DÖNEM : 22 CİLT : 25 YASAMA
YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
113 üncü
Birleşim
30 . 7 . 2003 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depremi sonrasında
bölgedeki sosyal ve ekonomik duruma ilişkin gündemdışı konuşması
2. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şapka ve Kıyafet
Devriminin 78 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, Bitlis'in düşman işgalinden
kurtarılışının 87 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 27 milletvekilinin, korsan
yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123)
C) Tezkereler ve
Önergeler
1. - Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ın (6/344), (6/350), (6/351),
(6/352) ve (6/455) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin
önergesi (4/95)
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Adalet Komisyonları raporları (1/651) (S.
Sayısı: 262)
4. - Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 5
Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Resul Tosun ve 47 Milletvekilinin; Edirne
Milletvekili Necdet Budak'ın; Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın; Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonu Raporu (1/648, 1/326, 2/58, 2/81, 2/131, 2/132) (S. Sayısı: 257)
5. - Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 224)
6. - Bazı Kanunlarda ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Teşkilât ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe
Komisyonları raporları (1/628) (S. Sayısı: 244)
VI. - ÖNERİLER
A) DanIşma
Kurulu Önerİsİ
1. - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1.8.2003 gününden itibaren tatile
girmesine; Genel Kurulun çalışma saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
VII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1. - Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un, kadınlara yönelik tecavüz
suçunun önlenmesi amacıyla planlanan tedbirlere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı
Cemil Çiçek'in cevabı (7/757)
2. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, ülkemize girişte
doldurulması istenen Sağlık Deklarasyon Kartına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı
Recep Akdağ'ın cevabı (7/938)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.
Birinci ve İkinci Oturumlar
Oturum Başkanı TBMM Başkanı Bülent Arınç, Adana Milletvekili Tacidar
Seyhan'ın, bu sabaha karşı meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden
evlatlarına Allah'tan rahmet, yakınlarına ve CHP ailesine başsağlığı; Kastamonu
Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, bir süre önce trafik kazası geçiren
çocuklarına acil şifalar dileyen bir konuşma yaptı.
Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 25 milletvekilinin, beyin göçünün
nedenlerinin, boyutlarının ve etkilerinin araştırılarak, alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/122), Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini
alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay'ın (6/468),
İzmir Milletvekili İsmail Katmerci'nin (6/596),
Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri
okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
İstanbul Milletvekili Recep Koral'ın, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun
bilgisine sunuldu.
İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Nevşehir Milletvekili Mehmet
Elkatmış'ın, Komisyonun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde olduğu dönemde
de çalışmasına ilişkin talebi,
Genel Kurulun 29.7.2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü sorular
ile diğer denetim konularının görüşülmemesine, gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 46 ncı sırasında
yer alan 236 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına, 5 inci
sırasında yer alan 224 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 54 üncü
sırasında yer alan 244 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, daha
önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan; 253 sıra
sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 262 sıra sayılı kanun tasarısının 7
nci sırasına, 257 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 249 sıra
sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 254 sıra sayılı kanun tasarısının 12
nci sırasına 48 saat geçmeden alınmasına ve çalışma sürelerinin; bu birleşimde
gündemin 7 nci sırasına kadar, 30.7.2003 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü
sorular görüşülmeksizin, 254 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
bitimine kadar olmasına; bu işlerin görüşmelerinin saat 24.00'e kadar
tamamlanamaması halinde 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilmesine ilişkin
AK Parti Grup önerisi, yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul edildi.
Gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmının 1 inci sırasında
bulunan, 24 Temmuz 2003 tarihli 111 inci Birleşimde görüşmeleri tamamlanıp tümü
üzerinde yapılan açıkoylamasında Genel Kurulda toplantı yetersayısı
bulunmadığından bu birleşimde tekrar oya sunulan, Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanunu Tasarısının (1/295) (S. Sayısı: 247), elektronik cihazla yapılan
açıkoylamadan sonra, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge
Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında (1/521) (S. Sayısı:
146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin
komisyon raporu henüz gelmediğinden ertelendi.
3 üncü sırasında bulunan, Topluma Kazandırma Yasası Tasarısının (1/640)
(S. Sayısı: 235 ve 235'e 1 inci ek) görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla
yapılan açıkoylamadan,
4 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun (1/584) (S. Sayısı: 200 ve 200'e 1
inci ek ve 200'e 2 nci ek) ikinci müzakeresi tamamlanarak, yapılan gizli
oylamadan;
Sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.
Saat 22.15'te toplanmak üzere, birleşime 21.35'te ara verildi.
|
Bülent Arınç |
|
|
|
Başkan |
|
|
|
|
Mevlüt Akgün |
Yaşar Tüzün |
|
|
Karaman |
Bilecik |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Oturumlar
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
5 inci sırasına alınan, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/635) (S. Sayısı: 253),
6 ncı sırasına alınan, Çeşitli Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısının (1/636, 2/157) (S. Sayısı: 236),
Görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan
sonra, kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.
Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının maddelerinin görüşmeleri sırasında, Genel Kurulca kabul
edilmeyen bir madde metninin içerik olarak başka bir maddeye eklenerek
görüşülüp görüşülemeyeceğine ilişkin usul tartışması yapıldı.
30 Temmuz 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime
02.43'te son verildi.
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mevlüt Akgün |
Ahmet Küçük |
|
|
Karaman |
Çanakkale |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No. : 163
II. - GELEN KÂĞITLAR
30 . 7 . 2003 Çarşamba
Teklifler
1. - Mersin Milletvekili Şefik Zengin'in; 1111 Sayılı Askerlik Yasasının
Beşinci Maddesinin Birinci Fıkrasının Sonuna Yeni Bir Fıkra Eklenmesine İlişkin
Kanun Teklifi (2/179) (Millî Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.7.2003)
2. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay ile 6 Milletvekilinin; 657
Sayılı Devlet Memurları Kanununun 43. Maddesi B Fıkrası A Şıkkına "Teknik
Eğitim Fakültesi Mezunları" Sözcüğünün Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi
(2/180) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.7.2003)
Meclis Araştırması Önergesi
1. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 27 Milletvekilinin, korsan
yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.7.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
30 Temmuz 2003 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman),
Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum.
III. - Y O K L AMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakikalık süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy
düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde
elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik
personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen üyelerin,
yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, gündemdışı söz isteyen üç değerli arkadaşımıza
söz vereceğim.
Gündemdışı konuşma süresi 5 dakikadır; hükümet, gerek görürse,
konuşmaya cevap verebilir.
Gündemdışı ilk söz, 17 Ağustos Marmara depremiyle ilgili, Sakarya
Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e aittir.
Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Sakarya Milletvekili Süleyman
Gündüz'ün, Marmara depremi sonrasında bölgedeki sosyal ve ekonomik duruma
ilişkin gündemdışı konuşması
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17
Ağustos 1999 Marmara depreminin 4 üncü yıldönümünün yaklaşması münasebetiyle
gündemdışı söz almış bulunuyorum.
Biliyorum, gündemimiz çok yoğun ve sabahlara kadar çalışmak
durumundayız.
17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra ülkemiz sürekli
sarsılmaktadır. Yıkıcı, Çankırı, Afyon-Dinar ve Bingöl depremlerinin ardından
dört gün önce de Denizli-Buldan depremini yaşadık.
Marmara depremi, başta Adapazarı, İzmit, Yalova, Düzce ve İstanbul olmak
üzere 7 büyük ilimizi etkilemiştir; geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması ülke
insanlarının üzüntüsünü bir kat daha artırmıştır.
Depremin, en büyük katmadeğeri üreten Marmara havzasında yer aldığını
düşünürsek, o günkü verilere göre depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar
olarak tespit edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999, Marmara
depreminin dördüncü yılı. Ne kadar da hızlı geçiyor zaman. Ben depremi
Adapazarı'nda yaşadım. Buradan, o günü tekrar hatırlamakta yarar var. Eğer
yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek ders almış oluruz.
Şehrimizde 59 000 konut, 10 000 işyeri yıkıldı, birçok cadde ve
sokağımız ortadan kalktı. Yalnızca Adapazarı'nda 3 891 kişi öldü. Kısaca, küçük
bir kıyamet yaşadık. Mahşeri andırırcasına kaçışan insanlar, bağrışmalar, yardım talep eden feryatlar... Her şey anlıktı; var olmak ya da
yok olmak.
Zaman, gündelik hayatın algılamasıyla kısalabilir; fakat, bir felaketin
içinde sonu gelmeyecek kadar uzundur. Felaketin içinde ânın, kudretin ve
kaderin sırrına erişirsiniz, hayat maceranız gözlerinizin önünden hızla geçer.
Gelecekten çok geçmişe mi bakıyoruz; bunu söylemek kolay değil. Gelecek,
özlemlerimizden kuruludur, başka neden olacak? Gelecekle ilgili tasavvurlarını
kaybetmekle karşı karşıya kalmış bir şehrin insanıysanız eğer, geçmişe
bakarsınız; Adapazarı'nda artık geçmişi hatırlamak da zor.
Her şey 17 Ağustos 1999 günü gece saat 03.02'de ve 45 saniyede oldu.
Şair İsmet Özel'in dediği gibi "ben yaşarken koptu tufan".
Bizler sevdalandığımız caddeleri, sokakları, parkları, mekânları ve
hatıraları kaybettik; o gün bizler dostlarımızı kaybettik; ama, bu aziz
milletin tümünü yeni dostlarımız olarak yanımızda bulduk.
Paul Valery "uygarlıklar
ölümlüdür" dediğinde, hiç kuşkusuz durumu dramatikleştirdiğini sanıyorduk.
Oysa, yaşadığımız olay, küçük bir uygarlığın ölümüydü sanki.
Tarihin mevsimleri karşısında yalnızca çiçekler ve meyveler
ölümlüdürler, ağaç durur. En azından onu öldürmek çok daha zordur. Bizler, o
gün, tarihin felaketleri karşısında yalnızca çiçeklerin, meyvelerin ve
ağaçların değil, bir şehrin ölümüne de tanıklık ettik.
Zümrüdüanka kuşu, küllerinden nasıl kendisini yeniden var ediyorsa,
bizler de ölümüne tanıklık ettiğimiz bu şehrin yıkıntılarından yenisini
kurmaktayız.
"Ancak ruhu yok edilirse, bir şehri tarihten silmek mümkündür"
diyor Ivan IIIich. Nedir "şehirlerin ruhu" dediği Illich'in? Onları
bir taazzuv, kanlı canlı bir varlık, bir şahsiyet yapan şey nedir? Her şeye
rağmen, yok olmamakta direnen o korkutucu, korkutucu olduğu kadar da insanı
cezbeden şey nedir şehirlerde? Illich'in, şehirlerin ruhundan bahsetmesi kadim
şehirlerle ilgilidir belki de. Şüphesiz, yeni kurulmuş olmasına rağmen, kadim
şehir kadar aziz hatıra oluşturmuş bir şehirdir Adapazarı. Kurulduğa alan ve
üzerinde yaşayan insanlarıyla; belki de insanı cezbeden yönü bu.
"Bir şehrin yerlisi olmak" Dostoyevski'nin diliyle
"gidilecek bir yer olmak"la benzeşir mi bilmiyorum. Yerlilik, artık,
ihtilal sonrası Avrupa başkentlerinde ve İstanbul'da işportaya düşen Beyaz Rus
aristokrasisi nevinden fersude bir değer haline geldi; hükümsüz, rüküş ve 20
nci yüzyılın ilk yarısına dair bir kıymet hükmü!
"Nerelisiniz" sorusuna, tek kelimelik cevapların devri
geçmiştir. Annem şuralı, babam buralı, ben de şurada doğmuşum; ama, çocukluğum
şurada geçti. Ortayı şurada, üniversiteyi şurada bitirdim, şimdi de şuraya
yerleştik... Nereli olduğunu anlatmaya çalışırken -daha doğrusu anlatamazken-
bir parçalanmışlığı yaşayanlar, aynı bayrak ve buyruk altında, bir yerde yeni
bir vatandaş modelini oluşturdular.
Parmağını Türkiye haritasına uzatıp şuralıyım demek yerine, birkaç yeri
işaretleyen bu insanlardan bazıları, sizleri şaşkınlığa sevk ederek
parmaklarını daha geniş bir coğrafyaya uzatacaklar. Rumeli'ye, oradan Kırım'a,
Kırım'dan Kafkasya'ya uzanacaklar ve âdeta, geniş bir imparatorluk haritasını
çizeceklerdir.
Bu şehirde, Adapazarı'nda yaşıyorsanız eğer, Balkanlar, Kırım ve
Kafkaslar hakkında bilgi sahibi olmalısınız; belki de, bu bölgelerde konuşulan
dillerden biraz da anlamalısınız.
Şehirler vardır, ruhumuzun en mahfuz köşesinden zaman zaman yüzeye vuran
dalgalar gibi gelir vurur bilincimizin kıyılarına.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gündüz, tamamlayın lütfen.
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - Üstat Necip Fazıl'ın şiirleştirdiği gibi;
"Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan arkadaştan,
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;"
Adapazarı, yalnızlık, yetimlik, yoksulluk ve ayrılığın adıdır. O, Doksanüç
Harbinin ruhudur. Manavı, yani Türkü, Boşnakı, Arnavutu, Gürcüyü, Abazayı,
Çerkezi, Lazı, Kürdü ve Karadenizliyi aynı sokakta konuk edecek kadar Osmanlı
kültürüne aşina bir şehirdir Adapazarı. Ensar-muhacir ilişkisiyle de Medine
gibi İslam kültürünün kendisi. O, bir şehir değil, aynı anda birçok şehirdir.
O, bir kültür değil, aynı anda birçok kültürdür. 600 yıllık muhteşem bir
imparatorluğu küçücük bir mekânla tarife kalkışırsanız, Adapazarı'nı
anlatırsınız. Evet, Türkiye Cumhuriyetinde şehirleşen Adapazarı son Osmanlıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; depremin dördüncü yılını anarken
bir şehrin de hikâyesini anlattık. Ülkemiz, dünyanın en aktif deprem kuşağında
bulunmaktadır. 1900'lü yıllardan bugünle kadar şiddeti 5,5'den büyük olmak üzere
toplam 86 deprem felaketi yaşanmıştır. Bu deprem felaketlerinde 82 119
vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Buradan, deprem felaketlerinde ölenlerin
yakınlarına başsağlığı ve yaralılara şifalar diliyorum.
Allah, bu millete bir daha
felaket yüzü göstermesin.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gündüz.
Allah'tan niyaz ediyoruz; ülkemiz, inşallah, böyle bir felaketle bir
daha karşılaşmaz.
Gündemdışı ikinci söz isteği, 23 Ağustos 1925 Şapka ve Kıyafet
Devriminin 78 inci Yıldönümü münasebetiyle, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet
Yıldırım'a aittir.
Buyurun Sayın Yıldırım. (CHP sıralarından alkışlar)
2. - Kastamonu Milletvekili Mehmet
Yıldırım'ın, Şapka ve Kıyafet Devriminin 78 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan, gerek trafik kazası geçiren oğlum Nafiz
Yıldırım'dan gerekse de kazanın ardından yaşadığım rahatsızlıktan ötürü benden
manevî desteğini esirgemeyen Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerine,
çalışanlarına, kadirşinas Kastamonululara, kazada ilkyardımı gerçekleştiren
OSTİM İvedik sanayi esnafına, Ankara Numune Hastanesi sağlık personeline ve
Bayındır Hastanesine saygılarımı sunuyorum, teşekkürlerimi arz ediyorum;
Allah'tan, oğlumu bağışlamasını talep ediyorum.
Meclisin 1 Ağustosta tatile girecek olması nedeniyle, 23 Ağustos 1925
tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ün Kastamonu'yu ziyaret edip, çağdaş
Türkiye'nin temelini oluşturan şapka ve kıyafet devrimini ilan etmesinin 78
inci yıldönümünü dile getirmek amacıyla söz almış bulunuyorum.
Mustafa Kemal Atatürk, 23 Ağustos 1925 tarihinde, 8 gün sürecek
Kastamonu gezisine başlamış, İnebolu, Devrekânî, Taşköprü, Seydiler, Küre ve
Daday İlçelerini ziyaret etmiştir. Buradan anlaşılan, Mustafa Kemal,
Kastamonu'nun, istiklal mücadelesine ve cumhuriyete verdiği katkıyı
unutmayarak, 8 gün boyunca Kastamonu'da ve ilçelerinde kalmış, şapka ve kıyafet
devrimini, Kastamonululara ve Türkiye'ye armağan ederek, onurlandırmıştır.
Bu süre boyunca, toplumun her kesiminden gelen insanlarla toplantılar
düzenleyerek, yörenin ekonomik ve sosyal sorunlarını dinlemiş ve görüşlerini
bildirmiştir. Aslında, Mustafa Kemal, Kastamonu'da devrimlerin en önemlisini
gerçekleştirmiş, fikrî alanda bir dönüşüme imza atarak, bugünkü çağdaş
Türkiye'nin temelini Kastamonu'da atmıştır.
Peki, neden, Mustafa Kemal Atatürk, şapka ve kıyafet devrimini
Kastamonu'da ilan etmiştir, Kastamonu'yu neden seçmiştir:
1- İşgal görmemesine rağmen, işgale karşı ilk kadın mitingi, 10 Aralık
1919'da kadınlarımız tarafından Kastamonu'da gerçekleştirilmiştir.
2- Mustafa Kemal, Kastamonuluları, Çanakkale'de, Yemen'de,
Trablusgarp'da, Sakarya'da ve Dumlupınar'da tanımıştır. Çanakkale'de ve
istiklal mücadelesinde en çok şehit veren il Kastamonu'dur. "Çanakkale
içinde aynalı çarşı, ana ben gidiyom düşmana karşı" diye türkü söyleyen
yiğitler Kastamonulu gençlerdir, yazanlar da Kastamonulu ozanlardır.
Türkiye'de İstiklal Madalyası sahibi tek ilçe, İnebolu'dur; İnebolulu
mavnacılar, deniz yoluyla getirdikleri top mermilerini karaya çıkarmışlar ve
Kastamonulu kadınlar da onları kağnılarıyla cepheye taşımışlardır. Bunu, Şerife
Bacılar, Halime Çavuşlar, Satı Kadınlar, kendilerinin ve çocuklarının
hayatlarını hiçe sayarak kahramanca yerine getirmişler, çocuklarını ve
kendilerini şehit vermişler; ama, cepheye giden mermiyi korumuşlar, yerine
ulaştırmışlar.
Şeyhülislam Dürrizade'nin, Kurtuluş Savaşı başlangıcında Mustafa Kemal
ve arkadaşlarının idam edilmesi için fetva vermesi üzerine, buna karşı fetva
hazırlayan Anadolu müftülerinin büyük çoğunluğunu Kastamonulu müftüler
oluşturmaktadır.
Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'nun birçok bölgesinde çıkan irili
ufaklı iç ayaklanmalar olduğu halde, Kastamonu'da bunların hiçbirisi
yaşanmamıştır; tersine, Anadolu'nun birçok bölgesinde asker ve mühimmat
toplanamamasına rağmen, ordunun ihtiyaçlarını karşılama konusunda, Kastamonu,
üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Askere alınmayan öğrenciler
tarafından sanat okulunda, pencere demirleri sökülerek süngü yapılmış, cepheye
gönderilmiştir. El dokuma tezgâhlarında, kadınlarımız, çamaşır bezleri, kumaş
dokumuşlar, ellerinde tığla çorap örmüşler; ayakkabı imalathanelerinde, sanatkârlarımız,
askerlerimiz için geceli gündüzlü çalışarak potin imalatı gerçekleştirmişler ve
askerlerimize göndermişlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Yıldırım.
MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Kastamonu, o günün koşullarında, bir eğitim
kenti, el dokuma ve ayakkabı imalat tezgâhlarıyla sanayi kenti, bir tarım
kenti, aynı zamanda bir evliyalar diyarıdır.
Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basması ve istiklal
mücadelesini başlatmasıyla birlikte, Kastamonu gençleri ile gazeteci Hüsnü
Açıksöz ilk yerel gazete olan Açıksöz Gazetesini çıkararak, Batı Karadeniz'de
"ya istiklal ya ölüm" mücadelesini başlatmışlar ve Mustafa Kemal'e
bağlılıklarını bildirmişlerdir. Bu gazetenin önemli yazarlarından birisi de
Mehmet Âkif'tir ve İstiklal Marşı, ilk defa Açıksöz Gazetesinde yayımlanmıştır.
Mustafa Kemal şöyle diyor: "Gözüm cephede, kulağım Kastamonu
-İnebolu'da."
Mustafa Kemal, Samsun'a çıkışının ardından, Sıvas ve Erzurum Kongreleri
sırasında, düşüncesinde, çağdaş Türkiye projesini oluşturmuş ve beraberindeki
Mazhar Müfit'e "yaz çocuğum" diyerek:
"1- Zaferden sonra hükümet şekli cumhuriyet olacaktır.
2- Padişah ve hanedan hakkında, zamanı gelince gereken işlem
yapılacaktır.
3- Tesettür kalkacaktır.
4- Fes kalkacak, uygar uluslar gibi şapka giyilecektir" dediği
zaman, o anda, Mazhar Müfit, Mustafa Kemal'e dönerek "darılmayın Paşam;
ama, sizin hayalperest taraflarınız var" der; Mustafa Kemal ise "bunu
zaman tayin eder, sen yaz" diye ısrar eder ve yazdırmaya devam eder.
"5- Latin harfleri kabul edilecek" der.
Şapka devriminin Kastamonu'da ilanı sırasında Mustafa Kemal, yine,
yanında bulunan Mazhar Müfit'e dönerek "nerede kalmıştık" diye sorar
ve Mazhar Müfit de, cevaben, şapka
elinde "Kastamonu'da" diye cevap verir.
Doğu ve güneydoğudaki isyanların bastırılmasından sonra, Mustafa Kemal
Atatürk yurdun her tarafından gelen heyetleri kabul ediyordu. Bu heyetlerin bir
kısmını Mustafa Kemal, İsmet İnönü'ye havale ediyordu. Ancak, Kastamonu'dan
gelen heyeti haber aldığında "bu heyetle ben görüşeceğim" dedi. Buna
şaşıran Saffet Arıkan, anılarında, Atatürk'ün şapka inkılabını Kastamonu'da
gerçekleştirme kararını ve bunun sebebini, kendi sözleriyle, kısaca şöyle
özetliyor: "Niçin Kastamonu'yu seçtiğimi bilemezsin. Dur, anlatayım. Bütün
vilayetler beni tanırlar; ya üniformayla veya fesli, kalpaklı sivil elbiseyle
görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu'ya gidemedim. İlkönce nasıl görürlerse öyle
alışırlar, Türkiye beni öyle görür, yadırgamazlar. Üstelik, bu vilayetin hemen
hepsi asker ocağından geçmişlerdir, itaatlidirler, munistirler. Bunun için,
şapkayı orada giyeceğim" der.
Yine, Atatürk'ün İnebolu Nutkundan önemli pasajları aktararak konuşmamı
bitirmek istiyorum:
"Efendiler! Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkı medenîdir.
Tarihinde medenîdir, gerçekte medenîdir. Fakat ben sizin özkardeşiniz,
arkadaşınız, babanız gibi söylüyorum, medenîyim diyen Türkiye Cumhuriyeti
halkı; fikriyle, zihniyetiyle medenî olduğunu ispat etmek ve göstermek
zorundadır. Medenîyim diyen Türkiye Cumhuriyeti Halkı aile hayatıyla, yaşayış
şekliyle, medenî olduğunu göstermek zorundadır. Kısaca, medenîyim diyen
Türkiye'nin, gerçekten medenî olan halkı, baştan aşağıya dış görünüşüyle de
medenî ve gelişmiş insanlar olduğunu hareketleriyle göstermek zorundadır. Bu
son sözlerimi açıkça anlatmalıyım ki, bütün memleket ve cihan ne demek
istediğimi kolaylıkla anlasın. Bu açıklamamı, yüksek topluluğunuza, herkese bir
soru sorarak yapmak istiyorum.
Soruyorum: Bizim kıyafetimiz millî midir? ('Hayır, hayır' sesleri)
Bizim kıyafetimiz medenî ve milletlerarası mıdır? ('Hayır , hayır'
sesleri)
Size katılıyorum; hayır, hayır, hayır. Kullanacağım deyimi mazur
görünüz; altı kaval üstü şişhane diye ifade edilebilecek bir kıyafet ne
millîdir ne de milletlerarasıdır. O halde, kıyafetsiz bir millet; bu olur mu
arkadaşlar? Böyle nitelendirilmeye razı mısınız arkadaşlar? ('Hayır, hayır,
katiyen' sesleri) Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp canlandırmaya gerek
yoktur. Medenî ve milletlerarası kıyafet bizim için çok cevherli, milletimiz
için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz; ayakta iskarpin veya potin, bacakta
pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları
tamamlamak üzere başta siperi şemsli serpuş. Çok açık belirtmek isterim: Bu
serpuşun ismine şapka denir."
Sözlerime son verirken, Türkiye'ye bir çağrı yapmak istiyorum. Giyim
sektöründe faaliyet gösteren Beymen'den Ramsey'e, Vakko'dan Sarar'a kadar bütün
giyim kuruluşlarını ve modaevlerini, şapka ve kıyafet devriminin her
yıldönümünde Mustafa Kemal'in devrimi anısına, defilelerini Kastamonu'da
yapmaya davet ediyorum.
Ayrıca, TRT Genel Müdürü Vekili Haluk Buran ile yaptığım görüşme
sonucunda, bu yıl 23 Ağustosta TRT sanatçıları, Kastamonu'da Cumhuriyet
Meydanında şapka ve kıyafet devrimi anısına konserler verecektir. Kendilerine
teşekkür ediyorum, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.
Gündemdışı üçüncü söz isteği, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılışının
87 nci yıldönümü münasebetiyle, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'e aittir.
Buyurun Sayın Kiler. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3. - Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in,
Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Ağustos
1916'da düşman işgalinden kurtarılan Bitlisimizin kurtarılış günü münasebetiyle
gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Balkan Harbinden yeni çıkan Osmanlı Devleti, daha yaralarını sarmadan
kendisini Birinci Cihan Harbinin ortasında bulmuştur. İlan edilen seferberliğe
yürekten icabet eden Bitlisli, davulla zurnayla, âdeta düğüne gider gibi
cepheye gitmiştir. Bu kahraman Bitlislilerin çoğu şahadet mertebesine
yükselerek, kan gölüne akseden hilal ve yıldızımızın parlaklığına parlaklık
katan olmuşlardır. Her biri, gökte bir yıldız topu, al bayrağımızdaki
sevgilisi, hilalini bekleyen bu vatan evlatları, göğe yükselip parlamadan önce,
Sarıkamış harekâtında donarak ebediyete intikal etmişlerdir; ruhları şad olsun,
vatan sağ olsun diyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Rus Çarı Deli Petro'nun sıcak
denizlere inme hayali içindeki Çarlık Rusyası orduları Ermeni çapulcularıyla
birlikte Bitlis'i işgal etmişlerdir. Temmuz 1915'te, hem de bir mübarek ramazan
gecesinde Rus işgaline uğrayan Bitlis'in yaşlıları ve çocukları göç yollarına
düşerken, Bitlis'te görevli Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliği ve
milis kuvvetleri Bitlis'i kahramanca savunmuş ve düşman askerleri, Ulu Önderimizin
dediği gibi, geldikleri gibi gitmişlerdir; ama, düşman -yani Rus askerleri ve
Ermeni intikam tugayı- 1916 Şubatının sonlarında tekrar harekete geçmiştir.
Türk tarafı, sayı ve cephane açısından kendisinden hayli güçlü olan düşmana
direnmiş; ama, 3 Mart 1916'da, sabaha karşı saat 05.00'te gücü tükenmiş ve
yenilgiye uğramıştır.
Bitlis, tarihinde görmediği zulmü görmüş; insanlar, Ermeniler ve
Rusların işkencelerine maruz kalarak can vermişlerdir; göç etmeyenler
işkenceyle, göç edenler ise çetin kış şartlarına mahkûm olarak ölüme terk
edilmişlerdir.
Yaşlı ve hasta insanları katleden bu gözüdönmüşlere birilerinin
"dur" demesi gerekiyordu. Bütün bu katliamlar, sonunda, Türk
Genelkurmayını harekete geçirmiş ve Mustafa Kemal'in komutasındaki Türk birliği
Bitlis'i geri almıştır. O zamanlar general olan Mustafa Kemal Atatürk'ün
emriyle, 1 Ağustosta başlayan Türk taarruzu sadece bir hafta sürmüş ve 8
Ağustos 1916'da Bitlis istiklaline kavuşmuştur. Tarih, bir kez daha tekerrür
etmiş ve düşmanlar bir kez daha geldikleri gibi gitmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, Sultan Alparslan'ın, 1071'de, Malazgirt Savaşıyla Anadolu'yu Türklere
açmasında büyük rol oynamış olan Bitlis, beş ay düşman işgalinde kalarak,
kurtuluş mücadelesi boyunca en kısa süre işgale uğramış Türk kenti sıfatıyla
ikinci kez tarihe adını yazdırmıştır.
Bitlis, kendini tarihe ve Türk tarihine böyle şerefle yazdırırken, bazı
malum çevrelerin kalemleri, gölgelere tarihi kanla yazıyordu.
Yıllardır Avrupa'da, Amerika'da, istismarı, sahte, yalan ve düzmece
belgelere dayalı olarak yapılan Ermeni katliamı haberleri, Bitlis'in tarihini
inceleyip de, asıl Ermenilerin, Anadolu'da, özellikle Bitlis'te ne katliamlar
yaptıklarının anlaşılmasıyla yalanlanmıştır.
Daha geçtiğimiz aylarda, sözde Ermeni soykırımı iddialarının sembolü
olan heykel parçacıklarına ev sahipliği yapan bazı malum çevreler, gerçek
tarihi okuduklarında, Bitlis'te, kendi özyurtlarında, çoluk çocuk, genç
ihtiyar, onbinlerin saldırıya uğrayıp öldürüldüklerini; hatta, namuslarının
kirletildiğini öğreneceklerdir.
Ermeni komitacıların hayal mahsulü anılarını, dünyaya mezalimmiş gibi
yutturmaya çalışan sahte tarihçilere sesleniyorum: Siz, tarihi değiştirdiniz.
Siz, insanlığı yanılttınız. Siz, yalan konuştunuz; ama, biz, Osmanlı torunuyuz.
Sizi yine de hoşgörürüz ve affederiz; ama, unutmayın ki, tarih sizi affetmez;
göreceksiniz, tarih sizi affetmeyecek de.
Bize insan hakları dersi vermeye çalışanlara sesleniyorum: Acısını,
Kürdü Türkü beraber çektiğimiz, analarımıza ağıtlar yaktıran PKK terörünü
destekleyenler kimlerdi?.. Yıllarımıza mal olan, kandırılmış gençlerimizi
dağlarda öldüren zihniyeti maddî manevî besleyenler kimlerdi? Unutmadık,
terörist ölülerinin arasında bulunan Ermeni cesetlerini.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Kiler.
VAHİT KİLER (Devamla) - Unutmadık, PKK'lılara ta âşıklar şehrinden kucak
açan Cumhurbaşkanı hanımlarını. Biz unutsak bile, tarih onları unutmayacak.
Değerli arkadaşlarım, kimilerinin Akdeniz sevdası, kimilerinin Ortadoğu
hayalleri, kimilerinin sıcak denizlere kavuşma ütopyası ve kimilerinin de
megali ideası, ülkemiz üzerinde çirkin oyunların oynanmasına neden olmaktadır.
Bu güçler, kendi aralarında, anti Türkiyeci cephe olarak saf tutmuşlar,
bunlara karşı çok dikkatli olmalıyız.
Değerli arkadaşlarım, özetle, şanlı Kurtuluş Savaşımız boyunca, Türk
insanının ve Bitlis halkının, onuru için, namusu için, vatanı, dini, bayrağı
için gözünü kırpmadan can verebileceğini hiç hesaba katmayan ve her şeyi
kolayca talan edebileceğini sanan düşman kuvvetleri, Bitlislinin ve şanlı
ordumuzun direnme azmine çarpmış ve büyük bozguna uğramıştır.
Harita üzerinde, vatanımız Anadolu'yu paylaşma sevdasında, daha doğrusu
gafletinde olanlara bir tokat gibi cevap veren Mehmet Âkif'in diliyle diyoruz
ki:
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda."
Değerli arkadaşlarım, 8 Ağustos günü, Bitlis'te yapılacak olan kurtuluş
günü kutlama programına, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere bütün sayın
bakanlarımızı ve siz değerli milletvekili arkadaşlarımı davet ediyorum.
Katılıp, bu mutlu günümüzü bizlerle paylaşırsanız, sevincimizi artırır ve
bizleri mutlu edersiniz.
Bu vesileyle, tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde eğiliyor ve Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kiler.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Hükümet adına, İçişleri
Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu söz istemişlerdir.
Buyurun efendim.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'in, Bitlis'in düşman
işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümü vesilesiyle gündemdışı konuşması
üzerine söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
8 Ağustos gününün, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılış günü olması
nedeniyle, başta Bitlisli vatandaşlarımız, hemşerilerim olmak üzere, aziz
milletimizi kutluyorum.
3 Mart 1916'da sabah saat 05.00'te başlayan işgal, 8 Ağustos sabahı
05.00'te defedilmiş; 5 ay 5 gün süren işgal, "intikam taburu" diye
bilinen düşman kuvvetlerinin sivil halka karşı giriştiği katliamlarla
geçmiştir. Binlerce sivil vatandaş öldürülmüş veya şehri terk etmek zorunda
bırakılmıştır.
Birinci Cihan Harbinde işte böyle mezalimlere sahne olan Bitlis, bu
harbe gönderdiği binlerce gönüllü genci Sarıkamış dağlarında donarak şehit
olmuş bir şehirdir.
Bitlis'in kurtuluşu, Türk tarihi açısından, iki açıdan özel bir önem
taşımaktadır. Genç yaşlı bütün vatandaşlarımızın bilmesi gereken bu
hususiyetleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bitlis'in kurtuluşunu
gerçekleştiren 2 nci Orduya bağlı 16 ncı Kolordunun 5 inci Piyade Tümeni,
Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal'in komutanlık ettiği birliğin adıdır.
Edirne'den bu birliğin Bitlis'e sevk edilmesi de, Bitlis'in önemine ve birlik
ve komutanının kahramanlığına binaen olmuştur.
İkinci üzerinde durulması gereken konu, Bitlis, Türkün makûs talihini
yendiği yerin adıdır. Birinci Dünya Harbiyle Anadolu'da başlayan işgal
hareketlerinden sonra istiklaline kavuşan ilk Türk şehri Bitlis'tir. Bir
anlamda, Bitlis'in kurtuluşu, İstiklal Harbimizin ilk kıvılcımını
oluşturmaktadır. Öte yandan, işgalin sona ermesinde düzenli orduya destek veren
3 000 civarında Bitlislinin emeği ve alınteri de, unutulamayacak tarihî olaylar
arasında yerini almıştır. Anadolu'nun dört bir yanı, daima ülke bütünlüğüne ve
bağımsızlığa aynı tepkiyi vermiştir. Edirneli ne düşünüyorsa, Erzurumlu öyle
davranmıştır; İzmir'de direniş nasıl örgütlenmişse, Bitlisli işte öyle bir
araya gelmiştir. Bu gelenek, bu duygu, bu tavır, bu duruş, Anadolu insanının
duruşudur, birlik duruşudur, dirlik duruşudur. Allah, bu milletin dirliğini
hiçbir zaman bozmasın diyorum.
Bu düşüncelerle, Bitlisli vatandaşlarımızın, aziz hemşerilerimin düşman
işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümünü kutluyor, bu vesileyle,
şehitlerimizi rahmetle anıyor, bu uğurda mücadele veren herkese şükranlarımı
sunuyor, bu düşüncelerle Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - İçişleri Bakanımıza teşekkür ediyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Sayın milletvekilleri, gündemimizin yoğun olması ve okunan metinlerin de
uzunluğu dikkate alınarak, Kâtip Üyenin oturarak okumasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir; teşekkür ediyorum.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve
27 milletvekilinin, korsan yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/123)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde kitapların, müzik kaset ve CD'leri ile sinema filmi
CD'lerinin, bu eserlerin telif hakkı sahiplerinin haberi olmadan, yasadışı
yollarla ve kamuoyunda "korsan" denilen bir süreçle çoğaltıldığı,
pazarlandığı ve satıldığı bilinen bir gerçektir.
Korsan yayıncılık, ekonomik, yasal ve toplumsal boyutlarıyla giderek
karmaşık ve her bakımdan sakıncalı bir
duruma gelmektedir.
Bu nedenle:
1- Korsan yayıncılığın tüm yönleriyle incelenmesi
2- Bu konuda yapılacak yasal düzenlemelerin ve alınacak önlemlerin
belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.
1- Yakup Kepenek (Ankara)
2- Berhan Şimşek (İstanbul)
3- Harun Akın (Zonguldak)
4- Türkân Miçooğulları (İzmir)
5- Muharrem İnce (Yalova)
6- Mehmet Boztaş (Aydın)
7- K.Kemal Anadol (İzmir)
8- Hüseyin Güler (Mersin)
9- Rasim Çakır (Edirne)
10- Yaşar Tüzün (Bilecik)
11- Mustafa Erdoğan Yetenç (Manisa)
12- Hasan Ören (Manisa)
13- Bayram Ali Meral (Ankara)
14- Hüseyin Bayındır (Kırşehir)
15- Mehmet Işık (Giresun)
16- Muzaffer R.Kurtulmuşoğlu (Ankara)
17- Şefik Zengin (Mersin)
18- Zekeriya Akıncı (Ankara)
19- Ali Arslan (Muğla)
20- Hakkı Akalın (İzmir)
21- Sedat Uzunbay (İzmir)
22- Abdurrezzak Erten (İzmir)
23- N.Gaye Erbatur (Adana)
24- Osman Kaptan (Antalya)
25- Fahrettin Üstün (Muğla)
26- Engin Altay (Sinop)
27- Mehmet Şerif Ertuğrul (Muş)
28- Halil Tiryaki (Kırıkkale)
Gerekçe:
1- Korsan yayıncılık, yalnız kayıtdışı ekonominin çok çarpıcı bir örneği
değildir.
Ek olarak, korsan yayın, kitap, müzik ve film alanında, yaratılan
ürünün, üretiminin, dağıtımının ve satışının, hiçbir karşılık ödenmeden
başkalarınca yapılabilmesi ve buradan karşılıksız olarak ekonomik çıkar
sağlanmasıdır. Bir başka anlatımla korsan yayın, eser sahibinin ve eseri
tüketicinin kullanımına sunanların emeğinin tamamına başkalarının el
koymasıdır. Başkalarının ürününü çalmak, hukuk devleti kavramıyla bağdaşmaz.
2- Korsan yayın, bir taraftan üretime hiçbir katkısı olmayanlara çıkar
sağlarken, diğer taraftan da, gerçek üretici için ürettiğinin getirisini yok
ederek, kitap, müzik ve film çalışmalarını çok olumsuz ve yıkıcı bir biçimde
etkilemektedir.
3- Ülkemizin en önemli sorunlarından birinin, saydam ve etkin bir piyasa
yapısının olduğu bilinmektedir. Korsan yayıncılık, piyasa ekonomisinin temel
kurallarına aykırıdır.
4- Ülkemizin sanat ve fikir dünyasını yıkıma sürükleyen korsan yayın
faaliyetlerinin yaygınlığı, AB üyeliği bağlamında da olumsuz bir etken
sayılmalıdır. AB üyeliği bağlamında hazırlanan 2003 yılı Türkiye Ulusal Programı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun değiştirilmesini öngörmektedir.
5- Korsan yayın konusunun araştırılması, bu ve benzeri yasal
değişikliklerin çok daha sağlıklı bir ortamda yapılmasını sağlayacaktır.
Bu nedenlerle, korsan yayıncılığın Meclis tarafından her yönüyle
araştırılması gerekir.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair bir
önerge vardır; okutuyorum:
C) Tezkereler ve
Önergeler
1. - Bursa Milletvekili Mehmet
Küçükaşık'ın (6/344), (6/350), (6/351), (6/352) ve (6/455) esas numaralı sözlü
sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/95)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 60, 66, 67, 68 ve 167 nci
sıralarında yer alan (6/344), (6/350), (6/351), (6/352) ve (6/455) esas
numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Mehmet
Küçükaşık
Bursa
BAŞKAN - Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor
ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ile Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının
geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden,
tasarıların görüşmelerini erteliyoruz.
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Adalet Komisyonları Raporlarının görüşmelerine
başlıyoruz.
3. - Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Adalet
Komisyonları Raporları (1/651) (S. Sayısı: 262) (1)
BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?.. Hazır.
Komisyon raporu, 262 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde söz istekleri vardır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
(1) 262 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; Yedinci Uyum Paketi olarak anılan, bazı yasalarda değişiklik
yapılmasına ilişkin, hükümetin önerdiği yasa tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bilindiği gibi, bu uyum paketleri, hükümetin Ulusal Programında da
açıklıkla ifade edildiği gibi, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle üyelik
müzakerelerine başlaması için kaçınılmaz olan yasa değişikliklerini içeriyor.
Biz, bu paketleri, bu anlayışla, şimdiye kadar destekledik. Cumhuriyet Halk
Partisi, yapıcı bir yaklaşımla, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle bütünleşmesi
yolundaki hukukî ve diğer tedbirleri, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra
da desteklemeye devam edecektir. Bu konuyu çok açıklıkla ifade edeyim.
Yalnız, şu noktanın altını çizmek istiyorum: Uyum paketleri İle
Türkiye'de demokrasinin derinleştirilmesi, çağdaşlaşma yolunda yapılacak hukuk
reformlarını birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Uyum paketleri, demin de
dediğim gibi -Ulusal Programda da söyleniyor, ifade ediliyor- Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine başlaması için olmazsa olmaz koşulları kapsaması gereken
yasa değişiklikleridir.
Şimdi, huzurunuzdaki yasa tasarısına baktığımız zaman, öyle anlaşılıyor
ki, öze ilişkin, temele ilişkin yasalar ile aynı nitelikte olmayan bazı başka
yasa değişikliği önerileri bir arada sunulmuştur. Ayrıca, bu tasarıların
bazılarına baktığınız zaman, bunların yerine getirilmesinin Türkiye'nin
üyeliğiyle doğrudan ilgisi olmadığını "bunları yapmazsak, bizi üyelik
masasına oturtmazlar" denilemeyeceğini görüyorsunuz.
Şimdi, bütün ayrıntıları, hepsini huzurunuzda arz etmek istemiyorum;
ama, bunlardan bir örnek vereyim sizlere. Mesela, yapılan değişiklikle, terör
suçundan mahkûm olanların, şimdiye kadar dernek kurma hakkı yokken,
mahkûmiyetlerinden iki yıl geçtikten sonra dernek kurma hakkı veriliyor
kendilerine.
Şimdi, şunu söyleyebilir miyiz: biz, terör suçu işleyenlere dernek kurma
hakkı vermezsek Avrupa Birliğine giremeyiz?! Yoksa, şunu mu diyebiliriz: Acaba
bu terörün siyasallaştırılması yolunda bir adım mıdır?.. Böyle bir kuşku ifade
edenler haksız mı olur?! O bakımdan, bizim, bir bütün olarak baktığımızda
gördüğümüz şudur: Bu paketin içinde gerçekten öze ilişkin olan, AB üyeliği
açısından yararlı olan, önemli olan, zorunlu olan hususlar vardır, böyle
olmayanlar vardır. Bu ayırımı baştan yapalım.
İkincisi, bazı değişiklikler gerçekten çok olumludur; yani, bilim ve
sanat eserlerine sansür uygulanmayacağı gibi, Dernekler Yasasında, Vakıflar
Yasasında yapılan iyileştirmeler gibi, demokratik haklar, özgürlükler alanında
öngörülen bazı adımlar gibi. Bunlar çok olumludur.
Şimdi, öyle anlaşılıyor ki değerli arkadaşlar, bu paketin özü, Millî
Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili olarak
yapılan düzenlemelerden oluşmaktadır. Şimdi, ulusal güvenlik, hepimizin birinci
önceliği verdiği konudur. O bakımdan, tasarının bu maddesine büyük bir dikkatle
eğileceğiz. Yalnız, bu vesileyle, şunu hatırlatayım: Dün, Yüce Mecliste,
teröristlere af getiren yasa tasarısını görüşürken bazı kuşkularımızı dile
getirmiştik. Bu af yasa tasarısı kabul edildiği takdirde terörün artabileceği,
teröristlerin Kuzey Irak'ta yakalanmayabileceği yolundaki kuşkularımızı dile
getirmiştik. Bunun üzerinden 24 saat geçmeden, ne yazık ki, bu kuşkularımızın
gerçek olduğunu görüyoruz. Basın haberlerine bakarsanız, Amerikan sözcüleri bu
yasayı büyük bir coşkuyla, olumlu bir şekilde karşılıyorlar ve "biz de,
Kuzey Irak'ta teröristleri barındırmayacağız" diyorlar. Gazetelerde
havadis çıkıyor, oradaki terörist liderleri Norveç'e göndereceklermiş.
Arkadaşlar, siz, bu düşünceyle mi bu yasayı kabul ettiniz; anlayışınız
bu muydu; yoksa, bu yasayı çıkarırsak oradaki terör liderlerini Amerikalılar
derhal yakalayarak Türkiye'ye iade edecekler, bunların yargılanmasına imkân
sağlayacaklar diye mi onayladınız? Biz, böyle anladık; ama, öyle anlaşılıyor
ki, herkes böyle anlamamış. Bu konuya dikkatinizi çekiyorum. Güvenlik
konularından bahsederken, Yüce Meclisin, her zaman, belki her konuda olduğundan
daha büyük bir duyarlılık göstermesi gerektiğine işaret ediyorum.
Şimdi, gündemimizde olan yasa değişikliklerini, Millî Güvenlik Kurulu ve
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili değişiklikleri de büyük bir
özenle ve dikkatle değerlendirmemiz gerekiyor.
Şimdi, Avrupa Birliği bizden ne istiyor, önce ona bakalım. Avrupa
Birliği 14 Nisan 2003 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesinde diyor ki: "Ordu
üzerindeki sivil denetimin AB üyesi ülke uygulamalarıyla uyumlu hale
getirilmesi için, Millî Güvenlik Kurulunun işleyişinin, bu ülkelerinkine
uyarlanması gerekir." Yani, Avrupa ülkelerine benzer bir uyarlama yapalım
diyor. Bir de, 2002 yılında yayımladığı İlerleme Raporu var; o, daha ilginç;
orada, "Millî Güvenlik Kurulu, resmen, bir tavsiye organıdır; ama, oradan
çıkan kararlar tavsiyeden daha büyük ağırlık taşır" diyor. "Kurulun
sivil üyelerinin sayısını artırdınız; fakat, bunun çok fazla etkisi yoktur;
çünkü, sivillerin sayısının artırılması uygulamada değişiklik yapmamıştır,
askerlerin büyük bir etkinliği vardır" diyor. Peki, Avrupa Birliği, şimdi
çıkaracağımız yasadan sonra da aynı değerlendirmeyi yaparsa ne diyeceksiniz?!
Çünkü, İlerleme Raporunda diyor ki: "Türkiye'de askerî şahsiyetler,
dışpolitika konularında, siyasî konularda, sosyal konularda demeçler
veriyor." Sanki, Avrupalı askerî yetkililer hiçbir yerde, hiçbir konuda
konuşmuyorlarmış gibi, sadece Türk askeri konuşuyormuş gibi, askerî yetkililerin
konuşmasından şikâyet ediyorlar. Yani, şunun için söylüyorum: Biz, bu yasayı
çıkardığımız zaman da, zannetmeyin ki, işte, tamam, beklediğimiz buydu, tamamen
tatmin olduk, yarın sabah masaya oturmaya hazırız diyeceklerdir! Bir de
uygulamayı görelim diyeceklerdir, bir de bakalım yine böyle beyanlar veriliyor
mu diyeceklerdir. O bakımdan, hükümete, çok dikkatli olmayı tavsiye ediyoruz.
Avrupa Birliğinin daha önce bize verdiği belgelerdeki ifadeler, bizi, bu
konularda çok dikkatli olmaya sevk ediyor.
Şimdi, biraz önce de ifade ettim, biz, bu yasadaki değişikliklerin uyum
içinde hazırlanmış olduğunu tahmin ediyorduk. Sayın Genel Başkanımıza, Sayın
Dışişleri Bakanı, bu metnin ilk taslağını sunduğunda bunu teşekkürle
karşıladık, bunu değerlendireceğimizi söyledik ve zannettik ki, bu tasarı
üzerinde bütün ilgili makamların, kuruluşların da görüşü alınmıştır.
Şimdi, ondan sonra, gerçekten, hükümet ile askerî makamlar arasında,
diğer kuruluşlar arasında yazışmalar, görüşmeler olduğunu anlıyoruz; ancak,
şunu da anlıyoruz ki, bugün Meclisin huzuruna sunulan yasa tasarısı metni
üzerinde ilgili kuruluşlarımızın tam bir görüş birliği yoktur. Eğer varsa ve
hükümet de, bunu, bu Meclisten açıklarsa, bunu öğrenmekten memnunluk duyacağız;
ama, basında yer alan haberlerden, bazı sayın bakanların ifadelerinden
anlıyoruz ki, şu anda, daha, bu metin üzerinde görüş birliği oluşmamıştır.
Bu doğal karşılanabilir; netice itibariyle, Meclise karşı, halka karşı
sorumlu olan hükümettir; gayet tabiî ki, Meclise sunulan metinler, hükümetin
görüşlerini yansıtacaktır; hükümet dilediği öneriyi sunmada özgürdür; ama,
güvenlik gibi, ülkemizde yaşayan insanların can güvenliği gibi konularda, bütün
ilgili kuruluşlarımızın görüşünün dikkatle değerlendirilmesi ve mümkün olduğu
ölçüde uyum sağlanması, görüş birliği sağlanması, sanıyorum, çok daha iyi
olurdu. Öyle anlaşılıyor ki, bu, henüz sağlanabilmiş değildir.
Peki, bu tasarı, Avrupa Birliğinin bizden beklediği gibi, Avrupa
Birliğindeki uygulamalarla uyum içinde midir?.. Avrupa Birliğinin diğer
üyelerinde, bu konular, bize sunulan tasarıdaki gibi düzenlenmiştir? Değerli
arkadaşlar, bu konuda bazı çalışmalar yapıldığını biliyoruz, ilgili
komisyonlara bu konuda bazı bilgiler verildiğini biliyoruz. Biz de bir
araştırma yaptık -bugünkü dünyada internet yoluyla ulaşılamayacak bilgi azdır-
bizim vardığımız sonuçlar biraz farklıdır.
Size bir örnek vereyim: Bu yasa tasarısında deniliyor ki, Millî Güvenlik
Kurulu, şimdiki gibi her ay değil, iki ayda bir toplanacaktır. Acaba, Avrupa
Birliği mi bizden bunu bekliyor?.. Böyle mi dediler?.. Bütün Avrupa ülkelerinde
iki ayda bir mi toplanır?.. Böyle değil; Avrupa Birliği ülkelerinde benzeri
kuruluşlar değişik zamanlarda toplanıyor. Daha seyrek toplananlar da var; ama,
her ay toplanan da var. Örnek vereyim size, mesela, Litvanya'da, Millî Güvenlik
Kurulu benzeri kuruluş her ay toplanıyor. Şunu diyebilir miyiz ki, Litvanya'nın
coğrafî konumu, stratejik durumu, Türkiye'den daha önemlidir, orada her ay
toplanması doğaldır; ama, Türkiye'de buna ihtiyaç yoktur! Bunu söyleyebilir
miyiz?! Şunu söyleyebilir miyiz, biz, Millî Güvenlik Kurulunu iki ayda bir
toplarsak, daha demokratik ülke oluruz, Avrupa Birliğine girişimiz kolaylaşır;
ama, her ay toplanırsak, bu, demokratik sayılmaz, bizim üyeliğimiz güçleşir!
Bunu söyleyebilir miyiz?!
Demek ki, bu gibi değişiklikler, Avrupa Birliği ülkelerindeki bütün
uygulamaları yansıtmıyor; bir kere, bunu bilmemizde fayda var. Öyle anlaşılıyor
ki, bu konu özellikle, Avrupa Birliğinin bir telkininden ziyade, hükümetin, bu
konuları, askerlerle daha seyrek görüşme ihtiyacından kaynaklanıyor. Biz, bazı
sayın bakanların basındaki demeçlerini böyle yorumluyoruz, böyle anlıyoruz.
Bunu, bir eksiklik olarak görüyoruz. Daha sık görüşmekte bir sakınca yok.
Efendim, denilebilir ki, ihtiyaç duyulduğunda, daha sık da toplanabilecek,
tasarı bunu öngörüyor. Bu, diğer ülkelerin kanunlarında da var; diğer ülkelerin
yasaları da aynen diyor ki "gerektiğinde daha sık toplanabilir."
Bütün mesele ilke; siz, ilke olarak, bugünkünden daha seyrek toplanmayı öngörüyorsunuz;
bunu söylüyoruz.