DÖNEM : 22 CİLT : 14 YASAMA
YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
79 uncu
Birleşim
14 . 5 . 2003 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi
Konuşmalar
1. - Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü
münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un
cevabı
2. - Adana Milletvekili Vahit Kirişçi'nin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü
münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un
cevabı
3. - Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza Yazıcıoğlu'nun, Dünya Eczacılar
Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı
1. - Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler ve 28 milletvekilinin, Bingöl'de
meydana gelen deprem felaketinin bütün yönleriyle araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/77)
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı: 73 ve 73'e 1 inci Ek)
VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1. - Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, İzmir Milletvekili Enver
Öktem'in, Grubuna sataşmada bulunması nedeniyle konuşması
2. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi
Kinay'ın, şahsına sataşmada bulunması nedeniyle konuşması
3. - Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek'in, Kütahya Milletvekili Hasan
Fehmi Kinay'ın, Grubuna sataşmada bulunması
nedeniyle konuşması
4. - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in, Eskişehir
Milletvekili Cevdet Selvi'nin, şahsına sataşmada bulunması nedeniyle konuşması
VII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) Yazili
Sorular ve Cevaplari
1. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, turizm sektörünü canlandırmak
için alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan
Mumcu'nun cevabı (7/406)
2. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın
ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yazılı cevabı (7/431)
3. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın
ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/438)
4. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın
ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/444)
5. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın
ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/445)
6. - Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, Türkiye'nin Turizm Değerleri
adlı yayında Uzunköprü'nün yer almamasının nedenlerine ilişkin sorusu ve Kültür
ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/447)
7. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan
dış ticarete yönelik düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın cevabı (7/449)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.
Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek'in, Bingöl ve çevresinde meydana
gelen depremin etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen,
Çorum Milletvekili Ali Yüksel Kavuştu'nun, 20 nci Vakıf Haftası
münasebetiyle gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali Şahin,
Cevap verdi.
İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Dünya Hemşireler Günü münasebetiyle
gündemdışı bir konuşma yaptı.
4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa
gereğince görevleri sona eren Kürşad Tüzmen'in Devlet Bakanlığına, Osman
Pepe'nin Çevre ve Orman Bakanlığına atandıklarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı,
Habitat Dördüncü Dünya Parlamenterler Forumu için Almanya Federal Cumhuriyetinin Başkenti
Berlin'e Malatya Milletvekili Münir Erkal'ın gideceğine ilişkin Başkanlık,
Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Moğolistan Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında
Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi okundu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri
Komisyonlarında bulunan tasarının hükümete geri verildiği bildirildi.
(10/9) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre
uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce verilen üç aylık çalışma süresini
doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci maddesine göre bir aylık kesin süre
verildiği bildirildi
Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, (10/29, 31) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu üyeliğinden
çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in (6/254) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği
bildirildi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Japonya Üst Meclisi Başkanı Hiroyuki
Kurata'nın Japonya'ya resmî davetine bir Parlamento heyetiyle icabet etmesine
ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.
Genel Kurulun 13 Mayıs 2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde, sözlü
sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 33 üncü sırasında yer alan 119
sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 3 üncü sırasına alınmasına ve çalışma
süresinin 15.00 - 19.00, 20.00 - 24.00 saatleri arasında olmasına; 14.5.2003
Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların görüşülmemesine ve 14.00 - 19.00,
20.00-24.00 saatleri arasında çalışmasına, İş Kanunu Tasarısının görüşmelerinin
bu birleşimde saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde saat 24.00'ten sonra
da çalışmalara devam edilerek, görüşmelerinin bitirilmesine kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin,
Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, 3 Mart’ın her yıl Laiklik ve
Öğretim Birliği Bayramı Olarak Kutlanması Hakkında Kanun Teklifinin (2/93),
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin,
Yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 1 inci sırasında bulunan İş Kanunu Tasarısının (1/534) (S.
Sayısı: 73 ve 73'e 1 inci ek) görüşmelerine devam olunarak, 74 üncü maddesine
kadar kabul edildi, 74 üncü maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.
14 Mayıs 2003 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te
toplanmak üzere, birleşime 00.03'te son verildi.
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mehmet Daniş |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Çanakkale |
İzmir |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No. :
110
II. - GELEN KÂĞITLAR
14 . 5 . 2003 Çarşamba
Teklifler
1. - Antalya Milletvekili Feridun F. Baloğlu'nun; 4842 Sayılı Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 4811 Sayılı Vergi Barışı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/136) (Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8.5.2003)
2. - Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in; 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi (2/137) (Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
8.5.2003)
Tezkereler
1. - Kocaeli Milletvekilleri Nihat Ergün ve Osman Pepe'nin Yasama
Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/268)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13.5.2003)
2. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/269) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
3. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/270) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
4. - Karaman Milletvekili Fikret Ünlü'nün Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/271) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
5. - Kocaeli Milletvekili Nevzat Doğan'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/272) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
6. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/273) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
7. - Kocaeli Milletvekilleri Nevzat Doğan ve Osman Pepe'nin Yasama
Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/274)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13.5.2003)
Rapor
1. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/558) (S. Sayısı: 135) (Dağıtma tarihi:
14.5.2003) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, yurtdışında bulunan
Sivas olayı sanıklarının iadesiyle ilgili girişimde bulunulup bulunulmadığına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/467) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
2. - Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay'ın, doğalgaza yapılan zamma
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/468)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, öğretmenevleriyle ilgili bazı
iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/517)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)
2. - Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, Devlet okullarındaki
öğrencilerden bir kısmının özel okullarda okutulması çalışmalarına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/518) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.5.2003)
3. - Hatay Milletvekili İnal Batu'nun, muhtarların çalışma mekânlarına
ve konumlarına yönelik değişiklikler yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/519) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)
4. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un, zorunlu tasarruf
kesintilerinin anapara ödemelerine ve nema miktarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/520) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)
Meclis Araştırması Önergesi
1. - Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler ve 28 Milletvekilinin, Bingöl'de
meydana gelen deprem felaketinin bütün yönleriyle araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/77) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı
Soru Önergesi
1. - Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü'nün, Irak Savaşıyla ilgili
alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/330)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
14 Mayıs 2003 Çarşamba
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79 uncu
Birleşimini açıyorum.
III. - Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını,
teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır;
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle söz isteyen
Edirne Milletvekili Necdet Budak'a aittir.
Buyurun Sayın Budak. (CHP sıralarından alkışlar)
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi
Konuşmalar
1. - Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın,
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı
NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çiftçiler
Günü nedeniyle şahsım adına gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle
Yüce Meclisi selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, Çiftçiler Günü, bugün, tarımı konuşmak
zorunda olduğumuz bir gün. Tarım sektörü, gerek beslenme ve sanayi bakımından
gerek 23 000 000 insanın geçimini
sağladığı bir sektör olması bakımından ve gerekse 10 000 000 kişiye istihdam
sağlaması bakımından ekonomide önemli bir yere sahiptir.
Ülkemizde tarımı kesimi, kişi başına gelir bakımından, en yoksul kesimi
oluşturuyor. Şöyle ki: Türkiye'deki toplam yoksul kesimin yüzde 42'si tarım
kesiminde çalışıyor ve tarım kesimindeki yıllık gelir, Türkiye kişi başına
ortalama gelirinin üçte 1'i kadardır; yani, 1 000 dolar civarındadır. Bu
insanları yoksulluktan kurtarmamız lazım. Türkiye'de 10 000 000 insan dengesiz
değil, yetersiz beslenmektedir.
Hepimiz bölgelerimizde gözlüyoruz; kurban bayramına gittiğimizde, bayram
namazı sonrası evlere ziyaretlere gittiğimizde köylerde görüyoruz ki, insanlar
bir şeyler ikram etmek istiyorlar; ama, evlerinde ikram edecek et yok, süt yok,
yumurta yok. Bu insanlar, karamsarlık içerisindeler; bizlerden bir umut
bekliyorlar, kahvehanelerde oturmuşlar, bir proje bekliyorlar. Bu insanların
enerjisi atıl durumdadır. Bu insanlarla, bir çiftçiyle bir öğle yemeğini lütfen
paylaşın; göreceksiniz ki, peynirle değil, şerbetle, ekmekle tarlalarında
çalışıyorlar. Bu insanlar, okula gönderecekleri çocuklarının çantasına süt veya
meyve suyu koyamıyorlar. Şerbetle, ekmekle büyümüş bir köylü çocuğu olarak,
güneş altında çalışan bir köylü ananın çocuğu olarak, milletvekili seçimleri
sırasında tüm çiftçilere bir söz vermiştim; demiştim ki: "Seçilirsem,
sizin sorunlarınızı Meclise taşıyacağım." Bugün, bu sözü tutmanın
mutluluğunu taşıyorum. Ben, bu sözü tuttuğum için mutluyum; ya tutamayanlar?!
Değerli milletvekilleri, tarımımızda, dışticaret itibariyle
değerlendirdiğimizde, ithalat-ihracat farkı 1 milyar dolar civarındadır.
Hollanda, 1 000 000 hektar
alanda tarım yapmakta; Türkiye
ise, tam 27 katı alanda -yani, 27 000 000 hektarda- tarım
yapmaktadır; fakat, Hollanda, 30 milyar dolarlık tarımsal ihracat
yapabilmektedir.
Yine, Hollanda'da 200 000 kişi tarım yapmakta; Türkiye'de ziraat
mühendisi, veteriner, gıda mühendisi, peyzaj mimarı gibi meslekî eğitimi olan
kişilerin toplamı 200 000; Hollanda'da, sadece 200 000 kişi tarım yapıyor.
Ayrıca, Türkiye'de, şu anda, tarıma, çiftçiye hizmet amacıyla maaş alan
kişilerin sayısı 200 000'dir; yani, Hollanda'da tarım yapan çiftçi sayısı kadar Türkiye'de eğitimli
ziraat mühendisi vardır. Peki, Tarım Bakanlığı, iktidar olarak sizler,
çiftçileri bu eğitimli insanlarla kucaklaştırmak için, bir araya getirmek için
bir proje düşünüyor musunuz? Her ne kadar devlete yük olmayacak alternatif
projeler olsa da, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bizim, bu konuda projelerimiz
var, bu konuda katkı yapmaya hazırız.
Değerli milletvekilleri, Türk tarımının önemli iki sorunu, verim
düşüklüğü ve rekabettir. Verim düşüklüğü... Şöyle ki, girdilere baktığımızda,
su girdisi, önemli bir girdi. Türkiye'de 4 500 000 hektar alan sulanabiliyor;
bu, toplam arazinin sadece yüzde 13'dür.
Diğer bir girdi, tohum. Tohum sektöründe tamamen dışarıya bağlıyız.
Bugün, Hollanda'ya gidin, yurt dışındaki bir yabancı firmaya gidin ve "nerede tohum üretiyorsunuz da
Türkiye'ye satıyorsunuz" diye sorun. Onlar, size şunu söyleyeceklerdir:
"Antalya'da, İzmir'de, Urfa'da tohum üretiyoruz ve Türkiye'ye
satıyoruz."
Görüyorsunuz ki, Türkiye'nin iklimini kullanıyorlar, Türkiye'nin
toprağını kullanıyorlar ve tohumu burada üreterek, bize, 1 kilogram domates
tohumunu 25 milyar liraya satıyorlar.
Girdi fiyatlarına gelince, 1998
yılında, çiftçi 2 kilogram buğdayla
mazot alabilirken, bugün 6 kilogram
buğdayla mazot alabilmekte.
Ortalama arazi büyüklüğü 57 dekar, işletme büyüklüğü optimum değil.
Arazi parçalanıyor, miras yoluyla bu parçalanma devam ediyor.
Ülkemizde, en uygun iklim, toprak ve bitki kaynaklarına sahipken, verim
düşüklüğü temel problem. Avrupa Birliği ülkeleri, buğdayda, birim alanda 2,5
kat daha fazla ürün üretiyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECDET BUDAK (Devamla) - Süre bitmedi herhalde...
BAŞKAN - Sayın Hocam, size 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun.
NECDET BUDAK (Devamla) - Buraya gelirken sürem çalındı yalnız.
BAŞKAN - Şu anda, tekrar vaktiniz işliyor Hocam.
NECDET BUDAK (Devamla) - Doğrudan gelir desteği sağlıklı yürümüyor.
Doğrudan gelir desteği, üretici belgesi yerine tapuya dağıtılıyor; sağlıklı
işlemiyor, bunun bir an önce düzeltilmesi lazım.
Tarım politikalarının makroekonomik politikalarla beraber
değerlendirilmesi gerekir. Suçlu, sadece Dünya Bankası, IMF değil; Amerika
Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin çiftçilerine yapmış olduğu
desteklerdir.
Tarım, bugüne kadar -yirmi yıldır- popülist ve üretimi dışlayan politikalarla
terk edilmiştir. Siz, sayıca güçlü bir iktidarsınız; tarımı kalıcı reformlarla
düze çıkarabilirsiniz.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, seçim beyannamemizde, 2-3 milyarlık
bir projeksiyonla bunları yapabileceğimizi beyan ettik.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı teşkilatı hantal, atıl ve verimsiz
durumdadır. Yetki ağırlığı Tarım ve Köyişleri Bakanlığında değil, Sanayi ve
Ticaret Bakanlığında, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarında, Devlet Planlama
Teşkilatındadır ve karmaşık bir yapı söz konusudur. Bu nedenle, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının yenilenmesi ve tekrar düzenlenmesi gerekir. Bunu yapacak
mısınız? Tarımı düze çıkaracak mısınız?
Umarım, tarımla hiçbir ülke kalkınmamıştır felsefesine sahip
değilsinizdir. Ülkede kalkınma, tarım ve sanayiyle birlikte olacaktır.
Sözlerimi tamamlarken, ülkemizin efendisi, üreten ve velinimetimiz olan
çiftçilerimizi ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN -Teşekkür ediyorum Sayın Budak.
Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, yine, 14 Mayıs Dünya
Çiftçiler Günü nedeniyle söz isteyen, Adana Milletvekili Sayın Vahit Kirişçi'ye
aittir.
Sayın Kirişçi, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2. - Adana Milletvekili Vahit
Kirişçi'nin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması
ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı
VAHİT KİRİŞÇİ (Adana) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle, gerek şahsım gerekse
tüm çiftçiler adına hepinize saygılar sunuyorum.
Tarımı konuşacağımız zaman, tarımın çok stratejik bir sektör olduğunu,
sadece ülkemiz için değil, pek çok dünya milleti için önemli bir sektör
olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Tarım sektörü, stratejik olmasının yanı sıra,
özellikle ülkemizde, millî gelire
katkıda bulunan önemli bir sektör; diğer taraftan, istihdam yaratmada çok
önemli bir sektör; aynı şekilde, sanayimiz için hammadde temininde önemli bir
sektör; bütün bunlara ilave olarak, doğrudan ve dolaylı olarak, dışticarette
ciddî yeri olan bir sektördür. Kaldı ki, tarım sektöründe faaliyet gösteren
işletmelerin sermaye yetersizlikleri ve sermayelerinin yüzde 95'ine yakını
kendi öz sermayeleri olduğunu dikkate aldığımızda, üretmiş oldukları artıların
önemli bir bölümünün, sermaye transferiyle sanayi sektörüne aktarıldığını
söylemek gerekir diye düşünüyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, tarım, hakikaten, ülkemizde son
derece önemli. Bu zamana kadar, maalesef -hani, değişik şekillerde, değişik
konuların istismar edildiği söylenir; ama, bu ülkede- tarımın, istismar
edildiğini ve dönemsel olarak desteklendiğini ve teşvik edildiğini söylemek
yanlış olmaz.
Bu noktada, geniş halk kitlelerini ilgilendiren 4 100 000 işletme ve bu işletmelerde
istihdam edilen yaklaşık 22 - 23 000 000'luk bir özel nüfusu, böyle bir nüfusu,
bizim, dikkate almamız, önemsememiz gerekmektedir.
Bu sektörün belli temel sorunları vardır. Bu sorunların başında,
özellikle -bugün Çiftçiler Günü olması münasebetiyle- üreticilerimizin
örgütsüzlüğü yatmaktadır. Bu örgütlenmenin yokluğu nedeniyle, maalesef, üretmiş
oldukları ürünlere dönemsel olarak birtakım destekler verilmekte; ama, zaman
içerisinde, bunların, enflasyon karşısında eriyip yok olduğunu görmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, AK Parti İktidarında biz bunları görmek istemiyoruz,
görmüyoruz; görmediğimizin de ipuçlarını, şu beşbuçuk aylık sürede rahatlıkla
ifade edebiliyoruz. Bunların başında, tabiî ki, ıslah edilmesi, rehabilite
edilmesi gereken "doğrudan gelir desteği" adı altında, çiftçilerimize
alan hesabıyla vermiş olduğumuz destekler gelmektedir. Bu, özellikle
"çiftçi kayıt sistemi" olarak adlandırdığımız sistemin Türkiye'de
tesisini de beraberinde getirmiştir. Çiftçi kayıt sistemi deyip geçmemek
gerekir. Böyle bir sistem, özellikle, bu ülkede üretim yapan insanlarımızın
kayıtlarının tutulmasını ve bunlara ilişkin bilgilerin kayıt altına alınmasını
sağlamakta; fakat, bu bilgilerin sadece kaydedilmesi yeterli olmamakta. Önemli
olan, bu bilgilerden, bu ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin desteklenmesi,
ihtiyacı olmayan ürünlerin ise üretimlerinin daraltılması noktasında bir üretim
planlamasının gündeme getirilmesi gerekir.
İşte, bu tür çalışmaların yapılabilmesi için, tarım kesiminin ihmal
edilmemesi gereken bir kesim olduğu ve çiftçilerimizin, tıpkı Batı'da olduğu
gibi, Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu gibi desteklenmesi gerektiği
gerçeği gözardı edilmemelidir.
Bakınız, ben sizlere birkaç rakam vermek istiyorum; sürekli, bu ülkede,
özellikle 2001 krizinin müsebbibinin tarım kesimi olduğu vurgulanır; tarımın,
bu ülkenin sırtında kambur olduğu vurgulanır; ama, bunun böyle olmadığını ifade
etmek için bir iki rakam vermek istiyorum: Üretici başına destek, Amerika
Birleşik Devletlerinde 20 000 dolar, girmeyi düşündüğümüz Avrupa Birliğinde 8
000 dolar, ülkemizde ise sadece 230 dolardır. Eğer siz, üretici başına destek
olayını, teşvik olayını geliştirmez, güçlendirmezseniz çiftçimizin lehine,
bizim, çiftçilerimizi Batı çiftçisiyle, Amerika çiftçisiyle rekabet ortamına
sokmamız mümkün değildir. Bunu üretici başına değil de hektar başına, alan
başına inceleyecek olursak, belki, biraz daha anlamlı olur o zaman; çünkü,
bizdeki işletmeler 59 dekar gibi oldukça küçük işletmeler; ama, bu, Amerika
Birleşik Devletlerinde 1 800 dekar civarındadır, 174 dekar civarı da Avrupa
Birliği ortalamasıdır. Böylesine küçük olması nedeniyle, Amerika Birleşik
Devletlerinde 94 dolar, hektar başına, Avrupa Birliğinde 504 dolar, ülkemizde
ise sadece 36 dolardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Hocam, size ek 1 dakika süre veriyorum. Lütfen,
konuşmanızı tamamlayınız.
VAHİT KİRİŞÇİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizler, tarıma, mutlaka ve
mutlaka, bu sektörün rekabetçi, sürdürülebilir ve kaliteye odaklı bir yapıda
gelişmesini sağlayıcı bir bakış açısıyla bakmamız gerekir. Aksi takdirde, biz
de, tıpkı geçmiş iktidarlarda olduğu gibi, bu kesimi istismar etmeye devam
etmiş oluruz. Bizler, bunu istismar etmediğimizi, geçtiğimiz uygulamalarla
gösterdik; ama, bundan sonra yapılacak olanlar da var. Tıpkı, ucuz mazot
uygulamasında olduğu gibi, üreticilerimizin daha örgütlü, daha sistemli ve ülke
yararına üretim yapabilmelerine imkân sağlayacak üretici birlikleri yasasına
kavuşturulması gerekir.
Bir diğer konu, bu sektörün, mutlaka ve mutlaka, bir tarım kanunuyla
zapturapt altına alınması gerekir. Tarım alanları amaç dışı kullanılmaktadır.
Bu alanların da, yine, aynı şekilde korunması ve geliştirilmesine yönelik
uygulamaların süratle gündeme gelmesi gerekir diyorum, hepinizi, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Çiftçilerimizin böyle bir günde sıkıntılardan uzak yeni günleri
kutlamalarını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kirişçi, teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Vahit Kirişçi ve Sayın Necdet Budak'ın
yapmış oldukları gündemdışı konuşmalara, Tarım Bakanımız adına, Sanayi ve
Ticaret Bakanımız Sayın Ali Coşkun Bey cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ
COŞKUN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi, şahsım
ve bakanlıklarımız adına, saygıyla selamlıyorum.
Türk çiftçisi, tarih boyunca, bilindiği gibi, ülkenin geleceği için hep
fedakârlık etmiş, çalışmış ve üretmiştir. Türk çiftçisi, Türkiye'nin birlik ve
beraberliğinin, rejimin korunmasında, ülkenin kalkınmasında hep ön saflarda
olmuştur. Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk, bundan dolayıdır ki, Türk
çiftçisini milletin efendisi olarak ilan etmiştir.
Bilindiği gibi, tarım sektörünün ana görevi, toplumların gıda
güvencesini sağlamak başta olmak üzere, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaç
maddelerini temin etmektir. Kaldı ki, son yıllarda, artık Türk sanayiinin büyük
bir kısmı da tarıma dayalı sanayi olarak gelişmiş, özellikle ihracatta söz
sahibi olduğumuz tekstil ve konfeksiyonda tarıma dayalı bir sanayi olarak öne
çıkmıştır.
Diğer taraftan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu sektör geniş bir
faaliyet alanı oluşturmakta ve ülkenin ekonomik kalkınmasında da önemli
katkılarda bulunmaktadır. Ülkemizde tarımın ekonomik gelişmemize çok önemli
katkıları olduğu gibi, bu katkılarını ve önemini daha uzun süre de
sürdürecektir. Tarım sektörü, sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler
için değil, gelişmiş ülkeler için de son derece önemli bir sektördür; çünkü, bu
sektör, insan ihtiyaçlarının en başında gelen gıda maddelerini üretmektedir.
Yine, bundan dolayıdır ki, başta, gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm dünyada
tarımın çok işlevliliği tartışılmaya başlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz tarımsal yapısında işletmelerin
küçük ve dağınık olmasından kaynaklanan çarpıklık, verimliliği düşürmekte,
modern teknoloji kullanımını kısıtlamakta ve kişi başına geliri düşük
kılmaktadır. Tarımsal üretimde verimlilik ve kârlılık, üreticinin tarım
bilgisi, girdi kullanım düzeyi ve örgütlenmesiyle yakından ilişkilidir.
Üreticilerin örgütlenmesinin, güçlü bir sivil toplum örgütü olarak ülkede her
zaman için söz sahibi olabilecek konumda bulunması, haklarını koruyabilmesi ve
tarımsal girdilerin daha ucuza temin edilmesi yanında, ürünlerin
pazarlanmasında da büyük ölçüde kolaylaştırıcılığı bilinmektedir.
Uzun yıllardır yaşanan yüksek enflasyonlu ortam, diğer sektörlerde
olduğu gibi, tarım sektörünü de derinden etkilemiş ve istenilen yapısal
dönüşüm, gerek üretici gerekse kuruluşlar bazında gerçekleştirilememiştir.
Varılan bu gerçeğin temel sebeplerinden birisi de, ülkemizde tarımsal
örgütlenmenin çağdaş anlamda yapılamamış olmasıdır. Ülkemiz çiftçisi, millî
gelirden, diğer sektörlerin çalışanlarına göre çok düşük pay almaktadır. Bu da,
mevcut olan dengesizliği daha da artırmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, gelişmiş ülkelerde ya da
gelişmekte olan ülkelerde de tarım sektörünün gayri safî millî hâsıladaki
oranı, yüzde 13 ile yüzde 15 arasında değişmektedir. Türkiye'de de bu oran
yüzde 13,5'tir; ancak, gelişen ülkelerden büyük farkımız, orada bu payı, yüzde
5 ilâ yüzde 8 nüfus aldığı halde, Türkiye'de bu, yıllara göre yüzde 40 ile
yüzde 45 arasında. Nüfusun yüzde 40'ı ilâ yüzde 45'i, bu yüzde 13,5 gayri safî
millî hâsıladan pay almaktadır. Dolayısıyla, kişi başına millî gelir bu
sektörde oldukça düşüktür. Bu durum, köylerden şehirlere göçü artırmakta ve
şehirlerde gecekondulaşma gibi sosyal sorunları daha da güçlendirmektedir.
Şehirlerin yaşanılmaz hale gelmesinde, bu göçlerin işsizlik potansiyelini
artırması da fevkalade olumsuz etki etmektedir.
Refah seviyesinin yükseltilmesi, göçün durdurulması, tarımdan elde
edilecek gelirle mümkündür. Dolayısıyla, kırsal alanlarda tarım-sanayi
entegrasyonu gerçekleştirilerek, bu yörelere şehir imkânları sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği adayı statüsünde
bulunan ülkemizde, tarımın, Avrupa Birliği ortak tarım politikasına uyumu
konusunda da, Bakanlığımız, geniş kapsamlı çalışmalar yapmaktadır.
Ülkemizin tarımsal potansiyeli, tarım sektörümüzün içinde bulunduğu
sorunlar ve bu sektörün barındırdığı ve istihdam ettiği insan sayısı dikkate
alındığında, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik yolunun tarımdan geçtiğini
söylemek, fazla gerçekdışı bir şey olmasa gerek. Diğer bir ifadeyle, Avrupa
Birliği kapılarının açılması, büyük ölçüde, tarımda var olan sorunlarımızın
çözümüne bağlıdır. Gerek Avrupa Birliğine uyum sağlamak gerekse refahını
artırmak için, Bakanlığımız, 81 il ve tüm ilçelerde, yaklaşık 50 000
personelle, Türk tarımına ve dolayısıyla çiftçisine hizmet vermektedir.
Bu bağlamda, hükümet olarak, kısa sürede, 2003 yılında doğrudan gelir
desteği uygulaması, prim sistemi uygulaması ve hayvancılık desteklerinin yanı
sıra, ilave desteklerle ilgili mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Bu kapsamda,
şekerpancarı üretimi kotalarının daraltılmasıyla oluşacak alanlarda, gönüllü
olarak, şekerpancarı yerine, alternatif olarak mısır, ayçiçeği, soya fasulyesi,
yem bitkisi, kanola ekimi yapan üreticilere telafi edici ödeme yapılmasına
ilişkin Bakanlar Kurulu kararı 30.4.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Ayrıca, borçlarına ödeme kolaylığı getirilerek, taksitlerle bu ödemelerini daha
rahat bir düzeyde yapmaları sağlanmıştır.
Hayvancılığın desteklenmesi hakkında kararda değişlik yapılmasına
ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, 2.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Bu kararnameyle, eski kararnamede sağlanan desteklemelere
ilave olarak, sunî tohumlamadan doğan buzağılara, hastalıklardan ari
işletmelere, arıcılığa, su ürünlerine destek sağlanmış, ayrıca, süt desteği de
iki katına çıkarılmıştır.
Tarımsal faaliyette kullanılan ve en önemli girdi olan mazot için
çiftçilere yüzde 5 indirimli mazot teminiyle destekleme ödemesi yapılmasına ilişkin
Bakanlar Kurulu kararı, 2.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Tütün üretiminden vazgeçip alternatif ürün yetiştiren üreticilerin
desteklenmesine dair kararda değişiklik yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu
kararı, 6.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2002
yılı ürünü kütlü pamuk, zeytinyağı, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi ve
kanolanın, tarım satış kooperatifleri ve birlikleri ile diğer alıcılara
satışında üreticilere destekleme primi ödenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu
kararı uygulama tebliğleri, 30.4.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Tarımsal üretimle ilişkili olarak, 2003 yılında da
doğrudan gelir desteği ödemesi yapılmasına ve bu amaçla, çiftçi kayıt
sisteminin oluşturulmasına ilişkin tebliğ, 2.5.2003 tarihli Resmî Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ayrıca, Bakanlığımızca, çerçeve tarım kanunu başta olmak üzere, tarımsal
üretici birlikleri kanunu, tohumculuk kanunu, ekolojik, organik ürünlere
ilişkin kanun çıkarılması için gerekli çalışmalar yapılmakta; Bakanlığımızın
yeniden yapılandırılması, tarım bilgi sisteminin oluşturulması, tarımsal üretim
alanlarının ölçek ekonomisine uygun yapılandırılması, tarım kesimi tapu
kadastro çalışmalarının tamamlanması ile çiftçi kayıt sistemi ve coğrafî bilgi
sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar da yürütülmektedir. Kaldı ki,
ekonominin önünde çok büyük bir kambur haline gelen kayıtdışı ekonominin
ekonomik yollarla kayıt altına alınmasında, tarım sektöründe yapılacak
reformlar fevkalade önem taşımaktadır.
Bu cümleden olarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının diğer bakanlıklarla
koordineli olarak yapmış olduğu ürün borsaları çalışması son safhasına
gelmiştir. Önümüzdeki günlerde, çağdaş anlamda, gelişmiş ülkelerde uygulanan
ürün borsaları yürürlüğe girerek, aslında çevre devletlere de açık bir borsa
sistemine doğru gidilmektedir. Böylece, hem üretici hem alıcı aldatılmayacak,
kalite sağlanacak; arz-talep dengesine göre fiyat oluşacağı için, neticede, hem
tarıma dayalı sanayi hem de tüketici daha güvenli bir ortama kavuşacaktır;
böylece, kayıtdışı ekonomi de kayıt altına alınmış olacaktır.
Sevmediğim bir misal verecek olursam; eğer, pamuğu siz borsada kayıt
altına alamazsanız, pamuktan elde edilecek iplik kayıtdışı, iplikten dokunan
kumaş kayıtdışı ve kumaştan yapılan konfeksiyon kayıtdışı olmaktadır.
Dolayısıyla, bu uygulanan -geçen dönem de uygulanan- parasal politikaların çok
öne çıktığı sistem içinde de, maalesef, kayıtdışı ekonomi büyümüş; bunun
etkisiyle, kayıtdışı istihdam da büyümüştür.
Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında yürürlüğe girecek Dünya Ticaret
Örgütünün kararları neticesinde gümrük duvarları daha aşağı çekilip, hatta,
yıkılmasıyla ekonomik sınırlar kalkacak ve bilişim çağı, giderek, rekabet
çağına dönüşecektir. Dolayısıyla, Türkiye'nin, çok hızlı olarak, vakit
kaybetmeden rekabeti yüksek ülke durumuna gelmesi lazım.
Takdir edersiniz ki, geçici bütçe, esas bütçe, sonra diğer yasalar ve
çağdaş İş Kanunu dolayısıyla, Meclisin yasa yoğunluğu artmıştır. Dolayısıyla,
bu reformları gerçekleştirecek birçok kanun ya Başbakanlığa sevk edilmiş ya da
Meclise sevk edilmiş, komisyonlarda sıra beklemektedir. Yine takdir edersiniz
ki, biraz önce, Resmî Gazetede ilan ettiğimiz genelgelerle, yönetmelik
değişiklikleriyle, tebliğlerle bütün bu tedbirler alınmaktadır. Türk
çiftçisinin daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için her türlü tedbir
alınacaktır ve tarıma dayalı gelişen sanayimiz ve diğer sanayimizin önündeki,
yani, tüm girişimcinin önündeki engelleri de kaldırma bakımından hükümetimiz,
fevkalade ciddî çalışmaların içindedir.
Gelecek günlerin daha mutlu olması dileğimle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ali Coşkun Beye
açıklamalarından dolayı teşekkür ediyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz, Dünya Eczacılık Günü
nedeniyle söz isteyen, Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza Yazıcıoğlu'na aittir.
Sayın Yazıcıoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3. - Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza
Yazıcıoğlu'nun, Dünya Eczacılar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması
İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
14 Mayıs Eczacılar Günü dolayısıyla gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle, Yüce Meclisimizi, en kalbî duygularımla, saygıyla selamlıyorum.
Bu yıl, bilimsel eczacılığın 164 üncü yılını kutluyoruz. 14 Mayıs 1839
tarihinde Mektebi Tıbbiyei Adliyei Şahaneye bağlı, eczacılık mesleğine yönelik,
bağımsız olarak eğitim vermek üzere bir sınıf açılmıştır. Ülkemizde, eczacılık
öğretimine başlanmasının yıldönümü olan 14 Mayıs, 1968 yılından beri Eczacılık
Günü olarak kutlanmaktadır.
6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun, 1953 yılında
yürürlüğe girmiş ve eczacılık mesleği, halen bu yasayla icra edilmeye
çalışılmaktadır. Ülkemizde, Türk Eczacıları Birliğine bağlı 41 eczacı odası ve
bu odalara bağlı 22 600 eczaneyle eczacılar, sağlık hizmeti vermeye devam
etmektedirler.
Daha önceki hükümetlerin yaptığı yanlış uygulamalar nedeniyle, toplumun
büyük bir kesimi gibi eczacılar da ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel
daralmanın yarattığı sıkıntıları yaşamaktadır. Günümüzde eczacılığın
fonksiyonları değişmiş, eczacının toplum sağlığındaki rolü ve önemi artmıştır.
Ben, yıllardır serbest eczacılık yapıyorum. Yıllarca eczacı odalarında
ve Türk Eczacıları Birliğinde yöneticilik yaptım. Bu anlamda, bütün
meslektaşlarımın sorunlarını yakından biliyorum.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine girme arifesinde hükümetimiz,
eczacılık mesleğinin standartlarını yükseltecek mevzuat düzenlemelerini yapmaya
başladı. Nitekim, daha yerel yönetimler yasası çıkmadan, hükümetimiz, eczane
ruhsatlarının Sağlık Bakanlığı yerine il sağlık müdürlükleri tarafından
verilmesini sağlayarak yeni çözümler ortaya koydu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eczacılık mesleğinin sorunlarını,
çözüm önerilerini ve hükümetimizin bugüne kadar yaptığı çalışmaları sunmaya
çalışacağım.
Bugüne kadar, mesleğimizin sorunlarının çözümsüz kalmasının en büyük
nedeni, önceki hükümetlerin, konunun muhatabı olan Türk Eczacılar Birliğine
kapılarını kapatması ve diyalog sürecine kapalı bir politika izlemeleriydi.
Önceki hükümetlerde görev yapan bazı Sağlık Bakanlarının eczacılarla kavgasını
bilmeyen yoktur. Sivil toplum kuruluşlarına büyük önem veren hükümetimiz, Türk
Eczacılar Birliği yöneticileriyle defalarca görüşerek, sorunlara birlikte çözüm
önerileri getirme yolunda büyük adımlar atmıştır. Bu diyalog süreci devam
etmektedir.
Birinci sorunumuz, muvazaalı dediğimiz, yasalara aykırı açılan
eczanelerdir. Bu eczaneler, ilaç suiistimallerini ve tüketimini artırarak
meslekî disiplini bozmakta, toplum sağlığı açısından ciddî sorunlar yaratmakta
ve tüketimi artırarak ekonomimize ağır yükler getirmektedir. Bu nedenle,
muvazaalı eczanelerin açılmaması ve sağlık hizmetinin bizzat eczacı tarafından
verilmesi için, 6197 sayılı Yasada yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
İkinci sorunumuz, kamu kurumlarında eczacıların aleyhine gelişen
sağlıksız yapı nedeniyle, eczacıların kamu kurumlarında çalışmak
istememeleridir. Bu nedenle, birçok kamu hastanesinde eczacılık hizmeti, eczacı
olmadığı için diğer personel tarafından verilmekte ve bu durum da, toplum
sağlığı açısından olumsuz bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Üçüncü sorunumuz, sağlık müdürlüklerimizde bulunan eczacılık şubelerinin
doktorlar tarafından yürütülmesi ve mevcut eczacının bu doktora bağlı olarak
çalışmasıdır. Eczacılar, yasa elvermediği için, şube müdürü olamamaktadırlar.
Bu nedenle, eczacılık şubelerinin tüm yetki ve sorumluluklarının eczacılara
verileceği bir yasal düzenleme yapılmalıdır.
Dördüncü sorunumuz, ülkemizde eczane sayılarının fazlalığı, dağılımın
dengesiz ve bölgesel farklılıkların olmasıdır. Ülkemizde, ortalama 3 164 kişiye
bir eczane düşerken, Almanya'da 3 800, Danimarka'da 18 000 kişiye, Avusturya'da
8 000 kişiye, İngiltere'de 4 720 kişiye bir eczane düşmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, size 1 dakika eksüre veriyorum.
Buyurun.
İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Türkiye'deki eczanelerin yüzde 41'i, nüfusun yüzde 23'ünün yaşadığı üç
büyük ilde toplanmıştır. İstanbul'da 1 891 kişiye, Ankara'da 2 024, İzmir'de 1
615 kişiye bir eczane düşerken, Hakkâri'de bu sayı 14 168, Gümüşhane'de 6 575,
Siirt'te 5 063'tür. Mevcut eczacı sayısının 2010 yılına kadar yeterli olduğu
Devlet Planlama Teşkilatı raporlarında belirtilmesine rağmen, ülkemizdeki
eczacılık fakültelerinden her yıl 750 öğrenci mezun olmaktadır. Bu nedenle,
gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, eczane açılmasına ilişkin kısıtlamalar
getirilmeli, eczane sayıları sınırlandırılmalıdır. Yeni açılacak eczaneler için
nüfus ve mesafe kriterleri düzenlenmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, lütfen, son cümlenizi alayım.
İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Devamla) - Hemen tamamlıyorum.
Ayrıca, Avrupa Birliği uyum süreci içinde, eczacılık fakültelerindeki
eğitim süresi dört yıldan beş yıla çıkarılmalıdır.
Sorunlarımızı şöyle başlık halinde sıralarsak, ülkemizin ithal ilaç
cenneti haline dönüşmesi nedeniyle 1980'de tüketilen ilaçların yüzde 2'si ithal
iken, bu oran şimdilerde yüzde 40'tır.
Altıncı sorunumuz, devletin eczanelere taahhüt ettiği zamanda kurum
alacaklarını ödememesidir. Bu gecikmeler eczaneleri ekonomik olarak zora
sokmaktadır. Bu nedenle, devlet, anlaşmalı eczanelere belirlenen süre içinde
ödeme yapacak bir mekanizma ortaya koymalıdır.
Yedinci sorunumuz, ilaçtaki KDV'nin yüksekliğidir. Bugüne kadar, geçmiş
hükümetler hep KDV'yi düşürmekten bahsederken, ilaçta KDV yüzde 15'lerden yüzde
17'lere, en son yüzde 18'lere çıkmıştır; ama, hükümetimiz, ilaçta KDV'nin yüzde
8'e düşürülmesi konusunda çalışmalar yapmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; resmî kurum reçetelerinden alınan
katılım payları bazı eczacılar tarafından alınmayarak haksız rekabet
oluşturulmaktaydı. 1 Marttan itibaren, kaynağından kesilme yöntemiyle bu sorun
da çözülmüş, haksız rekabet ortadan kaldırılmış, ilaç sarfiyatı büyük ölçüde
önlenmiştir.
BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, lütfen, son cümlenizi...
İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Devamla) - Hemen kesiyorum efendim.
Bu sayede, Emekli Sandığına günlük 1 trilyon lira tasarruf sağlanmıştır.
Böylelikle, ilerleyen zaman içerisinde, 14 Mayıs, eczacıların
sorunlarının tartışıldığı bir gün değil, gerçek anlamda bayramların kutlandığı bir
gün olacaktır.
Ben, bu vesileyle, tüm eczacı meslektaşlarımın ve bizimle aynı günü
kutlayan çiftçi kardeşlerimin günlerini kutluyor; Meclisi, en kalbî
duygularımla, saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
B) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı
1. - Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler ve
28 milletvekilinin, Bingöl'de meydana gelen deprem felaketinin bütün yönleriyle
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Merkez üssü Bingöl
İlimiz olmak üzere, Bingöl İli ve Bingöl'e bağlı ilçe ve köylerimizde 1 Mayıs 2003 tarihinde
saat 03.27'de meydana gelen deprem felaketi büyük can ve mal kaybına sebebiyet
vermiştir.
Bu üzücü felaket karşısında devletimizce alınmış önlemlerin yanı sıra,
konunun bütün boyutlarıyla araştırılması, alınması gereken ek tedbirler ve
yasal düzenlemelerin tespiti amacıyla Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1- Mahfuz Güler (Bingöl)
2- Feyzi Berdibek (Bingöl)
3- Abdurrahman Anik (Bingöl)
4- Abdullah Veli Seyda (Şırnak)
5- Osman Aslan (Diyarbakır)
6- Hüseyin Tanrıverdi (Manisa)
7- Vahit Kiler (Bitlis)
8- Süleyman Sarıbaş (Malatya)
9- Ahmet Uzer (Gaziantep)
10- Ömer Özyılmaz (Erzurum)
11- Mehmet Mehdi Eker (Diyarbakır)
12- Miraç Akdoğan (Malatya)
13- İbrahim Özdoğan (Erzurum)
14- Mehmet Fehmi Uyanık (Diyarbakır)
15- Mehmet Beşir Hamidi (Mardin)
16- Ali ihsan Merdanoğlu (Diyarbakır)
17- Abdurrahman Müfit Yetkin (Şanlıurfa)
18- Mehmet Kerim Yıldız (Ağrı)
19- Fatma Şahin (Gaziantep)
20- Mahmut Göksu (Adıyaman)
21- Zülfü Demirbağ (Elazığ)
22- Talip Kaban (Erzincan)
23- Mehmet Faruk Bayrak (Şanlıurfa)
24- Abdurrahim Aksoy (Bitlis)
25- Ali Osman Başkurt (Malatya)
26- Tevhit Karakaya (Erzincan)
27- Maliki Ejder Arvas (Van)
28- Agah Kafkas (Çorum)
29- Haluk İpek (Ankara)
Gerekçe
1 Mayıs 2003 Cuma günü Saat 03.27'de ve merkez üssü Bingöl merkez olmak
üzere, Bingöl'e bağlı ilçe ve 90 köyümüzde meydana gelen deprem, büyük mal ve
can kaybına neden olmuştur.
Devlet ve hükümetimiz de, Bingöl halkının bu derin yarasını sarabilmek
için iyiniyetli bir çabanın içerisindedir. Bu çabanın yeterli olup olmadığını
sorgularken, bu acılı ve hassas dönemde halkın hissiyatını devlete karşı
husumete dönüştürecek aşırılıklardan da kaçınmak gereklidir. Depremin ardından
devletimiz bütün imkânlarını seferber etmiş, hükümetimiz gece gündüz demeden
yaraları sarma çabasını başlatmış ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla
olağanüstü gayret göstermiştir.
Bingöl ve civarı, Kuzey Anadolu fay hattı ile Doğu Anadolu fay hattı
gibi iki büyük fay sisteminin kesişim noktasında olması nedeniyle deprem
bakımından oldukça aktif bir bölgededir.
Ne yazık ki;
Bingöl'de meydana gelen 6,4 şiddetindeki bu depremde 176 ölü, 6'sı ağır yaralı olmak üzere 521
yaralımız vardır.
Binaların sadece üçte 1'i hasarsız, üçte 2'si ağır ve orta hasarlıdır.
Çöken binaların büyük bir çoğunluğu kamu kurum ve kuruluşlarına aittir.
300'e yakın esnafın dükkânı yıkılmıştır.
Hastanelerin tamamı çadırlarda hizmet vermektedir.
İl merkezindeki okulların ağır hasarlı olması nedeniyle okullar tatil
edilmiş, eğitim yapılamamaktadır.
Doğal afetler zaman zaman bütün insanlığın karşı karşıya kaldığı
felaketlerdir. Bugünkü teknolojik düzey bu tür afetleri önceden tespit edecek
aşamaya gelememiştir. Tıpkı Türkiye gibi birinci derecede deprem kuşağında
bulunan, belli aralıklarla kırılan fay hatları üzerinde yer aldıkları için sık
aralıklarla deprem felaketine maruz kalan birçok gelişmiş ülke, deprem ve
deprem sonrasına yönelik ileri yöntemler geliştirmişlerdir. Bu yöntemler
sayesinde deprem felaketleri ABD ve Japonya gibi ülkelerde çok az can kaybıyla
ya da hiç can kaybı olmadan atlatılmaktadır.
Türkiye'deki sorun afet sonrasında çabaların yeterli ya da yetersiz
olmasından çok, deprem öncesi çalışma ve tedbirlerin yeterliliği veya
yetersizliği noktasındadır. Yeni inşaat alanları toplu konut ve gecekondu önleme bölgeleri tayin ve tespit
edilirken, depremle mücadele şartları yeterince dikkate alınmamaktadır.
Konutlaşma alanlarında zemin etütleri
yeterince yapılmamaktadır. Birinci derecede deprem kuşağındaki yerleşim
merkezlerinde depreme dayanıklı konut üretimi projeleri uygulanmamaktadır.
Yerel yönetimler bu tür konutların üretimi ve kontrolü konusunda yeterli
duyarlılığı tam olarak gözetmemektedirler. Türk inşaat sektörü teknolojik
donanım ve tecrübe olarak dünya standartlarını yakalamıştır. Bu sektördeki bazı
müteahhitlerin sebep olduğu hatalı konut üretiminin meydana getirdiği üzücü
sonuçlar bu sektörü de kamuoyu önünde bütünüyle rencide edecek düzeye
ulaşmıştır.
Depremden ağır hasar gören konut sahiplerinin bir an önce konutlarının
yapılarak mağduriyetlerinin giderilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarına ait hizmet
binaları ile hastanelerin hasar tespit oranlarına göre tamir ve bakımının
yapılarak hizmete hazır hale getirilmesi,
yıkılan okulların yeniden yapılarak önümüzdeki öğretim dönemine yetiştirilmesi
gerekmektedir.
Bütün bunların yanı sıra bundan sonraki deprem ve benzeri felaketlere
hazırlıksız yakalanmamak, devletimizce alınan tedbirlerin yanında deprem öncesi
ve deprem sonrası alınacak tedbirleri görüşmek, kamu ve özel bina inşaatlarının
temelden itibaren denetim mekanizmalarını ve sivil savunma birliklerini yeniden
yapılandırmak, teknolojik imkânlarla donatmak, bütün bu noktalardan hareketle
yasal boşlukları doldurmak, gelişmiş ülkelerin uygulamalarını da dikkate alarak
sorunları bütünüyle incelemek, araştırmak, çözümler üretmek amacıyla, bu
hususların Meclis zemininde sağlıklı bir şekilde incelenip araştırılması
bakımından, Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasında yarar görülmektedir.
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu
raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı: 73 ve 73'e
1 inci Ek) (1) (2)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, tasarının 74 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına konuşma tamamlanmış ve şahsı adına bir sayın üye
konuşmuştu.
Şimdi, söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Zeynep Karahan Uslu'da.
Sayın Uslu, buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
İş Kanunu, bilindiği gibi, çalışma koşullarını belirleyen ve muhataplarının
toplumun büyük bir kısmını oluşturması nedeniyle, toplumsal yapının
biçimlenmesinde doğrudan etkili olan bir yasadır. Bu nedenle, maddeler üzerinde
yapılacak tüm düzenlemeler de hayatî önem taşımaktadır. Hükümetimiz ve Grubumuz
da bu hassasiyeti paylaşmış ve tarafların uzlaşacağı, dolayısıyla,
uygulanmasında da sorun yaşanmayacak, asgarî müştereklerde bütün tarafların
örtüşeceği bir kanun tasarısı hazırlamayı hedeflemiştir.
(1) 73 S. Sayılı Basmayazı 13.3.2003 tarihli 45 inci
Birleşim tutanağına eklidir.
(2) 73’e 1 inci Ek S. Sayılı Basmayazı 6.5.2003 tarihli
75 inci Birleşim tutanağına eklidir.
İş hukukunun nirengi noktalarından biri olan emeğin korunması ilkesi ile
işverenin ülkenin gelişimi açısından vazgeçilmez olan ekonomik rekabet
olanakları olabildiğince örtüştürülmeye çalışılmış ve memnuniyetle belirtmek
gerekir ki, bu tür bir yapılanmaya katkı niteliğindeki değişiklik önerilerine
de olumlu yaklaşılmıştır. Bunun bir örneği de oylarınıza sunulacak olan
önergedir.
Bilindiği gibi, İş Kanunu Tasarısının 74 üncü maddesinin mevcut halinde,
1475 sayılı İş Kanununun 70 inci maddesinde, doğum öncesi 6 hafta ve doğum
sonrası 6 hafta olmak üzere düzenlenen analık haliyle ilgili izinler, doğum
öncesi 7 hafta ve doğum sonrası 7 hafta olarak toplam 14 haftaya çıkarılmıştır.
Bakanlığımızın bu düzenlemesi, elbette olumlu
ve takdire şayan bir düzenlemedir. Böylelikle, Avrupa Birliğine üye
olmak yolunda gerekli tüm düzenlemeleri ivedilikle yerine getiren bir hükümet
olarak, doğum izinleri konusunda da, Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan Avrupa
Sosyal Şartında öngörülen asgarî
sınır, alt limit olan doğum
öncesi ve sonrası 14 hafta kabul edilmiştir.
Bu, sevindirici bir gelişmedir elbette; ancak, kadınların kamusal alana
entegrasyonunu, kadın ve erkeklerin tüm sosyal olanaklardan eşit bir biçimde
yararlanmasını öngören bir partinin mensubu olarak, bu tür düzenlemelerin alt
limitler gözetilerek yapılmasından daha ileriye geçilmesi gerektiği
kanaatindeyim.
Ayrıca, Avrupa Birliğine üye olan ülkeler açısından baktığımızda da,
birçok üye ülkenin ve Avrupa ülkesinin, 16 hafta ve üzerindeki sürelerde,
çalışan annelere doğum izni verdiklerini görüyoruz. Örneklersek; Avusturya 16 hafta, Danimarka 28, Fransa 16,
Yunanistan 17, Hollanda 16, İspanya 16, Lüksemburg 16, Belçika 16 ve İtalya 21
hafta olmak üzere, çalışan annelerine doğum izni vermektedir.
Diğer taraftan, ülkemizin, içinde bulunduğu iktisadî sorunlar nedeniyle,
çalışan annelerin iş verimliliğini artırıcı düzenlemeleri gereğince yerine
getiremeyen bir ülke olduğunun da altının çizilmesi gerekir. Kreşler, süt verme
odaları son derece yetersizdir. Ülkemiz koşullarını ve onaylamamakla birlikte,
kadınların, evin ve çocuğun bakımını tek başına üstlendikleri gerçeğini göz
önüne alırsak, doğum izinlerinin artırılmasının, nüfusun yarısını oluşturan
kadınların haklarının korunması açısından ne denli elzem olduğunu da anlamak
son derece kolay olacaktır.
Annelik izninin kısa olması nedeniyle, ülkemizde kadınlar, annelik ve
çalışma yaşamı arasında zor bir tercih yapmak zorunda kalmaktadırlar. Kadın
Sorunları ve Statüsü Genel Müdürlüğümüzün yaptığı bir araştırmaya göre,
kadınların istihdama katılmamalarının en temel nedenleri, evlilik ve doğum
olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa, bir ülkenin en değerli varlığı insan
kaynağıdır. İnsan kaynağını iyi kullanamayan bir ülkenin, gelişmişlik düzeyini
istediği seviyeye çıkarmasına elbette imkân yoktur. Bu hedefe ulaşmak için,
kadınların istihdam koşullarını iyileştirici yasal düzenlemeleri yapmak ve
denetim mekanizmalarını işlettirmek sorumluluğu bizlerin omuzlarındadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uslu, size, 1 dakika eksüre veriyorum. Lütfen,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Bu noktada, ücretli izin hakkının
artırılması son derece önemlidir; çünkü, ekonomik zorunluluklar nedeniyle,
kadınlarımız, ücretsiz doğum izinlerini kullanamamaktadırlar. KESK'in kadın
işçiler üzerinde yaptırdığı bir araştırmaya göre, ücretli annelik izninden
yararlananların oranı yüzde 62,8 iken, ücretli ve ücretsiz izin hakkını
kullananların oranı sadece ve sadece yüzde 33,5'tir.
Doğum izinleri, önceki hükümetlerin kısa vadeli, meseleyi sadece işgücü
perspektifinden değerlendiren sığ bakış açılarından arınarak
değerlendirilmelidir. Yeterli anne sütü alamayan ve sık hastalanan çocuklar,
annelerimiz için iş kaybı, hastene, ilaç masrafları yüzünden ülkemiz için
ekonomik kayıptır ve anne şefkatinden insanlık dışı bir biçimde ayrılan
çocukların bilinç altlarındaki hasar nedeniyle, toplumun sağlığının korunması
açısından, uzun vadede, çok daha büyük kayıplara yol açmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uslu, lütfen, tamamlar mısınız.
ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Ne acıdır ki, Save The Children (Çocukları Kurtarın) adlı uluslararası
kuruluşun 117 ülkede yaptığı, hangi ülkede anne olmanın daha avantajlı olduğunu
belirleyen araştırmaya göre, Türkiye, listenin en kötüleri arasındadır;
Nikaragua, Bolivya, Moritanya gibi az gelişmiş ülkeler olarak adlandırdığımız
ülkelerin de altında kalarak, 69 uncu sırada yer almaktadır. Bu durum
değişmelidir ve değişim, bizlere toplum tarafından verilen vekâlete layık
düzenlemeler yapılarak gerçekleştirilebilir.
Devlet İstatistik Enstitüsünün 2000 yılı genel nüfus sayımı verilerine
göre, Türkiye'de doğurganlık sürekli azalma eğilimindedir. 1990-2000 yılları
arasında genç nüfus artışının sıfıra yaklaştığı, yaşlı nüfusun ise, en fazla
artış hızını kendi içinde barındırdığı görülmektedir. Kontrollü olduğu sürece
tüm ülkeler için genç nüfusun, üretkenlik ve toplumsal dinamizm açısından ne
denli önemli olduğu açıktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uslu, lütfen, son cümlenizi alayım. İki dakika geçti.
Lütfen...
Buyurun.
ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan, son cümlem.
Hedefimiz, iyi eğitimli, genç, sosyoekonomik ihtiyaçları karşılanan bir
toplum yapısına ulaşmaktır. Doğum izinlerinde, sizlerin de desteğiyle
gerçekleştirilecek süre artırımı da, millî hedeflerimize ulaşmada önemli bir
adım olacaktır.
Sözlerime, şu an burada bulunan tüm Parlamento mensuplarının,
annelerimize verebilecekleri en güzel hediyelerden biri olan bu değişiklik
önergesini destekleyecekleri inancıyla son veriyor, tüm kadınların ve
erkeklerin eşitlendiği, kadınlara yönelik her türlü ayırımcılığın ortadan
kalktığı daha özgür ve adil bir dünya dileğiyle, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uslu.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge vardır; önergeleri,
önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme
alacağım.
Saygıdeğer milletvekilleri, Kâtip Üyemizin, sunumunu, şu andan itibaren,
oturduğu yerden yapması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 74 üncü maddesinin başlığının "Analık halinde