DÖNEM : 22        CİLT : 13       YASAMA YILI : 1

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

75 inci Birleşim

6 . 5 . 2003 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

 

 

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan Yerlikaya'nın, Tunceli İlinin sorunları ve alınması gereken tedbirlerle, Bingöl'de meydana gelen deprem ve Tunceli İline yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı

2. - Adana Milletvekili Ayhan Zeynep Tekin'in, Türkiye'de kalitesiz yapılaşmanın ve standartlara uymayan inşaat malzemeleri kullanımının özellikle deprem riski taşıyan bölgelerde sebep olduğu sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı

3. - Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in, pancar ekicilerinin sorunları ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşmasına ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

 

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan ve 44 milletvekilinin, özelleştirme uygulamaları konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/72)

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in (6/371) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/53)

2. - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Sırbistan ve Karadağ'a yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/255)

3. - Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/83) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin talebini geri çektiğine dair önergesi (4/52)

IV. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. - Genel Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

V. - SEÇİM

A) KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ

1. - (10/29, 31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine seçim

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı : 73 ve 73'e 1 inci Ek)

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, isteğe bağlı sigorta ve BAĞ-KUR primlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/356)

2. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, elektrik kullanımında bölgesel tarife uygulamasına ne zaman geçileceğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/386)

3. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Bingöl-Yedisu Sağlık Ocağına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/388)

4. - İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, genel seçimler sonrası verilen açıktan atama izinlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/392)

5. - Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın, müşterek kararname ile yapılan atamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/400)

6. - İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın, SSK'da sözleşmeli olarak çalışan doktorların özlük haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/402)

7. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, Antalya'da kaldırılan bazı TEDAŞ tahsilat veznelerinin yeniden açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/405)

8. - Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, Başbakanlıkta çalışan personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/411)

9. - İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın, granit taşı üretiminin artırılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/421)

10. - Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, TRT Genel Müdürü adaylarının seçimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın cevabı (7/463)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.

Oturum Başkanı TBMM Başkanvekili Yılmaz Ateş, Bingöl İlinde meydana gelen deprem nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara ve yakınlarına geçmiş olsun dileklerini belirten bir konuşma yaptı.

AK Parti Bursa Milletvekili Faruk Çelik,

CHP Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek,

Aynı konuda grupları adına görüşlerini belirttiler.

Tokat Milletvekili Feramus Şahin,

Çorum Milletvekili Agah Kafkas,

1 Mayıs işçilerin birlik ve dayanışma günü münasebetiyle;

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yapılacak frekans ihalelerine ilişkin,

Gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen ve 31 milletvekilinin, gemi kaynaklı deniz kirliliği ile atık toplama ve arıtma hizmetleri konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Denizli Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar'ın (6/256), (6/292) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi okundu, sözlü soruların geri verildiği bildirildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, İş Kanunu Tasarısının (1/534) (S. Sayısı : 73) görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

2 nci sırasında bulunan, Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/546, 1/63, 1/142, 1/151, 1/180) (S. Sayısı : 127) görüşmeleri tamamlandı, elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.

6 Mayıs 2003 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.43'te son verildi.

Yılmaz Ateş

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Suat Kılıç

Enver Yılmaz

 

Samsun

Ordu

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

     No. : 103

II. - GELEN KÂĞITLAR

2 . 5 . 2003 CUMA

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergesi

 

1. - Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, muhtemel Irak operasyonu için biyolojik saldırılara karşı alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/287)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

6 Mayıs 2003 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 75 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, üç değerli milletvekili arkadaşımız gündemdışı söz talebinde bulunmuştur; kendilerine sırasıyla söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, deprem ve Tunceli İlinin sorunlarıyla ilgili söz isteyen Tunceli Milletvekili Sayın Sinan Yerlikaya'ya aittir.

Buyurun Sayın Yerlikaya. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır. Süreye riayet etmenizi de rica ediyorum.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan Yerlikaya'nın, Tunceli İlinin sorunları ve alınması gereken tedbirlerle, Bingöl'de meydana gelen deprem ve Tunceli İline yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sözlerimin başında, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bingöl İlimizde 1 Mayıs günü vuku bulan depremden ötürü, ölen vatandaşlarımıza, çocuklarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Bütün Türkiye'nin başı sağ olsun.

Yine, bugün, 31 yıl önce, suçları yalnızca "kahrolsun ABD emperyalizmi ve yaşasın demokratik, laik ve bağımsız Türkiye" demek olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idam edildiği gündür. "Ya vatan ya ölüm" diyen, bir damla kan akıtmayan, dillerinden Atatürkçülüğü düşürmeyen bu devrimci gençlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Tıpkı Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamı gibi, bu idam da yanlış olmuştur, haksız olmuştur, maalesef içbarışımızı çok zedelemiştir değerli arkadaşlarım. Bu vesileyle, vatanımız için, Türkiyemiz için ölen bütün şehitlerimizin anıları önünde saygıyla tekrar eğiliyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, depremler kuşağı içerisinde, geçmişte olduğu gibi, yakın tarihimizde de sık sık depremler yaşadı. 17 Ağustos 1999 tarihinden bugüne kadar, Kocaeli, Yalova, Gölcük, Bolu, Avcılar ve sonrasında Pülümür, Bingöl depremleri; ama, arkadaşlar, görülen odur ki, biz, bu depremlerden hiçbir ders çıkarmamışız. Sorun, her afetten sonra bütün sıcaklığıyla gündeme gelmekte, bir süre sonra unutulmaktadır, ta ki yeni bir deprem oluncaya kadar. Oysaki, Türkiye, depremlerle bir arada yaşamaya mecbur bir ülkedir. Bu nedenle, bugünden tezi yok, bir ulusal deprem politikası belirlemek durumundayız. Yerleşme ve yapılaşma konularında gerekli yasal tedbirleri almalıyız. Depremde tuzla buz olan kamu binalarının müteahhitleriyle beraber, bu binaların kabulünde rol oynayan müdürleri ve kontrol mühendislerini de sorumlu tutarak, bunlar hakkında da cezaî takibata geçilmeli; mevcut ceza oranı bir yasa değişikliğiyle artırılarak, bir trafik cezası suçundan çıkarılmalı ve bu sorumlular hakkında gereken ceza verilmeli, tecziyeye gidilmelidir; yoksa, cezanın caydırıcılık prensibi ortadan kalkmış olur.

Değerli arkadaşlar, Tunceli ve Bingöl'deki depremlerden dolayı, dün, genel hayatı etkinlik onayının alındığını öğrendim. Bu kararı saygıyla karşılıyorum ve bu kararda etkili olan Bayındırlık Bakanını kutluyorum. Zaten, Sayın Bakan, her iki depremde de, olay günü hemen deprem mıntıkasındaydı, çalışmaları izleyerek bilgiler aldı, sonradan buraya gelerek gereken yardımlarda bulundu. Bu hakkı teslim etmeliyiz kendisine, Sayın Zeki Ergezen'e teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak, depremde zarar gören belediyelerimiz de var. Belediyelerimizin altyapıları çok zarar görmüştür değerli arkadaşlar. Bu nedenle, 4123 sayılı Yasa devreye sokularak her iki il afet bölgesi ilan edilmeli, buradaki belediyelerimizin İller Bankasında olan payları kesilmemeli, hatta, paylar artırılarak, belediyelerimizin vatandaşa hizmet olanağı sağlanmalıdır. Bu nedenle, afet bölgesi ilan edilmesi de acilen önem arz etmektedir.

Yine, bu yöremizde bulunan çiftçilerimiz, esnafımız da, gayet tabiî olarak büyük zarar görmüşlerdir. Çiftçi ve esnafımızın da bankaya olan borçları, kooperatife olan borçları belli bir süre ertelenmeli ve bu kesime de büyük bir destek verilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, depremler, tabiî ki, çok sorun yaratıyor; ama, geçmişte bu bölge büyük sorunlar yaşadı, yirmi yıl olağanüstü halle idare edildi, köyler boşaldı, insanlarımız göçe zorlandı ve nitekim, bölge tamamen hasarlı bir bölgedir. Tunceli de bu bölge içindedir. Tunceli'nin büyük sıkıntıları var, büyük dertleri var değerli arkadaşlarım. Bölgenin ortak dertlerinden biri olan ve Tunceli'de hüküm süren bu dertlerin başında köye dönüş meselesi var. Ne yazık ki, bugüne kadar, hiçbir hükümet, köye dönüş projesi konusunda adam gibi bir proje ortaya koymadı. Köy serbest dediler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Benim 5 dakikam bitti mi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Bitti.

Sayın Yerlikaya, size 2 dakika eksüre veriyorum, lütfen, tamamlayın.

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Köye dönüş serbest, gidebilirsiniz dediler; ancak, ne yazık ki, vatandaşın köye gidecek, tarlasını ekecek, evini yapacak parası yok. Hakikaten, devletin bu konuya ciddî biçimde eğilip, acil bir köye dönüş projesi hazırlayarak, vatandaşımızın derdine derman olması gerekiyor.

İlimizin çok sorunları var -daha baştayım- sağlık sorunları var, eğitim sorunları var; ben, bu iki sorunu çok önemli sayıyorum. Bugün, Tunceli'nin bütün köy okulları ve sağlık ocakları kapalı bulunmaktadır. İlimizde mevcut bir tek hastane vardır, ilçelerde sağlık merkezleri vardır; ama, Sağlık Bakanlığının, bu sağlık merkezlerini sağlık ocağına dönüştürdüğünü görüyoruz; bu, çok yanlış bir karardır. Oranın iklim ve coğrafî yapısı göz önüne alınırsa, vatandaş, sağlık ocaklarından yeterli biçimde hizmet alamaz; çünkü, bu merkezler ortadan kaldırılırsa, günübirlik sağlık tedavisiyle, vatandaşa gereken sağlık hizmetini veremeyiz, Sağlık Bakanlığımız, bu karardan acilen vazgeçmeli; hatta ve hatta, bu sağlık merkezlerini hasta yatabilecek standarda getirmelidir.

Yine, Tunceli İlinde, ne yazık ki uzman hekim yok. Bu konuyu, bütçe görüşmelerinde de soru olarak dile getirdim; bu sorunun da çözülmesi gerekiyor.

Yine, depremlerden dolayı yatılı bölge okullarımız, okullarımız çok zarar gördü. Okullar, eğitim yönünden çok eksik durumdadır. YİBO'lar yetersiz duruma gelmiştir. Bu nedenle, Mazgirt'te acilen yeni bir yatılı ilköğretim bölge okuluna, Hozat'ta, Pertek'te ikinci bir yatılı okula ihtiyaç vardır; çünkü, öğrenciler -kapasite itibariyle- bu okullara sığmamaktadırlar. Yine, mevcut okullarımızın derslikleri çoğaltılmalı, hizmete geçirilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, Tunceli'nin daha birçok derdi var. Bunları geçerek, son olarak, kısaca şuna değinmek ve Sayın Başkandan da bir ricada bulunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, 1 dakika eksüre rica ediyorum.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkan, benim 2 dakikamı Sayın Yerlikaya'ya verin.

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Sağ olun.

BAŞKAN - Sayın Bakan süresini verdi; ama, programı ona göre ayarladık.

Sayın Yerlikaya, siz, konuşmanızı toparlayın; işin önemi ortadadır.

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Tunceli, hayvancılık itibariyle cazip bir merkezdir. Orada yaylalar vardır, Pertek ve Çemişkezek ilçelerimizde "göçerler" dediğimiz Şavaklar vardır; bunlar, her yıl yaylalara gitmektedirler. Hayvancılık, son zamanlarda çok zayıfladı. Hayvancılığın gelişmesi, bu insanlara yapılacak yardımla mümkün olabilecektir. Bu insanlarımıza maddî ve manevî destek vermeliyiz, yaylalara gidiş gelişlerinde, yayla bulmaları konusunda kendilerine avantaj sağlamalıyız, mümkünse, kapalı yayla bırakmamalıyız ki, bu insanlar, mümkün mertebe, yaylalarına gitmek durumunda olsunlar.

Yine çok önemli bir konu -Türkiye için de çok yararlı- Tunceli'nin turizmine şu ana kadar el atılmamış, Tunceli'nin turizm master planı çıkarılmamıştır. Bu plan çıkarıldığı takdirde, Tunceli'nin turizm bakımından çok zengin olduğu ortaya çıkacaktır ve dolayısıyla, Türkiye'nin bütçesine de çok büyük katkı sağlayacaktır. Tunceli'nin turizm master planının çıkarılmasına acilen gerek vardır.

Bugün, Köy Hizmetlerini aradığımda, akaryakıtlarının olmadığını ve hiçbir araçlarının çalışmadığını söylediler. Ayrıca, ilimizde Köy Hizmetlerinin araçları zaten çok eksiktir. İlimizdeki araçların büyük bir miktarını Kovancılar-Bingöl karayoluna aktardıklarını duydum. Oysaki, Tunceli de bir deprem mıntıkasıdır, orada da deprem vuku bulmuştur. Bu ilimizdeki araçlar, mümkün mertebe yerinde kalsın, deprem görmeyen civar illerdeki bazı araçlar -tabiî ki, önemlidir orası- oraya takviye edilsin; o nedenle, bunu Sayın Bakandan da rica ediyorum.

Tunceli'nin, Karayollarına bağlı olan yolları olsun, Köy Hizmetlerine bağlı olan yolları olsun, çok kötü bir durumdadır, onarılmayacak bir durumdadır. Bunu, sayın bakanlarımıza...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum, sağ olun.

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Çok teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, ülkemizdeki deprem ve bozuk yapılaşma konusunda, Adana Milletvekili Sayın Ayhan Zeynep Tekin'e aittir.

Buyurun Sayın Tekin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

2. - Adana Milletvekili Ayhan Zeynep Tekin'in, Türkiye'de kalitesiz yapılaşmanın ve standartlara uymayan inşaat malzemeleri kullanımının özellikle deprem riski taşıyan bölgelerde sebep olduğu sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Ben, öncelikle, Bingöl'de hayatını kaybeden insanlara rahmet, ülkemize başsağlığı, yaralılara şifa diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde son zamanlarda sık sık meydana gelen, sonuncusunu Bingöl'de yaşadığımız depremle ilgili, inşaat mühendisi, bürokraside müteahhit-kontrol ilişkilerini yaşamış bir bürokrat, her şeyden önce duyarlı bir insan olarak söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi, aynı zamanda televizyonları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı da saygıyla selamlıyorum,

İnsan hayatı üzerine kurulan karşılıklı çıkar ilişkilerini, yolsuzlukları, hırsızlıkları ortadan kaldırarak, kontrol ve müteahhit ilişkilerinde rüşvet çarkının önlenmesi, daha doğrusu, ahlak hırsızlığının önlenmesi, yine, hükümetimiz döneminde yapılacak çalışmalarla gerçekleşecektir. Bunları söyledikten sonra, depremle ilgili teknik bilgiler sunmak istiyorum.

Yapılarımıza, düşey doğrultuda etkiyen yüklerin yanı sıra, en önemli yük, özellikle ülkemizde deprem yüklemesidir. Dünyanın derinliklerinde "aktif fay" denilen bölgelerde relatif hareketle biriken enerji, kırılma sonucu açığa çıkmaktadır. Bu noktaya, deprem odağı (fokus) adı verilir. Deprem odağının tam üstüne tekabül eden yer kabuğu üzerindeki noktaya ise deprem merkezî (epicenter) adı verilir.

Deprem odağında açığa çıkan muazzam enerji, her yönde enerji dalgaları olarak yayılır, bu enerji dalgaları yeryüzü kabuğuna ulaşırlar ve taban kayasında hareketler oluştururlar. Bu hareketler, deprem ölçüm aletleri tarafından, genellikle deprem süresince, zamana bağlı ivmeler olarak kaydedilir. En kuvvetli yer hareketleri deprem merkezinde ve civarında olur; deprem merkezinden uzaklaştıkça bu hareketler süratle azalır.

Dünyanın derinliklerindeki mevcut ana fay hatları bellidir ve Türkiye, Akdeniz'den Asya Kıtasının içlerine uzanan ana fay hatlarından birinin üzerindedir. Bu durumda, Türkiye, ciddî deprem riskine maruz bir ülke olarak görülmelidir.

Türkiye'de her bölgenin, ana fay hatlarına yakınlık ve uzaklığına göre, bir deprem riski bulunmaktadır. Türkiye'deki her bölgenin deprem riski, Türkiye Cumhuriyeti Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından yayımlanan deprem bölgeleri haritasına göre belirlenmiştir. Türkiye'de yapılan tüm inşaat yapılarının, bu deprem bölgesi haritasına göre ve 1998 yılında uygulanması zorunlu hale getirilen Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve TS-500 Betonarme Yapıların Hesap ve Yapım Kuralları ilkelerine göre yapılması gerekmektedir; fakat, ülkemizde görülen odur ki, bu yönetmelik ve kurallar, nedense, yeterince uygulanmamaktadır.

Deprem bölgelerinde yapılan incelemelerde, yapılarda meydana gelen hasarların, zemin sorunları yanında, çeşitli işçilik, malzeme, statik sistem sorunları ve teknik kusurlardan kaynaklandığı görülmektedir. İnşaatlarda kullanılacak malzeme ve yapılacak işçilik, Türk Standartları Enstitüsü ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı genel teknik şartnamesi kurallarına uygun olmalıdır. İnşaatlarda çalışan demirci ve kalıpçı ustalarının, genellikle meslekte çalışarak yetiştikleri, herhangi bir teknik eğitim alarak belge sahibi olmadıkları görülmektedir.

Pratikten yetişen -burası çok önemli sayın milletvekilleri- bu elemanlar, zaman zaman çeşitli konularda çok önemli olan hususları pratikten öğrendikleri şekliyle yaparak yanlış ve hatalı uygulamalara sebep olmakta veya çeşitli nedenlerle ihmalci davranmaktadırlar. İnşaatlarda çalışması öngörülen ara eleman olarak yapı teknikerlerinin, sürveyanların mutlaka iş başında olmaları ve bu konuda gerekli denetimleri yapmaları gereklidir. İnşaatlarda çalışan ve yapının statik sistemini inşa eden demirci ve kalıpçı ustalarının, mutlaka çeşitli meslekî bilgileri içeren kurslara tabi tutulması, başarılı olanlara belge verilmesi ve inşaatlarda belgesiz usta ve kalfa çalıştırılmaması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pratikten yetişen mevcut usta ve kalfalar, belge almaları için teşvik edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, lütfen tamamlayın.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - İnşaatlarda meydana gelen hasarların bir bölümü demirci ustası ve kalıpçı ustasının çeşitli nedenlerle yaptığı işçilikten doğan hatalardan kaynaklanmaktadır.

Özel inşaat yapan mal sahipleri ve müteahhitler, inşaatları genellikle usta ve kalfalara kaba inşaat olarak metrekare birim fiyat üzerinden götürü usulde yaptırmaktadırlar. Burada, usta ve kalfalarla pazarlık yapılması sonucunda, demirci ve kalıpçı ustaları, işsiz kalmamak için -önemle üzerinde duruyorum, vurguluyorum- fiyat kırmaktadırlar. Aşırı fiyat kıran usta ve kalfalar, doğal olarak, zarar etmemek için işçiliği gereği gibi yapmamaktadır. Örneğin, kolonlarda etriye sıklaştırılmasını yapmamakta, kiriş-kolon ve döşeme demirlerini yeteri kadar sıklıkta bağ teliyle bağlamamakta, etriye uçlarını kolon ve kiriş içine doğru kıvırmamakta veya işi zarar etmeden bitirebilmek için çeşitli hatalar yapmaktadırlar. Kalıpçı ustaları, kalıp tahtalarını yeterince sıkıştırmadıkları için, beton dökülürken beton şerbeti bu kalıp aralıklarından sızıp gitmektedir.

Böylece, beton mukavemeti düşmektedir. Bunun için, kalıbın, beton şerbetini kaçırmayacak şekilde sıkı çakılması gerekmektedir. İnşaatların taşıyıcı sistemini inşa eden usta ve kalfaların yeterince denetlenmedikleri, ayrıca ücretlerinin tam olarak verilmemesi yüzünden eksik iş yapmaları sonucu çeşitli hasarlar meydana geldiği müşahede edilmiştir.

Proje onaylayarak veya ruhsat alınarak yapılan inşaatlarda dahi, inşaat faaliyeti esnasında, teknik uygulama sorumlusunun bilgisi dışında uygulama projelerinin değiştirildiği, ilaveler yapılarak projenin büyütüldüğü, kat yüksekliklerinin artırıldığı tespit edilmiştir. Esasen, birçok inşaatta teknik uygulama sorumlusunun bilgisi dışında imalatlar ve proje değişiklikleri yapılmaktadır. Yapının projesine uygun olarak imalatın yapılmasının sağlanması zorunludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tekin, son sözleriniz için mikrofonu açıyorum.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - Efendim, bu, çok önemli bir konu; arkadaşlarımın da müsaadesini alarak, teknik bilgi vermek istiyorum, izin verirseniz.

BAŞKAN - Efendim, siz, bu işin mahareti içerisinde özetleyin lütfen.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - Teşekkür ederim.

İnşaatlarda kullanılan malzemelerin Türk standartlarına uygunluğu önşart olmalıdır. Oysa, bazı inşaatlarda yapılan incelemelerden ve alınan malzeme örneklerinden, inşaatın belkemiğini oluşturan inşaat demirinin, projesinde gösterilen mukavemet değerinin altında olduğu, betonarme betonu sınıfının düşük kalitede olduğu tespit edilmektedir. Buradan çıkan sonuç; yapılarda, genellikle düşük mukavemetli malzeme kullanıldığı ve dolayısıyla, bu malzeme farklılığından dolayı parasal yönden yüklenici firmalar kâr etmektedir.

Yapılarda meydana gelen hasarların en önemli nedenlerinden biri, yapının statik sistemindeki aksaklıklardır. Statik sistemi kuran mühendisin yeterince tecrübeli olması, gerekli mühendislik formasyonunu haiz olması gereklidir; günümüzde, mevcut şartname ve yönetmelikler çerçevesinde, statik projeyi yapabilmelidir.

Kontrol noktalarında çalışan mühendislerin de, yeterince tecrübeli olmaları, malzeme ve projeyi okuma yetenekleri bulunmalıdır.

Türkiyemizde, dört yıllık eğitimle mühendis yetiştiriyor ve bu mühendislere geniş yetkiler veriyoruz. On yıllık, yirmi yıllık mühendislerimizi, yeni mezun olanlarla bir tutuyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde, dört yılda, mühendislik mesleği tam olarak öğretilemez; ancak, temel bilgi ve prensipler öğretilebilir.

Mühendislerimizin meslekî bilgi ve birikimlerini geliştirmek için, okul sonrası açılacak meslekiçi eğitim seminerleri ve kurslarıyla, dünyada ve ülkemizde, mühendislik alanlarındaki yeni bilgileri vermek durumundayız. Depreme dayanıklı yapı üretimi, ancak deprem mühendisliğindeki gelişmeleri yakından takip edebilen bilinçli mimar ve mühendislerle sağlanabilir. Bu anlamda, meslekiçi eğitim konusuna ağırlık verilmelidir. Üniversitelerin ve meslek odalarının, meslekiçi eğitim programlarına ağırlık vermeleri sağlanmalıdır.

Ülkemizde meydana gelen her deprem sonrası bir fay tartışması gündeme gelmektedir. Görsel medyada ve basında, bundan sonra muhtemel deprem senaryoları düzenlemekte ve nerede, nasıl, kaç şiddetinde bir deprem olacağı bol bol konuşulmaktadır. Artık, bu tartışmaları bir kenara bırakıp, depremin, Türkiye'de ortaya koyduğu toplumsal ve siyasal gerçeği, deprem riskine karşı hangi önlemlerin alınması gerektiği konularını, en kısa zamanda görüşmeye açmalıyız.

Üniversitelerimizdeki inşaat fakültelerinde bulunan hocalarımızın da en kısa zamanda devreye girerek, mevcut kamu yapıları ve diğer inşaat yapılarıyla ilgili araştırma ve çalışma yapmalarını ve alınacak önlemlerin bir an önce ortaya konulmasını sağlamalıyız.

Hepinizi, tekrar, en kalbî duygularımla, saygılarımla selamlıyorum; ülkemizin, bir daha depremlere maruz kalmamasını, insan kaybı olmamasını diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tekin.

Milletvekili arkadaşlarımızın, Tüzük gereği verilen süreye riayet etmeleri Başkanlığın beklediği bir hassasiyettir; arkadaşlarımız bu konuya riayet ederlerse, biz, işleri daha kolay götürürüz.

Şimdi, her iki konuşmacımız da deprem konusu üzerinde düşüncelerini arz ettiler.

Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Zeki Ergezen bu konuda söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; 1 Mayıs 2003 Perşembe 03.27'de Bingöl'de meydana gelen 6,4 şiddetindeki depremde, 177 kişi hayatını kaybetmiş -bunlardan 85'i Çeltiksuyu Pansiyonundaki öğrencilerimiz- 520 kişi yaralanmış -114'ü, yine, aynı pansiyondaki öğrencilerimiz- 312 ev yıkılmış, 2 400'ü oturulamaz hale gelmiştir. Bundan dolayı, önce Bingöllülere, yakınlarına, ondan sonra halkımıza başınız sağ olsun diyoruz; ölenlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza da şifa diliyoruz ve Cenabı Mevlam, halkımıza, Bingöllülere sabırlar versin diyoruz.

Ayrıca, depremi, Sayın Sinan Yerlikaya'nın sosyal boyutuyla, Sayın Zeynep Tekin'in de teknik boyutuyla Meclisin gündemine getirmiş oldukları ve bundan dolayı da, bizim sizlere bilgi vermemize imkân sağladıkları için, iki sayın milletvekilimize teşekkür etmek istiyorum.

Muhterem milletvekilleri, depremin gece 03.27'de olmasından hemen sonra, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere bizleri haberdar etti. Biz de, Bingöl milletvekillerini arayarak, alelacele Bakanlığa intikal ettik. Bir koordinasyon sağlandı ve Sayın Başbakanımız, ilgili bakanlar ve milletvekilleriyle beraber Böngöl'e hareket ettik.

Deprem mahalline gittiğimizde, gerçekten, herhalde geçmiş depremlerden kazanılan tecrübeyle de "bir musibet bin nasihatten evladır" diyerek, Gölcük depreminden sivil savunmanın ders aldığını, valilerimizin, örgütlü diğer insanlarımızın ders çıkardığını ve gerekli tedbirleri aldıklarını gördük.

Başta sivil savunma arama-kurtarma ekiplerinin, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ekiplerinin, bir plan dahilinde, bölgeye intikal ettiklerini gördük.

Çevre illerden kurtarma ekipleri, bölgeye zamanında ulaştılar.

Kızalayın çadırları, biz, sabah 11.00-12.00 civarında orada olduğumuzda, yeterli olmasa da ulaşmıştı. Kızılayın Başkanı da, bizimle beraber, Ata Uçağıyla Bingöl'e geldiler. Kızılayın Elazığ ve diğer çevre illerdeki çadırları akşama kadar ile ulaştırılmaya çalışıldı. Ankara'dan 167'nin üzerinde konteyner gönderildi.

Çevre illerin sağlık ekipleri ile Gaziantep Sanko Hastanesinden 20 kişilik bir ekip, 25-30 civarında tam donanımlı ambulans ve bu konuda hizmet görecek 1 adet helikopter de bölgedeydi. Aynı gün, saat 07.30'da, çevre illerden 3 vali muavini Bingöl'e geldi, akşama kadar sayı 7'ye ulaştı. Diyarbakır Valisi, Elazığ Valisi de bu bölgede hizmete koşmuştu. 60'ın üzerinde çadır kurma uzmanı anında bölgeye intikal etti, 11 adet arama köpeği de bölgeye gönderildi. Ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı da, ücretsiz hizmet vermek üzere, ankesörlü uydu telefon makinelerini şehrin muhtelif yerlerine yerleştirdi. Çeşitli kamu kuruluşlarına ait 128 makine, Bingöl İline hizmet vermek üzere, akşama kadar bölgeye gönderildi. Yeterli sayıda uzmandan oluşan 325 kişi, her ekibin elinde yeterli kesiciler, kaldırıcılar, jeneratörler mevcuttu. Diyarbakır, Malatya, Kocaeli, Bursa, Bandırma, Aydın ve İstanbul'dan da sivil örgütler Bingöl halkının hizmetine koştular.

Tabiî, o gün çok güzel bir hava vardı; bütün acılara rağmen çok olumlu bir çalışma vardı, güzel bir çalışma vardı. Gerçekten, insanlarımız, o çalışmaya hayran kalıyordu. Halk, bütün acılarına rağmen gayet mutluydu. O okulun altında kalan öğrencilerin aileleri dahi, o çalışmalar karşısında diyecek hiçbir sözlerinin olmadığını defalarca ifade ettiler. Ekipler yeterliydi, donanımlıydı ve gerçekten de, insanları kurtarmak için ellerinden gelen her türlü gayreti sarf ediyorlardı. Başta Başbakanımız olmak üzere, bizler de, gerçekten, Bingöl'den mutlu ayrıldık. Başbakanımız, balkondan konuşurken şu talimatı verdi: Hemen 500 konutu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine başlatıyoruz; çünkü, TOBB Başkanı oradaydı; beraber görüştük. Araziyi, arsayı ben temin edeceğim, zemin etüt araştırmalarını Bayındırlık ve İskân Bakanlığı olarak biz yapacağız; TOBB Başkanı da gerekli finansı sağlayarak, ihalenin yapılmasını halka ilan ettiler. Kızılay Başkanına, akşama kadar da çadırların 5 000'e ulaşmasının talimatını verdi. Bugün, çadır sayısı 12 000'dir.

Bir gün sonra, ne hikmetse, bir olumsuz hava yaşandı. Bu olumsuz havanın çadıra bağlanması yanlıştır; çünkü, çadırla alakası olamaz. Çadırla alakası olsa, niçin arabalara, kamyonlara, araçlara küreklerle saldırıldı?! Bunu tahrik edenler, niçin tahrik ettiklerini, niye tahrik ettiklerini çok iyi biliyorlar; hepimiz de biliyoruz aslında. Bu yarayı fazla kaşımanın faydası olduğuna da inanmıyorum.

Dolayısıyla, olay, bir çadır eksikliği olayı değildir. Eğer, olay, bir çadır eksikliği olayı ise, orada, sadece o yürüyen insanlar değil, kamunun tüm görevlileri, hem çalışıyorlardı hem de sabaha kadar, eksi 1 derecede o görevlerini devam ettiriyorlardı. Eğer, bir çadır eksikliği varsa, bunun karşılığı, kürekle, sopayla kamu binalarına, kamu görevlilerine saldırmak değildir; vatandaşların araçlarına, taksilerine saldırmak değildir. Bunu, çadır eksikliğiyle izah etmek de mümkün değildir.

Tabiî, tahriklerden medet umanlar vardır. İster örgütler olsun ister siyasîler olsun, geçmiş tecrübelerimizde de gördük ki, böylesi günlerde, tahrik edenler, kazanmamıştır, kaybetmiştir. Kamu bunu benimsemiyor; Bingöl halkı da bu olayları benimsemedi.

Böylesi günlerde yaralayıcı davranışlardan kaçınmak lazım. Bu davranışların iltifat görmediğini de görüyoruz; her defasında bunu gördük. Yatıştırıcı, insanları yaklaştırıcı, yardımlaşmaya çağırıcı, dayanışmayı önplana çıkaran bir üslup sergilenmesi gerekir.

Dolayısıyla, muhalefetten, belki o günkü olaylardan dolayı "hükümet nerede" gibi sesler çıkmaya başladı. Hükümet, böyle bir deprem anında, ilk defa, Başbakanı ve bakanlarıyla beraber olay yerine intikal etmiştir; bütün çalışmaları yerinde görmüş, hiçbir eksiğin olmadığını tespit ettikten sonra Ankara'ya dönmeye karar vermiştir.

Tabiî, üç dört gündür, televizyonlar, çok değişik şeylerle kamuoyunun önüne çıkıyorlar. Bazıları "işte, görüyor musunuz, imar affı" diyorlar. "İmar affı olursa, böyle olurmuş" diye seslendirmeye çalışıyorlar.

Ben, buradan cevap veriyorum: Bingöl'de imar affı mı vardı?! Pülümür'de imar affı mı vardı?! Onbeş gün önce İzmir'de deprem meydana geldi; imar affı mı vardı?! Buranın projesi mi yoktu, imarı mı yapılmamıştı, teknik elemanı mı yoktu, müteahhidi mi yoktu, teknisyeni mi yoktu; her şeyi vardı. Peki, neden yıkıldı? Neden, böyle depremler olduğu zaman, hep kamu binaları önplana çıkıyor?

Demek ki, Türkiye'de sıkıntı vardır. Kimi yerde vicdanların zaafa uğradığını görüyoruz, kimi yerde ahlakın zaafa uğradığını görüyoruz; kimi yerde bilgisizlik var, tecrübesizlik var, vurdumduymazlık var, sorumsuzluk var, mesuliyetsizlik var; kimi yerde de insanlar, gerçekten, dünya malına çok fazla tamah ediyorlar. Bunun sağcısı, solcusu yoktur. Bunun sağı solu da olmaz.

Şimdi, bizim yerimizde Cumhuriyet Halk Partili kardeşlerimiz, arkadaşlarımız olsaydı, ne yapacaklardı, farklı bir şey mi yapacaklardı? Belki de, bizim kadar erken bile yerine ulaşamayacaklardı. (CHP sıralarından gülüşmeler)

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Felsefe yapıyorsunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Hatta ben şunu hatırlatmak istiyorum... Tabiî, sizi biraz güldürmek de istiyorum, sıkmak da istemiyorum, arada böyle esprilerim olacak. Ben, sizin yerinizde olsam, oraya, bizden önce koşardım. Ama, bundan sonra da, söylüyorum, bizden önce yine oraya gidin. Niye gidin, biliyor musunuz... Ben, çok muhalefette oturdum, orada çok oturdum; oradan da yola çıkarak, biraz da dikkatli konuşuyorum. Şimdi, bizi, bölgede adım adım takip etmeniz lazım. Nedir?

VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli) - Aynı gün gittik Sayın Bakanım.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Mesela Sinan takip ediyor. Şu anda, Sinan'ın Pülümüründe 48 konut, 48 işletme binasının 8'inin temeli atıldı, 10-12'sinin de betonları döküldü, adım adım takip ediyoruz. Demin yoldan bahsettin; ilk defa, Tunceli, Tunceli olalı 5 trilyon lira para koyduk yola; yani, şimdi, biz, böyle, parti farkı gözetmeden, problemlerin olduğu yerlere ulaşmaya çalışıyoruz, sıkıntıları aşmaya çalışıyoruz.

Dolayısıyla, muhalefetin bizi tetiklemesi lazım; yani, muhalefetin elinin ensemizde olması lazım -bunu, çok samimî söylüyorum- ama, nasıl olması lazım, o çok önemli, gerçekten çok önemli; yani, şöyle olmaması lazım: Yani, Demirel'in "tepedeki adam, 2 500 rakımındaki adam" demesi gibi ensede olunmaz...

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Orada 2 500 rakım yok ki!..

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Özal'la ilgili söylemişti Sayın Demirel. Bu, bir muhalefet üslubu.

Şöyle olması lazım: Siz, bu yıkılan binaların yapımına başlamadınız, zamanında başlayamadınız, niye başlayamadınız?.. Bizi bundan dolayı takip etmeniz lazım, bir. Bingöl'de, Pülümür'de, İzmir'de vatandaşların bulunduğu yerlerdeki altyapıların zamanında yapılıp yapılmadığını takip edip, Meclis kürsüsüne getirmeniz lazım. Getirmeniz lazım. Ben, muhalefetin, cidden, samimî olarak, böyle bir görevi üstlenmesinin çok doğru olduğu kanaatindeyim. Başından beri söylediğim bir şey var: Muhalefet-iktidar, birbirini tamamlayan demektir, birbirini tamamlayan bir bütündür. O anlayışla ben meseleye bakıyorum.

İkincisi; binalarımızın kaliteli yapılıp yapılmayacağını takip edeceksiniz; binaların iyi yürüyüp yürümediğini takip edeceksiniz; oradaki belediyelerin mağdur edilip edilmeyeceğini takip edeceksiniz. Geçmişte çok şeyler oldu; deprem olan yere 1 katsayı konuldu, deprem olmayan yere 3 katsayı konuldu. Bizim dönemimizde böyle bir yanlışlığın olup olmadığını takip edeceksiniz ve bu kürsüye getireceksiniz ki, biz de yanlışlarımızdan ders alalım, bu yanlışlar olmasın.

Şimdi ne yapmamız lazım. Yapılması gerekenler var. Tabiî, burada Parlamentoya görev düşüyor, medyaya görev düşüyor, bütün kamu kurum ve kuruluşlarına görev düşüyor, halkımıza görev düşüyor; ama, Allah için görev düşüyor; birbirimizi incitmek, hırpalamak, siyasî rant peşinde koşmak, böylesi günlerden yararlanarak devletin imkânlarını da bir yerlere peşkeş çekmek gibi değil. Depremlerin sonucunda hep bir sürü rant sahibi çıkıyor piyasaya. Depremin arkasından hemen köşeyi dönenler oluyor. Herkesin bu konuyu çok dikkatle takip etmesi lazım.

Biz, deprem şûrasını oluşturuyoruz. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bundan on gün önce Bakanlar Kuruluna teklif ettik; deprem şûrasının yapılması... Millî eğitim şûrası vardır, bir de deprem şûrası olsun. On gün önce... Bu depremden önceydi; çünkü, Bakan olduğumuzdan beri bunu oluşturuyoruz üniversitelerle beraber.

Yapı denetim yasası 19 ili kapsıyordu, biz, bütün illeri kapsasın diye yasanın alanını genişlettik; ama, vatandaşa olan yükünü de hafifletici tedbirler getiriyoruz.

Ayrıca, bu Bingöl, Pülümür ve İzmir depreminden dolayı dün Bakanlar Kurulunda birtakım kararlar alındı. Bunlardan biri şudur: Bu bölgelerde, biliyorsunuz, zorunlu deprem sigortasından dolayı, siz, beldeler dahil olmak üzere, vatandaşa ev yapamıyorsunuz, evini tamir edemiyorsunuz, depreme dayanıklı hale getiremiyorsunuz. Bunun getirdiği sıkıntıları orta yerden kaldırmak için yeni bir yasal düzenlemeyi bugün Bakanlar Kurulunun imzasına açtık. Niye; vatandaşımıza buralarda ev yapmak, işyeri imkânları hazırlamak, bazı binaları da depreme dayanıklı hale getirebilmek için; çünkü, Bingöl'de 320 aile sigorta yaptırmış, toplanan para 15 milyar. İzmir gibi bir yerde bugüne kadar toplanan para 19 trilyon; İzmir gibi bir ilde!.. Tunceli'de toplanan para -dün rakamlara baktım- herhalde 7-8 milyar. Yani, en kabadayı il, işte İzmir... Kültür seviyesi yüksek olan illerimiz bunlar.

Sen 10-15 trilyonla ne yapabilirsin; yarım bina yaparsın. 85 metrekare bir binanın bugünkü normal maliyeti 27-28 milyardır. Yani, bazı illerde toplanan para, bir binanın parası dahi değil. Dolayısıyla, böyle bir yasal düzenlemeyle, bugün yarın karşınıza geleceğiz. Bingöl'deki, İzmir'deki, Pülümür'deki, Erzincan'ın bazı köylerindeki depremlerde ve bundan sonra muhtemel olabilecek depremlerde -Allah vermesin- vatandaşların imdadına anında koşabilmek, binalarını yapabilmek için bu kanunî düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Ayrıca, dün kararlaştırılan, yardım toplama olayıyla ilgili hesap numaraları var; vatandaşlar duysun diye söylüyorum. Bu toplanan paralar, Ziraat Bankası Bilkent Plaza Şubesine yatırılacak. Hesap numaraları şöyle: Türk Lirası yatırmak isteyenler için 83697, euro yatırmak isteyenler için 83713 ve dolar yatırmak isteyenler için de 83701. Vatandaşlarımız bu hesap numaralarına bu paraları yatırırlarsa, biz, bu paralarla bu vatandaşların imdadına koşacağız kendi imkânlarımızla. Bu konuda her türlü hazırlıklarımız tamamdır. İnşallah, onbeş güne kadar -çok fazla iddialı olmamakla beraber- Bingöl'de bu işe başlayacağımızı ümit ediyoruz.

Şu anda Bingöl'de 2 400'ün üzerinde bina yapılması gözüküyor; İzmir'de 200'ün üzerinde, Tunceli'de 48 -başladık- Erzincan'ın köylerinde eleme metoduyla 51 adet ve daha yukarısı olabilir.

Bu bilgileri sizlere sunmayı uygun gördüm. Tekrar, Cenabı Hak, depremlerden bizi korusun diyoruz, musibetlerden korusun diyoruz.

Yine, buradan sesleniyoruz belediye başkanlarımıza: Çok katlı bina yapmaktan vazgeçin lütfen diyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bayındırlık ve tüm yatırımcı bakanlıklar, projelerini gözden geçirmelidirler. Arşivlerden otuz yıllık projeleri çekip uygulamaya koymasınlar. Ben inanıyorum ki projelerin çoğu gözden geçirilmiyor, günün şartlarına göre ele alınmıyor. Hazırcıyız biz, çok hazırcıyız, projeleri alırız, zemin etüdünü de yaptırtmadan, aynı yere, aynı projeleri uygularız. Göreceksiniz, bu 1995 yılının birinci ayında yıkılan bu pansiyon projesi de benzeri bir projedir. Ben o projenin çok ciddî olarak ele alındığına inanmıyorum. 1995'in birinci ayında ihale edilmiş, 1998'in sonunda bitmiş, şu anda müteahhitle ilgili biz bakanlık olarak müfettişlik görevimizi yapıyoruz, müfettişlerimizi görevlendiririz, savcılar da görev başında. Tabiî ki bizim yapacağımız belli, savcıların, hâkimlerin yapacakları belli. Yasalardaki eksiklerimizi tamamlayacağız. Bunların yanına kâr kalmaması lazım, bu insanların toplu olarak ölümlerine sebep olan insanların, mutlaka karşılığını görmesi lazım. Bunun başka türlü önüne geçmek mümkün değil. Ama, bütün bunların yanında, herkesin başına bir polis koyamazsınız. İnsanların yüreğine bir polis koymak lazım. Buna artık vicdan mı deriz, ahlak mı deriz, Allah korkusu mu deriz, millî duygu mu deriz; adını ne koyarsanız koyun. Herkes kendine göre bir şey koymalı ki, bu işler bir daha olmasın.

Ben şunu izah edeyim ve sözümü keseyim: Bir müteahhidin sözleşmesi var mı, var; sözleşmesinde mühendis bulunduracağını, mimar bulunduracağını... Ben kamuoyu duysun diye söylüyorum. Sizler, kültürlü, bilgili insanlarsınız, bunları size anlatmıyorum; sizin huzurunuzda halk duysun diye söylüyorum; çünkü, geçen gün televizyonun birisi bana soruyor, diyor ki: "Aradan bunca yıl geçtiği halde bu binayı niçin denetlemediniz?" Ben de dedim ki: Üzerine sıvası çekilmiş bir binayı niye denetleyeceksin? Şimdi halkın bilmesi lazım. Müteahhit işi alırken, bunun sözleşmesi var. O sözleşmede, ne kadar teknik elemanı inşaatın başında bulunduracağını yazar.

İkincisi, bu işi kontrol eden sürveyan var, betonun iyi dökülmesi için başında bulunur, ataşmanları tutmak için teknisyeni vardır, bu işi her defasında kontrol eden mühendisi vardır, kontrol amiri vardır, kontrol şefi vardır, bayındırlık müdürü vardır; eğer, bunu Sağlık Bakanlığı yapıyorsa, aynı sistem orada var; Millî Eğitim yapıyorsa aynı sistem orada var ve bu dökülen betonların, yapılan imalatların tekniğine, şartnamesine, projesine uygun olup olmadığı görüldükten sonra ödemeler yapılıyor. Bunca insanın denetiminden sonra bu binalar bu kadar çürük yapılıyorsa, hatayı biraz da başka yerlerde aramak lazım diyorum.

SEDAT PEKEL (Balıkesir) - İmar aflarında aramak lazım.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Bingöl'de imar affı yoktu, Pülümür'de imar affı yoktu, İzmir'de imar affı yoktu; benim gördüğüm bir şey var, yine söyleyeyim yüreğimde kalmasın: Ahlakî çöküntü var, vicdanî zafiyet var, sorumsuzluk var, ilkesizlik var, adam kayırma var, ideolojik yaklaşımlar var, partizancılık var. Lütfen, bu konularda ihale verirken, alırken, hak ediş ödenirken, imar planlarında değişiklik yapılırken, insanımıza göre imar planı değişikliği yapmayalım; insanımıza göre hak ediş ödemesi yapmayalım; insanımıza göre projelerde düzenleme yapmayalım; insanımıza göre hafriyat derinliklerini ayarlamayalım; insanımıza göre kullanılacak malzemeyi layüsel bir şekilde kullanmayalım. Şuradaki dereden malzemeyi çekip getirirse, sen de buna teknik eleman olarak, mühendis olarak, şu memleketin okullarından diploma alan insan olarak göz yumarsan, bunu neyle izah edeceksiniz?!

Gördük, toprak gibi beton, içinden taşlar çıkıyor, sanki bunları yakmışsın gibi rengi sapsarı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, mikrofonu açıyorum buyurun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Sayın Başkan, özür diliyorum.

Bu konuda kamuoyunun dürüst, doğru aydınlatılması lazım. Onun için, bu kadar nefes tüketme ihtiyacı hissediyorum.

Türkiye'de yanlışlar var. Dürüst insanların hareket alanı daraltılıyor. Dürüst insanların müdahale alanı daraltılıyor. Dürüst insanların sahibi çok az. Dürüst insanlara yan çıkan insanlar çok az; ama, nedense, güçlüden, nedense, siyasî gücü olandan, para gücü olandan, bilmem ne gücü olandan da insanlar çok çekiniyor, ne hikmeti ilahiyse!.. Ben de diyorum ki, gelin, yanlış yapmaktan çekinelim, kötü şey yapmaktan çekinelim. Türk kamuoyu, bu bilinçte olsun, bu şuurda olsun ki, yanlışlarımız az olsun diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Bayındırlık Bakanımız Sayın Zeki Ergezen'e teşekkür ediyoruz.

Gerek milletvekillerimizin gerekse Sayın Bakanın, Bingöl depremi vesilesiyle yaptığı açıklamalara Başkanlık olarak katılıyor; vefat edenlere Allah'tan rahmet ve yaralananlara da şifalar diliyoruz. İnşallah, Cenabı Hak, bir daha böyle bir felaketi milletimize göstermez.

Üçüncü gündemdışı söz, pancar ekicilerinin sorunlarıyla ilgili olmak üzere, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney'e aittir.

Buyurun Sayın Güney. (Alkışlar)

3. - Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in, pancar ekicilerinin sorunları ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1 Mayıs günü Bingöl'de hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, çocuklarımıza Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum. Milletimize ve bütün Bingöllülere başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Muhterem arkadaşlarım, bugün, benim, gündemdışı buraya getirdiğim konu, zannediyorum, seçim bölgelerinde pancarla iştigal edilen bu Genel Kuruldaki diğer milletvekili arkadaşlarımı da çok yakından ilgilendiriyor; ama, belki, bazı arkadaşlarımızın, hele pancar ekimi yapılmayan bölgelerdeki arkadaşlarımızın bilgilendirilmesi açısından birkaç genel bilgiyi size sunduktan sonra, seçim bölgem Bayburt'un bu konuyla olan ilgisini size kısaca arz etmeye çalışacağım.

Hepinizin bildiği gibi, IMF'nin isteği üzerine, ülkemizde, her yıl 2 000 000 ton ekilen pancar, 1 300 000 ton, hatta 1 200 000 tona düşürüldü. Dolayısıyla, bu düşürülme sonucu, pancar ekilen yerlerde kota uygulamasına geçilerek pancar ekilen bu sahalar daraltıldı. Gerekçe olarak da, elimizde 500 000 tonun üzerinde şeker stoku olduğu, dış piyasanın düşük olduğu, ihraç imkânlarının da güç olduğu, bu nedenle bu daraltmaya gidildiği ifade edilerek, bu sene, bu uygulamaya geçildi.

Şimdi, Bayburt'ta, her yıl 59 000 ton pancar ekiliyor; bu, Türkiye genelindeki 2 000 000 tonun herhalde çok cüzi, çok az bir kısmını ifade ediyor. Biz, bugün, bizim yöremizdeki insanımıza diyoruz ki: Takriben yüzde 27, yüzde 30 daraltın, ekmeyin.

Değerli arkadaşlarım, bizim yöremizde, bizim memleketimizde pancar, herhangi bir şekilde alternatif ürünle yerini değiştirebilecek bir ürün değildir; biz, mecburuz bunu ekmeye ve bizim yöremizde başka herhangi bir sanayi ürünü veyahut da buna benzer başka bir ürün de yoktur. Peki, bu kadar az miktarda ancak ekilebilen bir ürünü -imkânlar bu kadar- bir de bunun üzerine, bu sene, yüzde 30 daha da azaltacağız dediğimiz zaman, burada, bu konuyla ilgili olan insanımızın istihdamını ve bu çiftçinin durumunu hepinizin ıttılaına sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, çok zor durumdayız. Mecbur kalmasaydım, bunu, gündeme getirmeyecektim. Bakınız, batı bölgelerinde, normalde, 1 dekardan 6-7 ton pancar elde ediliyor, bizim orada, 1 dekardan 3 ton pancar elde ediliyor; yani, biz, batı bölgelerindeki çiftçinin iki katı emek sarf edeceğiz, iki katı gübre atacağız, iki katı çalışacağız. Üstelik, biz bunu, diğer bölgelere oranla, pahalıya da mal ediyoruz; artı, bizim ekmiş olduğumuz pancar küçük oluyor; ama, diğer bölgelere göre, şeker yüzdesi fazla oluyor; bizde yüzde 17-18 şeker oranı, batı bölgelerinde yüzde 12-13; yani, bizim özümüz de fazla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Üçüncü önemli nokta -demin biraz arz etmeye çalıştım- bizim, bir alternatif ürün ekme imkânımız yok; yani, ayçiçeği, mısır, bunları ekmemiz mümkün değil. Bize, şimdi, yetkililer söylüyorlar ki: "Alternatif ürün ekin." Bizde bu mümkün değil. Değerli milletvekili arkadaşım Fetani Battal Beyle, bu konuyla ilgili, bütün uzmanlara, bakanlıklara gittik, elimizden gelen her şeyi yaptık; fakat, bize "yok, merak etmeyin, siz alternatif ürün ekin, işte, onun farkını biz ödeyeceğiz" dediler. Yok, biz de böyle bir imkân da yok; ekemezsiniz, bitmez, yok böyle bir şey.

Bunun için, ben, Sayın Sanayi Bakanımızdan rica ediyorum; bu konuyu bir daha gözden geçirin, bu kotalama sistemini hakkaniyete uydurun; sadece şeklen bunu yapmayın. İşte, her tarafta şunu yaptık, burada da bunu yaptık... Bayburt'la Eskişehir'i, Adapazarı'nı bir tutmayın. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum ve tüm Bayburtluların, Bayburtlu pancar ekicilerinin bu beklentilerini sizlerle paylaşma ihtiyacını duydum. Zannediyorum, bizim bu gerekçelerimizden sonra değerli hükümetimiz bize yardımcı olacaktır. Henüz daha bizim orada ekim yeni başlamıştır, zamanı kaybetmedik, bize lütfen yardım etsinler hiç olmazsa bir 20 000 ton, 30 000 ton daha ekelim. Zaten, imkânları kıt olan bir bölgeye, bu şekilde, bu hükümetimiz, bu hizmeti götürsün diyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güney.

Şimdi, Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sayın Sami Güçlü, bu konuda hükümet adına söz istemiştir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bayburt Milletvekilimiz Sayın Ülkü Güney, özellikle kendi bölgesinde pancar üreticilerinin durumunu dile getirirken, konuşmasının sonunda, Sayın Sanayi Bakanına yönelerek, bölgesinin pancar üreticileriyle ilgili özel durumunun dikkate alınması ve bir çözüm getirilmesi ricasında bulundu; ama Sayın Bakanımız burada değil, dolayısıyla ben, şekerin hammaddesi olan şekerpancarının bir tarım ürünü olması dolayısıyla ve konuya cevap verebilecek durumda olmam dolayısıyla söz aldım, müsaadelerinizle kısaca konuyu değerlendirmek istiyorum.

Efendim, ülkemizde 1990'lı yılların ikinci yarısında Türkiye şeker ithal etmeye başlamıştır, 1995 ve 1996 yıllarında; her iki yılın ortalaması olarak söylersek, yaklaşık 500 000 ton şeker ithal etmiştir. Müteakip yıllarda ise, şeker fabrikalarımızın kapasitesinin artması ve şekerpancarı üretimindeki artış dolayısıyla, bu defa üretim fazlalığı oluşmuş, 1999 yılında 500 000 ton, 2000 yılında yaklaşık 600 000 ton, 2001 yılında 894 000 ton şeker fazlası elde edilmiş ve bunlar ihraç edilmiştir; ancak, bu ihraç edilen ürünlerin maliyeti ile ihraç fiyatları arasındaki farklar çok büyük bir yük teşkil etmiş ve 2001 yılında, hepimizin bildiği Şeker Kanunu çıkarılmış ve yeni bir rejim uygulamaya konulmuştur.

Bu yeni şeker rejiminin amacı, ülke şeker ihtiyacının yurtiçi üretimle karşılanmasını sağlamak ve ihtiyaçtan fazla üretimden doğan zararları önlemektir; yani, bir üretim planlaması yapmaktır ve buna bağlı olarak, ülkemizde, Şeker Kanunuyla, hem şekerpancarı hem de nişasta bazlı şeker üreten şirketler kota uygulamasına tabi tutulmuştur. Yeni kota rejiminin uygulandığı ilk pazarlama yılı olan 2002-2003 dönemi uygulaması geçmiş ve bu dönem içerisinde, şirketlere, 2 100 000 ton şeker kotası verilmiştir. 2003-2004, yani, içinde bulunduğumuz dönem içerisinde de, şeker üreten şirketlere, yine aynı miktar kota dağıtılmıştır; ancak, eğer, ülkede (A) kotasında üretilen şekerde üretim fazlası olur ve ihraç edilemezse, bu, müteakip yılın üretim miktarına ilave edildiği için, fiilen üretilmesi gereken şeker miktarında bir azalma söz konusu olacaktır. Nitekim, 2003-2004 pazarlama yılı için, Şeker Kurulu tarafından verilen kota 1 600 000 tona düşürülmüş, bunun 328 000 tonunun, bir önceki yılın üretim fazlasından karşılanması gerektiğinden dolayı, 1 300 000 ton şeker üretimi planlanmıştır. Dolayısıyla, 2 100 000 tondan 1 300 000 tona şeker üretiminin planlanması, toplam üretim içerisinde yüzde 15'lik bir kısıtlamayı zorunlu kılmıştır. Bu, aşağı yukarı, aynı oranda şekerpancarı üretiminde de bir daralma anlamına gelmektedir.

Tabiî, bu durum, ülkemizde, şekerpancarı üreticilerini büyük ölçüde rahatsız etmiş ve bu kota uygulaması konusunda düşüncelerini kamuoyuna intikal ettirmişler ve kotanın kaldırılması konusunda gerekli desteği de çeşitli çevrelerden bulmuşlardır. Bu konuda şekerpancarı üreticileri ile Türkiye'deki şeker fabrikalarının ürettiği şekerin üretimi ve pazarlaması konusundaki farklılık, ister istemez, konunun, bir planlama içerisinde hareket edilmesini zorunlu kılmaktadır. Yani, bizim, şekerpancarı üreticilerimizin taleplerini karşıladığımız zaman, bundan elde edilecek şekerin ne yapılacağı sorusuna cevap bulmamız gerekir. Eğer, biz, üretilen şekerleri yurt içinde tüketemiyorsak, maliyetlerin yüksekliğinden dolayı da bunları yurtdışına satamıyorsak, o zaman, bu problemi zamana bırakmak ve çözümünü geleceği havale etmek doğru bir davranış değildir. Dolayısıyla burada bir darboğazla karşı karşıyayız. Bu konuda, Bakanlığımız ile Sanayi Bakanlığı arasında yapılan görüşmelerde, bugüne kadar, çiftçilerimizden hiçbir şikâyetin gelmediği bir çözüm üretilmiştir, o da şudur: 2002 yılında ekilen ve kaldırılan mahsul alanı kadar alanın pancar ekimi için kullanılabileceği, dolayısıyla pancar üreticileri açısından bir sorun olmayacağı ifade edilmiştir; ancak, bu yüzde 15'lik daralmayı, şekerpancarı üretimi için kullanan çiftçilere, bu alanda üretilen pancar için verilecek fiyatın, (A) kotası için verilecek miktardan daha düşük olacağı, yüzde 40'ı kadar olacağı, eğer arzu ederlerse, toplam 10 300 000 ton şekerpancarı üretebilecekleri; ancak, bu fiyat farkı kendilerine bir kâr getirmediği için cazip bulmazlarsa, biz de kendilerine -biraz önce, yine, Ülkü Beyin belirttiği gibi- ilk defa, ayçiceği, mısır, soya ve yem bitkileri üretebileceklerini söyledik ve bir alternatif ürün getirdik. Bu şekilde bir çözümü benimserlerse, aradaki dekar başına gelir farkını da telafi edeceğimizi söyledik. Bir misal vermek gerekirse, eğer, daha önce pancar ekerken bu yıl mısır ekerse ve mevcut fiyatlar arasında fark olursa, dekar başına kârlılık açısından yaptığımız hesaplara göre, 130 000 000'a kadar bir fark ödeyebileceğimizi ilan ettik. Bu, tabiî, cari fiyatlara, önümüzdeki zaman içerisinde şekerpancarı fiyatının, mısır fiyatının ne olacağına da bağlı; ama, tahminî olarak böyle bir rakama ulaşılabileceğini ifade ettik ve dolayısıyla, üreticilerimizin mağduriyetini önledik; hatta, alternatif ürün ekerlerse, daha cazip olma imkânını tanıdık, tanımaya çalıştık.

Ülkü Beyin esas dikkat çektiği hususa dönmek istiyorum. Bu dört ürün, özellikle şekerpancarı ekim alanlarında üretilebilecek alternatif ürünler olarak ifade edildi. Yine, bildiğim kadarıyla, şekerpancarı, zaten, bir münavebeli ekim yapılan üründür. Dolayısıyla, Bayburt'ta da, kendi ifadelerine göre, yaklaşık 59 000 ton şekerpancarı üretimi yapılmaktadır ve şekerpancarı, bu alanlara, münavebeli olarak, dört yılda bir ekilmektedir. Dolayısıyla, şekerpancarı ekilmediği dönemde, zaten, alternatif bir ürün ekilmektedir. Eğer, bu münavebe dönemlerinde, bu ürünler ekiliyorsa, ekilebiliyorsa, verimliliği düşük bile olsa, biz, o çiftçilerimize gelir farkını telafi etmeyi vaat ediyoruz; yani, bu kararname, bu karar, bunu gerektiriyor. Ancak, eğer, burada, Bayburt'taki çiftçilerimiz, bu ürünlerin dışında bir alternatif ürün ekiyorlarsa, onunla ilgili konu görüşülebilir, konuşulabilir. Hatta, biz, bu konuda ek bir sorumluluğu da şöyle alabiliriz: Bayburt'ta, bugüne kadar, bu ürünlerin ekiminde bir yaygınlık kazanılmamışsa, biz, tarım teşkilatımızla, buradaki çiftçilerimizin eğitimine de katkıda bulunabiliriz. Gelir farkını telafi ettikten ve eğitim katkısında bulunduktan sonra, dar bir bölge, 59 000 ton, toplam 10 300 000 tonluk üretim içerisinde, gerçekten, ihmal edilecek bir üretim. Yani, Bayburt için, bunun çok fazla sorun olmaması gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, eğer rakamlarda bir yanlışlık yoksa, bu meselenin çok kolay çözülebileceğini tahmin ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakanımıza teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım; ancak, okunacak metin bir hayli uzun olduğu için, Sayın Kâtip Üyemizin oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. - Niğde Milletvekili Orhan Eraslan ve 44 milletvekilinin, özelleştirme uygulamaları konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/72)

     2.5.2003

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Özelleştirme, başlangıçta, söz konusu işletmeleri daha verimli hale getirmek, üretimi artırmak, istihdamı genişletmek, sermayeyi tabana yaymak, piyasada rekabeti artırmak iddialarıyla uygulamaya konulmuştu.

Bir yaklaşıma göre, özelleştirme, ekonomiyi güçlendirecek bir araç olmanın ötesinde bir amaç haline getirilmiş; yoğun bir propaganda dalgasıyla, âdeta sorunları çözecek sihirli değnek olarak sunulmuştur. Bunun tersi anlayış ise, kamu mülkiyetini her koşulda ısrarla savunmuş, artık hiçbir stratejik önemi kalmayan, devletçe yapılmasında yarar bulunmayan, yöresel kalkınma bakımından önem taşımayan, teknolojik ömrü tamamlanmış alan veya işletmelerde bile özelleştirmeye karşı çıkmıştır. Her iki yaklaşım da, somut gerçekliklerden, toplumsal gerçekliklerden hareket etmemiş, bu nedenle, özelleştirmelerin sağlıklı değerlendirilmesine katkıda bulunmamıştır.

İhalelerin şeffaf yapılmaması, özelleştirme mevzuatının yetersiz ve karışık olması, yöreler arası dengesizliğe ve göç olgusuna dikkat edilmemesi, özel sektör tekelleşmesine yol açılması, özelleştirilen işletmelerde işten çıkarmanın yaygın olması, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının elinde uzun süre bekletilen işletmelerin varlık kaybına uğraması, işletme ve pazarlama sıkıntıları yaşanması, pek çok özelleştirme kararının Danıştay tarafından iptal edilmesi, şimdiye kadar zarar eden bir kuruluşun özelleştirilmiş olmaması, özelleştirme uygulamalarına yönelik başlıca eleştirileri oluşturmuştur.

İlkesel bakımdan yapılan bu eleştirilerin yanı sıra, uygulamada, özelleştirme mağdurlarından ve kamuoyundan tepki alan kötü örnekler yaşanmıştır. Özelleştirmede, yandaşlar gözetilmiş, kuruluşlar birtakım kişilere peşkeş çekilmiş ve kamuda yeni bir yolsuzluk alanı yaratılmıştır. İşletmeleri alanların bazıları sözleşme koşullarına uymamış, işçileri sokağa atmış, üretim yerine arsa rantı peşinde koşmuştur. Şimdi, Türkiye'nin en büyük kamu kurumları olan PETKİM, TÜPRAŞ, TÜGSAŞ, Tekel ve Türk Hava Yollarının özelleştirilmesi gündemdedir. Bu konuda, geçmişte yapılan uygulamalardan ders çıkarmak, yaşanan özelleştirme sürecinin bir bilançosunu çıkarmak yararlı olacaktır.

Geleceğe ışık tutması bakımından, şu soruların cevabının bulunmasında yarar vardır:

Özelleştirilmeden önceki duruma ilişkin olarak  özelleştirilen kuruluşların: Özelleştirilmeden önceki bilançoları nasıldır? İstihdam durumları nedir? Ulusal ekonomiye olan katkıları ne kadardır? Özelleştirme sürecinde yatırım politikaları nasıldır? Ne kadar yatırım yapılmıştır? Ne şekilde özelleştirilmişlerdir? Gerçek değerleri ne kadardır; özelleştirme bedelleri ne kadardır?

Özelleştirilmeden sonraki duruma ilişkin olarak özelleştirilen kuruluşların: Özelleştirmeden sonraki bilançoları nasıldır? Çalışanların sayısı ne olmuştur? Çalışanların istihdam biçimi ne olmuştur? Kaç işçi kadroludur; kaç işçi taşeron işçi statüsündedir? Kaç işletme özelleştirildikten sonra kapanmıştır? Kapatılma nedenleri nelerdir? Kaç işletme kapatıldıktan sonra gayrimenkulleriyle satılmıştır veya gayrimenkulleri rant alanı olarak kullanılmıştır? Teknolojik yenilenme yapılmış mıdır? Kredi almışlar mıdır? Aldıkları krediyi ödemişler midir? Özelleştirme bedelleri tam olarak ödenmiş midir? Kaç firma özelleştirme taahhütlerini yerine getirememiştir? Kaç firmaya özelleştirme taksitleri için özel ödeme imkânı sağlanmıştır?

Bu hususların araştırılarak, gelecekte yapılacak özelleştirme çalışmalarına yön verecek bir envanterin çıkarılmasında yarar görülmektedir. Bu itibarla, Anayasanın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1- Orhan Eraslan                                (Niğde)

2- Ali Kemal Kumkumoğlu                                (İstanbul)

3- Atilla Başoğlu                                (Adana)

4- Nevin Gaye Erbatur                                (Adana)

5- Atilla Kart                                (Konya)

6- Yüksel Çorbacıoğlu                                (Artvin)

7- Onur Öymen                                (İstanbul)

8- Kemal Sağ                                (Adana)

9- Ahmet Güryüz Ketenci                                (İstanbul)

10- Bülent Hasan Tanla                                (İstanbul)

11- Necati Uzdil                                (Osmaniye)