DÖNEM : 22 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 16
87 nci
Birleşim
29 . 5 . 2003 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün, Balıkesir İlinin sorunlarıyla
tohum üretim istasyonunun kapatılmasının yaratacağı sıkıntılara ilişkin
gündemdışı konuşması
2. - İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar'ın, İstanbul'un fethinin 550
nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, Gazipaşa'da kurulması
planlanan orkinos yetiştirme çiftliklerinin bölge turizmine olumsuz etkilerine,
yaş sebze ve meyve ihracatındaki sıkıntılara ve alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 milletvekilinin, Türkiye
Taşkömürü Kurumunun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/96)
C) Tezkereler ve
Önergeler
1. - Osmaniye Milletvekili Necati Uzdil'in (6/457) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/63)
IV. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Görüşmeler
1. - Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye ve Avrupa
Birliği arasındaki ilişkiler konusunda genel görüşme (8/2)
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı (1/594) (S. Sayısı: 143)
2. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve
Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/558) (S. Sayısı: 135)
VI. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, son beş yılda ithal edilen
bazı deniz motorlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad
Tüzmen'in cevabı (7/493)
2. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, İstanbul İl Müdürlüğünün
bilgisayar donanımı ihalesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali
Coşkun'un cevabı (7/495)
3. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, Aycell Yönetim Kurulu Üyeliğine
ve Müsteşar Yardımcılığına yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı (7/507)
4. - Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın, RTÜK'te görev süresi biten
üyelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/514)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.
Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık, sözleşmeli çiftçilik uygulamaları
sırasında yapılan sözleşmelerdeki boşlukların yarattığı sorunlar ve alınması
gerekli tedbirlere,
Siirt Milletvekili Öner Ergenç, çocukların suç işlemelerinin önlenmesi
ve suç işleyen çocukların topluma kazandırılmasına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Ağrı Milletvekili Naci Aslan, Gürbulak gümrük tesislerinin açılışı ve
sınır ticaretinin Ağrı İli ekonomisinin gelişmesine olan katkısına ilişkin
gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler cevap
verdi.
Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 21 milletvekilinin, Adıyaman İli
Besni İlçesinin tarihî ve kültürel değerlerinin korunması için (10/93),
İstanbul Milletvekili Emin Şirin ve 21 milletvekilinin, Türk basınının
sorunlarının araştırılarak (10/94),
Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 23 milletvekilinin, ülkemizdeki
demir ve çelik üretimi ile Erdemir’in mevcut durumunun ve sorunlarının
araştırılarak (10/95),
Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil'in (6/226) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği
bildirildi.
Bazı milletvekillerine, Başkanlık tezkeresinde belirtilen sebep ve
sürelerle izin,
Bursa Milletvekili Ali Dinçer'e ödenek ve yolluğunun,
Verilmesine ilişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.
Genel Kurulun 28.5.2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde; gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 43 üncü sırasında yer alan 136 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın
2 nci sırasına, 42 nci sırasında yer alan
135 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına, 34 üncü sırasında yer
alan 124 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce Gelen
Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 145 sıra sayılı Hâkimler
ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının ise 48 saat
geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına, 50 nci sırasında yer alan 143 sıra sayılı
Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının ise 6 ncı sırasına, 49 uncu sırasında yer alan 142 sıra sayılı
kanun tasarısının 7 nci sırasına alınmasına ve bu birleşimde; gündemin 6 ncı
sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması
halinde saat 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilerek, bu sıraya kadar
olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına, 23.5.2003 tarihli
84 üncü Birleşimde açılması kabul edilen Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki
ilişkiler konusundaki genel görüşmenin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmında yer alması ve genel görüşmenin, 29.5.2003 Perşembe günkü
birleşimde yapılmasına ve bu birleşimde, Genel Kurulun saat 13.00'te
toplanarak, 142 ve 143 sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmelerinin saat
24.00'e kadar tamamlanamaması halinde, saat 24.00'ten sonra da çalışmalara
devam edilerek, bu işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi, kabul edildi.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının :
1 inci sırasında bulunan (6/160),
2 nci sırasında bulunan (6/161),
3 üncü sırasında bulunan (6/166),
4 üncü sırasında bulunan (6/172),
Esas numaralı sorular üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından yazılı
soruya çevrildi; soru sahipleri de görüşlerini açıkladı.
5 inci sırasında bulunan (6/173),
7 nci sırasında bulunan (6/188),
11 inci sırasında bulunan (6/193),
Esas numaralı sorulara Sağlık Bakanı Recep Akdağ;
12 nci sırasında bulunan (6/194),
13 üncü sırasında bulunan (6/195),
19 uncu sırasında bulunan (6/204),
Esas numaralı sorulara Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler,
Cevap verdi;
(6/193), (6/194), (6/195) ve (6/204) esas numaralı soruların sahipleri
de karşı görüşlerini açıkladılar.
6 ncı sırasında bulunan
(6/183),
8 inci sırasında bulunan
(6/189),
9 uncu sırasında bulunan
(6/190),
10 uncu sırasında bulunan (6/191),
Esas numaralı sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından, ertelendi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Sağlık Bakanlığına Ait Bölümünde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/554) (S. Sayısı: 133),
2 nci sırasına alınan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Uzman
Erbaş Kanunu, Uzman Jandarma Kanunu, Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanunu,
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet
Kanunu ve Askerlik Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının (1/538) (S. Sayısı: 136),
Yapılan görüşmelerden sonra,
kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.
3 üncü sırasına alınan, Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması
Hakkında Kanun Tasarısının (1/558) (S. Sayısı: 135) görüşmeleri, komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
4 üncü sırasına alınan, Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/556) (S. Sayısı: 124), yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği ve
kanunlaştığı açıklandı.
Genel Kurulun 28.5.2003 tarihli (bugünkü) birleşiminde gündemin 7 nci
sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
5 inci sırasına alınan, Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/600) (S. Sayısı:145), yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği ve
kanunlaştığı açıklandı.
6 ncı sırasına alınan, Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/594) (S.Sayısı: 143) görüşmelerinin
tamamlanmasını takiben elektronik cihazla yapılan açıkoylaması sonucunda, Genel
Kurulda toplantı yetersayısının bulunmadığı anlaşıldığından,
Alınan karar gereğince, 29 Mayıs 2003 Perşembe günü saat 13.00'te
toplanmak üzere, birleşime 23.58'de son verildi.
|
Yılmaz Ateş |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mevlüt Akgün |
Yaşar Tüzün |
|
|
Karaman |
Bilecik |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
Suat Kılıç |
|
|
|
Samsun |
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
|
No. : 120
II. - GELEN KÂĞITLAR
29 . 5 . 2003 Perşembe
Tasarı
1. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi
Hakkında Kanun Tasarısı (1/605) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2003)
Teklif
1. - Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç ve 31 Milletvekilinin; Muhtar
ve İl Genel Meclisi Üyelerinin Sosyal Güvenlikleri Hakkında Kanun Teklifi
(2/141) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.5.2003)
Tezkere
1. - Cumhurbaşkanlığı 2002 Mali Yılı Kesinhesap Cetvelinin Sunulduğuna
İlişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Tezkeresi (3/294) (Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.5.2003)
Meclis Araştırması Önergesi
1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 Milletvekilinin, Türkiye
Taşkömürü Kurumu'nun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/96) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.5.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.00
29 Mayıs 2003 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Suat
KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87 nci
Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Balıkesir İlinin sorunları konusunda söz isteyen
Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür'e aittir.
Buyurun Sayın Sür. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI
Konuşmalar
1. - Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün,
Balıkesir İlinin sorunlarıyla tohum üretim istasyonunun kapatılmasının
yaratacağı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması
ORHAN SÜR (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Balıkesir İlinin sorunları ve
Balıkesir'de bulunan sebzecilik üretim istasyonunun kapatılması hakkında
gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, nitelikli tohum kullanılmasının, verimi, diğer
üretim şartlarına bağlı olarak yüzde 20, yüzde 30 oranında artırdığı hatta
yabancı döllenen türlerde melez tohumların 3 katına kadar verim artışı
sağladığı bilinmektedir.
Gıda sanayiinde hammadde sağlayan üretimin kalitesinin en az ürünün
miktarı kadar önemli olduğunu, ürünün ekonomik değerinin en önemli belirleyici
noktasının da kalitesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, tarımsal
ürünlerin, kalite, verim ve çeşitliliğini artırmak amacıyla pek çok türde bitki
ıslahı yoluyla ve biyoteknoloji dahil, gelişmiş ülkeler tarafından yeni
teknolojiler kullanılarak elde edilen yeni çeşitler dünyanın her tarafına hızla
yayılmaktadır.
Gelişmiş ülkelerin araştırma ve geliştirme çalışmalarına verdikleri önem
ve bu alanlara ayırdıkları kaynak, gelişme yolundaki ülkelerin üzerinde durması
gereken bir konudur.
Bu tür tohumların uygun şartlarda kullanılması sonucunda daha verimli ve
ekonomik sonuçların elde edildiği bilinmektedir. Böyle bir üretim, dünyada
yaygın olan deyimiyle, sürdürülebilir gelişmenin esasını oluşturmaktadır.
Ülkemiz açısından düşünüldüğünde, ekilebilen alanların bazı haller dışında
genişletilmesi mümkün olmadığı göz önüne alınırsa, elde edilecek ürünün
artırılmasında birinci faktörün,
kaliteli tohumluk olduğu
görülmektedir. Dünya
genelinde tohumluk ticaretinin 30 milyar ABD Dolarına ulaştığı
hesap edilmektedir. Büyük bir tarımsal potansiyele sahip olan ülkemizde, tohum
yetiştiriciliği için, iklim, toprak ve diğer üretim faktörleri uygun olmasına
rağmen, Türkiye, ihracatının çok düşük olması nedeniyle, uluslararası
istatistiklerde, maalesef, yer almamaktadır. Yıllara göre değişmekle birlikte,
tohum ithalatımız 70 000 000-75 000 000 dolardır. Nitelikli, kaliteli tohum, iç
pazarımızda, yaklaşık 200 000 000 dolar civarında bir pazara sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce sunduğum kısa bilgiden de anlaşılacağı
üzere, ülkemizdeki tarım üretiminde en önemli faktörlerden bir tanesi,
nitelikli tohumdur. Balıkesir'de, yıllardır Türk çiftçisine hizmet eden bir
kuruluş var; Tarım Bakanlığımıza bağlı, sebzecilik üretim istasyonu. Bu
tesiste, Türk çiftçisinin hizmetine sunulmak üzere, çeşitli sebze tohumları
yetiştiriliyor ve bu tohumlar, Türk çiftçisinin hizmetine sunuluyor.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce ifade ettiğim rakamlar incelendiğinde,
200 000 000 dolarlık bir piyasada, 70 000 000-75 000 000 doları dışarıdan
ithalatla karşılıyoruz; geri kalan, iç üretimle karşılanıyor. İlkesel olarak,
yıllardır devletin bu konuda yaptığı çalışmalar, Türk köylüsüne bir hizmet ve
Balıkesir'de üretilen bu tohumlar da, elbette Türk köylüsünün emrinde; ama,
gelin görün ki, hükümetimiz, yeni bir karar almış, Balıkesir'e gönderdiği bir
yazıda diyor ki, Balıkesir sebzecilik üretim istasyonunun faaliyetlerini, 30
Haziran itibariyle durduruyorum.
Şimdi, bu kararın iki boyutu var. Birinci boyut olarak, bu üretimin
durdurulmasını tartışabiliriz. İkinci bir boyutu daha var; zamanlama boyutu.
Bizler, aslında, bu ülkede devletin birçok konuda öncülük yaptığını biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sür, sözlerinizi toparlar mısınız.
ORHAN SÜR (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Burada, üretimin durdurulmasıyla elde edilecek gelir nedir diye sormak
gerekir. Aslında, burada, üretim durdurulacağına, bence, burada, bu eylemin, bu
işin daha da geliştirilmesi gerekir. Dünyada tohumculuğa bütün ülkeler bu kadar
önem verirken, Türkiye'de, devletin tohumculuk sektöründen çıkması, Türk
çiftçisini, dünya tekellerinin emrine sunması manasını taşıyor.
Değerli arkadaşlarım, burası, bu amaçla kapatıldıktan sonra, Tarım
Bakanlığına tahsisli olan bu yer, Hazineye devredilecek. Elbette, hükümetimizin
uyguladığı politikalar sonucunda da, bu yer, sanırım satılacak. Gelin, bunu
böyle yapmayalım; gelin, devlet olarak, bu yeri, Balıkesir'deki bu güzelim
tesisi, yaklaşık 900 küsur dönüm olan bu güzelim tesisi, Türkiye'de hibrit
tohum üretmekte örnek bir tesis haline getirelim. Bu tesis, Türk çiftçisine
hizmet etmeye devam etsin ve devletimizi, gerekirse özel sektörle kol kola,
burada, bir üretimin içine sokalım. Özel sektörü buraya davet edelim;
gerekirse, devletle beraber bu çalışmayı yapalım; ama, bu güzelim tesisi
kapatmayalım. Bu tesisi kapatmak, Türk çiftçisine vurulacak bir darbedir
değerli arkadaşlarım.
Ayrıca, başka bir konuyu da anlamakta güçlük çekiyorum. Buradaki
yaklaşık 800 dönümlük arazi, aylardır tarıma hazırlandı, sürüldü, ilacı atıldı,
gübresi atıldı, fideler dikildi ve fideler, şu anda büyüyor. 30 Haziranda bu
tesisi kapatmanın mantığını anlayamıyorum değerli arkadaşlarım. Daha hiçbir
ürün elde edilememişken, orada fideler büyürken, bu tesisi kapatarak, buraya
harcanan milyarlarca lirayı boşa sarf edeceksiniz.
Çok değerli arkadaşlarım, aylardır buraya harcanan milyarlarca lira para
var. Bu parada herkesin hakkı var. 30 Haziran tarihinin, bir kere, öncelikle
gözden geçirilmesini istiyorum; ama ilkesel olarak da Balıkesir'deki bu tesisin
Türk çiftçisinin emrinde kalması, Türk Devletinin yeni teknolojileri bu ülkeye
taşıyarak Türk çiftçisine hizmet etmesinin gerektiğine inanıyorum.
BAŞKAN - Sayın Sür, son cümlenizi alabilir miyim.
ORHAN SÜR (Devamla) - Bu duygularla Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sür.
Gündemdışı ikinci söz, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümü nedeniyle
söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nusret Bayraktar'a aittir.
Buyurun Sayın Bayraktar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2. - İstanbul Milletvekili Nusret
Bayraktar'ın, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bugün, 29 Mayıs 2003; İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümü. Bu münasebetle
söz almış bulunuyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İstanbul'un fethinden almamız gereken çeşitli mesajlar vardır. Bu fetih,
sıradan bir fetih değildir. Bu fetih, bazılarının iddia ettiği, Napolyon'un,
Timur'un ve benzerlerinin yaptığı gibi işgalle başkalarının topraklarını ele
geçirme değildir. Bu fetih, kelime anlamlarından da biri olan açmadır,
gönülleri fethetmektir, gönüllere mesaj vermektir. Bu fetih, karanlıktan
aydınlığa açılmadır. Bu fetih, karanlık çağın kapatılarak yerine yepyeni
aydınlık bir çağın açılmasına vesiledir. Bu fetih mücadelesini veren 21
yaşındaki Fatih, Şeyh Edebali'den almış olduğu ilhamla, görmüş olduğu çok
zengin ve geniş dinî ve fen ilimlerinin eğitimiyle, manevî hocalarının
mihmandarlığıyla uzun yıllar hasretini çektiği duygu ve düşüncelerini,
inançlarını gerçekleştirme hususunda yapmış olduğu gayretli çalışmaların sonucu
ve 1 400 yıl önce, Peygamberimizin müjdesine mazhar olacak tarzda
"İstanbul mutlaka fetholunacak; onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan,
onu fethedecek asker ne güzel askerdir" sözüyle, bu müjdeye yetişebilmek
için uğraş veren inanç ve kararlılıkla hedefe kilitlenen bir kumandanın,
komutanın gayretinin sonucu ulaşılan bir neticedir.
Stratejik ve coğrafî bakımdan, tarih boyunca, milattan önce 240'tan
başlayarak, Makedonyalılar, Persler, Emeviler, Abbasiler ve Latinler ile
Cenevizliler ve nihayet Osmanlılar tarafından 28 kez kuşatma altına alınan
İstanbul, ancak 21 yaşındaki Fatih, bütün tedbirleri alarak surları inşa
ettirmek, Edirne'de, kendi projesini üretmiş olduğu, atılabilecek, sütre gerisi
top mermilerini döktürerek tedbir almak suretiyle kan dökülmeden İstanbul'un
alınmasına hazırlık yaparak, 12 Nisan 1453'te, elçiler yollayıp mesaj
göndererek, Bizans imparatorlarına diyor ki, kan dökülmeden İstanbul'u teslim
ediniz, aksi takdirde, bütün hazırlıklarımızı yaptık, güçlerimizi de ortaya
koyduk... Hatta, 1453 yılının mayıs ayının 25'inde, bir gecede, 72 pare, topla
donatılmış gemiler karadan yürütülerek, tekniğin en modern şekli ortaya
konulmuş ve Haliç'e indirilmek suretiyle, güç gösterisiyle, kan dökülmemesine
yönelik mesajlar verilmiş; ama, bunu kabul etmeyen Bizans İmparatoruna karşı,
nihayet, 29 Mayıs 1453'te, Topkapı surlarından içeriye girilerek, 30 şehit
verilmek suretiyle, Ulubatlı Hasan'ın burca bayrağı dikmesi suretiyle İstanbul
fethedilmiştir ve Fatih beyaz atının üstüne binerek, sağında ve solunda,
hocaları Akşemsettin ve Molla Gürani başta olmak üzere Ayasofya önlerine
gidiyor ve orada, karşılayan Rumlara ve Rum kızlarına karşı hem kendi şefkat
duygularını ortaya koyuyor, karşı taraftan da mesaj alıyor "bundan sonra,
inancınız, yaşantınız, ibadetiniz, canınız, malınız, her şeyiniz benim
teminatım altındadır" diyor. Nitekim, Roma ve Bizans imparatorlarının
zulmünden kaçan gayrimüslimlere -Kapadokya yöresine gidenler bilirler; ibadetlerini
yapma konusunda, Derinkuyu'da, yeraltına 8 kat şehirler inşa etmişlerdir-
özgürlüklerini vereceği hususundaki mesajlar, hem İstanbul'da hem Bosna'da hem
de Anadolu'da Fatih Sultan'ın önderliğiyle yaygınlaşarak gelişmiş olduğunu
görüyoruz.
Atatürk'ün bile "Türk tarihinin en büyük kumandanlarının başında
gelen" dediği Sultan Fatih'in, aynı zamanda iyi bir mühendis, iyi bir
tarihçi, doğu ve batı düşüncesini yakından inceleyen bilim, sanat ve kültür
adamı olduğunu biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bayraktar; sözlerinizi toparlar mısınız.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Özellikle gençlerin, bu bakımdan alacakları
mesajlar vardır. 21 yaşındaki bir hünkâr, bir sultan, yedi lisan bilmekte,
bütün fen ve sanat ilimlerini görmüş ve bu hazırlıklarla yeni bir çağın
açılmasına vesile olmuştur.
5 dakikada fetih ve İstanbul'u, Fatih'i anlatmanın zor olduğunu
biliyorum, mümkün olmadığını da biliyorum; ama, birkaç cümleyle özetleyerek
sözüme nihayet vermek istiyorum.
Özellikle, Fatih'in fethinden sonra, medeniyetler, kültür ve sanat şehri
olan İstanbul, gerçekten -bütün dünyanın gözü önündeki örneklerle dolu- tarih
sahnesindeki yerini almıştır.
30 Mart 1432 tarihinde Edirne'de doğan, 3 Mayıs 1481 tarihinde, 49
yaşında, Gebze'de Hünkâr Çayırında vefat eden Fatih'in, tarihî geçmişiyle bize
miras olarak bıraktığı İstanbul'un, Türkiye nüfusunun beşte 1'ini, Türkiye
ticaretinin yüzde 55'ini, Türkiye sanayiinin yüzde 40'ını oluşturmakla
birlikte, bir medeniyet kenti olmasına rağmen, maalesef, bugün çarpık kentleşme
konusuyla âdeta çırpınmakta olduğunu görüyoruz.
Bütün bunlara rağmen, bugün, İstanbul ve fetihle ilgili sözlerimi, Arif
Nihat Asya'dan değil, Nâzım Hikmet'ten bir şiirle noktalamak istiyorum.
Nâzım Hikmet, bu şiiri, 1921 yılında kaleme almış olup, İstanbul ve
Fatih'le ilgili şu mısraları döktürüyor:
"İslamın beklediği en şerefli gündür bu;
Rum Konstantiniyesi oldu Türk İstanbul'u.
Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,
Türk'ün Genç Padişahı, bir gök yarılır gibi
Girdi "Eğri kapı"dan, kır atının üstünde;
Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!
O ne mutlu, mübarek kuluymuş Allah'ın...
"Belde-i Tayyıbe-yi Fetheden Padişah'ın.
Hak yerine getirdi en büyük niyazını,
Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını.
İşte o günden beri Türk'ün malı İstanbul,
Başkasının malı olursa, yıkılmalı İstanbul..." (Alkışlar)
O yüce Fatih ve şehitleri rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyor; fethin 550 nci yıldönümünü bir kez daha tebrik
ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayraktar.
Üçüncü söz, orkinos balık üreticiliği ve yaş meyve ve sebze ihracatında Kapıkule Gümrüğündeki
TIR kuyruklarıyla ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan'a
aittir.
Buyurun Sayın Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)
3. - Antalya Milletvekili Osman
Kaptan'ın, Gazipaşa'da kurulması planlanan orkinos yetiştirme çiftliklerinin
bölge turizmine olumsuz etkilerine, yaş sebze ve meyve ihracatındaki
sıkıntılara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaş sebze
ve meyve ihracatı ile orkinos yetiştirme çiftlikleri hakkında gündemdışı söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, ülkemizi borç ve faiz yükünden kurtarmanın,
ekonomimizi ayağa kaldırmanın yolunun üretim olduğu, ihracat olduğu ve turizm
olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir.
Türkiye, meyve üretiminde dünyada dokuzuncu sırada, sebze üretiminde
dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Biber üretiminin yüzde 8'i, domates
üretiminin yüzde 7'si, patlıcan üretiminin de yüzde 4'ü, ülkemiz tarafından
yapılmaktadır.
Dünyada yaş sebze ve meyve ihracatı 114 000 000 ton dolayında olup,
ülkemiz, bunun ancak yüzde 1'ini gerçekleştirmektedir. Bu pazardan daha fazla
pay almamız için, sektörün sorunları acilen çözülmelidir.
En öncelikli sorunlardan birisi teşviktir. Narenciye ihracatına nakit
teşvik verilmesine karşın, üretimi daha pahalı ve daha riskli olan sera
ürünlerine teşvik verilmemektedir. Domates, biber çeşitleri, hıyar, kabak,
patlıcan ve meyvelere teşvik verilmesi, modern sera yapana teşvik ve uygun
kredi verilmesi halinde, ihracatımız kesin olarak artacaktır. Üreticilerin malı
para edecek, üreticinin yüzü gülecektir.
Cam seracılıkta, Antalya, Akdeniz ülkeleri arasında birinci sırada yer
almaktadır. Antalya'nın, turizmde olduğu gibi seracılıkta da çekim merkezi
olması için, Antalya ve ilçelerine doğalgaz getirilmelidir.
Antalya-Alanya yolu, Finike-Elmalı yolu, Patara-Kalkan yolu
bitirilmelidir; Finike-Demre yolu yapılmalıdır.
Selden, doludan, hortumdan zarar gören üreticilerin ürünleri, doğal
afetlere karşı sigortalanmalıdır.
Diğer bir öncelikli sorun ise, gümrük kapılarında yaşanmaktadır. Sebze
ve meyve yüklü TIR'lar, Kapıkule Gümrük Kapısında 25-30 saat kuyrukta
bekletilmekte, 10-15 kilometre kuyruklar oluşmaktadır. Mermer yüklü TIR'larla
sebze ve meyve yüklü TIR'lar aynı kuyrukta sıra beklemektedirler.
Sayın arkadaşlarım, malını satma, ihracat yapma, sebzen ve meyven
çürüsün demekten başka ne anlama gelebilir?..
Bu konuda, Antalya İhracatçı Birlikleri Başkanlığı Başbakanlığa yazılı
bir başvuru yapıyor: "İhracat yükü taşıyan TIR'lar, Kapıkule çıkışında 10
kilometreyi bulan kuyruklar oluşturuyor" diyor. Yine, Antalya İhracatçılar
Birliğinin, üç ay sonra, 2 Aralık 2002 tarihinde, bu yazıyı ilgi tutarak
yazdığı yazıda, TIR kuyruklarının 15 kilometreyi bulduğu ifade ediliyor.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu başvurulara karşı,
bakınız, Gümrük Müsteşarlığı, 12 Aralık 2002 tarihli
yazısında, TIR'ların yüklemelerinin hafta içerisinde yapılmasının sağlanması
halinde, sızlanmaların ortadan kalkacağını ifade etmektedir.
Sayın arkadaşlarım, bu nasıl bir ihracat anlayışıdır; hani "devleti
küçülteceğiz" derken, kuyrukları mı uzatıyoruz?! Bu kuyruklardan, Gümrük
Müsteşarının bile utandığını gazeteler yazdı. Utanmak yetmez, çözüm bulmak
gerekir.
Aradan dokuz ay geçti, bu sezon bitti artık, yeni sezon için önlem
alınsın. Sebze, meyve, olgunlaştığında, toplanmak için hafta içini, hafta
sonunu beklemez. Yabancı firmalar, bizim keyfimize göre değil, kendi
ihtiyaçlarına göre talepte bulunurlar, "hafta sonunda mal
gönderemeyiz" dersek, hemen rakip ülkelerden mal isterler. İhracatta,
gönderilen ürünlerin belli standardı vardır. Emir komuta zinciri içerisinde
sebze, meyve üretimi de, ihracatı da yapılmaz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir de, ciddî bir ihracat ürünü
olan orkinos balığı sorunu vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi toparlayın Sayın Kaptan.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Atlantik orkinoslarını koruyan uluslararası bir örgüt var. Geçen hafta
Genel Kuruldan geçen yasayla, bu örgüte Türkiye de üye oluyor. Bu örgüt,
ülkelere kota koyuyor ve bu kotalara uyuluyor.
57 nci hükümet döneminde, Türkiye'de, 4 şirkete orkinos çiftliği kurma
izni veriliyor. Bu çiftliklerden biri de, Antalya Gazipaşa'da kuruluyor.
Orkinosların kilosu ortalama 20 dolardan Japonya'ya ihraç ediliyor. Bu durumu
fark eden birçok firma izinli izinsiz olarak avlanınca, 60 000 000 -70 000 000
dolarlık orkinos kavgası başlıyor.
24 Haziran 2002'de, Alanya, Demirtaş, Gazipaşa civarında, denizde
çürümüş, etrafa kötü koku saçan ölü orkinoslar görüldüğü bir tutanakla tespit
edilmişken, dün de, yani, 28 Mayıs 2003 saat 18.30'da, Gazipaşa İskele Plajında
ölü bir orkinos balığının kıyıya vurduğu, çürümeye başladığı, bu haliyle deniz
ve çevre kirliliğine yol açtığı, yerinde bir tutanakla tespit edilmiştir.
Tutanakta, Gazipaşa Belediye Başkanı ve Yardımcısının, Merkez Sağlık Ocağı
Doktorunun, Çevre Sağlık Teknikerinin, Tarım İlçe Müdürünün ve iki de
veterinerin imzası vardır. Denizde 20-30 tane daha ölü orkinos olduğunu
balıkçılar görmüştür. Kıyıya vuran ölü orkinos, şu anda, Gazipaşa
Belediyesindedir. Bu olaylar, turizmcileri ve Gazipaşa halkını ciddî olarak
tedirgin etmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; orkinosta yanlış yapılmaktadır. Yer
seçimi yanlış yapılıyor. Antalya'nın, Alanya'nın, Gazipaşa'nın tercihi
turizmdir; imarını, planını, hep turizme göre yapmıştır. Bu konuda, 1989
yılında alınan bir Bakanlar Kurulu kararı da mevcuttur. Gazipaşa'daki tüm
siyasî parti başkanları, Gazipaşa Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi üyeleri,
muhtarlar, Antalya'nın iktidar ve muhalefet 13 milletvekili, demokratik kitle
örgütleri ve Gazipaşa halkı, Gazipaşa'da orkinos çiftliği kurulmasına karşıdır.
BAŞKAN - Sayın Kaptan, sözlerinizi toparlar mısınız.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
18 Mart 2003'te, Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü, Antalya
Valiliğine bir yazı yazarak, hükümet programı ve acil eylem planında açıklanan
turizm kentleri kapsamında, Gazipaşa İlçesi ve yakın çevresinde çalışma yapmak
üzere bir teknik heyet görevlendirmiştir. Bir ay sonra, 17 Nisan 2003'te ise,
yine, aynı Genel Müdür, Bakan adına imzalı, Antalya Valiliğine yazdığı ikinci
bir yazıda, bir şirkete Gazipaşa'da orkinos balık çiftliği kurulmasında bir
sakınca yoktur diye izin verilmesine yardımcı olmaktadır.
Sayın milletvekilleri, bu, nasıl bir turizm anlayışıdır? Allahaşkına,
iktidarın turizm kentleri projesi bu mudur?.. Bir ay önce turizm kenti olan
Gazipaşa'ya, bir ay sonra turizm alanı değildir denilebiliyor! Yine, bu konuda,
Antalya'da Çevre, Tarım, Turizm İl Müdürlüklerinin yetkililerinin içinde
bulunduğu bir komisyon 13 Mayıs 2003 tarihli bir tutanakla, çevresel etkilerin
önemsiz olacağı düşünülerek, ÇED gerekli değildir diye bir rapor düzenliyor.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, hükümete sormak istiyorum;
hani, ülkeyi halkla beraber yönetecektiniz?! Hani, yerel yönetimlere daha fazla
yetki verecektiniz?! Bu komisyonda bir tek Gazipaşa temsilcisi yoktur. ÇED
raporu, bu hayatî konuda gerekli olmayacaksa hangi konuda gerekli olacak? Biz,
orkinos üretimine karşı değiliz. Biz, orkinos ihracatına da karşı değiliz,
ancak, seçilen yerler, turizmi etkilemeyen yerler olsun diyoruz.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaptan.
Hükümet adına, Devlet Bakanı Sayın Kürşad Tüzmen cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Tüzmen. (AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Antalya Milletvekili Osman
Kaptan'ın gündemdışı konuşmasıyla ilgili söz almış bulunuyorum.
Malumları olduğu üzere, iktidara geldiğimizden bu yana, ihracatın
artırılması için elimizden gelen çalışmaları yapıyoruz. Tabiî, ihracattaki
artış, kapılarımızdaki yükün de artmasına sebep oluyor. Yalnız, Kapıkule'de
görülen sorun, esas itibariyle, sadece ihracat artışından kaynaklanmamaktadır.
2002 yılının ikinci yarısından itibaren ihracatta ciddî artış olmaya
başlamıştır, özellikle kasım ayından itibaren -kasım, aralık, ocakta- yaklaşık
yüzde 33 ve yılın ikinci yarısında da yüzde 34,8'lik bir ihracat artışıyla
karşılaştık.
Şimdi, 2001 yılında 68 047 adet araç geçiyordu Kapıkule'den; 2002
yılında yüzde 31 arttı araç sayısı, 88 993 araç geçmeye başladı; 2003 yılında
ise, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 36 oranında bir artış oldu ve 24 071
adede çıktı.
Bütün bu çalışmaların sonucunda, Kapıkule'deki yığılmanın gerçek
nedeninin ne olduğunu, Bulgar taraflarıyla beraber, çeşitli ziyaretlerimizde,
oraya arkadaşlarımızı da göndererek, araştırdık. Şimdi, ortaya çıkan bütün
tablo, yığılmanın asıl nedeni, Bulgar tarafından kaynaklanıyor. Bulgar
idareleri, öncelikle, günde ortalama 400
TIR aracının giriş ve aynı sayıda TIR aracının çıkış imkânını
tamamlayabiliyorlar; fakat, hafta sonlarında Türk tarafından gelen yığılmayı azaltamıyorlar.
Oradaki gümrük imkânları, Bulgaristan tarafının gümrük imkânları, özellikle
bizim taraftaki kapının onda 1'i büyüklüğünde olması nedeniyle, bu yükü
eritemiyor. Bu problemin çözülmesi için, Bulgaristan'ın bu konuda fizikî
altyapı çalışmalarının başlatılması amacıyla, resmî görüşmelerimiz
sürdürülüyor.
Burada diğer önemli husus, Bulgar tarafı -özellikle bizden geçen
araçlarla ilgili olarak- TIR araçları ile kamyonetleri aynı kapsamda
değerlendiriyor. Dolayısıyla, bavul ticaretine konu olan mallar ile TIR'lar
aynı kapıdan giriyor ve bavul ticaretine konu olan mallarla ilgili fizikî
muayene yaptıkları için, teker teker orada bu fizikî muayenenin yapılması için
beklemesi, arkada da TIR kuyruklarının oluşmasına sebebiyet veriyor.
Sonuç olarak, aslında, bu kuyruklar, sadece, değerli Antalya
Milletvekilimizin söylediği gibi yaş meyve sebzede yaşanmıyor, diğer bütün
ürünlerde bu tip sıkışıklığı biz görüyoruz ve özellikle, önceki yıllarda olduğu
gibi, bu işlemlerin, Bulgar tarafının fizikî altyapısını tamamlamasını da
sağlayarak, bir an evvel çözülmesi için, hükümetimiz elinden gelen gayreti
gösteriyor.
Hepinizin bilgilerine arz ediyorum; saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüzmen.
Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz salı günü, Çanakkale İlinde parti
çalışmalarına katılan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal
ve beraberindeki milletvekilleri acı bir trafik kazası yaşamak durumunda
kaldılar. Karşı yönden gelen araç, yolun kaygan olması nedeniyle dengesini
kaybederek parti otobüsünün altına girdi; kaza sonucu 2 vatandaşımız hayatını
kaybetti. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Tanrı'dan rahmet, yakınlarına da
başsağlığı diliyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal
ve beraberindeki milletvekilleri ve heyete de geçmiş olsun dileklerimizi
sunuyoruz.
Geçmiş olsun efendim.
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sağ olun.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
1 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan
ve 24 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumunun mevcut durumunun ve
taşkömürü üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/96)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'de taşkömürü üretiminin sürekli azalmasının sebepleri, Türkiye
Taşkömürü Kurumunun sürekli zarar eder hale gelmesine yol açan idarî ve siyasî
nedenlerin araştırılması ve bu sektörde
yaşanan sorunların çözüm yollarının
bulunması amacıyla, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1- Fazlı Erdoğan (Zonguldak)
2- Şükrü Ünal (Osmaniye)
3- Ömer Özyılmaz (Erzurum)
4- Alim Tunç (Uşak)
5- Mehmet Özyol (Adıyaman)
6- Ali Öğüten (Karabük)
7- Hasan Ali Çelik (Sakarya)
8- Şükrü Önder (Yalova)
9- Fetani Battal (Bayburt)
10- Polat Türkmen (Zonguldak)
11- Mustafa Demir (Samsun)
12- Faruk Anbarcıoğlu (Bursa)
13- Köksal Toptan (Zonguldak)
14- Harun Tüfekçi (Konya)
15- Ersönmez Yarbay (Ankara)
16- Cemal Uysal (Ordu)
17- Mehmet Atilla Maraş (Şanlıurfa)
18- Musa Uzunkaya (Samsun)
19- Hacı Biner (Van)
20 - Mustafa Dündar (Bursa)
21 - Murat Yılmazer (Kırıkkale)
22 - Osman Kılıç (Sıvas)
23 - Eyyüp Sanay (Ankara)
24 - Hamza Albayrak (Amasya)
25 - Nevzat Doğan (Kocaeli)
Gerekçe:
Taşkömürü, demir-çelik ve enerji sektörü için vazgeçilmez bir hammadde,
ülkemiz için ise stratejik bir madendir. 1848 yılından bugüne 155 yıldır
havzada kömür üretilmiş ve Zonguldak, daima Türkiye'nin sanayileşme
hamlelerinin itici gücü olmuştur.
Avrupa Birliğinin 2020 yılı enerji talep projeksiyonunda, enerji
kaynakları paylarındaki en büyük artış kömürde görülmektedir.
Oysa, ülkemizde fosil kaynakları içinde en büyük rezerve sahip olan
kömüre gereken önem verilmemiştir. Kömürün sadece elektrik, demir-çelik ve
sanayide kullanımı, kömürün üretilmesiyle yaratılan katmadeğer, istihdam,
üretildiği bölgenin sosyoekonomik, kültürel kalkınmasındaki etkisi dikkate
alınarak ulusal bir kömür politikası oluşturulması gerekmektedir.
Ülkemizin en önemli taşkömürü rezervleri Zonguldak ve civarındadır.
Zonguldak havzasında bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda 1,1 milyar ton
rezerv saptanmıştır. Havza, Karadeniz Ereğlisinden başlayarak, Kandilli,
Zonguldak, Amasra, Pelitovası, Azdavay ve Söğütözü'ne kadar uzanan bölgeyi
kapsamaktadır.
Türkiye'de taşkömürü tüketiminin büyük bölümü sanayi tarafından
gerçekleştirilmektedir. Demir-çelik sanayi tüketimi içinde TTK kaynaklı
kömürlerin payı sürekli olarak geriler iken, ithalatın payı, son iki yıl hariç,
artmaktadır. Termik santrallarda tüketim ise, tümüyle Çatalağzı Termik
Santralının kapasite kullanımına bağlıdır.
Taşkömürü madenciliği, ülkemizde derin damarlarda yürütülmektedir ve
derin damar madenciliğinde yatırım, damar şartlarına bağlı olarak değişmekteyse
de, gelişmiş ülkelerde yatırım, ülkemiz gibi düşük değildir. 1994-1999 yılları
arası TTK yatırımları 2,1-4,05 USD/ton arasında değişirken, gelişmiş ülkelerde
bu değer 5-10 USD/ton seviyesindedir. Yine, TTK'da yeraltı toplam işçi sayısı
10 898 iken, yerüstü işçi sayısı 5 250'dir. Bu dengenin 5/1 seviyesine
çıkarılması gerekir.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında TTK'nın 1997-2000 yılları
arasındaki yıllık satılabilir taşkömürü üretim miktarı 5 350 000 ton olarak
hedeflenmiş, buna karşılık 1998 yılındaki satılabilir taşkömürü üretimi 2 136
120 ton olarak planlananın ancak yüzde 40'ı oranında gerçekleşmiştir. Ayrıca,
üretim azalmasına paralel olarak, demir-çelik sanayiine verilen taşkömürü
miktarı toplam üretimin yüzde 9,5'ine kadar düşmüştür.
Ülkemizin tek taşkömürü üreten müessesesi olan TTK, sanki gizli bir el
tarafından zararları kabul edilemez bir seviyeye çıkarılarak, kapanmanın
eşiğine getirilmektedir. Ayrıca, gittikçe büyüyen dışticaret açığı problemi
açısından önemli bir ithal kalemi olan taşkömürünün üretiminin azalması, döviz
kaybını büyütmektedir.
Düne kadar enerjinin, taşkömürünün, demirin, çeliğin başkenti olan
Zonguldak, son yılların yanlış ekonomik politikaları yüzünden harabeye
dönmüştür.
TTK'nın içine düştüğü durumdan çıkarılması, ülke ekonomisi açısından çok
büyük bir kazanç olacağı gibi, bir kentin yeniden doğuşu sağlanacaktır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair önerge vardır; okutuyorum:
C) Tezkereler ve
Önergeler
1. - Osmaniye Milletvekili Necati
Uzdil'in (6/457) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/63)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 251 inci sırasında yer alan
(6/457) esas numaralı sözlü soru önergemi, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın
Prof. Dr. Sami Güçlü yazılı olarak yanıtladığından geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Necati Uzdil
Osmaniye
BAŞKAN - Soru önergesi geri verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmına geçiyoruz.
Genel Kurulun 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşiminde alınan karar
gereğince, bu kısmın birinci sırasında yer alan, Türkiye ve Avrupa Birliği
arasındaki ilişkiler konusunda açılması kabul edilen genel görüşmeye
başlıyoruz.
IV. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Görüşmeler
1. - Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusunda genel
görüşme (8/2) (1)
BAŞKAN - Hükümet?.. Burada.
İçtüzüğümüze göre genel görüşmede ilk söz hakkı, önerge sahibi olarak,
hükümete aittir; daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti
grupları adına 1'er üyeye, şahısları adına 2 üyeye söz verilecektir; ayrıca,
istemi halinde hükümete de tekrar söz verilecek; bu suretle, genel görüşme
tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika,
önerge sahibi olarak hükümet ve şahıslar için 10'ar dakikadır.
Genel görüşme üzerinde söz alan sayın milletvekilleri var.
Hükümet?..Hükümetin bu aşamada söz talebi yok.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, elim bir trafik kazası yaşayan
Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına ve çalışma arkadaşlarına,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Grubumuz adına geçmiş olsun dileklerimi arz
etmek istiyorum. Ayrıca, kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan
rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. (Alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından Avrupa Birliğiyle ilgili olarak görüşülmesi kabul edilen genel
görüşme üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye, kırkdört yıldır, Avrupa Birliğine onurlu ve eşit statüde üye
olma çabasını kararlılıkla sürdürmektedir. Avrupa Birliğinin, Türkiye'nin bu
kararlı çabasını daha fazla desteklemesi ve kısa sürede, Avrupa Birliği ailesi
içerisinde hak ettiği yeri almasını sağlaması, hepimizin ortak temennisidir.
Hepimizin bildiği gibi, Avrupa Birliği, barışı korumak ve ekonomik ve
sosyal ilerlemeyi pekiştirmek amacıyla bir araya gelmiş 15 üye devletten
oluşur. Birliğin içinde ortak kurumları bulunan üç topluluk vardır; Avrupa
Kömür ve Çelik Topluluğu 1951 tarihli Paris Anlaşmasıyla, Avrupa Ekonomik
Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu 1957 tarihli Roma Anlaşmasıyla,
1992'de de Maastricht'te Avrupa Birliği Anlaşmasıyla ekonomik ve parasal birlik
doğrultusunda ilerleyen ve belirli alanlarda hükümetlerarası işbirliğini içeren
bir Avrupa Birliği. Daha sonra, topluluklar, bu sürecin sonunda, üye devletler
arasındaki bütün sınırları kaldırarak, tek bir pazar kurdular.
1992'de Maastricht'te imzalanan Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin
neredeyse kırkdört yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye, Avrupa Ekonomik
Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra, Temmuz 1959'da,
topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur. Türkiye-Avrupa Birliğinin kırkdört
yıllık geçmişine baktığımızda, zaman zaman Avrupa Birliğinden kaynaklanan,
zaman zaman da Türkiye'den kaynaklanan sebeplerle, bu birliktelik
gerçekleştirilememiştir.
Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana, hatta son ikiyüz yıldan beri
Batılılaşma ile modernleşme eş tutulmuştur. Avrupa Birliği, cumhuriyetten sonra
en büyük dönüşüm projemizdir. Bu sebeple, Türkiye, NATO, OECD gibi Avrupa
merkezli oluşan bütün siyasî, ekonomik ve güvenlik kuruluşlarına üye olmuştur.
(1) (8/2) esas numaralı genel görüşme önergesinin
öngörüşmeleri, 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşimde yapılmıştır.
Tam üyelik başvurumuza, o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu
tarafından verilen cevapta, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin
gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik
koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması
imzalanması önerilmişti. Söz konusu anlaşma, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da
imzalanmıştır.
Anlaşma, hazırlık dönemi, geçiş dönemi, nihaî dönem olmak üzere üç devre
öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise, gümrük birliğinin tamamlanması
planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte,
13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde,
geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler
belirtilmiştir. Ancak, gerek Ankara Anlaşması gerek Katma Protokol, öngörüldüğü
şekilde uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu, Türkiye ile topluluk arasında
paylaştırmak gerekir. Ülkemiz, 1970'li yıllarda, içinde bulunduğu ekonomik
krizler ve bazı siyasî tercihlerle, Katma Protokolden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. Buna karşılık, topluluk da,
kendi yükümlülüklerini aksatmış ve ortaklık ilişkilerinin genişletilmesi
istikametinde çaba harcamaktan kaçınmıştır. Başlangıçta, sadece ekonomik olan
sorunlar, 12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de topluluğa tam üye
olmasıyla siyasî boyutlar da kazanmaya başlamıştır; topluluk-Türkiye ilişkileri
dondurulmuş ve malî işbirliğine son verilmiştir; Katma Protokolün ise, sadece
ticarî hükümleri işlemeye devam etmiş, diğer bütün hükümleri atıl kalmıştır.
1983 yılında, Türkiye'de, sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından
itibaren, ülkemizin, ithal ikamesi politikalarını hızla terk ederek dışa açılma
sürecini başlatması, ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye, bir
taraftan, 14 Nisan 1987'de Avrupa Birliğine tam üyelik müracaatında bulunmuş;
diğer taraftan, ertelenmiş bulunan gümrük vergileri, uyum ve indirim takvimini,
1988 yılından itibaren, hızlandırmış bir şekilde, yeniden yürürlüğe koymuştur.
Avrupa Komisyonu, tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta,
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle
birlikte, topluluğun kendi içerisindeki derinleşme sürecini tamamlamasına ve
gelecek genişlemesine kadar beklemesini ve bu arada, Türkiye'yle gümrük birliği
sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri, tarafımızdan da olumlu
değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin, Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde,
1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanılmıştır. İki yıl
süren müzakereler sonunda, 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi
toplantısında alınan karar uyarınca, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gümrük
birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, Avrupa Birliğinin diğer organlarında yer almadan gümrük
birliğine girmiş tek ülkedir; ancak, gümrük birliğinin sorunsuz yürüdüğünü de
söyleyebilmemiz mümkün değildir. Bir kere, Avrupa Birliği, gümrük birliğiyle
birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.
Avrupa Birliği, gümrük birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi
toplantısında üstlendiği ve ülkemize dört, beş yıllık bir dönem içinde 2,5
milyar euroya varan malî yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş, aynı
şekilde, kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı
tedbirleri de almamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasının
başlıca iki nedeni vardır, birisi, Yunanistan'ın, diğeri ise Avrupa
Parlamentosunun muhalefetidir. Zira, bunlar Gümrük Birliği Anlaşması paketinin
bir parçasıdır. 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde, Köln'de yapılan Avrupa Birliği
Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve
Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere
ve Fransa'nın desteğine rağmen, Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin
olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir. Türkiye, 10-11 Aralık 1999
tarihlerinde Helsinki'de yapılan Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesinde, oybirliğiyle Avrupa Birliğine aday ülke olarak kabul ve ilan
edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille
ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday
ülkeler gibi bir katılım öncesi stratejiden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye,
topluluk programları ve ajanslarıyla aday ülkeler ile birlik arasında katılım
süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkânına sahip olacaktır.
Türkiye'nin Aralık 1999 Helsinki Zirvesinde aday olarak kabul edilmesi Avrupa
Birliğiyle kırk yıllık geçmişe sahip ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı
olmuştur. Helsinki Zirvesinden bu yana geçen sürede, ülkemiz, Avrupa Birliğine
katılım sürecinde diğer aday ülkelerle aynı muameleye tabi tutulmuş ve tüm
faaliyetler bu çerçevede yürütülmüştür. Bu çerçevede, ülkemiz, Avrupa
Birliğinin hükümet ve hükümet başkanları düzeyindeki zirvelerin, diğer aday
ülkelerle birlikte, düzenli olarak katılmaya başlamıştır. 26 Mart 2001
tarihinde, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program
kabul edilmiştir. Bu çerçevede, Avrupa Birliği mevzuatına uyum çalışmalarını
yoğunlaştırmış ve müktesebat uyumu için faaliyet gösteren toplam 8 alt komite
bünyesinde kapsamlı çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
İlişkilerin en üst düzey organı olan Ortaklık Konseyi, artık, olağan bir
şekilde toplanmaya başlamış; son olarak, 15 Nisan 2003 günü yapılan Ortaklık
Konseyi toplantısında, önümüzdeki dönemde yapılması gereken çalışmalar
ayrıntılı olarak ele alınarak, bir yol haritası benimsenmiştir.
Ülkemiz, 2001 yılında, Ulusal Programı Avrupa Birliğine iletmesini
takiben, kısa süre içinde, gerek siyasî gerek ekonomik kriterler bağlamında
önemli yasal düzenlemeleri tamamlamıştır. Siyasî kriterlere uyum amacıyla
Anayasada kapsamlı değişiklikler gerçekleştirilmiş, bunların uygulanmaya
geçirilmesi amacıyla birbiri ardına uyum paketleri çıkarılmıştır. Ayrıca,
Katılım Ortaklığı Belgesinde öngörülen siyasî diyalog kapsamında, gerek Kıbrıs
gerek Ege sorunlarına ilişkin kapsamlı bir karşılıklı görüşme süreci
başlatılmıştır.
Türkiye'nin üyelik yönünde bugüne değin almış olduğu önlemlerin Avrupa
Birliği üzerinde gayet önemli etki meydana getirdiğini de görmekteyiz. Atılan
tüm bu adımlar, yeni kurulan AK Parti Hükümetinin konuya olan kararlı yaklaşımı
sonucu, Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde alınan kararlara olumlu biçimde
yansımıştır. Zirvede, Avrupa Birliği, ülkemizle üyelik müzakerelerine
başlanılmasının değerlendirilmesi için ilk kez somut bir perspektif vermiştir.
Kopenhag Zirvesinde alınan karar uyarınca, 2004 Aralık ayında komisyonun
hazırlayacağı rapor ve öneriler doğrultusunda, Türkiye siyasî kriterleri
karşıladığında, üyelik müzakereleri gecikmesiz olarak başlayacaktır.
Nedir bu Kopenhag Kriterleri? Avrupa Birliği üyesi ülkeler, 1993
yılında, Kopenhag devlet ve hükümet başkanları zirvesinde, Avrupa Birliğine
katılmak isteyen ülkelerin karşılamaları gereken kriterleri ortaya
koymuşlardır. Bunlar, objektif ve standart kriterlerdir. Diğer aday ülkeler
gibi, Türkiye'den de yapması istenilen, bu kriterleri karşılama yönünde adımlar
atmasıdır. Türkiye için farklı bir muamele de söz konusu değildir. Bu bağlamda,
Avrupa Birliği üyeliğini, 1960'lardan başlayarak bir devlet politikası haline
getirmiş bir ülke olarak Türkiye'nin, söz konusu kriterleri, 1993 yılından
itibaren gündemine alması gerekirken, bu kriterler, Türkiye'nin gündemine,
geçtiğimiz yılın sonunda, 10-11 Aralıkta Helsinki'de toplanan Avrupa hükümet ve
devlet başkanları zirvesi sonunda, Türkiye'nin üye adaylığının resmen
onaylanmasından sonra girmiştir.
Kopenhag Kriterleri, Türkiye'de, daha çok "siyasî kriterler"
olarak algılanmakta ve Avrupa Birliğinin Türkiye için özel olarak öne sürdüğü
koşullar olarak değerlendirilmektedir. Oysa, gerçekte, Avrupa Birliği
karşısında aday ülke konumunda bulunan her ülke için üye olma koşulları
niteliğini taşıyan Kopenhag Kriterleri üç başlık altında toplanabilir; siyasî
kriterler, ekonomik kriterler ve Avrupa Birliği üyelik yükümlülüklerini
üstlenebilme yeteneği, yasal değişiklikler ve bu değişiklikleri uygulamaya
geçirecek siyasî irade.
Siyasî kriterlerde, demokrasi kavramıyla siyasal çoğulculuk, ifade ve
din seçme özgürlüğünü kapsayacak anayasal garantinin bulunması; çeşitli devlet
birimlerinin normal işlevlerini yerine getirebilmesine imkân sağlayan
demokratik kurumların, bağımsız yargı ve anayasal kurumların mevcudiyeti;
değişik siyasal partilerin dönüşümlü olarak iktidara gelmesine imkân verecek ve
genelde muhalefetin rolünü tanıyan özgür ve dürüst seçimlerin
gerçekleştirilmesi belirtilmek istenmektedir.
İnsan haklarını tanımlayan unsurlar ise, Avrupa Konseyinin İnsan Hakları
ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Hakkında Sözleşmesine taraf olunması ve
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvurunun kabulüdür. Bu çerçevede
temel özgürlüklerin tanınmış olması, dil, din, cinsiyet, ırk, ifade ve basın
özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, azınlık haklarının korunması ve
hukukun karşısında kişilerin eşit konumda yer alması da, insan haklarının
referans noktaları olarak sayılmaktadır.
Ekonomik kriterler arasında sayılan, işleyen pazar ekonomisinin var
olabilmesi için, her şeyden önce, serbest piyasa koşullarının sağlanması;
rekabetçi fiyatların geçerliliği; ticaretin liberalizasyonu, piyasaya giriş ve
çıkış serbestisi; fikrî ve sınaî mülkiyet haklarının korunmasına yönelik bir
yasal sistemin var olması ve iyi işleyişinin temini; fiyat istikrarı ve
sürdürülebilir kamu finansmanı ve dış denge dahil, makro ekonomik istikrarın
sağlanması. ekonomi politikasının temel ilkeleri konusunda, toplumda kapsamlı
bir uzlaşmanın ve tasarrufları üretime ve yatırımlara dönüştürecek gelişmiş bir
finans sektörünün varlığı gerekmektedir.
Ülkemizle üyelik müzakerelerinin açılması kendiliğinden olmayacaktır.
Bunun için, yerine getirmemiz gereken daha birçok konu bulunmaktadır. Bu
sebepten dolayı, önümüzdeki kısa dönemi çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.
Türkiye, kendine özgü jeostratejik konumuyla, Avrupa Birliğinin dış ve güvenlik
politikalarının yeni boyutlar kazanmasına vesile olacak ve böylece, Türkiye,
bölgesinde, bir Avrupa Birliği üyesi olarak, daha kuvvetli bir sese ve konuma
sahip olacaktır.
Avrupa Birliğine tam üyelik, Türkiye'nin, Yunanistan'la ilişkilerine de
yeni bir perspektif getirecektir. Türkiye'nin tam üyeliği gerçekleştiğinde, Ege
bir ihtilaf konusu değil, birlik sınırları içerisinde Türkiye ve Yunanistan'ı
birleştiren bir bölge özelliği kazanacaktır. Türkiye'nin üyeliğinin birliğe
kazandıracağı avantajlar, Avrupa Birliğinin gelecekteki vizyonuyla yakından
ilgilidir.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği, Avrupa'da istikrar ve barışın
korunmasına olduğu kadar, Avrupa değerlerinin bölgeye ve ötesine yayılmasına da
katkı sağlayacaktır; zira, Türkiye'nin, birliğe katılımı, Avrupa Birliğinin dış
ilişkilerinde yeni ufuklar da açacaktır.
Türk Halkı -büyük bir çoğunlukla- Avrupa Birliği üyeliğine destek
vermektedir. Birliğe üyelik, ekonomik açıdan Türkiye'nin kalkınmasının temel
motoru olacaktır. Bu anlamda, tam üye olduklarında Türkiye'nin bugünkü
gelişmişlik düzeyinin gerisinde bulunan bazı Avrupa Birliği ülkelerinin, üye
olduktan sonra Avrupa Birliği fonlarının da yardımıyla kaydettikleri sıçrama
önemli bir örnek oluşturmaktadır.
Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde Avrupa Birliği tarafından kabul edilen
Tek Avrupa Deklarasyonunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin genişlemesi,
sürekli, kapsayıcı ve geri çevrilmez bir süreçtir. Türkiye ile gerekli
kriterler karşılanır karşılanmaz müzakerelerin açılması, Avrupa Birliğinin,
Avrupa'yı yeni sınırlar yaratmaksızın bütünleştirme yönünde kararlı olduğunu
kanıtlayacaktır. Bu, hem Avrupa Birliği hem de Türkiye için tarihî bir
misyondur. Türkiye'nin katılımı, Avrupa Birliğinin temelini oluşturan ortak
değerleri teyit edecek ve özellikle, güneydoğu Avrupa ile Doğu Akdeniz'de
barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine de katkıda bulunacaktır.
Türkiye'nin tam üyeliği, kültürel farklılıkların birlikte
yaşanabileceğinin, İslam ile çağdaşlığın bağdaşabileceğinin kanıtı ve Doğu
Blokunun çöküşüyle birlikte, Doğu-Batı çatışmasını ikame etmeye yüz tutan
Hıristiyanlık-İslam uyuşmazlığına Batı'nın vereceği etkili bir yanıt da
olacaktır aynı zamanda.
Türkiye ile Avrupa Birliğinin istikrar ve güvenliği ile stratejik,
siyasî, ekonomik, ticarî ve sosyal çıkarları birbirini tamamlamaktadır.
İlişkilerin temelinde gerçek çıkarlar vardır. Türkiye, reformlarla kendini ve
standartlarını daha da geliştirdikçe, Avrupa, bunu çok daha yakından hissedecek
ve görecektir.
3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra, Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır.
2002 yılının aralık ayında, bildiğiniz gibi Kopenhag'da önemli bir zirve
toplantısı yapılmıştır. Seçimlerden yeni çıkan Türkiye'de, daha hükümet kurma
çalışmaları sürerken, iktidar partisi olarak, Sayın Genel Başkanımız, bütün
Avrupa Birliği başkentlerini ziyaret etmiş ve Genel Başkanımız bütün Avrupa
Birliği başkentlerini ziyaret ederken, yeni kurulan hükümet, 2002 Aralık
ayındaki zirve toplantısı için hazırlıklarını tamamlamış ve geçirilmesi gereken
reform paketleri büyük bir kararlılıkla, iktidar- muhalefet elbirliği
içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.
Kopenhag toplantısında Türkiye ile ilgili önemli bir karar çıkmıştır.
Türkiye, üzerine düşenleri yaptığında 2004 yılının sonunda vakit geçirmeden
müzakerelere başlayacaktır. Ancak, aday her ülke için geçerli olan
"üzerine düşenleri yaparsa" cümlesi, dikkat edilmesi gereken önemli
bir cümledir.
Avrupa Birliğine hiçbir ülke otomatik olarak girememiştir. Kopenhag
Siyasî Kriterlerini gerçekleştirmek, Avrupa Birliğiyle müzakereler için
şarttır. Bu da, Avrupa Birliği komisyonlarının hazırladığı ilerleme
raporlarıyla ortaya çıkmaktadır. O bakımdan, hükümetimiz bunun bilincindedir ve
2003 ve 2004 yılı ilerleme raporlarını en iyi şekilde çıkarmak için üzerine
düşen her şeyi yapacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Fatsa, buyurun.
EYÜP FATSA (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Kopenhag Zirvesinde, ayrıca, Türkiye'nin katılım ortaklığının gözden
geçirilmesi, Avrupa Birliği mevzuatının analitik inceleme sürecinin
güçlendirilmesi, gümrük birliğinin geliştirilip derinleştirilmesi, Türkiye'ye
verilen katılım öncesi malî yardımların önemli ölçüde artırılması ve katılım
bütçe kalemine alınması da kararlaştırılmıştır.
Avrupa Birliğinin önemli simaları Türkiye lehinde hiç de alışık
olmadığımız demeçler vermeye başlamıştır ki, bunların hiçbiri tesadüfî de
değildir. Kopenhag Kriterlerini yerine getirmiş bir Türkiye'nin Avrupa Birliği
tarafından reddedilmesinin felaket olacağı, artık, komisyon yetkililerince de
dile getirilmektedir. Eskiden, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine üye olup
olamayacağı tartışılırken, şimdi, ne zaman üye olacağı tartışılmaya
başlanmıştır.
Türkiye'nin hangi tarihte Avrupa Birliğine tam üye olacağını şu anda
söylemek mümkün değildir; ancak, lehimize olan bu tutumun ve söylemin devam
etmesi ve bu tavırların giderek güçlenmesi için, Türkiye olarak, bizim de
üstümüze düşen bazı sorumluluklar vardır. Bu anlayışla, Aralık 2004'te
yapılacak zirveye kadar, üye ülkelerle üst düzey temaslarımızı kesintisiz
sürdürmeye devam etmeliyiz. Hükümetimizde ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu
irade mevcuttur.
Kopenhag Zirvesi kararlarını hayata geçirmek için, önümüzde yaklaşık
onbeş aylık bir süre vardır. Siyasî kriterlerin bu yıl içerisinde tamamlanması,
bunun 2003 ilerleme raporuna olumlu bir şekilde yansıması, gelecek yılda
uygulamaların değerlendirilmesi ve 2004 ilerleme raporundaki nihaî
değerlendirme sonucunda, 2004 yılı aralık ayında Avrupa Birliği zirvesinde
üyelik müzakerelerinin başlaması kararı alınabilecektir. Dolayısıyla, önce,
2003 yılının ilerleme raporlarını en iyi şekilde çıkarmak, siyasî kriterlerini
yerine getirdiğimizi bütün dünyaya göstermek, 2004 yılında da, Türkiye'de
bunların en iyi şekilde uygulandığını göstermek, 2004 yılı sonunda yapılacak
zirve toplantısında, Türkiye'yi, hazır hale getirecektir.
Kopenhag Zirvesinden bu yana Avrupa Birliğiyle yapılan temaslarda,
önümüzdeki dönemle ilgili çalışma faaliyetlerinin anahatları tespit edilmiştir.
13 Mart 2003 günü Brüksel'de toplanan Ortaklık Komitesi, 2003 yılı için bir
çalışma programı benimsemiştir. Bu çalışma programı, Türkiye ile Avrupa Birliği
arasındaki siyasî ve ekonomik diyaloğun daha da derinleştirilmesi, ülkemizin,
Avrupa Birliği müktesebatına uyum durumunun ele alındığı ayrıntılı inceleme
sürecinin güçlendirilmesi, Gümrük Birliği kapsamındaki teknik sorunların çözüme
yönelik bir anlayışla ele alınması, Avrupa kamuoyunda, ülkemiz üyeliği
aleyhindeki önyargıların azaltılması ve Avrupa kamuoyunda Türkiye'nin üyeliği
lehinde bir ortamın oluşturulması gibi konuları içermektedir.
Değerli arkadaşlar, Ortaklık Komitesinde ele alınan bu hususlar, 15
Nisan 2003 tarihinde, Sayın Dışişleri Bakanımızın Başkanlığında Lüksemburg'da
toplanan Türkiye-Avrupa Birliği Ortaklık Konseyinde, bu kez, en üst seviyede
siyasî düzeyde ele alınmış ve teyit edilmiştir.
Ülkemize ilişkin gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi 14 Nisan
2003 tarihinde onaylanmıştır. Belgede, siyasî kriterler bakımından kısa, orta
vade ayırımı yapılmadan, bütün siyasî önceliklerin 2003 ve 2004 yılları
içerisinde bitirilmesi öngörülmüştür. Ekonomik kriterlere ilişkin unsurlar ise,
bir öncekinin hemen hemen aynısı şeklinde kalmıştır. Dolayısıyla, Türkiye'yle
ilgili yeni istek ve şartlar söz konusu da değildir.
Gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi ışığında yeni bir ulusal
program hazırlanması çalışmaları, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin
eşgüdümünde başlamıştır.
2004 yılı sonunda ülkemizde müzakerelerin başlatılmasına ilişkin karar,
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanacak 2003 ve 2004 ilerleme
raporlarına göre alınacaktır. Bunun için, söz konusu raporların objektif bir
şekilde değerlendirilmesi için, hükümetimiz, üzerine düşeni yapacaktır.
Bu arada, bizden önceki hükümetin bu yolda attığı adımları da
hatırlamamız gerekir. Gerçekten, bizden önce üç reform paketi geçirilmiş, bizim
hükümetimiz iki reform paketini geçirmiş, üçüncüsü de, yani altıncısı da
önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecektir.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yaptığımız kanun
değişiklikleriyle, işkencenin önlenmesini, adil yargılanma ve muhakemenin
yenilenmesini, yani, yeniden yargılanmayı, basın özgürlüğünün genişletilmesini,
Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarının iyileştirilmesini, dilekçe hakkının
güçlendirilmesini, derneklerin faaliyetlerinin kolaylaştırılmasını ve
vakıfların mal edinmelerini sağlamış bulunuyoruz. Hükümetimiz, getirilen bu
yeni düzenlemelerin uygulamalarının takipçisi olacaktır.
Şu anda, altıncı uyum paketi taslağının hazırlıkları içerisindeyiz. Bu
paket, Terörle Mücadele Kanununun ifade özgürlüğünü kısıtlayan 8 inci
maddesinin kaldırılması; özel radyo ve televizyonların farklı dil ve lehçelerde
yayın yapabilmeleri; seçimlerin uluslararası gözlemciler tarafından
izlenebilmesi ve seçimlerde yayın yasağı süresinin daraltılması; İmar Kanununda
yapılacak bir değişikle, farklı din ve inançlara sahip bireylerin ibadet
özgürlüğünün genişletilmesi; Nüfus Kanunumuzun isim konulması hususuna
sınırlayıcı yorumların önlenmesi; sinema, video ve müzik eserlerine ilişkin
kısıtlamaların azaltılması; töre cinayetlerinin faillerine verilecek ceza
miktarlarının artırılması; cemaat vakıflarının gayrimenkullerinin tesciline
ilişkin sürenin uzatılması; RTÜK ve Sinema, Video ve Müzik Eserleri Denetleme
Kurulunun yeniden modern normlara göre yapılandırılması gibi değişiklikler
içermektedir.
Burada memnuniyet verici olan bir şey var ki, bu konuya,
iktidar-muhalefet hep beraber sahip çıkmamızdır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye ve dünya çok kritik bir dönemden
geçiyor. Global ve bölgesel planda dünya haritasını değiştirebilecek yeni
oluşumlar ortaya çıkıyor. Bu dönemde atılacak adımlar, alınacak kararlar,
geleceğimizin yol haritasını çizecek. Bu itibarla, bu sıralarda oturan bizler,
Türkiye'nin geleceği adına en büyük sorumluluk taşıyan insanlar arasındayız.
Karşımızda, hızla değişen, önceden tahmini mümkün olmayan unsurlarla dolu bir
dünya var. Bu durumda yapılacak tek şey, kendimizi iyi tanımak, avantaj ve
dezavantajlarımızı ortaya koymak, önceliklerimizi belirlemek, modernleşmeye ve
bilgiye önem vermek olacaktır. Bu bağlamda, Türkiye'nin ortak noktası olarak
beliren Avrupa Birliği hedefimizin, milletimiz ve gelecek nesiller için önemi
daha iyi ortaya çıkmaktadır.
BAŞKAN - Sayın Fatsa, bir saniye...
Sayın milletvekilleri, salonda yüksek sesle konuşuluyor, oluşan
uğultudan ötürü de sayın hatibi izlemekte zorluk çekiyoruz. Lütfen, sayın
milletvekillerinin buna dikkat etmelerini rica ediyorum.
Buyurun Sayın Fatsa.
EYÜP FATSA (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Avrupa Birliği üyeliğimiz, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı siyasî
projesidir. Bu süreç, çok önemli bir ekonomik ve toplumsal dönüşümü de
beraberinde getirmektedir. Bu süreç içerisinde, yalnızca dışticaret mevzuatımız
veya ceza hukukumuz değişmemekte, ayrıca, günlük yaşamda vatandaşımızı
ilgilendiren her konuda önemli değişiklikler olmaktadır. Bu hususların Türk
kamuoyuna iyi anlatılmasını, Avrupa Birliği meselesinin günlük yaşamımızda
hepimizi ilgilendiren boyutlarıyla kavranmasını sağlamak zorundayız. Avrupa
Birliği üyeliği süreci, vatandaşlarımızın insan haklarının daha iyi korunduğu,
harcadığı paranın daha istikrarlı, tükettiği malın daha kaliteli, soluduğu
havanın daha temiz, katettiği yolların daha güvenli, oturduğu evin daha sağlam
ve pasaportunun daha saygın olduğu bir yakın gelecek için çok etkili bir
araçtır. Bu sürecin ülkemizde bir katalizör görevi gördüğü de inkâr edilemez
bir gerçektir.
Türkiye, önümüzdeki haftalarda, yeni Katılım Ortaklığı Belgesi
çerçevesinde, Ulusal Programının gözden geçirilmiş metnini sonuçlandıracak ve
Avrupa Birliği Komisyonuna iletecektir. Bu yöndeki hazırlık ve çalışmalar,
Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin eşgüdümünde sürdürülmektedir. Eğer, Avrupa
Birliği Türkiye'nin hedefiyse, gözden geçirilmiş Ulusal Program ile Katılım
Ortaklığı Belgesi arasındaki açı muhakkak kapanmalıdır.
Türkiye'de Avrupa Birliği üyeliğine karşı çekimser tutum içerisinde
olanlar ve aynı şekilde, Avrupa Birliğinde Türkiye'nin üyeliğine sıcak
bakmayanlar için, Kıbrıs konusu, kurtarıcı ve koruyucu bir kalkan işlevi
görmektedir. Kıbrıs konusundaki çözümsüzlük uzadıkça, Türkiye'nin
gerçekleştirmesi beklenen diğer reform atılımlarının da, yaratılan kalın
duvarın arkasında tutulabileceği ümidi güçlenmektedir.
Türkiye'nin, ebedî adaylık statükosunun bozulmamasını isteyenlerin
karşısında, bundan daha güçlü bir demokrasi ve insan hakları ittifakı kurulması
gerekmektedir.
Ülkemizin, ayrıcalıklı dost çevre ülke statüsünden, tam üyelik statüsüne
geçmesi, şu kısa sürede göstereceğimiz performansla direkt alakalıdır.
Değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. Mesele, bu değişimi, ağır aksak, kör
topal bir şekilde mi, yoksa, sağlıklı ve bilinçli bir şekilde mi
gerçekleştireceğimizdedir. Şunu iyi anlamalıyız ki, Türkiye'nin nihaî üyeliği,
esas olarak, kendi elinde bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Irak krizi, bir defa daha, Türkiye'nin,
dünyanın bu bölgesindeki stratejik rolünün altını çizmiştir ve güçlendirmiştir.
Ortak dış ve güvenlik politikasına sahip bir Avrupa Birliğinin bir üyesi olarak
Türkiye'nin, Avrupa Birliğinin dünyadaki stratejik rolüne çok önemli katkı
yapabileceğini, başta Avrupa Birliği üyesi ülkeler olmak üzere, herkes
görmüştür.
Aralık ayındaki Kopenhag Zirvesinde Türkiye'nin ısrarına rağmen tarih vermeyen
Brüksel, tarihinde ilk kez, ülkemizin tam üyeliği hususunda tarih telaffuz
etmeye başlamıştır.
Değerli milletvekilleri, Meclisimiz çatısı altında yapılan diğer bir
gelişme, Avrupa Birliği mevzuatına uyumla görevli olacak bir Avrupa Birliği
Uyum Komisyonu kurulmuş olmasıdır. Bahse konu komisyon, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Avrupa Birliği üyeliği yolundaki katkısını artıracak, Meclisiçi
koordinasyonu artıracak ve karşı tarafla daha etkin bir işbirliğini
sağlayacaktır. Önümüzdeki dönemde mevzuat uyum çalışmalarının hız kazanacağı
düşünüldüğünde, komisyonun kurulmuş olması daha da büyük bir önem
kazanmaktadır.
Türkiye, Birliğin içerisine girdiği bu tarihî süreçte ve Avrupa'nın
geleceğine yönelik yoğun tartışmaların sürdüğü bu dönemde, stratejik konumunun
kendisine yüklediği sorumlulukların bilinciyle konvansiyona katkıda
bulunmaktadır ve Avrupa Birliğinin temsil ettiği evrensel değerlerin
yayılmasına yardımcı olma kararlılığında olduğunu ortaya koymuştur.
Netice itibariyle ve özetle ifade etmek isterim ki, altı aydır yoğun bir
şekilde Meclisimizi temsilen Avrupa Birliği Konvansiyonunda yapılan
çalışmalarda ve temaslarda, çok açık ve net bir şekilde, Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkilerinin en üst düzeyde olduğu bir dönem yaşandığını görüyoruz.
BAŞKAN - Sayın Fatsa, sözlerinizi toparlar mısınız.
EYÜP FATSA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Türkiye'nin Avrupa Birliği için öneminin idrak edildiğini görüyoruz.
Artık, yaşanılan bu süreçte, Türkiye'nin müzakerelere başlamasının ve tam
üyeliğinin geri dönülmez bir yolda olduğunu herkes kabul etmektedir.
Türk Halkının demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında
çağdaş ülke değer ve normlarına ulaşma ülküsüne hizmet eden bütün bu olumlu
gelişmeler, içeride ve dışarıda büyük bir memnuniyetle karşılanmaktadır. Aynı
şekilde, ekonomik alanda başlatılan reformlar kararlılıkla sürdürülmüş ve
istikrarın sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır.
Avrupa Birliğine katılım sürecinde başlıca hedefimiz, ülkemizle üyelik
müzakerelerinin bir an önce açılmasıdır. Kopenhag Zirvesinde, Avrupa Birliği,
2004 Aralık ayında komisyonun hazırlayacağı rapor ve öneriler doğrultusunda
Türkiye'nin Kopenhag Siyasî Kriterlerini yerine getirdiğine kanaat getirdiği
takdirde, gecikmesiz olarak müzakerelerini açmayı taahhüt etmiştir.
Türk hükümeti, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini, cumhuriyetimizin
kurucu felsefesini ve Atatürk'ün geleceğe bakışını doğrulayan kilit bir aşama
ve Türkiye Cumhuriyeti için yeni bir basamak olarak değerlendirmektedir.
Avrupa Birliğine üyelik, bu husustaki kriterlerin karşılanması suretiyle
ve Türkiye Cumhuriyetinin Anayasamızda ifade bulan temel özellikleri
çerçevesinde gerçekleşecektir. Türkiye, başta insan hakları ve demokrasi
alanlarında olmak üzere, Avrupa Birliği müktesebatı niteliğindeki evrensel
normlar ile Avrupa Birliği ülkelerinin uygulamalarına daha fazla uyum sağlamak
amacıyla, gerekli tüm uluslararası sözleşmelere taraf olacak ve bunların etkin
şekilde uygulanmasını sağlayacak tedbirleri de almalıdır.
Türkiye, somut ve özgün katkılarıyla, Avrupa'nın evriminde önemli bir
rol oynayacaktır. İnancımız odur ki, Türkiye, eğer üstüne düşeni en iyi şekilde
yaparsa, siyasî iradenin kararları gereken desteği görürse -ki, görmektedir-
iktidar, muhalefet, sivil toplum örgütleri hep beraber, el ele hareket edersek,
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakereleri önümüzdeki yılın sonunda
başlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, Avrupa Birliği yolunda
dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Bu süreç, iktidar ve muhalefeti de aşarak,
Türk Halkına mal olmuştur. Hepimize düşen sorumluluk, Türk Halkının bu talebini
bir an önce gerçekleştirmektir. İktidar, muhalefet, sivil toplum örgütleri,
bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da cumhuriyetten sonra en büyük dönüşüm
projemiz olan Avrupa Birliğiyle bütünleşme sürecimizi, el ele, bütün endişe ve
vehimlerden sıyrılarak, Türkiye'nin gücüne ve dinamiklerine güvenerek
gerçekleştirmelidir. Bu hedefe ulaşılmasında AK Parti Grubumuzda ve
hükümetimizde yeterli kararlılık ve siyasî irade mevcuttur.
Bu düşüncelerle, genel görüşmenin hayırlı olması temennisiyle, Genel
Kurulu, AK Parti Grubu adına, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Fatsa.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur
Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hükümetin önerisi üzerine yapılmakta olan Türkiye-Avrupa
Birliği ilişkileri konusundaki genel görüşmede Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, dışpolitika konularının, özellikle, Türkiye-Avrupa
Birliği ilişkilerinin Yüce Mecliste görüşülmesi, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak öteden beri beklediğimiz bir husustur. Zaman zaman bunun eksikliğini
dile getiriyoruz; bu konularda, dışpolitika konularında, Avrupa Birliği
konularında hükümetin Meclise yeterince bilgi vermediğini söylüyoruz. O
bakımdan, bu genel görüşme, bütün bu konuların ele alınmasına fırsat vermesi
açısından önemlidir, bunu takdirle karşılıyoruz.
Ancak, bir hususu belirtmek istiyorum: Biz, hükümetin, bu safhada,
Avrupa Birliği konusunda niçin bir genel görüşme açılması ihtiyacını
hissettiğini henüz tam anlamıyla anlayabilmiş değiliz. Eğer, hükümetin amacı,
Cumhuriyet Halk Partisini, muhalefeti ikna etmekse, Avrupa Biriliği konusunda,
üyeliğin bir an önce gerçekleştirilmesi konusunda buna ihtiyaç yok; çünkü,
baştan beri Cumhuriyet Halk Partisi, AB üyeliği konusundaki tutumunu çok açık
bir şekilde ortaya koymuştur. Biz üyelikten yanayız, bir an önce üye olmaktan
yanayız, hükümetin bu alanda atacağı bütün adımları destekleyeceğimizi evvelce
de söyledik, bunu dünyaya da ilan ettik. O bakımdan, herhalde, hükümetin amacı
bizi ikna etmek değildir diye düşünüyoruz.
Bizim kanaatimize göre, hükümet, genel görüşme yerine bir an önce uyum
yasalarını, uyum yasaları paketini Meclise getirseydi, Meclisten bunları
süratle geçirmeye çalışsaydı belki zamanı daha iyi kullanmış olurdu, daha
başarılı olurdu; çünkü, arkadaşlar, gerçekten Türkiye'nin kaybedecek zamanı
kalmamıştır Avrupa Birliği üyeliği süreci içinde.
Hükümetin amacı, umarım ki, öyle değildir; ama, bazı yayın organlarında
ifade edildiği gibi, daha çok içpolitikaya yönelikse, bu genel görüşmeyi
önermek, bunu üzüntüyle karşılarız; çünkü, biz, Avrupa Birliği üyeliği
meselesini bir ulusal dava olarak görüyoruz. Nasıl, biz, bu konuyu bir
içpolitika malzemesi yapmıyorsak, umuyoruz ki, hükümetin de böyle bir niyeti
yoktur, hükümet de hiçbir koşul altında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği
sürecini içpolitika malzemesi yapmak istememektedir. Çünkü, Avrupa Biriliğini
bahane ederek başka siyasî amaçlar gütmek, başka hedeflere ulaşmaya çalışmak,
Türkiye'nin Avrupa Biriliği sürecine zarar verir, Türkiye'ye zarar verir.
Geçmişte, geçmiş hükümetler zamanında bunu yapmaya çalışan siyasî partiler
olmuştu. O partilerin bu girişimleri, bu yaklaşımları, ne kendilerine bir şey
kazandırmıştır ne de ülkeye bir şey kazandırmıştır. Biz, ümit ediyoruz ki,
Adalet ve Kalkınma Partisi bu yola gitmeyecektir.
Hükümetin amacı, bu genel görüşme yoluyla bazı kurumları, kuruluşları
ikna etmekse, bunu da söyleyeyim, bu
konuda hükümetin başka yöntemler uygulaması daha doğru olur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi bu gibi amaçların vasıtası yapılmamalıdır; ilgili kurumlarla,
kuruluşlarla hükümetin başka temas imkânları vardır, diyalog kurma imkânı
vardır. Zaten, kurum ve kuruluşlarımız, hükümetin emrinde faaliyet
göstermektedirler. Hükümetin, Mecliste yapılacak genel görüşmeyi bu amaçla
kullanmaya çalışacağına ihtimal vermiyoruz.
Arkadaşlar, özetle, hükümetin bu genel görüşme önerisinin zamanlamasını
yadırgadığımızı söylemek zorundayım.
İşin esasına gelirsek, şunu belirtmek istiyorum: Türkiye'nin Avrupa
Birliğine üyelik süreci, gündemimizin en önemli, en öncelikli meselelerinden
biridir. Sayın Fatsa'nın bu konuda belirttiği görüşlere ben de katılıyorum. Bu
konuda, iktidar muhalefet ayırımı yapmadan, elbirliğiyle çalışmalıyız ve bu
meseleyi, bir millî dava olarak telakki
etmeliyiz, bir millî dava olarak yürütmeliyiz. Ülkemizi, mümkün olduğu kadar,
en iyi koşullarda, en kısa zamanda Avrupa Birliğine üye yapmak ortak hedefimiz
olmalıdır.
Biz, seçimlerden hemen sonra, bu konudaki irademizi ortaya koyduk. Sayın
Genel Başkanımız, o zamanki Başbakan Sayın Abdullah Gül'ün bir ziyareti
vesilesiyle, Kopenhag Zirvesinden önce, kendisine çok açıkça söyledi,
"biz, sizin Kopenhag'da sarf edeceğiniz çabaları açıkça destekliyoruz.
Sizin, mademki, bize belirttiğiniz amacınız 2003 yılında bir üyelik müzakeresi
tarihi almaktır, bizim tam desteğimize sahipsiniz; gidin, bunu Kopenhag'da
bütün Avrupa Birliği ülkelerine açıklayınız, Meclisin, muhalefetin tam
desteğine sahip olduğunuzu ilan ediniz" dedi ve bunu, o görüşmeden hemen
sonra, basına da bizzat açıkladı.
O bakımdan, bunu, en küçük bir başka düşünce sahibi olmadan, bir kere
daha huzurunuzda ifade etmek istiyorum ki, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
başından beri, hükümetin tam üyelik yönündeki çabalarını açıkça destekliyoruz.
Ne yazık ki, Kopenhag'da, beklediğimiz ve Türkiye'nin hak ettiği destek
çıkmamıştır. Bunu, açıklıkla ifade etmek zorundayız. Kopenhag'da, 10 aday
ülkeye üyelik verilmesi karara bağlanmıştır ve geri kalan 2 ülkeye, Bulgaristan
ve Romanya'ya da 2007 yılında üye olacağına dair söz verilmiştir. Türkiye, 13
kişilik bir yarışta 13 üncü sırada bırakılmıştır. Üstelik, diğer 12'si başka
bir kategoride, hepsi üyelik müzakerelerine başlamış, bir kısmı bitirmiş, bir
kısmı bitirmek üzere; Türkiye, 13 üncü sırada, henüz üyelik müzakerelerine
başlamamış ve üyelik takvimi alamamış bir ülke durumunda bırakılmıştır
Kopenhag'da. Biz, bunu üzüntüyle karşılıyoruz. Bize verilen vaat şudur: 2004
yılının aralık ayında, sizinle ne zaman müzakereye başlayacağımızı
kararlaştıracağız. Yani, daha müzakereye başlama tarihi yok. Bu konuda basında
yer alan bazı yanlış bilgileri düzeltmek için söylüyorum.
Kopenhag'da bir karar daha alınmıştır; o da, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin tam üyeliği kararıdır.
Değerli arkadaşlar, bu kürsüde defalarca ifade ettik; bu karar,
uluslararası anlaşmalara aykırıdır, Kıbrıs devletini kuran Londra ve Zürih
Anlaşmalarının açık bir ihlalini teşkil etmektedir. Buna rağmen, bu anlaşmalar
çiğnenerek, Kıbrıs Rum Kesiminin üyeliği için karar verilmiştir; bu yıl 16
Nisanda bunun anlaşması Atina Zirvesinde imzalanmıştır ve bütün onay
işlemlerinin bitirilerek, 1 Mayıs 2004 tarihinde Kıbrıs Rum Kesiminin Avrupa
Birliğine tam üye olması söz konusudur, tam üye olması beklenmektedir.
Şimdi, burada, bizi üzen taraf şudur: Dışişleri Bakanlığımız, Kopenhag
kararının bu bölümüne, biraz gecikmeyle de olsa, bir açıklama yaparak tepki
göstermiştir; ama, Türkiye'nin buna, bu haksız karara siyasî tepkisini
duyamadık, hükümetimizin tepkisini duyamadık. Oysa, bu, öncelikle, siyasî bir
konudur. Kıbrıslı Rumların üye yapılması, Yunanistan tarafından, Yunanistan
Başbakanı tarafından yıllardan beri öncelikli bir siyasî mesele olarak
yapılıyor. Nerede bizim buna siyasî tepkimiz, nerede bizim hükümet olarak buna
tepkimiz, nerede bizim politikacılarımızın tepkisi?! Bunu işitemedik,
duyamadık. Bu tepkiyi gösterdilerse de, belki, kamuoyuna, bu tepki yeterince
açıklanmamıştır. Ne yazık ki, yıllardan beri -bu, sadece bu hükümetin
sorumluluğunda olan bir konu değildir; o bakımdan, hükümete haksızlık
yapmayalım- Türkiye, Kıbrıs Rumlarının bu antlaşmalar ihlal edilerek üye
yapılmasını engellemek için, devlet ağırlığını yeterince kullanamamıştır. Bu,
bizim bir eksikliğimizdir. İleride, bu dönemin tarihini yazacak olanlar, bunu,
Türkiye'nin bir eksikliği olarak yazacaklardır.
Yunanistan ne yapmıştır -bazı ülkeler, biliyorsunuz, Kıbrıslı Rumların
üyeliğine karşıydı- "Rumları üye yapmazsanız, ben, bütün Avrupa Birliği
genişleme sürecini veto ediyorum" demiştir; açıkça söylemiştir, basına
söylemiştir, herkesin içinde söylemiştir; bu bir sır değil. Yani, baskı
yoluyla, Avrupa Birliğine baskı yoluyla, şantaj yoluyla, Kıbrıslı Rumları üye
yapmıştır.
Şimdi, biz, bunu, büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz ve Türkiye'nin, buna,
yeterli siyasî tepkiyi göstermemesini de üzüntüyle karşılıyoruz. Fakat, işin
daha hazin bir tarafı var değerli arkadaşlar; bunu, söylemek zorundayım.
Kopenhag Zirvesinde, bizim için, bu üzüntü verici sonuçlar çıkarken ve -basında
da gördünüz- o zamanın dönem başkanı, Danimarka Dışişleri Bakanı, bizzat, kendi
Başbakanına "Türkler, büyük bir hayal kırıklığına uğradılar" derken
-bunu, televizyonlarda, kendi ağzından izledik- bizim hükümetimiz, bunu, Türkiye'de, halka bir başarı olarak
anlatmıştır; âdeta, bir zafer gibi takdim etmiştir. Bu doğru değil. Üstelik bu
ortaya çıkan durum, bir aylık bir hükümetin kusuru da değil. Gerçekleri
açıklasaydınız, şeffaf bir devlete yakışanı yapsaydınız, halka, Türkiye'ye
yapılan haksızlıkları anlatsaydınız, halktan destek bulurdunuz, kimse sizi
eleştirmezdi, niçin, bir aylık bir hükümet olarak, bütün istediklerinizi Kopenhag'da
elde edemediniz diye kimse sizi kınamazdı, biz de kınamazdık; çünkü, biz,
burada, kusurun, o zamanki Türk hükümetinde değil, Türkiye'ye bu haksızlığı yapanlarda
olduğunu her zaman söyledik, gene söylerdik. O bakımdan, bizce, bu
başarısızlığın, bu olumsuz tablonun, Türk Halkına bir başarı gibi takdim
edilmesi yanlış olmuştur.
Şimdi, önümüzde yeni bir tablo var; geçmişten, çok geleceğe bakalım.
Geçmişte olup bitenlere fazla saplanırsak, gelecekte başarı şansımızı
artırmayız, azaltırız; şimdi geleceğe bakalım. Önümüzdeki ekim veya kasım
ayında Avrupa Birliği Komisyonu bir ilerleme raporu yazacak, Türkiye'yle ilgili
ilerleme raporu yazacak. Bu ilerleme raporunda, Türkiye'nin uyum alanında
sağladığı sonuçları anlatacak ve Avrupa Birliği Komisyonunun bu raporu, Avrupa
Konseyini yani, hükümetleri etkileyici bir rol oynayacak. O bakımdan, bu
ilerleme raporunun bizim açımızdan çok özel bir önemi var. Şimdi, soru şudur:
Bu rapor yayımlanmadan önce, yani, eylül ayına kadar, en geç eylül sonuna
kadar, biz, Türkiye'den beklenen her şeyi yapabilecek miyiz? Şu ana kadar
yaşanan gelişmeler maalesef bu konuda fazla ümit vermiyor. Önümüzde çok az bir
zaman var. Şimdi, altıncı uyum paketinin hükümet tarafından Meclise sunulmasını
bekliyoruz. Ümit ediyoruz ki, basında yer alan bazı haberler doğru değildir ve
bu paketin sunulmasında yeni bir gecikme yaşanmayacaktır; ama, şu veya bu
nedenle hükümet bunu geciktirirse, bu, son derece yanlış bir iş olacaktır
ilerleme raporunda Türkiye'nin lehine yer alabilecek bazı unsurların bu rapora
girmesini güçleştirecektir.
Şimdi, biz, bu altıncı paketi görmedik, bu paket henüz Meclisin
bilgisine getirilmedi. Bizim bilgimiz, basında yer alan bazı haberlerden
kaynaklanıyor. O bakımdan, şu anda bu paket hakkında sağlıklı bir değerlendirme
yapacak durumda değiliz; ama bazı sorularımız var. Sorularımızın başında şu
geliyor: Bu paketi nasıl hazırladınız? Avrupa Birliğinin, bildiğimiz kadarıyla,
kendi raporlarında, Türkiye'yle ilgili beklentiler çok genel ifadelerle yer
alıyor; somut olarak bize şunu yapın, şu yasanızı değiştirin; yani, IMF'nin
uyguladığı yöntemleri pek uygulamıyorlar, şunu yapmanız lazım, bunu yapmanız
lazım demiyorlar, genel ifadelerle beklentilerini söylüyorlar. Peki, biz,
Avrupa Birliğine danıştık mı; yani, şunu söyledik mi: Biz, sizin
beklentilerinizi şöyle anlıyoruz ve sizin beklentileriniz doğrultusunda,
yasalarımızda şu şu şu değişikliklerin yapılmasını Meclise önermeyi
düşünüyoruz. Bunu yaparsak, bu sizi tatmin edecek midir, yoksa etmeyecek midir,
bizden başka şeyler mi isteyeceksiniz, önümüze yeni listeler mi çıkaracaksınız,
yeni beklentiler mi çıkaracaksınız, bunu bilmek istiyoruz. Yoksa, şimdiye kadar
olduğu gibi, biz, bu paketi Mecliste kabul ettiğimiz takdirde, Avrupa Birliği,
bize, gene, aman ne iyi yaptınız, çok iyi yaptınız, bu yolda devam edin; ama,
hâlâ eksikleriniz var, bir de uygulamayı görelim mi diyecektir? Biz kaçıncı
paketi çıkardıktan sonra Avrupa Birliği tatmin olacaktır, yedinci paketi mi,
sekizinci paketi mi, dokuzuncu paketi mi; ne zaman diyeceklerdir ki, işte
tamam, sizden beklentimiz buydu, artık masaya oturabiliriz? Bunu ne zaman
söyleyecekler? Önümüzde, bunun işareti yok.
İşte, biz, hükümetten bunu bekliyoruz. Bunu yaptıysa hükümet, rica
ediyoruz, Meclise bilgi versinler, desinler ki, biz konuştuk, komisyon
yetkilileriyle konuştuk, gerçekten, bizden beklentileri bunlardır. Bunu
yapmadıkları takdirde, konuşmamışlarsa, dediğim gibi, bu sıkıntıları
yaşayacağız.
Şimdi, bir şey daha var. Biz, bu konuda, Meclise sunulan paketin,
gerçekten, Avrupa Birliğinin beklentileri doğrultusunda hazırlanmış bir paket
olduğunu ümit etmek istiyoruz. Bunun için şu soruları soracağız, bugünden
soruyoruz: Getirdiğiniz bu yasalar, Avrupa Birliği ülkelerinde mevcut mu, bütün
Avrupa Birliği ülkelerinin yasalarında bu hükümler var mı, yoksa, siz, kendi
kanaatiniz gereğince, Türkiye'nin üye olması için bunları yapmamız gerekiyor
diye mi getirdiniz bunları?
Gazetelere yansıyanlar doğruysa, bu yasalardaki bazı hükümler, Avrupa
Birliğinin bizden beklentileriyle ilgili değildir, diğer Avrupa Birliği
ülkelerinde de yok böyle şeyler. O zaman, sormak lazımdır, Meclise bunu niye
getiriyorsunuz? Örnek vereyim, gazetelerde yazılan bilgiler doğruysa,
seçimlerde yabancı gözlemci davet etmek hususunda bir yasal değişiklik
yapacakmışız. Buna, hükümet niçin ihtiyaç duyuyor acaba; doğruysa?! Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının bu konuda aldığı bir karar var İstanbul
Zirvesinde. Buna göre, pek çok Avrupa ülkesi gözlemci davet ediyor, biz de
ettik. Son seçimlerde AGİT gözlemcileri geldi, bir de rapor verdiler Türkiye
hakkında; bunun için yasal değişiklik yaptık mı?! Yasal değişiklik mi
gerekiyordu bunları davet etmek için?! Demek ki, yasal değişiklik yapmadan da
davet edebiliyormuşuz. Diğer Avrupa Birliği ülkeleri, AGİT'in bu kararından
sonra, yasalarını mı değiştirdiler?! Şimdi, böyle bir yasa değişikliğine
ihtiyaç var ise, diğer ülkeler niye yapmadı; yok ise, biz niye yapıyoruz?! Bunu
bir örnek olarak söylüyorum; yani, aklımıza gelen hükümleri, bir yasa metnidir
diye, Avrupa Birliğini tatmin etmek için gelip Meclisten geçireceksek, bu,
doğru bir iş olmayacaktır. Onun için, gerçekten emin olmalıyız; bizim yasa
değişikliklerimiz, bütün Avrupa ülkelerinde olan; fakat, sadece bizde olmayan
hükümlerdir. Bunu yaparsak, Avrupa'yla uyum halinde olacağız; o zaman biz size
tam destek veririz.
Bir de, dediğim gibi, bu paket, kapsamlı bir paket olmalı. Yarın bize
"o zaman unutmuşuz, o zaman eksik bırakmışız, şimdi yeni bir paketle
geliyoruz" deme ihtiyacını hükümet duymamalıdır. Altı aydan beri
iktidardadır hükümet; iki hükümet ama, aynı partinin hükümetidir. Altı aydan
beri, bütün bunları araştıracak vaktiniz vardı. Avrupa Birliğiyle görüşecek
vaktiniz vardı, hükümetlerle görüşecek vaktiniz vardı, Türkiye'nin bütün ilgili
kuruluşlarıyla görüşecek vaktiniz vardı ve bütün bu vakti değerlendirip, bize
tam bir paket sunacak durumda olmalıydınız. İnşallah öyledir, bunu göreceğiz;
yakında, Mecliste bunu görüşmeyi ümit ediyoruz.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, şimdiye kadar gerekli yasaların
büyük ölçüde çıkarıldığına inanıyoruz. Zaten, geçen hükümet, yani seçimlerden
önceki hükümet, bazı anayasal ve yasal değişiklikler yaparken, halka demişti
ki: Bunları yaparsak, üyelik kapısı açılacak, müzakere kapısı açılacak. Yaptık
o değişiklikleri, ne gördük; Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye'yle müzakerelere
başlamasını teklif bile etmedi Konseye. Demek ki, onlar değilmiş beklentiler
veya onlardan ibaret değilmiş. Şimdi aynı hatayı yapmamalıyız, ne bekleniyorsa
onu yapmalıyız.
Şunu söyleyelim: Biz, temel değişiklikleri, temel yasal düzenlemeleri
yaptık. Aslında, bunun evveliyatı var. Biz, cumhuriyetin ilk yıllarında bunu
yaptık. Cumhuriyetimizi kurduktan hemen sonra yaptığımız hukuk reformu, budur.
Avrupa'nın en ileri mevzuatını aldık, hiçbir komplekse kapılmadan benimsedik,
Türk kanunları haline getirdik ve büyük bir hukuk devrimi yaptık. Daha
fazlasını yaptık. Yalnız hukuk alanında değil, başka alanlarda devrimler
yaptık. Çağdaş bir hukuk devletinin, çağdaş bir devletin temellerini attık.
Atatürk'ün öncülüğünde, Türk kadınının çağdaş dünyada yerini almasını
sağlayacak atılımlar yaptık. O devirde, Türk kadınları, eğitimde, meslek
hayatında, giyim kuşamda, siyasette, Avrupalı kadınların gerisinde değildi;
hatta, bazı alanlarda, onlardan ilerideydi. Biz, kadınlara genel seçimlerde
seçme ve seçilme hakkını 1934 yılında tanıdık. Fransız kadınları, bu hakka
bizden onbir yıl sonra sahip oldular. İsviçre, sadece bu hakkı, 1975 yılında
verdi.
Avrupa'yla ilişkilerimizde, çağdaşlaşma konusunda, yasal konularda,
başka konularda aşırı bir komplekse kapılmamıza gerek yok. Biz, Atatürk
devrinde bunun temellerini attık; yapmamız gerekenleri yaptık.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Öymen.
ONUR ÖYMEN (Devamla) - Yalnız kadın haklarında değil, o yıllarda,
Türkiye'yi çağdaş bir ülke olma isteğine kavuşturacak pek çok atılım yaptık.
Son zamanlarda, 1930'lu yıllardan bahsediliyor. Arkadaşlar, unutmayalım,
1930'lu yıllar, Atatürklü yıllardır. 1930'lu yıllar, Türkiye'nin her alanda
büyük atılım yaptığı yıllardır; ekonomide, sosyal yaşamda, dış politikada büyük atılım yaptığı yıllardır. 1930'lu
yıllar, bizim gurur yıllarımızdır.
Bugün, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde mesele, sadece yasal
düzenlemelerle ilgili değildir; uygulama da son derece önem taşıyor. Ona,
birazdan kısaca değinmeye çalışacağım.
Şimdi, bu konuda basında yer alan bazı bilgiler bize üzüntü veriyor. Bu
altıncı uyum paketi, Avrupa Birliği üyeliği süreciyle ilgili olarak, basında
yer alan bazı bilgilerin, Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma amacını güttüğü
izlenimini alıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerini, Avrupa Birliği üyeliğine karşı
bir kuruluş gibi takdim etme eğilimleri olduğunu görüyoruz, bundan üzüntü
duyuyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetleri, demokrasiye karşı bir kuruluş gibi
düşünülmemelidir. Geçmişimizde, bunun örneklerini hatırlayalım. Türkiye'de Batı
tipi bir cumhuriyeti kuran insan, bir askerdi. Türkiye'de çokpartili rejime
geçme kararı veren, bir askerdi. Her ikisi de bizim partimizin genel
başkanıydı.
Daha sonraki yıllarda da askerler, çeşitli vesilelerle demokrasiye
bağlılığını kanıtlamışlardır. En son, Irak'la ilgili tezkere konusunda, Sayın
Genelkurmay Başkanımız, Meclis iradesini etkilememek için bu konuda açıklama
yapmadıklarını söylemişlerdir.
Türk Silahlı Kuvvetleri Meclis iradesine böyle saygı gösterirken, hiç
kimse, kalkıp da, Türk Silahlı Kuvvetlerini, demokrasiye karşı, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı bir kuruluş gibi göstermeye çalışmamalıdır. Aynı şekilde, bir
danışma organı olan Millî Güvenlik Kurulu, hiçbir zaman, devletin üzerinde,
Meclise, hükümete talimat veren bir kuruluş gibi gösterilmemelidir. Bu doğru
değildir, bu haksızlıktır, insafsızlıktır; başka ülkelerde de benzeri
kuruluşlar var, hiçbir zaman Millî Güvenlik Kurulu bu şekilde takdim
edilmemelidir.
Askerlerle ilgili bazı düzenlemeler yapmak gerekmiyor mu; gerekebilir.
Mesela, devlet güvenlik mahkemelerindeki askerî yargıcı çıkardık, doğru bir iş
yaptık. Askerler buna itiraz etti mi, buna itiraz eden oldu mu Türkiye'de? Buna
benzer başka düzenlemeler gerekiyorsa, bunları yaparız; ama, bir bütün olarak
Silahlı Kuvvetleri hedef almak yanlıştır, haksızlıktır, bunu, bir kere daha
söylüyorum.
Aynı şekilde, yerel dillerde radyo ve televizyon yayınları meselesini
de, istismar konusu yapılmaktan çıkarmak lazımdır. Diğer Avrupa ülkelerinde bu
işler nasıl yapılıyorsa, Türkiye'de de öyle yapılmalıdır. Devletin görevi
denetleme görevidir; devlet, bu görevi etkili bir şekilde yapmalıdır. Türkiye,
Avrupa ülkesi olacaksa, Avrupalı ülkeler gibi hareket etmelidir.
İnsan hakları ve özgürlükleri konusu, çok önemli bir konudur. Bu konuda
bizim ölçümüz şudur arkadaşlar: Biz, Türk Halkının, Avrupa ülkeleri halkları
kadar, özgürlüğe ve insan hakkına layık olduğuna inanıyoruz. Türk Halkı, hiçbir
zaman, hiçbir konuda, diğer Avrupa ülkelerinin halklarına nazaran ikinci sınıf
bir halk gibi sayılamaz, onlara nazaran daha kısıtlı haklara sahip olamaz.
Bizim ölçümüz budur. Avrupa'da hiç kimse, bize, demokrasi dersi vermeye, insan
hakları dersi vermeye kalkmasın; bizim Partimizin Genel Başkanı, çok değerli
bazı milletvekillerimiz, demokrasi uğruna mücadele etmiş, hapis yatmış
insanlardır. Bizim, hiç kimseden, demokrasi dersi almaya ihtiyacımız yok. (CHP
sıralarından alkışlar) Bunu, bu vesileyle, açıklıkla ifade etmek istiyorum.
Ülke bütünlüğü, toprak bütünlüğü konusunda, biz, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, herkes kadar, herkesten çok hassasız; ama, zannedilmesin ki, Avrupa
Birliği ülkeleri hassas değiller. Onlar da, aynı hassasiyeti gösteriyorlar.
Bugün, Almanya'nın hudutlarını zorla değiştirmeye çalışmanın cezası müebbet
hapistir. Başka ülkelerde de böyle hükümler var. Ülke içerisinde, bir eyalet
hududunu değiştirmeye kalksanız, cezası 10 yıl ağır hapistir, buna teşvik etmek
de cezayı gerektiren bir suçtur; şiddet kullanmasa da, şiddeti teşvik ederek
bunu yapmaya çalışmak da ağır bir suçtur Avrupa'da. Onun için, millî birliğin,
bütünlüğün, toprak bütünlüğünün, ülke birliğinin korunmasını, sadece bizim
tekelimizde bir konu gibi görmemeliyiz; Avrupa Birliğine üyeliğin de buna engel
olacağını, hiç kimse düşünmemelidir.
Değerli arkadaşlar, demin uygulamadan söz ettim. Uygulama derken,
sadece, Avrupa Birliğiyle yaptığımız görüşmeler sırasında ortaya çıkan,
beklenen yasal değişiklikleri anlamıyoruz. Avrupa Birliğine üye olacaksak, her
şeyimizle üye olacağız; yani, toplum yaşamında, ekonomide, çevre konularında,
başka alanlarda, devlet idaresinde Avrupa Birliğinin normlarını benimseyeceğiz;
bunun yolu budur. Devlet yönetiminde Avrupa'nın normlarını benimsemeden,
Avrupalı olmak mümkün değildir. Biz iktidara geldiğimizde kendi kadromuzu
kurarız dediğiniz anda, Avrupalı gibi hareket etmiyorsunuz; çünkü, Avrupa'da
böyle şey yok. Avrupa'da, devletin devamlılığı esastır. Ben kadromu kurarım,
vücut dilinden anlayanları devletin başına, bürokrasinin başına getiririm
dediğiniz anda, Avrupalı değilsiniz; Avrupalı olduğunuzu söyleseniz bile,
Avrupalı değilsiniz; çünkü, orada, liyakat esastır. Devleti idare edenler,
devletin, bürokrasinin başında olanlar, o göreve en layık olan insanlardır,
iktidarın görüşlerine en yakın olanlar değil. Bu hata geçmişte yapılmıştır
Türkiye'de, şimdi de yapılıyor. Sizi uyarıyoruz; Avrupalı olmak istiyorsak, bu
hatalardan vazgeçeceğiz; çağdaş bir ülkenin gerektirdiği şekilde hareket
edeceğiz.
Pek çok yasa Meclise getiriliyor; İş Yasası, bazı bakanlıkları
birleştirme yasası, buna benzer, pek çok yasayı burada görüşüyoruz; ormanlar,
orman özelliğini kaybetmiş alanların değerlendirilmesi; İmar Yasası gelecek.
Arkadaşlar, bu yasaları getirirken, hükümetten şunu rica ediyoruz: Meclise
izahat versinler. Avrupa ülkelerinde bu işler nasıl yapılıyor, onlarda da böyle
mi yapılıyor; kaç Avrupa ülkesi orman bakanlığı ile çevre bakanlığını
birleştirdi; bunları bilmek istiyoruz. Yoksa, bunları sadece kendimize özgü
düzenlemeler olarak mı yapıyoruz?!
Avrupalı olacaksak, Avrupa Birliği üyesi olacaksak, bütün bu konularda
titizlik göstereceğiz, hassasiyet göstereceğiz. Efendim, bizim kültürümüz
farklıdır, bizim geleneklerimiz farklıdır, dinimiz farklıdır, inançlarımız
farklıdır; doğru. Hiç kimse bizden bunları değiştirmemizi istemiyor. Zaten,
istese, biz, sizinle birlikte, buna şiddetle karşı çıkarız; ama, şunu da kabul
edelim ki, kültürümüzü kabul ederek, kültürümüzü muhafaza ederek, inançlarımızı
muhafaza ederek, pekâlâ, Avrupa'nın çağdaş bir üyesi olabiliriz. Kısa bir süre
önce, Sayın Devlet Bakanımız Mehmet Aydın'la birlikte, New York'ta bir yürüyüşe
katıldık. Kendisini kutluyorum; verdiği mesaj, bir Avrupa ülkesinin bakanına
yakışan, çağdaş bir devlet mesajıydı; verdiği mesaj, topluma birlik ve bütünlük
mesajıydı; kendisini kutluyorum. Bir şey için daha kutluyorum; eşiyle birlikte
sergilediği görünüm, işte, çağdaş Türkiye'ye, Atatürk Türkiyesine layık bir
görünümdü; bu vesileyle, huzurunuzda kendisini kutluyorum ve Sayın Prof. Mehmet
Aydın'ın herkese örnek olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bir hususa daha işaret etmek istiyorum. Avrupa
Birliğiyle ilgili ilişkilerimizde karşılaştığımız sıkıntılar sadece Türkiye'den
kaynaklanmıyor. Sayın Eyüp Fatsa biraz önce çok güzel söyledi. Bu sıkıntıların
büyük bir bölümü Avrupa'dan kaynaklanıyor. Avrupa'da öyle partiler var ki,
mesela, Alman Hıristiyan Demokrat, Hıristiyan Sosyal Partileri gibi, açıkça
ilan ediyorlar dünyaya: "Türkiye ne yaparsa yapsın, biz, Türkiye'nin
üyeliğine karşıyız" diyorlar. Fransa'da da bunu diyen partiler var,
Avusturya'da da buna benzer görüşleri benimseyenler var, başka ülkelerde de
var; yani, bazıları zannediyorlar ki, şu meseleyi halledersek, Kıbrıs'ta taviz
verirsek Avrupa'nın kapıları açılacak. Yunanistan bunu söylüyor; belki, başka
bir iki ülke bunu söylüyor. Bütün Avrupa'nın görüşü böyle değil. Alman
Hıristiyan Demokratları size "Kıbrıs meselesi çözülürse sizi alırız"
diyorlar mı; demiyorlar. O zaman, bizim, sanki, bütün Avrupa bizden bunu
bekliyormuş gibi bir izlenime kapılmamız son derece yanlış olur. Bu nedenle,
Türkiye'nin temel çıkarlarından, millî davalarından, baskı altında kaldık,
Avrupa Birliğine gireceğiz diye taviz vermemiz yanlış olur. Bu meseleleri kendi
boyutu içinde çözeceğiz. Haksız talepler varsa, baskılar varsa, dayatmalar
varsa direneceğiz. Bu direnmeyi gösterdik; Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak
gösterdik, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak gösterdik.
Kofi Annan planı çıkardılar. Oradaki soydaşlarımızın can güvenliğine
zarar verecek, onu tehlikeye düşürecek plandı; reddettik. İkinci planı
çıkardılar; aynı mahzurlar vardı, reddettik. Üçüncü planı çıkardılar;
reddettik. Ne oldu; ondan sonra, çözüm umutları yeşermeye başladı. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti adımlar attı, sınırlar açıldı, yüzbinlerce insan karşılıklı
ziyaretler yaptılar. Hükümetimizin aldığı bir tedbirle Türkiye'yi ziyaret
etmeye başladı Kıbrıslı Rumlar. Fena mı oldu?! Hiç kimseye boyun eğmeden yaptık
bunu, kendi irademizle. Kıbrıs meselesi çözülecekse, bu baskı altında
çözülmeyecek, Avrupa Birliğine gireceğiz diye olmadık baskılara boyun eğdiğimiz
için çözülmeyecek; tarafların özgür iradesiyle çözülecek. İşte, biz, bunu
savunuyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu konuda, Türkiye'nin ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin gösterdiği dirence bir katkıda bulunduysak -ki,
bulunduk, aşırı bir tevazua kapılmadan söyleyelim- bundan gurur duyuyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi, bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, bize
layık olanı yapmışızdır.
BAŞKAN - Sayın Öymen, sözlerinizi toparlar mısınız.
ONUR ÖYMEN (Devamla) - Toparlayayım.
Değerli arkadaşlar, bunun ötesinde de, Türkiye'nin üyeliğine karşı
çıkanlar var. Biliyorsunuz, eski Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d'Estaing
geçenlerde demeç verdi, dedi ki: "Türkiye'nin üyeliği Avrupa Birliğinin
sonu olur." Bu yolda başka demeçler verenler de oldu. Toplum olarak infial
gösterdik; ama, biz isteriz ki, hükümetimizin sesi bu konularda daha gür
çıksın, bu gibi çağdışı düşüncelerle Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştıramazsınız
desin hükümetimiz. İşte, biz, hükümetten bunu bekliyoruz. Bu sesi biz çıkarıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi
olarak; uluslararası alanda yaptığımız her görüşmede bunu söylüyoruz; sizin de
söylemenizi bekliyoruz. Elbirliğiyle çalışmalıyız. Bunun başka örnekleri var; zamanınızı
almak için anlatmıyorum.
Şimdi, neticede arkadaşlar, bu konu, millî bir davadır. Bu konuyu, biz,
iktidar olarak muhalefet olarak, elbirliğiyle yürüteceğiz. Sayın Adalet ve
Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımızla yurt dışında çok başarılı çalışmalar
yapıyoruz. Daha iki gün önce Sayın Dumanoğlu'yla beraber Brüksel'de çok yararlı
çalışmalar yaptık. Bize ne dendi biliyor musunuz; bir İngiliz İşçi Partisi
milletvekili dedi ki: "Ben aday olan bazı ülkeleri daha yeni ziyaret
ettim, Türkiye'yi de ziyaret ettim; Türkiye ile onlar arasında, Türkiye lehine,
ışık yılı fark var. Siz, onlardan bu kadar ileridesiniz. Türkiye'nin bu
ülkelerin gerisinde bırakılması, Avrupa için utanç vericidir." Bunu
İngiliz söylüyor; biz de söylemeliyiz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
söylüyoruz; umarız ki, siz de söylersiniz, umarız ki, hükümet de söyler.
Cesaretle, bize yapılan haksızlıklara karşı çıkmalıyız; bu konuda, Meclis
olarak, çok yoğun çalışmalar yürütmeliyiz.
Değerli arkadaşlar, ekonomik alanda bir tek cümle söyleyeceğim; bu bizi
üzmektedir. Her zaman, Türkiye'nin üzerine düşen yükümlülükleri yerine
getirmediğimiz söyleniyor, bizi eleştiriyorlar. Size bir rakam vereceğim.
Geçtiğimiz kırk yıl içinde, Avrupa Birliğinin Türkiye'ye yapmayı taahhüt ettiği
yardım 6,4 milyar eurodur; fiilen Türkiye'nin yararlandığı yardım, kırk yılda
2,2 milyar eurodur, üçte 1'idir. Avrupa Birliği, taahhütlerinin çoğunu yerine
getirmemiştir. 1981 yılında, Dördüncü Malî Protokol, Yunanistan tarafından veto
edilmiştir. O zamandan bu zamana 600 000 000 euroyu oradan alamadık. Gümrük
birliği sırasında bize taahhüt edilen 375 000 000 euroluk yardım, Yunanistan
tarafından veto edilmiştir; bu parayı alamadık. Şimdi, hükümete soruyorum:
Avrupa Birliğinden bu geçmiş alacaklarımızı tahsil etmek için çalışacak
mısınız; yoksa, yeni bazı yardım paketleri çerçevesinde bunları sineye mi
çekeceğiz, bunları almamayı kabul mu edeceğiz? Ümit ediyorum ki, hükümet, bunun
mücadelesini verecektir. Biz de size yardımcı olacağız.
Çok değerli arkadaşlar, vaktinizi aldım, biliyorum; fakat, bu konuda
Sayın Meclis Başkanımızdan da bir ricamız var. Avrupa Birliği ülkeleri
parlamentolarıyla temasları sıklaştıralım, oradan parlamento heyetleri davet
edelim, bizim karma parlamento heyetlerimizi bütün Avrupa ülkelerine
gönderelim; hemen yapalım. Tasarruf edilecek alan bu alan değildir; Türkiye'nin
tasarruf yapması gereken pek çok alan var; ama, Türkiye'nin kaderini
ilgilendiren konularda harcayacağımız her para, her kuruş, yerine harcanmış bir
kuruş olacaktır.
Değerli arkadaşlar, son olarak şunu söylüyorum: Biz, bu davayı
kazanacağız; hiç kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Biz, gerekli çabaları
gösterirsek, makul bir zaman içinde, bütün engellemelere rağmen Avrupa
Birliğine gireceğiz. Yeter ki, amacımızdan sapmayalım, tam bir birlik ve
beraberlik içinde çalışalım, bunu bir millî dava olarak görelim. Basınımızla,
sivil toplum örgütlerimizle, sendikalarımızla, işveren kuruluşlarımızla,
belediyelerimizle uyum içinde hareket edelim.
Cumhuriyet Halk Partisi, bunu, bir millî görev bilmektedir. Hiçbir
içpolitika hedefi görmeden, bütün bu çalışmalara aktif biçimde katılacağımızı
bu Yüce Meclisin kürsüsünden bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.
Sayın milletvekilleri, şimdi, Hükümet adına söz, Başbakan Sayın Tayyip
Erdoğan'da.
Buyurun Sayın Erdoğan. (AK Parti sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün 29 Mayıs, bugün Batı'ya yürüyüşümüzün en önemli ve en
anlamlı dönemeçlerinden birini oluşturan tarihî bir gündeyiz. Yine, Batı'ya
yönelişimizin bir başka tarihî dönüm noktasında, Avrupa Birliğine tam üyelik
sürecinde, tarihî bir irade beyanında bulunmak üzere, bu yüce çatının altında
toplanmış bulunuyoruz. Sözlerime başlarken, hepinizi, böyle anlamlı, farklı,
müstesna bir günde en kalbî duygularla selamlıyorum.
Hükümetimizin en önemli önceliklerinden birini teşkil eden Avrupa
Birliğine üyelik süreci, toplumumuzun tüm kesimleri tarafından dikkatle ve tüm
teferruatıyla takip ediliyor; ancak, bu konunun kamuoyumuzda aynı ölçüde
bilindiğini söylemek zor. Tabiî, az önce, Sayın Öymen'in bir yaklaşımı oldu
"bu genel görüşme, Cumhuriyet Halk Partisini iknaya yönelik mi acaba"
diye. Bunu peşinen söylemek isterim; bu görüşme, Cumhuriyet Halk Partisini
iknaya yönelik bir görüşme değil. Bu görüşme, tam aksine, iktidarıyla
muhalefetiyle, milletimizi bilgilendirmeye yönelik bir toplantıdır, bir
buluşmadır ve ne yazık ki, konuşmasının 5 dakikasını, sadece, burada acaba bir
popülizm mi yatıyor; buna ayırdılar. Böyle tecrübeli bir politikacının -
politikacı diyeceğim, bürokrat geçmişini artık bir tarafa bırakalım- doğrusu bu
yaklaşımını yadırgadım. Biz, bu yüce çatının altında, bu konuları rahatlıkla
enine boyuna konuşmalı, tartışmalı ve milletimizi de, böyle önemli, ülkemizin
uluslararası arenadaki durumunu, tavrını ortaya koyma bakımından
bilgilendirmeliyiz.
Bakın, burada öyle önemli bir adım atılıyor ki ve biz, bu önemli adımda
da, istiyoruz ki, iktidarıyla muhalefetiyle ortak bir bildiri olarak bunun
altına imzalarımızı koyalım ve bunu, sadece milletimize değil, Avrupa'ya da böyle
duyuralım; ama, ne yazık ki, tabiî, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, böyle ortak
bir bildiriyle ilgili yapılan teklif üzerine de, maalesef, imzasını koyamadı.
Yanlış bilgilere ve kalıplaşmış önyargılara dayalı söylemlerle,
maalesef, sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu nedenle, hükümet olarak arzumuz, Avrupa
Birliğinin gerçek anlamını, Türkiye'ye getireceği artıları ve varsa eksileri
tam bir şeffaflık içerisinde tartışmaktır. Yüce Meclisimizin bu anlamda öncü
rolü oynayacağına ve bugün burada yapacağımız tartışmaların, Avrupa Birliğinin
daha iyi tanınmasına ve iyi değerlendirilmesine vesile olacağına inanıyorum.
Türkiye'nin modernleşme ve çağdaşlaşma çabaları, yüzelli yılı aşkın
süredir devam etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar boyu, Avrupa
tarihinin parçası olmuş ve bugünkü Avrupa'nın oluşumunda önemli rol oynamıştır.
Halkımız da, Atatürk öncülüğünde gerçekleştirilen cumhuriyet devrimlerinden bu
yana, kendisini, bir Avrupalı olarak tanımlamaktadır. Bu nedenledir ki,
Türkiye, Avrupa'nın hemen hemen bütün ekonomik, siyasî ve savunma örgütlerinde,
hatta, kurucu üye olarak yer almıştır. Türkiye'yi Avrupalı yapan, Avrupa'nın
temsil ettiği değerleri, katılımcı demokrasiyi, çoğulculuğu, hukukun
üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, düşünce ve vicdan özgürlüğünü
benimsemesidir.
Değerli arkadaşlarım, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan dünya
düzeni, artık, yerini yenisine bırakmaktadır. Bu süreç, kolay ve sorunsuz bir
süreç değildir. Balkanlarda tecrübe edildiği üzere, zaman zaman hayli sancılı
geçebilmektedir. Avrupa'nın üzerine oturacağı yeni düzeni kuran ise, Avrupa
Birliğinden başkası da değildir. Bugün vardığımız noktada, Avrupa Birliğine tam
üye olarak, hem Avrupa'nın hem de küresel dengelerin yeniden şekillenmesi
sürecine bilfiil katkıda bulunabiliriz. Kendi çıkarlarımızı, büyük Avrupa
ailesinin bir üyesi olarak çok daha etkin ve güçlü bir halde savunabiliriz. Bir
model ülke olarak, Avrupa değerlerinin daha da yayılmasına, güçlenmesine destek
olabiliriz. Ülkemizi, Avrupa Birliği içindeki en yüksek standartlar
doğrultusunda bir özgürlükler ülkesi haline getirebiliriz. Sahip olduğumuz
tarihî ve kültürel mirasla, medeniyetler çatışması tezlerini çürütüp,
medeniyetler uyumunun en sağlam örneğini Avrupa'yla el ele inşa edebiliriz.
Bugün, bölgemizin de, dünyanın da, buna her zamankinden daha çok ihtiyacı var.
Biz, bugün, bu hedefe, her zamankinden çok daha fazlasıyla yaklaştık. Ancak,
elimize geçen fırsatı iyi kullanmamız, Aralık 2004'e kadarki dönemi çok iyi
değerlendirmemiz ve elbirliği halinde çalışmamız gerekli.
Kopenhag Zirvesinde 2004'le ilgili alınan kararı küçümseyenler olabilir,
küçümsemeye gayret edenler de olabilir; fakat, dikkat edin, 3 Kasımda yapılan
bir seçim var ve 3 Kasım seçiminden sonra bir aylık bile olamayan bir hükümet
var ve o hükümetin Sayın Başbakanı, şu anda Başbakan Yardımcım Abdullah Gül Bey
içeride, bense Parti Genel Başkanı olarak dışarıda, 11 Aralık Kopenhag Zirvesi
için harıl harıl çalıştık; 14 tane ülkeyi dolaştık. Bu, Avrupa Birliği
süreciyle ilgili olarak bugüne kadar, Türkiyemizin, hiçbir dönemde yapmadığı
bir ataktı ve bu atağın neticesinde, belki, beklenen, arzu edilen netice
alınamadı; ama, daha önce, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girip girmemesi
konuşulurken, bizim, o zirvede aldığımız netice, artık, Türkiye'nin girip
girmemesi değil, Türkiye, nasıl ve hangi tarihte Avrupa Birliğine dahil
edilecektir; bu neticeyi alma başarısını gösterdik. Bunu gösteren bir aylık bir
hükümetti. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreç orada bitti mi; hayır bitmedi
ve bu süreç, şu anda da, yine, hızla devam ediyor.
Bildiğiniz gibi, bu zirvede, şüphesiz ki, Avrupa Birliği Komisyonunun
olumlu görüşüne ve raporuna bağlı olarak, ülkemizle üyelik müzakerelerinin
tarihi, her ne kadar, Aralık 2004 diye açıklandıysa da, bilesiniz ki, bu, daha
öne de çekilebilir. Bu ise, bir performans meselesidir; ama, bu performansı,
biz diyoruz ki, iktidarıyla muhalefetiyle, millet olarak hep birlikte ortaya
koyalım.
İşte, bugün, dün yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısını başlığa
çekenler var. Ne diyorlar; işte, az önce burada Sayın Öymen'in ifade ettiği
gibi. Biz, böyle düşünmüyoruz. Biz, tam aksine, Avrupa Birliği konusunu Millî
Güvenlik Kurulunda görüşmeyi, bu ülke için bir gariplik olarak telakki
etmiyoruz ve alınan tavsiye kararlarıdır; hiçbir zaman, bu Parlamentonun
çıkaracağı veya alacağı bir kararın üstündeki bir kararı Millî Güvenlik Kurulu
almayacaktır. Zaten, Millî Güvenlik Kurulunun tüm mensupları da, bu bilincin,
bu anlayışın içerisindedirler; ama, birileri, hâlâ, burada, ne yapalım da
buraya girme sürecini farklı bir noktaya çekelim diye, böyle bir gayretin
içerisindeler; boşuna uğraşmayın, boşuna uğraşmayın!.. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Biz, bir defa, şunu bilen, şuna inanan bir anlayışla partimizi kurduk; o
da şudur: Türk askeri, Türk Silahlı Kuvvetleri, bir defa, Türkiye'nin
modernleşme sürecinin miladıdır, demokratikleşme sürecinin miladıdır ve bu
anlayışla da, her zaman, dünyada, askerine "Mehmetçik" diye bakan bir
başka millet yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Mehmetçik "Küçük Muhammed"
anlamına ifade edilmiş bir yaklaşımdır, bir tanımdır ve dikkat edin, biz,
kınayı, bir, evlilik merasiminde yakarız, bir de evladımızı askere gönderirken
yakarız; böyle bir Anadolu terbiyesi almış milletiz. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Onun için, buralarda, böyle, spekülatif şeylerin içerisine girmenin
hiçbir anlamı yok; böyle bir sıkıntı, böyle bir dert de yok ve Avrupa
Birliğiyle ilgili görüşme, tabiî ki yapılacak; orada bunun yapılmasını farklı
yorumlamanın bir anlamı yok ve bunlar en geniş manada yapılacak ve en geniş
manada da, nihaî kararı, şüphesiz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Yüce
Meclis alacaktır.
Kopenhag sonuçları, her ne kadar, bizim beklentilerimize gerçekten o
cevabı vermediyse de; ama, artık, farklı bir dönemin, farklı bir sürecin de
başlamasına vesile olmuştur. Aralık 2004'e gelindiğinde, şundan hiç endişeniz
olmasın, inşallah, bu açılım veya bu süreç, otomatiğe bağlanmış bir süreç
olmayacak. Gerçi, Sayın Öymen'in ifadelerine ben de katılıyorum, böyle bir
garanti Aralık 2004'te yok; ama, bizim, o ana kadar, gerek uyumla ilgili gerek
uygulamayla ilgili adımlarımızı atmamız gerekiyor. Şu anda yapılan hazırlıklar
uyumla ilgilidir. Peki, uyum paketlerinin çıkması yeterli mi; yeterli değil. Ne
yapmamız lazım; uygulamada da bunu göstermemiz lazım. "Efendim, biz, her
şeyi hazırladık..." Yeterli değil; uygulamada da bunu göstereceksin.
Hazırladın; uygula!.. İşte, bu andan itibaren, yasama, uyum paketiyle ilgili
görevini yerine getirecek, ondan sonra, yürütme de uygulamayla ilgili görevini
yerine getirecek, biz de bunun takipçisi olacağız. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Çok yakında Yüce Meclise sunmayı öngördüğümüz altıncı uyum paketi, bir
defa, siyasî kriterlere dair mevzuat uyumunu büyük ölçüde tamamlamamızı
sağlayacaktır. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanacak ve eylül ayında
büyük ölçüde nihaî şeklini alacak olan 2003 ilerleme raporunda bu yönde olumlu
bir değerlendirmenin yer alabilmesi için, mevzuat alanındaki reform
tasarılarının Meclisimiz tatile girmeden yasalaşması önem taşımaktadır. Bu
konuda, hepimizin özverili bir mesaiyle çalışacağına güveniyor ve inanıyorum.
Altıncı paket sonrasında, mevzuat uyumu bağlamında eksik kalabilecek bazı
hususlara ve uygulamada yapacağımız iyileştirmelere odaklanmamız gerekecektir.
2004 yılı ilerleme raporuna kadar bu yöndeki çalışmalarımızı gerektiği biçimde
yürütürsek, Aralık 2004'te ülkemizle müzakerenin başlatılmasının önünde
Kopenhag Siyasî Kriterleri bakımından bir engel kalmayacaktır. Avrupa Birliği
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, 2005'in başlarında
müzakerelere başlanabildiği takdirde, ülkemizin, 2011 veya 2012 gibi tam üye
olabileceğini ifade etmiştir. Üyelik perspektifimize ilişkin olarak Almanya,
Fransa, İspanya, İsveç, İtalya ve Lüksemburg Dışişleri Bakanları ve son olarak
İtalya Başbakanı da son derece olumlu ve iyimser ifadelerde bulunmuşlardır.
Lehimize olan bu havayı kaybetmememiz gereklidir. Hükümet olarak, Avrupa
Birliği konusunda Yüce Meclisimizin desteğini hep yanımızda bulduk. Bu konuda,
muhalefet partimize de özellikle teşekkür ediyorum. Önümüzdeki bu kritik
dönemeçte de, yine, sizlerin desteğine ve yapıcı katkılarına güveniyoruz.
Elbirliğiyle çalıştığımız takdirde, Komiser Verheugen'in belirttiği
2011-2012'nin son derece gerçekçi bir vade olacağını düşünüyorum. Türkiye'nin,
Avrupa Birliği normlarına uyum konusunda bugüne kadar gösterdiği ve
birçoklarını şaşırtan yüksek performans, üyelik müzakerelerinin başlamasıyla
birlikte, Türkiye'nin katılım gereklerini hızla karşılayabileceğine de kanıt teşkil
etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği, ülkemizden
beklentilerini 14 Nisan 2003 tarihinde üye ülkelerce kabul edilen gözden
geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesinde açıkça ortaya koymuştur. Buna göre, biz
de, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Programımızı
gözden geçirerek, haziran ayının ortalarına doğru komisyona ileteceğiz. Katılım
ortaklığında yer alan öncelikler, diğer adaylardan istenenlerden farklı veya
bunların ötesinde unsurlar değildir. Bu itibarla, Avrupa Birliğine uyum
çalışmaları, taviz vermek veya teslimiyetçilik olarak yorumlanmamalıdır.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği üyesi ülkeler, 1993 yılındaki,
Kopenhag devlet ve hükümet başkanları zirvesinde, Avrupa Birliğine katılmak
isteyen ülkelerin karşılamaları gereken kriterleri ortaya koymuşlardır. Bunlar,
Türkiye için de, diğer adaylar için de standart kriterlerdir. Katılım sürecinin
özü ve anlamı, Avrupa Birliği tarafından ortaya konulan kriterleri karşılamak
amacıyla aday ülkelerin attıkları tek taraflı adımlardan ibarettir. Üyelik
müzakereleri de, aday ülkelerin belirli AB kurallarından ilanihaye muaf
tutulması için değil, bunlara uyumun tamamlanmasına yönelik geçiş şekil ve
sürelerinin belirlenmesi için yapılmaktadır. Özetle, aslolan, uyumdur.
Bu noktada, Avrupa Birliğine üyelik sürecimize ilişkin gayretleri, taviz
ve teslimiyet olarak nitelemenin yanlış olduğunu tekrarlamak istiyorum. Zira,
tam üye olduklarında, Türkiye'nin bugünkü gelişmişlik düzeyinin gerisinde olan
bazı Avrupa Birliği ülkelerinin, üyelikten sonra kaydettikleri sıçrama, değerli
arkadaşlarım görmezden gelinebilir mi?! Bunda, Avrupa Birliği fonları veya
Avrupa Birliğinin siyasî ağırlığı etkili olmamış mıdır?! Tam üyelik, hangi ülkeye
siyasî veya ekonomik riskler getirmiştir; bu soruları kendimize sormamız
gerekiyor. Hangi ülke için bir geriye gidiş olmuştur; bunu düşünmemiz
gerekiyor. Avrupa Birliğinin temsil ettiği hangi değer, Türkiye'nin kabul
edemeyeceği unsurlar içermektedir; demokrasi mi, hukukun üstünlüğü mü, vicdan
ve teşebbüs özgürlüğü mü, ekonomik refah ve serbestleşme mi, ekonomik
bütünleşmenin küresel düzeyde sağladığı rekabet gücü mü?! Biz, Avrupa Birliğine
üyeliği, bir amaç olarak değil, Türk Halkını hak ettiği çağdaş uygarlık
seviyesine ulaştırmak için bir araç olarak görüyoruz. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Türkiye ve Avrupa Birliğini birbirine bağlayan, bizi bir araya getiren
ortak siyasî, ekonomik ve stratejik çıkarlardır. Türkiye, Avrupa Birliğine tam
üye olduğunda laik, dışa dönük ve girişimci kimliğiyle, nüfusu ve büyüklüğüyle,
özel siyasî ve stratejik etkinliğiyle öncü bir rol oynayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Türkiye, bu suretle, kendi
düşünce ve çıkarlarını, Avrupa Birliği karar ve politikalarına yansıtma şansını
elde edecektir.
Avrupa Ekonomik Topluluğuna ortaklık için başvurumuzu yaptığımız
1959'dan bu yana, Türkiye de, bugünkü adıyla Avrupa Birliği de çok değişmiştir.
Son genişleme dalgası, Avrupa Birliğinin kurumsal yapısının yeniden
düzenlenmesini gerekli kılmıştır. Bu çerçevede 7-11 Aralık 2000 tarihli Avrupa
Birliği Zirvesinde benimsenen Nice Anlaşmasıyla, 27 üyeli bir Avrupa
Birliğinin, değişen kurumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bazı
düzenlemelerin olduğunu görmekteyiz.
Ayrıca, ülkemizin de aktif biçimde katkı sağladığı Avrupa Birliğinin
geleceğine ilişkin konvansiyon çalışmaları başlamıştır. Konvansiyon sonunda,
Avrupa Birliğinin geleceğini belirlemek için, hükümetlerarası konferans toplanacaktır.
Ülkemizin, diğer adaylar gibi, bu konferansa gözlemci olarak katılımı için
girişimlerimiz sürdürülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, içinde bulunduğumuz dönemde stratejik bir değişim
yaşamaktayız. 1999 Helsinki Zirvesiyle birlikte, hem Avrupa Birliği ülkelerinin
hem de Türkiye'nin önüne yeni bir tarih sayfası açılmıştır. Avrupa Birliğinin
sınırları, artık, Balkanlardan, Ege'den değil, ülkemizi de kapsayarak,
Türkiye'nin doğusundan geçecektir. Bu çerçevede, gerek ülkemiz gerek Avrupa
Birliği için yeni yükümlülükler oluşmuştur. Aynı ortak Avrupa Birliği
coğrafyasında yer alan birimler olarak, birbirimizin esenliğini, güvenliğini ve
bütünlüğünü gözetmek sorumluluğunu da üstlenmekteyiz.
Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığı, ülkemizin stratejik ve siyasal
konumunu da güçlendirmiştir. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin gelişmesi, diğer
ülkelerle ilişkilerimizin ihmalini değil, daha da önemsenmesi ve güçlenmesi
sonucunu doğuracaktır. Tüm bunların gerçekleşebilmesi için, Türkiye'nin, Avrupa
Birliğine girme arzu ve iradesinin sonuçsuz kalmaması gerekmektedir.
Bazı çevreler, 11 Eylülü, medeniyetler ve dinler savaşının habercisi
olarak göstermeye çalışmaktadır. Türkiye, Avrupa Birliğiyle bütünleşmesini
tamamladığında, tüm dünya, Doğu ile Batı'nın, Hıristiyanlık ile Müslümanlığın
bir arada, ahenk içerisinde var olabileceğini görecektir. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Türkiye'nin üyeliği, ayrıca, Türk ve İslam dünyasının, genelde Avrupa'ya
bakışını da olumlu yönde etkileyecektir. Dolayısıyla, Türkiye'nin kendi
tarihine, kendi coğrafyasına olan katkı ve sorumluluğu, Avrupa Birliğine
girmeye giderek yaklaşan bir ülke olarak, şimdi daha da büyümüştür. Üye ülke
kamuoylarının bunları gerektiği şekilde algılamalarını sağlayabilirsek, din
farklılığı, coğrafî konum, nüfus gibi dile getirilen yapay çekincelerin
kendiliğinden ortadan kalkacağına inanıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapacağımız tartışmalara ışık
tutabilmek bakımından, bir an için, Türkiye'nin, Avrupa Birliğinden tamamen
koptuğunu düşünelim, üyelik perspektifimizi de tamamen kaldırdığımızı
varsayalım; bunun sonuçlarını salim kafayla ve soğukkanlılıkla bir düşünelim.
Günümüz uluslararası sistemi kuvvetli bir küreselleşme süreci içerisindedir.
Böyle bir sistemde, bölgesel blokların dışında kalmak, her ülke için potansiyel
bir tehlikedir. Avrupa Birliği, genişlemesini tamamladığında, Atlantik
Okyanusundan Avrupa'nın doğusunda Rusya, Ukrayna sınırına ve Balkanlarda
Türkiye sınırına kadar uzanan 600 000 000 nüfuslu, birçok konuda bütünleşmesini
tamamlamış, gümrük birliğinden tek pazara, parasal ve ekonomik birliğe ve
sonunda siyasî birliğe ulaşmış dünyanın en büyük ticarî ve siyasî bloku
olacaktır.
Türkiye'nin bu dev blokun dışında kalması çıkarlarımıza hizmet edecek
midir; bu soruyu kendimize soralım. Şu anda birçok alanda Türkiye'nin gerisinde
olan birtakım aday ülkelerin, üye olmanın getireceği çeşitli yararlarla,
Yunanistan örneğinde olduğu gibi, hızla Türkiye'nin önüne geçmesine seyirci mi
kalacağız? Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyadaki diğer komşuları, malum
sorunlar nedeniyle, herhangi bir kuvvetli işbirliğine veya entegrasyon süreci
içine girme şansına sahip değildir. Esasen, cumhuriyetin kurulduğu günden bu
yana dış politikada çokyönlülüğü korumakla beraber, başlıca tercihimizi
Batı'dan yana yapmışızdır. Böylesine istikrarsızlıklarla dolu ve aşırı
akımların hayat bulduğu bir bölgede tecrit edilmek, Türkiye'nin siyasî istikrar
ve düzenine katkı sağlamayacaktır; oysa, halkımızın refahını sağlamak için
istikrara her şeyden önce ihtiyacımız var. Güven dönemi başlamıştır, bundan
sonrası, istikrar dönemidir. Avrupa Birliği, Türkiye'ye, diğer pek çok katkının
yanı sıra, sürekli bir istikrara da vesile olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, stratejik kararları alan kurumların dışında
kalmamızın sakıncalarını ayrıntılı biçimde anlatmama gerek olmadığını
düşünüyorum. Gelecekte 30'a yakın üye devletten oluşacak Avrupa Birliği, başta
Avrupa'nın güvenliği ve savunması olmak üzere, birçok konuda bizi de yakından
ilgilendiren kararlar alacaktır. Türkiye ise, dışarıda kaldığı takdirde, bir
üçüncü ülke olarak bunları izlemekle yetinme durumunda olacak, bu kararları
çıkarlarına göre etkileme veya engelleme olanağı kısıtlı kalabilecektir. Keza,
Avrupa Birliği, kendi bünyesinde, ortak dışgüvenlik politikasını geliştirme
aşamasındadır. Avrupa Birliği dışında kalmak suretiyle, Türkiye'nin,
bölgesinde, güvenlik ve dışpolitika ihtiyaçları açısından yalnızlık içine
itilmesi hiçbir zaman tercihimiz olamaz.
Avrupa Birliğine tam üyelik sürecimizde yaşanabilecek bir gerileme,
Yunanistan ile olan sorunlarımızı çözme şansını da zayıflatacaktır. Türkiye'nin
tam üyeliği gerçekleşirse, Ege, bir ihtilaf konusu değil, Birlik sınırları
içinde, Türkiye ve Yunanistan'ı birleştiren bir bölge özelliği kazanacaktır; bu
durumda, sorunların aşılması daha kolaydır. Aynı durum, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin Avrupa Birliğine üyeliği bağlamında da geçerlidir.
Avrupa Birliği dışında kalırsak, halen Avrupa Birliği ülkelerinde
yaşayan ve sayıları 3 000 000'a yaklaşan vatandaşımızın haklarını daha iyi
koruma ve konumlarını önemli ölçüde geliştirme imkânımız sınırlı olacaktır;
hatta, Avrupa Birliğine yeni katılan ülkelerden gelenler, istihdam
piyasalarında da Türk işçilerinin önünde yer alabileceklerdir. Türkiye, Avrupa
Birliği üyesi olduğunda, bu vatandaşlarımız, tüm haklardan o ülke vatandaşı
gibi yararlanabilecekken, üye olmadığında, vatandaşlarımızın, üçüncü ülke
vatandaşı statüsünde kalacağını hesaplamamız gerekmektedir.
Ekonomik alanda, Avrupa Birliği, dünyanın en büyük ticaret bloğunu oluşturacaktır.
Avrupa Birliğinin kendi içpazarını oluşturmak ve korumak için alacağı tüm
tedbirler, Avrupa Birliği dışında kalan ülkelerin aleyhine sonuçlanacaktır. Avrupa
Birliği dışındaki pazarların da, Avrupa Birliği içinde olunmadan, Avrupa
Birliğiyle rekabet ederek zorlanması bir hayli zordur. Bunlar, gümrük
birliğiyle, dolayısıyla, Avrupa Birliğiyle çok daha yakın bir ekonomik ve
ticarî ilişki düzeni içinde olan ve gümrük birliğini, üyeliğe giden bir aşama
olarak telakki eden ülkemizi öncelikli olarak etkileyecektir.
Ekonomimizdeki en önemli sorunlardan biri, maalesef, kronik hale bürünen
yabancı yatırım eksikliğidir. Buna karşılık, ülkemize önemli ölçüde sıcakpara
girişi olması, ekonomik istikrarı tehdit etmektedir. Avrupa Birliğine tam
üyelik süreci, yapacağımız yapısal düzenlemelerle birleştiğinde, yabancı
yatırımcıların Türkiye'ye olan ilgisini ve güvenini de artıracaktır; bu da,
ekonomimizi çok daha sağlam temeller üzerine oturtacaktır.
Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz hakkında olumsuz yargılara sahip
olanların eleştirdiği bir husus da gümrük birliğidir. Ekonomimizin, uzun
yılların birikimi olan sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu hiçbir zaman
yadsımıyorum; ancak, bu sıkıntıların kökenleri çok değişik biçimlerde
yorumlanmakta ve bazıları, bunda, en büyük payın gümrük birliğine ait olduğuna
inanmaktadır; bana göre, bu da yanıltıcıdır. Bu bağlamda, genelde bilinmeyen ve
gümrük birliği karşıtları tarafından unutulan bir gerçeğe dikkat çekmek
isterim. 1970 yılında imzalanan Katma Protokolün hükümleri uyarınca, 1971
yılından gümrük birliğine kadar geçen sürede, Türkiye, Topluluğa, sıfır
gümrükle mal ihraç etme ayrıcalığından yararlanırken, Avrupa Birliği, bu
ayrıcalıktan, ancak gümrük birliğinin kurulmasıyla yararlanmaya başlamıştır.
1996 yılında gümrük birliği tamamlanmamış olsaydı, Türk ihracatçılar, Avrupa
pazarındaki bu ayrıcalıklarını kaybedeceklerdi. Bir an için, ülkemizin, gümrük
birliğini askıya aldığını varsayalım. Bu durumda, sanayicilerimiz, mallarını,
Avrupa Birliğine sıfır gümrükle ihraç etmek yerine, Avrupa Birliğinin üçüncü
ülkelere uyguladığı tarifelere tabi olarak ihraç edebileceklerdir. 1998 yılında
yapılan bir çalışma, o dönemdeki gümrük hadleri itibariyle, ihracatımızın,
yıllık 500 000 000 euro tutarında gümrük vergisiyle karşılaşacağını
göstermiştir. Gümrük birliğinin işleyişinde, bir kısmı, başlangıcından beri
gündemde olan çeşitli sorunların mevcut olduğu da bir gerçektir; bunların
bazıları ülkemizden, bazıları ise Avrupa Birliğinden kaynaklanmaktadır.
Nihayetinde, gümrük birliğinin eksikliklerini gerçek anlamda giderecek tek
imkân da, yine, Türkiye'nin tam üyeliğinden geçmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği hakkındaki
karar yıllar önce verilmiştir. 1963 Ankara Anlaşması, Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğinin hukukî temellerinden ilkini oluşturmaktadır. 1987 yılında
yaptığımız üyelik başvurusunu inceleyen Avrupa Birliği, Türkiye'nin aday olma
önkoşullarını haiz olduğunu teyit etmiştir. Nihayet, 1999 Helsinki Zirvesinde,
ülkemizin diğer aday ülkelerle eşit şartlarla Birliğe üye olabileceğine dair
karar, 15 üye ülke devlet ve hükümet başkanları tarafından, siyasî açıdan bir
kez daha onaylanmıştır. Yani, ülkemizin üyeliğe ehil oluşu üç kez masaya
yatırılmış ve her üçünde de onaylanmıştır. Avrupa Birliği, Türkiye'nin
üyeliğine bu şekilde yaklaşırken, bizim, Avrupa Birliğinin niyetleri konusunda,
gayri resmî platformlarda yapılmış beyanlardan ziyade, resmî belge ve kararlara
itibar etmemiz daha yapıcı olmaz mı?! 1960'lı yıllarda Avrupa Birliğine misafir
işçi olarak gelen Türkler, bugün, Avrupa'da, 82 000 girişimciyle, 100'ün
üzerinde farklı branşta mal ve hizmet üretebiliyor ve 411 000 kişiye istihdam
sağlayabiliyorsa, bizim kendi potansiyelimizden kuşku duymamızın temeli nedir
acaba?!
Avrupa Birliğine görünür gelecekte üye olacak 30'a yakın ülke, bir
yandan ulusal kimliklerini koruyup, diğer yandan da, aralarındaki çatışma ve
bölünmeleri hoşgörü, birleşme ve dayanışma kültürüyle aşabiliyorken, bizim,
kendi kendimizi bu büyük projenin dışına itmemiz düşünülmemelidir. Hükümet ve
Meclis olarak, Türk Halkının isteklerine kulak vermek ve bunları gücümüz
ölçüsünde yerine getirmeye çalışmak aslî görevimiz olmalıdır.
Türk Halkı, tercihini, çağdaş uygarlık ve bu bağlamda, Avrupa Birliğine
üyelikten yana kullanmaktadır. Avrupa Birliğine tam üyelik fırsatı da ilk kez
bu kadar yakınımıza gelmiştir. Bu alanda üzerimize düşeni yerine getirmek,
halkımıza ve Türkiyemize olan borcumuzdur. Tarih önündeki sorumluluğumuz da
bunu icap ettirmektedir. Yüce Meclisimizin gereken sorumluluk içinde hareket
edeceğine olan inancım sonsuzdur.
Yine, Kıbrıs'taki üyelik süreciyle ilgili, Kuzey Kıbrıs'a karşı
takınılan tavır konusundaki Sayın Öymen'in yaklaşımında "Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti gereken tavrı koymamıştır" değerlendirmesi gerçekten
bizi üzer; yani, nasıl bir tavır koyduğumuzu, artık, tüm dünya biliyor.
Bakın, bugün Kanada Dışişleri Bakanıyla birlikteydim. Takındığımız tavrı
bırakın, Kuzey Kıbrıs'ın nasıl ön aldığını ve Türkiye'nin nasıl bir ön aldığını
onlar bile görüyor ve onlar da, bu noktadaki yaklaşımlarını, çok daha farklı
bir şekilde gözden geçirdiklerini ifade ediyorlar. Düşünün, kırk yıldır
alınamayan bir kararı, 59 uncu Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti almıştır. Ne
yapmıştır; kapılarını Güney Kıbrıs Rum Halkına açmıştır. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Bugüne kadar bu yapılamadı. Bu bir adım değil mi? Aynı şekilde Kuzey
Kıbrıs'ta kapıların açılması olayı; bunlar adım değil mi? Bu adımlar atılırken,
artık, bizim, herhalde bakar kör olmamamız lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bunlar önemli şeyler ve bununla da kalmıyoruz.
Bakınız, getirdiğimiz yasa tasarıları, acaba Avrupa Birliği üyesi
ülkelerde var mı? Bakın, buradaki bir yasanın nasıl çıkacağı konusunda,
oluşmuş, oturmuş teamüller var; bunların dışına, zaten, bizim çıkmamız mümkün
değil. Biz de, olanları, zaten, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde neler varsa,
bunları, şüphesiz ki, huzurunuza getireceğiz. Kaldı ki, iktidar ve muhalefet
birlikte bunları müzakere ederek, tartışarak, ilgili kurum ve kuruluşlarla,
çeşitli sivil toplum örgütleriyle müzakere ederek, olgunlaştırıp ondan sonra
komisyonlara, ondan sonra da Genel Kurula getirilen yasa tasarılarıdır. Biz de,
kesinlikle, bu noktada, Avrupa Birliğinde, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde
olmayan bu tür uygulamaları, sizlerin önüne hiçbir zaman getirmeyi düşünmedik,
düşünmüyoruz. Kaldı ki, bu son paketle ilgili çalışmalar da önümüze gelecek ve
ondan sonra da, tabiî ki, sizlerle müzakere edip ve Genel Kurula bunu
getireceğiz.
Bir diğer konu da, gerek Katılım Ortaklığı Belgesinde gerek gözden
geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesinde, ayrıca, 2001 ve 2000 İlerleme
Raporlarında, aslında, bunlara yönelik bütün hususlar yer alıyor; Avrupa
Konseyi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da burada nazara
alınıyor. Paket, genel hatlarıyla bu unsurlardan yararlanılarak hazırlanıyor ve
haftalardır bu konular üzerinde Adalet Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız,
ilgili tüm kurum ve kuruluşlar ve sivil toplum örgütleriyle bu görüşmeler
yapılarak, bu hazırlıklar yapılıyor; önemli olan, bunun en ideal şekilde
hazırlanıp Genel Kurulumuza, tabiî ki, getirilmesidir.
Bu bağlamda, Avrupa Birliğiyle ilgili düzenlemeler konusunda yapıcı
katkılarını bugüne kadar esirgemedikleri için, esirgemeyecekleri için -Sayın
Genel Başkan, gerçi, şu anda burada değil- kendilerine, şahsında, tüm Gruba
teşekkür ediyorum. Anamuhalefet Partimizin bu anlamlı destek ve katkısını,
Ulusal Programımızın hazırlık sürecine ve nihaî metne yansıtmak için gereken
özeni göstereceğine de inanıyorum ve Atatürk'ün gösterdiği yolda, çağdaş Batı
medeniyetini yakalamış, laik, demokratik ve müreffeh bir Türkiye'yi hep
birlikte kuracağız. Avrupa Birliği ise, bizi bu ideale taşıyacak en etkili ve
önemli bir araçtır diyor; sizleri, bu duygular içerisinde, şahsım ve Grubum
adına selamlıyorum. (AK Parti sıralarından ayakta alkışlar; CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başbakan.
Şahsı adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Ziyaeddin Akbulut; buyurun (AK
Parti sıralarından alkışlar)
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusunda
açılan genel görüşme nedeniyle, şahsım adına konuşma yapmak üzere söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
Bugün 29 Mayıs -ben de bir cümleyle değinmek isterim- İstanbul'un
fethinin 550 nci yıldönümü. Bu fethi bize bağışlayan Fatih Sultan Mehmet Han ve
onun askerlerini, şükranla, rahmetle, minnetle anıyorum.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, bilindiği gibi, ilk defa, rahmetli
Menderes Hükümeti döneminde 31 Mayıs 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğuna
resmen başvurmuştur. O zamandan bu zamana kırk küsur yıllık bir süreç
geçmiştir. Bu süreç içerisinde, geçen hükümetlerin bazıları bu yolda gaza,
bazıları da frene basmıştır.
Birinci ve ikinci AK Parti Hükümetleri dönemlerinde ise, tüm çalışmalar,
ülkemiz hukukunu evrensel hukuk ilkelerine uygun hale getirmek, temel hak ve
özgürlükler rejimini evrensel standartlara çıkarmak, ülkemizi gerçek anlamda bir
hukuk devleti yapmak, hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak ve uluslararası camiada
saygın bir yer kazandırmak yolunda olmuştur. 3 Kasım seçimlerindeki zaferin
hemen sonrasında Avrupa Birliği turuna çıkılması ve bu turun neticesinde ülkemizin
Avrupa Birliğine tam üyeliği için Aralık 2004 tarihini müzakere tarihi olarak
alma başarısı, AK Parti İktidarının bu yoldaki ilk ve çok önemli bir adımıdır.
Biz, AK Parti İktidarı olarak, Avrupa trenini kaçırmamak için işi sıkı
tutuyoruz. Avrupa macerasında kader yılı olarak gördüğümüz bu yılda, gerekli
yasal düzenlemeleri Meclisten eksiksiz geçirmek için, âdeta, seferberlik
başlatmış bulunuyoruz. Tam üyelik başvurusu zamanında uzun, ince bir yol diye
nitelendirilen Avrupa yolculuğunda gelinen bugünkü nokta, Sayın Başbakanımızın
da dediği gibi, artık geri dönüşü olmayan yol olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel görüşmenin gündeme geldiği
geçen günlerde gazetelerin haber başlıklarına dikkat ettim. AK Parti
Hükümetinin Avrupa Birliği yolundaki gayretlerini ülkemizdeki bütün toplum
kesimleri paylaşıyor. Bu konuda büyük bir uzlaşı noktasına, ilk defa, toplumun
bu kadar yaklaştığını görmekteyiz.
Ulusal gazetelerin bugünlerdeki haber başlıklarının bir kısmını sizlerle
paylaşmak istiyorum: "Hükümet Avrupa Atağında", "Erdoğan:
Müzakere Tarihini Erkene Alın", "Başbakanlıktan Kopenhag Kriterleri
Genelgesi", "Avrupa Birliğine Asker Desteği", "Avrupa'ya
Bizi Hemen Alın Turu", "CHP'den Avrupa Birliği Yasalarına Tam
Destek", "Avrupa Birliği Atatürk'ün Yolu", "Avrupa Birliği
Dönüşü Olmayan Yol", "Avrupa Birliği Yolunda Devrim",
"Ankara'da Avrupa Birliği Zemininde Normalleşme İşaretleri",
"Tek Alternatif Batı", "Avrupa Birliği Üyeliği Bir Kader Denk
Noktasıdır", "Avrupa Biriliğinden Tam Güvence", "Avrupa
Birliği Üyeliği Askerlerle Birlikte Olur."
Sayın milletvekilleri, bu başlıklardan da anlaşıldığı üzere,
cumhuriyetin en büyük atılımını Türkiye'de artık kimse durdurmak istemiyor.
Tabiî ki, iktidarımız, şimdiye kadar her konuda olduğu gibi bu konuda da
diyaloğu devam ettirecektir. AK Parti İktidarı, Avrupa Birliğine, galipler
mağluplar sendromuyla taşınmak istemiyor. Bu hükümet elinden geleni yapacak ve
en sonunda Türkiye'yi mutlaka Avrupa Birliğine sokacaktır; bunun başka çıkış
yolu yoktur. Türkiye'nin, artık, istikameti, tereddütsüz, Avrupa Birliğidir.
Kuşkusuz, Avrupa'nın iki yönü olduğunu gayet iyi biliyoruz: Birincisi,
özgürlük, insan hakları, teknoloji, bilim, medeniyet, gelişme ve dindarlıktır;
ikincisi ise, Türkiye'den, Müslüman ve laik olduğu için korkan, yabancı düşmanlığını
önplana çıkaran bir Avrupa'dır. Biz, her şeye rağmen, Avrupa Birliğinin sihirli
bir değnek olmadığını da biliyoruz; ancak, kendimiz için, halkımız için Avrupa
Birliğiyle entegre olmak zorundayız; çünkü, dünya, büyük bir değişim geçiriyor.
Geçmişteki Müslüman-Hıristiyan çatışması, artık, çok gerilerde kaldı. İnsanlık,
her şeye rağmen barış istiyor. Dünya barışı için Müslüman-Hıristiyan
diyaloğunun zorunlu olduğunu burada ifade etmeliyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, temel hak ve hürriyetler
noktasında, şu anda, Avrupa Birliği standartlarının oldukça gerisindedir.
Avrupa Birliğine girdiğimizde, tavizden ziyade, kazanımlarımız söz konusu
olacaktır. Globalleşen bir dünyada, Müslümanların, sair dinlerin mensuplarıyla
çeşitli alanlarda ilişkiye girmesi kaçınılmazdır. Türkiye'nin, uzun, ince AB
yolculuğu çok daha kısa sürede olumlu
bir neticeye ulaşmış olsaydı, bundan, hem ülkemiz hem Avrupa hem de bütün dünya
kazançlı çıkardı.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine girmekte neden bu kadar uzun
bir süreç ülkemizde yaşandı? Bu bağlamda, Avrupa Birliğinden kaynaklanan
nedenler olmakla birlikte, bizden de
kaynaklanan çok nedenler olduğunu kabul etmek durumundayız. Her şeyden önce, âdeta her on yılda bir
demokratik rejimdeki kesintiler, Avrupa Birliği yolunda önemli gecikmelere
neden olmuştur. Ayrıca, Avrupa Birliğinin verdiği ev ödevlerini yapamadığımız
veya eksik yaptığımız da bunda önemli bir rol oynamaktadır.
Diğer yandan, Avrupa Birliği yolunda yapmamız gereken önemli iş,
Kopenhag Kriterlerinin tamamen hayata geçirilmesidir. Bunun dışında iki önemli
konu daha var; birincisi, Kıbrıs sorunu, ikincisi ise, ülkemiz ile Yunanistan
arasındaki yaşanan sorunlardır. Bu konularda da hükümetimizin çok olumlu ve
cesur adımlar attığını, Güney Kıbrıslı Rumlara zeytin dalını kapılarımızı
açarak, yıllardan sonra ilk defa uzattığını, geçtiğimiz günlerde müşahede etmiş
bulunuyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği, Türkiye'de neyi
değiştirecek? Bunu hep sorabiliriz. Ben, diyorum ki, öncelikle, Türkiye
değişecek; Türkiye'nin Avrupa Birliğine adaylık süreci, Türkiye'de değişimin iç
dinamiklerini harekete geçirdi, geçiriyor ve geçirecek. Avrupa Birliği
adaylığı, dışsal dinamikler ile içsel dinamikleri bir araya getiren,
odaklaştıran ve Türkiye'de değişimi kaçınılmaz kılan bir olgudur. Avrupa
Birliğine entegrasyon sürecinde, Türkiye'nin, iktisadî ve manevî anlamda,
değerlerine ilişkin anlamda zorda kalacağını düşünmek, Türkiye'yi yeterince
tanımamaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye, Avrupa Birliğine çok ciddî manada
katkı sağlayacak bir güçtür.
Avrupa Birliğinden ilham alınarak gelen; ama, esasında, Türk insanının
baskılarıyla gelen bir süreç daha var. Anadolu insanı, artık "dur"
diyor, artık "yeter" diyor ve Anadolu insanı diyor ki: "Bu
ülkede, bizim istediğimiz, değişimdir." Değişim rüzgârları, Türkiye'nin
her tarafını saracaktır."
Değerli milletvekilleri, Türkiye bir yol ayırımındadır; tabuların,
duvarların yıkıldığı, sınırların kaldırıldığı bir dünyada, ya içimize
kapanacağız ya da cesurca davranıp dünyaya açılacağız, dünyayla evrensel
değerleri paylaşarak entegre olacağız...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın Akbulut, buyurun sözlerinizi toparlayın.
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
... ya statüko, eski alışkanlıklar, korkular ve korkutmalar ya da
özgürleşme, refah ve bireyin öne çıkması gerçekleşecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, inanıyorum ki, ülkemizde
neredeyse bir asra yakındır yapılan sağ-sol, laik-dindar, Alevî-Sünnî,
ilerici-gerici gibi ayırımcılıkların, Avrupa Birliği zemininde en sağlıklı
çözümü bulunacak ve artık, bu kısır döngülerden, ülkemiz insanları
kurtulacaktır.
Türkiye'yi yöneten AK Parti İktidarı, milletin çoğunluğunun destek
verdiği, Avrupa Birliği projesinde, dimdik ayakta durmakta ve çok cesur
davranmaktadır. Türkiye'nin, gerek Amerika Birleşik Devletleriyle gerekse
Avrupa Birliğiyle ilişkilerinin ekseni, noksanlıklarıyla beraber, işleyen
demokrasisidir. Türkiye, 1950'li yıllarda NATO'ya girerek, savunma gücünde
önemli bir Batı standardını yakalamıştır. Şimdi de, Avrupa Birliğine girerek,
özgürlüklerde, insan haklarında, ekonomik gelişmesinde, Batı standartlarını,
kendi halkı için yakalamış olacaktır. Türkiye, AK Parti İktidarında, umutların
tükendiği bir zamanda, en büyük ve en son dev adımları atarak, cumhuriyetin en
büyük atılımını gerçekleştirecek ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve AK
Parti, bu yolda, tarihe geçecektir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Türkiye,
dönüşü olmayan bir yoldadır. Herkes, hesabını buna göre yapmak zorundadır;
çünkü, kaybedecek zamanımız artık yok. Bu kez de ıskalandığında, gelecek yeni
bir tren, bir daha bulunamayacaktır.
Bugün, büyük bir memnuniyetle görülmektedir ki, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, iktidarıyla muhalefetiyle, bu konuda, tam bir mutabakat
görülmektedir; dolayısıyla, bu olumlu hava, tüm Türkiye'yi, bu yolda, olumlu
olarak etkilemektedir. Avrupa Birliği, sadece hükümetin uhdesinde yürütülecek
bir politika, kuşkusuz, değildir. Hükümet, sadece, lokomotif görevini görecek,
yetki ve sorumluluk onda olacaktır. Türkiye tercihini yaptı ve rotayı
belirledi; artık, Avrupa Birliği, iktidarıyla muhalefetiyle, devlet politikası
olmuş bir millî davadır.
Sayın milletvekilleri, beş yıllık kalkınma planları, bu Mecliste
günlerce müzakere ediliyor ve tartışılıyor. Ne var ki, ülkemizin yüz yıllık,
belki de ikiyüz yıllık geleceğini ilgilendiren Avrupa Birliği üyeliğimiz
Mecliste böylesine henüz ele alınmamıştı; Sayın Başbakanın önergesi sayesinde
bu gerçekleşti ve tartışılıyor. Bu genel görüşmeyle bunlar görüşülecek ve
değerlendirilecek; çünkü, AK Parti İktidarı, bu dev adımın Yüce Mecliste enine
boyuna tartışılmasını istemektedir.
Bu genel görüşme önergesinin ihtiyaç duyulan bir zamanda gündeme
gelmesinden dolayı memnuniyetimi ifade ediyor ve bu genel görüşmenin hayırlar
getirmesini diliyor, hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbulut.
Şahsı adına ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ'ın.
Buyurun Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği konusundaki genel görüşme
bağlamında, şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, güvenilir araştırma kuruluşları tarafından
bilimsel yöntemlerle yapılan kamuoyu araştırmalarının, Türk Halkının yüzde
75'inin, Türkiye'yi, Avrupa Birliğinin içinde görmek istediğini ortaya koyduğu
bu kürsüden birçok kereler ifade edildi. Bu sonuç ne anlama geliyor; bunun
anlamı, siyasî görüş farklılıkları ne olursa olsun, Türkiye'deki ezici
çoğunluğun, ülkemizin, Avrupa Birliğine üyeliği hususunda tam bir toplumsal
mutabakat içinde bulunduğudur. Halkımız, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine katılımı
için demokrasi alanındaki eksikliklerinin giderilmesini, insan haklarının
evrensel standartlara yükseltilmesini, kimlik ve kültürel haklar açısından
yasalar önünde eşitlik sağlanmasını ve devletin tüm kurumlarının, işlevlerini,
hukukun üstünlüğü ilkesine saygı esasına göre yerine getirmelerini öngören
reformların gerçekleştirilmesini kuvvetle destekliyor.
Değerli arkadaşlarım, bu hususları, tam bir emniyetle, hiç tereddütsüz
ifade edebilirim; çünkü, bir araştırmacı olan Sayın Bülent Tanla'yla, bu konuda
planladığımız, yaptığımız müteaddit kamuoyu araştırmaları, bütün bu bulguları,
tam bir açıklıkla ortaya koymuştur.
Türk Halkının, esasen var olan bu istemleri, Türkiye'nin Avrupa
Birliğine üyelik sürecinin başlaması nedeniyle daha da kuvvetlenmiş ve Türk
siyasal yaşamının merkezine oturmuş durumdadır. Bundan böyle, siyasal
yaşamımızın bu mihver etrafında döneceği kesindir.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olabilmesi için uygulaması gereken
kapsamlı reformlar, dev boyutlu bir kamusal dönüşüm sürecini oluşturuyor.
Ülkemizin siyasal, sosyal ve yönetsel düzenini ve dengelerini temelinden
değiştirecek olan bu süreç tamamlandığında, cumhuriyet devrimleriyle
kıyaslanabilecek yeni bir devrim niteliğinde olacak ve Türkiye'yi, Atatürk'ün
muasır medeniyet hedefine taşıyacaktır. Bu bakımdan, ben, Türkiye'nin Avrupa
Birliğine üyelik sürecine, muasır medeniyet projesi diyorum. Bu dev projenin
gerçekleşmesi halinde, Atatürk'ün ruhu şad olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, kamuoyu araştırmaları, halkımızın Avrupa Birliği
üyeliğine karşı çıkan yüzde 25'lik bölümünün, Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliğini, öncelik sırasına göre, şu nedenlerle desteklemediklerini ortaya
koyuyor: Türkiye'nin İslam kimliği olumsuz yönde etkilenir, millî kimlik
olumsuz yönde etkilenir, Avrupa Birliğine girmesi için Türkiye'ye dayatılan
şartlar ülkenin bölünüp parçalanmasına yol açar, egemenlik haklarımız elimizden
alınır, ülke ekonomisi Avrupa'ya bağımlı hale gelir ve sömürülür.
Değerli arkadaşlarım, bu nedenlerle Avrupa Birliğine destek
vermeyenlerin bir kısmı, aşırı siyasal uçların bağnaz köleleridir. Bunlar iflah
olmaz, onları ikna edemeyiz; ama, bir başka bölüm var; bunlar, aydın, eğitilmiş
ve çağdaş değerleri algılayan kişilerdir. Ama, ne yazık ki, bunlar, Avrupa'daki
yeni siyasal yapılanmanın, Avrasya'da ve dünya küresinde yol açacağı depremsel
nitelikteki stratejik etkileri algılamakta güçlük çekiyorlar. Böyle olunca da,
bu yapılanmadan dışlanmış bir Türkiye'nin, kayıpları ile karşılaşacağı riskleri
isabetle teşhis edemiyorlar. Bu bakımdan, ben, değerli arkadaşım Onur Öymen'in,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına burada ifade ettiği isabetli görüşleri
tekrarlamayacak, konuşmamda, stratejik bir perspektif ortaya koymaya
çalışacağım.
Irak savaşı nedeniyle Avrupa Birliği dayanışması bir sarsıntı geçirmişse
de, bunun, ekonomik entegrasyonu etkilemesi beklenemez. Birliğin siyasî
entegrasyon yolundaki atılımını belki biraz frenleyebilir; ama, tüm işaretler,
Avrupa Birliğinin bu doğrultudaki atılımını da sürdüreceğini gösteriyor.
Bu bakımdan, değerli arkadaşlarım, yirmibeş yıl sonra, Avrupa'da, Avrupa
Birliği temelleri üzerinde 27 veya 28 devletin oluşturacağı, yarım milyarın
üzerinde bir nüfusa sahip, millî geliriyle dünya ticaretindeki payı
Amerika'nınkinden daha büyük, siyasal, askerî ve ekonomik bazda bütünleşmiş bir
bilim ve teknoloji toplumu, Avrupa Birleşik Devletleri doğacak.
Tam bir çekim merkezi niteliğini kazanacak olan Birleşik Avrupa'ya,
Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz ülkelerinin bir bölümü serbest ticaret
anlaşmalarıyla bağlanacak. Bu gidişat, bugün de apaçık belli oluyor.
Rusya Federasyonu ile Ukrayna'ya gelince; bu iki devlet, tam üyesi
olmasalar da, Avrupa Birliğiyle
bütünleşmiş bir ortak ekonomik alan oluşturacaklar ve Birlikle ayrıcalıklı
siyasal ilişkilere sahip bulunacaklardır.
Diğer taraftan, Avrupa güvenliğindeki rolü tam anlamıyla marjinal hale
gelecek olan NATO, Avrupa ile Amerika arasında bir güvenlik koordinasyon
merkezi haline dönüşecektir. Birleşik Avrupa, NATO'dan ve Amerika'dan bağımsız
olarak, barışı koruma ve kurma operasyonları yapabilecek bir konuma gelecektir.
Değerli arkadaşlarım, kuzeyde Barents Denizi, batıda Atlantik Okyanusu,
güney ve güneydoğuda Akdeniz ve Karadenizle çevrelenen merkezî bir coğrafyada
yerleşik, geleceğin Birleşik Avrupasının oluşmasıyla birlikte, tarih nehrinin
akışı değişecektir; Avrasya'nın tüm ekonomik, siyasal ve stratejik dengeleri
temelinden sarsılacaktır ve bu dengeler, Birleşik Avrupa içerisinde yer
almayacak bir Türkiye'nin çıkarlarını olumsuz yönde etkileyecektir; çünkü,
Avrupa Birliği, bugünkü durumunda, Türkiye için, önde gelen ve rakipsiz bir
ticaret, yatırım, teknoloji ve turist kaynağıdır. Yarın da Birleşik Avrupa
olarak, yine, bu önemini koruyacaktır. Gerçek şu ki, Türkiye için Avrupa
Birliğine alternatif olacak başka bir kalkınma alanı veya ticarî blok mevcut
değildir.
Vereceğim şu örnek, kısa vadede dahi Avrupa Birliği dışında kalacak bir
Türkiye'nin karşılaşacağı sorunlar hakkında fikir verebilecektir. Avrupa
Birliğine üyelikleri karara bağlanmış olan 10 aday ülkeye ilaveten,
kendileriyle müzakereye başlanmış olan Bulgaristan ve Romanya'nın Avrupa
Birliğiyle bütünleşmeleri sonucunda, tüm eski komünist blok ülkeleri,
güvenliklerini ve istikrarlarını Avrupa Birliği bünyesinde teminat altına almış
olacaklardır. Buna karşılık, Avrupa Birliğiyle gümrük birliği ilişkisine
rağmen, tam üyelik statüsünden yararlanamayan bir Türkiye'nin, Avrupa
ekonomisiyle bağları zayıflayacaktır.
Türkiye, ekonomik gelişme alanında, Yunanistan, Portekiz ve İspanya'yla
yarışta uğramış olduğu ağır yenilginin bir benzerini, bu sefer de eski komünist
blok ülkelerle yaşayacaktır. Avrupa Birliği kaynaklı yoğun sermaye, teknoloji
ve bilgi akımından yararlanacak olan bu devletler, ekonomik alanda Türkiye'yi
fersah fersah geçecekler ve ticarî rakiplerimiz olmaları nedeniyle, ülkemizin
Avrupa Birliği içerisindeki pazar payını da ele geçirebileceklerdir. Oysa, Türkiye'nin,
tüm dışticaretinin yarısına eşit olan Avrupa Birliği pazarındaki payını
koruması ve genişletmesi, ülkemizin kalkınması ve sosyal dengelerini
koruyabilmesi için yaşamsal önemdedir. Daha önemlisi, bu pazarı kaybettiği
takdirde, Türkiye'nin bunu telafi edebilmesi son derece zor, hatta
olanaksızdır.
Nitekim, ünlü ekonomist Peter Drucker'ın, dünya ticaretindeki üç kutuplu
bloklaşmaya ilişkin değerlendirmesi, bu görüşlerimi doğruluyor değerli
arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Elekdağ, toparlar mısınız.
Buyurun.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Bir parantez açarak belirteyim; üç
kutuplu bloklaşmayı, Amerika liderliğindeki NAFTA örgütü, Avrupa Birliği ve
ASEAN ile Doğu Asya bloku oluşturuyor. Bu konuda Peter Drucker şu gerçeği
ortaya koyuyor ve şunu söylüyor: "Uluslararası ticaret, gitgide serbest
rekabet veya korumacılık olmaktan çıkarak, bu üç blok arasındaki karşılıklılık
kavramına dayanıyor." Yani, bu üç dev ticarî blok, ticaretlerinde, her
şeyden önce dengeyi ve karşılıklılık esasını gözetiyorlar. "Bu nedenlerle,
bu blokların dışında kalarak, bir ülkenin pazarını koruması veya genişletmesine
artık olanak yok gibidir."
Söz konusu üç blok, dünyanın tüm gelirinin yüzde 84'ünü üretiyor ve
dünya ticaretinin yüzde 82'sini yapıyor. Bloklar dışında kalacak bir Türkiye,
dünyanın fakir ve iştira gücü düşük yüzde 18'lik kesimiyle ticaret yapmak
durumunda kalacaktır. Bu bakımdan, Türkiye'nin, bu üç bloğun en büyüğü olan ve
kendi coğrafyası alanında bulunan Avrupa Birliğine katılarak, bu pazardaki
yerini pekiştirmesi yaşamsal bir önem taşıyor.
Diğer taraftan, Avrupa bloğunun oluşturacağı güven, istikrar ve refah
bölgesinin dışında kalması durumunda, Türkiye'nin, dış güvenlik risklerinin
artması, iç sorunlarının derinleşmesi ve dünyada yalnızlığa itilmesi kaçınılmaz
olacaktır. Keza, Avrupa Birliğine eklemlenmemiş bir Türkiye'nin, Balkanlar,
Ortadoğu, Kafkaslar ve Ortaasya'daki siyasî ağırlığını kaybedeceği ve bu
bölgelerle iktisadî ilişkilerinin de son derece zayıflayacağı bilinmelidir.
Unutmayalım ki, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü koruması, her türlü
tehdide karşı koyabilmesi, ekonomisinin ve uluslararası saygınlığının güçlü
olmasına bağlıdır. Türkiye, bunu, Avrupa Birliği üyeliğini gerçekleştirmekle
sağlayabilir. Ayrıca, Avrupa Birliğine üyelik süreci, Türkiye'ye, çağdaşlaşmak,
müzmin sosyal sorunlarının üstesinden gelmek, altkimlik sorunlarını üniter
devlet ve ulusal bütünlük ilkeleri çerçevesinde çözümleyerek içbarışı sağlamak
için en uygun ortam ve motivasyonu yaratmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, sözlerimi bitirmeden önce son bir noktaya daha
değinmek istiyorum. Günümüz dünyasında saygın devlet olmanın ön koşulu, ülke
içerisinde, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alan bir
demokratik ortamı sağlamaktan geçiyor. Bu nedenle, Türkiye, ancak Kopenhag
Siyasal Kriterlerini gerçekleştirmek suretiyle, dünyada, birinci lig devletleri
arasında yer alabilir; bu şekilde, tam bir saygınlık kazanabilir ve tarihsel
misyonunu üstlenebilir. Nedir bu tarihsel misyon?
11 Eylül saldırılarından sonra, Batılı devlet adamları ve
akademisyenler, Türkiye'nin tarihsel gelişmesi, konumu ve günümüzdeki kimliği
nedeniyle, İslam âlemi ile Batı dünyası arasında uyumu ve uzlaşıyı sağlamakta
önemli bir işlevi ve misyonu bulunduğunu vurguladılar. Bu şahsiyetler, İslam
ile evrensel siyasî değerleri bağdaştıran özgün bir sisteme sahip bulunan
Türkiye'yi, Ortadoğu'dan Ortaasya'ya kadar uzanan geniş bölgedeki devletlere
model olarak gösterdiler. Gerçekten de, Türk modeli, İslam ile Batı'nın ahenk
içinde yaşamasının tohumlarını, tomurcuklarını, daha doğrusu, mayasını
içeriyor; ancak, unutmayalım, Türk modelinin dünyaca tartışmasız kabul
edilmesi, Türkiye'nin demokrasi, insan hakları ve şeffaflık alanlarındaki
eksikliklerini tamamlayarak, tam anlamıyla bir hukuk devleti olmasına ve
birinci lig ülkeler arasında yer almasına bağlıdır. Bunun yolu da, Avrupa
Birliğine üyelikten geçer; çünkü, Avrupa Birliğine üyelik süreci, Türkiye'ye
muazzam ekonomik ve stratejik potansiyelini hayata geçirmesi, ekonomik ve
sosyal sorunlarını çözmesi ve iç barışı sağlaması için en müsait koşulları ve
ortamı yaratıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, Avrupa Birliği kapıları kendine açılan
ve birinci lige terfi eden bir Türkiye'nin, laik demokratik cumhuriyet
modelinin dünyadaki yegâne temsilcisi olarak sesi gayet gür çıkacak, hem
Doğu'da hem Batı'da saygı ve ilgi uyandıracaktır; fakat, bunun da ötesinde,
Türkiye, uygarlıklar arasında bir köprü rolü oynayarak, onlar arasında
yakınlaşma ve diyalogu sağlayarak, dünya barışına muazzam bir hizmet
yapacaktır. Böyle bir Türkiye'nin elinde, model olma keyfiyeti, etkin bir
siyasal ve stratejik kaldıraç olacaktır. Bu nedenle, Türkiye, ülkemizin
yakaladığı bu olağanüstü siyasî konjonktürden azamî ölçüde yararlanmalıdır.
Kuşkusuz, Avrupa Birliğine üyelik yolu, Türkiye için çok engebeli bir
yoldur. Önümüzde dev boyutlu sorunlar vardır. Sorunlar, Yüce Meclise arz
ettiğim uzun vadeli stratejik perspektiften ele alınırsa, bunların çözülmesi
kolaylaşır. Ayrıca, sorunları aşmak için ülke çapında dayanışma şarttır. Bu
dayanışmanın kaynağı da Türkiye Büyük Millet Meclisi olacaktır. Evet, Türkiye
Büyük Millet Meclisi olacaktır.
BAŞKAN - Sözlerinizi toparlar mısınız Sayın Elekdağ...
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bu hususta bir noktayı vurgulamak isterim. Cumhuriyet Halk Partisinin
Avrupa Birliği konusundaki görüşleri bellidir; bunlar, parti programında, Genel
Başkanımız Sayın Deniz Baykal'ın demeçlerinde ifadesini bulmuştur. Belki, bazı
ayrıntılarda bunlar ile iktidar partisinin görüşleri karbon kopyası gibi
örtüşmez; ama, ortak hedef aynıdır; Avrupa Birliğine tam üyelik. Sayın Onur
Öymen'in belirttiği gibi, Avrupa Birliğine tam üyelik, bir millî davadır. Bu
ifade, bu güvence, bir ortak bildiriye ihtiyaç göstermeyecek kadar net, açık ve
kesin değil midir değerli arkadaşlarım!..
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Elekdağ.
Sayın milletvekilleri, saat 16.30'da toplanmak üzere, birleşime ara
veriyorum.
Kapanma Saati : 16.07
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.38
BAŞKAN: Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Suat
KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87 nci
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Ara vermeden önce, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler
konusundaki genel görüşmemiz tamamlanmıştı.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Doğal Afetlerle İlgili Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/594) (S. Sayısı:
143) (1)
BAŞKAN - Şimdi, gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmında
yer alan Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısının açıkoylamasına başlıyoruz.
Daha önce yaptığımız ve toplantı yetersayısı bulunamayan oylamada,
açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.
Şimdi, oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme
giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de
sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana
vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile
imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu
açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 215
Kabul : 214
Çekimser : 1
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını
diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) (2)
Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam ediyoruz.
Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı
ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve
Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
(1) 143 S. Sayılı Basmayazı 28.5.2003 tarihli 86 ncı
Birleşim Tutanağına eklidir.
(2) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo
tutanağın sonuna eklidir.
2. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/558) (S. Sayısı:
135) (1)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu, 135 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Ali Topuz konuşacaklar.
Buyurun Sayın Topuz. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış
bulunuyorum; hepinizi, Grubum ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bor, bilindiği gibi, stratejik bir maden
kaynağımız. Son yirmibeş yılın, üzerinde yoğun tartışma yapılan bir konusu.
Ulusal çıkarlarımız, ekonomimiz ve geleceğimiz açısından büyük önem taşıyan bir
konu. Bu konuda araştırma enstitüsü kurulmasına ilişkin tasarı üzerinde düşüncelerimi arz etmeden önce, bor
mineralleri, bor madenlerimizle ilgili kısa bazı hatırlatmalar yapmayı yararlı
görüyorum.
Konunun önemini kavrayabilmek, konunun taşıdığı riskleri anlayabilmek ve
hangi konularda dikkatli davranmamız gerektiği konusunu doğru tespit edebilmek
amacıyla, borla ilgili bazı genel bilgileri tekrarlamakta yarar var.
Bu konulara geçmeden önce, konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisine
intikalinden bugüne kadar geçen dönem zarfında komisyonlarda meydana gelen
gelişmeleri ve komisyonlarda yapılan çalışmaların önemli olduğunu zannettiğim
bir iki yanını bilgilerinize sunmak istiyorum.
Bu konu, nisan ayının 8'inde Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, 16
Nisanda Sanayi ve Teknoloji Komisyonundan çok acele, çok süratli bir
çalışmayla, ikibuçuk saatlik bir çalışmayla geçirildi ve 22 Nisan 2003
tarihinde de Plan ve Bütçe Komisyonunun gündemine geldi. Tümü üzerinde yapılan
görüşmeler sırasında, bu konunun, aceleye getirilmemesi gerektiği, sadece, iktidar
ve muhalefet partilerinin görüşleriyle yetinmemek gerektiği, konuyla ilgili
sivil toplum örgütlerinin, başta, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine
bağlı ilgili mühendis odalarının, bu konuyla ilgili birtakım kurumların;
örneğin, TÜBİTAK, MTA gibi kurumların ve tabiî, en önemlisi de bu konuda
ulusal, millî bir kurumumuz olan Eti Holdingin konuyla ilgili açıklamalar
yapmasının ve katkılarını ortaya koymalarının gerekliliği üzerinde durduk.
Sayın Bakanın ve Sayın Komisyon Başkanının da uygun görmesi üzerine, ilgili
meslek odaları toplantılara çağrıldı.
Bakanlık, konuyla ilgili bir bilgilendirme toplantısı yaptı ve Eti
Holding, komisyona geniş kapsamlı bir açıklama yaptı. Toplantılara, 5 mühendis
odası; maden mühendisleri, jeoloji mühendisleri, kimya mühendisleri, metalurji
mühendisleri ve jeofizik mühendisleri odalarından temsilciler katıldı;
kurumlardan, TÜBİTAK'tan, MTA'dan temsilciler katıldı; maalesef, çağrıldığı
halde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden temsilci katılmadı. Katılan
temsilciler, yazılı raporlar verdikleri gibi, kısa da olsa, 5'er dakikalık
sözlü teklifleriyle de, hem altkomisyona hem de bilgilendirme toplantısı
sırasında komisyon üyelerine geniş çaplı bilgi verdiler.
(1)135 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Bir kere, buradan, odalardan ve ilgili kurumlardan katılarak, konuyla
ilgili duyarlılıkları ortaya koymuş olan temsilcilere, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin kürsüsünden teşekkür etmek istiyorum. Gerçi, bu temsilcilerin
söylediklerinin hemen hemen hiçbirisi tasarıya yansımadı. Belki, Genel Kurulda
bazı konuların, varılacak ortak bir görüşe dayanılarak yansıması sağlanabilir,
o ihtimali açık bırakarak söylüyorum, tasarıya herhangi bir yansıma, geniş
ölçüde bir yansıma, maalesef yapılamadı. Konu, Genel Kurulumuzun gündemine bu
aşamalardan geçerek geldi.
Tabiî, Sayın Bakanın, bu konunun içinden gelen bir teknik adam, uzman
kişi olması, işlerimizi hem kolaylaştırıyor hem zorlaştırıyor. Kolaylaştırıyor,
konuyu çok iyi bildiği için, gerçekten o konuda hem katkı yapıyor hem de
tartışmanın bir anlamı oluyor. Zor tarafı şu: İşi çok iyi bilen bir bakan,
kendisi dışındakilerin düşünceleriyle ilgili olarak yeteri kadar alıcı oluyor
mu olmuyor mu, o konuda şüphem var.
Sayın Bakanın çok iyi niyetli olduğunu biliyorum; ama, bu, hepimiz için
geçerlidir, ben de çok iyi bildiğim bir konuyla ilgili çok fazla etki altında
kalmam, kendi kişiliğimde de bunu yaşarım, her insan yaşayabilir. O nedenle,
hem yararlı hem zararlı diyorum; çünkü, her türlü düşünceyi almadan, karar
verici noktada bulunan insanların doğru bir karar vermesi mümkün değildir. Bir
işi yapan bir insanın, o işi bilmesi, danışmanlarından yararlanarak o işi
yapması kolaydır, kararı kolay verirler; ama, devlet adına bir iş yapılırken,
kamu adına bir iş yapılırken, orada, acaba kendi düşüncemiz karşıt düşünceler
yanında doğru mudur değil midir, onu tartmanın da çok önemli olduğunu, altını
çizerek belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu açıklamadan sonra, borla ilgili, bildiğiniz,
bazı kısa bilgileri tekrarlamak istiyorum. Bilindiği gibi, bor cevheri,
Türkiye'de, çok zengin bir rezerve sahiptir. Tahmin edilen rezerv 2,5 milyar
tonun üzerinde ifade edilmektedir. Bunun çok yüksek olduğunu söyleyenler de
vardır; ama, öyle anlaşılıyor ki, yüksek bir rezervimiz var; dünya rezervinin
yüzde 64'ünü teşkil ediyor. Bizden sonra da, sırada, yüzde 14'le Rusya, yüzde
10'la Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Türkiye rezervlerinin ekonomik ömrü
beşyüz yılın üzerinde olarak hesap ediliyor. Oysa, rakiplerimizin, özellikle
Amerika'nın, piyasayı elinde tutan Amerika'nın rezervlerinin ömrünün otuz kırk
yıl civarında olduğu söyleniyor, elli altmış diyenler var; kullanma biçimine,
borun yaygınlaştırılmasına ve kullanma alanlarının genişlemesine bağlı olarak
bunun yirmi seneye kadar da inebileceği söyleniyor; yani, anlaşılıyor ki,
dünyada tekel durumuna gelmiş bir konumumuz var.
Türkiye'de, bu işi, Etibanktan devralarak, Eti Holding kuruluşumuz
yürütmektedir; yasalarla da kendisine ayrıcalık tanınmıştır; araştırma, işleme,
değerlendirme ve pazarlama aşamalarını kapsayan yetkileri vardır. Eti Holdingin
dünyada bir tek önemli rakibi vardır; bilindiği gibi, o da, US Borax'tır;
Amerika Birleşik Devletlerindeki kaynakları işleten, dünyanın pek çok ülkesinde
de aynı işi yapan bir büyük holding; fakat, bu holdingin asıl sahibi, bir
İngiliz şirketi olan Rio Tinto. Rio Tinto, bir büyük ahtapot bu alanda, çok
büyük bir kuruluş, US Borax'ın da sahibi ve dünya piyasasını o yönlendirmeye
çalışıyor; Eti Holding de, 1978'den bu yana, onun karşısında, bir başka güç
olma yolunda.
Değerli arkadaşlarım, günümüzde, borun yıllık üretim değeri 1,2 milyar
dolar olarak hesaplanıyor; bunun yüzde 65'ini US Borax üretiyor, ancak yüzde
21,7'si Eti Holding tarafından üretilebiliyor. Boraks, cevher olarak ve ondan
sonra, zenginleştirilmiş cevher ve daha da ileri aşamalarda ürüne dönüştüğünde
çok büyük katmadeğerler kazanıyor; birinci aşamada 1 birim olan değeri,
zenginleştirme aşamasında 5 birime çıkabiliyor, 5 kat değerlenebiliyor, rafine
ürün aşamasında 10 katın üzerine çıkabiliyor değeri, uç ürünlere varıldığı
zaman 50 kattan başlayıp belki 100 kata kadar, 100'ün de ötesinde, teknolojinin
gelişmesine göre, çok yüksek bir katmadeğer yaratıyor. O nedenle de, Türkiye
için çok büyük bir önem taşıyor; dünya için önemli, Türkiye için önemli.
Türkiye'deki bor madenleri, 1950'li yıllarda, Rio Tinto'nun kuruluşu
olan bir İngiliz şirketiyle, Etibank ve Türk özel sektörü tarafından serbestçe
aranabiliyordu. 1960'lı yıllara gelindiğinde, Rio Tinto, Türkiye'deki bu arama
işinin önüne bir engel çıkabileceğini düşünüp Türk Borax adında bir şirket
kurarak yine çalışmalarına devam etmiş Etibank ve Türk özel sektörüyle beraber.
1978 senesine gelindiği zaman çok önemli bir değişim olmuş. 1978'de, Cumhuriyet
Halk Partisinin iktidarda olduğu bir dönemde, Genel Başkanımız Sayın Deniz
Baykal'ın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı olduğu dönemde çıkarılan 2172 sayılı
Yasayla özel kuruluşlara ait bütün bor ruhsatları iptal edilmiş ve bütün arama
ruhsatları Etibanka verilmiştir; yani, devletleştirilmiştir. Bu, bor alanında
çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Bu devir muamelelerinden, devletleştirmeden önceki dönemde Türkiye için
kabul edilebilen rezerv miktarı, devirden hemen sonra yapılan çalışmalarla
anlaşılmıştır ki, en az, daha evvel özel şirketlerin ifade ettikleri rezerv
miktarının 4 katıdır, 4 katının üzerinde bir rezervin olduğu ifade edilmiştir,
saptanmıştır. Bu da, bu konuyla ilgili olarak özellikle Rio Tinto tarafından
yürütülen bir strateji doğrultusunda, bu rezervin çok önemli olmadığı düşüncesi
yayılarak, ileriye dönük olarak kazanacakları imtiyazlarla boraksı kendi
tekellerine aktarmaya, kendi inisiyatiflerine aktarmaya çalışma arzusunun bir
ürünü olarak ortaya çıkmıştır; çünkü, bu, yüz yüzelli seneden beri,
Türkiye'deki madenlerle ilgili izlenen stratejinin de bir parçası olarak
gündeme gelmiştir.
Bu devletleştirmeden sonra, Eti Holding; yani, Etibank devreye girdikten
sonra, birden bire bu alanda Türkiye'yle ilgili çok önemli gelişmeler ortaya
çıkmıştır. Şu tablo, galiba, şimdi söyleyeceğim rakamlar gerçeği açık bir
şekilde ortaya koyacaktır: 1978 öncesi 660 000 000 ton civarında hesap edilen
rezerv, 1978 sonrası 2 milyar tonun üzerinde hesaplanmıştır, demin söylediğim
gibi, 2,5 milyar ton iddiaları vardır. Rezervde dünya payımız, 1978 öncesi
yüzde 16 iken, 1978 sonrası ve günümüzde yüzde 64'tür. 1978'den önce üretimde
dünya payı yüzde 11 iken, bugün yüzde 31'dir. Ham borun ton fiyatı 1978'den
önce 40 ilâ 50 dolar/ton olarak işlem gördüğü halde, bugün, 150 ilâ 400
dolar/ton olarak karşımıza çıkmaktadır. Rafine ürün 1978'den önce
üretilmiyordu. Rafine ürün 250 ilâ 600 dolar/ton olarak ifade edilebiliyor.
1978'de toplam ihracat geliri 83 000 000 dolarken, 1978 sonrası yıllık 250 000
000 doları bulmuş. 1978'de bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, Eti Holding
tarafından yirmi yılda yaklaşık 350 000 000 dolarlık bor tesisleri yatırımı
yapılarak, yaklaşık 3,5 milyar dolarlık bor satış geliri elde edilmiştir.
1978'den sonra, 1983 yılında 2840 sayılı Yasa çıkarılmış ve 2840 sayılı
Yasanın 2 nci maddesi borla ilgili yeni bir durum, işi tahkim edici bir durum
yaratmıştır. 2 nci madde "bor tuzları, trona, asfaltit, uranyum ve toryum
madenlerinin aranması ve işletilmesi devlet eliyle yapılır. Bu madenler için
6309 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzelkişilere verilmiş
olan ruhsatlar iptal edilmiştir" diyor.
Güvenceyi daha artıran bir durum
söz konusu olmuş; ama,
ne yazık ki, 15 Haziran 1985 tarihinde, ANAP İktidarı döneminde, 3213
sayılı Maden Kanununun 49 uncu maddesiyle, özel sektör ve yabancılara bir kapı
aralamaya çalışılmıştır. 49 uncu maddede "2840 sayılı Kanun hükümleri
saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve
asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesi bu Kanun hükümlerine tabidir.
Bunların ihracatına ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir"
denilmiştir. Bu, sürecin belli bir aşamasında, rezervin belli bir bölümünün Eti
Holdingin dışına çıkarılmasına imkân veren bir hükümdür. Şu anda görüşülmekte
olan Maden Kanununa -bize verilen bilgilere göre- Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda yapılan görüşmeleri sırasında
eklenen bazı maddelerle, buna benzer başka birtakım kolaylıklar daha
sağlanarak, Eti Holdingin, bordaki tekel durumunu zaafa düşürebilecek yeni bir
sürecin başlama ihtimali olduğunu görmekteyiz.
Bu oturum başlamadan önce Sayın Bakanla ayaküstü yaptığımız bir
değerlendirmede, böyle bir şeyin olmadığını veya olmayacağını ifade etmiştir;
buna inanmak istiyorum. Maden Kanunu, şüphesiz, Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşüldükten sonra Genel Kurulumuza gelecektir. Orada, tehlikeli bir durumun
olup olmadığını, hep birlikte tespit edeceğiz. Sayın Bakanın, bizim gibi
düşündüğünü söylemiş olmasını bir güvence olarak kabul ediyorum; millî
kurumumuzun bordaki imtiyaz haklarını herhangi bir şekilde zedeleyecek bir
gelişmeye fırsat vermeyeceği yolunda ifade ettiği düşüncelerini bir güvence
olarak kabul ediyorum ve bunu birlikte değerlendirerek, bu konuda birbirimizi
ikna etmemize de gerek olduğunu ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, daha sonra bu konuyla ilgili olarak, geçtiğimiz
hükümetler döneminde, maalesef, çok önemli birtakım olumsuz gelişmeler
olmuştur. Zaten, bor meselesi gündeme geldiği zaman, bizi en çok tedirgin eden,
duyarlılıklarımızı harekete geçiren konu da, bor madenleriyle ilgili bir
özelleştirme talebinin resmî olarak gündemlere taşınmış olmasıdır. Bor
madenleriyle ilgili bir özelleştirme talebi, zaten, sürekli gündemdedir. Biraz
evvel söyledim; dünyada büyük bir dev haline gelmiş olan Rio Tinto ve onun
bütün hisselerine sahip olduğu US Borax, tekel olarak, her şeyi eline geçirmek
istiyor. US Borax'ın, elinde bulunan işletme ruhsatı alanlarının birkaç yıl
içerisinde -diyelim, on onbeş yıl, yirmi yıl içerisinde- yok olacağını
düşünürsek, elbette ki, bizim kadar zengin bor yatağı olan bir ülkenin bu
yataklarını ele geçirmenin yollarını araması, onlar açısından normaldir;
ellerinde büyük güçler vardır. Demin söyledim; bir ahtapot gibidirler. Bunlar,
bu işi ele geçirebilmek için, bugüne kadar ülkemizde her türlü yola
başvurmuşlardır, bundan sonra da başvuracaklardır. Bunlar, üniversiteleri etki
altına almanın kolay yollarını bilirler; oralara araştırma projeleri verirler,
o vesileyle girerler. Bunlar, Türkiye'deki ticaret erbabını, kısa zamanda para
kazanmak isteyen insanları, kısa dönemli kârlarını önlerine çıkarmak
suretiyle kullanmak isteyebilirler;
bunlar, bürokrasimizin içerisinde lobi oluşturmak isteyebilirler; hatta,
bunlar, bizim aramızda, siyasetçilerin arasında lobi oluşturmak isteyebilirler;
çünkü, bu tür uluslararası büyük şirketlerin yöntemleri bunlardır.
Karşılaştığımız güçlük buradan kaynaklanıyor. O nedenle, yapacağımız her şey
Eti Holdingin kontrolünde yürüyecek, Türkiye'nin ulusal çıkarları doğrultusunda
sonuç verecek bir eylemdir. Eğer onu sağlayamıyorsak, Eti Holdingi etkin
kılamıyor, onu güçlendirip öne çıkaramıyorsak, bilelim ki, onlar çıkıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Topuz, sözlerinizi toparlayınız.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Eğer, o, çıkmıyorsa, Rio Tinto çıkıyor. Başka
türlü hiçbir şey düşünemeyiz; çünkü, başka alternatif yok. Ya Eti Holding ya US
Borax artı Rio Tinto. Onun için, hem hükümetlerimize hem Parlamentomuza hem de
kişisel olarak her birimize düşen görev, bu ko-nuyla ilgili olarak atacağımız
her adıma, acaba, Eti Holdingle ilgili bir ya-rar mı sağlıyor, yoksa, Rio
Tintoya giden bir hareketin içerisinde miyiz diye bakmak zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, geçtiğimiz yıllarda -vaktim kısaldığı için
söylüyorum- Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinden birisiydi, sanıyo-rum, 57 nci
hükümet döneminde, Özelleştirme İdaresi, Eti Holdingin özel-leştirilmesine
karar vermiş ve altı ay içerisinde özelleştirmenin tamam-lanmasını da karara
bağlamıştı. O dönemin bakanlarından -burada say-gıyla anmak istiyorum- Sayın
Şükrü Sina Gürel'in büyük çabalarıyla, o hükümetin bir üyesi olarak büyük
çabalarıyla bu karar, daha sonra, hü-kümetin aldığı bir kararla ortadan
kaldırılmıştır. O arada, Üçüncü Niyet Mektubunda da, borların
özelleştirilmesine ilişkin taahhüt de yer almıştır.
Dolayısıyla, bizim kaygılanmamız için çok sebep var; çünkü, hükümetler
düzeyinde de özelleştirme sürecinin işletilmesi ve Eti Holdingin etkisinin
kırılarak, Eti Holdingin etkisi kırıldığına göre, demin söylediğim Rio Tintoya
kadar gidebilecek bir yeni sürecin başlaması
söz konusudur. Çünkü, şunu unutmayalım: Eti Holdingin etkisi azaldığı
yerde, sanki Türk özel sektörünün etkisi çoğalacakmış gibi düşünmeyelim; böyle
bir şey söz konusu değil. O süreç başlayıp bu iş özelleştirildiği zaman,
Türkiye'deki özel teşebbüs de büyük Rio Tinto şirketi tarafından kullanılacak
hale gelecektir. Oysa, bugün, Türkiye'deki özel sektörün bu alanda uç ürünlere
dönük olarak, belli bir aşamasından sonra, bunun teknolojisini üretme veya
bununla uç ürün üreterek bor endüstrisini geliştirme, ekonomide daha
yaygınlaştırma, hatta, dışarıya açılma konusunda engel bir durum söz konusu
değil, öyle bir şey yok. Bir tek söylenen şudur: "Ya Eti Holding bunlara
cevher vermezse ne olacak?" Eğer, Türkiye'de bu işe yönelen ve yatırım yapmayı
düşünen kurumlar varsa, Eti Holdingin düzenleyici, yürütücü görevi korunarak, o
kanaldan yürünerek, Türk özel sektörüne, hatta yabancı sektöre, yabancı
sermayeye, Eti Holding kanalından yürünmek koşuluyla, onun imtiyaz haklarını
korumak ve onun ürettiği ve katmadeğer, belli ölçüde bir katmadeğer yaratarak
oluşturduğu ürünleri, yabancılarla birlikte, daha ileri aşamadaki bir
teknolojik sıçramayla değerlendirme imkânları vardır ve olmalıdır.
Sanıyorum, Sayın Bakanın bize ifade ettiği şey, kendisinin de böyle bir
düşünceye sahip olduğudur. Ümit ediyorum, bu açıklamaları, bugün, bu kanun
tasarısının görüşmesi sırasında, bu kürsüden, kendisinden dinleme fırsatını
buluruz. Aksi takdirde, bizim bu işe kaygıyla bakmamızın, bu konuda duyarlı
olmamızın anlayışla karşılanması gerekir. Başka türlü hareket etme şansımız, en
azından bizim için yoktur.
Bizi bu konuda belli ölçüde kaygıya düşüren konulardan bir tanesi,
anlattığım sürecin böyle işlemesidir, bu sürecin içerisinde yer almış yabancı
kuruluşun çok güçlü olmasıdır; olay nedeniyle de, o güçlü firmanın bizi
ezebileceği ve bizim kaynaklarımızı ele geçirebileceği kaygısıdır. Temel
buradan kaynaklanmaktadır; Fakat, hemen arkasından, bunu destekleyen, bizim, bu
konudaki tedirginliğimizi devam ettiren birkaç başka şey daha vardır. O da,
biraz evvel söylediğim gibi, Türkiye'de oluşturulmuş bir lobi vardır ve bu
lobi, 57 nci hükümette olduğu gibi, IMF kanalıyla da bir baskı yaratmak suretiyle,
bor rezervlerimizle ilgili, bunları bizim elimizden çıkarmaya dönük, kendi
kontrollerine almaya dönük bir baskı karşımıza her zaman çıkarabilir.
Getirilmiş olan enstitüyle ilgili olarak da bazı kaygılarımız var.
Bunları komisyonda söyledik. Bu kaygılar, konunun tümüyle ilgili duyduğumuz
kaygıları da besleyen kaygılardır. Bu kaygıların giderilmesi halinde, daha net
bir durumun ortaya çıkması mümkündür. Nedir o kaygılar?
BAŞKAN - Sayın Topuz, toparlarsanız...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Özür diliyorum; bir iki dakika verirseniz,
toparlamaya çalışayım efendim.
Şimdi, bir kere, kurulmak istenen enstitünün gerçek bir enstitü niteliği
taşımadığı çok açık olarak görülmektedir; ama, zaten bu enstitüyle ilgili
olarak ifade edilen, bu enstitüden beklenen amaç, bizzat kendisinin araştırma
yapması değil; daha çok, başkalarına araştırma yaptırarak, o araştırmaları
finanse etmek ve o araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak patentleri tescil
etmek ve o patentleri satarak, üçüncü şahısların eline geçmesi düşünülüyor.
Şimdi, bu bor piyasası öyle bir piyasa ki, bor ürünleri hangi üretim
aşamasında olursa olsun daima birbirinin yerine ikame edilebilecek durumda
olduğu için, eğer, Eti Holdingin dışında, bu, Türkiye'deki özel sektör de olsa,
yine, millî kuruluşlar da olsa, Eti Holdingle rekabet yapabilen ikinci, üçüncü
bir aks oluşturulduğu takdirde, Eti Holdingin tekel olmasının getirdiği
avantajların tümü ortadan kalkacaktır; çünkü, katmadeğeri çok yüksek olan bu
üründe, böyle bir rekabetin oluşması -dışarıda oluşması büyük tehlike, o var
zaten; içeride oluşması daha büyük bir tehlike; çünkü, o zaman, içerideki
yarışmanın, bu alanda- Eti Holdingin etkinliğini kırmaktan başka hiçbir sonuç
doğuracağını söyleyemeyiz. O nedenle, bu patentler bir başkasına intikal ederse
-o patent sahipleri Türk firması bile olsa- onlar, diyelim ki, küçük bir
değişiklikle, borikasitin benzeri bir başka ürünü patent çıkararak devreye
sokabilir ve Eti Holdingle o konuda rekabet imkânına sahip olurlar. Dışarıya
borikasit satarken, fiyatın nerelere kadar inebileceğini, turizm sektörüne
baktığımız zaman, çok iyi anlayabiliriz; rekabetin turizmi ne noktaya
getirdiğini anlayabiliriz, fiyatları nasıl indirdiğini anlayabiliriz. Zaten,
Türkiye'de kurulacak özel sektörün -bütün özel sektör kuruluşlarının beni
anlayışla karşılamalarını dileyerek ifade ediyorum- yabancı şirket olan Rio
Tintoyla bir bağının olmayacağı konusunda da, hiç kimse beni inandıramaz;
çünkü, dünyaya da ancak onunla açılma şansı vardır. Bir kere, bizi, bu
kaygılandırdı; bir.
İkincisi, böyle bir enstitünün, mutlaka, bir bilim kurulunun desteğine
ihtiyacı vardır; böyle bir bilim kurulu burada yok. Bunları kısa geçiyorum;
arkadaşlarım maddeler üzerinde bunları daha geniş şekilde anlatırlar tahmin
ediyorum.
Yönetim kurulunun oluşturulma biçimi, gerçekten, bu enstitünün idarî
bakımdan ve teknik olarak bağımsız olduğunu, özerk olduğunu ifade etmiyor; ama,
Sayın Bakanın, yönetim kurulunun özerk bir idarenin yönetim kurulu haline
dönüştürülebilmesi için bizim önerimize sıcak bakacağı yolunda bir ifadede
bulunması, Adalet ve Kalkınma Partisi Sayın Grup Başkanvekili arkadaşımızın bu
konuda bizim düşüncemize sıcak baktığını ifade etmiş olması bu alanda çok
önemli bir adımdır diye düşünüyorum, bunun gerçekleşmesini diliyorum.
BAŞKAN - Sayın Topuz; son...
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sözlerimi tamamlıyorum.
Biraz uzattığım için Sayın Başkandan ve sizden özür diliyorum.
Sözlerimi şöyle tamamlamak istiyorum: Önümüzdeki konu, Türkiye'nin
ulusal bir konusudur, millî bir konusudur. Bu olayı, kısa dönem beklentilerine,
kısa dönem çıkarlarına heba etmemeliyiz. Bu olay üzerinde... Zaten, Türkiye
madenleri içerisinde sadece bor kalmıştır elimizde. Ötekilerle ilgili
inisiyatifimiz büyük ölçüde ortadan kalkmıştır; ama, borda bu hâlâ vardır. Bor
alanında ulusal bir politika izlenerek, Eti Holdingin kendi bünyesi içerisinde
geliştirilmesinde, yeniden yapılandırılmasında, hatta özerk bir yapıya
dönüştürülmesinde; araştırma enstitüsünü, mutlaka, Eti Holdingle çok ciddî bir
şekilde ilişkilendirerek, aynı amaca dönük olarak, Türk özel sektörünün,
izlenecek bu temel politika çerçevesinde, Eti Holding mihveri etrafında,
devreye girebileceği ne kadar alan varsa, onların da uç ürünlere dönük olarak
teşvik edilmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. Eğer elbirliğiyle, böyle hareket
edecek olursak, biraz evvel "ahtapot" diye adlandırdığım US Borax
veya Rio Tinto grubunun kolları arasında sıkışmaktan belki kurtulabiliriz.
Ekonomimiz için gelecekte çok büyük yararlar sağlayabilecek, uzay
teknolojisinden otomobil yakıt teknolojisine kadar hemen hemen bütün alanlara
girebilen bir maddenin, her alanda kullanılabilen bir maddenin, Türkiye
açısından, en yüksek katmadeğeri kazanarak değerlendirilmesinin çok büyük yarar
sağlayacağına inanıyorum.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Topuz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Hasan
Ali Çelik; buyurun.(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 135 sıra sayılı, Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması
Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili, AK Parti Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Benden önce konuşan,
Cumhuriyet Halk Partisinin değerli milletvekili Ali Topuz'a da teşekkür ederim.
Ülkelerin sosyoekonomik kalkınmalarında, doğal kaynaklar önemli bir yere
sahiptir. Bir ülkenin ekonomik açıdan gelişmişliği ile o ülkenin sahip olduğu
maden kaynakları miktarı ve maden ürünlerinin tüketim düzeyi arasında doğrudan
bir ilişki bulunmaktadır. Bugün, ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin kişi başına
maden ürünleri tüketiminin yüksek olması, bunun açık bir göstergesidir.
Ülkemizde, madencilik faaliyetleri çok eski tarihlere dayanmaktadır ve
bugüne kadar, Anadolu'da, birçok madenin üretimi gerçekleştirilmiştir; ancak,
sanıldığının aksine, ülkemiz, maden kaynakları bakımından değil, maden
çeşitliliği yönünden bir zenginliğe sahiptir. Bugün, ülkemiz madencilik sektöründe
53 farklı maden ve mineralin üretimi yapılmakta olup, bunlardan bor tuzları,
trona, bakır, krom, alüminyum, gümüş, altın, mermer, ponza, perlit, linyit gibi
yeraltı zenginliklerimiz başta yer almaktadır.
Ülkemizde küçük ve orta ölçekli çok sayıda maden yatakları mevcut olup,
bu yataklar küçük ve orta ölçekli kamu ve özel işletmeler tarafından
işletilmektedir. Bu işletmelerin de uluslararası piyasalarda rekabet etme
şansı, genellikle üretim ve miktar bakımından, azdır. Yılda 130 000 000 - 140
000 000 ton civarında maden
üretiminin gerçekleştirildiği
ülkemizde, bunun parasal değeri 2,5
milyar dolar civarındadır. Ayrıca, ülkemiz madencilik sektöründe, yılda,
yaklaşık, 530 000 000 dolar ihracat yapılmakta; doğalgaz ve petrol hariç, 1
milyar dolar civarında da ithalat yapılmaktadır. İhracatın en azından ithalat
rakamını acilen karşılaması öncelikli hedefimizdir.
Son yirmi yılda madencilik sektöründe yatırımların gittikçe azalması
nedeniyle, madencilik sektörünün ortalama büyümesi, sanayiin ve genel ekonomik
büyümenin gerisinde kalmıştır. Son yıllarda, madencilik sektörünün ortalama
büyüme hızı yüzde 1 civarında seyretmektedir. Ayrıca, ülkemiz madencilik
sektörünün gayri safî millî hâsıla içindeki payı da yüzde 1,5 civarındadır. Bu
oranların en kısa sürede yükseltilmesi sağlanmalıdır.
Ülkemiz, sahip olduğu doğal kaynaklardan sadece bor tuzlarında, dünya
ölçeğinde büyük rezervlere sahiptir. Dünya toplam bor rezervi, yaklaşık 1
milyar ton B2O3 olarak verilmektedir. Dünyadaki önemli bor yataklarının ise,
Türkiye, Rusya ve Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu bilinmektedir ve bunun
yüzde 63,6'sı Türkiye'dedir.
Dünyadaki en önemli bor üreticileri, Amerika Birleşik Devletlerinde
yerleşik US Borax ve ülkemizin en büyük ve tek üreticisi ve borla ilgili hizmet
eden kurumu Eti Holding Anonim Şirketidir.
Dünya bor üretimi, son yıllarda, B2O3 bazında 1 500 000 ton, bor
tüketimi ise, yine üretim düzeyinin bir yansıması olarak 1 500 000 ton olarak
gerçekleşmektedir; yani, üretim ve tüketim, birbirinin hemen hemen aynıdır.
Dünya bor üretiminin yüzde 70'ten fazlasını Amerika Birleşik Devletleri
ve Türkiye gerçekleştirmektedir. Yine, dünya bor tüketim pazarını gelişmiş
ülkeler oluşturmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye, ihracatının büyük çoğunluğunu bu
gelişmiş ülkelere yapmaktadır.
Bor, çok yaygın kullanım alanına sahip olması nedeniyle sanayi
ürünlerinin en önemli girdilerindendir. Dünya toplam bor rezervinin yaklaşık
yüzde 63,6'sını topraklarında barındıran ülkemizde, bor cevherinin üretim ve
pazarlama işlemleri, 2840 sayılı Kanunla, yine "bor tuzları, uranyum ve
toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi devlet eliyle yapılır" hükmü
gereği Eti Holding Anonim Şirketi tarafından yürütülmektedir. Eti Holding
Anonim Şirketi tarafından üretilen bor cevherleri, rafine ürün haline getirilmekte
ve böylece, bu alandaki yurtiçi ve yurtdışı talep karşılanmaktadır.
Bor, sanayiin birçok dallarının vazgeçilmez hammaddelerinden birisidir;
cam, kimya ve deterjan sektörü, seramik ve polimerik malzemeler, otomotiv ve
enerji sektörü, metalurji ve inşaat, füzeler, radarlar, uzay ve hava araçları,
nükleer uygulamalar, askerî araçlar, yakıtlar, bilgi ve elektronik çağının
yaşanmasına neden olan elektronik ve iletişim sektörü, gıda, tarım ve kozmetik
sanayii gibi birçok sektördeki ürün ve teknolojik yeniliklerin yapılmasında ve
geliştirilmesinde en önemli hammaddelerden biri olmuştur. Diğer bir ifadeyle,
bor, sanayiin tuzu olarak ifade edilmekte olup, canlılar için hayatî bir önem
taşıyan elementtir.
Bu ve benzer özellikleri nedeniyle, borun faydaları ve kullanım alanları
sayılamayacak kadar çok yaygın olup, sürekli artmaktadır; yeni ve daha ileri
aşamadaki bileşikleriyle bor, katmadeğeri çok yüksek ürünlerin başında
gelmektedir.
Borun gelecekte potansiyel olarak kullanılabileceği birçok sektör
bulunmaktadır. Bu kapsamda, yakıt hücreleri ve izolasyon nedeniyle enerji
sektörü; magnezyum-bor gibi ürünlerin kullanıldığı iletişim sektörü ve
özellikle çinko boratın kullanıldığı yangın geciktiriciler, sürtünmeye,
aşınmaya dayanıklı malzemelerin kullanıldığı sektörler, manyetik cihazların
kullanıldığı sektörler ile tarım sektörü, borun, gelecekte potansiyel olarak
kullanılacağı sektörler olarak bilinebilir.
Ülkemizin bor işletmeciliğindeki hedefi, halen 1 200 000 000 dolar
tutarındaki dünya bor piyasasından daha büyük pay elde etmektir. Bu kapsamda,
Eti Holding, üzerine düşen çalışmaları yapmakta ve özellikle, konsantre bor
yerine, katmadeğeri yüksek rafine bor ürünleri üretip pazarlamaya yönelik
çalışmalarını artırarak sürdürmektedir.
Yabancı ülkelere ihraç ettiğimiz bor ürünlerine dayalı olarak, o
ülkelerde bora dayalı sanayiin kurulduğu ve rafine ürünlere göre daha pahalı ve
sayıları da -değişik kaynaklarda farklı olarak verilmekle beraber- 250'nin
üzerinde olan ürünlerin daha fazla ekonomik yarar sağladığı, hepimizin
malumudur. Bu sanayi ürünlerinin bazılarının tonu 2 500 dolar civarındadır.
Bunlar, hem birim kütle bazında daha yüksek değerdedirler ve hem de savunma
sanayiinden sağlık ve enerjiye kadar değişik alanlarda değerlendirilen ya da değerlendirilmek
üzere çalışmalar yapılan ileri teknoloji ürünlerinin üretiminde yaygın olarak
kullanılmaktadırlar.
Bu noktadan hareketle, çinko borat, bor karbür, bor nitrür, ferro bor,
elementer bor gibi, bor kimyasallarına dayalı sanayi tesislerinin ülkemizde
kurulmasını gerçekleştirmek için gerekli her türlü çalışmanın yapılması ve o
ülkelere ihraç edilen cevherlerin ülkemizde işlenerek, katmadeğerin ülkemizde
kalması için çalışmalar yapılması ve bunun için de, diğer sanayi dallarıyla
işbirliği yapılarak, yatırım olanaklarının araştırılıp özel sektörün bu alana
yatırım yapmasının sağlanılması gerekmektedir.
Bu doğrultuda yapılacak yatırımlarla, hem katmadeğer ülkemizde kalacak
ve hem de yeni iş alanları oluşturularak, bor madenlerimizin, ülke
ekonomisindeki gerçek yerini alması sağlanacaktır.
Ülkemiz, son yıllarda, dünya bor piyasasındaki etkinliğini artırmak ve
Avrupa ile Uzakdoğu pazarlarında daha etkin olmak amacıyla, diğer büyük yabancı
bor üreticisi firmalarla yoğun bir rekabet içerisine girmiştir. Bunda başarılı
olabilmesi için, teknolojik yönden dışa bağımlılığı azaltmak ve kendi
teknolojisini oluşturmak zorundadır. Bir başka deyişle, yeni bir ürün üretmek
ya da var olan ürün veya proses üzerinde değişiklik yapmak üzere birtakım ar-ge
çalışmalarının yürütülmesi gerekmektedir ve
bunlara önem verilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda, mevcut rafine bor ürünlerimizin kalitelerini ve
çeşitliliğini artırma imkânlarının araştırılması şarttır. Günümüzde gittikçe
önem kazanan, dünyadaki pazar payı yüksek sanayiden enerjiye, uzay
teknolojisinden sağlığa kadar hemen hemen yaşamımızın her alanında
kullanılmakta olan bor cevherleri ve özel bor kimyasallarının üretim
proseslerinin araştırılarak, uygulamaya yönelik verilerin elde edilmesi büyük
önem arz etmektedir. Böyle bir amaca ulaşmada gözönüne alınması gereken
unsurların başında gelen araştırma geliştirme faaliyetlerinin temel yapı
taşları, araştırmacı, finans ve pazardır. Ar-ge'nin temel üç unsurunu
bünyesinde barındıran, bor rezervimiz ve mevcut kullanım alanları ile dünya
pazarlarındaki yeri dikkate alınarak, tamamen bor üzerine araştırma ve
çalışmalar yapacak ve Türkiye'de oluşturulmasında büyük yarar görülen, sanayii
yönlendirecek ve bu sanayiin önünü ancak açarak gelişmesine yardımcı olacak
kurumun yapılandırılmasının gerekliliği açıktır.
Bu amaçtan yola çıkarak, ülkemiz madenciliğinde önemli bir yer tutan bor
madeni varlığımızın katmadeğerinin yurtiçinde kalmasına yönelik olarak, bor
sanayiinin kurulmasını ve özel sektörün de bu sanayide yerini almasını sağlamak
üzere, değişik alanlarda kullanıcıların araştırmaları için gerekli bilimsel
ortamı sağlamak, bor ve ürünlerini kullanan ve bu alanda araştırma yapan kamu
ve özel hukuk tüzelkişileriyle işbirliği yaparak, bilimsel araştırmalar yapmak,
yaptırmak, katkı sağlamak ve koordine etmek amacıyla, kamu tüzelkişiliğini
haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip ve kanunen de kendisine verilen görevleri
yerine getirmek üzere, bor ve ürünlerini araştırma enstitüsünün kurulması,
ülkemiz menfaatları açısından büyük öneme sahiptir.
Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, bütün bunlar, yapılan çalışmalar
ve bu enstitünün varlığı, ham üründen çok, rafine edilmiş uç ürünlere yönelmiş,
sanayide kullanılır hale getirilmiş, teknolojiyi önplana çıkarmayı hedefleyen
bir enstitüyü ülkemize kazandırmaktır. Bordan bir şey kazanılacaksa, bunun,
teknoloji geliştirerek ve bor kullanan endüstrilere yatırım yaparak, araştırma
ve geliştirmeye, teknolojiye önem vererek sağlanabileceği gerçeğini ortaya
koymak gerekir. Bundan dolayı, bor ve ürünleri araştırma enstitüsü, geç kalmış
ve bugün gündeme gelmiş, 59 uncu AK Parti Hükümetine nasip olmuş bir faaliyet
olarak karşınızdadır. 22 nci Dönem Parlamentosu, bir millî değerin, bor
madeninin, gerçek değeriyle ve millî menfaatlara uygun düşecek tarzda uç ürünler
üretmeye yönelik teknolojik araştırmaları yapmak suretiyle değerlendirilmesini
sağlayacak bor ve ürünleri araştırma enstitüsünü oylarınızla ve takdirlerinizle
kuracaktır.
Bu vesileyle, tasarının yasalaştırılması, madencilik sektöründe ülke menfaatına
atılmış en önemli adımdır diyor; bor madenimizin, ülkemizin kalkınmasına,
gelişmesine, millî gelirin yükselmesine, yoksulluğun azalmasına bir nebze çare
olabileceğine inanıyor, yüce milletimin
değerli temsilcilerini saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çelik.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, bugünkü gündemimize alınan konuları, tasarıları bitirene kadar
çalışacağız. Gündemdışı konuşmalarda, genel görüşmelerde, milletvekillerinin
sözlerini kısmamaya, kesmemeye çok özen gösterdim; ancak, görüşeceğimiz tasarılar
uzun maddeli. O nedenle, grup sözcüsü sayın milletvekillerimizin grupları adına
yaptıkları konuşmalarında da süreye, tasarının iyi anlaşılabilmesi için
müdahale etmedim; ancak, bundan sonra, maddelerde İçtüzüğün verdiği sürelere
uyacağımı bildiriyorum ve konuşmacı arkadaşlarımızın ona dikkat etmelerini rica
ediyorum.
Şimdi şahsı adına, Gaziantep Milletvekili Sayın Fatma Şahin.
Buyurun Sayın Şahin. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bor ve
Ürünleri Araştırma Enstitüsünün Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının geneli
üzerinde kişisel görüşümü belirtmek üzere huzurunuzda bulunmaktayım; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
Türkiyemiz yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla çok zengin bir ülkedir. Buna
da en büyük örnek bor mineralleridir.
Dünyadaki bor rezervinin yaklaşık
1,5 milyar ton, biraz önce Sayın Topuz 2,5 milyar ton civarında
olduğunu söyledi; ama, bu konuda 1,5 ile 2,5 milyar ton arasında birtakım
değerler var; ortalama 1,5 milyar ton olduğunu düşünsek bile, bunun yüzde
63,6'sı Türkiye'de, yüzde 11'i Rusya'da ve yüzde 9'u Amerika'da bulunmaktadır.
Böyle büyük bir rezerve sahip olmamıza rağmen, son yirmi yılı gözden
geçirecek olursak, maden sektörümüz, genel ekonomimize ve sanayimize göre çok
yavaş ilerlemiş ve ortalama yüzde 1 civarında büyüme kaydetmiştir. Gayri safî
millî hâsıladaki oranı da yüzde 1,5 civarındadır.
1978 yılında devletleştirilerek bor enstitüsünün kurulmuş olmasına
rağmen -bu çok önemli arkadaşlar- yüzde 11'den yüzde 33'e çıkabilmişiz. Şimdi,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımızın konuya olan bilgisi, mutfağında çok iyi
çalışmış olması bizim için büyük bir kazançtır; böyle bir enstitüyü hayata
geçirmiştir ve bor enstitüsünün kurulmasına hızlı bir aktivite getirmiştir.
Bor enstitüsünün yapısını inceleyecek olursak; merkezi Ankara'da
olacaktır ve 28 kişilik bir ekiple oluşacaktır. Merkezinin Ankara'da olmasının
en büyük nedenlerinden birisi, bu enstitü araştırma geliştirme enstitüsü
olduğundan dolayı, laboratuvar ağırlıklı bilim merkezinin yoğun olduğu yerde
kurulması, bilime ulaşma açısından ve koordinasyon açısından çok önemli bir yer
olduğundan Ankara tercih edilmiştir. 28 kişilik bir ekip oluşturulmasında da en
büyük hedefimiz, AK Parti Hükümeti, biliyorsunuz, hantal yapılardan her zaman
uzak, esnek ve hızlı hareket edebilen bir enstitü sistemini hayata geçirmek
istemektedir. Bundan dolayı da, çok az
bir sayıda kadroyla, çok hızlı hareket edebilen, esnek yapıya sahip bir enstitü
kurulması amaçlanmıştır. Bu nedenle, kurulacak olan enstitüyü bu açıdan bile
çok önemsiyorum.
Şimdi, bor minerallerini petrol ürünleriyle kıyaslayacak olursak, petrol
ürünlerine göre çok daha fazla kullanım alanına sahiptir; savaşta olsun, ilaçta
olsun, bor mineralleri, yararlanabileceğimiz bir üründür. Hatta, Amerika'da
yapılan son laboratuvar araştırmasında,
enerjinin hammaddesi olarak da, otomobilde akaryakıt olarak kullanılması da
başarıyla sonuçlanmıştır.
59 uncu AK Parti Hükümeti bir ilki yaparak, kendini takvime bağlamış ve
acil eylem planında bor enstitüsünün kurulmasını kararlaştırmıştır. Sayın
Bakanımız, bu konuda çok büyük bir hassasiyet göstermiş, Bor'un pazarı geçmeden
bora sahip çıkmıştır. O yüzden, Sayın Bakanımızı huzurunuzda kutluyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Sayın Bakanımızın yapmış olduğu bu etkinliği,
Türkiye'ye yapmış olduğu hizmetleri, tarih, yazacaktır diye umuyorum.
Petrol ürünleriyle kıyasladığımız zaman, petrolün şu andaki stratejik
değerini düşündüğümüz zaman -Sayın Bakanımız da bunu mütemadiyen dile
getirmektedir- ilerideki stratejiler, biliyorsunuz, şu an petrol için yapılan
savaşlar, petrol için dökülen gözyaşları ileride - bu çok önemlidir sayın
arkadaşlarım- bor ve su üzerine
olacaktır. Biz AK Parti Hükümeti olarak akıllı politikalar üretmek durumundayız
ve bor minerallerini gelişmiş ülkelere hammadde olarak satmayıp, bunu
katmadeğeri yüksek olan ürünlere çevirmek ve buradaki değerleri ülkemize
kazandırmak durumundayız. Bu konuda, bu enstitüyü çok önemsiyorum ve Türk
madenciliğine bir dönüm noktasını getireceğini, Türkiye'nin de kaderini
değiştirme noktasında bir dönüm noktası olacağını umuyorum.
Bu vesileyle, böyle bir enstitünün hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
CHP'li milletvekili arkadaşlarımıza da, komisyonda bizimle paylaşmış oldukları
değerli fikirlerinden dolayı teşekkürlerimi arz ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.
Şimdi, Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi
Güler; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ulusal bor araştırma enstitüsünün kurulmasıyla ilgili tasarının kanunlaşması
için yaptığımız bu Genel Kurul görüşmelerinin, ülkemiz adına hayırlı olmasını
diliyorum ve bu bakımdan, biraz önce Sayın Topuz'un ve Sayın Fatma Şahin
Hanımın düşüncelerine, nazik ifadelerine teşekkür ediyorum.
Şimdi, ben, bu vesileyle, işin esprisi açısından kısa bir özet yapmak
istiyorum. Türkiye, maden bakımından, 132 ülke arasında önemli bir yere
sahiptir ve üretim değerleri açısından 28 inci, maden çeşitliliği açısından da
10 uncu sırada bulunmaktadır. Aslında, ülkemiz, yeraltı kaynakları bakımından
zengin ülkelerden bir tanesidir ve zannedildiğinin aksine de, borda olduğu
gibi, mermerde, altında ve diğer endüstriyel minerallerde, krom, demir, kömür
dahil olmak üzere, oldukça iyi bir noktadadır.
Şimdi, Türkiye'nin, madencilik ve bor konusunda önemli bir yeri var;
biz, bunun sağlam, bilimsel ve teknik bir baza oturtulması için, bu enstitüyü
kuruyoruz. Bu enstitünün amacı, gerçekten araştırma yapmak ve Türkiye'ye, bor
gibi önemli bir stratejik konuda mukayeseli bir üstünlük sağlatmaktır. Bunun
için, biz, adam dolu bir enstitü yerine, hantal bir enstitü yerine, gayet
fleksibl olan ve hedefe yönelmiş, gerçekten uzmanlarının bulunduğu ve amacı,
derdi, kaygısı bor olan uzmanların oluşturduğu, çekirdek bir yapı düşünüyoruz.
Burada, adam doldurmayı, içine adam yığmayı, sabahtan akşama kadar başka
şeylerle uğraşılmasını önlemek için de, bunun, hedef yönlü bir yapıda olmasını
istedik. Bu bakımdan da, sayısını az tuttuk; 28 kişilik bir kadro -ki, bunu bile doldurmamız şart değil- ve
burada, özellikle araştırmacı olsun istedik ve önlük giyen, çalışma yapan
kişiler olsun istedik. Esas amacımız, Türkiye'nin içindeki diğer uzmanları
istihdam etmek, onların bilgilerinden faydalanmak. Çeşitli üniversitelerde,
çeşitli araştırma kurumlarında çok zengin bir bilgi birikimimiz var; fakat,
bunlar, hep kopuk kopuk, birbirlerinden habersiz çalışıyorlar; biz, bunları
toparlamak istedik; bunun için de, böyle bir yapıyı düşündük.
Bunu Ankara'da kurmamızın sebebi -biraz önce Fatma Hanımın da bahsettiği
gibi- burada, merkezî bir yapıda, gerek savunma sektöründe gerek diğer bilimsel
ve teknik araştırma sahalarında koordinasyonu sağlasın diye düşündük; yoksa,
bunu Bursa'da da kurabilirdik, Bandırma'da da kurabilirdik, Balıkesir'de,
Kütahya'da, Eskişehir'de, İstanbul'da, her yerde kurabilirdik; ama, şimdi,
modern iletişim teknikleriyle, internet ortamında, bilgisayar ortamında, zaten,
bunlara her an ulaşmak mümkün. Bu bakımdan, buraya kurduk; kontrolü de kolay
olsun diye, böyle düşündük. Diğer üniversitelerde de çok kıymetli insanlar var;
her an, biz, onların hepsinden de faydalanmak istiyoruz; zaten "ortak
akıl" dediğimiz şey bu; hatta, sadece Türkiye'de değil, yurt dışında da
bizim araştırmacılarımız var, bu memleketin evlatları var, onlardan da
faydalanmak istiyoruz; dolayısıyla, buna, bir ulusal hüviyet de kazandırmak
istedik.
Buradaki tek amacımız, bor gibi, gerçekten bize has, bize özgü bir
kaynağı, ülkemizin menfaatı, çıkarları doğrultusunda ve onun mukayeseli
üstünlüğüne hiçbir zaman halel gelmeyecek şekilde tanzim etmektir. Bu bakımdan,
böyle bir yapıyı düşündük. Biraz önce bahsedildiği için detayına girmek
istemiyorum; yani, bunun içinde inşaattan uzay teknolojisine kadar, kimyadan,
deterjan sektöründen kâğıda, gıdaya, gübre sektörüne kadar, borun aşağı yukarı
250 çeşit kullanım sahası var, geniş kullanım sahası olanları söylüyorum;
aslında bu 1 000'i de aşar; ama geniş kullanım alanı bulunanlar bunlar.
Şimdi, burada biz ne düşünüyoruz; burada aslında tekel olmak iyidir;
yani bor gibi zengin sahalara sahip olduğumuz için, tekel olmamız burada iyidir
ve bunu muhafaza etmemiz lazım. Bunun için de, gerek Maden Kanununda, gerekse
Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanununda -ki, çıkarsa;
inşallah buradan sizin desteklerinizle çıkacak- özellikle bu espriye dikkat
edeceğiz.
Olayın tarihî gelişimine baktığımız zaman, 1975 yılında yüzde 11 kadar
piyasaya sahiptik, şimdi ise bu yüzde 33; yani, eğer bunu iyi kontrol
edebilirsek, ponzanın durumuna düşmeyiz. Yani, yeraltı zenginliklerine sahip
olmak, zenginlik anlamına gelmiyor, bunu çok iyi kullanmamız lazım, bunu bir
amaç doğrultusunda kullanmamız lazım, bunu organize bir ideal uğrunda
kullanmamız lazım.
Biz, bununla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve bir tanesi, Nisan
2003 başlangıç tarihi olmak üzere, tekstil tipi cam elyafı ön fizibilite etüdü;
Mayıs 2003'te ferro bor üretimi çalışması; yine Mayıs 2003'te, boroksit
üretimi; yine Mayıs 2003'te, sır sırça prosesi ön fizibilitesi -seramikte
kullanılabilen- yine Mayıs 2003'te, çinko borat üretimi olmak üzere, gelir
gelmez süratli bir ar-ge faaliyeti başlattık ve burada, Eti Holdingin değerli
araştırmacılarına, MTA'nın değerli araştırmacılarına özellikle teşekkür
ediyorum; bu çalışmaları birlikte yürüttük.
Burada ar-ge'nin son derece önemi var. Biz daha enstitüyü kurmadan, bu
projelerin ön fizibilite etütleri hazır. Bunu söylerken, ülkemizde, tabiî,
tekel olmak kaydıyla, bunu özel sektörün de hizmetine açmak istiyoruz; yani,
kaynağı bizde olmak kaydıyla -hani Karadenizlinin dediği gibi anahtarı bende
olmak kaydıyla- bunu yaymayı düşünüyoruz.
Bu bakımdan yoğun bir çalışma içindeyiz ve burada aynı zamanda Eti
Holdingin yapısı içinde de yeni yatırımlar gerçekleştirmek üzereyiz. Bunlardan
bir tanesi, bu ay sonunda açmayı düşündüğümüz, Kütahya Emet'teki yeni borikasit
tesisi, 240 000 ton üretimi olacak ve borikasitte bizim üretimimiz yüzde 117
artacak ve dünya borikasit sahasında da yüzde 30-35'lik bir pazar payına sahip
olacağız. Bu, rafine sayılabilecek bir üründür; ama, aynı zamanda, yine, bir
başka ürünün de girdisidir. O bakımdan, bunu, rafine ürün tabirinde, tarife
muhtaç bir nokta olarak ifade ediyorum, hepsinin bir kademe daha ileri
götürülmesi mümkün. Bu arada, Bandırma'da, buna bağlı olarak -çünkü, imalatında
sülfürikasit kullanılıyor- 240 000 ton/ yıllık yeni bir sülfürikasit tesisini
de açma şansına, imkânına sahip olacağız.
Burada, olayı bir bütün halinde ele almamız açısından ve biraz önce
konuşan Sayın Topuz'un tereddütünü, endişesini gidermek için de söylüyorum,
maden yasasında da bu hassasiyete özellikle dikkat edeceğiz ve maden yasası da,
şu anda, Enerji Komisyonundan, Sanayi Komisyonundan, bilim komisyonundan geçti,
Plan ve Bütçe Komisyonunda da ele alınacaktır. O bakımdan, bunu bir problem
olarak görmüyoruz.
TTK'dan tutalım, petrol yasasına kadar pek çok konuda önemli çalışmalar
içindeyiz hükümet olarak. Olaya bir bütün olarak bakıyoruz, yeraltı
zenginliklerimize. Geçen hafta, Zonguldak'ta, kömür konusunu ele aldık; çünkü,
taşkömürünün rödevanslı sahalarının üretime devam etmesi gerekiyordu, bununla
ilgili çalışmalarımızı sürdürdük.
Petrol yasasını çıkarıyoruz ve gene bir bütün içinde olaya bakıyoruz.
Petrol yasası da, kaçakçılık dahil olmak üzere bunları kontrol altına alan ve
petrolün yanlış kullanımını, hatalı kullanımını ve içine katkı maddesi
katılarak legal olmayan yönlerden kullanılmasını önleyen bir yasa. Burada da,
gene, bütün sektör temsilcileriyle bir arada oluyoruz. Bor yasasında da, ulusal
bor araştırma enstitüsünde de bunu yaptık, bütün ilgili kuruluşların
görüşlerini aldık ve yönetimini de buna göre değiştiriyoruz ve bunun, ulusal
bir hüviyet içinde olması lazım.
Bu arada, borun, bu enstitü vasıtasıyla sadece uç ürünlere dönük
çalışılmasının dışında, aynı zamanda enerji sektöründe kullanılmasını arzu
ediyoruz. Bununla ilgili en önemli projemiz, diğer uç ürünlerin toplamı kadar
öneme sahip olan, belki ondan daha fazla önemi olan enerji sahasında
kullanılmasını istiyoruz. Hidrojen enerjisi üretiminde sodyum, bor hidrürlerin
kullanılması üzerine ciddî bir çalışma yapmak istiyoruz. Bu konuda, Amerika'da
çok ciddî çalışmalar var ve Amerikan hükümeti, bunu, bir hedef olarak ortaya
koydu. Bunu, en son, Paris'teki Ulusal Enerji Enstitüsündeki -Amerikan Enerji
Bakanı Spencer Abraham ile olan- toplantıda da gördük. Biz, bu çalışmaya özel
bir önem veriyoruz ve bu noktada dünyada adı geçen değerli bilim adamlarıyla da
temas halindeyiz ve bunun ciddî bir şekilde kullanılmasını istiyoruz.
Buradaki temel amacımız, enerji bakımından dışa bağımlılığın önüne
geçmek ve ulusal kaynaklarımızı yoğun bir şekilde kullanmaktır. Ayrıca, bir
seri, bir dizi olarak, mini hidrolik santralları, kömürü, rüzgârı, jeotermali
ve güneş enerjisini bunların yanında kullanmayı düşünüyoruz. Bu arada, yeri
gelmişken ifade edeyim; bunu, baraj yapmadan, doğrudan doğruya su enerjisini
mini hidrolik santrallarla kullanarak enerji üretmek şeklinde düşünüyoruz.
Bununla ilgili olarak Türkiye'nin çok büyük bir potansiyeli var. Bunları,
300'den fazla yere kurmamız mümkün. Böylece, bunu, hem göçü önleyecek sosyal
bir tedbir olarak, önlem olarak görüyoruz hem de sanayiin kalkınması olarak
görüyoruz. Bu bakımdan, bu çalışmalara yoğun bir ağırlık verdik; bu çalışmaları
yoğun bir şekilde yürütüyoruz.
Bor araştırma enstitüsünün temel amacı, ışık tutmaktır, araştırmayı
yaptırmaktır, kontrol etmektir, süratli bir şekilde çalışmaktır. Burada adam
istihdam ederek araştırma yapmak yerine, kaynakları daha etkin kullanmanın
yolunu arayacağız.
Bununla ilgili, bizim iki ayrı enstitü teşebbüsümüz daha var, onlar da
size yakında gelecek. Bunlardan bir tanesi, ulusal enerji enstitüsü
kurulmasıyla ilgili; çünkü, Türkiye'de rakamlar birbirini tutmuyor, yanıltıcı
görüşler ortaya çıkıyor. Enerji konusunu da, ulusal enerji araştırma
enstitüsüyle sağlam bir temele oturtmak istiyoruz; tıpkı, ulusal bor araştırma
enstitüsünde olduğu gibi, burada da, olayı bilimsel ve teknik bir baza oturtmak
istiyoruz.
Üçüncü enstitü tasarımız, yakında, yine, değerli katkılarınız için
gruplara ve size gelecek, arz edilecek; o da, ulusal su enstitüsü. Su da petrol
kadar, hatta, ondan çok daha önemli bir unsur. Bunun, mutlaka, yine, bilimsel
ve teknik bir baza oturması lazım.
Bütün yaptığımız çalışmalar, ülkemizin çıkarı içindir. Burada, parti
şovenizmi veya hassasiyeti yoktur. Yapmak istediğimiz şey, ülkemizin
çıkarlarını bilimsel ve teknik bir tarzda ve ekonominin tartışmasız
gerçeklerini de gözönüne alarak bunu ortaya koymaktır ve ülkemize gerçekten bir
üstünlük kazandırmaktır. Bu noktadaki çalışmalarımız zaten sürüyor.
Bu arada yeri gelmişken, bir de haber niteliğinde olsun diye size ifade
edeyim; bugün, doğalgazda, sanayide yüzde 7,5, konutlarda da yüzde 8 indirim
kararı aldık. Bunu da size arz etmek istiyorum. (Alkışlar)
Saygılar sunarım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Şahısları adına ikinci söz, Kütahya Milletvekili Sayın Halil İbrahim
Yılmaz'a aittir.
Buyurun Sayın Yılmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HALİL İBRAHİM YILMAZ (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şu anda görüşülmekte olan 135 sıra sayılı Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlarım.
Dünya bor rezervlerinin yaklaşık yüzde 63'üne sahip Türkiye, ABD'yle
birlikte dünya bor üretiminin en önemli iki ülkesinden birisidir. Zengin ve
büyük bor rezervlerine sahip olan Türkiye'nin önemli bir avantajı da, bor
cevherleri ve konsantrelerinin üretim maliyetleri yönünden, bu ürünlerin ham ve
konsantre olarak arz edilebilme ekonomikliğine sahip olmasıdır.
Yukarıda belirttiğim gibi, Türkiye lehine olan avantaja rağmen, 1 200 000 000 dolarlık dünya bor
pazarında payımıza düşen miktar, 300 000 000 dolar civarındadır. Ham ve
konsantre bor cevheri pazarında payımız, görüldüğü gibi oldukça düşüktür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bor tuzlarının uç ürün haline
getirilmesi ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayarak, sanayide bor uç
ürünlerinin kullanılmasıyla, daha büyük bir pasta olan, yıllık yaklaşık 35-40
milyar dolarlık dünya pazarına doğru yönelmemiz gerekmektedir. Bu işlemin
gerçekleşmesi için, bilimsel çalışmalara hız verilmesi lazımdır. Bu nedenle, AK
Parti İktidarımız, bor enstitüsünün kurulması ve bu enstitünün bilimsel
çalışmalarının ülkemiz ekonomisine büyük katkılar sağlayacağına inanmaktadır.
Bu enstitünün çalışmasına her türlü katkı sağlanacaktır.
Bilindiği gibi, bor cevherinin kullanım alanı çok fazladır. Bunu, benden
önceki konuşmacı arkadaşlarımız, Sayın Bakanımız gerekli şekilde açıklamıştır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüldüğü gibi, bor, bilişim,
iletişim sektöründen nükleer teknolojiye, savaş sanayiinden uzaya kadar pek çok
alanın vazgeçilmez hammaddesi durumundadır.
Bor cevheri, kullanıldığı alanlar itibariyle stratejik öneme sahiptir.
Kısacası, sanayiin tuzu durumundadır. Bilim adamlarının bor madenleriyle ilgili
araştırmaları devam etmektedir. Magnezyum bor, bileşimi yüksek sıcaklıktaki
iletkenliği sayesinde, bilgisayar bileşenlerinin 4 kat daha hızlı çalışmasını
sağlayabilmektedir.
Ülkemizin geleceğinde çok önemli bir yer alacak olan madenlerimiz,
yabancıların dahi iştahını kabartırken, yeterli duyarlılık bugüne kadar
gösterilmediği için, maalesef, ülkemize gerekli ekonomik katkıyı
sağlayamamıştır.
Unutulmamalıdır ki, teknoloji çok hızlı gelişmektedir. Bu gelişim, bir
gün bor minerallerinin alternatifini sanayi hizmetine sunarsa, yeraltı
zenginliğimiz, yeraltında hatıra olarak kalabilir. Maden rezervleri, ekonomik
katkı yaptıkları zaman zenginliktir. Bu nedenle, bor madeni konusunda ar-ge
çalışmalarının hızlandırılması gerekmektedir.
Sonuç olarak, ülkemiz, öncelikle, ham bor madeninde dünya pazarlarındaki
payını artırıp, teknolojik gelişmelerle uyum sağlayarak, bor minerali
kullanımını artırmalıdır. Bor uç sanayii kullanımının artırılması, yeni
istihdam alanları açılmasını da sağlayacak ve elimizdeki rezervlerin değerini
artıracaktır.
Tabiî ki, bu vesileyle şunu da ifade etmekte fayda görüyorum:
Memleketimiz olması itibariyle, Kütahya, bor yatakları bakımından oldukça
zengindir; Kütahya, âdeta bor denizi üzerinde bulunmaktadır. Bununla birleşik
halde kurulacak olan magnezit de, çok miktarda bulunmaktadır. İnşallah,
önümüzdeki yıllarda daha bilinçli şekilde kullanılarak, Türkiye ekonomisine
büyük katkıda bulunulacaktır.
Sayın Bakanımız, zaten bu işin öncüsüdür, lokomotifidir. Şimdiden
kendilerini kutluyorum ve bütün arkadaşlarımızı, milletvekili kardeşlerimizi
borik asit fabrikasının açılışına davet ediyoruz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutmadan önce, Divan Üyemizin, sunuşlarını oturarak
Genel Kurula arz etmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
ULUSAL BOR
ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ KURULMASI HAKKINDA
KANUN
TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kuruluş ve Tanımlar
Amaç ve kuruluş
MADDE 1. - Türkiye'de ve dünyada bor ve ürünlerinin geniş bir şekilde
kullanımını, yeni bor ürünle-rinin üretimini ve geliştirilmesini teminen
değişik alanlarda kullanıcıların araştırmaları için gerekli bilimsel ortamı
sağlamak, bor ve ürünlerini kullanan ve/veya bu alanda araştırma yapan kamu ve
özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliği yaparak bilimsel araştırmaları yapmak,
yaptırmak, koordine etmek ve bu
araştırmalara katkı sağlamak amacıyla, kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve
malî özerkliğe sahip ve bu Kanun ile kendisine verilen görevleri yerine
getirmek üzere Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. Enstitünün kısa adı
"BOREN" dir. Enstitünün merkezi Ankara'dadır.
Enstitünün ilişkili olduğu Bakanlık, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığıdır. Enstitü, bu Kanunda düzenlenmeyen hususlarda özel hukuk
hükümlerine tabidir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Ali Kemal Kumkumoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz, Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Grubum adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, hepimiz, borun anlamını, önemini biliyoruz. Sadece
Parlamentoda milletvekilliği görevi yapan arkadaşlarımız değil, konuyla ilgili
olan herkes, hatta, sokaktaki yurttaşımız, sıradan yurttaşımız, boru,
Türkiye'nin geleceği diye görüyor. Bor madenini, yeraltı kaynaklarımızın en
kapsamlısı olan bor madenlerini Türkiye'nin geleceği diye sunan ve Türkiye'nin
bugün içerisinde bulunduğu borç yükünün altından çıkabilmesinin yegâne kaynağı
olarak gösteren siyasî partilerimizin genel başkanları oldu. Çok haksız
ifadeler değil aslında bunlar; belki, biraz abartılı ifadeler; ama, çok haksız
ifadeler değil; fakat, değerli arkadaşlarım, Türkiye'de sadece bor mu vardı;
hayır. Peki, bor, bugün bu anlamlı, bu önemli noktaya nasıl gelmiştir; Cumhuriyet
Halk Partisiyle gelmiştir. Bor, Cumhuriyet Halk Partisidir değerli
arkadaşlarım. Bugün borun anlamı, Cumhuriyet Halk Partisinin, siyasetteki
sağduyulu, ileriye dönük, ülke yararını siyasal beklentilerinin önünde tutan
anlayışının bugün bizi getirdiği noktadır. 1978 yılında, Cumhuriyet Halk
Partisinin, yeraltı kaynaklarımızın devletleştirilmesi noktasında ortaya
koyduğu tavrın ardından, yıllarca, Cumhuriyet Halk Partisinin aleyhinde
geliştirilen kampanyaları bir tarafa koyup, şimdi, bugün, hepimizin önemini ve
anlamını gerçekten derinden ve yürekten hissettiğimiz, çocuklarımızın
geleceğini, umudunu üzerine inşa etmeye çalıştığımız boru düşündüğümüzde, boru
dikkate aldığımızda, sanıyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin, bu sağduyulu,
öngörülü, ülke manfaatlarını kendi siyasal beklentilerinin önünde tutan
anlayışının anlamını, önemini çok daha doğru ve sağlıklı biçimde algılamış
oluruz. O sebeple, Cumhuriyet Halk Partisinin, yani, borun, bugün, böyle bir
umut noktasına tırmanabilmesine olağanüstü katkı sunmuş Cumhuriyet Halk
Partisinin, bugün söylediklerinin de, bugün, bu noktada, bu Parlamentoda görev
yapan arkadaşlarımızın aynı dikkatle ve o gün göstermiş olduğu aynı öngörüyü ve
ileri görüşlülüğü bugün de gösterebileceği kanaatiyle -ki, ben, bunun altkomisyonda
ve komisyonda etkilerini ve katkılarını gördüm; teşekkür ediyorum Sayın Bakana,
komisyonda görev yapan arkadaşlarımıza- buradaki önerilerimizin bu anlamda ve
bu önemde yeniden dinlenmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, 1963 yılında İngiliz BCL şirketine
yaptırılan bir araştırmada borla ilgili ne söyleniyor; Türkiye'deki borlarla
ilgili yaptırdığımız araştırmada ne söyleniyor:
1- Türkiye'de bor mineralleri tükenmiştir.
2- Türkiye'nin en çok 20 000 ton satış şansı vardır.
3- Türkiye'de ancak 3 firma 60 000 ton üretim yapabilir.
4- Türkiye, Avrupa piyasasına, yalnız borik asit üretimi için bor
cevheri verebilir.
5- Avrupa piyasasının borik asit üretimi 45 000 ton cevhere karşılık
gelen 30 000 ton cevherle sabittir.
6- Türkiye ancak zararına bor endüstrisi kurabilir. 3 000 tonluk rafine
ancak sübvansiyonla yaşar.
Türkiye'nin bor rezervlerine Borax Consalidated Ltd. ortak edilirse, bor
endüstrisi kurulacaktır vesaire.
Türkiye'deki bor rezervlerini bu kapsamda değerlendiren ve borun kapasitesini test edebilmek,
ölçebilmek için bir araştırma yaptırılıyor. Bugün ne söyleniyor; çok yaygın
kullanım alanı olan ekonomik bor minerallerinden, özellikle kolemanit ve ulxit
bakımından, tüm dünya ülkeleri, Türkiye'deki mevcut rezervlere yüzde yüz
bağımlıdır; çünkü, Türkiye dışında tüm dünyada zaten limitli olan kolemanit ve
ulxit rezervleri, ya bitmiştir ya da çok limitli rezervlere sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, uygulanan doğru politikalarla, Türkiye, 20 000 ton
rezervi vardır, bor üretimini, rafine bor üretimini, ancak sübvanse ederek
uygulayabilir, sağlayabilir denilen Türkiye, 1978 yılında ortaya konulan doğru
politikaların sonucunda, 2003 yılında, dünyanın bor konusunda yüzde yüz bağımlı
olduğunu herkesin kabul ettiği, herkesin kabul etmek durumunda olduğu bir ülke
haline gelmiştir ve bu, bir dünya gerçeği olarak hepimizin önündedir.
Değerli arkadaşlarım, bakın, birisi nasıl tarif ediyor boru: Önce, bu
nimetin, bu varlığın Türkiye'de bulunuşunu "doğanın Anadolu'ya
hediyesi" diye tanımlıyor, sonra da "sanayi sofrasının tuzu
bor..."
Bor, öyle, düşünüldüğü gibi, hemen yerin altından çıkaralım, satalım,
paraları kazanalım denilebilen bir ürün değil. Hiçbir şey bir başına bordan
elde edilmiyor. Sadece bordan elde edilebilen hiçbir uç ürün yok; ama, bor,
sanayiin tuzu gibi; birçok şeyin içerisinde bulunabilen bir ürün. 20 trilyon
dolarlık dünya ticaret hacminin, daha bugünden, bazı rakamlara göre, 1 trilyon
dolarlık kısmının içerisinde bir şekilde bor katkısı var. Bundan daha da
önemlisi, teknoloji geliştikçe, ilerledikçe, borun, anlamı ve önemi, sanayideki
kullanımı, yani insan yaşamındaki kullanımı giderek artan bir öneme sahip
oluyor, giderek artan bir boyut kazanıyor. Dolayısıyla, borun böyle
değerlendirilmesi lazım.
Sayın Bakan da ifade ettiler, borda kaygılarımız vardı; dediğim gibi,
komisyonda, altkomisyonda önemli değişiklikler yaptık. Aslında, bugün Genel
Kurula getirilen metinle ta başlangıçta komisyonumuza getirilen metin arasında
çok ciddî farklılıklar var. Ortak bir çabayla, bu çalışmayı, bugün Genel
Kurulumuza getirilen haline dönüştürdük.
3 nedenle borda devlet tekeli mutlaka korunmalıdır :
1- Bor, stratejik bir öneme sahiptir. Dünya rezervleri tükenmektedir;
bunun bor olmasına gerek yok; eğer dünya rezervleri tükeniyorsa, bu, sadece
kum, çakıl bile olsa ve bunun yüzde 100'e yakını Türkiye'deyse, bu, stratejik
bir öneme sahiptir. O zaman, bunu, mutlaka, devletin kontrol etmesi ve
yönlendirmesi lazım.
2- Teknoloji geliştikçe borun kullanım alanları artmaktadır.
3- Bor, üretilirken çok az harcama yapılan, üretiminde harcanan rakamla
satışında elde edilen rakamlar arasında, hamcevher noktasında, 20 misline yakın
fark olan bir üründür. Dolayısıyla, rekabete açılması demek, total millî
gelirimize yaptığı katkının hızla gerilemesi ve azalması anlamına gelmektedir.
Sadece bu 3 temel sebep nedeniyle, etken nedeniyle, bordaki devlet tekeli, her
koşulda, bor enstitüsü konuşulurken de, Maden Yasası konuşulurken de, mutlaka
korunmalıdır.
Neden bunu tekrar tekrar söyleme ihtiyacı duyuyoruz, daha geçtiğimiz
hükümetler döneminde, borla ilgili, borun özelleştirilmesi, özel teşebbüsün
kullanımına açılması, üretiminde özel teşebbüsün etkinlik kazanması noktasında
olağanüstü gayretler, çabalar sarf edilmiştir. Bu konuda, değerli büyüğümüz
Sayın Ali Topuz, uzunca açıklamalar yaptı.
Değerli arkadaşlarım, her şeye tüccar mantığıyla bakmamalıyız. AKP'nin
siyasetimize getirmeye çalıştığı bir anlayış var; bunu çok isteyerek de ifade
ediyorlar -doğru da buluyorsunuz- tüccar siyaset...
Şimdi, bir enstitü oluşturmaya çalışıyoruz. Ticarî boyutu öne
çıkarılmaya çalışılan, işte, hızla hareket eden, piyasayla uyumlu, piyasada
şunu yapabilecek, bunu yapabilecek, diye tarif edilen ne; bir enstitü. Yani,
siyaset literatürüne "tüccar siyaset" diye bir anlayışı, böyle bir
katkıyı yaptıktan sonra, şimdi, bilimsel literatüre ayrı bir katkı yapıyor
AKP'li arkadaşlarımız, Sayın Bakanın başkanlığında; tüccar enstitü...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Fevkalade ayıp yapıyorlar!..
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, elbette, ticaret
kötü bir şey değil. Elbette, tüccar mantığıyla olaylara bakmak çok kötü değil,
tam tersine, olması gereken bir şey; ama, her şeyi, kendi olması gereken yerde
yapmalıyız; yani, eğer, biz, bilimsel bir kurumun içerisine, bilimsel bir
kuruluşun içerisine ticarî bir anlayışı sokmaya çalışırsak, ikisini de
başaramayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlelerinizi alayım.
Buyurun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Elbette, burada, bu konuyla ilgili,
borla ilgili, borun ticarî anlamda daha sağlıklı, daha doğru, daha iyi,
Türkiye'nin daha yararına bir şekilde değerlendirilmesi için, bu işe ticarî
bakabilen, ticarî bir anlayışla, ticarî bir gözle bakabilen bir kuruma ihtiyaç
vardır, şüphesiz vardır; ama, bu, bir enstitü olmamalıdır. Enstitünün,
gerçekten, o literatürdeki tanımıyla, tanımlamasıyla, kendi işini yapan,
dolayısıyla, bilim kurullarıyla donatılmış, yönetimi bilimsel anlamda konuyla
ilgili insanlar tarafından oluşturulmuş ve çalışmasının esasını buna
yönlendirmiş, kendisini bilimsel araştırmalara odaklamış bir kurum olma
zorunluluğu vardır, mecburiyeti vardır.
Zamanım bittiği için, bir noktaya daha dikkat çekerek, sözlerimi
tamamlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın, hem burada hem komisyonumuzda ifade
ettiği "daha çok enstitüler kuracağız" noktasında doğru bir yaklaşımı
var; ama, Türkiye'nin, bundan daha önce, çok daha önemli bir şeye ihtiyacı var.
Bizim, enstitülerden önce, mutabakat içerisinde ortaya çıkarabildiğimiz ve
konuyla ilgili bütün kurumların her konuşmasında öncelikle ifade ettiği, bir
ulusal maden politikasına ihtiyacımız var. Umarım, en kısa sürede, bu
Parlamento çatısı altında görev yapan bütün arkadaşlarımızın gönül rahatlığıyla
katılabileceği, arkasında durabileceği bir ulusal maden politikasını birlikte
tartışabiliriz ve Türkiye'de bundan sonra hangi hükümet gelirse gelsin
"acaba hangi kaygıyla, hangi anlayışla bunu yapıyor, bunu gündeme
getiriyor" noktasındaki tartışmalardan, toplumun bütün kesimlerinin uzak
durduğu bir ortak anlayış çerçevesinde bütünleşmeyi başarabiliriz.
Hepinize teşekkür ediyorum; saygılar sunarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kumkumoğlu.
Şahısı adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
ORHAN SÜR (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte
olan bor enstitüsünün kurulmasıyla ilgili yasa tasarısının 1 inci maddesi
üzerinde, şahsım adına, söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, benden önce konuşan değerli konuşmacılar, boru,
sizlere, mümkün olduğunca çok anlatmaya çalıştılar. Gerçekten, bor, çok önemli
bir değerimiz; ama, bora yaklaşırken, bora bakarken başka açılardan da
yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum.
Türkiye, aslında, bir maden ülkesi, çok çeşitli madenlerimiz var; ama
"bor" dediğimiz zaman, Türkiye, gerçekten, durup düşünmek zorunda;
dünyada tekel olabileceğimiz tek maden bor. O zaman, bora önemle yaklaşmak ve bor
konusunda, gerçekten, çok ciddî çalışmalar yapmak zorundayız.
Bugün bu konuşmayı yapacağımı düşünerek, geçtiğimiz hafta sonu seçim
bölgem Balıkesir'e gittiğimde, Türkiye'nin ve dünyanın en güzel ürünlerinden
bir tanesi olan bor madenlerinin bulunduğu yeri ziyaret ettim ve birkaç parça
boru getirerek, milletvekillerimizin görüşüne sunmak istedim; çünkü, biliyorum
ki, üzerinde bu fırtınalar koparılan bor madenini, birçoğumuz bugüne kadar
görme şansına erişemedik.
Değerli arkadaşlarım, bor, gerçekten, çok önemli bir ürün ve bu ürün
üzerindeki oyunlar bugünün oyunları değil. Benden önce konuşan arkadaşlarımız,
bu ürün üzerindeki oyunları size anlatmaya çalıştılar. Özde oynanan oyun,
Türkiye'deki bor madeni yataklarına sahip olabilme oyunudur; çünkü, bor
üzerindeki dünya tekeli olan US Borax Şirketi, Türkiye'nin bor konusunda bir
dev olmasını engelleyebilmek için yıllardan beri bir çaba vermektedir.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce, burada Sevgili Bakanımızın da ifade
ettiği gibi, yeni bir fabrikamızı açacağımızı ifade ettiğimiz o asit
fabrikasının teknolojisi, bize, maalesef, Batı'dan gelmemiştir. US Borax
Firması, Türkiye'nin bor konusunda bir dünya devi olmasını engelleyebilmek
amacıyla, Türkiye'ye teknoloji transferine yıllarca ambargo koymuştur. Bizim
Bandırma'da ürettiğimiz asidin fabrikasının teknolojisini Doğu Bloku
ülkelerinden aldık. İşe, çok küçük bir fabrika olarak başladık ve yerli mühendislerimizin
çabalarıyla bugünkü noktaya gelindi. Biraz önce, Kütahya Milletvekilimizin
bugün açılacağını ifade ettiği Emet'teki fabrika da buna benzer bir olaydır.
Batı dünyası, Türkiye'yi, bor konusunda, dünyada söz sahibi yapmak
istememektedir.
İşte, kurulması düşünülen, kurulması özlenen bor enstitüsünün asıl amacı
burada; yani, Türkiye'ye gereken teknolojiyi üretmek veya transfer edebilmek
için gerekli çalışmaları sağlamak. Peki, bunu nasıl yapacağız arkadaşlar;
şimdi, 1 inci maddeyi okuyorum "araştırma yapmak" deniliyor; bu
enstitü kiminle araştırma yapacak? Yaptırmak farklı; "yapmak" diye de
bir sözcük var. Bakıyorum, 28 kişi çalışıyor. Bu 28 kişinin içinde şoför var,
hizmetli var, savunma uzmanı var; hepsi 28 kişi. Demek ki, kuruluşta amaç,
yapmak değil, yaptırmak. Yani, yapmak ile yaptırmak arasında büyük farklılık
var.
Ayrıca, yaptırdığımız çalışmaları, acaba nasıl denetleyeceğiz; bu
enstitünün kuruluşunda bir bilim kurulu yok. Yapılan çalışmaların sonuçları
nasıl alınacak; kim, bu çalışmaların amacı doğrultusunda geliştiğini; kim, bu
çalışmaların amaca uygun olduğunu onayacak ve hangi konularda çalışma yapılacağına
kim karar verecek? Bu enstitünün bünyesi içinde bir bilim kurulu
oluşturulmamış.
Değerli arkadaşlarım, ulusal bilim ve teknoloji politikaları temelini
oluşturmadan, bu tip enstitüler kurmanın ülkemizin çıkarına olduğu düşüncesinde
değilim. Elbette, bu enstitünün kurulması gerekiyor. Konunun başında ifade
ettiğim gibi, bir bor enstitüsüne şiddetle gereksinimimiz var; ama, bunu
kurarken, gerçekten ayakları üzerinde durabilecek ve gerçekten ülkeye hizmet
edebilecek bir enstitü olması yönünde gereken tavırları sergilemeliyiz.
Çok değerli arkadaşlarım, kurulmakta olan, aslında bir enstitü değil,
bir şirket. Biraz önce değerli bir arkadaşım konuşurken, arka sıralardan bir
arkadaşımız "köy enstitüsü" sözcüğünü kullandı. Keşke, köy
enstitüleri gibi bir enstitü kurabilseniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sür, son cümlenizi alayım.
Buyurun.
ORHAN SÜR (Devamla) - Bitiriyorum.
Değerli arkadaşlarım, yani, her söylediğimize tepki göstermek, belki,
bilmiyorum; ama...
RECEP GARİP (Adana) - Meseleyi niye tersinden alıyorsunuz?!
ORHAN SÜR (Devamla) - Hayır, hayır, öyle değil değerli arkadaşlarım.
Bu enstitüyü, kurmuş olmak için kurmayalım. Bor, hepimizin değeri ve bu
enstitü, eğer, kuruluş amacına, düşüncelerimize uygun şekilde hareket ederse,
bu ülkeye hizmet edecek, bu ülkenin insanına hizmet edecek. O zaman, gelin,
muhalefetten gelen her sesi, bir muhalefet sesi olarak yorumlamayın, bunda
acaba doğruluk payı var mıdır diye, lütfen araştırın.
Biraz önce Sayın Kumkumoğlu'nun ifade ettiği gibi, nasıl ki, komisyonda
değişiklikler yapıldı, burada da bazı değişiklikleri gündeme getirebiliriz diye
düşünüyorum. Örneğin, bor enstitüsünün merkezinin Ankara olması tekrar
düşünülmeli. Ankara'daki merkezî hükümetten şikâyet ediyoruz, her şeyin
merkezde toplanmasından şikâyetçiyiz. Niye Bor enstitüsünü Ankara'da kuruyoruz
o zaman?!
İSMAİL KATMERCİ (İzmir) - Balıkesir'de kurulsun...
ORHAN SÜR (Devamla) - Evet, Balıkesir, gerekirse; çünkü, Balıkesir'in bu
konuda her ilden bir adım önde olduğunu hepimiz biliyoruz. Balıkesir merkez de
demiyorum, Bandırma olarak ifade ediyorum. Üniversiteyle iç içe
olabilirsiniz...
SONER AKSOY (Kütahya) - Kütahya, Kütahya!..
ORHAN SÜR (Devamla) - Kütahya'da, daha bor...
BAŞKAN - Evet, Sayın Sür...
ORHAN SÜR (Devamla) - Evet, iller tartışması yapmak istemiyorum Sayın
Başkanım, bitirmek istiyorum sözümü.
Değerli arkadaşlarım...
RECEP KORAL (İstanbul) - Bor, Niğde'de bir kere...
ORHAN SÜR (Devamla) - Evet, o Niğde'nin Bor'u ile bu bor farklı; oraya
getirdiğim örneği görürseniz, farklılığı da göreceksiniz Sayın Vekilim.
Değerli arkadaşlarım, ben, bor konusunda, bu ülkede, artık, yeterli
hassasiyetin oluştuğuna inanıyorum ve arkadaşlarımla beraber Yüce Meclisimize
verdiğimiz ve 22 nci sırada bekleyen, bor araştırma önergesi de, bu ülkedeki
borun araştırılmasıyla ilgili önerge de, daha ön sıralara alınarak bir an önce
eğer yaşama geçirilirse ve bora, elbirliğiyle, ulus olarak sahip çıkarsak,
bundan, Türk Ulusunun, Türk Milletinin kârlı çıkacağına ve geleceğin enerjisi
olarak yorumlanan, geleceğin ürünü olarak yorumlanan borun çok güzel
değerlendirileceğine inanıyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sür.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri,
önce geliş sıralarına göre okutacağım; sonra aykırılık derecelerine göre işleme
alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 135 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin
birinci fıkrasındaki "Enstitünün Merkezi Ankara'dadır" cümlesinin
"Enstitünün Merkezi Balıkesir İli Bandırma İlçesindedir" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
İsmail
Özgün |
A.
Edip Uğur |
Turhan
Çömez |
|
|
Balıkesir |
Balıkesir |
Balıkesir |
|
|
Ali
Osman Sali |
Ali
Aydınlıoğlu |
Orhan
Sür |
|
|
Balıkesir |
Balıkesir |
Balıkesir |
|
|
Ali
Kemal Deveciler |
|
Sedat
Pekel |
|
|
Balıkesir |
|
Balıkesir |
BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin içindeki "bor ve
ürünleri" ifadesinin "bor ürünleri ve teknolojileri" olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Osman
Coşkunoğlu |
Birgen
Keleş |
Gürol
Ergin |
|
|
Uşak |
İstanbul |
Muğla |
|
|
Enis
Tütüncü |
|
Ali
Topuz |
|
|
Tekirdağ |
|
İstanbul |
BAŞKAN - Bu önerge en aykırı önerge olduğu için, öncelikle işleme
alıyorum.
Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Biz,
oralara fabrikalarını kuracağız; onun için katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Katılmıyorsunuz...
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Hangisine?..
BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı önergenizin
gerekçesini mi okuyalım, söz mü istiyorsunuz?
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Hangi önerge efendim?
BAŞKAN - İkinci önerge... En aykırı olan önerge...
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Bakan birinci önerge zannettiler.
BAŞKAN - Hayır... Hayır...
Ortak önerge değil Sayın Topuz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Hayır... "bor ürünleri ve
teknolojileri"...
GÜROL ERGİN (Muğla) - İsmin değiştirilmesi önergesi...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - "Bor
ve ürünleri..." Ona katılıyoruz. Yalnız, onun bir tek kelimesinin...
"bor, ürünleri ve teknolojisi" olarak, katılıyoruz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Evet...
BAŞKAN - Bir karışıklık olmaması için, önergeyi bir daha okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında
Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin içindeki "bor ve ürünleri"
ifadesinin "bor ürünleri ve teknolojileri" olarak değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Hükümet bu önergeye katılıyor mu?
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Düzeltme
imkânım varsa...
BAŞKAN - Tabiî...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - "Bor,
ürünleri ve teknolojisi" olursa, kabul ediyoruz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Redaksiyon yetkisiyle beraber...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Evet...
BAŞKAN - Bir saniye... Bir saniye... Hemen redakte ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, önergeyi düzenlemek için, birleşime 3 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati : 18.24
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
18.25
BAŞKAN:
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER:
Yaşar TÜZÜN (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 87 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/558) (S. Sayısı:
135) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi düzenlenmiş şekliyle yeniden
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin birinci satırında geçen
"bor ve ürünlerinin" ifadesinin "bor, ürün ve
teknolojilerinin" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Osman Coşkunoğlu
(Uşak) ve arkadaşları
BAŞKAN - Önergeyi Komisyon takdire bırakmıştı, hükümet
katılmıştı.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Yapılacak ve yaptırılacak araştırmalar ürünlerle
sınırlandırılmamalı
ve teknoloji gelişimini de içermelidir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 135 sıra sayılı kanun tasarısının 1
inci maddesinin birinci fıkrasındaki "Enstitünün Merkezi
Ankara'dadır" cümlesinin "Enstitünün Merkezi Balıkesir İli Bandırma
İlçesindedir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
İsmail Özgün
(Balıkesir) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)
- Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önerge sahipleri, gerekçe mi okunsun, söz mü
istiyorsunuz?
İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Eti Bor AŞ'nin Genel Müdürlüğü ve önemli üretim
tesisleri ile araştırma altyapısı Bandırma İlçesinde bulunmaktadır. Bor madeni
yataklarının önemli bir bölümü de Balıkesir İlimizdedir.
Ayrıca, bor konusuyla uzun yıllardır ilgilenen bilim
adamları İstanbul Teknik Üniversitesinde olduğundan, İstanbul'un Bandırma ile
ulaşım kolaylığı olduğundan enstitünün, Bandırma'da kurulması gerekir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı,
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 2. - Bu Kanunda adı geçen;
a) Bakanlık : Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığını,
b) Bakan : Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanını,
c) Enstitü : Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsünü,
d) Yönetim Kurul Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü Yönetim
Kurulunu,
e) Başkanlık : Ulusal Bor
Araştırma Enstitüsü Başkanlığını,
f) Başkan : Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü Başkanını,
ifade eder.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Aydın Milletvekili Sayın Mesut Özakcan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Bor ve Ürünleri Araştırma
Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, dünya
toplam bor rezervlerinin yaklaşık yüzde 65'lik çok büyük ve çok önemli bir
payına sahiptir; ancak, bor madenini değerlendirmemiz açısından bakıldığı
zaman, durum, hiç de iç açıcı değildir. Türkiye olarak, dünyada en büyük
yeraltı zenginliğine sahip olmamıza karşın, bunu yeterince
değerlendiremediğimiz gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Kimilerine göre, iç ve
dışborçlarımızı ödeyecek, çocuklarımızın geleceğini, ulusumuzun geleceğini
kurtaracak bir yeraltı zenginliğimiz olan bor madeninden elde ettiğimiz ihracat
geliri, mermer ihracatından elde edilen gelirin yarısı kadardır. Bor madeni,
bugünkü gibi, hammadde olarak -cevher olarak- satıldığı zaman, mermer taşı
kadar değer ifade etmiyor. Konuyla ilgili değerli bir bilim adamımız
"cevher satan, 10 000 kat katmadeğerden yoksun kalır" demişti. O
nedenle, cevher ihracatçısı ülke olmaktan kurtulmalıyız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz
açısından büyük önem taşıyan bor mineralleriyle ilgili olarak, sizlere, bazı
açıklamalarda bulunmak istiyorum. Bor mineralleri, sanayiin değişik
kesimlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Borun o kadar geniş bir alanda
kullanılıyor olması, ham ve rafine edilmiş ürünlerin üretiminin son yıllarda
hızlı bir şekilde artmasına sebep olmuştur. Teknolojideki gelişmeler bu hızla
devam ederse, bor üretimindeki artış daha da hızla devam edecektir. Günümüzde,
evlerde, endüstride çok yaygın olarak kullanılan temizleyiciler ile cam ve
seramik yapımında kullanılan borun tüketimi, nüfusun artması ve dayanıklı
malların kullanımıyla yakından ilgilidir. Bu sebeple, bor tüketiminin sürekli
artması kaçınılmazdır. Endüstrinin çeşitli dallarında kullanılan bor ürünleri,
fiberglas, tıp uygulamaları, eczacılık, nükleer reaktörlerde koruyucu olarak,
sunî gübre yapımı, fotoğrafçılık, cam ve emaye gibi geleneksel sanayi
dallarının temel hammaddelerini oluşturmaktadır. Bor ve bileşenleri, kuvvetli
lehimlemede, kaynak işlerinde, sürtünmelerin azaltılmasında, deterjan
üretiminde, tekstil boyamalarında, tarım sanayiinde ve çeşitli malzemelerin
uzun süre korunmasında çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı bor ürünleri,
mükemmel ergime maddeleri olmaları sebebiyle, metal arıtma ve çelik üretiminde,
atomik reaktörlerde, güneş bataryalarında çokça kullanılan vazgeçilmez
maddelerdir. Bor bileşenleri, jet ve roket yakıtı olarak da kullanılmaktadır.
Toplumun bütün kesimlerinde yaşam standartlarının hızla
yükseltilmesi arzusu ve bilim ve teknikteki keşiflerin gelişimi, bor ve
bileşenlerine duyulan talep ve ihtiyacın giderek daha büyük oranda artmasına
yol açacaktır. Bu kadar önemli olan bor madenimizi değerlendirmek için, bu
madenden elde edilen uç ürünlerle ilgili tekniği üretme, yaratma ve sahip
olmaya ihtiyacımız var.
Uç ürünlerde inanılmaz gerçekler var. Bordan elde
edilen uç ürünlerin, nükleer reaktörlerde nötronlara karşı en etkili kalkan
olarak kullanılma özelliği var; uçak ve oto kaportalarında, uzay sanayiinde
kullanılma özelliği var. Bor karbür, tank zırhı olarak kullanılan bir malzeme;
ferro bor, trafolarda silisli sac olarak kullanılıyor, kayıpları yüzde 75
azaltıyor; sodyum bor hidrür, enerji tekniğinde otomobil yakıtı olarak
kullanılıyor. Tabiî ki, bütün bunları gerçekleştirmek için bor madeniyle ilgili
teknolojiye ihtiyacımız var.
Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında
Yasa Tasarısının gerekçelerinde "ar-ge (araştırma ve geliştirme)
faaliyetlerine gereken önemin verilmesi gerekir" denilmektedir.
Görüştüğümüz tasarıyla kurulması düşünülen enstitü -bu yapısıyla bir genel
müdürlük kuruluyor izlenimi vermektedir- bir araştırma enstitüsü olmaktan çok,
bir koordinasyon ve finansman kurumu olacağını göstermektedir. 28 kişilik
kısıtlı bir kadroyla oluşturulmak istenilen enstitü yeni bir açılım getirmediği
gibi, bu yanlış yapılanma, ileride bor mineralleriyle ilgili kurulabilecek
muhtemel gerçek bir teknoloji geliştirme merkezinin de önünü kesebilecektir.
Esasen, şu anda, Eti Holding bünyesinde 49 personele
sahip bir Ar-Ge Daire Başkanlığı bulunmaktadır. Ben, bu Daire Başkanlığına
bizzat giderek, yerinde de gördüm laboratuvarını, çalışanlarını. Bu Daire
Başkanlığında 18 araştırma görevlisi var ve 1 başkan, 1 başkan yardımcısı, 3
müdür, 4 memur, 14 başuzman, 1 elektrik teknisyeni, 1 metalurji teknisyeni, 6
laboratuvar görevlisi görev yapmaktadır.
Burada görevli personel yıllardır istihdam edilmiş;
ancak, bu daireye gereken önem, ilgi ve destek gösterilmemiştir. Böyle, hazır,
kurulu bir sistem verimli bir şekilde işletilmezken, bu kurum bir kenara
itilerek yeni kurumlar oluşturulmaktadır. "Devlet hantal; devleti
küçültelim" diyenler, yeni yeni kurumlar kurarak, devleti daha da hantal
hale getirmektedir.
Bu enstitünün oluşumu kafamızda soru işaretleri ve
kuşkular yaratmaktadır. Sayın Enerji Bakanımızın iyi niyetine inanmak
istiyoruz. Sayın Bakan "kurulacak bu enstitü partilerüstü olsun istedik,
siyaset bulaşmasın istedik, idarî ve malî yönden özerk olsun istedik"
diyerek, Plan ve Bütçe Komisyonundaki, bu tasarıyla ilgili sunuşlarında
açıklamalarda bulunmuşlardı. Enstitünün yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğu
Sayın Başbakan tarafından atanacaktır. Sayın
Başbakan tarafından atanacak böyle bir yapı partilerüstü olabilir mi?!.
Sayın Başbakan tarafından atanacak bir yönetim kurulunun yapısı siyasetin
bulaşmadığı bir yapı olabilir mi?!. Atamayla özerklik yan yana olabilir mi?!.
Kaldı ki, Sayın Başbakanın yaptığı atamalarla ülkemizde son günlerde yarattığı
sıkıntılar ortada iken, hatta, Sayın Başbakanın yaptığı atamalar mizah ve espri
konusu haline geliyorken, bu kurumun siyasetten arınmış olabileceğini düşünmek
mümkün değildir.
Geçtiğimiz haftalarda, bir değerli gazetecimizin
köşesinde okumuştum. "Askeriyede tayinleri Başbakan Sayın Erdoğan yapsa ne
olurdu" diye sorup, yanıtlıyor: "İstanbul Belediyesi Zabıta Müdürü
Genelkurmay Başkanı olurdu."
RECEP KORAL (İstanbul) - Yakışırdı yani!
MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Gerçekler gün gibi
ortadayken, Sayın Bakanın söyledikleri çok inandırıcı olamıyor; ama, biz, Sayın
Bakanımızın da iyi niyetine, samimiyetine inanmak, güvenmek istiyoruz.
Yönetim yapısı içerisinde çeşitli kurum ve
bakanlıklardan temsilci bulunurken, konunun uzmanı olan Plan ve Bütçe Komisyonu
üyelerine çok detaylı bilgiler sunan jeoloji, jeofizik ve maden ve kimya
mühendisleri odalarının bağlı bulunduğu Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları
Birliğinden de bir temsilci bulunması talebimiz, hem altkomisyonda, daha sonra
da Komisyonda kabul edilmemiştir. Altkomisyon toplantısında bu talebimizin
kabul edilmeyişi nedeniyle, alt komisyonda görevli Cumhuriyet Halk Partili iki
milletvekili olarak, komisyon toplantısını terk etmiştik. Plan ve Bütçe
Komisyonunda Sayın Bakanımız bu önerimize sıcak bakmakla birlikte, bu talebimiz
yine kabul görmedi; ancak, Sayın Bakan, bu düzeltmeyi Genel Kurulda
gerçekleştiririz diyerek söz vermişti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son sözlerinizi alabilir miyim.
Buyurun.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - O sözünü burada yerine
getirdiklerini de az önce memnuniyetle duydum. Az önce aldığım bilgiye göre, bu
konuda gerekli düzeltme yapılmış Meclise inerken; diliyorum, Genel Kurulumuzda,
bu düzeltme, iktidar ve muhalefet milletvekillerimizin oylarıyla gerçekleşir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta bor
madenlerimiz olmak üzere, yeraltı zenginliklerimiz 70 000 000 yurttaşımızın
ortak malıdır, ortak servetidir. Bu servete, ulusça ve kıskançlıkla sahip
çıkmalı ve korumalıyız, tüm ulusumuzun çıkarları doğrultusunda
değerlendirmeliyiz.
Yüce Meclisimize yürekten sevgi ve saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özakcan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde başka söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Enstitünün
Görevleri ve Organları
Enstitünün görevleri
MADDE 3. - Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün, 10.6.1983
tarihli ve 2840 sayılı Kanun hükümleri
saklı kalmak kaydıyla görevleri şunlardır:
a) Türkiye'nin, bor kimyasalları konusunda dünya pazarında, sahip olduğu cevher
zenginliğine koşut bir konuma gelebilmesi için kısa, orta ve uzun dönem bor uç
ürünleri pazar ve teknolojilerine ilişkin politika ve strateji kararlarını almaya
ışık tutacak bilgileri oluşturmak.
b) Bor ve ürünlerinin geniş bir şekilde kullanımı, yeni
bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi amacıyla temel ve uygulamalı
araştırma yapmak, yaptırmak, yapmayı özendirmek, değişik alanlarda
kullanıcıların araştırmaları için gerekli bilimsel ortamı ve alt yapıyı
sağlamak, bunun için laboratuvarlar kurmak, laboratuvarların kurulmasına destek
vermek, mevcut ve/veya kurulacak laboratuvarları teçhizat ile desteklemek, Eti
Holding A.Ş. ve bağlı ortaklıkları ile bor
konusunda araştırma altyapısı olan üniversitelerde araştırma merkezleri
kurmak, kurulmasına destek olmak, bor
ve ürünlerini kullanan ve bu alanda araştırma yapan kamu ve özel hukuk tüzel
kişileri ile işbirliği yaparak koordinasyonu sağlamak.
c) Bor ve ürünlerinin geniş bir şekilde kullanımı, yeni
bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi alanındaki bilimsel araştırmaların
teknolojik yeniliklere süratle dönüşebilmesi için yöntemler geliştirmek, bu
alandaki teknolojilerin yurt dışından transferi için gerekli çalışmaları
yürütmek, özel sektörün bor ve ürünlerinin kullanımı hakkındaki çalışmalara
katılımını sağlayacak programlar yapmak, sanayi sektörünün Enstitü ile
işbirliği yapmasını sağlayacak programlar geliştirmek, mevcut ve geliştirilecek
yeni bor ürünlerinin çevre ve insan sağlığı üzerine etkilerinin saptanıp,
anlaşılmasına yönelik araştırmalar yapmak, yaptırmak ve işbirliğini verimli
kılacak ortamı oluşturmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ile gerçek
ve tüzel kişilerin bor ve ürünlerinin geniş bir şekilde kullanımı, yeni bor
ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi hakkında araştırma isteklerini
değerlendirmek, Ar-Ge sonuçlarını piyasaya sunmak, bu konularda araştırma yapan
gerçek ve tüzel kişileri finansman, personel ve teçhizat ile desteklemek.
e) Türkiye'nin taraf olacağı bor ve ürünleri ile ilgili
Ar-Ge işbirliği anlaşmalarının
hazırlanması ve müzakeresinde Eti Holding A.Ş. ile birlikte Hükümete yardımcı olmak ve bu anlaşmaların
izlenmesinde ve uygulanmasında 31.5.1963 tarihli ve 244 sayılı Kanun ile
5/5/1969 tarihli ve 1173 sayılı Kanun çerçevesinde görev almak.
f) Eti Holding A.Ş.' nin talep edeceği Ar-Ge
projelerini öncelikle ve ücretsiz olarak gerçekleştirmek.
g) Görev alanına giren konularda ulusal ve uluslararası
kongre, seminer gibi bilimsel toplantılara bilimsel ve maddi katkı sağlamak,
desteklemek, düzenlemek ve bunlara katılmak.
h) Enstitünün görev alanına giren konularda Türkçe ve
yabancı dillerde kitap ve periyodik yayınlarda bulunmak ve bu tür yayınları desteklemek.
ı) Bilgi toplama ve yayma, bilgi bankaları, kütüphane
ve arşiv gibi bilimsel destek hizmetleri sağlamak, ulusal ve uluslararası
kuruluşlarla bu konuda işbirliği yapmak.
i) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan konuşacaklardır.
Sayın Tacidar Seyhan, şahsı adına da birinci sırada söz
talebinde bulunmuştur; ikisini birleştirerek zaman tasarrufunda da bulunuyoruz.
Buyurun Sayın Seyhan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında
Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, ben, bir yerden başlamak
istiyorum; çünkü, enstitünün amaç ve politikalarının, ülkenin yeraltı
zenginliklerinden veya maden politikalarından, bor ve ürünleri araştırma
enstitüsünün bor politikalarından ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Bu nedenle,
izninizle, ben, biraz maden politikaları üzerine birkaç kelime söyleyip, bu
konu hakkındaki düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Bu arada, komisyonda
birlikte çalıştığım ve çoğu zaman Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini
dikkate alan komisyon mensubu değerli arkadaşlarıma ve Sayın Bakanıma da çok
teşekkür ediyorum; ancak, bu, bizim kamu yararı taşımadığına inandığımız
maddeler konusunda farklı bir düşünce içerisinde olup, sessiz kalmamız anlamına
da gelmiyor. Şimdi, farklı düşündüğümüz alanları açmaya çalışacağım.
Değerli arkadaşlarım, Maden Kanunu, dün, Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda görüşüldü ve
bizim komisyonumuzdan geçti. Buradaki anlayışımız, ülkenin sanayi, ticaret
politikası ile bugünkü ekonomik durumumuzu özdeşleştirip, gelecekte
çocuklarımızın yaşayacağı bir ülkeyi var etmeye yönelik stratejik önem arz eden
yaşama koşullarını hazırlamaktır. Bunun maddî koşulları var, manevî koşulları
var, çevresel koşulları var. Hiçbir arkadaşım, inanıyorum, benden farklı
düşünmüyor; ama, biz, ne yaptık? Biraz endişe taşıyorum. Şundan endişe
taşıyorum: Dünkü görüşmelerimizde, ben, baktım, Sayın Bakanım, birçok düşüncede
bana "haklısınız" diyor, Sayın Genel Müdüre "haklısınız"
diyor, daire başkanına "haklısınız" diyor, ki, makul şeyler; evet;
ama, düşüncede kalıyor; sonuca bakıyorum, buradaki anlayışımızı sonuçlandıracak
bir şey göremiyorum.
Tarım Bakanlığı yetkilisi konuşuyor, önlerine
getirdiğimiz kanun tasarısının önceki kanuna ne şekilde sekte vurduğunu
anlatıyor.
Orman Bakanlığı yetkilisi -orada tutanaklar var-
konuştu "yapmayın bu kanunu; çevreyi, ormanı, doğayı, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı emrinde hazırlanacak yönetmeliklere bırakmayın; bu
kanunları düzenlerken, daha sonraki gelişmelerle, uygulamalarla çelişkiye
düşecek bir şey yapmayalım; hukuksal düzenleme açısından çelişki
taşımayalım" dedi; fakat, her şey, tasarıdaki olduğu haliyle geçti.
İSMAİL KATMERCİ (İzmir) - Ama, orada...
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - 22 nci maddeden sonra
söylüyorum efendim; siz de konuşacaksınız. Ben izah ediyorum.
Bakın, dünyanın hiçbir yerinde -17 ülkenin maden
kanunları orada- Kıyı Kanununu, Mera Kanununu, çevreyi, doğayı, Orman Kanununu
hiçe sayarak, bir kenara koyarak, o bakanlıkların yetkilerini bir başka
bakanlıkta oluşturacağınız kurulun eline bırakarak bir maden kanunu
düzenlenmemiştir, yoktur böyle bir şey; bir örneği yok, dünyanın hiçbir yerinde
yok; tıpkı bu enstitü gibi. Birazdan anlatacağım.
Şimdi, biz ne yaptık? Bakın, çok önemli bir ibareyi
okuyorum burada; deniz ürünleri yetiştiriciliğinden kastedilen kıyı
yetiştiriciliğinin yanına, hak olarak, maden arama faaliyetlerini ekledik.
Değerli arkadaşlarım, ne alakası var?! Biz, uluslararası arenadaki görüşmelerde
ne diyeceğiz? Yani, biz, deniz ürünleri yetiştiriciliği ile maden arama
faaliyetlerinin çevresel etkilerini eşdeğer gördük mü diyeceğiz, ne diyeceğiz
biz; bana söyler misiniz? Yani, bir ÇED'dir tutturuldu. 1993'ten bu yana ÇED'le
engel olunmuş sadece 10 tane çalışma var, başka yok; Çevre Bakanlığı
yetkilileri açıklıyor. Bizim yapacağımız şeyin çevreye duyarlı olarak tahsis
edilmesi şart.
Bir de şu anlayışı yıkmamız lazım: Sanki, bu ülkenin
çok değerli kaynakları var ve biz,
elimizden geldiğince, bu kaynakların çıkarılmasını sağlarsak ülke kurtulacak.
Yok böyle bir şey! Borda da yok böyle bir şey. Siz, bu kaynakları, ülke
dinamikleriyle beraber sanayie, üretime, uç ürüne aktarmadığınız sürece,
hammaddenin ülke ekonomisine en küçük bir etkisi olmaz. Böyle yaparak gelişmiş
bir tek ülke yok.
Tabiî, burada şunu da ifade etmek istiyorum:
Madenlerimiz orada kalmasın, değerlendirelim; ama, bir stratejik rezerv
anlayışımız olsun. Stratejik madenlerimizi gruplayalım, bunlara
dokundurtmayalım, birilerinin bunlarla oynamasına izin vermeyelim.
Bakın, ben, size bir şey ifade edeceğim: Özel sektör
başarılı olmuyor mu; oluyor. Bir tek Rio Tinto denilen firmanın dünyadaki maden
arama sahalarının boyutu Türkiye'nin yüzölçümünün birkaç katı. Bu, özel bir
firma, büyük bir tröst. Eti Holding dahil, dünyadaki bor ürünlerinin fiyat
politikasını belirleyen temel kuruluş da Rio Tintonun kendisidir; yani, US
Boraxtır. Bunları, hep beraber, tasarının görüşmeleri sırasında tartışacağız.
Bakın, burada Bakanım varken -bitiriyorum bu konuyu,
maddeyle ilgili görüşüme geçeceğim- iki şeye dikkat çekmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, dün geçen bölümüyle, maddenin bu
hali, çevreye, doğaya ciddî tahribat verdiği gibi, maalesef, bor ürünlerinde
tekelin kırılmasına da neden olmaktadır. Sayın Bakanım, bir aksaklık varsa
düzeltileceği konusunda söz verdi; çok teşekkür ediyorum; ama, ben, sizlerin,
kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorum. Birincisi; 10 uncu maddede "bor,
toryum, uranyum sahaları, arama ruhsatları açısından alan sınırlamasına tabi
değildir" denildi. Eğer, bunu bu şekilde geçirirseniz, yarın, herhangi bir
özel teşebbüs, Türkiye'deki arama alanlarının büyük bir bölümünü kapatırsa,
siz, bu alanda, daha, maden arayamazsınız. Bir yandan bunu koyarken, bir yandan
da, Eti Holdingin elinde bulunan ve Türkiye'deki maden arama sahalarının sadece
yüzde 10'unu teşkil eden bölgeye gözünüzü dikip "madencilik gelişmiyor;
bakın, bu adamlar engel oluyor; aman, Eti Holding burayı taksir etsin, biz de
bu alanı aramalara açalım, oradan da maden bulalım, getirelim; Türkiye'nin önü
açılsın" diyemezsiniz; bu çelişkiyi kimseye anlatamazsınız. Arama
alanlarının sadece yüzde 9'u -yüzde 10'u da değil- Eti Holdinge ait. Genel
Müdürüm de bunu böyle ifade ediyor ve diyorlar ki "biz, bu alanları
aramalara açacağız, acele etmeyin. Bu rezervleri belirleyeceğiz ve bor, toryum,
trona rezervleri bulamadığımız alanların hepsini aramalara açacağız. Biz,
devlet kurumuyuz." Biz, devlet kurumlarımıza güvenmeyeceğiz de, kime
güveneceğiz? İşlemiyor mu, yapılmıyor mu; yapın o zaman; erksiniz,
hükümetsiniz, yaptırın o zaman. Kurum orada, siz buradasınız. Sizin göreviniz
yaptırmak, işletmek. Siz, Tarım Bakanlığında, Çevre Bakanlığında, Orman
Bakanlığında evrak bekliyor şikâyetini yapamazsınız. Siz, oraları işletmek için
iktidara geldiniz; siz, oralardaki aksaklıkları, bürokratik engelleri ortadan
kaldırmak için iktidara geldiniz. Siz, doğru düzenlemeyi yapmakla ve bizim
önümüze getirmekle yükümlüsünüz. Bizim görevimiz de, buradan, kanun ve
yönetmeliklerdeki aksaklıkları belirterek, ulusal menfaatlar çerçevesinde,
kanunlar üzerinde değişiklik yaptırmak için, sizi zorlamak, teşvik etmek, iyi
niyet çerçevesinde birleşmektir. Bu bütünlüğü beraber sağlayalım. Getirin bütün
kanunları, bakanlıkların yetkileri çerçevesinde çözelim, hiçbir bakanlığımızı
yok saymayalım.
Kanun tasarısına gelmek istiyorum. Bir kere borlarımızı
nasıl koruruz, bir sonraki maddede anlatacağım; ciddî çelişkiler var,
samimiyetle anlatmak ve paylaşmak istiyorum; ama, madde üzerinde konuşuyorum,
burada da, maddeyle ilgili hiçbir şey söylemeden geçmek istemiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, bu enstitü kavramı,
dünyadaki enstitü kavramlarından hiçbirine uymuyor. Nerede uymuyor, başlangıçta
uyuyor; ama, ileride konuşacağımız, tartışacağımız yerlerde, bu işte ipin ucu
kaçıyor. Belki, tanımlamalarda çelişki olarak algılayabilirsiniz; ama,
düzeltelim diye söylüyorum -Sayın Bakanım da buradayken- pek söylenildiği gibi
de olmuyor.
Bakın, Sayın Bakanım, sodyum bor hidrürlerden bahsetti;
doğrudur, böyle bir çalışma vardır; ama, zaten dünyada oluşmuş bir otomobil
teknolojisi var. Birdenbire petrolü yok sayıp, bu teknolojileri Türkiye'ye
getirip, biz, borla her şeyi halletmeyeceğiz. O var, araştıracağız, duracak;
patent hakkı duracak, lisans hakkı duracak, dünya pazarını dengede tutacağız.
Bizim amacımız, borlardaki pazarı dengede tutmak. Enstitünün amacı da, bu pazar
dengesini elimize geçirebilmek için uç ürün üretimini teşvik etmek, bunun
sanayide kullanılmasını sağlamak, sanayi ve ticaret politikasıyla, buradaki
üretimlerinin eşdeğer düzeyde yürümesini sağlamaktır. Bütün kitapları açın,
üniversitelerde bize böyle okuturlar.
Enstitü nedir; bakın, bunu kitaplar yazıyor:
"Çokludisiplinlerin, disiplinlerarası bir yapıda fonksiyonel (işlevsellik)
açıdan kompleks özellikler gösteren, birçok kaynağı belli amaç için
kullanılabilen ar-ge organizasyonları ve bilimsel çalışmalar" diyor.
Bakın, kavram bu. Birazdan, kavramın nerede koptuğunu konuşacağız.
Biz de bir merkez önerdik; bor araştırma merkezini
önerdik. Merkezde de tanım belli: "Genellikle bir konuya odaklanmış ya da
temel bir misyonu olan çoklukta akademik bir bölümde yapılanmış ar-ge
organizasyonları çerçeveleri" diyor. Amacı da akademik olacak. Siz, orada
araştıracaksınız, geliştireceksiniz; sadece ürünü bulmayacaksınız, teknolojisinin
yapılmasını ve geliştirilmesini teşvik edeceksiniz. Dünyada, sizin söylediğiniz
gibi, öyle, çok çeşitli yöntemler yok. Olan yöntemlerimiz belli; temel
araştırma vardır, uygulamalı araştırma vardır, deneysel geliştirme vardır, ürün
ve proses geliştirme vardır; bunun dışında bir yöntem yok. Teknoloji
transferlerini düşünürsek; yatay teknoloji transferleri var, dikey teknoloji
transferleri var. Endüstriyel alanda çalışan arkadaşlarımızın hepsi bilir bunu.
Dikey teknoloji transferlerinden patent ve lisans... Bilginin gömülü olduğu
teknoloji transferlerine karşı çıkmak zorundasınız, orada bilgi gömülüdür. Siz
alır uygularsınız ve mahkûm olursunuz. Oradaki ortaklıkların önüne
geçemezsiniz. Sizin göreviniz, kendi bilginizi gömecek teknolojik çalışmaların
önünü açmaktır, görev ve sorumlulukların alanlarını buraya gömmektir.
Ha, know how uçuşuyor... Tabiî, know how, yöntemlerden
biri. Bunu yapın; ama, bilimin bir gruptan diğer bir gruba aktarılmasını
sağlamadıktan sonra, bilimin, bilgiye, bilince ve teknolojiye dönüşmesini
sağlamadıktan sonra, bu enstitü ölü doğar. Hani "geçti Bor'un pazarı"
derler ya; biz, oradaki Bor'u burada uygularız; borun pazarı geçer, biz de
önümüze bakamayız.
Değerli arkadaşlarım, danışmanlık, alet, teçhizat almak
başka bir şey; ama, şuna dikkat edelim: Lisans diye başvurduğumuz ülkeler,
bize, daha çok, kurulu tesis teslim ederler, yani, anahtar teslimi. Eğer,
enstitüyü, bu tür bir ticarî yaklaşımla bir başka kanala, siyasî iradenin
kontrolüne teslim ederseniz, biz burada araştırma yapmayız, geliştirme
yapmayız; sadece, bize verilecek anahtarı ve bize gösterilecek kapıyı bekleriz.
Böyle araştırma geliştirme, böyle enstitü anlayışı
olmaz; yapıyı, bilimsel kurmak zorundasınız. Akademik disiplinleri, kurduğunuz
üniversitede... Üniversitede mi kuracaksınız; kurun. O üniversitede kim varsa,
onu buraya dahil etmeye çalışın; ama, yok. Ne olacak? Biz az tuttuk burayı,
uzman sayımız da az; biz, zaten, personel açısından, böyle bir arpalık
düşünmüyoruz; burada bilimsel araştırma yapacağız diyorsunuz; yapın tabiî...
Ee, diğer tarafta da var, az önce milletvekilim söyledi; zaten, ar-ge Eti
Holding içerisinde yapılıyordu, başka yere ihale ediliyordu; orayı da
geliştirin. Başkası kurulmasın demiyorum, buna da ihtiyaç var. Yapın; ama,
geliştirin!..
Fakat, burada, başka bir şey çıktı ortaya. Değerli
arkadaşlarım, bakın, personel konusunda Sayın Bakanımın söylediği de çok haklı
değil. Benim tasarıdaki endişem bu; bunu bildirip sözlerimi tamamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakın, personel konusu nerelerde gizli:
9 uncu maddede "Enstitünün bünyesinde hangi konularda araştırma ve
geliştirme yapılması hususuyla kurulması gerekli ar-ge grupları ve personel,
finans teçhizatına ilişkin önerileri başkana sunar. Araştırma ve geliştirme
gruplarının üye sayısı, bu gruplarda çalışacakların nitelikleri ile çalışma
usul ve esasları başkanın teklifi üzerine yönetim kurulu tarafından
kararlaştırılır" denilmektedir; yani, araştırma geliştirme gruplarının
artırılması, teklifle mümkün; bu bir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.
BAŞKAN - Siz maddeyi geçip, 9'uncu maddeye geçtiğiniz
için... 9'a daha sıra var, isterseniz...
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Hayır efendim...
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum; ama, sözle
bağlantılı olduğu için, sadece 30 saniye süre istiyorum.
Bakın, diğer bir alanda, yine, 28 kişi dedik ya, onu
anlatmaya çalışıyorum. "Personelin pozisyon, unvan ve sayılarında mevcut
pozisyon sayılarının iki katını aşmamak kaydıyla değişiklik
yapılmasına..." Yani, burada da, iki katına çıkarabiliyoruz. 28 x 2, etti
56. Devam edelim: "...mevcut hizmet birimlerinin kaldırılmasına ve yeni
hizmet birimlerinin kurulmasına, Enstitünün teklifi, Bakanın onayı üzerine
Bakanlar Kurulunca karar verilir."
Yeni hizmet birimleri de kurabiliyor muyuz; o da evet;
tamam, kurun. Enstitünün bünyesinde merkezler de kurabilirsiniz; o da tamam.
Gelin... "Enstitüde proje ve araştırmaların gerektirdiği niteliklere
sahip, proje ve araştırma süresi ile sınırlı olarak yeterli sayıda süreli
personel istihdam edilebilir." Bir de süreli personel istihdam ettiniz
mi?!. Şimdi, 28 kişiyle başladınız, 2 katına çıkardınız, araştırma merkezleri
kurdunuz, burada personel istihdam ettiniz, süreli personel aldınız ve yeni
grupları oluşturma yetkisini de verdiniz; bu nasıl 28 kişilik mikro kuruluş?!
Şimdi, neye karşısınız siz diyeceksiniz, karşı çıkarak
bunun işlevselliğinin ortadan kaldırılmasına mı; hayır. Doğru olan bu. İyi bir
enstitü, uzmanlardan oluşan, akademik uygulama yapan bir enstitüdür; bunun
sonuçlarını birazdan anlatacağım. Kurun, yapın, üniversitedeki her teknik
elemanı o araştırmanın içerisine koyun; doğrusu budur. Elde ettiğiniz araştırma
sonuçlarını da ülke sanayiine öncelikle sunun, Eti Holdingin de pazar
politikalarını kontrol edin; ama, buraya çıkıp "biz, 28 kişiyle
sınırladık, bizim niyetimiz istihdam değil, bu da 28 kişiden belli"
demeyin, lütfen, demeyin... Çünkü, doğru; doğruyu savunun. Bizim de istediğimiz
bu. Hatta, bu araştırma gruplarını da artırmaya devam edin.
Bu endişelerle, hepinize teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya
Milletvekili Sayın Soner Aksoy; buyurun.(Alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA SONER AKSOY (Kütahya) - Muhterem
Başkan, değerli milletvekili kardeşlerim; bu konuştuğumuz yasa tasarısının 3
üncü maddesi üzerinde, biraz önce, komisyonumuzun değerli üyesi CHP'li sözcü,
biraz asabi olmakla beraber ikna edici, etkileyici konuşmalar yaptı. Aslında,
Tacidar Bey, çok iyi niyetli bir kardeşimiz; komisyonumuzun çalışmaları
süresince de bize çok olumlu etkileri olmuştur; ancak, orada da gayet rahat ve
uzun müddet konuşmuş, kendisine müsamaha edilmiş ve her türlü fikrini dile
getirme imkânını da bulmuştur. Orada, genellikle konsensüs halinde olduğumuz
fikirler, yazılı metinlere de intikal etmiştir. Ancak, nedense, bor enstitüsü
gibi, tamamen devletle alakalı veya özerk olabilecek; ama, devletle büyük
miktarda ilişkili olan bir kurum ve işlediği mamul de tamamen devlete ait
olmasına rağmen ve devletçi olduğunu bildiğimiz bir parti mensubu tarafından da
yine tenkit görmektedir. Burada ben bir çelişki olduğunu zannediyorum. Aslında,
Adalet ve Kalkınma Partisinin serbest piyasa ekonomisi çerçevesi içerisinde, bu
bor işletmelerinin ve bununla alakalı enstitülerin daha liberal bir çerçevede
takdim edilmesi gerekir; ama, sadece, borun stratejik olması nedeniyle, bu yapı
içerisinde, yani, Cumhuriyet Halk Partisinin özgün fikirleriyle de paralellik
arz edecek şekilde hükümetimiz ve komisyonlar tarafından takdim edilmiş
olmasına rağmen, yine çok ciddî eleştiriler burada serdedilmektedir.
Muhterem kardeşlerim, burada "enstitünün
görevleri" bölümüne baktığımız zaman, tamamen, Türkiye'de hammaddeleri
bulunan ve şimdiye kadar hiç ilgilenilmemiş olan bir meselenin üzerinde
bilimsel bir yaklaşım söz konusu. Dünyada bugünkü işlenen, Türkiye'nin işlemiş
olduğu borla alakalı ve ürünle alakalı ticaret 1,2 milyar dolar civarındadır ve
bunun içerisinde Türkiye'nin payı yüzde 30 civarındadır; ama, uç ürünlerle
alakalı ticaret 30-40 milyar dolar mertebelerindedir ve Türkiye, bu hammaddenin
üzerinde otururken, işte bu ana ticarete hedeflenmiştir. Adalet ve Kalkınma
Partisi bu hedefi gerçekleştirmek üzere, yine nevi şahsına münhasır, boru en
kısa zamanda alıp işleyecek, bilimsel sonuçlarını alacak, teknolojisini
üretecek ve bu ürettiği teknolojiyi de, kim bunu kurmak istiyor Türkiye'de, kim
yerleştirmek istiyor diyerek, onu piyasaya sunacak, sunabilecek elastik bir
modeli huzurumuza getirmiştir. Devletçilik, tekeli altında olan bir mamulü
sanayie, endüstriye, bilime, ileri uç ürünlere katsın istemiyor muyuz?..
İstiyorsak, işte, bu elastikiyeti sağlayan, kamunun tekelinde bulunan bir
mamulü alacak, araştıracak, tetkik edecek, onlardan elde edeceğimiz teknolojiyle,
birikimlerle yepyeni mamuller yapacağız ve o 46 milyar dolar, belki 50-100
milyar dolar olacak önümüzdeki bir piyasada kendimize pay arayacağız. Bundan
daha güzel ne olabilir?! Bu teşebbüsün altında şu var, üstünde bu var... Bu,
mesele değildir sevgili kardeşlerim. Asıl olan bunun amacıdır. Amaç da gayet
açık, gayet ortada, her şey meydanda, uzun uzun tartışmalarımızda da bunları
dile getirdik. Bor enstitüsünün kuruluşunun -mesela- sonunda, ar-ge sonuçlarını
piyasaya sunmak, bu konularda araştırma yapan gerçek ve tüzelkişileri,
finansman, personel ve teçhizatla desteklemek...
Şimdi, arkadaşlar, şimdiye kadar ar-ge çalışmaları
Türkiye'de yapılmıyor mu; yapılıyor. Üniversitelerde ar-ge yapılıyor. Ne oluyor
sonra; yapılıyor, paper'lara geçiyor, orada kalıyor. Herkes kendi lale
bahçesinde soğan yetiştiriyor Bu, bir şey ifade etmez ki! Asıl olan, yapmış
olduğunuz ar-geyi lale bahçenizden çıkarmak, hayata katmaktır, teknoloji
üretmektir.
Sonra, bu, o kadar kolay bir şey değil ki. Burada
bilimsel çalışmalar yapılacak, artı, başka üniversitelerde, başka enstitülerde
buna paralel araştırmalar varsa, emek vermiş kişiler varsa, onlarla müşterek
projeler oluşturulacak, hatta, dünyaya uzanılacak, milletlerarası olabilecek
dünya çapında projelere iştirak edilecek veya onlar icabında finanse edilecek,
elde edilecek teknoloji ve know how
satın alınacak ve ondan sonra, bu teknolojiyi, buyurun arkadaşlar, gelin,
yapın, yapalım denilecek. Bundan daha güzel ne olabilir?!.
Ayrıca, siz, her şeyini de yapamazsınız zaten bu borun.
Borla alakalı çok ileri teknolojiler var. Mesela, yarın, silah sanayiiyle
alakalı, başka ileri kimya sanayiiyle alakalı bir bor mamulünü kendi
kaynaklarımıza bağlı olarak üretmek mecburiyetinde kalırsak, bunun için de
gerekli teknoloji ve birikim bizde yoksa, ne yapacağız; know howını almak
zorundayız. Eğer, bir enstitü kurmamışsanız, nasıl alacaksınız?.. Burada borla
alakalı bir bilgi birikiminiz yoksa, sizi, alacağınız o know howda pekâla
kandırırlar; know how bedeliniz çok yüksek olur; fizibiliteniz daha baştan
düşük olur; ama, siz enstitüde bor üzerinde çalışmışsanız, ilim adamlarınızı
çalıştırmışsanız, bu enstitü işlevini yerine getirmişse, o zaman alacağınız
know howda sizi kandıramazlar ve alır, o teknolojiyi memleketinizde de
kurarsınız.
Muhterem kardeşlerim, Maden Yasasıyla alakalı bazı
ifadeler kullandı Sayın Kardeşim Tacidar Bey "ÇED'le engellenmiş 10
kuruluş var" dedi. Maden Yasası da bizden çıktı, kendisi de biliyor, iki
ay, devamlı bu yasa üzerinde çalıştık. İletişim kurmadığımız hiçbir kurum
kalmadı. Âdeta, en ücra köşedeki insanlarla temas halinde olduk, panellerine
katıldık, konferanslarına katıldık ve madencilerin hemen hemen tamamıyla ilişki
kurduk ve bize, hep "şu ÇED belasından bizi kurtarın" dediler. Herkes
bunu söyledi. Yani "bu, ÇED, ÇED, ÇED! Bıktık, usandık, biz madencilik
yapamıyoruz" dediler. Biz de, reform olacak şekilde bir yasa getirdik;
yasanın ilk maddesi, tek merci, tek müracaat... Bu, ÇED'i kaldırmak anlamında değil
ki; iki devlet kurumu arasında konsensüsü sağlayacağız, vatandaş oradan oraya
koşturmayacak, devletin bir birimi onun adına koşturacak. Halka hizmet için
burada değil miyiz!..
"Bu enstitü dünyaya uymuyor" dedi. Yani, ben,
bütün dünyadaki enstitülerin hepsini bilmiyorum; ama, dünyadaki enstitülerin
bildiğim pek çoğuna uyuyor; ama, uymayan bir yer var, o da, sayın sözcü
kardeşimin zihinsel altyapısındaki devletçi mantaliteye uymuyor olabilir.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Bir yer söyleyin bana, bir
ülke söyleyin!
SONER AKSOY (Devamla) - Bütün ülkelerdeki...
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Hayır efendim, hiçbirinde yok.
SONER AKSOY (Devamla) - Miami'deki, mesela, hidrojenle
alakalı enstütü ve Prof. Nejat Veziroğlu, orada görevli, o enstitüyle bu
aynıdır. Alın, size bir misal.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Hayır efendim, doğru değil,
yanlış söylüyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Seyhan, lütfen...
SONER AKSOY (Devamla) - Efendim, ben fikrimi
söylüyorum; ama, uymayan bir yer var, onu da arz ettim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Hayır, o zaman, Bakana da
uymuyor... Uymayan yer Sayın Bakanda da var o zaman efendim; bakın, tutanaklar
burada. Sayın Bakan "farklı bir enstitü" diyor.
BAŞKAN - Sayın Seyhan, lütfen...
Sayın Aksoy, buyurun.
SONER AKSOY (Devamla) - Efendim, bor enstitüsü, çağın
gereğine uygun bir enstitüdür; çünkü, bilim ve teknoloji devrinde yaşıyoruz,
bilgi çağında yaşıyoruz. Artık, bilgi birikimlerini hem oluşturmaya hem bununla
alakalı teknolojiler geliştirmeye hem de sanayie ve müteşebbise "gel
arkadaş" demek durumunda olan bir icraatın içerisinde olmak zorundayız. Bu
bakımdan, bu enstitü, isabetli ve güzel düşünülmüş bir enstitüdür. Komisyonda
çok olgun müzakereler olmuştur; ben, bu vesileyle, komisyon üyesi arkadaşlarıma
teşekkür ediyorum. Bu konu Plan ve Bütçe Komisyonunda da uzun uzun tartışılmış,
altkomisyon kurulmuş ve huzurunuza, çok da güzel, hepinizin tasvip edeceği bir
yasa tasarısı gelmiştir. Bunun hayırlı sonuçlara vesile olacağına inanıyorum ve
hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksoy.
Şahsı adına, Kütahya Milletvekili Sayın Hüsnü Ordu;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bor araştırma enstitüsünün görevleriyle ilgili madde üzerinde,
şahsım adına, söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu kürsüden, bugün itibariyle, benim ilk konuşmam;
aslında, burada, tamamen maddeyle ilgili konuları konuşmayı hedefledim ve arzu
ettim. Bölgem tamamen bir bor bölgesi; Kütahya İlinin Emet ve Hisarcık bölgesi
yoğun bir şekilde bor mineraliyle ilgili bir bölge; ama, gerçekten, çok
enteresan söylemler, sözler duydum; gerçekten anlamakta zorlandığım şeyler
oldu.
Bir defa, önce, hava biraz daha dağılsın diye, burada
bir şeyi ifade etmek lazım; onu ifade edeyim. Biz, Kütahya milletvekilleri
olarak, başlangıçtan itibaren, Sayın Enerji Bakanımıza, gerçekten inanarak, bor
araştırma enstitüsü merkezinin Kütahya İlinde kurulması noktasında,
üniversitelerimizle, rektörümüzle, milletvekili arkadaşlarımızla beraber çok
yoğun bir talepte bulunduk. Biz, o aşamada öyle inandık; ama, daha sonra
gelişen süreçte, gerek Balıkesir İli gerek Bursa İli gerekse Eskişehir İli, bu
konuda çok yoğun talep yaptı. Sonuçta, hükümetimiz, bu enstitü merkezinin
-demin, Sayın Bakanımız da ifade etti- Ankara'da kurulmasının daha uygun
olacağı kanaatine vardı ve Ankara'da kurulacak. Belki, Kütahya'daki bizi
izleyen seçmenlerimiz, "Balıkesir vekilleri böyle bir önerge verdi,
Kütahya vekilleri niye vermedi" diye düşünebilir.
GÜROL ERGİN (Muğla) - Seçmene selam...
HÜSNÜ ORDU (Devamla) - Ben, şu noktadayım; biz,
hükümetimize güveniyoruz. Hükümet burada dururken, onların kabul etmeyeceği bir
önergenin geçmeyeceğini bildiğimiz için, bu konuda bir önerge vermedik; ama,
biz, Sayın Bakanımızdan ve hükümetimizden şunu bekliyoruz: Gerçekten, araştırma
konusunda, üniversite konusunda destek vermeye hazır olan Dumlupınar
Üniversitemize, bilgi noktasında, paylaşma noktasında, personel konusunda,
teçhizat konusunda, bu anlamda, kendisinden, bu desteği rica ediyoruz ve bu
desteği vereceğine, şahsen inanıyorum.
Şimdi, ben, konuşmalarda şunları gözledim: Sayın
milletvekilleri, bir konunun değer ifade edebilmesi için, o konuyla ilgili
değerlendirmelerin, övgülerin, başkaları tarafından yapılması gerek. Şimdi, bir
değerli CHP milletvekilimiz, sözcümüz, burada, bor konusunda, özellikle CHP'nin
çok önemli katkıları olduğunu ifade etti. Bence, burada, değer şudur: Bu
değerlendirmeleri, bilim adamlarının, halkın, milletin, dolayısıyla
başkalarının yapması çok daha önem arz eder; bu değer, o zaman bir değer olur.
Bizim, buradan, kalkıp, AK Parti bu konuda çok daha fazla katkı verdi dememiz,
millet nazarında hiçbir şey ifade etmez; ama, ben, AK Partili bir vekil olarak,
bu kürsüden, şunları ifade etmeyi, doğrusu, kendime bir görev addediyorum:
Geçmişte, TÜBİTAK'ı, Marmara Araştırma Merkezi ve üniversitelerimizi, bilim
adamlarımızı, Prof. Dr. Raşit Tolun ile 1964'te başlatılan çalışmaları,
cevherin özelleştirme kapsamına alınmasındaki dirayetli duruşuyla Sayın Şükrü
Sina Gürel'i, Eti Holding bünyesinde çalışma yapan tüm bürokratlarımızı canı
gönülden şahsım adına tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Bu bir şey ifade
eder; ama biz buradan, biz şunu yaptık, bunu yaptık dersek kendi adımıza,
hiçbir şey ifade etmez.
Sonra, ar-ge ile ilgili çok önemli eleştirmeler oldu.
Adı üzerinde ar-ge...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ordu, son sözlerinizi alabilir miyim.
Buyurun.
HÜSNÜ ORDU (Devamla) - Bu kadar kısa sürede herhalde
ancak bunları ifade edebiliriz.
Ar-ge, araştırma, geliştirme yapan bir enstitü
kurumudur. Bu anlamda çok farklı noktalara temas edildi; ama benim bildiğim,
araştırdığım, okuduğum, anladığım şu. Bu enstitümüz, bu konuda, kendisine
sunulan gelirlerle beraber, planlama, organizasyon, araştırma, bilgi
alışverişi, üniversitelerle, bilim adamlarıyla, bu konuda, ileri uç teknolojisi
konusundaki eksiklerimizi giderme noktasındaki çalışmalarını, katkılarını
ülkemize vereceğine canı yürekten inanıyorum.
Sayın Bakanımıza bu konudaki yaptığı çalışmalardan
dolayı teşekkür ediyorum; bu tasarının ülkemize önemli katkılar vereceğine
inanıyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ordu.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge var;
ancak, sayın milletvekillerinin, bundan sonra önergelerini zamanında vermeleri,
o önergeleri gruplara dağıtmamız gerektiğini sayın milletvekilleri
biliyorlardır. O nedenle, bunu okutuyorum; ama, bundan sonraki önergeleri
zamanında vermelerini rica ediyorum.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin (b) fıkrasının birinci
satırında geçen "bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi"
ifadesinin "bor ürün ve teknolojilerinin geliştirilmesi ve
üretilmesi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Osman
Coşkunoğlu |
Birgen
Keleş |
Gürol
Ergin |
|
|
Uşak |
İstanbul |
Muğla |
|
|
Enis
Tütüncü |
|
Mesut
Özakcan |
|
|
Tekirdağ |
|
Aydın |
BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)
- Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Sadece bor ürünleriyle sınırlı kalmadan, teknolojileri
de kapsaması gerekir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge
doğrultusunda 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
Organ ve birimleri
MADDE 4. - Enstitü aşağıdaki organ ve birimlerden
oluşur:
a) Yönetim Kurulu.
b) Başkanlık.
c) Araştırma ve Geliştirme Koordinatörlüğü.
d) Endüstriyel İlişkiler Koordinatörlüğü.
e) Bilgi Toplama, İdarî ve Malî İşler Koordinatörlüğü.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Vedat Yücasan; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET VEDAT YÜCASAN (Eskişehir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısına ilişkin kişisel görüşlerimi iletmek üzere
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz, madencilik alanında
çeşitli maden yataklarına sahiptir. Bor madenlerinde olduğu gibi, diğer
madenlerde de, ülkemiz, dünyada önemli sayılacak yataklara sahip bulunmaktadır;
ancak, bor dışındaki madenlerimizin miktarı abartılacak ölçülerde değildir.
Ülkemizdeki kaynakların, özellikle cumhuriyet öncesi
dönemlerde verilen tavizler veya ayrıcalıklarla, bazen de hileli bir şekilde,
Batı ülkelerine taşınıp tüketildiği bilinmektedir.
Bugün, ülkemizin, dünyada daha fazla söz sahibi
olabileceği, kıskançlıkla sahip çıkacağı belli başlı birkaç kaynağı kalmıştır.
Bunların önemlilerinden birisi de, bordur.
Bor madeni, çelik, deterjan, cam elyafı üretimi gibi
ürünlerin yanında, uzay teknolojisinden bilişim kesimine kadar, 250'yi geçen
ürünün hammaddesidir; kullanım yeri ve miktarı da her yıl artmaktadır. Bora
"21 inci Yüzyılın petrolü" diyenler de vardır.
Ülkemiz, dünya bor rezervlerinin yüzde 70'ine yakınını
elinde bulundurduğundan, uluslararası piyasalarda doğal üstünlüğe sahiptir. Bu
nedenle, tartışmaların merkezinde her zaman bor madeni yer almaktadır. Bor,
Osmanlı Devletinin son dönemlerinden beri yabancı ağırlıklı şirketlerin
denetiminde kalmıştır.
1960'lı yıllardan itibaren, yabancıların yanı sıra,
küçük ölçekli yerli firmaların neden olduğu rekabetin, borlardan elde edilen
ulusal geliri düşürmesi üzerine, 1978 yılında, o dönemin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Sayın Deniz Baykal ve hükümet üyelerinin imzalarıyla Meclis
gündemine getirilen 2172 sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Yasa ile
Etibankın tasarrufu altına girmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi tarafından çıkarılan bu yasanın
özü, devletleştirme değil, devletin belli kanunlar çerçevesinde vermiş olduğu
işletme ruhsatı hakkının iptal edilmesidir. Ülkemiz için hayatî önem taşıyan
bor madenlerinin ruhsatları, bu yasayla, gerçek sahibi olan ülke halkı adına
işletilmek üzere devletin tasarrufu altına alınmıştır. Bu, bir devletleştirme
değil, verilen iznin geri alınmasıdır.
Değerli milletvekilleri, dünya rezervlerinin yüzde
63'ünün ülkemizde olmasına karşılık, dünyadaki bor ihtiyacının yüzde 37'si
Amerika Birleşik Devletlerindeki firmalar, yüzde 31'i ise Eti Holding
tarafından karşılanmaktadır. Buna mukabil, 1 700 000 000 dolarlık piyasadan,
ülkemiz, sadece 250 000 000 dolarlık pay alabilmektedir. Bunun nedeni, Eti
Holdingin, rafine, yani işlenmiş ürün kapasitesinin düşük olması, daha çok ham
bor satışı yapılmasıdır.
Bor ürünlerinin yüzde 84'ünü ham bor, yüzde 16'sını ise
rafine bor olarak ihraç etmemize karşın, Amerika Birleşik Devletleri maden
şirketleri, Eti Holdingin 3 katı rafine ürün pazarlamaktadır. Bu bağlamda, bor
madenini ham satıp rafine olarak geri almaktayız. Başka bir deyişle, ülkemizin
ham bor ürünleri, dış ülkelere kaynak ve ucuz hammadde olarak aktarılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün, Genel
Kurulumuzun gündemine gelen bor ve ürünleri araştırma enstitüsünün kurulmasının
önemini, bizler, her platformda dile getiriyoruz.
Enstitüden beklentilerimiz ise, Türkiye'nin dünya bor
piyasalarında, bor pazarlarında, olması gereken yer olan birincil konuma
geçebilmesi için rafine ürün kapasitesini artırması; yani, bor uç ürünlerini
tasarımlayabilmesi ve üretim yöntemlerini geliştirebilmesidir. Ancak, tasarıda
belirtilen görev tanımlarında bu hususların hiçbiri yoktur. Dolayısıyla,
kurulan yapı, hiçbir şekilde araştırma geliştirme merkezi değil, bir
koordinasyon ve finansman kurumudur.
Enstitünün Ankara'da kuruluyor olması da son derece
yanlıştır. Enstitü, kavramsal olarak araştırma ve eğitim yapan bir kurumu
tanımlamaktadır.
Bor rezervlerinin olduğu bölgede tetkik ve
incelemelerde bulunmayan, arazideki çalışmalara ve gözlemlere katılmayan
enstitüden, optimum yararı sağlamak mümkün değildir.
Ülkemizin bor rezervleri, Balıkesir'in Bigadiç ve
Bandırma yöreleri ile Kütahya-Emet'te ve Eskişehir-Kırka'da yer almaktadır.
Bor araştırma enstitüsünün, teknik çalışmaların
yürütüldüğü bu bölgelerde kurulması, hem faaliyetlerin daha etkin yürütülmesi
bakımından hem de uzmanların arazide çalışmalarına imkân vermesi açısından daha
doğru bir yaklaşım olacaktı.
Özellikle, dünyanın en büyük sodyum tuzu
(boraks-tinkal) yatağının bulunduğu Eskişehir, gerek Ankara'ya gerekse diğer
bor rezervi bulunan yörelere olan yakınlığından dolayı, enstitünün
kurulabileceği ideal bir konuma sahipti.
Tasarının, konuyla ilgili çeşitli tarafların katılımı
sağlanmadan, üzerinde kapsamlı düşünülmeden ve çeşitli yönleriyle tartışılmadan
hazırlandığı ve acil eylem planında yer verilmiş olması nedeniyle, görev savmak
için aceleyle gündeme getirildiği anlaşılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, son günlerde, bor madenlerinin
devlet tarafından işletilmesi yerine, özel sektör veya yabancı sermaye
tarafından işletilmesinin gerektiği yönündeki tartışmaları, büyük bir üzüntüyle
takip ediyoruz.
Ülkemizin, uluslararası tekel olma avantajını elinde
bulundurduğu bor ve bor türevleri üretiminin özelleştirmeye açılması son derece
yanlıştır.
Borun, öncelikli ve kritik sektörlerde, çok farklı
alanlarda kullanılması ve dünya bor rezervlerinin yüzde 63'ünün ülkemizde
oluşu, bor madeni ve türevlerine, ulusal çıkarlarımız açısından stratejik
nitelik kazandırmaktadır.
Son yirmi yıldır, KİT'lerin yatırım yapmalarının,
teknolojilerini geliştirmelerinin, sağ iktidarlar tarafından, bilinçli bir
şekilde sınırlandırılmış olması, Etiborun, dünya rezervinin yüzde 63'üne sahip
olmasına rağmen, üretimde gerekli payı almasını engellemiştir; bunda, kısa gün
kârı olarak görülen ham bor satışına yönelmenin, uç ürünler üretimini yeterince
geliştirmemenin payı da vardır.
Buna rağmen, Etibor, dünya bor fiyatlarını belirleyen
iki firmadan biridir. Eğer, yatırımların ancak özelleştirme yoluyla
yapılabileceği şeklinde bir görüş mevcutsa, önce şunu belirtmek isterim ki, Eti
Holding, bor satışından elde ettiği gelirle bu yatırımları yapabilecek
güçtedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; petrol ve
doğalgazda veya belirli madenlerde, dünya pazarının büyük bölümünü elinde tutan
ülkeler açısından da o ürünlerin önemi hangi düzeydeyse, Türkiye ekonomisi
açısından borun önemi eş düzeydedir. Bu potansiyeli, bu gerçekleri görmemek,
eğer başka bir anlam taşımıyorsa, en azından, ülkeyi yönetebilme yeteneklerine
sahip olmamak anlamına gelir.
Ülkemizin gelişmesinde doğal kaynaklarımızın ekonomiye
katkısını verimli şekilde sağlayacak, ciddî, tutarlı bir madencilik
politikasının uygulanmasına önemle ihtiyaç vardır.
Gümüş, bor ve diğer tüm madenlerimiz, ulusal
zenginliğimizdir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizler,
zenginliklerimizi korumaya ve geliştirmeye kararlıyız. Cumhuriyet Halk Partisi,
ülke madenciliğine sahip çıkmıştır, bundan sonra da, aynı kararlılıkla sahip
çıkmaya devam edecektir.
Kalkınmamızı hızlandıracak doğal kaynaklarımıza gereken
önemi vermemiz temennisiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yücasan.
Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan;
buyurun.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, ilgiyle dinledim
arkadaşlarımı, çok önemli doneleri de not aldım. Hayli üzüldüğümü de ifade
etmek isterim. Bizim görevimiz yapıcı olmak, iktidarı yönlendirmektir. Tabiî
ki, inandığımız doğruları burada, bazen, sizin algıladığınız biçimde gergin,
bazen de, bulunduğumuz ortamın etkisi altında sunacağız, söyleyeceğiz,
paylaşacağız; ama, birlikte yapacağız. Biz, bunun için varız; Türkiye, bu iki
siyasal partiye, düşüncelerini komisyonlarda da, Mecliste de birleştirsin,
Türkiye'ye düşünsel açıdan bir ışık tutsun diye görev verdi; biz, bu
sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.
Tabiî ki, arkadaşlarımın söylediği doğrudur, hepsine
katılıyorum. Komisyon görüşmeleri sırasında, görüşlerimin birçoğuna değer
verdiler; ama, tasarının ruhu hakkında bir şey yapmadıktan sonra, maddeler
üzerindeki belli çekinceleri dile getirmek, oradaki aksaklıkları gidermiş
olmak, tek başına, tasarının tamamına, bütününe okey demek anlamına gelmez.
Siz, ruhu, anlayışı, bakış açısını değiştireceksiniz. Buluşacağımız ortak
nokta, tasarının bütünselliği içerisinde bir mutabakata varmaktır. Bu tasarının
görüşmeleri saat 10.30'da başladı benim komisyonumda, 13.10'da bitti. 2 saat 40
dakikada hangi mutabakattan bahsedeceksiniz; yapmayın!..
Bakın, iki ay çalıştık bu tasarı üzerinde diyorlar.
Doğru; çalışacaksınız... Çok insanı da dinlediler; ama, bildiğinizi yaparsanız,
o dinlediğiniz şeylerin hiçbir anlamı kalmıyor; çünkü, bilinen yapıldı.
Kastettiğimiz şeylerden anlaşılanın, sadece, ÇED olması da beni hayli üzüyor.
Bunun ÇED olmadığı da belli. En az yedi sekiz kanunda ilgili bakanlıkların,
çevreyle ilgili, doğayla ilgili bakanlıkların yetkileri Enerji Bakanlığına
veriliyor. Bakın, bu tasarının içerisinde "Enerji Bakanlığı, Tarım
Bakanlığının, Çevre Bakanlığının, Orman Bakanlığının görüşü alınarak"
deniyor birçok maddesinde. Biz, oradaki "uygun" kelimesini bile
koyduramadık. "Uygun" değil; bakın, "uygun görüşü" demiyor;
"görüşü alınarak..." Neden böyle yapıyorsunuz arkadaşlar dedik.
"Uygun görüş gelmezse ne yapacağız..." Ben ne yapılacağını kamuoyuna
bırakıyorum.
Değerli arkadaşlarım, ben, burada, dedik, demedik
tartışmasına girmek istemiyorum. Burada, kamuoyuna bir şeyi hatırlatmaya
çalışıyorum. Böyle bir enstitü var mı, yok mu; böyle bir maden kanunu var mı,
yok mu; tüm basın mensuplarını, tüm bilim adamlarını göreve, yurtsever
sorumluluğa çağırıyorum; incelesinler, doğruyu Meclise bir şekilde intikal
ettirsinler. Biz iddiamızın peşindeyiz. Bu farklı çalışma biçimini açıklamanın
bir yolu olmalı. Biz, bora fedakârlık ettik mi, bor bizim eserimiz mi, ülkeye
kazandırdık mı, her şey bu kitapta yazılı. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin
"Bor" kitabı. Yıllardır ne dediğimiz belli. Ben, bunlardan hepinize
ulaştırmayı çok arzu ediyorum.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Bize vermediniz.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Size de vereceğiz efendim.
Verdim, bütün kaynakları verdim.
Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, burada yazdığımız
değerler ile benim söylediklerim çok örtüşüyor. Ben, burada, arkadaşlarımın
suçlamasına şöyle cevap vereceğim: Ben, orada, çocuklarımıza iyi bir gelecek
hazırlamaya; sanayii, ticareti, teknolojiyi, devletin sorumluluğu ve denetimi
altında geliştirmeye çaba gösterdim. Ben, gelişen Türkiye'den yana oldum. Ben,
çağdaş Türkiye'den yana oldum. Ben, hukuksuzluğun önüne geçmeye çalıştım
komisyonlarda. Bu, eğer, katı bir devletçilik anlayışı şeklinde anlaşılmış ise,
ben, sonuna kadar devletçiyim.
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Milletin ne anladığı önemli.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Bakın, milletin ne anladığı
önemli. Millete bir duyuru da yapmak istiyorum. Bizim "Bor"
kitabımızın son sayfasındaki bir cümleyi okumak istiyorum: "Milliyetçilik,
bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar ile bu toprakların altındaki doğal
kaynaklara sahip çıkmak demektir. Boraks, bu konunun en duyarlı örneğidir. Kim
milliyetçi, kim değil; kim yurtsever, kim işbirlikçi, yani, komprador, bunları
boraksın öyküsünden çıkarmak kolaydır. Petrolümüz yok, çıkartamıyoruz; hiç
olmazsa, anamızın ak sütü gibi helal olan şu boraksa sahip olalım, hiç olmazsa
buna! Milliyetçilik budur efendiler, budur! Uğur Mumcu."
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 20.40'ta toplanmak üzere,
Birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.39
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma Saati:
20.40
BAŞKAN:
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER:
Suat KILIÇ (Samsun), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 87 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
135 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/558) (S. Sayısı:
135) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Tasarının 5 inci maddesini okutuyorum:
Yönetim Kurulu
MADDE 5. - Yönetim Kurulu Enstitünün en üst karar
organıdır.
Yönetim Kurulu;
Enstitü Başkanı,
- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca önerilecek dört aday arasından seçilecek iki
üye,
- Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca önerilecek iki aday
arasından seçilecek bir üye,
- Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun bağlı
olduğu Bakanlık tarafından önerilecek iki aday arasından seçilecek bir üye,
- Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından
önerilecek iki aday arasından seçilecek bir üye,
- Yükseköğretim Kurulunun üniversite öğretim üyeleri
arasından önereceği iki aday arasından seçilecek bir üye,
Olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, TÜBİTAK'ın bağlı olduğu
Bakanlık ve YÖK tarafından önerilecek adaylar ile Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığının göstereceği en az iki adayın mühendis olması zorunludur.
Yönetim Kurulu üyeleri; hukuk, siyasal bilgiler, idarî
bilimler ve mühendislik dallarında
eğitim veren en az dört yıllık yüksek öğrenim kurumlarından mezun olmuş, kamu
kurum ve kuruluşlarında ve/veya özel sektörde toplam en az on yıl deneyim sahibi
ve Enstitünün amacına uygun birikimi olan ve mesleğinde temayüz etmiş kişiler
arasından Başbakan tarafından atanır.
Yönetim Kurulu olağan olarak iki ayda bir toplanır.
Ancak, Başkanlığın önerisi ile gerekli sıklıkta toplanabilir. Yönetim Kurulu
kararları, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Yönetim Kurulunun
çalışma usul ve esasları Enstitü tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle
belirlenir.
Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri Enstitü
Başkanı hariç üç yıl olup, görev süresi dolan üyeler bir dönem daha atanabilir.
Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu tarafından seçilir. Enstitü Başkanı Yönetim Kurulu Başkanı
olarak seçilemez.
Herhangi bir nedenle boşalan Yönetim Kurulu üyeliği için aynı usulle atama yapılır, atanan üye
önceki üyenin kalan görev süresini tamamlar.
Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerinin görev süreleri
dolmadan görevlerine son verilemez. Bu Kanun ile kendilerine verilen görevleri
ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı haklarında mahkumiyet kararı
kesinleşen Yönetim Kurulu Başkan ve üyeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu
uyarınca Devlet memuru olmak için aranan şartları kaybettikleri tespit edilen
veya üç aydan fazla süre ile hastalık, kaza veya başka bir nedenle görevini
yapamaz durumda olan veya görev süresinin kalan kısmında görevine devam
edemeyeceği, üç aylık süre beklenmeksizin tam teşekküllü bir hastaneden
alınacak heyet raporu ile tevsik edilen Yönetim Kurulu üyeleri süreleri
dolmadan atandığı usulle görevden alınabilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Muğla Milletvekili Sayın Gürol Ergin; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bor ve Ürünleri
Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; Yüce
Ulusumuzu ve sizleri, saygıyla selamlıyorum.
Dünyada, bugün için, toplam 1,2 milyar dolar olan bor
pazarındaki ülkemizin payının artırılması ve buna yönelik çalışmaların
yapılması önemlidir; ancak, yeterli değildir; çünkü, günümüzde bor
minerallerini hammadde olarak kullanan sanayi sektörlerinin yıllık pazar
payları, dünya bor pazarıyla karşılaştırılamayacak boyutlardadır. Bu nedenle,
Türkiye'nin bordaki hedefi son ürün, bir başka deyişle, uç ürün pazarları
olmalıdır. Bu hedef, araştırma geliştirme faaliyetlerini, bilim ve teknoloji
üretimini gerekli kılmaktadır; ancak, tam da bu noktada ülkemizin zafiyeti
bulunmaktadır. Bu zafiyeti gidermek için, bor ve ürünleri araştırma
enstitüsünün kurulması gereklidir.
Bor ve ürünleri araştırma enstitüsünde, bora dayalı
sanayiin gelişmesine yönelik çalışmalar yapılmalı, ekonomik önemi olan özel bor
ürünlerinin sınai ölçekte üretimi, bu ürünleri
tüketecek sanayiin gelişmesine koşut olarak ele alınmalıdır. Bu
çalışmalarda Eti Holdingin ham ve rafine bor ürünleri üretimi konusunda 2840
sayılı Yasadan kaynaklanan misyonu mutlaka korunmalıdır.
Değerli milletvekilleri, kurulması düşünülen bor ve
ürünleri araştırma enstitüsünün tasarıdaki yönetim kurulunun yapısına
baktığımız zaman, tam bir düş kırıklığı yaşadık; çünkü, yönetimin yapısı, bir
araştırma enstitüsü yapısını yansıtmıyordu. Daha açığı, yönetim yapısı
tasarıdaki gibi oluşan bir kuruluşa, belki başka kimi isimler verilebilir; ama,
araştırma enstitüsü denilmesi mümkün değildi. Araştırma enstitüsü, adının da
belirttiği gibi, araştırmacı ve bilim adamı niteliği olan kişilerden oluşan bir
yönetim kurulunca yönetilmeli; ayrıca, kesinlikle bir bilim kurulu da
olmalıdır.
Tasarıdaki yönetim yapısına baktığımız zaman, 7 kişilik
yönetim kurulunun, enstitü başkanı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığından 2,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığından, TÜBİTAK'ın bağlı olduğu bakanlıktan, Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliğinden ve YÖK'ten 1'er olmak üzere, toplam 7 üyeden
oluştuğunu görmekte idik. Bu üyelerin bir kısmının mühendis olması öngörülmekte
ve bu üyelerden, kamu kurum ve kuruluşları ya da özel sektörde on yıllık
deneyim sahibi olma, enstitünün amacına uygun birikimi olma ve mesleğinde temayüz etme koşulu aranıyordu. Tüm üyeler
ise, Başbakan tarafından atanıyordu.
Değerli arkadaşlarım, anladığım veya şu anda bana gelen
bilgilerden edindiğim kadarıyla, yönetim kurulunun bu yapısının, araştırma
enstitüsüne daha yaraşır ya da daha uygun bir yapıya getirilmesi için, gerek
Cumhuriyet Halk Partili gerekse Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız,
birlikte bir önerge vermişler. Bu önergeyle, özellikle, Türkiye Bilimsel ve
Teknik Araştırma Kurumunun bağlı olduğu Bakanlığın değil, bu kurumun, bilim
kurulu tarafından önerilecek adayın, ayrıca, Yüksek Öğretim Kurulunun üniversite
öğretim üyeleri arasından önereceği adayın ve -çok önemli olarak- Türk Mühendis
ve Mimar Odaları Birliği tarafından önerilecek bir adayın da bu kurulda yer
alması düşünülmüş ve şu anda, bunun kabul edileceğini de tahmin ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, yönetim kurulu üyelerinde
bilimsel yapı ve araştırmacılık misyonu mutlaka aranmak durumundadır. Herhangi
bir kişinin on yıllık deneyim sahibi olması ya da mesleğinde temayüz etme
koşulu, çok da fazla bir şey ifade etmemektedir; çünkü, mesleğinde temayüz etme
koşulu, son derece sübjektif bir kavramdır. Ayrıca, mühendis terimi de, tek
başına yeterli bir kavram değildir; çünkü, bir gıda, tekstil ya da gemi inşa
mühendisi de, elbette ki bir mühendistir; ama, bor araştırma enstitüsünün yönetim
kurulunda olmasının fazla bir önemi yoktur.
Eğer, önerildiği biçimde bu yönetim kurulu yapısı
değiştirilmezse, burada, bilim ve araştırmayı temsil yeteneğinde, yalnızca bir
tek üye olacaktır ve yönetimin beş üyesi, tamamen, siyasî yapının temsilcisi
olarak bulunacaktır. Böyle bir yapı, araştırma enstitüsünü yönetemez. Bu
yapıyla, ancak, yeni bir genel müdürlük oluşturulurdu. Böyle bir yapı, ne
enstitünün amaç maddesine uygun görevlerini gerçekleştirebilir ne de böyle bir
yönetim yapısı, yine, amaç maddesinde belirtilen idarî özerklikle bağdaşır. Bu
bakımdan, yapılmak istenen değişikliği doğru buluyorum. Ancak, şunu da
söyleyeyim; böyle bir değişikliğe gidilmiş olması bile, bu tasarı
hazırlanırken, işlerin, bir ölçüde de olsa, aceleye getirildiği imajını
vermektedir.
Değerli arkadaşlarım, yönetim kurulunda olduğu gibi,
mutlaka, kariyer sahibi bir bilim kurulunun oluşturulmasını da, biz, kesin
zorunluluk olarak görüyoruz; çünkü, enstitünün eğitim ve araştırma programları,
ancak, böyle bir bilim kurulu tarafından oluşturulabilir diye düşünüyoruz.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinden üye
alınmasını son derece doğru buluyoruz.
Bu arada, şunu söylemek istiyorum: Bu yasa tasarısı
hazırlanırken, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinden, maden, jeoloji,
metalurji, jeofizik ve kimya mühendisleri odası gibi konunun doğrudan ilgilisi
odalardan, çok gerekli olduğu halde görüş alınmamıştır. Yalnızca, komisyonlar
aşamasında bu odaların temsilcileri davet edilmiş, hepsinin görüşü dinlenmiş;
ama, alınmamıştır. Dinlemek ayrı, almak ayrı kavramlardır. Biz, çok ciddî
çalışmalarını yakından bildiğimiz Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin oda
temsilcilerinin, komisyonlara, yalnızca görüşleri alınıyor görüntüsü vermek
amacıyla çağrılmasını doğru bulmuyoruz. Bu görüşlerin dikkate alınması
gerekliliğini ifade ediyoruz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Gerekirse alınır.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Lütfedeceksiniz!..
Lütfedeceksiniz deyince, biraz önce konuşan Adalet ve
Kalkınma Partili arkadaşımın sözleri aklıma geldi. Bakınız, kendisini dinlerken
"komisyonumuzda Tacidar Seyhan'ı dinledik, kendisine çok da müsamaha
gösterdik" dedi; aynen bu sözcükleri kullandı.
Değerli arkadaşlarım, komisyonlar, sizin veya benim
müsamaha alanımız değildir. Komisyonlar, oradaki her üyenin fikrini en rahat
biçimde ifade edebileceği yerlerdir. Eğer, siz, bu şekilde ambargo uygulamasını
kafanızda taşıyorsanız, yanlış yapıyorsunuz ve yine, bu şekilde, devletçilik
kavramını her sıkıştığınız anda buraya sürmek durumundaysanız, yanlış
yapıyorsunuz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Bizim inandığımız 7 umdenin
biri, devletçiliktir. Nitekim, siz de, bugün, bor konusunda devletçilikten ayrılamayacağınızı
burada ifade ediyorsunuz. Bunu, Sayın Bakan da ifade ediyor, sizler de ifade
ediyorsunuz. Bu ulusun gerekli konularda devletçilikten uzaklaşmaması, bu ulus
yararınadır. Bunu da yavaş yavaş öğrendiğinizi, en azından bu tasarıyla görmüş
bulunuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, yönetim kurulu oluşumundan daha
önemli olarak, bir iki konu üzerinde durmak istiyorum. Bor konusunda her Türk
yurttaşının çok dikkatli, titiz ve ayrıca, kıskanç olma zorunluluğu vardır. En
azından, daha belirli bir süre dünyanın vazgeçemeyeceği ve kullanım alanı her
geçen gün artan borda onbeş yıl sonra çok daha önemli bir konuma geleceğiz;
çünkü, bizden sonra en büyük rezerve sahip Amerika Birleşik Devletlerinde borun
onbeş yıllık ömrü kalmıştır. Bana göre, dikkatli olmamızın ana nedeni de budur;
çünkü, borda dünyada en büyük rakibimiz olan US Borax şirketi, herhalde boş
durmayacak, mutlaka, şimdiden onbeş yıl sonrasının hesaplarını yapacaktır.
Borda, ulus olarak dikkatimiz US Borax üzerine yoğunlaşmak zorundadır. Bor
kaynaklarımızı ve bor ürünlerimizi US Borax'a yem etmemek üzerinde çok dikkatli
ve titiz düşünmek zorundayız. Bu konudaki dikkatimiz, ilk planda US Borax'la
doğrudan ya da dolaylı bağlantısı olan kişi ya da kişileri enstitü yönetim
kurullarından uzak tutmak şeklinde olmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ergin, son cümlelerinizi alabilir miyim.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Son iki cümleyle bitiriyorum
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, elbette, hiçbirimizin bir
diğerinin ülke sevgisinden kuşku duymaya hakkı yoktur; ama, hepimizin,
alacağımız tüm kararlarda ülke sevgisinin gerektirdiği duyarlılığı, titizliği
gösterme görevimiz vardır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulan tasarıyla kurulmak istenilen bu enstitünün yapısı, burada yapacağınız
değişiklikle, gerçekten, enstitüye yaraşır bir yapıya, bir ölçüde de olsa
dönüştürülecek; böylece, bir hilkat garibesinin yaratılması önlenmiş olacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ergin.
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sağ olun...
GÜROL ERGİN (Muğla) - Sizler de sağ olun. Ülkem için
iyi düşünen herkes sağ olsun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar
Seyhan; buyurun.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, daha önce de ifade ettim
"biz, Türkiye'de kurduğumuz yapılarda, yurtdışıyla ilgili farklılıklar
gösteriyoruz" dedim. Bakın, burada farklılıklar gösteriyoruz işte. Benzer
enstitüler Amerika Birleşik Devletlerinde, Peru'da, Uruguay'da var. Sayın
Bakanım burada, baksın diye söylüyorum; bende de örnekleri var, Buralarda,
ilgili bakanlık demeyeyim de, bazı kuruluşlar var bakanlığa bağlı, onlardan 1
kişi almışlar, 1 de bakanlık temsilcisi var; hiçbir yerde 2'yi geçmemiş.
Elimizde bu doneler var. Bir yönetim kurulu oluşturacaksınız tabiî. Yönetim
kurulunda olan insanın mutlaka bir statüye bağlanması, bir değerlendirmeden
geçmesi, çok büyük alanlardan, sınavdan geçmesi gerekmiyordu, eğer burada bilim
kurulu olsaydı; çünkü, bilim kurulunun olmayışını, eksikliği, biz zaten ortaya
koyuyoruz. Bu uyarılarımıza rağmen, tasarı Plan ve Bütçe Komisyonuna
gönderildi. Plan ve Bütçe Komisyonunda altkomisyona gönderilince, doğrusu
umutlandım; bizde ikibuçuk saatte geçti, orada arkadaşlar bakacaklar, tasarıyı
getirecekler, nispî olarak mutabakat sağlayacağız diye düşündüm. Tasarı,
altkomisyona gönderildiğinde şu haldeydi: Sanayi ve Ticaret Bakanlığından
önerilecek 1 üye, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumundan -onun bağlı
olduğu bakanlıktan- önerilecek 1 üye, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığından
önerilecek 2 üye şeklinde sıralanıyordu. Ne değişti biliyor musunuz; bakanlığın
dışına çıkarmaya, demokratikleştirmeye, tercihi çoğaltmaya bir bakar mısınız:
"Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca önerilecek 4 üye arasından seçilen
2 üye." Seçilecek kişi sayısı aynı, seçecek kurum aynı; ne fark eder? Kim
seçecek -aşağıda yazıyor- Başbakan. Neye göre seçecek, kim önerecek bunu; yine,
Bakanlık. Yine aynısı devam etti; Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca önerilecek 2
aday arasından seçilecek 1 üye, hep, 2 üye arasından seçilecek 1 üye...
Arkadaşlar, niye değiştirdiniz bunu? Ne değişti?.. Bu
maddede, hangi demokrasi anlayışı değişti allahaşkına; ne yaptınız siz
içeride?! Keşke, eski haliyle kalsaydı.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Referanduma mı gidelim?
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Hayır. Bizim burada
dediğimiz şu arkadaşlar: Devlet kurumlarını, bakanlıkları, bilime dayalı,
bilgiye dayalı, gelişmeye dayalı, akademik hizmet verecek bir enstitüde,
bakanlık temsilcilerinden, bakanın atadığı, siyasî prensipleri yerine getiren
bireylerden oluşturursanız, bu enstitü, enstitü olmaktan çıkar.
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Eti Holding kimin bünyesinde?
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, zamanı
geldiğinde ona da cevap veririm. Merak etmeyin, daha buradayız. Diğer
maddelerde söz alacağım; bu madde üzerinde konuşarak sözlerimi bitirmek
istiyorum.
Arkadaşlar, TÜBİTAK'tan bir arkadaşım çok güzel bir laf
söyledi "teknoloji için harcanan para, bilgisizlik için kesilmiş ceza
faturasıdır" dedi. Bu, yurt dışında "black box" olarak anılıyor,
algılanıyor. Biz, teknolojiye para vermek istemiyoruz, bu ülkede geliştirmek
istiyoruz; sizle birlikte, hep birlikte geliştirmek istiyoruz.
Bakın, yıllar önce bir kurum kurulmuş; TÜBİTAK. TÜBİTAK
kurulduğunda, ben çocuktum. Bir bakar mısınız; TÜBİTAK'taki bilgiye, bilime
bakar mısınız; burada, bilim kurulunu kurmuş ve özelliklerini tanımlamış
değerli arkadaşlarım; mutlaka, müspet bilimler alanında eğitim almış olmak ve
alanda proje sahibi olmak, çalışma yapmış olmak. Yani, hepimizin kabul edeceği,
bilgiye, birikime, akademik kariyere dayalı bir tanımlama yapılmış. Şimdi, biz,
her şeyi siyasetin güdümüne sokarak... Siz, şimdi iktidarsınız; başka bir
iktidar işbaşına gelebilir, siyasetçilerin egemen olduğu bir akademik yapıyı
nasıl oluşturacağız allahaşkına?! Yarın biz sadece Türkiye'deki hukuk sistemini
iyi niyet çerçevesine oturtabilir miyiz; Devlet iyi niyetle mi yönetilir;
kanunlarla, yönetmeliklerle mi yönetilir? Biz, yasa koyucuyuz. Biz, yasalarla,
vatandaşların veya uygulayıcıların kanunlara karşı istismarının önüne geçecek
tedbirleri almalıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Seyhan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
Şimdi, bizim bu enstitünün, ar-ge, üniversite-sanayi
işbirliği, yeni ar-ge enstitülerinin, onun altında teknik merkezlerinin
kurulabilmesi ve "cluster"larının, proje kümelerinin
oluşturulabilmesi için, akademik bir yapıya ihtiyacı var. Bu akademik yapı, sizin
sadece Başbakanın atamasına bıraktığınız böyle bir yönetim kurulu anlayışıyla
olmaz. Eğer, bir bilim kurulu olsaydı, haklıydınız; ama, biz, tüm yetkileri
artırılmış, her işi yapabilecek, eli, ayağı, kolu her yere uzanabilecek böyle
bir yönetim kurulunun, siyasî erk tarafından kolay yönlendirilmesini, sadece
Başbakanın yetkisine bırakılmasını, Cumhurbaşkanının dahi atama yetkisinden
kaçınılmasını çok doğru bulmuyoruz.
Saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Soruma cevap vermediniz.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Birazdan cevaplayacağım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 5 inci maddesinin
birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasının
madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih
Kapusuz |
Ali
Topuz |
Orhan
Sür |
|
|
Ankara |
İstanbul |
Balıkesir |
|
|
Hasan
Anğı |
Soner
Aksoy |
Ahmet
Büyükakkaşlar |
|
|
Konya |
Kütahya |
Konya |
Yönetim Kurulu Enstitünün en üst karar organıdır.
Yönetim Kurulu;
-Enstitü Başkanı,
-Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca önerilecek altı
aday arasından seçilecek üç üye, (Bu üyelerden biri Eti Holding Yönetim Kurulu
tarafından önerilecek iki aday arasından)
-Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca önerilecek iki aday
arasından seçilecek bir üye,
-Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Bilim
Kurulu tarafından önerilecek iki aday arasından seçilecek bir üye,
-Yükseköğretim Kurulunun üniversite öğretim üyeleri
arasından önereceği iki aday arasından seçilecek bir üye,
-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından
önerilecek iki aday arasından seçilecek bir üye,
-Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği tarafından
önerilecek iki aday arasından seçilecek bir üye olmak üzere toplam dokuz üyeden
oluşur.
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Katılıyorsunuz.
Gerekçeyi mi okutalım?..
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.
BAŞKAN -
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının genel gerekçesinde amaçlanan doğrultuda,
idarî açıdan özerk bir bilimsel nitelik taşıyan enstitünün oluşturulabilmesinin
asgarî koşulu olarak konuyla ilgili kurumların temsili bir zorunluluk
yaratmıştır.
BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin
katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler.. Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri
MADDE 6. - Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri aşağıda
belirtilmiştir:
a) Enstitünün kuruluş amacına uygun çalışmalar ile hükümet programı, kalkınma planı ve yıllık
programlarla belirlenecek hedef, ilke ve politikalar doğrultusunda Ar-Ge
çalışmalarının yapılmasını sağlamak.
b) Enstitünün idarî, malî ve teknik yönden düzenli,
verimli ve etkin faaliyette bulunabilmesi için gerekli tedbirleri almak ve
ilgili yönetmeliklerin yürürlüğe girmesini sağlamak.
c) Enstitünün personel politikasını oluşturmak.
d) Enstitünün yıllık çalışma programını görüşüp karara
bağlamak, çalışmaları izlemek, değerlendirmek, yıl sonu faaliyet raporunu
hazırlamak ve bütçe taslağını onaylamak.
e) Enstitünün vereceği hizmetler ve ücretlerin belirlenmesi ile Enstitünün sürekli ve süreli personeli tarafından yürütülen araştırma projeleri
gelirlerinin masraflar dışında kalan kısmının Başkanın teklifi ile dağıtımına
karar vermek.
f) Enstitünün yaptıracağı veya katkıda bulunacağı
araştırmaların bütçe ve programlarını Başkanın teklifi üzerine onaylamak.
g) Enstitünün ihtiyaçları için taşınır ve taşınmaz
malların, yazılım ve diğer ürünlerin satın alınmasına, satılmasına veya
kiralanmasına karar vermek.
h) Enstitü personelinin atanması ve diğer işlemleri
hususunda karar almak.
ı) Enstitünün çalışma alanı ile ilgili olarak en az üçer yıllık stratejik ve birer yıllık
performans planı hazırlamak ve yayınlamak.
i) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş.
Buyurun Sayın Keleş. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)- Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; incelemekte olduğumuz tasarının 6 ncı maddesiyle ilgili
olarak Grubumuzun görüşlerini yansıtmak üzere söz almış bulunuyorum ve Yüce
Meclise saygılar sunuyorum.
Aslında, çok önemli bir konuda hazırlanmış bir tasarıyı
tartışmaktayız; ama, ne var ki, tasarının hazırlanışı konunun önemine layık bir
şekilde olmamıştır. Çünkü, tasarı hazırlanırken, diğer arkadaşlarımın da
belirttiği gibi, meslek odalarının görüşü alınmamıştır ve ilk şeklinde, Eti
Holding içinde bile gereği gibi tartışılmamıştır; oysa, bor ve ürünleri,
Türkiye'nin sadece bugünü için önem taşımamaktadır, yarınları için de çok
önemlidir. Anayasanın 168 inci maddesinde "Tabiî servetler ve kaynaklar
Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı
Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere
devredebilir" denilmektedir.
1978 yılında 2172 sayılı Yasayla, bor yataklarıyla
ilgili faaliyet imtiyazı Etibanka devredilmiştir. Bugün halen yürürlükte olan
2840 sayılı Yasa ise 1983 yılında yürürlüğe girmiştir ve bor yataklarının
işletilmesinin kamu eliyle yapılması bir kez daha yasal güvenceye kavuşmuştur.
Ondan sonra gerçi bu durumu zedeleyen birtakım girişimler olmuştur; ama, 2840
sayılı Yasa, bugün için de geçerlidir.
Aslında, Türkiye'de bor işletmeciliğinin gelişmesi,
Etibankın 1955'li yıllarda bor tuzlarıyla ilgilenmesiyle başlamıştır. 1958
yılında cevher üretilmiş, 1959'da ihraç edilmiş; ama, hemen, o tarihte de,
Türkiye'de bu konularda çalışan İngiliz Borax şirketinin engellemeleri
başlamıştır. Cevher satış fiyatının düşürülmesi, 5 000 tonluk bir tesis
kuracağını saklayarak 150 000 veya 200 000 tonluk kolomenit satış anlaşmaları
imzalamak, mühendislik bilgileri, ekipman temini gibi konularda inanılmaz
güçlükler çıkarmak ve özelleştirmeyi sürekli olarak gündemde tutmak, bu
konularda yapılan engellemelerin sadece bazılarıdır ve bu, birbiri ardına devam
etmiştir, 1978'li yıllardan sonra da artarak sürdürülmüştür.
Ama, buna rağmen, Eti Holding dönemi, bor yataklarının
en verimli kullanıldığı ve en iyi şekilde değerlendirildiği bir dönem olmuştur.
Rezervler artmıştır -aslında, son yıllarda rezerv arayışı durmasa, belki
rezervlerdeki artış daha da büyük oranda olabilirdi- rafine ürün kapasitesi
artmıştır ve mevcut tesisler çevre kurallarına uygun bir şekilde işletilmiştir.
Kâr oranlarında büyük artışlar olmuştur; çünkü, ürünlerin birbirini ikame
etmesi dengelendiğinden, üretim ve satış, pazarlama tek elden yapıldığından kâr
oranlarında büyük artışlar sağlanmıştır ve bugün için, dünya pazarlarının yüzde
36'sı ve Avrupa pazarının da yüzde 51'i Eti Holding tarafından kontrol
edilebilir hale gelmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisinden konuşan bir arkadaşım,
bu gelişmelerin yeterli olmadığını söyledi, doğrudur; ama, bu dönemdeki gelişme
yetersizliği, biraz da genel politikalardan kaynaklanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, 1980 sonrasında sanayileşmeyi
gündemdışına çıkaran, kamu kuruluşlarına yatırım yaptırtmamayı âdeta meziyet
sayan ve araştırma-geliştirme çalışmalarına binde 4 gibi çok düşük oranlarda
kaynak ayıran iktidarlar, sanayileşmeyi, dolayısıyla, madenciliği ve de
teknoloji üretimini fevkalade olumsuz yönde etkilemişlerdir.
Sanayileşmenin gündemdışına çıkması, tabiî, bir yandan
sağlıklı bir ekonomik yapıya kavuşmamızı da engellemiştir, madenciliğimizi de
zor durumda bırakmıştır; çünkü, madencilik ve bunun gelişmesi, sanayi
sektöründeki gelişmeye ve kurulan sanayi tesislerinin madencilik sektörü
ürünlerini girdi olarak kullanmasına büyük ölçüde bağlıdır. Oysa, 1980'den
sonra gördüğümüz şudur: Sabit sermaye yatırımları içerisinde, sanayi sektörüne,
yani, imalat sanayiine ayrılan yatırımlarda dramatik düşüşler kaydedilmiştir;
aynı şekilde, madencilik sektörüne ayrılan yatırımlarda da dramatik düşüşler
kaydedilmiştir. Sanayi sektöründe, 1981'de, yüzde 28,8'den yüzde 17,7'ye inen
oran, madencilik sektöründe de yüzde 4,7'den yüzde 1,6'ya kadar inmiştir.
Tasarıda enstitünün amacı, bor ve ürünlerinin geniş
kullanımını sağlamak, yeni bor ürünlerinin üretimini ve geliştirilmesini
gerçekleştirmek için kullanıcıların araştırmaları için gerek duydukları
bilimsel ortamı temin etmek, bor ve ürünlerini kullanan veya bu konularda
araştırma yapan kamu ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak araştırma yapmak,
yaptırtmak ve mevcut araştırmaları koordine etmek olarak tanımlanmaktadır.
Enstitünün görevleri bölümünde ise, bilimsel
çalışmaların teknolojik yeniliklere dönüştürülmesinden, yurt dışından teknoloji
transfer edilmesinden, özel sektörle işbirliğinden ve araştırma-geliştirme
sonuçlarının piyasaya sunulmasından söz edilmektedir. Açık olmamakla birlikte,
burada, yeni ürünün patentinin veya üretim yönteminin piyasaya verilmesi veya
satılması söz konusudur. Eğer, bununla, Eti Holdingin piyasa hâkimiyetinin
kırılması hedef alınıyorsa, bilinmelidir ki değerli arkadaşlarım, bu, tarihî
bir hata olacaktır; çünkü, US Borax'ın piyasa kontrolü, bütün etkinliğiyle
devam etmektedir ve bu durumda, Eti Holdingin piyasayı kontrolü zedelenirse,
bu, Eti Holdingin US Borax karşısında boyun eğmesiyle sonuçlanacaktır.
Değerli milletvekilleri, enstitünün görevlerinin ne
olduğunu ve mevcut yapıyla bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğini çok
tartışabiliriz; ancak, bu konuyu yakından izleyen çevrelerin hemfikir olduğu,
görüş birliğinde olduğu birkaç nokta vardır. Bunlardan bir tanesi, enstitünün,
öngörülen şekliyle ciddî bir araştırma kuruluşu olmadığıdır. Bu konuyu iyi
bilen herkes ve meslek odaları, bu konuda görüş birliği içindedirler ve
enstitüde bilimsel kurul bulunmayışını, haklı olarak, bunun kanıtı olarak
göstermektedirler. Değerli arkadaşlarım, aslında, bunu düzeltmek elimizdedir.
Bunu düzeltebiliriz; çünkü, yönetim kurulu bir bilim kurulu oluşturabilir ve
hatta, biz, burada, kabul ettiğimiz maddelere, yönetim kurulunun ileride bir
bilim kurulu oluşturacağını da ekleyebiliriz.
Üzerinde ikinci görüş birliği olan konu, enstitünün,
idarî ve malî özerkliğinin bulunmadığıdır. Atamalar başbakan tarafından
yapılmaktadır, bakanlıklarca önerilen kişilerde, kamuda görev yapma koşulu bile
aranmamaktadır; özel sektörde belli bir deneyim kazanmaları yeterli
sayılmaktadır. Başkan, bakanın teklifiyle, başbakan tarafından atanmaktadır ve
bu başkan, programın hazırlanması ve kaynakların harcanmasından sorumludur.
Başkan, tek yetkili gibidir; üç koordinatörle birlikte, enstitüyü
yönetmektedir. Yönetim kurulunun görev ve yetkileri kendi başına değil de,
başkanın ve başkanlığın görev ve yetkileriyle birlikte incelendiğinde
görülmektedir ki, yönetim kurulunun görev ve yetkileri başkanın önerilerini
onaylamaktan ibarettir.
Yönetim kurulunun 5 üyesinin siyasetçiler tarafından
belirlenmesi ve ilk şekliyle, meslek odalarından ve Eti Holdingden birer üye
bile alınmaması, aslında, yönetim kurulunun işlevinin çok da ciddiye
alınmadığının bir göstergesidir. Bu durumun düzeltilmesine memnun oldum;
kutluyorum.
Enstitü, hiçbir plan ve programa dayanmadan kurulmuş
izlenimini vermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Keleş, son cümlelerinizi alabilir miyim.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Sayın Başkan, herkese birkaç
dakika eksüre verdiniz; bana da izin verirseniz...
O nedenle de, yönetim kurulunun görevlerinden söz
ederken plan ve programa değinilmesi yapay ve göstermelik kalmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, en büyük ve en ucuz bor
kaynaklarına sahip bir ülkedir. Borun işlenmesi ve yeni ürünlerde kullanılması,
yaratılan katmadeğeri inanılmayacak boyutlarda artırmaktadır. Bu nedenle de,
Türkiye'yi ham bor satmaya yöneltmek için, içeriden ve dışarıdan kurulan pek
çok tuzak vardır. Türkiye'nin bu oyunlara boyun eğmemesi ve bor politikasını
sanayileşme politikasıyla birlikte ele alması gereklidir; çünkü, asıl önemli
olan, rezervlerden sağlanan katkıyı en üst düzeye çıkarmaktır.
Bor ürünlerinin, cam sanayiinden uzay sanayiine,
otomotivden elektronik ve bilgisayar sanayiine, tekstil sektöründen kimya
sanayiine uzanan geniş ve giderek artan bir kullanım alanı vardır. Birçok
ürünün birbiriyle ikame edilebilmesi, üretim ve pazarlamanın tek elden
yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Kaldı ki, en büyük rakibimiz olan US Borax'ın
dünya piyasalarına hâkim durumda olması da, Eti Holdingin piyasaları kontrol
altında tutmasını ve üretim ve pazarlamanın kontrolünü sağlamasını zorunlu hale
getirmektedir. Oysa, enstitü ile Eti Holding arasındaki tek bağlantı, Eti
Holdingin talep ettiği araştırmaların enstitü tarafından öncelikle ve bedava
yapılmasıdır, ücretsiz yapılmasıdır. Umarım ki, bunun anlamı, Eti Holdingin,
ileride ar-ge çalışmalarına son vermesi değildir; çünkü, sayın milletvekilleri,
Eti Holdingin ar-ge çalışmalarının devam etmesi, bu alandaki birikiminin
değerlendirilmesi, üniversiteler, araştırma kuruluşları ve meslek odalarıyla
işbirliği yapması çok önemlidir. Bu konudaki araştırmalara ayrılan kaynak
artırılmalı ve Türkiye, bu alanda teknoloji üreten bir ülke konumuna en kısa
sürede yükseltilmelidir.
Eti Holdingin ham ve rafine bor ürünleri üretimi
konusunda 2840 sayılı Yasadan kaynaklanan sorumluluğu özenle, titizlikle
korunmalıdır. Borun, doğrudan veya dolaylı bir şekilde özelleştirilmesi
kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Temel rafine bor ürünlerinin hammadde olarak
kullanılacağı sanayiler özel sektörün yatırım yapacağı alanlardır. Bu yatırımı
teşvik etmek mümkündür ve özel sektör bu yönde teşvik edilmelidir.
Sayın milletvekilleri, en büyük rakibimiz olan ve dünya
piyasalarını kontrol eden US Borax çokuluslu bir şirket olduğundan, ulusal
çıkarlarımız ve kamu yararı, bor rezervlerinin kamu eliyle aranmasını,
işletilmesini ve pazarlanmasını zorunlu kılmaktadır; bize düşen görev de, bunu
gerçekleştirmektir.
Bu kadar önemli olan bir konuda, amacı, kuruluşu,
görevi, işlevi ve neye yol açacağı tartışmalı olan bir enstitünün aceleyle
gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum ve sakıncalı sonuçlar yaratabileceğini
düşünüyorum.
Sayın Bakan, dün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
sorulan soruları yanıtlarken yaptığı bir açıklamada, borla ilgili olarak
"vizyonumuz geniş ve gelişmiş ülkelerle aynı" dedi. Ben de, Sayın
Bakan, tasarıdan, ileri sürdüğünüz gibi çağdaş bir vizyona sahip olduğunuz hiç
belli olmuyor diyorum.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keleş.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Batman
Milletvekili Sayın Afif Demirkıran; buyurun.
AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Batman) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, 135 sıra sayılı, Bor ve
Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi
üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Esasen, bu bor enstitüsü ihtiyacı nereden doğmuştur;
buna bir bakmamız gerekiyor. Türkiye, sanayileşmede hangi noktadadır; gayri
safî millî hâsıla içinde sanayi sektörünün payı eğer halen yüzde 20 ise,
Türkiye'nin sanayileşmiş olduğunu iddia etmemiz mümkün değildir; bugüne kadar
bunun en azından yüzde 40'lara, yüzde 50'lere çıkmış olması gerekirdi.
Madencilik sektörü, hepimizin malumu olduğu gibi, sanayileşmeden, menfi veya
müspet, iyi veya kötü, nasibini alan bir sektördür. Eğer sanayimizi
geliştirmişsek, madencilik sektörü de ona bağlı olarak gelişecektir.
Dolayısıyla, madencilik sektörümüzün de iyi bir noktada olduğunu iddia etmemiz
mümkün değil.
Geçmişte, sanayi sektöründe neler yapılmış; sadece
teknoloji transferiyle uğraşılmış; araştırma geliştirme, bilimsel ve teknolojik
gelişme konularında herhangi bir çaba, herhangi bir gayret gösterilmemiş.
Madencilik sektörüne gelince; yapılan yatırımlar içerisinde madencilik
sektörünün payı -hep beraber geriye doğru gidelim- 1930'lu yıllarda yüzde 30-40
civarındayken, 1980'li yıllarda bu oran yüzde 2'lere ve bugünlerde de yüzde
1'lere düşmüş durumdadır. Biraz önce de defalarca ifade edildi, madencilik sektörünün
gayri safî millî hâsıladan aldığı pay yüzde 1-1,5'ler civarındadır; ancak,
bakıyoruz ki, 60'ın üzerinde madenimiz var. Bunların içerisinde bazıları,
gerçekten dünya ölçeğindedir; işte, görüşmekte olduğumuz bor, trona, altın ve
daha niceleri.
Yalnız, bu madenleri bihakkın değerlendirebiliyor
muyuz, ona bakmamız lazım. Otuz senedir Türkiye bir trona sevdası yaşamaktadır.
Bir türlü yeryüzüne çıkaramıyoruz; yani, yeraltında olan servet, servet olsa
neye yarar, eğer bir katmadeğer oluşturamıyorsak, eğer onu paraya tahvil
edemiyorsak ve ne oldu; devlet, üzerine oturdu, bugüne kadar herhangi bir şey
yapılmadı. Sabahtan beri bazı sözcü arkadaşlarımızın tenkit ettiği, işte hemen
yanı başında, Rio Tinto, kısaltılmış ismiyle RTZ, yani, US Borax'ın sahibi olan
şirket, Beypazarı Tronanın hemen yanı başında, Kazan'da çok ciddî araştırmalar
yapıyor ve korkarım ki, bir zamanlar Eti Holdingin elinde olan, şimdi Eti
Holdingin ortak olduğu bir şirket
tarafından aranılan madeni, Eti Holdingden önce çıkaracaktır.
Tronada acaba durum değişik midir? Geçmişe, Osmanlının
son dönemlerine, cumhuriyetin ilk dönemlerine gidiyoruz; yabancı sermaye var,
Türk şirketleri var, birden fazla şirket var. Oluşan rekabet ortamında,
fiyatlar olması gerekenden ucuza; yani, sadece, ham cevher satıldığı için,
ihraç edildiği için, rekabet ortamından dolayı, olması gerekenin altında
satılıyor; çünkü, Türkiye'deki bor cevherleri, açık ocak işletmeciliğiyle ve
çok büyük yataklar şeklinde olduğu için, gerçekten, üretimi ucuzdur.
Bu nedenledir ki, ucuza ihraç edilmiş. Bunu gören
devlet, o zamanki şartlarda, doğru bir kararla, 1978 yılında, bütün sahaları
Eti Holdinge devretmiş. O zaman için 80 000 000 dolarlık bir ihracat söz konusu
veyahut da bir satım söz konusu; ama, bugüne geldiğimizde, halen 220 000 000
dolarlarda dolaşıyoruz. Çok büyük bir ilerleme katettiğimizi iddia edemeyiz.
Esasen, bunun sebeplerine bakmamız lazım. Ham cevher olarak, halen Eti Holding
900 000 ton ham cevher satıyor ise ve sadece ve sadece 350 000 ton rafine
cevher satıyor ise, bununla, dünya pazarında arzu ettiğimiz noktayı
yakalayabilmemiz mümkün değildir. Esasen, dünya pazarı da öyle çok büyük bir
pazar değildir şu anda; 1,2 milyar dolar. Öğlenden beri defalarca söylendi
burada. 1,2 milyar dolarlık bir pazar var, bir rafine bor pazarı var. Uç
üründen önceki pazardan bahsediyorum, bizatihî bordan bahsediyorum. Bunun
içinde Türkiye'nin, rafine ürün satışı az olduğu için, almış olduğu pay yüzde
20'ler civarında. İşte, 220 000 000-240 000 000 dolar; ama, buna mukabil, US
Borax bu pazardan yüzde 67-70 civarında pay alıyor; çünkü, 1 300 000ton rafine
ürün satıyor. Ancak, üretime baktığımız zaman, miktar olarak pazara baktığımız
zaman, bizimki yüzde 31-32, US Boraxın yüzde 38-39; birbirine çok yakın değerler.
Biz rafine ederek satamadığımız için düşük kalıyoruz. Ha, Eti Holding bunun farkında.
Önce 800 000 tona çıkaracak, daha sonra 1 200 000 tona çıkarmak üzere bir
çalışma içinde. Fakat, biz, diyelim ki bu pazarımızı yüzde 20'den yüzde 50'ye
çıkardık; ne kadar gelir elde edeceğiz; 600 000 0000 dolar. Çok mu büyük bir
rakamdır; hayır. O zaman ne yapılması gerekir; uç ürüne mutlaka gidilmesi
gerekir. İşte bu enstitü bu amaçla kurulmaktadır ve hangi kaynağa bakarsanız
bakın, hangi ilin erbabının makalelerine bakarsanız bakın, hangi tebliğ,
konferans vesaireye bakarsanız bakın, mutlaka bir enstitünün, bir araştırma
kurumunun, bir şekilde bir ar-ge faaliyetinin oluşması gerektiği
vurgulanmıştır. İşte bugün o gündür ve hükümetimizin Parlamentomuza getirmiş
olduğu ve Parlamentomuzun da tasvibiyle kanunlaşacak olan bu tasarıyla, bunun
ilk adımı atılmaktadır; çünkü, uç ürün pazarı için -çok değişik iddialar
olmakla beraber- Sayın Komisyon Başkanı 30-40 milyar dolar dedi. Bazı
kaynaklarda böyle görünüyor. Bir başka sayın konuşmacı 1 trilyon dedi; bunu da
iddia edenler var; ama, 100 milyar dolar gibi bir rakamdan da bahsedersek ve
bunun içerisinden de, gerçekten, Türkiye, arzu edilen payı alabilirse, biz,
işte o zaman, gerçekten, evet, bor mineral cevherimiz vardır ve bu bor
cevherimiz, ekonomimizin geleceği için önemlidir, çocuklarımızın geleceği için
önemlidir diyebilecek durumda oluruz. Aksi takdirde, bu araştırma...
Buna bir başlangıç çok önemlidir ve gerçekten kutlamak
gerekir. Bu kanun tasarısı, buraya gelinceye kadar, iddia edildiğinin tam
aksine, hemen hemen toplumun bütün katmanlarınca irdelenmiştir, görüşülmüştür.
Hele hele, Eti Holdingin, herhalde, bu kanun tasarısıyla ilgili çalışma
yapılırken, belki hiçbir uzmanı da yoktur. Sayın Genel Müdür de buradadır;
dolayısıyla, o iddia da, bence, çok fazla ciddiye alınmaması gereken bir
iddiadır.
Sonuç itibariyle, bu enstitünün kuruluşu bir
organizasyondur; amaçları belirlenmiştir...
GÜROL ERGİN (Muğla) - Niye ciddiye alınmıyor?!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Özür diliyorum; yani,
yanlış anlaşılmak da istemiyorum, burada herhangi bir polemik de yaratmak
istemiyorum. Kelimede sürçülisan olmuşsa özür diliyorum; polemiğe girmek
istemiyorum.
Yalnız, amaçlar burada belirlenmiştir; kalkınma plan ve
programları doğrultusunda çalışmalar yapacaktır ve sürekli ve süreli insanlar
çalıştırılacaktır ve esasen doğrudur da; çünkü, proje bazında, ilgili uzmanı
getirip istihdam etmeniz, o projenin selameti açısından çok çok önemlidir; bu,
yerli olabilir, yabancı olabilir.
Değerli arkadaşlarım, bir şey daha ifade edeyim.
Yabancı sermayeden de o kadar çok fazla ürkmememiz lazım. Bakın, hemen bunun
akabinde, belki bugün, belki önümüzdeki hafta içerisinde, yabancı yatırımları
teşvikle ilgili kanunu görüşeceğiz. Biz, Türkiye'de, gerçekten, yerli sermaye
ile yabancı sermayenin eşit ve eşdeş şartlarda olmasını istiyoruz; ancak, tabiî
ki, ulusal çıkarlarımızı mutlaka koruyacağız. Biz bunu koruyalım, biz bunun
bilincinde olalım; o zaman, sermayenin yerlisi veyahut da yabancısı olmaz.
Evet, doğrudur; bizim bor yataklarımızın ömrü, bugünkü
tüketimle dörtyüz yıl yetecek kadardır.
Sadece bir şey daha düzelteyim; değişik konuşmacılar,
değişik bazı değerler verdiler. Tuvenan cevher -ham cevher- dünyada 3,5 milyar
tondur; Türkiye'de 2 milyar ton civarındadır veya aşkındır. B2O3 bazında
konuştuğumuz zaman, bunun dünyadaki miktarı 1 milyar ton civarındadır ve
Türkiye'de de, işte, bunun yüzde 63'ü, 64'ü civarındadır; sadece bunu
düzelteyim dedim. Ancak, US Boraxa karşı çok ciddî bir şansımız var. Biraz önce
ifade ettim; biz açık ocak işletmeciliği yapıyoruz ve bizim yataklarımız gerçekten
geniş ve büyüktür. Ancak, US Borax, ağırlıklı olarak yeraltında çalışmaktadır
ve daha da derine gittikçe, üretim maliyeti artacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)
BAŞKAN - Sayın Demirkıran, toparlar mısınız.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Tamam efendim,
toparlıyorum.
Fakat, bizim esasen üzerinde durmak istediğimiz şu:
Borun yeraltından çıkarılma maliyetinden çok, uç ürüne ulaştığımız takdirdeki
maliyetler çok önemlidir; çünkü, onun uç ürünlerdeki satış fiyatları yüzlerce
misli katlanarak gidiyor.
Değişik kullanım yerleri vardır; bunlar ifade edildi;
hepimizin bildiği gibi, 250'nin üzerinde alanda kullanılıyor. İnanıyoruz ki, bu
enstitü öyle bir işlev yapacak ki, Allah'ın izniyle, bu enstitüdeki ilim
adamlarının, araştırmacıların -Bakan Beyin ifadesiyle- beyaz gömleklilerin,
beyaz önlüklülerin çalışmalarıyla, henüz dünyanın hiçbir yerinde kullanım
imkânı veyahut da alanı bulunmamış birçok değişik yeni alan da bulunacaktır ve
Bakan Bey, bu uç ürünlere dayalı olarak, Türkiye'de çeşitli fizibiliteler de
gösterdi; çeşitli yatırımların yapılmasına da vesile olacaktır.
Bir tek misal vererek bitiriyorum Sayın Başkanım.
Amerika'da bir cam elyafı, fiberglas şirketinin cirosu 5 milyar dolardır.
Bakın, bütün bor pazarı dünyada 1,2
milyar dolardır; ama, içinde bor kullanan -çok güzel ifade edildi- sanayiin
tuzu olarak adlandırılan bor kullanan bir fiberglas şirketinin cirosu 5 milyar
dolardır. Onun için, gelecekte, gerçekten, sanayimize ivme kazandıracak bu
enstitünün, ülkemiz için, geleceğimiz için hayırlara vesile olmasını diler,
hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Demirkıran.
Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısının 6 ncı maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, çok fazla tartışmaya gerek
yok; yani, yönetim kurulunun görevlerine bir baktığınızda, görev ve
sorumluluklar alanında o kadar fazla açılım yapılmış ki, her an, bir özel
kişiye çıkar sağlayabilecek teşebbüsler buradan çıkar; ama, onu ileride
anlatmak istiyorum. Bir çekincemi ifade etmek için bunları söylüyorum.
Değerli arkadaşımın söylediği gibi, gerçekten,
Türkiye'de Kazan'da bir tronayı Rio Tinto elinde bulundurmaya başladı.
Arkadaşım son derece haklı. Ben, bu arkadaşımın o konudaki haklılığını, değerli
arkadaşlarımla ve Sayın Bakanımla paylaşmak istiyorum. Bor öyle bir ürün ki,
hammaddeleri, yani tinkal, ulxit, kolemanit, bunlar birbirini ikame
edilebildiği gibi, bunlardan üretilen, bunlardan elde edilen ve piyasaya
sunulan konsantre ürünler de birbirini ikame edebiliyor; hatta, bir konsantre
ürünü, hammaddenin yerine dahi kullanabiliyorsunuz ya da hammaddeyi konsantre
ürünün yerine kullanabiliyorsunuz.
Şimdi, bu trona meselesi çok tehlikeliydi. Ben bunu
hissettim, arkadaşlarım da hissetti; çünkü, burada, ülkemizde en büyük sıkıntı
sodyum perboratta; deterjan hammaddesi. Çin, daha deterjanı tanımıyor, yüzde
95'i deterjanla çamaşırlarını yıkamıyor, çok düşük oranda kullanılıyor. Bizim,
Uzakdoğu'ya yönelik deterjan sektörünü ele geçirmemiz lazım. Bizim feryadımız
da bunun için. Eti Holding, Uzakdoğu'da temsilcilikler de kurdu; ancak, şöyle
bir sıkıntı var: Deterjan sektöründe, biz, ülkemize yetecek sodyum perboratı
dahi üretemiyoruz daha, dışardan alıyoruz, böyle bir sıkıntı var. Bu gerçekleri
konuşalım. Bununla da kalmıyorsunuz, dışardan aldığınız gibi, Çin'deki o geniş
kullanım alanını da boş bırakıyorsunuz. Hükümetsiniz, getirin önümüze,
politikalar geliştirelim, açalım tesisleri, bir borik asit fabrikası için
yıllarca beklemeyelim. Bu, millî servet; değerlendirelim. İşin kötüsü, sodyum
perborat yerine tronadaki soda külü de kullanılabiliyor deterjan sanayiinde.
Bir kısmı bunu kullanırken, bir kısmı onu kullanıyor; yani, bor ürünleri yerine
tronanın soda külünü de kullanabiliyorsun. Perboratlı sistemi biz kullanıyoruz,
Amerika klora sistem kullanıyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben bir yasa teklifi
getirdim, dedim ki: Tronanın da ham olarak ihraç edilmesine yasak koyalım, soda
külünün ihracına ait usul ve esasları belirleyen yönetmeliği de bakanlığa
bırakalım; o karar versin. İyi ya, eğer, o çıkarsa, biz, bor konsantreleri
sattığımız yerlere artık satış yapamayacağız. Buradan tronayı çıkaracak adam,
oradaki pazarımı elimden alacak. Uzakdoğu'da kaç tane pazarı elimizden aldığı
burada yazıyor. Bunlara engel olmak için, biz, zaten, bu devlet tekelini savunuyoruz.
Eğer, bu ikame anlayışı olmasaydı belki biraz daha ılımlı düşünebilirdik. Millî
serveti maksimum düzeyde faydaya dönüştüremeyeceğiz, öyle kullanamayacağız.
Biz, millî gelire katkısını artırmak için bunu öneriyoruz. Müsteşarın getirdiği
bütün teklifler, geçici maddeler görüşülmeye alındı komisyonda, geçti; benim,
bundan önce bulunmuş borların ve bulunacak borların 2840'a tabi olmasını içeren
yasa teklifim, tronanın ihracatına ilişkin usul ve esasları belirleyen teklifim
için, Sayın Bakanım, önce "görüşmeye alalım, görüşelim" dedi; sonra,
sadece beni dinleyerek "görüşmeye almayalım"dedi.
Diğerlerini konuşturdunuz; bir kanunu neden
birleştirmediniz? Hangi paylaşma anlayışı, hangi demokrasi anlayışı?! İdarî,
malî özerklik anlayışınızı, benim, orada, kendimi ifade etme özgürlüğümü
elimden alarak mı uygulayacaksınız? Demokrasi böyle mi gelişiyor, demokrasi
böyle mi olgunlaşıyor?!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - İfade edemediniz demek ki tam
manasıyla!
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Efendim, fazla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Seyhan, son cümlenizi alabilir miyim.
Buyurun.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Yine, tabiî ifade edip
edemediğimi, ben, değerli arkadaşlarımı -benim önümde var- Meclis tutanaklarını
alıp incelemeye davet ediyorum; mümkünse kamuoyu da incelesin. O tutanaklarda,
neyin, nasıl ifade edildiği, kimin "evet" kimin hangi saniyede
"hayır"dediği, oylamayı alıp almadığı yazılıdır.
Burası demokratik bir ülkedir, çağdaş ülkelerde paylaşım
böyle yapılır; bireye hitapla değil veya bize, o kanunu görüştürmek bir iltifat
değildi; toplumsal sorumluluğun gereğiydi, yönetsel sorumluluğun gereğiydi,
demokrasinin gereğiydi. Biz, size anlattığım gerekçelerle bir doğruyu paylaşmak
istedik. Allahaşkına söyler misiniz, şu ana kadar saydığım önerilerin
hangisinde siyasî bir çelişki vardır? Hangisi bizim siyasal partimizin
menfaatlarıyla özdeşleşir? Hangisinde oy kaygısı görüyorsunuz? Böylesine yurtsever
bir anlayışı neden tartıştırmıyorsunuz?
Saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Aslında, bu ara görüşmeyi istemeyecektim; ama, bazı
konularda çelişki olabilecek ve doğruluk adına birtakım yanlış şeyler ifade
edilince, bunları açıklamam gerektiğini hissettim, onun için bu sözü aldım.
Şimdi, birkaç şey oldu, ben, tabiî, bunlara cevap
vermeme niyetindeydim; çünkü, güzel bir hava var ve ortak akıl birlikte
bulunuyor ve gerçekten de, ulusal bir konuda büyük ölçüde konsensüs sağlanmış
durumda, bu, mutluluk verici bir olaydır; ancak, dediğim gibi, bir iki ufak
çelişki oldu, onları ifade etmek istiyorum.
Birincisi, önce işin ruhundan başlayalım. Bir kanunun
hazırlanmasının merhaleleri vardır. Yani, önce bir tasarı hazırlanır, bu tasarı
bütün ilgili birimlere sorulur, ondan sonra, en az iki komisyondan, bazen üç
komisyondan geçer, tekrar uzmanlarla görüşülür. Yoksa, bir kanun, doğrudan
doğruya Genel Kurulda, hani, dokuz aylık süreyi beklemeden çocuğun olması gibi,
burada doğmaz, kanun olmaz; dolayısıyla, bu merhaleleri tamamlayarak geçiyor.
Benim gördüğüm kadarıyla, bazı konuşmacılar, özellikle
muhalefetten sayın konuşmacılar, daha birinci komisyondaki tasarıyı, daha cenin
halindeyken bunun tartışılmasına geçtiler. Yani, neticede, o zaman buraya gerek
kalmayacak demektir. Dikkat edilirse, pek çok öneri burada da yapıldı ve geçti.
Tekâmüle inanan, evrime inanan kişiler için de bunun tabiî olması lazım. Bu
bakımdan, yadırgadığımı belirtmek isterim ve gerçekten de görüşler alındı.
Zaten, mühendis ve mimar odalarının görüşü orada da kabul edilmişti; ancak,
toplantının sonuna doğru bazı üyeler, özellikle ayrılınca, ben orada söz
verdim. Neticede, bunun Genel Kurulu da var; biz yangından mal kaçırmıyoruz ve
orada da söz vermiştik, sözümüzde de durduk. Kaldı ki, hepimiz, yani, mühendis
olanlar, ben dahil, mühendis ve mimar odasının üyesiyiz; hepimiz, ona üye
olmaktan şeref duyan kişileriz. Dolayısıyla, böyle bir şey varit olamaz. Aynı
şekilde, TÜBİTAK... Bir üyemizin, kendisi daha çocukken kurulduğunu söylediği
TÜBİTAK'ta ben onbir-oniki sene çalıştım ve üst görevlerde bulundum;
araştırmalar yaptık, yani, araştırmanın ne olduğunu, geliştirmenin ne olduğunu
bilen insanlarız. Dolayısıyla, bunlarda rahat olunması lazım.
Sonra, vizyon meselesi geldi gündeme. Aslında,
çalışmalarını çok takdirle izlediğim bir sayın üye, vizyon meselesini getirdi
gündeme. Vizyon konusunda, gerçekten, biz, şu anda, diğer ülkelerden geri
değiliz, hatta fazla olduğumuzu söyleyebiliriz. İşin ilginç tarafı, bu
tasarıdaki enstitü -kendimizden
bahsetmek gibi olmasın ama- bizim düşündüğümüz bir enstitüydü. Burada
konuşmaları dinleyince, sanki, biz, vatan haini gibi bir duruma düşmüş olduk;
yani, bu enstitünün kurulmasıyla ilgili öyle şeyler söylendi ki, kendimizi
peşinen suçlu hisseder gibi olduk.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Hayır efendim, estağfurullah.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Devamla) - Burada, ülkemizin çıkarları açısından bir enstitünün kurulması
gerekliydi. Biz, iktidar olduğumuz halde, buraya adam yığmak istemedik; çünkü,
bu, çekirdek şeklinde olan, çevik bir yapıdır; yani, burada yapılması istenen
şey, dışarıya iş yaptırmaktır.
Dikkat edilirse, hep bor piyasasından bahsettiniz. Bor
piyasasından bahseden insanlar, işi ticarî düşünüyor demektir. Biz de, burada,
ticarî değerleri öne çıkaran ve dolayısıyla, satışı değerlendiren bir yapıyı
ele aldık. Gayet tabiî ki, bilim kurulu olması iyi olurdu; o, ayrı bir şey;
ama, biz, bilim kurulu olan yerlerde de çalıştık. Yani, burada önemli olan şey,
bir işadamı gibi de düşünebilmek. İkisi, bazen çok kolay olmuyor. Biz, bu
tercihimizi böyle koyduk. Neticede, bu, bir öneridir; işte, burada da
oylanıyor, devam ediyor.
Bir başka teknik nokta -ki, ona dayanamadım- biraz
önce, Tacidar Bey, sodyum perboratın üretiminden bahsetti; biz, bunu 20 000 ton
üretiyoruz ve Bandırma'da üretiliyor; dolayısıyla, sodyum perborat üretilen bir
üründür.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Üretiliyor... Üretilmiyor
demedim ki!
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Devamla) - Evet, üretiyoruz.
Sonra, mesela, Çin, deterjanı bilmiyor falan... Ben,
biraz Çinlilere acıdım doğrusu; yani, o kadar millet, bu çamaşırlarını,
çarşaflarını nasıl yıkıyor filan diye. Aslında, deterjan konusunda da,
özellikle bor, gayet önemli bir unsurdur ve ben, onların da bildiğini
zannediyorum.
Sonra, bir başka söylemem gereken şey de şu: Burada,
Etibankın görüşü devamlı olarak söz konusu oldu. Ben, Etibankın eski Genel
Müdürüyüm; uzunca bir süre onun çalışmalarını yaptık. Üstelik, bu işi kaleme
alan da, yine, Eti Holdingin Genel Müdürü ve diğer arkadaşlarıdır; yani,
devamlı onların görüşleri alınarak yapıldı. O bakımdan müsterih olunuz; ki,
üstelik olmasa bile, tersi söz konusu değil. Yani, burada, çok kıymetli
görüşler öne sürüldü, bu bakımdan, gayet iyi de gidiyor.
Burada, bir de, Genel Başkanımıza, bir zabıta
benzetmesi oldu; onu, o espriyi şık bulmadığımı söylemek isterim; hem de doğru
olmadı.
O bakımdan, bu düzeltmeleri veya en azından tavzihleri
yaparak, yerime oturmak istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güler.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
Başkanlık ve başkanın görev ve yetkileri
MADDE 7.- Başkanlık, Enstitü başkanı ve üç grup
koordinatöründen oluşur ve Enstitünün görevlerinin yerine getirilmesinde icra
kurulu olarak hareket eder.
Başkan, Enstitünün ita amiri olup, Yönetim Kurulu
üyelerinde aranan özelliklere sahip kişiler arasından, Bakanın teklifi üzerine,
Başbakan tarafından atanır.
Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:
a) Enstitünün işlevlerinin yerine getirilebilmesi için
gerekli taslak çalışma programını ve bütçeyi hazırlamak, yönetim kuruluna
sunmak, onaylandıktan sonra uygulamak.
b) Enstitünün gelir gider kesin hesabını ve yıllık
faaliyet raporunu Yönetim Kuruluna sunmak ve Enstitü bütçesinin uygulanmasını,
gelirlerinin toplanmasını, harcamaların yapılmasını ve denetimini sağlamak.
c) Enstitü personelinin atama ve diğer işlemleri için
yönetim kuruluna teklifte bulunmak.
d) Yönetim Kurulu kararına istinaden Araştırma ve
Geliştirme Koordinatörlüğü altında Enstitü temel çalışmaları ve piyasadan gelen
talepler için Enstitü bünyesinden ya da dışından yerli ve yabancı danışman ve
uzmanlardan oluşan Ar-Ge grupları kurmak, kaldırmak ve Enstitünün sürekli ve
süreli personeli tarafından yapılan proje gelirlerinin dağıtımı hakkında
önerilerde bulunmak.
e) Hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve
düzenli biçimde çalışmasını temin etmek, Yönetim Kurulu ile hizmet birimleri
arasındaki organizasyonu ve koordinasyonu sağlamak.
f) Yönetim Kurulu toplantılarının gündemini, gününü ve
saatini belirlemek ve toplantılara katılmak, raportörlüğünü yapmak, Yönetim
Kurulu kararlarının gereğinin yerine getirilmesini sağlamak ve bu kararların
uygulanmasını izlemek.
g) Enstitüyü resmî ve özel kuruluşlar nezdinde temsil
etmek.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Sayın Enis Tütüncü.
Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum.
Aslında, 7 nci madde, 8 inci maddeyle bir arada ele
alınması gereken bir madde. Bu nedenle, ben, 7 nci maddeyle ilgili görüşlerimin
bir bölümünü 8 inci madde üzerinde zorunlu olarak dile getirmek durumundayım ve
8 inci maddede de Grubum adına ben söz alacağım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 7 nci maddeye göre,
başkanlık, enstitünün icra kuruludur. İcra kurulu 4 kişiden oluşuyor; enstitü
başkanı ve 3 grup koordinatörü. Yönetim kurulu, en üst karar organı olarak
kararları alacak; başkanlık, yani enstitü başkanı ile 3 grup koordinatöründen
ulaşan ekip, bu kararları yaşama geçirecek.
Grup koordinatörlüklerine bakıyoruz, yasa tasarısının 8
inci, 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerinde düzenlenmiş. Ancak, bu
maddelerde, bakıyoruz, her bir grup adına hareket edecek grup koordinatörü var
mı yok mu; grup koordinatörü olacak mı olmayacak mı; bu belli değil. Yani, grup
koordinatörü kavramı tasarının hiçbir yerinde yok. Bununla ilgili, 8 inci
maddenin son fıkrasına bir ekleme yapmak gerekiyor. Bunu, 8 inci maddeyle
ilgili konuşmam sırasında dile getireceğim ve 8 inci maddeyle ilgili önergenin
oylanması sırasında da gerekçesiyle birlikte bu sunulmuş olacak.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bizim, Cumhuriyet
Halk Partisi olarak, bor konusundaki duyarlılığımız, borun stratejik bir madde
olmasının yanında, geçmiş yıllarda, Türkiye'de, ibretle izlediğimiz bir oyunun
oynanmış olmasından kaynaklanmaktadır; yani, bizim duyarlılığımızın, aslında,
sizin duyarlılığınız olması gerekiyor; çünkü, oynanan bu oyunu, ibretle,
hepimiz izledik.
Oyun, 1960'lı yıllarda sahneye konuluyor. 1963 yılında,
Borax Consolidated Limited isminde bir şirket bir rapor hazırlıyor ve
Türkiye'deki bor rezervinin tükenmiş olduğunu dünyaya ilan ediyor; 1963
yılında. Buna rağmen, Türkiye'de bor üretimi devam ediyor; çünkü, bor, satıhta,
yüzeyde, her tarafta bor -kimi illerimiz için söylüyorum- üretimi devam ediyor;
ama, Türk özel girişimcileri, yabancı tröstlerin elinde, tam anlamıyla oyuncak
duruma düşürülüyor. Ham borun ton fiyatı 40 dolar düzeylerinde, bilemediniz 50
dolar düzeylerinde tutuluyor ve 1978 yılına geliniyor. 1978 yılında, hepimizin
bildiği gibi, 2172 sayılı Yasayla, bor yatakları devletleştiriliyor. Bu yasa,
1983 yılında, 2840 sayılı Yasayla delinmeye çalışılıyor; dikkatinizi çekiyorum,
delinmeye çalışılıyor. O yılda, tronanın önemi anlaşılamamıştı. Trona, 2840
sayılı Yasanın kapsamı dışına çıkarılıyor ve hemen arkasından Rio Tinto,
Kazan'da büyük bir trona yatağı buluyor ve işletmeye başlıyor. 1960'larda
başlayan o tezgâh, böyle, çok ince bir şekilde, telkâri işçilikle yürüyor.
Geliyoruz 1985 yılına, 1978 tarihli 2172 sayılı Yasa,
bu kez, 3213 sayılı Yasayla yeniden delinmeye çalışılıyor. Bu yasanın yürürlüğe
giriş tarihinden sonra bulunacak bor yataklarının, özel sektör tarafından
işletilmesi öngörülüyor; ancak, bu yasanın 49 uncu maddesi, borların
ihracatındaki usul ve esasların belirlenmesini Bakanlar Kuruluna bırakıyor. İyi
yapıyor; yani, burada son anda bir fren yapılarak, en azından, bor ihracatı
açısından bir kontrol getiriliyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Eti Holding,
1978 yılında çıkarılan bu yasanın sayesinde, dünya bor piyasasında, Türkiye'yi
belli bir yere taşımıştır; Şu anda, Eti Holding, 4 tane rafine üründe,
diyebilirim ki, dünya çapında iddialı bir konuma getirilmiştir.
Şimdi, iktidarıyla muhalefetiyle bize düşen bir görev
var. Oyun belli, karşımızdaki büyük tröst belli; US Boraxın bütün dünyadaki
gücü belli, Rio Tintonun (ana şirketin) dünya maden kaynaklarındaki durumu
belli; tek tabanca. O zaman, bu durumda, iktidarıyla muhalefetiyle bize düşen
bir görev var; bu görev, katmadeğeri yüksek olan bor uç ürünlerinde teknoloji
üretmek, dünya pazarlarında rekabet gücümüzü ve piyasa payımızı artırmaktır.
Bizim, bor alanında -yine muhalefetiyle iktidarıyla-
nihai amacımız ise, borun, enerji alanında, hidrojen enerjisinde kullanılmasını
sağlamak olmalıdır. Eğer, bu teknolojiyi bir an önce biz üretebilirsek -dünya
çalışıyor- ya da üretenler kervanına katılabilirsek, Türkiye'yi, hiç kimsenin
hayal edemeyeceği bir noktaya taşıma fırsatını, olanağını ele geçiririz.
Konu, ulusal bir konudur. Bizim düşüncemiz, Eti
Holdingin yeniden yapılandırılarak, enstitüyü, bunun içerisinde ya da Eti
Holdingin yörüngesinde oluşturmaktı. Bor alanında, Eti Holdingin
güçlendirilmesi, Eti Holdingin öne çıkarılması gerekiyordu. Bu enstitünün
kuruluşu, Eti Holdingin fonksiyonunun, görevinin, sorumluluğunun azaltılması
sonucunu doğurabilir diye endişe ediyoruz. Sakın yanlış anlaşılmasın, endişe
ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri bu endişeleri konuşuyor.
Bizim duyarlılıklarımızın, ulusal duyarlılık açısından
sizden daha fazla olduğunu iddia etmiyoruz; ama, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, 1978 yılında bu konuyu görmüş, gereğini yapmış ve 1978 yılında çıkan o
yasanın gerekçelerinin de, hâlâ, tüm tazeliğiyle geçerli olduğunu görmüş olan
bir siyaset anlayışının sahipleri olarak burada konuşuyoruz. Lütfen, bizim bu
duyarlılığımızı siz de paylaşınız. Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerinin
konuşmalarının kimi zaman tepkiyle karşılanmasını anlamak ve kabul etmek mümkün
değil. Türkiye'nin ulusal yararlarının korunması açısından, Adalet ve Kalkınma
Partisinin de, en az Cumhuriyet Halk Partisi kadar duyarlı olduğuna inanıyoruz,
inanmak istiyoruz.
Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.
Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan;
buyurun.
TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; kanun tasarısının 7 nci maddesi üzerinde, şahsım
adına söz almış bulunuyorum.
Tabiî, öncelikle bir düzeltme yapmak istiyorum. Az
önceki konuşmamda, ülkemizdeki sodyum perboratla ilgili sözlerimde yer alan
"yeterince" kelimesini, sanırım Sayın Bakanım duymadığı için, sodyum
perborat ürettiğimizi ifade etti.
RECEP KORAL (İstanbul) - Siz kullanmadınız, zabıtlara
da bakınız.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Bir bakarız; ama,
düzeltiyorum; yeterince üretmiyoruz. Zaten, ben yöneticilerle konuştum, Eti
Holdingin, burada, ne kadar ürettiği konusunda defalarca tartıştık. Sayın Genel
Müdürümüz burada, ürettiğimiz oranı biliyor, ne kadar ithal edildiğini, dünya
piyasasındaki pazarını da biliyor. Burada, ne yaptığımızı saklamaya
çalışmıyoruz; aksine, biz üretilmesini istiyoruz, üretilmesinden gurur
duyuyoruz. Bunu, daha fazla üretip, hem iç piyasada yeterince kullanmak hem de
dış piyasaya sunmak istiyoruz; biz de bunun için söylüyoruz zaten. Trona için
alınması gereken önlemleri de bundan dolayı alıyoruz. Biz, ülkemizdeki
kaynakların değerlendirilmesini istiyoruz.
Sayın Afif Demirkıran, az önce "yabancı
şirketlerle eşdeğer" dedi. Ne demek istediğini pek fazla anlamadım; ama,
yurt içinde, hammaddeyi çıkararak eşdeğer hale getireceksiniz, Rio Tinto gibi
bir devle baş etmeye çalışacaksınız, bir yandan da Eti Holdingin bu piyasadaki
gücünü kırmaya çalışacaksınız; bu işler, bu şekilde olmaz. Sayın Afif
Demirkıran'a da, yabancı ülkelerde üretilmiş madenlerin ülkeye gelmesinin,
ülkemize ciddî zarar vereceğini buradan hatırlatmak istiyorum; çünkü, üzülerek
dinlemiştim. Jeofizik mühendislerinin petrol sergisi ve kongresinde serginin
açılışını Sayın Bakanla yapmıştık, çok güzel de bir konuşma yapmıştı; takdir
ediyorum; enerji politikasını panelde, Sayın Afif Demirkıran tartıştı:
"Ülkemizdeki yabancı kömüre dayalı termik santralların, sahillerimizde 5-6
tane daha kurularak geliştirilmesi, yabancı kömürün kullanılması daha doğrudur;
bu, enerji ve kalori açısından çok yüksektir" dedi, ben çok üzüldüm.
Madencilik sektörünü geliştireceksek, ülkemizde yeterince linyit var; düşük
kalorili olsa da, onu nasıl kullanacağımızı biliriz; takarız filtremizi,
ülkemizdeki millî kaynakları kullanırız. Kimse, ülkemizde kaynaklar dururken
dışarıdaki kaynakların getirilip, ülkenin dışarıya mahkûm edilmesinin önünü
açmaya çalışmasın.
Tasarıya gelirsem değerli arkadaşlarım; tasarıda da,
idarî özerklikten söz ediliyor, malî özerklikten söz ediliyor. Peki, başkanı
kim atıyor; başbakan. Bakın, yine elimde bir metin var; TÜBİTAK, 1963 yılında
kurulmuş. İdarî özerklik anlayışına bakar mısınız! Sayın Bakan "keşke
bilim kurulu olsaydı" dedi. "Keşke" demeyeceksiniz,
koyacaksınız, doğrusu bu "keşke"yi siz demeyeceksiniz, biz diyeceğiz
"keşke"yi; doğruysa, siz yapacaksınız. Bakın 1963'e, 2003'e gelinceye
kadar 40 yıl var. "Başkanlık, başkan ve bilim kurulunun belirleyeceği
sayıda başkan yardımcısı ve kurumun her türlü idarî ve destek hizmetlerinin
yürütülmesinden sorumlu genel sekreterden oluşur.
Başkan, bilim kurulunca, müspet bilimler alanında eser,
araştırma ve buluşlarıyla tanınmış kişiler arasından seçilir ve Başbakanın
teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır" deniliyor; idarî özerklik
budur.
Siz, Cumhurbaşkanının yetkisinden kaçmayacaksınız;
birincisi bu. Bir de başkanın tanımlanmasına bakar mısınız! Bir de bizim
tanımlamamıza bakın lütfen "Başkan, yönetim kurulu üyelerinde aranan
özelliklere sahip kişiler arasından atanır." Ben, ikisini karşılaştırmayı
takdirinize bırakıyorum.
Ben, giderken, bu belgeyi size bırakacağım; idarî ve
malî özerkliğini lütfen karşılaştırın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Hemen tamamlıyorum Sayın
Başkanım.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Cumhurbaşkanını da seçen
Meclis değil mi?
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tabiî ki...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Ne fark eder? "Başbakan" denilse ne olur
"Cumhurbaşkanı" denilse ne olur?
BAŞKAN - Sayın Seyhan, siz buyurun; son cümlelerinizi
söyler misiniz.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
burada, Sayın Cumhurbaşkanının yetkilerini tartışmak için bu sözü söylemedim
ben. Ben, idarî özerklikten bahsedilmesini savunuyorum burada. Lütfen, bırakın,
her dönem, kendi uygulamalarıyla hükümet programını yerine getirmeye çalışan
başbakan takdirini kullanırken, bu ülkenin bütünlüğü, cumhuriyetin varlığı ve
bu ülkenin ileri, müreffeh uluslar seviyesi konumunda gelişmesini ilke edinmiş,
Anayasaya ve hukuka saygılı olarak her türlü denetlemeyi yürüten cumhurbaşkanı
da yetkisini kullansın. Bunu, bir çelişki olarak sunmayı anlamak mümkün
değildir.
BAŞKAN - Sayın Seyhan, son cümlenizi söyler misiniz.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Evet efendim.
Eğer bu korkuda, ülkedeki demokrasiyi geliştirmeye
çalışıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Üzülerek söylüyorum...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Başbakana niye karşı
çıkıyorsunuz?!
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Başbakana karşı değiliz.
Biz, bu ülkede, genel müdür atanırken, diğer araştırma kurumlarımızın
başkanları atanırken hangi hassasiyet gösteriliyorsa, sadece, bor enstitüsü
konusunda da aynı demokratik anlayışın ve hassasiyetin gösterilmesini
istiyoruz.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
Hizmet birimleri
MADDE 8. - Enstitünün hizmet birimleri;
a) Araştırma ve Geliştirme Koordinatörlüğü,
b) Endüstriyel İlişkiler Koordinatörlüğü,
c) Bilgi Toplama,
İdarî ve Malî İşler Koordinatörlüğü,
Olmak üzere koordinatörlükler şeklinde teşkilatlanmış
hizmet birimlerinden oluşur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 8 inci maddede enstitünün
hizmet birimleri düzenlenmiş ve burada üç koordinatörlüğün isimleri
belirtilmiş. İzin verirseniz, hemen, fazla uzatmadan metinden okumak istiyorum:
"Enstitünün hizmet birimleri;
a) Araştırma ve Geliştirme Koordinatörlüğü,
b) Endüstriyel İlişkiler Koordinatörlüğü,
c) Bilgi Toplama, İdarî ve Malî İşler Koordinatörlüğü,
olmak üzere koordinatörlükler şeklinde teşkilatlanmış
hizmet birimlerinden oluşur" deniyor.
Burada grup koordinatörlüğü sözcükleri kullanılmıyor;
dikkatinizi çekiyorum, grup koordinatörlüğü sözcükleri burada yok. Öte yandan,
bakıyoruz "grup" sözcüğü nerede kullanılmış. Olayı bağlamak için,
daha açıklığa kavuşturmak için, izin verirseniz, 7 nci maddedeki konuya
döneyim; çünkü, konu oradan kaynaklanıyor. 7 nci madde şu şekilde
düzenlenmişti: "Başkanlık, enstitü başkanı ve üç grup koordinatöründen
oluşur." Üç grup koordinatörünü arıyoruz; yok. Şimdi "grup"
sözcüğüne bakıyoruz; "grup" sözcüğü, 9 uncu maddenin son fıkrasında
geçiyor ve 9 uncu maddenin son fıkrasında da "Ar-Ge grupları"
şeklinde geçiyor. Şöyle; izin verirseniz: "Enstitünün bünyesinde hangi
konularda araştırma ve geliştirme yapılması hususuyla kurulması gerekli Ar-Ge grupları
ve personel, finans ve teçhizata ilişkin önerilerini Başkana sunar"
deniliyor; yani, "grup" sözcüğü, bu maddenin, yani, 7 nci maddenin
birinci fıkrasındaki "grup" sözcüğüyle ilgisi olmayan bir sözcük ve
diğer koordinatörlüklerde "grup" sözcüğü hiç geçmiyor; yani,
endüstriyel ilişkiler koordinatörlüğünde, bilgi toplama, idarî ve malî işler
koordinatörlüğünde geçmiyor.
O zaman "üç grup koordinatörü" ifadesi
nereden çıkıyor; 7 nci maddedeki "başkanlık, enstitü başkanı ve üç grup
koordinatöründen oluşur" ifadesi nereden çıkıyor? "Grup
koordinatörü" düzenlemesi yok, "grup" sözcüğü dahi yok ve bu
arada, hemen belirteyim, 13 üncü maddede, emeklilik açısından statülerin
belirlenmesinde "koordinatör" kavramı kullanılmış,
"koordinatörlük" değil. Bu durumda şöyle bir soru gündeme geliyor;
başkanlık, enstitü başkanı ile hangi birimlerden oluşacak? Çünkü "grup
koordinatörü" diye bir kavram, kesinlikle yok.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu eksikliğin
giderilmesi için, görüşmekte olduğumuz maddenin son fıkrasının sonuna şöyle bir
ekleme yapılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz: "Her bir hizmet biriminin
başında grup koordinatörü bulunur." Eğer, 8 inci maddenin son fıkrasının
sonuna bu ibareyi eklersek, bu sıkıntı, kanımızca, ortadan kalkar.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 7 nci madde
üzerinde, benden sonra kişisel olarak söz alan Sayın Seyhan arkadaşımıza tekrar
teşekkür ediyorum. Gerçekten, özerklik, idarî ve malî özerklik ve özellikle,
idarî özerkliğin olmadığı konusunu bir daha dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Bor konusunun, bizim açımızdan, Türkiye açısından, Türkiye'nin geleceği
açısından ne kadar önemli bir konu olduğunu, burada, 1 inci maddeden itibaren
bütün konuşmacılar, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup konuşmacılar, Cumhuriyet
Halk Partisine mensup konuşmacılar dile getiriyoruz. Bu nedenle, hükümet,
olması gerekenin ötesinde bir siyasî sorumluluk üstlendiğinin de, herhalde
farkındadır diye düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi, sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.
Başka söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin son fıkrasına aşağıdaki
ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"Her bir hizmet biriminin başında grup
koordinatörü bulunur."
|
|
Birgen
Keleş |
Ali
Topuz |
Enis
Tütüncü |
|
|
İstanbul |
İstanbul |
Tekirdağ |
|
|
Osman
Coşkunoğlu |
Kâzım
Türkmen |
Hüseyin
Ekmekçioğlu |
|
|
Uşak |
Ordu |
Antalya |
|
|
Mesut
Özakcan |
Ramazan
Kerim Özkan |
Mehmet
Boztaş |
|
|
Aydın |
Burdur |
Aydın |
BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Aslında, 7 nci maddenin ilk cümlesinde geçiyor; ama, katılıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
7 nci maddenin birinci fıkrasında "başkanlık,
enstitü başkanı ve 3 grup koordinatöründen oluşur" denilmektedir.
Başkanlığın oluşumu için grup başkanlıklarının hizmet birimlerini düzenleyen 8
inci maddede "koordinatör" statüsünün ihdas edilmesi gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
Şimdi, 9 uncu maddeyi okutuyorum:
Araştırma ve Geliştirme Koordinatörlüğü
MADDE 9. - Araştırma ve Geliştirme Koordinatörlüğü, bor
ve ürünlerinin kullanımı hakkında Türkiye'nin bor ve ürünleri sanayi, araştırma
ve teknoloji politikaları, hedef, ilke ve yöntemlerine uygun olarak Enstitünün
yıllık ve revize edilebilir, beş yıllık Ar-Ge programlarını hazırlar.
Bor ve ürünlerinin geniş bir şekilde kullanımı, yeni
bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi hakkında temel ve uygulamalı
araştırma yapar, yaptırır ve değişik alanlarda kullanıcıların araştırmaları
için gerekli bilimsel ortamı sağlar ve bilimsel araştırmaların teknolojik
yeniliklere dönüşebilmesi için
çalışmalar yürütür.
Enstitünün bünyesinde hangi konularda araştırma ve
geliştirme yapılması hususuyla kurulması gerekli Ar-Ge grupları ve personel,
finans ve teçhizata ilişkin önerilerini Başkana sunar.
Türkiye'nin taraf olacağı bor ve ürünlerinin geniş bir
şekilde kullanımı, yeni bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi ile ilgili
Ar-Ge çalışma ve işbirliği anlaşmalarının hazırlanması ve uygulanması çalışmalarını yürütür.
Araştırma ve Geliştirme gruplarının üye sayısı, bu
gruplarda çalışacakların nitelikleri ile çalışma usul ve esasları Başkanın
teklifi üzerine Yönetim Kurulu tarafından kararlaştırılır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür
ederim.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; konuyu, ben, iki
bölümde ele almak istiyorum; birincisi, kurulmakta olan araştırma
enstitüsü; ikincisi de, bu araştırma enstitüsünün odaklandığı madde; o da bor.
Şimdi, konu bir
araştırma enstitüsü olduğuna göre,
özellikle şu anda tartışmakta olduğumuz 9 uncu madde araştırma ve
geliştirme koordinatörlüğü üzerinde olduğuna göre, öncelikle bunun üzerinde
duracağım.
Bir araştırma ve geliştirme enstitüsünün iddiası farklı
düzeylerde olabilir. Örneğin, taklit, başkalarının yaptığını taklit etmek veya
başkalarının yaptığını aynen yapmak olabilir veya başkalarının yaptığının
ötesinde bir yerlere gitmek olabilir. Bu son söylediğim, bir araştırma
enstitüsünün görevi olarak daha iddialıdır ve elbette, çok daha güçlü bir
bilimsel yapısı ve güçlü bir kadrosu olması gerekir. Güçlü bir kadrosu
olmasından kastım, miktar bakımından, sayıca değil; ama, destekleme gücüyle
veya bir vizyon belirleme gücüyle daha etkin olması gerektiğidir.
Bu yasa tasarısını ve bu tasarının özellikle 9 uncu
maddesini alçakgönüllü buldum. Bunu bir eleştiri olarak almak şart değil; belki
ilk adım olarak, bu, daha uygun denebilir; bunun aksi de iddia edilebilir;
fakat, daha çok "var olan ürünleri biz de yapalım" amacına yönelik,
araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yönelik. Katmadeğeri daha yüksek olan,
talebin de daha az olabileceği, örneğin -deterjan piyasası çok geniş, bunu
yapanlar da var- uzay teknolojisi gibi; hidrojen taşıma özelliğinden
yararlanılarak borun enerji sektöründe kullanılması gibi veya bugün hiç akla
gelmeyecek bir alanda kullanılma vizyonunu, bu maddede ve bu tasarıda
görmüyoruz.
Bu iddianın olmuş olmasını dilerdim; dediğim gibi,
belki, aksini de söylemek mümkündür; fakat, bir adım olarak da -tabiî, eleştiri
olarak bunu almak şart değil- görülebilir. Bu vizyonun, ileride, zaman
içerisinde, daha iddialı bir şekilde ortaya konulabilecek biçimde gelişmesini
dilerim. Birincisi bu; araştırma geliştirme iddiası bakımından alçakgönüllü
gördüğümdür.
İkincisi de şu: Yine, araştırma geliştirme yapısı
bakımından bir ar-ge süreci birkaç aşamadan meydana gelir; bunu, ar-ge
faaliyetlerine dahil olmuş arkadaşlarımız bilir. İlk başta fikirler üretilir.
Bu fikirler içerisinde proje seçimi süreci vardır. Bir huni gibi düşünürseniz,
huninin başından birçok fikir girer; ama, huninin içinden, daralan kısmından,
ancak birkaç proje çıkabilir. Fikir geliştirme, proje seçimi, ondan sonra o
seçilen projelerin yönetimi ve sonuçlandırılması; bu dört aşama çok önemlidir.
Bu dört aşama, zincirin halkaları gibidir; herhangi bir tanesi zayıf olursa,
zincirin tamamı zayıf olur. Dolayısıyla, bu dört aşamayı gerçekleştirebilecek
belli bir vizyon, -belli bir hedef
diyeyim; vizyon demeyeyim; o iddialı olur. O kadar iddialı bir enstitü kurma
durumunu görmüyorum, söylediğim gibi- bir hedefi, bir amaç için bu dört
aşamayı, her aşamasında değerlendirebilecek, başvurulabilecek, danışılabilecek
bir bilim kurulu, bir danışma kurulu olmasını ben çok önemli görüyorum. Sayın
Bakanımızla o konuda anlaşamıyoruz. Sayın Bakanımızın kaygılarını ve
endişelerini de -öyle bir bilim kurulundan- anlayabiliyorum, onları da
görebiliyorum; fakat, böyle bir bilim kurulu olmasını, çok yararlı, bu sürecin
çok daha etkin yürüyebileceğine hizmet edici görebiliyorum; çünkü, bu araştırma
geliştirmenin konusu olan maddenin yapısıyla çok ilgili. Örneğin, çelik üzerine
bir ar-ge... Çelik, olgun bir maddedir veya çelik üretim teknolojisi olgun bir
teknolojidir diyebiliriz; ama, bor öyle değil. Bugün, bor kullanılarak, akla
gelmeyecek nice ürünler ve nice teknolojilerin gelişmesi mümkün. Tabiî,
Türkiye'nin, yüzde 65 civarında, üçte 2 civarında bir rezervinin de olması, bu
stratejik önemini katlıyor. Hem olgun bir teknoloji değil; yani, yarını çok
açık bir teknoloji hem de Türkiye, bunun üçte 2'sine sahip. Bu nitelikler, daha
iddialı, bilimsel yapısı güçlü, danışma kurulu olan bir yapıyı gerektirir
kanaatindeyim.
Bu bor araştırma enstitüsünün, hedefleri arasında
ticarî boratlar dışında; yani, geleneksel sektörlerde rekabet gücü
yaratabilecek ürünler dışında, özellikli bor bileşiklerinde; yani, daha ileri
teknoloji kullanan bor bileşiklerinde de iddialı olmasını ve araştırma
programına bunları da alabilmesini görmek isterim; fakat, yine, dediğim gibi,
var olan amaçlar ve var olan kadro yapısıyla -burada 13 uzman var- bunu pek
mümkün görmüyorum. Neden; çünkü, borun, yine, kullanım veya potansiyel
alanları, o kadar farklı disiplinleri, o kadar farklı teknolojileri
gerektiriyor ki, bir yandan gübreden söz ediyoruz, öte yandan deterjandan, bir
yandan uzay teknolojisinden söz ediyoruz, diğer yandan cam elyaftan. Çok farklı
alanları kapsayabilen bir maddenin, yine, çok disiplinli bir destekle
yürütülmesi gerektiğine inanıyorum; fakat, dediğim gibi, bu da diğer bir
indikatör.
Bu yasayla, daha çok ticarî boratlarda; yani, özellikli
bor bileşiklerinde, rekabet gücü daha yüksek, katmadeğeri yüksek, talebin çok
fazla olmadığı; ama, katmadeğeri yüksek alanlara girme olanağını, şu anda
görmüyorum. Umarım, devamında, Türkiye'yi bir yerden bir yere sıçratabilecek...
Ülkeler, bir noktadan bir noktaya sıçrarken belli teknolojileri kullanarak bu
sıçramayı yapabiliyor. Türkiye, dünya rezervlerinin üçte 2'sinin elinde hazır
bulunduğu bir maddeyle çok daha güçlü, iddialı bir vizyonla, çok daha önemli bir
pozisyon alabilirdi dünyada. Önemli derken, piyasa anlamında demiyorum sadece;
o da önemli -değerli arkadaşım sözünü etti; Çin, deterjanda henüz kullanmıyor-
bu piyasayı Türkiye'nin alması bakımından önemli; ama, düşünün, üçte 2'sinin bizde
olduğu bir cevherle, şimdiye kadar düşünülmemiş ürünleri geliştirdiğimizde,
bunun pazarı çok fazla olmayabilir, sınırlı olabilir; ama, sadece bizde olan
bir teknolojiyi Türkiye'nin geliştirme potansiyeli varsa, bunu kullanabilmeli.
Bu, daha vizyonel, bu, daha etkin ve atılgan bir teknoloji politikası olurdu
diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Coşkunoğlu, son sözlerinizi söyleyin;
buyurun.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Daha iddialı olurdu,
elimizde bulunan kaynaklara ve insangücüne de yaraşır bir iddia olurdu diye
düşünüyorum.
Bu düşüncelerle, yine de, böyle bir adımın atılmasını
memnuniyetle karşıladığımı belirtir, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Coşkunoğlu.
Madde üzerinde bir önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 9 uncu maddesinin ikinci ve dördüncü
fıkralarında geçen "bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi"
ifadesinin "bor ürünleri ve teknolojilerinin geliştirilmesi ve üretilmesi"
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Osman
Coşkunoğlu |
Birgen
Keleş |
Gürol
Ergin |
|
|
Uşak |
İstanbul |
Muğla |
|
|
Fahrettin
Üstün |
|
Ali
Kemal Kumkumoğlu |
|
|
Muğla |
|
İstanbul |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire
bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergenin gerekçesini okutuyorum:
Gerekçe:
Araştırmalar bor ürünleriyle sınırlandırılmamalı,
teknoloji geliştirmeyi de içermelidir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge
doğrultusundaki değişik şekliyle maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... 9 uncu madde kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
Endüstriyel İlişkiler Koordinatörlüğü
MADDE 10. - Endüstriyel İlişkiler Koordinatörlüğü, kamu
kurum ve kuruluşları ile üniversiteler, gerçek ve tüzel kişilerin bor ve
ürünlerinin geniş bir şekilde kullanımı, yeni bor ürünlerinin üretimi ve
geliştirilmesi hakkında araştırma isteklerini değerlendirir,
sonuçlandırılmasını sağlar ve piyasaya sunar.
Bor ve ürünlerinin kullanım alanlarının
yaygınlaştırılması yeni bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi hakkında
araştırma yapan gerçek ve tüzel kişileri destekler, sanayi sektörünün Enstitü
ile işbirliği yapmasını sağlayacak programları geliştirir ve bu işbirliğini
verimli kılacak ortamı sağlar. Özel sektörün bor ve ürünlerinin kullanımı
hakkındaki çalışmalara katılımını, özel sektörün yaptığı çalışmalara da Enstitünün katılımını sağlayacak programlar
yapar ve Başkana önerir.
Ar-Ge çalışması sonuçlarının uygulamaya geçmesi ve yurt
dışından teknoloji transferi için gerekli çalışmaları yürütür ve Enstitünün
gelirlerinin artırılması için öneriler
hazırlar.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında
Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, burada da, nispî endişeler
taşıyoruz. Bu, niyetten kaynaklanmıyor belki ama, eğer imkân varsa düzeltelim
diye söylüyorum, yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermeyelim. Fakat, bir şeye de
değinmeden geçmeyeceğim, maddeyi tanımlayacağım burada. "Bor enstitüsüne
ticaret yaptıracağız, tabiî ki, para kazanacağız" demek, böyle bir
anlayışı egemen kılmak çok doğru bir şey değil. Yani, hiçbir yerde araştırma
enstitüleri, sadece buradaki ilişkileri ticarîleştirmek amacıyla kurulmaz.
Üniversite bünyesinde kurabilirsiniz, akademik yapılanmalarda dengeyi kurarak,
bu yapılanmalardan üretim yapılmasını sağlarsınız. Neyi üretirsiniz; araştırma
sonuçlarını. Bunu geliştirmek için yeni çalışmalar yaparsınız,
koordinatörlükler kurarsınız ve bunları yaparken, gerçekten, bilgi alırsınız
yurt dışından ve buradaki örgütlenmelerinizi bilgiye, belgeye ve bir önce
yapmış olduğunuz temel araştırmalara dayandırırsınız. Araştırma sonuçlarını,
patent hakkını da elde edecek şekilde korur, sanayiin hizmetine sunarsınız.
Yani, asıl amaç ticarîleştirmek, buradan para kazanmak derseniz, enstitü başka
bir yere gider.
Bundan bir ay önce, Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi
Araştırma Enstitüsüne gittim. Enstitü gibi, arkadaşlar yapmışlar, güneş
enerjisinin en verimli şekilde kullanılmasını sağlayacak teknolojik gelişimleri
de bulmuşlar. Bakanlık tarafından kaynaklarının bir kısmı ödenmiş, bir kısmı
için de ödenek çıkmış, gönderilmesi, ödenmesi için Sayın Bakana ricada
bulunmamı istediler, şimdi nasip oldu, bulunuyoruz. Enstitüye gönderelim bu
paraları, nerede kalmışsa, nasıl gönderilecekse. Arkadaşlarımız çalışsınlar,
hakikaten iyi bir şey yapılıyor. Orada akademik çalışmalar yürütülüyor. Biz,
alacağız, ürünleri satacağız, araştırma yapanların ürünlerini geliştirmesine
yardımcı olacağız, oradan para kazanacağız; kazandığımız bu parayı, yeniden,
araştırmaya dönüştüreceğiz -ne kadar iyi- buradan gelen paranın dağıtımına da,
başkanın yetkisiyle karar vereceğiz derseniz, işin ucu kaçar. Tabiî, yapalım
bunları; ama, yetkilendirmeyi hukuka uygun yapmak lazım, sadece bir alana
yığmamak lazım, bu paraların nasıl kullanılacağını belirtmek lazım ve bu
kaynağın doğru değerlendirilmesinin önünü açmak lazım.
Madde üzerindeki görüşlerime gelince; değerli
arkadaşlarım, bakın, maddede ne deniliyor: "Endüstriyel İlişkiler
Koordinatörlüğü, kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler, gerçek ve tüzel
kişilerin bor ve ürünlerinin geniş bir şekilde kullanımını..." Tamam,
burası kabul, bir anormallik yok. "... yeni bor ürünlerinin üretimi ve
geliştirilmesi hakkında araştırma isteklerini değerlendirir..." Kimin;
kamunun ve özel kişilerin yeni bor ürünlerinin üretimi ve araştırma isteklerini
değerlendirir, onu da değerlendirin, tamam. Üretimini değerlendirdiniz, bilgi
verdiniz; ama, sınırlama koyun. Devam ediyorum: "...sonuçlandırılmasını
sağlar..." Ne yapacaksınız siz enstitüde, neyi sonuçlandıracaksınız
arkadaşlar?.. Yani, özel sektör tarafından, bor ürünlerinin üretiminin
araştırmalarını sonuçlandırabilirsiniz. Üretimini nasıl sonuçlandıracak
enstitü; var mı bu işi yapan bir enstitü; biliyor musunuz?.. Burada da bir
çelişki var.
HASAN ANĞI (Konya) - Yoksa, oldu!..
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tabiî, "yoksa,
oldu" diyor arkadaşım; doğru, yoksa, olacak. Bir şey demiyoruz; ben,
sadece anlatıyorum değerli arkadaşım.
Ve "piyasaya sunar" diyor. Neyi?.. Biz,
pazarlama şirketi mi kuruyoruz?.. Eğer, bir pazarlama şirketi kuracaksanız,
var. Bakın, ısrarla söylediğimiz bir şey var; Eti Holding, pazarlama ve
planlama stratejisini oturtmak zorunda arkadaşlar, kendini planlamak zorunda,
on yıl sonra ne kadar üreteceğini, dünya pazarının bor konusunda ne kadar
açılım göstereceğini planlamak zorunda. Her şeye tamam; ama, çok üzgünüm,
gerçekten, altı aydır yapılan birçok şey planlamadan yoksun. Bu, benim şahsî
düşüncem, kızmayın lütfen. Vizyonu, Sayın Bakanım memnuniyetle karşıladı, ben
de bilmek istiyorum; susuz borikasit üretimini ne kadar bir süreye sığdırdınız,
kaç yıla hedeflediniz? Dünya pazarlarındaki sodyum perboratın ne kadarını
vermeyi hedeflediniz? Bu konuda yaptığınız bir plan, proje, program var mı?
Bunun ölçüsü nedir? Dünya pazarında, fiyatta rekabet edebilecek, fiyatı
belirleyecek konuma hangi sürelerde geleceksiniz?
Kurulmuyor mu; kuruluyor. Eti Holding yapmıyor mu;
yapıyor; ama, değişik siyasî dönemlerde, Eti Holding yönetim kurulunun almış
olduğu kararlar rafta bekletildi, desteklenmedi. Biz size öneriyoruz,
destekleyin. Eti Holdingte, üretilebilecek altyapı, bilgi, birikim, beceri var;
başında çok deneyimli bir arkadaşımız da var; destekleyin, üretsin, pazarı ele
geçirsin. Ne yapmamız gerekiyorsa, getirin önümüze, beraber yapalım; ama,
tanımlamaları net koyalım.
Bakın, eleştiriyoruz; ama, haklı olduğunuz konularda
arkadaşlarımızla birlikte olumlu oy veriyoruz. Tabiî ki, aksaklıkları
söyleyeceğim; ama, Türkiye için faydalıysa, gideceğim, orada oy vereceğim; biz
bunu yapıyoruz.
Bakın, pazarlama şirketleri de geliştirilmemiş. Dünya
pazarını, bu şirketleri destekleyerek elde tutarsınız. Finlandiya'da
Etiproducts, Lüksemburg'da Etimine var. Etimine Amerika'da da var. Bu, hep, Eti
Holdingin ilişkisiyle yürütülüyor. Uzakdoğu'da da pazarlama şirketleri ilişki
ağını kurduğu şirketler var.
Değerli arkadaşlarım, bu şirketler, bugüne kadar Avrupa
ve dünya piyasasındaki ihtiyacı belirlemişler, Eti Holdingin pazarlamasına
yardımcı olmaya çalışmışlar. Her şey doğru mu yapılmış; hayır. Bazı alanlarda
yanlışlık da yapılmış; ama, bizim, tüm dünyada yaygın bir pazarlama ağı
kurmamız lazım. Pazarlama ağımızı hammadde üzerine değil; eğer, hammaddeye
dayalı bir pazarlama ağı kurarsanız, sattığınız hammadde, konsantre ürününüzün
önünde engel teşkil edecektir.
Sayın Bakanımı da, Değerli Genel Müdürümü de şu konuda
destekliyorum; gelin, bor kimyasalları üretelim. Bu enstitü, bor
kimyasallarının üretiminde, bor ürünlerinin üretiminin çoğaltılmasında, her tür
destekleme faaliyetini, düşünsel açıdan veya argümanlarla desteklesin, biz de,
onun, önünü açalım; ama, dünyada kolomonit kalmadı; varsa da çok az miktarda.
Dünya kolomonit yataklarının tamamı ülkemizde bulunuyor ve bor, bize sunulmuş
arkadaşlar; en yüksek tenörlü bor bizde.
Boru, piyasaya ucuz da verebiliriz, kimseyi
kıpırdatmayız yerinden. Çinliler, Amerikalılar, yüzde 25 tenörlü boru, 3 000-4
000 metreden çıkarıyorlar; biz ise, yüzde 75 tenörlü boru, çoğu yerde, mostra
gibi yüzeyden çıkarıyoruz, yıkayıp, piyasaya sunuyoruz.
Böyle değerli bir madeni, dünya pazarlarını ele
geçirerek işletmek varken, endüstriyel ilişkilerde farklı tanımlamalarla, bir
başka yerde farklı tanımlamalarla, kanunun zaafından yararlanacak bireylerin
önünü açarak, tehlikeye düşürmek doğru değildir. Açar mı açmaz mı, böyle bir
suçlama içerisine girmek istemiyorum; ama, bunlara dikkat etmek lazım. Bu
tekeli, makul, mantıklı, bilinçli, anlayışlı, programlı üretim ve planlama
sistemleriyle kurtarabiliriz.
Ayrıca, şunu da ifade etmek istiyorum: Türkiye,
dışticaret sermaye şirketleri vasıtasıyla, birçok alanda hammaddesini
kaybetmiştir. Ben, hepinizi, burada anlattığımız, konuştuğumuz konularda,
duyarlılığa, ülkemizin en ciddî kaynağı olan boru, maksimum katmadeğere
dönüştürmeye davet ediyor; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge
vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü
Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında
geçen "bor ürünlerinin üretimi ve geliştirilmesi" ifadesinin
"bor ürün ve teknolojilerinin geliştirilmesi ve üretilmesi" olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Osman
Coşkunoğlu |
Birgen
Keleş |
Gürol
Ergin |
|
|
|
Uşak |
İstanbul |
Muğla |
|
|
Enis
Tütüncü |
A.Kemal
Kumkumoğlu |
Fahrettin
Üstün |
|
|
Tekirdağ |
İstanbul |
Muğla |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)
- Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Katılıyorsunuz.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Araştırmalar bor ürünleriyle sınırlandırılmamalı,
teknoloji geliştirmeyi de içermelidir.
BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin
katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... 10
uncu madde kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
Bilgi Toplama, İdarî ve Malî İşler Koordinatörlüğü
MADDE 11. - Bilgi Toplama, İdarî ve Malî İşler
Koordinatörlüğü, Enstitünün bütçesinin hazırlanması, gelir ve giderlerinin
gerçekleştirilmesi, takibi, denetimi ve değerlendirilmesi, Enstitünün görev
alanına giren konularda ulusal ve uluslararası kongre, seminer gibi bilimsel
toplantılar ile ilgili çalışmaları yürütür.
Muhasebe, ücret ödemeleri, Enstitü varlık ve imkanları
ile personelinin idarî işlemlerinin yapılmasını ve takibini yerine getirir, bu
konularda Başkana önerilerde bulunur ve yıllık faaliyet raporunu hazırlar.
Enstitünün görev alanına giren konularda Türkçe ve
yabancı dillerde kitap ve periyodik yayınlarda bulunması ve bu tür yayınları desteklemesi hakkında
çalışmalar yapar.
Bilgi toplama ve yayma, bilgi bankaları, kütüphane ve
arşiv gibi bilimsel destek hizmetlerinin verilmesi işlemlerini, mevcut ulusal
ve uluslararası kuruluşlarla bu konuda işbirliği yapılması çalışmalarını
yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... 11 inci madde kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Personelin Atanma
Şartları, Statüsü ve Malî Hakları
Personelin atanma şartları ve statüsü
MADDE 12. - Enstitü hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevler, idarî hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen sürekli personel
eliyle yürütülür. Enstitü personelinin pozisyon unvan ve sayıları ekli cetvelde
gösterilmiştir. Söz konusu unvanların birimlere dağılımını yapmaya Başkanın
önerisi üzerine Yönetim Kurulu yetkilidir. Personelin pozisyon unvan ve
sayılarında mevcut pozisyon sayılarının iki katını aşmamak kaydıyla değişiklik
yapılmasına, mevcut hizmet birimlerinin kaldırılmasına ve yeni hizmet
birimlerinin kurulmasına, Enstitünün teklifi, Bakanın onayı üzerine Bakanlar
Kurulunca karar verilir.
Enstitü personeli ücret ve mali haklar dışında 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa tabidir.
Enstitüde proje ve araştırmaların gerektirdiği
niteliklere sahip proje ve araştırma süresi ile sınırlı olarak yeterli sayıda
süreli personel istihdam edilebilir. Enstitüde süreli olarak görevlendirilen
personelin çalıştıkları süre zarfında ücretleri ile sosyal güvenlik ve benzeri
yükümlülükleri Enstitü tarafından ödenir. Enstitüde bu şekilde istihdam edilen
kamu kurum ve kuruluşları personeli kurumlarından izinli sayılırlar. Bu
kişilerin statüleri ile buna ait her türlü hak ve mükellefiyetleri saklı tutulur.
İzinli oldukları müddet, terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır. Terfi
hakkını kazananlar başkaca hiçbir işleme lüzum kalmaksızın terfi ettirilirler.
Akademik unvanların kazanılması için gerekli şartlar saklıdır.
Enstitüde
yabancı danışman ve uzmanlar da istihdam edilebilir.
Enstitü personelinin nitelikleri ile sözleşme usul ve esasları, Enstitünün
önerisi ve Bakanın onayı üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulacak
yönetmelik ile tespit edilir. Enstitüde istihdam edilecek yabancı danışman ve
uzmanların nitelikleri ile sayısı, ücretleri ve sözleşme usul ve esasları da bu
yönetmelikte düzenlenir.
Yabancı danışman ve uzmanlar hariç, Enstitü
personelinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A)
bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartlar
ile Enstitünün amaçlarının gerektirdiği nitelikleri taşımaları zorunludur.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Ordu Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bor gibi, ülkemizin geleceği açısından son derece
hassas bir konuda, gerek komisyonda ve gerekse burada enine boyuna görüşerek
bilgi alışverişinde bulunuyoruz.
Böylesine önemli bir konunun kamuoyunda enine boyuna
tartışılarak, Türkiye'de bir gündem oluşturularak, bir millî mutabakatın
sağlanması gerekirdi. Bu, kısmen yapıldı. Birçok kamu kuruluşu, sivil toplum
örgütü bu konuda dinlendi, görüşleri alındı; ancak, görüşleri doğrultusunda
hareket edilmedi.
Bugün, belki, burada, bir şans olarak, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığının başında, geçmiş dönemde Etibankta Genel Müdürlük yapan,
konulara vakıf olduğuna inandığımız Sayın Bakanımız yerine bir başkası da
olabilirdi. O bakımdan, gelecekte, borun, ülkemizdeki önemini koruyabilmek
bakımından, yönetim biçimlerinin oluş biçimine komisyonlarımızda itiraz
ederken, bu atamaların siyasal boyutunun öne çıktığını söylediğimizde, buraya
layık olan yönetim kurulu üyeleri yerine, siyasal boyutu öne çıkan kişilerin
gelebileceğini, bu atamaların Bakanlık tarafından da önerilmiş olsa, Başbakan
tarafından atanmış olmasının son derece sakıncalı olacağını vurguladığımız
zaman; Sayın Bakan, komisyonda "şayet böyle bir atama olursa, ben istifamı
veririm" demişti. Bu durum, Sayın Bakanın, bizim taşımış olduğumuz
endişeyi taşımış olduğunun en büyük delilidir. O bakımdan, henüz zaman geçmemiş
iken, bu atama biçiminin, mutlak suretle, ulusal çıkarlarımızın doğrultusunda,
bilim adamları tarafından oluşturulmasında son derece fayda vardır.
Sayın milletvekilleri, geçmiş yıllarda, şu komşu
ülkelerimiz gibi Türkiye'nin petrolü olsaydı da, biz de başkalarına muhtaç
olmasaydık diye, hepimiz, mutlaka, bunu, benliğimizde, geçmişimizde, ulusal
bilincimizde yaşatmışızdır; ama, bakın ki, bugün, Tanrı'nın bize verdiği
böylesine güzel bir nimetle karşı karşıyayız.
Bor, bugün, Türkiye'nin geleceği için bir şans olabilir
ve biz, bu şansı kullanmak zorundayız. Geçmişte bunu gören Cumhuriyet Halk
Partisine ve o günün Meclisini oluşturan insanlara, bugün, bu Meclis olarak da
borçluyuz; çünkü, o gün, o bor madeni devletleştirilmemiş olsaydı, mutlaka, bu
maden büyük şirketlerin eline geçecekti ve bu, Türkiye'nin çıkarına
olmayacaktı, farklı amaçla kullanılmış olacaktı.
Sayın milletvekilleri, burada, bor, anlatılmakla
bitmez. Bugün, Rusya'da kullanılan uzay mekiklerinden birinin adı Boran'dır;
yani, Türkçesi bordur. 1959 senesinde, yine, Amerika Birleşik Devletlerinde
yapılan feza uçaklarından bir tanesi tamamen bor madeniyle oluşturulmuş ve
böylesine, geleceğe yönelik, stratejik savaş uçakları elde edilmiştir. Bu
çabalar hâlâ devam etmektedir.
Sevgili milletvekilleri, bor öylesine bir maddedir ki,
200 gramlık bir borla, 100 000 nüfuslu bir kentin 24 saatliğine ısıtılması,
soğutulması, her türlü sanayi elektriğini elde etmek mümkündür. İşte, 2000
yılında IMF'yle yapılan anlaşmanın 37 nci maddesinde, ulusal değeri çok yüksek
olan böylesine bir madenin özelleştirilmesi IMF tarafından dikte ettirilmiştir.
IMF tarafından dikte ettirilen borla ilgili bu konuda, çok hassas olmadığımız
takdirde, gelecekte, bu, elimizdeki stratejik malzemeler, başka büyük
şirketlerin eline geçerek, Türkiye'de çok ciddî bir kayba sebebiyet vermiş
oluruz. İşte, bundan dolayıdır ki, borla ilgili geleceğe yönelik çalışmalarda,
kanunun hiçbir maddesinde eksiklik bırakmamalıyız. Komisyonlardan birçok
eksiklikle buraya gelen tasarı, burada, gerek önergelerimizle gerekse Sayın
Bakanın ve Komisyon üyelerinin olumlu görüşleriyle şekil değiştirmiştir.
Sayın milletvekilleri, biraz önce, önergeyle
değiştirdiğimiz bir virgülün bile, gelecekte ne kadar önemli olduğunu, hep
beraber görürüz; çünkü, Türkiyemizde, hepimiz biliyoruz, bir virgülün yer
değiştirmiş olması dahi kanunun anlamını değiştirebilir; bunu, hep beraber
biliyoruz. Böylesine önemli bir olayda, endişelerimiz vardır, çekincelerimiz
vardır. Yönetim biçiminin, mutlak ve mutlak suretle, bilim adamlarından
oluşması gerekir.
Sayın Bakanım, yönetim kurullarının mühendislerden
oluşacağı söylenmektedir. Hangi mühendislerden oluşacağı konusunda orada
açıklık getirilmemiştir; metalürji mühendisinden mi oluşacağı, konuyu bilen
mühendisten mi oluşacağı, yoksa, ziraat mühendisinden mi oluşacağı konusunda,
her türlü şaibeyi ortadan kaldıracak yapının yasada oluşması lazımdır. Kişinin
iyi niyeti, devletin geleceği bakımından önemlidir; ama, asıl önemli olan,
yasalarla, olayı pekiştirerek, geleceğe dönük, ona hiç kimsenin dokunamayacağı
bir biçimde zemin hazırlamaktır. Ümit ediyorum ki, bu atamalar, gerçekten,
bilim insanlarından oluşturulursa, hepimizin üzerinde anlaştığımız, olumlu
görüş bildirdiğimiz enstitülerin kurulması konusunda, yanlış adım atmamış
oluruz. Gelecekte, dünyada çok ciddî bir yeri olacak borla ilgili ulusal
değerlerimizi koruyabilirsek, Türkiye, dünyada çağdaş yerini bulacak ve saygın
ülkelerin başında yerini alacaktır. Böylesine önemli bir madenin Türkiye'de
bulunması ve dünya bor rezervlerinin yüzde 65'i gibi bir çoğunluğunun yapısal
olarak Türkiye'de bulunması, hiç şüphe yok ki, Türkiye'yi, gelecekte, petrolü
olan ülkelerin bile önünde, daha saygın bir hale getirebilir, dünyada
Türkiye'nin konumunu çok farklı kılabilir.
Sevgili milletvekilleri, elimizdeki bordan elde
edeceğimiz değerler, milyarlarla ölçülemeyecek kadar çoktur. Onun için, biz,
bunları iyi değerlendirmek zorundayız.
Çok kısa bir zaman önce meydana gelen Irak Savaşındaki
asıl amaç, hepimiz biliyoruz ki, oradaki rejimi değiştirmek değildir; oradaki
asıl amaç, Amerika'nın dünya petrollerini ele geçirmesidir. Şimdi, onların
dünya petrollerini ele geçirmek gibi amaçlarının yanında, Türkiye'nin
vazgeçilmez büyük bir potansiyeli olan bor madenleri de vardır.
İşte, şimdi, biz, büyük milletlerin, büyük devletlerin
bu bor madenleri üzerindeki oyunlarını görerek, bu enstitü kurma kararıyla
özelleştirmenin bir yolunu açmış olursak, Türkiye'ye, geleceğe dönük en büyük
kötülüğü yapmış oluruz.
İnanıyorum ki, yapılan her kanun iyi niyetle
yapılmaktadır; ama, sonucu iyi niyetli olmamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın Türkmen, buyurun.
KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Özellikle, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanımız, bu Mecliste, kamuoyunda, her yerde, zaman zaman, geçmiş
hükümetlerin Mavi Akımda yaptığı yanlışların Türkiye'ye ne büyük zararlar
getirdiğini söylemektedir; biz de bunu kabul ediyoruz.
Şimdi, aynı hataları bir defa daha tekrarlayarak,
gelecekteki hükümetlerin, böyle bir oluşumu, 59 uncu hükümet için, bu
Parlamento için söylememelerini istiyoruz. İşte, hassasiyetimizin konusu budur.
Ayrıca, burada, 28 kişilik personel grubunun gerekirse
56 kişiye çıkarılması öngörülmektedir; bu da Anayasaya aykırıdır. Bu maddenin
de, buradan, mutlaka ve mutlaka kalkması gerekmektedir.
Bu duygularla size saygılarımı sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Türkmen.
Şahsı adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman
Sali; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 12 nci maddesiyle ilgili olarak, şahsım
adına söz almış bulunuyorum.
Sayın milletvekilleri, hepinizin de bildiği üzere,
idarî sistemimizin yapısal problemleri, aşırı hiyerarşik yapılanma,
verimsizlik, kırtasiyecilik, gelenekçilik ve tutuculuk, sayısal kalabalık ve
hantallık, merkeziyetçilik ve yetkicilik, mükerrer teşkilatlanma olarak dile
getirilmektedir.
Sayın milletvekilleri, kamu personelinin görevi, kamu
hizmetlerini olabildiğince kusursuz üretmek suretiyle, vatandaşımızın
mutluluğunu artırmaktır. Kamu personelinin, vatandaş ve astları karşısındaki
buyurgan ve baskıcı çalışma anlayışı değiştirilerek, görevlerinin vatandaşın
mutluluğunu artırmak olduğunu benimseyen, hoşgörü ve işbirliğine dayanan bir
çalışma anlayışı yerleştirilmelidir. Buyurgan ve baskıcı çalışma anlayışını
temsil eden amir ve memur kavramları yerine, kamu yöneticisi, kamu personeli,
kamu çalışanı gibi kavramlar geliştirilerek, kullanılabilmelidir.
Aşırı bürokratik, hiyerarşik ve merkeziyetçi örgütlenme
modeli yerine, esnek ve yatay örgütlenmiş, yurttaş demokrasisini
gerçekleştirmeyi hedeflemiş hizmet bürokrasisi ve teşkilatı oluşturulmalıdır;
oluşturmak zorundayız.
Sayın milletvekilleri, Bor Enstitüsü Kurulması
Hakkındaki Kanun Tasarısının 12 nci maddesinde, arz ettiğimiz ve bize göre
hatalı anlayış ve yapısal problemler açısından değerlendirdiğimizde, şunları
görüyoruz:
Birincisi; tasarıda "memur" kavramı yerine
"personel" kavramı kullanılmıştır. Üç tip personel söz konusudur:
Sürekli personel, süreli personel, yabancı danışman ve uzmanlar. Sürekli
personel, enstitü hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri yürütecektir.
Süreli personel, proje ve araştırmaların gerektirdiği niteliklere sahip, proje
ve araştırma süresiyle sınırlı personeldir; bir başka ifadeyle, bunlar,
enstitünün, aslî, sürekli personeli değildir, diğer kamu kurum ve kuruluşları
personelidir.
Burada şu sorulabilir: Diğer kamu kurum ve kuruluşları
personeli enstitüde süreli olarak görev alacaksa, asıl kurumlarındaki
görevlerini aksatmış olmayacaklar mı? Bu, teorik olarak doğrudur; ancak, kamu
yönetimimizde, iş analizleri, teşkilat analizleri ve buna dayalı norm kadro
çalışmaları yapılmadığından, pratikte böyle bir sakınca söz konusu değildir.
İkinci husus; hiyerarşik yapılanma yoktur, enstitü
esnek ve yatay örgütlendirilmiştir. Bildiğiniz üzere, idarî örgütte, başkan ve
başkana bağlı üç adet koordinatörlük vardır. Mevcut hizmet birimlerinin
kaldırılmasına ve yeni hizmet birimlerinin kurulmasına Bakanlar Kurulu
yetkilidir.
Bu tasarının üçüncü özelliği; personel sayısı son
derece az tutulmuştur. İyi tarafından da bakılabilir, olumsuz tarafından da
bakılabilir; ancak, toplam 28 sürekli personel söz konusudur ve Bakanlar
Kurulu, pozisyon unvan ve sayılarında değişiklik yapabilecektir.
Dördüncüsü, tasarıya ekli 28 kişilik pozisyon
cetvelinde yer alan üç unvan, esasen, aslîlik ve süreklilik niteliği de
taşımamaktadır. Bunlar, sekreter, büro görevlisi ve şoför pozisyon
unvanlarıdır.
Enstitü personelinin niteliklerinin belirlenmesinde
gösterilecek dikkat, hem enstitünün geleceğini belirleyecek hem de teşkilatı
verimsizlik, kırtasiyecilik gibi yapısal problemlerden koruyacaktır.
Beşincisi; diğer yapısal problemlerin varlığı veya
yokluğu, olması veya olmaması, kurum kültürüyle bağlantılı olarak zaman
içerisinde netleşecektir. Uygulamalara bağlı bir husus olarak ortaya
çıkacaktır.
Tasarıyla, enstitü teşkilatında yatay, esnek bir
örgütlenme modeli ve dinamik bir personel yapısı öngörülmüştür. Bu sistem,
enstitünün amaçlarıyla da örtüşen bir modeldir diye düşünüyorum.
Ayrıca, kavramlar ve örgütlenme biçiminin biraz daha
geliştirilmek suretiyle diğer kamu kurum ve kuruluşlarımıza da
uygulanabileceğini düşünmekteyim.
Tasarının hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sali.
Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesinin
ekli cetvelde yer alan "koordinatör" unvanının "grup
koordinatörü" olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
|
Eyüp
Fatsa |
|
Fetani
Battal |
Fahri
Keskin |
|
Ordu |
|
Bayburt |
Eskişehir |
|
|
Ali
Öğüten |
Fikret
Badazlı |
Ahmet
Ertürk |
|
|
Karabük |
Antalya |
Aydın |
|
|
|
Mehmet
Sait Armağan |
|
|
|
|
Isparta |
|
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)
- Takdire bırakıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Hükümet?..
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
8 inci maddede yapılan değişikliğe paralel olarak ekli
cetvelde de değişiklik yapılması gerekli olmuştur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı,
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, maddeyi kabul edilen önerge
doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
Mali hakları
MADDE 13. - Enstitü Başkanı ve Enstitünün sürekli personeli, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununa tabidir. Başkanın Enstitüde görevli olacağı sürede eski görevleri ile
ilişkileri kesilir. Ancak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve özel mevzuatla
düzenlenmiş personel rejimine tabi ise, Enstitüdeki görevi sona erdikten sonra,
başvurması halinde Başbakan tarafından müktesebine uygun bir kadroya atanır.
Emeklilik açısından, Enstitü Başkanı genel müdür,
koordinatörler Başbakanlık başkanları, uzmanlar bakanlık daire başkanına denk statüde
kabul edilir. Diğer personele, 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Emekli Sandığı
Kanununun ek 48 inci maddesinin (b) bendi hükümlerine göre işlem yapılır.
Yabancı danışman ve uzmanlar hariç, Enstitü Başkanı ile
sürekli ve süreli personelin aylık ücret ve diğer mali hakları, 13.7.2001
tarihli 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde Bakanlar
Kurulu tarafından belirlenir.
Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerine, ayda ikiden fazla
olmamak üzere uhdesinde kamu görevi
bulunanlara (2000) gösterge rakamının, uhdesinde her herhangi bir kamu görevi
bulunmayanlara ise (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı
sonucunda bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir.
Yönetim Kurulu Başkan ve üyeleri, Enstitü Başkanı,
sürekli ve süreli personel ile vekalet ve istisna akdi ile hizmet verenlerin ve
yabancı danışman ve uzmanların
görevlerinin ifası sırasında yaptıkları masrafların hangilerinin Enstitü
bütçesinden karşılanabileceğine dair usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Denetim, Gelirler
ve Bütçe
Denetim
MADDE 14. - Enstitü, 21.2.1967 tarihli ve 832 sayılı
Sayıştay Kanununun vize ve tescil
hükümleri hariç, Sayıştay denetimine tabidir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... 14 üncü madde kabul edilmiştir.
15 inci maddeyi okutuyorum:
Gelirler ve bütçe
MADDE 15. - Enstitünün gelirleri şunlardır:
a) Eti Holding
A.Ş.'nin bor ürünlerinin satışından % 0,2 oranında pay.
b) Bor madenleri işletmelerinden alınan Devlet hakkının
%15'i.
c) Enstitüye yapılacak yardımlar, bağışlar ve
vasiyetler.
d) Enstitünün ücret karşılığı verdiği hizmet
gelirlerinin tamamı ile sürekli ve
süreli personel tarafından yapılacak
Ar-Ge projeleri karşılığı alınan ücretlerin %20'si.
e) Yayın gelirleri.
f) Patent gelirleri ve sair gelirler.
Enstitünün gelirlerinin, giderlerini karşılaması
esastır. Enstitü gelirleri, Yönetim Kurulunun uygun gördüğü bankalarda açılacak
hesaplarda tutulur. Bu gelirlerden hesap yılı sonuna kadar harcanmayan paralar
Maliye Bakanlığına bildirildikten sonra Enstitünün ertesi yıl gelir hesabına
aktarılır. Enstitünün gelirleri bu Kanunda belirtilen görevlerini tam olarak
yerine getirebilmesi için yeterli
düzeye gelinceye kadar, gerekli malî kaynak Genel Bütçeden karşılanır.
Enstitünün giderleri Yönetim Kurulunca onaylanan
bütçeden karşılanır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu ve şahsı adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Kemal Deveciler
söz talebinde bulunmuşlardır.
Buyurun Sayın Deveciler. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması
Hakkında Kanun Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Bor, ülkemizin sahip olduğu en önemli madenlerden biri
olup, değerlendirilmesi ve sahip çıkılması, ülkemizin geleceği açısından çok
büyük bir önem arz etmektedir. 21 inci Yüzyıla adım atmış olduğumuz bu ilk
yıllarda, ciddî düzeyde malî kaynak sıkıntısı çeken ve borçlarını borçla
kapatmaya çalışan ülkemiz, yer altında trilyon dolarlarla ifade edilen doğal
zenginliklere sahip olmasına rağmen, bu emsalsiz servet, maalesef, Türkiye'nin
refahı ve gelişmesi için değerlendirilememektedir.
Tek başına, dünya bor madenleri rezervlerinin yaklaşık
yüzde 63'ünü elinde bulunduran ülkemiz, trilyonlarca dolara denk gelen bu
kaynağı akılcı kullanamadığı gibi, bu madenlerin, dış ve iç siyasî baskılar
sonucunda, özelleştirme yoluyla çokuluslu yabancı sermayenin eline geçmesi
anlamına gelecek bir şekilde satışıyla elimizden alınması amaçlanan gayret ve
müdahalelere tanıklık etmek zorunda kalmış olmamız, ülkemiz açısından korkunç
bir talihsizlik olmaktadır.
Birçok bilim adamının "21 inci Yüzyılın
petrolü" olarak tanımladığı ve uzay teknolojisinden bilim sektörüne,
nükleer teknolojiden savaş sanayiine kadar pek çok alanın vazgeçilmez
hammaddesi durumuna gelen bor madeni, ülkemizin belki de elinde bulundurduğu en
stratejik varlığı durumundadır.
20 nci Yüzyıl boyunca dünyada yaşanan birçok siyasî,
iktisadî ve askerî gelişmenin başaktörü durumunda olan petrolün günümüzde
alternatifi olsa bile, bor madenlerinin alternatifinin olmayışı, bu madenin ne
denli stratejik ve gelişmiş dünya ülkelerinin hepsi için ne derece vazgeçilmez
olduğunu göstermektedir. Onun için, ülkemiz borlarının daha iyi
değerlendirilebilmesi açısından mutlak surette bor araştırma enstitüsünün
kurulması gerekmektedir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümet Programında yer alan
Bor Ürünleri Araştırma Enstitüsünün (BOREN) kurulmasına dair yasa tasarısı
metni, bu haliyle yasalaştığında, bor madenciliği ve bor endüstrisine hiçbir
katkı sağlamayacaktır. Tasarı, gerekçe bölümünde açıklanan hedeflere ulaşmaktan
uzak, idarî ve malî özerkliği olmayan, bakanlığın etki alanında, yeni bir KİT
yaratmaktadır. Yönetim kurulu; enstitü başkanı, Enerji Bakanlığının göstereceği
2 üye, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, TÜBİTAK'ın bağlı olduğu Devlet Bakanlığı,
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Yükseköğretim Kurulunun önerecekleri
1'er üye olmak üzere, toplam 7 üyeden oluşmakta ve ilgili kurumun teklifi ve
Başbakanın onayıyla bu üyeler atanmaktadır. Yine, enstitü başkanı ita amiri
olup, Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından atanmaktadır.
Aslında, "yönetim kurulunun" yerine
"bilimsel dayanışma kurulu"nun kurulması gerekmektedir. "Neden
bilim kurulu?" diyeceksiniz: Çok sayıda üniversiteden, çok sayıda farklı
disiplinden onlarca, belki de yüzün çok üzerinde bilim adamı, bu alanda, bunca
yıldır hiçbir destek görmeden araştırmalar yapagelirken, bundan sonraki
araştırma stratejilerini, araştırma programlarını ve projelerini belirleme ve
seçme hakkına neden sahip olmasın?!
Enstitünün araştırma ve eğitim programları bilim
kurulunca hazırlanmalıdır.
Enstitü, bor ve ürün pazarları, teknolojileri,
endüstrisi, ekonomisi, ticareti, hukuku ve benzeri her konuda bir bilgi ve
istihbarat merkezi olmalıdır. Bu merkeze, yurtiçi ve yurtdışı çalışmaları
yürütebilecek yeterlilik, yetkinlik ve sayıda kaç kişi çalışması gerekiyorsa,
bu mutlaka sağlanmalıdır. Enstitü kendi araştırma ve teknoloji laboratuvarını
kurmalı ve destekleyeceği asıl araştırmalar burada yürütülmelidir.
Sayın milletvekilleri, sizlere soruyorum: Tüm bu
açıklamalardan sonra, Bor Araştırma Enstitüsünün (BOREN) hâlâ özerk bir kuruluş
olduğu söylenebilir mi? Yönetim kurulunun tamamını ve enstitü başkanını
Başbakanın atayacağı bu kurumdan özerk bir davranış ve tutum nasıl
beklenebilir?! Atamalarda, enstitünün amacına uygun birikimi olanların
atanacağı nasıl güvence altına alınabilir?!
Siyasî kadrolarda değişiklik yapılması da siyasî
iradenin tasarrufuna bırakılmıştır. BOREN, görüştüğümüz bu yasa tasarısında belirtilen
idarî ve malî özerk kuruluş olmaktan uzak, Başbakanlığa yüksek ücretle istihdam
sağlayan, kaynaklarını siyasî iradenin talebi doğrultusunda kullanabilecek yeni
bir arpalık olmaktan öteye gitmeyecektir.
Enstitünün gelirler bölümündeki kaynakların toplamının
en fazla 1 500 000-2 000 000 milyon dolar olabileceği hesaplanmıştır. Bu
gelirle, ancak enstitünün personel giderleri, genel giderleri
karşılanabileceğinden, araştırma çalışmalarının yapılmasının imkânsızlığı
ortada açıkça görülmektedir.
Bor araştırmaları için gerekli laboratuvar, pilot tesis
kurulmak için öncelikle 10 000 000 doların üzerinde yatırıma ihtiyaç vardır.
Taslakta bu gözardı edilmiştir. BOREN'in kadro teşkilatında 13 adet uzman
istihdamı öngörülmüş, fakat ne uzmanı
olduğu belirtilmemiştir. Bu haliyle söz konusu uzmanlıklara, yoksa, şu anda
Etibor Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı kadrosuna AKP iktidarınca yeni
atanan, madencilikle ilgisi dahi bulunmayan Cahit Çetinkaya gibi İslam tarihi
ve benzeri eğitim görenler mi atanacaktır?
Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı aynen kabul
edildiğinde kurulacak olan bor enstitüsü, özerk yapıdan uzak, işlevsel ve
fonksiyonel olarak hizmet veremez durumda olacaktır. Bu yasa tasarısının aynen
kabul edilerek yasalaşması durumunda:
İdarî ve malî özerkliği olmayan, verimsiz, yüksek
personel istihdam edilen yeni bir KİT oluşacaktır.
Gerekçe bölümünde açıklanan hedeflere kesinlikle
ulaşılamayacaktır.
Kaynak ve zaman kaybı olacaktır.
Dünyanın en büyük ve en kaliteli bor madenine sahip
ülkemizin, bordan daha fazla katma değer yaratması zorunludur. Siyasî
iktidarların arpalığına dönüşecek, göstermelik olarak kurulacak olan bor
enstitüsü, kamuoyunun beklentilerini boşa çıkaracak, devlet eliyle işletilen
bor madenlerinin özelleştirilmesi için bahane ve gerekçe yaratılmış olacaktır.
Bütün bu konularla ilgili örnekleme yapmak istiyorum:
Etibor AŞ Emet Borikasit Fabrikası, 1997 yılında yatırım programına alınmış
olup, 2000 yılında bitirilerek üretime geçmesi programlanmıştır. 2003 yılı
başındaki durumu ise, 85 000 000 dolar harcamayla tesis yüzde 95'in üzerinde
tamamlanmış; ancak, 1 500 00 dolarlık malzemenin hâlâ siparişinin verilmemesi
nedeniyle, üretime 2004 yılından önce geçilemeyecektir. Burada 40 000 000
dolarlık hâsılat kaybı söz konusudur.
Yine, Etibor AŞ Bandırma Sülfürikasit Fabrikası iki
defa ihale edilmiş olup, birinci ihalede 65 000 000 dolara teklif
alınmışken ihale iptal edilmiştir. Birinci ihaledeki bazı işler ihale
kapsamından çıkarılarak, çıkılan ikinci ihale sonucunda verilen 74 900 000
dolara ihale teklifi kabul edilerek sözleşme imzalanmıştır. Burada da Etiborun
10 000 000 doların üzerinde zararı vardır.
Etibor AŞ Kırka Bor İşletme Müdürlüğü Üçüncü Etibor-48
üretim tesisi 30 000 000 dolarlık yatırımdan sonra iki yıldır üretime
alınamamıştır.
Ülke içinde bora dayalı sanayiin gelişmesine yönelik
çalışmalar yapılmalı, bundan sonra ekonomikliği olan özel bor ürünlerinin sınaî
ölçekte üretimi, yine bu ürünleri tüketecek sanayiin gelişmesiyle paralel
olarak ele alınmalıdır.
Tüm çalışmalarda Eti Holdingin ham ve rafine bor
ürünleri konusunda 2840 sayılı Yasadan kaynaklanan misyonu mutlaka
korunmalıdır.
Etibor AŞ Kırka, Bigadiç, Emet ve Kestelek
İşletmelerinde zamanında ve yeterli miktarda yapılmayan yatırımlardan, hatalı
projelerden dolayı, bor madeni üretimi de riske edilmektedir. Dünyanın en
kaliteli ve büyük tinkal rezervine sahip Kırka İşletmesinde yeterli maden ve
konsantre cevheri üretimi yapılamamaktadır; bunun sonucu, rafine üründe de
kullanılamayan kapasite büyüktür.
Dünyanın en büyük ve kaliteli bor tuzlarına (ulxit,
tinkal ve kolemanit) sahip Etibor AŞ kendi rafine tesislerine bile istenilen
kalite ve miktarda maden üretimini yapamaz durumdadır.
Yine, öğütülmüş kolemanit tesisi, yüzde 50 kapasitenin
altında çalıştırılırken, Eti Grubu Avrupa'ya öğütülmüş ürün ihracı yerine,
Avrupa'daki öğütücü firmalara konsantre kolemanit satışı yaparak, katma değeri
yurtdışına transfer etmekte sakınca görmemektedir. Eti Holding, bor ürünleri ve
ferrokrom ihracatında da ayrıcalıklı firmalara düşük fiyatla istediği miktarda
satış yapmakta sakınca görmemektedir. Çin'e gönderilen öğütülmüş kolemanit
ürünü ambalajı üzerine, Çin'de, "bu ürün ABC (American Borat Company) ile
Eti Holding ortak ürünüdür" yazılarak yüksek fiyatla pazarlanmakta, Eti
Holding ise bunu hâlâ izlemekle
yetinmektedir. Aynı piyasada ABC'nin kendi ürününü de pazarladığı
unutulmamalıdır. Bu bölgeyi bloke ederek,
kendi kontrolü altında, yüzde 90 kendi ürününü, yüzde 10 Eti Holdingin ürününü yüksek fiyatla
pazarlamaktadır.
Eti ürünü öğütülmüş kolemaniti Uzakdoğu'da iki firma
pazarlamaktadır. Bunlardan ABC firması, kendi ürünü ile Eti ürününü beraberce
pazarlamakta 300 000- 350 000 ton/yıl pazara hitap etmektedir; bu pazarda Eti
ürünü 25 000 ton civarındadır. ABC firması bu bölgede Eti ürününü başka
firmaların pazarlamasını engellemektedir. Bu nedenle, 300 000 ton üzerindeki bu
pazardan Eti'nin payı ancak yüzde 10'un
altında gezinmektedir.
Eti Holding, öğütülmüş tesis kapasitesini hızla
artırmalı ve bu pazara direkt girerek pazarın tamamını ele geçirmelidir. Bu durumda 15 000 000
dolarlık yatırımla, yılda 100 000 000 dolar üzerinde ilave hâsılat
sağlanabilecektir.
Kesinlikle, tabiî ki, bor araştırma enstitüsü
kurulmalıdır diyorum. Eti Holding yapısı dışında teşkilatlandırılmalıdır;
ancak, bor enstitüsü, üst yapısı ve organizasyonunda yer alacak kadrolara,
fonksiyonel olarak liyakatli, bor konusunda gerçekten bilgi ve tecrübe sahibi
insanların atanması sağlanmalıdır. Aksi takdirde, siyasî iktidarın arpalığından
ileri gidemeyecektir.
Bugünkü yönetim anlayışı ve yönetici pozisyonundaki
insanların kimlikleri, liyakatleri göz önüne alındığında, Eti Holding AŞ ve Eti
Bor AŞ'nin varlığını devam ettirmesi bence mümkün değildir. Kötü yönetim sonucu
dünya bor pazarındaki payımızın azalması, borların kamu eliyle yönetilemeyeceği
yönünde kamuoyu oluşturmada etkin olacaktır. Günümüzde, bor işletmelerinde
çalışanların, demoralize oldukları, işletmecilik faaliyetleri için emek
harcamaları gerekirken, siyasî iktidara yamanarak kadro peşinde koşmaları,
rejimle, kamu yönetimiyle çatışan kişilerin kadroları ele geçirmeleri, Etibor
AŞ'de yönetim boşluğu yaratmış olup, giderek çöküntüye neden olacaktır. Mal ve
hizmet üretemeyen, yatırımlarını gerçekleştiremeyen, pazar payı sürekli azalan,
kaynaklarını kullanamayan, moral ve heyecanını yitiren elemanlarla kısa sürede,
borların özelleştirilmesiyle, Amerikan Borat Company Şirketinin eline geçerek,
yıllardan beri uygulanan borları ele geçirme politikası başarıyla sonuçlanmış
olacaktır. Eti Holdingdeki kadrolaşma ve kurumun yönetilemez hale getirilmesi,
kurumun yok edilmesi, planlı ve kasıtlı uygulanan politikalardır.
Kuzey ve Güney Amerika'daki bor yataklarının önümüzdeki
yirmi otuz yıl içerisinde tamamen tükeneceği, Rusya dahil, diğer üreticilerin
düşük tenörlü cevherleriyle Türkiye'deki bor yataklarıyla rekabet etme imkânı
olmadığı göz önüne alındığında, bor madenlerinin önemi daha da anlaşılacaktır.
Borlarda kesinlikle devlet tekelinin aynen korunması
gerekmektedir. Tabiî ki, bor enstitüsü kurulması gerekmektedir. Bor pazarında
hâkimiyeti sağlayacak cevher üretimi, rafine üretimi, pazarlama, pazar
geliştirme faaliyetlerinin etkinliğinin artırılacağı organizasyona
gidilmelidir. Halen yüzde 20 olan pazar payının yüzde 75-80 düzeylerine
çıkarılması için, yatırımların hızla tamamlanması hedef alınmalıdır.
Bu hususların gerçekleştirilmesi için, ulus bilincine
sahip, liyakatli, bor konusunda deneyimli ve bilgili kimselerin Eti Holding ve
Etibor yönetimine girmeleri, mevcut yönetimin mutlak suretle değiştirilmesi
gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, sizlere izah ettiğim hususlara
dikkat edileceğini ümit ediyorum; Yüce Meclise saygılarımı ve sevgilerimi
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Deveciler.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
BEŞİNCİ BÖLÜM
Son Hükümler
Malvarlığı
MADDE 16.- Enstitünün mal ve varlıkları Devlet malı
sayılır, haczedilemez, rehnedilemez.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi okutuyorum:
Uygulanmayacak hükümler
MADDE 17.- Enstitü, 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı
Muhasebei Umumiye Kanunu ile 21.2.1967 tarihli ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun
vize ve tescile ilişkin hükümlerine tabi değildir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
Muafiyetler
MADDE 18.- Enstitü ve Enstitünün gelirleri damga
vergisi hariç her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Enstitü, yapacağı
araştırma ve incelemeler için hiçbir ilmühaber, ruhsatname ve imtiyaz almak
zorunda değildir. Enstitü tarafından açılacak davalarda teminat aranmaz.
Eti Holding A.Ş.'nin, yaptıracağı Ar-Ge projeleri
kapsamında alınan patentlerin kullanımı Eti Holding A.Ş.'ye ait olup bunlardan
ücret alınmaz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
Yönetmelikler
MADDE 19. - Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve
esasları gösteren yönetmelikler, Yönetim Kurulunun oluşumundan itibaren altı ay
içinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak hazırlanır ve yürürlüğe
konulur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
Bilgi isteme ve gizliliğe uyma
MADDE 20. - Enstitü, araştırma ve inceleme konuları
için gerekli gördüğü her türlü bilgiyi kamu kurum ve kuruluşlarından istemeye
yetkilidir. Kendilerinden bilgi istenen kamu kurum ve kuruluşları, söz konusu
isteğe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler. Enstitü Yönetim
Kurulu üyeleri ve her türlü personeli gizlilik taşıyan bilgileri açıklayamaz,
kendilerinin veya başkalarının menfaatına kullanamaz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Sayın Tacidar Seyhan.
Buyurun Sayın Seyhan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 20 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, düşüncelerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.
Tabiî, bütün arkadaşlarım yoruldu; hep, kısa kesmemi
umut ediyorlar. Sizler adına olmasa da, çalışan arkadaşlarım adına gayret
gösteriyorum, merak etmeyin; çünkü, bizim görevimiz bu, onların da görevi; ama,
çok yoruldular. Toparlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu madde, gizlilikle ilgili bir
madde. Şimdi, tabiî, bir kere, araştırma kurumlarına bakıyorsunuz. Eğer, Eti
Holdingin bütün belgeleri alır almaz değerlendirilmezse -orada da, bir
araştırma yapıldı- Eti Holdinge, elinizdeki araştırma sonuçlarını verin
diyecekler... Biz, o araştırma sonuçlarının güvenliğini sağlamakla yükümlüyüz.
Ben, bu konuda, sağlamayacaklarını düşünerek değil, dikkat çekmek için
söylüyorum. Hazırlanan yönetmeliklerde, bunlara da yer verilmesi lazım. Eğer,
bu belgeler, şimdiye kadar elde ettiğimiz araştırma sonuçları, yabancı
firmaların eline geçerse, biz, bu sıkıntıyı, daha çok çekeriz. Elimizdeki
belgeleri doğru değerlendirelim. TÜBİTAK'tan, hiçbir kuruluş, böylesine basit
bir çağrıyla araştırma sonucunu alamaz. O konudaki tüm ayrıntılar, gidin bakın,
kuruluş anındaki tüm metinde açıklanmıştır. Birinci eksiklik budur.
Sonra, yine 15 inci maddede diyoruz ki uzman
çalıştıracağız. Yabancı uzmanlar tabiî çalıştırılsın, bunlardan bilgi mi
alacağız; yani teknolojimizi geliştirecek bir disiplin içerisinde mi
kullanacağız; evet, tamam, kullanalım; ama, bunların nasıl kullanılacağı, nasıl
disipline edileceği de ayrı bir endişe konusudur. Bunu da, özellikle bakanlığın
dikkatle incelemesi gerekir.
Ayrıca, yine tasarıda bir şeyi 12 nci maddede
arkadaşlarımız izah etmeye çalıştı; ama parmak basmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 12 nci maddede daha önce de
açıkladığım bir hususu burada tamamlayarak bitirmek istiyorum sözlerimi.
"Personelin pozisyon, unvan ve sayılarında mevcut pozisyon sayısının iki
katını aşmamak kaydıyla değişiklik yapılmasına, mevcut hizmet birimlerinin
kaldırılmasına ve yeni hizmet birimlerinin kurulmasına, Enstitünün teklifi,
Bakanın onayı üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilir."
Bakın, bu maddede dikkatinizi çekiyorum, biz Meclisin
yetkisini bakanlığa bırakıyoruz; yani yasamanın yetkisini yürütmeye
bırakıyoruz. Maddedeki bu hal, Anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasanın 7 nci maddesi "yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük
Millet Meclisinindir" der. "Bu yetki devredilemez" der; ama biz
bu yetkiyi özellikle personel sayılarının değiştirilmesi yetkisini, artırılması
yetkisini Bakanlar Kuruluna veriyoruz, buradaki yetkiyi devrediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bununla da kalmıyoruz, yabancı
uzmanların sayıları belirtilmemiş, burada da bir açıklık var. Bunun dışında
"Enstitüde proje ve araştırmaların gerektirdiği niteliklere sahip proje ve
araştırma süresiyle sınırlı olarak yeterli sayıda süreli personel istihdam
edilebilir" deniliyor; yani, ne demek yeterli sayıda? Kaç süreli personel
çalıştıracaksınız enstitüde, bu da belli değil. Önü açık, arkası açık, uçsuz
bucaksız bir ayrıntı. Bu konularda, Sayın Bakanımı da, Bakanlık yetkililerini de
duyarlı olmaya davet ediyorum ve son olarak, tasarının tamamı üzerindeki
düşüncelerimi kısaca beyan etmek ve aranızdan ayrılmak istiyorum.
Bakın değerli arkadaşlarım, bir kere, araştırma, siyasî
kuralları sevmez, dünyanın her yerinde sevmiyor; siyaset bulaştı mı, araştırma
diye bir şey kalmaz. Ne kadar iyi kanun yaparsanız yapın, bu kanun ne kadar
mükemmel olursa olsun, eğer işletim kötüyse, sonuca gitmeniz mümkün değildir.
Akademik araştırma ve faaliyetlere, tarafsız, bilimsel yaklaşımlarla gitmek
zorundasınız; bunun dışındaki yaklaşımların tümü bilimsel araştırmalara sekte
vurur.
Sonucu etkileyen değerlere geleceğim. Hep, işlemedi
devlet kurumlarımız, işleyemedi diyoruz; kanunlar değil, arz-talep ilişkisi
belirler; endüstri bunu böyle tanımlar. Sonucun belirleyicisi, doğal
seleksiyondur. Eğer siz, hükümet olarak, bu doğal seleksiyon içerisinde
faaliyete yönlendirdiğiniz kurumlarda gerekli tedbirleri almazsanız, disipline
etmezseniz, özerk, özgür, planlamaya, vizyona dayalı bir çalışmanın önünü
açmazsanız, doğal seleksiyon tersine
işler, enstitü kurulduğu anda ölü
doğar.
Hepinize saygı ve sevgiler sunuyor, teşekkür ediyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... 20 nci madde kabul edilmiştir.
Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin
atandığı tarihten itibaren bir yıl süreyle koordinatör dışındaki unvanlara, 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden çalışan ve bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
7 nci maddesindeki şartları taşıyan personel de atanabilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, koordinatörün unvanı değişmişti
"grup koordinatörü" şekline dönüşmüştü.
Komisyon ve Hükümet bu eklememize katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)
- Katılıyoruz.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
"Grup koordinatörü dışındaki" şeklinde
olacak.
Bu değişik şekliyle maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 21. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... 21 inci madde kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
Yürütme
MADDE 22. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... 22 nci madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, oyunun rengini belirtmek üzere,
son söz milletvekilinindir, ilkemizden hareketle, lehinde, Ordu Milletvekili
Sayın Cemal Uysal söz istemiştir.
Buyurun Sayın Uysal. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bugünkü yeni ekonomik düzende, doğal kaynakların ve
hatta enerjinin önemi nispî olarak azalmıştır. En değerli olan, artık,
bilgidir. Bugün önemli olan, bilginin ürünlere ve süreçlere, hatta, bilginin
bilgiye uygulanmasıdır. Tek başına, cevher olarak hiçbir maden, hatta, bor
bile, bir şey ifade etmemektedir.
Ürünlerin terkibinde yoğun olarak kullanıldığı için ve kullanma
potansiyeli olduğu için bor çok önemlidir.
Enstitü, bilginin bora ve bor ürünlerine, süreçlere
uygulanması için, teknoloji yaratmak için kurulmaktadır.
Bordan uç ürünler üretilecektir; neye göre; kullanım
oranlarına göre. Alan nasıl belirlenecek; dünyadaki tüm ürünlerin terkibini;
yani, girdi desenini belirleyeceğiz, sonra da, ürünlerimizin burada
kullanılmasını sağlayacağız, bu ürünlerin yapılmasında ikame ürünü olarak borun
kullanılmasını sağlayacağız. Tabiî, bor, yeni yeni ürünlerin üretilmesinde de
girdi olarak kullanılabilecektir ve bu alandaki potansiyeli çok büyüktür. Bunun
ne kadar önemli olduğunu; ama, aynı zamanda da ne kadar güç olduğunu bilmemiz
gerekir.
Borun bugünkü ürünlerde alternatif ürün olarak
kullanılmasını sağlamak için ihtiyacı belirlemek gerekir. Ürünümüz, süreçlerde
daha kolay uygulanabilir olmalı, kullanılacağı ürünün kalitesini artırmalı ve
ürün maliyetini olumlu etkilemelidir.
Bora, yani, uç ürünlerimize talebi yaratmak için,
kullanım alanını belirlememiz ve teorik talebi efektif talebe dönüştürmemiz
gerekir. Ürün ihtiyacını bilmeden talep yaratmamız mümkün değildir. İlacı
düşünelim. Nasıl üretilmektedir; ilaç nasıl icat edilmektedir?.. Hastalık
belli, ona göre ilaç üretilir, piyasaya arz edilir ve talep yaratılır, talep
teşvik edilir. Bir anlamda, biraz da ekonomi kurallarına uygun olmayan bir
tarzda, üretim talebe takaddüm etmektedir.
Borda uç ürünlere geçtiğimiz zaman, bunu piyasaya arz
ettiğimizde, bunun tekel maddesi bir ürün veya fiyat karteli şeklinde, piyasa
sisteminden bağımsız olarak, istediğimiz fiyattan satıp zengin olacağımızı
sanmayalım. Her ürünün mutlaka bir alternatifi bulunur, bir ikame maddesi
bulunur. Bunu da hiçbir zaman gözden uzak tutmayalım. Uç ürünlere geçtiğimiz
zaman, burada, özel sektörün devreye girmesi de kaçınılmaz olabilir.
Ben, yakın gelecekte fazla bir avantajı görünmeyen;
ama, uzun bir gelecekte çok büyük stratejik önemi olan ve ülkemizde çok büyük
rezervleri bulunan borun, bu enstitü sayesinde, teknoloji bakımından daha da
gelişeceğine ve ülkemize çok daha faydalı hizmetler göreceğine inanıyor, bor
enstitüsünün kurulmasını destekliyor, buna olumlu oy vereceğimi ifade ediyor;
hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uysal.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya
tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, oylama için 5 dakika süre
vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden
yardım istemelerini; bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy
pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise,
hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve
soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine oylama için öngörülen 5
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Sayın milletvekilleri, pusula gönderen; yani, sisteme
giremeyen sayın milletvekillerinin Genel Kurul salonunu terk etmemelerini rica
ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Bor ve Ürünleri
Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu
açıklıyorum:
Oylamaya katılan milletvekili sayısı : 163
Kabul :
163
Sayın milletvekilleri, bu durumda, toplantı yetersayısı
bulanamadığından, oylaması önümüzdeki birleşime kalmıştır. (1)
Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı bulunamadığı
için çalışmalarımıza devam edemiyoruz; ancak, ara verip, aradan sonra da
yoklama yapmam gerekiyor. Eğer, gruplar uygun görüyorlarsa, çalışmalarımızı
burada sonuçlandıracağız.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Mutabakat sağladık Sayın
Başkan. Çalışmaları bu safhada durduruyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sözlü soru önergeleri ile denetim konularını sırasıyla
görüşmek için, 3 Haziran 2003 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşimi kapatıyorum.
(1) Açıkoylama
kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.
Kapanma Saati
: 23.45