DÖNEM
: 22 CİLT : 8 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
50 nci Birleşim
19 . 3 . 2003 Çarşamba
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Osmaniye Milletvekili Mehmet
Sarı’nın, öğretmen okullarının kuruluşunun 155 inci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
2. - Antalya Milletvekili Hüseyin
Ekmekçioğlu’nun, öğretmen okullarının kuruluşunun 155 inci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
3. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun, bölgesel olarak uygulanacak elektrik tarifelerinin yaratacağı
sıkıntılara ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 27
milletvekilinin, Adlî Tıp Kurumu ve ruh ve sinir hastalıkları hastaneleriyle
ilgili çeşitli iddiaların ve bu kurumların sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/52)
2. - Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay
ve 25 milletvekilinin, Ankara’nın Gölbaşı İlçesindeki Mogan ve Eymir
göllerindeki ekolojik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/53)
C) TEZKERELER
VE ÖNERGELER
1. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı’nın,
(6/249, 6/250, 6/187) esas numaralı sorularını geri aldığına ilişkin önergesi
(4/31)
D) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1. - 2003 bütçe müzakerelerinde üyelerin
söz kayıt işlemlerine ve usullerine ilişkin Başkanlık duyurusu
IV. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİSİ
1. - Genel Kurul gündemindeki sıralamanın
yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ
SORULAR VE CEVAPLARI
1. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin,
Yalova’nın deprem sonrası bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen’in cevabı (6/90)
2. - Antalya Milletvekili Osman Özcan’ın,
Antalya-Alanya yol çalışmalarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü
soru önergesi ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen’in cevabı (6/97)
3. - Batman Milletvekili M. Nezir
Nasıroğlu’nun, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde boşaltılan köylere
ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru ve önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi
nedeniyle konuşması (6/91)
4. - Diyarbakır Milletvekili Muhsin
Koçyiğit’in, çiftçilerin kredi borçlarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru
önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/122)
5. - Manisa Milletvekili Nuri Çilingir’in,
sürücü belgesinde aranılan görme yeterliliğine ilişkin İçişleri Bakanından
sözlü soru ve önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/123)
6. - Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı’nın, yönetim kademelerinde yapılan atamalara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/127)
7. - Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu’nun, 1958’de kaldırılan Karaköy Camiine ilişkin Kültür Bakanından sözlü
soru önergesi ve Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun cevabı (6/128)
8. - Çorum Milletvekili Feridun
Ayvazoğlu’nun, Çorum ve Alacahöyük müzelerinin kapatılmasına ilişkin Kültür
Bakanından sözlü soru önergesi ve Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun cevabı (6/136)
VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - Samsun Milletvekili Haluk Koç’un,
Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun, Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
VII. -
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - İş Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı : 73)
2. - Tebligat Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü’nün Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/533, 2/94) (S. Sayısı : 93)
3. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Turizm İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonları raporları (1/374) (S. Sayısı :
64)
4. - Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan
Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/419) (S. Sayısı : 65)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak
iki oturum yaptı.
Birinci
Oturum
Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın,
Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Uşak Milletvekili Alim Tunç’a, Başkanlık
tezkeresinde belirtilen sebep ve süreyle izin verilmesi;
Genel Kurulun 18.3.2003 Salı günkü (bugün)
birleşiminde, Bakanlar Kurulu Programının okunması ile 21.3.2003 Cuma günü
Bakanlar Kurulu Programı üzerinde yapılacak görüşmeler ve 23.3.2003 Pazar günü
yapılacak güvenoylamasının, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında
yer almasına; salı günkü (bugünkü) birleşimde, Bakanlar Kurulu Programının
okunmasından sonra sözlü soruların görüşülmesine; gündemin “Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 17 nci sırasında yer
alan, Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 24 milletvekilinin, Samsun’da kurulma
aşamasındaki mobil santralların ihale ve yer seçimi süreçleri ile çevre ve
insan sağlığına muhtemel etkilerinin araştırılmasına ilişkin (10/29) esas
numaralı Meclis araştırması önergesi ile 19 uncu sırasında yer alan, Samsun
Milletvekili Cemal Yılmaz Demir ve 23 milletvekilinin aynı konudaki (10/31)
esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin birleştirilerek
yapılmasına ve çalışma süresinin görüşmelerinin bitimine kadar olmasına;
21.3.2003 Cuma günü yapılacak Bakanlar Kurulu Programı üzerindeki görüşmelere
saat 14.00’te başlanmasına; bu görüşmelerde, hükümet ve siyasî parti grupları
adına yapılacak konuşmaların 60’ar dakika (bu süre birden fazla konuşmacı
tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10’ar dakika olmasına ve
görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına; 23.3.2003
Pazar günü yapılacak güvenoylamasına saat 11.00’de başlanmasına,
2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile
2001 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının gündemin “Özel Gündemde Yer
Alacak İşler” kısmında yer almasına; bütçe görüşmelerine, 23.3.2003 Pazar günü
güvenoylamasından sonra başlanmasına ve resmî tatil günleri dahil, her gün saat
11.00’den 13.00’e kadar ve saat 14.00’ten günlük programın tamamlanmasına kadar
çalışmalara devam olunmasına ve görüşmelerin 6 günde tamamlanmasına;
başlangıçta bütçenin tümü üzerinde gruplar ve hükümet adına yapılacak
konuşmaların (hükümetin sunuş konuşması hariç) 1’er saat (bu süre birden fazla
konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10’ar dakikayla
sınırlandırılmasına; İçtüzüğün 72 nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde,
her turda gruplar ve hükümet adına yapılacak konuşmaların 30’ar dakika (bu süre
birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların 10’ar
dakika olmasına; kişisel konuşmalarda, her turda, İçtüzüğün 61 inci maddesine
göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesine ve bir
üyenin birden fazla turda söz kaydı yaptıramamasına; bütçe görüşmelerinde
soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulmasına ve her tur için soru-cevap
işleminin 20 dakikayla sınırlandırılmasına; bütçe görüşmelerinin sonunda
gruplara ve hükümete 45’er dakika süreyle söz verilmesine (bu süre birden fazla
konuşmacı tarafından kullanılabilir), İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre yapılacak
kişisel konuşmaların ise 10’ar dakika olmasına,
İlişkin Danışma Kurulu önerileri;
Kabul edildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından
Bakanlar Kurulu Programı okundu.
|
|
|
|
|
|
|
|
Bülent Arınç |
|
|
|
|
Başkan |
|
|
|
Mevlüt Akgün |
|
Türkân Miçooğulları |
|
|
Karaman |
|
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
|
Kâtip
Üye |
İkinci
Oturum
Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 24
milletvekili ile,
Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir ve
23 milletvekilinin;
Samsun’da kurulma aşamasındaki mobil
santralların ihale ve yer seçimi süreçleri ile çevre ve insan sağlığına
muhtemel etkilerinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergelerinin (10/29 ve 10/31) birlikte yapılan öngörüşmelerinden
sonra, kabul edildiği açıklandı;
Kurulacak komisyonun:
12 üyeden teşekkül etmesi,
Çalışma süresinin başkan, başkanvekili,
sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden itibaren 3 ay olması,
Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,
Kabul edildi.
19 Mart 2003 Çarşamba günü saat 15.00’te
toplanmak üzere, birleşime 18.23’te son verildi.
|
|
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Mevlüt Akgün |
|
Türkân Miçooğulları |
|
|
Karaman |
|
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
|
Kâtip
Üye |
No.
: 72
II. - GELEN
KÂĞITLAR
19.3.2003
ÇARŞAMBA
Raporlar
1.- Avrupa Konseyinin İmtiyaz ve
Muafiyetlerine Müteallik Umumi Anlaşmaya Ek 6 Numaralı Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/366) (S. Sayısı: 80) (Dağıtma tarihi: 19.3.2003) (GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Gürcistan Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve
Dışişleri Komisyonları Raporları (1/386) (S. Sayısı: 81) (Dağıtma tarihi:
19.3.2003) (GÜNDEME)
3.- Ozon Tabakasını İncelten Maddelere
Dair Montreal Protokolünde Yapılan Değişikliğin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/390) (S. Sayısı: 83) (Dağıtma tarihi: 19.3.2003) (GÜNDEME)
Sözlü Soru
Önergesi
1.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın,
şekerpancarı üretimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/310) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.3.2003)
Yazılı Soru
Önergesi
1.- Kırıkkale Milletvekili Halil
Tiryaki'nin, Kırıkkale İlindeki yol yapım projelerine ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/312) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.3.2003)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 27
Milletvekilinin, Adlî Tıp Kurumu ve ruh ve sinir hastalıkları hastaneleriyle
ilgili çeşitli iddiaların ve bu kurumların sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/52) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.3.2003)
2.- Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay ve
25 Milletvekilinin, Ankara'nın Gölbaşı İlçesindeki Mogan ve Eymir Göllerindeki
ekolojik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/53) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.3.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
19 Mart
2003 Çarşamba
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, 3 arkadaşıma
gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet
bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin cevap süresi 20 dakikadır.
Gündemdışı ilk söz, öğretmen okullarının
155 inci kuruluş yıldönümü nedeniyle söz isteyen Osmaniye Milletvekili Mehmet
Sarı'ya aittir.
Buyurun Sayın Sarı. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. -
Osmaniye Milletvekili Mehmet Sarı’nın, öğretmen okullarının kuruluşunun 155
inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelik’in cevabı
ÊMEHMET SARI (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öğretmen okullarının 155 inci kuruluş yıldönümü münasebetiyle
gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu nedenle, Yüce Heyetinizi ve bizleri
yetiştiren tüm öğretmenleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 1848 yılında
kurulan öğretmen yetiştirme amaçlı okullar, erkek öğretmen okullarıydı; daha
sonra, 1870'li yıllarda kız öğretmen okulları kurulmuş, 1891 yılında yüksek
öğretmen okulları kurulmuş ve bu öğretmen okulları, değişik evrelerden geçerek,
günümüze kadar gelmiştir; ancak, edindiğimiz izlenim odur ki, öğretmen
okulları, şu anda, aslî görevini yeteri kadar yapamaz haldedir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, köy
ilkokullarına öğretmenler yetiştirmek, şehir ilkokullarına öğretmenler
yetiştirmek amacıyla okullar kurulmuş, 1940 yılında eğitim enstitüleri
kurulmuş, 1954 yılında ilköğretmen okulları adı altında yeniden düzenlenmiş,
1970'li yıllardan sonra bu ilköğretmen okulları özelliğini kaybetmiş, öğretmen
liselerine dönüştürülmüş, 1974-1975 öğretim yılından sonra bu okullarımızdan
öğretmen yetişmez olmuş. Daha sonra, bildiğiniz gibi, öğretmen ihtiyacını
karşılamak için, halk arasında "jet öğretmen" diye bilinen, kırkbeş
günlük kurslarla öğretmen yetiştirmek mecburiyetinde kalmışız. Daha başka
yıllarda da, öğretmen menşeli olmadığı halde, ziraat mühendislerinden,
veteriner hekimlerden öğretmen almak zorunda kalmışız. Bu ise, sağlıklı bir
eğitim sistemi değildir. İşte bugün benim asıl üzerinde durmak istediğim, asıl
amacım, söz almaktaki maksadım, bu öğretmen okullarının yeniden düzenlenmesine
yöneliktir.
Bildiğimiz öğretmen okulları, şu anda
"Anadolu öğretmen liseleri" adı altında görev yapmaktadır. Bunlara
örnek vermek istersem, Düziçi Anadolu Öğretmen Lisesi, yaklaşık 3 000 dönüm
arazi üzerinde kurulmuş, yeterli binaları haiz; fakat, sadece, bir Anadolu
öğretmen lisesi niteliğindedir. Bu okulların sınıf öğretmenliğine
dönüştürülmesi; sınıf öğretmenliğine dönüştürülürken de, o okullarda okuyan
öğrencilerin sınıf öğretmenleri olması gerekmektedir. Biz bunu deneyimimizde görüyoruz,
ki, öğretmen okulundan mezun olanlar mesleklerinde daha başarılıdırlar. İşte,
başarılı bir öğretmen, iyi bir kuşak yetiştirecek demektir.
Hepimiz biliyoruz ki, yeni nesiller
öğretmenlerin eseri olacaktır. Yeni nesillerin öğretmenlerin eseri olacağını
düşündüğümüze göre, öğretmenlerimizi de çok iyi yetiştirmek mecburiyetindeyiz.
Bu nedenle, ben diyorum ki -bir düşünce, bir fikir olarak ortaya atıyorum- bu
öğretmen okulları incelemeye alınsın, uygun olan öğretmen okulları, sınıf
öğretmeni yetiştirir duruma getirilsin. Çevredeki bir eğitim fakültesine bağlı
olarak bunlar sürdürülebilir. Bu konuda bir araştırma yapılırsa, çok daha iyi
olacağına inanıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu konu, hükümet
programımızda da "eğitim, her alandaki kalkınmanın en önemli
unsurudur" şeklinde ifadesini bulmuştur. Öğretmenlik için de şu ifadeler
kullanılmıştır: "Öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı
yakalayabilmesi için, öğretmenlerin niteliklerinin yükseltilmesine paralel
olarak çalışma şartları iyileştirilecektir... "
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sarı, mikrofonunuzu
açıyorum.
Buyurun.
MEHMET SARI (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
"Eğitim ve öğrenim hakkının
kullanılmasının önündeki engeller kaldırılacak; eğitim, hayat boyu sürecek bir
süreç olarak kabul ve teşvik edilecektir."
Ben inanıyorum ki, bu dönemde, öğretmen
okulları yeniden ele alınacak, yeniden yapılandırılacak ve sınıf öğretmeni
yetiştirmek maksadıyla, bu tip okullar yeniden düzenlenecektir.
Ayrıca, dün programı okunan, cuma günü
programının görüşmesini, pazar günü de güven oylamasını yapacağımız, AK Parti
Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan'ın kurduğu 59 uncu hükümete de başarılar
diliyor; bu düşünceyle, hepinizi, saygıyla, sevgiyle tekrar selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sarı.
Sayın Bakanım, ikinci konuşmacının da
konusu aynı; ikinci konuşmacıdan sonra konuşursunuz sanırım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) -
Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, yine aynı
konuda söz isteyen, Antalya Milletvekili Hüseyin Ekmekçioğlu'na aittir.
Sayın Ekmekçioğlu, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
2. -
Antalya Milletvekili Hüseyin Ekmekçioğlu’nun, öğretmen okullarının kuruluşunun
155 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik’in cevabı
HÜSEYİN EKMEKÇİOĞLU (Antalya) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Mart Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıldönümü
nedeniyle, söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.
Toplumların kalkınmasında ve gelişmesinde
en önemli faktör, hiç kuşkusuz, eğitim ve onun temel unsuru olan öğretmendir.
Bugün, öğretmen yetiştirme, halen tartışılan bir konu olmasına rağmen, Türk
eğitim tarihine baktığımızda, geçmişte bu konuda diğer ülkelere örnek
olabilecek çok zenginlikte deneyim ve birikimlerimiz vardır.
Öğretmenlik mesleği, insanlık tarihi kadar
eskidir. Bugün, kuruluşunun 155 inci yılını kutladığımız öğretmen okulları,
rüştiyelere öğretmen yetiştirmek amacıyla ilk kez 16 Mart 1848 tarihinde
"Darül muallimin" adıyla İstanbul'da açılmıştır. Cumhuriyet döneminde
ortaöğretim kurumlarına öğretmen yetiştirilmesinin ilk somut adımı, 1926'da
Konya'da ortamuallim mektebinin açılmasıyla atılmıştır.
Atatürk'ün amacı, çağdaş birey, çağdaş
ülke ve çağdaş ulus yaratmaktı. Ulusumuzun aydınlanması aklın öncülüğünde
bilgiyle başarılacaktır. Anadolu'da binlerce çocuk bilgiyle donatıldıkça, aklın
ve bilginin gücünü öğrenmeleri sağlandıkça, çağdaş uygarlık yolunda büyük
dönemeçler aşılacak, dev adımlar atılacaktır.
Hemen hemen her dönemde, öğretmenler,
çeşitli alanlardaki değişmeler, gelişmeler konusunda topluma öncülük görevini
üstlenmişlerdir. Ulu Önder Atatürk de ilham ve kuvvetini öğretmenlerinden
aldığını söylemiştir.
İnanıyorum ki, öğretmen yetiştirmede 155
inci yılı yaşamak, hepimiz için onur ve kıvanç vericidir. 16 Martlar, öğretmene
duyulan minnet duygularının yinelendiği, öğretmenlerimizin meslekî
heyecanlarının tazelendiği, öğretmen yetiştirmede yeni yaklaşım ve anlayışların
tartışmaya açıldığı günler olmuştur. 16 Mart 1848'den başlayarak, tüm öğretmen
yetiştiren kurumlarımızda yurdunu, insanını seven, yapıcı, çalışkan ve özverili
binlerce öğretmen yetişmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin sağlam
atılmasında, ulusal kurtuluş destanını yazan gücün arkasında, cumhuriyetin
halka benimsetilmesinde ve sonsuza dek yaşatılması idealinin genç kuşaklara
kazandırılmasında, bu irfan yuvalarının ve öğretmenlerimizin özveri ve çabası
vardır. Bu kurumlara ve öğretmenlerimize güvenimiz, sevgi ve saygımız
sonsuzdur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öğretmenlerimizin içinde bulunduğu çalışma koşullarının, toplumsal yaşam için
taşıdığı önemle koşut olmadığını hepimiz biliyoruz. Öğretmenlerimiz ekonomik
sıkıntı içindedirler; neredeyse, tamamı, ikinci bir işle uğraşmaktadır. Ben,
şahsen, öğretmenleri meslekî olarak geliştirmenin yollarından birinin, onların
ekonomik durumlarının düzeltilmesinden geçtiğine inanıyorum.
Öğretmenlerimiz, kendilerini meslekî
konularda yetiştirebilecek kaynak kitap bulamamaktadırlar. Yeterli kaynak Millî
Eğitim Bakanlığı tarafından verilmediği gibi, ekonomik olanaksızlıktan,
öğretmenler bu kaynaklara ulaşamamaktadır.
Öğretmenlerimizin karar verme sürecinde
rol almayışları ve toplusözleşmeli sendika haklarının olmayışı, en önemli
sorunlarını oluşturmaktadır. Türkiye'de öğretmenlerin tam anlamıyla örgütlenme
özgürlüğü yoktur.
Eğitim sistemimizde sık sık değişiklikler
olmakta, öğretmenler bu konuda yeterince bilgilendirilmemektedir. Bu
değişiklikler, öğretmenlerimizin katılımıyla yapılmalıdır. Ayrıca,
öğretmenlerimizin, eğitim programlarında ve yönetiminde söz hakkı olmalıdır.
Değerli milletvekilleri, birkaç aylık
formasyon dersinden sonra öğretmenlik yapılması, hem öğretmenlik mesleğini hem
de yıllarını öğretmen olmaya adamış gençlerimizi derinden yaralamaktadır.
Ayrıca, teftişler daha objektif olmalı,
eğitim ve öğretimdeki başarının ölçüsü birkaç saatlik teftişler olmamalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ekmekçioğlu, mikrofonunuzu
açıyorum.
Buyurun.
HÜSEYİN EKMEKÇİOĞLU (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan.
Artık, öğretmenlik mesleğini, hak ettiği
saygın konuma getirmeliyiz; bunun için yasal düzenlemeler ivedilikle
yapılmalıdır.
Sözlerimi burada noktalarken, öğretmen
okullarının kuruluşunun 155 inci yıldönümünde, başta Başöğretmen Atatürk olmak
üzere bütün öğretmenlerimizi saygıyla anıyor, öğretmenliğin bir yaşam biçimi
olduğunun kanıtları olan onursal öğretmenlerimizi, öğretmen ve
eğitimcilerimizi, öğretmen adayı sevgili gençlerimizi, böylesine güzel bir
mesleği seçtiği için kutluyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Ekmekçioğlu, teşekkür
ederim.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı
konuşmalara Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik cevap vereceklerdir.
Sayın Bakan, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) -
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; sözlerimin
başında, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
AK Parti Osmaniye Milletvekili Sayın
Mehmet Sarı ve Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin
Ekmekçioğlu'nun, öğretmen okullarının kuruluşunun 155 inci yıldönümü
dolayısıyla yapmış oldukları gündemdışı konuşmalara hükümet adına cevap vermek
üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, öğretmen okulu
mezunu bir Millî Eğitim Bakanı olarak, öncelikle, öğretmen okulu mezunlarının
ve bütün öğretmenlerimizin, öğretmen okullarının kuruluş yıldönümünü kutluyorum
ve cehaletle savaşan, bilimle uğraşan, kıt şartlarda, kıt kanaatle, düşük
ücretlerle gençlerimizi geleceğe hazırlayan, yetiştirmek için didinen, gayret
gösteren bütün öğretmenleri de saygıyla selamlıyorum ve onlara çalışmalarında
başarılar diliyorum.
Bütün milletvekili arkadaşlarımın,
öğretmenlikle, öğretmenlik mesleğiyle ilgili elbette çok fazla bilgisi vardır;
çünkü, hepimiz öğretmenler tarafından yetiştirildik, en azından, hepimizin
onlarca öğretmeni oldu. Dolayısıyla, öğretmenlik mesleğinin önemiyle ilgili,
öğretmenlik mesleğinin değeriyle ilgili çok şey söylememe gerek yok. Bugün
Türkiye'de, öğretmenlerimizin ücretlerinin düşüklüğünü dile getirmeme,
"bunlar düzeltilecektir" şeklinde hamasî nutuklar söylememe de gerek
yok; bunlar, bilinen, gerçekten olması gereken şeylerdir.
BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızdan Yüce
Meclis tam istifade edemiyor galiba. Mikrofonunuzu biraz yaklaştırır mısınız
veya ayarlar mısınız.
Teşekkür ederim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK
(Devamla) - Sayın Başkanım, aslında, ses ayarlanırsa daha iyi olur, teknisyen
arkadaşlarımız bunu ayarlarlarsa daha iyi olur.
Teşekkür ederim efendim.
Değerli milletvekilleri, ben, öğretmen
okuluna Diyarbakır'da başladım. Diyarbakır'daki öğretmen okulumuzun
merdivenlerinde "Mutluyum; çünkü, öğretmen olacağım" ibaresi
yazılıydı ve gerçekten, biz, öğretmen olmanın heyecanı içerisinde eğitimimize
devam ediyorduk; ancak, 70'li yıllardan sonra, öğretmenlik mesleği
önemsenmemeye başlandı. Bir gün geldi ki, insanlar "canım, bizim oğlan hiçbir
şey olamayacaksa, hiç olmazsa bir öğretmen olsun" demeye başladılar. Bu,
yanlış bir uygulamaydı, yanlış bir politikaydı; çünkü, eğer bir ülkede, eğitim
ordusu bu derece kendi haline terk edilirse, önemsenmezse, sizi karanlıklar
bekler, sizi geri kalmışlık bekler, sizi dünyanın gerisinde kalma bekler; ama,
sevinçle ifade ediyorum ki, özellikle son on yılda, öğretmenlerle ilgili
şartlar daha da iyileşmiştir. En azından, öğretmen yetiştiren kurumlara giden
öğrenciler, artık, bu okullarımızı, bu yükseköğretim kurumlarımızı daha cazip
buluyorlar. Mesela, bugün, öğretmen yetiştiren bazı okullarımızın üniversite
sınavındaki puanları, tıp fakültelerinin, birçok mühendislik fakültelerinin
üzerindedir; çünkü, öğretmenlik mesleği, son yıllarda teşvik edilmiştir; bunda
da emeği geçen herkesi, huzurunuzda tebrik ediyorum.
Ayrıca, biliyorsunuz, öğretmen okullarının
ismi, daha önce köy enstitüleri idi, sonra ilköğretmen okulları olarak,
1974'ten itibaren de öğretmen liseleri olarak değiştirildi; doğrudan öğretmen
yetiştiren kurumlar olmaktan çıkarıldı, öğretmen yetiştiren kurumların
ortaöğretim kademesi haline getirildi. Biz, genellikle, reform adı altında,
isim değiştiririz; biz, bir şeyi fonksiyonel yapma yerine, formel olarak
üzerinde oynarız. Bu anlamda, öğretmen okullarıyla ilgili de, maalesef, çok
ciddî tasarruflar olmuştur ve çok ciddî değişiklikler yapılmıştır; ama, bugün,
103 tane öğretmen okulumuz vardır; bunlar "Anadolu öğretmen lisesi"
adı altında teşkilatlanmışlardır. Bu okullarda, Anadolu liselerindeki müfredat
uygulanmaktadır; bu okullarımızda, öğretmenlik formasyonuna yönelik olarak,
ekstra 11 tane de meslekî ders verilmektedir.
Anadolu öğretmen lisesinden mezun olup da
öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarını ilk 5 tercihleri içerisinde
tercih eden öğrencilerimize, ayrıca burs verilmektedir. Diğer liselerden mezun
olup da ilk 5 tercihi içerisinde öğretmen yetiştiren kurumları tercih edenlere
de burs verilmektedir. Bugüne kadar, öğretmenlik mesleğini tercih ettiği için,
çok sayıda öğrencilerimize burs verilmiştir; 1989'dan bu yana, aşağı yukarı 51
000 öğrencimize, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından burs verilmiştir. Bugün, bu
öğrencilerimize, ayda 45 000 000 lira olmak üzere burs verilmektedir. Bu da,
kaliteli öğretmen yetiştirmek için aslında son derece güzel bir uygulamadır. Bu
uygulamayı, biz, inşallah, dönemimizde geliştirerek devam ettireceğiz.
Değerli milletvekilleri, öğretmen
okullarına, biliyorsunuz, eskiden beri sınavla öğrenci alınır. Daha ortaöğretim
safhasında sınavla öğrenci alındığı için, kaliteli öğrenciler alındığı için, bu
öğrencilerimiz bir de yükseköğretime devam edince, haliyle, kaliteli öğretmen
yetiştirme şansınız olur; hatta, mezun oldukları ilköğretim okullarından, o
ilköğretim okullarının öğretmenler kurulundan "öğretmen olabilir"
kararı alamayan öğrenciler, öğretmen okullarının, Anadolu öğretmen liselerinin
sınavlarına bile giremiyorlar; dolayısıyla, çok elemeli, seçmeci bir anlayışla,
öğretmen okullarına, daha doğrusu Anadolu öğretmen liselerine öğrenci
seçilmektedir. Bu uygulamayı, biz de sürdüreceğiz; çünkü, öğretmen kalitesinin
devam ettirilmesi gerekiyor. Halihazırda, öğretmen yetiştiren yükseköğretim
kurumlarına devam eden 15 642 öğrencimize bu amaçla burs verilmektedir. Biz
-dediğim gibi- bu uygulamayı sürdüreceğiz.
Değerli milletvekilleri, öğretmen
okullarından yola çıkarak, Türk millî eğitiminin karşı karşıya bulunduğu bazı
problemleri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepinizin bildiği gibi, bizim, şu
anda 17 704 000 öğrencimiz vardır; yani, değerli arkadaşlar, Millî Eğitim
Bakanlığının eğitim verdiği, ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim,
yaygınöğretim ve açıköğretim olmak üzere eğitim verdiği 17 704 000 öğrenci var.
Bu, irili ufaklı üç Avrupa ülkesinin nüfusu kadardır; ancak, bütçeden Millî
Eğitim Bakanlığına ayrılan paya baktığınız zaman, bu pay açısından, biz,
dünyanın 105 inci ülkesi konumundayız; eğitime ayırdığımız pay açısından,
dünyanın 105 inci ülkesi konumundayız.
Türk eğitim sisteminin kronik problemleri
vardır; bunlar, bugüne kadar birike birike, âdeta, devasa problemler haline
gelmiştir ve bugün eğitim sistemimiz bu problemlerle karşı karşıyadır. Bu
problemlerin en önemlilerinden birisi de öğretmen yetiştirilmesi ve öğretmen
atamalarıdır.
Bakınız, şu anda çok ciddî haksızlıklara
sebep olan atama sisteminin bir parçası, fen edebiyat fakültesi ve eğitim
fakültesi mezunları arasında yapılan atama tercihidir. Fen edebiyat fakültesi,
Türk dili ve edebiyatı bölümü, tarih bölümü, fizik bölümü, kimya bölümü,
biyoloji bölümü mezunları maalesef atamalarda çok ciddî problemlerle
karşılaşıyorlar. Eğitim fakültesi mezunları tayin ediliyor, fen edebiyat
fakültesi mezunları büyük çapta tayin edilmiyor.
Biz, görevi devralır almaz,
arkadaşlarımıza bu konuda talimat verdik, fen edebiyat fakültesi öğrencilerinin
bu mağduriyeti en kısa zamanda giderilecektir değerli arkadaşlar. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Burada uygulanacak sistem şudur:
Fen-edebiyat fakültesi mezunu olup da öğretmenlik formasyonu alan; yani elinde
sertifikası bulunan öğretmenlerin atamasında kesinlikle eğitim fakültelerinde
uygulanan atamanın aynısı uygulanacaktır; yani, eğitim fakültesi fizik
öğretmenliği bölümünden mezun olan birisiyle fen-edebiyat fakültesi fizik
bölümü mezunu olan birisi arasında bir fark olmayacaktır, fen-edebiyat
fakültesi mezununun öğretmenlik formasyonu olması kaydıyla veya tezsiz yüksek
lisansını bitirmişse bir fen-edebiyat fakültesi mezunu, onlar da pek tabiî
olarak atanacaktır; bu haksızlık giderilecektir. Çok sayıda yeni öğretmene
ihtiyacımız vardır. Bilindiği üzere nüfusumuz hızla çoğalıyor, derslik
ihtiyacımız var, yeni okullar yapılması gerekiyor ve yeni öğretmenler tayin
edilmesi gerekiyor; hükümetimiz, bu açıktan atamalarla ilgili bu sene 35 000
kadro ayırmıştır, Sayın Maliye Bakanımızla görüşerek, bu kadroların önemli bir
kısmının Türk millî eğitimine tahsis edilmesi konusunda da gayretlerimiz
olacaktır. Ancak, bugün ideal anlamda öğretmen ihtiyacımızı karşılayabilmemiz
için, bizim, 71 991 yeni öğretmen kadrosuna ihtiyacımız vardır. Bunların hemen
temin edilmesi mümkün gibi görünmüyor. Türk millî eğitiminde en büyük eksiklik,
özellikle branş öğretmenlerinde en büyük eksiklik, İngilizce öğretmeni
açığıdır. Bu açığı gidermeye yönelik de, dediğim gibi, gayretlerimiz
vardır.
Değerli milletvekilleri, sekiz yıllık
kesintisiz eğitim yasası çıktığı zaman, hepiniz hatırlayacaksınız, dönemin
hükümeti, 2000 yılında, 30 kişilik sınıflarda, bilgisayar destekli bir eğitim
vaat etmişti, ikili öğretim, yani, sabahçı-öğlenci ayırımı kesinlikle ortadan
kalkacaktı, sabahtan akşama kadar eğitim yapılacaktı, bütün branşlarda yeteri
kadar öğretmen olacaktı ve taşımalı eğitim diye bir eğitim de söz konusu
olmayacaktı; ama, üzülerek ifade edeyim ki, şu anda, 28 000 küsur yerleşim
biriminden, 5 000 küsur yerleşim
birimine, hâlâ, taşımalı eğitim devam etmektedir.
Değerli arkadaşlar, taşımalı eğitim
verimli bir eğitim değildir. Atalarımız, aslında, en güzelini söylemiş,
demişler ki: "Taşıma suyla değirmen dönmez." Ne yapıp yapıp,
çocuklarımıza, daha kaliteli, daha az zaman kaybına yol açacak şekilde eğitim
vermek zorundayız. Taşımalı eğitim için, Millî Eğitim Bakanlığı, her yıl, 32
000 civarında araç kiralamaktadır. Bunun, bize yıllık maliyeti, aşağı yukarı
200 trilyon Türk Lirasıdır; ama, bu problemlerin hiçbiri bizi ürkütmüyor,
hiçbiri gözümüzü korkutmuyor, bunların hepsinin üstesinden geliriz.
Değerli milletvekilleri, mühim olan,
imkânsızlıklar içerisinde bazı güzellikleri mümkün kılmaktır. Bugün ülkemizin
karşı karşıya bulunduğu problemler, ülkemizin sahip olduğu imkânlar buysa, biz,
bu imkânlar çerçevesinde yapmamız gerekenlerin en iyisini yaparız.
Öğretmenlerimizin özlük haklarının
iyileştirilmesine gelince, başta da söyledim değerli milletvekilleri, siz, eğer
pastayı büyütmezseniz, bir tarafa biraz daha fazla verdiğiniz zaman, diğer taraftan
kısmak zorunda kalırsınız. Şimdi, çok haklı olarak, öğretmenlerimiz diyor ki:
"Bizim malzememiz insandır; biz, insanı eğitiyoruz. Eğer, siz bize
geçineceğimiz kadar, insanca yaşayacağımız kadar maaş vermezseniz, ücret
vermezseniz, bizi pazarlarda limon satmak zorunda bırakırsanız, biz himmetimizi
çocuklarınıza harcayamayız; dolayısıyla, öğretmen, eğer, öğrenciye himmetini
harcayamazsa, yeteri kadar harcayamazsa, eğitimde geri kalırsınız. Eğitimde
geri kalan bir ulusun, bir milletin de ileri gitmesi mümkün değildir."
Şimdi, öğretmenlerimizin bu tezi doğru mu; yerden göğe kadar doğru ve haklı.
Üniversite öğretim üyeleri diyor ki:
"Bize verilen bu paralarla bilimsel araştırma yapmak, dünyadaki diğer
üniversitelerdeki öğretim üyeleriyle yarışmak mümkün değil." Onlar da
haklı.
Tıp doktorları diyor ki: "Efendim,
biz uzman hekim olabilmek için, asgarî yirmibir, yirmiiki yıllık çok zorlu bir
eğitim yapıyoruz. Muayenehane hekimliği yapabilmek veya uzman hekim olarak
insanları tedavi edebilmek için çok uzun süren bir süreçten geçiyoruz. Eğer,
bizi tatmin edecek ücreti vermezseniz, biz, hastayı muayenehaneye götürürüz;
dolayısıyla, devlet hastanelerinde, Sigorta hastanelerinde vatandaşa gerekli
sağlık hizmeti verilmemiş olur." Ee, doktorları dinlediğiniz zaman, onlar
da haklı!
Maliyeci diyor ki: "Efendim, devletin
gelirlerini biz topluyoruz, bunun dağıtımını biz yapıyoruz; elimizin gördüğünü,
gözümüzün gördüğünü cebimiz görmüyor. Siz bize yeteri kadar, insanca
geçineceğimiz kadar ücret vermezseniz, yanlışlıklar olur."
Bir Yargıtay eski Başkanımızın ifade
ettiği bir şey vardı, diyordu ki: "Eğer, siz, yargı mensuplarını vicdan
ile cüzdan arasında bırakırsanız, o, adalet mülkün temelidir vecizesi
gerçekleşmez." Onlar da haklı.
Asker, polis diyor ki: "Ben canımı
ortaya koyuyorum, her an bir kör kurşuna kurban gidebilirim. Bu ülkenin iç ve
dış güvenliğini biz sağlıyoruz; bize daha çok para vermelisiniz" diyor; o
da haklı. Mülkî idare amirini dinliyorsunuz; o da haklı.
Değerli milletvekilleri, sonuç itibariyle
şuraya geleceğim: Biz, ne yapıp yapıp, bu ülkedeki ekonomik pastayı büyütmek
zorundayız. Ekonomik pastayı büyütmeden, eğer, bir kesime, bir tarafa biraz
fazla verirseniz, diğer taraftan kısmak zorunda kalırsınız. O, eskiden olduğu
gibi, popülist politikalarla "ben para basarım, memuruma para
veririm" anlayışı da, artık, tarihe karışmıştır. Böyle bir şey
olmayacağına göre, biz, dediğim gibi, ekonomik pastaya büyüterek, Türkiye'yi
büyüterek, Türk ekonomisini büyüterek, kendi eğitimimizi de kendi sağlığımızı
da diğer alanlarımızı da çok daha rahat hale getirebiliriz.
Onun için, ben, Millî Eğitim Bakanı
olarak, öğretmenlerin ücretlerinin düşük olduğunu biliyorum, ders ücretlerinin
düşük olduğunu biliyorum, kendi çoluk çocuklarını istedikleri şekilde
eğitebilecekleri, insanca yaşatabilecekleri bir gelire sahip olmadıklarını da
biliyorum; ama, değerli milletvekilleri, bu ülkede, tabiî ki, hepimiz, belli
dönemler, özellikle kriz ve kaos dönemlerinde fedakârlıklar yapmazsak, bu ülke
düze çıkmaz.
Ben, çok saygıdeğer eli öpülesi
öğretmenlerimden şu fedakârlığı bekliyorum: Özellikle, tahriklere
kapılmasınlar. Bugüne kadar en iyi şekilde yaptıkları görevlerini yapmaya devam
etsinler. Bu ülkede, eğer, bir iyileştirme olacaksa, onlar adına, bu
iyileştirmenin temin edilmesi için biz, herkesten önce koşacağız.
Bir Azeri atasözü vardır, çok hoşuma
gider. O Azeri atasözünde denilir ki "iğne âlemi bezer, özü lüt
gezer," yani, dikiş iğnesi herkesi giydirir, fakat, kendisi çıplaktır.
Öğretmenlerimiz, bizi bilgiyle donatırlar, insanları ilimle giydirirler; ama,
maddî olarak, maalesef, iyi durumda değiller. Genellikle, 24 Kasım Öğretmenler
Gününde veya 16 Mart, öğretmen okullarının kuruluş yıldönümlerinde, biz, hep,
şunu söyledik: "Öğretmen mum gibidir; kendisi yanar, etrafını aydınlatır."
Elbette, artık, öğretmenleri daha fazla yakmaya bizim hakkımız yoktur.
Öğretmenlerimiz, yanan mum gibi etraflarını aydınlatmasınlar, AK Partinin
lambaları gibi etraflarını aydınlatsınlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan,
öğretmenlerden söz ederken partinizden söz etmeniz hiç yakışmadı.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Yakışıp
yakışmadığını size mi soracak.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK
(Devamla) - Bu duygularla, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü
söz, bölgesel elektrik tarifesiyle ilgili olarak söz isteyen, Malatya
Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu'na aittir.
Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından
alkışlar)
3. -
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bölgesel olarak uygulanacak
elektrik tarifelerinin yaratacağı sıkıntılara ve alınması gereken önlemlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler’in cevabı
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın
Başkanım, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; size bazı rakamlar vermek
istiyorum:
Son beş yıla baktığımızda, sadece
üniversitelerimizden, her yıl 250 000 kişi mezun oluyor. Yine, yılda 1 000 000
gencimiz, üniversiteye giremiyor. Sonuçta, her yıl, 1 500 000 kişi, iş ve ekmek
bekliyor. Buna karşın, son beş yıla bakarsak, KİT'ler dahil, kamu kurum ve
kuruluşlarına, memur, işçi ve sözleşmeli personel olarak 488 000 kişi istihdam
edilmiştir; yani, devlet, her yıl 100 000 gencimize iş vermiş. Geriye kalan 1
400 000 kişi, ekmeğini bir yerde aramak için kaderlerine terk edilmiş. Özel
sektörden iş beklemiş ve iş bulamamış.
Sonuçta, bu gençler bizim gençlerimiz. Bu
insanlar gelecekten ümitli değil. Bunlar, büyük emek ve özveriyle yaptıkları
eğitimin sonunda bir de iş bulamayınca, bunalıma giriyorlar. Bu ülkede, bugün,
binlerce genç bunalımdadır; ekmek bulamadığı için, iş bulamadığı için ve bu
psikozla yaşıyor geçler. Bu ülkede gençliğin bu psikolojiyle yaşamasının, ülkenin
geleceği açısından ne gibi tehlikeli sonuçlar doğuracağını düşünemiyorum.
Her yıl, binlerce insan iş ve ekmek
beklerken, özellikle doğu ve güneydoğuda, temmuz ayından itibaren, binlerce
insan işsiz kalacaktır. 3 Mart tarihli bir gazetemizde, temmuz ayından geçerli
olmak üzere, tüm illerimizde elektrik fiyatlarının belirlendiği belirtiliyor ve
bu bilgileri -bu haber, basınımızın birkaç gazetesinde daha yer aldı- Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı Sayın Yusuf Günay Bey veriyor. Doğu ve güneydoğuda
çalışan fabrika, atölye ve imalathaneler, artık, tarihe karışacaktır.
Size rakamlarla örnek vermek istiyorum:
İzmir'de bir iplik fabrikası, kullandığı 1 kilovat elektrik için 96 000 lira
ödeyecektir; Malatya'da kurulu bir tesis 115 000 lira, Adapazarı'ndaki bir
tesis 129 000 lira, Mardin'deki bir tesis 174 000 lira, Diyarbakır'daki bir
tesis 199 000 lira, Hakkâri'deki bir tesis 279 000 lira ödeyecektir 1 kilovat
elektrik için. Diğer bir deyimle, 1 kilogram ipliğe, İzmir'deki bir tesis 300
000 lira öderken; 1 kilogram ipliği, Malatya'daki bir tesis 377 000 liraya,
Adapazarı'ndaki 488 000 liraya, Mardin'deki 551 000 liraya, Diyarbakır'daki 600
000 liraya, Hakkâri'deki ise 800 000 liraya mal edecektir.
Şimdi, size soruyorum: Bir müteşebbis, 300
000 lira ödemek yerine 880 000 lira ödemek zorunda kalarak, acaba, herhangi bir
şey üretir mi; herhangi bir imalat yapabilir mi? 1 kilogram iplikte 500 000
lira gibi bir maliyet farklılığıyla işinize devam edebilir misiniz?
Karadeniz Bölgesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgelerinde binlerce insan işsiz kalacaktır;
bu fabrikaların hepsinin kapısına kilit vurulacaktır; yeni işsizler
ordusu yaratacağız. Yine, aynı şekilde, batıdaki bir ilimizde, bir konutta 100
000 liraya kullanılacak 1 kilovat
elektrik, doğudaki bir ilimizde 250 000 liraya kullanılacaktır.
Kayıp ve kaçak elektriğin sorumlusu, doğu
ve güneydoğuda dürüstçe üretim yapan insanlar mıdır?! Ülkemizde bugüne kadar
gelen çarpıklıkların ve haksızlıkların bedeli, hep, dürüst davranana mı
çıkarılacaktır veya hep, hırsızların, namussuzların yanına kâr mı kalacaktır
yaptıkları?! Kayıp ve kaçakta, dürüst olanı değil, hırsız olanı mı
koruyacağız?! Cezayı dürüst kişi ve kurumlara vermeyelim; sorunun çözümünü
burada görmeyelim. Hırsızı yakalamak yerine, hırsızın hırsızlık yaptığı yerlere
ceza vermeyelim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Serbest rekabet diyoruz; nerede bunun
serbest rekabeti?! Kiloda 500 000 lira, sadece bir iplik fabrikasındaki
fark! Böyle bir serbest rekabet olur
mu?! Eşitlik diyoruz; böyle bir eşitlik olur mu?! Eğer eşitlikse...
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun teşviki
diyoruz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kalkınması diyoruz; nerede bu kalkınma?!
Biz, bu uygulamayla, doğu ve güneydoğuya köstek oluruz; orada binlerce işsiz
yaratırız.
Bugüne kadar verilen teşvikler hep boşa
gitmiştir; çünkü, ürün teşvik edilmemiş, kişiler teşvik edilmiştir. Halbuki,
teşvikler ürün için yapılmalı; ne kadar elektrik harcıyorsa, o tesis ne kadar
üretim yapıyorsa, teşviki üretime verelim, ürüne verelim. Doğuya daha ucuz
elektrik vereceğimize, daha pahalı elektrik veriyoruz. Yoksa, doğulu çıkıp,
Karakaya'dan, Keban Barajından ürettiği elektriğin parasını sizden mi istesin?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, lütfen,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Sayın
Başkanım, son cümlem...
Onun için, bu ülkede, doğalgaza dayalı; bu
ülkede, 6 numaralı yakıta dayalı enerji santrallarımızı çoğaltarak bu
sorunların altından kalkamayız doğal kaynaklarımızı kullanmadığımız sürece.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın
Aslanoğlu.
Gündemdışı konuşmayı, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler cevaplayacaklardır.
Sayın Bakan, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET
HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun sorduğu
sorular, aslında, bizim de sorulmasını arzu ettiğimiz sorulardı. O bakımdan,
kendisine bir defa daha teşekkür ediyorum. Yalnız, kendi kurduğu hipotezlere
kendi hükümlerini de koyduğu için, orada, bazı açıklamalarla onları, en azından,
aydınlığa, açıklığa kavuşturacağım. O bakımdan, kendisine tekrar teşekkür
ediyorum.
Şimdi, bu noktada, biz, hükümet olarak ve
aynı zamanda Bakan olarak, enerji konusunun halka mal olmasını arzu ediyoruz.
Enerji konusundaki çarpıklıkların, yanlış değerlendirmelerin halka yansıması ve
halka mal edilmesi, bizim temel hedefimiz şu anda; çünkü, gerçekten, büyük
çarpıklıklar var. Bu çarpıklıklar içinde, enerjinin kaynak sorunundan tutun,
çeşitlilik meselesine kadar, sürekliliğinden emniyetine kadar, ekonomikliğine
kadar hepsi tartışılmaya muhtaç konular. Aynı zamanda, fiyat yapılandırılması
da bu çerçevede ele alınmalı.
Şimdi, burada en önemli nokta, yeni çıkan
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun çok iyi bir şekilde algılanması ve
analiz edilmesi; çünkü, bu kanun, tüketicilere kaliteli, sürekli ve düşük
maliyetli elektrik enerjisinin rekabet ortamında sunumunu amaçlamaktadır;
fakat, yıllardır, on yıllardır süren bu çarpık yapılanmada, maalesef, ortaya,
bugünkü, hiçbirimizin tasvip etmeyeceği, kabul etmeyeceği yanlış bir tablo
ortaya çıkmıştır ki, bizim de görevimiz, Bakan olarak, bunları düzeltmektir,
bunları sağlam bir baza oturtmaktır; bilimsel ve teknik bir baza oturtmaktır.
Bununla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Bizim burada yapmak istediğimiz çalışma,
adil bir rekabet ortamının sağlanabilmesidir; bunun için de, maliyet yapıları
açısından birbirleriyle kıyaslanabilir bölgeler oluşturulmalıdır.
Şimdi, Türkiye'de elektriğin yapısını
incelediğimiz zaman, şunu görüyoruz: Bir kere, büyük ölçüde doğalgaza bir
bağımlılık var; yani, geçen sene alınan 17 milyar metreküp doğalgazın 11 milyar
metreküpü elektrik üretmekte kullanılmıştır. Doğalgazın içinde bir (p)
katsayısı vardır; bu (p) katsayısı, petrole dayalı bir katsayıdır. Petrolde
fiyat arttıkça, doğalgazı etkilemektedir; doğalgazdaki artış da, aynı zamanda,
elektriğe yansımaktadır. Biz, olayın sosyal yönünü de düşünerek, dört aydır,
hem elektriğe hem doğalgaza zam yapmıyoruz; burada sağlam bir baza oturmasını
istiyoruz ve bunun için de, ana girdiler olan, bilhassa doğalgazın,
anlaşmalarını masaya yatırdık. Biraz sonra, onları da, zaten izah etme
fırsatını bulacağız.
Aynı zamanda elektriğin yapısında bir de
kayıp-kaçak oranı var; bu yüzde 22 civarındadır. Avrupa Birliği ülkelerinde bu
yüzde 7 civarında, OECD ülkelerinde yüzde 6,5 civarındadır; bu, teknik kayıp
kısmıdır. Bir de, ayrıca, bunların içinde hırsızlık diye de nitelendireceğimiz
kaçak kullanma vardır. Bununla ilgili, biz, timler kurduk ve geçtiğimiz
haftadan itibaren bu timler yoğun bir şekilde baskınlar düzenlemektedir ve bu
düzenlemeleri de belli bir stratejiyle uygulamaktayız. Bu uyguladığımız
stratejinin temeli, 24 000 000 abonenin 100 000 abonesinin elektriğin yüzde
44'ünü kullandığı baza oturtmaktır. Bununla ilgili, Ankara'da, İstanbul'da ve diğer
şehirlerde bu timler devamlı olarak baskınlarla kaçak kullananları tespit
etmektedir ve bununla ilgili çok ilginç sayılar ortaya çıktı, gerçekler ortaya
çıktı; bunları toparlamaya çalışıyoruz.
Bu kayıp-kaçaktan, biz, 2,2 katrilyon lira
bir ek maliyetle karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız bu ek maliyeti, tabiî ki, önce
bu kayıp kaçağı önlemekle, daha sonra da çapraz sübvansiyonlarla dürüst
insanların da ödemek zorunda kaldığı başkalarının hırsızlığını veya kaybını,
onların üzerinden almak istiyoruz; yani, dürüst insanlar, bundan mutazarrır
olmasın, mağdur olmasın diye düşünmekteyiz. Bir misal vereyim: Mesela, İzmir
bölgesinde bulunan bir tüketici sadece kendi tükettiği elektriğin bedelini
ödese, yüzde 12 daha düşük bir ücret ödeyecekti; ama, maalesef, başkalarının
kaybını da, kaçağını da üzerine koyduğumuz zaman yüzde 12 daha fazla
ödemektedir. Türkiye'de şu andaki sistemden memnun olmadığımıza göre -burada
da, maalesef, çapraz sübvansiyonlar vardır ve dürüst insanlar burada mutazarrır
olmaktadır- biz, bunu kökünden çözmek istiyoruz.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, aslında,
bağımsız bir kurumdur; yani, isminde enerji vardır diye Enerji Bakanlığıyla
organik bir bağı yoktur; ama, iştigal sahamız aynı olduğu için ve birlikte de
çalıştığımız için, ortaklaşa çalıştığımız, fikir teatisinde bulunduğumuz için,
gayet tabiî ki, onların uygulamalarını da, bir kanun çerçevesinde yaptıkları
için, desteklemek durumundayız. Yaptığı çalışmalar gayet düzgün çalışmalardır
ve şimdi, onları, biz, bu kanunun çerçevesinde düzeltmeye çalışıyoruz.
Şimdi, burada, tabiî, bize yakışan, bu
elektriğin, elektrik enerjisinin fiyatlanmasındaki çarpıklıkları kamuoyundan
gizlemek değildir. Bunları, biz özellikle açıyoruz; özellikle kamuoyuna mal
olsun istiyoruz ki, ortak bir bilinç oluşsun, yerleşsin ve bu bilinç
doğrultusunda bu problemleri çözelim istiyoruz. Bunun için de, biz, olan
bitenleri, bütün açıklığıyla, kamuoyuyla ve dolayısıyla sizlerle paylaşmayı
arzu ediyoruz.
Elektrik Piyasası Kanunu, gerçek
maliyetlerin yansıtıldığı şeffaf bir piyasa yapısını öngörmektedir. Bu şekilde
oluşturulmuş bir yapıda, aksaklıkların neden olduğu açık olarak görülebilir ve
bunların giderilmesi için de doğru kararlar alınabilir ve zaten bu doğrultuda
çalışıyoruz.
Tabiî, bir geçiş dönemi var. Burada, biz,
yılların biriktirdiği bir konuyu çözüyoruz; yani, TEK'in kuruluşunu Etibankla
birleştirdiğimiz zaman... 1935'te kurulan Etibanktan doğmuştur TEK; daha sonra,
TEDAŞ ve TEAŞ olmuştur; ondan sonra, Üretim AŞ, İletim AŞ diye diğer birimler,
diğer genel müdürlükler oluşmuştur. Şimdi, bunlar, aslında, daha sağlıklı bir
yapıya doğru gitme çabasıdır.
Burada, bizim, yapacağımız çalışmalarda,
niyetli ve kararlı olduğumuzu ortaya koymaktır. Aslında, burada, doğunun veya
güneydoğunun yatırımlarının pahalıya mal olması diye bir şey yoktur, bunu
özellikle söyleyeyim; yani, burada, aslında, bu tabloyu ortaya koymakla, biz,
bunu tartışılabilir bir hale getirdik; çünkü, daha evvelden bunlar
konuşulmuyordu. Şu anda, bazı illerde yüzde 60'ı bulan kayıp kaçak oranı var. Bazı
iller, hava kirliliği bakımından Türkiye'nin en temiz ili; çünkü, hiçbir kömür
dumanı yok, hepsi elektrik kullanıyor ve yemekler elektrikle yapılıyor, ahırlar
elektrikle ısınıyor; eğer, fazla sıcaksa, pencereler açılıyor, gökyüzü
ısıtılıyor ve bunların parasını da İzmir ödüyor, başka bölgeler ödüyor; yani,
bunların mutlaka ele alınması lazım, bunların tartışılması lazım.
Bunun dışında, oranlar da sizi
şaşırtmasın. Bazı bölgelerin, belki, adı çıkmıştır; oran olarak, kayıp kaçak
fazla diye ama, miktar olarak, batıdaki illerde doğuyu geçenler var; yani, bir
İstanbul'da öyle bölgeler var, Ankara'da öyle bölgeler var ki, biz, bunlara
baskınlar düzenliyoruz; burada, miktar olarak, doğudaki oranın miktara
çevrilmesinden daha büyük rakamlar var.
Tabiî, olayın ekonomik olduğu kadar sosyal
boyutu da var ve biz, hükümet olarak, her ne kadar Dünya Bankası farklı bir şey
söylese de, bütün olayların sosyal boyutunu çok ciddiyetle ele alıyoruz ve
burada, herhangi bir bölgenin mutazarrır olması, zarar görmesi söz konusu
değildir.
Burada vurgulamak istediğim temel nokta
şu: Şimdi, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 13 üncü maddesi var. Bu,
genellikle gözden kaçırıldığı için, biraz önce Sayın Aslanoğlu'nun da ifade
ettiği gibi, belki yanlış algılanmalara, yanlış ifadelere sebep olabiliyor. Onu
da, burada, özellikle düzeltmek istiyorum.
Elektrik Piyasası Kanununun 13 üncü
maddesinde -tırnak içinde- şöyle bir ibare var, onu vurgulamak istiyorum:
"Belirli bölgelere ve/veya belirli amaçlara yönelik olarak tüketicilerin
desteklenmesi amacıyla sübvansiyon yapılması gerektiğinde -ki, gerekecek
gözüküyor- bu sübvansiyon -altını çizerek söylüyorum- fiyatlara müdahale
edilmeksizin, miktarı ile esas ve usulleri bakanlığın teklifi ve Bakanlar
Kurulu kararıyla belirlenmek üzere söz konusu tüketicilere geri ödeme şeklinde
yapılır." Dolayısıyla, bu geçiş döneminde farklı uygulamalarla
karşılaşacak illerde, bölgelerde; ki, bazı yerlerde ucuzlama olacaktır, bazı
yerlerde de pahalanma olacaktır. Tabiî, burada, kalkınma söz konusu, rekabet
söz konusu olacağı için, özellikle pahalı olan yerler, 13 üncü madde gereğince
sübvansiyona konu olacaktır; öyle gözüküyor.
Bu bakımdan, endişe etmeye hiç gerek yok;
çünkü, biz, bütün gerçeklerin farkındayız ve bunun da, topluma, kamuoyuna mal
edilmesini özellikle arzu ediyoruz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Sayın Bakanım, bir
ilin günahını başka il çekmesin.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET
HİLMİ GÜLER (Devamla) - Kesinlikle; ama, şu anda, çekiyorsunuz yine.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Çekmeyelim; onu
istiyoruz...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET
HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şu anda, yine çekiyorsunuz.
Biraz önce İzmir'i misal verdim. İzmir, şu
anda, yüzde 12 fazla ödüyor.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Gruplaşmada
adaletsizlik var.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET
HİLMİ GÜLER (Devamla) - Olmayacak... Zaten, biz, buna özellikle dikkat
ediyoruz.
Şimdi, tabiî ki, burada, sağlıklı bir yapı
oluşsun istiyoruz. Bu sağlıklı yapının oluşması için, gayet tabiî ki, sizlerin
de desteği olacak. O bakımdan, bu uyarınıza, şimdiden, peşinen teşekkür
ediyorum.
Şimdi, yapılan analizleri, serbest
piyasaya geçiş sürecinde Hazineye gelecek yükleri düşüneceğiz; Hazinenin bugün
itibariyle üstlendiği yükten daha fazla olmayacağını görüyoruz. Size şunu ifade
edeyim ki, şu anda Hazineye yüklenen yük, geçiş dönemindeki, hazırlıkları
yaptığımız zamanki yükten daha büyük ve sağlıksız. Bu sağlıksız yapıyı
gidereceğiz.
Bir misal vereyim: Aşağı yukarı iki aydır,
elektrik kesilecek, doğuya iyi hizmet götüremeyeceğiz diye akla karayı seçtik;
çünkü, bir yandan, kaçak miktarı, oran olarak fazla olduğu için, trafolar
patladığı için, oraya, en azından, hizmeti sağlıklı götürmeye büyük gayret
ettik; çünkü, burada önemli olan, paradan ziyade, hizmetin götürülebilmesidir
ve çok şükür, şu ana kadar, büyük ölçüde bunu sağladık. Çok fazla sayıda trafo
gönderdik, çok fazla sayıda hazırlıklar yaptık; bu, maliyete sebep oldu; ama,
en azından bu kışı geçirdik. Bundan sonraki yapacağımız şey, bunu bütün
açıklığıyla ortaya koyup, maliyet unsurlarını göz önüne almaktır; çünkü, bunu
kökten çözmek istiyoruz. Şimdi bunu yaptığımız zaman, bölgesel tarife
uygulamasına geçildiğinde, gerek dağıtım tarifeleri ve gerekse perakende satış
tarifeleri, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu
tarafından maliyetleri yansıtıp yansıtmadığı temelinde incelenerek
onaylanacaktır. Bu bakımdan, bunu da göz önüne alalım; çünkü, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu bu tarifeleri sağlıklı bir şekilde ele almak durumunda; çünkü,
neticede, o da bir kamu kuruluşudur; gayet tabiî ki, ülkemizin sorunlarını
temelden çözmeyi amaçlamaktadır.
Şimdi, bunu yaparken, önemine binaen size
bir iki noktayı daha ayrıca ifade etmek istiyorum; birincisi, TEDAŞ'ın
alacaklarıdır. TEDAŞ'ın, maalesef, şu anda, kamu kuruluşlarından,
belediyelerden, müesseselerden ve kişilerden 2 katrilyon lira alacağı vardır.
Bunların üzerine düştük ve şu anda, bizim, hükümet olarak ve ona bağlı bakan
olarak en büyük amacım, insan idaresi kadar, paranın idaresidir. Şu anda
paranın idaresine büyük ağırlık verdik ve tahsil edilemeyen paraları ele
alarak, bunların kanunî, yasal vadelerini tekrar gözden geçiriyoruz. Bunlarla
beraber, paranın maliyeti ve paranın getirisini de göz önüne alarak, fiyatların
bir parça daha aşağı çekilmesinin üzerinde ciddî olarak duracağız.
Bu arada, enerjiyi bir bütün olarak alacak
olursak- elektrik, bunun tabiî ki bir cüzü oluyor- elektrik, doğalgaz ve
petrolün fiyatlandırılmasını yeniden ele aldık; maalesef, hem petrolde hem
doğalgazda hem de elektrikteki vergilendirmede büyük gariplikler gördük; hatta,
bunların içinde, verginin vergisi diye adlandırılabilecek büyük çarpıklıklar
var. Bunları şimdi ele aldık ve bunları da sağlıklı bir şekilde düzenlediğimiz
zaman -ki, bunlar, inşallah, ay mertebesinde sonuçlandırılacak- daha sağlıklı,
daha kalkınmaya dönük, daha rekabete açık bir yapı olacak ve bu da, aynı
zamanda bilimsel ve teknik bir tabana dayanacak.
Tabiî, bu arada, yapmak istediğimiz şey,
bu çalışmaların, dünya gerçeklerinden de uzak olmaması. Bununla ilgili olarak,
daha evvelden yapılan zamlara bağlı olarak, mesela, petrolde, dün bir ucuzlama
yaptık; gazyağında yüzde 1,71 düşüş meydana geldi; muhtemelen, kurşunsuz benzin
ve süper benzindeki indirimler devam edecek. Biz, diğer hükümetler gibi, zammı
yaptıktan sonra düşme olduğu zaman, indirimi ihmal eden, saklayan, uygulamayan
bir hükümet olmayacağız, gerektiği zaman da bunları yapacağız ve dolayısıyla,
bunu da, size, burada bildirmekten memnuniyet duyuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Çünkü, ekonomi bir bütündür ve dünya gerçeklerinden ayırt
edilemeyeceğine göre, bize de yakışan, bu ciddiyetle bunu sürdürmektir.
Doğalgaz ve elektrikte de aynı uygulamalar yapılacak; elektrikte de, bu yüzde
1,5'lik TRT payının kaldırılmasını, yine, fiyatlara yansıtacağız. Bunu da,
size, buradan, memnuniyetle bildiririm.
Tabiî, bütün mesele, sistemi bir bütün
olarak ele almak. Bu sistemi bir bütün olarak ele aldığımız zaman, Hazinesiyle,
Maliyesiyle olayı ele alıyoruz ve tabiî, gelir kaynaklarımızı da, uygulamanın
sağlıklı olması açısından önemli bir parametre olarak göz önüne alıyoruz.
Bu bakımdan, şimdi, Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun sorularına tekrar gelecek olursam; biz, doğuyu ihmal etmiyoruz,
güneydoğuyu ihmal etmiyoruz; çünkü, ülkemizin en değerli, en fedakâr
çalışmalarını yapan insanlarının olduğu bölgeler. Çektikleri çileyi biliyoruz,
kalkınmaya olan ihtiyaçlarını biliyoruz, olayın sosyal boyutunu biliyoruz, her
şeyin para olmadığını biliyoruz ve buraya özel önem veriyoruz, kalkınması için
de, biraz önce bahsettiğim 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 13 üncü
maddesinin bir bütün olarak ele alınacağını tekrar hatırlatıyorum. Burada,
sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin değil, Türkiye'yi bir bütün
olarak ele aldığımızda, hiçbir bölgesinin bu işten zararlı çıkmayacağını ve
uzun vadede, ülkemizin her insanı için, daha adil, daha saydam, bilimsel bir
sistemle, enerji politikasını daha sağlam bir baza oturtmaya çalıştığımız için,
zaten bunun da yansımalarını rahatlıkla göreceksiniz.
Bu bakımdan, Sayın Aslanoğlu'nun oradaki
endişelerine hiçbir gerek olmadığını, buradan memnuniyetle ifade etmek
istiyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, sayın bakanların,
sözlü soru önergelerine toplu cevap verme istekleriyle ilgili yazılı talepleri
vardır. Onları okutmadan önce, birleşim süresince, Kâtip Üyenin, Genel Kurula
sunumlarını oturduğu yerden yapması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın bakanların yazılı taleplerini
okutuyorum:
Meclis Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular"
kısmının 1 ve 3 üncü sırasındaki sözlü sorulara cevap vermek istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Zeki Ergezen
Bayındırlık ve İskân Bakanı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular"
kısmının 7 ve 12 nci sıralarındaki sözlü sorulara cevap vermek istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Erkan Mumcu
Kültür Bakanı
Meclis Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular"
kısmının 8, 9, 10 ve 15 sıralarındaki sözlü sorulara cevap vermek istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Mehmet Hilmi Güler
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
2 adet Meclis araştırması önergesi vardır;
okutuyorum:
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. - İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 27 milletvekilinin, Adlî Tıp Kurumu ve ruh ve sinir
hastalıkları hastaneleriyle ilgili çeşitli iddiaların ve bu kurumların
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/52)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bilindiği gibi, Türk Ceza Kanununun suç
saydığı fiilleri işleyen kişilerin, yargılanmaları sırasında, suç işlendiğinde
veya daha öncesinden, aklî melekelerinin yerinde olmadığı; yani, akıl hastası
olduğu ileri sürüldüğünde, mahkemeler bu iddiaların doğru olup olmadığının
tespiti ve teşhisi için sanığı Adlî Tıp Kurumuna göndermektedir.
Bu kurumda, bir süre müşahede altında
tutulan sanık hakkında, aklî melekelerinin yerinde olmadığı; yani, akıl hastası
olduğu kararı ve raporu verildiği takdirde, sanık, Türk Ceza Kanununun 46 ncı
maddesi gereğince cezalandırılamamakta ve ceza yerine ruh ve sinir hastalıkları
hastanesinde müşahede ve tedavi altına alınmaktadır.
Bu hastanelerde bir süre tedavi gören bu
kişiler, şifa bulduğuna kanaat getirildiğinde ise, toplum içine salıverilmekte
ve çoğu zaman aynı veya benzer suçları tekrar işlemekte ve Türk Ceza Kanununun
46 ncı maddesi gereği ceza verilemediği için, yeniden mahkeme-hastane süreci
başlamakta ve durum böylece sürüp gitmektedir.
Dolayısıyla, Adlî Tıp Kurumu çok önemli
bir görev yapmaktadır. Ancak, son dönemlerde, bu kurumla ilgili olarak bazı
iddialar ileri sürülmektedir. Özellikle, çağdaş olmayan yöntemlerle teşhis
konulduğu, nihaî raporun düzenlenmesinde bazı hatalar yapıldığı ve hatta, doğru
olduğu kuşkulu olmakla beraber, menfaat ilişkilerinin olabildiğine dair
iddialar yoğunluktadır.
Ayrıca, Adlî Tıp Kurumunun verdiği nihaî
rapor gereği olarak mahkemelerin tedavi için sevk ettiği ruh ve sinir
hastalıkları hastanelerinin adlî koğuşlarında muhafaza ve tedavi edilen bu
kişilerin, bazen kolayca firar edebildikleri bilinmektedir. Dolayısıyla, bu
hastanelerin güvenlik sorununun olduğu ortadadır. Kaldı ki, bu hastanelerin
fizikî yetersizliği de ciddî bir sorundur.
Bu nedenlerle, kamuoyunda, gerek Adlî Tıp
Kurumu ve gerekse ruh ve sinir hastalıkları hastaneleriyle ilgili tereddütlerin
giderilmesi bakımından, her iki kurumdaki adlî suç sanıklarıyla ilgili teşhis
ve tedavi yöntemlerinin çağdaş tıp normlarına uygun olup olmadığı ve menfaat
ilişkilerinin olabildiğine dair iddialarla, ruh ve sinir hastalıkları
hastanelerinin güvenlik ve fizikî sorunlarının ve sorunların çözümlerinin
tespiti için Anayasamızın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
1- Ahmet Ersin (İzmir)
2- Hüseyin Ekmekçioğlu (Antalya)
3- Mehmet Kartal (Van)
4- Rasim Çakır (Edirne)
5- Vezir Akdemir (İzmir)
6- Ali Kemal Kumkumoğlu (İstanbul)
7- Hakkı Ülkü (İzmir)
8- Orhan Ziya Diren (Tokat)
9- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
10- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
11- Selami Yiğit (Kars)
12- Atilla Kart (Konya)
13- Yılmaz Kaya (İzmir)
14- Mustafa Özyurt (Bursa)
15- Erdal Karademir (İzmir)
16- Tuncay Ercenk (Antalya)
17- Mustafa Yılmaz (Gaziantep)
18- Osman Özcan (Antalya)
19- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
20- Muharrem Toprak (İzmir)
21- Mehmet Boztaş (Aydın)
22- Mehmet Siyam
Kesimoğlu (Kırklareli)
23- Vahit Çekmez (Mersin)
24- Engin Altay (Sinop)
25- Sedat Uzunbay (İzmir)
26- Ersoy Bulut (Mersin)
27- Necati Uzdil (Osmaniye)
28- Emin Koç (Yozgat)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemdeki yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Diğer önergeyi okutuyorum:
2. - Ankara
Milletvekili Mehmet Tomanbay ve 25 milletvekilinin, Ankara’nın Gölbaşı
İlçesindeki Mogan ve Eymir göllerindeki ekolojik sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/53)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiyemizde 2 500 dolayında göl
bulunmaktadır. Bu göller, ülkemizin doğal zenginliklerinin önemli bir parçasını
oluşturmaktadırlar. Ankara, bu konuda şanslı illerimizden birisidir.
Kentimizin metropol ilçelerinden olan
Gölbaşı İlçemizin sınırları içinde Mogan ve Eymir Gölleri bulunmaktadır. Ne
yazık ki, bu iki gölümüz de, yıllardan beri süren yönetiminde, hangi devlet
kuruluşunun yetki sahibi olduğu konusundaki karmaşa ve bu sorunun getirdiği
büyük ihmaller sonucunda, bugün, bir çevre felaketiyle karşı karşıya
bulunmaktadır. Oysaki, Gölbaşı İlçemiz, Mogan ve Eymir Gölleri sayesinde, bir
yandan turistik bölge olarak ilan edilmiş, öte yandan da, 22.10.1990 tarihinde
özel çevre koruma bölgesi ilan edilmiştir.
Bu
gelişmelere karşın, göllerin korunmasıyla ilgili bugüne kadar yeterli çalışma
yapılamamış; aksine, göller, her geçen gün ötrofikasyon denilen kirlenme
sonucunda dip çamurunun artması, ekolojik dengesinin bozulması, sazlanmanın
artması ve bu nedenle balık varlığının yok olmaya başlamasıyla, etrafındaki
plansız ve hızlı yapılanmanın da etkisiyle âdeta ölüme terk edilmiştir.
Her iki gölümüzde de, çok değil, daha
yirmi yıl önce yüzülebiliyor, bol miktarda balık avcılığı yapılıyor, çeşitli su
sporları ve yarışmalarıyla Gölbaşı İlçesi ve Ankara'nın, bu konuda önemli bir
gereksinimini karşılıyor ve içinde barındırdığı çeşitli kuş türleriyle bir kuş
cenneti özelliğini taşıyordu.
Bu özellikleriyle, bu göller, özellikle
Gölbaşı İlçemiz için çok önemli bir gelir kaynağı olmak durumundaydı. Bir
yandan balıkçılık, diğer yandan da doğal güzellikleriyle bir turistik merkez
olarak şirin ilçemize önemli gelir kazandıracak durumda olabilecek bu göller,
bugün, ne yazık ki, bataklığa dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bugün bir
çevre felaketiyle karşı karşıya olan bu göllerin kurtarılmasıyla ilçemizde
turizm canlanacak, ticaret artacak, iş sahaları genişleyecek ve Anayasamızın 56
ncı maddesinde belirtildiği üzere, herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaşama olanağına sahip olacaktır.
Belirttiğimiz bu gerekçelerle, Mogan ve
Eymir Göllerinin, şu anda içinde yaşadıkları çevre felaketinden kurtarılarak,
yeniden ekonomik, sosyal ve kültürel bir değer olarak Gölbaşı İlçemize
kazandırılması için, konunun araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için
Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün ilgili maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1.- Mehmet Tomanbay (Ankara)
2.- Ahmet Küçük (Çanakkale)
3.- Mustafa Gazalcı (Denizli)
4.- Ayşe Gülsün Bilgehan (Ankara)
5.- Zeynep Damla Gürel (İstanbul)
6.- Eşref Erdem (Ankara)
7.- Enis Tütüncü (Tekirdağ)
8.-
Muharrem Eskiyapan (Kayseri)
9.- Memduh Hacıoğlu (İstanbul)
10.- Berhan Şimşek (İstanbul)
11.- Halil Tiryaki (Kırıkkale)
12.- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
13.- Mehmet Semerci (Aydın)
14.- Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)
15.- Ahmet Eraslan (Niğde)
16.- Hüseyin Güler (Mersin)
17.- Hüseyin Bayındır (Kırşehir)
18.- Mehmet Küçükaşık (Bursa)
19.- Nail Kamacı (Antalya)
20.- Nejat Gencan (Edirne)
21.- Mustafa Sayar (Amasya)
22.- Hüseyin Özcan (Mersin)
23.- Rasim Çakır (Edirne)
24.- İsmail Değerli (Ankara)
25.- İlyas Sezai Önder (Samsun)
26.- Oya Araslı (Ankara)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemdeki yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, sözlü soru
önergelerinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -
Antalya Milletvekili Nail Kamacı’nın, (6/249, 6/250, 6/187) esas numaralı
sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/31)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Tarım Bakanından sözlü olarak
cevaplandırılmasını istediğim soru önergelerine (6/249, 6/250) ve Enerji
Bakanından sözlü olarak cevaplandırılmasını istediğim soru önergesine (6/187)
yazılı cevap verilmiştir.
Cevapları kabul ettiğimi ve soru
önergelerimi geri aldığımı bildirir, gereğini saygılarımla arz ederim.
Nail Kamacı
Antalya
BAŞKAN - Sözlü soru önergeleri geri
verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
önce okutacağım, sonra oylarınıza sunacağım:
IV. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
1. - Genel Kurul
gündemindeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No.: 26 Tarihi: 19.3.2003
Danışma Kurulu Önerisi
Genel Kurulun 19 Mart 2003 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde,
daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan, 93
sıra sayılı Tebligat Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü'nün Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu
raporunun, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2 nci sırasına alınmasının
Genel Kurulun onayına sunulması, Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Salih Kapusuz Mustafa Özyürek
AK Parti Grubu
Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, öneriyle
ilgili olarak Başkanlığımıza herhangi bir söz talebi intikal etmemiştir.
Danışma Kurulu önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
D) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1. - 2003
bütçe müzakerelerinde üyelerin söz kayıt işlemlerine ve usullerine ilişkin
Başkanlık duyurusu
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 2003 Malî
Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2001 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının
Genel Kurulda görüşme programı bastırılıp dağıtılmıştır. Bütçeler üzerinde
şahısları adına söz almak isteyen sayın üyelerin söz kayıt işlemleri, 20 Mart
2003 Perşembe günü 09.00-10.00 saatleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
Toplantı Salonunda Başkanlık Divanı Kâtip Üyelerince yapılacaktır.
Söz kaydını her sayın üyenin bizzat
yaptırması gerekmektedir. Başkası adına söz kaydı yapılmayacaktır.
20 Mart 2003 Perşembe günü 09-10.00
saatleri dışındaki söz kayıtları, Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünde
yapılacaktır.
Genel Kurulun aldığı karara uygun olarak;
kişisel söz kaydı, bütçenin tümü üzerinde, her tur için ve bütçe görüşmelerinin
sonunda lehte ve aleyhte olmak üzere ve sadece biri hakkında yapılacaktır. Bir
milletvekili sadece bir tur için söz kaydı yaptırabilecektir.
Sayın üyelerin bilgilerine sunulur.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Sözlü
Sorular" kısmına geçiyoruz.
V. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ
SORULAR VE CEVAPLARI
1. - Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’nın deprem sonrası bazı sorunlarına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen’in
cevabı (6/90)
2. -
Antalya Milletvekili Osman Özcan’ın, Antalya-Alanya yol çalışmalarına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Zeki Ergezen’in cevabı (6/97)
BAŞKAN - Bayındırlık ve İskân Bakanımız
Sayın Zeki Ergezen 1 ve 3 üncü sıradaki soruları birlikte cevaplandıracağını
yazılı olarak bildirmişti.
Şimdi, 1 ve 3 üncü sıradaki soruları
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan
tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Muharrem İnce
Yalova
Sorular:
17 Ağustos 1999 depreminde en ağır
yıkıntıya ve can kaybına uğrayan Yalova'nın sorunları bazı siyasetçilerin
bireysel şov heveslerine feda edilmiş, unutulmuştur.
1- Mücbir sebep kaldırılarak, Yalova
esnafı neden şartlı terkine sokularak mağdur edilmiştir?
2- Depremden sonra yapılan kalıcı
konutların ısınma, ulaşım, tapu vesaire sorunları hâlâ çözülememiştir. Bu
konuda bölge insanına müjdeli haberleriniz var mıdır?
3- Marmara depremi nedeniyle ekonomisi
durma noktasına gelen ilimizin lokomotif sektörlerinden olan süs bitkilerine
ait yatırımların teşvik edilmesi ve ihracat olanaklarımızın artırılması
amacıyla Yalova Süs Bitkileri İhtisas Organize Sanayi Bölgesinin kurulması, Sanayi
ve Ticaret Bakanlığınca uygun görülmesine rağmen, 2003 yılı yatırım programına
neden alınmamıştır?
4- Üniversite sınavındaki başarısı,
İstanbul, Bursa, Kocaeli'ne yakınlığı, eğitim için gerekli altyapısının varlığı
nedenleriyle bir eğitim kenti olmaya aday Yalova'da bir üniversite kurulması
düşünülüyor mu?
BAŞKAN- Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın, Bayındırlık ve
İskân Bakanımız Sayın Zeki Ergezen tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını
dilerim.
Saygılarımla. 17.1.2003
Osman Özcan
Antalya
Ülkemizin en önemli yollarından olan
Antalya-Alanya yolu (D-400) bir türlü bitirilememiş, yıllarca sürüncemede
kalmıştır. Bu yolun bitirilmeyişinin ülkemiz ekonomisine ve turizmine zararı
çok büyüktür.
1- Henüz yapımına başlanmayan, Çolaklı ile
Yeşilköy bölümü yol yapım çalışmaları ne zaman başlayacak ve bitirilecektir?
2- Alanya sınırları içinde bulunan
tünellerin ulaşıma açılması hangi aylarda sağlanacaktır?
3- Antalya ve Alanya çevre yollarıyla
birlikte D-400 Karayolunun Antalya-Alanya kısmı hangi aylarda bitirilecektir?
BAŞKAN- Sayın Bakan, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Bitlis) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başkanlığın okuduğu gibi, Yalova
Milletvekili Muharrem İnce Beyin 17 Ağustos 1999 depremiyle ilgili soruları
var; onları cevaplamak üzere huzurunuzdayım.
Sorunun birinde "mücbir sebep
kaldırılarak, Yalova esnafı neden şartlı terkine sokularak mağdur
edilmiştir" denilmektedir. Şimdi, konuya biraz açıklık getirmek istiyorum;
kapalı bir soru.
Şimdi, o günleri hatırlarsak, konutlar
için 12 yer seçilmiş. Bilahara, bu 12 yer, gerek altyapı ve gerekse diğer
nedenlerden dolayı, daha ekonomik olsun diye 3'e indirilmiş; Soğucak, Çalıca ve
Subaşı. Bu planlar yapılırken, burada, tabiî, sosyal tesislerle beraber ticaret
merkezleri de planlanmış; ancak, bildiğiniz gibi, ticaret merkezlerinde arsa
yerleri için kredi verilmiyor, işyerleri için kredi veriliyor. Deprem nedeniyle
de, yıkılan yerlerde yapılan imar planlarından dolayı yoğunluk düşmüş. Buradaki
hak sahiplerinin kendi aralarındaki ihtilaflarından ve kendi aralarında
anlaşamamalarından dolayı şöyle bir durum ortaya çıkmıştır: Mesela, içinde
birçok işyeri olan bir işhanını düşünün. Bu işhanı yıkılmış ve sonradan yapılan
imar planıyla, buradaki inşaat yoğunluğu düşürülmüş. Kat yüksekliği
düşürülünce, hak sahipleri arasında veya işyeri sahipleri arasında çeşitli
ihtilaflar olmuş. Bu nedenlerden dolayı, vatandaş- devletin yeni yerleşim
yerlerinde yaptırdığı imar planına göre- ticaret merkezlerinde hak sahibi
olmayı tercih etmiş ve devlet de bu vatandaşlarla bir protokol, bir taahhütname
imzalamış. Bu protokole göre, 423 esnafımız, burada, kendilerine işyeri
yapılmasını kabul etmiş, 308 esnafımız veya ticaret erbabımız ise, kanunî
süresi içinde müracaat etmediğinden dolayı hak sahibi olamamıştır.
Hepinizin bildiği gibi, bu projeyi,
Başbakanlık Proje Uygulama Birimi yürütmektedir. Bayındırlık Bakanlığı olarak
biz, sadece, bitirilen projeleri hak sahiplerine teslim ediyoruz. Bu 423 hak
sahibi vatandaşımızın işyeri tamamlanmış ve 25.2.2003 tarihinde Bakanlığıma
bildirilmiş, bunlardan 415'inin işlemleri tamamlanmış olup, diğerleri de
tamamlanmak üzeredir. Yani, yakın bir zamanda bu işyerleri hak sahiplerine
teslim edilecektir. Burada, zorunlu terkinden ziyade dolaylı bir terkin vardır.
Vatandaşlar, kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan doğan bir nedenle oraya doğru
yönelmişlerdir.
Bir diğer sorunuz, deprem bölgesindeki
bağlantı yollarıyla ilgilidir. Bu, 11 trilyonluk bir Suudî kredisidir. İki
ihale olarak ilana hazırladık. Mevcut İhale Yasasına göre bu perşembe günü,
yani yarın, bu yol ihale edilmek üzere ilana gönderilecektir. Bununla ilgili
bütün hazırlıklar tamamlandı.
Bir diğer konu ısınma ve tapu konusudur.
Tabiî, bu projeleri bazı müşavir firmalar yürütmüş. İş çok aceleye geldiği için
yapım ruhsatı alınmamış, yapım ruhsatı alınmayınca da kullanma ruhsatı
verilememiş, bundan dolayı tapu işlemleri yürütülememiştir. Ancak, biz, ona bir
çözüm getirdik, bir hafta on gün içinde bu üç yerdeki tapular dağıtılacaktır.
Onu rahatlıkla söyleyebiliriz; çünkü, çalışmalar tarafımızdan yürütülüyor.
Isınma konusu, kanun gereği, yani, 634
sayılı Kanuna göre apartman sakinlerine aittir, devlete ait değil; fakat, buradaki
konut sahipleri yazlıklarında oldukları için veyahut da başka konutlarda
oldukları için kışın bu konutları kullanmıyorlar, kullanmadıkları için,
vatandaş sayısının az olmasından dolayı da ısınma pahalı oluyor, ondan dolayı
bu işlem yürümüyor. Önce valilik bu konuya el atmış, devletin memurunu
görevlendirmiş bir müddet, ondan sonra "vatandaş kendi ısınmasını
halletsin" denilmiş; ama, yine yapmamışlar. Tekrar, bizzat tarafımdan
"acaba valilik bu işi bir müddet yürütebilir mi" diye kendilerine bir
tebligat çıkardık.
Diğer konu, Sanayi Bakanlığını
ilgilendiren bir konu, buraya çıkmışken cevaplandırmam lazım. Bu, Yalova
çiçekçilik organize sanayiiyle ilgili ve "organize sanayi bölgesi projesi,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca Devlet Planlamaya iletilen 2003 yılı revize
yatırım programı tekliflerinde yeni proje karakteristiğiyle yerini
almaktadır" deniliyor.
Üniversite konusu da bir altyapı
meselesidir. Geçmişte de Millî Eğitim Bakanlarımız burada izah ettiler. YÖK'ün
bütçesinde de bu konu zaman zaman ele alınmıştır. Benim de kendi ilimde
üniversite yoktur. Millî Eğitime ve YÖK'e gittiğimiz zaman, bize, gerekli
altyapının hazır olmamasından dolayı bu üniversiteler kurulamamaktadır
deniliyor. Temenni ediyoruz Yalova'da da kurulsun, diğer illerde de kurulsun.
Yani, şunu söyleyebiliriz: Yalova'yla
ilgili müjde verilebilir mi; evet, yolun müjdesini veriyoruz, yarın ilana
gönderiyoruz. Tapu işlemlerinin müjdesini verebiliyor musunuz; evet, veriyoruz,
yakında tapularını dağıtacağız diyoruz. Onun dışında müjde vereceğimiz bir konu
yok.
Bir diğer soru Antalya - Alanya yoluyla
ilgili. Önemli bir soru. İki soru da önemli. Antalya-Alanya yolu; doğrudur,
sadece sayın milletvekilimiz için önemli değil, bütün Türkiye için önemlidir,
Antalya için önemlidir. Çünkü, turizm yönünden çok önemli bir yolumuzdur.
Burada da, daha önce ihale edilmiş olan bu 65 kilometrelik kesimin 42
kilometresi tamamlanmıştır, 23 kilometrelik kesim için ödenek temin edilmeye
çalışılıyor; bir çalışmamız var, gayretimiz var.
Burada, bir diğer soruda deniliyor ki:
"Antalya-Alanya arasındaki dördüncü kısım tüneller ne zaman
bitirilecek?" 5 adet tünelden 2'si tamamlanmış, geriye kalan 3 adet tünel
ve geriye kalan 4 kilometrelik kısım 2003 yılında tamamlanacaktır. Burası için,
yeterince ödenek vardır, 48,3 trilyon liralık ödenek vardır. Bu ödenek burası
için fazladır. Buradan arta kalacak ödeneği, biz, bu 65 kilometrelik kısımda
yapımı devam eden 23 kilometrelik bölüme aktaracağız. Dolayısıyla, 2003
yılında, Antalya-Alanya yolu için bir problem gözükmüyor, zamanında
tamamlanacağa benziyor diyor ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, söz
istiyorum...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Peki; cevap vermek üzere, kürsüde bekleyeyim.
BAŞKAN - Sayın İnce, yerinizden, çok kısa
bir açıklama rica ediyorum.
Buyurun.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, çok
teşekkür ederim.
Kalıcı konutlarla ilgili sorularıma
verdikleri cevaplar için Sayın Bakana çok teşekkür ediyorum.
Yalnız, tabiî, benim soru önergem Sayın
Başbakanaydı. Diğer konular, tabiî ki, biraz es geçildi, tabiri caizse.
Örneğin, çiçekçilik konusunda bir şey söylemediniz. Mücbir sebeple ilgili
açıklamanız, bence, yanlış anlaşıldı; o, vergiyle ilgili bir konuydu.
Sayın Başkan, bizim Yalova İli olarak
sıkıntımız şudur: Kamuoyunda, medyada, basında, televizyonlarda
"Yalova'nın bir bakanı var; Yalova'nın bütün sorunları çözüldü; Yalova'nın
desteğe, takviyeye ihtiyacı yok" denildi. İşte, Yalova'nın sıkıntısı
buradan başladı. Kişisel reklam uğruna, Yalova'nın sıkıntıları gözardı edildi.
Ben, sadece Yalova'nın değil, bütün Türk
Milletinin milletvekiliyim; ama, bir konunun altını çizmek isterim. Bakınız,
Düzce İlindeki toplam hasarlı konut sayısı 24 906, Yalova'daki sayı 42 504'tür.
Yalova için ekstra ayrıcalık istemiyoruz, sadece, diğer illerde olanlar
Yalova'da da olsun, bunu söylüyoruz. 10 Ocak 2000 tarihinde, mücbir sebep,
Yalova İlinin tümüyle, Kocaeli Merkezinde kaldırılmıştır ve Yalova'nın sonu bu
şekilde hazırlanmıştır; buna karşıyız. Bakınız, yine, o günlerde -o bölgedeki
yerel gazeteler tanığımızdır- o zamanki Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın
ile İngiltere'nin Bayındırlık ve İskândan Sorumlu Devlet Bakanı Nick Raynsford
arasında, Yalova Belediyesine verilmek üzere -bir kısmı hibe bir kısmı kredi
olacak şekilde- 50 milyon dolarlık bir protokol imzalanmış; ama, bu konuda bir
tek dolar dahi belediyemiz kasasına girmemiştir; bunları anlatmak istiyorum.
Yalova'nın bir doğal şansı vardı; bizim
konutların olduğu bölge yıkılmıştı, dükkânların, alışveriş merkezlerinin olduğu
bölge yıkılmamıştı. Bu doğal şansı bile, Yalova'nın o günkü siyasetçileri,
kendi kişisel çıkarları uğruna kullanmışlardır; Yalova halkı da 3 Kasımda bunun
cevabını vermiştir.
Çok teşekkür ediyorum.
Yalnız, Sayın Başkanım, son bir cümle...
BAŞKAN - Buyurun.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Siz de eski bir
öğretmen olarak, benim öğretmenlik yaptığım yıllarda, siz, Personel Genel Müdür
Yardımcısıydınız. Sayın Millî Eğitim Bakanımız, öğretmen okullarıyla ilgili o
kadar hoş bir konuşma yaptı; ben de çok teşekkür ediyorum. Keşke, son cümlesini
söylemeseydi. Adalet ve Kalkınma Partisinin ampulünün yaydığı ışık ile
öğretmenlerin yayması gereken ışığı özdeşleştirdi. İşte, eğitimin
siyasallaşması budur. Ben, bunu bir talihsizlik olarak nitelendiriyorum. Keşke,
böyle söylemeseydi. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın İnce, çok teşekkür
ediyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Ben teşekkür
ediyorum efendim.
BAŞKAN - Antalya Milletvekilimiz...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Sayın Bakanım, isterseniz Sayın
Özcan da konuşsun...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Soruların bir ikisine hemen cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN - Hemen mi cevap vereceksiniz?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Evet.
BAŞKAN - Mikrofonunuz açık, buyurun Sayın
Bakanım.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Arkadaşımızın geçmiş hükümetle ilgili olan problemini
cevaplandırmakla mükellef değiliz biz burada.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Benim problemim
yok efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Bir dakika.
Yaşar'la, geçmiş bakanla olan derdiniz
varsa, onu, bir kere, buraya taşımayın.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Yalova'nın
derdini taşıdım Sayın Bakan!
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Burada, yazılı soru önergenize ters düşen bir açıklama yaptınız.
Şurada ne diyorsunuz: "1999 depreminde en ağır yıkıntıya ve can kaybına
uğrayan Yalova'nın sorunları bazı siyasetçilerin bireysel şovlarına..."
MUHARREM İNCE (Yalova) - Devlette
devamlılık yok mu Sayın Bakan?!
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Şimdi, burada, bize, Yalova esnafının durumunu soruyorsunuz; cevap
veriyoruz "evet, 423 tanesinin işyerlerini teslim edeceğiz" diyoruz.
423'ün 415'inin işlemleri tamamlanmış, 300 kişi ise müracaat etmemiş.
Biz, burada, sorulara soru gibi cevap
vermeliyiz, verdiğimiz cevaplarda boşluklar varsa, sizler onu sormalısınız.
Geçmiş siyasî alışkanlıkları, mümkün mertebe, bir tarafa bırakırsak, Türkiye
siyasetine daha iyi bir kalite getireceğime inanıyorum ben. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Onun için, sorulara, mümkün mertebe, öz, kısa, olumlu
cevap vermeye çalışıyorum ve olduğu gibi cevap vermeye çalışıyorum.
Bir başka konu: "Müjde verebilir
misiniz" diyorsunuz; size müjde verdik, tapuları yakında dağıtacağız
diyoruz; bundan daha güzel müjde olur mu?!
MUHARREM İNCE (Yalova) - Teşekkür
ediyoruz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Yollarınızın ilanını yarın gazetelere gönderiyoruz; bundan daha
güzel müjde olabilir mi?! Isınmanın sorumlusu vatandaşın kendisi olmasına
rağmen, Bakan olarak, oradaki vatandaşlara yardımcı olabiliriz diye, biz, ilin
valisine talimat yazıyoruz.
Bir başka konu: Geçmiş hükümetlerle ilgili
problemler, sıkıntılar buraya taşınacaksa, o zaman, bizim buraya çıkmamızın
anlamsız olduğunu görüyorum; yani, beni, geçmiş bakanın sorunlarıyla bu kürsüde
tutma hakkına sahip değilsiniz.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Eski bakan
imzalamış; 50 milyon doları soruyorum.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Ben, burada bekliyorum ki, benim eksiğim varsa söyleyesiniz, ben de
burada tamamlayayım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) - Koray Aydın
imzalamış; o para ne oldu?
BAŞKAN - Sayın Bakanım, çok teşekkür
ediyorum.
Sayın Özcan, buyurun.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Bakana çok teşekkür ediyorum, Alanya-Antalya
yolunun öneminden de bahsetti.
Değerli arkadaşlarım, bu yol 1950'li
yılların yapımı. Sene 2003... Kalan kısmı 20 kilometre...
Ülkemizin en çok turist getirip götüren
yolu Antalya-Alanya yoludur; dolayısıyla, ülkemizin en çok döviz getiren yolu
da Antalya-Alanya yoludur. Antalya, ülkemizin yaş sebze ve meyve ihtiyacının
yüzde 65'ini sağlıyor; bu yol da yüzde 30'unun yükünü taşıyor.
Yine, arkadaşlarım, 2002 yılına göre,
sadece Alanya 1 700 000 turist ağırlamış ve 1 800 000 000 ile 2 000 000 000
dolar arasında döviz girdisi sağlamış; sadece Alanya... Manavgat, Titreyen Göl,
Side bu yol üzerinde ve buralar buna dahil değil. Öyleyse, değerli
arkadaşlarım, bu yol, altın yumurtlayan tavuktur. Altın yumurtlayan tavuğa
bakmayacağız, hemen yumurta yumurtlasın, yiyelim diyeceğiz. Bu anlayışı kabul
etmek mümkün değildir.
Onun için, Sayın Bakanımızdan istirham
ediyorum; bu yol, Türkiye'nin en önemli yolu. "Bu yol için ödenek temin
edilmeye çalışılıyor" denilmesini anlamıyorum!.. Bu yoldan daha önemli bir
yol varsa, o yolu yapmaya devam edelim!.. O zaman da, bu anlayışla, IMF
kapılarında, Dünya Bankası kapılarında döviz alacağız diye uğraşalım. Bu, çok
önemli.
Benim istediğim şu: Alanya, Antalya, Türk
turizmcileri, Avrupalılar -arkadaşlar, bunun adı "ölüm yolu";
Avrupalılar "ölüm yolu" koydular bunun adını- bu yolun bitirilmesini
istiyor.
BAŞKAN - Sayın Özcan, maksat hâsıl
olmuştur; lütfen...
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Ben, sizden, bu
yolun bu yaz bitirileceği müjdesini alıp, Antalyalılara vermek istiyorum Sayın
Bakanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.
Sayın Bakanım, buyurun.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Sayın Başkanım, cevap vermem gerekiyor; ortada bir yanlış anlama
var veyahut da Sayın Milletvekilim, mikrofonda öyle konuşması gerektiği için konuştu
herhalde.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Hayır...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Biz dedik ki: Arkadaş, 65 kilometrelik kısmın, 27 kilometresi sıcak
asfalt, 15 kilometresi sathî kaplama olmak üzere toplam 42 kilometresi
bitirilmiş, geriye 23 kilometrelik bölüm kalmış. 2 nci ve 3 üncü kısım diye
ayırıyorum; çünkü, yollar arapsaçına dönmüş.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Bakan, ben,
o yolları adım adım biliyorum, siz o yolları bilmiyorsunuz...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Detaylarına çok girmek istemiyorum, kimseyi de yargılamak
istemiyorum; çünkü, benim gayem işime bakmak, iş yapmak, iş bitirmektir.
İnsanları memnun edebilmenin yollarını arıyorum, gayretlerini arıyorum. Onun
için de, mümkün mertebe, geçmişin içine dalıp da kendimi kaybetmek istemiyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Size doğru bilgi
vermiyorlar Sayın Bakan.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Bir dakika, geleceğim, anlatacağım, cevap vereceğim.
O bakımdan, şurada, ben, size doğru bilgi
vermek mecburiyetindeyim, siz de, mikrofonu açtığınız zaman seçmeninize çok
güzel mesaj vermek mecburiyetindesiniz.
Bir şey söyleyeceğim...
BAŞKAN - Sayın Bakanım, lütfen tamamlar
mısınız...
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Bakan, size
yanlış bilgi veriyorlar, siz, bize yanlış bilgi aktarıyorsunuz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Hayır, bitireyim... Sayın Milletvekilim, müsaade edin, bitireyim.
Ben, sizin için buraya çıktım, sizin için
buradayım, sizin için bu soruları cevaplandırıyorum, sizin için dosyaların
içinden bu bilgileri çıkardım, kendi şahsım için çıkarmadım. Konuşmalarımı
doğru algılarsanız, ben de bu kürsüye çıktığım zaman, şevkle çıkmayı kendimde
her zaman için görmüş olurum. Onun için, bir kere, teşekkür etmeyi öğreneceğiz;
teşekkür ederken, bir kamufle için teşekkür değil, kendimize yol bulmak için
teşekkür değil, kendi konuşmamızın önünü açmak için, gerçekçi olmayan bir
teşekkür değil, yürekten gelen bir teşekkürle teşekkür etmeliyiz ki, biz de,
burada doğruları anlatırken, daha büyük cesaret sahibi olalım.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Yolu bitirin; ben,
çok teşekkür edeceğim size.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Biz bitirelim işte... 4 üncü kısmın 5 tünelinden 2'si bitmiş, 3'ünü
bitireceğiz bu yıl diyorum, artı, bu 3 tünelin olduğu yerdeki 4 kilometrelik
kısmı da bitireceğiz diyorum, bunun bütçede 48,3 trilyon parası var diyorum,
buradaki para fazla olduğu için geriye kalan 23 kilometrelik kesime
aktaracağız, Antalya-Alanya yolunda problem gözükmüyor diyorum.
Eksik kalan ödenekleri temin etmek için,
elbette ki, gayret sarf edeceğiz ve bu yolun, sadece Antalya için değil,
Türkiye için önemli olduğunu, sadece sizin için değil, hepimiz için önemli
olduğunu sözümün başında söyledim, geldiğim günden beri de bu yolla
uğraşıyorum.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Bakan,
öncelik verin; öncelik verin bu yola...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN
(Devamla) - Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakanım, yürekten teşekkür
ediyoruz sizlere.
3.- Batman
Milletvekili M. Nezir Nasıroğlu'nun, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde
boşaltılan köylere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve yazılı
soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/91)
BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın
Bakan?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, bu önerge, üç
birleşim içinde cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son
fıkrası uyarınca yazılı soruya çevrilecektir; önerge gündemden çıkarılmıştır.
M. NEZİR NASIROĞLU (Batman) - Sayın
Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun efendim.(CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
M. NEZİR NASIROĞLU (Batman) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; köyleri boşaltılan insanlar şu anda ve yıllardır
sefalet içerisindedir, açtır, işsizdir, şehir ve ilçe varoşlarında sahipsizdir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan terörün en büyük faturası, boşaltılan
köylerde yaşayanların üzerine çıkarılmıştır. Bu insanlar evlerine ekmek
götüremeyecek durumdadır, çocukları eğitimsiz kalmıştır. Bu konu da çok
acildir. Bu insanların, bir an önce köylerine, arazilerine dönmesi şarttır.
Terörün yaralarının sarılması için, devletin bölgeye el uzatması şarttır.
Bölgede sorunlar acil çözüm bekliyor; ama, Hükümet Programında bölgeyle ilgili
tek cümle yoktur. Şunu önemli hatırlatmak isterim ki, bu bölgeye ve insanlara
sahip çıkmak, Kopenhag Kriterleri kadar önemlidir, Avrupa Birliği kadar
önemlidir, Kıbrıs sorunu kadar önemlidir. Bu bölge yoğun bakımdan yeni
çıkmıştır. Parti ayırımı gözetilmeden bölgeye el uzatılması şarttır.
Beni dinlediğiniz için, hepinize teşekkür
ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
4. -
Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in, çiftçilerin kredi borçlarına
ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi
nedeniyle konuşması (6/122)
BAŞKAN - Soruyu cevaplayacak Sayın
Bakan?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, bu önerge üç
birleşim içerisinde cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son
fıkrası uyarınca, yazılı soruya çevrilecektir; önerge gündemden çıkarılmıştır.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın
Başkan, söz istiyorum.
Sayın Koçyiğit, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)- Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, sözlerime başlamadan önce, bir
öğretmen okulu mezunu olarak, öğretmen okullarımızın, köy enstitülerinin
kuruluşunun 155 inci yılını kutlarım. Gerçekten de, öğretmen okulları, eski
deyimle, köy enstitüleri, Türkiye'nin ilk kuruluş yıllarında, emeğe dönük,
üretime dönük, bilgiye dönük eğitim yaparak, bilgi ile üretimi birleştirerek,
Anadolu'nun uyanmasında çok büyük görevler üstlendiler; fakat, Anadolu'nun
uyanmasından, köylünün uyanmasından korkan egemen sınıflar, bu okulları zaman
içinde yok etmeye çalıştılar. Köy enstitüsünden öğretmen okuluna, öğretmen
okulundan öğretmen lisesine, öğretmen lisesinden de yatılı bölge okuluna
dönüştürmek suretiyle amaçlarına ulaştılar. Umarım ki, bundan sonra, tekrar,
özlediğimiz bu köy enstitüleri, öğretmen okulları, eski fonksiyonlarına uygun
olarak tarihteki yerini alır, geleceğe yönelik de tekrar bizlerle beraber
olurlar.
Bu kısa hatırlatmadan sonra, çiftçi
borçlarına ilişkin olarak verdiğimiz soru önergemize Sayın Bakanımız üç
birleşimde cevap vermediğinden burada söz almış bulunuyorum.
Gerçekten de bugün çiftçilerimiz çok zor
durumdalar. Çiftçiler, ürünü ekip, doğa şartlarının acımasız koşullarına
bırakıyorlar. Çok yağmur yağarsa batıyor, ürün alamıyorlar, az yağarsa
kuraklıktan ekin alamıyorlar. Bunun için, doğal olarak, banka sistemine ve
kredi kuruluşlarına başvurarak buralardan borç alıyorlar; fakat, bu borçlarını
da zamanında ödeyemediklerinden, faizleri birikerek bunları çok zor durumda
bırakıyor. Bu nedenle, bunlara tez elden el atıp, borçlarının ana paralarını
taksite bağlayıp, faizlerini ise silmek gerekir. Buna inanıyorum.
Hepimizin bildiği gibi, çiftçilerin hasat
mevsiminde ürünleri çok bol olmakta, burada arz ile talep karşılaştığı zaman,
arz fazlası olduğu için, talebe baskı yaparak ürün fiyatlarını düşürmektedir.
Ürün fiyatları düştüğü zaman, düşük fiyattan tüccar almakta ve daha sonra,
bunu, yüksek fiyattan satarak, esas payı, esas kârı tüccar elde
etmektedir.
Öncelikle, ürün geliştirme borsaları
kurarak, arz ve talebi, daha hasat mevsiminde bir araya getirerek, bu
ürünlerin, gerçek değeri üzerinden çiftçinin elinden çıkmasını ve bu gerçek
geliri çiftçinin kazanmasını sağlamamız lazım.
Çiftçilerimizin, bir yandan Ziraat
Bankasına ve kredi kuruluşlarına borçları varken, bir yandan da devletten
alacakları vardır. Hepimizin bildiği gibi, çiftçilerimiz, 2002 yılı doğrudan
gelir desteklerinin tümünü alamadılar; bazı iller hiç alamadı, bazı iller tam
aldı, bazı illerimiz de yüzde 40, yüzde 50 civarında aldı. Çiftçilerimizin,
devletten 2,4 katrilyon liralık bir alacağı bulunmaktadır; yani, şu anda,
devlet, çiftçilere borçludur.
Bir yandan da sıkıştırarak, bunlardan,
faizlerini ana borçla beraber almaya çalışıyor. Burada, devletimizi insafa
çağırıyoruz; bir an önce çiftçilerin gerçek sorunlarına el atarak, bunların
borç faizlerini silmesini istiyoruz. Bu konuda, gerek Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekilleri olarak bizler ve gerekse AK Parti milletvekilleri olarak
sizler, gerek seçim konuşmalarımızda ve gerekse hükümet programlarımızda, çiftçilere,
emeklerinin karşılığının verileceğini, doğrudan gelir desteklerinin zamanında
ödeneceğini vaat ettik; vaadimizi yerine getirmemiz lazım. Çiftçilerimize bunu
dediğimiz zaman -işte, para yok, bütçede para yok- tabiî, onlar da doğal olarak
bize şunu söylüyorlar: "Tamam, bize para yok da holdinglere parayı nereden
buluyorsunuz?"
Daha dün burada, bir holdingin borçlarını
yeniden yapılandırarak, 5,2 milyon dolarlık, yani, 9 katrilyon liralık borcunu,
3 yılı ödemesiz 15 yıl vadeye yaydık. Bir yanda bir kişiye 9 katrilyon
verirken, bir yanda da yüzbinlerce çiftçinin -nüfusuyla beraber milyonlarca
çiftçinin- aşağı yukarı 4 katrilyon liralık faiz borcunu silmek gözümüze
geliyor. Yani, bir kişiye 9 katrilyon verirken, yüzbinlerce, milyonlarca
çiftçiden 4 katrilyonu esirgiyoruz.
Burada, hükümetimizin, gerçekten, elini
vicdanına koyarak, bu insanların sorununu çözmesini istiyoruz; çözüldüğü zaman,
bizler de rahat ederiz, sizler de rahat edersiniz.
Bu nedenle, burada, hepinizi tekrar
selamlar, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koçyiğit.
5.- Manisa
Milletvekili Nuri Çilingir'in, sürücü belgesinde aranılan görme yeterliliğine
ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi
nedeniyle konuşması (6/123)
BAŞKAN - Sayın Bakan?.. Yok.
Bu soru da, üç birleşim içinde
cevaplandırılmadığından, yazılı soruya çevrilmiştir.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Sayın Başkan, söz
istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.(CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanımızca cevaplanmak üzere vermiş olduğum
soru önergesi üzerinde açıklamalarda bulunmak üzere söz almış bulunmaktayım; bu
vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde bir gözü gören, bir gözü
görmeyen vatandaşlarımıza sürücü belgesi verilmiyor. Bu, bazıları tarafından önemsiz görülebilir; ama, bunun önemli
bir insan hakkı olduğunu şimdi sizlere anlatacağım.
Dünya ülkelerine baktığımızda, Amerika
Birleşik Devletleri, Belçika, Danimarka, Yunanistan, İrlanda, Lüksemburg,
Hollanda'dan Güney Afrika'ya kadar birçok ülkede bu kişilere, belli şartları
taşımaları kaydıyla, sürücü belgesi veriliyor. Dış ülkelerde yaşayan bir gözü
görmeyen Türk vatandaşları, yaşadıkları yabancı ülkelerde aldıkları sürücü
belgeleri ve araçlarıyla o ülkeden diğer yabancı ülkelere seyahat
edebiliyorlar. Bu vatandaşlarımız sahip oldukları sürücü belgeleriyle kendi
vatanlarına geldiklerinde, sahip oldukları sürücü belgelerini bir yıl
kullanıyorlar. Yani, İsviçre'den belge aldınız, Türkiye'de bir sene araç
kullanıyorsunuz. Bir yılın sonunda yabancı ülkede almış olduğunuz sürücü
belgenizi Türk sürücü belgesiyle değiştirmek istediğinizde, bu sürücü belgesi
iptal ediliyor ve yenisi verilmiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir
gözü görmeyen insanlara sürücü belgesi veren ülkeler, tabiî ki, bunun
şartlarını da koymuşlardır. Oluşturulan bu şartları taşıyan kişiler, sürücü
belgesi alabilmektedirler. Avrupa Birliği resmî gazetesinde, sürücü belgeleri
sağlık muayenelerinde bir gözü görmeyen insanlar için, gören gözün, gözlükle en
az yüzde 60 oranında bir görme derecesine sahip olması gerektiğini ve uzman
doktorların, söz konusu tek gözle görme durumunun, şahsın durumuna uyum
sağlamasına yetecek kadar uzun ve görüş açısının normal olduğunu onaylamaları
gerekiyor. Uluslararası hukuk bakımından bu konunun ülkemiz için bir eksiklik
olduğu ortadadır. Üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerindeki hukuk
düzenlemeleri ve uygulamalar da bu yöndedir.
Seyahat özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları
Antlaşmasında yer alan temel bir insan hakkı olması ve motorlu taşıt
kullanabilme de bu özgürlüğün bir parçası sayıldığına göre, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesini imzalayan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı
yetkisini kabul etmiş bir ülke olarak hukukumuzu bu normlara uygun hale getirme
yükümlülüğümüz de var.
Kaldı ki, bizim Anayasamız da kişi
haklarını koruma altına almıştır: 10 uncu madde, kanun önünde eşitlik; 11 inci
madde, kanunlar Anayasaya aykırı olamaz; 23 üncü madde, seyahat özgürlüğü
düzenlemeleri, sadece bunlardan birkaçıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Monoküler ve Derin Ambliyoplar Derneği Dokuz Eylül Üniversitesi Göz
Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından hazırlanan raporu, İzmir Valiliği İnsan
Hakları İl Kurulu Başkanlığına götürmüşlerdir. Başbakanlık İnsan Hakları
Başkanlığı 12.7.2002 tarih ve 500 sayılı yazıyla, bu konunun Başbakanlık
Özürlüler İdaresi Başkanlığınca değerlendirildiği, sürücü belgesi alabilecek
özürlülerin belirlenebilmesi için bazı dış ülkelerde mevcut örneklerin
derlenmekte olduğunu belirtmiş, bunu takiben de ilgili kurumlardan oluşacak bir
komisyonla çalışmalara başlanabileceğini bildirir bir görüşle, bu işin olması
gerektiği yönünde cevap vermiştir.
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı,
Karayolları Trafik Yönetmeliğinde bulunan ve sağlık kurullarınca verilecek
"sürücü olur" raporlarının düzenlenmesine esas olan sağlık
muayenesinde sürücü adaylarında aranılacak sağlık şartlarına ilişkin esasları
düzenleyen 3 sayılı cetvelin, günümüz ihtiyacına cevap vermediğini
belirtmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
önerim, ülkemizde 2 000 000 kişiyi ilgilendirmektedir. Bu durumu düzeltmek için
Sayın Bakandan bu yönde çalışma yapmasını bekliyorum. Yapılacak olan düzenleme
bellidir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin sağlık muayeneleriyle ilgili
kısmını düzenleyen 3 sayılı cetveldeki 2 nci madde, 4 üncü maddenin (b) bendi
ve 7 nci maddede yapılacak yönetmelik değişikliğiyle vatandaşlarımızın
mağduriyeti giderilmiş olacaktır. Yine, 88 inci madde değiştirilerek yurt
dışından alınan sürücü belgelerinin Türkiye'de kullanılması sağlanmalıdır.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan
bir komisyonun, konuyla ilgili yaptığı çalışmaları yakından izlemekteyiz.
İçişleri Bakanlığımızın en kısa zamanda yapacağı yönetmelik değişikliğiyle bu
konuyu çözerek mağduriyeti gidereceğine inancım tamdır.
Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çilingir.
6. -
Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, yönetim kademelerine yapılan
atamalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/127)
BAŞKAN - Soruya cevap verecek Sayın
Bakan?.. Yok.
Sözlü sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.
7. - Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, 1958'de kaldırılan Karaköy Camiine ilişkin
Kültür Bakanından sözlü soru önergesi ve Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun cevabı
(6/128)
8. - Çorum
Milletvekili Feridun Ayvazoğlu'nun, Çorum ve Alacahöyük müzelerinin
kapatılmasına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi ve Kültür Bakanı
Erkan Mumcu’nun cevabı (6/136)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kültür
Bakanımız, 7 nci ve 12 nci sıralarda bulunan sözlü soru önergelerine birlikte
cevap verme isteğini iletmiştir;
soruları birlikte okutacağım.
7 nci sıradaki sözlü soru önergesini
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki soruların, Kültür Bakanı Sayın
Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunu saygılarımla
arz ederim.
Atilla Başoğlu
Adana
1- 1958 yılında Adnan Menderes Hükümetinin
"Yıldırım Yıkma Harekâtı" sırasında kaldırılan ve başka bir yerde
tekrar kurulmak üzere tek tek numaralandırılan, Mimar D'Aranco tarafından
yapılan ünlü Karaköy Camii şimdi nerededir?
2- Menderes Hükümetinin sözleri ve taahhütleri,
devletteki devamlılık ilkesi gereği, sonraki hükümetleri bağlamakta mıdır? Bu
ihmalin suçlu ve sorumluları kimlerdir?
3- Camiin ne zaman ve hangi mekâna tekrar
kurulması düşünülmektedir? Bir büyük gazetemizin gündeme getirdiği, Camiin
kaybolduğu iddiaları doğru mudur?
4- Tarihî ve kültürel mirasımızın her gün
haramiler tarafından yağmalanması karşısında, her zaman olduğu gibi, birkaç gün
üzüntülerimizi dile getirip, sonrasında olayları unutacak mıyız? Almayı
düşündüğünüz ciddî önlemler var mıdır? Varsa nelerdir?
BAŞKAN - 12 nci sıradaki sözlü soru
önergesini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Kültür Bakanı Sayın
Doç. Dr. Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Feridun Ayvazoğlu
Çorum
Çorum İlimizin turizm açısından önemli bir
beldesi olan Alacahöyük, 4 000 yıllık tarihî geçmişiyle Bakır-Taş, Eski Tunç, Hitit ve Frigler
dönemine ait tarihî kültürel yapısıyla önemli bir turistik bölgedir. Bu bölgeyi
2002 yılında 50 000'i aşkın yerli ve yabancı turist ziyaret etmiştir. Ne yazık
ki, Çorum ve Alacahöyük Müzelerinin kapatılmış olması, bu bölgeye turizm
açısından zarar vermektedir.
1- Gerek Çorum Müzesi gerek Alacahöyük
Müzesinin kapatılma amacı nedir?
2- Müzelerin yeniden açılması konusu,
Bakanlığınız tarafından değerlendirilmeye alınacak mı?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sözlü soru
önergeleri, Kültür Bakanı Sayın Erkan Mumcu tarafından cevaplandırılacaktır.
Sayın Bakan, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) -
Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle, Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu'nun, Çorum ve Alacahöyük
Müzelerinin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesini cevaplandırmak
istiyorum; daha sonra, diğer soru önergesini cevaplandırmaya çalışacağım; bu
vesileyle, Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Çorum Müzesi, 8.11.2000 tarih ve 5887
sayılı makam onayıyla, teşhir, tanzim ve yenileme amacıyla, Alacahöyük Müzesi
ise, 21.8.2001 tarihinde 1365 sayılı makam onayıyla, onarım yapılmak üzere
kapatılmıştır. Söz konusu müzelerin teşhir, tanzim ve onarımları devam etmekte
olup, 2003 yılında her iki müzenin de hizmete açılması planlanmıştır.
Zannediyorum, Sayın Ayvazoğlu'nun sorusunu cevaplamak için, bu malumat kifayet
edecektir.
Değerli milletvekilleri, elbette,
hükümetler, devlette devamlılık prensibi gereği, ülkenin tüm işlerini, tüm
meselelerini birbirlerinden devralırlar ve aynı sorumluluk yaklaşımıyla,
toplumun taleplerine, toplumun beklentilerine dönük olarak hizmet üretmek
sorumluluğundadırlar. Bu manada, cumhuriyet hükümetlerinin tamamı, sayısı,
numarası kaç olursa olsun, başbakanı ya da kabine üyeleri kimler olursa olsun,
cumhuriyetin hükümetleridir, Türkiye'nin hükümetleridir. Dolayısıyla,
Türkiye'nin hükümetine düşen sorumlulukları paylaşırlar
Ancak, ben, ne yazık ki, Kültür
Bakanlığının mevcut bilgileri, birikimleri, dosyaları arasından sayın
milletvekilimizin sorusuna net bir yanıt veremeyeceğim; zira, 7044 sayılı Kanunun
14 üncü maddesine göre, aslında vakıf eseri olan, ancak, mimarî ve kültürel
değeri dolayısıyla koruma altına alınmak amacıyla, o zamanki adıyla Vakıflar
Umum Müdürlüğüne devrini öngören kanunun hükmü gereği, anılan vakıf eser,
Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda ve yetkisinde. Zannediyorum, sayın
milletvekilimizin soru önergesi,
Vakıflar Genel Müdürlüğünden sorumlu devlet bakanlığına yöneltilmiş olsa idi,
burada belki daha ayrıntılı bir malumat sunma imkânı buluna-bilecekti.
Ancak, bu vesileyle, sayın milletvekilinin
duyarlılığına çok teşekkür etmek istiyorum. Zira, kültür varlıklarımızın
korunması konusunda, özellikle, mevzuattaki çeşitliliğin, yetkilerin
paylaşılmış olmasının, bölüşülmüş olmasının ve gölgeli alanlar bulunmakta
olmasının, zaman zaman kurumlararası kurumsal taassuptan kaynaklanan yetki
yarışmalarının, ilgisizliğe de dönüşebilen tutumların, maalesef, sorunlar
yarattığı hepimizin bildiği ve hepimizi üzen bir gerçektir.
Elbette, bununla, valiliklere, Vakıflar
Genel Müdürlüğüne, vakıflara, belediyelere ve bazı özel kanunlarla, bazı
kurumlara verilmiş yetkilerin tek elde toplanmasını önermiyorum; bunun çok
doğru olacağını, çok sağlıklı olacağını da düşünmüyorum. Bizim ihtiyacımız, bu
konuda, yetkileri ve kaynakları bir elde toplamak yerine, ortak bir bilinci
üretmektir diye düşünüyorum. Kültür varlıklarımızı, tarihî eserleri korumak
konusunda ortak bir bilince ulaşmak ve bu bilinci yaygınlaştırmak, her ölçekte
yaygınlaştırmak, özellikle yerel yönetimlerin, yerinden yönetim otoritelerinin
yetkilerini, imkânlarını zenginleştirerek, bunları, ortak anlayışla korumak
zorundayız.
Tabiî, Türkiye, öyle bir ülke ki,
üzerinde, bin yıllar boyunca onlarca medeniyet kurulmuş, toprağın her metre
katında bir tarih var, her metre katında insanlığın geçmişini, dolayısıyla
geleceğini aydınlatacak son derece önemli bilgiler, bulgular var. Toprağın
üzerinde, şu ya da bu ölçekte koruyabildiğimiz ya da koruyamadığımız tarihî
varlıklarımız var ve hiç şüphesiz, bunlar, Türkiye'de bir ulusal bilincin oluşmasında,
gerçekten anahtar rol oynayan varlıklar; bunları korumak zorundayız. Korurken
de, bunları, bir koruma çemberinin içine alıp, dokunmadan, hiç kimsenin
dokunmasına izin vermeden, zamanın içinde öylece saklı kalabilirmiş gibi
yapmaktan da vazgeçmemiz gerekiyor. Galiba, ortak bilinç arayışımızda varmamız
gereken en önemli uzlaşılardan bir tanesi, özellikle mimarî varlıkların, tarihî
mimarî varlıkların korunmasında, bunların korunmasının, ancak bunlar
yaşatılarak mümkün olabileceği konusunda bir mutabakat olduğu kanaatini, ben,
sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunların, hem yaşatılması hem korunması
gerekiyor. Özellikle, yaşatılmayan yapıların korunabilmesinin son derece güç,
hatta, neredeyse imkânsız olduğunu biliyoruz. Tabiî, her eser için aynı şeyi
söylemek mümkün değil. Bu söylediğim, genel bir yaklaşım değeri ancak ifade
ediyor; ancak, tek tek bazı eserlerin, kendine özgü tutumları, politikaları
gerekli kılabileceğini, hiç kuşkusuz, hatırdan çıkarmamamız gerekiyor.
Diğer yandan, kaynakları da çeşitlendirmemiz
gerekiyor. Kaynakların çeşitlendirilmesi noktasında, tarihî kültürel
varlıklarımızın korunması çerçevesinde ulaştığımız ortak bilincin, ürettiğimiz
ortak bilincin ve mutabakatın hayata geçirilmesinde, sadece kurumlara değil,
kişilere de inisiyatifler verebilmemiz gerekiyor, sorumluluklar verebilmemiz
gerekiyor. Dolayısıyla, bu yönde katkıda bulunmak anlamında insanları teşvik
etmemiz gerekiyor, şirketleri teşvik etmemiz gerekiyor, gerçek kişileri teşvik
etmemiz gerekiyor, bilim adamlarını teşvik etmemiz gerekiyor. Bu çerçevede,
benden önce bu görevi yürüten değerli arkadaşımızın başlattığı bir hazırlık
var; daha doğrusu, benim Millî Eğitim Bakanı olarak, onun da Kültür Bakanı
olarak, birlikte oluşturduğumuz bir çerçeve var; şimdi, nöbet değişimiyle aynı
şeyi sürdürmeyi düşünüyoruz. O da, tarihî varlıkların korunması ve eğitim
yatırımlarına dönük, bir tür, adına "sponsorluk yasası"
diyebileceğimiz, bir teşvik mevzuatı getirmek. Kendi özel kaynaklarından eğitim
yatırımlarında bulunan kimseleri özendirecek birtakım düzenlemeler getirmek;
tabiat kültür varlıklarının, özellikle tarihî varlıkların korunması,
geliştirilmesi, yaşatılması yönünde kaynak ayıran, çaba ortaya koyan insanların
teşvik edilmesi, özendirilmesi yolunda bir yasal çerçeve hazırlıklarımız sürüyor.
Bunlar, umuyorum ki, değerli milletvekillerimizin ve bu konuda uzman sivil
toplum kuruluşları ya da üniversitelerin de katkıları alınarak, bu yasama
yılının sonuna kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi gelebilecektir.
Genel Kurul sürecinde de, milletvekillerimizin katkılarını alarak, bu ortak
bilincin, ortak yaklaşımın bir numunesi olmak üzere, bu yasayı
üretebileceğimizi ve bununla önemli bir merhale, özellikle kaynakların
çeşitlendirilmesi bakımından bir merhale kazanabileceğimizi umuyorum.
Biraz önce, Sayın Gazalcı'nın sorusu
okundu. Tabiî, Sayın Gazalcı bu soruyu yönelttiklerinde ben Millî Eğitim
Bakanıydım; dolayısıyla, bu soru, müsaade ederseniz, bana sorulmuş sorudur. Bu
soruyu defaatle cevaplandırdım; ama, tabiî ki, milletvekillerinin soru sorma
hakları var ve yürütmede bulunanların, bakanların da bunları cevaplandırma, bu
konuları açıklığa kavuşturma sorumlulukları var. Benim bakanlığım döneminde,
bakan imzasıyla, sadece 8 atama gerçekleştirilmiştir. Bu, cumhuriyet tarihinde,
bugüne kadar yapılan en az sayıda atamadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) - Hele
hele, yeni gelen bir hükümetin, özellikle üst düzey yöneticiler açısından
takınması kaçınılmaz olan tutum dikkate alındığında, bunun eleştirilebilir bir
şey olduğunu da, belki, arkadaşlarım söyleyeceklerdir.
Ancak, bir şey çok önemli; biz, şunu
yapmaya çalıştık: Eğitim alanının -bundan sonra da bunun böyle devam edeceğine
inanıyorum- toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir ortak mutabakat alanı
olduğunu, doğrudan öğrenci velisi olsun ya da olmasın, eğitim sektörünün içinde
olsun ya da olmasın, herkesin, eğitimin ülkenin geleceğini inşa eden bir alan
olmaktan doğan bir hakkının olduğuna inandığımız için, en geniş mutabakatı
oluşturmaya çaba sarf ettik ve bu çaba, bundan sonra da sürdürülecektir; ancak,
bunun -daha önce de söyledim- bir hükümetin yasa ve anayasalardan
kaynaklanan...
BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakika bekler
misiniz.
Biraz önce, şu anda cevaplamak durumunda
olduğunuz soruyu ertelemiştik. İsterseniz, toparlarsanız, daha sonraki bir
oturumda cevap verilebilir.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum, hemen toparlayayım.
Önemli olan, milletvekillerinin
sorularının yanıtlanmasıdır diye düşünüyorum; onun için, hoşgörünüze sığınarak,
belki biraz zaman kullandım. Şunu ifade etmek istiyorum: Bir hakkın
kullanılması, hakkın doğru kullanılması son derece önemlidir. Soru önergeleri,
milletvekillerine özellikle denetleme imkânlarını kullanabilsinler diye
Anayasanın ve İçtüzüğün getirdiği bir imkândır. Bunun başka amaçlarla
kullanılmaması, gerçekten bu hakkın korunması bakımından çok önemlidir. Tek tek
siyasetçilerin, topyekûn siyaset kurumunun güvenilirliğine ilişkin bir
sorumlulukları vardır ve bir hak, bir statü, özel bir nedenle tahsis edilmişse,
ona saygı göstermek gerekir. Denetlemek maksadıyla tahsis edilmiş, düzenlenmiş
bir hakkın propaganda amacıyla kullanılmasının, hakkın suiistimali
sayılabileceğini düşünüyorum. Bu, netice itibariyle, siyasetin alışık olduğu
bir şey olabilir; ama, benden önceki Bakan arkadaşım da söyledi, işte bu
alışkanlıklardır siyaset kurumunun güvenilirliğini Türkiye'de tartışmalı hale
getiren. Bundan vazgeçersek, hem kendimize hem ülkemize çok önemli bir iyilik
yapmış oluruz diye düşünüyorum.
Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın
Başkan...
BAŞKAN - Önerge sahiplerinden söz talebi
var mı efendim?
Sayın Atilla Başoğlu, Sayın Feridun
Ayvazoğlu.
Efendim, Sayın Gazalcı'nın soru önergesini
biz ertelemiştik; Sayın Bakan, sadece, nezaket planında konuşurken ismini
zikretti.
Şimdi, ilkönce Sayın Başoğlu.
Sayın Başoğlu, buyurun.
ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Sayın Bakanıma,
vermiş olduğu cevaplar için çok teşekkür ederim. Her şeyden evvel, yeni
vazifesinde ve bundan sonraki vazifesinde başarılar dilerim. Söyleyeceğim
görüşlerimden ötürü, şu andaki Bakanımı da tenzih ederim; ama, her zaman
yaşandığı gibi, burada, yine büyük bir vurdumduymazlık yaşanmış ve herkesin
bildiği gibi, ünlü İtalyan mimar D'Aranco tarafından yapılan bu muhteşem, güzel
eser, güzel anıt, maalesef, 50 sene evvel, başka bir yere kurulmak üzere,
numaralanarak yerinden sökülmüş; ama, maalesef, o gün bugün, âdeta
kaybedilmiştir. Bundan daha elimi, bu eserin içerisinde bulunan birtakım daha
değerli objelerin de yok edildiği söylenmektedir. Bunu da, Bakanımızın
araştıracağına inanıyoruz.
Ayrıca, Sayın Bakanım, almış olduğumuz
bazı duyumlara göre, müzelerimizde, bazı kıymetli sikkelerin de, değişik
şeylerle değiştirilerek dışarıya çıkarıldığı ifade edilmektedir. Bunu da
araştırma konusu yapmanızı rica ediyorum.
Bildiğiniz gibi, tarihî ve kültürel
varlıklar hepimizindir, hepimiz tarafından korunması gerektiğine inanıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Sayın Ayvazoğlu?.. Yok.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın
Başkan...
BAŞKAN - Sayın Hocam, burada bir sataşma
vesaire gibi herhangi bir husus söz konusu değil. Dolayısıyla, şimdi, tekrar,
yeni bir tartışma konusu açmayalım.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Ben tartışmak
için söz istemiyorum, bir açıklama getirmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakan, bu konuda, gayet
nezaketle, esas soruya cevap verdi; ama, isminiz geçtiği için söylüyorsunuz...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Ben de
nezaketle bir açıklama getireceğim.
BAŞKAN - Lütfen yerinizden...
Buyurun Sayın Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Millî Eğitim eski Bakanımız, sağ olsun, başka bir soruya
yanıt verirken, bir önceki soruyla ilgili küçük bir açıklama yaptı. Ben, tabiî,
soru hakkımı saklı tutarak, şunu demek istiyorum: Atamanın sayısından çok,
hukuka uygunluğu çok önemlidir. Benim soru önergemde, esas olan, yönetmeliğin
bir maddesi eklenerek, Millî Eğitimdeki Atama Yönetmeliği 2003 yılının sonuna
kadar kaldırılmış" hükmüdür. Bu atama ister 1 olsun, isterse 100 olsun;
usulsüzdür, haksızdır, Millî Eğitimin geleneklerine aykırıdır, Anayasanın 10
uncu maddesine, 657'nin 10 uncu maddesine aykırıdır. Kaldı ki, Sevgili Bakanım
artık o Bakanlıktan ayrıldı, ben onu üzmek istemem; ama, denetim görevimizi
yapıyoruz. Kendisine şimdi bir suretini vereceğim. Millî Eğitim Bakanlığında,
dediği kadar da az oynama olmamıştır. Herhalde illerdeki atamaları atama kabul
etmiyor; yani, Bakanlığında 8-10 tane...
BAŞKAN - Sayın Gazalcı, lütfen cümlenizi
tamamlar mısınız.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın
Başkanım, bitiriyorum.
Bakın, elimde bir liste var; şimdi Sayın
Bakana kendim götüreceğim. İllerde 91 tane atama var, bir o kadar da bizim
tespit edemediklerimiz var, 8-10 tane de -kendilerinin söylediği gibi-
Bakanlıkta var; ama, bunlar, hukuka uygun olmamıştır, geleneklere uygun
olmamıştır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) -
Sayın Başkan, kürsüden çok kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
Sayın Bakanım, yeni sataşmalara sebebiyet
vermeyecek şekilde cevap verirseniz iyi olur.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok
teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, sayın
milletvekilimizin söz ettiği husus belki zihinlerde bir soru işareti
yaratabilir; onun için açıklığa kavuşturma gereği var.
Sayın milletvekilimizin sözünü ettiği
yönetmelik değişikliği, 2002 yılına kadar yürürlükte kalmak ve...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - 2003.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) - ...
ondan sonra yürürlükten kaldırılmak üzere konulmuş bir geçici maddenin 2003
yılı sonuna kadar yeniden hayata geçirilmesidir ve bir Bakanlar Kurulu onayıyla
çıkmış bir yönetmeliktir. Biliyorsunuz, Bakanlar Kurulu yönetmelikleri
Cumhurbaşkanın da onayı alınmak suretiyle yayımlanırlar. Dolayısıyla, hukuksuz
bir şey yok.
Kaldı ki, her hükümet atamalar yapar,
yapmalıdır da, yapmak onun görevidir de. Biz de, bu görev anlayışımızın gereği
olarak, Türk millî eğitim sistemine yapabileceğimiz katkının bir yansıması
olarak bunları yaptık. Yaptıklarımızın sayısı da, tekrar ediyorum, isteyen
istediği kadar karşılaştırsın, cumhuriyet döneminde hangi dönemle
karşılaştırılırsa karşılaştırılsın.
Ancak, ben, burada, hukuksuzluk iddiasına
ilişkin bir şey söylemek istiyorum. Bu kürsüden üçüncü defa söylüyorum. Bunu
söylediğim zaman arkadaşlarım inciniyorlar. Eğer, ortada bir hukuksuzluk varsa,
sayın milletvekilinin, sayın milletvekillerinin parti gruplarının bu
usulsüzlüğü soruşturmak gibi bir hukukî hakları var. Üçüncü kez söylüyorum;
üçüncü kez... Varsa böyle bir şey, eğer gerçekten inanıyorsanız, hemen bir
soruşturma konusu yapın, AK Parti Grubu olarak söz veriyoruz, oy vereceğiz.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Tamam.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) -
Tekrar tekrar söylüyorum; ama, bunu hâlâ niye yapamadığınızı anlayabilmiş
değilim. İşte bu, tam anlamıyla, yerleşik siyaset alışkanlıklarının
sürdürülmesi. Ben buradan bir yarar sağlanabileceğine inanmıyorum, ben buradan
Türkiye'nin bir yarar sağlayabileceğine inanmıyorum; herhangi bir siyasî
partinin bir yarar sağlamayacağı gibi, bu tür alışkanlıkların, bir kurt gibi,
siyasete duyulan güveni kemirdiğini düşünüyorum. Biz bir şey kazanmıyoruz; ama,
kaybeden şey siyaset, siyaset dolayısıyla da Türkiye oluyor.
Ben derim ki, yapmayalım arkadaşlar, bunu
yapmayalım. Cevabını çok iyi bildiğimiz soruları, başka biçimlerde
kurgulayarak, başka çarpıtılmış biçimler haline getirerek sunmaktan elde
edeceğimiz bir yarar yok. Bu, defalarca söylenmiş bir şey, bütün belgeleriyle
ortaya konulmuş bir şey. Bir hukuksuzluk varsa, gereğinin ne olduğunu ben
öğretmek durumunda değilim; bu, Anayasa ve yasalarda yazılı.
Böyle bir cevap vermekten bile üzüntü
duyduğumu ifade etmek istiyorum. Şu, esas itibariyle, benim çok hoşuma giden
bir duruş değil, hiç de benim hoşuma giden bir duruş değil. Hele, eğitim gibi
gerçekten mutabakat yaratmak durumunda olduğumuz bir alana ilişkin gereksiz
konularda tartışmaların ortaya çıkmasından, bizim umduğumuz hiçbir fayda yok,
Türkiye'ye gelebilecek hiçbir yarar da yok; ama, şunu söylüyorum efendim...
HASAN AYDIN (İstanbul) - Somut olarak ne
diyorsunuz Sayın Bakanım?
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) -
Sayın milletvekilim, şunu söylüyorum: Ben, burada, dört defa söyledim.
İddianızda samimiyseniz, hodri meydan, buyurun; değilseniz, gelin, buradan özür
dileyin. Ayıptır!.. Ayıptır!.. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, bu işi,
şahsiyeti rencide edecek boyutlara vardırmaya hakkınız yok.
Sonuç itibariyle, demokratik bir hak
olarak, anayasal bir hak olarak verilmiş bir soru önergesi mekanizmasını
suiistimal etmeye hiç kimsenin hakkı yok.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Zatıâliniz onu
yapıyorsunuz.
KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) - Bunu
yapmayın. Ha, başka haklarınız da var; gelin, yapın onu; gelin, yapın. Hem de,
bu işi biraz kapsamlı tutalım. Söyledim; geriden itibaren, geçmişten, iki yıla,
üç yıla, beş yıla, yedi yıla kadar bir soruşturmaya hazırız. Ben, belgelerinin
de var olduğunu söylüyorum; ama, iyi düşünün; Cumhuriyet Halk Partisinin
kapısının önünde yığılacak binleri, onbinleri, yani, öğretmenleri nasıl geri
göndereceğinizi de düşünün. Ben arkadaşlarıma güveniyorum, ben parti grubuma
güveniyorum. Eğer, hakikaten bir hukuksuzluk var olduğuna inanıyorsunuz,
hakikaten hukuksuzluğu takip etme konusunda ciddiyseniz -artık bunu söylemek
zorundayım- buyurun, hodri meydan, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, birleşime...
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.
VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - Samsun
Milletvekili Haluk Koç’un, Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun, Grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
HALUK KOÇ (Samsun) - Şimdi, bakın, usule
uygun olmayan, daha doğrusu, tavır olarak, üslup olarak çok yadırgadığımız bir
üslup, Sayın Bakanımız tarafından, değişik kereler, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu hedef alınarak kullanılıyor. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili olarak, ufak bir açıklama yapmak istiyorum. (AK Parti sıralarından
"sataşma yok" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Hocam...
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Bakan,
Grubu sorumsuzlukla suçladı, hiç hoş değildir. Bizim ne yapacağımıza Sayın
Bakan karar veremez.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen
sakin olunuz...
V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sizi ikna etme
adına söylüyorum.
BAŞKAN - Bakın, Grup Başkanvekiliniz Sayın
Koç konuşuyor.
Şimdi, burada, Sayın Bakanın söylemek
istediği, daha doğrusu söylediği... Söylemek istediğini ben bilemem, kendisi
takdir eder. Herhangi bir sataşma üslubu yok; ama... (CHP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN - Bir dakika efendim, müsaade eder
misiniz...
...her zamanki kibarlığıyla, yatıştırıcı
müzakereci üslubuyla, Sayın Koç'a kısa bir söz hakkı vereceğim; herhangi bir
şey olmayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun, Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, önce
çok teşekkür ediyorum bu anlayışınız için.
Yadırgatıcı bir üslup dedim. Geçen hükümet
döneminde de -yani çok uzak değil- 58 inci hükümet döneminde de, Sayın
Bakanımız -bu sefer Millî Eğitim Bakanı olarak görev yapıyordu- Yükseköğretim
Kanunuyla ilgili bir açıklaması sırasında, yine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna,
âdeta direktif verir gibi, yön verir gibi, Cumhuriyet Halk Partisinin temel
politikalarının oluşturulmasına ışık düşürür gibi ifadelerde bulundu. Bunu
yadırgatıcı bulduğumuzu, o zaman da ifade etmiştim. Oturumu yöneten başkan söz
hakkı vermemişti; onu da saygıyla karşıladık. Fakat, bu üslup, bugün de devam
ediyor. Yani, siyasette "hodri meydan" teriminin, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kürsüsünden ifade edilecek bir terim olduğunu zannetmiyorum.
Bu konuşmaların, oturumların, zaman zaman
şiddetlendiği dönemler oluyor, zaman zaman kastını aşan ifadeler oluyor, her
iki gruptan da oluyor. Sizin grubunuzdan da, bizim grubumuzdan da bu ifadeler
olduğunda, sorumlusu olan arkadaşlar çıkıyorlar "kastını aşan bir ifadem
varsa, özür dilerim" diyorlar. Bazen, ortada, kalabalıktan bu ifade
çıkmışsa, grup başkanvekilleri olarak bizlere bu görev düşüyor.
Ben, Sayın Bakanımızın bu nezaketi
göstereceğinden eminim.
Cumhuriyet Halk Partisi, kendi görüşlerini
oluşturacak, kendi fikirlerini düzenleyecek, kendi sözcüleriyle burada
açıklayacak güce ve yeteneğe sahiptir. Sayın Bakan, bunun için hiç
yorulmasınlar. Eğer, bir yardım talep ederlerse, Cumhuriyet Halk Partisi,
kendilerine, devlet yönetiminde de, bakanlık yönetiminde de her türlü katkıyı
verebilir, yol gösterebilir, ışık tutabilir.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın ve
Sayın Koç'un üslubu arasında, esas itibariyle fazla bir farklılık yok. Sayın
Bakan, müzakereye açık olunduğunu; ama, herhangi bir şekilde incitilmemesi
gerektiğini söyledi. Sayın hocamız da, Sayın Koç da, grup başkanvekili olarak,
aynı ifadelerde bulundu.
Birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.18
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Sözlü sorulara ayrılan 1 saatlik süre bir
önceki oturumda dolmuştu.
Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1 inci sırada yer alan İş Kanunu
Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII. -
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. - İş
Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu
(1/534) (S. Sayısı: 73)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Sayın milletvekilleri, alınan karar
gereğince 2 nci sıraya alınan, Tebligat Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ile Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü'nün Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
2.- Tebligat
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kastamonu Milletvekili
Hakkı Köylü'nün Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/533, 2/94) (S.
Sayısı: 93) (1)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, Komisyon raporu 93
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
İçtüzüğün 81 inci maddesine göre, gruplar
adına birer üyeye, Komisyona ve Hükümete 20'şer dakika; şahısları adına iki
üyeye 10'ar dakika söz vereceğim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Antalya Milletvekili Sayın Feridun Fikret Baloğlu; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tezkere beklerken tebligat
geldi; ama, bu da çok önemli.
Tebligat Yasası, bizim sosyal yaşamımızda
çok önemli bir yer taşır; çünkü, insanlar, hayatları boyunca en az bir kere
öyle bir tebligatla karşılaşmışlardır. Bunun için hukukçu olmak da gerekmiyor.
Avukatlara çok gelir; ama, bütün insanlara birer kez, en az, bu tebligat
ulaşır.
Türkiye'de yargı sistemine yönelik en
büyük eleştiri, yargının yavaş işleyişidir, hak alma sürecinin uzamasıdır.
Bunda birden çok unsurun rol aldığını biliyoruz. Nedir bunlar; yargıçlar
yeterli sayıda değildir, adliye teşkilatı yeterli değildir, adliye binaları
yeterli değildir; ama, bunlar kadar önem taşıyan bir husus da tebligatın
sağlıklı yapılmamasıdır. Hukukla ilgilenenler, avukatlar, hâkimler ya da
adliyeden yolu geçenler bilirler ki, tebligat her zaman sorunlara yol açmıştır,
muhakemenin yenilenmesine yol açmıştır, benzeri sorunlara yol açmıştır. Bu yasa
tasarısıyla bu eksikliklerin geniş çapta giderileceğini umut ediyoruz. O
nedenle, olumlu bir gelişmedir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu olumlu
gelişmeyi de destekliyoruz. Yalnız, bu fırsattan yararlanarak, bu işleyişe
ilişkin düşüncelerimizi açıklamak istiyorum.
Doğal ki, hızlı bir tebligat, yargının
çabuklaştırılmasını ve sonuç almayı sağlar; ama, hızlı bir tebligat sağlama
uğruna da esası gözden kaçırmamak gerekir; çünkü, tebligatın çok hızlı
yapılması, kapılara yapıştırılması, muhtara bırakılması gibi hususlar bu yasa
içinde de yer alıyor. Uygulayacak olanlar insanlardır. Bunların yapacağı hatalar
hak kayıplarına yol açabilir. Aslında, hızlılık, zaten, zaman zaman hak
kayıplarına yol açıyor.
Bakınız, bu yasa tasarısı sayın
milletvekillerinin eline 15.00'teki toplantıdan birkaç saat önce geçti; bir
saat, birbuçuk saat önce geçti. Doğal ki, yeteri kadar inceleme fırsatı
bulamadık. Neyse ki, yasa tasarısı, arkasında birtakım gizli talepleri veyahut
ilerlemeleri kastetmediği için hiçbir sakınca taşımıyor, büyük bir rahatlıkla
da görüşüyoruz; ama, her zaman böyle olmadığını da çok iyi biliyoruz.
Şimdi, efendim, bu yasada geçmişte en çok
eleştiriye uğrayan hususlardan birisi kısmen gideriliyor. Nedir o; bizzat
ilgiliye yapılmayan tebligat.
Tasarının 4 üncü maddesinde, tebligatın
kapıya yapıştırılmasına ilişkin bir düzenleme var. Burada, tebligatın bu
yapıştırma işleminden onbeş gün sonra yapılmış gibi olacağı hükme bağlanıyor.
Böylece, muhtemel hak kayıplarını önleme yolunda iyiniyetli ve doğru bir
düzenleme yapılıyor.
Yine, tasarının 5 inci maddesinde, 7 nci
maddesinde, 8 inci maddesinde yargıyı hızlandırmaya yönelik ve hak kayıplarını
önleyecek düzenlemeler var; kısaca sunmak istiyorum.
5 inci maddede, muhtara, ihtiyar heyetine
ve zabıtaya evrakı kabul etme zorunluluğu getiriliyor; bu da, biliyorsunuz,
geçmişte, uygulamada birtakım sorunlara yol açıyordu; kabul etmiyorlardı...
Neyse ki, bu düzenlemeyle, bu uygulamayla, bu da giderilmiş oluyor.
7 nci maddede, tebliğ memurunun ad ve soyadının bulunması... Çok basit gibi
görünüyor; ama, çok sorunlara yol açıyordu geçmişte; tebligatı kimin yaptığı
tespit edilemiyordu. Bu nedenle, tebligatın iptaline neden olan -özellikle icra
dairelerinde- işlemler oluyordu; bu da, bu maddeyle düzenlenmiş oluyor.
8 inci madde, yabancı ülkedeki Türk
vatandaşlarına tebligat usulünü düzenliyor. Burada da bir hızlandırma söz
konusu ve yeni bir düzenleme söz konusu. Bu tebligatın hızlandırılması da,
yargının, dışarıda yaşayan vatandaşlarımıza daha çabuk ulaşmasını ve yanıt
almasını sağlayacak gibi görünüyor.
Sayın milletvekilleri, tebligatın
hızlandırılması, tabiî, bu yasal düzenlemeyle mümkün olacak; ama, tebligatın
hızlandırılması için, önce gidecek bir yol gerekiyor. Bakın, şu anda martın
sonuna geliyoruz. Kiğılı hemşerilerim aradı beni bugün, Yedisulu hemşerilerim
aradı -burada Bingöl milletvekilleri de var- Kiğı'dan Yedisu'ya ulaşmak mümkün
değil. Tebligat memuru uçacak da değil. Yani, Türkiye'de altyapıyı yeterli bir
biçimde düzenlemediğimiz sürece, en iyi tebligat kanununu da yapsak, gene yargı
hızlanamayacak. Bu vesileyle, Sayın Bayındırlık Bakanını da, Kiğı'ya, Bingöl'e
ve Yedisu'ya dönüp bakmaya ve oranın yollarına özen göstermeye çağırıyorum.
Sayın milletvekilleri, tebligat,
biliyorsunuz, yasal sonuçlar getiriyor. İnsanların hayatında da, başta
söylediğim gibi, önem taşıyor. Tebligat, yasal sonuçlar getirecek bir duyurunun
ilgiliye verilmesi. Kısaca böyle ifade ediliyor. Her ne kadar bu yasa
değişikliğiyle iç hukukumuza ilişkin bir düzenleme yapılıyorsa da, kimi zaman
devletler arasında da bu tür bildirimler yaşanabiliyor. İç hukukumuzda
gösterdiğimiz bu özeni, dış hukukumuzda da, dış ilişkilerimizde de göstermek
zorunda olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Her ne kadar, devletler, birbirinin
kapısına tebligat yapıştırmıyorsa da, birkaç saatlik süreler verip birtakım
taleplerini dayatabiliyorlar. Dilerim, bu tür dayatmalara dayanacak gücümüz
olur; bu tür dayatmaların bizi getireceği noktalardan uzaklaşacak gücümüz olur.
Sayın milletvekilleri, özetle görüşlerimi
sundum. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu yeni düzenlemeyi
destekliyoruz. Bunun olumlu sonuçlar getirmesini diliyorum; Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, hepinizi saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Baloğlu, teşekkür ediyorum.
Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel; buyurun.
Süreniz 20 dakika. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7201 sayılı Tebligat Kanununun bazı
hükümlerinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı hakkında, AK Parti Grubu adına
söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.
Biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına konuşan, Antalya Milletvekili Sayın Feridun Fikret Baloğlu, tasarının bir
saat önce ellerine geçtiğini; bunun bir alışkanlık haline geldiğini ifade etti.
Bunu, herhalde CHP'nin süregelen bir alışkanlığının devamı olarak kabul
ediyorum; çünkü, Fikret Baloğlu'yla Adalet Komisyonunda beraberdik; orada, bu
kanun tasarısı ittifakla geçti. "Bir saat önce elimize geçti" demekle
ne mana ifade ettiğini anlayamadım...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın
Özel, Genel Kurulu kastediyorum; kişisel olarak tabiî inceledim.
RECEP ÖZEL (Devamla) - Yani, kendisinin bu
kanun tasarısından haberi vardı ve büyük müzakereler sonucunda, ittifakla
komisyonumuzdan geçmişti...
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
milletvekilimizin adı Feridun Bey efendim; Fikret Bey değil.
RECEP ÖZEL (Devamla) - Feridun Fikret
Baloğlu dedim; doğrusunu ifade ettim efendim.
BAŞKAN - Evet.
HALUK KOÇ (Samsun) - "Feridun
Bey"i kullanıyoruz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - İkisini
de kullanıyorum efendim.
RECEP ÖZEL (Devamla) - Tebligat, hukukî
bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için, yetkili makamın, kanun ve
usulüne uygun bir şekilde yazıyla veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemidir.
Bir hakkın doğumu, hak sahibinin bu hakkı
kullanması veya belirli bir süre geçme şartına bağlı yahut hak sahibinin ya da
karşı tarafın susması, bir işlemde bulunması veya bulunmaması hallerine bağlı
olarak bir hakkın özünün veya kullanılmasının ortadan kalkması, bütün bu
hususların kanunlara göre ilgilisine bildirilmesiyle olur. Bir yargı organı
tarafından veya idarî makam tarafından alınan kararın ilgilisine bildirilmesi,
son derece önemlidir. Kişi ve kuruluşların yargı önünde veya idarî işlem karşısında
hakkını kullanabilmesi, hakların nelerden ibaret olduğunun ve verilen kararın
ne olduğunun bilinmesine bağlı olup, alınan bir karar veya yapılan bir işlemin
yerine getirilmesi, ilgilisine bildirilmekle tamamlanır. Çoğunlukla, bu
bildirimden sonra, birtakım hukukî sonuçlar doğar.
Tebligatın usulüne uygun yapılmaması
halinde, kişinin bir hakkı kullanması ortadan kalkabileceği gibi, bu yüzden bir
dava veya icra takibinin uzun süre sürüncemede kalması da mümkündür. Pek çok
davanın, tebligat işlemi ve usulsüzlük nedeniyle uzun yıllar bitirilemediği,
hatta duruşmasının bile yapılamadığı bir gerçektir.
Bu nedenlerle, son derece önem taşıyan bir
hakkın özüne dahi etki edebilen bir işlem olan tebligatla ilgili olarak
hukukumuzda ayrı bir kanunla düzenleme getirilmiş, daha önce Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda dağınık olarak yer alan tebligata
dair hükümler yürürlükten kaldırılarak, 1959 yılında 7201 sayılı Tebligat
Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Bundan sonra, aksayan yönler, çeşitli tarihlerde
çıkarılan kanunlarla düzeltilmiş, daha çabuk ve sağlıklı yapılması sağlanmaya
çalışılmıştır; fakat, son zamanlarda, yine, birtakım aksaklıkların olduğu, bu
aksaklıkların yargılamanın çok uzamasına ve zaman kaybına sebep olduğu, bu
nedenle yargının yavaş işlemesine sebep vererek, toplumda hukuk sistemine ve
adalete duyulan güvenin büyük ölçüde zedelenmesine neden olunmuştur. Gerek ceza
ve hukuk davalarında gerekse icra takiplerinde işlemlerin bir an önce
sonuçlanması, dosyaların bir an önce tekemmül etmesi ve sonuçlanması, gerek
toplum ve gerekse bireyler açısından çok önem arz etmektedir.
Yargılamanın hızlanması, adaletin tecelli
etmesinin şartlarından biri, belki de en önemlisi, tebligat müessesesinin
aksaksız ve hızlı çalışmasıdır. Bu şekilde, zamanın delilleri yok etmesi,
yıpratması engellenecek, masum sanık bir an önce temize çıkacak, alacaklı bir
an önce alacağına kavuşacak, davacı ve davalı tarafın uzun yıllar adliye
koridorlarında sırf tebligatın yapılamamasından dolayı gereksiz beklemeleri,
duruşma talikleri sona erecek, zaman kaybı önlenecek.
Yine, cezanın ve kararların infazı ve
icrasının hızlı bir şekilde uygulanmasıyla vatandaşların kafasında suç
işleyenin cezalandırılacağı, karşılıksız kalmayacağı, haksızlığa uğramış
kişilerin hakkını alabildikleri inancı kuvvetlenecek, vatandaşların hak aramak
için adlî yolların dışında birtakım oluşumlara müracaatlarının önüne geçilmiş
olacak, bu suretle toplumsal barışın sağlanmasına büyük ölçüde katkı sağlanmış
olacaktır. Böylece de, adalete olan güven tam manasıyla artacaktır. Bu amaçla
da, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı Yüce Meclisin gündemine gelmiştir.
Tasarıyla genel olarak, tebliği yapan PTT
memurlarının herhangi bir kusur ve kabahati olmasa dahi tebliğ evrakının
kaybolması ve zıyaı halinde PTT işletmesi sorumlu tutulmakta, birlikte oturan
aile efradı ve hizmetçi dışında aynı konutta oturan diğer kişilere de
tebligatın yapılabilme olanağı ve imkânı getirilmekte, bu zamana kadar kâh aynı
mahalde oturma kâh birtakım siyasî mülahazalarla tebliğ evrakını almaktan
imtina eden muhtar, ihtiyar heyeti ve zabıtanın da tebliğ evrakını alma
mecburiyeti getirilmekte, yabancı ülkedeki temsilcilikler aracılığıyla Türk
vatandaşlarına yapılmak istenen tebliğlerdeki zorluklar da bir ölçüde
giderilmeye çalışılarak, tebliğ evrakını almaktan kaçınan kötü niyetli kişilere
karşı getirilen hükümle tebliğin yapılmış sayılacağı esası getirilmiş, daha
önce tebliğ yapılıp da adresini değiştirmiş olanlara, yeni adresi
bildirmemeleri halinde eski adreslerine kapıya asılmak suretiyle tebliğlerin
yapılacağı, eskiden olan kazaî mercii divanhanesine asılma işleminden artık
vazgeçilmiş olduğu, ayrıca, Tebligat Kanununun daha etkili ve hiçbir
suiistimale meydan vermemek bakımından cezaların caydırıcılığının artırılması amacıyla
ceza miktarları da yükseltilmiştir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair
Sözleme, Türk Medenî Kanunu ve diğer ilgili tüm mevzuat göz önüne alınarak ve
de uyum sağlanması amacıyla, 18 yaşından küçük olanlar çocuk sayıldığından, bu
kişilere bir yükümlülük getirmemek amacıyla, daha önce tebliği alabilecek olan
kişinin 15 yaş olan sınırı 18 yaş olarak değiştirilmiştir; böylece de, tebliğ
mazbatasında tebliği yapan memurun bizzat ad ve soyadının da bulunması bir
zorunluluk haline getirilmiş; böylece, karışıklıklara meydan verilmek
istenmemiştir.
Tebliğ yapılacak kişinin adresinin tespit
edilmemesi halinde her türlü devlet organından, kolluk kuvvetinden bilgi ve
belge istenebileceği, araştırma yapılabileceği de hüküm altına alınarak, usulî
işlemlere hızlılık kazandırılmaktadır. Bu nedenle, Yargıtayın bozma
gerekçelerinin önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Ayrıca, yeni bir düzenlemeyle, kazaî
tebligatlarda verilen süreye rağmen, tebligat giderlerinin ilgilisi tarafından
ödenmemesi halinde uygulamadaki farklılıkları gidermek amacıyla, ödenmeyen dava
dilekçesinin tebliğine ilişkin ise, davanın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
409 uncu maddesine göre müracaata bırakılmış sayılacağı hükmü getirilmiştir.
Diğer hallerde ise, ilgili tarafın talepten vazgeçmiş sayılacağı
belirtilmiştir.
Kat Mülkiyeti Kanununa göre yapılan
işlemlerde bağımsız bölümde fiilen oturan bulunmaması halinde ilan tahtasına
asılan tebligat örneklerinin bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılacağı hükmü
getirilerek, uygulamada bu kişilere tebligatta yaşanan sıkıntılar giderilmeye
çalışılmıştır.
Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun
bir maddesinde yapılmak istenen değişikliğe dair kanun teklifi, Adalet
Komisyonumuzda söz konusu bu tasarıyla birleştirilmiş ve Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunundaki son değişiklikle, Yargıtaydaki tebliğnamelerin tebliğine
yönelik açıklayıcı hüküm getirilmiş, böylece uygulamadaki sıkıntılar
giderilmeye çalışılmıştır.
AK Parti olarak, yargının hızlanmasına
yarayacak olan bu kanun tasarısını desteklediğimizi, ülkemizin tam bir hukuk
devleti görüntüsü verebilmesi için adalet sisteminin işleyişindeki tüm
aksaklıkların giderilmesi, tam ve zamanında adaletin tesisi için gereken her
türlü düzenlemenin AK Parti tarafından yapılacağını belirtir, hepinize saygılar
sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Özel, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
TEBLİGAT KANUNU İLE CEZA
MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1.- 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı
Tebligat Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan
"memurlarının kusur veya ihmali yüzünden veya" ibaresi madde
metninden çıkarılmıştır.
BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, 1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- 7201 sayılı Kanunun 16 ncı
maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Aynı konutta oturan kişilere veya
hizmetçiye tebligat:
Madde 16.- Kendisine tebliğ yapılacak şahıs
adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya
hizmetçilerinden birine yapılır."
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde söz talebi?.. Yok.
2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- 7201 sayılı Kanunun 17 nci
maddesinde yer alan "birlikte oturan ailesi efradından" ibaresi
"aynı konutta oturan kişilere" şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde söz talebi?.. Yok.
3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4. - 7201 sayılı Kanunun 20 nci
maddesinin birinci cümlesinde yer alan "hüviyeti" kelimesi "adı
ve soyadı" şeklinde ve son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu maddeye göre yapılacak
tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde
yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu
tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5. - 7201 sayılı Kanunun 21 inci
maddesinde yer alan "zabıta amir ve memuruna" ibaresi "zabıta
amir veya memurlarına" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra
eklenmiştir.
"Muhtar, ihtiyar heyeti azaları,
zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkra uyarınca kendilerine teslim edilen
evrakı kabule mecburdurlar."
BAŞKAN - Komisyonun maddî bir düzeltme
isteği var galiba...
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Sayın Başkanım, birinci fıkradaki "zabıta amir ve
memurlarına" ibaresindeki "memurlarına" kelimesi yanlış
basılmıştır; onu "memuruna" olarak düzeltiyoruz efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6. - 7201 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinde yer alan "onbeş" kelimesi "onsekiz" şeklinde
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7. - 7201 sayılı Kanunun 23 üncü
maddesinin (8) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"8. Tebliğ evrakı kime verilmiş ise
onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını,"
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8. - 7201 sayılı Kanunun 25 inci
maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 25/a maddesi eklenmiştir.
"Siyasî temsilcilik aracılığıyla
yabancı ülkedeki Türk vatandaşlarına tebligat:
MADDE 25/a- Yabancı ülkede kendisine
tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye
Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir.
Bu hâlde bildirimi Türkiye Büyükelçiliği
veya Konsolosluğu veya bunların görevlendireceği bir memur yapar.
Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından
çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde
tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin
mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir.
Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre
muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz
gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde
tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap Türkiye
Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu
takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa bu hususta düzenlenecek
tuta-nak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine
iade edilir."
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 9. - 7201 sayılı Kanunun 28 inci
maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bununla beraber tebliği çıkaran
merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli
gördüklerine sorar veya zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirebilir."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde 1 adet önerge vardır;
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 93 sıra sayılı Tebligat
Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 9 uncu maddesiyle değiştirilen 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28
inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Eyüp
Fatsa |
Abdullah
Torun |
Hasan
Kara |
|
|
Ordu |
Adana |
Kilis |
|
|
Afif
Demirkıran |
|
İsmail
Bilen |
|
|
Batman |
|
Manisa |
"Bununla beraber tebliği çıkaran
merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli
gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir."
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu
efendim?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge sahipleri, konuşacak
mısınız, gerekçeyi mi okutayım?
EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Maddede yapılan değişiklikle, merciin,
muhatabın adresini resmî ve hususî müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine
sorması ve her durumda zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirmesi
amaçlandığından bu önerge verilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun
takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, maddeyi kabul edilen önerge
doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 10. - 7201 sayılı Kanunun 34 üncü
maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Yukarıdaki fıkra gereğince yapılacak
tebligatlara ilişkin giderler 5 inci maddeye göre ödenir. Verilen süreye rağmen
ödenmeyen tebligat gideri dava dilekçesinin tebliğine ilişkin ise Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesi uyarınca işlem yapılır. Diğer hallerde
tebligat konusu talepten vazgeçilmiş sayılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 11. - 7201 sayılı Kanunun 35 inci
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Adresini değiştiren kimse yenisini
bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde
tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve
asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese çıkarılan
tebliğler muhataba yapılmış sayılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 12. - 7201 sayılı Kanunun 53 üncü
maddesinin birinci fıkrasında yer alan "otuzbin liradan yüzbin
liraya" ibaresi "bir milyar liradan üç milyar liraya" ve ikinci
fıkrada yer alan "onbeş günden altı aya" ibaresi "üç aydan bir
yıla" şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 13. - 7201 sayılı Kanunun 54 üncü
maddesinin birinci fıkrasında yer alan "onbeşbin liradan ellibin
liraya" ibaresi "beşyüz milyon liradan iki milyar liraya"
şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 14. - 7201 sayılı Kanunun 55 inci
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "otuzbin liradan
yüzbin liraya" ibaresi "bir milyar liradan üç milyar liraya";
(b) bendinde yer alan "onbeşbin liradan ellibin liraya" ibaresi
"beşyüz milyon liradan iki milyar liraya"; (c) bendinde yer alan
"otuzbin liradan yüzbin liraya" ibaresi "bir milyar liradan üç
milyar liraya"; ikinci fıkrasında yer alan "(15) günden altı
aya" ibaresi "üç aydan bir yıla" ve "(3) aydan (5)
seneye" ibaresi "bir yıldan beş yıla" şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
15 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 15. - 7201 sayılı Kanunun 56 ncı
maddesinde yer alan "bir aydan üç aya kadar hapis ve onbin liradan yüzbin
liraya kadar ağır para cezası" ibaresi "üç aydan bir yıla kadar hapis
ve beşyüz milyon liradan üç milyar liraya kadar ağır para cezası" şeklinde
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 16. - 7201 sayılı Kanunun 59 uncu
maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Davetiye,
basit usulü muhakeme davetiyesi, yemin davetiyesi bu zarfın içine konmadan da
gönderilebilir."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 17.- 7201 sayılı Kanunun ek 1 inci
maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir."Bağımsız bölümde fiilen oturan
yoksa ilân tahtasına asılan tebligat örneği bağımsız bölüm sahibine yapılmış
sayılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 18. - 7201 sayılı Kanunun 25 inci
maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 19.- 7201 sayılı Tebligat Kanununda
yer alan "Posta Telgraf ve Telefon İşletmesi", "Cumhuriyet
Müddeiumumiliği", "Hariciye Vekâleti" ve "Jandarma Umum
Kumandanlığı" ibareleri sırasıyla "Posta Telgraf Teşkilâtı Genel
Müdürlüğü", "Cumhuriyet Başsavcılığı", "Dışişleri
Bakanlığı" ve "Jandarma Genel Komutanlığı" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde verilmiş bir adet önerge
vardır; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 93 sıra sayılı Tebligat
Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 19 uncu maddesinde yer alan "Posta Telgraf Teşkilâtı Genel
Müdürlüğü" ibaresinin "Posta ve Telgraf Teşkilâtı Genel
Müdürlüğü" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Eyüp Fatsa |
Hasan Kara |
Afif Demirkıran |
|
|
Ordu |
Kilis |
Batman |
|
|
İsmail Bilen |
|
İbrahim Köşdere |
|
|
Manisa |
|
Çanakkale |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu
efendim?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Teknik bir düzeltme; ama, takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Önerge hakkında konuşacak
mısınız; gerekçeyi okutayım mı?
EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçeyi okutun Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Genel Müdürlüğün adının tam ve doğru
yazılması amacıyla bu önerge verilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun
takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, maddeyi, kabul edilen önerge
doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler.. Kabul
edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 20. - 4/4/1929 tarihli ve 1412
sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 316 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki
şekilde değiştirilmiş ve maddeye dördüncü fıkra eklenmiştir.
"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç
doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsî
davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden
itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevap verebilir.
Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak
tebligatlar, Tebligat Kanununun 35 inci maddesine göre ilgililerin dava
dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 21. - Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 22. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır;
hayırlı uğurlu olsun.
Sayın Bakan bir teşekkür konuşması
yapacaklar...
Sayın Bakan, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Günümüzün en önemli ozanlarından biri
Abdurrahim Karakoç bir şiirinde şöyle der:
"Gene tehir etme üç ay öteye,
Bu dava dedemden kaldı hâkim bey.
Otuz yıl da babam düştü ardına,
Siz sağ olun, o da öldü hâkim bey."
Bu dizeler, ülkemizde yargı sürecinin ne
kadar uzun olduğunu ve halkımızı bezdirdiğini ifade eden dizelerdir. Gerçekten,
halkımız, adalete güvenmek istiyor; ama, adaletin gecikmesi karşısında da
adalete olan güvenini zaman zaman kaybediyor. Bunun birçok sebebi var. Yargı
usul yasalarımızdaki aksaklıklar, dava adedinin çokluğu ve buna karşılık yargıç
adedinin azlığı, özellikle, temyiz süresiyle ilgili, ülkemizdeki mevcut yapı ve
Yargıtayda dosyaların yığınla incelemeyi bekliyor olması ve ara birtakım temyiz
mercilerinin olmamış olması gibi nedenleri sayabileceğimiz gibi, bu yargının
gecikmesi nedenlerinden bir tanesi de Tebligat Kanunundan kaynaklanıyordu.
İşte, biraz önce görüştüğümüz ve kabul
ettiğimiz Tebligat Kanununun 19 maddesindeki değişiklikle, bu konudaki bir
ihtiyacı, bir boşluğu doldurmuş oldunuz; o bakımdan, hükümetim adına, siz
değerli milletvekili arkadaşlarıma ve hem iktidar partisi grubuna hem muhalefet
partisi grubuna teşekkür ediyorum, takdirlerimi sunuyorum.
Biraz önce gruplar adına yapılan
konuşmalarda da ifade edildiği gibi, bu düzenlemeyle neler getirildiğine bir
bakalım: Bir defa, tebligat memurlarının sorumluluğuyla ilgili bir iyileştirme
getirilerek, tüzelkişilik olan PTT daha fazla sorumluluk üstlenmiş oldu. Bunun
dışında, bir tebligat, eğer, muhatap evde yok ise aile fertlerine ve
hizmetçisine yapılabiliyordu. Şimdi, aynı konutta birlikte oturanlara da
tebligat yapılmak suretiyle, bir noktada, davaların sürüncemede kalmasının -bu
düzenlemeyle de- önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, muhtara, ihtiyar
heyetine ve zabıtaya da tebligat yapılabiliyordu mevcut kanuna göre; ancak,
bunların alma zorunluluğu yoktu; şimdi bir zorunluluk getiriliyor. Ayrıca,
adresi değişen veya yeni adres bırakmayan kişilere, adliyelerdeki divanhaneye
asılmak suretiyle tebligatlar yapılıyordu; bu konuda da, yeni bir düzenleme
getirilmek suretiyle, sıkıntının ve problemin aşılmak istenildiğini görüyoruz.
Ayrıca, cezalar da artırılmak suretiyle, Tebligat Kanununun boşluklarından
yararlanmak suretiyle adaletin tecellisine engel olmak isteyenlerin de, bir
noktada, kendilerine çeki düzen vermeleri isteniyor.
Tabiî, bunları uzun uzun sayabiliriz; ama,
bu bir ihtiyaçtı, gerçekten, böyle bir düzenleme yapılması gerekiyordu; ama,
yargı sürecinin hızlanabilmesi için bu kâfi değildir kuşkusuz; mutlaka, temel
yasalarımızda da önemli değişiklikler yapmalıyız. Hükümetimiz, özellikle,
Adalet Bakanlığımız bu konuda ciddî hazırlıklar içerisindedir; bir kısmını
Parlamentoya sevk etmiştir, ilgili komisyondadır, süratle Genel Kurula
inecektir, buraya inecektir. Böylece, adalet mekanizmasının yavaş işlemesinden
şikâyet eden vatandaşlarımızın bu şikâyetini asgariye indirmiş olacağız; çünkü,
biz inanıyoruz ki, adalet mülkün temelidir; bu Parlamento, bu konuda üzerine
düşen görevi yapacaktır.
Ben, yeniden, bir uzlaşmayı da ortaya
koyan Parlamentomuzun her iki grubuna da teşekkür ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, 3 üncü sırada yer
alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti
Arasındaki Turizm İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu
Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar; Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri
Komisyonları Raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
3. -
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki
Turizm İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun
Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonları
raporları (1/374) (S. Sayısı: 64) (1)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, komisyon raporu, 64
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören.
Sayın Ören, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Turizm İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ülkeler arasındaki ilişkilerin
gelişmesinde en önemli unsurlar ikili anlaşmalardır. Bu sayede birçok sektör
hazır pazarla sorunlarını aşmaktadır. Dost ülkeler arasında bulunan Hindistan
Hükümetiyle yapılan turizm işbirliği anlaşmasıyla turizm sektörüne katkı
sağlanması amaçlanmıştır. Turizm gelirleri, ülke ekonomisi içerisinde önemli
bir yere sahiptir. Zaman zaman yaşanan olumsuzluklara rağmen, turizm,
ekonominin önde gelen sektörü olmuştur. 2002 yılında ülkemize 13 000 000 turist
gelmiş ve 12 milyar dolar gelir elde edilmiştir.
Bildiğiniz gibi, Hindistan, dünyanın ikinci
kalabalık ülkesidir. Hindistan, konum itibariyle, ekonomik ve siyasî
ilişkilerin geliştirilmeye çalışıldığı bir ülkedir. 31 Ocak 1995 tarihinde
Türkiye ile Hindistan arasında imzalanan turizm işbirliği anlaşmasının bir an
önce onaylanarak yürürlüğe girmesi gerekmektedir.
Hindistan'dan ülkemize gelen turist sayısı
çok fazla değildir; ancak, bu geliştirilebilir. Hindistan'dan ülkemize en fazla
turist -12 551 kişi- 2000 yılında gelmiştir; 2002 yılında ise, 10 102 turist
ülkemizi ziyaret etmiştir. Nüfusu 1 milyara dayanan bu ülkeden gelen turist
sayısı çok değildir. Tabiî, iki ülke arasındaki karşılıklı vize uygulaması ve
direkt havayolu ulaşımı bulunmaması, turizmin gelişmesini engellemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
anlaşmayla, iki ülke vatandaşlarının karşılıklı seyahatlarının teşviki, turizm
kuruluşları arasında işbirliğinin geliştirilmesi, turizmin planlanarak, bilgi
ve deneyimlerinin karşılıklı olarak paylaşılması ve ortak yatırım imkânlarının
geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Bugünlerde, en çok savaşı konuşuyoruz.
Savaşın en çok etkilediği sektörlerin başında turizm gelmektedir. Bundan, dış
ticarete yönelik tüm sektörler olumsuz etkilenmektedir. Savaşın adı bile,
turizm sektörünü olumsuz etkilemiştir.
Sektör temsilcilerinin açıklamalarını
zaman zaman basından izliyoruz. Sektör temsilcileri, savaş nedeniyle turizmde
yaşanacak sorunların tedirginliğini yaşıyorlar; çünkü, gelişmeler, sektörü
tedirgin ediyor. Turizm, hassas bir sektör; savaş ve terör, turizmi çok fazla
etkiliyor. Sektör temsilcileri, açıklamalarında, savaşla, turizmin ciddî bir
durgunluğa gireceği endişesini taşıyorlar; savaşın çıkması durumunda, turizmin
beş yıl geriye gideceğini ve bu yıl, muhtemel kaybın 5-6 milyar dolar olacağını
belirtiyorlar.
Sorun, sadece bunlarla sınırlı değil.
Turizmci önünü göremiyor; göremediğinden dolayı, yatırımları, işletme
yatırımlarını, uçak alımlarını durduracak. Bu durum, sadece turizm sektörünü
değil, turizme bağlı diğer sektörleri de etkileyecek; her şeyden önce, turizm
sektöründe çalışanları etkileyecek. Açıklamalara göre, şu anda, turizm
acentelerinin rezervasyonları çok yavaş ilerliyor, hatta, durma noktasına
gelmiş durumda. Acentelerin, yüzde 30 ile yüzde 90 arasında değişen oranlarda
rezervasyon iptalleri söz konusu.
Son yıllarda, ülkemizi kongre turizminin
merkezî haline getirme çabaları da, bu durumdan olumsuz etkilenmekte. Ülkemizde
yapılacak olan birçok bilimsel kongre iptal edildi; Dünya Diş Hekimleri
Toplantısı, Uluslararası Üroloji Kongresi bunlardan sadece birkaç tanesi.
Yurtdışı tanıtıma ağırlık verilerek,
Türkiye'nin savaşa karşı olduğunu vurgulamalıyız. Şu anda, dünya kamuoyu,
savaşa karşı durarak, ABD'nin savaştan vazgeçmesi için baskı yapıyor. Birkaç
ülke dışında hiçbir devlet savaşı desteklemiyor. Bu şartlar altında, ABD'nin
savaşa girmeyeceğini umuyorum.
58 inci hükümet tarafından 1 Martta
Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilen tezkere, savaşa karşı duyarlı
milletvekilleri sayesinde geçmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin savaşa karşı
gösterdiği duyarlılık sayesinde, ülkemize gelmekten çekinen turistlerin
fikirleri değişmeye başladı ve rezervasyonlarda bir hareketlilik oldu. İkinci
tezkere de, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi durumunda, inanıyorum ki,
yine, reddedilecektir; bu Meclis, bu onurlu kararı verecektir. Böylece, turizm,
yine, eski parlak günlerine dönecektir. Hiçbir turist, savaş olan ülkeye gitmek
istemez, savaşın içinde bulunan ülkeye de gitmek istemez, yakınında bile
bulunmak istemez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir
değerlendirme daha yapmak istiyorum. Tatillerimizde, gezilerimizde, yabancı
ülkeleri tercih eden turist profiline baktığımızda, eğitimli, duyarlı, gelir
düzeyi yüksek insanlar olduğunu görürüz. Gidecekleri ülkelerin durumunu,
yapılarını, ilişkilerini yakından biliyorlardır. Bu insanlar, sadece
korkularından Türkiye'ye gelmek istemiyorlar; savaşa karşı duyarlılıklarını
göstermek, savaşı destekleyen Türk Hükümetine tepkilerini göstermek için
Türkiye'ye gelmek istemiyorlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti arasında 31
Ocak 1995 tarihinde imzalanan bu anlaşma, iki ülke arasında işbirliğinin
gelişmesi açısından ve gelecekte turizm sektörüne yapacağı yararlar açısından
olumludur.
Bu gelişmelerin ve yukarıda belirttiğim
sorunların bir an önce aşılması için, AKP hükümetinin, başta turizm olmak
üzere, savaştan etkilenecek sektörlerin bu durumdan etkilenmesini önlemek için
gerekli tedbirleri acilen alması gerekmektedir. Bunun için, hükümet, diğer
ülkelerle ikili anlaşmaların yapılmasına ve dış tanıtıma önem vererek, gerekli
çabayı göstermelidir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak,
turizm işbirliği anlaşmasını olumlu buluyoruz.
Şahsım ve Grubum adına, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Ören, teşekkür ediyorum.
AK Parti Grubu adına, Mardin Milletvekili
Sayın Nihat Eri; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERİ (Mardin) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Turizm İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu
adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Hindistan, bildiğiniz gibi, çok büyük bir
ülkedir; medeniyet açısından zenginliği, ancak nüfusunun çeşitliliğiyle denk
tutulabilir. Nüfus açısından Hindistan, bugün, Çin'den sonra dünyanın ikinci
büyük ülkesi konumundadır; nüfusunun, 21 inci Yüzyılda Çin'in nüfusunu
aşabileceği tahmin edilmektedir.
Bir dinler ve diller barınağı olan
Hindistan, aynı zamanda, dünyanın en büyük demokrasisi olarak da bilinir.
Ayrıca, Hindistan, yeryüzünün en gizemli ve en zengin uygarlıklarından birini
de yaratmıştır.
Hindistan, ekonomik kalkınma alanında
izlediği özgün stratejiyle dünya çapında bir güç haline gelmiştir.
Hindistan, bu konumu ve nüfusu itibariyle,
ekonomik ve siyasî ilişkilerimizin geliştirilmesine önem verdiğimiz bir ülke
konumundadır. Ülkeler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkıda
bulunabilecek en önemli unsurlardan birinin turizm ilişkileri olduğu biliniyor.
Değerli arkadaşlar, onayınıza sunulan bu
anlaşma, esasen, çok geç kalınmış bir anlaşmadır. Hindistan gibi tarihî
bağlarımızın bulunduğu devasa büyüklükte bir ülkeyle turizm konusunda bir
işbirliği anlaşmasının bulunmaması çok büyük bir eksikliktir. Bu anlaşma, 31
Ocak 1995 tarihinde, Yeni Delhi'de imzalanmış, onayı için Sayın Çiller Hükümeti
döneminde komisyonlardan geçirilmiş, ancak, süresi içerisinde görüşülemediğinden,
onaylanıp yürürlüğe girmemiştir. Hindistan tarafı ise anlaşmayı onaylamış
bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu anlaşmayla, iki
ülke vatandaşlarının karşılıklı olarak seyahatlerinin teşviki, grup
seyahatlerine vize ve giriş çıkışlarda kolaylık sağlanması, turizm kuruluşları
arasında işbirliğinin geliştirilmesi, turizm planlaması ve turizm konusunda
edinilen deneyimlerin paylaşılması, karşılıklı bilgi alışverişi, üçüncü
ülkelere yönelik olarak turizmin geliştirilmesi için ortak komiteler kurulması
amaçlanmaktadır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye ve Hindistan,
turist kabul eden iki önemli ülkedir. Biraz önce konuşan CHP'li arkadaşımın
dediği gibi, 1 milyar nüfuslu Hindistan'dan Türkiye'ye gelen turist sayısı yok
denecek kadar azdır; Hindistan'dan Türkiye'ye yılda ortalama 10 000 turist gelmektedir.
Türkiye, Avrupa ve Amerika'dan Hindistan'a
yönelik turizm hareketi için de bir kavşak noktası konumundadır. Bu, son derece
önemli bir imkândır; bu imkân kullanılarak, Türkiye'ye ve Hindistan'a yönelen
turizm konusunda işbirliği yapılabilir ve bundan her iki ülke kazançlı çıkar.
Burada bir eksikliğe işaret etmek gerekir.
Turizmin itici unsurlarından birinin ulaşım olduğu bilinmektedir; ancak, ne
yazık ki, Türk Hava Yollarının, dünyanın ikinci büyük ülkesi olan Hindistan'a
direkt bir seferi bulunmamaktadır. Türk Hava Yolları, Yeni Delhi seferlerini,
mutlaka gecikmeden başlatmalıdır.
Değerli milletvekilleri, 1 milyar nüfuslu
Hindistan'da 350 000 000 orta sınıf insan bulunmaktadır. Başta Türk-Hint
İmparatoru Şah Cihan'ın ölen karısının anısına yaptığı Tac Mahal olmak üzere
-ki, bu, dünyanın 7 harikasından biri olarak nitelendirilir- Hindistan'da
birçok Türk-İslâm eseri bulunmaktadır.
Hindistan, sanayi alanında da büyük
yatırımlar ve atılımlar yapmıştır. Hindistan başta elektronik ve silah
endüstrisi olmak üzere, birçok sanayi alanında dünyada önemli bir noktaya
gelmiştir.
Dünya ilaç hammaddesinin yüzde 60'ını Çin
ve Hindistan tek başlarına üretmektedirler.
Ayrıca, Hindistan film sahasında da
dünyada birinci konumdadır. Ürettiği sinema ve televizyon filmleri sayısı
açısından dünyada bir numaradır. Bu filmler, başta Amerika ve Japonya olmak
üzere, dünyanın birçok ülkesinde ilgiyle izlenmektedir.
Hindistan ile yapılacak turizm anlaşması
ve diğer ikili anlaşmalar sonucunda, bu konuda da işbirliği yapılırsa,
Türkiye'nin tanıtımına büyük katkılar sağlanabilir.
Dolayısıyla, bu anlaşmayla, sadece turizm
alanında değil, karşılıklı yatırım alanında, ticaret, sanayi ve en önemlisi
Türkiye'nin tanıtımı alanında da ortak çalışmalar yapılabilir.
Biz, AK Parti Grubu olarak, bu anlaşmaya
olumlu oy vereceğimizi söylüyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Eri, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE
CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE HİNDİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDAKİ TURİZM
İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN
BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN
TASARISI
MADDE 1. - 31 Ocak 1995 tarihinde Yeni
Delhi'de imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hindistan Cumhuriyeti
Hükümeti Arasındaki Turizm İşbirliği Anlaşması"nın onaylanması uygun
bulunmuştur.
BAŞKAN- Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN- Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 nücü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN- Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun
kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla
yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu
süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım
istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını,
oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını
rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın
bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve
kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için
öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Turizm
İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun
Tasarısının açık oylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 255
Kabul: 254
Ret : 1
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır; hayırlı olsun. (1)
Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti
ile Hindistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve
Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
4. - Türkiye
Cumhuriyeti ile Hindistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki
ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu
(1/419) (S. Sayısı: 65) (2)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, komisyon raporu 65
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Ufuk Özkan'ın söz talebi vardır.
Sayın Özkan, buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan
Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum adına Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu tür ikili anlaşmalar her iki ülke
açısından büyük öneme sahiptir. Bu sayede ülkelerarası ilişkilerin gelişmesi,
sektörel bazdaki yatırımların artması, istihdamın yaratılması, bilgi ve
teknoloji transferi söz konusudur. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere
uygulanan gümrük kotaları, ithalat sınırlandırmaları bu anlaşmalar sayesinde
aşılmaktadır. Özellikle de yatırımların durduğu ekonomik kriz ortamlarının
aşılmasında karşılıklı işbirliği anlaşmalarının önemi ortaya çıkmaktadır.
Geçmiş hükümetler döneminde farklı
ülkelerle imzalanan birçok konuya ilişkin işbirliği anlaşması ve protokolün
onaylanması konusundaki kanun tasarıları geçmiş hükümet döneminde de kadük
olmuştur.
Sayın milletvekilleri, bu tür
anlaşmaların, ülkemizin ekonomisi açısından, sosyal yaşamı açısından ne kadar
önemli olduğunu biliyoruz. Ticarette,
sosyal hayatta, sağlığından eğitimine kadar bütün sektörlerimizde yapılan bu tür
ikili anlaşmaların yedi yıl, sekiz yıl gibi sürelerde beklemesini anlamak
mümkün değildir. Bu anlaşmanın 1998 yılında imzalanıp, 2000 yılında Hindistan Cumhuriyeti Parlamentosu
tarafından kabul edilmesine rağmen bizim Meclisimize bugün gelmesi manidardır.
Şayet Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç'ın Hindistan ziyareti olmasaydı ve
hassasiyetleri olmasaydı bu tasarı da acaba ne zaman gelecekti.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tasarıda bahsi geçen Hindistan Cumhuriyetiyle ilişkilerimize değinmek istiyorum.
19 Eylül 1973 tarihinde Hindistan ile yaptığımız ilk anlaşma ticaret
anlaşmasıydı. İlişkilerimizin güçlenmesinde büyük öneme sahip ulusal
çıkarlarımız gözetilerek, imzalanmakta olan yatırımların karşılıklı teşviki ve
korunması anlaşmalarından temel amaç, taraf ülkeler arasında sermaye ve
teknoloji alışverişini artırmak ve yatırımların ilgili ülkenin hukuksal yapısı
içinde nasıl korunacağını belirtmektir. Yabancı yatırımcılar açısından bir
ülkeye yatırım yapmak, bilindiği gibi, son derece risklidir. Ülkemiz açısından
durum, daha da içler acısı görünmektedir. Ekonomik istikrarsızlıklar ve
krizler, yabancı yatırımcıyı olumsuz yönde etkilemektedir.
Ülkemizde, 1954 yılında Yabancı Sermayeyi
Teşvik Kanununun yürürlüğe girmesiyle, yabancı yatırımcıların ülkemize
çekilebilmesi yönündeki çabalar hız kazanmıştır. Bu bağlamda, 1962 yılında ilk
anlaşma Almanya'yla yapılmıştır. Süregelen müzakereler sonucunda, bugüne dek,
66 ülkeyle bu anlaşma yapılmıştır; 55 tanesi Meclisimiz tarafından
onaylanmıştır.
17 Eylül 1998 tarihinde, Türkiye
Cumhuriyeti ile Hindistan Cumhuriyeti arasında imzalanan Yatırımların
Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, her ülke yatırımcılarına, diğer
ülkede yatırım ortamı yaratan temel nitelikte bir anlaşmadır.
Anlaşmanın esasları kısaca şöyledir:
Türkiye ve Hindistan'da uygulanan yabancı
sermaye ve kambiyo mevzuatına açıklık kazandırmak ve karşılıklı tanıtılmasını
sağlamak.
Türkiye ve Hindistan'da yabancı sermayenin
kamulaştırma ve devletleştirme yönünden tabi olacağı muamele ve sahip olduğu
haklara açıklık getirmek.
Her iki ülkede, özel teşebbüs ile devlet
arasında meydana gelebilecek kimi sorunlara çözüm getirmek.
Türkiye-Hindistan arasındaki yatırım
ilişkilerimizin azlığı dikkati çekmektedir. Her iki ülke arasında, ticaret
hacminde bir yükselişin söz konusu olduğu; ancak, ithalat-ihracat rakamlarında,
ülkemiz aleyhine bir durum kesindir.
Dış Ticaret Müsteşarlığının verilerine
göre, 1996 yılında 198 000 000 dolar olan dışticaret açığımız, 2002 yılının ilk
onbir ayı itibariyle 470 000 000 dolara ulaşmıştır. Ülkemizde Hindistan
sermayeli 14 firma kurulmuş ve bu firmalar aracılığıyla, ülkemize 6 527 000
dolar sermaye ithal edilmiştir. Bu firmaların 9 tanesi ticaretle iştigal
ediyor; diğerleri, bankacılık ve diğer toplumsal hizmetler, kimyasal ürünler
alanıyla ilgilidir.
Yine, Hazineden aldığımız bilgilere göre,
Hindistan'da 8 tane Türk firması bulunmakta ve bu şirketlerle, 4 697 000 dolar
sermaye ihraç edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Hindistan ile yalnız ticarî alanda değil, aynı zamanda, ortak yatırım ve
müteahhitlik sektöründe de geniş iş olanaklarının var olduğunu düşünüyoruz.
Yeni Delhi'de 2000 Şubat ayında yapılan toplantıda, Hint tarafının,
müteahhitlerimizin Hint pazarını yönlendirmesi konusunda istekli oldukları
görülmektedir. Önümüzdeki dönemde, Hindistan'da Türk firmalarının
üstlenebileceği çok büyük altyapı ihalelerinin gündeme gelmesini umuyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan
Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşmayı destekliyor; Yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Özkan, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, şahsı adına, Kütahya
Milletvekili Hasan Fehmi Kinay buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan Cumhuriyeti
Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında,
Türkiye-Hindistan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı sıfatıyla,
değerlendirme yapmak üzere, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
malumunuz, üzere, genel ekonomik politikamızın ana hedefleri arasında,
müteşebbislerimizin dış ülkelere açılması, yabancı sermaye ve yüksek
teknolojinin ülkemize çekilmesi gibi dış ekonomik unsurlar bulunmaktadır.
Böylece, Türkiye ekono-misi, dünya ekonomisiyle entegrasyon sağlayacaktır.
Bu çerçeve içinde, ülkemizde yatırım yapan
yapancı sermayenin çalışma esaslarını belirlemek, yatırımları teşvik etmek ve
sermayeyi güvence altına almak amacıyla, Yüce Meclisimiz tarafından kabul
edilen çeşitli kanunlara paralel olarak, yatırım ve ticarî ilişkilerimizin
yoğun olduğu veya bu cihetle potansiyel görülen ülkelerle, 1961 yılında
başlatılan, yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşmalarının
imzalanması hızlandırılmış, iktidarımıza kadar 46 ülkeyle bu kabil anlaşma
yürürlüğe girmiştir.
Sayın milletvekilleri, Hindistan ile
Türkiye, tarihten gelen köklü bağlarla oluşan dostça ilişkileri ekonomik alanda
da artırmak amacıyla, yatırımları en üst düzeyde teşvik etme prensibinde
anlaşmış bulunuyorlar.
58 inci hükümetimiz, 13 Ocak 2003
tarihinde, bu yasa tasarısı gibi uzun yıllardır bekleyen çok sayıda kanun
tasarısını Meclisimize sevk etmiştir ve halen, dış ekonomik ve siyasî
ilişkilerimize yasal dayanak teşkil edecek yasa tasarılarını Dışişleri
Komisyonumuz görüşmeye devam etmektedir.
Daha istikrarlı bir yatırım ortamının
tesisini öngören bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Hindistan ile
Türkiye arasında sermaye akışı hızlanacak, iki ülke arasında var olan yatırım
ve ticarî ilişkiler yasal güvence altında gelişecektir.
Bu yasa tasarısının temel hedefi üç
başlıkta toplanacak olursa, öncelikle, Türkiye ve Hindistan'da uygulanan
yabancı sermaye ve kambiyo mevzuatına açıklık kazandırılacak ve karşılıklı
tanıtılmasına imkân sağlanacaktır.
İkinci olarak, Türkiye ve Hindistan'da,
yabancı sermayenin kamulaştırma ve devletleştirme yönünden tabi olacağı muamele
ve sahip olduğu haklara açıklık getirilecektir.
Son olarak da, her iki ülkede özel
teşebbüs ile devlet arasında çıkabilecek ihtilafların çözüm yolları belirlenmiş
olacaktır.
Değerli milletvekilleri, şu anda bana
verilen bu konuşma fırsatıyla, iki ülke arasında önemli gördüğüm bazı hususları
Yüce Heyetinizle paylaşmak ve iki ülke arasında olan dışticaret oranları
üzerinde özellikle durmak istiyorum.
Ne yazık ki, Hindistan'a ihracatımız son
yıllarda -biraz evvel Cumhuriyet Halk Partisi Grup Sözcüsü tarafındanda ifade
edildiği gibi- önemli ölçüde düşerek, 50 000 000 dolar seviyesine gerilemiş,
ithalatımız ise artarak 500 000 000 dolar seviyesine yükselmiştir; yani,
aleyhimize seyreden dışticaret açığı oranı yüzde 90 seviyesindedir. Bu
rakamlar, iki ülke arasındaki potansiyeli ifade etmekten çok uzaktır.
İhracatın artırılması yönünde yaptığımız
çalışmalar sonucu, ürün kalitemiz ve fiyat düzeyi, Hindistan'a mal satan diğer
ülkelerle rekabet edebileceğimizi ortaya çıkarmıştır. Bu gerileyişin altında
yatan gerçekleri sorguladığımızda ise, özel sektörümüzün bu ülkedeki ticarî
ilişkilere ilgisini artıracak tedbirlerin
alınmadığı ve dikkatlerinin bu ülkeye yeterince çekilmediği kanaatine
ulaşılmıştır. Oysa, diğer ülkeler, bu dev Asya ülkesiyle her alanda yoğun
ilişki içindedir. Bizim ihracatçılarımızın bu fırsattan yararlanmasını
sağlayacak bu kanunla birlikte asıl vurgulanması gereken, Hindistan hükümet
yetkilileri ve müteşebbislerinin bu ilişkilerin geliştirilmesini en az bizim
kadar arzuluyor olmalarıdır.
Değerli arkadaşlar, dışticaret açığının
oluştuğu tek Asya ülkesi Hindistan değildir; neredeyse tüm Asya ülkeleriyle
benzeri şekilde dışticaret açığımız vardır. Bunun giderilmesi için, yasal
düzenlemeler kadar önemli olan, işadamlarımızın morallerinin yükseltilmesi ve
motivasyon sağlanması yönündeki ihtiyaçların siyasî olarak karşılanmasıdır.
Bugüne kadar 66 ülkeyle yapılan,
yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşmalarının 46'sının yürürlüğe
girdiğini biliyoruz; ne var ki, yabancı sermayenin ülkemize çekilmesi yönünde
yıllardır sürdürülen çabalarımız yeterince ilgi bulmamıştır. Bunun sorumlusu,
elbette ki, bu yasaları onaylayan Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir; devlet
ve özel sektör, bu alanda yeteri kadar atılım gerçekleştirememiştir. AK Parti
iktidarı, doğrudan yabancı sermayeyi ülkemize çekmek amacıyla, gerek Acil Eylem
Planında gerekse hükümet programında bu konuyu önemle işlemiş ve gerekli
çalışmaları başlatmıştır. Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı da, bu
anlayışın bir tezahürüdür.
Buradan, tüm özel sektör mensuplarına
sesleniyorum; Hindistan, iş yapmak için sizi bekliyor, tarihten gelen yakın
ilgisiyle, bize duydukları saygı ve sevgiyle. Yüce Meclisimiz üzerine düşeni
yapmıştır ve yapmaya devam edecektir. Aslolan, bu yasal dayanağın ticarî
ilişkiye yansımasıdır; bunu gerçekleştirmesi beklenen Türk müteşebbislerine,
hükümetimiz kadar, Dostluk Grubu olarak bizler de yardımcı olacağız.
1998 yılında Hindistan tarafından
onaylanıp bizim bugünlere bıraktığımız bu kanunun, her iki ülke halkına
hayırlar getirmesini temenni ederken; başta, himayeleriyle bu yasanın çıkmasına
destek veren Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç'a, tasarıyı Meclise sevk eden
Bakanlar Kurulumuza, Dışişleri Komisyonumuzun muhterem üyelerine, ilgi ve
çabaları sebebiyle Dostluk Grubu üyelerine, siz Yüce Meclisimize, ayrıca
Hindistan Büyükelçisi Sayın Aloke Sen'e şükranlarımı arz ediyor, saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kinay, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE
CUMHURİYETİ İLE HİNDİSTAN CUMHURİYETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ
VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN
ONAYLANMASININ UYGUN
BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. - 17 Eylül 1998 tarihinde
Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan Cumhuriyeti
Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşma"nın onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun
kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla
yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu
süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım
istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını,
oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını
rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın
bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve
kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama
için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Cumhuriyeti ile Hindistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki
ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 228
Kabul : 227
Ret :
1
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. (1)
Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve
tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 20 Mart 2003 Perşembe günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 18.57