BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

27 Mart 2003 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ  (Ordu),Yaşar TÜZÜN(Bilecik)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün 10 uncu turun görüşmelerini yapacağız.

10 uncu turda, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı ile Gelir Bütçesi yer almaktadır.

 

KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN  GELEN DİĞER İŞLER

  l.- 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/530; 1/531; 1/280, 3/87, 3/89, 3/90; 1/281, 3/88) (S.Sayısı:  76, 77, 78, 79)

 

A)      ENERJİ VE TABİî KAYNAKLAR  BAKANLIĞI

1.-   Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-    Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

a)       PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-   Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

B) MALİYE BAKANLIĞI

1.-     Maliye Bakanlığı    2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-     Maliye Bakanlığı  2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

C)      GELİR BÜTÇESİ                                           .(X)

 

BAŞKAN– Komisyon ?..Yerinde.

Hükümet?..Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 18.3.2003 tarihli 49 uncu Birleşimde bütçe görüşmelerinde, soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır.

Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre içerisinde, sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Onuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi; AK Parti Grubu adına Kayseri Milletvekili Taner Yıldız, Trabzon Milletvekili Asım Aykan, İstanbul Milletvekili Gülseren Topuz, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün.

Şahısları Adına; lehinde, Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız, Bursa Milletvekili Mehmet Emin Tutan, Konya Milletvekili Remzi Çetin, Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli; aleyhinde, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan, İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay’ın.

Buyurun Sayın Uzunbay. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Uzunbay, Grup adına tanınan yarım saatlik konuşma süresini arkadaşlarınızla mı paylaşacaksınız, tek başınıza mı kullanacaksınız?

SEDAT UZUNBAY (İzmir) – Sayın Başkan, gelir bütçesi üzerinde konuşma yapacak arkadaşımın süresinden yaklaşık 2 dakikayı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi için ben kullanacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunbay.

CHP GRUBU ADINA SEDAT UZUNBAY (İzmir) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının 2003 yılı bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum; ayrıca, bugüne kadar izlenen enerji politikalarının yanlışlığını anlatabilmek için çaba sarf eden herkesi, enerji alanındaki tüm çalışanları ve elektrik, doğalgaz, akaryakıt fiyatları karşısında çaresiz kalan halkımızı ve sanayicimizi de saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri; enerji, ülkemizin gelişmesi, sanayileşmesi ve halkımızın gönencinin artırılmasında belirleyici bir etkendir. Enerjide planlama şarttır; üretimde keyfîliğe, bilimsellikten uzak talep tahminlerine, savurganca yatırımlara yer yoktur. Türkiye’de, enerji alanına planlı bir anlayışla yaklaşılmamıştır. Doğalgazın ve elektriğin pahalı olmasının en temel nedeni, geçmiş iktidarın yanlış enerji politikası ve doğalgaza ağırlık veren elektrik üretim tercihidir. Hidroelektrik ve linyit kaynakları gereğince değerlendirilmemiştir. Yurtiçi kömür, petrol ve doğalgaz aramaları durdurulmuştur. Bugün, zengin ve elektrik üretimine uygun linyit kaynaklarımız varken, kömürü de ithal eder durumdayız. Enerjiyi bir kamu hizmeti değil rant kaynağı olarak gören çarpık anlayış, hem elektriğin hem doğalgazın pahalı olmasına sebep olmuştur. 1990’lı yılların başından bu yana, yeterli ödenek verilmeyerek, hidroelektrik ve kömüre dayalı termik santral yapımı geciktirilmiştir. Türkiye, enerji yönünden darboğaza sürüklendikten sonra, yeterli yatırım yapılmazsa ülke karanlıkta kalır korkutmacasıyla, büyük ölçüde ithal doğalgaza dayalı, dışa bağımlılığı gittikçe artıran, kasıtlı bir enerji politikasıyla yönetilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün, en ucuz elektriğin üretildiği birçok hidroelektrik ve kömüre dayalı termik santralda üretim düşürülmüştür. Şimdi, ucuza üretebileceğin elektriği üretmeyeceksin, pahalıya ürettiğin elektriği üretmeye devam edeceksin ve bunu durdurma basiretini gösteremeyeceksin. Böyle bir şey kabul edilemez. Üretim doğalgaza kaydırıldı; çünkü, doğalgaz taahhüdün var, almazsan, almış gibi ödeyeceksin. Kullanmadığımız halde, 2001 yılı için, Rusya’ya ve İran’a yüzmilyonlarca dolar ödedik. Elektrik üretiminde doğalgaz payı, komşumuz Yunanistan’da, 2000 yılında yüzde 23,8 iken, Türkiye’de, 2000 yılında yüzde 37, 2002 yılında yüzde 50 civarındadır ve bu rakam, gittikçe artmaktadır. Ülkeyi gittikçe artan bir şekilde dışa bağımlı hale getiren bu yanlışlara, bugüne kadar, AKP hükümetleri de “dur” deme cesaretini gösterememiş, aynen devam etmektedirler.

Sayın Bakan, bakanlık görevine geldiği günden bu yana hiçbir icraat yapamayıp, sadece yakınmıştır. Sayın Bakan, siz icra makamısınız; yakınma makamı değil. Bir yanlış görüyorsanız, müdahale edeceksiniz ve durduracaksınız. Politikanız ne ise onu uygulamaya koyacaksınız. Politikanız bunu değiştirmek ise, ne zaman yapacaksınız? Yoksa, diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da, hiçbir hazırlığınız yok da yeni mi öğreniyorsunuz?! Politikamız, ucuz elektrik vaadinden vazgeçtik, izlenen politikalara devam etmektir diyorsanız -ki, bugüne kadarki icraatlarınızdan bu anlaşılıyor- bunu bilelim. Bu gerçeği, pahalı elektrik ve doğalgaz kullanmak zorunda kalan herkes bilsin. Size oy veren, rekabet gücü elinden alınmış sanayicimiz, esnafımız, çiftçimiz, çalışanımız ve emeklimiz bilsin. Bugüne kadar, hiçbir kaynak yaratamadan, ucuzlatacağınızı söylediğiniz her şeye -mazota, doğalgaza ve elektriğe- zam yaptınız, vergi koydunuz. Bu konuda, cumhuriyet hükümetleri içinde, dört ay gibi kısa zamanda, tüm rekorları ele geçirdiniz ve her geçen gün bu rekorları yeniliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanımız demeç veriyor; Türkiye’de elektriğin yüzde 44’ünü tüketen 100 000 sanayi ve ticaret abonesini takibe aldık; kaçak elektrik kullananların üzerine gidiyoruz diyor. Bu zaten senin görevin Sayın Bakan; bunu yapacaksın, yapmalısın! Enerji Piyasası Kurulu Başkanı da, ben bu kayıp kaçak hesabına akıl erdiremiyorum; her defasında hesaplar değişiyor anlamına gelecek açıklamalar yapıyor; yani, o bile emin değil. Türkiye’de, elektrikte kayıp kaçak oranının yüzde 23 civarında olduğunu kabul edelim. Bu kayıp, kaçak demek, iki adet Keban Santralının ürettiği elektrik demektir. Bu kaçak, yaklaşık 1,5 milyar dolar demektir. Bu kayıp kaçak demek, orta halli bir ailenin cebinden her ay 10 ilâ 12 milyon lirayı farkında olmadan almak demektir.

Değerli arkadaşlar, santraldan şebekeye olan kaybı sıfıra indiremezsiniz. Santral, hat, trafo merkezleri, şehirlerdeki şebeke kayıpları, ibadethaneler ve şehir aydınlatmaları yüzde 15 civarında tutmaktadır. Bu yüzde 15’in üzerindeki değerleri kayıp olarak kabul ediyorsanız eğer, gereken yatırımı yapmıyorsunuz demektir. Eğer kaçak olarak kabul ediyorsanız görevinizi yapmıyorsunuz, kaçağı yakalayamıyorsunuz demektir.

Biz, elektriğin ve doğalgazın ucuz olmasını, ucuzlatılmasını, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızdan daha çok istiyoruz, buna emin olabilirsiniz; hem de sadece Ege’de, Marmara’da değil, ülkemizin her tarafında.

Kurul, tek tip tarifeden vazgeçerek bölgesel tarife ya da il bazında tarife uygulayacakmış. Bununla, sanayi elektriğini Ege’ye 96 000 liradan, Hakkâri’ye de 278 000 liradan satacakmış. Ege ve benzeri yerlerdeki elektrik fiyatını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak uygun bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Ancak, ülkenin elektrik ihtiyacının hem yarısından fazlasını hem de en ucuzunu üreten Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine üç katı daha fazla fiyatla satılmasına karşı çıkıyoruz, işte, bunu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak kabul etmiyoruz. Bunun neresi adalet, bunun neresi kalkınma, bunun neresi ak?

Bu sistem, uygulanmak istenen şekliyle Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır ve kaçak kullanımı daha da artıracaktır; ama siz, bizi değil, başkalarını dinlersiniz; yakında IMF veya Dünya Bankasının bir yetkilisi çıkar Hakkâri’deki elektrik tarifesinin sizin istediğiniz gibi olmayacağını söylerse, bundan hemen vazgeçersiniz.

Değerli milletvekilleri, elektrikte ucuzlama sadece kayıp, kaçak durumuna göre hesap yaparak ve bunun faturasını halka çıkararak sağlanamaz. Doğalgazı pahalıya alıyorsun, bu pahalı doğalgazla, yabancı – yerli ortaklıklara doğalgaz elektrik santralı kurdurmuşsun; elektrik almazsan, almışsın gibi ödeyeceğini de taahhüt etmişsin. Kamunun işlettiği doğalgaz santrallarının kilovat/saat maliyeti 4 sent civarında, özel sektörün işlettiği doğalgaz santrallının kilovat/saat maliyeti 11 sent. TEAŞ, özel sektörden 11 sente aldığı elektriği TEDAŞ’a 4 sentten satarak, 2000 yılı için 800 milyon dolar zarar etti. Bu zarar, 2002 yılı için yaklaşık 1 milyar dolardır. Elektriği ucuzlatmak istiyorsan, önce bunlardan başlayacaksın Sayın Bakan.

Elektriğin en ucuz olduğu yer, onun üretildiği yerdir. Elektrik santralına yakın olduğu için, hatlarda kaybolan elektrik daha azdır. Bir şeyi fabrikasından alırsanız, en ucuza alırsınız. Aldığınız yer, üretilen yere uzak ise ulaşım ya da nakliye masrafı ilave edilir ve maliyet yükselir. Keban’da üretilen elektrik maliyeti yaklaşık 1 senttir. Bu tekniğe göre, o çevrede elektrik, Türkiye’de en ucuz elektrik olmalıdır. Keban’da üretilen elektriği en pahalıya bu bölgeye satmak, adil bir davranış değildir.

Sayın Bakan, bu bölgede kabul edilebilen değerin üstündeki kayıpları önlemek, tahsilatı yapmak ve kaçağı önlemek lazım. Bu, sizin göreviniz. Hem görevinizi yapmayacaksınız hem de kaybı, kaçağı halka yükleyeceksiniz!.. Görevinizi yapın, borcunu ödeyen insanlara niye ek yükler çıkarıyorsunuz?! Niye, benim orta halli bir ailem, ayda 10 000 000-12 000 000 kaçak parası ödesin, yazık değil mi?!

Sayın Bakan, elektriğin pahalı olmasının sebebi olarak, sadece TRT’yi gördünüz ve yüzde 3,5 olan bu payı yüzde 2’ye indirdiniz. Bu devede kulaktır. Devletin radyosu ve televizyonunu işlevsiz hale getirecek her türlü davranıştan kaçınmalısınız ve onun karşılaşacağı ekonomik sıkıntıları, mutlaka karşılamalısınız.

Enerji politikamız, enerjinin verimliliğini artırmak, yoğunluğunu azaltmak ve tasarrufuna özen göstermek olmalıdır. Çağdaş enerji politikalarında hedef, yalnızca kişi başına kullanılan enerji miktarını artırmak değil, en az enerji harcamasıyla en fazla enerji üretecek ve tüketecek sistemi kurabilmektir.

Ülkemizin enerji politikasını oluşturmak için çıkarılan yasaları, günün ve ülkenin koşullarına ve çıkarlarımıza uygun bir şekilde yeniden düzenlemeliyiz.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunda, tüketiciler, sanayi ve ticaret odaları ile ilgili meslek odaları temsil edilmelidir. Bu kurulun, mutlaka yargısal denetime tabi olması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, yerli ve yabancı sermayeyle, 1995’ten bu yana, yap-işlet-devret modeliyle doğalgaz, küçük hidroelektrik ve rüzgâr santralları kurulabilmiştir, termik ve büyük hidroelektrik santralı kurulamamıştır. Üstelik, bu yatırımlar için kullanılan dış krediye Hazine garantisi, kullanılan doğalgaz için BOTAŞ’tan doğalgaz temin garantisi, üretilen elektrik için TEAŞ’tan satın alma garantisi verilmiş olup, bunların tahkim hakları da vardır.

Her türlü garanti varken, yerli özel yatırımcıların elektrik piyasasında yer almaları sınırlı düzeyde kalmıştır. Elektrik sektörünün tamamen liberalleşmeye açılmış olmasına rağmen, sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle 1995’ten bu yana, özel şirketlerin sektördeki payları yüzde 30-35 seviyesine ulaşmıştır. Her türlü garantisi olan bu özel şirketler, kamunun dışında kurulacak hangi şirketle rekabet edebilecektir? Şimdi, garantiler olmaksızın, yerli yatırımcıların sektöre katkıları olamayacaktır.

Büyük ümitlerle kurulan serbest elektrik piyasası, şimdiden kilitlenmiştir, çalışamaz bir durumdadır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, serbest rekabet yoluyla elektrik fiyatlarını düşüremeyeceğini anlamıştır. Kurul, elektrik fiyatlarını ucuzlatabilmek için özel şirketlerden jest yapmalarını, yani sattıkları elektrik fiyatlarında indirim yapmalarını rica etmiştir.

Bugün için 10 milyar kilovat saat elektrik üretim fazlamız vardır; ancak, bu süreyi çok iyi değerlendirmeliyiz. Çevre dostu ve temiz enerji kaynakları olan rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle ve hidrojeni olabildiğince hızla ve etkin bir biçimde değerlendirmeliyiz.

Nükleer enerjide bugünkü teknolojik düzeyle işletme emniyeti sağlanamamıştır. Nükleer atıkların tehlikesiz bir biçimde depolanması ve saklanması son derece zor ve pahalıdır. Birçok ülke bu nedenlerle nükleer enerji santralı yapımından vazgeçmiştir. Bizim için doğal kaynaklarımızın öncelikle değerlendirilmesi ve nükleer enerji konusunda ar-ge çalışmalarının içinde yer alarak ve bu konudaki teknolojik çalışmaların sonucunu beklemek en uygun yöntem olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de linyit ve hidrolik potansiyelin sadece üçte 1’lik bir bölümü kullanılmaktadır. Yaklaşık 50-55 milyar kilovat saat küçük hidrolik potansiyel vardır.

Ülkemizin rüzgâr haritaları çıkarılmıştır, bunları öncelikle değerlendirmeliyiz.

Küçük ve orta ölçekli hidroelektrik santralı ile rüzgâr santralları yapımında yerli girişimcilerimizin katkısını sağlamak için bazı kolaylıklar getirilebilir. Hidroelektrik ve rüzgâr santralları için gereken türbin, jeneratör ve diğer imalatı yurt içinde gerçekleştirelim ve teşvik edelim; bunun örnekleri vardır.

Santralların devir süresini 20 yıl yerine, daha uzun süreli kabul edelim, ön etüt ve fizibiliteleri kamu eliyle gerçekleştirelim.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim meydanlarında, iktidara geldiklerinde, yolsuzlukların üzerine gideceğini söylemişti. Ulusal çıkarlarımızı ve kamu yararı gözetmeyen anlaşmaları, tüm eleştirilere rağmen, âdeta meydan okurcasına imzalayanlara, bugüne kadar hiçbir yaptırım uygulanmaması, inanılmaz ve kabul edilemez bir anlayıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunbay, konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2 dakika süre veriyorum.

SEDAT UZUNBAY (Devamla) – Cumhuriyetin uzun yıllar süren birikimiyle kurulan Bakanlığa bağlı kurumların entegre yapıları, geçen yönetimler döneminde parçalanmış ve yönetimleri eş dostla doldurulmuştu. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, bunu tersine çevirmek yerine, aynen sürdürmektedir; eski partizan ve ehliyetsiz kadrolar yerine kendi ehliyetsiz yakınlarını yerleştirmektedir. Bu anlayış, enerji kurumlarının çökmesini kaçınılmaz kılacaktır.

Değerli milletvekilleri, Devlet Su İşlerinin 2003 yılı bütçesi 3,5 katrilyon liradır. 31 adet baraj inşaatı devam etmektedir. Bu ödeneklerle, bunların planlanan sürede bitirilebilmesi olanaklı değildir. Şu anda, hidroelektrik santral potansiyeli elektrik üretiminin yüze 37’sini karşılayacak durumdadır. Devam eden 31 projenin tamamlanması halinde, bu pay, yüzde 8 artarak, yüzde 45’e çıkarılabilecektir.

Devlet Su İşleri, tam elli yılda 34 milyar dolar ödenek aldı; ancak, sadece son yirmi yılda 26 milyar dolarını iade etti. Kamu mülkiyetindeki hidroelektrik santrallardan üretilen elektriğin bedeli yaklaşık 1,5 milyar dolardır. Bu gelirle muz alacağımıza, doğalgaz alacağımıza devam eden işlerin finansmanında kullanalım ve yüzde 8’lik artışı mutlaka gerçekleştirelim.

Değerli milletvekilleri, İzmir Küçük Menderes Havzasındaki Beydağ ve Yortanlı Barajları için ayrılmış ödenek çok komiktir. Bu yöre insanı, yıllardır, sabırsızlıkla bu barajları bekliyor. Her yıl, sembolik ödeneklerle hiçbir şey yapılmadan geçiştiriliyor. Bu, yöre halkıyla dalga geçmek; bu, yöre halkını cezalandırmaktır.

Sayın Bakanım, tarımsal sulama kaynaklı elektrik borçlarını ödeyememiş çiftçilerimiz, artık, tek tek cezaevine girmeye başlayacaktır. Bu konuda, bugüne kadar yaptığınız açıklamalarda “1 Nisana kadar olan borçlar için 24 taksitte ödeme kolaylığı getirecek ve hatta peşin ödeyenlere yüzde 20 indirim yapacağız” demiştiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunbay. (AK Parti sıralarından alkışlar) 

SEDAT UZUNBAY (Devamla) – 2 dakikalık süreyi kullandım mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Uzunbay, uygulamayı biliyorsunuz; teşekkür ediyorum.

SEDAT UZUNBAY (Devamla) – Sayın Başkan, son paragraf...

BAŞKAN – Buyurun, Genel Kurul sesinizi duyuyor, o şekilde hitap edebilirsiniz.

SEDAT UZUNBAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının 2003 yılı bütçesine, ciddî bir enerji politikası oluşturmaktan uzak bir bütçe olması nedeniyle olumsuz oy kullanacağımızı bildirirken, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, diğer alanlarda olduğu gibi, ülkemizin ulusal güvenliği ve ekonomik güvenliği için en yaşamsal alanlardan biri olan enerji alanında da, bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının atacağı yanlış adımları teşhir etmeye, diğer yandan da usanmadan yapılması gerekenleri sizlere ve kamuoyuna anlatmaya devam edeceğimizi belirtiyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunbay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığı, köklü gelenekleri olan, bir anlamda, devlete bürokrat yetiştirmek gibi bir okul görevini de üstlenen, saygın bir Bakanlığımız; ancak, ne yazık ki, bu Bakanlığımızın henüz bir yasası yok. 1980’lerde çıkarılan bir kanun hükmünde kararnameyle yönetiliyor.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığının hazırladığı ve şu anda görüştüğümüz bütçe, gerçekte bir yıllık bir bütçe olmasına karşın, fiiliyatta dokuz aylık bir süreyi kapsamaktadır. Bu açıdan, bütçenin samimî ve gerçekçi olduğunu söylemek son derece zor. Ben, tahminler ve gerçekleşme olarak, 2002 yılı bütçesiyle bir kıyaslama yaptım. Örneğin, faiz ödemeleri 43 katrilyon lira öngörülmüş olmasına karşın, gerçekleşen miktar bunun çok daha üzerinde olmuş ve bütçe açığını bir anlamda artırmıştır. Yine, sosyal güvenlik ödemeleri olarak 14 katrilyon lira bu bütçede öngörülmüş; ama, maalesef, bunun da tutmayacağı açıktır.

Bütçelerimizin bir başka önemli sorunu var –bu deyim, yüksek yargı organı olan Sayıştaya aittir- bütçelerimiz büyük ölçüde kayıtdışı hesapları, rakamları kapsamamaktadır; yani, kayıtdışı bütçe uygulaması maalesef Türkiye’de geçerlidir. Maliye Bakanlığının, bu kayıtdışı bütçe uygulamasından vazgeçmesi ve Parlamentoya, samimi, gerçekçi rakamları ifade eden bir bütçeyi getirmesi gerekir; çünkü, Anayasamızın 161 inci maddesine göre, bütün rakamların, verilerin, gelirlerin ve harcamaların Yüce Parlamentonun onayına sunulması gerekiyor. Maalesef, bu bütçede, bu da söz konusu değil.

Çözüm, değerli arkadaşlarım: Çözüm “çok yıllı” bütçe uygulamasına geçmektir; bir yıllık değil, en az üç yıllık “çok yıllı” dediğimiz bütçe uygulamasına geçmek, sağlıklı tartışma ortamını Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaratmaktır.

Çok önemli bir konu daha var değerli milletvekilleri: Kesinhesap kanunu burada okunuyor; ama, kesinhesap kanunuyla ilgili olarak, hiçbir rakamın üzerinde durmuyoruz. Kesinhesap kanunu, şimdi görüştüğümüz bir bütçenin, daha daha sonra nasıl gerçekleştiğini bize anlatan bir yasa; ama, maalesef, kesinhesap kanunu -ne Parlamentoda ne komisyonlarda- ciddî olarak görüşülmüyor ve dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yapma işlevi maalesef gerçekleşmiyor. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ciddiyetiyle bağdaşan bir uygulama değil. Batı’daki uygulamalar, çoğu ülkede şöyle: Kesinhesap kanunları ayrıca görüşülür, ayrı komisyonu vardır ve kesinhesap kanunlarının görüşüldüğü komisyonda, iktidar değil muhalefet partileri ağırlıktadır. Dolayısıyla, bir bütçenin parlamentoda sorgulanma işlevi, çok daha sağlıklı yerine getirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçenin gelirleri açısından geçen gün Sayın Bakanımız bir açıklama yaptı: Sayın Genel Başkanımız tarafından, vergi barışı projesiyle ilgili olarak, 10 katrilyon liralık bir rakamın önce ifade edildiğini söyledi; daha sonra, bunun 2,4 katrilyon lira olduğu, bütçeye de bunun 750 trilyon lira olarak geçtiği söylendi. Sayın Maliye Bakanımız, 23 Martta yaptığı açıklamada, bu verilerin doğru olmadığını, böyle bir şeyin ifade edilmediğini belirtti.

Değerli arkadaşlarım, 5 Ocakta, Sayın Maliye Bakanımızın, Hürriyetteki köşe yazarı Sayın Şükrü Kızılot’a verdiği bilgiler var. 5 Ocak tarihli Hürriyet Gazetesini açarsanız, orada, Sayın Bakanımız, Vergi Barışı projesinden 10 katrilyon liralık gelir beklendiğini söylemektedir. Daha sonra, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda 7 Ocakta yaptığı konuşmada, Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün değerli milletvekillerinin de duyacağı gibi, vergi barışından 10 katrilyon liralık bir gelir elde edeceğimizi belirtmektedir. Sanıyorum, sevgili milletvekillerimiz eğer sorarlarsa, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan bu rakamları alabileceklerdir, bu ifadeleri alabileceklerdir.

Gelelim bir başka konuya... Asıl hata şu, değerli milletvekilleri: Maliye Bakanlığı olarak bir tahmin yapabilirsiniz; 2,4 katrilyon lira bekliyoruz veya 750 trilyon lira bekliyoruz diyebilirsiniz. İşin vahim olan noktası şu; bir Sayın Bakan kalkıyor, Plan ve Bütçe Komisyonuna bastırdığı kitaba şu ifadeyi yazıyor: Biz, Maliye Bakanlığı olarak 2,4 katrilyon lira gelir tahmin ettik; ama, IMF bunu doğru kabul etmiyor; o nedenle, biz, 750 trilyon lira yazıyoruz. Bir Maliye Bakanının konuşma metnine bu girmez arkadaşlar. Eğer siz, 2,4 katrilyon tahmin ediyorsanız, 2,4 katrilyon dersiniz; 750 trilyon tahmin ediyorsanız, 750 trilyon dersiniz.

Dünkü bir gazetemizin manşetiydi: “Vergi Barışı Şantaja Döndü...”

Değerli arkadaşlar, şu anda, bütün vergi dairelerinde, vergi denetim elemanları, mükellefleri arıyorlar: Siz, matrahı niye yükseltmiyorsunuz; sizi incelemeye aldık, matrahı yükseltmezseniz inceleme devam edecek; ama, matrahı yükseltirseniz, sizi, inceleme kapsamının dışında tutacağız...

Değerli arkadaşlar, dürüst, vergisini zamanında ödeyen insana, niçin, biz, telefonla rahatsız edip “vergini artır, matrahı artır, artırmazsan seni incelemeye alacağız...” Naylon faturacıyı affettik. Hadi, ona bir şey söylemiyoruz, o zaten artıracak; ama, dürüst, vergisini ödeyen bir insana baskı kurmamızın bir anlamı, bir mantığı var mıdır?!

Vergi adaletini sağlayan yasalar henüz gelmedi değerli arkadaşlarım. Maliye Bakanlığından bekliyoruz, vergi adaletini sağlayan yasaları. Kayıtdışı ekonomiyi önleyeceğiz diye hükümet programında da var, seçim bildirgesinde de var; ama, vergi tabanını genişletecek, kayıtdışı ekonomiyi engelleyecek bir düzenleme şu ana kadar Parlamentoya gelmedi. Sayın Maliye Bakanımız “siz, emeklilere verilen sosyal destek ödemesini görmüyorsunuz da, emekli aylıklarından kesilen yüzde 1 kesintiyi görüyorsunuz” diyor ve bizi eleştiriyor.

Değerli arkadaşlarım, vicdanla düşünmek lazım. Yüzde 1 kesinti, emekli aylıklarından düzenli yapılan bir kesintidir; yani, bir vergi gibidir; her yıl yapılacak bu; üstelik, emekli olmuş kişilerden yapılacak; ama, sosyal destek ödemesi, sadece 2003 yılı için geçerli olan bir ödemedir. Siz bunu her yıl yapsaydınız, hadi, biz bunu görmeyelim diyebilirdik; ama, bir şeyi yapınca sürekli yapıyorsunuz. Zammı verince de onu belli bir süreyle veriyorsunuz. Bunun da adaletle bağdaşır bir yanının olmadığını belirtmek isterim.

Değerli arkadaşlar, vergi tabanını genişletmenin dünyada bilinen iki yolu vardır. Bunlardan birincisi, vergi yasalarındaki istisna ve muafiyetleri kaldırmaktır. Bu konuda, bakalım, Sayın Bakanlığımız nasıl bir tasarı getirecek, istisna ve muafiyetleri nasıl daraltacaklar.

İkinci yolu, vergi yönetimini güçlendirmektir; ama, maalesef, değerli milletvekilleri, hepiniz vergi yönetimiyle zaman zaman muhatap oluyorsunuz, şikâyetleri hepiniz dinliyorsunuz. Bu şikâyetleri giderecek önlemler şu ana kadar Parlamentoya gelmiş değil. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, vergi yönetiminin etkinleştirilmesini, toplam kalite yönetiminin burada da uygulamaya geçilmesini, bürokrasinin azaltılmasını sağlayan uygulamaları bekliyoruz.

Yine, bir başka şey söyleyerek sözlerimi bağlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, vergi adaleti sağlanmadan kayıtdışı ekonomiyi önleyemezsiniz. Eğer, kişilere ağır vergi yükleri getirirseniz, kayıtdışı ekonomiyi özendirirsiniz. Bizim basından öğrendiğimiz kadarıyla, vergi yükünü hafifleten değil, vergi yükünü ağırlaştıran düzenlemeler, maalesef, önümüzdeki günlerde yine Parlamentoya gelecek ve biz, yine, her bütçe görüşmesinde kayıtdışı ekonomiyi önleyeceğimizi söyleyeceğiz, vergi yönetiminin güçlendirilmesini söyleyeceğiz; ama, maalesef, sayın bakanlar, bu işlevlerini yerine getirmeyeceklerdir.

Biz, Maliye Bakanlığının bu bütçesinin gerçekçi olmadığını, samimî olmadığını; bildiğimiz, düşündüğümüz, gördüğümüz ve yakında da göreceğimiz için, buna olumlu oy vermeyeceğimizi belirtir, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, üçüncü konuşmacı, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gelir bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçeler, sadece gelirlerin toplanmasına ve giderlerin yapılmasına izin ve yetki veren teknik belgeler değildir; bu işin yasalarla tanımlanmış olan şeklî yanıdır. Bütçeler, esas itibariyle, hükümet programlarının uygulama aracıdır. Gelirleri toplarken, giderleri yaparken güdülenen amaç, hükümet programında vaat edilen hususların gerçekleştirilmesidir. Gelirin, ekonomide yaratılan millî gelirin yeniden dağıtılmasında çok önemli bir görev üstlenir. Bu görevi yaparken de, hem ekonomi üzerinde hem toplum üzerinde çok derin etkilerde bulunur. Bu nedenle, bütçeleri değerlendirirken, bütçeyle hükümet programlarının topluma vaat edilenlerin neler olduğunu bilmek, bu programlarla bütçeler arasındaki bağı korumak ve değerlendirmek gerekir.

Gerek 58 inci ve gerekse 59 uncu hükümet programında ve bunların ayrılmaz bir parçasını oluşturan acil eylem planında yer alan hususların, bu bütçede ne kadar yer aldığına, ne kadar gerçekleşebilir olduğuna değinmek gerekir. Tabiî ki, konumuz gelir bütçesi olduğu için, ben, bu değerlendirmeyi gelir bütçesi açısından yapmak istiyorum.

Konsolide bütçenin gelir toplamı 100,7 katrilyon liradır. Genel bütçe gelirleri toplamı ise, 100,3 katrilyon liradır. Bunun yüzde 85,6’sı vergi gelirlerinden oluşmaktadır. Ben, daha çok, bu vergi gelirleri üzerinde durmak istiyorum.

Hükümeti kuran Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim beyannamesinde vergi konusunda tam 15 tane taahhütte bulunmuştur. Bunlardan malî miladın kaldırılması ve vergi affını –iki tanesini- bir kenara bırakırsak, kalan 13 tanesi, vergi indirimi veya bazı vergilerin kaldırılmasıyla ilgilidir.

Bu taahhütler, 58 inci  hükümet programı ve acil eylem planıyla 3’e indirilmiştir. Bu 3 taneden bir tanesi, doğrudan vergi reformu yapılması olarak ifade edilmiştir ve yapılacak vergi reformunun da hareket noktası, vergi adaleti ve vergi ödeme gücü olarak ifade edilmiştir. 15 tane taahhüt 3’e inmiştir.

Denilebilir ki, vergi reformu hepsini kapsamaktadır; o nedenle, burada detaylara girmedik; mümkündür, olabilir. Bir diğer husus daha ifade edilebilir; hükümet programı nihayetinde beş yıllıktır, seçim beyannamesinde vaat edilenler yine beş yıllıktır; önümüzde daha önemli bir zaman dilimi var. Burada hepsini yapmak, saymak söz konusu olmayabilir.

59 uncu hükümet programına bakıyoruz, 59 uncu hükümet programında vergi reformuyla ilgili iki cümle var; aynen okumak istiyorum: “Vergi reformuyla vergi tabanı genişletilecek ve marjinal vergi oranları uygun seviyelere indirilecektir.” İkinci cümle: “Vergi reformu, verimliliğe odaklı ve büyümeyi teşvik edici yapı içinde gerçekleştirilecektir.” 58 inci hükümet programında vergi reformunun hareket noktası, “vergi adaleti” ve “vergi ödeme gücü” olarak ifade edilmişti; 59 uncu hükümet programında bu kavramlara yer verilmiyor. Ben, bunun, tesadüfî değil, bilinçli bir tercih olduğunu, bilinçli bir seçim olduğunu düşünüyorum. Esasen, hükümet programında, tesadüfî ifadeler, zaten, yer almaz.

59 uncu hükümet, programında, yapacağı vergi reformunda, vergi adaletine veya vergi ödeme gücüne yer vermemek suretiyle, bundan vazgeçtiğini ilan etmiştir. Bu yönüyle, bu bütçe, 59 uncu hükümet programına uygundur; çünkü, vergi adaletinden vazgeçilmiştir. Yapılacak vergi düzenlemelerinin hareket noktası, vergi adaleti olmayacak, hükümet programında ifade edildiği gibi “marjinal vergi oranlarının düşürülmesi” olacaktır. Bunu nereden çıkarıyorum; bu, hükümet programının ifadesi, aynı zamanda, 2003 yılı gelir bütçesinin dağılımına baktığımızda, bu dağılım, bu ifadeyi doğrulamakta, benim yorumumu doğrulamaktadır.

Bir vergi sisteminin vergi adaleti açısından değerlendirilmesinde en önemli ölçü, dolaylı vergiler dediğimiz harcamalar üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının büyüklüğüdür. Bu pay ne kadar yüksekse, o vergi sistemi adaletten o kadar uzaklaşmıştır. Şüphesiz, gelişmiş ülkelerde dolaylı vergilerin payının giderek yükselmesi yönünde bir eğilim vardır; ama, bu eğilimin sonucunda dolaylı vergilerin, özellikle tüketim vergilerinin ulaştığı büyüklük, hiçbir zaman, Türkiye’deki büyüklük değildir. Bunu bilginize sunuyorum.

Dolaylı vergilerin özelliği, kişinin ödeme gücüyle ilgilenmemesidir. Örneğin, Katma Değer Vergisini, dargelirli olsun, yüksek gelirli olsun, herkes, bunu, aynı oranda öder.

Dolaylı vergilerin 2003 yılı bütçesi içerisindeki büyüklüğü yüzde 66,9’dur, yüzde 67’ye yakın bir oran. Bir önceki yıl oranı yüzde 66,3’tür. Esas itibariyle, dolaylı vergiler, vergi sisteminde, özellikle 90’lı yıllardan sonra hep giderek yükselen bir paya sahip olmuştur ve program uygulamasına başlanan 2000 yılında bu oran yüzde 59’a, 2001’de yüzde 60’a, 2002’de yüzde 66,3’e çıkmıştır, 2003’te yüzde 66’9’dur. Denilebilir ki, bu küçük bir artış, çok önemsiz bir artış; hayır, öyle değil. Şu nedenle; sadece, 2003 yılına mahsus birtakım vergi önlemleri var, bir defalık vergi önlemleri var. Kurumlarda geçici vergi oranı artışı, ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, ek Emlak Vergisi nedeniyle gerek belediyelerin gerekse büyükşehir belediyelerinin paylarından yapılacak kesintileri dikkate aldığımızda dolaylı vergilerin payı yüzde 70’e çıkmaktadır; yani, 2002’ye göre 4 puanlık bir artış. Dolaylı vergilerin gayri safî millî hâsıla oranı 2002 yılında yüzde 14,3 iken, 2003’te yüzde 16’ya çıkmıştır; 2 puana yakın bir artış, çok önemli bir artış. Çok önemli bir yükseliş var dolaylı vergilerde. Hükümetin, bunu, tersine çevirecek veya bu eğilimi durduracak bir çabasını görmüyoruz; aksine, bu çaba, bu eğilim daha hızlandırılmaktadır. 2003 yılı, hükümetin ilk bütçesi; o nedenle, önümüzde daha zaman var denilebilir; hayır, topluma acil eylem planıyla olsun, hükümet programıyla olsun bir şey vaat etmişseniz, bunun, ilk düzenlemelerini, ilk izlerini bu bütçede görmeliydik. O zaman yapılan yeni bir şey yok; aksine, eski mevcut kötü durum, çok daha kötüleştirilmektedir. Bu trend, bu eğilim devam ederse, 2004 yılının gelir bütçesi, 2003 yılından daha iyi olmayacaktır.

Dolaysız vergiler içindeki en büyük kalem Gelir Vergisidir. Bakın, oradan bir örnek vermek istiyorum size: 2002 yılında Gelir Vergisinin vergi gelirleri içerisindeki toplamı yüzde 23’tür, 2003 yılında yüzde 20’dir. O, çok eleştirilen 2002 yılında yüzde 23’lük pay, 2003’te yüzde 20’ye düşmektedir. Gelir Vergisinin gayri safî millî hâsılaya oranı 2002 yılında yüzde 5’ken, yüzde 4,8’e yükselmiştir. Sayın Maliye Bakanımız zaman zaman ifade ediyorlar -evet, ben de gelir bütçesi üzerinde konuşuyorum; ama, Sayın Maliye Bakanımız ve gelir bürokratları, tahmin ediyorum, burada yok; ama, fark etmez, herhalde, tutanaklardan görüşlerimi alıp değerlendirme imkânını bulurlar- “dolaysız vergilerin payını yükseltiyoruz” diye. Yok böyle bir eğilim. Bakın, Gelir Vergisi, kazanç üzerinden alınan bir vergidir, kazanç üzerine alınan vergide tabanı genişletemiyorsanız, bu payı yükseltmek yerine, düşürecek yönde politikalar güdüyorsanız, vergi sisteminde vergi adaletinden vazgeçilmiş demektir. Bu, doğru bir yaklaşım değildir.

Tekrar hükümet programına dönüyorum. Burada, çok iddialı konuşmalarla, çok teorik açıklamalarla, maliye ve ekonomi kitaplarından alınan cümlelerle açıklanan, yorumlanan hükümeti programına dönüyorum. İşte, uygulaması burada, bütçe burada; bu yaklaşımı, burada yapılan konuşmaları, bu açıklamaları, bu bütçede göremiyoruz. Bunları, sadece gelip Mecliste anlatmak kolay, önemli olan, bunları yapmak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Peki, neden böyle oldu, dolaylı vergilerin payı neden artıyor; hükümet, vergi konusunda işe yanlış başlamıştır. Önce malî miladın kaldırılması, arkasından vergi affıyla başlayan sürecin vergiyi tabana yayması, dolaysız vergilerin payını yükseltmesi beklenemez.

Türk ekonomisinin bugünkü şartlarında vergi tabanını genişletebilmek için “nereden buldun”u, malî miladı şart görmüştük. Gerçekte, bu, körü körüne bir savunma değildi. Malî milat, nereden buldun bir tabu değildir, vazgeçilmez de değildir, aynı sonucu başka yollarla da ulaşmak mümkündür; ancak, kayıtdışılığın yüzde 50’lere ulaştığı bir ekonomide ve üstelik istikrar programı uygulamak zorunda olan bir ekonomide vergiyi kısa zamanda tabana yaymak için, vergi idaresinin elinde böyle güçlü, etkili bir denetim aracı olmak zorundaydı. Bu kaldırıldı, yerine, maalesef, onu telafi edecek hiçbir şey de konmadığı için, bu eğilim giderek hızlanıyor.

Ne yapmalı vergide; verginin tabana yayılabilmesi için yapılması gerekenler şunlardır:

Birincisi, mükellefi, kayıtdışına iten unsurları sistemden çıkarmak, ayıklamak gerekir. Bunun için, enflasyon muhasebesine sisteme dahil etmek gerekir.

İkincisi, vergi sisteminin otokontrol kurumlarına sahip olması gerekir. Sadece vergi denetim elemanının yapacağı klasik denetim değil, o klasik denetimlerde kullanacağı birtakım otokontrol araçlarının olması gerekir ve güçlü bir vergi idaresiyle, güçlü bir vergi denetimine paralel olarak, vergi oranlarının indirilmesi gerekir. Vergi oranı, ancak böyle bir süreçte indirilirse başarılı olur; aksi takdirde, bu önlemleri almazsanız, hükümetlerin vergi oranlarını indirme şansı olmaz; ama, bu önlemleri alabilen bir bütçeyi maalesef burada görmüyoruz, bu bütçenin, bu politikaların izlerini yansıtan bir bütçeyi burada görmüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerimi burada bitiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

AK Parti Grubu adına ilk konuşmacı, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız.

Sayın Yıldız, yarım saati siz mi kullanacaksınız, arkadaşlarınızla birlikte mi kullanacaksınız?

TANER YILDIZ (Kayseri) – Bölüşerek kullanacağız.

BAŞKAN – Peki; buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 7,5 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 malî yılı bütçe görüşmelerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; heyetinizi, şahsım ve AK Parti adına saygıyla selamlıyorum.

Sürenin kısa oluşu nedeniyle, konuşmamı, sektöre genel bir bakış ve elektrik enerjisiyle sınırlandıracağım.

Bütün bakanlıkların bütçelerinin, ayrı ayrı, genel bütçeye oranlarının zorunlu olarak düşüklüğünü Enerji Bakanlığı için de söylemek mümkündür. Bütün bu yorumların, istenmeyen ve temenni edilmeyen 40 milyar dolarlık faiz ödemeleri ve 93,5 milyar dolarlık iç ve dışborçların ödenmesi baskısı altında yapıldığı bilinmektedir. Borçların onyedi yılda 3 katına çıktığı bu ülkede, kişi başına düşen millî gelirin 2 000 dolar ve borcun ise 3 000 dolarlar civarında olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Sayın Bakanın sunuşunda, uzun vadeye yönelik, tüm kesimlerce benimsenmiş bir projeksiyona sahip, ne sınırsız serbest piyasa kurallarının ne de tamamıyla devletçi politikanın belirleyici olduğu bir anlayış yer almaktadır. Ülkenin, dışa bağımlılık, yenilenebilir kaynakların kullanımı, kaynak çeşitlendirilmesi, stratejik ve kamu yararları gibi öncelikli hedefleri olduğu anlaşılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; enerji sektörü, gerek hukuki gerek malî ve gerekse stratejik açıdan bir değişim içerisindedir. Türkiye’de tümüyle devlet eliyle işletilen sektördeki yapı, 1984 yılında 3096 sayılı Kanunla yerli ve yabancı özel yatırımcılara açılmış, 2001 yılında 4628 ve 4646 sayılı Kanunla da elektrik ve doğalgaza -aynı zamanda petrolle alakalı olan da bitirilme aşamasındadır- dayalı rekabetçi serbest piyasaya geçişi sağlayacak yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Tabiî ki, yazı ve kanunla zemin hazırlanmaya çalışılan sektör, bu değişimi hemen gerçekleştiremiyor, tedricen ve programlı olması gerekiyor. İngiltere’de, bu, dokuz yılda belli bir yüzdeye ulaşmıştır. Hollanda’da tüketicilerin yüzde 30’u, ancak satıcılarını serbestçe belirleyebilme oranındadır, on yıl içerisinde yüzde 100’e ulaşma hedefleri vardır. 1995’te, Finlandiya’da yüzde 30, Hollanda’da yüzde 22, İtalya’da yüzde 12, Avusturya’da yüzde 15 ve Türkiye’de ise yüzde 2’ler civarında özelleşmiş bir dağıtım mevcuttur. 1926 yılında kurulmuş olan Kayseri Elektrik AŞ. –görev yaptığım için de oradan bir örnek vermek istiyorum- aslında, özelleştirmenin iyi örneklerinden biridir, belki de, başlıcasıdır. Performans değerleri itibariyle Avrupa Birliği ortalamalarına yaklaşmış yüzde 8,65’lik kayıp kaçak oranları, tahakkuk ve tahsilat oranları da yüzde 100 ve yüzde 98,6 civarındadır. Bu tür şirketlerin, özellikle özelleştirmede örnek alınacağı kanaatini taşıyorum.

Bütün değişimler sancılıdır, ani değişimlerin ise, bu tür sistemlerde çatlak doğurma ihtimali vardır. Bu değişimlerin risklerinin minimize edilmesi, yan tesirlerinin giderilmesi için öncelikle yapılması gerekenler Bakanlığımızca planlanmıştır. Bakanlığımızın planlamasında öncelikle devlette ortak dil tesisinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Enerji projeksiyonunun oluşmasında, öncelikle Bakanlık, ilgili kuruluşlar; EÜAŞ, TEİAŞ, TETAŞ, TEDAŞ, DSİ, DPT; Hazine, hukuk kurumları, Maliye ve malî sektör arasında ortak dil tesis edilecektir. Bütün kavramlar, rakamlar tanımlanacak ve netleşecektir. Enerji çeşitlemelerindeki önceliklerde mutabakat, fiyatlandırma, sabit kurulu güç, kullanılan elektrik miktarı, arz talep tahminleri, güç yedeklemeleri ve diğer konular belirsiz kalmayacaktır. Böylece sektörel bir mutabakat sağlanmış olacaktır. Bu mutabakatın sağlanması için ise, sektörün hukukî, teknik ve kültürel altyapısındaki eksiklikler giderilecek, serbest piyasaya geçilmesi için, geçiş dönemi ve prosedürler acilen tamamlanacaktır.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 4628 sayılı Kanunun hedefi olarak, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluyla koordineli bir şekilde politika yapıcı ve detaylarıyla uygulayıcı bir çalışma yapma durumundadır.

Bunun için tüm enerji üretimi faaliyetlerinin piyasa koşullarında yapılması önşartların başında gelmektedir; ancak, mevcut durumda piyasanın yüzde 73,7’sinin kamu, yüzde 14,2’sinin otoprodüktör olmak üzere yüzde 26,3’ünün özel sektör olmasının bu konuda dikkat çekici bir yanı vardır. Yap-işlet-devret projelerinden oluşan yüzde 12,3’lük kesimi ancak alım garantilidir. Yüzde 14,2’lik payı oluşturan otoprodüktörlerin ise ancak yüzde 3’ü piyasaya sunulabilecek nitelikteki bir arz fazlasıdır.

Tabiidir ki, ne kadar serbest piyasa bu oranla belirlenebilir? Yani, sabırla, şu anda ne kadar doğru yerde durduğumuz kadar, ne kadar doğru ve kalıcı kararları on yıllara yaydığımız da önemlidir.

Sayın Başkan ve değerli üyeler; serbest piyasa kavramlarıyla kısmen çelişse dahi, yenilenebilir ve yeni enerji kaynaklarının -hidroelektrik, rüzgâr, jeotermal, linyit ve başkaları gibi- mutlaka süratle ve öncelikle devreye sokulacağı mevzuatın, destekleme ve teşvik konularını da kapsayacağı şekilde uygulanmaya konulması zarurî görülmektedir. Bu konu, çevre kirliliğinin minimize edilmesi, ülkenin özkaynağı olması ve dışa bağımlılığın azaltılması, yakıt giderlerinin olmayıp, ancak işletme giderlerinin az olması, Avrupa Birliği kriter ve direktifleri ile Kyoto Protokolüne uyum sağlaması ve belki de en önemlisi, ileri nesillere bırakılan toplumsal maliyetleri minimum seviyeye indirmesi bakımından da önemli bir yapı arz etmektedir.

Yerli kaynakların hepsini açmak zamanla mütenasip olmasa da, örneğin hidroelektrik kaynakları iyi analiz etmek açısından bir örnekleme gerekiyor. Ülkemizde toplam 26 havzadaki su kaynaklarının debisi 186 kilometreküp/yıldır. Bunun teorik olarak 430 000 000 000 kilovatsaat/yıllık bir elektrik üretim kapasitesi vardır; ancak, teknik olarak bu, 215 000 000 000 kilovatsaat/yıldır; pratikte mümkün olanı ise 124 000 000 000 kilovatsaat/yıldır; güvenilir olanı derseniz 90 000 000 000 kilovatsaat/yılı aşmamaktadır.

Şimdi, böyle bir konu karşısında, bizim, kalkıp da, bütün gücümüzü hidroelektrik kaynaklara sarf etmemiz ne kadar yanlışsa, bu kaynaklardan, mevcut havzalardan uzaklaşmak da o kadar zararlıdır. Biz Kayseri’de Yamula Barajını yapıyoruz; 1 376 kilometrelik Kızılırmak üzerinde 100 megavatlık yap-işlet-devret modeliyle yapılan bir projedir ve bunun için de her türlü fedakârlık şirket tarafından devlete sunulmuştur. Bu konuları dikkate aldığımızda, özellikle hidroelektrik kaynakları üzerinde çok net konuşmamız gerekmektedir.

Sayın Başkan ve değerli arkadaşlar; elektrik fiyatları pahalıdır, ucuzlatılması gerektiği ise toplumun nadir uzlaşma konularındandır; ancak, zaman faktörü önemlidir; teknik iyileştirme ve yeterli organizasyon yapılmadan ve siyasî iradeyi de koymadan kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi mümkün görülmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2 dakika eksüre veriyorum.

TANER YILDIZ (Devamla) – İdarî, malî ve teknik fiyatlandırmalar, sabırla, bir zaman hedefi içerisinde hızla yapılandırılacaktır. Türkiye’de enerji sektörüne yıllık 3,5 milyar dolarlık yatırım yapılmak durumunda olduğunu bilenler, bunun takribi 3 sent civarında bir kapasite beledilinin yüklendiğini tahmin ederler. Bu durum, ülkenin enerjiye dayanan kalkınmasını tamamlayana, gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşıncaya kadar devam edecektir; altyapısı tamamlandığında ise ideal fiyatlara ulaşılacaktır. Aksi takdirde, ister yap-işlet-devret, ister yap-işlet, ister imtiyaz hakkı devri projeleri olsun bir kredilendirme sistemi olduğunu unutmuş oluruz; yani, bu projeler, belirli bir zaman aralığı içerisinde devlete verilen kârlı, kazançlı, nemalandırılmış brüt borçlardır.

Değerli Başkanım ve kıymetli arkadaşlar; ben, bir kısım rakamlara girmek istiyorum idim, fakat, sürenin de kısıtlı oluşundan dolayı bunlara giremiyorum. Özellikle, Enerji Bakanlığı bütçesine kabul oyu vereceğimizi ve bütçenin Bakanlığımıza ve memleketimize hayırlı olmasını temenni ediyor ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı Trabzon Milletvekili Asım Aykan.

Buyurun Sayın Aykan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 7,5 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ASIM AYKAN (Trabzon)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükümetimizin madenciliğe verdiği önem Hükümet Programında açık ve net biçimde ifade edilmiştir. Ayrıca, önümüzdeki günlerde, inşallah, Parlamentomuza Maden Kanunu intikal edecektir. Bor Enstitüsü konusundaki çalışmalar da, bu faaliyetlerin bir bütünlük içerisinde önümüzdeki günlerde Meclisimizde değerlendirileceğini göstermektedir. Bu çalışma, ülkemiz açısından fevkalade önemlidir.

Değerli milletvekilleri, son Körfez Krizi de gösteriyor ki, yerin altında güçlü olmadan yerin üzerinde güçlü olmak mümkün değil. Yerin altını güçlü hale getirebilmek için de yerin üzerinde güçlü olmak lazım; yani, ekonomik anlamda güçlü olmak gerekiyor. Aynı zamanda, bu iradeyi de ortaya koymak gerekiyor. Ülkemiz, bu anlamda çok önemli potansiyellere sahiptir. Ayrıca, jeolojik anlamda ülkemizdeki çeşitlilik, birçok maden rezervinin bizim için bir nimet haline dönüşmesini sağlamıştır. Şu anda dünyada işletilen doksan civarında madenin yaklaşık olarak seksene yakını ülkemizde mevcuttur. Anadolu’da 9000 yıldan beri madencilik yapılıyor. Ülkemizdeki madenciliğin gayri sâfi millî hâsıladaki payı 1,2; yani, istediğimiz seviyede değiliz. Nüfusumuzun, dünya nüfusuna ve dünyadaki madencilik üretiminin de bizdeki üretimine kıyasını yaparsak, şu andaki kapasitenin en az iki katına çıkmamız gerekiyor. Sözlerimin başında ifade ettiğim madencilik alanındaki hükümetimizin iradesi, inşallah, bu hedefi kısa zamanda tahakkuk ettirecektir. Şu anda, 2002 yılı itibariyle 646 000 000 dolarlık bir ihracat yapıyoruz; maalesef, 1 milyar dolar civarında da bir ithalatımız var.

Ayrıca, madenciliğe dayalı demir-çelik, seramik, cam, çimento, hazır beton ve alçı sanayii, ülkemizde ihracat kalemleri içerisinde önemli bir pay tutmaktadır. Bunu da, burada özellikle vurgulamak istiyorum.

Yine, linyit, boraks, mermer, krom, perlit, toryum, altın ve gümüş alanında dünyada hatırı sayılır ülkelerden biriyiz.

Özellikle, boraks ve mermer üzerinde durmakta fayda var. Maden Kanunu kapsamına alındıktan sonra, mermerdeki ihracatımız yaklaşık 300 000 000 doları buldu. Bu alanda, biliyorsunuz, dünyada İtalyanlar söz sahibidirler. Bu anlamda dünyada söz sahibi olan ülkelerle yapacağımız işbirliği çok önemlidir. Rekabet unsuru burada aranmamalı, tam tersine, onlarla yapacağımız işbirliği, dünya piyasalarında bizim de pay sahibi olmamızı sağlayabilir.

Ayrıca, ülkemiz için jeotermal enerji kaynakları fevkalade önemlidir, turizm kesiminin üzerinde durduğu bir alandır. En son, Berlin’deki turizm fuarında, Almanların, daha çok Türkiye’deki jeotermal enerji kaynaklarının devreye alınması istikametindeki talepleri de, bu ifade ettiğim görüşü doğrular niteliktedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, zengin yeraltı kaynaklarımızı, hükümetimizin, ortaya koyacak olduğu iradeyle, kısa zamanda, ifade ettiğim ölçüler çerçevesinde, milletimizin hizmetine sunacağına şüphemiz yoktur.

Yeraltı kaynaklarımızı, dünyadaki küresel dengeleri nazarı itibara alarak, yabancı sermayeyle paylaşmakta ne kadar büyük fayda olduğu, son petrol kriziyle, Körfez kriziyle gözüküyor. Eğer, Irak yönetimi, kaynaklarını, etrafındaki ülkelerle müştereken paylaşmış olsaydı, zannediyorum, bugünkü tablo daha farklı olabilirdi.

Milletler yarışmasında bilgi, teknoloji ve organizasyonun ne kadar belirleyici olduğunu burada ifade etmeye gerek yok. Ülkemizin, özellikle, araştırmaya yönelik olarak oluşturduğu Maden Tetkik Araştırma Kurumu, bu anlamda, bir kere daha gözden geçirilmeli, güçlendirilmelidir. Sismik 1 Gemisi, bu teknolojiden biraz daha ileri teknolojiye taşınarak, mümkünse ikinci gemi temin edilerek, araştırma safhasındaki ciddiyete dönmemizde fayda olduğunu bir kere burada vurgulamak istiyorum; çünkü, işletme safhasında dünyadaki yabancı sermayeleri çekmiş olabilirsiniz, araştırmada onlar önemli, ama, kendi millî servetinizi kendiniz araştırmak noktasındasınız. Bu anlamda, Maden Tetkik Araştırma gibi çok önemli ve ülkemizin, yeraltı çalışmaları konusunda belkemiği olan bir kurumun özelleştirme çalışmalarında gündeme gelmemesinde, tam tersine, güçlendirilmesinde fayda olduğu kanaatindeyim.

Son olarak, Doğu Karadeniz Bölgesinde sürdürülmekte olan petrol araştırmaları konusunda birkaç hususu vurgulamak istiyorum. BP (British Petroleum) ile Türkiye Petrollerinin yüzde 50 ortaklıkla sürdürdüğü çalışma ülkemiz için fevkalade önemlidir. Yapılan ön çalışmalarda, Hazar Bölgesindeki jeolojik formasyonun Karadeniz’de de karşılığı görülmektedir; bu, ümit verici bir gelişmedir. Jeolojik açıdan, jeofizik açıdan, sismik açıdan yapılan çalışmalar bir noktaya gelmiştir. Bu yılın sonuna doğru ilk sondaj çalışmasına başlanılması planlanıyor. Bölgedeki su derinliği yaklaşık 2 000 metre civarındadır, deniz tabanından aşağıya doğru yaklaşık 4 000 metre civarında inilecektir.

Sayın milletvekilleri, bu çalışma, Kızıldeniz’deki örnekle kıyaslanacağı zaman, ısrarla takip edilmesi gereken bir çalışmadır; çünkü, Kızıldeniz’de, hatırlıyorsunuz, petrol araştırmaları esnasında 17 tane kuyu vuruldu, hiçbir emareye rastlanmadı. Saha terk ediliyordu, daha sonra, birtakım değişikliklerle, 18 inci kuyuda petrol yakalandı. 2003 yılının sonunda, Rize açıklarında yapılacak olan sondajdan sonra bir sondaj daha planlanıyor, 50 000 000 dolar civarında bir harcamayı hedefliyor.

Saygıdeğer Bakanımızın huzurunda ifade etmek istiyorum, burada, devletin kaynağı var mı yok mu araştırması veya endişesi gündeme gelmemelidir. Tam tersine, gerekirse borçlanarak, Karadeniz’de petrol araştırmasına devam etmemiz gerekiyor. Umarız, ilk sondajlarda sonuç elde edilir. Daha sonra Batı Karadeniz Bölgesinde de benzer çalışmalar planlanıyor. Buradaki çalışma büyük ihtimalle sonuç verecektir. Ancak, biz, bunun arkasında irademizle durmazsak, sadece BP’nin yapmış olduğu çalışmaları hedef alırsak ve onu da sınırlı tutarsak, istediğimiz sonucu elde etmiş olmayabiliriz. Bunu, bir kere daha burada vurgulamak istiyorum. Türkiye, gerekirse dışarıdan borçlanmalı; ama, Karadeniz’deki petrol araştırmalarına devam etmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aykan, konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2 dakikalık eksüre veriyorum.

ASIM AYKAN (Devamla) – Ayrıca, Türkiye petrollerinin yurtdışındaki çalışmalarını, başta Azerbaycan ve Kazakistan olmak üzere,.hep beraber biliyoruz. Orada geldiğimiz nokta da iyi bir noktadır; Türkiye Petrolleri önemli konsorsiyumlarda yer almıştır. Devlet olarak, bu anlamda, Türkiye Petrollerinin tam arkasında bulunup, destek vermemiz gerekiyor. Oradan elde edilecek olan sonuçlar, geleceğe yönelik olarak bizim için fevkalade önemlidir.

Özel sektörün petrol araştırmalarına girmesi için, Türkiye’de, lazım gelen adımların atılmasında büyük fayda vardır. Dünyanın en büyük petrol araştırma şirketleri Amerikalıdır; daha doğrusu, dünyadaki en büyük petrol araştırmaları Amerika’da yapılıyor; ama, orada, hiç, bir tane devlet firması yoktur, hepsi özel sektördür. Bu önümüzdeki Maden Kanunu düzenlemelerinde bu hususa da dikkat çekilmesinde fayda olacağı kanaatindeyim.

Ayrıca, yeni çıkan Petrol Kanununda, rafinerilerin serbest piyasadan hammadde elde etmesi istikametinde bir düzenleme geliyor. Türkiye’de ürettiğimiz petrol yüksek gravitelidir; bu anlamda, yeterli rekabet şartları olmayabilir ve yüksek graviteli olduğu için, Türkiye’deki rafinerilerin dışarıdan petrol elde etmesi gibi bir sonuç ortaya çıkabilir. Tam tersine, bizim kendi ürettiğimiz petrolü kendimizin işlemesi stratejik açıdan da önemlidir. Bunun da nazarı itibara alınacağına inanıyorum.

Enerji Bakanlığımızın çalışmalarında kendilerine başarılar diliyorum; milletimiz ve ülkemiz için Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olması temennisiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aykan.

AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, İstanbul Milletvekili Gülseren Topuz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLSEREN TOPUZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına Maliye Bakanlığının 2003 yılı bütçesi hakkında konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda bütçesi görüşülmekte olan Maliye Bakanlığı, bilindiği üzere, maliye politikasının hazırlanmasında hükümete yardımcı olmak ve maliye politikasını uygulamak, harcama ve gelir politikalarını geliştirmek, devlet bütçesini hazırlamak ve uygulamak başta olmak üzere, devletin önemli temel fonksiyonlarını yerine getiren bir bakanlıktır.

Hemen bütün ülkelerde, güçlü bir maliye bakanlığının varlığı, etkin bir ekonomi politikasının uygulanmasının temel şartlarından biri olarak görülmektedir. Ülkemizde de, Maliye Bakanlığı, cumhuriyet tarihinin en köklü kurumlarının başında gelmektedir. Aynı zamanda, kamu yönetiminde birçok yenilik hareketinin öncüsü olmuş, denetim birimleri aracılığıyla da, yolsuzlukla mücadele, malî denetim ve vergi incelemeleri konusunda önemli bir rol oynamıştır.

Maliye Bakanlığının yüklendiği geniş görev ve sorumlulukları, mütevazı denebilecek bir bütçeyle yerine getirmekte, harcamalarda etkinlik ve tasarruf anlayışına, azamî derecede dikkat etmekte ve bu konuda diğer bakanlıklara da örnek olmaktadır.

2003 malî yılı bütçe tasarısında, Maliye Bakanlığı için, 856.7 trilyonu personel harcamaları, 141.4 trilyonu diğer cari harcamalar, 104.4 trilyonu yatırım harcamaları, 27.4 katrilyonu ise, transfer harcamaları olmak üzere, toplam 28 katrilyon 506 trilyon 927 milyar lira ödenek teklif edilmektedir.

2003 yılında, 2002 yılına göre, ödeneklerdeki artış oranı, personel harcamalarında yüzde 32.6, diğer cari harcamalarda yüzde 21.4, transfer harcamalarında ise, yüzde 52.2’dir.

Maliye Bakanlığı, 2003 yılında, yatırım harcamalarında tasarrufa gitmekte ve bir önceki yıla göre yatırım ödenekleri yüzde 6.4 azalış göstermektedir.

Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan transfer harcamalarının çok büyük bir kısmı, Maliye Bakanlığının kendi ihtiyaçları için değil, Emekli Sandığı, Kredi ve Yurtlar Kurumunun ihtiyaçları, ihracatta vergi iadelerinin ödenmesi, katma bütçeli idarelere hazine yardımı, siyasî partilere yardım başta olmak üzere, çeşitli kamu kurumlarının ihtiyaçlarında kullanılmaktadır.

Maliye Bakanlığı, son yıllarda, kamu hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, kaynak kullanım kapasitesinin artırılması, kaynak kullanımında etkinlik, verimlilik ve tutumluluğun sağlanması, siyasî ve yönetsel hesap verme mekanizmalarıyla saydamlığın geliştirilmesi, kamuda performans ve kalite yönetimine geçilmesi amacıyla reform çalışmalarını hızlandırmış bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe birliğini sağlamak, bütçenin kapsamını uluslararası normlara uygun şekilde genişletmek, çok yıllı bütçe sistemine geçmek, performansa dayalı bütçeleme sistemini uygulamaya koymak, kamu malî yönetiminde, malî saydamlık ve hesap verilebilirliği artırmak, kamu malî denetim sistemini, Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirmek üzere Maliye Bakanlığınca kamu malî yönetimi ve Malî Kontrol Kanun Tasarısı hazırlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir.

Diğer ülkelerdeki tecrübeler ışığında, Maliye Bakanlığınca, kamu harcamalarını etkin kılan ve hizmeti esas alan, hizmet gelişimini izleyen, performansa ağırlık veren ve buna uygun denetim esasları getiren bir sistem oluşturulmak amacıyla, Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğünce performansa dayalı bütçeleme çalışmaları yapılmasına karar verilmiştir. Bu amaçla da altı pilot kurum seçilmiş ve bunlara ait bazı faaliyet ve projelerde yeni sistemin uygulanılmasına başlanmıştır.

Yapılacak çalışmalar, Proje Yönlendirme Komitesinin pilot kurumlarının üst düzey temsilcilerinin de katılımıyla, eylem planına bağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı, devlet faaliyetlerinin ekonomi üzerindeki etkisinin analizine imkân vermek, uluslararası standartlara uygunluğu sağlamak, ülkeler ve dönemler arası karşılaştırma yapılmasını kolaylaştırmak üzere, bütçe giderlerinin fonksiyonel olarak sınıflandırılmasına dayanan yeni bütçe kot yapısına geçmeyi de planlamıştır. Yeni bütçe kot yapısını uygulamaya geçirmek için eğitim çalışmaları halen devam etmektedir.

2003 yılında, tüm konsolide bütçeli kurumlarda, mevcut kot sistemine paralel olarak eğitim amaçlı uygulamalar başlayacaktır. 2004 yılında ise, tüm konsolide bütçeli kurumlarda, tam uygulamaya geçilmesi de planlanmaktadır.

Maliye Bakanlığı, vatandaş odaklı hizmet anlayışını esas alan toplam kalite yönetimi anlayışının, kamu yönetiminde uygulanmasında da öncü bir rol üstlenmiştir. Bu çerçevede, Maliye Bakanlığı çalışanlarına, temel kalite kavramları, süreç yönetimi, özdeğerlendirme ve performans yönetimi, iyileştirme, takım teknikleri ve rehberlik, kıyaslama ve süreç analizi ile stratejik yönetim konularında da eğitim verilmiştir.

Bu yıl içerisinde, toplam kalite yönetiminin, sistemin yasal çerçevesinin tamamlanarak uygulamaya konulması da planlanmaktadır.

Maliye Bakanlığınca yürütülen diğer bir önemli proje de, bütçe yönetim enformasyon sisteminin uygulamaya konulmasıdır. Proje ile ilgili çalışmaların hızlandırılarak, bu yıl içerisinde tamamıyla bitirilmesi planlanmaktadır.

Bir sonraki aşama ise, bu sistemi harcamacı kurumlar içinde yer alan tahakkuk dairelerinde de uygulamaktır, kurmaktır. Sonuç olarak; bütçe dairesi başkanlıkları, saymanlıklar ve tahakkuk daireleri arasında online bağlantı kurulmuş olacaktır.

Muhasebat Genel Müdürlüğünce 3 Mart 1999 tarihinde başlatılan Say 2000i Web Tabanlı Saymanlık Otomasyon Sistemi Projesinin ise, tüm süreçleri tamamlanmış bulunmaktadır. Say 2000i Web Tabanlı Saymanlık Otomasyon Sistemi Projesiyle, yurt çapında devlet giderlerini yapan ve gelirlerini toplayan 1 464 saymanlığın tamamı otomasyona geçirilmiş olup, merkezle ve birbirleriyle sürekli iletişim halinde olmaları sağlanmıştır. Bu projeyle, kamu hesapları ve bütçe uygulama sonuçları günlük olarak izlenebilir ve ekonomi yönetimi geniş karar desteği verilebilir hale gelinmiştir. Devlet her tahsilatı ve harcamasını da bu suretle anında izleyebilecektir.

Nakit esaslı muhasebe sisteminden tahakkuk esaslı muhasebe sistemine geçmek amacıyla Muhasebat Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar ise son aşamaya gelmiştir. Hazırlanan çerçeve yönetmeliğin yakın bir tarihte yayımlanacağı da tahmin edilmektedir. Tahakkuk esaslı muhasebe sistemine geçişle birlikte, devletin menkul ve gayrimenkul varlıkları, alacak ve borçları, özkaynakları ayrıntılı olarak izlenebilecek genel ve katmabütçeli kuruluşlar yanında, mahallî idareler, sosyal güvenlik kuruluşları, dönersermaye ve fonlar da devlet muhasebesi sistemine dahil edilerek, tüm devleti kavrayan konsolide edilebilir bilanço ve malî tablolar üretilebilir hale gelecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi dairesi işlemlerinin tümünün bilgisayarlarla yapılarak işyükünün azaltılması, vergi dairesi çalışmalarında etkinlik ve verimliliğin artırılması...

BAŞKAN – Sayın Topuz, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2 dakika süre veriyorum.

GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) – ...toplanan bilgilerden sağlıklı bir karar destek ve yönetim bilgi sisteminin oluşturulmasının hedeflendiği Vergi Dairesi Tam Otomasyon Projesi (VEDOP) 22 il merkezinde, 155 vergi dairesinde yaygınlaştırılmıştır. Vergi Dairesi Tam Otomasyon Projesiyle otomasyon uygulamasına alınan vergi dairelerinin günlük bilgilerinin merkeze transferi yapılmaktadır. VEDOP kapsamında Elektronik Banka Tahsilatları İşleme Projesi geliştirilerek bankalara yapılan vergi ödemelerinin, bankaların bilgiişlem  merkezinden Gelirler Genel Müdürlüğü Bilgiişlem Merkezine manyetik ortamda gönderilmesi ve mükellef hesaplarına, yine, manyetik ortamda işlenmesi sağlanmıştır. Bu sayede otomasyona geçirilen 172 vergi dairesinde her yıl yaklaşık 24 000 000 adet banka makbuzunun tekrar elle girişinin yapılması önlenerek hata payı minimuma indirilmiş ve de işlemlerde çabukluk sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime burada son verirken, Maliye Bakanlığı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni eder, saygılarımı sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Topuz.

AK Parti Grubu adına, dördüncü konuşmacı, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 7,5 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının gelir bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gelir bütçesi üzerinde muhalefet adına konuşan saygıdeğer milletvekillerimizi can kulağıyla dinledim. Getirdikleri birtakım eleştiriler, eleştirdikleri birtakım hususlar var; özellikle, Vergi Barışı konusunda, Vergi Barışının âdeta bir şantaja dönüştürüldüğü hususu burada ifade edildi.

Öbür taraftan, vergi adaletini sağlayacak yasaların henüz gelmediğini; vergi tabanını genişletecek, kayıtdışılığı önleyecek hususların henüz gelmediğini; vergi idaresinin etkinleştirilmesi gerektiğini, dolaylı vergilerin çok ağır olduğunu ve oranlarının yüksek olduğunu, enflasyon muhasebesinin gelmesi gerektiğini vesaire birçok hususu burada dile getirdiler. Elbette bunlara katılmamak mümkün değil. Bunlar, bizim de, hükümetimizin de arzu ettiği, yapmayı planladığı hususlardır. Ancak, vergi barışıyla ilgili hususta bir şeyi söylemeyi arzu ediyorum: Vergi barışı, bu hükümetin, geçtiğimiz dönemde, 58 inci hükümetin başarılı bir çalışması olmuştur, başarılı bir uygulaması olmuştur ve vergi barışından, bugün itibariyle, 2 katrilyon civarında bir gelir tahakkuk etmiş bulunmaktadır.

Balıkesir İli benim seçim bölgem. Balıkesir Defterdarıyla dün görüştüm; hedeflenenin 3 katına şu anda ulaşılmış bulunmaktadır ve vergi dairelerinde de, şu anda, büyük bir sıkışıklık yaşanmaktadır. Bence, bu kanundan yararlanma süresi de uzatılmalıdır; aslında, yeterli olmamıştır; yani, vergi dairelerinde bir kuyruk, sıkışıklık söz konusudur; keşke, yararlanma süresi biraz daha ileriye itelenebilseydi iyi olurdu diye düşünüyorum; çünkü, bu kanunla, gerçekten, önemli bir gelir elde edilmiştir ve gerçekten, mükellef ile vergi idaresi arasında önemli bir barış tesis edilmiştir. O bakımdan, ben, hükümeti, bu uygulamasından dolayı kutluyorum, teşekkür ediyorum. Bizim, öteden beri, bu kürsülerden savunduğumuz bir husustur; vergi idaresi ile mükellef barışık olmalıdır. Vergi idaresi, yani, hükümet, mükellefe, ne aldığının, ne verdiğinin, nereye harcadığının hesabını vermelidir diye geldik, bu kürsülerde aynı şeyi söylüyoruz ve bu hükümet de, inşallah, bunu yapacaktır; şeffaflık içerisinde, ne toplandıysa, nereye harcandığının hesabı bu millete verilecektir.

Değerli arkadaşlar, tabiî, hükümetin başarılı bir uygulaması da, daha doğrusu, uygulamaya geçirilememiş bir kanunun kaldırılmasıyla olmuştur. Malî milat, biliyorsunuz, 1998 yılında çıkarılmıştı; ama, bir türlü uygulamaya konulamamıştı. Bunun kaldırılmış olması da önemli bir gelişmedir; çünkü, reel sektörün önü açılmalıdır; çünkü, insanlarımızın işe ihtiyacı var, aşa ihtiyacı var. O bakımdan, reel sektörün önünün açılması, piyasanın canlanması ve istihdâm sahalarının geliştirilmesi açısından, bu malî milat meselesinin ortadan kaldırılmış olması da, fevkalade olumlu olmuştur; çünkü, bu kanunun getirildiği yıllarda, ben, yine Meclisteydim ve o kanuna en çok muhalefet edenlerden birisiydim; “bunu uygulayamazsınız, uygulama şansınız yok; mevcut imkânları da, sermayeyi de dışarıya kaçırırsınız”diye, o gün Sayın Temizel’e, o günün bakanına çok söylemiştik; Sayın Özyürek de o günleri hatırlayacak; ama, ne yazık ki, bu, yapıldı ve Türkiye ekonomisi bundan zarar gördü. Şimdi, hükümet bunu ortadan kaldırmakla, bence, hayırlı bir iş yapmıştır diyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, hükümetin bunun yanında daha başka takdire şayan hizmetleri de, uygulamaları da olmuştur. Mesela, ne olmuştur; yine, biz, kürsülerden yıllar boyu söyleyegelmişizdir; “bakanlık sayısı azaltılmalıdır”demişizdir; bu hükümet zamanında, azaltılmıştır. “Kamu taşıt politikası gözden geçirilmelidir. Bu taşıt politikasıyla, Türkiye tasarruf edemiyor; Türkiye, bırakın tasarruf etmeyi, daha çok israf ediyor”diye bu kürsülerden söylemişizdir ve bu hükümet döneminde bu politika yeniden belirlenmiş ve 2003 yılında, kaynağı ne olursa olsun, ambulans, itfaiye aracı gibi, sağlık, savunma ve güvenlik açısından özel nitelikli taşıtlar dışında, taşıt alımı yapılmayacak olması önemli bir husustur.

Yine, yeni sosyal tesis yatırımı başlatılmayacaktır; başlatılmayacak olması önemli bir husustur; aksine, mevcut sosyal tesislerin de satılacak olması tasarruf açısından önemli bir husustur. Bunu da, bu hükümet döneminde gerçekleştirilmeye başlanmış bir husus olarak ifade etmek istiyorum.

Yine aynı şekilde, yatırım projelerinin, öncelikle verimlilik açısından yeniden gözden geçirilerek rasyonelleştirilmesi, hükümet açısından artı yazılacak hususlardan birisidir. Yine, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gidiliyor olması, önemli konulardan birisidir.

Ben, Mecliste, KİT Komisyonunun Başkanlığını yapmaktayım. Komisyonumuzda bulunan milletvekillerimiz yakından biliyor ki, komisyonumuzda KİT’ler üzerinde öteden beri devam ede gelen usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları üzerinde çok ciddî ve titiz bir çalışma içerisindeyiz. Bunu, muhalefet ve iktidar partilerinin milletvekilleri olarak birlikte yürütüyoruz.

Değerli arkadaşlar, yine, hükümetin önemli çalışmalarından, başarılı çalışmalarından burada bahsedeceğimiz hususlardan birisi -CHP adına konuşan sayın arkadaşımız da ifade etti- 100,7 katrilyon liralık gelirin önemli bir kısmı vergi gelirlerinden temin edilecektir. Bunun 86 katrilyon lirası vergi geliri olup, 10,3 katrilyon lirası vergi dışı normal gelirlerden, 4,1 katrilyon lirası özel gelirlerden, 425 trilyon lirası da katma bütçesi gelirlerden oluşacaktır. Burada görüldüğü gibi, vergi gelirleri, gelir kısmının önemli bir yerini tutuyor. Devlet açısından en önemli, en sağlam gelirin vergi olduğunu bildiğimiz için, gerçekten, tutarlı bir davranış olarak bunu da burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında, bu bütçe, çok zor ekonomik şartlar altında hazırlanarak buraya getirilmiştir. Kaldı ki, bir de, bölgemizde bir savaş yaşanmaktadır; bundan da, ülkemiz, şöyle veya böyle etkilenecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özgün, konuşmanızı toparlayabilmeniz için 2 dakika süre veriyorum.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – O bakımdan, en kötü senaryolar dikkate alınarak bunlar hazırlanmıştır ve bu çok zor şartlar altında bile, bu bütçeye birtakım sosyal hedefler de konulmuştur. Özellikle, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur için konulmuş olan ödeneklere baktığımız zaman ve 2002 yılında yapılan transferlere bunu kıyasladığımız zaman, gerçekten önemli miktarlarda bir artışın sağlandığını görüyoruz. O bakımdan, sayın muhalefet milletvekilleri “bu bütçe, samimi ve ciddî bir bütçe değildir” dediler; ama, ona katılmak mümkün değildir. İşte, hükümetin, çok zor şartlar altında bile, bu sosyal kesimlere birtakım imkânlar getirmeye çalışıyor olması, bu bütçenin ne kadar samimî, ne kadar ciddî ve sosyal yönü olan bir bütçe olduğunun ifadesidir değerli arkadaşlar. Ancak, tabiî ki, ben, önümüzdeki yıllarda hükümetimizin getireceği bütçelerin, bugün görüşmekte olduğumuz bütçeden kat be kat daha olumlu, daha ciddî, daha verimli, performansı daha yüksek bütçeler olacağına olan inancımı da burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sözün kısası, 2003 yılı, bütün kamu sektörü için tasarruf yılı olacaktır; herkes kendini ona göre ayarlamalıdır; gerçekten, deniz bitmiş kara görünmüştür; ciddî sorunlarla karşı karşıyayız. O bakımdan, tasarruf edeceğiz, yolsuzlukların üzerine gideceğiz ve kendi imkânlarımızla, kendi yağımızla kavrulmak suretiyle, ayaklarımızın üzerinde güvenli bir şekilde duracağız ve Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacağız.

Hepinizi, saygıyla, hürmetle selamlıyorum; bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgün.

Şahsı adına, tasarının lehinde söz alan Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 yılı bütçesi üzerinde, şahsım adına, lehte söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve hassaten yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, bütçesini görüşmekte olduğumuz Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının başında, bilgi, birikim ve tecrübeleriyle Sayın Hilmi Güler Bey, başta DSİ gibi güzide bir kuruluşumuzun başında bulunan İSKİ eski Genel Müdürü Veysel Eroğlu Bey ve değerli bürokratlarımızla birlikte, Enerji Bakanlığımız, önümüzdeki yıllarda yapacağı başarılı çalışmalar ve uygulanmakta olan enerji politikalarını değiştirerek, ülkemiz için büyük bir şans olacaktır. Bunu, özellikle ifade etmek istiyorum.

Kıymetli milletvekilleri, Sayın Bakanımız ve öncesinde de, konuşmacı arkadaşlarımız detay bilgilere girdiler; daha sonrasında da, Sayın Bakanımız, bütçeyle ilgili olarak, yapacağı çalışmalarla ilgili detaylı bir şekilde bilgi verecekler; ancak, ben 10 dakika ile sınırlı süre içerisinde, düşüncelerimi, mümkün olduğunca kısa bir şekilde ifade ettikten sonra, uygulanan yanlış politikalar nedeniyle, doğu ve güneydoğumuzun içinde bulunduğu sıkıntılara temas ederek, konuşmamı, verilen süre içerisinde tamamlamak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımızın 2001 yılı bütçesi 58,3 trilyon, 2002 bütçesi yüzde 53 artışla 89 trilyon, 2003 yılı bütçesi ise yüzde 119 artışla 195 trilyon olarak planlanmıştır. Bu da, ülkemiz açısından fevkalade önemlidir.

Kıymetli arkadaşlar, ülkemiz enerji ihtiyacının, halen, yüzde 25’i kömür, yüzde 20’si nükleer, yüzde 20’si doğalgaz, yüzde 15’i jeotermal ve yüzde 20’si ise hidrolik enerjiden karşılanmaktadır. 1993 yılına, yani, on yıl geriye gittiğimizde, ihtiyacın yüzde 46’sı hidrolik enerjiden karşılanırken, geçen süre içerisinde, uygulanan yanlış politikalar ve yapılan doğalgaz anlaşmalarıyla, bu rakam yüzde 46’dan yüzde 20’lere düşmüştür. Oysa, ağırlıklı olarak, doğu ve güneydoğu bölgelerimizde bulunan, başta Keban Barajı olmak üzere, Atatürk Barajı, Karakaya Barajı, Kralkızı Barajı, Birecik, Batman, Özlüce Barajları gibi, enerji ihtiyacımızın önemli bir kısmı, yaklaşık olarak 26 milyar kilovat/saat enerji, bu bölgemizdeki barajlardan karşılanmaktadır. Yarım kapasiteyle kullanıldığı halde, inşa halinde olan ve projesi hazır olan barajlarla, bu rakam, 45 milyar kilovat/saate çıkacaktır. Dolayısıyla, doğu ve güneydoğu bölgelerimizdeki, bekleyen bu projelerin desteklenmesi, ülke ekonomisi ve bölge insanına büyük yararlar sağlayacaktır. Diğer taraftan, Doğu ve Güneydoğu Bölgemiz zengin yeraltı kaynaklarına, petrol, maden yataklarına sahiptir ve ayrıca önemli ölçüde mermer yataklarına sahiptir ki, Alacakaya İlçemizde üretilmekte olan, bölge deyimiyle vişne çürüğü mermer şu anda Amerika dahil birçok Avrupa ülkesine ihraç edilmektedir.

Ancak, geçmiş yıllarda bölgedeki fabrika ve tesisler âdeta peşkeş çekilircesine özelleştirilmiş ve bölge insanı perişan edilmiştir. Nitekim, Elazığımızda da özellikle 1970’li yıllarda yaşam düzeyi ve hareketliliği itibariyle “Küçük İstanbul” diye adlandırılan Maden ilçemiz ve bu ilçedeki bakır işletmeleri, Guleman İlçemizdeki krom işletmeleri ve iki yıl önce de, eski adıyla ferro krom fabrika ve tesisleri de özelleştirme kapsamına alınarak, bölge insanına önemli sıkıntılar yaşatılmıştır, yaşatılmaktadır.

İşte bir yandan uygulanan bu yanlış politikalar, diğer taraftan yıllarca ihmal edilen ve hizmet ve yatırımlardan mahrum bırakılan ve bir taraftan da PKK ve Hizbullah olaylarıyla da ciddî manada sarsıntı geçiren bölge insanı, aş ve iş bulabilmek amacıyla başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimize göç etmek zorunda kalmıştır.

Tabiî sadece burada da kalmayıp, dünyanın gıpta ettiği tabiî güzelliklere sahip İstanbul’umuzda gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma hat safhaya çıkmış, ciddî manada altyapı, yol, su, hava kirliliği, ulaşım, trafik, çöp sorunu baş göstermiştir.

Bütün bu sorunlarla baş başa kalan İstanbul’umuz 1994 yılında Sayın Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyin, Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla, konusunda uzman olan kadrolarla birlikte sorunların önemli bir bölümü çözülmekle birlikte; acil olarak ihtiyaç duyulan tüp geçit ve üçüncü köprüyle birlikte bu sorunları aşmak için milyonlarca, milyarlarca dolar yatırım gerekmektedir. Halbuki, harcanan ve harcanacak olan bu paralar planlı bir şekilde doğu ve güneydoğu bölgemizdeki baraj, hidroelektrik santralları ve yer altı kaynaklarına teksif edilse, bütün bu sıkıntılar ve olumsuzluklar yaşanmayacaktı.

Netice itibariyle, zor şartlarda ve imkânsızlıklar içerisinde hazırlanan 2003 yılı bütçemizden, gerek bizler ve gerekse insanımızın büyük bir beklentisi olmamakla birlikte, 2003 yılı ve müteakip bütçelerde, bütün bu olumsuz gelişmelerden ders alınarak, doğu ve güneydoğu başta olmak üzere, kalkınmada öncelikli bölgelerimize gerekli ihtimamın gösterilmesi suretiyle, özellikle bu bölgelerimizde, Merhum Özal döneminde büyük teşvik ve yatırımların yapıldığı organize sanayi bölgelerine gerekli desteğin verilerek, bölge insanını, işe, aşa, huzura ve hak ettiği yaşam düzeyine kavuşturmamız...

Yine, Doğu Anadolu Bölgesinde, çok zor şartlarda hayatını idame ettiren çiftçilerimiz, çok pahalı olan sulama suyunu tarımda kullanamamaktadır. Örneğin, şekerpancarı için bu rakam 35 000 liradır. Bu durum, verimi düşürmekte, bölge ekonomisine zarar vermektedir. Bu konuda, Sayın Bakanımızdan kolaylık bekliyoruz.

Yine bu bölgemizde, küçük ve orta ölçekli işletmelerde hizmet veren esnafımız, enerji fiyatlarının yüksek oluşu nedeniyle, geçmiş borçlarını ödeyemeyecek durumdadır.

Bu konuyu da hatırlatmakta yarar gördüğümü ifade ediyor, çok zor şartlarda ve imkânsızlıklar içerisinde hazırlanan 2003 yılı bütçemizin, ülkemize ve milletimize hayırlı olması temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirbağ.

Şahsı adına, aleyhinde söz isteyen, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP KEPENEK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve bizi izleyenler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Maliye Bakanlığının bütçesi üzerinde, kişisel görüşlerimi açıklayacağım.

Değerli arkadaşlar, bütçe gelirlerinin kaynağı vergilerdir. Vergiler, yurttaşın ekonomik gücüne göre salınmalı ve toplanmalıdır. Vergi, hakça olmalıdır. İnsan haklarına saygılı demokratik toplumlarda kural budur. Toplumsal  birlik ve dirliğin, toplumsal dayanışmanın ve eşitlik anlayışının temeli budur. Bir toplumda vergide haksızlık yapıldığı, verginin haksız dağıldığı kanaati yerleşirse, o toplumsal yapı hastalıklıdır; ekonomik olarak hastadır, toplumsal olarak hastadır, siyasal olarak hastadır. Türkiye, yıllardır bu hastalıklı vergi yapısıyla yaşıyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, bu hastalıklı vergi yapısını düzeltecek adımları atmaya başlamalıydı. Bu bütçede bunu göremiyoruz. Hükümet, 2003 bütçesiyle, bütçe yapmanın en temel kurallarını hiçe sayıyor. Akaryakıt Tüketim Vergisi, KDV, ÖTV gibi, vergilerin en acımasız ve haksız biçimlerini, yine yoksul yurttaşın üzerine yıkıyor ve bu vergilerin toplam içindeki payını artırıyor.

Ayrıca, bütçe toplam vergilerinin yüzde 44,1 artırılmasına karşılık, Gelir Vergisi artış oranlarına dikkatinizi çekiyorum, bu vergilerin artışı yüzde 25 dolayında tutuluyor. Bu durum, yüz milyarlarca liralık faiz ve rant geliri alan zengin kesimin vergilendirilmemesi anlamına geliyor. Buna karşılık, 1 Ocakta yürürlüğe konulan brüt 306 000 000 lira olan aylık asgarî ücret, yüzde 15 oranında vergilendiriliyor. Bu, çok büyük haksızlıktır; bu anlayışta, ne adalet vardır ne de kalkınma! Adalet ve Kalkınma Partisi, adıyla uyumsuz, ters ve çelişik bir vergi anlayışı sergiliyor. Bunu, üzülerek vurgulamak istiyorum.

Vergi, mal ve hizmet üretimini baltalamamalı; tersine, artırıcı olmalıdır. Vergi, ekonomiyle birlikte kendi kendini yeniden üretmelidir. Vergi, hiçbir biçimde yıkıcı olmamalı, öldürücü olmamalıdır. 2003 bütçesi, bu kuralı da hiçe sayıyor.

Bütçe gelirlerini artırmak için kamuya ait arazi ve tesislerin satılması yolu seçiliyor; ormanların satılması isteniyor; özelleştirmenin hızlandırılacağı vurgulanıyor. Değişik açıklamalar yapılıyor, gizli ya da gizemli kaynaklar bulunduğu söyleniyor. 25 milyar dolar beklendiği açıklanıyor ve yanlış yapılıyor; çünkü, halka ait kamusal orman, arazi ve tesislerin satışı, yeraltı kaynaklarının dağıtımı, tek başına, üretimi de artırmaz yatırımı da artırmaz. Bunlar varlık transferidir; mal varlığının bir elden öbürüne aktarılmasıdır. Kaldı ki, bu tür bir yağmalama sürecinin yeniden başlatılmaması, bu hükümetin de bu Meclisin de onurudur, görevidir; böyle olmalıdır.

Burada iki uyarı yapmama izin veriniz. Birincisi, halka ait varlıkların satışının önlenmesi için elimizden geleni yapacağız; yasal engelleme süreçlerinin tamamını kullanacağız. İkincisi de, yine, ille de satış yapılacaksa, bunun, herkese açık, saydam ve rekabetçi olması için elimizden geleni yapmalıyız, yapacağız. Halkın varlığının, iktidarın yandaşları arasında bölüşülmesi, paylaşılması sürecine izin verilmemelidir diye düşünüyoruz.

Bütçe harcamaları çok değildir; bütçenin geliri azdır. Bunun nedeni, toplumun varlıklı kesimlerinden vergi alınmamasıdır. Sıkı bütçe politikası, yatırımların azalması biçiminde algılanıyor, yatırımlar azaltılıyor. Bu yanlıştır. Yapılması gereken, 65,5 katrilyon liralık faiz ödeneklerini olabildiğince aşağı çekmek ve yatırımlara daha çok kaynak ayırmaktır. Bu nasıl olacaktır? Bu, enflasyonu aşağı çekmekle olur. Bu, ekonominin değişik kesimlerine, topluma güven vermekle olur. Hükümetin dört aylık uygulamaları, üzülerek belirteyim ki, bu güveni vermekten oldukça uzaktır. Hükümet, kamu yatırımlarını reel olarak azaltıyor, eksi yüzde 4 dolayında. Bu anlayış yanlıştır, yanlış varsayıma dayanıyor; çünkü, Türkiye ekonomisinde yatırım bağımlılığı vardır. Kamu yatırımı yapılmadığı zaman, özel kesim de yatırım yapmıyor ve yıllardır, Türkiye, sermaye birikimine hiçbir katkı yapamıyor. Bu durumun düzeltilmesi beklenirdi; bu olmuyor. Ülkeye, üretici yabancı sermaye de gelmiyor. Yabancı sermaye, yalnızca banka satın almaya, var olan tesisler üzerine, rant dağıtımı için geliyor. Bu, işin sayısal boyutu.

Değerli arkadaşlar, bu işin, bir de niteliksel boyutu var. Bu bütçe, yatırımları ile yatırımlarının sektörel dağılımıyla insana önem vermiyor. Eğitim ve sağlığa ayrılan payı, tarihinin en rekor düzeyinde azaltıyor. Eğitim ve sağlığa ayrılan payın azaltılması, toplumun geleceği için, toplumun sağlıklı işlemesi için önemlidir ve bu azaltma, büyük zararlara yol açacak gibi görünüyor. Toplum, kendi geleceğini tüketiyor. Bütçe gelirini, dolaylı vergiler yoluyla yoksul halktan alıp, faiz yoluyla varlıklı kesimlere aktaran bir anlayışın, bir eliyle yoksuldan alma, öbür eliyle zengine dağıtım yapma anlayışının, ne ekonomik ne siyasal ne yasal ne de ahlakî haklılığı vardır, doğruluğu vardır; bunun kabul edilmesi olanaklı değildir.

Burada, iki noktanın daha altını çizmek istiyorum:

Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken, Sayın Bakanımız, toplantıya 1 saat 25 dakika geç katıldılar. Bunu, Parlamento çalışmalarına hükümetin saygısı bakımından çok yerinde bulmadığımı belirtmek istiyorum.

Bir başka hususu daha belirtmek istiyorum: Bu sabah haber alıyoruz ki, özelleştirmeden sorumlu bakanlıklarda bir değişme yapılmış. Özelleştirmeden sorumluluk, Sayın Devlet Bakanından alınıp Maliye Bakanımıza verilmiş. Olabilir de, burada iki noktanın önemle altı çizilmelidir. Bunlardan bir tanesi şudur: Kamuoyuna, bu değişikliğin nedenleri açıklanmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi, kamu yönetiminin yapılandırılması konusunda, bu kadar hazırlıksız mıdır? Bu derece ani değişikliklerin, ekonomiye, ekonominin taraflarına çok zarar vereceğinin bilincinde değil midir Adalet ve Kalkınma Partisi? Bir başka nokta daha var: 4046 sayılı Özelleştirme Yasasının 4 üncü maddesi açıktır; Özelleştirme İdaresinin, Başbakana ya da onun görevlendireceği devlet bakanına bağlı olmasını öngörür. Şimdi, yasanın bu 4 üncü maddesi açıkça çiğnenmektedir, çiğnenmiştir. Bu konudaki düzenleme yapılmış mıdır; belli değil...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kepenek, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2 dakikalık eksüre veriyorum.

Buyurun.

YAKUP KEPENEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan; bitiriyorum.

Bu konudaki hazırlıkların özelliği nedir; bu belli değildir. Bu işlemin yasal dayanağı yoktur ve bu hızlı, bu anlamsız,  bu ani değişikliklerle, kamuoyuna, şimdiye kadar, dört ay boyunca yapıldığı gibi, tutarsız, yalpalayan, dalgalı bir yönetim anlayışı sunulmaktadır ve bütün bunlar da, topluma gerektiği biçimde açıklama yapılmadan sergilenmektedir, yürütülmektedir.

Ben, şu kadarını belirterek sözlerime son vermek istiyorum; bu bütçenin, yapısıyla, anlayışıyla, düşüncesiyle, varlığıyla, ne ekonomiye ne topluma ne de toplumun ahlakî değerlerine, vergi adaletine, vergilerin hakça dağılımına katkı yapacağı görüşünü -üzülerek belirteyim- taşımıyorum.

Bu anlayışla, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, Sayın Kepenek.

Sayın milletvekilleri, bütçe müzakereleri sırasında, Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasasının 19 uncu maddesine göre, Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararları hakkında yasama organına bilgi sunulması ve bu hususun tutanaklara geçirilmesi konusundaki Başbakanlık tezkeresini okutacağım; sonra da, Sayın Bakana bu konuyla ilgili olarak söz vereceğim.

Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 31.12.2002 tarihli ve B.13.APK.0.11.00.00/4012-4959-33151 sayılı yazısı.

3-20 Haziran 2002 tarihleri arasında Cenevre’de yapılan 90 ıncı Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) Genel Konferansında kabul edilen 155 sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sözleşmesine ek “İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Protokolü” ile 193 sayılı “Kooperatiflerin Teşviki” ve 194 sayılı “Meslek Hastalıkları Listesi”ne ilişkin Tavsiye Kararları ile ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından, bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulması hakkındaki ilgi yazı ile ekinin suretleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

        Abdullah Gül

               Başbakan

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin de üyesi bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasasının 19 uncu maddesinin 5/b ve 6/b bentleri gereğince uluslararası çalışma konferanslarında kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararları hakkında Bakanlığımın yasama organına bilgi sunması ve bu hususun tutanaklara geçirilmesi gerekmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütünün 3-20 Haziran 2002 tarihleri arasında Cenevre’de yapılan 90 ıncı genel konferansında kabul edilen 155 sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sözleşmesine Ek İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Protokolü ile Kooperatiflerin Teşvikine İlişkin 193 sayılı ve Meslek Hastalıkları Listesine İlişkin 194 sayılı Tavsiye Kararları hakkında yetkili makam olan Yüce Meclise aşağıdaki bilgileri sunmak istiyorum.

Sözünü ettiğim bu protokol ve tavsiye kararlarında yer alan hususlar aşağıda açıklanmış olup, protokolün ülkemiz tarafından onaylanabilirliği hakkındaki görüşümüz, bu konuda başlatılacak çalışmalar tamamlandıktan sonra ayrıca bilgilerinize arz edilecektir.

Konferans tarafından kabul edilen 155 sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sözleşmesine Ek İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Protokolü, işverenler tarafından iş kazaları ve meslek hastalıklarının bildirimiyle ilgili prosedürlerin uygulanması ve tesis edilmesine, sigorta kurumları ve konu edilen doğrudan ilgili olanlar tarafından iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında yıllık istatistiklerin hazırlanmasına, iş süresince iş kazaları ve meslek hastalıkları ile sağlıkla ilgili ortaya çıkan ve bu işle bağlantılı olan diğer yararlanmalar hakkında alınan önemlere ilişkin sağlanan bilgilerin yıllık olarak yayımlanmasına, iş kazaları ve meslek hastalıklarının kayıt ve bildirim prosedürlerinin güçlendirilmesine, onların nedenlerinin tanımlanmasına ve önleyici tedbirlerin tesis edilmesine yönelik kayıt ve bildirim sistemlerinin uyumunun ilerlemesine yönelik hükümler içermektedir.

Protokol, iş kazası, meslek hastalığı, tehlikeli olay ile işe gidiş ve gelişlerde meydana gelen kaza ve hastalıkların kapsamını belirlemekte ve hükümetlere, kanun, tüzük ve yönetmelikle, uygulamalarla, iş kazalarının, meslek hastalıklarının, tehlikeli olaylar ile işe gidiş ve gelişlerde meydana gelen kaza ve hastalıkların kaydını tutma ve bildirimini yapma yükümlülüğünü getirmektedir.

Yine, protokolle, işverenlere, iş kazalarının, meslek hastalıklarının tehlikeli olaylar ile işe gidiş ve gelişlerde meydana gelen kaza ve hastalıkların kayıt altına alınması ve bu kayıtların muhafazasıyla ilgili koşullar ve prosedürlerin belirlenmesi, kayıtların yetkililere ve ilgili kuruluşlara bildirimi, bildirimi yapılan durumlarla ilgili olarak işçilere ve onların temsilcilerine uygun bilgilerin sağlanmasıyla ilgili koşullar ve prosedürleri belirleme; bildirimde de, kuruluş veya işveren adı, yaralı şahıslar, yaralanma veya hastalığın niteliği ve türü, meslek hastalığı durumunda sağlığa zararlı maddelere maruz kalma nedenleri hakkındaki bilgilerin yer alması sorumluluğu verilmektedir.

Protokolde, bildirimlere ve diğer bilgilere dayanan iş kazaları, meslek hastalıkları, tehlikeli olaylar ile işe gidiş ve gelişlerde meydana gelen kaza ve hastalıklarla ilgili yıllık istatistiklerin ve analizlerinin yayınlanması, istatistiklerin Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından düzenlenmiş olan sınıflandırma şemalarına göre tesis edilmesi, protokolde yer alan ve tavsiye kararıyla daha geniş olarak açıklanan diğer hükümlerdir.

Kooperatiflerin teşvikine ilişkin 193 sayılı Tavsiye Kararı, kooperatiflerin uygulama alanı, tanımı ve hedefleri, politika çerçevesi ve hükümetlerin rolü, kooperatiflerin teşvikine ilişkin kamu politikalarının uygulamaya konulması, işçi-işveren kuruluşları ile kooperatif örgütlerinin rolü ve aralarındaki ilişkiler uluslararası işbirliği ve kooperatif ilkelerine yönelik hükümler içermektedir.

Meslek hastalıkları listesine ilişkin 194 sayılı Tavsiye Kararı, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının tanım, kayıt ve bildirim prosedürlerini güçlendirmeye, onların nedenlerini tanımlamaya, önleyici tedbirleri tesis etmeye yönelik kayıt ve bildirim sistemlerinin uyumunu ilerletmeye, iş kazaları ve meslek hastalıkları durumunda tazminat sağlama sürecinin geliştirilmesine, meslek hastalıkları listesinin güncelleştirilmesi için basitleştirilmiş bir prosedürün belirlenmesi ve düzenli olarak gözden geçirilmesine yönelik hükümler içermektedir.

Bilgilerinize arz eder; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’na, verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ediyoruz.

Bütçe görüşmelerine devam ediyoruz.

KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

l.- 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/530; 1/531; 1/280, 3/87, 3/89, 3/90; 1/281, 3/88) (S.Sayısı:  76, 77, 78, 79)    (Devam)

 

B)      ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI

1.-   Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-    Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

b)       PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-   Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

b)DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

B) MALİYE BAKANLIĞI

1.-     Maliye Bakanlığı    2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-     Maliye Bakanlığı  2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

D)      GELİR BÜTÇESİ

BAŞKAN – Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum; Bakanlığımın bütçesinin kabul edilmesi dileğiyle, birkaç sözle bazı açıklamalar yapmak istiyorum.

Önce, uygulayacağımız politikanın felsefesiyle ilgili birkaç söz söylemek istiyorum; çünkü, daha evvelden, geçmiş koalisyonlar hükümetlerinde pazarlık konusu yapılan bir bakanlıktan, gelecek vizyonu olan, köklü çözümleri esas alan, tozları halının altına süpürmeyen, kararlı bir bakanlığın oluşması için, mutlaka kararlı olmak, samimî olmak ve heyecan duymak gerekir. Bunun için de, Bakanlığım elemanlarının bilgileri ve deneyimleri vardı; eksik olan şey, belirgin bir politikanın oluşmasıydı ve onunla ilgili de bir gelecek vizyonunun şekillenmesiydi. Burada, üç önemli kavram öne çıkmaktadır: Birincisi sürdürülebilirlik, ikincisi değişimin kaçınılmazlığı, üçüncüsü de yeniden yapılanmanın gerekliliği. Sağlıklı bir bakanlığın oluşması için, bunların mutlaka yapılması lazımdı. Bunun için de, mevcut bürokrasiyi sadeleştirmek gerekiyordu. Bununla ilgili, insan kaynakları yönünden geniş bir çalışma yaptık.

İkinci olarak, birimler arasındaki ilişkinin sadeleşmesi gerekiyordu; çünkü, karar alma mekanizmasıyla birlikte uygulamanın sağlıklı yapılması gerekiyordu. Onun dışında, uygulamaya bağlı olarak da fiyatlandırma noktasında büyük aksaklıklar ve hatalar vardı; bunlar üzerinde ciddî bir çalışma başlattık.

Petrolden elektriğe, doğalgazdan tüpgaza kadar bütün enerji ve bağlı ürünlerin fiyatlandırma mekanizmasında, zaman zaman, verginin de vergisi alınması şeklinde yorumlanabilecek hatalar vardı ve fiyatlandırmalar üzerinde ciddî çalışma başlattık ve bunu sağlıklı bir baza oturtmaya çalışıyoruz.

Tabiî, burada, yapılması gereken bütün çalışmaları oluştururken, reel sektörün sorunlarını ihmal etmek olamazdı. Kamu kesimi borçlanma gereğini, sanayi üretimini, özel sektörün istihdam artışını, tarım sektörünü ve tarım sektöründeki üretim verimini de, bir Enerji Bakanı düşünmek zorundadır. Dolayısıyla, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının yapısında multi disipliner bir yaklaşım söz konusudur. Bu bakımdan, yapılan çalışmaların kısa vadeli olmaktan ziyade, uzun vadeli, köklü çözümleri içermesi gerekmektedir.

Bu arada, dört ay içerisine, biraz önce bahsettiğim çalışmaların dışında, neleri sığdırdık; tüm anlaşmaları masaya yatırdık. Bunlar içinde taraflarla görüşmeye başladık. Bunun içinde doğalgaz görüşmeleri vardı, yap-işlet-devret anlaşmalarının detayları vardı, ikili anlaşmalar ve fiyat artışları vardı ve bunların içinde özel statülü olanların durumları vardı ve bunların dışında, yolsuzluk, usulsüzlük ve görevi kötüye kullanma diye nitelendirilebilecek çalışmalar vardı; bunların dosyaları incelendi, somut delillerin tespiti çalışmaları başlatıldı ve 36 dosya açıldı. Bunun 12 tanesi süratle sonuçlandırıldı, diğer büyük dosyaların da sonuçlarını, yakında kamuoyuyla paylaşacağız.

Burada, özellikle iki grafiği göstermek istiyorum; çünkü, bu çalışmanın temelini oluşturacak unsurdur. Bir tanesi, doğalgaz alımıyla ilgili grafiktir. Burada talep belli bir seyirde giderken, belli yıllarda bir zıplama söz konusu olmuştur ve ondan sonra, tekrar, yatay olarak gitmiştir. Buradaki sunî talep artışı, bazı konuların açıklanmasında özel bir önem taşımaktadır.

İkinci grafik ise, EÜAŞ’ın (Elektrik Üretim AŞ) termik santrallarının, hidroliklerinin ve teşekkül dışı alımlarının seyridir. Burada termik santrallar belli bir süreyle aşağı doğru düşmüştür, hidroliklerde de düşüş vardır, dışarıdan elektrik alımı -yani, EÜAŞ dışı alımlar- ise artmıştır. Bunun mutlaka araştırılması gerekirdi ve bu araştırmaları belli bir şekilde ele aldık.

Bütün bu çalışmaların içinde, bu sunî talep artışlarının ve buna karşılık kömür ve hidrolik santrallarının yeterince kullanılmamasının üzerine gittik. Burada yerli kaynakları mutlaka kullanmamız gerekiyordu; çünkü, ulusal kaynaklarımız bizim için son derece önemlidir, dışa bağımlılığımızın azaltılması için son derece önemlidir, geleceğimiz için önemlidir, gelecek nesillerin mutluluğu için önemlidir, millî menfaatlarımız için önemlidir. Şunu gördük ki, maalesef, ulusal kaynaklar ihmal edilmiştir ve dışa bağımlılığımız, 2020 yılında, yüzde 80’e ulaşacaktır. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyordu ve buna, biz, el koyduk.

Bu noktada, son derece kararlı bir şekilde, bu çalışmaların üzerine gidiyoruz ve yolsuzluk dosyaları dediğimiz -usulsüzlük veya görevi kötüye kullanma da dahil olmak üzere- bu çalışmaları, yakında, belli bir sistematik içinde, kamuoyuyla paylaşacağız. Bu noktada, çok kararlı olduğumuzu, bir defa daha, arz etmek istiyorum.

Tabiî, çalışmaların, mutlaka bilimsel ve teknik bir baza oturması gerekiyordu; çünkü, rakamlar arasında büyük bir keşmekeş ve tutarsızlık vardı. Bunun için, mutlaka, enerji konusunu bilimsel ve teknik bir baza oturtmak için, ulusal enerji enstitüsü kurulması gerekiyordu ve bu çalışmaları başlattık.

İkinci olarak, su, son derece önemliydi; çünkü, su, aynı zamanda petrol kadar önemlidir ve yakında da, yine, önemi büyük bir şekilde artarak gidecektir. Bunun için de, ulusal su enstitüsü kurulması çalışmasını başlattık. Burada da yine, bilimsel ve teknik çalışmalar yapılacak, özellikle, DSİ bünyesinde ki, DSİ bütün büyük yatırımlara imza atmış, övünülecek bir kurumumuzdur, ulusal bir kuruluşumuzdur ve bundan sonra da yatırım hamlelerini, günü gününe, saatini hatta dakikasını da vererek, her ay belli yatırımları açarak, ulusumuzun hizmetine katacaktır.

Bunun dışında, tamamlanan işlerden, Bor Araştırma Enstitüsünün kanun tasarısı tamamlanmış, Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir. Maden Yasası Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Petrol Yasası hazırlanmaktadır. Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce, şu anda, petrol piyasası yasası hazırlanmaktadır ve bu da, büyük bir eksikliği giderecektir; çünkü, şu andaki bütçe açığımıza neden olan, pahalılığa neden olan petrolün, ülkeye kaçak girmesi ve aynı zamanda solventlerle hem ekonomiyi zorlaması hem de üretimi etkilemesi önlenecektir. Bununla ilgili ciddî çalışmalarımız sürmektedir.

Bu arada, Devlet Su İşlerinden başlamak üzere birkaç kuruluşumuz hakkında bilgi arz edeyim: Devlet Su İşleri, yatırımlarını, teker teker gözden geçirmektedir. Önem sırasına göre bitirilmesi en yakın olandan başlayarak, önem sırasına göre bunları ele almaktayız. Bunlar, teker teker hizmete açılacaktır.

İkinci bir nokta, petrol gibi su aramaya başlayacağız. Ekonomik olmayan su kaynaklarının da aranması gerekmektedir; çünkü, ülkemizin geleceğini de ciddî bir şekilde düşünmek zorundayız. Bu arada...

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye...

18.3.2003 tarihinde ve 49 uncu Birleşimde çalışma saatleri 11.00-13.00 arası olarak belirlendiğinden ve Sayın Bakanların konuşması saat 13.00’ten sonraya da kalacağından, çalışma saatinin Sayın Bakanların konuşması tamamlanıncaya kadar uzatılması için Genel Kurulun iradesine başvuracağım.

Çalışma saatinin, Sayın Bakanların konuşması bitene kadar uzatılmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu arada, ikili anlaşmaları ele aldık. İkili anlaşmalardaki fiyat artışlarının çok yüksek olduğu dikkatimizi çekti; dolayısıyla, biz, ikili anlaşmaları ihaleyle yapmak niyetindeyiz; daha düşük maliyetlerle oluşması için, bu şekilde, bilek güreşiyle kim kazanırsa bu ihaleleri yapmasını istiyoruz.

Bu arada, keşif artışları son derece dikkatimizi çekti. Keşif artışları, normal olarak yüzde 20, yüzde 30 olur, bilemediniz yüzde 100 olur. Yüzde 500’ü bulan, yüzde 600’ü bulan, hatta, yüzde 1 000’i bulan keşif artışları, bizim, bu konunun üzerine de çok ciddî bir şekilde yürümemizi gerektirdi. Bunlarla ilgili çalışmalar da sürmektedir. Bu arada, mukaveleleri teker teker ele alıyoruz.

Ayrıca, özel sektörün HES yapımı hususunda su kullanım hakları yönetmeliği de hazırlanmıştır, onaya gelmiştir; bu da, yakında devreye girecektir. Böylece, küçük türbinlerle, hidroelektrik santrallarıyla elektrik üretimi, hidroelektrik santralların kuruluşu gerçekleştirilecektir ve Devlet Su İşleri, yakında -biraz önce söylediğim gibi- gününü, saatini, dakikasını da bildirerek, inşallah, daha evvel alışkın olduğumuz gibi, yatırımlarının açılışlarını yapacaktır.

İkinci olarak, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına geçmek istiyorum; çünkü, burada, kurumların önem sırasına göre değil, aynı zamanda faaliyetlerinin ve güzel çalışmalarının birer müjdesi olarak bunu söylüyorum.

Türkiye Petrollerinde 25 tane sondaj makinesi vardı ve bunların büyük bir kısmı kullanılmıyordu, hatta, bazıları bir başka makinenin yedek parça kaynağı olarak kullanılıyordu. Şimdi, bunların hepsinin, devreye sokulmak üzere, araziye gitmek üzere hazırlıkları yapılmaktadır ve yoğun bir petrol ve doğalgaz aramasına başlıyoruz. Burada, özellikle Doğu Karadeniz Bölgesinin, ki, biz, bunun bir Şahdeniz olacağı ümidindeyiz; inşallah, bununla ilgili çalışmalarımızda müjdeli haberleri sizlerle paylaşmayı diliyoruz.

Doğalgaz konusunda da çalışmalarımız sürecektir. Burada yapmak istediğimiz şey, ülkemizin hem karasında hem de denizlerinde arama faaliyetlerine yoğunluk vermektir. Bunun dışında, zaten, yurtdışı çalışmaları da, aynı şekilde sürecektir. TPAO’nun, yurtdışı faaliyetlerinde de önemli adımlar atacağını ümit ediyoruz. Böylece, dönemimizde, yoğun bir petrol ve doğalgaz arama seferberliği başlamış oluyor. Bu çalışmayla, biz, bütün ekibi araziye sürüyoruz.

BOTAŞ’la ilgili sözlerime birkaç cümle katmak istiyorum. Burada, fiyat yapılandırılması üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Önümüzdeki yıllarda, BOTAŞ’ın 60 ilde doğalgaz çalışmaları olacak ve şu anda ihaleleri yapılan illere ilaveten, Türkiye bir şantiye olacak, yeni bir yatırım sahası ülkemizde geniş bir uygulama bulacak. Bu, hem istihdam konusunda hem de ekonomide canlılığa sebep olacaktır.

Buradaki tercihimizi şöyle düşünüyoruz: Doğalgazı, mümkün olduğu kadar ısınmada kullanacağız; çünkü, bunu almak zorundayız. Hava kirliliği konusunda yoğun çalışmalarımız olacak. Elektrik konusunda ise, daha çok termik santrallarda kömür ve hidroliğe ağırlık vereceğiz, tercihimizi kömür üzerine kullanıyoruz; bununla ilgili olarak 7 ayrı senaryo hazırladık. Elektriğin fiyatının daha sağlıklı bir temele oturtulması ve aynı zamanda da maliyetinin düşürülmesi konusunda 7 ayrı senaryo hazırladık. Bu 7 ayrı senaryoyu, büyük ölçüde, kömür ve hidrolik santralları üzerine kuruyoruz ve bu arada da, yap-işlet-devret, yap-işlet ve aynı zamanda, otoprodüktörler konusunda yeni düzenlemelere gidiyoruz. Bunu yaptığımız takdirde, sağlıklı bir yapıya ulaşılacak ve böylece, daha ekonomik bir enerji üretimi gerçekleştirilmiş olacak.

Biz, doğalgaza dört aydır zam yapmadık, kışı böylece geçirdik. Burada olayın sosyal faktörlerini de düşündük ve bunun yerine yeni bir yapılanmayla, verim artırıcı çalışmalarla, zam yapmamak sebebiyle meydana gelen bütçedeki eksikliği, yeni bir yapılanmayla, bu senaryolarla bunun uygulamasıyla telafi etmeyi düşünüyoruz.

Aynı şeyi TEDAŞ için söyleyebiliriz. TEDAŞ’ta da, yine, biz, dört aydır zam yapmadık; bu, yüzde 10’u bulmaktadır. Bir yerde, aynı zamanda, düşük gelirli katmanlara, bu, bir destektir, fakir halk yığınlarına. Biz, bunu yüzde 10 kadar yapmadık, bunun yerine kayıp kaçakların üzerine gittik. Şu anda, size rakamı vereyim, 16 günde 10,5 trilyonluk kaçak yakaladık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Birkaç cümle daha söylemek istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Dolayısıyla, kayıp kaçakların üzerine çok yoğun bir şekilde gidiyoruz, çünkü, 24 000 000 abonenin 100 000 abonesi elektriğin yüzde 44’ünü kullanıyor ve biz, bunların üzerine çok ciddî bir şekilde gidiyoruz ve ciddî kaçaklar yakaladık. Dediğim gibi, 16 günde 10,5 trilyonluk bir kaçak bu. Bu arada, fiyatların yeniden yapılması burada da sürmektedir. Ayrıca, İmar Yasasıyla 285 000 abone kazanacağız. Bu da, aşağı yukarı 200 trilyonluk bir gelir sayılır. Bu da, ayrıca, ilave bir kaynak olarak devreye girecek. “Bu iş olmaz; çünkü...” diyen kadroları, gayet tabiî ki değiştiriyoruz “bu iş olur” diyenlerle, yoğun heyecanlı ve bu işe inanan, samimî insanlarla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

TKİ’yle ilgili çok ciddî çalışmalarımız var. TKİ’de kömür kaynaklarını kullanıyoruz. Böylece, bizim doğalgazdan ziyade kömüre ağırlık vererek, aynı zamanda istihdam oluşturulmasına, yaratılmasına çalışıyoruz. Bununla ilgili de yoğun çalışmalarımız sürüyor.

TTK için de aynı şeyi söyleyebiliriz; çünkü, Türkiye Taşkömürü İşletmeleri, daha verimli bir çalışmayla Erdemir’i de daha fazla destekleyeceğini düşünüyoruz, ayrıca termik santrallarla birlikte.

Bu arada, TEMSAN’la büyük türbinler yanında küçük türbinlerin üretimine ağırlık vererek akarsulardan daha fazla yararlanmayı düşünüyoruz.

Etibankla ilgili, mermer, bor ve alüminyum üzerinde çalışmalarımız yoğunlaşacak. Burada mermeri öncelikle saydım; çünkü, şu anda, mermer bizim en gözde sanayi ürünümüz ve burada tahmin edilemeyecek büyük bir atılım düşünmekteyiz; bununla ilgili, serbest bölgeler dahil olmak üzere, mermeri önemli bir kalkınma aracı olarak görüyoruz. Bor için, zaten söylemeye lüzum yok. Bor araştırma enstitüsü kurulmasıyla ilgili kanun tasarısı şu anda kanunlaşmak üzere. Bu olduğu takdirde de, borun uç ürünlerine bağlı yeni ürünler üzerinde çalışmalarımız sürecek ve aynı zamanda, bunun enerjide kullanılması için de, hidrojen enerjisi üretmek üzere de özel ar-ge çalışmalarımız devam etmektedir.

MTA, önemli, tarihî bir kuruluşumuzdur, bu da, misyonunu belli bir şekilde sürdürecektir. Uydu kontrollü olarak, uzaktan algılama usulüyle madenler taranmaktadır ve herkes, araziye tekrar dönmüştür ve maden aramalarına ağırlık verilmektedir.

Bu arada, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, nükleer enerjinin sivil amaçlı kullanılması üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda, toryumla ilgili çalışmaları da başlattık. Bununla ilgili çalışmalar, ar-ge çalışmaları olarak sürdürülecektir.

Burada söylemek istediğimiz önemli noktalardan bir tanesi, bizim, özellikle, Enerji ve Tabiî kaynaklar Bakanlığının diğer sektörlerle de entegrasyon içinde olmasının önemidir. Demir-çelik sektörüne baktığımız zaman, önemli girdilerden kömür ve demir cevheri; ki, bunlar büyük ölçüde ithal ediliyordu, dönemimizde bunun yerli kaynaklar üzerinde olmasına ağırlık vereceğiz; çünkü, doğalgazın gelmesiyle birlikte, doğalgazı, sintel yapmakta kullanacağız -cevherin sintel yapılmasında kullanılacak- ayrıca, pelet üretiminde ağırlık vereceğiz. Böylece, Sıvas-Divriği, Hekimhan cevherlerinin değerlendirilmesi daha da mümkün olacak ve bunlar, aynı zamanda, demir-çeliğin önemli girdisi olarak, demir-çelik sektörüne ağırlık verecek.

Gübre için, şu anda, gübre fabrikalarını doğalgazla sübvanse ediyoruz; burada, tarımı da desteklemiş oluyoruz, özellikle İGSAŞ’ın üretimini devam ettirmesi konusunda BOTAŞ fedakârlık yapıyor ve bu sübvansiyon neticesinde aynı zamanda hem gübre üretimi, dolayısıyla tarım sektörü desteklenmiş oluyor.

Onun dışında, seramikte, yine doğalgaz daha yaygın bir halde kullanılacak ve dolayısıyla orada da, yine mukayeseli bir üstünlüğümüz ortaya çıkacak.

Burada yapmak istediğimiz çalışmalar içerisinde, tabiî ki ulaşımda -Ulaştırma Bakanlığının bütçesi sırasında görüştüğümüz gibi- demiryolları ağırlık taşımaktadır. Yine, demiryollarının üretiminde de, özellikle rayların üretiminde, biraz önceki demir çelik sektörüne bağlı olarak, yeni atılımlar yapmayı düşünüyoruz.

Bunları yaparken kaynak konusunun üzerinde duracak olursak, kaynakların en önemlisi, yapacağımız tasarruf ve yolsuzlukların önlenmesidir; çünkü, yolsuzluklar yüzünden vatandaşlardan yüzde 36 fazla vergi almaktayız; bunun mutlaka giderilmesi lazım. Kayıp ve kaçakların üzerine zaten ciddî bir şekilde gidiyoruz, ayrıca üreterek de bunun üzerine koyacağız, dolayısıyla kaynaklar buralardan sağlanacak.

Onun dışında da, yabancı sermayenin teşviki söz konusudur. Enflasyon muhasebesi üzerinde ciddî olarak duruyoruz ve yapamadığımız şeyleri, gayet tabiî ki, özel sektör ve yabancı sermayeyle gerçekleştirilecektir.

Bununla ilgili olarak son söz olarak şunu söyleyeyim: Sistemimizi uluslararası piyasalara uyumlu olarak kurmaya çalışıyoruz, geçmişin hatalarını sevaplarımızla affettireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Hükümet adına ikinci söz, Maliye Bakanı Kemal Unakatın’ın.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, konuşma süreniz 15 dakika.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2003 yılı bütçesine zemin oluşturan temel ekonomik değerlerle bütçenin gelir ve gider büyüklüklerini, özelliklerini, size, 23 Martta yaptığım sunuş konuşmasında açıklamıştım. 2003 bütçesinin görüşülme süreci, bugün, Enerji Bakanlığının ve Bakanlığımın gider bütçesi ile gelir bütçesi maddeleri, cumartesi günü de tümü üzerindeki son görüşmeler yapılarak tamamlanmış olacaktır. Bu nedenle, sizlere Bakanlığımın gider bütçesi ve gelir bütçesi hakkında bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı, maliye politikalarının hazırlanması, bu politikaların uygulanması, uygulamanın takibi ve denetlenmesiyle görevlidir. Bakanlığın temel görevleri, devlet bütçesini hazırlamak ve uygulamak, devlet gelirlerini tahsil etmek ve gelir politikasını uygulamak, devlete ait malları yönetmek, devlet hesaplarını tutmak ve saymanlık hizmetlerini yapmak, devletin hukuk danışmanlığını yapmak ve muhakemat hizmetlerini yürütmek, karapara aklanmasıyla ilgili araştırma ve incelemeleri yapmak, bütün bu görevlerin uygulanmasını izlemek, değerlendirmek, incelemek ve teftiş etmektir.

Maliye Bakanlığının merkez birimleri yanında, 2 000’i aşkın taşra ve 26 adet yurtdışı birimi vardır. Bu birimlerde 71 169 personel çalışmaktadır. Personelimizin yüzde 9,8’i taşradadır; bunun, yüzde 62,7’si vergi idaresi personelidir. Bildiğiniz üzere, ülke ekonomisinin yönlendirilmesinde, maliye politikaları gider ve gelir yönleriyle bütçe kanunlarında şekillenerek uygulanmaktadır. Maliye politikalarının gider, gelir, nakit ve borçlanma yönleriyle bir bütünlük içerisinde kararlılıkla uygulanması, bütçe disiplininin sağlanabilmesi ve hedeflere ulaşabilmesi bakımından şarttır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önce kesin hesap kanun tasarısı görüşülen Maliye Bakanlığı 2001 Yılı Bütçesiyle ilgili kısa bilgi vermek istiyorum. 2001 Yılı Bakanlık bütçesi başlangıç ödeneği tutarı 10,9 katrilyon lira olup, bunun, 353,9 katrilyon lirası Bakanlığın kendi harcamaları için öngörülmüştür. Yıl sonunda toplam harcama, yüzde 20,3, daha fazlasıyla 13,2 katrilyon liraya, Bakanlığın kendi harcaması ise 570,7 trilyon liraya ulaşmıştır.

Burada şu hususu tebarüz ettirmek istiyorum: Bu Kesinhesap Kanunu Tasarısıyla ilgili Büyük Millet Meclisimizde yapılan görüşmelerin daha fazla bir zaman dilimi içerisinde ve hatta ayrı bir zaman diliminde alınarak, bunların daha fazla irdelenmesi taraftarıyız Bakanlık olarak ve hükümet olarak; çünkü, şuna inanıyoruz ki; bir bütçeyi yapmak önemli olduğu kadar, o bütçeyi icra etmek, o bütçeyi söylenen kalemlere göre tutturmak çok daha önemlidir; yani, icraat çok daha önemlidir. Biz de, şimdi uygulamalar, maalesef, yılın bütçesi üzerinde çok fazla yoğunlaşmakta, onlar çok fazla irdelenmekte; fakat, sonunda gelinen nokta, nerelere gelinmiş, sapmalar olmuş mu, ödenekler denildiği kadar mı olmuş, daha fazla ödenek üstü harcamalar mı olmuş, gelir tahminleri tutturulmuş mu, faizdışı fazlası tutturulmuş mu, makro hedefler tutturulmuş mu, maalesef, bunlar yeteri kadar bu çatı altında fazla irdelenmiyor. Bu, çok önemli bir husustur. Biz şunu arz ediyoruz ki; zannediyorum, bundan önce konuşan muhalefet sözcülerimiz de, Muhalefet Partimizde aynı düşüncededir; çünkü, bu önemli bir gerçektir. Kesinhesap Kanunu Tasarısının, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse Genel Kurulda uzun uzun incelenmesi, üzerinde konuşulması, varılan neticelerin analiz edilmesi çok çok mühimdir. Bu, Türkiye’nin önemli bir sorunudur. Bundan sonra Büyük Millet Meclisimiz de bu şekilde bir karar alırsa çok daha Türkiye’nin lehinde olur; çünkü, iktidar, muhalefet gibi düşünmeye başlar, muhalefet, iktidar gibi düşünmeye, onların sorumluluklarını alarak düşünmeye başlarsa, bu çatı altından çok daha iyi kararlar çıkacağına inanıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu açıklamamdan sonra 2003 yılı gider bütçesiyle ilgili de bazı bilgiler arz etmek istiyorum: Bakanlığımın 2003 yılı gider bütçesi içerisinde yer alan ödenek tutarı 28 katrilyon 507 trilyon lira olup, bunun sadece, yüzde 4’ü kendi giderlerimize aittir. Bakanlığımızın 2003 yılı giderlerini karşılamak için, 1 katrilyon 129 trilyon lira tutarında ödenek teklif edilmektedir. Bu ödeneğin yüzde 75,9’u personel giderlerine, yüzde 12,5’i diğer carî giderlere, yüzde 9,3’ü yatırım giderlerine, yüzde 2,4’ü de, Bakanlığın kendi transfer harcamalarına aittir.

2003 yılı ödenek teklifimizin yüzde 96’sına tekabül eden 27,3 katrilyon lira ise, Bakanlık dışındaki devlet ihtiyaçlarına ayrılmıştır. Bu tutar içerisinde, katma bütçeli kuruluşlara yapılacak Hazine yardımı için 8,8 katrilyon lira, yükseköğrenim kurumlarına yapılacak devlet katkısı için 2,5 katrilyon lira, TC Emekli Sandığı için 5,9 katrilyon lira, ihracatta Katma Değer Vergisi iadeleri için 3,9 katrilyon lira, emeklilere vergi iadesi için 732 trilyon lira, Kredi ve Yurtlar Kurumu için 100 trilyon lirası öğrenci harç kredisi ve beslenme kredisi olmak üzere, 650 trilyon lira ödenek bulunmaktadır.

2003 yılı konsolide bütçe gelirleri tahmini 100,8 katrilyon liradır. Bunun 85,9 katrilyon lirası vergi gelirlerinden, 10,3 katrilyon lirası vergi dışı normal gelirlerden, 4,1 katrilyon lirası özel gelir ve fonlardan, 425 trilyon lirası da katma bütçeli idarelerin gelirlerinden oluşmaktadır. 2003 bütçesinde vergi gelirlerinin tahmini, 85 katrilyon 955 trilyon lira olarak öngörülmüştür. 2003 yılı bütçesinde yer alan gelir tahminlerinin yapılması sırasında, 2003 yılında ekonominin makro çerçevesine ilişkin olarak ortaya konulan büyüme, enflasyon oranı, dış ticaret büyüklükleri ve diğer göstergeler esas alınmış ve geleneksel tahmin modelleri kullanılmıştır.

Vergi Barışı Kanunu kapsamında 2003 yılında gerçekleşmesi beklenen 2,4 katrilyon lira bütçeye gelir olarak yazılmıştır. Burada bir yanlış anlama söz konusu; bunu, özellikle, arz etmek istiyorum. Bizim bütçeye koyduğumuz vergi gelirlerinde Vergi Barışı Kanunundan dolayı düşen pay, daha önce, 58 inci Hükümet zamanında Başbakanımız tarafından kamuoyuna açıklandığı üzere, 2,4 katrilyon liradır; bu miktarı, biz, gelecek para tahmininde vergi gelirine ilave etmiş bulunuyoruz. Yani, kamuoyunda bazen 10 katrilyon lira, bazen 700 trilyon lira gibi rakamlar söyleniyordu; fakat, konulan gerçek para, beklenen tahmin 2,4 katrilyon liradır; o, bütçeye konmuştur ve bütçe rakamları ona göredir. Hepinizin de bildiği gibi, son gelişmeler, aldığımız rakamlar, bunun üzerinde bir gerçekleşmenin olacağı yönündedir, inşallah, o şekilde gerçekleşir.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz günlerde, özellikle, bölgemizde yaşanan sıcak gelişmeler dikkate alındığında, kamu maliyesinde her zamankinden daha dikkatli ve disiplinli olmamız zorunlu hale gelmektedir; 2003 bütçesi, bu zorunluluk dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Hükümetimizin vergi politikası, vergi tabanının genişletilmesi, kayıtdışı ekonomiyle mücadele ve vergi oranlarının düşürülmesi esasına dayanmaktadır. Vergi oranlarının düşürülmesiyle ilgili olarak, bilhassa sayın muhalefet, bizden çok acil uygulama bekliyor; bu hususta biraz sabırsızlığı var; ama, hiç merak edilmesin, bununla ilgili kanun tasarımız Meclise geldi, inşallah, yarın Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek. bazı vergi indirimleri de kanunla değil, hükümet kararnamesiyle söz konusu oluyor; çok yakın zamanda onların da haberleri alınacak inşallah.

Mevcut durumda, vergi sistemimiz, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının hızla arttığı, adaletsiz ve fiktif kazançları vergilendiren bir görüntü vermektedir. Bu nedenle, hükümetimizin, kamu maliyesi alanındaki en önemli önceliği bu tabloyu düzeltmektir. Bunun için, kayıtdışı ekonomiyle kararlı bir şekilde mücadele edilmesi ve doğrudan vergilere ilişkin sistemimizin yeni bir anlayışla gözden geçirilmesi zorunludur; ancak bu şekilde vergi tabanının genişletilmesi mümkün olabilecek ve vergi oranlarının makul seviyelere çekilmesi sağlanabilecektir.

Bununla beraber, borçların sürdürülebilirliliği açısından önem arz eden faizdışı fazla hedefinin gerçekleştirilmesine dönük önlemlerin de alınması gerektiği, gayet tabiîdir. Bu kapsamda, dolaysız vergilere ilişkin sistemi basitleştiren, yatırım indirimi sistemini daha rasyonel hale getiren, kurum kazançlarındaki vergi yükünü yüzde 65’lerden yüzde 45’lere indiren, değişik finansal açılar üzerindeki vergi yükünü eşitleyen, sağlık ve eğitim harcamalarını belirli bir tutarının indirimine izin veren değişiklikler içeren tasarıyı Yüce Meclisimize arz etmiş bulunuyoruz.

Vergi sistemine ilişkin yapacağımız düzenlemeler, sistemi basitleştirip, vergi yükünü azaltırken, mükelleflerin gönüllü uyumunu da artıracaktır.

Doğrudan vergiler alanında yapılan söz konusu değişikliklerin yanı sıra, vergi idaresinin etkinliğinin artırılmasına da özel önem verilmektedir. Vergi idaresinde, vergi tipi örgütlenmeden fonksiyonel örgütlenmeye geçilmekte, vergi denetimi etkinleştirilmekte ve yönetim kapasitesi geliştirilmektedir. Tüm bunlar daha etkin ve mükellef odaklı bir vergi idaresi yaratmaya dönük çalışmalardır. Vergi idaresinin teknolojik altyapısı da, çağdaş ülke uygulamalarına paralel hale getirilecektir; böylece, hem mükelleflerimize daha iyi hizmet sunulması sağlanacak hem de idarenin yönetim ve denetim kapasitesi güçlendirilecektir.

Kayıtdışı ekonomiyle mücadele açısından, öncelikle kayıtdışılığı teşvik eden adaletsiz yapı ortadan kaldırılacaktır. Böylece, fiktif kazançları vergilendirmeyen daha adaletli bir sistemde vergi tabanının genişletilmesi sağlanacaktır. Bununla beraber, vergi denetimi yeni bir anlayışla ele alınacak ve 2003 yılından başlamak üzere, vergi kayıp ve kaçağının daha yoğun olduğu riskli sektörler başta olmak üzere, sektörel bazda incelemeler üzerinde yoğunlaşılacaktır.

Vergi tabanının genişletilmesi ve kayıtdışılıkla mücadele kapsamında belirli tutarın üzerindeki işlemlerin bankacılık sistemi aracılığıyla yapılmasının zorunlu tutulması da dahil, her türlü önlem alınacaktır.

Yine, bu kapsamda, vergi barışı projesiyle, mükelleflerimize sağlanan avantajın bu konudaki en son düzenleme olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Vergi affına ilişkin düzenlemelerin zorlaştırılmasına dönük anayasa değişikliği çok kısa süre içerisinde Yüce Meclise sunulacaktır.

Dolaysız vergi, vergi idaresi ve vergi denetimi alanlarındaki bu tedbirlerle, kayıtdışını kayıt içine alma konusunda önemli bir mesafe kaydedilecektir. Hedefimiz, işleyen, adaletli, makul oranlı ve mükellef memnuniyetini sağlayan bir vergi sistemidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2003 yılı konsolide bütçesinin ocak, şubat -iki aylık- uygulama sonuçlarını da almış bulunuyoruz. Bu dönemde, önceki yıla göre yüzde 1,8 artışla 20,9 katrilyon lira harcama yapılmış; yüzde 43,2 artışla 14,2 katrilyon lira gelir elde edilmiş; vergi gelirleriyse, yüzde 50,3 artışla 11,6 katrilyon lira düzeyinde gerçekleşmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, konuşmanızı toparlar mısınız.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

Bütçe geçen yıla göre yüzde 36,9 azalışla 6,7 katrilyon lira açık, faiz ödemeleri hariç tutulduğunda ise, yüzde 62,4 artışla 4,3 katrilyon lira fazla vermiştir; bu, geçen yıla göre hemen hemen iki misline yakın bir artıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içinde bulunduğumuz çetin şartların bilincindeyiz. Ülke olarak, yılların birikimi olan kötü yönetim ve uygulamaların sonucu daha da ağırlaşan bir ekonomik ve malî tabloyla karşı karşıyayız. Bizim meselemiz borçları ve faiz yükünü azaltmaktır. Bu borçları sağlıklı vergi gelirleriyle karşılamak ve bütçe açıklarını tamamen kapatmaktır. Bu yapılmadan, sağlıklı bir ekonomik yapıya kavuşmamız, geniş kesimlerin refahını artıracak sosyal politikaları uygulamaya koymamız mümkün değildir. Bütçelerin kararlılıkla ve disiplin içinde uygulanması, hedeflenen politikaların gerçekleştirilmesi bakımından son derece önemlidir. Sıkı malî politikalardan asla vazgeçmeyeceğiz. Milletimizin, ödediği verginin nasıl ve nereye harcandığını bilmesi tabiî hakkıdır. Bu bakımdan, harcamalarda israfı önlemeye daha ilk günden başladık ve devam ediyoruz.

Vergi idaresi güçlendirilecek, vergi sisteminde etkinlik ve verimlilik sağlanacaktır. İlkemiz, zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak, nefret ettirmeyip, sevdirmektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; savaşın maliyeti, yapmış olduğumuz bütçenin esnekliği içinde yer alıyor; onları karşılayacak yeteri kadar ödeneğimiz vardır. Ülkemiz, bölgemiz, dünya sıkıntılı günlerden geçmektedir; ancak, kimse umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye Cumhuriyeti tarihe kök salmış büyük bir devlettir. Bu zorlukları yenecek birikimi, deneyimi, gücü ve kararlılığı vardır, kimsenin bundan şüphesi olmasın. Türkiye ve Türk Milleti kendi ayakları üzerinde durmasını ve yürümesini öğrenmek mecburiyetindedir. Atatürk diyor ki: “Tam bağımsızlık, ancak malî bağımsızlıkla mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca, o devletin hayatî kısımlarında bağımsızlık felç olur; çünkü, her devlet organı, ancak maliyeyle yaşar. Malî bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin iktisadî yapıyla uygun ve denk olmasıdır. Devlet bünyesini yaşatmak için, harice müracaat etmeksizin, memleketin gelir kaynaklarıyla, idarenin temini, çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür. En yüksek düzeyde tasarruf yapmak millî adaletimiz olmalıdır; bundan dolayı, malî usulümüz, halkı zorlama ve zarara sokmaktan kaçmakla beraber, mümkün olduğu kadar, ihtiyaç ve fakirliğini harice göstermeden yeterli gelir sağlamak esasına dayanmaktadır.”

2003 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olması temennisiyle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birleşime, saat 14.30’a kadar ara veriyorum.

                                                                                                     

Kapanma Saati: 13.30

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.30

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Bütçe görüşmelerine devam ediyoruz.

 

KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 l.- 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/530; 1/531; 1/280, 3/87, 3/89, 3/90; 1/281, 3/88) (S.Sayısı:  76, 77, 78, 79)   (Devam)

 

C)      ENERJİ VE TABİî KAYNAKLAR  BAKANLIĞII

1.-   Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-    Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

c)       PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-   Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

b)DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

B) MALİYE BAKANLIĞI

1.-     Maliye Bakanlığı    2003 Malî  Yılı Bütçesi

2.-     Maliye Bakanlığı  2001 Malî Yılı Kesinhesabı

 

E)       GELİR BÜTÇESİ                                          

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Söz sırası, şahsı adına, tasarının lehinde söz isteyen, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 Malî Yılı Bütçe görüşmelerinde lehte söz almış bulunuyorum; hepinizi şahsım ve AK Parti adına saygıyla selamlıyorum.

Enerji sektöründe en fazla tartışılan konulardan bir tanesi, elektrik fiyatlarının ne kadar ucuzlayacağı şeklindedir. Böyle bir soru sürekli gündemden düşmemektedir. Bunu belirleyebilmek için, öncelikle, elektrik fiyatlarının bileşenlerini çok iyi aşmamız lazım. Hangi bileşenlerden oluşuyor, hangileriyle oynanabilir, hangileri tekniktir, hangileri idaridir, hangileri malî açıdan oynanabilecek rakamlardır. Bunları çok iyi tespit etmemiz gerekiyor. Türkiye’deki elektrik fiyatlarının, öncelikle, Avrupa Birliğine girmek üzere olduğumuz ve bunu çok istediğimiz bir ortamda, Avrupa’nın neresindeyiz, dünyanın neresindeyiz, bunları açıklıkla ortaya koymamız gerekmekte.

Bir dramdan bahsetmek istiyorum. Bu dram, bizim gücümüzle alakalıdır. Nedir bu?.. Kişi başına düşen millî gelirin 2 160 dolarlar olduğu bir ortamda, elektrik fiyatlarının 9-9.5 sentler civarında tüketiciye yansıtıldığı bir ortamdayız. Peki, Avrupa’da bu rakamlar çok mu düşük; hayır, aslında, çok düşük değil; ancak, takdir edersiniz ki, kişi başına düşen millî gelirin, 31 000 dolarlara kadar çıktığı ülkeler vardır ve bu ülkelerde de normal kullanılan elektrik fiyatı 9 ila 11 sentler civarındadır. Yani, hem elektrik fiyatı kendi halinde pahalıdır Türkiye’de hem de alım gücü açısından sıkıntı yaşadığımız için o pahalılık bir kez daha vurgulanmaktadır. Bunu birkısım rakamlarla desteklemek, teyit etmek istiyorum. Özellikle, Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan sanayi ve mesken aboneleriyle alakalı tarifelerden birkaç rakam vereceğim. Mesela, Danimarka’da meskenlerde 19,5 sent civarında olan grup vardır; Finlandiya’da 7,7 sent, Hollanda’da 14,5 sent, İtalya’da 13,5 sent civarındadır, Türkiye’de 9,2 sent civarındadır vergilendirilmiş haliyle.

Alım gücü paritelerine göre değerlendirdiğimizde ise, ne yazık ki, Türkiye’de kullanılan elektriğin en pahalı elektrik olduğunu bir kez daha görüyoruz. Yakın ülkelerden bahsedeceğim. Alım gücü, kişi başına düşen millî geliri takribî 6 000 dolarlar civarında olan bir Polonya’da 17 sentler civarında, İtalya’da 18,3 sent civarında, Türkiye’de ise, 23,3 senttir elektriğin fiyatı. Bunu neye istinaden söylüyorum, tekrar etmekte fayda var: Alım gücü paritelerine göre değerlendiriyoruz.

Hal böyle olduğunda, elektrik fiyatlarının bileşenlerine tekrar dönmek istiyorum. TEDAŞ’ın EÜAŞ’tan aldığı ortalama fiyat, 5,2 sentler civarında. Bunun üzerine TEDAŞ’ın dağıtım masrafları geliyor, 2 sent civarında. Ki, bu 2 sent, aslında, TEDAŞ’ın hedefleri arasında ve Sayın Enerji Bakanlığının da ciddî hedefleri arasında olan bir rakamdır. Bunun 0,8 sentler civarına çekilmesi gerekiyor. Bunun için de, şu anda çok fazla tartışılmakta olan bölgesel tarifelerin veya yine eski yekpare tarifelerin bence çok ciddî manada tartışılması lazım; çünkü, TEDAŞ masraflarının, Türkiye’deki kayıp kaçak oranlarının yüzde 22’ler civarında olduğu bir ortamda, bunun için ille çok ücra köşeleri, çok köyleri, kasabaları dolaşmaya gerek yok arkadaşlar. Bugün İstanbul’un Boğaziçi yakasında kayıp kaçak oranlarının bedelsizlerle beraber yüzde 38’lere çıktığını, ne yazık ki, söylemek durumundayız. İşte, Doğu ve Güneydoğu Anadoluda, sıkça itham ettiğimiz ve temenni etmediğimiz, istemediğimiz elektrik kaçaklarının olmasının yanı sıra, Ankara’nın merkezinde de, İstanbul’un Rumeli Yakasında ve Anadolu Yakasında da, artık, bu tip kayıp ve kaçaklarla mücadele etmek zorundayız ve bunların, mutlaka önlenmesi lazım.

Biliyorsunuz, enterkonekte sistem vasıtasıyla bütün bunlar bir havuza atılıyor; artılar, eksiler hepsi bir havuza atılıyor: Ödemeyenlerin, parasını, mutlaka, ödeyenler tarafından sübvanse edildiği bir ortamda bulunuyoruz.

Daha sonra, Belediye Tüketim Vergisi 0,18 sent ve KDV de 1,3 sent civarındadır. Bu fiyatlara, güç bedelleri dahil değil; yüzde 3,5’i TRT payı ve -biliyorsunuz, bu pay, yüzde 2 ve 1,5’lik dilimlere ayrılmıştı; ikinci kısmı da, inşallah, ileriki tarihlerde kaldırılacak ve bu, sıfırlanacak- yüzde 1 de enerji fonu payı vardı. Bütün bu paylardan sonra, burada, birkısım hukukî ve teknik sıkıntılar yaşıyoruz. Onlar nelerdir; Belediye Tüketim Vergisi bindirilmiş fiyatın üzerinden tekrar vergi almak. Sayın Bakanımız da konuşmasında bundan bahsetti. Bir Belediye Tüketim Vergisi ve onun üzerinden, tekrar -verginin vergisi- bir KDV alınıyor. Tabiî, bunların mutlaka indirilmesini temenni ediyoruz; bunlar sırasıyla yapılacaktır.

Ayrıca, her bir fatura başına, sanayi abonelerinden 10 000 000, mesken abonelerinden 1 000 000, diğer abonelerden –ticarî abonelerden- ise 4 000 000 TL civarında bir güç bedeli alınmaktadır.

Mevcut yapıdaki dağıtım şirketlerin nihaî tüketicilere uyguladıkları tarife, ülke genelinde, abone grupları bazında, tek tip tarife olarak TEDAŞ tarafından da belirlenmektedir. Biliyorsunuz, şu anda üst kurul tarafından bu tarifeler belirlenmektedir.

Ben, özellikle, Türkiye’deki elektrik sisteminin kurulu gücü ve hangi bölümlerden ne kadar güç alıyoruz; bunlar hakkında da kısaca bazı rakamlar vermek istiyorum. Türkiye’de, şu anda, 33 791 MVA civarında bir kurulu güç var ve bu kurulu gücün yakıt cinslerine göre dağılımını düşündüğümüzde, doğalgazın yüzde 33’lerde, kömürün yüzde 22’lerde, hidroelektriğin yüzde 37’lerde, sıvı yakıtların yüzde 9’larda ve çok az olan diğer kısımlarının da yüzde 1,5 civarında olduğunu görüyoruz; ama, aynen, bu üretimin yakıt cinslerine göre dağılımını düşündüğümüzde ise, doğalgazın yüzde 41,5, kömürün yüzde 24,3, sıvı yakıtın yüzde 8,7, hidroliğin yüzde 25,3 civarında yer aldığını görüyoruz. Hal böyle olunca, tüketilen toplam miktar 132 milyar kilovatsaat, brüt üretim ise 129,3 milyar kilovatsaat civarındadır. Bulgaristan’dan 3,5 milyar kilovatsaatlik ithalatımız ve Gürcistan’a 400 milyon kilovatsaatlik  ihracatımız vardır ve kişi başına düşen rakam da 1 950 kilovatsaat/yıldır.

Bu nasıl akmaktadır; normalde üretim şirketleri EÜAŞ, yap-işlet-devret, yap-işlet projeleri ve işletme hakkı devri bulunan projelerden ve özel sektörde üretilen elektrikler, dağıtım şirketleri, TEDAŞ, Kayseri Elektrik, ÇEAŞ, Kepez gibi yerlerde dağıtılmakta ve bunlar sanayi, mesken, ticarethane, resmî daire, tarımsal sulama, endüksiyon ve ark ocakları, hayır kurumları ve arıtma tesisleri gibi abonelerce de tüketilmektedir.

Şu anda EÜAŞ’ın ortalama ticarî maliyetlerini düşündüğümüzde, 3,19 sentlik bir rakam görüyoruz; bunların değişik girdileri var, bunların değişik santrallarda üretimi yapılmaktadır.

Enteresan bir noktaya değinmek istiyorum: Üretim şirketlerinin üretim ve maliyet paylarını gözönüne aldığımızda, bu diyagramlarda aslında çok etkileyici bir nokta var; üretim payı itibariyle yüzde 72,34’lük EÜAŞ’ın, maliyet payının aslında yüzde 58,16 olduğunu görüyoruz; ama, yap-işlet-devret projelerinde ise yüzde 11,78’lik üretim payına karşılık, yüzde 25’ler civarında bir maliyet payı var. Yani, bu, havuza olumsuz manada bir katkısının olduğunu göstermekte. Diğer yap-işlet ve otoprodüktörlerde ise, çok farklı bir üretim ve maliyet payının olmadığını görüyoruz.

Bir konuya daha değinmek gerekirse, bizim, mesken ve tek terimli sanayi elektrik satış tarifelerinde -genelde, diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırmak zorunda olduğumuz için sent bazında söylemek istiyorum- normalde, birim fiyat, BTV ve KDV’lerle beraber 7,7 sent civarında. Toplam BTV’si, KDV’si ve ...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 2 dakika eksüre veriyorum.

TANER YILDIZ (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkanım.

... KDV matrahıyla beraber 9,7 sentler civarında sanayinin ve 9,2 sentler civarında da mesken abonelerinin fiyatlarını görmekteyiz.

Bu ne demektir: Avrupa’da, birçok ülkede sanayi aboneleri sübvanse ediliyor. Bizim sübvanse edebilmemiz için ise, biliyorsunuz, Hazineyle beraber ortak bir çalışma yapılması lazım; sanayide üretime dönük olan altyapı çalışmalarının desteklenmesi lazım. Gerek idarî gerek teknik ve gerekse malî açıdan fiyatlarımızı ucuzlatabilecek çalışmalara bir an önce başlanmıştır. Ben, bu konuda, Sayın Bakanımızı ve bürokratlarını şimdiden tebrik ediyorum; bu hedefe mutlaka ulaşacaklardır ve hepimiz d, bu konuda, ülke olarak, kendilerine destek çıkıyoruz.

Ben, bütün bu bilgiler ışığı altında saygılarımı sunuyorum ve bu bütçenin, Enerji Bakanlığımıza hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

Sayın milletvekilleri, 10 uncu turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, sorulara geçiyoruz.

İlk soru sorma sırası, Sayın Türkmen’de.

Buyurun Sayın Türkmen.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Enerji Bakanlığımıza sormak istiyorum: Devlet Su İşlerinin uhdesinde bulunan Ordu-Mesudiye Yolu (Dere Yolu) ne zaman tamamlanacaktır?

Soru iki: Melet Irmağı üzerinde kaç adet baraj yapılması düşünülüyor? Şu anda başlamış olan Topçam Barajı ne zaman bitirilecektir?

Soru üç: Ordu İli hudutları içerisinde maden yataklarımızın durumu nedir, bu konuda nasıl bir çalışma yapılarak Türk ekonomisine katkı sağlanmak isteniyor?

Soru dört: Ordu ve çevresi illerine doğalgaz ne zaman gelecektir? Doğalgaz gelmeden önce altyapı hazırlıkları yapılmış olması gerektiğinden, başta belediyeler olmak üzere, çevredeki kamu yatırımcılarıyla bir toplantı yapılacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.

Buyurun Sayın Gülyeşil.

ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) – Sayın Başkanım, delaletinizle aşağıda arz edeceğim hususların Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımızca cevaplandırılmasının teminini saygıyla arz ediyorum.

Stratejik, âcil ve kritik sorunları olan enerji sektörünün makro düzeydeki planlaması, fiyatlandırma politikaları, sektörün karar mekanizmalarının yetki ve sorumluluk sınırları gibi konularda söylenebilecek birçok konu bulunmaktadır; ancak, çalışmalarını çok büyük bir azimle sürdüren Sayın Bakanımızın, bu değerli ve önemsediğimiz çalışmalarının kısa sürede sonuçlarının alınabileceğine yürekten inanıyorum ve diliyorum.

Şimdi sorularıma geçmek istiyorum Sayın Başkanım.

Sorularım, yukarıda arz ettiğim, ülkemizin, enerjinin makro problemleriyle ilgili konulardan ziyade kendi bölgemle ilgili konular olacaktır; onları arz ediyorum.

Yüce Heyetinizin yakından bildiği gibi, 9 Mart 2003 tarihinde yenilenen Siirt seçimlerinde AK Parti, Partimiz yüzde 85 gibi çok önemli bir oy çoğunluğuyla sonuç almıştır orada. Halkımız, kısa sürede hizmet beklemektedir. Bütçe imkânlarımızın kısıtlı olduğunu yakından biliyorum, ülkemizin çetin şartlardan geçtiğini çok yakından biliyorum. Ancak, bölgesel kalkınmışlık farklarını azaltabilmek amacıyla, altını çizerek ifade ettiğimiz, her zaman ifade ettiğimiz pozitif ayrımcılık ilkesinden hareketle ve yerli kaynaklarımızı, önümüzdeki yıllarda daha da önemseyerek, önplanlamaya alınması gereken Siirt İli hudutları içindeki ve Dicle havzasındaki 1 200 megavat kurulu güce sahip ve güvenilir olarak yılda 2 500 000 000 kilovatsaat, ortalama olarak da 4 500 000 000 kilovatsaat enerji üretim kapasitesine sahip olan Siirt’in merkezindeki Alkumru, Pervari’deki Çetin, yine, Keskin, Pervari Santralı, Şirvan, Eruh, Baykan gibi 13 tane...

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) – Sorusunu sorsun...

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, sorusunu sorsun...

BAŞKAN – Sayın Gülyeşil, sorunuzu sorar mısınız.

ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) – Soruyorum efendim.

...13 tane projenin gerçekleştirilmesi düşünülüyor mu, düşünülmüyor mu; düşünülüyorsa, ne kadar kısa sürede bunlar gerçekleştirilebilecektir; birinci sorum bu.

İkinci sorum da şudur Sayın Başkanım: Genel Müdürlüğün, planlanan boru hatlarında, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Silopi’ye doğalgazın getirilmesi düşünülmektedir. Gerek Sayın Başbakanlığa verilen brifingde gerekse bu kuruluşların kendi arşivlerinde bu çalışmalar var. Bu Silopi’ye kadar getirilecek olan doğalgaz hattının inşaatının veyahut da planlamasının, Şırnak üzerinden Siirt’te ve oradan batıya, Batman ve Diyarbakır’a getirilmesi düşünülüyor mu; ikinci sorum da bu.

Ben, Sayın Bakanıma, bir konuyu daha, yine, sormakta fayda görüyorum: Siirt’in istihdam problemini, -Siirt’in istihdam problemi, şu andaki en büyük problemdir- bu problemi çözmeye yönelik olan, Şirvan’daki bakır madenlerinin işletmesiyle ilgili herhangi bir çalışmayı başlatacaklar mı? Bu, çok uzun yıllardan beri çalışması yapılan bir projeydi; bunun ele alınarak, süratle hayata geçmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gülyeşil, sizden sonra da soru soracak arkadaşlarımızın olduğunu hatırlatırım.

Buyurun.

ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) – Efendim, çok teşekkür ediyorum; sorularım bundan ibarettir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gülyeşil.

Soru sorma sırası Sayın Ercenk’te; buyurun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Başkan, efendim, Antalya Kumluca, Mavikent, Beykonak arasındaki beş yıl önce, sel felaketini önlemek için yapılması talep edilen kanal ne zaman bitirilecektir?

2- Elmalı yöresindeki 140 000 dönüm tarlayı sulayacak olan Çayboğaz’ı Barajının bitirilmesi düşünülüyor mu?

Korkuteli, Kargalık, Yeşilyayla, Osmankalfalar, Hacıbekâr göletlerinin inşaatı ne durumdadır?

Gazipaşa Zeytinada Göleti, merkez, Antalya merkez, Doyran, Hatipler ve Alanya Dimçayı barajlarının bitirilmesi düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercenk.

Sıra, Sayın Bayraktar’da.

Buyurun Sayın Bayraktar.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Delaletlerinizle Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanıma birkaç sorum olacak.

Birinci sorum; seçim öncesi vaat edip de yerine getirilemeyen, kamuoyunda en çok tartışılarak tepki gördüğümüz ve cevap vermekte zorlandığımız akaryakıt fiyatlarının sürekli yükseltilmesi, her ne kadar varil başına petrol zamlanarak yükseldiyse de, şimdi düşmeye başlamıştır; bu konunun aydınlatılmasının tarafınızdan yapılmasını,

İkinci sorum; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin su temininin, balon taşımacılığıyla Hollanda firması tarafından yapılmakta olduğunu biliyoruz. Bu taşımacılık, bugüne kadar ucuz ve verimli olmamıştır. Bu taşımacılığın, daha güvenli, istikrarlı ve verimli olarak Türk bayraklı gemilerle yapılmasını düşünüyor musunuz?

Üçüncü ve son sorum; enerji sektöründeki ihalelerle ilgili yolsuzluk iddiaları devam etmekte, özellikle, yap-işlet-devret modeliyle ihale edilen proje ve anlaşmalardan ülkemizin 20 yıllık geleceğini ipotek altına aldığı varsayımında görüşmeler, konuşmalar kulaklarımıza gelmektedir.

İçinde bulunduğumuz ekonomik şartları da göz önüne alarak, bu tür olumsuzlukları, ne kadar sürede, nasıl aşmayı düşünüyorsunuz?

Yatırım maliyetlerin yanı sıra, işletme maliyetlerinin de önemli olduğu günümüzde, hidroelektrik santralleriyle ilgili olumlu çalışmalarınızın yanında, güneş enerjisi ve yanında ayrıca, rüzgâr enerjisinden istifade etme projelerini ne zaman gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktar.

Buyurun Sayın Koçak...

Sayın Koçak?..Yok.

Buyurun Sayın Akdemir.

VEZİR AKDEMİR (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sorum, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanına. İnşaat kooperatifleri, elektrik temininde sıkıntı yaşamaktadırlar. Kooperatiflerden özel trafo istenmekte; hele, yakınlarında TEDAŞ hatları yoksa, kooperatiflerin büyük sıkıntılar yaşadıkları herkesçe bilinmektedir; bu da inşaat maliyetinin yüzde 15’ini teşkil etmektedir. Sayın Bakanım trafonun TEDAŞ tarafından yapılmasını düşünüyor mu? Bu, birinci sorum.

İkinci sorum: Tarımda kullanılan yeraltı suları gün geçtikçe azalmaktadır. İzmir İline bağlı Beydağ, Ödemiş, Tire, Kiraz, Bayındır, Bergama, Kınık, Dikili, Menemen İlçeleri sulama suyu konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Sayın Bakan, 1993 yılında temeli atılan Beydağ Barajının bitirilmesi için artı bir ödenek düşünülüyor mu?

Üçüncü sorum, Sayın Maliye Bakanına; temel gıda maddeleri, eğitim ve ilaçlardaki yüksek KDV oranlarını düşürmeyi düşünüyorlar mı veya tamamen kaldırmayı programa almışlar mıdır?

Dördüncü sorum: Sayın Bakanımız, memurların özlük haklarını düzeltmeyi düşünüyor mu?

Diğer bir sorum: Toplukonut kredilerinin maliyetleri yüksek olduğundan dolayı düşük görülmektedir. Tekrar, toplu konutların mezarlık haline gelmemesi için kredi artırımı var mıdır?

Bir başka sorum: Bakanlıkça tasarruf tedbirleri alınmaktadır; eğitim, sağlık ve savunma gibi hayatî önem taşıyan hizmetlerde de bu tasarruflar uygulanacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Buyurun Sayın Ülkü.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Teşekkür ederim.

Ben de, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanına sormak istiyorum: Sayın Bakan, konuşmasında, doğalgazın ısınma amaçlı kullanılması yönünde bazı cümleler söyledi. Özellikle, Ege Bölgesinde bunun doğru olmadığını, biraz araştırılsa, Ege Bölgesinde, hatta, Çanakkale’den Mersin’e kadar tüm kıyılarımızda jeotermal enerjiden ısınma amaçlı yararlanma olanağı vardır; bu da, dolarsız enerjidir. Boşa akan suyun değerlendirilmesi varken, doğalgazı buna tercih etmek, en hafif deyimiyle, ülke kaynaklarının israfına devam etmektir. 1 520 megavat gücünde doğalgaza dayalı yapılmış olan Aliağa’daki santralın, TÜPRAŞ’ta, PETKİM’de, demir çelik tesislerinde ve rekabet gücünü yitirmiş, başta seramik fabrikaları olmak üzere, İzmir’deki diğer sanayi kuruluşlarında kullanılmak üzere yapıldığı gözardı edilmemelidir. O nedenle, burada kullanılmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Ayrıca, uzun vadeli uygulanabilir bir program var mıdır?

Ayrıca, jeotermal aramalar için MTA kurumuna daha fazla kaynak ayrılmasına ne dersiniz? MTA’nın kendi bütçesiyle, devletin parasıyla yapılmış halihazırda bekleyen kuyuların, bulundukları bölgedeki mahallî idareler ve belediyelere ücretsiz devredilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.

Buyurun Sayın Bölünmez.

SÜLEYMAN BÖLÜNMEZ (Mardin) – Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakanlarıma sorularım olacaktır.

Sayın Güler, Ilısu Barajının yapımı esnasında kurulacak şantiyenin, terörden en fazla zarar gören Mardin Dargeçit İlçesinde kurulması hususunda kesin talimatlarınızı rica ediyoruz.

Güneydoğuda, özellikle Mardin’de, tarımda ve sanayide kullanılan elektriğe voltaj ve fiyat yönünden nasıl bir çözüm bulacaksınız?

Köye geri dönüşlerde gerekli malzemeler için bütçede ne kadar yer verdiniz?

Son sorum, Sayın Güler ve Sayın Unakıtan Bakanlarımıza. Günlerdir basında yer alan vergi barışı çerçevesinde 2,4 katrilyon toplanacağı beyan edilen şu günlerde, 2003 bütçesinde beklenen verginin yüzde 23’ünün, yani 21 katrilyonun tahsildarlığını yapan akaryakıt bayilerini ölüme mi terk edeceksiniz; yoksa, iflas ettiklerinde yeşil kart verip, maaş bağlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bölünmez.

Buyurun Sayın Akın.

HARUN AKIN (Zonguldak) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Benim sorum, Enerji Bakanımıza. Sayın Bakan, öncelikle, bu bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Sorumu da, beni bu Yüce Parlamentoya taşıyan kendi bölgem Zonguldak’la ilgili sormak istiyorum. Sayın Bakan, malumunuz, Zonguldak kömürle oluşmuş bir maden kenti. Zonguldak, uzun yıllar ülke ekonomisine katkı vermiş bir kent; üstelik, gururla da söyleyebilirim ki, cumhuriyetin kuruluşuna da katkı vermiş bir kent; ama, maalesef, şu anda, Zonguldak’ta müthiş bir panik, müthiş bir huzursuzluk var. Bunun da nedeni, son onbeş yıldır uygulanan politikalar ve işbaşına gelen hükümetlerin Zonguldak’a bakış açısı.

Şimdi -bu ön değerlendirmeyi yaptıktan sonra- Sayın Bakanım sizlere, şunları sormak istiyorum: 3 Kasımdan bugüne kadar, Zonguldak gibi, madenle özdeşleşmiş, ülke ekonomisine katkı vermiş önemli bir ilde, Bakanlığınız, sadece, bir genel müdürü görevden aldı. Tabiî ki, genel müdürü görevden almasında, bizi, fazla ilgilendiren bir konu yok -belki, yerine, başka bir düşünceniz vardır- ama, bir ayı geçti, bir genel müdür daha, kurumun başına gelmedi. Şayet, elinizde, düşüncenizde veya beyninizde bir genel müdür yoktu ise, niye mevcut genel müdür alındı veya varsa böyle bir düşünceniz, neden bir ayı geçti, bir genel müdür atayamıyorsunuz?

Sayın Bakanım, ikinci sorumu soruyorum: Yine, TTK’nın, bütün işçilerimizin en önemli sendikası Genel Maden-İş Sendikası, sizlere, Zonguldak’ın sorunlarını anlatmak için, TTK’nın sorunlarını anlatmak için,  yaklaşık dört aydır, sizlerden randevu talep ediyor Sayın Bakan. Bu, bize çok ilginç geliyor. Bugüne kadar olmamış bir şey. Hiçbir dönem, hiçbir hükümet, Genel Maden-İş Sendikasının randevu talebine bu kadar duyarsız kalmadı; bunu, kent merak ediyor; bunu, bizler merak ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akın, sorunuzu sorar mısınız.

HARUN AKIN (Zonguldak) – Genel Maden-İş Sendikasına neden randevu verilmiyor?

Üçüncü sorumuz, yine, Sayın Bakan, biliyorsunuz, 1989 yılında TTK’da bir rödevans uygulaması başlatıldı; bu rödevans uygulaması 2002 yılında Danıştay tarafından iptal edildi. 1989’dan, 2002’ye kadar rödevansla birçok kuruluş, birçok kişi yatırım yaptı, işçi çalıştırdı, trilyonlarca yatırım yaptı, 2 000’lerin üzerinde işçi çalıştırıyorlar. 1989’dan bugüne kadarki sürede, geçen sene Danıştay bunu iptal etti, haliyle çok ciddî bir sorun yaratılmıştır. Bununla ilgili siz de biraz evvelki konuşmanızda ifade ettiniz, Maden Kanununda, alt komisyonlarda, bu işin düzeltileceğini umuyoruz. Yalnız, sadece bu rödevans izninin Maden Kanununa konulması yetmiyor, mevcut rödevanscılardan, 2003 yılında, programları istenmiş, KDV’leri alınmıştır.

BAŞKAN – Sayın Akın, sorunuzu sorar mısınız?

HARUN AKIN (Devamla) – Sayın Bakan, bununda, çok büyük bir sorun olduğunu düşünüyorum ve bu konuyla ilgili -çok önemlidir bir kenti ilgilendiriyor- düşüncelerinizi sizden istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akın.

Sayın Bakanlar, sorulan soruların süresi 15 dakika, cevap verme hakkınız da 15 dakikadır.

ALİ TOPUZ (İstanbul)- Hayır, 5 dakikadır.

BAŞKAN – Ancak, bu süreyi paylaşacak mısınız, yoksa ayrı ayrı mı kullanacaksınız?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Maliye Bakanlığı olarak bizim çok kısa sürecek, ondan sonraki süreyi Sayın Bakanımız kullanabilir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Efendim, Maliye Bakanlığına sorulan sorular içerisinde, temel gıda ve ilaç fiyatlarındaki KDV’lerde indirim yapılacak mı diye bir soru vardı. KDV ile ilgili olarak Bakanlığımızda çalışmalar yapılıyor ve bazı düzenlemelere gidiliyor, bunları ekonomik ve adalet yönünden tetkik ediyoruz ve bazı düzenlemeler çok yakında yapılacaktır...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan, duyulmuyor, anlaşılmıyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Şimdi duyuluyor herhalde.

Temel gıda ve ilaç fiyatlarında KDV indirimi yapılacak mı diye bir soru vardı. Genel olarak KDV oranlarıyla ilgili olarak Bakanlığımızda çalışma yapılmaktadır, bunlar ekonomik ve adalet yönünden bilhassa nazarı itibara alınıyor, yeniden düzenlemeler, değerlendirmeler yapılıyor; fakat, bu arada, sağlık yönünden ele aldığımız en önemli konu, ilaç fiyatlarındaki KDV’lerdir. Bunlarla ilgili olarak çok yakında bir düzenleme getiriyoruz. Bildiğiniz gibi, bu düzenlemeler Bakanlar Kurulu kararıyla yapılıyor, kanunî bir değişikliğe gerek yok; ama, ilaç fiyatlarında KDV indirimi söz konusu, yakında onları ilan edeceğiz. Aşı, serum, kan ve bunun gibi öncelik arz eden konular ve bunlardaki KDV indirimleri yakında geliyor.

Memurların özlük haklarıyla ilgili olarak, Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Beyin idaresinde, ve Devlet Personel Genel Müdürlüğünün başkanlığında çalışmalar yapılıyor. Bunlarla ilgili gerekli çalışmalar var.

Toplu Konuta kredi ayrıldı mı diye bir soru vardı. Toplu Konut, kendi kaynaklarını kullanıyor ve ayrıca, bütçede, herhangi bir kredi yok. Zaten, uzun zamandan beri, çok cüzî miktarlar ayrılıyordu; ancak, Toplu Konut İdaremizle yeni yaptığımız görüşmede de, bana, onların yeteri kadar kaynakları olduğu ifade edildi.

Tasarruf tedbirleriyle ilgili olarak, eğitim ve sağlıkta olacak mı diye soruldu. Biz, eğitim ve sağlıkta herhangi bir hizmete müteallik tasarruf indirimi düşünmüyoruz. Yalnız, hizmetlerin iyileştirilmesi ve kalitesinin yükseltilmesi için her türlü tedbiri almaya çalışıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Efendim, ben, önce Zonguldak’la ilgili sorulardan başlayayım. Sayın Sendika Başkanıyla iki defa yüz yüze, iki defa da telefonla görüştüm. Belki, onlardan haberiniz yok ve devamlı da görüştüğümüz arkadaşımızdır.

TTK’yla ilgili olarak şunu söyleyeyim: TTK, sadece Zonguldak’ın değil, aynı zamanda Türkiye’nin çok önemli bir kuruluşudur –Zonguldak’la ilgili söylüyorum- ve TTK olarak oraya son derece önem veriyoruz.

Ereğli Demir Çelik İşletmelerindeki yeni yönetim değişikliğiyle birlikte, taşkömürünü özellikle koklaşabilir metalurjik kok kullanmayı düşünüyoruz; çünkü, senelerdir, 60 kilometre uzaklıktaki kömür kullanılmamakta, binlerce kilometre uzaklıktaki Avustralya’dan, Güney Afrika’dan, Venezüella’dan kömür gelmektedir. Bunların bilincinde olarak, yeni maden kanununu buna göre düzenleyeceğiz.

Rödovans konusuyla ilgili problemler, Türkiye'deki kanunî altyapının maalesef yeterli olmamasından ileri gelmektedir. Bununla ilgili olarak, yeni maden kanunumuz, devrimci nitelikte, çağdaş bir kanundur ve bu problemleri de orada çözmeyi düşünüyoruz.

Onun dışında, Zonguldak’la ilgili ayrıca köklü çözümler düşünüyoruz. Şu anda özel sektörden çok ilginç bir teklif var; bununla ilgili değerlendirmeleri yapıyoruz. Şu anda, henüz değerlendirme bitmediği için açıklamayı zamansız buluyorum. Zannediyorum, o ilginç teklif geldiğinde, hem işçiler hem şehir hem Türkiye bundan mutlu olacaktır.

Şimdi, ilk sorudan başlayayım; akaryakıt zamlarıyla ilgili şunları söylemek istiyorum. Daha evvel, 1998 yılındaki bir Bakanlar Kurulu kararından dolayı otomatiğe bağlanmış zamlar yapılıyordu ve bu zamlar, yüzde artı eksi 3 bandını aştığı zaman gerçekleşiyordu. Yüzde 3’ü aştığı zaman zam, yüzde eksi 3’ün altına düştüğünde de indirim oluyordu; fakat, nedense indirimler yapılmıyordu, çok az indirim yapıldığını görüyoruz. Bunu vergi ayarlamalarıyla yapmamayı daha uygun buluyorlardı, çok az sayıdaydı. Biz ise, dönemimizde bunları uyguluyoruz. Mesela, fuel-oilde 5 Martta yüzde 3,43; gazyağında 19 martta 1,7; kurşunsuz benzinde 1,26; yine benzinde 1,21; fuel-oilde 3,4; 1 numaralı fuel-oilde 4,44; motorinde 1,43; ayrıca kalorifer yakıtında 3,24 gibi indirimler yaptık. Bugün de, kanunî saati gerçekleşmediği için söyleyemiyorum, bir önemli indirim daha gerçekleştiriyoruz, Hazineden bilgi aldık; fakat, bu, saat 12.00’den sonra açıklanacak. Bu önemli indirimi de böylece bildiriyorum.

Biz, burada söz verdiğimiz gibi, artma olduğu zaman zam yaptığımız gibi, aynı zamanda düşmeyi de gerçekleştiriyoruz ve bunu hiçbir vergi ayarlamasıyla da geçiştirmiyoruz; halka, bunu yansıtıyoruz.

Onun dışında, gerçekçi bir piyasa ekonomisini uyguladığımız için de, burada, biz, hükümetin ekonomi politikasını da buna bağlı olarak gördüğümüz için, bu reel ekonomiyi de gözönüne alarak bunları gerçekleştiriyoruz.

Bu arada, tüp gaza zam yapmadık. Bu, daha çok fakir fukaranın mutfakta kullandığı bir üründür; buna zam yapmadık ve bunu da, aynı zamanda, işin sosyal politikası olarak düşünmekteyiz.

Yeri gelmişken söyleyeyim: Elektrik ve doğalgaza da dört aydır zam yapmıyoruz; bu da, aynı zamanda, yine, bir nevi ucuzlatma sayılabilir; ama, gerçekçi rakamları da yeri geldiğinde uygulamaya çalışıyoruz.

Bunun dışında, özellikle jeotermal enerjiyle ilgili olarak, Ege’yle ilgili cevabımı vereyim. Tabiî ki, jeotermal enerji, son derece önem verdiğimiz ve üstelik çevrilmeye gerek kalmayan bir enerji türüdür, olduğu gibi kullanılan bir enerji türüdür. Jeotermal enerji bakımından, Ege Bölgesi, diğer birkaç bölgeyle birlikte önemli bir bölgedir. Buraya, biz, önem veriyoruz. Sadece jeotermal değil, rüzgâr ve güneş enerjisini de destekliyoruz.

Şu ana kadar, Türkiye’nin enerji politikası, üç ana sütun üzerinde, birbirine eşit olmayan üç sütun üzerinde duruyordu. Bunlar, doğalgaz, hidrolik ve kömürdü; diğerleri ise ihmal edilmişti. Halbuki, diğer ileri ülkelerde, bu, birbirine aşağı yukarı eşit olan, beş sütun üzerinde durmaktadır; bunların içinde nükleer enerji de bulunmaktadır, aynı zamanda güneş, jeotermal ve rüzgâr enerjisini de kullanmaktadırlar. Biz, buna ağırlık veriyoruz ve yerli kaynağımız olduğu için, ulusal kaynağımız olduğu için özel önem veriyoruz.

Aliağa’yla ilgili konuda, özellikle burası seramik bölgesi olduğu için, oraya zaten doğalgaz götürmeye çalışıyoruz; çünkü, doğalgazı, orada, verim açısından, ilave bir maliyet indirici unsur olarak görüyoruz ve onu da destekliyoruz.

Uzun vadeli çalışmalar konusuna gelince, biz, zaten, enerji planlaması şeklinde bunu ele aldık. Bir ulusal enerji enstitüsü kuruyoruz, bunun hazırlıklarını yaptık. Bizim buradaki temel amacımız şudur: Dışa bağımlı olmayan, yerli kaynaklarımızı temel alan bir çalışmadır; çünkü, konuşmamda da belirttiğim gibi, 2020 yılında, yaklaşık yüzde 80 dışa bağımlı olacağız. Bu, bizim güvenliğimiz açısından da son derece mahzurludur. Bunun için, biz, boş duran, atıl kapasitede çalışan kömür santrallarına ağırlık vereceğiz. Buradan arta kalan, artırdığımız, kullanmadığımız doğalgazı ise -bunu, bir yenilik olarak söylüyorum- otomobillerde, sıkıştırılmış doğalgaz olarak kullanmayı düşünüyoruz, bununla ilgili bir çalışmamız var; çünkü, otomobillerde kömür ve su kullanamayacağımıza göre, elektrikte, hidrolik ve kömüre ağırlık vereceğiz, doğalgazı da oraya kaydıracağız. Dolayısıyla, özellikle kömürde bunu yapmamız sonucunda, biliyorsunuz, Türkiye'de, işsizlik önemli bir sorun, büyük bir istihdam problemi var; bunu da orada çözmeyi düşünüyoruz.

Bu arada, nükleer çalışmalara da, ayrıca ar-ge bazında ağırlık veriyoruz; çünkü, bunu da ihmal etmememiz lazım. Halbuki, biz, şu anda, doğalgaz sebebiyle bütün yumurtaların yarısını bir sepete koymuş durumdayız. Bunu da, alırken kazanmak şeklinde düşünüyoruz ve bütün anlaşmaları tekrar gözönüne aldık. Orada, almak zorunda olduğumuz mecburî miktarı ve fiyatları aşağı çekmeye çalışıyoruz, bununla ilgili bazı gelişmeler var; fakat, bu gelişmeler hemen açıklanacak durumda olmuyor; çünkü, anlaşmalar, sadece iki kişinin anlaşması değil; arkalarında bankalar var, arkalarında finans kurumları var, diğer şirketler var; bunların hepsinin olurunun alınması gerekiyor. Onun için, bu çalışmalar zaman alıyor; ama, biz, buna rağmen, gece geç vakitlere kadar, cumartesi pazar dahil olmak üzere ekibimizle beraber çalışıyoruz. Buradaki temel unsur, ülkenin menfaatıdır, milletin menfaatıdır ve aynı zamanda, olayın sosyal boyutudur. Bu bakımdan, yerli kaynaklar bizim vazgeçemeyeceğimiz unsurlardır. Zaten, petrol ve doğalgaz aramayı da söylemiştim, bunlara da ağırlık veriyoruz. Biz, enerji dengemizde, bu aramalara büyük önem veriyoruz.

Rüzgâr enerjisi ihmal edilmiştir. Rüzgâr enerjisi üzerinde çok ciddi duruyoruz ve bunu, özellikle teşvik etmeyi düşünüyoruz; çünkü, biraz önce bahsettiğim jeotermal enerji gibi, aynı zamanda güneş enerjisi gibi, Türkiye'de, şu anda, maalesef, kullanılmayan; ama, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 15 civarında kullanılan ve yüzde 20’ye çıkarmaya çalıştıkları bir enerji türüdür. Dolayısıyla, bunun üzerinde çok ciddî olarak durmaktayız.

Bu arada, su konusunu söylemeye zaten lüzum yok. Şu anda, biz, sularımızın yüzde 35’ini kullanıyoruz, yüzde 65’ini kullanmıyoruz ve bunun için de, Devlet Su İşleri, özellikle, çok geniş kapsamlı bir çalışma başlattı; bununla, barajları ve hidroelektrik santralları -sulama dahil olmak üzere- ele alıyor.

Olayın sadece bir enerji boyutu yok, aynı zamanda tarım politikası açısından son derece önemli. Bununla ilgili, değişik finansman modelleri üzerinde duruyoruz. Belki, bana soracaksınız; bütçenin bu kısıtlı halinde, bu yatırımları nasıl yapacaksınız diye. Bunları, biz, tamamıyla, hem özel sektör hem özelleştirmenin unsurlarıyla hem de yabancı sermayeyle toparlamaya çalışıyoruz. Bunun için de güven esas olduğundan, biz, dört önemli güveni oluşturmaya çalışıyoruz; bunlar, siyasî güven, hukukî güven, malî güven ve idarî güven. Bunları oluşturmak için de, çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz.

Dolayısıyla, enerji politikamızı, çok sağlıklı, sürdürülebilir bir şekilde oturtmaya çalışıyoruz ve bununla ilgili, tamamıyla geleceği düşünerek, ulusal bir politika takip etmeyi amaçlıyoruz.

Yalnız, burada, yap – işlet – devret ve yap – işlet çalışmalarında, maalesef yanlış uygulamalar olmuş. Bu yanlış uygulamaların olması, bu metotların kötü olduğunu göstermez; bu yanlış uygulamaların olması, bütün yabancı şirketlerin kötü olduğunu göstermez, uygulayıcıların hatalarıdır bunlar. Bunları da masaya yatırdık ve şu anda, memnuniyetle ifade edelim ki –bu bir pazarlık değil, bu bir yanlışın düzeltilmesidir- bununla ilgili, ciddî, olumlu gelişmeler ve indirimler söz konusudur. Burada da, yine, anlaşmaların imzalanabilmesi için, onların arkalarında bulunan –bazıların arkasında 20’yi yakın banka ve şirket var- kurumların teker teker hepsinin olurlarının alınması lazım. Bunu da, yakında açıklayacağız.

Burada yapmak istediğimiz şey: Özellikle, elektriğin fiyat oluşumunun içerisindeki çok lüzumsuz, yersiz birtakım vergilerin olmasını, TRT payı gibi... Burada, verginin vergisi şeklinde nitelendirilebilecek bir model vardır. Bunu da, biz, yedi ayrı senaryo üzerinde çalışarak götürüyoruz. Aslında, bu tip çalışmalar –takdir edeceğiniz gibi- üçbuçuk – dört aya sığacak çalışmalar değildir; biz, senelerce sürebilecek bu çalışmaları, yoğun bir çalışmayla ve geniş bir kadroyla yürütüyoruz ve bu noktada, zaten hazırlığımız vardı. Bu hazırlığın üzerine diğer çalışmaları da oturttuk.

Dolayısıyla, enerji politikası sağlıklı bir baza oturtulmaya çalışılmaktadır.

Teşekkür ederim.

Diğer soruların cevaplarını, zamanınızı almamak için yazılı vermeyi uygun buluyoruz.

Yalnız, Ordu ile ilgili olana cevap vereyim, bölgeyle ilgili olduğu için...

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Bakan, tam beş yıl önce “kanal açılacaktır” diye cevap verilmiş; bir tek kazma yok.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Şöyle söyleyeyim; haklısınız...

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Bütün sebze ve meyveler zarar görmüş.

BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap verir misiniz... Karşılıklı...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Ben zamanınızı almamak için, diğer programınız var diye bunları yazılı vermeyi düşündüm; ama, cevabını vereyim.

Antalya-Çayboğazı projesi 2004 yılında bitirilecektir.

Elmalı Ovası sulamasında, Avrupa Kalkınma Bankasından alınan 36 227 000 dolar krediyle çalışmalar hızlandırılmıştır. 2003 yılı sulama sezonunda 1 288 hektar sulanacak ve sulama sürecektir.

Kumluca İlçesinde, Belediye Başkanları mülkiyet problemlerini çözemediler. Mahallî idareciler mülkiyetle ilgili problemleri çözer çözmez, kanal açılmasına derhal başlanacaktır; DSİ bu konuda hazırdır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Bu arada sel felaketleri devam edecek.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Yani, bu, DSİ’nin elinde olan bir konu değil.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – 100 trilyon zarar var efendim, daha geçen ay...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – 100 trilyon olabilir... Ümit ediyoruz ki, bunu azaltalım; ama, konunun bizimle ilgisi olmayan bir kısmından bahsediyorsunuz.

BURHAN KILIÇ (Antalya) – Belediye Başkanlarına söylesinler...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Belediye Başkanınızı ikna ederseniz, olur bu.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Genel olarak söylüyorum.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Şimdi, Ordu’ya cevap vereyim ben.

Ordu ile ilgili, Dereyolu; aşağı yukarı yüz yıllık bir projedir bu. Şu anda, bu projenin, normal olarak beş yılda bitirilmesi planlanmıştır; fakat, biz, bunu, hızlı bir çalışmayla üç yılda bitireceğimizi ümit ediyoruz. Bununla ilgili, 11 trilyon para ayrılmıştır. Yapılacak çalışmayla, aslında, Mesudiye’nin Ordu’ya karayoluyla bağlanması değil, aslında, Sıvas’ın, hatta, biraz daha geniş düşünürsek, ilave yollarla GAP’ın bağlanmasıdır. Bu projeyle, GAP‘ın ürünleri Karadenize ulaşacaktır, Karadenizinkiler de güneydoğuya inecektir. Bu bakımdan, stratejik bir projedir bu; buna özellikle ağırlık veriyoruz.

Onun dışında, tatbikat projesi de hazır...

 

BAŞKAN – Toparlar mısınız Sayın Bakan...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – İkinci olarak, Ordu İlinde madenlerle ilgili çalışmalara cevap vereyim. Biliyorsunuz, ilin içinde hem kurşun hem bakır hem bentonit hem de kaolin bulunmaktadır, mermerle birlikte. Ayrıca, uranyum ve altın zuhuratı da vardır. Bununla ilgili, MTA, çalışmalarını yapıyor. Ayrıca, MTA’nın uyduyla değerlendirmesi yapılıyor, bütün Türkiye’de yapılıyor. Dolayısıyla, Ordu da bu illerin içinde. Burada tespit edilecek rezervler işlenmeye başlanacaktır. Bununla ilgili, orada, ayrıca, ilave endüstrilerin kurulmasını da, biz, özel sektör olarak düşünüyoruz.

Doğalgaz iki yıl içinde gelecek. Biliyorsunuz, Mavi Akımdan dolayı bir hat doğuya bir hat da batıya doğru gidecek, T şeklinde. Bir de, tabiî, Ankara’ya doğru gelen var. Dolayısıyla, o bölgeyle ilgili çalışmalar şu anda programa alınmıştır. Zaten, hava kirliliği de belli bir boyuta ulaşmış oralarda. Diğer illerde de, zaten, fazla doğalgaz olduğu için bir an evvel bunu satmak istiyoruz. Bununla ilgili ön etütler yapıldı ve iki sene içinde bu gerçekleşecek.

Diğer sorulara yazılı olarak cevap vermeyi uygun buluyoruz , fazla zamanınızı almamak bakımından.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sırasıyla, 10 uncu turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Kâtip Üyenin, bölümleri oturarak okumasını Genel Kurulun oylarına sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

    ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1.– Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 Malî Yılı Bütçesi

A – C E T V E L İ

Program
Kodu A ç ı k l a m a                   L i r a

101            Genel Yönetim ve Destek Hizmetleri                  6 112 500 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

111            Maden ve Enerji Kaynaklarının İşletilmesi  163 827 500 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

900            Hizmet Programlarına Dağıtılamayan Transferler 15 393 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

999            Dış Proje Kredileri    9 731 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...Kabul edilmiştir.

T O P L A M 195 064 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

A    C E T V E L İ

                  L  i  r  a

- Genel Ödenek Toplamı               : 94 799 935 000 000

- Toplam Harcama : 87 522 520 930 000

- İptal Edilen Ödenek                 : 7 277 414 070 000

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî Yılı Bütçesi

A – C E T V E L İ

Program

Kodu A ç ı k l a m a                   L i r a

101            Genel Yönetim ve Destek Hizmetleri                  1 557 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

111            Petrol Faaliyetleri ve Akaryakıt Politikası   1 298 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

900            Hizmet Programlarına Dağıtılamayan Transferler 18 629 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.  

T O P L A M 21 484 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

Gelir

Türü A ç ı k l a m a                     L i r a

2           Vergi  Dışı Normal Gelirler        168 500 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3           Özel Gelirler, Hazine Yardımı ve Devlet Katkısı        21 315 500 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

T O P L A M 21 484 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü  2001 Malî Yılı Kesinhesabı

A    C E T V E L İ

                  L  i  r  a

- Genel Ödenek Toplamı               : 1 711 118 000 000

- Toplam Harcama : 1 527 506 440 000

- İptal edilen Ödenek                 :   183 611 560 000

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B    C E T V E L İ

                     L i r a

- Bütçe tahmini      : 1 359 000 000 000

- Yılı tahsilatı         : 1 531 780 260 000

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri  kabul edilmiştir.

 

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

1.– Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 Malî Yılı Bütçesi

A – C E T V E L İ

Program

Kodu A ç ı k l a m a                   L i r a

101            Genel Yönetim ve Destek Hizmetleri                  745 261 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

103                  Makine İkmal Hizmetleri                  77 528 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

111            İşletme ve Onarım Hizmetleri 11 352 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

112            Büyük Su İşleri     1 138 929 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

113            Küçük Su işleri     100 479 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

114                  Yardımcı Tesis Yapımı Hizmetleri 5 735 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

900            Hizmet Programlarına Dağıtılamayan Transferler 3 636 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

999            Dış Proje Kredileri    1 476 012 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

T O P L A M 3 558 932 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

 

B – C E T V E L İ

Gelir

Türü A ç ı k l a m a                     L i r a

2           Vergi  Dışı Normal Gelirler        59 020 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3           Özel Gelirler,  Hazine Yardımı ve Devlet Katkısı        3 499 912 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

T O P L A M 3 558 932 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

2.– Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2000 Malî Yılı Kesinhesabı

A    C E T V E L İ

                  L  i  r  a

- Genel Ödenek Toplamı               : 1 631 025 664 490 000

- Toplam Harcama : 1 540 624 012 210 000

- İptal edilen Ödenek                 : 88 568 924 370 000

- Ödenek Dışı Harcama               :   275 220 850 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel

  Kanunlar Ger.Ertesi Yıla

  Devreden Ödenek : 2 107 948 760 000

- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve

  Dış Proje Kredilerinden Ertesi

  Yıla Devreden      :   837 849 510 000

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B    C E T V E L İ

                     L i r a

- Bütçe tahmini      : 1 309 495 000 000 000

- Yılı tahsilatı         : 1 519 469 508 370 000

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

MALİYE BAKANLIĞI

1.– Maliye Bakanlığı 2003 Malî Yılı Bütçesi

A – C E T V E L İ

 

 

 

Program

Kodu A ç ı k l a m a                   L i r a

101            Genel Yönetim ve Destek Hizmetleri                  238 909 800 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

111            Devlet Bütçesinin Düzenlenmesi, Uygulanması ve Denetimi   19 878 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

112            Devlet Gelirlerine İlişkin Hizmetler  603 376 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

113            Devlet Muhasebe Hizmetleri 146 512 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

114            Devlet Mallarına İlişkin Hizmetler  78 693 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

116            Devlet Hukuk Danışmanlığı ve Muhakemat Hizmetleri 24 149 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

119            Devlet Taşınır Mallarının Tasfiye Hizmetleri 1 265 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

920            İktisadî Transferler ve Yardımlar  550 000 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

930            Malî Transferler 13 931 989 200 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

940            Sosyal Transferler 6 094 655 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

950            Borç Ödemeleri  6 772 500 000 000 000

                  BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.  

T O P L A M 28 461 927 000 000 000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2003 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Maliye Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Maliye Bakanlığı 2001 Malî Yılı Kesinhesabı

A    C E T V E L İ

L  i  r  a                             

- Genel Ödenek Toplamı               : 12 764 263 127 000 000

- Toplam Harcama : 13 160 492 449 440 000

- İptal Edilen Ödenek                 : 478 881 245 200 000

- Ödenek Dışı Harcama               : 936 270 739 460 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel

  Kanunlar Ger.Ertesi Yıla

  Devreden Ödenek : 61 160 171 820 000

- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve Dış

  Proje Kredilerinden Ertesi Yıla

  Devreden              :   124 076 800 000

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2001 malî yılı kesinhesabının bölümleri  kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığının 2003 malî yılı bütçesi ile 2001 malî yılı kesinhesabı kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının 1 inci maddeleri kapsamına giren bakanlık ve ilgili kuruluşların bütçeleri ve kesinhesapları ile gelir bütçesiyle ilgili 2 nci maddesinin görüşmeleri tamamlanmış bulunmaktadır.

 

 

C) GELİR BÜTÇESİ

 

2.- 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/530) (S.Sayısı:76)  (Devam)

 

2003 MALÎ YILI BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir ve Denge

Gider bütçesi

MADDE 1.- Genel bütçeye dahil dairelerin harcamaları için bağlı (A) işaretli cetvelde gösterildiği üzere 146 805 170 000 000 000 liralık ödenek verilmiştir.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir bütçesine ilişkin 2 nci maddeyi tekrar okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- Genel bütçenin gelirleri bağlı (B) işaretli cetvelde gösterildiği üzere 100 357 000 000 000 000 lira olarak tahmin edilmiştir.

 

BAŞKAN – 2 nci maddeye bağlı (B) cetvelinin bölümlerini okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

( Genel Bütçenin Gelirleri )

B - C E T V E L İ

Gelir Türü

Açıklama

Lira

1

Vergi Gelirleri

85 955 000 000 000 000

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2

Vergi Dışı Normal Gelirler

10 294 000 000 000 000

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3

Özel Gelirler ve Fonlar

4 108 000 000 000 000

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM :

100 357 000 000 000 000

BAŞKAN – Kabul edenler... etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 inci maddeyi kabul edilen ekli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3. - Bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen ödenekler toplamından bu Kanunun 8 inci maddesinin "c" bendi uyarınca iptal edilen ödenek miktarları düşüldükten sonra kalan tutar ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark net borçlanma hasılatı ile karşılanacaktır.

BAŞKAN – 3 üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş; buyurun efendim.

Sayın Keleş yok galiba?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şahısları adına söz isteyen, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü; buyurun efendim.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 üncü madde üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, sizi ve televizyonları başındaki tüm halkımızı en iyi dileklerimle, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bu madde, gerçekten denge maddesi, son derece önemli bir madde. Kişisel konuşma yapmanın ötesinde bir konuşma yapmak isterdim; ama, Sayın Başkan, şunu öğrenmek isterim: Yine, 5 dakikayla mı sınırlı? Ona göre bir konuşma götürmek istiyorum.

Evet, Sayın Keleş de geldiler...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Siz devam edin SayınTütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Ben, o zaman, kişisel konuşmamı yapayım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; öncelikle bir görüşümü dile getirmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi, fazla enkaz edebiyatı yapmıyor. Bunu teslim ediyoruz. Arada bir oluyor da, enkaz edebiyatı fazla yapmıyor; ancak, bir şey yapıyor, sürekli olarak geçmiş dönemin kötü mirasını gündeme getiriyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Doğru o da...

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Doğru... Doğru...

Bu kötü mirası o kadar çok dile getiriyor ki, bu Yüce Meclisin duvarları sanki ağlama duvarına, sızlanma duvarına dönüyor. İşte, bu, doğru değil. Seçim öncesini anımsayalım. Seçim öncesinde bir fotoğraf çektiniz, biz de çektik. Durumun ne kadar kötü olduğunu, ne kadar yanlış uygulamalar içinde bulunulduğunu halkımıza anlatmaya çalıştık. Halkımıza anlatmaya çalıştık, halkımız sizi dinledi, bizi dinledi. Herhalde, bu kötü fotoğrafı, kötü manzarayı, siz, daha iyi anlattınız ki halkımıza, halkımız size iktidar verdi, öyle değil mi... Peki, değerli arkadaşlarım, işte, burada duracağız. Yani, seçim öncesinde seçim meydanlarında anlattıklarımızı, dile getirdiğimiz sızlanmaları iki aydan beri, üç aydan beri sürekli bu çatı altında dile getirirsek; yani, bunun bir anlamı yoktur diye düşünüyorum. Bu durumu dikkatlerinize sunmak istiyorum; çünkü, halkımız, size sorunlarının çözümü için iktidar verdi, Meclis duvarlarında ağlamak için değil.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; kaldı ki, madalyonun öbür yüzüne biraz değinmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı o kadar kötü miras almadı. Şimdi bakınız, size burada madalyonun diğer yönünü... Miras kötü de... (AK Parti sıralarından gülüşmeler) Hep beraber güleceğiz şimdi... 3 üncü maddeyle ilgili olarak, 2002 yılından 2003 yılına gelen olumlu trendleri, hem Maliyenin hem devlet Planlama Teşkilatının rakamlarıyla, devletin resmî rakamlarıyla ortaya koyayım da, ondan sonra hep birlikte gülelim.

Bakınız, 2002’de, Hazine borçlanma maliyetleri düşüş trendine girmiştir. Borçlanma vadeleri tekrar uzatılabilmiştir 2002’de. Örneğin, devlet iç borçlanma senedi, yaklaşık, bileşik faiz oranı 2001’de yüzde 99’ken, 2002 yılında bu yüzde 58’e gerilemiştir. Ortalama borçlanma ise, 4,8 aydan 9 aya çıkmıştır... Bunları görmemiz lazım, ağlayacağımıza bunları görelim, ağlamayı keselim biraz, ne yapmamız gerektiğini düşünelim ve olumlu politikalarla, bu olumlu trendi daha olumlu hale götürelim; bunu söylemek istiyorum. Başka bir olumlu trend, içborçların gayri safî millî hâsılaya oranı, 2002’de yüzde 55’e düşmüştür; oysa, bu oran, 2001’de yüzde 69 idi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, konuşmanızı tamamlayabilmeniz için 1 dakika eksüre veriyorum.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Sağ olun efendim.

Dışborçların vade kompozisyonunda da olumlu bir değişme yaşanmış; öyle olumlu bir değişme yaşanmış ki, dışborç stoku içindeki kısa vadeli borç yüzde 11’e kadar düşmüş, yüzde 15’lerdeydi. Hazine alacaklarının tahsilinde olumlu gelişmeler var. Kamu bankalarının sermaye piyasası üzerindeki, malî piyasalar üzerindeki olumsuz etkisi telafi edilmiş durumda.

Şimdi, buradan, şunu söylemek istiyorum: Ne oldu; böyle olumlu bir atmosferle gelindi, bir güven bunalımına girildi ve birdenbire faizler fırladı. Ocak, şubat, mart aylarında, üç ayda 23 katrilyonluk borçlanma yapma durumunda kaldı Türkiye. Tabiî, bu, geçmiş dönemin sıkıntısı; ama, söylemek istediğim şu, bu 23 katrilyonun 10 katrilyonu borçlanma faizidir. Borçlanma faizlerinde üç ayda, bu güven bunalımı nedeniyle, ortalama yüzde 10 bir artış oldu –paçal olarak söylüyorum- yani, şunu söylemek istiyorum: Eğer piyasalara güven vermiş olsaydınız, yüzde 10 kadar faiz artışı olmayacaktı, 10 katrilyon yerine 1,6 katrilyon ödeyecektiniz ve 10 katrilyon da tasarruf edecektiniz, yaklaşık bir milyar dolar. İşte bunalım...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Ülke yönetimi ciddiyet ister.

Teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Muhalefet olmak da ciddiyet ister.

BAŞKAN – Şahsı adına, Hakkâri Milletvekili Sayın Mustafa Zeydan; buyurun.

Konuşma süreniz 5 dakika.

MUSTAFA ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçemiz hayırlı olsun.

Çok kısa bir zamanımız var. Bütçemiz, hepimizin bildiği gibi, çok kısıtlı yapılmış bir bütçe, AK Parti gibi tertemiz bir bütçe. Ona inanıyoruz; ama, yine de hükümete güveniyorum, geri kalmış bölgelerimize, bütçeye göre değil, geri kalmışlık durumuna göre bakacaklardır.

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, güneyimizde sıcak bir savaş var; Hakkâri, o savaşın, neredeyse içinde sayılıyor. Hakkâri, şu anda çok tehlikeli bir durumda; her şeye karşı, her türlü tehlikeye karşı, Hakkâri şu anda yaşamaktadır. Örneğin, Hakkâri, kimyasal, biyolojik silahlarla her an karşı karşıya kalabilir. Temenni ederim ki, hükümetimiz, bu konuda gerekli tedbirleri alacaktır, buna inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, güneydoğu, doğu, zaten yirmi senedir terörle mücadele içerisindedir. Biz, bu konuları çok öğrenmiş, çok alışmış insanlarız. Aslında, güneyde olan olaylar hakkında Türkiye’nin fazla telaş etmesine de gerek yoktur;. nihayet, dışımızda olan bir olaydır. Türkiye güçlü bir devlettir. Biz bunun güçlüğünü yirmi sene yaşadık, belki Ankara’da, İstanbul’da oturanlar, bu konuları, pek, bizim kadar bilmiyorlar. Türkiye, dünyanın en güçlü terörüyle mücadele etti ve dünya devletlerinin desteklediği o terör dahi yok, oldu bitti; onun için, bizim, Türkiye’nin güçlülüğüne güvenimiz tamdır. Güneyimizde olan olay da Türkiye’yi fazlaca rahatsız edebilecek bir durumda değildir; ona da hiç inanmıyorum; o bakımdan, hiç telaşa da gerek yok. Basından da ricam, vatandaşımızı, kamuoyumuzu fazla telaşa sokmasınlar; bu, zaten, bizim, dışımızda olan bir olaydır.

Değerli arkadaşlar, yalnız şunu söylemek istiyorum: Terörden dolayı yirmi senedir çektiğimiz sıkıntılar var. Hükümetimizin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gönderdikleri amirleri, bilhassa valilerden başlamak kaydıyla, kaymakamları, emniyet müdürlerini vesaire... Biliyorsunuz, yasalarımıza göre, herkes kanun karşısında eşittir. Doğrudur; ama, kim eşittir; kanun karşısında, o kanuna uyan, o kanuna uygunluğu sağlayan, o kanunun emirlerini yerine getirenlerin eşit olması lazım. Siz, 40 000 insanın katili olan ve bunlara yardım eden kişiler ile devlet için hayatını ortaya koyan kişileri aynı kefeye koyarsanız, yanlış yaparsınız. Onun için, bilhassa o yörede bulunan amirlerimizin çok duyarlı olmaları lazım.

Bakınız, buradan askerlere çok teşekkür ediyorum; askerler çok çektikleri için, bütün kurumlardan daha duyarlıdırlar.

Değerli arkadaşlar, o bakımdan, hükümetimizin, yöreye giden amirlerimizi, valilerimizi, kaymakamlarımızı, emniyet müdürlerimizi bu konularda ikaz etmesi lazım. O terör örgütü, camileri yakmış, okulları yakmış, öğretmenleri öldürmüş, askeri öldürmüş, vatandaşı öldürmüş ve onları destekleyenler, şimdi “ne olacak canım, vatandaşımızdır, kanunlarımız böyle yazıyor” diyorlar. Doğrudur, kanunlar öyle yazıyor; ama, kanun “git, askeri, polisi öldür” demiyor ki... Ondan sonra, sen, git, Mustafa Zeydan’la eşit ol... Böyle bir şey olamaz; olmaması lazım.

Değerli arkadaşlar, bu konuda çok büyük sıkıntımız vardır; ama, ben, inanıyorum ki, bu hükümet, bu konuda gerekli titizliği gösterecektir.

Değerli arkadaşlar, malum, biliyorsunuz, birçok arkadaşımız, yine, köye dönüşler konusundan bahsetti. İnşallah, hükümetimiz, yakında, bu, köye dönüşler konusunda da gerekli tedbirleri alacaktır.

Bakınız, terör olaylarına karşı 60 000 silahlı korucu görev yapmıştır. Bu arkadaşların görev yaptığı zaman aldıkları maaş sadece 7 000 000’du. Bu insanlar, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için, bayrak için hayatlarını ortaya koydular; şu anda düşman sahibi olmuşlar; ama, üzülüyorum ki ve yazık ki, şu anda devlet eliyle bu adamlar dışarı itiliyor. Devlet, eğer kendi adamına sahip çıkmazsa, ilerideki günlerde sıkıntı çekebilir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, devletin kendi adamına sahip olması lazım. Atatürk’ün tek muvaffakiyeti vatandaşına verdiği güvendir; kendi yanında olan kişilere sahip olmasından dolayı olmuştur. Şimdi, bizim için hayatını ortaya koymuş insanları, biz, bugün “rahatladık, hiçbir şey yok” deyip elimizin tersiyle itersek, yarın sıkıntıya girmiş olacağız.

Ben, fazla vaktinizi almayacağım. Bütçemizin memleketimize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Hakkâri’yi unutmayın; teşekkür ederim, saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zeydan.

Şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş.

Buyurun Sayın Keleş. (CHP sıralarından alkışlar)

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi şahsım adına selamlıyor ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Bu madde, bir denge maddesidir ve 2002 yılında çıkarılmış olan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Yasasının hükümlerine göre ödenekler ile gelirler arasındaki farkın borçlanılarak karşılanabileceğini öngörmektedir. Yalnız, tabiî, bunun anlamlı olabilmesi için, ödeneklerin ve gelirler arasındaki farkın borçlanarak karşılanabilmesi ve bunun yeterli olması için gerçekçi rakamlarla bütçenin yapılmış olması lazım. 2003 yılı bütçesi için ne yazık ki bunu söylememiz mümkün değildir; çünkü, fiyat artışlarında, bütçenin büyümesinde ve dış satım rakamlarında gerçekçilikten uzaktır. Daha önce baz aldığı rakamlardaki değişmeleri yansıtmamaktadır. Irak olayı gibi bir olayı yansıtmamaktadır.

Ayrıca, örneğin, yatırımlarda büyük değişiklikler öngörüldüğü halde, 11 katrilyondan 7,6 katrilyona indiği halde, bunları da, yüzde 5 büyümeyi değiştirmeden geçerli saymaktadır.

Kaynaklar ve harcamalar dengesinde de, özel sektör yatırımlarının yüzde 17 gibi gerçekçi olmayan bir oranda büyümesini öngörmüştür;halbuki, 2002 yılı gibi nispeten makul sayılacak bir yılda, büyümenin olduğu, fiyat artışlarının aşağıya çekildiği bir yılda bile, bu yatırımlar, sadece artmamış, tam tersine, yüzde 1 oranında azalmıştır. Dolayısıyla, sadece bütçe büyüklükleri açısından değil, çok önemli genel dengeler açısından da gerçekçi rakamları içermeyen bir bütçeyle karşı karşıya bulunuyoruz.

Peki, malî bakımdan sürdürülebilir midir bu şey? Ben, bir defa, bütçedeki rakamların daha da olumsuz yönde gelişeceği -örneğin, harcamaların, 2002 yılında da öyle olmuştur- ve bütçe açığının, öngörülen bütçe açığının, 46 katrilyon olarak öngörülen açığın daha da büyüyeceği kanısındayım. Ama, bunun böyle olmasını istemiyorum, dilemiyorum; çünkü, değerli arkadaşlarım, daha olumsuz bir gelişmeyi, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda kaldıramayacağımız kanısını taşıyorum.

Bakın, malî bakımdan sürdürülebilirliğe değinmek istiyorum şimdi de. Malî bakımdan sürdürülebilirliği test etmemiz için iç ve dış borçların gayri safî millî hâsılaya oranına bakmamız lazım. 2002 yılında bu oran yüzde 100’dür. Makul bir oran olmadığını ve uluslararası kriterlere uymadığını söylemek istiyorum; çünkü, bu, Maastricht kriterlerinde yüzde 60’dır. Özel sektörün borçlanmasını dikkate aldığımız zaman yüzde 121’e çıkmaktadır. 59 katrilyon lira vergi toplamışız bu yıl, 2002’de ve bunun 51 trilyonunu yerli ve yabancı sermayeye “buyurun, sizden borç aldık; güle güle kullanın faiz olarak” demişiz.

Değerli arkadaşlarım, bu, malî bakımdan, ahlaki bakımdan, insan hakları bakımından, demokrasi bakımından, sosyal adalet bakımından sürdürülebilir bir durum değildir ve sürdürülmemelidir. O bakımdan, ben, 22 nci Dönem Parlamentosu parlamenterlerine, sizlere, büyük bir sorumluluk düştüğü kanısındayım. Bir defa bu sorumluluk şudur:

Öncelikle, IMF’nin dayatmalarına ve iç ve dış sermaye çevrelerinin ekonomiyi yönlendirme isteklerine karşı bir direnme gücü geliştirmeliyiz ve bunda kararlı olmalıyız. Ondan sonra yapacağımız şey, ciddî bir malî reformdur. Bunun için ciddî bir malî reform hazırlığına girişmeliyiz. Bir vergi reformu fevkalâde önemlidir. Bu reform, mutlaka, vergi adaletini sağlamalıdır, orta ve alt gelir gruplarındaki adaletsizliği ve onların üzerine binen yükü gidermelidir. Bunu yaptıktan sonra, tabiî, sadece kaynakları artırmamız yetmez, kaynakları en akılcı şekilde kullanmak en az kaynakları artırmak kadar önem taşımaktadır. Üretim ve yatırıma yönlendirmek ve bunları en verimli şekilde kullanmak önemli hedeflerden bir tanesidir ve bunu mutlaka gerçekleştirmek zorundayız. Bunu gerçekleştirebilmek için de bu anlayışı benimsemeliyiz değerli arkadaşlarım; çünkü, ancak böyle bir anlayışla biz yatırım projelerini kamu yararı açısından irdeleyebiliriz, ancak, böyle bir anlayışla yatırım projelerini ve politikaları, birbirlerine tutarlı olup olmamaları açısından denetleyebiliriz, ancak böyle bir anlayışla biz sektörlere ne kadar kaynak aktaracağımızı ve bu kaynakları nasıl dağıtacağımızı belirleyebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayabilir misiniz sayın vekilim.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Bir iki dakika süre verirseniz tamamlarım.

Sayın milletvekilleri, sorumluluğumuzun çok büyük olduğunu düşünüyorum ve bu sorumluluğu da reddetme, erteleme, savsaklama lüksüne sahip olmadığımız kanısını taşıyorum.

Türkiye, uluslararası kuruluşların, yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin kendisinin iradesinde olmayan uygulamalara zorlayacağı bir ülke değildir ve olmamalıdır da. Ülke yönetiminde kamu yararı ve halkın iradesi hâkim olmalıdır ve dışpolitikada bağımsızlığın, siyasette bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıktan geçtiği de hiç unutulmamalıdır.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

Madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Madde üzerinde önerge yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

 

İKİNCİ BÖLÜM

Bütçe Düzenine İlişkin Hükümler

Bölüm düzeni ve deyimler

MADDE 4. - Gider cetvelinin bölümleri, program bütçe uygulamasında programlar şeklinde düzenlenir. Programlar alt programlara, alt programlar da hizmetlerin veya harcamaların niteliğine uygun ödenek türlerine göre faaliyet veya projelere ayrılır. Her faaliyet veya proje gerekli sayıda harcama kaleminden oluşur.

26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda ve bu Kanunda yer alan;

a) "Fasıl ve bölüm" deyimleri bütçe sınıflandırmasında, "Program"ı,

b) "Kesim" deyimi, "Alt program"ı,

c) "Madde" deyimi, harcama kalemlerini de kapsayacak şekilde "Faaliyet" veya "Proje"yi,

d) "Tertip" deyimi, hizmet veya harcamanın yapılacağı program, alt program, ödenek türü, faaliyet-proje ve harcama kalemi bileşimini,

e) "Harcama kalemi" deyimi, (A) işaretli cetvelde yer alan ödeneklerin 100, 200....900 düzeyindeki ayrımını,

f) "Ayrıntı kodu" deyimi, harcama kaleminde yer alan ödenekler esas alınarak tahakkuk ettirilecek giderlerin (R) işaretli cetvelde belirtildiği üzere Devlet muhasebesi kayıtlarında gösterileceği alt ayrımı (bu ayrıma Kesinhesap Kanunu tasarılarında da yer verilir.),

g) Borç ödemeleri yönünden "ilgili hizmet tertibi" deyimi, (Personel giderlerine ait harcama kalemlerindeki ödenek bakiyeleri yalnızca personel giderleri borçlarına karşılık gösterilmek şartıyla) hizmet veya harcamanın ait olduğu programı,

İfade eder.

26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun, yılı bütçe kanunları ve diğer kanunlarda yer alan bütçe sınıflandırmasına ilişkin deyimleri analitik bütçe sınıflandırmasına uygun olarak yeniden belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – 4 üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Oğuz Oyan; buyurun. (Alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabiî, bu konuşmayı, Sayın Maliye Bakanı buradayken yapmak isterdim. Hükümet ve Maliye Bakanı, galiba, bu bütçeyi bizim kadar dahi ciddiye almıyor; öyle anlaşılıyor.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Biraz sonra gelecek.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, bu madde bağlamında, bu bütçenin Anayasaya aykırı olarak getirdiği düzenlemeleri aktarmak istiyorum. Bu, yeni bir olgu değildir. Yıllardır, Türkiye’de, bütçe kanunlarıyla Anayasaya aykırı düzenlemelere gidilmektedir. Anayasa Mahkemesinden bu konuda çok sayıda iptal kararı çıkmıştır. Buna rağmen, bu tür düzenlemeler devam etmektedir; üstelik, 2003 bütçesi, bu düzenlemeleri çok daha fazla genişletmektedir.

Anayasaya aykırı düzenleme nasıl yapılmaktadır; bunun iki ana yolu vardır. Bu yollardan birincisi, Anayasanın, bir kanunla düzenleme yapılmasını istediği, emrettiği durumlarda, anayasal kurala uyulmaksızın, bütçe yasasıyla düzenleme yapılmasıdır. Bu, anayasaya aykırılık oluşturur. Anayasanın 161 inci maddesi çok açıktır ve orada “bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz” denilmektedir; ama, konulmaktadır. Maddelere geçmeden önce bir şeyi söyleyeyim: Anayasanın hangi maddeleri bunları düzenliyor? Anayasanın 73 üncü maddesi, vergi ödeviyle ilgili olarak bir düzenleme getiriyor. Anayasanın 128 inci maddesi, kamu hizmeti görevlileriyle ilgili olarak bir düzenleme getiriyor. Anayasanın 161, 163 üncü maddeleri, bütçenin hazırlanması, uygulanması ve değişiklik yapılabilme esaslarıyla ilgili olarak özel yasal düzenleme yapılmasını kurala bağlıyor ve bütçenin sınırlarını çiziyor. Örneğin, vergi muafiyet ve istisnalarının bütçe yasasıyla konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması, anayasal düzen açısından mümkün değildir.

İkincisi, Anayasada yasaya bırakılmamış; ancak, bir yasayla düzenlenmiş olan konular varsa, bunların da bütçe kanunuyla değiştirilmesi mümkün değildir ya da ortadan kaldırılması mümkün değildir.

Anayasanın genel hükümlerinde, 87, 88, 89 uncu maddelerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri, yetkileri, bu bağlamda, kanunların teklif edilmesi, görüşülmesi ve Cumhurbaşkanlığınca yayımlanması esasları düzenlenmiştir. Örneğin, bütçe gelirlerinden pay alınması, bazı idare veya kuruluşlar bakımından kendi özel yasalarıyla düzenlenmişse, bunun bütçe hükümleriyle değişmesi olanağı yoktur. Örneğin, siz, belediyelerin paylarını özel yasada düzenlemişseniz, buraya da bütçe yasasıyla getirip, bunları yeniden düzenleme imkânınız yoktur.

Maliye Bakanı yaptığımız konuşmanın önemi üzerine, herhalde, teşrif etmiş gözüküyor.

Bakınız, şimdi, bazı örnekler vereyim: Efendim, maddelerin değerlendirilmesi açısından bakarsak, 2003 yılı bütçesinin maddelerinde çok sayıda Anayasaya aykırılık görüyoruz; bunlar, hızlı bir incelemeyle 20 civarında gözüküyor.

Örneğin, 10 uncu maddede kamu haznedarlığı olarak düzenlenen madde, Anayasa Mahkemesince daha önce iptal edilmiş bir maddedir; çünkü, böyle bir düzenlemeyle, siz, birçok kamu kuruluşunun kendi özel yasalarında yapılmış düzenlemelere aykırı düzenleme getiriyorsunuz; dolayısıyla, burada bir Anayasaya aykırılık var; bu iptal edildi. Daha önce, SSK Genel Müdürü olan ve şu anda aramızda bulunan arkadaşımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da başvurusu bunda rol oynamıştı; bu, Anayasanın genel hükümlerine, 87 inci ve 89 uncu maddelere göre bir iptal kararıyla sonuçlanmıştır. Yani, SSK Genel Müdürlüğü gibi, il özel idareleri gibi, Türk Telekomünikasyon A.Ş gibi, Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevleri, İş Yurtları Kurumu gibi, gelirleri özel yasalarla düzenlenmiş kurumları, siz, burada, kamu haznedarlığı içine alamazsınız.

Madde 13’te, yatırım harcamaları başlığı altında, il özel idarenin yetki devri düzenlemesi, Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki “mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ve yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir” hükmüne aykırıdır.

16 ncı maddenin (b) fıkrasında “ilaç katılım payları karşılığında ilgililerin maaş ve aylıklarından kesinti yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir” düzenlemesi Anayasaya aykırıdır ve bu hüküm, buna benzer bir hüküm 1995 yılında iptal edilmiştir.

17 nci maddenin (b) fıkrasında “vakıf ve dernekler ayrıca Maliye Bakanınca denetlenir” hükmü, bütçeyle, bütçe dışı alanlarda kanun yapmak hükmünde olup, Anayasaya aykırıdır; yapacaksanız, bunun kanunu vardır, bu kanunda yaparsınız.

Madde 20’de düzenlenen ödenek devir ve iptal işlemleri bağlamında (b) fıkrasında “özel ödeneklerden yapılacak harcamaların İhale Kanunu, Genel Muhasebe Kanunu, Sayıştay Kanununda sayılan hükümlere tabi olmaması” yönündeki düzenleme, Anayasa aykırıdır; nitekim, daha önce bu konuda Anayasa Mahkemesinin iptal kararları bulunmaktadır.

20 nci maddenin (g) fıkrasında “işyurtları paylarından İşyurtları Kurumu hesabına aktarılması gereken tutarın tamamını genel bütçeye gelir kaydetmeye Maliye Bakanlığı yetkilidir” düzenlemesi, Anayasaya aykırıdır. Bunu yapmak istiyorsanız, kanunla yaparsınız, bu kurumun kanununu değiştirirsiniz; Anayasaya aykırılık teşkil ettirmezsiniz, her yıl da burada bu tür düzenlemelere başvurmamış olursunuz.

Madde 26’da düzenlenen Hazine garanti limiti, dış proje kredileri ve borçlanmaya ilişkin hükümler kapsamındaki (c) fıkrasında “KDV ve ÖTV karşılığı olmaması durumunda bunlara ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir” hükmü, Anayasaya açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Bu hüküm, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir; ancak, 2003 geçici bütçesinde de bu hükme yer verilmişti; biz, geçici bütçe olduğu için Anayasa Mahkemesine gitmemiştik.

Aynı maddenin (d) fıkrasında, yani, 26 ncı maddenin (d) fıkrasında “devlet dış borçlarıyla ilgili kredi anlaşmalarında öngörülen bütün ödeme ve işlemler 2003 yılında her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır” hükmü, Anayasaya aykırıdır. Daha önce de, 1996 yılında, Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermiştir. Anayasanın 73 üncü maddesine bakarsanız, bunun neden iptal edilmesi gerektiğini anlarsınız.

Aynı maddenin, yani, 26 ncı maddenin (g) fıkrasında, tıpkı biraz önce söylediğim (d) fıkrasında olduğu gibi, yine, Anayasanın 73 üncü maddesine aykırılık vardır; çünkü, tekrar söylüyorum, vergi, resim, harç, fon kesintisinden istisna hükmü getiren tüm düzenlemeler Anayasaya aykırıdır. Yapmak istiyorsanız yolu açıktır, kanunu değiştirirsiniz, kimse size engel değil; ama, bütçe kanunuyla bütçeyi ilgilendiren hükümler koyabilirsiniz.

31 inci maddenin (g) ve (k) fıkraları da Anayasaya aykırı düzenlemelerdir.

35 inci maddede “Muhtelif gelirler” başlığı altında özellikle bunun (a) fıkrasında düzenlenen kurumların hâsılatından alınacak paylar konusu, kuruluşların yasalarındaki özel hükümlere aykırı olması nedeniyle, 1996 ve 2002’de, Anayasa Mahkemesince iki kez iptal edilmiştir.

49 uncu maddede düzenlenen milletlerarası tahkime ilişkin uyuşmazlıklarda hizmet satın alınması konusu, 4734 sayılı İhale Kanununun hükümleri dışına çıkmak anlamına gelmektedir ve Anayasaya aykırıdır.

50 nci maddede düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi lojmanlarının satışı konusu da, Anayasaya aykırılık yönünden iptal konusu olabilecektir.

Birincisi: Kamu kuruluşlarının gayrimenkul satışının bütçe kanunuyla düzenlenmesi konusu daha önce de Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş idi. Söz konusu gayrimenkuller Maliye Bakanlığı mülkiyetinde olduğuna  göre, burada da benzer sorun vardır.

İkincisi: Bu satıştan elde edilen gelirlerin belirli bölümleri belediyelere ve kuruluşlara dağıtılmaktadır ki, burada da Anayasaya aykırı düzenleme söz konusudur; bunlar bütçe kanunuyla yapılmaz.

Üçüncüsü: Bu satışların 4734, 1050 ve 832 sayılı Yasaların düzenleme kapsamından çıkarılması yönünden de Anayasaya aykırılık söz konusudur.

Nihayet 51 inci maddeye geliyorum. 51 nci madde çok uzun bir madde, şimdiye kadar olduğundan çok daha uzun düzenlenmiştir. “Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler” başlığı altında çok sayıda hüküm sayılmaktadır. Burada, Anayasaya çok sayıda aykırılık vardır; ben, 5 tane saydım, daha fazla sayanlar olabilir. Burada, 51 nci maddenin (a) fıkrasının 5 inci bendinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun memur aylıklarına katsayı ve artışlara ilişkin hükümleri kapsayan 154 ncü maddenin birinci fıkrasının 2003 yılında uygulanmamasına dönük düzenleme Anayasaya aykırı düzenlemedir. Keza, burada, geçici bütçeyle daha önce getirilmiş olan harcırahların Harcırah Kanunuyla düzenlenmesi gerekirken, bunun Anayasayla düzenlenmesine ilişkin (f) fıkrası, yine, Anayasa Mahkemesince -daha önce 2002 yılında iptal edilmiş, henüz çok yakın- iptal edilmiş bir düzenleme olup, burada tekrar edilmektedir. Üstelik burada, yeni (f) fıkrasında, komisyonda değişiklik görmüş (f) fıkrasında harcırahlara bir de tavan getirilmektedir, 500 milyon gibi; bu da, Harcırah Kanununu ilgilendirmektedir ve Anayasaya aykırıdır.

51 inci maddenin (e), (v) ve (y) fıkralarında yer alan pay dağıtma oranlarını değiştiren düzenlemeler de Anayasaya aykırıdır.

Burada, özellikle (v) ve (y) fıkralarına değinmek istiyorum; çünkü, burada, belediye payları değiştirilmektedir. (v) fıkrasında belediyelere bütçeleri üzerinden verilen yüzde 6’lık oran yüzde 5’e indirilmektedir. Böyle bir düzenleme, ancak ilgili kanunda yapılabilir; burada, bütçe kanununda bu düzenlemeyi yapamazsınız. Keza (y) fıkrasında büyükşehir belediyelerine ilişkin payın 4,1’den 3,5’e geriletilmesi de yine Anayasaya aykırıdır; bu, ancak ilgili kanunda bir düzenlemeyle mümkün olabilirdi.

Bütün bunlar için Anayasa Mahkemesine başvurma yolu açıktır, Anayasaya aykırılıktan, çok sayıda iptal söz konusu olabilecektir. Biz, buradan uyarıyoruz; bu uyarıyı, lütfen, ciddiye alınız; Türkiye’nin kaynaklarını, Türkiye’nin zamanını boşa harcamayınız; Anayasaya aykırı olan düzenlemeleri, lütfen, bütçelerle getirmeyiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oyan; konuşmanızı tamamlayabilirsiniz.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Ben, son olarak şunu söyleyeyim: Türkiye’nin, gerçekten, kaybedecek zamanı yok. Burada, tekrarlanan aykırılıklar söz konusudur. Bu yolu ilk defa siz açtınız demiyoruz; bu yolu ilk defa Adalet ve Kalkınma Partisi açmamıştır; ancak, sizin dönemizde, bu yol, otoyola -isterseniz, duble yola diyelim- çevrilmiştir. Bu, yanlış bir uygulamadır; bundan vazgeçiniz. Burada, geçici bütçe sırasında, bu uyarıları tekrarladık ve “önümüzde üç ay var; lütfen, bu düzenlemeleri getirmeyiz; bu üç ay içinde, ilgili bazı yasalarda düzenleme yapma imkânı vardır, bunları yapınız” dedik.

Lütfen, bunları yapalım. Şimdi yapamadınız... Şimdi yapsanız, hâlâ mümkün; ilgili maddelerde, önergelerle, bu düzeltmeler yapılabilir. Biz, bazıları için yapmaya çalışacağız, hepsi uğraşmayacağız; ama, Anayasaya aykırılık için başvuru yolu açıktır. Biz umuyoruz ki, bundan sonra, en azından önümüzdeki bütçe döneminde bunların tümü ayıklanmış olsun; ama, burada da, elimizde henüz fırsat varken, geliniz, bu yolu kapatalım, bütçeleri, genel mevzuata, özellikle Anayasaya uygun hale getirelim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Madde üzerinde önerge yoktur.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

Bağlı cetveller

MADDE  5. - a) Bu Kanunun 1 inci maddesi ile verilen ödeneğin dağılımı (A),

b) Özel hükümlerine göre 2003 yılında tahsiline devam olunacak Devlet gelirleri (B),

c) Devlet gelirlerinin dayandığı temel hükümler (C),

d) Kanunlar ve kararnamelerle bağlanmış vatani hizmet aylıkları (Ç),

e) Gelecek yıllara geçici yüklenmelere girişmeye yetki veren kanunlar (G),

f) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanun hükümleri uyarınca verilecek gündelik ve tazminat miktarları (H),

g) Çeşitli kanunlara göre bütçe kanunlarında gösterilmesi gereken parasal sınırlar (İ),

h) Ek ders, konferans ve fazla çalışma ücretleri ile diğer ücret ödemelerinin miktarı (K),

ı) Kurumların mevcut lojman, sosyal tesis, telefon, faks ve kadro sayıları (L),

j) 11/7/1982 tarihli ve 2698 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi gereğince Milli Eğitim Bakanlığı tarafından idare edilecek okul pansiyonları ile Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık okulları öğrencilerinden alınacak pansiyon ücretleri (M),

k) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Kanun uyarınca milli müdafaa mükellefiyeti yoluyla alınacak;

1. Hayvanların alım değerleri (O),

2. Motorlu taşıtların ortalama alım  değerleri  ile günlük kira bedelleri (P),

l) Harcamalara ilişkin formül (R),

m) Kurumların sahip oldukları taşıtlar ve 2003 yılında 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Kanun uyarınca edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmetlerde kullanılacağı ve azami satın alma bedelleri (T),

İşaretli cetvelde gösterilmiştir.

BAŞKAN – 5 inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe kanununun bu maddesi, kanuna ekli cetvelleri gösteriyor. Bu cetvellerden B cetveli de 2003 yılında tahsil edilecek olan gelirler ile bunların tahmin edilen miktarlarını gösteriyor. Bu cetvelde yer alan gelirlerin, yüzde 85.6’sı vergi gelirlerinden oluşuyor, yüzde 10.3’ü vergidışı gelirlerden ve yüzde 4.1’i de özel gelirler ve fonlardan oluşuyor.

Vergi yükü oranına dikkat edersek; 2003 yılında, bu rakamlara göre, genel bütçe vergi gelirlerinden oluşan, vergi yükü yüzde 24.2’dir. 2002 yılına göre artış var. 2002 yılı, 2 puanlık bir artış, yüzde 22’dir. 2,2 puanlık bir artış vardır. Ancak, 2002’nin özelliği, özellikle, vergi affı söylentisinin, taahhütlerinin, seçim öncesi çokça kullanılması nedeniyle vergi ödeme eğiliminin yavaşladığı, azaldığı bir yıldır. O yıla göre önemli bir artış; ancak, 2001 yılı vergi yükünü dikkate alırsak –ki, yüzde 22,5’tur- 2001’e göre biraz daha az bir artış; ama, her şartta önemli bir artış var.

Artışın iki temel nedeni var: Birincisi, 2003 yılının finansmanı için getirilen ek vergiler var. Hepiniz biliyorsunuz, yakında Genel Kurulun gündemine gelecek; ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, ek Emlak Vergisi, kurum geçici vergi oranının artırılması, daha evvel yapılan Özel Tüketim Vergisi artışları gibi.

Artışın bir diğer nedeni de; daha önce Özel Tüketim Vergisi hâsılatından kurumlara ayrılan ve vergi geliri içerisinde gözükmeyen rakamların 2003’te vergi geliri içerisinde gözükmesinden kaynaklanmaktadır. Vergi yükü değerlendirmesini yaparken bu konunun dikkatle üzerinde durulması gerekir. Yine, vergi barışı olarak isimlendirilen, vergi affından kaynaklanan gelir de bu rakamın içerisindedir.

Bu vergi affıyla kaç lira, ne kadar lira gelir elde edilecektir, bu konuya ben de bir katkı yapmak istiyorum. Sabah hem Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde hem gelir bütçesi üzerinde görüşmeler yaparken, Sayın Maliye Bakanımızın, tahmin ediyorum, daha önemli bir işi vardı, burada kendilerini göremedik; ancak şahıs üzerine yapılan konuşmalarda, tahmin ediyorum, katıldılar ya da gelir bütçesinin bu durumu, bu adaletsiz yapısı Sayın Bakanın içine sinmemiş olacak ki, belki de o nedenle buraya gelemediler. Ama, daha sonra, vergi affından ne kadar gelir bekleniyor konusunda bir katkıda bulundu Sayın Bakan. Ben de, bilgim dahilinde, bildiğim kadarıyla katkıda bulunmak istiyorum.

2003 yılı vergi gelirleri rakamı içerisinde, 2,4 katrilyon liralık bir gelirin konulduğunu söylediler Sayın Bakan; “evet, 2,4 katrilyon konuldu ve bu rakam da tutuyor” diyorlar; gelen talepler, bugüne kadar 2 katrilyon lirayı aşmış -Sayın Bakanın basından okuduğumuz beyanı- eğer doğruysa, 2,2 katrilyon liraya ulaşmış durumda.

Birincisi, bu rakam, 2003 ve 2004 yıllarında tahsil edilecektir. Eğer, başvuru 2,2 katrilyon liraysa, tamamının ödeneceğini varsayarsak, üçte 2’si bu yıl ödenecektir; bu yılın payına düşecek olan da 1,5 katrilyondur. Bir kere, hükümetimizin, Genel Kurula doğru bilgi vermesi gerekir; doğru bilgi verilirse, biz, burada doğru şeyleri tartışırız, doğru şeyler üretiriz.

İkincisi, varsayalım ki, bu, 2,2 katrilyon veya 2,4 katrilyon -2,4 olmasından mutlu oluruz; daha az gerçekleşti diye, kesinlikle bundan memnun olmayız, üzülürüz; keşke, daha çok gerçekleşse- olsun. IMF’yle yapılan görüşmeler sonucunda bütçeye konulan rakamın, daha doğrusu faizdışı fazla hesabında esas alınan rakamın, 750 trilyon lira olduğunu, Sayın Bakan, çeşitli kereler ifade ettiler ve basından öğrendiğimiz kadarıyla, Sayın Bakan, IMF’nin bu hesapta yanıldığını ifade ediyorlar.

Eğer, IMF yanıldıysa, ortada rakam var. 2,4 katrilyon liralık gelir geliyorsa, IMF’yle oturulur, konuşulur; siz, faizdışı fazla hesabında 750 trilyon lira almışsınız; biz, bunu, çok çok aşıyoruz; işte, hesap bu, başvurular bu denilerek IMF ikna edilir. Dolayısıyla, aradaki fark, ekvergiler olarak bu millete getirilmez. Ek Motorlu Taşıtlar Vergisinden ek Emlak Vergisinden vazgeçmenin zamanıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer, 2,4 katrilyon lira gelir geliyorsa vergi barışından -Sayın Bakan bunu ifade ediyorlar- biz de mutluyuz; 2,4 katrilyon geliyor... Madem öyle, IMF hesabı yanlıştır; ekvergilerden vazgeçelim, Genel Kurula gelince bunları kabul etmeyelim değerli arkadaşlar.

Tabiî, hükümet, vergiyi tabana yaymayı, maalesef, bu şekilde algılıyor; bunu, gelir bütçesi üzerindeki konuşmamda ifade ettim. Sayın Bakan burada olmadıkları için, mutlaka, tutanaklardan incelemişlerdir. Esasen, incelemeyi gerektiren bir şey de yok; bunlar bilinmeyen şeyler değil. Maliyeci arkadaşlarımız, gelirci arkadaşlarımız bunları gayet yakînen bilirler; ama, vergiyi tabana yaymak, 20 000 000’a yakın Emlak Vergisi mükellefine ek Emlak Vergisi getirmek, 10 000 000’a yakın Motorlu Taşıt Vergisi mükellefine ek Motorlu Taşıtlar Vergisi getirmek değildir. Hükümetler tabiî ki, olağanüstü durumlarda finansman ihtiyacı nedeniyle topluma gidebilirler, fedakârlık da isteyebilirler; bu, gayet doğaldır. Ancak, eğer, doğru politikalar uygulamıyorsanız, yanlış politikalar uygulamışsanız, bunun faturasını ek vergi olarak topluma yüklemeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Ben, B Cetvelinde bir konuya daha değinmek istiyorum: Hazine taşınmaz mallarının satışından elde edilecek gelirler. Burada 550 trilyon liralık bir gelir tahmini yapılmış ve önlemler paketinde de bunun 200 trilyon lirası, uygulanacak özel satış yöntemleri nedeniyle ilave gelir olarak buraya konulmuş durumda. Bir önceki yıl gerçekleşme rakamı 169 trilyon liradır. 2002 yılı bütçesine 250 trilyon liralık tahmin konulmuştur, gerçekleşme 169’dur; 2001’de 106 trilyondur, 2000’de 53 trilyondur. Hemen her hükümet sıkıştığında, kaynak arayışı içerisine girdiğinde, maalesef, bu alana yönelir. Bu alandan çok önemli beklentiler içerisine girer; ama, bu beklentiler, bu umut hiçbir zaman gerçeğe dönüşmez. Neden; çünkü, yaklaşım yanlıştır; doğru bir yaklaşım yoktur.

Şimdi, 550 trilyon üzerinde durmuyorum. 550 trilyon iyi bir satış politikasıyla, Meclis lojmanlarının satışından elde edilecek gelirler, sosyal tesislerin satışından elde edilecek gelirler -ki, hükümet öyle planlamış- elde edilebilir, buna ulaşılabilir iyi bir planlamayla. Benim üzerinde durduğum “2-B arazileri” olarak ifade edilen orman sınırı dışına çıkarılan arazilerin satışından elde edilen gelirdir. Bu, bu rakama göre bu bütçede gözükmüyor. Çünkü, Orman Bakanımız bir konuşmasında bu şekilde yaklaşık 500 000 hektarlık bir alan olduğunu ifade ettiler ve 500 000 hektarlık alanın satışından 20 ila 25 milyar dolarlık gelir elde edileceğini söylediler. Bu yaklaşımı iki açıdan doğru bulmuyorum: Bir; Orman Bakanının görevi ormanları korumaktır. Orman özelliğini kaybetmiş olması nedeniyle orman sınırı dışına çıkarılmış olan bu arazilerin önemli bir bölümü tekrar kazanılabilecek durumdadır, ağaçlandırılabilecek durumdadır. Ağaç yoktur, orman özelliğini kaybetmiştir, belki biraz işgale de uğramıştır; ama, tekrar orman yapılabilir. Orman Bakanının görevi, buradan satılacak arazilerden elde edilecek gelirle bütçenin dengesini kurmak değildir. Orman Bakanının görevi ormanları korumaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi; “bu konuda anayasa değişikliği yapacağız” diyor Orman Bakanımız. Sayın Başbakanımız da bir kez “sürpriz kaynak” olarak bir kavram telaffuz ettiler. Sürpriz kaynak içerisinde bu var mıdır bilemiyorum; ama, buradan önemli bir gelir bekleniyor.

Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkıldı. Anayasanın 169 ve 170 inci maddelerinin değiştirilmesi planlanıyor. Değerli arkadaşlar, bu, “buyurun, orman alanlarını işgal edin” demektir, işgale davetiye çıkarmaktır. Gidin, İstanbul’daki 2-B arazilerine bakın; Pendik’te basın, Kurnaköy’de bakın, Paşaköy’de bakın, Beykoz’da bakın, Sarıyer’de bakın, yeni işgalleri göreceksiniz. Sayın Orman Bakanımız hükümetimiz bu işgalleri teşvik edici bir politikanın içerisine girmiştir maalesef.

Peki, ne yapılmalı? Bunların üzerinde yoğun yapılaşma olan yerler de var. Şunu ifade edeyim size: Bir muhalefet anlayışıyla, karşı çıkma anlayışıyla çözümü ortaya koymaksızın konuşma niyetinde değilim. Yoğun işgale uğramış olan yerler var; yıllar önce yerleşim merkezleri var; İstanbul’da semtler var, mahalleler var, ilçeler oluşmuş durumda, kamu binaları var bunların üzerinde. Ne yapılmalı? Eğer soruna, sadece af mantığıyla buraların mülkiyetini çözelim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – ... bunların mülkiyetini işgalcilerine kazandıralım anlayışıyla yaklaşırsak, yeni işgallere davetiye çıkarırız değerli arkadaşlar. Neden gecekondu oluyor, neden bu yapılaşma oluyor; bunun üzerinde durmak gerekir.

Kente göç var; kente göç konut talebini artırır. Konut talebi arsa demektir. Arsa üreteceksiniz. Arsa üretemiyorsanız, bu bir şekilde karşılanacaktır; gecekonduyla, imar mevzuatına aykırı yapıyla karşılanacaktır; yani, arazi var, Hazine arazisi var; bu, arsaya dönüşmediği için işgale uğruyor. Demek ki arsa üretim politikalarımız yanlış. Bunu gözden geçirmemiz lazım. Elinde arsa stoku olan kurumlarla plan otoritelerini buluşturmamız ve bu süreci hızlandırmamız gerekir.

İkincisi; finansman. Konutun finansmanı için banka sistemi kredi açabilecek durumda değil. Devletin, ipotek kredilerini geliştirip bu kredilerin ikincil piyasada alınıp satılmasını teşvik edici önlemler içerisinde olması gerekir. Bu finansman boyutunu da kazandırırsak 2-B dediğimiz arazileri ancak böyle bir politikayla çözebiliriz. Aksi takdirde, maalesef, bir popülizme bu arazileri kurban etmiş oluruz.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önceki konuşmacı arkadaşımız değerli Hamzaçebi’nin benim  konuşmalarımla ilgili sözleri nedeniyle çok kısa bir bilgi sunmak amacıyla huzurunuza geldim.

Ben konuşmamda vergi barışıyla ilgili 2,2 demiştim biliyorsunuz; bu her saat, her gün değişiyor. Vatandaşlarımız büyük bir ilgi gösterdiler ve vergi dairelerimiz de bundan dolayı çok yoğunluk içerisinde, hatta “ne olur süresini uzatın” diye birçok talep geliyor. Zannediyorum, buradan da belki o şekilde bir talep gelecek.

Efendim “Bakan, 2,2 katrilyon” dedi, ondan sonra onu 18’e böl şu kadar tutar falan; ama -yani, değerli Hamzaçebi bu hesapları çok iyi biliyor, kendisi iyi bir uzman, vergici- o günkü tarih itibariyle öyle, bugünkü tarih itibariyle müracaat edenlerin sayısı 1 000 000 olmuş ve 3 katrilyon lirayı da geçtik.

Şimdi, ben, tabiî, katılıyorum; 18 ayda ödenecek bu. 3,6 olursa, 18’e bölersen bir yılda 2,4 olacak; ama, biz, 2,4’ü bu yıl, 2003 için düşündük; yani, çok daha fazla olacak ve bu yıla tekabül eden 2,4 olarak koyduk; onu da, bütçe de 1,718 katrilyon vergi gelirlerine koyduk, 470 trilyon vergidışı gelirlerine koyduk, 212 trilyon da mahallî idarelere pay olarak koyduk; toplam 2,4 tutuyor ve bunun geçileceğini tahmin ediyoruz yahut da, en azından, bunu bulacağımızı tahmin ediyoruz; bu bir.

Biliyorsunuz, faizdışı fazlalarda, IMF’in kendinin ayrı bir formülü var. O formüle göre, onlar, 750 olarak hesapladılar, öyle hesap ettiklerini de bize beyan ettiler; ama, biz, tahminimizi 2,4 olarak yaptık ve bütçemize böyle koyduk. Onların tahminlerine göre de, onlar, kendi içlerinde, yine, 6,5’i tutturdular; yani, onda mutabakatımız var, bir sıkıntımız yok.

İkincisi; vergi adaleti, tabiî ki, bizi çok düşündüren bir konu. Onunla ilgili olarak, bilhassa, bu dolaysız vergilerin paylarının artırılması; daha önceki konuşmamda da söyledim. Sizin, daha önce yapmış olduğunuz konuşmaların, burada bulunmadığım zamanda özetlerini aldım, notlarını da aldım Sayın Hamzaçebi; ama, genel konuşmamın içerisinde olduğu için, ayrıca, size bir cevap olarak sunmadım; ama, vergi adaleti, bizim için, fevkalade önemli.

Sabahki konuşmanızda da, işte, önce şundan başlamalı, ona göre devam etmeli diye söylediğiniz, gerekli tavsiyelerinizi de aldık; çok teşekkür ediyoruz; ama, biz, daha gelmeden önce, nereden başlayacağımızı bildiğimiz için, ona göre, bir sistem dahilinde götürüyoruz bu işi. Tabiî, bu da, iktidar olduğumuz için, bizim yoğurt yiyişimize göre oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, üçüncü bir husus, 2/B’lerle ilgili. Arkadaşlar, bakın, bütçeyi getirdik, kanunlar getiriliyor; 2/B ile ilgili hiçbir şey gelmedi... Yani, Sayın Hamzaçebi, herhalde, başka tenkit edecek bir husus da bulamadı, gelmemiş kanunlar hakkında konuşuyor. O gelir, hiç merak etmeyin; geldiği zaman o zaman konuşursunuz. Onunla ilgili, ne geldi, ne gelmedi, çünkü, daha belli değil, çalışma yapılıyor; inşallah, gelir, o da, vergi barışında olduğu gibi, siz karşı çıkarsınız, biz ”evet” deriz; vatandaşımız gene bizimle olur inşallah.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN– Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde, önerge yoktur.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum :

Yeni tertip, harcama ve gelir kalemleri açılması

MADDE 6. - İlgili mevzuatına göre, yılı içinde 2003 Yılı Yatırım Programına alınan projeler için (2) ödenek türü altında, hizmetin gerektirdiği hallerde de (3) ödenek türü altında yeni tertipler veya (A) işaretli cetvelin bütünü içinde yeni faaliyet ve harcama kalemleri; gerektiğinde (B) işaretli cetvelde yeni bölüm, kesim ve maddeler açmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN –  6  ncı madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler.

Buyurun Sayın Deveciler, konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 76 sıra sayılı, 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Türk Milletini ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

2003 Malî Yılı Bütçe Kanun Tasarısına ait, “Yeni tertip, harcama ve gelir kalemleri açılması” maddesi, gider bütçesi içerisinde önem taşıyan bir maddedir. Bu madde, gider bütçesinin tümünü ilgilendirdiğinden, bu nedenle, bütçenin tümüyle ilgili bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum.

2003 yılı bütçesini iyice incelediğimizde, IMF tarafından tespit edilmiş, onaylanmış, vize edilmiş bir bütçe olduğu açıkça görülmektedir. Bu bütçe, IMF’ye verilmiş bir iyi niyet mektubu kimliğindedir. Bu, bütçe, bir borç ödeme bütçesidir. Bu bütçe, ülkemizdeki rantiyeyle beslenen mutlu azınlığın ödemelerinin garanti belgesidir.

2003 yılı bütçesinde, halk kesimlerine hiçbir şey verilmemektedir. Bütçe rakamları tek tek incelendiğinde, çiftçimize, esnafımıza, KOBİ’lere, sanayicimize, memura, işçiye, emekçilerimize, emekliye, işçi emeklisine, yani, tüm toplumumuza -rantiyeciler hariç olmak üzere- hiçbir şey verilmemekte, bunları daha da ezmekte ve büyük bir yük getirmektedir.

Bu 2003 yılı bütçesinde anapara borç ödemeleri gözükmemektedir; sadece bütçe açığı gözükmekte, anaparayla, kur farklarını dahil ettiğimizde, 146,9 katrilyon liralık bütçenin tamamı borca dahi kâfi gelmemektedir. Dolayısıyla, bunun, bir borç ödeme bütçesi olduğu açıkça görülmektedir.

Bu 2003 yılı bütçesinde; millet yoktur, 65 000 000 insanımız yoktur, kamu kesiminde çalışanlarımız yoktur, emeklimiz yoktur, emekçimiz yoktur, esnafımız yoktur, zeytinci, pamukçu, tütüncü, şekerpancarcı, mısırcı, fındıkçı, ayçiçekçi yoktur. Dolayısıyla, çiftçimiz tamamen bitirilmiş durumdadır. Çiftçi, bu bütçeyle yok sayılmaktadır.

Bu 2003 yılı bütçesinin içerisinde, AKP hükümetinin en çok destek aldığı ve 3 Kasım seçimlerinde de en fazla oy aldığı varoşların dertlerini çözebilecek bir satıra, bir ödeneğe rastlayamazsınız.

Bu 2003 yılı bütçesinin içerisinde, sadece ve sadece rantiyeciler vardır.

Bu 2003 yılı bütçesinin en bariz vasfı, yatırımlardan tamamen vazgeçilmiş olmasıdır.

Bu bütçe, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en düşük yatırım yapan bütçesi olmaktadır. Cumhuriyet tarihimizin, gayri safî millî hâsıla içerisinde yatırıma ayırdığı kaynağın en aza indirildiği bütçedir. Yatırıma ayrılan payın, gider bütçesinin yüzde 5,5 olduğu görülmektedir. Bir ülkede yatırımların azalması, ülkenin geleceğine olan umudun kaybolması demektir. Yatırım, yarının refahının hazırlanmasıdır; AKP iktidarınca, bu bütçeyle, biz yarını bıraktık, artık günün kurtarılması anlayışı ortaya çıkmaktadır.

2002 yılına nazaran, reel olarak yatırımlar 2003 yılında yüzde 12 azalmıştır.

Değerli milletvekilleri, geleceğimiz, bu yatırım politikasıyla ipotek altına alınmaktadır.

Bu bütçede, sağlıkla ilgili, yeşil kartla ödemeler için 510 trilyon Türk Lirası ödenek ayrılmış olup, geçen yılki yeşil kart ödemeleri 537 trilyon Türk Lirasıdır. Bir yılın enflasyonunu da düşündüğümüzde, artması gereken bu rakam düşürülmüştür. Bu da, AKP iktidarının ve devletimizin, yoksul ve sahipsiz insanlarımıza ne kadar sahip çıktığının göstergesidir. AKP iktidarı olarak, bu insanlarımıza 57 nci hükümet kadar bile sahip çıkamadığınız açıkça görülmektedir.

AKP milletvekilleri, iktidar olmadan evvel, seçim meydanlarında, iktidara gelebilmek için, halkımızın oylarını alabilmek için çok şeyler vaat ettiniz. Ben, sizlere, bunların bazılarını hatırlatmak istiyorum: Enflasyonu düşüreceğinizi, yolsuzlukların üzerine gideceğinizi, dokunulmazlıkları kaldıracağınızı, vergilerin çok yüksek olduğunu ve düşüreceğinizi; hatta, bazı vergileri kaldıracağınızı, ilaçtan, kandan, hastanelerden, doktordan KDV alınmayacağını söylediniz. Hatta, seçim meydanlarında, sizlerin “hadi canım, kanın da KDV’si mi olur” dediğinizi hiç unutmadık; halkımız da unutmadı. Dün, bu sözleri, sizler söylediniz. Köylüden, çiftçiden, hayvancıdan yana politika yapacağınızı; iktidara geldiğinizde ilk iş olarak, ilk hedef olarak çiftçi borçlarının faizlerini sileceğinizi; çiftinin mazotunun fiyatını düşürerek, ucuz yeşil mazot vereceğinizi; çiftçiye, hayvancıya desteklemelerin artırılacağını, seçim meydanlarında sizler söylediniz. İktidara geldiğinizde, memurun, işçinin, emeklinin, dul ve yetimin maaşlarında iyileştirme yapacağınızı, refah içerisinde yaşanacak bir ücret vereceğinizi sizler söylediniz. IMF’nin, başta şekerpancarına, tütüne ve diğer tarımsal ürünlere getirdiği kotaları kaldıracağınızı, seçim meydanlarında sizler söylediniz.

AKP’nin şu an uyguladığı ekonomi politikasının muhalefetteki ekonomi politikasıyla hiç alakasının olmadığı, bu iktidar döneminde en büyük darbenin tarıma vurulduğu, çiftçinin doğrudan gelir desteği ödemelerinin kaldırılmaya çalışıldığı, 2003 bütçesiyle görülmektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda CHP’li üyelerin ısrarı ve Dünya Bankasının zorlamasıyla, doğrudan gelir desteğinin, bütçe içerisine 400 trilyon lira aktarma yapılarak, 500 trilyon liraya çıkarıldığı bilinmektedir. 58 inci hükümet programında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçe sunuşunda, Bakanlığınızca “geçen yıl 2 600 000 olan doğrudan gelir desteği için müracaat eden çiftçi sayısını 4 000 000’a çıkaracağız” denilmektedir. Bu sayı 4 000 000’a çıktığında, şu anda dönüm başına verilen parayı artırmazsak, 13 500 000 lirada bıraksak dahi, toplam doğrudan gelir desteği 3,4 katrilyon eder. Nerede 3,4 katrilyon, nerede kaldı zorlamayla bütçeye konabilen 500 trilyon?! Bunun hesabını çiftçiye veremezsiniz! Çiftçi, hâlâ, geçen yıldan kalan ve ödenmeyen doğrudan gelir desteği alacaklarını bekliyor; 2003’te ne alacağını da bilmiyor. Bunu, sizler de biliyorsunuz. Çiftçinin mazotuna 15 kez zam yapıldı. Desteklemelerin yok sayılacak vaziyete getirildiği, yani çiftçinin, tarımın tamamen bitirildiği, bu bütçeyle açıkça görülmektedir.

AKP temsilcileri olarak, burada, tüm olumsuzlukları eski hükümetlere yükleyip, sıyrılamazsınız. Tabiî ki, ekonominin bu duruma gelmesinde, son onbeş yıldır ülkemizi yöneten tüm iktidarların katkısı bulunmaktadır; ama, ekonominin bu durumda olduğunu bilerek iktidara geldiniz. Seçim meydanlarında da, tüm bu ekonomik bunalımı bile bile, halkımıza sözler verdiniz. Şimdi, bu bozuk ekonomiyi, biz, iktidara gelince kucağımızda bulduk diyemezsiniz.

Gelelim, sizin şu yüzotuz günlük iktidarınıza; bugünkü noktadaki şu manzaraya bir bakalım: TEFE, sizin döneminizde yüzde 8,7’ye yükseldi. Enflasyon yüzde 30’ların altına düşmüşken, sizin iktidarınız döneminde yüzde 40’lara çıktı. İktidara geldiğinizde faiz yüzde 50 civarındaydı, şu anda, iktidarınızda, yüzde 60’ların üzerine çıktı. Herhalde, bunu, Cumhuriyet Halk Partisi çıkarmadı. Enflasyon atbaşı gidiyor, yükselmeye devam ediyor. Seçimden önce, IMF’nin şekerpancarı ve tütün kotalarını kaldıracağına dair siz söz verdiniz, kaldıramadınız. Tarımla ilgili destekleme primlerini hemen verecektiniz, bırakın vermeyi, kaldırmaya çalışıyorsunuz. Çiftçi, hâlâ, 2002 yılındaki prim desteklemelerini bekliyor; 2003 yılı için ise, hiç alamayacağını da çok iyi biliyor. Hani, nerede zeytincinin 60 senti; hani, nerede pamukçunun 28 senti; hani, nerede fındıkçının, ayçiçekçinin, mısırcının destekleme primleri?! Soruyorum sizlere... 2002 yılı için tek kuruş prim vermediniz; 2003 yılı için ise, bir tek kuruş, bu 2003 yılı bütçesinde yoktur.

Sayın milletvekilleri, emekli keseneğini yüzde 1 artırdınız, ilaçları yüzde 1 artırdınız ve bunları da, bordrolarından, kaynaklarından siz kesiyorsunuz ve buna da “tasarruf” diyorsunuz; ama, devletten 608 milyar lira faiz geliri elde edenlerden tek kuruş vergi almıyorsunuz. Sayın milletvekilleri, böyle bir düzenlemenin, ne vergi adaletiyle ne de tasarrufla ilgisi vardır.

Yine, 2002 yılı bütçesinde, memur aylıklarının TÜFE artışı oranında, artı, 2 puan üzerinde belirlenmesi öngörülürken, 2003 yılı bütçesinde bu uygulamaya son verilmektedir. Bunun yerine, memur aylıklarının ekonomik gelişmeler ve devletin malî imkânları gözönünde bulundurulmak suretiyle, yeniden belirlenmesi öngörülmektedir. Türkçe’si şudur: 2003 yılında, memurlarımıza maaş artışı yok denilmektedir.

Bu hükümetin bir diğer uygulaması da, işçilerin bir ikramiyelerini ertelemesidir. Hükümetiniz, buradan, 44 trilyon tasarruf sağlamaktadır. Bu hükümet, işçinin kazanılmış hakkını ödemeyerek tasarruf yapacağını sanmaktadır. Bu hükümet, işçiye, bugüne kadar ne verdi ki, bir ikramiyesini elinden almaya çalışmaktadır?!. Yine, hükümetin vaat ettiği Acil Eylem Planındaki dublecilikten bahsetmek istiyorum. AKP iktidarı olarak sizler 15 000 kilometre duble yol yapacağınızı söylemektesiniz. Bu 15 000 kilometre duble yolu yapıp yapmayacağınızı bilemem, ileride hep birlikte göreceğiz; ama vatandaşın motorlu taşıt vergisini duble yaptığınızı, emlâk vergisini de duble yaptığınızı hep birlikte görüyoruz, tüm halkımız da görmektedir; hakikaten AKP iktidarının dublecilikte ne denli başarılı olduğunu hep birlikte görüyoruz. Yoksa, sizin dubleciliğiniz vergiler konusunda mıydı diye vatandaş yarın sizlere soracaktır. Bu AKP hükümeti de, cumhuriyet tarihine dubleci hükümet olarak geçecektir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Oyları da duble yaptık.

AHMET YENİ (Samsun) – Siirt’te duble yaptık.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Bu 2003 yılı bütçesi, ne umudumuz olan gençliğe, ne fabrikalarda üretim yapan işçiye ve işverene, ne tarlasında çalışan çiftçiye, ne sabah ezanında işyerini açan esnafımıza, ne de inim inim inleyen emekçilerimize emeklilerimize hiçbir katkı ve umut vermemektedir.

Özetle, bu 2003 yılı bütçesi Türkiye Cumhuriyetine ve Türk halkına yakışmayan bir bütçedir. 2003 yılı bütçesi, iktidarın seçim meydanlarında söylediklerinin tümünü inkâr ettiklerini gösteren bir belgedir. Sadece söz verdikleri hizmetleri yapmamakla yetinmeyip, işçinin, memurun, esnafın, emeklinin haklarını da elinden alan bir bütçedir. Dünya Bankası yetkilileri bile bu bütçenin hiçbir sosyal yönünün olmadığını söylemektedirler. Bu bütçe nedeniyle ne yazık ki, AKP iktidarı, Dünya Bankasından sosyal adalet dersi almak zorunda kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Deveciler, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Bu bütçe işçilerimizi, esnafımızı, sanayicimizi, köylümüzü, memurlarımızı, emeklilerimizi, emekçimizi ezen; çiftçimizi, köylümüzü, hayvancımızı perişan eden; sadece ve sadece rantiyeciden yana düzenlenmiş bir rantiye bütçesi olduğu açık ve seçik ortada görülmektedir.

AKP iktidarının bu 2003 yılı bütçesinde de görüldüğü gibi partinizin ismi gibi ne kadar adaletli ve ne kadar da kalkınmayı düşünebilen bir bütçe yaptığı görülmektedir. Bu 2003 yılı bütçesinde ne adalet ne de kalkınma vardır. 65 milyon insanımıza hiçbir şey vermediği gibi, sadece ve sadece yük getirdiği ve rantiyeciden yana düzenlenen bu rantiye bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Bu bütçeyle Allah halkımıza kolaylık versin diyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Deveciler.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

HASAN AYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; üzerinde konuştuğum madde, 6 ncı madde, yeni tertip, harcama ve gelir kalemleri açılmasına ilişkin madde.

Bildiğiniz gibi, bu kalemler, esas itibariyle, bütün bakanlıklara uygulanacak olan kalemler ve Maliye Bakanlığı tarafından uygulanacak. Bunu uygulayacak olanlar bakanlarımız, bakanlarımızın yetkilendirdiği unsurlarımız; yani, insanlar.

Bu kürsüde, malî bütçe konuşulurken, bu bütçenin insanî yanının, insan unsuru yanının da önemle dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlarım, umuyor ve diliyorum ki, bu bütçenin uygulanmasında, Maliye Bakanımız, bizim bugün duymuş olduğumuz kuşkulara yersizlik verecek kadar doğru davranacak ve başarılı olacaktır; ancak, bazı bakanlarımız, daha şimdiden, bu bütçenin uygulanmasında, –dün olduğu gibi- inanılmaz derecede keyfî, kürsüye ele geçirdiklerinde, kendi düşüncelerini dünyanın en doğru düşünceleri olarak ifade eden bir davranışı sergilemekte mahzur görmemekteler.

Dün burada bir tartışma yaşandı, şahsım adına, bu Mecliste, seviyenin iyi olması gerektiği, iyi bir nitel çalışma yapmanız gerektiği düşüncesindeyim; ama, bir bakanımız, yine bütçe konuşması çerçevesinde, buraya çıkıp, doğru olmayan, gerçekçi olmayan, aslı astarı bulunmayan bir şekilde ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde görev yapan, Millî Eğitim camiasında görev yapan bir insan için, 65 000 000’un önünde ismini vererek, bu insanın soruşturmaya tabi tutulduğunu söyleyebiliyor; Kartal İlçe Millî Eğitim Müdürüdür, adı Besim Er’dir diyebiliyor. Bu arkadaşımız hakkında soruşturma var, soruşturmanın selameti açısından, bunu, Kartal’dan aldık, Adalar’a gönderdik diyor. Ben orada müdahale ediyorum, doğru değil Sayın Bakanım, ben Kartallıyım diyorum. Sayın Bakanımız ısrar ediyor... Ben, Atatürkçü olduğunu varsayarak görevden aldığınız... Burada ifade ediyor, ısrar ediyorum yerimden, böyle bir hakkınız yok...

Sevgili arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanı, gerçeği olmayan, aslı olmayan... Bir soruşturma yapılmış, hatta, iki soruşturma yapılmış. Bu soruşturmaların sonucunda, bu Millî Eğitim Müdürü aklanmış, aklanmanın da ötesinde, aynı döneme denk gelen Bakanlıktan çok ciddî de bir teşekkür belgesi almış. Sayın Bakan, burada kendini haklı çıkarabilmek için, yanlış bilgilere dayanarak, doğru olmayan bilgilerle bir Millî Eğitim Müdürünü, toplum önünde kolaylıkla itham altında bırakabilmekte, suçlayabilmekte ve kürsüde dönüp haklılığını iddia edebilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, vicdanınıza sesleniyorum: Sayın Bakan, burada, altmışbeş milyonun önünde bu iddialarda bulundu. Bu Millî Eğitim Müdürü bizim gibi bir vatandaş, bunun çocuğu var, çoluğu var, eşi var, dostu var, ahbabı var, kendisi hakkında bir bakan, Türkiye Cumhuriyeti Bakanı “yolsuzluk soruşturması var” diyor. Türkiye Cumhuriyetinin altmışbeş milyon insanının önünde konuşuyor. Bu arkadaşımız kaç kişiye anlatacak kendisinin böyle bir durumda olmadığını?! Hangimizin böyle bir hakkı var?!.. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye Cumhuriyetinde devlet olsa bile, hangimizin, bir soruşturma sonuçlanmadan, beraat etme, aklanma ihtimali varken, Türkiye Cumhuriyetinin kürsüsünü... (AK Parti sıralarından gürültüler) Burada okuyarak söylüyorum değerli arkadaşlarım, konuştuklarım belgelidir...

AHMET UZER (Gaziantep) – Sayın Sözen’in yaptığı doğru muydu?

HASAN AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale ederseniz iyi olur; zamanım çok kısa çünkü.

Değerli arkadaşlarım, ben bir gerçeği söylüyorum, bugün bakan olunabilir, bugün iktidar olunabilir... (AK Parti sıralarından “ne alakası var” sesleri) Bütçe çerçevesinde konuşuyorum.

Bu harcamaların nereye gidebileceğini, insanlarımızın konuşurken ne yapabileceklerini -insanlarımızın bu düşüncelerini ve paralarını nereye gönderebileceklerini- ben şahsen, yeni harcamaların nereye ayrılabileceğinden endişe ettiğim için bu örnekleri verme ihtiyacındayım. Bu harcamalar, insanlar için yapılıyor, devlet için yapılıyor değerli arkadaşlarım.

Sayın Bakanın, burada, bu hatasını tashih etmesini diliyorum; çünkü, sonuçta, üç gün sonra bütün devlet kadroları korkarlar. “Devletin bir bakanı çok kolay ortaya çıkabiliyor, bir insan hakkında aslı esası olmayan iddialarda bulunabiliyor” derler, devlet büyük bir sıkıntı çeker, devlete karşı güvensizlik oluşur. Lütfen bu olayı düzeltelim.

Aynı şekilde bir başka arkadaşınız, bir başka bakanımız hata yaptı. Çok rahat televizyonlara çıkıp “efendim, bu fotoğraf meselesiyle ilgili bir şey yok” diyebiliyor; böyle savuşturuyor, geçebiliyor. İşte belge arkadaşlar... Belgeyi size okuyorum: “Millî Eğitim Bakanı Sayın Erkan Mumcu’nun bir fotoğrafı, okullara asılmak üzere, daha önce posta yoluyla gönderilmişti, Sayın Bakanın aynı amaçla çekilen yeni fotoğrafı, önümüzdeki günlerde, CD halinde yeniden gönderilecektir. Daha önce gönderilen fotoğraf, çoğaltılarak okullara gönderilmiş ise, yeni gelecek fotoğrafların değiştirilmesini...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, konuşmanızı tamamlar mısınız.

HASAN AYDIN (Devamla) – “Önceki fotoğraf  çoğaltılmamış ise, okullara gönderilmek üzere yeni fotoğraf gönderilecektir.” Gözlüğüm olmadığı için tam okuyamadım.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Önce kendin oku.

HASAN AYDIN (Devamla) – Burada... Vereceğim size.

“Bilişim Ağları ve Malî Hizmetler Şubesi -isim de var- teknik öğretmen Hakan Mülazimoğlu.”

Sayın Bakan bunu inkâr etmedi zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, kastım şudur: Burada bir seviyeyi tutturalım.

AHMET UZER (Gaziantep) – Seviye hepimize lazım.

HASAN AYDIN (Devamla) -  Benim kastım şuydu: Dün, vicdanen, belki de yapmamam gereken bir davranışı göstererek, Sayın Bakana müdahale ettim.

Bakınız, Atatürkçü olduğu için; evet, hakkında bir soruşturma olduğu için değil...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Ne alakası var?! İstismar ediyorsun.

HASAN AYDIN (Devamla) – Bir yolsuzlukla karşı karşıya bulunduğu için değil, Atatürkçü olduğu için, cumhuriyetin temel ilkelerini savunduğu için, laik demokrasiyi savunduğu için...

 ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Şov yapıyorsun! 

HASAN AYDIN (Devamla) - Bu arkadaşımız, buradan oraya sürgün...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatibin sözünü kesmeyelim.

HASAN AYDIN (Devamla) – Kesmeyin efendim, fikirlerimi söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bunlar, bizim fikirlerimizdir. Rica ediyorum, birbirimizi anlayalım. Bugün, elimizdeki imkânları...

            (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN AYDIN (Devamla) – Sürem bitti sanıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Madde üzerinde önerge yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6 ncı madde kabul edilmiştir.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.46

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.00

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2003 Malî Yılı  Bütçe Kanunu Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

   KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

C) GELİR BÜTÇESİ

 

2.- 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/530) (S.Sayısı:76)     ------ (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Tasarının 6 ncı maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 7 nci maddeyi okutuyorum:

 

Bütçe politikası ve malî kontrol

MADDE 7. - Maliye Bakanı, tutarlı, dengeli ve etkili bir bütçe politikası yürütmek, belirlenen makro ekonomik hedefler çerçevesinde istikrarı temin etmek ve malî kontrol sağlamak amacıyla;

a) Kamu istihdam politikasının belirlenmesine ve uygulanmasına yön vermeye,

b) Harcamalarda azami tasarruf sağlayıcı düzenlemeleri tespit etmeye,

c) Giderlerle ilgili ödeneklerin dağıtım ve kullanımını belli esaslara bağlamaya,

d) Gelir ve giderlere ilişkin kanun ve diğer mevzuatla belirlenmiş konularda uygulamaları düzenlemek üzere standartları tespit etmeye ve sınırlamalar koymaya,

e) Yukarıda belirtilen hususlarda tüm kamu kurum ve kuruluşları için uyulması zorunlu düzenlemeleri yapmaya ve tedbirleri almaya,

Yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Hamzaçebi, konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu bütçe kanununun, esasında, temel üç maddesi var; 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeler -gelir, gider ve denge maddesi- diğer bütün maddeler, o üç maddenin sağladığı olanaklar çerçevesinde, onları tamamlayan maddelerdir. Bu madde de onlardan biridir. Makroekonomik hedefler çerçevesinde, istikrarı sağlamak amacıyla, Maliye Bakanına, gelirlerden giderlere kadar birçok konuda yetki veren bir maddedir.

Sayın Maliye Bakanımız burada açıkladılar, zaman zaman Plan ve Bütçe Komisyonunda da bu görüşlerini ifade ediyorlar -konuya oradan başlamak istiyorum- vergi barışıyla ilgili olarak “siz, vergi barışına ‘hayır’ dediniz; çıkın vatandaşın arasına, bakalım diyebilecek misiniz” diye beyanda bulunuyorlar.

Öncelikle, ben, daima şundan yanayım: Hükümetimiz, Genel Kurula, Meclise, daima doğru bilgi vermek mecburiyetindedir; aksi takdirde, yanlış bilgilerle, yanlış şeyler tartışır, yanlış sonuçlara varırız.

Vergi Barışı Kanunu hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşleri, Plan ve Bütçe Komisyonunun raporunda yazılıdır. Sayın Bakanımız, orayı okumamış olabilir, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Kuruldaki tutumunu gözden kaçırmış olabilir. Lütfen, Plan ve Bütçe Komisyonu raporu okunursa, orada görülecektir. Görüşümüz şudur; ifade etmiştik bunu: Ekonomik kriz nedeniyle zor duruma düşen mükelleflerin bu zor durumunu devam ettirmeyelim diyor tasarı; olabilir diyoruz. Her vergi affının özünde bir adaletsizlik vardır; vergisini ödeyenlere kıyasla, ödemeyenleri ödüllendirme vardır; ama, madem ağır bir kriz yaşadık, bunu da gelecek dönemlere taşımayalım, mükellefler bu zorluklarla yeni döneme taşınmasınlar, bir imkân tanıyalım, olabilir dedik; ama, bunun yanında, vergisini düzenli ödeyen mükelleflerle ilgili, onları rencide etmeyecek, onların da bu yasaya uyumunu sağlayacak bir ilave düzenleme olsun istedik; onların 2003 yılı vergilerinde makul bir indirim önerdik.

Bunlar, işin detay kısmı, bunun üzerinde durmayacağım. Bizim karşı çıktığımız madde, naylon faturacıların, bilerek sahte belge kullananların ve hayalî ihracatçıların affı olmuştur. Biz, 14 üncü maddeye karşı çıktık. Sayın Bakan, bu konudaki tutumumuzu, 14 üncü maddeye ilişkin tutumumuzu, herhalde, yasanın tümüne ilişkin bir tutum olarak algıladılar, öyle değerlendirdiler. Bu öyle değildir; Genel Kurul tutanakları açılıp bakılırsa, Plan ve Bütçe Komisyonu raporuna bakılırsa, orada görülecektir zaten. Bunu, Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum.

Bu bütçeyi konuşuyoruz... Türkiye, özellikle 2000 yılından sonra, istikrar programı uygulamasından sonra, birçok konuda, reform kavramını telaffuz etmeye başladı; KİT reformu, özelleştirme konusunda reform, finansal sektörde reform, sosyal güvenlik reformu, tarım reformu... Bunun gibi konularda, eski hükümetlerimiz, 2000 sonrası hükümetlerimiz, birtakım olumlu adımlar attılar, birtakım düzenlemeler yaptılar; ancak, bütün bunların ötesinde, çok daha temel bir reforma ihtiyacımız var. Yapısal reform dediğimizde, en önemli reformu... Şüphesiz, o konular da son derece önemli; ama, bunların öncesinde, yapmamız gereken bir temel reform daha var: Kamu harcama reformu veya kamu malî yönetimi reformu. Bu, nedense, kamuoyunun gündeminde o kadar yer almıyor. Oysa, bütçeler, millî geliri yeniden dağıtma aracıdır. 2003 yılı bütçesinin büyüklüğüne bakarsak millî gelirin yaklaşık yüzde 42’sidir. Bu oranda bir büyüklüğü toplayıp yeniden dağıtmak suretiyle, bütçe, ekonomi üzerinde, toplum üzerinde çok önemli etkide bulunur; ancak, kamu harcama reformu pek ilgi çekmiyor. Bir kere, vatandaşın, toplumun ilgisini çekmiyor. Neden çekmiyor; büyük bir kayıtdışılık var çünkü. Kayıtdışılık nedeniyle vergisi düzenli ödenmeyince, vergiler düzenli ödenmiyorsa, tabiî ki, harcamalardan hesap sorma kavramı da biraz mesafe alamıyor maalesef. Vergiler düzenli ödenecek ki, kamu harcamalarının nerelere yapıldığı, bu vergilerin nereye harcandığı şeklindeki bir kavram da gelişsin. Maalesef, genellikle, harcama reformu dediğimizde, lojmanların satışı, sosyal tesislerin satışı veya makam araçlarının satışı veya sınırlandırılması gibi biraz popüler konular, ama, kamu harcama reformu içerisinde gerçekte nokta denilebilecek konular akla geliyor.

Bu alanda, kamu harcama reformu alanında yapılmış olan düzenlemeler vardır. Örneğin, Kamu İhale Kanunu düzenlenmiştir, Ancak, eksik kalmıştır tabiî. Kamu harcama reformu, gerçekte, bütçenin hazırlanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi, sonuçlarının izlenmesi gibi aşamalarda reform anlamına gelir. Bizim bugünkü bütçe sistemimiz, karar alıcılara ve topluma bilgi sunacak yapıda değildir.

Kalkınma planlarıyla ve onun yıllık uygulama aracı olan yıllık programları ile bütçeler arasındaki ilişki kopmuştur. Böylece, kaynaklar ile harcamalar arasındaki ilişki de kopmuştur aslında. Kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılması da bütçe sistemimizce engellenmektedir. Bütçe sistemimizde katı vize ve önkontrol uygulamaları, harcamacı kuruluşları, zamanında, fon dediğimiz, gerçekte olmaması gereken, ama, buraya gidersem, fon kurarsam daha rahat harcama yaparım anlayışıyla, maalesef, bizim harcama sistemimizi derinden sarsan, yanlış olan o fon uygulamalarına yol açmıştır. Kamu hizmetlerinin kalitesini iyileştirecek, bu harcamalar yoluyla kaliteyi iyileştirecek bir sistem, maalesef yoktur.

Bütçe iyi denetlenememektedir. Sayıştay, bütün kamu harcamamalarını denetlemesi gereken bir kurum olmasına rağmen, giderek görev alanı daraltılmış olduğu için, kamu harcamaları yeterince iyi denetlenemiyor. Ayrıca, sadece mevzuata uygunluk denetimi yeterli bir denetim değildir. İyi bir bütçe sisteminde bütün bunların olmaması gerekir. Bu konuda başlamış olan çalışmalar vardır. Türkiye’de bu konu yeni değildir; kamuoyunun gündemine de zaman zaman taşınmaktadır. Maliye Bakanlığının eski hükümet döneminde başlatmış olduğu ve bir yere kadar gelmiş olan çalışmalar vardır. Bu çalışmaların süratle sonuçlandırılması gerekir.

Konsolide bütçe olsun, döner sermayeler, mahallî idareler, özerk bütçeli kuruluşlar, KİT’lerle ilgili kapsamlı bir genel devlet tanımı yapılmalıdır önce ve bunlar, tek bir hesap planına tabi tutulmalıdır. 2003 bütçesiyle, bu konuda -geçici bütçeyle- yetkiler alınmıştı; bu bütçede de bu yetkiler devam ediyor.

Nakit esaslı muhasebeden, tahakkuk esaslı muhasebeye geçilmesi gerekir; bu da, devlet muhasebe sisteminde yapılması gereken kamu harcama reformunu tamamlayacak olan bir reformdur.

Bütçe harcama prosedürlerini belirleyen bir yasa mutlaka çıkarılmalıdır. Bu yasanın tasarısı hazırlanmıştır. Bu yasa, uzun çalışmalardan sonra, eski hükümet döneminde, Maliye Bakanlığının koordinatörlüğünde hazırlanmıştır. Bu, Meclisin gündemine ne kadar erken taşınırsa, bu alanda o kadar önemli bir mesafeyi almış oluruz.

Devletin tüm hesaplarının Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması gerekir; hiçbir kurumun bundan istisna olmaması gerekir. Sayıştay, aşamalı bir biçimde öndenetimden ayrılarak harcama sonrası denetime geçmelidir. Sayıştay, bir üst denetim organı olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Daha önce bütçede gösterilmeyen görev    zararları   -her ne kadar görev zararları minimuma, asgariye indirilmişse de, yine devam eden bir uygulamadır- mutlaka bütçede gösterilmelidir. Devlet borçları ve garantilerinin üç ayda bir Meclise raporlanması gerekir.

Kamu yatırım projeleri, eldeki imkânlara göre, kaynakların büyüklüğüne, ölçüsüne göre yeniden değerlendirilmelidir. 2003 bütçesinin yatırım ödeneklerinin çok sınırlı olması nedeniyle, hükümet, bu konuda bir çalışma yapmıştır; ancak, bu, şartların gerektirdiği, kaynakların yetersiz olması nedeniyle yapılan bir düzenleme olmaktan çıkmalı; gerçekten, hangi yatırım projeleri Türkiye için önceliklidir, bunlar belirlenmeli ve ödenekler ona göre ayrılmalıdır.

Üç yıllık bütçe sistemine geçilmelidir. Artık, bir yıllık bütçe sistemi, Türkiye’nin gerçeklerinden uzaktır.

Harcamacı kuruluşlara, harcamalarında esneklik sağlamak suretiyle performans denetimine geçilmelidir ve bunun sonucunda, harcamaların maliyetiyle ondan elde edilen faydayı karşılaştırma imkânı olacak ve gerçekten, bütçe sisteminde çok önemli bir reform yapılmış olacaktır.

Bu konuda görüşlerimi ifade etmek istedim. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Diyarbakır Milletvekili Sayın Muhsin Koçyiğit, buyurun.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısının malî politikaya ilişkin 7 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ek önlemler paketiyle desteklenmiş 2003 malî yılı bütçesi, faiz ödemeleri yapan, sosyal güvenlik kurumlarının açığını kapatan, risk taşımasına rağmen personel maaşlarını ödemeye çalışan, yetersiz, ciddiyetten uzak, samimî olmayan bir bütçedir...

Mevcut ekonomik yapıyla bu borç yükünü taşıyamayacağını gören hükümet, yeni yükler getirmek suretiyle, içborç stokunu döndürmek istemektedir. Bu şekilde bir uygulamayla, toplumda hep aynı kesimlerin vergilendirilmesi söz konusu olduğundan, adalet duygusu sürekli bir şekilde zedelenmektedir. Ülkemizde vergi yükünün büyük bir bölümünü, ekonomiye fiilen katkı sağlayan kesimler, yani, üretimde bulunanlar ve çalışalar üstlenmiştir. Öte yandan, devlete borç verip, yüzde 35’ler civarında reel faiz geliri elde edenler, vergi dışı bırakılmıştır. Rantiyecileri vergilendirip, kayıt içine alınmasına yönelik çaba gösterilmediğinden, ülkemiz, âdeta kayıtdışı ekonominin cenneti haline gelmiş bulunmaktadır. Bunun çözümü için çaba sarf etmeyenler, bu ülke halkına büyük kötülük yapmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, tüm bu uygulamalar sonucu, bugün, ülkemizde oldukça bozuk bir vergi yapısı vardır. Hükümet, vergi adaletini gerçekleştirmeye yönelik düzenlemeler getirmemiştir. Vergi adaletinin önemli bir göstergesi olan dolaylı-dolaysız vergiler ayırımında 2003 malî yılı bütçesi, önceki yıllar bütçelerinden daha olumsuz bir tabloyu yansıtmaktadır. Bir başka ifadeyle, 2003 yılı vergi gelirlerinin yapısına baktığımızda, gelir ve servet üzerinden alınan vergiler, yani dolaysız vergiler oranının yüzde 32, mal ve hizmetler üzerinden alınan, yani dolaylı vergiler oranının ise yüzde 68 olduğunu görmekteyiz.

2003 yılında söz konusu vergilerin sağlanmasında bazı tıkanlıkların olması kaçınılmazdır; çünkü, savaşın özellikle turizm sektörünü olumsuz etkilemesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan illerimizde ortaya çıkması muhtemel ekonomik daralma, vergi gelirlerini ülke çapında olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla, ülkemizde vergi gelirleri oluşumunda var olan dengelerin yeniden gözden geçirilmesi, zorunlu hale gelmektedir. Harcama üzerinden alınan vergiler payının giderek artması, vergi adaletine uygun düşmemektedir. Bu uygulama, az kazananı çok, çok kazananı az vergilemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 malî yılı bütçesinin esas aldığı varsayımlardan hareket edersek, TEFE yıl sonu hedefi yüzde 17,4 ve yıl ortalaması da yüzde 23,9’dur; ancak, yılın ilk iki ayındaki enflasyon gerçekleşmelerinde TEFE yıl sonu hedefi daha şimdiden tehlikeye düşmüştür. TEFE, Ocak 2003’te yüzde 5,6; Şubat 2003’te yüzde 3,1 oranında olmak üzere, iki aylık artış ortalaması yüzde 8,9 olup, daha şimdiden 2003 yılı yıllık enflasyon oranını yarılamış bulunmaktadır. Bu sapma, bütçede mevcut tüm denge ve büyüklükleri olumsuz yönde etkileyecektir.

Bu bütçede, tarım, desteklenir olmaktan çıkarılmıştır. Doğrudan gelir desteği ödemesi için 2003 malî yılı bütçesine konulan 500 trilyon liralık ödenekle, 2001 ve 2002 malî yıllarının arkasına düşülmüştür. 2002 yılında ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen 1,4 katrilyon lira doğrudan gelir desteğinden dolayı, çiftçiler, hükümetten, şu anda, alacaklı durumda bulunmaktadırlar. 2003 yılı tümü için, asgarî 3-4 katrilyon lira doğrudan gelir desteği ödeneği gerekmektedir.

Ayrıca, hükümet, söz verdiği halde, çiftçilerin, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarını ve faizlerini silmeyerek, onları, âdeta tefecilerin kucağına itmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılında kamu borcunun sürdürülebilirliğine imkân veren bir borçlanma politikasının izlenmesi kaçınılmaz olmasına karşılık, Irak savaşının Türkiye ekonomisi üzerinde yaratacağı olumsuzluğun da dikkate alınması, en azından borçlanma maliyetlerinde ortaya çıkması muhtemel dalgalanmaların önlenmesine yönelik politikaların üretilmesi zorunlu olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Koçyiğit.

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) – Hükümetin tutarsız ve istikrarsız politikaları sonucu, içborç faiz oranının yüzde 50’lilerden yüzde 75’lere doğru yükselmesi, doğal olarak, içborç stoku üzerine büyük baskı yaparak şişmesine neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, işsizlik oranı 2002’de yüzde 9,6 iken, 2003’te yüzde 11,4’e yükselmiştir. Elektriğin kilovat/saati 2002’de 9 sent iken, 2003’te 15 sente yükselmiştir.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu bütçeyle, yatırımlara en az tutarda kaynak ayrılmıştır. En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır. Beşerî yatırım, uzun vadeli bir yatırım olup, meyvesini uzun yıllar sonra vermeye başlar. 2002 yılında eğitim ve sağlığa yüzde 13 ödenek ayrılmışken, bu bütçe kanununda eğitim ve sağlığa toplam yüzde 11 oranında kaynak ayrılmıştır; bu tutar, çok yetersizdir.

Tasarruf adı altında işçilere bu yıl ödenmesi gereken bir ikramiye tutarının 2004 yılına ertelenmesi, kamu çalışanlarını oldukça zor durumda bırakacaktır. Hükümetin uyguladığı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koçyiğit.

Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde önerge yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Ayrıntılı harcama programları ve ödeneklerin kullanımı

MADDE 8. - a) Bütçe Kanunlarına ekli (A) işaretli cetvellerdeki ödenekler, Maliye Bakanlığınca belirlenecek ilkeler ve serbest bırakma oranları dahilinde kullanılır.

Kamu kurum ve kuruluşlarının yıl içinde gerçekleştirecekleri hizmet ve faaliyetler için bütçelerinde yer alan ödeneklerin kullanımının önceden planlanabilmesi amacıyla ödenek kullanımının ayrıntılı bir harcama programına bağlanması Maliye Bakanlığı tarafından istenebilir.

Maliye Bakanı tarafından ödenek kullanımının ayrıntılı harcama programına bağlanmasının uygun görülmesi halinde, belirlenen serbest bırakma oranları üzerinde ve bu harcama programı dışında harcama yapılamaz.

İdareler bütçelerinde yer alan ödenekleri belirlenecek ilkeler, serbest bırakma oranları ve ayrıntılı harcama programları dahilinde, Kalkınma Planı ve Yıllık Programda öngörülen hedefleri ve hizmet önceliklerini göz önünde bulundurarak, tasarruf anlayışı içinde kullanmakla yükümlüdürler.

b) Bütçelerin yatırım ve transfer tertiplerinden yardım alan bağımsız bütçeli kuruluşlar ile sosyal güvenlik kurumları, hizmetleri ile ilgili aylık harcama programlarını vize edilmek üzere en geç 30/4/2003 tarihine kadar Maliye Bakanlığına gönderirler. Bu programlar Maliye Bakanlığınca vize edilmeden bütçelerin yatırım ve transfer tertibindeki ödenekler kullanılamaz. Kuruluşlar aylık uygulama sonuçlarını her ay Maliye Bakanlığına bildirirler. Maliye Bakanlığı, yapılan yardımın amacı doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını aylık harcama programını göz önünde bulundurarak kontrol eder ve buna göre uygulamaya yön verir.

c) Bütçe Kanunlarına ekli (A) işaretli cetvellerdeki ödeneklerden;

1. (2) ödenek türü altında yer alan ödenekler toplamının 1 katrilyon lirası ile vizeli kamulaştırma ödeneklerinin 80 trilyon lirası,

2. Başbakanlık bütçesinin (900. -03. -3. -301. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 5 trilyon lirası ile (900. -03. -3. -391. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 10.5 trilyon lirası, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesinin (111. -01. -3. -301. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası, İçişleri Bakanlığı bütçesinin (900. -03. -3. -301. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası ile (900. -03. -3. -306. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinin (900. -03. -3. -306. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 10 trilyon lirası ile (900. -03. -3. -351. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 4 trilyon lirası, Ulaştırma Bakanlığı bütçesinin (900. -02. -3. -141. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 7.5 trilyon lirası, Hazine Müsteşarlığı bütçesinin  (920. -03. -3. -123. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 14 trilyon lirası, (920. -05. -3. -145. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 33 trilyon lirası, (930. -10. -3. -383. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2.5 trilyon lirası, (930. -77. -3. -006. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 40 trilyon lirası ve (940. -06. -3. -451. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2.5 trilyon lirası, Maliye Bakanlığı bütçesinin (114. -01. -3. -651. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 1 trilyon lirası, (920. -01. -3. -103. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 50 trilyon lirası, (930. -08. -3. -352. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 6 trilyon lirası, (930. -08. -3. -357. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 5 trilyon lirası, (930. -08. -3. -365. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2 trilyon lirası,  (940. -03. -3. -426. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 3 trilyon lirası ve  (940. -06. -3. -451. -900) tertibinde yer alan ödeneğin 2 trilyon lirası,

İptal edilmiştir. (2) ödenek türü altında yer alan ödenekler ile vizeli kamulaştırma ödeneklerinden iptal edilen tutarların sektör ve kuruluşlar itibarıyla dağılımı bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 gün içinde Yüksek Planlama Kurulu tarafından belirlenir.

Bu işlemler sonucu doğacak Hazine yardımı fazlalarını iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

d) 26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun ile bu Kanun uygulamaları dikkate alınarak her türlü bütçe ve muhasebe işlemlerini yapmaya ve yaptırmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli izleyiciler; 8 inci madde üzerinde, CHP Grubunun görüşünü açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe harcamalarının belirli kurallara bağlanması ve bunların uygun bir zamanlamayla yürütülmesi doğaldır; ancak, kimi özel harcamaların niteliği, bu kurala birebir bağlı kalınmasını engellemektedir. Bunlar arasında, özellikle, araştırma ve geliştirme harcamaları, yurt dışından alınacak her türlü araç ve gereçler, kitaplar, bilgisayar donanımları ve programları sayılabilir. Bu tür esnek harcama anlayışının iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi, bildiğiniz gibi, döviz kuru hızla değişmektedir ve ödenekler yıl sonuna kalırsa anlamını, alım gücünü yitirmektedir ve kuruluşlar, o zaman hizmet sunamaz hale gelmektedir, beklentilerini yerine getirememektedir. Maliye Bakanlığı, kamu hizmetinin pahalıya gelmemesi için döviz kuruna ödenekleri yedirmemeli ve bir an önce bu ödenekleri serbest bırakma yoluna gitmelidir.

Buna bağlı olarak üzerinde durmak istediğim önemli bir konu var, o da şudur: Bildiğiniz gibi, geçen hükümet döneminde, Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliğinin araştırma geliştirme konusundaki Altıncı Çerçeve Programına katılmayı kabul etmiştir. Yine, bilindiği gibi, Avrupa Birliği, Mart 2000’de yapılan Lizbon Zirvesinde, yakın gelecekteki bilimsel ve teknolojik gelişmelerde Avrupa yaklaşımı politikasını saptamış ve Avrupa araştırma alanı tanımlanarak şu programı, şu amacı saptamıştır, bilginize sunmak isterim. Avrupa Birliği, 2010 yılında dünyanın en dinamik ve rekabet gücü en yüksek bilgi ekonomisi konumuna getirilecektir. Şimdi, bu amaç, Altıncı Çerçeve Programının amacıdır. Bu programa her üye ve aday üye gayri safî millî hâsılaları oranında katkıda bulunacaklardır. Türkiye’nin bu projeye toplam katkısının, gayri safî millî hâsılaya bağlı olarak, 250 000 000-300 000 000 euro dolayında olacağı tahmin edilmektedir; ancak, bu yıla gelelim, bu yılın ödemesi 49 000 000 eurodur ve bunun ilk taksiti, 24 000 000’u şubatta ödenmeliydi; ancak, geçici bütçe gerekçesiyle bu ödeme yapılmadı, ileride faiziyle ödenecektir. İkinci olarak, bu paranın ikinci taksiti temmuz ayında ödenmek durumundadır ve Türkiye bu programın dışında kalmamalıdır. Şu nedenle kalmamalıdır: Bu program sonucu oluşacak olan 16 500 000 000 euroluk araştırma havuzundan Türkiye’nin yararlanması gerekiyor. Bu proje kapsamında, Türkiye’den, özellikle mal ve hizmet üreten firmalar, üniversiteler ve araştırma kurumları ortak projeler üreterek ve Avrupa Birliğinden ortaklar edinerek, varlıklarını orada, Avrupa’da, yaratıcı bir ortamda kanıtlamak durumundadırlar, bunu yapabilirler. Bu projeyle, Türkiye’de üretici kesimlerin, mal ve hizmet üreticilerinin, araştırma yapma bilincine varmaları sağlanabilir; bu nedenle, bu proje çok önemlidir.

Şimdi, bu bağlamda, araştırma-geliştirme bilimlerinin Avrupa piyasasına çıkmaları, orada kendilerini kanıtlamaları bir ilk olacaktır. Türkiye, araştırma-geliştirmede, futbolda, sporda yaptığı gibi, Avrupa ligine terfi edecektir. -Ki, bu arada, ulusal futbol takımımıza, gelecek haftaki İngiltere maçında başarılar diliyorum- Türkiye, bilimde ve teknikte, Avrupa ligine bu projeyle adım atacaktır. Bunun, sadece sayısal getirisi önemli değildir; yani, teorik olarak, 16 500 000 000 euroluk araştırma yapma şansımız yoktur, zayıftır; ama, araştırmanın miktarından çok, nitelik önemlidir, araştırmayı öğrenmek önemlidir ve bu anlamda, Altıncı çerçeve programı, Türkiye için, öğrenme sürecinin bir başlangıcı olacaktır, o nedenle bu projeyi çok önemsemek durumundayız. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesi üzerindeki konuşmamda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini söylerken şu noktaya değinmiştim: Bu tür projelerin başarısı her şeyden önce bir genel çerçeveye, bir ulusal uyanış, işbirliği ve eşgüdüm çerçevesine oturtulmak zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde başarı şansı yoktur.

Bu sırada, altıncı çerçeveye bağlı olarak, sorumluluk hükümetin üzerindedir. Biz, bunun izleyicisi olacağız, başarısının takipçisi olacağız ve umarım, bunu hep birlikte yapacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.

Şahsı adına, Kars Milletvekili Sayın Selami Yiğit; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakika.

SELAMİ YİĞİT (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılı konsolide bütçe yatırımlarında, 2002 yılına nazaran reel bir düşüş söz konusudur. 2002’de gerçekleşen yatırım 6,8 katrilyondur. 2003’te harcama hedefi ise 7,6 katrilyondur. Oransal olarak 2002 yılı yatırımlarının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 2,5’ken, bu oran, 2003’te yüzde 2 olarak gerçekleşecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu yatırımlarında ortaya çıkan bu düşüşün yanında, son yıllarda yaşanan ekonomik krizden dolayı özel sektörde de ciddî bir yatırım düşüşü gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, 2003 yılı için hedeflenen yüzde 5’lik büyümeyi, bu şartlarda yakalamamız pek mümkün görülmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, programda 4 414 adet proje vardır. Bu 4 414 proje için gerekli kaynak, 2002 fiyatlarıyla 166 katrilyon olarak hesaplanmaktadır. Oysa -hepimizin de bildiği gibi- 2003 yılında yatırımlar için ayrılan kaynak, sadece 7,6 katrilyondur. Kaba bir hesapla bu 4 414 projeyi gerçekleştirmek için, bizim 25 yıla ihtiyacımız vardır. Bu, çok karışık ve karmaşık bir durumdur. Ben, şimdi, hükümete soruyorum, yatırım programlarını gerçekçi bir temele oturtacak mısınız, proje stokunu azaltabilecek misiniz? Eğer azaltmayı düşüyorsanız, kısıtlarınız nelerdir?

Değerli arkadaşlarım, Devlet Planlama Teşkilatının 2003 yılı programında, zorunlu haller dışında, 2003 yılı içerisinde yeni proje teklifinde bulunulmayacağı öngörülmektedir. Oysa bu zorunlu hallerin ne olduğu açık olarak ortaya konmuş değildir. Yatırım programlarına fayda-maliyet analizinin yapıldığı bir proje değerlendirme sistemi getirmek gerekmektedir. Siz de, hükümet programında, bunu, iddia ettiniz; ancak, bunu, bütçede görmek mümkün değil. Bu amaçla -benim şahsî görüşüme göre- Devlet Planlama teşkilatı yeniden yapılandırılmalıdır. Nitekim, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde oluşturulan yatırımlarla ilgili özel ihtisas komisyonu raporunda bu yönde bir öneri yapılmaktadır.

Öte yandan, projeler arası ödenek yatırımı ve ödeneği aktarılan proje eködenek aktarılmaması uygulaması, istisnaî durumlarda başvurulması halinde yararlı iken, bu uygulama istismar edilerek, hem toplumsal maliyetin artmasına hem de proje stokunun artmasına neden olmaktadır.

Bir diğer eleştirim ise şudur: devlet Planlama Teşkilatının yıllık programı bütçenin ardından belli olmaktadır. Bu durum, plan, yıllık program ve bütçe bağlantısını güçleştirmektedir. Yıllık program olmadan bütçenin tartışılması sağlıklı bir yol değildir. Ne yazık ki, Komisyon, bütçeyi, plan ve yıllık programdan kopuk bir şekilde görüşmek durumunda kalmıştır. Umarım, hükümet, bu konuda gerekli tedbirleri alır.

Bu vesileyle, hepinizi selamlıyor, saygılar sunuyorum; sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yiğit.

Başka söz talebi?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır; önergeyi gerekçesiyle birlikte okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının “Ayrıntılı harcama programları ve ödeneklerin kullanımı” başlıklı 8 inci maddesine aşağıda yer alan (e) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Eyüp Fatsa

M.Ergün Dağcıoğlu

 

Ankara

Ordu

Tokat

 

M. Necati Çetinkaya

Ünal Kacır

 

 

Elazığ

İstanbul

 

 

”e) 1. Savunma hizmetlerinin gerektireceği ilave ödenek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş bütçelerinde yer alan ödeneklerden, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen miktarlarda kesinti yapmaya ve bu ödenekleri Maliye Bakanlığı bütçesinde açılacak bir tertibe aktarmaya, bu tertipteki ödenekleri bu Kanun ile 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanundaki aktarmaya ilişkin sınırlamalara tabi olmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarında kullandırmak üzere ilgili bütçelere aktarmaya,

2. Savunma hizmetlerinin gerektireceği ödenek ihtiyaçlarını karşılamak üzere, bu Kanun ile 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanundaki aktarmaya ilişkin sınırlamalara tabi olmaksızın kuruluş bütçeleri içinde programlar arasında aktarma yapmaya,

3. Bu bendin 1 numaralı alt bendi uyarınca kesilecek ödeneklerden bir kısmını ihtiyaç halinde göçmen ve mülteci giderlerinde kullandırmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.”

Gerekçe:

Irak sınırımızda meydana gelen gelişmeler karşısında ülkemiz savunmasına ilişkin giderler ile ülkemize yönelebilecek toplu nüfus hareketleri nedeniyle alınacak tedbirler çerçevesinde ortaya çıkacak ilave kaynak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş bütçelerinden kesinti yapma konusunda Bakanlar Kuruluna, buna ilişkin bütçe işlemlerini yapma konusunda ise Maliye Bakanına yetki verilmektedir.

Ayrıca, bu aktarma işlemlerinin özelliği nedeniyle 1050 sayılı Kanunda yer verilen aktarmaya ilişkin sınırlamalara tabi olmaması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 8 inci madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Gelir ve giderlerin izlenmesi, analitik bütçe sınıflandırması ve performans esaslı bütçe uygulaması

MADDE 9. - a) Devletin tüm gelir ve giderleri ile borç ve malî imkanlarının tespiti, takibi ve denetiminin yapılabilmesi amacıyla; genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar ve fonlara tasarruf eden kuruluşlar, belediyeler, belediyelere bağlı kuruluşlar, il özel idareleri, bütçelerin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar, kamu iktisadî teşebbüsleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, gelir ve gider tahminlerini, malî tablolarını, birbirleriyle olan borç ve alacak durumlarını, personele ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve süreler dahilinde vermekle yükümlüdürler.

Maliye Bakanı bu bent kapsamına giren kurum ve kuruluşlardan, her türlü malî işlemleri ile ilgili bilgi, belge ve hesap durumlarını almaya; bu belge ve hesap durumları ile borçlanma ve borç ödeme imkanları üzerinde inceleme yaptırmaya, programlarına uygun harcama yapmayan ya da bilgi, belge ve hesap durumlarını ibraz etmeyen idare, kurum ve kuruluşların bütçe ödenekleri ile ilgili gerekli önlemleri almaya, bu maksatla gerektiğinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan önlemlerin uygulanmasını istemeye yetkilidir.

b) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, bütçe içi ve dışı fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurul, üst kurul ve diğer kurum ve kuruluşların (kamu iktisadi teşebbüsleri hariç) uygulayacakları analitik bütçe sınıflandırması ile muhasebe sistemi ve standartlarının belirlenmesine, bu sistem ve standartların geliştirilmesine ve birlikte veya ayrı ayrı uygulatılmasına ilişkin her türlü çalışmayı yaptırmaya ve pilot uygulama yapacak kurum ve kuruluşları veya bunların birimlerini tespite Maliye Bakanı yetkilidir.

c) Millî Eğitim Bakanlığında Yurtdışı Bursları, Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsüne Yardım ve İşçi Ücretleri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında Süne ve Kımıl Mücadelesi Projesi, Karayolları Genel Müdürlüğünde Kaza Kara Noktalarının İyileştirilmesi ve İzlenmesi Projesi, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünde Seyranbağları Huzurevi, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi Hizmetleri ile Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Yayın ve Kütüphanecilik Hizmetleri faaliyetlerinde performans esaslı bütçe uygulamasının gerçekleştirilebilmesi bakımından; sözkonusu faaliyet alanları için tahsis edilen ödeneklerin kullanımında yeni usul ve esaslar tespit etmeye, münhasıran bu faaliyetlere ilişkin malî mevzuatın uygulanması konusunda düzenlemeler yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – 9 uncu madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Akif Hamzacebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

Sayın Hamzaçebi, konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; harcamalara ilişkin bir maddeyi şimdi görüşeceğiz. Tabiî, harcama deyince hep aklımıza bütçe içerisinde yer alan ödeneğin ilgili amaçlar için harcanması geliyor. Ben, daha değişik bir harcama üzerinde duracağım; bu, yine, bir kamu harcaması; ama, bunu bütçe içerisinde göremiyoruz, vergi harcamaları. Vergi harcaması, devletin vergi sistemi yoluyla vazgeçtiği gelirler yoluyla yapılan harcamadır. Devlet, bazı harcamaları topladığı vergilerle karşılar, ama, bazı harcamaları da, o alandan vergi almamak suretiyle yapar; bunları bütçede göremeyiz. Bunlar vergi sisteminde; istisnalar, muafiyetler, indirimler veya teşvik dediğimiz diğer araçlar yoluyla yer alır. Düşük vergi oranı olabilir, vergi ertelemesi olabilir, bütün bunlar vergi harcamasının şekilleridir. Doğrudan harcamalar, söylediğim gibi, bütçe içerisinde yer alır; ama, vergi harcamaları, maalesef, Türkiye’de bütçe içerisinde yer almıyor. Vergi harcaması Türkiye’de, belki, son yıllarda ortaya çıkan bir kavram, ama, diğer gelişmiş ülkelerde 1960’lardan itibaren ortaya çıkan ve giderek bu ülkelerin bütçe sistemlerinde yer alan bir kavramdır.

Vergi harcaması bütçede gözükmediği için, bu harcamalardan istisnalar ve teşvikler; hangi yolla olursa olsun yapılan bu harcamalardan kimlerin yararlandığının veya yasa koyucunun amaçladığı hedefin yerine gelip gelmediğini ölçmek, genellikle mümkün olmamaktadır. Genellikle, devletin, vergi teşvikleri yoluyla karşıladığı harcamaların amacına ulaşıp ulaşmadığı konusunda kamuoyunda ciddî tereddütler vardır. Hakikaten, vergi sistemi, bir konuya teşvik getiriyorsa, bu teşvik amacına ulaşıyor mu; bu, belirli değildir. Kamuoyu bu konuda doğru bilgilendirilmemektedir; çünkü, devletin elinde bu konuda yeteri kadar veri yoktur. Bunun ölçülmesi gerçekten son derece zordur, o nedenle bu tereddütler hep olur.

Örneğin, Türkiye’de 4325 sayılı kalkınmada öncelikli yörelerdeki vergi teşviklerini düzenleyen bir kanun vardır. Bu kanun, bu bölgelerin ihtiyaçlarına uygun olarak, gerçekten, iyi hazırlanmış bir kanundur; ama, bu kanunla getirilen teşvikler, istenilen amacı sağlamış mıdır; bu, çok net değildir. Hatta, istenilen amacı sağladığı konusunda elde yeteri kadar kanıt yoktur. Örneğin, serbest bölgeler. Serbest bölgeler, bir dönem, Türkiye için, orada sağlanan vergi teşvikleri yoluyla yabancı sermayenin çekileceği ve burada yabancı sermayenin yapacağı yatırımlarla istihdamı artıracağı ve Türkiye’nin ihracatına katkı sağlayacağı bölgeler olarak planlanmıştı ve bu amaçla da, serbest bölgelerde, Türkiye Cumhuriyeti önemli vergi teşvikleri verdi.

Peki, serbest bölgelerde durum nedir -serbest bölgeyi bir örnek olarak veriyorum, onu tartışma amacıyla söylemiyorum- serbest bölgelerde 11 milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardır. Bu 11 milyar dolarlık ticareti, yurt dışından serbest bölgeye, serbest bölgeden yurtdışına veya Türkiye’den serbest bölgeye, serbest bölgeden Türkiye’ye yapılan ticaretin toplamı olarak alırsak; bunun sadece yüzde 18’i ihracattır, yüzde 82’si diğer saydığım üç tür ticarettir, ihracat olmayan ticarettir. Demek ki, serbest bölgelere biz bu kadar önemli vergi teşviki vermiş olmamıza rağmen, burada, şüphesiz, yatırım yapan yabancı sermaye de olmuştur, yerli müteşebbis de olmuştur; ama, sonuçta, ortaya çıkan tablo, 11 milyar dolarlık ticaret hacminin sadece yüzde 18’inin ihracat olduğu yönündedir. Demek ki, kabaca ortaya çıkan bu rakamın kabaca vermiş olduğu sonuca göre, serbest bölgelerdeki vergi teşvikleri amacına ulaşmamış.

Bir başka örnek: Türkiye’de, bir dönem -halen devam ediyor aslında, belki eskisi kadar, o ölçüde değil; ama, halen devam ediyor- LPG’nin, önemli ölçüde mutfakta ve kısmen de sanayide kullanılıyor olması nedeniyle vergisi son derece düşük tutulmuştur; litrede veya kilogramda 1 600-1 700 lira kadar bir vergisi vardı; 2001 yılına kadar, 2001 yılı ortalarına kadar vergi bu düzeydeydi. Mutfağın ve sanayiin teşviki veya sübvansiyonu amacıyla yapılmış olan bu düzenleme, o zaman, hiç hesapta olmayan bir başka sektörü yarattı, otogaz sektörünü; araçlar, süratle, benzinden otogaza dönmeye başladı. Bu, taksilerle sınırlı kalmadı. Belki bunun sosyal yönden açıklaması olabilir, o önemli değil; ama, çok lüks araçlar, cipler, çok büyük araçlar dahi otogaza dönmeye başladı. Sonuçta, o da, diğer akaryakıt ürünleri gibi ithal edilen bir üründür; ama, onun üzerine devlet vergi koymuyor. Neden; mutfakta kullanılıyor, sanayide kullanılıyor, ucuz kullanılsın diye; ama, planlanmayan bir başka alan doğuyor.

Vergi harcamalarının amacına ulaşıp ulaşmadığı, gerçekten kuşkuludur. Doğru olan nedir; gerçekten, daha önceki maddelerin birinde yapmış olduğum konuşmada, bir kamu harcama reformundan, kamu malî yönetimi reformundan söz ettim. Bu reformun esası, bütçe sürecinin değiştirilmesiydi; bütçenin, kamuoyuna, topluma ve karar alıcılara doğru kararlar almasını sağlayacak şekilde yeterli verilerle donatılmış olmasıdır. Bütçe, eğer bu şekilde hazırlanıyorsa, gerçekten, bir kamu harcama reformunu yapmışız demektir. Bu harcama reformunun bir parçası da, bu sözünü ettiğim vergi harcamalarının bütçe içerisinde rakamlandırılmış olarak yer almasıdır. Yani, devlet, vergi teşvikleri yoluyla ne kadarlık bir vergi almaktan vazgeçtiğini rakamlandırarak bütçeye bağlamalıdır. Vazgeçilen bu vergiler nedeniyle, tahsil edilmesinden vazgeçilen bu vergiler nedeniyle, ne kadarlık bir hâsılat sağlanmıştır ne kadarlık bir yatırım yapılmıştır veya ne kadarlık bir sosyal amaç güdülmüş ve ne kadarlık bir sosyal amaç gerçekleştirilmiştir, bunların ölçülmesi ve bütçeye bağlanması gerekir.

Bu, bizde yeni bir kavram; Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğünün bu konuda başlatmış olduğu çalışmalar vardır; ancak, gelişmiş Batı ülkelerinde, hakikaten, bu, 1960’lara kadar gidiyor. Bu uygulama, 1960’larda, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleriyle başlamıştır. Bu, bu saydığım iki ülkeyle birlikte diğer birçok ülkede bütçe sürecinin bir parçası olarak düşünülmüştür. Hemen hemen Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda, OECD ülkelerinin birçoğunda vergi harcamaları yıllık veya en azından iki yıllık, üç yıllık periyotlarla hazırlanmakta ve bütçenin bir parçası olarak veya bütçenin yanında ayrıca bir teknik belge olarak ilgili parlamentolara, ilgili yasama organlarına sunulmaktadır.

Avusturya ve Almanya, çok daha farklı bir uygulamayla, sadece vergi harcamaları değil, doğrudan harcamalar yoluyla yapılan teşvikleri de kapsayacak şekilde ayrı bir rapor hazırlamaktadır; sübvansiyon raporu hazırlayıp, bunu, bütçe sürecine bağlı kılarak, kendi yasama organlarının bilgisine sunmaktadır. Bazı ülkeler, bunu, doğrudan doğruya bütçe sürecine bağlı kılmayabiliyor; ama, mutlaka düzenleyip, yine, yasama organının veya kamuoyunun bilgisine sunuyor.

Ben, bu madde vesilesiyle, kamu harcama reformunun, vergi harcaması dediğimiz devletin vazgeçtiği vergiler yoluyla teşvik etmek istediği alanlardaki faydanın, hâsılanın ne olduğunun ölçülerek bütçeye eklenmesi ve bütçenin, bu şekilde, saydam devletin bir parçası, bütçesi olması için bu konudaki görüşlerimi ifade etmek istedim.

Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Başka söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 9 uncu madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

Kamu haznedarlığı

MADDE 10.- Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bu maddede sayılanların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile birlikleri (kamu bankaları, özel kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile kefalet ve yardımlaşma sandıkları hariç) kendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan bütün kaynaklarını T.C. Merkez Bankası veya muhabiri olan T.C. Ziraat Bankası nezdinde kendi adlarına açtıracakları Türk Lirası cinsinden hesaplarda toplarlar.

Bu kurumlar tahakkuk etmiş tüm ödemelerini bu hesaplardan yaparlar.

Kamu kaynaklarının bu madde hükmüne aykırı şekilde değerlendirilmesinden elde edilen nemalar genel bütçeye gelir kaydedilir.

İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ile saymanlar, yukarıda bahsi geçen hükümlerin yerine getirilmesinden şahsen ve müteselsilen sorumludurlar.

Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasları belirlemeye, kaynaklar, kurumlar ve bankalar itibarıyla istisnalar getirmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan ve Maliye Bakanının müşterek teklifi üzerine Başbakan yetkilidir.

BAŞKAN – 10 uncu madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

 

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu haznedarlığı, aslında, devlet için olması gereken bir düzenleme. Kamunun çeşitli alanlarda olan kaynaklarının bir yerde toplanması, bunları Hazinenin kontrol etmesi kadar güzel bir şey yok. Bizim de destek verdiğimiz ve uygun gördüğümüz bir uygulama; ama, bu uygulamanın bütçe kanununda yer alması doğru bir uygulama değil. Bakınız, bu uygulama daha önce bütçe kanununda yer almasına karşın, il özel idareleri ve Sosyal Sigortalar Kurumu Anayasaya aykırılık nedeniyle dava açtı ve bu davalar Anayasa Mahkemesinde görüşüldü. Anayasa Mahkemesi, bütçe kanunlarında bu tür düzenlemeler yapılamayacağı gerekçesiyle bu yasayı iptal etti.

Bakın, iptalde kullandığı cümle aynen şöyle: “Anayasada, biri birinden tamamen ayrı ve değişik biçimde düzenlenen bu iki yasalaştırma yönteminin doğal sonucu olarak, birinin konusuna giren bir işin ötekiyle ilgili yöntemin uygulanmasıyla düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kaldırılması olanaklı değildir.”

Değerli arkadaşlar, Anayasamızın 161 inci maddesinde “bütçe yasalarına, bütçeyle ilgili olmayan hükümler konulamaz” diye açık bir düzenleme getirilmiş durumda. Değerli arkadaşlar, bunun temel nedeni de şu: Bütçe yasaları, bir yıllık yasalardır, hükümetin uygulamalarını gösterir ve bir yıllık uygulama sonunda o bütçe işlevini tümüyle kaybeder; ama, bütçe yasalarıyla, sürekli yürürlükte olan yasalarda değişiklik yaptığınız takdirde, o yasalardaki hükümleri askıya almış ve bir yıl süreyle uygulamamış oluyorsunuz.

Acaba, hükümetler niçin bu tür uygulamalara başvururlar? Grup Başkanvekilimiz Sayın Oğuz Oyan’ın da belirttiği gibi, bu düzenleme sadece bu yasayla getirilmiş bir uygulama değil, daha önceki hükümetler de buna benzer uygulamalar getiriyorlardı; ama, daha önceki hükümetlerin şöyle bir sorunu vardı: Daha önceki hükümetler koalisyon hükümetleriydi, çok ivedi düzenlemeleri kendi aralarında uzlaşarak rahatlıkla Parlamentoya getiremiyorlardı; ama, bütçe yasalarına hüküm koyarak bu sorunu aşmak istiyorlardı. Değerli milletvekilleri, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin 365 oyu var. Anayasaya aykırı düzenlemeler yapmak yerine, 365 oy ve bizim de desteğimizle, kamu haznedarlığını, niçin, acaba, güzel bir yasayla düzenleyip, Parlamentoya getirmiyoruz?! Eğer, bunu yapmadığımız takdirde, Anayasaya aykırı olduğunu bile bile, Anayasayı ihlal eden bir maddeyi, bir yasayı, bir hükmü Parlamentodan geçiriyoruz. Aramızda anayasa hukuku hocaları var, hukukçular var. Hiçbir parlamenterin, Anayasaya aykırı olduğunu bildiği bir hükmü, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği daha önceki bir düzenlemeyi, sanki, Anayasa Mahkemesi hiç böyle bir karar vermemiş gibi buraya getirmenin doğru bir uygulama olmadığını belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, az önce, bütçelerin bir yıllık olduğunu belirtmiştim. Bütçe yasalarının diğer yasalardan çok daha farklı bir özelliği var; bütçe tasarılarının nasıl yasalaşacağı Anayasada belirtilmiştir; ama, diğer tasarıların nasıl yasalaşacağı Anayasada düzenlenmemiştir; bu tasarılarla ilgili olarak, Meclis İçtüzüğü, nasıl düzenleneceğini, görüşmelerin nasıl yapılacağını belirlemiştir; dolayısıyla, iki ayrı kurum, iki ayrı hukukî çerçeve içerisinde düzenlenmesi ve Parlamentoya getirilmesi gereken tasarılarda, sanki, Meclis İçtüzüğü yokmuş gibi ve diğer yasalar da, sanki, bütçe yasasında öngörülen prosedüre tabi imiş gibi, burada bir işlem yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasasına genel yasalarda yer alması gereken hükümlerin konulmasına engel olan en önemli düzenlemelerden birisi de, bütçe yasalarıyla ilgili olarak, Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme hakkının bulunmamasıdır; Sayın Cumhurbaşkanının, diğer yasaları Parlamentoya geri gönderme hakkı varken, bütçe yasalarıyla ilgili böyle bir yetkisi yok; dolayısıyla, biz, bir anlamda, Sayın Cumhurbaşkanın, herhangi bir maddeyle, genel düzenleme çerçevesinde yapılan bir uygulamayı geri göndermemesi şeklinde bir görüşü burada yasalaştırmış oluyoruz.

Bir başka aykırılık gerekçesi şu: Bütçe yasa tasarılarında, gelir azaltıcı veya gider artırıcı tekliflerde bulunamıyoruz; Anayasaya göre, Meclis Genel Kurulunda, böyle bir teklifte bulunulamaz; ama, şimdi “kamu haznedarlığı” dediğimiz bir olayda, örneğin, Sosyal Sigortalar Kurumu, aylık 2 trilyon liranın üzerindeki faiz gelirinden vazgeçecek, bunun yerine, bu parayı, Ziraat Bankasında, 0 faizli bir hesaba yatıracak; Bağ-Kur aynısını yapacak, Emekli Sandığı aynısını yapacak, il özel idareleri aynısı yapacaklar.

Peki, bu kurumlar faiz gelirlerinden vazgeçtikleri zaman, bu kurumların işlevi, görevi, acaba, Ziraat Bankasını kurtarmak mı, Ziraat Bankasının açıklarını kapatmak mı? Elbette, böyle olmaması lazım; ama, şimdi, bu kurumların uğradığı faiz kayıplarının, bu kurumlara iade edilmesi gerektiğine dair, biz, bütçede nasıl bir değişiklik önereceğiz? Gelir artışı veya gider artıran bir değişiklik önergesi veremiyoruz. O zaman, bu çerçevede, bunu da değerlendirme şansımız, maalesef, olmuyor.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasasının bir diğer özelliği daha var. Anayasaya göre, bütçe üzerinde kanun hükmünde kararname dahi çıkarılamaz; ama, diğer yasa uygulamalarında, bunu yapmak mümkün. Bu kadar farklı hukuk normları olan bir bütçe yasası ile çok farklı hukuk normları olan genel yasanın bir arada görüşülmesinin aykırılığı, bütün açılardan açık.

Bu madde uygulamasıyla ilgili olarak da il özel idarelerinin yapmış olduğu Anayasaya aykırılık, yine, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu yasa çıktığı zaman da, yine, başvurular olacak; önce Danıştay’a, Danıştay’dan tekrar Anayasa Mahkemesine gidecek ve yine, bu yasalar iptal edilecek; ama, ben eminim ki, iptal edilen bu hükümler, Anayasaya aykırılık taşıyan bu hükümler, önümüzdeki yıl, yine, bütçe görüşmeleri yapılırken, yine, buraya gelecek ve biz, yine, burada görüşeceğiz.

Benim Sayın Bakandan, özellikle, istirhamım şudur: 365 oyluk bir Parlamento desteği var. Anayasaya aykırı uygulamalar yapmaktan özenle kaçınalım. Bu maddeleri, normal yasalarla yapalım, buraya getirelim; her yıl görüşmek yerine, biz, sadece, bütçeyi görüşelim, sağlıklı bir görüşme yapalım ve dolayısıyla, Anayasaya aykırı düzenlemeler yapan bir Parlamento olmaktan da kurtulmuş olalım.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 10 uncu madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

Gerektiğinde

Gerektiğinde kullanılabilecek ödenekler

MADDE 11. - a) Personel Giderleri Ödeneği:

Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin bütçelerine konulan  ödeneklerin  yetmeyeceği anlaşıldığı takdirde; ilgili mevzuatının gerektirdiği harcamalar için 100. -Personel Giderleri ile ilgili tertiplere, Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -351. -900) tertibindeki ödenekten aktarma yapmaya,

b) Yatırımları Hızlandırma Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -353. -900) tertibindeki ödenekten, 2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine uyularak, 2003 Yılı Yatırım Programının uygulama durumuna göre gerektiğinde öncelikli sektörlerde yer alan yatırımların hızlandırılması veya yılı içinde gelişen şartlara göre öncelikli sektör ve alt sektörlerde yer alan ve programa yeni alınması gereken projelere ödenek tahsisi veya ödeneklerinin artırılmasında kullanılmak üzere sözkonusu projelere ilişkin mevcut veya yeniden açılacak tertiplere aktarma yapmaya,

c) Kur Farklarını Karşılama Ödeneği:

Yurt dışında kuruluşu olan genel bütçeye dahil dairelerin (3) ödenek türünde olup, 610, 620 ve 710 ayrıntı kodlarına gider kaydedilecekler hariç, (1) ve (3) ödenek türü altındaki tertiplerde yer alan ve yurt dışındaki kuruluşlar için döviz olarak kullanılması gereken ödenekleriyle, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin uluslararası kuruluşlara yapacakları ödemelere ilişkin ödeneklerin yabancı para karşılıklarını sabit tutmak ve 31/12/2002 tarihindeki kurlar ile transfer anındaki kurlar arasındaki farkı karşılamak amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -352. -900) tertibindeki ödenekten ilgili kuruluşların hizmet programlarında mevcut ilgili tertiplere aktarma yapmaya,

d) Yedek Ödenek:

Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -356. -900) tertibindeki ödenekten, bütçelerin mevcut veya yeniden açılacak (1) ve (3) ödenek türü (Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan transfer tertipleri hariç) altındaki tertiplerine, çok acil ve zorunlu hallerde Yüksek Planlama Kurulu Kararı alınmak kaydıyla (2) ödenek türü altındaki tertiplere aktarma yapmaya,

e) İlama Bağlı Borçları Karşılama Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin (930. -08. -3. -361. -900) tertibindeki ödenekten genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin ilama bağlı borçlarını karşılamak maksadıyla gerektiğinde kuruluş bütçelerinin mevcut veya yeni açılacak tertiplerine aktarma yapmaya,

f) Özellikli Giderleri Karşılama Ödeneği:

26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde belirtilen mahkeme harçları, belirli satış aidatı ile oranı kanunla saptanmış ödenti ve ikramiyeleri karşılamak maksadıyla (mahkeme harçlarında ödeme emri beklenmeksizin ödenmek ve derhal Maliye Bakanlığından gerekli ödenek talep edilmek kaydıyla) genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin mevcut veya yeniden açılacak tertiplerine Maliye Bakanlığı bütçesinin  (930. -08. -3. -362. -900) tertibindeki ödenekten aktarma yapmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

 

DPT etüt ve proje ödenekleri

MADDE 12. - Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı bütçesinin;

a) (111-01-2-001-300) tertibindeki ödenekten bir kısmını Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığınca gerekli görülen hallerde harcama ilkelerine uygun çalışmaların yaptırılması amacıyla, bütçelerin ilgili tertiplerine aktarmaya ve bununla ilgili diğer işleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı aynı amaçlarla il özel idarelerine, iktisadî devlet teşekküllerine ve diğer kamu teşebbüslerine yaptıracağı hizmetlerin bedellerini peşin ödeyebilir.

b) (111-01-3-301-900) tertibinde yer alan ödeneği, kalkınmada öncelikli yörelere ilişkin program ve projeleri desteklemek amacıyla, bütçelerin ilgili tertiplerine aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Aynı amaçlarla diğer kamu kuruluşlarına yapılacak ödemeler de bu tertipten karşılanır.

 

BAŞKAN – 12 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın  Birgen Keleş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 nci maddeye ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Bütçeler, aslında, Millet Meclisinin, hükümetleri denetlemesinin en etkin araçlarıdır; ama, özel nedenlerle, bizim, bu yıl gerekli vakit de ayırmayarak, bu işi sıkışık bir düzene getirerek denetleme görevimizi tam olarak yaptığımızı söylemek ne yazık ki, mümkün değildir. Oysa, son yıllarda Türkiye’de bütçeler eğitim, sağlık gibi temel alanlara kaynak ayırmayan, iç ve dış borç faiz ödemelerini ve personel ödemelerini yapan, Türkiye’nin geleceği açısından ve içinde bulunduğumuz koşulların iyileştirilmesi için yaşamsal önemi olan yatırımları gözardı eden belgeler haline gelmişlerdir ve bu bütçelerin hepsi de ödenekler ile gelirler arasındaki büyük farkı, giderek artan oranda borçlanarak kapatmayı öngörmüşlerdir. Böyle bir yaklaşımın ve anlayışın, Türkiye’yi ne duruma getirdiği de hepimizin malumudur. O nedenle, bu dönem Parlamentosuna, ben, bu kısırdöngüyü kırmak için büyük bir sorumluluk düştüğü kanısındayım.

12 nci madde, Devlet Planlama Teşkilatının etüt ve proje giderlerine ilişkindir. Birinci kısmında hizmet, etüt ve projelerle ilgili olarak hizmet alımı için Maliye Bakanına, ilgili tertiplere kaynak aktarma yetkisi verilmektedir. Bunlar başka kuruluşlar, kamu kuruluşları veyahut da yerel kuruluşlar da olabilmektedir. İkinci kısmında ise, kalkınmada öncelikli yörelere planlama ödeneğinden, proje ve programlarını desteklemek üzere, yine, kaynak aktarılması ve bundan da, Maliye Bakanının sorumlu olması Hükme bağlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, birinci kısımdaki etüt ve proje giderlerine gelince; daha önce, bir vesileyle, asıl etüt ve projelerin, en iyi şekilde, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılacağını belirtmiştim. Nitekim, Türkiye’de zaman zaman kamu kuruluşları, çeşitli bakanlıklar, belli araştırmaları ve çalışmaları yapmaları için uluslararası firmalara başvurmaktadır. Bu firmalar da gelip Planlama Teşkilatından bilgi almaktadırlar ve bu aldıkları bilgiyi, ülke koşullarını bilmeden, ülkedeki o alandaki gelişmeleri çok iyi kavramadan ve ülkenin ileriye dönük hedeflerini çok iyi bir şekilde saptamadan değerlendirmektedirler. Planlama Teşkilatında ise, hem bulunan uzmanların bilgisi, birikimi, eğitimi bu tür çalışmaları yapmaya yeterlidir hem de gerekli bilgi hem mevcuttur, hem de kamu kuruluşlarından, özel kesimden bu bilgileri alacak yetkileri vardır.

Projelere kaynak aktarmaya gelince; örneğin geçen yıl, 562 projeye kaynak aktarılmıştır: 1,5 katrilyonluk kaynak 562 projeye aktarılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, kalkınmada öncelikli yöreleri düşünmek ve bunlarla ilgili plan program yapmak, Devlet Planlama Teşkilatının görevleridir; ama, bölük pörçük projelere kaynak aktarmak, Devlet Planlama Teşkilatının asıl işlevi değildir.

Devlet Planlama Teşkilatının asıl işlevi, Türkiye’ye kalkınma hamlesini yaptırtmaktır; ama, ne var ki, Türkiye’de, son yıllarda hazırlanan programlarda amaç, büyümeyi sağlamak, enflasyon oranını aşağıya çekmek ve faizdışı fazla vermek olarak tanımlanmaktadır. Oysa, kalkınmanın yapılabilmesi için amaç, kalkınma olmalıdır; amaç, sanayileşme olmalıdır; amaç, işsizliğin giderilmesi olmalıdır; amaç, gelir dağılımındaki aksaklıkların giderilmesi olmalıdır.

Kuşkusuz, şimdi, iktidar partisinden arkadaşlarım veyahut da Maliye Bakanımız çıkıp, bu kelimelerin kullanıldığı cümleleri bulabilir programlarda; ama, değerli arkadaşlarım, önemli olan, bu kelimelerin ne derece yaşama, ne derece politikalara yansıdığıdır.

Eğer, siz, bir yandan sanayileşmeden bahsediyor; ama, öte yandan da elinizdeki sanayi kuruluşlarını “özelleştirme” adı altında felce uğratıyorsanız, eğer, siz bir yandan kalkınmadan bahsediyor, öte yandan yatırımlarınızı bir önceki yıla nazaran yüzde 50 oranında azaltıyorsanız, yatırımlarda katrilyonlarca indirimi göz kırpmadan hemen yapıyor, bir çırpıda 600 projeyi gündemdışına, program dışına atıyorsanız, o zaman, bu konularda çok ciddî olduğunuz söylenemez.

Bakın, bugünkü bütçede 11 katrilyon olan, daha önce düşünülen yatırımlar, önce 9’a, sonra 7 katrilyon 600 trilyona indirilmiştir; ama, bu, gene de bu haliyle yüzde 50 azalma demektir. Çünkü, içindeki 2 katrilyon 300 trilyon lira aynî dış kredilerdir ve aynî dış krediler bir önceki senenin yatırım büyüklüğünün içerisinde yoktur. Dolayısıyla, sabit fiyatlarla bir önceki yatırımları bu yılla karşılaştırdığımızda azalma yüzde 50’dir. Üstelik projeler, programlara, ciddî bir değerlendirme yapılmadan konulduğu gibi, gene birbirleriyle olan bağlantıları ve politikalarla olan ilişkileri ciddî olarak incelenmeden çıkarılabilmektedir. Bu durumda, gerçekten kalkınmada, gerçekten gelir dağılımını düzeltmekte, işsizliği azaltmakta niyetli olduğunuzu söylemek mümkün değildir.

Bakın, kullanılan tabirler bile önemlidir. Büyümeden bahsediliyor mevcut programlarda. Oysa, büyüme, mevcut yapı korunarak gelişme demektir. Kalkınma, ekonomik yapıyı değiştirerek, gelişmiş ülkelerin yapısına kavuşarak gelişme demektir. İkisinin de birbirinden çok farklı anlamı vardır ve ikisinin de birbirinden çok farklı politikaları beraberinde getirmesi söz konusudur.

Türkiye, eğer, sorunlarını aşacaksa önce -ki, sorunlarının çok olduğu hepimizin malumudur- belli hedeflere ulaşacaksa ve Avrupa Birliği gibi bir toplulukla bütünleşmeyi sağlayacaksa, o takdirde, bu konulara olan bakış açısını değiştirmek zorundadır. Bir defa, yaptığı çalışmaları ciddiye almalıdır ve neden aksadığını mutlaka tespit edip, bunu tamir etme, bunu telafi etme yolunu aramalıdır.

Bakın, geçen sene bile, örneğin, harcamalar ile gelirler arasındaki fark artmıştır. Harcama kalemleri yüzde 15 artmıştır, gelirler de artmıştır; ama, buna rağmen, bütçe açığı 39 katrilyonu bulmuştur; oysa, öngörülen miktar 26 katrilyondur.

Değerli arkadaşlarım, yine, gerçekleşmelerin hedeflere yakın olması fevkalade önemlidir; eğer, ciddî olarak bir plan, program hazırlıyorsanız. Yine, eğer, Avrupa Birliğiyle katılmak bir hedefiniz varsa, onun politikalarını benimseyeceğiniz için, ekonomiyi ve toplumun çeşitli kesimlerini buna hazırlamanız lazım. Bakın, 500 trilyon lirayla -doğrudan gelir desteği o da; üretimi teşvik etmeyen, üretimle bağlantılı olmayan bir destektir- işçileri karşı karşıya bırakıyorsunuz. Oysa, bütünleşmeyi, birleşmeyi düşündüğünüz Avrupa Birliğinde, tarım üreticileri, müthiş sofistike önlemlerle ciddî bir şekilde korunmaktadır. Peki, tam birleşme sağlandığı zaman, sizin, tarım üreticilerinin ne yapacağını sanıyorsunuz; ben, size, ne yapacağını söyleyeyim: Hepsi rekabet edemedikleri için, büyük kentlere göç edeceklerdir ve varoşlarda yerleşip, marjinal işler bulma çabasına gireceklerdir ve böyle bir düzende de, ne sosyal düzeni düzeltmek mümkündür ne ekonomiyi kalkındırmak mümkündür ne de zabıtayla ilgili olayları kontrol altına almak mümkündür.

Değerli arkadaşlarım, hem üretimle, yatırımla ilgili olarak hem inanılmaz boyutlara ulaşan iç ve dışborçluluğu kontrol altına almasıyla ilgili olarak bu Meclise düşen büyük görevler vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keleş, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Tabiî.

Bunun için ama, bizim, her şeyden önce planı, programı, bütçeleri ciddiye almamız lazımdır. Ondan sonra da, kaynaklarımızı artırmanın yolunu hep birlikte arayıp, bunları, en verimli şekilde kullanmayı başaracak sistemleri geliştirmemiz lazımdır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda, Hindistan Büyükelçisi ve beraberindeki heyet bulunmaktadır. Kendilerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına “hoşgeldiniz” diyor, (Alkışlar) Hindistan ve Türkiye arasındaki dostluğun ve kardeşliğin ilelebet devam etmesini temenni ediyorum.

 

.KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

C) GELİR BÜTÇESİ                              

 

2-2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu(1/530) 8S.Sayısı:76)  (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde başka söz talebi?..Yok.

Önerge yok.

12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12 nci madde kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum :

Yatırım harcamaları

MADDE 13. - a) Yıllık programlara ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye yatırım harcaması yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere 2003 yılında başlanabilmesi için, proje veya işin 2003 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin % 10'undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler "2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" hükümlerine uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

Silahlı Kuvvetler bütçesinin programlarında (1) ödenek türü içinde yer alan savunma sektörü, altyapı, inşa, iskân ve tesisleriyle, NATO altyapı yatırımlarının gerektirdiği inşa ve tesisler ve bunlara ilişkin kamulaştırmalar ile stratejik hedef planı içinde yer alan alım ve hizmetler Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığının vizesine bağlı olmayıp, yıllık programlara ek yatırım çizelgelerinde yer almaz.

b) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme ve tamamlama projelerinin detay programları ile alt harcama kalemleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projelerinin alt harcama kalemleriyle ilgili işlemlerde "2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" hükümleri uygulanır.

c) Yıllık Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projelerden ilgili Bakanın onayı ile il özel idarelerince valinin yetki ve sorumluluğunda gerçekleştirilmesi uygun görülenlerin bedelleri, münhasıran proje ile ilgili harcamalarda kullanılmak üzere hizmetin ait olduğu il özel idaresine ödenir. Mahalli hizmet niteliği taşıyan işler, bu fıkrada belirtilen esaslar çerçevesinde program ve proje safhasında da valilerin yetki ve sorumluluğuna devredilebilir.

Bu şekilde yürütülecek projelerin, etüt, keşif ve kontrollük hizmetleri ilgili bakanlık ve genel müdürlüğün il teşkilâtlarınca; ihale edilmek suretiyle yaptırılması ve bedellerinin ödenmesi il özel idarelerince valinin onayı ile gerçekleştirilir.

d) Yıllık programa ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için "2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" da yer alan usullere uyulur. Ancak, yatırımları hızlandırma ödeneğinden yapılacak aktarmalar hariç olmak üzere, projeler arası yapılacak aktarma tutarı aktarma yapılacak projenin başlangıç ödeneğinin % 10'unu geçemez.

 

BAŞKAN – 13 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü.

Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sekizinci 5 yıllık plan döneminin ortalarına geldik. Sekizinci 5 yıllık plan dönemi, Türkiye'nin planlama deneyimi açısından, planlama birikimi açısından son derece önemli bir dönemdir; çünkü, bu Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemi hazırlıkları, dünyada 1980’li yılların ortasında yaşanan yeni teknolojik devrimin kazanımlarının, olanaklarının, Türkiye’ye, aşağı yukarı neler getirebileceğinin görüldüğü bir dönemdir ve bunun için - 2001-2005 yıllarından söz ediyorum; şu anda, 2003 yılındayız- bu planın hazırlıklarında, Türkiye’nin bütün planlama, maliye ve özel sektör birikimi bir araya gelerek, 22 yıllık bir perspektiften konuya yaklaşmaya çalıştılar.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, böylesi bir perspektiften, 2001-2023 yılları arasındaki 22 yıllık bir perspektiften hazırlandı ve öyle iddialı bir şekilde hazırlandı ki, 2023 yılında Türkiye’nin ulusal gelirinin 1,9 trilyon dolar olması hedeflendi ve Türkiye, yılda, ortalama olarak yüzde 7 dolayında büyüyecek diye bir hedef tespit edildi. Bu hedefle, uzun dönemli bu perspektifle, Türkiye’nin, 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine sokulması hedefi konuldu.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Şimdi, böylesine önemli bir dönemin iki buçuk yılını idrak ediyoruz; fakat, yaşanan krizler, bu uzun dönemli perspektifin ilk beş yılında hazırlanan hedefleri anlamsız hale getirdi.

Bir de şunu söyleyeyim; bu uzun dönemli perspektifi Türk planlaması klasik planlama anlayışıyla yapmadı. AKP’li arkadaşlarımızın da sık sık dile getirdikleri gibi, yeni planlama anlayışı, strateji ve politika planlama anlayışının ilk açılımlarından biriydi. Son derece önemli buluyorum.

Bunları neden söylüyorum: Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aslında, 3 üncü madde üzerindeki konuşmamda, bu konuya da ışık tutmaya çalıştım; ancak, zaman yetersizliği nedeniyle, kesildi. Türkiye’nin, acilen, yeni bir, orta dönemli plan yapması lazım. Bakınız, Acil Eylem Planı gibi konularla, lütfen, uğraşmayalım. Acil Eylem Planı gibi birtakım konularda ısrar edersek, hem Türkiye’ye sıkıntı vermiş oluruz hem de Adalet ve Kalkınma Partisi olarak siz, kendinize sıkıntı vermiş olursunuz. Bir an önce, ama, bir an önce, yeni planlama anlayışı çerçevesinde, üç yıllık, bir yeni makro dengeyi oluşturacak programı tespit edelim. 2003 yılı, içinde bulunduğumuz bu 2003 yılı, bu yeni planın geçiş yılı olabilir -1978 yılında, Türkiye, bir geçiş planıyla yeni bir planlamaya geçti ve Acil Eylem Planındaki önceliklerinizi de, bu yeni, üç yıllık makroekonomik programa entegre edelim. Acil Eylem Planındaki öncelikleri de entegre edelim ve değerli arkadaşlarım, burada -Sayın Maliye Bakanımız; evet yok; ama- çok yıllı bütçe modeli üzerinde bir uzlaşmanın, bir anlayış birliğinin ortaya çıktığı görülüyor. Bizim sözcülerimiz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, artık, tek yıllı bütçe değil, çok yıllı bütçe modeline geçilmesinin doğru olacağını dile getiriyorduk; Sayın Maliye Bakanımız da, bugün, bu görüşe katıldığını ifade ettiler. İşte bu anlayış, eğer, en az üç yıllık bir yeni makro ekonomik perspektifle, yeni planlama anlayışıyla örtüşürse, emin olunuz Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım Türkiye çok şey kazanır, Türkiye çok şey kazanır. Tabiî ki, burada hemen az önce söylediğim 22 yıllık perspektifin de yeni strateji ve siyaset planlaması anlayışı çerçevesinde revize edilmesi gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Japonya böyle yaptı, yani konuştuğumuz bu konu Japonya planlaması; yani, daha sonraki konuşmalarda da dile getireceğiz; zaman zaman Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın, değerli milletvekillerinin  planlama deyince şöyle bir takıntısı oluyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Tanımadın daha bizi.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Rica ediyorum.

Yani Japonya, nasıl bir planlama anlayışını götürüyorsa; Almanya nasıl bir planlama anlayışını götürmüşse, işte bu strateji ve siyaset planlaması anlayışıdır; budur. Örneğin, Japonya 1970’li yıllarda alüminyum sanayiinde bir hedef seçti, alüminyum sanayiine atak yaptı, stratejisini o çerçevede belirledi; ancak, biliyorsunuz petrol krizleri 1970’li yıllarda, petrol yoğun, enerji yoğun bir teknoloji idi; hemen döndü, esnek çünkü, döndü, elektronik sanayiine yöneldi. Yani, planlama, planlama, planlama. Türkiye her zamankinden daha çok, her zamankinden daha çok planlama anlayışına muhtaç; ama lütfen planlama anlayışını, yeni planlama anlayışının gereğine Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız da inansınlar Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aksi halde bir fırsat kaçacak.

Bu yeni teknolojik devrim, az önce dediğim gibi, Türkiye’ye gerçekten olağanüstü olanaklar sunuyor, bu olanakları iyi yakalayalım, bu olanakları, bağışlayınız beni, Acil Eylem Planı yaklaşımıyla, anlayışıyla yakalayamayız; sıkıntıya gireriz, zaten sıkıntıdayız

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bakınız, beş yıllık dönemde ne söylemişiz, ne yapılmış, ona kısaca bir değinmek istiyorum: Değerli arkadaşlarım, beş yıllık dönemde, 2001 ile 2005 yılı arasında, 1998 yılı fiyatlarıyla, 73 katrilyonluk bir yatırım yapılması programlanmış. Eğer 2003 yılı programı, 2003 yılı bütçesindeki ve Devlet Planlama Teşkilatının sabit sermaye yatırımlarındaki o yatırımlar gerçekleşirse, önümüzdeki iki yıl içinde -az önce sabit fiyatlarla söyledim- 200 katrilyonluk, dikkatinizi çekiyorum, 200 katrilyonluk yatırım yapılması gerekiyor. Bunu, Türkiye’nin yapma gücü yok. İşte onun için, yeni bir planlama anlayışının, onun için, yeni bir makroekonomik modelin, yeni bir makroekonomik programın, bir an önce, ama, bir an önce hazırlanması gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2003 yılı konsolide bütçe yatırımlarına bakıyoruz. Yatırım giderleri için 8 katrilyon ayrılmış, 7,6 katrilyon. Az önce dedim, toplam 200 katrilyonluk bir yatırım programlanmış. Makroekonomik dengeler, ne kadar fazla hallaç pamuğu gibi atılmış bu yaşanan krizlerden.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 8 katrilyonluk bir yatırım bütçesini, konsolide bütçe içinde kabul etmek ve anlamak kesinlikle mümkün değil; çünkü, yatırım demek, iş demek, aş demek, istihdam demek, üretim demek, hizmet demek, sağlık hizmeti demek, eğitim hizmeti demek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, konuşmanızı tamamlar mısınız.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – 1-2 dakika rica edeyim...

Şimdi, benden sonra kişisel konuşacak olan Değerli Milletvekilimiz Gazalcı, sanırım, size, eğitim yatırımlarının ne kadar düşük olduğu konusunda bir açılım yapacaktır; yani, sağlık yatırımlarında da durum böyle. Yatırım yapmazsak, yatırıma önem vermezsek, Türkiye'deki sorunlarımızın çözümüne, kesinlikle ama kesinlikle, çare bulamayız; ama, bunun için, Acil Eylem Planı anlayışını    –yineliyorum- terk etmemiz lazım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye, bir an önce tarımına sahip çıkmalıdır. Dikkatinizi çekiyorum, Türk tarımı ve hayvancılığı, Avrupa Birliğine uyum gösterecek bir yapısal değişikliğe bir an önce sokulmalıdır -o planda bunu da öngöreceğiz- ve gerçekçi bir teknolojik gelişme perspektifinin kabul edilmesi lazım. Araştırma ve geliştirme yatırımlarına, mutlaka ve mutlaka, devletin sahip çıkması lazım; çünkü, özel sektör bunu yapamıyor, buna sahip çıkamıyor. Türkiye'nin geleceği, çok büyük ölçüde yeni teknolojilerin üretilmesinde ve kullanılmasından geçiyor.

Sosyal politika sistemimizi etkin ve rasyonel bir yapıya kavuşturmamız lazım; yani, ulusal sosyal güvenlik sistemi ve ulusal sağlık sistemi, birbirleriyle bağlantılı olarak, bir arada –ayrı ayrı değil- hazırlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu konuda hükümetin ciddî hazırlıklar içinde olduğunu biliyoruz; ancak, önümüzdeki hafta da İşkur yasa tasarısının geleceğini biliyoruz. İşkur yasa tasarısı, Türkiye'deki işsizlik sorununun çözülmesi açısından, yaşamsal önemde bir yasa tasarısıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Ancak, İşkur’a gerekli desteği biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar vermek istiyoruz. Öyle sanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız da Cumhuriyet Halk Partisinin bu yaklaşımını takdir edeceklerdir.

Çok teşekkür ederim. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Denizli Milletvekili  Mustafa Gazalcı; buyurun.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinde, yatırım harcamalarına ilişkin kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Kabul etmekte olduğumuz bu bütçe, yatırım için son derece kısıtlı bir harcama öngörüyor; çünkü, bu bütçe, birçok kez vurgulandığı gibi, bir yatırım bütçesi değil yüzde 68’i faize giden bir borç ödeme bütçesidir.

Görüşmekte olduğumuz 13 üncü maddede, hükümet, ikili bir ölçü tutturmaktadır. Burada, daha önce, sayın bakanlar bize   “biz, projeleri eledik, bitmek üzere olanları elimizde tuttuk; bu yıl 4 000’in üzerinde proje uygulanacaktır” dediler. İşte, tam bu maddede, bazı koşullar ileri sürülüyor; deniyor ki: Projenin maliyetinin yüzde 10’u bitenlere ve ek yatırım cetvellerinde yer alanlara harcama yapılabilir.

Bir yandan da yüzde 10’un altındaki projelerde, hükümet, isterse, yatırım yapabilecek, harcama yapabilecek. Yine ilgili bakanın onayıyla valiliklere yetki veriliyor. Aynen, daha önce, 65 olan emeklilik yaşını 61’e indirip, hükümet isterse, 65 yaşına kadar çalıştırabileceği gibi. Yani, bir yandan, bitmekte olan projelere harcama yapacağım deniyor; ama, bir yandan da, istersek, hükümet olarak bir proje üzerinde karar verebiliriz, bakan isterse de valiye yetki verir. Bu, ikili bir ölçüdür değerli arkadaşlarım.

O yüzden, bu bütçe, halkımıza bir umut vermemiştir, bir coşku vermemiştir. Bu bütçe günümüzü kurtarmamıştır, gelecek yılı kurtarmayacaktır; hatta, gelecek on yıllara ilişkin bir umut vermemektedir.

Bakın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu büyük yıkımlardan, acılardan geçti, göçler yaşadı. Bu bütçede, o bölge için bir büyük yatırım var mıdır? Bırakın bir bölgemizi kurtarmayı, Türkiye'nin gelecek on yıllarına ilişkin, bu yıl, bu bütçeyle yapılacak büyük bir iş var mıdır değerli arkadaşlar? Hep faiz ödeme, borç ödeme ve ayrıntıda boğulmuştur.

58 inci ve 59 uncu hükümetlerin programlarında “ekonomi büyütülecek, işsizlik ve yoksulluk azaltılacak, önlenecek” deniliyor. Peki, bu “cek ““cak “ lar projede nasıl somutlaşıyor, hangi yatırımla yolsuzluk, yoksulluk önlenecek, işsizlik önlenecek; bu belli değildir.

Değerli arkadaşlar, bırakın yeni yatırımlarla işsizliği önlemeyi, biz, üreticinin, köylünün elini kolunu bağlamaktayız. Biz, tütün kotası, şeker kotasıyla, aile içerisinde üretim yapan insanlara sınırlama getirdik.

Değerli arkadaşlar, peki, şimdi soruyorum. Benim bölgemde, Tekel’le anlaşma yapan tütün üreticisi, Güneyli, Buldanlı, Acıpayamlı bir üretici, Tekel’e, ancak 200 kilogram tütün verebilmektedir. Bugün, başfiyat 4 290 lira, kilosu 3 000 liraya satılan tütün de var. Diyelim ki, tütün, ortalama 4 000 liradan satıldı. Tütün üreticisi, 200 kilogram tütününü bütünüyle satmış olsa bile, 800 000 000 lirayla -ki, 4 kalıp tütününün 2’sini satıyor, 2’si elinde kalıyor; tütün üreticisine, istersen yak deniliyor- yeniden nasıl üretim yapabilir, nasıl çocuğunu okutabilir, nasıl geçimini sağlayabilir?

Değerli arkadaşlar, bu bütçe, yatırımı özel kesime bırakmıştır. Biz, aynen köylünün, üreticinin elini kolunu bağladığımız gibi, aslında, umut bağladığımız, yatırım yapar dediğimiz özel kesimin de elini kolunu bağlıyoruz. Nasıl; en pahalı enerjiyi kullandırarak, nasıl; en fazla prim ödeterek...

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, konuşmanızı toparlar mısınız.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Tabiî, Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, aslında, sosyal bir devlet, vatandaşına hizmet ederdi eskiden, bütçesiyle, yatırımlarıyla; ama,  on yıllarda, devlet, vatandaşını soyar oldu. Devlet, bütçesinin açığını kapatsın, faizini, borcunu ödesin diye, her ay, telefon bedeli olarak, elektrik bedeli olarak, doğalgaz bedeli olarak, akaryakıta zam yaparak sürekli vatandaştan almaktadır; bu bütçe de, bunun bir kanıtıdır.

En büyük yatırım, eğitime olan yatırımdır değerli arkadaşlar; ama, bu bütçede, eğitime, maalesef, son yirmi yılın en düşük payı ayrılmıştır ve bu payın da –yani, millî eğitime ayrılan bütçenin- yüzde 80’i personel harcamalarına, yalnız yüzde 15’i yatırım harcamalarına gidecektir. Peki, nasıl geçeceğiz oniki yıllık zorunlu temel eğitime, nasıl yapılacaktır 130 000 derslik –daha 5 000 okul gereksinimi var- bunlar nasıl karşılanacaktır?

Değerli arkadaşlarım, hepinize saygı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Başka söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul  etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime, 19.30’a kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.40

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.30

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

 

 

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN  GELEN DİĞER İŞLER

 

2.- 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/530) (S.Sayısı:76)     ------ (Devam)

 

3.- 2001 Mali Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi İle 2001 Mali Yılı Kesinhesap  Kanunu Tasarısı  ve  Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/280, 3/87, 3/89, 3/90)  ( S.Sayısı: 78)  (Devam)

 

4.- 2003 Mali Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/531) (S.Sayısı:77)   (Devam)

 

5- 2001 Mali Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi İle 2001 Mali Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/281, 3/88) (S.Sayısı: 79)   (Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Görüşmekte olduğumuz, 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 14 üncü maddeyi okutuyorum.

 

Katma bütçeli idarelere Hazine yardımı

MADDE 14. - Katma bütçeli idarelerin bütçelerini denkleştirmek amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesinin Hazine yardımı (Yükseköğretim kurumlarının cari hizmet maliyetlerine yapılacak Devlet katkısı dahil) tertiplerine ödenek ve karşılığı ilgili katma bütçenin (B) işaretli cetveline gelir yazılan miktarlardan, bu amaca göre fazla olduğu tespit edilen kısımlar, yıl sonunda Hazine Müsteşarlığı ile mutabakat sağlanmak suretiyle ilgili idarelere ödenmeyerek Maliye Bakanınca iptal edilir.

Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü dışındaki katma bütçeli idarelerin yıl sonuna göre Maliye Bakanlığınca tespit olunacak bütçe fazlaları genel bütçeye gelir yazılır.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Resmî taşıtlar, demirbaş eşya  ve levazım

MADDE  15. - a) 1. Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler ve döner sermayelerin yıl içinde her ne şekilde olursa olsun edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmette kullanılacağı ve kaynağı (T) işaretli cetvelde gösterilmiştir. Ancak, çok acil ve zorunlu hallere münhasır olmak kaydıyla ilgili kurumun talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı alınmadıkça bu cetvelde yer alan taşıtlar hiçbir şekilde edinilemez.

5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde belirtilenlerin (Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı hariç) emir ve zatlarına verilenler, (2) sayılı cetvelin 1 ve 2 nci sırasında yer alanlar, güvenlik önlemli (zırhlı) araçlar ve koruma altına alınanlarla ilgili yönetmelik hükümlerine göre tahsis olunan araçlar dışında hibe dahil, her ne suretle olursa olsun yabancı menşeli binek ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez.

Yerli muhteva oranı % 50'nin altında olan taşıtlar yabancı menşeli sayılır.

2. 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, binek veya station-wagon cinsi taşıt ihtiyaçlarını yabancı menşeli taşıt kullanılmamak kaydıyla, hizmet alımı suretiyle de karşılayabilirler. Ancak, bu kurumların mülkiyetlerinde bulunduracakları ile hizmet alımı yoluyla temin edecekleri binek veya station-wagon cinsi taşıtların toplamı, 31/12/2002 tarihi itibarıyla mülkiyetlerinde bulundurdukları ile hizmet alımı yoluyla kullandıkları binek veya station-wagon cinsi taşıtların toplam sayısını hiçbir surette aşamaz.

Kurumlar, 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca ekonomik ömrünü doldurmuş olduğu veya bakım-onarım ve işletme giderleri ile diğer maliyet unsurları dikkate alınarak hesaplanacak toplam yıllık maliyetinin,  hizmet alımı suretiyle temin edilecek taşıtların yıllık hizmet alım maliyetinden yüksek olacağı tespit edilen binek ve station-wagon cinsi taşıtlarını yetkili tasfiye birimleri aracılığıyla tasfiye edebilirler.

3. Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin (2) numaralı alt  bent uyarınca temin edecekleri taşıtların kira bedelleri ile diğer işletme giderleri kurum bütçelerinde açılacak ayrı bir faaliyetten ödenir. Bu faaliyette ihtiyaç duyulacak ödenek "083-Taşıtların Kira, Bakım-Onarım, İşletme ve Diğer Zorunlu Giderlerine İlişkin Hizmetler" faaliyetindeki ödenekten, başlangıç ödeneğinin yarısına kadar aktarma yapılmak suretiyle karşılanır. Yeni açılan bu faaliyete bütçenin diğer tertiplerinden aktarma yapılamaz.

4. Vakıf, dernek, sandık, banka, birlik, firma, şahıs ve benzeri kuruluş veya kişilere ait olup (2) numaralı alt bent kapsamındaki kamu kurumlarınca kullanılan taşıtların giderleri için, kurum bütçelerinden hiçbir şekilde ödeme yapılamaz.

Emniyet Genel Müdürlüğünce 31/12/2002 tarihi itibarıyla bu şekilde kullanılan taşıtlardan, maliklerinin muvafakatı alınanlar bedelsiz olarak 30/6/2003 tarihine kadar bu kurumun mülkiyetine devredilir.

5. Kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlarına ait taşıt sayısını azaltmak, taşıt bakım-onarım ve akaryakıt giderlerinde israfa yol açmamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmaya, önlemleri almaya, sınırlamalar getirmeye Maliye Bakanının teklifi üzerine Başbakan, kamu görevlilerinden kimlerin resmi taşıtlar yerine ticari taşıtlardan yararlanacağına ve ticari taşıtlardan yararlanacaklara yapılacak ödemeler ile bunlara ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

b) 1. Kamu kurum ve kuruluşlarının makam ve servisler itibarıyla demirbaş kullanım süreleri ve standartları, Türk Standartları Enstitüsü Başkanlığınca belirlenen standartlar da dikkate alınarak, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü Ana Statüsüne göre oluşturulan Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından belirlenir.

2. Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri, bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerindeki ihtiyaç fazlası eşya ve levazımın tespiti ile bunların kuruluşlar arasında bedelsiz olarak devredilmesine veya tasfiye edilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca düzenlenir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 15 inci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

Hastane ve tedavi ücretleri

MADDE 16. - a) Devlet memurları, diğer kamu görevlileri ve bunların emekli, dul ve yetimlerinin (bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri dahil) genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idareler ile döner sermayelere ait tedavi kurumlarında yapılan tedavilerine (diş tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araç bedellerinin, Sağlık Bakanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca tespit edilecek miktarlara kadar olan kısmı kurumlarınca ödenir. Ancak T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü sağlık kurum ve kuruluşları ile Maliye Bakanlığınca tespit edilen birim fiyatlarının altında bir fiyatla anlaşma yapabilir.

b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 209 uncu, 1/4/1961 tarihli ve 211 sayılı Kanunun 66 ncı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun geçici 139 uncu maddelerinde belirtilen ilaç katılım payları karşılığında ilgililerin maaş veya aylıklarından kesinti yaptırmaya, (yatan hastalar hariç) ayakta tedavilerde ilaç kullanımında eşdeğer ilaç gruplarından, fiyatların aritmetik ortalamasının alınması suretiyle referans fiyatlar üzerinden ilaç bedellerinin ödenmesine ve bu hususlara ilişkin usul ve esasları tespit etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

c) Tedavi kurum veya kuruluşlarına yapılacak ödemelerin tetkiki amacıyla saymanlara yardımcı olmak üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek saymanlıklarda Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatında tabip ve eczacı kadrolarında çalışan personel, asli görevlerinin yanında talep üzerine Sağlık Bakanlığının izni ile Maliye Bakanlığınca görevlendirilebilirler.

Bu şekilde görevlendirilen personelden tabip ve eczacılara ayda 60 saate kadar fiilen görev yaptıkları her saat için 250 gösterge rakamının, bu birimlerde bu amaçla görevlendirilecek Maliye Bakanlığı personeline ise mesai saatleri dışında yaptıkları görevler için ayda 60 saate kadar fiilen görev yaptıkları her saat için 100 gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere Maliye Bakanlığı bütçesinden ücret ödenir. 

Sözkonusu tetkikin yapılacağı saymanlıklar, görevlendirilecek personelin sayıları ve ücretleri ile bunların çalışma usul ve esasları Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken belirlenir.

d) 26/5/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre kurumlarından aylıksız izinli sayılan sendika, konfederasyon ve şube yönetim kurulu üyeleri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderlerinin kurumlarınca karşılanmasına devam olunur.

BAŞKAN –Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın söz talebi vardır.

Sayın Arslan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinde yer alan hastane ve tedavi ücretleri konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi şahsım ve Partim adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek güncel yaşamımızın  içinde ve gerekse beş altı ay önce yaşadığımız seçim sürecinde gözlemlediğimiz gibi, son yıllarda, ülke olarak, üst üste yaşadığımız krizler nedeniyle, neredeyse tüm toplum kesimleri büyük sıkıntı içinde ve yine, hepimizin bildiği gibi, son dönemde ülke yönetiminde söz sahibi olan, yaşanan sıkıntıların, yolsuzlukların müsebbibi olan partiler, baraj altında kaldılar, büyük bir tokat yediler. Sıkıntı ve öfke büyüktü, seçim sonuçları da çok dramatik oldu.

Yaşamın her alanında görülen sıkıntı ve çarpıklıklar, özellikle sağlık alanında daha dramatik, daha ürkütücü ve daha vahim. Bir yaşlı seçmen “günde 1 çay lüksüm var, keyfim iyi; ama, ya hastalanırsam ya hastaneye yatmak zorunda kalırsam, uykularım kaçıyor” diye, sağlıkta yaşanan kötü durumu özetliyordu. Yurttaşlarımız, hastalıktan değil, hastane kapılarına düşmekten korkuyordu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmelerde bütün konuşmacı arkadaşlarımızın belirttiği gibi, temel sağlık göstergelerinde, örneğin, bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı, hekim ve hemşire başına düşen nüfus sayısı gibi göstergelerde, ülkemiz, Avrupa ülkelerinin çok gerisindedir. Sorunlarımız bu ülkelerden daha büyük olduğu halde, toplam bütçe içindeki sağlık için ayrılan pay yüzde 2,4 gibi bir rakamla, Angola, Burkinafaso gibi kişi başına ulusal gelirleri Türkiye’nin neredeyse onda biri düzeyinde olan ülkelerin de gerisindedir. Adı geçen ülkelerin sağlığa bütçeden ayırdığı pay, bizim bütçemizin iki üç katıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türk sağlık sisteminde sorun çok büyüktür ve acil müdahaleye ihtiyaç vardır. Bütçeden ayrılan bu payla sağlık sorunlarının çözümü mümkün değildir. Elbette, son yıllarda yaşadığımız krizlerde büyük bir borç batağına girdiğimiz gerçek, birçok alanda tasarruf etmemiz gerekiyor; ancak, kamusal eğitim ve sağlıkta sıkı tasarruf etmememiz gerekiyor; çünkü, sağlık ve eğitim, Türkiye’nin geleceğidir, elbette israf olmamalıdır; ancak, sağlıkta çözüm, tasarrufta değildir.

Sadece mevcut sağlık kurumlarının rasyonel kullanımı ve akılcı organizasyonu bile soruna etkili çözümler getirebilir. Bu amaçla, birinci basamak sağlık hizmetlerinin teknik donanım ve personel olarak güçlendirilmesi, hasta sevk zincirinin mutlaka işletilmesi, farklı kurumlara ait hastanelerin birlikte kullanımı sağlanarak kullanılmayan personel ve atıl yatak kapasitelerinin hizmete sunulmasıdır. Özellikle büyük kentlerdeki birinci basamak sağlık hizmetleri açığı derhal kapatılmalıdır.

2002 yılında toplam 5 773 sağlık ocağının 773’ünde hekim, 11 389 sağlıkevinin 8 384’ünde ebe bulunmamakta, toplam hasta yataklarının yüzde 20’si yeterli sayı ve nitelikte hekim, hemşire ve destek personeli sağlanamadığından hizmet dışında kalmaktadır. Öte yandan, binlerce eğitimli sağlık personeli atama beklemektedir. Hükümet, bu konuda acilen girişimde bulunmak zorundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de, hekimler de, sağlık çalışanları da mutlu değildir. Bu alanda tüm çalışanların ücretleri, birçok mesleğin gerisinde kalmıştır. Neredeyse açlık sınırının altında yaşamaktadırlar. Bölgesel dağılımı düzenlemek için uygulamaya giren zorunlu hizmete, derhal son verilmeli; bu sorunlu bölgelerde, yüksek ücret ve sosyal özendirmeyle sağlık personeli istihdamı sağlanarak çözüm bulunmalıdır.

SSK Yasası çıkmadığı için, SSK hastanelerine yeni eleman atanamamakta, boşluk, sözleşmeli personelle doldurulmaya çalışılmaktadır; ancak, aynı işi yapan sözleşmeli ve kadrolu personel arasında ücret olarak neredeyse 2 katına yakın fark bulunmakta; sözleşmeli olarak çalışan hekim, hemşire ve diğer teknik personel sosyal haklarından mahrum olarak çalıştırılmaktadır. SSK Yasası çıkıncaya kadar uygulanacak ekzamla bu üzücü tablo ortadan kaldırılmalı, sözleşmeli olarak çalışanlar bu sıkıntıdan acilen kurtarılmalıdır.

Bağ-Kur ve SSK alacakları nedeniyle birçok hastane sıkıntı çekmektedir. Yine, Bağ-Kur ve SSK alacakları nedeniyle birçok eczane batma noktasına gelmiştir. Hastane ve eczanelerin bu sorununa acil çözüm bulunmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, büyük krizler nedeniyle, esnaf ve tarım Bağ-Kurluları son yıllarda Bağ-Kur primlerini ödeyemez hale gelmişler; borçları çığ gibi büyümüş ve artık, hiç ödenemez noktaya gelmiştir. Esnaf ve tarım Bağ-Kurluların sorunları, yeni bir taksitlendirmeyle çözülmelidir. Bağ-Kurlu oldukları için yeşil kart da alamayan bu yurttaşlarımız, hastalıkları durumunda malını mülkünü satmak zorunda kalıyorlar. Geçtiğimiz dönemlerde bir dönem için, yoksul halk kesiminin sağlık sorununa bir çözüm olarak uygulanan yeşil kart uygulamasında da, daha insalcıl, daha onurlu yeni bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Ayakta tedavilerindeki ilaç bedellerinin de karşılanması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddenin üçüncü bendinde, ayakta tedavilerde ilaç kullanımında eşdeğer ilaç gruplarından, fiyatların aritmetik ortalamasının alınması suretiyle, referans fiyatlar üzerinden ilaç bedellerinin ödenmesinden bahsedilmektedir. İki yıl önce, Türk Eczacılar Birliği ve bir Fransız şirket ortaklığıyla, Novagenix adı altında bir şirket kurulmuştur; ancak, başarılı olamamış, çalışmalarına son vermek zorunda kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, bio eşdeğerlilik araştırması yapacak ciddî bir kurum bulunmamaktadır. İlaç firmaları, bio eşdeğerlilik araştırmalarını, Avrupa’da çok pahalıya olduğu için, Moldavya, Romanya gibi, bu konuda yeterli teknolojiden yoksun ülkelerde yaptırmaktadır ve bu araştırma sonuçları güvenilir olmaktan uzaktır; o açıdan, bu uygulamaların ciddî sakıncaları vardır. Zaten, daha önceki hükümetlerce bu konuda iki kez karar alınmış ve ikisinde de vazgeçilmiştir. Böyle bir uygulamaya, ancak, bu konuda ciddî, güvenilir ulusal kurumlarımız oluşturulunca başlanabilir ve Hıfzısıhha kurumu bu işlevi üstlenebilir düşüncesindeyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık sorunları tartışılırken bu hükümetin aldığı bir karar hepimizi derinden üzmektedir. Emeklilerden kesilen yüzde 1’lik sağlık primi kesintisi, tüm emeklilerimizi derinden yaralamıştır. Emeklilik parasına bile el uzatan hükümetin, bu uygulamadan derhal vazgeçmesini diliyorum.

Büyük sıkıntı içindeki çiftçilerin doğrudan gelir desteğine, işçilerin ikramiyelerine, emeklilerin maaşlarına göz diken, naylon faturacıları bir çırpıda affeden bu hükümete ve AKP’ye şimdiden bir uyarıda bulunmak istiyorum: Dikkat edin, artık seçmen uyandı, taraftar anlayışı içinde, partizanca oy kullanmıyor. 3 Kasım tokadından siz de nasibinizi almak istemiyorsanız, derhal, bu yanlış uygulamalardan vazgeçmelisiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en büyük sağlık sorunu savaştır. Hemen yanı başımızdaki emperyalist, uğursuz Irak savaşı derhal sona ermelidir.

Özellikle sağlık sorunları olmak üzere, tüm sorunların çözüldüğü bir Türkiye yaratma yolundaki çalışmalarda Yüce Meclise başarılar diliyorum, halkımıza, sizlere, esenlik dileklerimle saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Sayın milletvekilleri, şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın İsmail Değerli’nin söz talebi vardır.

Sayın Değerli, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

 

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 16 ncı madde üzerinde kişisel olarak söz almış bulunuyorum. Bugün, hastanelerimize gittiğimiz zaman, gerek devlet hastanelerinde gerekse Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı hastanelerde, kuyrukların kapıların dışına taştığı görülmektedir. İnsanlar, muayene olmak için sabahın 3’ünde kuyruğa giriyor; muayene bitiyor, doktor reçete yazıyor, reçete için eczanenin kapısında kuyruğa giriyor, saatlerce bu kuyrukta bekliyor. Bu yetmiyormuş gibi, ilaç alacağı zaman, eczanenin kapısında kuyrukta bekliyor. Hele muayene olabilmek için, günlerce telefonun başında bekleyip, telefon edip randevu alması lazım. Bu sistem, çok yanlış bir sistemdir; telefonlar devamlı meşguldür, insanlar günlerce uğraşmaktadır. Bir doktor, bir günde 20 hastaya bakabilir; ama, her doktorun kapısında 100 kişi beklemektedir. Adını soyadını yazsa, anasının babasının adını sorsa, o doktor, o hastaya bakamaz, suratına bakarak ilaç yazmaktadır; en iyi ilacı yazsanız dahi, muayene olamadığı için, tatmin olamadığı için, inanmadığı için, kapıya çıkar ya o ilacı alır veyahut da o ilaçları çöpe atar. Bu israfı önlememiz gerekir. Çalışan doktor mutlu değil, hemşire mutlu değil, hasta bakıcı mutlu değil, hasta mutlu değil. Bunun çözümünü mutlaka bulmamız lazım. Yedi senede tıp fakültesini bitirip, dört beş sene ihtisas yapan bir doktor, uzman oluyor, çalıştığı hastanelerde aldığı para çok komik, 650 000 000-700 000 000 lira para almaktadır. Üniversitede öğretim görevlileri, yine, aynı şekilde sıkıntı çekmektedir. Eskiden herkes çocuğunu doktor yapmak isterdi; ama, maalesef, şimdi, hiç kimse çocuğunu doktor yapmak istemiyor. Herhalde bir özelliğinin olması lazım, bir çekiciliğinin olması lazım. Hiç hasta muayene etmeyenle, günde yüzlerce hasta muayene eden insan aynı kefeye konuluyor. Aldıkları ücret aynı. Buna bir çare getirilmeli, prim sistemi getirilmelidir. Hastaların kuyrukta beklememeleri için de, bence tam gün çalışılması lazım; herkesin çalışması lazım, ürettiği iş karşılığında da bir prim alması lazım. Yine, çalışan personel zor durumdadır. İnsanların karnı doymazsa, yeterince verimli de olamaz. Önce, bu insanların geçim durumunu düzeltmemiz lazım.

Yüzlerce sağlık lisesi var, sağlık meslek lisesi mezunları var. Bunlar okulu bitiriyor, atamaları olmuyor, yıllarca bekliyor ve bir yere atanmak için uğraş veriyor. Eczacılar deseniz aynı şekilde. Buna bir çare getirmek lazım. Planlama yapmak lazım. Ne kadar insana ihtiyacımız varsa, o kadar eğitim vermemiz lazım; bunların sıkıntıları çok fazla.

Değerli arkadaşlar, yeşilkarta geldiğimiz zaman; yeşilkarta bir sistem getirilmesi lazım. Parası olanın da yeşilkartı var, olmayanın da. Mercedese binenin yeşilkartı var, yüzlerce dönüm arazisi olan insanların yeşilkartı var, dünya kadar parası olanların yeşilkartı var, bu kartları bir sisteme bağlamak lazım; hak edene vermek lazım. O nedenle, bunda bir düzenlemenin getirilmesi lazım.

Şimdi, bir savaş gelmiş kapıya dayanmış ülkemizde. biyolojik silahlarla ilgili, kimyasal silahlarla ilgili hiçbir tertip alınmış değil, sınır bölgelerimizde hiçbir tertibat yoktur. Sorulduğu zaman, sayın bakanlarımızdan birisi “battaniye ıslatsınlar, kendilerini battaniyeyle örtsünler” diyor. Hiç, böyle şey olur mu?! Yani, bununla, kimyasal ve biyolojik silahlara karşı insanları nasıl koruyacaksınız?! O nedenle, Sağlık Bakanlığını, gerçekten, baştan sona kadar yeniden tertiplemek, düzenlemek gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Değerli, size 1 dakika eksüre vereceğim; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu işin pratiğini yaşayan bir hekim olarak söylüyorum; gerçekten, hekimler acınacak durumdadır; bunu, bir tertibe, bir düzene, bir sisteme bağlamak lazım. Çalışan kişinin mutlu olması lazım ki, iş üretsin.

Ben, bu duygularımla hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Değerli, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 16 ncı madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

Dernek ve benzeri kuruluşlara yapılacak yardımlar ile vakıf ve derneklerin denetimi

MADDE 17. - a) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, bütçelerindeki "Dernek, Birlik, Kurum, Kuruluş, Sandık, Vakıf ve Benzeri Teşekküllere Yapılacak Ödemeler" faaliyetinde yer alan ödeneklerden yapacakları yardımlarda; gerektiğinde anılan kurumların bütçeden alacakları yardımlarla gerçekleştirecekleri hizmet ve faaliyetlerini gösteren plan ve iş programlarını isteyebilir, bunlar üzerinde inceleme yaptırabilir ve plan ile iş programlarının gerçekleştirme durumlarını izleyebilirler. Yardımlar yukarıdaki incelemelere bağlı olarak gerektiğinde taksitler halinde yapılabilir. Harcamaların bu esaslar doğrultusunda amacına uygun olarak yapılıp yapılmadığını incelemeye, yapılacak yardımların yönlendirilmesine ilişkin yeni ilkeleri tespite Maliye Bakanı yetkilidir.

b) Kamu kurum ve kuruluşlarına üstlendikleri görevleri yerine getirmede katkı sağlayan vakıf ve dernekler, mevcut mevzuatları çerçevesinde tabi oldukları denetimin yanı sıra hizmet niteliği itibarıyla ilgili kurum ve kuruluşlar ile gerekli görülmesi halinde ayrıca Maliye Bakanlığınca da denetlenir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun söz talebi vardır.

Sayın Kesimoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET SİYAM KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının, dernek ve benzeri kuruluşlara yapılacak yardımlar ile vakıf ve derneklerin denetimine ilişkin 17 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerimin başında, 2003 malî yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor; şahsım ve Grubum adına, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, maddenin (a) bendinde, dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık, vakıf ve benzeri örgütlere devlet bütçesinden yapılacak yardımlarda, gözönüne alınacak esaslar ile harcamaların bu esaslar doğrultusunda amacına uygun olduğunu, uygun olarak yapılıp yapılmadığının incelenmesi ve yapılacak yardımların belirlenmesi konusunda açıklamalar yer almaktadır. Diğer taraftan da, 59 uncu Hükümet Programında, Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla sivil toplum örgütlerinin katılımı öngörülmektedir; ancak, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin bütçelerindeki dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık, vakıf ve benzeri teşekküllere yapılacak ödemeler, faaliyetinde yer alan ödeneklerden yapacakları yardımlar düşündürücüdür. Dernekler, meslek örgütleri ve vakıflar, çoğulcu demokrasinin ve sivil toplum yapılanmasının vazgeçilmez kurumlarıdır. Bu nedenle de yurttaşlarımızın ortak amaç, çıkar veya işlevlerini yerine getirebilmesi için birlikteliklerinin, dayanışmalarının aracı olan bu kurumların özgürce örgütlenebilmeleri ve gelişebilmeleri desteklenmelidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, dernekler, meslek odaları ve vakıflara getirilen, siyasî partilerle ilişki kurma ve siyaset yasaklarıyla birlikte tüm engeller kaldırılmalıdır. Bu kuruluşların kendi birikim ve ilgi alanlarında genel ve yerel yönetimlerin karar süreçlerine katılımları sağlanmalıdır. Böylelikle de bu süreçlerin demokratikleşmesi ve özellikle de yerel yönetimlere, toplumun farklı kesimlerinin katılımının sağlanması gerçekleştirilmelidir.

Aynı şekilde bu kurumlar, tüketici hakları, doğa ve çevrenin korunması, kent yapılanması, sağlık, eğitim, kültür ve turizm alanlarında yerel yönetimlerle dayanışma içerisinde etkinliklerde bulunmaları için özendirilmelidir.

Toplumsal ve sosyal hayatın hemen her alanında kurulan vakıflarla ilişkiler geliştirilerek, toplum hayatında daha etkin hale getirilmelidir.

Ayrıca, meslek odalarının, meslek mensuplarının hak ve çıkarlarını savunacak, demokrasimizin derinleştirilmesi, sivil toplumun yaygınlaştırılarak güçlenmesi doğrultusundaki çalışmalarının kararlılıkla desteklenmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 nci maddenin (b) bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarının bünyelerindeki vakıf ve derneklerin, mevcut mevzuatları çerçevesinde tabi oldukları denetimin yanı sıra bağlı veya ilgili kurum ve kuruluşlarca da denetleneceği; ayrıca, Maliye Bakanlığının da gerekli görmesi halinde söz konusu kuruluşları denetleyeceği öngörülmektedir.

Bilindiği gibi, her kamu kurum ve kuruluşunun bünyesinde bir veya birden fazla vakıf veya dernek faaliyet göstermektedir; ancak, özellikle bizim gibi ülkelerde, bakanların kurduğu, bakanlık bünyesindeki dairelerle, işbirliği yaparak çalışan ve finansman desteklerini resmî kuruluşlardan sağlayan yapılar, sivil toplum kuruluşu NGO sayılmamaktadır. Çünkü, bir örgütün, sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirilebilmesi için önce devlet dışı bir kuruluş olması gerekir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu vakıf ve derneklerin, kamu kurum ve kuruluşlarının üstlendikleri görevleri yerine getirmede katkı sağladıkları çeşitli ortamlarda ifade edilmektedir. Aslında ise, bu vakıf ve dernekler ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yürüttükleri kamu hizmetlerinden bağış adı altında para almaktadırlar. Örneğin, adlî sicil belgesi, tapu, silah ruhsatı, sürücü belgesi, pasaport, plaka, araç tescili gibi tüm vatandaşlarımızı çok yakından ilgilendiren kamu hizmetleri verilirken alınmaktadır bu paralar; ödenmediği takdirde de talep edilen kamu hizmeti verilmemektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yani, verilen kamu hizmeti karşılığında dernek veya vakıflar aracılığıyla para toplanmakta; ama, bunların nasıl denetleneceği konusu açıklığa kavuşturulmamaktadır. Bir anlamda, vatandaşa verilen kamu hizmeti karşılığında vatandaştan ücret alınmakta; ama, vatandaşın ödediği bu bedel ilgili kamu kurum veya kuruluşuna değil de söz konusu vakıf veya derneğe gitmektedir. Bu vakıf ve derneklerin mevcut mevzuatlar çerçevesinde tabi oldukları denetimin yanı sıra, hizmet niteliği itibariyle ilgili kurum ve kuruluşları tarafından denetleneceği öngörülmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, fakat, bu vakıf veya derneklerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri genellikle ilgili kurumun üst düzey bürokratlarıdır. Bu durumda yapılacak denetim ne ölçüde şeffaf, objektif ve amacına uygun olacaktır; denetimde etkinlik nasıl gerçekleşecektir; Yüce Meclisin takdirlerine sunuyorum.

Hal böyle olunca da, bu kurumlara yapılan denetimin etkin bir biçimde gerçekleştiğini iddia edebilir miyiz? Gerek görülmesi halinde anılan bu dernek ve vakıfların Maliye Bakanlığınca da denetleneceğinin öngörülmesi yeterli değildir. Kamu erkini kullanarak gelir elde eden bu kuruluşların mutlaka ve mutlaka etkin bir biçimde denetlenmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, işte, bu yüzden, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı tüm kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde faaliyet gösteren dernek ve vakıfların hesaplarını da içine alacak şekilde genişletilmelidir. Bir taraftan, özellikle de, bazı kamu dernek ve vakıflarının malî açıdan devasa boyutlara ulaştığı, diğer taraftan ise, sayı, yer, teşkilat, personel, faaliyet alanı, gelir ve giderlerinin tam olarak bilinememesi, bu kuruluşların gün geçirmeden denetimini zorunlu hale getirmiştir.

Bu kuruluşların ilgili oldukları kamu kuruluşlarının imkânlarını kullanmalarının önüne geçilmelidir değerli arkadaşlarım. Faaliyet alanları çok çeşitli olan bu kuruluşların bir çoğu, tamamen ticarî ve ekonomik faaliyetlere yönelmiş durumdadır. Diğer taraftan ise, bu dernek ve vakıflar, kamu kurum ve kuruluşlarının mekânlarını, enerjisini, suyunu, araçlarını hatta ve hatta personelini dahi kullanmaktadır. Özellikle, ekonomik faaliyette bulunan bazı vakıfların, kendilerine tanınan vergi muafiyetinden de yararlanarak ve vatandaşların iyi niyetlerini istismar ederek, kaynak toplamaya yöneldikleri görülmektedir.

Özetlemeye çalıştığım tüm bu nedenler değerli arkadaşlarım, bu kuruluşların etkin bir denetimden geçirilmelerinin ne kadar gerekli ve elzem olduğunun çeşitli göstergeleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, bir başka önemli noktayı da dikkatinize sunmak istiyorum: Biraz önceki sözlerimle, sivil toplum kuruluşlarının önemini vurgulamaya, güçlü sivil toplum örgütlerine olan ihtiyacı ortaya koymaya çalıştım. Bildiğiniz gibi, hükümetler, programlarını yazarken, düşüncelerini açıklarken, katılımcı demokrasiden bahsederler ve aynı anlayışla, işbirliği yapacaklarını, bu örgütlerin söylemlerini önemseyeceklerini, yaşama geçirilmesinin mücadelesini vereceklerini söylerler. Bu düşüncelerle de, sivil toplum örgütlerinin her yıl belli miktarlarda bütçeden pay almalarını, katkı görmelerini sağlarlar. Bu, Amerika’da da böyledir, Avrupa’da da böyledir; 2003 yılına kadar ülkemizde de böyleydi. Geçtiğimiz yıl, yani, 2002 malî yılı bütçesinde 1 trilyon 650 milyar Türk Lirası konulmuştu ve bu para, aynı anlayışla; yani, sivil toplum örgütlerinin güçlü bir şekilde yaşamlarını sürdürmeleri için, şu derneklere ve vakıflara dağıtılmıştı: Alzheımer Derneği, Down Sendromlu Çocukları Koruma Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Bedensel Engelliler Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Halkevleri Vakfı, Kanserli Çocuklara Yardım Derneği, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, Ortopedik Özürlüler Derneği, Türkiye Trafik Kazaları Yardım Vakfı, Radyo Televizyon Gazeteciler Derneği ve adını sayamadığım birçok dernek ve vakıf.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kesimoğlu, size 1 dakika eksüre vereceğim. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET SİYAM KESİMOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2003 yılında bu anlayışın ortadan kaldırıldığını görüyoruz. 250 milyar Türk lirası gibi ne olduğu belli olmayan bir rakam göze çarpıyor. Şimdi, ben de sormak istiyorum; bu kadar küçük bir rakam, yasak savma adına mı kondu? 59 uncu Hükümetin Programının 6 ncı ve 7 nci sayfalarında, demokratik toplumda sivil toplum örgütleri ve sivil siyasete önem verildiği önemle vurgulanmaktadır. Yoksa, bu ibarelere boşuna mı yer verildi veya az önce isimlerini saydığım sivil toplum kuruluşlarının isimleri, kimlikleri, uğraş alanları mı sevimli gelmedi?! Bunun açıklaması, yani, sivil toplum örgütlerine 2003 yılında katkı vermeme anlayışı, tasarruf tedbirleri duvarına çarpma mı olacak; bu olmamalı diye düşünüyorum. Yani, en azından 2002 yılındaki kadar -1 trilyon 650 milyarlık- bir katkının, bütçenin dengesini bozacağından mı çekinildi; yoksa, sivil toplum örgütlerini güçsüz bırakmak mı amaçlandı? Hiçbir krizde kaldırılmayan bu uygulamanın, bilinçli bir şekilde kaldırılmadığı iyi niyetimi ve umudumu koruyarak, bu eksikliğin giderileceği inancını taşıyorum.

Bir kez daha 2003 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kesimoğlu, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 17 nci madde üzerinde başka söz talebi yoktur.

17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bütçe Uygulamasına İlişkin Hükümler

Aktarma

MADDE 18. - a) Maliye Bakanı;

1. "100- Personel giderleri" harcama kalemine aynı kuruluş bütçesi içinde programlar arası aktarma yapmaya,

2. Kuruluş bütçelerinin "100-Personel giderleri" harcama kalemindeki ödenekler ile Maliye Bakanlığı bütçesinin (930-08-3-351-900) tertibindeki ödeneklerden gerekli görülen tutarları Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan yedek ödenek tertibine aktarmaya,

3. Hizmeti yaptıracak olan kuruluşun isteği üzerine bütçesinden, yıl içinde hizmeti yürütecek olan daire veya idarenin bütçesine, gerektiğinde Hazine yardımı ile ilişkilendirilmek suretiyle ödenek aktarmaya ve bu konuda gerekli işlemleri yapmaya,

4. Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında cari yıl içinde yapılan hizmetlerin bedellerini karşılamak amacıyla varılacak mutabakat üzerine, ilgili bütçelerin program, alt program, faaliyet ve projeleri arasında karşılıklı aktarma yapmaya,

5. "2003 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar"a uygun olarak yıllık programda yapılacak değişiklikler gereği, değişiklik konusu projelere ait ödenekleri ilgili kuruluşların bütçeleri arasında aktarmaya,

6. Dördüncü alt bentte belirtilen bütçelerde yer alan Silahlı Kuvvetlerin tek merkezden yönetilmesi gereken ikmal ve tedarik hizmetleri ile bir programa ait bir hizmetin diğer bir program tarafından yürütülmesi halinde ödeneği, ilgili program, alt program, faaliyet veya projeler arasında karşılıklı olarak aktarmaya,

7. Mevcut üniversitelerden yeni açılacak üniversitelere intikal eden enstitü, fakülte ve yüksek okulların bütçelerinde yer alan ödenekleri, bu enstitü, fakülte ve yüksek okulların bağlandığı üniversite bütçelerine aktarmaya,

8. Kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilâtlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması ve kesin hesapların hazırlanması ile ilgili olarak gerekli görülen her türlü bütçe işlemlerini ve düzenlemeleri yapmaya,

9. Hazine Müsteşarlığı bütçesinin (910-04-3-031-900) tertibindeki ödeneği, anılan bütçenin (111-04-1-001-300) tertibine aktarmaya,

Yetkilidir.

Yıl içinde diğer bir daireye veya idareye aktarılan ödeneklerle ilgili hizmetin yürütülmesinden bütçesine aktarma yapılan daire veya idare sorumludur.

b) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin kamulaştırma ve gayrimenkul satın alımları ile ilgili tertiplerine aktarma yapılamaz. Ancak, zorunlu hallere münhasır olmak üzere, kuruluşların bütçelerinde tefrik edilmiş olan toplam kamulaştırma ödeneklerinin % 10'una kadar olan ödenek eksiklikleri Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenek tertibinden karşılanabilir.

İdarelerin kamulaştırma ve gayrimenkul satın almak amacıyla bütçelerinde yer alan ödenekler kamu iktisadi teşebbüslerinden gayrimenkul satın alınmasında kullanılamaz. Ancak bu hüküm, doğrudan eğitim ve öğretime tahsis edilmesi şartıyla  Millî Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler bakımından uygulanmaz.

c) Maliye Bakanlığının (930-08-3-356-900) tertibindeki yedek ödenekten yapılacak aktarmalarda  aktarılan tutar, ekleme yapılan tertibin (810 ve 830 ayrıntı kodları, taşıtların zorunlu mali sorumluluk sigortası ve geçen yıllar borçları için yapılacak aktarmalar hariç) başlangıç ödeneğinin % 10'unu geçemez.

d) Kurum bütçeleri içinde yapılacak aktarmalar, ekleme yapılan tertibin başlangıç  ödeneğinin  % 10'unu  geçemez.  Her bir tertip için bir yılda toplam 5 milyar liraya kadar olan aktarmalar, Hazine Müsteşarlığı bütçesinin 950 programı içinde yapılacak aktarmalar ile bu maddenin (a) bendinin 1, 2, 6, 8 ve 9 uncu alt bentlerinde belirtilen kurum içi aktarmalar  bu sınırlamaya tabi değildir.

e) (c) ve (d) bentlerinde belirtilen % 10 oranını zorunlu hallerde bir katına kadar artırmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü’nün söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Ülkü.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde, bütçenin 18 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinize saygıyla selamlıyorum.

Dördüncü Bölüm “Bütçe Uygulamasına İlişkin Hükümler” başlığının aktarmalarla ilgili 18 inci maddesinin (a) şıkkının 5 inci maddesinde “2003 Yılının Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”a uygun olarak, yıllık programda yapılacak değişiklikler gereği, değişiklik konusu projelere ait ödenekleri ilgili kuruluşların bütçeleri arasında aktarmaya, yine, (a) bendinin 8 inci maddesinde “kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilatlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması ve kesinhesapların hazırlanmasıyla ilgili olarak gerekli görülen her türlü bütçe işlemlerini ve düzenlemeleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir” deniliyor.

Özelleştirme İdaresi de Maliye Bakanlığına bağlandığına göre, şimdi söyleyeceklerim özellikle stratejik kuruluşlar olarak nitelendirdiğimiz TÜPRAŞ ve PETKİM’i de çok yakından ilgilendiriyor olsa gerek. Bunları düşünerek, sizlere, önemli saydığım ve bütçeyle ilişkili olduğuna inandığım somut bilgiler arz etmek istiyorum:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji kaynaklarının denetim ve kontrolünü ele geçirerek, Ortadoğu’yu, hatta, Avrasya Bölgesini yeniden yapılandırmayı hedefleyen bir büyük paylaşım savaşı sürmektedir. Ülkemizde de, son derece olumsuz yansıyan bu savaş ortamında, hükümet, binlerce çalışanı ve yoksul halkımızı doğrudan etkileyecek özelleştirme girişimlerine hız vermektedir.

Değerli milletvekilleri, 1980’li yıllardan beri yapılan özelleştirme uygulamalarına bakıldığında görülecektir ki, özelleştirme, iddia edildiği gibi, verimliliği, kârlılığı, istihdamı artırıcı bir araç olmamış, devlete geçici gelir sağlamaya yönelik bir amaca dönüşmüştür. Kamu kuruluşları belirli kesimlere değerinin altında devredilmiş, kamu, gelecekteki potansiyel gelirinden mahrum bırakılarak, zarara uğratılmıştır.

Hisse senedi yoluyla yapılan bu özelleştirmelerde, senetler borsa manipülasyonlarıyla belirli ellerde toplanmış, mülkiyet tabana yayılmadığı gibi, yoksul toplum kesimi ve küçük yatırımcılar mağdur edilmiştir. Kârlı kuruluşlar devredildiğinde kamunun kronik zararı azalmamış, tersine, bu kuruluşların yarattığı katmadeğerden vazgeçildiğinden, kamunun zararı artmıştır. Özelleştirilen kuruluşlarda verimlilik ve istihdam artışı olmamış, yüzde 60 ile yüzde 90 arasında istihdam daralması ve sendikasızlaştırma yaşanmıştır. Ayrıca, bizim gibi ağır borçlu konumundaki ülkelerde özelleştirme yabancılaştırmaya dönüştürülmüştür. Kamu mülkiyetindeki doğal tekeller, blok satışlarla özel tekele dönüşmektedir. Böylece, hem kaynak hem de gelir dağılımı bozularak, yaygın halk kesimi ve tüketiciler tekel fiyatlarının baskısıyla yoksullaşarak ezilmişlerdir. Bunlara eklenecekler ise, hükümetin bugünlerde özelleştirme gündemine aldığı PETKİM ve TÜPRAŞ olacaktır.

Dünya standartlarında üretim yapan, verimli ve kârlı olan bu iki kuruluşun Türkiye ekonomisindeki konumlarına bakıldığında, ülkemizin sanayileşmesindeki ve kalkınmasındaki rolleri de görülecektir. PETKİM’in üretimi olan petrokimya ürünleri, plastik, sentetik elyaf, lastik, deterjan, boya, kimya, ambalaj sanayii vesaire, bunun gibi çok geniş bir sanayide hammadde olarak kullanılmaktadır. Tek başına Türkiye petrokimya sanayiini temsil eden PETKİM, ilk kurulduğu yıllarda yurtiçi pazarın yüzde 70’ine sahipken, bugün, ancak, yüzde 35’ini karşılamaktadır. Türkiye’nin 3 milyar dolarlık plastik hacmi bulunmaktadır. Plastik üreten 2000 kadar firmanın ancak yüzde 10’u büyük firmadır; gerisi, yurtiçi tüketime yönelik üretim yapan KOBİ’lerdir. Bunların yüzde 95’i hammaddesini PETKİM’den almaktadır. PETKİM ise, bu sektörün kullandığı hammaddenin ancak yüzde 35’ini karşılayabilmektedir, yüzde 65’i ithal edilmektedir. Petrokimya ürünlerine ucuz ve kolay ulaşılması, gerek plastik sanayiinin gerekse diğer sanayilerin gelişmesi için, PETKİM’in kamusal niteliğinin devam etmesi gerekmektedir.

2001 yılında ülkemiz ekonomisine 254 trilyon lira katkı sağlamış olan PETKİM’in 2002 yılı 9 aylık malî göstergeleri şöyledir: Üretim değeri 681 trilyon lira, ödediği vergi 8 trilyon lira, net dönem kârı ise 21 trilyon liradır.

Devletin sırtında yük olmayan PETKİM’de, 5 000 nitelikli ve deneyimli işgücü bulunmaktadır. Çalışanların ücretlerini ve yatırımlarını kendi özkaynağından sağlayan PETKİM, görüldüğü gibi, devlete yük getirmemektedir. Ayrıca, geniş üretim ve yatırım alanları, liman, enerji tesisi, tank sahası, son derece gelişkin çevre koruyucu yatırımları, ticaret merkezlerine ve pazara ulaşım sağlayan karayolu, demiryolu gibi geniş bir altyapıya sahiptir.

TÜPRAŞ ise 27 600 000 ton/yıl kurulu hampetrol kapasitesine sahiptir; kapasite kullanım oranı yüzde 82’dir. TÜPRAŞ, 2001 yılında, 12 katrilyon ciro, 189 trilyon net kâr elde etmiştir; 2002 yılı 9 aylık toplam cirosu 11 katrilyondur ve 6,5 katrilyon vergi ödemesi yapmıştır, 138 trilyon da işletme kârı bulunmaktadır. 2001-2005 döneminde, 700 000 000 dolar olan yatırım projeleri tamamlanarak, 3 100 000 ton benzin üretimi, 2 kat artışla, 6 000 000 tona ulaşacaktır.

Sayın milletvekilleri, yeniden kuruluş değeri 8,5-9 milyar dolar olan TÜPRAŞ, Türkiye’nin en kârlı ve en verimli kuruluşu olup, dünyada 7 nci sıradadır. 4 380 yetişmiş, birikimli işgücü, dünya standartlarında ve kalitesindeki üretimiyle, verimlilik, kârlılık ve ekonomik etkinlik bakımından Avrupa rafinerileriyle rekabet gücüne sahip olan TÜPRAŞ ve PETKİM, ülkemizin iki güzide kuruluşudur. Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin lokomotifi olan bu iki kuruluş özelleştirildiğinde, özel tekel oluşacak, devletin fiyatları düzenleme niteliği ortadan kalkacağından, ürün kullanıcıları pahalı ve rekabet olmadığından tek bir fiyatla karşı karşıya kalacaklardır. Türkiye, petrol ve petro kimya ürünlerinin açık pazarı haline gelecek, dışa bağımlılığımız artacak, bu ürünleri kolay ve güvenli temin edebilme olanağı ortadan kalkacak ve büyük oranlarda döviz kaybı olacaktır.

Günümüze kadar ki, uygulamalarda görüldüğü gibi, işten atılmalar, istihdam daralmaları ve sendikasızlaştırma yaygınlaşacaktır. Millî ekonomiye katkılarının olmaması, gelir azalmasına ve özellikle yöre halkının yoksullaşmasına yol açacaktır.

Bilinen bir gerçektir ki, sanayiinin yoğun olduğu yerleşim birimlerine göç vardır. Aliağa’da yakın çevresiyle birlikte hatta köyleriyle birlikte göç alan bir ilçe konumundadır. Kısa zamanda nüfusu 4 000’den 40 000’e yükselmiştir. İş umuduyla insanlar buraya gelmektedir. O nedenle, işsizlik de Aliağa’da alabildiğine fazladır. Buna rağmen, TÜPRAŞ ve PETKİM çalışanlarının belli bir bölümünün Aliağa’da oturması, küçük esnaf açısından oldukça olumludur. PETKİM’in ve TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesi ve tasfiye edilen işçilerden sonra...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ülkü, size 1 dakika eksüre vereceğim, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başta esnaflarımız olmak üzere geçimini PETKİM ve TÜPRAŞ’a dayalı olarak temin eden küçük sanayiciler de olumsuz etkilenecek, büyük bir kısmı işyerlerini kapatmak zorunda kalacaklardır.

Hükümetin yanıtlaması gereken şudur: Son derece kârlı ve verimli olan bu sektörlerde, yeni yatırımlara ve tesislere ihtiyacımız bulunmaktadır. Yurtiçi pazarın üçte 2’sine sahip olacak bu alanlara, özel sektörden yeni yatırım yapma yerine, kamunun tesislerini devir almasının akılcı yönü nerededir? Bu bakımdan, PETKİM ve TÜPRAŞ özelleştirmeleri, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele edilecektir söylemiyle iktidara gelen hükümetin bundan sonraki adımlarının partimizce gözleneceği ve takip edileceği bilinmelidir. O nedenle, bu bütçeye olumsuz oy vereceğimizi bildirir, sevgi ve saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Sayın Ülkü, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 18 inci madde üzerinde başka söz talebi yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

Geçen yıllar borçları

MADDE 19. - Yılın sonuna kadar ödenemediği gibi emanet hesabına da alınamayan ve 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 93 üncü maddesine göre zamanaşımına uğramamış bulunan geçen yıllar borçlarına ait ödemeler aşağıdaki esaslara göre yapılır.

a) Yılları bütçelerinin (1) ödenek türü itibarıyla, "100-Personel giderleri"ne ait harcama kalemlerinden doğan borçlar, "Personel Giderleri Geçen Yıllar Borçları" faaliyetinden ödenir.

b) (a) bendinde yazılı olanlar dışındaki harcama kalemlerinden doğan borçlar, borcun doğduğu tertibin ödenek türü dikkate alınarak;

1. Diğer cari giderlerden doğan borçlar, "Diğer Cari Giderler Geçen Yıllar Borçları",

2.         Yatırım hizmetlerinden doğan borçlar, "Yatırım Giderleri Geçen Yıllar Borçları",

3. Transfer tertipleri ile ilgili olarak doğan borçlar, "Transfer Giderleri Geçen Yıllar Borçları",

Faaliyetlerinden ödenir.

Bu faaliyetlerdeki ödeneklerin yetmemesi halinde (100-Personel giderleri dışında kalan) aynı veya diğer hizmet tertiplerindeki ödeneklerden bu faaliyetlere aktarma yapmaya Maliye Bakanı  yetkilidir.

BAŞKAN- Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün’ün söz talebi vardır.

Sayın Üstün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bütçenin hayırlı olması dileğiyle Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

07.11.1982 günü kabul edilen ve 09.11.1982 gün ve 17863 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 45 inci maddesi, tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunmasıyla ilgilidir. Bu maddede “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır” denilmektedir.

Ancak, Türkiye, bugünkü durumuyla, 45 inci maddeye karşı bir duruş içerisindedir. Ulusumuzun dengeli ve sağlıklı beslenme ihtiyacını karşılayabilecek et, süt, yumurta ve benzeri hayvansal ürünler yerine, glüten diyeti dediğimiz buğdaya dayalı beslenmeyle, bireyimiz ve toplumumuz, zaman içerisinde uyuşturulmakta, aklî ve fizikî faaliyetleri yavaşlamakta ve şizofrenik tablolar şekillenmektedir.

Bir ülkenin sosyal ve ekonomik yönden kalkınabilmesi ve beklenen uygarlık seviyesine ulaşabilmesi, yetenekli ve yaratıcılık gücü yüksek işgücünün varlığıyla mümkün olabilmektedir. Bedensel ve ruhsal sağlığı yerinde işgücü, planlı ve verimli çalışarak, ekonomik ve sosyal bağları kuvvetli toplumları oluşturup, kalkınmada itici gücü sağlayabilmektedir.

Türkiye, coğrafi konumu, doğal kaynakları, mevcut nüfusu ve sosyoekonomik yapısı nedeniyle, hayvancılık yapmaya elverişli bir ülkedir. Hayvancılık sektörünün halk sağlığına ve ülke ekonomisine katkısı, ayrıca, endüstriye aktaracağı hammadde kaynağı nedeniyle, kendi önceliğini kendisi ortaya koymaktadır.

Hayvancılık, toplumu yeterli ve dengeli besleyen, yüksek oranda istihdam yaratan, et ve süt ürünlerinin yanında, yem, deri ve ilaç endüstrisine hammadde aktaran ve bu yollardan da ülke ekonomisine katkıda bulunan önemli bir sektördür.

Hayvancılığı halk sağlığı açısından irdelediğimizde, nüfusun yüzde 22,5’inde, hayvansal protein yönünden yetersiz beslenme sonucunda ortaya çıkan hastalıkları göz önüne aldığımızda, hayvancılığın, insan sağlığı için ne kadar önemli bir sektör olduğu, bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Tarımın misyonu; 65 milyon insanımızı tarım beslemekte; nüfusumuzun yarısına iş olanağını tarım sağlamakta; tarım, ülkemize önemli miktarda döviz kazandırmakta; sanayi, yarıya yakın oranda tarımdan girdi almaktadır. Bütün bu nedenlerle tarım, tümüyle ekonominin, tümüyle tarımsal yaşamın, tümüyle Türkiye’nin sorunudur.

Türkiye’de uygulanan genel politikaların tarıma etkileri şunlardır: Ekonominin istikrar politikaları sektörü gözardı etmiş, yüksek faizler birçok işletmenin tasfiye olmasına neden olmuş, kur politikaları tarım ürünü ihracatını zora sokmuş, özellikle, hayvancılık 1980’lerde başlayan terbiyevî ithalatla çökertilmiştir. Üretkenlik doğrultusunda gerçekçi, tutarlı hiçbir tarım politikası uygulanmamıştır. Verimlilik temelinde üretim geliştirilememiş, bitkisel, hayvansal üretim dengesi devamlı bozulmuştur. Türkiye’yi dünyadaki tarımsal verimlilik ortalaması açısından karşılaştırdığımızda, Türkiye’de dekarda 194 kilogram buğday alınırken, dünyada 244; Türkiye’de dekarda 113 kilogram pamuk alınırken, dünyada 171; süt dünyada 2 034 litre ve laktasyondayken, Türkiye’de yılda 1 635 litre laktasyon gerçekleşmektedir.

Böylece, üretimimizin, dünya üretim ortalamasının çok altında olduğu görülmektedir. Önceliğimiz dünya ortalamasını tutturmak ve bu yönde politikalar geliştirmektir; ama, Hükümet Programında görüldüğü gibi, bu durum birkaç satırla geçiştirilmiştir. Ülkemizdeki destekleme uygulamalarına bakacak olursak, siyasal yarara endeksli destekler ve ilkesiz uygulamalar üretimin gelişmesine katkı sağlamamış, kaynaklar sektör dışı kesimlere aktarılmış, sektörde kaynak savurganlığı yaşanmıştır. Hayvancılık yem ve yağ üretimi desteklenmemiş ki, petrolden sonra en fazla dövizi bitkisel yağ ithalatına ödediğimiz halde. Ürün fiyatının düşük, girdi fiyatının aşırı artışı sektörü olumsuz etkilemiştir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçesinin toplam genel bütçe içindeki payı her yıl azalmış, bu yılki bütçesi de, maalesef, bütçenin binde 6’sı olabilmiştir. Rant sektörüne aktarılan aşırı finansmanın maliyeti, tarım sektörüne fatura edilmiş, Ziraat ve Halk Bankalarının görev zararının sorumlusu tarım ve esnaf kesimi gösterilmiştir. Tarımda reform olarak sunulan Doğrudan gelir desteğiyle tarımcıyla âdeta dalga geçilmiş, 50 000 çiftçi ailesinin aldığı toplam parayı 6 toprak ağası almıştır; bu, nasıl destek vermektir?!

Olması gereken ürüne destek verilmeli, üretenin emeğine saygı gösterilmelidir.

Bu yıl, Akdeniz ve Ege Bölgelerindeki pamuk üreticisinin hali perişandır. Şayet, pamuğa destekleme primi verilmezse, pamuk ekim alanlarının yarısı ekilemeyecek, çiftçilerimiz icra takipleriyle karşı karşıya kalacaklardır.

Yine bu yıl, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin pamuk toplama zamanında bol yağış alması, pamuğun tarlada kalmasına neden olmuş, çiftçilerimiz, 800 – 850 000 lira olan pamuğun kilosunu Ege piyasasında 450 – 500 000 liradan satmak zorunda kalmıştır.

Yine bu yıl, Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgeleri zeytinliklerinde, görülen hastalık nedeniyle ürün kaybı yüzde 30’a ulaşmış; keza, bitkisel yağ ithalatına ödediğimiz döviz düşünülecek olursa, zeytinyağına litrede verilen desteğin en az 50 sent olması gereklidir.

Sayın Başbakan, geçen günkü pazar konuşmasında IMF politikalarına devam edileceğini tüm ulusa duyurmuştur. Böylece, tarım IMF’nin kıskacı altına daha çok girmiş olacaktır. Oysa, OECD standartlarına göre üretici başına desteğin, Avrupa Birliği ülkelerinde 8 000 dolar, Amerika Birleşik Devletlerinde 20 000 dolar olduğu, Türkiye’de ise bunun sadece 230 dolar olduğu bir gerçektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye tarımının yapısal sorunları vardır. Bu sorunların birinci başı, Türkiye’de tarımsal üretim planının olmaması, üretim birimlerinin yapısal sorunlarının olması, tarım topraklarının sorunları olmasıdır.

Verim ve üretim düşüktür; üretici örgütlenmesi yetersizdir, tarımda kamu örgütlenmesi son derece yetersiz, bir o kadar da karmaşıktır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, gerekli işlevi görebilmesi için yeniden örgütlenmelidir. Ayrıca, 8 ayrı bakanlığa, özellikle dışticarette, Hazine Müsteşarlığı, Dışticaret Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı gibi birçok kuruluşa dağılmış olan yetkilerin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında toplanması şarttır.

Saygıdeğer milletvekilleri, tarımın başka kollarının olduğu da malumunuzdur; bunların başında da kültür balıkçılığı gelmektedir. Bizden yedi yıl sonra kültür balıkçılığına başlayan Yunaninistan’ın bugünkü ihracattaki payı, bizim yedi katımızdır. Yunanistan, batmak üzere olan kültür balıkçılarına 360 000 000 euro karşılıksız para verirken, bırakın para vermeyi, bizim balıkçılarımız, üreticiler tesis kurarken 11 bakanlıktan izin almakta, potansiyel alan olarak ilan edilen yerlere gelindiğinde, Kültür Bakanlığı Anıtlar Yüksek Kurulu “ben burayı SİT alanı ilan ettim” diyerek, balıkçıların ağır cezada yargılanmasına neden olmakta ve üreticilerin tamamı da sabıkalı duruma düşmektedir.

Ülkemizde yapılan kültür balıkçılığının ihracat toplamı 60 000 000 dolardır. Bunda Muğla’nın payı ise 42 000 000 dolardır ve Türkiye’de tüketilen balığın yüzde 80’i de Muğla’dan karşılanmaktadır.

Muğla kültür balıkçılığının ülke ekonomisine katkısı 340 trilyon Türk Lirasıdır. Devletin, kültür balıkçılığını desteklemesi bir yana, kösteklemekte ve bir ruhsat için -eğer, işler yolunda giderse- üç yıl geçmektedir.

Yer kiralama ise başlı başına bir sorundur. En verimli tarlanın dönümü 1 milyar Türk Lirası iken, açık denizin off-shore balıkçılık için kirası 1 200 000 000 Türk Lirasıdır.

İhracattan dolayı önceden teşvik primi alan balıkçılarımızın bu teşvik primi de ortadan kaldırılmıştır. Ortadoğu’dan büyük talep olmasına rağmen, ikili ticarî anlaşmalar olmadığından dolayı, yüksek gümrükler ve teşvik olmaması nedeniyle, o pazarı da Kıbrıs Rum kesimine kaptırmak üzereyiz.

Toplum sağlığı ve beslenmesi ve ekonomik kazanç açısından balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği, ülkemiz açısından çok önemli bir tarımsal sektör olma yolundadır. Ülkemizde yılda 30 000 iç su, 20 000 ton deniz balıkları yetiştirilmekte, 400 000 tona balık avcılık yoluyla elde edilmektedir.

Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, pek çok akarsu, göl ve baraj rezervine sahip olmamıza karşılık, halkımızın tükettiği  balık miktarı, kişi başına 6,5 kilogram civarındadır. Türkiye’nin üçte 1’i kadar kıyıya sahip olan ve kıyılarının çoğu Okyanusa açık ve korumasız durumda olan Japonya’da 55 000 adet su ürünleri yetiştiricisi yılda 500 000 ton ürün yetiştirmekte, bunun da Japonya ekonomisine katkısı 4-5 milyar Amerikan Dolarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üstün, size 1 dakika eksüre vereceğim; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, tarımın sorunları elbette bu kadar değildir. Bu kısa süre içerisinde, mevcut sorunlarından bir kısmına değinmeye çalıştım.

Sözlerimi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle bitireceğim: “Çalışmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen uluslar, önce onurlarını, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklâl ve istikballerini kaybederler.”

Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstün.

Sayın milletvekilleri, 19 uncu madde üzerinde başka söz talebi yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum :

Ödenek devir ve iptal işlemleri

MADDE 20. - a) Yılı bütçe kanunları ile diğer kanun hükümleri uyarınca özel gelir veya devren özel gelir kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve bütçe geliri olarak kaydetmeye, özel ödenek veya devren özel ödenek kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve buna ilişkin her türlü işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

b) 24/3/1988 tarihli ve 3418 sayılı Kanunun mülga 39 uncu maddesi ile 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Kanunun 17 nci maddesi gereğince, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bütçelerine devren özel gelir ve devren özel ödenek kaydedilen miktarları kısmen veya tamamen iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu özel ödeneklerden yapılacak harcamalar, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanuna, 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 64 üncü maddesi ile 21/2/1967 tarihli ve 832 sayılı Kanunun 30 ila 37 nci maddelerinde yer alan vize ve tescil hükümlerine ve 13/12/1983 tarihli ve 180 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci maddesi hükümlerine tabi değildir.

c) 16/8/1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesi uyarınca tahsil edilen miktarları bu amaçla Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine konulan ödeneklerden kullandırmak üzere bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye, ödeneğini aşan gelir tahsilatı karşılığında ilgili tertibe ödenek eklemeye, yılı içinde harcanmayan ödenekleri ertesi yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye, bu hükümler çerçevesinde yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

d) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler bütçelerinin diğer cari ve kamulaştırma ile ilgili tertiplerinde yer alan başlangıç ödeneklerinden harcanmayan kısmı sözkonusu tertiplerde yer alan başlangıç ödenekleri toplamının % 20'sini aşmamak, her bir tertip için devredilecek miktar 15 milyar liradan az olmamak kaydıyla, ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine, gerektiğinde Hazine yardımı ve Devlet katkısı ile ilişkilendirilmek suretiyle devren ödenek kaydetmeye ve devredilen ödeneklerden amacına uygun kullanım imkanı kalmayan tutarları iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

e) Türk Silahlı Kuvvetleri Stratejik Hedef Plânının yıllık programlarının gerektirdiği ödeneklerden yılı içinde harcanmayan ödenekleri, hizmetin devamlılığını sağlamak maksadıyla, ödeneklerinin % 30'unu aşmamak üzere ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

f) Turizm Bakanlığı bütçesinin (111-02-1-001, 111-02-1-002) faaliyetlerinde yer alan diğer cari nitelikli ödeneklerden harcanmayan tutarları kısmen veya tamamen ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

g) 1. 6/8/1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin (c) bendi uyarınca 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Kanuna bağlı (1), (2) ve (3) sayılı ta-rifelere göre alınan yargı ve noter harçlarından işyurtlarına verilen % 35 gelir paylarından 2002 yılında Hazine hesaplarında biriken ve İşyurtları Kurumu hesabına aktarılması gereken tutarın tamamını genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye,

2. 2003 yılında yargı ve noter harçlarından İşyurtları Kurumu hesabına aktarılması gereken gelir paylarının yarısını, Adalet Bakanlığının geçen yıllar borçlarında, akaryakıt ve kovuşturma giderlerinde, yargılamaya ilişkin posta giderlerinde, hükümlü ve tutukluların yiyecek giderlerinde ve cezaevi revirlerindeki tedavi giderlerinde, cezaevlerinin elektrik, su, yakacak ve yolluk giderlerinde kullanılmak üzere genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir ve Adalet Bakanlığı bütçesinde açılacak tertiplere özel ödenek kaydetmeye, kaydedilen bu tutarlardan harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesine devren özel  gelir ve özel ödenek kaydetmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

6/8/1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun bu bende aykırı hükümleri uygulanmaz.

h) Şartlı bağış ve yardımlar da dahil olmak üzere özel ödenek ve özel gelirlerden;

1. Tahsis amacı gerçekleştirilmiş ödenek artıkları ile tahsis amacının gerçekleştirilmesi bakımından yetersiz olanları,

2. (1) numaralı alt bentte yazılı olanlar dışında kalıp da beş milyar lirayı aşmayan ve iki yıl devrettiği halde harcanmayanları,

İptal ederek bütçeye gelir kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 20 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Cemal Kaya’nın söz talebi vardır.

Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA CEMAL KAYA (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi adına, bütçe kanun tasarısının 20 nci maddesinde söz almış bulunmaktayım.

Bu madde, ödeneklerin devriyle ilgili bir maddedir. Aslında, bu maddeyle, Sayın Maliye Bakanı, özel gelir kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye, gelir kaydetmeye veya bunları gelir kaydetmemeye yetkilidir. Bu maddeye göre, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yatırım programına, bütçe programına alınmış olan bir yatırımı, işadamlarının buna göre düzenlemiş oldukları yatırımlarını bir anda kesip attırabilir. Bu madde olmasa daha iyi.

Bundan iki üç gün önce, hükümet, tasarruf tedbirleriyle ilgili bir açıklama yaptı, 4 katrilyon civarında bir tasarrufu kamuoyuna açıkladı; bunun 2 katrilyonu, var olan yatırım programlarında kısıtlama demektir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, işadamının olmadığı bir yerde vergiyi nasıl alacaksınız, KDV’yi nasıl alacaksınız?! Peki, inşaat sektörünün yapmış olduğu, imal etmiş olduğu mamulleri nasıl satacaksınız?! Yatırımları kısalım, ödenekleri devredelim, gerektiğinde iptal edelim...

3 Kasım seçimleri, Türk siyasî tarihinde yeni bir siyasetin başlangıcı, bir geleneğin başlangıcıdır. Nedir bu gelenek: Çokpartili bir Parlamentodan vazgeçerek, iki partili bir Parlamentonun, bu ülkeye istikrarlı iktidarların gelmesi için, halk, oylarını ve reylerini vermiştir. Ne demiş halk: Demiş ki; ben, artık üç partili, dört partili sistemlerden bıktım; ben, bir muhalefet, bir iktidar partisi göndereyim; bu iktidar, çözüm getirsin. Şimdi, diyebilirsiniz ki, muhalefeti, iktidarı, bütün milletvekili arkadaşlarım, ben de dahil olmak üzere, ne yapalım, böyledir; ama, halk öyle demiyor. Halk diyor ki: Biz, zaten böyle olduğunu biliyorduk. Bu kadar borcun olduğunu da biliyorduk. Bu kadar dışborcumuzun ve iç borcumuzun olduğunu da biliyorduk. On yıldır, son dönemlerde, gelişigüzel bir bütçe harcaması olduğunu da biliyorduk. Kamu maliyesi almış başını götürmüş; kimse denetim altına almıyor. Biz, sizi, buraya, çözüm için gönderdik. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, biz, buraya -muhalefeti ve iktidarıyla- çözüm için geldik. Ne acıdır ki, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bütün insanlar, televizyonlarının başında, bu saatte, kendileriyle, açlıkları ve yoksulluklarıyla ilgili bir bütçenin görüşüldüğünü, televizyonlarda izliyorlar.

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Zannediyorlar...

CEMAL KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gerçekten, kaç milletvekili varız burada? Üçte biri... Bu, ne demek biliyor musunuz? Biz, bu bütçeye inanmıyoruz...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Tamamen güveniyoruz...

CEMAL KAYA (Devamla) – Yani, bu bütçe, bir çözüm bütçesi değil diyor. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Tamamen güveniyoruz; yani, gelmeye gerek yok.

CEMAL KAYA (Devamla) – Bu bütçe, bir çözüm bütçesi değil; yani, insanlarımız, bizden çözüm istiyor. Bu, muhalefetten de isteniyor, iktidardan da isteniyor. Ben, kendi şahsıma konuşuyorum; seçim bölgeme, yahu, ben, bu işe çözüm getiremem diye gidemem. Adam bana diyor ki; ben, sizi gönderdim, yanınızda da 367 milletvekili olan bir iktidar gönderdik. Siz, gidin, o iktidar milletvekili arkadaşlarla bir çözüm getirin diyor; halk bunu istiyor. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Şimdi, efendim, dinleyelim, dinleyelim.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede bu bütçeyle ve bundan önceki bütçelerle de bir çözüm gelmemiş; ama bu bütçeyle de bir çözüm olacağına hiç kimse inanmıyor.

MAHMUT KOÇAK (Afyon) – Sen seyret, seyret biraz...

CEMAL KAYA (Devamla) – Şimdi, nedir bu bütçeyle çözümsüzlük: Bu bütçede, 2001 yılındaki krizlerle beraber -19 Şubat krizi olmasına rağmen- 2002 yılında, bir önceki yılda bütçeye, doğrudan gelir desteği olarak 2 katrilyon 400 milyar lira para konulmuş, bu bütçeyle kaç para konulmuş 500 trilyon. Peki, 2002 yılında konulmuş; fakat, yüzde 40’ı ödenmemiş, bazılarında hiç ödenmemiş olan doğrudan gelir destekleri, ki burada benim ilim dahildir, tek ildir o, Sayın Bakan hükümet adına daha önce söz vermişti, inşallah yapacak.

Şimdi, peki, bu bütçeyle -2 katrilyon 400 trilyon lira para konulmuş yüzde 40’ı ödenmiş bütün illerde, Türkiye’nin genelinde, bazı illerde yüzde 50- biz insanlara ne diyeceğiz; diyeceğiz ki, biz, bu doğrudan gelir desteğini kaldırdık mı diyeceğiz? Kaldıralım, amenna ona hiçbir şey yok; ama kaldırmayacaksak, doğrusunu koyacağız, o kaynağı da bulmak zorundayız. Nedir o bulmak zorunda olduğumuz kaynak; bütçeye akar, vergiyi tabana yayarak. İnşallah, Sayın Maliye Bakanı bu konuda dönem dönem açıklamalar yapıyor “biz, vergiyi tabana yayacağız” diyor, biz de ona inanıyoruz, burada bir şüphe yok. Ancak, bu bütçe Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmiyor.

Tarım Bakanlığının bütçesini dinlediniz arkadaşlar. Ben, Türkiye’nin hayvancılıkta üst düzeylerde olmuş hayvancılık bölgesinin -ama son dönemlerde baltalanmış olan bir hayvancılık- memleketinin bir milletvekiliyim, hayvancılıkla uğraşan bir memleketin milletvekiliyim. Şimdi, bana birisi diyebilir mi ki, biz hayvancılığı şu projelerle kalkındıracağız, bu bütçeyle; yok böyle bir şey. Peki, birisi diyebilir mi ki, biz, tarımı, bu bütçeyle... Çünkü, bu ülkenin sanayinin yüzde 75’i tarıma dayalıdır arkadaşlar, yüzde 75’i tekstil, tarım sanayiidir ve ülkenin lokomotifidir.

Şimdi, bu bütçeyle, bu sorunlar çözülmez. Çözülebilir mi; çözülebilir; nasıl çözülebilir; doğru, yerinde, herkesin anlayabileceği ve de inanabileceği bir bütçe önümüze geldiği zaman, biz, bu sorunların çözülebileceğine inanıyoruz.

Bizim hükümetten istediğimiz, açlıkla baş başa kalan 15 000 000 insanın durumuna çözüm bulmasıdır. O çözümü nasıl bulacağız; yoksullara yardım ederek, çiftçiyi kalkındırarak, sınır bölgelerinde bulunan illerin sınır ticaretlerini, serbest ticaret alanlarını genişleterek, hayvancılığı tabana yayarak... Hayvancılığı nereye yayacağız; üç beş tane arsası olan insanlara değil, halka yayarak; yani, üretim gücü olan insanlara yayarak, bu ülkede hayvancılığı kalkındırabiliriz. Et kombinalarını özelleştirerek, kapatarak, Migroslar açarak, hayvancılığı kalkındıramayız. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Reklam oluyor...

CEMAL KAYA (Devamla) – Efendim özür dilerim, yanlışlıkla oldu, acemiliğimize bağışlayın...

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerçekten, zor günlerle karşı karşıyadır, bölgemizde bir savaş vardır. Meclisin de o güzel iradesiyle, bu savaşa katılmadığımız için, bir nevi, bütçemizi rahatlatmış da oluyoruz. Ya yanlışlıkla savaşa katılsaydık ne olurdu?! O zaman, Allah bize yardım ederdi!

Şimdi, inşallah, Ortadoğu’nun ve Avrupa'nın gözde ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bu yeni siyasî geleneği başlatmış olan Parlamentosu, bu sorunları bu dönem çözemezse dahi, gelecek dönem bu sorunları çözmek için elbirliğiyle mücadele vereceğine inanıyorum. Yalnız, tabiî, bu mücadele, muhalefetin ve iktidarın birlikteliğiyle, diyaloguyla ancak çözülebilir. Eğer, bu bütçenin oluşumunda ve bu sorunların çözümünde, iktidardaki arkadaşlarımız, muhalefette olan milletvekili arkadaşlarımızı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya, size 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

CEMAL KAYA (Devamla) – ... dinlemezlerse, herhalde önümüzdeki dönemde, belki bu yeni başlamış olan siyasî geleneğin yıkılışına sebep olabiliriz ve tarih de bizi affetmez. Onun için, iktidar, muhalefeti dinlemek zorundadır. Biz de, gerek bütçede gerek diğer kanunlarda -olumlu olanlarda- iktidarla beraber, bu ülkeyi güzel bir şekilde yönetip, halkımızın sorunlarına yardımcı olacağız; bizim görevimiz budur.

Bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde başka söz talebi yok.

Önerge yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

Savunma Sanayii Destekleme Fonu

MADDE 21. - a) Türk Silahlı Kuvvetlerine stratejik hedef planı uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar, 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdi imkanlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

b) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden (a) bendi gereğince tespit edilecek miktarları, Gümrük Müsteşarlığına (Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü) bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden motorbot alımına yönelik miktarları ve Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen özel ödeneklerden motorbot alımına yönelik miktarları Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye Millî Savunma, İçişleri ve Sağlık Bakanları ile Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.

c) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak paraları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

Transferi mümkün olmayan konsolosluk gelirleri

MADDE 22. - Konvertibl olmayan konsolosluk gelirlerinden transferi mümkün olmayan ve 2002 yılı sonu itibarıyla kullanılmayan miktarları, Dışişleri Bakanlığı bütçesinde açılacak özel bir tertibe, bu Bakanlığın gerekli gördüğü mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere, yılı bütçesine ödenek ve gerektiğinde gelir kaydetmeye ve yılı içinde kullanılmayan miktarı ertesi yıla devren ödenek kaydetmeye, yapılacak harcamaların usul ve esaslarını  Dışişleri  Bakanı ile müştereken tespit etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları

MADDE 23. - Maliye Bakanı;

a) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen veya bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz ve hava taşıtlarından alınan kira veya ücret tutarlarını,

b) Türk Silahlı Kuvvetlerinin öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu subay, astsubay veya erlere yapılan masraflar karşılığında ilgili devletlerce ödenen miktarları,

c) NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım ve onarımları için verilecek paraları,

Aynı amaçla kullanılmak üzere bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan yukarıda yazılı kuruluş bütçelerinde açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye ve bu suretle ödenek kaydedilen miktarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıla devretmeye,

Yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

Bağış, hibe ve yardımlar

MADDE 24. - a) Yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan hibe olarak yıl içinde elde edilecek imkanların Türk Lirası karşılıklarını Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine gereğine göre bütçeye gelir veya gelir-ödenek-gider kaydetmeye,

b) Dış kaynaklardan veya uluslararası antlaşmalarla bağış ve kredi yolu ile gelecek her çeşit malzemenin navlun ve dışalımla ilgili vergi ve resimlerinin ödenmesi amacı ile bunların karşılığını, ilgili bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak harcama kalemlerine ödenek kaydetmeye ve gereken  işlemleri yapmaya,

c) 2003 yılı içinde Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçları için yabancı devletlerden askeri yardım yolu ile veya diğer yollardan fiilen sağlanacak malzeme ve eşya bedellerini, bağlı (B) işaretli cetvelde açılacak tertiplere gelir ve karşılıklarını da bu bütçelerde açılacak özel tertiplere ödenek ve gider kaydetmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

d) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı ülke ve kuruluşlara yapılacak savunma ve güvenlik amaçlı hibe ve yardımlarla ilgili görüşmelerde bulunmaya ve anlaşmalar imzalamaya, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yetkileri saklı kalmak kaydıyla, Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenecek kişi ve kuruluşlar yetkilidir. Yabancı ülkelere bu amaçla verilecek hibe ve yardım karşılıkları Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

Söz konusu anlaşmalar Bakanlar Kurulu kararı  ile yürürlüğe girer.

Anlaşmada belirtilen nakdi hibe ve yardımlar bütçeye gider kaydedilerek T.C. Merkez Bankasında  ilgili ülke adına döviz cinsinden açılacak hesaba aktarılabilir. Ödemeler, anlaşma hükümleri çerçevesinde ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek esaslar dahilinde ilgili hesaptan yaptırılır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde verilmiş 1 adet önerge vardır; gerekçesiyle birlikte

okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının “Bağış, hibe ve yardımlar” başlıklı 24 üncü maddesine aşağıda yer alan (e) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Eyüp Fatsa

Erdoğan Özegen

 

Ankara

Ordu

Niğde

 

Mehmet Soydan

Recep Koral

 

 

Hatay

İstanbul

 

 

“e) Türkiye – Avrupa Birliği Malî İşbirliği kapsamında sağlanacak malî imkânların karşılığı olarak ilgili kurum bütçelerinde (2) ve (3) ödenek türü altında yer alan ödeneklerin Ulusal Fon’a ödenmesine ilgili Bakanlar yetkilidir. Ulusal Fon’a ödenen bu tutarlar, 30/1/2003 tarihli ve 4802 sayılı Kanun kapsamında onaylanan Mutabakat Zabıtlarında yer alan hükümler çerçevesinde kullanılır. Kurum bütçelerinden Ulusal Fon’a ödenen tutarların kullanımına ilişkin her türlü incelemeyi yaptırmaya ve bilgi istemeye Maliye Bakanı yetkilidir.”

Gerekçe: Türkiye – Avrupa Birliği Malî İşbirliği çerçevesinde Avrupa Birliğinden çoğu hibe niteliğinde olmak üzere yardımlar sağlanmaktadır. Bu yardımlarla gerçekleştirilecek projelerin imzalanmış olan mutabakatlar çerçevesinde hükümetin sorumluluğu altında yönetilmesi için Ulusal Fon ile Merkezi İhale ve Finans Birimi oluşturulmuştur. Projeler için Avrupa Birliğinden sağlanacak yardımlar yanında belli oranda bütçe katkısı içermesi öngörülmektedir. Bütçeden sağlanacak katkılar, projenin ait olduğu kurumların bütçelerine türlerine göre ödenek kaydedilmiş ise de, projelerin etkin bir şekilde yürütülebilmesi, aynı proje çerçevesinde Avrupa Birliğinden sağlanan fonlarla bütçe katkısının farklı düzenlemelere ve usullere tabi olarak yürütülmesinin ve ödemelerde meydana gelebilecek gecikmelerin önlenmesi için her iki kaynaktan sağlanan malî imkânların Ulusal Fon içinde tek bir hesapta birleştirilmesi gereklidir. Önergeyle, Avrupa Birliği projeleri için bütçe katkısı niteliğinde bütçeye konulan her tür ödeneğin doğrudan Ulusal Fon’a aktarılması konusunda düzenleme yapılması amaçlanmakta ve bütçe kaynağından aktarılan tutarların kullanımı konusunda bilgi istemeye ve inceleme yaptırmaya Maliye Bakanı yetkili kılınmaktadır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

Fonlara ilişkin hükümler

MADDE 25. - a) Çeşitli mevzuatla kurulmuş fonların her türlü gelirleri T.C. Merkez Bankası nezdinde Hazine Müsteşarlığı adına açılan müşterek fon hesabına yatırılır. Bu hesaba yatırılan gelirlerden ilgili mevzuatında öngörülen fonlar arası pay ve kesintiler T.C. Merkez Bankası tarafından yapılır.

Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonunun gelirleri, yapılan kesintilerden sonra kalan tutarlar üzerinden genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir yazılır. Bu fon, hizmetlerini bütçenin (A) işaretli cetveline konulan ödeneklerle yerine getirir.

b) Maliye Bakanı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile fonların gider hesapları üzerinden aktarma yapılabilir. Aktarılan tutar, kendisine aktarma yapılan fonun gelir hesabı üzerinden müşterek fon hesabına, buradan da tamamı gider hesabına aktarılır.

Bütçe kapsamı dışındaki fonlardan kendi mevzuatlarına göre yapılan kesinti ile fonlar arası aktarmalardan sonra kalan tutar, T.C. Merkez Bankası tarafından ilgili fonun gider hesabına aktarılır.

c) Tasfiye edilen fonların her türlü gelirleri, tasfiye edilmelerine ilişkin mevzuatta özel bir düzenleme bulunmaması halinde, bu konuda yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlere göre tahsil edilmeye devam olunur ve genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 25 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan’ın söz talebi vardır.

Sayın Oyan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu madde, fonlara ilişkin hükümleri içermektedir.

Türkiye, bütçe dışı fon meselesiyle 1980’ler öncesinde tanışmış olmasına rağmen, Türkiye’de fon sisteminin oluşması, esas olarak, 6 Kasım 1983 seçimlerinden sonra iktidar olan Anavatan Partisi dönemindedir. Bu dönemde, özellikle 1984 sonrasında fonlar çok hızla büyümüş, sisteme bir ur gibi yapışmıştır. Öyle ki, 1991 yılına geldiğimizde, fonlarla, fonların büyüklüğü, fonların denetlediği gelir unsurları bütçenin toplam gelirlerinin yüzde 55’ine varmıştır. Fon sisteminin böylesine büyümesi, üniversite araştırma ve öğrenci fonlarını tek sayarsak 107 fon oluşması, çeşitli kamu idaresi birimlerinin bu fonlarla ilişkili sağlıklı verilere sahip olmasını imkânsız kılmıştır. Bu imkânsızlık ve bu karmaşa, giderek, 1991 sonunda iktidar olan koalisyon hükümetini bu konuya bir ilk çözüm aramaya itmiştir; ancak, ne yazık ki, bu çözüm kalıcı bir şekle bürünmemiş ve konu bugünlere kadar gelmiş ve halen, bir sorun olarak, şu an, bütçenin 25 inci maddesinde görüldüğü gibi, önümüze taşınmıştır.

Bütçenin genellik ve birlik ilkelerinden bir kaçışın simgesi olan, aynı zamanda, denetimden kaçışın bir simgesi olan fon sistemi, kamu maliye sistemini tahrip eden çok olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Bu sistem, gerek bizim adımıza, Parlamento adına denetim yapan Sayıştay’ın denetiminden kaçırılmış gerekse birçok diğer denetim kurumunun, Yüksek Denetleme Kurulu gibi, diğer kurumların da çoğunlukla denetimi dışına kaçırılmış, aynı zamanda, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun denetimi ya da daha doğrusu onun malî disiplini dışına çıkarılmıştır. Tabiî, İhale Kanununun dışına çıkarıldıklarını eklemeye gerek yok. Fonlar için özel bir ihale kanunu, zamanında çıkarılmış idi.

Böylesine bir sistem üzerine daha 1980’li yıllarda uyarıcı yazılar yazıldı. Bunları yazanlardan birisi bendim. 1985, 1986, 1987... Hatta 1987 yılında, bu konuda, şu an Anayasa Mahkemesinde görevli bir arkadaşımla fon sistemi üzerine 500 sayfalık bir kitap da yazmıştık. Bu konu, ne yazık ki, bir çözüme kavuşturulmadı. 1991 sonunda iktidar olan yeni koalisyon döneminde bir fon tasfiye birimini, biraz sistem dışı bir şekilde oluşturduk. Ben, üç ay bu kurumun başında bir tasfiye planı hazırladığımı hatırlıyorum Başbakanlık müşaviri olarak. Eğer, o tasfiye planı uygulanabilmiş olsaydı, bugün, biz, burada, şu maddeyi ya da fon sistemini konuşmuyor olacaktık. Ne yazık ki, o zaman, ne Başbakana ne ekonomiden sorumlu Devlet Bakanına, 1992’nin başlarında, bunu anlatamadık.

Bakınız, bu, çok önemli bir olay. Türk insanı kendi sorununu çözemediği için, 1999 sonundan itibaren IMF’ye verilen bütün niyet mektuplarında fon sisteminin tasfiyesine ilişkin hükümler, bu niyet mektupları, IMF tarafından Türkiye’ye dayatılmıştır. Siz, 1991-1992 sürecinde, artık kangren olmuş bir yarayı tedavi etmez, bir müşterek fon hesabı açarak bunu sürdürürseniz, sonuçta, birileri gelir, sizin adınıza bunu yapar.

Tabiî, burada, bu uluslararası finans kuruluşlarını masum kabul etmiyorum; çünkü, 1980’li yıllarda bu sistemin böylesine büyümesi, böylesine kangren oluşu gözler önündeyken, o dönemin iktidarları, uluslararası finans kuruluşlarından teşvik ve destek görmüşlerdir, bu konuda uyarılmamışlardır; ama, ne zaman bu gündeme geldi; artık, bu, öngörülemez, denetlenemez bir yapı oluşturduğu andan itibaren gündeme geldi.

Aslında, müşterek fon hesabı, sistemi daha da karmaşıklaştırdı. Bugün, bu hesap sürüyor. Bu maddede görüyorsunuz; müşterek fon hesabı, yeniden bir derde deva olarak sistem içinde. Ne yapıldı 1999 sonrasında; 1999’dan itibaren her yıl için -2000 yılı, 2001 yılı için- hedefler konuldu; bunlar, yapısal kriterler içine konuldu. Bu yapısal kriterler gereğince, işte, bu yıl 25 tane, önümüzdeki yıl şu kadar tane fonun tasfiyesi gündeme konuldu; yani, bu hükümetin taahhütleri arasına konuldu. Ne yapıldı; bunlardan, önce, bir kanuna dayanmadan, yönetmelik vesaireyle kurulmuş olan fonları tasfiye etmek kolaydı, bunları tasfiye ettiler; fakat, bir kanunla kurulmuş olan fonları tasfiye etmek için, onun kanununun değişmesi, kanunun ortadan kaldırılması ve bu fonların gelir ve giderlerinin bir şekilde bütçeye aktarılması gerekiyordu; bunlar, ne yazık ki, sonuna kadar yapılamadı, izlenemedi ve şimdi, bu fonların, önemli bir bölümü, özel hesap biçiminde çalışıyor. Müşterek fon hesabına halen ihtiyaç duyulmasının nedeni budur. Bu fonlar, halen, tam bir tasfiye süreci tamamlanmadığı için özel hesap biçiminde çalışıyor ve üstelik, böyle bir durumda, biz, 1999 ya da 2000 öncesinden biraz daha problemli bir duruma doğru gidiyoruz; çünkü, bu fonları, özel hesap biçiminde, bütçeye özel ödenek ve gelir kaydetme biçiminde çalışan bu fonları denetleme imkânından yoksunuz. Eğer varsa, kendi özel harcama usullerine göre harcama yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla, burada, mutlaka, bu yarayı, artık tedavi etmek gerekiyor; yani, burada, bu müşterek fon hesabı türü birtakım hesaplarla bunu hâlâ sürdürmenin anlamı yoktur. Bunların kalacak olanı varsa kalır; ama, büyük bir bölümü zaten tasfiye sürecine girmiştir. Bunları sistemden çıkarmak, bütçe disiplinini bozmamak gerekiyor; çünkü, eğer, kendi denetimimiz dışında çıkan birtakım harcamalar varsa, bu, Parlamento olarak bizim adımıza denetim yapan, yapması gereken Sayıştayın, bir kere, bunları yeterince denetleyememesi sonucuna gidiyor ve biz, Türkiye’de hesapları kontrol edemez duruma geliyoruz değerli milletvekilleri.

Bakınız, bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Biz, aslında, Sayıştayın, Meclis adına denetim yapan Sayıştayın görevini yeterince ifa etmesi için gayret içinde değiliz. Eğer, Türkiye’de, 1980’lerde, Meclis kendi yetkilerini bu kadar artan oranda yürütmeye devrettiyse, bu, yürütmeden çok, Meclisin kendi yetkilerine kıskançlıkla sahip çıkmamasından kaynaklanmıştır. Meclis, kendi yetkilerine, kendi sahasının daraltılmamasına çok kıskançça sahip çıkmalıdır. İktidar partisinden milletvekili olmak ya da olmamak kriterinden bakılamaz. Yasamayla yürütme ayırımı, kuvvetler ayırımı, ancak bu şekilde yerleşebilir.

Bakınız, şimdi, bir kesinhesap kanunu tartışıyoruz. Tartışıyor muyuz; şüpheli!.. Aslında, biz ne yapıyoruz şimdi; dokuz aylık bir dönemin, ama 2003 yılının bütçesi tahminleri üzerine konuşuyoruz; ama, aynı zamanda 2001 yılının kesinhesabı üzerine konuşuyoruz. Kaç kişi izleyebiliyor 2001 yılında ne olmuş? 2001 yılında, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük sapma gösteren bütçesini gördük; en büyük sapma gösteren bütçesiydi. Bu bütçenin başlangıç ödeneğiyle, gerçekleşen harcamaları arasında yüzde 71’lik bir fark oluştu; bu kadar büyük bir ekbütçe.

Bakınız, Sayıştayın bu konudaki hazırladığı genel uygunluk bildirimi raporunda ve onun ekli raporlarındaki birkaç tespiti okuyayım: 2001 yılı bütçesinin yılbaşı ödeneği 48 katrilyon iken, yıl içinde eklemelerle 82 katrilyona ulaştı.

Bakınız, 48 katrilyon liralık bir bütçe kabul ediyorsunuz, yıl sonunda 82 katrilyon oluyor; yani, arada  bir yakınlık, herhangi bir irtibat, bir ilişki var mı; nerede 48 katrilyon, nerede 82 katrilyon? Yani, sizin, başlangıçta izin verdiğiniz harcama 48 katrilyon, sonra ekbütçe çıkarılıyor ve bu 82 katrilyona çıkıyor.

Böyle bir Parlamento, böyle bir Parlamentonun denetiminde bir bütçe olur mu? Bütçe, Parlamentonun çıkardığı en önemli kanundur, yıllık kanundur, yürütmeyi denetlemenin bir aracıdır. Bu Parlamento ne yapıyor bütçesiyle, bu bütçeye izin vermekle; belli harcamaların yapılması, belli gelirlerin toplanmasına izin veriyor. Bu kadar büyük bir fark olursa, bunun neresi Parlamentonun denetim hakkı?

Şimdi, bu 82 katrilyonluk 2001 bütçesinin –aynı zamanda kesinhesap kanununu tartıştığımız için söylüyorum- yüzde 90’ı transferler ve personel giderleri için ayrılmıştır. Böyle bir bütçenin, Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulması mümkün değildir.

Yine, Sayıştay raporuna göre, 28 adet genel bütçeli kuruluşun bütçesi, bütçenin yüzde 1’inden azdır, yüzde 1’i aşan çok az sayıda kuruluş vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oyan, madde üzerinde şahsınız adına da söz talebiniz vardı; -başka söz talebi yok- o süreyi de ekleyim mi Sayın Hocam?

OĞUZ OYAN (Devamla) – Lütfen...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Hocamızı zevkle dinliyoruz. 

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Gerçekten, istifade ediyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Daha geniş bir zamanda dinlesek...

BAŞKAN – Sayın Hocam, buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Daha geniş bir seminer verebilirim arzunuz üzerine.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de payı sürekli artan tek bir genel bütçeli kuruluş vardır; o da Hazine Müsteşarlığıdır. Niye; çünkü, Hazine Müsteşarlığı Türkiye’nin borç faizlerini ödeyen kurumudur ve Türkiye’de tek payı artan kuruluş odur.

Şimdi, bakınız, Parlamentonun, Yüce Meclisin kontrol fonksiyonunu geliştirmek için, Sayıştayın raporlama fonksiyonunu mutlaka geliştirmesi lazım. Sayıştayın sunduğu raporların, Parlamentoda etkin bir biçimde tartışılması gerekir. Sayıştay, Parlamentoya ne sunar; bir genel uygunluk bildirimi sunar. Bu genel uygunluk bildiriminin eki, raporları sunar. Bu raporlar -en önemli iki tane rapor söz konusu- Hazine İşlemleri Raporudur ve Uygulama Sonuçları Raporudur. Bu raporlar, bu Parlamentoda tartışılmıyor, komisyonda tartışılmıyor, komisyon zamanı olmadığı için tartışmıyor. Dolayısıyla, burada, denetim süreci aksıyor; yani, Sayıştay bizim adımıza denetim yapıyor, biz, Sayıştayın Meclise sunduğu raporları tartışamıyoruz. Bunun denetimi nerede?! Böyle bir denetim olabilir mi?! Biz eğer denetim sonuçlarını tahlil edemeyeceksek, analiz edemeyeceksek, bu denetim neye yarar?!

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bütçenin görüşülme prosedüründe önemli olan bir başka rapor da, Sayıştay kaynaklı performans denetimi raporlarıdır. Performans denetimi raporları, ilk kez, 1996 yılında Sayıştaya bir görev olarak verilmişti. Sayıştay, belirli projelerle, bu performans denetimlerine başlamıştır ve 2002 yılında üç tane performans raporunu Parlamentoya sunmuştur.

Bu raporların konu başlıklarını söyleyeyim: Bunlardan birincisi, Gemilerin, Denizleri ve Limanları Kirletmesini Önleme ve Kirlilikle Mücadele Etme Raporudur. Bu, bir performans raporu örneğidir ve bu rapor, sadece Türkiye tarafından değil, Avrupa’nın altı ülkesi tarafından, Malta, İngiltere, Hollanda, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Türkiye tarafından... Diğer beş ülkenin parlamentolarında bu rapor kabul edilmiş, tartışılmış ve oylanmıştır, sadece Türkiye Parlamentosunda bu rapor oylanmamıştır. Dolayısıyla, burada, Parlamentonun mutlaka bu açığını kapaması gerekiyor. Eğer, biz, bütçeyi bir performans denetleme ölçütleri üzerinden değerlendirmek, denetlemek istiyorsak, o zaman, bunun gereğini yerine getirmeliyiz; yani, bu tür raporları, burada, gerçekten, enine boyuna tartışmalıyız.

Bakınız, diğer iki raporun başlıklarını sadece söylüyorum. İkinci rapor, “İstanbul, Depreme Nasıl Hazırlanıyor” raporudur. Bu bir performans denetim raporudur ve bu, 2002’de bu Parlamentoya sunulmuştur; ama, ne kimsenin haberi vardır ne de tartışılmıştır. Üçüncü rapor, “Marmara ve Düzce Depremleri Sonrası Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Faaliyetlerinin İncelenmesi” raporudur ve bu rapor da, bu Parlamentoda tartışılmamıştır. Dolayısıyla, burada, bu aksayan denetim sistemine çözüm bulunması gerekmektedir. Bu sorunun önemli bir kaynağı, bu raporları tartışacak özel bir komisyonun mevcut olmamasıdır. Plan ve Bütçe Komisyonunun bugünkü yapısıyla, böyle bir komisyon işlevi görmesi çok mümkün olmamaktadır. Başka ülkelerde bu nasıl olmaktadır, kısaca bilgi vereyim: Bazı ülkelerde, Kamu Hesapları Komisyonu adıyla, çok etkin çalışan bir komisyon kurulmaktadır. Bu tür komisyonlar, parlamento adına denetim yapan Sayıştayın raporlarını görüşmektedir. Sonra, kendisi bir rapor hazırlayan bu özel komisyon, bunu, parlamentonun denetimine sunmaktadır. Bu, İngiltere’de, örneğin, Kamu Hesapları Komisyonu adı altında çalışmaktadır. Bu komisyonun ilginç bir özelliği şudur: Plan ve Bütçe Komisyonu gibi komisyonlarda iktidar kanadı ağırlıklı olmakla birlikte, bu söylediğim Kamu Hesapları Komisyonunda muhalefet ağırlıklı olmaktadır. Yani, burada, bir gelişmiş ülkenin parlamenter denetim sistemindeki etkili denetime bir örnek vermiş oluyoruz. Dolayısıyla, burada, Sayıştay ile Parlamento ilişkilerinin güçlendirilmesi açısından bizim de Parlamento da böyle bir kamu hesapları komisyonu kurmak üzere yasal düzenlemeleri yapmamız çok etkili olur; tabiî bunun, bir siyasî olgunlaşma süreciyle tamamlanması gerekir. Yani, ancak, denetimin, yasamanın, muhalefetin ağırlıkta olduğu bir kamu hesapları inceleme komisyonunu kabul etmesi siyasî olgunluğuna gelmesiyle mümkündür; umarım, bunun için de onlarca yıl harcamayız.

Dikkatiniz için teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Sayın milletvekilleri, 25 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır

Madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

 

İKİNCİ KISIM

Hazine ve Kamu Kuruluşlarına İlişkin Hükümler

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Devlet Borçları

Hazine garanti limiti, dış proje kredileri ve borçlanmaya ilişkin hükümler

MADDE 26. - a) 2003 yılı içinde, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanuna göre sağlanacak garantili imkan tutarı 750 milyon ABD Dolarını aşamaz.

b) Yabancı ülke, banka ve kurumlarla veya uluslararası kuruluşlarla yapılmış ve yapılacak anlaşmalara göre genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere yılı içerisinde dış proje kredisi olarak kullandırılacak imkânların karşılıklarının ilgili bütçe tertiplerinde yeterli ödeneğinin tahsis edilmesi esastır. Ancak, kur farklarından doğan maliyet artışlarını karşılamak amacıyla yapılacak revizeler dolayısıyla ilgili kuruluş bütçelerinde yer alan tertiplere ödenek ekleyerek bütçeleştirmeye, yıl içinde hakedişlerden doğan ihtilaflar sonucu tahakkuk işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle harcanamayan miktarı ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye, devren ödenek kaydedilen miktarlardan projenin tamamlanması nedeniyle kullanılma imkanı kalmayan tutarları iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

c) Dış proje kredisi ve hibe kullanımlarından kaynaklanan katma değer vergisi ile özel tüketim vergilerinin karşılanmasında; dış kredi ve hibe gerçekleştiği halde, katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi karşılığı iç kaynağın bulunamaması durumunda, Yatırım Programı ile ilişkilendirilmek suretiyle ilgili kuruluşların bütçelerinin mevcut ya da yeni açılacak tertiplerine söz konusu miktarlarda ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

Ancak (b) ve (c) bentlerindeki  hükümler gereğince yapılacak ödenek eklemeleri Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca yapılacak proje revizeleri dikkate alınarak yapılır.

d) Devlet dış borçları ile ilgili kredi anlaşmalarında öngörülen bütün ödeme ve işlemler (dış proje kredileri çerçevesinde yapılacak ödemeler dahil, kredilerin kullanımları hariç) 2003 yılında her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır.

e) Yürürlükten kaldırılan Dış Krediler Kur Farkı Fonu kapsamında doğmuş bulunan ve gerçekleştirilmesi gereken ödemeler, bu amaçla bütçeye konulacak ödeneklerle karşılanır.

f) Dış borçlanma imkanları ile satın alınacak malzeme ve hizmetlere ait taahhüt evrakı veya sözleşme tasarıları, Maliye Bakanlığınca 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 64 üncü maddesi uyarınca vize edilmeden satın alma işlemi gerçekleştirilemez ve ilgili miktarların dış borç kayıtları yapılamaz.

g) 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin 3 üncü  fıkrası ile tanımlanan nakit işlemleri, Merkez Bankasınca çıkarılacak likidite senetlerinin (veya bu mahiyette düzenlenecek kağıtların) faiz ve anapara ödemeleri ve bunlarla ilgili işlemler 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Kanun ile 3.6.1949 tarihli ve 5422 sayılı Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla her türlü vergi, resim, harç ve fon kesintisinden istisnadır.

h) Bu Kanunun 1 inci maddesi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin % 1'ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.

ı) 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı  Kanun gereği imzalanan anlaşmalar 23.5.1928 tarihli ve 1322 sayılı Kanun hükümlerinden muaf olup Resmî Gazete'de yayınlanmaz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, size birtakım rakamlar vermek istiyorum. 1996 yılında, ülkenin içborcu 2,7 katrilyon, vergi geliri 2,2 katrilyon, bütçe açığı 1,2 katrilyon. 1997 yılında, içborç 5,9 katrilyon, vergi geliri 4,7 katrilyon, bütçe açığı 2,2 katrilyon. 1998 yılında, içborç 11 katrilyon, vergi geliri 9,2 katrilyon, bütçe açığı 3,8 katrilyon. 1999 yılında, içborç 23 katrilyon, vergi geliri 14,8 katrilyon, bütçe açığı 9,1 katrilyon. 2000 yılında, içborç 36 katrilyon, vergi geliri 26 katrilyon, bütçe açığı 13,2 katrilyon. 2001 yılında, içborç 122 katrilyon, vergi geliri 39 katrilyon, bütçe açığı 29 katrilyon. 2002 yılında ise, içborç 150 katrilyon, vergi geliri 59 katrilyon, bütçe açığı 39 katrilyon. Yine, size bazı rakamlar vermek istiyorum. İçborcu fonlarken, 2000 yılında enflasyon yüzde 39 iken, ortalama borç stokunun faizi yüzde 36 olmuş. 2001 yılında, enflasyon yüzde 68 iken, borç stokunun ortalama faizi 99 olmuş. 2002 yılında ise, enflasyon yüzde 30 iken, borç stokunu yüzde 63’le fonlamışız; yani, bu ülkede, son iki yılda enflasyon artı hep yüzde 30 veya yüzde 31 faiz vermişiz. Ve sonuçta, bugün, bu ülkenin içborcu 160 katrilyonu geçmiş. Deniz bitti. Bu Yüce Meclisin tarihî bir görevi var. 160 katrilyonluk içborç, bugün itibariyle sabit kalırsa, yeni borçlanma ihtiyacı doğmasa dahi, bütçenin 45 katrilyon açığı var. Bunu nereden fonlayacağız? Yine, son yıllara baktığınız zaman, planlanan ve hedeflenen vergi gelirlerinin ortalama yüzde 75, yüzde 80 gerçekleştiğini görüyoruz; yani, Sayın Bakanımız, bu yıl 85 katrilyon bir vergi geliri tahmin etmiş; ama, son on yıla baktığınız zaman, hep bu yüzde 75 ile yüzde 80 arasında gerçekleşmiş. Demek ki, vergi gelirlerindeki hedeflenen o rakama ulaşamazsak eğer -o da yaklaşık 72-75 katrilyon- şimdiden Bu bütçe açığı 55-60 katrilyon. Biz bunu nereden fonlayacağız; ya borçlanacağız ya yeni kaynak yaratacağız. Başka çaresi yok; ya borç alacağız ya yeni kaynak yaratacağız.

Son on yıla bakarsak, Hazinemiz, hep tek tip enstrümana başvurmuş, ihale; işin en kolayı; bu ülkenin hiçbir kaynağına başvurmamış; bu ülkenin sanki başka hiçbir kaynağı yok, hiçbir kaynağına başvurmamış. Halkı inandırmamışız, halkla beraber çözüm bulmamışız. Kendi başımıza... İşin en kolayı; ver faizi, al parayı.

Deniz bitti!... Deniz bitti!.. Boğulacağız beyler, boğulacağız!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Doğru söylüyorsun; ama, ne yapalım?!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çocuklarımız aç kalacak! Bu Yüce Meclisin tarihî bir görevi var.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ne yapalım?..

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Biz aç kalalım, çocuklarımız aç kalmasın! (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Çaresini söyle.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çaresi var...

Sanki Marmara Denizi, sanki Ege Denizi, sanki Karadeniz hep bizimmiş; hayır, bizim değil. Kaynakları hor kullandık, heba ettik, aldığımız borç parayı babamızın malı gibi kullandık. O para, emanetti; o para, çocuklarımızın parasıydı.

HASAN ANĞI (Konya) – Doğru söylüyorsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Deniz bitti. Bu Yüce Meclisin tarihî görevi var değerli arkadaşlarım.

HASAN ANĞI (Konya) – Ne yapacağız?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Eğer, iki yıl içerisinde, yine, aynı yolla, yap ihaleyi al parayı yaparsak, 2003 yılı sonunda, bu ülkenin içborcu 220 katrilyona ulaşacaktır.

HASAN ANĞI (Konya) – Ne yapalım?..

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) –  Halkı inandırarak, halkla beraber; ama, fakiri... Sayın Bakanım, pakette ne geliyor; 1 katrilyon, 1,5 katrilyon. O, kızgın saca atılan su gibi uçup gidiyor. İçborcu yok edecek temel çözüm bulamazsak, bu canavara yüz yerden, ikiyüz yerden ateş edilmezse, bu canavar hepimizi yer. Onun için, bu ülke...

SABRİ VARAN (Gümüşhane) – Ne yapacağımızı söyle.

Ben, size... Biraz geri gidiyorum, bu borç nereden geldi; 1983 yılına gidin, bastı hazine bonosunu “al kardeşim, git” dedi, teşvikleri hep verdi. Bu teşvikler...

HASAN ANĞI (Konya) – Ne alakası var?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika... Bir dakika...

Yapan, üreten her insanın önünde eğiliyorum. Teşvik alıp, üretim yapan dürüst ve namuslu insanın önünde eğiliyorum; ama, ceza verilmeyen, bir tek direk diken, emmisinin 10 liralık arsasını 100 000 000’a veren, 50 000 dolarlık makineyi, 5 000 000 dolara getiren insanlara verilmedi mi bunlar?.. Verilmedi mi?.. (Alkışlar)

Onun için arkadaşlar, bunlara ceza verilmediği sürece, bu ülkede, yapanla yapmayan ayrılmadığı sürece, dürüst ve namuslu ayrılmadığı sürece bu böyle gider.

Bu Yüce Meclisin tarihi bir görevi var; bu içborç canavarına, bir şekilde, hep beraber çözüm bularak, halkı inandırarak, halkı inandırmadan hiçbir şeyde başarılı olamazsınız.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Çözüm ne?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Çözümleri çok, çok çözümü var.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Bir tanesini söyle.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Peki.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, bir dakika.

Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibin insicamını bozmayınız, konuşmasına müdahale etmeyiniz.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu ülkede 120 milyar dolarlık altın var. “Bir tanesi” dediniz, inandırın halkı... Tıpkı döviz tevdiat gibi, döviz, yastık altında değil miydi? Döviz neredeydi; yastık altında. Afyon’un Emirdağı’na gidin, Kayseri’nin Yahyalı’sına gidin, sandıklar dolusu altın var.

İnsanları, devletin aldığı parayı hor kullanmayacağına, kimseyi kayırıp kollamayacağına inandırın, her aldığınız kuruşu, bu ülkenin borcunu ödeyeceğinize inandırın, bu ülkenin insanları yardım eder. (Alkışlar)

Bir kere, biz büyük ülkeyiz, iyi ülkeyiz, yılların ülkesiyiz; bunlar çok güzel şeyler, hepimiz, ülkemizle iftihar ediyoruz. Size bir örnek vereyim: Küçükken, mahallenizde, sabahın saat 00.05’inde işe giden bir hamalı düşünün, bir de öğlen saat 15.00’te işe giden bir adamı düşünün; o öğlen saat 15.00’te işe giden adam, yok oldu, gitti; ama, sabahın saat 05.00’inde kalkıp, işine giden adam, bugün, belki, oranın en zengini oldu, en müteşebbis insanı oldu. eğer, biz, bu ülkede, kaynakları böyle hor kullanırsak... Beyler, tekrar söylüyorum: Biz aç kalalım; ama, çocukları aç bırakmayalım; hepinize yalvarıyorum! (Alkışlar)

Sayın Bakanım, tabiî, yeni paketler; ama, bu bütçenin, 146 katrilyonluk bütçenin 65 katrilyonu faiz, yatırım 9 katrilyon... Daha, halkın neresini sıkacaksınız?!. Sıkacak yeri var mı daha?!. Hangi paketle?!. Bir tek sıkacak yer var; faiz canavarını yok etmek; biz bunu yok edemezsek, hepimiz yok oluruz!

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde başka söz talebi ve önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

 

İKİNCİ BÖLÜM

Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Kamu iktisadî teşebbüslerinin kârları

MADDE 27. - a) 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kuruluşlar ile Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin, 2002 yılı kârlarından Hazineye isabet eden tutarları;

1. 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen kısıtlamalara tâbi olmaksızın, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir kaydetmeye,

2. Kuruluşların ödenmemiş sermayelerine veya tahakkuk etmiş görev zararları alacaklarına mahsup edilmek üzere Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir, ödenek ve gider kaydetmeye,

b) (a) bendi kapsamına giren kuruluşların 2001 ve daha önceki yıllara ait kâr paylarından Hazineye isabet eden tutarları Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın talebi üzerine bütçenin gelir ve giderleri ile ilişkilendirmeksizin kuruluşların görev zararı alacakları veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye ilişkin işlemleri yapmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 27 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü’nün söz talebi vardır.

Sayın Tütüncü, buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; madde, kamu iktisadî teşebbüslerinin kârları hakkında. Maddeyle ilgili görüşlerime geçmeden önce, izin verirseniz, bundan önceki 13 üncü maddede konuştuktan sonra yerime geçerken değerli bir milletvekili arkadaşımın kendi açısından çok haklı bir serzenişiyle karşılaştım. Sayın Mehmet Dülger Antalya Milletvekilimiz, Planlamadan benim oda arkadaşlarımdan biri; kendi perspektifinden çok haklı bir şekilde “peki, parayı nereden bulacaksınız” diye sızlandılar. Ben, yatırımların neden düşük olduğunu, Türkiye’nin geleceğinin nasıl bir yatırım programlamasına, nasıl bir planlama anlayışına bağlı olduğunu anlatmaya çalışıyordum, çok haklı olarak sordular.

3 üncü madde üzerinde konuşurken süre yetersizliği nedeniyle bir noktayı kaçırmıştım, onu, izin verirseniz, hemen tekrar dile getiriyorum. Vurgulamak istediğim olay, doğru yönetim, etkin yönetim, planlı yönetim, programlı yönetim anlayışıdır.

Bakınız, 2003 yılında, ilk üç ayda, 23 katrilyon lira yeni borç alma durumunda kaldı Hazine. Bu 23 katrilyon lira borcun faiz yükü 10 katrilyon liradır. Eğer, ocak, şubat, mart aylarında hükümetin tereddütlü tavır ve davranışları sonucunda piyasada bir panik olmamış olsaydı, faizler, eğer yüzde 10 dolayında fırlamamış olsaydı, Hazinenin borçlanma maliyetinin faizi 10 katrilyon Türk Lirası yerine 8,4 katrilyon lira olacaktı, 1,6 katrilyon lira daha fazla faiz ödendi. Neden; hükümetin, bir ileri, iki geri, iki ileri, iki geri kararsız tavır ve davranışlarından. İşte, 1 milyar dolar. Tabiî, bununla iş bitse; kolay. Bu, bir örnektir. Bu nedenle Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, hükümetin, böyle “Acil Eylem Planı” gibi birtakım konuları, altını çizerek söylüyorum terk etmesi lazım. Yeni bir planlama anlayışıyla, yeni bir strateji planlama anlayışıyla, üç yıllık bir programla, yeni bir perspektifle hemen yola koyulsun; yineliyorum, bu yıl geçiş yılı olsun.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; şimdi, aslında, özelleştirme kârları konusunda konuşurken, bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum; ancak, çok önemli. 1995 yıllında, biz, Cumhuriyet Halk Partisini yeni açmıştık; o zaman, özelleştirme politikalarını oluşturuyorduk, kamu girişimciliği politikaları, acaba, nasıl değişikliğe uğraması lazım diye çalışıyorduk. Bu arada, Almanya Saarland Eyaletinin Ekonomi Bakanını davet ettik. Hiç unutmam, Hilton’da bir brifing verdi bize, bir konferans verdi. O zaman, Almanya, Batı Almanya, öyle diyeyim, Doğu Alman ekonomisini özelleştiriyor ve o yıla kadar dünyada yapılmış olan özelleştirmelerin yüzde 70’i Almanya’da yapılmış. Koskoca bir Doğu Alman ekonomisini özelleştiriyor; fakat, Sayın Ekonomi Bakanı “stratejik sektörleri özelleştirmekten çekiniyoruz, sakınıyoruz” dedi. Sorduk Sayın Bakana “nedir stratejik sektör” dedik. “Kömür” dedi. “Bizim eyaletimizde kömür çok zengindir, küçük bir eyalettir. Biz, kömür madenlerini stratejik bir maden olduğu için, madde olduğu için özelleştirmiyoruz.” “Peki, maliyet fiyatınız ne, dünya fiyatlarına göre kaça mal ediyorsunuz” dedik. Sayın Bakanın yanıtı “dünya fiyatlarının 3 kat üstünde üretim maliyetimiz var, ama, kamunun elinde tutmak istiyoruz. Stratejk bir maddedir, yarın dünyanın hali ne olur bilmem, bilemeyiz; biz, böyle düşünüyoruz.” Bu, o yıl için söylüyorum, dünyadaki özelleştirme olayının yüzde 70’ini gerçekleştiren bir ülkenin bir eyaletinin Ekonomi Bakanının görüşü. Şimdi, hâlâ o durumda mı bilemiyorum; çünkü, alternatif enerji kaynakları geldi. Şimdi, bor bileşikleri, hidrojen bileşikleri, petrole, kömüre alternatif olarak düşünülüyor. Ancak, burada vurgulamak istediğim konu, stratejik sektörlerin varlığıdır, stratejik ekonomilerin varlığıdır Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, dün Maliye Bakanlığına bağlandı; bunu doğru bulmuyoruz, yanlış. Maliye Bakanlığı, bu dönemde Özelleştirme İdaresine bağlı bütün KİT’lerin özelleştirilmesinden sorumlu olacak; yani, saydamlığa en fazla ihtiyaç duyulduğu, etkinliğe en fazla ihtiyaç duyulduğu bir zaman kesitinde, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu doğru bulmuyoruz. Tüm KİT’ler, sermayedar olarak Hazineye bağlı olmalıdır zamanı geldiğinde.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; özelleştirmeye ideolojik açıdan bakılamaz. Bu çerçevede, özelleştirme bir amaç değildir, amaç olamaz. Özelleştirme, ekonomide bir yapısal değişikliğin gerçekleştirilmesi için, ekonomide verimliliğin, ekonomide kârlılığın, rasyonelliğin artırılması için, olsa olsa kullanılacak araçlardan biridir, bir amaç olamaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Adalet ve Kalkınma Partisinin programına baktığımızda, burada, büyük bir farklılık görüyoruz, ideolojik yaklaştığınızı tespit ediyoruz. Özelleştirme konusuna ideolojik yaklaşmak son derece yanlıştır, pragmatik yaklaşmamız lazım, pragmatizm anlayışında olmamız lazım. Bakınız, Alman Bakanı nasıl pragmatik yaklaşıyor; ülkesinin çıkarına bakıyor, üç kat maliyeti içine sindiriyor.

Değerli arkadaşlarım, stratejik mal ve hizmet üreten KİT’ler hemen özerk hale getirilmelidir. Siyasetçi, elini eteğini çekmelidir KİT’lerden, öyle bir özerklik anlayışıyla götürülmelidir. Stratejik KİT’lerin yeniden yapılandırılarak, iç ve dış piyasalarda rekabet gücünü artırmaları amacıyla yabancı kuruluşlarla ortak olma, ortaklık kurma yolları aranmalıdır. Bu durumda, yönetim, hakimiyetinin kaybedilmemesine özen gösterilmelidir veya kamu yararının korunmasının güvencesi olan altın hissenin kamuda kalması sağlanmalıdır. Durumu halka arza uygun olan KİT’lerin öncelikle halka açılmaları sağlanmalıdır; durumları halka arz için uygun olmayan, malî yapıları zayıf olan KİT’ler, acilen, malî yapılarının iyileştirilmesi ve gelir artırıcı önlemlerle desteklenmesi amacıyla yeni bir program içine alınmalıdır. Bu çerçevede, işletmecilik giderlerinin azaltılmasında, mal ve hizmet üretiminde, doğru ve akılcı, yani KİT yararına kararların alınmasında hükümet KİT’lere karışmamalıdır, hatta yardımcı olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; özelleştirme uygulamalarında tekellerin yaratılmamasına, tüketicinin korunmasına, ulusal üretim kapasitesinin artırılmasına özen gösterilmelidir. Özelleştirme kılıfıyla yabancılaştırma kesinlikle yapılmamalıdır. Özellikle, Tekelin özelleştirilmesinde böyle bir tehlikenin mevcut olduğu sinyalleri gelmektedir. Burada, Cumhuriyet Halk Partisi adına...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, 1 dakika eksüre veriyorum.

Sayın Tütüncü, buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Özelleştirme uygulamalarında tekellerin yaratılmamasına özen gösterilmelidir. Burada, bu esas altında, tekelle ilgili konuşuyoruz; tekeller yaratılmasın. Örneğin, Şarköy Şarap Fabrikasını, yabancılara, başka birtakım büyük kuruluşlara, holdinglere satacağınıza, Şarköy halkına arz edin. Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum sayın arkadaşlarım!

Konuşmamı hemen toparlıyorum. Özelleştirme İdaresi, uygun zaman içerisinde kapatılmalıdır; işlevleri, özelleştirilecek kuruluşların teknik sorumluluğu çerçevesinde, Hazinede oluşturulacak bir birime devredilmelidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2003 yılında 4 milyar dolarlık özelleştirme uygulaması programlanmış, bunun sonucunda 2,1 milyar dolar nakit girişi hedeflenmiştir.

Az önce söylediğim görüşler çerçevesinde, bütçenin, bu çabalarınızın, halkımıza, ulusumuza, partinize hayırlı olmasını diliyor; hepinizi, en iyi dileklerimle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 27 nci madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

27 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinde sermaye değişiklikleri

MADDE 28.- a) Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin tedbirleri uygulamak, sermaye artırımlarına katılmak, kamu iktisadî teşebbüslerinin yatırım ve finansman programlarının gereklerini yerine getirmek ve 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini uygulamak amacıyla;

1. Hazinece her türlü sermaye artırımlarına katılınması ve sermaye paylarının satın alınmasına,

2. Hazinenin ve kamu iktisadî teşebbüslerinin sermaye paylarını diğer kamu iktisadî teşebbüslerine, Özelleştirme İdaresine veya katma bütçeli idarelere devretmeye veya onlar tarafından devir alınmasını sağlamaya,

3. Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının Hazineye veya çeşitli fonlara olan borçlarını yıllık yatırım ve finansman programlarına uygun olarak Hazineden olan alacaklarına veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye veya teşebbüslerin borçlarının ödenme zamanı ve şartlarını belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemlerin gerektirdiği tutarları, anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine, bütçede açılacak özel tertiplere gelir ve ödenek kaydetmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

b) 1. Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin  2002 yılı  sonu itibarıyla; Hazineye (28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanun kapsamındaki Hazine alacakları hariç) ve fonlara olan borçları ile geçmiş yıllar bütçe kanunlarının "Kurumların Hasılatından Pay" başlıklı maddeleri uyarınca doğan ve Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlığına ödenmesi gereken vadesi geçmiş borçlarını, Hazineden ve fonlardan olan alacaklarına veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye,

2. Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.'nin 2002 yılına ait kâr paylarından Hazine'ye isabet eden tutarı, Hazine'den olan politik risk alacaklarına mahsup etmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

c) 20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca Türkiye Emlak Bankası A.Ş.'nin, T.C.Ziraat Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş.'ne devredilmesine ilişkin olarak Bankalar Yeminli Murakıplarınca yapılacak nihai inceleme sonuçlarına göre, Hazine aleyhine bir farkın doğması halinde, sözkonusu fark Hazine Müsteşarlığı tarafından nakit ve/veya özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilerek ödenir. Hazine lehine bir farkın tespit edilmesi halinde ise, daha önce ihraç edilmiş senetler geri alınabilir. Sözkonusu senetlere ilişkin herhangi bir nakden ödeme yapılmış olması halinde, bu tutar Hazinece senede ilişkin ödemenin yapıldığı tarihe en yakın tarihte gerçekleştirilen iskontolu Hazine ihalesinde oluşan yıllık bileşik faiz esas alınarak hesaplanacak faiz tutarıyla birlikte T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve/veya Türkiye Halk Bankası A.Ş.'nden nakden tahsil edilir.

20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanun ve 15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Kanun ile 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Hazine Müsteşarlığınca avans ödemesi yapılarak tasfiye edilen kamu sermayeli bankalara ait görev zararlarına ilişkin olarak Bankalar Yeminli Murakıplarınca yapılacak nihai inceleme sonuçlarına göre, Hazine aleyhine bir farkın doğması halinde, sözkonusu fark Hazine Müsteşarlığı tarafından nakit ve/veya özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilerek ödenir. Hazine lehine bir farkın tespit edilmesi halinde ise, daha önce ihraç edilmiş senetler geri alınabilir. Sözkonusu senetlere ilişkin herhangi bir nakden ödeme yapılmış olması halinde bu tutar Hazinece senede ilişkin ödemenin yapıldığı tarihe en yakın tarihte gerçekleştirilen iskontolu Hazine ihalesinde oluşan yıllık bileşik faiz esas alınarak hesaplanacak faiz tutarıyla birlikte T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve/veya Türkiye Halk Bankası A.Ş.'nden nakden tahsil edilir.

İhraç edilecek senetlerin vade, faiz ve diğer şartlarına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.

d) 20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi gereğince tahsil edilmeye devam olunan ve bütçeye gelir olarak kaydedilen mülga Kaynak Kullanımını Destekleme Fonuna ilişkin 88/12944 sayılı Kararın değişik 3 üncü maddesinin (d) fıkrasında belirtilen gelirlerin tamamını ya da bir kısmını, politik risk alacaklarına mahsuben Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.'ye ödenmek üzere, Hazine Müsteşarlığı bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

e) 1/6/2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (E) fıkrası uyarınca;

1. Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin 1/5/2000 tarihi itibarıyla Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonuna olan borçlarından, Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin yeniden yapılandırma sürecinde, Yeniden Yapılandırma Kurulunun önerileri doğrultusunda tasfiyesi uygun görülenler ile bu borçların tasfiyesine kadar geçecek süre içinde doğacak faizin terkin edilmesine, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir.

2. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. tarafından 99/13288 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerine Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu koşullarında kullandırılan ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Hazine kaynağına dönüşen kredilerden birliklerin yeniden yapılandırılma sürecinde tasfiyesi uygun görülenlerin "tasfiye tarihi itibarıyla kaydi bakiyesinin" terkin edilmesine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir.

3. Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin 1/5/2000 tarihinden önce mevcut özel bünye faaliyetleri ile ilgili banka borçları, Birliklerin yeniden yapılandırma sürecinde Yeniden Yapılandırma Kurulunun önerileri dikkate alınarak Hazinece özel tertip iç borçlanma senedi ihraç edilmek suretiyle tasfiye olunur. Hazine tarafından sözkonusu borçların; hangi miktar ve koşullarda üstlenileceğine ve üstlenilecek borçların tasfiye edilmesi amacıyla ihraç edilecek özel tertip iç borçlanma senetlerinin vade, faiz ve diğer şartlarına  ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca  belirlenir.

f) Bu maddenin (c) bendi ve (e) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca Hazinece ihraç edilecek özel tertip iç borçlanma senetlerinin tutarı bu Kanunun 1 inci maddesi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin % 1'ini geçemez.

g) 2/1/1961 tarihli ve 196 sayılı, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Kanunlara istinaden çıkarılan Bakanlar Kurulu kararları uyarınca 31/12/2002 tarihi itibarıyla Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri (TEKEL) Genel Müdürlüğünün destekleme işleriyle ilgili olarak doğmuş tüm alacaklarına (öncelikle TEKEL Genel Müdürlüğünün tahmini yıl sonu görev zararı alacak miktarı üzerinden avans mahiyetinde tespit edilecek miktara) karşılık aynı tutarda olmak üzere, 31/12/2002 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen her türlü vergi, fon ve pay borçları (özel tüketim vergisi hariç) ile bu borçlara ilişkin gecikme zammı ve faizlerine mahsup edilmek suretiyle terkin edilebilir. Bu fıkra uyarınca mahsup konusu olacak vergi, fon ve paylara ilişkin gecikme zammı ve faizleri 31/12/2002 tarihi itibarıyla dondurulur.

TEKEL Genel Müdürlüğünün yukarıdaki mahsup işleminden bakiye Devlete ait olan ve 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçlarına karşılık olarak, mülkiyeti TEKEL Genel Müdürlüğüne ait ve üzerinde herhangi bir takyidat bulunmayan gayrimenkullerden, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kamu kuruluşlarınca ihtiyaç duyulanlar 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine göre oluşturulacak komisyon tarafından takdir edilecek rayiç değeri üzerinden, borçlu kurumun da uygun görüşü alınarak, bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin Maliye Bakanlığınca devralınabilir. Devralınan gayrimenkullerin tapu işlemlerine esas olan ve yukarıda belirtilen şekilde tespit edilen değeri miktarındaki Devlete ait olan 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçları terkin edilir.

TEKEL Genel Müdürlüğünün birinci fıkrada bahsedilen görev zararının,  Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespit edilen kesin miktarı ile birinci fıkra uyarınca mahsup edilen miktarı arasında doğan farklar ve gayrimenkullerin devri suretiyle yapılan terkin işlemlerinden sonra kuruluşun bakiye borcunun kalması halinde (özel tüketim vergisi hariç), bu tutar da terkin edilebilir.

TEKEL Genel Müdürlüğünün görev zararının Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespitini müteakiben Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine  bu bendin gerektirdiği  bütün  terkin ve  diğer işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 28 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili Oğuz Oyan konuşacaktır.

Sayın Oyan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun bir madde dinledik; 28 inci madde. Gecenin bu saatinde, ne anlama geldiği konusunda çok fazla dikkat göstermemiş olabiliriz. Bu konuda, bir (h) fıkrası eklenmek üzere, AKP Grubundan bir önerge de olacak; birazdan onu da okuyacaklar.

Çok maddeli, daha doğrusu, çok fıkralı bu maddeyle ilgili iki konuya değineceğim. Bu maddede “Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinde sermaye değişiklikleri” başlığı altında, çok sayıda düzenleme yapılıyor; bunun içinde, kamusal ya da yarı kamusal kuruluşlar arasında bir iç konsolidasyon da söz konusu.

Burada iki konuya değinmek İstiyorum. Bir tanesi, dolaylı olarak gündemde olan görev zararlarıyla ilgili. C maddesinde, Emlak Bankası, Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası ilişkileri var. Ziraat Bankası ile Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ilişkisi burada yok; ama, bir anlamda ona da değinme imkânımız var.

Bakınız, Türkiye’de, kamu bankalarının bu görev zararları konusunda, kamuoyu yanıltılmıştır. Türkiye’de, özellikle, Ziraat Bankası ve Halk Bankasının görev zararları konusunda, kamuoyunun yanıltılmasında, yıllardır, bazı gerçekdışı görev zararları üzerine bina edilmiş bir iddia ortaya atılmıştır. Bunun bir örneğini vereceğim: Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri -üç tane pamukla ilgili birlik- 1993-1994 sürecinde, pamukta prim uygulaması dolayısıyla, Ziraat Bankasından 315 milyon dolar bir kaynak kullanmışlardır. Bu 315 milyon doları, üç tane birlik artı birlik dışında pamuk üreticilerin tümü kullanmışlardır; bu birliklere verilmiş bir kaynak değil, üreticiye verilmiş bir kaynaktır. Doğrudan doğruya geri dönüşsüz bir prim olarak ödenmiştir. Bu 315 milyon dolar, 1997 yılında, Hazine, Ziraat Bankasına 715 milyon dolarlık bir geri ödeme yaptığı halde, 2000 yılında 18 milyar 300 milyon dolara çıkarılmıştır; yani, Ziraat Bankası, Hazineden olan alacağını, 7 yıl içerisinde, 315 milyon dolardan, 18 milyar dolara çıkarmıştır ki, arada da 715 milyon dolar tahsil ettiği halde; yani, ne oluyor; bir an Ziraat Bankası, Hazineyi mi dolandırıyor diye düşünebilirsiniz. Aslında, olayın perde arkası tabiî öyle değil. Ortadaki olay, bankanın -bu banka örneğinden gidersek- başka nedenlerle uğratıldığı zararların, çiftçi üzerinden, burada, bu örnekte, pamuk çiftçisi üzerinden üreticiye ihale edilmesi olayıdır; yani, üreticiye demişlerdir ki, bak, senin yüzünden Ziraat Bankası zarar ediyor; fakat, işin aslına baktığımız zaman, tam bir tefeci faiz, dolar bazında yıllık yüzde 128, bunu ilk defa DPT’de bir genel müdür makalesinde yazdı, Daha sonra 2000 yılı Sayıştay raporunda var. Dolar bazında yüzde 128 yıllık faiz, Türkiye’nin bugün dış borçlanma faiz oranlarının da 10 katı üzerindedir, dünyada eşi benzeri pek görülmemiş bir olaydır. Peki, nasıl oluyor da, hazine, Ziraat Bankası tarafından bu kadar yüksek faiz ödemeye zorlanıyor. Bunun arkasındaki olay -tekrar ediyorum- Ziraat Bankasını başka nedenlerle zarara uğratan siyasîler ve onun altındaki bürokratların bu senaryoyu hazırlamış olmalarıdır. Ziraat Bankasının bu dönemdeki, 1994 sonrasındaki zarar nedenleri farklıdır. Hazinenin iç borçlanmasında, hazine Ziraat Bankasını ve diğer kamu bankalarını en düşük faizden ihalelere sokarak, cari faizlerin altında faizlere razı ederek bu bankaları zarara uğratmıştır. Bir nedeni, en önemli nedeni budur. İkincisi; 1996-1997 yılında bir başka zarar nedeni, Refahyol dönemindeki kaynak paketleri çerçevesinde çıkarılan  bedelsiz ithalat uygulamasıdır. Üçüncü nedeni; Ziraat Bankasının yurtdışı şubelerinin açılması ve denetim dışı bırakılmasıdır. Nihayet dördüncüsü, Ziraat Bankasıyla ilgili Yüksek Denetim Kurulu raporlarının KİT Komisyonunda ibra edilmemesine rağmen üzerine gidilmemesi olgusudur. Yani, Meclisin gene görevini yapmaması olayıdır.

Dolayısıyla, burada görev zararı diye bize sunulan, aslında bir görev zararı değildir. Ziraat Bankasının görevi, hazineyi düşük faizle fonlamak değildir. Görev zararı, ancak kendi görev alanında olur; örneğin, Ziraat Bankası, cari faizler ortalama yüzde 50 iken, çiftçiye yüzde 20 faizle kredi verseydi, yüzde 50 ile yüzde 20 arasındaki fark onun görev zararı olurdu. Bunu anlardık; ama, ortada böyle bir durum yoktur. Hazine o sırada Ziraat Bankasından 315 milyon dolarlık bir pamuk primini kullanmış, Ziraat Bankası, 2000 yılına gelindiğinde 18 milyar 300 milyon dolarlık bir karşılık talep ediyor ve şu an devletin kamu içi borçlanmasının en önemli unsuru, şu sırada hazinenin Ziraat Bankasına verdiği tahvillerden kaynaklanmaktadır ve bunun arkasında da, güya çiftçi vardır. Böyle bir şey yoktur, bu bir aldatmacadır. “İşte bakın, Türkiye’de çiftçiyi desteklemenin maliyeti budur, çiftçi yüzünden olmaktadır, sorumsuz destekleme yüzünden olmaktadır” diyerek, desteklemeyi torpillemek için kullanmışlardır ve bunu, ne yazık ki, 2000 sürecinde IMF ve Dünya Bankası da kullanmıştır; yani, bakınız, bu sistem nasıl kötü çalışıyor, bu sistemi değiştirelim, bütün destekler kalksın; yerine, sadece doğrudan gelir desteği gelsin meselesinde bunu kullanmışlardır ve Türkiye, ne yazık ki, bunu yeterince tartışmamıştır. Ben, bunu, bugün burada özel olarak söylüyorum; ben, bunu defalarca söyledim, Hazine Müsteşarının olduğu panellerde söyledim; hiçbirinden bir cevap gelmemiştir; ama, bugün, burada, milletvekili sıfatıyla, bunu, bir kez daha kayıtlara geçirmek için dile getiriyorum.

Dile getireceğim ikinci konu şudur: Bu maddenin (e) fıkrasında, tarım satış kooperatifleri ve birlikleriyle ilgili düzenlemeler var. Bilindiği gibi, 2000 yılının 16 Haziranında çıkarılan 4572 sayılı Yasa, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin... Ki, ben, bunlardan birisi olan Tariş’in, dört birliği olan Tariş’in üç yıl genel müdürlüğünü yaptım. Bu birliklerin 2000 yılı mayıs ayı öncesindeki borçlarını bu maddeyle ne yapıyoruz; tasfiye ediyoruz.

Bu Yeniden Yapılandırma Kurulu dediğimiz kurul, 4 yıl için kurulmuş, Dünya Bankası telkinleriyle kurulmuş, onun söylediği isimlerle büyük ölçüde yönetim kurulu doldurulmuş ve birliklerin, tek temsilcisi olan 7 kişiden sadece 1 kişi tarım satış kooperatifleri ve birlikleri temsilcisidir, diğerleri değildir.

Böyle bir yapı içerisinde, Yeniden Yapılandırma Kurulu, birliklere, yeniden yapılandırmalar dayatıyor. Nasıl dayatıyor; sanayi kuruluşlarını satın; siz birliksiniz, tarımla ilgilisiniz, sanayide işiniz ne?.. “Sanayide işiniz ne” lafını, ilk defa, sanırım Çiller söylemişti 1994 yılında ve büyük bir bilgisizlik sergiliyordu.

Dünyanın her tarafında tarım satış kooperatifleri türü kooperatifler, en büyük iş hacimlerini tarımsal sanayi üzerinden gerçekleştirirler ve gelişmiş ülkelerde de -Avrupa ülkelerinde- aldığınız bir süt, peynir, vesaire, neyse, bunların, büyük olasılıkla bir kooperatif malı olduğunu bilirsiniz. Yani, piyasada bir üçüncü sektör olarak kooperatifler çok etkindirler ve bunlar, tarımsal sanayide çok etkindirler.

Şimdi, bu proje, bugün Türkiye’de yürüyen bu proje, Yeniden Yapılandırma Kurulunun denetimi altında; “birlikler gelin sizin borçlarınızı tasfiye ederiz, 2000 öncesi; ama, bunun karşılığında, biz, sizin işlerinize karışırız.” Bütün birliklerle bir mutabakat zaptı imzalanmıştır; hatta, birliklere bağlı kooperatiflerle ve bu birliklerin tepesinde tam anlamıyla bir sulta olarak, bu kurul çalışmaktadır.

Bu Meclisin 4572 sayılı Yasanın bu 1 inci maddesini değiştirmek gibi bir sorumluluğu vardır; çünkü, Meclisi oluşturan iki taraf da, hem iktidarı hem muhalefeti tarımdaki destekleme konusunda halka bu desteklemenin böyle devam etmeyeceği konusunda sözler vermişlerdir. İki taraf da vermiştir; ama, bugün iktidar olan AKP’dir; dolayısıyla, bu sorumluluk en çok size düşüyor. 4572 sayılı Yasanın 1inci geçici maddesini, yani, yeniden yapılanma kurulu diye kurulan kurulu bu yapısından mutlaka kurtarmalıyız. Ya bu kurul tasfiye edilir ya da bu kurul demokratik bir yapıya kavuşturulur. Bu kurulun çoğunluk üyeleri tarım satış kooperatifleri birlikleri arasından seçilir ve bu kurulun, birliklere baskı yapması, şantaj yapması engellenir.

Birlikler Türkiye’de tarımsal sektörün düzenlenmesi ve geliştirilmesi açısından çok önemli fonksiyonlara sahiptirler, bu fonksiyonlar geliştirilmelidir. Şu an “personeli azalt, bütün kıdemli personeli çıkar, kıdem tazminatı fonlarını ödeyelim” denilerek birlikler üzerinde müthiş bir personel operasyonu yapılıyor. İkincisi, bu birliklerin bazıları, hâlâ, şu tasfiye programı içine girememiş durumdadırlar. Bu borçları sürmektedir. Nihayet, bu 4572 sayılı Yasanın 1 inci geçici maddesinde şöyle bir hüküm vardır; dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir hüküm...

1 dakika içinde tamamlıyorum.

BAŞKAN – Hocam, size 1 dakikalık ek süre vereceğim; buyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu hükme göre, tarım satış kooperatifleri birliklerine hiçbir malî destekte bulunulamaz, yani, kredi açılamaz. Dünyanın hiçbir egemen ülkesinde, hiçbir bağımsız ülkesinde böylesine bir –bu, bir Dünya Bankası dayatmasıdır- hükümle kooperatiflere, kooperatif birliklerine, asla, kesinlikle kanun hükmüyle bir kredi verilemeyeceği hükmü konulmamıştır, konulamaz. Biz, eğer, hükümran bir devlet olacağımızı kanıtlamak istiyorsak, bunu mutlaka değiştirmeliyiz; bu vesileyle, bunu tekrar Parlamentoya hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oyan, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; 39 milyar dolar ihracat, bu ülkenin insanını doyurmaz. Eğer bu ülkenin ihraca, önümüzdeki 5 yıl sonunda 100 milyar dolara ulaşmazsa, yine, biz, bu ülkede insanlarımızı doyuramayız. Eğer biz, bu ülkenin kaynaklarını, bir şekilde, ta Antep’teki yazma oyalayan kadına kadar, Trabzon’daki oya yapan hanımefendiye kadar, bu arklara veremezsek, bu ülkenin insanını yine doyuramayız. Onun için, ülkenin kurtuluşu ihracatta. 39 milyar dolar ihracat, hiçbirimizi doyurmaz. Onun için, sınır kapılarımız dahil, hangi ülkeyle komşu isek, deniz ve kara olarak tüm sınırlarımızda, eğer biz sınır ticareti yapmazsak, ülkenin kaynaklarını ihraç etmezsek, bu ülkenin insanları, yine ekmek bulamaz, yine sorunla, hep sorunla yaşarız, hep bugünkü sorunları tekrarlarız.

Ben, bir kere, huzurunuzda Eximbanka tekrar teşekkür ediyorum; çünkü, ülke ihracatçısına, kendi imkânları, kaynakları ölçüsünde objektif davrandığı için, ihracatçıya önder olduğu için, ihracatçıyı fonladığı için ve sistemli ve objektif şekilde, hiç kimseyi ayırmadan, bir sistem içinde fonladığı için teşekkür ediyorum; ama, bu yetmez. Eğer biz bu ülkenin ihracatçılarına kaynak verelim, eğer biz bu ülkenin ihracatçısına 5 milyar dolar ilave kaynak verelim, bu ülkenin ihracatı 1’e 5 artar. Eximbanka 5 milyar dolar ilave kaynak verelim, ihracatımız fırlar, çok önemli seviyelere gelir. Bu ülkenin ihracatçıları, bu ülkenin insanları, kaynaksızlıktan, kendi başlarına mücadele ediyorlar. Yurt dışında satıcı kredileriyle... Ne oluyor?.. Malını 10 liraya satacaksa 8 liraya satıyor; kaybeden ülke oluyor. Eğer, ülkenin ihracatçısına finansman imkânı sağlayın, uzun vadeli finansman işletme kredileri için en az bir yıl, ekipman kredileri için en az iki veya daha fazla yıl imkân sağlayın bu ülkenin ihracatını çok kısa sürede 100 milyar dolara ulaştırmak çok kolay; ama, kaynak yok. Eximbankın kaynakları çok yetersiz.

Tabiî, dönüp bakalım; Eximbankın bugüne kadar hangi ihracatçıya para verdi de 1 kuruşunu alamadı?.. Tane yoktur; ama, Eximbankın sorunu politik risktir. Bakın Eximbankın sorunlu kredilerine; tamamen politik riskleridir. Eximbankın kendi imkânlarıyla bankalar aracılığıyla verdiği tek kuruş batmamıştır; ama, bugün Eximbankın geri alamadığı kredileri vardır; bunlar tamamen ülke kredileri; politik risktir. Bir kere, dünyanın her tarafında artık ülke riskleri sigorta ediliyor. Biz, tabiî, bunları sigorta etmeden, o dönemde ülkeyi yöneten insanlar tarafından şu ülkeye şu kadar, şu ülkeye şu kadar kredi aç denildi ve bu krediler geri dönmedi ve bugün Eximbankın geri dönmeyen kredileri tamamen o dönemde açılan politik risklerdir. Artık dünyanın her tarafında eximbanklar bu politik riskleri sigorta ediyor. Onun için, Eximbanka mutlaka ilave kaynak vermezsek ihracatımız çok önemli boyutlara gitmez. Bunu mutlak yapmalıyız. İlave sermeye vermeliyiz ve Eximbankın kaynaklarını çok önemli derecede artırmalıyız.

Efendim, ikinci konum Ziraat Bankası ve Halk Bankası.

“Ben, görev zararına katılmıyorum.” Kaç paralık zirai kredisi var da o kadar görev zararı yazıyor? Kaç para zirai kredi vermiş de görev zararı yazmış? Ben, Ziraat Bankasının görev zararının zirai kredilerden olduğuna inanmıyorum. Gerçek üreticiye, gerçek köylüye, üretene, acaba bugüne kadar kredi verildi mi? Artık bunu terk edelim; köylüye kredi vermeyelim, köye kredi verelim, köye köye... Ürüne kredi verelim, ürüne... Yani, kişiye değil, ortak yapılanmaya, ortak üretmeye, ortak satmaya, ortak geliştirmeye artık kredi verelim. Artık, kişilere vere vere... Ama, o kişilerin çoğu gerçek üretici değildi; onların yüzünden, gerçek üretici olanları da mağdur ettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, eksüre veriyorum; buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yine, Halk Bankası... Esnaf kredileri çok yetersizdir. Bugün, Türkiye’deki tüm esnaflara verilen kredi ne kadar, biliyor musunuz sevgili dostlar; 420 trilyon. Türkiye’deki tüm esnaflara verilen kredi 420 trilyon! Çok yetersiz ve altı ay vadeli. Esnafımızı altı ay vadeli krediyle kalkındıramayız. Onları, uzun vadeli kredi vermezsek kalkındıramayız.

Tabiî, bu ülkede her şeyi yok ettik; onun için, tabiî... Tütün... Ben, hiçbir ülke bilmiyorum ki, kotanın dışında, elinde kalan tütünü -Tekel-beşte 1 fiyatına alan başka bir ülke var mı arkadaşlar?! Eğer, kota, 100 kiloysa, diyelim 120 kilo üretti; dönüyor Tekel, o çiftçimin tütününü beşte 1 fiyatıyla alıyor. Bu nasıl bir anlayış?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])

Saygıdeğer milletvekilleri, biz, söz verdik hepimiz; çiftçiye verdik, tarım kredi kooperatiflerine verdik, esnaf kredilerine verdik. Bunların miktarı -bunlara getireceğiniz çiftçi barışı- çok büyük rakamlar değil. Bu insanlara Sayın Tarım Bakanım, Sayın Devlet Bakanım dedi ki, çalışıyoruz, çalışıyoruz, çalışıyoruz... Ama, artık, bitsin bunların da çilesi. Her gün bizi yüzlerce kişi arıyor. Gelin, bunlara hep beraber müjde verelim. Bunların rakamları çok küçük, çok büyük değil.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Az önce deniz bitti diyordun; nereden vereceksin?!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır, önergeyi gerekçesiyle birlikte okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 28 inci maddesine aşağıda yer alan (h) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

Salih Kapusuz

Sabri Varan

Kerim Özkul

 

Ankara

Gümüşhane

Konya

 

 

 

 

 

Mustafa Ataş

Mehmet Atilla Maraş

 

 

İstanbul

Şanlıurfa

 

 

“ h)Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.’nin, Türkiye Elektrik İletim A.Ş’nin, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. ve bağlı ortaklıklarının, Elektrik Üretim A.Ş ve bağlı ortaklıklarının mal ve hizmet alımları ile yapım işleri hakkında 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Bu kuruluşların mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde uygulanacak esas ve usuller, Kamu İhale Kurumunun uygun görüşü üzerine ilgili idareler tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenir.

4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun kapsamına dahil kurum ve kuruluşların ihtiyacı için Devlet Malzeme Ofisi tarafından Ana Statüsü uyarınca temin edilecek mal ve hizmet alımları anılan kanun hükümlerine tabi olmaksızın Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve usullere göre gerçekleştirilir.”

Gerekçe: Boru Hatlarıyla Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ) tarafından bugüne kadar gerçekleştirilen boru hattı projeleri ve kamulaştırma dosyalarının hazırlanması, malzeme alımı ve yapım işleri olarak tek bir müteahhide ihale edilmiş ve binlerce kilometre boru hattı yapımı, zaman zaman binlerce kamulaştırmak işlemini de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle, bir taraftan kamulaştırma işlemleri tamamlanmış olan kısımlarda boru hattı yapımı sürdürülerek mümkün olan en kısa sürede yapım işi tamamlanabilmiştir. Ancak, Kamu İhale Kanununun 11 ve 62 nci maddeleri karşısında yapım işleri ihalesine çıkılması öncesinde toplam, bir buçuk senelik zaman gerekmektedir. Kurumun, Şah Denizi Projesi ve şehre doğalgaz götürülmesine ilişkin Doğal Gaz Dağıtım Hatları Projesinin zamanında gerçekleştirilmesi için Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkartılması zorunluluk arz etmektedir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda  öngörülen sürelerde mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinin ivedilikle alınması ve kamu hizmetinin kesintiye uğratılmadan sürdürülmesi mümkün bulunmamaktadır.

Türkiye Elektrik İletim AŞ’nin (TEİAŞ) Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) ve bağlı ortaklıklarının, Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve bağlı ortaklıklarının işletmeye yönelik elektrik üretimi ve dağıtımı ile bu alanlardaki arızalarının, toplumun bütün kesimlerini doğrudan etkilemesi nedeniyle, hizmetin aksamadan sürdürülebilmesi ve elektriğin yeterli, kaliteli ve sürekli bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için elektrik sisteminde meydana gelebilecek ve önceden tahmin edilmesi mümkün olmayan hasarların hızlı bir şekilde müdahale edilerek giderilebilmesi bakımından mal ve hizmet alımlarına acil ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenlerle BOTAŞ, TEİAŞ ve TEDAŞ, EÜAŞ ile bağlı ortaklıklarının mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamından istisna tutulması öngörülmektedir.

Ayrıca, kamu alımlarının bu konuda uzman kuruluş olan Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından yapılması suretiyle zaman tasarrufu sağlamak ve toplu alımlar yoluyla fiyat istikrarı sağlamak amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) – Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Projesi kapsamında akdedilecek anlaşmalar

MADDE 29. - Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesi kapsamında;

a) Akdedilmiş olan ev sahibi ülke anlaşması, anahtar teslimi yapım sözleşmesi, hükümet garantisi anlaşması ve bu proje tahtındaki akdedilecek diğer anlaşmalarla ilgili belge ve sair dökümanların imzalanmasına,

b) (a) bendinde belirtilen anlaşmalar ile diğer ilgili belge ve anlaşmalarla sair dökümanlar tahtında Türkiye Cumhuriyeti ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından taahhüt edilen her türlü ödeme, tamamlama, performans ve sair yükümlülüklerin ifasına yönelik olarak ilgili anlaşmalarda öngörülen taraflara garanti verilmesine, bahse konu taahhütlerin anlaşmalarda öngörüldüğü şekilde gereği gibi, kısmen ya da tamamen yerine getirilmemesi halinde ortaya çıkacak her türlü ödeme yükümlülüğünün Türkiye Cumhuriyeti adına garanti edilmesine,

c) (a) ve (b) bentlerinde belirtilen anlaşmalar ile diğer ilgili belge ve anlaşmalarla sair dökümanları imzalayan ve imzalayacak ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tespitine ve yetkilendirilmesine,

Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 29 uncu madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt konuşacaktır.

Sayın Öğüt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bizi izleyen çok değerli halkımız; Cumhuriyet Halk Partisi adına, 29 uncu maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Bu madde, Bakû-Tiflis-Ceyhan hampetrol hattıyla ilgili olduğu için söz almış bulunuyorum. Ardahan Posof’tan yurdumuza giren, Erzurum, Sıvas ve Ceyhan’a kadar devam eden boru hattının temeli haziran ayında atılacak ve 20 ay sonra bitirilecektir. Bu boru hattının maliyeti 2,4 milyar dolardır; Türkiye kısmının maliyeti ise, 1 milyar dolardır. Proje, 2004 yılında bitirilecektir ve süresi 40 yıldır; yani, bu boru hattı 40 yıl çalışmış olacak ve taraflardan herhangi biri isterse, talep ederse 10’ar yıl olmak üzere 2 kez uzatılabilecektir. Kapasitesi, günlük 1 000 000 varildir; uzunluğu 1 776 kilometredir; Türkiye kısmı ise 1 076 kilometredir. Türkiye’de 4 tane pompa istasyonu vardır; bu pompa istasyonlarının çalışması için doğalgaza ihtiyaç vardır. Burada, biraz önce önerge de verildi; umarım, bu ihale, en iyi şekilde, en çabuk şekilde BOTAŞ tarafından yapılır, Bakû-Tiflis-Erzurum doğalgaz hattı bir an evvel gerçekleşir; çünkü, değerli arkadaşlar, eğer, doğalgaz anlaşması yapılırsa, hampetrol boru hattı 20 ayda bitirilecek; yoksa, 29 ayda bitecek. Demek ki, 9 ay gibi bir süre, boru hattı pompaları çalışmayacak, devletimiz zarar edecek. Bu anlamda, doğalgaz boru hattının -Bakû-Tiflis-Erzurum doğalgazının- bir an evvel bitmesi için, BOTAŞ’a yetki verilmesi ve ihalenin bir an evvel yapılması ve 20 ay içerisinde de, hampetrol boru hattının pompalarının çalışmasının sağlanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu nedenle, İpek Yolu olan Kars-Tiflis demiryolu, Posof, Çıldır-Aktaş Kapısı ve sınır ili olan Ardahan’ın stratejik anlamı daha da artmış bulunmaktadır. O bölgede, sınır ticaretinin geliştirilmesi, hatta, petrol ithalinin yapılması, çiftçiye ucuz petrol verilmesini gerçekleştirmiş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bütçe, devletin malî planıdır; ancak, bütçede dengeler korunmazsa, o zaman, kaynağı olmayan bütçe, enflasyon yaratan politika izler; eğer, kaynağı yoksa, enflasyonla beslenen, faizle beslenen bir bütçede maliyet enflasyonu yaşanır; maliyet enflasyonu yaşandığı zaman da, üretim ve istihdam durur, herkes parasını bankaya yatırarak faiz almaya başlar; bu nedenle de, üretim ve istihdam olmaz. Piyasalar, psikolojik beklentilere çok önem verir. AK Parti iktidara geldiğinde, hakikaten tek parti özlemi olan ülkemizde büyük bir sevinç, piyasalarda büyük bir düzelme olmuştu; ancak, görülüyor ki, denk olmayan bir bütçe ve geçen bu 4,5 aylık sürede, bu kredi yitirilmiş, piyasalarda bir tedirginlik başlamış; bu tedirginlik, faizlerin artmasına, kurun artmasına ve ümitsizliğe yol açmıştır. Bu nedenle, içborçların çevirme riski artmış, son üç ayda içborçlar ve nominal faizler 10 puan artmıştır. Ortalama borç vadesi yarı yarıya kısaldı, reel faiz beklentisi arttı ve daha önemlisi devletin aylık borçlanma ihtiyacı ikiye katlandı. Bu şartlarda içborçları, faiz dışı bütçe fazlasıyla da, yeni vergilerle de, hatta tasarruf önlemleriyle de finanse etmek imkânı ortadan kalkmıştır.

Ocak ve şubat aylarında içborç stoku 9,6 katrilyon Türk lirası artmıştır, bu da gösteriyor ki, iki aylık süreçte bile, faiz dışı fazla getirisi, alacağı tutmamaktadır. Hatta 2003 bütçesinde 5,942 katrilyon gelir artırıcı ve 9,8 katrilyonluk tasarruf önlemleri, bütçenin prensipleri ve ülkemizin ekonomik gerçeklerine uymadığı için, yüzde 6,5 faiz dışı fazla hedefini tutması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, toplumumuzun yüzde 40’ı çiftçiden oluşmaktadır. Çiftçimize 2002 yılında 2,4 katrilyon bir doğrudan gelir desteği parası ayrılırken, 2003 yılında 3,5 katrilyon ayrılması gerekiyordu; ancak, ne yazık ki, 500 trilyon bir para ayrılmıştır. Bu da, çiftçinin üretim yapmayacağını, üretim yapamayan çiftçiden gelir sağlanmayacağını göstermektedir. Hele, seçimden önce söz verip de, çiftçinin borç faizlerini sileceğiz deyip de, silmezseniz, yüzde 155 faizle çiftçiyi inim inim inletir, sağ sağ mezara gömerseniz, 35 000 000 insanın üretime katkısı olmaz ve o zaman, bu bütçenin gelirinin ne kadar daralacağını, hepimiz, bir gerçek olarak görmüş oluruz.

Değerli arkadaşlar, bu memleket bizim, aynı çatı altındayız, aynı gemideyiz. Allah göstermesin, şimdi bir deprem olsa, bu binada hepimiz varız; muhalefet, iktidar yok. O zaman, ülkemize, aklı başında, dengeli ve de gerçekçi bütçeler yapmak mecburiyetindeyiz. Bizi seçip buraya gönderen insanlar, bizden, bu ülkeyi iyi yönetmemizi istiyorlar; ancak, hakikaten, geçmiş hükümetlerin de büyük kabahati var.

Ben, bazı önerilerde bulunacağım: Efendim, kaynak... Amerika’dan gelen paraya bakarsak ve piyasalar da ona göre dengelenir ise, bu gemi yürümez beyler, batar! Niye batar; çünkü, borçla borç ödenmez, faiz artar. Bu bütçeden 65 katrilyon borç ödenecek, göreceksiniz, yıl sonunda, 65 katrilyon, 100 katrilyona yaklaşacak, bu bütçe, bu faizi ödeyemeyecek.

Bu nedenle, bazı önerilerim olacak arkadaşlar. Bütçeyi gerçekçi bir bütçe, denk bir bütçe yapmamız lazım. Halkımızın parasını hortumlayan bankacılar var, 22 milyar dolarımız var. Biz, 1 milyar dolar için, Amerika’dan para almak için, takla atıyoruz! O 22 milyar doları niye tahsil etmiyor bu hükümet?! Etsin, değil mi efendim, sizden rica ediyorum. Bu, hep beraber görevimizdir. 22 milyar doları tahsil edelim, getirelim, devletimizin bütçesine koyalım. Bu insanlar, bizden bunu bekliyor.

Efendim, bor madenlerimiz var. Bor madeni, dünyanın en kıymetli madeni. Dünyadaki bor rezervinin yüzde 80’ine varan bir bor madeni kaynağı var bizde, 100 trilyon dolar tutar, eğer işletirsek. Amerika, Chrysler Fabrikası, Bor madeninden araç yakıtı ürettiler ve şu anda bor madeni aracı çalıştırıyor; yani, petrolün değil, bor madeninin üzerinde durduğumuz zaman, ülkemizin geliri bize yeter de artar. Bu nedenle, bor madenlerinin mutlak surette değerlendirilmesi lazım.

Değerli arkadaşlar, ticaret, en büyük zenginliktir. Kars-Tiflis demiryolu yapılırsa ne olur biliyor musunuz; İngiltere’den kalkan bir tren, Çin’e gidecek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, size 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Türk cumhuriyetlerinde ve Çin’de toplam 1,2 milyar insan var; yani, biz 1,2 milyar insana ulaşacağız, o insanlarla ticaret hacmimiz artacak. İşte size potansiyel! İşte size para! İşte size kaynak kardeşim, kaynak arıyorsanız bu! Ne Amerika’ya, başkalarına el açıyoruz ki?!

Değerli arkadaşlar, topraklarımızın yüzde 10’u özel tapulu, yüzde 25’i orman, yüzde 65’i de hazine ve meradır. Bu ülkede toprak reformunu yapıp, üretime ağırlık vermemiz gerekiyor. Eğer, üretime ağırlık vermezsek, bir tarım ülkesi olan Türkiye, maalesef, tarım ürünlerini ithal etmek zorunda kalacaktır. Bu anlamda benim önerilerim: Topraklarımızın yüzde 65’i hazine ve meradır; bu toprakların değerlendirilmesi, sulama ve de... (AK Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen son cümlenizi alayım; buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Toprak reformu olduğu zaman, çiftçiye dönük iyi politikalar da izlersek, üretim artarsa, bütçeye gelir sağlanır, bütçemiz zengin olur, insanlarımız zengin olur, Türkiye kalkınır, hepimiz kalkınırız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt.

Sayın milletvekilleri, 29 uncu madde üzerinde başka söz talebi ve önerge yoktur.

29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

Kamu Personeline İlişkin Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Özlük Hakları

Katsayılar, yurt dışı aylıklar, ücret ve sözleşme ücreti

MADDE 30. - a) 1/1/2003 tarihinden itibaren, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 154 üncü maddesi uyarınca, aylık gösterge tablosunda yer alan rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayısı (34.300), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban aylığı katsayısı (329.250), yan ödeme katsayısı (10.885) olarak uygulanır.

1/1/2003 tarihinden itibaren, 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendi uyarınca çalıştırılan sözleşmeli personelin ücret tavanı (1.603.500.000) lira olarak uygulanır.

Bakanlar Kurulu, aylık, taban aylık ve yan ödeme katsayıları ile sözleşme taban ve tavan ücretlerini veya bu ücretlere uygulanacak artış oranıyla bunların yürürlük tarihlerini, ekonomik gelişmeler ve Devletin mali imkanlarını göz önünde bulundurmak suretiyle yeniden belirlemeye yetkilidir.

b) Kurumların yurt dışı kuruluşlarına dahil kadrolarında görev yapan Devlet memurlarının yurt dışı aylıkları, yeni kurlar ve yeni emsaller tespit edilinceye kadar, 19/4/1999 tarihli ve 99/12791 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinde yer alan hükümlere göre ödenir.

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit’in söz talebi vardır.

Sayın Koçyiğit, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının memurların özlük haklarına ilişkin 30 uncu maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna adına, görüşlerimizi açıklayacağım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz aylık bir süreyi kapsayan, ek önlemler adı altında ek yüklerle desteklenmiş 2003 malî yılı bütçesi, 45 katrilyon liralık açık öngörüsüyle Parlamentoya sunulmuş, çiftçilere ödenmesi gereken doğrudan gelir desteğinin ertelendiği, yatırımların reel olarak yüzde 50’nin üzerinde gerilediği bu bütçe, temelde bir borç ve faiz ödeme bütçesidir.

Bu bütçe, ekonomideki daralma sonucu, memurlara ve kamu çalışanlarına, enflasyon oranında dahi artış öngörmeyen bir bütçedir.

Bilindiği üzere, son yıllarda bütçe kanunlarına konulan hükümlerle, memur maaş artışları enflasyona endekslenmiştir. Bu sistemden, ilk kez, 58 inci hükümet tarafından hazırlanan, üç aylık geçici bütçe kanunuyla vazgeçilmiş; ancak, şu anda, 59 uncu hükümetin hazırlayıp Yüce Meclisin onayına sunduğu, dokuz aylık 2003 malî yılı bütçesiyle de bunu devam ettirdiğini görüyoruz.

Enflasyona endeksli maaş artışlarının, memurların lehine olduğu tartışmasızdır. Bu bütçeyle, memurların aleyhine sonuç verecek yeni bir yönteme geçilmiştir. Bundan böyle, artık, enflasyon oranındaki artışın ve enflasyon farklarının memur maaşlarına yansıtılması mümkün olmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 657 sayılı Kanunun 154 üncü maddesi, bütçede “uygulanmayacak hükümler” arasına alınmak suretiyle, memurların 2003 yılında alacakları zamlar, hükümetin inisiyatifine bırakılmıştır.

Ayrıca “kamu çalışanlarına uygulanacak aylık katsayı ile artış oranları ve bunların yürürlük tarihlerini, ekonomik gelişmeler ve devletin malî imkânlarını gözönünde bulundurarak yeniden belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir” denilmek suretiyle, maaş artışları belirsizliğe terk edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bütçe kanunu tasarısına, Anayasanın 128 inci maddesine aykırı bir hüküm getirilmiştir. Hepimizin bildiği gibi, memur maaşlarındaki artışlar ve özlük haklarının düzenlenmesi, ancak kanunla olur; fakat, bu bütçe kanunu tasarısıyla, Meclis, kendisine ait olan bir yetkiyi, hakkı ve yetkisi olmadığı bir şekilde Bakanlar Kuruluna devretmiş bulunmaktadır. İsterseniz, bu maddeyi size okuyayım buradan: “Madde 128.- ...Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir...” Ancak, burada biz, kanunla düzenlemiyoruz, sadece Bakanlar Kuruluna yetki veriyoruz. Bu, Anayasaya aykırıdır. Geçmişte bunun örnekleri vardır; iptal edilmiştir; tekrar iptal edilmeye mahkûmdur. Bunun için, bundan en kısa sürede vazgeçilmesi lazım; bir tasarı getirilip, memurların özlük haklarının bir kanunla düzenlenmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, TEFE’de, ilk iki ay sonunda, kümülatif yüzde 8,8; TÜFE’de ise, yüzde 4,9 oranında artış olmuştur. Mart ayı TÜFE artışının asgari yüzde 2,5 çıkacağının ve yüzde 2’lik refah payının da dikkate alınması halinde, memurlar, şu anda bile, devletten, asgari yüzde 4,5 oranında alacaklı bulunmaktadır.

58 inci hükümetin devamı olduğunu ilan eden 59 uncu hükümetin de, bu uygulamayı sürdüreceği anlaşılmaktadır. Anlaşılan, 59 uncu hükümetten de, memurların payına, koca bir hicran ve gözyaşı düşecektir.

Bu bütçe kanun tasarısıyla, memurlara, nisan ayında yapılması gereken ikinci maaş zammının yapılmayacağı açıktır. Ayrıca, kaynak paketi içerisinde, memurların ve emeklilerin Emekli Sandığı keseneğini 1 puan artıran ve bütçe kanununda enflasyon farkını kaldıran AKP Hükümetinin, çalışanlar lehine bir düzenleme yapmayacağı artık anlaşılmış bulunmaktadır.

Böylece, muhalefetteyken kamu çalışanlarının yanında olduklarını iddia edenler, iktidara geldiklerinde, nasıl onların karşısında olduklarını, uygulamalarıyla, açık bir şekilde göstermektedirler.

Değerli milletvekilleri, üç aylık geçici bütçe uygulamasında olduğu gibi, bu bütçe kanun tasarısında da, kadro karşılığı sözleşmeli personel ücretlerinin, kadrolu personel maaşlarının üzerinde seyrettiğini görmekteyiz. Bu eksikliğin giderilerek, eşit işe eşit ücretin verileceği bir düzenleme, bu bütçe kanun tasarısında yer almamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümet, bu bütçeyle, önümüzdeki dokuz aylık dönemde kamu çalışanlarının maaşlarına zam yapıp yapmama konusunda tereddüt içinde bulunmakta ve bu konudaki belirsizlik devam etmektedir.

AKP’nin gerek seçim bildirgesinde ve gerekse milletvekili adayları yaptıkları seçim konuşmalarında, IMF programının katı ve çalışanlar açısından acımasız bir nitelik taşıdığını, sosyal yönünün bulunmadığını ısrarla vurgulayarak, kamu çalışanlarını yüksek beklenti içine sokmak suretiyle, onların oylarını almışlardır; ancak, bugün gelinen noktada, yine, muhalefetteki söylemlerinin aksine, kamu çalışanlarının maaşlarına ne kadar zam yapacakları konusunda IMF’nin görüş ve iznine başvurduklarını ibretle görmekteyiz. IMF, açıkça “2002’de reel zam verdiniz, 2003’te dengeleri bozmayın” uyarısında bulunabilmektedir. Seçim meydanlarında memurlara, durumlarını iyileştirme sözü veren AKP, bugün, IMF karşısında vaatlerini yerine getirememenin sıkıntısını açıkça yaşamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memur maaşlarını temel gıda maddelerindeki artışlarla karşılaştırdığımızda, ne kadar yetersiz kaldığını göreceğiz. Son oniki yılda memur maaşları 443 kat artarken, gıda maddelerinin fiyatları, aynı dönemde 500 kat ile 2 688 kat arasında artmıştır. Evet; tam 2 688 kat... Maaşların limon fiyatlarındaki artışa endekslenmesi durumunda, bir kamu çalışanı, bugün, 424 000 000 lira yerine, 2 milyar 467 milyon lira, ev kirasına endekslenmesi durumunda ise asgarî 762 000 000 lira alması gerekmektedir.

Memurların maaşlarına beklentilerin çok altında zam yapan hükümetin, gıda artış oranlarındaki zammı dikkate alması durumunda, bugün, memurlara, ortalama yüzde 45 oranında zam yapması gerekmektedir.

Böylece, hükümet tarafından bir yandan maaşlara zam yapılmaması, öte yandan, sağlık giderlerinde, ilaç katkı paylarının memur aylığından kesilmesi, reçete kontrolü uygulamasının başlatılması, antibiyotiklerin reçete edilmesinin yeni esaslara bağlanması, negatif ilaç listesi uygulamasına gidilmesi, emeklilik yaşının 61’e çekilmesi, işçilerin bir ikramiyesinin 2004 yılına ertelenmesi gibi işçi, memur ve emeklilere yönelik tasarruf önlemlerinin uygulamaya konulması, çalışanlarımız ve emeklilerimiz için, yaşamı, âdeta, çekilmez hale getirecektir.

Değerli arkadaşlarım, kamu görevlilerine verilmesi planlanan son derece düşük ve yetersiz maaş ve ücretlerle, toplumumuzdaki orta ve orta altı sınıfı yok olacak, gelir dağılımı bozulacak, sınıflar arasındaki uçurum iyice derinleşecektir. Oysa, demokrasi ve özgürlüklerin yaşayabilmesi ve kök salabilmesi için, öncelikle gelir dağılımının düzeltilmesi ve orta sınıfın yükseltilmesi gerekmektedir; ancak, bu bütçe kanunu tasarısında bunu görememekteyiz.

151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve Çalışma Koşullarının Belirlenmesi ve 87 sayılı, anayasa niteliğinde olan, Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmeleri esas alınarak gerekli yasal düzenlemeler yapılmak suretiyle, kamu çalışanlarına grevli, toplusözleşmeli, özgür ve icazetsiz sendikalaşma hakkı verilmelidir; ancak bu şekilde bir sendikalaşmayla, kamu çalışanları, hükümetle toplu pazarlık masasına oturarak kendi ücretlerinin belirlenmesinde söz sahibi olacaklardır. Kamu çalışanları, demokrasi dışı yöntemlerle örgütsüz bırakılmamalıdır. Ancak toplumun tüm kesimlerinin haklarını koruyarak, onları güvence altına alarak demokrasi ve özgürlükleri yerleştirebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümete sormak istiyorum; önümüzdeki süreçte, kamu işçi sendikalarıyla yapılacak toplu iş sözleşmelerinde yine IMF’yi dinleyip, ona göre sefalet ücreti düzeyinde mi zam yapacaksınız? Hükümet bu düzenlemelerle muhalefetteyken söylediklerini ve taahhütlerini unutmuş, âdeta, IMF’ye ve onun politikalarına teslim olmuştur. Hükümet, bu düzenlemelerle kamu çalışanlarının tepkisini çekmiş ve onları kaderleriyle baş başa bırakmıştır. Hükümet, çalışanların ve halkın tepkisini dikkate almalı, bunları ciddî bir uyarı olarak değerlendirmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Koçyiğit, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız...

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) – Bakanlar Kurulu, yetkisini kullanarak memurların durumunu düzeltmeye yönelik önlemleri tez elden almalıdır. Hükümet, enflasyon farkını ve geçmiş kayıpları dikkate almak suretiyle, memurlara, 1 Nisandan geçerli olmak üzere, derhal, insanca yaşayabilecekleri bir düzeyde zam yapmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının, milletimize ve devletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diler, hepinize saygılar sunarım.

Sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Koçyiğit, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü ve Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ’ın söz talepleri vardır.

Sayın Tütüncü?.. Yok.

Sayın Sağ, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe yasa tasarısının 30 uncu maddesi hakkında, şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Tasarının 30 uncu maddesi, kamu personelinin ücretlerinin hesaplanmasında kullanılan aylık katsayı ile taban aylığı ve yanödeme katsayılarını belirlemekte ve gerektiğinde bunların artırılması için Bakanlar Kuruluna yetki vermektedir. Katsayıları belirleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi, gerektiğinde kamu personelinin ücretlerinde düzenleme yapılabilmesine olanak veren esnek bir düzenleme olması açısından olumlu ve uygun bir yetki aktarımıdır. Verilen bu yetkiyle, Bakanlar Kurulu, isterse, kamu personeline her ay zam yapabileceği gibi, isterse, yıl boyunca hiç zam yapmayabilir. Normalde yapılagelen uygulama, üç aylık periyotlar halinde maaş ve ücretlere zam yapılmasıydı. Ne var ki, bugünlerde, basında, hükümetin nisan ayında maaş ve ücretlere zam yapmayı düşünmediği yolunda haberler bile yer almaktadır; üstelik, artırılan emekli kesenekleri sonucu maaşlarda azalma olacağı söz konusuyken.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maddenin (a) bendinin üçüncü fıkrasında, Bakanlar Kurulu, ekonomik gelişmeler ve devletin malî imkânlarını gözönünde bulundurmak suretiyle maaş zamlarını yeniden belirlemeye yetki vermektedir.

Bilindiği üzere, son yıllardaki uygulamada, kamu personeline yapılacak ücret zamlarında enflasyona endeksli bir sistem oluşturulmuştu. Buna göre, ücretlerin enflasyonun gerisinde kalması halinde, aradaki fark, TEFE artış oranları dikkate alınarak, bir şekilde, kamu personeli ücretlerine otomatik bir zam halinde eklenerek ödeniyordu; yani, bu şekilde, kamu personeli, kısmen de olsa, frenlenemeyen enflasyon artışlarının etkisinden korunuyordu.

Yeni uygulama, ücret artışlarını belirleme yetkisini, böyle bir koruma şemsiyesi olmadan, Bakanlar Kuruluna vermekte; diğer bir deyişle, kamu personelinin ücret artışlarını, tamamen Bakanlar Kurulunun insafına bırakmaktadır. İlk bakışta her şey normalmiş gibi gözüküyor; fakat, durum, gerçekte öyle değil. Ekonomide her şey olumlu olur, kamu gelirlerinde hedefler tutturulur, kamu harcamalarında öngörülen sınırlar aşılmazsa, Bakanlar Kurulu da vicdanlı davranırsa, kamu personeline insaflı ve yeterli bir artış sağlanabilir; ancak, ekonomide önümüzü tam olarak göremediğimiz bu konjonktürde, enflasyonun kontrolü -Allah göstermesin- elden çıkarsa, zaten ayın sonunu getirmekte zorlanan memurun durumunu tahmin bile edemiyorum.

Yanı başımızda, bizim bir şekilde içinde bulunduğumuz bir savaş cereyan etmektedir. Felaket tellallığı yapmak gibi bir düşüncem asla yoktur; fakat, yirmibeş yıllık memuriyet hayatım boyunca, özellikle düşük dereceli memurların nasıl bir yaşam sürdürdüklerini, ceplerinde para olmadığı zamanlar çocuklarına gözükmek dahi istemediklerini defaatle görmüşümdür.

Peki, ekonomik gelişme iyi gitmezse, devletin malî imkânları umulduğu şekilde oluşmazsa, devlet, memura hiç zam yapmayacak mıdır? Diyebilirsiniz ki, elle gelen düğün bayram; ama, realite öyle değildir. Devlet memuru olmayan insanların kazançları değişkendir; herhangi bir şekilde gelirlerini artırabilirler; hiç olmazsa, borç alma şansları vardır. Devlet memurunun ise, bırakın başka kazançlar sağlayarak gelirini artırmayı, borç almasına bile mevzuat izin vermemektedir. Şunu da belirtmeyelim ki, memurların büyük çoğunluğunun kredi kartları limitleri doludur ve birçoğu da icra takibindedir.

Sonuç olarak, demek istediğim şudur: Kamu personeli, maaşından başka kazancı olmayan sabit gelirli bir kesimdir, babasının eline bakan bir okul çocuğu gibidir. Bir baba, çocuğunun ihtiyacı varken kendi ihtiyaçlarını nasıl erteler ve çocuğuna öncelik tanırsa, Bakanlar Kurulu da, bir baba şefkati ve duygusuyla davranmalı ve tamamen kendi insafına bırakılan devlet memurlarının ihtiyaçlarına öncelikli ve duyarlı bir yaklaşım göstermeli, yapacağı zamlarda, onları perişan etmemenin yollarını mutlaka bulmalıdır.

Adalet ve Kalkınma Partisinin memurlara nasıl baktığını hep birlikte göreceğiz diyor, bütçe yasasının hayırlı olması dileğiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Sağ, teşekkür ediyorum; sürenizi tam vaktinde kullandınız.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

 

İKİNCİ BÖLÜM

İstihdam Esasları

Kadroların kullanımı

MADDE 31. - a) Genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, döner sermayelere, fonlara, kefalet sandıklarına, sosyal güvenlik kurumlarına, bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlara tahsis edilmiş bulunan serbest memur kadroları ile sürekli işçi kadrolarından boş olanların açıktan atama amacıyla kullanılması ve bu kurumların boş memur kadrolarına 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre açıktan vekil atanması ile anılan kurum ve kuruluşların bu fıkra kapsamı dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yapacakları memur nakli Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının iznine tabidir. Açıktan atama izni, personel ödeneğinin yeterli olması şartıyla verilebilir. Ancak, hâkimlik ve savcılık mesleklerinde bulunanlar ile bu meslekten sayılan görevlerde olanlar, yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri ve 24/5/l983 tarihli ve 2828 sayılı Kanunun Ek l inci maddesi uyarınca yapılacak atamalar için izin aranmaz.

Kurumlar, açıktan atama, emeklilik, istifa ve nakil gibi sebeplerle serbest kadrolarında meydana gelen değişiklikler ile kadrolarının dolu ve boş durumunu gösterir cetvelleri Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarının son günü itibarıyla doldurarak ilgili ayları izleyen ayın  20'sine kadar Maliye Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığına  göndermek zorundadırlar.

b) Yukarıda sayılan kurumların boş sürekli işçi kadrolarından Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca uygun görülenler Başbakanın izniyle iptal edilir.

c) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin boş memur kadrolarına verilecek açıktan atama izni toplamı, 35.000 adedi geçemez. Söz konusu toplam sayının kurum ve kuruluşlar itibarıyla dağılımı Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanının müşterek önerisi üzerine Başbakan tarafından belirlenir.

d) İl özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik ve müesseselere tahsis edilmiş bulunan serbest memur kadroları ile sürekli işçi kadrolarından 3l/l2/2002 tarihi itibarıyla boş olanlar ile bu tarihten sonra boşalacak olanların açıktan atama amacıyla kullanılması İçişleri Bakanlığının iznine tabidir.

e) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin döner sermaye saymanlıklarına ait sayman ve saymanlıklarda görevli her unvandaki memur kadrolarından Maliye Bakanınca uygun görülenler, döner sermaye kadrolarından tenkis edilerek Maliye Bakanlığının kadro cetveline eklenir.

Tenkis edilen kadrolarda istihdam edilen personel, başka bir işleme gerek kalmaksızın Maliye Bakanlığının kadro cetveline eklenen bu kadrolara atanmış sayılırlar.

f)   (a) bendi   kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının, personel ödeneği ile kadrolarının önceden temini amacıyla, mevcut teşkilat kanunları uyarınca kuracakları yeni birimler için Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşlerinin alınması zorunludur.

g) 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki cetvelde yer alan; okutman, öğretim görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim - öğretim planlamacısı kadrolarına 1/4/2003 tarihinden itibaren açıktan veya naklen atanabilmek için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılacak merkezi sınavda başarılı olmak şarttır. Ancak, lisansüstü eğitimini tamamlamış bulunanlarda yapılacak merkezi sınava katılma şartı aranmaz. Bu sınavın yapılmasına ilişkin usul ve esaslar, sınava tabi tutulmayacaklar, sınavda başarılı olanların belirlenmesi ile merkezi sınavda başarılı olanlarla lisansüstü eğitim mezunlarının merkezi sınavı müteakip yükseköğretim  kurumlarınca yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun  görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.

h) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar, müşterek kararname veya Bakanlar Kurulu kararıyla atanacak olanlar hariç olmak üzere, (a) bendi  kapsamında yer alan kurum ve kuruluşların kadrolarına 1/4/2003 tarihinden itibaren açıktan atanamazlar.

ı) 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesi ile 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi çerçevesinde yıl içinde yapılacak değişiklikler 31/12/2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girer.

j) Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla, konsolide bütçeye dahil daire ve idarelerin teşkilât yapıları ve hizmet amacına uygun olarak personel dağılımının sağlanmasına yönelik önlemler almaya, ihtiyaç fazlası olan personelin, ilgili kuruluşların da görüşü alınarak (a) bendinde  belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanı yetkilidir.

k) Maliye Bakanlığınca, döner sermayelerin, fonların, kefalet sandıklarının, sosyal güvenlik kurumlarının ve bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşların serbest memur kadrolarına verilecek açıktan atama izinlerinin toplam sayısı ilgili kurumlarda 2002 yılında emeklilik, ölüm ve istifa sonucu ayrılan personel sayısının % 80'ini aşamaz. Norm kadro çalışması sonuçlandırılarak uygulamaya geçirilen kurumlar ile kanun, uluslararası anlaşma veya 2003 yılı programı ile kurulması veya genişletilmesi öngörülen birimler ve temini zorunlu hizmetlerin gerektirdiği personel ihtiyacını bu sınırlamaya tabi tutulmaksızın değerlendirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

l) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, kefalet sandıkları, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden  yardım alan kuruluşlar, mahalli idareler ile bunların birlik ve müesseseleri, özelleştirme kapsamındakiler dahil kamu iktisadi teşebbüsleri ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinde 22/7/1981 tarihli ve 2495 sayılı Kanun uyarınca 2003 yılında ihtiyaç duyulan personel; her kurum ve kuruluş tarafından öncelikle kendi bünyesinde çalışmakta olan ve gerekli nitelikleri taşıyan istekli personelin atanması suretiyle, kurum içinden yeterli sayıda istekli personel olmaması halinde ise anılan kurum ve kuruluşlarda çalışmakta olan ve gerekli şartları taşıyan istekli personelin naklen atanması suretiyle karşılanır. Anılan Kanunun uygulanmasında görevli kurum ve kuruluşlar, şartları haiz istekli personelin eğitimi konusunda gerekli tedbirleri alırlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek konuşacaktır; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, çok sık söz alarak ve bu geç saatte zamanınızı çok fazla almadan, Türkiye’nin kamu yönetim yapısında ve genellikle, bürokraside olan durumu önce özetlemek, sonra da kimi çözüm önerilerini çok kısa bir süre içinde sergilemek istiyorum.

HASAN ANĞI (Konya) – Çok kısa olsun...

YAKUP KEPENEK (Devamla) – Çok kısa olacağından emin olabilirsiniz.

Çok değerli arkadaşlar, bir ülkenin kamu bürokrasisi, o ülkenin toplumsal yapısının, ekonomik yapısının, malî yapısının, siyasal yapısının aynasıdır, göstergesidir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, çok yakın zamanda yapılan birkaç araştırmanın kanıtladığı bir gerçek var, o da şudur: Türkiye insanı, halkımız, yurttaşımız bürokrasiye güvenmemektedir, devletinin kendisine hizmet götürdüğü kanısını taşımamaktadır.

Ekonomiden başlayalım: Halk, ekonominin yönetiminden şikâyetçidir. Vergi sisteminin aksadığı kanısındadır. Yapılan bu araştırmaya katılanların yarısından çoğu, kamu kurumlarına giden yurttaşların işlerinin görülemeyeceği kanısını taşıdığını belirtiyor.

Bir başka nokta daha var: Halkımızın üçte 2’si, hak arama yollarından doğru, iyi yararlanamadığı kanısını taşımaktadır. Bu durum, yoksul kesimlere gidildikçe çok daha belirgin hale geliyor. Yoksul, kamu hizmeti alamıyor, hak arama yolarını kullanamıyor, haksızlığa uğruyor. Hak aramak için mahkemeye başvuranlar, adil sonuç alıp almayacaklarının kuşkusunu taşıyor.

Toplumun genel olarak kamu kurumlarına güveni çok zayıftır, yok denecek düzeydedir.

Bu noktaya dikkat edin: Halkın beşte 4’ü, Türkiye’de, kamu kurumlarında yolsuzluğun çok yaygın olduğu kanısını taşıyor.

Bu ülkeyi, biz, böyle yönetemeyiz. İnsanlar, bu güvensiz ortamda devletten hizmet bekliyor ve biz, bu bütçeyle halka hizmet götüreceğiz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de, bürokrasi, halka hizmet ile devlete bağımlılık ya da bakana bağımlılık, hükümete bağımlılık arasında sıkışıp kalıyor, bürokrasi görevini yapamıyor; siyasetçiye yakınlık, bürokraside yükselmenin aracı yapılıyor ve çok yanlış yapılıyor. Memura siyaset yasaktır; ama, memur, mecburen siyaset yapıyor, kendi işini takip etmek için siyaset yapıyor. Memuru hem siyasetten yasaklayıp hem bu ölçüde küçültmenin bu topluma verdiği zarar çok büyüktür. Devam edelim...

Mal ve hizmet üretiminde memur çalıştırdığımız birimlerde liyakate, beceriye, çalışkanlığa, dürüstlüğe önem verilmiyor; siyasetçiye yakınlık, yükselmenin nedeni oluyor. Bu, yanlıştır. Bu, verimliliği düşürüyor. Bu, Türkiye’de, bürokrat yapıyı halktan uzaklaştırıyor ve içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Bir şey daha var. Türkiye’de, aslında, kişi başına çalışan kamu personeli Avrupa’dan çok fazla değildir; birçok kadro boştur, bürokratik yapı etkinlikten ve verimlilikten uzaktır. Peki, ne yapmak gerekir?

Değerli arkadaşlar, baştan başlayalım; balık baştan kokar. Ben, biraz da bu nedenle söz aldım. Milletvekili dokunulmazlıklarını sınırlamakla başlayalım, siyaseti aklayalım. İşin başı budur. (CHP sıralarından alkışlar) Birinci nokta budur; çünkü, sağlıklı siyaset, açık siyaset, saydam siyaset, yolsuzluk ve rüşvetten uzak siyaset, yalnız ekonomik gelişme açısından, yalnız toplumsal yapı açısından değil, bir bütün olarak bu ulusun yükselmesi açısından da bir önkoşuldur, bir vazgeçilmezliktir ve siyasetin aklanması işin başıdır. Şimdi, buna bağlı olarak yapılması gereken çok şey var. Önce, kamu hizmetinde çalışanların beceri, çalışkanlık, liyakat, yükselme işlerinin objektif, açık kurallara bağlanması gerekiyor; yapının bütünüyle düzelmesi gerekiyor. Sonra, hizmet birimlerinde piramit bozuktur. Uzman, yetişkin kişiler ikincil işler yapıyor, teknisyenin işini yapıyor ve işler birbirine karıştıkça hizmet üretilemiyor, verimli hizmet yapılamıyor. Bir başka şey daha var, o da şudur: Son yıllarda ve Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin de birkaç kez vurguladığı gibi e-Türkiye, e-eğitim, e-maliye gibi elektronik anlamda bir süreç başlatılmak isteniyor. Bunun için yapılması gereken, önce kamu personelini doğru dürüst eğitmektir, kurum içi eğitimi tam olarak sağlamaktır, dışarıda aldıkları eğitimin karşılığında yükselmelerini sağlamaktır. Bu, Türkiye’nin mühendisini, yetişkin insanını, mimarını etkin ve verimli çalıştırmasının yoludur.

Sayın milletvekilleri, Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşuyoruz. Bir toplum için en büyük maliyet, en yüksek maliyet, en zararlı durum eğitilmiş, nitelikli bireylerini çalıştıramamaktır; onları işsiz bırakmaktır, onların verimsiz bırakmaktır. Hem eğiteceksiniz hem çalıştıramayacaksınız. Bu, acımasızlıktır, bu, yıkımdır. Türkiye bürokrasisi her yeni gelen hükümetin oyun alanı olmuştur; her yeni gelen hükümetin yeni bir kadro saldırısı altında kalmıştır ve zayıflatılmıştır, darbe yemiştir.

“Genel müdürü döverim” mantığıyla politika yapmak doğru değildir. Polisi, öğretmeni, öbür çalışanı küçülterek, biz, bu toplumu yüceltemeyiz. Bu toplumu yüceltmenin yolu, önce, çalışanına değer vermekten geçer. Çalışanına değer vermenin yolu, onu, onurlu tutmaktan, büyütmekten geçer. Biz, bundan sonraki dönemde, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasını, etkinliğin, verimliliğin, dürüstlüğün kamuda egemen olmasını ve bu bağlamda, insan onuruna yakışan bir ücret ve yükselme sürecinin yaşama geçirilmesini istiyoruz.

Bu anlayışla, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hocam, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına, Adana Milletvekili Kemal Sağ ve Samsun Milletvekili Haluk Koç’un söz talepleri vardır.

Sayın Sağ, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe yasa tasarısının 31 inci maddesine ilişkin olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum.

31 inci madde, yıl içerisindeki istihdam esaslarını ve mevcut kadroların nasıl kullanılacağını belirleyen hükümleri ihtiva ediyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu maddenin içerdiği bazı hükümler gerçekten olumlu işaretler veriyor. Eğer hükümet, bu sözlerinin ardında durabilirse, gelecek yılın bütçe görüşmelerinde nasip olur biz de burada olursak, sözünde duracak tüm yetkilileri tebrik etmek isterim.

Öncelikle, olumlu bulduğum ve yenilik vasfı taşıyan birkaç hususu belirtip, ardından, ciddî endişe taşıdığım diğer konuları eleştireceğim.

1.- Bu bütçe yasasıyla, hükümet, açıktan atama yapacağı azamî personel sayısını 35 000 olarak taahhüt ediyor. Bu hüküm, en azından, kadrolaşmanın sınırını belirlemektedir; ama, yine de güzel bir taahhüttür, açık bir taahhüttür.

2. – Yine, bu bütçe tasarısıyla, üniversitelerde okutman, öğretim görevlisi, uzman, araştırma görevlisi, çevirici ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarına açıktan veya naklen atanabilmek için merkezî sınavda başarılı olmak şartı getirilmektedir. Bu da, güzel bir düşüncedir; böylece, en azından, birçok üniversitede eleştiri konusu yapılan bazı kürsü başkanlarının, keyfî sayılabilecek atamaları önlenecektir; fakat, ne yazık ki, bu hüküm, Plan ve Bütçe Komisyonunda budanmıştır.

3. – Yine, Komisyona gelen tasarıda, belediyeler, il özel idareleri ve bunların kurdukları birlik ve müesseselerden genel ve katma bütçeli dairelere naklen atamalar yasak kapsamına alınmıştır. Bu güzel hüküm, ne yazık ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda son anda değiştirilmiş, belediyelerden naklen atamalar yasak dışında bırakılmıştır. Ayrıca, gençlere yer açabilmek için, kararnameli görevler hariç olmak üzere, emeklilerin yeniden göreve dönmeleri de kısmen yasak kapsamına alınmıştır.

4.- Eskiden dolu-boş kadro değişikliklerini takiben hemen uygulama başlardı ve bu durum, çoğu zaman kötüye kullanılırdı. Yeni hüküm uyarınca, dolu-boş kadro değişiklikleri yılın son günü yürürlüğe gireceği için, haksızlık yapma ve bütçe ödeneklerinden sapma olmayacaktır. Bu dört uygulama, eğer yıl içerisinde esnetilmezse, değiştirilmezse, verilen taahhütte durulursa güzel uygulamalardır.

Gelelim endişelerime:

1- Öncelikle en çok endişe duyduğum husus, belediyelerden genel ve katma bütçeli kuruluşlara naklen yapılacak atamalardır. Daha önceki aynı düşünce tandanslı hükümetler zamanında yapılan bu tür atamaları göz önüne alırsak, yine, çok değişik ve sürpriz atamalara tanık olacağız gibi bir his var içimde. Bütçe tasarısının 31 inci maddesinin (c) fıkrasında yer alan bu hüküm, Anayasa Mahkemesince, daha önce, buna benzer bir hükmün iptali bahane edilerek, tasarıdan çıkarılmıştır. Bu hükmün tasarıdan çıkarılmasının gerçek nedeni, bence, Anayasa Mahkemesi kararı değil, gerçek neden, AK Parti tabanından gelen yoğun baskılardır.

Her mesleğe saygım vardır; ancak, her meslek, eğer, uzmanlarınca, erbabınca yapılırsa saygınlık kazanır. Siz, eğer, kadrolaşma amacıyla, köy imamını, Maliye kadrolarına atarsanız, ilahiyatçıyı, turizm kuruluşunun başına genel müdür yaparsanız, herhalde, bunlar, hoş karşılanmaz; hem mesleği bilmeden atanan kişi yıpranır hem de atama yapılan meslek dallarının saygınlığını azaltırsınız. Özellikle kariyer gerektiren branşlara yapılacak naklen atamaları her zaman mercek altında tutacağımızı bilmenizi isterim. Umarım, hükümet, kendilerini yıpratacak bu tür naklen atamalara fazla cevaz vermez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sağ, size 1 dakika eksüre veriyorum.

KEMAL SAĞ (Devamla) – Efendim, izin verirseniz, 1 dakika da alacağım vardı.

BAŞKAN – Peki, alacağınızı da verdim; buyurun Sayın Sağ.

KEMAL SAĞ (Devamla) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum; sağ olun.

2- Emeklilerin atanmasına sınır getirilmesi de dikkatle izlenmesi gereken diğer bir noktadır. Dikkati çeken husus, kararnameyle atanılan görevlilerin, yasak dışında tutulmasıdır. Zorunlu emeklilik yaşının 65’ten 61’e indirilmesi konusunda, bazı görevlilerin, Bakanlar Kurulunca -bir şekilde- görevde bırakılacak olması, kafalarda nasıl soru işaretleri yaratıyorsa, burada da kararnameyle görevlere atamanın müstesna tutulması, en azından, şahsen benim kafamda birçok istifhama yol açmıştır.

3- Üniversitelerin akademik kadrolarına atanacaklar için getirilen hüküm de, maalesef, Plan ve Bütçe Komisyonunda son anda değiştirilmiş; lisansüstü eğitim sınavını kazananlar arasından seçilen araştırma görevlileri ile yüksek lisans, doktora, tıpta uzmanlık ve sanatta yeterlilik eğitimini tamamlamış olanların fıkra kapsamında öngörülen merkezi sınavdan muaf tutulmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!.. Sınavdan muaf tutulanların, diğerlerinden vatandaş olarak ne farkı var? Yoksa, bu hüküm de, AKP tabanından gelen yoğun baskılar sonucu mu değiştirildi? Yoksa, kadrolaşma yolunda ciddî bir engel olduğu mu düşünüldü?

4- Yine, başta belirttiğim gibi, konsolide bütçeli kuruluşlara açıktan yapılacak atamalar 35 000 adetle sınırlandırılmıştır. Buradaki endişem de, atanacak bu personelin nasıl atanacağıdır. Merkezi memuriyet giriş sınavının değiştirileceği veya kaldırılacağı gibi duyumlar alıyoruz; umarım, böyle bir değişiklik yaparak, tekrar, eskiden olduğu gibi, sübjektif memur alım sınavları yaşamayız.

Ayrıca, daha önceki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Sağ, 2 dakikalık hakkınızı verdim; alacaklı olduğunuz süreyi de verdim.

Teşekkür ederseniz...

KEMAL SAĞ (Devamla)- Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, şahsı adına ikinci konuşma Samsun Milletvekili Haluk Koç’a aittir.

Sayın Koç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok kısa sürecek inanın. Sadece, dikkatinizi çekmek için bir iki hususa değineceğim.

31 inci maddenin (j) fıkrasında, bu maddeyle, üniversitelerin kadrolarını düzenleyen 78 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname Eki Cetvellerinde yer alan okutman, öğretim görevlisi, uzman  -hükümetten gelen teklifte araştırma görevlisi de vardı, bunun komisyonda çıkarılması son derece olumlu bir adımdır; o yüzden, komisyondaki arkadaşlarımızı kutlamak istiyorum; ama, yeterli değildir-çevirici ve eğitim öğretim planlayıcı kadrolarına atamalarına getirilen sınav şartı, üniversitelerin, esasen ihtiyaç duydukları genç öğretim elemanlarının atanmalarını, gerçekten, zorlaştırmaktadır. Hatta doktora gibi bilimsel hayatta çok önemli bir ekonomik payeyi aldıktan sonra bir dersi vermek üzere, öğretim görevlisi olarak atanabilmek için de, bir sınava girme zorunluluğu getirilmesi, gerçekten uygun değildir; ben, bunu hatırlatmak istedim.

Bir ikincisi; yine, bütçe kanununun 31 inci maddesinin (ı) fıkrasında şu hükme yer verilmektedir: “13.12.1983 tarihli ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesi ile 2.9.1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi çerçevesinde yıl içinde yapılacak değişiklikler 31.12.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girer.” Bu hükmün uygulaması, üniversitelerde, özellikle profesör atamalarındaki doçentlerin kanunîi süre dolması ve yönetmeliklerin gerektirdiği şartları yerine getirmelerine rağmen bir sene beklemelerini gerektirmektedir. Bakın, dün çok geç saatlere kadar Millî Eğitim Bakanlığı bütçesindeki üniversitelerin payları oylandı. Türkiye’de yeni kurulmasını istediğimiz çok sayıda üniversite var, bununla ilgili kanun teklifleri var. Bir yandan da, akademik personel sıkıntımız var. Bir yandan da, bu insanların burada görev yapmalarını biz teşvik edecekken, akademik yükseltilmelerinde bu uygulamayla özlük hakkında bir erozyona, bir kayba sebep oluyoruz. Ben, bunu hatırlatmak istiyorum. Zira, üniversitelerimizde ana bilim, ana sanat dallarında kadrolar çoğunlukla dolmuş bulunmakta ve kadro değişimiyle rektörlük bünyesine temin edilen kadrolar bu dallara aktarılarak profesör atamaları gerçekleştirilmektedir. Kadro değişiminin yapıldığı yıl içerisinde atamanın yapılamayacağı hükmünün getirilmesi hak sahiplerinin bir sene geç unvana kavuşmalarına ve özlük haklarında kayba yol açacaktır. Bu durumun bir şekilde düzeltilmesi gerekmektedir. Özellikle, gelişmekte olan üniversitelerde bu özlük hakkındaki süre kaybı, orada çalışmak isteyen arkadaşlarımızda bir motivasyon eksikliğine yol açacaktır. Bilgilerinize arz etmek istedim.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hocam.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

Sözleşmeli personel

MADDE 32. - Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, belediyeler, il özel idareleri, fonlar, sosyal güvenlik kurumları, bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlar ile 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan kuruluşlarda sözleşme ile çalıştırılacak personel hakkında 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinin uygulanmasına devam olunur.

Birinci fıkrada sayılan kurum ve kuruluşlar, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanun dışında diğer kanun hükümlerine göre çalıştırdıkları sözleşmeli personelin unvan, sayı ve ücretlerini gösterir cetvelleri ve tip sözleşme örneklerini, 2003 yılı Nisan ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize edilmek üzere göndermek zorundadırlar.

Özel kanunlar uyarınca kadro karşılık gösterilmek suretiyle çalıştırılan sözleşmeli personelin unvan, sayı ve ücretleri vizeye tabi değildir. Ancak kuruluşlar bunlara ait tip sözleşme örneklerini 2003 yılı Nisan ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize edilmek üzere göndermek ve bu şekilde çalıştırdıkları sözleşmeli personelin isim, unvan, kadro derecesi ve sözleşme ücretlerini gösterir cetvelleri de Şubat, Ağustos ve Aralık ayları itibarıyla düzenleyerek ilgili ayları izleyen ayın 20'sine kadar Maliye Bakanlığına bilgi için göndermek zorundadırlar.

26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun uyarınca yapılan vize işlemleri yıl sonuna kadar geçerlidir.

Bütçe yılı içinde ilgili mevzuat hükümlerine dayanarak istihdam edilecek yeni sözleşmeli personel (kadro karşılığı çalıştırılan sözleşmeli personel hariç) için kuruluşlarca ayrıca düzenlenecek sayı, unvan, nitelik ve ücretleri gösterir ek cetvellerin ve farklı hükümler içermesi halinde tip sözleşme örneklerinin Maliye Bakanlığına vize ettirilmesi gereklidir. İlgili mevzuat hükümlerine dayanarak istihdam edilecek yeni sözleşmeli personelin belirlenmesine yönelik herhangi bir işlem yapılmadan önce Maliye Bakanlığından izin alınması şarttır.

Yukarıdaki fıkralara göre vize işlemleri tamamlanmadan sözleşme yapılamaz ve herhangi bir ödemede bulunulamaz.

14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ile ek geçici l6 ncı maddesi ve özel kanunları uyarınca 2002 yılında sözleşmeli olarak çalıştırılanlardan 2003 yılında görevlerine devam etmeleri ilgili bakanlık veya kuruluşlarca uygun görülenlerin Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarına ait sözleşme ücretleri, sözleşme ile çalıştırılmaları konusundaki kanuni işlemleri tamamlanıncaya kadar, 2002 yılında vize edilmiş sözleşmelerine göre, anılan aylarda mevzuat uyarınca sözleşme ücretlerinde artış yapılması halinde bu artışlar da dikkate alınarak Maliye Bakanlığı vizesi aranmaksızın ödenir.

İlgili mevzuatı uyarınca kadro karşılıksız veya 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi (B) fıkrası ile ek geçici 16 ncı maddesi çerçevesinde 2002 yılında vize edilmiş olan sözleşmeli personel  pozisyon sayıları 1/4/2003 tarihinden itibaren hiçbir şekilde aşılamaz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Şevket Arz konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Arz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sizleri ve bizi televizyonları başında izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

2003 yılı bütçesinin ülkemize mutluluk getirmesini diliyorum.

32 nci maddede yer alan, sözleşmeli personel hakkında söz almış bulunuyorum.

Konuşmama, özel sözleşmeli personelden bahsederek girmek istiyorum. Sözleşmeli personel, 1983 siyasî iktidarı ANAP ve onun Genel Başkanı rahmetli Turgut Özal tarafından uygulamaya konulmuştur. Sözleşmeli personelin uygulamaya konulması amacı, bazı uzman ve teknik elemanlara özel sektör tarafından verilen yüksek ücret nedeniyle, bu elemanların KİT’leri terk edip, özel sektöre geçişlerini engelleyip, onları KİT’lerde tutmaktı, hatta, özel sektördeki bazı önemli elemanlara KİT’lerde cazip maaşlarla görev vermekti. Başlangıçtaki amacı gayet iyi niyetliydi. Ancak, daha sonra, bu sözleşmeli personel anlayışı değişmiş, siyasî iktidarların kendi yandaşlarına yüksek ücret verme anlayışı öne çıkmıştır. Bu sözleşmeli işçilerden 13 500’ü konsolide bütçede, 130 000’i KİT’lerde, 41 000’i kamu bankalarında, 1 300’ü yerel yönetimlerde, 3 300’ü SSK’da görev yapmaktadır.

Sözleşmeli personel istihdamının yaygınlaştırılması KİT’lerin özelleştirilmesi politikasıyla yakından ilgilidir. Bu anlamda, emeğin tarihî kazanımlarını da içeren sosyal devletin tasfiyesi amaçlanmaktadır. Bu aşamada, ilk hedef, KİT’lerin sendikasızlaştırılmasıdır. Sözleşmeli personel uygulaması, başladığı 1984 sonrasından günümüze kadar, tüm siyasî iktidarların yandaşlarının, kısmen de olsa, korunması, kollanması, ödüllendirilmesi uygulamasına dönüştürülüp, istismar edilmiştir. Örneğin, bir kamu kurumunda 657 sayılı Yasaya göre çalışan üniversite mezunu bir memur ayda 500 000 000 lira alırken, ortaöğretim mezunu bir memur daha önce 400 000 000 lira maaşla çalışırken, siyasî iktidardan, kendisine sözleşmeli personel olma olanağı sağlatıp, kendisinden daha önemli görevlerde bulunan memurlardan 2 kat fazla maaş almaktadır. Bu sözleşmeli personel uygulaması çelişki doğurmakla birlikte, iş barışını ve iş verimini de engellemektedir. Sözleşmeli personel anlayışı, sadece yandaşları koruma, kollama ve ödüllendirme şekline dönüştüğünden, bütçemize de yük olan bu haksız uygulamaya en kısa sürede son verip, sözleşmeli personel uygulamasını tamamen kaldırmalıyız.

Personel ücretlerinde de eşitlik sağlanmalıdır. KİT’lerde taşeron müteahhit işçisi kullanmaya son vermelisiniz. Yerel yönetimlerde, itfaiye hizmetleri dahi taşeron eliyle sürdürülmektedir. Uzmanlık isteyen bu tür hizmetlerde nasıl taşeron kullanırsınız?!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Kim kullanıyor?!.

ŞEVKET ARZ (Devamla) – Belediye başkanları kullanıyor.

Kamuda bugüne kadar yapılan özelleştirme sonucu işinden atılan 2 600 civarındaki işsiz işçi, derhal, başka kamu kuruluşlarında, işçi olarak işe başlatılmalıdır. Benim ilim Trabzon’da, özelleştirme mağduru, işten atılan onlarca işçi kardeşim iş beklemektedir.

Özelleştirme sonucu, kamuda çalışan sözleşmeli işçiler memur yapılmak isteniliyor. Neden işçi olarak başka bir kamu kuruluşuna devredilmiyor, sormak istiyorum. Siyasî iktidar, en kısa sürede bu sevdadan vazgeçmelidir. Elinde kazma kürek olan ve yağ pas içindeki dozer operatörünü masa başında oturtmayı mı düşünüyorsunuz, yoksa, işçinin kıdem tazminatına mı göz diktiniz?

Özel sözleşmeli personel, Anayasamıza ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı olduğundan, tamamen uygulamadan kaldırılmalıdır. Gelin, bu uygulamayı, iktidar olarak siz kaldırın, siyasî mirasına da siz sahip çıkın.

Saygılarımla. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arz, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına, Adana Milletvekili Kemal Sağ ve Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun söz talepleri vardır.

Sayın Sağ, buyurun.

KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özür diliyorum, çok sık çıktım galiba, affınıza sığınıyorum.

Tasarının 32 nci maddesi, sözleşmeli personel istihdamı konusunu ele almaktadır. Madde hükmü, 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararına atıfta bulunarak, sözleşmeli personel çalıştırmaya devam edileceğine işaret ediyor. Anayasamızın 128 inci maddesi “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” şeklinde hükme bağlamıştır. Anayasamızın kamu hizmeti göreceklerle ilgili bu tanımında, sözleşmeli personel yer almamaktadır. Bu hüküm, idarî yapımızda, sözleşmeli personel istihdamının mümkün olup olmadığını tartışma konusu yapmaktadır. Kanaatimce, sözleşmeli personel çalıştırılması, Anayasamızın 128 inci maddesi hükmüne uygun değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle, 1986 yılından itibaren, Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarına ait teşkilat yasalarına özel hükümler konulmak suretiyle, 657 sayılı yasa ve diğer yasaların sözleşmeli personel hükümlerine tabi olmaksızın, kadro karşılığı gösterilmek veya herhangi bir kadroya bağlı olmaksızın, sözleşmeli personel çalışmasına imkân verilmiştir.

Bu tür kuruluşlarda uygulanan sözleşmeli personel statüsü, özel meslek bilgisi ve ihtisası olan eleman çalıştırmak için değil, daha avantajlı bir ücret rejimi yaratmak için kullanılmaktadır. Zaten, objektif olmayan ücret politikaları, sözleşmeli personele yapılan ücret ödemeleriyle iyice bozulmakta, aynı yerde, aynı işi yapan kamu görevlilerine farklı ücret ödeme sorunu ortaya çıkararak, çalışma barışını ve huzurunu olumsuz yönde etkilemektedir.

Sözleşme ücretlerinin tavan ve taban miktarlarının Bakanlar Kurulu kararıyla verilecek olması, Anayasaya aykırıdır. Sözleşmeli personel ücretlerinin Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmesi, bu personeli memur kapsamı dışına çıkarmaz. Zira, bu tür personelin büyük çoğunluğu, önce, 657 sayılı Yasanın ilgili hükümlerine göre kadrolarına atanmakta, daha sonra kendileriyle sözleşme akdedilerek, ücretleri belirlenmektedir.

Sözleşmenin taraflarca imzalanması da bunları memur statüsü dışına çıkarmaz. Sözleşmede, Borçlar Yasasında belirtildiği anlamda, serbest irade beyanı değil, statüler ve esaslar hâkim durumdadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; memurlar için atama işlemine gerek vardır. Atama, hukukî açıdan şart işlemdir. Diğer bir anlatımla, atanma işleminde memurun rolü, idare ile aralarındaki ilişkileri belirlenmiş bir statüye intisap etmekten ibarettir.

Sözleşme istihdamında ise, akdî bir durum söz konusudur ve atamadan farklı bir işlemdir. Burada kural, sözleşmenin tarafları arasında özgür veya karşılıklı irade uyumudur. Kadro karşılığı sözleşmeli çalıştırılmada, sözleşmeyle ilgili akdî bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Bu nedenle de, bu tür sözleşmeli personel, aslında, memur sayılmaktadır. Aslen memur olan bir personele sözleşmeli personel statüsünde ücret ödenmesi de doğru değildir; aynı işi yapan personele farklı ücret ödeme yolunu açtığından, kanaatimce, ahlakî de değildir.

Maddenin son fıkrasında yer alan “ilgili mevzuat uyarınca, 2002 yılında vize edilmiş olan sözleşmeli personel pozisyon sayıları 1 Nisan 2003 tarihi itibariyle hiçbir şekilde aşılamaz” hükmüyle, sözleşmeli personel çalışmasına bir sınır getirilmektedir. Buna göre, 2002 yılı sonunda vize edilmiş bulunan sözleşmeli personel sayısının, 2003 yılında değiştirilemeyeceği belirtilmektedir. Bu, kanımızca, olumlu bir karardır; ancak, alınan kararın olumlu olması yetmiyor, uygulamanın da olumlu olması gerekiyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Gelin, siz uygulayın!

KEMAL SAĞ (Devamla) – Efendim, iktidar olursak, inşallah, uygularız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; benim endişem, yıl içerisinde çeşitli mazeretler ve özellikle AKP tabanından gelecek baskılar neticesinde, bu sınırların zorlanması, hatta, bu sınırın aşılmasıdır. Bu konunun takipçisi olacağımızı belirtiyor, 2003 yılı bütçesinin hayırlı olması dileğiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.

Sayın Aslanoğlu, buyurun. (Alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; gençler nereye gidiyor, gençler ne olacak?.. Bu ülkenin her yıl 1,5 milyon genci nereye gidecek? Aşları yok, ekmekleri yok. Her gün hepinize bir sürü insan geliyor. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bir dakika...

Bu gençler ne olacak? Evet...

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Bu ayıbı biz kapatacağız!..

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben, burada, siz ve biz demiyorum beyefendi! Ben size soruyorum; siz ve biz demiyorum; biz, biz, biz; Bu yüce Meclis! Gençler umutsuz, gençler gelecekten ümitsiz...

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Öyle idi, artık değil...

AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) – Biraz dinleyin ya...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “İdi” değil efendim, hâlâ, her gün elli bin kişi geliyor, yapmayın böyle şey ya! Lütfen, istirham ediyorum, Ünal Bey ya! (AK Parti sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Bu hale getirenler utansın!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu gençler her yıl 1,5 milyon... Bugün, Orta Doğu mezunu, Boğaziçi mezunu 250 000 000’a, 200 000 000’a iş arayan binlerce insan var; bundan haberiniz yok mu! (AK Parti sıralarından “Var, var” sesleri) Ee, ben bunları söylüyorum!.. (CHP sıralarından alkışlar) Ha, bu gençler ne olacak? Gençler hepimizin genci, bu ülkenin genci; ülkeden ümit kesiyorlar, ülkeye bağlılıkları, ülke sevgileri yok oluyor.  Onun için, bu Meclis bu sorunu çözmelidir.

Şimdi, Sayın Bakanım, ben de... Bir üniversitede veya tıp fakültesinde düşünün ki, 400 kadrolu eleman var, hemşire, ebe, sağlık memuru; aynı hastanede 900 tane geçici eleman var. Bunlar temizlik firması ihalesiyle girerek, aynı nöbeti tutuyorlar, aynı işi yapıyorlar, daha fazla çalışıyorlar, biri çok yüksek ücret alıyor, biri asgarî ücret alıyor. Böyle bir hastanede nasıl tedavi uygulanır! Böyle bir hastanede huzur olur mu! Böyle bir hastanede güven olur mu! Böyle bir hastanede verimlilik olur mu!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Öyle bir şey var mı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Var efendim, binlerce örnek vereyim: örneğin, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi. 400 kadrosu var; 900 geçici ebe, hemşire, sağlık memuru, röntgen teknisyeni var.

MEHMET SOYDAN (Hatay) – Onları düzelteceğiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Onun için, bu sözleşmeli personel konusunda... Bir kere, yedi yıldır çalışıyor aynı hemşire, bir de temizlik şirketi ihalesine sokularak. Böyle bir hastanede verimlilik olur mu? Acaba, bu hastanede bu insanlar mı hastalara bakacak; yoksa, hastalar mı bu insanların sorunlarını çözecek, psikolojik tedavilerini yapacaklar?

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) – O işe girmek için kaç tane torpil aradı biliyor musun?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, bu hepimizin sorunu. Kaç tane torpil meselesi değil, lütfen, istirham ediyorum; bu, bu ülkenin gerçeği, bu, üniversitelerin gerçeği. Onun için, Sayın Bakanım, özellikle...

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Notu alındı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Notu alındı” değil, notun uygulanması lazım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Saat kaç? (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) – Uykun geldiyse evine git, yat.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibe...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ünal Bey, hayır yani, bunları konuşmayı lüzumsuz görüyorsanız...

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ünal Bey, lüzumsuz görüyorsanız onun takdiri, bağış da bizimdir.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu...

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Lüzumsuz değil.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben, toplumun gerçeğini söylüyorum, benim şahsî meselem değil, bağışlayın; erken bitirelim de gidelim diyorsanız konuşmamı derhal kesiyor ve protesto ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, hatipler konuşurken, lütfen, müdahale etmeyiniz; çünkü, hatibin hem insicamı, konsantresi  bozuluyor hem de gerektiği şekilde hitap edemiyor. Dolayısıyla, yarın her birimizin de buraya çıkıp konuşacağını düşünürseniz kimse, lütfen, hatiplere müdahale etmesin, istirham ediyorum. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 32 inci madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

İşçilik ödenekleri ve geçici iş pozisyonları

MADDE 33. - a) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, sürekli işçileri ile otuz iş gününden fazla süreyle çalıştıracakları geçici işçileri, bütçelerinin (55) ve (66) alt programlarında yer alan l00-Personel Giderleri harcama kalemindeki ödenekleri aşmayacak sayıda ve süreyle istihdam edebilirler.

Toplu iş sözleşmelerinden doğacak yükümlülükler, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri, asgari ücret ve sigorta prim artışı nedeniyle meydana gelecek ödenek eksiklikleri Maliye Bakanlığı bütçesindeki (930-08-3-351-900)  ile  (930-08-3-356-900) tertiplerinden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Belirtilen alt programlara bu durumlar dışında (sözkonusu alt programlar arasındaki aktarmalar hariç) hiç bir şekilde ödenek aktarması yapılamayacağı gibi bütçenin başka tertiplerinden işçi ücreti ve fazla çalışma ücreti de ödenemez.

Sözkonusu kurum ve kuruluşların birim amirleri fazla çalışma için tefrik edilen ödeneğe göre iş programlarını yapmak, bu ödeneği aşacak şekilde fazla çalışma yaptırmamak ve ertesi yıla fazla çalışmadan dolayı borç bıraktırmamakla yükümlüdürler. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetler nedeniyle yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararları uyarınca yaptırılacak fazla çalışmalar hariç fazla çalışma ücret ödemeleri için hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamaz.

Kurumlar, bütçelerinin (66) alt programına tertip edilen ödenek ile sınırlı olmak üzere yıl içinde aylar itibarıyla çalıştıracakları geçici işçilerin sayılarını, bunların çalıştırılacakları birimlere göre dağılımını (merkez teşkilâtında birimler, taşra teşkilâtında ise bölge ve il müdürlüğü olarak) gösteren cetvelleri, yapılan hesaplamalarla birlikte Nisan ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize ettirmek zorundadır. Yıl içinde yer ve birim değişiklikleri ile aylık dağılımda meydana gelecek değişiklikler de aynı usule göre vizeye tabidir. Bu vize işlemi yapılmaksızın geçici işçi istihdam edilemez ve ödeme yapılamaz. Memurlar eliyle görülmesi gereken işlerde istihdam edilmek amacıyla  işçi alınamaz.

Yukarıdaki hükümlere aykırı uygulamalardan ita amirleri ve tahakkuk memurları ile ödenek üstü harcama yapan saymanlar sorumludur.

b) Döner sermayeler, fonlar ve bütçelerin yatırım ve/veya transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlar ile 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan kuruluşların 1/1/2003 tarihinden itibaren otuz iş gününden fazla süre ile çalıştıracakları geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları, aylar ve birimler itibarıyla ilgili bakanlığın onayı alınmak suretiyle 30/4/2003 tarihine kadar Maliye Bakanlığına vize ettirilir. Ancak 26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun uyarınca yapılan vize işlemleri yıl sonuna kadar geçerlidir. Kuruluşların geçici iş pozisyonlarında yıl içinde meydana gelecek yer ve birim değişiklikleri ile aylık dağılım değişiklikleri de aynı usule göre vizeye tabidir.

c) (a) ve (b) bentleri kapsamındaki kurum, kuruluş ve fonların kanunla, uluslararası anlaşmalarla veya yılı programı ile kurulması veya genişletilmesi öngörülen birimleri için yapılacak yeni vizeler dışında, 2002 yılında vize edilmiş toplam adam/ay miktarlarını aşacak şekilde vize yapılamaz. Vize edilmiş bulunan geçici iş pozisyonları Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. Maliye Bakanlığınca vize edilen cetvellerin bir örneği, ilgisine göre Sayıştay Başkanlığına veya Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Bu vize işlemi yapılmaksızın ödeme yapılamaz.

d) Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının 1/1/2003 tarihinden itibaren otuz iş gününden fazla süre ile çalıştıracakları geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları, ilgili bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının onayı alınmak suretiyle 30/4/2003 tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına vize ettirilir. 26/12/2002 tarihli ve 4776 sayılı Kanun uyarınca yapılan vize işlemleri yıl sonuna kadar geçerlidir. Vize edilen geçici iş pozisyonları Devlet Personel Başkanlığınca başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. Vize ettirilen cetvellerin bir örneği Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Bu vize işlemi yapılmaksızın ödeme yapılamaz.

e) İl özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik ve müesseselerde çalıştırılacak geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları her yıl İçişleri Bakanlığına vize ettirilir. Vize edilmiş bulunan geçici iş pozisyonları İçişleri Bakanlığı tarafından başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. İçişleri Bakanlığı tarafından vize edilen geçici iş pozisyonlarına ait vize cetvellerinin bir örneği Devlet Personel Başkanlığına gönderilir. Bu vize işlemi yapılmadan geçici işçi çalıştırılamaz ve herhangi bir ödeme yapılamaz.

f) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin Kamu İşverenleri Sendikalarına ödemeleri gereken 2003 yılına ait üyelik aidatları, Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan tertipten ödenir. Yapılacak ödemeler, tertibinde yer alan ödenek tutarıyla sınırlı olup, bu tertibe bütçenin diğer tertiplerinden hiç bir şekilde aktarma yapılamaz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, CHP Grubu adına İzmir Milletvekili Enver Öktem’in söz talebi vardır.

Sayın Öktem, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış olduğum 33 üncü madde, diğer bütün maddeler gibi, bütçenin genel felsefesini yansıtacak hükümler içerdiği için, söyleyeceklerim, sadece bu maddeyle ilgili değildir, bütçenin tümüyle ilgili olacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP hükümetinin seçimlerden önce kendisini de iktidara getiren ülke koşullarını değiştirme yönünde sarf ettiği kuru vaatlerinin tam zıddı bir iktisadî, siyasî ve sosyal politika geliştirdiğini ilk beş aylık icraatlarında görmek mümkündür. Avrupa Birliği, Kıbrıs ve hâlâ içerisinde bulunduğumuz Irak Savaşı gibi uluslararası meselelerde, en ciddî ulusal stratejik konularda nasıl acemilik yaptıklarını izledik; devlet ciddiyetinin gerektirdiği hiçbir bilgiyi ve teamülü özümsememiş olduklarını gördük. Çalışma hayatına ve sosyal sorunlara nasıl baktıklarını, çalışanların NEMA alacaklarını âdeta gasp ederken, milyonlarca işçiyi ilgilendiren asgarî ücrete açlık sınırının bile yarısı kadar değer biçerken, memur maaşlarına reva gördükleri zam oranından ve daha geçen hafta “İş Yasası” adı altında Meclis önüne getirilen kölelik yasasını ısrarla savunup, işçilerin en temel hakları olan İş Güvencesi Yasasının uygulanmasını erteletirken, yüzlerini görmek mümkün oldu. Kısacası, “yoksulluğa hayır” diye iktidara geldiler; kendilerinden önceki iktidarların başlatmış olduğu yoksullaşma programına kesin ve kararlı bir dönüş yaptılar, 57 nci hükümetin bıraktığı yerden daha hızlı bir şekilde devam etme kararı aldılar. Geçmiş hükümetin bıraktığı yerde, zaten, IMF bekliyordu; gerekli brifingi aldılar, bu yüzden yabancılık da çekmediler. Şimdi, önümüze getirdikleri bütçe tasarısıyla, yoksulların yoksullaştırılması programını nasıl uygulayacaklarını anlatıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasası, nihayetinde gider ve gelir rakamlarından oluşan bir belgedir. Önemli olan, bu rakamların altında saklı olan felsefedir; öncelikle, bu bütçenin felsefesine bakmamız gerekmektedir. Bu felsefenin hangi ilkelerden oluştuğu, hükümetin şimdiye kadar sergilemiş olduğu icraatlardan zaten anlaşılmaktadır. Bütçe tasarısıyla, bu ilkeleri, hangi kaynaklarla nasıl uygulayacaklarını ifade etmeye çalışıyorlar; aslında, çok açık söylemiyorlar, çeşitli karmaşık rakamlarla, usturuplu kavramlarla asıl niyetlerini saklamaya çalışıyorlar; belki de çekiniyorlar. Onların işini biraz olsun kolaylaştırmak için, bu felsefenin temel ilkelerini, herkesin anlayacağı bir dilde, biz açıklayalım; böylece, onları da, onlara inanan seçmenlerini de, halkımızı da rahatlatmış oluruz.

Önümüze getirdikleri bu bütçeyle ve uygulamayı düşündükleri ekonomik modelle, bakın, aslında ne diyorlar: Sermayenin, özellikle, paradan para kazanan rantiyeci sermayenin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Yatırıma yönelik sermayenin, istihdam yaratan, katmadeğer sağlayan, yani, gerçek anlamda ulusal olan ve ulusa katkı sağlayan sermayenin ve üretici yatırımların geliştirilmesi önemli değildir. Önemli olan, uluslararası finans tekellerinin ve bunların yerli acentelerinin önünü açmaktır; bunun için, ne gerekiyorsa yapmak gerekir. Bu yüzden, vatandaşın vergi yükünü daha da artırmalı, vatandaşları tasarrufa teşvik etmeli, kemerlerini daha çok sıkmalıyız. Buradan sağlanan değerleri de, faizciye, tefeciye sermaye aktarmasını becermeliyiz. İstihdam yaratıcı, katmadeğer sağlayıcı yatırımların bütçe ödenekleri içerisindeki payı, 1980’li yılların başında yüzde 20’leri bile aşarken, şimdi, bu oranın yüzde 4’lere düşmesi de çok önemli değildir. Borçlarımızı, ancak, yine, borçlanmayla ödeyebiliriz; zaten, IMF de böyle istiyordu. O zaman ne yapmalıyız; tasarrufu ve geliri artırıcı tedbirler almalıyız. Peki, kimlerin geliri artırılmalıdır; borçlu olduğumuz sermaye çevreleriyle göbek bağı olan kesimlerin; yeni paradan para kazanan piyasa aktörlerinin, piyasa oyuncularının, spekülatörlerin, rantiyecilerin, faizcilerin; zaten, borçlanma batağına girmemiz de, faiz kıskacına alınmamız da onların ekonomik modellerinin ta kendisi değil midir. Bu modele sahip çıkmamız gerek. Peki kimler tasarruf etmeli, kimler daha çok sömürülmelidir; tabiî ki, her zaman olduğu gibi, emekçiler, dargelirliler, köylüler, memurlar ve esnaflar sömürülmelidir. IMF güdümlü bütçe tekniğinin temel ilkelerinden olan faiz dışı fazla ancak böyle sağlanabilir. Son on yılda, 210 milyar dolardan fazla faiz ödedik. Bu yıl da, 65 katrilyondan daha fazla faiz ödememiz gerekecek; üstelik, bu da yetmeyecek, bu ödemeleri erteleyemeyiz. Bunları engelleyecek, üreticisiyle, emekçisiyle, gerçekten verimli ve üretken bir ekonomi kuracak mecalimiz ve irademiz yoktur. Böyle gelmiş, böyle gidecek. Çalışanların, daha çok fedakârlıkta bulunması gerekmektedir.

Gereksiz harcamalar derhal ortadan kaldırılmalıdır; örneğin, tarıma, sosyal güvenliğe, işsizliği önleyici yatırımlara sağlanan katkılar derhal kaldırılmalıdır.

Daha önceki hükümetin müsrifliğinden kaynaklanan tarım kesimine yönelik doğrudan destekler derhal ortadan kaldırılmalıdır.

Memur maaş zamları en aza indirilmelidir. Asgari ücret derhal sınırlandırılmalıdır. İşçi ücretlerinin makul seviyede tutulabilmesi için de, buna uygun bir iş kanunu hazırlanmalı ve iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılarak, sermaye daha çok rahatlatılmalıdır. Ayrıca, toplu iş sözleşmeleriyle ücret artışlarının da önüne geçilmeli, bu duruma direnebilecek sendikal örgütler de bir şekilde mutlaka etkisizleştirilmelidir.

Halkın, ücretlilerin satınalma gücü düşürülürse, enflasyonun da önüne geçilir. Zira, halkın parası olmazsa talebi de olmaz, talebi olmazsa da enflasyon yükselmez.

Gayri safî millî hasılanın yüzde 22’sine ulaşan faiz gelirlerine dokunulmamalı; ama, düşük gelir gruplarından, çalışanlardan alınan vergiler daha çok artırılmalıdır; çünkü faiz sevap, çalışmak haramdır.

Çalışanlar, üretenler cezalandırılmalı, üretenlerin sırtından beslenen faizci asalaklar daha iyi beslenmelidir.

İşsizlik oranının çok yüksek olduğu, ekonomik büyümenin durma noktasına geldiği doğrudur; ama IMF programını takip ettiğimize göre de, bunda da bir yanlışlık yok demektir. Bu ağır ve meşakkatli bir iştir. Dışborç stokumuz 133 milyar dolar, içborç stokumuz 160 katrilyondur; yani iç ve dışborcumuz gayri safî millî hasılamızın yüzde 96’sıdır. Tam bir borç kıskacı altındayız. Borçlular beklemez, elimizdeki iki, üç kuruşu da heba edemeyiz, ettiremeyiz, borçlarımızı ödememiz gerekir. Tek umudumuz savaşın diyeti olan ABD yardımıydı, bu da olmadı; aslında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Sadece IMF’nin direktiflerini yerine getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, aslında siyasal iktidar, az önce onların ağzından temel ilkelerini sıraladığım felsefelerini ve ekonomik modellerini harekete geçirecek bir bütçeyi ve ekonomik programı benimsemiştir. Kendilerini iktidara getiren yoksulların yüzlerine bakamadıkları için, bizim az önce söylediğimiz açıklıkla bunları bir türlü dile getiremiyorlar.

Seçimlerden önce ve hemen sonra AKP’liler seçmenlerine mesaj vermek ve IMF’ye karşı olduğunu göstermek için, IMF’yle her şeyi yeniden müzakere edeceğiz ve programa sosyal boyut katacağız demişlerdir; ancak, maalesef, bu sözlerinde de, bir türlü, duramamışlardır. Hükümet, kraldan daha çok kralcı tavrını o kadar kararlı bir şekilde yerine getirmektedir ki, Türkiye’nin uyguladığı ekonomik modelin mimarlarından olan Dünya Bankası bile, sosyal konulara eğilmediği için, hükümeti uyarmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe, bir borç ödeme ve yoksullaşma bütçesidir. Hükümetin uyguladığı ekonomik program, yoksulların yoksullaştırılması, faizcilerin nemalandırılması programıdır! Aslında, bütçe tekniği açısından da, gerçekçi bir bütçe değildir, aceleyle, çalakalem hazırlanan bir bütçedir.

Değerli milletvekilleri, bir ülke de, bu kadar acemi insan mantığıyla yönetilir mi?! Blöf, küçük hesap, tefeci kurnazlığı, ilkesizlik, kararsızlık, ne ararsan var bu hükümette! (AK Parti sıralarından “Ayıp” sesleri)

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Yüzde 51 oy veren Çorum halkı...

ENVER ÖKTEM (Devamla) - Bu hükümet, büyük bir devlet geleneği olan, büyük ve onurlu bir ulusal kurtuluş mirası olan, binlerce yıllık kültürel birikime sahip Türkiyemiz ve ulusumuz için, maalesef, talihsizliktir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin hükümet programına göre, devletin ekonomideki temel rolü, piyasalarda serbest rekabet koşullarını sağlamak ve teşebbüs gücünün önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu bütçe de, tam anlamıyla, bu anlayışla hazırlanmıştır.

Bu anlayışa göre, devlet, küreselleşme ve küresel finans oligarşisine uygun bir şekilde, sadece, sermaye için var olacaktır! Bu yüzden, ulusal kalkınma, sanayileşme, ekonomik dengesizliğin önlenmesi terk edilmelidir! Piyasa aktörlerinin önü açılmalı, devlet küçültülmelidir! AKP programına göre, buna uygun bir şekilde, yatırımcının önündeki bürokratik engeller de kaldırılmalıdır!

AKP’nin hükümet programından, yeni ekonomik tedbirler paketinden ve bütçe tasarısından da tam olarak anlamaktayız ki, önümüzdeki dönem, dargelirliler, emekçiler, işsizler, köylüler, yani, gerçek anlamda halk için, pek iç açıcı değildir.

BURHAN KILIÇ (Antalya) – Zaten emekçiler sizi bu hale getirdi...

ENVER ÖKTEM (Devamla) – Tabiî!..

Yine, ekonomik kriz içerisinde, iyice yoksullaştırılan, hayatta kalabilmek için kredi almak zorunda kalan, faiz ve borç batağına sürüklenen köylüler, bütçede tamamen gözardı edilmiştir!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Bunları Kemal Derviş yapmadı mı?!

BAŞKAN – Sayın Öktem, size 1 dakika eksüre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

ENVER ÖKTEM (Devamla) – Çok uzağa gitmeye gerek yok, Başkent Ankara sınırları içerisindeki Şereflikoçhisar köylülerinin acı haykırışını buradan bile işitebiliyoruz. Hiç değilse, Büyük Kışla, Acıkuyu, Şekerköy, Avinköy, Damlacık Köyü, Şanlıkışla Köyü halklarının seslerine kulak veriniz. Ülkemizin bütün köylülerinin ortak dertlerini seslendiriyorlar. Mesela, Şanlıkışla Köylüleri diyor ki: “Hükümet, zaten perişan olmuş köylüye, Dünya Bankası kredileriyle verileceği söylenen doğrudan gelir desteğine bile göz dikmiş durumdadır. Tarım kredi kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan kredi borçlarımızın faizini bile ödeyebilecek durumda olmadığımız açıkken, sanki başka ülkenin vatandaşlarıymışız gibi, mallarımıza, mülklerimize haciz konulmuştur. Doğrudan gelir desteğiyle alacağımız üç beş kuruş paraya da, bu borçlarımıza mahsuben el konulmuştur.” Bu, tam bir mizahtır. Atatürk'ün, “köylü efendimizdir” dediği bu noktada, Şanlıkışla Köyü devlet tarafından haczedilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamı bitirirken şunu ifade etmek istiyorum: Aslında, iktidarımızı temsil eden partimizin adı Adalet ve Kalkınma Partisidir. Korkarım ki, bu partimizin adı, halkımız tarafından, adaleti katleden parti şekline gelecektir. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Öktem, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 33 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Diğer Hükümler

Geçici görevlendirme

MADDE 34. - 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun ek 8 ve ek 9 uncu, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunun 3 üncü, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanunun 38, 40 ve 41 inci maddelerine ve 13/10/1983 tarihli ve 2919 sayılı Kanuna göre görevlendirilenler ile güvenlik görevlileri hariç, ilgili mevzuatı uyarınca diğer kurumlarda geçici olarak görevlendirilen ve kadro aylıklarını kendi kurum veya kuruluşlarından alan memurlar veya kamu görevlileri, geçici olarak görev yaptıkları kurum personelinin yararlandığı ve ilgili mevzuatında sözkonusu personele de ödenebileceği belirtilen her türlü tazminat, fazla mesai ve diğer ödemelerden yararlanamazlar.

BAŞKAN –Sayın milletvekilleri, 34 üncü madde üzerinde söz talebi ve önerge yoktur.

34 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, saat 00.30’da toplanmak üzere, Birleşime ara veriyorum.