DÖNEM : 22 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 16
87 nci
Birleşim
29 . 5 . 2003 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün, Balıkesir İlinin sorunlarıyla
tohum üretim istasyonunun kapatılmasının yaratacağı sıkıntılara ilişkin
gündemdışı konuşması
2. - İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar'ın, İstanbul'un fethinin 550
nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, Gazipaşa'da kurulması
planlanan orkinos yetiştirme çiftliklerinin bölge turizmine olumsuz etkilerine,
yaş sebze ve meyve ihracatındaki sıkıntılara ve alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 milletvekilinin, Türkiye
Taşkömürü Kurumunun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/96)
C) Tezkereler ve
Önergeler
1. - Osmaniye Milletvekili Necati Uzdil'in (6/457) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/63)
IV. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Görüşmeler
1. - Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye ve Avrupa
Birliği arasındaki ilişkiler konusunda genel görüşme (8/2)
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı (1/594) (S. Sayısı: 143)
2. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve
Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/558) (S. Sayısı: 135)
VI. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, son beş yılda ithal edilen
bazı deniz motorlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad
Tüzmen'in cevabı (7/493)
2. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, İstanbul İl Müdürlüğünün
bilgisayar donanımı ihalesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali
Coşkun'un cevabı (7/495)
3. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, Aycell Yönetim Kurulu Üyeliğine
ve Müsteşar Yardımcılığına yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı (7/507)
4. - Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın, RTÜK'te görev süresi biten
üyelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/514)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.
Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık, sözleşmeli çiftçilik uygulamaları
sırasında yapılan sözleşmelerdeki boşlukların yarattığı sorunlar ve alınması
gerekli tedbirlere,
Siirt Milletvekili Öner Ergenç, çocukların suç işlemelerinin önlenmesi
ve suç işleyen çocukların topluma kazandırılmasına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Ağrı Milletvekili Naci Aslan, Gürbulak gümrük tesislerinin açılışı ve
sınır ticaretinin Ağrı İli ekonomisinin gelişmesine olan katkısına ilişkin
gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler cevap
verdi.
Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 21 milletvekilinin, Adıyaman İli
Besni İlçesinin tarihî ve kültürel değerlerinin korunması için (10/93),
İstanbul Milletvekili Emin Şirin ve 21 milletvekilinin, Türk basınının
sorunlarının araştırılarak (10/94),
Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 23 milletvekilinin, ülkemizdeki
demir ve çelik üretimi ile Erdemir’in mevcut durumunun ve sorunlarının
araştırılarak (10/95),
Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil'in (6/226) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği
bildirildi.
Bazı milletvekillerine, Başkanlık tezkeresinde belirtilen sebep ve
sürelerle izin,
Bursa Milletvekili Ali Dinçer'e ödenek ve yolluğunun,
Verilmesine ilişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.
Genel Kurulun 28.5.2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde; gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 43 üncü sırasında yer alan 136 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın
2 nci sırasına, 42 nci sırasında yer alan
135 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına, 34 üncü sırasında yer
alan 124 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce Gelen
Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 145 sıra sayılı Hâkimler
ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının ise 48 saat
geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına, 50 nci sırasında yer alan 143 sıra sayılı
Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının ise 6 ncı sırasına, 49 uncu sırasında yer alan 142 sıra sayılı
kanun tasarısının 7 nci sırasına alınmasına ve bu birleşimde; gündemin 6 ncı
sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması
halinde saat 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilerek, bu sıraya kadar
olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına, 23.5.2003 tarihli
84 üncü Birleşimde açılması kabul edilen Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki
ilişkiler konusundaki genel görüşmenin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmında yer alması ve genel görüşmenin, 29.5.2003 Perşembe günkü
birleşimde yapılmasına ve bu birleşimde, Genel Kurulun saat 13.00'te
toplanarak, 142 ve 143 sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmelerinin saat
24.00'e kadar tamamlanamaması halinde, saat 24.00'ten sonra da çalışmalara
devam edilerek, bu işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi, kabul edildi.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının :
1 inci sırasında bulunan (6/160),
2 nci sırasında bulunan (6/161),
3 üncü sırasında bulunan (6/166),
4 üncü sırasında bulunan (6/172),
Esas numaralı sorular üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından yazılı
soruya çevrildi; soru sahipleri de görüşlerini açıkladı.
5 inci sırasında bulunan (6/173),
7 nci sırasında bulunan (6/188),
11 inci sırasında bulunan (6/193),
Esas numaralı sorulara Sağlık Bakanı Recep Akdağ;
12 nci sırasında bulunan (6/194),
13 üncü sırasında bulunan (6/195),
19 uncu sırasında bulunan (6/204),
Esas numaralı sorulara Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler,
Cevap verdi;
(6/193), (6/194), (6/195) ve (6/204) esas numaralı soruların sahipleri
de karşı görüşlerini açıkladılar.
6 ncı sırasında bulunan
(6/183),
8 inci sırasında bulunan
(6/189),
9 uncu sırasında bulunan
(6/190),
10 uncu sırasında bulunan (6/191),
Esas numaralı sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından, ertelendi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Sağlık Bakanlığına Ait Bölümünde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/554) (S. Sayısı: 133),
2 nci sırasına alınan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Uzman
Erbaş Kanunu, Uzman Jandarma Kanunu, Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanunu,
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet
Kanunu ve Askerlik Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının (1/538) (S. Sayısı: 136),
Yapılan görüşmelerden sonra,
kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.
3 üncü sırasına alınan, Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması
Hakkında Kanun Tasarısının (1/558) (S. Sayısı: 135) görüşmeleri, komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
4 üncü sırasına alınan, Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/556) (S. Sayısı: 124), yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği ve
kanunlaştığı açıklandı.
Genel Kurulun 28.5.2003 tarihli (bugünkü) birleşiminde gündemin 7 nci
sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
5 inci sırasına alınan, Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/600) (S. Sayısı:145), yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği ve
kanunlaştığı açıklandı.
6 ncı sırasına alınan, Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/594) (S.Sayısı: 143) görüşmelerinin
tamamlanmasını takiben elektronik cihazla yapılan açıkoylaması sonucunda, Genel
Kurulda toplantı yetersayısının bulunmadığı anlaşıldığından,
Alınan karar gereğince, 29 Mayıs 2003 Perşembe günü saat 13.00'te
toplanmak üzere, birleşime 23.58'de son verildi.
|
Yılmaz Ateş |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mevlüt Akgün |
Yaşar Tüzün |
|
|
Karaman |
Bilecik |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
Suat Kılıç |
|
|
|
Samsun |
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
|
No. : 120
II. - GELEN KÂĞITLAR
29 . 5 . 2003 Perşembe
Tasarı
1. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi
Hakkında Kanun Tasarısı (1/605) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2003)
Teklif
1. - Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç ve 31 Milletvekilinin; Muhtar
ve İl Genel Meclisi Üyelerinin Sosyal Güvenlikleri Hakkında Kanun Teklifi
(2/141) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.5.2003)
Tezkere
1. - Cumhurbaşkanlığı 2002 Mali Yılı Kesinhesap Cetvelinin Sunulduğuna
İlişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Tezkeresi (3/294) (Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2003)
Meclis Araştırması Önergesi
1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 Milletvekilinin, Türkiye
Taşkömürü Kurumu'nun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/96) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.5.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.00
29 Mayıs 2003 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Suat
KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87 nci
Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Balıkesir İlinin sorunları konusunda söz isteyen
Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür'e aittir.
Buyurun Sayın Sür. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün,
Balıkesir İlinin sorunlarıyla tohum üretim istasyonunun kapatılmasının
yaratacağı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması
ORHAN SÜR (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Balıkesir İlinin sorunları ve
Balıkesir'de bulunan sebzecilik üretim istasyonunun kapatılması hakkında
gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, nitelikli tohum kullanılmasının, verimi, diğer
üretim şartlarına bağlı olarak yüzde 20, yüzde 30 oranında artırdığı hatta
yabancı döllenen türlerde melez tohumların 3 katına kadar verim artışı
sağladığı bilinmektedir.
Gıda sanayiinde hammadde sağlayan üretimin kalitesinin en az ürünün
miktarı kadar önemli olduğunu, ürünün ekonomik değerinin en önemli belirleyici
noktasının da kalitesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, tarımsal
ürünlerin, kalite, verim ve çeşitliliğini artırmak amacıyla pek çok türde bitki
ıslahı yoluyla ve biyoteknoloji dahil, gelişmiş ülkeler tarafından yeni
teknolojiler kullanılarak elde edilen yeni çeşitler dünyanın her tarafına hızla
yayılmaktadır.
Gelişmiş ülkelerin araştırma ve geliştirme çalışmalarına verdikleri önem
ve bu alanlara ayırdıkları kaynak, gelişme yolundaki ülkelerin üzerinde durması
gereken bir konudur.
Bu tür tohumların uygun şartlarda kullanılması sonucunda daha verimli ve
ekonomik sonuçların elde edildiği bilinmektedir. Böyle bir üretim, dünyada
yaygın olan deyimiyle, sürdürülebilir gelişmenin esasını oluşturmaktadır.
Ülkemiz açısından düşünüldüğünde, ekilebilen alanların bazı haller dışında
genişletilmesi mümkün olmadığı göz önüne alınırsa, elde edilecek ürünün
artırılmasında birinci faktörün,
kaliteli tohumluk olduğu
görülmektedir. Dünya
genelinde tohumluk ticaretinin 30 milyar ABD Dolarına ulaştığı
hesap edilmektedir. Büyük bir tarımsal potansiyele sahip olan ülkemizde, tohum
yetiştiriciliği için, iklim, toprak ve diğer üretim faktörleri uygun olmasına
rağmen, Türkiye, ihracatının çok düşük olması nedeniyle, uluslararası
istatistiklerde, maalesef, yer almamaktadır. Yıllara göre değişmekle birlikte,
tohum ithalatımız 70 000 000-75 000 000 dolardır. Nitelikli, kaliteli tohum, iç
pazarımızda, yaklaşık 200 000 000 dolar civarında bir pazara sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce sunduğum kısa bilgiden de anlaşılacağı
üzere, ülkemizdeki tarım üretiminde en önemli faktörlerden bir tanesi,
nitelikli tohumdur. Balıkesir'de, yıllardır Türk çiftçisine hizmet eden bir
kuruluş var; Tarım Bakanlığımıza bağlı, sebzecilik üretim istasyonu. Bu
tesiste, Türk çiftçisinin hizmetine sunulmak üzere, çeşitli sebze tohumları
yetiştiriliyor ve bu tohumlar, Türk çiftçisinin hizmetine sunuluyor.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce ifade ettiğim rakamlar incelendiğinde,
200 000 000 dolarlık bir piyasada, 70 000 000-75 000 000 doları dışarıdan
ithalatla karşılıyoruz; geri kalan, iç üretimle karşılanıyor. İlkesel olarak,
yıllardır devletin bu konuda yaptığı çalışmalar, Türk köylüsüne bir hizmet ve
Balıkesir'de üretilen bu tohumlar da, elbette Türk köylüsünün emrinde; ama,
gelin görün ki, hükümetimiz, yeni bir karar almış, Balıkesir'e gönderdiği bir
yazıda diyor ki, Balıkesir sebzecilik üretim istasyonunun faaliyetlerini, 30
Haziran itibariyle durduruyorum.
Şimdi, bu kararın iki boyutu var. Birinci boyut olarak, bu üretimin
durdurulmasını tartışabiliriz. İkinci bir boyutu daha var; zamanlama boyutu.
Bizler, aslında, bu ülkede devletin birçok konuda öncülük yaptığını biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sür, sözlerinizi toparlar mısınız.
ORHAN SÜR (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Burada, üretimin durdurulmasıyla elde edilecek gelir nedir diye sormak
gerekir. Aslında, burada, üretim durdurulacağına, bence, burada, bu eylemin, bu
işin daha da geliştirilmesi gerekir. Dünyada tohumculuğa bütün ülkeler bu kadar
önem verirken, Türkiye'de, devletin tohumculuk sektöründen çıkması, Türk
çiftçisini, dünya tekellerinin emrine sunması manasını taşıyor.
Değerli arkadaşlarım, burası, bu amaçla kapatıldıktan sonra, Tarım
Bakanlığına tahsisli olan bu yer, Hazineye devredilecek. Elbette, hükümetimizin
uyguladığı politikalar sonucunda da, bu yer, sanırım satılacak. Gelin, bunu
böyle yapmayalım; gelin, devlet olarak, bu yeri, Balıkesir'deki bu güzelim
tesisi, yaklaşık 900 küsur dönüm olan bu güzelim tesisi, Türkiye'de hibrit
tohum üretmekte örnek bir tesis haline getirelim. Bu tesis, Türk çiftçisine
hizmet etmeye devam etsin ve devletimizi, gerekirse özel sektörle kol kola,
burada, bir üretimin içine sokalım. Özel sektörü buraya davet edelim;
gerekirse, devletle beraber bu çalışmayı yapalım; ama, bu güzelim tesisi
kapatmayalım. Bu tesisi kapatmak, Türk çiftçisine vurulacak bir darbedir
değerli arkadaşlarım.
Ayrıca, başka bir konuyu da anlamakta güçlük çekiyorum. Buradaki
yaklaşık 800 dönümlük arazi, aylardır tarıma hazırlandı, sürüldü, ilacı atıldı,
gübresi atıldı, fideler dikildi ve fideler, şu anda büyüyor. 30 Haziranda bu
tesisi kapatmanın mantığını anlayamıyorum değerli arkadaşlarım. Daha hiçbir
ürün elde edilememişken, orada fideler büyürken, bu tesisi kapatarak, buraya
harcanan milyarlarca lirayı boşa sarf edeceksiniz.
Çok değerli arkadaşlarım, aylardır buraya harcanan milyarlarca lira para
var. Bu parada herkesin hakkı var. 30 Haziran tarihinin, bir kere, öncelikle
gözden geçirilmesini istiyorum; ama ilkesel olarak da Balıkesir'deki bu tesisin
Türk çiftçisinin emrinde kalması, Türk Devletinin yeni teknolojileri bu ülkeye
taşıyarak Türk çiftçisine hizmet etmesinin gerektiğine inanıyorum.
BAŞKAN - Sayın Sür, son cümlenizi alabilir miyim.
ORHAN SÜR (Devamla) - Bu duygularla Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sür.
Gündemdışı ikinci söz, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümü nedeniyle
söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nusret Bayraktar'a aittir.
Buyurun Sayın Bayraktar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2. - İstanbul Milletvekili Nusret
Bayraktar'ın, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bugün, 29 Mayıs 2003; İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümü. Bu münasebetle
söz almış bulunuyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İstanbul'un fethinden almamız gereken çeşitli mesajlar vardır. Bu fetih,
sıradan bir fetih değildir. Bu fetih, bazılarının iddia ettiği, Napolyon'un,
Timur'un ve benzerlerinin yaptığı gibi işgalle başkalarının topraklarını ele
geçirme değildir. Bu fetih, kelime anlamlarından da biri olan açmadır,
gönülleri fethetmektir, gönüllere mesaj vermektir. Bu fetih, karanlıktan
aydınlığa açılmadır. Bu fetih, karanlık çağın kapatılarak yerine yepyeni
aydınlık bir çağın açılmasına vesiledir. Bu fetih mücadelesini veren 21
yaşındaki Fatih, Şeyh Edebali'den almış olduğu ilhamla, görmüş olduğu çok
zengin ve geniş dinî ve fen ilimlerinin eğitimiyle, manevî hocalarının
mihmandarlığıyla uzun yıllar hasretini çektiği duygu ve düşüncelerini,
inançlarını gerçekleştirme hususunda yapmış olduğu gayretli çalışmaların sonucu
ve 1 400 yıl önce, Peygamberimizin müjdesine mazhar olacak tarzda
"İstanbul mutlaka fetholunacak; onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan,
onu fethedecek asker ne güzel askerdir" sözüyle, bu müjdeye yetişebilmek
için uğraş veren inanç ve kararlılıkla hedefe kilitlenen bir kumandanın,
komutanın gayretinin sonucu ulaşılan bir neticedir.
Stratejik ve coğrafî bakımdan, tarih boyunca, milattan önce 240'tan
başlayarak, Makedonyalılar, Persler, Emeviler, Abbasiler ve Latinler ile
Cenevizliler ve nihayet Osmanlılar tarafından 28 kez kuşatma altına alınan
İstanbul, ancak 21 yaşındaki Fatih, bütün tedbirleri alarak surları inşa
ettirmek, Edirne'de, kendi projesini üretmiş olduğu, atılabilecek, sütre gerisi
top mermilerini döktürerek tedbir almak suretiyle kan dökülmeden İstanbul'un
alınmasına hazırlık yaparak, 12 Nisan 1453'te, elçiler yollayıp mesaj
göndererek, Bizans imparatorlarına diyor ki, kan dökülmeden İstanbul'u teslim
ediniz, aksi takdirde, bütün hazırlıklarımızı yaptık, güçlerimizi de ortaya
koyduk... Hatta, 1453 yılının mayıs ayının 25'inde, bir gecede, 72 pare, topla
donatılmış gemiler karadan yürütülerek, tekniğin en modern şekli ortaya
konulmuş ve Haliç'e indirilmek suretiyle, güç gösterisiyle, kan dökülmemesine
yönelik mesajlar verilmiş; ama, bunu kabul etmeyen Bizans İmparatoruna karşı,
nihayet, 29 Mayıs 1453'te, Topkapı surlarından içeriye girilerek, 30 şehit
verilmek suretiyle, Ulubatlı Hasan'ın burca bayrağı dikmesi suretiyle İstanbul
fethedilmiştir ve Fatih beyaz atının üstüne binerek, sağında ve solunda,
hocaları Akşemsettin ve Molla Gürani başta olmak üzere Ayasofya önlerine
gidiyor ve orada, karşılayan Rumlara ve Rum kızlarına karşı hem kendi şefkat
duygularını ortaya koyuyor, karşı taraftan da mesaj alıyor "bundan sonra,
inancınız, yaşantınız, ibadetiniz, canınız, malınız, her şeyiniz benim
teminatım altındadır" diyor. Nitekim, Roma ve Bizans imparatorlarının
zulmünden kaçan gayrimüslimlere -Kapadokya yöresine gidenler bilirler; ibadetlerini
yapma konusunda, Derinkuyu'da, yeraltına 8 kat şehirler inşa etmişlerdir-
özgürlüklerini vereceği hususundaki mesajlar, hem İstanbul'da hem Bosna'da hem
de Anadolu'da Fatih Sultan'ın önderliğiyle yaygınlaşarak gelişmiş olduğunu
görüyoruz.
Atatürk'ün bile "Türk tarihinin en büyük kumandanlarının başında
gelen" dediği Sultan Fatih'in, aynı zamanda iyi bir mühendis, iyi bir
tarihçi, doğu ve batı düşüncesini yakından inceleyen bilim, sanat ve kültür
adamı olduğunu biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bayraktar; sözlerinizi toparlar mısınız.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Özellikle gençlerin, bu bakımdan alacakları
mesajlar vardır. 21 yaşındaki bir hünkâr, bir sultan, yedi lisan bilmekte,
bütün fen ve sanat ilimlerini görmüş ve bu hazırlıklarla yeni bir çağın
açılmasına vesile olmuştur.
5 dakikada fetih ve İstanbul'u, Fatih'i anlatmanın zor olduğunu
biliyorum, mümkün olmadığını da biliyorum; ama, birkaç cümleyle özetleyerek
sözüme nihayet vermek istiyorum.
Özellikle, Fatih'in fethinden sonra, medeniyetler, kültür ve sanat şehri
olan İstanbul, gerçekten -bütün dünyanın gözü önündeki örneklerle dolu- tarih
sahnesindeki yerini almıştır.
30 Mart 1432 tarihinde Edirne'de doğan, 3 Mayıs 1481 tarihinde, 49
yaşında, Gebze'de Hünkâr Çayırında vefat eden Fatih'in, tarihî geçmişiyle bize
miras olarak bıraktığı İstanbul'un, Türkiye nüfusunun beşte 1'ini, Türkiye
ticaretinin yüzde 55'ini, Türkiye sanayiinin yüzde 40'ını oluşturmakla
birlikte, bir medeniyet kenti olmasına rağmen, maalesef, bugün çarpık kentleşme
konusuyla âdeta çırpınmakta olduğunu görüyoruz.
Bütün bunlara rağmen, bugün, İstanbul ve fetihle ilgili sözlerimi, Arif
Nihat Asya'dan değil, Nâzım Hikmet'ten bir şiirle noktalamak istiyorum.
Nâzım Hikmet, bu şiiri, 1921 yılında kaleme almış olup, İstanbul ve
Fatih'le ilgili şu mısraları döktürüyor:
"İslamın beklediği en şerefli gündür bu;
Rum Konstantiniyesi oldu Türk İstanbul'u.
Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,
Türk'ün Genç Padişahı, bir gök yarılır gibi
Girdi "Eğri kapı"dan, kır atının üstünde;
Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!
O ne mutlu, mübarek kuluymuş Allah'ın...
"Belde-i Tayyıbe-yi Fetheden Padişah'ın.
Hak yerine getirdi en büyük niyazını,
Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını.
İşte o günden beri Türk'ün malı İstanbul,
Başkasının malı olursa, yıkılmalı İstanbul..." (Alkışlar)
O yüce Fatih ve şehitleri rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyor; fethin 550 nci yıldönümünü bir kez daha tebrik
ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayraktar.
Üçüncü söz, orkinos balık üreticiliği ve yaş meyve ve sebze ihracatında Kapıkule Gümrüğündeki
TIR kuyruklarıyla ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan'a
aittir.
Buyurun Sayın Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)
3. - Antalya Milletvekili Osman
Kaptan'ın, Gazipaşa'da kurulması planlanan orkinos yetiştirme çiftliklerinin
bölge turizmine olumsuz etkilerine, yaş sebze ve meyve ihracatındaki
sıkıntılara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaş sebze
ve meyve ihracatı ile orkinos yetiştirme çiftlikleri hakkında gündemdışı söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, ülkemizi borç ve faiz yükünden kurtarmanın,
ekonomimizi ayağa kaldırmanın yolunun üretim olduğu, ihracat olduğu ve turizm
olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir.
Türkiye, meyve üretiminde dünyada dokuzuncu sırada, sebze üretiminde
dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Biber üretiminin yüzde 8'i, domates
üretiminin yüzde 7'si, patlıcan üretiminin de yüzde 4'ü, ülkemiz tarafından
yapılmaktadır.
Dünyada yaş sebze ve meyve ihracatı 114 000 000 ton dolayında olup,
ülkemiz, bunun ancak yüzde 1'ini gerçekleştirmektedir. Bu pazardan daha fazla
pay almamız için, sektörün sorunları acilen çözülmelidir.
En öncelikli sorunlardan birisi teşviktir. Narenciye ihracatına nakit
teşvik verilmesine karşın, üretimi daha pahalı ve daha riskli olan sera
ürünlerine teşvik verilmemektedir. Domates, biber çeşitleri, hıyar, kabak,
patlıcan ve meyvelere teşvik verilmesi, modern sera yapana teşvik ve uygun
kredi verilmesi halinde, ihracatımız kesin olarak artacaktır. Üreticilerin malı
para edecek, üreticinin yüzü gülecektir.
Cam seracılıkta, Antalya, Akdeniz ülkeleri arasında birinci sırada yer
almaktadır. Antalya'nın, turizmde olduğu gibi seracılıkta da çekim merkezi
olması için, Antalya ve ilçelerine doğalgaz getirilmelidir.
Antalya-Alanya yolu, Finike-Elmalı yolu, Patara-Kalkan yolu
bitirilmelidir; Finike-Demre yolu yapılmalıdır.
Selden, doludan, hortumdan zarar gören üreticilerin ürünleri, doğal
afetlere karşı sigortalanmalıdır.
Diğer bir öncelikli sorun ise, gümrük kapılarında yaşanmaktadır. Sebze
ve meyve yüklü TIR'lar, Kapıkule Gümrük Kapısında 25-30 saat kuyrukta
bekletilmekte, 10-15 kilometre kuyruklar oluşmaktadır. Mermer yüklü TIR'larla
sebze ve meyve yüklü TIR'lar aynı kuyrukta sıra beklemektedirler.
Sayın arkadaşlarım, malını satma, ihracat yapma, sebzen ve meyven
çürüsün demekten başka ne anlama gelebilir?..
Bu konuda, Antalya İhracatçı Birlikleri Başkanlığı Başbakanlığa yazılı
bir başvuru yapıyor: "İhracat yükü taşıyan TIR'lar, Kapıkule çıkışında 10
kilometreyi bulan kuyruklar oluşturuyor" diyor. Yine, Antalya İhracatçılar
Birliğinin, üç ay sonra, 2 Aralık 2002 tarihinde, bu yazıyı ilgi tutarak
yazdığı yazıda, TIR kuyruklarının 15 kilometreyi bulduğu ifade ediliyor.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu başvurulara karşı,
bakınız, Gümrük Müsteşarlığı, 12 Aralık 2002 tarihli
yazısında, TIR'ların yüklemelerinin hafta içerisinde yapılmasının sağlanması
halinde, sızlanmaların ortadan kalkacağını ifade etmektedir.
Sayın arkadaşlarım, bu nasıl bir ihracat anlayışıdır; hani "devleti
küçülteceğiz" derken, kuyrukları mı uzatıyoruz?! Bu kuyruklardan, Gümrük
Müsteşarının bile utandığını gazeteler yazdı. Utanmak yetmez, çözüm bulmak
gerekir.
Aradan dokuz ay geçti, bu sezon bitti artık, yeni sezon için önlem
alınsın. Sebze, meyve, olgunlaştığında, toplanmak için hafta içini, hafta
sonunu beklemez. Yabancı firmalar, bizim keyfimize göre değil, kendi
ihtiyaçlarına göre talepte bulunurlar, "hafta sonunda mal
gönderemeyiz" dersek, hemen rakip ülkelerden mal isterler. İhracatta,
gönderilen ürünlerin belli standardı vardır. Emir komuta zinciri içerisinde
sebze, meyve üretimi de, ihracatı da yapılmaz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir de, ciddî bir ihracat ürünü
olan orkinos balığı sorunu vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi toparlayın Sayın Kaptan.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Atlantik orkinoslarını koruyan uluslararası bir örgüt var. Geçen hafta
Genel Kuruldan geçen yasayla, bu örgüte Türkiye de üye oluyor. Bu örgüt,
ülkelere kota koyuyor ve bu kotalara uyuluyor.
57 nci hükümet döneminde, Türkiye'de, 4 şirkete orkinos çiftliği kurma
izni veriliyor. Bu çiftliklerden biri de, Antalya Gazipaşa'da kuruluyor.
Orkinosların kilosu ortalama 20 dolardan Japonya'ya ihraç ediliyor. Bu durumu
fark eden birçok firma izinli izinsiz olarak avlanınca, 60 000 000 -70 000 000
dolarlık orkinos kavgası başlıyor.
24 Haziran 2002'de, Alanya, Demirtaş, Gazipaşa civarında, denizde
çürümüş, etrafa kötü koku saçan ölü orkinoslar görüldüğü bir tutanakla tespit
edilmişken, dün de, yani, 28 Mayıs 2003 saat 18.30'da, Gazipaşa İskele Plajında
ölü bir orkinos balığının kıyıya vurduğu, çürümeye başladığı, bu haliyle deniz
ve çevre kirliliğine yol açtığı, yerinde bir tutanakla tespit edilmiştir.
Tutanakta, Gazipaşa Belediye Başkanı ve Yardımcısının, Merkez Sağlık Ocağı
Doktorunun, Çevre Sağlık Teknikerinin, Tarım İlçe Müdürünün ve iki de
veterinerin imzası vardır. Denizde 20-30 tane daha ölü orkinos olduğunu
balıkçılar görmüştür. Kıyıya vuran ölü orkinos, şu anda, Gazipaşa
Belediyesindedir. Bu olaylar, turizmcileri ve Gazipaşa halkını ciddî olarak
tedirgin etmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; orkinosta yanlış yapılmaktadır. Yer
seçimi yanlış yapılıyor. Antalya'nın, Alanya'nın, Gazipaşa'nın tercihi
turizmdir; imarını, planını, hep turizme göre yapmıştır. Bu konuda, 1989
yılında alınan bir Bakanlar Kurulu kararı da mevcuttur. Gazipaşa'daki tüm
siyasî parti başkanları, Gazipaşa Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi üyeleri,
muhtarlar, Antalya'nın iktidar ve muhalefet 13 milletvekili, demokratik kitle
örgütleri ve Gazipaşa halkı, Gazipaşa'da orkinos çiftliği kurulmasına karşıdır.
BAŞKAN - Sayın Kaptan, sözlerinizi toparlar mısınız.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
18 Mart 2003'te, Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü, Antalya
Valiliğine bir yazı yazarak, hükümet programı ve acil eylem planında açıklanan
turizm kentleri kapsamında, Gazipaşa İlçesi ve yakın çevresinde çalışma yapmak
üzere bir teknik heyet görevlendirmiştir. Bir ay sonra, 17 Nisan 2003'te ise,
yine, aynı Genel Müdür, Bakan adına imzalı, Antalya Valiliğine yazdığı ikinci
bir yazıda, bir şirkete Gazipaşa'da orkinos balık çiftliği kurulmasında bir
sakınca yoktur diye izin verilmesine yardımcı olmaktadır.
Sayın milletvekilleri, bu, nasıl bir turizm anlayışıdır? Allahaşkına,
iktidarın turizm kentleri projesi bu mudur?.. Bir ay önce turizm kenti olan
Gazipaşa'ya, bir ay sonra turizm alanı değildir denilebiliyor! Yine, bu konuda,
Antalya'da Çevre, Tarım, Turizm İl Müdürlüklerinin yetkililerinin içinde
bulunduğu bir komisyon 13 Mayıs 2003 tarihli bir tutanakla, çevresel etkilerin
önemsiz olacağı düşünülerek, ÇED gerekli değildir diye bir rapor düzenliyor.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, hükümete sormak istiyorum;
hani, ülkeyi halkla beraber yönetecektiniz?! Hani, yerel yönetimlere daha fazla
yetki verecektiniz?! Bu komisyonda bir tek Gazipaşa temsilcisi yoktur. ÇED
raporu, bu hayatî konuda gerekli olmayacaksa hangi konuda gerekli olacak? Biz,
orkinos üretimine karşı değiliz. Biz, orkinos ihracatına da karşı değiliz,
ancak, seçilen yerler, turizmi etkilemeyen yerler olsun diyoruz.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaptan.
Hükümet adına, Devlet Bakanı Sayın Kürşad Tüzmen cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Tüzmen. (AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Antalya Milletvekili Osman
Kaptan'ın gündemdışı konuşmasıyla ilgili söz almış bulunuyorum.
Malumları olduğu üzere, iktidara geldiğimizden bu yana, ihracatın
artırılması için elimizden gelen çalışmaları yapıyoruz. Tabiî, ihracattaki
artış, kapılarımızdaki yükün de artmasına sebep oluyor. Yalnız, Kapıkule'de
görülen sorun, esas itibariyle, sadece ihracat artışından kaynaklanmamaktadır.
2002 yılının ikinci yarısından itibaren ihracatta ciddî artış olmaya
başlamıştır, özellikle kasım ayından itibaren -kasım, aralık, ocakta- yaklaşık
yüzde 33 ve yılın ikinci yarısında da yüzde 34,8'lik bir ihracat artışıyla
karşılaştık.
Şimdi, 2001 yılında 68 047 adet araç geçiyordu Kapıkule'den; 2002
yılında yüzde 31 arttı araç sayısı, 88 993 araç geçmeye başladı; 2003 yılında
ise, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 36 oranında bir artış oldu ve 24 071
adede çıktı.
Bütün bu çalışmaların sonucunda, Kapıkule'deki yığılmanın gerçek
nedeninin ne olduğunu, Bulgar taraflarıyla beraber, çeşitli ziyaretlerimizde,
oraya arkadaşlarımızı da göndererek, araştırdık. Şimdi, ortaya çıkan bütün
tablo, yığılmanın asıl nedeni, Bulgar tarafından kaynaklanıyor. Bulgar
idareleri, öncelikle, günde ortalama 400
TIR aracının giriş ve aynı sayıda TIR aracının çıkış imkânını
tamamlayabiliyorlar; fakat, hafta sonlarında Türk tarafından gelen yığılmayı azaltamıyorlar.
Oradaki gümrük imkânları, Bulgaristan tarafının gümrük imkânları, özellikle
bizim taraftaki kapının onda 1'i büyüklüğünde olması nedeniyle, bu yükü
eritemiyor. Bu problemin çözülmesi için, Bulgaristan'ın bu konuda fizikî
altyapı çalışmalarının başlatılması amacıyla, resmî görüşmelerimiz
sürdürülüyor.
Burada diğer önemli husus, Bulgar tarafı -özellikle bizden geçen
araçlarla ilgili olarak- TIR araçları ile kamyonetleri aynı kapsamda
değerlendiriyor. Dolayısıyla, bavul ticaretine konu olan mallar ile TIR'lar
aynı kapıdan giriyor ve bavul ticaretine konu olan mallarla ilgili fizikî
muayene yaptıkları için, teker teker orada bu fizikî muayenenin yapılması için
beklemesi, arkada da TIR kuyruklarının oluşmasına sebebiyet veriyor.
Sonuç olarak, aslında, bu kuyruklar, sadece, değerli Antalya
Milletvekilimizin söylediği gibi yaş meyve sebzede yaşanmıyor, diğer bütün
ürünlerde bu tip sıkışıklığı biz görüyoruz ve özellikle, önceki yıllarda olduğu
gibi, bu işlemlerin, Bulgar tarafının fizikî altyapısını tamamlamasını da
sağlayarak, bir an evvel çözülmesi için, hükümetimiz elinden gelen gayreti
gösteriyor.
Hepinizin bilgilerine arz ediyorum; saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüzmen.
Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz salı günü, Çanakkale İlinde parti
çalışmalarına katılan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal
ve beraberindeki milletvekilleri acı bir trafik kazası yaşamak durumunda
kaldılar. Karşı yönden gelen araç, yolun kaygan olması nedeniyle dengesini
kaybederek parti otobüsünün altına girdi; kaza sonucu 2 vatandaşımız hayatını
kaybetti. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Tanrı'dan rahmet, yakınlarına da
başsağlığı diliyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal
ve beraberindeki milletvekilleri ve heyete de geçmiş olsun dileklerimizi
sunuyoruz.
Geçmiş olsun efendim.
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sağ olun.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
1 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan
ve 24 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumunun mevcut durumunun ve
taşkömürü üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/96)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'de taşkömürü üretiminin sürekli azalmasının sebepleri, Türkiye
Taşkömürü Kurumunun sürekli zarar eder hale gelmesine yol açan idarî ve siyasî
nedenlerin araştırılması ve bu sektörde
yaşanan sorunların çözüm yollarının
bulunması amacıyla, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1- Fazlı Erdoğan (Zonguldak)
2- Şükrü Ünal (Osmaniye)
3- Ömer Özyılmaz (Erzurum)
4- Alim Tunç (Uşak)
5- Mehmet Özyol (Adıyaman)
6- Ali Öğüten (Karabük)
7- Hasan Ali Çelik (Sakarya)
8- Şükrü Önder (Yalova)
9- Fetani Battal (Bayburt)
10- Polat Türkmen (Zonguldak)
11- Mustafa Demir (Samsun)
12- Faruk Anbarcıoğlu (Bursa)
13- Köksal Toptan (Zonguldak)
14- Harun Tüfekçi (Konya)
15- Ersönmez Yarbay (Ankara)
16- Cemal Uysal (Ordu)
17- Mehmet Atilla Maraş (Şanlıurfa)
18- Musa Uzunkaya (Samsun)
19- Hacı Biner (Van)
20 - Mustafa Dündar (Bursa)
21 - Murat Yılmazer (Kırıkkale)
22 - Osman Kılıç (Sıvas)
23 - Eyyüp Sanay (Ankara)
24 - Hamza Albayrak (Amasya)
25 - Nevzat Doğan (Kocaeli)
Gerekçe:
Taşkömürü, demir-çelik ve enerji sektörü için vazgeçilmez bir hammadde,
ülkemiz için ise stratejik bir madendir. 1848 yılından bugüne 155 yıldır
havzada kömür üretilmiş ve Zonguldak, daima Türkiye'nin sanayileşme
hamlelerinin itici gücü olmuştur.
Avrupa Birliğinin 2020 yılı enerji talep projeksiyonunda, enerji
kaynakları paylarındaki en büyük artış kömürde görülmektedir.
Oysa, ülkemizde fosil kaynakları içinde en büyük rezerve sahip olan
kömüre gereken önem verilmemiştir. Kömürün sadece elektrik, demir-çelik ve
sanayide kullanımı, kömürün üretilmesiyle yaratılan katmadeğer, istihdam,
üretildiği bölgenin sosyoekonomik, kültürel kalkınmasındaki etkisi dikkate
alınarak ulusal bir kömür politikası oluşturulması gerekmektedir.
Ülkemizin en önemli taşkömürü rezervleri Zonguldak ve civarındadır.
Zonguldak havzasında bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda 1,1 milyar ton
rezerv saptanmıştır. Havza, Karadeniz Ereğlisinden başlayarak, Kandilli,
Zonguldak, Amasra, Pelitovası, Azdavay ve Söğütözü'ne kadar uzanan bölgeyi
kapsamaktadır.
Türkiye'de taşkömürü tüketiminin büyük bölümü sanayi tarafından
gerçekleştirilmektedir. Demir-çelik sanayi tüketimi içinde TTK kaynaklı
kömürlerin payı sürekli olarak geriler iken, ithalatın payı, son iki yıl hariç,
artmaktadır. Termik santrallarda tüketim ise, tümüyle Çatalağzı Termik
Santralının kapasite kullanımına bağlıdır.
Taşkömürü madenciliği, ülkemizde derin damarlarda yürütülmektedir ve
derin damar madenciliğinde yatırım, damar şartlarına bağlı olarak değişmekteyse
de, gelişmiş ülkelerde yatırım, ülkemiz gibi düşük değildir. 1994-1999 yılları
arası TTK yatırımları 2,1-4,05 USD/ton arasında değişirken, gelişmiş ülkelerde
bu değer 5-10 USD/ton seviyesindedir. Yine, TTK'da yeraltı toplam işçi sayısı
10 898 iken, yerüstü işçi sayısı 5 250'dir. Bu dengenin 5/1 seviyesine
çıkarılması gerekir.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında TTK'nın 1997-2000 yılları
arasındaki yıllık satılabilir taşkömürü üretim miktarı 5 350 000 ton olarak
hedeflenmiş, buna karşılık 1998 yılındaki satılabilir taşkömürü üretimi 2 136
120 ton olarak planlananın ancak yüzde 40'ı oranında gerçekleşmiştir. Ayrıca,
üretim azalmasına paralel olarak, demir-çelik sanayiine verilen taşkömürü
miktarı toplam üretimin yüzde 9,5'ine kadar düşmüştür.
Ülkemizin tek taşkömürü üreten müessesesi olan TTK, sanki gizli bir el
tarafından zararları kabul edilemez bir seviyeye çıkarılarak, kapanmanın
eşiğine getirilmektedir. Ayrıca, gittikçe büyüyen dışticaret açığı problemi
açısından önemli bir ithal kalemi olan taşkömürünün üretiminin azalması, döviz
kaybını büyütmektedir.
Düne kadar enerjinin, taşkömürünün, demirin, çeliğin başkenti olan
Zonguldak, son yılların yanlış ekonomik politikaları yüzünden harabeye
dönmüştür.
TTK'nın içine düştüğü durumdan çıkarılması, ülke ekonomisi açısından çok
büyük bir kazanç olacağı gibi, bir kentin yeniden doğuşu sağlanacaktır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair önerge vardır; okutuyorum:
C) Tezkereler ve
Önergeler
1. - Osmaniye Milletvekili Necati
Uzdil'in (6/457) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/63)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 251 inci sırasında yer alan
(6/457) esas numaralı sözlü soru önergemi, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın
Prof. Dr. Sami Güçlü yazılı olarak yanıtladığından geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Necati Uzdil
Osmaniye
BAŞKAN - Soru önergesi geri verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmına geçiyoruz.
Genel Kurulun 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşiminde alınan karar
gereğince, bu kısmın birinci sırasında yer alan, Türkiye ve Avrupa Birliği
arasındaki ilişkiler konusunda açılması kabul edilen genel görüşmeye
başlıyoruz.
IV. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Görüşmeler
1. - Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusunda genel
görüşme (8/2) (1)
BAŞKAN - Hükümet?.. Burada.
İçtüzüğümüze göre genel görüşmede ilk söz hakkı, önerge sahibi olarak,
hükümete aittir; daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti
grupları adına 1'er üyeye, şahısları adına 2 üyeye söz verilecektir; ayrıca,
istemi halinde hükümete de tekrar söz verilecek; bu suretle, genel görüşme
tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika,
önerge sahibi olarak hükümet ve şahıslar için 10'ar dakikadır.
Genel görüşme üzerinde söz alan sayın milletvekilleri var.
Hükümet?..Hükümetin bu aşamada söz talebi yok.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, elim bir trafik kazası yaşayan
Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına ve çalışma arkadaşlarına,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Grubumuz adına geçmiş olsun dileklerimi arz
etmek istiyorum. Ayrıca, kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan
rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. (Alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından Avrupa Birliğiyle ilgili olarak görüşülmesi kabul edilen genel
görüşme üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye, kırkdört yıldır, Avrupa Birliğine onurlu ve eşit statüde üye
olma çabasını kararlılıkla sürdürmektedir. Avrupa Birliğinin, Türkiye'nin bu
kararlı çabasını daha fazla desteklemesi ve kısa sürede, Avrupa Birliği ailesi
içerisinde hak ettiği yeri almasını sağlaması, hepimizin ortak temennisidir.
Hepimizin bildiği gibi, Avrupa Birliği, barışı korumak ve ekonomik ve
sosyal ilerlemeyi pekiştirmek amacıyla bir araya gelmiş 15 üye devletten
oluşur. Birliğin içinde ortak kurumları bulunan üç topluluk vardır; Avrupa
Kömür ve Çelik Topluluğu 1951 tarihli Paris Anlaşmasıyla, Avrupa Ekonomik
Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu 1957 tarihli Roma Anlaşmasıyla,
1992'de de Maastricht'te Avrupa Birliği Anlaşmasıyla ekonomik ve parasal birlik
doğrultusunda ilerleyen ve belirli alanlarda hükümetlerarası işbirliğini içeren
bir Avrupa Birliği. Daha sonra, topluluklar, bu sürecin sonunda, üye devletler
arasındaki bütün sınırları kaldırarak, tek bir pazar kurdular.
1992'de Maastricht'te imzalanan Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin
neredeyse kırkdört yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye, Avrupa Ekonomik
Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra, Temmuz 1959'da,
topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur. Türkiye-Avrupa Birliğinin kırkdört
yıllık geçmişine baktığımızda, zaman zaman Avrupa Birliğinden kaynaklanan,
zaman zaman da Türkiye'den kaynaklanan sebeplerle, bu birliktelik
gerçekleştirilememiştir.
Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana, hatta son ikiyüz yıldan beri
Batılılaşma ile modernleşme eş tutulmuştur. Avrupa Birliği, cumhuriyetten sonra
en büyük dönüşüm projemizdir. Bu sebeple, Türkiye, NATO, OECD gibi Avrupa
merkezli oluşan bütün siyasî, ekonomik ve güvenlik kuruluşlarına üye olmuştur.
(1) (8/2) esas numaralı genel görüşme önergesinin
öngörüşmeleri, 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşimde yapılmıştır.
Tam üyelik başvurumuza, o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu
tarafından verilen cevapta, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin
gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik
koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması
imzalanması önerilmişti. Söz konusu anlaşma, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da
imzalanmıştır.
Anlaşma, hazırlık dönemi, geçiş dönemi, nihaî dönem olmak üzere üç devre
öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise, gümrük birliğinin tamamlanması
planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte,
13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde,
geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler
belirtilmiştir. Ancak, gerek Ankara Anlaşması gerek Katma Protokol, öngörüldüğü
şekilde uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu, Türkiye ile topluluk arasında
paylaştırmak gerekir. Ülkemiz, 1970'li yıllarda, içinde bulunduğu ekonomik
krizler ve bazı siyasî tercihlerle, Katma Protokolden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. Buna karşılık, topluluk da,
kendi yükümlülüklerini aksatmış ve ortaklık ilişkilerinin genişletilmesi
istikametinde çaba harcamaktan kaçınmıştır. Başlangıçta, sadece ekonomik olan
sorunlar, 12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de topluluğa tam üye
olmasıyla siyasî boyutlar da kazanmaya başlamıştır; topluluk-Türkiye ilişkileri
dondurulmuş ve malî işbirliğine son verilmiştir; Katma Protokolün ise, sadece
ticarî hükümleri işlemeye devam etmiş, diğer bütün hükümleri atıl kalmıştır.
1983 yılında, Türkiye'de, sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından
itibaren, ülkemizin, ithal ikamesi politikalarını hızla terk ederek dışa açılma
sürecini başlatması, ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye, bir
taraftan, 14 Nisan 1987'de Avrupa Birliğine tam üyelik müracaatında bulunmuş;
diğer taraftan, ertelenmiş bulunan gümrük vergileri, uyum ve indirim takvimini,
1988 yılından itibaren, hızlandırmış bir şekilde, yeniden yürürlüğe koymuştur.
Avrupa Komisyonu, tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta,
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle
birlikte, topluluğun kendi içerisindeki derinleşme sürecini tamamlamasına ve
gelecek genişlemesine kadar beklemesini ve bu arada, Türkiye'yle gümrük birliği
sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri, tarafımızdan da olumlu
değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin, Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde,
1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanılmıştır. İki yıl
süren müzakereler sonunda, 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi
toplantısında alınan karar uyarınca, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gümrük
birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, Avrupa Birliğinin diğer organlarında yer almadan gümrük
birliğine girmiş tek ülkedir; ancak, gümrük birliğinin sorunsuz yürüdüğünü de
söyleyebilmemiz mümkün değildir. Bir kere, Avrupa Birliği, gümrük birliğiyle
birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.
Avrupa Birliği, gümrük birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi
toplantısında üstlendiği ve ülkemize dört, beş yıllık bir dönem içinde 2,5
milyar euroya varan malî yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş, aynı
şekilde, kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı
tedbirleri de almamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasının
başlıca iki nedeni vardır, birisi, Yunanistan'ın, diğeri ise Avrupa
Parlamentosunun muhalefetidir. Zira, bunlar Gümrük Birliği Anlaşması paketinin
bir parçasıdır. 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde, Köln'de yapılan Avrupa Birliği
Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve
Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere
ve Fransa'nın desteğine rağmen, Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin
olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir. Türkiye, 10-11 Aralık 1999
tarihlerinde Helsinki'de yapılan Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesinde, oybirliğiyle Avrupa Birliğine aday ülke olarak kabul ve ilan
edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille
ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday
ülkeler gibi bir katılım öncesi stratejiden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye,
topluluk programları ve ajanslarıyla aday ülkeler ile birlik arasında katılım
süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkânına sahip olacaktır.
Türkiye'nin Aralık 1999 Helsinki Zirvesinde aday olarak kabul edilmesi Avrupa
Birliğiyle kırk yıllık geçmişe sahip ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı
olmuştur. Helsinki Zirvesinden bu yana geçen sürede, ülkemiz, Avrupa Birliğine
katılım sürecinde diğer aday ülkelerle aynı muameleye tabi tutulmuş ve tüm
faaliyetler bu çerçevede yürütülmüştür. Bu çerçevede, ülkemiz, Avrupa
Birliğinin hükümet ve hükümet başkanları düzeyindeki zirvelerin, diğer aday
ülkelerle birlikte, düzenli olarak katılmaya başlamıştır. 26 Mart 2001
tarihinde, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program
kabul edilmiştir. Bu çerçevede, Avrupa Birliği mevzuatına uyum çalışmalarını
yoğunlaştırmış ve müktesebat uyumu için faaliyet gösteren toplam 8 alt komite
bünyesinde kapsamlı çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
İlişkilerin en üst düzey organı olan Ortaklık Konseyi, artık, olağan bir
şekilde toplanmaya başlamış; son olarak, 15 Nisan 2003 günü yapılan Ortaklık
Konseyi toplantısında, önümüzdeki dönemde yapılması gereken çalışmalar
ayrıntılı olarak ele alınarak, bir yol haritası benimsenmiştir.
Ülkemiz, 2001 yılında, Ulusal Programı Avrupa Birliğine iletmesini
takiben, kısa süre içinde, gerek siyasî gerek ekonomik kriterler bağlamında
önemli yasal düzenlemeleri tamamlamıştır. Siyasî kriterlere uyum amacıyla
Anayasada kapsamlı değişiklikler gerçekleştirilmiş, bunların uygulanmaya
geçirilmesi amacıyla birbiri ardına uyum paketleri çıkarılmıştır. Ayrıca,
Katılım Ortaklığı Belgesinde öngörülen siyasî diyalog kapsamında, gerek Kıbrıs
gerek Ege sorunlarına ilişkin kapsamlı bir karşılıklı görüşme süreci
başlatılmıştır.
Türkiye'nin üyelik yönünde bugüne değin almış olduğu önlemlerin Avrupa
Birliği üzerinde gayet önemli etki meydana getirdiğini de görmekteyiz. Atılan
tüm bu adımlar, yeni kurulan AK Parti Hükümetinin konuya olan kararlı yaklaşımı
sonucu, Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde alınan kararlara olumlu biçimde
yansımıştır. Zirvede, Avrupa Birliği, ülkemizle üyelik müzakerelerine
başlanılmasının değerlendirilmesi için ilk kez somut bir perspektif vermiştir.
Kopenhag Zirvesinde alınan karar uyarınca, 2004 Aralık ayında komisyonun
hazırlayacağı rapor ve öneriler doğrultusunda, Türkiye siyasî kriterleri
karşıladığında, üyelik müzakereleri gecikmesiz olarak başlayacaktır.
Nedir bu Kopenhag Kriterleri? Avrupa Birliği üyesi ülkeler, 1993
yılında, Kopenhag devlet ve hükümet başkanları zirvesinde, Avrupa Birliğine
katılmak isteyen ülkelerin karşılamaları gereken kriterleri ortaya
koymuşlardır. Bunlar, objektif ve standart kriterlerdir. Diğer aday ülkeler
gibi, Türkiye'den de yapması istenilen, bu kriterleri karşılama yönünde adımlar
atmasıdır. Türkiye için farklı bir muamele de söz konusu değildir. Bu bağlamda,
Avrupa Birliği üyeliğini, 1960'lardan başlayarak bir devlet politikası haline
getirmiş bir ülke olarak Türkiye'nin, söz konusu kriterleri, 1993 yılından
itibaren gündemine alması gerekirken, bu kriterler, Türkiye'nin gündemine,
geçtiğimiz yılın sonunda, 10-11 Aralıkta Helsinki'de toplanan Avrupa hükümet ve
devlet başkanları zirvesi sonunda, Türkiye'nin üye adaylığının resmen
onaylanmasından sonra girmiştir.
Kopenhag Kriterleri, Türkiye'de, daha çok "siyasî kriterler"
olarak algılanmakta ve Avrupa Birliğinin Türkiye için özel olarak öne sürdüğü
koşullar olarak değerlendirilmektedir. Oysa, gerçekte, Avrupa Birliği
karşısında aday ülke konumunda bulunan her ülke için üye olma koşulları
niteliğini taşıyan Kopenhag Kriterleri üç başlık altında toplanabilir; siyasî
kriterler, ekonomik kriterler ve Avrupa Birliği üyelik yükümlülüklerini
üstlenebilme yeteneği, yasal değişiklikler ve bu değişiklikleri uygulamaya
geçirecek siyasî irade.
Siyasî kriterlerde, demokrasi kavramıyla siyasal çoğulculuk, ifade ve
din seçme özgürlüğünü kapsayacak anayasal garantinin bulunması; çeşitli devlet
birimlerinin normal işlevlerini yerine getirebilmesine imkân sağlayan
demokratik kurumların, bağımsız yargı ve anayasal kurumların mevcudiyeti;
değişik siyasal partilerin dönüşümlü olarak iktidara gelmesine imkân verecek ve
genelde muhalefetin rolünü tanıyan özgür ve dürüst seçimlerin
gerçekleştirilmesi belirtilmek istenmektedir.
İnsan haklarını tanımlayan unsurlar ise, Avrupa Konseyinin İnsan Hakları
ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Hakkında Sözleşmesine taraf olunması ve
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvurunun kabulüdür. Bu çerçevede
temel özgürlüklerin tanınmış olması, dil, din, cinsiyet, ırk, ifade ve basın
özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, azınlık haklarının korunması ve
hukukun karşısında kişilerin eşit konumda yer alması da, insan haklarının
referans noktaları olarak sayılmaktadır.
Ekonomik kriterler arasında sayılan, işleyen pazar ekonomisinin var
olabilmesi için, her şeyden önce, serbest piyasa koşullarının sağlanması;
rekabetçi fiyatların geçerliliği; ticaretin liberalizasyonu, piyasaya giriş ve
çıkış serbestisi; fikrî ve sınaî mülkiyet haklarının korunmasına yönelik bir
yasal sistemin var olması ve iyi işleyişinin temini; fiyat istikrarı ve
sürdürülebilir kamu finansmanı ve dış denge dahil, makro ekonomik istikrarın
sağlanması. ekonomi politikasının temel ilkeleri konusunda, toplumda kapsamlı
bir uzlaşmanın ve tasarrufları üretime ve yatırımlara dönüştürecek gelişmiş bir
finans sektörünün varlığı gerekmektedir.
Ülkemizle üyelik müzakerelerinin açılması kendiliğinden olmayacaktır.
Bunun için, yerine getirmemiz gereken daha birçok konu bulunmaktadır. Bu
sebepten dolayı, önümüzdeki kısa dönemi çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.
Türkiye, kendine özgü jeostratejik konumuyla, Avrupa Birliğinin dış ve güvenlik
politikalarının yeni boyutlar kazanmasına vesile olacak ve böylece, Türkiye,
bölgesinde, bir Avrupa Birliği üyesi olarak, daha kuvvetli bir sese ve konuma
sahip olacaktır.
Avrupa Birliğine tam üyelik, Türkiye'nin, Yunanistan'la ilişkilerine de
yeni bir perspektif getirecektir. Türkiye'nin tam üyeliği gerçekleştiğinde, Ege
bir ihtilaf konusu değil, birlik sınırları içerisinde Türkiye ve Yunanistan'ı
birleştiren bir bölge özelliği kazanacaktır. Türkiye'nin üyeliğinin birliğe
kazandıracağı avantajlar, Avrupa Birliğinin gelecekteki vizyonuyla yakından
ilgilidir.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği, Avrupa'da istikrar ve barışın
korunmasına olduğu kadar, Avrupa değerlerinin bölgeye ve ötesine yayılmasına da
katkı sağlayacaktır; zira, Türkiye'nin, birliğe katılımı, Avrupa Birliğinin dış
ilişkilerinde yeni ufuklar da açacaktır.
Türk Halkı -büyük bir çoğunlukla- Avrupa Birliği üyeliğine destek
vermektedir. Birliğe üyelik, ekonomik açıdan Türkiye'nin kalkınmasının temel
motoru olacaktır. Bu anlamda, tam üye olduklarında Türkiye'nin bugünkü
gelişmişlik düzeyinin gerisinde bulunan bazı Avrupa Birliği ülkelerinin, üye
olduktan sonra Avrupa Birliği fonlarının da yardımıyla kaydettikleri sıçrama
önemli bir örnek oluşturmaktadır.
Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde Avrupa Birliği tarafından kabul edilen Tek Avrupa Deklarasyonunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin genişlemesi, sürekli, kapsayıcı ve geri çevrilmez bir süreçtir. Türkiye ile gerekli kriterler karşılanır karşılanmaz müzakerelerin açılması, Avrupa Birliği