilde olduğu
biliniyor. Halbuki, bir yardımı yaparken -atasözü vardır- yardım, yardım alanı
mağdur etmemeli, kişiliğini ezmemeli, onu kapıkulu haline getirmemeli. Bu
promosyonculuk da bu halde.
Bir başka olay, müthiş bir israf hepimizin
gözünün önünde oluyor. Ankara nâzım imar planı 1978'de kararlaştırıldı. Buna
göre, Ankara, batı koridorunda ve doğu koridorunda gelişecek. Batı koridorunda,
İstanbul yolunun üst tarafı, tepelik yerler, üçüncü, dördüncü derecede tarım
arazisi, Kurtboğazı Barajına doğru yüzbinlerce konut yapılabilecek alan,
yerleşim alanı. Burada bir avantaj var; su, Ankara'ya, artık, yarıdan
fazlasıyla Gerede, Çamlıdere ve Kızılcahamam yöresi barajlarından geliyor,
hepsi Kurtboğazı Barajında toplanıyor. Kurtboğazı Barajında toplanan su,
buradaki yerleşim alanlarına doğal cazibeyle gelir, fazla masrafı olmaz. Aynı
şekilde, buradaki yerleşim alanları, yine doğal cazibeyle, fazla büyük altyapı
yatırımı yapmadan, kanalizasyonlarını Ankara Çayı vadisine getirirler,
Etimesgut, Sincan, Yenikent'in ötesine doğru ve altyapı masrafı ucuz olur.
Doğukent de aynı şekilde, Elmadağ'a doğru
geliştiği zaman benzer avantajlara sahip; ama, ne yapıldı; yoğunluk Eskişehir
yolu üzerine verildi. Dediğim gibi, buraya su Kurtboğazı Barajından gelirken,
İstanbul yolunun altından geçecek, Ankara Çayı vadisinden geçecek -yumuşak
zemin- çayın altından geçecek, Sincan Etimesgut Derelerinin altından geçecek,
öyle varacak, pompajla. Kanalizasyon da aynı şekilde. Olağanüstü derecede çok
fazla altyapı maliyeti getiren, trilyonlar, hatta katrilyonlarca lira, ülkeye
zarar veren bir yaklaşım, nâzım plana aykırı; hâlâ, en uygun yerlerde, nâzım
planın gösterdiği yerlerde yerleşim yerleri, işyerleri, sanayi bölgeleri teşvik
edileceğine, bu yere ağırlık veriliyor; bu da büyük israf getiriyor.
Değerli arkadaşlarım, bir başka olay,
yapılan işin kötüsü olmaz derler; ama, bazı iş, bazen, yapıldığında çok büyük
kaynakları götürür ve işe yaramaz, çok uzun seneler sonra getirisi vardır.
Ankara'nın etrafında bir çevre yolu var,
belediyenin de dahli var, zamanında yapıldı, 1 250 000 000 dolar para harcandı.
Zaman zaman hepimiz o yolu kullanıyoruz ve havaalanına gidiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer.
ALİ DİNÇER (Devamla) -Bastırıyor
arkadaşlar, araba kullananlar "helal olsun bunu yapana; bak, nasıl 120,
150 bastırıp gidiyoruz" diyorlar. Peki kardeşim, 1 250 000 000 dolar
yatırılarak çok pahalıya çıkmış olan bu yolu kaç araba kullanıyor; o yolu
kullanma standardının yüzde 1'i kadar dahi araba kullanmıyor. Biz, şimdi,
dışpara ihtiyacımızı karşılayabilmek için, dışpolitikamızı bile satılığa
çıkarıyoruz. 1 250 000 000 dolar... Kim bilir ne kadar zaman geçecek o yolun
normal kapasitesine ulaşabilmesi için. Burada da büyük israf var.
Bir başka büyük israf -İsmail arkadaşımız
da ortaya koydu- kavşaklara köprülü geçiş yapmak. Şimdi, basit bir mantıkla
düşünelim; bir su şebekesi düşünün ki, bir parmaklık, iki parmaklık borulardan
oluşuyor. Yollar da öyledir; kimisi çift yoldur, iki parmaklık boruya tekabül
eder, kimisi tek yönlü yoldur, tek yoldur, tek parmaklık boruya tekabül eder.
Siz, tek parmaklık veya çift parmaklık borulardan oluşan su şebekesinde, ilgili
yerlere, kavşaklara, 10 parmaklık, 20 parmaklık musluk koysanız, akan su
miktarı değişir mi; musluğun kapasitesi ne kadar yüksek olursa olsun, borunun
kapasitesi ne kadarsa o kadar su akar.
Yolların kapasitesi belli; yani, 40, 50, bazen
70, 80, 90, 100 trilyon lira ödeyerek, her kavşağa köprülü geçiş yapmak
gelişmiş Avrupa ülkelerinin hangisinde var; hangi ciddî Avrupa şehrinde var;
hiç birisinde yok. Bu geçişleri kolaylaştırdığımızı zannediyoruz, büyük
masraflar yapıyoruz; ama, bilin ki, kavşak kavşağı doğurur. Her kavşağa köprülü
geçiş yapsanız, yine de o yolların kapasitesi ne kadarsa, o kadar trafik akar.
Bu kaynaklar, trilyonlarla, katrilyonlarla
ifade edilecek kaynaklar, aslında bir güzergâhta çok sayıda yolcu taşımak için,
toplutaşımacılık sistemine kullanılmalıydı, metroya, tramvay sistemlerine
kullanılmalıydı, yeni yerleşim alanlarının altyapısına kullanılmalıydı; fakat,
çok belirgin bir şekilde, kime verildiği, nasıl ihale edildiği bilinen bir
şekilde, kaynaklar burada israf edildi. Diyelim ki, soygun yok, vurgun yok,
talan yok; ama, en azından, büyük israf var; kamu kaynağıyla ilgili büyük israf
var. Türkiye niye bu duruma geldi; soygundan, vurgundan, talandan, israftan
dolayı; rasyonel olmayan, gerçekçi olmayan, planlı olmayan, kaynakları çorak
toprakta suyun kaybolduğu gibi kaybeden yatırım anlayışlarından bu hale geldi
Türkiye. Bunun tipik örneklerini, burada, Ankara'da yaşıyoruz; her gün
yaşıyoruz. İçişleri Bakanı da Ankara'da, Sayın Bakan da yıllardır politika
yapıyor, Ankara'da yaşıyor; ama, buna bir dur diyen yok. Bizim kaynaklarımız
heba ediliyor. Halkın yararına pek çok iş yapılabilecekken, sorunlar
çözülebilecekken, bir şey yapılmıyor. Yani, şimdi, gecekondu bölgelerinde imar
ıslah planlarıyla sorun çözmeye çalışıyoruz; ama, zaten orada bir bozuk altyapı
var. Niye onları, Batıkent gibi, batı koridorunda, altyapı masrafı en ucuz
yerlere aktarmayalım; boşalan gecekondu mahallelerini de, çok rahat bir
şekilde, çağdaş kent parçaları gibi yeniden planlamayalım. Böyle yaparsak israf
olmaz, çağdaş bir kentleşme olur, bozuk düzen bir kentleşme olmaktan çıkar;
ama, bu yapılmıyor; kaynaklar, dediğim gibi, alabildiğine israf ediliyor.
Bu ülkenin kaynakları o kadar bol değil,
böylesine israf edilmesine göz yummak da mümkün değil. O nedenle, ben, Meclis
soruşturması önergesine olumlu oy vermenizi rica ediyorum; hepinizi saygılarla
selamlıyorum, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.
Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın
Yakup Kepenek; buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
YAKUP KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım,
önemli bir görüşmenin sonrasında, sıra Ankara'ya geldi, Ankara konusunu
konuşacağız. Ankara'yı konuşmamızın güncelliği bir başka önem kazanıyor.
Bildiğiniz gibi, gelecek pazartesi Ankara'nın başkent oluşunun 80 inci
yıldönümüdür. Burada bir duyuru yapmak istiyorum, Sayın Bakanlarımıza, başta
İçişleri Bakanımız olmak üzere ve siz sayın milletvekillerimize. Başkent Ankara
kötü yönetiliyor. Biz, görkemli açılışlara, büyük festivallere, açılan yollara,
metro işlerine bakarak değerlendirme yaparsak çok da doğru yapmayız.
Bazı noktaların altını çizerek sözlerimi
şöyle sürdürmek istiyorum: Bir, önce, Ankara keyfî yönetiliyor. Hak ve hukuk
tanımayan, mahkeme kararlarını uygulamayan, sanat ve kültür düşmanı
sayılabilecek bir başkan tarafından yönetiliyor.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Neden sanat
düşmanı?
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Hemen
söyleyeyim. "Ben böyle sanatı ne yapayım; böyle sanatın içine
tükürürüm" ünlü sözü Sayın Gökçek'indir ve bu çok doğru bir söz değildir.
(CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)
Şimdi, bir dakika... Sinirlenmeyin,
kızmayın ve dinleyin.
Şimdi, değerli arkadaşlar, tarihi öğrenin,
bazı şeyleri lütfen öğrenin. Güvenpark, Ankara'nın simgesidir; Güvenpark,
cumhuriyetin simgesidir. 1930'lu yıllarda Nazilerden, Nazilerin zulmünden,
Almanya'dan kaçan ünlü hukukçu Ernest Hirsch, cumhuriyetin Güvenpark anıtını,
simgesini, Türkiye'nin geleceğinin kaynağı diye över. Türkiye'nin nesilleri
bundan güç alır, gurur duyar. Neden gurur duyar; çünkü, orada "Türk övün,
çalış, güven" der. (AK Parti sıralarından "nerede" sesleri)
Birkaç metre aşağıda, sayın
milletvekilleri. Bana laf atacağınıza, gidin ve görün. Bu park, inşaat alanı
haline dönüştürülmüştür. Bu park, dolmuş park yeridir. Bu park, otobüslerle
satış yapılan bir yerdir. Güvenpark, kötüye kullanılmaktadır. Peki, nereden
çıkarıyorsunuz bunu diyeceksiniz; şuradan çıkıyor: Gerek koruma kurulunun gerek
idare mahkemesinin bu konudaki kararları Ankara Belediye Başkanımız tarafından
uygulanmamaktadır. Ankara Belediye Başkanı, Güvenpark'la ilgili mahkeme
kararlarını uygulamamaktadır.
Yine, aynı Ankara Belediye Başkanı
Ankara'nın amblemini değiştirmiştir. Bu konuda birkaç kez Danıştay kararı
çıkmıştır; ama, Sayın Başkan, Ankara ambleminin değişik halini uygulamakta,
yani, Danıştay kararını uygulamaktan kaçınabilmektedir, kaçabilmektedir ve bu,
başkentte olmaktadır.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Ne
zaman değişti?..
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Danıştay kararı
en son martta çıktı, Melih Gökçek başa geldiği zaman.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Ne
zaman değişti?..
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Evet, evet, daha
evvel; ama, iptal edildi mahkeme kararıyla; onun yerine Hitit güneşinin
uygulanması istendi; olmadı.
Değerli arkadaşlar, bununla bitmiyor.
Şimdi, yapılan işlerin maliyeti, kayıpları, hesabı kitabı mutlaka bu soruşturma
sonunda açığa çıkacaktır. Ankara, 1'e mal edebileceği geçitleri, tünelleri,
metroları ve başka şeyleri, 4'e, 5'e mal etmektedir. Bunu yaptırmaya Bakanlar Kurulunun da, Ankara Valisinin de,
bu Meclisin de hakkı yoktur. 1'e mal edeceğinizi 5'e, 10'a mal ederek bu ülkeye
zarar vermeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ankara Belediye Başkanı, bu nedenle
mercek altına alınmalıdır; çünkü, çok yakında burada yerel yönetimleri
konuşacağız, o konudaki yasaları konuşacağız. Bunları konuşmak için, bu
keyfîliğin, bu vurdumduymazlığın, bu savurganlığın mutlaka neşterlenmesi ve
kamuoyunun gözlerinin önüne serilmesi gerekiyor.
Bir başka şey daha söyleyeyim...
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Kaç
tane geçit yapmış...
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Dinleyin,
değerli arkadaşlar, iyi dinleyin, burayı iyi dinleyin.
Bay Melih Gökçek, sosyal devlet kavramı
yerine, tebaa devleti, köleci devlet, bağımlı insan kavramını yerleştirmede çok
hızla yol almaktadır. Ne mi yapıyor; şunu yapıyor: Hiçbir ölçüye bağlı olmadan,
tamamen tam bir keyfîlikle, objektif, nesnel, açık, kararlara bağlı olmadan insanlara
gıda, giyecek, başka şeyler dağıtıyor. Bakın, şunu söyleyeyim; bunu aklınıza
iyi yazın: Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, yoksula gidecek bir kuruşun her
zaman savunucusu oluruz, onun peşindeyiz, bunu alkışlarız. Bunu alkışlarız.
Gökçek'in yaptığı bu değil. Verin; ama, böyle değil; bana oy verirseniz veririm
gibi değil. İşportacı tezgahlarının sahiplerine 300 000 000-500 000 000 ceza
verip onu yoksula dağıtmaya bakmayın. Siz, daha doğrusu Bay Gökçek, yalnızca
kapıkulu arıyor, yalnızca kendisine oy verecek kimselere bu dağıtımı yapıyor.
(AK Parti sıralarından gürültüler)
Dinleyin, burada hak kavramı yok oluyor,
vatandaşın sosyal hak kavramı yok oluyor; onun yerine, muhtaç olan, dilenci
olan, bağımlı olan, onursuzlaştırılan, yoksullaştırılan yurttaş bırakılıyor.
Bu, yanlıştır. Fakire iyilik yapmanın yolu şudur, öğrenin: Bir, önce fakirliğin
objektif, nesnel, açık kurallarını koyalım. İki -daha da önemlisi- ta
Çinlilerin dediği gibi, fakire balık dağıtmak yerine, balık nasıl tutuluru
öğretmek daha önemlidir. Yoksula iş verin, iş alanı yaratın...
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - İş
alanı yaratılıyor.
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Laf atmayı
bırakın! İş alanı yaratın. Şimdi, bu konudaki çabalarınızı sonuna kadar
destekleriz; ama, burada yapılan o değil. Burada yapılan, hak kavramının yerini
dilencilik kavramının almış olmasıdır; rahatsız edici olan da budur; yani,
yurttaş muhtaç olacak, eğilecek büzülecek "oy veririm" diyecek,
yalvaracak ve bir parça bir şey alacak. Bu, hak kavramıyla bağdaşmaz, sosyal devlet
anlayışına uygun düşmez. Bu, modern köleliktir. Bu modern köleliğe, hak kavramı
tanıkları, sahipleri, mutlaka karşı çıkmalıdır. Bu modern köleliği, Ankara'nın
göbeğindeki bu çağdaş köleliği elbirliğiyle reddetmek durumundayız.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Ankara
çok güzel oldu bu arada...
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Devam
ediyorum...
Üçüncüsü, hayalî kentlerden, parklardan,
şovlardan söz ettiniz.
Değerli arkadaşlar, doğru da, bugün
Değerli Gazeteci Emin Çölaşan'ın yazdığı gibi, maaşı verilmeyen onca belediye
var; parasını alamayan, yol bulamayan, su bulamayan onca küçük kent ve belediye
var. Bu, keyfîlik, bu lale devri!.. Bu Hazineden 2 500 000 000 dolar Hazine
kefaletiyle para alıp har vurup harman savurmaya, 1'e mal edilecek olan işi 10'a
mal etmeye kimin hakkı var?! Bu, büyük yanlıştır.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Kim
diyor bunu?!
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Şimdi
soruşturalım... Eğer, kim diyoru soruyorsanız, soruşturalım, oy verin,
soruşturalım ve bunlar açıklansın. Dürüst olun...
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Dürüstüz biz;
dürüstlüğümüzden şüpheniz mi var?!
YAKUP KEPENEK (Devamla) - O zaman açığa
çıkaracağız; gayet iyi, çok iyi olacak. Dolayısıyla, bu savurganlığın, bu har
vurup harman savurmanın objektif altına alınması, açıklık kazanması, netleşmesi
gerekiyor. Bütün bu nedenlerle, soruşturmanın açılması, sizin de merak
ettiğiniz "ne var" dediğiniz bu soruların yanıtlanması için...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kepenek.
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Çünkü, siz,
Melih Gökçek modelini, yani, vatandaşı köleleştirip oy alma modelini, Melih
Gökçek'in uygulamasını, öyle anlaşılıyor ki, kömür dağıtarak ve başka yollarla,
bütün Türkiye'ye yaygınlaştırmak istiyorsunuz.
Şimdi, hak eden alsın ve vatandaşa hakkı
olduğunu gösterelim, elbirliğiyle gösterelim. Vatandaş, yurttaş, hak sahibi
olarak alsın, birilerine muhtaç, birilerinin kölesi olarak değil. Bunu
istiyoruz.
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Martta
göreceğiz.
YAKUP KEPENEK (Devamla) - Göreceğiz tabiî.
Eğer açık olursak, eğer objektif olursak,
eğer soruşturmayı açar ve bunları, burada, santim santim, milim milim
tartışırsak, görüşürsek, o zaman, Türkiye'nin de, başkent oluşunun 80 inci
yılını kutlayan bu Ankara'nın da geleceği çok daha aydınlık olur.
Bu duygularla, hepinize saygılar, sevgiler
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.
Şahsı adına söz isteyen Sayın Mehmet
Tomanbay?.. Yok.
Aydın Milletvekili Sayın Atilla Koç;
buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
ATİLLA KOÇ (Aydın) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ben, zannediyordum ki, Cumhuriyet Halk Partili
arkadaşlarımızın verdiği önerge Sayın Bakanımız hakkında. Halbuki öyle
değilmiş. Üç konuşmacı, sadece Melih Gökçek Başkanımdan bahsetti; ama, ben,
sizin o konuşmalarınız doğrultusunda konuşmayacağım. Elbette, birkaç kelimeyle,
şerefle ikibuçuk sene genel sekreterliğini yaptığım Ankara Büyükşehir
Belediyesini savunacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ancak, ben, başka
şeyler söylemek istiyordum. Başkanlarım ve profesör hocam, konuşmalarına,
tamamen, Melih Gökçek'le başladılar Melih Gökçek'le bitirdiler. Oysa, ben, daha
başka şeyler söyleyeceğim. Lütfen, bu açıdan da meseleye bir bakalım.
Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri;
Mersin Milletvekilimiz Sayın Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilimizin, İçişleri
Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu için, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız
ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu ve gerekli
önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla verdiği Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi üzerine şahsım adına söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli milletvekilleri, elbette, bu
önergeyi veren arkadaşlarımın önerge verme haklarını saygıyla karşılıyorum;
ama, meseleye, gelin, bir başka noktadan bakalım diyorum. İçişleri Bakanlığının
yeniden yapılanmasını, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarının durumunu,
demokratikleşme ve Avrupa Birliği karşısında mahallî idarelerin Bakanlığımızla
ilişkilerini ve mülkî idare amirliği kurumunun meselelerini inceleyecek bir
araştırma komisyonu kurulmasına dair bir önerge verseydiniz daha iyi olmaz
mıydı? Bunu, sadece, bir gerekli hatırlatma olarak zatıâllerinize arz ediyorum.
Önerge, İçişleri Bakanının, Ankara
Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol
açmasına göz yumduğu gerekçesine dayandırılarak verilmiş. Anayasamızın ve
İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun verdiği sorumluluk
çok açık gösteriyor ki, Bakan, kendi yetkisindekilerden ve emri altındakilerin
yaptıklarından sorumludur. İşte, meselenin esas noktası da burası. İçişleri
Bakanlığı, belediye reislerinin üstü müdür? İçişleri Bakanlığı teşkilatında bir
de Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü vardır. Genel Müdürlük, seçilen belediye
başkanlarımızın üstü müdür? İllerde valilerin, ilçelerde kaymakamların,
belediye teşkilatlarımızla münasebet ağı, ast-üst ilişkisi midir? Bir ast-üst
ilişkisi varsa, mahallî idarelerin özerkliğinden nasıl bahsedebileceğiz?
Meseleyi, bir de böyle düşünelim diye arz ettim.
Ben sözüme başlarken -biraz önce de dedim-
bu hususları düşünerek, bir Meclis araştırmasıyla vesayet ilişkisinin nerede
başlayıp nerede bittiğinin irdelenmesi gerektiğini hatırlattım. Bu bağlamda,
büyükşehir belediyelerinin genel sekreterinin İçişleri Bakanının onayıyla
atanmasını hâlâ anlayabilmiş değilim. Yine, belediyelerin bazı memurlarının
atamalarının bazı bakanlıklarca onaylanmasını da hiç anlamış değilim. Ancak,
bütün bu istisnalar, belediyelerin özerklikleri olmadığı manasına gelmediği
gibi, İçişleri Bakanlığımızın bir üstkurul olmadığı gerçeğini de katiyen
örtemez.
Bakanlık, Anayasamızın vesayet denetimiyle
ilgili ilkelerine, kendi mevzuatına uygun çalışmayan belediyelerde, elbette
kolluk denetimi yapabilir, vesayet denetimi yapabilir. Bu denetimler, mevzuata
uygun olarak yapılmak durumundadır. Bu açıdan bakıldığında, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi, Ankara Belediyesi, daha doğrusu bütün belediyeler, bütün büyükşehir
belediyeleri -buna, İzmir Belediyesi de dahil, Gaziantep Belediyesi de-
fevkalade, hatta, haddinden fazla denetlenmektedir. Bunun yanında, bu
denetimler, sadece Bakanlığımız tarafından değil, devletimizin diğer kurumları
tarafından da yapılmaktadır. Mesela, 2002 yılı başında, Ankara Büyükşehir
Belediyesi, eski bakanımızın emriyle, 10'larca mülkiye müfettişi tarafından
teftiş edildi; 10'larca ve aylarca... Ayrıca, Sayın Bakanım döneminde de,
Bakanlığa ulaşan her türlü ihbar ve şikâyetler dikkate alındı ve müfettiş
görevlendirmesi yapıldı.
Mahallî idarelerin özerkliğinden yana
olduklarından hiç kuşkumuz olmayan önerge sahibi milletvekili arkadaşlarımız,
nasıl oluyor da, Anayasamızın o 112 nci maddesinin ikinci fıkrasına
dayandırarak, mahallî idareleri, Bakanlığın hiyerarşik astı olarak mütalaa
edebiliyorlar?! Evet, merkezî idarenin mahallî idarelerle bir ilişkisi vardır.
O da, Anayasamızın 127 nci maddesiyle düzenlenmiştir ve bu da, vesayet
ilişkisidir. Bu ilişki, kanunlara dayanan ve kanunların emrettiği kadar bir
ilişkidir. Bu da, bakanlığımıza, mahallî idarelerin hizmet tercihlerine ve
işlemlerine müdahale yetkisi vermez; ama, bunun yanında, belediyelerimiz de,
Anayasamızın 127 nci maddesinin beşinci fıkrasına ve mevzuatlarına uygun
çalışmak zorundadırlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biraz önce, konuşmama başlarken söylediğim gibi, konuşmamın bu bölümünde,
Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevinde bulunmuş olan bir
arkadaşınız olarak, önergede ortaya atılan -daha sonra konuşan arkadaşlarımız,
birçok şeyler, yeni şeyler daha söylediler ama- hususlarda birkaç açıklama
yapmak borcunu kendimde hissediyorum ve bu vicdan borcumu ödemek
mecburiyetindeyim.
Mesela, önergede "Ankara Büyükşehir
Belediyesi, Eskişehir yolu genişletmesine, takriben 16 000 000 dolar
harcadı" denilmektedir; iddia bu; ama, işin gerçeği, bu işe 5 200 000
dolar harcanmıştır. Önergede, belediyenin, Kızılay-Ça yyolu hattına hafif raylı
sistem (Ankaray) yaptırıp, 74 000 000 dolarlık bir zarara sebep olacağı iddiası
yer almaktadır. Oysa, bu projenin adı "AŞTİ-Çayyolu Raylı Sistem
Hattı"dır, metrodur ve buraya harcanılacak 74 000 000 doların zarar olarak
gösterilmesine imkân yoktur. Mühendis arkadaşlarım çok iyi bilirler ki
-özellikle, Sayın Başkanım, siz çok daha iyi bilirsiniz ki- bu gibi hesaplar,
kilometre başına verilen değer neyse, ona göre yapılır. Söyleyeyim: Bu 74 000
000 dolarlık ihalenin kilometresi 11 000 000 dolara gelmiştir; ama, Sayın
Karayalçın zamanında yaptırılan Kızılay-Batıkent hattının kilometresi 15 700
000 dolara gelmiştir.
Kızılay-Çayyolu metrosu için Türkiye Büyük
Millet Meclisi bahçesinde istasyon yapılması talebinin Melih Gökçek'in plansız,
programsız işlerinden birisi olduğu ve dokuz yıldır bekletilen bu projede bu
istasyonun yerinin İçişleri Bakanlığı ile Atatürk Bulvarı arasındaki yeşil alan
olduğu iddiasına gelince; bu proje, Sayın Murat Karayalçın döneminde hazırlanan
projedir. Sözü edilen projede metro istasyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi
bahçesindedir ve aynı şekilde de korunmuştur.
Bir diğer iddiada ise, Türkiye Büyük
Millet Meclisi bahçesiyle ilgili olarak Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek
Kurulunun verdiği karar, iddia edildiği gibi engelleyici değil, bilakis, yol
göstericidir.
Metro yapımının Melih Gökçek tarafından
dokuz on yıl geciktirildiği iddiasına gelince; 1999 yılında, metro inşaatı
yapılması için, Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak Devlet Planlama
Teşkilatından izin istedik. Devlet Planlama Teşkilatı, cevabî yazısında, resmî
yazıyla, hükümetin ekonomik politikaları icabı bunun gerçekleştirilmeyeceğini
bildirmiştir. Dolayısıyla, gecikme o günkü ekonomik dengelerden
kaynaklanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ATİLLA KOÇ (Devamla) - Yine, en son şunu
söylemek isterim: Yapılacak metro nedeniyle, milyonlarca dolara mal olan
-doğrudur- Akay Kavşağının yıkılacağı ve harcanan paraların boşa gideceği
iddiasına yer verilmektedir. Halbuki, metro inşaatı 28 metre derinlikten
geçmekte, Akay Kavşağının ne yıkılması ne de herhangi bir şekilde zarar görmesi
mümkün olamamaktadır.
Arz ettiğim konulara ilişkin belgeler,
işte, buradadır; isteyen bütün arkadaşlarıma gösterebilirim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sonuç olarak, önergede Bakanlığın ihmal ve suiistimali olarak gösterilen hususlar
hakkında, Bakanlığımız yapılması gerekenleri yapmış ve vesayet denetimini de
doğru yorumlamıştır. Bu önergenin reddi yönünde oy vereceğim, hem de gönül
huzuruyla.
Avrupa Birliğine uyum için yapacağımız
çalışmalarla mahallî idarelerin özerkliğini artıracağız, vesayet denetimini
yumuşatacağız ve böylece, İçişleri Bakanlığının kendi aslî görevlerinde daha
etkin olmasını temin edeceğiz. İnşallah, bunları, en kısa zamanda, 22 nci Dönem
parlamenterleri olarak sizlerle beraber yapacağız.
İşte, ben, bu temennilerimle sözlerime son
veriyor; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Sayın milletvekilleri, son söz, hakkında
soruşturma istenen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya aittir.
Buyurun Sayın Aksu. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin Milletvekili Sayın Mustafa
Özyürek ve 77 milletvekili arkadaşımın hakkımda verdikleri Meclis soruşturması
önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisin siz
saygıdeğer üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, önergede imzası bulunan
arkadaşlarımın iddialarını daha anlaşılabilir kılmak istiyorum. Sayın
milletvekilleri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının belediyenin kaynaklarını
plansız ve programsız projelerle israf ettiğini düşünüyor ve bundan da İçişleri
Bakanı olarak şahsımı sorumlu tutuyorlar; tezlerine de Anayasamızın 112 nci
maddesini dayanak olarak gösteriyorlar. Anayasamızın bu maddesinin hükmünü,
gelin, hep beraber bir inceleyelim. Anayasamızın 112 nci maddesinin ikinci
fıkrası "Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi
içindeki işlerden ve emri altındakilerden, bunların eylem ve işlemlerinden
sorumludur" diyor. Anayasanın bu kadar açık hükmü nasıl böyle bir iddiaya
mesnet teşkil ettirilir, bunu anlamak gerçekten mümkün değil.
İzin verirseniz, Anayasamıza, mevcut
mevzuatımıza ve akademik bilgilere müracaatla konuya açıklık getirmek ve
sizlerle, işin gerçek hukukî durumunu paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Anayasanın bu
düzenlemesine paralel olarak, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası da, İçişleri
Bakanının, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olduğunu
belirtmektedir. Bu noktada üzerinde durmamız gereken husus şudur: "Emri
altında olma" neyi ifade etmektedir? Acaba, yerel yönetimler İçişleri
Bakanının emri altında mı? Mahallî idarelerin özerk karakteri dikkate alındığında,
gerek seçimle gelen organlarının gerekse atamayla gelen görevlilerinin İçişleri
Bakanının emri altında olduklarını söylemek hayli güçtür; çünkü "emri
altında olmak" kamu yönetiminde hiyerarşik üst olmayı gerektirmektedir;
halbuki, yerel yönetimler ile merkezî idare arasında bir ast-üst ilişkisi
bulunmamaktadır. Öte yandan, İçişleri Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı
ile bağlı kuruluşlarında görev yapanların, İçişleri Bakanının emri altında
bulunduklarından da hiç kuşku yoktur. İçişleri Bakanlarının faaliyet ve
işlemlerinden sorumlu tutulacağı görevliler, işte, bu, İçişleri Bakanlığının
merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı kuruluşlarında görev alanlardır. Onun
dışında, yerel yönetim organları ve görevlileri, İçişleri Bakanının emri
altında sayılmaz.
Değerli arkadaşlarım, Anayasamızın 112 nci
maddesinin ikinci fıkrasını istediğimiz gibi yorumlama hakkına sahip değiliz;
kavram ve kuralları yerli yerinde kullanmak zorundayız. Türkiye'nin bir hukuk
devleti olduğunu hiç akıldan çıkarmamalıyız. Merkezî yönetim ile yerel
yönetimlerin ilişkileri hakkında kütüphaneler dolusu eserler yazılmıştır; ama,
bunların hiçbirinde, İçişleri Bakanlarının, özerk mahallî idarelerin seçimle
gelen organlarının veya atamayla gelen görevlilerinin faaliyet ve işlemlerinden
sorumlu tutulacağına ilişkin tek bir satır bulma imkânı yoktur. Zira, hukuk
tekniği, akıl ve izan bunu gerektirmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tabiatıyla, mahallî idareler ile merkezî yönetimler arasındaki ilişkinin nasıl
olduğunu, merkezî yönetimin yetkilerinin sınırının ne olduğunu çok iyi
irdelemek gerekiyor. Esas itibariyle, merkezî yönetim-yerel yönetim
ilişkilerinin temeli Anayasamızın 127 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Sözü edilen maddenin beşinci fıkrası hükmüne göre, merkezî idarenin mahallî
idareler üzerinde yetkisi, vesayet yetkisi olarak tanımlanmıştır. Merkezî
idare, bu yetkisini, yani, vesayet yetkisini, mahallî hizmetlerin idarenin
bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin
sağlanması, toplum yararının korunması, mahallî ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amaçlarıyla kullanabilecektir. Bir başka deyişle, merkezî idare,
mahallî idareler üzerindeki murakabesini idarî vesayet yoluyla sağlayacaktır.
Bu durumda, idarî vesayet nedir, bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. İdarî
vesayet, merkezî idarenin yerel yönetimlerin icraî kararlarını, idarî fiil ve
hareketlerini denetlemek, bu kararları belirli hallerde ve şartlarda bozabilmek
yetkisidir. Bu manada, idarî vesayet, bir tür idarî denetimdir, kanuna dayanır
ve kanunla sınırlıdır, mahallî idarelerin işlemleri, kararları ve organları
üzerinde kullanılır; ancak -burası çok önemlidir- merkezî idare, mahallî
idarelerin organlarının yerine geçip karar alamaz. Bu durumda, idarî vesayet
makamlarının, yerel yönetimlerin iş ve işlemlerine, hizmet tercih ve
önceliklerine, yatırım ve faaliyet programlarının tespitine müdahale etmesi
mümkün olmamaktadır. Örneğin, İçişleri Bakanlığı, Ankara Büyükşehir
Belediyesine "Kızılay Meydanına bir üstgeçit yap" veya "Çankaya
İlçesinin kanalizasyon ihtiyacını en öncelikli iş olarak gerçekleştir"
diyemez.
O halde, bu durumda, mahallî idarelerin
yatırım tercih ve önceliklerini kim tespit edecek, karar ve sorumluluk kime ait
olacak? Çünkü, bu anlatılanların hepsi, büyük çoğunluğu, yerel yönetimlerin
hizmet tercih ve önceliğine girer. Peki, bunu kim yapacak? Biraz önce ifade
ettim; bu kişi İçişleri Bakanı değil; bu tercihe ben karışamıyorum. Peki,
öyleyse, Mecliste temsil edilen siyasî partiler mi, anamuhalefet partisi mi,
belediye başkanının seçildiği parti mi? Tabiî, hiçbiri doğru değil; doğru olan,
belediyelerin, yatırım ve faaliyet programlarını kendi karar ve yürütme
organlarının sorumluluğu altında tespit ve icra etmek durumunda olduklarıdır.
Kuşkusuz, mahallî idareler, iş ve işlemlerini, Anayasamızın 127 nci maddesinin
beşinci fıkrasında belirtilen, yukarıda açıklanan ilkelere göre, mevzuata uygun
olarak yerine getirmek zorundadırlar.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Sayın Bakan,
denetim yetkiniz var.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Bakın, denetimin ne olduğunu madde madde saydım. İdarî vesayet makamları,
yani, merkezde İçişleri Bakanlığı, illerde valiler ve ilçelerde kaymakamlar,
mahallî idarelerin iş ve işlemlerini ancak yukarıda saydığım esaslar çerçevesinde
denetleyebilme ve mevzuatın imkân verdiği hukukî yollara başvurma yetkisine
sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konu.
Ayrıca, idarî vesayet makamlarının bu denetimleri, yerindelik denetimi olmayıp
hukuka uygunluk denetimidir. Yani, örneğin, Ankara Büyükşehir Belediyesine,
ben, İçişleri Bakanı olarak veya İçişleri Bakanlığı müfettişleri, birkaç gün
önce hizmete açılan Sincan "Harikalar Diyarı" adlı park yerine,
tarihî Ankara Kalesinin onarımı yapılmalıdır diyemez. Buna ne benim ne de bir
başka kimsenin yetkisi var. Bu karar, o yerel yönetimin yetkili karar
organlarının yetkisindedir.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Bakan, onlar
da biliyorlar, sırf konuşulsun diye...
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Söylediğiniz
farklı, Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Anayasal çerçeve içinde yerel
yönetimler üzerinde İçişleri Bakanı olarak benim yetkimin yasal dayanağı ve
sınırı nedir; izin verirseniz, şimdi, bu yönü de açıklamak istiyorum.
3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunda, mahallî idareler ile bunlara bağlı ve bunların
kurdukları birlik, işletme, müessese ve teşebbüslerin işlem ve hesaplarını
teftiş etme ve denetleme, öninceleme ve araştırma yapma görevleri İçişleri
Bakanlığına verilmiştir. Dolayısıyla, İçişleri Bakanı olarak ben, yerel
yönetimlerin işlem ve hesaplarını teftiş ettirebiliyor ve şikâyet söz konusu
olduğunda ise öninceleme ve araştırma yaptırabiliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
gelelim, işin önergeye de konu olan, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili
bölümüne. Acaba, ben yetkilerimi nasıl kullanmışım; bu hususa açıklık getirmek
istiyorum. İçişleri Bakanı olarak göreve başladığım 19 Kasım 2002 tarihinden
itibaren, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarıyla ilgili
olarak Bakanlığıma gerçek ya da tüzelkişi ve kuruluşlardan ulaşan ihbar veya
şikâyetler üzerine neler yapmışız; şimdi, müsaadenizle bunları bir bir arz
etmeye çalışayım.
Bu belediyede 7 ayrı dilekçeye dayalı
olarak 9 konuda öninceleme yaptırmışım; yani, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer
Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Yasaya göre ortaya konulan
iddialar, ileri sürülen iddialar müfettişler marifetiyle soruşturulmuş ve
müfettişlerce, bu yasanın emrettiği öninceleme raporları düzenlenmiştir.
Peki, bu raporlara ne tür işlemler
yapılıyor; onu da izah edeyim. Bu raporlar üzerine idarenin iki türlü karar
verme hakkı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, soruşturma izni verilmesi; ikincisi
ise, soruşturma izni verilmemesi kararlarıdır. Soruşturma izni verilmesi
kararları, hakkında karar verilen memura; soruşturma izni verilmemesi kararları
ise, yetkili cumhuriyet başsavcısı ve şikâyetçisine, yazılı olarak tebliğ
edilmektedir; 4483 sayılı Yasanın 9 uncu maddesine göre, yetkili mercilerin
kararına 10 gün içinde itiraz edilebilir, itiraz edilmeyen kararlar
kesinleşmektedir. Örneğin, soruşturma izni verilmesi kararlarına 10 gün içinde
itiraz edilmez ise, dosya yetkili cumhuriyet başsavcılığına gönderilmektedir.
Bu çerçevede, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili konularda, karar verme
yetkisi İçişleri Bakanı olarak bana ait olan 8 iddia hakkında kararlar
tarafımdan verilmiştir; yetkinin Sayın Ankara Valisine ait olduğu bir konuda
da, rapor ilgili valiliğe gönderilmiştir. Bana ait yetkiler, önümüze gelen
raporlarda, mevzuata ve yerleşmiş yargı kararlarına uygun olmak kaydıyla
kullanılmıştır.
Yine, Bakanlığıma çeşitli birimlerden
ulaşan 9 ihbar ve şikâyet üzerine, 26 konuda mülkiye müfettişlerine ayrıca
inceleme yaptırılmıştır. Görevli müfettişler 6 araştırma ve 3 inceleme raporu
hazırlamışlardır. Müfettişler, iddiaların sübuta ermediği, zamanaşımı oluştuğu,
iddiaların daha önce de incelendiği, bu nedenle yeniden inceleme yapılmasına
gerek bulunmadığı gibi gerekçelerle bu konularla ilgili herhangi bir cezaî veya
hukukî yargılama tesisine gerek olmadığı sonucuna varmışlardır. Bu raporlar
üzerine de, yine, 4483 sayılı Kanunun 4 üncü maddesini dayanak göstermek
suretiyle işleme konulmama kararları verilmiş; bu kararlar da, yine, duruma
göre, şikâyetçisine veya yetkili cumhuriyet başsavcısına tebliğ edilmiştir.
Üçüncü olarak, yine, Ankara Büyükşehir
Belediyesiyle ilgili 2 konuda ise, iddiaların genel hükümlere göre
soruşturulması gerektiği, idarenin yetki alanı dışında kaldığı
değerlendirilerek dosyalar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi raporuyla
gönderilmiştir.
Ayrıca, adı geçen belediyede, halen, 4
ayrı onaya bağlı olmak kaydıyla, 2 konuda öninceleme ve 17 konuda da araştırma
yapmak üzere, mülkiye müfettişleri, çalışmalarını sürdürmektedirler.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve
bağlı kuruluşlarında -burası
önemli- işlendiği iddia edilen suçlar nedeniyle soruşturma yapılmadık konu
kalmamıştır. Bakanlığıma ulaşan ve kanunî gerekleri taşıyan bütün ihbar ve
şikâyetler, herhangi bir özel ayırıma tabi tutulmaksızın, tarafsızlık
içerisinde ve ciddiyetle incelettirilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
diğer yandan, bütün belediyeler gibi Ankara Büyükşehir Belediyesi de, mülkiye
müfettişlerince, üç yılda bir genel teftişe tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda,
Ankara Büyükşehir Belediyesi, en son 8 Ocak 2002 - 25 Mart 2002 tarihleri
arasında teftiş edilmiştir ve üç yıl sonra tekrar teftiş edilecektir.
Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak, Anayasanın ve
yasaların verdiği yetki -bütün diğer belediyelerimizde olduğu gibi- duraksama
gösterilmeden kullanılmaktadır; ancak, hiçbir hal ve şartta yasaların bize
tanımadığı bir yetkiyi de kullanacak ve hukukun çizdiği sınırları zorlayacak da
değiliz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben,
burada, huzurlarınızda açıkça ifade ediyorum ki, İçişleri Bakanı olduğum
sürece, mensubu bulunduğu partiye bakmaksızın, kanun ve mevzuat içerisinde
kalması şartıyla belediyelerin gerçekleştirecekleri bütün hizmetlere köstek
değil, destek olacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - O zaman, maaş
ödeyemeyen belediyelere Hazineden para aktarın.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Dinleyin lütfen. Siz konuştunuz, hep dinledik; lütfen...
Ben, yerel yönetimlerin başarılarından
mutluluk duyuyorum; üstelik, bu konuda herhangi bir siyasî farklılık da
gözetmiyorum. Biliyorum ki, yerel yönetimlerce verilen her yeni hizmet, orada
yaşayan aziz vatandaşlarımızın günlük hayatını kolaylaştıracaktır. Öyle
zannediyorum ki, hizmet eden her kişiyi, her kurumu engellemek yerine,
desteklemek ve teşvik etmek bizim vazifemiz olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önerge
gerekçesinde yazılı konulara da kısaca temas etmeyi yararlı bulmaktayım. Gerçi,
biraz önce konuşan arkadaşım bunlardan bahsetti -Çayyolu'yla ilgili, diğer
yollar- bunlara girmek istemiyorum; çünkü, onlar da incelendi. Ama, şunu ifade
edeyim ki; gerek Anayasamız ve gerekse yasalarımız, mahallî idarelerin -burası çok önemli, hep altını çizerek
söylüyorum- hizmet tercih ve önceliklerinin, yatırım ve faaliyet programlarının
kendi karar ve yürütme organlarınca tespit edilip uygulanmasını zorunlu
kılmaktadır. Hal böyle olunca da, iddiaya konu tercih ve değişiklikler nedeniyle,
yani, neden hafif raylı değil de metro oldu, neden Çankaya'ya değil de şuraya
yapıldı gibi tercihler, bu nedenle yapılan değişiklikler nedeniyle, ancak
Büyükşehir Belediyesi organlarının siyasî sorumluluğundan söz edilebilirse
edilir. Kaldı ki -burası da çok önemli- mevzuata uygun olmak kaydıyla, hizmet
ve yatırım tercihlerinin maliyetinin yüksek olması, yalnız başına, cezaî
sorumluluğu gerektirecek bir eylem olarak da kabul edilmemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
belediyeler özerk yönetimlerdir ve doğaları gereği, siyasî sorumluluğu olan
seçilmişlerce sevk ve idare olunurlar. Üzerine ısrarla vurgu yaparak söylemek
istiyorum ki, siyaset adamlarının hukuka uygun tercihlerinin hesabının
görüleceği yer sandıktır. Milletin yanılmaz ve şaşırtılmaz sağduyusu, sandıkta,
bir kuyumcu terazisi hassasiyetinde, olup biteni tartacaktır; bundan hiç
kimsenin şüphesi olmaması lazım. Öyle zannediyorum ki, buna da en çok
güvenmesi, inanması gerekenler, şu Yüce Meclisin çatısı altında bulunan bizler
olmalıyız. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Bizim iddia
ettiklerimizin hiçbirinin karşılığı değil bunlar.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergedeki konularla ilgili kısımları
geçiyorum; sağ olsun, Atilla Koç arkadaşım bunları söyledi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yukarıda izah ettiğim üzere, Meclis soruşturması önergesi, yaslandığı hukukî
gerekçeler açısından doyurucu olmaktan uzaktır; bir anlamda çalakalem
yazılmıştır. Önerge hazırlanırken, bazı evrensel hukuk kaideleri de hiçe
sayılmıştır. Bakın değerli arkadaşlarım, nedir hiçe sayılan hukuk normu;
suçların şahsîliği prensibi. İddia sahiplerinin kendileri bizzat yazıyorlar,
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanına atfen, dokuz on yıl geciktirdiğini
söylüyorlar, yani dokuz on yıl önce işlenmiş bir suçtan bahsediyorlar, bu
gecikmeden dolayı da, Kasım 2002'de görev başına gelen İçişleri Bakanı olarak
beni sorumlu tutuyorlar. Bunu, hukukla, mantıkla, insafla, vicdanla izah etmekte
güçlük çekiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan,
partiler gelir geçer; ama, siz hep oradasınız; on senedir oradasınız.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, şu konudan Yüce Meclisimizin üyelerinin emin olmasını
istiyorum: İçişleri Bakanlığında bazı suçların örtbas edilmesine veya gerçekle
uzaktan yakından alakası olmayan hayalî konuların insanların izzetinefisleriyle
oynanarak siyasî istismar konusu yapılmasına asla izin vermeyeceğim. Buna
karşın, konusu suç teşkil ettiği müddetçe, ortaya atılan bütün iddiaların
kişilik haklarına ve devlet vakarına uygun bir biçimde incelenip
araştırılmasını yakından takip edeceğim.
Konuşmamı tamamlamadan önce şu hususun da
altını çizerek ifade edeyim ki, önergede yazılı olup, konusu suç teşkil ettiği
halde Bakanlığımca incelenmeyen bir tane bile örnek yoktur.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
İçişleri Bakanlığının, Ankara Büyükşehir Belediyesi üzerindeki idarî vesayet
yetkisinden kaynaklanan görev ve sorumluluklarını hassasiyetle yerine getirdiği
anlaşılmaktadır. Münhasıran Ankara Büyükşehir Belediyesinin karar ve yürütme
organlarının sorumluluğu altında bulunan hususlarda ise İçişleri Bakanlığına
sorumluluk yöneltilemeyeceğini bir kez daha hatırlatmak isterim.
Bu itibarla, Mersin Milletvekili Sayın
Mustafa Özyürek ve 77 sayın milletvekili tarafından verilmiş olan Meclis
soruşturması açılması talebini içeren önergede ileri sürülen gerekçelerin
hukukî dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmektedir. İçişleri Bakanlığı
görev, yetki ve sorumluluklarımı, bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de,
başta Anayasamız olmak üzere mevzuat ve çağdaş yönetim ilkelerine uygun olarak
yürüteceğimden hiçbir arkadaşımın kuşkusu olmasın.
Bu bakımdan, durumu bilgilerinize arz
ediyor, bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aksu.
Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması
önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu
hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 108 inci
maddeleri gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız. Oylamaya
başlamadan önce, oylamanın yöntemiyle ilgili olarak bazı açıklamalarda
bulunacağım.
Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını
arz ediyorum:
Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan
Kâtip Üyelerden, komisyon sırasındaki Kâtip Üye, Adana'dan başlayarak İzmir'e
kadar; hükümet sırasındaki Kâtip Üye ise, İzmir ilâ Zonguldak dahil, adı okunan
milletvekillerine, biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere, üç
yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekillerini
ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri, belirlenmiş bulunan bu
yerlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak
bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını
kullanacaklardır.
Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı
kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.
Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden,
üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine
işaretlettirdikten sonra oy hücresine girecek, oy olarak kullanacağı pulu
hücrede zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise hücrenin içerisinde
bulunan ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara hücreden çıkacak olan üye, oy
pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna
atacaktır.
Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul
ve zarf verilmeyecektir.
Sayın milletvekilleri, vekâleten oy
kullanacak sayın bakanları arz ediyorum: Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in yerine
Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in
yerine Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yerine Tarım
ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yerine Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
Başesgioğlu, Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yerine Devlet Bakanı Beşir
Atalay, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün yerine Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin oy kullanacaklardır.
Şimdi, gizli oylamaya Adana İlinden
başlıyoruz.
(Oylar toplanıldı)
BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye?..
Yok.
Sayın milletvekilleri, oylama işlemi
bitmiştir.
Kupaları kaldırın.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında (9/1) esas numaralı Meclis soruşturması
önergesinin gizli oylaması sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 431
Kabul: 85
Ret: 339
Çekimser: 1
Geçersiz: 6
Bu duruma göre, Meclis soruşturması
açılması kabul edilmemiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.25
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.30
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 3 üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Genel Kurulun 2.10.2003
tarihli 2 nci Birleşiminde alınan karar gereğince, gündemin "Özel Gündemde
Yer Alacak İşler" kısmının 2 nci sırasında yer alan, İzmir Milletvekili
Oğuz Oyan ve 76 milletvekilinin, oğlu ve kızının sahibi olduğu denizcilik
şirketiyle ticarî ilişkileri bulunan ve daha önce görev yaptığı bir denizcilik
şirketine ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlayarak görevini kötüye kullandığı ve
bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107
nci maddeleri uyarınca bir Meclis Soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerine başlıyoruz.
V.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS
ARAŞTIRMASI (Devam)
A)
ÖNGÖRÜŞMELER (Devam)Ê
2. - İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 milletvekilinin, oğlu ve kızının sahibi olduğu
denizcilik şirketi ile ticarî ilişkileri bulunan ve daha önce görev yaptığı bir
denizcilik şirketine ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlayarak görevini kötüye
kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu
iddiasıyla, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergesi(9/2)
BAŞKAN - Bu görüşmede,
sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir
diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da, hakkında
soruşturma istenmiş bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a söz
verilecektir.
Konuşma süreleri 10'ar
dakikadır.
Meclis soruşturması
önergesi, Genel Kurulun 24.7.2003 tarihli 111 inci Birleşiminde okunmuş ve
bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle, soruşturma önergesini
tekrar okutmuyorum.
Söz alan sayın
milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Oğuz Oyan'ın yerine,
İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu; şahısları adına, Uşak Milletvekili
Osman Coşkunoğlu, İstanbul Milletvekili Hasan Aydın, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Mustafa Tuna, Tokat Milletvekili Zeyid
Aslan, Trabzon Milletvekili Asım Aykan.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Hasan Aydın sözünü devretti efendim; önergesi orada.
BAŞKAN - İlk söz, önerge
sahibi olarak, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nundur.
Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; akşamın bu saatinde,
Türkiye'de siyasî ahlakın yerleşmesi açısından çok önemli bir Meclis soruşturması
önergesini görüşüyoruz. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım'ın oğluna
sağlanan olanaklarla ilgili olarak, kendisi hakkında verilen soruşturma
önergesinin kabul edilmesi dileğiyle sözlerime başlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
17 Nisan 2003 tarihinde Sancak Lines firmasının bir gemisi yanıyor; yanış
nedeninin sigara izmariti olduğu söyleniyor. Bu gemi nisan ayında yandıktan
sonra, 28 Mayısta, Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı Ankara Feribotu,
ihalesiz ve bir başka teklif alınmadan, Almanya'da kurulu Santour GMBH
firmasına kiralanıyor. Bu kiralamada garantör firma Gayret Denizcilik Sanayi ve
Ticaret Limitet Şirketidir.
Sayın Bakanın oğlu Erkan
Yıldırım ve kızı Bahar Büşra Yıldırım 6 Şubat 2002'de bir şirket kuruyorlar;
şirketin adı "Derin Denizcilik Gemi Taşımacılık Sanayi ve Ticaret
Limitet Şirketi." Şirketin sermayesi 10 000 000 000 lira ve Sayın Erkan Yıldırım 25 Mart 2003
tarihinde İtalya'da açılan bir gemi ihalesine katılıyor ve 445 000 euroya bu
gemiyi satın alıyor. Bu gemiyi satın alıyor; ama, gemiyi satın alırken 200 000
euroyu Santour firmasından alıyor.
Şimdi, şöyle bir tablo
çıkıyor önümüze. Sayın Bakana bağlı veya Bakanın ilgi alanına giren Türkiye
Denizcilik İşletmelerinden Santour firmasına bir gemi kiralanıyor; kiralamadan
bir süre sonra Sayın Bakanın oğlu İtalya'da ihaleye girerken 200 000 euroyu bu
kiralanan firmadan alıyor. Şimdi, bu olay, doğal olarak basının ilgi alanına
girdiği süre içerisinde, özellikle Vatan Gazetesi sürekli yayım yapıyor, diğer
gazeteler de benzer yayımlar yapıyorlar ve Sayın Bakanın yaptığı iki açıklama
var. İzninizle, o iki açıklamayı aynen okumak istiyorum. Sayın Bakan diyor ki:
"Kendimin veya oğlum Erkan Yıldırım'ın Santour'la ortaklığı söz konusu
değildir. Ben, hiçbir zaman bu firmada hiçbir pozisyonda çalışmadım. Türkiye
Denizcilik İşletmelerinden bu şirketin gemi kiralamasıyla hiçbir ilgimiz
yoktur." 14 Temmuzda Vatan'a gönderdiği açıklama bu.
Aynı şekilde, Sayın
Yalçın Bayer'in konuyu işlemesi üzerine, ona da bir açıklama gönderiyor Sayın
Bakan. Yaptığı açıklama da şöyle: "Almanya'da kurulu Sancak Holding ve
Santour Şirketlerine ortaklığım olmadığı gibi genel müdürlük yapmam da söz
konusu olmamıştır." Sayın Bakan, tabiî, bu açıklamaları, herhalde,
Almanya'ya kimse ulaşamaz, Almanya'dan bilgi alamaz, dolayısıyla, ben, bu
açıklamayı rahatlıkla yaparım mantığıyla yaptı. Neden bunu söylüyorum; şunun
için değerli arkadaşlar: Sancak Lines ile Santour firması Almanya'da kurulu;
bunlar kardeş şirketler, beraber çalışan şirketler. Şimdi, o kadar beraber
çalışıyorlar ki, normal yaptıkları çalışmaları bile ortak davetiyeyle
açıklıyorlar. Nitekim, Sancak Lines ve Santour Şirketleri, bütün acentelerle
yapacağı yeni sezonu açış toplantısı düzenliyorlar ve bu açış toplantısı için
bir davetiye bastırılıyor. Ben, davetiyenin sadece bir bölümünü okuyacağım:
"14.45-15.15 Santour-Sancak Lines Genel Koordinatörü Recai Berber'in
konuşması -yarım saat konuşma hakkı veriyorlar Sayın Recai Berber'e-
"15.15-15.45 Sancak Lines Genel Müdürü Binali Yıldırım'ın konuşması."
Sayın Binali Yıldırım açıklamasında ne diyordu; "Sancak'la ilgili hiçbir
yerde çalışmadım; bunlarla hiçbir ilgimiz yoktur" ama, basılan davetiyede
"Sancak Lines Genel Müdürü Binali Yıldırım'ın konuşması" var.
Bu yetiyor mu; hayır,
daha başka şeyler de var. Ocak 2002'deki, Türkiye Gazetesinin Almanya
baskısında bir haber ve bir fotoğraf yer alıyor. İzninizle, fotoğrafın
altındaki ifadeleri aynen okuyorum: "Sancak Lines Genel Müdürü Binali
Yıldırım ve Santour Genel Müdürü Mehmet Koç, gazetemize nezaket ziyaretinde
bulunarak, gazetemizin Avrupa temsilcisi Kenan Kubilay ve reklamlardan sorumlu
arkadaşımız Ahmet Dörtkaşlı ile görüştü." Gazetede yer alıyor bu haber.
6 Haziran 2003 tarihli
Milliyet Gazetesinin yine Almanya baskısı ve orada da bir haber yer alıyor ve
açıklama -Sayın Bakanın açıklaması- aynen şöyle: "Sancak Lines Şirketini
ben kurdum, isim babası benim."
Değerli arkadaşlar,
şimdi, böyle ilişkiler içinde Sayın Bakanın durumunu görüşeceğiz. Tabiî, haklı
olarak, aklımıza şu soru geliyor: Sayın Bakan bütün bunları bildiği halde
gazeteye niçin öyle bir açıklama gönderdi "benim bunlarla ilgim yoktur,
ben hiç bu şirketlerle çalışmadım" diye.
Önümde bir örnek var;
daha doğrusu, bunu, Milliyet Gazetesinden bir arkadaşımız, köşeyazarımız
yazmıştı: Amerika'da yalan söyleyen bir bakan, şu anda, yüz yıl mahkûmiyetle
yargılanıyor arkadaşlar; bizde hiç kimsenin kılı dahi kıpırdamıyor. Şimdi hep
beraber göreceğiz ve eminim, eğer vicdanımızın sesini dinleyeceksek, bu konunun
soruşturulmasını isteyeceğiz.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, size bu tablo içinde yer alan bazı isimleri anlatacağım. İlk isim,
Bakanımız Sayın Binali Yıldırım. Kendisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde İDO
Genel Müdürlüğü yapıyor, ayrıca Almanya'da Sancak Lines'ın Genel Müdürlüğünü
yapıyor -az önce söylemiştim, garantör firma diye- Santour'a gemi kiralanırken
garantör firma olarak imza atan Gayret Denizciliğin de kâr ortaklığını yapıyor.
Tabiî, doğal olarak, seçimlere giriyor her yurttaşın girdiği gibi ve ulaştırma
alanındaki, herhalde, başarılarından ötürü de Ulaştırma Bakanı olarak şu anda
oturuyor koltuğunda.
İkinci ismimiz Sayın
Erkan Yıldırım; Sayın Bakanımızın 24 yaşındaki oğlu. Oldukça parlak bir geçmişi
var mı bilemiyorum; ama, liseyi terk ettiği söyleniyor. Herkes, herhalde,
bilmiyorum, bir anda Allah "yürü ya kulum" diyor yürüyor; Erkan
Yıldırım da öyle başarılı bir performans çiziyor, özellikle Sayın Bakan bakan
olduktan sonra... Kendisi Santour'un Çeşme'deki acentesi; öyle çok büyük bir
gelir kaynağı falan yok; ama, Erkan Yıldırım'ın enteresan şirketleri var.
İzninizle o şirketlerin
isimlerini okuyayım. Bunları nereden buldunuz derseniz; internetten İstanbul
Ticaret Odasının sitesine girerseniz, hepsini görürsünüz. Anadolu İhracat ve
Nakliyat Ticaret Anonim Şirketi, Kemal Ürker Soğutma Cihazları Sanayi ve
Ticaret Limitet Şirketi, Ersiem Net Bilgisayar Sistemleri Telekomünikasyon
Elektrik İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi, Derin Denizcilik Gemi
Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi, Nemus İnşaat Turizm ve Elektronik
Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, Altun Kuyumculuk Pazarlama Sanayi ve Ticaret
Limitet Şirketi; bunda eski ortak. Bunlar, Sayın Bakanımızın 24 yaşındaki
oğlunun ortak olduğu veya kurucu olduğu şirketler.
Gelelim üçüncü isme.
Üçüncü isim, Sayın Recai Berber; az önce de ismini söylemiştik bir vesileyle.
Sayın Recai Berber, Almanya'daki Santour'un Genel Müdürü. Sayın Berber,
1994-1996 yılları arasında İSKİ'de Genel Müdür Yardımcılığı yapmıştır. Kendisi,
Ramsnet İnternet ve İletişim Teknoloji Anonim Şirketinin, Serhat Denizcilik ve
Ticaret Limitet Şirketinin, Kapital Yatırım gibi pek çok şirketin ortağı.
Herhalde çok yetenekli bir kişi ki Sayın Recai Berber, AKP iktidarı tarafından
Ereğli Demir ve Çelik İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanlığına getiriliyor.
Tabiî, kim öneriyor; benim kişisel tahminim, Sayın Binali Yıldırım'ın önerdiği
yönündedir; çok yetenekli olduğu için, denizcilikte büyük başarıları var, biraz
da demir-çelik alanına girsin diye.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)
- Dördüncü kişi, Sayın Mehmet Koç. Sayın Mehmet Koç da Santour'un büyük
ortağıdır; yani, Sayın Binali Yıldırım'ın oğluna 200 000 euroluk olanağı
sağlayan şirketin ortağıdır. Kendisinin de pek çok şirkette ortaklığı var; ama,
sahibi olduğu şirketlerin hepsi, ne hikmetse, aynı adreste, bazılarının telefon
numaraları da aynı.
Son ismimiz de Bayram Ali
Çakır, bu tablonun içinde yer alan. Sayın Çakır, Gayret Denizciliğin
ortaklarından ve aynı zamanda, Sayın Bakan da ortaklarındandır. Diyeceksiniz
ki, nereden biliyorsunuz; bunu da, Sayın Bakanın açıklamalarından biliyorum.
Sayın Bakan, 14 Temmuz 2003 tarihli Vatan Gazetesindeki bir açıklamasında aynen
şöyle diyor; onu da izninizle okuyayım:
"Sayın Bakan -
Gayret Denizcilik diye bir firma var. Bu firma Çeşme-Birindisi hattında gemi
çalıştırıyordu. Hattın adı Sancak Lines idi. Gayret Denizcilik 2000 yılında bir
gemi kiralamıştı. Sancak Lines hattında çalışan geminin işletmesini yaptım.
Vatan Gazetesi - Maaşlı
iş mi bu?
Sayın Bakan - Hayır,
hayır. O hattın kâr ortağıydım.
Vatan Gazetesi -
Dolayısıyla geminin kâr ortağısınız?..
Sayın Bakan - Evet, öyle
de denebilir."
Sayın Bakan, orada kâr
ortaklığı yaptığını da itiraf ediyor.
Değerli arkadaşlar,
gazetelerde buna "al gülüm, ver gülüm" diyorlar. Sen bana 200 000
euro ver, ben sana gemi kiralayacağım; hem de -çok iyi- ihalesiz kiralayacağım,
bütün olanakları vereceğim sana; dolayısıyla, böyle, alıp gidelim.
Şimdi, gelelim, Erkan
Yıldırım'a. Bu gencin, 445 000 euroluk gemiyi alırken -herhalde bu kadar
şirketin sahibidir- kaynağı nereden bulduğunu doğal olarak hepimiz
düşünebiliriz; yani, herkes işadamı olabilir, herkes çalışabilir; bu da
çalışacaktır doğal olarak. Sayın Erkan Yıldırım "bu parayı nereden
buldun"...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) - Grup adına...
BAŞKAN - Grup adına
konuşma yok Sayın Kılıçdaroğlu. Şahsı adına söz alan arkadaşlardan biri sözünü
devredecekse, tamam. İkinci sırada Sayın Coşkunoğlu var.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Coşkunoğlu söz hakkını devrediyor.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) - Sayın Erkan Yıldırım "445 000 euroyu nereden buldunuz"
sorusuna aynen şöyle cevap veriyor: "Ben, yıllardır acente işi yapıyorum.
İzmir-Çeşme'de iki acentem var ve doğal olarak da birikimlerim oldu. Bunun yanı
sıra, beraber çalıştığım bazı uluslararası seyahat acentelerinden de destek
gördüm. Bu, karşılıklı bir menfaat ilişkisidir" diyor. Bu karşılıklı bir
menfaat ilişkisidir. Bunu merak eden de, yine, 3 Temmuz 2003 tarihli Vatan
Gazetesinde görebilir.
Erkan Yıldırım, ayrıca
"ben, 445 000 euro değil, bir o kadar da, bu gemiyi çalıştırmak için para
harcadım" diyor. Şimdi, haklı olarak şu soruyu sorabiliriz: Peki ne kadar
geliri var; Sayın Erkan Yıldırım'ın bütün ticarî şirketlerini size az önce
okudum; sadece Ersiem Net'ten ötürü 2000 yılında 2 milyar liralık bir gelir
beyan etmiş, başka bir geliri yok. Ne kadar parlak bir arkadaşımız!
Peki, şunu
söyleyebiliriz; Sayın Bakan, yardım etmiş olabilir, kendi oğluna destek
çıkabilir. Sayın Bakanın kayıtlarına baktık. Sayın Bakan bir dönem
Sultanbeyli'de parke satışı yapmış; 1993 yılı beyanı 50 000 000 lira, 1994 yılı
beyanı 217 000 000 lira, 1995 yılı beyanı 320 000 000 lira. Yani, Sayın Bakanın
da, bu 445 000 euroyu finanse edecek, en azından yarısını finanse edebilecek
bir gücü yok.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Türkiye Denizcilik İşletmeleri
bu hatta çalışıyor ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri kendisine rakip olmak
üzere, kendi gemisini kiralıyor. Şimdi, elimizi vicdanımıza koyalım; bir siyasî
baskı olmadan bir genel müdür bunu yapsa ve siz de bakan olsanız, herhalde,
önce o genel müdür hakkında soruşturma açarsınız. Arkadaş, sen kendi işletmeni
zarara sokmak için, üstelik aynı hatta, başkasına kendi gemini kiralıyorsun!
Biz kiralıyoruz ama...
Bir başka şey; az önce
okuduğum metinde ne diyordu Sayın Erkan Yıldırım: "Bu işlerde menfaat
ilişkileri var, siz bilmezsiniz." Menfaat ilişkisi olduğu zaten çok net
bir şekilde ortaya çıkıyor. Gayret Denizcilik -az önce söyledim, Sayın Bakanın
kâr ortağı olduğu firma- bu geminin kiralanmasında garantör firma. Peki, siz,
Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü olsanız, herhalde, bir gemiyi,
birisine garantör firma olarak veriyorsanız, eli yüzü düzgün bir firma
ararsınız. Garantör firma olarak verilen Gayret Denizciliğin 2000 yılında 8
milyar liralık bir beyanı var; ondan sonra, hiçbir beyanı yok, zarar beyan
ediyor ve siz, bunu kabul ediyorsunuz. Normalde, bir genel müdür, böyle bir
şeyin altına imza atsa, hakkında soruşturma açılması lazım arkadaşlar, siz ne
yapıyorsunuz yani?!
Değerli arkadaşlar, bu
feribotun kiralanması olayında, Sayın Bakan "buradan ben para
almadım" diyebilir; Sayın Bakan para aldı diye bir iddiamız yok. Bizim
iddiamız şu: Bu iş, ahlakî değildir. İlişkileri anlattım size; ahlakî bir iş
kabul ediyorsak, o zaman, bu Parlamentonun ve siyasetin saygınlığına gölge
düşürmüş oluruz. Bizim görevimiz, siyasete saygınlık kazandırmak, Parlamentoya
saygınlık kazandırmaktır. Sayın Bakandan istirham ediyorum; Japonya'da, iki
saat sular akmadı diye, Japonya'daki bir belediye başkanı istifa etti; adamın
belki hiç sorumluluğu yoktu. Oğlu ve çevresiyle bu kadar karmaşık ve derin
ilişkileri olan bir Sayın Bakan, bu işler dururken, nasıl oluyor da, hâlâ,
koltuğunda oturmayı içerisine sindirebiliyor; biz, bunu anlayamıyoruz. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
başka bir şey daha var. Sayın Bakanın vukuatları bunlarla sınırlı değil.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
Nurettin Sözen istifa etmiş miydi; beş sene İstanbul susuz kaldı?!
HALUK KOÇ (Samsun) - Ne
alakası var?!
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) - Ona gelince, Sayın Nurettin Sözen... Bakın, kötü emsal, emsal olmaz
arkadaşlar.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
Acaba, Nurettin Sözen, etik olarak düşünmüş müydü?!
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) - Eğer, Nurettin Sözen... Hayır efendim... Nurettin Sözen...
MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
Etik olarak düşünmüş müydü yani?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Dinle hocam, dinle!
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) - Ben, Parlamentoda değildim beyefendi, siz Parlamentoda mıydınız
bilmiyorum; ama, ben, şimdi Parlamentodayım, parlamenterim; dürüst, namuslu bir
adam olarak çıkıyorum, kendi düşüncemi söylüyorum. Siz de eğer gerçekten buna
inanıyorsanız, siz de bunu kabul edin; yani, Sayın Binali Yıldırım, sizin
partiden oldu diye, sizin partide Ulaştırma Bakanlığı yapacak başka adam yok
mu?! (CHP sıralarından alkışlar) Birçok değerli milletvekili var; eski, saygın
bürokratlar var; bunlardan birisi gelir, belki, çok daha güzel hizmet sunar.
Biz de, hepimiz, göğsümüz kabararak "evet, Sayın Bakan geldi, gayet güzel
hizmet sundu" deriz.
Bakın, Sayın Bakanın
vukuatı bununla da sınırlı değil. Kıbrıs Türk Hava Yollarına Genel Müdür,
Yönetim Kurulu Başkanı tayin edildi. Bakın, tecavüz, hırsızlık, haneye tecavüz
dahil, 65 ayrı suçtan... Yani, siz, bu adamı Genel Müdür tayin ediyorsunuz ve
bu kim, biliyor musunuz; Sayın Bakanın danışmanı! İnsaf denilen bir şey var,
siyasî ahlak denilen bir şey var. Biz, burada, altmışbeş milyon insana
sesleniyoruz ve "arkadaşlar, biz, bu Parlamentoda dürüstlüğü egemen
kılacağız" diyoruz. Yolsuzluk komisyonları kurduk; üç gün yazıyı
geciktirdi diye, adam hakkında soruşturma istedik. Biz, bunu ne yapacağız?!
Sayın Binali Yıldırım çıkıp konuşacak. Ben olsam, çıkar konuşurum, kendimi
savunurum, doğrudur; ama, şerefimle de görevimden ayrılırım. Bırakın
arkadaşlar!.. Yani, biz, eğer, bir şey yapacaksak, dürüst, namuslu yapalım ve
bitirelim, noktalayalım.
Hepinize teşekkür
ediyorum arkadaşlar, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Şahsı adına söz isteyen,
Tokat Milletvekili Sayın Zeyid Aslan; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
ZEYİD ASLAN (Tokat) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76
milletvekilinin, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında Anayasanın 100
üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesi üzerinde görüşlerimi belirtmek üzere şahsım adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Meclisimizin yasama görevinin yanında denetim görevi de
bulunmaktadır; yürütme görevini ifa eden kişilerin icra ettiği çalışmaların da
denetimini yapmaktadır. Denetim görevinin soruşturma önergesi olarak yerine
getirilmesinde, soruşturması talep edilen kişiyle ilgili delil ve belgelerin
gerçekliği iyice araştırılmalı ve bunların kişilerle ilişkilendirilmesinde
hukuk ve insaf ölçüleri içinde hareket edilmelidir. Gerçekliği iyice
araştırılmadan, bir kişiyi ve bakanı şu veya bu şekilde yargılamak
demokratlıkla, dürüstlükle, hatta ve hatta insafla bağdaşmaz. Ülkesine ve
milletine hizmet etmekten başka hiçbir gayesi olmayan, gece gündüz yoğun bir
şekilde bu ülke insanına hizmeti gaye edinmiş hükümetin başarılı bir üyesini
belgesiz, delilsiz, dedikoduya dayanan ve siyasî amaçlı bu tür Meclis
soruşturmalarıyla kimsenin yıpratmaya hakkı yoktur. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Biraz önce burada konuşan
Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü, internet sitesinden aldığı bir
belgeyle, Sayın Bakanın oğlu hakkında, 5-6 tane şirket saydı. Biraz insaflı
olmak lazım. Zaten, gazete haberlerine dayanılarak getirilen bir önergeye ancak
internet sitesinden bir delil getirebilirsiniz, başka bir delil getiremediniz,
getiremezsiniz de zaten. (CHP sıralarından alkışlar [!]) Şunu burada belirtmek
istiyorum: Biz, AK Parti olarak hesap sormaya söz verdik; ama, aynı zamanda
hesap vermeye de söz verdik. Biz hesap vermeye söz vermiş bir siyasî düşüncenin
sahipleriyiz.
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Verin o zaman...
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Nitekim, gerek Acil Eylem Planımızda gerekse hükümet programımızda, kendimizi
sürelerle sınırlamak suretiyle, her zaman halkımızın ayağına gitmek suretiyle
bu hesabı veriyoruz, sonuna kadar da vermeye hazırız. Bizim kaçacak hiçbir
şeyimiz yok, bizim saklayacak hiçbir şeyimiz yok.
Bugün, burada, Sayın
Ulaştırma Bakanının sorumlu olmadığı bir kuruluştan gemi kiralanması hususunda
kamu yararının gözetilip gözetilmediği hususu görüşülmekte. Gemiyi kiralayan,
Sayın Bakanın oğlunun sahip olduğu şirket değildir, bunun altını özellikte
çiziyorum. Bu önergenin siyasî olduğunu, Sayın Bakanı yıpratmaya yönelik
olduğunu şuradan görmekteyiz: Gemi kiraya veren şirketin yönetim kurulunu
sorumlu tutmayacaksın, bağlı olduğu kuruluşu sorumlu tutmayacaksın, bu şirketin
bağlı olduğu bakanı sorumlu tutmayacaksın, bu ilişkinin dışında olan bir bakanı
sorumlu tutacaksın; bunun, hukukla hiçbir alakası yoktur, bu önerge tamamen
siyasîdir.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Oğlu...Oğlu...
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Lütfen, dinler misin arkadaşım.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Oğlu kardeşim, oğlu...
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Oğlu, yahu, oğlu...
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Burada amaç, ulaştırma sektöründe, özellikle denizcilikte ve iletişimde yapmış
olduğu devrim niteliğindeki hizmetlerinden rahatsız olan kimselerin Bakanı
etkisiz kılma çabalarıdır.
Biz, Sayın Bakanımızı,
İstanbul'daki hizmetlerinden tanıyoruz. Kadirşinas milletimiz de bu ekibi çok
iyi tanıyor ve onun içindir ki, Sayın Başbakanımızı ve onun ekibini, bugün,
yüzde 66 temsil çoğunluğuyla bu Meclise göndermiştir.
Eskiden olduğu gibi,
babalarının gücünün arkasına sığınıp da, iş takipçiliği yaparak havadan para
kazanıp keyif sürmediler diye mi bu önerge verildi?! Eğer böyle olsaydı, bu
alışkanlıklar devam etseydi; bu ülkede, milletin sırtına binip de, emeksiz para
kazananların bu kazançları devam etseydi, bu soruşturma önergesi bugün buraya
getirilmezdi.
Bir gazetede, gerçekdışı,
araştırılmadan yayımlanan bir haberin alınıp buraya soruşturma önergesi olarak
getirilmesini siyasî ahlakla, kişisel olarak, bağdaştıramıyorum...
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Ahlaksız sensin!.. Ne biçim konuşuyorsun!..
ZEYİD ASLAN (Devamla) - ...
ve buradan Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sesleniyorum: Gündemi belirlemeyi
kendilerine âdet edinmiş birkaç yayın organının belirlediği gündemin peşine
takılmayın, millete hizmeti şiar edinenlerin şevkini kırmayın.
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Devletin belgeleri söylüyor kardeşim, ne diyorsun sen! Devletin belgelerine
bak!..
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Dinleyin!.. İşin cılkını çıkardınız, bir susun yahu!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Artık, herkes bilmeli ve kabul etmeli ki, 3 Kasımla birlikte Türkiye'de her şey
değişti. Artık, bu ülkede ayrıcalıklı sınıflar olmayacak.
Bugün, burada söz almış
olduğum ve üzerinde durmak istediğim konu, iktidara geldiğimiz günden bugüne
önemli mesafeler aldığımız yolsuzluk ve kirlilikle mücadeledir. Geçmişteki
yolsuzlukların devam ediyormuş gibi gösterilmesine izin vermeyeceğiz. Hiç
kimse, hükümetimizi bu kulvara çekemeyecek.
Hepimiz biliyoruz ki,
yoksullukla mücadelenin en önemli şartı yolsuzlukla mücadeledir. Bu kirlilikten
Türkiye'yi arındırmak, bizim için kaçınılmaz bir görevdir. Yolsuzluğu yapan kim
olursa olsun, sonuna kadar takipçisi olacağız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biz, devleti, milletine hizmet eder hale getirmek için
buradayız. Bizim olduğumuz yerde yolsuzluk olmaz; bunu başka yerde arayın.
Milletimiz, bankaların kimin döneminde hortumlandığını gayet iyi biliyor. Banka
hortumcularının kimin zamanında kaçacak yer aradığını da gayet iyi biliyoruz;
bunu milletimiz de çok iyi biliyor.
RASİM ÇAKIR (Edirne) - O
zaman milletvekili dokunulmazlığını kaldırın da görelim!
ZEYİD ASLAN (Devamla) - O
da olacak, sabrederseniz, o da kalkacak.
"Gemi kiralaması
ihalesiz yapıldı" deniliyor. Geminin ihale yapılmadan verilmesi, hem işin
tabiatı gereği hem de yasa gereğidir. Dolayısıyla, burada hukuka aykırılık söz
konusu değildir. Gemi kiralanmasında usul budur, yasa budur; lütfen açın,
okuyun.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Tabiî kardeşim, tabiî!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Geçmişte ihaleyle bankalar verildi. Verildi de ne oldu?! Bugün, bunların
sıkıntılarını hep birlikte yaşıyoruz.
İhaleyle vermek,
yolsuzluğa çözüm değildir. Milletimizin kafasını boş yere karıştırmaya
kalkmayın; buna gücünüz de yetmez.
Burada şunu söylemek
istiyorum: Biz, bu anlayışımızla sonuna kadar gideceğiz. Hiçbir istisna
tanımaksızın, ülkemizin ve insanlarımızın kaynaklarını tüketip yarınlarına
ipotek koyduranların kirliliklerini mutlaka ortadan kaldıracağız.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Siz mi?!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Biz!
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Bravo!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Göreceksiniz, beyefendi.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Hadi hadi; göreceğiz!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Elbette ki, böylesi kararlı adımlar atan bir hükümetin ve siyasî iktidarın
karşısında, sistemin zaaflarından bugüne kadar nemalanan, kişisel ve kurumsal
çıkar elde edenler, bu adımlarımızdan rahatsızlık duyup, ahlakî ve meşru
olmayan yöntemlerle hükümetimizi ve partimizi yıpratma politikasına teşebbüs
edeceklerdir. Gerçekdışı -yalan- haberlerle bu azim ve kararlılığı yok etmek
isteyeceklerdir.
Bu vesileyle, burada bir
hususa daha değinmek istiyorum. Geçen hafta perşembe günü, burada, yıllarını
emekçilere ve işçilere adamış Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sayın Bayram
Meral'in çocuklarıyla ilgili bazı gazetelerde çıkan haberler karşısındaki
konuşmasını, hep birlikte, ibretle izledik.
HASAN ÖREN (Manisa) - O,
belge sundu, sen de belge sun; o, belgesini sundu.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Yalan haberlerle bir ailenin nasıl yıpratıldığını, onun da ötesinde, bir
babanın yüreğindeki acısını, yüreğindeki sızısını sözlerine nasıl yansıttığını
burada ibretle izledik.
Değerli milletvekilleri,
bu Meclisin itibarını yok etmeye hiç kimsenin hakkı yok. Bunun hangi partiden
olduğunun hiç önemi yok.
Dün Bayram Meral, bugün
Binali Yıldırım, yarın siz, biz, bir başka arkadaşımız, bu tür haksız mesnetlerle,
haksız ithamlarla karşı karşıya kalabiliriz.
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Yapıyorsak gelsin... Sırtımızda kamburumuz yok.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Bu Meclisin itibarı 3 Kasımla birlikte tazelendi. Bu Meclis, bir yıllık bir
süreç içerisinde, yoğun bir çalışmayla, bu milletin sıkıntılarına ve dertlerine
çözüm aradı.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aslan,
konuşmanızı toparlar mısınız.
Buyurun.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Son söz olarak şunu söylüyorum: Bu Meclis, milletin Meclisi. Bu Meclisi
yıpratmaya, bu Meclisin itibarını düşürmeye hiçbirimizin hakkı yok. Belgeye,
delile dayanmayan ithamlarla, bu Mecliste millete hizmet etme çabası içerisinde
olan insanları karalamaya da, hiçbirimizin, hiç kimsenin hakkı yok. Gelin, buna,
topyekûn karşı duralım. Biraz önce söylediğim gibi, dün Bayram Meral'e ise,
bugün Binali Yıldıram'a ise, yarın, bu belgesiz, mesnetsiz ithamlar karşısında
sizler de kalabilirsiniz, o gün Bayram Meral'in yüreğinde hissettiği acıyı
sizler de hissedebilirsiniz.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Ne alakası var?!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Gelin, bu acıyı, bu Meclisin çatısı altında bulunan hiç kimseye yaşatmayalım
diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Aslan.
Şahsı adına söz isteyen,
Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakikadır.
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; az önceki değerli konuşmacı Sayın Zeyid
Aslan'a diyorum ki: Sayın Zeyid, yaptığın konuşma zait. (CHP sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
değerli milletvekilleri; bugün burada yapacağım konuşmanın hiçbir ideolojik
boyutu yoktur. Sizinle dünya görüşlerimiz farklı olabilir, laikliğe bakış
açımız farklı olabilir, dünya görüşüne, temel meselelere bakışlarımız farklı
olabilir; ama, burada bunları konuşmayacağım.
CAVİT TORUN (Diyarbakır)
- Şecaat arz etmeyi bırak da esasa gel!
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Hepimizin aynı tarafta olması gerekir. Hangi konularda aynı tarafta olmamız
gerekir; bu ülkenin yirmi yıldır üç temel problemi var; yoksulluk, yolsuzluk,
yandaşlık. İşte, burada bir bütün olmalıyız, aynı düşünmeliyiz; çünkü, bundan
önceki iktidarlar da böyle düşünmedikleri için, halk, onları sandığa gömdü,
bugün iki partiyi Parlamentoya taşıdı. Size daha fazla güvenmiş olmalı ki -halk
ne yaparsa doğru yapar çünkü- sizi iktidar bizi de muhalefet yaptı. Şimdi, eğer
geçmişe benzersek, bu halk, bu sefer de sizi sandığa gömer.
Bakın, geçmişte ne vardı;
geçmişte prensler vardı, prensler! Bu prensler takım tutkularıyla, köpek
sevgileriyle, barlarda kavgalarıyla anılıyordu. Şimdi de şehzadeler var.
Bunlar, barlara gitmiyor, barlarda kavga etmiyorlar, takım tutkuları da yok;
biraz, parayı çok seviyorlar!.. 24 yaşında insanlar sandal alamazken, 24
yaşında gemi alıyorlar.
Bir başkasına soruyoruz
-400 000 ton mısır ithal ediyor- "ne yapacaksın Sayın Bakanım, senin oğlan
400 000 ton mısır getirmiş" "tavuklara yedireceğim" diyor.
Hesapladım, inanın
hesapladım, sordum; 1 tavuk günde 70 gram mısır yiyor, toplam 140 gram karma
yem yiyor, yılda 25 kilogram yiyor. İki ay boyunca bir tavuğu beslediğimizde,
400 000 ton mısırla 96 000 000 tavuk besleniyor.
AHMET YENİ (Samsun)- Yok
öyle bir şey!..
MUHARREM İNCE (Devamla)-
Türkiye'deki tavuk sayısı 258 000 000 (CHP sıralarından gülüşmeler ve alkışlar)
Demek ki, 258 000 000 tavuktan 98 000 000'u AB Gıdaya ait.
AHMET YENİ (Samsun)- Yok
öyle bir şey!
MUHARREM İNCE (Devamla)-
Soru önergesi verdim, soru önergesi verdim; gazetelerde açıklamaları var.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)-
Tavuğu bırak horoza gel!..
MUHARREM İNCE (Devamla)-
Şimdi, bakınız, bunlar öyle yetenekli çocuklar ki, öyle yetenekli çocuklar ki,
bu ülkede 1 500 000 genç, üniversite kapılarında inim inim inlerken, bu ülkenin
gençleri vize kuyruklarında, pasaportları ellerinde buram buram ter dökerken;
ama, bu ülkede, bazı yetenekli gençler de bu işi yapıyor.
Şimdi, aklıma bir fıkra
geldi. Adamın biri gümrüğe geliyor, kocaman bir bavul. Görevli soruyor, diyor
ki "içinde ne var, gümrüğe tabi bir eşya var mı?" "Hayır, yok;
içinde tavuk yemi var" diyor. "Peki" diyor memur; ama, bundan
şüpheleniyor, açtırıyor...
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli)- Kol saati!..
MUHARREM İNCE (Devamla) -
İçinden, evet, kol saati çıkıyor. "Hani, tavuk yemiydi" diyor. Adam
gayet pişkin "vallahi, ben tavuklara vereceğim bunu, yerse" diyor.
Şimdi, siz de öyle anlatıyorsunuz ki, yerse!.. Yani, bunu yemek için biraz saf
olmak lazım. (CHP sıralarından alkışlar)
Saygıdeğer
milletvekilleri, sizlere, yine, bir şehzadeden örnek vermek istiyorum. Millî
Eğitim Bakanı, Başbakanın oğluna, Sayın Başbakanımızın oğluna oda tahsis
ediyor, araba tahsis ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
inanın, dostça uyarıyorum. İnanın, sizi düşündüğüm için değil, siyaset kurumunu
düşündüğüm için söylüyorum bunları.
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
Merak etme sen!..
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Yıpranmasın siyaset kurumu.
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
Dert etme!..
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Siyaset kurumunu düşündüğüm için söylüyorum.
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
Boşuna söylüyorsun.
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Halk şuna inanacak artık: Yahu, fark etmiyor, 57 nci hükümeti sandığa gömdük,
yepyeni iki partiyi getirdik...
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
Evet, biz, halkın içinden yeni geldik...
MUHARREM İNCE (Devamla) -
...bunlar da aynıymış diyecekler. Bunu demesinler diye sizi dostça uyarıyorum.
Sizin içinizde benim çok değerli arkadaşlarım var, dostlarım var. Şükrü Ağabey,
seni de uyarıyorum.
ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) -
Tavukçuluğu bırak da gemiye gel.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)
- Gemiye gel.
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Gemiye geleceğim.
Ben de diyorum ki...
Gemiyi şöyle bağlayayım isterseniz: Geminin içine tavuk yemlerini yükleyip
ampulle de o gemiyi aydınlatırsınız.
Bakınız, Sayın
Kılıçdaroğlu buradaki bazı ilişkileri anlattı. Ben de, size, bir başka örneği
anlatmak istiyorum. Sözü edilen gemi nerede çalışacak; Çeşme-İtalya arasında.
Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım'dan Anadolu Dergisine özel demeç: "Yugoslavya-Bulgaristan
güzergâhında güvenli yolculuk koşulları tam olarak sağlanamadı. Yugoslavya'da
karşımıza çıkacak muhatap bulamadığımız için çok ciddî bir temas sağlayamadık,
girişimlerimiz devam ediyor" diyen Yıldırım "sizin tavsiyeniz
ne" sorusuna "daha uzun ve pahalı da olsa, yolculara İtalya üzerinden
kara ve denizyolları kombinasyonunu tercih etmelerini öneriyorum, çünkü daha
güvenli" yanıtını veriyor.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Hangi gemiyi öneriyormuş?
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Geminin adını vermemiş, güzergâhını vermiş.
Bu, şu: Yalova'ya gidişte
iki tane yol var; bir, Bolu üzerinden gidiyorsunuz; bir, Eskişehir üzerinden.
Benim de oğlumun bir otobüs firması var; ama, Bolu üzerinden çalışıyor. Diyelim
ki, ben de bakanım. Yalovalılara diyorum ki, efendim, bakın Eskişehir yolu
tehlikelidir, siz Bolu'yu kullanın. Bu, doğru bile olsa, etik değil.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Yanlış bilgiler!..
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Efendim, dergiden okuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye Cumhuriyetinin Sayın Başbakanı, geçmişte bir şiir okuduğu için hapse
girmişti. Onun için, siz, şiire kızmazsınız, hoşgörüyle yaklaşırsınız diye,
izninizle, ünlü bir şairimizden size bir dörtlük okumak istiyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Becerebilirsen oku!
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Vallahi, ben, Türkçe konuşmasını iyi beceriyorum, sen de çıkarsın burada
konuşursun! (CHP sıralarından alkışlar) Ben, şiiri, hiç merak etme, senden daha
iyi konuşurum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Şiir konuşulmaz, okunur!
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Verir bu fukara memleket, nesi var, nesi yok, hepsini,
Verir malını, canını,
umudunu, düşünü,
Rahatını, sağlığını,
içirtir bütün ateşini,
Hadi yuvarlayın,
düşünmeyin, haram mıdır, helal mi?
Yiyin efendiler yiyin, bu
iştah veren sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya,
patlayıncaya kadar yiyin!
Bu haramın gelir sonu,
kapıştırın giderayak,
Yarın sönmüş bakarsınız,
bugün çatırdayan ocak,
Hazır mideler sağlam,
hazır mideler sıcak, atıştırın, tıkıştırın,
Yiyin efendiler yiyin, bu
devlet sofrası sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya,
patlayıncaya kadar yiyin!
Tevfik Fikret'in bu
şiiriyle, hepinize çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın İnce.
Sayın milletvekilleri,
son söz, hakkında soruşturma istenen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a aittir.
Buyurun Sayın Yıldırım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk
Partisi İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 arkadaşının, Anayasamızın 100,
İçtüzüğün 107 nci maddeleri gereğince hakkımda vermiş olduğu soruşturma
önergesindeki iddialarla ilgili sizleri bilgilendirmek üzere söz almış
bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Meclisimizin gündeminde bulunan şahsımla ilgili verilmiş olan
soruşturma önergesi, tamamıyla dayanaksız, hukukî gerekçeden yoksun, gerçekdışı
iddialar esas alınarak hazırlanmıştır. Böyle bir konuda Meclisin zamanının
harcanmasını bir kayıp olarak görüyor ve Anamuhalefet partisinin, böyle,
asılsız bir olayı, soruşturma önergesi olarak Yüce Meclise taşımasını üzüntüyle
karşılıyorum.
Anayasal denetim
yollarının, daha ciddî, daha tutarlı, tekzip edilen gazete kupürleri dışında,
somut delillere dayalı konularda kullanılması gerektiğinin daha doğru olduğunu
düşünüyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Gemi yok mu, gemi?..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Ancak, bu önerge dolayısıyla, gerçekleri, bir kez daha,
Yüce Meclisin ve milletimizin önünde açıklama imkânını bulduğum için mutluyum.
Bilindiği gibi, bir yayın
organı tarafından, şahsım ve çocuklarım hakkında, günlerce, gerçekle ilişkisi
olmayan yayınlar yapıldı. Anamuhalefet partimiz de, bu soyut, hilafı hakikat
yayınları soruşturma önergesi olarak Meclis gündemine getirmiştir.
Daha önce, 22 Temmuzda bu
kürsüde cevap verdiğim iddialarla ilgili olarak, bir kez daha, sizleri, Yüce
Meclisi ve kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum; ancak, iddialara cevap vermeden
önce bir konuyu bilgilerinize arz etmek isterim: Binali Yıldırım kimdir; İstanbul
Teknik Üniversitesi Gemi İnşa ve Deniz Bilimleri Fakültesinden yüksek gemi inşa
mühendisi olarak mezun olmuş, İsveç'teki Dünya Denizcilik Üniversitesinde iki
yıl denizde can ve mal emniyeti eğitimi almış, geldikten sonra gemi sanayiinin
çeşitli kademelerinde çalışmış, bilahara, Sayın Başbakanımızın Büyükşehir
Belediye Başkanlığı döneminde de İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesi Genel
Müdürü olarak beş yıl süreyle görev yapmıştır.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Sayın Bakan, sonrasını anlatır mısın, sonrasını! (AK Parti sıralarından
gürültüler)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Görev yaptığım her işte, önce millet menfaatının
savunucusu oldum. Hizmetlerimiz, Türk denizcilik camiası ve halkımız tarafından
iyi bilinmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, başta İstanbul-Yalova ve
Bandırma hatlarını hızlı deniz ulaşımına açarak, Adnan Menderes, Turgut Özal
hızlı feribotlarının sefere konulması, bunun dışında, görev süremizde
İstanbul'a 29 iskele ve terminal, 22 deniz otobüsü ve 4 feribotun kazandırılması
ve İDO'nun o dönemde kendi sınıfında dünyanın en büyük şirketi yapılması. Ancak
devlet imkânlarıyla yapılabilecek hizmetler, o zamanki İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Başkanı, şimdiki Sayın Başbakanımızın büyük desteğiyle bir belediye
şirketi tarafından gerçekleştirilmiş ve İDO, 1999 yılında, yaptığı bu başarılı
hizmetlerden dolayı uluslararası Skall kuruluşu tarafından kalite ödülüne layık
görülmüştür. Samimî, özverili ve iyi ekip çalışmasıyla ulaşılan bu başarılar
Yüce Milletimiz tarafından iyi takip edilip, takdir edildiği için, Başbakanımız
ve biz, bugün buradayız.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Mahkemeler ne oldu mahkemeler?..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Soruşturma önergesinde, gemi kiralama işine kolaylık ve
avantaj sağlayarak görevi kötüye kullandığım iddia edilmektedir.
Değerli arkadaşlar,
hukukun temel prensibi gereği, görevi kötüye kullanmak için, bu konuyla ilgili,
uhdeme verilmiş bir kamu görevinin bulunması gerekmektedir. Oysa, böyle bir şey
söz konusu değildir. Türkiye Denizcilik İşletmeleri özelleştirme kapsamında
olup, Özelleştirme İdaresine bağlıdır. Bilindiği üzere, Özelleştirme İdaresi de
Ulaştırma Bakanlığına bağlı bir kuruluş değildir. Bu kuruluşun, Bakanlığımla,
görevimle hiçbir alakası yoktur. Bu nedenle, görevi kötüye kullanma diye bir
şey de yoktur. Bu hususu, izninizle, altını bir kez daha çizerek tekrar
edersem, idarî bakımdan Bakanlığıma bağlı olmayan bir kuruluşun yaptığı iş ve
işlemler dolayısıyla görevi kötüye kullandığım gerekçesi öne sürülerek,
hakkımda, Yüce Meclise soruşturma önergesi verilmesi hukuken zaittir, ancak,
siyaseten verilebilir; bu da verenleri yıpratır. Bu gerçeği, sizlerin ve
kamuoyunun takdirine sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; soruşturma konusuyla ilgili iddialar üç ana grupta toplanılabilir.
Bunlardan bir tanesi, Derin Denizcilik Şirketinin, İtalya'dan, mahkeme
marifetiyle yapılan bir açık artırmada bir gemi satın alması. İkincisi,
Almanya'da kurulmuş ve Almanya'da faaliyet gösteren "Santour" isimli
firmanın Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Ankara Feribotunu kiralaması.
Üçüncü iddia, Ankara Feribotunun İtalya'nın Brindizi Limanında İtalyan
makamlarınca alıkonulması üzerine, Ulaştırma Bakanı olarak benim müdahalem
sonucu serbest bırakılmasının sağlanması.
Şimdi, bu iddialarla ilgili,
kısaca, sizleri aydınlatmak istiyorum.
Birinci iddia: Burada,
bir yayın organında bahsedildiği ve soruşturma önergesine yansıyan bir
yanlışlığı vurgulamakta yarar görüyorum. Derin Denizcilik tarafından yurt
dışından ihaleyle alınan gemi için, devletten, devletin herhangi bir
bankasından -Halk Bankası, Ziraat Bankası veya özel bir banka- hiçbir kredi ve
hiçbir borç alınmamıştır. Bu gemiyle bir devlet işi de yapılmamıştır. Yapılan
yegâne iş, İtalya-Türkiye arasında yolcu taşımacılığı işidir. Bu hattaki
yolcular, genellikle, yaz tatilinde Türkiye'ye gelen gurbetçi
vatandaşlarımızdır. Dikkat edin, bu hatta halen 6 gemi çalışmakta olup, ezici
bir rekabet yaşanmaktadır. Bunlardan 2 adedi de Yunan bandıralı gemilerdir. Bu
hatta tutunmak tecrübe ister, emek ister, yoğun çalışma ister.
Oğlumun, devletten,
babasından bir şey beklemeden, iş takipçiliği yapmadan kendi işini yapmasının
neresi yanlış, neresi etik değerlere aykırı; bunu anlayabilmiş değilim.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Parayı nereden bulmuş?!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bu gemiyi almakla, en azından, az da olsa, istihdama katkı
sağlamış ve gemisinde 80 kişi çalıştırmıştır. (CHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar [!])
Teşekkür ederim.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Sayın Bakan, bu geminin parasını kimden aldı?!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Geminin bedelinin...
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Para nereden; onu söyle...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Geleceğiz yahu!.. Ne sabırsız insanlarsınız sayın milletvekilleri!
Bir dakika... Geleceğiz... (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Parayı söylemiyorsunuz; para nereden geliyor?!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Geleceğiz... Bekleyin lütfen.... Hepsine geleceğiz... (AK
Parti sıralarından alkışlar) Hiçbir soru kafanızda kalmayacak. Eğer, sözlerimi
kesmezseniz, güzel güzel hepsini anlatacağım...
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Tarih anlatıyorsun, olaya gel, onu anlat.
HASAN ÖREN (Manisa) - Ne
kadar basit anlattınız. (CHP sıralarından "Devam et" sesleri)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Evet, devam ediyoruz.
Geminin bedelinin 200 000
euroluk kısmının uluslararası seyahat acentelerinden yolcu biletinin peşin
satılması suretiyle karşılanması. Olay budur.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Sizin bir ilişkiniz var mı?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Yolcu bileti satan birden çok firma vardır. Bunlardan
birisi de Santour'dur. Yolcu biletlerinin seferlerin başlamasından önce
satılması da, bu sektörde uygulanan bir yöntemdir. Böylelikle taşıyan öncelikle
malî imkâna kavuşmakta, yolcu da seyahatten iki ay, üç ay öncesinden daha ucuz
bilet almakta ve hem de seyahatini garanti etmektedir. Bilahara...
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Santour ile ilişkiniz nasıl?.. Santour'a gel.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Yahu, müsaade et be kardeşim, hepsini anlatacağım!..
Lütfen... (Gürültüler)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen, konuşmacıya müdahale etmeyelim.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bilahara, bu taşımacılık gerçekleştirilip, 200 000 euroluk
mahsuplaşma yapılmış ve 200 000 euroluk yolcu taşıması gerçekleştirilmiştir.
Bu, sıradan bir ticarî işlemdir. Bu da, bu olaylar üzerine, tarafımızdan
kamuoyuna açıklanmıştır.
İkinci iddiada ise,
Santour isimli firma tarafından Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Ankara
Feribotunun kiralanması üzerinde durularak, şahsım bu işle ilişkilendirilmekte
ve suçlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu kiralama işlemiyle iki bakımdan hiçbir
alakam yoktur.
Birincisi, Santour
firmasıyla ortaklık veya yöneticilik ilişkim kesinlikle yoktur, olmamıştır.
İkincisi, Türkiye Denizcilik İşletmeleri özelleştirme kapsamında olup, hiçbir
zaman da Bakanlığıma bağlanmamıştır. Bağlı olduğu bakanlık Maliye Bakanlığıdır.
Dolayısıyla, Bakanlığıma bağlı olmayan bir kuruluşun yaptığı iş ve işlemlerden
dolayı sorumlu olmam söz konusu olamaz. Kiraya veren başkası, kiralayan
başkası, suçlanan ise bambaşka birisi. Bu da ayrı bir karamizah örneğidir. (CHP
sıralarından gürültüler)
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)-
Ne bağırıyorsunuz! Siz inanmıyorsunuz, ben inanıyorum. Ne olacak?! (CHP
sıralarından gürültüler)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla)- Ancak, şu hususun...
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri...
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)-
Ben inanıyorum, var mı itirazı olan?! (CHP sıralarından gürültüler)
YAVUZ ALTINORAK
(Kırklareli)- Artistlik yapma! (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, lütfen...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla)- Ancak...
BAŞKAN- Sayın Bakan, bir
saniye...
Sayın milletvekilleri,
Tüzüğün 68 inci maddesini okuyorum: "Başkan, görüşmeler sırasında gürültü
veya kavga çıkar ve bu nedenle çalışma düzenini kuramazsa, kürsüde ayağa
kalkarak, toplantıya ara vereceğini ihtar etmek suretiyle gerekli gayreti
gösterir; buna rağmen gürültü ve kavga devam ederse oturuma en çok bir saat ara
verir."
Eğer görüşmelerin
tamamlanması isteniyorsa, lütfen, Sayın Bakanı dinleyelim.
Buyurun Sayın Bakan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ancak, şu hususun da
farkındayım ve açıklık getirmekte yarar var. TDİ'nin yaptığı kiralama işleminin
ne kadar yasal ve ahlakî olduğu konusunda kamuoyunun vicdanının rahatlatılması
gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Ulaştırma Bakanı olarak, diğer ulaştırma modları yanında
denizcilikten de sorumlu sektörün içerisinden gelen bir arkadaşınız olarak, bu
kiralama işini, gelin, biraz konuşalım.
Önce, "devletin
gemisi ihalesiz olarak bir şirkete kiraya verildi" iddiası yapılıyor. Eğer
ihaleyle verilseydi, bu sefer de "devletin gemisi peşkeş çekildi"
denilecekti. Bunu öncelikle bilelim. (CHP sıralarından gürültüler)
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Yapma ya!.. Lafa bak!..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, gelin, size işin doğrusunu anlatayım. Gemi ve uçak
kiralama işinin ihaleyle yapılması mümkün değildir; çünkü, İhale Yasasına göre
gerekecek şartname hazırlama, ihale bedel tespiti, onay, ihale dosyası
hazırlanması, ilan, ihale komisyonu kararı, 15 günlük onay süresi,
kesinleşmeden itibaren 5 günlük karar tebliğ süresi, komisyon karar veremezse
15 günlük eksüre gibi zorunlu süreler dikkate alındığında bir ihale için 66 ilâ
172 güne ihtiyaç vardır.
Şimdi, bir seyahat
şirketi düşünün. Yolcu rezervasyonlarını yapmış, biletlerini satmış, yolcu taşıma
tarihini açıklamış; gemi arıyor. Kiralamak için de TDİ'ye müracaat ediyor. TDİ
yetkilisi İhale Kanununu açıp, bu ihale için 170 günlük süreye ihtiyacım var
diyor. Bu da yetmez... (CHP sıralarından gürültüler)
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Biletler nasıl satılmış?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Anlayamıyorum... Anlayamıyorum...
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Sayın Bakan, gemi alınmadan biletleri nasıl satılmış, söyler
misiniz?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri...
Bir saniye, Sayın
Bakanım...
Sayın milletvekilleri,
Sayın Bakana müsaade edin de anlatsın.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bu da yetmez; size diyecekler ki, tek talipliyseniz, bu da
olmaz, iki teklif daha getirin. Bu arada atı alan Üsküdar'ı geçiyor, yolcular
gidiyor, TDİ'nin gemisi de açıkta kalıyor.
İşte, bunu düşünen yasama
organı, kiralama işini İhale Yasası kapsamı dışında tutmuştur. Hizmetin
devamlılığı ve süratli olmasını temin bakımından, kiraya verme işlemi, hem 2886
hem de 4734 sayılı Yasada kapsam dışına alınmıştır. Kısaca, gerek yasal olarak
gerekse işin tabiatı gereği gemi kiralama işi ihaleyle yapılamaz. Somut olayda
bu da böyle gerçekleştirilmiştir.
OSMAN KAPTAN (Antalya) -
Sayın Bakanın oğluna mı?..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - İhale usulüne tabi olmaması yasalardan kaynaklanmaktadır.
Bunun nedeni de, kanun koyucunun bu tür işlerin niteliğini dikkate almasıdır.
Bu, yıllardır böyledir. Elimde bir dosya var değerli milletvekilleri, bakınız,
Denizcilik İşletmeleri, 2000 ile 2003 yılları arasında 18 kiralama
gerçekleştirmiş ve hepsini de doğrudan anlaşmayla yapmıştır ve bu yapılan
kiralama da bu anlaşmalar içerisinde kurum açısından en kârlı kiralamadır. (CHP
sıralarından gürültüler)
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Kaç tanesini?..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, ona da geleceğim.
İhale süreci için gerekli
süre, bu tür kiralamaların ruhuna aykırıdır. Meclis KİT Komisyonunda TDİ'nin
hesapları görüşülürken, TDİ'nin eski ve yeni genel müdürleri, her devirde
kiralama işinin ihalesiz yapıldığını, gemiyi en iyi teklif verene
kiraladıklarını ifade etmişlerdir. Bu bir istisna değil, denizcilikte bir genel
kuraldır. Sizlere az önce gösterdim; 2000 ilâ 2003 yıllarında 18 kiralama yapılmış,
buna göre, Ankara Gemisi 4, Samsun, Mavi Marmara ve Karadeniz Gemileri de diğer
kiralamalardır. Ankara Feribotu da "time charter" olarak
-denizcilikte "time charter" diye bir uygulama vardır- 78 günlüğüne
kiraya verilmiştir. Feribot kiraya verilmese, limanda personeliyle bekleyecek
ve diğer bakım giderleriyle birlikte 2003 yılı operasyonlarının toplam zararı 3 trilyon lira olacaktı.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Oğlun iyi kazanıyor mu?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - TDİ ile ilgili Meclis KİT Komisyonu raporunda ve toplantı
tutanaklarında bu hususlara yer verilmiştir. Gemi, günlüğü 9 000 dolardan
kiralanmak suretiyle 78 günde 700 000 dolar ve 200 000 dolar tutarında teçhizat
ilavesiyle toplam 900 000 dolar gelir devletin kasasına girmiştir. Normal
olarak time charter mukavelelerinde geminin teknik açıdan sefere hazır hale
getirilmesi donatanın sorumluğunda olmasına rağmen, bu sözleşmede bu yükümlülük
de kiracıya yüklenmiştir. Kamu şirketi olan donatana böylelikle artı bir
avantaj da sağlanmıştır.
Şimdi, bu gemilerin
özelleştirilmesi amacıyla dört sefer ihaleye çıkıldı ve hiçbirinde bir alıcı
çıkmadı. Son ihalede bu gemi için teklif edilen bedel 1 700 000 dolardır. İşte
gördüğünüz gibi, 78 günlük bir kiralamayla geminin toplam bedelinin yarısından
fazlası kuruma bir para olarak gelmiştir, bir avantaj sağlanmıştır.
Sayın milletvekilleri,
burada kafaları birkaç noktada daha karıştırmak istenen hususlar var:
Birincisi, gemiye daha fazla fiyat veren birisine geminin kiralanmadığı
iddiası.
ZEYNEP DAMLA GÜREL
(İstanbul) - Sayın Bakan, oğlunuz, neden siz bakan olmadan önce kiralayamadı
gemiyi acaba?! (CHP sıralarından alkışlar)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Benim oğlumun, ne geçmişte ne şimdi devletten hiçbir
kiralama talebi olmamıştır, olamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Babası bakan değil...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bu konuya da bir açıklık getirelim.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Kiralamayı uzaydan mı yaptı?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Diğer bir çelişki, gemiye daha fazla fiyat veren birisine
geminin kiralanmadığı iddiasıdır. Bu konuya şöyle açıklık getirmekte yarar
vardır: Bu konuda ismi gazetelere yansıyan kişi, aynı kuruluşun gemilerinin
büfelerini kiralamış ve TDİ'ye 500 milyar takıp gitmiştir. Aleyhine takip
yapılmış, icra takibi kesinleşmiş, hacze gidildiğinde ofis binası çilingirle
açılmış, haftalar öncesi adresinden taşındığı tarafıma ifade edilerek, haciz
zaptı tutulmuştur. İşte haciz zabıtları size; buyurun.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Onu kim kiralamış?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bu kişi, aynı zamanda Bakanlığıma bağlı Devlet Hava
Meydanlarından 2000 yılında reklam panoları kiralamış ve 200 milyarın üzerinde
borç takarak tekrar sırra kadem basmıştır. Yine, bu kişi, eski bir genel
başkanın üzerine helikopterden gül döktürmeyle meşhur olmuştur.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Adını açıklayın.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - İkincisi, geminin kiralanmasında Santour firmasına avantaj
sağlandığı iddiasıdır. Bunun ne olduğunu anlamak da mümkün değildir; ancak, tüm
denizcilik camiasında bilinen, geminin personeliyle kiralanmasından
bahsedildiğini zannediyorum. Bu uygulama makul, normal, hatta gerekli olan bir
uygulamadır. Time charter kiralama, geminin personeliyle kiralanması anlamına
gelir. Milyon dolarlık mal varlığına, en iyi, mal sahibinin personeli
bakacağından, bu düşünceden kaynaklanarak yapılır. Daha önceki kiralamalarda da
aynı yöntem uygulanmıştır. Gemi mülkiyeti TDİ'de kaldığı için gemideki TDİ
personeli kendi gemisine daha iyi bakacak ve muhafaza edecektir. Bu tür
kiralamaların gereği budur, kural ve uygulama da budur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; üçüncü iddiaya gelecek olursak; eğer, bir kasıt yoksa,
tamamıyla bilgi eksikliğinden kaynaklanan, soru önergesindeki bir hususa daha
değinmek istiyorum.
Önergede, Ankara
Feribotunun Brindizi-Çeşme hattında çalışırken, limandan çıkışının 26 Haziran
tarihinde İtalyan makamlarca engellendiği, bunun üzerine, Ulaştırma Bakanının
"karakutu olmadan hareket edebilir" yazısının ulaşmasıyla izin
verildiği ve bu yolla, Derin Denizcilik Şirketiyle ticarî ilişkim olan, aynı
zamanda daha önce görev yaptığım bir şirketin uluslararası standartlara uymayan
gemisinin, Bakanlık görevimin yetki ve nüfuzunu kullanarak, ticarî
faaliyetlerini sürdürmesine olanak sağlayarak görevimi kötüye kullandığım
iddiasıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi, biz, bu iddianın neresini düzeltelim... Ankara Feribotu
Santour Şirketinin değil, TDİ'nin malıdır. TDİ de devletin bir kuruluşudur.
Taşınan yolcular Türk vatandaşlarıdır. Türk Bayrağıyla faaliyet gösteren her
gemi yurt dışında alıkonulduğunda, Bakanlığım, bu gemiyi serbest bıraktırmak
için yasal çerçevede girişimde bulunur. Bu talep yasal ise, yabancı ülke bu
talebe riayet eder; talep yasaya aykırı ise, yabancı ülke yetkilileri
tarafından yerine getirilmez. Devletin görevi vatandaşın hakkını korumaktır.
Türk Bayraklı geminin sahibi de doğal olarak Türk vatandaşıdır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Türk vatandaşı kim?
ULAŞTIRMA
BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Biz, burada, vazifemizi yapmış oluyoruz.
İtalyan yetkililerden
talep edilen, kendilerinin taraf olduğu Paris Memorandumunun aynı haldeki gemilere
tanıdığı 30 günlük eksürenin bu gemiye de tanınması talebidir. Bu, bizim,
bayrak devleti olarak en doğal hakkımızdır; bu hakkımızı da kullanmışızdır.
Lehe bir ayrıcalık talep edilmemiş, bizzat kurala uyulması istenmiştir. Türk
Bayraklı gemi için bu talep yasal olduğundan dolayı da İtalyan yetkilileri
tarafından kabul edilerek geminin sefere çıkmasına izin verilmiştir;
vatandaşlarımızın ve bayrağımızı taşıyan geminin mağduriyeti önlenmiştir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Çok doğru(!)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) -Yine, temmuz ayı içerisinde Ukrayna'da tutulan iki balıkçı
teknemiz ve balıkçılarımızı kurtarmak için, Ukrayna Ulaştırma Bakanıyla bizzat
görüşerek, balıkçılarımızı serbest bıraktırdım; bu, benim görevimdir. Görev
yaptığı için bakanların suçlandığı başka ülke var mı bilemiyorum?! Bu kadar
haklı bir konuda bile, görev yaptığı için suçlanan bir bakan herhalde her
konuda suçlanabilir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Bizi ağlatacaksınız, yapmayın(!)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bu hususun soruşturma önergesine konu teşkil etmesi dahi,
bu önergenin, ne kadar tutarsız,
mesnetsiz, hukukî dayanaktan yoksun, siyasî olarak verilmiş bir önerge
olduğunun apaçık delilidir.
Daha yakınlarda, Ukrayna
Ulaştırma Bakanı da bizzat beni arayarak İzmit Limanında tutulan gemilerinin
serbest bırakılması için tarafımdan girişimde bulunmamı talep etmiştir.
Bundan başka İspanya'da
tutulan Fatih Sultan Mehmet adlı gemimiz için de aynı müdahalede bulundum, 180
000 euroluk cezayı 6 000 euroya düşürttüm.
Yani,
soruşturma önergesini veren arkadaşlarım duymasın; bu anlamda, bizim daha epey
suçumuz
vardır.
Görevi kötüye kullanma
eğer bu ise, ben, bu konuda her zaman suç işlemeye, görevi kötüye kullanmaya
devam edeceğim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova)-Sayın Bakan, güzergâh tanımı yaptınız mı?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz buraya
gelmişken, sizlerle bir hususu daha paylaşmak
istiyorum. Biz "böyle gelmiş böyle gitsin"deseydik, ne bir
yazı yazılır ne soruşturma önergesi verilirdi; o zaman her şey daha kolay
olurdu; ancak, biz, zoru seçtik, "milletimizin hakkını korumak, hakkını
aramak için buradayız" dedik, böyle gelmiş, böyle gitsin diyemedik,
demedik.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Doğru, doğru!..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, size, kurulu tezgâhı bozan Bakanlığımızın
faaliyetlerinden birkaçı hakkında örnekler vermek istiyorum.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sen bize oğlunu anlat, son durumu nasıl, bayağı para kazanıyor
mu?! Bravo, bu kadar pişkinsin Sayın Bakan!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Nasıl, kardeşimizin işleri güzel mi?!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Peki, ona geçmeden önce bir şeyi daha söylemekte yarar
görüyorum.
Şimdi, Sayın
Kılıçdaroğlu'na teşekkür ediyorum, bizi çok zengin yaptı. İnternet sitesinden,
o, Erkan Yıldırım adına bir sürü şirket adı çıkardı, kendisine teşekkür
ediyorum. Bizim böyle şirketlerimiz yok; ama, ben, emin olmak için kendisini
davet ediyorum, bir daha bakalım şu siteye; çünkü, bu şirketlerin birçoğu
oğlumun yaşından daha önceki tarihlerde kurulmuş. Kendisini, daha dikkatli
araştırma yapmaya davet ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - Devralmışsınızdır...
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Kuralım bir komisyon, sizi aklayalım.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, 16 Temmuz 2003 tarihli Resmî Gazetede, kabotaj
hattında çalışan gemilerimizin yakıtlarından 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren
Özel Tüketim Vergisinin alınmayacağı hakkında Bakanlar Kurulu kararı
yayımlandı. Yük, yolcu gemileri, balıkçı gemileri, ticarî yatlara hizmet
verecek bu yakıt uygulaması, yakıt fiyatlarını yüzde 65 ucuzlatacak.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Sayın Bakan, şu yeğenimize gel, yeğenimize!..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Buyurun...
BAŞKAN - Sayın
milletvekili, lütfen...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Ben sabaha kadar konuşurum Başkan izin verirse, hiç endişe
etmeyin.
BAŞKAN - Sayın Bakanım
buyurun siz.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Bende söyleyecek çok şey var.
Evet, Başbakanımızın
büyük desteğiyle aldığımız transit yakıt kararı, hiç şüpheniz olmasın,
denizcilik sektöründe devrim niteliğinde bir karardır. Bu uygulamayla, deniz
ulaşımı önemli bir cazibe kazanacak, sektör büyük ölçüde kayıt altına
alınacaktır. Bunun sonucunda, milyar dolarlarla ifade edilen denizdeki
akaryakıt kaçakçılığının da beli kırılmış olacaktır.
İlk defa ödeneği, kredisi
hazır olan ve Ankara-İstanbul arasını üç saate indirecek hızlı tren projesinin
inşaatına başladık. Yılların rüyasını gerçekleştirip, 2005 yılının sonunda
İstanbul-Ankara ulaşımının kaderini değiştiriyoruz. Yüzyılın hayali olan...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Hızlı trenin raylarını bir görsek...
BAŞKAN - Bir saniye,
Sayın Bakanım...
Sayın Bodur, lütfen,
oturduğunuz yerden laf atmayın; sözünüz varsa kürsüye gelirsiniz.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Yüzyılın hayali olan, tasarımı, projesi Sultan Abdülmecit
tarafından yapılmış tüpgeçit için ihaleyi yaptık...
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Konuya gel Sayın Bakan, konuya!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - ...2004 yılında temelini atıyoruz. Dünyanın ve Türkiye'nin
en büyük prestij projesi, sadece İstanbul topluulaşımının çözümü olmayacak,
aynı zamanda tarihî İpek Yolunun Avrupa'dan Uzakdoğu'ya tekrar ihyasını temin
edecektir. (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Bakan, bize oğlunu anlat oğlunu! Yetmiş milyonun hakkını
yiyen oğlunu anlat!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ayrıca, çok önemli bir konu da
telekomünikasyon alanında yaptığımızdır. Bakın, ben, size bir çarpıcı olay
söyleyeceğim. (CHP sıralarından gürültüler)
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - Sayın Bakan, faaliyet raporu dinlemeye gelmedik buraya!..
İddiaları anlatın!
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Bize oğlunu anlat! Başka bir şey istemiyoruz. Yazıklar olsun!..
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, liman tarifelerini indirdik;
limanlar arasındaki yük ve yolcu taşımacılığını artırmak için, denizci ülke,
denizci millet söylemiyle liman tarifelerimizi dış hatlarda yüzde 50, iç
hatlarda yüzde 75 oranında düşürdük; çünkü...
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Ne alakası var?!
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - Sayın Başkan, ne alakası var?!
BAŞKAN - Sayın Bakan,
konuşmanızı toparlar mısınız.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Toparlıyorum.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Yahu, ne alakası var Sayın Başkan; neyi toparlıyor?!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Toparlıyorum Sayın
Başkan.
Sonuna kadar, yolsuzlukla
mücadeleye ve hukukun üstünlüğünün tesisine çalışacağız. Bu ülke için ödenecek
bir bedel varsa, bu bedeli ödemeye hazırız.
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Sayın Bakan, güzergâh tarifi yaptınız mı? Lütfen, açıklar mısınız.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Soruşturma
önergesine konu olan yayımlarla ilgili...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Kabul ediyorsunuz...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, soruşturma önergesine konu olan yayımlarla ilgili bir dosya
tekzip elimdedir. İşte, bakın, hepsi mahkeme tekzibi, yayımlanmayı bekliyor.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Onlar boş şeyler...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Hepsi yayımlanmayı
bekliyor.
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Boş şeyler...
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Eğer, bunlara
"boş" derseniz, mahkemelerin verdiği kararlara "boş"
derseniz, herhalde adalet duygusu ciddî yara alır ve bu ülkede hiç kimsenin
adalet duygusuna güveni kalmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - Uygulamıyorsunuz!.. Mahkeme kararlarını siz uygulamıyorsunuz!..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Hakkımda Meclis
soruşturması açılması için talepte bulunan değerli milletvekillerinin gerekçede
yer alan iddialarının tümü karalama amaçlı ve gerçekdışıdır.
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Sayın Bakan, güzergâh tarifi yaptınız mı?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Tamamen, hiçbir
idarecilik, ortaklık ilişkisi içinde olmadığım bir firmayla, Bakanlığımla
ilgisi olmayan, TDİ'nin yaptığı kiralama işlemi ile İtalya'dan bir gemi satın
alınması arasında bir bağlantı kurma gayretkeşliğinden öteye bir şey değildir.
Sayın milletvekilleri,
maalesef, Anamuhalefet Partisine ait bir grup milletvekilinin, kuru muhalefet
uğruna, yeterince incelenmeden -açık söylüyorum- Anamuhalefet Partisine
yakışmayan bir önergesiyle karşı karşıyayız. Biz, devleti, milletin hizmetine
koymak, milletin hakkını aramak için buradayız. Bizim olduğumuz yerde yolsuzluk
olmaz. Bunu başka yerde arasınlar. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar [!]) Bankaların kimlerin döneminde hortumlandığını, kimlerin zamanında
hortumlarının kesildiğini milletimiz çok iyi bilmektedir. (CHP sıralarından
gürültüler)
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon) -
Maliye Bakanına bak, Maliye Bakanına bak.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ
YILDIRIM (Devamla) - Sonuç olarak, yukarıda arz ve izah ettiğim şekilde, hukukî
dayanaktan yoksun, tamamen mahkeme kararıyla tekzip edilmiş kupürlere dayanarak
verilmiş bulunan bu önergeyi takdirlerinize sunuyor, Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yıldırım.
Sayın milletvekilleri,
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önerge üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi, Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu
oylarınıza sunacağım.
Anayasanın 100 üncü ve
İçtüzüğün 108 inci maddeleri gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde
yapacağız.
Oylamaya başlamadan önce,
gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve hükümet
sıralarında yer alan Kâtip Üyelerden, komisyon sırasındaki Kâtip Üye, Adana'dan
başlayarak İzmir'e kadar; hükümet sırasındaki Kâtip Üye ise, İzmir ilâ
Zonguldak dahil, adı okunan milletvekillerine, biri beyaz, biri yeşil, biri de
kırmızı olmak üzere, üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf
verilen milletvekillerini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri,
belirlenmiş bulunan bu yerlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır.
Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin
bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.
Bildiğiniz üzere, bu
pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu
ifade etmektedir.
Oyunu kullanacak sayın
üye, Kâtip Üyeden, üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad
defterine işaretlettirdikten sonra, oy hücresine girecek, oy olarak kullanacağı
pulu hücrede zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise hücrenin içerisinde
bulunan ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara hücreden çıkacak olan üye, oy
pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna
atacaktır.
Oylamada adı okunmayan
milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.
Şimdi, gizli oylamaya
Adana İlinden başlıyoruz.
(Oyların toplanılmasına
başlandı)
Sayın Hayati Yazıcı...
Sayın Binali Yıldırım...
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, vekâleten oy kullanacak bakanları okuyorum: Devlet Bakanı
Sayın Kürşad Tüzmen'in yerine, Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın; Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler'in yerine, Sağlık Bakanı Sayın
Recep Akdağ; Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan'ın yerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu; Millî Savunma Bakanı Sayın Mehmet Vecdi
Gönül'ün yerine, Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay; Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Sayın Abdullah Gül'ün yerine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Sayın Mehmet Ali Şahin; Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik'in yerine,
Orman ve Çevre Bakanı Sayın Osman Pepe; Devlet Bakanı Sayın Güldal Akşit'in
yerine, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Zeki Ergezen; Adalet Bakanı Sayın
Cemil Çiçek'in yerine, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım oy
kullanacaklardır.
(Oyların toplanılmasına
devam edildi)
BAŞKAN - Oyunu
kullanmayan sayın milletvekili var mı?.. Yok.
Oy kullanma işlemi
bitmiştir.
Kupaları kaldırıyoruz.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki (9/2) esas
numaralı Meclis soruşturması önergesinin gizli oylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 426
Kabul : 105
Ret : 319
Çekimser : 2
Bu durumda, Meclis
soruşturması açılması kabul edilmemiştir.
Sözlü soru önergeleri ile
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 8 Ekim 2003 Çarşamba günü
saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 22.30