BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 11.00
27
Mart 2003 Perşembe
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu),Yaşar
TÜZÜN(Bilecik)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; gündeme geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri, 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe
Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu
Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca, bugün 10 uncu turun görüşmelerini
yapacağız.
10 uncu turda, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı ile
Gelir Bütçesi yer almaktadır.
l.- 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/530; 1/531; 1/280, 3/87,
3/89, 3/90; 1/281, 3/88) (S.Sayısı: 76,
77, 78, 79)
A) ENERJİ VE TABİî KAYNAKLAR
BAKANLIĞI
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001
Malî Yılı Kesinhesabı
a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003
Malî Yılı Bütçesi
2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
b)
DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
B)
MALİYE BAKANLIĞI
1.- Maliye Bakanlığı 2003
Malî Yılı Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
C) GELİR BÜTÇESİ .(X)
BAŞKAN– Komisyon ?..Yerinde.
Hükümet?..Yerinde.
Sayın milletvekilleri, 18.3.2003 tarihli 49 uncu Birleşimde
bütçe görüşmelerinde, soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur
için soru cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır.
Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru
sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar sorularını
sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra
ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki
kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul
edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri,
ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi
10 dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre
verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan
süre içerisinde, sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Onuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın
üyelerin isimlerini okuyorum:
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili
Sedat Uzunbay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Trabzon Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi; AK Parti Grubu adına Kayseri Milletvekili Taner Yıldız,
Trabzon Milletvekili Asım Aykan, İstanbul Milletvekili Gülseren Topuz,
Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün.
Şahısları Adına; lehinde, Elazığ Milletvekili Zülfü
Demirbağ, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız, Bursa Milletvekili Mehmet Emin
Tutan, Konya Milletvekili Remzi Çetin, Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli; aleyhinde, Ankara Milletvekili Yakup
Kepenek, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit.
İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan,
İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay’ın.
Buyurun Sayın Uzunbay. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Uzunbay, Grup adına tanınan yarım saatlik konuşma
süresini arkadaşlarınızla mı paylaşacaksınız, tek başınıza mı kullanacaksınız?
SEDAT UZUNBAY (İzmir) – Sayın Başkan, gelir bütçesi
üzerinde konuşma yapacak arkadaşımın süresinden yaklaşık 2 dakikayı, Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi için ben kullanacağım.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunbay.
CHP GRUBU ADINA SEDAT UZUNBAY (İzmir) – Çok teşekkür
ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığının 2003 yılı bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla
selamlıyorum; ayrıca, bugüne kadar izlenen enerji politikalarının yanlışlığını
anlatabilmek için çaba sarf eden herkesi, enerji alanındaki tüm çalışanları ve
elektrik, doğalgaz, akaryakıt fiyatları karşısında çaresiz kalan halkımızı ve
sanayicimizi de saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri; enerji, ülkemizin gelişmesi,
sanayileşmesi ve halkımızın gönencinin artırılmasında belirleyici bir etkendir.
Enerjide planlama şarttır; üretimde keyfîliğe, bilimsellikten uzak talep
tahminlerine, savurganca yatırımlara yer yoktur. Türkiye’de, enerji alanına
planlı bir anlayışla yaklaşılmamıştır. Doğalgazın ve elektriğin pahalı
olmasının en temel nedeni, geçmiş iktidarın yanlış enerji politikası ve
doğalgaza ağırlık veren elektrik üretim tercihidir. Hidroelektrik ve linyit
kaynakları gereğince değerlendirilmemiştir. Yurtiçi kömür, petrol ve doğalgaz
aramaları durdurulmuştur. Bugün, zengin ve elektrik üretimine uygun linyit
kaynaklarımız varken, kömürü de ithal eder durumdayız. Enerjiyi bir kamu
hizmeti değil rant kaynağı olarak gören çarpık anlayış, hem elektriğin hem
doğalgazın pahalı olmasına sebep olmuştur. 1990’lı yılların başından bu yana,
yeterli ödenek verilmeyerek, hidroelektrik ve kömüre dayalı termik santral
yapımı geciktirilmiştir. Türkiye, enerji yönünden darboğaza sürüklendikten
sonra, yeterli yatırım yapılmazsa ülke karanlıkta kalır korkutmacasıyla, büyük
ölçüde ithal doğalgaza dayalı, dışa bağımlılığı gittikçe artıran, kasıtlı bir
enerji politikasıyla yönetilmiştir.
Değerli milletvekilleri, bugün, en ucuz elektriğin
üretildiği birçok hidroelektrik ve kömüre dayalı termik santralda üretim
düşürülmüştür. Şimdi, ucuza üretebileceğin elektriği üretmeyeceksin, pahalıya
ürettiğin elektriği üretmeye devam edeceksin ve bunu durdurma basiretini
gösteremeyeceksin. Böyle bir şey kabul edilemez. Üretim doğalgaza kaydırıldı;
çünkü, doğalgaz taahhüdün var, almazsan, almış gibi ödeyeceksin.
Kullanmadığımız halde, 2001 yılı için, Rusya’ya ve İran’a yüzmilyonlarca dolar
ödedik. Elektrik üretiminde doğalgaz payı, komşumuz Yunanistan’da, 2000 yılında
yüzde 23,8 iken, Türkiye’de, 2000 yılında yüzde 37, 2002 yılında yüzde 50
civarındadır ve bu rakam, gittikçe artmaktadır. Ülkeyi gittikçe artan bir şekilde
dışa bağımlı hale getiren bu yanlışlara, bugüne kadar, AKP hükümetleri de “dur”
deme cesaretini gösterememiş, aynen devam etmektedirler.
Sayın Bakan, bakanlık görevine geldiği günden bu yana
hiçbir icraat yapamayıp, sadece yakınmıştır. Sayın Bakan, siz icra makamısınız;
yakınma makamı değil. Bir yanlış görüyorsanız, müdahale edeceksiniz ve
durduracaksınız. Politikanız ne ise onu uygulamaya koyacaksınız. Politikanız
bunu değiştirmek ise, ne zaman yapacaksınız? Yoksa, diğer konularda olduğu
gibi, bu konuda da, hiçbir hazırlığınız yok da yeni mi öğreniyorsunuz?!
Politikamız, ucuz elektrik vaadinden vazgeçtik, izlenen politikalara devam
etmektir diyorsanız -ki, bugüne kadarki icraatlarınızdan bu anlaşılıyor- bunu
bilelim. Bu gerçeği, pahalı elektrik ve doğalgaz kullanmak zorunda kalan herkes
bilsin. Size oy veren, rekabet gücü elinden alınmış sanayicimiz, esnafımız,
çiftçimiz, çalışanımız ve emeklimiz bilsin. Bugüne kadar, hiçbir kaynak
yaratamadan, ucuzlatacağınızı söylediğiniz her şeye -mazota, doğalgaza ve
elektriğe- zam yaptınız, vergi koydunuz. Bu konuda, cumhuriyet hükümetleri
içinde, dört ay gibi kısa zamanda, tüm rekorları ele geçirdiniz ve her geçen
gün bu rekorları yeniliyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanımız demeç veriyor;
Türkiye’de elektriğin yüzde 44’ünü tüketen 100 000 sanayi ve ticaret abonesini
takibe aldık; kaçak elektrik kullananların üzerine gidiyoruz diyor. Bu zaten
senin görevin Sayın Bakan; bunu yapacaksın, yapmalısın! Enerji Piyasası Kurulu
Başkanı da, ben bu kayıp kaçak hesabına akıl erdiremiyorum; her defasında
hesaplar değişiyor anlamına gelecek açıklamalar yapıyor; yani, o bile emin
değil. Türkiye’de, elektrikte kayıp kaçak oranının yüzde 23 civarında olduğunu
kabul edelim. Bu kayıp, kaçak demek, iki adet Keban Santralının ürettiği
elektrik demektir. Bu kaçak, yaklaşık 1,5 milyar dolar demektir. Bu kayıp kaçak
demek, orta halli bir ailenin cebinden her ay 10 ilâ 12 milyon lirayı farkında
olmadan almak demektir.
Değerli arkadaşlar, santraldan şebekeye olan kaybı sıfıra
indiremezsiniz. Santral, hat, trafo merkezleri, şehirlerdeki şebeke kayıpları,
ibadethaneler ve şehir aydınlatmaları yüzde 15 civarında tutmaktadır. Bu yüzde
15’in üzerindeki değerleri kayıp olarak kabul ediyorsanız eğer, gereken
yatırımı yapmıyorsunuz demektir. Eğer kaçak olarak kabul ediyorsanız görevinizi
yapmıyorsunuz, kaçağı yakalayamıyorsunuz demektir.
Biz, elektriğin ve doğalgazın ucuz olmasını,
ucuzlatılmasını, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızdan daha çok
istiyoruz, buna emin olabilirsiniz; hem de sadece Ege’de, Marmara’da değil,
ülkemizin her tarafında.
Kurul, tek tip tarifeden vazgeçerek bölgesel tarife ya da
il bazında tarife uygulayacakmış. Bununla, sanayi elektriğini Ege’ye 96 000
liradan, Hakkâri’ye de 278 000 liradan satacakmış. Ege ve benzeri yerlerdeki
elektrik fiyatını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak uygun bulduğumuzu
belirtmek istiyorum. Ancak, ülkenin elektrik ihtiyacının hem yarısından
fazlasını hem de en ucuzunu üreten Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine üç katı
daha fazla fiyatla satılmasına karşı çıkıyoruz, işte, bunu, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak kabul etmiyoruz. Bunun neresi adalet, bunun neresi
kalkınma, bunun neresi ak?
Bu sistem, uygulanmak istenen şekliyle Anayasanın eşitlik
ilkesine aykırıdır ve kaçak kullanımı daha da artıracaktır; ama siz, bizi
değil, başkalarını dinlersiniz; yakında IMF veya Dünya Bankasının bir yetkilisi
çıkar Hakkâri’deki elektrik tarifesinin sizin istediğiniz gibi olmayacağını
söylerse, bundan hemen vazgeçersiniz.
Değerli milletvekilleri, elektrikte ucuzlama sadece kayıp,
kaçak durumuna göre hesap yaparak ve bunun faturasını halka çıkararak
sağlanamaz. Doğalgazı pahalıya alıyorsun, bu pahalı doğalgazla, yabancı – yerli
ortaklıklara doğalgaz elektrik santralı kurdurmuşsun; elektrik almazsan,
almışsın gibi ödeyeceğini de taahhüt etmişsin. Kamunun işlettiği doğalgaz
santrallarının kilovat/saat maliyeti 4 sent civarında, özel sektörün işlettiği
doğalgaz santrallının kilovat/saat maliyeti 11 sent. TEAŞ, özel sektörden 11
sente aldığı elektriği TEDAŞ’a 4 sentten satarak, 2000 yılı için 800 milyon
dolar zarar etti. Bu zarar, 2002 yılı için yaklaşık 1 milyar dolardır.
Elektriği ucuzlatmak istiyorsan, önce bunlardan başlayacaksın Sayın Bakan.
Elektriğin en ucuz olduğu yer, onun üretildiği yerdir.
Elektrik santralına yakın olduğu için, hatlarda kaybolan elektrik daha azdır.
Bir şeyi fabrikasından alırsanız, en ucuza alırsınız. Aldığınız yer, üretilen
yere uzak ise ulaşım ya da nakliye masrafı ilave edilir ve maliyet yükselir.
Keban’da üretilen elektrik maliyeti yaklaşık 1 senttir. Bu tekniğe göre, o
çevrede elektrik, Türkiye’de en ucuz elektrik olmalıdır. Keban’da üretilen
elektriği en pahalıya bu bölgeye satmak, adil bir davranış değildir.
Sayın Bakan, bu bölgede kabul edilebilen değerin üstündeki
kayıpları önlemek, tahsilatı yapmak ve kaçağı önlemek lazım. Bu, sizin
göreviniz. Hem görevinizi yapmayacaksınız hem de kaybı, kaçağı halka
yükleyeceksiniz!.. Görevinizi yapın, borcunu ödeyen insanlara niye ek yükler
çıkarıyorsunuz?! Niye, benim orta halli bir ailem, ayda 10 000 000-12 000 000
kaçak parası ödesin, yazık değil mi?!
Sayın Bakan, elektriğin pahalı olmasının sebebi olarak,
sadece TRT’yi gördünüz ve yüzde 3,5 olan bu payı yüzde 2’ye indirdiniz. Bu
devede kulaktır. Devletin radyosu ve televizyonunu işlevsiz hale getirecek her
türlü davranıştan kaçınmalısınız ve onun karşılaşacağı ekonomik sıkıntıları,
mutlaka karşılamalısınız.
Enerji politikamız, enerjinin verimliliğini artırmak,
yoğunluğunu azaltmak ve tasarrufuna özen göstermek olmalıdır. Çağdaş enerji
politikalarında hedef, yalnızca kişi başına kullanılan enerji miktarını
artırmak değil, en az enerji harcamasıyla en fazla enerji üretecek ve tüketecek
sistemi kurabilmektir.
Ülkemizin enerji politikasını oluşturmak için çıkarılan
yasaları, günün ve ülkenin koşullarına ve çıkarlarımıza uygun bir şekilde
yeniden düzenlemeliyiz.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunda, tüketiciler, sanayi ve
ticaret odaları ile ilgili meslek odaları temsil edilmelidir. Bu kurulun,
mutlaka yargısal denetime tabi olması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, yerli ve yabancı sermayeyle,
1995’ten bu yana, yap-işlet-devret modeliyle doğalgaz, küçük hidroelektrik ve
rüzgâr santralları kurulabilmiştir, termik ve büyük hidroelektrik santralı
kurulamamıştır. Üstelik, bu yatırımlar için kullanılan dış krediye Hazine
garantisi, kullanılan doğalgaz için BOTAŞ’tan doğalgaz temin garantisi,
üretilen elektrik için TEAŞ’tan satın alma garantisi verilmiş olup, bunların
tahkim hakları da vardır.
Her türlü garanti varken, yerli özel yatırımcıların
elektrik piyasasında yer almaları sınırlı düzeyde kalmıştır. Elektrik
sektörünün tamamen liberalleşmeye açılmış olmasına rağmen, sermaye birikiminin
yetersizliği nedeniyle 1995’ten bu yana, özel şirketlerin sektördeki payları
yüzde 30-35 seviyesine ulaşmıştır. Her türlü garantisi olan bu özel şirketler,
kamunun dışında kurulacak hangi şirketle rekabet edebilecektir? Şimdi,
garantiler olmaksızın, yerli yatırımcıların sektöre katkıları olamayacaktır.
Büyük ümitlerle kurulan serbest elektrik piyasası, şimdiden
kilitlenmiştir, çalışamaz bir durumdadır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu,
serbest rekabet yoluyla elektrik fiyatlarını düşüremeyeceğini anlamıştır.
Kurul, elektrik fiyatlarını ucuzlatabilmek için özel şirketlerden jest
yapmalarını, yani sattıkları elektrik fiyatlarında indirim yapmalarını rica
etmiştir.
Bugün için 10 milyar kilovat saat elektrik üretim fazlamız
vardır; ancak, bu süreyi çok iyi değerlendirmeliyiz. Çevre dostu ve temiz
enerji kaynakları olan rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle ve hidrojeni
olabildiğince hızla ve etkin bir biçimde değerlendirmeliyiz.
Nükleer enerjide bugünkü teknolojik düzeyle işletme
emniyeti sağlanamamıştır. Nükleer atıkların tehlikesiz bir biçimde depolanması
ve saklanması son derece zor ve pahalıdır. Birçok ülke bu nedenlerle nükleer
enerji santralı yapımından vazgeçmiştir. Bizim için doğal kaynaklarımızın
öncelikle değerlendirilmesi ve nükleer enerji konusunda ar-ge çalışmalarının
içinde yer alarak ve bu konudaki teknolojik çalışmaların sonucunu beklemek en
uygun yöntem olacaktır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de linyit ve hidrolik
potansiyelin sadece üçte 1’lik bir bölümü kullanılmaktadır. Yaklaşık 50-55
milyar kilovat saat küçük hidrolik potansiyel vardır.
Ülkemizin rüzgâr haritaları çıkarılmıştır, bunları
öncelikle değerlendirmeliyiz.
Küçük ve orta ölçekli hidroelektrik santralı ile rüzgâr
santralları yapımında yerli girişimcilerimizin katkısını sağlamak için bazı
kolaylıklar getirilebilir. Hidroelektrik ve rüzgâr santralları için gereken
türbin, jeneratör ve diğer imalatı yurt içinde gerçekleştirelim ve teşvik
edelim; bunun örnekleri vardır.
Santralların devir süresini 20 yıl yerine, daha uzun süreli
kabul edelim, ön etüt ve fizibiliteleri kamu eliyle gerçekleştirelim.
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim
meydanlarında, iktidara geldiklerinde, yolsuzlukların üzerine gideceğini
söylemişti. Ulusal çıkarlarımızı ve kamu yararı gözetmeyen anlaşmaları, tüm
eleştirilere rağmen, âdeta meydan okurcasına imzalayanlara, bugüne kadar hiçbir
yaptırım uygulanmaması, inanılmaz ve kabul edilemez bir anlayıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunbay,
konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2 dakika süre veriyorum.
SEDAT UZUNBAY (Devamla) –
Cumhuriyetin uzun yıllar süren birikimiyle kurulan Bakanlığa bağlı kurumların
entegre yapıları, geçen yönetimler döneminde parçalanmış ve yönetimleri eş
dostla doldurulmuştu. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, bunu tersine
çevirmek yerine, aynen sürdürmektedir; eski partizan ve ehliyetsiz kadrolar
yerine kendi ehliyetsiz yakınlarını yerleştirmektedir. Bu anlayış, enerji
kurumlarının çökmesini kaçınılmaz kılacaktır.
Değerli milletvekilleri,
Devlet Su İşlerinin 2003 yılı bütçesi 3,5 katrilyon liradır. 31 adet baraj
inşaatı devam etmektedir. Bu ödeneklerle, bunların planlanan sürede
bitirilebilmesi olanaklı değildir. Şu anda, hidroelektrik santral potansiyeli
elektrik üretiminin yüze 37’sini karşılayacak durumdadır. Devam eden 31
projenin tamamlanması halinde, bu pay, yüzde 8 artarak, yüzde 45’e
çıkarılabilecektir.
Devlet Su İşleri, tam elli
yılda 34 milyar dolar ödenek aldı; ancak, sadece son yirmi yılda 26 milyar
dolarını iade etti. Kamu mülkiyetindeki hidroelektrik santrallardan üretilen
elektriğin bedeli yaklaşık 1,5 milyar dolardır. Bu gelirle muz alacağımıza,
doğalgaz alacağımıza devam eden işlerin finansmanında kullanalım ve yüzde 8’lik
artışı mutlaka gerçekleştirelim.
Değerli milletvekilleri,
İzmir Küçük Menderes Havzasındaki Beydağ ve Yortanlı Barajları için ayrılmış
ödenek çok komiktir. Bu yöre insanı, yıllardır, sabırsızlıkla bu barajları
bekliyor. Her yıl, sembolik ödeneklerle hiçbir şey yapılmadan geçiştiriliyor.
Bu, yöre halkıyla dalga geçmek; bu, yöre halkını cezalandırmaktır.
Sayın Bakanım, tarımsal
sulama kaynaklı elektrik borçlarını ödeyememiş çiftçilerimiz, artık, tek tek
cezaevine girmeye başlayacaktır. Bu konuda, bugüne kadar yaptığınız
açıklamalarda “1 Nisana kadar olan borçlar için 24 taksitte ödeme kolaylığı
getirecek ve hatta peşin ödeyenlere yüzde 20 indirim yapacağız” demiştiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Uzunbay. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SEDAT UZUNBAY (Devamla) – 2
dakikalık süreyi kullandım mı Sayın Başkan?
BAŞKAN – Sayın Uzunbay, uygulamayı biliyorsunuz; teşekkür
ediyorum.
SEDAT UZUNBAY (Devamla) – Sayın Başkan, son paragraf...
BAŞKAN – Buyurun, Genel Kurul sesinizi duyuyor, o şekilde
hitap edebilirsiniz.
SEDAT UZUNBAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının
2003 yılı bütçesine, ciddî bir enerji politikası oluşturmaktan uzak bir bütçe
olması nedeniyle olumsuz oy kullanacağımızı bildirirken, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak, diğer alanlarda olduğu gibi, ülkemizin ulusal güvenliği
ve ekonomik güvenliği için en yaşamsal alanlardan biri olan enerji alanında da,
bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının atacağı yanlış adımları
teşhir etmeye, diğer yandan da usanmadan yapılması gerekenleri sizlere ve
kamuoyuna anlatmaya devam edeceğimizi belirtiyor; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunbay.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ikinci konuşmacı,
İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığı, köklü
gelenekleri olan, bir anlamda, devlete bürokrat yetiştirmek gibi bir okul
görevini de üstlenen, saygın bir Bakanlığımız; ancak, ne yazık ki, bu
Bakanlığımızın henüz bir yasası yok. 1980’lerde çıkarılan bir kanun hükmünde
kararnameyle yönetiliyor.
Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığının hazırladığı ve
şu anda görüştüğümüz bütçe, gerçekte bir yıllık bir bütçe olmasına karşın,
fiiliyatta dokuz aylık bir süreyi kapsamaktadır. Bu açıdan, bütçenin samimî ve
gerçekçi olduğunu söylemek son derece zor. Ben, tahminler ve gerçekleşme
olarak, 2002 yılı bütçesiyle bir kıyaslama yaptım. Örneğin, faiz ödemeleri 43
katrilyon lira öngörülmüş olmasına karşın, gerçekleşen miktar bunun çok daha
üzerinde olmuş ve bütçe açığını bir anlamda artırmıştır. Yine, sosyal güvenlik
ödemeleri olarak 14 katrilyon lira bu bütçede öngörülmüş; ama, maalesef, bunun
da tutmayacağı açıktır.
Bütçelerimizin bir başka önemli sorunu var –bu deyim,
yüksek yargı organı olan Sayıştaya aittir- bütçelerimiz büyük ölçüde kayıtdışı
hesapları, rakamları kapsamamaktadır; yani, kayıtdışı bütçe uygulaması maalesef
Türkiye’de geçerlidir. Maliye Bakanlığının, bu kayıtdışı bütçe uygulamasından
vazgeçmesi ve Parlamentoya, samimi, gerçekçi rakamları ifade eden bir bütçeyi
getirmesi gerekir; çünkü, Anayasamızın 161 inci maddesine göre, bütün
rakamların, verilerin, gelirlerin ve harcamaların Yüce Parlamentonun onayına
sunulması gerekiyor. Maalesef, bu bütçede, bu da söz konusu değil.
Çözüm, değerli arkadaşlarım: Çözüm “çok yıllı” bütçe
uygulamasına geçmektir; bir yıllık değil, en az üç yıllık “çok yıllı” dediğimiz
bütçe uygulamasına geçmek, sağlıklı tartışma ortamını Türkiye Büyük Millet
Meclisinde yaratmaktır.
Çok önemli bir konu daha var değerli milletvekilleri:
Kesinhesap kanunu burada okunuyor; ama, kesinhesap kanunuyla ilgili olarak,
hiçbir rakamın üzerinde durmuyoruz. Kesinhesap kanunu, şimdi görüştüğümüz bir
bütçenin, daha daha sonra nasıl gerçekleştiğini bize anlatan bir yasa; ama,
maalesef, kesinhesap kanunu -ne Parlamentoda ne komisyonlarda- ciddî olarak
görüşülmüyor ve dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yapma
işlevi maalesef gerçekleşmiyor. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
ciddiyetiyle bağdaşan bir uygulama değil. Batı’daki uygulamalar, çoğu ülkede
şöyle: Kesinhesap kanunları ayrıca görüşülür, ayrı komisyonu vardır ve
kesinhesap kanunlarının görüşüldüğü komisyonda, iktidar değil muhalefet partileri
ağırlıktadır. Dolayısıyla, bir bütçenin parlamentoda sorgulanma işlevi, çok
daha sağlıklı yerine getirilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu bütçenin gelirleri açısından geçen
gün Sayın Bakanımız bir açıklama yaptı: Sayın Genel Başkanımız tarafından, vergi
barışı projesiyle ilgili olarak, 10 katrilyon liralık bir rakamın önce ifade
edildiğini söyledi; daha sonra, bunun 2,4 katrilyon lira olduğu, bütçeye de
bunun 750 trilyon lira olarak geçtiği söylendi. Sayın Maliye Bakanımız, 23
Martta yaptığı açıklamada, bu verilerin doğru olmadığını, böyle bir şeyin ifade
edilmediğini belirtti.
Değerli arkadaşlarım, 5 Ocakta, Sayın Maliye Bakanımızın,
Hürriyetteki köşe yazarı Sayın Şükrü Kızılot’a verdiği bilgiler var. 5 Ocak
tarihli Hürriyet Gazetesini açarsanız, orada, Sayın Bakanımız, Vergi Barışı
projesinden 10 katrilyon liralık gelir beklendiğini söylemektedir. Daha sonra,
Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda 7 Ocakta
yaptığı konuşmada, Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün değerli milletvekillerinin
de duyacağı gibi, vergi barışından 10 katrilyon liralık bir gelir elde
edeceğimizi belirtmektedir. Sanıyorum, sevgili milletvekillerimiz eğer
sorarlarsa, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan bu rakamları alabileceklerdir,
bu ifadeleri alabileceklerdir.
Gelelim bir başka konuya... Asıl hata şu, değerli
milletvekilleri: Maliye Bakanlığı olarak bir tahmin yapabilirsiniz; 2,4
katrilyon lira bekliyoruz veya 750 trilyon lira bekliyoruz diyebilirsiniz. İşin
vahim olan noktası şu; bir Sayın Bakan kalkıyor, Plan ve Bütçe Komisyonuna
bastırdığı kitaba şu ifadeyi yazıyor: Biz, Maliye Bakanlığı olarak 2,4
katrilyon lira gelir tahmin ettik; ama, IMF bunu doğru kabul etmiyor; o
nedenle, biz, 750 trilyon lira yazıyoruz. Bir Maliye Bakanının konuşma metnine
bu girmez arkadaşlar. Eğer siz, 2,4 katrilyon tahmin ediyorsanız, 2,4 katrilyon
dersiniz; 750 trilyon tahmin ediyorsanız, 750 trilyon dersiniz.
Dünkü bir gazetemizin manşetiydi: “Vergi Barışı Şantaja
Döndü...”
Değerli arkadaşlar, şu anda, bütün vergi dairelerinde,
vergi denetim elemanları, mükellefleri arıyorlar: Siz, matrahı niye
yükseltmiyorsunuz; sizi incelemeye aldık, matrahı yükseltmezseniz inceleme
devam edecek; ama, matrahı yükseltirseniz, sizi, inceleme kapsamının dışında
tutacağız...
Değerli arkadaşlar, dürüst, vergisini zamanında ödeyen
insana, niçin, biz, telefonla rahatsız edip “vergini artır, matrahı artır,
artırmazsan seni incelemeye alacağız...” Naylon faturacıyı affettik. Hadi, ona
bir şey söylemiyoruz, o zaten artıracak; ama, dürüst, vergisini ödeyen bir
insana baskı kurmamızın bir anlamı, bir mantığı var mıdır?!
Vergi adaletini sağlayan yasalar henüz gelmedi değerli
arkadaşlarım. Maliye Bakanlığından bekliyoruz, vergi adaletini sağlayan
yasaları. Kayıtdışı ekonomiyi önleyeceğiz diye hükümet programında da var,
seçim bildirgesinde de var; ama, vergi tabanını genişletecek, kayıtdışı
ekonomiyi engelleyecek bir düzenleme şu ana kadar Parlamentoya gelmedi. Sayın
Maliye Bakanımız “siz, emeklilere verilen sosyal destek ödemesini görmüyorsunuz
da, emekli aylıklarından kesilen yüzde 1 kesintiyi görüyorsunuz” diyor ve bizi
eleştiriyor.
Değerli arkadaşlarım, vicdanla düşünmek lazım. Yüzde 1
kesinti, emekli aylıklarından düzenli yapılan bir kesintidir; yani, bir vergi
gibidir; her yıl yapılacak bu; üstelik, emekli olmuş kişilerden yapılacak; ama,
sosyal destek ödemesi, sadece 2003 yılı için geçerli olan bir ödemedir. Siz
bunu her yıl yapsaydınız, hadi, biz bunu görmeyelim diyebilirdik; ama, bir şeyi
yapınca sürekli yapıyorsunuz. Zammı verince de onu belli bir süreyle
veriyorsunuz. Bunun da adaletle bağdaşır bir yanının olmadığını belirtmek
isterim.
Değerli arkadaşlar, vergi tabanını genişletmenin dünyada
bilinen iki yolu vardır. Bunlardan birincisi, vergi yasalarındaki istisna ve
muafiyetleri kaldırmaktır. Bu konuda, bakalım, Sayın Bakanlığımız nasıl bir
tasarı getirecek, istisna ve muafiyetleri nasıl daraltacaklar.
İkinci yolu, vergi yönetimini güçlendirmektir; ama,
maalesef, değerli milletvekilleri, hepiniz vergi yönetimiyle zaman zaman
muhatap oluyorsunuz, şikâyetleri hepiniz dinliyorsunuz. Bu şikâyetleri
giderecek önlemler şu ana kadar Parlamentoya gelmiş değil. Biz, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, vergi yönetiminin etkinleştirilmesini, toplam kalite
yönetiminin burada da uygulamaya geçilmesini, bürokrasinin azaltılmasını
sağlayan uygulamaları bekliyoruz.
Yine, bir başka şey söyleyerek sözlerimi bağlamak
istiyorum.
Değerli milletvekilleri, vergi adaleti sağlanmadan
kayıtdışı ekonomiyi önleyemezsiniz. Eğer, kişilere ağır vergi yükleri
getirirseniz, kayıtdışı ekonomiyi özendirirsiniz. Bizim basından öğrendiğimiz
kadarıyla, vergi yükünü hafifleten değil, vergi yükünü ağırlaştıran
düzenlemeler, maalesef, önümüzdeki günlerde yine Parlamentoya gelecek ve biz,
yine, her bütçe görüşmesinde kayıtdışı ekonomiyi önleyeceğimizi söyleyeceğiz,
vergi yönetiminin güçlendirilmesini söyleyeceğiz; ama, maalesef, sayın
bakanlar, bu işlevlerini yerine getirmeyeceklerdir.
Biz, Maliye Bakanlığının bu bütçesinin gerçekçi olmadığını,
samimî olmadığını; bildiğimiz, düşündüğümüz, gördüğümüz ve yakında da
göreceğimiz için, buna olumlu oy vermeyeceğimizi belirtir, hepinize saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, üçüncü konuşmacı,
Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; gelir bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime
başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bütçeler, sadece gelirlerin toplanmasına ve giderlerin
yapılmasına izin ve yetki veren teknik belgeler değildir; bu işin yasalarla
tanımlanmış olan şeklî yanıdır. Bütçeler, esas itibariyle, hükümet
programlarının uygulama aracıdır. Gelirleri toplarken, giderleri yaparken
güdülenen amaç, hükümet programında vaat edilen hususların
gerçekleştirilmesidir. Gelirin, ekonomide yaratılan millî gelirin yeniden dağıtılmasında
çok önemli bir görev üstlenir. Bu görevi yaparken de, hem ekonomi üzerinde hem
toplum üzerinde çok derin etkilerde bulunur. Bu nedenle, bütçeleri
değerlendirirken, bütçeyle hükümet programlarının topluma vaat edilenlerin
neler olduğunu bilmek, bu programlarla bütçeler arasındaki bağı korumak ve
değerlendirmek gerekir.
Gerek 58 inci ve gerekse 59 uncu hükümet programında ve
bunların ayrılmaz bir parçasını oluşturan acil eylem planında yer alan
hususların, bu bütçede ne kadar yer aldığına, ne kadar gerçekleşebilir olduğuna
değinmek gerekir. Tabiî ki, konumuz gelir bütçesi olduğu için, ben, bu
değerlendirmeyi gelir bütçesi açısından yapmak istiyorum.
Konsolide bütçenin gelir toplamı 100,7 katrilyon liradır.
Genel bütçe gelirleri toplamı ise, 100,3 katrilyon liradır. Bunun yüzde 85,6’sı
vergi gelirlerinden oluşmaktadır. Ben, daha çok, bu vergi gelirleri üzerinde
durmak istiyorum.
Hükümeti kuran Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim
beyannamesinde vergi konusunda tam 15 tane taahhütte bulunmuştur. Bunlardan
malî miladın kaldırılması ve vergi affını –iki tanesini- bir kenara bırakırsak,
kalan 13 tanesi, vergi indirimi veya bazı vergilerin kaldırılmasıyla ilgilidir.
Bu taahhütler, 58 inci
hükümet programı ve acil eylem planıyla 3’e indirilmiştir. Bu 3 taneden
bir tanesi, doğrudan vergi reformu yapılması olarak ifade edilmiştir ve
yapılacak vergi reformunun da hareket noktası, vergi adaleti ve vergi ödeme
gücü olarak ifade edilmiştir. 15 tane taahhüt 3’e inmiştir.
Denilebilir ki, vergi reformu hepsini kapsamaktadır; o
nedenle, burada detaylara girmedik; mümkündür, olabilir. Bir diğer husus daha
ifade edilebilir; hükümet programı nihayetinde beş yıllıktır, seçim
beyannamesinde vaat edilenler yine beş yıllıktır; önümüzde daha önemli bir
zaman dilimi var. Burada hepsini yapmak, saymak söz konusu olmayabilir.
59 uncu hükümet programına bakıyoruz, 59 uncu hükümet
programında vergi reformuyla ilgili iki cümle var; aynen okumak istiyorum:
“Vergi reformuyla vergi tabanı genişletilecek ve marjinal vergi oranları uygun
seviyelere indirilecektir.” İkinci cümle: “Vergi reformu, verimliliğe odaklı ve
büyümeyi teşvik edici yapı içinde gerçekleştirilecektir.” 58 inci hükümet
programında vergi reformunun hareket noktası, “vergi adaleti” ve “vergi ödeme
gücü” olarak ifade edilmişti; 59 uncu hükümet programında bu kavramlara yer
verilmiyor. Ben, bunun, tesadüfî değil, bilinçli bir tercih olduğunu, bilinçli
bir seçim olduğunu düşünüyorum. Esasen, hükümet programında, tesadüfî ifadeler,
zaten, yer almaz.
59 uncu hükümet, programında, yapacağı vergi reformunda,
vergi adaletine veya vergi ödeme gücüne yer vermemek suretiyle, bundan
vazgeçtiğini ilan etmiştir. Bu yönüyle, bu bütçe, 59 uncu hükümet programına
uygundur; çünkü, vergi adaletinden vazgeçilmiştir. Yapılacak vergi düzenlemelerinin
hareket noktası, vergi adaleti olmayacak, hükümet programında ifade edildiği
gibi “marjinal vergi oranlarının düşürülmesi” olacaktır. Bunu nereden
çıkarıyorum; bu, hükümet programının ifadesi, aynı zamanda, 2003 yılı gelir
bütçesinin dağılımına baktığımızda, bu dağılım, bu ifadeyi doğrulamakta, benim
yorumumu doğrulamaktadır.
Bir vergi sisteminin vergi adaleti açısından
değerlendirilmesinde en önemli ölçü, dolaylı vergiler dediğimiz harcamalar
üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının
büyüklüğüdür. Bu pay ne kadar yüksekse, o vergi sistemi adaletten o kadar
uzaklaşmıştır. Şüphesiz, gelişmiş ülkelerde dolaylı vergilerin payının giderek
yükselmesi yönünde bir eğilim vardır; ama, bu eğilimin sonucunda dolaylı
vergilerin, özellikle tüketim vergilerinin ulaştığı büyüklük, hiçbir zaman,
Türkiye’deki büyüklük değildir. Bunu bilginize sunuyorum.
Dolaylı vergilerin özelliği, kişinin ödeme gücüyle
ilgilenmemesidir. Örneğin, Katma Değer Vergisini, dargelirli olsun, yüksek
gelirli olsun, herkes, bunu, aynı oranda öder.
Dolaylı vergilerin 2003 yılı bütçesi içerisindeki büyüklüğü
yüzde 66,9’dur, yüzde 67’ye yakın bir oran. Bir önceki yıl oranı yüzde
66,3’tür. Esas itibariyle, dolaylı vergiler, vergi sisteminde, özellikle 90’lı
yıllardan sonra hep giderek yükselen bir paya sahip olmuştur ve program
uygulamasına başlanan 2000 yılında bu oran yüzde 59’a, 2001’de yüzde 60’a,
2002’de yüzde 66,3’e çıkmıştır, 2003’te yüzde 66’9’dur. Denilebilir ki, bu
küçük bir artış, çok önemsiz bir artış; hayır, öyle değil. Şu nedenle; sadece,
2003 yılına mahsus birtakım vergi önlemleri var, bir defalık vergi önlemleri
var. Kurumlarda geçici vergi oranı artışı, ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, ek
Emlak Vergisi nedeniyle gerek belediyelerin gerekse büyükşehir belediyelerinin
paylarından yapılacak kesintileri dikkate aldığımızda dolaylı vergilerin payı
yüzde 70’e çıkmaktadır; yani, 2002’ye göre 4 puanlık bir artış. Dolaylı
vergilerin gayri safî millî hâsıla oranı 2002 yılında yüzde 14,3 iken, 2003’te
yüzde 16’ya çıkmıştır; 2 puana yakın bir artış, çok önemli bir artış. Çok
önemli bir yükseliş var dolaylı vergilerde. Hükümetin, bunu, tersine çevirecek
veya bu eğilimi durduracak bir çabasını görmüyoruz; aksine, bu çaba, bu eğilim
daha hızlandırılmaktadır. 2003 yılı, hükümetin ilk bütçesi; o nedenle, önümüzde
daha zaman var denilebilir; hayır, topluma acil eylem planıyla olsun, hükümet
programıyla olsun bir şey vaat etmişseniz, bunun, ilk düzenlemelerini, ilk
izlerini bu bütçede görmeliydik. O zaman yapılan yeni bir şey yok; aksine, eski
mevcut kötü durum, çok daha kötüleştirilmektedir. Bu trend, bu eğilim devam
ederse, 2004 yılının gelir bütçesi, 2003 yılından daha iyi olmayacaktır.
Dolaysız vergiler içindeki en büyük kalem Gelir Vergisidir.
Bakın, oradan bir örnek vermek istiyorum size: 2002 yılında Gelir Vergisinin
vergi gelirleri içerisindeki toplamı yüzde 23’tür, 2003 yılında yüzde 20’dir.
O, çok eleştirilen 2002 yılında yüzde 23’lük pay, 2003’te yüzde 20’ye
düşmektedir. Gelir Vergisinin gayri safî millî hâsılaya oranı 2002 yılında
yüzde 5’ken, yüzde 4,8’e yükselmiştir. Sayın Maliye Bakanımız zaman zaman ifade
ediyorlar -evet, ben de gelir bütçesi üzerinde konuşuyorum; ama, Sayın Maliye
Bakanımız ve gelir bürokratları, tahmin ediyorum, burada yok; ama, fark etmez,
herhalde, tutanaklardan görüşlerimi alıp değerlendirme imkânını bulurlar-
“dolaysız vergilerin payını yükseltiyoruz” diye. Yok böyle bir eğilim. Bakın,
Gelir Vergisi, kazanç üzerinden alınan bir vergidir, kazanç üzerine alınan
vergide tabanı genişletemiyorsanız, bu payı yükseltmek yerine, düşürecek yönde
politikalar güdüyorsanız, vergi sisteminde vergi adaletinden vazgeçilmiş
demektir. Bu, doğru bir yaklaşım değildir.
Tekrar hükümet programına dönüyorum. Burada, çok iddialı
konuşmalarla, çok teorik açıklamalarla, maliye ve ekonomi kitaplarından alınan
cümlelerle açıklanan, yorumlanan hükümeti programına dönüyorum. İşte,
uygulaması burada, bütçe burada; bu yaklaşımı, burada yapılan konuşmaları, bu
açıklamaları, bu bütçede göremiyoruz. Bunları, sadece gelip Mecliste anlatmak
kolay, önemli olan, bunları yapmak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, konuşmanızı toparlayabilmeniz
için 2 dakika eksüre veriyorum.
Buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Peki, neden böyle oldu, dolaylı
vergilerin payı neden artıyor; hükümet, vergi konusunda işe yanlış başlamıştır.
Önce malî miladın kaldırılması, arkasından vergi affıyla başlayan sürecin
vergiyi tabana yayması, dolaysız vergilerin payını yükseltmesi beklenemez.
Türk ekonomisinin bugünkü şartlarında vergi tabanını
genişletebilmek için “nereden buldun”u, malî miladı şart görmüştük. Gerçekte,
bu, körü körüne bir savunma değildi. Malî milat, nereden buldun bir tabu
değildir, vazgeçilmez de değildir, aynı sonucu başka yollarla da ulaşmak
mümkündür; ancak, kayıtdışılığın yüzde 50’lere ulaştığı bir ekonomide ve
üstelik istikrar programı uygulamak zorunda olan bir ekonomide vergiyi kısa
zamanda tabana yaymak için, vergi idaresinin elinde böyle güçlü, etkili bir
denetim aracı olmak zorundaydı. Bu kaldırıldı, yerine, maalesef, onu telafi
edecek hiçbir şey de konmadığı için, bu eğilim giderek hızlanıyor.
Ne yapmalı vergide; verginin tabana yayılabilmesi için
yapılması gerekenler şunlardır:
Birincisi, mükellefi, kayıtdışına iten unsurları sistemden
çıkarmak, ayıklamak gerekir. Bunun için, enflasyon muhasebesine sisteme dahil
etmek gerekir.
İkincisi, vergi sisteminin otokontrol kurumlarına sahip
olması gerekir. Sadece vergi denetim elemanının yapacağı klasik denetim değil,
o klasik denetimlerde kullanacağı birtakım otokontrol araçlarının olması
gerekir ve güçlü bir vergi idaresiyle, güçlü bir vergi denetimine paralel
olarak, vergi oranlarının indirilmesi gerekir. Vergi oranı, ancak böyle bir
süreçte indirilirse başarılı olur; aksi takdirde, bu önlemleri almazsanız,
hükümetlerin vergi oranlarını indirme şansı olmaz; ama, bu önlemleri alabilen
bir bütçeyi maalesef burada görmüyoruz, bu bütçenin, bu politikaların izlerini
yansıtan bir bütçeyi burada görmüyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sözlerimi burada bitiriyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
AK Parti Grubu adına ilk konuşmacı, Kayseri Milletvekili
Taner Yıldız.
Sayın Yıldız, yarım saati siz mi kullanacaksınız,
arkadaşlarınızla birlikte mi kullanacaksınız?
TANER YILDIZ (Kayseri) – Bölüşerek kullanacağız.
BAŞKAN – Peki; buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 7,5 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan
ve değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 malî yılı
bütçe görüşmelerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; heyetinizi, şahsım
ve AK Parti adına saygıyla selamlıyorum.
Sürenin kısa oluşu nedeniyle, konuşmamı, sektöre genel bir
bakış ve elektrik enerjisiyle sınırlandıracağım.
Bütün bakanlıkların bütçelerinin, ayrı ayrı, genel bütçeye
oranlarının zorunlu olarak düşüklüğünü Enerji Bakanlığı için de söylemek
mümkündür. Bütün bu yorumların, istenmeyen ve temenni edilmeyen 40 milyar
dolarlık faiz ödemeleri ve 93,5 milyar dolarlık iç ve dışborçların ödenmesi
baskısı altında yapıldığı bilinmektedir. Borçların onyedi yılda 3 katına
çıktığı bu ülkede, kişi başına düşen millî gelirin 2 000 dolar ve borcun ise 3
000 dolarlar civarında olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Sayın Bakanın sunuşunda, uzun vadeye yönelik, tüm
kesimlerce benimsenmiş bir projeksiyona sahip, ne sınırsız serbest piyasa
kurallarının ne de tamamıyla devletçi politikanın belirleyici olduğu bir
anlayış yer almaktadır. Ülkenin, dışa bağımlılık, yenilenebilir kaynakların
kullanımı, kaynak çeşitlendirilmesi, stratejik ve kamu yararları gibi öncelikli
hedefleri olduğu anlaşılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; enerji sektörü, gerek
hukuki gerek malî ve gerekse stratejik açıdan bir değişim içerisindedir.
Türkiye’de tümüyle devlet eliyle işletilen sektördeki yapı, 1984 yılında 3096
sayılı Kanunla yerli ve yabancı özel yatırımcılara açılmış, 2001 yılında 4628
ve 4646 sayılı Kanunla da elektrik ve doğalgaza -aynı zamanda petrolle alakalı
olan da bitirilme aşamasındadır- dayalı rekabetçi serbest piyasaya geçişi
sağlayacak yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
Tabiî ki, yazı ve kanunla zemin hazırlanmaya çalışılan
sektör, bu değişimi hemen gerçekleştiremiyor, tedricen ve programlı olması
gerekiyor. İngiltere’de, bu, dokuz yılda belli bir yüzdeye ulaşmıştır.
Hollanda’da tüketicilerin yüzde 30’u, ancak satıcılarını serbestçe
belirleyebilme oranındadır, on yıl içerisinde yüzde 100’e ulaşma hedefleri
vardır. 1995’te, Finlandiya’da yüzde 30, Hollanda’da yüzde 22, İtalya’da yüzde
12, Avusturya’da yüzde 15 ve Türkiye’de ise yüzde 2’ler civarında özelleşmiş
bir dağıtım mevcuttur. 1926 yılında kurulmuş olan Kayseri Elektrik AŞ. –görev
yaptığım için de oradan bir örnek vermek istiyorum- aslında, özelleştirmenin
iyi örneklerinden biridir, belki de, başlıcasıdır. Performans değerleri
itibariyle Avrupa Birliği ortalamalarına yaklaşmış yüzde 8,65’lik kayıp kaçak
oranları, tahakkuk ve tahsilat
oranları da yüzde 100 ve yüzde 98,6 civarındadır. Bu tür şirketlerin, özellikle
özelleştirmede örnek alınacağı kanaatini taşıyorum.
Bütün değişimler sancılıdır, ani değişimlerin ise, bu tür
sistemlerde çatlak doğurma ihtimali vardır. Bu değişimlerin risklerinin
minimize edilmesi, yan tesirlerinin giderilmesi için öncelikle yapılması
gerekenler Bakanlığımızca planlanmıştır. Bakanlığımızın planlamasında öncelikle
devlette ortak dil tesisinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Enerji
projeksiyonunun oluşmasında, öncelikle Bakanlık, ilgili kuruluşlar; EÜAŞ,
TEİAŞ, TETAŞ, TEDAŞ, DSİ, DPT; Hazine, hukuk kurumları, Maliye ve malî sektör
arasında ortak dil tesis edilecektir. Bütün kavramlar, rakamlar tanımlanacak ve
netleşecektir. Enerji çeşitlemelerindeki önceliklerde mutabakat, fiyatlandırma,
sabit kurulu güç, kullanılan elektrik miktarı, arz talep tahminleri, güç
yedeklemeleri ve diğer konular belirsiz kalmayacaktır. Böylece sektörel bir
mutabakat sağlanmış olacaktır. Bu mutabakatın sağlanması için ise, sektörün hukukî,
teknik ve kültürel altyapısındaki eksiklikler giderilecek, serbest piyasaya
geçilmesi için, geçiş dönemi ve prosedürler acilen tamamlanacaktır.
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 4628 sayılı Kanunun hedefi olarak, Enerji Piyasası
Düzenleme Kuruluyla koordineli bir şekilde politika yapıcı ve detaylarıyla
uygulayıcı bir çalışma yapma durumundadır.
Bunun
için tüm enerji üretimi faaliyetlerinin piyasa koşullarında yapılması
önşartların başında gelmektedir; ancak, mevcut durumda piyasanın yüzde 73,7’sinin
kamu, yüzde 14,2’sinin otoprodüktör olmak üzere yüzde 26,3’ünün özel sektör
olmasının bu konuda dikkat çekici bir yanı vardır. Yap-işlet-devret
projelerinden oluşan yüzde 12,3’lük kesimi ancak alım garantilidir. Yüzde
14,2’lik payı oluşturan otoprodüktörlerin ise ancak yüzde 3’ü piyasaya
sunulabilecek nitelikteki bir arz fazlasıdır.
Tabiidir
ki, ne kadar serbest piyasa bu oranla belirlenebilir? Yani, sabırla, şu anda ne
kadar doğru yerde durduğumuz kadar, ne kadar doğru ve kalıcı kararları on
yıllara yaydığımız da önemlidir.
Sayın
Başkan ve değerli üyeler; serbest piyasa kavramlarıyla kısmen çelişse dahi,
yenilenebilir ve yeni enerji kaynaklarının -hidroelektrik, rüzgâr, jeotermal,
linyit ve başkaları gibi- mutlaka süratle ve öncelikle devreye sokulacağı
mevzuatın, destekleme ve teşvik konularını da kapsayacağı şekilde uygulanmaya
konulması zarurî görülmektedir. Bu konu, çevre kirliliğinin minimize edilmesi,
ülkenin özkaynağı olması ve dışa bağımlılığın azaltılması, yakıt giderlerinin
olmayıp, ancak işletme giderlerinin az olması, Avrupa Birliği kriter ve
direktifleri ile Kyoto Protokolüne uyum sağlaması ve belki de en önemlisi,
ileri nesillere bırakılan toplumsal maliyetleri minimum seviyeye indirmesi
bakımından da önemli bir yapı arz etmektedir.
Yerli kaynakların hepsini açmak zamanla mütenasip olmasa
da, örneğin hidroelektrik kaynakları iyi analiz etmek açısından bir örnekleme
gerekiyor. Ülkemizde toplam 26 havzadaki su kaynaklarının debisi 186
kilometreküp/yıldır. Bunun teorik olarak 430 000 000 000 kilovatsaat/yıllık bir
elektrik üretim kapasitesi vardır; ancak, teknik olarak bu, 215 000 000 000
kilovatsaat/yıldır; pratikte mümkün olanı ise 124 000 000 000
kilovatsaat/yıldır; güvenilir olanı derseniz 90 000 000 000 kilovatsaat/yılı
aşmamaktadır.
Şimdi, böyle bir konu karşısında, bizim, kalkıp da, bütün
gücümüzü hidroelektrik kaynaklara sarf etmemiz ne kadar yanlışsa, bu
kaynaklardan, mevcut havzalardan uzaklaşmak da o kadar zararlıdır. Biz
Kayseri’de Yamula Barajını yapıyoruz; 1 376 kilometrelik Kızılırmak üzerinde
100 megavatlık yap-işlet-devret modeliyle yapılan bir projedir ve bunun için de
her türlü fedakârlık şirket tarafından devlete sunulmuştur. Bu konuları dikkate
aldığımızda, özellikle hidroelektrik kaynakları üzerinde çok net konuşmamız
gerekmektedir.
Sayın Başkan ve değerli arkadaşlar; elektrik fiyatları
pahalıdır, ucuzlatılması gerektiği ise toplumun nadir uzlaşma konularındandır;
ancak, zaman faktörü önemlidir; teknik iyileştirme ve yeterli organizasyon
yapılmadan ve siyasî iradeyi de koymadan kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi
mümkün görülmemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2
dakika eksüre veriyorum.
TANER YILDIZ (Devamla) – İdarî, malî ve teknik
fiyatlandırmalar, sabırla, bir zaman hedefi içerisinde hızla
yapılandırılacaktır. Türkiye’de enerji sektörüne yıllık 3,5 milyar dolarlık
yatırım yapılmak durumunda olduğunu bilenler, bunun takribi 3 sent civarında
bir kapasite beledilinin yüklendiğini tahmin ederler. Bu durum, ülkenin
enerjiye dayanan kalkınmasını tamamlayana, gelişmiş ülkeler seviyesine
ulaşıncaya kadar devam edecektir; altyapısı tamamlandığında ise ideal fiyatlara
ulaşılacaktır. Aksi takdirde, ister yap-işlet-devret, ister yap-işlet, ister
imtiyaz hakkı devri projeleri olsun bir kredilendirme sistemi olduğunu unutmuş
oluruz; yani, bu projeler, belirli bir zaman aralığı içerisinde devlete verilen
kârlı, kazançlı, nemalandırılmış brüt borçlardır.
Değerli Başkanım ve kıymetli arkadaşlar; ben, bir kısım rakamlara
girmek istiyorum idim, fakat, sürenin de kısıtlı oluşundan dolayı bunlara
giremiyorum. Özellikle, Enerji Bakanlığı bütçesine kabul oyu vereceğimizi ve
bütçenin Bakanlığımıza ve memleketimize hayırlı olmasını temenni ediyor ve
saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.
AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı Trabzon Milletvekili
Asım Aykan.
Buyurun Sayın Aykan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 7,5 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA ASIM AYKAN (Trabzon)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerinde
AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Hükümetimizin madenciliğe verdiği önem Hükümet Programında açık
ve net biçimde ifade edilmiştir. Ayrıca, önümüzdeki günlerde, inşallah,
Parlamentomuza Maden Kanunu intikal edecektir. Bor Enstitüsü konusundaki
çalışmalar da, bu faaliyetlerin bir bütünlük içerisinde önümüzdeki günlerde
Meclisimizde değerlendirileceğini göstermektedir. Bu çalışma, ülkemiz açısından
fevkalade önemlidir.
Değerli milletvekilleri, son Körfez Krizi de gösteriyor ki,
yerin altında güçlü olmadan yerin üzerinde güçlü olmak mümkün değil. Yerin
altını güçlü hale getirebilmek için de yerin üzerinde güçlü olmak lazım; yani,
ekonomik anlamda güçlü olmak gerekiyor. Aynı zamanda, bu iradeyi de ortaya
koymak gerekiyor. Ülkemiz, bu anlamda çok önemli potansiyellere sahiptir.
Ayrıca, jeolojik anlamda ülkemizdeki çeşitlilik, birçok maden rezervinin bizim
için bir nimet haline dönüşmesini sağlamıştır. Şu anda dünyada işletilen doksan
civarında madenin yaklaşık olarak seksene yakını ülkemizde mevcuttur.
Anadolu’da 9000 yıldan beri madencilik yapılıyor. Ülkemizdeki madenciliğin
gayri sâfi millî hâsıladaki payı 1,2; yani, istediğimiz seviyede değiliz.
Nüfusumuzun, dünya nüfusuna ve dünyadaki madencilik üretiminin de bizdeki
üretimine kıyasını yaparsak, şu andaki kapasitenin en az iki katına çıkmamız
gerekiyor. Sözlerimin başında ifade ettiğim madencilik alanındaki hükümetimizin
iradesi, inşallah, bu hedefi kısa zamanda tahakkuk ettirecektir. Şu anda, 2002
yılı itibariyle 646 000 000 dolarlık bir ihracat yapıyoruz; maalesef, 1 milyar
dolar civarında da bir ithalatımız var.
Ayrıca, madenciliğe dayalı demir-çelik, seramik, cam,
çimento, hazır beton ve alçı sanayii, ülkemizde ihracat kalemleri içerisinde
önemli bir pay tutmaktadır. Bunu da, burada özellikle vurgulamak istiyorum.
Yine, linyit, boraks, mermer, krom, perlit, toryum, altın
ve gümüş alanında dünyada hatırı sayılır ülkelerden biriyiz.
Özellikle, boraks ve mermer üzerinde durmakta fayda var.
Maden Kanunu kapsamına alındıktan sonra, mermerdeki ihracatımız yaklaşık 300
000 000 doları buldu. Bu alanda, biliyorsunuz, dünyada İtalyanlar söz
sahibidirler. Bu anlamda dünyada söz sahibi olan ülkelerle yapacağımız
işbirliği çok önemlidir. Rekabet unsuru burada aranmamalı, tam tersine, onlarla
yapacağımız işbirliği, dünya piyasalarında bizim de pay sahibi olmamızı
sağlayabilir.
Ayrıca, ülkemiz için jeotermal enerji kaynakları fevkalade
önemlidir, turizm kesiminin üzerinde durduğu bir alandır. En son, Berlin’deki
turizm fuarında, Almanların, daha çok Türkiye’deki jeotermal enerji
kaynaklarının devreye alınması istikametindeki talepleri de, bu ifade ettiğim
görüşü doğrular niteliktedir.
Saygıdeğer milletvekilleri, zengin yeraltı kaynaklarımızı,
hükümetimizin, ortaya koyacak olduğu iradeyle, kısa zamanda, ifade ettiğim
ölçüler çerçevesinde, milletimizin hizmetine sunacağına şüphemiz yoktur.
Yeraltı kaynaklarımızı, dünyadaki küresel dengeleri nazarı
itibara alarak, yabancı sermayeyle paylaşmakta ne kadar büyük fayda olduğu, son
petrol kriziyle, Körfez kriziyle gözüküyor. Eğer, Irak yönetimi, kaynaklarını,
etrafındaki ülkelerle müştereken paylaşmış olsaydı, zannediyorum, bugünkü tablo
daha farklı olabilirdi.
Milletler yarışmasında bilgi, teknoloji ve organizasyonun
ne kadar belirleyici olduğunu burada ifade etmeye gerek yok. Ülkemizin,
özellikle, araştırmaya yönelik olarak oluşturduğu Maden Tetkik Araştırma
Kurumu, bu anlamda, bir kere daha gözden geçirilmeli, güçlendirilmelidir.
Sismik 1 Gemisi, bu teknolojiden biraz daha ileri teknolojiye taşınarak,
mümkünse ikinci gemi temin edilerek, araştırma safhasındaki ciddiyete
dönmemizde fayda olduğunu bir kere burada vurgulamak istiyorum; çünkü, işletme
safhasında dünyadaki yabancı sermayeleri çekmiş olabilirsiniz, araştırmada
onlar önemli, ama, kendi millî servetinizi kendiniz araştırmak noktasındasınız.
Bu anlamda, Maden Tetkik Araştırma gibi çok önemli ve ülkemizin, yeraltı
çalışmaları konusunda belkemiği olan bir kurumun özelleştirme çalışmalarında
gündeme gelmemesinde, tam tersine, güçlendirilmesinde fayda olduğu
kanaatindeyim.
Son olarak, Doğu Karadeniz Bölgesinde sürdürülmekte olan
petrol araştırmaları konusunda birkaç hususu vurgulamak istiyorum. BP (British
Petroleum) ile Türkiye Petrollerinin yüzde 50 ortaklıkla sürdürdüğü çalışma
ülkemiz için fevkalade önemlidir. Yapılan ön çalışmalarda, Hazar Bölgesindeki
jeolojik formasyonun Karadeniz’de de karşılığı görülmektedir; bu, ümit verici
bir gelişmedir. Jeolojik açıdan, jeofizik açıdan, sismik açıdan yapılan
çalışmalar bir noktaya gelmiştir. Bu yılın sonuna doğru ilk sondaj çalışmasına
başlanılması planlanıyor. Bölgedeki su derinliği yaklaşık 2 000 metre
civarındadır, deniz tabanından aşağıya doğru yaklaşık 4 000 metre civarında
inilecektir.
Sayın milletvekilleri, bu çalışma, Kızıldeniz’deki örnekle
kıyaslanacağı zaman, ısrarla takip edilmesi gereken bir çalışmadır; çünkü,
Kızıldeniz’de, hatırlıyorsunuz, petrol araştırmaları esnasında 17 tane kuyu
vuruldu, hiçbir emareye rastlanmadı. Saha terk ediliyordu, daha sonra, birtakım
değişikliklerle, 18 inci kuyuda petrol yakalandı. 2003 yılının sonunda, Rize
açıklarında yapılacak olan sondajdan sonra bir sondaj daha planlanıyor, 50 000
000 dolar civarında bir harcamayı hedefliyor.
Saygıdeğer Bakanımızın huzurunda ifade etmek istiyorum,
burada, devletin kaynağı var mı yok mu araştırması veya endişesi gündeme
gelmemelidir. Tam tersine, gerekirse borçlanarak, Karadeniz’de petrol araştırmasına
devam etmemiz gerekiyor. Umarız, ilk sondajlarda sonuç elde edilir. Daha sonra
Batı Karadeniz Bölgesinde de benzer çalışmalar planlanıyor. Buradaki çalışma
büyük ihtimalle sonuç verecektir. Ancak, biz, bunun arkasında irademizle
durmazsak, sadece BP’nin yapmış olduğu çalışmaları hedef alırsak ve onu da
sınırlı tutarsak, istediğimiz sonucu elde etmiş olmayabiliriz. Bunu, bir kere
daha burada vurgulamak istiyorum. Türkiye, gerekirse dışarıdan borçlanmalı;
ama, Karadeniz’deki petrol araştırmalarına devam etmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aykan, konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2
dakikalık eksüre veriyorum.
ASIM AYKAN (Devamla) – Ayrıca, Türkiye petrollerinin
yurtdışındaki çalışmalarını, başta Azerbaycan ve Kazakistan olmak üzere,.hep
beraber biliyoruz. Orada geldiğimiz nokta da iyi bir noktadır; Türkiye
Petrolleri önemli konsorsiyumlarda yer almıştır. Devlet olarak, bu anlamda,
Türkiye Petrollerinin tam arkasında bulunup, destek vermemiz gerekiyor. Oradan
elde edilecek olan sonuçlar, geleceğe yönelik olarak bizim için fevkalade
önemlidir.
Özel sektörün petrol araştırmalarına girmesi için,
Türkiye’de, lazım gelen adımların atılmasında büyük fayda vardır. Dünyanın en
büyük petrol araştırma şirketleri Amerikalıdır; daha doğrusu, dünyadaki en
büyük petrol araştırmaları Amerika’da yapılıyor; ama, orada, hiç, bir tane
devlet firması yoktur, hepsi özel sektördür. Bu önümüzdeki Maden Kanunu
düzenlemelerinde bu hususa da dikkat çekilmesinde fayda olacağı kanaatindeyim.
Ayrıca, yeni çıkan Petrol Kanununda, rafinerilerin serbest
piyasadan hammadde elde etmesi istikametinde bir düzenleme geliyor. Türkiye’de
ürettiğimiz petrol yüksek gravitelidir; bu anlamda, yeterli rekabet şartları
olmayabilir ve yüksek graviteli olduğu için, Türkiye’deki rafinerilerin
dışarıdan petrol elde etmesi gibi bir sonuç ortaya çıkabilir. Tam tersine,
bizim kendi ürettiğimiz petrolü kendimizin işlemesi stratejik açıdan da
önemlidir. Bunun da nazarı itibara alınacağına inanıyorum.
Enerji Bakanlığımızın çalışmalarında kendilerine başarılar
diliyorum; milletimiz ve ülkemiz için Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olması
temennisiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aykan.
AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, İstanbul
Milletvekili Gülseren Topuz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLSEREN TOPUZ (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına Maliye Bakanlığının 2003
yılı bütçesi hakkında konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şu anda bütçesi görüşülmekte olan Maliye Bakanlığı,
bilindiği üzere, maliye politikasının hazırlanmasında hükümete yardımcı olmak
ve maliye politikasını uygulamak, harcama ve gelir politikalarını geliştirmek,
devlet bütçesini hazırlamak ve uygulamak başta olmak üzere, devletin önemli
temel fonksiyonlarını yerine getiren bir bakanlıktır.
Hemen bütün ülkelerde, güçlü bir maliye bakanlığının
varlığı, etkin bir ekonomi politikasının uygulanmasının temel şartlarından biri
olarak görülmektedir. Ülkemizde de, Maliye Bakanlığı, cumhuriyet tarihinin en
köklü kurumlarının başında gelmektedir. Aynı zamanda, kamu yönetiminde birçok
yenilik hareketinin öncüsü olmuş, denetim birimleri aracılığıyla da,
yolsuzlukla mücadele, malî denetim ve vergi incelemeleri konusunda önemli bir
rol oynamıştır.
Maliye Bakanlığının yüklendiği geniş görev ve
sorumlulukları, mütevazı denebilecek bir bütçeyle yerine getirmekte,
harcamalarda etkinlik ve tasarruf anlayışına, azamî derecede dikkat etmekte ve
bu konuda diğer bakanlıklara da örnek olmaktadır.
2003 malî yılı bütçe tasarısında, Maliye Bakanlığı için,
856.7 trilyonu personel harcamaları, 141.4 trilyonu diğer cari harcamalar,
104.4 trilyonu yatırım harcamaları, 27.4 katrilyonu ise, transfer harcamaları
olmak üzere, toplam 28 katrilyon 506 trilyon 927 milyar lira ödenek teklif
edilmektedir.
2003 yılında, 2002 yılına göre, ödeneklerdeki artış oranı,
personel harcamalarında yüzde 32.6, diğer cari harcamalarda yüzde 21.4,
transfer harcamalarında ise, yüzde 52.2’dir.
Maliye Bakanlığı, 2003 yılında, yatırım harcamalarında
tasarrufa gitmekte ve bir önceki yıla göre yatırım ödenekleri yüzde 6.4 azalış
göstermektedir.
Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan transfer
harcamalarının çok büyük bir kısmı, Maliye Bakanlığının kendi ihtiyaçları için
değil, Emekli Sandığı, Kredi ve Yurtlar Kurumunun ihtiyaçları, ihracatta vergi
iadelerinin ödenmesi, katma bütçeli idarelere hazine yardımı, siyasî partilere
yardım başta olmak üzere, çeşitli kamu kurumlarının ihtiyaçlarında
kullanılmaktadır.
Maliye Bakanlığı, son yıllarda, kamu hizmetlerinin
kalitesinin yükseltilmesi, kaynak kullanım kapasitesinin artırılması, kaynak
kullanımında etkinlik, verimlilik ve tutumluluğun sağlanması, siyasî ve
yönetsel hesap verme mekanizmalarıyla saydamlığın geliştirilmesi, kamuda
performans ve kalite yönetimine geçilmesi amacıyla reform çalışmalarını
hızlandırmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe birliğini
sağlamak, bütçenin kapsamını uluslararası normlara uygun şekilde genişletmek,
çok yıllı bütçe sistemine geçmek, performansa dayalı bütçeleme sistemini
uygulamaya koymak, kamu malî yönetiminde, malî saydamlık ve hesap
verilebilirliği artırmak, kamu malî denetim sistemini, Avrupa Birliği
standartlarına uygun hale getirmek üzere Maliye Bakanlığınca kamu malî yönetimi
ve Malî Kontrol Kanun Tasarısı hazırlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisine
sevk edilmiştir.
Diğer ülkelerdeki tecrübeler ışığında, Maliye Bakanlığınca,
kamu harcamalarını etkin kılan ve hizmeti esas alan, hizmet gelişimini izleyen,
performansa ağırlık veren ve buna uygun denetim esasları getiren bir sistem
oluşturulmak amacıyla, Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğünce performansa
dayalı bütçeleme çalışmaları yapılmasına karar verilmiştir. Bu amaçla da altı
pilot kurum seçilmiş ve bunlara ait bazı faaliyet ve projelerde yeni sistemin
uygulanılmasına başlanmıştır.
Yapılacak çalışmalar, Proje Yönlendirme Komitesinin pilot
kurumlarının üst düzey temsilcilerinin de katılımıyla, eylem planına bağlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı,
devlet faaliyetlerinin ekonomi üzerindeki etkisinin analizine imkân vermek,
uluslararası standartlara uygunluğu sağlamak, ülkeler ve dönemler arası
karşılaştırma yapılmasını kolaylaştırmak üzere, bütçe giderlerinin fonksiyonel
olarak sınıflandırılmasına dayanan yeni bütçe kot yapısına geçmeyi de
planlamıştır. Yeni bütçe kot yapısını uygulamaya geçirmek için eğitim
çalışmaları halen devam etmektedir.
2003 yılında, tüm konsolide bütçeli kurumlarda, mevcut kot
sistemine paralel olarak eğitim amaçlı uygulamalar başlayacaktır. 2004 yılında
ise, tüm konsolide bütçeli kurumlarda, tam uygulamaya geçilmesi de
planlanmaktadır.
Maliye Bakanlığı, vatandaş odaklı hizmet anlayışını esas
alan toplam kalite yönetimi anlayışının, kamu yönetiminde uygulanmasında da
öncü bir rol üstlenmiştir. Bu çerçevede, Maliye Bakanlığı çalışanlarına, temel
kalite kavramları, süreç yönetimi, özdeğerlendirme ve performans yönetimi,
iyileştirme, takım teknikleri ve rehberlik, kıyaslama ve süreç analizi ile
stratejik yönetim konularında da eğitim verilmiştir.
Bu yıl içerisinde, toplam kalite yönetiminin, sistemin
yasal çerçevesinin tamamlanarak uygulamaya konulması da planlanmaktadır.
Maliye Bakanlığınca yürütülen diğer bir önemli proje de,
bütçe yönetim enformasyon sisteminin uygulamaya konulmasıdır. Proje ile ilgili
çalışmaların hızlandırılarak, bu yıl içerisinde tamamıyla bitirilmesi
planlanmaktadır.
Bir sonraki aşama ise, bu sistemi harcamacı kurumlar içinde
yer alan tahakkuk dairelerinde de uygulamaktır, kurmaktır. Sonuç olarak; bütçe
dairesi başkanlıkları, saymanlıklar ve tahakkuk daireleri arasında online
bağlantı kurulmuş olacaktır.
Muhasebat Genel Müdürlüğünce 3 Mart 1999 tarihinde
başlatılan Say 2000i Web Tabanlı Saymanlık Otomasyon Sistemi Projesinin ise,
tüm süreçleri tamamlanmış bulunmaktadır. Say 2000i Web Tabanlı Saymanlık
Otomasyon Sistemi Projesiyle, yurt çapında devlet giderlerini yapan ve
gelirlerini toplayan 1 464 saymanlığın tamamı otomasyona geçirilmiş olup,
merkezle ve birbirleriyle sürekli iletişim halinde olmaları sağlanmıştır. Bu
projeyle, kamu hesapları ve bütçe uygulama sonuçları günlük olarak izlenebilir
ve ekonomi yönetimi geniş karar desteği verilebilir hale gelinmiştir. Devlet
her tahsilatı ve harcamasını da bu suretle anında izleyebilecektir.
Nakit esaslı muhasebe sisteminden tahakkuk esaslı muhasebe
sistemine geçmek amacıyla Muhasebat Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar ise
son aşamaya gelmiştir. Hazırlanan çerçeve yönetmeliğin yakın bir tarihte
yayımlanacağı da tahmin edilmektedir. Tahakkuk esaslı muhasebe sistemine
geçişle birlikte, devletin menkul ve gayrimenkul varlıkları, alacak ve
borçları, özkaynakları ayrıntılı olarak izlenebilecek genel ve katmabütçeli
kuruluşlar yanında, mahallî idareler, sosyal güvenlik kuruluşları, dönersermaye
ve fonlar da devlet muhasebesi sistemine dahil edilerek, tüm devleti kavrayan
konsolide edilebilir bilanço ve malî tablolar üretilebilir hale gelecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi dairesi
işlemlerinin tümünün bilgisayarlarla yapılarak işyükünün azaltılması, vergi
dairesi çalışmalarında etkinlik ve verimliliğin artırılması...
BAŞKAN – Sayın Topuz, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2
dakika süre veriyorum.
GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) – ...toplanan bilgilerden sağlıklı
bir karar destek ve yönetim bilgi sisteminin oluşturulmasının hedeflendiği
Vergi Dairesi Tam Otomasyon Projesi (VEDOP) 22 il merkezinde, 155 vergi
dairesinde yaygınlaştırılmıştır. Vergi Dairesi Tam Otomasyon Projesiyle otomasyon
uygulamasına alınan vergi dairelerinin günlük bilgilerinin merkeze transferi
yapılmaktadır. VEDOP kapsamında Elektronik Banka Tahsilatları İşleme Projesi
geliştirilerek bankalara yapılan vergi ödemelerinin, bankaların bilgiişlem merkezinden Gelirler Genel Müdürlüğü
Bilgiişlem Merkezine manyetik ortamda gönderilmesi ve mükellef hesaplarına,
yine, manyetik ortamda işlenmesi sağlanmıştır. Bu sayede otomasyona geçirilen
172 vergi dairesinde her yıl yaklaşık 24 000 000 adet banka makbuzunun tekrar
elle girişinin yapılması önlenerek hata payı minimuma indirilmiş ve de
işlemlerde çabukluk sağlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime burada son
verirken, Maliye Bakanlığı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını
temenni eder, saygılarımı sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Topuz.
AK Parti Grubu adına, dördüncü konuşmacı, Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 7,5 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2003 Malî Yılı Bütçe
Kanunu Tasarısının gelir bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, gelir bütçesi üzerinde muhalefet adına
konuşan saygıdeğer milletvekillerimizi can kulağıyla dinledim. Getirdikleri
birtakım eleştiriler, eleştirdikleri birtakım hususlar var; özellikle, Vergi
Barışı konusunda, Vergi Barışının âdeta bir şantaja dönüştürüldüğü hususu
burada ifade edildi.
Öbür taraftan, vergi adaletini sağlayacak yasaların henüz
gelmediğini; vergi tabanını genişletecek, kayıtdışılığı önleyecek hususların
henüz gelmediğini; vergi idaresinin etkinleştirilmesi gerektiğini, dolaylı vergilerin
çok ağır olduğunu ve oranlarının yüksek olduğunu, enflasyon muhasebesinin
gelmesi gerektiğini vesaire birçok hususu burada dile getirdiler. Elbette
bunlara katılmamak mümkün değil. Bunlar, bizim de, hükümetimizin de arzu
ettiği, yapmayı planladığı hususlardır. Ancak, vergi barışıyla ilgili hususta
bir şeyi söylemeyi arzu ediyorum: Vergi barışı, bu hükümetin, geçtiğimiz
dönemde, 58 inci hükümetin başarılı bir çalışması olmuştur, başarılı bir
uygulaması olmuştur ve vergi barışından, bugün itibariyle, 2 katrilyon
civarında bir gelir tahakkuk etmiş bulunmaktadır.
Balıkesir İli benim seçim bölgem. Balıkesir Defterdarıyla
dün görüştüm; hedeflenenin 3 katına şu anda ulaşılmış bulunmaktadır ve vergi
dairelerinde de, şu anda, büyük bir sıkışıklık yaşanmaktadır. Bence, bu
kanundan yararlanma süresi de uzatılmalıdır; aslında, yeterli olmamıştır; yani,
vergi dairelerinde bir kuyruk, sıkışıklık söz konusudur; keşke, yararlanma
süresi biraz daha ileriye itelenebilseydi iyi olurdu diye düşünüyorum; çünkü,
bu kanunla, gerçekten, önemli bir gelir elde edilmiştir ve gerçekten, mükellef
ile vergi idaresi arasında önemli bir barış tesis edilmiştir. O bakımdan, ben,
hükümeti, bu uygulamasından dolayı kutluyorum, teşekkür ediyorum. Bizim, öteden
beri, bu kürsülerden savunduğumuz bir husustur; vergi idaresi ile mükellef
barışık olmalıdır. Vergi idaresi, yani, hükümet, mükellefe, ne aldığının, ne
verdiğinin, nereye harcadığının hesabını vermelidir diye geldik, bu kürsülerde
aynı şeyi söylüyoruz ve bu hükümet de, inşallah, bunu yapacaktır; şeffaflık
içerisinde, ne toplandıysa, nereye harcandığının hesabı bu millete
verilecektir.
Değerli arkadaşlar, tabiî, hükümetin başarılı bir
uygulaması da, daha doğrusu, uygulamaya geçirilememiş bir kanunun
kaldırılmasıyla olmuştur. Malî milat, biliyorsunuz, 1998 yılında çıkarılmıştı;
ama, bir türlü uygulamaya konulamamıştı. Bunun kaldırılmış olması da önemli bir
gelişmedir; çünkü, reel sektörün önü açılmalıdır; çünkü, insanlarımızın işe
ihtiyacı var, aşa ihtiyacı var. O bakımdan, reel sektörün önünün açılması,
piyasanın canlanması ve istihdâm sahalarının geliştirilmesi açısından, bu malî
milat meselesinin ortadan kaldırılmış olması da, fevkalade olumlu olmuştur;
çünkü, bu kanunun getirildiği yıllarda, ben, yine Meclisteydim ve o kanuna en çok
muhalefet edenlerden birisiydim; “bunu uygulayamazsınız, uygulama şansınız yok;
mevcut imkânları da, sermayeyi de dışarıya kaçırırsınız”diye, o gün Sayın
Temizel’e, o günün bakanına çok söylemiştik; Sayın Özyürek de o günleri
hatırlayacak; ama, ne yazık ki, bu, yapıldı ve Türkiye ekonomisi bundan zarar
gördü. Şimdi, hükümet bunu ortadan kaldırmakla, bence, hayırlı bir iş yapmıştır
diyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî,
hükümetin bunun yanında daha başka takdire şayan hizmetleri de, uygulamaları da
olmuştur. Mesela, ne olmuştur; yine, biz, kürsülerden yıllar boyu
söyleyegelmişizdir; “bakanlık sayısı azaltılmalıdır”demişizdir; bu hükümet
zamanında, azaltılmıştır. “Kamu taşıt politikası gözden geçirilmelidir. Bu
taşıt politikasıyla, Türkiye tasarruf edemiyor; Türkiye, bırakın tasarruf
etmeyi, daha çok israf ediyor”diye bu kürsülerden söylemişizdir ve bu hükümet
döneminde bu politika yeniden belirlenmiş ve 2003 yılında, kaynağı ne olursa
olsun, ambulans, itfaiye aracı gibi, sağlık, savunma ve güvenlik açısından özel
nitelikli taşıtlar dışında, taşıt alımı yapılmayacak olması önemli bir
husustur.
Yine, yeni sosyal tesis
yatırımı başlatılmayacaktır; başlatılmayacak olması önemli bir husustur;
aksine, mevcut sosyal tesislerin de satılacak olması tasarruf açısından önemli
bir husustur. Bunu da, bu hükümet döneminde gerçekleştirilmeye başlanmış bir
husus olarak ifade etmek istiyorum.
Yine aynı şekilde, yatırım
projelerinin, öncelikle verimlilik açısından yeniden gözden geçirilerek
rasyonelleştirilmesi, hükümet açısından artı yazılacak hususlardan birisidir.
Yine, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gidiliyor olması, önemli konulardan
birisidir.
Ben, Mecliste, KİT
Komisyonunun Başkanlığını yapmaktayım. Komisyonumuzda bulunan
milletvekillerimiz yakından biliyor ki, komisyonumuzda KİT’ler üzerinde öteden
beri devam ede gelen usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları üzerinde çok ciddî ve
titiz bir çalışma içerisindeyiz. Bunu, muhalefet ve iktidar partilerinin
milletvekilleri olarak birlikte yürütüyoruz.
Değerli arkadaşlar, yine, hükümetin önemli çalışmalarından,
başarılı çalışmalarından burada bahsedeceğimiz hususlardan birisi -CHP adına
konuşan sayın arkadaşımız da ifade etti- 100,7 katrilyon liralık gelirin önemli
bir kısmı vergi gelirlerinden temin edilecektir. Bunun 86 katrilyon lirası
vergi geliri olup, 10,3 katrilyon lirası vergi dışı normal gelirlerden, 4,1
katrilyon lirası özel gelirlerden, 425 trilyon lirası da katma bütçesi
gelirlerden oluşacaktır. Burada görüldüğü gibi, vergi gelirleri, gelir kısmının
önemli bir yerini tutuyor. Devlet açısından en önemli, en sağlam gelirin vergi
olduğunu bildiğimiz için, gerçekten, tutarlı bir davranış olarak bunu da burada
ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, aslında, bu bütçe, çok zor ekonomik
şartlar altında hazırlanarak buraya getirilmiştir. Kaldı ki, bir de, bölgemizde
bir savaş yaşanmaktadır; bundan da, ülkemiz, şöyle veya böyle etkilenecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özgün, konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2
dakika süre veriyorum.
İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – O bakımdan, en kötü senaryolar
dikkate alınarak bunlar hazırlanmıştır ve bu çok zor şartlar altında bile, bu
bütçeye birtakım sosyal hedefler de konulmuştur. Özellikle, Sosyal Sigortalar
Kurumu ve Bağ-Kur için konulmuş olan ödeneklere baktığımız zaman ve 2002
yılında yapılan transferlere bunu kıyasladığımız zaman, gerçekten önemli
miktarlarda bir artışın sağlandığını görüyoruz. O bakımdan, sayın muhalefet
milletvekilleri “bu bütçe, samimi ve ciddî bir bütçe değildir” dediler; ama, ona
katılmak mümkün değildir. İşte, hükümetin, çok zor şartlar altında bile, bu
sosyal kesimlere birtakım imkânlar getirmeye çalışıyor olması, bu bütçenin ne
kadar samimî, ne kadar ciddî ve sosyal yönü olan bir bütçe olduğunun ifadesidir
değerli arkadaşlar. Ancak, tabiî ki, ben, önümüzdeki yıllarda hükümetimizin
getireceği bütçelerin, bugün görüşmekte olduğumuz bütçeden kat be kat daha
olumlu, daha ciddî, daha verimli, performansı daha yüksek bütçeler olacağına
olan inancımı da burada ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, sözün kısası, 2003 yılı, bütün kamu
sektörü için tasarruf yılı olacaktır; herkes kendini ona göre ayarlamalıdır;
gerçekten, deniz bitmiş kara görünmüştür; ciddî sorunlarla karşı karşıyayız. O
bakımdan, tasarruf edeceğiz, yolsuzlukların üzerine gideceğiz ve kendi
imkânlarımızla, kendi yağımızla kavrulmak suretiyle, ayaklarımızın üzerinde
güvenli bir şekilde duracağız ve Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacağız.
Hepinizi, saygıyla, hürmetle selamlıyorum; bütçenin hayırlı
uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgün.
Şahsı adına, tasarının lehinde söz alan Elazığ Milletvekili
Zülfü Demirbağ; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 yılı bütçesi
üzerinde, şahsım adına, lehte söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce
Meclisimizi ve hassaten yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli milletvekilleri, bütçesini görüşmekte olduğumuz
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının başında, bilgi, birikim ve
tecrübeleriyle Sayın Hilmi Güler Bey, başta DSİ gibi güzide bir kuruluşumuzun
başında bulunan İSKİ eski Genel Müdürü Veysel Eroğlu Bey ve değerli bürokratlarımızla
birlikte, Enerji Bakanlığımız, önümüzdeki yıllarda yapacağı başarılı çalışmalar
ve uygulanmakta olan enerji politikalarını değiştirerek, ülkemiz için büyük bir
şans olacaktır. Bunu, özellikle ifade etmek istiyorum.
Kıymetli milletvekilleri, Sayın Bakanımız ve öncesinde de,
konuşmacı arkadaşlarımız detay bilgilere girdiler; daha sonrasında da, Sayın
Bakanımız, bütçeyle ilgili olarak, yapacağı çalışmalarla ilgili detaylı bir
şekilde bilgi verecekler; ancak, ben 10 dakika ile sınırlı süre içerisinde,
düşüncelerimi, mümkün olduğunca kısa bir şekilde ifade ettikten sonra,
uygulanan yanlış politikalar nedeniyle, doğu ve güneydoğumuzun içinde bulunduğu
sıkıntılara temas ederek, konuşmamı, verilen süre içerisinde tamamlamak
istiyorum.
Sayın milletvekilleri, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığımızın 2001 yılı bütçesi 58,3 trilyon, 2002 bütçesi yüzde 53 artışla 89
trilyon, 2003 yılı bütçesi ise yüzde 119 artışla 195 trilyon olarak
planlanmıştır. Bu da, ülkemiz açısından fevkalade önemlidir.
Kıymetli arkadaşlar, ülkemiz enerji ihtiyacının, halen,
yüzde 25’i kömür, yüzde 20’si nükleer, yüzde 20’si doğalgaz, yüzde 15’i
jeotermal ve yüzde 20’si ise hidrolik enerjiden karşılanmaktadır. 1993 yılına,
yani, on yıl geriye gittiğimizde, ihtiyacın yüzde 46’sı hidrolik enerjiden
karşılanırken, geçen süre içerisinde, uygulanan yanlış politikalar ve yapılan
doğalgaz anlaşmalarıyla, bu rakam yüzde 46’dan yüzde 20’lere düşmüştür. Oysa,
ağırlıklı olarak, doğu ve güneydoğu bölgelerimizde bulunan, başta Keban Barajı
olmak üzere, Atatürk Barajı, Karakaya Barajı, Kralkızı Barajı, Birecik, Batman,
Özlüce Barajları gibi, enerji ihtiyacımızın önemli bir kısmı, yaklaşık olarak
26 milyar kilovat/saat enerji, bu bölgemizdeki barajlardan karşılanmaktadır.
Yarım kapasiteyle kullanıldığı halde, inşa halinde olan ve projesi hazır olan
barajlarla, bu rakam, 45 milyar kilovat/saate çıkacaktır. Dolayısıyla, doğu ve
güneydoğu bölgelerimizdeki, bekleyen bu projelerin desteklenmesi, ülke
ekonomisi ve bölge insanına büyük yararlar sağlayacaktır. Diğer taraftan, Doğu
ve Güneydoğu Bölgemiz zengin yeraltı kaynaklarına, petrol, maden yataklarına
sahiptir ve ayrıca önemli ölçüde mermer yataklarına sahiptir ki, Alacakaya
İlçemizde üretilmekte olan, bölge deyimiyle vişne çürüğü mermer şu anda Amerika
dahil birçok Avrupa ülkesine ihraç edilmektedir.
Ancak, geçmiş yıllarda bölgedeki fabrika ve tesisler âdeta
peşkeş çekilircesine özelleştirilmiş ve bölge insanı perişan edilmiştir.
Nitekim, Elazığımızda da özellikle 1970’li yıllarda yaşam düzeyi ve
hareketliliği itibariyle “Küçük İstanbul” diye adlandırılan Maden ilçemiz ve bu
ilçedeki bakır işletmeleri, Guleman İlçemizdeki krom işletmeleri ve iki yıl
önce de, eski adıyla ferro krom fabrika ve tesisleri de özelleştirme kapsamına
alınarak, bölge insanına önemli sıkıntılar yaşatılmıştır, yaşatılmaktadır.
İşte bir yandan uygulanan bu yanlış politikalar, diğer
taraftan yıllarca ihmal edilen ve hizmet ve yatırımlardan mahrum bırakılan ve
bir taraftan da PKK ve Hizbullah olaylarıyla da ciddî manada sarsıntı geçiren
bölge insanı, aş ve iş bulabilmek amacıyla başta İstanbul olmak üzere büyük
şehirlerimize göç etmek zorunda kalmıştır.
Tabiî sadece burada da kalmayıp, dünyanın gıpta ettiği
tabiî güzelliklere sahip İstanbul’umuzda gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma hat
safhaya çıkmış, ciddî manada altyapı, yol, su, hava kirliliği, ulaşım, trafik,
çöp sorunu baş göstermiştir.
Bütün bu sorunlarla baş başa kalan İstanbul’umuz 1994
yılında Sayın Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyin, Büyükşehir Belediye
Başkanı olmasıyla, konusunda uzman olan kadrolarla birlikte sorunların önemli
bir bölümü çözülmekle birlikte; acil olarak ihtiyaç duyulan tüp geçit ve üçüncü
köprüyle birlikte bu sorunları aşmak için milyonlarca, milyarlarca dolar
yatırım gerekmektedir. Halbuki, harcanan ve harcanacak olan bu paralar planlı
bir şekilde doğu ve güneydoğu bölgemizdeki baraj, hidroelektrik santralları ve
yer altı kaynaklarına teksif edilse, bütün bu sıkıntılar ve olumsuzluklar
yaşanmayacaktı.
Netice itibariyle, zor şartlarda ve imkânsızlıklar içerisinde
hazırlanan 2003 yılı bütçemizden, gerek bizler ve gerekse insanımızın büyük bir
beklentisi olmamakla birlikte, 2003 yılı ve müteakip bütçelerde, bütün bu
olumsuz gelişmelerden ders alınarak, doğu ve güneydoğu başta olmak üzere,
kalkınmada öncelikli bölgelerimize gerekli ihtimamın gösterilmesi suretiyle,
özellikle bu bölgelerimizde, Merhum Özal döneminde büyük teşvik ve yatırımların
yapıldığı organize sanayi bölgelerine gerekli desteğin verilerek, bölge
insanını, işe, aşa, huzura ve hak ettiği yaşam düzeyine kavuşturmamız...
Yine, Doğu Anadolu Bölgesinde, çok zor şartlarda hayatını
idame ettiren çiftçilerimiz, çok pahalı olan sulama suyunu tarımda
kullanamamaktadır. Örneğin, şekerpancarı için bu rakam 35 000 liradır. Bu
durum, verimi düşürmekte, bölge ekonomisine zarar vermektedir. Bu konuda, Sayın
Bakanımızdan kolaylık bekliyoruz.
Yine bu bölgemizde, küçük ve orta ölçekli işletmelerde
hizmet veren esnafımız, enerji fiyatlarının yüksek oluşu nedeniyle, geçmiş
borçlarını ödeyemeyecek durumdadır.
Bu konuyu da hatırlatmakta yarar gördüğümü ifade ediyor,
çok zor şartlarda ve imkânsızlıklar içerisinde hazırlanan 2003 yılı bütçemizin,
ülkemize ve milletimize hayırlı olması temennisiyle, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirbağ.
Şahsı adına, aleyhinde söz isteyen, Ankara Milletvekili
Yakup Kepenek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri ve bizi izleyenler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Maliye Bakanlığının bütçesi üzerinde, kişisel görüşlerimi açıklayacağım.
Değerli arkadaşlar, bütçe gelirlerinin kaynağı vergilerdir.
Vergiler, yurttaşın ekonomik gücüne göre salınmalı ve toplanmalıdır. Vergi,
hakça olmalıdır. İnsan haklarına saygılı demokratik toplumlarda kural budur.
Toplumsal birlik ve dirliğin, toplumsal
dayanışmanın ve eşitlik anlayışının temeli budur. Bir toplumda vergide
haksızlık yapıldığı, verginin haksız dağıldığı kanaati yerleşirse, o toplumsal
yapı hastalıklıdır; ekonomik olarak hastadır, toplumsal olarak hastadır,
siyasal olarak hastadır. Türkiye, yıllardır bu hastalıklı vergi yapısıyla
yaşıyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, bu hastalıklı vergi yapısını
düzeltecek adımları atmaya başlamalıydı. Bu bütçede bunu göremiyoruz. Hükümet,
2003 bütçesiyle, bütçe yapmanın en temel kurallarını hiçe sayıyor. Akaryakıt
Tüketim Vergisi, KDV, ÖTV gibi, vergilerin en acımasız ve haksız biçimlerini,
yine yoksul yurttaşın üzerine yıkıyor ve bu vergilerin toplam içindeki payını
artırıyor.
Ayrıca, bütçe toplam vergilerinin yüzde 44,1 artırılmasına
karşılık, Gelir Vergisi artış oranlarına dikkatinizi çekiyorum, bu vergilerin
artışı yüzde 25 dolayında tutuluyor. Bu durum, yüz milyarlarca liralık faiz ve
rant geliri alan zengin kesimin vergilendirilmemesi anlamına geliyor. Buna
karşılık, 1 Ocakta yürürlüğe konulan brüt 306 000 000 lira olan aylık asgarî
ücret, yüzde 15 oranında vergilendiriliyor. Bu, çok büyük haksızlıktır; bu
anlayışta, ne adalet vardır ne de kalkınma! Adalet ve Kalkınma Partisi, adıyla
uyumsuz, ters ve çelişik bir vergi anlayışı sergiliyor. Bunu, üzülerek
vurgulamak istiyorum.
Vergi, mal ve hizmet üretimini baltalamamalı; tersine,
artırıcı olmalıdır. Vergi, ekonomiyle birlikte kendi kendini yeniden
üretmelidir. Vergi, hiçbir biçimde yıkıcı olmamalı, öldürücü olmamalıdır. 2003
bütçesi, bu kuralı da hiçe sayıyor.
Bütçe gelirlerini artırmak için kamuya ait arazi ve
tesislerin satılması yolu seçiliyor; ormanların satılması isteniyor;
özelleştirmenin hızlandırılacağı vurgulanıyor. Değişik açıklamalar yapılıyor,
gizli ya da gizemli kaynaklar bulunduğu söyleniyor. 25 milyar dolar beklendiği
açıklanıyor ve yanlış yapılıyor; çünkü, halka ait kamusal orman, arazi ve
tesislerin satışı, yeraltı kaynaklarının dağıtımı, tek başına, üretimi de
artırmaz yatırımı da artırmaz. Bunlar varlık transferidir; mal varlığının bir
elden öbürüne aktarılmasıdır. Kaldı ki, bu tür bir yağmalama sürecinin yeniden
başlatılmaması, bu hükümetin de bu Meclisin de onurudur, görevidir; böyle
olmalıdır.
Burada iki uyarı yapmama izin veriniz. Birincisi, halka ait
varlıkların satışının önlenmesi için elimizden geleni yapacağız; yasal
engelleme süreçlerinin tamamını kullanacağız. İkincisi de, yine, ille de satış
yapılacaksa, bunun, herkese açık, saydam ve rekabetçi olması için elimizden
geleni yapmalıyız, yapacağız. Halkın varlığının, iktidarın yandaşları arasında
bölüşülmesi, paylaşılması sürecine izin verilmemelidir diye düşünüyoruz.
Bütçe harcamaları çok değildir; bütçenin geliri azdır.
Bunun nedeni, toplumun varlıklı kesimlerinden vergi alınmamasıdır. Sıkı bütçe
politikası, yatırımların azalması biçiminde algılanıyor, yatırımlar
azaltılıyor. Bu yanlıştır. Yapılması gereken, 65,5 katrilyon liralık faiz
ödeneklerini olabildiğince aşağı çekmek ve yatırımlara daha çok kaynak
ayırmaktır. Bu nasıl olacaktır? Bu, enflasyonu aşağı çekmekle olur. Bu,
ekonominin değişik kesimlerine, topluma güven vermekle olur. Hükümetin dört
aylık uygulamaları, üzülerek belirteyim ki, bu güveni vermekten oldukça
uzaktır. Hükümet, kamu yatırımlarını reel olarak azaltıyor, eksi yüzde 4
dolayında. Bu anlayış yanlıştır, yanlış varsayıma dayanıyor; çünkü, Türkiye
ekonomisinde yatırım bağımlılığı vardır. Kamu yatırımı yapılmadığı zaman, özel
kesim de yatırım yapmıyor ve yıllardır, Türkiye, sermaye birikimine hiçbir
katkı yapamıyor. Bu durumun düzeltilmesi beklenirdi; bu olmuyor. Ülkeye,
üretici yabancı sermaye de gelmiyor. Yabancı sermaye, yalnızca banka satın
almaya, var olan tesisler üzerine, rant dağıtımı için geliyor. Bu, işin sayısal
boyutu.
Değerli arkadaşlar, bu işin, bir de niteliksel boyutu var.
Bu bütçe, yatırımları ile yatırımlarının sektörel dağılımıyla insana önem
vermiyor. Eğitim ve sağlığa ayrılan payı, tarihinin en rekor düzeyinde
azaltıyor. Eğitim ve sağlığa ayrılan payın azaltılması, toplumun geleceği için,
toplumun sağlıklı işlemesi için önemlidir ve bu azaltma, büyük zararlara yol
açacak gibi görünüyor. Toplum, kendi geleceğini tüketiyor. Bütçe gelirini,
dolaylı vergiler yoluyla yoksul halktan alıp, faiz yoluyla varlıklı kesimlere
aktaran bir anlayışın, bir eliyle yoksuldan alma, öbür eliyle zengine dağıtım
yapma anlayışının, ne ekonomik ne siyasal ne yasal ne de ahlakî haklılığı
vardır, doğruluğu vardır; bunun kabul edilmesi olanaklı değildir.
Burada, iki noktanın daha altını çizmek istiyorum:
Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken,
Sayın Bakanımız, toplantıya 1 saat 25 dakika geç katıldılar. Bunu, Parlamento
çalışmalarına hükümetin saygısı bakımından çok yerinde bulmadığımı belirtmek
istiyorum.
Bir başka hususu daha belirtmek istiyorum: Bu sabah haber
alıyoruz ki, özelleştirmeden sorumlu bakanlıklarda bir değişme yapılmış.
Özelleştirmeden sorumluluk, Sayın Devlet Bakanından alınıp Maliye Bakanımıza
verilmiş. Olabilir de, burada iki noktanın önemle altı çizilmelidir. Bunlardan
bir tanesi şudur: Kamuoyuna, bu değişikliğin nedenleri açıklanmamıştır. Adalet
ve Kalkınma Partisi, kamu yönetiminin yapılandırılması konusunda, bu kadar
hazırlıksız mıdır? Bu derece ani değişikliklerin, ekonomiye, ekonominin taraflarına
çok zarar vereceğinin bilincinde değil midir Adalet ve Kalkınma Partisi? Bir
başka nokta daha var: 4046 sayılı Özelleştirme Yasasının 4 üncü maddesi
açıktır; Özelleştirme İdaresinin, Başbakana ya da onun görevlendireceği devlet
bakanına bağlı olmasını öngörür. Şimdi, yasanın bu 4 üncü maddesi açıkça
çiğnenmektedir, çiğnenmiştir. Bu konudaki düzenleme yapılmış mıdır; belli
değil...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kepenek, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için
2 dakikalık eksüre veriyorum.
Buyurun.
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan;
bitiriyorum.
Bu konudaki hazırlıkların özelliği nedir; bu belli
değildir. Bu işlemin yasal dayanağı yoktur ve bu hızlı, bu anlamsız, bu ani değişikliklerle, kamuoyuna, şimdiye
kadar, dört ay boyunca yapıldığı gibi, tutarsız, yalpalayan, dalgalı bir
yönetim anlayışı sunulmaktadır ve bütün bunlar da, topluma gerektiği biçimde
açıklama yapılmadan sergilenmektedir, yürütülmektedir.
Ben, şu kadarını belirterek sözlerime son vermek istiyorum;
bu bütçenin, yapısıyla, anlayışıyla, düşüncesiyle, varlığıyla, ne ekonomiye ne
topluma ne de toplumun ahlakî değerlerine, vergi adaletine, vergilerin hakça
dağılımına katkı yapacağı görüşünü -üzülerek belirteyim- taşımıyorum.
Bu anlayışla, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, Sayın Kepenek.
Sayın milletvekilleri, bütçe müzakereleri sırasında,
Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasasının 19 uncu maddesine göre, Uluslararası
Çalışma Konferansında kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararları hakkında
yasama organına bilgi sunulması ve bu hususun tutanaklara geçirilmesi
konusundaki Başbakanlık tezkeresini okutacağım; sonra da, Sayın Bakana bu
konuyla ilgili olarak söz vereceğim.
Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
İlgi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 31.12.2002
tarihli ve B.13.APK.0.11.00.00/4012-4959-33151 sayılı yazısı.
3-20 Haziran 2002 tarihleri arasında Cenevre’de yapılan 90
ıncı Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) Genel Konferansında kabul edilen 155
sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sözleşmesine ek “İş Kazaları ve Meslek
Hastalıkları Protokolü” ile 193 sayılı “Kooperatiflerin Teşviki” ve 194 sayılı
“Meslek Hastalıkları Listesi”ne ilişkin Tavsiye Kararları ile ilgili olarak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından, bütçe müzakereleri sırasında
Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulması hakkındaki ilgi yazı ile ekinin
suretleri ilişikte gönderilmiştir.
Gereğini arz ederim.
Abdullah Gül
Başbakan
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin de üyesi
bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasasının 19 uncu maddesinin 5/b ve
6/b bentleri gereğince uluslararası çalışma konferanslarında kabul edilen
sözleşme ve tavsiye kararları hakkında Bakanlığımın yasama organına bilgi
sunması ve bu hususun tutanaklara geçirilmesi gerekmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütünün 3-20 Haziran 2002 tarihleri arasında
Cenevre’de yapılan 90 ıncı genel konferansında kabul edilen 155 sayılı İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği Sözleşmesine Ek İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları
Protokolü ile Kooperatiflerin Teşvikine İlişkin 193 sayılı ve Meslek
Hastalıkları Listesine İlişkin 194 sayılı Tavsiye Kararları hakkında yetkili
makam olan Yüce Meclise aşağıdaki bilgileri sunmak istiyorum.
Sözünü ettiğim bu protokol ve tavsiye kararlarında yer alan
hususlar aşağıda açıklanmış olup, protokolün ülkemiz tarafından
onaylanabilirliği hakkındaki görüşümüz, bu konuda başlatılacak çalışmalar
tamamlandıktan sonra ayrıca bilgilerinize arz edilecektir.
Konferans tarafından kabul edilen 155 sayılı İşçi Sağlığı
ve İş Güvenliği Sözleşmesine Ek İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Protokolü,
işverenler tarafından iş kazaları ve meslek hastalıklarının bildirimiyle ilgili
prosedürlerin uygulanması ve tesis edilmesine, sigorta kurumları ve konu edilen
doğrudan ilgili olanlar tarafından iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında
yıllık istatistiklerin hazırlanmasına, iş süresince iş kazaları ve meslek
hastalıkları ile sağlıkla ilgili ortaya çıkan ve bu işle bağlantılı olan diğer
yararlanmalar hakkında alınan önemlere ilişkin sağlanan bilgilerin yıllık
olarak yayımlanmasına, iş kazaları ve meslek hastalıklarının kayıt ve bildirim
prosedürlerinin güçlendirilmesine, onların nedenlerinin tanımlanmasına ve
önleyici tedbirlerin tesis edilmesine yönelik kayıt ve bildirim sistemlerinin
uyumunun ilerlemesine yönelik hükümler içermektedir.
Protokol, iş kazası, meslek hastalığı, tehlikeli olay ile
işe gidiş ve gelişlerde meydana gelen kaza ve hastalıkların kapsamını
belirlemekte ve hükümetlere, kanun, tüzük ve yönetmelikle, uygulamalarla, iş
kazalarının, meslek hastalıklarının, tehlikeli olaylar ile işe gidiş ve gelişlerde
meydana gelen kaza ve hastalıkların kaydını tutma ve bildirimini yapma
yükümlülüğünü getirmektedir.
Yine, protokolle, işverenlere, iş kazalarının, meslek
hastalıklarının tehlikeli olaylar ile işe gidiş ve gelişlerde meydana gelen
kaza ve hastalıkların kayıt altına alınması ve bu kayıtların muhafazasıyla
ilgili koşullar ve prosedürlerin belirlenmesi, kayıtların yetkililere ve ilgili
kuruluşlara bildirimi, bildirimi yapılan durumlarla ilgili olarak işçilere ve
onların temsilcilerine uygun bilgilerin sağlanmasıyla ilgili koşullar ve
prosedürleri belirleme; bildirimde de, kuruluş veya işveren adı, yaralı
şahıslar, yaralanma veya hastalığın niteliği ve türü, meslek hastalığı
durumunda sağlığa zararlı maddelere maruz kalma nedenleri hakkındaki bilgilerin
yer alması sorumluluğu verilmektedir.
Protokolde, bildirimlere ve diğer bilgilere dayanan iş
kazaları, meslek hastalıkları, tehlikeli olaylar ile işe gidiş ve gelişlerde
meydana gelen kaza ve hastalıklarla ilgili yıllık istatistiklerin ve
analizlerinin yayınlanması, istatistiklerin Uluslararası Çalışma Örgütü
tarafından düzenlenmiş olan sınıflandırma şemalarına göre tesis edilmesi,
protokolde yer alan ve tavsiye kararıyla daha geniş olarak açıklanan diğer
hükümlerdir.
Kooperatiflerin teşvikine ilişkin 193 sayılı Tavsiye
Kararı, kooperatiflerin uygulama alanı, tanımı ve hedefleri, politika çerçevesi
ve hükümetlerin rolü, kooperatiflerin teşvikine ilişkin kamu politikalarının
uygulamaya konulması, işçi-işveren kuruluşları ile kooperatif örgütlerinin rolü
ve aralarındaki ilişkiler uluslararası işbirliği ve kooperatif ilkelerine
yönelik hükümler içermektedir.
Meslek hastalıkları listesine ilişkin 194 sayılı Tavsiye
Kararı, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının tanım, kayıt ve bildirim
prosedürlerini güçlendirmeye, onların nedenlerini tanımlamaya, önleyici
tedbirleri tesis etmeye yönelik kayıt ve bildirim sistemlerinin uyumunu
ilerletmeye, iş kazaları ve meslek hastalıkları durumunda tazminat sağlama
sürecinin geliştirilmesine, meslek hastalıkları listesinin güncelleştirilmesi
için basitleştirilmiş bir prosedürün belirlenmesi ve düzenli olarak gözden
geçirilmesine yönelik hükümler içermektedir.
Bilgilerinize arz eder; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat
Başesgioğlu’na, verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ediyoruz.
Bütçe görüşmelerine devam ediyoruz.
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
l.-
2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001
Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları
(1/530; 1/531; 1/280, 3/87, 3/89, 3/90; 1/281, 3/88) (S.Sayısı: 76, 77, 78, 79) (Devam)
B) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR
BAKANLIĞI
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001
Malî Yılı Kesinhesabı
b) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003
Malî Yılı Bütçesi
2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
b)DEVLET
SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
B)
MALİYE BAKANLIĞI
1.- Maliye Bakanlığı 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2001
Malî Yılı Kesinhesabı
D) GELİR BÜTÇESİ
BAŞKAN – Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Hilmi Güler konuşacaklardır.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum;
Bakanlığımın bütçesinin kabul edilmesi dileğiyle, birkaç sözle bazı açıklamalar
yapmak istiyorum.
Önce, uygulayacağımız politikanın felsefesiyle ilgili
birkaç söz söylemek istiyorum; çünkü, daha evvelden, geçmiş koalisyonlar
hükümetlerinde pazarlık konusu yapılan bir bakanlıktan, gelecek vizyonu olan,
köklü çözümleri esas alan, tozları halının altına süpürmeyen, kararlı bir
bakanlığın oluşması için, mutlaka kararlı olmak, samimî olmak ve heyecan duymak
gerekir. Bunun için de, Bakanlığım elemanlarının bilgileri ve deneyimleri
vardı; eksik olan şey, belirgin bir politikanın oluşmasıydı ve onunla ilgili de
bir gelecek vizyonunun şekillenmesiydi. Burada, üç önemli kavram öne
çıkmaktadır: Birincisi sürdürülebilirlik, ikincisi değişimin kaçınılmazlığı,
üçüncüsü de yeniden yapılanmanın gerekliliği. Sağlıklı bir bakanlığın oluşması
için, bunların mutlaka yapılması lazımdı. Bunun için de, mevcut bürokrasiyi
sadeleştirmek gerekiyordu. Bununla ilgili, insan kaynakları yönünden geniş bir
çalışma yaptık.
İkinci olarak, birimler arasındaki ilişkinin sadeleşmesi
gerekiyordu; çünkü, karar alma mekanizmasıyla birlikte uygulamanın sağlıklı
yapılması gerekiyordu. Onun dışında, uygulamaya bağlı olarak da fiyatlandırma
noktasında büyük aksaklıklar ve hatalar vardı; bunlar üzerinde ciddî bir
çalışma başlattık.
Petrolden elektriğe, doğalgazdan tüpgaza kadar bütün enerji
ve bağlı ürünlerin fiyatlandırma mekanizmasında, zaman zaman, verginin de
vergisi alınması şeklinde yorumlanabilecek hatalar vardı ve fiyatlandırmalar
üzerinde ciddî çalışma başlattık ve bunu sağlıklı bir baza oturtmaya
çalışıyoruz.
Tabiî, burada, yapılması gereken bütün çalışmaları
oluştururken, reel sektörün sorunlarını ihmal etmek olamazdı. Kamu kesimi
borçlanma gereğini, sanayi üretimini, özel sektörün istihdam artışını, tarım
sektörünü ve tarım sektöründeki üretim verimini de, bir Enerji Bakanı düşünmek
zorundadır. Dolayısıyla, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının yapısında multi
disipliner bir yaklaşım söz konusudur. Bu bakımdan, yapılan çalışmaların kısa
vadeli olmaktan ziyade, uzun vadeli, köklü çözümleri içermesi gerekmektedir.
Bu arada, dört ay içerisine, biraz önce bahsettiğim
çalışmaların dışında, neleri sığdırdık; tüm anlaşmaları masaya yatırdık. Bunlar
içinde taraflarla görüşmeye başladık. Bunun içinde doğalgaz görüşmeleri vardı,
yap-işlet-devret anlaşmalarının detayları vardı, ikili anlaşmalar ve fiyat
artışları vardı ve bunların içinde özel statülü olanların durumları vardı ve
bunların dışında, yolsuzluk, usulsüzlük ve görevi kötüye kullanma diye
nitelendirilebilecek çalışmalar vardı; bunların dosyaları incelendi, somut
delillerin tespiti çalışmaları başlatıldı ve 36 dosya açıldı. Bunun 12 tanesi
süratle sonuçlandırıldı, diğer büyük dosyaların da sonuçlarını, yakında
kamuoyuyla paylaşacağız.
Burada, özellikle iki grafiği göstermek istiyorum; çünkü,
bu çalışmanın temelini oluşturacak unsurdur. Bir tanesi, doğalgaz alımıyla
ilgili grafiktir. Burada talep belli bir seyirde giderken, belli yıllarda bir
zıplama söz konusu olmuştur ve ondan sonra, tekrar, yatay olarak gitmiştir.
Buradaki sunî talep artışı, bazı konuların açıklanmasında özel bir önem
taşımaktadır.
İkinci grafik ise, EÜAŞ’ın (Elektrik Üretim AŞ) termik
santrallarının, hidroliklerinin ve teşekkül dışı alımlarının seyridir. Burada
termik santrallar belli bir süreyle aşağı doğru düşmüştür, hidroliklerde de
düşüş vardır, dışarıdan elektrik alımı -yani, EÜAŞ dışı alımlar- ise artmıştır.
Bunun mutlaka araştırılması gerekirdi ve bu araştırmaları belli bir şekilde ele
aldık.
Bütün bu çalışmaların içinde, bu sunî talep artışlarının ve
buna karşılık kömür ve hidrolik santrallarının yeterince kullanılmamasının
üzerine gittik. Burada yerli kaynakları mutlaka kullanmamız gerekiyordu; çünkü,
ulusal kaynaklarımız bizim için son derece önemlidir, dışa bağımlılığımızın
azaltılması için son derece önemlidir, geleceğimiz için önemlidir, gelecek
nesillerin mutluluğu için önemlidir, millî menfaatlarımız için önemlidir. Şunu
gördük ki, maalesef, ulusal kaynaklar ihmal edilmiştir ve dışa bağımlılığımız,
2020 yılında, yüzde 80’e ulaşacaktır. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyordu ve
buna, biz, el koyduk.
Bu noktada, son derece kararlı bir şekilde, bu çalışmaların
üzerine gidiyoruz ve yolsuzluk dosyaları dediğimiz -usulsüzlük veya görevi
kötüye kullanma da dahil olmak üzere- bu çalışmaları, yakında, belli bir
sistematik içinde, kamuoyuyla paylaşacağız. Bu noktada, çok kararlı olduğumuzu,
bir defa daha, arz etmek istiyorum.
Tabiî, çalışmaların, mutlaka bilimsel ve teknik bir baza
oturması gerekiyordu; çünkü, rakamlar arasında büyük bir keşmekeş ve
tutarsızlık vardı. Bunun için, mutlaka, enerji konusunu bilimsel ve teknik bir
baza oturtmak için, ulusal enerji enstitüsü kurulması gerekiyordu ve bu
çalışmaları başlattık.
İkinci olarak, su, son derece önemliydi; çünkü, su, aynı
zamanda petrol kadar önemlidir ve yakında da, yine, önemi büyük bir şekilde
artarak gidecektir. Bunun için de, ulusal su enstitüsü kurulması çalışmasını
başlattık. Burada da yine, bilimsel ve teknik çalışmalar yapılacak, özellikle,
DSİ bünyesinde ki, DSİ bütün büyük yatırımlara imza atmış, övünülecek bir
kurumumuzdur, ulusal bir kuruluşumuzdur ve bundan sonra da yatırım hamlelerini,
günü gününe, saatini hatta dakikasını da vererek, her ay belli yatırımları
açarak, ulusumuzun hizmetine katacaktır.
Bunun dışında, tamamlanan işlerden, Bor Araştırma
Enstitüsünün kanun tasarısı tamamlanmış, Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir.
Maden Yasası Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Petrol Yasası
hazırlanmaktadır. Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce, şu anda, petrol piyasası
yasası hazırlanmaktadır ve bu da, büyük bir eksikliği giderecektir; çünkü, şu
andaki bütçe açığımıza neden olan, pahalılığa neden olan petrolün, ülkeye kaçak
girmesi ve aynı zamanda solventlerle hem ekonomiyi zorlaması hem de üretimi
etkilemesi önlenecektir. Bununla ilgili ciddî çalışmalarımız sürmektedir.
Bu arada, Devlet Su İşlerinden başlamak üzere birkaç
kuruluşumuz hakkında bilgi arz edeyim: Devlet Su İşleri, yatırımlarını, teker
teker gözden geçirmektedir. Önem sırasına göre bitirilmesi en yakın olandan
başlayarak, önem sırasına göre bunları ele almaktayız. Bunlar, teker teker
hizmete açılacaktır.
İkinci bir nokta, petrol gibi su aramaya başlayacağız.
Ekonomik olmayan su kaynaklarının da aranması gerekmektedir; çünkü, ülkemizin
geleceğini de ciddî bir şekilde düşünmek zorundayız. Bu arada...
BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye...
18.3.2003 tarihinde ve 49 uncu Birleşimde çalışma saatleri
11.00-13.00 arası olarak belirlendiğinden ve Sayın Bakanların konuşması saat
13.00’ten sonraya da kalacağından, çalışma saatinin Sayın Bakanların konuşması
tamamlanıncaya kadar uzatılması için Genel Kurulun iradesine başvuracağım.
Çalışma saatinin, Sayın Bakanların konuşması bitene kadar
uzatılmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Buyurun Sayın Bakanım.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu arada, ikili anlaşmaları ele aldık. İkili anlaşmalardaki
fiyat artışlarının çok yüksek olduğu dikkatimizi çekti; dolayısıyla, biz, ikili
anlaşmaları ihaleyle yapmak niyetindeyiz; daha düşük maliyetlerle oluşması
için, bu şekilde, bilek güreşiyle kim kazanırsa bu ihaleleri yapmasını
istiyoruz.
Bu arada, keşif artışları son derece dikkatimizi çekti.
Keşif artışları, normal olarak yüzde 20, yüzde 30 olur, bilemediniz yüzde 100
olur. Yüzde 500’ü bulan, yüzde 600’ü bulan, hatta, yüzde 1 000’i bulan keşif
artışları, bizim, bu konunun üzerine de çok ciddî bir şekilde yürümemizi
gerektirdi. Bunlarla ilgili çalışmalar da sürmektedir. Bu arada, mukaveleleri
teker teker ele alıyoruz.
Ayrıca, özel sektörün HES yapımı hususunda su kullanım
hakları yönetmeliği de hazırlanmıştır, onaya gelmiştir; bu da, yakında devreye
girecektir. Böylece, küçük türbinlerle, hidroelektrik santrallarıyla elektrik
üretimi, hidroelektrik santralların kuruluşu gerçekleştirilecektir ve Devlet Su
İşleri, yakında -biraz önce söylediğim gibi- gününü, saatini, dakikasını da
bildirerek, inşallah, daha evvel alışkın olduğumuz gibi, yatırımlarının
açılışlarını yapacaktır.
İkinci olarak, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına geçmek
istiyorum; çünkü, burada, kurumların önem sırasına göre değil, aynı zamanda
faaliyetlerinin ve güzel çalışmalarının birer müjdesi olarak bunu söylüyorum.
Türkiye Petrollerinde 25 tane sondaj makinesi vardı ve
bunların büyük bir kısmı kullanılmıyordu, hatta, bazıları bir başka makinenin
yedek parça kaynağı olarak kullanılıyordu. Şimdi, bunların hepsinin, devreye
sokulmak üzere, araziye gitmek üzere hazırlıkları yapılmaktadır ve yoğun bir
petrol ve doğalgaz aramasına başlıyoruz. Burada, özellikle Doğu Karadeniz
Bölgesinin, ki, biz, bunun bir Şahdeniz olacağı ümidindeyiz; inşallah, bununla
ilgili çalışmalarımızda müjdeli haberleri sizlerle paylaşmayı diliyoruz.
Doğalgaz konusunda da çalışmalarımız sürecektir. Burada
yapmak istediğimiz şey, ülkemizin hem karasında hem de denizlerinde arama
faaliyetlerine yoğunluk vermektir. Bunun dışında, zaten, yurtdışı çalışmaları
da, aynı şekilde sürecektir. TPAO’nun, yurtdışı faaliyetlerinde de önemli
adımlar atacağını ümit ediyoruz. Böylece, dönemimizde, yoğun bir petrol ve
doğalgaz arama seferberliği başlamış oluyor. Bu çalışmayla, biz, bütün ekibi
araziye sürüyoruz.
BOTAŞ’la ilgili sözlerime birkaç cümle katmak istiyorum.
Burada, fiyat yapılandırılması üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Önümüzdeki
yıllarda, BOTAŞ’ın 60 ilde doğalgaz çalışmaları olacak ve şu anda ihaleleri
yapılan illere ilaveten, Türkiye bir şantiye olacak, yeni bir yatırım sahası
ülkemizde geniş bir uygulama bulacak. Bu, hem istihdam konusunda hem de
ekonomide canlılığa sebep olacaktır.
Buradaki tercihimizi şöyle düşünüyoruz: Doğalgazı, mümkün
olduğu kadar ısınmada kullanacağız; çünkü, bunu almak zorundayız. Hava
kirliliği konusunda yoğun çalışmalarımız olacak. Elektrik konusunda ise, daha
çok termik santrallarda kömür ve hidroliğe ağırlık vereceğiz, tercihimizi kömür
üzerine kullanıyoruz; bununla ilgili olarak 7 ayrı senaryo hazırladık.
Elektriğin fiyatının daha sağlıklı bir temele oturtulması ve aynı zamanda da
maliyetinin düşürülmesi konusunda 7 ayrı senaryo hazırladık. Bu 7 ayrı
senaryoyu, büyük ölçüde, kömür ve hidrolik santralları üzerine kuruyoruz ve bu
arada da, yap-işlet-devret, yap-işlet ve aynı zamanda, otoprodüktörler
konusunda yeni düzenlemelere gidiyoruz. Bunu yaptığımız takdirde, sağlıklı bir
yapıya ulaşılacak ve böylece, daha ekonomik bir enerji üretimi
gerçekleştirilmiş olacak.
Biz, doğalgaza dört aydır zam yapmadık, kışı böylece
geçirdik. Burada olayın sosyal faktörlerini de düşündük ve bunun yerine yeni
bir yapılanmayla, verim artırıcı çalışmalarla, zam yapmamak sebebiyle meydana
gelen bütçedeki eksikliği, yeni bir yapılanmayla, bu senaryolarla bunun
uygulamasıyla telafi etmeyi düşünüyoruz.
Aynı şeyi TEDAŞ için söyleyebiliriz. TEDAŞ’ta da, yine,
biz, dört aydır zam yapmadık; bu, yüzde 10’u bulmaktadır. Bir yerde, aynı
zamanda, düşük gelirli katmanlara, bu, bir destektir, fakir halk yığınlarına.
Biz, bunu yüzde 10 kadar yapmadık, bunun yerine kayıp kaçakların üzerine
gittik. Şu anda, size rakamı vereyim, 16 günde 10,5 trilyonluk kaçak yakaladık.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakan, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Devamla) – Birkaç cümle daha söylemek istiyorum müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Devamla) – Dolayısıyla, kayıp kaçakların üzerine çok yoğun bir şekilde
gidiyoruz, çünkü, 24 000 000 abonenin 100 000 abonesi elektriğin yüzde 44’ünü
kullanıyor ve biz, bunların üzerine çok ciddî bir şekilde gidiyoruz ve ciddî
kaçaklar yakaladık. Dediğim gibi, 16 günde 10,5 trilyonluk bir kaçak bu. Bu
arada, fiyatların yeniden yapılması burada da sürmektedir. Ayrıca, İmar
Yasasıyla 285 000 abone kazanacağız. Bu da, aşağı yukarı 200 trilyonluk bir
gelir sayılır. Bu da, ayrıca, ilave bir kaynak olarak devreye girecek. “Bu iş
olmaz; çünkü...” diyen kadroları, gayet tabiî ki değiştiriyoruz “bu iş olur”
diyenlerle, yoğun heyecanlı ve bu işe inanan, samimî insanlarla çalışmalarımızı
sürdürüyoruz.
TKİ’yle ilgili çok ciddî çalışmalarımız var. TKİ’de kömür
kaynaklarını kullanıyoruz. Böylece, bizim doğalgazdan ziyade kömüre ağırlık
vererek, aynı zamanda istihdam oluşturulmasına, yaratılmasına çalışıyoruz.
Bununla ilgili de yoğun çalışmalarımız sürüyor.
TTK için de aynı şeyi söyleyebiliriz; çünkü, Türkiye
Taşkömürü İşletmeleri, daha verimli bir çalışmayla Erdemir’i de daha fazla
destekleyeceğini düşünüyoruz, ayrıca termik santrallarla birlikte.
Bu arada, TEMSAN’la büyük türbinler yanında küçük
türbinlerin üretimine ağırlık vererek akarsulardan daha fazla yararlanmayı
düşünüyoruz.
Etibankla ilgili, mermer, bor ve alüminyum üzerinde
çalışmalarımız yoğunlaşacak. Burada mermeri öncelikle saydım; çünkü, şu anda,
mermer bizim en gözde sanayi ürünümüz ve burada tahmin edilemeyecek büyük bir
atılım düşünmekteyiz; bununla ilgili, serbest bölgeler dahil olmak üzere,
mermeri önemli bir kalkınma aracı olarak görüyoruz. Bor için, zaten söylemeye lüzum
yok. Bor araştırma enstitüsü kurulmasıyla ilgili kanun tasarısı şu anda
kanunlaşmak üzere. Bu olduğu takdirde de, borun uç ürünlerine bağlı yeni
ürünler üzerinde çalışmalarımız sürecek ve aynı zamanda, bunun enerjide
kullanılması için de, hidrojen enerjisi üretmek üzere de özel ar-ge
çalışmalarımız devam etmektedir.
MTA, önemli, tarihî bir kuruluşumuzdur, bu da, misyonunu
belli bir şekilde sürdürecektir. Uydu kontrollü olarak, uzaktan algılama
usulüyle madenler taranmaktadır ve herkes, araziye tekrar dönmüştür ve maden
aramalarına ağırlık verilmektedir.
Bu arada, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, nükleer enerjinin
sivil amaçlı kullanılması üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda,
toryumla ilgili çalışmaları da başlattık. Bununla ilgili çalışmalar, ar-ge
çalışmaları olarak sürdürülecektir.
Burada söylemek istediğimiz önemli noktalardan bir tanesi,
bizim, özellikle, Enerji ve Tabiî kaynaklar Bakanlığının diğer sektörlerle de
entegrasyon içinde olmasının önemidir. Demir-çelik sektörüne baktığımız zaman,
önemli girdilerden kömür ve demir cevheri; ki, bunlar büyük ölçüde ithal
ediliyordu, dönemimizde bunun yerli kaynaklar üzerinde olmasına ağırlık
vereceğiz; çünkü, doğalgazın gelmesiyle birlikte, doğalgazı, sintel yapmakta
kullanacağız -cevherin sintel yapılmasında kullanılacak- ayrıca, pelet
üretiminde ağırlık vereceğiz. Böylece, Sıvas-Divriği, Hekimhan cevherlerinin
değerlendirilmesi daha da mümkün olacak ve bunlar, aynı zamanda, demir-çeliğin
önemli girdisi olarak, demir-çelik sektörüne ağırlık verecek.
Gübre için, şu anda, gübre fabrikalarını doğalgazla
sübvanse ediyoruz; burada, tarımı da desteklemiş oluyoruz, özellikle İGSAŞ’ın
üretimini devam ettirmesi konusunda BOTAŞ fedakârlık yapıyor ve bu sübvansiyon
neticesinde aynı zamanda hem gübre üretimi, dolayısıyla tarım sektörü
desteklenmiş oluyor.
Onun dışında, seramikte, yine doğalgaz daha yaygın bir
halde kullanılacak ve dolayısıyla orada da, yine mukayeseli bir üstünlüğümüz
ortaya çıkacak.
Burada yapmak istediğimiz çalışmalar içerisinde, tabiî ki ulaşımda
-Ulaştırma Bakanlığının bütçesi sırasında görüştüğümüz gibi- demiryolları
ağırlık taşımaktadır. Yine, demiryollarının üretiminde de, özellikle rayların
üretiminde, biraz önceki demir çelik sektörüne bağlı olarak, yeni atılımlar
yapmayı düşünüyoruz.
Bunları yaparken kaynak konusunun üzerinde duracak olursak,
kaynakların en önemlisi, yapacağımız tasarruf ve yolsuzlukların önlenmesidir;
çünkü, yolsuzluklar yüzünden vatandaşlardan yüzde 36 fazla vergi almaktayız;
bunun mutlaka giderilmesi lazım. Kayıp ve kaçakların üzerine zaten ciddî bir
şekilde gidiyoruz, ayrıca üreterek de bunun üzerine koyacağız, dolayısıyla
kaynaklar buralardan sağlanacak.
Onun dışında da, yabancı sermayenin teşviki söz konusudur.
Enflasyon muhasebesi üzerinde ciddî olarak duruyoruz ve yapamadığımız şeyleri,
gayet tabiî ki, özel sektör ve yabancı sermayeyle gerçekleştirilecektir.
Bununla ilgili olarak son söz olarak şunu söyleyeyim:
Sistemimizi uluslararası piyasalara uyumlu olarak kurmaya çalışıyoruz, geçmişin
hatalarını sevaplarımızla affettireceğiz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Hükümet adına ikinci söz, Maliye Bakanı Kemal
Unakatın’ın.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Bakan, konuşma süreniz 15 dakika.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2003 yılı bütçesine zemin oluşturan temel ekonomik
değerlerle bütçenin gelir ve gider büyüklüklerini, özelliklerini, size, 23
Martta yaptığım sunuş konuşmasında açıklamıştım. 2003 bütçesinin görüşülme
süreci, bugün, Enerji Bakanlığının ve Bakanlığımın gider bütçesi ile gelir
bütçesi maddeleri, cumartesi günü de tümü üzerindeki son görüşmeler yapılarak
tamamlanmış olacaktır. Bu nedenle, sizlere Bakanlığımın gider bütçesi ve gelir
bütçesi hakkında bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı, maliye politikalarının
hazırlanması, bu politikaların uygulanması, uygulamanın takibi ve
denetlenmesiyle görevlidir. Bakanlığın temel görevleri, devlet bütçesini
hazırlamak ve uygulamak, devlet gelirlerini tahsil etmek ve gelir politikasını
uygulamak, devlete ait malları yönetmek, devlet hesaplarını tutmak ve saymanlık
hizmetlerini yapmak, devletin hukuk danışmanlığını yapmak ve muhakemat hizmetlerini
yürütmek, karapara aklanmasıyla ilgili araştırma ve incelemeleri yapmak, bütün
bu görevlerin uygulanmasını izlemek, değerlendirmek, incelemek ve teftiş
etmektir.
Maliye
Bakanlığının merkez birimleri yanında, 2 000’i aşkın taşra ve 26 adet yurtdışı
birimi vardır. Bu birimlerde 71 169 personel çalışmaktadır. Personelimizin
yüzde 9,8’i taşradadır; bunun, yüzde 62,7’si vergi idaresi personelidir.
Bildiğiniz üzere, ülke ekonomisinin yönlendirilmesinde, maliye politikaları
gider ve gelir yönleriyle bütçe kanunlarında şekillenerek uygulanmaktadır.
Maliye politikalarının gider, gelir, nakit ve borçlanma yönleriyle bir bütünlük
içerisinde kararlılıkla uygulanması, bütçe disiplininin sağlanabilmesi ve
hedeflere ulaşabilmesi bakımından şarttır.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; önce kesin hesap kanun tasarısı görüşülen Maliye
Bakanlığı 2001 Yılı Bütçesiyle ilgili kısa bilgi vermek istiyorum. 2001 Yılı
Bakanlık bütçesi başlangıç ödeneği tutarı 10,9 katrilyon lira olup, bunun,
353,9 katrilyon lirası Bakanlığın kendi harcamaları için öngörülmüştür. Yıl
sonunda toplam harcama, yüzde 20,3, daha fazlasıyla 13,2 katrilyon liraya,
Bakanlığın kendi harcaması ise 570,7 trilyon liraya ulaşmıştır.
Burada şu hususu tebarüz ettirmek istiyorum: Bu Kesinhesap
Kanunu Tasarısıyla ilgili Büyük Millet Meclisimizde yapılan görüşmelerin daha
fazla bir zaman dilimi içerisinde ve hatta ayrı bir zaman diliminde alınarak,
bunların daha fazla irdelenmesi taraftarıyız Bakanlık olarak ve hükümet olarak;
çünkü, şuna inanıyoruz ki; bir bütçeyi yapmak önemli olduğu kadar, o bütçeyi
icra etmek, o bütçeyi söylenen kalemlere göre tutturmak çok daha önemlidir;
yani, icraat çok daha önemlidir. Biz de, şimdi uygulamalar, maalesef, yılın
bütçesi üzerinde çok fazla yoğunlaşmakta, onlar çok fazla irdelenmekte; fakat,
sonunda gelinen nokta, nerelere gelinmiş, sapmalar olmuş mu, ödenekler
denildiği kadar mı olmuş, daha fazla ödenek üstü harcamalar mı olmuş, gelir
tahminleri tutturulmuş mu, faizdışı fazlası tutturulmuş mu, makro hedefler
tutturulmuş mu, maalesef, bunlar yeteri kadar bu çatı altında fazla
irdelenmiyor. Bu, çok önemli bir husustur. Biz şunu arz ediyoruz ki;
zannediyorum, bundan önce konuşan muhalefet sözcülerimiz de, Muhalefet
Partimizde aynı düşüncededir; çünkü, bu önemli bir gerçektir. Kesinhesap Kanunu
Tasarısının, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse Genel Kurulda uzun uzun
incelenmesi, üzerinde konuşulması, varılan neticelerin analiz edilmesi çok çok
mühimdir. Bu, Türkiye’nin önemli bir sorunudur. Bundan sonra Büyük Millet Meclisimiz
de bu şekilde bir karar alırsa çok daha Türkiye’nin lehinde olur; çünkü,
iktidar, muhalefet gibi düşünmeye başlar, muhalefet, iktidar gibi düşünmeye,
onların sorumluluklarını alarak düşünmeye başlarsa, bu çatı altından çok daha
iyi kararlar çıkacağına inanıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu açıklamamdan sonra
2003 yılı gider bütçesiyle ilgili de bazı bilgiler arz etmek istiyorum:
Bakanlığımın 2003 yılı gider bütçesi içerisinde yer alan ödenek tutarı 28
katrilyon 507 trilyon lira olup, bunun sadece, yüzde 4’ü kendi giderlerimize
aittir. Bakanlığımızın 2003 yılı giderlerini karşılamak için, 1 katrilyon 129
trilyon lira tutarında ödenek teklif edilmektedir. Bu ödeneğin yüzde 75,9’u
personel giderlerine, yüzde 12,5’i diğer carî giderlere, yüzde 9,3’ü yatırım
giderlerine, yüzde 2,4’ü de, Bakanlığın kendi transfer harcamalarına aittir.
2003 yılı ödenek teklifimizin yüzde 96’sına tekabül eden
27,3 katrilyon lira ise, Bakanlık dışındaki devlet ihtiyaçlarına ayrılmıştır.
Bu tutar içerisinde, katma bütçeli kuruluşlara yapılacak Hazine yardımı için
8,8 katrilyon lira, yükseköğrenim kurumlarına yapılacak devlet katkısı için 2,5
katrilyon lira, TC Emekli Sandığı için 5,9 katrilyon lira, ihracatta Katma
Değer Vergisi iadeleri için 3,9 katrilyon lira, emeklilere vergi iadesi için
732 trilyon lira, Kredi ve Yurtlar Kurumu için 100 trilyon lirası öğrenci harç
kredisi ve beslenme kredisi olmak üzere, 650 trilyon lira ödenek bulunmaktadır.
2003 yılı konsolide bütçe gelirleri tahmini 100,8 katrilyon
liradır. Bunun 85,9 katrilyon lirası vergi gelirlerinden, 10,3 katrilyon lirası
vergi dışı normal gelirlerden, 4,1 katrilyon lirası özel gelir ve fonlardan,
425 trilyon lirası da katma bütçeli idarelerin gelirlerinden oluşmaktadır. 2003
bütçesinde vergi gelirlerinin tahmini, 85 katrilyon 955 trilyon lira olarak
öngörülmüştür. 2003 yılı bütçesinde yer alan gelir tahminlerinin yapılması
sırasında, 2003 yılında ekonominin makro çerçevesine ilişkin olarak ortaya
konulan büyüme, enflasyon oranı, dış ticaret büyüklükleri ve diğer göstergeler
esas alınmış ve geleneksel tahmin modelleri kullanılmıştır.
Vergi Barışı Kanunu kapsamında 2003 yılında gerçekleşmesi
beklenen 2,4 katrilyon lira bütçeye gelir olarak yazılmıştır. Burada bir yanlış
anlama söz konusu; bunu, özellikle, arz etmek istiyorum. Bizim bütçeye
koyduğumuz vergi gelirlerinde Vergi Barışı Kanunundan dolayı düşen pay, daha
önce, 58 inci Hükümet zamanında Başbakanımız tarafından kamuoyuna açıklandığı
üzere, 2,4 katrilyon liradır; bu miktarı, biz, gelecek para tahmininde vergi
gelirine ilave etmiş bulunuyoruz. Yani, kamuoyunda bazen 10 katrilyon lira,
bazen 700 trilyon lira gibi rakamlar söyleniyordu; fakat, konulan gerçek para,
beklenen tahmin 2,4 katrilyon liradır; o, bütçeye konmuştur ve bütçe rakamları
ona göredir. Hepinizin de bildiği gibi, son gelişmeler, aldığımız rakamlar,
bunun üzerinde bir gerçekleşmenin olacağı yönündedir, inşallah, o şekilde
gerçekleşir.
Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz
günlerde, özellikle, bölgemizde yaşanan sıcak gelişmeler dikkate alındığında,
kamu maliyesinde her zamankinden daha dikkatli ve disiplinli olmamız zorunlu
hale gelmektedir; 2003 bütçesi, bu zorunluluk dikkate alınarak hazırlanmıştır.
Hükümetimizin vergi politikası, vergi tabanının
genişletilmesi, kayıtdışı ekonomiyle mücadele ve vergi oranlarının düşürülmesi
esasına dayanmaktadır. Vergi oranlarının düşürülmesiyle ilgili olarak, bilhassa
sayın muhalefet, bizden çok acil uygulama bekliyor; bu hususta biraz
sabırsızlığı var; ama, hiç merak edilmesin, bununla ilgili kanun tasarımız
Meclise geldi, inşallah, yarın Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek. bazı
vergi indirimleri de kanunla değil, hükümet kararnamesiyle söz konusu oluyor;
çok yakın zamanda onların da haberleri alınacak inşallah.
Mevcut durumda, vergi sistemimiz, dolaylı vergilerin toplam
vergi gelirleri içerisindeki payının hızla arttığı, adaletsiz ve fiktif
kazançları vergilendiren bir görüntü vermektedir. Bu nedenle, hükümetimizin,
kamu maliyesi alanındaki en önemli önceliği bu tabloyu düzeltmektir. Bunun
için, kayıtdışı ekonomiyle kararlı bir şekilde mücadele edilmesi ve doğrudan
vergilere ilişkin sistemimizin yeni bir anlayışla gözden geçirilmesi
zorunludur; ancak bu şekilde vergi tabanının genişletilmesi mümkün olabilecek
ve vergi oranlarının makul seviyelere çekilmesi sağlanabilecektir.
Bununla beraber, borçların sürdürülebilirliliği açısından
önem arz eden faizdışı fazla hedefinin gerçekleştirilmesine dönük önlemlerin de
alınması gerektiği, gayet tabiîdir. Bu kapsamda, dolaysız vergilere ilişkin
sistemi basitleştiren, yatırım indirimi sistemini daha rasyonel hale getiren,
kurum kazançlarındaki vergi yükünü yüzde 65’lerden yüzde 45’lere indiren,
değişik finansal açılar üzerindeki vergi yükünü eşitleyen, sağlık ve eğitim
harcamalarını belirli bir tutarının indirimine izin veren değişiklikler içeren
tasarıyı Yüce Meclisimize arz etmiş bulunuyoruz.
Vergi sistemine ilişkin yapacağımız düzenlemeler, sistemi
basitleştirip, vergi yükünü azaltırken, mükelleflerin gönüllü uyumunu da
artıracaktır.
Doğrudan vergiler alanında yapılan söz konusu
değişikliklerin yanı sıra, vergi idaresinin etkinliğinin artırılmasına da özel
önem verilmektedir. Vergi idaresinde, vergi tipi örgütlenmeden fonksiyonel
örgütlenmeye geçilmekte, vergi denetimi etkinleştirilmekte ve yönetim
kapasitesi geliştirilmektedir. Tüm bunlar daha etkin ve mükellef odaklı bir
vergi idaresi yaratmaya dönük çalışmalardır. Vergi idaresinin teknolojik
altyapısı da, çağdaş ülke uygulamalarına paralel hale getirilecektir; böylece,
hem mükelleflerimize daha iyi hizmet sunulması sağlanacak hem de idarenin
yönetim ve denetim kapasitesi güçlendirilecektir.
Kayıtdışı ekonomiyle mücadele açısından, öncelikle
kayıtdışılığı teşvik eden adaletsiz yapı ortadan kaldırılacaktır. Böylece,
fiktif kazançları vergilendirmeyen daha adaletli bir sistemde vergi tabanının
genişletilmesi sağlanacaktır. Bununla beraber, vergi denetimi yeni bir
anlayışla ele alınacak ve 2003 yılından başlamak üzere, vergi kayıp ve
kaçağının daha yoğun olduğu riskli sektörler başta olmak üzere, sektörel bazda
incelemeler üzerinde yoğunlaşılacaktır.
Vergi tabanının genişletilmesi ve kayıtdışılıkla mücadele
kapsamında belirli tutarın üzerindeki işlemlerin bankacılık sistemi
aracılığıyla yapılmasının zorunlu tutulması da dahil, her türlü önlem alınacaktır.
Yine, bu kapsamda, vergi barışı projesiyle,
mükelleflerimize sağlanan avantajın bu konudaki en son düzenleme olduğunu
özellikle vurgulamak istiyorum. Vergi affına ilişkin düzenlemelerin
zorlaştırılmasına dönük anayasa değişikliği çok kısa süre içerisinde Yüce
Meclise sunulacaktır.
Dolaysız vergi, vergi idaresi ve vergi denetimi
alanlarındaki bu tedbirlerle, kayıtdışını kayıt içine alma konusunda önemli bir
mesafe kaydedilecektir. Hedefimiz, işleyen, adaletli, makul oranlı ve mükellef
memnuniyetini sağlayan bir vergi sistemidir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2003 yılı konsolide
bütçesinin ocak, şubat -iki aylık- uygulama sonuçlarını da almış bulunuyoruz.
Bu dönemde, önceki yıla göre yüzde 1,8 artışla 20,9 katrilyon lira harcama
yapılmış; yüzde 43,2 artışla 14,2 katrilyon lira gelir elde edilmiş; vergi
gelirleriyse, yüzde 50,3 artışla 11,6 katrilyon lira düzeyinde gerçekleşmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakan, konuşmanızı toparlar mısınız.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Toparlıyorum
efendim.
Bütçe geçen yıla göre yüzde 36,9 azalışla 6,7 katrilyon
lira açık, faiz ödemeleri hariç tutulduğunda ise, yüzde 62,4 artışla 4,3
katrilyon lira fazla vermiştir; bu, geçen yıla göre hemen hemen iki misline yakın
bir artıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içinde bulunduğumuz
çetin şartların bilincindeyiz. Ülke olarak, yılların birikimi olan kötü yönetim
ve uygulamaların sonucu daha da ağırlaşan bir ekonomik ve malî tabloyla karşı
karşıyayız. Bizim meselemiz borçları ve faiz yükünü azaltmaktır. Bu borçları
sağlıklı vergi gelirleriyle karşılamak ve bütçe açıklarını tamamen kapatmaktır.
Bu yapılmadan, sağlıklı bir ekonomik yapıya kavuşmamız, geniş kesimlerin
refahını artıracak sosyal politikaları uygulamaya koymamız mümkün değildir.
Bütçelerin kararlılıkla ve disiplin içinde uygulanması, hedeflenen
politikaların gerçekleştirilmesi bakımından son derece önemlidir. Sıkı malî
politikalardan asla vazgeçmeyeceğiz. Milletimizin, ödediği verginin nasıl ve
nereye harcandığını bilmesi tabiî hakkıdır. Bu bakımdan, harcamalarda israfı
önlemeye daha ilk günden başladık ve devam ediyoruz.
Vergi idaresi güçlendirilecek, vergi sisteminde etkinlik ve
verimlilik sağlanacaktır. İlkemiz, zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak, nefret
ettirmeyip, sevdirmektir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; savaşın maliyeti,
yapmış olduğumuz bütçenin esnekliği içinde yer alıyor; onları karşılayacak
yeteri kadar ödeneğimiz vardır. Ülkemiz, bölgemiz, dünya sıkıntılı günlerden
geçmektedir; ancak, kimse umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye Cumhuriyeti tarihe
kök salmış büyük bir devlettir. Bu zorlukları yenecek birikimi, deneyimi, gücü
ve kararlılığı vardır, kimsenin bundan şüphesi olmasın. Türkiye ve Türk Milleti
kendi ayakları üzerinde durmasını ve yürümesini öğrenmek mecburiyetindedir.
Atatürk diyor ki: “Tam bağımsızlık, ancak malî bağımsızlıkla mümkündür. Bir
devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca, o devletin hayatî kısımlarında
bağımsızlık felç olur; çünkü, her devlet organı, ancak maliyeyle yaşar. Malî
bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin iktisadî yapıyla uygun ve denk
olmasıdır. Devlet bünyesini yaşatmak için, harice müracaat etmeksizin,
memleketin gelir kaynaklarıyla, idarenin temini, çare ve tedbirlerini bulmak
lazım ve mümkündür. En yüksek düzeyde tasarruf yapmak millî adaletimiz
olmalıdır; bundan dolayı, malî usulümüz, halkı zorlama ve zarara sokmaktan
kaçmakla beraber, mümkün olduğu kadar, ihtiyaç ve fakirliğini harice
göstermeden yeterli gelir sağlamak esasına dayanmaktadır.”
2003 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı
olması temennisiyle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Birleşime, saat 14.30’a kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.30
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Bütçe görüşmelerine devam ediyoruz.
KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
l.- 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/530; 1/531; 1/280, 3/87,
3/89, 3/90; 1/281, 3/88) (S.Sayısı: 76,
77, 78, 79) (Devam)
C) ENERJİ VE TABİî KAYNAKLAR
BAKANLIĞII
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001
Malî Yılı Kesinhesabı
c) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003
Malî Yılı Bütçesi
2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
b)DEVLET
SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
B)
MALİYE BAKANLIĞI
1.- Maliye Bakanlığı 2003 Malî
Yılı Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
E) GELİR BÜTÇESİ
BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Söz sırası, şahsı adına, tasarının lehinde söz isteyen,
Kayseri Milletvekili Taner Yıldız.
Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri;
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 Malî Yılı Bütçe görüşmelerinde lehte
söz almış bulunuyorum; hepinizi şahsım ve AK Parti adına saygıyla selamlıyorum.
Enerji sektöründe en fazla tartışılan konulardan bir
tanesi, elektrik fiyatlarının ne kadar ucuzlayacağı şeklindedir. Böyle bir soru
sürekli gündemden düşmemektedir. Bunu belirleyebilmek için, öncelikle, elektrik
fiyatlarının bileşenlerini çok iyi aşmamız lazım. Hangi bileşenlerden oluşuyor,
hangileriyle oynanabilir, hangileri tekniktir, hangileri idaridir, hangileri
malî açıdan oynanabilecek rakamlardır. Bunları çok iyi tespit etmemiz
gerekiyor. Türkiye’deki elektrik fiyatlarının, öncelikle, Avrupa Birliğine
girmek üzere olduğumuz ve bunu çok istediğimiz bir ortamda, Avrupa’nın
neresindeyiz, dünyanın neresindeyiz, bunları açıklıkla ortaya koymamız
gerekmekte.
Bir dramdan bahsetmek istiyorum. Bu dram, bizim gücümüzle
alakalıdır. Nedir bu?.. Kişi başına düşen millî gelirin 2 160 dolarlar olduğu
bir ortamda, elektrik fiyatlarının 9-9.5 sentler civarında tüketiciye
yansıtıldığı bir ortamdayız. Peki, Avrupa’da bu rakamlar çok mu düşük; hayır,
aslında, çok düşük değil; ancak, takdir edersiniz ki, kişi başına düşen millî
gelirin, 31 000 dolarlara kadar çıktığı ülkeler vardır ve bu ülkelerde de
normal kullanılan elektrik fiyatı 9 ila 11 sentler civarındadır. Yani, hem
elektrik fiyatı kendi halinde pahalıdır Türkiye’de hem de alım gücü açısından
sıkıntı yaşadığımız için o pahalılık bir kez daha vurgulanmaktadır. Bunu
birkısım rakamlarla desteklemek, teyit etmek istiyorum. Özellikle, Avrupa
Birliği ülkelerinde uygulanan sanayi ve mesken aboneleriyle alakalı
tarifelerden birkaç rakam vereceğim. Mesela, Danimarka’da meskenlerde 19,5 sent
civarında olan grup vardır; Finlandiya’da 7,7 sent, Hollanda’da 14,5 sent,
İtalya’da 13,5 sent civarındadır, Türkiye’de 9,2 sent civarındadır
vergilendirilmiş haliyle.
Alım gücü paritelerine göre değerlendirdiğimizde ise, ne
yazık ki, Türkiye’de kullanılan elektriğin en pahalı elektrik olduğunu bir kez
daha görüyoruz. Yakın ülkelerden bahsedeceğim. Alım gücü, kişi başına düşen
millî geliri takribî 6 000 dolarlar civarında olan bir Polonya’da 17 sentler
civarında, İtalya’da 18,3 sent civarında, Türkiye’de ise, 23,3 senttir
elektriğin fiyatı. Bunu neye istinaden söylüyorum, tekrar etmekte fayda var:
Alım gücü paritelerine göre değerlendiriyoruz.
Hal böyle olduğunda, elektrik fiyatlarının bileşenlerine
tekrar dönmek istiyorum. TEDAŞ’ın EÜAŞ’tan aldığı ortalama fiyat, 5,2 sentler
civarında. Bunun üzerine TEDAŞ’ın dağıtım masrafları geliyor, 2 sent civarında.
Ki, bu 2 sent, aslında, TEDAŞ’ın hedefleri arasında ve Sayın Enerji
Bakanlığının da ciddî hedefleri arasında olan bir rakamdır. Bunun 0,8 sentler
civarına çekilmesi gerekiyor. Bunun için de, şu anda çok fazla tartışılmakta
olan bölgesel tarifelerin veya yine eski yekpare tarifelerin bence çok ciddî
manada tartışılması lazım; çünkü, TEDAŞ masraflarının, Türkiye’deki kayıp kaçak
oranlarının yüzde 22’ler civarında olduğu bir ortamda, bunun için ille çok ücra
köşeleri, çok köyleri, kasabaları dolaşmaya gerek yok arkadaşlar. Bugün
İstanbul’un Boğaziçi yakasında kayıp kaçak oranlarının bedelsizlerle beraber
yüzde 38’lere çıktığını, ne yazık ki, söylemek durumundayız. İşte, Doğu ve
Güneydoğu Anadoluda, sıkça itham ettiğimiz ve temenni etmediğimiz,
istemediğimiz elektrik kaçaklarının olmasının yanı sıra, Ankara’nın merkezinde
de, İstanbul’un Rumeli Yakasında ve Anadolu Yakasında da, artık, bu tip kayıp
ve kaçaklarla mücadele etmek zorundayız ve bunların, mutlaka önlenmesi lazım.
Biliyorsunuz, enterkonekte sistem vasıtasıyla bütün bunlar
bir havuza atılıyor; artılar, eksiler hepsi bir havuza atılıyor: Ödemeyenlerin,
parasını, mutlaka, ödeyenler tarafından sübvanse edildiği bir ortamda
bulunuyoruz.
Daha sonra, Belediye Tüketim Vergisi 0,18 sent ve KDV de
1,3 sent civarındadır. Bu fiyatlara, güç bedelleri dahil değil; yüzde 3,5’i TRT
payı ve -biliyorsunuz, bu pay, yüzde 2 ve 1,5’lik dilimlere ayrılmıştı; ikinci
kısmı da, inşallah, ileriki tarihlerde kaldırılacak ve bu, sıfırlanacak- yüzde
1 de enerji fonu payı vardı. Bütün bu paylardan sonra, burada, birkısım hukukî
ve teknik sıkıntılar yaşıyoruz. Onlar nelerdir; Belediye Tüketim Vergisi
bindirilmiş fiyatın üzerinden tekrar vergi almak. Sayın Bakanımız da
konuşmasında bundan bahsetti. Bir Belediye Tüketim Vergisi ve onun üzerinden,
tekrar -verginin vergisi- bir KDV alınıyor. Tabiî, bunların mutlaka
indirilmesini temenni ediyoruz; bunlar sırasıyla yapılacaktır.
Ayrıca, her bir fatura başına, sanayi abonelerinden 10 000
000, mesken abonelerinden 1 000 000, diğer abonelerden –ticarî abonelerden- ise
4 000 000 TL civarında bir güç bedeli alınmaktadır.
Mevcut yapıdaki dağıtım şirketlerin nihaî tüketicilere
uyguladıkları tarife, ülke genelinde, abone grupları bazında, tek tip tarife
olarak TEDAŞ tarafından da belirlenmektedir. Biliyorsunuz, şu anda üst kurul
tarafından bu tarifeler belirlenmektedir.
Ben, özellikle, Türkiye’deki elektrik sisteminin kurulu
gücü ve hangi bölümlerden ne kadar güç alıyoruz; bunlar hakkında da kısaca bazı
rakamlar vermek istiyorum. Türkiye’de, şu anda, 33 791 MVA civarında bir kurulu
güç var ve bu kurulu gücün yakıt cinslerine göre dağılımını düşündüğümüzde,
doğalgazın yüzde 33’lerde, kömürün yüzde 22’lerde, hidroelektriğin yüzde
37’lerde, sıvı yakıtların yüzde 9’larda ve çok az olan diğer kısımlarının da
yüzde 1,5 civarında olduğunu görüyoruz; ama, aynen, bu üretimin yakıt
cinslerine göre dağılımını düşündüğümüzde ise, doğalgazın yüzde 41,5, kömürün
yüzde 24,3, sıvı yakıtın yüzde 8,7, hidroliğin yüzde 25,3 civarında yer aldığını
görüyoruz. Hal böyle olunca, tüketilen toplam miktar 132 milyar kilovatsaat,
brüt üretim ise 129,3 milyar kilovatsaat civarındadır. Bulgaristan’dan 3,5
milyar kilovatsaatlik ithalatımız ve Gürcistan’a 400 milyon kilovatsaatlik ihracatımız vardır ve kişi başına düşen
rakam da 1 950 kilovatsaat/yıldır.
Bu nasıl akmaktadır; normalde üretim şirketleri EÜAŞ,
yap-işlet-devret, yap-işlet projeleri ve işletme hakkı devri bulunan
projelerden ve özel sektörde üretilen elektrikler, dağıtım şirketleri, TEDAŞ,
Kayseri Elektrik, ÇEAŞ, Kepez gibi yerlerde dağıtılmakta ve bunlar sanayi,
mesken, ticarethane, resmî daire, tarımsal sulama, endüksiyon ve ark ocakları,
hayır kurumları ve arıtma tesisleri gibi abonelerce de tüketilmektedir.
Şu anda EÜAŞ’ın ortalama ticarî maliyetlerini
düşündüğümüzde, 3,19 sentlik bir rakam görüyoruz; bunların değişik girdileri
var, bunların değişik santrallarda üretimi yapılmaktadır.
Enteresan bir noktaya değinmek istiyorum: Üretim
şirketlerinin üretim ve maliyet paylarını gözönüne aldığımızda, bu
diyagramlarda aslında çok etkileyici bir nokta var; üretim payı itibariyle
yüzde 72,34’lük EÜAŞ’ın, maliyet payının aslında yüzde 58,16 olduğunu
görüyoruz; ama, yap-işlet-devret projelerinde ise yüzde 11,78’lik üretim payına
karşılık, yüzde 25’ler civarında bir maliyet payı var. Yani, bu, havuza olumsuz
manada bir katkısının olduğunu göstermekte. Diğer yap-işlet ve
otoprodüktörlerde ise, çok farklı bir üretim ve maliyet payının olmadığını
görüyoruz.
Bir konuya daha değinmek gerekirse, bizim, mesken ve tek
terimli sanayi elektrik satış tarifelerinde -genelde, diğer Avrupa ülkeleriyle
karşılaştırmak zorunda olduğumuz için sent bazında söylemek istiyorum-
normalde, birim fiyat, BTV ve KDV’lerle beraber 7,7 sent civarında. Toplam
BTV’si, KDV’si ve ...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2
dakika eksüre veriyorum.
TANER YILDIZ (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkanım.
... KDV matrahıyla beraber 9,7 sentler civarında sanayinin
ve 9,2 sentler civarında da mesken abonelerinin fiyatlarını görmekteyiz.
Bu ne demektir: Avrupa’da, birçok ülkede sanayi aboneleri
sübvanse ediliyor. Bizim sübvanse edebilmemiz için ise, biliyorsunuz, Hazineyle
beraber ortak bir çalışma yapılması lazım; sanayide üretime dönük olan altyapı
çalışmalarının desteklenmesi lazım. Gerek idarî gerek teknik ve gerekse malî
açıdan fiyatlarımızı ucuzlatabilecek çalışmalara bir an önce başlanmıştır. Ben,
bu konuda, Sayın Bakanımızı ve bürokratlarını şimdiden tebrik ediyorum; bu hedefe
mutlaka ulaşacaklardır ve hepimiz d, bu konuda, ülke olarak, kendilerine destek
çıkıyoruz.
Ben, bütün bu bilgiler ışığı altında saygılarımı sunuyorum
ve bu bütçenin, Enerji Bakanlığımıza hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.
Sayın milletvekilleri, 10 uncu turdaki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi, sorulara geçiyoruz.
İlk soru sorma sırası, Sayın Türkmen’de.
Buyurun Sayın Türkmen.
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Enerji Bakanlığımıza
sormak istiyorum: Devlet Su İşlerinin uhdesinde bulunan Ordu-Mesudiye Yolu
(Dere Yolu) ne zaman tamamlanacaktır?
Soru iki: Melet Irmağı üzerinde kaç adet baraj yapılması
düşünülüyor? Şu anda başlamış olan Topçam Barajı ne zaman bitirilecektir?
Soru üç: Ordu İli hudutları içerisinde maden yataklarımızın
durumu nedir, bu konuda nasıl bir çalışma yapılarak Türk ekonomisine katkı
sağlanmak isteniyor?
Soru dört: Ordu ve çevresi illerine doğalgaz ne zaman
gelecektir? Doğalgaz gelmeden önce altyapı hazırlıkları yapılmış olması
gerektiğinden, başta belediyeler olmak üzere, çevredeki kamu yatırımcılarıyla
bir toplantı yapılacak mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.
Buyurun Sayın Gülyeşil.
ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) – Sayın Başkanım, delaletinizle
aşağıda arz edeceğim hususların Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımızca
cevaplandırılmasının teminini saygıyla arz ediyorum.
Stratejik, âcil ve kritik sorunları olan enerji sektörünün
makro düzeydeki planlaması, fiyatlandırma politikaları, sektörün karar
mekanizmalarının yetki ve sorumluluk sınırları gibi konularda söylenebilecek
birçok konu bulunmaktadır; ancak, çalışmalarını çok büyük bir azimle sürdüren
Sayın Bakanımızın, bu değerli ve önemsediğimiz çalışmalarının kısa sürede
sonuçlarının alınabileceğine yürekten inanıyorum ve diliyorum.
Şimdi sorularıma geçmek istiyorum Sayın Başkanım.
Sorularım, yukarıda arz ettiğim, ülkemizin, enerjinin makro
problemleriyle ilgili konulardan ziyade kendi bölgemle ilgili konular
olacaktır; onları arz ediyorum.
Yüce Heyetinizin yakından bildiği gibi, 9 Mart 2003
tarihinde yenilenen Siirt seçimlerinde AK Parti, Partimiz yüzde 85 gibi çok
önemli bir oy çoğunluğuyla sonuç almıştır orada. Halkımız, kısa sürede hizmet
beklemektedir. Bütçe imkânlarımızın kısıtlı olduğunu yakından biliyorum,
ülkemizin çetin şartlardan geçtiğini çok yakından biliyorum. Ancak, bölgesel
kalkınmışlık farklarını azaltabilmek amacıyla, altını çizerek ifade ettiğimiz,
her zaman ifade ettiğimiz pozitif ayrımcılık ilkesinden hareketle ve yerli
kaynaklarımızı, önümüzdeki yıllarda daha da önemseyerek, önplanlamaya alınması
gereken Siirt İli hudutları içindeki ve Dicle havzasındaki 1 200 megavat kurulu
güce sahip ve güvenilir olarak yılda 2 500 000 000 kilovatsaat, ortalama olarak
da 4 500 000 000 kilovatsaat enerji üretim kapasitesine sahip olan Siirt’in
merkezindeki Alkumru, Pervari’deki Çetin, yine, Keskin, Pervari Santralı,
Şirvan, Eruh, Baykan gibi 13 tane...
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) – Sorusunu sorsun...
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, sorusunu sorsun...
BAŞKAN – Sayın Gülyeşil, sorunuzu sorar mısınız.
ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) – Soruyorum efendim.
...13 tane projenin gerçekleştirilmesi düşünülüyor mu,
düşünülmüyor mu; düşünülüyorsa, ne kadar kısa sürede bunlar
gerçekleştirilebilecektir; birinci sorum bu.
İkinci sorum da şudur Sayın Başkanım: Genel Müdürlüğün,
planlanan boru hatlarında, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Silopi’ye doğalgazın
getirilmesi düşünülmektedir. Gerek Sayın Başbakanlığa verilen brifingde gerekse
bu kuruluşların kendi arşivlerinde bu çalışmalar var. Bu Silopi’ye kadar
getirilecek olan doğalgaz hattının inşaatının veyahut da planlamasının, Şırnak
üzerinden Siirt’te ve oradan batıya, Batman ve Diyarbakır’a getirilmesi
düşünülüyor mu; ikinci sorum da bu.
Ben, Sayın Bakanıma, bir konuyu daha, yine, sormakta fayda
görüyorum: Siirt’in istihdam problemini, -Siirt’in istihdam problemi, şu andaki
en büyük problemdir- bu problemi çözmeye yönelik olan, Şirvan’daki bakır
madenlerinin işletmesiyle ilgili herhangi bir çalışmayı başlatacaklar mı? Bu,
çok uzun yıllardan beri çalışması yapılan bir projeydi; bunun ele alınarak,
süratle hayata geçmesini istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın Gülyeşil, sizden sonra da soru soracak
arkadaşlarımızın olduğunu hatırlatırım.
Buyurun.
ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) – Efendim, çok teşekkür ediyorum;
sorularım bundan ibarettir.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gülyeşil.
Soru sorma sırası Sayın Ercenk’te; buyurun.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Başkan, efendim, Antalya
Kumluca, Mavikent, Beykonak arasındaki beş yıl önce, sel felaketini önlemek
için yapılması talep edilen kanal ne zaman bitirilecektir?
2- Elmalı yöresindeki 140 000 dönüm tarlayı sulayacak olan
Çayboğaz’ı Barajının bitirilmesi düşünülüyor mu?
Korkuteli, Kargalık, Yeşilyayla, Osmankalfalar, Hacıbekâr
göletlerinin inşaatı ne durumdadır?
Gazipaşa Zeytinada Göleti, merkez, Antalya merkez, Doyran,
Hatipler ve Alanya Dimçayı barajlarının bitirilmesi düşünülüyor mu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercenk.
Sıra, Sayın Bayraktar’da.
Buyurun Sayın Bayraktar.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Delaletlerinizle Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanıma birkaç
sorum olacak.
Birinci sorum; seçim öncesi vaat edip de yerine
getirilemeyen, kamuoyunda en çok tartışılarak tepki gördüğümüz ve cevap
vermekte zorlandığımız akaryakıt fiyatlarının sürekli yükseltilmesi, her ne
kadar varil başına petrol zamlanarak yükseldiyse de, şimdi düşmeye başlamıştır;
bu konunun aydınlatılmasının tarafınızdan yapılmasını,
İkinci sorum; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin su
temininin, balon taşımacılığıyla Hollanda firması tarafından yapılmakta
olduğunu biliyoruz. Bu taşımacılık, bugüne kadar ucuz ve verimli olmamıştır. Bu
taşımacılığın, daha güvenli, istikrarlı ve verimli olarak Türk bayraklı
gemilerle yapılmasını düşünüyor musunuz?
Üçüncü ve son sorum; enerji sektöründeki ihalelerle ilgili
yolsuzluk iddiaları devam etmekte, özellikle, yap-işlet-devret modeliyle ihale
edilen proje ve anlaşmalardan ülkemizin 20 yıllık geleceğini ipotek altına
aldığı varsayımında görüşmeler, konuşmalar kulaklarımıza gelmektedir.
İçinde bulunduğumuz ekonomik şartları da göz önüne alarak,
bu tür olumsuzlukları, ne kadar sürede, nasıl aşmayı düşünüyorsunuz?
Yatırım maliyetlerin yanı sıra, işletme maliyetlerinin de
önemli olduğu günümüzde, hidroelektrik santralleriyle ilgili olumlu
çalışmalarınızın yanında, güneş enerjisi ve yanında ayrıca, rüzgâr enerjisinden
istifade etme projelerini ne zaman gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktar.
Buyurun Sayın Koçak...
Sayın Koçak?..Yok.
Buyurun Sayın Akdemir.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sorum, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanına. İnşaat
kooperatifleri, elektrik temininde sıkıntı yaşamaktadırlar. Kooperatiflerden özel
trafo istenmekte; hele, yakınlarında TEDAŞ hatları yoksa, kooperatiflerin büyük
sıkıntılar yaşadıkları herkesçe bilinmektedir; bu da inşaat maliyetinin yüzde
15’ini teşkil etmektedir. Sayın Bakanım trafonun TEDAŞ tarafından yapılmasını
düşünüyor mu? Bu, birinci sorum.
İkinci sorum: Tarımda kullanılan yeraltı suları gün
geçtikçe azalmaktadır. İzmir İline bağlı Beydağ, Ödemiş, Tire, Kiraz, Bayındır,
Bergama, Kınık, Dikili, Menemen İlçeleri sulama suyu konusunda sıkıntı
yaşamaktadırlar. Sayın Bakan, 1993 yılında temeli atılan Beydağ Barajının
bitirilmesi için artı bir ödenek düşünülüyor mu?
Üçüncü sorum, Sayın Maliye Bakanına; temel gıda maddeleri,
eğitim ve ilaçlardaki yüksek KDV oranlarını düşürmeyi düşünüyorlar mı veya
tamamen kaldırmayı programa almışlar mıdır?
Dördüncü sorum: Sayın Bakanımız, memurların özlük haklarını
düzeltmeyi düşünüyor mu?
Diğer bir sorum: Toplukonut kredilerinin maliyetleri yüksek
olduğundan dolayı düşük görülmektedir. Tekrar, toplu konutların mezarlık haline
gelmemesi için kredi artırımı var mıdır?
Bir başka sorum: Bakanlıkça tasarruf tedbirleri
alınmaktadır; eğitim, sağlık ve savunma gibi hayatî önem taşıyan hizmetlerde de
bu tasarruflar uygulanacak mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.
Buyurun Sayın Ülkü.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Teşekkür ederim.
Ben de, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanına sormak
istiyorum: Sayın Bakan, konuşmasında, doğalgazın ısınma amaçlı kullanılması
yönünde bazı cümleler söyledi. Özellikle, Ege Bölgesinde bunun doğru
olmadığını, biraz araştırılsa, Ege Bölgesinde, hatta, Çanakkale’den Mersin’e
kadar tüm kıyılarımızda jeotermal enerjiden ısınma amaçlı yararlanma olanağı
vardır; bu da, dolarsız enerjidir. Boşa akan suyun değerlendirilmesi varken,
doğalgazı buna tercih etmek, en hafif deyimiyle, ülke kaynaklarının israfına
devam etmektir. 1 520 megavat gücünde doğalgaza dayalı yapılmış olan
Aliağa’daki santralın, TÜPRAŞ’ta, PETKİM’de, demir çelik tesislerinde ve
rekabet gücünü yitirmiş, başta seramik fabrikaları olmak üzere, İzmir’deki
diğer sanayi kuruluşlarında kullanılmak üzere yapıldığı gözardı edilmemelidir.
O nedenle, burada kullanılmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Ayrıca,
uzun vadeli uygulanabilir bir program var mıdır?
Ayrıca, jeotermal aramalar için MTA kurumuna daha fazla
kaynak ayrılmasına ne dersiniz? MTA’nın kendi bütçesiyle, devletin parasıyla
yapılmış halihazırda bekleyen kuyuların, bulundukları bölgedeki mahallî
idareler ve belediyelere ücretsiz devredilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.
Buyurun Sayın Bölünmez.
SÜLEYMAN BÖLÜNMEZ (Mardin) – Sayın Başkanım, delaletinizle,
Sayın Bakanlarıma sorularım olacaktır.
Sayın Güler, Ilısu Barajının yapımı esnasında kurulacak
şantiyenin, terörden en fazla zarar gören Mardin Dargeçit İlçesinde kurulması
hususunda kesin talimatlarınızı rica ediyoruz.
Güneydoğuda, özellikle Mardin’de, tarımda ve sanayide
kullanılan elektriğe voltaj ve fiyat yönünden nasıl bir çözüm bulacaksınız?
Köye geri dönüşlerde gerekli malzemeler için bütçede ne
kadar yer verdiniz?
Son sorum, Sayın Güler ve Sayın Unakıtan Bakanlarımıza.
Günlerdir basında yer alan vergi barışı çerçevesinde 2,4 katrilyon toplanacağı
beyan edilen şu günlerde, 2003 bütçesinde beklenen verginin yüzde 23’ünün, yani
21 katrilyonun tahsildarlığını yapan akaryakıt bayilerini ölüme mi terk
edeceksiniz; yoksa, iflas ettiklerinde yeşil kart verip, maaş bağlamayı
düşünüyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bölünmez.
Buyurun Sayın Akın.
HARUN AKIN (Zonguldak) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Benim sorum, Enerji Bakanımıza. Sayın Bakan, öncelikle, bu
bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Sorumu da, beni bu Yüce
Parlamentoya taşıyan kendi bölgem Zonguldak’la ilgili sormak istiyorum. Sayın
Bakan, malumunuz, Zonguldak kömürle oluşmuş bir maden kenti. Zonguldak, uzun
yıllar ülke ekonomisine katkı vermiş bir kent; üstelik, gururla da
söyleyebilirim ki, cumhuriyetin kuruluşuna da katkı vermiş bir kent; ama,
maalesef, şu anda, Zonguldak’ta müthiş bir panik, müthiş bir huzursuzluk var.
Bunun da nedeni, son onbeş yıldır uygulanan politikalar ve işbaşına gelen
hükümetlerin Zonguldak’a bakış açısı.
Şimdi -bu ön değerlendirmeyi
yaptıktan sonra- Sayın Bakanım sizlere, şunları sormak istiyorum: 3 Kasımdan
bugüne kadar, Zonguldak gibi, madenle özdeşleşmiş, ülke ekonomisine katkı
vermiş önemli bir ilde, Bakanlığınız, sadece, bir genel müdürü görevden aldı.
Tabiî ki, genel müdürü görevden almasında, bizi, fazla ilgilendiren bir konu
yok -belki, yerine, başka bir düşünceniz vardır- ama, bir ayı geçti, bir genel
müdür daha, kurumun başına gelmedi. Şayet, elinizde, düşüncenizde veya
beyninizde bir genel müdür yoktu ise, niye mevcut genel müdür alındı veya varsa
böyle bir düşünceniz, neden bir ayı geçti, bir genel müdür atayamıyorsunuz?
Sayın Bakanım, ikinci sorumu soruyorum: Yine, TTK’nın,
bütün işçilerimizin en önemli sendikası Genel Maden-İş Sendikası, sizlere,
Zonguldak’ın sorunlarını anlatmak için, TTK’nın sorunlarını anlatmak için, yaklaşık dört aydır, sizlerden randevu talep
ediyor Sayın Bakan. Bu, bize çok ilginç geliyor. Bugüne kadar olmamış bir şey.
Hiçbir dönem, hiçbir hükümet, Genel Maden-İş Sendikasının randevu talebine bu
kadar duyarsız kalmadı; bunu, kent merak ediyor; bunu, bizler merak ediyoruz.
BAŞKAN – Sayın Akın, sorunuzu sorar mısınız.
HARUN AKIN (Zonguldak) – Genel Maden-İş Sendikasına neden
randevu verilmiyor?
Üçüncü sorumuz, yine, Sayın Bakan, biliyorsunuz, 1989
yılında TTK’da bir rödevans uygulaması başlatıldı; bu rödevans uygulaması 2002
yılında Danıştay tarafından iptal edildi. 1989’dan, 2002’ye kadar rödevansla
birçok kuruluş, birçok kişi yatırım yaptı, işçi çalıştırdı, trilyonlarca
yatırım yaptı, 2 000’lerin üzerinde işçi çalıştırıyorlar. 1989’dan bugüne
kadarki sürede, geçen sene Danıştay bunu iptal etti, haliyle çok ciddî bir
sorun yaratılmıştır. Bununla ilgili siz de biraz evvelki konuşmanızda ifade
ettiniz, Maden Kanununda, alt komisyonlarda, bu işin düzeltileceğini umuyoruz.
Yalnız, sadece bu rödevans izninin Maden Kanununa konulması yetmiyor, mevcut
rödevanscılardan, 2003 yılında, programları istenmiş, KDV’leri alınmıştır.
BAŞKAN – Sayın Akın, sorunuzu sorar mısınız?
HARUN AKIN (Devamla) – Sayın Bakan, bununda, çok büyük bir
sorun olduğunu düşünüyorum ve bu konuyla ilgili -çok önemlidir bir kenti
ilgilendiriyor- düşüncelerinizi sizden istiyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akın.
Sayın Bakanlar, sorulan soruların süresi 15 dakika, cevap
verme hakkınız da 15 dakikadır.
ALİ TOPUZ (İstanbul)- Hayır, 5 dakikadır.
BAŞKAN – Ancak, bu süreyi paylaşacak mısınız, yoksa ayrı
ayrı mı kullanacaksınız?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Maliye Bakanlığı
olarak bizim çok kısa sürecek, ondan sonraki süreyi Sayın Bakanımız
kullanabilir.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Efendim, Maliye
Bakanlığına sorulan sorular içerisinde, temel gıda ve ilaç fiyatlarındaki
KDV’lerde indirim yapılacak mı diye bir soru vardı. KDV ile ilgili olarak
Bakanlığımızda çalışmalar yapılıyor ve bazı düzenlemelere gidiliyor, bunları
ekonomik ve adalet yönünden tetkik ediyoruz ve bazı düzenlemeler çok yakında
yapılacaktır...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan, duyulmuyor,
anlaşılmıyor.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Şimdi duyuluyor
herhalde.
Temel gıda ve ilaç fiyatlarında KDV indirimi yapılacak mı
diye bir soru vardı. Genel olarak KDV oranlarıyla ilgili olarak Bakanlığımızda
çalışma yapılmaktadır, bunlar ekonomik ve adalet yönünden bilhassa nazarı
itibara alınıyor, yeniden düzenlemeler, değerlendirmeler yapılıyor; fakat, bu
arada, sağlık yönünden ele aldığımız en önemli konu, ilaç fiyatlarındaki
KDV’lerdir. Bunlarla ilgili olarak çok yakında bir düzenleme getiriyoruz.
Bildiğiniz gibi, bu düzenlemeler Bakanlar Kurulu kararıyla yapılıyor, kanunî
bir değişikliğe gerek yok; ama, ilaç fiyatlarında KDV indirimi söz konusu,
yakında onları ilan edeceğiz. Aşı, serum, kan ve bunun gibi öncelik arz eden
konular ve bunlardaki KDV indirimleri yakında geliyor.
Memurların özlük haklarıyla ilgili olarak, Başbakan
Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Beyin idaresinde, ve Devlet Personel Genel
Müdürlüğünün başkanlığında çalışmalar yapılıyor. Bunlarla ilgili gerekli
çalışmalar var.
Toplu Konuta kredi ayrıldı mı diye bir soru vardı. Toplu
Konut, kendi kaynaklarını kullanıyor ve ayrıca, bütçede, herhangi bir kredi
yok. Zaten, uzun zamandan beri, çok cüzî miktarlar ayrılıyordu; ancak, Toplu
Konut İdaremizle yeni yaptığımız görüşmede de, bana, onların yeteri kadar
kaynakları olduğu ifade edildi.
Tasarruf tedbirleriyle ilgili olarak, eğitim ve sağlıkta
olacak mı diye soruldu. Biz, eğitim ve sağlıkta herhangi bir hizmete müteallik
tasarruf indirimi düşünmüyoruz. Yalnız, hizmetlerin iyileştirilmesi ve
kalitesinin yükseltilmesi için her türlü tedbiri almaya çalışıyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Buyurun Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Efendim, ben, önce Zonguldak’la ilgili sorulardan başlayayım. Sayın Sendika
Başkanıyla iki defa yüz yüze, iki defa da telefonla görüştüm. Belki, onlardan
haberiniz yok ve devamlı da görüştüğümüz arkadaşımızdır.
TTK’yla ilgili olarak şunu söyleyeyim: TTK, sadece
Zonguldak’ın değil, aynı zamanda Türkiye’nin çok önemli bir kuruluşudur
–Zonguldak’la ilgili söylüyorum- ve TTK olarak oraya son derece önem veriyoruz.
Ereğli Demir Çelik İşletmelerindeki yeni yönetim
değişikliğiyle birlikte, taşkömürünü özellikle koklaşabilir metalurjik kok
kullanmayı düşünüyoruz; çünkü, senelerdir, 60 kilometre uzaklıktaki kömür
kullanılmamakta, binlerce kilometre uzaklıktaki Avustralya’dan, Güney
Afrika’dan, Venezüella’dan kömür gelmektedir. Bunların bilincinde olarak, yeni
maden kanununu buna göre düzenleyeceğiz.
Rödovans konusuyla ilgili problemler, Türkiye'deki kanunî
altyapının maalesef yeterli olmamasından ileri gelmektedir. Bununla ilgili
olarak, yeni maden kanunumuz, devrimci nitelikte, çağdaş bir kanundur ve bu
problemleri de orada çözmeyi düşünüyoruz.
Onun dışında, Zonguldak’la ilgili ayrıca köklü çözümler
düşünüyoruz. Şu anda özel sektörden çok ilginç bir teklif var; bununla ilgili
değerlendirmeleri yapıyoruz. Şu anda, henüz değerlendirme bitmediği için
açıklamayı zamansız buluyorum. Zannediyorum, o ilginç teklif geldiğinde, hem
işçiler hem şehir hem Türkiye bundan mutlu olacaktır.
Şimdi, ilk sorudan başlayayım; akaryakıt zamlarıyla ilgili
şunları söylemek istiyorum. Daha evvel, 1998 yılındaki bir Bakanlar Kurulu
kararından dolayı otomatiğe bağlanmış zamlar yapılıyordu ve bu zamlar, yüzde
artı eksi 3 bandını aştığı zaman gerçekleşiyordu. Yüzde 3’ü aştığı zaman zam,
yüzde eksi 3’ün altına düştüğünde de indirim oluyordu; fakat, nedense
indirimler yapılmıyordu, çok az indirim yapıldığını görüyoruz. Bunu vergi
ayarlamalarıyla yapmamayı daha uygun buluyorlardı, çok az sayıdaydı. Biz ise,
dönemimizde bunları uyguluyoruz. Mesela, fuel-oilde 5 Martta yüzde 3,43;
gazyağında 19 martta 1,7; kurşunsuz benzinde 1,26; yine benzinde 1,21;
fuel-oilde 3,4; 1 numaralı fuel-oilde 4,44; motorinde 1,43; ayrıca kalorifer
yakıtında 3,24 gibi indirimler yaptık. Bugün de, kanunî saati gerçekleşmediği
için söyleyemiyorum, bir önemli indirim daha gerçekleştiriyoruz, Hazineden
bilgi aldık; fakat, bu, saat 12.00’den sonra açıklanacak. Bu önemli indirimi de
böylece bildiriyorum.
Biz, burada söz verdiğimiz gibi, artma olduğu zaman zam
yaptığımız gibi, aynı zamanda düşmeyi de gerçekleştiriyoruz ve bunu hiçbir
vergi ayarlamasıyla da geçiştirmiyoruz; halka, bunu yansıtıyoruz.
Onun dışında, gerçekçi bir piyasa ekonomisini uyguladığımız
için de, burada, biz, hükümetin ekonomi politikasını da buna bağlı olarak
gördüğümüz için, bu reel ekonomiyi de gözönüne alarak bunları
gerçekleştiriyoruz.
Bu arada, tüp gaza zam yapmadık. Bu, daha çok fakir
fukaranın mutfakta kullandığı bir üründür; buna zam yapmadık ve bunu da, aynı
zamanda, işin sosyal politikası olarak düşünmekteyiz.
Yeri gelmişken söyleyeyim: Elektrik ve doğalgaza da dört
aydır zam yapmıyoruz; bu da, aynı zamanda, yine, bir nevi ucuzlatma
sayılabilir; ama, gerçekçi rakamları da yeri geldiğinde uygulamaya çalışıyoruz.
Bunun dışında, özellikle jeotermal enerjiyle ilgili olarak,
Ege’yle ilgili cevabımı vereyim. Tabiî ki, jeotermal enerji, son derece önem
verdiğimiz ve üstelik çevrilmeye gerek kalmayan bir enerji türüdür, olduğu gibi
kullanılan bir enerji türüdür. Jeotermal enerji bakımından, Ege Bölgesi, diğer
birkaç bölgeyle birlikte önemli bir bölgedir. Buraya, biz, önem veriyoruz.
Sadece jeotermal değil, rüzgâr ve güneş enerjisini de destekliyoruz.
Şu ana kadar, Türkiye’nin enerji politikası, üç ana sütun
üzerinde, birbirine eşit olmayan üç sütun üzerinde duruyordu. Bunlar, doğalgaz,
hidrolik ve kömürdü; diğerleri ise ihmal edilmişti. Halbuki, diğer ileri
ülkelerde, bu, birbirine aşağı yukarı eşit olan, beş sütun üzerinde
durmaktadır; bunların içinde nükleer enerji de bulunmaktadır, aynı zamanda
güneş, jeotermal ve rüzgâr enerjisini de kullanmaktadırlar. Biz, buna ağırlık
veriyoruz ve yerli kaynağımız olduğu için, ulusal kaynağımız olduğu için özel
önem veriyoruz.
Aliağa’yla ilgili konuda, özellikle burası seramik bölgesi
olduğu için, oraya zaten doğalgaz götürmeye çalışıyoruz; çünkü, doğalgazı,
orada, verim açısından, ilave bir maliyet indirici unsur olarak görüyoruz ve
onu da destekliyoruz.
Uzun vadeli çalışmalar konusuna gelince, biz, zaten, enerji
planlaması şeklinde bunu ele aldık. Bir ulusal enerji enstitüsü kuruyoruz,
bunun hazırlıklarını yaptık. Bizim buradaki temel amacımız şudur: Dışa bağımlı
olmayan, yerli kaynaklarımızı temel alan bir çalışmadır; çünkü, konuşmamda da
belirttiğim gibi, 2020 yılında, yaklaşık yüzde 80 dışa bağımlı olacağız. Bu,
bizim güvenliğimiz açısından da son derece mahzurludur. Bunun için, biz, boş
duran, atıl kapasitede çalışan kömür santrallarına ağırlık vereceğiz. Buradan
arta kalan, artırdığımız, kullanmadığımız doğalgazı ise -bunu, bir yenilik
olarak söylüyorum- otomobillerde, sıkıştırılmış doğalgaz olarak kullanmayı
düşünüyoruz, bununla ilgili bir çalışmamız var; çünkü, otomobillerde kömür ve
su kullanamayacağımıza göre, elektrikte, hidrolik ve kömüre ağırlık vereceğiz,
doğalgazı da oraya kaydıracağız. Dolayısıyla, özellikle kömürde bunu yapmamız
sonucunda, biliyorsunuz, Türkiye'de, işsizlik önemli bir sorun, büyük bir
istihdam problemi var; bunu da orada çözmeyi düşünüyoruz.
Bu arada, nükleer çalışmalara da, ayrıca ar-ge bazında
ağırlık veriyoruz; çünkü, bunu da ihmal etmememiz lazım. Halbuki, biz, şu anda,
doğalgaz sebebiyle bütün yumurtaların yarısını bir sepete koymuş durumdayız.
Bunu da, alırken kazanmak şeklinde düşünüyoruz ve bütün anlaşmaları tekrar
gözönüne aldık. Orada, almak zorunda olduğumuz mecburî miktarı ve fiyatları
aşağı çekmeye çalışıyoruz, bununla ilgili bazı gelişmeler var; fakat, bu
gelişmeler hemen açıklanacak durumda olmuyor; çünkü, anlaşmalar, sadece iki
kişinin anlaşması değil; arkalarında bankalar var, arkalarında finans kurumları
var, diğer şirketler var; bunların hepsinin olurunun alınması gerekiyor. Onun
için, bu çalışmalar zaman alıyor; ama, biz, buna rağmen, gece geç vakitlere
kadar, cumartesi pazar dahil olmak üzere ekibimizle beraber çalışıyoruz.
Buradaki temel unsur, ülkenin menfaatıdır, milletin menfaatıdır ve aynı
zamanda, olayın sosyal boyutudur. Bu bakımdan, yerli kaynaklar bizim
vazgeçemeyeceğimiz unsurlardır. Zaten, petrol ve doğalgaz aramayı da
söylemiştim, bunlara da ağırlık veriyoruz. Biz, enerji dengemizde, bu aramalara
büyük önem veriyoruz.
Rüzgâr enerjisi ihmal edilmiştir. Rüzgâr enerjisi üzerinde
çok ciddi duruyoruz ve bunu, özellikle teşvik etmeyi düşünüyoruz; çünkü, biraz
önce bahsettiğim jeotermal enerji gibi, aynı zamanda güneş enerjisi gibi,
Türkiye'de, şu anda, maalesef, kullanılmayan; ama, Avrupa Birliği ülkelerinde
yüzde 15 civarında kullanılan ve yüzde 20’ye çıkarmaya çalıştıkları bir enerji
türüdür. Dolayısıyla, bunun üzerinde çok ciddî olarak durmaktayız.
Bu arada, su konusunu söylemeye zaten lüzum yok. Şu anda,
biz, sularımızın yüzde 35’ini kullanıyoruz, yüzde 65’ini kullanmıyoruz ve bunun
için de, Devlet Su İşleri, özellikle, çok geniş kapsamlı bir çalışma başlattı;
bununla, barajları ve hidroelektrik santralları -sulama dahil olmak üzere- ele
alıyor.
Olayın sadece bir enerji boyutu yok, aynı zamanda tarım
politikası açısından son derece önemli. Bununla ilgili, değişik finansman
modelleri üzerinde duruyoruz. Belki, bana soracaksınız; bütçenin bu kısıtlı
halinde, bu yatırımları nasıl yapacaksınız diye. Bunları, biz, tamamıyla, hem
özel sektör hem özelleştirmenin unsurlarıyla hem de yabancı sermayeyle
toparlamaya çalışıyoruz. Bunun için de güven esas olduğundan, biz, dört önemli
güveni oluşturmaya çalışıyoruz; bunlar, siyasî güven, hukukî güven, malî güven
ve idarî güven. Bunları oluşturmak için de, çok yoğun bir çalışma
içerisindeyiz.
Dolayısıyla, enerji politikamızı, çok sağlıklı,
sürdürülebilir bir şekilde oturtmaya çalışıyoruz ve bununla ilgili, tamamıyla
geleceği düşünerek, ulusal bir politika takip etmeyi amaçlıyoruz.
Yalnız, burada, yap – işlet – devret ve yap – işlet
çalışmalarında, maalesef yanlış uygulamalar olmuş. Bu yanlış uygulamaların
olması, bu metotların kötü olduğunu göstermez; bu yanlış uygulamaların olması,
bütün yabancı şirketlerin kötü olduğunu göstermez, uygulayıcıların hatalarıdır
bunlar. Bunları da masaya yatırdık ve şu anda, memnuniyetle ifade edelim ki –bu
bir pazarlık değil, bu bir yanlışın düzeltilmesidir- bununla ilgili, ciddî,
olumlu gelişmeler ve indirimler söz konusudur. Burada da, yine, anlaşmaların
imzalanabilmesi için, onların arkalarında bulunan –bazıların arkasında 20’yi
yakın banka ve şirket var- kurumların teker teker hepsinin olurlarının alınması
lazım. Bunu da, yakında açıklayacağız.
Burada yapmak istediğimiz şey: Özellikle, elektriğin fiyat
oluşumunun içerisindeki çok lüzumsuz, yersiz birtakım vergilerin olmasını, TRT
payı gibi... Burada, verginin vergisi şeklinde nitelendirilebilecek bir model
vardır. Bunu da, biz, yedi ayrı senaryo üzerinde çalışarak götürüyoruz. Aslında,
bu tip çalışmalar –takdir edeceğiniz gibi- üçbuçuk – dört aya sığacak
çalışmalar değildir; biz, senelerce sürebilecek bu çalışmaları, yoğun bir
çalışmayla ve geniş bir kadroyla yürütüyoruz ve bu noktada, zaten hazırlığımız
vardı. Bu hazırlığın üzerine diğer çalışmaları da oturttuk.
Dolayısıyla, enerji politikası sağlıklı bir baza
oturtulmaya çalışılmaktadır.
Teşekkür ederim.
Diğer soruların cevaplarını, zamanınızı almamak için yazılı
vermeyi uygun buluyoruz.
Yalnız, Ordu ile ilgili olana cevap vereyim, bölgeyle
ilgili olduğu için...
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Bakan, tam beş yıl önce
“kanal açılacaktır” diye cevap verilmiş; bir tek kazma yok.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Şöyle söyleyeyim; haklısınız...
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Bütün sebze ve meyveler zarar
görmüş.
BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap verir misiniz... Karşılıklı...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Ben zamanınızı almamak için, diğer programınız var diye bunları yazılı
vermeyi düşündüm; ama, cevabını vereyim.
Antalya-Çayboğazı projesi 2004 yılında bitirilecektir.
Elmalı Ovası sulamasında, Avrupa Kalkınma Bankasından
alınan 36 227 000 dolar krediyle çalışmalar hızlandırılmıştır. 2003 yılı sulama
sezonunda 1 288 hektar sulanacak ve sulama sürecektir.
Kumluca İlçesinde, Belediye Başkanları mülkiyet
problemlerini çözemediler. Mahallî idareciler mülkiyetle ilgili problemleri
çözer çözmez, kanal açılmasına derhal başlanacaktır; DSİ bu konuda hazırdır.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Bu arada sel felaketleri devam
edecek.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Yani, bu, DSİ’nin elinde olan bir konu değil.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – 100 trilyon zarar var efendim,
daha geçen ay...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– 100 trilyon olabilir... Ümit ediyoruz ki, bunu azaltalım; ama, konunun
bizimle ilgisi olmayan bir kısmından bahsediyorsunuz.
BURHAN KILIÇ (Antalya) – Belediye Başkanlarına
söylesinler...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Belediye Başkanınızı ikna ederseniz, olur bu.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Genel olarak söylüyorum.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)
– Şimdi, Ordu’ya cevap vereyim ben.
Ordu ile ilgili, Dereyolu; aşağı yukarı yüz yıllık bir
projedir bu. Şu anda, bu projenin, normal olarak beş yılda bitirilmesi
planlanmıştır; fakat, biz, bunu, hızlı bir çalışmayla üç yılda bitireceğimizi
ümit ediyoruz. Bununla ilgili, 11 trilyon para ayrılmıştır. Yapılacak
çalışmayla, aslında, Mesudiye’nin Ordu’ya karayoluyla bağlanması değil,
aslında, Sıvas’ın, hatta, biraz daha geniş düşünürsek, ilave yollarla GAP’ın
bağlanmasıdır. Bu projeyle, GAP‘ın ürünleri Karadenize ulaşacaktır,
Karadenizinkiler de güneydoğuya inecektir. Bu bakımdan, stratejik bir projedir
bu; buna özellikle ağırlık veriyoruz.
Onun dışında, tatbikat projesi de hazır...
BAŞKAN – Toparlar mısınız Sayın Bakan...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER
(Devamla) – İkinci olarak, Ordu İlinde madenlerle ilgili çalışmalara cevap
vereyim. Biliyorsunuz, ilin içinde hem kurşun hem bakır hem bentonit hem de
kaolin bulunmaktadır, mermerle birlikte. Ayrıca, uranyum ve altın zuhuratı da
vardır. Bununla ilgili, MTA, çalışmalarını yapıyor. Ayrıca, MTA’nın uyduyla
değerlendirmesi yapılıyor, bütün Türkiye’de yapılıyor. Dolayısıyla, Ordu da bu
illerin içinde. Burada tespit edilecek rezervler işlenmeye başlanacaktır.
Bununla ilgili, orada, ayrıca, ilave endüstrilerin kurulmasını da, biz, özel
sektör olarak düşünüyoruz.
Doğalgaz iki yıl içinde gelecek. Biliyorsunuz, Mavi Akımdan
dolayı bir hat doğuya bir hat da batıya doğru gidecek, T şeklinde. Bir de,
tabiî, Ankara’ya doğru gelen var. Dolayısıyla, o bölgeyle ilgili çalışmalar şu
anda programa alınmıştır. Zaten, hava kirliliği de belli bir boyuta ulaşmış oralarda.
Diğer illerde de, zaten, fazla doğalgaz olduğu için bir an evvel bunu satmak
istiyoruz. Bununla ilgili ön etütler yapıldı ve iki sene içinde bu
gerçekleşecek.
Diğer sorulara yazılı olarak cevap vermeyi uygun buluyoruz
, fazla zamanınızı almamak bakımından.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Sayın milletvekilleri, şimdi, sırasıyla, 10 uncu turda yer
alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup
oylarınıza sunacağım.
Kâtip Üyenin, bölümleri oturarak okumasını Genel Kurulun
oylarına sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1.– Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2003 Malî Yılı Bütçesi
A – C E T V E L İ
Program
Kodu A ç ı k l a m a L
i r a
101 Genel
Yönetim ve Destek Hizmetleri 6
112 500 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
111 Maden
ve Enerji Kaynaklarının İşletilmesi 163
827 500 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
900 Hizmet
Programlarına Dağıtılamayan Transferler 15
393 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
999 Dış
Proje Kredileri 9 731 000 000 000
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler...Kabul edilmiştir.
T O P L A M 195 064 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN–
(A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
A – C E T V E L İ
L i r a
- Genel Ödenek Toplamı : 94 799 935 000
000
- Toplam Harcama : 87 522 520 930 000
- İptal Edilen Ödenek : 7 277 414 070
000
BAŞKAN–
(A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Petrol İşleri Genel Müdürlüğü
2003 Malî Yılı Bütçesi
A – C E T V E L İ
Program
Kodu A ç ı k l a m a L i r a
101 Genel Yönetim ve Destek Hizmetleri 1 557 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
111 Petrol Faaliyetleri ve Akaryakıt Politikası 1 298 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
900 Hizmet Programlarına Dağıtılamayan Transferler 18 629 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
T O P L A M 21 484 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B)
cetvelini okutuyorum:
B – C E T V E L İ
Gelir
Türü A ç ı k l a m a L i r a
2 Vergi Dışı Normal Gelirler 168 500 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 Özel
Gelirler, Hazine Yardımı ve Devlet Katkısı 21
315 500 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
T O P L A M 21 484 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Petrol İşleri Genel
Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN–
(A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
Petrol İşleri Genel
Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
A – C E T V E L İ
L i r a
- Genel Ödenek Toplamı : 1 711 118 000
000
- Toplam Harcama : 1 527 506 440 000
- İptal edilen Ödenek : 183 611 560
000
BAŞKAN–
(A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
L i r a
- Bütçe tahmini : 1 359 000 000 000
- Yılı tahsilatı : 1 531 780 260 000
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
1.– Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü 2003 Malî Yılı Bütçesi
A – C E T V E L İ
Program
Kodu A ç ı k l a m a L i r a
101 Genel Yönetim ve Destek Hizmetleri 745 261 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
103 Makine İkmal Hizmetleri 77 528 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
111 İşletme ve Onarım Hizmetleri 11 352 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
112 Büyük Su İşleri 1
138 929 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
113 Küçük Su işleri 100
479 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
114 Yardımcı Tesis Yapımı Hizmetleri 5 735 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
900 Hizmet Programlarına Dağıtılamayan Transferler 3 636 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
999 Dış Proje Kredileri 1
476 012 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
T O P L A M 3 558 932 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B)
cetvelini okutuyorum:
B – C E T V E L İ
Gelir
Türü A ç ı k l a m a L i r a
2 Vergi Dışı Normal
Gelirler 59 020 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 Özel Gelirler,
Hazine Yardımı ve Devlet Katkısı 3
499 912 000 000 000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
T O P L A M 3 558 932 000 000
000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN–
(A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü 2000 Malî Yılı Kesinhesabı
A – C E T V E L İ
L i r a
- Genel Ödenek Toplamı : 1 631 025 664
490 000
- Toplam Harcama : 1 540 624 012 210 000
- İptal edilen Ödenek : 88 568 924
370 000
- Ödenek Dışı Harcama : 275 220 850
000
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel
Kanunlar Ger.Ertesi Yıla
Devreden Ödenek : 2 107 948 760 000
- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve
Dış
Proje Kredilerinden Ertesi
Yıla
Devreden : 837 849 510 000
BAŞKAN–
(A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
L i r a
- Bütçe tahmini : 1 309 495 000 000 000
- Yılı tahsilatı : 1 519 469 508 370 000
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Devlet
Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Maliye
Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri
okutuyorum:
MALİYE BAKANLIĞI
1.– Maliye Bakanlığı 2003 Malî
Yılı Bütçesi
A – C E T V E L İ
Program
Kodu A ç ı k l a m a L i r a
101 Genel
Yönetim ve Destek Hizmetleri 238
909 800 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
111 Devlet
Bütçesinin Düzenlenmesi, Uygulanması ve Denetimi 19 878 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
112 Devlet
Gelirlerine İlişkin Hizmetler 603 376 000
000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
113 Devlet
Muhasebe Hizmetleri 146 512 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
114 Devlet
Mallarına İlişkin Hizmetler 78 693 000
000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
116 Devlet
Hukuk Danışmanlığı ve Muhakemat Hizmetleri 24
149 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
119 Devlet
Taşınır Mallarının Tasfiye Hizmetleri 1
265 000 000 000
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
920 İktisadî
Transferler ve Yardımlar 550 000 000 000
000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
930 Malî
Transferler 13 931 989 200 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
940 Sosyal
Transferler 6 094 655 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
950 Borç
Ödemeleri 6 772 500 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
T O P L A M 28 461 927 000 000 000
BAŞKAN–
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maliye
Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Maliye Bakanlığı 2001 malî
yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Maliye
Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN
– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
Maliye Bakanlığı 2001 Malî
Yılı Kesinhesabı
A – C E T V E L İ
L
i r a
- Genel Ödenek Toplamı : 12 764 263 127
000 000
- Toplam Harcama : 13 160 492 449 440 000
- İptal Edilen Ödenek : 478 881 245
200 000
- Ödenek Dışı Harcama : 936 270 739 460
000
- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel
Kanunlar Ger.Ertesi Yıla
Devreden Ödenek : 61 160 171 820 000
- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve Dış
Proje
Kredilerinden Ertesi Yıla
Devreden : 124 076 800 000
BAŞKAN–
(A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maliye
Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Maliye Bakanlığının 2003 malî yılı bütçesi ile 2001 malî yılı
kesinhesabı kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 2003 Malî Yılı Genel ve Katma
Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu
Tasarılarının 1 inci maddeleri kapsamına giren bakanlık ve ilgili kuruluşların
bütçeleri ve kesinhesapları ile gelir bütçesiyle ilgili 2 nci maddesinin
görüşmeleri tamamlanmış bulunmaktadır.
C)
GELİR BÜTÇESİ
2.-
2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/530)
(S.Sayısı:76) (Devam)
2003
MALÎ YILI BÜTÇE KANUNU TASARISI
BİRİNCİ
KISIM
BİRİNCİ
BÖLÜM
Gider,
Gelir ve Denge
MADDE 1.- Genel bütçeye dahil dairelerin harcamaları için bağlı (A) işaretli cetvelde gösterildiği üzere 146 805 170 000 000 000 liralık ödenek verilmiştir.
BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Gelir bütçesine ilişkin 2 nci maddeyi tekrar okutuyorum:
MADDE
2- Genel bütçenin gelirleri bağlı (B) işaretli cetvelde gösterildiği üzere 100
357 000 000 000 000 lira olarak tahmin edilmiştir.
BAŞKAN – 2 nci maddeye bağlı (B) cetvelinin bölümlerini okutup, ayrı ayrı
oylarınıza sunacağım:
( Genel Bütçenin Gelirleri )
B - C E T V E L İ
|
Gelir Türü |
Açıklama |
Lira |
|
1 |
Vergi
Gelirleri |
85 955 000 000 000 000 |
BAŞKAN – Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
|
2 |
Vergi
Dışı Normal Gelirler |
10 294 000 000 000 000 |
BAŞKAN – Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
|
3 |
Özel
Gelirler ve Fonlar |
4 108 000 000 000 000 |
BAŞKAN – Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
|
|
TOPLAM : |
100 357 000 000 000 000 |
BAŞKAN – Kabul edenler... etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 inci maddeyi kabul edilen ekli cetveliyle birlikte
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen
ödenekler toplamından bu Kanunun 8 inci maddesinin "c" bendi uyarınca
iptal edilen ödenek miktarları düşüldükten sonra kalan tutar ile tahmin edilen
gelirler arasındaki fark net borçlanma hasılatı ile karşılanacaktır.
BAŞKAN – 3 üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş; buyurun
efendim.
Sayın Keleş yok galiba?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yok Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şahısları adına söz isteyen, Tekirdağ Milletvekili
Sayın Enis Tütüncü; buyurun efendim.
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 3 üncü madde üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum;
sözlerime başlarken, sizi ve televizyonları başındaki tüm halkımızı en iyi
dileklerimle, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Bu madde, gerçekten denge maddesi, son derece önemli bir
madde. Kişisel konuşma yapmanın ötesinde bir konuşma yapmak isterdim; ama,
Sayın Başkan, şunu öğrenmek isterim: Yine, 5 dakikayla mı sınırlı? Ona göre bir
konuşma götürmek istiyorum.
Evet, Sayın Keleş de geldiler...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Siz devam edin SayınTütüncü.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Ben, o zaman, kişisel konuşmamı
yapayım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; öncelikle bir görüşümü
dile getirmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi, fazla enkaz edebiyatı
yapmıyor. Bunu teslim ediyoruz. Arada bir oluyor da, enkaz edebiyatı fazla
yapmıyor; ancak, bir şey yapıyor, sürekli olarak geçmiş dönemin kötü mirasını
gündeme getiriyor.
AHMET YENİ (Samsun) – Doğru o da...
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Doğru... Doğru...
Bu kötü mirası o kadar çok dile getiriyor ki, bu Yüce
Meclisin duvarları sanki ağlama duvarına, sızlanma duvarına dönüyor. İşte, bu,
doğru değil. Seçim öncesini anımsayalım. Seçim öncesinde bir fotoğraf çektiniz,
biz de çektik. Durumun ne kadar kötü olduğunu, ne kadar yanlış uygulamalar
içinde bulunulduğunu halkımıza anlatmaya çalıştık. Halkımıza anlatmaya
çalıştık, halkımız sizi dinledi, bizi dinledi. Herhalde, bu kötü fotoğrafı,
kötü manzarayı, siz, daha iyi anlattınız ki halkımıza, halkımız size iktidar
verdi, öyle değil mi... Peki, değerli arkadaşlarım, işte, burada duracağız.
Yani, seçim öncesinde seçim meydanlarında anlattıklarımızı, dile getirdiğimiz
sızlanmaları iki aydan beri, üç aydan beri sürekli bu çatı altında dile
getirirsek; yani, bunun bir anlamı yoktur diye düşünüyorum. Bu durumu
dikkatlerinize sunmak istiyorum; çünkü, halkımız, size sorunlarının çözümü için
iktidar verdi, Meclis duvarlarında ağlamak için değil.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; kaldı ki, madalyonun
öbür yüzüne biraz değinmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı o
kadar kötü miras almadı. Şimdi bakınız, size burada madalyonun diğer yönünü...
Miras kötü de... (AK Parti sıralarından gülüşmeler) Hep beraber güleceğiz
şimdi... 3 üncü maddeyle ilgili olarak, 2002 yılından 2003 yılına gelen olumlu
trendleri, hem Maliyenin hem devlet Planlama Teşkilatının rakamlarıyla,
devletin resmî rakamlarıyla ortaya koyayım da, ondan sonra hep birlikte
gülelim.
Bakınız, 2002’de, Hazine borçlanma maliyetleri düşüş
trendine girmiştir. Borçlanma vadeleri tekrar uzatılabilmiştir 2002’de.
Örneğin, devlet iç borçlanma senedi, yaklaşık, bileşik faiz oranı 2001’de yüzde
99’ken, 2002 yılında bu yüzde 58’e gerilemiştir. Ortalama borçlanma ise, 4,8
aydan 9 aya çıkmıştır... Bunları görmemiz lazım, ağlayacağımıza bunları
görelim, ağlamayı keselim biraz, ne yapmamız gerektiğini düşünelim ve olumlu
politikalarla, bu olumlu trendi daha olumlu hale götürelim; bunu söylemek
istiyorum. Başka bir olumlu trend, içborçların gayri safî millî hâsılaya oranı,
2002’de yüzde 55’e düşmüştür; oysa, bu oran, 2001’de yüzde 69 idi.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tütüncü, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için
1 dakika eksüre veriyorum.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Sağ olun efendim.
Dışborçların vade kompozisyonunda da olumlu bir değişme
yaşanmış; öyle olumlu bir değişme yaşanmış ki, dışborç stoku içindeki kısa
vadeli borç yüzde 11’e kadar düşmüş, yüzde 15’lerdeydi. Hazine alacaklarının
tahsilinde olumlu gelişmeler var. Kamu bankalarının sermaye piyasası
üzerindeki, malî piyasalar üzerindeki olumsuz etkisi telafi edilmiş durumda.
Şimdi, buradan, şunu söylemek istiyorum: Ne oldu; böyle
olumlu bir atmosferle gelindi, bir güven bunalımına girildi ve birdenbire
faizler fırladı. Ocak, şubat, mart aylarında, üç ayda 23 katrilyonluk borçlanma
yapma durumunda kaldı Türkiye. Tabiî, bu, geçmiş dönemin sıkıntısı; ama,
söylemek istediğim şu, bu 23 katrilyonun 10 katrilyonu borçlanma faizidir. Borçlanma
faizlerinde üç ayda, bu güven bunalımı nedeniyle, ortalama yüzde 10 bir artış
oldu –paçal olarak söylüyorum- yani, şunu söylemek istiyorum: Eğer piyasalara
güven vermiş olsaydınız, yüzde 10 kadar faiz artışı olmayacaktı, 10 katrilyon
yerine 1,6 katrilyon ödeyecektiniz ve 10 katrilyon da tasarruf edecektiniz,
yaklaşık bir milyar dolar. İşte bunalım...
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Ülke yönetimi ciddiyet ister.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Muhalefet olmak da ciddiyet ister.
BAŞKAN – Şahsı adına, Hakkâri Milletvekili Sayın Mustafa
Zeydan; buyurun.
Konuşma süreniz 5 dakika.
MUSTAFA ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bütçemiz hayırlı olsun.
Çok kısa bir zamanımız var. Bütçemiz, hepimizin bildiği
gibi, çok kısıtlı yapılmış bir bütçe, AK Parti gibi tertemiz bir bütçe. Ona
inanıyoruz; ama, yine de hükümete güveniyorum, geri kalmış bölgelerimize,
bütçeye göre değil, geri kalmışlık durumuna göre bakacaklardır.
Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, güneyimizde
sıcak bir savaş var; Hakkâri, o savaşın, neredeyse içinde sayılıyor. Hakkâri,
şu anda çok tehlikeli bir durumda; her şeye karşı, her türlü tehlikeye karşı,
Hakkâri şu anda yaşamaktadır. Örneğin, Hakkâri, kimyasal, biyolojik silahlarla
her an karşı karşıya kalabilir. Temenni ederim ki, hükümetimiz, bu konuda
gerekli tedbirleri alacaktır, buna inanıyorum.
Değerli arkadaşlarım, güneydoğu, doğu, zaten yirmi senedir
terörle mücadele içerisindedir. Biz, bu konuları çok öğrenmiş, çok alışmış
insanlarız. Aslında, güneyde olan olaylar hakkında Türkiye’nin fazla telaş
etmesine de gerek yoktur;. nihayet, dışımızda olan bir olaydır. Türkiye güçlü
bir devlettir. Biz bunun güçlüğünü yirmi sene yaşadık, belki Ankara’da,
İstanbul’da oturanlar, bu konuları, pek, bizim kadar bilmiyorlar. Türkiye,
dünyanın en güçlü terörüyle mücadele etti ve dünya devletlerinin desteklediği o
terör dahi yok, oldu bitti; onun için, bizim, Türkiye’nin güçlülüğüne güvenimiz
tamdır. Güneyimizde olan olay da Türkiye’yi fazlaca rahatsız edebilecek bir
durumda değildir; ona da hiç inanmıyorum; o bakımdan, hiç telaşa da gerek yok.
Basından da ricam, vatandaşımızı, kamuoyumuzu fazla telaşa sokmasınlar; bu,
zaten, bizim, dışımızda olan bir olaydır.
Değerli
arkadaşlar, yalnız şunu söylemek istiyorum: Terörden dolayı yirmi senedir çektiğimiz
sıkıntılar var. Hükümetimizin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gönderdikleri
amirleri, bilhassa valilerden başlamak kaydıyla, kaymakamları, emniyet
müdürlerini vesaire... Biliyorsunuz, yasalarımıza göre, herkes kanun karşısında
eşittir. Doğrudur; ama, kim eşittir; kanun karşısında, o kanuna uyan, o kanuna
uygunluğu sağlayan, o kanunun emirlerini yerine getirenlerin eşit olması lazım.
Siz, 40 000 insanın katili olan ve bunlara yardım eden kişiler ile devlet için
hayatını ortaya koyan kişileri aynı kefeye koyarsanız, yanlış yaparsınız. Onun
için, bilhassa o yörede bulunan amirlerimizin çok duyarlı olmaları lazım.
Bakınız,
buradan askerlere çok teşekkür ediyorum; askerler çok çektikleri için, bütün
kurumlardan daha duyarlıdırlar.
Değerli
arkadaşlar, o bakımdan, hükümetimizin, yöreye giden amirlerimizi, valilerimizi,
kaymakamlarımızı, emniyet müdürlerimizi bu konularda ikaz etmesi lazım. O terör
örgütü, camileri yakmış, okulları yakmış, öğretmenleri öldürmüş, askeri
öldürmüş, vatandaşı öldürmüş ve onları destekleyenler, şimdi “ne olacak canım,
vatandaşımızdır, kanunlarımız böyle yazıyor” diyorlar. Doğrudur, kanunlar öyle
yazıyor; ama, kanun “git, askeri, polisi öldür” demiyor ki... Ondan sonra, sen,
git, Mustafa Zeydan’la eşit ol... Böyle bir şey olamaz; olmaması lazım.
Değerli
arkadaşlar, bu konuda çok büyük sıkıntımız vardır; ama, ben, inanıyorum ki, bu
hükümet, bu konuda gerekli titizliği gösterecektir.
Değerli
arkadaşlar, malum, biliyorsunuz, birçok arkadaşımız, yine, köye dönüşler
konusundan bahsetti. İnşallah, hükümetimiz, yakında, bu, köye dönüşler
konusunda da gerekli tedbirleri alacaktır.
Bakınız,
terör olaylarına karşı 60 000 silahlı korucu görev yapmıştır. Bu arkadaşların
görev yaptığı zaman aldıkları maaş sadece 7 000 000’du. Bu insanlar,
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için, bayrak için hayatlarını ortaya koydular;
şu anda düşman sahibi olmuşlar; ama, üzülüyorum ki ve yazık ki, şu anda devlet
eliyle bu adamlar dışarı itiliyor. Devlet, eğer kendi adamına sahip çıkmazsa,
ilerideki günlerde sıkıntı çekebilir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, devletin kendi adamına sahip olması
lazım. Atatürk’ün tek muvaffakiyeti vatandaşına verdiği güvendir; kendi yanında
olan kişilere sahip olmasından dolayı olmuştur. Şimdi, bizim için hayatını
ortaya koymuş insanları, biz, bugün “rahatladık, hiçbir şey yok” deyip elimizin
tersiyle itersek, yarın sıkıntıya girmiş olacağız.
Ben, fazla vaktinizi almayacağım. Bütçemizin memleketimize,
milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Hakkâri’yi unutmayın; teşekkür ederim,
saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zeydan.
Şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Birgen
Keleş.
Buyurun Sayın Keleş. (CHP sıralarından alkışlar)
BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi şahsım adına selamlıyor ve Yüce Meclise saygılar
sunuyorum.
Bu madde, bir denge maddesidir ve 2002 yılında çıkarılmış
olan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Yasasının hükümlerine göre ödenekler ile
gelirler arasındaki farkın borçlanılarak karşılanabileceğini öngörmektedir.
Yalnız, tabiî, bunun anlamlı olabilmesi için, ödeneklerin ve gelirler
arasındaki farkın borçlanarak karşılanabilmesi ve bunun yeterli olması için
gerçekçi rakamlarla bütçenin yapılmış olması lazım. 2003 yılı bütçesi için ne
yazık ki bunu söylememiz mümkün değildir; çünkü, fiyat artışlarında, bütçenin
büyümesinde ve dış satım rakamlarında gerçekçilikten uzaktır. Daha önce baz
aldığı rakamlardaki değişmeleri yansıtmamaktadır. Irak olayı gibi bir olayı
yansıtmamaktadır.
Ayrıca, örneğin, yatırımlarda büyük değişiklikler
öngörüldüğü halde, 11 katrilyondan 7,6 katrilyona indiği halde, bunları da,
yüzde 5 büyümeyi değiştirmeden geçerli saymaktadır.
Kaynaklar ve harcamalar dengesinde de, özel sektör
yatırımlarının yüzde 17 gibi gerçekçi olmayan bir oranda büyümesini
öngörmüştür;halbuki, 2002 yılı gibi nispeten makul sayılacak bir yılda,
büyümenin olduğu, fiyat artışlarının aşağıya çekildiği bir yılda bile, bu
yatırımlar, sadece artmamış, tam tersine, yüzde 1 oranında azalmıştır.
Dolayısıyla, sadece bütçe büyüklükleri açısından değil, çok önemli genel
dengeler açısından da gerçekçi rakamları içermeyen bir bütçeyle karşı karşıya
bulunuyoruz.
Peki, malî bakımdan sürdürülebilir midir bu şey? Ben, bir
defa, bütçedeki rakamların daha da olumsuz yönde gelişeceği -örneğin,
harcamaların, 2002 yılında da öyle olmuştur- ve bütçe açığının, öngörülen bütçe
açığının, 46 katrilyon olarak öngörülen açığın daha da büyüyeceği kanısındayım.
Ama, bunun böyle olmasını istemiyorum, dilemiyorum; çünkü, değerli
arkadaşlarım, daha olumsuz bir gelişmeyi, Türkiye’nin içinde bulunduğu
koşullarda kaldıramayacağımız kanısını taşıyorum.
Bakın, malî bakımdan sürdürülebilirliğe değinmek istiyorum
şimdi de. Malî bakımdan sürdürülebilirliği test etmemiz için iç ve dış
borçların gayri safî millî hâsılaya oranına bakmamız lazım. 2002 yılında bu
oran yüzde 100’dür. Makul bir oran olmadığını ve uluslararası kriterlere
uymadığını söylemek istiyorum; çünkü, bu, Maastricht kriterlerinde yüzde
60’dır. Özel sektörün borçlanmasını dikkate aldığımız zaman yüzde 121’e
çıkmaktadır. 59 katrilyon lira vergi toplamışız bu yıl, 2002’de ve bunun 51
trilyonunu yerli ve yabancı sermayeye “buyurun, sizden borç aldık; güle güle
kullanın faiz olarak” demişiz.
Değerli arkadaşlarım, bu, malî bakımdan, ahlaki bakımdan,
insan hakları bakımından, demokrasi bakımından, sosyal adalet bakımından
sürdürülebilir bir durum değildir ve sürdürülmemelidir. O bakımdan, ben, 22 nci
Dönem Parlamentosu parlamenterlerine, sizlere, büyük bir sorumluluk düştüğü
kanısındayım. Bir defa bu sorumluluk şudur:
Öncelikle, IMF’nin dayatmalarına ve iç ve dış sermaye
çevrelerinin ekonomiyi yönlendirme isteklerine karşı bir direnme gücü geliştirmeliyiz
ve bunda kararlı olmalıyız. Ondan sonra yapacağımız şey, ciddî bir malî
reformdur. Bunun için ciddî bir malî reform hazırlığına girişmeliyiz. Bir vergi
reformu fevkalâde önemlidir. Bu reform, mutlaka, vergi adaletini sağlamalıdır,
orta ve alt gelir gruplarındaki adaletsizliği ve onların üzerine binen yükü
gidermelidir. Bunu yaptıktan sonra, tabiî, sadece kaynakları artırmamız yetmez,
kaynakları en akılcı şekilde kullanmak en az kaynakları artırmak kadar önem
taşımaktadır. Üretim ve yatırıma yönlendirmek ve bunları en verimli şekilde
kullanmak önemli hedeflerden bir tanesidir ve bunu mutlaka gerçekleştirmek
zorundayız. Bunu gerçekleştirebilmek için de bu anlayışı benimsemeliyiz değerli
arkadaşlarım; çünkü, ancak böyle bir anlayışla biz yatırım projelerini kamu
yararı açısından irdeleyebiliriz, ancak, böyle bir anlayışla yatırım
projelerini ve politikaları, birbirlerine tutarlı olup olmamaları açısından
denetleyebiliriz, ancak böyle bir anlayışla biz sektörlere ne kadar kaynak
aktaracağımızı ve bu kaynakları nasıl dağıtacağımızı belirleyebiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayabilir misiniz sayın vekilim.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Bir iki dakika süre verirseniz
tamamlarım.
Sayın milletvekilleri, sorumluluğumuzun çok büyük olduğunu
düşünüyorum ve bu sorumluluğu da reddetme, erteleme, savsaklama lüksüne sahip
olmadığımız kanısını taşıyorum.
Türkiye, uluslararası kuruluşların, yerli ve yabancı
sermaye çevrelerinin kendisinin iradesinde olmayan uygulamalara zorlayacağı bir
ülke değildir ve olmamalıdır da. Ülke yönetiminde kamu yararı ve halkın iradesi
hâkim olmalıdır ve dışpolitikada bağımsızlığın, siyasette bağımsızlığın
ekonomik bağımsızlıktan geçtiği de hiç unutulmamalıdır.
Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.
Madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.
Madde üzerinde önerge yok.
3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ
BÖLÜM
Bütçe
Düzenine İlişkin Hükümler
MADDE
4. - Gider cetvelinin bölümleri, program bütçe uygulamasında programlar
şeklinde düzenlenir. Programlar alt programlara, alt programlar da hizmetlerin
veya harcamaların niteliğine uygun ödenek türlerine göre faaliyet veya
projelere ayrılır. Her faaliyet veya proje gerekli sayıda harcama kaleminden
oluşur.
26/5/1927
tarihli ve 1050 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda ve bu Kanunda yer alan;
a)
"Fasıl ve bölüm" deyimleri bütçe sınıflandırmasında, "Program"ı,
b)
"Kesim" deyimi, "Alt program"ı,
c)
"Madde" deyimi, harcama kalemlerini de kapsayacak şekilde
"Faaliyet" veya "Proje"yi,
d)
"Tertip" deyimi, hizmet veya harcamanın yapılacağı program, alt
program, ödenek türü, faaliyet-proje ve harcama kalemi bileşimini,
e)
"Harcama kalemi" deyimi, (A) işaretli cetvelde yer alan ödeneklerin
100, 200....900 düzeyindeki ayrımını,
f)
"Ayrıntı kodu" deyimi, harcama kaleminde yer alan ödenekler esas
alınarak tahakkuk ettirilecek giderlerin (R) işaretli cetvelde belirtildiği
üzere Devlet muhasebesi kayıtlarında gösterileceği alt ayrımı (bu ayrıma
Kesinhesap Kanunu tasarılarında da yer verilir.),
g)
Borç ödemeleri yönünden "ilgili hizmet tertibi" deyimi, (Personel
giderlerine ait harcama kalemlerindeki ödenek bakiyeleri yalnızca personel
giderleri borçlarına karşılık gösterilmek şartıyla) hizmet veya harcamanın ait
olduğu programı,
İfade
eder.
26/5/1927
tarihli ve 1050 sayılı Kanun, yılı bütçe kanunları ve diğer kanunlarda yer alan
bütçe sınıflandırmasına ilişkin deyimleri analitik bütçe sınıflandırmasına
uygun olarak yeniden belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – 4 üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Oğuz Oyan; buyurun. (Alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Tabiî, bu konuşmayı, Sayın Maliye Bakanı buradayken yapmak
isterdim. Hükümet ve Maliye Bakanı, galiba, bu bütçeyi bizim kadar dahi ciddiye
almıyor; öyle anlaşılıyor.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Biraz sonra gelecek.
OĞUZ OYAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, bu
madde bağlamında, bu bütçenin Anayasaya aykırı olarak getirdiği düzenlemeleri
aktarmak istiyorum. Bu, yeni bir olgu değildir. Yıllardır, Türkiye’de, bütçe
kanunlarıyla Anayasaya aykırı düzenlemelere gidilmektedir. Anayasa
Mahkemesinden bu konuda çok sayıda iptal kararı çıkmıştır. Buna rağmen, bu tür
düzenlemeler devam etmektedir; üstelik, 2003 bütçesi, bu düzenlemeleri çok daha
fazla genişletmektedir.
Anayasaya aykırı düzenleme nasıl yapılmaktadır; bunun iki
ana yolu vardır. Bu yollardan birincisi, Anayasanın, bir kanunla düzenleme
yapılmasını istediği, emrettiği durumlarda, anayasal kurala uyulmaksızın, bütçe
yasasıyla düzenleme yapılmasıdır. Bu, anayasaya aykırılık oluşturur. Anayasanın
161 inci maddesi çok açıktır ve orada “bütçe kanununa, bütçe ile ilgili
hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz” denilmektedir; ama, konulmaktadır.
Maddelere geçmeden önce bir şeyi söyleyeyim: Anayasanın hangi maddeleri bunları
düzenliyor? Anayasanın 73 üncü maddesi, vergi ödeviyle ilgili olarak bir
düzenleme getiriyor. Anayasanın 128 inci maddesi, kamu hizmeti görevlileriyle
ilgili olarak bir düzenleme getiriyor. Anayasanın 161, 163 üncü maddeleri,
bütçenin hazırlanması, uygulanması ve değişiklik yapılabilme esaslarıyla ilgili
olarak özel yasal düzenleme yapılmasını kurala bağlıyor ve bütçenin sınırlarını
çiziyor. Örneğin, vergi muafiyet ve istisnalarının bütçe yasasıyla konulması,
değiştirilmesi veya kaldırılması, anayasal düzen açısından mümkün değildir.
İkincisi, Anayasada yasaya bırakılmamış; ancak, bir yasayla
düzenlenmiş olan konular varsa, bunların da bütçe kanunuyla değiştirilmesi
mümkün değildir ya da ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Anayasanın genel hükümlerinde, 87, 88, 89 uncu maddelerinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri, yetkileri, bu bağlamda, kanunların
teklif edilmesi, görüşülmesi ve Cumhurbaşkanlığınca yayımlanması esasları
düzenlenmiştir. Örneğin, bütçe gelirlerinden pay alınması, bazı idare veya
kuruluşlar bakımından kendi özel yasalarıyla düzenlenmişse, bunun bütçe
hükümleriyle değişmesi olanağı yoktur. Örneğin, siz, belediyelerin paylarını
özel yasada düzenlemişseniz, buraya da bütçe yasasıyla getirip, bunları yeniden
düzenleme imkânınız yoktur.
Maliye Bakanı yaptığımız konuşmanın önemi üzerine,
herhalde, teşrif etmiş gözüküyor.
Bakınız, şimdi, bazı örnekler vereyim: Efendim, maddelerin
değerlendirilmesi açısından bakarsak, 2003 yılı bütçesinin maddelerinde çok
sayıda Anayasaya aykırılık görüyoruz; bunlar, hızlı bir incelemeyle 20
civarında gözüküyor.
Örneğin, 10 uncu maddede kamu haznedarlığı olarak
düzenlenen madde, Anayasa Mahkemesince daha önce iptal edilmiş bir maddedir;
çünkü, böyle bir düzenlemeyle, siz, birçok kamu kuruluşunun kendi özel
yasalarında yapılmış düzenlemelere aykırı düzenleme getiriyorsunuz;
dolayısıyla, burada bir Anayasaya aykırılık var; bu iptal edildi. Daha önce,
SSK Genel Müdürü olan ve şu anda aramızda bulunan arkadaşımız Kemal
Kılıçdaroğlu’nun da başvurusu bunda rol oynamıştı; bu, Anayasanın genel
hükümlerine, 87 inci ve 89 uncu maddelere göre bir iptal kararıyla
sonuçlanmıştır. Yani, SSK Genel Müdürlüğü gibi, il özel idareleri gibi, Türk
Telekomünikasyon A.Ş gibi, Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevleri,
İş Yurtları Kurumu gibi, gelirleri özel yasalarla düzenlenmiş kurumları, siz,
burada, kamu haznedarlığı içine alamazsınız.
Madde 13’te, yatırım harcamaları başlığı altında, il özel
idarenin yetki devri düzenlemesi, Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki “mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ve yetkileri, yerinden
yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir” hükmüne aykırıdır.
16 ncı maddenin (b) fıkrasında “ilaç katılım payları
karşılığında ilgililerin maaş ve aylıklarından kesinti yapmaya Maliye Bakanı
yetkilidir” düzenlemesi Anayasaya aykırıdır ve bu hüküm, buna benzer bir hüküm
1995 yılında iptal edilmiştir.
17 nci maddenin (b) fıkrasında “vakıf ve dernekler ayrıca
Maliye Bakanınca denetlenir” hükmü, bütçeyle, bütçe dışı alanlarda kanun yapmak
hükmünde olup, Anayasaya aykırıdır; yapacaksanız, bunun kanunu vardır, bu
kanunda yaparsınız.
Madde 20’de düzenlenen ödenek devir ve iptal işlemleri
bağlamında (b) fıkrasında “özel ödeneklerden yapılacak harcamaların İhale
Kanunu, Genel Muhasebe Kanunu, Sayıştay Kanununda sayılan hükümlere tabi
olmaması” yönündeki düzenleme, Anayasa aykırıdır; nitekim, daha önce bu konuda
Anayasa Mahkemesinin iptal kararları bulunmaktadır.
20 nci maddenin (g) fıkrasında “işyurtları paylarından
İşyurtları Kurumu hesabına aktarılması gereken tutarın tamamını genel bütçeye
gelir kaydetmeye Maliye Bakanlığı yetkilidir” düzenlemesi, Anayasaya aykırıdır.
Bunu yapmak istiyorsanız, kanunla yaparsınız, bu kurumun kanununu
değiştirirsiniz; Anayasaya aykırılık teşkil ettirmezsiniz, her yıl da burada bu
tür düzenlemelere başvurmamış olursunuz.
Madde 26’da düzenlenen Hazine garanti limiti, dış proje
kredileri ve borçlanmaya ilişkin hükümler kapsamındaki (c) fıkrasında “KDV ve
ÖTV karşılığı olmaması durumunda bunlara ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir”
hükmü, Anayasaya açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Bu hüküm, daha önce Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir; ancak, 2003 geçici bütçesinde de bu
hükme yer verilmişti; biz, geçici bütçe olduğu için Anayasa Mahkemesine
gitmemiştik.
Aynı maddenin (d) fıkrasında, yani, 26 ncı maddenin (d)
fıkrasında “devlet dış borçlarıyla ilgili kredi anlaşmalarında öngörülen bütün
ödeme ve işlemler 2003 yılında her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır”
hükmü, Anayasaya aykırıdır. Daha önce de, 1996 yılında, Anayasa Mahkemesi iptal
kararı vermiştir. Anayasanın 73 üncü maddesine bakarsanız, bunun neden iptal
edilmesi gerektiğini anlarsınız.
Aynı maddenin, yani, 26 ncı maddenin (g) fıkrasında, tıpkı
biraz önce söylediğim (d) fıkrasında olduğu gibi, yine, Anayasanın 73 üncü
maddesine aykırılık vardır; çünkü, tekrar söylüyorum, vergi, resim, harç, fon
kesintisinden istisna hükmü getiren tüm düzenlemeler Anayasaya aykırıdır.
Yapmak istiyorsanız yolu açıktır, kanunu değiştirirsiniz, kimse size engel
değil; ama, bütçe kanunuyla bütçeyi ilgilendiren hükümler koyabilirsiniz.
31 inci maddenin (g) ve (k) fıkraları da Anayasaya aykırı
düzenlemelerdir.
35 inci maddede “Muhtelif gelirler” başlığı altında
özellikle bunun (a) fıkrasında düzenlenen kurumların hâsılatından alınacak
paylar konusu, kuruluşların yasalarındaki özel hükümlere aykırı olması
nedeniyle, 1996 ve 2002’de, Anayasa Mahkemesince iki kez iptal edilmiştir.
49 uncu maddede düzenlenen milletlerarası tahkime ilişkin
uyuşmazlıklarda hizmet satın alınması konusu, 4734 sayılı İhale Kanununun
hükümleri dışına çıkmak anlamına gelmektedir ve Anayasaya aykırıdır.
50 nci maddede düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi
lojmanlarının satışı konusu da, Anayasaya aykırılık yönünden iptal konusu
olabilecektir.
Birincisi: Kamu kuruluşlarının gayrimenkul satışının bütçe
kanunuyla düzenlenmesi konusu daha önce de Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş
idi. Söz konusu gayrimenkuller Maliye Bakanlığı mülkiyetinde olduğuna göre, burada da benzer sorun vardır.
İkincisi: Bu satıştan elde edilen gelirlerin belirli
bölümleri belediyelere ve kuruluşlara dağıtılmaktadır ki, burada da Anayasaya
aykırı düzenleme söz konusudur; bunlar bütçe kanunuyla yapılmaz.
Üçüncüsü: Bu satışların 4734, 1050 ve 832 sayılı Yasaların
düzenleme kapsamından çıkarılması yönünden de Anayasaya aykırılık söz
konusudur.
Nihayet 51 inci maddeye geliyorum. 51 nci madde çok uzun
bir madde, şimdiye kadar olduğundan çok daha uzun düzenlenmiştir. “Kısmen veya
tamamen uygulanmayacak hükümler” başlığı altında çok sayıda hüküm
sayılmaktadır. Burada, Anayasaya çok sayıda aykırılık vardır; ben, 5 tane
saydım, daha fazla sayanlar olabilir. Burada, 51 nci maddenin (a) fıkrasının 5
inci bendinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun memur aylıklarına katsayı
ve artışlara ilişkin hükümleri kapsayan 154 ncü maddenin birinci fıkrasının
2003 yılında uygulanmamasına dönük düzenleme Anayasaya aykırı düzenlemedir.
Keza, burada, geçici bütçeyle daha önce getirilmiş olan harcırahların Harcırah
Kanunuyla düzenlenmesi gerekirken, bunun Anayasayla düzenlenmesine ilişkin (f)
fıkrası, yine, Anayasa Mahkemesince -daha önce 2002 yılında iptal edilmiş,
henüz çok yakın- iptal edilmiş bir düzenleme olup, burada tekrar edilmektedir.
Üstelik burada, yeni (f) fıkrasında, komisyonda değişiklik görmüş (f)
fıkrasında harcırahlara bir de tavan getirilmektedir, 500 milyon gibi; bu da,
Harcırah Kanununu ilgilendirmektedir ve Anayasaya aykırıdır.
51 inci maddenin (e), (v) ve (y) fıkralarında yer alan pay
dağıtma oranlarını değiştiren düzenlemeler de Anayasaya aykırıdır.
Burada, özellikle (v) ve (y) fıkralarına değinmek
istiyorum; çünkü, burada, belediye payları değiştirilmektedir. (v) fıkrasında
belediyelere bütçeleri üzerinden verilen yüzde 6’lık oran yüzde 5’e
indirilmektedir. Böyle bir düzenleme, ancak ilgili kanunda yapılabilir; burada,
bütçe kanununda bu düzenlemeyi yapamazsınız. Keza (y) fıkrasında büyükşehir
belediyelerine ilişkin payın 4,1’den 3,5’e geriletilmesi de yine Anayasaya
aykırıdır; bu, ancak ilgili kanunda bir düzenlemeyle mümkün olabilirdi.
Bütün bunlar için Anayasa Mahkemesine başvurma yolu
açıktır, Anayasaya aykırılıktan, çok sayıda iptal söz konusu olabilecektir.
Biz, buradan uyarıyoruz; bu uyarıyı, lütfen, ciddiye alınız; Türkiye’nin
kaynaklarını, Türkiye’nin zamanını boşa harcamayınız; Anayasaya aykırı olan
düzenlemeleri, lütfen, bütçelerle getirmeyiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Oyan; konuşmanızı
tamamlayabilirsiniz.
OĞUZ OYAN (Devamla) – Ben, son olarak şunu söyleyeyim:
Türkiye’nin, gerçekten, kaybedecek zamanı yok. Burada, tekrarlanan aykırılıklar
söz konusudur. Bu yolu ilk defa siz açtınız demiyoruz; bu yolu ilk defa Adalet
ve Kalkınma Partisi açmamıştır; ancak, sizin dönemizde, bu yol, otoyola
-isterseniz, duble yola diyelim- çevrilmiştir. Bu, yanlış bir uygulamadır;
bundan vazgeçiniz. Burada, geçici bütçe sırasında, bu uyarıları tekrarladık ve
“önümüzde üç ay var; lütfen, bu düzenlemeleri getirmeyiz; bu üç ay içinde,
ilgili bazı yasalarda düzenleme yapma imkânı vardır, bunları yapınız” dedik.
Lütfen, bunları yapalım. Şimdi yapamadınız... Şimdi
yapsanız, hâlâ mümkün; ilgili maddelerde, önergelerle, bu düzeltmeler
yapılabilir. Biz, bazıları için yapmaya çalışacağız, hepsi uğraşmayacağız; ama,
Anayasaya aykırılık için başvuru yolu açıktır. Biz umuyoruz ki, bundan sonra,
en azından önümüzdeki bütçe döneminde bunların tümü ayıklanmış olsun; ama,
burada da, elimizde henüz fırsat varken, geliniz, bu yolu kapatalım, bütçeleri,
genel mevzuata, özellikle Anayasaya uygun hale getirelim.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oyan.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Madde üzerinde önerge yoktur.
4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
Bağlı cetveller
MADDE 5. - a) Bu Kanunun 1 inci
maddesi ile verilen ödeneğin dağılımı (A),
b) Özel hükümlerine göre 2003 yılında tahsiline devam olunacak Devlet
gelirleri (B),
c) Devlet gelirlerinin dayandığı temel hükümler (C),
d) Kanunlar ve kararnamelerle bağlanmış vatani hizmet aylıkları (Ç),
e) Gelecek yıllara geçici yüklenmelere girişmeye yetki veren kanunlar (G),
f) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanun hükümleri uyarınca verilecek
gündelik ve tazminat miktarları (H),
g) Çeşitli kanunlara göre bütçe kanunlarında gösterilmesi gereken parasal
sınırlar (İ),
h) Ek ders, konferans ve fazla çalışma ücretleri ile diğer ücret
ödemelerinin miktarı (K),
ı) Kurumların mevcut lojman, sosyal tesis, telefon, faks ve kadro sayıları
(L),
j) 11/7/1982 tarihli ve 2698 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi gereğince Milli
Eğitim Bakanlığı tarafından idare edilecek okul pansiyonları ile Sağlık
Bakanlığına bağlı sağlık okulları öğrencilerinden alınacak pansiyon ücretleri
(M),
k) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Kanun uyarınca milli müdafaa
mükellefiyeti yoluyla alınacak;
1. Hayvanların alım değerleri (O),
2. Motorlu taşıtların ortalama alım
değerleri ile günlük kira
bedelleri (P),
l) Harcamalara ilişkin formül (R),
m) Kurumların sahip oldukları taşıtlar ve 2003 yılında 5/1/1961 tarihli ve
237 sayılı Kanun uyarınca edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi
hizmetlerde kullanılacağı ve azami satın alma bedelleri (T),
İşaretli cetvelde gösterilmiştir.
BAŞKAN – 5 inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi
Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe kanununun bu maddesi, kanuna ekli cetvelleri
gösteriyor. Bu cetvellerden B cetveli de 2003 yılında tahsil edilecek olan
gelirler ile bunların tahmin edilen miktarlarını gösteriyor. Bu cetvelde yer
alan gelirlerin, yüzde 85.6’sı vergi gelirlerinden oluşuyor, yüzde 10.3’ü
vergidışı gelirlerden ve yüzde 4.1’i de özel gelirler ve fonlardan oluşuyor.
Vergi yükü oranına dikkat edersek; 2003 yılında, bu
rakamlara göre, genel bütçe vergi gelirlerinden oluşan, vergi yükü yüzde
24.2’dir. 2002 yılına göre artış var. 2002 yılı, 2 puanlık bir artış, yüzde 22’dir.
2,2 puanlık bir artış vardır. Ancak, 2002’nin özelliği, özellikle, vergi affı
söylentisinin, taahhütlerinin, seçim öncesi çokça kullanılması nedeniyle vergi
ödeme eğiliminin yavaşladığı, azaldığı bir yıldır. O yıla göre önemli bir
artış; ancak, 2001 yılı vergi yükünü dikkate alırsak –ki, yüzde 22,5’tur-
2001’e göre biraz daha az bir artış; ama, her şartta önemli bir artış var.
Artışın iki temel nedeni var: Birincisi, 2003 yılının
finansmanı için getirilen ek vergiler var. Hepiniz biliyorsunuz, yakında Genel
Kurulun gündemine gelecek; ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, ek Emlak Vergisi, kurum
geçici vergi oranının artırılması, daha evvel yapılan Özel Tüketim Vergisi
artışları gibi.
Artışın bir diğer nedeni de; daha önce Özel Tüketim Vergisi
hâsılatından kurumlara ayrılan ve vergi geliri içerisinde gözükmeyen rakamların
2003’te vergi geliri içerisinde gözükmesinden kaynaklanmaktadır. Vergi yükü
değerlendirmesini yaparken bu konunun dikkatle üzerinde durulması gerekir.
Yine, vergi barışı olarak isimlendirilen, vergi affından kaynaklanan gelir de
bu rakamın içerisindedir.
Bu vergi affıyla kaç lira, ne kadar lira gelir elde
edilecektir, bu konuya ben de bir katkı yapmak istiyorum. Sabah hem Maliye
Bakanlığı bütçesi üzerinde hem gelir bütçesi üzerinde görüşmeler yaparken,
Sayın Maliye Bakanımızın, tahmin ediyorum, daha önemli bir işi vardı, burada
kendilerini göremedik; ancak şahıs üzerine yapılan konuşmalarda, tahmin
ediyorum, katıldılar ya da gelir bütçesinin bu durumu, bu adaletsiz yapısı
Sayın Bakanın içine sinmemiş olacak ki, belki de o nedenle buraya gelemediler.
Ama, daha sonra, vergi affından ne kadar gelir bekleniyor konusunda bir katkıda
bulundu Sayın Bakan. Ben de, bilgim dahilinde, bildiğim kadarıyla katkıda
bulunmak istiyorum.
2003 yılı vergi gelirleri rakamı içerisinde, 2,4 katrilyon
liralık bir gelirin konulduğunu söylediler Sayın Bakan; “evet, 2,4 katrilyon
konuldu ve bu rakam da tutuyor” diyorlar; gelen talepler, bugüne kadar 2
katrilyon lirayı aşmış -Sayın Bakanın basından okuduğumuz beyanı- eğer doğruysa,
2,2 katrilyon liraya ulaşmış durumda.
Birincisi, bu rakam, 2003 ve 2004 yıllarında tahsil
edilecektir. Eğer, başvuru 2,2 katrilyon liraysa, tamamının ödeneceğini
varsayarsak, üçte 2’si bu yıl ödenecektir; bu yılın payına düşecek olan da 1,5
katrilyondur. Bir kere, hükümetimizin, Genel Kurula doğru bilgi vermesi
gerekir; doğru bilgi verilirse, biz, burada doğru şeyleri tartışırız, doğru
şeyler üretiriz.
İkincisi, varsayalım ki, bu, 2,2 katrilyon veya 2,4
katrilyon -2,4 olmasından mutlu oluruz; daha az gerçekleşti diye, kesinlikle
bundan memnun olmayız, üzülürüz; keşke, daha çok gerçekleşse- olsun. IMF’yle
yapılan görüşmeler sonucunda bütçeye konulan rakamın, daha doğrusu faizdışı
fazla hesabında esas alınan rakamın, 750 trilyon lira olduğunu, Sayın Bakan,
çeşitli kereler ifade ettiler ve basından öğrendiğimiz kadarıyla, Sayın Bakan,
IMF’nin bu hesapta yanıldığını ifade ediyorlar.
Eğer, IMF yanıldıysa, ortada rakam var. 2,4 katrilyon
liralık gelir geliyorsa, IMF’yle oturulur, konuşulur; siz, faizdışı fazla
hesabında 750 trilyon lira almışsınız; biz, bunu, çok çok aşıyoruz; işte, hesap
bu, başvurular bu denilerek IMF ikna edilir. Dolayısıyla, aradaki fark,
ekvergiler olarak bu millete getirilmez. Ek Motorlu Taşıtlar Vergisinden ek
Emlak Vergisinden vazgeçmenin zamanıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer, 2,4
katrilyon lira gelir geliyorsa vergi barışından -Sayın Bakan bunu ifade
ediyorlar- biz de mutluyuz; 2,4 katrilyon geliyor... Madem öyle, IMF hesabı
yanlıştır; ekvergilerden vazgeçelim, Genel Kurula gelince bunları kabul
etmeyelim değerli arkadaşlar.
Tabiî, hükümet, vergiyi tabana yaymayı, maalesef, bu
şekilde algılıyor; bunu, gelir bütçesi üzerindeki konuşmamda ifade ettim. Sayın
Bakan burada olmadıkları için, mutlaka, tutanaklardan incelemişlerdir. Esasen,
incelemeyi gerektiren bir şey de yok; bunlar bilinmeyen şeyler değil. Maliyeci
arkadaşlarımız, gelirci arkadaşlarımız bunları gayet yakînen bilirler; ama,
vergiyi tabana yaymak, 20 000 000’a yakın Emlak Vergisi mükellefine ek Emlak
Vergisi getirmek, 10 000 000’a yakın Motorlu Taşıt Vergisi mükellefine ek
Motorlu Taşıtlar Vergisi getirmek değildir. Hükümetler tabiî ki, olağanüstü
durumlarda finansman ihtiyacı nedeniyle topluma gidebilirler, fedakârlık da
isteyebilirler; bu, gayet doğaldır. Ancak, eğer, doğru politikalar
uygulamıyorsanız, yanlış politikalar uygulamışsanız, bunun faturasını ek vergi
olarak topluma yüklemeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
Ben, B Cetvelinde bir konuya daha değinmek istiyorum:
Hazine taşınmaz mallarının satışından elde edilecek gelirler. Burada 550
trilyon liralık bir gelir tahmini yapılmış ve önlemler paketinde de bunun 200
trilyon lirası, uygulanacak özel satış yöntemleri nedeniyle ilave gelir olarak
buraya konulmuş durumda. Bir önceki yıl gerçekleşme rakamı 169 trilyon liradır.
2002 yılı bütçesine 250 trilyon liralık tahmin konulmuştur, gerçekleşme
169’dur; 2001’de 106 trilyondur, 2000’de 53 trilyondur. Hemen her hükümet
sıkıştığında, kaynak arayışı içerisine girdiğinde, maalesef, bu alana yönelir.
Bu alandan çok önemli beklentiler içerisine girer; ama, bu beklentiler, bu umut
hiçbir zaman gerçeğe dönüşmez. Neden; çünkü, yaklaşım yanlıştır; doğru bir
yaklaşım yoktur.
Şimdi, 550 trilyon üzerinde durmuyorum. 550 trilyon iyi bir
satış politikasıyla, Meclis lojmanlarının satışından elde edilecek gelirler,
sosyal tesislerin satışından elde edilecek gelirler -ki, hükümet öyle
planlamış- elde edilebilir, buna ulaşılabilir iyi bir planlamayla. Benim
üzerinde durduğum “2-B arazileri” olarak ifade edilen orman sınırı dışına
çıkarılan arazilerin satışından elde edilen gelirdir. Bu, bu rakama göre bu
bütçede gözükmüyor. Çünkü, Orman Bakanımız bir konuşmasında bu şekilde yaklaşık
500 000 hektarlık bir alan olduğunu ifade ettiler ve 500 000 hektarlık alanın
satışından 20 ila 25 milyar dolarlık gelir elde edileceğini söylediler. Bu
yaklaşımı iki açıdan doğru bulmuyorum: Bir; Orman Bakanının görevi ormanları
korumaktır. Orman özelliğini kaybetmiş olması nedeniyle orman sınırı dışına
çıkarılmış olan bu arazilerin önemli bir bölümü tekrar kazanılabilecek
durumdadır, ağaçlandırılabilecek durumdadır. Ağaç yoktur, orman özelliğini
kaybetmiştir, belki biraz işgale de uğramıştır; ama, tekrar orman yapılabilir.
Orman Bakanının görevi, buradan satılacak arazilerden elde edilecek gelirle
bütçenin dengesini kurmak değildir. Orman Bakanının görevi ormanları
korumaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
İkincisi; “bu konuda anayasa değişikliği yapacağız” diyor
Orman Bakanımız. Sayın Başbakanımız da bir kez “sürpriz kaynak” olarak bir
kavram telaffuz ettiler. Sürpriz kaynak içerisinde bu var mıdır bilemiyorum;
ama, buradan önemli bir gelir bekleniyor.
Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkıldı. Anayasanın 169 ve
170 inci maddelerinin değiştirilmesi planlanıyor. Değerli arkadaşlar, bu,
“buyurun, orman alanlarını işgal edin” demektir, işgale davetiye çıkarmaktır.
Gidin, İstanbul’daki 2-B arazilerine bakın; Pendik’te basın, Kurnaköy’de bakın,
Paşaköy’de bakın, Beykoz’da bakın, Sarıyer’de bakın, yeni işgalleri
göreceksiniz. Sayın Orman Bakanımız hükümetimiz bu işgalleri teşvik edici bir
politikanın içerisine girmiştir maalesef.
Peki, ne yapılmalı? Bunların üzerinde yoğun yapılaşma olan
yerler de var. Şunu ifade edeyim size: Bir muhalefet anlayışıyla, karşı çıkma
anlayışıyla çözümü ortaya koymaksızın konuşma niyetinde değilim. Yoğun işgale
uğramış olan yerler var; yıllar önce yerleşim merkezleri var; İstanbul’da
semtler var, mahalleler var, ilçeler oluşmuş durumda, kamu binaları var
bunların üzerinde. Ne yapılmalı? Eğer soruna, sadece af mantığıyla buraların
mülkiyetini çözelim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – ... bunların mülkiyetini
işgalcilerine kazandıralım anlayışıyla yaklaşırsak, yeni işgallere davetiye
çıkarırız değerli arkadaşlar. Neden gecekondu oluyor, neden bu yapılaşma
oluyor; bunun üzerinde durmak gerekir.
Kente göç var; kente göç konut talebini artırır. Konut
talebi arsa demektir. Arsa üreteceksiniz. Arsa üretemiyorsanız, bu bir şekilde
karşılanacaktır; gecekonduyla, imar mevzuatına aykırı yapıyla karşılanacaktır;
yani, arazi var, Hazine arazisi var; bu, arsaya dönüşmediği için işgale
uğruyor. Demek ki arsa üretim politikalarımız yanlış. Bunu gözden geçirmemiz
lazım. Elinde arsa stoku olan kurumlarla plan otoritelerini buluşturmamız ve bu
süreci hızlandırmamız gerekir.
İkincisi; finansman. Konutun finansmanı için banka sistemi
kredi açabilecek durumda değil. Devletin, ipotek kredilerini geliştirip bu
kredilerin ikincil piyasada alınıp satılmasını teşvik edici önlemler içerisinde
olması gerekir. Bu finansman boyutunu da kazandırırsak 2-B dediğimiz arazileri
ancak böyle bir politikayla çözebiliriz. Aksi takdirde, maalesef, bir popülizme
bu arazileri kurban etmiş oluruz.
Teşekkür ediyorum.
Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden önceki konuşmacı arkadaşımız değerli Hamzaçebi’nin
benim konuşmalarımla ilgili sözleri
nedeniyle çok kısa bir bilgi sunmak amacıyla huzurunuza geldim.
Ben konuşmamda vergi barışıyla ilgili 2,2 demiştim
biliyorsunuz; bu her saat, her gün değişiyor. Vatandaşlarımız büyük bir ilgi
gösterdiler ve vergi dairelerimiz de bundan dolayı çok yoğunluk içerisinde,
hatta “ne olur süresini uzatın” diye birçok talep geliyor. Zannediyorum,
buradan da belki o şekilde bir talep gelecek.
Efendim “Bakan, 2,2 katrilyon” dedi, ondan sonra onu 18’e
böl şu kadar tutar falan; ama -yani, değerli Hamzaçebi bu hesapları çok iyi
biliyor, kendisi iyi bir uzman, vergici- o günkü tarih itibariyle öyle, bugünkü
tarih itibariyle müracaat edenlerin sayısı 1 000 000 olmuş ve 3 katrilyon
lirayı da geçtik.
Şimdi, ben, tabiî, katılıyorum; 18 ayda ödenecek bu. 3,6
olursa, 18’e bölersen bir yılda 2,4 olacak; ama, biz, 2,4’ü bu yıl, 2003 için
düşündük; yani, çok daha fazla olacak ve bu yıla tekabül eden 2,4 olarak
koyduk; onu da, bütçe de 1,718 katrilyon vergi gelirlerine koyduk, 470 trilyon
vergidışı gelirlerine koyduk, 212 trilyon da mahallî idarelere pay olarak
koyduk; toplam 2,4 tutuyor ve bunun geçileceğini tahmin ediyoruz yahut da, en
azından, bunu bulacağımızı tahmin ediyoruz; bu bir.
Biliyorsunuz, faizdışı fazlalarda, IMF’in kendinin ayrı bir
formülü var. O formüle göre, onlar, 750 olarak hesapladılar, öyle hesap
ettiklerini de bize beyan ettiler; ama, biz, tahminimizi 2,4 olarak yaptık ve
bütçemize böyle koyduk. Onların tahminlerine göre de, onlar, kendi içlerinde,
yine, 6,5’i tutturdular; yani, onda mutabakatımız var, bir sıkıntımız yok.
İkincisi; vergi adaleti, tabiî ki, bizi çok düşündüren bir
konu. Onunla ilgili olarak, bilhassa, bu dolaysız vergilerin paylarının
artırılması; daha önceki konuşmamda da söyledim. Sizin, daha önce yapmış
olduğunuz konuşmaların, burada bulunmadığım zamanda özetlerini aldım, notlarını
da aldım Sayın Hamzaçebi; ama, genel konuşmamın içerisinde olduğu için, ayrıca,
size bir cevap olarak sunmadım; ama, vergi adaleti, bizim için, fevkalade
önemli.
Sabahki konuşmanızda da, işte, önce şundan başlamalı, ona
göre devam etmeli diye söylediğiniz, gerekli tavsiyelerinizi de aldık; çok
teşekkür ediyoruz; ama, biz, daha gelmeden önce, nereden başlayacağımızı
bildiğimiz için, ona göre, bir sistem dahilinde götürüyoruz bu işi. Tabiî, bu
da, iktidar olduğumuz için, bizim yoğurt yiyişimize göre oluyor. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Şimdi, üçüncü bir husus, 2/B’lerle ilgili. Arkadaşlar, bakın,
bütçeyi getirdik, kanunlar getiriliyor; 2/B ile ilgili hiçbir şey gelmedi...
Yani, Sayın Hamzaçebi, herhalde, başka tenkit edecek bir husus da bulamadı,
gelmemiş kanunlar hakkında konuşuyor. O gelir, hiç merak etmeyin; geldiği zaman
o zaman konuşursunuz. Onunla ilgili, ne geldi, ne gelmedi, çünkü, daha belli
değil, çalışma yapılıyor; inşallah, gelir, o da, vergi barışında olduğu gibi,
siz karşı çıkarsınız, biz ”evet” deriz; vatandaşımız gene bizimle olur
inşallah.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN– Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Madde üzerinde, önerge yoktur.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum :
Yeni
tertip, harcama ve gelir kalemleri açılması
MADDE
6. - İlgili mevzuatına göre, yılı içinde 2003 Yılı Yatırım Programına alınan projeler
için (2) ödenek türü altında, hizmetin gerektirdiği hallerde de (3) ödenek türü
altında yeni tertipler veya (A) işaretli cetvelin bütünü içinde yeni faaliyet
ve harcama kalemleri; gerektiğinde (B) işaretli cetvelde yeni bölüm, kesim ve
maddeler açmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – 6 ncı madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen, Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler.
Buyurun Sayın Deveciler, konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 76 sıra sayılı, 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısının 6 ncı maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunmaktayım. Yüce Türk Milletini ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
2003 Malî Yılı Bütçe Kanun Tasarısına ait, “Yeni tertip,
harcama ve gelir kalemleri açılması” maddesi, gider bütçesi içerisinde önem
taşıyan bir maddedir. Bu madde, gider bütçesinin tümünü ilgilendirdiğinden, bu
nedenle, bütçenin tümüyle ilgili bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum.
2003 yılı bütçesini iyice incelediğimizde, IMF tarafından
tespit edilmiş, onaylanmış, vize edilmiş bir bütçe olduğu açıkça görülmektedir.
Bu bütçe, IMF’ye verilmiş bir iyi niyet mektubu kimliğindedir. Bu, bütçe, bir
borç ödeme bütçesidir. Bu bütçe, ülkemizdeki rantiyeyle beslenen mutlu
azınlığın ödemelerinin garanti belgesidir.
2003 yılı bütçesinde, halk kesimlerine hiçbir şey
verilmemektedir. Bütçe rakamları tek tek incelendiğinde, çiftçimize,
esnafımıza, KOBİ’lere, sanayicimize, memura, işçiye, emekçilerimize, emekliye,
işçi emeklisine, yani, tüm toplumumuza -rantiyeciler hariç olmak üzere- hiçbir şey
verilmemekte, bunları daha da ezmekte ve büyük bir yük getirmektedir.
Bu 2003 yılı bütçesinde anapara borç ödemeleri
gözükmemektedir; sadece bütçe açığı gözükmekte, anaparayla, kur farklarını
dahil ettiğimizde, 146,9 katrilyon liralık bütçenin tamamı borca dahi kâfi
gelmemektedir. Dolayısıyla, bunun, bir borç ödeme bütçesi olduğu açıkça
görülmektedir.
Bu 2003 yılı bütçesinde; millet yoktur, 65 000 000
insanımız yoktur, kamu kesiminde çalışanlarımız yoktur, emeklimiz yoktur,
emekçimiz yoktur, esnafımız yoktur, zeytinci, pamukçu, tütüncü, şekerpancarcı,
mısırcı, fındıkçı, ayçiçekçi yoktur. Dolayısıyla, çiftçimiz tamamen bitirilmiş
durumdadır. Çiftçi, bu bütçeyle yok sayılmaktadır.
Bu 2003 yılı bütçesinin içerisinde, AKP hükümetinin en çok
destek aldığı ve 3 Kasım seçimlerinde de en fazla oy aldığı varoşların
dertlerini çözebilecek bir satıra, bir ödeneğe rastlayamazsınız.
Bu 2003 yılı bütçesinin içerisinde, sadece ve sadece
rantiyeciler vardır.
Bu 2003 yılı bütçesinin en bariz vasfı, yatırımlardan
tamamen vazgeçilmiş olmasıdır.
Bu bütçe, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en düşük yatırım
yapan bütçesi olmaktadır. Cumhuriyet tarihimizin, gayri safî millî hâsıla
içerisinde yatırıma ayırdığı kaynağın en aza indirildiği bütçedir. Yatırıma
ayrılan payın, gider bütçesinin yüzde 5,5 olduğu görülmektedir. Bir ülkede
yatırımların azalması, ülkenin geleceğine olan umudun kaybolması demektir.
Yatırım, yarının refahının hazırlanmasıdır; AKP iktidarınca, bu bütçeyle, biz
yarını bıraktık, artık günün kurtarılması anlayışı ortaya çıkmaktadır.
2002 yılına nazaran, reel olarak yatırımlar 2003 yılında
yüzde 12 azalmıştır.
Değerli milletvekilleri, geleceğimiz, bu yatırım
politikasıyla ipotek altına alınmaktadır.
Bu bütçede, sağlıkla ilgili, yeşil kartla ödemeler için 510
trilyon Türk Lirası ödenek ayrılmış olup, geçen yılki yeşil kart ödemeleri 537
trilyon Türk Lirasıdır. Bir yılın enflasyonunu da düşündüğümüzde, artması
gereken bu rakam düşürülmüştür. Bu da, AKP iktidarının ve devletimizin, yoksul
ve sahipsiz insanlarımıza ne kadar sahip çıktığının göstergesidir. AKP iktidarı
olarak, bu insanlarımıza 57 nci hükümet kadar bile sahip çıkamadığınız açıkça
görülmektedir.
AKP milletvekilleri, iktidar olmadan evvel, seçim
meydanlarında, iktidara gelebilmek için, halkımızın oylarını alabilmek için çok
şeyler vaat ettiniz. Ben, sizlere, bunların bazılarını hatırlatmak istiyorum:
Enflasyonu düşüreceğinizi, yolsuzlukların üzerine gideceğinizi,
dokunulmazlıkları kaldıracağınızı, vergilerin çok yüksek olduğunu ve
düşüreceğinizi; hatta, bazı vergileri kaldıracağınızı, ilaçtan, kandan,
hastanelerden, doktordan KDV alınmayacağını söylediniz. Hatta, seçim
meydanlarında, sizlerin “hadi canım, kanın da KDV’si mi olur” dediğinizi hiç
unutmadık; halkımız da unutmadı. Dün, bu sözleri, sizler söylediniz. Köylüden,
çiftçiden, hayvancıdan yana politika yapacağınızı; iktidara geldiğinizde ilk iş
olarak, ilk hedef olarak çiftçi borçlarının faizlerini sileceğinizi; çiftinin
mazotunun fiyatını düşürerek, ucuz yeşil mazot vereceğinizi; çiftçiye,
hayvancıya desteklemelerin artırılacağını, seçim meydanlarında sizler
söylediniz. İktidara geldiğinizde, memurun, işçinin, emeklinin, dul ve yetimin
maaşlarında iyileştirme yapacağınızı, refah içerisinde yaşanacak bir ücret
vereceğinizi sizler söylediniz. IMF’nin, başta şekerpancarına, tütüne ve diğer
tarımsal ürünlere getirdiği kotaları kaldıracağınızı, seçim meydanlarında
sizler söylediniz.
AKP’nin şu an uyguladığı ekonomi politikasının
muhalefetteki ekonomi politikasıyla hiç alakasının olmadığı, bu iktidar döneminde
en büyük darbenin tarıma vurulduğu, çiftçinin doğrudan gelir desteği
ödemelerinin kaldırılmaya çalışıldığı, 2003 bütçesiyle görülmektedir. Plan ve
Bütçe Komisyonunda CHP’li üyelerin ısrarı ve Dünya Bankasının zorlamasıyla,
doğrudan gelir desteğinin, bütçe içerisine 400 trilyon lira aktarma yapılarak,
500 trilyon liraya çıkarıldığı bilinmektedir. 58 inci hükümet programında,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçe sunuşunda, Bakanlığınızca “geçen yıl 2
600 000 olan doğrudan gelir desteği için müracaat eden çiftçi sayısını 4 000
000’a çıkaracağız” denilmektedir. Bu sayı 4 000 000’a çıktığında, şu anda dönüm
başına verilen parayı artırmazsak, 13 500 000 lirada bıraksak dahi, toplam
doğrudan gelir desteği 3,4 katrilyon eder. Nerede 3,4 katrilyon, nerede kaldı zorlamayla
bütçeye konabilen 500 trilyon?! Bunun hesabını çiftçiye veremezsiniz! Çiftçi,
hâlâ, geçen yıldan kalan ve ödenmeyen doğrudan gelir desteği alacaklarını
bekliyor; 2003’te ne alacağını da bilmiyor. Bunu, sizler de biliyorsunuz.
Çiftçinin mazotuna 15 kez zam yapıldı. Desteklemelerin yok sayılacak vaziyete
getirildiği, yani çiftçinin, tarımın tamamen bitirildiği, bu bütçeyle açıkça
görülmektedir.
AKP temsilcileri olarak, burada, tüm olumsuzlukları eski
hükümetlere yükleyip, sıyrılamazsınız. Tabiî ki, ekonominin bu duruma
gelmesinde, son onbeş yıldır ülkemizi yöneten tüm iktidarların katkısı
bulunmaktadır; ama, ekonominin bu durumda olduğunu bilerek iktidara geldiniz.
Seçim meydanlarında da, tüm bu ekonomik bunalımı bile bile, halkımıza sözler
verdiniz. Şimdi, bu bozuk ekonomiyi, biz, iktidara gelince kucağımızda bulduk
diyemezsiniz.
Gelelim, sizin şu yüzotuz günlük iktidarınıza; bugünkü
noktadaki şu manzaraya bir bakalım: TEFE, sizin döneminizde yüzde 8,7’ye
yükseldi. Enflasyon yüzde 30’ların altına düşmüşken, sizin iktidarınız
döneminde yüzde 40’lara çıktı. İktidara geldiğinizde faiz yüzde 50
civarındaydı, şu anda, iktidarınızda, yüzde 60’ların üzerine çıktı. Herhalde,
bunu, Cumhuriyet Halk Partisi çıkarmadı. Enflasyon atbaşı gidiyor, yükselmeye
devam ediyor. Seçimden önce, IMF’nin şekerpancarı ve tütün kotalarını
kaldıracağına dair siz söz verdiniz, kaldıramadınız. Tarımla ilgili destekleme
primlerini hemen verecektiniz, bırakın vermeyi, kaldırmaya çalışıyorsunuz.
Çiftçi, hâlâ, 2002 yılındaki prim desteklemelerini bekliyor; 2003 yılı için
ise, hiç alamayacağını da çok iyi biliyor. Hani, nerede zeytincinin 60 senti;
hani, nerede pamukçunun 28 senti; hani, nerede fındıkçının, ayçiçekçinin,
mısırcının destekleme primleri?! Soruyorum sizlere... 2002 yılı için tek kuruş
prim vermediniz; 2003 yılı için ise, bir tek kuruş, bu 2003 yılı bütçesinde
yoktur.
Sayın milletvekilleri, emekli keseneğini yüzde 1
artırdınız, ilaçları yüzde 1 artırdınız ve bunları da, bordrolarından,
kaynaklarından siz kesiyorsunuz ve buna da “tasarruf” diyorsunuz; ama,
devletten 608 milyar lira faiz geliri elde edenlerden tek kuruş vergi
almıyorsunuz. Sayın milletvekilleri, böyle bir düzenlemenin, ne vergi
adaletiyle ne de tasarrufla ilgisi vardır.
Yine, 2002 yılı bütçesinde, memur aylıklarının TÜFE artışı
oranında, artı, 2 puan üzerinde belirlenmesi öngörülürken, 2003 yılı bütçesinde
bu uygulamaya son verilmektedir. Bunun yerine, memur aylıklarının ekonomik
gelişmeler ve devletin malî imkânları gözönünde bulundurulmak suretiyle, yeniden
belirlenmesi öngörülmektedir. Türkçe’si şudur: 2003 yılında, memurlarımıza maaş
artışı yok denilmektedir.
Bu hükümetin bir diğer uygulaması da, işçilerin bir
ikramiyelerini ertelemesidir. Hükümetiniz, buradan, 44 trilyon tasarruf
sağlamaktadır. Bu hükümet, işçinin kazanılmış hakkını ödemeyerek tasarruf
yapacağını sanmaktadır. Bu hükümet, işçiye, bugüne kadar ne verdi ki, bir
ikramiyesini elinden almaya çalışmaktadır?!. Yine, hükümetin vaat ettiği Acil
Eylem Planındaki dublecilikten bahsetmek istiyorum. AKP iktidarı olarak sizler
15 000 kilometre duble yol yapacağınızı söylemektesiniz. Bu 15 000 kilometre
duble yolu yapıp yapmayacağınızı bilemem, ileride hep birlikte göreceğiz; ama
vatandaşın motorlu taşıt vergisini duble yaptığınızı, emlâk vergisini de duble
yaptığınızı hep birlikte görüyoruz, tüm halkımız da görmektedir; hakikaten AKP
iktidarının dublecilikte ne denli başarılı olduğunu hep birlikte görüyoruz.
Yoksa, sizin dubleciliğiniz vergiler konusunda mıydı diye vatandaş yarın
sizlere soracaktır. Bu AKP hükümeti de, cumhuriyet tarihine dubleci hükümet
olarak geçecektir.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Oyları da duble yaptık.
AHMET YENİ (Samsun) – Siirt’te duble yaptık.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Bu 2003 yılı bütçesi, ne
umudumuz olan gençliğe, ne fabrikalarda üretim yapan işçiye ve işverene, ne
tarlasında çalışan çiftçiye, ne sabah ezanında işyerini açan esnafımıza, ne de
inim inim inleyen emekçilerimize emeklilerimize hiçbir katkı ve umut
vermemektedir.
Özetle, bu 2003 yılı bütçesi Türkiye Cumhuriyetine ve Türk
halkına yakışmayan bir bütçedir. 2003 yılı bütçesi, iktidarın seçim
meydanlarında söylediklerinin tümünü inkâr ettiklerini gösteren bir belgedir.
Sadece söz verdikleri hizmetleri yapmamakla yetinmeyip, işçinin, memurun,
esnafın, emeklinin haklarını da elinden alan bir bütçedir. Dünya Bankası
yetkilileri bile bu bütçenin hiçbir sosyal yönünün olmadığını söylemektedirler.
Bu bütçe nedeniyle ne yazık ki, AKP iktidarı, Dünya Bankasından sosyal adalet
dersi almak zorunda kalmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Deveciler, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Bu bütçe işçilerimizi,
esnafımızı, sanayicimizi, köylümüzü, memurlarımızı, emeklilerimizi, emekçimizi
ezen; çiftçimizi, köylümüzü, hayvancımızı perişan eden; sadece ve sadece
rantiyeciden yana düzenlenmiş bir rantiye bütçesi olduğu açık ve seçik ortada
görülmektedir.
AKP iktidarının bu 2003 yılı bütçesinde de görüldüğü gibi
partinizin ismi gibi ne kadar adaletli ve ne kadar da kalkınmayı düşünebilen
bir bütçe yaptığı görülmektedir. Bu 2003 yılı bütçesinde ne adalet ne de
kalkınma vardır. 65 milyon insanımıza hiçbir şey vermediği gibi, sadece ve
sadece yük getirdiği ve rantiyeciden yana düzenlenen bu rantiye bütçesinin
hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
Bu bütçeyle Allah halkımıza kolaylık versin diyorum.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Deveciler.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen İstanbul
Milletvekili Sayın Hasan Aydın.
Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
HASAN AYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; üzerinde konuştuğum madde, 6 ncı madde, yeni tertip, harcama ve
gelir kalemleri açılmasına ilişkin madde.
Bildiğiniz gibi, bu kalemler, esas itibariyle, bütün
bakanlıklara uygulanacak olan kalemler ve Maliye Bakanlığı tarafından
uygulanacak. Bunu uygulayacak olanlar bakanlarımız, bakanlarımızın
yetkilendirdiği unsurlarımız; yani, insanlar.
Bu kürsüde, malî bütçe konuşulurken, bu bütçenin insanî
yanının, insan unsuru yanının da önemle dikkate alınması gerektiğini
düşünüyorum.
Sevgili arkadaşlarım, umuyor ve diliyorum ki, bu bütçenin
uygulanmasında, Maliye Bakanımız, bizim bugün duymuş olduğumuz kuşkulara
yersizlik verecek kadar doğru davranacak ve başarılı olacaktır; ancak, bazı
bakanlarımız, daha şimdiden, bu bütçenin uygulanmasında, –dün olduğu gibi-
inanılmaz derecede keyfî, kürsüye ele geçirdiklerinde, kendi düşüncelerini
dünyanın en doğru düşünceleri olarak ifade eden bir davranışı sergilemekte
mahzur görmemekteler.
Dün burada bir tartışma yaşandı, şahsım adına, bu Mecliste,
seviyenin iyi olması gerektiği, iyi bir nitel çalışma yapmanız gerektiği
düşüncesindeyim; ama, bir bakanımız, yine bütçe konuşması çerçevesinde, buraya
çıkıp, doğru olmayan, gerçekçi olmayan, aslı astarı bulunmayan bir şekilde ve
Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde görev yapan, Millî Eğitim camiasında
görev yapan bir insan için, 65 000 000’un önünde ismini vererek, bu insanın
soruşturmaya tabi tutulduğunu söyleyebiliyor; Kartal İlçe Millî Eğitim
Müdürüdür, adı Besim Er’dir diyebiliyor. Bu arkadaşımız hakkında soruşturma
var, soruşturmanın selameti açısından, bunu, Kartal’dan aldık, Adalar’a
gönderdik diyor. Ben orada müdahale ediyorum, doğru değil Sayın Bakanım, ben
Kartallıyım diyorum. Sayın Bakanımız ısrar ediyor... Ben, Atatürkçü olduğunu
varsayarak görevden aldığınız... Burada ifade ediyor, ısrar ediyorum yerimden,
böyle bir hakkınız yok...
Sevgili arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanı,
gerçeği olmayan, aslı olmayan... Bir soruşturma yapılmış, hatta, iki soruşturma
yapılmış. Bu soruşturmaların sonucunda, bu Millî Eğitim Müdürü aklanmış,
aklanmanın da ötesinde, aynı döneme denk gelen Bakanlıktan çok ciddî de bir
teşekkür belgesi almış. Sayın Bakan, burada kendini haklı çıkarabilmek için,
yanlış bilgilere dayanarak, doğru olmayan bilgilerle bir Millî Eğitim Müdürünü,
toplum önünde kolaylıkla itham altında bırakabilmekte, suçlayabilmekte ve
kürsüde dönüp haklılığını iddia edebilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, vicdanınıza sesleniyorum:
Sayın Bakan, burada, altmışbeş milyonun önünde bu iddialarda bulundu. Bu Millî
Eğitim Müdürü bizim gibi bir vatandaş, bunun çocuğu var, çoluğu var, eşi var,
dostu var, ahbabı var, kendisi hakkında bir bakan, Türkiye Cumhuriyeti Bakanı
“yolsuzluk soruşturması var” diyor. Türkiye Cumhuriyetinin altmışbeş milyon
insanının önünde konuşuyor. Bu arkadaşımız kaç kişiye anlatacak kendisinin
böyle bir durumda olmadığını?! Hangimizin böyle bir hakkı var?!.. (CHP
sıralarından alkışlar) Türkiye Cumhuriyetinde devlet olsa bile, hangimizin, bir
soruşturma sonuçlanmadan, beraat etme, aklanma ihtimali varken, Türkiye
Cumhuriyetinin kürsüsünü... (AK Parti sıralarından gürültüler) Burada okuyarak
söylüyorum değerli arkadaşlarım, konuştuklarım belgelidir...
AHMET UZER (Gaziantep) – Sayın Sözen’in yaptığı doğru
muydu?
HASAN AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale ederseniz
iyi olur; zamanım çok kısa çünkü.
Değerli arkadaşlarım, ben bir gerçeği söylüyorum, bugün
bakan olunabilir, bugün iktidar olunabilir... (AK Parti sıralarından “ne
alakası var” sesleri) Bütçe çerçevesinde konuşuyorum.
Bu harcamaların nereye gidebileceğini, insanlarımızın
konuşurken ne yapabileceklerini -insanlarımızın bu düşüncelerini ve paralarını
nereye gönderebileceklerini- ben şahsen, yeni harcamaların nereye
ayrılabileceğinden endişe ettiğim için bu örnekleri verme ihtiyacındayım. Bu
harcamalar, insanlar için yapılıyor, devlet için yapılıyor değerli
arkadaşlarım.
Sayın Bakanın, burada, bu hatasını tashih etmesini diliyorum;
çünkü, sonuçta, üç gün sonra bütün devlet kadroları korkarlar. “Devletin bir
bakanı çok kolay ortaya çıkabiliyor, bir insan hakkında aslı esası olmayan
iddialarda bulunabiliyor” derler, devlet büyük bir sıkıntı çeker, devlete karşı
güvensizlik oluşur. Lütfen bu olayı düzeltelim.
Aynı şekilde bir başka arkadaşınız, bir başka bakanımız
hata yaptı. Çok rahat televizyonlara çıkıp “efendim, bu fotoğraf meselesiyle
ilgili bir şey yok” diyebiliyor; böyle savuşturuyor, geçebiliyor. İşte belge
arkadaşlar... Belgeyi size okuyorum: “Millî Eğitim Bakanı Sayın Erkan Mumcu’nun
bir fotoğrafı, okullara asılmak üzere, daha önce posta yoluyla gönderilmişti,
Sayın Bakanın aynı amaçla çekilen yeni fotoğrafı, önümüzdeki günlerde, CD
halinde yeniden gönderilecektir. Daha önce gönderilen fotoğraf, çoğaltılarak
okullara gönderilmiş ise, yeni gelecek fotoğrafların değiştirilmesini...”
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aydın, konuşmanızı tamamlar mısınız.
HASAN AYDIN (Devamla) – “Önceki fotoğraf çoğaltılmamış ise, okullara gönderilmek
üzere yeni fotoğraf gönderilecektir.” Gözlüğüm olmadığı için tam okuyamadım.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Önce kendin oku.
HASAN AYDIN (Devamla) – Burada... Vereceğim size.
“Bilişim Ağları ve Malî Hizmetler Şubesi -isim de var-
teknik öğretmen Hakan Mülazimoğlu.”
Sayın Bakan bunu inkâr etmedi zaten. (CHP sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, kastım şudur: Burada bir seviyeyi
tutturalım.
AHMET UZER (Gaziantep) – Seviye hepimize lazım.
HASAN AYDIN (Devamla) -
Benim kastım şuydu: Dün, vicdanen, belki de yapmamam gereken bir
davranışı göstererek, Sayın Bakana müdahale ettim.
Bakınız, Atatürkçü olduğu için; evet, hakkında bir
soruşturma olduğu için değil...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Ne alakası var?! İstismar
ediyorsun.
HASAN AYDIN (Devamla) – Bir yolsuzlukla karşı karşıya
bulunduğu için değil, Atatürkçü olduğu için, cumhuriyetin temel ilkelerini
savunduğu için, laik demokrasiyi savunduğu için...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) – Şov yapıyorsun!
HASAN AYDIN (Devamla) - Bu arkadaşımız, buradan oraya
sürgün...
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatibin sözünü kesmeyelim.
HASAN AYDIN (Devamla) – Kesmeyin efendim, fikirlerimi
söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bunlar, bizim fikirlerimizdir. Rica
ediyorum, birbirimizi anlayalım. Bugün, elimizdeki imkânları...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN AYDIN (Devamla) – Sürem bitti sanıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
Madde üzerinde önerge yok.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... 6 ncı madde kabul edilmiştir.
Birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.46
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.00
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 57 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
2003 Malî Yılı
Bütçe Kanunu Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
C) GELİR BÜTÇESİ
2.-
2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/530)
(S.Sayısı:76) ------ (Devam)
BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Tasarının 6 ncı maddesi kabul edilmişti.
Şimdi, 7 nci maddeyi okutuyorum:
Bütçe politikası ve malî kontrol
MADDE 7. - Maliye Bakanı, tutarlı, dengeli ve etkili bir
bütçe politikası yürütmek, belirlenen makro ekonomik hedefler çerçevesinde
istikrarı temin etmek ve malî kontrol sağlamak amacıyla;
a) Kamu istihdam politikasının belirlenmesine ve
uygulanmasına yön vermeye,
b) Harcamalarda azami tasarruf sağlayıcı düzenlemeleri
tespit etmeye,
c) Giderlerle ilgili ödeneklerin dağıtım ve kullanımını
belli esaslara bağlamaya,
d) Gelir ve giderlere ilişkin kanun ve diğer mevzuatla
belirlenmiş konularda uygulamaları düzenlemek üzere standartları tespit etmeye
ve sınırlamalar koymaya,
e) Yukarıda belirtilen hususlarda tüm kamu kurum ve
kuruluşları için uyulması zorunlu düzenlemeleri yapmaya ve tedbirleri almaya,
Yetkilidir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Hamzaçebi, konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; bu bütçe kanununun, esasında, temel üç maddesi
var; 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeler -gelir, gider ve denge maddesi- diğer
bütün maddeler, o üç maddenin sağladığı olanaklar çerçevesinde, onları
tamamlayan maddelerdir. Bu madde de onlardan biridir. Makroekonomik hedefler
çerçevesinde, istikrarı sağlamak amacıyla, Maliye Bakanına, gelirlerden
giderlere kadar birçok konuda yetki veren bir maddedir.
Sayın Maliye Bakanımız burada açıkladılar, zaman zaman Plan
ve Bütçe Komisyonunda da bu görüşlerini ifade ediyorlar -konuya oradan başlamak
istiyorum- vergi barışıyla ilgili olarak “siz, vergi barışına ‘hayır’ dediniz;
çıkın vatandaşın arasına, bakalım diyebilecek misiniz” diye beyanda
bulunuyorlar.
Öncelikle, ben, daima şundan yanayım: Hükümetimiz, Genel
Kurula, Meclise, daima doğru bilgi vermek mecburiyetindedir; aksi takdirde,
yanlış bilgilerle, yanlış şeyler tartışır, yanlış sonuçlara varırız.
Vergi Barışı Kanunu hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin
görüşleri, Plan ve Bütçe Komisyonunun raporunda yazılıdır. Sayın Bakanımız,
orayı okumamış olabilir, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Kuruldaki tutumunu
gözden kaçırmış olabilir. Lütfen, Plan ve Bütçe Komisyonu raporu okunursa,
orada görülecektir. Görüşümüz şudur; ifade etmiştik bunu: Ekonomik kriz
nedeniyle zor duruma düşen mükelleflerin bu zor durumunu devam ettirmeyelim
diyor tasarı; olabilir diyoruz. Her vergi affının özünde bir adaletsizlik
vardır; vergisini ödeyenlere kıyasla, ödemeyenleri ödüllendirme vardır; ama,
madem ağır bir kriz yaşadık, bunu da gelecek dönemlere taşımayalım, mükellefler
bu zorluklarla yeni döneme taşınmasınlar, bir imkân tanıyalım, olabilir dedik;
ama, bunun yanında, vergisini düzenli ödeyen mükelleflerle ilgili, onları
rencide etmeyecek, onların da bu yasaya uyumunu sağlayacak bir ilave düzenleme
olsun istedik; onların 2003 yılı vergilerinde makul bir indirim önerdik.
Bunlar, işin detay kısmı, bunun üzerinde durmayacağım.
Bizim karşı çıktığımız madde, naylon faturacıların, bilerek sahte belge
kullananların ve hayalî ihracatçıların affı olmuştur. Biz, 14 üncü maddeye
karşı çıktık. Sayın Bakan, bu konudaki tutumumuzu, 14 üncü maddeye ilişkin
tutumumuzu, herhalde, yasanın tümüne ilişkin bir tutum olarak algıladılar, öyle
değerlendirdiler. Bu öyle değildir; Genel Kurul tutanakları açılıp bakılırsa,
Plan ve Bütçe Komisyonu raporuna bakılırsa, orada görülecektir zaten. Bunu,
Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum.
Bu bütçeyi konuşuyoruz... Türkiye, özellikle 2000 yılından
sonra, istikrar programı uygulamasından sonra, birçok konuda, reform kavramını
telaffuz etmeye başladı; KİT reformu, özelleştirme konusunda reform, finansal
sektörde reform, sosyal güvenlik reformu, tarım reformu... Bunun gibi
konularda, eski hükümetlerimiz, 2000 sonrası hükümetlerimiz, birtakım olumlu
adımlar attılar, birtakım düzenlemeler yaptılar; ancak, bütün bunların
ötesinde, çok daha temel bir reforma ihtiyacımız var. Yapısal reform
dediğimizde, en önemli reformu... Şüphesiz, o konular da son derece önemli;
ama, bunların öncesinde, yapmamız gereken bir temel reform daha var: Kamu
harcama reformu veya kamu malî yönetimi reformu. Bu, nedense, kamuoyunun
gündeminde o kadar yer almıyor. Oysa, bütçeler, millî geliri yeniden dağıtma
aracıdır. 2003 yılı bütçesinin büyüklüğüne bakarsak millî gelirin yaklaşık
yüzde 42’sidir. Bu oranda bir büyüklüğü toplayıp yeniden dağıtmak suretiyle,
bütçe, ekonomi üzerinde, toplum üzerinde çok önemli etkide bulunur; ancak, kamu
harcama reformu pek ilgi çekmiyor. Bir kere, vatandaşın, toplumun ilgisini
çekmiyor. Neden çekmiyor; büyük bir kayıtdışılık var çünkü. Kayıtdışılık
nedeniyle vergisi düzenli ödenmeyince, vergiler düzenli ödenmiyorsa, tabiî ki,
harcamalardan hesap sorma kavramı da biraz mesafe alamıyor maalesef. Vergiler
düzenli ödenecek ki, kamu harcamalarının nerelere yapıldığı, bu vergilerin
nereye harcandığı şeklindeki bir kavram da gelişsin. Maalesef, genellikle,
harcama reformu dediğimizde, lojmanların satışı, sosyal tesislerin satışı veya
makam araçlarının satışı veya sınırlandırılması gibi biraz popüler konular,
ama, kamu harcama reformu içerisinde gerçekte nokta denilebilecek konular akla
geliyor.
Bu alanda, kamu harcama reformu alanında yapılmış olan
düzenlemeler vardır. Örneğin, Kamu İhale Kanunu düzenlenmiştir, Ancak, eksik
kalmıştır tabiî. Kamu harcama reformu, gerçekte, bütçenin hazırlanması, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi, sonuçlarının izlenmesi gibi aşamalarda
reform anlamına gelir. Bizim bugünkü bütçe sistemimiz, karar alıcılara ve
topluma bilgi sunacak yapıda değildir.
Kalkınma planlarıyla ve onun yıllık uygulama aracı olan
yıllık programları ile bütçeler arasındaki ilişki kopmuştur. Böylece, kaynaklar
ile harcamalar arasındaki ilişki de kopmuştur aslında. Kamu kaynaklarının etkin
ve verimli bir şekilde kullanılması da bütçe sistemimizce engellenmektedir.
Bütçe sistemimizde katı vize ve önkontrol uygulamaları, harcamacı kuruluşları,
zamanında, fon dediğimiz, gerçekte olmaması gereken, ama, buraya gidersem, fon
kurarsam daha rahat harcama yaparım anlayışıyla, maalesef, bizim harcama
sistemimizi derinden sarsan, yanlış olan o fon uygulamalarına yol açmıştır.
Kamu hizmetlerinin kalitesini iyileştirecek, bu harcamalar yoluyla kaliteyi
iyileştirecek bir sistem, maalesef yoktur.
Bütçe iyi denetlenememektedir. Sayıştay, bütün kamu
harcamamalarını denetlemesi gereken bir kurum olmasına rağmen, giderek görev
alanı daraltılmış olduğu için, kamu harcamaları yeterince iyi denetlenemiyor.
Ayrıca, sadece mevzuata uygunluk denetimi yeterli bir denetim değildir. İyi bir
bütçe sisteminde bütün bunların olmaması gerekir. Bu konuda başlamış olan
çalışmalar vardır. Türkiye’de bu konu yeni değildir; kamuoyunun gündemine de
zaman zaman taşınmaktadır. Maliye Bakanlığının eski hükümet döneminde başlatmış
olduğu ve bir yere kadar gelmiş olan çalışmalar vardır. Bu çalışmaların süratle
sonuçlandırılması gerekir.
Konsolide bütçe olsun, döner sermayeler, mahallî idareler,
özerk bütçeli kuruluşlar, KİT’lerle ilgili kapsamlı bir genel devlet tanımı
yapılmalıdır önce ve bunlar, tek bir hesap planına tabi tutulmalıdır. 2003
bütçesiyle, bu konuda -geçici bütçeyle- yetkiler alınmıştı; bu bütçede de bu
yetkiler devam ediyor.
Nakit esaslı muhasebeden, tahakkuk esaslı muhasebeye
geçilmesi gerekir; bu da, devlet muhasebe sisteminde yapılması gereken kamu
harcama reformunu tamamlayacak olan bir reformdur.
Bütçe harcama prosedürlerini belirleyen bir yasa mutlaka
çıkarılmalıdır. Bu yasanın tasarısı hazırlanmıştır. Bu yasa, uzun çalışmalardan
sonra, eski hükümet döneminde, Maliye Bakanlığının koordinatörlüğünde
hazırlanmıştır. Bu, Meclisin gündemine ne kadar erken taşınırsa, bu alanda o
kadar önemli bir mesafeyi almış oluruz.
Devletin tüm hesaplarının Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulması gerekir; hiçbir kurumun bundan istisna olmaması gerekir. Sayıştay,
aşamalı bir biçimde öndenetimden ayrılarak harcama sonrası denetime geçmelidir.
Sayıştay, bir üst denetim organı olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Daha önce
bütçede gösterilmeyen görev zararları -her ne kadar görev zararları minimuma,
asgariye indirilmişse de, yine devam eden bir uygulamadır- mutlaka bütçede
gösterilmelidir. Devlet borçları ve garantilerinin üç ayda bir Meclise
raporlanması gerekir.
Kamu yatırım projeleri, eldeki imkânlara göre, kaynakların
büyüklüğüne, ölçüsüne göre yeniden değerlendirilmelidir. 2003 bütçesinin
yatırım ödeneklerinin çok sınırlı olması nedeniyle, hükümet, bu konuda bir
çalışma yapmıştır; ancak, bu, şartların gerektirdiği, kaynakların yetersiz
olması nedeniyle yapılan bir düzenleme olmaktan çıkmalı; gerçekten, hangi
yatırım projeleri Türkiye için önceliklidir, bunlar belirlenmeli ve ödenekler
ona göre ayrılmalıdır.
Üç yıllık bütçe sistemine geçilmelidir. Artık, bir yıllık
bütçe sistemi, Türkiye’nin gerçeklerinden uzaktır.
Harcamacı kuruluşlara, harcamalarında esneklik sağlamak
suretiyle performans denetimine geçilmelidir ve bunun sonucunda, harcamaların
maliyetiyle ondan elde edilen faydayı karşılaştırma imkânı olacak ve gerçekten,
bütçe sisteminde çok önemli bir reform yapılmış olacaktır.
Bu konuda görüşlerimi ifade etmek istedim. Teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Diyarbakır
Milletvekili Sayın Muhsin Koçyiğit, buyurun.
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli
İdareler Bütçe Kanunu Tasarısının malî politikaya ilişkin 7 nci maddesi üzerinde
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, şahsım adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ek önlemler
paketiyle desteklenmiş 2003 malî yılı bütçesi, faiz ödemeleri yapan, sosyal
güvenlik kurumlarının açığını kapatan, risk taşımasına rağmen personel
maaşlarını ödemeye çalışan, yetersiz, ciddiyetten uzak, samimî olmayan bir
bütçedir...
Mevcut ekonomik yapıyla bu borç yükünü taşıyamayacağını
gören hükümet, yeni yükler getirmek suretiyle, içborç stokunu döndürmek
istemektedir. Bu şekilde bir uygulamayla, toplumda hep aynı kesimlerin
vergilendirilmesi söz konusu olduğundan, adalet duygusu sürekli bir şekilde
zedelenmektedir. Ülkemizde vergi yükünün büyük bir bölümünü, ekonomiye fiilen
katkı sağlayan kesimler, yani, üretimde bulunanlar ve çalışalar üstlenmiştir.
Öte yandan, devlete borç verip, yüzde 35’ler civarında reel faiz geliri elde
edenler, vergi dışı bırakılmıştır. Rantiyecileri vergilendirip, kayıt içine
alınmasına yönelik çaba gösterilmediğinden, ülkemiz, âdeta kayıtdışı ekonominin
cenneti haline gelmiş bulunmaktadır. Bunun çözümü için çaba sarf etmeyenler, bu
ülke halkına büyük kötülük yapmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, tüm bu uygulamalar sonucu, bugün,
ülkemizde oldukça bozuk bir vergi yapısı vardır. Hükümet, vergi adaletini
gerçekleştirmeye yönelik düzenlemeler getirmemiştir. Vergi adaletinin önemli
bir göstergesi olan dolaylı-dolaysız vergiler ayırımında 2003 malî yılı
bütçesi, önceki yıllar bütçelerinden daha olumsuz bir tabloyu yansıtmaktadır.
Bir başka ifadeyle, 2003 yılı vergi gelirlerinin yapısına baktığımızda, gelir
ve servet üzerinden alınan vergiler, yani dolaysız vergiler oranının yüzde 32,
mal ve hizmetler üzerinden alınan, yani dolaylı vergiler oranının ise yüzde 68
olduğunu görmekteyiz.
2003 yılında söz konusu vergilerin sağlanmasında bazı
tıkanlıkların olması kaçınılmazdır; çünkü, savaşın özellikle turizm sektörünü
olumsuz etkilemesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan illerimizde
ortaya çıkması muhtemel ekonomik daralma, vergi gelirlerini ülke çapında
olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla, ülkemizde vergi gelirleri oluşumunda var
olan dengelerin yeniden gözden geçirilmesi, zorunlu hale gelmektedir. Harcama
üzerinden alınan vergiler payının giderek artması, vergi adaletine uygun
düşmemektedir. Bu uygulama, az kazananı çok, çok kazananı az vergilemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 malî yılı
bütçesinin esas aldığı varsayımlardan hareket edersek, TEFE yıl sonu hedefi
yüzde 17,4 ve yıl ortalaması da yüzde 23,9’dur; ancak, yılın ilk iki ayındaki
enflasyon gerçekleşmelerinde TEFE yıl sonu hedefi daha şimdiden tehlikeye
düşmüştür. TEFE, Ocak 2003’te yüzde 5,6; Şubat 2003’te yüzde 3,1 oranında olmak
üzere, iki aylık artış ortalaması yüzde 8,9 olup, daha şimdiden 2003 yılı yıllık
enflasyon oranını yarılamış bulunmaktadır. Bu sapma, bütçede mevcut tüm denge
ve büyüklükleri olumsuz yönde etkileyecektir.
Bu bütçede, tarım, desteklenir olmaktan çıkarılmıştır.
Doğrudan gelir desteği ödemesi için 2003 malî yılı bütçesine konulan 500 trilyon
liralık ödenekle, 2001 ve 2002 malî yıllarının arkasına düşülmüştür. 2002
yılında ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen 1,4 katrilyon lira doğrudan gelir
desteğinden dolayı, çiftçiler, hükümetten, şu anda, alacaklı durumda
bulunmaktadırlar. 2003 yılı tümü için, asgarî 3-4 katrilyon lira doğrudan gelir
desteği ödeneği gerekmektedir.
Ayrıca, hükümet, söz verdiği halde, çiftçilerin, Ziraat
Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarını ve faizlerini
silmeyerek, onları, âdeta tefecilerin kucağına itmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılında kamu
borcunun sürdürülebilirliğine imkân veren bir borçlanma politikasının izlenmesi
kaçınılmaz olmasına karşılık, Irak savaşının Türkiye ekonomisi üzerinde
yaratacağı olumsuzluğun da dikkate alınması, en azından borçlanma
maliyetlerinde ortaya çıkması muhtemel dalgalanmaların önlenmesine yönelik
politikaların üretilmesi zorunlu olmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Koçyiğit.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) – Hükümetin tutarsız ve
istikrarsız politikaları sonucu, içborç faiz oranının yüzde 50’lilerden yüzde
75’lere doğru yükselmesi, doğal olarak, içborç stoku üzerine büyük baskı
yaparak şişmesine neden olmaktadır.
Değerli milletvekilleri, işsizlik oranı 2002’de yüzde 9,6
iken, 2003’te yüzde 11,4’e yükselmiştir. Elektriğin kilovat/saati 2002’de 9
sent iken, 2003’te 15 sente yükselmiştir.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu bütçeyle, yatırımlara en az
tutarda kaynak ayrılmıştır. En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır. Beşerî
yatırım, uzun vadeli bir yatırım olup, meyvesini uzun yıllar sonra vermeye
başlar. 2002 yılında eğitim ve sağlığa yüzde 13 ödenek ayrılmışken, bu bütçe
kanununda eğitim ve sağlığa toplam yüzde 11 oranında kaynak ayrılmıştır; bu
tutar, çok yetersizdir.
Tasarruf adı altında işçilere bu yıl ödenmesi gereken bir
ikramiye tutarının 2004 yılına ertelenmesi, kamu çalışanlarını oldukça zor
durumda bırakacaktır. Hükümetin uyguladığı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koçyiğit.
Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde önerge yok.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
Ayrıntılı harcama programları ve ödeneklerin kullanımı
MADDE 8. - a) Bütçe Kanunlarına ekli (A) işaretli
cetvellerdeki ödenekler, Maliye Bakanlığınca belirlenecek ilkeler ve serbest
bırakma oranları dahilinde kullanılır.
Kamu kurum ve kuruluşlarının yıl içinde
gerçekleştirecekleri hizmet ve faaliyetler için bütçelerinde yer alan
ödeneklerin kullanımının önceden planlanabilmesi amacıyla ödenek kullanımının
ayrıntılı bir harcama programına bağlanması Maliye Bakanlığı tarafından
istenebilir.
Maliye Bakanı tarafından ödenek kullanımının ayrıntılı
harcama programına bağlanmasının uygun görülmesi halinde, belirlenen serbest
bırakma oranları üzerinde ve bu harcama programı dışında harcama yapılamaz.
İdareler bütçelerinde yer alan ödenekleri belirlenecek
ilkeler, serbest bırakma oranları ve ayrıntılı harcama programları dahilinde,
Kalkınma Planı ve Yıllık Programda öngörülen hedefleri ve hizmet önceliklerini
göz önünde bulundurarak, tasarruf anlayışı içinde kullanmakla yükümlüdürler.
b) Bütçelerin yatırım ve transfer tertiplerinden yardım
alan bağımsız bütçeli kuruluşlar ile sosyal güvenlik kurumları, hizmetleri ile
ilgili aylık harcama programlarını vize edilmek üzere en geç 30/4/2003 tarihine
kadar Maliye Bakanlığına gönderirler. Bu programlar Maliye Bakanlığınca vize
edilmeden bütçelerin yatırım ve transfer tertibindeki ödenekler kullanılamaz.
Kuruluşlar aylık uygulama sonuçlarını her ay Maliye Bakanlığına bildirirler.
Maliye Bakanlığı, yapılan yardımın amacı doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığını aylık harcama programını göz önünde bulundurarak kontrol eder
ve buna göre uygulamaya yön verir.
c) Bütçe Kanunlarına ekli (A) işaretli cetvellerdeki
ödeneklerden;
1. (2) ödenek türü altında yer alan ödenekler toplamının 1
katrilyon lirası ile vizeli kamulaştırma ödeneklerinin 80 trilyon lirası,
2. Başbakanlık bütçesinin (900. -03. -3. -301. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 5 trilyon lirası ile (900. -03. -3. -391. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 10.5 trilyon lirası, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesinin (111. -01. -3. -301. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası, İçişleri Bakanlığı bütçesinin (900. -03. -3. -301. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası ile (900. -03. -3. -306. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinin (900. -03. -3. -306. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 10 trilyon lirası ile (900. -03. -3. -351. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 4 trilyon lirası, Ulaştırma Bakanlığı bütçesinin (900. -02. -3. -141. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 7.5 trilyon lirası, Hazine Müsteşarlığı bütçesinin (920. -03. -3. -123. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 14 trilyon lirası, (920. -05. -3. -145. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 33 trilyon lirası, (930. -10. -3. -383. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2.5 trilyon lirası, (930. -77. -3. -006. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 40 trilyon lirası ve (940. -06. -3. -451. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2.5 trilyon lirası, Maliye Bakanlığı bütçesinin (114. -01. -3. -651. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası, (920. -01. -3. -103. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 50 trilyon lirası, (930. -08. -3. -352. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 6 trilyon lirası, (930. -08. -3. -357. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 5 trilyon lirası, (930. -08. -3. -365. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2 trilyon lirası, (940. -03. -3. -426. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 3 trilyon lirası ve (940. -06. -3. -451. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2 trilyon lirası,
İptal edilmiştir. (2) ödenek türü altında yer alan
ödenekler ile vizeli kamulaştırma ödeneklerinden iptal edilen tutarların sektör
ve kuruluşlar itibarıyla dağılımı bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren 10 gün içinde Yüksek Planlama Kurulu tarafından belirlenir.
Bu işlemler sonucu doğacak Hazine yardımı fazlalarını iptal
etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
d) 26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun ile bu Kanun
uygulamaları dikkate alınarak her türlü bütçe ve muhasebe işlemlerini yapmaya
ve yaptırmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri, değerli izleyiciler; 8 inci madde üzerinde, CHP Grubunun
görüşünü açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; önce, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bütçe harcamalarının belirli kurallara
bağlanması ve bunların uygun bir zamanlamayla yürütülmesi doğaldır; ancak, kimi
özel harcamaların niteliği, bu kurala birebir bağlı kalınmasını
engellemektedir. Bunlar arasında, özellikle, araştırma ve geliştirme
harcamaları, yurt dışından alınacak her türlü araç ve gereçler, kitaplar,
bilgisayar donanımları ve programları sayılabilir. Bu tür esnek harcama
anlayışının iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi, bildiğiniz gibi,
döviz kuru hızla değişmektedir ve ödenekler yıl sonuna kalırsa anlamını, alım
gücünü yitirmektedir ve kuruluşlar, o zaman hizmet sunamaz hale gelmektedir,
beklentilerini yerine getirememektedir. Maliye Bakanlığı, kamu hizmetinin
pahalıya gelmemesi için döviz kuruna ödenekleri yedirmemeli ve bir an önce bu
ödenekleri serbest bırakma yoluna gitmelidir.
Buna bağlı olarak üzerinde durmak istediğim önemli bir konu
var, o da şudur: Bildiğiniz gibi, geçen hükümet döneminde, Türkiye Cumhuriyeti,
Avrupa Birliğinin araştırma geliştirme konusundaki Altıncı Çerçeve Programına
katılmayı kabul etmiştir. Yine, bilindiği gibi, Avrupa Birliği, Mart 2000’de
yapılan Lizbon Zirvesinde, yakın gelecekteki bilimsel ve teknolojik
gelişmelerde Avrupa yaklaşımı politikasını saptamış ve Avrupa araştırma alanı tanımlanarak
şu programı, şu amacı saptamıştır, bilginize sunmak isterim. Avrupa Birliği,
2010 yılında dünyanın en dinamik ve rekabet gücü en yüksek bilgi ekonomisi
konumuna getirilecektir. Şimdi, bu amaç, Altıncı Çerçeve Programının amacıdır.
Bu programa her üye ve aday üye gayri safî millî hâsılaları oranında katkıda
bulunacaklardır. Türkiye’nin bu projeye toplam katkısının, gayri safî millî
hâsılaya bağlı olarak, 250 000 000-300 000 000 euro dolayında olacağı tahmin
edilmektedir; ancak, bu yıla gelelim, bu yılın ödemesi 49 000 000 eurodur ve
bunun ilk taksiti, 24 000 000’u şubatta ödenmeliydi; ancak, geçici bütçe
gerekçesiyle bu ödeme yapılmadı, ileride faiziyle ödenecektir. İkinci olarak,
bu paranın ikinci taksiti temmuz ayında ödenmek durumundadır ve Türkiye bu
programın dışında kalmamalıdır. Şu nedenle kalmamalıdır: Bu program sonucu
oluşacak olan 16 500 000 000 euroluk araştırma havuzundan Türkiye’nin
yararlanması gerekiyor. Bu proje kapsamında, Türkiye’den, özellikle mal ve
hizmet üreten firmalar, üniversiteler ve araştırma kurumları ortak projeler
üreterek ve Avrupa Birliğinden ortaklar edinerek, varlıklarını orada,
Avrupa’da, yaratıcı bir ortamda kanıtlamak durumundadırlar, bunu yapabilirler.
Bu projeyle, Türkiye’de üretici kesimlerin, mal ve hizmet üreticilerinin,
araştırma yapma bilincine varmaları sağlanabilir; bu nedenle, bu proje çok
önemlidir.
Şimdi, bu bağlamda, araştırma-geliştirme bilimlerinin
Avrupa piyasasına çıkmaları, orada kendilerini kanıtlamaları bir ilk olacaktır.
Türkiye, araştırma-geliştirmede, futbolda, sporda yaptığı gibi, Avrupa ligine
terfi edecektir. -Ki, bu arada, ulusal futbol takımımıza, gelecek haftaki
İngiltere maçında başarılar diliyorum- Türkiye, bilimde ve teknikte, Avrupa
ligine bu projeyle adım atacaktır. Bunun, sadece sayısal getirisi önemli
değildir; yani, teorik olarak, 16 500 000 000 euroluk araştırma yapma şansımız
yoktur, zayıftır; ama, araştırmanın miktarından çok, nitelik önemlidir,
araştırmayı öğrenmek önemlidir ve bu anlamda, Altıncı çerçeve programı, Türkiye
için, öğrenme sürecinin bir başlangıcı olacaktır, o nedenle bu projeyi çok
önemsemek durumundayız. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesi üzerindeki
konuşmamda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini söylerken şu noktaya
değinmiştim: Bu tür projelerin başarısı her şeyden önce bir genel çerçeveye,
bir ulusal uyanış, işbirliği ve eşgüdüm çerçevesine oturtulmak zorundadır. Bu
yapılmadığı takdirde başarı şansı yoktur.
Bu sırada, altıncı çerçeveye bağlı olarak, sorumluluk
hükümetin üzerindedir. Biz, bunun izleyicisi olacağız, başarısının takipçisi
olacağız ve umarım, bunu hep birlikte yapacağız.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.
Şahsı adına, Kars
Milletvekili Sayın Selami Yiğit; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakika.
SELAMİ YİĞİT (Kars) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılı konsolide bütçe yatırımlarında, 2002
yılına nazaran reel bir düşüş söz konusudur. 2002’de gerçekleşen yatırım 6,8
katrilyondur. 2003’te harcama hedefi ise 7,6 katrilyondur. Oransal olarak 2002
yılı yatırımlarının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 2,5’ken, bu oran,
2003’te yüzde 2 olarak gerçekleşecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kamu yatırımlarında ortaya çıkan bu düşüşün yanında, son
yıllarda yaşanan ekonomik krizden dolayı özel sektörde de ciddî bir yatırım
düşüşü gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, 2003 yılı için hedeflenen yüzde 5’lik
büyümeyi, bu şartlarda yakalamamız pek mümkün görülmemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biliyorsunuz, programda 4 414 adet proje vardır. Bu 4 414 proje için gerekli
kaynak, 2002 fiyatlarıyla 166 katrilyon olarak hesaplanmaktadır. Oysa
-hepimizin de bildiği gibi- 2003 yılında yatırımlar için ayrılan kaynak, sadece
7,6 katrilyondur. Kaba bir hesapla bu 4 414 projeyi gerçekleştirmek için, bizim
25 yıla ihtiyacımız vardır. Bu, çok karışık ve karmaşık bir durumdur. Ben,
şimdi, hükümete soruyorum, yatırım programlarını gerçekçi bir temele oturtacak
mısınız, proje stokunu azaltabilecek misiniz? Eğer azaltmayı düşüyorsanız,
kısıtlarınız nelerdir?
Değerli
arkadaşlarım, Devlet Planlama Teşkilatının 2003 yılı programında, zorunlu
haller dışında, 2003 yılı içerisinde yeni proje teklifinde bulunulmayacağı
öngörülmektedir. Oysa bu zorunlu hallerin ne olduğu açık olarak ortaya konmuş
değildir. Yatırım programlarına fayda-maliyet analizinin yapıldığı bir proje
değerlendirme sistemi getirmek gerekmektedir. Siz de, hükümet programında,
bunu, iddia ettiniz; ancak, bunu, bütçede görmek mümkün değil. Bu amaçla -benim
şahsî görüşüme göre- Devlet Planlama teşkilatı yeniden yapılandırılmalıdır.
Nitekim, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde oluşturulan
yatırımlarla ilgili özel ihtisas komisyonu raporunda bu yönde bir öneri yapılmaktadır.
Öte
yandan, projeler arası ödenek yatırımı ve ödeneği aktarılan proje eködenek
aktarılmaması uygulaması, istisnaî durumlarda başvurulması halinde yararlı
iken, bu uygulama istismar edilerek, hem toplumsal maliyetin artmasına hem de
proje stokunun artmasına neden olmaktadır.
Bir
diğer eleştirim ise şudur: devlet Planlama Teşkilatının yıllık programı
bütçenin ardından belli olmaktadır. Bu durum, plan, yıllık program ve bütçe
bağlantısını güçleştirmektedir. Yıllık program olmadan bütçenin tartışılması
sağlıklı bir yol değildir. Ne yazık ki, Komisyon, bütçeyi, plan ve yıllık
programdan kopuk bir şekilde görüşmek durumunda kalmıştır. Umarım, hükümet, bu
konuda gerekli tedbirleri alır.
Bu
vesileyle, hepinizi selamlıyor, saygılar sunuyorum; sağ olun. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Yiğit.
Başka söz talebi?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde verilmiş bir önerge
vardır; önergeyi gerekçesiyle birlikte okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının
“Ayrıntılı harcama programları ve ödeneklerin kullanımı” başlıklı 8 inci
maddesine aşağıda yer alan (e) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Eyüp Fatsa |
M.Ergün Dağcıoğlu |
|
|
Ankara |
Ordu |
Tokat |
|
|
M. Necati Çetinkaya |
Ünal Kacır |
|
|
|
Elazığ |
İstanbul |
|
”e)
1. Savunma hizmetlerinin gerektireceği ilave ödenek ihtiyaçlarını karşılamak
üzere kuruluş bütçelerinde yer alan ödeneklerden, Bakanlar Kurulu Kararı ile
belirlenen miktarlarda kesinti yapmaya ve bu ödenekleri Maliye Bakanlığı
bütçesinde açılacak bir tertibe aktarmaya, bu tertipteki ödenekleri bu Kanun
ile 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanundaki aktarmaya ilişkin sınırlamalara
tabi olmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarında kullandırmak üzere
ilgili bütçelere aktarmaya,
2.
Savunma hizmetlerinin gerektireceği ödenek ihtiyaçlarını karşılamak üzere, bu
Kanun ile 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanundaki aktarmaya ilişkin
sınırlamalara tabi olmaksızın kuruluş bütçeleri içinde programlar arasında
aktarma yapmaya,
3.
Bu bendin 1 numaralı alt bendi uyarınca kesilecek ödeneklerden bir kısmını ihtiyaç
halinde göçmen ve mülteci giderlerinde kullandırmaya,
Maliye
Bakanı yetkilidir.”
Gerekçe:
Irak
sınırımızda meydana gelen gelişmeler karşısında ülkemiz savunmasına ilişkin giderler
ile ülkemize yönelebilecek toplu nüfus hareketleri nedeniyle alınacak tedbirler
çerçevesinde ortaya çıkacak ilave kaynak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş
bütçelerinden kesinti yapma konusunda Bakanlar Kuruluna, buna ilişkin bütçe
işlemlerini yapma konusunda ise Maliye Bakanına yetki verilmektedir.
Ayrıca,
bu aktarma işlemlerinin özelliği nedeniyle 1050 sayılı Kanunda yer verilen
aktarmaya ilişkin sınırlamalara tabi olmaması öngörülmektedir.
BAŞKAN
– Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN
VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) – Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN
– Hükümet önergeye katılıyor mu?
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN
– Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
8
inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... 8 inci madde kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
Gelir
ve giderlerin izlenmesi, analitik bütçe sınıflandırması ve performans esaslı
bütçe uygulaması
MADDE
9. - a) Devletin tüm gelir ve giderleri ile borç ve malî imkanlarının tespiti,
takibi ve denetiminin yapılabilmesi amacıyla; genel bütçeye dahil dairelerle
katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar ve fonlara tasarruf eden
kuruluşlar, belediyeler, belediyelere bağlı kuruluşlar, il özel idareleri,
bütçelerin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar, kamu
iktisadî teşebbüsleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, gelir ve gider
tahminlerini, malî tablolarını, birbirleriyle olan borç ve alacak durumlarını,
personele ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri Maliye Bakanlığınca belirlenecek
esas ve süreler dahilinde vermekle yükümlüdürler.
Maliye
Bakanı bu bent kapsamına giren kurum ve kuruluşlardan, her türlü malî işlemleri
ile ilgili bilgi, belge ve hesap durumlarını almaya; bu belge ve hesap
durumları ile borçlanma ve borç ödeme imkanları üzerinde inceleme yaptırmaya,
programlarına uygun harcama yapmayan ya da bilgi, belge ve hesap durumlarını ibraz
etmeyen idare, kurum ve kuruluşların bütçe ödenekleri ile ilgili gerekli
önlemleri almaya, bu maksatla gerektiğinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan
önlemlerin uygulanmasını istemeye yetkilidir.
b)
Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, bütçe
içi ve dışı fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları,
bütçelerin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar ile kamu
tüzel kişiliğini haiz kurul, üst kurul ve diğer kurum ve kuruluşların (kamu
iktisadi teşebbüsleri hariç) uygulayacakları analitik bütçe sınıflandırması ile
muhasebe sistemi ve standartlarının belirlenmesine, bu sistem ve standartların
geliştirilmesine ve birlikte veya ayrı ayrı uygulatılmasına ilişkin her türlü
çalışmayı yaptırmaya ve pilot uygulama yapacak kurum ve kuruluşları veya
bunların birimlerini tespite Maliye Bakanı yetkilidir.
c)
Millî Eğitim Bakanlığında Yurtdışı Bursları, Türkiye Sanayi Sevk ve İdare
Enstitüsüne Yardım ve İşçi Ücretleri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında Süne ve
Kımıl Mücadelesi Projesi, Karayolları Genel Müdürlüğünde Kaza Kara Noktalarının
İyileştirilmesi ve İzlenmesi Projesi, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Genel Müdürlüğünde Seyranbağları Huzurevi, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon
Merkezi Hizmetleri ile Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Yayın ve Kütüphanecilik
Hizmetleri faaliyetlerinde performans esaslı bütçe uygulamasının
gerçekleştirilebilmesi bakımından; sözkonusu faaliyet alanları için tahsis
edilen ödeneklerin kullanımında yeni usul ve esaslar tespit etmeye, münhasıran
bu faaliyetlere ilişkin malî mevzuatın uygulanması konusunda düzenlemeler
yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – 9 uncu madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Trabzon Milletvekili Akif Hamzacebi. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
Sayın Hamzaçebi, konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; harcamalara ilişkin bir maddeyi şimdi
görüşeceğiz. Tabiî, harcama deyince hep aklımıza bütçe içerisinde yer alan
ödeneğin ilgili amaçlar için harcanması geliyor. Ben, daha değişik bir harcama
üzerinde duracağım; bu, yine, bir kamu harcaması; ama, bunu bütçe içerisinde
göremiyoruz, vergi harcamaları. Vergi harcaması, devletin vergi sistemi yoluyla
vazgeçtiği gelirler yoluyla yapılan harcamadır. Devlet, bazı harcamaları
topladığı vergilerle karşılar, ama, bazı harcamaları da, o alandan vergi
almamak suretiyle yapar; bunları bütçede göremeyiz. Bunlar vergi sisteminde;
istisnalar, muafiyetler, indirimler veya teşvik dediğimiz diğer araçlar yoluyla
yer alır. Düşük vergi oranı olabilir, vergi ertelemesi olabilir, bütün bunlar
vergi harcamasının şekilleridir. Doğrudan harcamalar, söylediğim gibi, bütçe
içerisinde yer alır; ama, vergi harcamaları, maalesef, Türkiye’de bütçe
içerisinde yer almıyor. Vergi harcaması Türkiye’de, belki, son yıllarda ortaya
çıkan bir kavram, ama, diğer gelişmiş ülkelerde 1960’lardan itibaren ortaya
çıkan ve giderek bu ülkelerin bütçe sistemlerinde yer alan bir kavramdır.
Vergi harcaması bütçede gözükmediği için, bu harcamalardan
istisnalar ve teşvikler; hangi yolla olursa olsun yapılan bu harcamalardan
kimlerin yararlandığının veya yasa koyucunun amaçladığı hedefin yerine gelip
gelmediğini ölçmek, genellikle mümkün olmamaktadır. Genellikle, devletin, vergi
teşvikleri yoluyla karşıladığı harcamaların amacına ulaşıp ulaşmadığı konusunda
kamuoyunda ciddî tereddütler vardır. Hakikaten, vergi sistemi, bir konuya
teşvik getiriyorsa, bu teşvik amacına ulaşıyor mu; bu, belirli değildir.
Kamuoyu bu konuda doğru bilgilendirilmemektedir; çünkü, devletin elinde bu
konuda yeteri kadar veri yoktur. Bunun ölçülmesi gerçekten son derece zordur, o
nedenle bu tereddütler hep olur.
Örneğin, Türkiye’de 4325 sayılı kalkınmada öncelikli yörelerdeki
vergi teşviklerini düzenleyen bir kanun vardır. Bu kanun, bu bölgelerin
ihtiyaçlarına uygun olarak, gerçekten, iyi hazırlanmış bir kanundur; ama, bu
kanunla getirilen teşvikler, istenilen amacı sağlamış mıdır; bu, çok net
değildir. Hatta, istenilen amacı sağladığı konusunda elde yeteri kadar kanıt
yoktur. Örneğin, serbest bölgeler. Serbest bölgeler, bir dönem, Türkiye için,
orada sağlanan vergi teşvikleri yoluyla yabancı sermayenin çekileceği ve burada
yabancı sermayenin yapacağı yatırımlarla istihdamı artıracağı ve Türkiye’nin
ihracatına katkı sağlayacağı bölgeler olarak planlanmıştı ve bu amaçla da,
serbest bölgelerde, Türkiye Cumhuriyeti önemli vergi teşvikleri verdi.
Peki, serbest bölgelerde durum nedir -serbest bölgeyi bir
örnek olarak veriyorum, onu tartışma amacıyla söylemiyorum- serbest bölgelerde
11 milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardır. Bu 11 milyar dolarlık ticareti,
yurt dışından serbest bölgeye, serbest bölgeden yurtdışına veya Türkiye’den
serbest bölgeye, serbest bölgeden Türkiye’ye yapılan ticaretin toplamı olarak
alırsak; bunun sadece yüzde 18’i ihracattır, yüzde 82’si diğer saydığım üç tür
ticarettir, ihracat olmayan ticarettir. Demek ki, serbest bölgelere biz bu
kadar önemli vergi teşviki vermiş olmamıza rağmen, burada, şüphesiz, yatırım
yapan yabancı sermaye de olmuştur, yerli müteşebbis de olmuştur; ama, sonuçta,
ortaya çıkan tablo, 11 milyar dolarlık ticaret hacminin sadece yüzde 18’inin
ihracat olduğu yönündedir. Demek ki, kabaca ortaya çıkan bu rakamın kabaca
vermiş olduğu sonuca göre, serbest bölgelerdeki vergi teşvikleri amacına
ulaşmamış.
Bir başka örnek: Türkiye’de, bir dönem -halen devam ediyor
aslında, belki eskisi kadar, o ölçüde değil; ama, halen devam ediyor- LPG’nin,
önemli ölçüde mutfakta ve kısmen de sanayide kullanılıyor olması nedeniyle
vergisi son derece düşük tutulmuştur; litrede veya kilogramda 1 600-1 700 lira
kadar bir vergisi vardı; 2001 yılına kadar, 2001 yılı ortalarına kadar vergi bu
düzeydeydi. Mutfağın ve sanayiin teşviki veya sübvansiyonu amacıyla yapılmış
olan bu düzenleme, o zaman, hiç hesapta olmayan bir başka sektörü yarattı,
otogaz sektörünü; araçlar, süratle, benzinden otogaza dönmeye başladı. Bu,
taksilerle sınırlı kalmadı. Belki bunun sosyal yönden açıklaması olabilir, o
önemli değil; ama, çok lüks araçlar, cipler, çok büyük araçlar dahi otogaza
dönmeye başladı. Sonuçta, o da, diğer akaryakıt ürünleri gibi ithal edilen bir
üründür; ama, onun üzerine devlet vergi koymuyor. Neden; mutfakta kullanılıyor,
sanayide kullanılıyor, ucuz kullanılsın diye; ama, planlanmayan bir başka alan
doğuyor.
Vergi harcamalarının amacına ulaşıp ulaşmadığı, gerçekten
kuşkuludur. Doğru olan nedir; gerçekten, daha önceki maddelerin birinde yapmış
olduğum konuşmada, bir kamu harcama reformundan, kamu malî yönetimi reformundan
söz ettim. Bu reformun esası, bütçe sürecinin değiştirilmesiydi; bütçenin,
kamuoyuna, topluma ve karar alıcılara doğru kararlar almasını sağlayacak
şekilde yeterli verilerle donatılmış olmasıdır. Bütçe, eğer bu şekilde
hazırlanıyorsa, gerçekten, bir kamu harcama reformunu yapmışız demektir. Bu
harcama reformunun bir parçası da, bu sözünü ettiğim vergi harcamalarının bütçe
içerisinde rakamlandırılmış olarak yer almasıdır. Yani, devlet, vergi
teşvikleri yoluyla ne kadarlık bir vergi almaktan vazgeçtiğini rakamlandırarak
bütçeye bağlamalıdır. Vazgeçilen bu vergiler nedeniyle, tahsil edilmesinden
vazgeçilen bu vergiler nedeniyle, ne kadarlık bir hâsılat sağlanmıştır ne
kadarlık bir yatırım yapılmıştır veya ne kadarlık bir sosyal amaç güdülmüş ve
ne kadarlık bir sosyal amaç gerçekleştirilmiştir, bunların ölçülmesi ve bütçeye
bağlanması gerekir.
Bu, bizde yeni bir kavram; Maliye Bakanlığı Gelirler Genel
Müdürlüğünün bu konuda başlatmış olduğu çalışmalar vardır; ancak, gelişmiş Batı
ülkelerinde, hakikaten, bu, 1960’lara kadar gidiyor. Bu uygulama, 1960’larda,
Almanya ve Amerika Birleşik Devletleriyle başlamıştır. Bu, bu saydığım iki
ülkeyle birlikte diğer birçok ülkede bütçe sürecinin bir parçası olarak
düşünülmüştür. Hemen hemen Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda, OECD
ülkelerinin birçoğunda vergi harcamaları yıllık veya en azından iki yıllık, üç
yıllık periyotlarla hazırlanmakta ve bütçenin bir parçası olarak veya bütçenin
yanında ayrıca bir teknik belge olarak ilgili parlamentolara, ilgili yasama
organlarına sunulmaktadır.
Avusturya ve Almanya, çok daha farklı bir uygulamayla,
sadece vergi harcamaları değil, doğrudan harcamalar yoluyla yapılan teşvikleri
de kapsayacak şekilde ayrı bir rapor hazırlamaktadır; sübvansiyon raporu
hazırlayıp, bunu, bütçe sürecine bağlı kılarak, kendi yasama organlarının
bilgisine sunmaktadır. Bazı ülkeler, bunu, doğrudan doğruya bütçe sürecine
bağlı kılmayabiliyor; ama, mutlaka düzenleyip, yine, yasama organının veya
kamuoyunun bilgisine sunuyor.
Ben, bu madde vesilesiyle, kamu harcama reformunun, vergi
harcaması dediğimiz devletin vazgeçtiği vergiler yoluyla teşvik etmek istediği
alanlardaki faydanın, hâsılanın ne olduğunun ölçülerek bütçeye eklenmesi ve
bütçenin, bu şekilde, saydam devletin bir parçası, bütçesi olması için bu konudaki
görüşlerimi ifade etmek istedim.
Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Başka söz talebi?.. Yok.
Önerge yok.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... 9 uncu madde kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE
10.- Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler,
fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin
yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar, özel kanunla kurulmuş
diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri
ve bu maddede sayılanların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile
birlikleri (kamu bankaları, özel kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile kefalet ve yardımlaşma
sandıkları hariç) kendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan bütün
kaynaklarını T.C. Merkez Bankası veya muhabiri olan T.C. Ziraat Bankası
nezdinde kendi adlarına açtıracakları Türk Lirası cinsinden hesaplarda
toplarlar.
Bu
kurumlar tahakkuk etmiş tüm ödemelerini bu hesaplardan yaparlar.
Kamu
kaynaklarının bu madde hükmüne aykırı şekilde değerlendirilmesinden elde edilen
nemalar genel bütçeye gelir kaydedilir.
İlgili
kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ile saymanlar, yukarıda bahsi geçen
hükümlerin yerine getirilmesinden şahsen ve müteselsilen sorumludurlar.
Bu maddenin uygulanması
ile ilgili usul ve esasları belirlemeye, kaynaklar, kurumlar ve bankalar
itibarıyla istisnalar getirmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan ve
Maliye Bakanının müşterek teklifi üzerine Başbakan yetkilidir.
BAŞKAN – 10 uncu madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; kamu haznedarlığı, aslında, devlet için olması
gereken bir düzenleme. Kamunun çeşitli alanlarda olan kaynaklarının bir yerde
toplanması, bunları Hazinenin kontrol etmesi kadar güzel bir şey yok. Bizim de
destek verdiğimiz ve uygun gördüğümüz bir uygulama; ama, bu uygulamanın bütçe
kanununda yer alması doğru bir uygulama değil. Bakınız, bu uygulama daha önce
bütçe kanununda yer almasına karşın, il özel idareleri ve Sosyal Sigortalar
Kurumu Anayasaya aykırılık nedeniyle dava açtı ve bu davalar Anayasa
Mahkemesinde görüşüldü. Anayasa Mahkemesi, bütçe kanunlarında bu tür
düzenlemeler yapılamayacağı gerekçesiyle bu yasayı iptal etti.
Bakın, iptalde kullandığı cümle aynen şöyle: “Anayasada,
biri birinden tamamen ayrı ve değişik biçimde düzenlenen bu iki yasalaştırma
yönteminin doğal sonucu olarak, birinin konusuna giren bir işin ötekiyle ilgili
yöntemin uygulanmasıyla düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kaldırılması olanaklı
değildir.”
Değerli arkadaşlar, Anayasamızın 161 inci maddesinde “bütçe
yasalarına, bütçeyle ilgili olmayan hükümler konulamaz” diye açık bir
düzenleme getirilmiş durumda. Değerli arkadaşlar, bunun temel nedeni de şu:
Bütçe yasaları, bir yıllık yasalardır, hükümetin uygulamalarını gösterir ve bir
yıllık uygulama sonunda o bütçe işlevini tümüyle kaybeder; ama, bütçe
yasalarıyla, sürekli yürürlükte olan yasalarda değişiklik yaptığınız takdirde,
o yasalardaki hükümleri askıya almış ve bir yıl süreyle uygulamamış
oluyorsunuz.
Acaba, hükümetler niçin bu tür uygulamalara başvururlar?
Grup Başkanvekilimiz Sayın Oğuz Oyan’ın da belirttiği gibi, bu düzenleme sadece
bu yasayla getirilmiş bir uygulama değil, daha önceki hükümetler de buna benzer
uygulamalar getiriyorlardı; ama, daha önceki hükümetlerin şöyle bir sorunu
vardı: Daha önceki hükümetler koalisyon hükümetleriydi, çok ivedi düzenlemeleri
kendi aralarında uzlaşarak rahatlıkla Parlamentoya getiremiyorlardı; ama, bütçe
yasalarına hüküm koyarak bu sorunu aşmak istiyorlardı. Değerli milletvekilleri,
şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin 365 oyu var. Anayasaya aykırı düzenlemeler
yapmak yerine, 365 oy ve bizim de desteğimizle, kamu haznedarlığını, niçin,
acaba, güzel bir yasayla düzenleyip, Parlamentoya getirmiyoruz?! Eğer, bunu yapmadığımız takdirde, Anayasaya
aykırı olduğunu bile bile, Anayasayı ihlal eden bir maddeyi, bir yasayı, bir
hükmü Parlamentodan geçiriyoruz. Aramızda anayasa hukuku hocaları var,
hukukçular var. Hiçbir parlamenterin, Anayasaya aykırı olduğunu bildiği bir
hükmü, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği daha önceki bir düzenlemeyi, sanki,
Anayasa Mahkemesi hiç böyle bir karar vermemiş gibi buraya getirmenin doğru bir
uygulama olmadığını belirtmek isterim.
Değerli milletvekilleri, az önce, bütçelerin bir yıllık
olduğunu belirtmiştim. Bütçe yasalarının diğer yasalardan çok daha farklı bir
özelliği var; bütçe tasarılarının nasıl yasalaşacağı Anayasada belirtilmiştir;
ama, diğer tasarıların nasıl yasalaşacağı Anayasada düzenlenmemiştir; bu
tasarılarla ilgili olarak, Meclis İçtüzüğü, nasıl düzenleneceğini, görüşmelerin
nasıl yapılacağını belirlemiştir; dolayısıyla, iki ayrı kurum, iki ayrı hukukî
çerçeve içerisinde düzenlenmesi ve Parlamentoya getirilmesi gereken
tasarılarda, sanki, Meclis İçtüzüğü yokmuş gibi ve diğer yasalar da, sanki,
bütçe yasasında öngörülen prosedüre tabi imiş gibi, burada bir işlem yapıyoruz.
Değerli milletvekilleri, bütçe yasasına genel yasalarda yer
alması gereken hükümlerin konulmasına engel olan en önemli düzenlemelerden
birisi de, bütçe yasalarıyla ilgili olarak, Sayın Cumhurbaşkanının geri
gönderme hakkının bulunmamasıdır; Sayın Cumhurbaşkanının, diğer yasaları
Parlamentoya geri gönderme hakkı varken, bütçe yasalarıyla ilgili böyle bir
yetkisi yok; dolayısıyla, biz, bir anlamda, Sayın Cumhurbaşkanın, herhangi bir
maddeyle, genel düzenleme çerçevesinde yapılan bir uygulamayı geri göndermemesi
şeklinde bir görüşü burada yasalaştırmış oluyoruz.
Bir başka aykırılık gerekçesi şu: Bütçe yasa tasarılarında,
gelir azaltıcı veya gider artırıcı tekliflerde bulunamıyoruz; Anayasaya göre,
Meclis Genel Kurulunda, böyle bir teklifte bulunulamaz; ama, şimdi “kamu
haznedarlığı” dediğimiz bir olayda, örneğin, Sosyal Sigortalar Kurumu, aylık 2
trilyon liranın üzerindeki faiz gelirinden vazgeçecek, bunun yerine, bu parayı,
Ziraat Bankasında, 0 faizli bir hesaba yatıracak; Bağ-Kur aynısını yapacak,
Emekli Sandığı aynısını yapacak, il özel idareleri aynısı yapacaklar.
Peki, bu kurumlar faiz gelirlerinden vazgeçtikleri zaman,
bu kurumların işlevi, görevi, acaba, Ziraat Bankasını kurtarmak mı, Ziraat
Bankasının açıklarını kapatmak mı? Elbette, böyle olmaması lazım; ama, şimdi,
bu kurumların uğradığı faiz kayıplarının, bu kurumlara iade edilmesi
gerektiğine dair, biz, bütçede nasıl bir değişiklik önereceğiz? Gelir artışı
veya gider artıran bir değişiklik önergesi veremiyoruz. O zaman, bu çerçevede,
bunu da değerlendirme şansımız, maalesef, olmuyor.
Değerli milletvekilleri, bütçe yasasının bir diğer özelliği
daha var. Anayasaya göre, bütçe üzerinde kanun hükmünde kararname dahi
çıkarılamaz; ama, diğer yasa uygulamalarında, bunu yapmak mümkün. Bu kadar
farklı hukuk normları olan bir bütçe yasası ile çok farklı hukuk normları olan
genel yasanın bir arada görüşülmesinin aykırılığı, bütün açılardan açık.
Bu madde uygulamasıyla ilgili olarak da il özel
idarelerinin yapmış olduğu Anayasaya aykırılık, yine, Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmiştir. Bu yasa çıktığı zaman da, yine, başvurular olacak;
önce Danıştay’a, Danıştay’dan tekrar Anayasa Mahkemesine gidecek ve yine, bu
yasalar iptal edilecek; ama, ben eminim ki, iptal edilen bu hükümler, Anayasaya
aykırılık taşıyan bu hükümler, önümüzdeki yıl, yine, bütçe görüşmeleri
yapılırken, yine, buraya gelecek ve biz, yine, burada görüşeceğiz.
Benim Sayın Bakandan, özellikle, istirhamım şudur: 365
oyluk bir Parlamento desteği var. Anayasaya aykırı uygulamalar yapmaktan özenle
kaçınalım. Bu maddeleri, normal yasalarla yapalım, buraya getirelim; her yıl
görüşmek yerine, biz, sadece, bütçeyi görüşelim, sağlıklı bir görüşme yapalım
ve dolayısıyla, Anayasaya aykırı düzenlemeler yapan bir Parlamento olmaktan da
kurtulmuş olalım.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum.
Başka söz talebi?.. Yok.
Önerge yok.
10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... 10 uncu madde kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
Gerektiğinde
MADDE 11. - a) Personel Giderleri Ödeneği:
Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin bütçelerine
konulan ödeneklerin yetmeyeceği anlaşıldığı takdirde; ilgili mevzuatının
gerektirdiği harcamalar için 100. -Personel Giderleri ile ilgili tertiplere,
Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -351. -900) tertibindeki ödenekten
aktarma yapmaya,
b) Yatırımları Hızlandırma Ödeneği:
Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -353. -900) tertibindeki
ödenekten, 2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair
Karar hükümlerine uyularak, 2003 Yılı Yatırım Programının uygulama durumuna
göre gerektiğinde öncelikli sektörlerde yer alan yatırımların hızlandırılması
veya yılı içinde gelişen şartlara göre öncelikli sektör ve alt sektörlerde yer
alan ve programa yeni alınması gereken projelere ödenek tahsisi veya
ödeneklerinin artırılmasında kullanılmak üzere sözkonusu projelere ilişkin
mevcut veya yeniden açılacak tertiplere aktarma yapmaya,
c) Kur Farklarını Karşılama Ödeneği:
Yurt dışında kuruluşu olan genel bütçeye dahil dairelerin (3) ödenek
türünde olup, 610, 620 ve 710 ayrıntı kodlarına gider kaydedilecekler hariç,
(1) ve (3) ödenek türü altındaki tertiplerde yer alan ve yurt dışındaki
kuruluşlar için döviz olarak kullanılması gereken ödenekleriyle, genel bütçeye
dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin uluslararası kuruluşlara yapacakları
ödemelere ilişkin ödeneklerin yabancı para karşılıklarını sabit tutmak ve
31/12/2002 tarihindeki kurlar ile transfer anındaki kurlar arasındaki farkı
karşılamak amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -352. -900)
tertibindeki ödenekten ilgili kuruluşların hizmet programlarında mevcut ilgili
tertiplere aktarma yapmaya,
d) Yedek Ödenek:
Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -356. -900) tertibindeki
ödenekten, bütçelerin mevcut veya yeniden açılacak (1) ve (3) ödenek türü
(Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan transfer tertipleri hariç) altındaki tertiplerine,
çok acil ve zorunlu hallerde Yüksek Planlama Kurulu Kararı alınmak kaydıyla (2)
ödenek türü altındaki tertiplere aktarma yapmaya,
e) İlama Bağlı Borçları Karşılama Ödeneği:
Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -361. -900) tertibindeki ödenekten
genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin ilama bağlı borçlarını
karşılamak maksadıyla gerektiğinde kuruluş bütçelerinin mevcut veya yeni
açılacak tertiplerine aktarma yapmaya,
f) Özellikli Giderleri Karşılama Ödeneği:
26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde belirtilen
mahkeme harçları, belirli satış aidatı ile oranı kanunla saptanmış ödenti ve
ikramiyeleri karşılamak maksadıyla (mahkeme harçlarında ödeme emri
beklenmeksizin ödenmek ve derhal Maliye Bakanlığından gerekli ödenek talep edilmek
kaydıyla) genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin mevcut veya
yeniden açılacak tertiplerine Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -362. -900) tertibindeki
ödenekten aktarma yapmaya,
Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE
12. - Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı bütçesinin;
a)
(111-01-2-001-300) tertibindeki ödenekten bir kısmını Devlet Planlama Teşkilâtı
Müsteşarlığınca gerekli görülen hallerde harcama ilkelerine uygun çalışmaların
yaptırılması amacıyla, bütçelerin ilgili tertiplerine aktarmaya ve bununla
ilgili diğer işleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Devlet Planlama Teşkilâtı
Müsteşarlığı aynı amaçlarla il özel idarelerine, iktisadî devlet teşekküllerine
ve diğer kamu teşebbüslerine yaptıracağı hizmetlerin bedellerini peşin
ödeyebilir.
b) (111-01-3-301-900) tertibinde yer alan ödeneği, kalkınmada öncelikli yörelere ilişkin program ve projeleri desteklemek amacıyla, bütçelerin ilgili tertiplerine aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Aynı amaçlarla diğer kamu kuruluşlarına yapılacak ödemeler de bu tertipten karşılanır.
BAŞKAN
– 12 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen
İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma
süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 nci maddeye ilişkin
olarak, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise
saygılar sunuyorum.
Bütçeler, aslında, Millet Meclisinin, hükümetleri
denetlemesinin en etkin araçlarıdır; ama, özel nedenlerle, bizim, bu yıl
gerekli vakit de ayırmayarak, bu işi sıkışık bir düzene getirerek denetleme
görevimizi tam olarak yaptığımızı söylemek ne yazık ki, mümkün değildir. Oysa,
son yıllarda Türkiye’de bütçeler eğitim, sağlık gibi temel alanlara kaynak
ayırmayan, iç ve dış borç faiz ödemelerini ve personel ödemelerini yapan,
Türkiye’nin geleceği açısından ve içinde bulunduğumuz koşulların
iyileştirilmesi için yaşamsal önemi olan yatırımları gözardı eden belgeler
haline gelmişlerdir ve bu bütçelerin hepsi de ödenekler ile gelirler arasındaki
büyük farkı, giderek artan oranda borçlanarak kapatmayı öngörmüşlerdir. Böyle
bir yaklaşımın ve anlayışın, Türkiye’yi ne duruma getirdiği de hepimizin
malumudur. O nedenle, bu dönem Parlamentosuna, ben, bu kısırdöngüyü kırmak için
büyük bir sorumluluk düştüğü kanısındayım.
12 nci madde, Devlet Planlama Teşkilatının etüt ve proje
giderlerine ilişkindir. Birinci kısmında hizmet, etüt ve projelerle ilgili
olarak hizmet alımı için Maliye Bakanına, ilgili tertiplere kaynak aktarma
yetkisi verilmektedir. Bunlar başka kuruluşlar, kamu kuruluşları veyahut da
yerel kuruluşlar da olabilmektedir. İkinci kısmında ise, kalkınmada öncelikli
yörelere planlama ödeneğinden, proje ve programlarını desteklemek üzere, yine,
kaynak aktarılması ve bundan da, Maliye Bakanının sorumlu olması Hükme
bağlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, birinci kısımdaki etüt ve proje
giderlerine gelince; daha önce, bir vesileyle, asıl etüt ve projelerin, en iyi
şekilde, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılacağını belirtmiştim.
Nitekim, Türkiye’de zaman zaman kamu kuruluşları, çeşitli bakanlıklar, belli
araştırmaları ve çalışmaları yapmaları için uluslararası firmalara
başvurmaktadır. Bu firmalar da gelip Planlama Teşkilatından bilgi almaktadırlar
ve bu aldıkları bilgiyi, ülke koşullarını bilmeden, ülkedeki o alandaki
gelişmeleri çok iyi kavramadan ve ülkenin ileriye dönük hedeflerini çok iyi bir
şekilde saptamadan değerlendirmektedirler. Planlama Teşkilatında ise, hem
bulunan uzmanların bilgisi, birikimi, eğitimi bu tür çalışmaları yapmaya
yeterlidir hem de gerekli bilgi hem mevcuttur, hem de kamu kuruluşlarından,
özel kesimden bu bilgileri alacak yetkileri vardır.
Projelere kaynak aktarmaya gelince; örneğin geçen yıl, 562
projeye kaynak aktarılmıştır: 1,5 katrilyonluk kaynak 562 projeye
aktarılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, kalkınmada öncelikli
yöreleri düşünmek ve bunlarla ilgili plan program yapmak, Devlet Planlama
Teşkilatının görevleridir; ama, bölük pörçük projelere kaynak aktarmak, Devlet
Planlama Teşkilatının asıl işlevi değildir.
Devlet Planlama Teşkilatının asıl işlevi, Türkiye’ye
kalkınma hamlesini yaptırtmaktır; ama, ne var ki, Türkiye’de, son yıllarda
hazırlanan programlarda amaç, büyümeyi sağlamak, enflasyon oranını aşağıya
çekmek ve faizdışı fazla vermek olarak tanımlanmaktadır. Oysa, kalkınmanın
yapılabilmesi için amaç, kalkınma olmalıdır; amaç, sanayileşme olmalıdır; amaç,
işsizliğin giderilmesi olmalıdır; amaç, gelir dağılımındaki aksaklıkların
giderilmesi olmalıdır.
Kuşkusuz, şimdi, iktidar partisinden arkadaşlarım veyahut
da Maliye Bakanımız çıkıp, bu kelimelerin kullanıldığı cümleleri bulabilir
programlarda; ama, değerli arkadaşlarım, önemli olan, bu kelimelerin ne derece
yaşama, ne derece politikalara yansıdığıdır.
Eğer, siz, bir yandan sanayileşmeden bahsediyor; ama, öte
yandan da elinizdeki sanayi kuruluşlarını “özelleştirme” adı altında felce
uğratıyorsanız, eğer, siz bir yandan kalkınmadan bahsediyor, öte yandan
yatırımlarınızı bir önceki yıla nazaran yüzde 50 oranında azaltıyorsanız, yatırımlarda
katrilyonlarca indirimi göz kırpmadan hemen yapıyor, bir çırpıda 600 projeyi
gündemdışına, program dışına atıyorsanız, o zaman, bu konularda çok ciddî
olduğunuz söylenemez.
Bakın, bugünkü bütçede 11 katrilyon olan, daha önce
düşünülen yatırımlar, önce 9’a, sonra 7 katrilyon 600 trilyona indirilmiştir;
ama, bu, gene de bu haliyle yüzde 50 azalma demektir. Çünkü, içindeki 2
katrilyon 300 trilyon lira aynî dış kredilerdir ve aynî dış krediler bir önceki
senenin yatırım büyüklüğünün içerisinde yoktur. Dolayısıyla, sabit fiyatlarla
bir önceki yatırımları bu yılla karşılaştırdığımızda azalma yüzde 50’dir.
Üstelik projeler, programlara, ciddî bir değerlendirme yapılmadan konulduğu
gibi, gene birbirleriyle olan bağlantıları ve politikalarla olan ilişkileri
ciddî olarak incelenmeden çıkarılabilmektedir. Bu durumda, gerçekten
kalkınmada, gerçekten gelir dağılımını düzeltmekte, işsizliği azaltmakta
niyetli olduğunuzu söylemek mümkün değildir.
Bakın, kullanılan tabirler bile önemlidir. Büyümeden
bahsediliyor mevcut programlarda. Oysa, büyüme, mevcut yapı korunarak gelişme
demektir. Kalkınma, ekonomik yapıyı değiştirerek, gelişmiş ülkelerin yapısına
kavuşarak gelişme demektir. İkisinin de birbirinden çok farklı anlamı vardır ve
ikisinin de birbirinden çok farklı politikaları beraberinde getirmesi söz
konusudur.
Türkiye, eğer, sorunlarını
aşacaksa önce -ki, sorunlarının çok olduğu hepimizin malumudur- belli hedeflere
ulaşacaksa ve Avrupa Birliği gibi bir toplulukla bütünleşmeyi sağlayacaksa, o
takdirde, bu konulara olan bakış açısını değiştirmek zorundadır. Bir defa,
yaptığı çalışmaları ciddiye almalıdır ve neden aksadığını mutlaka tespit edip,
bunu tamir etme, bunu telafi etme yolunu aramalıdır.
Bakın, geçen sene bile,
örneğin, harcamalar ile gelirler arasındaki fark artmıştır. Harcama kalemleri
yüzde 15 artmıştır, gelirler de artmıştır; ama, buna rağmen, bütçe açığı 39
katrilyonu bulmuştur; oysa, öngörülen miktar 26 katrilyondur.
Değerli arkadaşlarım, yine, gerçekleşmelerin hedeflere
yakın olması fevkalade önemlidir; eğer, ciddî olarak bir plan, program
hazırlıyorsanız. Yine, eğer, Avrupa Birliğiyle katılmak bir hedefiniz varsa,
onun politikalarını benimseyeceğiniz için, ekonomiyi ve toplumun çeşitli
kesimlerini buna hazırlamanız lazım. Bakın, 500 trilyon lirayla -doğrudan gelir
desteği o da; üretimi teşvik etmeyen, üretimle bağlantılı olmayan bir
destektir- işçileri karşı karşıya bırakıyorsunuz. Oysa, bütünleşmeyi,
birleşmeyi düşündüğünüz Avrupa Birliğinde, tarım üreticileri, müthiş sofistike
önlemlerle ciddî bir şekilde korunmaktadır. Peki, tam birleşme sağlandığı
zaman, sizin, tarım üreticilerinin ne yapacağını sanıyorsunuz; ben, size, ne
yapacağını söyleyeyim: Hepsi rekabet edemedikleri için, büyük kentlere göç
edeceklerdir ve varoşlarda yerleşip, marjinal işler bulma çabasına
gireceklerdir ve böyle bir düzende de, ne sosyal düzeni düzeltmek mümkündür ne
ekonomiyi kalkındırmak mümkündür ne de zabıtayla ilgili olayları kontrol altına
almak mümkündür.
Değerli arkadaşlarım, hem üretimle, yatırımla ilgili olarak
hem inanılmaz boyutlara ulaşan iç ve dışborçluluğu kontrol altına almasıyla
ilgili olarak bu Meclise düşen büyük görevler vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Keleş, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Tabiî.
Bunun için ama, bizim, her şeyden önce planı, programı,
bütçeleri ciddiye almamız lazımdır. Ondan sonra da, kaynaklarımızı artırmanın
yolunu hep birlikte arayıp, bunları, en verimli şekilde kullanmayı başaracak
sistemleri geliştirmemiz lazımdır.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda, Hindistan
Büyükelçisi ve beraberindeki heyet bulunmaktadır. Kendilerine, Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına “hoşgeldiniz” diyor, (Alkışlar) Hindistan ve Türkiye
arasındaki dostluğun ve kardeşliğin ilelebet devam etmesini temenni ediyorum.
.KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
C) GELİR BÜTÇESİ
2-2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu(1/530)
8S.Sayısı:76) (Devam)
BAŞKAN – Madde üzerinde başka söz talebi?..Yok.
Önerge yok.
12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... 12 nci madde kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum :
Yatırım
harcamaları
MADDE
13. - a) Yıllık programlara ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında
herhangi bir projeye yatırım harcaması yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan
projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari
işlere 2003 yılında başlanabilmesi için, proje veya işin 2003 yılı yatırım
ödeneği, proje maliyetinin % 10'undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje
ve işler için gerektiğinde projeler "2003 Yılı Programının Uygulanması,
Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" hükümlerine uyulmak ve öncelikle
kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.
Silahlı
Kuvvetler bütçesinin programlarında (1) ödenek türü içinde yer alan savunma
sektörü, altyapı, inşa, iskân ve tesisleriyle, NATO altyapı yatırımlarının
gerektirdiği inşa ve tesisler ve bunlara ilişkin kamulaştırmalar ile stratejik
hedef planı içinde yer alan alım ve hizmetler Devlet Planlama Teşkilâtı
Müsteşarlığının vizesine bağlı olmayıp, yıllık programlara ek yatırım çizelgelerinde
yer almaz.
b)
Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin yatırım programında
ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük
onarım, idame-yenileme ve tamamlama projelerinin detay programları ile alt
harcama kalemleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış
projelerinin alt harcama kalemleriyle ilgili işlemlerde "2003 Yılı
Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar"
hükümleri uygulanır.
c)
Yıllık Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projelerden ilgili
Bakanın onayı ile il özel idarelerince valinin yetki ve sorumluluğunda
gerçekleştirilmesi uygun görülenlerin bedelleri, münhasıran proje ile ilgili
harcamalarda kullanılmak üzere hizmetin ait olduğu il özel idaresine ödenir. Mahalli
hizmet niteliği taşıyan işler, bu fıkrada belirtilen esaslar çerçevesinde
program ve proje safhasında da valilerin yetki ve sorumluluğuna devredilebilir.
Bu
şekilde yürütülecek projelerin, etüt, keşif ve kontrollük hizmetleri ilgili
bakanlık ve genel müdürlüğün il teşkilâtlarınca; ihale edilmek suretiyle
yaptırılması ve bedellerinin ödenmesi il özel idarelerince valinin onayı ile
gerçekleştirilir.
d)
Yıllık programa ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu
değişiklikler için "2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve
İzlenmesine Dair Karar" da yer alan usullere uyulur. Ancak, yatırımları
hızlandırma ödeneğinden yapılacak aktarmalar hariç olmak üzere, projeler arası
yapılacak aktarma tutarı aktarma yapılacak projenin başlangıç ödeneğinin %
10'unu geçemez.
BAŞKAN – 13 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen, Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü.
Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sekizinci 5 yıllık plan
döneminin ortalarına geldik. Sekizinci 5 yıllık plan dönemi, Türkiye'nin
planlama deneyimi açısından, planlama birikimi açısından son derece önemli bir
dönemdir; çünkü, bu Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemi hazırlıkları,
dünyada 1980’li yılların ortasında yaşanan yeni teknolojik devrimin
kazanımlarının, olanaklarının, Türkiye’ye, aşağı yukarı neler getirebileceğinin
görüldüğü bir dönemdir ve bunun için - 2001-2005 yıllarından söz ediyorum; şu
anda, 2003 yılındayız- bu planın hazırlıklarında, Türkiye’nin bütün planlama,
maliye ve özel sektör birikimi bir araya gelerek, 22 yıllık bir perspektiften
konuya yaklaşmaya çalıştılar.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sekizinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı, böylesi bir perspektiften, 2001-2023 yılları arasındaki 22
yıllık bir perspektiften hazırlandı ve öyle iddialı bir şekilde hazırlandı ki,
2023 yılında Türkiye’nin ulusal gelirinin 1,9 trilyon dolar olması hedeflendi ve
Türkiye, yılda, ortalama olarak yüzde 7 dolayında büyüyecek diye bir hedef
tespit edildi. Bu hedefle, uzun dönemli bu perspektifle, Türkiye’nin, 2023
yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine sokulması hedefi konuldu.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Şimdi, böylesine önemli
bir dönemin iki buçuk yılını idrak ediyoruz; fakat, yaşanan krizler, bu uzun
dönemli perspektifin ilk beş yılında hazırlanan hedefleri anlamsız hale
getirdi.
Bir de şunu söyleyeyim; bu uzun dönemli perspektifi Türk
planlaması klasik planlama anlayışıyla yapmadı. AKP’li arkadaşlarımızın da sık
sık dile getirdikleri gibi, yeni planlama anlayışı, strateji ve politika
planlama anlayışının ilk açılımlarından biriydi. Son derece önemli buluyorum.
Bunları neden söylüyorum: Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; aslında, 3 üncü madde üzerindeki konuşmamda, bu konuya da ışık
tutmaya çalıştım; ancak, zaman yetersizliği nedeniyle, kesildi. Türkiye’nin,
acilen, yeni bir, orta dönemli plan yapması lazım. Bakınız, Acil Eylem Planı
gibi konularla, lütfen, uğraşmayalım. Acil Eylem Planı gibi birtakım konularda
ısrar edersek, hem Türkiye’ye sıkıntı vermiş oluruz hem de Adalet ve Kalkınma
Partisi olarak siz, kendinize sıkıntı vermiş olursunuz. Bir an önce, ama, bir
an önce, yeni planlama anlayışı çerçevesinde, üç yıllık, bir yeni makro dengeyi
oluşturacak programı tespit edelim. 2003 yılı, içinde bulunduğumuz bu 2003
yılı, bu yeni planın geçiş yılı olabilir -1978 yılında, Türkiye, bir geçiş
planıyla yeni bir planlamaya geçti ve Acil Eylem Planındaki önceliklerinizi de,
bu yeni, üç yıllık makroekonomik programa entegre edelim. Acil Eylem Planındaki
öncelikleri de entegre edelim ve değerli arkadaşlarım, burada -Sayın Maliye
Bakanımız; evet yok; ama- çok yıllı bütçe modeli üzerinde bir uzlaşmanın, bir
anlayış birliğinin ortaya çıktığı görülüyor. Bizim sözcülerimiz, Cumhuriyet
Halk Partisi olarak biz, artık, tek yıllı bütçe değil, çok yıllı bütçe modeline
geçilmesinin doğru olacağını dile getiriyorduk; Sayın Maliye Bakanımız da,
bugün, bu görüşe katıldığını ifade ettiler. İşte bu anlayış, eğer, en az üç
yıllık bir yeni makro ekonomik perspektifle, yeni planlama anlayışıyla
örtüşürse, emin olunuz Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım Türkiye çok şey
kazanır, Türkiye çok şey kazanır. Tabiî ki, burada hemen az önce söylediğim 22
yıllık perspektifin de yeni strateji ve siyaset planlaması anlayışı
çerçevesinde revize edilmesi gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Japonya böyle yaptı,
yani konuştuğumuz bu konu Japonya planlaması; yani, daha sonraki konuşmalarda
da dile getireceğiz; zaman zaman Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın,
değerli milletvekillerinin planlama
deyince şöyle bir takıntısı oluyor.
AHMET YENİ (Samsun) – Tanımadın daha bizi.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Rica ediyorum.
Yani Japonya, nasıl bir planlama anlayışını götürüyorsa;
Almanya nasıl bir planlama anlayışını götürmüşse, işte bu strateji ve siyaset
planlaması anlayışıdır; budur. Örneğin, Japonya 1970’li yıllarda alüminyum
sanayiinde bir hedef seçti, alüminyum sanayiine atak yaptı, stratejisini o
çerçevede belirledi; ancak, biliyorsunuz petrol krizleri 1970’li yıllarda,
petrol yoğun, enerji yoğun bir teknoloji idi; hemen döndü, esnek çünkü, döndü,
elektronik sanayiine yöneldi. Yani, planlama, planlama, planlama. Türkiye her
zamankinden daha çok, her zamankinden daha çok planlama anlayışına muhtaç; ama
lütfen planlama anlayışını, yeni planlama anlayışının gereğine Adalet ve
Kalkınma Partili arkadaşlarımız da inansınlar Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; aksi halde bir fırsat kaçacak.
Bu yeni teknolojik devrim, az önce dediğim gibi, Türkiye’ye
gerçekten olağanüstü olanaklar sunuyor, bu olanakları iyi yakalayalım, bu
olanakları, bağışlayınız beni, Acil Eylem Planı yaklaşımıyla, anlayışıyla
yakalayamayız; sıkıntıya gireriz, zaten sıkıntıdayız
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bakınız, beş yıllık
dönemde ne söylemişiz, ne yapılmış, ona kısaca bir değinmek istiyorum: Değerli
arkadaşlarım, beş yıllık dönemde, 2001 ile 2005 yılı arasında, 1998 yılı
fiyatlarıyla, 73 katrilyonluk bir yatırım yapılması programlanmış. Eğer 2003
yılı programı, 2003 yılı bütçesindeki ve Devlet Planlama Teşkilatının sabit
sermaye yatırımlarındaki o yatırımlar gerçekleşirse, önümüzdeki iki yıl içinde
-az önce sabit fiyatlarla söyledim- 200 katrilyonluk, dikkatinizi çekiyorum,
200 katrilyonluk yatırım yapılması gerekiyor. Bunu, Türkiye’nin yapma gücü yok.
İşte onun için, yeni bir planlama anlayışının, onun için, yeni bir
makroekonomik modelin, yeni bir makroekonomik programın, bir an önce, ama, bir
an önce hazırlanması gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2003 yılı konsolide
bütçe yatırımlarına bakıyoruz. Yatırım giderleri için 8 katrilyon ayrılmış, 7,6
katrilyon. Az önce dedim, toplam 200 katrilyonluk bir yatırım programlanmış.
Makroekonomik dengeler, ne kadar fazla hallaç pamuğu gibi atılmış bu yaşanan
krizlerden.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 8 katrilyonluk bir
yatırım bütçesini, konsolide bütçe içinde kabul etmek ve anlamak kesinlikle
mümkün değil; çünkü, yatırım demek, iş demek, aş demek, istihdam demek, üretim
demek, hizmet demek, sağlık hizmeti demek, eğitim hizmeti demek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tütüncü, konuşmanızı tamamlar mısınız.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – 1-2 dakika rica edeyim...
Şimdi, benden sonra kişisel konuşacak olan Değerli
Milletvekilimiz Gazalcı, sanırım, size, eğitim yatırımlarının ne kadar düşük
olduğu konusunda bir açılım yapacaktır; yani, sağlık yatırımlarında da durum
böyle. Yatırım yapmazsak, yatırıma önem vermezsek, Türkiye'deki sorunlarımızın
çözümüne, kesinlikle ama kesinlikle, çare bulamayız; ama, bunun için, Acil
Eylem Planı anlayışını –yineliyorum-
terk etmemiz lazım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye, bir an önce
tarımına sahip çıkmalıdır. Dikkatinizi çekiyorum, Türk tarımı ve hayvancılığı,
Avrupa Birliğine uyum gösterecek bir yapısal değişikliğe bir an önce
sokulmalıdır -o planda bunu da öngöreceğiz- ve gerçekçi bir teknolojik gelişme
perspektifinin kabul edilmesi lazım. Araştırma ve geliştirme yatırımlarına,
mutlaka ve mutlaka, devletin sahip çıkması lazım; çünkü, özel sektör bunu
yapamıyor, buna sahip çıkamıyor. Türkiye'nin geleceği, çok büyük ölçüde yeni
teknolojilerin üretilmesinde ve kullanılmasından geçiyor.
Sosyal politika sistemimizi etkin ve rasyonel bir yapıya
kavuşturmamız lazım; yani, ulusal sosyal güvenlik sistemi ve ulusal sağlık
sistemi, birbirleriyle bağlantılı olarak, bir arada –ayrı ayrı değil-
hazırlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu konuda hükümetin
ciddî hazırlıklar içinde olduğunu biliyoruz; ancak, önümüzdeki hafta da İşkur
yasa tasarısının geleceğini biliyoruz. İşkur yasa tasarısı, Türkiye'deki
işsizlik sorununun çözülmesi açısından, yaşamsal önemde bir yasa tasarısıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Ancak, İşkur’a gerekli desteği biz
Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar vermek istiyoruz. Öyle sanıyorum
ki, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız da Cumhuriyet Halk Partisinin bu
yaklaşımını takdir edeceklerdir.
Çok teşekkür ederim. (CHP ve AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı; buyurun.
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinde,
yatırım harcamalarına ilişkin kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla
selamlıyorum.
Kabul etmekte olduğumuz bu bütçe, yatırım için son derece
kısıtlı bir harcama öngörüyor; çünkü, bu bütçe, birçok kez vurgulandığı gibi,
bir yatırım bütçesi değil yüzde 68’i faize giden bir borç ödeme bütçesidir.
Görüşmekte olduğumuz 13 üncü maddede, hükümet, ikili bir
ölçü tutturmaktadır. Burada, daha önce, sayın bakanlar bize “biz, projeleri eledik, bitmek üzere olanları
elimizde tuttuk; bu yıl 4 000’in üzerinde proje uygulanacaktır” dediler. İşte,
tam bu maddede, bazı koşullar ileri sürülüyor; deniyor ki: Projenin maliyetinin
yüzde 10’u bitenlere ve ek yatırım cetvellerinde yer alanlara harcama
yapılabilir.
Bir yandan da yüzde 10’un altındaki projelerde, hükümet,
isterse, yatırım yapabilecek, harcama yapabilecek. Yine ilgili bakanın onayıyla
valiliklere yetki veriliyor. Aynen, daha önce, 65 olan emeklilik yaşını 61’e
indirip, hükümet isterse, 65 yaşına kadar çalıştırabileceği gibi. Yani, bir
yandan, bitmekte olan projelere harcama yapacağım deniyor; ama, bir yandan da,
istersek, hükümet olarak bir proje üzerinde karar verebiliriz, bakan isterse de
valiye yetki verir. Bu, ikili bir ölçüdür değerli arkadaşlarım.
O yüzden, bu bütçe, halkımıza bir umut vermemiştir, bir
coşku vermemiştir. Bu bütçe günümüzü kurtarmamıştır, gelecek yılı
kurtarmayacaktır; hatta, gelecek on yıllara ilişkin bir umut vermemektedir.
Bakın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu büyük yıkımlardan,
acılardan geçti, göçler yaşadı. Bu bütçede, o bölge için bir büyük yatırım var
mıdır? Bırakın bir bölgemizi kurtarmayı, Türkiye'nin gelecek on yıllarına
ilişkin, bu yıl, bu bütçeyle yapılacak büyük bir iş var mıdır değerli
arkadaşlar? Hep faiz ödeme, borç ödeme ve ayrıntıda boğulmuştur.
58 inci ve 59 uncu hükümetlerin programlarında “ekonomi
büyütülecek, işsizlik ve yoksulluk azaltılacak, önlenecek” deniliyor. Peki, bu
“cek ““cak “ lar projede nasıl somutlaşıyor, hangi yatırımla yolsuzluk,
yoksulluk önlenecek, işsizlik önlenecek; bu belli değildir.
Değerli arkadaşlar, bırakın yeni yatırımlarla işsizliği
önlemeyi, biz, üreticinin, köylünün elini kolunu bağlamaktayız. Biz, tütün
kotası, şeker kotasıyla, aile içerisinde üretim yapan insanlara sınırlama
getirdik.
Değerli arkadaşlar, peki, şimdi soruyorum. Benim bölgemde,
Tekel’le anlaşma yapan tütün üreticisi, Güneyli, Buldanlı, Acıpayamlı bir
üretici, Tekel’e, ancak 200 kilogram tütün verebilmektedir. Bugün, başfiyat 4
290 lira, kilosu 3 000 liraya satılan tütün de var. Diyelim ki, tütün, ortalama
4 000 liradan satıldı. Tütün üreticisi, 200 kilogram tütününü bütünüyle satmış
olsa bile, 800 000 000 lirayla -ki, 4 kalıp tütününün 2’sini satıyor, 2’si
elinde kalıyor; tütün üreticisine, istersen yak deniliyor- yeniden nasıl üretim
yapabilir, nasıl çocuğunu okutabilir, nasıl geçimini sağlayabilir?
Değerli arkadaşlar, bu bütçe, yatırımı özel kesime
bırakmıştır. Biz, aynen köylünün, üreticinin elini kolunu bağladığımız gibi,
aslında, umut bağladığımız, yatırım yapar dediğimiz özel kesimin de elini
kolunu bağlıyoruz. Nasıl; en pahalı enerjiyi kullandırarak, nasıl; en fazla
prim ödeterek...
BAŞKAN – Sayın Gazalcı, konuşmanızı toparlar mısınız.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Tabiî, Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, aslında, sosyal bir devlet, vatandaşına
hizmet ederdi eskiden, bütçesiyle, yatırımlarıyla; ama, on yıllarda, devlet, vatandaşını soyar oldu.
Devlet, bütçesinin açığını kapatsın, faizini, borcunu ödesin diye, her ay,
telefon bedeli olarak, elektrik bedeli olarak, doğalgaz bedeli olarak,
akaryakıta zam yaparak sürekli vatandaştan almaktadır; bu bütçe de, bunun bir
kanıtıdır.
En büyük yatırım, eğitime olan yatırımdır değerli
arkadaşlar; ama, bu bütçede, eğitime, maalesef, son yirmi yılın en düşük payı
ayrılmıştır ve bu payın da –yani, millî eğitime ayrılan bütçenin- yüzde 80’i
personel harcamalarına, yalnız yüzde 15’i yatırım harcamalarına gidecektir.
Peki, nasıl geçeceğiz oniki yıllık zorunlu temel eğitime, nasıl yapılacaktır
130 000 derslik –daha 5 000 okul gereksinimi var- bunlar nasıl karşılanacaktır?
Değerli arkadaşlarım, hepinize saygı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.
Başka söz talebi?.. Yok.
Önerge yok.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
Birleşime, 19.30’a kadar ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.40
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 19.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 57 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
2.-
2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/530)
(S.Sayısı:76) ------ (Devam)
3.- 2001 Mali Yılı Genel Bütçeye Dahil
Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna
İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi İle 2001 Mali Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/280, 3/87, 3/89, 3/90) ( S.Sayısı: 78) (Devam)
4.- 2003 Mali Yılı Katma Bütçeli İdareler
Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/531) (S.Sayısı:77) (Devam)
5- 2001 Mali Yılı Katma Bütçeye Dahil
Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna
İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi İle 2001 Mali Yılı Katma Bütçeli İdareler
Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/281, 3/88)
(S.Sayısı: 79) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Görüşmekte olduğumuz, 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısının 13 üncü maddesi kabul edilmişti.
Şimdi, 14 üncü maddeyi okutuyorum.
MADDE
14. - Katma bütçeli idarelerin bütçelerini denkleştirmek amacıyla Maliye
Bakanlığı bütçesinin Hazine yardımı (Yükseköğretim kurumlarının cari hizmet
maliyetlerine yapılacak Devlet katkısı dahil) tertiplerine ödenek ve karşılığı
ilgili katma bütçenin (B) işaretli cetveline gelir yazılan miktarlardan, bu
amaca göre fazla olduğu tespit edilen kısımlar, yıl sonunda Hazine Müsteşarlığı
ile mutabakat sağlanmak suretiyle ilgili idarelere ödenmeyerek Maliye Bakanınca
iptal edilir.
Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü dışındaki katma bütçeli idarelerin yıl sonuna göre Maliye Bakanlığınca tespit olunacak bütçe fazlaları genel bütçeye gelir yazılır.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Önerge yok.
14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
15 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 15. - a) 1. Genel bütçeye dahil daireler,
katma bütçeli idareler ve döner sermayelerin yıl içinde her ne şekilde olursa
olsun edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmette kullanılacağı ve
kaynağı (T) işaretli cetvelde gösterilmiştir. Ancak, çok acil ve zorunlu
hallere münhasır olmak kaydıyla ilgili kurumun talebi ve Maliye Bakanlığının
teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı alınmadıkça bu cetvelde yer alan
taşıtlar hiçbir şekilde edinilemez.
5/1/1961
tarihli ve 237 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde belirtilenlerin
(Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı hariç) emir ve zatlarına verilenler, (2) sayılı
cetvelin 1 ve 2 nci sırasında yer alanlar, güvenlik önlemli (zırhlı) araçlar ve
koruma altına alınanlarla ilgili yönetmelik hükümlerine göre tahsis olunan
araçlar dışında hibe dahil, her ne suretle olursa olsun yabancı menşeli binek
ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez.
Yerli
muhteva oranı % 50'nin altında olan taşıtlar yabancı menşeli sayılır.
2.
5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlar ile özel
kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, binek veya
station-wagon cinsi taşıt ihtiyaçlarını yabancı menşeli taşıt kullanılmamak
kaydıyla, hizmet alımı suretiyle de karşılayabilirler. Ancak, bu kurumların
mülkiyetlerinde bulunduracakları ile hizmet alımı yoluyla temin edecekleri
binek veya station-wagon cinsi taşıtların toplamı, 31/12/2002 tarihi itibarıyla
mülkiyetlerinde bulundurdukları ile hizmet alımı yoluyla kullandıkları binek
veya station-wagon cinsi taşıtların toplam sayısını hiçbir surette aşamaz.
Kurumlar,
5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca ekonomik ömrünü
doldurmuş olduğu veya bakım-onarım ve işletme giderleri ile diğer maliyet
unsurları dikkate alınarak hesaplanacak toplam yıllık maliyetinin, hizmet alımı suretiyle temin edilecek
taşıtların yıllık hizmet alım maliyetinden yüksek olacağı tespit edilen binek ve
station-wagon cinsi taşıtlarını yetkili tasfiye birimleri aracılığıyla tasfiye
edebilirler.
3.
Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin (2) numaralı alt bent uyarınca temin edecekleri taşıtların
kira bedelleri ile diğer işletme giderleri kurum bütçelerinde açılacak ayrı bir
faaliyetten ödenir. Bu faaliyette ihtiyaç duyulacak ödenek "083-Taşıtların
Kira, Bakım-Onarım, İşletme ve Diğer Zorunlu Giderlerine İlişkin
Hizmetler" faaliyetindeki ödenekten, başlangıç ödeneğinin yarısına kadar
aktarma yapılmak suretiyle karşılanır. Yeni açılan bu faaliyete bütçenin diğer
tertiplerinden aktarma yapılamaz.
4.
Vakıf, dernek, sandık, banka, birlik, firma, şahıs ve benzeri kuruluş veya
kişilere ait olup (2) numaralı alt bent kapsamındaki kamu kurumlarınca
kullanılan taşıtların giderleri için, kurum bütçelerinden hiçbir şekilde ödeme
yapılamaz.
Emniyet
Genel Müdürlüğünce 31/12/2002 tarihi itibarıyla bu şekilde kullanılan
taşıtlardan, maliklerinin muvafakatı alınanlar bedelsiz olarak 30/6/2003
tarihine kadar bu kurumun mülkiyetine devredilir.
5.
Kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlarına ait taşıt sayısını azaltmak,
taşıt bakım-onarım ve akaryakıt giderlerinde israfa yol açmamak amacıyla
gerekli düzenlemeleri yapmaya, önlemleri almaya, sınırlamalar getirmeye Maliye
Bakanının teklifi üzerine Başbakan, kamu görevlilerinden kimlerin resmi
taşıtlar yerine ticari taşıtlardan yararlanacağına ve ticari taşıtlardan
yararlanacaklara yapılacak ödemeler ile bunlara ilişkin usul ve esasları
belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.
b) 1.
Kamu kurum ve kuruluşlarının makam ve servisler itibarıyla demirbaş kullanım
süreleri ve standartları, Türk Standartları Enstitüsü Başkanlığınca belirlenen
standartlar da dikkate alınarak, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü Ana
Statüsüne göre oluşturulan Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından
belirlenir.
2.
Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar,
belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin yatırım
ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer
kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri, bağlı
ortaklıkları ile müessese ve işletmelerindeki ihtiyaç fazlası eşya ve levazımın
tespiti ile bunların kuruluşlar arasında bedelsiz olarak devredilmesine veya
tasfiye edilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca düzenlenir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 15 inci madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Önerge yok.
15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
Hastane ve tedavi
ücretleri
MADDE 16. - a) Devlet memurları, diğer kamu görevlileri ve bunların emekli, dul ve yetimlerinin (bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri dahil) genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idareler ile döner sermayelere ait tedavi kurumlarında yapılan tedavilerine (diş tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araç bedellerinin, Sağlık Bakanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca tespit edilecek miktarlara kadar olan kısmı kurumlarınca ödenir. Ancak T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü sağlık kurum ve kuruluşları ile Maliye Bakanlığınca tespit edilen birim fiyatlarının altında bir fiyatla anlaşma yapabilir.
b)
14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 209 uncu, 1/4/1961 tarihli ve 211
sayılı Kanunun 66 ncı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun geçici 139
uncu maddelerinde belirtilen ilaç katılım payları karşılığında ilgililerin maaş
veya aylıklarından kesinti yaptırmaya, (yatan hastalar hariç) ayakta
tedavilerde ilaç kullanımında eşdeğer ilaç gruplarından, fiyatların aritmetik
ortalamasının alınması suretiyle referans fiyatlar üzerinden ilaç bedellerinin
ödenmesine ve bu hususlara ilişkin usul ve esasları tespit etmeye Maliye Bakanı
yetkilidir.
c)
Tedavi kurum veya kuruluşlarına yapılacak ödemelerin tetkiki amacıyla
saymanlara yardımcı olmak üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek saymanlıklarda
Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatında tabip ve eczacı kadrolarında
çalışan personel, asli görevlerinin yanında talep üzerine Sağlık Bakanlığının
izni ile Maliye Bakanlığınca görevlendirilebilirler.
Bu
şekilde görevlendirilen personelden tabip ve eczacılara ayda 60 saate kadar
fiilen görev yaptıkları her saat için 250 gösterge rakamının, bu birimlerde bu
amaçla görevlendirilecek Maliye Bakanlığı personeline ise mesai saatleri
dışında yaptıkları görevler için ayda 60 saate kadar fiilen görev yaptıkları
her saat için 100 gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile
çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere Maliye Bakanlığı bütçesinden
ücret ödenir.
Sözkonusu
tetkikin yapılacağı saymanlıklar, görevlendirilecek personelin sayıları ve
ücretleri ile bunların çalışma usul ve esasları Maliye Bakanlığı ve Sağlık
Bakanlığınca müştereken belirlenir.
d)
26/5/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre kurumlarından
aylıksız izinli sayılan sendika, konfederasyon ve şube yönetim kurulu üyeleri
ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderlerinin
kurumlarınca karşılanmasına devam olunur.
BAŞKAN –Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın söz talebi vardır.
Sayın Arslan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinde yer
alan hastane ve tedavi ücretleri konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum; hepinizi şahsım ve Partim adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek güncel
yaşamımızın içinde ve gerekse beş altı
ay önce yaşadığımız seçim sürecinde gözlemlediğimiz gibi, son yıllarda, ülke
olarak, üst üste yaşadığımız krizler nedeniyle, neredeyse tüm toplum kesimleri
büyük sıkıntı içinde ve yine, hepimizin bildiği gibi, son dönemde ülke
yönetiminde söz sahibi olan, yaşanan sıkıntıların, yolsuzlukların müsebbibi
olan partiler, baraj altında kaldılar, büyük bir tokat yediler. Sıkıntı ve öfke
büyüktü, seçim sonuçları da çok dramatik oldu.
Yaşamın her alanında görülen sıkıntı ve çarpıklıklar,
özellikle sağlık alanında daha dramatik, daha ürkütücü ve daha vahim. Bir yaşlı
seçmen “günde 1 çay lüksüm var, keyfim iyi; ama, ya hastalanırsam ya hastaneye
yatmak zorunda kalırsam, uykularım kaçıyor” diye, sağlıkta yaşanan kötü durumu
özetliyordu. Yurttaşlarımız, hastalıktan değil, hastane kapılarına düşmekten
korkuyordu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı
bütçesi üzerindeki görüşmelerde bütün konuşmacı arkadaşlarımızın belirttiği
gibi, temel sağlık göstergelerinde, örneğin, bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı,
hekim ve hemşire başına düşen nüfus sayısı gibi göstergelerde, ülkemiz, Avrupa
ülkelerinin çok gerisindedir. Sorunlarımız bu ülkelerden daha büyük olduğu
halde, toplam bütçe içindeki sağlık için ayrılan pay yüzde 2,4 gibi bir
rakamla, Angola, Burkinafaso gibi kişi başına ulusal gelirleri Türkiye’nin
neredeyse onda biri düzeyinde olan ülkelerin de gerisindedir. Adı geçen
ülkelerin sağlığa bütçeden ayırdığı pay, bizim bütçemizin iki üç katıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türk sağlık sisteminde
sorun çok büyüktür ve acil müdahaleye ihtiyaç vardır. Bütçeden ayrılan bu payla
sağlık sorunlarının çözümü mümkün değildir. Elbette, son yıllarda yaşadığımız
krizlerde büyük bir borç batağına girdiğimiz gerçek, birçok alanda tasarruf
etmemiz gerekiyor; ancak, kamusal eğitim ve sağlıkta sıkı tasarruf etmememiz
gerekiyor; çünkü, sağlık ve eğitim, Türkiye’nin geleceğidir, elbette israf
olmamalıdır; ancak, sağlıkta çözüm, tasarrufta değildir.
Sadece mevcut sağlık kurumlarının rasyonel kullanımı ve
akılcı organizasyonu bile soruna etkili çözümler getirebilir. Bu amaçla,
birinci basamak sağlık hizmetlerinin teknik donanım ve personel olarak
güçlendirilmesi, hasta sevk zincirinin mutlaka işletilmesi, farklı kurumlara
ait hastanelerin birlikte kullanımı sağlanarak kullanılmayan personel ve atıl
yatak kapasitelerinin hizmete sunulmasıdır. Özellikle büyük kentlerdeki birinci
basamak sağlık hizmetleri açığı derhal kapatılmalıdır.
2002 yılında toplam 5 773 sağlık ocağının 773’ünde hekim,
11 389 sağlıkevinin 8 384’ünde ebe bulunmamakta, toplam hasta yataklarının
yüzde 20’si yeterli sayı ve nitelikte hekim, hemşire ve destek personeli
sağlanamadığından hizmet dışında kalmaktadır. Öte yandan, binlerce eğitimli
sağlık personeli atama beklemektedir. Hükümet, bu konuda acilen girişimde
bulunmak zorundadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de, hekimler
de, sağlık çalışanları da mutlu değildir. Bu alanda tüm çalışanların ücretleri,
birçok mesleğin gerisinde kalmıştır. Neredeyse açlık sınırının altında
yaşamaktadırlar. Bölgesel dağılımı düzenlemek için uygulamaya giren zorunlu
hizmete, derhal son verilmeli; bu sorunlu bölgelerde, yüksek ücret ve sosyal
özendirmeyle sağlık personeli istihdamı sağlanarak çözüm bulunmalıdır.
SSK Yasası çıkmadığı için, SSK hastanelerine yeni eleman
atanamamakta, boşluk, sözleşmeli personelle doldurulmaya çalışılmaktadır;
ancak, aynı işi yapan sözleşmeli ve kadrolu personel arasında ücret olarak
neredeyse 2 katına yakın fark bulunmakta; sözleşmeli olarak çalışan hekim,
hemşire ve diğer teknik personel sosyal haklarından mahrum olarak
çalıştırılmaktadır. SSK Yasası çıkıncaya kadar uygulanacak ekzamla bu üzücü
tablo ortadan kaldırılmalı, sözleşmeli olarak çalışanlar bu sıkıntıdan acilen
kurtarılmalıdır.
Bağ-Kur ve SSK alacakları nedeniyle birçok hastane sıkıntı
çekmektedir. Yine, Bağ-Kur ve SSK alacakları nedeniyle birçok eczane batma
noktasına gelmiştir. Hastane ve eczanelerin bu sorununa acil çözüm
bulunmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, büyük krizler
nedeniyle, esnaf ve tarım Bağ-Kurluları son yıllarda Bağ-Kur primlerini
ödeyemez hale gelmişler; borçları çığ gibi büyümüş ve artık, hiç ödenemez
noktaya gelmiştir. Esnaf ve tarım Bağ-Kurluların sorunları, yeni bir
taksitlendirmeyle çözülmelidir. Bağ-Kurlu oldukları için yeşil kart da alamayan
bu yurttaşlarımız, hastalıkları durumunda malını mülkünü satmak zorunda
kalıyorlar. Geçtiğimiz dönemlerde bir dönem için, yoksul halk kesiminin sağlık
sorununa bir çözüm olarak uygulanan yeşil kart uygulamasında da, daha insalcıl,
daha onurlu yeni bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Ayakta tedavilerindeki ilaç bedellerinin
de karşılanması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddenin üçüncü
bendinde, ayakta tedavilerde ilaç kullanımında eşdeğer ilaç gruplarından,
fiyatların aritmetik ortalamasının alınması suretiyle, referans fiyatlar
üzerinden ilaç bedellerinin ödenmesinden bahsedilmektedir. İki yıl önce, Türk
Eczacılar Birliği ve bir Fransız şirket ortaklığıyla, Novagenix adı altında bir
şirket kurulmuştur; ancak, başarılı olamamış, çalışmalarına son vermek zorunda
kalmıştır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, bio eşdeğerlilik
araştırması yapacak ciddî bir kurum bulunmamaktadır. İlaç firmaları, bio
eşdeğerlilik araştırmalarını, Avrupa’da çok pahalıya olduğu için, Moldavya,
Romanya gibi, bu konuda yeterli teknolojiden yoksun ülkelerde yaptırmaktadır ve
bu araştırma sonuçları güvenilir olmaktan uzaktır; o açıdan, bu uygulamaların
ciddî sakıncaları vardır. Zaten, daha önceki hükümetlerce bu konuda iki kez
karar alınmış ve ikisinde de vazgeçilmiştir. Böyle bir uygulamaya, ancak, bu
konuda ciddî, güvenilir ulusal kurumlarımız oluşturulunca başlanabilir ve
Hıfzısıhha kurumu bu işlevi üstlenebilir düşüncesindeyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık sorunları
tartışılırken bu hükümetin aldığı bir karar hepimizi derinden üzmektedir.
Emeklilerden kesilen yüzde 1’lik sağlık primi kesintisi, tüm emeklilerimizi
derinden yaralamıştır. Emeklilik parasına bile el uzatan hükümetin, bu
uygulamadan derhal vazgeçmesini diliyorum.
Büyük sıkıntı içindeki çiftçilerin doğrudan gelir
desteğine, işçilerin ikramiyelerine, emeklilerin maaşlarına göz diken, naylon
faturacıları bir çırpıda affeden bu hükümete ve AKP’ye şimdiden bir uyarıda
bulunmak istiyorum: Dikkat edin, artık seçmen uyandı, taraftar anlayışı içinde,
partizanca oy kullanmıyor. 3 Kasım tokadından siz de nasibinizi almak
istemiyorsanız, derhal, bu yanlış uygulamalardan vazgeçmelisiniz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en büyük sağlık
sorunu savaştır. Hemen yanı başımızdaki emperyalist, uğursuz Irak savaşı derhal
sona ermelidir.
Özellikle sağlık sorunları olmak üzere, tüm sorunların
çözüldüğü bir Türkiye yaratma yolundaki çalışmalarda Yüce Meclise başarılar
diliyorum, halkımıza, sizlere, esenlik dileklerimle saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.
Sayın milletvekilleri, şahsı adına, Ankara Milletvekili
Sayın İsmail Değerli’nin söz talebi vardır.
Sayın Değerli, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin
değerli üyeleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 16 ncı madde üzerinde kişisel olarak
söz almış bulunuyorum. Bugün, hastanelerimize gittiğimiz zaman, gerek devlet
hastanelerinde gerekse Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı hastanelerde,
kuyrukların kapıların dışına taştığı görülmektedir. İnsanlar, muayene olmak
için sabahın 3’ünde kuyruğa giriyor; muayene bitiyor, doktor reçete yazıyor,
reçete için eczanenin kapısında kuyruğa giriyor, saatlerce bu kuyrukta
bekliyor. Bu yetmiyormuş gibi, ilaç alacağı zaman, eczanenin kapısında kuyrukta
bekliyor. Hele muayene olabilmek için, günlerce telefonun başında bekleyip,
telefon edip randevu alması lazım. Bu sistem, çok yanlış bir sistemdir;
telefonlar devamlı meşguldür, insanlar günlerce uğraşmaktadır. Bir doktor, bir
günde 20 hastaya bakabilir; ama, her doktorun kapısında 100 kişi beklemektedir.
Adını soyadını yazsa, anasının babasının adını sorsa, o doktor, o hastaya
bakamaz, suratına bakarak ilaç yazmaktadır; en iyi ilacı yazsanız dahi, muayene
olamadığı için, tatmin olamadığı için, inanmadığı için, kapıya çıkar ya o ilacı
alır veyahut da o ilaçları çöpe atar. Bu israfı önlememiz gerekir. Çalışan
doktor mutlu değil, hemşire mutlu değil, hasta bakıcı mutlu değil, hasta mutlu
değil. Bunun çözümünü mutlaka bulmamız lazım. Yedi senede tıp fakültesini
bitirip, dört beş sene ihtisas yapan bir doktor, uzman oluyor, çalıştığı
hastanelerde aldığı para çok komik, 650 000 000-700 000 000 lira para
almaktadır. Üniversitede öğretim görevlileri, yine, aynı şekilde sıkıntı
çekmektedir. Eskiden herkes çocuğunu doktor yapmak isterdi; ama, maalesef,
şimdi, hiç kimse çocuğunu doktor yapmak istemiyor. Herhalde bir özelliğinin
olması lazım, bir çekiciliğinin olması lazım. Hiç hasta muayene etmeyenle,
günde yüzlerce hasta muayene eden insan aynı kefeye konuluyor. Aldıkları ücret
aynı. Buna bir çare getirilmeli, prim sistemi getirilmelidir. Hastaların
kuyrukta beklememeleri için de, bence tam gün çalışılması lazım; herkesin
çalışması lazım, ürettiği iş karşılığında da bir prim alması lazım. Yine, çalışan
personel zor durumdadır. İnsanların karnı doymazsa, yeterince verimli de
olamaz. Önce, bu insanların geçim durumunu düzeltmemiz lazım.
Yüzlerce sağlık lisesi var, sağlık meslek lisesi mezunları
var. Bunlar okulu bitiriyor, atamaları olmuyor, yıllarca bekliyor ve bir yere
atanmak için uğraş veriyor. Eczacılar deseniz aynı şekilde. Buna bir çare
getirmek lazım. Planlama yapmak lazım. Ne kadar insana ihtiyacımız varsa, o
kadar eğitim vermemiz lazım; bunların sıkıntıları çok fazla.
Değerli arkadaşlar, yeşilkarta geldiğimiz zaman; yeşilkarta
bir sistem getirilmesi lazım. Parası olanın da yeşilkartı var, olmayanın da.
Mercedese binenin yeşilkartı var, yüzlerce dönüm arazisi olan insanların
yeşilkartı var, dünya kadar parası olanların yeşilkartı var, bu kartları bir
sisteme bağlamak lazım; hak edene vermek lazım. O nedenle, bunda bir
düzenlemenin getirilmesi lazım.
Şimdi, bir savaş gelmiş kapıya dayanmış ülkemizde.
biyolojik silahlarla ilgili, kimyasal silahlarla ilgili hiçbir tertip alınmış
değil, sınır bölgelerimizde hiçbir tertibat yoktur. Sorulduğu zaman, sayın
bakanlarımızdan birisi “battaniye ıslatsınlar, kendilerini battaniyeyle
örtsünler” diyor. Hiç, böyle şey olur mu?! Yani, bununla, kimyasal ve biyolojik
silahlara karşı insanları nasıl koruyacaksınız?! O nedenle, Sağlık Bakanlığını,
gerçekten, baştan sona kadar yeniden tertiplemek, düzenlemek gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Değerli, size 1 dakika eksüre vereceğim;
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu işin
pratiğini yaşayan bir hekim olarak söylüyorum; gerçekten, hekimler acınacak
durumdadır; bunu, bir tertibe, bir düzene, bir sisteme bağlamak lazım. Çalışan
kişinin mutlu olması lazım ki, iş üretsin.
Ben, bu duygularımla hepinize saygılarımı sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Değerli, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, 16 ncı madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE
17. - a) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, bütçelerindeki
"Dernek, Birlik, Kurum, Kuruluş, Sandık, Vakıf ve Benzeri Teşekküllere
Yapılacak Ödemeler" faaliyetinde yer alan ödeneklerden yapacakları
yardımlarda; gerektiğinde anılan kurumların bütçeden alacakları yardımlarla
gerçekleştirecekleri hizmet ve faaliyetlerini gösteren plan ve iş programlarını
isteyebilir, bunlar üzerinde inceleme yaptırabilir ve plan ile iş
programlarının gerçekleştirme durumlarını izleyebilirler. Yardımlar yukarıdaki
incelemelere bağlı olarak gerektiğinde taksitler halinde yapılabilir.
Harcamaların bu esaslar doğrultusunda amacına uygun olarak yapılıp yapılmadığını
incelemeye, yapılacak yardımların yönlendirilmesine ilişkin yeni ilkeleri
tespite Maliye Bakanı yetkilidir.
b)
Kamu kurum ve kuruluşlarına üstlendikleri görevleri yerine getirmede katkı
sağlayan vakıf ve dernekler, mevcut mevzuatları çerçevesinde tabi oldukları
denetimin yanı sıra hizmet niteliği itibarıyla ilgili kurum ve kuruluşlar ile
gerekli görülmesi halinde ayrıca Maliye Bakanlığınca da denetlenir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun
söz talebi vardır.
Sayın Kesimoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET SİYAM KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının, dernek
ve benzeri kuruluşlara yapılacak yardımlar ile vakıf ve derneklerin denetimine
ilişkin 17 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; sözlerimin başında, 2003 malî yılı bütçesinin hayırlı olmasını
diliyor; şahsım ve Grubum adına, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, maddenin (a) bendinde,
dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık, vakıf ve benzeri örgütlere devlet
bütçesinden yapılacak yardımlarda, gözönüne alınacak esaslar ile harcamaların
bu esaslar doğrultusunda amacına uygun olduğunu, uygun olarak yapılıp
yapılmadığının incelenmesi ve yapılacak yardımların belirlenmesi konusunda
açıklamalar yer almaktadır. Diğer taraftan da, 59 uncu Hükümet Programında,
Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla sivil toplum örgütlerinin katılımı
öngörülmektedir; ancak, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin
bütçelerindeki dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık, vakıf ve benzeri
teşekküllere yapılacak ödemeler, faaliyetinde yer alan ödeneklerden yapacakları
yardımlar düşündürücüdür. Dernekler, meslek örgütleri ve vakıflar, çoğulcu
demokrasinin ve sivil toplum yapılanmasının vazgeçilmez kurumlarıdır. Bu
nedenle de yurttaşlarımızın ortak amaç, çıkar veya işlevlerini yerine getirebilmesi
için birlikteliklerinin, dayanışmalarının aracı olan bu kurumların özgürce
örgütlenebilmeleri ve gelişebilmeleri desteklenmelidir.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, dernekler, meslek odaları ve vakıflara getirilen,
siyasî partilerle ilişki kurma ve siyaset yasaklarıyla birlikte tüm engeller
kaldırılmalıdır. Bu kuruluşların kendi birikim ve ilgi alanlarında genel ve
yerel yönetimlerin karar süreçlerine katılımları sağlanmalıdır. Böylelikle de
bu süreçlerin demokratikleşmesi ve özellikle de yerel yönetimlere, toplumun
farklı kesimlerinin katılımının sağlanması gerçekleştirilmelidir.
Aynı
şekilde bu kurumlar, tüketici hakları, doğa ve çevrenin korunması, kent
yapılanması, sağlık, eğitim, kültür ve turizm alanlarında yerel yönetimlerle
dayanışma içerisinde etkinliklerde bulunmaları için özendirilmelidir.
Toplumsal
ve sosyal hayatın hemen her alanında kurulan vakıflarla ilişkiler
geliştirilerek, toplum hayatında daha etkin hale getirilmelidir.
Ayrıca,
meslek odalarının, meslek mensuplarının hak ve çıkarlarını savunacak,
demokrasimizin derinleştirilmesi, sivil toplumun yaygınlaştırılarak güçlenmesi
doğrultusundaki çalışmalarının kararlılıkla desteklenmesi gerekmektedir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 17 nci maddenin (b) bendinde ise, kamu kurum
ve kuruluşlarının bünyelerindeki vakıf ve derneklerin, mevcut mevzuatları
çerçevesinde tabi oldukları denetimin yanı sıra bağlı veya ilgili kurum ve
kuruluşlarca da denetleneceği; ayrıca, Maliye Bakanlığının da gerekli görmesi
halinde söz konusu kuruluşları denetleyeceği öngörülmektedir.
Bilindiği
gibi, her kamu kurum ve kuruluşunun bünyesinde bir veya birden fazla vakıf veya
dernek faaliyet göstermektedir; ancak, özellikle bizim gibi ülkelerde,
bakanların kurduğu, bakanlık bünyesindeki dairelerle, işbirliği yaparak çalışan
ve finansman desteklerini resmî kuruluşlardan sağlayan yapılar, sivil toplum
kuruluşu NGO sayılmamaktadır. Çünkü, bir örgütün, sivil toplum kuruluşu olarak
nitelendirilebilmesi için önce devlet dışı bir kuruluş olması gerekir.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, bu vakıf ve derneklerin, kamu kurum ve
kuruluşlarının üstlendikleri görevleri yerine getirmede katkı sağladıkları
çeşitli ortamlarda ifade edilmektedir. Aslında ise, bu vakıf ve dernekler
ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yürüttükleri kamu hizmetlerinden bağış adı
altında para almaktadırlar. Örneğin, adlî sicil belgesi, tapu, silah ruhsatı,
sürücü belgesi, pasaport, plaka, araç tescili gibi tüm vatandaşlarımızı çok
yakından ilgilendiren kamu hizmetleri verilirken alınmaktadır bu paralar; ödenmediği
takdirde de talep edilen kamu hizmeti verilmemektedir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, yani, verilen kamu
hizmeti karşılığında dernek veya vakıflar aracılığıyla para toplanmakta; ama,
bunların nasıl denetleneceği konusu açıklığa kavuşturulmamaktadır. Bir anlamda,
vatandaşa verilen kamu hizmeti karşılığında vatandaştan ücret alınmakta; ama,
vatandaşın ödediği bu bedel ilgili kamu kurum veya kuruluşuna değil de söz
konusu vakıf veya derneğe gitmektedir. Bu vakıf ve derneklerin mevcut
mevzuatlar çerçevesinde tabi oldukları denetimin yanı sıra, hizmet niteliği
itibariyle ilgili kurum ve kuruluşları tarafından denetleneceği
öngörülmektedir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, fakat, bu vakıf veya
derneklerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri genellikle ilgili kurumun üst
düzey bürokratlarıdır. Bu durumda yapılacak denetim ne ölçüde şeffaf, objektif
ve amacına uygun olacaktır; denetimde etkinlik nasıl gerçekleşecektir; Yüce
Meclisin takdirlerine sunuyorum.
Hal böyle olunca da, bu kurumlara yapılan denetimin etkin
bir biçimde gerçekleştiğini iddia edebilir miyiz? Gerek görülmesi halinde
anılan bu dernek ve vakıfların Maliye Bakanlığınca da denetleneceğinin
öngörülmesi yeterli değildir. Kamu erkini kullanarak gelir elde eden bu
kuruluşların mutlaka ve mutlaka etkin bir biçimde denetlenmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, işte, bu yüzden, Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı
tüm kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde faaliyet gösteren dernek ve vakıfların
hesaplarını da içine alacak şekilde genişletilmelidir. Bir taraftan, özellikle
de, bazı kamu dernek ve vakıflarının malî açıdan devasa boyutlara ulaştığı,
diğer taraftan ise, sayı, yer, teşkilat, personel, faaliyet alanı, gelir ve
giderlerinin tam olarak bilinememesi, bu kuruluşların gün geçirmeden denetimini
zorunlu hale getirmiştir.
Bu kuruluşların ilgili oldukları kamu kuruluşlarının
imkânlarını kullanmalarının önüne geçilmelidir değerli arkadaşlarım. Faaliyet
alanları çok çeşitli olan bu kuruluşların bir çoğu, tamamen ticarî ve ekonomik
faaliyetlere yönelmiş durumdadır. Diğer taraftan ise, bu dernek ve vakıflar,
kamu kurum ve kuruluşlarının mekânlarını, enerjisini, suyunu, araçlarını hatta
ve hatta personelini dahi kullanmaktadır. Özellikle, ekonomik faaliyette
bulunan bazı vakıfların, kendilerine tanınan vergi muafiyetinden de
yararlanarak ve vatandaşların iyi niyetlerini istismar ederek, kaynak toplamaya
yöneldikleri görülmektedir.
Özetlemeye çalıştığım tüm bu nedenler değerli arkadaşlarım,
bu kuruluşların etkin bir denetimden geçirilmelerinin ne kadar gerekli ve elzem
olduğunun çeşitli göstergeleridir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, bir başka
önemli noktayı da dikkatinize sunmak istiyorum: Biraz önceki sözlerimle, sivil
toplum kuruluşlarının önemini vurgulamaya, güçlü sivil toplum örgütlerine olan
ihtiyacı ortaya koymaya çalıştım. Bildiğiniz gibi, hükümetler, programlarını
yazarken, düşüncelerini açıklarken, katılımcı demokrasiden bahsederler ve aynı
anlayışla, işbirliği yapacaklarını, bu örgütlerin söylemlerini
önemseyeceklerini, yaşama geçirilmesinin mücadelesini vereceklerini söylerler.
Bu düşüncelerle de, sivil toplum örgütlerinin her yıl belli miktarlarda
bütçeden pay almalarını, katkı görmelerini sağlarlar. Bu, Amerika’da da
böyledir, Avrupa’da da böyledir; 2003 yılına kadar ülkemizde de böyleydi.
Geçtiğimiz yıl, yani, 2002 malî yılı bütçesinde 1 trilyon 650 milyar Türk
Lirası konulmuştu ve bu para, aynı anlayışla; yani, sivil toplum örgütlerinin
güçlü bir şekilde yaşamlarını sürdürmeleri için, şu derneklere ve vakıflara
dağıtılmıştı: Alzheımer Derneği, Down Sendromlu Çocukları Koruma Derneği,
Atatürkçü Düşünce Derneği, Bedensel Engelliler Derneği, Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği, Halkevleri Vakfı, Kanserli Çocuklara Yardım Derneği, Uğur
Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, Ortopedik Özürlüler Derneği, Türkiye
Trafik Kazaları Yardım Vakfı, Radyo Televizyon Gazeteciler Derneği ve adını
sayamadığım birçok dernek ve vakıf.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kesimoğlu, size 1 dakika eksüre vereceğim.
Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MEHMET SİYAM KESİMOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
2003 yılında bu anlayışın ortadan kaldırıldığını görüyoruz.
250 milyar Türk lirası gibi ne olduğu belli olmayan bir rakam göze çarpıyor.
Şimdi, ben de sormak istiyorum; bu kadar küçük bir rakam, yasak savma adına mı
kondu? 59 uncu Hükümetin Programının 6 ncı ve 7 nci sayfalarında, demokratik
toplumda sivil toplum örgütleri ve sivil siyasete önem verildiği önemle
vurgulanmaktadır. Yoksa, bu ibarelere boşuna mı yer verildi veya az önce
isimlerini saydığım sivil toplum kuruluşlarının isimleri, kimlikleri, uğraş
alanları mı sevimli gelmedi?! Bunun açıklaması, yani, sivil toplum örgütlerine
2003 yılında katkı vermeme anlayışı, tasarruf tedbirleri duvarına çarpma mı
olacak; bu olmamalı diye düşünüyorum. Yani, en azından 2002 yılındaki kadar -1
trilyon 650 milyarlık- bir katkının, bütçenin dengesini bozacağından mı
çekinildi; yoksa, sivil toplum örgütlerini güçsüz bırakmak mı amaçlandı? Hiçbir
krizde kaldırılmayan bu uygulamanın, bilinçli bir şekilde kaldırılmadığı iyi
niyetimi ve umudumu koruyarak, bu eksikliğin giderileceği inancını taşıyorum.
Bir kez daha 2003 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kesimoğlu, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, 17 nci madde üzerinde başka söz
talebi yoktur.
17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Bütçe
Uygulamasına İlişkin Hükümler
MADDE
18. - a) Maliye Bakanı;
1.
"100- Personel giderleri" harcama kalemine aynı kuruluş bütçesi
içinde programlar arası aktarma yapmaya,
2.
Kuruluş bütçelerinin "100-Personel giderleri" harcama kalemindeki
ödenekler ile Maliye Bakanlığı bütçesinin (930-08-3-351-900) tertibindeki
ödeneklerden gerekli görülen tutarları Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan
yedek ödenek tertibine aktarmaya,
3.
Hizmeti yaptıracak olan kuruluşun isteği üzerine bütçesinden, yıl içinde
hizmeti yürütecek olan daire veya idarenin bütçesine, gerektiğinde Hazine
yardımı ile ilişkilendirilmek suretiyle ödenek aktarmaya ve bu konuda gerekli
işlemleri yapmaya,
4.
Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı arasında cari yıl içinde yapılan hizmetlerin bedellerini karşılamak
amacıyla varılacak mutabakat üzerine, ilgili bütçelerin program, alt program,
faaliyet ve projeleri arasında karşılıklı aktarma yapmaya,
5.
"2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair
Karar"a uygun olarak yıllık programda yapılacak değişiklikler gereği,
değişiklik konusu projelere ait ödenekleri ilgili kuruluşların bütçeleri
arasında aktarmaya,
6.
Dördüncü alt bentte belirtilen bütçelerde yer alan Silahlı Kuvvetlerin tek
merkezden yönetilmesi gereken ikmal ve tedarik hizmetleri ile bir programa ait
bir hizmetin diğer bir program tarafından yürütülmesi halinde ödeneği, ilgili
program, alt program, faaliyet veya projeler arasında karşılıklı olarak
aktarmaya,
7.
Mevcut üniversitelerden yeni açılacak üniversitelere intikal eden enstitü,
fakülte ve yüksek okulların bütçelerinde yer alan ödenekleri, bu enstitü,
fakülte ve yüksek okulların bağlandığı üniversite bütçelerine aktarmaya,
8.
Kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilâtlanması sonucu, bütçe kanunlarının
uygulanması ve kesin hesapların hazırlanması ile ilgili olarak gerekli görülen
her türlü bütçe işlemlerini ve düzenlemeleri yapmaya,
9.
Hazine Müsteşarlığı bütçesinin (910-04-3-031-900) tertibindeki ödeneği, anılan
bütçenin (111-04-1-001-300) tertibine aktarmaya,
Yetkilidir.
Yıl
içinde diğer bir daireye veya idareye aktarılan ödeneklerle ilgili hizmetin
yürütülmesinden bütçesine aktarma yapılan daire veya idare sorumludur.
b)
Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin kamulaştırma ve
gayrimenkul satın alımları ile ilgili tertiplerine aktarma yapılamaz. Ancak,
zorunlu hallere münhasır olmak üzere, kuruluşların bütçelerinde tefrik edilmiş
olan toplam kamulaştırma ödeneklerinin % 10'una kadar olan ödenek eksiklikleri
Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenek tertibinden karşılanabilir.
İdarelerin
kamulaştırma ve gayrimenkul satın almak amacıyla bütçelerinde yer alan
ödenekler kamu iktisadi teşebbüslerinden gayrimenkul satın alınmasında
kullanılamaz. Ancak bu hüküm, doğrudan eğitim ve öğretime tahsis edilmesi
şartıyla Millî Eğitim Bakanlığı ve
üniversiteler bakımından uygulanmaz.
c)
Maliye Bakanlığının (930-08-3-356-900) tertibindeki yedek ödenekten yapılacak
aktarmalarda aktarılan tutar, ekleme
yapılan tertibin (810 ve 830 ayrıntı kodları, taşıtların zorunlu mali
sorumluluk sigortası ve geçen yıllar borçları için yapılacak aktarmalar hariç)
başlangıç ödeneğinin % 10'unu geçemez.
d)
Kurum bütçeleri içinde yapılacak aktarmalar, ekleme yapılan tertibin
başlangıç ödeneğinin % 10'unu
geçemez. Her bir tertip için bir
yılda toplam 5 milyar liraya kadar olan aktarmalar, Hazine Müsteşarlığı
bütçesinin 950 programı içinde yapılacak aktarmalar ile bu maddenin (a)
bendinin 1, 2, 6, 8 ve 9 uncu alt bentlerinde belirtilen kurum içi
aktarmalar bu sınırlamaya tabi
değildir.
e) (c)
ve (d) bentlerinde belirtilen % 10 oranını zorunlu hallerde bir katına kadar
artırmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü’nün söz talebi vardır.
Buyurun Sayın Ülkü.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde, bütçenin 18
inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinize saygıyla selamlıyorum.
Dördüncü Bölüm “Bütçe Uygulamasına İlişkin Hükümler”
başlığının aktarmalarla ilgili 18 inci maddesinin (a) şıkkının 5 inci
maddesinde “2003 Yılının Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine
Dair Karar”a uygun olarak, yıllık programda yapılacak değişiklikler gereği,
değişiklik konusu projelere ait ödenekleri ilgili kuruluşların bütçeleri
arasında aktarmaya, yine, (a) bendinin 8 inci maddesinde “kamu kurum ve
kuruluşlarının yeniden teşkilatlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması
ve kesinhesapların hazırlanmasıyla ilgili olarak gerekli görülen her türlü
bütçe işlemlerini ve düzenlemeleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir” deniliyor.
Özelleştirme İdaresi de Maliye Bakanlığına bağlandığına
göre, şimdi söyleyeceklerim özellikle stratejik kuruluşlar olarak
nitelendirdiğimiz TÜPRAŞ ve PETKİM’i de çok yakından ilgilendiriyor olsa gerek.
Bunları düşünerek, sizlere, önemli saydığım ve bütçeyle ilişkili olduğuna
inandığım somut bilgiler arz etmek istiyorum:
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji kaynaklarının
denetim ve kontrolünü ele geçirerek, Ortadoğu’yu, hatta, Avrasya Bölgesini
yeniden yapılandırmayı hedefleyen bir büyük paylaşım savaşı sürmektedir.
Ülkemizde de, son derece olumsuz yansıyan bu savaş ortamında, hükümet, binlerce
çalışanı ve yoksul halkımızı doğrudan etkileyecek özelleştirme girişimlerine
hız vermektedir.
Değerli milletvekilleri, 1980’li yıllardan beri yapılan
özelleştirme uygulamalarına bakıldığında görülecektir ki, özelleştirme, iddia
edildiği gibi, verimliliği, kârlılığı, istihdamı artırıcı bir araç olmamış,
devlete geçici gelir sağlamaya yönelik bir amaca dönüşmüştür. Kamu kuruluşları belirli
kesimlere değerinin altında devredilmiş, kamu, gelecekteki potansiyel
gelirinden mahrum bırakılarak, zarara uğratılmıştır.
Hisse senedi yoluyla yapılan bu özelleştirmelerde, senetler
borsa manipülasyonlarıyla belirli ellerde toplanmış, mülkiyet tabana
yayılmadığı gibi, yoksul toplum kesimi ve küçük yatırımcılar mağdur edilmiştir.
Kârlı kuruluşlar devredildiğinde kamunun kronik zararı azalmamış, tersine, bu
kuruluşların yarattığı katmadeğerden vazgeçildiğinden, kamunun zararı
artmıştır. Özelleştirilen kuruluşlarda verimlilik ve istihdam artışı olmamış,
yüzde 60 ile yüzde 90 arasında istihdam daralması ve sendikasızlaştırma
yaşanmıştır. Ayrıca, bizim gibi ağır borçlu konumundaki ülkelerde özelleştirme
yabancılaştırmaya dönüştürülmüştür. Kamu mülkiyetindeki doğal tekeller, blok
satışlarla özel tekele dönüşmektedir. Böylece, hem kaynak hem de gelir dağılımı
bozularak, yaygın halk kesimi ve tüketiciler tekel fiyatlarının baskısıyla
yoksullaşarak ezilmişlerdir. Bunlara eklenecekler ise, hükümetin bugünlerde özelleştirme
gündemine aldığı PETKİM ve TÜPRAŞ olacaktır.
Dünya standartlarında üretim yapan, verimli ve kârlı olan
bu iki kuruluşun Türkiye ekonomisindeki konumlarına bakıldığında, ülkemizin
sanayileşmesindeki ve kalkınmasındaki rolleri de görülecektir. PETKİM’in
üretimi olan petrokimya ürünleri, plastik, sentetik elyaf, lastik, deterjan,
boya, kimya, ambalaj sanayii vesaire, bunun gibi çok geniş bir sanayide
hammadde olarak kullanılmaktadır. Tek başına Türkiye petrokimya sanayiini
temsil eden PETKİM, ilk kurulduğu yıllarda yurtiçi pazarın yüzde 70’ine
sahipken, bugün, ancak, yüzde 35’ini karşılamaktadır. Türkiye’nin 3 milyar
dolarlık plastik hacmi bulunmaktadır. Plastik üreten 2000 kadar firmanın ancak
yüzde 10’u büyük firmadır; gerisi, yurtiçi tüketime yönelik üretim yapan
KOBİ’lerdir. Bunların yüzde 95’i hammaddesini PETKİM’den almaktadır. PETKİM
ise, bu sektörün kullandığı hammaddenin ancak yüzde 35’ini
karşılayabilmektedir, yüzde 65’i ithal edilmektedir. Petrokimya ürünlerine ucuz
ve kolay ulaşılması, gerek plastik sanayiinin gerekse diğer sanayilerin
gelişmesi için, PETKİM’in kamusal niteliğinin devam etmesi gerekmektedir.
2001 yılında ülkemiz ekonomisine 254 trilyon lira katkı
sağlamış olan PETKİM’in 2002 yılı 9 aylık malî göstergeleri şöyledir: Üretim
değeri 681 trilyon lira, ödediği vergi 8 trilyon lira, net dönem kârı ise 21
trilyon liradır.
Devletin sırtında yük olmayan PETKİM’de, 5 000 nitelikli ve
deneyimli işgücü bulunmaktadır. Çalışanların ücretlerini ve yatırımlarını kendi
özkaynağından sağlayan PETKİM, görüldüğü gibi, devlete yük getirmemektedir.
Ayrıca, geniş üretim ve yatırım alanları, liman, enerji tesisi, tank sahası,
son derece gelişkin çevre koruyucu yatırımları, ticaret merkezlerine ve pazara
ulaşım sağlayan karayolu, demiryolu gibi geniş bir altyapıya sahiptir.
TÜPRAŞ ise 27 600 000 ton/yıl kurulu hampetrol kapasitesine
sahiptir; kapasite kullanım oranı yüzde 82’dir. TÜPRAŞ, 2001 yılında, 12
katrilyon ciro, 189 trilyon net kâr elde etmiştir; 2002 yılı 9 aylık toplam
cirosu 11 katrilyondur ve 6,5 katrilyon vergi ödemesi yapmıştır, 138 trilyon da
işletme kârı bulunmaktadır. 2001-2005 döneminde, 700 000 000 dolar olan yatırım
projeleri tamamlanarak, 3 100 000 ton benzin üretimi, 2 kat artışla, 6 000 000
tona ulaşacaktır.
Sayın milletvekilleri, yeniden kuruluş değeri 8,5-9 milyar
dolar olan TÜPRAŞ, Türkiye’nin en kârlı ve en verimli kuruluşu olup, dünyada 7
nci sıradadır. 4 380 yetişmiş, birikimli işgücü, dünya standartlarında ve
kalitesindeki üretimiyle, verimlilik, kârlılık ve ekonomik etkinlik bakımından
Avrupa rafinerileriyle rekabet gücüne sahip olan TÜPRAŞ ve PETKİM, ülkemizin
iki güzide kuruluşudur. Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin lokomotifi olan bu
iki kuruluş özelleştirildiğinde, özel tekel oluşacak, devletin fiyatları düzenleme
niteliği ortadan kalkacağından, ürün kullanıcıları pahalı ve rekabet
olmadığından tek bir fiyatla karşı karşıya kalacaklardır. Türkiye, petrol ve
petro kimya ürünlerinin açık pazarı haline gelecek, dışa bağımlılığımız
artacak, bu ürünleri kolay ve güvenli temin edebilme olanağı ortadan kalkacak
ve büyük oranlarda döviz kaybı olacaktır.
Günümüze kadar ki, uygulamalarda görüldüğü gibi, işten
atılmalar, istihdam daralmaları ve sendikasızlaştırma yaygınlaşacaktır. Millî
ekonomiye katkılarının olmaması, gelir azalmasına ve özellikle yöre halkının
yoksullaşmasına yol açacaktır.
Bilinen bir gerçektir ki, sanayiinin yoğun olduğu yerleşim
birimlerine göç vardır. Aliağa’da yakın çevresiyle birlikte hatta köyleriyle
birlikte göç alan bir ilçe konumundadır. Kısa zamanda nüfusu 4 000’den 40 000’e
yükselmiştir. İş umuduyla insanlar buraya gelmektedir. O nedenle, işsizlik de
Aliağa’da alabildiğine fazladır. Buna rağmen, TÜPRAŞ ve PETKİM çalışanlarının
belli bir bölümünün Aliağa’da oturması, küçük esnaf açısından oldukça olumludur.
PETKİM’in ve TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesi ve tasfiye edilen işçilerden sonra...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ülkü, size 1 dakika eksüre vereceğim, lütfen
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Başta esnaflarımız olmak üzere geçimini PETKİM ve TÜPRAŞ’a
dayalı olarak temin eden küçük sanayiciler de olumsuz etkilenecek, büyük bir
kısmı işyerlerini kapatmak zorunda kalacaklardır.
Hükümetin yanıtlaması gereken şudur: Son derece kârlı ve
verimli olan bu sektörlerde, yeni yatırımlara ve tesislere ihtiyacımız
bulunmaktadır. Yurtiçi pazarın üçte 2’sine sahip olacak bu alanlara, özel
sektörden yeni yatırım yapma yerine, kamunun tesislerini devir almasının akılcı
yönü nerededir? Bu bakımdan, PETKİM ve TÜPRAŞ özelleştirmeleri, yolsuzluk ve
yoksullukla mücadele edilecektir söylemiyle iktidara gelen hükümetin bundan
sonraki adımlarının partimizce gözleneceği ve takip edileceği bilinmelidir. O
nedenle, bu bütçeye olumsuz oy vereceğimizi bildirir, sevgi ve saygılarımı
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Sayın Ülkü, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, 18 inci madde üzerinde başka söz
talebi yoktur.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19
uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE
19. - Yılın sonuna kadar ödenemediği gibi emanet hesabına da alınamayan ve
26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 93 üncü maddesine göre zamanaşımına
uğramamış bulunan geçen yıllar borçlarına ait ödemeler aşağıdaki esaslara göre
yapılır.
a)
Yılları bütçelerinin (1) ödenek türü itibarıyla, "100-Personel
giderleri"ne ait harcama kalemlerinden doğan borçlar, "Personel Giderleri
Geçen Yıllar Borçları" faaliyetinden ödenir.
b) (a)
bendinde yazılı olanlar dışındaki harcama kalemlerinden doğan borçlar, borcun
doğduğu tertibin ödenek türü dikkate alınarak;
1. Diğer cari giderlerden doğan borçlar,
"Diğer Cari Giderler Geçen Yıllar Borçları",
2. Yatırım hizmetlerinden doğan borçlar,
"Yatırım Giderleri Geçen Yıllar Borçları",
3.
Transfer tertipleri ile ilgili olarak doğan borçlar, "Transfer Giderleri
Geçen Yıllar Borçları",
Faaliyetlerinden ödenir.
Bu faaliyetlerdeki ödeneklerin yetmemesi halinde
(100-Personel giderleri dışında kalan) aynı veya diğer hizmet tertiplerindeki
ödeneklerden bu faaliyetlere aktarma yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN- Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün’ün söz talebi vardır.
Sayın Üstün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 19 uncu
maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bütçenin hayırlı olması dileğiyle Yüce
Heyeti saygıyla selamlıyorum.
07.11.1982 günü kabul edilen ve 09.11.1982 gün ve 17863
mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 45 inci maddesi, tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında
çalışanların korunmasıyla ilgilidir. Bu maddede “Devlet, tarım arazileri ile
çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal
üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi
artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve
gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel
ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin
eline geçmesi için gereken tedbirleri alır” denilmektedir.
Ancak, Türkiye, bugünkü durumuyla, 45 inci maddeye karşı
bir duruş içerisindedir. Ulusumuzun dengeli ve sağlıklı beslenme ihtiyacını
karşılayabilecek et, süt, yumurta ve benzeri hayvansal ürünler yerine, glüten
diyeti dediğimiz buğdaya dayalı beslenmeyle, bireyimiz ve toplumumuz, zaman içerisinde
uyuşturulmakta, aklî ve fizikî faaliyetleri yavaşlamakta ve şizofrenik tablolar
şekillenmektedir.
Bir ülkenin sosyal ve ekonomik yönden kalkınabilmesi ve
beklenen uygarlık seviyesine ulaşabilmesi, yetenekli ve yaratıcılık gücü yüksek
işgücünün varlığıyla mümkün olabilmektedir. Bedensel ve ruhsal sağlığı yerinde
işgücü, planlı ve verimli çalışarak, ekonomik ve sosyal bağları kuvvetli
toplumları oluşturup, kalkınmada itici gücü sağlayabilmektedir.
Türkiye, coğrafi konumu, doğal kaynakları, mevcut nüfusu ve
sosyoekonomik yapısı nedeniyle, hayvancılık yapmaya elverişli bir ülkedir.
Hayvancılık sektörünün halk sağlığına ve ülke ekonomisine katkısı, ayrıca,
endüstriye aktaracağı hammadde kaynağı nedeniyle, kendi önceliğini kendisi
ortaya koymaktadır.
Hayvancılık, toplumu yeterli ve dengeli besleyen, yüksek
oranda istihdam yaratan, et ve süt ürünlerinin yanında, yem, deri ve ilaç
endüstrisine hammadde aktaran ve bu yollardan da ülke ekonomisine katkıda
bulunan önemli bir sektördür.
Hayvancılığı halk sağlığı açısından irdelediğimizde,
nüfusun yüzde 22,5’inde, hayvansal protein yönünden yetersiz beslenme sonucunda
ortaya çıkan hastalıkları göz önüne aldığımızda, hayvancılığın, insan sağlığı
için ne kadar önemli bir sektör olduğu, bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Tarımın misyonu; 65 milyon insanımızı tarım beslemekte;
nüfusumuzun yarısına iş olanağını tarım sağlamakta; tarım, ülkemize önemli
miktarda döviz kazandırmakta; sanayi, yarıya yakın oranda tarımdan girdi
almaktadır. Bütün bu nedenlerle tarım, tümüyle ekonominin, tümüyle tarımsal
yaşamın, tümüyle Türkiye’nin sorunudur.
Türkiye’de uygulanan genel politikaların tarıma etkileri
şunlardır: Ekonominin istikrar politikaları sektörü gözardı etmiş, yüksek
faizler birçok işletmenin tasfiye olmasına neden olmuş, kur politikaları tarım
ürünü ihracatını zora sokmuş, özellikle, hayvancılık 1980’lerde başlayan
terbiyevî ithalatla çökertilmiştir. Üretkenlik doğrultusunda gerçekçi, tutarlı
hiçbir tarım politikası uygulanmamıştır. Verimlilik temelinde üretim geliştirilememiş,
bitkisel, hayvansal üretim dengesi devamlı bozulmuştur. Türkiye’yi dünyadaki
tarımsal verimlilik ortalaması açısından karşılaştırdığımızda, Türkiye’de
dekarda 194 kilogram buğday alınırken, dünyada 244; Türkiye’de dekarda 113
kilogram pamuk alınırken, dünyada 171; süt dünyada 2 034 litre ve
laktasyondayken, Türkiye’de yılda 1 635 litre laktasyon gerçekleşmektedir.
Böylece, üretimimizin, dünya üretim ortalamasının çok
altında olduğu görülmektedir. Önceliğimiz dünya ortalamasını tutturmak ve bu
yönde politikalar geliştirmektir; ama, Hükümet Programında görüldüğü gibi, bu
durum birkaç satırla geçiştirilmiştir. Ülkemizdeki destekleme uygulamalarına
bakacak olursak, siyasal yarara endeksli destekler ve ilkesiz uygulamalar
üretimin gelişmesine katkı sağlamamış, kaynaklar sektör dışı kesimlere
aktarılmış, sektörde kaynak savurganlığı yaşanmıştır. Hayvancılık yem ve yağ
üretimi desteklenmemiş ki, petrolden sonra en fazla dövizi bitkisel yağ
ithalatına ödediğimiz halde. Ürün fiyatının düşük, girdi fiyatının aşırı artışı
sektörü olumsuz etkilemiştir.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçesinin toplam genel
bütçe içindeki payı her yıl azalmış, bu yılki bütçesi de, maalesef, bütçenin
binde 6’sı olabilmiştir. Rant sektörüne aktarılan aşırı finansmanın maliyeti,
tarım sektörüne fatura edilmiş, Ziraat ve Halk Bankalarının görev zararının
sorumlusu tarım ve esnaf kesimi gösterilmiştir. Tarımda reform olarak sunulan
Doğrudan gelir desteğiyle tarımcıyla âdeta dalga geçilmiş, 50 000 çiftçi
ailesinin aldığı toplam parayı 6 toprak ağası almıştır; bu, nasıl destek
vermektir?!
Olması gereken ürüne destek verilmeli, üretenin emeğine
saygı gösterilmelidir.
Bu yıl, Akdeniz ve Ege Bölgelerindeki pamuk üreticisinin
hali perişandır. Şayet, pamuğa destekleme primi verilmezse, pamuk ekim
alanlarının yarısı ekilemeyecek, çiftçilerimiz icra takipleriyle karşı karşıya
kalacaklardır.
Yine bu yıl, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin pamuk toplama
zamanında bol yağış alması, pamuğun tarlada kalmasına neden olmuş,
çiftçilerimiz, 800 – 850 000 lira olan pamuğun kilosunu Ege piyasasında 450 –
500 000 liradan satmak zorunda kalmıştır.
Yine bu yıl, Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgeleri
zeytinliklerinde, görülen hastalık nedeniyle ürün kaybı yüzde 30’a ulaşmış;
keza, bitkisel yağ ithalatına ödediğimiz döviz düşünülecek olursa, zeytinyağına
litrede verilen desteğin en az 50 sent olması gereklidir.
Sayın Başbakan, geçen günkü pazar konuşmasında IMF
politikalarına devam edileceğini tüm ulusa duyurmuştur. Böylece, tarım IMF’nin
kıskacı altına daha çok girmiş olacaktır. Oysa, OECD standartlarına göre
üretici başına desteğin, Avrupa Birliği ülkelerinde 8 000 dolar, Amerika
Birleşik Devletlerinde 20 000 dolar olduğu, Türkiye’de ise bunun sadece 230
dolar olduğu bir gerçektir.
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye tarımının yapısal
sorunları vardır. Bu sorunların birinci başı, Türkiye’de tarımsal üretim
planının olmaması, üretim birimlerinin yapısal sorunlarının olması, tarım
topraklarının sorunları olmasıdır.
Verim ve üretim düşüktür; üretici örgütlenmesi yetersizdir,
tarımda kamu örgütlenmesi son derece yetersiz, bir o kadar da karmaşıktır.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, gerekli işlevi görebilmesi için yeniden
örgütlenmelidir. Ayrıca, 8 ayrı bakanlığa, özellikle dışticarette, Hazine
Müsteşarlığı, Dışticaret Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı gibi birçok
kuruluşa dağılmış olan yetkilerin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında toplanması
şarttır.
Saygıdeğer milletvekilleri, tarımın başka kollarının olduğu
da malumunuzdur; bunların başında da kültür balıkçılığı gelmektedir. Bizden
yedi yıl sonra kültür balıkçılığına başlayan Yunaninistan’ın bugünkü
ihracattaki payı, bizim yedi katımızdır. Yunanistan, batmak üzere olan kültür
balıkçılarına 360 000 000 euro karşılıksız para verirken, bırakın para vermeyi,
bizim balıkçılarımız, üreticiler tesis kurarken 11 bakanlıktan izin almakta,
potansiyel alan olarak ilan edilen yerlere gelindiğinde, Kültür Bakanlığı
Anıtlar Yüksek Kurulu “ben burayı SİT alanı ilan ettim” diyerek, balıkçıların
ağır cezada yargılanmasına neden olmakta ve üreticilerin tamamı da sabıkalı
duruma düşmektedir.
Ülkemizde yapılan kültür balıkçılığının ihracat toplamı 60
000 000 dolardır. Bunda Muğla’nın payı ise 42 000 000 dolardır ve Türkiye’de
tüketilen balığın yüzde 80’i de Muğla’dan karşılanmaktadır.
Muğla kültür balıkçılığının ülke ekonomisine katkısı 340
trilyon Türk Lirasıdır. Devletin, kültür balıkçılığını desteklemesi bir yana,
kösteklemekte ve bir ruhsat için -eğer, işler yolunda giderse- üç yıl
geçmektedir.
Yer kiralama ise başlı başına bir sorundur. En verimli
tarlanın dönümü 1 milyar Türk Lirası iken, açık denizin off-shore balıkçılık
için kirası 1 200 000 000 Türk Lirasıdır.
İhracattan dolayı önceden teşvik primi alan
balıkçılarımızın bu teşvik primi de ortadan kaldırılmıştır. Ortadoğu’dan büyük
talep olmasına rağmen, ikili ticarî anlaşmalar olmadığından dolayı, yüksek
gümrükler ve teşvik olmaması nedeniyle, o pazarı da Kıbrıs Rum kesimine
kaptırmak üzereyiz.
Toplum sağlığı ve beslenmesi ve ekonomik kazanç açısından
balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği, ülkemiz açısından çok önemli bir
tarımsal sektör olma yolundadır. Ülkemizde yılda 30 000 iç su, 20 000 ton deniz
balıkları yetiştirilmekte, 400 000 tona balık avcılık yoluyla elde
edilmektedir.
Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, pek
çok akarsu, göl ve baraj rezervine sahip olmamıza karşılık, halkımızın
tükettiği balık miktarı, kişi başına
6,5 kilogram civarındadır. Türkiye’nin üçte 1’i kadar kıyıya sahip olan ve
kıyılarının çoğu Okyanusa açık ve korumasız durumda olan Japonya’da 55 000 adet
su ürünleri yetiştiricisi yılda 500 000 ton ürün yetiştirmekte, bunun da
Japonya ekonomisine katkısı 4-5 milyar Amerikan Dolarıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Üstün, size 1 dakika eksüre vereceğim;
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın milletvekilleri, tarımın sorunları elbette bu kadar
değildir. Bu kısa süre içerisinde, mevcut sorunlarından bir kısmına değinmeye
çalıştım.
Sözlerimi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle
bitireceğim: “Çalışmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen uluslar, önce
onurlarını, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklâl ve istikballerini
kaybederler.”
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstün.
Sayın milletvekilleri, 19 uncu madde üzerinde başka söz
talebi yoktur.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum :
Ödenek devir ve iptal işlemleri
MADDE 20. - a) Yılı bütçe kanunları ile diğer kanun
hükümleri uyarınca özel gelir veya devren özel gelir kaydedilen miktarları
gerektiğinde iptal etmeye ve bütçe geliri olarak kaydetmeye, özel ödenek veya
devren özel ödenek kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve buna
ilişkin her türlü işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
b) 24/3/1988 tarihli ve 3418 sayılı Kanunun mülga 39 uncu
maddesi ile 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Kanunun 17 nci maddesi gereğince,
Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bütçelerine devren
özel gelir ve devren özel ödenek kaydedilen miktarları kısmen veya tamamen
iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu özel ödeneklerden yapılacak
harcamalar, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanuna, 26/5/1927 tarihli ve 1050
sayılı Kanunun 64 üncü maddesi ile 21/2/1967 tarihli ve 832 sayılı Kanunun 30
ila 37 nci maddelerinde yer alan vize ve tescil hükümlerine ve 13/12/1983
tarihli ve 180 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci maddesi hükümlerine
tabi değildir.
c) 16/8/1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun Geçici 1 inci
maddesi uyarınca tahsil edilen miktarları bu amaçla Millî Eğitim Bakanlığı
bütçesine konulan ödeneklerden kullandırmak üzere bütçenin (B) işaretli
cetveline gelir kaydetmeye, ödeneğini aşan gelir tahsilatı karşılığında ilgili
tertibe ödenek eklemeye, yılı içinde harcanmayan ödenekleri ertesi yıl
bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye, bu hükümler çerçevesinde yapılacak
işlemlere ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.
d) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler
bütçelerinin diğer cari ve kamulaştırma ile ilgili tertiplerinde yer alan
başlangıç ödeneklerinden harcanmayan kısmı sözkonusu tertiplerde yer alan
başlangıç ödenekleri toplamının % 20'sini aşmamak, her bir tertip için
devredilecek miktar 15 milyar liradan az olmamak kaydıyla, ertesi yıl
bütçesinin aynı tertiplerine, gerektiğinde Hazine yardımı ve Devlet katkısı ile
ilişkilendirilmek suretiyle devren ödenek kaydetmeye ve devredilen ödeneklerden
amacına uygun kullanım imkanı kalmayan tutarları iptal etmeye Maliye Bakanı
yetkilidir.
e) Türk Silahlı Kuvvetleri Stratejik Hedef Plânının yıllık
programlarının gerektirdiği ödeneklerden yılı içinde harcanmayan ödenekleri,
hizmetin devamlılığını sağlamak maksadıyla, ödeneklerinin % 30'unu aşmamak
üzere ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
f) Turizm Bakanlığı bütçesinin (111-02-1-001, 111-02-1-002)
faaliyetlerinde yer alan diğer cari nitelikli ödeneklerden harcanmayan
tutarları kısmen veya tamamen ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye
Maliye Bakanı yetkilidir.
g) 1. 6/8/1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin (c) bendi uyarınca 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Kanuna bağlı (1),
(2) ve (3) sayılı ta-rifelere göre alınan yargı ve noter harçlarından
işyurtlarına verilen % 35 gelir paylarından 2002 yılında Hazine hesaplarında
biriken ve İşyurtları Kurumu hesabına aktarılması gereken tutarın tamamını
genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye,
2. 2003 yılında yargı ve noter harçlarından İşyurtları
Kurumu hesabına aktarılması gereken gelir paylarının yarısını, Adalet
Bakanlığının geçen yıllar borçlarında, akaryakıt ve kovuşturma giderlerinde,
yargılamaya ilişkin posta giderlerinde, hükümlü ve tutukluların yiyecek
giderlerinde ve cezaevi revirlerindeki tedavi giderlerinde, cezaevlerinin
elektrik, su, yakacak ve yolluk giderlerinde kullanılmak üzere genel bütçenin
(B) işaretli cetveline özel gelir ve Adalet Bakanlığı bütçesinde açılacak
tertiplere özel ödenek kaydetmeye, kaydedilen bu tutarlardan harcanmayan
kısımları ertesi yıl bütçesine devren özel
gelir ve özel ödenek kaydetmeye,
Maliye Bakanı yetkilidir.
6/8/1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun bu bende aykırı
hükümleri uygulanmaz.
h) Şartlı bağış ve yardımlar da dahil olmak üzere özel
ödenek ve özel gelirlerden;
1. Tahsis amacı gerçekleştirilmiş ödenek artıkları ile
tahsis amacının gerçekleştirilmesi bakımından yetersiz olanları,
2. (1) numaralı alt bentte yazılı olanlar dışında kalıp da
beş milyar lirayı aşmayan ve iki yıl devrettiği halde harcanmayanları,
İptal ederek bütçeye gelir kaydetmeye Maliye Bakanı
yetkilidir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 20 nci madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Cemal Kaya’nın söz talebi
vardır.
Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA CEMAL KAYA (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi adına, bütçe kanun
tasarısının 20 nci maddesinde söz almış bulunmaktayım.
Bu madde, ödeneklerin devriyle ilgili bir maddedir.
Aslında, bu maddeyle, Sayın Maliye Bakanı, özel gelir kaydedilen miktarları
gerektiğinde iptal etmeye, gelir kaydetmeye veya bunları gelir kaydetmemeye
yetkilidir. Bu maddeye göre, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yatırım programına,
bütçe programına alınmış olan bir yatırımı, işadamlarının buna göre düzenlemiş
oldukları yatırımlarını bir anda kesip attırabilir. Bu madde olmasa daha iyi.
Bundan iki üç gün önce, hükümet, tasarruf tedbirleriyle
ilgili bir açıklama yaptı, 4 katrilyon civarında bir tasarrufu kamuoyuna
açıkladı; bunun 2 katrilyonu, var olan yatırım programlarında kısıtlama
demektir.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde,
işadamının olmadığı bir yerde vergiyi nasıl alacaksınız, KDV’yi nasıl
alacaksınız?! Peki, inşaat sektörünün yapmış olduğu, imal etmiş olduğu
mamulleri nasıl satacaksınız?! Yatırımları kısalım, ödenekleri devredelim,
gerektiğinde iptal edelim...
3 Kasım seçimleri, Türk siyasî tarihinde yeni bir siyasetin
başlangıcı, bir geleneğin başlangıcıdır. Nedir bu gelenek: Çokpartili bir
Parlamentodan vazgeçerek, iki partili bir Parlamentonun, bu ülkeye istikrarlı
iktidarların gelmesi için, halk, oylarını ve reylerini vermiştir. Ne demiş
halk: Demiş ki; ben, artık üç partili, dört partili sistemlerden bıktım; ben,
bir muhalefet, bir iktidar partisi göndereyim; bu iktidar, çözüm getirsin.
Şimdi, diyebilirsiniz ki, muhalefeti, iktidarı, bütün milletvekili arkadaşlarım,
ben de dahil olmak üzere, ne yapalım, böyledir; ama, halk öyle demiyor. Halk
diyor ki: Biz, zaten böyle olduğunu biliyorduk. Bu kadar borcun olduğunu da
biliyorduk. Bu kadar dışborcumuzun ve iç borcumuzun olduğunu da biliyorduk. On
yıldır, son dönemlerde, gelişigüzel bir bütçe harcaması olduğunu da biliyorduk.
Kamu maliyesi almış başını götürmüş; kimse denetim altına almıyor. Biz, sizi,
buraya, çözüm için gönderdik. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, biz, buraya -muhalefeti ve iktidarıyla- çözüm için
geldik. Ne acıdır ki, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bütün
insanlar, televizyonlarının başında, bu saatte, kendileriyle, açlıkları ve
yoksulluklarıyla ilgili bir bütçenin görüşüldüğünü, televizyonlarda izliyorlar.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Zannediyorlar...
CEMAL KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gerçekten, kaç
milletvekili varız burada? Üçte biri... Bu, ne demek biliyor musunuz? Biz, bu
bütçeye inanmıyoruz...
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Tamamen güveniyoruz...
CEMAL KAYA (Devamla) – Yani, bu bütçe, bir çözüm bütçesi
değil diyor. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Tamamen güveniyoruz; yani,
gelmeye gerek yok.
CEMAL KAYA (Devamla) – Bu bütçe, bir çözüm bütçesi değil;
yani, insanlarımız, bizden çözüm istiyor. Bu, muhalefetten de isteniyor,
iktidardan da isteniyor. Ben, kendi şahsıma konuşuyorum; seçim bölgeme, yahu,
ben, bu işe çözüm getiremem diye gidemem. Adam bana diyor ki; ben, sizi
gönderdim, yanınızda da 367 milletvekili olan bir iktidar gönderdik. Siz, gidin,
o iktidar milletvekili arkadaşlarla bir çözüm getirin diyor; halk bunu istiyor.
(AK Parti sıralarından gürültüler)
Şimdi, efendim, dinleyelim, dinleyelim.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede bu bütçeyle ve bundan önceki
bütçelerle de bir çözüm gelmemiş; ama bu bütçeyle de bir çözüm olacağına hiç
kimse inanmıyor.
MAHMUT KOÇAK (Afyon) – Sen seyret, seyret biraz...
CEMAL KAYA (Devamla) – Şimdi, nedir bu bütçeyle
çözümsüzlük: Bu bütçede, 2001 yılındaki krizlerle beraber -19 Şubat krizi
olmasına rağmen- 2002 yılında, bir önceki yılda bütçeye, doğrudan gelir desteği
olarak 2 katrilyon 400 milyar lira para konulmuş, bu bütçeyle kaç para konulmuş
500 trilyon. Peki, 2002 yılında konulmuş; fakat, yüzde 40’ı ödenmemiş,
bazılarında hiç ödenmemiş olan doğrudan gelir destekleri, ki burada benim ilim
dahildir, tek ildir o, Sayın Bakan hükümet adına daha önce söz vermişti,
inşallah yapacak.
Şimdi, peki, bu bütçeyle -2 katrilyon 400 trilyon lira para
konulmuş yüzde 40’ı ödenmiş bütün illerde, Türkiye’nin genelinde, bazı illerde yüzde
50- biz insanlara ne diyeceğiz; diyeceğiz ki, biz, bu doğrudan gelir desteğini
kaldırdık mı diyeceğiz? Kaldıralım, amenna ona hiçbir şey yok; ama
kaldırmayacaksak, doğrusunu koyacağız, o kaynağı da bulmak zorundayız. Nedir o
bulmak zorunda olduğumuz kaynak; bütçeye akar, vergiyi tabana yayarak.
İnşallah, Sayın Maliye Bakanı bu konuda dönem dönem açıklamalar yapıyor “biz,
vergiyi tabana yayacağız” diyor, biz de ona inanıyoruz, burada bir şüphe yok.
Ancak, bu bütçe Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmiyor.
Tarım Bakanlığının bütçesini dinlediniz arkadaşlar. Ben,
Türkiye’nin hayvancılıkta üst düzeylerde olmuş hayvancılık bölgesinin -ama son
dönemlerde baltalanmış olan bir hayvancılık- memleketinin bir milletvekiliyim,
hayvancılıkla uğraşan bir memleketin milletvekiliyim. Şimdi, bana birisi
diyebilir mi ki, biz hayvancılığı şu projelerle kalkındıracağız, bu bütçeyle;
yok böyle bir şey. Peki, birisi diyebilir mi ki, biz, tarımı, bu bütçeyle...
Çünkü, bu ülkenin sanayinin yüzde 75’i tarıma dayalıdır arkadaşlar, yüzde 75’i
tekstil, tarım sanayiidir ve ülkenin lokomotifidir.
Şimdi, bu bütçeyle, bu sorunlar çözülmez. Çözülebilir mi;
çözülebilir; nasıl çözülebilir; doğru, yerinde, herkesin anlayabileceği ve de
inanabileceği bir bütçe önümüze geldiği zaman, biz, bu sorunların
çözülebileceğine inanıyoruz.
Bizim hükümetten istediğimiz, açlıkla baş başa kalan 15 000
000 insanın durumuna çözüm bulmasıdır. O çözümü nasıl bulacağız; yoksullara
yardım ederek, çiftçiyi kalkındırarak, sınır bölgelerinde bulunan illerin sınır
ticaretlerini, serbest ticaret alanlarını genişleterek, hayvancılığı tabana
yayarak... Hayvancılığı nereye yayacağız; üç beş tane arsası olan insanlara
değil, halka yayarak; yani, üretim gücü olan insanlara yayarak, bu ülkede
hayvancılığı kalkındırabiliriz. Et kombinalarını özelleştirerek, kapatarak,
Migroslar açarak, hayvancılığı kalkındıramayız. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) – Reklam oluyor...
CEMAL KAYA (Devamla) – Efendim özür dilerim, yanlışlıkla
oldu, acemiliğimize bağışlayın...
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti
Devleti, gerçekten, zor günlerle karşı karşıyadır, bölgemizde bir savaş vardır.
Meclisin de o güzel iradesiyle, bu savaşa katılmadığımız için, bir nevi,
bütçemizi rahatlatmış da oluyoruz. Ya yanlışlıkla savaşa katılsaydık ne
olurdu?! O zaman, Allah bize yardım ederdi!
Şimdi, inşallah, Ortadoğu’nun ve Avrupa'nın gözde ülkesi
olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bu yeni siyasî geleneği başlatmış olan
Parlamentosu, bu sorunları bu dönem çözemezse dahi, gelecek dönem bu sorunları
çözmek için elbirliğiyle mücadele vereceğine inanıyorum. Yalnız, tabiî, bu
mücadele, muhalefetin ve iktidarın birlikteliğiyle, diyaloguyla ancak
çözülebilir. Eğer, bu bütçenin oluşumunda ve bu sorunların çözümünde,
iktidardaki arkadaşlarımız, muhalefette olan milletvekili arkadaşlarımızı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kaya, size 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen
konuşmanızı tamamlar mısınız.
CEMAL KAYA (Devamla) – ... dinlemezlerse, herhalde önümüzdeki
dönemde, belki bu yeni başlamış olan siyasî geleneğin yıkılışına sebep
olabiliriz ve tarih de bizi affetmez. Onun için, iktidar, muhalefeti dinlemek
zorundadır. Biz de, gerek bütçede gerek diğer kanunlarda -olumlu olanlarda-
iktidarla beraber, bu ülkeyi güzel bir şekilde yönetip, halkımızın sorunlarına
yardımcı olacağız; bizim görevimiz budur.
Bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde başka söz talebi yok.
Önerge yok.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
Savunma Sanayii Destekleme Fonu
MADDE 21. - a) Türk Silahlı Kuvvetlerine stratejik hedef
planı uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile
gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde
yapılacak harcamalar, 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma
Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve
diğer ayni ve nakdi imkanlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma
Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.
b) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve
Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden (a)
bendi gereğince tespit edilecek miktarları, Gümrük Müsteşarlığına (Gümrükler
Muhafaza Genel Müdürlüğü) bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden motorbot
alımına yönelik miktarları ve Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe
ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen
özel ödeneklerden motorbot alımına yönelik miktarları Savunma Sanayii
Destekleme Fonuna ödemeye Millî Savunma, İçişleri ve Sağlık Bakanları ile
Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.
c) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak
paraları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan Millî Savunma Bakanlığı
bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini
devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde önerge yoktur.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
Transferi mümkün olmayan konsolosluk gelirleri
MADDE 22. - Konvertibl olmayan konsolosluk gelirlerinden transferi mümkün olmayan ve 2002 yılı sonu itibarıyla kullanılmayan miktarları, Dışişleri Bakanlığı bütçesinde açılacak özel bir tertibe, bu Bakanlığın gerekli gördüğü mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere, yılı bütçesine ödenek ve gerektiğinde gelir kaydetmeye ve yılı içinde kullanılmayan miktarı ertesi yıla devren ödenek kaydetmeye, yapılacak harcamaların usul ve esaslarını Dışişleri Bakanı ile müştereken tespit etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde önerge yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23 üncü maddeyi okutuyorum:
Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları
MADDE
23. - Maliye Bakanı;
a)
Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen veya
bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz ve hava taşıtlarından
alınan kira veya ücret tutarlarını,
b)
Türk Silahlı Kuvvetlerinin öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim
gören yabancı uyruklu subay, astsubay veya erlere yapılan masraflar
karşılığında ilgili devletlerce ödenen miktarları,
c) NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım
ve onarımları için verilecek paraları,
Aynı
amaçla kullanılmak üzere bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan yukarıda yazılı
kuruluş bütçelerinde açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye ve bu suretle
ödenek kaydedilen miktarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıla
devretmeye,
Yetkilidir.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde önerge yoktur.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi okutuyorum:
Bağış, hibe ve
yardımlar
MADDE 24. - a) Yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan hibe
olarak yıl içinde elde edilecek imkanların Türk Lirası karşılıklarını Hazine
Müsteşarlığının teklifi üzerine gereğine göre bütçeye gelir veya
gelir-ödenek-gider kaydetmeye,
b) Dış kaynaklardan veya uluslararası antlaşmalarla bağış
ve kredi yolu ile gelecek her çeşit malzemenin navlun ve dışalımla ilgili vergi
ve resimlerinin ödenmesi amacı ile bunların karşılığını, ilgili bütçelerinde
mevcut veya yeniden açılacak harcama kalemlerine ödenek kaydetmeye ve gereken işlemleri yapmaya,
c) 2003 yılı içinde Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçları için yabancı devletlerden
askeri yardım yolu ile veya diğer yollardan fiilen sağlanacak malzeme ve eşya
bedellerini, bağlı (B) işaretli cetvelde açılacak tertiplere gelir ve
karşılıklarını da bu bütçelerde açılacak özel tertiplere ödenek ve gider kaydetmeye,
Maliye Bakanı yetkilidir.
d) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı ülke ve kuruluşlara
yapılacak savunma ve güvenlik amaçlı hibe ve yardımlarla ilgili görüşmelerde
bulunmaya ve anlaşmalar imzalamaya, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yetkileri saklı
kalmak kaydıyla, Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenecek kişi ve kuruluşlar
yetkilidir. Yabancı ülkelere bu amaçla verilecek hibe ve yardım karşılıkları
Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.
Söz konusu anlaşmalar Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe girer.
Anlaşmada belirtilen nakdi hibe ve yardımlar bütçeye gider
kaydedilerek T.C. Merkez Bankasında
ilgili ülke adına döviz cinsinden açılacak hesaba aktarılabilir.
Ödemeler, anlaşma hükümleri çerçevesinde ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek
esaslar dahilinde ilgili hesaptan yaptırılır.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Madde üzerinde verilmiş 1 adet önerge vardır; gerekçesiyle
birlikte
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının
“Bağış, hibe ve yardımlar” başlıklı 24 üncü maddesine aşağıda yer alan (e)
bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Eyüp Fatsa |
Erdoğan Özegen |
|
|
Ankara |
Ordu |
Niğde |
|
|
Mehmet Soydan |
Recep Koral |
|
|
|
Hatay |
İstanbul |
|
“e) Türkiye – Avrupa Birliği Malî İşbirliği kapsamında
sağlanacak malî imkânların karşılığı olarak ilgili kurum bütçelerinde (2) ve
(3) ödenek türü altında yer alan ödeneklerin Ulusal Fon’a ödenmesine ilgili
Bakanlar yetkilidir. Ulusal Fon’a ödenen bu tutarlar, 30/1/2003 tarihli ve 4802
sayılı Kanun kapsamında onaylanan Mutabakat Zabıtlarında yer alan hükümler çerçevesinde
kullanılır. Kurum bütçelerinden Ulusal Fon’a ödenen tutarların kullanımına
ilişkin her türlü incelemeyi yaptırmaya ve bilgi istemeye Maliye Bakanı yetkilidir.”
Gerekçe: Türkiye – Avrupa Birliği Malî İşbirliği
çerçevesinde Avrupa Birliğinden çoğu hibe niteliğinde olmak üzere yardımlar
sağlanmaktadır. Bu yardımlarla gerçekleştirilecek projelerin imzalanmış olan
mutabakatlar çerçevesinde hükümetin sorumluluğu altında yönetilmesi için Ulusal
Fon ile Merkezi İhale ve Finans Birimi oluşturulmuştur. Projeler için Avrupa
Birliğinden sağlanacak yardımlar yanında belli oranda bütçe katkısı içermesi
öngörülmektedir. Bütçeden sağlanacak katkılar, projenin ait olduğu kurumların
bütçelerine türlerine göre ödenek kaydedilmiş ise de, projelerin etkin bir
şekilde yürütülebilmesi, aynı proje çerçevesinde Avrupa Birliğinden sağlanan
fonlarla bütçe katkısının farklı düzenlemelere ve usullere tabi olarak
yürütülmesinin ve ödemelerde meydana gelebilecek gecikmelerin önlenmesi için
her iki kaynaktan sağlanan malî imkânların Ulusal Fon içinde tek bir hesapta
birleştirilmesi gereklidir. Önergeyle, Avrupa Birliği projeleri için bütçe katkısı
niteliğinde bütçeye konulan her tür ödeneğin doğrudan Ulusal Fon’a aktarılması
konusunda düzenleme yapılması amaçlanmakta ve bütçe kaynağından aktarılan
tutarların kullanımı konusunda bilgi istemeye ve inceleme yaptırmaya Maliye
Bakanı yetkili kılınmaktadır.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN
KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire
bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
25 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE
25. - a) Çeşitli mevzuatla kurulmuş fonların her türlü gelirleri T.C. Merkez
Bankası nezdinde Hazine Müsteşarlığı adına açılan müşterek fon hesabına
yatırılır. Bu hesaba yatırılan gelirlerden ilgili mevzuatında öngörülen fonlar
arası pay ve kesintiler T.C. Merkez Bankası tarafından yapılır.
Destekleme
ve Fiyat İstikrar Fonunun gelirleri, yapılan kesintilerden sonra kalan tutarlar
üzerinden genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir yazılır. Bu fon,
hizmetlerini bütçenin (A) işaretli cetveline konulan ödeneklerle yerine
getirir.
b)
Maliye Bakanı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın müşterek teklifi
ve Başbakanın onayı ile fonların gider hesapları üzerinden aktarma yapılabilir.
Aktarılan tutar, kendisine aktarma yapılan fonun gelir hesabı üzerinden
müşterek fon hesabına, buradan da tamamı gider hesabına aktarılır.
Bütçe
kapsamı dışındaki fonlardan kendi mevzuatlarına göre yapılan kesinti ile fonlar
arası aktarmalardan sonra kalan tutar, T.C. Merkez Bankası tarafından ilgili
fonun gider hesabına aktarılır.
c)
Tasfiye edilen fonların her türlü gelirleri, tasfiye edilmelerine ilişkin
mevzuatta özel bir düzenleme bulunmaması halinde, bu konuda yeni bir düzenleme
yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlere göre tahsil edilmeye devam
olunur ve genel bütçeye gelir kaydedilir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 25 inci madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili
Sayın Oğuz Oyan’ın söz talebi vardır.
Sayın Oyan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; söz konusu madde, fonlara ilişkin hükümleri içermektedir.
Türkiye, bütçe dışı fon meselesiyle 1980’ler öncesinde
tanışmış olmasına rağmen, Türkiye’de fon sisteminin oluşması, esas olarak, 6
Kasım 1983 seçimlerinden sonra iktidar olan Anavatan Partisi dönemindedir. Bu
dönemde, özellikle 1984 sonrasında fonlar çok hızla büyümüş, sisteme bir ur
gibi yapışmıştır. Öyle ki, 1991 yılına geldiğimizde, fonlarla, fonların
büyüklüğü, fonların denetlediği gelir unsurları bütçenin toplam gelirlerinin
yüzde 55’ine varmıştır. Fon sisteminin böylesine büyümesi, üniversite araştırma
ve öğrenci fonlarını tek sayarsak 107 fon oluşması, çeşitli kamu idaresi
birimlerinin bu fonlarla ilişkili sağlıklı verilere sahip olmasını imkânsız
kılmıştır. Bu imkânsızlık ve bu karmaşa, giderek, 1991 sonunda iktidar olan
koalisyon hükümetini bu konuya bir ilk çözüm aramaya itmiştir; ancak, ne yazık
ki, bu çözüm kalıcı bir şekle bürünmemiş ve konu bugünlere kadar gelmiş ve
halen, bir sorun olarak, şu an, bütçenin 25 inci maddesinde görüldüğü gibi,
önümüze taşınmıştır.
Bütçenin genellik ve birlik ilkelerinden bir kaçışın
simgesi olan, aynı zamanda, denetimden kaçışın bir simgesi olan fon sistemi,
kamu maliye sistemini tahrip eden çok olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Bu sistem,
gerek bizim adımıza, Parlamento adına denetim yapan Sayıştay’ın denetiminden
kaçırılmış gerekse birçok diğer denetim kurumunun, Yüksek Denetleme Kurulu
gibi, diğer kurumların da çoğunlukla denetimi dışına kaçırılmış, aynı zamanda,
1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun denetimi ya da daha doğrusu onun malî
disiplini dışına çıkarılmıştır. Tabiî, İhale Kanununun dışına çıkarıldıklarını
eklemeye gerek yok. Fonlar için özel bir ihale kanunu, zamanında çıkarılmış
idi.
Böylesine bir sistem üzerine daha 1980’li yıllarda uyarıcı
yazılar yazıldı. Bunları yazanlardan birisi bendim. 1985, 1986, 1987... Hatta
1987 yılında, bu konuda, şu an Anayasa Mahkemesinde görevli bir arkadaşımla fon
sistemi üzerine 500 sayfalık bir kitap da yazmıştık. Bu konu, ne yazık ki, bir
çözüme kavuşturulmadı. 1991 sonunda iktidar olan yeni koalisyon döneminde bir
fon tasfiye birimini, biraz sistem dışı bir şekilde oluşturduk. Ben, üç ay bu
kurumun başında bir tasfiye planı hazırladığımı hatırlıyorum Başbakanlık
müşaviri olarak. Eğer, o tasfiye planı uygulanabilmiş olsaydı, bugün, biz,
burada, şu maddeyi ya da fon sistemini konuşmuyor olacaktık. Ne yazık ki, o
zaman, ne Başbakana ne ekonomiden sorumlu Devlet Bakanına, 1992’nin başlarında,
bunu anlatamadık.
Bakınız, bu, çok önemli bir olay. Türk insanı kendi
sorununu çözemediği için, 1999 sonundan itibaren IMF’ye verilen bütün niyet
mektuplarında fon sisteminin tasfiyesine ilişkin hükümler, bu niyet mektupları,
IMF tarafından Türkiye’ye dayatılmıştır. Siz, 1991-1992 sürecinde, artık
kangren olmuş bir yarayı tedavi etmez, bir müşterek fon hesabı açarak bunu
sürdürürseniz, sonuçta, birileri gelir, sizin adınıza bunu yapar.
Tabiî, burada, bu uluslararası finans kuruluşlarını masum
kabul etmiyorum; çünkü, 1980’li yıllarda bu sistemin böylesine büyümesi,
böylesine kangren oluşu gözler önündeyken, o dönemin iktidarları, uluslararası
finans kuruluşlarından teşvik ve destek görmüşlerdir, bu konuda uyarılmamışlardır;
ama, ne zaman bu gündeme geldi; artık, bu, öngörülemez, denetlenemez bir yapı
oluşturduğu andan itibaren gündeme geldi.
Aslında, müşterek fon hesabı, sistemi daha da
karmaşıklaştırdı. Bugün, bu hesap sürüyor. Bu maddede görüyorsunuz; müşterek
fon hesabı, yeniden bir derde deva olarak sistem içinde. Ne yapıldı 1999
sonrasında; 1999’dan itibaren her yıl için -2000 yılı, 2001 yılı için- hedefler
konuldu; bunlar, yapısal kriterler içine konuldu. Bu yapısal kriterler
gereğince, işte, bu yıl 25 tane, önümüzdeki yıl şu kadar tane fonun tasfiyesi
gündeme konuldu; yani, bu hükümetin taahhütleri arasına konuldu. Ne yapıldı;
bunlardan, önce, bir kanuna dayanmadan, yönetmelik vesaireyle kurulmuş olan
fonları tasfiye etmek kolaydı, bunları tasfiye ettiler; fakat, bir kanunla
kurulmuş olan fonları tasfiye etmek için, onun kanununun değişmesi, kanunun
ortadan kaldırılması ve bu fonların gelir ve giderlerinin bir şekilde bütçeye
aktarılması gerekiyordu; bunlar, ne yazık ki, sonuna kadar yapılamadı, izlenemedi
ve şimdi, bu fonların, önemli bir bölümü, özel hesap biçiminde çalışıyor.
Müşterek fon hesabına halen ihtiyaç duyulmasının nedeni budur. Bu fonlar,
halen, tam bir tasfiye süreci tamamlanmadığı için özel hesap biçiminde
çalışıyor ve üstelik, böyle bir durumda, biz, 1999 ya da 2000 öncesinden biraz
daha problemli bir duruma doğru gidiyoruz; çünkü, bu fonları, özel hesap
biçiminde, bütçeye özel ödenek ve gelir kaydetme biçiminde çalışan bu fonları
denetleme imkânından yoksunuz. Eğer varsa, kendi özel harcama usullerine göre
harcama yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla, burada, mutlaka, bu yarayı, artık
tedavi etmek gerekiyor; yani, burada, bu müşterek fon hesabı türü birtakım
hesaplarla bunu hâlâ sürdürmenin anlamı yoktur. Bunların kalacak olanı varsa
kalır; ama, büyük bir bölümü zaten tasfiye sürecine girmiştir. Bunları
sistemden çıkarmak, bütçe disiplinini bozmamak gerekiyor; çünkü, eğer, kendi
denetimimiz dışında çıkan birtakım harcamalar varsa, bu, Parlamento olarak
bizim adımıza denetim yapan, yapması gereken Sayıştayın, bir kere, bunları
yeterince denetleyememesi sonucuna gidiyor ve biz, Türkiye’de hesapları kontrol
edemez duruma geliyoruz değerli milletvekilleri.
Bakınız, bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Biz, aslında,
Sayıştayın, Meclis adına denetim yapan Sayıştayın görevini yeterince ifa etmesi
için gayret içinde değiliz. Eğer, Türkiye’de, 1980’lerde, Meclis kendi
yetkilerini bu kadar artan oranda yürütmeye devrettiyse, bu, yürütmeden çok,
Meclisin kendi yetkilerine kıskançlıkla sahip çıkmamasından kaynaklanmıştır.
Meclis, kendi yetkilerine, kendi sahasının daraltılmamasına çok kıskançça sahip
çıkmalıdır. İktidar partisinden milletvekili olmak ya da olmamak kriterinden
bakılamaz. Yasamayla yürütme ayırımı, kuvvetler ayırımı, ancak bu şekilde
yerleşebilir.
Bakınız, şimdi, bir kesinhesap kanunu tartışıyoruz.
Tartışıyor muyuz; şüpheli!.. Aslında, biz ne yapıyoruz şimdi; dokuz aylık bir
dönemin, ama 2003 yılının bütçesi tahminleri üzerine konuşuyoruz; ama, aynı
zamanda 2001 yılının kesinhesabı üzerine konuşuyoruz. Kaç kişi izleyebiliyor
2001 yılında ne olmuş? 2001 yılında, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük
sapma gösteren bütçesini gördük; en büyük sapma gösteren bütçesiydi. Bu
bütçenin başlangıç ödeneğiyle, gerçekleşen harcamaları arasında yüzde 71’lik bir
fark oluştu; bu kadar büyük bir ekbütçe.
Bakınız, Sayıştayın bu konudaki hazırladığı genel uygunluk
bildirimi raporunda ve onun ekli raporlarındaki birkaç tespiti okuyayım: 2001
yılı bütçesinin yılbaşı ödeneği 48 katrilyon iken, yıl içinde eklemelerle 82 katrilyona
ulaştı.
Bakınız, 48 katrilyon liralık bir bütçe kabul ediyorsunuz,
yıl sonunda 82 katrilyon oluyor; yani, arada
bir yakınlık, herhangi bir irtibat, bir ilişki var mı; nerede 48
katrilyon, nerede 82 katrilyon? Yani, sizin, başlangıçta izin verdiğiniz
harcama 48 katrilyon, sonra ekbütçe çıkarılıyor ve bu 82 katrilyona çıkıyor.
Böyle bir Parlamento, böyle bir Parlamentonun denetiminde
bir bütçe olur mu? Bütçe, Parlamentonun çıkardığı en önemli kanundur, yıllık
kanundur, yürütmeyi denetlemenin bir aracıdır. Bu Parlamento ne yapıyor
bütçesiyle, bu bütçeye izin vermekle; belli harcamaların yapılması, belli
gelirlerin toplanmasına izin veriyor. Bu kadar büyük bir fark olursa, bunun
neresi Parlamentonun denetim hakkı?
Şimdi, bu 82 katrilyonluk 2001 bütçesinin –aynı zamanda
kesinhesap kanununu tartıştığımız için söylüyorum- yüzde 90’ı transferler ve
personel giderleri için ayrılmıştır. Böyle bir bütçenin, Türkiye’nin
sorunlarına çözüm bulması mümkün değildir.
Yine, Sayıştay raporuna göre, 28 adet genel bütçeli
kuruluşun bütçesi, bütçenin yüzde 1’inden azdır, yüzde 1’i aşan çok az sayıda
kuruluş vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Oyan, madde üzerinde şahsınız adına da söz
talebiniz vardı; -başka söz talebi yok- o süreyi de ekleyim mi Sayın Hocam?
OĞUZ OYAN (Devamla) – Lütfen...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Hocamızı zevkle dinliyoruz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Gerçekten, istifade
ediyoruz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Daha geniş bir zamanda dinlesek...
BAŞKAN – Sayın Hocam, buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) – Daha geniş bir seminer verebilirim
arzunuz üzerine.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de payı sürekli artan tek bir
genel bütçeli kuruluş vardır; o da Hazine Müsteşarlığıdır. Niye; çünkü, Hazine
Müsteşarlığı Türkiye’nin borç faizlerini ödeyen kurumudur ve Türkiye’de tek
payı artan kuruluş odur.
Şimdi, bakınız, Parlamentonun, Yüce Meclisin kontrol
fonksiyonunu geliştirmek için, Sayıştayın raporlama fonksiyonunu mutlaka
geliştirmesi lazım. Sayıştayın sunduğu raporların, Parlamentoda etkin bir
biçimde tartışılması gerekir. Sayıştay, Parlamentoya ne sunar; bir genel
uygunluk bildirimi sunar. Bu genel uygunluk bildiriminin eki, raporları sunar.
Bu raporlar -en önemli iki tane rapor söz konusu- Hazine İşlemleri Raporudur ve
Uygulama Sonuçları Raporudur. Bu raporlar, bu Parlamentoda tartışılmıyor,
komisyonda tartışılmıyor, komisyon zamanı olmadığı için tartışmıyor.
Dolayısıyla, burada, denetim süreci aksıyor; yani, Sayıştay bizim adımıza
denetim yapıyor, biz, Sayıştayın Meclise sunduğu raporları tartışamıyoruz.
Bunun denetimi nerede?! Böyle bir denetim olabilir mi?! Biz eğer denetim
sonuçlarını tahlil edemeyeceksek, analiz edemeyeceksek, bu denetim neye yarar?!
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bütçenin görüşülme
prosedüründe önemli olan bir başka rapor da, Sayıştay kaynaklı performans
denetimi raporlarıdır. Performans denetimi raporları, ilk kez, 1996 yılında
Sayıştaya bir görev olarak verilmişti. Sayıştay, belirli projelerle, bu
performans denetimlerine başlamıştır ve 2002 yılında üç tane performans
raporunu Parlamentoya sunmuştur.
Bu raporların konu başlıklarını söyleyeyim: Bunlardan
birincisi, Gemilerin, Denizleri ve Limanları Kirletmesini Önleme ve Kirlilikle
Mücadele Etme Raporudur. Bu, bir performans raporu örneğidir ve bu rapor,
sadece Türkiye tarafından değil, Avrupa’nın altı ülkesi tarafından, Malta,
İngiltere, Hollanda, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Türkiye
tarafından... Diğer beş ülkenin parlamentolarında bu rapor kabul edilmiş,
tartışılmış ve oylanmıştır, sadece Türkiye Parlamentosunda bu rapor
oylanmamıştır. Dolayısıyla, burada, Parlamentonun mutlaka bu açığını kapaması
gerekiyor. Eğer, biz, bütçeyi bir performans denetleme ölçütleri üzerinden
değerlendirmek, denetlemek istiyorsak, o zaman, bunun gereğini yerine
getirmeliyiz; yani, bu tür raporları, burada, gerçekten, enine boyuna
tartışmalıyız.
Bakınız, diğer iki raporun başlıklarını sadece söylüyorum.
İkinci rapor, “İstanbul, Depreme Nasıl Hazırlanıyor” raporudur. Bu bir
performans denetim raporudur ve bu, 2002’de bu Parlamentoya sunulmuştur; ama,
ne kimsenin haberi vardır ne de tartışılmıştır. Üçüncü rapor, “Marmara ve Düzce
Depremleri Sonrası Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Faaliyetlerinin
İncelenmesi” raporudur ve bu rapor da, bu Parlamentoda tartışılmamıştır.
Dolayısıyla, burada, bu aksayan denetim sistemine çözüm bulunması
gerekmektedir. Bu sorunun önemli bir kaynağı, bu raporları tartışacak özel bir
komisyonun mevcut olmamasıdır. Plan ve Bütçe Komisyonunun bugünkü yapısıyla,
böyle bir komisyon işlevi görmesi çok mümkün olmamaktadır. Başka ülkelerde bu
nasıl olmaktadır, kısaca bilgi vereyim: Bazı ülkelerde, Kamu Hesapları
Komisyonu adıyla, çok etkin çalışan bir komisyon kurulmaktadır. Bu tür
komisyonlar, parlamento adına denetim yapan Sayıştayın raporlarını
görüşmektedir. Sonra, kendisi bir rapor hazırlayan bu özel komisyon, bunu,
parlamentonun denetimine sunmaktadır. Bu, İngiltere’de, örneğin, Kamu Hesapları
Komisyonu adı altında çalışmaktadır. Bu komisyonun ilginç bir özelliği şudur:
Plan ve Bütçe Komisyonu gibi komisyonlarda iktidar kanadı ağırlıklı olmakla
birlikte, bu söylediğim Kamu Hesapları Komisyonunda muhalefet ağırlıklı
olmaktadır. Yani, burada, bir gelişmiş ülkenin parlamenter denetim sistemindeki
etkili denetime bir örnek vermiş oluyoruz. Dolayısıyla, burada, Sayıştay ile
Parlamento ilişkilerinin güçlendirilmesi açısından bizim de Parlamento da böyle
bir kamu hesapları komisyonu kurmak üzere yasal düzenlemeleri yapmamız çok
etkili olur; tabiî bunun, bir siyasî olgunlaşma süreciyle tamamlanması gerekir.
Yani, ancak, denetimin, yasamanın, muhalefetin ağırlıkta olduğu bir kamu
hesapları inceleme komisyonunu kabul etmesi siyasî olgunluğuna gelmesiyle
mümkündür; umarım, bunun için de onlarca yıl harcamayız.
Dikkatiniz için teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.
Sayın milletvekilleri, 25 inci madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır
Madde üzerinde önerge yoktur.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
26 ncı maddeyi okutuyorum:
BİRİNCİ BÖLÜM
Devlet Borçları
Hazine garanti limiti, dış proje kredileri ve borçlanmaya ilişkin hükümler
MADDE 26. - a) 2003 yılı içinde, 28/3/2002 tarihli ve 4749
sayılı Kanuna göre sağlanacak garantili imkan tutarı 750 milyon ABD Dolarını
aşamaz.
b) Yabancı ülke, banka ve kurumlarla veya uluslararası
kuruluşlarla yapılmış ve yapılacak anlaşmalara göre genel bütçeye dahil
dairelerle katma bütçeli idarelere yılı içerisinde dış proje kredisi olarak
kullandırılacak imkânların karşılıklarının ilgili bütçe tertiplerinde yeterli
ödeneğinin tahsis edilmesi esastır. Ancak, kur farklarından doğan maliyet
artışlarını karşılamak amacıyla yapılacak revizeler dolayısıyla ilgili kuruluş
bütçelerinde yer alan tertiplere ödenek ekleyerek bütçeleştirmeye, yıl içinde
hakedişlerden doğan ihtilaflar sonucu tahakkuk işlemlerinin tamamlanamaması
nedeniyle harcanamayan miktarı ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye,
devren ödenek kaydedilen miktarlardan projenin tamamlanması nedeniyle
kullanılma imkanı kalmayan tutarları iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
c) Dış proje kredisi ve hibe kullanımlarından kaynaklanan
katma değer vergisi ile özel tüketim vergilerinin karşılanmasında; dış kredi ve
hibe gerçekleştiği halde, katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi karşılığı
iç kaynağın bulunamaması durumunda, Yatırım Programı ile ilişkilendirilmek
suretiyle ilgili kuruluşların bütçelerinin mevcut ya da yeni açılacak
tertiplerine söz konusu miktarlarda ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir.
Ancak (b) ve (c) bentlerindeki hükümler gereğince yapılacak ödenek eklemeleri Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığınca yapılacak proje revizeleri dikkate alınarak yapılır.
d) Devlet dış borçları ile ilgili kredi anlaşmalarında öngörülen bütün ödeme ve işlemler (dış proje kredileri çerçevesinde yapılacak ödemeler dahil, kredilerin kullanımları hariç) 2003 yılında her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır.
e) Yürürlükten kaldırılan Dış Krediler Kur Farkı Fonu
kapsamında doğmuş bulunan ve gerçekleştirilmesi gereken ödemeler, bu amaçla
bütçeye konulacak ödeneklerle karşılanır.
f) Dış borçlanma imkanları ile satın alınacak malzeme ve
hizmetlere ait taahhüt evrakı veya sözleşme tasarıları, Maliye Bakanlığınca
26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 64 üncü maddesi uyarınca vize
edilmeden satın alma işlemi gerçekleştirilemez ve ilgili miktarların dış borç
kayıtları yapılamaz.
g) 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin 3 üncü fıkrası ile tanımlanan nakit işlemleri,
Merkez Bankasınca çıkarılacak likidite senetlerinin (veya bu mahiyette
düzenlenecek kağıtların) faiz ve anapara ödemeleri ve bunlarla ilgili işlemler
31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Kanun ile 3.6.1949 tarihli ve 5422 sayılı
Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla her türlü vergi, resim, harç ve fon
kesintisinden istisnadır.
h) Bu Kanunun 1 inci maddesi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin %
1'ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.
ı) 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı
Kanun gereği imzalanan anlaşmalar 23.5.1928 tarihli ve 1322 sayılı Kanun
hükümlerinden muaf olup Resmî Gazete'de yayınlanmaz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu; buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın
Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın başında, size birtakım rakamlar vermek istiyorum.
1996 yılında, ülkenin içborcu 2,7 katrilyon, vergi geliri 2,2 katrilyon, bütçe
açığı 1,2 katrilyon. 1997 yılında, içborç 5,9 katrilyon, vergi geliri 4,7
katrilyon, bütçe açığı 2,2 katrilyon. 1998 yılında, içborç 11 katrilyon, vergi
geliri 9,2 katrilyon, bütçe açığı 3,8 katrilyon. 1999 yılında, içborç 23
katrilyon, vergi geliri 14,8 katrilyon, bütçe açığı 9,1 katrilyon. 2000
yılında, içborç 36 katrilyon, vergi geliri 26 katrilyon, bütçe açığı 13,2
katrilyon. 2001 yılında, içborç 122 katrilyon, vergi geliri 39 katrilyon, bütçe
açığı 29 katrilyon. 2002 yılında ise, içborç 150 katrilyon, vergi geliri 59
katrilyon, bütçe açığı 39 katrilyon. Yine, size bazı rakamlar vermek istiyorum.
İçborcu fonlarken, 2000 yılında enflasyon yüzde 39 iken, ortalama borç stokunun
faizi yüzde 36 olmuş. 2001 yılında, enflasyon yüzde 68 iken, borç stokunun
ortalama faizi 99 olmuş. 2002 yılında ise, enflasyon yüzde 30 iken, borç
stokunu yüzde 63’le fonlamışız; yani, bu ülkede, son iki yılda enflasyon artı
hep yüzde 30 veya yüzde 31 faiz vermişiz. Ve sonuçta, bugün, bu ülkenin içborcu
160 katrilyonu geçmiş. Deniz bitti. Bu Yüce Meclisin tarihî bir görevi var. 160
katrilyonluk içborç, bugün itibariyle sabit kalırsa, yeni borçlanma ihtiyacı
doğmasa dahi, bütçenin 45 katrilyon açığı var. Bunu nereden fonlayacağız? Yine,
son yıllara baktığınız zaman, planlanan ve hedeflenen vergi gelirlerinin
ortalama yüzde 75, yüzde 80 gerçekleştiğini görüyoruz; yani, Sayın Bakanımız,
bu yıl 85 katrilyon bir vergi geliri tahmin etmiş; ama, son on yıla baktığınız
zaman, hep bu yüzde 75 ile yüzde 80 arasında gerçekleşmiş. Demek ki, vergi
gelirlerindeki hedeflenen o rakama ulaşamazsak eğer -o da yaklaşık 72-75
katrilyon- şimdiden Bu bütçe açığı 55-60 katrilyon. Biz bunu nereden
fonlayacağız; ya borçlanacağız ya yeni kaynak yaratacağız. Başka çaresi yok; ya
borç alacağız ya yeni kaynak yaratacağız.
Son on yıla bakarsak, Hazinemiz, hep tek tip enstrümana
başvurmuş, ihale; işin en kolayı; bu ülkenin hiçbir kaynağına başvurmamış; bu
ülkenin sanki başka hiçbir kaynağı yok, hiçbir kaynağına başvurmamış. Halkı
inandırmamışız, halkla beraber çözüm bulmamışız. Kendi başımıza... İşin en
kolayı; ver faizi, al parayı.
Deniz bitti!... Deniz bitti!.. Boğulacağız beyler,
boğulacağız!
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Doğru söylüyorsun; ama, ne
yapalım?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çocuklarımız aç kalacak!
Bu Yüce Meclisin tarihî bir görevi var.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ne yapalım?..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Biz aç kalalım,
çocuklarımız aç kalmasın! (CHP sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Çaresini söyle.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çaresi var...
Sanki Marmara Denizi, sanki Ege Denizi, sanki Karadeniz hep
bizimmiş; hayır, bizim değil. Kaynakları hor kullandık, heba ettik, aldığımız
borç parayı babamızın malı gibi kullandık. O para, emanetti; o para,
çocuklarımızın parasıydı.
HASAN ANĞI (Konya) – Doğru söylüyorsun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Deniz bitti. Bu Yüce
Meclisin tarihî görevi var değerli arkadaşlarım.
HASAN ANĞI (Konya) – Ne yapacağız?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Eğer, iki yıl
içerisinde, yine, aynı yolla, yap ihaleyi al parayı yaparsak, 2003 yılı
sonunda, bu ülkenin içborcu 220 katrilyona ulaşacaktır.
HASAN ANĞI (Konya) – Ne yapalım?..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Halkı inandırarak, halkla beraber; ama,
fakiri... Sayın Bakanım, pakette ne geliyor; 1 katrilyon, 1,5 katrilyon. O,
kızgın saca atılan su gibi uçup gidiyor. İçborcu yok edecek temel çözüm
bulamazsak, bu canavara yüz yerden, ikiyüz yerden ateş edilmezse, bu canavar
hepimizi yer. Onun için, bu ülke...
SABRİ VARAN (Gümüşhane) – Ne yapacağımızı söyle.
Ben, size... Biraz geri gidiyorum, bu borç nereden geldi;
1983 yılına gidin, bastı hazine bonosunu “al kardeşim, git” dedi, teşvikleri
hep verdi. Bu teşvikler...
HASAN ANĞI (Konya) – Ne alakası var?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika... Bir
dakika...
Yapan, üreten her insanın önünde eğiliyorum. Teşvik alıp,
üretim yapan dürüst ve namuslu insanın önünde eğiliyorum; ama, ceza verilmeyen,
bir tek direk diken, emmisinin 10 liralık arsasını 100 000 000’a veren, 50 000
dolarlık makineyi, 5 000 000 dolara getiren insanlara verilmedi mi bunlar?..
Verilmedi mi?.. (Alkışlar)
Onun için arkadaşlar, bunlara ceza verilmediği sürece, bu
ülkede, yapanla yapmayan ayrılmadığı sürece, dürüst ve namuslu ayrılmadığı
sürece bu böyle gider.
Bu Yüce Meclisin tarihi bir görevi var; bu içborç
canavarına, bir şekilde, hep beraber çözüm bularak, halkı inandırarak, halkı
inandırmadan hiçbir şeyde başarılı olamazsınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Çözüm ne?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çözümleri çok, çok
çözümü var.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Bir tanesini söyle.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Peki.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, bir dakika.
Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibin insicamını
bozmayınız, konuşmasına müdahale etmeyiniz.
Buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu ülkede 120 milyar
dolarlık altın var. “Bir tanesi” dediniz, inandırın halkı... Tıpkı döviz
tevdiat gibi, döviz, yastık altında değil miydi? Döviz neredeydi; yastık
altında. Afyon’un Emirdağı’na gidin, Kayseri’nin Yahyalı’sına gidin, sandıklar
dolusu altın var.
İnsanları, devletin aldığı parayı hor kullanmayacağına,
kimseyi kayırıp kollamayacağına inandırın, her aldığınız kuruşu, bu ülkenin
borcunu ödeyeceğinize inandırın, bu ülkenin insanları yardım eder. (Alkışlar)
Bir kere, biz büyük ülkeyiz, iyi ülkeyiz, yılların
ülkesiyiz; bunlar çok güzel şeyler, hepimiz, ülkemizle iftihar ediyoruz. Size
bir örnek vereyim: Küçükken, mahallenizde, sabahın saat 00.05’inde işe giden
bir hamalı düşünün, bir de öğlen saat 15.00’te işe giden bir adamı düşünün; o
öğlen saat 15.00’te işe giden adam, yok oldu, gitti; ama, sabahın saat
05.00’inde kalkıp, işine giden adam, bugün, belki, oranın en zengini oldu, en
müteşebbis insanı oldu. eğer, biz, bu ülkede, kaynakları böyle hor
kullanırsak... Beyler, tekrar söylüyorum: Biz aç kalalım; ama, çocukları aç
bırakmayalım; hepinize yalvarıyorum! (Alkışlar)
Sayın
Bakanım, tabiî, yeni paketler; ama, bu bütçenin, 146 katrilyonluk bütçenin 65
katrilyonu faiz, yatırım 9 katrilyon... Daha, halkın neresini sıkacaksınız?!.
Sıkacak yeri var mı daha?!. Hangi paketle?!. Bir tek sıkacak yer var; faiz
canavarını yok etmek; biz bunu yok edemezsek, hepimiz yok oluruz!
Hepinize
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN
– Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde başka söz talebi ve önerge yoktur.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
27
nci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ
BÖLÜM
Kamu
İktisadi Teşebbüsleri
Kamu iktisadî teşebbüslerinin kârları
MADDE 27. - a) 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kuruluşlar ile Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin, 2002 yılı kârlarından Hazineye isabet eden tutarları;
1. 8/6/1984 tarihli ve 233
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen kısıtlamalara tâbi olmaksızın,
Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir kaydetmeye,
2. Kuruluşların ödenmemiş
sermayelerine veya tahakkuk etmiş görev zararları alacaklarına mahsup edilmek
üzere Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye
gelir, ödenek ve gider kaydetmeye,
b) (a) bendi kapsamına giren
kuruluşların 2001 ve daha önceki yıllara ait kâr paylarından Hazineye isabet
eden tutarları Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın talebi üzerine
bütçenin gelir ve giderleri ile ilişkilendirmeksizin kuruluşların görev zararı
alacakları veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye ilişkin işlemleri
yapmaya,
Maliye
Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, 27 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü’nün söz talebi vardır.
Sayın
Tütüncü, buyurun.
Süreniz
10 dakika.
CHP
GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; madde, kamu iktisadî
teşebbüslerinin kârları hakkında. Maddeyle ilgili görüşlerime geçmeden önce,
izin verirseniz, bundan önceki 13 üncü maddede konuştuktan sonra yerime
geçerken değerli bir milletvekili arkadaşımın kendi açısından çok haklı bir
serzenişiyle karşılaştım. Sayın Mehmet Dülger Antalya Milletvekilimiz,
Planlamadan benim oda arkadaşlarımdan biri; kendi perspektifinden çok haklı bir
şekilde “peki, parayı nereden bulacaksınız” diye sızlandılar. Ben, yatırımların
neden düşük olduğunu, Türkiye’nin geleceğinin nasıl bir yatırım
programlamasına, nasıl bir planlama anlayışına bağlı olduğunu anlatmaya
çalışıyordum, çok haklı olarak sordular.
3 üncü madde üzerinde konuşurken süre yetersizliği
nedeniyle bir noktayı kaçırmıştım, onu, izin verirseniz, hemen tekrar dile
getiriyorum. Vurgulamak istediğim olay, doğru yönetim, etkin yönetim, planlı
yönetim, programlı yönetim anlayışıdır.
Bakınız, 2003 yılında, ilk üç ayda, 23 katrilyon lira yeni
borç alma durumunda kaldı Hazine. Bu 23 katrilyon lira borcun faiz yükü 10
katrilyon liradır. Eğer, ocak, şubat, mart aylarında hükümetin tereddütlü tavır
ve davranışları sonucunda piyasada bir panik olmamış olsaydı, faizler, eğer
yüzde 10 dolayında fırlamamış olsaydı, Hazinenin borçlanma maliyetinin faizi 10
katrilyon Türk Lirası yerine 8,4 katrilyon lira olacaktı, 1,6 katrilyon lira
daha fazla faiz ödendi. Neden; hükümetin, bir ileri, iki geri, iki ileri, iki
geri kararsız tavır ve davranışlarından. İşte, 1 milyar dolar. Tabiî, bununla
iş bitse; kolay. Bu, bir örnektir. Bu nedenle Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım, hükümetin, böyle “Acil Eylem Planı” gibi birtakım konuları,
altını çizerek söylüyorum terk etmesi lazım. Yeni bir planlama anlayışıyla,
yeni bir strateji planlama anlayışıyla, üç yıllık bir programla, yeni bir
perspektifle hemen yola koyulsun; yineliyorum, bu yıl geçiş yılı olsun.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; şimdi, aslında,
özelleştirme kârları konusunda konuşurken, bir anımı sizinle paylaşmak
istiyorum; ancak, çok önemli. 1995 yıllında, biz, Cumhuriyet Halk Partisini
yeni açmıştık; o zaman, özelleştirme politikalarını oluşturuyorduk, kamu
girişimciliği politikaları, acaba, nasıl değişikliğe uğraması lazım diye
çalışıyorduk. Bu arada, Almanya Saarland Eyaletinin Ekonomi Bakanını davet
ettik. Hiç unutmam, Hilton’da bir brifing verdi bize, bir konferans verdi. O
zaman, Almanya, Batı Almanya, öyle diyeyim, Doğu Alman ekonomisini
özelleştiriyor ve o yıla kadar dünyada yapılmış olan özelleştirmelerin yüzde
70’i Almanya’da yapılmış. Koskoca bir Doğu Alman ekonomisini özelleştiriyor;
fakat, Sayın Ekonomi Bakanı “stratejik sektörleri özelleştirmekten çekiniyoruz,
sakınıyoruz” dedi. Sorduk Sayın Bakana “nedir stratejik sektör” dedik. “Kömür”
dedi. “Bizim eyaletimizde kömür çok zengindir, küçük bir eyalettir. Biz, kömür
madenlerini stratejik bir maden olduğu için, madde olduğu için
özelleştirmiyoruz.” “Peki, maliyet fiyatınız ne, dünya fiyatlarına göre kaça
mal ediyorsunuz” dedik. Sayın Bakanın yanıtı “dünya fiyatlarının 3 kat üstünde
üretim maliyetimiz var, ama, kamunun elinde tutmak istiyoruz. Stratejk bir
maddedir, yarın dünyanın hali ne olur bilmem, bilemeyiz; biz, böyle
düşünüyoruz.” Bu, o yıl için söylüyorum, dünyadaki özelleştirme olayının yüzde
70’ini gerçekleştiren bir ülkenin bir eyaletinin Ekonomi Bakanının görüşü.
Şimdi, hâlâ o durumda mı bilemiyorum; çünkü, alternatif enerji kaynakları
geldi. Şimdi, bor bileşikleri, hidrojen bileşikleri, petrole, kömüre alternatif
olarak düşünülüyor. Ancak, burada vurgulamak istediğim konu, stratejik
sektörlerin varlığıdır, stratejik ekonomilerin varlığıdır Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım.
Şimdi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, dün Maliye
Bakanlığına bağlandı; bunu doğru bulmuyoruz, yanlış. Maliye Bakanlığı, bu
dönemde Özelleştirme İdaresine bağlı bütün KİT’lerin özelleştirilmesinden
sorumlu olacak; yani, saydamlığa en fazla ihtiyaç duyulduğu, etkinliğe en fazla
ihtiyaç duyulduğu bir zaman kesitinde, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu
doğru bulmuyoruz. Tüm KİT’ler, sermayedar olarak Hazineye bağlı olmalıdır
zamanı geldiğinde.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; özelleştirmeye
ideolojik açıdan bakılamaz. Bu çerçevede, özelleştirme bir amaç değildir, amaç
olamaz. Özelleştirme, ekonomide bir yapısal değişikliğin gerçekleştirilmesi
için, ekonomide verimliliğin, ekonomide kârlılığın, rasyonelliğin artırılması
için, olsa olsa kullanılacak araçlardan biridir, bir amaç olamaz. (CHP
sıralarından alkışlar)
Adalet ve Kalkınma Partisinin programına baktığımızda,
burada, büyük bir farklılık görüyoruz, ideolojik yaklaştığınızı tespit
ediyoruz. Özelleştirme konusuna ideolojik yaklaşmak son derece yanlıştır,
pragmatik yaklaşmamız lazım, pragmatizm anlayışında olmamız lazım. Bakınız,
Alman Bakanı nasıl pragmatik yaklaşıyor; ülkesinin çıkarına bakıyor, üç kat
maliyeti içine sindiriyor.
Değerli arkadaşlarım, stratejik mal ve hizmet üreten
KİT’ler hemen özerk hale getirilmelidir. Siyasetçi, elini eteğini çekmelidir
KİT’lerden, öyle bir özerklik anlayışıyla götürülmelidir. Stratejik KİT’lerin
yeniden yapılandırılarak, iç ve dış piyasalarda rekabet gücünü artırmaları
amacıyla yabancı kuruluşlarla ortak olma, ortaklık kurma yolları aranmalıdır.
Bu durumda, yönetim, hakimiyetinin kaybedilmemesine özen gösterilmelidir veya
kamu yararının korunmasının güvencesi olan altın hissenin kamuda kalması
sağlanmalıdır. Durumu halka arza uygun olan KİT’lerin öncelikle halka
açılmaları sağlanmalıdır; durumları halka arz için uygun olmayan, malî yapıları
zayıf olan KİT’ler, acilen, malî yapılarının iyileştirilmesi ve gelir artırıcı
önlemlerle desteklenmesi amacıyla yeni bir program içine alınmalıdır. Bu
çerçevede, işletmecilik giderlerinin azaltılmasında, mal ve hizmet üretiminde,
doğru ve akılcı, yani KİT yararına kararların alınmasında hükümet KİT’lere
karışmamalıdır, hatta yardımcı olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; özelleştirme
uygulamalarında tekellerin yaratılmamasına, tüketicinin korunmasına, ulusal
üretim kapasitesinin artırılmasına özen gösterilmelidir. Özelleştirme kılıfıyla
yabancılaştırma kesinlikle yapılmamalıdır. Özellikle, Tekelin
özelleştirilmesinde böyle bir tehlikenin mevcut olduğu sinyalleri gelmektedir.
Burada, Cumhuriyet Halk Partisi adına...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tütüncü, 1 dakika eksüre veriyorum.
Sayın Tütüncü, buyurun.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Özelleştirme uygulamalarında
tekellerin yaratılmamasına özen gösterilmelidir. Burada, bu esas altında,
tekelle ilgili konuşuyoruz; tekeller yaratılmasın. Örneğin, Şarköy Şarap
Fabrikasını, yabancılara, başka birtakım büyük kuruluşlara, holdinglere
satacağınıza, Şarköy halkına arz edin. Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum
sayın arkadaşlarım!
Konuşmamı hemen toparlıyorum. Özelleştirme İdaresi, uygun
zaman içerisinde kapatılmalıdır; işlevleri, özelleştirilecek kuruluşların
teknik sorumluluğu çerçevesinde, Hazinede oluşturulacak bir birime
devredilmelidir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2003 yılında 4 milyar
dolarlık özelleştirme uygulaması programlanmış, bunun sonucunda 2,1 milyar
dolar nakit girişi hedeflenmiştir.
Az önce söylediğim görüşler çerçevesinde, bütçenin, bu
çabalarınızın, halkımıza, ulusumuza, partinize hayırlı olmasını diliyor;
hepinizi, en iyi dileklerimle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Tütüncü, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, 27 nci madde üzerinde başka söz
talebi?.. Yok.
Önerge yok.
Görüşmeler tamamlanmıştır.
27 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
28 inci maddeyi okutuyorum:
Kamu
ortaklıkları ve iştiraklerinde sermaye değişiklikleri
MADDE
28.- a) Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin tedbirleri
uygulamak, sermaye artırımlarına katılmak, kamu iktisadî teşebbüslerinin
yatırım ve finansman programlarının gereklerini yerine getirmek ve 8/6/1984
tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini uygulamak amacıyla;
1.
Hazinece her türlü sermaye artırımlarına katılınması ve sermaye paylarının
satın alınmasına,
2.
Hazinenin ve kamu iktisadî teşebbüslerinin sermaye paylarını diğer kamu
iktisadî teşebbüslerine, Özelleştirme İdaresine veya katma bütçeli idarelere
devretmeye veya onlar tarafından devir alınmasını sağlamaya,
3.
Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının Hazineye veya çeşitli
fonlara olan borçlarını yıllık yatırım ve finansman programlarına uygun olarak
Hazineden olan alacaklarına veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye veya
teşebbüslerin borçlarının ödenme zamanı ve şartlarını belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemlerin gerektirdiği tutarları, anılan
Müsteşarlığın teklifi üzerine, bütçede açılacak özel tertiplere gelir ve ödenek
kaydetmeye,
Maliye
Bakanı yetkilidir.
b) 1.
Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile Türkiye Şeker Fabrikaları
A.Ş. Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin 2002 yılı
sonu itibarıyla; Hazineye (28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanun
kapsamındaki Hazine alacakları hariç) ve fonlara olan borçları ile geçmiş
yıllar bütçe kanunlarının "Kurumların Hasılatından Pay" başlıklı
maddeleri uyarınca doğan ve Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlığına ödenmesi
gereken vadesi geçmiş borçlarını, Hazineden ve fonlardan olan alacaklarına veya
ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye,
2.
Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.'nin 2002 yılına ait kâr paylarından
Hazine'ye isabet eden tutarı, Hazine'den olan politik risk alacaklarına mahsup
etmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan
Müsteşarlığın teklifi üzerine gelir ve gider hesapları ile
ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına
kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
c)
20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca Türkiye Emlak
Bankası A.Ş.'nin, T.C.Ziraat Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş.'ne
devredilmesine ilişkin olarak Bankalar Yeminli Murakıplarınca yapılacak nihai
inceleme sonuçlarına göre, Hazine aleyhine bir farkın doğması halinde,
sözkonusu fark Hazine Müsteşarlığı tarafından nakit ve/veya özel tertip Devlet
iç borçlanma senedi ihraç edilerek ödenir. Hazine lehine bir farkın tespit
edilmesi halinde ise, daha önce ihraç edilmiş senetler geri alınabilir.
Sözkonusu senetlere ilişkin herhangi bir nakden ödeme yapılmış olması halinde,
bu tutar Hazinece senede ilişkin ödemenin yapıldığı tarihe en yakın tarihte
gerçekleştirilen iskontolu Hazine ihalesinde oluşan yıllık bileşik faiz esas
alınarak hesaplanacak faiz tutarıyla birlikte T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve/veya
Türkiye Halk Bankası A.Ş.'nden nakden tahsil edilir.
20/6/2001
tarihli ve 4684 sayılı Kanun ve 15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Kanun ile
2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Hazine Müsteşarlığınca avans
ödemesi yapılarak tasfiye edilen kamu sermayeli bankalara ait görev zararlarına
ilişkin olarak Bankalar Yeminli Murakıplarınca yapılacak nihai inceleme sonuçlarına
göre, Hazine aleyhine bir farkın doğması halinde, sözkonusu fark Hazine
Müsteşarlığı tarafından nakit ve/veya özel tertip Devlet iç borçlanma senedi
ihraç edilerek ödenir. Hazine lehine bir farkın tespit edilmesi halinde ise,
daha önce ihraç edilmiş senetler geri alınabilir. Sözkonusu senetlere ilişkin
herhangi bir nakden ödeme yapılmış olması halinde bu tutar Hazinece senede
ilişkin ödemenin yapıldığı tarihe en yakın tarihte gerçekleştirilen iskontolu
Hazine ihalesinde oluşan yıllık bileşik faiz esas alınarak hesaplanacak faiz
tutarıyla birlikte T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve/veya Türkiye Halk Bankası
A.Ş.'nden nakden tahsil edilir.
İhraç
edilecek senetlerin vade, faiz ve diğer şartlarına ilişkin usul ve esasları
belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.
d)
20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi gereğince tahsil
edilmeye devam olunan ve bütçeye gelir olarak kaydedilen mülga Kaynak
Kullanımını Destekleme Fonuna ilişkin 88/12944 sayılı Kararın değişik 3 üncü
maddesinin (d) fıkrasında belirtilen gelirlerin tamamını ya da bir kısmını,
politik risk alacaklarına mahsuben Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.'ye
ödenmek üzere, Hazine Müsteşarlığı bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı
yetkilidir.
e)
1/6/2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (E) fıkrası
uyarınca;
1.
Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin 1/5/2000 tarihi itibarıyla Destekleme
ve Fiyat İstikrar Fonuna olan borçlarından, Tarım Satış Kooperatif ve
Birliklerinin yeniden yapılandırma sürecinde, Yeniden Yapılandırma Kurulunun
önerileri doğrultusunda tasfiyesi uygun görülenler ile bu borçların tasfiyesine
kadar geçecek süre içinde doğacak faizin terkin edilmesine, Hazine Müsteşarlığının
bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir.
2.
T.C. Ziraat Bankası A.Ş. tarafından 99/13288 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
uyarınca Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerine Destekleme ve Fiyat İstikrar
Fonu koşullarında kullandırılan ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
uyarınca Hazine kaynağına dönüşen kredilerden birliklerin yeniden
yapılandırılma sürecinde tasfiyesi uygun görülenlerin "tasfiye tarihi
itibarıyla kaydi bakiyesinin" terkin edilmesine Hazine Müsteşarlığının
bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir.
3. Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin 1/5/2000 tarihinden önce mevcut
özel bünye faaliyetleri ile ilgili banka borçları, Birliklerin yeniden
yapılandırma sürecinde Yeniden Yapılandırma Kurulunun önerileri dikkate
alınarak Hazinece özel tertip iç borçlanma senedi ihraç edilmek suretiyle
tasfiye olunur. Hazine tarafından sözkonusu borçların; hangi miktar ve koşullarda
üstlenileceğine ve üstlenilecek borçların tasfiye edilmesi amacıyla ihraç
edilecek özel tertip iç borçlanma senetlerinin vade, faiz ve diğer
şartlarına ilişkin usul ve esaslar
Bakanlar Kurulunca belirlenir.
f) Bu
maddenin (c) bendi ve (e) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca Hazinece
ihraç edilecek özel tertip iç borçlanma senetlerinin tutarı bu Kanunun 1 inci
maddesi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin % 1'ini geçemez.
g)
2/1/1961 tarihli ve 196 sayılı, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Kanunlara
istinaden çıkarılan Bakanlar Kurulu kararları uyarınca 31/12/2002 tarihi
itibarıyla Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri (TEKEL) Genel
Müdürlüğünün destekleme işleriyle ilgili olarak doğmuş tüm alacaklarına
(öncelikle TEKEL Genel Müdürlüğünün tahmini yıl sonu görev zararı alacak
miktarı üzerinden avans mahiyetinde tespit edilecek miktara) karşılık aynı
tutarda olmak üzere, 31/12/2002 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde
ödenmemiş ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen
her türlü vergi, fon ve pay borçları (özel tüketim vergisi hariç) ile bu
borçlara ilişkin gecikme zammı ve faizlerine mahsup edilmek suretiyle terkin
edilebilir. Bu fıkra uyarınca mahsup konusu olacak vergi, fon ve paylara
ilişkin gecikme zammı ve faizleri 31/12/2002 tarihi itibarıyla dondurulur.
TEKEL
Genel Müdürlüğünün yukarıdaki mahsup işleminden bakiye Devlete ait olan ve
21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçlarına karşılık
olarak, mülkiyeti TEKEL Genel Müdürlüğüne ait ve üzerinde herhangi bir takyidat
bulunmayan gayrimenkullerden, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kamu
kuruluşlarınca ihtiyaç duyulanlar 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesine göre oluşturulacak komisyon tarafından takdir edilecek rayiç değeri
üzerinden, borçlu kurumun da uygun görüşü alınarak, bütçenin gelir ve gider
hesapları ile ilişkilendirilmeksizin Maliye Bakanlığınca devralınabilir.
Devralınan gayrimenkullerin tapu işlemlerine esas olan ve yukarıda belirtilen
şekilde tespit edilen değeri miktarındaki Devlete ait olan 21/7/1953 tarihli ve
6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçları terkin edilir.
TEKEL
Genel Müdürlüğünün birinci fıkrada bahsedilen görev zararının, Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespit edilen
kesin miktarı ile birinci fıkra uyarınca mahsup edilen miktarı arasında doğan
farklar ve gayrimenkullerin devri suretiyle yapılan terkin işlemlerinden sonra
kuruluşun bakiye borcunun kalması halinde (özel tüketim vergisi hariç), bu
tutar da terkin edilebilir.
TEKEL Genel
Müdürlüğünün görev zararının Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespitini
müteakiben Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bu bendin gerektirdiği bütün
terkin ve diğer işlemleri
yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 28 inci madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili
Oğuz Oyan konuşacaktır.
Sayın Oyan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; uzun bir madde dinledik; 28 inci madde. Gecenin bu saatinde,
ne anlama geldiği konusunda çok fazla dikkat göstermemiş olabiliriz. Bu konuda,
bir (h) fıkrası eklenmek üzere, AKP Grubundan bir önerge de olacak; birazdan
onu da okuyacaklar.
Çok maddeli, daha doğrusu, çok fıkralı bu maddeyle ilgili
iki konuya değineceğim. Bu maddede “Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinde sermaye
değişiklikleri” başlığı altında, çok sayıda düzenleme yapılıyor; bunun içinde,
kamusal ya da yarı kamusal kuruluşlar arasında bir iç konsolidasyon da söz
konusu.
Burada iki konuya değinmek İstiyorum. Bir tanesi, dolaylı
olarak gündemde olan görev zararlarıyla ilgili. C maddesinde, Emlak Bankası,
Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası ilişkileri var. Ziraat Bankası ile Tarım
Satış Kooperatifleri Birliği ilişkisi burada yok; ama, bir anlamda ona da
değinme imkânımız var.
Bakınız, Türkiye’de, kamu bankalarının bu görev zararları
konusunda, kamuoyu yanıltılmıştır. Türkiye’de, özellikle, Ziraat Bankası ve
Halk Bankasının görev zararları konusunda, kamuoyunun yanıltılmasında,
yıllardır, bazı gerçekdışı görev zararları üzerine bina edilmiş bir iddia
ortaya atılmıştır. Bunun bir örneğini vereceğim: Tarım Satış Kooperatifleri
Birlikleri -üç tane pamukla ilgili birlik- 1993-1994 sürecinde, pamukta prim
uygulaması dolayısıyla, Ziraat Bankasından 315 milyon dolar bir kaynak
kullanmışlardır. Bu 315 milyon doları, üç tane birlik artı birlik dışında pamuk
üreticilerin tümü kullanmışlardır; bu birliklere verilmiş bir kaynak değil,
üreticiye verilmiş bir kaynaktır. Doğrudan doğruya geri dönüşsüz bir prim
olarak ödenmiştir. Bu 315 milyon dolar, 1997 yılında, Hazine, Ziraat Bankasına
715 milyon dolarlık bir geri ödeme yaptığı halde, 2000 yılında 18 milyar 300
milyon dolara çıkarılmıştır; yani, Ziraat Bankası, Hazineden olan alacağını, 7
yıl içerisinde, 315 milyon dolardan, 18 milyar dolara çıkarmıştır ki, arada da
715 milyon dolar tahsil ettiği halde; yani, ne oluyor; bir an Ziraat Bankası,
Hazineyi mi dolandırıyor diye düşünebilirsiniz. Aslında, olayın perde arkası
tabiî öyle değil. Ortadaki olay, bankanın -bu banka örneğinden gidersek- başka
nedenlerle uğratıldığı zararların, çiftçi üzerinden, burada, bu örnekte, pamuk
çiftçisi üzerinden üreticiye ihale edilmesi olayıdır; yani, üreticiye
demişlerdir ki, bak, senin yüzünden Ziraat Bankası zarar ediyor; fakat, işin
aslına baktığımız zaman, tam bir tefeci faiz, dolar bazında yıllık yüzde 128,
bunu ilk defa DPT’de bir genel müdür makalesinde yazdı, Daha sonra 2000 yılı
Sayıştay raporunda var. Dolar bazında yüzde 128 yıllık faiz, Türkiye’nin bugün
dış borçlanma faiz oranlarının da 10 katı üzerindedir, dünyada eşi benzeri pek
görülmemiş bir olaydır. Peki, nasıl oluyor da, hazine, Ziraat Bankası
tarafından bu kadar yüksek faiz ödemeye zorlanıyor. Bunun arkasındaki olay
-tekrar ediyorum- Ziraat Bankasını başka nedenlerle zarara uğratan siyasîler ve
onun altındaki bürokratların bu senaryoyu hazırlamış olmalarıdır. Ziraat
Bankasının bu dönemdeki, 1994 sonrasındaki zarar nedenleri farklıdır. Hazinenin
iç borçlanmasında, hazine Ziraat Bankasını ve diğer kamu bankalarını en düşük
faizden ihalelere sokarak, cari faizlerin altında faizlere razı ederek bu
bankaları zarara uğratmıştır. Bir nedeni, en önemli nedeni budur. İkincisi;
1996-1997 yılında bir başka zarar nedeni, Refahyol dönemindeki kaynak paketleri
çerçevesinde çıkarılan bedelsiz ithalat
uygulamasıdır. Üçüncü nedeni; Ziraat Bankasının yurtdışı şubelerinin açılması
ve denetim dışı bırakılmasıdır. Nihayet dördüncüsü, Ziraat Bankasıyla ilgili
Yüksek Denetim Kurulu raporlarının KİT Komisyonunda ibra edilmemesine rağmen
üzerine gidilmemesi olgusudur. Yani, Meclisin gene görevini yapmaması olayıdır.
Dolayısıyla, burada görev zararı diye bize sunulan, aslında
bir görev zararı değildir. Ziraat Bankasının görevi, hazineyi düşük faizle
fonlamak değildir. Görev zararı, ancak kendi görev alanında olur; örneğin,
Ziraat Bankası, cari faizler ortalama yüzde 50 iken, çiftçiye yüzde 20 faizle
kredi verseydi, yüzde 50 ile yüzde 20 arasındaki fark onun görev zararı olurdu.
Bunu anlardık; ama, ortada böyle bir durum yoktur. Hazine o sırada Ziraat
Bankasından 315 milyon dolarlık bir pamuk primini kullanmış, Ziraat Bankası,
2000 yılına gelindiğinde 18 milyar 300 milyon dolarlık bir karşılık talep
ediyor ve şu an devletin kamu içi borçlanmasının en önemli unsuru, şu sırada
hazinenin Ziraat Bankasına verdiği tahvillerden kaynaklanmaktadır ve bunun
arkasında da, güya çiftçi vardır. Böyle bir şey yoktur, bu bir aldatmacadır.
“İşte bakın, Türkiye’de çiftçiyi desteklemenin maliyeti budur, çiftçi yüzünden
olmaktadır, sorumsuz destekleme yüzünden olmaktadır” diyerek, desteklemeyi
torpillemek için kullanmışlardır ve bunu, ne yazık ki, 2000 sürecinde IMF ve
Dünya Bankası da kullanmıştır; yani, bakınız, bu sistem nasıl kötü çalışıyor,
bu sistemi değiştirelim, bütün destekler kalksın; yerine, sadece doğrudan gelir
desteği gelsin meselesinde bunu kullanmışlardır ve Türkiye, ne yazık ki, bunu
yeterince tartışmamıştır. Ben, bunu, bugün burada özel olarak söylüyorum; ben,
bunu defalarca söyledim, Hazine Müsteşarının olduğu panellerde söyledim;
hiçbirinden bir cevap gelmemiştir; ama, bugün, burada, milletvekili sıfatıyla,
bunu, bir kez daha kayıtlara geçirmek için dile getiriyorum.
Dile getireceğim ikinci konu şudur: Bu maddenin (e)
fıkrasında, tarım satış kooperatifleri ve birlikleriyle ilgili düzenlemeler
var. Bilindiği gibi, 2000 yılının 16 Haziranında çıkarılan 4572 sayılı Yasa,
tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin... Ki, ben, bunlardan birisi olan
Tariş’in, dört birliği olan Tariş’in üç yıl genel müdürlüğünü yaptım. Bu
birliklerin 2000 yılı mayıs ayı öncesindeki borçlarını bu maddeyle ne
yapıyoruz; tasfiye ediyoruz.
Bu Yeniden Yapılandırma Kurulu dediğimiz kurul, 4 yıl için
kurulmuş, Dünya Bankası telkinleriyle kurulmuş, onun söylediği isimlerle büyük
ölçüde yönetim kurulu doldurulmuş ve birliklerin, tek temsilcisi olan 7 kişiden
sadece 1 kişi tarım satış kooperatifleri ve birlikleri temsilcisidir, diğerleri
değildir.
Böyle bir yapı içerisinde, Yeniden Yapılandırma Kurulu,
birliklere, yeniden yapılandırmalar dayatıyor. Nasıl dayatıyor; sanayi
kuruluşlarını satın; siz birliksiniz, tarımla ilgilisiniz, sanayide işiniz ne?..
“Sanayide işiniz ne” lafını, ilk defa, sanırım Çiller söylemişti 1994 yılında
ve büyük bir bilgisizlik sergiliyordu.
Dünyanın her tarafında tarım satış kooperatifleri türü
kooperatifler, en büyük iş hacimlerini tarımsal sanayi üzerinden
gerçekleştirirler ve gelişmiş ülkelerde de -Avrupa ülkelerinde- aldığınız bir
süt, peynir, vesaire, neyse, bunların, büyük olasılıkla bir kooperatif malı
olduğunu bilirsiniz. Yani, piyasada bir üçüncü sektör olarak kooperatifler çok
etkindirler ve bunlar, tarımsal sanayide çok etkindirler.
Şimdi, bu proje, bugün Türkiye’de yürüyen bu proje, Yeniden
Yapılandırma Kurulunun denetimi altında; “birlikler gelin sizin borçlarınızı
tasfiye ederiz, 2000 öncesi; ama, bunun karşılığında, biz, sizin işlerinize
karışırız.” Bütün birliklerle bir mutabakat zaptı imzalanmıştır; hatta,
birliklere bağlı kooperatiflerle ve bu birliklerin tepesinde tam anlamıyla bir
sulta olarak, bu kurul çalışmaktadır.
Bu Meclisin 4572 sayılı Yasanın bu 1 inci maddesini
değiştirmek gibi bir sorumluluğu vardır; çünkü, Meclisi oluşturan iki taraf da,
hem iktidarı hem muhalefeti tarımdaki destekleme konusunda halka bu
desteklemenin böyle devam etmeyeceği konusunda sözler vermişlerdir. İki taraf
da vermiştir; ama, bugün iktidar olan AKP’dir; dolayısıyla, bu sorumluluk en
çok size düşüyor. 4572 sayılı Yasanın 1inci geçici maddesini, yani, yeniden
yapılanma kurulu diye kurulan kurulu bu yapısından mutlaka kurtarmalıyız. Ya bu
kurul tasfiye edilir ya da bu kurul demokratik bir yapıya kavuşturulur. Bu
kurulun çoğunluk üyeleri tarım satış kooperatifleri birlikleri arasından
seçilir ve bu kurulun, birliklere baskı yapması, şantaj yapması engellenir.
Birlikler Türkiye’de tarımsal sektörün düzenlenmesi ve
geliştirilmesi açısından çok önemli fonksiyonlara sahiptirler, bu fonksiyonlar
geliştirilmelidir. Şu an “personeli azalt, bütün kıdemli personeli çıkar, kıdem
tazminatı fonlarını ödeyelim” denilerek birlikler üzerinde müthiş bir personel
operasyonu yapılıyor. İkincisi, bu birliklerin bazıları, hâlâ, şu tasfiye
programı içine girememiş durumdadırlar. Bu borçları sürmektedir. Nihayet, bu
4572 sayılı Yasanın 1 inci geçici maddesinde şöyle bir hüküm vardır; dünyanın
hiçbir ülkesinde olmayan bir hüküm...
1 dakika içinde tamamlıyorum.
BAŞKAN – Hocam, size 1 dakikalık ek süre vereceğim; buyurun
Sayın Oyan.
OĞUZ OYAN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu hükme göre, tarım satış kooperatifleri birliklerine
hiçbir malî destekte bulunulamaz, yani, kredi açılamaz. Dünyanın hiçbir egemen
ülkesinde, hiçbir bağımsız ülkesinde böylesine bir –bu, bir Dünya Bankası
dayatmasıdır- hükümle kooperatiflere, kooperatif birliklerine, asla, kesinlikle
kanun hükmüyle bir kredi verilemeyeceği hükmü konulmamıştır, konulamaz. Biz,
eğer, hükümran bir devlet olacağımızı kanıtlamak istiyorsak, bunu mutlaka değiştirmeliyiz;
bu vesileyle, bunu tekrar Parlamentoya hatırlatmak istedim.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Oyan, teşekkür ediyorum.
Şahsı adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce
Meclisin çok değerli üyeleri; 39 milyar dolar ihracat, bu ülkenin insanını
doyurmaz. Eğer bu ülkenin ihraca, önümüzdeki 5 yıl sonunda 100 milyar dolara
ulaşmazsa, yine, biz, bu ülkede insanlarımızı doyuramayız. Eğer biz, bu ülkenin
kaynaklarını, bir şekilde, ta Antep’teki yazma oyalayan kadına kadar,
Trabzon’daki oya yapan hanımefendiye kadar, bu arklara veremezsek, bu ülkenin
insanını yine doyuramayız. Onun için, ülkenin kurtuluşu ihracatta. 39 milyar
dolar ihracat, hiçbirimizi doyurmaz. Onun için, sınır kapılarımız dahil, hangi
ülkeyle komşu isek, deniz ve kara olarak tüm sınırlarımızda, eğer biz sınır
ticareti yapmazsak, ülkenin kaynaklarını ihraç etmezsek, bu ülkenin insanları,
yine ekmek bulamaz, yine sorunla, hep sorunla yaşarız, hep bugünkü sorunları
tekrarlarız.
Ben, bir kere, huzurunuzda Eximbanka tekrar teşekkür
ediyorum; çünkü, ülke ihracatçısına, kendi imkânları, kaynakları ölçüsünde
objektif davrandığı için, ihracatçıya önder olduğu için, ihracatçıyı fonladığı
için ve sistemli ve objektif şekilde, hiç kimseyi ayırmadan, bir sistem içinde
fonladığı için teşekkür ediyorum; ama, bu yetmez. Eğer biz bu ülkenin
ihracatçılarına kaynak verelim, eğer biz bu ülkenin ihracatçısına 5 milyar
dolar ilave kaynak verelim, bu ülkenin ihracatı 1’e 5 artar. Eximbanka 5 milyar
dolar ilave kaynak verelim, ihracatımız fırlar, çok önemli seviyelere gelir. Bu
ülkenin ihracatçıları, bu ülkenin insanları, kaynaksızlıktan, kendi başlarına
mücadele ediyorlar. Yurt dışında satıcı kredileriyle... Ne oluyor?.. Malını 10
liraya satacaksa 8 liraya satıyor; kaybeden ülke oluyor. Eğer, ülkenin
ihracatçısına finansman imkânı sağlayın, uzun vadeli finansman işletme
kredileri için en az bir yıl, ekipman kredileri için en az iki veya daha fazla
yıl imkân sağlayın bu ülkenin ihracatını çok kısa sürede 100 milyar dolara
ulaştırmak çok kolay; ama, kaynak yok. Eximbankın kaynakları çok yetersiz.
Tabiî, dönüp bakalım; Eximbankın bugüne kadar hangi
ihracatçıya para verdi de 1 kuruşunu alamadı?.. Tane yoktur; ama, Eximbankın
sorunu politik risktir. Bakın Eximbankın sorunlu kredilerine; tamamen politik
riskleridir. Eximbankın kendi imkânlarıyla bankalar aracılığıyla verdiği tek
kuruş batmamıştır; ama, bugün Eximbankın geri alamadığı kredileri vardır;
bunlar tamamen ülke kredileri; politik risktir. Bir kere, dünyanın her
tarafında artık ülke riskleri sigorta ediliyor. Biz, tabiî, bunları sigorta
etmeden, o dönemde ülkeyi yöneten insanlar tarafından şu ülkeye şu kadar, şu
ülkeye şu kadar kredi aç denildi ve bu krediler geri dönmedi ve bugün
Eximbankın geri dönmeyen kredileri tamamen o dönemde açılan politik risklerdir.
Artık dünyanın her tarafında eximbanklar bu politik riskleri sigorta ediyor.
Onun için, Eximbanka mutlaka ilave kaynak vermezsek ihracatımız çok önemli
boyutlara gitmez. Bunu mutlak yapmalıyız. İlave sermeye vermeliyiz ve
Eximbankın kaynaklarını çok önemli derecede artırmalıyız.
Efendim, ikinci konum Ziraat Bankası ve Halk Bankası.
“Ben, görev zararına katılmıyorum.” Kaç paralık zirai
kredisi var da o kadar görev zararı yazıyor? Kaç para zirai kredi vermiş de
görev zararı yazmış? Ben, Ziraat Bankasının görev zararının zirai kredilerden
olduğuna inanmıyorum. Gerçek üreticiye, gerçek köylüye, üretene, acaba bugüne
kadar kredi verildi mi? Artık bunu terk edelim; köylüye kredi vermeyelim, köye
kredi verelim, köye köye... Ürüne kredi verelim, ürüne... Yani, kişiye değil,
ortak yapılanmaya, ortak üretmeye, ortak satmaya, ortak geliştirmeye artık
kredi verelim. Artık, kişilere vere vere... Ama, o kişilerin çoğu gerçek
üretici değildi; onların yüzünden, gerçek üretici olanları da mağdur ettik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, eksüre veriyorum; buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yine, Halk Bankası...
Esnaf kredileri çok yetersizdir. Bugün, Türkiye’deki tüm esnaflara verilen
kredi ne kadar, biliyor musunuz sevgili dostlar; 420 trilyon. Türkiye’deki tüm
esnaflara verilen kredi 420 trilyon! Çok yetersiz ve altı ay vadeli. Esnafımızı
altı ay vadeli krediyle kalkındıramayız. Onları, uzun vadeli kredi vermezsek
kalkındıramayız.
Tabiî, bu ülkede her şeyi yok ettik; onun için, tabiî...
Tütün... Ben, hiçbir ülke bilmiyorum ki, kotanın dışında, elinde kalan tütünü
-Tekel-beşte 1 fiyatına alan başka bir ülke var mı arkadaşlar?! Eğer, kota, 100
kiloysa, diyelim 120 kilo üretti; dönüyor Tekel, o çiftçimin tütününü beşte 1
fiyatıyla alıyor. Bu nasıl bir anlayış?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan,
bitiriyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])
Saygıdeğer milletvekilleri, biz, söz verdik hepimiz;
çiftçiye verdik, tarım kredi kooperatiflerine verdik, esnaf kredilerine verdik.
Bunların miktarı -bunlara getireceğiniz çiftçi barışı- çok büyük rakamlar
değil. Bu insanlara Sayın Tarım Bakanım, Sayın Devlet Bakanım dedi ki,
çalışıyoruz, çalışıyoruz, çalışıyoruz... Ama, artık, bitsin bunların da çilesi.
Her gün bizi yüzlerce kişi arıyor. Gelin, bunlara hep beraber müjde verelim.
Bunların rakamları çok küçük, çok büyük değil.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Az önce deniz bitti diyordun;
nereden vereceksin?!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır,
önergeyi gerekçesiyle birlikte okutuyorum :
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının
28 inci maddesine aşağıda yer alan (h) bendinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Sabri Varan |
Kerim Özkul |
|
|
Ankara |
Gümüşhane |
Konya |
|
|
|
|
|
|
|
Mustafa Ataş |
Mehmet Atilla Maraş |
|
|
|
İstanbul |
Şanlıurfa |
|
“ h)Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.’nin, Türkiye
Elektrik İletim A.Ş’nin, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. ve bağlı
ortaklıklarının, Elektrik Üretim A.Ş ve bağlı ortaklıklarının mal ve hizmet
alımları ile yapım işleri hakkında 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun
hükümleri uygulanmaz. Bu kuruluşların mal ve hizmet alımları ile yapım
işlerinde uygulanacak esas ve usuller, Kamu İhale Kurumunun uygun görüşü
üzerine ilgili idareler tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu Kararıyla
belirlenir.
4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun kapsamına dahil kurum
ve kuruluşların ihtiyacı için Devlet Malzeme Ofisi tarafından Ana Statüsü
uyarınca temin edilecek mal ve hizmet alımları anılan kanun hükümlerine tabi
olmaksızın Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve usullere göre
gerçekleştirilir.”
Gerekçe: Boru Hatlarıyla Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ)
tarafından bugüne kadar gerçekleştirilen boru hattı projeleri ve kamulaştırma
dosyalarının hazırlanması, malzeme alımı ve yapım işleri olarak tek bir
müteahhide ihale edilmiş ve binlerce kilometre boru hattı yapımı, zaman zaman
binlerce kamulaştırmak işlemini de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle, bir
taraftan kamulaştırma işlemleri tamamlanmış olan kısımlarda boru hattı yapımı
sürdürülerek mümkün olan en kısa sürede yapım işi tamamlanabilmiştir. Ancak,
Kamu İhale Kanununun 11 ve 62 nci maddeleri karşısında yapım işleri ihalesine
çıkılması öncesinde toplam, bir buçuk senelik zaman gerekmektedir. Kurumun, Şah
Denizi Projesi ve şehre doğalgaz götürülmesine ilişkin Doğal Gaz Dağıtım
Hatları Projesinin zamanında gerçekleştirilmesi için Kamu İhale Kanunu
kapsamından çıkartılması zorunluluk arz etmektedir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda öngörülen sürelerde mal ve hizmet alımları
ile yapım işlerinin ivedilikle alınması ve kamu hizmetinin kesintiye
uğratılmadan sürdürülmesi mümkün bulunmamaktadır.
Türkiye Elektrik İletim AŞ’nin (TEİAŞ) Türkiye Elektrik
Dağıtım AŞ (TEDAŞ) ve bağlı ortaklıklarının, Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve bağlı
ortaklıklarının işletmeye yönelik elektrik üretimi ve dağıtımı ile bu
alanlardaki arızalarının, toplumun bütün kesimlerini doğrudan etkilemesi
nedeniyle, hizmetin aksamadan sürdürülebilmesi ve elektriğin yeterli, kaliteli
ve sürekli bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için elektrik
sisteminde meydana gelebilecek ve önceden tahmin edilmesi mümkün olmayan
hasarların hızlı bir şekilde müdahale edilerek giderilebilmesi bakımından mal
ve hizmet alımlarına acil ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu nedenlerle BOTAŞ, TEİAŞ ve TEDAŞ, EÜAŞ ile bağlı
ortaklıklarının mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin 4734 sayılı Kamu
İhale Kanunu kapsamından istisna tutulması öngörülmektedir.
Ayrıca, kamu alımlarının bu konuda uzman kuruluş olan
Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından yapılması suretiyle zaman
tasarrufu sağlamak ve toplu alımlar yoluyla fiyat istikrarı sağlamak amacıyla
düzenleme yapılmaktadır.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) – Genel
Kurulun takdirine bırakıyoruz.
BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire
bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, maddeyi, kabul edilen önerge
doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
29 uncu maddeyi okutuyorum:
Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Projesi kapsamında
akdedilecek anlaşmalar
MADDE 29. - Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesi
kapsamında;
a) Akdedilmiş olan ev sahibi ülke anlaşması, anahtar
teslimi yapım sözleşmesi, hükümet garantisi anlaşması ve bu proje tahtındaki
akdedilecek diğer anlaşmalarla ilgili belge ve sair dökümanların imzalanmasına,
b) (a) bendinde belirtilen anlaşmalar ile diğer ilgili
belge ve anlaşmalarla sair dökümanlar tahtında Türkiye Cumhuriyeti ve ilgili
kamu kurum ve kuruluşları tarafından taahhüt edilen her türlü ödeme, tamamlama,
performans ve sair yükümlülüklerin ifasına yönelik olarak ilgili anlaşmalarda
öngörülen taraflara garanti verilmesine, bahse konu taahhütlerin anlaşmalarda
öngörüldüğü şekilde gereği gibi, kısmen ya da tamamen yerine getirilmemesi
halinde ortaya çıkacak her türlü ödeme yükümlülüğünün Türkiye Cumhuriyeti adına
garanti edilmesine,
c) (a) ve (b) bentlerinde belirtilen anlaşmalar ile diğer
ilgili belge ve anlaşmalarla sair dökümanları imzalayan ve imzalayacak ilgili
kamu kurum ve kuruluşlarının tespitine ve yetkilendirilmesine,
Bakanlar Kurulu yetkilidir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 29 uncu madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt
konuşacaktır.
Sayın Öğüt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri, bizi izleyen çok değerli halkımız; Cumhuriyet Halk Partisi
adına, 29 uncu maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum.
Bu madde, Bakû-Tiflis-Ceyhan hampetrol hattıyla ilgili
olduğu için söz almış bulunuyorum. Ardahan Posof’tan yurdumuza giren, Erzurum,
Sıvas ve Ceyhan’a kadar devam eden boru hattının temeli haziran ayında atılacak
ve 20 ay sonra bitirilecektir. Bu boru hattının maliyeti 2,4 milyar dolardır;
Türkiye kısmının maliyeti ise, 1 milyar dolardır. Proje, 2004 yılında
bitirilecektir ve süresi 40 yıldır; yani, bu boru hattı 40 yıl çalışmış olacak
ve taraflardan herhangi biri isterse, talep ederse 10’ar yıl olmak üzere 2 kez
uzatılabilecektir. Kapasitesi, günlük 1 000 000 varildir; uzunluğu 1 776
kilometredir; Türkiye kısmı ise 1 076 kilometredir. Türkiye’de 4 tane pompa
istasyonu vardır; bu pompa istasyonlarının çalışması için doğalgaza ihtiyaç
vardır. Burada, biraz önce önerge de verildi; umarım, bu ihale, en iyi şekilde,
en çabuk şekilde BOTAŞ tarafından yapılır, Bakû-Tiflis-Erzurum doğalgaz hattı
bir an evvel gerçekleşir; çünkü, değerli arkadaşlar, eğer, doğalgaz anlaşması
yapılırsa, hampetrol boru hattı 20 ayda bitirilecek; yoksa, 29 ayda bitecek.
Demek ki, 9 ay gibi bir süre, boru hattı pompaları çalışmayacak, devletimiz
zarar edecek. Bu anlamda, doğalgaz boru hattının -Bakû-Tiflis-Erzurum
doğalgazının- bir an evvel bitmesi için, BOTAŞ’a yetki verilmesi ve ihalenin
bir an evvel yapılması ve 20 ay içerisinde de, hampetrol boru hattının
pompalarının çalışmasının sağlanması gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu nedenle, İpek Yolu olan Kars-Tiflis
demiryolu, Posof, Çıldır-Aktaş Kapısı ve sınır ili olan Ardahan’ın stratejik
anlamı daha da artmış bulunmaktadır. O bölgede, sınır ticaretinin
geliştirilmesi, hatta, petrol ithalinin yapılması, çiftçiye ucuz petrol
verilmesini gerçekleştirmiş olacaktır.
Değerli arkadaşlar, bütçe, devletin malî planıdır; ancak,
bütçede dengeler korunmazsa, o zaman, kaynağı olmayan bütçe, enflasyon yaratan
politika izler; eğer, kaynağı yoksa, enflasyonla beslenen, faizle beslenen bir
bütçede maliyet enflasyonu yaşanır; maliyet enflasyonu yaşandığı zaman da,
üretim ve istihdam durur, herkes parasını bankaya yatırarak faiz almaya başlar;
bu nedenle de, üretim ve istihdam olmaz. Piyasalar, psikolojik beklentilere çok
önem verir. AK Parti iktidara geldiğinde, hakikaten tek parti özlemi olan
ülkemizde büyük bir sevinç, piyasalarda büyük bir düzelme olmuştu; ancak,
görülüyor ki, denk olmayan bir bütçe ve geçen bu 4,5 aylık sürede, bu kredi
yitirilmiş, piyasalarda bir tedirginlik başlamış; bu tedirginlik, faizlerin
artmasına, kurun artmasına ve ümitsizliğe yol açmıştır. Bu nedenle, içborçların
çevirme riski artmış, son üç ayda içborçlar ve nominal faizler 10 puan
artmıştır. Ortalama borç vadesi yarı yarıya kısaldı, reel faiz beklentisi arttı
ve daha önemlisi devletin aylık borçlanma ihtiyacı ikiye katlandı. Bu şartlarda
içborçları, faiz dışı bütçe fazlasıyla da, yeni vergilerle de, hatta tasarruf
önlemleriyle de finanse etmek imkânı ortadan kalkmıştır.
Ocak ve şubat aylarında içborç stoku 9,6 katrilyon Türk
lirası artmıştır, bu da gösteriyor ki, iki aylık süreçte bile, faiz dışı fazla
getirisi, alacağı tutmamaktadır. Hatta 2003 bütçesinde 5,942 katrilyon gelir
artırıcı ve 9,8 katrilyonluk tasarruf önlemleri, bütçenin prensipleri ve
ülkemizin ekonomik gerçeklerine uymadığı için, yüzde 6,5 faiz dışı fazla
hedefini tutması mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar, toplumumuzun yüzde 40’ı çiftçiden
oluşmaktadır. Çiftçimize 2002 yılında 2,4 katrilyon bir doğrudan gelir desteği
parası ayrılırken, 2003 yılında 3,5 katrilyon ayrılması gerekiyordu; ancak, ne
yazık ki, 500 trilyon bir para ayrılmıştır. Bu da, çiftçinin üretim
yapmayacağını, üretim yapamayan çiftçiden gelir sağlanmayacağını
göstermektedir. Hele, seçimden önce söz verip de, çiftçinin borç faizlerini
sileceğiz deyip de, silmezseniz, yüzde 155 faizle çiftçiyi inim inim inletir,
sağ sağ mezara gömerseniz, 35 000 000 insanın üretime katkısı olmaz ve o zaman,
bu bütçenin gelirinin ne kadar daralacağını, hepimiz, bir gerçek olarak görmüş
oluruz.
Değerli arkadaşlar, bu memleket bizim, aynı çatı
altındayız, aynı gemideyiz. Allah göstermesin, şimdi bir deprem olsa, bu binada
hepimiz varız; muhalefet, iktidar yok. O zaman, ülkemize, aklı başında, dengeli
ve de gerçekçi bütçeler yapmak mecburiyetindeyiz. Bizi seçip buraya gönderen
insanlar, bizden, bu ülkeyi iyi yönetmemizi istiyorlar; ancak, hakikaten,
geçmiş hükümetlerin de büyük kabahati var.
Ben, bazı önerilerde bulunacağım: Efendim, kaynak...
Amerika’dan gelen paraya bakarsak ve piyasalar da ona göre dengelenir ise, bu
gemi yürümez beyler, batar! Niye batar; çünkü, borçla borç ödenmez, faiz artar.
Bu bütçeden 65 katrilyon borç ödenecek, göreceksiniz, yıl sonunda, 65
katrilyon, 100 katrilyona yaklaşacak, bu bütçe, bu faizi ödeyemeyecek.
Bu nedenle, bazı önerilerim olacak arkadaşlar. Bütçeyi
gerçekçi bir bütçe, denk bir bütçe yapmamız lazım. Halkımızın parasını
hortumlayan bankacılar var, 22 milyar dolarımız var. Biz, 1 milyar dolar için,
Amerika’dan para almak için, takla atıyoruz! O 22 milyar doları niye tahsil
etmiyor bu hükümet?! Etsin, değil mi efendim, sizden rica ediyorum. Bu, hep
beraber görevimizdir. 22 milyar doları tahsil edelim, getirelim, devletimizin
bütçesine koyalım. Bu insanlar, bizden bunu bekliyor.
Efendim, bor madenlerimiz var. Bor madeni, dünyanın en
kıymetli madeni. Dünyadaki bor rezervinin yüzde 80’ine varan bir bor madeni
kaynağı var bizde, 100 trilyon dolar tutar, eğer işletirsek. Amerika, Chrysler
Fabrikası, Bor madeninden araç yakıtı ürettiler ve şu anda bor madeni aracı
çalıştırıyor; yani, petrolün değil, bor madeninin üzerinde durduğumuz zaman,
ülkemizin geliri bize yeter de artar. Bu nedenle, bor madenlerinin mutlak
surette değerlendirilmesi lazım.
Değerli arkadaşlar, ticaret, en büyük zenginliktir.
Kars-Tiflis demiryolu yapılırsa ne olur biliyor musunuz; İngiltere’den kalkan
bir tren, Çin’e gidecek...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öğüt, size 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen
konuşmanızı tamamlayınız.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Türk cumhuriyetlerinde ve Çin’de
toplam 1,2 milyar insan var; yani, biz 1,2 milyar insana ulaşacağız, o
insanlarla ticaret hacmimiz artacak. İşte size potansiyel! İşte size para! İşte
size kaynak kardeşim, kaynak arıyorsanız bu! Ne Amerika’ya, başkalarına el
açıyoruz ki?!
Değerli arkadaşlar, topraklarımızın yüzde 10’u özel tapulu,
yüzde 25’i orman, yüzde 65’i de hazine ve meradır. Bu ülkede toprak reformunu
yapıp, üretime ağırlık vermemiz gerekiyor. Eğer, üretime ağırlık vermezsek, bir
tarım ülkesi olan Türkiye, maalesef, tarım ürünlerini ithal etmek zorunda
kalacaktır. Bu anlamda benim önerilerim: Topraklarımızın yüzde 65’i hazine ve
meradır; bu toprakların değerlendirilmesi, sulama ve de... (AK Parti
sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen son cümlenizi alayım; buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Toprak reformu olduğu zaman,
çiftçiye dönük iyi politikalar da izlersek, üretim artarsa, bütçeye gelir
sağlanır, bütçemiz zengin olur, insanlarımız zengin olur, Türkiye kalkınır,
hepimiz kalkınırız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt.
Sayın milletvekilleri, 29 uncu madde üzerinde başka söz
talebi ve önerge yoktur.
29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi okutuyorum:
Kamu Personeline İlişkin Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Özlük Hakları
Katsayılar, yurt dışı aylıklar, ücret ve sözleşme ücreti
MADDE 30. - a) 1/1/2003 tarihinden itibaren, 14/7/1965 tarihli ve 657
sayılı Kanunun 154 üncü maddesi uyarınca, aylık gösterge tablosunda yer alan
rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak
aylık katsayısı (34.300), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban
aylığı katsayısı (329.250), yan ödeme katsayısı (10.885) olarak uygulanır.
1/1/2003 tarihinden itibaren, 22/1/1990 tarihli ve 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendi uyarınca
çalıştırılan sözleşmeli personelin ücret tavanı (1.603.500.000) lira olarak
uygulanır.
Bakanlar Kurulu, aylık, taban aylık ve yan ödeme
katsayıları ile sözleşme taban ve tavan ücretlerini veya bu ücretlere
uygulanacak artış oranıyla bunların yürürlük tarihlerini, ekonomik gelişmeler
ve Devletin mali imkanlarını göz önünde bulundurmak suretiyle yeniden
belirlemeye yetkilidir.
b) Kurumların yurt dışı kuruluşlarına dahil kadrolarında görev yapan
Devlet memurlarının yurt dışı aylıkları, yeni kurlar ve yeni emsaller tespit
edilinceye kadar, 19/4/1999 tarihli ve 99/12791 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
ile ek ve değişikliklerinde yer alan hükümlere göre ödenir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit’in söz talebi
vardır.
Sayın Koçyiğit, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısının memurların özlük haklarına ilişkin 30 uncu maddesi hakkında,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna adına, görüşlerimizi açıklayacağım; bu
vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz aylık bir
süreyi kapsayan, ek önlemler adı altında ek yüklerle desteklenmiş 2003 malî
yılı bütçesi, 45 katrilyon liralık açık öngörüsüyle Parlamentoya sunulmuş,
çiftçilere ödenmesi gereken doğrudan gelir desteğinin ertelendiği, yatırımların
reel olarak yüzde 50’nin üzerinde gerilediği bu bütçe, temelde bir borç ve faiz
ödeme bütçesidir.
Bu bütçe, ekonomideki daralma sonucu, memurlara ve kamu
çalışanlarına, enflasyon oranında dahi artış öngörmeyen bir bütçedir.
Bilindiği üzere, son yıllarda bütçe kanunlarına konulan
hükümlerle, memur maaş artışları enflasyona endekslenmiştir. Bu sistemden, ilk
kez, 58 inci hükümet tarafından hazırlanan, üç aylık geçici bütçe kanunuyla
vazgeçilmiş; ancak, şu anda, 59 uncu hükümetin hazırlayıp Yüce Meclisin onayına
sunduğu, dokuz aylık 2003 malî yılı bütçesiyle de bunu devam ettirdiğini
görüyoruz.
Enflasyona endeksli maaş artışlarının, memurların lehine
olduğu tartışmasızdır. Bu bütçeyle, memurların aleyhine sonuç verecek yeni bir
yönteme geçilmiştir. Bundan böyle, artık, enflasyon oranındaki artışın ve
enflasyon farklarının memur maaşlarına yansıtılması mümkün olmayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 657 sayılı Kanunun
154 üncü maddesi, bütçede “uygulanmayacak hükümler” arasına alınmak suretiyle,
memurların 2003 yılında alacakları zamlar, hükümetin inisiyatifine
bırakılmıştır.
Ayrıca “kamu çalışanlarına uygulanacak aylık katsayı ile
artış oranları ve bunların yürürlük tarihlerini, ekonomik gelişmeler ve
devletin malî imkânlarını gözönünde bulundurarak yeniden belirlemeye Bakanlar
Kurulu yetkilidir” denilmek suretiyle, maaş artışları belirsizliğe terk
edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bütçe kanunu tasarısına, Anayasanın
128 inci maddesine aykırı bir hüküm getirilmiştir. Hepimizin bildiği gibi,
memur maaşlarındaki artışlar ve özlük haklarının düzenlenmesi, ancak kanunla
olur; fakat, bu bütçe kanunu tasarısıyla, Meclis, kendisine ait olan bir
yetkiyi, hakkı ve yetkisi olmadığı bir şekilde Bakanlar Kuruluna devretmiş
bulunmaktadır. İsterseniz, bu maddeyi size okuyayım buradan: “Madde 128.-
...Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri
kanunla düzenlenir...” Ancak, burada biz, kanunla düzenlemiyoruz, sadece Bakanlar
Kuruluna yetki veriyoruz. Bu, Anayasaya aykırıdır. Geçmişte bunun örnekleri
vardır; iptal edilmiştir; tekrar iptal edilmeye mahkûmdur. Bunun için, bundan
en kısa sürede vazgeçilmesi lazım; bir tasarı getirilip, memurların özlük
haklarının bir kanunla düzenlenmesi gerekir.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, TEFE’de, ilk iki
ay sonunda, kümülatif yüzde 8,8; TÜFE’de ise, yüzde 4,9 oranında artış
olmuştur. Mart ayı TÜFE artışının asgari yüzde 2,5 çıkacağının ve yüzde 2’lik
refah payının da dikkate alınması halinde, memurlar, şu anda bile, devletten,
asgari yüzde 4,5 oranında alacaklı bulunmaktadır.
58 inci hükümetin devamı olduğunu ilan eden 59 uncu
hükümetin de, bu uygulamayı sürdüreceği anlaşılmaktadır. Anlaşılan, 59 uncu
hükümetten de, memurların payına, koca bir hicran ve gözyaşı düşecektir.
Bu bütçe kanun tasarısıyla, memurlara, nisan ayında
yapılması gereken ikinci maaş zammının yapılmayacağı açıktır. Ayrıca, kaynak
paketi içerisinde, memurların ve emeklilerin Emekli Sandığı keseneğini 1 puan artıran
ve bütçe kanununda enflasyon farkını kaldıran AKP Hükümetinin, çalışanlar
lehine bir düzenleme yapmayacağı artık anlaşılmış bulunmaktadır.
Böylece, muhalefetteyken kamu çalışanlarının yanında
olduklarını iddia edenler, iktidara geldiklerinde, nasıl onların karşısında
olduklarını, uygulamalarıyla, açık bir şekilde göstermektedirler.
Değerli milletvekilleri, üç aylık geçici bütçe
uygulamasında olduğu gibi, bu bütçe kanun tasarısında da, kadro karşılığı
sözleşmeli personel ücretlerinin, kadrolu personel maaşlarının üzerinde
seyrettiğini görmekteyiz. Bu eksikliğin giderilerek, eşit işe eşit ücretin
verileceği bir düzenleme, bu bütçe kanun tasarısında yer almamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümet, bu
bütçeyle, önümüzdeki dokuz aylık dönemde kamu çalışanlarının maaşlarına zam
yapıp yapmama konusunda tereddüt içinde bulunmakta ve bu konudaki belirsizlik
devam etmektedir.
AKP’nin gerek seçim bildirgesinde ve gerekse milletvekili
adayları yaptıkları seçim konuşmalarında, IMF programının katı ve çalışanlar
açısından acımasız bir nitelik taşıdığını, sosyal yönünün bulunmadığını ısrarla
vurgulayarak, kamu çalışanlarını yüksek beklenti içine sokmak suretiyle,
onların oylarını almışlardır; ancak, bugün gelinen noktada, yine, muhalefetteki
söylemlerinin aksine, kamu çalışanlarının maaşlarına ne kadar zam yapacakları
konusunda IMF’nin görüş ve iznine başvurduklarını ibretle görmekteyiz. IMF,
açıkça “2002’de reel zam verdiniz, 2003’te dengeleri bozmayın” uyarısında
bulunabilmektedir. Seçim meydanlarında memurlara, durumlarını iyileştirme sözü
veren AKP, bugün, IMF karşısında vaatlerini yerine getirememenin sıkıntısını
açıkça yaşamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memur maaşlarını
temel gıda maddelerindeki artışlarla karşılaştırdığımızda, ne kadar yetersiz
kaldığını göreceğiz. Son oniki yılda memur maaşları 443 kat artarken, gıda
maddelerinin fiyatları, aynı dönemde 500 kat ile 2 688 kat arasında artmıştır.
Evet; tam 2 688 kat... Maaşların limon fiyatlarındaki artışa endekslenmesi
durumunda, bir kamu çalışanı, bugün, 424 000 000 lira yerine, 2 milyar 467
milyon lira, ev kirasına endekslenmesi durumunda ise asgarî 762 000 000 lira
alması gerekmektedir.
Memurların maaşlarına beklentilerin çok altında zam yapan
hükümetin, gıda artış oranlarındaki zammı dikkate alması durumunda, bugün,
memurlara, ortalama yüzde 45 oranında zam yapması gerekmektedir.
Böylece, hükümet tarafından bir yandan maaşlara zam
yapılmaması, öte yandan, sağlık giderlerinde, ilaç katkı paylarının memur
aylığından kesilmesi, reçete kontrolü uygulamasının başlatılması,
antibiyotiklerin reçete edilmesinin yeni esaslara bağlanması, negatif ilaç
listesi uygulamasına gidilmesi, emeklilik yaşının 61’e çekilmesi, işçilerin bir
ikramiyesinin 2004 yılına ertelenmesi gibi işçi, memur ve emeklilere yönelik
tasarruf önlemlerinin uygulamaya konulması, çalışanlarımız ve emeklilerimiz
için, yaşamı, âdeta, çekilmez hale getirecektir.
Değerli arkadaşlarım, kamu görevlilerine verilmesi
planlanan son derece düşük ve yetersiz maaş ve ücretlerle, toplumumuzdaki orta
ve orta altı sınıfı yok olacak, gelir dağılımı bozulacak, sınıflar arasındaki
uçurum iyice derinleşecektir. Oysa, demokrasi ve özgürlüklerin yaşayabilmesi ve
kök salabilmesi için, öncelikle gelir dağılımının düzeltilmesi ve orta sınıfın
yükseltilmesi gerekmektedir; ancak, bu bütçe kanunu tasarısında bunu
görememekteyiz.
151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve
Çalışma Koşullarının Belirlenmesi ve 87 sayılı, anayasa niteliğinde olan,
Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmeleri esas alınarak
gerekli yasal düzenlemeler yapılmak suretiyle, kamu çalışanlarına grevli,
toplusözleşmeli, özgür ve icazetsiz sendikalaşma hakkı verilmelidir; ancak bu
şekilde bir sendikalaşmayla, kamu çalışanları, hükümetle toplu pazarlık
masasına oturarak kendi ücretlerinin belirlenmesinde söz sahibi olacaklardır.
Kamu çalışanları, demokrasi dışı yöntemlerle örgütsüz bırakılmamalıdır. Ancak
toplumun tüm kesimlerinin haklarını koruyarak, onları güvence altına alarak
demokrasi ve özgürlükleri yerleştirebiliriz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümete sormak
istiyorum; önümüzdeki süreçte, kamu işçi sendikalarıyla yapılacak toplu iş
sözleşmelerinde yine IMF’yi dinleyip, ona göre sefalet ücreti düzeyinde mi zam
yapacaksınız? Hükümet bu düzenlemelerle muhalefetteyken söylediklerini ve
taahhütlerini unutmuş, âdeta, IMF’ye ve onun politikalarına teslim olmuştur.
Hükümet, bu düzenlemelerle kamu çalışanlarının tepkisini çekmiş ve onları
kaderleriyle baş başa bırakmıştır. Hükümet, çalışanların ve halkın tepkisini
dikkate almalı, bunları ciddî bir uyarı olarak değerlendirmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Koçyiğit, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen
konuşmanızı tamamlar mısınız...
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) – Bakanlar Kurulu, yetkisini
kullanarak memurların durumunu düzeltmeye yönelik önlemleri tez elden
almalıdır. Hükümet, enflasyon farkını ve geçmiş kayıpları dikkate almak
suretiyle, memurlara, 1 Nisandan geçerli olmak üzere, derhal, insanca yaşayabilecekleri
bir düzeyde zam yapmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle, 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısının, milletimize ve devletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diler,
hepinize saygılar sunarım.
Sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Koçyiğit, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, şahısları adına, Tekirdağ
Milletvekili Sayın Enis Tütüncü ve Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ’ın söz
talepleri vardır.
Sayın Tütüncü?.. Yok.
Sayın Sağ, buyurun efendim.
Süreniz 5 dakikadır.
KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bütçe yasa tasarısının 30 uncu maddesi hakkında, şahsım adına söz almış
bulunuyorum.
Tasarının 30 uncu maddesi, kamu personelinin ücretlerinin
hesaplanmasında kullanılan aylık katsayı ile taban aylığı ve yanödeme
katsayılarını belirlemekte ve gerektiğinde bunların artırılması için Bakanlar
Kuruluna yetki vermektedir. Katsayıları belirleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna
verilmesi, gerektiğinde kamu personelinin ücretlerinde düzenleme
yapılabilmesine olanak veren esnek bir düzenleme olması açısından olumlu ve
uygun bir yetki aktarımıdır. Verilen bu yetkiyle, Bakanlar Kurulu, isterse,
kamu personeline her ay zam yapabileceği gibi, isterse, yıl boyunca hiç zam
yapmayabilir. Normalde yapılagelen uygulama, üç aylık periyotlar halinde maaş ve
ücretlere zam yapılmasıydı. Ne var ki, bugünlerde, basında, hükümetin nisan
ayında maaş ve ücretlere zam yapmayı düşünmediği yolunda haberler bile yer
almaktadır; üstelik, artırılan emekli kesenekleri sonucu maaşlarda azalma
olacağı söz konusuyken.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maddenin (a) bendinin
üçüncü fıkrasında, Bakanlar Kurulu, ekonomik gelişmeler ve devletin malî
imkânlarını gözönünde bulundurmak suretiyle maaş zamlarını yeniden belirlemeye
yetki vermektedir.
Bilindiği üzere, son yıllardaki uygulamada, kamu
personeline yapılacak ücret zamlarında enflasyona endeksli bir sistem
oluşturulmuştu. Buna göre, ücretlerin enflasyonun gerisinde kalması halinde,
aradaki fark, TEFE artış oranları dikkate alınarak, bir şekilde, kamu personeli
ücretlerine otomatik bir zam halinde eklenerek ödeniyordu; yani, bu şekilde,
kamu personeli, kısmen de olsa, frenlenemeyen enflasyon artışlarının etkisinden
korunuyordu.
Yeni uygulama, ücret artışlarını belirleme yetkisini, böyle
bir koruma şemsiyesi olmadan, Bakanlar Kuruluna vermekte; diğer bir deyişle,
kamu personelinin ücret artışlarını, tamamen Bakanlar Kurulunun insafına
bırakmaktadır. İlk bakışta her şey normalmiş gibi gözüküyor; fakat, durum,
gerçekte öyle değil. Ekonomide her şey olumlu olur, kamu gelirlerinde hedefler
tutturulur, kamu harcamalarında öngörülen sınırlar aşılmazsa, Bakanlar Kurulu
da vicdanlı davranırsa, kamu personeline insaflı ve yeterli bir artış
sağlanabilir; ancak, ekonomide önümüzü tam olarak göremediğimiz bu
konjonktürde, enflasyonun kontrolü -Allah göstermesin- elden çıkarsa, zaten
ayın sonunu getirmekte zorlanan memurun durumunu tahmin bile edemiyorum.
Yanı başımızda, bizim bir şekilde içinde bulunduğumuz bir
savaş cereyan etmektedir. Felaket tellallığı yapmak gibi bir düşüncem asla yoktur;
fakat, yirmibeş yıllık memuriyet hayatım boyunca, özellikle düşük dereceli
memurların nasıl bir yaşam sürdürdüklerini, ceplerinde para olmadığı zamanlar
çocuklarına gözükmek dahi istemediklerini defaatle görmüşümdür.
Peki, ekonomik gelişme iyi gitmezse, devletin malî
imkânları umulduğu şekilde oluşmazsa, devlet, memura hiç zam yapmayacak mıdır?
Diyebilirsiniz ki, elle gelen düğün bayram; ama, realite öyle değildir. Devlet
memuru olmayan insanların kazançları değişkendir; herhangi bir şekilde gelirlerini
artırabilirler; hiç olmazsa, borç alma şansları vardır. Devlet memurunun ise,
bırakın başka kazançlar sağlayarak gelirini artırmayı, borç almasına bile
mevzuat izin vermemektedir. Şunu da belirtmeyelim ki, memurların büyük
çoğunluğunun kredi kartları limitleri doludur ve birçoğu da icra takibindedir.
Sonuç olarak, demek istediğim şudur: Kamu personeli,
maaşından başka kazancı olmayan sabit gelirli bir kesimdir, babasının eline
bakan bir okul çocuğu gibidir. Bir baba, çocuğunun ihtiyacı varken kendi ihtiyaçlarını
nasıl erteler ve çocuğuna öncelik tanırsa, Bakanlar Kurulu da, bir baba şefkati
ve duygusuyla davranmalı ve tamamen kendi insafına bırakılan devlet
memurlarının ihtiyaçlarına öncelikli ve duyarlı bir yaklaşım göstermeli,
yapacağı zamlarda, onları perişan etmemenin yollarını mutlaka bulmalıdır.
Adalet ve Kalkınma Partisinin memurlara nasıl baktığını hep
birlikte göreceğiz diyor, bütçe yasasının hayırlı olması dileğiyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Sağ, teşekkür ediyorum; sürenizi tam
vaktinde kullandınız.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
31 inci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
İstihdam Esasları
MADDE 31. - a) Genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli
idarelere, döner sermayelere, fonlara, kefalet sandıklarına, sosyal güvenlik
kurumlarına, bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan
kuruluşlara tahsis edilmiş bulunan serbest memur kadroları ile sürekli işçi
kadrolarından boş olanların açıktan atama amacıyla kullanılması ve bu
kurumların boş memur kadrolarına 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 86 ncı
maddesinin üçüncü fıkrasına göre açıktan vekil atanması ile anılan kurum ve
kuruluşların bu fıkra kapsamı dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarından
yapacakları memur nakli Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının
iznine tabidir. Açıktan atama izni, personel ödeneğinin yeterli olması şartıyla
verilebilir. Ancak, hâkimlik ve savcılık mesleklerinde bulunanlar ile bu
meslekten sayılan görevlerde olanlar, yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri
ve 24/5/l983 tarihli ve 2828 sayılı Kanunun Ek l inci maddesi uyarınca yapılacak
atamalar için izin aranmaz.
Kurumlar, açıktan atama, emeklilik, istifa ve nakil gibi
sebeplerle serbest kadrolarında meydana gelen değişiklikler ile kadrolarının
dolu ve boş durumunu gösterir cetvelleri Mart, Haziran, Eylül ve Aralık
aylarının son günü itibarıyla doldurarak ilgili ayları izleyen ayın 20'sine kadar Maliye Bakanlığı ile Devlet
Personel Başkanlığına göndermek
zorundadırlar.
b) Yukarıda sayılan kurumların boş sürekli işçi
kadrolarından Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca uygun görülenler
Başbakanın izniyle iptal edilir.
c) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin
boş memur kadrolarına verilecek açıktan atama izni toplamı, 35.000 adedi
geçemez. Söz konusu toplam sayının kurum ve kuruluşlar itibarıyla dağılımı Devlet
Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanının müşterek önerisi
üzerine Başbakan tarafından belirlenir.
d) İl özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları
birlik ve müesseselere tahsis edilmiş bulunan serbest memur kadroları ile
sürekli işçi kadrolarından 3l/l2/2002 tarihi itibarıyla boş olanlar ile bu
tarihten sonra boşalacak olanların açıktan atama amacıyla kullanılması İçişleri
Bakanlığının iznine tabidir.
e) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin
döner sermaye saymanlıklarına ait sayman ve saymanlıklarda görevli her
unvandaki memur kadrolarından Maliye Bakanınca uygun görülenler, döner sermaye
kadrolarından tenkis edilerek Maliye Bakanlığının kadro cetveline eklenir.
Tenkis edilen kadrolarda istihdam edilen personel, başka
bir işleme gerek kalmaksızın Maliye Bakanlığının kadro cetveline eklenen bu
kadrolara atanmış sayılırlar.
f) (a) bendi kapsamında yer alan kamu kurum ve
kuruluşlarının, personel ödeneği ile kadrolarının önceden temini amacıyla,
mevcut teşkilat kanunları uyarınca kuracakları yeni birimler için Maliye
Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve Devlet Personel
Başkanlığının görüşlerinin alınması zorunludur.
g) 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
eki cetvelde yer alan; okutman, öğretim görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim -
öğretim planlamacısı kadrolarına 1/4/2003 tarihinden itibaren açıktan veya
naklen atanabilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından
yapılacak merkezi sınavda başarılı olmak şarttır. Ancak, lisansüstü eğitimini
tamamlamış bulunanlarda yapılacak merkezi sınava katılma şartı aranmaz. Bu
sınavın yapılmasına ilişkin usul ve esaslar, sınava tabi tutulmayacaklar,
sınavda başarılı olanların belirlenmesi ile merkezi sınavda başarılı olanlarla
lisansüstü eğitim mezunlarının merkezi sınavı müteakip yükseköğretim kurumlarınca yapılacak sınavlara ilişkin
usul ve esaslar Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi
üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.
h) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya
yaşlılık aylığı alanlar, müşterek kararname veya Bakanlar Kurulu kararıyla
atanacak olanlar hariç olmak üzere, (a) bendi
kapsamında yer alan kurum ve kuruluşların kadrolarına 1/4/2003 tarihinden
itibaren açıktan atanamazlar.
ı) 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 9 uncu maddesi ile 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin ek 1 inci maddesi çerçevesinde yıl içinde yapılacak değişiklikler
31/12/2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girer.
j) Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde
yürütülebilmesi amacıyla, konsolide bütçeye dahil daire ve idarelerin teşkilât
yapıları ve hizmet amacına uygun olarak personel dağılımının sağlanmasına yönelik
önlemler almaya, ihtiyaç fazlası olan personelin, ilgili kuruluşların da görüşü
alınarak (a) bendinde belirtilen kamu
kurum ve kuruluşlarına nakledilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye
Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanı yetkilidir.
k) Maliye Bakanlığınca, döner sermayelerin, fonların,
kefalet sandıklarının, sosyal güvenlik kurumlarının ve bütçelerin yatırım
ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşların serbest memur
kadrolarına verilecek açıktan atama izinlerinin toplam sayısı ilgili kurumlarda
2002 yılında emeklilik, ölüm ve istifa sonucu ayrılan personel sayısının %
80'ini aşamaz. Norm kadro çalışması sonuçlandırılarak uygulamaya geçirilen
kurumlar ile kanun, uluslararası anlaşma veya 2003 yılı programı ile kurulması
veya genişletilmesi öngörülen birimler ve temini zorunlu hizmetlerin
gerektirdiği personel ihtiyacını bu sınırlamaya tabi tutulmaksızın değerlendirmeye
Maliye Bakanı yetkilidir.
l) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner
sermayeler, fonlar, kefalet sandıkları, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin
yatırım ve/veya transfer tertiplerinden
yardım alan kuruluşlar, mahalli idareler ile bunların birlik ve
müesseseleri, özelleştirme kapsamındakiler dahil kamu iktisadi teşebbüsleri ve
Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinde 22/7/1981 tarihli ve 2495 sayılı Kanun
uyarınca 2003 yılında ihtiyaç duyulan personel; her kurum ve kuruluş tarafından
öncelikle kendi bünyesinde çalışmakta olan ve gerekli nitelikleri taşıyan
istekli personelin atanması suretiyle, kurum içinden yeterli sayıda istekli
personel olmaması halinde ise anılan kurum ve kuruluşlarda çalışmakta olan ve
gerekli şartları taşıyan istekli personelin naklen atanması suretiyle
karşılanır. Anılan Kanunun uygulanmasında görevli kurum ve kuruluşlar, şartları
haiz istekli personelin eğitimi konusunda gerekli tedbirleri alırlar.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek konuşacaktır;
buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, çok sık söz alarak ve bu geç saatte
zamanınızı çok fazla almadan, Türkiye’nin kamu yönetim yapısında ve genellikle,
bürokraside olan durumu önce özetlemek, sonra da kimi çözüm önerilerini çok
kısa bir süre içinde sergilemek istiyorum.
HASAN ANĞI (Konya) – Çok kısa olsun...
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Çok kısa olacağından emin
olabilirsiniz.
Çok değerli arkadaşlar, bir ülkenin kamu bürokrasisi, o ülkenin
toplumsal yapısının, ekonomik yapısının, malî yapısının, siyasal yapısının
aynasıdır, göstergesidir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, çok yakın zamanda
yapılan birkaç araştırmanın kanıtladığı bir gerçek var, o da şudur: Türkiye
insanı, halkımız, yurttaşımız bürokrasiye güvenmemektedir, devletinin kendisine
hizmet götürdüğü kanısını taşımamaktadır.
Ekonomiden başlayalım: Halk, ekonominin yönetiminden
şikâyetçidir. Vergi sisteminin aksadığı kanısındadır. Yapılan bu araştırmaya
katılanların yarısından çoğu, kamu kurumlarına giden yurttaşların işlerinin
görülemeyeceği kanısını taşıdığını belirtiyor.
Bir başka nokta daha var: Halkımızın üçte 2’si, hak arama
yollarından doğru, iyi yararlanamadığı kanısını taşımaktadır. Bu durum, yoksul
kesimlere gidildikçe çok daha belirgin hale geliyor. Yoksul, kamu hizmeti
alamıyor, hak arama yolarını kullanamıyor, haksızlığa uğruyor. Hak aramak için
mahkemeye başvuranlar, adil sonuç alıp almayacaklarının kuşkusunu taşıyor.
Toplumun genel olarak kamu kurumlarına güveni çok zayıftır,
yok denecek düzeydedir.
Bu noktaya dikkat edin: Halkın beşte 4’ü, Türkiye’de, kamu
kurumlarında yolsuzluğun çok yaygın olduğu kanısını taşıyor.
Bu ülkeyi, biz, böyle yönetemeyiz. İnsanlar, bu güvensiz
ortamda devletten hizmet bekliyor ve biz, bu bütçeyle halka hizmet götüreceğiz.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’de, bürokrasi, halka hizmet ile
devlete bağımlılık ya da bakana bağımlılık, hükümete bağımlılık arasında
sıkışıp kalıyor, bürokrasi görevini yapamıyor; siyasetçiye yakınlık,
bürokraside yükselmenin aracı yapılıyor ve çok yanlış yapılıyor. Memura siyaset
yasaktır; ama, memur, mecburen siyaset yapıyor, kendi işini takip etmek için
siyaset yapıyor. Memuru hem siyasetten yasaklayıp hem bu ölçüde küçültmenin bu
topluma verdiği zarar çok büyüktür. Devam edelim...
Mal ve hizmet üretiminde memur çalıştırdığımız birimlerde
liyakate, beceriye, çalışkanlığa, dürüstlüğe önem verilmiyor; siyasetçiye
yakınlık, yükselmenin nedeni oluyor. Bu, yanlıştır. Bu, verimliliği düşürüyor.
Bu, Türkiye’de, bürokrat yapıyı halktan uzaklaştırıyor ve içinden çıkılmaz hale
getiriyor.
Bir şey daha var. Türkiye’de, aslında, kişi başına çalışan
kamu personeli Avrupa’dan çok fazla değildir; birçok kadro boştur, bürokratik
yapı etkinlikten ve verimlilikten uzaktır. Peki, ne yapmak gerekir?
Değerli arkadaşlar, baştan başlayalım; balık baştan kokar.
Ben, biraz da bu nedenle söz aldım. Milletvekili dokunulmazlıklarını
sınırlamakla başlayalım, siyaseti aklayalım. İşin başı budur. (CHP sıralarından
alkışlar) Birinci nokta budur; çünkü, sağlıklı siyaset, açık siyaset, saydam
siyaset, yolsuzluk ve rüşvetten uzak siyaset, yalnız ekonomik gelişme
açısından, yalnız toplumsal yapı açısından değil, bir bütün olarak bu ulusun
yükselmesi açısından da bir önkoşuldur, bir vazgeçilmezliktir ve siyasetin
aklanması işin başıdır. Şimdi, buna bağlı olarak yapılması gereken çok şey var.
Önce, kamu hizmetinde çalışanların beceri, çalışkanlık, liyakat, yükselme
işlerinin objektif, açık kurallara bağlanması gerekiyor; yapının bütünüyle
düzelmesi gerekiyor. Sonra, hizmet birimlerinde piramit bozuktur. Uzman,
yetişkin kişiler ikincil işler yapıyor, teknisyenin işini yapıyor ve işler
birbirine karıştıkça hizmet üretilemiyor, verimli hizmet yapılamıyor. Bir başka
şey daha var, o da şudur: Son yıllarda ve Adalet ve Kalkınma Partisi
hükümetinin de birkaç kez vurguladığı gibi e-Türkiye, e-eğitim, e-maliye gibi
elektronik anlamda bir süreç başlatılmak isteniyor. Bunun için yapılması
gereken, önce kamu personelini doğru dürüst eğitmektir, kurum içi eğitimi tam
olarak sağlamaktır, dışarıda aldıkları eğitimin karşılığında yükselmelerini
sağlamaktır. Bu, Türkiye’nin mühendisini, yetişkin insanını, mimarını etkin ve
verimli çalıştırmasının yoludur.
Sayın milletvekilleri, Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde
konuşuyoruz. Bir toplum için en büyük maliyet, en yüksek maliyet, en zararlı
durum eğitilmiş, nitelikli bireylerini çalıştıramamaktır; onları işsiz
bırakmaktır, onların verimsiz bırakmaktır. Hem eğiteceksiniz hem
çalıştıramayacaksınız. Bu, acımasızlıktır, bu, yıkımdır. Türkiye bürokrasisi
her yeni gelen hükümetin oyun alanı olmuştur; her yeni gelen hükümetin yeni bir
kadro saldırısı altında kalmıştır ve zayıflatılmıştır, darbe yemiştir.
“Genel müdürü döverim” mantığıyla politika yapmak doğru
değildir. Polisi, öğretmeni, öbür çalışanı küçülterek, biz, bu toplumu
yüceltemeyiz. Bu toplumu yüceltmenin yolu, önce, çalışanına değer vermekten
geçer. Çalışanına değer vermenin yolu, onu, onurlu tutmaktan, büyütmekten
geçer. Biz, bundan sonraki dönemde, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasını,
etkinliğin, verimliliğin, dürüstlüğün kamuda egemen olmasını ve bu bağlamda,
insan onuruna yakışan bir ücret ve yükselme sürecinin yaşama geçirilmesini
istiyoruz.
Bu anlayışla, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Hocam, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, şahısları adına, Adana Milletvekili
Kemal Sağ ve Samsun Milletvekili Haluk Koç’un söz talepleri vardır.
Sayın Sağ, buyurun.
Süreniz 5 dakika.
KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe
yasa tasarısının 31 inci maddesine ilişkin olarak şahsım adına söz almış
bulunuyorum.
31 inci madde, yıl içerisindeki istihdam esaslarını ve
mevcut kadroların nasıl kullanılacağını belirleyen hükümleri ihtiva ediyor.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu maddenin içerdiği bazı hükümler gerçekten
olumlu işaretler veriyor. Eğer hükümet, bu sözlerinin ardında durabilirse,
gelecek yılın bütçe görüşmelerinde nasip olur biz de burada olursak, sözünde
duracak tüm yetkilileri tebrik etmek isterim.
Öncelikle, olumlu bulduğum ve yenilik vasfı taşıyan birkaç
hususu belirtip, ardından, ciddî endişe taşıdığım diğer konuları eleştireceğim.
1.- Bu bütçe yasasıyla, hükümet, açıktan atama yapacağı
azamî personel sayısını 35 000 olarak taahhüt ediyor. Bu hüküm, en azından,
kadrolaşmanın sınırını belirlemektedir; ama, yine de güzel bir taahhüttür, açık
bir taahhüttür.
2. – Yine, bu bütçe tasarısıyla, üniversitelerde okutman,
öğretim görevlisi, uzman, araştırma görevlisi, çevirici ve eğitim öğretim
planlamacısı kadrolarına açıktan veya naklen atanabilmek için merkezî sınavda
başarılı olmak şartı getirilmektedir. Bu da, güzel bir düşüncedir; böylece, en
azından, birçok üniversitede eleştiri konusu yapılan bazı kürsü başkanlarının,
keyfî sayılabilecek atamaları önlenecektir; fakat, ne yazık ki, bu hüküm, Plan
ve Bütçe Komisyonunda budanmıştır.
3. – Yine, Komisyona gelen tasarıda, belediyeler, il özel
idareleri ve bunların kurdukları birlik ve müesseselerden genel ve katma
bütçeli dairelere naklen atamalar yasak kapsamına alınmıştır. Bu güzel hüküm,
ne yazık ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda son anda değiştirilmiş, belediyelerden
naklen atamalar yasak dışında bırakılmıştır. Ayrıca, gençlere yer açabilmek
için, kararnameli görevler hariç olmak üzere, emeklilerin yeniden göreve dönmeleri
de kısmen yasak kapsamına alınmıştır.
4.- Eskiden dolu-boş kadro değişikliklerini takiben hemen
uygulama başlardı ve bu durum, çoğu zaman kötüye kullanılırdı. Yeni hüküm
uyarınca, dolu-boş kadro değişiklikleri yılın son günü yürürlüğe gireceği için,
haksızlık yapma ve bütçe ödeneklerinden sapma olmayacaktır. Bu dört uygulama,
eğer yıl içerisinde esnetilmezse, değiştirilmezse, verilen taahhütte durulursa
güzel uygulamalardır.
Gelelim
endişelerime:
1-
Öncelikle en çok endişe duyduğum husus, belediyelerden genel ve katma bütçeli kuruluşlara
naklen yapılacak atamalardır. Daha önceki aynı düşünce tandanslı hükümetler zamanında
yapılan bu tür atamaları göz önüne alırsak, yine, çok değişik ve sürpriz atamalara
tanık olacağız gibi bir his var içimde. Bütçe tasarısının 31 inci maddesinin
(c) fıkrasında yer alan bu hüküm, Anayasa Mahkemesince, daha önce, buna benzer
bir hükmün iptali bahane edilerek, tasarıdan çıkarılmıştır. Bu hükmün tasarıdan
çıkarılmasının gerçek nedeni, bence, Anayasa Mahkemesi kararı değil, gerçek
neden, AK Parti tabanından gelen yoğun baskılardır.
Her
mesleğe saygım vardır; ancak, her meslek, eğer, uzmanlarınca, erbabınca
yapılırsa saygınlık kazanır. Siz, eğer, kadrolaşma amacıyla, köy imamını, Maliye
kadrolarına atarsanız, ilahiyatçıyı, turizm kuruluşunun başına genel müdür
yaparsanız, herhalde, bunlar, hoş karşılanmaz; hem mesleği bilmeden atanan kişi
yıpranır hem de atama yapılan meslek dallarının saygınlığını azaltırsınız.
Özellikle kariyer gerektiren branşlara yapılacak naklen atamaları her zaman
mercek altında tutacağımızı bilmenizi isterim. Umarım, hükümet, kendilerini
yıpratacak bu tür naklen atamalara fazla cevaz vermez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Sağ, size 1 dakika eksüre veriyorum.
KEMAL
SAĞ (Devamla) – Efendim, izin verirseniz, 1 dakika da alacağım vardı.
BAŞKAN
– Peki, alacağınızı da verdim; buyurun Sayın Sağ.
KEMAL
SAĞ (Devamla) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum; sağ olun.
2-
Emeklilerin atanmasına sınır getirilmesi de dikkatle izlenmesi gereken diğer
bir noktadır. Dikkati çeken husus, kararnameyle atanılan görevlilerin, yasak
dışında tutulmasıdır. Zorunlu emeklilik yaşının 65’ten 61’e indirilmesi
konusunda, bazı görevlilerin, Bakanlar Kurulunca -bir şekilde- görevde
bırakılacak olması, kafalarda nasıl soru işaretleri yaratıyorsa, burada da
kararnameyle görevlere atamanın müstesna tutulması, en azından, şahsen benim
kafamda birçok istifhama yol açmıştır.
3- Üniversitelerin akademik kadrolarına atanacaklar için
getirilen hüküm de, maalesef, Plan ve Bütçe Komisyonunda son anda
değiştirilmiş; lisansüstü eğitim sınavını kazananlar arasından seçilen
araştırma görevlileri ile yüksek lisans, doktora, tıpta uzmanlık ve sanatta
yeterlilik eğitimini tamamlamış olanların fıkra kapsamında öngörülen merkezi
sınavdan muaf tutulmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu ne
perhiz bu ne lahana turşusu!.. Sınavdan muaf tutulanların, diğerlerinden
vatandaş olarak ne farkı var? Yoksa, bu hüküm de, AKP tabanından gelen yoğun
baskılar sonucu mu değiştirildi? Yoksa, kadrolaşma yolunda ciddî bir engel
olduğu mu düşünüldü?
4- Yine, başta belirttiğim gibi, konsolide bütçeli
kuruluşlara açıktan yapılacak atamalar 35 000 adetle sınırlandırılmıştır.
Buradaki endişem de, atanacak bu personelin nasıl atanacağıdır. Merkezi
memuriyet giriş sınavının değiştirileceği veya kaldırılacağı gibi duyumlar
alıyoruz; umarım, böyle bir değişiklik yaparak, tekrar, eskiden olduğu gibi,
sübjektif memur alım sınavları yaşamayız.
Ayrıca, daha önceki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Sağ, 2 dakikalık hakkınızı verdim; alacaklı
olduğunuz süreyi de verdim.
Teşekkür ederseniz...
KEMAL SAĞ (Devamla)- Hepinize saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, şahsı adına ikinci konuşma
Samsun Milletvekili Haluk Koç’a aittir.
Sayın Koç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
çok kısa sürecek inanın. Sadece, dikkatinizi çekmek için bir iki hususa
değineceğim.
31 inci maddenin (j) fıkrasında, bu maddeyle,
üniversitelerin kadrolarını düzenleyen 78 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname Eki
Cetvellerinde yer alan okutman, öğretim görevlisi, uzman -hükümetten gelen teklifte araştırma
görevlisi de vardı, bunun komisyonda çıkarılması son derece olumlu bir adımdır;
o yüzden, komisyondaki arkadaşlarımızı kutlamak istiyorum; ama, yeterli
değildir-çevirici ve eğitim öğretim planlayıcı kadrolarına atamalarına
getirilen sınav şartı, üniversitelerin, esasen ihtiyaç duydukları genç öğretim
elemanlarının atanmalarını, gerçekten, zorlaştırmaktadır. Hatta doktora gibi
bilimsel hayatta çok önemli bir ekonomik payeyi aldıktan sonra bir dersi vermek
üzere, öğretim görevlisi olarak atanabilmek için de, bir sınava girme
zorunluluğu getirilmesi, gerçekten uygun değildir; ben, bunu hatırlatmak
istedim.
Bir ikincisi; yine, bütçe kanununun 31 inci maddesinin (ı)
fıkrasında şu hükme yer verilmektedir: “13.12.1983 tarihli ve 190 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesi ile 2.9.1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi çerçevesinde yıl içinde yapılacak
değişiklikler 31.12.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe
girer.” Bu hükmün uygulaması, üniversitelerde, özellikle profesör
atamalarındaki doçentlerin kanunîi süre dolması ve yönetmeliklerin gerektirdiği
şartları yerine getirmelerine rağmen bir sene beklemelerini gerektirmektedir.
Bakın, dün çok geç saatlere kadar Millî Eğitim Bakanlığı bütçesindeki
üniversitelerin payları oylandı. Türkiye’de yeni kurulmasını istediğimiz çok
sayıda üniversite var, bununla ilgili kanun teklifleri var. Bir yandan da,
akademik personel sıkıntımız var. Bir yandan da, bu insanların burada görev
yapmalarını biz teşvik edecekken, akademik yükseltilmelerinde bu uygulamayla
özlük hakkında bir erozyona, bir kayba sebep oluyoruz. Ben, bunu hatırlatmak
istiyorum. Zira, üniversitelerimizde ana bilim, ana sanat dallarında kadrolar
çoğunlukla dolmuş bulunmakta ve kadro değişimiyle rektörlük bünyesine temin
edilen kadrolar bu dallara aktarılarak profesör atamaları
gerçekleştirilmektedir. Kadro değişiminin yapıldığı yıl içerisinde atamanın
yapılamayacağı hükmünün getirilmesi hak sahiplerinin bir sene geç unvana
kavuşmalarına ve özlük haklarında kayba yol açacaktır. Bu durumun bir şekilde
düzeltilmesi gerekmektedir. Özellikle, gelişmekte olan üniversitelerde bu özlük
hakkındaki süre kaybı, orada çalışmak isteyen arkadaşlarımızda bir motivasyon
eksikliğine yol açacaktır. Bilgilerinize arz etmek istedim.
Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hocam.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
32 nci maddeyi okutuyorum:
Sözleşmeli
personel
MADDE
32. - Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler,
belediyeler, il özel idareleri, fonlar, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin
yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlar ile 8/6/1984
tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan
kuruluşlarda sözleşme ile çalıştırılacak personel hakkında 6/6/1978 tarihli ve
7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinin uygulanmasına
devam olunur.
Birinci fıkrada sayılan kurum ve kuruluşlar, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanun dışında diğer kanun hükümlerine göre çalıştırdıkları sözleşmeli personelin unvan, sayı ve ücretlerini gösterir cetvelleri ve tip sözleşme örneklerini, 2003 yılı Nisan ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize edilmek üzere göndermek zorundadırlar.
Özel
kanunlar uyarınca kadro karşılık gösterilmek suretiyle çalıştırılan sözleşmeli
personelin unvan, sayı ve ücretleri vizeye tabi değildir. Ancak kuruluşlar
bunlara ait tip sözleşme örneklerini 2003 yılı Nisan ayı sonuna kadar Maliye
Bakanlığına vize edilmek üzere göndermek ve bu şekilde çalıştırdıkları
sözleşmeli personelin isim, unvan, kadro derecesi ve sözleşme ücretlerini
gösterir cetvelleri de Şubat, Ağustos ve Aralık ayları itibarıyla düzenleyerek
ilgili ayları izleyen ayın 20'sine kadar Maliye Bakanlığına bilgi için
göndermek zorundadırlar.
26/12/2002
tarihli ve 4776 sayılı Kanun uyarınca yapılan vize işlemleri yıl sonuna kadar
geçerlidir.
Bütçe
yılı içinde ilgili mevzuat hükümlerine dayanarak istihdam edilecek yeni
sözleşmeli personel (kadro karşılığı çalıştırılan sözleşmeli personel hariç)
için kuruluşlarca ayrıca düzenlenecek sayı, unvan, nitelik ve ücretleri
gösterir ek cetvellerin ve farklı hükümler içermesi halinde tip sözleşme
örneklerinin Maliye Bakanlığına vize ettirilmesi gereklidir. İlgili mevzuat
hükümlerine dayanarak istihdam edilecek yeni sözleşmeli personelin
belirlenmesine yönelik herhangi bir işlem yapılmadan önce Maliye Bakanlığından
izin alınması şarttır.
Yukarıdaki
fıkralara göre vize işlemleri tamamlanmadan sözleşme yapılamaz ve herhangi bir
ödemede bulunulamaz.
14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ile ek geçici l6
ncı maddesi ve özel kanunları uyarınca 2002 yılında sözleşmeli olarak
çalıştırılanlardan 2003 yılında görevlerine devam etmeleri ilgili bakanlık veya
kuruluşlarca uygun görülenlerin Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarına ait
sözleşme ücretleri, sözleşme ile çalıştırılmaları konusundaki kanuni işlemleri
tamamlanıncaya kadar, 2002 yılında vize edilmiş sözleşmelerine göre, anılan aylarda
mevzuat uyarınca sözleşme ücretlerinde artış yapılması halinde bu artışlar da
dikkate alınarak Maliye Bakanlığı vizesi aranmaksızın ödenir.
İlgili
mevzuatı uyarınca kadro karşılıksız veya 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi (B) fıkrası ile ek geçici 16 ncı maddesi çerçevesinde
2002 yılında vize edilmiş olan sözleşmeli personel pozisyon sayıları 1/4/2003 tarihinden itibaren hiçbir şekilde
aşılamaz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Şevket Arz konuşacaklardır.
Buyurun Sayın Arz. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; sizleri ve bizi televizyonları başında izleyen
vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
2003 yılı bütçesinin ülkemize mutluluk getirmesini
diliyorum.
32 nci maddede yer alan, sözleşmeli personel hakkında söz
almış bulunuyorum.
Konuşmama, özel sözleşmeli personelden bahsederek girmek
istiyorum. Sözleşmeli personel, 1983 siyasî iktidarı ANAP ve onun Genel Başkanı
rahmetli Turgut Özal tarafından uygulamaya konulmuştur. Sözleşmeli personelin
uygulamaya konulması amacı, bazı uzman ve teknik elemanlara özel sektör
tarafından verilen yüksek ücret nedeniyle, bu elemanların KİT’leri terk edip,
özel sektöre geçişlerini engelleyip, onları KİT’lerde tutmaktı, hatta, özel
sektördeki bazı önemli elemanlara KİT’lerde cazip maaşlarla görev vermekti.
Başlangıçtaki amacı gayet iyi niyetliydi. Ancak, daha sonra, bu sözleşmeli
personel anlayışı değişmiş, siyasî iktidarların kendi yandaşlarına yüksek ücret
verme anlayışı öne çıkmıştır. Bu sözleşmeli işçilerden 13 500’ü konsolide
bütçede, 130 000’i KİT’lerde, 41 000’i kamu bankalarında, 1 300’ü yerel
yönetimlerde, 3 300’ü SSK’da görev yapmaktadır.
Sözleşmeli personel istihdamının yaygınlaştırılması
KİT’lerin özelleştirilmesi politikasıyla yakından ilgilidir. Bu anlamda, emeğin
tarihî kazanımlarını da içeren sosyal devletin tasfiyesi amaçlanmaktadır. Bu
aşamada, ilk hedef, KİT’lerin sendikasızlaştırılmasıdır. Sözleşmeli personel
uygulaması, başladığı 1984 sonrasından günümüze kadar, tüm siyasî iktidarların
yandaşlarının, kısmen de olsa, korunması, kollanması, ödüllendirilmesi
uygulamasına dönüştürülüp, istismar edilmiştir. Örneğin, bir kamu kurumunda 657
sayılı Yasaya göre çalışan üniversite mezunu bir memur ayda 500 000 000 lira
alırken, ortaöğretim mezunu bir memur daha önce 400 000 000 lira maaşla
çalışırken, siyasî iktidardan, kendisine sözleşmeli personel olma olanağı
sağlatıp, kendisinden daha önemli görevlerde bulunan memurlardan 2 kat fazla
maaş almaktadır. Bu sözleşmeli personel uygulaması çelişki doğurmakla birlikte,
iş barışını ve iş verimini de engellemektedir. Sözleşmeli personel anlayışı,
sadece yandaşları koruma, kollama ve ödüllendirme şekline dönüştüğünden,
bütçemize de yük olan bu haksız uygulamaya en kısa sürede son verip, sözleşmeli
personel uygulamasını tamamen kaldırmalıyız.
Personel ücretlerinde de eşitlik sağlanmalıdır. KİT’lerde
taşeron müteahhit işçisi kullanmaya son vermelisiniz. Yerel yönetimlerde,
itfaiye hizmetleri dahi taşeron eliyle sürdürülmektedir. Uzmanlık isteyen bu
tür hizmetlerde nasıl taşeron kullanırsınız?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Kim kullanıyor?!.
ŞEVKET ARZ (Devamla) – Belediye başkanları kullanıyor.
Kamuda bugüne kadar yapılan özelleştirme sonucu işinden
atılan 2 600 civarındaki işsiz işçi, derhal, başka kamu kuruluşlarında, işçi
olarak işe başlatılmalıdır. Benim ilim Trabzon’da, özelleştirme mağduru, işten
atılan onlarca işçi kardeşim iş beklemektedir.
Özelleştirme sonucu, kamuda çalışan sözleşmeli işçiler
memur yapılmak isteniliyor. Neden işçi olarak başka bir kamu kuruluşuna
devredilmiyor, sormak istiyorum. Siyasî iktidar, en kısa sürede bu sevdadan
vazgeçmelidir. Elinde kazma kürek olan ve yağ pas içindeki dozer operatörünü
masa başında oturtmayı mı düşünüyorsunuz, yoksa, işçinin kıdem tazminatına mı
göz diktiniz?
Özel sözleşmeli personel, Anayasamıza ve taraf olduğumuz
uluslararası sözleşmelere aykırı olduğundan, tamamen uygulamadan
kaldırılmalıdır. Gelin, bu uygulamayı, iktidar olarak siz kaldırın, siyasî
mirasına da siz sahip çıkın.
Saygılarımla. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Arz, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, şahısları adına, Adana Milletvekili
Kemal Sağ ve Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun söz talepleri
vardır.
Sayın Sağ, buyurun.
KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; özür diliyorum, çok sık çıktım galiba,
affınıza sığınıyorum.
Tasarının 32 nci maddesi, sözleşmeli personel istihdamı
konusunu ele almaktadır. Madde hükmü, 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararına
atıfta bulunarak, sözleşmeli personel çalıştırmaya devam edileceğine işaret
ediyor. Anayasamızın 128 inci maddesi “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve
diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” şeklinde hükme bağlamıştır.
Anayasamızın kamu hizmeti göreceklerle ilgili bu tanımında, sözleşmeli personel
yer almamaktadır. Bu hüküm, idarî yapımızda, sözleşmeli personel istihdamının
mümkün olup olmadığını tartışma konusu yapmaktadır. Kanaatimce, sözleşmeli
personel çalıştırılması, Anayasamızın 128 inci maddesi hükmüne uygun değildir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle, 1986
yılından itibaren, Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarına ait teşkilat yasalarına
özel hükümler konulmak suretiyle, 657 sayılı yasa ve diğer yasaların sözleşmeli
personel hükümlerine tabi olmaksızın, kadro karşılığı gösterilmek veya herhangi
bir kadroya bağlı olmaksızın, sözleşmeli personel çalışmasına imkân
verilmiştir.
Bu tür kuruluşlarda uygulanan sözleşmeli personel statüsü,
özel meslek bilgisi ve ihtisası olan eleman çalıştırmak için değil, daha
avantajlı bir ücret rejimi yaratmak için kullanılmaktadır. Zaten, objektif
olmayan ücret politikaları, sözleşmeli personele yapılan ücret ödemeleriyle
iyice bozulmakta, aynı yerde, aynı işi yapan kamu görevlilerine farklı ücret
ödeme sorunu ortaya çıkararak, çalışma barışını ve huzurunu olumsuz yönde
etkilemektedir.
Sözleşme ücretlerinin tavan ve taban miktarlarının Bakanlar
Kurulu kararıyla verilecek olması, Anayasaya aykırıdır. Sözleşmeli personel
ücretlerinin Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmesi, bu personeli memur kapsamı
dışına çıkarmaz. Zira, bu tür personelin büyük çoğunluğu, önce, 657 sayılı
Yasanın ilgili hükümlerine göre kadrolarına atanmakta, daha sonra kendileriyle
sözleşme akdedilerek, ücretleri belirlenmektedir.
Sözleşmenin taraflarca imzalanması da bunları memur statüsü
dışına çıkarmaz. Sözleşmede, Borçlar Yasasında belirtildiği anlamda, serbest
irade beyanı değil, statüler ve esaslar hâkim durumdadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; memurlar için atama
işlemine gerek vardır. Atama, hukukî açıdan şart işlemdir. Diğer bir anlatımla,
atanma işleminde memurun rolü, idare ile aralarındaki ilişkileri belirlenmiş
bir statüye intisap etmekten ibarettir.
Sözleşme istihdamında ise, akdî bir durum söz konusudur ve
atamadan farklı bir işlemdir. Burada kural, sözleşmenin tarafları arasında
özgür veya karşılıklı irade uyumudur. Kadro karşılığı sözleşmeli
çalıştırılmada, sözleşmeyle ilgili akdî bir durum kesinlikle söz konusu
değildir. Bu nedenle de, bu tür sözleşmeli personel, aslında, memur
sayılmaktadır. Aslen memur olan bir personele sözleşmeli personel statüsünde
ücret ödenmesi de doğru değildir; aynı işi yapan personele farklı ücret ödeme
yolunu açtığından, kanaatimce, ahlakî de değildir.
Maddenin son fıkrasında yer alan “ilgili mevzuat uyarınca,
2002 yılında vize edilmiş olan sözleşmeli personel pozisyon sayıları 1 Nisan
2003 tarihi itibariyle hiçbir şekilde aşılamaz” hükmüyle, sözleşmeli personel
çalışmasına bir sınır getirilmektedir. Buna göre, 2002 yılı sonunda vize
edilmiş bulunan sözleşmeli personel sayısının, 2003 yılında değiştirilemeyeceği
belirtilmektedir. Bu, kanımızca, olumlu bir karardır; ancak, alınan kararın
olumlu olması yetmiyor, uygulamanın da olumlu olması gerekiyor.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Gelin, siz uygulayın!
KEMAL SAĞ (Devamla) – Efendim, iktidar olursak, inşallah,
uygularız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; benim endişem, yıl
içerisinde çeşitli mazeretler ve özellikle AKP tabanından gelecek baskılar
neticesinde, bu sınırların zorlanması, hatta, bu sınırın aşılmasıdır. Bu
konunun takipçisi olacağımızı belirtiyor, 2003 yılı bütçesinin hayırlı olması
dileğiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.
Sayın Aslanoğlu, buyurun. (Alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; gençler nereye gidiyor, gençler ne olacak?.. Bu
ülkenin her yıl 1,5 milyon genci nereye gidecek? Aşları yok, ekmekleri yok. Her
gün hepinize bir sürü insan geliyor. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bir
dakika...
Bu gençler ne olacak? Evet...
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Bu ayıbı biz kapatacağız!..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben, burada, siz ve biz
demiyorum beyefendi! Ben size soruyorum; siz ve biz demiyorum; biz, biz, biz;
Bu yüce Meclis! Gençler umutsuz, gençler gelecekten ümitsiz...
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Öyle idi, artık değil...
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) – Biraz dinleyin ya...
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “İdi” değil efendim,
hâlâ, her gün elli bin kişi geliyor, yapmayın böyle şey ya! Lütfen, istirham
ediyorum, Ünal Bey ya! (AK Parti sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Bu hale getirenler utansın!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu...
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu gençler her yıl 1,5
milyon... Bugün, Orta Doğu mezunu, Boğaziçi mezunu 250 000 000’a, 200 000 000’a
iş arayan binlerce insan var; bundan haberiniz yok mu! (AK Parti sıralarından
“Var, var” sesleri) Ee, ben bunları söylüyorum!.. (CHP sıralarından alkışlar)
Ha, bu gençler ne olacak? Gençler hepimizin genci, bu ülkenin genci; ülkeden
ümit kesiyorlar, ülkeye bağlılıkları, ülke sevgileri yok oluyor. Onun için, bu Meclis bu sorunu çözmelidir.
Şimdi, Sayın Bakanım, ben de... Bir üniversitede veya tıp
fakültesinde düşünün ki, 400 kadrolu eleman var, hemşire, ebe, sağlık memuru;
aynı hastanede 900 tane geçici eleman var. Bunlar temizlik firması ihalesiyle
girerek, aynı nöbeti tutuyorlar, aynı işi yapıyorlar, daha fazla çalışıyorlar,
biri çok yüksek ücret alıyor, biri asgarî ücret alıyor. Böyle bir hastanede
nasıl tedavi uygulanır! Böyle bir hastanede huzur olur mu! Böyle bir hastanede
güven olur mu! Böyle bir hastanede verimlilik olur mu!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Öyle bir şey var mı?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Var efendim, binlerce
örnek vereyim: örneğin, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi. 400 kadrosu
var; 900 geçici ebe, hemşire, sağlık memuru, röntgen teknisyeni var.
MEHMET SOYDAN (Hatay) – Onları düzelteceğiz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Onun için, bu sözleşmeli
personel konusunda... Bir kere, yedi yıldır çalışıyor aynı hemşire, bir de temizlik
şirketi ihalesine sokularak. Böyle bir hastanede verimlilik olur mu? Acaba, bu
hastanede bu insanlar mı hastalara bakacak; yoksa, hastalar mı bu insanların
sorunlarını çözecek, psikolojik tedavilerini yapacaklar?
FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) – O işe girmek için kaç tane
torpil aradı biliyor musun?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, bu hepimizin
sorunu. Kaç tane torpil meselesi değil, lütfen, istirham ediyorum; bu, bu
ülkenin gerçeği, bu, üniversitelerin gerçeği. Onun için, Sayın Bakanım, özellikle...
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Notu alındı.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Notu alındı” değil,
notun uygulanması lazım.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Saat kaç? (CHP sıralarından
gürültüler)
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) – Uykun geldiyse evine git,
yat.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibe...
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ünal Bey, hayır yani,
bunları konuşmayı lüzumsuz görüyorsanız...
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu...
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ünal Bey, lüzumsuz
görüyorsanız onun takdiri, bağış da bizimdir.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu...
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Lüzumsuz değil.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben, toplumun gerçeğini
söylüyorum, benim şahsî meselem değil, bağışlayın; erken bitirelim de gidelim
diyorsanız konuşmamı derhal kesiyor ve protesto ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, hatipler konuşurken, lütfen,
müdahale etmeyiniz; çünkü, hatibin hem insicamı, konsantresi bozuluyor hem de gerektiği şekilde hitap
edemiyor. Dolayısıyla, yarın her birimizin de buraya çıkıp konuşacağını
düşünürseniz kimse, lütfen, hatiplere müdahale etmesin, istirham ediyorum.
(Alkışlar)
Sayın milletvekilleri, 32 inci madde üzerinde konuşmalar
tamamlanmıştır.
32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
33 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 33. - a) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, sürekli işçileri ile otuz iş gününden fazla süreyle çalıştıracakları geçici işçileri, bütçelerinin (55) ve (66) alt programlarında yer alan l00-Personel Giderleri harcama kalemindeki ödenekleri aşmayacak sayıda ve süreyle istihdam edebilirler.
Toplu iş sözleşmelerinden doğacak yükümlülükler, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri, asgari ücret ve sigorta prim artışı nedeniyle meydana gelecek ödenek eksiklikleri Maliye Bakanlığı bütçesindeki (930-08-3-351-900) ile (930-08-3-356-900) tertiplerinden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Belirtilen alt programlara bu durumlar dışında (sözkonusu alt programlar arasındaki aktarmalar hariç) hiç bir şekilde ödenek aktarması yapılamayacağı gibi bütçenin başka tertiplerinden işçi ücreti ve fazla çalışma ücreti de ödenemez.
Sözkonusu kurum ve kuruluşların birim amirleri fazla çalışma için tefrik edilen ödeneğe göre iş programlarını yapmak, bu ödeneği aşacak şekilde fazla çalışma yaptırmamak ve ertesi yıla fazla çalışmadan dolayı borç bıraktırmamakla yükümlüdürler. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetler nedeniyle yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararları uyarınca yaptırılacak fazla çalışmalar hariç fazla çalışma ücret ödemeleri için hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamaz.
Kurumlar, bütçelerinin (66) alt programına tertip edilen ödenek ile sınırlı olmak üzere yıl içinde aylar itibarıyla çalıştıracakları geçici işçilerin sayılarını, bunların çalıştırılacakları birimlere göre dağılımını (merkez teşkilâtında birimler, taşra teşkilâtında ise bölge ve il müdürlüğü olarak) gösteren cetvelleri, yapılan hesaplamalarla birlikte Nisan ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize ettirmek zorundadır. Yıl içinde yer ve birim değişiklikleri ile aylık dağılımda meydana gelecek değişiklikler de aynı usule göre vizeye tabidir. Bu vize işlemi yapılmaksızın geçici işçi istihdam edilemez ve ödeme yapılamaz. Memurlar eliyle görülmesi gereken işlerde istihdam edilmek amacıyla işçi alınamaz.
Yukarıdaki hükümlere aykırı uygulamalardan ita amirleri ve tahakkuk memurları ile ödenek üstü harcama yapan saymanlar sorumludur.
b) Döner sermayeler, fonlar ve bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlar ile 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan kuruluşların 1/1/2003 tarihinden itibaren otuz iş gününden fazla süre ile çalıştıracakları geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları, aylar ve birimler itibarıyla ilgili bakanlığın onayı alınmak suretiyle 30/4/2003 tarihine kadar Maliye Bakanlığına vize ettirilir. Ancak 26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun uyarınca yapılan vize işlemleri yıl sonuna kadar geçerlidir. Kuruluşların geçici iş pozisyonlarında yıl içinde meydana gelecek yer ve birim değişiklikleri ile aylık dağılım değişiklikleri de aynı usule göre vizeye tabidir.
c) (a) ve (b) bentleri kapsamındaki kurum, kuruluş ve fonların kanunla, uluslararası anlaşmalarla veya yılı programı ile kurulması veya genişletilmesi öngörülen birimleri için yapılacak yeni vizeler dışında, 2002 yılında vize edilmiş toplam adam/ay miktarlarını aşacak şekilde vize yapılamaz. Vize edilmiş bulunan geçici iş pozisyonları Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. Maliye Bakanlığınca vize edilen cetvellerin bir örneği, ilgisine göre Sayıştay Başkanlığına veya Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Bu vize işlemi yapılmaksızın ödeme yapılamaz.
d) Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının 1/1/2003 tarihinden itibaren otuz iş gününden fazla süre ile çalıştıracakları geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları, ilgili bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının onayı alınmak suretiyle 30/4/2003 tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına vize ettirilir. 26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun uyarınca yapılan vize işlemleri yıl sonuna kadar geçerlidir. Vize edilen geçici iş pozisyonları Devlet Personel Başkanlığınca başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. Vize ettirilen cetvellerin bir örneği Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Bu vize işlemi yapılmaksızın ödeme yapılamaz.
e) İl özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik ve müesseselerde çalıştırılacak geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları her yıl İçişleri Bakanlığına vize ettirilir. Vize edilmiş bulunan geçici iş pozisyonları İçişleri Bakanlığı tarafından başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. İçişleri Bakanlığı tarafından vize edilen geçici iş pozisyonlarına ait vize cetvellerinin bir örneği Devlet Personel Başkanlığına gönderilir. Bu vize işlemi yapılmadan geçici işçi çalıştırılamaz ve herhangi bir ödeme yapılamaz.
f)
Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin Kamu İşverenleri
Sendikalarına ödemeleri gereken 2003 yılına ait üyelik aidatları, Maliye Bakanlığı
bütçesinde yer alan tertipten ödenir. Yapılacak ödemeler, tertibinde yer alan
ödenek tutarıyla sınırlı olup, bu tertibe bütçenin diğer tertiplerinden hiç bir
şekilde aktarma yapılamaz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, CHP Grubu
adına İzmir Milletvekili Enver Öktem’in söz talebi vardır.
Sayın Öktem, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak
üzere söz almış olduğum 33 üncü madde, diğer bütün maddeler gibi, bütçenin
genel felsefesini yansıtacak hükümler içerdiği için, söyleyeceklerim, sadece bu
maddeyle ilgili değildir, bütçenin tümüyle ilgili olacaktır.
Değerli milletvekilleri, AKP hükümetinin seçimlerden önce kendisini
de iktidara getiren ülke koşullarını değiştirme yönünde sarf ettiği kuru
vaatlerinin tam zıddı bir iktisadî, siyasî ve sosyal politika geliştirdiğini
ilk beş aylık icraatlarında görmek mümkündür. Avrupa Birliği, Kıbrıs ve hâlâ
içerisinde bulunduğumuz Irak Savaşı gibi uluslararası meselelerde, en ciddî
ulusal stratejik konularda nasıl acemilik yaptıklarını izledik; devlet
ciddiyetinin gerektirdiği hiçbir bilgiyi ve teamülü özümsememiş olduklarını
gördük. Çalışma hayatına ve sosyal sorunlara nasıl baktıklarını, çalışanların
NEMA alacaklarını âdeta gasp ederken, milyonlarca işçiyi ilgilendiren asgarî
ücrete açlık sınırının bile yarısı kadar değer biçerken, memur maaşlarına reva
gördükleri zam oranından ve daha geçen hafta “İş Yasası” adı altında Meclis
önüne getirilen kölelik yasasını ısrarla savunup, işçilerin en temel hakları
olan İş Güvencesi Yasasının uygulanmasını erteletirken, yüzlerini görmek mümkün
oldu. Kısacası, “yoksulluğa hayır” diye iktidara geldiler; kendilerinden önceki
iktidarların başlatmış olduğu yoksullaşma programına kesin ve kararlı bir dönüş
yaptılar, 57 nci hükümetin bıraktığı yerden daha hızlı bir şekilde devam etme
kararı aldılar. Geçmiş hükümetin bıraktığı yerde, zaten, IMF bekliyordu;
gerekli brifingi aldılar, bu yüzden yabancılık da çekmediler. Şimdi, önümüze
getirdikleri bütçe tasarısıyla, yoksulların yoksullaştırılması programını nasıl
uygulayacaklarını anlatıyorlar.
Değerli milletvekilleri, bütçe yasası, nihayetinde gider ve
gelir rakamlarından oluşan bir belgedir. Önemli olan, bu rakamların altında
saklı olan felsefedir; öncelikle, bu bütçenin felsefesine bakmamız
gerekmektedir. Bu felsefenin hangi ilkelerden oluştuğu, hükümetin şimdiye kadar
sergilemiş olduğu icraatlardan zaten anlaşılmaktadır. Bütçe tasarısıyla, bu ilkeleri,
hangi kaynaklarla nasıl uygulayacaklarını ifade etmeye çalışıyorlar; aslında,
çok açık söylemiyorlar, çeşitli karmaşık rakamlarla, usturuplu kavramlarla asıl
niyetlerini saklamaya çalışıyorlar; belki de çekiniyorlar. Onların işini biraz
olsun kolaylaştırmak için, bu felsefenin temel ilkelerini, herkesin anlayacağı
bir dilde, biz açıklayalım; böylece, onları da, onlara inanan seçmenlerini de,
halkımızı da rahatlatmış oluruz.
Önümüze getirdikleri bu bütçeyle ve uygulamayı düşündükleri
ekonomik modelle, bakın, aslında ne diyorlar: Sermayenin, özellikle, paradan
para kazanan rantiyeci sermayenin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
Yatırıma yönelik sermayenin, istihdam yaratan, katmadeğer sağlayan, yani,
gerçek anlamda ulusal olan ve ulusa katkı sağlayan sermayenin ve üretici
yatırımların geliştirilmesi önemli değildir. Önemli olan, uluslararası finans
tekellerinin ve bunların yerli acentelerinin önünü açmaktır; bunun için, ne
gerekiyorsa yapmak gerekir. Bu yüzden, vatandaşın vergi yükünü daha da artırmalı,
vatandaşları tasarrufa teşvik etmeli, kemerlerini daha çok sıkmalıyız. Buradan
sağlanan değerleri de, faizciye, tefeciye sermaye aktarmasını becermeliyiz.
İstihdam yaratıcı, katmadeğer sağlayıcı yatırımların bütçe ödenekleri
içerisindeki payı, 1980’li yılların başında yüzde 20’leri bile aşarken, şimdi,
bu oranın yüzde 4’lere düşmesi de çok önemli değildir. Borçlarımızı, ancak,
yine, borçlanmayla ödeyebiliriz; zaten, IMF de böyle istiyordu. O zaman ne
yapmalıyız; tasarrufu ve geliri artırıcı tedbirler almalıyız. Peki, kimlerin
geliri artırılmalıdır; borçlu olduğumuz sermaye çevreleriyle göbek bağı olan
kesimlerin; yeni paradan para kazanan piyasa aktörlerinin, piyasa
oyuncularının, spekülatörlerin, rantiyecilerin, faizcilerin; zaten, borçlanma
batağına girmemiz de, faiz kıskacına alınmamız da onların ekonomik modellerinin
ta kendisi değil midir. Bu modele sahip çıkmamız gerek. Peki kimler tasarruf
etmeli, kimler daha çok sömürülmelidir; tabiî ki, her zaman olduğu gibi,
emekçiler, dargelirliler, köylüler, memurlar ve esnaflar sömürülmelidir. IMF
güdümlü bütçe tekniğinin temel ilkelerinden olan faiz dışı fazla ancak böyle
sağlanabilir. Son on yılda, 210 milyar dolardan fazla faiz ödedik. Bu yıl da,
65 katrilyondan daha fazla faiz ödememiz gerekecek; üstelik, bu da yetmeyecek,
bu ödemeleri erteleyemeyiz. Bunları engelleyecek, üreticisiyle, emekçisiyle,
gerçekten verimli ve üretken bir ekonomi kuracak mecalimiz ve irademiz yoktur.
Böyle gelmiş, böyle gidecek. Çalışanların, daha çok fedakârlıkta bulunması gerekmektedir.
Gereksiz harcamalar derhal ortadan kaldırılmalıdır;
örneğin, tarıma, sosyal güvenliğe, işsizliği önleyici yatırımlara sağlanan
katkılar derhal kaldırılmalıdır.
Daha önceki hükümetin müsrifliğinden kaynaklanan tarım
kesimine yönelik doğrudan destekler derhal ortadan kaldırılmalıdır.
Memur maaş zamları en aza indirilmelidir. Asgari ücret
derhal sınırlandırılmalıdır. İşçi ücretlerinin makul seviyede tutulabilmesi
için de, buna uygun bir iş kanunu hazırlanmalı ve iş güvencesi tamamen ortadan
kaldırılarak, sermaye daha çok rahatlatılmalıdır. Ayrıca, toplu iş
sözleşmeleriyle ücret artışlarının da önüne geçilmeli, bu duruma direnebilecek
sendikal örgütler de bir şekilde mutlaka etkisizleştirilmelidir.
Halkın, ücretlilerin satınalma gücü düşürülürse, enflasyonun
da önüne geçilir. Zira, halkın parası olmazsa talebi de olmaz, talebi olmazsa
da enflasyon yükselmez.
Gayri safî millî hasılanın yüzde 22’sine ulaşan faiz
gelirlerine dokunulmamalı; ama, düşük gelir gruplarından, çalışanlardan alınan
vergiler daha çok artırılmalıdır; çünkü faiz sevap, çalışmak haramdır.
Çalışanlar, üretenler cezalandırılmalı, üretenlerin
sırtından beslenen faizci asalaklar daha iyi beslenmelidir.
İşsizlik oranının çok yüksek olduğu, ekonomik büyümenin
durma noktasına geldiği doğrudur; ama IMF programını takip ettiğimize göre de,
bunda da bir yanlışlık yok demektir. Bu ağır ve meşakkatli bir iştir. Dışborç
stokumuz 133 milyar dolar, içborç stokumuz 160 katrilyondur; yani iç ve
dışborcumuz gayri safî millî hasılamızın yüzde 96’sıdır. Tam bir borç kıskacı
altındayız. Borçlular beklemez, elimizdeki iki, üç kuruşu da heba edemeyiz,
ettiremeyiz, borçlarımızı ödememiz gerekir. Tek umudumuz savaşın diyeti olan
ABD yardımıydı, bu da olmadı; aslında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Sadece IMF’nin
direktiflerini yerine getiriyoruz.
Değerli milletvekilleri, aslında siyasal iktidar, az önce
onların ağzından temel ilkelerini sıraladığım felsefelerini ve ekonomik
modellerini harekete geçirecek bir bütçeyi ve ekonomik programı benimsemiştir.
Kendilerini iktidara getiren yoksulların yüzlerine bakamadıkları için, bizim az
önce söylediğimiz açıklıkla bunları bir türlü dile getiremiyorlar.
Seçimlerden önce ve hemen sonra AKP’liler seçmenlerine
mesaj vermek ve IMF’ye karşı olduğunu göstermek için, IMF’yle her şeyi yeniden
müzakere edeceğiz ve programa sosyal boyut katacağız demişlerdir; ancak,
maalesef, bu sözlerinde de, bir türlü, duramamışlardır. Hükümet, kraldan daha
çok kralcı tavrını o kadar kararlı bir şekilde yerine getirmektedir ki,
Türkiye’nin uyguladığı ekonomik modelin mimarlarından olan Dünya Bankası bile,
sosyal konulara eğilmediği için, hükümeti uyarmıştır.
Değerli milletvekilleri, bu bütçe, bir borç ödeme ve
yoksullaşma bütçesidir. Hükümetin uyguladığı ekonomik program, yoksulların
yoksullaştırılması, faizcilerin nemalandırılması programıdır! Aslında, bütçe
tekniği açısından da, gerçekçi bir bütçe değildir, aceleyle, çalakalem
hazırlanan bir bütçedir.
Değerli milletvekilleri, bir ülke de, bu kadar acemi insan
mantığıyla yönetilir mi?! Blöf, küçük hesap, tefeci kurnazlığı, ilkesizlik,
kararsızlık, ne ararsan var bu hükümette! (AK Parti sıralarından “Ayıp”
sesleri)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Yüzde 51 oy veren Çorum halkı...
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Bu hükümet, büyük bir devlet
geleneği olan, büyük ve onurlu bir ulusal kurtuluş mirası olan, binlerce yıllık
kültürel birikime sahip Türkiyemiz ve ulusumuz için, maalesef, talihsizliktir.
Değerli milletvekilleri, AKP’nin hükümet programına göre,
devletin ekonomideki temel rolü, piyasalarda serbest rekabet koşullarını
sağlamak ve teşebbüs gücünün önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu bütçe de, tam
anlamıyla, bu anlayışla hazırlanmıştır.
Bu anlayışa göre, devlet, küreselleşme ve küresel finans
oligarşisine uygun bir şekilde, sadece, sermaye için var olacaktır! Bu yüzden,
ulusal kalkınma, sanayileşme, ekonomik dengesizliğin önlenmesi terk
edilmelidir! Piyasa aktörlerinin önü açılmalı, devlet küçültülmelidir! AKP
programına göre, buna uygun bir şekilde, yatırımcının önündeki bürokratik
engeller de kaldırılmalıdır!
AKP’nin hükümet programından, yeni ekonomik tedbirler
paketinden ve bütçe tasarısından da tam olarak anlamaktayız ki, önümüzdeki
dönem, dargelirliler, emekçiler, işsizler, köylüler, yani, gerçek anlamda halk
için, pek iç açıcı değildir.
BURHAN KILIÇ (Antalya) – Zaten emekçiler sizi bu hale
getirdi...
ENVER ÖKTEM (Devamla) – Tabiî!..
Yine, ekonomik kriz içerisinde, iyice yoksullaştırılan,
hayatta kalabilmek için kredi almak zorunda kalan, faiz ve borç batağına
sürüklenen köylüler, bütçede tamamen gözardı edilmiştir!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Bunları Kemal Derviş yapmadı
mı?!
BAŞKAN – Sayın Öktem, size 1 dakika eksüre veriyorum,
lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
ENVER ÖKTEM (Devamla) – Çok uzağa gitmeye gerek yok,
Başkent Ankara sınırları içerisindeki Şereflikoçhisar köylülerinin acı
haykırışını buradan bile işitebiliyoruz. Hiç değilse, Büyük Kışla, Acıkuyu,
Şekerköy, Avinköy, Damlacık Köyü, Şanlıkışla Köyü halklarının seslerine kulak
veriniz. Ülkemizin bütün köylülerinin ortak dertlerini seslendiriyorlar.
Mesela, Şanlıkışla Köylüleri diyor ki: “Hükümet, zaten perişan olmuş köylüye,
Dünya Bankası kredileriyle verileceği söylenen doğrudan gelir desteğine bile
göz dikmiş durumdadır. Tarım kredi kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan
kredi borçlarımızın faizini bile ödeyebilecek durumda olmadığımız açıkken,
sanki başka ülkenin vatandaşlarıymışız gibi, mallarımıza, mülklerimize haciz
konulmuştur. Doğrudan gelir desteğiyle alacağımız üç beş kuruş paraya da, bu
borçlarımıza mahsuben el konulmuştur.” Bu, tam bir mizahtır. Atatürk'ün, “köylü
efendimizdir” dediği bu noktada, Şanlıkışla Köyü devlet tarafından
haczedilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, konuşmamı bitirirken şunu ifade etmek
istiyorum: Aslında, iktidarımızı temsil eden partimizin adı Adalet ve Kalkınma
Partisidir. Korkarım ki, bu partimizin adı, halkımız tarafından, adaleti
katleden parti şekline gelecektir. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])
Hepinize saygılar sunarım.
BAŞKAN – Sayın Öktem, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, 33 üncü madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
34 üncü maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Diğer
Hükümler
MADDE
34. - 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun ek 8 ve ek 9 uncu, 13/11/1996
tarihli ve 4208 sayılı Kanunun 3 üncü, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanunun
38, 40 ve 41 inci maddelerine ve 13/10/1983 tarihli ve 2919 sayılı Kanuna göre
görevlendirilenler ile güvenlik görevlileri hariç, ilgili mevzuatı uyarınca
diğer kurumlarda geçici olarak görevlendirilen ve kadro aylıklarını kendi kurum
veya kuruluşlarından alan memurlar veya kamu görevlileri, geçici olarak görev
yaptıkları kurum personelinin yararlandığı ve ilgili mevzuatında sözkonusu
personele de ödenebileceği belirtilen her türlü tazminat, fazla mesai ve diğer
ödemelerden yararlanamazlar.
BAŞKAN –Sayın milletvekilleri, 34 üncü madde üzerinde söz
talebi ve önerge yoktur.
34 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, saat 00.30’da toplanmak üzere,
Birleşime ara veriyorum.