DÖNEM : 22        CİLT : 14       YASAMA YILI : 1

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

79 uncu Birleşim

14 . 5 . 2003 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Gündemdişi Konuşmalar

1. - Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı

2. - Adana Milletvekili Vahit Kirişçi'nin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı

3. - Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza Yazıcıoğlu'nun, Dünya Eczacılar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı

1. - Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler ve 28 milletvekilinin, Bingöl'de meydana gelen deprem felaketinin bütün yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77)

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı: 73 ve 73'e 1 inci Ek)

 

VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. - Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Grubuna sataşmada bulunması nedeniyle konuşması

2. - İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay'ın, şahsına sataşmada bulunması nedeniyle konuşması

3. - Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek'in, Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay'ın, Grubuna sataşmada bulunması  nedeniyle konuşması

4. - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in, Eskişehir Milletvekili Cevdet Selvi'nin, şahsına sataşmada bulunması nedeniyle konuşması

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) Yazili Sorular ve Cevaplari

1. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, turizm sektörünü canlandırmak için alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/406)

2. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yazılı cevabı (7/431)

3. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/438)

4. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/444)

5. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, kadrosu Ankara'nın ilçelerinde olup, geçici görevle başka yerlerde çalışan personele ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/445)

6. - Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, Türkiye'nin Turizm Değerleri adlı yayında Uzunköprü'nün yer almamasının nedenlerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/447)

7. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Hükümet Programında yer alan dış ticarete yönelik düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ali Babacan'ın cevabı (7/449)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.

Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek'in, Bingöl ve çevresinde meydana gelen depremin etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen,

Çorum Milletvekili Ali Yüksel Kavuştu'nun, 20 nci Vakıf Haftası münasebetiyle gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin,

Cevap verdi.

İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Dünya Hemşireler Günü münasebetiyle gündemdışı bir  konuşma yaptı.

4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa gereğince görevleri sona eren Kürşad Tüzmen'in Devlet Bakanlığına, Osman Pepe'nin Çevre ve Orman Bakanlığına atandıklarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı,

Habitat Dördüncü Dünya Parlamenterler Forumu için  Almanya Federal Cumhuriyetinin Başkenti Berlin'e Malatya Milletvekili Münir Erkal'ın gideceğine ilişkin Başkanlık,

Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Moğolistan Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonlarında bulunan tasarının hükümete geri verildiği bildirildi.

(10/9) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce verilen üç aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci maddesine göre bir aylık kesin süre verildiği bildirildi

Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, (10/29, 31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu  üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in (6/254) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Japonya Üst Meclisi Başkanı Hiroyuki Kurata'nın Japonya'ya resmî davetine bir Parlamento heyetiyle icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

Genel Kurulun 13 Mayıs 2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde, sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 33 üncü sırasında yer alan 119 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 3 üncü sırasına alınmasına ve çalışma süresinin 15.00 - 19.00, 20.00 - 24.00 saatleri arasında olmasına; 14.5.2003 Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların görüşülmemesine ve 14.00 - 19.00, 20.00-24.00 saatleri arasında çalışmasına, İş Kanunu Tasarısının görüşmelerinin bu birleşimde saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde saat 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilerek, görüşmelerinin bitirilmesine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin,

Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, 3 Mart’ın her yıl Laiklik ve Öğretim Birliği Bayramı Olarak Kutlanması Hakkında Kanun Teklifinin (2/93), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin,

Yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1 inci sırasında bulunan İş Kanunu Tasarısının (1/534) (S. Sayısı: 73 ve 73'e 1 inci ek) görüşmelerine devam olunarak, 74 üncü maddesine kadar kabul edildi, 74 üncü maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

14 Mayıs 2003 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 00.03'te son verildi.

 

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Mehmet Daniş

Türkân Miçooğulları

 

Çanakkale

İzmir

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 


No. :  110

II. - GELEN KÂĞITLAR

14 . 5 . 2003 Çarşamba

Teklifler

1. - Antalya Milletvekili Feridun F. Baloğlu'nun; 4842 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 4811 Sayılı Vergi Barışı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/136) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.5.2003)

2. - Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in; 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi (2/137) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.5.2003)

Tezkereler

1. - Kocaeli Milletvekilleri Nihat Ergün ve Osman Pepe'nin Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/268) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

2. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/269) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

3. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/270) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

4. - Karaman Milletvekili Fikret Ünlü'nün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/271) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

5. - Kocaeli Milletvekili Nevzat Doğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/272) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

6. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/273) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

7. - Kocaeli Milletvekilleri Nevzat Doğan ve Osman Pepe'nin Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/274) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

Rapor

1. - Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/558) (S. Sayısı: 135) (Dağıtma tarihi: 14.5.2003) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, yurtdışında bulunan Sivas olayı sanıklarının iadesiyle ilgili girişimde bulunulup bulunulmadığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/467) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

2. - Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay'ın, doğalgaza yapılan zamma ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/468) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, öğretmenevleriyle ilgili bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/517) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

2. - Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, Devlet okullarındaki öğrencilerden bir kısmının özel okullarda okutulması çalışmalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/518) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

3. - Hatay Milletvekili İnal Batu'nun, muhtarların çalışma mekânlarına ve konumlarına yönelik değişiklikler yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/519) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

4. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un, zorunlu tasarruf kesintilerinin anapara ödemelerine ve nema miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/520) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler ve 28 Milletvekilinin, Bingöl'de meydana gelen deprem felaketinin bütün yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.5.2003)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergesi

1. - Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü'nün, Irak Savaşıyla ilgili alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/330)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

14 Mayıs 2003 Çarşamba

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Mehmet  DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79 uncu Birleşimini açıyorum.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle söz isteyen Edirne Milletvekili Necdet Budak'a aittir.

Buyurun Sayın Budak. (CHP sıralarından alkışlar)

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Gündemdişi Konuşmalar

1. - Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı

NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çiftçiler Günü nedeniyle şahsım adına gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle Yüce Meclisi selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, Çiftçiler Günü, bugün, tarımı konuşmak zorunda olduğumuz bir gün. Tarım sektörü, gerek beslenme ve sanayi bakımından gerek 23 000 000  insanın geçimini sağladığı bir sektör olması bakımından ve gerekse 10 000 000 kişiye istihdam sağlaması bakımından ekonomide önemli bir yere sahiptir.

Ülkemizde tarımı kesimi, kişi başına gelir bakımından, en yoksul kesimi oluşturuyor. Şöyle ki: Türkiye'deki toplam yoksul kesimin yüzde 42'si tarım kesiminde çalışıyor ve tarım kesimindeki yıllık gelir, Türkiye kişi başına ortalama gelirinin üçte 1'i kadardır; yani, 1 000 dolar civarındadır. Bu insanları yoksulluktan kurtarmamız lazım. Türkiye'de 10 000 000 insan dengesiz değil, yetersiz beslenmektedir.

Hepimiz bölgelerimizde gözlüyoruz; kurban bayramına gittiğimizde, bayram namazı sonrası evlere ziyaretlere gittiğimizde köylerde görüyoruz ki, insanlar bir şeyler ikram etmek istiyorlar; ama, evlerinde ikram edecek et yok, süt yok, yumurta yok. Bu insanlar, karamsarlık içerisindeler; bizlerden bir umut bekliyorlar, kahvehanelerde oturmuşlar, bir proje bekliyorlar. Bu insanların enerjisi atıl durumdadır. Bu insanlarla, bir çiftçiyle bir öğle yemeğini lütfen paylaşın; göreceksiniz ki, peynirle değil, şerbetle, ekmekle tarlalarında çalışıyorlar. Bu insanlar, okula gönderecekleri çocuklarının çantasına süt veya meyve suyu koyamıyorlar. Şerbetle, ekmekle büyümüş bir köylü çocuğu olarak, güneş altında çalışan bir köylü ananın çocuğu olarak, milletvekili seçimleri sırasında tüm çiftçilere bir söz vermiştim; demiştim ki: "Seçilirsem, sizin sorunlarınızı Meclise taşıyacağım." Bugün, bu sözü tutmanın mutluluğunu taşıyorum. Ben, bu sözü tuttuğum için mutluyum; ya tutamayanlar?!

Değerli milletvekilleri, tarımımızda, dışticaret itibariyle değerlendirdiğimizde, ithalat-ihracat farkı 1 milyar dolar civarındadır.

Hollanda,  1 000 000 hektar alanda tarım yapmakta;  Türkiye ise,  tam 27 katı alanda  -yani, 27 000 000 hektarda- tarım yapmaktadır; fakat, Hollanda, 30 milyar dolarlık tarımsal ihracat yapabilmektedir.

Yine, Hollanda'da 200 000 kişi tarım yapmakta; Türkiye'de ziraat mühendisi, veteriner, gıda mühendisi, peyzaj mimarı gibi meslekî eğitimi olan kişilerin toplamı 200 000; Hollanda'da, sadece 200 000 kişi tarım yapıyor. Ayrıca, Türkiye'de, şu anda, tarıma, çiftçiye hizmet amacıyla maaş alan kişilerin sayısı 200 000'dir; yani, Hollanda'da tarım yapan  çiftçi sayısı kadar Türkiye'de eğitimli ziraat mühendisi vardır. Peki, Tarım Bakanlığı, iktidar olarak sizler, çiftçileri bu eğitimli insanlarla kucaklaştırmak için, bir araya getirmek için bir proje düşünüyor musunuz? Her ne kadar devlete yük olmayacak alternatif projeler olsa da, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bizim, bu konuda projelerimiz var, bu konuda katkı yapmaya hazırız.

Değerli milletvekilleri, Türk tarımının önemli iki sorunu, verim düşüklüğü ve rekabettir. Verim düşüklüğü... Şöyle ki, girdilere baktığımızda, su girdisi, önemli bir girdi. Türkiye'de 4 500 000 hektar alan sulanabiliyor; bu, toplam arazinin sadece yüzde 13'dür.

Diğer bir girdi, tohum. Tohum sektöründe tamamen dışarıya bağlıyız. Bugün, Hollanda'ya gidin, yurt dışındaki bir yabancı firmaya gidin ve  "nerede tohum üretiyorsunuz da Türkiye'ye satıyorsunuz" diye sorun. Onlar, size şunu söyleyeceklerdir: "Antalya'da, İzmir'de, Urfa'da tohum üretiyoruz ve Türkiye'ye satıyoruz."

Görüyorsunuz ki, Türkiye'nin iklimini kullanıyorlar, Türkiye'nin toprağını kullanıyorlar ve tohumu burada üreterek, bize, 1 kilogram domates tohumunu 25 milyar liraya satıyorlar.

Girdi fiyatlarına gelince,  1998 yılında,  çiftçi 2 kilogram buğdayla mazot alabilirken,  bugün 6 kilogram buğdayla mazot alabilmekte.

Ortalama arazi büyüklüğü 57 dekar, işletme büyüklüğü optimum değil. Arazi parçalanıyor, miras yoluyla bu parçalanma devam ediyor.

Ülkemizde, en uygun iklim, toprak ve bitki kaynaklarına sahipken, verim düşüklüğü temel problem. Avrupa Birliği ülkeleri, buğdayda, birim alanda 2,5 kat daha fazla ürün üretiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET BUDAK (Devamla) - Süre bitmedi herhalde...

BAŞKAN - Sayın Hocam, size 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun.

NECDET BUDAK (Devamla) - Buraya gelirken sürem çalındı yalnız.

BAŞKAN - Şu anda, tekrar vaktiniz işliyor Hocam.

NECDET BUDAK (Devamla) - Doğrudan gelir desteği sağlıklı yürümüyor. Doğrudan gelir desteği, üretici belgesi yerine tapuya dağıtılıyor; sağlıklı işlemiyor, bunun bir an önce düzeltilmesi lazım.

Tarım politikalarının makroekonomik politikalarla beraber değerlendirilmesi gerekir. Suçlu, sadece Dünya Bankası, IMF değil; Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin çiftçilerine yapmış olduğu desteklerdir.

Tarım, bugüne kadar -yirmi yıldır- popülist ve üretimi dışlayan politikalarla terk edilmiştir. Siz, sayıca güçlü bir iktidarsınız; tarımı kalıcı reformlarla düze çıkarabilirsiniz.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, seçim beyannamemizde, 2-3 milyarlık bir projeksiyonla bunları yapabileceğimizi beyan ettik.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı teşkilatı hantal, atıl ve verimsiz durumdadır. Yetki ağırlığı Tarım ve Köyişleri Bakanlığında değil, Sanayi ve Ticaret Bakanlığında, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarında, Devlet Planlama Teşkilatındadır ve karmaşık bir yapı söz konusudur. Bu nedenle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yenilenmesi ve tekrar düzenlenmesi gerekir. Bunu yapacak mısınız? Tarımı düze çıkaracak mısınız?

Umarım, tarımla hiçbir ülke kalkınmamıştır felsefesine sahip değilsinizdir. Ülkede kalkınma, tarım ve sanayiyle birlikte olacaktır.

Sözlerimi tamamlarken, ülkemizin efendisi, üreten ve velinimetimiz olan çiftçilerimizi ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN -Teşekkür ediyorum Sayın Budak.

Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, yine, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle söz isteyen, Adana Milletvekili Sayın Vahit Kirişçi'ye aittir.

Sayın Kirişçi, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2. - Adana Milletvekili Vahit Kirişçi'nin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı

VAHİT KİRİŞÇİ (Adana) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle, gerek şahsım gerekse tüm çiftçiler adına hepinize saygılar sunuyorum.

Tarımı konuşacağımız zaman, tarımın çok stratejik bir sektör olduğunu, sadece ülkemiz için değil, pek çok dünya milleti için önemli bir sektör olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Tarım sektörü, stratejik olmasının yanı sıra, özellikle ülkemizde,  millî gelire katkıda bulunan önemli bir sektör; diğer taraftan, istihdam yaratmada çok önemli bir sektör; aynı şekilde, sanayimiz için hammadde temininde önemli bir sektör; bütün bunlara ilave olarak, doğrudan ve dolaylı olarak, dışticarette ciddî yeri olan bir sektördür. Kaldı ki, tarım sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin sermaye yetersizlikleri ve sermayelerinin yüzde 95'ine yakını kendi öz sermayeleri olduğunu dikkate aldığımızda, üretmiş oldukları artıların önemli bir bölümünün, sermaye transferiyle sanayi sektörüne aktarıldığını söylemek gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tarım, hakikaten, ülkemizde son derece önemli. Bu zamana kadar, maalesef -hani, değişik şekillerde, değişik konuların istismar edildiği söylenir; ama, bu ülkede- tarımın, istismar edildiğini ve dönemsel olarak desteklendiğini ve teşvik edildiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu noktada, geniş halk kitlelerini ilgilendiren  4 100 000 işletme ve bu işletmelerde istihdam edilen yaklaşık 22 - 23 000 000'luk bir özel nüfusu, böyle bir nüfusu, bizim, dikkate almamız, önemsememiz gerekmektedir.

Bu sektörün belli temel sorunları vardır. Bu sorunların başında, özellikle -bugün Çiftçiler Günü olması münasebetiyle- üreticilerimizin örgütsüzlüğü yatmaktadır. Bu örgütlenmenin yokluğu nedeniyle, maalesef, üretmiş oldukları ürünlere dönemsel olarak birtakım destekler verilmekte; ama, zaman içerisinde, bunların, enflasyon karşısında eriyip yok olduğunu görmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, AK Parti İktidarında biz bunları görmek istemiyoruz, görmüyoruz; görmediğimizin de ipuçlarını, şu beşbuçuk aylık sürede rahatlıkla ifade edebiliyoruz. Bunların başında, tabiî ki, ıslah edilmesi, rehabilite edilmesi gereken "doğrudan gelir desteği" adı altında, çiftçilerimize alan hesabıyla vermiş olduğumuz destekler gelmektedir. Bu, özellikle "çiftçi kayıt sistemi" olarak adlandırdığımız sistemin Türkiye'de tesisini de beraberinde getirmiştir. Çiftçi kayıt sistemi deyip geçmemek gerekir. Böyle bir sistem, özellikle, bu ülkede üretim yapan insanlarımızın kayıtlarının tutulmasını ve bunlara ilişkin bilgilerin kayıt altına alınmasını sağlamakta; fakat, bu bilgilerin sadece kaydedilmesi yeterli olmamakta. Önemli olan, bu bilgilerden, bu ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin desteklenmesi, ihtiyacı olmayan ürünlerin ise üretimlerinin daraltılması noktasında bir üretim planlamasının gündeme getirilmesi gerekir.

İşte, bu tür çalışmaların yapılabilmesi için, tarım kesiminin ihmal edilmemesi gereken bir kesim olduğu ve çiftçilerimizin, tıpkı Batı'da olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu gibi desteklenmesi gerektiği gerçeği gözardı edilmemelidir.

Bakınız, ben sizlere birkaç rakam vermek istiyorum; sürekli, bu ülkede, özellikle 2001 krizinin müsebbibinin tarım kesimi olduğu vurgulanır; tarımın, bu ülkenin sırtında kambur olduğu vurgulanır; ama, bunun böyle olmadığını ifade etmek için bir iki rakam vermek istiyorum: Üretici başına destek, Amerika Birleşik Devletlerinde 20 000 dolar, girmeyi düşündüğümüz Avrupa Birliğinde 8 000 dolar, ülkemizde ise sadece 230 dolardır. Eğer siz, üretici başına destek olayını, teşvik olayını geliştirmez, güçlendirmezseniz çiftçimizin lehine, bizim, çiftçilerimizi Batı çiftçisiyle, Amerika çiftçisiyle rekabet ortamına sokmamız mümkün değildir. Bunu üretici başına değil de hektar başına, alan başına inceleyecek olursak, belki, biraz daha anlamlı olur o zaman; çünkü, bizdeki işletmeler 59 dekar gibi oldukça küçük işletmeler; ama, bu, Amerika Birleşik Devletlerinde 1 800 dekar civarındadır, 174 dekar civarı da Avrupa Birliği ortalamasıdır. Böylesine küçük olması nedeniyle, Amerika Birleşik Devletlerinde 94 dolar, hektar başına, Avrupa Birliğinde 504 dolar, ülkemizde ise sadece 36 dolardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Hocam, size ek 1 dakika süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

VAHİT KİRİŞÇİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizler, tarıma, mutlaka ve mutlaka, bu sektörün rekabetçi, sürdürülebilir ve kaliteye odaklı bir yapıda gelişmesini sağlayıcı bir bakış açısıyla bakmamız gerekir. Aksi takdirde, biz de, tıpkı geçmiş iktidarlarda olduğu gibi, bu kesimi istismar etmeye devam etmiş oluruz. Bizler, bunu istismar etmediğimizi, geçtiğimiz uygulamalarla gösterdik; ama, bundan sonra yapılacak olanlar da var. Tıpkı, ucuz mazot uygulamasında olduğu gibi, üreticilerimizin daha örgütlü, daha sistemli ve ülke yararına üretim yapabilmelerine imkân sağlayacak üretici birlikleri yasasına kavuşturulması gerekir.

Bir diğer konu, bu sektörün, mutlaka ve mutlaka, bir tarım kanunuyla zapturapt altına alınması gerekir. Tarım alanları amaç dışı kullanılmaktadır. Bu alanların da, yine, aynı şekilde korunması ve geliştirilmesine yönelik uygulamaların süratle gündeme gelmesi gerekir diyorum, hepinizi, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çiftçilerimizin böyle bir günde sıkıntılardan uzak yeni günleri kutlamalarını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kirişçi, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Vahit Kirişçi ve Sayın Necdet Budak'ın yapmış oldukları gündemdışı konuşmalara, Tarım Bakanımız adına, Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ali Coşkun Bey cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SANAYİ VE TİCARET BAKANI  ALİ COŞKUN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi, şahsım ve bakanlıklarımız adına, saygıyla selamlıyorum.

Türk çiftçisi, tarih boyunca, bilindiği gibi, ülkenin geleceği için hep fedakârlık etmiş, çalışmış ve üretmiştir. Türk çiftçisi, Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin, rejimin korunmasında, ülkenin kalkınmasında hep ön saflarda olmuştur. Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk, bundan dolayıdır ki, Türk çiftçisini milletin efendisi olarak ilan etmiştir.

Bilindiği gibi, tarım sektörünün ana görevi, toplumların gıda güvencesini sağlamak başta olmak üzere, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaç maddelerini temin etmektir. Kaldı ki, son yıllarda, artık Türk sanayiinin büyük bir kısmı da tarıma dayalı sanayi olarak gelişmiş, özellikle ihracatta söz sahibi olduğumuz tekstil ve konfeksiyonda tarıma dayalı bir sanayi olarak öne çıkmıştır.

Diğer taraftan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu sektör geniş bir faaliyet alanı oluşturmakta ve ülkenin ekonomik kalkınmasında da önemli katkılarda bulunmaktadır. Ülkemizde tarımın ekonomik gelişmemize çok önemli katkıları olduğu gibi, bu katkılarını ve önemini daha uzun süre de sürdürecektir. Tarım sektörü, sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için değil, gelişmiş ülkeler için de son derece önemli bir sektördür; çünkü, bu sektör, insan ihtiyaçlarının en başında gelen gıda maddelerini üretmektedir. Yine, bundan dolayıdır ki, başta, gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm dünyada tarımın çok işlevliliği tartışılmaya başlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz tarımsal yapısında işletmelerin küçük ve dağınık olmasından kaynaklanan çarpıklık, verimliliği düşürmekte, modern teknoloji kullanımını kısıtlamakta ve kişi başına geliri düşük kılmaktadır. Tarımsal üretimde verimlilik ve kârlılık, üreticinin tarım bilgisi, girdi kullanım düzeyi ve örgütlenmesiyle yakından ilişkilidir. Üreticilerin örgütlenmesinin, güçlü bir sivil toplum örgütü olarak ülkede her zaman için söz sahibi olabilecek konumda bulunması, haklarını koruyabilmesi ve tarımsal girdilerin daha ucuza temin edilmesi yanında, ürünlerin pazarlanmasında da büyük ölçüde kolaylaştırıcılığı bilinmektedir.

Uzun yıllardır yaşanan yüksek enflasyonlu ortam, diğer sektörlerde olduğu gibi, tarım sektörünü de derinden etkilemiş ve istenilen yapısal dönüşüm, gerek üretici gerekse kuruluşlar bazında gerçekleştirilememiştir. Varılan bu gerçeğin temel sebeplerinden birisi de, ülkemizde tarımsal örgütlenmenin çağdaş anlamda yapılamamış olmasıdır. Ülkemiz çiftçisi, millî gelirden, diğer sektörlerin çalışanlarına göre çok düşük pay almaktadır. Bu da, mevcut olan dengesizliği daha da artırmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, gelişmiş ülkelerde ya da gelişmekte olan ülkelerde de tarım sektörünün gayri safî millî hâsıladaki oranı, yüzde 13 ile yüzde 15 arasında değişmektedir. Türkiye'de de bu oran yüzde 13,5'tir; ancak, gelişen ülkelerden büyük farkımız, orada bu payı, yüzde 5 ilâ yüzde 8 nüfus aldığı halde, Türkiye'de bu, yıllara göre yüzde 40 ile yüzde 45 arasında. Nüfusun yüzde 40'ı ilâ yüzde 45'i, bu yüzde 13,5 gayri safî millî hâsıladan pay almaktadır. Dolayısıyla, kişi başına millî gelir bu sektörde oldukça düşüktür. Bu durum, köylerden şehirlere göçü artırmakta ve şehirlerde gecekondulaşma gibi sosyal sorunları daha da güçlendirmektedir. Şehirlerin yaşanılmaz hale gelmesinde, bu göçlerin işsizlik potansiyelini artırması da fevkalade olumsuz etki etmektedir.

Refah seviyesinin yükseltilmesi, göçün durdurulması, tarımdan elde edilecek gelirle mümkündür. Dolayısıyla, kırsal alanlarda tarım-sanayi entegrasyonu gerçekleştirilerek, bu yörelere şehir imkânları sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği adayı statüsünde bulunan ülkemizde, tarımın, Avrupa Birliği ortak tarım politikasına uyumu konusunda da, Bakanlığımız, geniş kapsamlı çalışmalar yapmaktadır.

Ülkemizin tarımsal potansiyeli, tarım sektörümüzün içinde bulunduğu sorunlar ve bu sektörün barındırdığı ve istihdam ettiği insan sayısı dikkate alındığında, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik yolunun tarımdan geçtiğini söylemek, fazla gerçekdışı bir şey olmasa gerek. Diğer bir ifadeyle, Avrupa Birliği kapılarının açılması, büyük ölçüde, tarımda var olan sorunlarımızın çözümüne bağlıdır. Gerek Avrupa Birliğine uyum sağlamak gerekse refahını artırmak için, Bakanlığımız, 81 il ve tüm ilçelerde, yaklaşık 50 000 personelle, Türk tarımına ve dolayısıyla çiftçisine hizmet vermektedir.

Bu bağlamda, hükümet olarak, kısa sürede, 2003 yılında doğrudan gelir desteği uygulaması, prim sistemi uygulaması ve hayvancılık desteklerinin yanı sıra, ilave desteklerle ilgili mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Bu kapsamda, şekerpancarı üretimi kotalarının daraltılmasıyla oluşacak alanlarda, gönüllü olarak, şekerpancarı yerine, alternatif olarak mısır, ayçiçeği, soya fasulyesi, yem bitkisi, kanola ekimi yapan üreticilere telafi edici ödeme yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı 30.4.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Ayrıca, borçlarına ödeme kolaylığı getirilerek, taksitlerle bu ödemelerini daha rahat bir düzeyde yapmaları sağlanmıştır.

Hayvancılığın desteklenmesi hakkında kararda değişlik yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, 2.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kararnameyle, eski kararnamede sağlanan desteklemelere ilave olarak, sunî tohumlamadan doğan buzağılara, hastalıklardan ari işletmelere, arıcılığa, su ürünlerine destek sağlanmış, ayrıca, süt desteği de iki katına çıkarılmıştır.

Tarımsal faaliyette kullanılan ve en önemli girdi olan mazot için çiftçilere yüzde 5 indirimli mazot teminiyle destekleme ödemesi yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, 2.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır.

Tütün üretiminden vazgeçip alternatif ürün yetiştiren üreticilerin desteklenmesine dair kararda değişiklik yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, 6.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2002 yılı ürünü kütlü pamuk, zeytinyağı, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi ve kanolanın, tarım satış kooperatifleri ve birlikleri ile diğer alıcılara satışında üreticilere destekleme primi ödenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı uygulama tebliğleri, 30.4.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tarımsal üretimle ilişkili olarak, 2003 yılında da doğrudan gelir desteği ödemesi yapılmasına ve bu amaçla, çiftçi kayıt sisteminin oluşturulmasına ilişkin tebliğ, 2.5.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Ayrıca, Bakanlığımızca, çerçeve tarım kanunu başta olmak üzere, tarımsal üretici birlikleri kanunu, tohumculuk kanunu, ekolojik, organik ürünlere ilişkin kanun çıkarılması için gerekli çalışmalar yapılmakta; Bakanlığımızın yeniden yapılandırılması, tarım bilgi sisteminin oluşturulması, tarımsal üretim alanlarının ölçek ekonomisine uygun yapılandırılması, tarım kesimi tapu kadastro çalışmalarının tamamlanması ile çiftçi kayıt sistemi ve coğrafî bilgi sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar da yürütülmektedir. Kaldı ki, ekonominin önünde çok büyük bir kambur haline gelen kayıtdışı ekonominin ekonomik yollarla kayıt altına alınmasında, tarım sektöründe yapılacak reformlar fevkalade önem taşımaktadır.

Bu cümleden olarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının diğer bakanlıklarla koordineli olarak yapmış olduğu ürün borsaları çalışması son safhasına gelmiştir. Önümüzdeki günlerde, çağdaş anlamda, gelişmiş ülkelerde uygulanan ürün borsaları yürürlüğe girerek, aslında çevre devletlere de açık bir borsa sistemine doğru gidilmektedir. Böylece, hem üretici hem alıcı aldatılmayacak, kalite sağlanacak; arz-talep dengesine göre fiyat oluşacağı için, neticede, hem tarıma dayalı sanayi hem de tüketici daha güvenli bir ortama kavuşacaktır; böylece, kayıtdışı ekonomi de kayıt altına alınmış olacaktır.

Sevmediğim bir misal verecek olursam; eğer, pamuğu siz borsada kayıt altına alamazsanız, pamuktan elde edilecek iplik kayıtdışı, iplikten dokunan kumaş kayıtdışı ve kumaştan yapılan konfeksiyon kayıtdışı olmaktadır. Dolayısıyla, bu uygulanan -geçen dönem de uygulanan- parasal politikaların çok öne çıktığı sistem içinde de, maalesef, kayıtdışı ekonomi büyümüş; bunun etkisiyle, kayıtdışı istihdam da büyümüştür.

Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında yürürlüğe girecek Dünya Ticaret Örgütünün kararları neticesinde gümrük duvarları daha aşağı çekilip, hatta, yıkılmasıyla ekonomik sınırlar kalkacak ve bilişim çağı, giderek, rekabet çağına dönüşecektir. Dolayısıyla, Türkiye'nin, çok hızlı olarak, vakit kaybetmeden rekabeti yüksek ülke durumuna gelmesi lazım.

Takdir edersiniz ki, geçici bütçe, esas bütçe, sonra diğer yasalar ve çağdaş İş Kanunu dolayısıyla, Meclisin yasa yoğunluğu artmıştır. Dolayısıyla, bu reformları gerçekleştirecek birçok kanun ya Başbakanlığa sevk edilmiş ya da Meclise sevk edilmiş, komisyonlarda sıra beklemektedir. Yine takdir edersiniz ki, biraz önce, Resmî Gazetede ilan ettiğimiz genelgelerle, yönetmelik değişiklikleriyle, tebliğlerle bütün bu tedbirler alınmaktadır. Türk çiftçisinin daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için her türlü tedbir alınacaktır ve tarıma dayalı gelişen sanayimiz ve diğer sanayimizin önündeki, yani, tüm girişimcinin önündeki engelleri de kaldırma bakımından hükümetimiz, fevkalade ciddî çalışmaların içindedir.

Gelecek günlerin daha mutlu olması dileğimle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ali Coşkun Beye açıklamalarından dolayı teşekkür ediyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz, Dünya Eczacılık Günü nedeniyle söz isteyen, Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza Yazıcıoğlu'na aittir.

Sayın Yazıcıoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3. - Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza Yazıcıoğlu'nun, Dünya Eczacılar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması

İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 14 Mayıs Eczacılar Günü dolayısıyla gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Yüce Meclisimizi, en kalbî duygularımla, saygıyla selamlıyorum.

Bu yıl, bilimsel eczacılığın 164 üncü yılını kutluyoruz. 14 Mayıs 1839 tarihinde Mektebi Tıbbiyei Adliyei Şahaneye bağlı, eczacılık mesleğine yönelik, bağımsız olarak eğitim vermek üzere bir sınıf açılmıştır. Ülkemizde, eczacılık öğretimine başlanmasının yıldönümü olan 14 Mayıs, 1968 yılından beri Eczacılık Günü olarak kutlanmaktadır.

6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun, 1953 yılında yürürlüğe girmiş ve eczacılık mesleği, halen bu yasayla icra edilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde, Türk Eczacıları Birliğine bağlı 41 eczacı odası ve bu odalara bağlı 22 600 eczaneyle eczacılar, sağlık hizmeti vermeye devam etmektedirler.

Daha önceki hükümetlerin yaptığı yanlış uygulamalar nedeniyle, toplumun büyük bir kesimi gibi eczacılar da ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel daralmanın yarattığı sıkıntıları yaşamaktadır. Günümüzde eczacılığın fonksiyonları değişmiş, eczacının toplum sağlığındaki rolü ve önemi artmıştır.

Ben, yıllardır serbest eczacılık yapıyorum. Yıllarca eczacı odalarında ve Türk Eczacıları Birliğinde yöneticilik yaptım. Bu anlamda, bütün meslektaşlarımın sorunlarını yakından biliyorum.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine girme arifesinde hükümetimiz, eczacılık mesleğinin standartlarını yükseltecek mevzuat düzenlemelerini yapmaya başladı. Nitekim, daha yerel yönetimler yasası çıkmadan, hükümetimiz, eczane ruhsatlarının Sağlık Bakanlığı yerine il sağlık müdürlükleri tarafından verilmesini sağlayarak yeni çözümler ortaya koydu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eczacılık mesleğinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve hükümetimizin bugüne kadar yaptığı çalışmaları sunmaya çalışacağım.

Bugüne kadar, mesleğimizin sorunlarının çözümsüz kalmasının en büyük nedeni, önceki hükümetlerin, konunun muhatabı olan Türk Eczacılar Birliğine kapılarını kapatması ve diyalog sürecine kapalı bir politika izlemeleriydi. Önceki hükümetlerde görev yapan bazı Sağlık Bakanlarının eczacılarla kavgasını bilmeyen yoktur. Sivil toplum kuruluşlarına büyük önem veren hükümetimiz, Türk Eczacılar Birliği yöneticileriyle defalarca görüşerek, sorunlara birlikte çözüm önerileri getirme yolunda büyük adımlar atmıştır. Bu diyalog süreci devam etmektedir.

Birinci sorunumuz, muvazaalı dediğimiz, yasalara aykırı açılan eczanelerdir. Bu eczaneler, ilaç suiistimallerini ve tüketimini artırarak meslekî disiplini bozmakta, toplum sağlığı açısından ciddî sorunlar yaratmakta ve tüketimi artırarak ekonomimize ağır yükler getirmektedir. Bu nedenle, muvazaalı eczanelerin açılmaması ve sağlık hizmetinin bizzat eczacı tarafından verilmesi için, 6197 sayılı Yasada yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

İkinci sorunumuz, kamu kurumlarında eczacıların aleyhine gelişen sağlıksız yapı nedeniyle, eczacıların kamu kurumlarında çalışmak istememeleridir. Bu nedenle, birçok kamu hastanesinde eczacılık hizmeti, eczacı olmadığı için diğer personel tarafından verilmekte ve bu durum da, toplum sağlığı açısından olumsuz bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Üçüncü sorunumuz, sağlık müdürlüklerimizde bulunan eczacılık şubelerinin doktorlar tarafından yürütülmesi ve mevcut eczacının bu doktora bağlı olarak çalışmasıdır. Eczacılar, yasa elvermediği için, şube müdürü olamamaktadırlar. Bu nedenle, eczacılık şubelerinin tüm yetki ve sorumluluklarının eczacılara verileceği bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Dördüncü sorunumuz, ülkemizde eczane sayılarının fazlalığı, dağılımın dengesiz ve bölgesel farklılıkların olmasıdır. Ülkemizde, ortalama 3 164 kişiye bir eczane düşerken, Almanya'da 3 800, Danimarka'da 18 000 kişiye, Avusturya'da 8 000 kişiye, İngiltere'de 4 720 kişiye bir eczane düşmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, size 1 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun.

İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türkiye'deki eczanelerin yüzde 41'i, nüfusun yüzde 23'ünün yaşadığı üç büyük ilde toplanmıştır. İstanbul'da 1 891 kişiye, Ankara'da 2 024, İzmir'de 1 615 kişiye bir eczane düşerken, Hakkâri'de bu sayı 14 168, Gümüşhane'de 6 575, Siirt'te 5 063'tür. Mevcut eczacı sayısının 2010 yılına kadar yeterli olduğu Devlet Planlama Teşkilatı raporlarında belirtilmesine rağmen, ülkemizdeki eczacılık fakültelerinden her yıl 750 öğrenci mezun olmaktadır. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, eczane açılmasına ilişkin kısıtlamalar getirilmeli, eczane sayıları sınırlandırılmalıdır. Yeni açılacak eczaneler için nüfus ve mesafe kriterleri düzenlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, lütfen, son cümlenizi alayım.

İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Devamla) - Hemen tamamlıyorum.

Ayrıca, Avrupa Birliği uyum süreci içinde, eczacılık fakültelerindeki eğitim süresi dört yıldan beş yıla çıkarılmalıdır.

Sorunlarımızı şöyle başlık halinde sıralarsak, ülkemizin ithal ilaç cenneti haline dönüşmesi nedeniyle 1980'de tüketilen ilaçların yüzde 2'si ithal iken, bu oran şimdilerde yüzde 40'tır.

Altıncı sorunumuz, devletin eczanelere taahhüt ettiği zamanda kurum alacaklarını ödememesidir. Bu gecikmeler eczaneleri ekonomik olarak zora sokmaktadır. Bu nedenle, devlet, anlaşmalı eczanelere belirlenen süre içinde ödeme yapacak bir mekanizma ortaya koymalıdır.

Yedinci sorunumuz, ilaçtaki KDV'nin yüksekliğidir. Bugüne kadar, geçmiş hükümetler hep KDV'yi düşürmekten bahsederken, ilaçta KDV yüzde 15'lerden yüzde 17'lere, en son yüzde 18'lere çıkmıştır; ama, hükümetimiz, ilaçta KDV'nin yüzde 8'e düşürülmesi konusunda çalışmalar yapmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; resmî kurum reçetelerinden alınan katılım payları bazı eczacılar tarafından alınmayarak haksız rekabet oluşturulmaktaydı. 1 Marttan itibaren, kaynağından kesilme yöntemiyle bu sorun da çözülmüş, haksız rekabet ortadan kaldırılmış, ilaç sarfiyatı büyük ölçüde önlenmiştir.

BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, lütfen, son cümlenizi...

İRFAN RİZA YAZICIOĞLU (Devamla) - Hemen kesiyorum efendim.

Bu sayede, Emekli Sandığına günlük 1 trilyon lira tasarruf sağlanmıştır.

Böylelikle, ilerleyen zaman içerisinde, 14 Mayıs, eczacıların sorunlarının tartışıldığı bir gün değil, gerçek anlamda bayramların kutlandığı bir gün olacaktır.

Ben, bu vesileyle, tüm eczacı meslektaşlarımın ve bizimle aynı günü kutlayan çiftçi kardeşlerimin günlerini kutluyor; Meclisi, en kalbî duygularımla, saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı

1. - Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler ve 28 milletvekilinin, Bingöl'de meydana gelen deprem felaketinin bütün yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Merkez  üssü  Bingöl  İlimiz  olmak üzere,  Bingöl İli ve Bingöl'e bağlı  ilçe ve köylerimizde 1 Mayıs 2003 tarihinde saat 03.27'de meydana gelen deprem felaketi büyük can ve mal kaybına sebebiyet vermiştir.

Bu üzücü felaket karşısında devletimizce alınmış önlemlerin yanı sıra, konunun bütün boyutlarıyla araştırılması, alınması gereken ek tedbirler ve yasal düzenlemelerin tespiti amacıyla Anayasanın 98, TBMM  İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1- Mahfuz Güler                                (Bingöl)

2- Feyzi Berdibek                                 (Bingöl)

3- Abdurrahman Anik                                (Bingöl)

4- Abdullah Veli Seyda                                (Şırnak)

5- Osman Aslan                                (Diyarbakır)

6- Hüseyin Tanrıverdi                                (Manisa)

7- Vahit Kiler                                (Bitlis)

8- Süleyman Sarıbaş                                (Malatya)

9- Ahmet Uzer                                (Gaziantep)

10- Ömer Özyılmaz                                (Erzurum)

11- Mehmet Mehdi Eker                                (Diyarbakır)

12- Miraç Akdoğan                                (Malatya)

13- İbrahim Özdoğan                                (Erzurum)

14- Mehmet Fehmi Uyanık                                (Diyarbakır)

15- Mehmet Beşir Hamidi                                (Mardin)

16- Ali ihsan Merdanoğlu                                (Diyarbakır)

17- Abdurrahman Müfit Yetkin                                (Şanlıurfa)

18- Mehmet Kerim Yıldız                                (Ağrı)

19- Fatma Şahin                                (Gaziantep)

20- Mahmut Göksu                                (Adıyaman)

21- Zülfü Demirbağ                                (Elazığ)

22- Talip Kaban                                (Erzincan)

23- Mehmet Faruk Bayrak                                (Şanlıurfa)

24- Abdurrahim Aksoy                                (Bitlis)

25- Ali Osman Başkurt                                (Malatya)

26- Tevhit Karakaya                                (Erzincan)

27- Maliki Ejder Arvas                                (Van)

28- Agah Kafkas                                (Çorum)

29- Haluk İpek                                (Ankara)

Gerekçe

1 Mayıs 2003 Cuma günü Saat 03.27'de ve merkez üssü Bingöl merkez olmak üzere, Bingöl'e bağlı ilçe ve 90 köyümüzde meydana gelen deprem, büyük mal ve can kaybına neden olmuştur.

Devlet ve hükümetimiz de, Bingöl halkının bu derin yarasını sarabilmek için iyiniyetli bir çabanın içerisindedir. Bu çabanın yeterli olup olmadığını sorgularken, bu acılı ve hassas dönemde halkın hissiyatını devlete karşı husumete dönüştürecek aşırılıklardan da kaçınmak gereklidir. Depremin ardından devletimiz bütün imkânlarını seferber etmiş, hükümetimiz gece gündüz demeden yaraları sarma çabasını başlatmış ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla olağanüstü gayret göstermiştir.

Bingöl ve civarı, Kuzey Anadolu fay hattı ile Doğu Anadolu fay hattı gibi iki büyük fay sisteminin kesişim noktasında olması nedeniyle deprem bakımından oldukça aktif bir bölgededir.

Ne yazık ki;

Bingöl'de meydana gelen 6,4 şiddetindeki bu depremde  176 ölü, 6'sı ağır yaralı olmak üzere 521 yaralımız vardır.

Binaların sadece üçte 1'i hasarsız, üçte 2'si ağır ve orta hasarlıdır.

Çöken binaların büyük bir çoğunluğu kamu kurum ve kuruluşlarına aittir.

300'e yakın esnafın dükkânı yıkılmıştır.

Hastanelerin tamamı çadırlarda hizmet vermektedir.

İl merkezindeki okulların ağır hasarlı olması nedeniyle okullar tatil edilmiş, eğitim yapılamamaktadır.

Doğal afetler zaman zaman bütün insanlığın karşı karşıya kaldığı felaketlerdir. Bugünkü teknolojik düzey bu tür afetleri önceden tespit edecek aşamaya gelememiştir. Tıpkı Türkiye gibi birinci derecede deprem kuşağında bulunan, belli aralıklarla kırılan fay hatları üzerinde yer aldıkları için sık aralıklarla deprem felaketine maruz kalan birçok gelişmiş ülke, deprem ve deprem sonrasına yönelik ileri yöntemler geliştirmişlerdir. Bu yöntemler sayesinde deprem felaketleri ABD ve Japonya gibi ülkelerde çok az can kaybıyla ya da hiç can kaybı olmadan atlatılmaktadır.

Türkiye'deki sorun afet sonrasında çabaların yeterli ya da yetersiz olmasından çok, deprem öncesi çalışma ve tedbirlerin yeterliliği veya yetersizliği noktasındadır. Yeni inşaat alanları toplu konut  ve gecekondu önleme bölgeleri tayin ve tespit edilirken, depremle mücadele şartları yeterince dikkate alınmamaktadır.

Konutlaşma alanlarında zemin etütleri  yeterince yapılmamaktadır. Birinci derecede deprem kuşağındaki yerleşim merkezlerinde depreme dayanıklı konut üretimi projeleri uygulanmamaktadır. Yerel yönetimler bu tür konutların üretimi ve kontrolü konusunda yeterli duyarlılığı tam olarak gözetmemektedirler. Türk inşaat sektörü teknolojik donanım ve tecrübe olarak dünya standartlarını yakalamıştır. Bu sektördeki bazı müteahhitlerin sebep olduğu hatalı konut üretiminin meydana getirdiği üzücü sonuçlar bu sektörü de kamuoyu önünde bütünüyle rencide edecek düzeye ulaşmıştır.

Depremden ağır hasar gören konut sahiplerinin bir an önce konutlarının yapılarak mağduriyetlerinin giderilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarına ait hizmet binaları ile hastanelerin hasar tespit oranlarına göre tamir ve bakımının yapılarak hizmete hazır hale getirilmesi,  yıkılan okulların yeniden yapılarak önümüzdeki öğretim dönemine yetiştirilmesi gerekmektedir.

Bütün bunların yanı sıra bundan sonraki deprem ve benzeri felaketlere hazırlıksız yakalanmamak, devletimizce alınan tedbirlerin yanında deprem öncesi ve deprem sonrası alınacak tedbirleri görüşmek, kamu ve özel bina inşaatlarının temelden itibaren denetim mekanizmalarını ve sivil savunma birliklerini yeniden yapılandırmak, teknolojik imkânlarla donatmak, bütün bu noktalardan hareketle yasal boşlukları doldurmak, gelişmiş ülkelerin uygulamalarını da dikkate alarak sorunları bütünüyle incelemek, araştırmak, çözümler üretmek amacıyla, bu hususların Meclis zemininde sağlıklı bir şekilde incelenip araştırılması bakımından, Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasında yarar görülmektedir.

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık,  Aile,  Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı: 73 ve 73'e 1 inci Ek) (1) (2)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, tasarının 74 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma tamamlanmış ve şahsı adına bir sayın üye konuşmuştu.

Şimdi, söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Zeynep Karahan Uslu'da.

Sayın Uslu, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Kanunu, bilindiği gibi, çalışma koşullarını belirleyen ve muhataplarının toplumun büyük bir kısmını oluşturması nedeniyle, toplumsal yapının biçimlenmesinde doğrudan etkili olan bir yasadır. Bu nedenle, maddeler üzerinde yapılacak tüm düzenlemeler de hayatî önem taşımaktadır. Hükümetimiz ve Grubumuz da bu hassasiyeti paylaşmış ve tarafların uzlaşacağı, dolayısıyla, uygulanmasında da sorun yaşanmayacak, asgarî müştereklerde bütün tarafların örtüşeceği bir kanun tasarısı hazırlamayı hedeflemiştir.

                                 

(1) 73 S. Sayılı Basmayazı 13.3.2003 tarihli 45 inci Birleşim tutanağına eklidir.

(2) 73’e 1 inci Ek S. Sayılı Basmayazı 6.5.2003 tarihli 75 inci Birleşim tutanağına eklidir.

İş hukukunun nirengi noktalarından biri olan emeğin korunması ilkesi ile işverenin ülkenin gelişimi açısından vazgeçilmez olan ekonomik rekabet olanakları olabildiğince örtüştürülmeye çalışılmış ve memnuniyetle belirtmek gerekir ki, bu tür bir yapılanmaya katkı niteliğindeki değişiklik önerilerine de olumlu yaklaşılmıştır. Bunun bir örneği de oylarınıza sunulacak olan önergedir.

Bilindiği gibi, İş Kanunu Tasarısının 74 üncü maddesinin mevcut halinde, 1475 sayılı İş Kanununun 70 inci maddesinde, doğum öncesi 6 hafta ve doğum sonrası 6 hafta olmak üzere düzenlenen analık haliyle ilgili izinler, doğum öncesi 7 hafta ve doğum sonrası 7 hafta olarak toplam 14 haftaya çıkarılmıştır. Bakanlığımızın bu düzenlemesi, elbette olumlu  ve takdire şayan bir düzenlemedir. Böylelikle, Avrupa Birliğine üye olmak yolunda gerekli tüm düzenlemeleri ivedilikle yerine getiren bir hükümet olarak, doğum izinleri konusunda da, Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan  Avrupa  Sosyal  Şartında öngörülen asgarî sınır,  alt limit olan  doğum  öncesi ve sonrası 14 hafta kabul edilmiştir.

Bu, sevindirici bir gelişmedir elbette; ancak, kadınların kamusal alana entegrasyonunu, kadın ve erkeklerin tüm sosyal olanaklardan eşit bir biçimde yararlanmasını öngören bir partinin mensubu olarak, bu tür düzenlemelerin alt limitler gözetilerek yapılmasından daha ileriye geçilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Ayrıca, Avrupa Birliğine üye olan ülkeler açısından baktığımızda da, birçok üye ülkenin ve Avrupa ülkesinin, 16 hafta ve üzerindeki sürelerde, çalışan annelere doğum izni verdiklerini görüyoruz.  Örneklersek; Avusturya 16 hafta, Danimarka 28, Fransa 16, Yunanistan 17, Hollanda 16, İspanya 16, Lüksemburg 16, Belçika 16 ve İtalya 21 hafta olmak üzere, çalışan annelerine doğum izni vermektedir.

Diğer taraftan, ülkemizin, içinde bulunduğu iktisadî sorunlar nedeniyle, çalışan annelerin iş verimliliğini artırıcı düzenlemeleri gereğince yerine getiremeyen bir ülke olduğunun da altının çizilmesi gerekir. Kreşler, süt verme odaları son derece yetersizdir. Ülkemiz koşullarını ve onaylamamakla birlikte, kadınların, evin ve çocuğun bakımını tek başına üstlendikleri gerçeğini göz önüne alırsak, doğum izinlerinin artırılmasının, nüfusun yarısını oluşturan kadınların haklarının korunması açısından ne denli elzem olduğunu da anlamak son derece kolay olacaktır.

Annelik izninin kısa olması nedeniyle, ülkemizde kadınlar, annelik ve çalışma yaşamı arasında zor bir tercih yapmak zorunda kalmaktadırlar. Kadın Sorunları ve Statüsü Genel Müdürlüğümüzün yaptığı bir araştırmaya göre, kadınların istihdama katılmamalarının en temel nedenleri, evlilik ve doğum olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa, bir ülkenin en değerli varlığı insan kaynağıdır. İnsan kaynağını iyi kullanamayan bir ülkenin, gelişmişlik düzeyini istediği seviyeye çıkarmasına elbette imkân yoktur. Bu hedefe ulaşmak için, kadınların istihdam koşullarını iyileştirici yasal düzenlemeleri yapmak ve denetim mekanizmalarını işlettirmek sorumluluğu bizlerin omuzlarındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uslu, size, 1 dakika eksüre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Bu noktada, ücretli izin hakkının artırılması son derece önemlidir; çünkü, ekonomik zorunluluklar nedeniyle, kadınlarımız, ücretsiz doğum izinlerini kullanamamaktadırlar. KESK'in kadın işçiler üzerinde yaptırdığı bir araştırmaya göre, ücretli annelik izninden yararlananların oranı yüzde 62,8 iken, ücretli ve ücretsiz izin hakkını kullananların oranı sadece ve sadece yüzde 33,5'tir.

Doğum izinleri, önceki hükümetlerin kısa vadeli, meseleyi sadece işgücü perspektifinden değerlendiren sığ bakış açılarından arınarak değerlendirilmelidir. Yeterli anne sütü alamayan ve sık hastalanan çocuklar, annelerimiz için iş kaybı, hastene, ilaç masrafları yüzünden ülkemiz için ekonomik kayıptır ve anne şefkatinden insanlık dışı bir biçimde ayrılan çocukların bilinç altlarındaki hasar nedeniyle, toplumun sağlığının korunması açısından, uzun vadede, çok daha büyük kayıplara yol açmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uslu, lütfen, tamamlar mısınız.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Ne acıdır ki, Save The Children (Çocukları Kurtarın) adlı uluslararası kuruluşun 117 ülkede yaptığı, hangi ülkede anne olmanın daha avantajlı olduğunu belirleyen araştırmaya göre, Türkiye, listenin en kötüleri arasındadır; Nikaragua, Bolivya, Moritanya gibi az gelişmiş ülkeler olarak adlandırdığımız ülkelerin de altında kalarak, 69 uncu sırada yer almaktadır. Bu durum değişmelidir ve değişim, bizlere toplum tarafından verilen vekâlete layık düzenlemeler yapılarak gerçekleştirilebilir.

Devlet İstatistik Enstitüsünün 2000 yılı genel nüfus sayımı verilerine göre, Türkiye'de doğurganlık sürekli azalma eğilimindedir. 1990-2000 yılları arasında genç nüfus artışının sıfıra yaklaştığı, yaşlı nüfusun ise, en fazla artış hızını kendi içinde barındırdığı görülmektedir. Kontrollü olduğu sürece tüm ülkeler için genç nüfusun, üretkenlik ve toplumsal dinamizm açısından ne denli önemli olduğu açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uslu, lütfen, son cümlenizi alayım. İki dakika geçti. Lütfen...

Buyurun.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan, son cümlem.

Hedefimiz, iyi eğitimli, genç, sosyoekonomik ihtiyaçları karşılanan bir toplum yapısına ulaşmaktır. Doğum izinlerinde, sizlerin de desteğiyle gerçekleştirilecek süre artırımı da, millî hedeflerimize ulaşmada önemli bir adım olacaktır.

Sözlerime, şu an burada bulunan tüm Parlamento mensuplarının, annelerimize verebilecekleri en güzel hediyelerden biri olan bu değişiklik önergesini destekleyecekleri inancıyla son veriyor, tüm kadınların ve erkeklerin eşitlendiği, kadınlara yönelik her türlü ayırımcılığın ortadan kalktığı daha özgür ve adil bir dünya dileğiyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kâtip Üyemizin, sunumunu, şu andan itibaren, oturduğu yerden yapması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 74 üncü maddesinin başlığının "Analık halinde