DÖNEM
: 22 CİLT : 23 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
109 uncu Birleşim
22 . 7 . 2003 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I.- GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMA
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in,
BDDK tarafından el konulan İmar Bankasında hesabı olan yurttaşlarımızın
sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı
2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri
Akbulut'un, Erzurum Kongresinin 84 üncü yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması
3.- Mersin Milletvekili Hüseyin
Özcan'ın, Mersin Limanının yapısal sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın cevabı
B)
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve
21 milletvekilinin, Millî Piyango İdaresinin özelleştirilmesi konusunda Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/120)
2.- Ankara Milletvekili İsmail Değerli
ve 25 milletvekilinin, LPG ve akaryakıt istasyonlarının yer seçiminden
kaynaklanan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/121)
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Adıyaman Milletvekili Mahmut
Göksu'nun (6/625) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/88)
2.- Hakkâri Milletvekili Mustafa
Zeydan'ın (6/509) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/89)
3.- Kültür ve Turizm Bakanı Erkan
Mumcu'nun Saraybosna'da düzenlenen Ayvaz Dede Şenliklerine katılmak ve
görüşmelerde bulunmak üzere Bosna-Hersek'e bir heyetle yaptığı resmî ziyarete,
İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün
de iştirak etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/331)
4.- Anayasa Komisyonu Başkanlığının,
(1/584) Esas Numaralı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanunun (S. Sayısı: 200), 2 ve 3 üncü maddelerinin
Komisyona geri verilmesine ilişkin tezkeresi (3/332)
5.- İzmir Milletvekili Yılmaz
Kaya'nın, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/113)
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/90)
6.- Konya Milletvekili Atilla Kart'ın,
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa "Geçici Ek Madde"
Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/139), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/91)
V.-
ÖNERİLER
A)
SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Genel Kurulun çalışma saatleriyle
gündemdeki sıralamanın yeni-den düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A)
SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Ankara Milletvekili Yakup
Kepenek'in, ABD Başkanı ile yaptığı görüşme hakkında basında çıkan haberlere
ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/247) ve yazılı soruya
çevrilmesi nedeniyle konuşması
2. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek'in, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısının bir gazeteye verdiği demece
ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/252) ve yazılı soruya
çevrilmesi nedeniyle konuşması
3.- Ankara Milletvekili Yakup
Kepenek'in, olası Irak savaşında yaşanabilecek saldırılardan korunmak için ne
gibi önlemler alındığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/253) ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
4.- Şanlıurfa Milletvekili Mahmut
Yıldız'ın, Ceylanpınar'da yaşayan göçebe vatandaşların sorunlarına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/257) ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
5.- Edirne Milletvekili Necdet
Budak'ın, doğal afet mağduru çiftçilere yönelik yasal düzenleme çalışmalarına
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/264) ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
6.- Mersin Milletvekili Ersoy
Bulut'un, doğrudan gelir desteğinin sebze üreticilerine de verilip
verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/265) ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
7.- Edirne Milletvekili Necdet
Budak'ın, ayçiçeği primlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/272) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
8.- Edirne Milletvekili Necdet
Budak'ın, süne zararlısıyla mücadeleye ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/273) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
9.- Edirne Milletvekili Nejat
Gencan'ın, ayçiçeği üreticilerine destekleme primi verilip verilmeyeceğine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/283) ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
10.- Mersin Milletvekili Ersoy
Bulut'un, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü işçilerinin ödenmeyen
ikramiyelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/289) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
B)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan
Yerlikaya'nın, zorunlu deprem sigortasına ve deprem için alınan önlemlere
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın cevabı (7/516)
2.- Adana Milletvekili Atillâ
Başoğlu'nun, Antalya Millî Eğitim Müdürlüğündeki bir olaya ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/711)
3.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce'nin, bakanlık binasında asbest maddesinin kullanılıp kullanılmadığına
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/734)
4.- Samsun Milletvekili Haluk Koç'un,
motorlu taşıtlar vergisiyle ilgili düzenlemeye ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/740)
5.- Kırıkkale Milletvekili Halil
Tiryaki'nin, Kırıkkale Defterdarlığına ve serbest muhasebeci ve malî
müşavirlerin yetkilerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın
cevabı (7/741)
6.- Adana Milletvekili Atillâ
Başoğlu'nun, Adana-Pozantı Gülek Kalesindeki köşkün tapu kayıtlarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Vekili
Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/749)
7.- Adana Milletvekili Atillâ
Başoğlu'nun,
Bingöl depreminde yıkılan okulun
kontrol mühendislerine uygulanacak müeyyidelere,
- Samsun Milletvekili Haluk Koç'un,
Altınkaya Baraj suları altında kalan
bir köprüye,
- Muğla Milletvekili Ali Cumhur
Yaka'nın,
İller Bankası Muğla ve Denizli
Başmühendisliklerinin kapatılması kararına,
- İzmir Milletvekili Türkan
Miçooğulları'nın,
Urla ve Seferihisar'daki deprem
sonrası çalışmalara ve yardımlara,
İlişkin soruları ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Vekili ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
(7/751,761,777,778)
8.- Konya Milletvekili Atilla Kart'ın,
ruhsatsız ve kaçak yapıların yıkımında belediyeler ve jandarma arasındaki görev
ve yetki dağılımına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun
cevabı (7/763)
9.- Ankara Milletvekili Yılmaz
Ateş'in, Ankara'daki kaldırım ve asfalt çalışmalarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/784)
10.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce'nin, İzmir Torbalı Anadolu Lisesinde yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/785)
11.- Van Milletvekili Mehmet
Kartal'ın, Van-Muradiye İl Özel İdaresi sosyal konutlarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/791)
12.- Erzincan Milletvekili Erol
Tınastepe'nin, BAĞ-KUR çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/807)
13.- Isparta Milletvekili Mevlüt
Coşkuner'in, mobil santrallere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/813)
14.- Isparta Milletvekili Mevlüt
Coşkuner'in, enerji sözleşmelerine ve atamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/815)
15.- Antalya Milletvekili Feridun
Fikret Baloğlu'nun, Karabük'ün Yenice İlçesinde yapılan afet konutlarının
teslim şartına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Vekili Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/817)
16.- İstanbul Milletvekili Ahmet
Güryüz Ketenci'nin, İstanbul Galeria Alışveriş Merkezi Genel Müdürü hakkındaki
bazı iddialara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/820)
17.- Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, bir Danıştay kararının uygulamasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/824)
18.- Bursa Milletvekili Mustafa
Dündar'ın, Bursa Büyükşehir Belediyesinin yaptırdığı jeotermal sondaj
çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler'in cevabı (7/828)
19.- İstanbul Milletvekili Emin
Şirin'in, Turusgaz ile BOTAŞ arasındaki Doğalgaz Alım Anlaşmasına ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/833)
20.- İzmir Milletvekili Serpil
Yıldız'ın, futboldaki şike ve teşvik primi iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/834)
21.- Sivas Milletvekili Ömer
Kulaksız'ın, Türkiye Süper Liginin 20 takıma çıkarılıp çıkarılmayacağına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in
cevabı (7/837)
22.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri
Saygun'un,
Tekirdağ-Çorlu yolunda onarım yapılıp
yapılmayacağına,
- Bursa Milletvekili Kemal Demirel'in,
Bazı köylerin Osmangazi Belediyesi
mücavir alanından çıkarılmasına,
İlişkin soruları ve İçişleri Bakanı ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Vekili Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/845,852)
23.- Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç'ın, Malatya İlindeki projelere ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in
cevabı (7/871)
24.- İstanbul Milletvekili Gürsoy
Erol'un, kamudaki özürlü personel istihdamına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/874)
25.- İstanbul Milletvekili Gürsoy
Erol'un, pasaport müracaatında gerekli belgelere ve alınan ücretlere ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/875)
26.- İstanbul Milletvekili Gürsoy
Erol'un, bazı harcamaların vergi iadesi kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı (7/878)
27.- Konya Milletvekili Atilla
Kart'ın, Emniyet müdürlerinin kıdem ve terfi kıstaslarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/888)
28.- Antalya Milletvekili Nail
Kamacı'nın, doktorların sorunlarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ'ın cevabı (7/893)
29.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın,
58 ve 59 uncu Hükümetler döneminde mahalli iderelerden kamu kurum ve
kuruluşlarına yapılan personel geçişlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/898)
30.- Bursa Milletvekili Kemal
Demirel'in, Boğazköy Baraji Prejesinin ek ödenek ihtiyacına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/899)
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu
Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)
3.- Su Ürünleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İçişleri; Tarım, Orman ve Köyişleri ve
Adalet Komisyonları Raporları (1/407) (S. Sayısı : 125)
4.- 15.5.2002 Tarihli ve 4756 Sayılı
Kanunun Geçici 1 inci Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/643) (S. Sayısı : 226)
5.- Topluma Kazandırma Yasası Tasarısı
ile İçişleri ve Adalet Komisyonları Raporları (1/640) (S. Sayısı : 235)
VIII.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Konya Milletvekili Atilla Kart'ın,
Anayasa Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu'nun, ileri sürmüş
olduğu görüşten farklı bir görüşü kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te
açılarak yedi oturum yaptı.
Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir,
Iğdır İlinin Doğu Anadolu doğalgaz ana iletim hattından faydalandırılmasına,
Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz,
Erzurum Kongresinin 84 üncü yıldönümüne,
Muğla Milletvekili Ali Arslan, Muğla
İl sınırları içerisinde meydana gelen orman yangınlarının artış sebeplerine,
İlişkin gündemdışı birer konuşma
yaptılar.
Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın
(6/506, 507) ve (6/461) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin
önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
Genel Kurulun 17.7.2003 Perşembe günkü
(bugün) birleşiminde; daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
dağıtılmış bulunan 225 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat geçmeden,
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 4 üncü sırasına alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha
önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;
3 üncü sırasında bulunan, Su Ürünleri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/407) (S. Sayısı:
125) görüşmeleri, komisyon ve hükümet yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından;
Ertelendi.
4 üncü sırasına alınan, İcra ve İflâs
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/550) (S. Sayısı
:225), yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.
22 Temmuz 2003 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 22.01'de son verildi.
|
|
Sadık Yakut |
|
|
|
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
|
Mehmet Daniş |
|
Yaşar Tüzün |
|
|
|
|
Çanakkale |
|
Bilecik |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
|
Enver Yılmaz |
|
|
|
|
|
|
Ordu |
|
|
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
|
|
No. : 155
II. - GELEN KÂĞITLAR
18.7.2003 CUMA
Teklif
1.- Artvin Milletvekili Orhan Yıldız ve 3
Milletvekilinin; Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi (2/169) (Plan ve Bütçe ve Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.7.2003)
Rapor
1.- Ticari İşletme Rehni Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/639) (S. Sayısı: 234) (Dağıtma tarihi :
18.7.2003) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantılarına
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/654) (Başkanlığa
geliş tarihi : 16.7.2003)
2.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programındaki bazı taahhütlere yönelik
çalışmalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/655)
(Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
3.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, bölgesel sanayiin iyileştirilmesi
çalışmalarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/656)
(Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
4.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan yatırımcılarla
ilgili çalışmalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi
(6/657) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
5.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan büyük sanayi
kuruluşlarının dış piyasalara açılmasının teşvik edilmesi çalışmalarına ilişkin
Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/658) (Başkanlığa geliş
tarihi : 16.7.2003)
6.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan sanayinin yeniden
yapılandırılması çalışmalarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru
önergesi (6/659) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
7.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan sanayi
bölgeleriyle ilgili çalışmalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru
önergesi (6/660) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
8.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan imalat sanayiiyle
ilgili çalışmalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi
(6/661) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, Ordu İli Ünye Belediyesinin Akçay Deresine atık
bıraktığı iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/961) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
2.- İzmir
Milletvekili Muharrem Toprak'ın, taşımalı eğitim kapsamındaki köy okullarının
durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/962) (Başkanlığa geliş
tarihi : 16.7.2003)
3.- İzmir
Milletvekili Muharrem Toprak'ın, LPG istasyonlarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/963) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
4.- İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü'nün, gemi sökümü işlemleri ile çevre ve insan sağlığına
etkilerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/964)
(Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
5.- İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü'nün, futbol kulüplerinin vergi borçlarına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) yazılı soru
önergesi (7/965) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
6.- İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü'nün, ülkemizdeki tehlikeli atık hareketine ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/966) (Başkanlığa geliş tarihi
: 16.7.2003)
7.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Ardahan Valisi ve Damal Kaymakamının Atatürk
silueti oluşan bölgeyi korumadığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/967) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
8.- İstanbul
Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci'nin, Başbakanlık Teftiş Kurulunca yapılan
soruşturma ve incelemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/968)
(Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
9.- İstanbul
Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci'nin, toplam kalite çalışmalarına yapılan
ödemelere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/969) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
10.- İstanbul
Milletvekili Berhan Şimşek'in, oğlunun ve kendisinin bazı ticari faaliyetlerde
bulunup bulunmadığına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/970)
(Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
11.- Mersin
Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, Mersin'in Erdemli İlçesindeki Alata Bahçe
Kültürleri Araştırma Enstitüsünün kiralanacağı iddiasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/971) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.2003)
No. : 156
21.7.2003 PAZARTESİ
Tasarı
1.- Devlet Planlama Teşkilâtı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Devlet Memurları Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/650) (Avrupa Birliği Uyum ve
Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.7.2003)
Teklifler
1.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun;
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/170) (Sanayi, Ticaret, Enerji Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve
Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi : 10.7.2003)
2.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/171) (Sanayi, Ticaret, Enerji Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.7.2003)
3.- Artvin Milletvekili Orhan Yıldız ile 3
Milletvekilinin; Pasaport Kanununun 14 üncü Maddesine Bir Fıkra Eklenmesine
İlişkin Kanun Teklifi (2/172) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :
17.7.2003)
4.- Artvin Milletvekili Orhan Yıldız ve 3
Milletvekilinin; Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi (2/173) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
5.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun;
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu, Özel Öğretim Kurumları
Kanunu, Yükseköğretim Kanunu ve İş Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/174) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Millî Eğitim
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.7.2003)
6.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun;
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/175) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.7.2003)
7.- İzmir Milletvekili Enver Öktem ve 55
Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/176) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.7.2003)
Raporlar
1.- Kuzey Atlantik Antlaşmasına Romanyanın
Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/614) (S. Sayısı : 227) (Dağıtma
tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
2.- Kuzey Atlantik Antlaşmasına Bulgaristan
Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/615) (S. Sayısı : 228)
(Dağıtma tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
3.- Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovenya
Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/616) (S. Sayısı : 229)
(Dağıtma tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
4.- Kuzey Atlantik Antlaşmasına Letonya
Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/617) (S. Sayısı : 230)
(Dağıtma tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
5.- Kuzey Atlantik Antlaşmasına Litvanya
Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/618) (S. Sayısı : 231)
(Dağıtma tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
6.-
Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovak Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin
Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/619) (S. Sayısı : 232) (Dağıtma tarihi : 21.7.2003)
(GÜNDEME)
7.- Kuzey Atlantik Antlaşmasına Estonya
Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/620) (S. Sayısı : 233) (Dağıtma
tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
8.- Topluma Kazandırma Yasası Tasarısı ile
İçişleri ve Adalet Komisyonları Raporları (1/640) (S. Sayısı : 235) (Dağıtma
tarihi : 21.7.2003) (GÜNDEME)
No. : 157
22 .7 .2003 SALI
Raporlar
1. - Çeşitli Vergi Kanunlarında Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın; 4760
Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa Ekli 11 Sayılı Listede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/636, 2/157)
(S. Sayısı: 236) (Dağıtma tarihi: 22.7.2003) (GÜNDEME)
2. - Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun ve Tarımda Kendi Adına ve
Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi, Yürürlükten Kaldırılması ve Bu Kanunlara Geçici Maddeler
Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/296) (S. Sayısı : 237) (Dağıtma tarihi
: 22.7.2003) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, Devlet İstatistik Enstitüsünün bir
araştırmasına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir Atalay) sözlü soru önergesi
(6/662) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
2. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, bazı Devlet üretme çiftliklerinin
kiralanmasına ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/663) (Başkanlığa geliş tarihi :
17.7.2003)
3. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, Başbakanlık Konutu ile Başbakanlık Merkez
Binasında tadilat ve tamirat yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan sözlü
soru önergesi (6/664) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
4. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, Diyanet Takvimi İhalesine ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet Aydın) sözlü soru önergesi (6/665) (Başkanlığa geliş tarihi
: 17.7.2003)
5. - Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa Devlet Türk Halk Müziği korosundaki
sanatçı kadrosuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi
(6/666) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
6. - Bursa
Milletvekili Kemal Demirel'in, Nilüfer Barajı projesine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/667) (Başkanlığa geliş tarihi :
17.7.2003)
7. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan çevre konularında
sosyal refah ağırlıklı çalışmalara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru
önergesi (6/668) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
8. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan gecekondularda
yaşayanlara ucuz konut üretileceği ifadesine ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından sözlü soru önergesi (6/669) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
9. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan sağlıksız
şehirleşmeye karşı yapılan çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
sözlü soru önergesi (6/670) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
10. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan doğal afetlere
yönelik tedbirlere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi
(6/671) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
11. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan bölgesel
kalkınmaya yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif Şener) sözlü soru önergesi
(6/672) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
12. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan turizm
potansiyelini geliştirmeye yönelik çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından sözlü soru önergesi (6/673) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
13. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan kültür
politikalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/674)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
14. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan şehirlerin
altyapı çalışmalarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru
önergesi (6/675) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
15. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan sosyal güvenlik
politikalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/676) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
16. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan genç nüfusa
yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet
Ali Şahin) sözlü soru önergesi (6/677) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
17. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan kamu personel
rejimine yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali Şahin) sözlü soru önergesi (6/678) (Başkanlığa geliş tarihi :
17.7.2003)
18. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan sağlık alanındaki
çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/679) (Başkanlığa
geliş tarihi : 17.7.2003)
19. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan kültürel mirası
koruma çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi
(6/680) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
20. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan turizmde tanıtma
projelerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/681)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
21. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan eğitim ve
öğrenimle ilgili bazı ifadelere ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/682) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
22. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan eğitimde yeniden
yapılanmaya dönük çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/683) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, üst kurullarla ilgili soruşturma olup
olmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/972) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.7.2003)
2. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, bazı milletvekillerine Başbakanlıkta oda
verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/973)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
3. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, bir hemşirenin TBMM Baştabipliğine atanıp
atanmadığına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/974) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
4. - Iğdır
Milletvekili Yücel Artantaş'ın, Nahcivan'dan yapılan mazot ticaretiyle ilgili
soruşturma açılıp açılmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad Tüzmen) yazılı
soru önergesi (7/975) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
5. - Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük'ün, muhtarların özlük haklarında iyileştirme yapılıp
yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/976)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
6. - Yalova
Milletvekili Muharrem İnce'nin, 2 nci Sınıf Emniyet Müdürlerinin terfisine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/977) (Başkanlığa geliş
tarihi : 17.7.2003)
7. - Antalya Millletvekili
Osman Kaptan'ın, turizmdeki fiyatlandırmaya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/978) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
8. - Antalya
Millletvekili Osman Kaptan'ın seraların yenilenmesi ve üreticilere teşvik
verilmesine yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin Devlet Bakanından
(Kürşad Tüzmen) yazılı soru önergesi (7/979) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
9. - Antalya
Millletvekili Osman Kaptan'ın, Antalya'ya demiryolu ulaşımı sağlanıp
sağlanmayacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/980)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
10. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan yurt dışında
yaşayan Türk vatandaşlarının haklarının korunmasına yönelik çalışmalara ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/981)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
11. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan Kafkasya
Bölgesiyle işbirliğine yönelik çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/982) (Başkanlığa geliş tarihi :
17.7.2003)
12. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan Avrasya eksenli
dış politikanın geliştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/983) (Başkanlığa geliş
tarihi : 17.7.2003)
13. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Teşkilâtına yönelik çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/984) (Başkanlığa geliş tarihi :
17.7.2003)
14. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan Balkan
politikasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru
önergesi (7/985) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
15. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan aktif diplomasiye
yönelik çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı
soru önergesi (7/986) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
16. - Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, 4123 sayılı Kanun kapsamında Bingöl ve
çevresinde çalışan memurlara ek ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/987) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
17. - Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, "Vergi Barışı" uygulamasının
sonuçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/988) (Başkanlığa
geliş tarihi : 17.7.2003)
18. - İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin'in, Ege Bölgesindeki doğrudan gelir desteği ve
destekleme primleri ödemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/989) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
19. - Antalya
Milletvekili Nail Kamacı'nın, BAĞ-KUR ile eczaneler arasındaki ilaç
sözleşmelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/990) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. - İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 21 Milletvekilinin, Millî Piyango İdaresinin
özelleştirilmesi konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/120)
(Başkanlığa geliş tarihi : 17.7.2003)
2. - Ankara
Milletvekili İsmail Değerli ve 25 Milletvekilinin, LPG ve akaryakıt
istasyonlarının yer seçiminden kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/121) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.7.2003)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - Eskişehir
Milletvekili Cevdet Selvi'nin, zorunlu tasarruf anaparalarının ödenmesinde
yaşanan sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/725)
2. - İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Ankara Büyükşehir Belediyesinin doğalgaz
abonelerinden aldığı sayaç bedeline ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı
soru önergesi (7/736)
3. - Manisa
Milletvekili Hasan Ören'in, Moldova Başbakanı onuruna verilen yemeğe ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/737)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
22 Temmuz 2003 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Suat KILIÇ (Samsun), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını,
teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
elkonulan İmar Bankasında hesabı olan yurttaşlarımızın sorunlarıyla ilgili söz
isteyen İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin'e aittir.
Buyurun Sayın Ersin.
(CHP sıralarından alkışlar)
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, BDDK tarafından el konulan İmar Bankasında
hesabı olan yurttaşlarımızın sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in
cevabı
AHMET ERSİN (İzmir) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi, Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu, İmar Bankasına elkoydu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna
devretti; fakat, bu bankada hesabı olanların, mudilerin bazı sorunları var. Bu
sorunları hem Meclisimizin gündemine taşımak ve hem de sayın hükümetimizin bu
konuda ilgisini çekmek için gündemdışı söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, bankaya elkonuldu, onbinlerce hesap sahibi ciddî sorunlar yaşıyor;
ama, bu bankaya niçin elkonulduğuna ilişkin doyurucu, tatmin edici bir açıklama
yapılmıyor. Ne bankaya elkoyan BDDK ne de hükümet, bu bankanın durumunun ne
olduğu, elkonulmasının gerekçelerinin ne olduğu konusunda kamuoyunu tatmin
edecek, rahatlatacak bir açıklama yaptılar.
AHMET YENİ (Samsun) -
Yanlış müdafaaya başladınız.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Elkonulduktan sonra da yaşanan süreç, maalesef, tiyatro.
Şimdi, devletin bir
sözü var. Devlet, bankalara yatırılan paraların, hesapların, birikimlerin kendi
güvencesi altında olduğunu ilan etmiş, bir sıkıntı durumunda bu hesapların
ödeneceğine ilişkin kefil olmuş; ama, 4 Temmuzdan bu yana, yani, bankaya
elkonulduğundan bu yana geçen 16-17 günlük sürede, devletin yetkililerinin,
BDDK yöneticilerinin ve hükümet yöneticilerinin, bakanlarımızın açıklamalarına
bakılırsa, devlet, sanki, İmar Bankasıyla ilgili olarak bu sözünden cayma
eğiliminde görülüyor.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Bankacılık yaptın, BDDK...
AHMET ERSİN (Devamla)
- Sayın milletvekilleri, böyle bir anlayış son derece yanlış olur, devletin
güvenilirliğini zedeler. O açıdan, bu sözden cayma girişimlerini
-eğilimlerini daha doğrusu- ve bu bankaya el konulmasından zarar gören,
mağdur olan kişilerin alacaklarının ödenmemesi gibi bir sonuç, maalesef,
üzülerek belirteyim ki, devletin güvenilirliğine büyük zarar verir.
AHMET YENİ (Samsun) -
Uzan'a bir şey demeyecek misiniz?!
BAŞKAN - Sayın
Baştopçu, lütfen, konuşmacıya söz atmayın.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Ben söylemedim...
BAŞKAN - Sayın Ersin,
siz, buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Ben, sadece, bu bankada hesabı olan mudilerin haklarını savunmaya
çalışıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bu arada, BDDK yöneticilerinin, hükümetimizin temsilcilerinin, hemen hemen her
gün açıklamaları oluyor bu konuyla ilgili. Örneğin, BDDK, başlangıçta, ilk
zamanlar, bu hesaplara ulaşamadığını, kasaları açamadığını ileri sürdü.
Değerli arkadaşlarım,
BDDK, her ne kadar bağımsız bir kurulsa da, özerk bir kurulsa da, devletin tüm
imkânlarını kullanma hakkına ve yetkisine sahip. Ne demek hesaplarına
ulaşamıyorum?!
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Silmiş... Silmiş...
AHMET ERSİN (Devamla)
- Yani, Abdullah Öcalan'ı Kenya'dan paketletip Türkiye'ye getiren devlet,
bankanın hesaplarına ulaşamıyor. Böyle bir şey olabilir mi?! Bunu kabul etmek
mümkün mü?!
Değerli arkadaşlarım,
son günlerde bir başka mazeret ortaya atıldı. Bankada çifte hesap varmış; bir
resmî hesap, bir de resmî olmayan hesap varmış. 100 000 Hasan varmış. Bunlar
nedir allahaşkına?!
AHMET YENİ (Samsun) -
BDDK Başkanı açıkladı bunu.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Böyle şey olabilir mi?! BDDK'nın, o bankanın yönetiminde temsilcisi var.
Bildiğim kadarıyla da, bu banka, birbuçuk yılı aşkın bir süreden beri gözetim
altında. Murakıplar var; banka birkaç kez denetlenmiş. Peki, böyle yasadışı
usulsüzlükler varsa, bunlar neden tespit edilmemiş şimdiye kadar?! BDDK'nın
bankadaki temsilcisi, görev yaptığı süre içinde ne yapmış allahaşkına?! Yani,
sadece bankamatik memurluğu mu yapmış?!
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ersin,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Tamamlıyorum.
Bu gelişmeleri
zamanında fark etmemiş mi?! Bu olumsuzluklara karşı zamanında neden önlem
alınmadı?!
Değerli arkadaşlarım,
bu sorun karşısında hükümetin tutumunu da eleştirmek istiyorum. Hükümetimiz,
maalesef, bütün bu olanlar Türkiye'de değil de başka bir ülkede oluyormuş gibi,
soruna karşı son derecede duyarsız, soğuk ve ilgisiz duruyor.
AHMET YENİ (Samsun) -
Uzanlara...
AHMET ERSİN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Kuzey Irak'ta subay, astsubay 11
askerimizin -affedersiniz- başına çuval geçirildi; hükümet, bu ağır hakaret
karşısında sessiz kaldı. Şimdi de, Türkiye içinde onbinlerce yurttaşımızın
başına çuval geçirilmek isteniyor; hükümet, bunu da, tiyatro izler gibi
izliyor. Böyle bir şey olamaz; bunu kabul etmek mümkün değil.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Konuyu çarpıtmayın.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Şimdi, Sayın Bakanımız, lütfederler de, benim bu konuşmama cevap vermek durumunda
kalırlarsa, diyeceğini, söyleyeceği mazereti ben size şimdiden söyleyeyim:
"Efendim, BDDK özerk bir kurum, hükümet olarak bu kurum üzerinde bizim bir
etkinliğimiz yok." Bunu söyleyecek. İyi de, EPDK'ya niçin müdahale
ediyorsunuz?! Hazine özerk bir kurum değil mi?! Faizleri düşürsün diye
Hazinenin ensesinde boza pişirdiniz; Başbakan bir taraftan, Bakanlar diğer
taraftan büyük baskı uyguladınız ve faizleri düşürttünüz. O da bir özerk kurum.
(AK Parti sıralarından gürültüler, "rahatsız mı oldunuz" sesleri)
Orada müdahale ediyorsunuz da, onbinlerce yurttaşımızı ilgilendiren bu İmar
Bankası olayında insanlarımızı rahatlatacak, onlara güvence getirecek
girişimleri niçin yapmıyorsunuz?!
AHMET YENİ (Samsun) -
Uzanlara bir şey yok mu?! Uzanlara, Uzanlara yok mu?!.
BAŞKAN - Sayın Ersin,
toparlar mısınız...
AHMET ERSİN (Devamla)
- Bitiriyorum.
Değerli arkadaşlarım,
her gün eylem yapan, her gün birikimlerini kaybettiklerinden kuşku duyan,
bundan tedirginlik duyan onbinlerce yurttaşımız, Patagonya yurttaşı mı?! Niçin
bunların sorunlarıyla ilgilenmiyorsunuz?! Niçin bunların sorunlarını çözmek
için hiçbir girişimde bulunmuyorsunuz?!
Sevgili arkadaşlarım,
sözlerimi tamamlarken...
AHMET YENİ (Samsun) -
Uzanlara da bir şeyler söyle.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Sevgili arkadaşlarım, sözlerimi tamamlarken şunu belirtmek isterim: Bu
bankaya niçin elkonulduğunu, gerekçelerinin ne olduğunu, hükümetimiz, BDDK, her
kimse, açıklamak zorundadır. Ne banka mudileri ne de diğer kamuoyu, bu bankaya
neden elkonulduğunu hâlâ bilmiyor; bunun açıklanması lazım.
AHMET YENİ (Samsun) -
BDDK açıkladı.
AHMET ERSİN (Devamla)
- Ayrıca, devlete güvenerek, devletin güvencesine inanarak, bu bankaya
birikimlerini yatırmış olan yurttaşlarımızı da rahatlatacak, onları güvence
altına alacak, birikimlerini güvence altına alacak önlenmelerin bir an önce
alınması lazım. Devletin saygınlığını delik deşik etmeye hiç kimsenin hakkı
yok.
Sevgili
arkadaşlarım...
MUZZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Uzanlarla ilgili bir şey söyleyin.
BAŞKAN - Evet, Sayın
Ersin...
AHMET ERSİN (Devamla)
- Ben, sadece bu bankada hesabı olanlarla ilgili söz aldım, onları konuşuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) -
Uzanlara bir şey demeden ayrılıyorsunuz.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Ersin.
Hükümet adına, Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Şener.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten, son
günlerde gündemde olan bir konuyu sayın milletvekili dile getirdiler.
Kamuoyunun gündeminde olan tüm konuların Meclis gündemine getirilmesi,
milletvekilleriyle birlikte paylaşılması ve konuyla ilgili farklı görüşlerin,
düşüncelerin Meclis platformunda tartışılması, demokrasinin bir gereğidir;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin de görevleri arasındadır. Ben, bu boyutu
itibariyle, sayın milletvekiline teşekkür ediyorum.
Diğer taraftan, şunu
bilmemiz lazım: Türkiye bir hukuk devletidir ve bu hukuk devletinde tüm
kurumların yetkileri, görevleri, sorumlulukları belirlenmiştir. Anayasamızda
yasama, yürütme, yargı ve diğer bazı kurumların görev alanları belirlenmiş,
tanımlanmış; Anayasaya uygun bir şekilde, değişik zamanlarda, değişik
dönemlerde çıkarılan kanunlar da, aynı şekilde, farklı kurumlar arasında farklı
görev ve yetki tanımlamaları yapmıştır.
Konu, bankacılıkla
ilgili. Sayın milletvekilimiz, "sayın bakan çıkacaklar ve 'bu konu,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun bir görevidir ve ilgili kurul
görevini yerine getiriyor' diyeceklerdir" dedi. Tam anlamıyla bunu
söylemeyeceğim. Elbette, konu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun
görevidir ve her kurum ve kurul kendi görevini, sorumluluk çerçevesi içerisinde
yerine getirmelidir. Bu konuda da, ilgili kurum görevini yerine getirmektedir;
ama, hükümet olarak, Parlamento olarak, milletin seçmiş olduğu vekiller olarak,
tüm kurumların, kurulların görevleriyle ilgili görüşlerde bulunmak, beyanlarda
bulunmak ve tartışmak, müzakere etmek, aynı zamanda, yasama faaliyetleri
içerisinde denetimin bir uzantısı olarak vardır. Şu anda da bunu yapıyoruz.
Burada, şunu hemen
belirtmek isterim: Hükümetimiz, tüm kurumların, kendi görev alanlarında,
sorumlulukları çerçevesinde işlerini yürütmesinden yanadır. Bağımsız
düzenleyici otoritelere, hükümet olmanın verdiği inisiyatifle baskı yapma,
yönlendirme, işlerine müdahale etme gibi bir alışkanlık, bir teamül,
hükümetimizde yoktur. Sürekli olarak, ilk günden beri "bağımsız
düzenleyici otoriteler, kendi görev alanları içerisinde görevlerini yerine
getirir" dedik ve bu hassasiyete bugüne kadar dikkat ettik; ama, sayın
milletvekilinin ifade etmiş olduğu, Hazinenin bağımsız bir kurul olduğu
şeklindeki nitelemeye katılmadığımı belirtmek istiyorum. Hazine, bağımsız bir
düzenleyici otorite değildir; doğrudan doğruya, bir devlet bakanına, ekonomiden
sorumlu devlet bakanına bağlıdır, idarenin hiyerarşisi içerisinde yer alır.
Dolayısıyla, Hazinenin yapmış olduğu işlerden, işlemlerden dolayı da ilgili
bakanın görevleri ve sorumlulukları vardır; ama, öyle zannediyorum ki, sayın
milletvekili, Hazine değil, Merkez Bankası diyeceklerdi. Bunu burada düzeltmek
istiyorum.
Merkez Bankası
dediğinizde de hemen şunu belirtmek isterim: Biz, Merkez Bankasının ilgili
kanun çerçevesinde bağımsız bir niteliğe sahip olduğunu biliyoruz. Bu
çerçevede, para politikası uygulamalarını ve kararlarını kendi kurullarında aldığını
biliyoruz ve buna istinaden de, Merkez Bankasının kanunda tanımlanan sınırlar
içerisinde özerk bir şekilde kendi görevlerini yerine getirmesine hiçbir
müdahalede bulunmuyoruz. Eğer Merkez Bankası faizlerin indirilmesiyle ilgili
bir karar almışsa, bu, hükümetin müdahalesiyle, hükümetin yönlendirmesiyle
alınmış bir karar değildir, Merkez Bankasının, doğrudan doğruya kendi karar
organlarında tartışılarak, oluşturularak alınmış bir karardır. Bu, Merkez Bankası
tarafından yapılan açıklamalarda da böyledir, hükümetimizin yaptığı
açıklamalarda da böyledir. Ekonomik verilere baktığınızda da, zaten, faizlerin
düşme trendinde olması gerektiğini, her aklıselim sahibi söylemektedir. Eğer
son iki ay enflasyon negatif çıkmışsa, hâlâ, faizlerin daha yüksek olması
gerektiğini savunabilecek tek bir kişinin bu Mecliste olduğunu düşünemiyorum.
Sizin de faizlerin düşmesinden yana olduğunuzu biliyorum. Demek ki, Merkez
Bankası, aynı zamanda sizin de gönlünüzde olan şeyleri icraata sokmak için faiz
oranlarını düşürmüştür; ama, bu, hiçbir zaman, sayın milletvekilimin gönlünde
olan şeyi Merkez Bankası yaptı diye, sayın milletvekilim Merkez Bankasının
görev alanına müdahale etti tarzında yorumlanamaz.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Siz baskı yapmayın Sayın Bakan; hep öyle yaptınız.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Siz, faizin artmasından yana
mısınız, düşmesinden yana masınız?
AHMET ERSİN (İzmir) -
Düşmesinden yanayım; ama, müdahale ediyorsunuz yani.
DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Ne güzel, hepimiz aynı
görüşteyiz o zaman.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, aslına bakarsanız, İmar Bankası, öteden beri gözetim ve denetim
altında bulunan bir bankadır ve bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye
düşürecek şekilde işlemlerinin tespit edilmesi dolayısıyla, birkaç yıl önce,
İmar Bankası yönetimine, 14/1 kapsamında, zaten bir üye atanmıştı. Dolayısıyla,
BDDK'nın bir üyesinin yönetimde bulunduğu bir banka olarak, faaliyetlerini,
bugüne kadar sürdürmüştür. Bu bankanın, yönetim ve denetimi fona intikal
etmiştir;ancak, bu yönetim ve denetiminin fona intikal etmiş olması, daha
önceki 20 bankanın fona devredildiği gibi bir hadise değildir. Yani, daha
önceki 20 banka, tüm ortaklık haklarıyla birlikte fona devredilmiştir; halbuki,
İmar Bankasıyla ilgili olarak, yönetim ve denetimi fona intikal etmiştir.
Bu, neden bu noktaya
geldi; zaten, öteden beri gözetim altında bulunan bir bankadır ve daha sonra,
26 Haziran tarihi itibariyle -eğer basından da düzenli bir şekilde
izlemişseniz- bankacılık fonksiyonlarını, işlevlerini yeterince yerine
getirememesi ve bazı tıkanmaların bulunması sebebiyle, Türkiye İmar Bankası
Yönetim Kurulu üyelerinin tamamı zaten, kendileri istifa etmişlerdir. Sadece,
BDDK'nın temsilcisi olan üye hariç, onun dışındaki tüm üyelerinin istifa ettiği
ve bankanın yönetimsiz kaldığı, işlevlerini yerine getiremediği bir ortamda,
BDDK, 4389 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi çerçevesinde, bir bankanın bankacılık
işlemleri yapma ve mevduat kabul etme iznini kaldırmayla ilgili hükmü çerçevesinde,
yönetim ve denetimini fona intikal ettirmiştir.
Bildiğiniz gibi,
BDDK'nın görevleri var; bu görevlerini yerine getirmesi gerekiyor. Fon, her
şeyden önce, yönetim ve denetimi kendisine intikal eden banka mevduat sahipleri
ve diğer alacaklıların haklarını korumaya yönelik her türlü tedbiri de almakla
yükümlüdür, sorumludur ve bu karardan sonra, şu anda da, bununla ilgili, zaten,
görevinin bir gereği olarak, sorumluluklarını yerine getirme çalışmaları
yapmaktadır. Ancak, incelemeler başladıktan sonra, ortaya birtakım farklı
durumlar çıkmıştır. Nedir bu farklı durum; tasarruf mevduatının garanti
kapsamında ödenmesine yönelik olarak banka hesaplarına ilişkin incelemeler.
BDDK, TMSF ve banka yeni yönetimi tarafından, genel müdürlük ve şubeleri nezdinde,
yoğun bir şekilde, evrak detaylarına inilmesi suretiyle incelenmeye başlanılmış
ve bunun neticesinde, ortaya farklı durumlar çıkmıştır, farklı hesapların
tutulduğu anlaşılmıştır.
Burada, şunu da ifade
etmek isterim: Olay, sadece bir bankacılık olayı; denetim, sadece bir
bankacılık denetimi, finansla ilgili bir denetim ve inceleme olarak da
algılanmamalıdır; çünkü, olayın, Bankalar Kanunu yanında, Vergi Usul Kanununa bağlı
olarak, vergisel boyutu vardır.
Diğer taraftan, Türk
Ticaret Kanunu çerçevesinde tutulması gereken resmî kayıtlarla, belgelerle
ilgili birtakım sorumluluklar vardır; hatta, malî suçların araştırılmasıyla
ilgili boyutları ilgilendirdiği zaman, bununla bağlantılı incelemeler söz
konusu olabilir. Yani, hadiseyi sadece Bankalar Kanunundaki hükümler
çerçevesinde değerlendirmek, dar bir değerlendirme olur; ama, BDDK, TMSF ve
bankanın yeni yönetiminin şubeler dahil incelemeleri sürdürmesi sırasında,
resmî makamlara bildirilen, üzerinde denetimlerin gerçekleştirildiği,
dolayısıyla, yasal malî tablolar yoluyla kamuya açıklanan resmî mevduat
rakamları dışında, bazı bilgisayar kayıtlarında ve şubelerde farklı hesapların
tutulduğu ve bu hesapların, resmî kayıtlardan değişik rakamları içerdiği
anlaşılmıştır. Yani, bankada farklı kayıtlar var, farklı hesaplar var, resmî
olarak bilançoların çıkarıldığı hesaplar var; resmî hesaplara intikal
ettirilmeyen başka kayıtların olduğu da anlaşılmıştır. Ortaya çıkan tüm bu
durum çerçevesinde, BDDK da, yoğun bir şekilde incelemesini ve çalışmasını
devam ettirmektedir.
Peki, şimdi ne
olacak? Mudilerin hakları ne olacak? Sigorta kapsamındaki mevduatın ödenmesi ne
zaman yapılacak? Sayın milletvekilinin hassasiyeti de budur. İşte, şu anda,
BDDK, bu nokta üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır ve hesapları tespit
etmeye çalışmaktadır; yani, bankada kimin, ne kadar hesabı var; bu
hesaplar -banka kayıtlarında
farklılıklar olduğu için- gerçek boyutuyla nedir, ne değildir, bunu belirlemeye
çalışmaktadır. Buraya gelmeden önce sayın başkan bana verdiği bilgide, hak
sahiplerinin kimler olduğu tespit edildikten sonra ödemelerin başlayacağını
ifade etmişlerdir; bu ödemelerin başlangıcı da -verdikleri bilgiye göre-
maksimum iki hafta içerisinde gerçekleşecektir diyor ve hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci
söz, 23 Temmuz Erzurum Kongresinin yıldönümü nedeniyle söz isteyen, Erzurum
Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut'a aittir.
Buyurun Sayın
Akbulut. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2.-
Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, Erzurum Kongresinin 84 üncü
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin kuruluş temellerinin atıldığı tarihî bir gün olan ve 23 Temmuz
1919'da yapılan Erzurum Kongresiyle ilgili olarak gündemdışı söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a
çıkmasıyla başlayan ve Anadolu'yu saran kurtuluş heyecanı, 23 Temmuz 1919'da
yapılan Erzurum Kongresiyle yeni bir coşkuya dönüşmüş, millî mücadele birliğinin
kurulmasının en önemli adımlarından biri bu kongrede atılmıştır.
Erzurum Kongresi,
devletimizi güç durumda bırakan Mondros Mütarekesine karşı çıkan ve millî heyecanla
dolup taşan halkın örgütlenmiş sesi olmuştur.
Amasya Genelgesinden
sonra İstanbul'la ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal Atatürk'e, başta
15 inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa olmak üzere, Anadolu'daki askerî
ve mülkî amirlerin büyük bir çoğunluğu destek vermeye devam etmişlerdir.
Erzurum Kongresi, 17
çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5
hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1
eski bakan olmak üzere toplam 54 delegeyle -Erzurum'da bir okul salonunda-
çalışmalara başlamış, genel değerlendirmeler yapılmış, doğu illerinin durumu
görüşülmüş ve bu görüşmeler sonucunda, Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin
atılması açısından önemli kararlar alınmıştır. Alınan tarihî kararların bir
kısmı şöyledir:
1- Millî sınırlar
içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2- Her türlü yabancı
işgale ve müdahaleye karşı millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.
3- Manda ve himaye
kabul edilemez.
4- Vatanı korumayı ve
istiklali elde etmeyi İstanbul hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi
gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır.
Erzurum Kongresi,
yöresel amaçlı toplanmasına karşın, aldığı kararlar ulusal nitelikte olmuş,
Sıvas Kongresinde de Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü benimsenmiştir.
Vatan sınırlarından ilk kez söz edilmesi, ileride kabul edilecek olan
Misakımillî kararlarının öncüsüdür. Ulusal iradenin egemen kılınması anlayışı,
yeni bir devletin kurulması sonucunu doğurmuş, egemenliğin kayıtsız ve koşulsuz
ulusa ait olduğu ilk kez bu kongrede dile getirilmiştir.
Kongre başkanı
seçilmesiyle millî mücadeledeki önderliği netleşen Mustafa Kemal Paşanın
"Erzurum'da ve kongrede gördüğüm samimiyet, mertlik ve fedakârlık, azim ve
iman, beni doğrusu çok cesaretlendirdi. Memleketimi kurtarmak yolundaki
cesaretimi artırdı" sözleri, Erzurumlular için büyük gurur kaynağıdır.
Alınan önemli
kararlarla bir ulusun kaderinin belirlenmesinde rol oynayan Erzurum Kongresine
katılan tüm delegeleri, başta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere
minnetle ve şükranla anıyoruz.
Değerli
milletvekilleri, Bakanlar Kurulu, cumhuriyet tarihinde ilk kez, Erzurum
Kongresinin yıldönümü olan 23 Temmuz 2003 tarihinde Erzurum'da toplanacaktır.
Bu tarihî güne verilen önem ve gösterilen hassasiyet nedeniyle Başbakanımız Sayın
Recep Tayyip Erdoğan'a ve Bakanlar Kurulunun tüm değerli üyelerine Erzurum
halkı adına şükranlarımı sunuyorum.
Ülkenin gelir düzeyi
ve yaşam standardı açısından en geri kalmış bölgesi olan Doğu Anadolu Bölgesi
halkı, cumhuriyetin temellerinin atıldığı 23 Temmuz gününü, aynı gün Bakanlar
Kurulu toplantısının da Erzurum'da yapılacak olması nedeniyle bölgenin ekonomik
kalkınmışlık hareketinin başlangıcı olacağını düşünmektedir. Bu nedenle, tüm
Doğu Anadolu Bölgesi halkı büyük umutlarla ve sabırsızlıkla toplantı gününü
beklemektedir.
Yapılacak olan
Bakanlar Kurulu toplantısının bölgemizin kalkındırılmasına vesile olmasını
diliyor, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer birçok bakımdan geri kalmış olan
Doğu Anadolu Bölgesinin kalkınmasının ilk adımı olacağına yürekten inanıyor,
hepinize selam ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Akbulut.
Gündemdışı üçüncü
söz, Mersin Limanının sorunlarıyla ilgili söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın
Hüseyin Özcan'a aittir.
Buyurun Sayın Özcan.
(CHP sıralarından alkışlar)
3.-
Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, Mersin Limanının yapısal sorunlarına ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım'ın cevabı
HÜSEYİN ÖZCAN
(Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin Limanının sorunları
hakkında düşüncelerimi sizlere arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan önceki
konuşmalarımda, Mersin'in sorunlarının büyük olduğuna, turizm, sulama,
çiftçiler, serbest bölge ve liman konularına değinmiştim. Bugün ise, son
gelişen teknolojilere paralel olarak denizciliğin, artık bir endüstri alanı olduğunu;
dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80'inin, ülkemiz ithalat ve ihracat
taşımalarının da yüzde 90'ının denizyoluyla yapıldığını biliyoruz.
1960 yılından
itibaren Mersin, bir liman, hizmet ve ticaret şehri olarak Körfez Savaşına
kadar kademeli bir gelişme göstermesine rağmen, savaş sonrasında uygulanan
ambargodan, ekonomik, sosyal ve işgücü alanında ülkemizin en fazla etkilenen
ili olmuştur. Ambargo sebebiyle, başta deniz ve kara taşımacılığı olmak üzere,
dolaylı olarak etkilenen diğer sektörlerin de içinde bulunduğu yüzlerce firmanın
işyerlerini kapattığını ve işsizliğin, ilin en büyük ve önemli problemi haline
geldiğini görüyoruz. İlimiz, son onbeş yıl içerisinde serbest bölge yatırımının
dışında istihdam yaratacak herhangi bir yardım almamıştır ve istihdam yaratacak
bir çalışma olmamıştır.
Mersin Limanına
gereken yatırımlar geçmiş hükümetler döneminde yapılmadığı için, süreçte hem
Mersin hem de liman sürekli kan kaybetmiştir.
Mersin Limanı, Orta
Anadolu ve GAP bölgesi için ihracat, ithalat, transit taşımacılıkta son derece
önemli bir yere sahip olmasına rağmen, geldiğimiz noktada, Mersin Limanı,
kapasitesinin ancak yüzde 45'iyle çalışmaktadır.
Irak Savaşı sonrası,
Irak'a gönderilen ve bundan sonra gönderilecek olan insanî yardım
malzemelerinin ve Irak'ın yeniden imarı için nakledilecek malzemelerin
taşınmasında, Mersin Limanının etkin bir rol üstlenmesi, Mersin ve ülke ekonomisi
için çok büyük bir katkı sağlayacaktır. Elimizde böyle bir fırsat bulunuyor;
fakat, hükümetin duyarsızlığı ve daha ziyade meşgul olduğu kadrolaşma
girişiminden ötürü bu fırsatı da kaçırmaktan endişe ettiğimizi belirtmek
istiyorum.
Irak'ın yeniden imarı
için, Irak'la tek nokta olan Habur sınır kapısından sonra ikinci bir kapının
açılmasının söz konusu olması, Mersin Limanının önemini bir kat daha
artıracaktır. Fakat, hükümet, şu ana kadar liman için hiçbir girişimde bulunmamıştır.
Mersin Limanı, bugünkü haliyle doğu Akdeniz'deki diğer limanlarla ne kadar
rekabet edebilir, bir düşünelim:
Ortadoğu'daki son gelişmeler Mersin Limanına
alternatif limanlar ortaya çıkarmıştır. Suriye'nin Lazkiye Limanı yetkilileri,
savaş sonrası Birleşmiş Milletler kanalıyla Irak'a gönderilecek olan insanî
yardım malzemesinin 30 Haziran 2003 tarihine kadar yapılacak nakliyesinden
vergi ve harç almayacaklarını,. ayrıca bu malzemelere verilecek ardiye
hizmetlerinden 60 gün süreyle ücret almayacaklarını söylemişlerdir; yine
Suriye'nin Tartus Limanı yetkilileri de, Birleşmiş Milletler kanalıyla Irak'a
gönderilecek insanî yardım malzemesinin nakliyesinde, uygulanacak olan tarifelerden
yüzde 50 oranında indirim yapacaklarını ilan etmişlerdir.
Bunun neticesinde, bu
limanlar, diğer bölge limanları arasında ciddî rekabet avantajı
yakalamışlardır. Ayrıca, bu limanlar, sürekli yaptıkları altyapı ve
modernizasyon çalışmalarıyla, gelecekte de bu avantajlı durumu korumaya çalışacaklardır.
Hükümetimizin, bu gelişmeleri de göz önüne alarak, süratle harekete geçmesi ve
gerekli düzenlemeleri bir an önce yapması gerekmektedir.
Mersin Limanının,
tercih edilen bir liman olabilmesi için, acilen fiyat-tarife düzenlemeleri
yapılmalıdır. Tabiî ki, bu, yeterli olmayacaktır; yıllardır yenileme ve
modernizasyon çalışmaları ihmal edilen Mersin Limanının, yapısal problemlerinin
ivedilikle ele alınması gerekmektedir.
Limanda, bir an önce,
çağın gerektirdiği modernizasyon çalışmaları başlatılmalı ve bilgisayar ağı bir
an önce tesis edilmelidir. Limanda, makine ve teçhizat eski ve yetersizdir.
Etkin telsiz sistemi yoktur. Limandan lojistik ikmal sağlanamamaktadır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Özcan; toparlar mısınız sözlerinizi.
HÜSEYİN ÖZCAN
(Devamla) - Rıhtım sayısı yeterli olmasına rağmen, üstyapıları işlevsel
değildir.
Limanın sintine
tesisleri ihtiyacı karşılamamaktadır. Saha betonlama çalışması yapılmamıştır.
Mevcut rıhtım vinçlerinin yerine, çağa uygun ve ağır tonajlı rıhtım vinçleri
faaliyete geçirilmelidir. Limanın içmesuyu dahi yetersizdir. Bütün bunlara, bir
de hantal bir bürokratik işleyiş ve çokbaşlılık eklenince, fiyat tarifeleri de
çok yüksek olan Mersin Limanının rekabet şansı doğmadan ölmektedir.
Özetle, hükümetin,
savaş sonrası doğan bu şansı yitirmeden, ivedilikle, limanın, altyapı,
teknoloji ve işletme sorunlarının çözümü yoluna gitmesi gerekmektedir.
Mersin Limanı, gerek
araç ve gereç gerekse bürokratik açıdan hantal yapısını bir an önce değiştirmek
zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde, Türkiye, bölgedeki ekonomik gelişmelerden
yeterli pay alamayacaktır. Bunun neticesinde de, hükümet, kısa vadeli çözümler
ve çocuklarımızın geleceğine ipotek altına alacak palyatif tedbirlerle
oyalanmak durumunda kalacaktır.
Alınacak maliyetsiz
önlemlerle, ülke kaynakları verimli kullanılabilecekken, hükümet, mirasyedi
evlat gibi davranarak, özelleştirme furyasının rüzgârında, millî kaynaklarımızı
yok pahasına satmanın uğraşı içerisine girmiştir. Balıkesir SEKA'yı,
biliyorsunuz, 1 100 000 dolara Albayrak şirketine yok pahasına verdiler.
PETKİM'i, çok komik bir rakamla elden çıkardılar. Taşucu SEKA'nın Akdeniz
İşletmesi, Park Holdinge 109 000 000 dolara veriliyor. Onlarca işçi, mağdur ve
perişan; sokaklara düşmüş, iş arıyor.
Kısacası, gerçekten,
Mersinimizin limanını sahiplenmek zorundayız. Bu özelleştirme anlayışıyla bir
yere varamıyoruz; elimizdeki birikimlerimizi yok pahasına birilerine peşkeş
çekiyoruz. Bunlar yanlıştır.
Değerli arkadaşlar,
dün -bilmiyorum, televizyonlarda seyrettiniz mi- Düzce'de bir olay yaşandı.
Binlerce insan, Başbakanın gelmesini bekliyor. Başbakan, seçimden önce söz
vermiş. Bu insanların çoğu, dört yıl önce, bir depremle, evladını kaybetmiş,
çocuğunu kaybetmiş, işini kaybetmiş. Bu insanlar, Başbakanın seçimden önce söz
vermiş olduğu vaatleri yerine getirmesi için, temmuz ayının o sıcağında
-inanınki acıdım- güneşin altında Başbakanı beklediler. Sayın Başbakanımız,
gidip de, bu insanlara, dertleriniz nedir diye sorsa, seçimden önce söz vermiş
olduğu vaatlerde niye durmadığını anlatsa, daha iyi olurdu diyoruz.
Değerli
milletvekilleri, sonuç olarak, ülkemizdeki ekonomik sıkıntının bir an önce
atlatılması için, Mersin Limanı başta olmak üzere, limanlarımızın ele alınması
ve sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.
Bu dileklerle,
hepinizi saygıyla selamlıyor, hükümetimizden anlayış bekliyor ve limanlarımıza
sahip çıkalım diyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Özcan.
Gündemdışı konuşmaya,
hükümet adına, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın
Yıldırım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin
Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Özcan'ın, Mersin Limanının sorunlarıyla ilgili
gündeme getirdiği konulara cevap vermek için söz almış bulunuyorum; Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizin en büyük
limanı olan Mersin Limanı ve sorunları hakkında söylenecek olan, her şeyden
önce, limanımız, konumu itibariyle, Ortadoğu ülkelerine yönelik denizyoluyla
taşınan yük trafiğinin deniz ayağını teşkil etmektedir. Ülkemizin Akdeniz
kıyısında en önemli ithalat ve ihracat kapısıdır. Irak'ın yeniden
yapılandırılması sürecinde, Mersin'in önemi bir kat daha artmıştır.
Demiryolları
İşletmesi tarafından idare edilen 7 büyük limandan biri olan Mersin Limanı,
toplam, yaklaşık 1 000 000 metrekare liman alanına sahip olup, 14,5 metre su
kesiminde gemilerin giriş çıkışına uygun bir yapıya sahiptir. Toplam rıhtım
uzunluğu 4 605 metredir. Yıllık 4 692 gemi kabul, 6 131 000 ton yük elleçleme, 319 000 TEU konteyner elleçleme
kapasitesi olup, kapalı stok alanı 32 649 metrekaredir. Açık stok alanı ise 337
876 metrekaredir, konteyner stoklama alan kapasitesi ise 251 350 metrekaredir.
Karışık eşyada yıllık yük elleçleme kapasitesi 8 500 000 ton, konteynerde ise
375 000 TEU'dur. 1 086 işçi, 342 memur olmak üzere, 1 451 personelin istihdam
edildiği Mersin Limanında toplam 236 adet ekipmanla hizmet verilmektedir.
Mersin Limanımızda,
2001 yılı ocak-haziran döneminde 6 500 000 ton yük elleçlenirken, 2002 yılında
yüzde 7 artışla 7 000 000 ton yük elleçlenmiş, 2003 yılında aynı dönemde
elleçlenen yük miktarıysa yüzde 11 artışla 7 300 000 tona yükselmiştir.
Konteyner bazında,
2001 yılı ocak-haziran dönemi için 144 000 TEU, 2002'de yüzde 18 artışla 170
000 TEU, 2003 yılında ise -dikkatinizi çekiyorum- yüzde 52 artışla 219 938 TEU
kapasiteye ulaşılmıştır.
Konteynerdeki hızlı
artış nedeniyle, devletçe zamanında ekipman tedariki yapılamadığından, özel
sektörle yapılan protokol çerçevesinde limana 1 adet Mobil Harbour Crane temin
edilerek, 2002 ağustos ayında hizmete sunulmuştur.
Yine, 2001 yılının
ocak-haziran döneminde 25 000 000 ABD doları, 2002 yılında yüzde 14 artışla 29
000 000 ABD doları, 2003 yılında ise yüzde 33 artışla 33 700 000 ABD doları
gelir sağlanmıştır.
Değerli
milletvekilleri, ana konteyner gemilerine hizmet vermek üzere, yaklaşık değeri
9 000 000 euro olan 2 adet Post Panamax Gantry Cranen'in Mersin Limanına
konulması planlanmış ve alımı konusunda son aşamaya gelinmiştir.
Rıhtım ve geri saha
zeminlerinin bozuk olması nedeniyle, bütçe ve yatırım programı dahilinde,
limanda bozulan sahaların kısım kısım betonlama işlemleri yapılmaktadır. Rıhtım
derinliklerine yönelik çalışmalar halen devam etmektedir. Derinlikleri kaybolan
rıhtım ve kanalların taranması DLH Genel Müdürlüğüne bağlı tarama
ekipmanlarınca yürütülmektedir. Bugüne kadar 150 000 metreküp çamur
çıkarılmıştır.
Değerli
milletvekilleri, limanın otomasyona geçmesi için, başta üç büyük limanımız
olmak üzere -Haydarpaşa, Mersin, İzmir- diğer limanlar ile merkez daireyi de
içine alan "Liman Otomasyon Projesi" adı altıda bir çalışma
yapılmıştır. Dünyanın sayılı otomasyon sistemleri hakkında yapılan araştırmalar
sonucu, liman otomasyon ihale şartnamesinin hazırlanması yönünde çalışmalar
devam etmektedir. Projenin yaklaşık maliyeti 3 000 000 dolardır.
Diğer yandan, limanın
otonom bir yapıya kavuşturulması için, Devlet Demiryolları Ana Statüsünün 4
üncü maddesinin birinci bendinde "... tekel kapsamına giren bu işleri,
ekonomik olması, gerekli görülmesi ve talep olması halinde, kısmen veya tamamen
başkaları eliyle, kısa süreli anlaşmalarla yaptırmak. Ancak, başkaları eliyle
yaptırılacak her iş grubu için bir çerçeve Yüksek Planlama Kurulu kararının
alınması gereklidir" şeklinde bir hüküm mevcuttur.
Limanların otonom
yapıya kavuşturulması Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında yer almakta olup,
Hollandalı uzmanlarca, MATRA Projesi kapsamında İzmir Limanında çalışmalara
başlanılmış olup, üçüncü şahıslara işletme hakkının devrine ilişkin
çalışmalarımız devam etmektedir.
Dünyadaki
konteynerleşme artış oranına paralel olarak, bunun, ülkemizde yüzde 10, Mersin
Limanımızda yüzde 25 olması ve Mersin Limanın Doğu Akdeniz'de -Mısır'ın Port
Said ve Yunanistan'ın Pire Limanı gibi- bulunan limanlarla rekabet edebilmesi
için, limanın her tarafıyla rahatlıkla iletişim sağlaması için role
istasyonları kurulmuştur.
Limanın iç ve dış
trafiğinin düzenlenmesine yönelik, giriş ve çıkış kapılarının yeniden
düzenlenmesi proje çalışmaları devam etmektedir. Küçük araç ve yaya trafiği
tarafından kullanılan (A) kapısı hariç, diğer 3 kapının kapatılması ve bunların
işlevini daha kapsamlı şekilde karşılayacak yeni bir kapı açılması çalışmaları
sürmektedir.
Limanlarımızdan
faydalanan kullanıcı özel sektörle işbirliğine gidilerek, kuruluşumuzca
yapılması gereken bazı yatırımların özel sektöre ait firmalarca yapılması,
böylelikle müşteri sürekliliği sağlanarak gelirlerin hiçbir konjonktürden
etkilenmemesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda, Mersin Limanında Soda Sanayii AŞ
ile yapılan protokolle, 3 000 000 dolar yatırım yapılmaktadır.
17, 18, 19 nolu
rıhtımlar, NATO Projesi kapsamında yeniden inşa edilmekte olup, 17 ay içerisinde
tamamlanacaktır. Proje maliyeti 20 000 000 dolar olup, bu rıhtımlar üzerinde
25-30 tonluk elektrikli rıhtım vinçleri konulacaktır.
Mersin ve İskenderun
Limanlarımız, insanî yardım ve Irak'ın yeniden yapılandırılması için çok önem
arz etmektedir. Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (WFO) organizasyonuyla, Mersin
Limanında Irak Savaşı nedeniyle insanî yardım malzemesi kapsamında 200 000 ton
yük, İskenderun Limanında 100 000 ton yük elleçlenmiştir. Yıl sonu itibariyle
bu iki liman için miktarın 1 000 000 tona çıkması beklenmekte olup, buradan da
5 000 000 dolar gelir elde edilmesi beklenmektedir.
Geçen hafta, Mersin
Ticaret Odası ve Sanayi Odası yetkilileriyle Bakanlığımızda yaptığımız
çalışmada, Mersin Limanının daha etkin kullanılması ve hizmet
özelleştirilmesine gidilmesi konusunda da bir fikir birliğine vardık. Bu
amaçla, başlangıçta, Mersin Limanı da içinde olmak üzere, limanlarımızın
birçoğunda önümüzdeki aydan itibaren liman ücretlerinde ciddî anlamda indirime
gideceğiz. Bu indirimlerle birlikte gelen giden gemi trafiği daha da artacak ve
limanlarımızın daha etkin çalışır hale gelmesi sağlanacaktır. Asıl çözüm,
devletin, elinde bulunan tüm liman işletmelerini tamamen hizmet
özelleştirilmesine götürmesi veya yap-işlet modeliyle devretmesidir.
Bakanlığımızda bununla ilgili çalışmalar devam etmektedir.
Bu arada, yeri
gelmişken bir konuyu sizlere anlatmak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, bir süreden beri bazı basın yayın organlarında Bakanlığım ve
şahsıma yönelik birtakım iddialar ortaya atılmaktadır. Şimdi, bu iddialarla
ilgili olarak siz değerli milletvekili arkadaşlarımı ve kamuoyunu bilgilendirmek
istiyorum.
Bu iddialar nedir,
önce buna bir göz atalım.
Santour Şirketiyle
ortak olduğum iddia edilmektedir. Çok açık ve net ifade ediyorum: Benim veya
oğlumun veya başka bir yakınımın Santour Şirketiyle hiçbir ortaklığı söz konusu
değildir. İşte bunun belgesi buradadır. Santour Şirketi, Almanya'da kurulu bir
şirkettir ve bu şirket Almanya siciline kayıtlıdır. İşte, tercüme edilmiş
fotokopisi buradadır, takdirlerinize sunuyorum.
Belge olarak, Santour
Firmasının yöneticileriyle bir konferans için bulunduğum Almanya'da çekilmiş
fotoğraflarımı, toplantı davetiyesini yayımlayanlar, Almanya'dan alınan ticarî
sicil gazetesini -ki, az önce gösterdim- kendileri de araştırma zahmetine
katlansalardı, bu gerçekdışı iddiayı öne sürmezlerdi.
Eğer, her fotoğraf
çektirdiğim kişiyle benim ortaklığım varmış gibi bir düşünce olursa, daha
geçenlerde, İsveç Başbakanı ve İtalya Başkanıyla da çekilmiş fotoğraflarım var;
bunlar da gündeme getirilebilir! (AK Parti sıralarından alkışlar) İnsafa davet
ediyorum!
Diğer bir iddia:
Sancak Line ile Santour arasında aynı sektörde olma nedeniyle tanışıklık ve
ticarî ilişki olduğu; bunun dışında herhangi bir ortaklığım söz konusu
değildir.
ABDULKADİR ATEŞ
(Gaziantep) - Sayın Başkan, konuyla ne alakası var?!
ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, siyasete girmeden
önce yirmibeş sene denizcilikle uğraştım. Bu denizcilik meşgalem sırasında
kamuda çok çeşitli görevler yaptım ve en son görevim olan İstanbul Deniz
Otobüsleri Genel Müdürlüğünden sonra, siyasete girinceye kadar, özel sektörde
serbest çalıştım.
Sancak Line
Şirketinde bir süre genel müdürlük yaptığım doğrudur ve bu şirkette genel
müdürlük yaptığımı da, seçimden önceki beyannamelerimde ve seçim propaganda
ilanlarımda açık açık ifade ettim. Sanki, bu görevim, bu meşgalem yeni ortaya
çıkmış gibi, kamuoyunun kafasını bulandıracak haberlerin yayımlanmasını esefle
karşılıyorum.
Denizcilik camiası
çok küçük bir camiadır ve bu camiada herkes birbirini tanır ve herkesin
birbiriyle ticarî ilişkisinin olması da gayet doğal bir şeydir.
Diğer bir iddia da,
çok önemli gibi gösterilen, Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Ankara
Gemisinin, Santoura, İhalesiz, çok ucuza kiralandığı ve bu kiralamada da
bakanlık nüfuzunu kullandığım konusudur. Bu konuya çok önemle vurgu yapılmaktadır.
Hemen cevabını şu şekilde vermek istiyorum: Kiralamada, söz sahibi olmak bir
yana, haberim ve dahlim yoktur ve olmamıştır. Diyorlar ki: "TDİ'den,
neden, başvuran diğer firmalara kiralama yapılmadı?" Hemen TDİ Genel
Müdürünü arayarak, lütfen, kendisinden bilgi alın. Bunu ben yaptım ve aldığım
yanıt hayli ilginçti: Diğer şahsın, TDİ'ye 500 milyar liraya yakın borcunu
ödemeyip, işyerinde dahi bulunamayan, ama, her nedense, gazete bürolarını ve
parti merkezlerini teker teker dolaşarak bilgi aktaran bir zat olduğunu
öğrendim.
Bu zatın yaptıkları
bunlarla da sınırlı değil: 2001 yılında Bakanlığıma bağlı Devlet Hava
Meydanları İşletmesinde reklam panoları kiralamış, 200 milyar takarak sırra
kadem basmıştır. Biraz daha işin üzerine gittim ve adliyede 11 adet suç
dosyasından arandığını tespit ettim. Demek ki, bu işlerde servis yapanların
geçmişine ve siciline bakılmasında büyük yarar vardır.
Her şeyden önce,
Türkiye Denizcilik İşletmeleri, Bakanlığıma bağlı bir kuruluş değildir. Zira,
1993 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Özelleştirme İdaresi Başkanlığına
bağlanmıştır. Bildiğiniz gibi, Özelleştirme İdaresi de, şu anda, Ulaştırma
Bakanlığına bağlı değil, Maliye Bakanlığına bağlı bir kuruluştur.
Yine, ihalesiz gemi
kiraya verildi denilmektedir. Denizcilik İşletmeleri 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname kapsamında kurulmuş bir kamu iktisadî devlet teşekkülüdür ve 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamı dışındadır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa
tabi olmakla beraber, 2 nci maddesine göre, mal ve hizmet alımıyla yapım
ihaleleri bu kanun kapsamı dışında olup, kiralama konusu da kanun kapsamı
dışındadır. Bundan önceki tüm gemi kiralamaları da kurumda ihalesiz olarak yapılmıştır.
Bunların bütün örnekleri burada yanımdadır.
Ancak, aynı dönemde,
birden çok talepli olduğu takdirde, en iyi teklifi verene kiralama
yapılmaktadır. Kiralama işlemi, tamamen yönetmelik çerçevesinde, ticarî
kurallar çerçevesinde ve müracaatlara göre gerçekleştirilmiştir.
Biraz da merak ettim,
bu kiralamanın detaylarını istedim ve öğrendim. Kiralama, yetmişsekiz gün için
toplam 702 000 dolar bir ödemeyle gerçekleşmiştir. Geminin uluslararası deniz
seyahati yapabilmesi için gerekli donanımları da kiralayan şirketin yapması
öngörülmüş ve bunlar için 200 000 dolar para harcanmış ve bu alınan cihazlar
geminin demirbaşına kaydedilmiştir. Dolayısıyla, belirlenen süre için bir günlük kira bedeli 11 350 dolara baliğ
olmuştur ve Denizcilik İşletmesinin daha önceki kiralamalarında elde edilen en
yüksek kiralama rakamı 8 000 dolardır. Bunun neresinde kayırma vardır,
neresinde suiistimal vardır; sizlerin ve Yüce kamuoyunun takdirine arz
ediyorum.
Diğer yandan, bu
işletmenin özelleştirilmesi için üç sefer ihaleye çıkılmış. 5 adet gemi için
ihaleye çıkılmış, hiçbir ihalede teklif gelmemiş; üçüncü ihalede, sadece bu
gemi için 1 750 000 dolar, dört yıl ödemeli bir teklif verilmiştir.
Şimdi, bedeline 1 750
000 dolar teklif verilen bir gemi için, yaklaşık üç aylık kiralama için
işletmenin elde ettiği kazanç 900 000 dolardır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Yıldırım, sözlerinizi toparlarmısınız!
Buyurun.
ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Eğer, bu kiralama olmasaydı ne olacaktı, bir de ona
bakalım: Bu gemi, Kuruçeşme rıhtımında bir yıl boyunca yatmaktaydı ve işletmeye
maliyeti, personeliyle birlikte, 3,2 trilyon lira zarardır.
Bütün bunları niye
söylüyorum; bu kiralamada, kiralayan başkası, kiraya veren başkası, suçlanan
daha bir başkası. Buradaki büyük gazetecilik gayretini ve örneğini takdirinize
sunuyorum! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bir başka iddia da,
Ulaştırma Bakanı olarak, bu gemi İtalya limanlarında tutulunca müdahale edip kurtardığım
yönündedir. Evet, müdahale ettim ve geminin limandan çıkarılması için gerekli
gayreti gösterdim. Bu ilk de değildir, son da değildir, ben, bir Bakan olarak,
Türk Bayrağını taşıyan her gemi için uğraşıp, oradaki Bayrağımızın
dalgalanmasını sağlayacak her türlü tedbiri almak zorundayım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Bizim yaptığımız iş
sadece bu değildir; daha geçen gün, Ukrayna'da tutulan iki balıkçımızı, bakanla
bizzat görüşerek serbest bıraktırdım. İspanya'da tutulan Prestijle ilgili yine aynı
şeyi yaptım. Bunlarla ilgili, gerek başka ülkelerin bizimle bu tip ilişkileri,
bakanların yaptığı gibi, biz de aynı şekilde, kendi ülkemizin menfaati için,
bayrağımızı dalgalandıran gemilerin sorunlarına diplomatik yollardan çözüm
ararken, zaman kaybetmemek için de ilgili ülkenin bakanlarını doğrudan arayıp
yardım istediğimiz de olmuştur. Bu olayda da, Ankara Gemisi, kiralayan kim
olursa olsun, bu Türkiye Cumhuriyetinin, devletinin gemisidir ve devletinin
bayrağını taşımaktadır. Ben, buna yardım ettim diye suç işlediysem, bu suçu her
zaman işleyeceğim; bunu da kamuoyunun ve sizin takdirinize sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar
"çamur at izi kalsın" mantığıyla hazırlanan bu iddialara "al
gülüm ver gülüm" diyorlar. Bunun neresinde al gülüm var, neresinde ver
gülüm var! Ben, bunu, sizlerin takdirine bırakıyorum.
Şunu ifade etmek
istiyorum: Geçmişimle ilgili, bugünümle ilgili, geleceğimle ilgili her türlü
konu, şeffaf, saydam ve her türlü denetime açıktır; hiçbir şeyden de korkmuyorum.
Bu konuda yapılabilecek her türlü çalışmaya hazırım ve hiçbir şekilde, bu
konularda yaptığım yanlış yok. Ekşi ayran içmedim ki karnım ağrısın.
Ben, bu duygularla
hepinize saygılar sunuyorum; sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Tabiî, bir konuyu
belirtmek durumundayım Sayın Bakan: Her gazetede yazılana, o gazeteye, Türkiye
Büyük Millet Meclisi kürsüsünden cevap verilmez; ama, ben, sözünüzü kesmemek
için buna hoşgörüyle baktım. Ayrıca, yanılmıyorsam, hakkınızda bir Meclis
soruşturması isteği var. O zaman da kendinizi en iyi şekilde savunursunuz.
Teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Meclis araştırması
önergeleri vardır; birincisini okutuyorum:
B)
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.-
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 21 milletvekilinin, Millî Piyango İdaresinin
özelleştirilmesi konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/120)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Özelleştirme Yüksek
Kurulu, 3.1.2003 tarih ve 2003/1 sayılı kararıyla, şans oyunlarının tertip ve
çekiliş düzenleme hakkının, yani, Millî Piyango İdaresinin özelleştirilmesine
karar vermiş olup, özelleştirme çalışmaları devam etmektedir.
Millî Piyango
İdaresinin merkez teşkilatı, ana hizmet, danışma ve denetim ile yarımcı
birimlerden; taşra teşkilatı ise, 24 ilde bulunan 29 şubeden oluşmaktadır.
Merkezde 423, taşra teşkilatında 222 olmak üzere, toplam 645 çalışan personeliyle
faaliyetlerini sürdürmektedir.
Tertiplediği şans
oyunları ise, Millî Piyango, Hemen Kazan, Sayısal Loto, Labirent ve Şans
Topu'dur. Kurum, brüt gelirinin yüzde 40'ını kamuya aktarmakta ve birçok fonu
ayakta tutmaktadır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Tanıtma Fonu,
Olimpiyat Oyunları, Sekiz Yıllık Eğitime Katkı, Savunma Sanayi Destekleme Fonu ve Hazineye 2002 yılında toplam
429 trilyon liralık kaynak sağlamıştır. Ayrıca, 1991 yılından bu yana birçok
ilde Anadolu lisesi ve öğrenci yerleştirme yurdu yaparak eğitimin hizmetine
sunmuştur.
Kurumun yaptığı
çekiliş ve dağıttığı ikramiyeler hakkında, hiçbir itiraz olmamış, şaibe
karışmamıştır. Özelleştirilmesi halinde, aynı güvenin tesisi mümkün
değildir. Kaldı ki, zarar riski olmayan
ve kamuya çok önemli katkılar sağlayan böyle bir kurumun özelleştirilmesi,
altın yumurtlayan tavuğu kesmek olur ve ülke yararına değildir.
Sunulan nedenlerle,
Millî Piyango İdaresinin özelleştirilmesinin kamuya ve kamu hazinesine
getireceği yüklerin ve ilgili fonlara vereceği zararın tespiti için Anayasanın
98 ve Meclis İçtüzüğünün 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını talep ederiz.
|
1. Ahmet Ersin |
(İzmir) |
|
2. Mehmet Siyam Kesimoğlu |
(Kırklareli) |
|
3. Hakkı Ülkü |
(İzmir) |
|
4. Sedat Uzunbay |
(İzmir) |
|
5. Engin Altay |
(Sinop) |
|
6. Ali Rıza Gülçiçek |
(İstanbul) |
|
7. Erdal Karademir |
(İzmir) |
|
8. Ali Rıza Bodur |
(İzmir) |
|
9. Mehmet Boztaş |
(Aydın) |
|
10. Ufuk Özkan |
(Manisa) |
|
11. Hasan Ören |
(Manisa) |
|
12. Mustafa Erdoğan Yetenç |
(Manisa) |
|
13. A.İsmet Çanakçı |
(Ankara) |
|
14. Mehmet Ali Özpolat |
(İstanbul) |
|
15. İzzet Çetin |
(Kocaeli) |
|
16. Ensar Öğüt |
(Ardahan) |
|
17. Emin Koç |
(Yozgat) |
|
18. Ahmet Yılmazkaya |
(Gaziantep) |
|
19. Berhan Şimşek |
(İstanbul) |
|
20. Hüseyin Ekmekçioğlu |
(Antalya) |
|
21. Sıdıka Sarıbekir |
(İstanbul) |
|
22. Ali Arslan |
(Muğla) |
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
2.-
Ankara Milletvekili İsmail Değerli ve 25 milletvekilinin, LPG ve akaryakıt
istasyonlarının yer seçiminden kaynaklanan sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/121)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
5 Temmuz 2003
Cumartesi günü Ankara İncesu'da bir LPG istasyonunda meydana gelen patlama,
yerleşim merkezlerinde bulunan akaryakıt ve LPG istasyonlarının sakıncalarını
gün yüzüne çıkarmıştır. Özellikle LPG istasyonlarının yer seçimi konusundaki
yasal boşlukların tespiti ve giderilmesi, yerel yönetimlerin ve ilgili
bakanlıkların yetki, görev, denetim ve sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis
araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
|
1- İsmail Değerli |
(Ankara) |
|
2- Kemal Demirel |
(Bursa) |
|
3- Osman Kaptan |
(Antalya) |
|
4- Muharrem Doğan |
(Mardin) |
|
5- Mehmet Sefa Sirmen |
(Kocaeli) |
|
6- Sıdıka Sarıbekir |
(İstanbul) |
|
7- Ali Topuz |
(İstanbul) |
|
8- Halil Tiryaki |
(Kırıkkale) |
|
9- Mehmet Ali Arıkan |
(Eskişehir) |
|
10- Mehmet Vedat Yücesan |
(Eskişehir) |
|
11- Ahmet Yılmazkaya |
(Gaziantep) |
|
12- Ali Arslan |
(Muğla) |
|
13- Mehmet S. Kesimoğlu |
(Kırklareli) |
|
14- İzzet Çetin |
(Kocaeli) |
|
15- Cemal Kaya |
(Ağrı) |
|
16- Mehmet Semerci |
(Aydın) |
|
17- Salih Gün |
(Kocaeli) |
|
18- Yücel Artantaş |
(Iğdır) |
|
19- Muharrem İnce |
(Yalova) |
|
20- Özlem Çerçioğlu |
(Aydın) |
|
21- Erdal Karademir |
(İzmir) |
|
22- Vezir Akdemir |
(İzmir) |
|
23- Sedat Uzunbay |
(İzmir) |
|
24- Enver Öktem |
(İzmir) |
|
25- Ahmet Ersin |
(İzmir) |
|
26- Türkân Miçooğulları |
(İzmir) |
Gerekçe:
5 Temmuz 2003
Cumartesi günü Ankara'nın İncesu semtindeki bir LPG (Sıvılaştırılmış Petrol
Gazı) istasyonunda meydana gelen patlama, yüzlerce insanımızın yaralanmasına ve
maddî kayıplara yol açmıştır.
Söz konusu patlama,
yerleşim merkezlerinde bulunan akaryakıt ve LPG istasyonlarının sakıncalarını
gün yüzüne çıkarmış, özellikle LPG istasyonlarının yer seçimi konusundaki yasal
boşluğun giderilmemesi, şehir merkezlerinde patlamaya hazır bombaların mantar
gibi türemesine neden olmuştur.
LPG'nin yaşamımıza
girişiyle birlikte hukukî düzenlemeler yapma çabasına girilmiş, 1997 yılında
Ankara Büyükşehir Belediyesi LPG yönetmeliği hazırlamıştır. Bu yönetmelik,
ikmal istasyonlarının kuruluş, denetim, emniyet ve ruhsatlandırma işlemlerini
düzenlemiştir. Bu düzenlemede emniyet unsuru ön planda tutulmuş, güvenlik
mesafeleri, denetimler ve ruhsatlandırma işlemleri katı kurallara bağlanmıştır.
Bu kuralları zor ve masraflı bulan girişimciler, Büyükşehir Belediyesine
yaptıkları baskıyla, yönetmeliği, 1999-2001 ve 2002 yıllarında değiştirmişler,
bugünkü haline getirmişlerdir.
12 Şubat 2002
tarihine kadar, her belediye kendi bölgesiyle ilgili yönetmelik düzenlemiş,
Türkiye genelinde farklı, çelişkili uygulamalar yapılmıştır. Bu tarihte, Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı, Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren 24669 sayılı
yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.
Bu yeni yönetmelik,
güvenlik mesafelerini asgarîye indirmiş, gaz işleri, 3030 sayılı Yasayla
büyükşehir belediyelerine verildiğinden, yönetmelikler de, görev, yetki ve
sorumlulukları büyükşehir belediyelerine yüklemiştir.
Yönetmeliğin 4/m
maddesi, yetkili makamı, büyükşehir belediyesi ve mücavir alan sınırları içinde
büyükşehir belediye başkanlığı olarak tanımlamakta, 17/b maddesi de
"açılma ruhsatı ve deneme izni almadan faaliyet gösteren LPG ikmal istasyonları,
yetkili makam tarafından kapatılır" hükmünü getirmiştir.
Bu düzenlemeler
ışığında, Ankara'daki, 200 civarındaki LPG istasyonunun yüzde 90'ının deneme ve
açılma ruhsatlarının bulunmadığı gözönüne alınırsa, LPG tehlikesinin boyutları
dikkat çekicidir.
Uygulamada, kuruluşun
ilk aşaması olan yer seçim belgesi, büyükşehir belediyesince rasgele
verilmekte; girişimci, bu belgeyle, tesis izni, deneme izni, açılma ruhsatı
almaya gerek duymadan faaliyete geçmektedir. Bu aykırılığa, büyükşehir
belediyesi duyarsız kalmaktadır. Kaçak konumundaki LPG istasyonu üzerine, ilçe
belediyesi işlem yapmaya kalktığı takdirde de, mahkemeler, büyükşehir
belediyesinden alınan yer seçim iznini esas alarak, ilçe belediyesinin işlemini
durdurmaktadır.
2002 yılında Sanayi
ve Ticaret Bakanlığının çıkardığı LPG Yönetmeliğinin 5 inci maddesi (LPG
istasyonlarının yer seçimi sürecine ilişkin, konut dışı kentsel çalışma
alanları, akaryakıt istasyonları, organize sanayi, küçük sanayi ile depolama
alanlarında plan değişikliği yapmaksızın kurulabilirler) açılan davayla,
Danıştay 6. Dairesince, 30 Kasım 2002'de yürütmeyi durdurma kararı alınmıştır.
Bu tarihten itibaren hükümet tarafından yeni bir düzenleme yapılmadığı için, LPG
istasyonlarının yer seçimi hakkında yasal boşluk bulunmaktadır.
Akaryakıt ve LPG
istasyonları, imar mevzuatındaki "konut dışı kentsel çalışma alanı"
kapsamından çıkarılmayı, her türlü kullanımdan ayrı olarak planlamalıdır. Yerel
yönetimler de, bu konudaki ruhsat işlemlerini ciddî bir denetim süreciyle
birlikte işletmelidirler.
İşte tüm bu bahse
konu işlemlerin eksikliklerinin tespiti, yerel yönetimlerin ve ilgili
bakanlıkların yetki, görev, denetim ve sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis
araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Önerge bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sözlü soru
önergelerinin geri alınmasına dair önergeler vardır; birincisini okutuyorum:
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-
Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu'nun (6/625) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/88)
18.7.2003
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 337 nci sırasında yer alan (6/625) esas numaralı sözlü
soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygıyla arz
ederim.
Mahmut Göksu
Adıyaman
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sözlü soru önergesi
geri verilmiştir.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
2. - Hakkâri Milletvekili Mustafa Zeydan'ın (6/509) esas
numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/89)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
22.5.2003 tarihinde
Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından cevaplandırılmasını arz ettiğim
(6/509) esas numaralı sözlü soru önergemi geri çekiyorum.
Gereğini saygılarımla
arz ederim. 17.7.2003
Mustafa Zeydan
Hakkâri
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sözlü soru önergesi
geri verilmiştir.
Başbakanlığın,
Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup,
oylarınıza sunacağım.
3.-
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun Saraybosna'da düzenlenen Ayvaz Dede
Şenliklerine katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere Bosna-Hersek'e bir heyetle
yaptığı resmî ziyarete, İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve Sakarya
Milletvekili Süleyman Gündüz'ün de iştirak etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/331)
16.7.2003
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Kültür ve Turizm
Bakanı Erkan Mumcu'nun, Saraybosna'da düzenlenen Ayvaz Dede (Ajvatovitsa)
Şenliklerine katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 27-30
Haziran 2003 tarihlerinde Bosna-Hersek'e yaptığı ziyarete, ekli listede adları
yazılı milletvekilinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Hüseyin Besli İstanbul
Milletvekili
Süleyman Gündüz Sakarya Milletvekili
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım.
V.-
ÖNERİLER
A)
SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.-
Genel Kurulun çalışma saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine
ilişkin AK Parti Grubunun önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
22.7.2003 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında
oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Grubumuzun
aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasına arz ederim.
Faruk Çelik
AK Parti Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurulun
22.7.2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde; sözlü sorular dışındaki diğer
denetim konularının görüşülmemesi, aynı birleşimde; gündemin Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 42 nci sırasında yer
alan 226 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, 43 üncü
sırasında yer alan 234 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 35 inci
sırasında yer alan 215 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 34 üncü
sırasında yer alan 213 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 22 nci
sırasında yer alan 200 sıra sayılı kanunun 9 uncu sırasına, 41 inci sırasında
yer alan 224 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, daha önce Gelen
Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 235 sıra sayılı kanun
tasarısının ise 48 saat geçmeden 5 inci sırasına, 4, 5, 6, 7, 8 ve 10 uncu
sıralarında yer alan kanun tasarı ve tekliflerinin ise 39, 40, 41, 42, 43 ve 44
üncü sıralarına alınması ve çalışma sürelerinin, bu birleşimde 15.00-24.00
saatleri arasında, 23.7.2003 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü sorular
görüşülmeksizin 15.00-19.00 ve saat 20.00'den 200 sıra sayılı Kanunun birinci
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar olmasının, Genel Kurulun onayına sunulması
önerilmiştir
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Öneri üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
Anayasa Komisyonu Başkanlığının, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre verilmiş bir
tezkeresi vardır; okutuyorum:
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
4.-
Anayasa Komisyonu Başkanlığının, (1/584) Esas Numaralı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun (S. Sayısı:
200), 2 ve 3 üncü maddelerinin Komisyona geri verilmesine ilişkin tezkeresi
(3/332)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
200 sıra sayılı,
4.4.2003 tarihli ve 4841 no'lu "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun" 2 ve 3 üncü maddelerini
İçtüzüğün 88 inci maddesi çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyonumuza
geri çekiyoruz.
Gereğini saygıyla arz
ederiz. 22.07.2003
Burhan Kuzu
İstanbul
Anayasa Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Teklifin 2 nci ve 3
üncü maddeleri Komisyona geri verilmiştir.
İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır; önce okutup
işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım.
5.-
İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifinin (2/113) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/90)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması ve Bir Ek Geçici
Madde Eklenmesi hakkında vermiş olduğum kanun teklifim, esas komisyon olan Plan
ve Bütçe Komisyonunda 45 günlük sürede görüşülemediğinden, İçtüzüğün 37 nci
maddesi gereği, doğrudan Genel Kurul gündemine alınarak görüşülmesini
saygılarımla arz ederim. 27.6.2003
Yılmaz
Kaya
İzmir
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Sayın Kaya, önergeniz
üzerinde söz talebiniz var mı?
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Var Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Kaya.
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifimizin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesi
gereğince, doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasına dair önergemiz hakkında
söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Doğrudan Genel Kurul
gündemine alınmasını, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince talep ettiğimiz bu
kanun teklifini vermemizdeki amaç, Devlet Memurları Kanununa bağlı olarak
çalışan kamu avukatlarının ekgöstergelerinin yükseltilmesi, 4505 sayılı Kanunla
ihdas edilen temsil tazminatından, kamu avukatlarının da yararlanmalarının
sağlanmasıdır.
Üzerinde konuştuğum
bu teklifi, 5.4.2003 tarihinde Meclis Başkanlığına vermiş olmama rağmen,
İçtüzük gereği, ilgili komisyonda 45 gün içinde görüşülerek sonuçlandırılması
gerektiği halde, esas komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonuna geliş tarihi
11.4.2003 olan bu kanun teklifimiz hakkında, İçtüzük gereği, en geç 26.5.2003
tarihinde bir karar verilmesi gerekirken, ne yazık ki, 45 günlük sürenin
üzerinden bir 57 gün daha geçmesine rağmen, bugüne kadar, olumlu ya da olumsuz
bir karar çıkmamıştır.
Bildiğiniz üzere, tüm
komisyonlarda olduğu gibi, Plan ve Bütçe Komisyonunun da üçte 2'si AK Parti
milletvekillerinden, üçte 1'i de Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinden
oluşmaktadır ve bu Komisyonun Başkanlığı, Başkan Yardımcılığı, Kâtipliği ve
Sözcülüğü de AK Partili milletvekilleri tarafından temsil edilmektedir; ancak,
Komisyon tarafından ciddiye alınarak gündeme alınmayan teklifimizin doğrudan
Genel Kurul gündemine alınması için çaba sarf etmeye devam ediyorum ve bundan
sonra da devam edeceğim; tıpkı, devamlı haksızlığa uğrayan işçi için, köylü
için, emekli için, dul ve yetim için, esnaf için ve gerçekten haksızlığa
uğradığına inandığımız her kesim için Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz
mücadele gibi, bu konuda da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında tam 98 hukukçu
bulunmaktadır. İnanıyorum ki, bu hukukçu milletvekillerinin tamamı,
milletvekili seçilmeden önce -çok eskiden veya daha yakın zamanda- ilçe
adliyelerinin büyük avukatlar odasında, il adliyelerinin ise, nispeten daha
küçükçe baro odalarında, avukatların ekonomik sorunlarını ve geleceklerini
konuşmuşlardır. Şuna da inanıyorum ki: Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında,
her zaman, sayıca fazla hukukçu olmasına rağmen, bu dönemde de olduğu gibi,
niye bir parça kendilerine sahip çıkılmadığına, sorunlarına neden çözüm
bulunmadığına bir anlam verememişlerdir. Gelin, şimdi, bu teklifi, önce gündeme
alalım, daha sonra da yasalaştıralım. Biraz sağduyu ve biraz hakkaniyetle
davranıldığında bu teklifin yasalaşacağına olan inancım sonsuzdur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu yasa teklifini hazırlamamızdaki gerekçe şudur: Bildiğiniz
üzere, avukatlar, hâkimler ve savcılar, yargılamanın, iddia, savunma ve karar
sürecinde görev yapmaktadırlar. Her birinin yaptığı görev, bulundukları statüye
göre fonksiyonel olarak farklı olmakla birlikte, bu durum, yargılamanın
sonuçlandırılmasında birinin görevini diğerinden daha değerli kılmamaktadır. Bu
nedenle, nasıl hâkimler ile savcıların özlük hakları arasında bir fark yoksa,
aynı şekilde bunlar ile kamu kesiminde devlet memuru olarak görev yapan
avukatlar arasında da özlük hakları yönünden bir farklılığın bulunmaması
gerekir.
Hâkimler ve savcılar
ile kamu kesiminde devlet memuru olarak görev yapan avukatlar arasında,
mevzuatta haklı bir neden olmaksızın farklılık öngörülmektedir. Kamu
avukatları, ücret yönünden farklı bir rejime tabi tutulmuşlardır; belli bir
statüleri, yetkileri ve bağımsızlıkları yoktur. Çoğu zaman, hukukçu olmayan bir
idare amirine bağlıdırlar. Avukatlık Kanununun avukatlar için vazgeçilmez koşul
saydığı bağımsızlık, kamu avukatlarına tanınmamıştır. Kendi çabalarıyla
kazanılmış vekâlet ücreti bile çok görülerek, düşük limitlere bağlanmıştır.
Baro keseneklerini bile bizzat kendileri ödemek zorundadırlar.
Özel bir kanuna sahip
olmayan kamu avukatlarının, kendilerine ait özel kanunları çıkarılıncaya; özlük
hakları açısından var olan eşitsizlik giderilip, kamu kesimi avukatlığı yeniden
düzenleninceye kadar, ekonomik durumlarının iyileştirilmesi, hiç olmazsa diğer
kamu görevlileri ile avukatlık hizmetleri sınıfı aleyhine olan ücret farkının
giderilmesi gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya,
buyurun; konuşmanızı tamamlayın.
YILMAZ KAYA (Devamla)
- Kamu avukatlarının sorumlulukları büyüktür. Devletin trilyonluk davalarını
takip eden, batık kredilerin tahsili için uğraşan, kamunun çıkarlarını kollayıp
koruyan kamu avukatları, büyük malî sıkıntı içerisindedirler. Bu durumun
düzeltilmesi, görevde kalıcılığın temin edilmesi ve hizmet verimliliklerinin
artırılmasının da gereğidir.
Bu nedenle, kamu
kesimi avukatlarının, meslek, görev ve onuruna uygun, adil bir ücret
alabilmelerini acil olarak sağlayabilmek için, şimdilik mevcut statü içerisinde
hazırlanan kanun teklifimizin kanunlaşması zorunlu hale gelmiştir.
Hazırladığımız yasa
teklifimizin 1 inci maddesiyle temin etmeye çalıştığımız değişikliğin gerekçesi
şöyledir: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak görev yapan devlet
memurlarına, taban ve kıdem aylığının dışında, hizmet sınıfı itibariyle
farklılık gösteren üç tür ödeme yapılmaktadır. Bunlar, ekgöstergeler, özel
hizmet tazminatı ve yanödemelerdir. Bu tür ödemeler yönünden, avukatlık
hizmetleri sınıfına tabi olarak çalışan avukatlar, kanunda yer alan diğer meslek
gruplarından geri bırakılmışlardır.
Uygulamaya
bakıldığında, hizmet türü yönünden, avukatlık hizmetleri sınıfı ile denetim
hizmetleri, sağlık hizmetleri, teknik hizmetler sınıfları arasında başlangıçta
bir denge kurulmuşken, bu denge, 1988 yılından itibaren, avukatlık hizmetleri
aleyhine bozulmuştur. Ekgösterge taban ve tavan puanları bu dört hizmet grubu
arasında eşit olarak düzenlenmişken, bugün, avukatlık hizmetleri ekgösterge
tavan puanı, diğer sınıflara göre 600 puan düşük bırakılmıştır. Bu dengenin
bozulmasının hiçbir hukukî ve mantıkî gerekçesi yoktur.
Ekgöstergeler, emekli
keseneğine tabi olup, sonuçta bağlanacak emekli maaşına yansıdığından,
yaratılan haksızlık ve eşitsizlik emeklilik döneminde de sürmektedir.
Ekgöstergesi 3 600 - 6 400 olanlardan yüzde 75'e, ekgöstergesi 2 200 - 3 600
olanlardan yüzde 40'a tekabül eden kısmı emekli maaşına yansıtılmak suretiyle,
ekgöstergesi 3 000 olan kamu avukatlarının mağduriyeti devam etmektedir.
2 nci maddeyle de
şunu sağlamaya çalışmaktayız: Bilindiği üzere, özel hizmet tazminatı yönünden
de, başlangıçta aralarında paralellik ve eşitlik bulunan diğer meslek sınıfları
arasındaki denge giderek bozulmuştur. Avukatlık hizmetleri sınıfı, görev ve
yetkileri bakımından, diğer meslek sınıflarından farklı birçok özellik
göstermektedir. Buna karşılık, avukatların özel hizmet tazminatı, teknik,
denetim, emniyet, sağlık, din ve mülkî idare amirliği sınıflarının aldıkları
oranlardan azdır.
BAŞKAN - Sayın Kaya,
toparlar mısınız.
YILMAZ KAYA (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Ayrıca, 12.2.2000
tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4505 sayılı Kanunun 5 inci
maddesi gereğince ödenecek temsil tazminatından, aslî görevi temsil olan
avukatların yararlandırılmamasının hiçbir hukukî gerekçesi olamaz. Sayıları çok
az olan kamu avukatlarına temsil tazminatı verilmesinin bütçeye getireceği bir
yük bulunmamaktadır.
Sayın
milletvekilleri, ekonomik durumları yaptıkları görevlerin zorluğuyla orantılı
olmayan kamu avukatlarının, ekonomik durumlarını nispeten iyileştirmeyi
amaçlayan yasa teklifinin gündeme alınması için bu önergeye olumlu oy vermenizi,
gündeme girdikten sonra da yasa teklifimizin yasalaşması için çaba sarf
etmenizi talep ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kaya.
Sayın İpek, buyurun.
HALUK İPEK (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın
vermiş olduğu önerge üzerine söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamu avukatlarının
problemleri yıllardır süregelmekte olup, bununla ilgili birçok girişimde
bulunulmakta ve kamu avukatları, her kapıyı çalmaktadırlar. Bununla ilgili,
bana da geldiler; problemleriyle ilgili, hazırlamış oldukları tüm teklifleri
bana ilettiler; bir hazırlık yapıldı. Arkasından, Konya Milletvekilimiz Atilla
Kart Bey de geçenlerde yine bu konuyu gündeme getirmişti.
Biz, Mehmet Ali Şahin
Beyle konuyu görüştük. Kamu personeliyle ilgili, şu an, hükümetin hazırlamış
olduğu bir tasarı var; bunlar da, bu tasarının içinde. Sayın Mehmet Ali Şahin
Beye, kamu avukatlarının sıkıntılarını ileten dosyaları ilettik, bu konuları
ilettik ve kendileri bununla ilgili bir çalışma yapıyor. Şu anda uğramış
oldukları haksızlıkları gidermeye yönelik çalışma kamu personeli yasası
tasarısının bütünlüğü içinde değerlendirildiğinden, bu teklifi olumlu olarak
değerlendiremiyoruz. Bu da Sayın Bakanımızın talebiydi.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın İpek.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Sayın
milletvekilleri, sunuşlarımız bundan sonra da devam edecek; Divan Üyemizin
sunuşları oturarak yapmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
6.-
Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa
"Geçici Ek Madde" Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/139), doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/91)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
2802 sayılı Hakimler
ve Savcılar Kanununa Ek Geçici Madde" Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifim
20.5.2003 tarihinde (2/139) esas ile Plan ve Bütçe Komisyonuna intikal etmiş;
ancak, Komisyonda 45 gün içinde sonuçlandırılmamıştır.
Bu durum karşısında,
İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul
gündemine alınmasını talep etmek zorunluluğu doğmuştur.
Gereğini saygılarımla
arz ve talep ederim.
Atilla Kart
Konya
BAŞKAN - Sayın Kart,
söz talebiniz var mı?
ATİLLA KART (Konya) -
Evet.
BAŞKAN - Buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonunda 45 gün içinde
görüşülmeyen yasa teklifimin İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince Genel Kurul
gündemine alınması için söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, diğer kamu görevlileri gibi hâkimler ve savcılar için de
mesleğe başlarken haklarında güvenlik soruşturması yapılmaktadır. Resmî belge
ve kayıtlar dışında güvenlik soruşturmasının yapılmasına gerek olmamakla
birlikte, bu konunun değerlendirmesine, ayrıca, girmek istemiyorum.
Mesleğe başlarken
haklarında güvenlik soruşturması yapılan hâkim ve savcılar, askerlik bitimi
göreve dönmek istediklerinde, yeniden yapılan güvenlik soruşturması
gerekçesiyle, bir aydan bir yıla kadar değişen sürelerde mesleğe kabul
edilmeyerek açıkta bekletilmişlerdir. Bu durumda olan hâkim ve savcılar,
güvenlik soruşturmasının ne zaman biteceğini ve atama emrinin kendilerine ne
zaman tebliğ edileceğini bilemedikleri için başka göreve de talip olamamışlar,
bu sebeple, bir yıla kadar bir süre açıkta bekleyerek mağdur olmuşlardır. Bu
yetmediği gibi, açıkta geçen süreleri ne meslekî kıdemlerine ne de emeklilik
hizmetlerine sayılmıştır.
Bu haksız uygulama,
en nihayet, yasama organı tarafından da görülmüş, 2802 sayılı Yasanın 41 inci
maddesi, 24.2.1988 tarihinde yürürlüğe giren 3409 sayılı Yasanın 11 inci
maddesiyle değiştirilmiş, bu değişiklik sonucunda, askerlik hizmeti sebebiyle
silah altına alınan hâkim ve savcıların aylıksız izinli sayılmaları ve askerlik
dönüşü Adalet Bakanlığınca otuz gün içinde göreve başlatılmaları zorunluluğu
getirilmiş, önceki haksız uygulama, bu suretle değiştirilmiştir. Ancak,
güvenlik soruşturması uygulamasının başladığı 1981 yılından 3409 sayılı Yasayla
yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 24.2.1988 tarihine kadar geçen süre
esnasında, yani, yedi yıllık bir süre esnasında, askerlik hizmeti sebebiyle
görevinden ayrılan, terhis sonrası mesleğe dönmek isteyen yüzlerce hâkim ve
savcı, güvenlik soruşturması sebebiyle, bir yıla kadar uzanan ve değişen
süreler içinde mesleğe başlatılmamışlar, aileleriyle birlikte mağdur edilmişlerdir.
Ayrıca, boşta geçen
bu süreleri, meslekî kıdemlerine ve emeklilik hizmetlerine sayılmayarak, bir
anlamda da cezalandırılmışlardır. Boşta geçen bu sürenin meslekî kıdemlerinden
sayılması ve ayrıca, Emekli Sandığına borçlanmaları kaydıyla, emekliliklerine
esas olması amacıyla, yukarıda sözünü ettiğim yasa teklifi tarafımdan
verilmiştir.
Bu yasa teklifinin,
bütçeye, hiçbir şekilde külfet getirmesi söz konusu değil değerli arkadaşlarım;
bu hususun, özellikle nazara alınmasını ve değerlendirilmesini talep ediyorum.
Bu düşüncelerle ve
açıkladığım sebeplerle önergeme destek verileceğini ümit ediyor, Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kart.
Başka söz talebi?..
Yok.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın
milletvekilleri, gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçiyoruz.
Soru önergelerine
geçmeden önce, Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sayın Sami Güçlü'nün bir talebi var.
Şanlıurfa
Milletvekili Sayın Mahmut Yıldız'ın 4 üncü sırada, Edirne Milletvekili Sayın
Necdet Budak'ın 8 inci sırada, Mersin Milletvekili Sayın Ersoy Bulut'un 9 uncu
sırada, Edirne Milletvekili Sayın Necdet Budak'ın 12 ve 13 üncü sıralarda,
Edirne Milletvekili Sayın Nejat Gencan'ın 21 inci sırada, Mersin Milletvekili
Sayın Ersoy Bulut'un 27 nci sırada yer alan sözlü soru önergelerine, Sayın
Bakan bir arada cevap vereceklerdir. Soru önergesi sahibi arkadaşlarımızın ona
göre burada bulunmalarını kendilerine hatırlatıyorum.
VI. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, ABD Başkanı
ile yaptığı görüşme hakkında basında çıkan haberlere ilişkin Dışişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/247)
ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması
BAŞKAN - Soruyu
cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.
Sayın Kepenek, söz
talebiniz var mı?
YAKUP KEPENEK
(Ankara) - Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
YAKUP KEPENEK
(Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, 3 üncü
sırada yer alan soruyla bu soru iç içedir. O nedenle, izninizle, ben, her iki
soru önergeme ilişkin görüşlerimi yansıtmak istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, bu soru önergeleri yaklaşık beş ay önce verildi ve bu soru
önergelerine yanıt verilmedi. Oysa, aynı konu; yani, Türkiye-Amerika Birleşik
Devletleri...
BAŞKAN - Sayın
Kepenek, bir saniye.
İki soru üzerinde
birden konuşmak istiyorsanız, 5 dakika içinde mi?..
YAKUP KEPENEK
(Devamla) - Hayır, 10 dakika.
BAŞKAN - Yapamam
bunu. Diğer sorunuzla ilgili sırası gelince konuşursunuz. O nedenle, siz, 1
inci sorunuza değinin.
Buyurun.
YAKUP KEPENEK
(Devamla) - Tamam, peki, öyle yapalım.
HALUK İPEK (Ankara) -
Sayın Kepenek 5 dakika daha konuşsun Sayın Başkan.
YAKUP KEPENEK
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın İpek.
Değerli arkadaşlar,
bugünlerde Irak bağlamında, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri
yeniden gündemin yakıcı maddesi durumuna gelmiştir. Geçen ay, Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarının yurtdışı temasları konusunda Türkiye'ye bilgi
verilmemiştir. Yine, Türkiye'den, Irak'a asker göndermesi istekleri vardır.
Demokrasi ve saydamlık sözcüklerini dilinden düşürmeyen Sayın Başbakanın ve
hükümetinin, yaptığı dışpazarlıklar konusunu halka yansıtması, eğer bunu
yapamıyorsa, gizli oturumlarda mutlaka Meclise yansıtması bir zorunluluktur.
Akla gelen şudur: 1
Mart tezkeresinin benimsenmesi benimsenmemesi sonucunda, Türkiye dışpolitikası
sürekli tartışma konusu yapılmaktadır. Hükümet, dışpolitikasıyla yalpalıyor,
bir yanlıştan diğerine gidiyor. 11 Türk subay ve assubayının tutuklanması
olayı, başlıbaşına bir skandaldır, bir başarısızlıktır. Hele hele, şu anda
Amerika yolunda olan Dışişleri Bakanımızın "tutuklanmayı Washington da
bilmiyordu" türünden açıklamalar yapması, kabul edilir bir durum değildir.
Sayın
milletvekilleri, Irak olayı, Amerika Birleşik Devletlerinin tam anlamıyla bir
bataklığa saplanmasına yol açmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin o güzelim
iradesini hiçe sayan, küçümsemeye çalışan, ama, tam bir çelişkiyle, Irak'a
demokrasi götürdüğünü söyleyenler, oraya ne demokrasi götürebilmişlerdir ne hak
ne de hukuk. Orada, halk, tam bir çaresizlik içinde kıvranmaktadır, can ve mal
güvenliği kalmamıştır, hukuk rafa kaldırılmıştır.
İşte, bu koşullarda,
Amerika, o bataklığa Türkiye'yi ortak etmek istiyor. İşte, bu koşullarda,
Türkiye'den asker göndermesi isteniyor; ama, asker göndermemizi kimin istediği
de belli değildir. Amerika Büyükelçisi
-gitmek üzere olan büyükelçi- "asker göndermeyi siz istediniz,
Türkiye istedi" diyor ve devam ediyoruz; Başbakan, Batman konuşmasında
"asker göndermemizi Amerika istedi" diyor. Dışişleri Bakanı buna bir
başka boyut getiriyor "henüz resmî bir talep yok" diyor.
Değerli arkadaşlar,
bu, Türkiye-ABD ilişkileri ve Irak meselesinde, hükümetimizin hem kendi içinde
çok tutarsız olduğunun hem de yürüttüğü politikanın belirsiz ve yalpalamakta
olduğunun bir başka görüntüsüdür.
Bu sabah basında yer
alan haberler, Türkiye-Amerika ilişkilerinin bir kargaşaya, bir kör dövüşüne
döndüğünü gösteriyor; Sayın Başbakan "öfkeyle kalkıp, zararla oturmuyoruz;
soğukkanlıyız" demeye getiriyor. Soğukkanlılık, dürüst, açık, kararlı,
ülke çıkarını düşünen, kişilikli ve her an halka hesap veren politikayla
sağlanır. ABD ve maalesef, Türkiye'de, Türkiye'nin savaşa girmesini isteyen
çevreler, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesini sağlamak ve bu yolla tezkerenin
intikamını almak istiyorlar. Türkiye'ye, bir tezkere cezası verilmek isteniyor.
Yüce Meclis, kararına sahip çıkmalıdır. Hükümet, bu kışkırtmalara
kapılmamalıdır. Asıl soğukkanlılık, savaşa katılmamakla olur, Türkiye'yi
bataklığa sürüklememekle olur.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi
tamamlar mısınız; buyurun.
YAKUP KEPENEK
(Devamla) - Tamamlıyorum efendim.
Hele hele, bir
Birleşmiş Milletler şemsiyesi olmadan, uluslararası meşruiyet, yani, yasal
dayanak olmadan, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi ve bunu da, Amerika
Birleşik Devletleri Büyükelçisinin dediği gibi, Irak'ın istikrarlı olan
kuzeyine değil de güneyine göndermesi, tehlikeli bölgelerine göndermesi, tam
bir cinayet olur. Türkiye'ye söylenen şudur: Amerikan askerleri ölmesin, Türk
askerleri ölsün. Yüce Meclis, işte, bunu reddetmelidir.
Bir şey daha
söyleyeyim, eğer, böyle bir konu gündeme gelecekse, bu 19 Martta verdiğimiz
kararla yürütülemez; çünkü, orada söz konusu olan, Kuzey Irak'a asker
göndermemize ilişkindir. Dolayısıyla, meselenin kapsamını doğru irdelememiz gerekir.
Amerikanın dediğini
iki etmeyen, Türkiye Cumhuriyeti dış politikasının doğrularını tam
algılayamayan ve tezkereyi bir türlü içine sindiremeyen, benimseyemeyen
hükümet, ülkeyi Irak bataklığına sürükleyemez; buna, izin verilmemelidir.
Türkiye kamuoyu, bu konuda duyarlıdır, Meclis duyarlıdır ve Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, biz, bu konunun yakından izleyicisi olacağız; Türkiye'nin
savaşa girmemesi için elimizden geleni yapacağız.
Bu duygularla,
hepinize saygılar, sevgiler sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kepenek.
Sayın
milletvekilleri, bu önerge üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadığından,
İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fıkrası uyarınca, yazılı soruya çevrilecektir;
önerge, gündemden çıkarılmıştır.
2. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Diyanet
İşleri Başkan Yardımcısının bir gazeteye verdiği demece ilişkin Devlet
Bakanından sözlü soru önergesi (6/252) ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle
konuşması
BAŞKAN - Soruyu
cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.
Sayın Gülçiçek, söz
talebiniz var; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkan
Yardımcısı Sayın Necati Tayyar Taş, 9 Aralık 2002 tarihinde, Ortadoğu
Gazetesine vermiş olduğu demeçte "cemevi, ibadet yeri olamaz; cemevi, cümbüş
yeri, saz çalınıyor" ifadesini kullanmıştır.
Sayın Bakanımız,
bundan kısa bir zaman önce bir cevap göndermişti. Gönül isterdi ki, Sayın
Bakanımız, gelip, bu konuyu, burada, bu kürsüde ifade etseydi.
Değerli milletvekilleri,
bu ülke topraklarında yaşayan, azımsanmayacak bir nüfusa sahip olan bir
toplumun inancına ve inancını icra ettiği cemevlerine yönelik bu gibi
açıklamaları, hiçbir düşüncenin hoş görmeyeceği kanısındayım.
Tüm dünyada 3 500
inanç olmasına ve ülkemizde yaşayan milyonlarca Alevî yurttaşımız olmasına
rağmen, Alevî yurttaşlarımızın inanç evleri olan cemevleri, ibadethaneler
içinde sayılmayarak, üstelik bir de "cümbüş yeri" benzetmesi yapılarak,
milyonların inanç özgürlüklerine büyük hakarette bulunulmuştur. Hepimizin
bildiği gibi "cümbüş yeri", "şenlik, şölen, eğlence yeri"
anlamına gelmektedir.
Değerli
milletvekilleri, cemevi, barış, özgürlük, eşitlik, ibadet, sevgi, yargı ve
karar yeri, hizmet ve sohbet, dirlik ve birliğin korunup sergilendiği, ikrar ve
iman, edep ve erkân, tevellâ ve teberra, güvenin ve sevenin toplandığı, Hakk'a
temenna ve hakkın tecelli yeridir.
Alevîlik, kendi
içinde bütünlüğü olan, geleneksel Türk örf ve âdetlerine uygun bir inanç
biçimidir. Bin yıllık tarihiyle, bu topraklarda, milyonlarca insan tarafından
benimsenmiş ve benimsenmeye de devam etmektedir. Bu şekilde tanımlanan bir
irfan meclisinin, cümbüş yeri olduğunun ifade edilmesi, elbette ki kabul
göremez.
Değerli
milletvekilleri, geçenlerde, Altıncı Paket içerisinde "cami"
ibaresinin "ibadet yerleri" olarak değiştirilmesi büyük bir sevinç
kaynağı olmuştu benim açımdan; ancak, görüyoruz, işitiyoruz ki, bu kapsama,
sadece kilise, sinagog ve sair ibadet yerleri alınıyor. Halbuki, milyonlarca
yurttaşımızın yaşadığı bu ülkede, cemevlerinin bu kapsama alınmaması, üzüntü
verici bir tablodur. Ümit ederim ki, önümüzdeki süre içerisinde, burası da bu
kapsam içine alınır ve ülkemizde, içbarışa ihtiyacımızın olduğu bir dönemde,
Avrupa Birliğine girmekte olduğumuz bir süreçte, birlikte yaşamamızı daha
pekiştirerek, birbirimize saygı göstererek, birbirimize tahammül ederek, bin
yıldır geleneklerini sürdürdüğümüz bu inancı, bu bütünlüğü sağlarız.
Diyanet İşleri
Başkanlığına ayrılan 740 trilyon liralık bütçe kapsamına Alevî toplumunun, Alevî
kurum ve kuruluşlarının alınmaması da ayrıca üzüntü verici bir tablodur. Plan
ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde, Sayın Bakanımız, bu konuyu dikkate
aldığını söylemiştir; ama, halen bu konuya cevap verilmemesi üzüntü verici bir
tablodur. Ümit ederim ki, dilerim ki, bundan sonraki süreçte bu konuşmalarımız,
ifadelerimiz dikkate alınır. Sayın Başbakanımızın "gelin canlar bir
olalım" ifadesiyle, bu temennimizin dikkate alınmasından sonra bir oluruz,
iri oluruz, diri oluruz düşüncesiyle hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Gülçiçek.
Sayın
milletvekilleri, bu önerge üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından,
İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fıkrası uyarınca yazılı soruya çevrilecektir;
önerge, gündemden çıkarılmıştır.
3.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, olası Irak
savaşında yaşanabilecek saldırılardan korunmak için ne gibi önlemler alındığına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/253) ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu’nun cevabı
BAŞKAN - Soruyu
cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Burada.
Soruyu okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 96 ve 98 inci maddeleri uyarınca, Başbakan
tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını istiyorum.
Saygılarımla.
Yakup Kepenek
Ankara
Olası bir Irak savaşı
sırasında yaşanabilecek olan kimyasal, biyolojik ve nükleer saldırılardan sivil
halkın korunması amacıyla alınmış olan ve alınması düşünülen önlemlerle ilgili
olarak:
1.- Kimyasal, biyolojik
ve nükleer saldırılardan korunma amacıyla gereken araç ve gerekli aşıların
üretim ve pazarlama durumu nedir?
2.- Bu tür araçların
karaborsaya düşmemesi için ne gibi önlemler alınmaktadır?
3.- Halkın bu
konularda bilgilendirilmesi için hangi girişimler yapılmaktadır?
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Buyurun Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara
Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'in, olası bir Irak savaşı sırasında
yaşanabilecek olaylara ilişkin sözlü soru önergesine cevap vermek üzere söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Irak bunalımı, Irak
Savaşı artık çok geride kaldı. Sayın Kepenek'in soru önergesinde, Irak bölümü
çıkarıldığı zaman, halen güncelliğini koruyan bazı konular bulunduğunu da hemen
belirtmeliyim.
Bir kimyasal savaşta,
NBC koruyucu elbise, gaz maskesi ve filtresi, kimyasal gaz dedektörleri,
temizleme araç gereç ve malzemeleri temel ihtiyaç maddeleridir. Sözünü ettiğim
malzemeler, miatlı ve pahalı malzemelerdir. Bunlardan gaz maskesi ve filtresi
dışındaki malzemeler, tamamıyla ithal edilmektedir. Buna karşın, Irak bunalımı
öncesinde, Bakanlığım, bölgedeki sivil savunma ekiplerinin NBC malzemeleriyle
ilgili eksikliklerini tamamlayarak, ihtiyaç duyulan malzemeleri yeterli
miktarda bölgeye göndermiştir. Bakanlığım, bu malzemeleri, belli bir tedarik
planı çerçevesinde ihale yoluyla temin etmektedir. Bu arada, uluslararası
kuruluşlardan hibe olarak sağlanan malzemeler bulunduğunu da belirtmeliyim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; doğaldır ki, nükleer, biyolojik ve kimyasal savaşa
hazırlanılmasında yalnızca bazı profesyonel kadrolara eğitim vermek tek başına
yeterli olmaz; erken uyarı sistemiyle başlayan ve ülkede yaşayan herkese
taarruz haberini ulaştıran bir altyapıya ihtiyaç bulunmaktadır. Ülkemizde, ikaz
alarm planı çerçevesinde yürüyen bir erken uyarı sistemi bulunmaktadır. Ayrıca,
vatandaşlarımızın zamanında uyarılmasını temin edecek siren sistemleri de ilçe
düzeyinde yaygınlaştırılmıştır.
Sistemin arzu edilen
seviyede çalışması için sivil halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bu
amaçla, il ve ilçelerdeki sivil savunma müdürlüklerinin organizatörlüğünde
seminer, konferans ve yerel radyo-TV programları aracılığıyla eğitimler
verilmektedir. Bu tür eğitimlerde kısaca, tehlikeli bir durumda, sivil savunma
sirenleriyle yayınlanacak olan ikaz ve alarm işaretleri, NBC silahları,
vatandaşlarımızın hareket tarzları, sığınak ve sığınma yerlerinin hazırlanması,
panik ve kargaşaya mahal verilmemesi konularında eğitici bilgiler
verilmektedir. Ayrıca, eğitim faaliyetleri, Sivil Savunma Genel Müdürlüğünce
bastırılan afiş, broşür, internet sitesi, ulusal radyo ve televizyon
programlarında yapılan yayınlarla da desteklenmektedir. Bunlara ilave olarak,
örgün eğitim kurumları müfredatında da sivil savunma konularına temas
edilmektedir.
Yüce Heyetinizi
saygılarımla yeniden selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Aksu.
Sayın
milletvekilleri, soru önergesi cevaplandırılmıştır.
4.-
Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız'ın, Ceylanpınar'da yaşayan göçebe
vatandaşların sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/257) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
5.-
Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, doğal afet mağduru çiftçilere yönelik
yasal düzenleme çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/264) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
6.-
Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, doğrudan gelir desteğinin sebze
üreticilerine de verilip verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/265) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
7.-
Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, ayçiçeği primlerine ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/272) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami Güçlü'nün cevabı
8.-
Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, süne zararlısıyla mücadeleye ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/273) ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
9.-
Edirne Milletvekili Nejat Gencan'ın, ayçiçeği üreticilerine destekleme primi
verilip verilmeyeceğine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/283) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
10.-
Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü
işçilerinin ödenmeyen ikramiyelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/289) ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, basılı gündemin 4, 8, 9, 12, 13, 21 ve 27 nci sıralarında yer
alan soru önergelerini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aracılığınızla
aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü
tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Mahmut Yıldız
Şanlıurfa
1 - Ceylanpınar
İşletme Çiftliği arazilerinde yaşayan "göçer" dediğimiz, geçimlerini
hayvancılıkla sağlayan 5 185 yurttaşımızın, derme çatma barınaklarında,
elektrik, Yol, su ve kanalizasyon gibi insanî hizmetlerden yoksun, çağdışı
koşullarda yaşamaya çalıştıklarından bilginiz var mıdır?
2- 800 aliden oluşan
ve 30 köyde yaşayan bu yurttaşlarımızı, yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik
planlı bir iskâna tabi tutmayı düşünüyor musunuz?
3- Geçimlerini daha
iyi sağlayabilmeleri amacıyla bu ailelere, Ceylanpınar İşletme Çiftliği tarım
arazilerinden işleyebilecekleri oranda arazi vermeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Necdet Budak
Edirne
1- Ekonomik olarak
çok zor durumda olan çiftçimizin en önemli sorunlarından biri de, doğal
felaketler sonucu uğradığı zararlardır. Mevcut yasal düzenlemelerle ve kıt
bütçe kaynaklarıyla bu zararların telafi edilmesi mümkün olmamaktadır. Bu
nedenle;
Doğal afetlerden
zarar gören çiftçilerimizin uğradığı zararların telafisine yönelik yasal
düzenlemeler yapmayı düşünüyor musunuz?
2- Bugün için
Türkiye'de devletin doğal afetler karşısında çiftçiye karşılıksız yardımları
yapmasını sağlayan uygulamaların tamamı kaldırılmış durumdadır; ancak,
çiftçilere güvence sağlayacak tarımda doğal afet sigortaları yasası da
çıkarılmamıştır. Bu amaca yönelik olarak;
"Tarım
sigortası" ile ilgili çalışmalarınız var mı? Varsa içeriği nedir?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Başbakan Sayın Abdullah Gül tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için
gereğini arz ederim.
Saygılarımla.
Ersoy Bulut
Mersin
Fındık üreticilerine;
dekar başına verilmekte olan 13 500 000 TL doğrudan gelir desteğine ilave
olarak "2002 yılındaki gelir kaybının telafisi" gerekçe gösterilerek
Bakanlar Kurulunca 25 000 000 TL daha ödeme yapılması kararlaştırılmıştır.
2001 Aralık ayında
Mersin'de meydana gelen sel ve fırtınadan, özellikle başta seralar olmak üzere,
sebze üreticileri büyük oranda zarar görmüşlerdir. Bunun sonucu olarak da 2002
yılında üretim yok denecek oranda gerçekleşmiştir.
Esasen, son yıllarda
girdi fiyatlarına yapılan insafsız zamlara karşın maliyetlerini bile
koruyamayan sebze üreticileri, hepten desteğe muhtaç bırakılmışlardır.
Bu bakımdan, fındık
üreticilerine verilen desteği öğrenen, aynı yıl fındığa nazaran daha fazla
gelir kaybına uğramış bulunan sebze üreticilerine de ilave destek vermeyi
düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Necdet Budak
Edirne
1.- 2002 yılına ait
ayçiçeği primlerini 2003 yılında ne zaman ödeyeceksiniz?
2.- 2002 yılı için
kilo başına ödenecek ayçiçeği prim miktarı ne kadardır?
3.- Ayçiçeğinde prim
miktarını belirlemede nasıl bir yöntem kullanıyorsunuz ve ne tür kriterleri
dikkate alıyorsunuz?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Necdet Budak
Edirne
Süne, buğdayda en
önemli zararlılardan biri olup, bu zararlıyla gerekli stratejik mücadele
zamanında yapılmadığı takdirde buğday veriminde yüzde 70'lere varan kayıplar ve
süne zararı görmüş buğdaydan yapılan unda ise kalitede önemli düşüşler meydana
gelmektedir.
Geçmiş yıllarda süne
zararına karşı gerekli mücadele önlemlerinin alınamaması ve süne zararına
çiftçimizin hazırlıksız yakalanması sonucunda, özellikle Trakya Bölgesi buğday
üretiminde büyük ekonomik kayıplar olmuştur. Bu kayıpların tekrar yaşanmaması
için;
Tarım Bakanlığının
olası süne zararına karşı ülkemiz genelinde ve özellikle Trakya Bölgesinde
herhangi bir hazırlığı veya çalışması var mıdır? Varsa, içeriği nedir?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Tarım Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Nejat Gencan
Edirne
Ülkemizde 508 000
hektar alanda ayçiçek üretimi yapılmaktadır. Rekolte 850 000 ton civarındadır.
İhtiyacımız 1 500 000-1 600 000 tondur.
Ülkemizin büyük
bölümünde ayçiçek yetiştirilebilmektedir. Teşvik edildiğinde üretim artabilecek
ve yurtdışından ithalat yapılmayarak döviz kaybı önlenecektir.
Dekar başına 150 kg
üretim dikkate alındığında, kg başına maliyet yaklaşık 438 000 TL olup, yüzde
30 refah ve kâr payı eklendiğinde fiyat 569 000 TL olmaktadır. Trakya Birlik
tarafından ayçiçeğine 460 000 TL/kg fiyat ödenmiştir. Bu duruma göre üreticiye
100 000 TL'den az olmamak üzere prim verilmelidir.
1) Ekonomik olarak
zor durumda olan ayçiçek üreticisi çiftçimize destekleme primi verilecek mi?
2) Verilecekse
destekleme prim tutarını ne kadar yapmayı düşünüyorsunuz?
3) Verilmeyecekse
alternatif bir projeniz var mı?
4) Bu konularda
yaptığınız başka bir çalışma mevcut mu?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini arz ederim.
Ersoy Bulut
Mersin
Mersin İli Erdemli
İlçesindeki Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı Alata Bahçe Kültürleri
Araştırma Enstitüsünde çalışan işçilere 2002 yılında 26 yevmiye tutarındaki
ikramiyelerinin ödenmediği ve 2003 yılına ertelendiği, halen de ödeme
yapılmadığı belirtilmektedir.
Bu nedenle, 6772
sayılı Yasaya dayalı olarak kamu kesiminde çalışan işçilere Bakanlar Kurulu
kararıyla verilmekte olan 2 maaş tutarındaki ikramiyeden, 2002 yılına ait
olanından ödenmemiş bulunan bir maaş tutarındaki ikramiyeyi ne zaman ödemeyi
düşünüyorsunuz?
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
Buyurun Sayın Güçlü.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün, 7
adet sözlü soru önergesini birlikte cevaplandırma imkânını bulacağım. Uzun
süre, tarımla ilgili sorularda bir gecikmenin olduğunu biliyoruz ve bir
seyrekliğin de ortaya çıktığının farkındayız. Dolayısıyla, bugün, bunlara, özü
itibariyle cevaplar vermeye çalışacağım. İçlerinde, tarih itibariyle oldukça
gecikmiş, cevaplandırılması gecikmiş, sıranın gelmesinin gecikmesinden dolayı
gecikmiş, bir bakıma, güncelliği kaybolmuş; hatta neticelenmiş olan sorular da
var. Bunları da, mümkün olduğu kadar kısa tutarak cevaplandırmaya çalışacağım.
İlk önce, Şanlıurfa
Milletvekilimiz Sayın Mahmut Yıldız'ın, Ceylanpınar Tarım İşletmesi sınırları
içerisinde yaşayan ve "göçerler" olarak ifade edilen
vatandaşlarımızla ilgili düşüncelerimize ve nasıl bir çözüm önerisi
getireceğimize dair sorusuna şöyle cevap vermek istiyorum:
Evet, bu konuda
söylediği, ifade ettiği hadiseler doğrudur. Hepimizin bildiği gibi, Ceylanpınar
Tarım İşletmeleri sınırları içerisinde, 25 yerleşim biriminde, hayvancılıkla
iştigal eden, çevredeki ilçelerin nüfusuna kayıtlı "göçer" olarak
adlandırılan vatandaşlarımız barınmaktadır. Bu vatandaşlarımız daha ziyade
hayvancılıkla uğraşmakta, buradaki meralarda, anızlarda ve arazilerde bu
faaliyetlerini sürdürmektedirler; ancak, buradaki tüm faaliyetlerini gerçekleştirdikleri
alanlar, tarım işletmemize bağlı ve onlara ait olan arazilerdir.
2002 yılında yapılan
bir tespite göre, 25 yerleşim yerinde yaşayan göçerlerin sayısı yaklaşık olarak
5 350 kadardır.
BAŞKAN - Sayın Güçlü,
bir saniye...
Sayın
milletvekilleri, oturma düzenimiz, yüzünüzün Divana dönmesi şeklindedir;
lütfen, sayın milletvekillerinin buna dikkat etmesini rica ediyorum.
Buyurun Sayın Güçlü.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Yaklaşık 5 350 göçer tarım işletmelerinin
sınırları içinde yaşamaktadır ve bunlar, 70 000 küçükbaş, yaklaşık 1 000 de
büyükbaş olmak üzere, hayvanlarını otlatarak geçinmektedirler. Göçerler, kendi
hayvanlarını tarım işletmesi arazilerinde barındırdıkları gibi, yöreye mahsus
olmak üzere, ortak hayvancılık yoluyla komşu ilçe ve köylerdeki vatandaşların
hayvanlarını da otlatmaktadırlar ve bu problem, uzun bir dönemden beri devam
etmektedir. Her ne kadar bu göçerlerin bir kısmının arazisi bulunmasa bile,
bazılarının, hatta, büyük bir oranının, çevre illerde, ilçelerde ve işletme
sınırlarındaki köylerde, arazisi, evi ve diğer imkânlarının bulunduğu ifade
edilmektedir.
Diğer taraftan,
göçerler konusu, zaman zaman, Meclisimizde de gündeme gelmektedir. Bunun
dışında, geçen haziran ayında, Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonu
toplantısında da bu konu ele alınmıştır. Bu toplantıda, söz konusu göçerlerin
iskân sorununun bir an önce çözümlenmesi ve onların daha iyi bir hayat
standardına ulaştırılması için temenni kararı alınmış ve alınan karar,
Başbakanlığa ve Bakanlığımıza da iletilmiştir.
Tabiî, çok yönlü ve
oldukça dramatik sonuçları da olan bu hadisede kolay bir çözüm yoktur. Yaklaşık
bir ay önce, Urfa'da gerçekleştirdiğimiz bölgesel toplantıda bu konu ele
alınmış; Urfa Valimize, doğrudan doğruya bu göçerlerle ilgili tarım
işletmemizin yöneticilerine ve bölgede faaliyet gösteren Tarım Reformu Bölge
Müdürlüğünün yetkililerine, bu konunun incelenmesi ve bir çözüm önerisinin
getirilmesi konusunda talimat verilmiştir. Ancak, çok yönlü olan bu konunun bilhassa
öne çıkan en önemli tarafı, bu insanlarımızın, özellikle çocuklarının eğitim
görmesi ve daha kabul edilebilir bir seviyede hayatlarını sürdürmeleri
zorunluluğudur; dolayısıyla, bulmamız gereken çözüm, asgarî bu sınırlar
içerisinde olmalıdır.
Konu üzerinde,
ilerleyen zaman içerisinde, buradaki insanlarımızın iskân edilmesi ve
hayatlarını daha iyi bir şekilde sürdürebilmesi için, bölgeden gelecek teklifi
dikkatlerinize sunacağım. Bu soruyu bu şekilde cevaplandırıyorum.
Edirne
Milletvekilimiz Sayın Necdet Budak ve Mersin Milletvekilimiz Sayın Ersoy
Bulut'un, 8 inci ve 9 uncu sıradaki soruları benzer niteliktedir. Doğal afetler
sonucu zarara uğrayan çiftçilerimizin bu zararlarını telafi edecek bir mekanizmanın
olmadığını dile getirmektedirler.
Başka ürünlerle
ilgili alınan birkısım tedbirlerin, Mersin Milletvekilimiz tarafından, acaba,
kendi bölgesinde zarara uğrayan sebze üreticileri için de dikkate alınıp
alınmayacağı sorulmaktadır.
Ben, konuya çok genel
olarak şöyle cevap veriyorum: Evvela, 2001 yılında başlayan, tarımda yeniden
yapılanma ve reform çalışmaları olarak ifade edilen bir dizi yasal
düzenlemelerin olduğu ve bazı politika değişikliklerinin gerçekleştirildiğini
hepimiz biliyoruz. İşte, yapılan bu yasal çalışmalar çerçevesinde, 5254 sayılı
Muhtaç Çiftçilere Tohumluk Dağıtılmasını Sağlayan Yasa tamamen, 4629 sayılı
Bazı Fonların Tasfiyesi Hakkında Kanun ile 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören
Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun fonla ilgili maddeleri, 2002
yılı başında yürürlükten kaldırılmıştır. Dolayısıyla, çiftçilerimizin
uğrayacakları zararları telafi edecek bir mekanizma fiilen kalmamıştır. Aslında,
2090 sayılı Kanun yürürlüktedir; ancak, fonu ortadan kaldırıldığı için, meydana
gelecek zararı telafi edecek bir kaynak söz konusu değildir. Bunu telafi etmek
için Bakanlığımız ile Maliye Bakanlığının gerçekleştirdiği bir düzenleme de
soruna çözüm getirmektedir; çünkü, bütçeden bu kaynağa, bu hesaba ayrılan
miktar, meydana gelen zararları telafi edecek bir seviyede olmamıştır ve
dolayısıyla, çiftçilerimiz, uğradıkları zararları, ancak, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonunun kendilerine gönderdiği çok cüzi birkısım desteklerle
karşılamaya çalışmışlardır. Hepimizin bildiği gibi, bu, mevcut yarayı ve zararı
telafi etmeye imkân vermeyecek bir seviyededir.
Benzer durum,
Mersin'de 2001 yılı aralık ayında cereyan eden ve bu sebeple 2002 yılında büyük
mağduriyete uğrayan sebze üreticilerimiz için de geçerli olmuştur.
Bu konuda hepimizin
bildiği ve beklediği gelişme, tarım ürünleri sigorta yasasının bir an önce
çıkarılması hususudur. Bununla ilgili çalışmalarda uzun bir süre hazırlık
dönemi geçirilmiş, dünyada bu konudaki uzman, ihtisas sahibi kuruluşlardan gerekli
destek alınmış ve benzer özelliklere sahip ülkelerde uygulamanın nasıl
yapıldığı izlenmiştir. Nihayet, sorumlu kuruluş olarak kanun hazırlığıyla
meşgul olan Hazine Müsteşarlığı, bu taslağı tartışmaya açmak üzere Bakanlığımıza
intikal ettirmiştir. Bakanlığımız da bu konudaki görüşlerini sonuçlandırmış;
dolayısıyla, artık, tarım ürünleri sigortasıyla ilgili hazırlıklar daha hızla
ilerleyecek bir hale gelmiştir. Ülkemizde, tarım üreticilerimizin,
çiftçilerimizin doğal afetlerden dolayı uğrayabilecekleri zararlar konusunda
yeni yasal düzenlemeler yerine, bu sigorta sistemiyle ilgili gelişmenin, 2003
yılı tamamlanmadan, bu sonbahar döneminde Meclisimizde gerçekleştirilmesi
konusunda gerekli hazırlıkların belli bir noktaya geldiğini ifade ediyorum.
Çiftçilerimiz açısından olumlu sonuçlar vermesini ve sizlerin desteğini
bekliyoruz.
Edirne
Milletvekilimiz Sayın Necdet Budak'ın ayçiçeği primleriyle ilgili sorusu ile
aynı İlimizin Milletvekili Sayın Nejat Gencan'ın aynı ürünle ilgili sorusu
ortak bir özellik taşımaktadır. Daha çok, ayçiçeği esas olmak üzere, primlerle
ilgili gelişmenin nasıl olacağını, ne şekilde bir destek mekanizması
uygulanacağını ve desteğin ne kadar olacağını sormaktadırlar.
Hepimizin bildiği
gibi, ülkemizde yağlı tohumlar konusunda bir üretim açığı vardır; dolayısıyla,
Türkiye, bu bitkisel yağ ihtiyacının önemli bir kısmını ithal ederek
karşılamaktadır. Dolayısıyla, yağlı tohumlar için doğrudan gelir desteğinin
dışında yeni bir araç, ilave bir araç kullanılmaktadır ve bu, prim ödemeleri şeklinde
uygulanmaktadır. Aslında, uygulanış şekli itibariyle, doğrudan gelir desteğine
nispetle, hem ürünlerin kayıt altına alınması hem de sistemin iyi işlemesi ve
teşvik edici bir özelliğinin de olmasından dolayı genel olarak kabul gören bir
destekleme aracıdır ve etkin bir şekilde de uygulanmaktadır. Pamuk, yağlık
ayçiçeği, zeytinyağı, soya fasulyesi ve kanolada uygulanmaktadır bu prim
sistemi. 2004 yılında mısırın bu listeye dahil edilmesi konusundaki
teklifimizi, bütçe görüşmeleri sırasında ilgili birimlere intikal ettireceğiz;
onun da listeye alınmasının şartlarının mevcut olduğunu hepimiz biliyoruz.
Yağlı tohumlarla
ilgili gerekli destekleme kararı, 2002 yılının ekim ayında Bakanlar Kurulunun
almış olduğu bir karardır ve Resmî Gazetede yayımlanmasıyla sonuçlanmıştır.
Nitekim, bütçeden ayrılan kaynakla birlikte, prim ödemelerinin bir tebliğ
halinde duyurulması 30 Nisan 2003 tarihinde
gerçekleştirilmiştir. Hepimizin bildiği gibi, ayçiçeğinde, bu, kilo
başına 85 000 lira olarak ifade
edilmiştir. Soruyu soran arkadaşlarımızdan Sayın Nejat Gencan'ın önerisinde de
"yaklaşık 100 000 Türk Lirasından az olmamak üzere bir prim desteği"
denilmektedir. Dolayısıyla, buna oldukça yakın bir rakam olmuştur. Ancak, ben,
bu konuda, gerek üreticilerle ve gerekse desteğe tabi diğer ürünlerin maliyetleriyle
ilgili yaptığımız çalışmalarda, üreticilerimizi çok fazla teşvik etmeyecek bir
oran olduğunu, ancak, bununla birlikte, yine de telafi edici bir yönü olduğunu
ifade ediyorum, düşüncemi sizlere iletiyorum. Elbette, bu konuda daha tatmin
edici bir prim ödemesinin yapılması arzu edilir. Bu primin belirlenmesi
konusunda da hepimizin bildiği bir yaklaşım tarzı vardır. Kısaca ifade etmek
gerekirse, o da şöyledir: Evvela, bahis konusu ürün ayçiçeğiyse, ayçiçeğine
ödenecek prim miktarının belirlenmesinde, ilgili yılın üretim maliyetine
üretici kâr marjı ilave edilerek bir hedef fiyat tespit edilir, dünya fiyatı
dikkate alınır ve hedef fiyat ile piyasa fiyatı arasındaki fark prim olarak
ödenir; ancak, tabiî, bütçe imkânlarının -ülkemizde olduğu gibi- çok zor
şartlarda dengelendiği düşünüldüğünde, bütçe imkânları da, belki, temel
belirleyici olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda şunu ifade ederek sözlerimi
tamamlamak istiyorum: Bu ürünlerle ilgili desteklerimizin, 2003 yılında
ekilecek bu mahsuller için de geçerli olacağını ve bu mahsullere prim desteği
vereceğimizi üreticilerimize duyurduk.
Ülkemizde malî
yapının biraz daha iyileşmesi ve tarımı destekleme konusunda daha cesaret
verici bir durumun ortaya çıkması halinde, yaklaşık 5,5 sent civarında olan bu
ayçiçeğine ödemenin, başta pamuk olmak üzere, ayçiçeği ve diğer ürünlerde daha
çok teşvik edici bir noktaya getirilmesinin, en az 10 sent civarında bir rakama
ulaştırılmasının daha mantıklı olacağını, daha teşvik edici olacağını ve
dolayısıyla, bu ürünlerle ilgili gelişmelerin daha sevindirici olacağını ifade
ediyorum.
Yine, Edirne
Milletvekilimiz Sayın Necdet Budak'ın, sorduğu sorulardan bir tanesi de, süne
zararlısıyla mücadele konusudur. Kendileri burada mı, bilmiyorum?
NECDET BUDAK
(Edirne)- Buradayım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Sayın Hocamıza teşekkür ediyorum. Bununla ilgili
olarak sizlerle çok olumlu gelişmeleri de paylaşmak istiyorum. Müsaadenizle
konunun şöyle kısa bir geçmişinden bahsetmek istiyorum.
1930'lu yıllara kadar
giden bir süne mücadelesi hikayesi var. Yani, birçoğumuzun hayatta olmadığı bir
dönemde, bu ülkede, çiftçilerimizin bir mücadelesi var, bir devlet mücadelesi
olarak ele alınmış ve o kadar geriye gitmeden, biraz daha yakın bir tarihe,
2000 yılına geliyorum. 2000 yılında süneyle ilgili 8 000 000 dekar arazi
mücadele kapsamına alınmış, 2003 yılında -dikkatinizi çekiyorum- 18 000 000
dekara çıkmış. Yani, 1930'da başlayan bir mücadele, yakın bir tarihte kadar 8
000 000 dekara, 2003 yılında ise 18 000 000 dekara çıkıyor. Yani, mücadele öyle
etkin ki, mücadele yaptığımız alanları daraltacağımız yerde, genişleterek
sürdürüyoruz ve süne konusu mizaha konu oluyor. Bu, devletimizin bir görevini
yapma konusundaki, âdeta, başarısızlığı, genel hadiseleri sembolize edecek
şekilde dile getiriliyor.
Efendim, burada,
evvela, konu en başta kendi Bakanlığımı ilgilendirdiğinden dolayı, çok fazla da
hadiseyi karikatürize etmeden; ama, genel bir ifadeyle şöyle söylemek mümkün.
Bu konuda mevcut uygulama yönteminin; yani, devlet mücadelesi şeklindeki
yöntemin başarılı olmadığı sonuçlanmıştır, ortaya çıkmıştır ve dolayısıyla, bir
çiftçi mücadelesine döndürülmesi şarttır. Bu konudaki öncülüğü de, Trakya
bölgemizdeki çiftçilerimiz yapmışlardır. Elbette sivil toplum kuruluşlarının
öncülüğü ve onların etkisi olmuştur; ama, Trakya bölgemizde 2001 ve 2002
yıllarında yapılan bu mücadelenin etkili olmasından sonra, artık, bazı
bölgelerde bu işin uçakla ve devletin yapması gereken bir mücadele şeklinde
olması anlayışından vazgeçilerek ferdî mücadeleye döndürülmüş ve birkısım
bölgelerde başarılı olmuştur.
Ben, konunun son
kısmına gelmek istiyorum ve Türkiye'de sivil toplum kuruluşları ile, devlet
arasındaki birkısım işbirliğinin nasıl sonuçlar verebileceğini de bu vesileyle
size aktarmak istiyorum.
Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliğinin Edirne Ticaret Borsasının açılışı vesilesiyle bulunduğumuz
bir toplantıda bu konu dile getirildi ve bu kurumun, yani TOBB'un bir
yöneticisinin "biz bu konuyu gündeme alacağız, sizinle bir işbirliği yapmak
istiyoruz" bilgisinden kısa bir müddet sonra "biz bunun için 750
milyarlık bir kaynak ayırdık, birlikte bu mücadeleyi pilot bazı illerde
yapalım" önerisini getirdiler. Hemen kabul ettik. Ankara, Eskişehir,
Konya, Aksaray ve Kırıkkale'yi içine alacak şekilde, 5 ilde, kendi
kaynaklarımızı da buna tahsis ettik ve çiftçileri, daha yoğun bir şekilde, bu
ferdî mücadeleye inandırmaya çalıştık. Bazılarında çok başarılı olduk;
ama, bazılarında da bu mücadele
önerimizi reddettiler, kabul etmediler, devlet bu işi yapmalı dediler.
Arkadaşlar, Polatlı
bölgesinde bu konudaki mücadele çok inandırıcı bir şekilde yapıldı. Özellikle,
Kaymakam, İlçe Tarım Müdürü, oradaki sivil toplum kuruluşları, çiftçilerimizi
ikna etme konusunda büyük başarı gösterdiler. Sonuçta, şöyle bir tablo ortaya
çıktı: 2002 yılında Polatlı'da üretilen buğdayın yüzde 40'ı, süne zararlısından
dolayı yemlik olarak satılırken ve çiftçilerimiz yaklaşık yüzde 30-35 oranında
bir gelir kaybına uğrarken, 2003 yılındaki bu mücadelenin sonunda, yemliğe
giden bu buğday miktarı yüzde 10'a düşmüştür. Bu, 25 Haziran ile 15 Temmuz
tarihleri arasında Polatlı borsasına giren 70 000 ton buğday mahsulünün
sonucudur.
Dolayısıyla, bu
bölgede aldığımız bu netice, Türkiye'nin her yerindeki un sanayicileri
tarafından da bilinmektedir ve şu gün Polatlı'da, başta Konya olmak üzere
Türkiye'nin bütün un sanayiinin yoğun olduğu bölgelere buğday sevkıyatı vardır
ve Polatlılı çiftçiler de kendilerine sunulan fiyattan dolayı büyük bir
memnuniyet içerisindedirler; çünkü, buğdaylarını, Toprak Mahsulleri Ofisinin
bir hedef fiyat olarak açıkladığı, müdahale fiyatı olarak açıkladığı fiyatın 40
000-50 000 lira daha üzerinde bir fiyatla çok kolaylıkla satabilmektedirler.
Memnuniyetlerine şahit olma imkânını buldum; kendilerinin de bu husustaki
memnuniyetlerini, tebriklerini almış oldum. Tabiî, sevindirici bir durum. Bu,
aynı zamanda, önümüzdeki yıllarda bizim süne konusunda ne yapmamız gerektiğini
de ortaya koydu.
Ben, tarımla ilgili
milletvekillerimizin, özellikle kırsal kesimle bağı çok güçlü olan
milletvekillerimizin, özellikle, bu mücadelenin, artık, sadece devlete ve onun
yöntemlerine bırakılmaması gerektiği ve çiftçilerimizi, hadiseye, kendi
ürünlerinin değerlerini korumaya ve gelir kayıplarını önlemeye çalışacak
şekilde bir mücadeleye ikna edilmesi konusunda, bize destek vermelerini
diliyorum. Sayın Necdet Budak hocama da bu sorusu için teşekkür ediyorum.
Bir işbirliğinin bu
kadar olumlu sonuçlar vermesi ve taraflara vermiş olduğu moral, benzer
konuların diğer alanlarda da hem yapılmasına hem de ilgili tarafların büyük bir
cesaretle, kararlılıkla bu yönde adım atmalarına imkân verecektir diye
düşünüyorum. İnşallah, önümüzdeki yıl, süne mücadelesi konusu ülkemizde artık
çok fazla telaffuz edilen bir konu olmayacak diye ümit ediyorum.
Mersin
Milletvekilimiz Ersoy Bulut'un, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde
çalışan işçilerimizle ilgili sorusunun cevabı çok kısa ve sonuncusu.
Dolayısıyla, benim, sizin vakitlerinizi artık daha fazla alma imkânım da sona erdi.
Kısaca şöyle diyor: "2002 yılına ait yapılması gereken ikramiye
ödemelerinin ne zaman ödeneceği..." Biliyorsunuz, bu uzunca bir dönem önce
sorulmuş bir soru; ama, bugün kesin cevabı verilecek hale gelmiştir. Bakanlar
Kurulu, bu 26 günlük ilave ikramiye ödemesini bu ayın 14'ünde karar altına aldı
ve dolayısıyla, bu ayın sonunda işçilere ödenmesi kararlaştırıldı. Konuyla
ilgili sorumlu genel müdürlük olan Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğü de bu
ayın 18'inde bütün ilgili kurumlara verdiği bir talimatla, ödemelerin
yapılmasını duyurmuş oldu. Dolayısıyla, işçilerimizin 2002 yılına ait
ikramiyelerinin kalan kısmını almaları da söz konusu olacak. Zaten, bu bilgi de
hepimizin malumu idi.
Ben, sözlerimi burada
sona erdiriyor, hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Soru önergeleri
görüşülen sayın milletvekilleri, yerlerinden kısa açıklama yapmak istiyorlar
ise, sisteme girmelerini rica ediyorum.
Sayın Necdet Budak'ın
sisteme girdiğini görüyorum; buyurun Sayın Budak.
NECDET BUDAK (Edirne)
- Benim üç tane sorum vardı; üçüyle ilgili bazı eksik bırakılan tarafları
açıklamak istiyorum.
Birincisi, süneyle ilgili... Süneyle,
gerçekten, çiftçi mücadelesi başarılı oldu. Bu anlamda ben Sayın Bakanımıza
teşekkür ediyorum; Trakya'da da başarılı oldu. Fakat, benim bu soruyu sormak
istememdeki amaç, önceden önlem alınmasında uyarı anlamındaydı. Bunun yanı
sıra, şu anda Trakya'da buğday rekoltesi çok düşük; 150-200 kilograma düştü.
Bunun nedeni de, bahar dönemindeki kuraklıktı ve tohum çeşitlerinin az
olmasıydı. Trakya'da 20-30 farklı tohum çeşidi kullanılıyor. Tüm Türkiye'de de
tohum sarfiyatı yok ve buğday tohumluğunu kendimiz karşılayamıyoruz. Bunu
başarabiliriz diye düşünüyorum. Bu anlamda çalışmaların yapılması lazım. Yani,
baharda kuraklığa dayanıklı buğday çeşitlerinin teşvik edilmesi lazım.
Ayrıca, buğday
fiyatından memnun olunduğu konusu gündeme getirildi Sayın Bakanımız tarafından.
Trakya çiftçisi 320 000 liradan kesinlikle memnun değil. Son iki hafta köyleri
gezdik. Köylülerimiz memnun değil fiyatlardan. Dünya fiyatlarını da biliyorum.
Devlete de yük olmak istemiyoruz; ama, destek ve teşvik anlamında, tohum,
gübre, mazot anlamında şikâyet var. Bunları dikkate aldığımızda, gerek
araştırma anlamında gerek tohumculuk anlamında buğday konusuna -Türkiye'nin
özgün birinci önemli bitkisi- eğilinmesi gerektiğine inanıyorum.
İkinci olay, ayçiçeği
prim ödemeleriyle ilgili. 85 000 lira fiyat biçildi. Şimdi, bizim, 1 000 000
ton yağ açığımız var. Ülkemizin büyük bölümünde yağlık ayçiçeği tohumu
yetiştirilmesi mümkün; ancak, teşvik edilmesi halinde üretim artabilecek ve
bitkisel yağ açığının kapatılmasına da yardımcı olunması lazım. Yağlı
tohumların, başta ayçiçeği olmak üzere desteklenmesiyle, ülkemizde yaklaşık 900
000- 1 000 000 ton bitkisel yağ üretilebilir hale gelecek. Bu da, Türkiye'nin
toplam tarımsal ürün -ithalat ve ihracat- miktarına eşdeğer. Trakya bölgesi
özellikle ayçiçeği üretimi için elverişli olduğundan, bu ürüne yapılacak
teşvikler Trakya bölgesinde ayçiçeği üretimini önemli oranda artıracaktır. 2002
yılı ortalama üretim maliyeti, kilogram başına yaklaşık 438 000 lira olarak
hesaplanmış olup, buna yüzde 30 refah ya da kâr payı eklediğimizde, bu fiyatın
569 000 lira olabileceği gözükmekte, Trakyabirlik de piyasalar ve dünya
fiyatlarını göz önünde bulundurarak 460 000 lira fiyat ödemiş. Yapılan
hesaplarda 100 000 liradan aşağı olmaması bekleniyordu; sizler 85 000 lira
olarak takdir ettiniz; ancak, ben, burada bir şeye değinmek istiyorum:
Edirne'de, Trakya'da ayçiçeği, çeltik ve buğday, üç ürün... Doğrudan gelir
desteğinin ülkemizde yanlış bir uygulama olduğunu bir kez daha vurgulamak
istiyorum. Özellikle ürün bazında değerlendirdiğimizde ve doğrudan gelir
desteğinin üretilen ürünün kilogram başına desteğini değerlendirdiğimizde
ayçiçeği, çeltik ve buğday eken bir çiftçi eğer doğrudan gelir desteği alacaksa
kesinlikle ayçiçeği ve çeltik ekmek zorunda değil. O zaman buğday çok daha
kârlı olacak; ama, ayçiçeği ve çeltiğe de Türkiye'nin ihtiyacı var, ithalat
yapmak durumunda kalıyoruz. Bu arada çeltikte de bu yıl umarım ithalatı aralık
ayına kadar durdurursunuz; durdurmazsanız çeltik fiyatları geçen seneden farklı
olmaz. Bunun için, doğrudan gelir desteğinin ürün bazında prime dönüştürülmesi
ve ihtiyacımız olan yağ açığımızın kapanması bakımından çok önemli olduğunu
düşünüyorum.
Diğer bir konu da
tarım sigortasıydı. Şu anda, sizin de dile getirdiğiniz gibi, Türkiye'de
çiftçilerin doğal afet durumunda mağduriyetlerini giderecek hiçbir kanun yoktur
ve siz, iktidar olarak, hükümet olarak Acil Eylem Planında bunu çözeceğinizi,
58 inci hükümette, ifade ettiniz; ancak, bu anlamda, ben, çalışmaların
içeriğini sormuştum; herhangi bir önemli gelişme olmadığını görüyorum. Bence,
tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tarım sigortası çok önemli. Maalesef, şu
anda Türkiye'de çiftçiler bu anlamda mağdur. Bunun için, benim önerim, kalıcı
ve uzun vadeli, Tarım Sigortaları Vakfının kurmuş olduğu sistemin de çok yönlü
bir şekilde desteklenmesi; tarım sigortasının sadece kuraklık, don ve sel gibi
büyük afetleri içermesini değil, çiftlik hayvanlarını da kapsaması gerektiğine
inanıyorum.
Yine, üreticilere
prim ödemelerinin, doğal afetlerin meydana gelebileceği üretim ve hasat
zamanına denk getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Genel olarak, tarım
sigortasıyla ilgili düşüncelerim bu.
Küreselleşmenin hızla
geliştiği bu dünyada, acımasız rekabet koşulları var. Ben, genel, Türkiye tarım
politikası anlamında da şunu söylemek istiyorum: Bu rekabet içerisinde, biz,
şunu yapmalıyız; yani, arazi toplulaştırması bir an önce hızlanmalı. Türkiye,
Avrupa Birliğiyle bütünleşecek, rekabet edebileceği ürünleri belirlemeli. Eğer,
biz, buğdayda, Yunanistan'la rekabet edemiyorsak, o zaman, ya ilaç bitkisi
yetiştirelim, rekabet edebiliriz; ya boya sanayii bitkisi yetiştirelim, rekabet
edebiliriz ya da tıbbî bitkiler olabilir, baharat bitkiler olabilir ya da
parfüm sanayii bitkileri olabilir. Avrupa'yla, biz, bu bitkilerle rekabet
edebiliriz. Ben, buradan, hükümete bir katkı olması anlamında bunları söylüyorum.
Bunların politikasını geliştirirsek, dünya piyasalarıyla daha rahat rekabet
edebiliriz.
Amerika, Avrupa
Birliği ve Dünya Ticaret Örgütünün kıskacı altında, Türkiye tarımı kilitlenmiş
durumda; göç var, istihdam problemi var. Bunları köklü bir devlet politikası
haline getirmemizde yarar olduğunu düşünüyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Budak.
Buyurun Sayın Bulut.
ERSOY BULUT (Mersin)
- Sayın Bakanımıza, çok samimî itirafları için teşekkür ediyorum.
Doğal afetlerden
zarar gören çiftçilere yasal olarak ya da kaynak ayırma, herhangi bir yardım
yapma şanslarının bulunmadığını çok samimî bir şekilde ifade ettiler. Ancak,
Sosyal Yardımlaşma Fonundan; yani, mahallî tabirle, fakir fukara fonundan bir
yardım verilebileceği söylendi.
Şimdi, aslında, ben,
bu önergeyi verirken düşündüğüm şuydu: Fındık üreticisi, gerçekten bizim için
çok önemli. Zaten, üretici denildiği zaman, biz, hep üreticileri severiz; yeter
ki üretici olsun, üretken olsun. Hatta, ben, şahsen, üç dört yıldır evine
fındık yağından başka yağ sokmayan biri olarak fındığa özel önem veririm, özel
değer veririm. Fındığa verilen doğrudan gelir desteğinin, dekar başına, 500
dekara kadara kadar olan arazilerde, 25 000 000 liraya çıkarılmış olması memnuniyet
verici bir şey; ama, 2001 yılında, 12 700 hektar alanda, 100 köyde 6 700 çiftçi
ailesinde, korkunç denecek oranda iki defa üst üste 2001 yılı sonbaharında
Mersin İlinde vuku bulan sel felaketinden, büyük zarar gören çiftçilere devlet
yardım elini uzatmamıştı ve bu nedenle, 2002 yılında Mersin'de sebze üretimi
yok denecek kadar azdı.
Şimdi, böylesine bir
desteğe muhtaç olan sebze üreticileri, Mersin'deki özellikle benim çiftçi
arkadaşlarım, fındık için dekar başına 25 000 000 doğrudan gelir desteği
çıkarılırken "Mersin'de zarar
gören sebze üreticilerine de ödenir" denilseydi, bu kâğıt üzerindeki ifade
bile onlara yetecekti. Gerek Ziraat Odalarından gerekse Mersinli çiftçiler bana
"bizim sebze üreticisi olmamız günah mı ki, böylesine bir şeyde biz yer
alamıyoruz?!" dediler.
Sayın Bakanım,
biliyorsunuz; ülkemizde sebze 780 -790 000 hektar alanda üretilmekte ve üretim
ise, ortalama, 22 000 000 ton civarında olmaktadır. Bu haliyle, kişi başına
üretim oldukça düşüktür. Diğer besin maddelerine oranla, özellikle, yaz
aylarında oldukça ucuz olması, geniş halk kitlelerinin sebze tüketimine
yönelmeleri, sağlıklı beslenmede de temel olması nedeniyle sebze üretimi daha
da önem arz etmektedir. Bu aşamada yapılacak olan, gerek ihracat kapasitesini gerekse
yurtiçi tüketimini artırmak, yani, halka daha ucuz ve daha kaliteli sebze
sunabilmek adına üreticilerin desteklenmesidir. Mevsimsel olaylardan dolayı
uğradıkları gelir kayıplarını ortadan kaldırmak, bir sonraki üretim yılına onları
hazırlamak, halka ucuz ve kaliteli sebze temin etmek, yani, üretim aşamasında
hormon ve benzeri aparatların kullanımını aza indirgemek amacıyla, sebze
üreticilerinin desteklenmesi yaşamsal önem arz etmektedir. Toplumsal beslenme
açısından da çok önemli yeri olan sebzenin, geniş tüketici kitlesine kaliteli
ve ucuz olarak ulaşımı için, üretim aşamasında, yani, onu üretenin
desteklenmesi gerektiğine inancımı bir daha tekrarlamak istiyorum ve bundan
böyle, zaten, doğrudan gelir desteğinin de 2003 yılında kaynağı olduğunu
sanmıyorum, fındığa da bir şey verileceğini yine sanmıyorum; ama, sebze
üreticilerini de hiç olmazsa kâğıt üzerinde unutmayalım lütfen.
Diğer soruma
verdiğiniz cevap için teşekkür ediyorum; ama, tabiî ki...
BAŞKAN - Sayın Bulut,
bunu kısa tutuyorsunuz değil mi; çünkü, 4 dakika oldu.
ERSOY BULUT (Mersin)
- Çok kısa efendim, bu bitiyor.
Alata Bahçe
Kültürleri Araştırma Enstitüsündeki işçilerimizin 2002 yılındaki 26 yevmiyelik
ikramiyeleri ödenmemişti; ama, Sayın Bakan, ayın 14'ünde bir karar alındığını
ve bu ayın sonuna kadar ödeneceğini kesin dille ifade ettiler; o nedenle, çok
geç olmasına rağmen işçiler adına teşekkür ediyorum ve bundan böyle, bir daha
tekrar etmemesini diliyor, saygılar sunuyorum.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bulut.
Sayın Bakan, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, milletvekili arkadaşlarım; tarımla
ilgili konular, tabiî ki, çok rahat konuşabileceğimiz, sorunları çok olan bir
alan. Dolayısıyla, Sayın Necdet Budak'ın, değişik konularla ilgili soruları başta
olmak üzere, yine, Mersin Milletvekilimiz Sayın Ersoy Bulut'un ilave
açıklamalarına teşekkür ediyorum. Birkaç ana noktayı belirterek, ben de
kendilerine kısaca cevap vermeye çalışacağım.
Arkadaşlarım, evvela,
tarımla ilgili konularda, en az son yirmi yıldır ihmal edilen, ertelenen,
zamanında alınmayan tedbirlerden dolayı sektörümüzün büyük bir sıkıntı
içerisinde olduğunu biliyoruz. Biz, bu sekiz aylık icraat döneminde, bunları
çözdük, bunları büyük ölçüde çözdük, bunların hiçbir tanesi kalmadı gibi bir
ifadenin de elbette sahibi değiliz. Bu sektördeki sorunlar bu kadar kısa süre
içerisinde çözülebilecek kadar kolay olsaydı, zaten, bunlar, sorun olarak
karşımızda durmazdı; ama, bir enerji, bir eğitim, bir kültür veya bir başka
alanda toplumsal ihtiyacı karşılama durumunun, aciliyeti ve benzeri sebeplerden
dolayı ertelenemeyen yönüne karşılık, tarımda gerek ilgili kesimin örgütsüzlüğü
gerekse kendilerini ifade etme konusundaki mevcut durumları, bu alandaki
sorunların ertelenmesine imkân veriyor ve dolayısıyla, gecikmeler de daha çok
benim sektörümle ilgili oluyor. Dolayısıyla, bu konudaki sorunları dile getiren
tüm arkadaşlara teşekkürlerimi ifade ediyorum; çünkü, bu, kamuoyunun konu
hakkında bilgi sahibi olmasına imkân veriyor ve hiç olmazsa, çiftçilerimizin
derdinin ne kadar yaygın bir şekilde fark edildiğini, çözümler üretilmeye
çalışıldığını onlara duyurmak bakımından da önemli.
Ben, Sayın Necdet
Budak'ın konuşmasını bir bütün olarak değerlendirdiğimde, o kadar önemli
şeylerden bahsetti ki, elbette, bizim, tarımla ilgili sorunları çözmemiz, bir
üretim planlaması yapacak kadar sektörle ilgili bilgileri derlememizi,
toplamamızı gerektirmektedir. Kendisi de ondan bahsetti; ancak, çok iyi bildiği
gibi, ülkemizin başka alanlarında da olduğu şekilde, tarımda üretim
planlamasını, teorik olarak faydasını ifade etmekten öteye, fiilen gerçekleştirme
konusunda ne kurumsal olarak ne de bilgi bazında gerekli verilere sahip
değiliz; dolayısıyla, halen süren çiftçi kayıt sisteminin de bize kazandıracağı
en büyük katkı bu olacaktır. Bunu yaptığımız anda, yapabildiğimiz anda, Türkiye'de,
tarımla ilgili birçok sorunu da çözeceğiz. Hepimiz biliyoruz ki, Türk tarımında
en temel sorunlardan bir tanesi, üretim artışını dengeleyecek bir talep
genişlemesini sağlamak meselesidir. Hangi üründe, hangi mevsim, bir miktar artış
olduğunda sorunların çıktığına şahit olmadık; bazı ürünlerde, yüzde 10'luk bir
artış, o ürünlerin fiyatlarını yarı yarıya indirir. Bu, sektörün tabiatından
gelen bir şeydir. Bu kadar hassas olan bir sektörde üretim planlamasını yapabilmek
demek, evvela, ne kadar alanda, hangi ortalama verimle ve hangi şartlar
içerisinde üretim yapıldığının bilinmesi demektir ve bu, tabiî, uzun bir
hazırlığı gerektirir. Ben, daha önce de ifade ettim; eğer, iktidar dönemimizde,
tarımla ilgili hiçbir şey yapmasak ve sadece, çiftçi kayıt sistemini tamamlasak
ve üretim planlaması yapabilecek bilgiler "evet, hazır" desek,
inanın, Türk tarımına, bundan daha büyük hizmet olmaz. Bu konuda adımlar
atıyoruz, toplamaya çalışıyoruz, yüzde 65 oranında bir bilgiye ulaşmış
durumdayız ve dolayısıyla, Sayın Necdet Budak'ın o ifade ettiği konuların
çözümü kısa vadeli çözümler değildir.
Destekler konusunda,
şu gün uyguladığımız destekler, elbette, AK Parti Grubunu da tatmin eden
destekler değildir, çiftçilerimizi de tatmin eden destekler değildir; çünkü, bu
destekler, âdeta, bizim kendi ulusal planımızın bir parçası da değildir,
uluslararası kuruluşlarla birlikte kabul ettiğimiz bir anlaşmanın gereğidir ve
doğrudan gelir desteği, bu haliyle, 2004 yılı sonuna kadar da uygulanmak
durumundadır. Elbette, bölgesel ve ürün bazında bunu farklılaştırmak zorundayız
ve üretime vermek durumundayız, kayıt altına almak durumundayız; dolayısıyla,
bu konudaki iyileştirme yönündeki çalışmalarımızı ve bu konudaki gelişmeleri
sizin takdirlerinize sunacağımız günler olacaktır.
Tohumculuk konusunda
Sayın Necdet Budak'ın söylediği ifadeler, özellikle tahıl grubu için,
kendilerinin söylediği gibi, çok karamsar değildir. Tohumculuk konusunda,
Türkiye'deki çalışmalar oldukça tatmin edicidir ve Türkiye'de tohum konusundaki
temel sorun, ürettiğimiz tohumları çiftçilere kullandırma konusundaki
ihmalimizdir ve başarısızlığımızdır. Türkiye, yıllık 600 000 ton buğday
tohumluğunu kullanması gerekirken, fiilen 50 000 ton kullanmaktadır ve
dolayısıyla, Türkiye'deki tahıl üretimi, buğday üretimi, sadece bu sebeple,
büyük ölçüde sorunlar çıkarmaktadır; verim düşüktür, hastalıklara karşı çok
dayanıksızdır ve birkısım aranan nitelikler bakımından eksik çıkmaktadır ve
Türkiye, aslında net bir tahıl ihracatçısı ülke olmasına rağmen, birkısım
özellikleri olan buğdayları ithal etmek zorunda kalmaktadır; ama, tohumculuk
konusundaki bu problemin araştırma geliştirme safhası tamamlandığı için, sadece
piyasa düzenlemesi açısından bu konudaki açıklığı telafi edeceğiz ve 2003
yılında, sertifikalı tohumluk kullanımını 4 misli artırmayı hedefliyoruz; buna
ulaşacağımızı tahmin ediyorum. Bu, hepimiz açısından çok sevindirici bir netice
olacaktır.
Tarım ürünleri
sigortası konusundaki temennilerine katılıyorum. Bu konuda, elbette bir gecikme
söz konusu; ama, 2003 yılında mutlaka çıkarmalıyız. Biz, bu hususta, teşvik
edici, sorumlu kuruluşu daha hızlandırıcı yönde rolümüzü oynuyoruz.
Sayın Necdet Budak,
şu anda salonda değil herhalde; evvela, buğday fiyatları konusunda söylediği
görüşler ile çiftçilerimizden doğrudan gelen düşünceler, ifadeler, açıklamalar
tam çakışmıyor. Ben, bu hususta, çiftçilerimizin memnuniyetini bir tek rakamla
size açıklayacağım: Toprak Mahsulleri Ofisi, bu ülkede, zaman zaman milyonlarca
ton buğday aldı; maksimum rakamın 8 000 000 ton olduğu yıllar oldu. Hasat
döneminin yarısını geçtik, sadece İç Anadolu'da ve başka bölgelerimizde biraz
kaldı, yani yüzde 65 noktasına geldik; Toprak Mahsulleri Ofisinin aldığı buğday
miktarı 150 000 tonun altındadır arkadaşlar. Çiftçi, bize, peşin olduğu halde,
niye buğday satmıyor; serbest piyasada bunun çok üzerinde buğday sattığı için.
Dolayısıyla, bu konuda, çiftçilerimiz açısından, 2003 yılı, kesinlikle olumsuz
bir yıl değildir ve alınan bütün geri bilgiler, kendilerinden intikal eden
bilgiler de bunu doğrulamaktadır.
Mersin
Milletvekilimiz Sayın Ersoy Bulut'un ifade ettiği konularda kendilerine
katılıyorum. Biz, tabiatın birkısım gelişmelerine karşı, risklerine karşı
koruyamadığımız çiftçileri koruyacak bir yöntem geliştirmeliyiz. Başka
sektörler bu konuyu daha kolay çözebilirken, tarım, her zaman bir tehlikeye
maruzdur ve bunlar büyük zararlara sebep olmaktadır. Zaten, organize olmuş
ülkeler, gelişmiş ülkeler, bu konuda tedbirleri tarım sektörüne de yansıtmakta
ve bu faaliyeti sürdüren çiftçilerin gelir kaybını telafi edecek bir mekanizma
bulmaktadırlar. Geçmişte bununla ilgili birkısım araçları bu toplum üretmiş;
ancak, hepimizin bildiği gibi, bu araçları çok iyi işletemediğimiz için, hatta
birkısım istismarlara vesile olduğu için, içine düştüğümüz kriz döneminde,
dıştan gelen etkiyle bunlar kaldırılmıştır. Yenisini, etkin kullanılanı bulmak
zorundayız; daha şeffaf bir işleyişi kendilerine sunmak durumundayız. Aksi
halde, tarımsal faaliyeti, insanlarımızın, bütün bu tabiat şartlarından meydana
gelecek zararları da telafi edecek şekilde sürdürmeleri, işletme ölçeğinin bu
kadar küçük olduğu bir faaliyet alanında, mümkün değildir.
Hepinize tekrar
saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Sayın
milletvekilleri, gündemimizin "Sözlü Sorular" bölümünün 4, 8, 9, 12,
13, 21 ve 27 nci sıralarında yer alan sözlü soru önergeleri
cevaplandırılmıştır.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S.
Sayısı : 152)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Tasarısı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısının geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz
gelmediğinden, tasarıların görüşmelerini erteliyoruz.
Su Ürünleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İçişleri; Tarım, Orman ve
Köyişleri ve Adalet Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.
3. - Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ile İçişleri; Tarım, Orman ve Köyişleri ve Adalet Komisyonları
Raporları (1/407) (S. Sayısı: 125) (1)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 125
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili Sayın
Mehmet Mehdi Eker; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
(1) 125 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
AK PARTİ GRUBU ADINA
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum
adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de, su ürünleri, önemli
hayvansal protein kaynakları arasında sayılmaktadır. Birçok yönüyle üstün
değere sahip olan bu ürünler, gerek ülkemizin hayvansal protein açığının
giderilmesine gerekse halkın beslenme alışkanlıklarının sağlıklı bir doğrultuda
değiştirilmesine katkıda bulunabilecek kıymetli birer besin kaynağıdır.
Değerli arkadaşlar,
su ürünleri, bitkisel üretim, hayvansal üretim ve ormancılık yanında, tarım
sektörünün dört alt sektöründen birini teşkil etmektedir. Beslenmenin yanı sıra
sanayie hammadde temin etmesi, istihdam yaratması ve ihracat potansiyelinin
yüksek olması nedeniyle, bu sektör, ekonomimize önemli katkılar sağlamaktadır.
Üç tarafı denizlerle
çevrili ve önemli iç su kaynaklarına sahip olan ülkemiz, bu imkânlarıyla, büyük
bir su ürünleri potansiyeline sahip bulunmaktadır.
Su ürünleri üretim
alanlarımız, 26 000 000 hektarı aşmakta, bu büyük üretim alanıyla, orman
alanlarından fazla, tarımsal alanlarımıza yakın bir potansiyel oluşturmaktadır.
Yalnızca deniz kıyılarımızın uzunluğu 8 333 kilometreyi bulmaktadır. İlave
olarak, 200'ü aşkın doğal göl, 159 adet baraj gölü, 1 000 civarında gölet ve
172 000 kilometre uzunluğa sahip akarsu varlığıyla zengin bir iç su kaynağımız
bulunmaktadır.
Denizlerimizin ve iç
sularımızın farklı ekolojik yapılarda olması, su ürünlerinde, tür çeşitliliğini
de beraberinde getirmektedir. Ülkemiz sularında, yaklaşık 500 civarında tür
bulunmakta, bunlardan 100'ünün ekonomik olarak avcılığı ve üretimi
yapılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; halen, avcılık, yetiştiricilik, işleme ve değerlendirme alanlarında
olmak üzere, yaklaşık 250 000 aile, geçimini balıkçılık faaliyetlerinden
sağlamaktadır. Bu rakamlara, su ürünleri sektörünün yan sanayi ve pazarlama
kanallarında çalışan nüfus dahil değildir. Keza, ülkemizde, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış, 3 000 kadarı iç sularda olmak üzere,
toplam 22 000 adet balıkçı gemisi, üretim faaliyetlerinde kullanılmaktadır.
Avcılık ve
yetiştiricilik girdilerini sağlayan ve bunların ticaretiyle uğraşan nüfus da
dikkate alındığında, sektörün istihdama ve ekonomiye olan katkısının ne denli
büyük olduğu daha kolay anlaşılacaktır.
Yukarıda arz ettiğim
potansiyelden, yıllık olarak elde ettiğimiz su ürünleri miktarı 630 000 ton
civarındadır. Bu üretimin yüzde 83'ü denizlerden, yüzde 10'u yetiştiricilikten,
yüzde 7'si ise iç sularımızdan elde edilmektedir.
Ülkemiz su ürünleri
üretim miktarıyla, Akdeniz ülkeleri arasında 3 üncü, dünya ülkeleri arasında
ise 32 nci sırada yer almaktadır. Bu yerimizi muhafaza edebilmemiz, mevcut
kaynaklarımızın korunması ve bunun yanında, üretimin sürdürülebilir nitelikte
olmasıyla mümkündür. Bu nedenle, mevcut su ürünleri potansiyelimizden en iyi
şekilde yararlanmak, yararlanırken de su ürünleri kaynaklarımızı korumak, temel
ilkelerimiz arasında yer almalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
bu noktadan hareketle, su ürünlerinde, avcılıktan daha çok yetiştiriciliğe önem
verilmesi gerektiğine işaret etmek istiyorum. Ülkemizde, su ürünleri
yetiştiriciliği yapan onaylı işletme sayısı 1 850 civarındadır. Bunların üretim
kapasitesi ise, 100 000 ton dolayındadır. Bu işletmelerin yüzde 60'ını, yıllık
üretim kapasitesi 50 tonun altındaki işletmeler oluşturmaktadır. Bununla
birlikte, son yıllarda onaylanan işletmelerin ortalama yıllık üretim kapasitesi
500 tondan fazladır. Bu da, artık, müteşebbisimizin endüstriyel anlamda entegre
tesis kurmaya başladığını göstermektedir ki, sevindirici bir gelişmedir.
Değerli arkadaşlar,
Avrupa Birliğiyle entegrasyon çalışmalarının hız kazandığı günümüzde, su
ürünleri işleme ve değerlendirme tesislerinin teknik ve hijyenik şartlara uygun
olarak kurulması, işleme ve değerlendirme işleminin sıhhî şartlarda
gerçekleştirilerek, insan tüketimine uygun, kaliteli ve güvenli su ürünlerinin
iç ve dış pazara sunulması büyük önem taşımaktadır. Bu gelişmeler sağlandığı ve
bu şartlar yerine getirildiği takdirde, halen 100 000 000 dolar civarındaki su
ürünleri ihracatımızı azamiye çıkarmak mümkün olabilecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı konusu su ürünleri sektörünün
sorunlarının çözülmesi, öncelikle, sağlıklı bir teşhis yapılması ve buna uygun
politika ve tedbirlerin alınarak hayata geçirilmesiyle mümkündür. Su ürünleri
sektörünün geliştirilmesi, her şeyden önce, bu hizmetlerin yürütüleceği bir
kamu yapılanmasına, bu yapıya destek sağlayacak üretici teşkilatlanmasına ve
bunların tabi bulunduğu yasal düzenlemelere bağlıdır.
Ülkemiz balıkçılık
politikasının Avrupa ortak balıkçılık politikası mevzuatına uyum çalışmaları
vesilesiyle de görülmüştür ki, Avrupa balıkçılık sisteminde en önemli
destekler, idarî ve yapısal alanlarda kullanılmaktadır; bir yanda, balıkçılık
stratejisini oluşturan ve etkin kontrol hizmetlerini yürüten bir kamu
örgütlenmesi, diğer tarafta, avcıyı, yetiştiriciyi ve sanayiciyi bünyesinde
barındıran bir üretici örgütlenmesi ve bu kuruluşların hizmetlerini etkin hale
getiren malî ve yapısal destek ve kaynaklar.
Değerli arkadaşlar,
bu entegrasyonun ülkemiz balıkçılık sistemi için de kurulması ve işletilmesi
önem kazanmaktadır. Bu anlamda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesindeki su
ürünleri hizmetleri gözden geçirilmeli; bu idarî yapı, başta kontrol tekneleri
ve bütçe imkânları olmak üzere güçlendirilmelidir. Artık, uydudan izleme
programlarının devrede olduğu günümüzde kaçak avcılık, balıkçı tekneleri ile
Bakanlık ve Sahil Güvenlik Komutanlığının ilgili birimleri arasında kurulan
iletişim ve elektronik sistemlerle takip edilmelidir. Halen bu amaçla
Bakanlığın ve Sahil Güvenlik Komutanlığının elinde bulunan araç ve gereç,
ihtiyaca yeter hale getirilmelidir.
Avlanan balıkların
kayıt altına alınması ve pazarlama kanallarında kalite ve sağlıklı ürün
dolaşımının gerçekleşebilmesi için, karaya çıkış noktalarında bilgi akış
sistemleri kurulmalıdır. Bugün, 246 adet balıkçı barınağı, balıkçı teknelerimize
hizmet vermektedir; ancak, bunların çoğu, geçmiş dönemlerde, maalesef, siyasî
yaklaşımlarla programa alınmış, ödenek yetersizliği nedeniyle çoğu öngörülen
zamanda tamamlanamamış, bitirilenlerin de altyapıları yetersiz kalmıştır. Bu
balıkçı barınaklarının yeniden ele alınarak altyapıları ve işleyiş sistemleriyle
daha rasyonel hale getirilmesi, hizmetlerin sağlıklı olarak yapılması açısından
son derece önemlidir.
Değerli arkadaşlar,
balıkçı teknelerimiz için Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca uygulanan bir kayıt
sistemi mevcuttur. Bu sistemin daha da geliştirilmesi, tüm av ürünlerinin kayıt
altına alınarak kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin önlenmesi esastır. Su
ürünlerinin toptan ve perakende satışının yapıldığı yerleri disipline eden,
kaliteli ve sağlıklı ürünlerin satışını mümkün kılan ilgili Tarım Bakanlığı yönetmeliğinin
tam olarak uygulanması, balıkçılığımız için önemli faydalar sağlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; malumunuz olduğu üzere, balık, çok değerli bir besin; ama, aynı
zamanda da çok çabuk bozulabilen bir üründür. Bu nedenle, bu sektörde, soğuk
muhafazanın, işleme ve değerlendirme tesislerinin önemi büyüktür. Ülkemizde,
son yıllarda, su ürünleri işleme ve değerlendirme sanayii çok büyük bir gelişme
göstermiştir. Halen, 125 adet balık işleme ve değerlendirme tesisi, konserveden
fümeye kadar çok geniş bir ürün yelpazesi içinde ürün işlemekte ve bunların
büyük bir kısmı ihraç edilmektedir. Katmadeğer yaratılması ve yöresel istihdam
yaratması açısından bu gibi tesislerin desteklenmesi ve teşvik edilmesi, keza,
balıkçılığımızın gelişmesi için çok önemlidir.
Değerli arkadaşlar,
son yıllarda, ülkemizde, yeni balık türlerinin besiciliği gündeme gelmiştir. Mesela,
orkinos besiciliği bunlardan biridir. Denizlerde balıkçılar tarafından
yakalanan orkinoslar ağ kafeslerde beslenmekte, belli bir ağırlığa ulaştırılıp
değer yaratılarak, tamamı Japonya'ya ihraç edilmektedir. 2002 yılında ülkemizin
yalnızca orkinos ihracatından sağladığı gelir 30 000 000 dolardır.
Yetiştiricilikte yeni
türlerin devreye girmesi, bu amaçla araştırma çalışmalarının artırılması
zorunludur. Bugün, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı üç araştırma
kuruluşunun yanı sıra, yirmiye yakın üniversite ve bilim kuruluşumuzda avcılık
ve yetiştiricilik araştırmaları yapılmaktadır. Aynı zamanda, bu
kuruluşlarımızda lisans ve lisansüstü eğitim verilmektedir. Şüphesiz, deniz
araştırmaları, büyük bütçe ve yetişmiş eleman gerektirmektir. Bu nedenle, özel
sektör, Bakanlık ve üniversite arasında işbirliği sağlanarak araştırma
geliştirme faaliyetleri için yeterli iç ve dış kaynak temin edilmesi
gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kültür balıkçılığının gelişmesi için, deniz alanlarına ilişkin
kullanım planları ve kıyı yönetim programları devreye sokulmalı; turizm, çevre
ve kültür varlıkları çatışması sona erdirilmelidir. Özellikle, son iki yıldır
balık çiftliklerinin koylardan uzaklaştırılarak açık sulara taşınması, yani off
shore üretimi, balıkçılık ve turizm çatışmasını büyük ölçüde önlediyse de, SİT
alanlarıyla ilgili daha çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
oysa, ülkemizde, kültür balıkçılığı için çok büyük bir potansiyel vardır ve bu
alana yatırım yapmak isteyen pek çok girişimci de vardır; ancak, 11 ayrı kamu
kuruluşundan izin almak gibi bir sürecin içine girmek zorunda kalan bir
yatırımcı, ilk aşamada, birçok zorlukla karşılaşmaktadır. Buna karşı, aynı
denizi paylaştığımız Yunanistan'da ise, kültür balıkçılığı yatırımlarının yüzde
60'dan fazlasının devlet tarafından desteklendiğini, her türlü kolaylığın
gösterildiğini hatırda tutmakta yarar vardır.
Bütün sektörlerin
olduğu gibi, su ürünleri sektörünün de sorunlarını ve çözüm yollarını bilen AK
Parti Hükümeti, hazırladığı acil eylem planında kültür balıkçılığının
geliştirilmesi gerektiğini vurgulamış ve gerekli tedbirler konusunda
çalışmaları başlatmıştır.
Değerli arkadaşlar,
su ürünleri üretimi bağlamında üzerinde önemle durmamız gereken bir konu da,
GAP Projesinin yarattığı su kaynaklarından balıkçılık alanında da
yararlanmaktır. Güneydoğu Anadolu Projesi, ülkemizin iç su balıkçılığında,
gelecekte önemli rol oynayacak büyük bir potansiyeldir. Bu bölgede bulunan
baraj göllerinden ve akarsulardan, hem avcılık hem de yetiştiricilik alanında
yararlanacağız. Buradan elde edilecek su ürünleri, yöre halkının hayvansal protein
ihtiyacı açığını gidereceği gibi, bölgesel kalkınmaya ve istihdama da katkıda
bulunacaktır.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; şüphesiz, tüm bu çalışmalar, başta malî kaynak olmak üzere, imkân
gerektirmektedir; ancak, bundan da daha önemlisi, doğru teşhisle doğru
politikalar ortaya koymak ve bunları kararlılıkla uygulamaktır. AK Parti olarak
biz, bu kararlılığa sahibiz ve sektörün gelişmesi için her türlü çabayı
göstererek, yatırımcılarımızın önünü açacağız.
Değerli
milletvekilleri, su ürünleri sektörümüzün geleceği çerçevesinde alınacak
tedbirler içerisinde en önemli konulardan biri de, balık stoklarımızın
korunması ve rasyonel bir şekilde işletilmesidir. Kaynaklarımızın tahrip edilmeden
verimli bir şekilde kullanılması, sürdürülebilir ve sorumlu bir balıkçılık
faaliyetinin yapılması, öncelikli düşüncemizdir; çünkü, çok iyi biliyoruz ki,
bütün kaynaklarda olduğu gibi, su ürünleri kaynağımız da sonsuz ve sınırsız değildir.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; unutulmaması gereken bir konu da, avlanan su ürünlerinin biyolojik
bir varlık olduğu hususudur ve bütün canlılar gibi su ürünlerinin de, neslinin
devam etmesi için korunmaya ihtiyacı vardır. Bu da, devlet ve toplum olarak
bizim görevimizdir. Su ürünleri stoklarımızı korumak, avcılığı düzenlemek,
üretim ve kontrol aşamasında yürütülecek faaliyetleri disipline etmek üzere,
1971 yılında 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu çıkarılmıştır. 1986 yılında bazı
maddeleri revize edilen bu kanun, dünyada ve ülkemizde gelişen şartlar
karşısında, bugün, yetersiz hale gelmiştir. Avrupa Birliğine uyumun söz konusu
olduğu bugünlerde, bu yetersizliği giderici bazı değişikliklerin yapılması
zorunludur. İşte, önümüzdeki tasarı, bu çabanın bir ürünüdür değerli
arkadaşlar.
Kanun tasarısıyla
getirilen en önemli değişiklikler, cezaî hükümlerde olmuştur. 1380 sayılı
Kanunun 36 ncı maddesinde yer alan para cezaları, günümüz şartlarına göre
artırılarak yeniden düzenlenmiş ve ceza uygulamalarında idarî para cezası
uygulamasına geçilmiştir. Daha önceleri mahkeme kararlarıyla uygulanan ve
mahkemelerimizin iş yoğunluğu nedeniyle uzun süreler alan ve bu nedenle de
caydırıcı olamayan sistemden, ağır cezalar hariç olmak üzere vazgeçilmiş,
Trafik ve Çevre Yasalarında olduğu gibi, kaçak avlanan veya kanun maddelerini
ihlal edenler için anında para cezası ödemesi uygulaması getirilmiştir.
Ayrıca, caydırıcı
olması açısından, aynı suçları üst üste işleyenler için, avcılık ruhsatlarının
iptali ve mevcut cezaların artırılarak uygulanması hükmü getirilmiş; elkonulan,
zapt ve müsadere edilen su ürünleri ve avlanma araç ve gereçleri için
uygulanacak işlemler, yoruma meydan vermeyecek şekilde netleştirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu kanun tasasıyla getirilen en önemli değişikliklerden biri
de, gerçek bir üretim faaliyeti olan su ürünleri yetiştiriciliği, bir başka
ifadeyle, kültür balıkçılığı konusundadır.
Bilindiği gibi,
ülkemizde kültür balıkçılığı, özellikle son onbeş yılda büyük bir gelişme
göstermiş ve 5 000 ton olan yıllık üretim 65 000 tona çıkmıştır. AK Parti
hükümeti 2003 yılı mayıs ayında aldığı bir kararla, hayvancılık desteklemeleri
içerisine kültür balıkçılığını da ilave etmiş ve çipura, levrek balığında
kilogram başına 153 000, alabalıkta ise kilogram başına 90 000 lira destekleme
primi öngörmüştür. Hedefimiz, kısa zamanda bu üretimi 100 000 tona, ihracatını
ise 90 000 000 dolara çıkarmaktır.
Bu alanda ülkemizde
önemli bir girişim talebi vardır. Çevre, turizm ve diğer kullanıcılarla
birlikte, bir bütün ve entegrasyon içerisinde, denizlerimizden ve iç
sularımızdan kültür balıkçılığı anlamında yararlanmak gerekir. İşte, bu yeni
tasarıyla, kültür balıkçılığı işlemleri disipline edilmekte ve uygulamaya
ilişkin bir yönetmeliğin çıkarılması amaçlanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sonuç olarak, bu kanun tasarısı, ülkemizdeki su ürünleri
kaynaklarının korunması, daha rasyonel kullanılması ve balıkçılığımızın
geliştirilmesi için gerekli olan düzenlemelerin yapılmasını öngörmekte ve bu
anlamda, yıllardır gündeme gelen -ancak, bir türlü gerçekleşmeyen- birçok
sorunu da çözmeyi amaçlamaktadır.
Bu sebeple, tasarıyı
destekleyeceğimizi belirtir; bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli üyelerine
saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Eker.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Feridun Baloğlu; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Su
Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak için, söz almış
bulunuyorum. Genel Kurulumuza saygılar sunuyorum.
Önümüzdeki bu
değişiklik tasarısıyla, yasanın 13, 21, 23, 32, 33, 34 ve 36 ncı maddeleri
değiştirilmekte; yani, toplam 7 maddesi değiştirilmekte; ayrıca, yasaya bir ek
madde konularak, yasanın 36 ncı maddesindeki cezaların hangi organlar
tarafından verileceği belirlenmektedir.
Düzenlemelerin bir
zorunluluktan kaynaklandığı ifade ediliyor. Gerçekten de, 1380 sayılı Su Ürünleri
Kanununa aykırı eylemlerin izlenmesi, suç işleyenlerin yakalanması ve
cezalandırılmaları önem taşımaktadır. Bu konuda görev, 2692 sayılı Yasayla,
Sahil Güvenlik Komutanlığına verilmiştir.
Su Ürünleri Yasasının
36 ncı maddesi, ceza hükümlerini düzenlemektedir. Yasanın yürürlük tarihi
1971'dir. Aradan oldukça uzun bir süre geçmiştir. Son otuz yılda enflasyonun
Türk parasında yarattığı tahribatı düşünürsek, para cezalarının çok düşük bir
düzeyde kaldığı anlaşılmaktadır; caydırıcı etkisi de kalmamıştır. Bu
düzenlemelerle bu giderilmektedir.
Aslında, yasanın
hâkim özelliği, sadece bu düzenlemelerdir. Bir tarif var; bir de, cezalara
ilişkin yeni düzenlemeler var. Ayrıca, yasak yöntemlerle avcılığa ve
yabancılara ilişkin hükümlerde yer alan cezalar da korunmuştur; ancak, bunların
dışında yer alan cezalarda, idarî para cezasına dönüştürme yolu seçilerek, ceza
siyaseti açısından yeni bir tercih öne çıkarılmış gibi görünmektedir.
Tüm bu düzenlemelerin
amacı, su alanlarımızı korumaktır, bu alanların, tüm halkımızın ortak değeri
olduğunu belirtmektir. Ancak, bu amaca ulaşılması konusunda, yasa tasarısının
yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bu şekliyle destekliyoruz; ama, yeterli
görmüyoruz. Bu nedenle, arkadaşlarımız, yasa tasarısına temelde katılmakla
birlikte, belirli maddelerde değişiklik önergeleri vereceklerdir. O önergelere,
iktidar partisi grubu da yeterli desteği verirse, ilgi gösterirse, yasanın daha
iyi bir biçimde çıkması imkânının doğacağını düşünüyorum.
Su alanları, su,
insan, su ürünleri gibi kavramları bir arada düşünmek gerektiğini
unutmamalıyız. Su alanlarını korumaya gösterdiğimiz çabanın yanında,
insanlarımızı da unutmamalıyız. Balıkçılar ve özellikle küçük balıkçıların
içinde bulunduğu çok zor koşulları, burada, uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Hepimiz siyasetle ilgileniyoruz ve balıkçılar, bu halkın bir parçası olarak,
emekçi halkın bir parçası olarak her zaman ilgimizi çekmiştir, çok sayıda şiire
konu olmuşlardır; ama, yeterli ilgiye muhatap olamamışlardır.
Balıkçılığı sadece
bir hobi olarak yapanlar, balıkçıların çektiği acıları yeterince anlayamayabilirler;
çünkü, bir tarafta, emeğini ortaya koyarak yakalayacağı balığı satmak, onun
karşılığında yaşamak kaygısı vardır, öte tarafta, bir hobi vardır, bir zevk
vardır. O yüzden, ıstırap haline dönüşen bu uğraşın, daha yeni koşullar içinde
değerlendirilmesi, balıkçıların sorunlarının çözümlenmesi gerekir diye
düşünüyorum.
Türkiye'de,
balıkçıların büyük bir bölümü, kazanabilecekleri parayla, yaşama şartlarını
olumlu yönde geliştiremiyorlar. Nedeni açıktır. Bugün, mazot girdilerinde çok
önemli bir yükseliş vardır. Ayrıca, balıkçıların, balık avlamak için kullanacakları
malzeme fiyatları da, diğer fiyatlara göre, enflasyonun çok üzerinde artış
göstermektedir. Bir bölümü ise gerçek balıkçılardır. Bunlar, gemi sahibi de
değildir; gemilerde, teknelerde çalışırlar; çok zor bir hayatın parçası olarak
yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar.
Önümüzdeki bu yasa
tasarısıyla, bunlara ilişkin bir düzenleme yapmanın mümkün olmadığını
düşünüyorum. Bu, genel emeğe bakış siyasetinin, emeğe bakışın bir ürünü olarak
geliştirilebilir; ama, bu fırsattan yararlanarak, balıkçıların sorunlarını da
birkaç cümleyle olsun, burada belirtmeye çaba gösterdim.
Yasak avlananlara
ceza verilmesi konusunda, kimsenin bir itirazı olamaz. Balıkların hızla
azalması, önce, balıkçıların ve bizim beslenme geleceğimizin tehdit altına
alınması demektir; ama, bunun yanında, balıkçılarımızın, yukarıda belirttiğim
gibi, yaşam düzeylerini yükseltmemiz de, bizim başkaca bir görevimizdir.
Sayın
milletvekilleri, balık üretiminin ve su ürünlerinin teşviki de çok önemli bir
konu. Bu yasa tasarısında, buna ilişkin ciddî bir düzenlemenin olmadığını
görüyoruz. Ben, pazar günü, Antalya'nın Korkuteli İlçesinde, Büyükköy-Kırkpınar'da,
bir yayla etkinliğine katıldım. Daha sonra, oradaki bir çiftçi ailesinin
ısrarıyla, yaklaşık 3,5 kilometrelik bir yolu aştık, bir yere vardık. Böyle,
bir dağın yamacında, küçük bir aile yaşıyor, dokuz on kişi. İşte, bir hayvan
sürüleri var; güleryüzlü insanlar. Onlarla konuşurken, ileride, yan yana 3 tane
havuz gördüm. Bunların, balık üretimi için hazırlandığı belli; ama, su yoktu
içinde, balık da yoktu tabiî. Niye böyle olduğunu sordum; şunu anlattılar:
"3,5 kilometrelik bu yolu, biz, kendi imkânlarımızla açtık; bir dozer
bulduk, bunu açtık; yani, ulaşımı sağladık -hiçbir devlet katkısı yok- bu
havuzları da yaptık. Amacımız şuydu: Yukarıda, çok güzel bir pınar var, çok
güzel bir suyu var. O su boşa akıyor. Nihayet, bir alanı suluyor. İşte, orada
biraz ürün var. Bunun, su ürünleri açısından kullanılması çok mümkün, çok güzel
bir yer; ama, biz kredi bulamadık." Bunu, öyle, suçlamak için falan
söylemiyorum. Nihayet, AK Parti, sekiz aylık bir iktidardır; ama, üzerinde
düşünülmesi gereken bir örnektir; böyle, onbinlerce insan var. Böyle, bölük
pörçük, bir köşede, emeklerini üretime katmak istiyorlar, çoğaltmak istiyorlar,
ülkeye katkıda bulunmak istiyorlar. Bu tasarı vesilesiyle, şunu söylemek
istiyorum: Yani, su ürünlerini, sadece mevcut kaynakları zorlayarak değil, yeni
kaynaklar da geliştirerek, o kaynaklara devletin olanaklarını sağlayarak
yaparsak, sanıyorum, yeni alanlar açmak mümkün olur. Orası, sadece tablodaki
bir yeşillik olarak kalmaz; o aile de, sevimliliğinin yanında, üretime katkıda
bulunmanın mutluluğunu taşır.
Sayın
milletvekilleri, çevre-insan-balık ilişkisinden söz ederken sadece yüksek kâr
düşüncesini öne çıkarırsak, o zaman, ileride, giderilmesi mümkün olmayan
zararlar da gündeme gelebilir. Benim bölgemde, Antalya'da, buna ilişkin bir örnek
var. Aslında, bu örneği buraya getirmeyi düşünmüştüm, mevzi bir tartışma gibi
olabilirdi; ama, AK Parti sözcüsü, sayın arkadaşım, orkinos çiftliklerine ve
bunların yüksek kâr getirdiğine ilişkin bir konuşma yaptı -konuşmasında bir
bölüm var- Türkiye ekonomisine 30 000 000 dolar kazandırdıklarını söyledi.
Benim seçim bölgem de, Türkiye ekonomisine 5 000 000 000 dolar kazandırıyor.
Türkiye bütçesinin çok önemli kaynaklarından birisi Antalya turizmidir; ama, o
sevimli ve bizi beslemeye yönelik orkinoslar, benim bölgemde, şu anda, turizmin
canına okuyorlar. Gazipaşa'da, Alanya'da kurulan orkinos çiftliklerinin bir
bölümü ruhsatsızdır, fiilî durum yaratılarak gerçekleşmişlerdir.
Demin, Gazipaşa
Belediye Başkanıyla konuştum; bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
konuşacağımı duyduğu için beni aradı, birtakım belgeleri faksladı; birtakım
belgeler de zaten benim elimdeydi.
Bakın, bugün,
Alanya'da, Gazipaşa'da, halk ayaktadır. Orkinosların yetiştirilmesine ve
Türkiye ekonomisine katkıda bulunmasına kimse itiraz etmiyor. Onları büyütelim,
birazını yeriz, birazını satarız; ama, mesele o değil. Gazipaşa'da, kıyıda,
orkinos ölüleri görülüyor ve kıyı kirleniyor. Her ne kadar, orkinos
çiftliklerinin yöneticileri böyle bir kirlilik olmadığını söylüyorlarsa da,
insanın çıplak gözle bile o kirliliği görmesi mümkündür. Burada, iki Antalya
milletvekili arkadaşım var; Osman Kaptan ve Osman Özcan. Bu konuda, Sayın Osman
Kaptan bir konuşma yapmıştı. Sayın Osman Özcan da, bu konuda bir mitingde
konuşma yaptı; ama, bu uyarıların hiçbir sonuç vermediğini görüyoruz. Yine, o
kıyıda kirlilik var ve Türkiye turizminin belkemiğini oluşturan Antalya'da,
önemli bir sahil şeridi, o sevimli orkinosların tehdidi altındadır. İşte, o
yüzden, yüksek kâr düşüncesinin tek belirleyici olmaması gerektiğini söylemeye
çalışıyorum. Üretebilirler balıklarını, uygun yerde üretsinler, Türkiye
ekonomisine katkıda bulunsunlar; ama, Gazipaşa'nın ve Alanya'nın kıyılarını
kirletmesinler. Yani, bu konuda, Antalya'nın yakasını bıraksınlar.
Bu konuda, iki tarafı
da dinledik. Taraflı olmamaya çalışarak söylüyorum; ama, bazı konular vardır, o
konuda açık taraf olmanın zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir Antalya
milletvekili olarak, bunları söylemek ve bu konuda hükümeti, özellikle 13 üncü
maddede yapılan düzenlemeyle bu tür çiftliklerin kurulmasında sorumlu duruma
getirilen Tarım Bakanını uyarmak istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, su ürünleri sektörümüzle ilgili sorunlara çok kısaca değinmek
istiyorum. Birincisi, denizdeki ve tatlı sulardaki işletmelerin büyükçe bir
bölümü yılda 30 tonluk kapasitenin altındadır ve aile tipi işletmelerdir. Özellikle
alabalık işletmeleridir bunlar, denizin dışındaki yerlerde gerçekleşir ve
bunlarda, yoğun bir işgücüne karşılık,verim çok sınırlıdır; insan emeğiyle bu
üretim gerçekleşir, bilgi ve donanım da son derece sınırlıdır. Bu da,
Bakanlığın bu konuda özel bir plan, program ve hedeflerinin olması gerektiğini
gösteriyor.
İşletmelerde
hastalıklar büyük boyutta maddî kayıplara neden olmaktadır. Geçenlerde, bu tür
bir balık çiftliğinde bütün balıkların ölmüş olduğunu müşahede ettim. Demek ki,
bu konuda yeterli uzmanımız bulunmuyor ve yeterli araştırma gerçekleşmiyor.
Hastalıkları kontrol edecek ve mücadeleyi sürdürecek kadrolar şu anda yeterli
düzeyde değildir gibi görünüyor.
Yumurta ve yavru alım
satımı, merkezî bir denetim altında değildir. Yani, Türkiye'de herkes balık
yumurtasını satabiliyor, çok rahat yavru pazarlanıyor; ama, bu konuda da ciddî
bir denetlemenin olduğunu sanmıyorum.
İlaç kullanımı,
kimyasal kullanımı ve bunların çevreyi etkilemesi de üzerinde durulması gereken
önemli konulardan biri olarak görülüyor.
Bence, en önemli
sorun, balık üreticilerinin ciddî biçimde örgütlenmemiş olmasıdır. Türkiye'de
sadece büyük işletmeler ciddî bir reklam bütçeleri olduğu için, kendilerini
tanıtabiliyorlar. Biliyorsunuz, Türkiye'de birkaç firma var; oysaki, binlerce
küçük üretici var. Bunlar, çok düşük düzeyde örgütlenmiştir Türkiye'de. Ben,
bir örnek vermek istiyorum. Örneğin, İspanya'da ürün çeşitleri bile
örgütlenmiştir. Bu sabah, bunu bir kitaptan aldım. Örneğin, İspanya'da Midye
Üreticileri Derneği var ve Midye Üreticileri Derneğinin 20'ye yakın şubesi ve 6
000 üyesi var. Yani, böyle bir örgütlenme... Bırakın, midye üreticilerini,
bizde, genel balık üreticilerinin ciddî biçimde örgütlendiği bile tartışma
konusu.
Sanıyorum, biraz
sonra bir maddeyle ilgili değişiklik önergesi sunacak arkadaşlarım. Orada,
merkezî av kurulları ve il av kurullarında balık üreticilerinin temsilen görev
almalarını önereceğiz. Dilerim, o komisyonlarda görev alacak kadar da üretici
bulmamız mümkün olur.
Fransa'da da, çift
kabuklu su ürünleri yetiştiricileri var. Yani, bunu, demokratik bir kitle
örgütü gibi geliştirmişler; sorunlarını onlar aracılığıyla çözüyorlar. Biz,
burada, temel balıkçı örgütlenmesinin daha ilk adımlarını atmanın acısını
yaşıyoruz. Zaten, örgütsüz bir toplum olmanın genel acısını her yerde
yaşıyoruz; balık üreticileri açısından da onun bir parçasını yaşıyoruz.
Sonuç olarak,
balıklarımızı da, balıkçılarımızı da, su alanlarımızı da, aynı anda, aynı
özenle, aynı kararlılıkla, birlikte korumak zorundayız. Ümit ediyorum ki, bu
yasayla, bu alanda atılan bu ilk, ama bence yetersiz, ama iyi niyetli adımlar,
yeni ve ileri adımlarla tamamlanır; su alanlarımız tüketilmez, daha sağlıklı
kullanılır; balıkların ve su ürünlerinin üretimi artar ve böylece, halkımızın
beslenme sorunlarının çözümlenmesinde balıkçılarımızın da bir miktar katkısı
olur; üreticilerimiz, balıkçılarımız emeklerinin karşılığını alırlar, daha
örgütlü, daha mutlu olurlar. Tabiî, bunları sağlamak iktidarın görevidir, biz
sadece öneriyoruz. İktidar olarak başarırsanız, AK Parti için iyi olur; bundan
mutluluk duyarız ve bizler, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, bu konuda ki her
olumlu gelişimi destekleriz, alınacak sonuç açısından, ülke açısından sevinç
duyarız, ülkeye katılan her yeni değere saygıyla bakarız. Bunları yaparsanız,
iyi olur; yapamazsanız, siz gidersiniz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz
geliriz, biz yaparız, daha iyisini yaparız.
Saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Baloğlu.
Şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Cengiz Kaptanoğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CENGİZ KAPTANOĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Balıkçılık
konuşuluyor, su ürürleri konuşuluyor. Müsaade ederseniz, bir de denizci gözüyle
bakalım su ürünlerine, balıkçılığa. İki arkadaşım konuştu. Sürtüşme, esasında,
konuya denizci olarak bakmamaktan geliyor. Sevgili iki bakanım orada oturuyor.
Bir de, denizcilikten sorumlu bakanımız veya Denizcilik Müsteşarlığımızdan bir
yetkili orada otursaydı, zannediyorum, işler çok daha iyi yoluna girerdi.
Buradan ne demek istiyorum; denizcilik, örgütlenme açısından, tepede bu kadar
karmaşa içinde. Ben, ara sıra "yedi başlı" derdim; işte, Türkiye'de
balıkçılığın veya su ürünlerinin gelişmemesi veya sektörlerarası sürtüşmenin
sebebi bu. Bakın, size rakamlar vereyim: Su ürünlerinin yüzde 90'ı denizlerden
elde ediliyor. Denizlerde su ürünleri
avcılığı yapan 22 475 balıkçı teknemiz var. Balıkçı teknelerimiz derken, sizin
gördüğünüz, o amatör çapta, 6 metre veya 12 metrelik sandallarla yapılan
balıkçılıktan bahsetmiyorum. Babalarımın, ecdadımın yaptığı 500-700 tonluk yük
gemilerinden daha büyük balıkçı tekneleri var; yani, ne demek istiyorum;
uluslararası gidecek güçte balıkçı teknelerimiz var.
Bir şey daha iddia
ediyorum: Türkiye, balıkçılık altyapısı bakımından Avrupa'da en büyük ülkeden
daha büyük; yani, ağıyla, balık tutma cihazlarıyla ve gemilerin donanımları
itibariyle, altyapımız fevkalade hazır. O zaman, şimdi, niçin çiftlik
balıkçılığı, niçin turizm engelleniyor, niçin o orada?.. Eğer, bunlar sağlıklı
olsaydı, bugün bunları burada konuşmazdık; ikisinden de vazgeçmemiz mümkün
değil.
Sevgili Bakanıma
biraz tavsiyelerde bulunacağım. Şimdi, onu düşünüyorum, demin arkadaşıma da
sordum, esasında, Türkiye'de yanlış avlanmalar balık ürünlerinin sonunu
getirmiştir. Tabiî, denizlerin temizliği de önemlidir; ama, daha çok avlanma
yasağıyla ilgilidir, avlanmanın
şekliyle ilgilidir. Bunu da, artık, cezalarla mı yapacağız veya denetimleri mi
artıracağız... Mesela, bu denetimlerde çok önemli bir kolluk kuvvetimiz olan
Sahil Güvenlik Komutanlığımız vardır; ama, herhalde bu da ya yine yetişemiyor
ya yine yeterli olamamıştır. Bu yanlış avlanmaları muhakkak önlememiz lazım.
Örneğin, trol avlanmaları da ruhsata tabidir; ama, avcıların kıyılarda avlanma
yapmamaları lazımdır.
Bakın, ben de
Dışişleri Bakanlığından bahsedeceğim. Esasında, Türkiye, ikili anlaşmalar
yaparak, bu altyapısıyla, dış ülkelerde, bizim altyapı filomuzu kullanarak
balık avlatabilir ve o balıkları orada değerlendirebilir. Oralarda bunu yapan
filolar var, mesela, adamların, balık avlanma gemisi ve balık fabrikası var;
gidiyor, Tunus'ta, Mısır'da balığı tutuyor, o ülkeyle yaptığı ikili anlaşma
sonucu bir kısmını konserve yapıyor, bir kısmını da orada satıyor veya anlaşma
gereği bir kısmını orada bırakıyor ve ülkesine döviz kazandırıyor. Onun için,
Türkiye olarak, hükümet olarak, bizim, mutlaka ve mutlaka ikili anlaşmalar
yapmamız lazım.
Bakın, deniz kafes
balıkçılığı hakkında size bir örnek vereyim: Mesela; biz, Türkiye'de,
Denizcilik Müsteşarlığı veya denizcilikten sorumlu devlet bakanlığı veya
Ulaştırma Bakanlığımız bünyesinde, benzer bir meseleyi hallettik. O nedir; gemi
inşa sanayiidir. Bakın, gemi inşa sanayiine ayrılan yerlerden hiçbir başka
sektör rahatsız olmaz. Yani, bugün, Tuzla'da gemi inşa sanayiine bir koy tahsis
edilmiştir, orada gemi inşa edilir, turizmci şikâyetçi olmaz veya denizle
ilgili diğer bir birim oradan şikâyetçi olmaz; ama, gelin görün ki, Türkiye'de
Bodrum'da Marverde Otelinin önünde deniz kafesçiliğini yaparsak, bu olmaz.
Bakın, deniz kafesçiliğini yaparken, kaç tane, şaka maka, 1 133 tane... Deniz
kafesçiliğini hiç yapmayalım, vazgeçelim demiyorum; Türkiye için büyük bir
gelir kaynağı, bir potansiyeldir ve bunu, bizim insanımız desteksiz
yapmaktadır. Dolayısıyla, o zaman, Sevgili Bakanım, kafes balıkçılığı yapan
arkadaşlarımızı belirli bölgelere alacağız; yani, Denizcilik Müsteşarlığıyla
birlikte çalıştırılacak, onlara kafes balıkçılığını yapacakları bir yer tespit edilecek;
Bodrum'dakiler bir yere gidecek, diğer turizmciler şikâyet etmeyecek;
Antalya'dakiler aynı şekilde bir yere gidecek, diğer turizmciler onlardan
şikâyet etmeyecek; Marmaris, vesair diğerleri, hep böyle olması gerektiğine
inanıyorum.
İkincisi; balıkçı
barınakları. Bence, Türkiye'de balıkçı barınakları israf kaynağı olmuştur;
bunu, ben, cesaretle de söylüyorum. Daha dün, Marmaris'teydim, oradakiler de
benden balıkçı barınağı istedi. Ama, Bodrum'da 8 tane varsa eğer, Marmaris'te 1
tane yoksa, bu, yanlış bir düzenleme olmuştur. Türkiye'de, bana sorarsanız,
bütün balıkçı barınaklarının envanteri çıkarılmalıdır; hatta fazladan
yapıldıysa, hatır için yapıldıysa, siyasetçilerimizin hatırı için yapıldıysa,
fazla olanı da olduğu gibi bırakmak lazım. Ülkenin, bundan sonra, bir gram yere
fazla kaynak israfı yapmasına bence hiç mi hiç lüzum yok, buradaki hiçbir
arkadaşım da yapalım demez.
Benim en önemli
gördüğüm meseleler bunlar. Yalnız, Antalya milletvelimiz "örgüt"
dedi. Balıkçıların fevkalade örgütü var; deniz ticaret odaları... Bakın, ben,
size bir şey diyeyim: Deniz ticaret odalarının meclislerinde balıkçılarının temsil
edildiği meslek komiteleri var ve bizim Deniz Ticaret Odamızın, Türkiye'de 8
şubesi, bütün kıyalarda acenteleri var ve balıkçılarımızla fevkalade
ilişkilerimiz var ve şu kanun da buradan geçerken, zannediyorum ki,
komisyonlarda bizim görüşlerimizi bendeniz de takip ettim ve Deniz Ticaret
Odamızın görüşleri de geldi. Esasında burada balıkçılara da bir sesleneyim, iyi
hatırlattınız. Esasında, balıkçıların kendi aralarında sayısız örgütleri var.
İstanbul'da en aşağı 50'ye varan kooperatifleri var; hepsi ayrı ayrı,
parçalanmışlar. Esasında, onların da bir araya gelmeleri lazım ve dolayısıyla,
köklü, daha kuvvetli meslek
teşekküllerini kurmaları lazım; ama, Deniz Ticaret Odası, balıkçılarımızın
sahibidir.
Ben, tabiî, gelecek
günlerde ve gelecek senelerde denizcilik için çok iyi şeyler konuşacağımıza
inanıyorum ve burada üzerime düşen görevi yapayım. 1 Temmuzda Sayın
Başbakanımızın açıkladığı husus, bence, Türkiye'de reformdur ve bundan evvelki
iktidarların hepsi "yapacağım" demesine rağmen, bir türlü onu
işletememiştir, kararını alamamıştır, o da, kabotajımızın canlanmasıdır; yani,
esas, kruvazör gemimiz yoksa, bizlerin kruvazör gemi alıp işletemeyeceğimizden
değildir veya yat alıp da yatları işletemeyeceğimizden değildir veya trafiğin
denize indirilmesi için, deniz otobüsleri, kızaklı, tekrar, deniz otobüslerini
almak, işletmek hiçbir şey değil; ama, Türkiye'de kabotajda mazotu eğer dünya
fiyatlarına indirmezseniz, senin komşun Yunanistan'ın ihracatta kullandığı
mazot da 280 dolarsa, içeride de 280 dolarsa, Rusya'da böyleyse, senin içeride
taşıdığın 1 000 dolarsa, dışarıda verdiğin 400 dolarsa, sizin kabotajınızdan
veya balıkçılığının gelişmesinden söz edilemez.
Onun için Bakanlar
Kurulu kararı da çıktı; zannediyorum ki, 31.12'den sonra, Türkiyemizin
kıyılarında, hem balıkçılığımız hem yatçılığımız hem kruvazör gemilerimiz hem
trafiğin denize inmesi anlamındaki deniz otobüslerimiz ve çeşitli deniz araçlarımız
konusunda inşallah bizim dediğimiz olacak, kabotajımız canlanacak.
Liman masraflarının
indirilmesi kararı için ve petroldeki ÖTV'nin indirilmesi kararı için Sayın
Başbakanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kaptanoğlu.
Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
SU ÜRÜNLERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
TASARISI
MADDE 1.- 22.3.1971
tarihli ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun 13 üncü maddesi başlığı ile
birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Yetiştiricilik
Madde 13. - Su
ürünleri yetiştiricilik tesisleri kurmak isteyenler, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığından izin almak zorundadır.
Su ürünleri
yetiştiricilik tesislerine ilişkin izinler; bu tesislere ait projenin sağlık, memleket ekonomisi, seyrüsefer,
teknik ve ilmi bakımlardan mahzur taşımaması halinde Tarım ve Köyişleri
Bakanlığınca verilir.
Kurulacak
yetiştiricilik tesisleri için 4 üncü maddenin son fıkrası hükümleri uygulanır.
Yetiştiricilikle
ilgili usul ve esaslar Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HAKKI
ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde
görüşlerimizi ifade etmek üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Ülkemiz, bir yarımada
ülkesidir. 8 300 kilometrelik kıyımız vardır. Bu kıyılarda nüfusumuzun yaklaşık
üçte 2'si yaşamaktadır. Gelir düzeyimiz oldukça düşüktür. Kişi başına düşen
gelir malum. Büyük bir nimet olan denizcilikten alabildiğine yararlanmamız
gerekirken, başta taşımacılık olmak üzere, hiçbir alanda yeteri kadar
yararlanamamaktayız.
Balıkçılık sektörü,
büyüyeceği yerde, yerinde saymaktadır. Bırakınız Anadolu'da deniz ürünleri
tüketilmesini, kıyılarda bile, halkımız, büyük çoğunlukla, balık çeşitlerini
bilememektedir; hatta, sırtını denize dönerek yaşayan nüfusumuz çok fazladır.
Balıkçılık
profesyonelleşememiştir; halen, daha, balıkçılık küçük teknelerle yapılmaya
çalışılmaktadır. Tabiî, sermaye de olmadığından, balıkçılar da zorluk çekmekte
ve trol avcılığına yenik düşmektedirler. Mazot parası olmadığından
borçlanmakta, biraz para varsa, uluslararası sularda dolaşan korsan
mazotçulardan mazot almaktadırlar; oysa, devletin görevi, bu kesime ucuz mazot
vermek olmalıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı olduğu söylenilen
balıkçılık sektörü, çiftçiye verilen ucuz mazot hakkından yararlanamamaktadır;
bu durum, çifte standart yaratmaktadır; bunun acilen düzeltilmesi
gerekmektedir.
Balıkçılar, sözümona
kooperatiflerde örgütlenmektedirler; ama, bunlar, genel olarak kâğıt
üzerindedir; bir nevi, devlet tarafından örgütlendirilmiş, kuruluş yasaları
bile olmayan ziraat odaları gibi.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biliyor musunuz, büyük tonajlı bazı balıkçı teknelerinin
sahipleri, ayakta kalabilmek için, aynı küçük teknelerin sahipleri gibi kaçak
mazot kullanmayı yeğlemektedirler; kendilerini kurtarmak için, yani ekonomik
anlamda çökmemek için, yani evlerine ekmek götürmek için yasadışı yollara
sapmaktadırlar. Bunların en önemlisi de insan kaçakçılığına alet olmalarıdır;
yani, bir yandan kaçak mazot kullanırken, diğer yandan insan kaçakçılığı
yapmaktadırlar. Bunların acilen gözden geçirilip, düzeltilmesi lazım.
Biliyorsunuz, insan kaçakçılığı konusunda hazırlanan bir raporda ülkemiz ilk 3
ülke arasına girmektedir.
Bu sektörün buna
benzer daha büyük başka sorunları da vardır. Bunlardan en çarpıcı olanı sağlık
cüzdanı sorunudur. Haydi, yurtdışına gidip gelen gemilerdekiler için böylesine
bir cüzdan taşımaları uygun olarak görülebilir; ama, kıyı balıkçılığı yapan ve
akşam aynı limana gelen balıkçı için bu sağlık cüzdanı istenmemelidir.
Balıkçılık sektöründe
yetiştiricilik konusuna gelindiğindeyse, şunları hatırlatmak istiyorum: Dünyada
modernleşen balıkçılık teknolojisi ve sayısı hızla artan balıkçılık filolarına
rağmen, denizlerden istihsal edilen su ürünlerinde her geçen yıl azalmalar
gözlenmektedir. Bu nedenle, su ürünleri yetiştiriciliğinin yapılması birçok
ülke için bir zorunluluk haline gelmiştir. Yetiştirme çiftliklerine özel önem
verilmektedir. 1980'li yıllardan itibaren verilen teşviklerle, balık üretim
çiftliklerinin sayısı artmıştır. Önemli bir gelir kalemi haline de gelmiştir.
Balık çiftliklerinin yaygınlaşması, hiç değilse büyük şehirlerde halkın balık
tüketimine olumlu yönde yansımış, bazı sezonlarda, bazı zamanlarda, epey balık
bulunmasını sağlamıştır. Böylece, bu anlamda yüzümüzü de dünyaya çevirmeye
başlamış durumdayız. Ancak, Türkiye'de balık çiftçiliklerinde üretim için en
uygun şartlar bulunmasına karşın, potansiyel yeterince değerlendirilememiş, iç
ve dışpazara sunumda sorunlar oluşmuştur.
Dışpazar sorunun
başında, demin söylediğim gibi, kaçak üretim çiftlikleri gelmektedir. Avrupa
Birliğinin 1998 yılında su ürünlerine ilişkin getirdiği yasaklar kapsamında,
denetleme yapılmayan, çevre ve sağlık kurallarına riayet edilmeyen çiftliklerde
üretilen su ürünlerinin alınmaması yer almaktadır.
Balık çiftliklerinin
olumlu yönlerinin yanında, çevreye ilişkin bazı olumsuz yönleri de
bulunmaktadır. Plansız, programsız açılan çiftlikler sualtı ekolojisini
bozmakta ve çevre kirliliğine yol açmaktadır. Üretim çiftlikleri, bazen,
dünyada eşi az bulunur koylarda kurulmakta, bazen de, Urla'da, Gazipaşa'da,
Asos'ta olduğu gibi, şehre yakın yerlerde kurulmakta ve çevreyi kirletmektedir.
Bu nedenle, balık çiftlikleri kurulurken ÇED uygunluk belgesi aranmalı ve ÇED
uygunluk belgeleri de, formatı hazırlanmış olan teksir kâğıdına basılmış
şekilde olmalıdır. Bölgenin ekolojik sistemine uygun balık cinsleri seçilmeli
ve balık yemleri, içerdiği katkılar açısından denetlenmelidir.
Görüşmekte olduğumuz
Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci
maddesiyle, 1380 sayılı Yasanın 13 üncü maddesi "yetiştiricilik"
başlığıyla yeniden düzenlenmektedir. Bu düzenlemeyle, önceki düzenlemede olduğu
gibi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından izin alma zorunluluğu getirilmiştir.
Ancak, eski düzenlemede, su ürünlerini yetiştirmek isteyenler için, tesislerin
yerini ve mahiyetini bildirmek ve işletmeye ait bilgileri içeren proje ve
planları vermek koşulu bulunmakta idi; fakat, yeni düzenlemede, demin saymış
olduğum koşullar kaldırılmıştır. İlk bakışta, bürokratik prosedürler
kısaltılmış olmakla birlikte, yetiştirme çiftliklerinin kuruluş aşamasında denetlenme
imkânlarını da daraltmış olmaktadır. Biliyorsunuz "kaş yaparken göz
çıkarmak" diye, bir deyim vardır; yani, balık çeşitlerini çoğaltacağız ve
balık yetiştireceğiz diye balıktan olmayalım. Ne olursa olsun kalkınma yerine,
sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlı kalkınma hedefimiz olmalıdır.
Bu düşüncelerle,
tasarının bu maddesini olumlu bulduğumuzu söyler, sevgi ve saygılar sunarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Ülkü.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2.- 1380 sayılı
Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Türk vatandaşı
olmayan kişilerin su ürünleri avcılığı yapmak üzere 2674 sayılı Karasuları
Kanununun 1 inci maddesinde yazılı karasularına veya 4 üncü maddesinde yazılı
içsulara girmeleri ve bu sularda su ürünleri avcılığında bulunmaları
yasaktır."
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Burdur Milletvekili Sayın
Ramazan Kerim Özkan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su
Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci
maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti
saygıyla selamlarım.
21 inci Yüzyılda,
dünyamızı bekleyen en önemli sorunların başında açlık ve dengesiz beslenmenin
geldiği bilinmektedir. Son elli yıldan beri, başta Japonya olmak üzere,
gelişmiş ülkeler tarafından yapılan araştırmalar sonucu, bu soruna çözüm getirecek tek doğal kaynağın
denizler ve denizlerde su ürünleri yetiştiriciliği olduğu ortaya konulmuştur;
çünkü, tarım alanlarının bu asrın sonlarına doğru kullanımı azalacaktır.
Böylece, tarım ve tarımsal ürünler bu alanlarda üretilmeyecektir. Bunun
sonucunda, hayvansal ve bitkisel protein açığı had safhaya ulaşacak, açlık
sınırına dayanacaktır. İşte bu nedenle denizlerin önemi artacaktır. Hayvansal
orijinli proteinler büyük oranda denizlerden, göllerden, barajlardan ve
akarsulardan karşılanacaktır.
Dünyamızdaki su
yüzölçümlerine bakıldığında denizler daha da önem kazanmaktadır. Bilindiği
üzere, su ürünleri, bünyelerinde var olan besin maddeleri, aminoasitler,
vitaminler ve mineral maddeler itibariyle biz insanlar için en önemli gıdaların
başında gelmektedir.
FAO kaynaklarına
göre, dünya denizlerinden avlanan su ürünleri miktarı 100 000 000 ton
civarındadır. Bu rakamın yüzde 15'i, yani 15 milyon tonu, denizlerde su
ürünleri yetiştiriciliği yoluyla elde edilmektedir. Aynı kaynaklara göre,
dünyamızda son onbeş yılda gelişen sektörlerin başında aquakültür, yani su
ürünleri yetiştiriciliği gelmektedir. Ülkemiz, gerek iklimsel ve gerek ekolojik
olarak, su ürünleri yetiştiriciliğine uygun, dünyanın sayılı yörelerinin başında
gelmektedir. Üçte 1'imiz kadar kıyıya sahip olan ve çoğu kıyıları Pasifik
Denizi gibi okyanuslara açık olan, ancak buna karşılık 450 000 ton/yıl deniz
ürünleri üreterek dünya sıralamasında birinci sırada olan Japonya'nın, etrafını
çevreleyen denizlerde ekonomik öneme sahip 5 balık türüne rastlamak mümkünken,
bu sayı ülkemiz denizleri için 42 ekonomik balık türüdür. Bu açıdan ülkemiz
Japonya'dan 8 kat daha fazla şansa sahip iken, dünya balık üretiminde ilk 5
sırada olmamamız düşündürücüdür.
Denizlerimizden
avlanmalar yoluyla elde edilen balık üretimi, 1995 yılında Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı ve TOBB tarafından yayımlanan raporlara göre 500 000 ton
civarındadır. Bu ürünün yüzde 90'a varan bölümü hamsi ve istavrittir. 500 000
ton balığı, 8 301 balıkçı teknesiyle çalışan 46 758 balıkçı yakalayabilmiştir.
Avlanmalar yoluyla elde edilen bu balığın ekonomimize katkısı 500 000 000
Amerikan Dolarıdır.
Muğla İlinde su
ürünleri yetiştiriciliği yapan mevcut 180 işletme, 1996 yılında 10 000 ton
balık üreterek, ülkemize 100 000 000 dolar kadar katkı sağlamıştır; ancak,
Türkiye gibi son derece verimli deniz sahalarına sahip bir ülkenin, dünyada
üretilen toplam su ürünlerinin ancak binde 1'ini üretmesi ve halkımızın, yılda
fert başına 6-7 kilogram su ürünü tüketmesi çok acıdır.
İngiliz Stirling
Üniversitesinin 1984 yılında yapmış olduğu bir araştırmaya göre, yalnızca
Güllük Körfezinde yılda 100 000 ton balık üretilebileceği ortaya konulmuştur.
Balıkçıya ve
turizmciye ucuz mazot bir an önce devreye girmeli ki, komşumuz Yunanistan'la ve
diğer Akdeniz ülkeleriyle turizmde ve balıkçılıkta rekabet edebilme şansını
yakalayabilelim. Bunun millî gelirimize yapacağı katkı payı 7,5 milyar
dolardır.
Ülkemizde, Güllük
gibi onlarca körfez ve lagün vardır. Ülkemizin, balık yetiştiriciliği
açısından, bir Japonya, bir Norveç ve hatta, bizden beş yıl sonra başlayıp
bizim üretimimizi geçen yıllarda ikiye, üçe katlayan bir Yunanistan olmaması
için hiçbir neden yoktur. Yeter ki, bürokratik aksaklıklar giderilsin.
Şu anda sektörün,
yatırım, üretim ve pazarlama aşamasında birçok problemi vardır. Bunları,
sırasıyla, sayın milletvekillerime anlatmak isterim:
1- Yatırım
aşamasında: Su ürünleri yatırımı yapacak olan müteşebbisler her şeyden önce
bürokratik engellerle karşılaşmaktadırlar ki, bu da, bakanlıklararası
koordinasyonun hâlâ sağlanamamış olmasından kaynaklanmaktadır.
1380 sayılı Kanunla
buna bağlı tadil getiren 3288 sayılı Su Ürünleri Kanununun 5 inci ve 6 ncı
maddeleri uyarınca, Tarım Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tapu ve Kadastro, Liman
Başkanlığı ve Sulh Hukuk Hâkimliğinin belirlediği 3 bilirkişiden oluşan 7
kişilik bir komisyon marifetiyle istihsal sahaları belirlenir ve kroki, Resmî
Gazetede yayımlanır.
Su ürünleri üretimi
için Resmî Gazetede ilanı yapılan bu istihsal sahalarında, aynı kanunun 13 üncü
maddesine uygun olarak yapılan projelerin, bakanlıkça onaylanmasıyla kiralama
hakkı doğar. Kiralama işlemleri ise, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
çerçevesinde Maliye Bakanlığının 160 sıra no'lu genelgesi doğrultusunda
yapılmaktadır. Yasal prosedürler ne ise, yerine getirilmektedir. 28.5.1986
tarihli ve 3288 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde "üretme havuzu kurulacak
istihsal yerleri, istisnaî olarak, otuz seneye kadar kiraya verilebilir"
hükmü mevcuttur. 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 65 inci
maddesinde ise, avlak yerlerinin beş yıla, üretim tesislerinin ise onbeş yıla
kadar kiraya verilebileceği belirtilmektedir. Uygulamada ise, projeli üretim
tesislerinin kiraya verilme süresi, otuz yıl değil, onbeş yıl da değil, beş
yıla düşürülmüştür, hatta tamamen durdurulmuştur. Oysaki, Tarım Bakanlığı
projeyi onaylarken, proje süresini onbeş veya otuz yıla göre fizibl bularak
onaylamış ve yatırımcı, yasaya güvenerek bu işe girişmiştir. Yoksa, hiçbir
yatırımcı, üç beş yıllık bir müddet için bu riske asla girmez.
Su ürünleri teşkilat
kanununun çıkarılması gerekmektedir. Maliye Bakanlığının kendi hazırladığı kira
sözleşmesinin 23 üncü maddesinde "fesihten önce Tarım Bakanlığının görüşü
alınır" denilmesine rağmen, uygulamada buna da uyulmamaktadır.
Deniz balıkları
yetiştiriciliğinde yaşanan bir başka sorun da, 3621 sayılı Kıyı Kanununun
uygulamasında çekilen sıkıntılardır. Kıyı Kanununun 6 ncı maddesinde, kıyıda su
ürünleri, üretim ve yetiştirme tesislerinin yapılmasına izin verilirken ve su
ürünleri yetiştirme projelerinin incelenmesi ve onaylanmasında, yasal olarak
Tarım Bakanlığı yetkili olmasına rağmen, tarım il müdürlükleri kıyıdaki icraat
komisyonlarına dahi alınmayarak devredışı bırakılmaktadır. Oysaki, imarın yetki
alanı kıyıyı bağlar, denizi asla bağlamaz.
2872 sayılı Çevre
Kanunu çıkarılıncaya kadar, çevre korumadaki en büyük dayanak, Su Ürünleri
Kanunu idi. Bu çerçevede, günümüzde Su Ürünleri Yönetmeliğine göre, kirliliğin
yasal kriterleri belirlenmiştir. Dolayısıyla, bir su ortamının kirliliğe
muhatap olup olmadığı, bu yasal çerçevede değerlendirilmelidir.
Kültür balıkçılığının
yoğun olarak yapıldığı Muğla İlinde 1996 yılında Muğla Sağlık Müdürlüğü ve
Tarım il Müdürlüğünün 187 adet numune alarak ayrı ayrı yaptıkları ölçüm ve analizlerde,
kafes balık yetiştiriciliğinin kirliliğe sebep olmadığı görülmüştür. Oysaki
otel ve site önlerindeki organik birikimin, balık çiftliklerinden 4 kat daha
fazla olduğu, katı madde yönüyle yaklaşık 53 kat fazla olduğu anlaşılmıştır.
İçsularımızdaki durum
da pek farklı değildir. Şöyle ki: İçsularda üretim yapacak olan bir müteşebbis,
daire daire dolaştırılarak işten bezdirilmekte, tek bir birimde çözümlenecek
sorunlara, bakanlıkların daireleri arasında dolaştırılarak zaman israfına
dayalı çözüm bulunmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda yapılan müracaatlar kısa
sürede değerlendirilmeyip yatırımcı bezdirilmektedir.
İçsu kaynaklarının
sahibi, yasal olarak, hâlâ belirsizlik içindedir. Devlet Su İşleri "su
kaynaklarının sahibiyim" derken, Orman Genel Müdürlüğü "ben
sahibiyim" demekte, Hazine ise kaynak alanlarının bulunduğu yerleri
kiralama hakkına sahip olduğunu açık seçik yaptırımlarla ortaya koymaktadır. Bu
çokbaşlılık içinde olan, yatırımcı ve işletmeciye olmaktadır. Su kaynaklarının
gerçek sahibinin kim olduğunu belirtir yasal düzenlemelerin bir an önce
yapılması gerekmektedir.
Alabalık üretimi
projelerini tasdik ederek onaylayan bakanlık, bu tür su kaynaklarının sahibi
olarak hareket etmelidir.
2- Üretim aşamasında;
işletmeler arasında yumurta ve yavru alışverişin, balık hastalıklarının
önlenmesi için, kesenkes kontrole tabi tutulmalı, bakanlıkça yurtiçi veteriner
hekim sağlık raporuna önem verilmelidir. Şu anda doğadan yavru balık toplama
sorunu büyük ölçüde aşılmış; modern tesislerde yavru yapılmaktadır.
Bilimsel açıdan ele
alırsak, bir levrek veya çipura anacı yılda yaklaşık 600 000 adet yumurta
bırakır ve bu yavrulardan ancak 1 adedi soframıza ulaşır. Diğer yavrular ise,
doğal besin zinciri içinde tabiattaki diğer canlılar tarafından ve doğal
seleksiyon nedeniyle yok olurlar. Üreticilerin yavru yakalama iznine sahip
olmaları halinde, yavruların bir kısmı pazara ulaşmış olacaktır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun,
sözlerinizi tamamlayın.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Bu da, ülke ekonomisi açısından kazanç demektir. Zamansız
yasaklama, serbest bırakmalardan bir an önce vazgeçilmeli, bununla ilgili yasal
düzenlemeler yapılmalıdır.
Su ürünleri
sektörünün rahat nefes alabilmesi için, su ürünleri teşkilat kanunu bir an önce
çıkarılmalı, kira yönetmeliği Tarım Bakanlığı bünyesinde oluşturulmalı ve her
şeyden önce, su ürünleri genel müdürlüğü zaman geçirilmeden kurulmalıdır.
Yine en önemli
konulardan biri de, referans laboratuvarları modern ve ihtiyaçlara yanıt verebilecek
konuma getirilmeli, kalifiye personel yetiştirilmesine önem verilmelidir.
Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gerekli teknik destek sağlanarak balık
ihraç eder duruma gelmesi sağlanmalıdır.
Pazarlama aşamasında
balık tüketiminin yaygınlaştırılmasının sağlıklı bir nesil yaratmak için
gerekli olduğu tüm bilimsel örgütlerce kabul edilmektedir. Ülkemizde balık
tüketiminin artması için balık tüketimini teşvik eğitimleri verilmelidir.
Unutmayalım, Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür, kültürün temeli de
beslenmedir. İhracatçılarımız da eğitilmeli, haksız rekabet etmeleri
engellenmeli, kooperatif ortaklarının, ürün pazarlamasında, ferdî davranışlarının
önüne geçilmelidir.
Belli günlerde, balık
ihracatına özel kargo uçakları tahsis edilmelidir. Çalışmalarımız, ülkemiz ve
üreten insandan yanadır.
Sektörün başarısı
ülke için bir kazanç olacağı umuduyla Yüce Heyete teşekkür eder, saygılar
sunarım.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak maddeyi destekliyor, olumlu oy kullanacağımızı beyan
ediyorum.
Teşekkür ederim.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Özkan.
ABDULKADİR ATEŞ
(Gaziantep) - Sayın Başkan, şahsım adına söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
OĞUZ OYAN (İzmir) -
Sayın Başkan, süre doldu, uzatma kararı almanız lazım.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, bugün alınan karara göre ara verme yetkisi Meclis
Başkanlığımıza tanınmıştır; o nedenle, 19.30'a doğru ara vermeyi düşünüyorum.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) - Haklısın Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Ateş.
ABDULKADİR ATEŞ
(Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, yeni bir düzenlemeyle karşı karşıyayız; ama, Turizm eski
Bakanı olarak, neyi düzenlediğimizi, size, burada kısa bir süre içerisinde
anlatmaya çalışacağım.
Balık çiftlikleri,
Türkiye'de, şimdiye kadar hiçbir organizasyon, hiçbir plan gözetilmeden
Türkiye'nin hemen hemen bütün sahillerinde ve özellikle de turizm bölgelerinde
turizmimize ciddî bir sekte vuracak boyutlarda geliştirilmiştir.
Turizm Bakanlığı, bir
bölgede turizmin gelişmesi için yol açar, elektrik getirir, oradaki diğer
düzenlemeleri yapar; bir bakarsınız ki, sabah, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bir
balık çiftliğine izin vermiş; çünkü, bu balık çiftliğinin, yola, suya ve
elektriğe ihtiyacı vardır. Turizm Bakanlığının getirdiği bu hizmetlerin, turizm
için getirdiği bu hizmetlerin olduğu yer, siz, bir sabah kalktığınızda -üç beş
gün sonra- kokudan geçemeyeceğiniz, deniz kirliliğinden ve toksitlenmeden
şikâyet edeceğiniz bir çevreye dönüşür.
Şimdi, bu yasanın 1
inci maddesine baktığımızda, bu izin yetkisinin, tümüyle, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığına verildiğini görüyorum ve bunun, Türkiye için, Türkiye ekonomisi
için çok yanlış bir karar olduğuna inanıyorum. Neden derseniz; Tarım Bakanlığı,
başarıyı, kendi başarısını, bu konuya ilişkin olarak, ne kadar fazla balık
çiftliği açarsa ona bağlayacaktır. Şimdi, böyle olduğu takdirde de, çevre veya
çevreyle ilgili bakanlığın görüşü alınmadan, Turizm Bakanlığının görüşü
alınmadan verilecek balık çiftliği açma ruhsatları, sanıyorum, bizim bu yasada
öngörmeye çalıştığımız, istediğimiz, arzu ettiğimiz sonucu bize
getirmeyecektir. Belli bir süre sonra, sistem tersine dönerek, balık üretme
uğruna, Türkiye'nin daha fazla döviz kaybetmesine, Türkiye'nin çevre
kalitesinin, deniz kalitesinin giderek düşmesine neden olacaktır. Ne
yapılmalıdır diye sorulduğunda da, bu üç organın, Tarım Bakanlığımızın, Turizm
Bakanlığımızın ve Çevre Bakanlığımızın bir araya gelerek bu izni mutlaka
vermesi lazım. Bu, verilmediği takdirde, büyük sorunlarla karşılaşırız; şu anda
da bu sorunlar vardır. Onun için, yapılması lazım gelen, tüm çağdaş ülkelerde
olduğu gibi, her şeyden önce, bir kıyı planlaması, deniz kıyısının planlamasını
yapmamız lazım. Nerede ne yetişecek, nerede turizm tesisleri kurulacak, hatta,
nerede su kayağı yapılacak, nerede diğer deniz sporları faaliyetleri yapılacak
bunların belirlenmesi lazım. Nasıl, karayollarında birtakım işaretlerle, bazı
olayları, biz, kullanıcılara haber veriyor veya yasaklıyor veya serbest
bırakıyorsak, sahillerde de, kıyılarda da bunu yapmamız lazım. Bu şekilde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının
yetkisine verilecek böyle bir girişim, sanıyorum, Türkiye için yararlı
olmayacaktır.
Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Ateş.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...Teşekkür ederim,
Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum :
MADDE 3.- 1380 sayılı
Kanunun 23 üncü maddesinin (b) bendinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"b) Sağlık,
memleket ekonomisi, seyrüsefer, teknik ve bilimsel yönlerden bölgeler,
mevsimler, zamanlar, su ürünleri cinsleri, çeşitleri, ağırlık, irilik, büyüklük
gibi vasıflar bakımından konulacak yasak, sınırlama ve yükümlülükler yönetmelikle
düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Kemal Demirel;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KEMAL
DEMİREL(Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sözlerime başlarken,
Marmara Denizinden örnekler vererek durum tespiti yapmak istiyorum.
1966 yılından bu
yana, Marmara Denizinde bilgisizlik ve denetimsizlik sonucu, birçok balığın
nesli tükendi. Çok güçlü ışık üreten, jeneratör ihtiva eden balıkçı
teknelerinin bu güçlü ışığı sayesinde, gerektiğinden fazla, 100 ton civarında
uskumru balığının avlanması ve ihtiyaç fazlası olan bu balığın satılmaması
nedeniyle denize dökülmesi sonucu uskumru balığının nesli tükendi.
1976 yılında, Su
Ürünleri Yasasıyla, 15 kilogramdan küçük kılıçbalığının zıpkınla vurulması
yasaklandı; ancak, bu yasayı da delmeyi başardılar; böylece, kılıçbalığının da
nesli tükendi.
1980 yılında, balıkçı
tekneleri daha büyüdü ve radarlar üretildi. Bu dönemde de, havyarlı kolyoz
balığını, yine, gereksinimden fazla, 80-100 ton civarında avladılar;
pazarlayamadılar; denize döktüler.
1981 yılında da,
Japonya'dan, su ürünleri karşılığında sonar aleti aldılar, denizi talan etmeye
devam ettiler.
Trol balıkçı
gemilerinin, Marmara Denizinde avcılığı yasak olmasına rağmen, trol aletlerini
İstanbul'da mühürletip Çanakkale'de açtırması gerekiyorken, denetimsizlikler
sonucu, bir akvaryum balık üretim gölü olan Marmaranın su ürünlerinin neslini
tüketmeye devam etmektedirler.
Ukrayna, Romanya,
Bulgaristan, koruma altına aldığı bölgelerde avlanma zamanını beklerken, bizim
denizlerimizi tüketenler, oralara da ulaştılar. Adı geçen ülkelerin
yetkilileri, bir kısmını yakaladılar, bir kısmının teknesini batırdılar.
Belirttiğim
cihazlarla ve avlanma yasağı bulunan zamanlarda avlanmaya devam edilirse, çok
kısa yıllar içinde, Marmara Denizinin, deniz taşımacılığından başka bir işe
yaramayacağı kesindir. Veriler, geçmişte, Marmara Denizinde 80 civarında su
ürünü çeşidi olduğunu gösteriyor; oysa, günümüzde, 8 çeşit su ürünü yaşam
mücadelesi vermektedir.
Ülkemizde su ürünleri
potansiyeli çok yüksek olmasına rağmen, su ürünlerinin ülkemizde üretimi ve
tüketimi istenilen düzeyde değildir. Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına
yıllık 23 kilo balık tüketilirken, Türkiye'de tüketimin 7,5 kilo düzeyinde
olduğu belirtilmektedir; ancak, sağlıklı bir beslenme rejiminin oluşabilmesi
için, bunun, en az iki üç katı artırılması gerekmektedir; ancak, bu üretim ve
tüketim artışının desteklenmesi, bugüne kadar, devletimizin gereken ilgisinden
yoksun kalmıştır. Devlet, hem finansal destek anlamında hem de denetim
hizmetleri anlamında ilgisiz davranmaktadır. Bu ilgisizliğin nedenlerinin
başında, balıkçılığın hangi kurumlara tabi olacağının belirsizliği gelmektedir.
Balıkçı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde çiftçiyle aynı statüdedir ve
gerekli izinleri bu bakanlıktan alır; ancak, denetleme ve kontroller, Sahil
Güvenlik Komutanlığı tarafından yapılmakta, çift başlı bir durum oluşmakta ve
zaman zaman, iki kurum arasında boşluklar doğmaktadır. Bu durumun, Batılı
ülkelerdekine benzer bir biçimde düzeltilmesi gerekmektedir.
Bugüne kadarki yasal
düzenlemeler ve denetlemeler, denizlerimizdeki talanı önlemeye yeterli
olamamıştır; denizlerimiz çölleşmeyle karşı karşıya bulunmaktadır. Trolcülük,
dip tarama, kıyılardan kum ve çakıl çalma gibi uygunsuz faaliyetler, sualtı
ekolojisine geriye dönüşü olmayan zararlar vermekte ve Türkiye kökenli birçok
balığın neslinin tükenmesine yol açmaktadır. Görüşmekte olduğumuz bu yasa
tasarısıyla birlikte, denizlerimizi tehdit eden bu talan karşısında cezalar
ağırlaştırılmıştır. Cezaların ağırlaştırılmış olması, uygunsuz avcılık
yöntemlerinin kullanılmasını önlemek açısından caydırıcı olacaktır; ancak,
cezalar, yalnız başına caydırıcı olamaz. Balıkçılık sektörünün, sübvansiyon ve
kredilerle desteklenmesi; yani, içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan
kurtarılması gerekmektedir. Balıkçılık sektörünün örgütlenmesi teşvik edilerek,
balıkçıların kendi geçim kaynaklarını korumaları sağlanmalıdır.
Görüştüğümüz
tasarının 3 üncü maddesiyle Su Ürünleri Kanununda yapılan değişiklikle, su
ürünleri istihsalinde uygulanacak kriterlerin, yasakların ve yükümlülüklerin
yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür. Bu yönetmeliklerle birlikte su
ürünlerinde avlanma ve üretim için standartlar belirlenmiştir; bu standartların
uygulanması, ekolojik dengelerin korunması ve balıkçılık sektöründe istikrarlı
bir büyümenin sağlanabilmesi için büyük önem arz etmektedir. Denizlerin
hepimizin olduğunu asla ve asla unutmamamız gerekir. Su ürünlerinin nesillerini
tüketenlerle mücadele etmek, hepimizin aslî görevi olmalıdır; aksi takdirde,
gelecek nesillerimize bunu anlatamayız diyorum.
Olumlu oy
kullanacağımızı belirtiyor, hepinize,
sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Demirel.
Madde üzerinde başka
söz talebi?.. Yok.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 4.- 1380 sayılı
Kanunun 32 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 32. - Bu
Kanunda yer alan mahkemece yerine getirilecek görevler zaruret görülmeyen
hallerde sulh ceza mahkemelerince onbeş gün içerisinde evrak üzerinden inceleme
yapılarak karara bağlanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Sayın Fahrettin Üstün;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1380 sayılı Su
Ürünleri Yasasının 32 nci maddesinde
değişiklik yapan tasarının 4 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım.
Ülkemizde, sahipsiz
kalan sektörlerin başında gelen su ürünlerinde, yaşanan önemli sorunlar var. Bu
sorunları madde madde irdeleyecek olursak, su ürünleri yetiştiriciliği
yapılacak olan potansiyel alanlar çevre düzeni planlarında belirtilmesine
rağmen, bu alanlarda, hâlâ, yasal sıkıntılar yaşanmaktadır. Müteşebbislerin,
yasal işlemlerinin kısaltılması ve hemen faaliyete geçmeleri için, belirtilen
alanlardaki sorunlar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı öncülüğünde, hemen çözüme
kavuşturulmalı ve tekrar problem yaratmayacak şekilde, kalıcı kararlar
alınmalıdır; ayrıca, potansiyel alanlarda uygulanan işlemler
kolaylaştırılmalıdır.
Su ürünleri sektörü
tarafından kullanılan tüm araziler devletten kiralanmakta ve bu alanlara ödenen
kira bedelleri çok yüksek olarak alınmaktadır. Ayrıca, her işletmeye farklı
bedeller uygulanmaktadır. Kiralama rayiçlerinin belirlenmesi yetkisi Tarım
Bakanlığında olmasına rağmen, bu yetki, geçici bir maddeyle Maliye Bakanlığına
verilmiştir. Maliye Bakanlığı da, kira rayiçlerini yüksek ve bölgelere göre
farklı almaktadır. İşletme maliyeti açısından yüksek olan bu kira bedellerinin,
Tarım Bakanlığının girişimleri sonucu düşürülmesi ve her işletme için aynı
olacak şekilde belirlenmesi sağlanmalıdır.
Yatırım yapacak
kişilere uygulanan bürokratik prosedürlerin çok uzun sürmesi ve 9-10
bakanlıktan izin alınması dolayısıyla, işletmenin, üretime iki yıl gibi uzun
bir süreden sonra başlayabilmesi, büyük maddî ve zaman kayıplarına yol açmaktadır.
Sorunun giderilmesi için, Tarım Bakanlığında bir su ürünleri genel müdürlüğü
kurulmalı ve yatırımcı müteşebbis, tek bir yere başvurarak, tüm işlemlerini
müdürlükte halletmelidir.
Diğer sektörlere
uygulanan teşvik ve destek kredilerinin su ürünleri sektörüne uygulanmaması ve
özellikle ihracat sırasında navlun destek priminin uygulamaya konulmaması,
rekabet gücümüzü zayıflatmaktadır. Avrupa'daki gibi, sektöre uygulanan uzun ve
düşük vadeli krediler Ziraat Bankası tarafından uygulamaya konulmalı ve ihracat
sırasında da navlun destek primi uygulanmalıdır. Böylece, ihracatımızda önemli
ölçüde artış olacaktır. Unutulmamalıdır ki, Avrupa'ya sattığımız tek hayvansal
ürün balıktır.
İhracat yapılan ülke
sayısının az olması ve yeni pazarların bulunmaması, sektörün büyümesine engel
teşkil etmektedir. Avrupa'ya yapılan ihracat, devlet destek ve işbirliğiyle
daha yaygın hale getirilerek ülke sayısı artırılmalı ve yeni pazar olabilecek
İsrail, Ürdün, Lübnan, İran ve Suriye gibi ülkelerle ikili ilişkiler
kuvvetlendirilerek, ülkemize uyguladıkları yüksek gümrük vergileri
düşürülmelidir.
Ülkemizde, ileriye
dönük balıkçılık politikası ve planlaması olmadığından dolayı, yatırımcının
önünü görememesi, bu sektörde, diğer gelişmiş ülkeler arasında yer almamızı
engellemektedir.
Tarım Bakanlığı
tarafından, acil olarak, su ürünleri sektörü için, en az on yıllık bir devlet
politikası ve planlaması yapılarak, üretim kapasitemizi artırmalı ve ihracata
yönelik çalışmalar geliştirilmelidir.
1380 sayılı Yasanın,
günümüz şartlarına göre eksik ve yetersiz oluşu, Avrupa Birliği uyumu için ve
sektörümüzün daha iyi ve hızlı gelişmesi açısından, belirtilen yasanın ve diğer
yönetmeliklerin, günümüz ve daha sonraki yıllara hitap edecek şekilde bir an
önce değiştirilmesi gerekmektedir.
Şu an sektörde
bulunan çoğu işletmenin hiçbirisine, yol, su, iskele ve elektrik gibi altyapı
hizmetleri götürülememiştir. İnsanca üretim yapmak için ve tarımın bir kolu
olan bu sektöre de, bu hizmetlerden yararlanma eşitliği sağlanmalıdır,
tanınmalıdır.
Hammadde ithalatı
sırasında uygulanan fon ve vergilerin yüksek olması ve balıkların satışı
sırasında uygulanan KDV oranlarının yüksek oluşu, sektörü olumsuz yönde
etkilemektedir. İşletmelerin giderlerinin yüzde 70'ini oluşturan yem
hammaddelerine uygulanan vergi ve fonların azaltılması ve KDV oranlarının
düşürülerek, işletme maliyetlerinin azalmasına yönelik tedbirlerin alınması
gerekmektedir. Bu uygulama, vergi mükellefi sayısının, su ürünleri tüketiminin
ve ihracatının artmasına büyük fayda sağlayacaktır.
Daha önceleri
denizlerde yetiştiricilik yapan işletmeler, yavru balık ihtiyaçlarını
denizlerden yakalayarak sağlıyorlardı; fakat, yapılan aşırı avcılık nedeniyle
denizlerimizdeki doğal stoklar azalmaya başlayınca Bakanlığımız tarafından bu
yasaklanmıştır. Bu gelişmeden sonra, özel yavru kuluçkahaneleri, gerekli
teknolojik yatırımı yaparak, ülkemizin yavru balık ihtiyacının tamamını karşılar
duruma gelmiştir. Bakanlığımız, bundan sonra, süresiz olarak, doğal ortamlardan
yavru balık yakalama işini tamamen kaldırmalı, yavru üretim işini, sürekli
olarak özel işletme kuruluşlarına bırakmalı ve yavru balık yakalama
yasaklarının takipçisi olmalıdır.
Gümrük
müdürlüklerinin haftasonu (cumartesi, pazar günleri) çalışmamasından dolayı,
gerekli evraklar cuma gününden yaptırılmaya çalışılmaktadır. Yapılacak yeni bir
düzenlemeyle, gümrüklerin, haftasonu da çalışmaları sağlanarak, ihracatın
önündeki bu önemli sorun ortadan kaldırılmalıdır.
Avrupa Birliği
Komisyonunun, deniz balığı yetiştiriciliğinde en büyük rakibimiz olan
Yunanistan'a, 100 000 000 euro yardım yapacağı duyumları alınmaktadır.
Devletimizin, acil olarak, yetiştiricilerimizin bu durum karşısında rekabet
gücünü yitirmemeleri için, uzun vadeli ve düşük faizli kredilerle desteklemesi
gerekmektedir.
Sektörün sorunları ve
çözüm önerileri:
A- Yasal, idarî ve bürokratik sorunlar:
1- Genel müdürlük
kurulması:
1971 yılında -yani,
bundan 32 yıl önce- Tarım Bakanlığı bünyesinde Su Ürünleri Genel Müdürlüğü
kurulmuştu. 2002 yılında ise, koskoca sektöre Tarım Bakanlığı bünyesinde mevcut
Daire Başkanlığı tarafından sahip
çıkılmaya çalışılmaktadır. Devleşen balıkçılık ve yetiştiricilik sektörünün
sorunlarına, dünya ülkeleri balıkçılık bakanlığı kurarak cevap vermeye
çalışırken, çok önemli balıkçılık ve yetiştiricilik potansiyeline sahip
ülkemizde, daire başkanlığıyla sektörü kucaklamak ve sorunlarını çözmek asla
olası değildir. En kısa zamanda, Tarım Bakanlığı bünyesinde yalnızca su
ürünlerine bakacak bir genel müdürlük kurulmalıdır.
2- 1380 sayılı Su
Ürünleri Yasasının günün koşullarına cevap verecek şekilde değiştirilmesi:
Balıkçılığımızı ve su
ürünleri yetiştiriciliğini düzenleyen kurallar, 1380 sayılı Yasa ve buna
ilişkin tüzük ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. Ancak, 1380 sayılı Yasa ve bu
yasaya bağlı tüzük ve yönetmeliklerin, günün ihtiyaçlarına yıllardır cevap
vermediği bir gerçektir. Ayrıca, bu Yasa, Avrupa Birliği balıkçılık ve
yetiştiricilik yasalarıyla ilgili uyum göstermemektedir. Bu nedenle, günün
koşullarına cevap verecek ve Avrupa Birliği yasalarıyla tam bir uyum içerisinde
olup, globalleşen dünyada, ülkemiz balıkçılık sektörünü en doğru ve etkili
biçimde yönlendirebilecek yeni bir yasanın acilen çıkarılması gerekmektedir.
3- Görev, yetki ve
sorumlulukların tek merkezde toplanması:
Su ürünleri
yetiştiriciliğiyle ilgili her türlü yatırım, uygulama, pazarlama, ihracat ve
benzeri aktiviteler için Turizm, Çevre, Kültür, Orman, Maliye, Sağlık,
Ulaştırma, Tarım Bakanlıkları ile belediyeler ve Anıtlar Yüksek Kurulundan izin
almak gerekmektedir. Yetiştiricilik konusunda yatırım yapacak bir müteşebbis,
iki yıla yakın süre boyunca, sadece izin alabilmek ve bürokratik işlemleri
yerine getirebilmek için savaş vermektedir. Bugüne kadar çıkarılmış beş yıllık
kalkınma planlarında "denizlerde su ürünleri yetiştiriciliği sonuna kadar
teşvik ve himaye edilecektir" denilmektedir. Bu mudur yatırımcıyı teşvik
ve himaye etmek?!
Bürokratik engeller,
konuya sahip çıkmak için yarışan ve işleri yokuşa sürmekten ve karıştırmaktan
başka iş yapmayan 8 bakanlık ve 2 kuruluşun olumsuz karar ve uygulamalarıyla,
sektör, henüz doğmadan ölecektir.
Bu nedenle, tüm
görev, yetki ve sorumluluklar tek merkezde toplanmalı ve tüm sorunları çözülmüş
paket projeler yatırımcıya sunulmalıdır. Bu merkez, Tarım Bakanlığı içerisinde
kurulacak bir genel müdürlük olabilir.
4- Su ürünleri
yetiştiriciliği icra kurulunun kurulması:
Birleşmiş Milletler
kurallarına göre, bir sektörün sesi durumunda olan sivil toplum örgütlerinin
katılımı, görüşü ve onayı alınmadan, o sektörle ilgili devlet kararları almak
doğru değildir. Katılımcı devlet anlayışı içerisinde, sektörümüzü, su ürünleri
sektörünü temsil eden sivil toplum örgütlerinin katkısı olmadan, hiçbir
endüstri için politika yapılmadığı, sağlıklı kararlar alınamadığı bir
gerçektir. Kısacası, balık üreticisinin problemlerini ve çözümlerini,
kendisinden daha iyi kimse bilemez.
Bu nedenle, Tarım
Bakanlığı, su ürünleri genel müdürlüğü, sektörün sivil toplum örgütleri (vakıf,
dernek, birlik ve benzeri kuruluşlar) konuyla ilgili üniversitelerin üst düzey
yetkililerinin iştirakiyle bir icra kurulu oluşturulmalı ve bu kurul, yılda en
az bir defa toplanarak, kısa, orta ve uzun vade için devlet politikalarını
tespit etmelidir.
5- Birlik-üst birlik
yasasının çıkarılması:
Su ürünleri
yetiştiricilerinin arzulanan ve hedeflenen biçimde gelişebilmelerinin ilk
şartı, gerçekçi ve etkili bir biçimde örgütlenebilmelerine bağlıdır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Bunların maddeyle ne ilgisi var?!.
FAHRETTİN ÜSTÜN
(Devamla) - Bilmiyorsunuz, bilgilendiriyoruz.
BAŞKAN - Sayın Üstün,
buyurun; konuşmanızı tamamlayın.
FAHRETTİN ÜSTÜN
(Devamla) - Ancak bu şekilde sektörlerinin dirlik ve düzenini sağlayarak ses
getirebilirler, haklarını ancak örgütleriyle koruyabilirler veya alabilirler.
Ayrıca, son derece
yeni olan su ürünleri sektörünü, kamuoyuna ve medyaya doğru biçimde anlatmak,
ancak kurulacak sağlıklı örgütler tarafından mümkün olabilir. Bu nedenle,
Parlamentoda beklemekte olan birlik yasaları bir an önce çıkarılmalıdır.
B- Teknik
düzenlemeler:
1- Kaliteli yem ve yavru üretmek:
2- Yetiştiricilikte kullanılan ilaçların belirlenmesi ve denetimi:
Avrupa Birliği
standartlarına göre, rezüdü analizlerinde, daha önceden ülkemiz balıklarına bir
ihracat yasağı konulmuştu.
Bunda en büyük etken,
bilinçsizce kullanılan antibiyotiklerdir. Yaklaşık iki yıllık süre sonucunda,
su ürünleri sektörü zor durumda kaldı; sektör, âdeta batma noktasına geldi.
Daha sonra, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının düzenlemiş olduğu çeşitli yasalar
ve rezüdü analizlerinin denetime sokulması sonucunda, bu olay, şu an gündemden
kalktı ve bilinçsiz ilaç tüketimi önlenmiş oldu.
3- Yeni türlerin
yetiştiriciliğine geçilmesi:
Şu an, kültür
balıkçılığında çipura, levrek en büyük ihraç kalemlerimiz. Bunun yanında, 6
yeni tür üretim ve deneme aşamasında. Bunların da, yakında piyasaya arz
edileceği belirtilmekte.
4- Kıyılarımızın sektörler
bazında planlanması:
Bu, çok önemli
olduğuna inandığım bir konu. Hem deniz ekosistemi hem de kara ekosistemiyle bir
bütün olarak devrede olan, sınırları politik, idarî, yasal, ekolojik ve
dogmatik koşullara bağlı "kıyısal alan" son çeyrek asırdır,
yeryüzünün en önemli konularından biri olmuştur. Denizel ortamın bellibaşlı 9
sektör tarafından kullanılmasına karşın, kıyısal alanın 51 sektör tarafından
kullanılması, konunun önemini daha da artırmaktadır.
Türkiye kıyıları, son
yirmi - yirmibeş yıldır, çok yönlü teknolojik, ekonomik ve sosyal içerikli
büyük gelişmeler ve değişmeler yaşamaktadır. Buna bağlı olarak, ülkemizin
kıyısal alanı, büyük çapta ekolojik hasara uğramış bulunmaktadır. Kıyısal
alanlarımızı korumak için, bu alanlarımızı kullanan sektörlerce ortak kullanım
ilkelerinin benimsenmesi ve kıyılarımızı kullanacak sektörler için
planlamaların yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, gelişmiş ve gelişmekte olan
bazı ülkelerce, kapsamlı ve kısmî kapsamlı olarak uygulanan "kıyısal alan
idare ve yönetimi" modelinin, kurulacak olan bir devlet kuruluşu
aracılığıyla ülkemizde de faaliyete geçirilmesi gerekmektedir.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak maddeye olumlu oy kullanacağımızı belirtir, Yüce Heyeti
saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Üstün.
Madde üzerinde başka
söz talebi?.. Yok.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, 20.30'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 19.28
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 20.30
BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Suat KILIÇ (Samsun), Mehmet DANİŞ
(Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109 uncu Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
125 sıra sayılı kanun
tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3.- Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ile İçişleri; Tarım, Orman ve Köyişleri ve Adalet Komisyonları
Raporları (1/407) (S. Sayısı : 125)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 5 inci
maddesini okutuyorum:
MADDE 5.- 1380 sayılı
Kanunun 33 üncü maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Koruma ve
kontrol
Madde 33. - Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı teşkilatında ve Bakanlığa bağlı su ürünleri ile ilgili
teşekküllerde su ürünlerinin, deniz ve içsuların koruma ve kontrolü ile görevlendirilen personel ile emniyet,
jandarma, sahil güvenlik, gümrük ve orman muhafaza teşkilatları mensupları,
belediye zabıtası amir ve mensupları, kamu tüzel kişilerine bağlı muhafız,
bekçi ve korucular ile emniyet ve jandarma teşkilatının bulunmadığı yerlerde
köy muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri bu Kanunla ve bu Kanuna istinaden konulan
yasaklardan dolayı, bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında zabıt varakası
tutmak, suçta kullanılan istihsal vasıtalarını ve elde edilen su ürünlerini
zapt etmek ve bunları 34 üncü madde hükmü saklı kalmak şartı ile adlî mercilere
teslim etmek; ek madde 3'te yer alan hükümler çerçevesinde idari para
cezalarını kesmekle vazifeli ve yetkilidirler."
BAŞKAN - Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Antalya Milletvekili
Sayın Nail Kamacı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NAİL
KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; Su Ürünleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Grubum
adına söz almış bulunuyorum; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bir
konunun altını çizmek istiyorum. İktidar Partisi sözcüsü arkadaşım,
balıkçılarla ilgili mazot indirimindeki uygulamanın çok sevindirici olduğunu
söyledi. Doğrudur; eğer böyle bir uygulama bugünden başlamış olsaydı, gerçekten
sevindirici olabilecekti; ancak, 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren başlayacaktır.
Balıkçılarımız, bugünlerde avlanmaya devam etmektedirler; o yüzden, bugünlerde
başlamasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Bunu, eğer, bugünden başlatırsak,
sizler de bu konuda olumlu bir puan almış olacaksınız değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar,
bu tasarının en önemli maddelerinden bir tanesi, koruma ve kontroldür.
Türkiye'de, maalesef, bu konularda, işletme açılır, uygulamaları yapılır;
ancak, koruma ve kontrol yapılmaz; bunu, denizlerimizde görmek mümkün,
içsularımızda görmek mümkün, ormanlarımızda görmek mümkün, tarım alanlarımızda
görmek mümkün. Yıllardan beri, iç kısımlarımızdaki evsel atıklarımızı ve
endüstriyel atıklarımızı akarsularımıza bırakarak, maalesef, balıkçılık sektörüne
önemli bir darbe vurmuş bulunuyoruz; bunu, aynı şekilde turizm alanlarında
görmekteyiz. Altyapısı olmayan alanlarda turizm alanları açarak denizlerimize evsel atıkları
bırakarak deniz kirliliğine sebep olmaktayız; bu da, balıkçılık sektörümüzü
olumsuz şekilde etkilemektedir.
21 inci Yüzyılın en
önemli sektörlerinden bir tanesi gıda sektörüdür; bence, olmazsa olmaz
kurallardan bir tanesi. İnsanların beslenmeye, önemli şekilde beslenmeye
ihtiyacı var. Dünya nüfusu artış gösteriyor. Bunun için, gıda sektörü ihmal
edilemeyecek derecede önemli bir sektörümüzdür. Bunun yolu da -gıda sektörünün
en önemli maddesi de- bence, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, akarsuları
olan ülkemizde, balıkçılık sektörünün geliştirilmesi, korunması ve kontrol
edilmesidir. Yıllardan bu yana, iki kuruş kazanacağız diye, deri sektörünün
biyolojik atıkları akarsularımıza aktarıldı ve altyapısı yapılmadı, arıtma
tesisleri yapılmadı. Tarım ürünlerine kontrolsüz şekilde verilen tarım ilaçları,
maalesef, hem sulak alanlarımızı hem akarsularımızı hem de denizlerimizi
kirletti.
Yine, bunun yanında,
1970'li yıllarda başlatılan uygulamayla, 1 metrekare daha fazla tarım alanı
elde edebilmek için, yüzlerce, binlerce metrekarelik sulak alanları, maalesef
kuruttuk. Şimdi, sulak alanları tekrar oluşturmaya başladık; çalışıyoruz. Geçen
gün arkadaşlarımızla beraber Avlan'daydık, Elmalı Avlan Gölünün yeniden
canlanmasıyla ilgili projeyi görmeye gittik; çok güzel oluşmuş. Bu arada,
Bayındırlık Bakanına iletilmek üzere, şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: O göl
oluşuyor; fakat, içinden geçen karayolunun, hâlâ, yeniden yapılmasına devam
edilmekte. O yolun, bir an önce, eski alanına kaydırılmasına ihtiyaç vardır
diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, gölleri ve barajlarıyla,
su ürünleri bakımından şanslı bir ülkedir; ancak, bu şansını iyi şekilde
kullandığını söyleme şansına sahip değiliz. Su ürünlerini iyi yetiştirebilmek
için, üretim tekniğini, korumasını ve tüketimini iyi yapmalıyız. Ülkemizde,
diğer konularda olduğu gibi su ürünlerinde de bir kaos yaşanıyor. Kaynağın
kapasitesinin çok üzerinde olan balık avcılığı ve mevcut yapılanma, balıkçılığımız
açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Av filosu fazlalığından dolayı, verimli
avcılık yapılamaz duruma gelmiştir. Bunun doğal sonucu olarak, balıkçılar,
aşırı avcılığa yönelmiş ve kaynak büyük bir tahribat görmüştür. Başlangıçta
üretim artışı, yönetimlerce, balıkçının kalkınması olarak değerlendirilmiş;
oysa, kaynağın kapasitesine göre balıkçılık sisteminin oluşturulması gözardı
edildiğinden, balıkçılık sektörü açısından hatalı kararların verildiği bir
dönem olmuştur.
Son onbeş yıldır ise,
ülke balıkçılığında değişik bir tablo ortaya çıkmıştır. Doğal stokların azalışı
nedeniyle, önce içsularda, daha sonra kıyılarda balık yetiştiriciliği
yaygınlaştırılmıştır. Deniz ürünleri yetiştiriciliği, özellikle Güney Ege'de,
Karadeniz'de ve dikkat çekici şekilde Akdeniz'de önemli boyutlara ulaşmıştır.
Türkiye, çağdaş bir
balıkçılık yönetimine sahip olamadığı için, aqua kültür altsektörü de sıkıntılı
bir dönemden geçmektedir. Deniz ortamı, çok değişik sektörlerin müşterek
kullanım alanı olması nedeniyle, çatışma ortamını da beraberinde getirmiştir.
Oysa, tüm hükümetler, hem toplumların besin gereksinimlerini hem de çok iyi bir
istihdam alanı oluşturduğu için, aqua kültürü, sürdürülebilir besin güvenliği
açısından desteklemek zorundadır; ancak, ülkemizde kıyısal zonun korunması ve
kullanılması çağdaş yaklaşımlardan uzak bir şekilde yönlendirildiğinden ve bu
zonun, nasıl ve hangi sektörler tarafından, ne gibi kurallar çerçevesinde
kullanılması gerektiğiyle ilgili yasal düzenlemeler bulunmadığından, ülkemiz
aqua kültürü bu karmaşadan olumsuz olarak etkilenmiştir.
Türkiye'de, kıyısal
zon ve denizi kullanan tüm sektörlerin idarî yönetimlerince, işbirliği içinde,
çok yönlü kullanım planlaması ilkesi oluşturulamadığı sürece, balık
yetiştiriciliği sektörü, kendini darboğazdan kurtaramayacaktır. Tüm bu
sebeplerden, doğal kaynakları işleten, ayrıca yetiştiricilik yapan balıkçılık
sektörü çağdaş bir yönetim yapılanmasına gidemediği sürece sorunlarının çözümü
mümkün gözükmemektedir.
Ülkemizde kültür
balıklarının üretimi 67 000 ton, deniz balıklarının üretimi 465 000 ton, diğer
deniz ürünleri 19 000 ton, içsu balıkları üretimi ise 43 000 ton olmak üzere,
denizlerimizden ve içsularımızdan 2001 yılında toplam 594 000 ton üretim
sağlanmıştır. Diğer ülkelere bakıldığı zaman, gerçekten, çok geride kaldığımızı
görmek mümkün.
Doğal kaynaklardan
avcılık yoluyla elde edilen ürün miktarının sınırlı olması nedeniyle mevcut
stoklar zorlanmış, yeni kaynakların araştırılması zorunluluk haline gelmiştir.
Su kaynaklarının
sahibi hâlâ belirsizlik içindedir. Daha önce, 1984 yılına kadar genel müdürlük
düzeyinde hizmet vermiş olan Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, o tarihten sonra,
Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğüne bağlı daire başkanlığı düzeyine indirilmiş,
Tarımsal Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ise, yine, daire başkanlığı
düzeyinde yeniden şekillendirilmiştir.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'de yıllardan beri uygulanan bir sistem vardır. Eğer bir yeri korumak
istemiyorsanız, düzenlemek istemiyorsanız, beş on tane ilgili kuruluşa yetkiyi,
sorumluluğu verirsiniz, o ilgili ve yetkili kuruluşların, topu birbirlerinin
üzerine atarak bu korumayı hiçbir zaman yapmamalarını sağlarsınız. Eğer bir
ülkede, bir kurumda iş yapmak istemiyorsanız; ama, yapar gibi görünmek
istiyorsanız, yetkileri değişik şekilde dağıtıp işi yokuşa sürersiniz. 1380
sayılı Yasayı değiştiriyorsunuz; ama, idarî yapılanmayı, yani, Su Ürünleri
Genel Müdürlüğünü kuramıyor, yeniden yapılandıramıyorsunuz. O zaman, bu yasa
yine aksar, yine tökezler.
Yine, her şeyde
olduğu gibi, su ürünleri konusunda da önemli ölçüde eğitime ihtiyaç var. Su
ürünleri konusunda mezun olan mühendisler teoriğin yanında pratiği de sahip
olmalıdır. Bunun için, üniversitelere bağlı su ürünleri fakültelerine,
araştırma istasyonlarının kurulması konusunda yetkiler verilmeli ve araştırma
istasyonları kurmaları sağlanmalıdır.
İyi bir
yetiştiricilik, korumacılık, tüketim, diğer sektörlerde olduğu gibi iyi bir
eğitimle mümkün olabilecektir. Öncelikle -bütün üretici ve tüketicilerle-
sürdürülebilir bir balıkçılığın olması, ancak onun korunmasıyla mümkün olacaktır.
Su ürünlerinin
gelişmesi ve geliştirilmesi için en önemli etken korumadır. Koruma ve kontrol
tedbirlerine, balıkçıların, yerel yönetimlerin katılımları -muhtarların ve
belediyelerin- sağlanarak, Kara Avcılığı Kanunu Tasarısında olduğu gibi bir
Merkez Av Komisyonunun kurulmasında fayda vardır.
Değerli arkadaşlar,
-kara avcılığında da, sanıyorum, bundan önceki dönemlerde aynı şekilde
yürümüştür- yasak avlanmayı önlemek için -Merkez Av Komisyonu örneğinde olduğu
gibi- burada da bir merkez av komisyonunun kurulmasında fayda vardır. Bu
komisyonda, gönüllü kuruluşlardan, üniversitelerden, balıkçılık sektöründen ve
balıkçılık kooperatiflerinden temsilciler olmalıdır. Bu şekilde olabildiği
takdirde, bu sektörü koruma şansı vardır. Ancak bu şekilde otokontrol sistemi
sağlanarak, üretimi artıracak tedbirleri sağlayabiliriz. Yoksa, 13 tane kuruma
görev vererek, bu kontrolü sağlama şansını yakalayamayız. Şimdi soruyorum: Köy
muhtarı, bekçi, korucu, belediye zabıtası hangi güçle yasak avlanmaya engel
olacaktır; mümkün müdür bu; yaptırımı ve etkisi ne? Diyoruz ki, denizin içinde
yasak avlanma var; bunu, önlemesi mümkün değil.
Koruma ve kontrol,
önemle üzerinde durmamız gereken bir konudur. Öncelikle, balık üreme sahalarını
verimli bir şekilde kullanmalıyız. Bakıyoruz, bir işletmeci, en güzel koylarda
balıkçılık üretimi yapıyor; onun dışında, 4-5 tane daha işletme, ruhsat almadan
üretime başlıyor.
Değerli arkadaşlar,
biraz önce arkadaşlarım bahsetti; bu, Gazipaşa'daki orkinos çiftliğiyle ilgili
değişik basın organlarında değişik şekilde haberler çıktı. Bunu, bize gönderen
de yine bir işletmeci; bakın, öbür balıkçılar hakkında ne söylüyor: "Bu
yıl içinde, mevcut hükümetin popülist yaklaşımları ve destekleri sonucunda, 3
firma daha, Gazipaşa'da gerekli izin işlemlerini tamamlamadan tesis kurma
işlemine başladı." Şimdi soruyorum -Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı burada
mı; yok- Tarım ve Köyişleri Bakanlığından izin almadan bu işletmeler hangi
yetkiyle, ruhsatsız ve izinsiz bir şekilde, burada işletme kurma hakkına sahip
oluyorlar?! Bunu yapabilmeleri mümkün mü; yani, bu, devlete saygısızlık değil
mi?! Kimin adına yapıyorlar bunu; hangi yetkiyle yapıyorlar?! Tabiî ki, eğer,
biz devlete karşı güçlüyüz diyorlarsa, onu bilmek benim görevim değil; onu
bilmek, devletin, sorumluların görevi. Şu anda, kimi ruhsatlı, kimi ruhsatsız
işletilmeye devam ediliyor.
Değerli arkadaşlar,
öncelikle, Türkiye'de bir havza planlaması yapılmalı. Bu, tarım alanında da
böyle olmalı, turizm alanında da böyle olmalı, balıkçılık sektöründe de böyle
olmalı. Türkiye'de, balıkçılık yapılan yerler ayrılmalı, turizm yapılan yerler
ayrılmalı, tarım yapılan yerler ayrılmalı ve bunlar, daha önceden ilan
edilmeli. Herkes, dilediği yerde işletme kurabilme şansını yakalayamamalı.
Bunun, böyle olmaması lazım; bakıyorsunuz, turizmin en yoğun olduğu yerde,
kıyıdan hemen 300 metre içeride orkinos çiftlikleri var. Yine, aynı yerden
gelen fakslarda, Sahil Güvenlik Komutanlığınca, Alanya Çevre Sağlık
Müdürlüğünce ve balıkçılar kooperatifince tutulan tutanaklarda 10 adet orkinosun
kıyıları vurduğu belirtiliyor; ölü orkinoslar.
Değerli arkadaşlar,
üretime karşı değiliz; ancak, sürdürülebilir bir üretim olmalı. Yani, yüz yıl
sonra da orada balık üretimi yapılabilmeli; yüz yıl sonra da oradaki turizm
tesislerinde insanlar kalabilmeli; yüz yıl sonra da oradaki tarım işletmeleri
domatesi, patlıcanı, biberi üretebilmeli; onu yapmalıyız. Yoksa, niye
sürdürülebilir bir balıkçılığa karşı olalım ki; öyle bir isteğimiz, talebimiz
yok. Ancak, herkes, hakkına riayet etmeli, devletin sınırladığı yerlerde görevini
yapmalı.
Değerli arkadaşlar,
yine, korumanın bir şekli de, düzenli ve planlı avlanmadır. Bunu yapamadığımız
zaman, ne bir balığı ne de bir deniz ürününü gelecek kuşaklara aktarma şansı
olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
üyeler; avlanmalarda öyle yanlışlıklar yapılıyor ki, gece ışıkla avlanma,
trolle avlanma bunlardan bazılarıdır. Bazı zamanlarda deniz kıyısına hiç
yaklaşmaması gereken troller, özellikle göçmen balıklar geldiği zaman, kıyılara
200 metre, 100 metre yaklaşıyorlar ve 150-200 metrede avlanma yapıyorlar; ama,
sadece olta balıkçılığı yapmak için gelen 315 santimetrelik fiberler yakalanıp
milyarlarca liralık cezaya uğruyorlar; bu, haksızlıktır ve adaletsizliktir
değerli arkadaşlar.
BAŞKAN - Sayın Kamacı,
sözlerinizi toparlar mısınız.
Buyurun.
NAİL KAMACI (Devamla)
- Tabiî efendim.
Yine, aynı şekilde,
bu alanları korumak istiyorsak, aynen karada olduğu gibi -gerçi, karadaki SİT
alanlarını yok ediyoruz; ama, olsun- denizde de SİT alanları oluşturabilmek
şarttır. Denizlerimizde de SİT alanları oluşturalım, üreme alanları
oluşturalım. Bunu yapamadığımız takdirde, gelecek kuşaklara balık diye bir şey
bırakma şansımız kalmaz değerli arkadaşlar. Bugün, Türkiye'de, soframızda en
fazla olması gereken balık, maalesef, en az ve en pahalı gıdadır.
Değerli arkadaşlar,
yine, avlanma zamanında çıkarılan sirkülerlerin ikide bir değişikliğe
uğramaması lazım. 2002 yılında, 2 Ağustosta bir sirküler çıkıyor, 11 Eylülde
bir daha çıkıyor, 25 Şubat 2003'te yeniden bir avlanma sirküleri daha çıkıyor.
Bunun bir takvimi vardır, bir zamanı vardır; balıkların bir üreme zamanı
vardır, bir avlanma zamanı vardır. Balıklar, bu üç dönemde de ayrı ayrı
üreyemezler ya! Yani, demek ki, avlanma yapabilmek için, Bakanlığa baskı
geliyor. Bana göre, bunu önlemenin yolu da, bu konuda bağımsız av
komisyonlarının oluşturulmasıdır; bunu yapabilirsek, balıkçılığımızı ve
geleceğimizi kurtarmış oluruz.
Hepinize saygılar,
sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kamacı.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş
sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 125
sıra sayılı Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
5 inci maddesinin sonuna aşağıda yer alan cümlenin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
Tuncay
Ercenk |
Osman
Kaptan |
Atila
Emek |
|
|
|
Antalya |
Antalya |
Antalya |
|
|
Osman
Özcan |
Hüseyin
Ekmekcioğlu |
Ensar
Öğüt |
|
|
Antalya |
Antalya |
Ardahan |
|
|
R.
Kerim Özkan |
Feridun
Baloğlu |
Nail
Kamacı |
|
|
Burdur |
Antalya |
Antalya |
"Deniz ve
içsuların koruma kontrolü için, denizlerde ve içsularda özel koruma alanları
oluşturulur, özel koruma alanlarının sınırlarının tespiti ve koruma ve kontrol
kuralları Bakanlığın üç ay içerisinde çıkaracağı bir yönetmelikle düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
İkinci ve en aykırı
önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 125
sıra sayılı Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Atila
Emek |
Ensar
Öğüt |
Tuncay
Ercenk |
|
|
|
Antalya |
Ardahan |
Antalya |
|
|
Osman
Özcan |
Hüseyin
Ekmekcioğlu |
Osman
Kaptan |
|
|
Antalya |
Antalya |
Antalya |
|
|
Feridun
Baloğlu |
|
Nail
Kamacı |
|
|
Antalya |
|
Antalya |
Madde 5.- 1380 sayılı
Kanunun 33 üncü maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Koruma ve
kontrol
Madde 33. - Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı teşkilatında ve Bakanlığa bağlı su ürünleri ile ilgili
teşekküllerde su ürünlerinin, deniz ve içsuların koruma ve kontrolü ile görevlendirilen personel ile emniyet,
jandarma, sahil güvenlik, gümrük ve orman muhafaza teşkilatları mensupları,
belediye zabıtası amir ve mensupları, kamu tüzelkişilerine bağlı muhafız, bekçi
ve korucular ile emniyet ve jandarma teşkilatının bulunmadığı yerlerde köy
muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri bu kanunla ve bu kanuna istinaden konulan
yasaklardan dolayı, bu kanun kapsamına giren suçlar hakkında zabıt varakası
tutmak, suçta kullanılan istihsal vasıtalarını ve elde edilen su ürünlerini
zaptetmek ve bunları 34 üncü madde hükmü saklı kalmak şartı ile adlî mercilere
teslim etmek; ek madde 3'te yer alan hükümler çerçevesinde idarî para
cezalarını kesmekle vazifeli ve yetkilidirler. Bu kanunda yer alan suçların
önlenmesine ilişkin koruma ve kontrol görevlerinin yürütülmesinde önerilerde
bulunmak ve idareyi bu kanunun yasakladığı uygulamalar konusunda bilgilendirmek
görevlerini yürütmek için Merkez Av Komisyonu ile il av komisyonu
oluşturulmuştur. Merkez Av Komisyonu Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Çevre ve
Orman Bakanlıklarını temsilen 1'er, balık üreticileri dernekleri,
üniversitelerin su ürünleri fakülteleri, bu konuda faaliyet gösteren gönüllü
kuruluşlar ve yerel yönetimleri temsilen seçilecek 2'şer üyeden oluşur. İl av
komisyonu Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlıklarını
temsilen 1'er, balıkçı dernekleri, üniversitelerin su ürünleri fakülteleri, bu
konuda faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlar ve yerel yönetimleri temsilen seçilecek
2'şer üyeden oluşur. Bu kurulların çalışma yöntemi, üyelerinin belirlenmesi,
yetki ve görevleri Bakanlık tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle
düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bu önergeyi işleme
alıyorum.
Komisyon katılıyor mu
önergeye?
ADALET KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutayım?..
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Koruma ve kontrolün,
üniversiteler ve sivil toplum örgütlerimiz ve yerel yönetimlerimizin de
aralarında bulunduğu bir yapıda oluşturulması daha demokratik bir yapı ortaya
çıkmasını sağlayacaktır ve aynı zamanda, bu şekilde oluşturulacak otokontrol
sistemi denetimi kolaylaştıracaktır.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 125
sıra sayılı Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
5 inci maddesinin sonuna aşağıda yer alan cümlenin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
Tuncay Ercenk
(Antalya) ve arkadaşları
"Deniz ve
içsuların koruma ve kontrolü için, denizlerde ve içsularda özel koruma alanları
oluşturulur, özel koruma alanlarının sınırlarının tespiti ve koruma ve kontrol
kuralları Bakanlığın üç ay içerisinde çıkaracağı bir yönetmelikle düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyon katılıyor
mu?..
ADALET KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutayım, söz mü istiyorsunuz?
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Denizlerde ve
içsularda da doğal SİT alanları oluşturularak koruma ve kontrol işlevinin daha
iyi yürütülmesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi
okutuyorum:
MADDE 6. - 1380
sayılı Kanunun 34 üncü maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir
"Zapt edilen su
ürünleri ve istihsal vasıtaları
Madde 34. - Zapt
edilen su ürünleri ve istihsal vasıtaları hakkında aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Zapt edilen canlı
olmayan su ürünlerinden insan tüketiminde veya sanayide kullanılması mümkün,
ancak muhakeme neticesine kadar muhafaza edilmesi mümkün olmayanlar, en yakın
Bakanlık laboratuvarında veya kamu kuruluşlarında görevli veteriner hekim,
Hükümet, belediye veya sağlık merkezi tabiplerinden birine muayene ettirilir.
Tüketiminde veya
kullanılmasında sakınca görülmeyenler, derhal mahallin en büyük maliye memuru
marifetiyle, maliye teşkilatı bulunmayan yerlerde belediye veya ihtiyar heyeti
tarafından en yakın satış yerinde açık artırma sureti ile satılır.
Satışa ait bir zabıt
tutanağı düzenlenerek, satış bedeli tahkikat sonucuna kadar adli mercilerin
emrinde olmak üzere maliye veznesine emaneten yatırılır. Sanığın mahkumiyetinin
kesinleşmesi halinde satış bedeli ilgili vezneye gönderilir.
Satılamayan veya
muhammen bedel üzerinden alıcı bulamayanlardan, insan tüketiminde kullanılması
mümkün olanlar Bakanlıkça belirlenen sosyal yardım kurumlarına bağışlanır.
b) Zapt edilen
istihsal vasıtalarından sahipleri belli olanlar, muhakeme neticesine kadar
yedieminde tutulur.
Zapt edilen istihsal
vasıtalarından sahiplenilmeyen ve avcılıkta kullanılmasında sakınca
görülmeyenler on günlük süre sonunda mahallin en büyük maliye memuru
marifetiyle satılır. Satılamayanlar ve avcılıkta kullanılması sakıncalı görülenler
bilimsel kuruluşlara bağışlanır.
c) Bağışlanamayan su
ürünleri ve istihsal vasıtaları imha edilir. İnsan tüketiminde kullanılması
sakıncalı görülen, sanayide hammadde olarak kullanılması mümkün olmayan veya
kullanılması mümkün olmakla birlikte satılamayan su ürünleri hakkında da aynı
işlem uygulanır.
Bu Kanunla ve bu
Kanuna istinaden konulan yasaklardan dolayı zapt edilen su ürünlerinden canlı
olanların deniz ve içsulara iadeleri veya bunlar için yapılacak diğer işlemler
yönetmelikle düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA ENSAR
ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bizleri ekranları başında
izleyen halkımızı ve sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Maddede "zapt
edilen su ürünleri ve istihsal vasıtaları hakkında aşağıdaki işlemler
yapılır" denilerek, yapılacak işlemler (a), (b), (c) şeklinde üç fıkrada
belirtilmiştir. (a) fıkrasında "zapt edilen canlı olmayan su ürünlerinden
insan tüketiminde veya sanayide kullanılması mümkün, ancak muhakeme neticesine
kadar muhafaza edilmesi mümkün olmayanlar Bakanlık laboratuvarında muayene
ettirilir" deniliyor.
Değerli arkadaşlar,
öncelikle, üç tarafı denizle çevrili olan ülkemizin 81 ili var; maalesef,
40'ında laboratuvar var, 41'inde yok. Bu bilgiyi bakanlık yetkililerinden
aldım. İkincisi, su ürünleri genel müdürlüğü yok; yani, üç tarafı denizle
çevrili olan Türkiye'nin, su ürünleriyle ilgili bir genel müdürlüğü yok. Ondan
sonra da, denizlerin, akarsuların veya göllerin kirlenmesini gündeme
getiriyoruz! Onun için, özellikle denizlerimizin, göllerimizin ve akarsularımızın
temiz tutulması lazım; temiz tutulması için de, Bakanlıkça buralara acilen
laboratuvarlar kurulması, ayrıca, Çevre Bakanlığınca da arıtma tesisleri
kurulması lazım.
Maddenin (b)
fıkrasında da "zapt edilen istihsal vasıtalarından sahipleri belli
olanlar, muhakeme neticesine kadar yedieminde tutulur" denilmektedir.
Değerli arkadaşlar,
ticaret yapanlar bilir, bir malı yediemine teslim ettiniz; teslim ettikten
sonra biraz da süre uzarsa -hele Türkiye'deki mahkemeleri de göz önünde
tutarsak- o teslim ettiğiniz istihsal vasıtalarının iki katı yediemin ücreti
çıkar. Kesinlikle, ücretsiz olarak Bakanlığın bünyesinde yediemin müesseseleri
kurmak lazım. Eğer, dışarıdaki yediemine verirseniz, vereceğiniz malzemenin iki
katı, yediemine borçlu kalırsınız; çünkü, mahkemenin neticesini beklemeniz
lazım. Mahkeme de, Türkiye'de, maalesef uzun sürmektedir.
Değerli arkadaşlar,
önemli olan denizlerin, göllerin, akarsuların temiz olmasıdır; ancak, ne yazık
ki, Türkiyemizde, maalesef, denizlerimiz, göllerimiz ve akarsularımız kirli
vaziyettedir. Şimdi, Avrupa'yı ele alırsak, Fransa ve Almanya'dan geçen,
Hollanda'dan denize dökülen Ren Nehri, pırıl pırıl, tertemiz, dibi gözüküyor.
Nehrin her türlü su ürünü var; ama, aynı Avrupa, Tuna Nehrini, her türlü
pisliğiyle getirip Karadeniz'e döküyor. Bu ne kadar kötü bir şey. Avrupa, hem
öyle yapıyor hem böyle yapıyor! O nedenle, Karadeniz'i kurtarmak için Sayın
Bakandan ve yetkililerden rica ediyorum, derhal, Tuna Nehrindeki kirletilmenin
durdurulması, arıtma tesislerinin kurulması lazım; yoksa, hasret kaldığımız
hamsiye daha çok hasret kalırız. Karadeniz'i temiz tutmamız lazım. Türkiye'de,
Marmara Denizi başta olmak üzere tüm denizlerimizde su kirliliği had safhada;
su ürünlerimiz yok.
Değerli arkadaşlar,
bölgemden bir örnek vereceğim. Van Gölünden sonra doğuda en büyük göl,
Ardahan'ın Çıldır İlçesindeki Çıldır Gölüdür. Kenerbel Köyünde Aktaş Gölümüz
var; bir de, Kura Nehrimiz var Ardahan'da. Belediyenin arıtma tesisleri
olmadığı için, yeteri derecede kanalizasyonu olmadığı için, Belediye Başkanı
çaresiz kaldığı için, Ardahan'ın kanalizasyonu olduğu gibi güzelim Kura Nehrine
veriliyor ve Kura Nehrinden hayvanlar su içiyor, kanser oluyor ve ölüyor; insan
durur mu?! Alabalık derelerimize, yine Damal ve Hanak Belediyelerimiz çaresiz
kaldığı için kanalizasyonlarını veriyorlar; o güzelim alabalık derelerinde
alabalık diye bir şey kalmadı. Bu, sadece Ardahan'da değil, bütün Anadolu'da
böyle. Bu, nasıl oluyor da böyle oluyor?..
Değerli arkadaşlar,
her şeyin başında yönetim vardır. Yöneticiler bilgili, becerili değilse,
kapasitesi yoksa bunu yapmak mümkün değil.
Şimdi, Doğu Anadolu,
nedense, deneme tahtası oldu. Kalkınmamış
bölgelere, unvan vermek için, devlet, kendi memuruna vali unvanını
veriyor, gönderiyor Doğu Anadolu'ya; git, orayı kalkındır! Zaten kalkınmamış
bölge!.. Hiç tecrübesi olmayan memuru vali olarak gönderiyorsun oraya; o da,
gidiyor oradaki vatandaşla kavga ediyor.
Şimdi size örnek
vereceğim. Ardahan'da bir yurt yaptırmak istedik. Türkiye Yardımsevenler Derneği,
mart ayında Ardahan Valisine yurt yaptıralım diye yazı yazdı. Yurt yaptıracak
bedava, bağış yapacak devlet-vatandaş işbirliğiyle. Sayın Vali "bu yurdu
buraya yaptırmam. Benim dediğim yere yaparsanız olur, yoksa yaptırmam"
dedi. Bunun üzerine ben devreye girdim, Sayın Bakanımıza söyledim. Sağ olsun,
İçişleri Bakanımız aradı, dedi ki "tamam, gidin, yapacak." Yine yapmadı.
Sözleşme yapması gerekiyor prosedür gereği Ardahan Valisinin. Bu defa, Millî
Eğitim Bakanımıza gittim, ziyaret ettim; sağ olsun, Millî Eğitim Bakanımız
sözleşmeyi yaptı, talimat da verdi, yazı da yazdı; temeli atılacak bu yurdun,
yapılacak... Tamam; 12 Temmuz için -bakın, çok önemli arkadaşlar bu- Çıldır
Belediye Başkanı ve Çıldır Kaymakamının imzasıyla davetiye basıldı. Türkiye
Yardımsevenler Derneği gidecek, temel atacak. Ardahan, eğitimde Türkiye
sonuncusu. Yurt yapılıyor 1,5 trilyonluk. Ne oldu biliyor musunuz; Sayın
Ardahan Valisi yer teslimi yapmadığı için yurdun temeli atılmadı ve dernek
yöneticileri gerisin geriye İstanbul'a gitti.
Bakın arkadaşlar, bu
Ardahan Valisinin hiçbir tecrübesi de yok. Daire başkanıyken veya memurken,
unvan vermek için Ardahan'a gönderiliyor. Yahu niye İstanbul'a
göndermiyorsunuz?! Niye Antalya'ya göndermiyorsunuz, niye İzmir'e göndermiyorsunuz
kardeşim?! Yani, insanlara paye vermek için bunu böyle yapıyorsunuz. Böyle bir
şey olur mu yahu?! İnanın, mart ayından beri bununla uğraşıyoruz. Hem bir
milletvekili olarak ben uğraşıyorum hem de 2 bakanımız uğraşıyor, İçişleri
Bakanı ile Millî Eğitim Bakanımız uğraşıyor; halen temeli atılmamış!.. Biraz
önce yine görüştüm, halen daha bir şey yok.
Değerli arkadaşlar,
her şeyin başı yöneticidir. Su ürünlerimizi de, sularımızı da temiz tutabilmek
için en başta yönetici geliyor. Ben, buradan Sayın İçişleri Bakanımıza
sesleniyorum ve Sayın Başbakanımızdan rica ediyorum, kalkınmamış bölgelere
yetenekli, tecrübeli valiler gönderin. Erol Çakır'ı İstanbul Valiliğinden
aldınız, gönderin Ardahan'a, Hakkâri'ye, Ağrı'ya, Kars'a. Ne olur yahu?!
AHMET YENİ (Samsun) -
Gider mi?
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Niye gitmesin kardeşim?! Niye gitmesin?! Lütfen yahu!..
Bakın, arkadaşlar, AK
Parti Hükümeti Acil Eylem Planı hazırladı; "kalkınmamış bölgeleri
öncelikli kalkındıracağız" dediniz. Yahu, kalkınmamış bölgeyi tecrübesiz
valiyle nasıl kalkındıracaksınız?! Adam devleti temsil ediyor, bağış yapan
insanı kabul etmiyor!.. Adam "bağış yapacağım, ben, gelip sana bağış
yapacağım" diyor; "hayır, benim dediğim yere yaparsan olur, yoksa
olmaz" diyor.
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
1 dakikanız kaldı, su ürünlerine geliyorsunuz değil mi?..
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Ardahan'da Kura Nehri maalesef kirlenmiştir. Kura Nehri akıyor, Ardahan
Valisi oradan bakıyor, bizim de anamız ağlıyor...
AĞÂH KAFKAS (Çorum) -
Baktırmayın...
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Baktırmayın... Hükümetsiniz, baktırmayın hadi!.. Tecrübeli adam gönderin de
baktırmayalım kardeşim. Gönderin başka; yok mu vali, Türkiye'de kalmadı mı?!
Değerli arkadaşlar,
Çıldır Gölüne, Aşık Şenlik Kasabasından giden bir derivasyon kanalı yapıldı. O
kanalda hayvanlar boğuluyor, ölüyor, hayvan leşleri geliyor, Çıldır Gölüne
dökülüyor ve göl kirleniyor. Şimdi, o gölde balık olursa, siz de yerseniz,
nasıl olur arkadaşlar?! Şimdi, ben, sizden ve Devlet Su İşlerinden rica
ediyorum, bu derivasyon kanalı derhal temizlensin ve Çıldır Ovasını sulayacak
şekilde organize edilsin. Çıldır Ovası kurumuş, kuraklık var; suyu göle akıtıyorlar!
O derivasyon kanalında da hayvanlar boğuluyor, hayvanların leşi de göle iniyor!
Yahu, böyle bir şey olur mu?! İşte, bu nedir; bunu temizlemek, yönetmek,
oradaki mülkî amirin görevidir. Ben, onun için bu konuyu anlatıyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun;
sözlerinizi tamamlar mısınız.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, sonuca gelirsek, bu ülke bizim. Sizden rica ediyorum,
özellikle kalkınmamış bölgeler, sürgün yeri olmasın. Daire başkanı gidiyor, il
müdürü gidiyor, sürgün; perişan oluyor. Vali gidiyor, sürgün; emniyet müdürü
gidiyor, sürgün; kaymakam gidiyor, sürgün... Oradakiler de, zaten, psikolojik
olarak, sürgün gittiği için, sıkıntısı var; çocukları burada okuyor, kendisi
orada... Bu sıkıntı içerisinde, oradaki vatandaşlarla kavga ediyor; orası da
kalkınmıyor. Onun için, sizden rica ediyorum, AK Parti Hükümeti Acil Eylem
Planı hazırladı. Bu Acil Eylem Planı içerisinde "kaliteli insanlar"
deniliyor. Ben rica ediyorum -herkes kalitelidir, herkes iyidir; ama, tecrübe
önemlidir- oralara, tecrübeli valileri gönderelim, tecrübeli kaymakamları
gönderelim ve hem oradaki su ürünleri sektörümüzü hem de memleketimizi
kalkındıralım. Şimdi, çiftçimiz, ezilmiş gitmiş; Türkiye'deki bütün çiftçiler
perişan durumda. Bu da bir çiftçiliktir Sayın Bakanım.
Sonuç olarak, su
ürünlerinin geliştirileceği bölgelerde, denizleri, gölleri, özellikle alabalık
derelerini kanalizasyonlara açık bırakmadan, Çevre Bakanlığının, derhal ve
derhal, arıtma tesislerini bütün belediyelere kurdurması lazım. Sizden istirham
ediyorum, bu, çok önemli Sayın Bakanım, bunu gündeme alalım. Su ürünleri
yetiştirilen bölgelerde... 81 ilin 40'ında laboratuvar var. Su ürünleri olan
diğer illerde de laboratuvarların derhal kurulması lazım; yoksa, su ürünlerini
biz nasıl yaşatacağız?
Üçüncüsü, su
ürünlerini üreteceğimiz bölgelerde eğitim şarttır. Eğitim için de... Özellikle
Ardahan'ın iki gölü ve Kura Nehri var. Bu bölgede su var; ama, bu bölgede su
ürünleri yüksekokulu yok. Burada yüksekokulun kurulmasını istirham ediyorum. Bu
nedenle, denizlerimizde, göllerimizde, akarsularımızda yaşayan canlılara sahip
çıkılması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Öğüt.
Madde üzerinde başka
söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
7 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 7. - 1380
sayılı Kanunun değişik 36 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 36. - Bu
Kanundaki ve bu Kanuna göre çıkarılacak yönetmeliklerdeki yasak, sınırlama ve
yükümlülüklere aykırı hareket edenlere verilecek cezalar aşağıda
gösterilmiştir.
a) 3 üncü maddenin;
1. İkinci fıkrasına
göre ruhsat tezkeresi almadan su ürünleri istihsal edenler ikiyüzelli milyon
lira,
2. Üçüncü fıkrası
gereğince, gemisi için ruhsat tezkeresi almayan gemi sahipleri veya donatanları
bir milyar lira,
3. Beşinci fıkrası
gereğince, ruhsat tezkerelerini ilgililere göstermeyenler ikiyüzelli milyon
lira,
4. Altıncı fıkrası
gereğince ruhsat tezkerelerini yetkili mercilere vize ettirmeden fıkrada
gösterilen yerlerde su ürünleri istihsal edenler yüzelli milyon lira,
5. Yedinci fıkrasına
göre çıkarılacak yönetmelikteki usul ve esaslara aykırı hareket edenler yüzelli milyon lira idarî para cezası ile
cezalandırılır.
Ayrıca üçüncü madde
ile zorunlu kılınan ruhsat tezkeresini almadan elde edilen su ürünleri zapt ve
mahkemece müsadere edilir. Yedinci fıkraya göre çıkarılan yönetmelik
hükümlerine aykırılık durumunda da aynı işlem uygulanır.
Eylemin ruhsatsız
gemilerle tekrarı halinde avcılıkta kullanılan ağ, olta ve benzeri istihsalin
gerçekleştirildiği araçlar zapt ve mahkemece müsadere edilir.
b) 7 nci maddede
belirtilen fiilleri ilgili mercilerden izin almaksızın yapanlara, fiilin
içsularda gerçekleşmesi halinde bir milyar lira, denizlerde vuku bulması
halinde ise iki milyar lira idarî para cezası verilir. Çıkarılan kum, çakıl,
taş ve benzeri maddelerin zapt ve mahkemece müsaderesi ile ilmî ve teknik
bakımlardan istihsal yerlerinin eski şekline döndürülmesinin mümkün olduğu
durumlarda, masrafları yapanlara ait olmak üzere eski şekline döndürülmesine
karar verilir.
c) 13 üncü maddenin
birinci fıkrasına aykırı olarak kurulduğu Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca
tespit edilen tesis sahiplerine bir milyar lira idari para cezası verilir.
Tesisin yönetmelikte belirtilen şartlara uygun hale getirilmesi için altmış gün
süre tanınır. Bu süre sonunda aykırılığın devam etmesi durumunda iki milyar
lira idarî para cezası verilir. Aykırılığın giderilmesi ya da tesisin
faaliyetine son verilmesi için otuz gün daha süre verilir. Bu süre sonunda
aykırılığın devam ediyor olması durumunda üç milyar lira idari para cezası
ve tesisin mahkemece kapatılmasına
karar verilir.
13 üncü maddeye göre
çıkarılan yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenlere bir milyar lira idari
para cezası verilir.
d) 19 uncu maddeye
aykırı hareket edenler bir milyar lira idari para cezası ile cezalandırılır.
İstihsal edilen su ürünleri ile aykırılığa neden olan eşya, alet, edevat,
teçhizat zapt ve mahkemece müsadere
edilir.
e) 20 nci maddeye
göre çıkarılan yönetmelikteki yasak, sınırlama ve yükümlülüklere aykırı hareket
edenler bir milyar lira idarî para cezası ile cezalandırılır. Suç fabrika,
imalathane ve atölye gibi tesis sahipleri ve bunların sorumlu kıldığı kişiler
tarafından işlenildiği takdirde, on milyar lira idarî para cezası hükmolunur.
Bu gibilerin faaliyetlerinin durdurulmasına ve masrafları kendilerine ait olmak
üzere tesislerinin zarar vermeyecek hale getirilmesine mahkemece karar verilir.
20 nci maddeye
aykırılık teşkil eden durumun kalktığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
yetkililerince tespit edilerek mahkemeye bildirildiği veya tesis sahiplerinin
talebi üzerine mahkemece belirlendiği takdirde, aynı mahkemece bu tesislerin
yeniden faaliyetine izin verilir.
f) 21 inci maddenin
birinci fıkrasına aykırı hareket edenler beş
milyar lira idarî para cezası
ile cezalandırılır ve istihsal ettikleri su ürünleri ile bunların istihsalinde kullanılan
istihsal vasıtaları, zapt ve mahkemece müsadere edilir.
g) 22 nci maddeye
aykırı hareket edenler beşyüz milyon lira idarî para cezası ile cezalandırılır.
Bu gibilerin faaliyetleri mahkemece durdurulur ve masrafları kendilerine ait
olmak üzere engellerin kaldırılmasına karar verilir.
h) 23 üncü maddenin
(a) bendi ile (b) bendinin birinci fıkrasına göre çıkarılan yönetmelik
hükümlerine aykırı hareket edenlere, beşyüz milyon lira idarî para cezası
verilir, istihsal olunan su ürünleri
zapt ve mahkemece müsadere edilir. Aykırılığın gırgır ağları ile avlanan
balıkçı gemileri kullanılarak yapılması halinde, bu gemilerin sahip veya
donatanlarına ceza iki misli olarak uygulanır. Suçta kullanılan gemiler ile
gerçek ve tüzel kişilerin ruhsat tezkereleri; suçun ilk defa işlenmesi halinde
bir ay, ikinci defa işlenmesi halinde üç ay süre ile geri alınır, tekrarlanması
halinde iptal edilir.
Aykırılığın bu Kanuna
istinaden bölgeler, mevsimler ve zamanlar bakımından konulacak düzenlemelere
uyulmayarak işlenmesi halinde, gemiler haricindeki istihsal vasıtaları da zapt
ve mahkemece müsadere edilir.
23 üncü maddenin (b)
bendinin ikinci fıkrasına göre çıkarılan yönetmelik hükümlerine aykırı hareket
edenlere bir milyar lira idarî para cezası verilir.
i) 24 üncü maddenin
(a) bendinde belirtilen alanlarda trol ile su ürünleri istihsalinde bulunanlar
üç milyar lira idarî para cezası ile cezalandırılır ve istihsal olunan su
ürünleri ile istihsal vasıtaları zapt ve mahkemece müsadere edilir.
24 üncü maddeye göre
çıkarılan yönetmelikteki dip trolüne ilişkin yasak, sınırlama ve yükümlülüklere
aykırı hareket edenler iki milyar lira idari para cezası ile cezalandırılır,
istihsal olunan su ürünleri zapt ve mahkemece müsadere edilir. Suçta kullanılan
gemiler ile gerçek ve tüzel kişilerin ruhsat tezkereleri; suçun ilk defa
işlenmesi halinde bir ay, ikinci defa işlenmesi halinde üç ay süre ile geri
alınır, tekrarlanması halinde iptal edilir. Aykırılığın bu Kanuna istinaden
bölgeler, mevsimler ve zamanlar bakımından konulacak düzenlemelere uyulmayarak
işlenmesi halinde, gemiler haricindeki istihsal vasıtaları da zapt ve mahkemece
müsadere edilir.
Yasak bölgelerde veya
yasak zaman ve mevsimlerde dip trol ağları denizde veya toplanıp bordaya
alınmış durumda tespit edilenler, göz açıklıkları tayin olunan asgarî
ölçülerden küçük dip trolü ağlarını her ne suretle olursa olsun gemilerinde
bulunduranlar ile orta su trolünü veya kombine trolü dip trolü olarak
kullananlar hakkında, ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.
j) 23 ve 24 üncü
madde ile getirilen yasak, sınırlama ve yükümlülüklere aykırı olarak elde
edilen su ürünleri ile 25 inci madde ile satışı, nakli ve imalatta kullanılması
yasak edilen su ürünlerini satanlar, nakledenler veya bunları imalatta
kullananlar, işleyenler, muhafaza edenler ve ihraç edenler beşyüz milyon lira
idarî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca suç konusu su ürünleri ile yapılan
imalatlar zapt ve mahkemece müsadere edilir.
k) 26 ncı maddeye
göre çıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenlere, yediyüzelli
milyon lira idarî para cezası verilir. Ayrıca, suç konusu su ürünleri zapt ve
mahkemece müsadere edilir.
l) 28 inci maddede
belirtilen bilgi ve belgeleri, ilgililere zamanında ve doğru olarak
vermeyenler, ikiyüz milyon lira idarî para cezası ile cezalandırılır.
m) 29 uncu madde
hükümlerine aykırı hareket edenler, ikiyüzelli milyon lira idari para cezası
ile cezalandırılır. Suç konusu yasak vasıtalar zapt ve mahkemece müsadere
edilir.
Bu maddede yazılı
idari para cezaları, tam boyu oniki metre dahil yirmiiki metreye kadar olan
gemiler için iki katı, yirmiiki metre ve daha uzun gemiler için üç katı olarak uygulanır.
Bu maddede sayılan
suç konusu fiillerin tekrarı halinde idarî para cezaları iki misli olarak
uygulanır.
Suç konusu fillerin
tekrarı, suçun tespit edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde ilk cezaya konu
suçun tekrar işlenmesini ifade eder."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 8. - 1380
sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde
eklenmiştir.
"EK MADDE 3. -
Bu Kanunun 36 ncı maddesinde yer alan idarî para cezaları mahallin en büyük
mülkî amiri ile denizlerde Sahil Güvenlik Komutanlığı bot komutanları
tarafından kesilir ve mahallin en büyük mal memurluğuna yatırılır. Mülkî amirler
ceza kesme yetkilerini 33 üncü maddede belirtilen görevlilere önceden ilan
etmek şartıyla devredebilirler.
Cezaların kesilme
usulleri, makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolü hususundaki usul ve esaslar
yönetmelikle düzenlenir.
Cezalar 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
İdarî para cezalarına
karşı cezanın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idare tarafından verilen cezanın yerine
getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinden
inceleme yapılarak karara bağlanır. İtiraz üzerine verilen karar
kesindir."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde
gruplar adına söz talebi?.. Yok.
Şahsı adına, Muğla
Milletvekili Sayın Fahrettin Üstün; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
FAHRETTİN ÜSTÜN
(Muğla)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonunda bu kanun tasarısı görüşülürken bir önerge verildi. Önergede şöyle
deniyordu: "Sahil Güvenlik Komutanlığının denizlerde kontrol alanları,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."
Bilindiği gibi,
Anayasamızın 123 üncü maddesi uyarınca idarenin görevlerinin kanunla
düzenlenmesi zorunlu olduğundan, denizlerde genel bir kolluk kuvveti olan Sahil
Güvenlik Komutanlığının görevleri de, 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil
Güvenlik Komutanlığı Kanunuyla düzenlenmiştir. Söz konusu kanunun 4 üncü
maddesiyle, liman sınırları dışında kalan deniz alanlarında Su Ürünleri
Kanununa aykırı eylemlerin önlenmesi, izlenmesi, suçluların yakalanması, gerekli
işlemlerin yapılması, yakalanan kişi ve suç vasıtalarının yetkili makamlara
teslim edilmesi görevi Sahil Güvenlik Komutanlığına verilmiştir. Sahil Güvenlik
Komutanlığına kanunla verilen yetkinin yönetmelikle geri alınması ya da kısıtlanması
Anayasaya aykırıdır.
Yüce Heyeti
bilgilendirir, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ederim Sayın Üstün.
Madde üzerinde
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 9. - Bu Kanun
yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.
BAŞKAN- Madde
üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 10. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN- Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın Bakan Genel
Kurula teşekkür edeceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının, Yüce Heyetinizce kabul
edilmesi nedeniyle söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli
üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; malumları olduğu üzere, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin
8 000 kilometreyi aşan sahil şeridinin güvenliğinin sağlanması ve her türlü
yasadışı olayların önlenmesi görevi, Bakanlığıma bağlı Sahil Güvenlik
Komutanlığınca yürütülmektedir. Dolayısıyla, denizlerde Su Ürünleri Kanununa
aykırı eylemlerin izlenmesi, suçluların adalete teslim edilmesi görevini de
yürüten merci, bu komutanlıktır.
Yukarıda da arz
ettiğim gibi, üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, bilinçsiz avlanma
nedeniyle su ürünleri varlığında bir azalma olduğu bilinmektedir. Öte yandan,
en az bilinçsiz avlanma kadar önemli olan bir başka husus da, deniz ve
içsulardan kum, çakıl, taş ve benzeri maddelerin kaçak olarak alınmasıdır.
Doğal dengeyi de bozan bu tür gelişmelerin, girişimlerin mevcut kanunda
öngörülen cezalarla üstesinden gelinmesi mümkün görünmemekteydi. Bu nedenle,
oylarınızla kabul edilen yeni yasa, doğal hayatın korunması için önemli bir
araç olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kanunlar da insan hayatı gibi dinamiktir. Sosyal hayatta
sağlanan ilerlemeler ve gelişmeler, zamanında yasal zemine kavuşturulmadığı
takdirde kaosa neden olunabilir. Bu bakımdan, bugün, oylarınızla kabul edilen
bu yasayla sorun, çözümsüz bir noktaya taşınmadan önlenmiş olacaktır.
Bu çerçevede, Türk
vatandaşı olmayan kişilere ilişkin olarak, karasuları ve içsularda avlanma
yasağı getiren düzenleme, millî ekonomi ve doğal denge açısından son derece
önemli bir aşama olarak görülmelidir. Özellikle, ülkemizin şiddetle ihtiyacı
olduğu dönüşüm konusunda bu yasayla sağlanan mesafeyi de azımsamamak
gerektiğini düşünüyorum. Artık, devlet çarkını daha hızlı, daha az maliyetli ve
daha etkili döndürmek zorundayız. Bu anlamda, adlî mercilere tanınmış kimi
yetkilerin gözden geçirilmesinde yarar bulunduğunu da ifade etmeliyim.
Bu bağlamda, yasayla,
Sahil Güvenlik Bot Komutanlarına idarî para cezası vermesi imkânı, bürokratik
formaliteleri azaltarak etkili bir yasal zemin oluşmasına hizmet etmektedir.
Zira, her suçun mahkemeler önünde görülmesi, hem adlî sistemimizi içinden
çıkamayacağı kadar ağır bir iş yüküyle karşı karşıya bırakmakta ve hem de suçu
işleyenlerin takibini yapan kolluk güçleri açısından altından kalkılması güç,
bürokrasi ve zaman kaybına neden olmaktaydı. Bu çerçevede, Su Ürünleri
Kanununda yapılan değişiklikte yaptığınız değerli katkılarınızdan dolayı
şükranlarımı arz ediyorum.
Kabul edilen yasanın
su ürünlerimizin korunmasına hizmet etmesini diliyor, Yüce Heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Bakan.
Sayın
milletvekilleri, 15 5. 2002 Tarihli ve 4756 Sayılı Kanunun Geçici 1 inci
Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu
raporunun müzakeresine başlıyoruz.
4.- 15.5.2002 Tarihli ve 4756 Sayılı Kanunun Geçici 1
inci Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu
Raporu (1/643) (S. Sayısı : 226) (1)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 226
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın
Berhan Şimşek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte
olan kanun tasarısının tümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Meclisi saygıyla selamlarım.
AKP Hükümeti, Radyo
ve Televizyon Üst Kuru üyelerinin seçimi ve görevlerinin devamıyla ilgili 4756
sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesini değiştirmek istemektedir. Bu
değişiklikle, halen görevde bulunan Üst Kurul üyelerinin, yeni Üst Kurul üyelerinin
seçim sonucunun Resmî Gazetede yayımlanması tarihine kadar, kanunda belirtilen
yetki, görev ve işlevlerini yerine getirebilecekleri öngörülmektedir.
Bu konuda daha önce
yapılan değişiklik, Anayasa Mahkemesine götürülmüş ve üst kurul üyelerinin
seçimine ilişkin maddenin yürürlüğü durdurulmuştur. AKP İktidarı, ne
Cumhurbaşkanının bu konuyla ilgili maddeyi geri gönderme gerekçesini ne Anayasa
Mahkemesine götürme gerekçelerini ne de Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma
kararını göz önüne almadan, bu tasarıyı, her zaman olduğu gibi, tekrar Meclise,
gündeme taşımıştır.
Hükümet, siyaseti
hukuksallaştırmak, bürokrasiyi hukukî zemine oturtmak yerine, hukuku
siyasallaştırmak ve bürokrasiyi, bürokratik anlayışı kendine göre yorumlama
eğilimindedir yine birçok konuda olduğu gibi. Hakkında yürütmeyi durdurma
kararı bulunan bir maddeyle ilgili yeni bir düzenlemeye gitmek, yüce yargı
organının verdiği kararı görmezlikten gelmek gibi bir eğilimin arkasında başka
bazı gerekçelerin olması kuvvetle muhtemeldir.
(1) 226 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, hükümet böyle
bir konuda neden böylesine acil bir düzenlemeye gittiğini açıklamalıdır. Hem de
böyle karışık, sıkışık bir gündemle toplanan Genel Kurulda bu düzenlemeyle
hükümet neyi amaçlamaktadır? Tam bu noktada değerli milletvekilleri, şunu
paylaşmak istiyorum: Daha önceki genel müdür arkadaş, bizim tarafımızdan
atanmış bir genel müdür değildi; fakat, çok başarılı bir genel müdür olarak
görev yaptı ve hatta, başarısına ortak oldunuz. Eurovision'daki Sertab Erener'in
birinciliğine büyük övgüler yağdırdınız; fakat, bu genel müdür, maalesef,
birçok konuda olduğu gibi, AKP iktidarının kadrolaşma baskılarına dayanamayarak
istifa etti ve ayrıldı. Bugün bu kadrolaşma ilişkileriyle, yeni bir genel müdürü
tarafınızdan oluşturabilmek için de bu kanunu getiriyorsunuz; işin gerçeği bu.
Ama, hiç merak
etmeyin; Türkiye kamuoyu biliyor, siz de biliyorsunuz ki, inanın, TRT'ye
ihtiyacınız yoktur; medya yeterince sizi desteklemekte; TRT'nin, reytinglere
baktığınızda, çok büyük izleyici oranı olmadığını da hepimiz biliyoruz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri...
HALİL AYDOĞAN (Afyon)
-Sayın Şimşek, o zaman bunları konuşmamıza gerek yok ki...
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Sayın Vekilim, lütfen bir
gün buyurun, burada kürsüyü kullanın Allahaşkına! Aslında, sizinle burada çok
güzel şeyler paylaşıyoruz biz ama, siz olmasanız ne yaparım diyorum, kim laf
atacak bana; vallahi çok teşekkür ederim.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)
- Ben de teşekkür ederim.
BERHAN ŞİMŞEK
(Devamla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde özerk kurullar
olarak bilinen bağımsız idarî otoritelerin sayısı, son yıllarda hızla
artmaktadır. Bağımsız idarî otoriteler, genel idare teşkilatının dışında kendine
ait görev ve yetkileri, kendine ait gelir ve bütçesi bulunan kuruluşlardır;
kendileriyle ilgili alanlarda denetleme ve düzenleme yetkileri vardır. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu da, ülkemizde radyo, televizyon ve veri yayınları alanlarında
düzenleme yetkisine sahip bir özerk kuruluştur. Bu kurullar, adı üstünde,
bağımsız özerk kuruluşlardır. İktidar, bu uygulama ve hedefleriyle, bağımsız
kurulları bile kendi çıkarlarına göre yönlendirmek, yönetmek anlayışında
olduğunu ortaya koymaktadır. Üst kurulları ve üst kurul üyeliklerini kendi
siyasal çıkarlarına göre yönetme anlayışı ve hedefi, maalesef, hukuka aykırı
düzenleme ve tasarıların da Meclis gündemine taşınmasına neden olmaktadır.
Yürürlükteki kanuna
göre 9 üyeden oluşan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin 5'inin, siyasî
parti gruplarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşumunun
formülüne göre belirlenecek kontenjan doğrultusunda seçilmesi öngörülmektedir.
Bu yasayla, Üst Kurul üyelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
seçileceği öngörülmektedir.
Anayasamızın 87 nci
maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri tek tek
sayılmıştır. Bu görev ve yetkiler arasında, Büyük Millet Meclisinin, üst kurul
veya benzeri idarî nitelikte görev yapan kurulları oluşturmak yetkisi yok.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ifade ettiğim gibi, Anayasanın 87 nci maddesinde ve diğer
maddelerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine kamu görevlilerini seçme ya da
atama görev ve yetkisi veren açık bir kural bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Üst
Kurul üyelerinin Meclis tarafından seçilmesi hukuka aykırı bir durumdur.
Anayasaya aykırılığı açıkça belli olan bir konuda düzenleme yapmak, hukuka
aykırı başka bazı işlemlere davetiye çıkarmaktadır. Geçmişte "Anayasayı
bir kez delmekle bir şey olmaz" diyen bir anlayışın Türkiye'yi getirdiği
nokta, durum ortadadır. AKP iktidarı da, aynı ayak izlerine basarak, Anayasayı,
bir kez delmek değil, delik deşik etmektedir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; şimdi hükümet de, böyle bir düzenlemeyle, hukuku, yüce yargı
organı kararını hiçe saymakta, Anayasa Mahkemesinin esas hakkındaki kararını
beklemeden, böyle bir tasarıyı yasalaştırmak istemektedir. Hızlı bir takvim
içinde, böylesine bir düzenleme yapmak yerine, Anayasa Mahkemesinin esas kararı
beklenerek, konuyla ilgili hukuka aykırılıkların tamamını giderecek bir
düzenlemeye gidilmesi daha gerçekçi ve daha hukuka uygun bir yaklaşım
olacaktır. Eğer, bu ülkeyi, guguk devleti değil de, hukuk devletiyle idare
ediyorsak, bunu yapmak mecburiyetindeyiz.
Değerli arkadaşlarım,
Anayasa Mahkemesinin, oluşumuyla ilgili düzenlemenin yürürlüğünü durdurduğu bir
kurulun, TRT Genel Müdürü seçimi konusunda, bu şekilde bir kanun değişikliğiyle
yetkilendirilmesi, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz. Kaldı ki, Üst Kurulun
oluşmasına, seçimine ve devamına ilişkin esaslarla ilgili bu tartışmalar, bu
kurulun seçeceği TRT Genel Müdürüne de yansıyacak ve onun genel müdürlüğünü de
tartışmalı bir hale getirecektir. Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi kararları
geriye yürümemektedir, geriye yürür hüküm ve sonuç doğurmamaktadır. Bu kanunun
çıkması durumunda, seçilecek olan TRT Genel Müdürü, görevine devam edecektir;
ancak, böylesi önemli bir kuruma genel müdür seçmek veya atamak, hukuka aykırı
düzenlemelerle yapılmamalıdır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hukuk düzenimizle, bürokratik işleyişimizle zıtlaşmak,
inatlaşmak, ülkemize ve iktidar partisine hiçbir şey kazandırmamıştır; bu,
bugün de böyledir, geçmişte de örnekleri hepimiz tarafından bilinmektedir. Bu
koltuklar, bu makamlar geçicidir. Gelecekte, hukukdışı uygulamalarla anılmak
yerine, hukukî yaklaşımlarla ulaşılacak, daha yaşanabilir, daha refah içinde
bir ülke bırakmış olarak anılmak, herhalde daha olumlu, daha güzel olacaktır.
Hukukun üstünlüğünü egemen kılmak anayasal bir görevimizdir ve
sorumluluğumuzdur. Kaldı ki, genel gerekçenin dördüncü paragrafı, tasarının
amacıyla bağdaşmamaktadır, baktığınızda göreceksiniz; bir taraftan, TRT Genel
Müdürüyle ilgili olarak yapılan atamanın Sayın Cumhurbaşkanı tarafından
onandığı ifade edilmekte, diğer taraftan ise, mevcut Üst Kurulun, TRT Genel
Müdürü seçimini de kapsayacak şekilde, yetkilerinin genişletilmesi
istenmektedir. Bu hususlarında, birbiriyle bağdaşmadığı, bakıldığı zaman
görülecektir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bugün, bir arkadaşımızın gündemdışı konuşmasını cevaplandırmak
için, Sayın Ulaştırma Bakanımız, kürsüde söz aldı, Sayın Başkan da uyardı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, yazılı ve görsel medyayı buradan cevaplandırma
yeri değildir... Sayın Ulaştırma Bakanı, usule aykırı bir şekilde bunu yapmış
olsa da, Sayın Bakana, ifadelerinden ve hassasiyetinden dolayı teşekkür
ediyorum. Sayın Bakan, kendine güvendiğini, ak pak ve şeffaf olduğunu söylüyor,
siyasî etiğe aykırı ilişkiler içine girmediğini, tutarlı olduğunu ifade ediyor
ve bunları ispat etmek istiyorsa, tarafımdan kendisine verilen yazılı soru önergesini
cevaplandırsın, ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisinin bir soruşturma önergesi var,
bunu, rahatlıkla konuşabileceğimiz şekilde cevaplandırsın ve bu konu ve
iddiaların, Genel Kurulda tartışılmasına fırsat ve imkân vererek, kendisini
daha rahat bir şekilde aklamış olsun ve basında da çıkan, otuziki kısım tekmili
birden bir sinema filmi gibi, bu ro-ro gemilerinin yolculuğuna son versin.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Şimşek.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın Nihat Ergün; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
NİHAT ERGÜN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 226 sıra sayılı,
4756 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapan kanun tasarısının
geneli hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlar,
bugün tartıştığımız konu, aslında, yasaların yorumundan doğan farklılıkların,
uygulama ve kararlara yansıması meselesidir. Burada, açıkça, bir yasanın farklı
yorumlanmasının uygulamaya, kararlara yansımasını görüyoruz ve onu
tartışıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
elbette, yasaların birtakım şekil şartları yerine getirilerek uygulanması
gerekiyor; ancak, bir de, yasaların ruhundan söz etmek lazım. Yasaların ruhu
ile yasaların şekil şartları arasında, mutlaka bir uyum tesis edilmesi
gerekiyor; işte, tam bu uyumun tesis edilmesi sırasında yorum farkları
karşımıza çıkıyor. Elbette, daha evvel de bir konuşmamda ifade etmiştim,
yasaların meşruiyeti, sadece Parlamentodaki yasama prosedürlerini yerine
getirerek sağlanamaz. Yasaların meşruiyetinin sağlanmasının, hukuka uygunluk
olduğunu biliyoruz. Hukuk dediğimiz şey, hakların çoğuludur; haklar dediğimiz
şey, bugün, insan hakları dediğimiz şeydir; altına imza koyduğumuz, kabul
ettiğimiz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesidir, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesidir ve bu kapsamda gelişen ve bizim de onayladığımız, kabul ettiğimiz
birçok uluslararası sözleşmedir. O nedenle, bütün yasalar, sadece yasa olmak
yönüyle değil, insan hak ve özgürlüklerini koruyup geliştirmesi yönüyle de ele
alınmalıdırlar ve dünyada alınmaktadırlar. Onların meşruiyetini sağlayan,
onlara uygulama kabiliyeti kazandıran en önemli unsur da, insan hak ve
özgürlükleri meselesidir.
Değerli arkadaşlar,
bu girişten sonra, bu yasanın 1 inci maddesindeki değişiklikle yapılmak istenen
şeyi, dört başlık altında ifade etmek istiyorum. Bu değişiklikle, hükümetin
amacı ve yorumu nedir; Sayın Cumhurbaşkanımızın TRT Genel Müdürünün atanmasıyla
ilgili kararnameyi geri çevirmesiyle ilgili yorumu nedir; bu yasa Anayasa
Komisyonunda görüşülürken muhalefet partimizin yorumu ve değerlendirmesi ne
olmuştur; bir de, TRT Genel Müdürlüğü meselesinde, RTÜK meselesinde bazı
gayriresmî yorumların çerçevesine değinmek istiyorum.
Hükümet, açıkça, bu
yasayla bir boşluğu, TRT Genel Müdürünün istifasıyla ortaya çıkmış olan bir
boşluğu, yasaya da uygun, kanunun ruhuna da uygun bir şekilde doldurmak
istemektedir.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz,
Anayasa Mahkemesi, 4756 Sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinin yürütmesini
durdurdu. Geçici 4 üncü madde, yeni Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun oluşum
şartlarını, şekillerini, seçim esaslarını düzenliyordu; dolayısıyla, bunun
yürütmesinin durdurulmasıyla, yeni Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun oluşumu
gerçekleşememiş oldu. Ancak, yasama organı, o gün, bunu düşünürken, 1 inci
maddeyle, yeni Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun süresi dolmak üzere olan TRT
Genel Müdürünü de atamasını arzu ediyordu. Ancak, yürütmeyi durdurma
meselesinden önce, Sayın Cumhurbaşkanı, kanunu, bir daha görüşülmesi için
Parlamentoya geri gönderdiğinde, TRT Genel Müdürünün süresi doldu ve Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu, adaylar arasından yeni TRT Genel Müdürü adaylarını
belirledi, Bakanlar Kurulunun TRT Genel Müdürü atamasını, Sayın Cumhurbaşkanı
onaylamış oldu. Böylece, aslında, bu kanunun geçici 1 inci maddesine, yasama organının
arzu ettiği istikamette gerek kalmamış oldu; çünkü, yasama organı, yeni Radyo
ve Televizyon Üst Kurulunun bu atamayı yapmasını arzu ediyordu; ancak, bu,
başka türlü gerçekleşince, yasa tekrar Parlamentoda görüşülürken, Cumhurbaşkanına
yeni bir veto gerekçesi doğmasın diye, geçici 1 inci maddeye de hiç
dokunulmaksızın, bu yasa, tekrar, Köşk'e aynen geri gönderildi ve ondan sonra
da, biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi, geçici 4 üncü maddenin yürürlüğünün durdurulması
kararını verdi. Şimdi, burada, böyle bir tablo var. Bu tabloyu hükümetin
yorumlaması: Mevcut kanunla, mevcut Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, TRT Genel
Müdürü ataması dışındaki bütün yetkilerini kullanabilmektedir. Yasama organı,
TRT Genel Müdürünün atanması işlemleri dışındaki bütün yetkilerini kullanmasını
murat ettiği bir Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, sadece TRT Genel Müdürünü
atayamamak gibi bir pozisyonunu murat etmiş olamaz. Hükümet de bunu bu şekilde
yorumlamakta ve bu geçici 1 inci maddenin bu hükmüne gerek kalmadığını
düşünerek bir işlem yapmıştır; nihayetinde, bu işlem, Sayın Cumhurbaşkanımızca,
az sonra arz edeceğim gerekçelere dayalı olarak geri gönderilmiştir.
Sayın
Cumhurbaşkanımız, kendi görüşlerinde, geri gönderme gerekçesinde şunları ifade
ediyor: "Görüldüğü gibi, 4756 sayılı Yasayla, Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun oluşumunu yeniden düzenleyen yasa koyucu, bu yasanın geçici 1 inci
maddesiyle de, görevde bulunan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin,
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun yeni genel müdürü adaylarını seçmesini
önlemiştir." Bu, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu kanunu yorumlayış şekli.
"Bir başka
anlatımla, 4756 sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesine göre, Türkiye Radyo ve
Televizyon Kurumunun yeni genel müdürü adaylarının, ancak yeni Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunca seçilmesi olanaklıdır. Geçici 1 inci maddeyle, yeni
Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna tanınan aday belirleme yetkisinin, 4756 sayılı
Yasanın yürürlüğe girdiği gün görevde bulunan ve bu görevini sürdürmekte olan
Genel Müdürün yerine yapılacak seçimi kapsamasının yanında, Genel Müdürlüğün,
istifa ya da ölüm gibi nedenlerle boşalması üzerine yapılacak seçimi de
evleviyetle içerdiğinde kuşkuya yer yoktur." Sayın Cumhurbaşkanımız,
olayın gelişimini, bu şekilde yorumluyor.
"Bu durum
karşısında, 4756 sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra yenilenemeyen Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu üyelerinin, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel
Müdürlüğü için aday belirleme yetkisinin bulunmadığından, Üst Kurulca gösterilen
adaylar arasından Bakanlar Kurulunca atama yapılması da yasaya uygun
düşmemektedir." Bu da, Sayın Cumhurbaşkanımızın yorumu.
Şimdi, değerli muhalefet
partimizin, komisyondaki muhalefet şerhinde olaya bakışına geliyoruz.
Komisyonda, muhalefet şerhinde, sayın muhalefet milletvekilleri, evvela bir
hukuka aykırılık durumunun olduğunu ifade ediyorlar. Arkasından, bu hukuka
aykırılık durumunun giderilmesi için, kapsamlı bir RTÜK Yasası değişikliğinin
bakanlıkça hazırlandığını, bu değişikliğin beklenilmesi gerektiğini ifade
ediyorlar. Üst Kurulun oluşumuna ilişkin esaslarla ilgili tartışmanın -az önce
Sayın Sözcünün de ifade ettiği gibi- bu Kurulun seçeceği TRT Genel Müdürünü de
tartışılır hale getireceğini ifade ediyorlar ve TRT Genel Müdürünün seçimi
konusunda, RTÜK'ün yetkilendirilmesinin, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmayacağını
ifade ediyorlar.
Değerli arkadaşlar,
bu yorumlara katılmak, biraz önce de söylediğim nedenlerle mümkün değil. Kaldı
ki, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, TRT Genel Müdürü seçimi dışında, çok daha
ağır nitelikli yetkileri kullanmaktadır; ekran karartabilme yetkisini
kullanmaktadır, yayıncılık ilke ve esaslarına aykırı hareket eden radyo ve
televizyonların kapatılması yetkisini kullanabilmektedir, aynı zamanda,
bunların mahkemece mallarının müsadere edilebilmesiyle alakalı işlemleri
yapabilmektedir; ama, TRT Genel Müdürünün atanmasıyla ilgili süreci devam
ettirememektedir. Bunun, bu yasanın ruhuyla bağdaşır bir yönünün olmadığını
görüyoruz. Yasanın bizatihi ruhu -belki şekli bunu ifade etmiyor, ama- mevcut
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin ve Bakanlar Kurulunun, yeni bir TRT
Genel Müdürünün atanmasına imkân verdiğini çok açık bir şekilde bize
göstermektedir.
Değerli arkadaşlar,
bunlar, resmî nitelikteki yorumlar; Sayın Hükümetimizin resmî yorumu, Sayın
Cumhurbaşkanımızın resmî gerekçesi ve muhalefet sözcülerimizin resmî yorumları.
Bir de, bunların dışında, gayriresmî nitelikte yorumlar var; gerek TRT Genel
Müdürünün atanması olayına gerek atanan kişilere ve diğer hususlara dair
gayriresmî görüşler var.
Gayriresmî görüşler,
kurallardan çok, yasalardan çok, aslında iki şeye dayanıyor: Bunlardan bir
tanesi, kişilere dayanıyor, kişilerin eleştirisine dayanıyor; ikincisi, her
yapılan işlemde, eylemde, atamada bir arka plan arayışına dayanıyor. Onun için,
bunlar, gayriresmî arayışlardır. Kişilere yönelik değerlendirmelerde, çoğu
zaman, ne yazık ki, insan hakları ihlalleri çok ağır bir şekilde hissediliyor.
O göreve atanan insanların kişilik haklarına, gayriresmî birtakım yerlerde ve
çevrelerde çok açık tecavüzler yapılıyor.
Değerli arkadaşlar,
hiç kimsenin, atamalar nedeniyle, atanan kişilerin kişilik haklarına tecavüz
etmek gibi bir hakkı olamaz, bunu tasvip etmemiz mümkün olamaz. Bunun yanında,
bir arka plan arayışına yöneliniyor. Acaba, niye şu atanmak isteniyor; acaba,
niye bu atanıyor; niye o değil de bu...
Değerli arkadaşlar,
böyle bir yaklaşımı tasvip etmek kesinlikle mümkün değil. Bakınız, muhalefetin,
eleştirilerin bir sınırı olmalıdır, bir limiti olmalıdır. Bunların etkili ve
yararlı olması isteniyorsa, eleştirilerin ve muhalefetin, kim yaparsa yapsın...
Ben, muhalefet partimizin, gerçekten, şu andaki muhalefeti, Sayın Şimşek'in
muhalefetini daha çok kurallara dayalı bir muhalefet olarak gördüm; yani,
kişilere, kişilik haklarına yönelen bir tecavüz, açıkçası, o muhalefette
görmedim; ama, genel anlamda ifade ettiğimizde, muhalefetin etkili ve yararlı
olabilmesi isteniyorsa, bir defa, söylenenin doğru olması lazım. Bazen sadece
söylenenin doğru olması da yetmiyor, doğruyu doğru bir kişinin söylemesi lazım.
Sadece doğru bir kişinin söylemesi de yetmiyor. Doğrunun doğru bir şekilde
söylenmesi lazım. Doğrular, doğru kişiler tarafından ve doğru bir şekilde
söylenmezse o zaman etkisini kaybeder. Doğrunun içini boşaltmış oluruz. Bu nedenle,
bu konulardaki eleştirilerin doğru olması, doğru kişilerce yapılması ve doğru
bir şekilde yapılmasına, gerçekten, özen gösterilmesi gerekiyor; asla,
kişilerin hak ve özgürlüklerine, kişilik haklarına tecavüz niteliği taşımaması
gerekiyor.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) - Sayın Sözcü, bu eğri kişi kim; kim eğri? Kim eğriymiş, öğrenelim.
NİHAT ERGÜN (Devamla)
- Kimse eğri değil efendim.
Değerli arkadaşlar,
eleştirilerin bu sınırlarda olması, arka plan arayışlarında ise, asla, bir
ülkenin millî ve manevî değerlerinin tahribine yönelinmemesi gerekmektedir.
Bazen, bu millî ve manevî değerlerin tahribine yönelen yaklaşımlar da
görüyoruz. Bazı atamalarla ilgili ya görevden almayla ilgili değerlendirme
yapılıyor: "Atatürkçü, cumhuriyetçi, laikliğin yegâne savunucusu adamları
görevden alıyorsunuz." Ya da atananla ilgili: "Efendim, vaktiyle bu
adam filan filan yerlerde görülmüş, onun için bizce mahzurlu bir nitelik
taşımaktadır..." Hani hukukîlik, hukukîlik nerede?! Hangi raporlara dayalı
bir atama mekanizması işletilecektir? Sayın Cumhurbaşkanı, geçen hükümetin,
birtakım istihbarat raporlarına dayalı, memurların memuriyetten tasfiyesine
yönelik kararnamelerini hangi gerekçeyle geri çevirmiştir; hukukîlik içermediği
gerekçesiyle geri çevirmiştir. Bırakın hukuk devleti anlayışını, kanun devleti
anlayışını bile, uymayacağı gerekçesiyle geri çevirmiştir. Böyle bir yaklaşım
içerisindeyken, atanan insanlarla ilgili, bir ülkenin millî şahsiyetlerini,
manevî değerlerini tahrip edecek bir yaklaşımla hareket edemeyiz. Hiçbir ülkede
iktidar mücadelesi, koltuğunu koruma, statüsünü koruma, mevcut yapıdan
çıkarlarını koruma adına, bir ulusun ulusal önderi, bir cumhuriyetin kurucusu,
bizim ülkemizdeki kadar tahripkâr bir nitelikte ele alınmamıştır arkadaşlar.
Başka ülkeler bunu yapmıyorlar. Bizim ülkemizde, ne yazık ki, bizim ülkemizin
ulusal önderi, cumhuriyetimizin kurucusu, ne yazık ki, Atatürkçü geçinen bazı
tipler, Atatürkçü geçinmekten geçinen bazı tipler tarafından alabildiğine
istismar edilmekte ve hoyratça kullanılmaktadır. Bunun önüne hep beraber
geçmemiz lazım. Bunun önüne hep beraber geçemediğimiz zaman, insanların böyle
yaklaşımlarla bir yere varmasının mümkün olmadığını göremeyiz değerli
arkadaşlarım.
Kıymetli arkadaşlar,
sözlerimin sonuna doğru geliyorum. Bu arka plan arayışlarının içerisinde,
bakıyoruz, Atatürk ilke ve devrimleri, cumhuriyetçilik... Cumhuriyetçiliğin
tarihsel süreç içerisinde olması kaçınılmaz bir hadise olduğunu görmüyor muyuz
bu ülkede?! Bu ülkede adım adım mutlak monarşiden meşrutiyete, meşrutiyetten
cumhuriyete doğru geçişin tarihsel sürecini göremiyor muyuz?! Tam o tarihsel
süreçte olacaklar olmuş, olması lazım gelen olmuş ve cumhuriyet ilan edilmiştir.
Değerli arkadaşlar,
cumhuriyet ilan edildiğinden beri Türkiye'de saltanatı ihya etmek üzere bir
ciddî siyasî hareket nüfuz etmiş midir Türk toplumuna, görülmüş müdür?! Türk
toplumu, cumhuriyeti, ta ciğerinden özümsemiştir. Böyle bir özümsemenin olduğu
bir toplumda, birtakım atamalardan dolayı cumhuriyete yönelik tehditlerden söz
etmenin ne kadar yanlış olduğunu görmek gerekiyor. Halkçılığın, artık, bugün
çoğulcu demokrasi anlamına geldiğini, katılımcı demokrasi, özgürlükçü demokrasi
anlamına geldiğini bilmeyen, düşünmeyen insan olabilir mi?! Laikliğin, devletin
herhangi bir dinin egemenliği altına girmemesi lazım geldiği ya da dinler
karşısında yansız durması lazım geldiği konusunda ciddî bir ihtilaf var mı bir
toplumda?! Herhangi bir din adına ihdas edilecek bir devlet otoritesinin,
aslında, totaliter bir rejime dönüşeceğini ve böylece dindar insanları bile
baskı altına alacağını görmeyen var mı?! Laiklik konusunda, bu toplum, tam,
büyük çaplı bir mutabakat halindedir. Bunlarla alakalı bu toplumun bir sorunu
yoktur. Artık, devletçiliği, sosyalist devlet, sanayiin, ticaretin devlet
tarafından yapıldığı bir devlet olarak anlayabilir miyiz?! Anlasak anlasak,
sosyal devlet olarak anlamak durumundayız. Milliyetçiliği, etnik milliyetçilik,
ırka dayalı milliyetçilik olarak anlayabilir miyiz?! Milliyetçilik, Atatürk
Milliyetçiliği, bugün itibariyle, yüksek vatanseverlik duygularına sahip
olmaktır, vatandaşlık bağıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletine bağlı bulunmaktır.
Böyle anlamak mecburiyetimiz var. Eğer, etnik milliyetçilik, ırka dayalı
milliyetçilik olarak anlarsak, bu devrimleri tahrip etmiş oluruz arkadaşlar.
Atatürk ilkelerinin en önemlilerinden bir tanesi olan devrimciliği; yani, bu
ilkelerin çağdaş dünyada kalıcı hale gelmesi için, çağdaş dünyanın koşullarıyla
entegre olması ihtiyacını ve gerçeğini görmezden gelebilir miyiz? Bunları
görmezden gelirsek, devrimciliğin, sanki bir Bolşevik devrimi yapmak gibi,
sanki gelenekleri yıkıp atmak gibi bir yaklaşımla ele alınması halinde, bu
toplumda sosyal barış temin edilebilir mi, tesis edilebilir mi değerli arkadaşlar?!
Onun için, genel bir mutabakatın olduğu bunlar da, bu toplumun millî
hassasiyetleridir. Bu hassasiyetler üzerinde, hiçbirimizin, siyasî ikbal
uğruna, mevcut statüleri korumak, mevcut çıkarları korumak uğruna, keyfî bir
şekilde oynama hakkımızın olmadığını, açıkçası, düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ergün,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
NİHAT ERGÜN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, devrimlerden, ölçü, tartı aletlerinin değiştirilmesi...
Allahaşkına "ah eskiden ne güzeldi; okkayla tartar, arşınla ölçerdik.
Nerede o günler! Şimdi metre diye bir şey icat ettiler, kilogramla tartıyorlar;
mmemleketin ölçüsü tartısı kalmadı" diyene rastladınız mı?
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Demagoji yapıyorsun, inanmadığın şeyleri söylüyorsun.
NİHAT ERGÜN (Devamla)
- Yapmıyorum efendim.
Bunlar, tarihsel
süreç içerisinde, çağdaş ve bilimsel gelişmeler içerisinde olmuş ve toplumun
hazmettiği, kabul ettiği değerlerdir.
Değerli arkadaşlar,
eskiden ay takvimi vardı; o takvimde seneler 354 gündü. Şimdi güneş takvimi
var; seneler 365 gün. "Ah, nerede o 354 günlük seneler; ömrümüz daha uzun
oluyordu; 365 günlük seneler geldi, ömrümüz kısaldı" diyene rastladınız
mı; var mı böyle bir şey?!" Ay takvimine geri dönülmesi lazım. Evlilik
yıldönümlerimiz, doğum yıldönümlerimiz bir yaza, bir kışa geliyordu. Şimdi, bu
güneş tavimi geldi, ben 14 Nisanda evlendim, hep ilkbahara geliyor. Nerede?!.
Keşke, bir de kışa gelseydi" diyen bir yaklaşım var mı; yok böyle bir şey.
Bunlar, toplumda yerleşmiş hadiselerdir.
Değerli arkadaşlar,
hilafet, siyasî bir kurum olarak ömrünü tamamlamış bir kurumdu. Zaten, İslam
dünyası üzerindeki, Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki siyasî yüklerinin de ortadan
kalkması gereken... Şu yüce çatı altındaki tartışmaları bir okuyun, Atatürk'ün
hilafetin kaldırılmasıyla ilgili muhteşem konuşmasını bir okuyun ve
dinleyenlerin hepsi... O gün bugündür,
hilafet üzerine sadece Hindistan'da ve Pakistan'da ufak bir tartışma olmuş;
onun dışında, İslam dünyasında ciddî bir tartışma bile olmamıştır. Bugün,
yeryüzünde birtakım marjinal gruplar dışında, hilafetin ihyasını ya da
kendilerinin İslam dünyasının halifesi gibi görülmesini arzu eden kaç kişiye
rastladınız arkadaşlar?!
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Çok var, çok...
NİHAT ERGÜN (Devamla)
- Birkaç...
BAŞKAN - Sayın Ergün,
toparlar mısınız sözlerinizi.
NİHAT ERGÜN (Devamla)
- Bitiriyorum efendim.
Onun için, böyle
marjinal yaklaşımlarla, Türk toplumundaki siyasal gelişmelerin, hak ve
özgürlüklerin, hukuka dayalı anlayışların, yasaların ruhundaki hukukîliğin
anlaşılmasına katkı sağlayalım, anlaşılmasının önüne geçmeyelim.
Değerli arkadaşlar,
son söz olarak şunu söylüyorum: Evet, Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyet, bir
çağdaş toplum projesidir; ama, bu, pozitivist bir proje değildir; Fransız
pozitivizmine dayanan, geleneklerin ve inançların toplumda bilimsel gelişmeler
ve aklın ilerlemesi sonucunda ortadan kalkacağını, kendiliğinden ortadan
kalkacağını düşünen bir temele dayanarak ilerlememiştir. Kaldı ki, son birkaç
yüzyıl içindeki gelişmeler de pozitivizmin bu yaklaşımını tamamen iflas ettirmiştir.
Modern hayat ile geleneksel hayatı buluşturan, modern ile geleneği
birleştirerek inkişaf ettiren bir yaklaşım içerisinde olmalıyız.
Çağdaş toplum
projesini, devlet zoruyla ihya edemeyiz; toplumun kendi gelişme kabiliyetiyle
ihya etmemiz lazım. Bunun karşısına bir proje daha dikemeyiz. Dindar toplum
projesini de, devlet zoruyla ihya edemezsiniz. Varsa aklının ucunda dindar
toplum projesini devlet zoruyla ihya etme düşüncesinde olan bir adam, tarihe
baksın, bugüne baksın, ne kadar büyük bir yanılgı içerisinde olduğunu görsün.
Bizim bir projemiz
olmalı, Cumhuriyet Halk Partili ve AK Partili milletvekilleri olarak; özgür toplum
projemiz olmalı arkadaşlar. (Alkışlar) Biz, özgür toplum projesini hep beraber
inşa etmeliyiz ve bu toplum, hak ve özgürlükler kavramı içerisinde alabildiğine
ilerlemeli, bütün inkişafını bu doğrultuda yapmalı diyor; bu yasayı Grup olarak
destekleyeceğimizi ve bu yasadan sonraki gelişmelerin de ülkemize hayırlı
olmasını temenni ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Ergün.
Sayın
milletvekilleri, süresi içerisinde konuşmalarını yapan değerli üyelerin mümkün
olduğu kadar sözünü kesmemeye özen gösteriyorum; çünkü, çok saygı duyduğumuz,
milletin iradesini temsil eden bir kürsü. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı
altında çok iyi hatiplerin olduğunu, her konuda çok iyi konuşmacıların olduğunu
da biliyoruz; ama, her konuşmacı, her yasa üzerinde, her madde üzerinde,
kilitlendiği bir konuda burada bir tartışma açarsa, o zaman, bizim çalışmamız da
rayından çıkmış olur. Özellikle, iktidar grubuna mensup milletvekillerinin buna
dikkat etmesini rica ediyorum. Görüştüğümüz konu belli; Radyo Televizyon Üst
Kurulu üyelerinin bir anlamda görev sürelerinin uzatılması.
Sayın konuşmacıların
-lüften- görüşeceğimiz konular üzerinde, konuya bağlı kalmalarını diliyorum.
DEVLET BAKANI BEŞİR
ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun
Sayın Bakanım.
DEVLET BAKANI BEŞİR
ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Ben, çok az vaktinizi alacağım. Değerli konuşmacılara, katkıları
için teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar, burada,
bir tıkanmayı çözüyoruz, çözmeye çalışıyoruz bu geçici 1 inci maddedeki
değişiklikle. Buna, olduğundan fazla, gereğinden fazla anlamlar yüklemek veya
arka plan yüklemek, gerçekten, burada gerekli değil. Geçen hafta,
hatırlarsanız, Yargıtaydaki bir seçim tıkanmasını çözmek için, burada, Yargıtay
Kanununda bir değişiklik yapılmıştı. Bu da, aynen, ona benziyor. Gerçekten, bu
geçici maddenin, bu kanun içinde zaten bir manası yok; o günün pratik hedeflerine
hizmet için, çok pragmatist bir amaçla, çok kısa süreyi düşünerek buraya
konulmuş bir ifadedir RTÜK üyelerinin TRT Genel Müdürünü seçmesi. Bu, her TRT
Genel Müdürü seçiminde gündeme gelecektir, RTÜK sürekli olsa bile. Onun için,
zaten bu madde, gerçekten, hukuk formatına ve hukuk mantığına da uygun değil ve
bunun değiştirilmemesi de... Olayın bütün detayını öğrendim ben. Niye bu ifade
bu maddeden çıkarılmadı; Sayın Cumhurbaşkanı birinci defa veto ettiği için,
ikinci defa gönderilirken de, tekrar vetoya bir gerekçe hazırlamamak için bu
ifade orada kalmış. Biz, sadece bunu düzeltiyoruz. Ben, bunu, özellikle arz
etmek istiyorum. Hiç fonksiyonu kalmamış, zaten burada fazla olan ve gereksiz
yere bir süreci tıkayan bir ifadeyi buradan çıkarmış oluyoruz. Kamu yönetiminde
bir süreklilik vardır takdir edersiniz; yoksa, biz, hukuka çok saygılıyız ve
kurumlarımıza da çok değer veriyoruz. Ne hukuku yıpratmak ne kurumlarımızı
zedelemek gibi bir düşüncemiz olabilir. Aksine, kurumlarımızı güçlendirmek
istiyoruz. Bugüne kadarki, basın yayın kuruluşlarıyla ilgili uygulamalarda da
bu görülmüştür. Bu konuda emin olunsun.
Mesela, Eurovision
Şarkı Yarışmasından bahsetti Sayın Şimşek. Çok katkı verdim. Hatırlarsınız, o
günlerde, İngilizce sözlerle Türkiye orada temsil edilmesin gibi tartışmalar da
oldu; ama, ben, ilgili bakan olarak, kendilerine destek verdim ve Eurovision
Şarkı Yarışmasında TRT'ye destek verdim. Kendileri de bunu bilirler ve teşekkür
etmişlerdir bana desteğim için. Onu da arz edeyim.
RTÜK'e gelince:
Burada, tabiî, biraz yanlış bilgiler de oluyor. Arkadaşlar, mevcut Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu, bu Meclis tarafından seçilmiştir. Yani, bizim şu andaki
Parlamentomuz değil; ama, bir önceki dönemde, Meclis seçmiştir. İktidar ve
muhalefet dağılımı içerisinde, Meclisin seçtiği ve şu anda, bütçesi de Meclis
bütçesi içerisinde görülen, diğer üst kurullardan farklı özellikleri olan bir
üst kurulumuzdur; özerk yapıdadır. Hükümetin RTÜK'e müdahalesi gibi bir şeyi
biz düşünemeyiz. Ben, bunu telaffuz bile etmek istemiyorum. Biz, oranın
özerkliğine de çok değer veriyoruz. Bu, bizim seçtiğimiz, bizim oluşturduğumuz
bir RTÜK de değil. Tekrar arz etmek istiyorum: Bir önceki dönem, Meclis
tarafından üyeleri seçilmiş bir Üst Kurul görev yapmaktadır.
Tabiî, şöyle bir
kaygı komisyonda da ifade edildi; çok saygıyla karşılıyorum: Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, yani RTÜK Kanunu, yeniden
düzenlenme ihtiyacındadır şu anda. Burada ifade edildiği gibi, mevcut kanun,
Anayasa Mahkemesine götürülmüş, bazı maddelerinin yürürlüğü durdurulmuş ve şu
anda, gerçekten, eksikleri olan, boşlukları olan bir kanundur ve bu konuda bir
sıkıntı da vardır; fakat, yeni RTÜK'ün oluşmamasında mevcut RTÜK'ün bir suçu
yoktur; çünkü, Anayasa Mahkemesi, ilgili maddenin yürürlüğünü durdurmuştur ve
bir yılı geçen bir süredir, yeni RTÜK oluşamamaktadır.
Benim ifade etmek
istediğim şudur: Esasen, medya hukukumuz, iletişim hukukumuz, baştan sona
çalışılıyor. Sizlerin de bildiği gibi, şubat ayında bir iletişim şûrası
toplandı: Bütün taraflar buraya davet edildi, bu alandan gelen milletvekillerimiz
de davet edildi ve katıldılar; 300 civarında, bu konunun uzmanı, öğretim üyesi,
medya yöneticisi, meslek kuruluşu temsilcisi katıldı ve orada, bu konular ciddî
şekilde, 4 komisyon halinde görüşüldü. Zaten, iletişim, çok dinamik bir alan,
yeni teknolojinin de katkısıyla çok hızlı değişiyor; medya hukukunun da,
gerçekten çabuk değiştirilmesi ve üzerinde çalışılması gerekiyor. Biz de, bu
çerçevede, birazcık katılımı artırarak bu konularda çalışıyoruz. Geçen hafta,
bildiğiniz gibi, basın kanunu taslağı kamuoyunun görüşüne sunulmuştu ve şu
anda, RTÜK Kanunu üzerinde de çalışılmaktadır. Mümkün olabildiğince, şeffaf ve
katılımcı bir çalışmayı esas alıyoruz. Şûradan sonra da, tarafları dinleyerek
ve katkılarını alarak bu temel toplumsal kanunları olgunlaştırmak istiyoruz.
Onun için, şu anda biraz daha zamana ihtiyacımız var; fakat, sonbaharda yeni
yasama yılının hemen başında, Basın Kanununu ve RTÜK Kanununu ikisini birlikte
huzurunuza tasarı olarak getirmeyi planlıyoruz, onun çalışması içindeyiz. O zaman,
zaten, bu kanun bütünlüğü içinde burada değerlendirilecek ve böylece, medya
hukukumuzun büyük bir kısmı yenilenmiş olacaktır.
Bu çalışmalarımızda
iki hususu çok önemsiyoruz. Birincisi, daha özgür bir basın ve yayın. Avrupa
Birliği süreci içinde Avrupa Birliği uygulamaları, Avrupa Konseyinin medya
konusundaki tavsiyelerini de gözönüne alarak ve toplumumuzun ihtiyaçlarını
değerlendirerek bu çalışmaları yapıyoruz.
İkincisi de, bu
özgürlük içinde birey ve toplumun hakkını koruma. Bu dengeyi sağlayarak bu
çalışmalarımızı yürütüyoruz. Sonbaharda da, yeni yasama dönemi başında, bunları
bütünlük içinde buraya getireceğiz.
Ben, bunu arz etmiş
oluyorum. Tekrar teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Atalay.
Sayın
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
15.5.2002 TARİHLİ VE 4756 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ 1 İNCİ
MADDESİNİN
DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI
MADDE 1. - 15.5.2002
tarihli ve 4756 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Geçici Madde 1.
- Halen görevde bulunan Üst Kurul üyeleri, bu Kanuna göre seçilecek yeni Üst
Kurul üyelerinin seçim sonucunun, Resmî Gazetede yayımlanması tarihine kadar
3984 sayılı Kanunda belirlenen yetki, görev ve işlemleri yerine getirmek üzere
görevlerine devam ederler."
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
1 inci madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Atilla
Kart; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; getirilen tasarının
1 inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
getirilen tasarıyla ilgili genel gerekçede de açıklandığı üzere, Anayasanın 89
uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Meclise geri gönderilen kanunda yeni bir
değişiklik yapılması halinde Cumhurbaşkanının değiştirilen kanunu Meclise
tekrar geri gönderebileceği düşüncesiyle, 21 inci Yasama Döneminde, 4756 sayılı
Kanunun hiçbir değişiklik yapılmaksızın kabul edilmesi tercih edilmiş ve geçici
1 inci maddedeki TRT Genel Müdürüyle ilgili bölüm metinden çıkarılmamıştır,
muhafaza edilmiştir.
Daha sonra ise, 4756
sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurulması ve yeni Üst Kurul üyelerinin seçimine ilişkin maddenin
yürürlüğünün durdurulması sebebiyle, yeni Üst Kurul üyeleri de atanamaz hale
gelmiştir.
Bu sebeple, 3984
sayılı Yasada yapılacak değişikliklerin zaman alacağı gerekçesiyle, işbu 1
maddelik yasa tasarısının Meclise gündemine sunulduğu, getirilen tasarının
gerekçesinde ifade ve kabul edilmiştir. Tasarının gerekçesinde, bu durum, son
derece açık ve yalın ifadeyle belirtilmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
görüldüğü gibi, Üst Kurulun oluşum esaslarının içeriği konusunda, gelinen sürece
rağmen, yasal anlamda istikrar sağlanamamış olup, belirsizlik hali söz
konusudur. Belirsizlik, Üst Kurulun oluşumu noktasında itibaren başlamaktadır.
Bu durumda, geçici maddeyle ilgili ve sınırlı olacak şekilde münferit düzenleme
yapılması, hukuka, olaya ve amaca uygun düşmeyecektir. Konuyla ilgili hukuka
aykırılıkların tamamını giderecek veya en azından Üst Kurul yapısını daha
sağlıklı ve objektif esaslara bağlayacak bir düzenlemenin bütünlük içerisinde
ele alınması daha gerçekçi ve hukuka uygun bir yaklaşım olacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesine intikal eden yapılanma içinde, RTÜK
üyeleri, ağırlıklı olarak Meclis tarafından seçilmektedir. Bu seçim biçiminin
Kurulun özerkliğine gölge düşürdüğü, siyasî etkilerin Kurulun kararlarında ağır
bastığı görüşü, bu sistemde değişiklik yapılması düşüncesini getirmektedir. Bu
yapılanmada ve RTÜK'ün seçilme tarzında, başından itibaren bir bağımlılık hali
söz konusudur. Bu sebeple, bu Kurulun siyasî organ tarafından değil, ağırlıklı olarak
meslek mensupları tarafından oluşturulması, hukuka ve anayasal sistemimize daha
uygun olacaktır.
Öte yandan,
Parlamentonun, bir yürütme birimini seçmesi ve bu birimin oluşumunda etkili
olması, kuvvetler ayrılığı sisteminin esasıyla da bağdaşmaz. Parlamento, bu
durumda, aslî işlevinin dışında bir görevi, âdeta yürütme görevini üstlenmiş
olmaktadır. Böylece de, Anayasanın 87 nci maddesinin açık bir şekilde ihlali
durumu söz konusu olmaktadır.
Nitekim, Sayın Bakan
da, komisyon çalışmaları esnasında başka birtakım gerekçeleri dile getirmiş,
konunun tümünü kapsayacak şekilde bir çalışmanın gerekliliğini ve hatta,
ağustos, eylül aylarında bu hazırlığın tamamlanacağını ve yeni yasama yılında
Meclis gündemine getirileceğini ifade etmişlerdir. Hal böyle iken, bu yolda
çalışmalar yapılması ve bu çalışmaların iki aylık bir süreç içinde Meclis
gündemine getirilmesi söz konusu olması durumunda, böylesine münferit ve
sınırlı bir düzenleme yapılmak istenilmesinin anlam ve öneminin olamayacağı
ortadadır.
Değerli arkadaşlarım,
gelinen süreçte Üst Kurulun mevcut yapısına ilişkin düzenleme, açık bir
şekilde, tartışmalıdır. 4756 sayılı Kanunla bu yapıyı değiştirmek üzere
getirilmiş bulunan düzenlemenin yürürlüğü ise, Anayasa Mahkemesince durdurulmuştur.
Bu sürece göre, Üst Kurulun oluşumuna ilişkin esaslarla ilgili tartışma,
zorunlu ve doğal olarak, bu kurulun seçeceği TRT Genel Müdürüne de yansıyacak;
getirilen düzenleme, çözüm üreten değil, ihtilaf yaratan bir özellik kazanacaktır.
Bir diğer husus
şudur: Anayasa Mahkemesinin, oluşumuyla ilgili düzenlemenin yürürlüğünü
durdurduğu bir kurulun, TRT Genel Müdürlüğü gibi çok önemli fonksiyonu olan bir
görev yerine seçim konusunda ve bu şekilde özel bir kanun değişikliğiyle
yetkilendirilmesi de, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşacak bir gelişim olarak
kabul edilemez.
Sayın
milletvekilleri, TRT Genel Müdürlüğü görevi, son dört beş aydan bu yana
vekâletle sürdürülmektedir. Bu süre içerisinde nasıl vekaletle idare edilmiş
ise aradan geçecek iki üç ay içerisinde de, pekâlâ, aynı şekilde idare
edilebilir. Böylesine özel bir düzenleme yapmak gayretinin altında, doğal
olarak, birtakım özel amaçların var olup olmadığı sorusu da akla gelmektedir.
Bunun en gerçekçi açıklaması ise, nasıl bir oluşumla yapılanacağı belli olmayan
yeni kurulun TRT Genel Müdürünü seçmesine fırsat vermemektir. Öyleyse, mevcut
Üst Kurul aracılığıyla TRT Genel Müdürünü seçmek, bu aşamada, en pratik çözüm
olacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımın -sayın sözcünün-
konu dışındaki bazı açıklamaları karşısında, zorunlu olarak, kısa bir
değerlendirme yapmak istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, gelinen altı yedi aylık süreç içerisinde yapılan atamalar,
maalesef, arka plan konusundaki endişelerimizi haklı çıkaracak boyutlara
ulaşmıştır. Bunu, birkaç somut örnekle, takdirlerinize ve bilgilerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bir ülkede, Sayın Başbakan, yargı mekanizmasını ve birtakım idarî denetim
mekanizmalarını bertaraf etme pahasına özel tim kurma arayışı içine giriyorsa,
orada, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, arka plan arayışları konusunda ihtiyatlı
olmak, bizim temel ve aslî varlık sebebimizdir.
Değerli arkadaşlarım,
bir ülkede -diğer kadrolaşmaları ifade etmek istemiyorum- emniyet kadrolaşması
konusunda 300 kişilik bir kıdem ve liyakat listesinde, liyakat ve ehliyet
listesinde 254 üncü sıradaki bir adayı terfi listesinin 1 inci sırasına
getiriyorsanız, 222 nci sırasındaki adayı terfi listesinin 2 nci sırasına
getiriyorsanız, 190 ıncı sırasındaki adayı 3 üncü sıraya getiriyorsanız ve
-enteresandır- 1 kişi dışında, ilk 81'e giren kişilerin -terfi listesinin 81 inci sırasına kadar
olan kişilerin- tamamı 200 üncü sıradan sonraki kıdem ve liyakat listesinde
ise, müsaade buyurun, biz, arka plan konusunda ihtiyatlı olmak durumundayız.
(CHP sıralarından alkışlar)
Yolsuzlukları
araştırma iddiasıyla topluma birtakım mesajlar verilmeye çalışılırken
"yolsuzlukların damarına giriyoruz, yolsuzlukların damarına girmek
üzereyiz" derken, ticarî sır konusunda getirilen İçtüzük değişikliğine
hiçbir destek vermiyorsanız, kamuoyuna verilen mesajlara rağmen hiçbir destek
vermiyorsanız ve üstelik, bu konuda Anayasa Komisyonunu, tarafımızdan yapılan
taleplere rağmen, tarafımızdan yapılan başvurulara rağmen toplantıya
çağırmıyorsanız, biz, orada, arka plan konusunda ihtiyatlı olmak durumundayız
değerli arkadaşlarım.
Bunları, bu tasarının
görüşmelerinde ifade etmek istemezdim; ama, sayın sözcünün konuşmaları
karşısında, bu kısa açıklamaları ve somut örnekleri verme gereğini duydum.
Değerli arkadaşlarım,
konuyu tekrar toparlamak istiyorum. Yukarıda ayrıntılı olarak ve tamamen hukukî
gerekçelerle açıkladığım sebepler karşısında bir belirsizlik....
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Kart,
sözlerinizi toparlar mısınız.
Buyurun.
ATİLLA KART
(Devamla)-. Açıkladığım sebeplerle, belirsizlik halinin mevcut olduğu ve mevcut
yapıyla, tamamen özel amaçlarla TRT Genel Müdürünün seçilmek istenildiği
açıktır.
Yukarıda
açıkladığımız sebepler karşısında, böyle bir düzenlemenin hukuka uygun
olmayacağı ve özel yaklaşımlara hizmet edeceği görüşündeyiz. Bu sebeple,
Anayasa Mahkemesindeki yargılama süreci sonucu beklenilmeden böylesine özel bir
düzenleme yapılmak istenilmesi hukukî kaos ve belirsizlik ortamını daha da
artıracağından, getirilen düzenlemeye olumlu bakmıyoruz.
Bu düşence ve
değerlendirmelerle, Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ederim Sayın Kart.
Madde üzerinde,
Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; konuşmam madde üzerinde olmayacak. Sayın Atilla Kart'ın Anayasa
Komisyonu Başkanlığının, ismini kullanarak söylediği bir konudaki itirazımı
belirtmek üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum.
Sayın Kart, bizim
komisyonumuzun üyesidir. Ticarî sır konusunda
içtüzük değişikliği hakkında bir teklifte bulunmuştur. Bir süre
bekledikten sonra, bir dilekçe vermiştir; İçtüzüğün 36 ncı maddesinin birinci
fıkrasına dayanarak bu dilekçeyi vermiştir. Açıp, o maddeyi okuduğumuz zaman
hepimiz görürüz ki, orada, verilen teklifin komisyon üyelerine dağıtımı söz
konusudur ve ben de bunu yaptım. İlgili üyelerimize, o komisyon metninden
kendisinin teklifini fotokopi çekerek gönderdim. Komisyon toplantısının o
şekilde yapılması söz konusu olamaz, İçtüzüğün başka maddelerine bakmak lazım.
Dolayısıyla, zaten, yapılmış olan müracaat usulen eksiktir, 5 kişiyle o
komisyon toplanamaz. Bunu bilgilerinize arz etmek için bu açıklamayı yapma
zorunluluğu duydum.
Teşekkür ediyorum,
saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kuzu.
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, 69 uncu madde gereğince söz istiyorum. Çok kısa bir açıklama
yapmak istiyorum. Yanlış bir sunuş yapıldı, ona açıklama getirmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Kart,
Komisyon Başkanı sizin teklifinizi mi yanlış aksettirdi?
ATİLLA KART (Konya) -
Elbette efendim.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) - Evet, evet...
BAŞKAN - Efendim?..
ATİLLA KART (Konya) -
Değişiklik teklifimi, toplantıya çağırma teklifimi Sayın Başkan hatalı ve
gerçeğe aykırı bir şekilde aktardılar.
BAŞKAN - Siz o konuyu
açıklayacaksınız...
ATİLLA KART (Konya) -
Bunu açıklamak istiyorum.
BAŞKAN - Peki,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
VIII.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, Anayasa Komisyonu Başkanı İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu'nun, ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüşü kendisine
atfetmesi nedeniyle konuşması
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
36 ncı madde gayet açık. İçtüzüğün 36 ncı maddesi "Komisyonlara havale
edilen işlerin görüşülmesine, havale tarihinden itibaren kırksekiz saat sonra
başlanabilir. Komisyona havale edilen evrak, komisyon başkanlığınca resen veya
komisyon üyelerinden beşi tarafından yazıyla istenirse, bastırılarak komisyon
üyelerine dağıtılır. Bu takdirde, söz konusu süre, dağıtım tarihinden itibaren
başlar" hükmünü amirdir.
Bakıyoruz, ticarî
sırla ilgili değişiklik yapılması yolunda, yani, Meclis araştırma
komisyonlarının devlet sırları ve ticarî sırları araştıramayacaklarına ilişkin
105 inci maddenin son fıkrasındaki ticarî sırla ilgili kısıtlamanın kaldırılması
yolundaki İçtüzük değişikliği teklifim 19 Haziran tarihinde komisyona intikal
etmesine ve komisyonun gündemi müsait olmasına rağmen, aradan geçen yirmi gün
içinde Sayın Başkan tarafından komisyon toplantıya çağrılmayınca, 36 ncı
maddedeki bu açık hükme göre, Cumhuriyet Halk Partisine mensup 5 üyenin
imzasıyla, biz, komisyonu toplantıya çağırdık. Evet, Sayın Başkan doğru
söylüyor; bizim bu çağrımız komisyon üyelerine ulaştırıldı; ama, olay burada
bitmiyor. 36 ncı maddenin son cümlesinde "bu takdirde, söz konusu
süre..." deniliyor. Nedir bu söz konusu olan süre; komisyonun toplantıya
çağrılmasını düzenleyen süre. Bu dağıtımdan itibaren -yukarıda ifade edildiği
gibi- 48 saat içerisinde komisyonun toplantıya çağrılması gerekir. Siz, bir
taraftan, komisyon üyelerine, komisyonu toplantıya çağırma konusunda yetki
vereceksiniz; ondan sonra da, Başkan olarak diyeceksiniz ki "efendim,
sizin bu çağrınıza rağmen, ben, komisyonu toplantıya çağırmıyorum." Böyle
bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Burada çok açık ifade ediyorum:
Burada, açık bir şekilde, İçtüzüğün ihlali söz konusu, Ceza Kanunu anlamında,
görevin kötüye kullanılması söz konusu.
Bu başvurumla
birlikte neyi talep ettik; İçtüzüğün 132 nci maddesi gereğince, Sayın Başkanın,
yasama dokunulmazlıklarını inceleyecek Karma Komisyonu toplantıya davet
etmesini istedik. Orada da "efendim, Uzlaşma Komisyonu toplantısı,
Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu toplantısı" gibi gerekçelerle
toplantıya çağrılmadığı yolunda bir cevap verildi; oysa, 132 nci madde gayet
açık, Karma Komisyon, doğal bir komisyon, Anayasa ve Adalet Komisyonları
üyelerinden oluşan bir komisyon. Siz, Başkan olarak, hemen, 5 kişiden oluşan
bir hazırlık komisyonu oluşturup, bu dosyaları inceleyip, suçun niteliğine
göre, bu dosyaları Genel Kurul gündemine gönderip göndermemeye karar
vereceksiniz. Bütün bu işlemler yapılmadı değerli arkadaşlarım.
Bu sebeple, Sayın
Başkanın sunmuş olduğu bilgi eksik olduğu için, bu açıklamayı yapmak gereğini
duydum.
Teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kart.
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz, yerimden, bu
konuda kısa bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
bir saniye...
Şimdi, biz, bir yasa
tasarısını görüşüyoruz; ama, konu, mecraından çıktı, seyrinden çıktı, Anayasa
Komisyonumuzun çalışmalarına dönüşüyor; o nedenle, şimdi, sizin buna özen
göstereceğinizi sanıyorum.
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Hayır, doğrudur da, Genel Kurulda yanlış bilgi
veriliyor.
BAŞKAN - Efendim,
Genel Kurulumuz, İçtüzüğümüzün, komisyonların toplantıya çağırılması
konusundaki 26 ncı maddesine hâkimdir; bakar İçtüzüğe. Ben, izninizle, bu
konuyu burada...
ANAYASA KOMİSYONU
BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ederim, siz açıklamayı
yaptınız; arkadaşlarımız, inşallah, o madde numarasını duymuştur.
BAŞKAN - Peki,
teşekkür ederim.
VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
4. - 15.5.2002 Tarihli ve 4756 Sayılı Kanunun Geçici 1
inci Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu
Raporu (1/643) (S. Sayısı: 226) (Devam)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Teşekkür ederim. 1 inci madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde
üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. 3 üncü madde kabul edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Tasarı kabul edilmiş ve
yasalaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın
milletvekilleri, Topluma Kazandırma Yasası Tasarısı ile İçişleri ve Adalet
Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
5.- Topluma Kazandırma Yasası Tasarısı ile İçişleri ve
Adalet Komisyonları Raporları (1/640) (S. Sayısı : 235) (1)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 235
sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.
Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Orhan
Eraslan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ORHAN
ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer
milletvekilleri; 235 sıra sayılı Topluma Kazandırma Yasası Tasarısının üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum; hepinize saygılar sunarım.
Değerli arkadaşlarım,
ilerleyen bu saatlerde, önemli bir konuda,
ciddî bir konuda yasal bir düzenleme çalışması içerisindeyiz. Adı bayağı
fiyakalı olan bir yasa çıkaracağız, topluma kazandırma yasası.
(1) 235 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Daha önce bu benzeri
yasalar, pişmanlık yasası olarak, iki ana yasa üzerinde yedi defa daha
çıkarılmış; şimdi, adı değiştirilmiş "Topluma Kazandırma Yasası" adı
altında yeniden gündeme gelmiş bulunuyor.
Değerli arkadaşlarım,
bir süredir Kuzey Irak'ta bir hareketlenme görülüyor. Yaklaşık 5 000 kadar
silahlı terör unsurunun Kuzey Irak'ta bulunduğunu ve Kuzey Irak'ta güç
dolduran, artık boşluk olmadığını, boşluk vermediğini bildiğimiz müttefikimiz
Amerika Birleşik Devletlerinin de buradaki terör unsurlarının ileri
gelenleriyle görüştüğünü duyuyoruz; basın yazıyor, işte bu tür şeylerin sözü
ediliyor, açıklamalar yapılıyor.
Şimdi, Amerika
Birleşik Devletleri terör konusunda görüşünü açıklamış "hiçbir surette
terörle uzlaşmam, anlaşmam, dünyada nerede terör varsa, o terörü
bitireceğim" diyen bir büyük devlet. Aynı Amerika Birleşik Devletleri,
Kuzey Irak'ta bulunan PKK/KADEK örgütünü de terörist örgütler listesine almış
bulunuyor; yani, bu hesaba göre, Amerika Birleşik Devletlerinin bu terör
örgütüyle görüşmemesi ve buradaki terörü engellemesi gerekiyor. Ancak, böyle
olmuyor, bir istisna geliyor, burada görüşülüyor; yani, Amerika, terör karşında
görüş değiştirdiğinden değil, farklı bir şeyler kolluyor; buradaki terör
unsurlarını engelleme yerine, enterne etme yerine, Türkiye'ye ihraç etmeyi
düşünüyor. Bunun için, bu yasaya, biz "bir sipariş yasadır, Birleşik
Devletler tarafından sipariş edilmiştir" dediğimizde, değerli
arkadaşlarımız, kimi milletvekili arkadaşlarımız, komisyondaki bu sözümüz
üzerine tepki gösterdiler. Ancak, çok kısa bir zaman sonra, Amerika Büyükelçisi
Pearson, pazar günkü Hürriyet Gazetesinde, çok ayrıntılı bir biçimde bu konuyu
açıkladı.
Değerli arkadaşlarım,
ilginç bir durum var; Amerika teröre karşı olduğunu söylüyor, hatta
"Irak'a terörist bir devleti yıkmak için geldim" diyor; ama, bir
başka terörist unsurla görüşüyor. Halbuki, bu terörist unsuru enterne etme, etkisiz
kılma olanağı var; ama "siz buna bir yasa çıkarın, bunlar dönsün"
diyor. Önce "eve dönme yasası" olarak adlandırıldı, sonra, o isim
beğenilmedi "topluma kazandırma yasası" denildi. Birleşik Devletler
oradaki terör unsurlarına "burada bizi rahatsız istiyorsunuz, haydi, artık
boşaltın burayı; bakın, yasanız da çıktı" demek istiyor. İşte, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, maalesef, üzüntüyle ifade ediyorum, ilerleyen saatlerde
bu siparişi karşılamaya çalışıyor.
Değerli arkadaşlarım,
şüphesiz, Türkiye'nin bir yurttaşı olarak, bir milletvekili olarak, Cumhuriyet
Halk Partisinin bir mensubu olarak ve Cumhuriyet Halk Partililer olarak biz de
toplumsal barıştan yanayız, toplumsal barışın sağlanmasını arzu ediyoruz, biz
de kimsenin dağlarda gezmesini arzu etmiyoruz; ama, bunun için alınması gereken
önlemler, Amerika Birleşik Devletlerinin istediği zamanda, onların istediği
biçimde değil, Türkiye’nin istediği zamanda, Türkiye’nin menfaatlerine uygun
biçimde olmalıdır ve pişmanlık yasası biçiminde olmamalıdır; çünkü, değerli
arkadaşlarım bu yol denendi, yedi defa denendi, sekizincisinin tekrarında bir
yarar yoktur.
Hükümet yetkilileri
diyor ki "biz bu yasayı kucağımızda bulduk, geldiğimizde
kucağımızdaydı" Değerli arkadaşlarım, devlet istedi, devletin bütün
organlarında tartışıldı, bunlar konuşuluyor; ancak, bir şeye dikkat etmek
gerekiyor: 3 Kasımdan bu yana çok farklı süreçler yaşanmıştır; mart sonu nisan
başına kadar yaşanan süreç bir başka süreçtir, Kuzey Irak'ta bir otorite
boşluğu vardır, farklı bir durum söz konusudur, Amerika Birleşik Devletlerinin
Irak'a müdahalesinden sonra yaşanan süreç farklı bir süreçtir, konjonktür
değişmiştir, şartlar değişmiştir; yani, eskiye dayanan bir saptamayla, yeni
durumda ve bir müttefikimizin istediği doğrultusunda böyle bir düzenlemenin
yapılmasının doğru olmayacağı gayet açıktır.
Değerli arkadaşlarım,
yasa, tabiatı itibariyle sipariş olunca, Türkiye'nin menfaatı burada
gözetilmemektedir. Haksızlık etmeyelim, yasanın belki tümü sipariş değil,
içerisinde yerli olan kısımları da var. "Hazır böyle yasa çıkarken, hiç
olmazsa, Hizbullah militanlarını da, Sivas katliamı sanıklarını da bu kapsama
alalım, bir açıkgözlülük yapalım; yani, bir hata ettik, hiç olmazsa kendi
tabanımıza da selam verelim" biçiminde de bir düzenleme vardır ve büyük
bir açıkgözlülükle PKK/KADEK militanlarının affının arasına Hizbullah
militanlarının affı ve Sıvas katliamı sanıklarının affı da sıkıştırılmıştır.
Yasa bu haliyle bir pişmanlık yasası ve bir af yasası kırması, melezi haline
gelmiştir, beklenen yararı göstermeyecektir.
Değerli arkadaşlarım,
bu benzeri yasalar yedi defa denendi, 832 kişi yararlandı topu topu. Bu tarz
yasaların alışkanlık haline gelmesi, terörle mücadelede önemli eksiklikler,
önemli gedikler meydana getiriyor, önemli zafiyetler meydana getiriyor; terörün
yaygınlaşmasını, genişlemesini sağlıyor, nasıl olsa ileride benzeri af çıkacak
diye. Çünkü, çok kısa zamanda, 1985'ten bu yana yedi defa çıkmış ve en sonu
29.8.2000 tarihinde sona ermiş; yani, bundan ikibuçuk yıl kadar önce yahut üç
yıl kadar önce, teslim olmak isteyenin teslim olma imkânı var olmuş.
Değerli arkadaşlarım,
bu yasa düzenlenirken -tabiî, Sayın Bakan aksi kanaatte, çok dengelerin
gözetildiğini söylüyor ama- biz, dengelerin gözetilmediğini görüyoruz. Şöyle
ki: Bu ülkede insanları, birtakım terör unsurlarını dağdan indirelim derken,
gözden kaçırılmaması gereken bir şey var. Çok büyük bir kitle halinde, onbinler halinde terör mağdurları var.
Kimlerdir bunlar; terörle mücadele çerçevesi içerisinde evini barkını, köyünü
terk etmiş, büyük kentlerin varoşlarına sığınmış, işsiz güçsüz, ekmeksiz kalan
insanlar var. Bunların kiminin, devlet, terörle mücadele çerçevesi içerisinde
köyünü boşalttırmış, kimi terörden yılarak kaçmış. Bunların hepsi terör mağdurları.
Kimler var bu terör mağdurları içerisinde; can ve mal kaybına uğrayanlar var.
Kimler bu terör mağdurları içerisinde; şehit yakınları var. Değerli
arkadaşlarım, düzenlenen yasa tasarısı bu insanların tümünü rencide edici
niteliktedir, toplum vicdanını kanatacak niteliktedir.
Terör mağdurlarını ve
terörden zarar görenleri korumak gerekir. Bu yasa tasarısı, böyle bir koruma
içerisinde de değildir.
Ülkemiz coğrafyasının
bir bölümünde uzun süredir bir problem yaşıyoruz; ama, iki yılı aşkın süredir
nispeten bu sorun biraz hafiflemiş gibi. Böylesi bir ortamda, köyünü terk
edenleri köye dönüş projesiyle yerleştirmemiz gerekirken, bunun yerine, yeni
bir pişmanlık yasasını koyuyoruz. Terörün esas kaynağının işsizlik, yoksulluk
olduğunu bildiğimiz halde, bu yasa tasarısına hiçbir sosyal plan konulmamıştır,
tasarının sosyal planı yoktur, rehabilite edici bir yönü yoktur. "Teröre
işsizlik kaynaklık ediyor" diyoruz, işsize iş bulunmamıştır, yeni istihdam
alanı olanağı yaratılmamıştır; azı koruyacağız derken, çoğu feda etmek
durumuyla karşı karşıyadır Türkiye.
Değerli arkadaşlarım,
kuşkusuz biz de şunu arzu ediyoruz: Bölgede yaşayan insanlar -bölgenin kendine
has gerçekleri var- terör örgütünün baskısıyla, korkuyla, çaresizlik içinde,
istemeden, terör örgütüne yardım ve yataklık etmiş olabilirler; bunların ceza
almasının önlenmesini biz de arzu ediyoruz, biz de böyle bir yaranın tedavisini
arzu ediyoruz; ama, bu yasa tasarısı, düzenleniş itibariyle doğrudan
militanların tümünü kapsamına alan, sadece ve sadece ülke çapında yöneten genel
başkan, lider, emir, merkez komite üyesi dışındaki tüm militanları, yöresel
sorumluları da içine alan, kapsamına alan ve suç işleyip işlememe ayırımı da
yapmayan bir yasa tasarısıdır. Sadece ceza indiriminde, suç işleyip işlememede
farklılık vardır. Bu durumun, toplum vicdanında ileride tedavisi imkânsız
sıkıntıları doğuracağı açıktır.
Değerli arkadaşlarım,
bu yasa tasarısı sadece PKK / KADEK örgüt militanlarını affeden bir yasa
tasarısı değil, bunun içerisinde, Hizbullahın, insan kanını donduran, insanları
domuzbağıyla bağlayıp evlerin tabanına gömen militanlarını da af kapsamına
almıştır. Sıvas'ta aydınları yakanlar bu yasayla serbest kalacaklardır ve
serbest kaldıktan sonra, umuyorum, yeni yakacak yeni oteller aramayacaklardır;
umuyorum, bundan sonra Türkiyemiz, hepimize karabasan gibi gelen, evlerin
bodrumlarından domuzbağlı cesetler çıkmayacaktır. Bu yasa tasarısı bunları da
kapsama alıyor değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım,
muhtemeldir ki, benim konuşmamdan sonra Sayın Bakan çıkarak, bunun bir devlet
ihtiyacı olduğunu ve devletin şefkat elinin uzanması gerektiğini, toplumsal
barışın sağlanması gerektiğini söyleyecektir; ama, bu katliam sanıklarının
affının toplumsal barışa katkısı nedir, bunu anlamak ihtiyacındayız; insanlık
suçunun affedilmesinin toplumsal barışa katkısı nedir, bunu anlamak
ihtiyacındayız.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın İçişleri Bakanımız Adalet Komisyonunda yaptığı konuşmasında "bu
yasa, şimdiye kadar çıkarılmış en geniş yasadır, herkes istifade ediyor bu
yasadan" dedi, doğru söylüyor. İstifade edemeyecekler 3 üncü maddede
belirtilmiş: Örgütün tamamı üzerinde etkili olacak şekilde sevk ve idare eden
başkanlık konseyi, merkez komite, şûra, genel başkan, lider, emir, vesaire...
Bunlar, Türkiye çapında yönetici; yani, birkaç kişi istifade edemiyor.
Hüküm kesinleşmeden
önce hâkim huzurunda beyanını reddeden veyahut "ben bu kanundan
yararlanmayacağım" diyenler affedilmiyor.
Önceki pişmanlık
yasalarından yararlananlar affedilmiyor.
Yani, bu yasada,
kamuoyuna yansıtıldığı gibi, suç işlemeyenler, zavallılar, işte istemeden
teröre bulaşmışlar, çok pişman olacaklar... Yok böyle bir şey! Faal nedamet
göstermek bile gerekli değil bu yasadan istifade etmek için. Sadece yararlanma
isteğini belirtip "ben örgütten çekildim" demek -kanun tasarısının
gerekçesinde de açıkça var- yararlanma kapsamındadır değerli arkadaşlarım. Bu
yasa, bu nedenle de, üzeri örtülü bir af yasası niteliğindedir.
Suç tanımı da çok
geniş tutulmuştur değerli arkadaşlarım; örgüt, cemiyet, çete, silahlı çete ve
gizli ittifak. Bu durum işte ustaca düzenlenerek, artık, aydınlarımızı,
ülkemizin gözde aydınlarını yakan Sıvas katliamı sanıklarını da, Hizbullah
sanıklarını da, PKK'lılarla birlikte af kapsamına almışlardır. Burada eşit
davranılan bir şey olmuştur; cumhuriyet düşmanı kim varsa, hepsi bu kapsam
içerisine alınmıştır. Onun için, Türk Ceza Kanununun 146, 168, 169, 170, 171,
179, 188, 254, 256, 264, 313, 314 ve sair maddeleri ve Terörle Mücadele
Kanununun bilumum maddeleri yasanın kapsamı içerisindedir. Bunu, değerli
hukukçu arkadaşlarım -aranızda da vardır- tefrik edebilirler, anlamını da
bilirler.
Değerli arkadaşlarım,
bu şekilde toplumsal barışı sağlama imkânı yoktur. Tam tersine, böyle bir
düzenleme toplumsal barışı sağlamaz, toplumsal barışın temeline dinamit koyar.
Kim, insanlık suçunu, insanları canlı canlı yakabilen canileri affederek
toplumsal barışı sağlayabilir; bunun bir örneği var mıdır dünyada, böyle bir
suçun affının bir örneği var mıdır?! Nazi katilleri, aradan yıllar geçmesine
rağmen affedilmemiştir. Bu kadar kolay mıdır bu ülkede; insanları otelde
yakacaksınız ve üç beş sene sonra elinizi kolunuzu sallayarak çıkacaksınız;
bunun adı toplumsal barış olacak!.. Kim söyleyebilir; bebeğe kadar katleden bir
örgütün militanlarını affedeceksiniz ve bu afla toplumsal barışı sağladığınızı
söyleyeceksiniz. Oysa, terörün temelinde yatan sosyal, ekonomik nedenleri
biliyoruz; yasanın, bu sosyal ve ekonomik nedenler yönünden hiçbir planı
yoktur, hiçbir getirisi yoktur.
Değerli arkadaşlarım,
konjonktürel olarak da böyle bir
yasanın çıkışı yanlış bir zamandadır. Böyle bir şeye ihtiyaç yoktur. Nispî bir
rahatlama dönemi yaşanmaktadır. Bu 7 adet pişmanlık yasasının en sonuncusu,
29.8.2000'e kadar yürürlükte kalmıştır. Burada teslim olmak isteyenler varsa,
iki sene önce de teslim olabilirdi. Amaç, sipariş gerçekleştirmek olmuştur. Bu
yasal düzenlemeyle karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım. Bu , önemli bir
konudur.
Bu yasayla,
kesinleşmiş hükümler bozulmaktadır. Kesinleşmiş hükmün bozulması, ancak af
yasasıyla mümkündür. Bu yasa için nitelikli çoğunluğa ihtiyaç vardır. Bunu da
Anayasanın 87 nci maddesi emretmektedir. Düzenlemeyle ilgili bu konuyu
bilgilerinize ve dikkatlerinize sunuyorum.
Çözüm üretmeyen ve
rehabilite edici hiçbir özelliği olmayan, toplumsal barışa hizmet etmeyen,
insanlık suçlarını da kapsayan bu yasanın tümüne karşıyız; tümüne
"hayır" oyu kullanacağımızı bildiriyor, hepinize saygılar, sevgiler
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Eraslan.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın İdris Naim Şahin.
Buyurun Sayın
Şahin.(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
İDRİS NAİM ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri;
görüşülmekte olan Topluma Kazandırma Yasası Tasarısı üzerinde Adalet ve
Kalkınma Partimizin görüşlerini açıklamak ve bu yasa tasarısının gerekçelerini,
içerdiği ana düzenlemeleri ve hedefleri sizlerle paylaşmak üzere
huzurlarınızdayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlayarak sözlerime
başlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; devlet, toplum ve fert unsurlarının birbirleriyle olan sürekli ve
vazgeçilmez ilişkileri vardır. Devlet, toplumun huzurunu, sükûnunu ve bulunduğu
zaman diliminin ölçüleri içerisinde gelişmesini, kalkınmasını, refahını
sağlamak gibi süreklilik arz eden vazgeçilmez hedefleri yüklenmiş bir toplumsal
örgüttür.
İçinde yaşadığımız
son yıllarda, özellikle son yirmi yılda ülkemizin gerçekten yaşadığı büyük
sıkıntılar olmuştur. Bu sıkıntılar, bazen ekonomik, bazen toplumsal, bazen
siyasal içerikli olmanın yanında, zaman zaman da sürekli bir şekilde terör
eylemleri şeklinde kendisini göstermiştir. Türk toplumu ve Türk Devleti,
sürekli sorunlarla yaşamış ve bu sorunların üstesinden gelmek için, millî
birliği ve dayanışması içerisinde devamlı bir arayış, devamlı bir mücadele
içerisinde olmuş ve bugünlere gelmeyi, 21 inci Yüzyılın içinde bulunduğumuz bu
döneminde dünyada adından söz edilen, kendini kabul ettirmiş bir ülke olmayı
başarmıştır. Türkiye ve Türk Milleti, şüphesiz, yaşadığı sıkıntıların faturasını
çoğu zaman ağır ödemiştir; ama, bütün bu ağırlıklara rağmen, Türk Milleti ve
Türk Devleti, binlerce yıl geriden miras getirdiği devlet yönetim anlayışı ve
toplumsal değerleri itibariyle, bütün bu ağırlıkların altından kalkabilmeyi
başarmıştır ve başaracaktır. Bugün, bu saatte, Yüce Meclisin gündeminde bulunan
Topluma Kazandırma Yasası Tasarısı, önemli bir sorunun çözümüne yönelik
tedbirlerden bir tanesini oluşturmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
sorunlar, insan için ve toplum için sürekli vardır ve olacaktır. Sorunların
varlığı, çoğu zaman, aynı zamanda çözüm üretmek için birer fırsat zemini
oluşturmaktadır. Esas itibariyle, hayat, sorunlardan ibarettir. İnsana düşen,
örgütlere düşen, hükümetlere düşen, yönetimlere düşen, siyasetçiye düşen de
sorunlar karşısında çözüm üretmektir. Esas itibariyle, siyaset yapma ve hükümet
etme sanatı, bir bakıma çözüm üretme sanatından ibarettir. Bu çerçevede,
hükümetimiz, hazırlayıp Yüce Meclisin takdirine sunduğu pek çok yasa tasarısı
gibi, sosyal ve hukukî yanı ağır basan, toplumsal barışı daha da
kuvvetlendirmeye, millî birliğin ve bütünlüğün sarsılmazlığını sağlamaya
yönelik bir yasa tasarısı olarak Topluma Kazandırma Yasası Tasarısını
hazırlamış, uzun çalışmalar sonucu hazırlanan bu yasa tasarısını da Yüce
Meclisin önüne getirmiştir.
Partimiz Adalet ve
Kalkınma Partisinin bu soruna bakışı, parti programında, çok açık bir şekilde
yerini almıştır. Terör sorunu Türkiye'nin bir gerçeğidir. Adalet ve Kalkınma
Partisi, bu sorunun toplum hayatımızda neden olduğu olumsuzlukların bilinciyle,
bölge halkının mutluluğunu, refahını, hak ve özgürlüklerini gözeten,
Türkiye'nin bütünlüğü ve üniter devlet yapısıyla birlikte, bölgeyi tehdit eden
terörün önlenmesinde, zaaf yaratmayacak bir şekilde, kalıcı, tüm toplumun
duyarlılıklarına saygılı, etkili ve sorunları kökünden çözmeye yönelik bir
politika izlemeyi milletimize vaat etmiştir. Hazırlanan Topluma Kazandırma
Yasası Tasarısı da, bu çerçevede atılan adımlardan sadece bir tanesidir. Esas
itibariyle, terör sorunu, sadece sonuçları itibariyle bakıldığında yalın bir
sorun gibi gözükürse de, nedenlerine inildiğinde, pek çok sebebi içeren, pek
çok altı olan, arka planı olan bir problemler yumağından ibaret şekilde
karşımıza çıkmaktadır. Bunun sosyal nedenleri vardır, ekonomik nedenleri
vardır, hukukî nedenleri vardır, kültürel nedenleri vardır, iç ve dış siyasal
nedenleri vardır; daha pek çok sebep saymak mümkün. Şüphesiz, çözümlerin de
bunlara yönelik olması, nedenlerin iyi tespiti ve çözümlerin de ona göre
geliştirilmesi, oluşturulması gereklidir. Bugün, çözümlerden sadece bir
tanesini konuşmak ve bir tanesini değerlendirmek durumundayız. Hükümetimiz ve
dolayısıyla partimiz, teröre neden teşkil eden her tür ekonomik, sosyal ve
siyasal sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik bir dizi çalışmalarını, planlı,
programlı ve ısrarlı bir şekilde sürdürmenin yanında, bir hukukî çözüm olarak,
hukukî boyut olarak Topluma Kazandırma Yasası Tasarısını da ortaya koymuş ve
huzurlarınıza getirmiştir.
Değerli arkadaşlar,
bir problemler yumağı görünümünde olan terör belasının içerisine düşen
yüzlerce, binlerce, onbinlerce yurttaşımız olmuştur ve vardır. Bunların
hepsinin, bir öz iradeyle, özgür iradeyle bu olayların içerisine girdiğini,
düştüğünü, sanırım, bu çatı altında iddia edecek hiçbir sayın milletvekili
yoktur. Ortada bir karmaşa, bir kargaşa söz konusudur. Bölgenin kendine has
coğrafyası, bölgenin kendine has sosyal yapısı, bölgenin kendine has ekonomik
yetersizlikleri ve bölgenin eğitim eksikliklerinin bir bütün olarak doğurduğu
terör olayının, şüphesiz, bilinçli elebaşıları vardır ve onlar da takip
edilmekte, mücadele edilmekte, yakalanmakta, yargılanmakta ve cezalandırılmaktadır;
ancak, bu arada, hiçbir şekilde özgür iradesi olmadan bu olayların içerisine
karışan, katılan, bir gece vakti ansızın gelen, gecenin karanlığında ansızın
evini basan insanların zoraki yardımına katılmak durumunda kalan terör bölgesindeki
insanların -ki, bunların sayısı oldukça fazladır- günahsızlığı, suçsuzluğu ve
çaresizliği, şüphesiz, hepimizin ortak ittifak ettiği, sıkıntılı ve sorun
olarak karşımızda duran bir husustur.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Öldürülen şehitler mi suçlu?!
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, önümüze getirilen yasa tasarısı, toplumsal
barışı güçlendirmeye yönelik bir yasa tasarısıdır.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sıvas'ta yananlar mı suçlu?!
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - Bu tasarının bir af yasası olarak takdimi, biraz önce söz alan
Cumhuriyet Halk Partili arkadaşımız tarafından yapıldı.
Değerli arkadaşlar,
hepimiz okuma yazma biliyoruz. İnanıyorum ki, bunu af yasası olarak takdim eden
arkadaşım da mutlaka biliyor; ama, politika yapmak uğruna, gerçekleri
saptırmayı da göze almak uğruna, ne yazık ki, af içermeyen, sadece olağanüstü
şartlarda, anormal şartlarda gerçekleşen bir olaya karışan normal, masum
insanları rehabilite etmek uğruna, belki de toplum düzeni uğruna, onların
sıkıntılarını, hak etmedikleri haksızlıkları düzeltme uğruna gerçekleştirilen
bu yasa tasarısı, bir af yasası değildir.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Aynen af yasasıdır.
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - Okuduğumuzda, baktığımızda, bunun bir af yasası olmadığı, çok açık
seçik görülmektedir. Bu tasarı, terör örgütünün içerisine karışmış; fakat,
hiçbir şekilde eyleme karışmamış, eylem yapmamış kişileri, bir kereye mahsus, o
belanın, o şer örgütünün içerisinden alıp, topluma kazandırmayı hedefleyen bir
yasa tasarısıdır. Buna karşı çıkan var mı? Eyleme karışmamış; ama, bir şekilde,
o örgütün içerisine -gitmiş de diyemiyorum- götürülmüş, gitmek zorunda kalmış;
bunlardan herhangi birisi, o bölgede, o mezrada, o komda yaşayıp da, burada
milletvekili olmayan; ama, bir şekilde, o terör örgütünün içerisine gitmek ve
götürülmek, sürüklenmek zorunda kalanlardan birisi biz de olabilirdik. Bunun
neresi aftır, bunun neresi yanlıştır?!
Bu yasa tasarısıyla
getirilmek istenilen ve getirilen bir başka düzenleme, elinde olmadan, iradesi
dışında, korumasız bir şekilde, kapısını çalıp ekmek isteyene, verdiği
ekmekten, vermek zorunda kaldığı ekmekten...
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Madımak'ta ekmek mi istediler?!.
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - ...Kapısı kırıldığı için içeriye giren ve yapacak hiçbir şeyi
olmayan çaresiz insanların, örgüte yataklık yapma iddiasıyla, bir terör suçlusu
olarak kabul edilip, onların, ömür boyu ya da uzun yıllar boyunca aile
düzeninin, kendi ferdî hayatlarının karartılmasını önlemeye yönelik bir
düzenleme, bir toplumsal barış, bir toplumsal uzlaşma arayışının yanlışı
nerede, affı nerede?!
Af yapabilmek için
mahkûmiyet gerekir. Mahkûm olanlarla ilgili ya da yargılananlarla ilgili de, bu
tasarıda hükümler vardır. Bu hükümler hiçbir zaman af hükmü değildir;
karşılığında konulmuş çok aklî, çok çağdaş, çok çözüme yönelik, pragmatik bir
yaklaşımla, toplum faydasına bir karşılık isteyerek, bir bedel alarak, belli
cezalarda indirim yoluna gidilmektedir, belli cezaların hafifletilmesi söz
konusudur. Bu bir af değildir, kısmî ceza indirimdir ve bu kısmî ceza
indiriminin yapılabilmesi için de, suç işleyen terör örgütü mensuplarının,
devlete, devletin organlarına, mahkemelere, açık, net, samimî bilgiler vermesi
gerekmektedir. Bu bilgiler, bir terör örgütü meydana çıkarıcı bilgiler olmalıdır;
bu bilgiler, bir terör örgütünün, dağılmasını, yok edilmesini sağlayıcı
bilgiler olmalıdır. Bu bilgilerde, bu bilgiyi veren terör örgütü mensubunun,
özel çabası, özel gayreti, samimî gayretiyle, terör örgütünün yapmayı planlayıp
yapamayacağı veya yapmasının önleneceği bir olay söz konusu olmalıdır.
Netice itibariyle,
burada, devletin, bir örgütü, tamamen çökertmek uğruna, içten yıkmak uğruna
geliştirdiği bir hukukî çözüm, hukukî metot söz konusudur.
Terörde, terörist ve
terör grubu ile devlet ve toplum karşı karşıyadır. Teröristin kanunu yoktur
-vardır; ama, kendi kanunudur- uluslararası ve ulusal meşruiyeti olmayan
kanunlarla, kendi kanunlarıyla çalışır. Onlar için, gecenin ayrı bir önemi
vardır. Devlet, gece, vatandaşın hürriyetini ve can güvenliğini sağlamakla
yükümlüdür; terör örgütü de, geceyi, karanlıktan istifade ederek, vatandaşın,
canına, malına kast edebilmek veya kendi propagandasını yapabilmek yönünde
kullanmaktadır. İstikametler zıttır, birbiriyle çatışır; devlet legal çalışır,
terör örgütü illegal çalışır. Legal çalışan ile illegal çalışanın, takdir
edilir ki, şartları ve pozisyonları eşit değildir.
O halde, devletin,
terörle mücadele ederken başvurmak zorunda olduğu pek çok tedbir vardır; bu
tedbirlerden birisi de, bu tür bir tedbirdir. Bu tedbirler, ilk defa başvurulan
bir tedbirler manzumesi de değildir. Türkiye'de de ilk değildir, dünyada da ilk
değildir. 1985 yılında başlayan bu uygulama, günümüze değin, benden önce söz
alan arkadaşımızın ifade ettiği gibi, 7 kez başvurulan bir tedbirdir; ama, bu
kez, daha dengeli, daha adil, daha aklî ve daha mantıkî bir yaklaşımla bu
tedbirler geliştirilmiş, yasalaştırılmıştır.
Dolayısıyla, bu
düzenlemenin getirdiği sonuçlar kesinlikle bir af değildir. Ben, özellikle, bu
hususu, siz değerli milletvekili arkadaşlarımın bilgilerine sunmak istiyorum.
Af diyerek, hem milletimizin hem de değerli milletvekillerimizin bilgileri
karıştırılmaya ve amacından saptırılmaya çalışılmaktadır.
Burada, terör örgütü
mensuplarının isteyerek teslim olmaları, mukavemet göstererek teslim olmaları,
hüküm giymiş olmaları, hüküm giymemiş olmaları hallerine münhasır olmak üzere,
devlete ve topluma karşı gösterdikleri yakınlık, duydukları pişmanlık,
yapacakları yardımla orantılı olarak, devletin ve kanunun kısmî bir ceza
indirimi söz konusudur. Bu indirimin karşılığında, şayet, bu terör örgütü
mensubu veya mensupları, tekrar aynı suçu işlemeleri halinde, kanunun çok acı
ve çok ağır tedbiriyle, müeyyidesiyle karşı karşıyadır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun;
sözlerinizi tamamlar mısınız.
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - O da, kanunu okuduğumuzda göreceğiz, göreceksiniz ki, cezası yüzde
50 fazlasıyla artırılarak kendisine tatbik olunacaktır.
SALİH GÜN (Kocaeli) -
Özür dileyelim... Eksik; bir de madde koyalım, özür dileyelim.
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, hazırlanmış bulunan yasa tasarısı
bir af değil; sadece, toplumsal uzlaşmayı, toplumsal barışı, bölgede uygulanan
diğer tedbirler paralelinde, diğer çalışmalar paralelinde hukukî açıdan
desteklemeye yönelik bir yasa tasarısıdır. Bunun anlaşılmasında doğrusu çok
zorlanılmaması gerekirse de, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın tamamı
değilse de bir kısmının bu noktada farklı düşündüklerine tanık olmakta ve
dinlemekteyiz; bu da normaldir. Şayet, kendileri iktidar olsaydı, belki, bunun
çok daha değişik bir düzenlemesini getirebilirlerdi; tabiî, onların işi; ama,
muhalefet olmanın gereği olarak bazı düzenlemeleri, kanunda yazılı hususları
olduğu gibi anlamak, okumak yerine, farklı takdim etme uygulaması, kendini, bu
tasarıyı değerlendirirken de göstermektedir. Aslolan, hiçbir yerde, hiçbir
şekilde terörün ve terör örgütünün, olamamasıdır. Bugün itibariyle de, örgüt,
artık, çökmek, çökertilmek durumundadır. Yeniden yeşermemesi için, yeniden güç
bulmaması için, içerisindeki insanların, içerisindeki elemanların kazanılması,
onların topluma döndürülmesi bir akılcı yoldur.
Esas itibariyle,
Türkiye'deki terör, sadece Türkiye sınırlarını ilgilendirmemektedir; bir
zamanlar Türkiye'deki terörü destekleyen, ama, bugün için bundan pişman olan
bölge ülkelerinin de ortak sorunudur, Ortadoğu'nun ortak sorunudur. Suriye,
Irak, İran, Türkiye bölgesinde, Ortadoğu bölgesinde, terör, bir genel sorundur
ve bölge ülkelerinin bugün için akılcı olarak birlikte teröre yaklaşımları, hep
beraber, terörü bitirmeye, terörün kökünü kazımaya yönelik ortak adımlar
yönünde ve yolundadır. Bu yasa tasarısının, bu şekliyle, aynı zamanda komşu
ülkelerle olan bir eylem beraberliği yanı da söz konusudur.
BAŞKAN - Sayın Şahin,
sözlerinizi toparlar mısınız.
İDRİS NAİM ŞAHİN
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar,
Türk Devleti ve hükümetimiz, terör konusundaki çalışmalarını bundan sonra da
kararlılıkla sürdürecektir. Esas itibariyle, her türlü hukukdışı, kanundışı
uygulamalar konusunda hükümetimizin ve devletimizin gayreti ve çalışması kesintisiz
bir şekilde devam etmektedir ve etmelidir de. Bu manada, bakıldığında, aslolan,
ortaya çıkan örgütleri ve suçlularını takip etmek değildir; aslolan, suçun ve
suçlunun baştan bertaraf edilmesi, önleyici tedbirlerin çok daha etkin
noktalara, her yönüyle, personel yönüyle, eğitim yönüyle ve malzeme yönüyle
götürülmesidir; hükümetimizin de bu yönde ciddî adımlar atmakta olduğunu ve
atacağını ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
bu tasarıyla, hükümetimizin değişik alanlarda, altyapıda, enerjide, sağlıkta,
sporda, eğitimde, kültürde, iç ve dış siyasî konularda gerçekleştirdiği
başarılı çalışmaları ve adımları yanında, hukukî açıdan toplumsal barış uğruna
attığı bu adımla da, inanıyorum ki, inanıyoruz ki, ülkemizde, devlet ve millet
ilişkilerinde, devlet-millet kaynaşmasında çok daha iyi bir noktaya
gelinecektir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu olarak, şüphesiz bu tasarıya yönelik görüşümüz olumludur, oyumuz
müspettir.
Tekrar, terör
konularını konuşmayan bir Türkiye ve kalkınan bir Türkiye, huzur ve barışı
gittikçe kuvvetlenen, dünyaya örnek bir Türkiye idealiyle, hepinizi, şahsım ve
Grubum adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Şahin.
Şahsı adına, Konya
Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun.
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurul gündemine getirilen tasarının
tümü üzerinde kişisel görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
getirilen tasarıyla ilgili değerlendirmeyi yapmadan evvel, konuyla ilgili bazı
tespitlerin yapılmasında ve bazı soruların açıklık kazanmasında zorunluluk
vardır. Buna göre, getirilen tasarı örtülü bir af yasası mıdır, yoksa bir
indirim yasası mıdır? Getirilen tasarı hangi örgütleri kapsamaktadır? Bunun
adını doğru koymamız gerekiyor. Her ne yapmak istiyorsak, bunu tutarlı bir
şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Af getirilmek isteniliyorsa, bu af, neden
adi suçları da kapsayan ve genel affın özelliklerini taşıyan bir af niteliğinde
değildir? Bunun sebeplerinin somut olarak açıklanması gerekmektedir. Yoksa,
tasarının 1 inci maddesinde ifade edildiği gibi, bu tasarının amacı, sadece
siyasî ve ideolojik amaçla kurulmuş olan terör örgütleri mensuplarının topluma
yeniden kazandırılması, toplumsal huzur ve dayanışmanın güçlendirilerek devam
ettirilmesinden mi ibarettir? Bu amaca nasıl ulaşılacaktır? Yoksa, bu yasa,
4616 sayılı ve 1999 yılında çıkarılan ve yine kamuoyunda Erteleme Yasası olarak
bilinen yasayı, siyasî ve ideolojik nitelikteki suçlarla tamamlayan bir yasa
mıdır?
BAŞKAN - Sayın Kart,
bir saniye...
Sayın
milletvekilleri, Genel Kurul salonumuzda büyük bir uğultu var; sayın
milletvekillerinin kendi aralarındaki sohbetlerini kesmelerini rica ediyorum.
Buyurun Sayın Kart.
ATİLLA KART (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, bütün bu hususların irdelenmesi gerekmektedir.
Sayın
milletvekilleri, bir diğer önemli konu, bu tasarının, aynı zamanda, şehit
annelerinin acısını da dindirmeye yönelik bir yönünün bulunduğu iddiasıdır. Bu
iddia da, tasarının gerekçelerinden birisi olarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu kadar
farklı ve birbiriyle bağdaşmayan, birbiriyle esastan çelişen değerlendirmelere
hayret etmemek ve şaşmamak elde değil ve annelerin ıstıraplarını, böylesine
tutarsız ve aykırı düzenlemelerin arasında sıkıştırmak, ifade etmek ve
geçiştirmek!.. Bunlar, kabul edilebilir, ciddî, sorumlu ve tutarlı yaklaşımlar
olamaz.
Değerli arkadaşlarım,
tasarıya bakıyoruz; tasarının 4/a maddesinde, terör örgütü mensubu olup da kendiliğinden
veya vasıtalı olarak teslim olanlara ve örgüt tarafından işlenen suçlara
iştirak etmeyenlere ceza verilmeyeceği ve hatta tutuklanmayacakları düzenlemesi
getirilmiştir. Bu düzenleme, örtülü bir af olmaktan öte, açık bir aftır.
Tasarının 4/c
maddesinde ise, hükmün kesinleşmesinden önce ve sonraki aşamaya göre ceza
indirimi yapılması kabul edilmektedir. Son fıkra, son cümlesinde ise, Türk Ceza
Kanununun 169 uncu maddesinde düzenlemesi yapılan suçlar yönünden ceza
verilmeyeceği düzenlemesi getirilmiştir. Bu madde de, af niteliğinde olan bir
düzenlemedir. Bu sebeple, Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsünün konuşmasının
diğer bölümlerinin değerlendirilmesi bir tarafa, bu yöne ilişkin değerlendirmesinin
hiçbir hukukî dayanağının olmadığını ve tutarlı bir değerlendirme olmadığını
vurgulamak, ifade etmek istiyorum.
Sayın
milletvekilleri, yine, bir taraftan terör örgütü mensuplarına indirim ve af
getiren bir yapı, diğer taraftan ise adî suçlara temas etmeyen bir yapı.
Böylesine kompleks bir yapısı olan ve özünde temel çelişkiler içeren bir yasa
tasarısı var karşımızda.
Bütün bu tespitlerin
yanında değerli arkadaşlarım, elbette, genel affın, hukukî ve sosyal şartları
oluşmuş mudur; bunu da değerlendirmek gerekiyor. Bilindiği gibi, genel af,
sosyal fayda düşüncesiyle, bütün veya belirli bazı suçları ve hükmedilmiş
cezaları, bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran bir yasama faaliyetidir.
Tasarıyla ilgili genel gerekçede de belirtildiği üzere, 1985 yılında başlayan
ve 2000 yılına kadar aralıklarla devam eden 7 adet yasa, indirim veya pişmanlık
veyahut benzer isimlerle çıkarılmış, onsekiz yılı bulan süreç içinde bu
yasalardan yararlanmak isteyenlerin sayısı 1 000'in altında kalmıştır.
Sayın
milletvekilleri, siyasî iktidarın öncelikle buna göre tercihini açık bir
şekilde yapması gerekmektedir. Siyasî iktidar, genel af mı çıkarmak; yoksa,
indirim mi yapmak konularında tercihini yapmalı, kararını vermeli, konuyu buna göre
olgunlaştırmalı ve bundan sonra gündeme getirmelidir. Bütün bu temel ilkeleri
gözardı eden, büyük ölçüde dış etken ve talepleri esas alan yaklaşımlarla olaya
çözüm getirilmesi mümkün değildir.
Bütün bunların
yanında, kamu vicdanında ve hafızalarda varlığını kaybetmeyen, 1990'lı
yıllardan sonra vuku bulan Sıvas olayı ve Hizbullah örgütlenmesinin affına
yönelik düzenlemeler getirilmek istenilmesini de, hukuka uygun ve adil bir
yaklaşım olarak değerlendiremeyiz, değerlendirmemiz mümkün değildir. Kamu
vicdanını sızlatan bu eylemler yönünden, af veya indirim sebeplerinin oluştuğu
kabul edilemez.
Bir diğer önemli konu
değerli arkadaşlarım, terör mağduru binlerce, onbinlerce ailenin hakları nasıl
korunacak ve mağduriyetleri nasıl giderilecektir? Toplumsal barış ve sosyal
huzura ilişkin değerlendirme yapılırken, bu faktör, mutlaka ve öncelikle nazara
alınmalıdır. Yerlerinden yurtlarından göçe zorlanan ve ağırlıklı olarak,
Diyarbakır, Adana ve Mersin'e göç eden binlerce insanın evlerine ve köylerine
dönüşü yolunda hangi çalışma yapılmıştır; üzerinde önemle durulması gereken
acil konu budur. Bu insanların sosyal ve ekonomik sorunlarına çözüm getirmek
konusunda hangi çalışmalar yapılmıştır; bu konuları mutlaka irdelememiz
gerekmektedir.
Sayın
milletvekilleri, kıvanç vericidir; hukukumuzda, artık, bu konunda, yeni ve
hakkaniyete uygun olan bir yaklaşım benimsenmeye başlanmıştır. Ceza
muhakemeleri usulüyle ilgili çalışmalarda, artık, suçun mağduru ile
şikâyetçinin hakları, daha dengeli bir şekilde, sanığın haklarıyla daha dengeli
bir düzeye getirilmiştir, gerek hazırlık aşamasında ve gerek yargılama aşamasında
daha geniş haklar tanınmaya başlanmıştır. İlginçtir; Türk hukukundaki bu olumlu
gelişmelere karşılık, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, mağdurun, sanık gibi
bir korumaya sahip olmadığı görülmektedir. Gerçekten, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin adil yargılamayı düzenleyen 6 ncı maddesinin birinci fıkrası,
ceza davaları bakımından, sadece, kendisine karşı ceza takibatı yapılan kişiyi
korumayı esas almıştır. Bu yüzden, kovuşturmaya yer olmadığı kararı karşısında
suçun mağduru, ilgili maddenin ihlal edildiğini ileri sürememektedir. Buradan
gelmek istediğim nokta şu değerli arkadaşlarım: Avrupa Birliği bağlamındaki
mevzuatın, mutlaka, doğru ve hakkaniyete uygun olduğu yolundaki önyargı,
kompleks ve değerlendirmelerden de artık kurtulmamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
bu tasarı, yukarıda açıkladığım sebeplerle, hukuk tekniği itibariyle, hukuken
malul olan bir tasarıdır. Bu tasarı, geri çekilmesi gereken bir tasarıdır.
Değerli arkadaşlarım,
açıkladığım bu ihtirazî kayıtlar ve ciddî hukukî aykırılıklar karşısında,
getirilen tasarıyı olumlu görmediğimi ve yetersiz olduğunu ifade ederek, Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Kart.
Sayın
milletvekilleri, özellikle Bakanlar Kurulu sıralarından çok büyük ses
gelmektedir. Sayın milletvekillerimizin, sayın bakanlarla, sayın bakanlarımızın
da, tabiî, sayın milletvekilleriyle sohbete girmemelerini... Gecenin bir saatine
geldik; sükunetle, şu çalışmalarımızı sürdürelim.
Şahsı adına, ikinci
söz, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan'ın.
Buyurun Sayın
Eraslan. (CHP sıralarından alkışlar)
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hassas bir konuyu
görüşüyoruz. Hassas bir konu olduğu için, içimde coşan, içimde patlamak üzere
olan volkanı bastırdım, az söyledim, sorumluluk sahibi birisi olarak,
milletvekili olarak. Ama, bu kardeşiniz, şu kürsüde, yalan bir laf etmedi;
beşerim, şaşırmalar müstesna; Allah şaşırtmasın. Siyahı da beyaz diye söylemek,
abesle iştigaldir.
Değerli arkadaşlar,
hukukçular için af nedir; hukukçular için af -çok sayıda hukukçu arkadaşımız
var- mahkemece verilmiş, kesinleşmiş bir hükmün, yasama organı tarafından
ortadan kaldırılması ya da o cezanın bir bölümünün ortadan kaldırılmasıdır.
Adına ne dersek diyelim, hukuk tekniğinde, bunun adı aftır. Şimdiye kadar,
Türkiye Cumhuriyetinde çıkan aflar da, mahkûmiyetleri tümden ortadan
kaldırmamıştır. 1965'teki meşhur af, cezalardan sadece beş yıl indirmiştir. Böyle,
kısmî aflar, çok sayıdadır hukukumuzda.
Bakın, Sayın Şahin'in
"af değildir" iddiasına karşı, ben, bu yasa tasarısı melez bir
tasarıdır dedim. Neden melez dediğimi de anlatıvereyim. Yani, isim takma
meraklısı olduğumdan değil; içinde af da var, içinde pişmanlık da var.
Tasarının 4 üncü maddesinin c fıkrasının ikinci bendini okuyorum: "Hüküm
kesinleştikten sonra..." Arkadaşlar, kesinleşmiş bir yargı hükmü var; ama,
adam "ben örgütle ilişkimi kestim" dediği zaman, hükmü bozuyoruz. Ne
yapıyoruz; cezasını üçte birine indiriyoruz. Terör suçlarında verilen cezalar
genellikle otuz yıldır; üçte birine indirdiğinizde, on yıla düşüyor.
Arkadaşlar, hukuk tekniği olarak, bu af değildir de, nedir?! Ben hukukçuyum,
mesleğim de bu. Birisi bana bunu anlatsın, hukukçu birisi anlatsın, bunun adı
af değil, başka bir şeydir diye. İster indirim deyin ister bindirim deyin, ne
derseniz deyin, kesinleşmiş bir ilamı yasama organı eliyle bozduğunuzda, ondan
bir tenzilat sağladığınızda, onun hukukî adı aftır, 87 nci maddeye göre
nitelikli çoğunluğu gerektirir. Bundan kaçış yok; bu bir; değerli arkadaşlarım,
ikincisi, buradaki konuşmamda, çok net olarak söyledim. Evet, birtakım
insanlar, iradesi dışında teröre bulaştırılmıştır; bu, ülkemizin gerçeğidir.
Bunu, acıyla hissediyorum, biliyorum ve bu duygular içerisinde -bu hassasiyeti
bu kardeşiniz göstererek- gayet yumuşak bir üslupla Genel Kurula hitapta
bulundum. Bunlar ayrı bir şey; ama, suç işleyenler de bu kapsamda arkadaşlar.
Az önce, yasa
tasarısının maddesinden "hüküm kesinleştikten sonra" ibaresini
okudum. Elimde, İçişleri Komisyonunun raporu var; okuyorum: "Bu yasanın
kapsamı daha önce çıkarılan yasalardan çok daha geniştir. Yasanın kapsamına
girmeyen örgüt mensupları:
1.- En üst düzey
yöneticiler,
2.- İfadelerini
reddeden ve yasadan yararlanmak istemediğini beyan edenler,
3.- Daha önceden
benzeri yasadan yararlanan örgüt mensuplarıdır.
Arkadaşlar, ben de
farklı bir şey söylemedim, sadece Türkiye çapında idare edenler yararlanmıyor,
ifadelerini reddedenler yararlanmıyor ve daha önce yararlananlar yararlanmıyor.
Onun dışında, suça karışmamış diye bir şey yok; tam tersine.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın İçişleri Bakanımızın Adalet Komisyonunda yaptığı konuşmasını tutanaktan
okuyorum: "Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu noktadan itibaren yasanın
içeriğine girerek sizlerle yasanın detaylarıyla ilgili bazı noktaları da
paylaşmak istiyorum. Yasa tasarısının 1 inci maddesi siyasî ve ideolojik amaçla
suç işlemek için kurulmuş terör örgütü mensuplarının topluma yeniden
kazandırılması, toplumsal huzur ve dayanışmanın güçlendirilerek devam ettirilmesi
yasanın amacı olarak belirlenmiştir. Bu amacın gerçekleştirilmesi için geçmiş
kanunlardan bir noktada daha farklılığa gidilerek kapsam daha geniş
tutulmuştur. Bu yasanın diğerlerinden birinci farkı isim, ikinci farkı kapsamının
geniş tutulmuş olmasıdır. Önceki yasalarda yaralama ve öldürme eylemlerine
karışan terör örgütü mensupları ile örgütte amirlik ve kumandayı haiz olanları
kapsam dışında tutmuş olmasına rağmen, bu kez çok sınırlı bir grup dışında
herkesin yararlanabileceği bir tasarı hazırlanmıştır. Böylece, devletin şefkat
çağrısının ulaşmadığı çok az birey olması hedeflenmiş, yasadan
yararlanamayacaklar birer birer sayılmıştır. Bu da biraz evvel belirttiğim gibi
çok küçük üç grup halindedir."
Değerli arkadaşlarım,
kendimden hiçbir şey ilave etmiyorum. Burada, görmediğim hiçbir şeyi
söylemedim; bunun, vicdan borcu var, hesabı var. Milletin karşısındayız,
milletin kürsüsünü kullanıyoruz. Milletvekili arkadaşlarımı yanıltmak gibi,
Genel Kurulu yanıltmak gibi bir tavrım asla olmadı. Ben, Adalet ve Kalkınma
Partisinin değerli sözcüsünün itham ettiği şekilde, Genel Kurul iradesini
fesada uğratmayı aklımdan bile geçirmedim. Bu, bir aftır arkadaşlar; içinde af
vardır, bunu bilin; bunun içinde pişmanlık vardır, bunu bilin. Onun için, ben,
melez bir tasarıdır, kırma bir tasarıdır dedim: Bu, var; her ikisi de var; onun
için, nitelikli çoğunluğa ihtiyaç vardır.
Değerli arkadaşlarım,
hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Eraslan.
Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. Tasarının maddelerine geçilmesi kabul
edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
TOPLUMA KAZANDIRMA
YASASI TASARISI
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun
amacı, siyasî ve ideolojik amaçla suç işlemek için kurulmuş terör örgütleri
mensuplarının topluma yeniden kazandırılması, toplumsal huzur ve dayanışmanın
güçlendirilerek devam ettirilmesidir.
BAŞKAN - Teşekkür
ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Algan
Hacaloğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALGAN
HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tasarının 1
inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile
getirmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bu yasa tasarısıyla, bu maddede, hükümet, ülkede toplumsal barışı ve huzuru sağlamayı
iddia etmektedir, hedefi öyle koymaktadır. Gerçekten, ülkemizin, huzura,
barışa, kalıcı içbarışa ihtiyacı vardır; ancak, ne yazık ki bu yasa tasarısının
bu açıdan inandırıcılığı yoktur; çünkü, bu tasarı ülkenin gerçeklerini
kapsamamaktadır, kavramamaktadır. Bu tasarı, toplumumuzun duyarlılıklarını
içermemektedir. Bu tasarı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yıllardır mağdur olan
Kürt yurttaşlarımızın mağduriyetlerini gidermeye yönelik bir iddia
taşımamaktadır. İhbarcılığı öngören, toplum vicdanını tatmin etmeyen, yaraların
sarılmasını hedef almayan bu yasa tasarısı, içhuzuru ve barışı sağlamak yerine
ülkemizde yeni gerilmelere yol açacaktır.
Adını ne koyarsanız
koyun, bu, bir pişmanlık yasası tasarısıdır. Henüz yeni bir hükümetsiniz,
söylemlerinizde, davranışlarınızda, kararlarınızda sık sık çelişkiye düşmekte
olduğunuzu, sık sık ülke ve toplum çıkarlarıyla çelişkiye düşmekte olduğunuzu
görmekteyiz; ancak, biliniz ki, ülkede toplumsal huzur ve barış, Amerika'nın
dayatmasıyla, PKK için pişmanlık yasası çıkararak sağlanamaz.
Değerli arkadaşlarım,
benden evvel söz alan arkadaşlarım ifade etti; bu tasarıyla Sıvas'ta 37 aydını,
can insanı diri diri yakanları affetmeyi de hedef alıyor -açık da olsa, örtülü
de olsa- sonra "ülkede barışı ve huzuru sağlayacağız" diyorsunuz.
Bu yasa tasarısıyla,
her türlü insanî duygudan uzak, din adına insanları boğazlayan Hizbullah
canilerini affedeceksiniz, sonra "ülkede huzuru ve barışı
sağlayacağız" diyeceksiniz. Bunu kabul etmemiz, bunu içe sindirmemiz
mümkün değildir, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu şiddetle reddediyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye, 1990'lı yılları bir kez daha yaşamamalıdır. Türkiye, bir kez daha
çatışma kültürüne teslim olmamalıdır. Türkiye, bir kez daha teröre muhatap
olmamalıdır.
Ülkede, huzur ve
içbarış, ancak insan onuruna, hakkına, hukukuna saygılı bir düzen kurularak
sağlanabilir. Ülkede, huzur ve içbarış laik cumhuriyet ilkelerinin, hukuk
devleti kurallarının her alanda, eksiksiz uygulamaya konulmasıyla sağlanabilir.
Ülkede, huzur ve içbarış için çözüm, Kürt sorunu için çözüm, pişmanlık yasası
çıkarmak değildir; eşitliktir, kültürel çoğulculuktur, etnik kimliğe saygıdır,
kısacası, sosyal demokrasidir.
Değerli
milletvekilleri, ülke bütünlüğünü tehdit eden PKK terörüyle on yıllık çatışma
döneminde 30 000'i aşkın insanımız can verdi; ülkemizin her yöresinden binlerce
şehit verdik. Yöreden insanlarımızın çocukları -bizim çocuklarımız- terör
örgütüne kanarak, dağlarda yaşamlarını yitirdiler. Terörle mücadele sürecinde
güvenlik güçlerimiz tarafından uygulamaya konulan, bu alanda uzman olmamakla
beraber, benim o dönemde devlet bakanı olarak, Millî Güvenlik Kurulunda,
abartılı güvenlik konsepti olarak tanımlayarak, terör örgütüyle mücadele için
geniş alanlar yaratarak, o amaçla, o yörelerdeki yerleşim merkezlerinin
boşaltılmasını sağlamak; zaman zaman, yer yer PKK örgütü ve korucuların
müdahaleleriyle köylerin zorunlu olarak boşaltılması; o süreç içinde, 1996 sonu
itibariyle, 3 428 köy ve mezranın zorunlu olarak boşaltılması, 70 000'i aşkın
haneden 400 000'i aşkın insanımızın o köy ve mezralardaki yaşamlarından
kopartılmaları; Diyarbakır'da, Van'da, Elazığ'da işsiz ve barınaksız yaşama
mahkûm olmaları, bir bölümünün ise, Adana'da, Hatay'da, Seyhan'da, Mersin'de,
Antalya'da, oraların varoşlarındaki yakınlarına sığınmaları; sokakta yaşayan
çocuklar sorununun Diyarbakır'ın ve yörenin merkezî kentlerinin ayıbına
dönüşmesi; bunlar hâlâ yaşamakta olduğumuz sorunlar; bunlar hâlâ 1996'dan beri
çözüm bulmamış, çözülmemiş sorunlar.
Türkiye'nin, adı ne
konursa konsun, yeni bir pişmanlık yasasına değil, Amerika'nın talebiyle bir
yasal düzenlemeye değil, yaraya parmak basacak gerçek bir düzenlemeye, bir
rehabilitasyona, bir normalleşmeye ihtiyacı vardır. Öncelikle, Köye Geri Dönüş
Projesinin gönüllülük, güvenlik ve devletin gerçek desteği altında derhal
uygulamaya geçirilmesiyle sorunlara çözüm bulunur, yaraya parmak basılır.
Bu proje yaşama
geçirilmelidir diyorum; zira, ne yazık ki, biraz evvel ifade ettiğim gibi, son
yedi sekiz yıldır, bu konuda, hükümetler, orada mağdur olan insanlarımızı
sadece avutmakla, gerçekçi olmayan vaatler vermekle kaldılar; "gidin,
dönün, güvenlik vardır, siz yaparsınız; işte, size 3,5 kuruş destek"
dediler veya "güvenlik yoktur" dediler. Birkaç yüz geri dönüş
yerleşimi dışında, ne yazık ki, oralar insanlarımıza yaşam vaat etmiyor.
Yurttaşlarımız, ya haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde aramak zorunda
bırakıldılar veyahut da kaderlerine razı olmak durumunda kaldılar. Bir
araştırma önergesi vermişti Cumhuriyet Halk Partisi; rapora bağlandı,
raflardadır o rapor. Hükümet olarak sizi bir kez daha uyarıyorum; gidiniz,
lütfen, o raporu inceleyiniz; orada, Cumhuriyet Halk Partisinin, Meclis
iradesine dönüşen, bu konuda, Köye Geri Dönüş Projesi üzerinde gerçekçi
önerilerini göreceksiniz. Bu konuda biraz belki de duygusalım; çünkü, Köye Geri
Dönüş Projesinin ilk adını koyanlardan biri, zannediyorum, Devlet Bakanlığım
döneminde ben oldum; ama, bu, bir barış projesidir; bu, Türkiye'nin normalleşme
projesidir; atılması gerekli birçok adımdan öncelikli olanlarından biridir.
Değerli arkadaşlarım,
bu konuda hükümeti Cumhuriyet Halk Partisi adına göreve davet ediyorum; derhal
yeterli kaynakları temin ediniz, dış kaynakları harekete geçiriniz. Doğu ve
güneydoğuda Gönüllü Köye Dönüş Projesini yaşama geçiriniz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun Sayın
Hacaloğlu.
ALGAN HACALOĞLU
(Devamla)- Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da insanlarımızın onuruna sahip çıkınız;
çocuklarımızı bataktan çıkarınız, geleceklerini aydınlatınız; korucu ağalığına
son veriniz, korucular için geçici kırsal istihdam projesini uygulayınız,
onların silahsız olarak sivil yaşama intibak etmelerini sağlayınız; mera
yasağını kaldırınız, meraları yöre insanına açınız, öldürülen hayvancılığı
ayağa kaldırınız; bölgeye gerçek anlamda destek ve teşvik sağlayınız; 2002 yılı
sonunda, uzatmayarak, yeni yasa çıkarmayarak kadük ettiğiniz, yürürlükten
kaldırdığınız o teşvik yasasını daha kapsamlı ve etkin olarak uygulamaya
geçiriniz, sadece, Sayın Başbakanın "bunu yaşama geçireceğiz"
şeklindeki vaatleriyle yetinmeyiniz; laf değil iş yapınız; bölgeye gerçek
anlamda destek sağlayınız; her geçen gün daha derinleşmekte olan işsizlik ve
yoksulluk sorunlarına çözüm üretiniz. Bunları yaparsanız, ancak o zaman Sayın
Başbakan Siirt halkından aldığı desteği hak eder; aksi halde, biliniz ki, yöre
insanının elleri yakanızdan inmeyecektir değerli arkadaşlarım.
Sayın
milletvekilleri, son söz olarak, vicdanınıza ve sağduyunuza seslenmek
istiyorum: Bu tasarının arkasında Amerikan parmağı var mıdır yok mudur?
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Yoktur...
ALGAN HACALOĞLU
(Devamla) - Irak'a, Birleşmiş Milletlerin kararı olmadan, uluslararası
meşruiyetin koşulları oluşmadan askerlerimizi göndermek için can atan
hükümetin, perde arkasında yapılan pazarlıkları halkımıza anlatmak zorunluluğu
vardır. Sayın Başbakan'ın, gerçekleri öğrenebilmek için Türkiye'yi,
insanlarımızı Amerikan Büyükelçisi Pearson'a muhtaç etmeye hakkı yoktur.
Kimsenin, Başbakan dahi olsa, halkımızın onuruyla oynamaya, onu zedelemeye hakkı
yoktur, gerçek devlet adamlığı bunu öngörür.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Hacaloğlu.
Şahsı adına, Bingöl
Milletvekili Sayın Mahfuz Güler; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Topluma Kazandırma Yasası Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde
kişisel söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılarımı
sunuyorum.
Değerli arkadaşlar,
kişi temel hak ve hürriyetleri, ülkemizde, anayasal hak olarak benimsendiği ve
Anayasamızda ayrı bir bölüm olarak kabul edildiği halde, ne yazık ki,
uygulamada, ülkemizde, yıllardır ciddî sorunlar ortaya çıkarmıştır. seksen
yıllık cumhuriyet tarihimizde, maalesef, birkaç kez Anayasamız bile askıya
alınabilmiş ve demokrasimiz rafa kaldırılmıştır. Ülke genelinde böyle ciddî
sıkıntılar yaşanırken, doğu ve güneydoğuda çok daha ciddî boyutlarda temel hak
ve hürriyetler konusunda ihlaller yaşanmıştır. Yıllardan beri bölgemizde
yaşananlar, bölge halkını canından bezdirmiş, halkımız sindirilmiş,
yoksullaştırılmış ve göçe zorlanmıştır. Yaşanan, hadiselerde, insanlarımızın
binlercesi hayatlarını, mallarını, evlerini, kısacası, var olan her şeylerini
yitirmişlerdir. onbeş yıl süren bu çatışmalarda 31 500 insanımız hayatını
kaybetmiştir. Yine, bu süre zarfında, ülkemize 100 milyar dolarlık ağır bir ekonomik
yük yüklenmiştir. Ülkenin bugün içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıların ana
nedenlerinden biri de, o gün yapılan bu hesapsız kitapsız harcamalardır.
Olan olmuş, o kötü
günler, artık, geride kalmıştır. Şimdi, yaraların hızla sarılması
gerekmektedir. Bölgemizde oluşan bahar havasının pekişmesi şarttır. Sosyal
barışın sağlanması, artık, güneydoğuda, doğuda huzur ve barışın kalıcı olması
lazım. Bazı çevrelerin, hâlâ, bölge halkını potansiyel suçlu olarak görmesi,
bizi, gerçekten üzmektedir. Hepimizin amacı, hepimizin hedefi, bölge halkını
devletiyle barışık hale getirmek ve karşılıklı güven sağlayıcı esaslar oluşturmak
olmalıdır. Devlet de vatandaşına karşı bir kompleks içinde olmamalı, şefkat ve
hoşgörü ortamını yaratmalıdır.
Eğer Avrupa Birliğine
girmek istiyorsak, eğer ülkemiz insanlarının da batı norm ve standartlarında
yaşamasını istiyorsak ve eğer, gerçekten, demokratik bir cumhuriyetimizin
olmasını, işleyen kurum ve kuruluşlarıyla temel hak ve hürriyetlerin
yerleşmesini istiyorsak, vakit geçirmeden, demokratikleşmeyle ilgili reformları
yapmaya devam etmeliyiz, çıkardığımız yasaları da tek tek hayata geçirmeliyiz.
Aksi takdirde, uygulanmayan yasaların çıkarılmasının hiçbir önemi yoktur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biz, bu tasarıyla önemli bir adımın atıldığını görüyor ve bu
açıdan çok önemsiyoruz. Bugüne kadar 6 - 7 tane pişmanlık yasası çıkarıldığı
halde, bunların hiçbirinde istenilen sonuç elde edilememiş, bu pişmanlık
yasalarından ötürü, 4 500 kişi başvurmuş, ancak 830 kişi istifade edebilmiştir.
Bugün, hâlâ, 60 000 insanın etkilendiği, 40 000'e yakın insanın Avrupa'da
sürgün hayatı yaşadığı ve 12 000 civarında insanın da cezaevinde yattığı
bilinmektedir.
Bu nedenle, bu
tasarıya baktığımızda, bölgede huzur ve barışın sağlanması için önemli bir adım
olduğunu görüyoruz ve tasarının kapsamının daha da genişletilmesi gerektiğini
düşünüyoruz. Devlet güçlüdür ve artık, örgütle ilgili her şeyi en ince
teferruatına kadar bilmektedir.
Bu açıdan
bakıldığında, AK Parti iktidarında bölgede pekişen bir huzur ortamı oluşmuştur.
Bizim iktidarımızda demokratikleşmenin önü açılacak, yaralar sarılacak ve köye
dönüş projelerine kaynak aktarılacaktır. Ben, bu tasarının, bütün bu
nedenlerle, bölgede huzur ve barış ortamına katkıda bulunacağına inanıyorum ve
Sayın Bakanımızı bundan dolayı kutluyorum.
Bunun bir ilk adım
olduğunu, bundan böyle daha kapsamlı tasarıların geleceğini ümit ediyor, bu
vesileyle Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Güler.
Sayın
milletvekilleri, çalışma süremiz bitti, tasarının 1 inci maddesi üzerindeki
görüşmeler de tamamlandı.
1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Teşekkür ederim. 1 inci madde kabul edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla
görüşmek için, 23 Temmuz 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşimi kapatıyorum.
Hepinize iyi geceler
diliyorum.
Kapanma Saati : 00.02