DÖNEM : 22 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 21
104 üncü
Birleşim
9 . 7 . 2003 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Diyarbakır Milletvekili Aziz Akgül'ün, yoksulluğun azaltılmasında
mikrokredi projesiyle ilgili uygulamalara ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı
2. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa'nın Suruç
İlçesinde yaşanan sulama sorununun ekonomik ve sosyal yansımaları ve alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami Güçlü'nün cevabı
3. - Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar'ın, Türk Ordusunun İskenderun'a
girişinin 65 inci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
V. - ÖNERİLER
A) SİyasÎ Partİ
Grubu Önerİlerİ
1. - (8/3) esas numaralı, Kuzey Irak'ta 11 Türk Silahlı Kuvvetleri
personelinin gözaltına alınmasıyla ortaya çıkan kriz konusunda hükümetin yürüttüğü
politikalar hakkındaki genel görüşme önergesinin Genel Kurulun 9.7.2003 tarihli
birleşiminde görüşülmesine ilişkin CHP Grubu önerisi
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/521) (S. Sayısı : 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Hukuki Konularda Adli
Yardımlaşma ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu
(1/450) (S. Sayısı: 104)
4. - Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi
Genel Müdürlüğü Arasında Arsa Tahsisi Hakkında Protokolun Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/388) (S.
Sayısı: 55'e 1 inci Ek)
5. - Türkiye Cumhuriyeti ile Çek Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden
Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel
Olma Anlaşmasının ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/443) (S. Sayısı: 158)
6. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti
Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi
Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/349)
(S.Sayısı: 155)
7. - Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık
Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/611) (S. Sayısı: 209)
VII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, TÜFE'deki
artışların SSK emeklilerinin maaşlarına yansıtılmamasına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı
(7/795)
2. - Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün'ün, Hollanda'dan gönderilen
Patriot rampalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi
Gönül'ün cevabı (7/858)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.
Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer, Gaziantep İlinin tarihî, kültürel ve
ekonomik özelliklerine,
Konya Milletvekili Harun Tüfekçi, Eti Holding Anonim Şirketi Seydişehir
Alüminyum Tesislerinin mevcut durumu ve modernizasyonu için alınması gereken
tedbirlere,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın, 11 Türk askerinin Irak
Süleymaniye'de gözaltına alınmasıyla ilgili gündemdışı konuşmasına, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül cevap verdi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan, Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek ve Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, ABD askerlerinin Kuzey Irak'ta bir grup Türk Silahlı
Kuvvetleri personelini gözaltına alması olayında hükümetin yürüttüğü politika
konusunda bir genel görüşme (8/3),
Edirne Milletvekili Ali Ayağ ve 23 milletvekilinin, orman köylerinin
kalkındırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması (10/118),
Açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu;
önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde
yapılacağı açıklandı.
Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın (6/311), (6/312),
Kars Milletvekili Selami Yiğit'in (6/520),
Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri
okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
Barış Harekâtının 29 uncu yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi Başkanı Zeki Serter'in vaki davetine, TBMM
Başkanını temsilen, TBMM Başkanvekili Yılmaz Ateş'in icabet etmesine ilişkin Başkanlık;
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Yunanistan'a yaptığı resmî ziyarete
iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine,
Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın, bir heyetle birlikte Avusturya'ya yaptığı
resmî ziyarete, Isparta Milletvekili Mehmet Emin Murat Bilgiç'in de iştirak
etmesinin uygun görülmüş olduğuna,
İlişkin Başbakanlık;
Tezkereleri kabul edildi.
Genel Kurulun 8.7.2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde; sözlü soruların
görüşülmemesine, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına
Dair Öngörüşmeler" kısmının 49 uncu sırasında yer alan (10/69) esas
numaralı Meclis araştırması önergesi ile aynı gün gelen kâğıtlar listesinde
yayımlanan ve okunmuş bulunan Edirne Milletvekili Ali Ayağ ve 23 arkadaşının
(10/118) esas numaralı aynı konudaki araştırma önergesinin görüşmelerinin
birleştirilerek yapılmasına;
gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 32 nci sırasında yer alan 178 sıra sayılı kanun
tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 55 inci sırasındaki 208 sıra sayılı
kanun tasarısının 4 üncü sırasına, 3 üncü sırasındaki 104 sıra sayılı kanun
tasarısının 5 inci sırasına, 4 üncü sırasındaki 55'e 1 inci ek sıra sayılı
kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 5 inci sırasındaki 158 sıra sayılı kanun
tasarısının 7 nci sırasına, 6 ncı sırasındaki 155 sıra sayılı kanun tasarısının
8 inci sırasına, 56 ncı sırasındaki 209 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu
sırasına, 19 uncu sırasındaki 141 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu
sırasına, 46 ncı sırasındaki 199 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci
sırasına, 8 inci sırasındaki 157 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına,
9 uncu sırasındaki 159 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına, 10 uncu
sırasındaki 160 sıra sayılı kanun tasarısının 14 üncü sırasına, 11 inci
sırasındaki 162 sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci sırasına, 13 üncü sırasındaki 85 sıra sayılı kanun tasarısının 16 ncı sırasına, 21 inci sırasındaki 169 sıra sayılı kanun tasarısının 17 nci
sırasına, 33 üncü sırasındaki 185 sıra sayılı kanun tasarısının 18 inci
sırasına, 34 üncü sırasındaki 186 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu
sırasına alınmasına, çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların
görüşülmemesine; çalışma sürelerinin, salı, çarşamba ve perşembe günkü
birleşimlerinde saat 21.00'e kadar olmasına ilişkin AK Parti Grubunun
önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği açıklandı.
Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 64 milletvekilinin, orman
köylülerinin sorunlarının araştırılarak (10/69),
Edirne Milletvekili Ali Ayağ ve 23 milletvekilinin, orman köylülerinin
kalkındırılması için (10/118),
Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergelerinin, birleştirilerek yapılan öngörüşmelerinden
sonra, kabul edildiği açıklandı.
Kurulacak komisyonun:
12 üyeden teşekkül etmesi,
Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimi
tarihinden başlamak üzere, 3 ay olması,
Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,
Kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge
Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının
(1/521) (S. Sayısı: 146) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin
komisyon raporu henüz gelmediğinden;
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),
5 inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Hukukî
Konularda Adlî Yardımlaşma ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair (1/450) (S.Sayısı: 104),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda
hazır bulunmadıklarından;
Ertelendi.
3 üncü sırasına alınan, Doğal Gaz Piyasası Kanununa Bir Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında (1/599) (S. Sayısı: 178)
4 üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair (1/625) (S.Sayısı : 208),
Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben yapılan oylamalardan
sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
9 Temmuz 2003 Çarşamba günü, saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime
20.36'da son verildi.
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mehmet Daniş |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Çanakkale |
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No. : 148
II. - GELEN KÂĞITLAR
9 . 7 . 2003 Çarşamba
1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, ilaçta klinik paketlemeye
gidilip gidilmeyeceğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/646)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
2. - Sivas Milletvekili Nurettin Sözen'in, iş akitleri feshedilen
DİV-HAN Demir Madeni çalışanlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/647) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Kayseri Milletvekili Muharrem Eskiyapan'ın, Yamula Barajı Projesi
kapsamında su altında kalacak karayollarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/925) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
2. - Antalya Milletvekili Atila Emek'in, haberleşme ücretlerinin pahalı
olduğu iddiasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/926)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
3. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, Antalya'da yapılan kapalı
yüzme havuzunun ne zaman bitirileceğine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) yazılı soru önergesi (7/927) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8.7.2003)
4. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, Yalova'nın Armutlu İlçesinin
devlet hastanesi ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/928) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
5. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Atatürk Orman Çiftliği
arazisinin kullanımına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/929) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
6. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Emniyet Müdürlüklerinde ve
Jandarma Komutanlıklarında çalışan koruma ve güvenlik görevlisi personele ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/930) (Başkanlığa geliş tarihi:
8.7.2003)
7. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, kamuda çalışan mühendis ve
doktorların ücretlerinin iyileştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/931) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
9 Temmuz 2003 Çarşamba
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale),
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104 üncü
Birleşimini açıyorum.
III. - Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy
düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde
elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik
personelden yardım istemelerini; bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin
ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, yeni gelen arkadaşlarımızın, bu aşamada pusula
göndermelerine gerek yoktur; onu bilgilerinize sunayım. Bütün milletvekili
arkadaşlarımız, şu anda hazır kabul edilmektedir.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er dakikadır.
Hükümet, bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin cevap süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk söz, yoksulluğun azaltılmasında mikrokredi
uygulamalarıyla ilgili söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Aziz Akgül'e
aittir.
Buyurun Sayın Akgül. (AK Parti sıralarından alkışlar)
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Diyarbakır Milletvekili Aziz
Akgül'ün, yoksulluğun azaltılmasında mikrokredi projesiyle ilgili uygulamalara
ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı
AZİZ AKGÜL (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün
sizlere, yaklaşık sekiz ay evvel başlattığımız bir projeyle ilgili bilgi arz
etmek için huzurlarınızdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Mikrokredi, esas itibariyle, yoksulları, başkalarına ihtiyaç olmadan,
kendi işlerini kurarak iş sahibi olmaya ve gelir getirici bir faaliyetin
içerisinde bulunmaya yönelten bir projedir. Bu proje, sadece Türkiye'de değil,
110 ülkede uygulanan bir projedir. 1976'da Prof. Muhammet Yunus tarafından
Bangladeş'te uygulanmaya başlanmış; ancak, bugün, Amerika Birleşik Devletleri,
İngiltere, Avrupa'nın hemen hemen bütün ülkeleri, Güney Amerika, Afrika, Asya
ülkelerinin hemen tamamında bu mikrokredi uygulamaları yapılmaktadır. Biz de,
9-10 Haziranda İstanbul'da yaptığımız mikrokredi uygulamalarıyla ilgili
konferanstan sonra, bildiğiniz gibi, 11 Haziranda Diyarbakır'da bir uygulama
başlattık. Bununla ilgili de 18 Temmuz veya 20 Temmuzda ilk uygulamayı başlatıp
ilk kredileri fakirlere vermiş olacağız.
Ben bu hususlara geçmeden evvel, Türkiye'deki genel yoksullukla ilgili
bazı istatistikler vermek istiyorum.
2002 yılı sonu itibariyle, bu İnsanî Gelişme Endeksine ve onların
yaptığı analizlere göre yaklaşık 7 000 000 kişi, şu anda Türkiye'de 1 doların
altında bir gelir seviyesine sahip. Dolayısıyla, bizim "yoksulun
yoksulu" diye tanımlayabileceğimiz yaklaşık 7 000 000 kişi ifade
edilmektedir. Dolayısıyla, bizim bu mikrokredi dediğimiz, insanların, bir
başkasına ihtiyaç olmadan, borç para almak suretiyle kendi işlerini kurup gelir
getirici bir faaliyette bulunmaya yönelik müthiş bir potansiyelin olduğunu
görüyoruz. Bunun için, şu ana kadar, Türkiye'de, genel manada uygulanan
anastrateji, hibe şeklindeki yardımlardır. Hibe şeklindeki yardımların, gayet
tabiî, hem insanî yönü vardır hem ahlakî yönü vardır hem de sosyal açıdan
toplumun kalkınmasına yardımcı olacak özellikleri de vardır; ancak, insanları
sadece hibe şeklindeki yardımlar suretiyle desteklemek, onlara aynı zamanda
biraz da haksızlık demektir. Çünkü, fakir olmak bizatihi fakirlerin ortaya
koyduğu bir sorun değildir. Fakirlik meselesi, maalesef bir sistem sorunudur;
dolayısıyla, sistemin fakirliği azaltmaya yönelik olarak bir gayretin
içerisinde olması gerekiyor ve çözüm üretmesi gerekiyor. İşte, bu çözümle
ilgili olarak, şu anda dünyada uygulanan en önemli strateji, mikrokredi
uygulamasıdır; insanlara küçük bir sermaye vermek suretiyle gelir getirici bir
faaliyetin içerisinde bulunmaya yönelten bir strateji.
Genel kanı, fakirlerin tembel olduğu, hiçbir iş yapamayacakları, üretken
olmadıkları şeklindedir; ama, bu görüşlerin ben doğru olduğuna inanmıyorum.
Dünyadaki bütün bu mikrokredi uygulamaları da, açıkçası bu şekildeki düşüncenin
yanlış olduğunu ortaya koymuştur. Fakirler, en az zenginler kadar zekidir;
fakirler, en az zenginler kadar akıllıdır; fakirler, en az zenginler kadar
çalışkandır; fakirler, en az zenginler kadar üretkendir; ama, bunların bu
hasletlerini ortaya çıkaracak bir potansiyel verilmediği için, bir itici güç
olmadığı için, maalesef bu hususlar ortaya çıkmamaktadır. Bu husus nedir; sermayedir.
İşte, fakirlere de küçük bir sermaye verdiğimiz takdirde, onların da en az
zenginler kadar üretken olduklarını, en az zenginler kadar çalışkan
olduklarını, en az zenginler kadar zeki olduklarını görmek mümkündür. Bunu da
dünyadaki 110 ülkedeki uygulamalar ve yaklaşık yirmiyedi yıllık geçmişi olan
bir uygulamayla çok net bir şekilde görüyoruz.
58 000 000 aile, şu ana kadar, dünyada mikrokrediden istifade etmiş
bunların yüzde 48'i fakirlik sınırının üzerine geçmiş. Yani, çok başarılı bir
proje. Aynı zamanda, 2005 yılı, dünyada, Birleşmiş Milletler tarafından
mikrokredi yılı ilan edildi. Yine, Birleşmiş Milletler, 2000 yılında dünyanın
önüne çok önemli bir hedef koydu. Bu da, 2015 yılına kadar yoksulluğun yüzde 50
azaltılması hedefi. Bu yüzde 50 azaltılması hedefini ortaya koyduğu zaman,
kullanılan en önemli strateji mikrokredi stratejisidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akgül, size, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
AZİZ AKGÜL(Devamla) - Mikrokredide esas felsefe şudur: Ne kadar aza
sahipsen, o kadar daha fazla önceliğin var. Sizler de takdir edersiniz, ticarî
bankacılık sisteminde, biliyorsunuz, ne kadar fazlaya sahipsen, o kadar
önceliğin vardır; ama, mikrokredi bankacılığında, mikrokrediyle ilgili
finansman modellemelerinde ise, tam tersi bir modellemeyle, ne kadar aza
sahipsen o kadar önceliğin olacaktır. Zaten, bizim, şimdi, pilot proje olarak
başlattığımız uygulamada da, fakirin fakiri olan kadınlardan başlıyoruz ve
ilkönce onlara mikrokredi kredi uygulamasını başlatacağız. Kredi miktarı 35
dolar ile 1 200 dolar arasındaki Türk Lirası karşılığı olacak. Niçin böyle bir
meblağ; çünkü, 35 dolar Bangaldeş'te verilen minimum miktar, Amerika Birleşik
Devletlerinde ise maksimum 1 200 dolar veriliyor bu mikrokredi uygulamasında;
dolayısıyla, Türkiye'de vereceğimiz miktar budur. Onunla ilgili olarak bir
hizmet maliyeti alınacak. Bu, paranın yaklaşık yüzde 24. Bir yıllık krediler
şeklinde olacak; geriye ödemeler, haftalık ödemeler şeklinde olacak.
BAYRAM ALİ MERAL(Ankara) - Allah hayırlı etsin Hocam!..
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlar mısınız.
AZİZ AKGÜL (Devamla) - Efendim, başka bir ortamda, inşallah, daha
detaylı bilgiler de arz ederiz; ama, bu mikrokredi uygulaması noktasında,
sizlerin de, gerçekten çok ciddî, yakın desteğinize ihtiyacımız var.
Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akgül.
Sayın milletvekilleri, konuyla ilgili olarak, Devlet Bakanı Sayın Beşir
Atalay'ın bir açıklaması olacaktır.
Sayın Bakan, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilimiz Sayın Akgül, bugün, hepimizin çok duyarlı
olduğu, yoksullukla ilgili bir konuyu gündeme getirdiler; ben, kendisine
teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, hükümetimizin ve özellikle de Bakanlığıma
bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun çalışmalarından kısaca
bahsetmek için söz almış bulunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoksulluk olgusu ve yoksullukla
mücadele, çağımızın en temel sorun alanlarının başında gelmektedir. Sorunun
evrensel önemi dolayısıyla, uluslararası kuruluşların da dikkatlerini giderek bu
yöne yönelttikleri görülmektedir. Bu vesileyle, uluslararası kuruluşlar kendi
aralarında yoğun bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmaktadır.
Son yıllarda yaşanan ekonomik sendromun, işsizliği ve beraberinde
yoksulluğu derinleştiren bir etki yarattığı, bilinen bir husustur. Toplumsal
bir kaygının ve gelecek endişesinin temel nedeni olan yoksulluk, yaygın
işsizlik ve gelir kayıplarının önlenmesi, ülkemizin en önemli sorun alanını
oluşturmaktadır.
Bugün, bilindiği gibi, eğitim, sağlık, konut, ulaşım ve benzeri
sorumluluklar, ailelere büyük yükler yüklemektedir. Ailenin, günlük
ihtiyaçlarını dahi karşılamakta güçlük çekmesi, toplumun en temel direnç noktası olan aile kurumunu da yıpratan bir
sorun haline gelmektedir. Ailelerin güç kaybetmesi, özellikle, ailenin güçsüz
bireyleri olan kadın, çocuk ve yaşlıları olumsuz yönde etkilemektedir.
Özürlü bireyler bakımından, sorun daha da önem kazanmaktadır. Özürlü
birey bulunduran aile, toplumun içinde yalnız, özürlü birey de aile içinde
yalnızdır.
Tüm bu nedenlerle, ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olan kişi ve
ailelere el uzatmak, toplumsal ve kamusal bir sorumluluktan öte, insanî ve
vicdanî bir görevdir.
Hükümetimizin ve Bakanlığımın sosyal politikaları ve yaklaşımlarının
özünde, böylesine bir insanî ve vicdanî bilinç ve toplumsal sevgi yatmaktadır.
Sorunların büyüklüğüne karşılık, Türkiye'nin, gelişme dinamikleri, güçlü
potansiyeli ve büyüme iradesi yüksek bir ülke olduğundan da hiç şüphe yoktur.
Yapılacak olan, bizim inandığımız, Türkiye'nin potansiyelini, Türk toplumunun
refah ve mutlu geleceği için tam anlamıyla harekete geçirmekten ibarettir.
Değerli milletvekilleri, hükümetimizin ve Bakanlığımızın böylesi bir
sorumluluk anlayışı içinde ülke ve toplum sorunlarına eğilmekte olduğundan hiç
kuşku duyulmamalıdır. Esasen, 58 inci hükümetin kuruluşundan bu yana, özellikle
tarım kesimine, en düşük maaşlı SSK ve Bağ-Kur emeklilerine ve diğer kesimlere
dönük geliştirdiği politikalar da bunu yansıtmaktadır. Amacımız, birey ve
aileyi, bilhassa ailelerin güçsüz bireylerini sarsan depresif ekonomik ve
sosyal şartların hızla telafisi; özellikle alt gelir gruplarını ve bu kapsamda
yer alan aileleri derinden yaralayan yoksulluk olgusunun aşılmasıdır. Bu
hususta, ülkemiz, hem tarihsel ve sosyal tecrübelere hem de sivil ve kamusal
imkân ve dinamiklere sahiptir. Kırsal kesimde büyük ölçüde varlığını koruyan ve
sürdüren, Türk toplumunun sosyolojik derinliğinde var olan paylaşma ve
dayanışma bilinci, ekonomik ve sosyal yoksulluğun, toplumsal varlığımızda çok
yaygın ve derin yaralar açmasını önlemektedir. Türkiye'nin, bu alanda,
toplumsal tecrübe bakımından, diğer ülkelere ve toplumlara göre mukayeseli bir
üstünlüğe sahip bulunduğu da açıktır. Buna rağmen, sorun, özellikle günümüzde
modern şartların yarattığı zorluklar nedeniyle, her toplumda olduğu gibi bizim
toplumumuzda da tabiî sosyal koruma alanını ve boyutunu çok aşmış
bulunmaktadır; bunu da kabul etmek durumundayız.
Yoksullukla mücadele ve işsizliğin önlenmesi konusunda, hem kamusal
mekanizmaların hem de sivil inisiyatiflerin birlikte ve paralel sorumluluklar
yüklenmesi önem taşımaktadır. Tabiî, biraz önce Sayın Akgül'ün belirttiği,
mikrokredi uygulaması, dünya genelinde, uygulandığı ülkelerde, sivil bir
inisiyatif olarak yürümektedir. Ülkemizde de, doğrusu, yine, tarihî birikimimizden
gelen pek çok sivil kuruluş, gönüllü toplumsal kuruluşlar, bu alanda faaliyet
göstermektedir. Esas olan, sosyal yardımlaşmanın, yine, sivil toplum
kuruluşları vasıtasıyla yürümesini teşvik etmektir; fakat, bu arada da, tabiî,
devlet, hükümet, yönetim, hem bu sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına
destek olacak hem de kendisi, bunların yetişemediği, sosyal yardımlaşma
alanlarının zayıfladığı noktalarda devreye girecektir. İşte, şu anda,
hükümetimiz de bu gayret içerisindedir. Değerli milletvekillerimiz şundan emin
olunsun, AK Parti İktidarında, devlet, yeniden, sosyal devlet olacaktır.
Anayasamızda hükmünü bulan; fakat, belki yeterince vurgulanmayan sosyal devlet
ilkesi, bizim iktidarımız döneminde tam anlamıyla vurgusunu bulacaktır ve
politikalarımızın tamamına damgasını vuracaktır, bugüne kadar da böyle
olmuştur; özellikle, yoksul kesimleri, toplumun az gelirli kesimlerini
gözetmektedir; bunu, zaten, hükümetimiz, başından beri göstermektedir.
Bu genel girişten sonra, bu konuda, bu kapsamda size sözünü etmek
istediğim; bildiğiniz gibi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu,
sosyal yardımları koordine etmek üzere kurulmuş, direkt bu alanda faaliyet
gösteren tek devlet mekanizmasıdır, kamu mekanizmasıdır. Bütün
bakanlıklarımızın sosyal yardıma dönük, yoksul kesimlere yardıma dönük
faaliyetleri vardır. Mesela, Sağlık Bakanlığımızın hastalara bakma, bütün
hastanelerimizin yoksul kesimlere -parası olmasa da- bakma, tedavi etme
faaliyeti vardır veya diğer bakanlıklarımızın buna benzer faaliyetleri vardır;
fakat, topluma bizzat, direkt aynî veya nakdî yardım götüren devlet
kuruluşumuz, Bakanlığımın bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik
Fonudur. Bu kapsamda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, diğer
toplumlar için de bir model özelliği taşıyan, bir sosyal himaye ve sosyal
destek kuruluşu olmak bakımından ulusal bir öneme sahiptir. Gerek fon, gerekse
fona paralel olarak yurt çapında her il ve ilçemizde oluşturulmuş bulunan ve
bugün itibariyle sayıları 931'e ulaşmış olan sosyal yardımlaşma ve dayanışma
vakıfları, halkımızın millî kültür ve geleneğinde güçlü bir şuur olarak var
olan, yoksulu, kimsesizi gözetme duygusunun ve dayanışma ruhunun günümüzdeki en
doğal yansıması olmak yanında, sosyal devlet tanımının da en temel karşılığı
olmuştur.
Kabul etmek gerekir ki, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu,
bu özelliği ve ulusal önemi dolayısıyla, rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut
Özal'ın milletimize en büyük miraslarından birisi olmuştur; kendisini de bu
vesileyle rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bu fonun kaynakları çok düşük de değildir. Gerçi, ilk kurulduğu zaman, o
zaman sayıları da çok olan pek çok fondan pay aldığı için kaynağı daha
yüksekti; fakat, bugün, gelir kaynağı azalmış, fakat miktarı çok düşmemiştir.
Bu fonun başlıca gelir kaynağı, bildiğiniz gibi, Gelir ve Kurumlar Vergisinden
alınan yüzde 4 pay, bütün trafik para cezalarının yüzde 50'si ve RTÜK'ün radyo
ve televizyonların reklam gelirlerinden aldığı payın yüzde 15'i, bugün bu fonun
belli başlı gelir kaynağını oluşturmaktadır ve bu yıl için, bizim tahminimiz,
bu fonun toplam yıl geliri -şu ana kadarki gelirlerini, ay gelirlerini de hesap
ettiğimizde- yaklaşık 750 trilyon Türk Lirası civarında olacaktır.
Bu fonun giderlerini de biliyorsunuz. Fon, şu anda, gerçekten, pek çok
alanda derde deva bir kaynak durumundadır. Şöyle, kısaca, bu fonun kaynakları
nerelere harcanıyor, onu arz edeyim: Bildiğiniz gibi, bütün il ve ilçelerimizde
çalışmakta olan, başkanlığını vali ve kaymakamlarımızın yaptığı ve mütevelli
heyetlerinin kararlarını verdiği vakıflarımıza, her ay düzenli olarak para
gönderilmektedir. İl ve ilçelerimizin nüfus büyüklüğüne göre ve sosyoekonomik
özelliklerine göre, bu pay dağıtılmaktadır. Bu yıl ortalaması, yani, 2003 yılı
altı ay ortalaması olarak, vakıflarımıza, her ay, yaklaşık 10 trilyon Türk
Lirası gönderilmektedir, toplam olarak.
Bu vakıflar şöyle çalışmaktadır: Bu vakıflar, kendi yörelerinde, çok
acil bir ihtiyacı olan, geçimini sağlayamayan, kış döneminde yakacağını temin
edemeyen, çocuğunun okul ihtiyacını temin edemeyen vatandaşlarımıza aynî ve
nakdî yardımlar yapmaktadırlar; yani, vakıflarımız, gerçekten, âdeta, bir acil
yardım kurumu gibi çalışmakta, kendi bölgelerinde çaresiz vatandaşlarımıza
ulaşmaktadır.
Biraz sonra kısaca arz edeceğim, bu vakıflarımızın çalışma sistemleri,
mütevelli heyetlerinin oluşumu, yardım dağıtma yöntemleriyle ilgili de
çalışmalarımız var. Esasen, bu konuda, bir yasa tasarımız da, Bakanlar
Kurulumuzdan çıkarak Meclisimize ulaşmıştır.
Bunun yanında, yükseköğrenim bursu vermektedir. Yoksul ailelerin
çalışkan çocuklarına -ilke olarak- karşılıksız burs vermektedir ve şu anda
fondan burs verilen öğrenci sayısı, yaklaşık 220 000 civarındadır.
Biliyorsunuz, Türkiye'de yeşil kart diye bir uygulama vardır ve yeşil
kartlı vatandaşımızın sayısı da çok yüksektir. Şu anda Maliye Bakanlığımız ve
Sağlık Bakanlığımız yeşil kart uygulamasını tekrar disipline etmek için
çalışmalar yapmaktadır; fakat, şu anda, Türkiye genelinde, bütün
hastanelerimizde yeşil kartla tedavi olan vatandaşlarımızın, ayakta tedavi olan
vatandaşlarımızın tedavi masrafları ve ilaç giderleri Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonundan karşılanmaktadır; bu da çok yüksek bir miktardır.
Sağlık Bakanlığımızdan bize ulaşan aylık yeşil kart faturası 25 trilyon Türk
Lirası civarındadır ve bu rakam giderek de yükselmektedir.
Bunun yanında, yine "taşımalı eğitimin öğle yemeği" diye
isimlendirdiğimiz, Türkiye genelinde belli merkezlere taşınan ve şu anda sayısı
700 000 civarında olan ilköğretim öğrencilerinin öğle yemeği parası bu fondan
ödenmektedir. Buna benzer diğer küçük harcamalar vardır.
Yani, şöyle bir baktığımızda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik
Fonu, ülke genelinde dengeli olarak, bütün il ve ilçelerimizde, vakıflarıyla
birlikte, en önemli sosyal yardım mekanizmasıdır ve çalışmalarını büyük bir
titizlikle yürütmektedir. Fakat, burada üzülerek şunu belirtmeliyim, son
yıllarda, fon harcamalarına haddinden fazla yükler getirilmiştir. Geçmiş
dönemlerde, özellikle son üç dört yılda, fonun gelirlerinin bir kısmı direkt
bütçe gelirlerine aktarılmış, bir kısmı da yatırıma kaydırılmış, yurt yapımı
gibi bazı alanlarda kullanılmıştır. İlk defa AK Parti İktidarları döneminde,
ben bu göreve başladığımda, bu fonla irtibatım kurulduğunda, bu fonun gelirinin
tamamı fonun amaçları doğrultusunda kullanılmaktadır; yani, hiçbir bütçe
kesintisi veya başka bir harcama kalemine aktarılması söz konusu olmamıştır.
Bu, önemli bir noktadır. Ayrıca, yatırım harcaması gibi, fonun amaçlarıyla
direkt çakışmayan, uyuşmayan harcama kalemleri de durdurulmuştur. Fondaki en
büyük titizliğimiz, fonun gelirlerinin, mümkün olabildiğince, kendi amaçları
doğrultusunda, en yoksul vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına dönük olarak
harcanmasıdır.
Burada, birkaç noktayı bilginize sunarak konuşmamı bitireceğim. Bizim,
bundan sonrası için, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu ve
vakıflarımızla ilgili ve bu fonun kullanımıyla ilgili planladığımız -şu anda
bir kısmını sonuçlandırdığımız- bazı hedeflerimiz vardır; onları, size kısa
bilgi olarak sunayım:
Birincisi, fon yönetiminin -yani, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Fonu yönetiminin- bir kuruluş yasası yoktur. Şu anda, değişik
kurumlardan ödünç alınan, kadroları orada olan bir grupla bu çalışmalar
yürütülmektedir. Biz de, burayı bir kurum haline getirme, önemli bir sosyal
yardım kurumu olarak organize etme ve özellikle de sosyal yardım gibi çok
hassas bir alanda, uzmanları yetiştirme ve uzmanlar eliyle bunu yürütme yönünde
bir çalışma yaptık. Tasarıyı hazırladık, Bakanlar Kurulumuza sunduk, Bakanlar
Kurulumuz kabul etti ve Meclise intikal etti. Sayın Başbakanımızın, dün, grup
konuşmasında da ifade ettiği gibi, bu tasarımızın, bu temmuz ayında
yasalaştırılması için sizlerin yardımını, desteğini bekliyoruz. Bu önemli ve
duyarlı konuda destek vereceğinize inanıyorum.
Bunun yanında, Sayın Akgül'ün de ifade ettiği ve benzeri mikro kredi
veya vatandaşlarımıza, yoksul insanlara, yoksul ailelere, geçici yardımlar
yerine, mümkün olabildiğince kalıcı, kendi geçimini sağlar bir hale getirici
destek nasıl verilebilir; bunun çalışmalarını yapıyoruz.
Son birkaç aydır bu konu üzerinde çok yoğunlaştık; hatta, 3-4 Temmuzda,
Ankara'da, iki gün süren büyük bir toplantı yaptık; Türkiye'nin her bölgesinde,
her kurumunda -sivil veya kamu- bu konuda düşünen, yazan, bu konuda sözü olan
insanları bir araya topladık; bir, kırsal kesim olarak, iki, kent kesimi
olarak, işsiz, yoksul, fondan destek almaya muhtaç aile ve kişilere, kalıcı, iş
edindirici, istihdam ve üretim projeleri dediğimiz uygulamayı nasıl
geliştirebiliriz; bunun yöntemlerini aradık.
Fon, aslında, geçmiş dönemlerde bu yönde uygulama yapmış. Bir ara,
özellikle ilk kurulduğu yıllarda, kaynağının yaklaşık yüzde 20'sini bu yönde
ayırmış; fakat, denetimsizlikten, verimli yürümemiş ve son yıllarda, bu, yüzde
1'lere kadar düşmüş.
Şimdi, bizim hedefimiz, fonun diğer harcama kalemlerini biraz azaltarak,
mümkün olabildiğince, vatandaşlarımızı, bu yoksul kesimi küçük kredilerle
desteklemek ve kendi geçimlerini sağlar bir hale getirmektir.
Takdir edersiniz, geçici aynî ve nakdî yardımlar, bazen incitici özellik
bile taşımaktadır. Biz, bu yardımı onur kırmadan yapabilmek için, o
vatandaşlarımızı üretime de katarak, hem de iş sahibi yaparak yaşamalarını
temin yönünde çalışmalar yaptık. Bu konuda, kırsal kesimle ilgili çalışmamızı,
Tarım Bakanlığımızla birlikte organize ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakanım, size 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun efendim.
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Biliyorsunuz, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığımıza bağlı, ülke genelinde sayıları 1 300'ü bulan tarımsal kalkınma
kooperatifleri vardır. Bunlar, organize şekilde, birbirini denetler şekilde
faaliyet göstermek -Bakanlık tarafından altyapı hizmetleri de verilerek- ve
vatandaşlarımızı, belli tarımsal projelerde desteklemek için kurulmuştur;
fakat, şu anda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız, bunların hepsine, bütün
kooperatiflerimizin üyelerine ulaşamamaktadır. Biz, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonundan bir miktar kaynak ayırarak -ki, şu anda, belli bir
oranda kaynak temin edilmiştir- bu kooperatiflere üye olanlara veya o köyde, o
yörede en yoksul olanların bu kooperatiflere üye olması temin edilerek bunlara,
öncelikle, hayvancılık alanında destekleme kredisi vereceğiz. Önümüzdeki hafta,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızda bunun protokolünü imzalayıp, zaten, kamuoyuna
açıklamasını yapacağız. Ben, şimdilik bu kadar bilgi sunmuş olayım. Bu
çalışmayla, kırsal kesimde, köylerimizde, ciddî bir destek politikasının
geliştirileceğine inanıyorum.
Bunun peşinden de, kent kesiminde, işsiz, yoksul, eğitimli işsiz
insanları nasıl iş sahibi yaparız ve bu fondan bunlara nasıl destek sağlarız; o
yönde çalışmalarımız olacak.
Sayın Başkan, müsamahanız için teşekkür ediyorum.
Hepinize teşekkür ediyor, saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci söz, Şanlıurfa İlinin sulama sorunlarıyla ilgili söz
isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Vedat Melik'e aittir.
Buyurun Sayın Melik. (CHP sıralarından alkışlar)
2. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat
Melik'in, Şanlıurfa'nın Suruç İlçesinde yaşanan sulama sorununun ekonomik ve
sosyal yansımaları ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Şanlıurfa İlinin sulamayla ilgili sorunlarını dile getirmek üzere, gündemdışı
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Şanlıurfa'nın sulamayla ilgili problemlerinin
tamamını anlatmaya süremiz yetmeyeceğinden, bugünkü konuşmamda, özellikle Suruç
İlçesinin sorunlarını dile getirmeye çalışacağım.
Suruç, Şanlıurfa İl Merkezine 48 kilometre uzaklıkta, yaklaşık 120 000
insanın ilçe merkezi ve 90 muhtarlıkta yaşadığı, ekonomisi tamamen toprağa
dayalı bir ilçedir. Bundan yaklaşık yirmi yirmibeş yıl öncesine kadar çok yakın
bir seviyede olan yeraltı sularıyla sulu tarım yapılabilen Suruç Ovasında,
yeraltı su kaynaklarının kurumasıyla birlikte tamamen kuru tarıma dönülmüş,
zaten büyük olmayan işletme birimlerindeki insanlar, geçimlerini sağlamak için,
ülkenin çeşitli yerlerinde, ailece geçici işçi olarak çalışmaya başlamışlardır.
Bu ailelerin ilköğretim çağındaki çocukları da, her yıl, yerleşik düzende olan
öğrencilerden 45 gün önce okullarını bırakmakta, bir sonraki dönemde de ancak
kasım ayı içinde okula başlayabilmektedirler; çünkü, aileleri, ya Harran'da,
Viranşehir'de, Kızıltepe'de veya Silopi'de pamukta işçilik yapmakta veya şu
anda duble yol projesinin devam etmekte olduğu Aksaray ile Eskişehir gibi
şekerpancarı ekilen bölgelerde, çapa için, hepimizin zaman zaman rastladığı
ilkel çadırlarda yaşamaktadırlar.
Elbette ki, bu geçici işçilik, yani, çağdışı yaşam koşulları, yalnız
Suruç'a özgü değildir; Antalya'nın dağ köylüleri, Kastamonu, Sinop, Çankırı,
Adıyaman köylülerinin de hali budur; ancak, Suruç'un bir olanağı vardır; Suruç
Ovası sulama projesi... Bu Ovanın sulanması halinde, Suruçlu çocuklar, en
azından, kendi köylerinde okullarına gidebileceklerdir.
Değerli arkadaşlar, acaba, içimizden birisi çocuğunu malî imkânsızlıklar
nedeniyle bir tek gün dahi okula gönderemezse neler hissederiz; hangimiz,
çocuklarımızı nisan ayının ortasında okullarından alıp, birlikte çalışmaya
götürüyoruz; hangimizin anası, bacısı, karısı çadırda doğum yapıyor; bu
Mecliste bulunanlarımızdan acaba kaçımız, o ilkel çadırlarda ailece bir tek
gece kalabiliriz?! Ben, çok sayıda sayın milletvekilinin bu şartları çok iyi
bildiğine ve aynı benim duygularıma sahip olduğuna inanıyor ve biliyorum;
ancak, sayın milletvekilleri, vatandaş, bizleri, buraya, sorunlarına çözüm
bulalım diye gönderdi, üzüntülerimizi dile getirelim diye değil; çünkü, biz,
karar ve uygulama merciiyiz onların gözünde.
Duble yol yapıyoruz. Niye;çünkü, bu ülkenin asırlardır devam eden bir
yol meselesi vardır. Yıllardan sonra ilk defa Karayollarının ve Köy
Hizmetlerinin makinelerinin yol yapımında çalıştıklarını görmekten mutluluk
duyuyoruz. Parasal kaynağı da bulunmuş olmalı ki, yol yapılıyor. Peki,
yapacağımız bu yoldan ne taşıyacağız? Ürettiğimiz yeni bir mal mı var ki
taşıyalım?! Ayrıca, yol için kaynak bulabiliyoruz da Suruç Ovasının sulaması
için niye bulamıyoruz?! Mademki, Karayollarının, Köy Hizmetlerinin ve Devlet Su
İşlerinin makinelerini yol yapımında kullanabiliyoruz, demek ki, Suruç Ovasının
sulama projesine de bu kuruluşlarımızın olanaklarıyla başlayabiliriz.
Değerli arkadaşlar, her zaman, her ortamda söylüyoruz; sanayileşmede
Türkiye'nin önceliği tarıma dayalı sanayilerdir. Bu yüzden, önce, sanayimizin
tarımsal hammaddesini sağlamak zorundayız. Onun için de, öncelikle,
sulanabilecek arazilerimizin sulamaya açılması gerekir. Ayrıca, Suruç Ovası
sulaması, yalnızca Suruç'un ekonomisini kalkındırmaya yönelik bir proje
değildir; bütün ülkenin menfaatıyla ilgili bir yatırımdır. Bakın, geçen aylarda
Tarım Bakanımız açıkladılar. 2000 yılında Türkiye'nin ithal ettiği pamuk 500 000 tondur; yani, bugünkü fiyatlarla
yaklaşık 750 000 000 dolardır. Oysa, Suruç projesinin tamamı da aslında
700 000 000 dolar civarındadır.
Şimdi, Suruç Ovasını suladığımız zaman, hem ihracatımızda en önemli yeri
tutan tekstil sanayiinin hammaddesinin bir kısmını daha ülke içinden sağlamış
olacağız hem de onbinlerce insanımıza iş imkânı sağlayacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Ama, belki de hepsinden önemlisi, Suruçlu
çocuklar, kendi köylerinde, yasalara göre her Türk vatandaşı için mecburî olan
ilköğrenimlerini sürdürebileceklerdir ve belki de, insanlar, kendi
topraklarında ölme imkânına kavuşacaklardır; çünkü, bundan beş ay önce,
şekerpancarında çalışmak üzere Eskişehir'e giden bir Urfalı ailenin Porsuk
Nehrine düşüp boğulan iki genç kızından birinin cesedi, tüm çabalara rağmen,
hâlâ bulunamamıştır ve bu genç kızın babası, kızının cesedini bulma umuduyla, o
tarihten beri, hâlâ Porsuk Çayı kenarında beklemektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, hâlâ, milyonlarca insan, 20 nci
Yüzyılın -21 inci Yüzyılın demiyorum- asgarî çağdaşlık ölçüsünde yaşayamıyorsa,
başta, bizler, bu milletin vekilleri olmak üzere, bütün yöneticilerin,
başlarını öne eğip iyice düşünmeleri ve sorunların çözümüne bir yerden
başlamaları gerekir. Bana göre, başlangıç, Suruç Ovası sulama projesini derhal
hayata geçirmekle olmalıdır.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.
Sayın Melik'in konuşmasıyla ilgili, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami
Güçlü'nün söz talebi vardır.
Sayın Güçlü, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Vedat Melik'in, Şanlıurfa
İlinde tarımsal sulama çalışmaları ve sorunlarıyla ilgili konuşmasına cevap
vermek için söz aldım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilimiz bu konuşmasında daha çok Suruç İlçemizle ilgili
sorunları dile getirdi ve bu ilçemizin, yaklaşık yirmi yıl kadar önce, yeraltı
sularıyla arazilerini sulayıp üretim yaparken, yeraltı sularında meydana gelen
çekilmeden dolayı bugün içine düştüğü durumu, burada yaşayan insanlarımızın
başka bölgelere, üretim faaliyetlerine katkı yapmak için, gitmek zorunda
kalmalarını ve bunun beraberinde getirdiği sosyal sorunlarını dile getirdi.
Âdeta, ülkemizin kırsal kesimiyle ilgili sorunlarına bir yöreden baktı ve bizi,
tekrar, bu tarım sektörüyle ilgili sorunlar yumağının içerisinde bıraktı.
Evet, gerçekten, her olayın birçok yansımaları söz konusu. Burada da,
Suruç'ta meydana gelen bu yeraltı sularının çekilmesiyle ilgili olarak ortaya
çıkan durum, hem gelir seviyesinde bir düşme hem eğitime yansıması hem sağlık
sorunları ve devamında birçok olayda kabul edilemez gelişmelere sahne
olmaktadır; ama, ülkemizdeki durum da, evet, bu tarif edilene yakındır ve
birçok bölgemizdeki durum da bundan farklı değildir.
Tabiî, bu olayın genel çözümü, ülkemizin iktisaden kalkınması, gelişmesi
ve bu gelişme içerisinde tarım sektörünün benzer bir gelişme göstermesi ve
kırsal kesimde yaşayan insanlarımızın gelir seviyesinin yükselerek, bu bahse
konu olan olumsuzlukların bu gelişme içerisinde giderek azalması ve bu
insanlarımızın da mutlu bir şekilde yaşamasıdır; ama, hepimizin bildiği gibi,
bu, zaman alacak bir süreçtir. Dolayısıyla, daha özelleştirerek ifade edecek
olursak, hadise, genel gelişme yanında, bölgedeki, yani GAP bölgesinde ve
güneydoğuda -Urfa içinde olmak üzere, Suruç içinde olmak üzere- sulama
yatırımlarının geliştirilmesi, hızlandırılması ve bölgenin ekonomik
potansiyelinin tarımsal yönden harekete geçirilmesiyle alakalıdır.
Ben, bununla ilgili olarak, Sayın Vedat Melik'in bu konuşmasından
hareketle, bölgedeki, güneydoğu ve GAP bölgesindeki durumu kısaca özetlemek ve
buradan bir neticeye varmak ve bir kanaatimi ifade etmek istiyorum.
Sulama, bilindiği gibi, tarımsal verimliliği artıran en önemli faktör.
Bununla ilgili çeşitli kriterler, çeşitli değerlendirme ölçüsü, katmadeğerde
meydana getirdiği artışlarla ilgili bilgi hepimizde mevcut. Güneydoğu Anadolu
Projesi ise, sahip olduğu su ve toprak kaynakları potansiyeli itibariyle,
ülkemiz coğrafyasında yer aldığı sınır boyu konumu ve ülke ekonomisini
etkileyen yapısıyla, bilindiği gibi, entegre bir proje. GAP Projesinin, master
plan çerçevesinde, 2005 yılında tamamlanması planlanmıştır; ancak, her yıl,
yaklaşık 30 000 hektar alan sulamaya açılabilmiştir ve bu hızla, sulama
yatırımlarının tamamlanması 2040 yılına kadar devam edecektir; sorun da
buradadır.
Genel olarak GAP yatırımları incelendiğinde, nakdî gerçekleşmede yüzde
50'nin üzerinde bir seviye söz konusudur; ancak, sektörler bazında
baktığımızda, enerjide yüzde 80'in üzerinde, kamu hizmetlerinde yüzde 76,
ulaştırmada yüzde 36, tarım sektöründe ise yüzde 20'nin altında bir gelişme söz
konusudur. Dolayısıyla, GAP'la ilgili bu entegre projede arzu edilen planlı bir
gelişme sağlanamamıştır, özellikle tarımsal yatırımlarda büyük bir gecikme söz
konusudur. Halbuki, bölgede 7 500 000
hektar alanın 3 200 000 hektarlık kısmı tarımsal faaliyete elverişlidir.
Türkiye'nin ekonomik olarak sulanabilir arazisinin yüzde 20'si bu bölgede
bulunmaktadır. Bugün, sulamaya açılan alan ise, bu alanın sadece yüzde
6'sıdır. Toplam olarak sulanabilecek
arazi miktarı bölgede 2 100 000 hektar olup, bugün 225 000 hektar alan
sulanmaktadır. Bu durum, bölgemizin büyük üretim potansiyelinin ancak onda
1'inin harekete geçirilebildiğinin ifadesidir.
Bölgede tarımsal üretim artışına paralel olarak, bu gelişmelerle
birlikte, sulama alanındaki gelişmeyle birlikte, yatırımlardaki gelişmeyle
birlikte, aynı zamanda, bu ürünlerle ilgili tarımsal girdilerin kullanımı artış
gösterecek ve tarımsal ürünleri hammadde olarak kullanan sanayiler de gerekli
hammaddeleri yurt içerisinden temin edebilecekler, dolayısıyla ithalata olan
bağımlılığımız da azalacaktır.
GAP'ın entegre bir proje olduğu dikkate alındığında, elbette çeşitli
kurumlara görev düşmekte; bu arada, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımıza da,
özellikle arazi toplulaştırılması, tarlaiçi geliştirme hizmetleri gibi altyapı
çalışmaları ile toprak hazırlığı, ekim, dikim ve sulama, yetiştirme teknikleri,
hasat ve pazarlama gibi konularla, bölge çiftçisine yoğun bir hizmet verilmesi
görevi düşmektedir.
Şanlıurfa İlimize gelince; ülkemiz içerisinde sulama imkânları
bakımından elbette en şanslı ilimizdir. Toplam sulanabilir arazisi 820 000
hektardır -bu, alanın yaklaşık yüzde 50'sini ve tarım arazilerinin de yüzde
70'ini teşkil etmektedir- halen bu ilde 148 000 hektar alan sulanmaktadır;
yani, yüzde 38'e tekabül etmektedir ve Türkiye ortalamasının neredeyse 2
mislidir.
Sulamadan beklenen faydaların tam anlamıyla sağlanabilmesi için tesviye,
drenaj ve toplulaştırma gibi tamamlayıcı yatırımların da gerçekleşmesi
gerekmektedir; aksi takdirde, bildiğimiz gibi, bölgede birçok sorun beraberinde
gelmektedir.
Sulamadan beklenen faydaların tam olarak sağlanabilmesi için altyapı
yatırımlarına ilaveten sulama metotları, ürün deseni, makineli tarım ve en
önemlisi de çiftçi eğitimi konusunda gerekli çalışmalar birlikte yapılmak
durumundadır.
Suruç'la ilgili bilgileri sayın milletvekilimiz verdi; ben, o konuda
mevcut olan, daha çok tekrar mahiyetinde olacak bilgileri, burada, size
aktarmaktan imtina ediyorum ve şöyle bir genel değerlendirme yaparak konuşmamı
tamamlamak istiyorum:
Güneydoğuyu ilgilendiren ve özellikle GAP bölgemiz olarak ifade edilen
bölgede, genel yatırımlar içerisinde Türkiye'nin kendi bütçesiyle gerçekleştirdiği
bu büyük projenin, maalesef, özellikle tarımsal yatırımlar kısmındaki gecikme,
bu projenin ülkemizin ekonomisine olan katkısının yeteri kadar hızlı bir
şekilde gelişmediğini ifade ediyor. Elbette, enerji yönüyle üretime olan
katkısı ortadadır; ancak, tarımsal üretimde arzu ettiğimiz gelişmeyi
sağlayabilmemiz için sulama yatırımlarının hızlı bir şekilde artması gerekir ve
yüzde 20'nin altında bir gerçekleşme hadisesi, bugün için neredeyse telafisi
çok zor bir kaynak ihtiyacını doğurmuştur. Yine hepimizin bildiği gibi,
sulamayla bölgedeki üretim değerindeki artış, 3-4 kat olarak ifade
edilmektedir.
Bu bölgedeki sulama faaliyetlerinin gelişmesiyle, yaygınlaşmasıyla
ortaya çıkacak durumlardan bir tanesi de, bölgede bir üretim planlamasının
yapılması zaruretidir. Bölge, hızla, âdeta tek ürün üretimine doğru
gitmektedir. Pamuk, hâkim bir ürün çeşidi haline gelmiştir. Elbette, doğrudur;
ancak, oransal olarak belli bir seviyenin altında tutulmalıdır ve alternatif
ürünler bölgeye gelmelidir. Bu, hem üreticilerimizin gelirindeki bir düzenlilik
bakımından hem de toprakların verimliliği açısından gerekli bir husustur.
GAP'la ilgili konu, ülkemizde, uzun yıllar ekonomik kalkınmanın,
gelişmenin sembol kavramı olarak kullanılmıştır; ama, son yıllarda, âdeta, bu
simge, kavram, önemini ve heyecanını kaybetmiştir. Ben sanıyorum bu konuda
dünyanın birçok gelişmiş ülkesi, bizim bu projemizin önemini çok daha iyi
kavramış ve bugün bu bölgeye dönük olarak oldukça ilginç projeler üretmekte ve
bizlere şu veya bu vesileyle iletmektedir.
Bugün, GAP bölgesiyle ilgili olarak sulama yatırımlarının yanında
yapmamız gereken, üzerinde düşünmemiz gereken bir ek proje vardır; ben, kısaca
biraz bundan bahsetmek istiyorum. O da,
sanayi ürünleri olarak üretilmeye başlanan ve üretilecek olan ürünler için
gerekli sanayi tesisleri mevcuttur; ancak, özellikle, sebze, meyve benzeri
ürünlerde meydana gelecek artışlar için, su ürünlerinde meydana gelecek
artışlar için bölgede, üretim tesisleri söz konusu değildir. Halbuki, bölgenin,
gerek Türk piyasasına gerekse komşu ülkelerin pazarlarına yönelik olarak, büyük
bir gelişme potansiyeli vardır; ancak, bu gelişme potansiyelinin hayata
geçirilebilmesi için, bu ürünleri işleyecek, değerlendirecek, paketleyecek ve
bu bölgelere sevk edecek üretim tesislerinin kurulması ve bunların, bozulmadan,
bu bölgelere, gerek yurtiçine gerekse yurtdışı piyasalara, pazarlara
ulaştırılabileceği bir sistemin kurulması gerekmektedir. Bu da, bölgede, adına,
GAP bölgesi içerisinde gıdaya dayalı bir serbest bölge diyebileceğimiz bir
bölgenin kurulması ve bu bölge içerisine, sadece gıda ürünlerini temin edecek,
işleyecek ve bunları yurt içinde ve yurt dışında pazarlayacak, gerekli
altyapısı kurulmuş, soğutma sistemi gerçekleştirilmiş bir birimin oluşturulması
gerekmektedir. Bu konuda bir çalışmanın bölge içerisinde başlatılması,
düşüncenin hayata geçirilmesi konusunda adımların atılması gerekmektedir.
Ben, bu GAP bölgesiyle ilgili olarak, bir başka hususa dikkatinizi
çekmek istiyorum. Gerek bölge gerekse ülkemiz bakımından, bölgenin, tarım
sektörü açısından yüksek bir potansiyel ifade ettiğini, uzun süre buraya büyük
ölçüde yatırımlar yapıldığını; ancak, bunların daha çok enerji ve diğer kamusal
faaliyetler için yapıldığını gördüğümüzü, tarımsal yönden meydana gelen eksikliğin
telafisi için de çok büyük kaynaklara ihtiyaç olduğunu ifade etmiştim.
Cumhuriyetimizin 80 inci kuruluş yıldönümünün hazırlıkları için
uğraşıyoruz; yeni bir heyecan içerisine giriyoruz ve diyoruz ki, egemenlik
kayıtsız şartsız milletimizindir; ancak, cumhuriyetin başka anlamları, ifade
ettiği başka manaları var; kalkınma, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma,
bölgesel dengesizliği giderme ve ülkenin geri kalmış bölgelerinde hamle yapma
da bu kavramın içerisinde yer alacaktır, almalıdır. Dolayısıyla, ben,
cumhuriyetimizin 80 inci yılı kutlamaları içerisinde, tekrar, kalkınmayı ve bu
kalkınma içerisinde de, tarımsal kalkınmayı ve bu kalkınmada büyük potansiyel
olan GAP Projesinin tarımsal sulama yatırımlarında meydana gelen gecikmeyi
telafi edecek bir hamlenin başlatılmasını; muhalefetimiz ve İktidar Partimizle
birlikte, bütün kamuoyunun da desteğini alarak bu konuda bir hamlenin
başlatılmasını; böylece, bölge içerisinde yer alan Suruçumuzun ve onun gibi,
benzer bölgelerimizin sorunlarına da, bu hamle içerisinde, çok kısa sürede
temelde çözümler bulunabileceğini ümit ediyorum. Bu konuda,
milletvekillerimizin dikkatini çekiyorum ve desteğini, ilgisini bekliyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz, 5 Temmuz, Türk Ordusunun
İskenderun'a giriş yıldönümü nedeniyle söz isteyen, Hatay Milletvekili Sayın
Abdulaziz Yazar'a aittir.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
3. - Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar'ın,
Türk Ordusunun İskenderun'a girişinin 65 inci yıldönümü münasebetiyle
gündemdışı konuşması
ABDULAZİZ YAZAR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 5 Temmuz,
Türk Ordusunun İskenderun'a girişinin 65 inci yıldönümüdür. Günün anlam ve
önemini belirten bir konuşma yapmak, İskenderun'un bazı sorunlarına ve çözüm
önerilerine değinmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, İskenderun'un kuruluşu tarih öncesi devirlere
kadar inmekteyse de, şehrin gerçek anlamıyla kuruluşu milattan önce 333
yıllarında Asya seferine çıkan Büyük İskender zamanına rastlamaktadır.
İskenderun, Romalılardan sonra, sırasıyla, İranlıların, Abbasîlerin,
Büyük Selçukluların, Eyyubîlerin, Memlûkların ve 16 ncı Yüzyıldan itibaren de Osmanlıların
hâkimiyeti altına girmiştir; 1832 yılında, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali
Paşa hâkimiyetine girmiş, 1839 Tanzimat Fermanından sonra, Payas ve Belen'le
birlikte Adana eyaletine bağlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan
Mondros Mütarekesinden sonra, 12 Kasım 1918 tarihinde, İskenderun, Fransızlar
tarafından işgal edilmiştir. Bir süre sonra, Fransızların Suriye'ye bağımsızlık
vermek istemeleri üzerine, Türk Hükümetinin müdahalesi sonucu, 2 Eylül 1938
tarihinde bağımsız Hatay Devleti kurulmuştur. Daha sonra, 23 Haziran 1938'de,
Fransızlarla Hatay'ın Türkiye'ye iade anlaşması yapılmış, 30 Haziran 1939'da,
Hatay Meclisi aldığı tarihî bir kararla Hatay yöresinin anavatana kavuşmasını
sağlamıştır. Arkasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan, 7
Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti kurulmuş, böylece, Doğu
Akdenizin incisi İskenderun da, Hatay İline bağlı bir ilçe olarak, ülkemiz
içinde şerefli yerini almıştır. 3 Temmuz 1938'de Fransa'yla yapılan bir başka anlaşma
gereğince de, Hatay yöresinde asayişi sağlamak üzere Şanlı Türk Ordusuna bağlı
birliklerin İskenderun'a giriş tarihi olan 5 Temmuz 1938 tarihi İskenderun'un
kurtuluş günü olarak kabul edilmekte ve her yıl yerel şenliklerle
kutlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bugün, İskenderun'u bilmeyen, tanımayan var mı.
Tarihi milattan önceki yıllara dayanan İskenderun'un 5 dakikada anlatılması
mümkün müdür.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri gelişen ekonomik, sosyal, kültürel
koşullar, köylerden, özellikle hızla büyüyen gerek coğrafik gerek iklim
koşulları uygun kentlerimize doğru büyük kitlelerin akımını doğurmaktadır. Bu
koşullarda, mülkî taksimatımızda yeni yeni ilçelerin, illerin kurulması
kaçınılmaz olmuştur. İskenderun, 300 000'i aşan nüfusuyla, Türkiye'de nüfus
açısından 20 ilden ve 33 il merkezinden büyüktür. Bu nüfustaki bir yerleşim
birimindeki sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların, ilçe kaymakamlığı ve
kadrosuyla çözülmesi olanaksızdır. İskenderun, mutlaka bir gün il olacaktır.
Bu, kaçınılmaz bir olgu, doğal bir gelişmedir. Bu gerçeğin bir an önce -üstüne
eğilip- gerçekleştirilmesinde, kuşkusuz, hem ülke hem de İskenderun için
sayısız yararlar vardır.
Saygıdeğer arkadaşlarım, yılda 2 300 000 ile 4 000 000 ton tahmil-tahliye kapasiteli İskenderun
Limanındaki hareketlilik, 1990'ların başında, Körfez kriziyle beraber
durmuştur. GAP'ın limanı pozisyonundaki bu limanın durumuna bir çözüm
bulunmalı, bir konteyner terminali yapılmalı ve liman bir an önce eski
hareketliliğine kavuşturulmalıdır. Hükümet yeni yatırımlar için kaynak
bulamıyorsa, hiç değilse, yapılmış yatırımlara sahip çıkmalıdır.
Son günlerde fazlasıyla gündeme gelen doğalgazın, sanayi tesislerinin
yoğun olduğu Hatay'a getirilmesi gereklidir. Organize sanayi bölgeleri,
İSDEMİR, haddehaneler, ekmek-pasta fırınları, oto boya fırınları, filtre
fabrikaları ve oto sanayi siteleri, çevre kirliliğini önleyici ve sanayideki
girdi maliyetlerinin düşürülmesinde önem arz eden doğalgazı beklemektedir.
Duble duble yapılacağı söylenen yollardan, Hatay'ın payına düşeni
almasını yöre halkı beklemektedir. İhalesi yapıldığı halde bekleyen,
İskenderun-Arsus yolunun ve projesi hazır bekleyen İskenderun-Toprakkale
yolunun akıbetinden kaygılanmaya başladık. kapatıldı)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
BAŞKAN - Sayın Yazar, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
Buyurun.
ABDULAZİZ YAZAR (Devamla) - Her yıl, Hatay'da seller ve su taşkınları
olduğuna dair haberler duyuyorsunuzdur. Bunun çözümü, akarsu yataklarının
ıslahı ve baraj yapılmasıdır. Hükümetten, yöremizde acilen inşa edilmesi
gereken barajlar ve özellikle Arsus-Gönen Barajı konusunda daha hassas olmasını
bekliyoruz. Barajların yapımıyla, hem bölgedeki su taşkınları önlenecek hem de
birim maliyeti en düşük olan hidroelektrik enerjisi üretim kaynaklarından
birine kavuşmuş olacağız.
Nitelikli sanayi bölgeleri ya da serbest ticaret bölgeleri kurulmasıyla
ilgili, pratikte önemi ve değeri olan bir çaba gösterilmesini bekliyoruz.
Körfezdeki Irak operasyonundan sonra, Hatay'da ve güneydoğu illerinde
sınır ticareti yapılmasını bekliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yazar, İskenderun'u, burada, bir anda il yapamayız.
Lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
ABDULAZİZ YAZAR (Devamla) - Bir cümlem kaldı Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hayır. Ben, azamî müsamahayı gösteriyorum. Bundan sonra
konuşacak olan arkadaşlarımın konuşmaları bitince, maalesef, konuşmalarını
kesmek zorunda kalacağım.
ABDULAZİZ YAZAR (Devamla) - Son cümlem.
BAŞKAN - Buyurun.
ABDULAZİZ YAZAR (Devamla) - Saygıdeğer arkadaşlarım, ülke bütçesine
katrilyon lira katkıda bulunan, Hatay'ın vergi rekortmenlerini çıkaran,
sanayiiyle göğsümüzü kabartan İskenderun'un il olmasıyla ilgili ileride
vereceğim teklifi destekleyeceğinize inanıyorum.
Türk Ordusunun İskenderun'a girişinin 65 inci yıldönümü dolayısıyla,
İskenderunlu hemşerilerim ve şahsım adına, hepinize, bir kez daha saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre
verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
V. - ÖNERİLER
A) SİyasÎ Partİ
Grubu Önerİlerİ
1. - (8/3) esas numaralı, Kuzey Irak'ta
11 Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin gözaltına alınmasıyla ortaya çıkan kriz
konusunda hükümetin yürüttüğü politikalar hakkındaki genel görüşme önergesinin
Genel Kurulun 9.7.2003 tarihli birleşiminde görüşülmesine ilişkin CHP Grubu
önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun, 9 Temmuz 2003 Çarşamba günü saat 13.00'te yapılan
toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
aşağıdaki Grup önerimizin, Genel Kurulda okunarak oylanmasını saygılarımla arz
ederim.
Oğuz Oyan
İzmir
Grup
Başkanvekili
(8/3) esas numaralı Kuzey Irak'ta 11 Türk Silahlı Kuvvetleri
personelinin gözaltına alınmasıyla ortaya çıkan kriz konusunda hükümetin
yürüttüğü politikalar hakkındaki genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun
9.7.2003 tarihli (bugünkü) birleşiminde görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneriyle ilgili söz talebi?..
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, önerinin lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
grup önerimizin gündeme alınması doğrultusunda söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, dün de burada ifade etmeye çalıştığımız gibi,
Irak'ta 11 askerimizin esir alınmış olması, daha sonra, üç günden sonra
bırakılmış olsalar bile, gerek Türk-Amerikan dışpolitikasında gerekse Kuzey
Irak'la ilgili politikamızda çok önemli sorunlar yaratmıştır ve bundan daha
önemlisi, halkımızda, ordumuzda ve tüm insanlarımızda, onulmaz, derin bir hayal
kırıklığına yol açmıştır.
Biz, iki gündür bu derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. İstedik ki, toplumun
neredeyse tamamının ilgilendiği böyle bir konuyu, bir genel görüşme
çerçevesinde buraya getirelim, enine boyuna konuşalım. Sayın Abdullah Gül, dün,
burada, gündemdışı bir konuşmaya cevap niteliğinde olan kısa bir konuşma yaptı
ve öyle zannediyorum ki, hükümet, bu konuşmayla görevini tamamladığını
düşünüyor; ama, topluma dönüp baktığımızda, halka dönüp baktığımızda ve her gün
yaşanan gelişmeleri izlediğimizde, bu konunun hiç de öyle geçiştirilebilecek
bir konu olmadığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, 11 askerimize reva görülen muamele, gerçekten,
savaş ortamında esirlere bile reva görülen muamelenin ötesindedir; elleri
kolları bağlanmıştır, başlarına torba geçirilmiştir ve -doğruluğunu, eğriliğini
bilemiyorum; keşke bir genel görüşme açılsaydı, keşke ilgili bakanımız burada
olsa da aydınlatılsaydık- bazı askerlerimizin de kaburgalarının kırıldığına
dair haberler var. Şimdi, bunlar, savaş ortamında bile yapılamayacak
muamelelerdir; çünkü, bununla ilgili uluslararası anlaşmalar vardır.
Değerli arkadaşlarım, hükümet, bu askerlerimizin serbest bırakılmasını
sağlamakla sorunun çözüldüğünü düşünmemelidir. Öncelikle, Amerika Birleşik
Devletlerinin, mutlaka, Türkiye Cumhuriyetinden, halkımızdan, ordumuzdan özür
dilemesi gerekmektedir. Böylesine bir özür dileme gerçekleşmeden, her şey olmuş
bitmiş gibi, oturup, Amerika Birleşik Devletleri yetkilileriyle müzakere etmek,
bazı konuları konuşmaya başlamak, bize göre son derece yanlıştır. Bu özür
talebi, sadece muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisinin bir talebi
değil, halkımızın talebidir. Sıcağı sıcağına, biraz önce beni ziyarete gelen
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri ile Mersin
Üniversitesi Rektörlüğü, yayımladıkları bir genelgeyle, Amerika Birleşik
Devletlerinin, mutlaka halkımızdan, ordumuzdan, Türkiye Cumhuriyetinden özür
dilemesini istemiştir. Buna karşılık, yine bugün, gazetelerde -dikkatinizden
kaçmamıştır- çıkan haberlere göre, Amerika Birleşik Devletlerinin bir
yetkilisi, bırakınız özür dilemeyi "biz, üzüntülerimizi bile beyan etmek
durumunda değiliz" demektedir. Yine, Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara
Büyükelçisi "biz, olay meydana gelir gelmez bunun nedenlerini açıkça
hükümete bildirdik" demektedir.
Değerli arkadaşlarım, öyle anlaşılıyor ki, Amerika Birleşik Devletleri
özür dilemekten yana değildir. Peki, o zaman, biz, her şeyi sineye mi
çekeceğiz? Ne yapalım, güçlü bir ülke, başa çıkamayız deyip, boyun mu eğeceğiz?
Değerli arkadaşlarım, yıllardır birlikte olduğunuz, müttefik ilişkileri
içinde bulunduğunuz bir ülkeyle, bırakınız stratejik ortaklığı, ortada bir
ortaklık bile olmadığı anlaşılmıştır.
Şimdi, Irak olayı gündeme geldiği günden beri, Kuzey Irak'ta Türkiye'nin
çıkarları ile Amerika Birleşik Devletlerinin çıkarlarının uyuşmadığı, karşı
karşıya olduğu net bir şekilde anlaşılmıştır. Bu çıkar çatışmasıdır ki,
yaşadığımız son olayların nedenlerinden biridir. Bizim, orada, uzun zamandır,
belli sayıda silahlı kuvvetlerimizin bulunduğu herkesin bilgisi dahilindedir,
bilinmektedir. Bu, yıllardır böyle devam etmektedir. Bu askerlerimiz niçin
orada bulunuyor, biz niçin orada asker bulunduruyoruz; bunun nedenleri belli
değerli arkadaşlarım. Yıllarca mücadele ettiğimiz, binlerce vatan evladının
ölümüne neden olan PKK-KADEK terör örgütünün faaliyetlerini izlemek için Türk
Silahlı Kuvvetleri orada bulunmaktadır. Oradaki siyasî gelişmelerin Türkiye'yi
yakından ilgilendirmiş olması nedeniyle orada silahlı kuvvetlerimizi
bulunduruyoruz ve oradaki Türkmenleri korumak, kollamak üzere de silahlı kuvvetlerimiz
orada görev yapıyor.
Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri "artık, bu dünyanın kralı benim.
Irak benden sorulur. Öyleyse, bu askerlerin orada ne işi var; bir an önce
çıksın, gitsin" demektedir. Biraz önce saydığım hedeflerinden Türkiye
vazgeçmiş midir vazgeçmemiş midir?
Değerli arkadaşlarım, bu yapılan ve halkımızda onulmaz yaralar açan
muamele, insanlıkdışı davranış nedeniyle Amerika Birleşik Devletlerinden özür
talebini açıkça gündeme getirdik mi getirmedik mi? Bunları biz öğrenmek
istiyoruz.
Gene, bugün gazetelerde yer aldı -dikkatinizden kaçmamıştır- Amerika
Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçisi "Türkiye Hükümetinin
koordinesinde -sevmediğim bir sözcük ama, ifade aynen olduğu oluğu için
tekrarlıyorum- biz, PKK-KADEK'le müzakereler yürütüyoruz" diyor.
Şimdi, gerçekten, Amerika Birleşik Devletlerinin de terörist bir örgüt
olarak nitelediği PKK-KADEK'le bir müzakere cereyan etmekte midir? Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetinin bilgisi dahilinde olduğu söylenen bu müzakerelerde
neler konuşulmuştur ve bu müzakerelerle, yakında hükümetin hazırlayıp Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunmak üzere olduğu yeni pişmanlık yasasının bir ilgisi
var mıdır? Yani, bu yasa, PKK-KADEK yetkilileri ve Amerika Birleşik Devletleri
yetkilileri arasında pişirilip, kotarılıp Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne
mi gelecektir? Biz, bunları öğrenmek istiyoruz.
Gene, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup, PKK'nın korkusuyla Kuzey
Irak'ta yıllardır bulunan 10 000-11 000 civarındaki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyürek, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
Buyurun.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - ...orada yaşamakta olan Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının durumu nedir? Bunları Türkiye'ye getirmek üzere, hükümetimiz
bir girişimde bulunmakta mıdır?
Limanların ve üslerimizin kullanılması noktasında, Resmî Gazetede
yayımlanmayan bir kararnamenin olduğunu, bir kararın alındığını biliyoruz;
söyleniyor. Bunun kapsamı nedir, niçin Resmî Gazetede yayımlanmamaktadır ve son
gelişmeler karşısında, hâlâ, uygulanmaya devam ediyor mu?
Bunun gibi pek çok soruyu, eğer bir genel görüşme açılmış olsaydı, iyi
niyetle ve aydınlanmak amacıyla, hem milletin temsilcileri olarak hem de
halkımız adına talep edecektik.
Sayın Başbakanımız "biz, devlet yönetiyoruz, bakkal dükkânı
değil" diyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Biz de biliyoruz, devlet yönetiliyor; ama, marifet odur ki, hem ulusun
ulusal onurunu koruyacaksınız hem de devleti yöneteceksiniz.
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Öyle yapıyoruz zaten.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Ne yazık ki, şu anda, halkımızın, ulusumuzun
onuru ayaklar altına alınmıştır. Bunu, sadece ben söylemiyorum. "Dünyanın
gözü önünde, başımızda çuval, ellerimiz bağlı, haysiyetimiz kırık bir şekilde
dolaşıyoruz" diyen, size hiç yabancı olmayan Hasan Celal Güzel'dir. Yani,
halkımızın her kesimi... Burada parti farkı yok, burada ideoloji farkı yok;
çünkü, Türk Milleti, haysiyetine dönük, ordusuna dönük bir tecavüz olduğu
zaman, birlik olmak zorundadır. Bu birlik bugün sağlanmıştır; ama, ne yazık ki,
şu Yüce Meclise gelip, konuyu enine boyuna görüşme, konuşma fırsatını bile
hükümetimiz bizden esirgemiştir. Umarım ve dilerim ki, bu Meclisi yok görme
hedeflerinden, alışkanlıklarından bir gün vazgeçerler; hep birlikte, ulusal
meselelerimizi de burada görüşme fırsatını buluruz.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.