DÖNEM : 22        YASAMA YILI : 1

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 16

 

87 nci Birleşim

29 . 5 . 2003 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1. - Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün, Balıkesir İlinin sorunlarıyla tohum üretim istasyonunun kapatılmasının yaratacağı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması

2. - İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar'ın, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, Gazipaşa'da kurulması planlanan orkinos yetiştirme çiftliklerinin bölge turizmine olumsuz etkilerine, yaş sebze ve meyve ihracatındaki sıkıntılara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumunun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/96)

C) Tezkereler ve Önergeler

1. - Osmaniye Milletvekili Necati Uzdil'in (6/457) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/63)

IV. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Görüşmeler

1. - Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusunda genel görüşme (8/2)

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/594) (S. Sayısı: 143)

2. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/558) (S. Sayısı: 135)

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, son beş yılda ithal edilen bazı deniz motorlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/493)

2. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, İstanbul İl Müdürlüğünün bilgisayar donanımı ihalesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı (7/495)

3. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, Aycell Yönetim Kurulu Üyeliğine ve Müsteşar Yardımcılığına yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı (7/507)

4. - Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın, RTÜK'te görev süresi biten üyelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/514)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.

Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık, sözleşmeli çiftçilik uygulamaları sırasında yapılan sözleşmelerdeki boşlukların yarattığı sorunlar ve alınması gerekli tedbirlere,

Siirt Milletvekili Öner Ergenç, çocukların suç işlemelerinin önlenmesi ve suç işleyen çocukların topluma kazandırılmasına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Ağrı Milletvekili Naci Aslan, Gürbulak gümrük tesislerinin açılışı ve sınır ticaretinin Ağrı İli ekonomisinin gelişmesine olan katkısına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler cevap verdi.

Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 21 milletvekilinin, Adıyaman İli Besni İlçesinin tarihî ve kültürel değerlerinin korunması için (10/93),

İstanbul Milletvekili Emin Şirin ve 21 milletvekilinin, Türk basınının sorunlarının araştırılarak (10/94),

Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 23 milletvekilinin, ülkemizdeki demir ve çelik üretimi ile Erdemir’in mevcut durumunun ve sorunlarının araştırılarak (10/95),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil'in (6/226) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

Bazı milletvekillerine, Başkanlık tezkeresinde belirtilen sebep ve sürelerle izin,

Bursa Milletvekili Ali Dinçer'e ödenek ve yolluğunun,

Verilmesine ilişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.

Genel Kurulun 28.5.2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 43 üncü sırasında yer alan 136 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 2 nci sırasına, 42 nci sırasında yer alan  135 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına, 34 üncü sırasında yer alan 124 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, daha önce Gelen Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 145 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının ise 48 saat geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına, 50 nci sırasında yer alan 143 sıra sayılı Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının ise 6 ncı sırasına, 49 uncu sırasında yer alan 142 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına alınmasına ve bu birleşimde; gündemin 6 ncı sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde saat 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilerek, bu sıraya kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına, 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşimde açılması kabul edilen Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusundaki genel görüşmenin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve genel görüşmenin, 29.5.2003 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına ve bu birleşimde, Genel Kurulun saat 13.00'te toplanarak, 142 ve 143 sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde, saat 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilerek, bu işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi, kabul edildi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının :

1 inci sırasında bulunan (6/160),

2 nci sırasında bulunan (6/161),

3 üncü sırasında bulunan (6/166),

4 üncü sırasında bulunan (6/172),

Esas numaralı sorular üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından yazılı soruya çevrildi; soru sahipleri de görüşlerini açıkladı.

5 inci sırasında bulunan (6/173),

7 nci sırasında bulunan (6/188),

11 inci sırasında bulunan (6/193),

Esas numaralı sorulara Sağlık Bakanı Recep Akdağ;

12 nci sırasında bulunan (6/194),

13 üncü sırasında bulunan (6/195),

19 uncu sırasında bulunan (6/204),

Esas numaralı sorulara Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler,

Cevap verdi;

(6/193), (6/194), (6/195) ve (6/204) esas numaralı soruların sahipleri de karşı görüşlerini açıkladılar.

  6 ncı sırasında bulunan (6/183),

  8 inci sırasında bulunan (6/189),

  9 uncu sırasında bulunan (6/190),

10 uncu sırasında bulunan (6/191),

Esas numaralı sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Sağlık Bakanlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/554) (S. Sayısı: 133),

2 nci sırasına alınan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Uzman Erbaş Kanunu, Uzman Jandarma Kanunu, Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Askerlik Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/538) (S. Sayısı: 136), 

Yapılan görüşmelerden sonra,  kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

3 üncü sırasına alınan, Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının (1/558) (S. Sayısı: 135) görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

4 üncü sırasına alınan, Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/556) (S. Sayısı: 124), yapılan görüşmelerden sonra,  kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

Genel Kurulun 28.5.2003 tarihli (bugünkü) birleşiminde gündemin 7 nci sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

5 inci sırasına alınan, Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/600) (S. Sayısı:145), yapılan görüşmelerden sonra,  kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

6 ncı sırasına alınan, Doğal Afetlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/594) (S.Sayısı: 143) görüşmelerinin tamamlanmasını takiben elektronik cihazla yapılan açıkoylaması sonucunda, Genel Kurulda toplantı yetersayısının bulunmadığı anlaşıldığından,

Alınan karar gereğince, 29 Mayıs 2003 Perşembe günü saat 13.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.58'de son verildi.

Yılmaz Ateş

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Mevlüt Akgün

Yaşar Tüzün

 

Karaman

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

Suat Kılıç

 

 

Samsun

 

 

Kâtip Üye

 

 

 


No. : 120

II. - GELEN KÂĞITLAR

29 . 5 . 2003 Perşembe

Tasarı

1. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/605) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2003)

Teklif

1. - Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç ve 31 Milletvekilinin; Muhtar ve İl Genel Meclisi Üyelerinin Sosyal Güvenlikleri Hakkında Kanun Teklifi (2/141) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2003)

Tezkere

1. - Cumhurbaşkanlığı 2002 Mali Yılı Kesinhesap Cetvelinin Sunulduğuna İlişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Tezkeresi (3/294) (Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2003)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 Milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/96) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.5.2003)

 


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

29 Mayıs 2003 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Suat KILIÇ (Samsun)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Balıkesir İlinin sorunları konusunda söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür'e aittir.

Buyurun Sayın Sür. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1. - Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün, Balıkesir İlinin sorunlarıyla tohum üretim istasyonunun kapatılmasının yaratacağı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması

ORHAN SÜR (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Balıkesir İlinin sorunları ve Balıkesir'de bulunan sebzecilik üretim istasyonunun kapatılması hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, nitelikli tohum kullanılmasının, verimi, diğer üretim şartlarına bağlı olarak yüzde 20, yüzde 30 oranında artırdığı hatta yabancı döllenen türlerde melez tohumların 3 katına kadar verim artışı sağladığı bilinmektedir.

Gıda sanayiinde hammadde sağlayan üretimin kalitesinin en az ürünün miktarı kadar önemli olduğunu, ürünün ekonomik değerinin en önemli belirleyici noktasının da kalitesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, tarımsal ürünlerin, kalite, verim ve çeşitliliğini artırmak amacıyla pek çok türde bitki ıslahı yoluyla ve biyoteknoloji dahil, gelişmiş ülkeler tarafından yeni teknolojiler kullanılarak elde edilen yeni çeşitler dünyanın her tarafına hızla yayılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin araştırma ve geliştirme çalışmalarına verdikleri önem ve bu alanlara ayırdıkları kaynak, gelişme yolundaki ülkelerin üzerinde durması gereken bir konudur.

Bu tür tohumların uygun şartlarda kullanılması sonucunda daha verimli ve ekonomik sonuçların elde edildiği bilinmektedir. Böyle bir üretim, dünyada yaygın olan deyimiyle, sürdürülebilir gelişmenin esasını oluşturmaktadır. Ülkemiz açısından düşünüldüğünde, ekilebilen alanların bazı haller dışında genişletilmesi mümkün olmadığı göz önüne alınırsa, elde edilecek ürünün artırılmasında birinci faktörün,  kaliteli tohumluk olduğu  görülmektedir.  Dünya genelinde  tohumluk  ticaretinin 30 milyar ABD Dolarına ulaştığı hesap edilmektedir. Büyük bir tarımsal potansiyele sahip olan ülkemizde, tohum yetiştiriciliği için, iklim, toprak ve diğer üretim faktörleri uygun olmasına rağmen, Türkiye, ihracatının çok düşük olması nedeniyle, uluslararası istatistiklerde, maalesef, yer almamaktadır. Yıllara göre değişmekle birlikte, tohum ithalatımız 70 000 000-75 000 000 dolardır. Nitelikli, kaliteli tohum, iç pazarımızda, yaklaşık 200 000 000 dolar civarında bir pazara sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce sunduğum kısa bilgiden de anlaşılacağı üzere, ülkemizdeki tarım üretiminde en önemli faktörlerden bir tanesi, nitelikli tohumdur. Balıkesir'de, yıllardır Türk çiftçisine hizmet eden bir kuruluş var; Tarım Bakanlığımıza bağlı, sebzecilik üretim istasyonu. Bu tesiste, Türk çiftçisinin hizmetine sunulmak üzere, çeşitli sebze tohumları yetiştiriliyor ve bu tohumlar, Türk çiftçisinin hizmetine sunuluyor.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce ifade ettiğim rakamlar incelendiğinde, 200 000 000 dolarlık bir piyasada, 70 000 000-75 000 000 doları dışarıdan ithalatla karşılıyoruz; geri kalan, iç üretimle karşılanıyor. İlkesel olarak, yıllardır devletin bu konuda yaptığı çalışmalar, Türk köylüsüne bir hizmet ve Balıkesir'de üretilen bu tohumlar da, elbette Türk köylüsünün emrinde; ama, gelin görün ki, hükümetimiz, yeni bir karar almış, Balıkesir'e gönderdiği bir yazıda diyor ki, Balıkesir sebzecilik üretim istasyonunun faaliyetlerini, 30 Haziran itibariyle durduruyorum.

Şimdi, bu kararın iki boyutu var. Birinci boyut olarak, bu üretimin durdurulmasını tartışabiliriz. İkinci bir boyutu daha var; zamanlama boyutu. Bizler, aslında, bu ülkede devletin birçok konuda öncülük yaptığını biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sür, sözlerinizi toparlar mısınız.

ORHAN SÜR (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Burada, üretimin durdurulmasıyla elde edilecek gelir nedir diye sormak gerekir. Aslında, burada, üretim durdurulacağına, bence, burada, bu eylemin, bu işin daha da geliştirilmesi gerekir. Dünyada tohumculuğa bütün ülkeler bu kadar önem verirken, Türkiye'de, devletin tohumculuk sektöründen çıkması, Türk çiftçisini, dünya tekellerinin emrine sunması manasını taşıyor.

Değerli arkadaşlarım, burası, bu amaçla kapatıldıktan sonra, Tarım Bakanlığına tahsisli olan bu yer, Hazineye devredilecek. Elbette, hükümetimizin uyguladığı politikalar sonucunda da, bu yer, sanırım satılacak. Gelin, bunu böyle yapmayalım; gelin, devlet olarak, bu yeri, Balıkesir'deki bu güzelim tesisi, yaklaşık 900 küsur dönüm olan bu güzelim tesisi, Türkiye'de hibrit tohum üretmekte örnek bir tesis haline getirelim. Bu tesis, Türk çiftçisine hizmet etmeye devam etsin ve devletimizi, gerekirse özel sektörle kol kola, burada, bir üretimin içine sokalım. Özel sektörü buraya davet edelim; gerekirse, devletle beraber bu çalışmayı yapalım; ama, bu güzelim tesisi kapatmayalım. Bu tesisi kapatmak, Türk çiftçisine vurulacak bir darbedir değerli arkadaşlarım.

Ayrıca, başka bir konuyu da anlamakta güçlük çekiyorum. Buradaki yaklaşık 800 dönümlük arazi, aylardır tarıma hazırlandı, sürüldü, ilacı atıldı, gübresi atıldı, fideler dikildi ve fideler, şu anda büyüyor. 30 Haziranda bu tesisi kapatmanın mantığını anlayamıyorum değerli arkadaşlarım. Daha hiçbir ürün elde edilememişken, orada fideler büyürken, bu tesisi kapatarak, buraya harcanan milyarlarca lirayı boşa sarf edeceksiniz.

Çok değerli arkadaşlarım, aylardır buraya harcanan milyarlarca lira para var. Bu parada herkesin hakkı var. 30 Haziran tarihinin, bir kere, öncelikle gözden geçirilmesini istiyorum; ama ilkesel olarak da Balıkesir'deki bu tesisin Türk çiftçisinin emrinde kalması, Türk Devletinin yeni teknolojileri bu ülkeye taşıyarak Türk çiftçisine hizmet etmesinin gerektiğine inanıyorum.

BAŞKAN - Sayın Sür, son cümlenizi alabilir miyim.

ORHAN SÜR (Devamla) - Bu duygularla Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sür.

Gündemdışı ikinci söz, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümü nedeniyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nusret Bayraktar'a aittir.

Buyurun Sayın Bayraktar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2. - İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar'ın, İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, 29 Mayıs 2003; İstanbul'un fethinin 550 nci yıldönümü. Bu münasebetle söz almış bulunuyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul'un fethinden almamız gereken çeşitli mesajlar vardır. Bu fetih, sıradan bir fetih değildir. Bu fetih, bazılarının iddia ettiği, Napolyon'un, Timur'un ve benzerlerinin yaptığı gibi işgalle başkalarının topraklarını ele geçirme değildir. Bu fetih, kelime anlamlarından da biri olan açmadır, gönülleri fethetmektir, gönüllere mesaj vermektir. Bu fetih, karanlıktan aydınlığa açılmadır. Bu fetih, karanlık çağın kapatılarak yerine yepyeni aydınlık bir çağın açılmasına vesiledir. Bu fetih mücadelesini veren 21 yaşındaki Fatih, Şeyh Edebali'den almış olduğu ilhamla, görmüş olduğu çok zengin ve geniş dinî ve fen ilimlerinin eğitimiyle, manevî hocalarının mihmandarlığıyla uzun yıllar hasretini çektiği duygu ve düşüncelerini, inançlarını gerçekleştirme hususunda yapmış olduğu gayretli çalışmaların sonucu ve 1 400 yıl önce, Peygamberimizin müjdesine mazhar olacak tarzda "İstanbul mutlaka fetholunacak; onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan, onu fethedecek asker ne güzel askerdir" sözüyle, bu müjdeye yetişebilmek için uğraş veren inanç ve kararlılıkla hedefe kilitlenen bir kumandanın, komutanın gayretinin sonucu ulaşılan bir neticedir.

Stratejik ve coğrafî bakımdan, tarih boyunca, milattan önce 240'tan başlayarak, Makedonyalılar, Persler, Emeviler, Abbasiler ve Latinler ile Cenevizliler ve nihayet Osmanlılar tarafından 28 kez kuşatma altına alınan İstanbul, ancak 21 yaşındaki Fatih, bütün tedbirleri alarak surları inşa ettirmek, Edirne'de, kendi projesini üretmiş olduğu, atılabilecek, sütre gerisi top mermilerini döktürerek tedbir almak suretiyle kan dökülmeden İstanbul'un alınmasına hazırlık yaparak, 12 Nisan 1453'te, elçiler yollayıp mesaj göndererek, Bizans imparatorlarına diyor ki, kan dökülmeden İstanbul'u teslim ediniz, aksi takdirde, bütün hazırlıklarımızı yaptık, güçlerimizi de ortaya koyduk... Hatta, 1453 yılının mayıs ayının 25'inde, bir gecede, 72 pare, topla donatılmış gemiler karadan yürütülerek, tekniğin en modern şekli ortaya konulmuş ve Haliç'e indirilmek suretiyle, güç gösterisiyle, kan dökülmemesine yönelik mesajlar verilmiş; ama, bunu kabul etmeyen Bizans İmparatoruna karşı, nihayet, 29 Mayıs 1453'te, Topkapı surlarından içeriye girilerek, 30 şehit verilmek suretiyle, Ulubatlı Hasan'ın burca bayrağı dikmesi suretiyle İstanbul fethedilmiştir ve Fatih beyaz atının üstüne binerek, sağında ve solunda, hocaları Akşemsettin ve Molla Gürani başta olmak üzere Ayasofya önlerine gidiyor ve orada, karşılayan Rumlara ve Rum kızlarına karşı hem kendi şefkat duygularını ortaya koyuyor, karşı taraftan da mesaj alıyor "bundan sonra, inancınız, yaşantınız, ibadetiniz, canınız, malınız, her şeyiniz benim teminatım altındadır" diyor. Nitekim, Roma ve Bizans imparatorlarının zulmünden kaçan gayrimüslimlere -Kapadokya yöresine gidenler bilirler; ibadetlerini yapma konusunda, Derinkuyu'da, yeraltına 8 kat şehirler inşa etmişlerdir- özgürlüklerini vereceği hususundaki mesajlar, hem İstanbul'da hem Bosna'da hem de Anadolu'da Fatih Sultan'ın önderliğiyle yaygınlaşarak gelişmiş olduğunu görüyoruz.

Atatürk'ün bile "Türk tarihinin en büyük kumandanlarının başında gelen" dediği Sultan Fatih'in, aynı zamanda iyi bir mühendis, iyi bir tarihçi, doğu ve batı düşüncesini yakından inceleyen bilim, sanat ve kültür adamı olduğunu biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bayraktar; sözlerinizi toparlar mısınız.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Özellikle gençlerin, bu bakımdan alacakları mesajlar vardır. 21 yaşındaki bir hünkâr, bir sultan, yedi lisan bilmekte, bütün fen ve sanat ilimlerini görmüş ve bu hazırlıklarla yeni bir çağın açılmasına vesile olmuştur.

5 dakikada fetih ve İstanbul'u, Fatih'i anlatmanın zor olduğunu biliyorum, mümkün olmadığını da biliyorum; ama, birkaç cümleyle özetleyerek sözüme nihayet vermek istiyorum.

Özellikle, Fatih'in fethinden sonra, medeniyetler, kültür ve sanat şehri olan İstanbul, gerçekten -bütün dünyanın gözü önündeki örneklerle dolu- tarih sahnesindeki yerini almıştır.

30 Mart 1432 tarihinde Edirne'de doğan, 3 Mayıs 1481 tarihinde, 49 yaşında, Gebze'de Hünkâr Çayırında vefat eden Fatih'in, tarihî geçmişiyle bize miras olarak bıraktığı İstanbul'un, Türkiye nüfusunun beşte 1'ini, Türkiye ticaretinin yüzde 55'ini, Türkiye sanayiinin yüzde 40'ını oluşturmakla birlikte, bir medeniyet kenti olmasına rağmen, maalesef, bugün çarpık kentleşme konusuyla âdeta çırpınmakta olduğunu görüyoruz.

Bütün bunlara rağmen, bugün, İstanbul ve fetihle ilgili sözlerimi, Arif Nihat Asya'dan değil, Nâzım Hikmet'ten bir şiirle noktalamak istiyorum.

Nâzım Hikmet, bu şiiri, 1921 yılında kaleme almış olup, İstanbul ve Fatih'le ilgili şu mısraları döktürüyor:

"İslamın beklediği en şerefli gündür bu;

Rum Konstantiniyesi oldu Türk İstanbul'u.

Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,

Türk'ün Genç Padişahı, bir gök yarılır gibi

Girdi "Eğri kapı"dan, kır atının üstünde;

Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!

O ne mutlu, mübarek kuluymuş Allah'ın...

"Belde-i Tayyıbe-yi Fetheden Padişah'ın.

Hak yerine getirdi en büyük niyazını,

Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını.

İşte o günden beri Türk'ün malı İstanbul,

Başkasının malı olursa, yıkılmalı İstanbul..." (Alkışlar)

O yüce Fatih ve şehitleri rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor; fethin 550 nci yıldönümünü bir kez daha tebrik ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayraktar.

Üçüncü söz, orkinos balık üreticiliği ve yaş meyve  ve sebze ihracatında Kapıkule Gümrüğündeki TIR kuyruklarıyla ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan'a aittir.

Buyurun Sayın Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)

3. - Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın, Gazipaşa'da kurulması planlanan orkinos yetiştirme çiftliklerinin bölge turizmine olumsuz etkilerine, yaş sebze ve meyve ihracatındaki sıkıntılara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaş sebze ve meyve ihracatı ile orkinos yetiştirme çiftlikleri hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, ülkemizi borç ve faiz yükünden kurtarmanın, ekonomimizi ayağa kaldırmanın yolunun üretim olduğu, ihracat olduğu ve turizm olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir.

Türkiye, meyve üretiminde dünyada dokuzuncu sırada, sebze üretiminde dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Biber üretiminin yüzde 8'i, domates üretiminin yüzde 7'si, patlıcan üretiminin de yüzde 4'ü, ülkemiz tarafından yapılmaktadır.

Dünyada yaş sebze ve meyve ihracatı 114 000 000 ton dolayında olup, ülkemiz, bunun ancak yüzde 1'ini gerçekleştirmektedir. Bu pazardan daha fazla pay almamız için, sektörün sorunları acilen çözülmelidir.

En öncelikli sorunlardan birisi teşviktir. Narenciye ihracatına nakit teşvik verilmesine karşın, üretimi daha pahalı ve daha riskli olan sera ürünlerine teşvik verilmemektedir. Domates, biber çeşitleri, hıyar, kabak, patlıcan ve meyvelere teşvik verilmesi, modern sera yapana teşvik ve uygun kredi verilmesi halinde, ihracatımız kesin olarak artacaktır. Üreticilerin malı para edecek, üreticinin yüzü gülecektir.

Cam seracılıkta, Antalya, Akdeniz ülkeleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Antalya'nın, turizmde olduğu gibi seracılıkta da çekim merkezi olması için, Antalya ve ilçelerine doğalgaz getirilmelidir.

Antalya-Alanya yolu, Finike-Elmalı yolu, Patara-Kalkan yolu bitirilmelidir; Finike-Demre yolu yapılmalıdır.

Selden, doludan, hortumdan zarar gören üreticilerin ürünleri, doğal afetlere karşı sigortalanmalıdır.

Diğer bir öncelikli sorun ise, gümrük kapılarında yaşanmaktadır. Sebze ve meyve yüklü TIR'lar, Kapıkule Gümrük Kapısında 25-30 saat kuyrukta bekletilmekte, 10-15 kilometre kuyruklar oluşmaktadır. Mermer yüklü TIR'larla sebze ve meyve yüklü TIR'lar aynı kuyrukta sıra beklemektedirler.

Sayın arkadaşlarım, malını satma, ihracat yapma, sebzen ve meyven çürüsün demekten başka ne anlama gelebilir?..

Bu konuda, Antalya İhracatçı Birlikleri Başkanlığı Başbakanlığa yazılı bir başvuru yapıyor: "İhracat yükü taşıyan TIR'lar, Kapıkule çıkışında 10 kilometreyi bulan kuyruklar oluşturuyor" diyor. Yine, Antalya İhracatçılar Birliğinin, üç ay sonra, 2 Aralık 2002 tarihinde, bu yazıyı ilgi tutarak yazdığı yazıda, TIR kuyruklarının 15 kilometreyi bulduğu ifade ediliyor.

Sayın Başkan,  sayın milletvekilleri;  bu başvurulara  karşı,  bakınız,  Gümrük  Müsteşarlığı, 12 Aralık 2002 tarihli yazısında, TIR'ların yüklemelerinin hafta içerisinde yapılmasının sağlanması halinde, sızlanmaların ortadan kalkacağını ifade etmektedir.

Sayın arkadaşlarım, bu nasıl bir ihracat anlayışıdır; hani "devleti küçülteceğiz" derken, kuyrukları mı uzatıyoruz?! Bu kuyruklardan, Gümrük Müsteşarının bile utandığını gazeteler yazdı. Utanmak yetmez, çözüm bulmak gerekir.

Aradan dokuz ay geçti, bu sezon bitti artık, yeni sezon için önlem alınsın. Sebze, meyve, olgunlaştığında, toplanmak için hafta içini, hafta sonunu beklemez. Yabancı firmalar, bizim keyfimize göre değil, kendi ihtiyaçlarına göre talepte bulunurlar, "hafta sonunda mal gönderemeyiz" dersek, hemen rakip ülkelerden mal isterler. İhracatta, gönderilen ürünlerin belli standardı vardır. Emir komuta zinciri içerisinde sebze, meyve üretimi de, ihracatı da yapılmaz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir de, ciddî bir ihracat ürünü olan orkinos balığı sorunu vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi toparlayın Sayın Kaptan.

OSMAN KAPTAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Atlantik orkinoslarını koruyan uluslararası bir örgüt var. Geçen hafta Genel Kuruldan geçen yasayla, bu örgüte Türkiye de üye oluyor. Bu örgüt, ülkelere kota koyuyor ve bu kotalara uyuluyor.

57 nci hükümet döneminde, Türkiye'de, 4 şirkete orkinos çiftliği kurma izni veriliyor. Bu çiftliklerden biri de, Antalya Gazipaşa'da kuruluyor. Orkinosların kilosu ortalama 20 dolardan Japonya'ya ihraç ediliyor. Bu durumu fark eden birçok firma izinli izinsiz olarak avlanınca, 60 000 000 -70 000 000 dolarlık orkinos kavgası başlıyor.

24 Haziran 2002'de, Alanya, Demirtaş, Gazipaşa civarında, denizde çürümüş, etrafa kötü koku saçan ölü orkinoslar görüldüğü bir tutanakla tespit edilmişken, dün de, yani, 28 Mayıs 2003 saat 18.30'da, Gazipaşa İskele Plajında ölü bir orkinos balığının kıyıya vurduğu, çürümeye başladığı, bu haliyle deniz ve çevre kirliliğine yol açtığı, yerinde bir tutanakla tespit edilmiştir. Tutanakta, Gazipaşa Belediye Başkanı ve Yardımcısının, Merkez Sağlık Ocağı Doktorunun, Çevre Sağlık Teknikerinin, Tarım İlçe Müdürünün ve iki de veterinerin imzası vardır. Denizde 20-30 tane daha ölü orkinos olduğunu balıkçılar görmüştür. Kıyıya vuran ölü orkinos, şu anda, Gazipaşa Belediyesindedir. Bu olaylar, turizmcileri ve Gazipaşa halkını ciddî olarak tedirgin etmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; orkinosta yanlış yapılmaktadır. Yer seçimi yanlış yapılıyor. Antalya'nın, Alanya'nın, Gazipaşa'nın tercihi turizmdir; imarını, planını, hep turizme göre yapmıştır. Bu konuda, 1989 yılında alınan bir Bakanlar Kurulu kararı da mevcuttur. Gazipaşa'daki tüm siyasî parti başkanları, Gazipaşa Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi üyeleri, muhtarlar, Antalya'nın iktidar ve muhalefet 13 milletvekili, demokratik kitle örgütleri ve Gazipaşa halkı, Gazipaşa'da orkinos çiftliği kurulmasına karşıdır.

BAŞKAN - Sayın Kaptan, sözlerinizi toparlar mısınız.

OSMAN KAPTAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

18 Mart 2003'te, Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü, Antalya Valiliğine bir yazı yazarak, hükümet programı ve acil eylem planında açıklanan turizm kentleri kapsamında, Gazipaşa İlçesi ve yakın çevresinde çalışma yapmak üzere bir teknik heyet görevlendirmiştir. Bir ay sonra, 17 Nisan 2003'te ise, yine, aynı Genel Müdür, Bakan adına imzalı, Antalya Valiliğine yazdığı ikinci bir yazıda, bir şirkete Gazipaşa'da orkinos balık çiftliği kurulmasında bir sakınca yoktur diye izin verilmesine yardımcı olmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu, nasıl bir turizm anlayışıdır? Allahaşkına, iktidarın turizm kentleri projesi bu mudur?.. Bir ay önce turizm kenti olan Gazipaşa'ya, bir ay sonra turizm alanı değildir denilebiliyor! Yine, bu konuda, Antalya'da Çevre, Tarım, Turizm İl Müdürlüklerinin yetkililerinin içinde bulunduğu bir komisyon 13 Mayıs 2003 tarihli bir tutanakla, çevresel etkilerin önemsiz olacağı düşünülerek, ÇED gerekli değildir diye bir rapor düzenliyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, hükümete sormak istiyorum; hani, ülkeyi halkla beraber yönetecektiniz?! Hani, yerel yönetimlere daha fazla yetki verecektiniz?! Bu komisyonda bir tek Gazipaşa temsilcisi yoktur. ÇED raporu, bu hayatî konuda gerekli olmayacaksa hangi konuda gerekli olacak? Biz, orkinos üretimine karşı değiliz. Biz, orkinos ihracatına da karşı değiliz, ancak, seçilen yerler, turizmi etkilemeyen yerler olsun diyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaptan.

Hükümet adına, Devlet Bakanı Sayın Kürşad Tüzmen cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Tüzmen. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın gündemdışı konuşmasıyla ilgili söz almış bulunuyorum.

Malumları olduğu üzere, iktidara geldiğimizden bu yana, ihracatın artırılması için elimizden gelen çalışmaları yapıyoruz. Tabiî, ihracattaki artış, kapılarımızdaki yükün de artmasına sebep oluyor. Yalnız, Kapıkule'de görülen sorun, esas itibariyle, sadece ihracat artışından kaynaklanmamaktadır.

2002 yılının ikinci yarısından itibaren ihracatta ciddî artış olmaya başlamıştır, özellikle kasım ayından itibaren -kasım, aralık, ocakta- yaklaşık yüzde 33 ve yılın ikinci yarısında da yüzde 34,8'lik bir ihracat artışıyla karşılaştık.

Şimdi, 2001 yılında 68 047 adet araç geçiyordu Kapıkule'den; 2002 yılında yüzde 31 arttı araç sayısı, 88 993 araç geçmeye başladı; 2003 yılında ise, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 36 oranında bir artış oldu ve 24 071 adede çıktı.

Bütün bu çalışmaların sonucunda, Kapıkule'deki yığılmanın gerçek nedeninin ne olduğunu, Bulgar taraflarıyla beraber, çeşitli ziyaretlerimizde, oraya arkadaşlarımızı da göndererek, araştırdık. Şimdi, ortaya çıkan bütün tablo, yığılmanın asıl nedeni, Bulgar tarafından kaynaklanıyor. Bulgar idareleri, öncelikle, günde ortalama 400  TIR aracının giriş ve aynı sayıda TIR aracının çıkış imkânını tamamlayabiliyorlar; fakat, hafta sonlarında Türk tarafından gelen yığılmayı azaltamıyorlar. Oradaki gümrük imkânları, Bulgaristan tarafının gümrük imkânları, özellikle bizim taraftaki kapının onda 1'i büyüklüğünde olması nedeniyle, bu yükü eritemiyor. Bu problemin çözülmesi için, Bulgaristan'ın bu konuda fizikî altyapı çalışmalarının başlatılması amacıyla, resmî görüşmelerimiz sürdürülüyor.

Burada diğer önemli husus, Bulgar tarafı -özellikle bizden geçen araçlarla ilgili olarak- TIR araçları ile kamyonetleri aynı kapsamda değerlendiriyor. Dolayısıyla, bavul ticaretine konu olan mallar ile TIR'lar aynı kapıdan giriyor ve bavul ticaretine konu olan mallarla ilgili fizikî muayene yaptıkları için, teker teker orada bu fizikî muayenenin yapılması için beklemesi, arkada da TIR kuyruklarının oluşmasına sebebiyet veriyor.

Sonuç olarak, aslında, bu kuyruklar, sadece, değerli Antalya Milletvekilimizin söylediği gibi yaş meyve sebzede yaşanmıyor, diğer bütün ürünlerde bu tip sıkışıklığı biz görüyoruz ve özellikle, önceki yıllarda olduğu gibi, bu işlemlerin, Bulgar tarafının fizikî altyapısını tamamlamasını da sağlayarak, bir an evvel çözülmesi için, hükümetimiz elinden gelen gayreti gösteriyor.

Hepinizin bilgilerine arz ediyorum; saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüzmen.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz salı günü, Çanakkale İlinde parti çalışmalarına katılan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ve beraberindeki milletvekilleri acı bir trafik kazası yaşamak durumunda kaldılar. Karşı yönden gelen araç, yolun kaygan olması nedeniyle dengesini kaybederek parti otobüsünün altına girdi; kaza sonucu 2 vatandaşımız hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Tanrı'dan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ve beraberindeki milletvekilleri ve heyete de geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

Geçmiş olsun efendim.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sağ olun.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

1 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan ve 24 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumunun mevcut durumunun ve taşkömürü üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/96)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de taşkömürü üretiminin sürekli azalmasının sebepleri, Türkiye Taşkömürü Kurumunun sürekli zarar eder hale gelmesine yol açan idarî ve siyasî nedenlerin araştırılması ve bu sektörde  yaşanan sorunların  çözüm yollarının bulunması amacıyla,  Anayasanın 98,  İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1- Fazlı Erdoğan                                 (Zonguldak)

2- Şükrü Ünal                                (Osmaniye)

3- Ömer Özyılmaz                                (Erzurum)

4- Alim Tunç                                (Uşak)

5- Mehmet Özyol                                (Adıyaman)

6- Ali Öğüten                                (Karabük)

7- Hasan Ali Çelik                                (Sakarya)

8- Şükrü Önder                                (Yalova)

9- Fetani Battal                                (Bayburt)

10- Polat Türkmen                                (Zonguldak)

11- Mustafa Demir                                (Samsun)

12- Faruk Anbarcıoğlu                                (Bursa)

13- Köksal Toptan                                (Zonguldak)

14- Harun Tüfekçi                                (Konya)

15- Ersönmez Yarbay                                (Ankara)

16- Cemal Uysal                                (Ordu)

17- Mehmet Atilla Maraş                                (Şanlıurfa)

18- Musa Uzunkaya                                (Samsun)

19- Hacı Biner                                (Van)

20 - Mustafa Dündar                                (Bursa)

21 - Murat Yılmazer                                 (Kırıkkale)

22 - Osman Kılıç                                 (Sıvas)

23 - Eyyüp Sanay                                 (Ankara)

24 - Hamza Albayrak                                 (Amasya)

25 - Nevzat Doğan                                 (Kocaeli)

Gerekçe:

Taşkömürü, demir-çelik ve enerji sektörü için vazgeçilmez bir hammadde, ülkemiz için ise stratejik bir madendir. 1848 yılından bugüne 155 yıldır havzada kömür üretilmiş ve Zonguldak, daima Türkiye'nin sanayileşme hamlelerinin itici gücü olmuştur.

Avrupa Birliğinin 2020 yılı enerji talep projeksiyonunda, enerji kaynakları paylarındaki en büyük artış kömürde görülmektedir.

Oysa, ülkemizde fosil kaynakları içinde en büyük rezerve sahip olan kömüre gereken önem verilmemiştir. Kömürün sadece elektrik, demir-çelik ve sanayide kullanımı, kömürün üretilmesiyle yaratılan katmadeğer, istihdam, üretildiği bölgenin sosyoekonomik, kültürel kalkınmasındaki etkisi dikkate alınarak ulusal bir kömür politikası oluşturulması gerekmektedir.

Ülkemizin en önemli taşkömürü rezervleri Zonguldak ve civarındadır. Zonguldak havzasında bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda 1,1 milyar ton rezerv saptanmıştır. Havza, Karadeniz Ereğlisinden başlayarak, Kandilli, Zonguldak, Amasra, Pelitovası, Azdavay ve Söğütözü'ne kadar uzanan bölgeyi kapsamaktadır.

Türkiye'de taşkömürü tüketiminin büyük bölümü sanayi tarafından gerçekleştirilmektedir. Demir-çelik sanayi tüketimi içinde TTK kaynaklı kömürlerin payı sürekli olarak geriler iken, ithalatın payı, son iki yıl hariç, artmaktadır. Termik santrallarda tüketim ise, tümüyle Çatalağzı Termik Santralının kapasite kullanımına bağlıdır.

Taşkömürü madenciliği, ülkemizde derin damarlarda yürütülmektedir ve derin damar madenciliğinde yatırım, damar şartlarına bağlı olarak değişmekteyse de, gelişmiş ülkelerde yatırım, ülkemiz gibi düşük değildir. 1994-1999 yılları arası TTK yatırımları 2,1-4,05 USD/ton arasında değişirken, gelişmiş ülkelerde bu değer 5-10 USD/ton seviyesindedir. Yine, TTK'da yeraltı toplam işçi sayısı 10 898 iken, yerüstü işçi sayısı 5 250'dir. Bu dengenin 5/1 seviyesine çıkarılması gerekir.

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında TTK'nın 1997-2000 yılları arasındaki yıllık satılabilir taşkömürü üretim miktarı 5 350 000 ton olarak hedeflenmiş, buna karşılık 1998 yılındaki satılabilir taşkömürü üretimi 2 136 120 ton olarak planlananın ancak yüzde 40'ı oranında gerçekleşmiştir. Ayrıca, üretim azalmasına paralel olarak, demir-çelik sanayiine verilen taşkömürü miktarı toplam üretimin yüzde 9,5'ine kadar düşmüştür.

Ülkemizin tek taşkömürü üreten müessesesi olan TTK, sanki gizli bir el tarafından zararları kabul edilemez bir seviyeye çıkarılarak, kapanmanın eşiğine getirilmektedir. Ayrıca, gittikçe büyüyen dışticaret açığı problemi açısından önemli bir ithal kalemi olan taşkömürünün üretiminin azalması, döviz kaybını büyütmektedir.

Düne kadar enerjinin, taşkömürünün, demirin, çeliğin başkenti olan Zonguldak, son yılların yanlış ekonomik politikaları yüzünden harabeye dönmüştür.

TTK'nın içine düştüğü durumdan çıkarılması, ülke ekonomisi açısından çok büyük bir kazanç olacağı gibi, bir kentin yeniden doğuşu sağlanacaktır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair önerge vardır; okutuyorum:

C) Tezkereler ve Önergeler

1. - Osmaniye Milletvekili Necati Uzdil'in (6/457) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/63)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 251 inci sırasında yer alan (6/457) esas numaralı sözlü soru önergemi, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü yazılı olarak yanıtladığından geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

    Necati Uzdil

        Osmaniye

BAŞKAN - Soru önergesi geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Genel Kurulun 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın birinci sırasında yer alan, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusunda açılması kabul edilen genel görüşmeye başlıyoruz.

IV. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Görüşmeler

1. - Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler konusunda genel görüşme (8/2) (1)

BAŞKAN - Hükümet?.. Burada.

İçtüzüğümüze göre genel görüşmede ilk söz hakkı, önerge sahibi olarak, hükümete aittir; daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına 1'er üyeye, şahısları adına 2 üyeye söz verilecektir; ayrıca, istemi halinde hükümete de tekrar söz verilecek; bu suretle, genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahibi olarak hükümet ve şahıslar için 10'ar dakikadır.

Genel görüşme üzerinde söz alan sayın milletvekilleri var.

Hükümet?..Hükümetin bu aşamada söz talebi yok.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, elim bir trafik kazası yaşayan Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına ve çalışma arkadaşlarına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Grubumuz adına geçmiş olsun dileklerimi arz etmek istiyorum. Ayrıca, kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. (Alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Avrupa Birliğiyle ilgili olarak görüşülmesi kabul edilen genel görüşme üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, kırkdört yıldır, Avrupa Birliğine onurlu ve eşit statüde üye olma çabasını kararlılıkla sürdürmektedir. Avrupa Birliğinin, Türkiye'nin bu kararlı çabasını daha fazla desteklemesi ve kısa sürede, Avrupa Birliği ailesi içerisinde hak ettiği yeri almasını sağlaması, hepimizin ortak temennisidir.

Hepimizin bildiği gibi, Avrupa Birliği, barışı korumak ve ekonomik ve sosyal ilerlemeyi pekiştirmek amacıyla bir araya gelmiş 15 üye devletten oluşur. Birliğin içinde ortak kurumları bulunan üç topluluk vardır; Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1951 tarihli Paris Anlaşmasıyla, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu 1957 tarihli Roma Anlaşmasıyla, 1992'de de Maastricht'te Avrupa Birliği Anlaşmasıyla ekonomik ve parasal birlik doğrultusunda ilerleyen ve belirli alanlarda hükümetlerarası işbirliğini içeren bir Avrupa Birliği. Daha sonra, topluluklar, bu sürecin sonunda, üye devletler arasındaki bütün sınırları kaldırarak, tek bir pazar kurdular.

1992'de Maastricht'te imzalanan Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin neredeyse kırkdört yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra, Temmuz 1959'da, topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur. Türkiye-Avrupa Birliğinin kırkdört yıllık geçmişine baktığımızda, zaman zaman Avrupa Birliğinden kaynaklanan, zaman zaman da Türkiye'den kaynaklanan sebeplerle, bu birliktelik gerçekleştirilememiştir.

Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana, hatta son ikiyüz yıldan beri Batılılaşma ile modernleşme eş tutulmuştur. Avrupa Birliği, cumhuriyetten sonra en büyük dönüşüm projemizdir. Bu sebeple, Türkiye, NATO, OECD gibi Avrupa merkezli oluşan bütün siyasî, ekonomik ve güvenlik kuruluşlarına üye olmuştur.

                            

(1) (8/2) esas numaralı genel görüşme önergesinin öngörüşmeleri, 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşimde yapılmıştır.

Tam üyelik başvurumuza, o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından verilen cevapta, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması önerilmişti. Söz konusu anlaşma, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanmıştır.

Anlaşma, hazırlık dönemi, geçiş dönemi, nihaî dönem olmak üzere üç devre öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise, gümrük birliğinin tamamlanması planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde, geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirtilmiştir. Ancak, gerek Ankara Anlaşması gerek Katma Protokol, öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu, Türkiye ile topluluk arasında paylaştırmak gerekir. Ülkemiz, 1970'li yıllarda, içinde bulunduğu ekonomik krizler ve bazı siyasî tercihlerle, Katma Protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. Buna karşılık, topluluk da, kendi yükümlülüklerini aksatmış ve ortaklık ilişkilerinin genişletilmesi istikametinde çaba harcamaktan kaçınmıştır. Başlangıçta, sadece ekonomik olan sorunlar, 12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de topluluğa tam üye olmasıyla siyasî boyutlar da kazanmaya başlamıştır; topluluk-Türkiye ilişkileri dondurulmuş ve malî işbirliğine son verilmiştir; Katma Protokolün ise, sadece ticarî hükümleri işlemeye devam etmiş, diğer bütün hükümleri atıl kalmıştır. 1983 yılında, Türkiye'de, sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren, ülkemizin, ithal ikamesi politikalarını hızla terk ederek dışa açılma sürecini başlatması, ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye, bir taraftan, 14 Nisan 1987'de Avrupa Birliğine tam üyelik müracaatında bulunmuş; diğer taraftan, ertelenmiş bulunan gümrük vergileri, uyum ve indirim takvimini, 1988 yılından itibaren, hızlandırmış bir şekilde, yeniden yürürlüğe koymuştur. Avrupa Komisyonu, tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, topluluğun kendi içerisindeki derinleşme sürecini tamamlamasına ve gelecek genişlemesine kadar beklemesini ve bu arada, Türkiye'yle gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri, tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin, Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde, 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanılmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda, 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Avrupa Birliğinin diğer organlarında yer almadan gümrük birliğine girmiş tek ülkedir; ancak, gümrük birliğinin sorunsuz yürüdüğünü de söyleyebilmemiz mümkün değildir. Bir kere, Avrupa Birliği, gümrük birliğiyle birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Avrupa Birliği, gümrük birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi toplantısında üstlendiği ve ülkemize dört, beş yıllık bir dönem içinde 2,5 milyar euroya varan malî yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş, aynı şekilde, kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı tedbirleri de almamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasının başlıca iki nedeni vardır, birisi, Yunanistan'ın, diğeri ise Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Zira, bunlar Gümrük Birliği Anlaşması paketinin bir parçasıdır. 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde, Köln'de yapılan Avrupa Birliği Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere ve Fransa'nın desteğine rağmen, Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir. Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde, oybirliğiyle Avrupa Birliğine aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir katılım öncesi stratejiden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye, topluluk programları ve ajanslarıyla aday ülkeler ile birlik arasında katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkânına sahip olacaktır. Türkiye'nin Aralık 1999 Helsinki Zirvesinde aday olarak kabul edilmesi Avrupa Birliğiyle kırk yıllık geçmişe sahip ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Helsinki Zirvesinden bu yana geçen sürede, ülkemiz, Avrupa Birliğine katılım sürecinde diğer aday ülkelerle aynı muameleye tabi tutulmuş ve tüm faaliyetler bu çerçevede yürütülmüştür. Bu çerçevede, ülkemiz, Avrupa Birliğinin hükümet ve hükümet başkanları düzeyindeki zirvelerin, diğer aday ülkelerle birlikte, düzenli olarak katılmaya başlamıştır. 26 Mart 2001 tarihinde, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program kabul edilmiştir. Bu çerçevede, Avrupa Birliği mevzuatına uyum çalışmalarını yoğunlaştırmış ve müktesebat uyumu için faaliyet gösteren toplam 8 alt komite bünyesinde kapsamlı çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

İlişkilerin en üst düzey organı olan Ortaklık Konseyi, artık, olağan bir şekilde toplanmaya başlamış; son olarak, 15 Nisan 2003 günü yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında, önümüzdeki dönemde yapılması gereken çalışmalar ayrıntılı olarak ele alınarak, bir yol haritası benimsenmiştir.

Ülkemiz, 2001 yılında, Ulusal Programı Avrupa Birliğine iletmesini takiben, kısa süre içinde, gerek siyasî gerek ekonomik kriterler bağlamında önemli yasal düzenlemeleri tamamlamıştır. Siyasî kriterlere uyum amacıyla Anayasada kapsamlı değişiklikler gerçekleştirilmiş, bunların uygulanmaya geçirilmesi amacıyla birbiri ardına uyum paketleri çıkarılmıştır. Ayrıca, Katılım Ortaklığı Belgesinde öngörülen siyasî diyalog kapsamında, gerek Kıbrıs gerek Ege sorunlarına ilişkin kapsamlı bir karşılıklı görüşme süreci başlatılmıştır.

Türkiye'nin üyelik yönünde bugüne değin almış olduğu önlemlerin Avrupa Birliği üzerinde gayet önemli etki meydana getirdiğini de görmekteyiz. Atılan tüm bu adımlar, yeni kurulan AK Parti Hükümetinin konuya olan kararlı yaklaşımı sonucu, Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde alınan kararlara olumlu biçimde yansımıştır. Zirvede, Avrupa Birliği, ülkemizle üyelik müzakerelerine başlanılmasının değerlendirilmesi için ilk kez somut bir perspektif vermiştir. Kopenhag Zirvesinde alınan karar uyarınca, 2004 Aralık ayında komisyonun hazırlayacağı rapor ve öneriler doğrultusunda, Türkiye siyasî kriterleri karşıladığında, üyelik müzakereleri gecikmesiz olarak başlayacaktır.

Nedir bu Kopenhag Kriterleri? Avrupa Birliği üyesi ülkeler, 1993 yılında, Kopenhag devlet ve hükümet başkanları zirvesinde, Avrupa Birliğine katılmak isteyen ülkelerin karşılamaları gereken kriterleri ortaya koymuşlardır. Bunlar, objektif ve standart kriterlerdir. Diğer aday ülkeler gibi, Türkiye'den de yapması istenilen, bu kriterleri karşılama yönünde adımlar atmasıdır. Türkiye için farklı bir muamele de söz konusu değildir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği üyeliğini, 1960'lardan başlayarak bir devlet politikası haline getirmiş bir ülke olarak Türkiye'nin, söz konusu kriterleri, 1993 yılından itibaren gündemine alması gerekirken, bu kriterler, Türkiye'nin gündemine, geçtiğimiz yılın sonunda, 10-11 Aralıkta Helsinki'de toplanan Avrupa hükümet ve devlet başkanları zirvesi sonunda, Türkiye'nin üye adaylığının resmen onaylanmasından sonra girmiştir.

Kopenhag Kriterleri, Türkiye'de, daha çok "siyasî kriterler" olarak algılanmakta ve Avrupa Birliğinin Türkiye için özel olarak öne sürdüğü koşullar olarak değerlendirilmektedir. Oysa, gerçekte, Avrupa Birliği karşısında aday ülke konumunda bulunan her ülke için üye olma koşulları niteliğini taşıyan Kopenhag Kriterleri üç başlık altında toplanabilir; siyasî kriterler, ekonomik kriterler ve Avrupa Birliği üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği, yasal değişiklikler ve bu değişiklikleri uygulamaya geçirecek siyasî irade.

Siyasî kriterlerde, demokrasi kavramıyla siyasal çoğulculuk, ifade ve din seçme özgürlüğünü kapsayacak anayasal garantinin bulunması; çeşitli devlet birimlerinin normal işlevlerini yerine getirebilmesine imkân sağlayan demokratik kurumların, bağımsız yargı ve anayasal kurumların mevcudiyeti; değişik siyasal partilerin dönüşümlü olarak iktidara gelmesine imkân verecek ve genelde muhalefetin rolünü tanıyan özgür ve dürüst seçimlerin gerçekleştirilmesi belirtilmek istenmektedir.

İnsan haklarını tanımlayan unsurlar ise, Avrupa Konseyinin İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Hakkında Sözleşmesine taraf olunması ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvurunun kabulüdür. Bu çerçevede temel özgürlüklerin tanınmış olması, dil, din, cinsiyet, ırk, ifade ve basın özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, azınlık haklarının korunması ve hukukun karşısında kişilerin eşit konumda yer alması da, insan haklarının referans noktaları olarak sayılmaktadır.

Ekonomik kriterler arasında sayılan, işleyen pazar ekonomisinin var olabilmesi için, her şeyden önce, serbest piyasa koşullarının sağlanması; rekabetçi fiyatların geçerliliği; ticaretin liberalizasyonu, piyasaya giriş ve çıkış serbestisi; fikrî ve sınaî mülkiyet haklarının korunmasına yönelik bir yasal sistemin var olması ve iyi işleyişinin temini; fiyat istikrarı ve sürdürülebilir kamu finansmanı ve dış denge dahil, makro ekonomik istikrarın sağlanması. ekonomi politikasının temel ilkeleri konusunda, toplumda kapsamlı bir uzlaşmanın ve tasarrufları üretime ve yatırımlara dönüştürecek gelişmiş bir finans sektörünün varlığı gerekmektedir.

Ülkemizle üyelik müzakerelerinin açılması kendiliğinden olmayacaktır. Bunun için, yerine getirmemiz gereken daha birçok konu bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı, önümüzdeki kısa dönemi çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Türkiye, kendine özgü jeostratejik konumuyla, Avrupa Birliğinin dış ve güvenlik politikalarının yeni boyutlar kazanmasına vesile olacak ve böylece, Türkiye, bölgesinde, bir Avrupa Birliği üyesi olarak, daha kuvvetli bir sese ve konuma sahip olacaktır.

Avrupa Birliğine tam üyelik, Türkiye'nin, Yunanistan'la ilişkilerine de yeni bir perspektif getirecektir. Türkiye'nin tam üyeliği gerçekleştiğinde, Ege bir ihtilaf konusu değil, birlik sınırları içerisinde Türkiye ve Yunanistan'ı birleştiren bir bölge özelliği kazanacaktır. Türkiye'nin üyeliğinin birliğe kazandıracağı avantajlar, Avrupa Birliğinin gelecekteki vizyonuyla yakından ilgilidir.

Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği, Avrupa'da istikrar ve barışın korunmasına olduğu kadar, Avrupa değerlerinin bölgeye ve ötesine yayılmasına da katkı sağlayacaktır; zira, Türkiye'nin, birliğe katılımı, Avrupa Birliğinin dış ilişkilerinde yeni ufuklar da açacaktır.

Türk Halkı -büyük bir çoğunlukla- Avrupa Birliği üyeliğine destek vermektedir. Birliğe üyelik, ekonomik açıdan Türkiye'nin kalkınmasının temel motoru olacaktır. Bu anlamda, tam üye olduklarında Türkiye'nin bugünkü gelişmişlik düzeyinin gerisinde bulunan bazı Avrupa Birliği ülkelerinin, üye olduktan sonra Avrupa Birliği fonlarının da yardımıyla kaydettikleri sıçrama önemli bir örnek oluşturmaktadır.

Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde Avrupa Birliği tarafından kabul edilen Tek Avrupa Deklarasyonunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin genişlemesi, sürekli, kapsayıcı ve geri çevrilmez bir süreçtir. Türkiye ile gerekli kriterler karşılanır karşılanmaz müzakerelerin açılması, Avrupa Birliği