DÖNEM
: 22 CİLT : 13 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
75 inci Birleşim
6 . 5 . 2003 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan
Yerlikaya'nın, Tunceli İlinin sorunları ve alınması gereken tedbirlerle,
Bingöl'de meydana gelen deprem ve Tunceli İline yansımalarına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı
2. - Adana Milletvekili Ayhan Zeynep
Tekin'in, Türkiye'de kalitesiz yapılaşmanın ve standartlara uymayan inşaat
malzemeleri kullanımının özellikle deprem riski taşıyan bölgelerde sebep olduğu
sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki
Ergezen'in cevabı
3. - Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp
Güney'in, pancar ekicilerinin sorunları ve alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşmasına ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan ve
44 milletvekilinin, özelleştirme uygulamaları konusunda Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/72)
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in
(6/371) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/53)
2. - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Sırbistan ve Karadağ'a yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/255)
3. - Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in,
Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/83) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin talebini geri çektiğine dair önergesi (4/52)
IV. -
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. - Genel Kurulun çalışma gün ve
saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti
Grubu önerisi
V. - SEÇİM
A)
KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ
1. - (10/29, 31) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu üyeliklerine seçim
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı : 73 ve 73'e 1 inci
Ek)
VII. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın,
isteğe bağlı sigorta ve BAĞ-KUR primlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/356)
2. - Ankara Milletvekili Ersönmez
Yarbay'ın, elektrik kullanımında bölgesel tarife uygulamasına ne zaman
geçileceğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler'in cevabı (7/386)
3. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu'nun, Bingöl-Yedisu Sağlık Ocağına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ'ın cevabı (7/388)
4. - İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, genel seçimler sonrası verilen açıktan atama izinlerine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in
cevabı (7/392)
5. - Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın,
müşterek kararname ile yapılan atamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/400)
6. - İzmir Milletvekili Muharrem
Toprak'ın, SSK'da sözleşmeli olarak çalışan doktorların özlük haklarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun
cevabı (7/402)
7. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın,
Antalya'da kaldırılan bazı TEDAŞ tahsilat veznelerinin yeniden açılıp
açılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler'in cevabı (7/405)
8. - Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, Başbakanlıkta çalışan personele ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/411)
9. - İzmir Milletvekili Muharrem
Toprak'ın, granit taşı üretiminin artırılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/421)
10. - Samsun Milletvekili Haluk Koç'un,
TRT Genel Müdürü adaylarının seçimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/463)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
iki oturum yaptı.
Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Yılmaz
Ateş, Bingöl İlinde meydana gelen deprem nedeniyle hayatını kaybeden
vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara ve yakınlarına geçmiş olsun
dileklerini belirten bir konuşma yaptı.
AK Parti Bursa Milletvekili Faruk Çelik,
CHP Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek,
Aynı konuda grupları adına görüşlerini
belirttiler.
Tokat Milletvekili Feramus Şahin,
Çorum Milletvekili Agah Kafkas,
1 Mayıs işçilerin birlik ve dayanışma günü
münasebetiyle;
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yapılacak frekans
ihalelerine ilişkin,
Gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen ve
31 milletvekilinin, gemi kaynaklı deniz kirliliği ile atık toplama ve arıtma
hizmetleri konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71)
Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve
öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Denizli Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar'ın
(6/256), (6/292) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi
okundu, sözlü soruların geri verildiği bildirildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, İş Kanunu
Tasarısının (1/534) (S. Sayısı : 73) görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel
Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan, Çevre ve Orman
Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/546, 1/63, 1/142,
1/151, 1/180) (S. Sayısı : 127) görüşmeleri tamamlandı, elektronik cihazla
yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.
6 Mayıs 2003 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 23.43'te son verildi.
|
Yılmaz Ateş |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Suat Kılıç |
Enver Yılmaz |
|
|
Samsun |
Ordu |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No. : 103
II. - GELEN KÂĞITLAR
2 . 5 . 2003 CUMA
Süresi İçinde
Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergesi
1. - Hatay Milletvekili Abdulaziz
Yazar’ın, muhtemel Irak operasyonu için biyolojik saldırılara karşı alınan
önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/287)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
6 Mayıs 2003 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili
İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt
AKGÜN (Karaman), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 75 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, üç değerli
milletvekili arkadaşımız gündemdışı söz talebinde bulunmuştur; kendilerine
sırasıyla söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, deprem ve Tunceli
İlinin sorunlarıyla ilgili söz isteyen Tunceli Milletvekili Sayın Sinan
Yerlikaya'ya aittir.
Buyurun Sayın Yerlikaya. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır. Süreye riayet
etmenizi de rica ediyorum.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. -
Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan Yerlikaya'nın, Tunceli İlinin sorunları ve
alınması gereken tedbirlerle, Bingöl'de meydana gelen deprem ve Tunceli İline
yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki
Ergezen'in cevabı
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; sözlerimin başında, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bingöl İlimizde 1 Mayıs günü vuku bulan
depremden ötürü, ölen vatandaşlarımıza, çocuklarımıza Allah'tan rahmet
diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum, yaralı
vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Bütün Türkiye'nin başı sağ olsun.
Yine, bugün, 31 yıl önce, suçları yalnızca
"kahrolsun ABD emperyalizmi ve yaşasın demokratik, laik ve bağımsız
Türkiye" demek olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idam
edildiği gündür. "Ya vatan ya ölüm" diyen, bir damla kan akıtmayan,
dillerinden Atatürkçülüğü düşürmeyen bu devrimci gençlerimizin anıları önünde
saygıyla eğiliyorum. Tıpkı Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamı gibi, bu idam
da yanlış olmuştur, haksız olmuştur, maalesef içbarışımızı çok zedelemiştir
değerli arkadaşlarım. Bu vesileyle, vatanımız için, Türkiyemiz için ölen bütün
şehitlerimizin anıları önünde saygıyla tekrar eğiliyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye, depremler
kuşağı içerisinde, geçmişte olduğu gibi, yakın tarihimizde de sık sık depremler
yaşadı. 17 Ağustos 1999 tarihinden bugüne kadar, Kocaeli, Yalova, Gölcük, Bolu,
Avcılar ve sonrasında Pülümür, Bingöl depremleri; ama, arkadaşlar, görülen odur
ki, biz, bu depremlerden hiçbir ders çıkarmamışız. Sorun, her afetten sonra bütün
sıcaklığıyla gündeme gelmekte, bir süre sonra unutulmaktadır, ta ki yeni bir
deprem oluncaya kadar. Oysaki, Türkiye, depremlerle bir arada yaşamaya mecbur
bir ülkedir. Bu nedenle, bugünden tezi yok, bir ulusal deprem politikası
belirlemek durumundayız. Yerleşme ve yapılaşma konularında gerekli yasal
tedbirleri almalıyız. Depremde tuzla buz olan kamu binalarının müteahhitleriyle
beraber, bu binaların kabulünde rol oynayan müdürleri ve kontrol mühendislerini
de sorumlu tutarak, bunlar hakkında da cezaî takibata geçilmeli; mevcut ceza
oranı bir yasa değişikliğiyle artırılarak, bir trafik cezası suçundan
çıkarılmalı ve bu sorumlular hakkında gereken ceza verilmeli, tecziyeye
gidilmelidir; yoksa, cezanın caydırıcılık prensibi ortadan kalkmış olur.
Değerli arkadaşlar, Tunceli ve Bingöl'deki
depremlerden dolayı, dün, genel hayatı etkinlik onayının alındığını öğrendim.
Bu kararı saygıyla karşılıyorum ve bu kararda etkili olan Bayındırlık Bakanını
kutluyorum. Zaten, Sayın Bakan, her iki depremde de, olay günü hemen deprem
mıntıkasındaydı, çalışmaları izleyerek bilgiler aldı, sonradan buraya gelerek
gereken yardımlarda bulundu. Bu hakkı teslim etmeliyiz kendisine, Sayın Zeki
Ergezen'e teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak, depremde zarar gören belediyelerimiz
de var. Belediyelerimizin altyapıları çok zarar görmüştür değerli arkadaşlar.
Bu nedenle, 4123 sayılı Yasa devreye sokularak her iki il afet bölgesi ilan
edilmeli, buradaki belediyelerimizin İller Bankasında olan payları kesilmemeli,
hatta, paylar artırılarak, belediyelerimizin vatandaşa hizmet olanağı
sağlanmalıdır. Bu nedenle, afet bölgesi ilan edilmesi de acilen önem arz
etmektedir.
Yine, bu yöremizde bulunan çiftçilerimiz,
esnafımız da, gayet tabiî olarak büyük zarar görmüşlerdir. Çiftçi ve
esnafımızın da bankaya olan borçları, kooperatife olan borçları belli bir süre
ertelenmeli ve bu kesime de büyük bir destek verilmelidir.
Değerli arkadaşlarım, depremler, tabiî ki,
çok sorun yaratıyor; ama, geçmişte bu bölge büyük sorunlar yaşadı, yirmi yıl
olağanüstü halle idare edildi, köyler boşaldı, insanlarımız göçe zorlandı ve
nitekim, bölge tamamen hasarlı bir bölgedir. Tunceli de bu bölge içindedir.
Tunceli'nin büyük sıkıntıları var, büyük dertleri var değerli arkadaşlarım.
Bölgenin ortak dertlerinden biri olan ve Tunceli'de hüküm süren bu dertlerin
başında köye dönüş meselesi var. Ne yazık ki, bugüne kadar, hiçbir hükümet,
köye dönüş projesi konusunda adam gibi bir proje ortaya koymadı. Köy serbest
dediler...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Benim 5
dakikam bitti mi Sayın Başkan?
BAŞKAN - Bitti.
Sayın Yerlikaya, size 2 dakika eksüre
veriyorum, lütfen, tamamlayın.
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Köye
dönüş serbest, gidebilirsiniz dediler; ancak, ne yazık ki, vatandaşın köye
gidecek, tarlasını ekecek, evini yapacak parası yok. Hakikaten, devletin bu
konuya ciddî biçimde eğilip, acil bir köye dönüş projesi hazırlayarak,
vatandaşımızın derdine derman olması gerekiyor.
İlimizin çok sorunları var -daha baştayım-
sağlık sorunları var, eğitim sorunları var; ben, bu iki sorunu çok önemli
sayıyorum. Bugün, Tunceli'nin bütün köy okulları ve sağlık ocakları kapalı
bulunmaktadır. İlimizde mevcut bir tek hastane vardır, ilçelerde sağlık
merkezleri vardır; ama, Sağlık Bakanlığının, bu sağlık merkezlerini sağlık
ocağına dönüştürdüğünü görüyoruz; bu, çok yanlış bir karardır. Oranın iklim ve
coğrafî yapısı göz önüne alınırsa, vatandaş, sağlık ocaklarından yeterli
biçimde hizmet alamaz; çünkü, bu merkezler ortadan kaldırılırsa, günübirlik
sağlık tedavisiyle, vatandaşa gereken sağlık hizmetini veremeyiz, Sağlık
Bakanlığımız, bu karardan acilen vazgeçmeli; hatta ve hatta, bu sağlık
merkezlerini hasta yatabilecek standarda getirmelidir.
Yine, Tunceli İlinde, ne yazık ki uzman
hekim yok. Bu konuyu, bütçe görüşmelerinde de soru olarak dile getirdim; bu
sorunun da çözülmesi gerekiyor.
Yine, depremlerden dolayı yatılı bölge
okullarımız, okullarımız çok zarar gördü. Okullar, eğitim yönünden çok eksik
durumdadır. YİBO'lar yetersiz duruma gelmiştir. Bu nedenle, Mazgirt'te acilen
yeni bir yatılı ilköğretim bölge okuluna, Hozat'ta, Pertek'te ikinci bir yatılı
okula ihtiyaç vardır; çünkü, öğrenciler -kapasite itibariyle- bu okullara
sığmamaktadırlar. Yine, mevcut okullarımızın derslikleri çoğaltılmalı, hizmete
geçirilmelidir.
Değerli arkadaşlarım, Tunceli'nin daha
birçok derdi var. Bunları geçerek, son olarak, kısaca şuna değinmek ve Sayın
Başkandan da bir ricada bulunmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Sayın
Başkan, 1 dakika eksüre rica ediyorum.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Bitlis) - Sayın Başkan, benim 2 dakikamı Sayın Yerlikaya'ya verin.
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Sağ
olun.
BAŞKAN - Sayın Bakan süresini verdi; ama,
programı ona göre ayarladık.
Sayın Yerlikaya, siz, konuşmanızı
toparlayın; işin önemi ortadadır.
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, Tunceli, hayvancılık itibariyle cazip bir merkezdir. Orada
yaylalar vardır, Pertek ve Çemişkezek ilçelerimizde "göçerler"
dediğimiz Şavaklar vardır; bunlar, her yıl yaylalara gitmektedirler.
Hayvancılık, son zamanlarda çok zayıfladı. Hayvancılığın gelişmesi, bu
insanlara yapılacak yardımla mümkün olabilecektir. Bu insanlarımıza maddî ve
manevî destek vermeliyiz, yaylalara gidiş gelişlerinde, yayla bulmaları
konusunda kendilerine avantaj sağlamalıyız, mümkünse, kapalı yayla
bırakmamalıyız ki, bu insanlar, mümkün mertebe, yaylalarına gitmek durumunda
olsunlar.
Yine çok önemli bir konu -Türkiye için de
çok yararlı- Tunceli'nin turizmine şu ana kadar el atılmamış, Tunceli'nin
turizm master planı çıkarılmamıştır. Bu plan çıkarıldığı takdirde, Tunceli'nin
turizm bakımından çok zengin olduğu ortaya çıkacaktır ve dolayısıyla,
Türkiye'nin bütçesine de çok büyük katkı sağlayacaktır. Tunceli'nin turizm
master planının çıkarılmasına acilen gerek vardır.
Bugün, Köy Hizmetlerini aradığımda,
akaryakıtlarının olmadığını ve hiçbir araçlarının çalışmadığını söylediler.
Ayrıca, ilimizde Köy Hizmetlerinin araçları zaten çok eksiktir. İlimizdeki
araçların büyük bir miktarını Kovancılar-Bingöl karayoluna aktardıklarını
duydum. Oysaki, Tunceli de bir deprem mıntıkasıdır, orada da deprem vuku
bulmuştur. Bu ilimizdeki araçlar, mümkün mertebe yerinde kalsın, deprem
görmeyen civar illerdeki bazı araçlar -tabiî ki, önemlidir orası- oraya takviye
edilsin; o nedenle, bunu Sayın Bakandan da rica ediyorum.
Tunceli'nin, Karayollarına bağlı olan
yolları olsun, Köy Hizmetlerine bağlı olan yolları olsun, çok kötü bir durumdadır,
onarılmayacak bir durumdadır. Bunu, sayın bakanlarımıza...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum, sağ olun.
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Çok
teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz,
ülkemizdeki deprem ve bozuk yapılaşma konusunda, Adana Milletvekili Sayın Ayhan
Zeynep Tekin'e aittir.
Buyurun Sayın Tekin. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
2. - Adana
Milletvekili Ayhan Zeynep Tekin'in, Türkiye'de kalitesiz yapılaşmanın ve
standartlara uymayan inşaat malzemeleri kullanımının özellikle deprem riski
taşıyan bölgelerde sebep olduğu sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Ben,
öncelikle, Bingöl'de hayatını kaybeden insanlara rahmet, ülkemize başsağlığı,
yaralılara şifa diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemizde son zamanlarda sık sık meydana gelen, sonuncusunu Bingöl'de
yaşadığımız depremle ilgili, inşaat mühendisi, bürokraside müteahhit-kontrol
ilişkilerini yaşamış bir bürokrat, her şeyden önce duyarlı bir insan olarak söz
almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi, aynı zamanda
televizyonları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı da saygıyla
selamlıyorum,
İnsan hayatı üzerine kurulan karşılıklı
çıkar ilişkilerini, yolsuzlukları, hırsızlıkları ortadan kaldırarak, kontrol ve
müteahhit ilişkilerinde rüşvet çarkının önlenmesi, daha doğrusu, ahlak
hırsızlığının önlenmesi, yine, hükümetimiz döneminde yapılacak çalışmalarla
gerçekleşecektir. Bunları söyledikten sonra, depremle ilgili teknik bilgiler
sunmak istiyorum.
Yapılarımıza, düşey doğrultuda etkiyen
yüklerin yanı sıra, en önemli yük, özellikle ülkemizde deprem yüklemesidir.
Dünyanın derinliklerinde "aktif fay" denilen bölgelerde relatif
hareketle biriken enerji, kırılma sonucu açığa çıkmaktadır. Bu noktaya, deprem
odağı (fokus) adı verilir. Deprem odağının tam üstüne tekabül eden yer kabuğu
üzerindeki noktaya ise deprem merkezî (epicenter) adı verilir.
Deprem odağında açığa çıkan muazzam
enerji, her yönde enerji dalgaları olarak yayılır, bu enerji dalgaları yeryüzü
kabuğuna ulaşırlar ve taban kayasında hareketler oluştururlar. Bu hareketler,
deprem ölçüm aletleri tarafından, genellikle deprem süresince, zamana bağlı
ivmeler olarak kaydedilir. En kuvvetli yer hareketleri deprem merkezinde ve
civarında olur; deprem merkezinden uzaklaştıkça bu hareketler süratle azalır.
Dünyanın derinliklerindeki mevcut ana fay
hatları bellidir ve Türkiye, Akdeniz'den Asya Kıtasının içlerine uzanan ana fay
hatlarından birinin üzerindedir. Bu durumda, Türkiye, ciddî deprem riskine
maruz bir ülke olarak görülmelidir.
Türkiye'de her bölgenin, ana fay hatlarına
yakınlık ve uzaklığına göre, bir deprem riski bulunmaktadır. Türkiye'deki her
bölgenin deprem riski, Türkiye Cumhuriyeti Bayındırlık ve İskân Bakanlığı
tarafından yayımlanan deprem bölgeleri haritasına göre belirlenmiştir.
Türkiye'de yapılan tüm inşaat yapılarının, bu deprem bölgesi haritasına göre ve
1998 yılında uygulanması zorunlu hale getirilen Afet Bölgelerinde Yapılacak
Yapılar Hakkında Yönetmelik ve TS-500 Betonarme Yapıların Hesap ve Yapım
Kuralları ilkelerine göre yapılması gerekmektedir; fakat, ülkemizde görülen
odur ki, bu yönetmelik ve kurallar, nedense, yeterince uygulanmamaktadır.
Deprem bölgelerinde yapılan incelemelerde,
yapılarda meydana gelen hasarların, zemin sorunları yanında, çeşitli işçilik,
malzeme, statik sistem sorunları ve teknik kusurlardan kaynaklandığı
görülmektedir. İnşaatlarda kullanılacak malzeme ve yapılacak işçilik, Türk
Standartları Enstitüsü ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı genel teknik
şartnamesi kurallarına uygun olmalıdır. İnşaatlarda çalışan demirci ve kalıpçı
ustalarının, genellikle meslekte çalışarak yetiştikleri, herhangi bir teknik
eğitim alarak belge sahibi olmadıkları görülmektedir.
Pratikten yetişen -burası çok önemli sayın
milletvekilleri- bu elemanlar, zaman zaman çeşitli konularda çok önemli olan
hususları pratikten öğrendikleri şekliyle yaparak yanlış ve hatalı uygulamalara
sebep olmakta veya çeşitli nedenlerle ihmalci davranmaktadırlar. İnşaatlarda
çalışması öngörülen ara eleman olarak yapı teknikerlerinin, sürveyanların
mutlaka iş başında olmaları ve bu konuda gerekli denetimleri yapmaları
gereklidir. İnşaatlarda çalışan ve yapının statik sistemini inşa eden demirci
ve kalıpçı ustalarının, mutlaka çeşitli meslekî bilgileri içeren kurslara tabi
tutulması, başarılı olanlara belge verilmesi ve inşaatlarda belgesiz usta ve
kalfa çalıştırılmaması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
pratikten yetişen mevcut usta ve kalfalar, belge almaları için teşvik
edilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, lütfen tamamlayın.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - İnşaatlarda
meydana gelen hasarların bir bölümü demirci ustası ve kalıpçı ustasının çeşitli
nedenlerle yaptığı işçilikten doğan hatalardan kaynaklanmaktadır.
Özel inşaat yapan mal sahipleri ve
müteahhitler, inşaatları genellikle usta ve kalfalara kaba inşaat olarak
metrekare birim fiyat üzerinden götürü usulde yaptırmaktadırlar. Burada, usta
ve kalfalarla pazarlık yapılması sonucunda, demirci ve kalıpçı ustaları, işsiz
kalmamak için -önemle üzerinde duruyorum, vurguluyorum- fiyat kırmaktadırlar.
Aşırı fiyat kıran usta ve kalfalar, doğal olarak, zarar etmemek için işçiliği
gereği gibi yapmamaktadır. Örneğin, kolonlarda etriye sıklaştırılmasını
yapmamakta, kiriş-kolon ve döşeme demirlerini yeteri kadar sıklıkta bağ teliyle
bağlamamakta, etriye uçlarını kolon ve kiriş içine doğru kıvırmamakta veya işi
zarar etmeden bitirebilmek için çeşitli hatalar yapmaktadırlar. Kalıpçı
ustaları, kalıp tahtalarını yeterince sıkıştırmadıkları için, beton dökülürken
beton şerbeti bu kalıp aralıklarından sızıp gitmektedir.
Böylece, beton mukavemeti düşmektedir.
Bunun için, kalıbın, beton şerbetini kaçırmayacak şekilde sıkı çakılması
gerekmektedir. İnşaatların taşıyıcı sistemini inşa eden usta ve kalfaların
yeterince denetlenmedikleri, ayrıca ücretlerinin tam olarak verilmemesi
yüzünden eksik iş yapmaları sonucu çeşitli hasarlar meydana geldiği müşahede
edilmiştir.
Proje onaylayarak veya ruhsat alınarak
yapılan inşaatlarda dahi, inşaat faaliyeti esnasında, teknik uygulama
sorumlusunun bilgisi dışında uygulama projelerinin değiştirildiği, ilaveler
yapılarak projenin büyütüldüğü, kat yüksekliklerinin artırıldığı tespit
edilmiştir. Esasen, birçok inşaatta teknik uygulama sorumlusunun bilgisi
dışında imalatlar ve proje değişiklikleri yapılmaktadır. Yapının projesine
uygun olarak imalatın yapılmasının sağlanması zorunludur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tekin, son sözleriniz için
mikrofonu açıyorum.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - Efendim,
bu, çok önemli bir konu; arkadaşlarımın da müsaadesini alarak, teknik bilgi
vermek istiyorum, izin verirseniz.
BAŞKAN - Efendim, siz, bu işin mahareti
içerisinde özetleyin lütfen.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - Teşekkür
ederim.
İnşaatlarda kullanılan malzemelerin Türk
standartlarına uygunluğu önşart olmalıdır. Oysa, bazı inşaatlarda yapılan incelemelerden
ve alınan malzeme örneklerinden, inşaatın belkemiğini oluşturan inşaat
demirinin, projesinde gösterilen mukavemet değerinin altında olduğu, betonarme
betonu sınıfının düşük kalitede olduğu tespit edilmektedir. Buradan çıkan
sonuç; yapılarda, genellikle düşük mukavemetli malzeme kullanıldığı ve
dolayısıyla, bu malzeme farklılığından dolayı parasal yönden yüklenici firmalar
kâr etmektedir.
Yapılarda meydana gelen hasarların en
önemli nedenlerinden biri, yapının statik sistemindeki aksaklıklardır. Statik
sistemi kuran mühendisin yeterince tecrübeli olması, gerekli mühendislik
formasyonunu haiz olması gereklidir; günümüzde, mevcut şartname ve
yönetmelikler çerçevesinde, statik projeyi yapabilmelidir.
Kontrol noktalarında çalışan mühendislerin
de, yeterince tecrübeli olmaları, malzeme ve projeyi okuma yetenekleri
bulunmalıdır.
Türkiyemizde, dört yıllık eğitimle
mühendis yetiştiriyor ve bu mühendislere geniş yetkiler veriyoruz. On yıllık,
yirmi yıllık mühendislerimizi, yeni mezun olanlarla bir tutuyoruz. Dünyanın
hiçbir yerinde, dört yılda, mühendislik mesleği tam olarak öğretilemez; ancak,
temel bilgi ve prensipler öğretilebilir.
Mühendislerimizin meslekî bilgi ve
birikimlerini geliştirmek için, okul sonrası açılacak meslekiçi eğitim
seminerleri ve kurslarıyla, dünyada ve ülkemizde, mühendislik alanlarındaki
yeni bilgileri vermek durumundayız. Depreme dayanıklı yapı üretimi, ancak
deprem mühendisliğindeki gelişmeleri yakından takip edebilen bilinçli mimar ve
mühendislerle sağlanabilir. Bu anlamda, meslekiçi eğitim konusuna ağırlık
verilmelidir. Üniversitelerin ve meslek odalarının, meslekiçi eğitim
programlarına ağırlık vermeleri sağlanmalıdır.
Ülkemizde meydana gelen her deprem sonrası
bir fay tartışması gündeme gelmektedir. Görsel medyada ve basında, bundan sonra
muhtemel deprem senaryoları düzenlemekte ve nerede, nasıl, kaç şiddetinde bir
deprem olacağı bol bol konuşulmaktadır. Artık, bu tartışmaları bir kenara
bırakıp, depremin, Türkiye'de ortaya koyduğu toplumsal ve siyasal gerçeği,
deprem riskine karşı hangi önlemlerin alınması gerektiği konularını, en kısa
zamanda görüşmeye açmalıyız.
Üniversitelerimizdeki inşaat
fakültelerinde bulunan hocalarımızın da en kısa zamanda devreye girerek, mevcut
kamu yapıları ve diğer inşaat yapılarıyla ilgili araştırma ve çalışma
yapmalarını ve alınacak önlemlerin bir an önce ortaya konulmasını sağlamalıyız.
Hepinizi, tekrar, en kalbî duygularımla,
saygılarımla selamlıyorum; ülkemizin, bir daha depremlere maruz kalmamasını,
insan kaybı olmamasını diliyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tekin.
Milletvekili arkadaşlarımızın, Tüzük
gereği verilen süreye riayet etmeleri Başkanlığın beklediği bir hassasiyettir;
arkadaşlarımız bu konuya riayet ederlerse, biz, işleri daha kolay götürürüz.
Şimdi, her iki konuşmacımız da deprem
konusu üzerinde düşüncelerini arz ettiler.
Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Zeki
Ergezen bu konuda söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Bitlis) - Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; 1 Mayıs 2003 Perşembe
03.27'de Bingöl'de meydana gelen 6,4 şiddetindeki depremde, 177 kişi hayatını
kaybetmiş -bunlardan 85'i Çeltiksuyu Pansiyonundaki öğrencilerimiz- 520 kişi
yaralanmış -114'ü, yine, aynı pansiyondaki öğrencilerimiz- 312 ev yıkılmış, 2
400'ü oturulamaz hale gelmiştir. Bundan dolayı, önce Bingöllülere, yakınlarına,
ondan sonra halkımıza başınız sağ olsun diyoruz; ölenlerimize Allah'tan rahmet,
yaralılarımıza da şifa diliyoruz ve Cenabı Mevlam, halkımıza, Bingöllülere
sabırlar versin diyoruz.
Ayrıca, depremi, Sayın Sinan Yerlikaya'nın
sosyal boyutuyla, Sayın Zeynep Tekin'in de teknik boyutuyla Meclisin gündemine
getirmiş oldukları ve bundan dolayı da, bizim sizlere bilgi vermemize imkân
sağladıkları için, iki sayın milletvekilimize teşekkür etmek istiyorum.
Muhterem milletvekilleri, depremin gece
03.27'de olmasından hemen sonra, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu, başta
Sayın Başbakanımız olmak üzere bizleri haberdar etti. Biz de, Bingöl milletvekillerini
arayarak, alelacele Bakanlığa intikal ettik. Bir koordinasyon sağlandı ve Sayın
Başbakanımız, ilgili bakanlar ve milletvekilleriyle beraber Böngöl'e hareket
ettik.
Deprem mahalline gittiğimizde, gerçekten,
herhalde geçmiş depremlerden kazanılan tecrübeyle de "bir musibet bin
nasihatten evladır" diyerek, Gölcük depreminden sivil savunmanın ders
aldığını, valilerimizin, örgütlü diğer insanlarımızın ders çıkardığını ve
gerekli tedbirleri aldıklarını gördük.
Başta sivil savunma arama-kurtarma ekiplerinin,
Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ekiplerinin, bir plan
dahilinde, bölgeye intikal ettiklerini gördük.
Çevre illerden kurtarma ekipleri, bölgeye
zamanında ulaştılar.
Kızalayın çadırları, biz, sabah
11.00-12.00 civarında orada olduğumuzda, yeterli olmasa da ulaşmıştı. Kızılayın
Başkanı da, bizimle beraber, Ata Uçağıyla Bingöl'e geldiler. Kızılayın Elazığ
ve diğer çevre illerdeki çadırları akşama kadar ile ulaştırılmaya çalışıldı.
Ankara'dan 167'nin üzerinde konteyner gönderildi.
Çevre illerin sağlık ekipleri ile
Gaziantep Sanko Hastanesinden 20 kişilik bir ekip, 25-30 civarında tam
donanımlı ambulans ve bu konuda hizmet görecek 1 adet helikopter de bölgedeydi.
Aynı gün, saat 07.30'da, çevre illerden 3 vali muavini Bingöl'e geldi, akşama
kadar sayı 7'ye ulaştı. Diyarbakır Valisi, Elazığ Valisi de bu bölgede hizmete
koşmuştu. 60'ın üzerinde çadır kurma uzmanı anında bölgeye intikal etti, 11
adet arama köpeği de bölgeye gönderildi. Ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı da,
ücretsiz hizmet vermek üzere, ankesörlü uydu telefon makinelerini şehrin
muhtelif yerlerine yerleştirdi. Çeşitli kamu kuruluşlarına ait 128 makine,
Bingöl İline hizmet vermek üzere, akşama kadar bölgeye gönderildi. Yeterli
sayıda uzmandan oluşan 325 kişi, her ekibin elinde yeterli kesiciler,
kaldırıcılar, jeneratörler mevcuttu. Diyarbakır, Malatya, Kocaeli, Bursa,
Bandırma, Aydın ve İstanbul'dan da sivil örgütler Bingöl halkının hizmetine
koştular.
Tabiî, o gün çok güzel bir hava vardı;
bütün acılara rağmen çok olumlu bir çalışma vardı, güzel bir çalışma vardı.
Gerçekten, insanlarımız, o çalışmaya hayran kalıyordu. Halk, bütün acılarına
rağmen gayet mutluydu. O okulun altında kalan öğrencilerin aileleri dahi, o
çalışmalar karşısında diyecek hiçbir sözlerinin olmadığını defalarca ifade
ettiler. Ekipler yeterliydi, donanımlıydı ve gerçekten de, insanları kurtarmak
için ellerinden gelen her türlü gayreti sarf ediyorlardı. Başta Başbakanımız
olmak üzere, bizler de, gerçekten, Bingöl'den mutlu ayrıldık. Başbakanımız,
balkondan konuşurken şu talimatı verdi: Hemen 500 konutu Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliğine başlatıyoruz; çünkü, TOBB Başkanı oradaydı; beraber
görüştük. Araziyi, arsayı ben temin edeceğim, zemin etüt araştırmalarını
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı olarak biz yapacağız; TOBB Başkanı da gerekli
finansı sağlayarak, ihalenin yapılmasını halka ilan ettiler. Kızılay Başkanına,
akşama kadar da çadırların 5 000'e ulaşmasının talimatını verdi. Bugün, çadır
sayısı 12 000'dir.
Bir gün sonra, ne hikmetse, bir olumsuz
hava yaşandı. Bu olumsuz havanın çadıra bağlanması yanlıştır; çünkü, çadırla
alakası olamaz. Çadırla alakası olsa, niçin arabalara, kamyonlara, araçlara
küreklerle saldırıldı?! Bunu tahrik edenler, niçin tahrik ettiklerini, niye
tahrik ettiklerini çok iyi biliyorlar; hepimiz de biliyoruz aslında. Bu yarayı
fazla kaşımanın faydası olduğuna da inanmıyorum.
Dolayısıyla, olay, bir çadır eksikliği
olayı değildir. Eğer, olay, bir çadır eksikliği olayı ise, orada, sadece o
yürüyen insanlar değil, kamunun tüm görevlileri, hem çalışıyorlardı hem de
sabaha kadar, eksi 1 derecede o görevlerini devam ettiriyorlardı. Eğer, bir
çadır eksikliği varsa, bunun karşılığı, kürekle, sopayla kamu binalarına, kamu
görevlilerine saldırmak değildir; vatandaşların araçlarına, taksilerine
saldırmak değildir. Bunu, çadır eksikliğiyle izah etmek de mümkün değildir.
Tabiî, tahriklerden medet umanlar vardır.
İster örgütler olsun ister siyasîler olsun, geçmiş tecrübelerimizde de gördük
ki, böylesi günlerde, tahrik edenler, kazanmamıştır, kaybetmiştir. Kamu bunu
benimsemiyor; Bingöl halkı da bu olayları benimsemedi.
Böylesi günlerde yaralayıcı davranışlardan
kaçınmak lazım. Bu davranışların iltifat görmediğini de görüyoruz; her
defasında bunu gördük. Yatıştırıcı, insanları yaklaştırıcı, yardımlaşmaya
çağırıcı, dayanışmayı önplana çıkaran bir üslup sergilenmesi gerekir.
Dolayısıyla, muhalefetten, belki o günkü
olaylardan dolayı "hükümet nerede" gibi sesler çıkmaya başladı.
Hükümet, böyle bir deprem anında, ilk defa, Başbakanı ve bakanlarıyla beraber
olay yerine intikal etmiştir; bütün çalışmaları yerinde görmüş, hiçbir eksiğin
olmadığını tespit ettikten sonra Ankara'ya dönmeye karar vermiştir.
Tabiî, üç dört gündür, televizyonlar, çok
değişik şeylerle kamuoyunun önüne çıkıyorlar. Bazıları "işte, görüyor
musunuz, imar affı" diyorlar. "İmar affı olursa, böyle olurmuş"
diye seslendirmeye çalışıyorlar.
Ben, buradan cevap veriyorum: Bingöl'de
imar affı mı vardı?! Pülümür'de imar affı mı vardı?! Onbeş gün önce İzmir'de
deprem meydana geldi; imar affı mı vardı?! Buranın projesi mi yoktu, imarı mı
yapılmamıştı, teknik elemanı mı yoktu, müteahhidi mi yoktu, teknisyeni mi
yoktu; her şeyi vardı. Peki, neden yıkıldı? Neden, böyle depremler olduğu
zaman, hep kamu binaları önplana çıkıyor?
Demek ki, Türkiye'de sıkıntı vardır. Kimi
yerde vicdanların zaafa uğradığını görüyoruz, kimi yerde ahlakın zaafa
uğradığını görüyoruz; kimi yerde bilgisizlik var, tecrübesizlik var,
vurdumduymazlık var, sorumsuzluk var, mesuliyetsizlik var; kimi yerde de
insanlar, gerçekten, dünya malına çok fazla tamah ediyorlar. Bunun sağcısı,
solcusu yoktur. Bunun sağı solu da olmaz.
Şimdi, bizim yerimizde Cumhuriyet Halk
Partili kardeşlerimiz, arkadaşlarımız olsaydı, ne yapacaklardı, farklı bir şey
mi yapacaklardı? Belki de, bizim kadar erken bile yerine ulaşamayacaklardı.
(CHP sıralarından gülüşmeler)
HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Felsefe
yapıyorsunuz Sayın Bakan.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Hatta ben şunu hatırlatmak istiyorum... Tabiî, sizi biraz güldürmek
de istiyorum, sıkmak da istemiyorum, arada böyle esprilerim olacak. Ben, sizin
yerinizde olsam, oraya, bizden önce koşardım. Ama, bundan sonra da, söylüyorum,
bizden önce yine oraya gidin. Niye gidin, biliyor musunuz... Ben, çok
muhalefette oturdum, orada çok oturdum; oradan da yola çıkarak, biraz da
dikkatli konuşuyorum. Şimdi, bizi, bölgede adım adım takip etmeniz lazım.
Nedir?
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli) - Aynı
gün gittik Sayın Bakanım.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Mesela Sinan takip ediyor. Şu anda, Sinan'ın Pülümüründe 48 konut,
48 işletme binasının 8'inin temeli atıldı, 10-12'sinin de betonları döküldü,
adım adım takip ediyoruz. Demin yoldan bahsettin; ilk defa, Tunceli, Tunceli
olalı 5 trilyon lira para koyduk yola; yani, şimdi, biz, böyle, parti farkı
gözetmeden, problemlerin olduğu yerlere ulaşmaya çalışıyoruz, sıkıntıları
aşmaya çalışıyoruz.
Dolayısıyla, muhalefetin bizi tetiklemesi
lazım; yani, muhalefetin elinin ensemizde olması lazım -bunu, çok samimî
söylüyorum- ama, nasıl olması lazım, o çok önemli, gerçekten çok önemli; yani,
şöyle olmaması lazım: Yani, Demirel'in "tepedeki adam, 2 500 rakımındaki
adam" demesi gibi ensede olunmaz...
HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Orada 2 500 rakım
yok ki!..
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Özal'la ilgili söylemişti Sayın Demirel. Bu, bir muhalefet üslubu.
Şöyle olması lazım: Siz, bu yıkılan
binaların yapımına başlamadınız, zamanında başlayamadınız, niye
başlayamadınız?.. Bizi bundan dolayı takip etmeniz lazım, bir. Bingöl'de,
Pülümür'de, İzmir'de vatandaşların bulunduğu yerlerdeki altyapıların zamanında
yapılıp yapılmadığını takip edip, Meclis kürsüsüne getirmeniz lazım. Getirmeniz
lazım. Ben, muhalefetin, cidden, samimî olarak, böyle bir görevi üstlenmesinin
çok doğru olduğu kanaatindeyim. Başından beri söylediğim bir şey var:
Muhalefet-iktidar, birbirini tamamlayan demektir, birbirini tamamlayan bir
bütündür. O anlayışla ben meseleye bakıyorum.
İkincisi; binalarımızın kaliteli yapılıp
yapılmayacağını takip edeceksiniz; binaların iyi yürüyüp yürümediğini takip
edeceksiniz; oradaki belediyelerin mağdur edilip edilmeyeceğini takip
edeceksiniz. Geçmişte çok şeyler oldu; deprem olan yere 1 katsayı konuldu,
deprem olmayan yere 3 katsayı konuldu. Bizim dönemimizde böyle bir yanlışlığın
olup olmadığını takip edeceksiniz ve bu kürsüye getireceksiniz ki, biz de
yanlışlarımızdan ders alalım, bu yanlışlar olmasın.
Şimdi ne yapmamız lazım. Yapılması
gerekenler var. Tabiî, burada Parlamentoya görev düşüyor, medyaya görev düşüyor,
bütün kamu kurum ve kuruluşlarına görev düşüyor, halkımıza görev düşüyor; ama,
Allah için görev düşüyor; birbirimizi incitmek, hırpalamak, siyasî rant peşinde
koşmak, böylesi günlerden yararlanarak devletin imkânlarını da bir yerlere
peşkeş çekmek gibi değil. Depremlerin sonucunda hep bir sürü rant sahibi
çıkıyor piyasaya. Depremin arkasından hemen köşeyi dönenler oluyor. Herkesin bu
konuyu çok dikkatle takip etmesi lazım.
Biz, deprem şûrasını oluşturuyoruz. İlk
defa Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bundan on gün önce Bakanlar Kuruluna
teklif ettik; deprem şûrasının yapılması... Millî eğitim şûrası vardır, bir de
deprem şûrası olsun. On gün önce... Bu depremden önceydi; çünkü, Bakan
olduğumuzdan beri bunu oluşturuyoruz üniversitelerle beraber.
Yapı denetim yasası 19 ili kapsıyordu,
biz, bütün illeri kapsasın diye yasanın alanını genişlettik; ama, vatandaşa
olan yükünü de hafifletici tedbirler getiriyoruz.
Ayrıca, bu Bingöl, Pülümür ve İzmir
depreminden dolayı dün Bakanlar Kurulunda birtakım kararlar alındı. Bunlardan
biri şudur: Bu bölgelerde, biliyorsunuz, zorunlu deprem sigortasından dolayı,
siz, beldeler dahil olmak üzere, vatandaşa ev yapamıyorsunuz, evini tamir
edemiyorsunuz, depreme dayanıklı hale getiremiyorsunuz. Bunun getirdiği
sıkıntıları orta yerden kaldırmak için yeni bir yasal düzenlemeyi bugün
Bakanlar Kurulunun imzasına açtık. Niye; vatandaşımıza buralarda ev yapmak,
işyeri imkânları hazırlamak, bazı binaları da depreme dayanıklı hale
getirebilmek için; çünkü, Bingöl'de 320 aile sigorta yaptırmış, toplanan para
15 milyar. İzmir gibi bir yerde bugüne kadar toplanan para 19 trilyon; İzmir
gibi bir ilde!.. Tunceli'de toplanan para -dün rakamlara baktım- herhalde 7-8
milyar. Yani, en kabadayı il, işte İzmir... Kültür seviyesi yüksek olan
illerimiz bunlar.
Sen 10-15 trilyonla ne yapabilirsin; yarım
bina yaparsın. 85 metrekare bir binanın bugünkü normal maliyeti 27-28
milyardır. Yani, bazı illerde toplanan para, bir binanın parası dahi değil.
Dolayısıyla, böyle bir yasal düzenlemeyle, bugün yarın karşınıza geleceğiz.
Bingöl'deki, İzmir'deki, Pülümür'deki, Erzincan'ın bazı köylerindeki
depremlerde ve bundan sonra muhtemel olabilecek depremlerde -Allah vermesin-
vatandaşların imdadına anında koşabilmek, binalarını yapabilmek için bu kanunî
düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Ayrıca, dün kararlaştırılan, yardım
toplama olayıyla ilgili hesap numaraları var; vatandaşlar duysun diye
söylüyorum. Bu toplanan paralar, Ziraat Bankası Bilkent Plaza Şubesine
yatırılacak. Hesap numaraları şöyle: Türk Lirası yatırmak isteyenler için
83697, euro yatırmak isteyenler için 83713 ve dolar yatırmak isteyenler için de
83701. Vatandaşlarımız bu hesap numaralarına bu paraları yatırırlarsa, biz, bu
paralarla bu vatandaşların imdadına koşacağız kendi imkânlarımızla. Bu konuda
her türlü hazırlıklarımız tamamdır. İnşallah, onbeş güne kadar -çok fazla
iddialı olmamakla beraber- Bingöl'de bu işe başlayacağımızı ümit ediyoruz.
Şu anda Bingöl'de 2 400'ün üzerinde bina
yapılması gözüküyor; İzmir'de 200'ün üzerinde, Tunceli'de 48 -başladık-
Erzincan'ın köylerinde eleme metoduyla 51 adet ve daha yukarısı olabilir.
Bu bilgileri sizlere sunmayı uygun gördüm.
Tekrar, Cenabı Hak, depremlerden bizi korusun diyoruz, musibetlerden korusun
diyoruz.
Yine, buradan sesleniyoruz belediye
başkanlarımıza: Çok katlı bina yapmaktan vazgeçin lütfen diyoruz. Millî Eğitim
Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bayındırlık ve tüm yatırımcı bakanlıklar,
projelerini gözden geçirmelidirler. Arşivlerden otuz yıllık projeleri çekip
uygulamaya koymasınlar. Ben inanıyorum ki projelerin çoğu gözden geçirilmiyor,
günün şartlarına göre ele alınmıyor. Hazırcıyız biz, çok hazırcıyız, projeleri
alırız, zemin etüdünü de yaptırtmadan, aynı yere, aynı projeleri uygularız.
Göreceksiniz, bu 1995 yılının birinci ayında yıkılan bu pansiyon projesi de
benzeri bir projedir. Ben o projenin çok ciddî olarak ele alındığına
inanmıyorum. 1995'in birinci ayında ihale edilmiş, 1998'in sonunda bitmiş, şu
anda müteahhitle ilgili biz bakanlık olarak müfettişlik görevimizi yapıyoruz,
müfettişlerimizi görevlendiririz, savcılar da görev başında. Tabiî ki bizim
yapacağımız belli, savcıların, hâkimlerin yapacakları belli. Yasalardaki eksiklerimizi
tamamlayacağız. Bunların yanına kâr kalmaması lazım, bu insanların toplu olarak
ölümlerine sebep olan insanların, mutlaka karşılığını görmesi lazım. Bunun
başka türlü önüne geçmek mümkün değil. Ama, bütün bunların yanında, herkesin
başına bir polis koyamazsınız. İnsanların yüreğine bir polis koymak lazım. Buna
artık vicdan mı deriz, ahlak mı deriz, Allah korkusu mu deriz, millî duygu mu
deriz; adını ne koyarsanız koyun. Herkes kendine göre bir şey koymalı ki, bu
işler bir daha olmasın.
Ben şunu izah edeyim ve sözümü keseyim:
Bir müteahhidin sözleşmesi var mı, var; sözleşmesinde mühendis bulunduracağını,
mimar bulunduracağını... Ben kamuoyu duysun diye söylüyorum. Sizler, kültürlü,
bilgili insanlarsınız, bunları size anlatmıyorum; sizin huzurunuzda halk duysun
diye söylüyorum; çünkü, geçen gün televizyonun birisi bana soruyor, diyor ki:
"Aradan bunca yıl geçtiği halde bu binayı niçin denetlemediniz?" Ben
de dedim ki: Üzerine sıvası çekilmiş bir binayı niye denetleyeceksin? Şimdi
halkın bilmesi lazım. Müteahhit işi alırken, bunun sözleşmesi var. O
sözleşmede, ne kadar teknik elemanı inşaatın başında bulunduracağını yazar.
İkincisi, bu işi kontrol eden sürveyan
var, betonun iyi dökülmesi için başında bulunur, ataşmanları tutmak için
teknisyeni vardır, bu işi her defasında kontrol eden mühendisi vardır, kontrol
amiri vardır, kontrol şefi vardır, bayındırlık müdürü vardır; eğer, bunu Sağlık
Bakanlığı yapıyorsa, aynı sistem orada var; Millî Eğitim yapıyorsa aynı sistem
orada var ve bu dökülen betonların, yapılan imalatların tekniğine,
şartnamesine, projesine uygun olup olmadığı görüldükten sonra ödemeler
yapılıyor. Bunca insanın denetiminden sonra bu binalar bu kadar çürük
yapılıyorsa, hatayı biraz da başka yerlerde aramak lazım diyorum.
SEDAT PEKEL (Balıkesir) - İmar aflarında
aramak lazım.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Bingöl'de imar affı yoktu, Pülümür'de imar affı yoktu, İzmir'de
imar affı yoktu; benim gördüğüm bir şey var, yine söyleyeyim yüreğimde
kalmasın: Ahlakî çöküntü var, vicdanî zafiyet var, sorumsuzluk var, ilkesizlik
var, adam kayırma var, ideolojik yaklaşımlar var, partizancılık var. Lütfen, bu
konularda ihale verirken, alırken, hak ediş ödenirken, imar planlarında
değişiklik yapılırken, insanımıza göre imar planı değişikliği yapmayalım;
insanımıza göre hak ediş ödemesi yapmayalım; insanımıza göre projelerde
düzenleme yapmayalım; insanımıza göre hafriyat derinliklerini ayarlamayalım;
insanımıza göre kullanılacak malzemeyi layüsel bir şekilde kullanmayalım.
Şuradaki dereden malzemeyi çekip getirirse, sen de buna teknik eleman olarak,
mühendis olarak, şu memleketin okullarından diploma alan insan olarak göz
yumarsan, bunu neyle izah edeceksiniz?!
Gördük, toprak gibi beton, içinden taşlar
çıkıyor, sanki bunları yakmışsın gibi rengi sapsarı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan, mikrofonu açıyorum
buyurun.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Sayın Başkan, özür diliyorum.
Bu konuda kamuoyunun dürüst, doğru
aydınlatılması lazım. Onun için, bu kadar nefes tüketme ihtiyacı hissediyorum.
Türkiye'de yanlışlar var. Dürüst
insanların hareket alanı daraltılıyor. Dürüst insanların müdahale alanı
daraltılıyor. Dürüst insanların sahibi çok az. Dürüst insanlara yan çıkan
insanlar çok az; ama, nedense, güçlüden, nedense, siyasî gücü olandan, para
gücü olandan, bilmem ne gücü olandan da insanlar çok çekiniyor, ne hikmeti
ilahiyse!.. Ben de diyorum ki, gelin, yanlış yapmaktan çekinelim, kötü şey
yapmaktan çekinelim. Türk kamuoyu, bu bilinçte olsun, bu şuurda olsun ki,
yanlışlarımız az olsun diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Bayındırlık Bakanımız Sayın Zeki
Ergezen'e teşekkür ediyoruz.
Gerek milletvekillerimizin gerekse Sayın
Bakanın, Bingöl depremi vesilesiyle yaptığı açıklamalara Başkanlık olarak
katılıyor; vefat edenlere Allah'tan rahmet ve yaralananlara da şifalar diliyoruz.
İnşallah, Cenabı Hak, bir daha böyle bir felaketi milletimize göstermez.
Üçüncü gündemdışı söz, pancar ekicilerinin
sorunlarıyla ilgili olmak üzere, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney'e
aittir.
Buyurun Sayın Güney. (Alkışlar)
3. -
Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in, pancar ekicilerinin sorunları ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1 Mayıs günü Bingöl'de hayatını kaybeden
vatandaşlarımıza, çocuklarımıza Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum. Milletimize
ve bütün Bingöllülere başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar
diliyorum.
Muhterem arkadaşlarım, bugün, benim,
gündemdışı buraya getirdiğim konu, zannediyorum, seçim bölgelerinde pancarla
iştigal edilen bu Genel Kuruldaki diğer milletvekili arkadaşlarımı da çok
yakından ilgilendiriyor; ama, belki, bazı arkadaşlarımızın, hele pancar ekimi
yapılmayan bölgelerdeki arkadaşlarımızın bilgilendirilmesi açısından birkaç
genel bilgiyi size sunduktan sonra, seçim bölgem Bayburt'un bu konuyla olan
ilgisini size kısaca arz etmeye çalışacağım.
Hepinizin bildiği gibi, IMF'nin isteği
üzerine, ülkemizde, her yıl 2 000 000 ton ekilen pancar, 1 300 000 ton, hatta 1
200 000 tona düşürüldü. Dolayısıyla, bu düşürülme sonucu, pancar ekilen
yerlerde kota uygulamasına geçilerek pancar ekilen bu sahalar daraltıldı.
Gerekçe olarak da, elimizde 500 000 tonun üzerinde şeker stoku olduğu, dış
piyasanın düşük olduğu, ihraç imkânlarının da güç olduğu, bu nedenle bu
daraltmaya gidildiği ifade edilerek, bu sene, bu uygulamaya geçildi.
Şimdi, Bayburt'ta, her yıl 59 000 ton
pancar ekiliyor; bu, Türkiye genelindeki 2 000 000 tonun herhalde çok cüzi, çok
az bir kısmını ifade ediyor. Biz, bugün, bizim yöremizdeki insanımıza diyoruz
ki: Takriben yüzde 27, yüzde 30 daraltın, ekmeyin.
Değerli arkadaşlarım, bizim yöremizde,
bizim memleketimizde pancar, herhangi bir şekilde alternatif ürünle yerini
değiştirebilecek bir ürün değildir; biz, mecburuz bunu ekmeye ve bizim
yöremizde başka herhangi bir sanayi ürünü veyahut da buna benzer başka bir ürün
de yoktur. Peki, bu kadar az miktarda ancak ekilebilen bir ürünü -imkânlar bu
kadar- bir de bunun üzerine, bu sene, yüzde 30 daha da azaltacağız dediğimiz
zaman, burada, bu konuyla ilgili olan insanımızın istihdamını ve bu çiftçinin
durumunu hepinizin ıttılaına sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, çok zor durumdayız.
Mecbur kalmasaydım, bunu, gündeme getirmeyecektim. Bakınız, batı bölgelerinde,
normalde, 1 dekardan 6-7 ton pancar elde ediliyor, bizim orada, 1 dekardan 3
ton pancar elde ediliyor; yani, biz, batı bölgelerindeki çiftçinin iki katı
emek sarf edeceğiz, iki katı gübre atacağız, iki katı çalışacağız. Üstelik, biz
bunu, diğer bölgelere oranla, pahalıya da mal ediyoruz; artı, bizim ekmiş
olduğumuz pancar küçük oluyor; ama, diğer bölgelere göre, şeker yüzdesi fazla
oluyor; bizde yüzde 17-18 şeker oranı, batı bölgelerinde yüzde 12-13; yani,
bizim özümüz de fazla.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - Sayın
Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Üçüncü önemli nokta -demin biraz arz
etmeye çalıştım- bizim, bir alternatif ürün ekme imkânımız yok; yani, ayçiçeği,
mısır, bunları ekmemiz mümkün değil. Bize, şimdi, yetkililer söylüyorlar ki:
"Alternatif ürün ekin." Bizde bu mümkün değil. Değerli milletvekili
arkadaşım Fetani Battal Beyle, bu konuyla ilgili, bütün uzmanlara, bakanlıklara
gittik, elimizden gelen her şeyi yaptık; fakat, bize "yok, merak etmeyin,
siz alternatif ürün ekin, işte, onun farkını biz ödeyeceğiz" dediler. Yok,
biz de böyle bir imkân da yok; ekemezsiniz, bitmez, yok böyle bir şey.
Bunun için, ben, Sayın Sanayi Bakanımızdan
rica ediyorum; bu konuyu bir daha gözden geçirin, bu kotalama sistemini
hakkaniyete uydurun; sadece şeklen bunu yapmayın. İşte, her tarafta şunu
yaptık, burada da bunu yaptık... Bayburt'la Eskişehir'i, Adapazarı'nı bir
tutmayın. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum ve tüm
Bayburtluların, Bayburtlu pancar ekicilerinin bu beklentilerini sizlerle
paylaşma ihtiyacını duydum. Zannediyorum, bizim bu gerekçelerimizden sonra
değerli hükümetimiz bize yardımcı olacaktır. Henüz daha bizim orada ekim yeni
başlamıştır, zamanı kaybetmedik, bize lütfen yardım etsinler hiç olmazsa bir 20
000 ton, 30 000 ton daha ekelim. Zaten, imkânları kıt olan bir bölgeye, bu şekilde,
bu hükümetimiz, bu hizmeti götürsün diyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güney.
Şimdi, Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sayın
Sami Güçlü, bu konuda hükümet adına söz istemiştir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bayburt Milletvekilimiz Sayın Ülkü Güney,
özellikle kendi bölgesinde pancar üreticilerinin durumunu dile getirirken,
konuşmasının sonunda, Sayın Sanayi Bakanına yönelerek, bölgesinin pancar
üreticileriyle ilgili özel durumunun dikkate alınması ve bir çözüm getirilmesi
ricasında bulundu; ama Sayın Bakanımız burada değil, dolayısıyla ben, şekerin
hammaddesi olan şekerpancarının bir tarım ürünü olması dolayısıyla ve konuya
cevap verebilecek durumda olmam dolayısıyla söz aldım, müsaadelerinizle kısaca
konuyu değerlendirmek istiyorum.
Efendim, ülkemizde 1990'lı yılların ikinci
yarısında Türkiye şeker ithal etmeye başlamıştır, 1995 ve 1996 yıllarında; her
iki yılın ortalaması olarak söylersek, yaklaşık 500 000 ton şeker ithal etmiştir.
Müteakip yıllarda ise, şeker fabrikalarımızın kapasitesinin artması ve
şekerpancarı üretimindeki artış dolayısıyla, bu defa üretim fazlalığı oluşmuş,
1999 yılında 500 000 ton, 2000 yılında yaklaşık 600 000 ton, 2001 yılında 894
000 ton şeker fazlası elde edilmiş ve bunlar ihraç edilmiştir; ancak, bu ihraç
edilen ürünlerin maliyeti ile ihraç fiyatları arasındaki farklar çok büyük bir
yük teşkil etmiş ve 2001 yılında, hepimizin bildiği Şeker Kanunu çıkarılmış ve
yeni bir rejim uygulamaya konulmuştur.
Bu yeni şeker rejiminin amacı, ülke şeker
ihtiyacının yurtiçi üretimle karşılanmasını sağlamak ve ihtiyaçtan fazla
üretimden doğan zararları önlemektir; yani, bir üretim planlaması yapmaktır ve
buna bağlı olarak, ülkemizde, Şeker Kanunuyla, hem şekerpancarı hem de nişasta
bazlı şeker üreten şirketler kota uygulamasına tabi tutulmuştur. Yeni kota
rejiminin uygulandığı ilk pazarlama yılı olan 2002-2003 dönemi uygulaması
geçmiş ve bu dönem içerisinde, şirketlere, 2 100 000 ton şeker kotası
verilmiştir. 2003-2004, yani, içinde bulunduğumuz dönem içerisinde de, şeker
üreten şirketlere, yine aynı miktar kota dağıtılmıştır; ancak, eğer, ülkede (A)
kotasında üretilen şekerde üretim fazlası olur ve ihraç edilemezse, bu,
müteakip yılın üretim miktarına ilave edildiği için, fiilen üretilmesi gereken
şeker miktarında bir azalma söz konusu olacaktır. Nitekim, 2003-2004 pazarlama
yılı için, Şeker Kurulu tarafından verilen kota 1 600 000 tona düşürülmüş,
bunun 328 000 tonunun, bir önceki yılın üretim fazlasından karşılanması
gerektiğinden dolayı, 1 300 000 ton şeker üretimi planlanmıştır. Dolayısıyla, 2
100 000 tondan 1 300 000 tona şeker üretiminin planlanması, toplam üretim
içerisinde yüzde 15'lik bir kısıtlamayı zorunlu kılmıştır. Bu, aşağı yukarı,
aynı oranda şekerpancarı üretiminde de bir daralma anlamına gelmektedir.
Tabiî, bu durum, ülkemizde, şekerpancarı
üreticilerini büyük ölçüde rahatsız etmiş ve bu kota uygulaması konusunda
düşüncelerini kamuoyuna intikal ettirmişler ve kotanın kaldırılması konusunda
gerekli desteği de çeşitli çevrelerden bulmuşlardır. Bu konuda şekerpancarı
üreticileri ile Türkiye'deki şeker fabrikalarının ürettiği şekerin üretimi ve
pazarlaması konusundaki farklılık, ister istemez, konunun, bir planlama
içerisinde hareket edilmesini zorunlu kılmaktadır. Yani, bizim, şekerpancarı
üreticilerimizin taleplerini karşıladığımız zaman, bundan elde edilecek şekerin
ne yapılacağı sorusuna cevap bulmamız gerekir. Eğer, biz, üretilen şekerleri
yurt içinde tüketemiyorsak, maliyetlerin yüksekliğinden dolayı da bunları
yurtdışına satamıyorsak, o zaman, bu problemi zamana bırakmak ve çözümünü
geleceği havale etmek doğru bir davranış değildir. Dolayısıyla burada bir
darboğazla karşı karşıyayız. Bu konuda, Bakanlığımız ile Sanayi Bakanlığı
arasında yapılan görüşmelerde, bugüne kadar, çiftçilerimizden hiçbir şikâyetin
gelmediği bir çözüm üretilmiştir, o da şudur: 2002 yılında ekilen ve kaldırılan
mahsul alanı kadar alanın pancar ekimi için kullanılabileceği, dolayısıyla pancar
üreticileri açısından bir sorun olmayacağı ifade edilmiştir; ancak, bu yüzde
15'lik daralmayı, şekerpancarı üretimi için kullanan çiftçilere, bu alanda
üretilen pancar için verilecek fiyatın, (A) kotası için verilecek miktardan
daha düşük olacağı, yüzde 40'ı kadar olacağı, eğer arzu ederlerse, toplam 10
300 000 ton şekerpancarı üretebilecekleri; ancak, bu fiyat farkı kendilerine
bir kâr getirmediği için cazip bulmazlarsa, biz de kendilerine -biraz önce,
yine, Ülkü Beyin belirttiği gibi- ilk defa, ayçiceği, mısır, soya ve yem
bitkileri üretebileceklerini söyledik ve bir alternatif ürün getirdik. Bu
şekilde bir çözümü benimserlerse, aradaki dekar başına gelir farkını da telafi
edeceğimizi söyledik. Bir misal vermek gerekirse, eğer, daha önce pancar
ekerken bu yıl mısır ekerse ve mevcut fiyatlar arasında fark olursa, dekar
başına kârlılık açısından yaptığımız hesaplara göre, 130 000 000'a kadar bir
fark ödeyebileceğimizi ilan ettik. Bu, tabiî, cari fiyatlara, önümüzdeki zaman
içerisinde şekerpancarı fiyatının, mısır fiyatının ne olacağına da bağlı; ama,
tahminî olarak böyle bir rakama ulaşılabileceğini ifade ettik ve dolayısıyla,
üreticilerimizin mağduriyetini önledik; hatta, alternatif ürün ekerlerse, daha
cazip olma imkânını tanıdık, tanımaya çalıştık.
Ülkü Beyin esas dikkat çektiği hususa
dönmek istiyorum. Bu dört ürün, özellikle şekerpancarı ekim alanlarında
üretilebilecek alternatif ürünler olarak ifade edildi. Yine, bildiğim
kadarıyla, şekerpancarı, zaten, bir münavebeli ekim yapılan üründür.
Dolayısıyla, Bayburt'ta da, kendi ifadelerine göre, yaklaşık 59 000 ton
şekerpancarı üretimi yapılmaktadır ve şekerpancarı, bu alanlara, münavebeli
olarak, dört yılda bir ekilmektedir. Dolayısıyla, şekerpancarı ekilmediği
dönemde, zaten, alternatif bir ürün ekilmektedir. Eğer, bu münavebe
dönemlerinde, bu ürünler ekiliyorsa, ekilebiliyorsa, verimliliği düşük bile
olsa, biz, o çiftçilerimize gelir farkını telafi etmeyi vaat ediyoruz; yani, bu
kararname, bu karar, bunu gerektiriyor. Ancak, eğer, burada, Bayburt'taki
çiftçilerimiz, bu ürünlerin dışında bir alternatif ürün ekiyorlarsa, onunla
ilgili konu görüşülebilir, konuşulabilir. Hatta, biz, bu konuda ek bir
sorumluluğu da şöyle alabiliriz: Bayburt'ta, bugüne kadar, bu ürünlerin
ekiminde bir yaygınlık kazanılmamışsa, biz, tarım teşkilatımızla, buradaki
çiftçilerimizin eğitimine de katkıda bulunabiliriz. Gelir farkını telafi
ettikten ve eğitim katkısında bulunduktan sonra, dar bir bölge, 59 000 ton,
toplam 10 300 000 tonluk üretim içerisinde, gerçekten, ihmal edilecek bir
üretim. Yani, Bayburt için, bunun çok fazla sorun olmaması gerektiğini
düşünüyorum. Dolayısıyla, eğer rakamlarda bir yanlışlık yoksa, bu meselenin çok
kolay çözülebileceğini tahmin ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakanımıza teşekkür
ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır,
okutup bilgilerinize sunacağım; ancak, okunacak metin bir hayli uzun olduğu
için, Sayın Kâtip Üyemizin oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. - Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan ve 44 milletvekilinin, özelleştirme uygulamaları
konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/72)
2.5.2003
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Özelleştirme, başlangıçta, söz konusu
işletmeleri daha verimli hale getirmek, üretimi artırmak, istihdamı
genişletmek, sermayeyi tabana yaymak, piyasada rekabeti artırmak iddialarıyla
uygulamaya konulmuştu.
Bir yaklaşıma göre, özelleştirme,
ekonomiyi güçlendirecek bir araç olmanın ötesinde bir amaç haline getirilmiş;
yoğun bir propaganda dalgasıyla, âdeta sorunları çözecek sihirli değnek olarak
sunulmuştur. Bunun tersi anlayış ise, kamu mülkiyetini her koşulda ısrarla
savunmuş, artık hiçbir stratejik önemi kalmayan, devletçe yapılmasında yarar
bulunmayan, yöresel kalkınma bakımından önem taşımayan, teknolojik ömrü
tamamlanmış alan veya işletmelerde bile özelleştirmeye karşı çıkmıştır. Her iki
yaklaşım da, somut gerçekliklerden, toplumsal gerçekliklerden hareket etmemiş,
bu nedenle, özelleştirmelerin sağlıklı değerlendirilmesine katkıda
bulunmamıştır.
İhalelerin şeffaf yapılmaması,
özelleştirme mevzuatının yetersiz ve karışık olması, yöreler arası dengesizliğe
ve göç olgusuna dikkat edilmemesi, özel sektör tekelleşmesine yol açılması,
özelleştirilen işletmelerde işten çıkarmanın yaygın olması, Özelleştirme
İdaresi Başkanlığının elinde uzun süre bekletilen işletmelerin varlık kaybına
uğraması, işletme ve pazarlama sıkıntıları yaşanması, pek çok özelleştirme
kararının Danıştay tarafından iptal edilmesi, şimdiye kadar zarar eden bir
kuruluşun özelleştirilmiş olmaması, özelleştirme uygulamalarına yönelik başlıca
eleştirileri oluşturmuştur.
İlkesel bakımdan yapılan bu eleştirilerin
yanı sıra, uygulamada, özelleştirme mağdurlarından ve kamuoyundan tepki alan
kötü örnekler yaşanmıştır. Özelleştirmede, yandaşlar gözetilmiş, kuruluşlar
birtakım kişilere peşkeş çekilmiş ve kamuda yeni bir yolsuzluk alanı
yaratılmıştır. İşletmeleri alanların bazıları sözleşme koşullarına uymamış,
işçileri sokağa atmış, üretim yerine arsa rantı peşinde koşmuştur. Şimdi,
Türkiye'nin en büyük kamu kurumları olan PETKİM, TÜPRAŞ, TÜGSAŞ, Tekel ve Türk
Hava Yollarının özelleştirilmesi gündemdedir. Bu konuda, geçmişte yapılan
uygulamalardan ders çıkarmak, yaşanan özelleştirme sürecinin bir bilançosunu
çıkarmak yararlı olacaktır.
Geleceğe ışık tutması bakımından, şu
soruların cevabının bulunmasında yarar vardır:
Özelleştirilmeden önceki duruma ilişkin
olarak özelleştirilen kuruluşların:
Özelleştirilmeden önceki bilançoları nasıldır? İstihdam durumları nedir? Ulusal
ekonomiye olan katkıları ne kadardır? Özelleştirme sürecinde yatırım politikaları
nasıldır? Ne kadar yatırım yapılmıştır? Ne şekilde özelleştirilmişlerdir?
Gerçek değerleri ne kadardır; özelleştirme bedelleri ne kadardır?
Özelleştirilmeden sonraki duruma ilişkin
olarak özelleştirilen kuruluşların: Özelleştirmeden sonraki bilançoları
nasıldır? Çalışanların sayısı ne olmuştur? Çalışanların istihdam biçimi ne
olmuştur? Kaç işçi kadroludur; kaç işçi taşeron işçi statüsündedir? Kaç işletme
özelleştirildikten sonra kapanmıştır? Kapatılma nedenleri nelerdir? Kaç işletme
kapatıldıktan sonra gayrimenkulleriyle satılmıştır veya gayrimenkulleri rant
alanı olarak kullanılmıştır? Teknolojik yenilenme yapılmış mıdır? Kredi
almışlar mıdır? Aldıkları krediyi ödemişler midir? Özelleştirme bedelleri tam
olarak ödenmiş midir? Kaç firma özelleştirme taahhütlerini yerine
getirememiştir? Kaç firmaya özelleştirme taksitleri için özel ödeme imkânı
sağlanmıştır?
Bu hususların araştırılarak, gelecekte
yapılacak özelleştirme çalışmalarına yön verecek bir envanterin çıkarılmasında
yarar görülmektedir. Bu itibarla, Anayasanın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını arz ederiz.
1- Orhan Eraslan (Niğde)
2- Ali Kemal Kumkumoğlu (İstanbul)
3- Atilla Başoğlu (Adana)
4- Nevin Gaye Erbatur (Adana)
5- Atilla Kart (Konya)
6- Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)
7- Onur Öymen (İstanbul)
8- Kemal Sağ (Adana)
9- Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)
10- Bülent Hasan Tanla (İstanbul)
11- Necati Uzdil (Osmaniye)