DÖNEM : 22 CİLT : 6 YASAMA
YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
41 inci Birleşim
5 . 3 . 2003 Çarşamba
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün
Bilgehan'ın, hilafetin, Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasının ve Tevhidi
Tedrisat Yasasının kabulünün 79 uncu yıldönümü nedeniyle, Türk Ulusunun çağdaş
uygarlığa doğru süren yolculuğunda devrim yasalarının önemine ilişkin
gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı
2.- Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan'ın,
Türkiye'nin maden varlığı ve Gümüşhane altın madenlerinin işletilmesine ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- İstanbul Milletvekili Ahmet Sırrı
Özbek'in, olası ABD-Irak savaşına ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı
Hüseyin Çelik'in cevabı
B) Tezkereler ve Önergeler
1.- Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun Tasarısının
geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/194)
2.- Avrupa Parlamentosu Başkanı ve İtalya
Meclis Başkanının, beraberlerindeki parlamento heyetleriyle ülkemize
davetlerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/195)
3.- CDU Alman-Türk Forumu ve Almanya
Federal Meclisi CDU/CSU Parti Grubunun, ortak düzenleyecekleri "AB
Genişlemesi: Türkiye'nin Adaylığının Sağlayacağı Riskler ve Şanslar"
konulu açık oturuma TBMM'den bir milletvekilini davetlerine icabet edilmesine
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/196)
IV.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) Sözlü Sorular ve Cevaplari
1.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun,
vergi affından sonra, vergisini ödemiş mükelleflere yönelik bir düzenleme
yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/85) ve
Kültür Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı
2.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun,
milli kültür stratejisine ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/86)
ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı
3.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce'nin,Yalova Termal Kaplıca Tesislerinin yönetimindeki belirsizliklere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/89) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
4.- Ankara Milletvekili Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu'nun, aşı üretimine ve ithaline ilişkin Sağlık Bakanından sözlü
soru önergesi (6/95) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
5.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman'ın
aile planlamasıyla ilgili açıklamalara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/103) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
6.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman'ın
hükümetin aile planlaması politikasına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/104) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
7.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin
Koçyiğit'in, inşaat aşamasındaki Çermik Devlet Hastanesine ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/106) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
8.- Denizli Milletvekili Mehmet Uğur
Neşşar'ın, AKP Genel Başkanının aldığı sağlık raporuna ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/109) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
9.- Ağrı Milletvekili Naci Aslan'ın,
sağlık personeli atamalarına ve Ağrı'daki hastanelerin diyaliz makinesi
ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/110) ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
B) Yazili Sorular ve Cevaplari
1.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç'ın,
altın ve gümüş rezervlerine ve işletilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/155)
2.- Konya Milletvekili Atilla Kart'ın,
Seydişehir Alüminyum Tesislerinin modernizasyonu projesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/178)
3.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un,
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir
Atalay'ın cevabı (7/194)
4.- İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay'ın,
seralarda kullanılan elektriğin tarifesine ve tarımsal sulama kaynaklı elektrik
borçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler'in cevabı (7/196)
5.- Adana Milletvekili Atillâ Başoğlu'nun,
Adana'da yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın
cevabı (7/203)
6.- Adana Milletvekili Atillâ Başoğlu'nun,
Adana'da yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın
cevabı (7/210)
7.- Adana Milletvekili Atillâ Başoğlu'nun,
Adana'da yürütülen projelere ve doğrudan gelir desteği ödemelerinin ne zaman
yapılacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
(7/223)
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/477, 2/49) (S.
Sayısı: 61)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.
Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu'nun, tarım politikaları
ve Aydın İlinin tarım potansiyeline ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,
Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, Muhasebeciler
Haftasına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,
Ordu Milletvekili Kâzım Türkmen'in, Ordu İlinin ekonomik
sorunları ve mekânsal yapısına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler,
Cevap verdi.
Antalya Milletvekili Atila Emek'in, (6/150, 6/151, 6/152,
6/153) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi okundu;
sözlü soruların geri verildiği bildirildi.
Tokat Milletvekili Zeyid Aslan'ın Adalet Komisyonu
üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Ekli listede isimleri belirtilen ülke parlamentoları ile
Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolararası dostluk grubu
kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi ile,
Genel Kurulun 4 Şubat 2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde,
gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler" kısmının 6 ncı sırasında yer alan, Hatay Milletvekili Gökhan
Durgun ve 30 milletvekilinin, Amik Gölü kurutularak kazanılan arazinin
dağıtımı, kullanımı ve bu konulardaki bazı iddiaların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesine ilişkin (10/13) esas numaralı Meclis
araştırması önergesinin görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi,
Kabul edildi.
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Çiftçilerin TC Ziraat
Bankasına, Tarım Kredi Kooperatiflerine, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne,
Türkiye Ziraî Donatım Kurumu, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğüne Olan
Borç Faizlerinin Silinmesine Dair Kanun Teklifinin (2/3),
Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in, Yükseköğretim
Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi
ve 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifinin (2/16),
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği açıklandı.
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş
bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen iki üyeliğe;
İzmit Büyükşehir Belediyesi İzmit Kentsel ve Endüstriyel Su
Temin Projesiyle ilgili iddiaların araştırılması,
Tuz Gölündeki kirlenmenin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi,
Amacıyla kurulan (10/4, 10/5) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonları üyeliklerine;
Gruplarınca aday gösterilen milletvekilleri seçildiler.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:
1 inci sırasında bulunan (6/80)
3 üncü
" " (6/83),
6 ncı
" " (6/88),
37 nci " " (6/134),
38 inci " " (6/135),
51 inci " " (6/149),
Esas numaralı sözlü sorulara Ulaştırma
Bakanı Binali Yıldırım,
2 nci sırasında bulunan (6/81) esas
numaralı sözlü soruya da Millî Eğitim
Bakanı Erkan Mumcu,
Cevap verdi; Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit, Malatya Milletvekili Ferit
Mevlüt Aslanoğlu, Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen de cevaplara karşı
görüşlerini açıkladılar.
18 Şubat 2003 tarihli 33 üncü Birleşimde
birleştirilerek öngörüşmelerine başlanılan;
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 42
milletvekilinin, trafik kazalarına karışan belli bir marka yolcu otobüslerinin
teknik kusurları olduğu ve firmanın mahkeme kararlarına müdahale ettiği,
Konya Milletvekili Atilla Kart ve 57
milletvekilinin, belli marka yolcu otobüslerinin teknik kusurları olduğu ve
Konya Karapınar'daki trafik kazası sonrası süreçteki nüfuz suiistimali,
İddialarının araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin (10/7, 10/14) öngörüşmeleri
tamamlandı; yapılan oylama sonucunda, Meclis araştırması açılmasının kabul
edilmediği açıklandı.
Hatay Milletvekili Gökhan Durgun ve 30
milletvekilinin, Amik Gölü kurutularak kazanılan arazinin dağıtımı, kullanımı
ve bu konulardaki bazı iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/13)
öngörüşmelerine başlanarak, üzerinde bir süre görüşüldü.
5 Mart 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 18.59'da son verildi.
|
|
|
Yılmaz
Ateş |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Mehmet
Daniş |
|
Enver
Yılmaz |
|
|
Çanakkale |
|
Ordu |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
No. : 60
II. - GELEN
KÂĞITLAR
5 . 3. 2003
Çarşamba
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Arnavutluk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/343) (S. Sayısı: 62) (Dağıtma tarihi: 5.3.2003) (GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı
Anlaşmasının Tadiline İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu
Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri
Komisyonları Raporları (1/371) (S. Sayısı: 63) (Dağıtma tarihi: 5.3.2003)
(GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Turizm İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/374) (S. Sayısı: 64)
(Dağıtma tarihi: 5.3.2003) (GÜNDEME)
4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Hindistan
Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/419) (S.
Sayısı: 65) (Dağıtma tarihi: 5.3.2003) (GÜNDEME)
5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/473) (S. Sayısı: 66) (Dağıtma tarihi: 5.3.2003) (GÜNDEME)
6.- Anti-Personel Mayınların Kullanımının,
Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası
ile İlgili Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/488) (S. Sayısı: 67) (Dağıtma tarihi: 5.3.2003)
(GÜNDEME)
7.- Türkiye Cumhuriyeti ve Hollanda
Krallığı Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/511) (S. Sayısı: 68)
(Dağıtma tarihi: 5.3.2003) (GÜNDEME)
8.- Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/478) (S. Sayısı: 69) (Dağıtma tarihi: 5.3.2003) (GÜNDEME)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
15.00
5 Mart 2003
Çarşamba
BAŞKAN:
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 41 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, görüşmelere
başlamadan önce, 1 Mart 2003 tarihli 39 uncu Birleşimde yapılan kapalı oturuma
ait tutanak özetinin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre okunabilmesi için kapalı
oturuma geçmemiz gerekmektedir.
Bu nedenle, sayın milletvekilleri ile
Genel Kurul salonunda bulunabilecek yeminli stenograflar ve yeminli görevliler
dışındakilerin salonu boşaltmalarını rica ediyorum.
Tutanak özeti okunduktan sonra açık
oturuma geçilecek ve görüşmelere devam edilecektir.
Sayın idare amirlerinin bu konuda yardımcı
olmalarını ve salon boşaldıktan sonra Başkanlığa haber vermelerini rica
ediyorum.
Kapanma
Saati: 15.06
İKİNCİ
OTURUM
(İkinci Oturum Kapalıdır)
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.17
BAŞKAN:
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 41 inci Birleşiminin kapalı olan İkinci Oturumundan
sonra Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın
milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Tevhidi Tedrisat
Kanunu ve hilafetin kaldırılmasının yıldönümü nedeniyle söz isteyen Ankara
Milletvekili Gülsün Bilgehan'a aittir.
Buyurun Sayın Bilgehan. (CHP sıralarından
alkışlar)
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Ankara Milletvekili
Ayşe Gülsün Bilgehan'ın, hilafetin, Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasının
ve Tevhidi Tedrisat Yasasının kabulünün 79 uncu yıldönümü nedeniyle, Türk
Ulusunun çağdaş uygarlığa doğru süren yolculuğunda devrim yasalarının önemine
ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı
AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2003 yılı, ülkemiz için önemli günlerin
birbiri ardına kutlanacağı bir yıl olacak. Önce, 24 Temmuzda, bağımsız yeni
Türk Devletinin bütün dünyada tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşmasının,
ardından, 29 Ekimde, cumhuriyetimizin kuruluşunun 80 inci yıldönümlerini
kutlayacağız. Yıkılmış bir imparatorluğun kalıntıları arasından yeniden doğan
Türk Ulusunun çağdaş uygarlığa doğru süren yolculuğunun kilometre taşlarını,
hep birlikte, tekrar hatırlayacağız. Bu onurlu süreçte, 79 yıl önce 3 Mart
1924'te, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen devrim yasalarının
tartışılmaz yeri vardır. Halifeliğin, şeriat ve vakıf bakanlıklarının
kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi kararları laik cumhuriyetin dönüm
noktaları olmuştur. Yapılan reformlarla çağdaş, demokratik bir sisteme geçiş
süreci hızlanmış, Türkiye, İslam ile demokrasinin, gelenek ile modern dünyanın,
inanç ile akıl ve bilimin bağdaşabildiği ender ülkelerden biri haline
gelmiştir. Bu temel ilkeler, 21 inci Yüzyılda da vatanımızın birlik ve
bütünlüğünü koruyan, değiştirilemeyecek unsurlardır.
Anayasal nitelikteki devrim yasaları
arasındaki öğretim birliği, cumhuriyetimizin en fazla özenle korunması gereken
şartlarından biridir. Bu yasa, eski dönemdeki eğitim ve öğretimde dinsel olan
ve olmayan ikiliğin kaldırılması amacıyla çıkarılmış, bunu sağlamak için de tüm
eğitim ve öğretim kurumlarının Millî Eğitim Bakanlığına bağlanması
sağlanmıştır. Öğretim birliğinin hedefi, Atatürk'ün işaret ettiği gibi, fikri
hür, vicdanı hür, irfanı hür yeni kuşaklar yetiştirmek, ulusun düşünce ve duygu
yönünden birliğini sağlamaktır; çünkü, iki türlü terbiye, bir ülkede, iki türlü
insan yetiştirir. Bu anlayışa bağlı cumhuriyet kadroları, yıllarca, bilimin
ışığı altında gençleri eğitmişler, ilköğretim seferberliği, köy enstitüleri ve
halkevleriyle dünya eğitim sisteminde yeni bir sayfa açarak tarihe
geçmişlerdir. Ne yazık ki, zamanla, önce dinsel duyguları siyasette kullanmayı
yöntem haline getirenlerin ilk hedefi bu yasa olmuştur; ama, sonra ekonomik,
sosyal nedenlerle de öğretim birliğinden ödünler verilmeye başlandığı
görülmüştür. Günümüzde, okulöncesinden üniversiteye her türlü eğitim aşamasının
çoğunda, özellikle, özel kurs, dershane ve vakıf okulları karmaşasında öğretim
birliğinin tam olarak uygulanabildiğini söylemek zordur.
Ülkemizin kaderinde eğitimin önemi her
kesim tarafından iyi kavrandığı halde, hâlâ, biz, şu sorulara yanıt
aramaktayız: Neden teknolojide Batı dünyasının gerisindeyiz? Neden bilgisayar
endüstrisinde Hintlileri yakalayamıyoruz? Neden ekonomimiz düzelemiyor? Neden
bilim ya da edebiyatta hiç Nobel ödülü alamadık? Neden trafik kazalarında
birinciyiz? Neden artık Batı dünyasında sözü edilmeyen kökten dinci akımlar
hâlâ ülkemiz için tehdit oluşturabiliyorlar?
Değerli arkadaşlarım, nasıl geçen haftaki
tarihî oturumda iktidar ve muhalefet partileri mensupları olarak aklıselimle
birlikte karar aldıysak, geleceğimiz olan çocuklarımızın eğitim sistemiyle
ilgili konularda da önyargısız, sabit fikirlere saplanmadan, akılcı, ortak
çözümlere ulaşmalıyız.
Adalet ve Kalkınma Partisinin acil eylem
planında yer alan eğitimle ilgili kimi düzenlemeler, çağdaş ve laik eğitime
karşı girişilmiş bir darbe olarak endişe yaratmamalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı
başta olmak üzere, tüm devlet kurumlarına yapılan atamalarda meslekî ve
akademik yeterlilik koşul olarak aranmalı, teokratik ve totaliter kuralları
egemen kılmak isteyenlerin kadrolaşmasına geçit verilmemelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bilgehan, toparlamanız için
eksüre veriyorum; buyurun.
AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Devamla) -
Yükseköğretim yasa taslağında laiklik ilkesini zedeleyecek düzenlemeler yer
almamalıdır. Devrim tarihi ve Atatürk ilkelerinin öğretilmesinden
vazgeçilmemelidir. Son yıllarda gerçekleştirilmiş en önemli eğitim
aşamalarından biri olan sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimin ilkeleri,
özenle korunmalı, sürekliliği bozulmamalıdır.
Ülkemizin, aydınlık yarınları, dünyadaki
çağdaş ülkeleri yakalamanın yolu, öğretim birliği içerisinde, çocuklarımıza,
bilimsel araştırmaya, gözleme ve deneye dayanan bir eğitim sisteminin
verilmesiyle sağlanacaktır.
Bu konuda, sizlerin de, iktidar partisinin
de, Cumhuriyet Halk Partisi kadar duyarlı olmasını dileyerek, hepinize
saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilgehan.
Gündemdışı konuşmaya, hükümet adına, Millî
Eğitim Bakanı Sayın Erkan Mumcu cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Mumcu. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta)
- Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; sözlerimin başında sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Tabiî, huzurlarınızda bulunma nedenim,
doğrudan doğruya bir cevap vermek değil; her şeyden önce, sayın milletvekilinin
dileklerine önemli bir ölçüde, büyük bir ölçüde katıldığımı ifade etmek
içindir.
Bugün, önemli bir olayın anılması
münasebetiyle saygıdeğer milletvekili söz almıştır. Bu önemin, bu olgunun
altının çizilmesi gereği vardır; yani, Tevhidi Tedrisat Yasasının (Öğretim
Birliği Yasasının) Türk eğitim sisteminin anaunsurlarını oluşturan bir dinamo
olarak benimsenmesinin altının çizilmesi gereği vardır. Bunu doğru anlamak,
gerçekten, her zaman bir ihtiyaçtır; bunu doğru anlamamız lazım. Doğru
anlamamız lazım; çünkü, Sevr coğrafyasından misakımillî coğrafyasına, üniter
bir ulus devlet modeli altında bağımsız bir devlet, bağımsız bir toplum olarak
yaşayabilmemiz için, varlığımızı sürdürebilmemiz için, bunu, çok doğru
anlamamız ve doğru uygulamamız gerekir. İmparatorluk bakiyesi çok çeşitli etnik
ve dinî motiflere sahip bir topluluğun, bir toplumun, üniter bir devlet çatısı
altında bir ulus olarak bir arada yaşayabilmesi, modern bir ulus olarak,
bağımsız bir ulus olarak varlığını sürdürebilmesi, dünya sahnesinde -dünya
ekonomi, dünya siyaset, dünya kültür, dünya uygarlık sahnesinde- saygın bir yer
edinebilmesi için, bu, son derece önemlidir.
Osmanlının son döneminde başlayan
modernleşme hareketleri, eğitim kurumlarında bir çeşitlilik ortaya koymuştu.
II. Mahmut'tan bu yana süregelen modernleşme hareketleri -çok çeşitli eğitim
kurumları, başta, modern askerî eğitim kurumları olmak üzere- eğitimde bir
çeşitlilik tablosu ortaya çıkarmıştı. Bir taraftan, dinî eğitim veren eğitim
kurumları, medreseler hayattaydı; bir taraftan, darülfünun dediğimiz modern
yükseköğretim kurumları eğitime devam ediyorlardı; bir taraftan, rüştiyeler ve
idadilerle modern eğitim kurumları hayatına devam ediyorlardı, bir taraftan da
-dün de arz etmiştim Yüce Heyetinize- çok büyük bir kısmı kilise vakıflarınca
kurulan ve işletilen vakıf okulları, yabancı dilde eğitim yapan okullar vardı.
Baktığımız zaman, özellikle, ekonomik alanın elitlerini üreten, sosyal alanın
elitlerini üreten mekanizmalar, işte, bu vakıf okullarıydı.
Bir üniter devlet modeli altında, ulus
olarak birlikte ve bağımsız yaşayabilmemizin gereklerinden bir tanesi, Tevhidi
Tedrisatla eğitimin birliğinin sağlanmasıydı ve bu eğitimin laik eğitim
olmasıydı. Laiklik, Türkiye'nin çağdaşlaşması için ihtiyaç duyduğu bir
konfordan ibaret bir şey değildir, uluslaşma sürecindeki bir toplumun ihtiyaç duyduğu
stratejik bir şeydir; eğitimin laik niteliği de buradan kaynaklanır.
Bütün bunlarla, zannediyorum, bu konuya
ilişkin anlayışımızın ve algılamamızın hangi düzeyde olduğunu yeterince ortaya
koymuş oluyoruz. Kaldı ki, bundan önce, resmî belgelere yansıyan, parti
programı, seçim beyannamesi, hükümet programı ve kamuoyuna, partinin ya da
hükümetin yetkili isimleri tarafından, yetkili ağızları tarafından sunulan
beyanlar da, bu anlayış, defaatle tekrar edilmiştir.
Sayın Milletvekilleri, üzülerek bir şeyi
ifade etmek istiyorum ki, Türkiye, ne yazıktır ki, atfedilmiş niyetler
üzerinden yapılmış sorgulamalardan vazgeçmedikçe, bu arkaik tutumunu terk
etmedikçe, rasyonel bir diyalog düzlemine de gelemeyecektir.
Sayın milletvekili Yüksek Öğretim Kanununa
ilişkin birtakım değinilerde bulundu. Akademik ölçütlerin Üniversitelerarası
Kurulca -ki, anayasal bir kurum haline getirilmiş- belirlendiği ve âdeta, bir
tekel haline getirildiği bir düzende, üniversitelerin idarî, malî açıdan
özerkliğinin, bilimsel açıdan özgürlüğünün Anayasayla güvence altına aldığı bir
düzende, bilmiyorum, burada ifade edilen kaygılara mahal var mıdır?! Kaldı ki,
böyle, atfedilen niyetlerin sorgulanması ve onlar üzerinden birtakım yargıların
üretilmesi yerine, başından beri açık bir diyalog ve müzakere süreci
işlemektedir; bu açık diyalog ve müzakere sürecine katılıp katılmamak herkesin
kendi bileceği bir şey olmakla beraber, bu süreci yok sayarak, ortadaki somut
taslak ve girişimleri yok sayarak, hâlâ, niyet üzerinden bir sorgulamaya girişmek
ne kadar adildir, ne kadar adaletlidir, insafla ne kadar bağdaşır, bunu sormaya
da bizim hakkımız var.
Bazı arkadaşlarımız, yükseköğretim reformu
konusundaki girişimlerimizden vazgeçmemiz gerektiğini düşünüyorlar ve bunu
beyan ediyorlar. O zaman, Türk toplumunun hafızasından, özellikle Yüksek
Öğretim Kanununun çıktığından bugüne kadar söylenmiş bütün sözleri silmemiz
lazım. Eğer, bu mümkünse, biz, girişimimizden vazgeçebiliriz. Siyasî partilerin
YÖK hakkında yirmi yıldır söyledikleri, parti programlarına yazdıkları, seçim
beyannamelerinde ifade ettikleri, basına açık, kamuoyuna açık olarak ifade
ettikleri her şeyi; tüm hükümetlerin programlarına giren, aşağı yukarı tüm
kalkınma planlarına giren ve Meclisin onayına girmiş olan tüm beyanları,
ifadeleri, eğer, kayıtlardan çıkarmak mümkünse -zaman zaman, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubuna mensup milletvekillerimiz de bazı parti sözcüleri de bu görüşü
ifade ediyorlar- sözgelimi, Cumhuriyet Halk Partisinin parti programından,
seçim beyannamelerinden ve partinin resmî belgelerinden, bugüne kadar, YÖK ve
yükseköğretim sistemiyle ilgili söylediği şeyleri çıkarmak mümkünse, biz de
girişimimizden vazgeçebiliriz. Tabiî ki, bu, mümkün değildir.
Yükseköğretim sisteminin reforme edilmesi,
toplumsal bir ihtiyacın gereğidir, toplumsal bir taleptir. Toplumsal bir talep
var olduğu içindir ki, bütün siyasî partilerin programlarında ve bütün hükümet
programlarında bu husus yerini almıştır ve birbirine çok benzer bir şekilde yer
almıştır. Bu konuda, sanıyorum, en ileri adım atmayı vaat eden de Cumhuriyet
Halk Partisi Grubudur ve Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Biz, bunu,
memnuniyetle karşılıyoruz.
Şimdi, açık bir diyalog ortamında diyoruz
ki: Somut bir taslak var ortada, somut bir tasarı. Bu taslak, kutsal bir metin
değil, değiştirilsin diye, üzerinde konuşulsun diye ortaya konulmuş bir şey ve
değiştiriliyor. Her türlü eleştiriye, her türlü öneriye, her türlü katkıya
açığız. Ama, sorgulanmak istenilen şey eğer şu ise: Bunu siz yaparsanız olmaz,
bunu, ancak biz yaparız... Niye biz yapamayız?! Eğer, bizim demokratik
meşruiyetimizi sorgulamak istiyorsanız, bunun yapılacağı zaman geçmiştir.
Seçimler oldu, partiler, programlarıyla, yükseköğretimle ilgili programlarıyla,
görüşleriyle halkın karşısına çıktılar, vaatlerini verdiler, sözlerini verdiler
ve halk, bununla ilgili kararını verdi. Bizim demokratik meşruiyetimizi, artık,
hiç kimsenin tartışmaya hakkı yok.
Şimdi, gelin, Türkiye'nin ihtiyaçlarına
cevap verecek bir çözümü elbirliğiyle gerçekleştirelim; gelin, sağduyudan ve diyalogdan
uzaklaşmayalım; gelin, birbirimizin niyetlerinden kuşku duymayalım. Bizim, ne
öğretimin birliğiyle bir derdimiz var ne laiklikle bir derdimiz var. Biz, bütün
bunların, çağdaş Türkiye'yi ayakta tutan temel direkler olduğunu biliyoruz ve
uygulamamız da icraatımız da bu yöndedir.
Özellikle Cumhuriyet Halk Partili bazı
arkadaşlarımın hem basına hem Meclis kürsüsüne yansıyan bazı beyanları
dolayısıyla şu açıklamayı yeniden yapmak gereğini duyuyorum ve Meclis
kürsüsünden ikinci kez bunu yapıyorum. Arkadaşlarıma danışmadım; ama,
arkadaşlarımın beni kırmayacaklarını umuyorum: Eğer, Millî Eğitim Bakanlığında
yapılan atamalarda bir usulsüzlük, bir yolsuzluk olduğu kanısındaysanız,
lütfen, bunu araştırma önergesi konusu haline getiriniz. (CHP sıralarından
"Reddedilir" sesleri)
MUHARREM İNCE (Yalova) - Destekleyecek
misiniz?..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla)
- Biz, destek vermeye söz veriyoruz; hatta, bir şey daha söylüyoruz; arzu
ederseniz, soruşturma önergesi haline getiriniz; biz, buna da destek vermeye
söz veriyoruz; ama, bir şartla; bunun için, şöyle, geçtiğimiz iki yılı da içine
alan, bugüne kadar devam eden bir periyodu incelemek, araştırmak, soruşturmak
şartıyla... (AK Parti sıralarından alkışlar)
Ben, kendi Bakanlığımı tartışan bir adam
olmak istemiyorum, kendi Bakanlığımı tartışmaların odağı haline getirmek
istemiyorum; ama, Bakan olarak sorumlu olduğum hususlarda, Anayasanın,
yasaların ve demokratik teamüllerin bana verdiği yetkileri yadsıyan bir anlayış
içinde bir sorgulama başlatılacaksa, demokratik anlayışımın ve demokratik
hoşgörümün bir karşılığı olarak da diyorum ki, bunu yapmadan önce, Parti
Grubunuz, aranızda bir komisyon teşkil ederek, Bakanlığımızda bir inceleme de
yapabilir; buna da açığız. Buna da açığız, bütün belgelerimizi açmaya hazırız;
ancak, böyle bir komisyonun yaptığı incelemelerde vardığı sonuçların gereğini
yapma sorumluluğunu üstüne almak zorunluluğunun bir ahlakî zorunluluk olduğunun
da altını çizelim. Eğer, bu arzu ediliyorsa, biz, buna açığız.
Benim şu anda Bakanlığımda yaptığım
atamaların sayısı, bir elin parmaklarını geçmez, bilemediniz, iki elin
parmaklarını geçmez; bunların da çoğu Özel Kalemde görevlendirmelerdir, bir
tanesi Personel Genel Müdürlüğündedir. Her şey, yasa, Anayasa çerçevesinde
oluyor. Yapılan binlerce atamanın, nasıl usulsüz, nasıl hukuksuz, nasıl
insafsız ve izansızca yapılmış olduğunu görmek istiyorsanız, Millî Eğitim
Bakanlığının kapısı açık. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bütün dosyaları,
bütün evrakları açık. Dolayısıyla, gelin bir diyalog kuralım; gelin, sağduyulu,
pozitif, yapıcı bir diyalog kuralım. Bu diyalogla her şeyin doğrusunu yapmaya
gidelim; yükseköğretimde de ortaöğretimde de ilköğretimde de...
Bizim, sekiz yıllık eğitimle ilgili filan
hiçbir kaygımız yok; tek kaygımız, verimliliğini artırmaya ilişkindir. Bizim,
ortaöğretimle ilgili çok ciddî kaygılarımız var. Dünya dengesine hiç uymayacak
şekilde, yüzde 75'e varan oranda genel lise, yüzde 25'lere kadar inen oranda
meslekî, teknik eğitim dengesine sıkışmış kalmış ve üniversite önünde biriken
-kapasitenin her geçen gün, sekiz yıllık eğitim dolayısıyla, çağ nüfusunun
okullaşma oranı arttığı için- artan oranın, üniversite kapısının dışında
bırakıldığı; işsiz, mesleksiz, özgüvenini yitirmiş; devletin kurumlarına ve
geleceğine olan umudunu, güvenini yitirmiş insanlar için çözüm bulmakta, biz,
işbirliği arıyoruz. Her türlü akılcı işbirliğine de açığız; ama, işbirliği,
tabiî ki, herkesin kendi iradesine bağlı bir şey. İradesiyle katılmak isteyen
herkesin, sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin başımızın üstünde yeri
var. Katılmak istemeyenleri zorla katamayız; ama, hem bu sürece katılmayıp hem
de, eğer, bizim bu işi yapıp yapamayacağımızı sorgulamaya çalışırsanız, işte,
orada yanılırsınız. O kararı, millet, seçimlerde verdi ve "hâkimiyet
kayıtsız şartsız milletindir."
Hepinize saygı, sevgi sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Mumcu,
Buyurun Sayın Koç.
A. HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkanım, 63
üncü maddeye göre söz hakkı istiyorum, usule göre...
BAŞKAN - Gerekçeniz?..
A. HALUK KOÇ (Samsun) - Gündemdışı
konuşmaya Sayın Bakanımız yanıt verdiler; fakat, gündemdışı konuşmanın
içeriğinin dışında birtakım yanıtlar içeriyor. Eğer, Sayın Bakan... (AK Parti
sıralarından gürültüler) Müsaade edin efendim...
BAŞKAN - Bir saniye efendim...
A. HALUK KOÇ (Samsun) - Eğer, Sayın Bakan,
gündemdışı bir konuşma yapmak isterse, bu konuda fikirlerini açıklamak isterse,
bunu yapabilir; gruplara da söz hakkı düşer ve geniş bir tartışma olur.
Kaldı ki, Cumhuriyet Halk Partisinin
eğitim programı hakkında fikir yürütmek Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşer.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Böylece, açıklamanızı da yapmış oldunuz
sanırım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
A. HALUK KOÇ (Samsun) - Hayır... İçtüzüğün
63 üncü maddesine göre, usul hakkında söz istiyorum.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa)- Sayın
Başkan, Sayın Bakan, son iki yılda da hükümetin ortağıydı... Bunu anlayamadık;
bunu açıklasa iyi olacak. Partinizi değiştirdiniz diye sorumluluktan
kaçamazsınız Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta)-
Sorumluluğumun hesabını vermeye hazırım.
BAŞKAN- Sayın Koç, Sayın Bakanın
konuşmasını da dikkatle izledim; Sayın Bilgehan görüşünü açıkladı, Sayın Bakan
da kendi görüşünü açıkladı.
A. HALUK KOÇ (Samsun)- Bu konunun dışında,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ya da Cumhuriyet Halk Partisinin programını
ilgilendiren beyanlarda bulundu Sayın Bakan. Müsaade ederseniz, o konularda,
Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkanvekili olarak ben açıklama yapayım. Daha
doğru bir ağızdan daha doğru bir şekilde dile getirme fırsatı olur.
BAŞKAN- Sayın Koç, gerek 63 üncü madde
gerekse 69 uncu madde, Sayın Bakanın sözlerinden ötürü size bir açıklama yapma
durumunu göstermiyor bana. Ancak, yerinizden de zaten gerekli açıklamayı
yaptınız.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci
söz, Türkiye maden varlığı ve Gümüşhane altın madenlerinin işletilmesiyle
ilgili söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan'a aittir.
Buyurun Sayın Varan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
2. -
Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan’ın, Türkiye’nin maden varlığı ve Gümüşhane
altın madenlerinin işletilmesine ilişkin gündemdışı konuşması
SABRİ VARAN (Gümüşhane)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye'de maden varlığımız ve Gümüşhane altın
madenleri üzerine, şahsım adına gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye, uzun yıllardır ağır ekonomik sorunlar altında ezilmektedir. Bunda
temel etkenlerden birisi de kaynak yetersizliğidir. Ekonominin içerisinde
bulunduğu olumsuz şartlar, ekonominin normal dinamikleri ve mutat işleyişi
içerisinde bu kaynakları yaratmasının mümkün bulunmadığının açık işaretlerini
vermektedir. Dolayısıyla, bu kötü durumdan çıkış için, ekonomik hayatın normal
icaplarının dışında çözüm yolları aramak, artık, bir zorunluluk haline
gelmiştir.
Türkiye, yer altında yatan servetine
bakıldığında, varlık içerisinde yokluk yaşamaktadır. Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığının verilerine göre, Türkiye'de potansiyel maden ve enerji
hammaddelerinin değeri 2 trilyon 180 milyar dolardır. Bu rakam, iç ve dış
borcumuz olan yaklaşık 225 milyar doların yaklaşık olarak 10 katıdır. Bu
kaynakların içerisinde altın rezervimiz, yarattığı katmadeğeriyle 70 milyar
doları bulmaktadır. Türkiye'nin altın rezervinin 4 000 ilâ 6 000 ton civarında
olduğu tahmin edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, Anadoluda tarihi
5 000 yıl öncelerine dayanan altın ve takı kültürü, günümüz Türkiyesinde hâlâ
geleneksel yapısını korumaktadır. Düğünde, nişanda, sünnette ve diğer
törenlerde takı olarak birinci sırayı altın almaktadır. Türkiye, dünyada altın
tüketiminde ilk 5 inci ve 6 ncı sıralardadır; bu tüketim nedeniyle de, geçen
yıl 205 ton altın ithal etmiştir.
Uygar dünya içerisinde ayrıcalıklı yer
edinme çabasındaki ülkemizin, hedefe ulaşabilmesi için, madencilik sektörünü
gözardı etmemesi gerekir. Artık, dünyanın en geri kalmış ülkelerinde bile
görülmeyen çağdışı uygulamalarla yerli ve yabancı yatırımcıyı sektörden
soğutmak, anlaşılmaz bir yasalar ve yasaklar ülkesi olmak, Türkiyemize
yakışmamaktadır. 3 milyar dolarlık kredi için IMF kapılarında beklerken 3
trilyon dolarlık bir serveti toprağın altında tutmak anlaşılmaz bir tutum
olmuştur. 20 yılda 200 milyar dolar faiz ödeyen Türkiye, bu parayı birkaç yıl
içinde toprağın altındaki madenlerimizle çekip çıkarabilir.
16 ncı Yüzyılın sonları ve 17 nci Yüzyılın
başlarında, Gümüşhanemiz, tarihte hak ettiği yeri almış ve 17 nci Yüzyılda
madenî para basım merkezi haline gelmiştir. Fakat, son yüzyılımızda Gümüşhane
kaderiyle baş başa bırakılmıştır. 2000 yılının eylül ayında Gümüşhane'deki bir
sempozyumda yapılan konuşmada, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi
Cevher Araştırma Bölümü Başkanı Prof. Güven Ünal, Gümüşhane'nin bilinen maden
varlığının 50 milyar dolar civarında olduğunu belirtmiştir; bilinmeyenin ise
mevcudun 3 katı olduğu tahmin edilmektedir. Gümüşhane Mastıra sahasında 14 ton
altın 8 ton gümüş rezervi bulunmaktadır.
Türkiye açısından ilimiz önemli bir altın
yatağıdır. Tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde
altın ve gümüş madenlerinin zenginliği sebebiyle, ilimiz, Gümüşhane ismini
almıştır. Türkiyemizin ekonomik olarak sıçramasında Gümüşhanemizin lokomotif
bir görev yapacağını belirtmek isterim.
Yine, ilimizde Yağlıdere ve Olucak altın
bölgesinin çok yüksek potansiyeli mevcuttur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlamanız için
size süre veriyorum; buyurun.
SABRİ VARAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın
Başkan.
Gümüşhanemizde, sadece altın ve gümüş
madenleri değil, yine, zengin mermer yatakları, bakır, kurşun, çinko, cıva,
demir, kaolen, kil, manganez ve linyit de mevcuttur.
Değerli arkadaşlar, Atatürk, madenlerle
ilgili şöyle diyor: "Memleketimizin ekonomik kaynakları bütün dünyanın
hırslarını çekecek verim ve servete maliktir. Milletler, işgal ettikleri
arazinin gerçek sahibi olmakla beraber, insanlığın vekilleri olarak da o
arazilerde bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından kendileri istifade
ederler ve dolayısıyla bütün insanlığı da yararlandırmakla yükümlüdürler.
Bundan aciz milletler, bağımsız olarak yaşamak hakkına layık değildir." Bu
sözden de anlaşılacağı üzere, maden varlığımız, ülkelerin bağımsızlığıyla da
direktman alakalıdır.
İnsan ve para arasında şöyle bir söz
söylenir değerli arkadaşlar, derler ki: "İnsan, paranın sahtesini yapar;
para da, insanın sahtesini..."
Altın üretimi, muhakkak ki, çok paraya tekabül
eden bir çalışmayı gerektiriyor; ama, biz, ilke olarak burada ahlak ve üretimi
esas almak istiyoruz. Bu maden üreticilerimizden ahlak ve üretim bekliyoruz.
Neden madencilik sektörü diyoruz; buna gerekçe olarak da, madencilik sektörünün
diğer sektörlerden farkları olduğunu biliyoruz. Her şeyden önce, diğer bütün
sektörlerin temel hammaddelerini sağlar madencilik; ekonomik kalkınmayı
başlatan öncü bir sektördür ve istihdam ağırlıklıdır.
Yine, maden, tamamen kırsalda bulunduğu
için, kırsalda yeni iş alanları, istihdam imkânları yaratacaktır. Bu da, köyden
kente göç için bir tedbir olacaktır. Bunun için, madencilik sektörünün önünü
açmak için, Maden Kanununu ve madenciliği olumsuz yönde etkileyen yasalarla
ilgili yeni düzenlemeleri 58 inci hükümetimiz muhakkak yapmalıdır, yapacaktır.
Maden Tetkik ve Arama yeniden
yapılandırılmalı, araştırma enstitüsü şeklinde çalıştırılmalıdır.
Maden bakanlığının kurulmasını öneriyoruz
arkadaşlar. Enerji ve tabiî kaynakların ayrı ayrı teşkilatlanmasını öneriyoruz.
3213 sayılı Maden Yasası acilen değiştirilmelidir.
Hedef olarak, gayri sâfi millî hâsılada,
gelişmiş ülkelerin seviyesi olan yüzde 4'e ulaşmayı esas almalıyız.
BAŞKAN - Sayın Varan, toparlıyorsunuz
sanırım?!..
SABRİ VARAN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
Bu duygu ve düşüncelerimizle hepinizi,
beni sabırla dinlediğiniz için, saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Madenlerimizin işletildiği daha mutlu
günlerde beraber olmak dilekleriyle saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Varan.
Gündemdışı üçüncü söz, olası Amerika
Birleşik Devletleri-Irak savaşına ilişkin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
reddedilen hükümet tezkeresiyle ilgili olarak söz isteyen İstanbul Milletvekili
Sayın Ahmet Sırrı Özbek'e aittir.
Buyurun Sayın Özbek. (CHP sıralarından
alkışlar)
3. -
İstanbul Milletvekili Ahmet Sırrı Özbek’in, olası ABD-Irak savaşına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bayram tatili süresince olsun, geçtiğimiz
günler sürecinde olsun, vatandaşlarımızın büyük önem ve öncelik verdikleri,
geleceklerine ilişkin endişelerini ve korkularını paylaştıkları tek konu
savaştı; sordukları soru ise özetle şöyle: "Bizim bu savaşta ne işimiz
var?" Ben de soruyorum; bu savaştan bize ne? Doğrudur, Saddam, çağımızın
en büyük soykırımcısıdır, saldırganıdır, diktatörüdür, kötü adamıdır; ama,
bunların hiçbirisi savaş nedeni değildir.
Dünyanın dört bir yanında, Uzakdoğu'da,
Ortadoğu'da, Afrika ve Güney Amerika'da demokratik rejimleri yıkıp
diktatörlükler kuran Amerika Birleşik Devletleri değil midir! O halde, tersi
yöntemleri de gayet iyi bilir, bunları yaparken de kimseye ihtiyacı yoktur.
Saddam'ı devirmek, Amerikan entrikaları içerisinde küçük bir ayrıntı bile
değildir. Demek ki, Amerika Birleşik Devletlerinin derdi Saddam değil. Bunu çok
iyi tespit etmek lazım. Zaten, dünya milletleri de bunu çok iyi tespit etmiş
olmalı ki, bu kirli savaşın yanında yer almıyorlar. Milyonlarca insan,
sokaklarda savaş karşıtı eylemler yapıyor, yöneticileri de "savaşa
hayır" söylemini dikkate alarak, Amerika Birleşik Devletlerine destek vermeyeceklerini
açıklıyorlar.
Filozof Eflatun "savaşın sonucunu
sadece ölüler gördü" derken, kendinden sonra gelen kuşaklara çok önemli
uyarılarda bulunuyordu. Bizler de, hiçbir çıkarımız olmayan bu savaşta kimse
ölmesin diyoruz, analar gözyaşı dökmesin diyoruz; bilinmelidir ki, gözyaşının
rengi, dili, dini, milleti, ırkı yoktur.
Değerli milletvekilleri, hükümet ve
iktidar partisinin Sayın Genel Başkanı, kapalı kapılar ardında, Amerika
Birleşik Devletlerine neler, ne taahhütlerde bulundular bilemiyoruz. Halbuki,
dışpolitikanın gizlerle dolu, esrarlı alanlar sayıldığı, dışpolitikanın erbabı
tarafından oynanan oyunlar sayıldığı dönemler, tarihin bir hayli gerisinde
kalmıştır. Çağdaş dışpolitika anlayışı, açık, katılımcı, demokratik süreçler
içerisinde oluşan, güçlenen, ulusun ve meclisin omuzları üzerinde yücelen
dışpolitikadır. Dış ve iç politikalar bir bütündür. Özellikle, bizim
geleneğimiz, parlamentolarımızın dışpolitika meselelerine sahip çıkma
geleneğidir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin arkasında, dışpolitika konularına gerçekten sahip çıkma ve
dışpolitikalarda gerçek ve birincil amil olma geleneği vardır ve bunun,
yüzyirmialtı yıllık bir tarihi vardır. Dışişleri bakanları karşısında,
okyanuslar gibi kabaran meclisler vardır ve o meclisler karşısında
"yapmayın, etmeyin; üç günden beri buradayım ve ayaktayım, suallerinize
cevap veriyorum; bitap düştüm" diyen hariciye vekilleri vardır. O geleneğin
içerisinde "bizi dinleyici durumuna indiremezsiniz" diyen meclisler
vardır. O geleneğin içerisinde, o günkü hukuka rağmen "fiilen dışpolitika
konuları da millet meseleleridir; biz de milletin temsilcileriyiz, fiilen el
koyuyoruz" diyen meclisler vardır; fiilen el koymuşlardır.
1877 yılında, Heyeti Mebusanda, dış
meselelerin konuşulması bir gemi olayıyla başlamıştır. Ünlü 93 Harbinde,
Karadeniz'de Mersin Vapurumuz batırılmış. Aydın Mebusu Yenişehirlizade Ahmet Efendi soru sormuş, Bahriye Nazırı
cevap veriyor; "esasen o tekne biraz köhne idi"diyor; Aydın Mebusu
Ahmet Efendinin cevabı tok, vakur ve aynen şöyle:" Ben, tekneyi değil,
bayrağımızı sormuştum." (CHP sıralarından alkışlar)
Ahmet Efendiyi minnetle, şükranla ve
rahmetle anıyorum. Bu geleneği devam ettiren, cumartesi günü aldığı kararla
ortaya koyan, içerisinde bulunmaktan büyük onur duyduğum, 22 nci Dönem
Meclisini oluşturan siz değerli milletvekillerini yürekten kutluyorum.
Sayın milletvekilleri, bizler, Atatürk'ün
bize bıraktığı barışçı çizgiden vazgeçemeyiz. Elbette ki, Atatürk için barış,
soyut ve anlamsız bir kavram değildir; Atatürk için barış, büyük ve gerçek bir
insanlık ülküsüdür ve Atatürk için barış, karşılıklı saygıya, karşılıklı
dikkate, karşılıklı adalete, karşılıklı hak eşitliğine, karşılıklı egemenlik
haklarına saygıya ve bu haklara riayete dayalı bir barıştır; bunlar ihlâl
edilmediği sürece barış devam etmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özbek, konuşmanızı tamamlamanız için süre
veriyorum; buyurun.
AHMET SIRRI ÖZBEK (Devamla)- Tamamlıyorum
Sayın Başkan.
Bugün ülkemiz için barışı biz korumalıyız
ve istemeliyiz; aksi takdirde, kaçınılmaz acı sonları hep birlikte görme
tehlikesi her an vardır. Mantıklı ve onurlu bir barışı reddetmek, her zaman
ağır sonuçlar doğurmuştur. Tarihin derin sayfalarına baktığımızda, birçok acı
örneğini görmek mümkündür.
Sultan III. Mustafa öldükten sonra tahta
I.Abdülhamit geçmiştir; cephede ise, Sadrazam Serdar Ekrem Muhsinzade Mehmet
Paşa Ruslarla savaşmaktadır. Şumnu Kalesinde bulunan Muhsinzade, Rusya'nın Kerç
ve Yenikale gibi bazı kalelerinin kalması koşuluyla önerdiği barışı kabul
etmenin çok uygun olacağını yeni padişaha bildirmiş; yeni padişah, ulemayı
toplamış, ulema efendiler, gayretullah ve üç koldan hücum kararı aldı, ferman
Muhsinzadeye aynen bildirildi.
Gayretullah ve üç koldan hücum zorlaması,
üç koldan bozgunla sonuçlandı. Sonuçta, hepimizin bildiği Küçük Kaynarca
Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma için Avusturya Büyükelçisi şöyle diyordu:
"Bu antlaşma, Rusya'nın, İmparatorluğun her köşesini her an ele
geçirebileceğinin belgesidir."
Enver Paşa, hükümet ve Meclisi Mebusan
kararı olmadan Odessa ve Sivastopol Limanlarını bombalatmış; sonuçta, Sevr
Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmışız.
Sayın milletvekilleri, tarih, tekerrür
etsin diye yazılmaz, ders alınsın diye yazılır ve okunur. Bizler de ders almak
durumundayız. Tarihimiz, ders alınacak belgelerle doludur. 100 000 000'dan
fazla sivilin öldüğü İkinci Dünya Savaşında, bütün çevremiz kan gölüne
dönmüşken, bir tek vatandaşımızın burnu kanamamış, analarımızın
gözpınarlarından bir tek damla yaş akmamıştır. Halkımıza o acıları yaşatmamış
olan devlet adamlarımızı saygıyla ve rahmetle anıyorum.
Sözlerimi, Rotterdamlı Erasmus'un
"savaş, yalnızca, onun deneyimini yaşamamış olanlar için güzeldir"
cümlesiyle bitiriyorum.
Bu kirli, bu ayıplı ve bu sonu karanlık
savaşa karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararlı tutumunun devam edeceğini
umuyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özbek.
Sayın Özbek'in gündemdışı konuşmasına,
hükümet adına, Kültür Bakanı Sayın Hüseyin Çelik cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ahmet Sırrı
Özbek'in, olası ABD-Irak savaşı üzerine yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya
hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi en
derin saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 58 inci cumhuriyet
hükümeti, bu, sözü edilen muhtemel savaşa bir hazırlık olmak üzere,
askerlerimizin sınırötesi harekât yapması, yurtdışına gönderilmesi ve birkısım
Amerikan askerlerinin Türkiye'de konuşlandırılmasıyla ilgili Türkiye Büyük
Millet Meclisine bir tezkere getirdi. Cumartesi günü bu tezkereyle ilgili bir
oylama yapıldı; bu oylama, büyük bir olgunluk içerisinde yapıldı ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi, iradesini ortaya koydu. Eminim ki, çıkan sonuç, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin itibarını artırmıştır; bu sonuç, Türkiye'de
demokrasinin köklenmesine hizmet etmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak,
bu oylama sonucunda, tezkereye "evet" oyu veren milletvekillerinin
savaş istediğini, "hayır" oyu veren milletvekillerinin savaş
istemediğini ifade etmek, böyle bir yorumda bulunmak doğru değildir, gerçekçi
değildir.
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Böyle bir
şey söylemedim ben!
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) -
Ben, sadece, zatıâlinizin sözleri üzerine söylemiyorum, genel olarak yapılan
yorumlar bu yönde olduğu için söylüyorum.
Ben, inanıyorum ki, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin çatısı altında bulunan bütün değerli milletvekili arkadaşlarımızın
istisnasız hepsi, savaşa karşıdır; kesinlikle, ne bizim yanı başımızda ne de
dünyanın herhangi bir yerinde savaş olmasını istemektedirler.
Değerli milletvekilleri, elbette, savaş
demek, gözyaşı demektir; savaş demek, ölüm demektir, barut kokusu demektir,
kopmuş bacaklar, kollar demektir; yetim kalmış çocuklar demektir, göç demektir,
sefalet demektir, fecaat demektir. Biz, hepimiz bunun şuurundayız, farkındayız
ve başta Sayın Genel Başkanımız ve Sayın Başbakanımız olmak üzere, AK Parti
Grubunu temsil eden bütün arkadaşlarımız, AK Parti Grubunda yer alan bütün
milletvekillerimiz savaşa şiddetle karşıdır.
Biz, Amerika Birleşik Devletlerinin
müttefiki konumunda olan bir ülkeyiz; yıllardan beri bu stratejik
müttefikliğimiz devam ediyor; Amerika Birleşik Devletleriyle ikili
sözleşmelerimiz var. Elbette, müttefikliğin gereği, müttefik olmanın sonucu,
birbirimize karşı yükümlülüklerimiz var; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
milletin iradesine dayalı olarak karar verir. Buraya gelen hükümet tezkereleri
ve diğer konular, milletvekillerimiz tarafından, milletin menfaatı, kamunun
menfaatı süzgecinden geçirilir, vicdanî bir süzgeçten geçirilir ve ona göre oy
kullanılır. Ben eminim ki "evet" diyen milletvekillerimiz de
"hayır" diyen milletvekillerimiz de bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü
düşünmüştür, bu ülkenin selametini düşünmüştür, mutluluğunu ve refahını
düşünmüştür ve ülkemizin, insanlığın zarar görmemesini düşünmüştür.
"Evet" diyen arkadaşlarımız, bunun "evet" denilerek
gerçekleşebileceğini düşündükleri için "evet" demişlerdir; "hayır"
diyen arkadaşlarımız da, böyle bir sonucun ancak "hayır" denilerek
temin edilebileceğini düşünmüştür. Dolayısıyla, Parlamentomuz büyük bir
olgunlukla bu sınavdan çıkmıştır, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendine yakışan
bir sonuç almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisine, bundan önce de, buna benzer
çok tezkereler gelmiştir, farklı sonuçlar da alınabilir; ama -sonuç öyle veya
böyle olabilir- biz, millete dayalı olarak kullanılan bu iradeye saygı
duymalıyız; partimiz buna saygı duymaktadır, Genel Başkanımız, partimizin bütün
ilgili kurulları, hükümetimiz de buna saygı duymaktadır.
Zaman zaman, bunun bir güvenoylaması
olduğu şeklinde yorumlar yapılmaktadır; kesinlikle bu bir güvenoylaması
değildir. Eğer, ille de bir güven oylaması olduğunu söyleyen varsa, işte, bir
muhalefet partimiz var, saygın bir muhalefet partimiz var, bir gensoru önergesi
getirir ve hükümete yönelik bir gensoru verir; işte, o zaman esas güvenoylaması
yapılır. O zaman, ben inanıyorum ki, AK Parti Grubundan tek bir fire olmaz. (AK
Parti sıralarından alkışlar) AK Parti Grubu, birlik, bütünlük içerisinde bu
gensoruyu reddeder ve güvenoylaması diyordunuz, işte, buyurun size güven
oylaması der. Bütün arkadaşlarımız bunun şuurundadır, bunun farkındadır.
AK Parti, bu süreçten güçlenerek
çıkmıştır. AK Partinin bu süreçte bölüneceği, parçalanacağı, birbirine gireceği
şeklinde yorumlar yapılmaktadır; bu, sadece birilerinin temennisidir. Bu
temennide bulunanların da iştahları kursaklarında kalacaktır. Hükümetimiz,
Meclis Grubumuzla ve Türkiye Büyük Millet Meclisiyle uyum içinde çalışmaktadır.
Meclisimizi kutluyorum; Türkiye'deki bu olgun havayı, muhalefetin ve iktidarın
ortaya koyduğu bu olgun performansı kutluyorum, hepinize saygılarımı arz
ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Sayın Başkan,
ben konuşmamın hiçbir yerinde, savaş isteyenler ve savaşa karşı olanlar diye
bir ayırım yapmadım. Ben, Yüce Meclisi, Meclisin geçmiş geleneğiyle, bugün de o
geleneği devam ettirmesinden dolayı tebrik ettim.
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Ben de
sizi tebrik ettim ve teyit ettim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Cevabınız
sanki beni hiç dinlememiş gibi, başka kulağınızla dinlemiş gibi... Olur mu öyle
şey?
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Ben
sizi teyit ettim.
BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim Sayın
Özbek.
Tabiî bir hakkı teslim etmek lazım, bir
yanlış anlaşılmaya yol açmamak için: Cumhuriyet Halk Partisinin, kamuoyuna
yansıyan, bu bir güvenoylamasıdır, hükümete güvensizliktir şeklinde bir
değerlendirmesi olmadı; o hakkı da teslim etmek istiyorum, bir yanlış
anlaşılmaya yol açmamak için. Teşekkür ederim.
Genel Kurulun bilgisine şunu arz etmek
istiyorum: Sağlık Bakanımız Sayın Recep Akdağ, gündemimizin "Sözlü
Sorular" kısmında yer alan 3, 6, 12, 13, 14, 15 ve 16 ncı sıralarında yer
alan sorulara bir arada cevap vereceklerdir. Bunu Genel Kurulumuzun bilgisine
arz ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Başbakanlığın, İçtüzüğün 75 inci maddesine
göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutuyorum.
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -
Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak
Ödemelere Dair Kanun Tasarısının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/194)
4.3.2003
İlgi: 3.1.2003 tarihli ve
B.02.O.KKG.O.10/101-577/51 sayılı yazımız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgide kayıtlı yazımız
ekinde Başkanlığınıza sunulan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının
Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun Tasarısının, Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci maddesine göre geri gönderilmesini arz
ederim.
Abdullah Gül
Başbakan
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve
Plan ve Bütçe Komisyonlarında bulunan tasarı hükümete geri verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının
bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
2. - Avrupa
Parlamentosu Başkanı ve İtalya Meclis Başkanının, beraberlerindeki parlamento
heyetleriyle ülkemize davetlerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/195)
4.3.2003
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık
Divanının 21 Şubat 2003 tarih ve 8 sayılı Kararı ile, Avrupa Parlamentosu
Başkanı ve İtalya Meclis Başkanının, beraberlerindeki parlamento heyetleriyle,
ülkemizi ziyaret etmeleri kararlaştırılmıştır.
Söz konusu heyetlerin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 7
nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgisine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir
tezkeresi daha vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
3. - CDU
Alman-Türk Forumu ve Almanya Federal Meclisi CDU/CSU Parti Grubunun, ortak
düzenleyecekleri “AB Genişlemesi : Türkiye’nin Adaylığının Sağlayacağı Riskler
ve Şanslar” konulu açık oturuma TBMM’den bir milletvekilini davetlerine icabet
edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/196)
4.3.2003
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
CDU Alman-Türk Forumu ve Almanya Federal
Meclisi CDU/CSU Parti Grubu tarafından 11 Mart 2003 tarihinde ortak
düzenlenecek "AB Genişlemesi: Türkiye'nin Adaylığının Sağlayacağı Riskler
ve Şanslar" konulu açıkoturuma katılmak üzere, Türkiye Büyük Millet
Meclisinden bir milletvekili davet edilmektedir.
Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 9
uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Sanayi ve Ticaret
Bakanı Sayın Ali Coşkun da, Başkanlığımıza başvurarak, gündemimizin "Sözlü
Sorular" kısmının 18, 19, 20, 35
ve 88 inci sıralarında yer alan sözlü sorulara bir arada cevap vereceklerini
bildirmişlerdir. Genel Kurulumuzun bilgisine arz ediyorum.
Gündemimizin "Sözlü Sorular"
kısmına geçiyoruz.
IV.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) Sözlü Sorular ve Cevaplari
1.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, vergi affından sonra, vergisini ödemiş
mükelleflere yönelik bir düzenleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye
Bakanından sözlü soru önergesi (6/85) ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı
2.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, milli kültür stratejisine ilişkin Kültür
Bakanından sözlü soru önergesi (6/86) ve Kültür Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı
BAŞKAN - Bu kısmın 1 inci ve 2 nci
sıralarında yer alan, Adana Milletvekili Sayın Atilla Başoğlu'nun sorularını,
Sayın Kültür Bakanı cevaplandıracaktır.
Soruları okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki soruların, Sayın Maliye Bakanı Kemal Unakıtan
tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunu saygılarımla arz ederim.
Atilla Başoğlu
Adana
Soru:
Vergilendirilmiş olan kazancı makbul
görerek ödemelerini zamanında yapan vatandaşlarımızın, söz konusu af sonrasında
kendisini daha iyi hissetmesini sağlayacak bir önlem, bir taltif mekanizması
düşünüyor musunuz?
Bugüne kadar, her hükümet zamanında
çıkarılan aflar tarafından cesaretlenerek, pusuda yeni bir affı beklemeyi
tercih edenlere rağmen, vatandaş olmanın sorumluluğunu yerine getirenleri,
gelecekte yükümlülüklerini sağlıklı olarak yerine getirmeye nasıl teşvik
edeceksiniz?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki soruların, Sayın Kültür Bakanı
Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunu saygılarımla
arz ederim.
Atilla Başoğlu
Adana
1-"Millî kültür" kavramından ne
anlıyorsunuz?
2-Millî kültür stratejiniz nedir?
3-Millî kültürün inşasında yakın
çalışmanız gereken Millî Eğitim Bakanlığıyla nasıl bir çalışma programı
uygulayacaksınız?
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Buyurun Sayın Bakan.
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, 1 inci soru Sayın Maliye Bakanımıza
sorulmuş bir sorudur; ben, Sayın Maliye Bakanımız adına bu soruya cevap
vereceğim.
Adana Milletvekili Sayın Atilla
Başoğlu'nun sorusu şöyle: "Vergilendirilmiş olan kazancı makbul görerek
ödemelerini zamanında yapan vatandaşımızın, söz konusu af sonrasında kendisini
daha iyi hissetmesini sağlayacak bir önlem, bir taltif mekanizması düşünüyor
musunuz? Bugüne kadar, her hükümet zamanında çıkarılan aflar tarafından
cesaretlenerek pusuda yeni bir affı beklemeyi tercih edenlere rağmen, vatandaş
olmanın sorumluluğunu yerine getirenleri, gelecekte yükümlülüklerini sağlıklı
olarak yerine getirmeye nasıl teşvik edeceksiniz?"
Söz konusu önergeye ilişkin cevaplar
şöyledir:
Ülkemizde 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan
krizler, ekonomik ve sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Bu krizlerin
ekonomiye doğrudan yansımaları, üretimin daralması, işletmelerin kapanması veya
malî bünyelerinin zayıflaması ve işsizliğin artması şeklinde olmuştur. Yaşanan
bu olumsuz gelişmelerin en önemli sonuçlarından birisi de, yükümlülerin,
vergiler başta olmak üzere, borçlarını ödeyememeleri veya ödemede zorluk
içerisine girmeleridir. Bu durum, yaşanan olumsuz ekonomik gelişmelerin
işletmeler üzerinde yarattığı tahribatın giderilmesini, işsizliğin
azaltılmasını ve kalıcı bir büyüme için gerekli önlemlerin alınmasını zorunlu
kılmaktadır.
Bu çerçevede, öncelikle yapılması gereken,
geçmişin olumsuz sonuçlarının silinmesi ve tahribatın onarılması için gereken
önlemlerin alınmasıdır. Bu ihtiyacı gidermek ve sağlıklı bir başlangıç için
Vergi Barışı Kanunu Tasarısı gündeme getirilmiş ve tasarı kanunlaşmıştır.
Bunun yanı sıra, vergi idaresinin yeniden
yapılanmasıyla, sürekli denetim ve mükelleflerin faaliyetlerinin izlenmesi,
takip işlemlerinin hızlandırılması suretiyle mükelleflerin vergi ödeme
yükümlülüklerini zamanında yerine getirmeleri sağlanacaktır. Ayrıca,
vergilendirmeyle ilgili tüm ödevlerini zamanında ve doğru olarak yerine getiren
mükelleflere yönelik vergi oranlarını azaltan bir proje çalışması da Maliye
Bakanlığımız tarafından sürdürülmektedir.
Arz ederim.
Bakanlığımı ilgilendiren ve Adana
Milletvekili Sayın Atilla Başoğlu tarafından verilen, millî kültür stratejisine
ilişkin sözlü soru önergesini cevaplandırıyorum ve bu sorunun cevabını, yazılı
olarak da Sayın Başoğlu'na gönderdiğimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, asırlar boyunca
birçok medeniyete ev sahipliği yapan, içerisinde yaşadığımız coğrafyada, geçmiş
uygarlıklardan günümüze taşınan özellikler, konuştuğumuz dil, mensubu olduğumuz
medeniyete ruh veren değerler bütününe millî kültür diyoruz. Bunun içerisinde
mimarimiz, musikimiz, plastik sanatlarımız, inançlarımız, folklorumuz,
etnografyamız ve özetle, bizi biz yapan bütün kültürel unsurlar yer almaktadır.
Yeryüzünde saf, katışıksız bir kültür
yoktur. Mimariden musikiye, dilden folklora kadar, bizim kültürümüz için de bu
kural geçerlidir. Kültürler aslî karakterlerini koruyarak, birbirlerinden
beslenirler ve beslenmelidirler.
Medeniyetler beşiği Anadolu'da, miras
olarak devraldığımız birçok kültürden izler, Akdeniz havzasından devşirdiğimiz
birçok kültürel motif, yakın temas içerisinde olduğumuz İslam kültürü ve
nihayet, Rönesans sonrası Avrupa kültürünün, 18 inci Yüzyıldan itibaren bizim
kültürümüze katkıları, Türk kültürünü besleyen unsurlar olmuştur.
Kültür kavramı, aidiyetten çok,
kararlılıkla sahip çıkılan ve yaşatılan değerlerin bir bütünüdür. Bu sebeple,
millî kültür kavramından çıkardığımız sonuç, toplumun sahip çıkarak, yaşatıp,
gelecek nesillere aktarmayı benimsediği, toplumumuzu diğerlerinden farklı kılan
maddî ve manevî değerler bütünüdür.
Millî kültür stratejimiz, kültürel
değerleri yaşatmak, geliştirmek, yaymak, tanıtmak, değerlendirmek ve
benimsetmek, kültür konularıyla ilgili bütün kurum ve kuruluşlarla işbirliğinde
bulunmak, tarihî ve kültürel varlıkların tahribini ve yok edilmesini
önlemektir. Bakanlığım, bu konularda gerekli çalışmaları yapmaktadır ve
yapacaktır.
Millî Eğitim Bakanlığı da, millî kültürün
nesillere aktarımında önemli rol üstlenmiş bir kurumdur. Kültürel çalışmalarla
ilgili her kurum gibi; ama, tabiî ki, öncelikli olarak, pek çok konuda Millî
Eğitim Bakanlığıyla da, tabiî olarak, işbirliği içerisinde olacağız.
Arz ediyor, Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın Başoğlu, açıklama yapmak istiyor
musunuz?
ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Evet, Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum; buyurun
Sayın Başoğlu.
ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Sayın Bakanıma,
vermiş olduğu cevaplar için çok teşekkür ederim.
Bayram sürecinde, Sayın Maliye
Bakanımızın, basından takip etmiş olduğumuz bir yeşil pasaport meselesi vardı.
Tahmin ediyorum ki, bu, gündemdışı kaldı; çünkü, basın, bunun aleyhinde, bir
hayli enteresan tevatürlerde de bulundu.
Buna ilave olarak, acaba, Sayın Maliye
Bakanımız, vergisini düzenli ve gecikmesiz ödeyen -büyük, küçük- emekçi, memur
ve emeklilerimizi gözetecek elektrik
fiyatı indirimini de gündeme getirebilirler mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - İkinci soruya ilişkin açıklamanız
varsa, onu da alalım.
ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Evet efendim,
ikinci soru için de bir açıklama yapacağım.
Sayın Bakanımız, vermiş olduğu yazılı ve
sözlü ifadelerde, genellikle, Türk kültürünün, Anadolu ve civarındaki diğer tüm
kültürlerden beslendiğini söylerken, Türk kültürünü, hep alan; ama, veremeyen
bir kültür olarak mı görmektedir? Bu görüş ve söylemlerin, Atatürk'ün kültür ve
tarihle ilgili söylemleriyle çakıştığının farkında mıdırlar?
Yine "millî kültür stratejiniz
nedir" soruma vermiş olduğunuz cevapta "tarihî ve kültürel
varlıkların korunması" demektesiniz; ama, soru önergeme bir gün evvelki
cevabınızda da "bütçe olursa korunacaktır" gibi bir ifadeniz vardır.
Dünkü ifadeniz ile bugünkü ifadeleriniz birbiriyle çakışmaktadır. Hedefinizin
hangisi olduğunu belirtirseniz, hem milletin hem de bizlerin sizi takibi daha
kolay olacaktır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Başoğlu
"çakışmakta" mıdır "çelişkili" midir?
ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Çelişkilidir
efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, buyurun.
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) -
Efendim, ben "yeryüzünde, saf, hiçbir dil, hiçbir musikî, hiçbir mimarî
yoktur" derken, kültürlerin karşılıklı bir etkileşim içerisinde
bulunduğundan söz ediyorum. Etkileşim kelimesi, gramere göre işteş bir
ifadedir, yani, karşılıklı olarak birbirlerini etkilemelerinden söz ediyorum.
İşteşlik kavramı, mutlaka birden fazla taraf gerektirir.
Türk kültürü, elbette, sadece diğer
kültürlerden etkilenmemiş, diğer kültürleri de fazlasıyla etkilemiştir. Bizim
etrafımızdaki bütün kültürlere baktığımız zaman, onların dilini incelediğimiz
zaman, onların etnografyasını, folklorunu incelediğimiz zaman, bütün bu
unsurları görmemiz mümkündür. Dolayısıyla, ben, etkileşimden söz ediyorum.
Etkileşim dediğiniz zaman, tek taraflı, pasif bir alma konumu söz konusu
değildir; karşılıklı olarak birbirlerini etkilemelerinden söz ediyorum.
Kültürel mirasımızı koruma, sahip
olduğumuz kültürel değerleri yaşatma konusunda, Bakan olarak göreve başladığım
ilk günden beri söylediklerimin hepsi birbirini teyit etmektedir. Eğer Sayın
Başoğlu'nun çelişki olarak söylediği ve tespit ettiği bir cümlem varsa, onu
karşılıklı olarak getirip gösterirse, bundan da memnuniyet duyacağım.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sorular cevaplandırılmıştır.
3.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce'nin,Yalova Termal Kaplıca Tesislerinin yönetimindeki
belirsizliklere ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/89) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
4.- Ankara
Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, aşı üretimine ve ithaline ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/95) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın
cevabı
5.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtman'ın aile planlamasıyla ilgili açıklamalara ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/103) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın
cevabı
6.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtman'ın hükümetin aile planlaması politikasına ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/104) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın
cevabı
7.-
Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in, inşaat aşamasındaki Çermik Devlet
Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/106) ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
8.- Denizli
Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar'ın, AKP Genel Başkanının aldığı sağlık raporuna
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/109) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ'ın cevabı
9.- Ağrı
Milletvekili Naci Aslan'ın, sağlık personeli atamalarına ve Ağrı'daki
hastanelerin diyaliz makinesi ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/110) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi,
Sağlık Bakanımız tarafından topluca cevaplandırılacak 3, 6, 12, 13, 14, 15 ve
16 ncı sıralardaki soru önergelerini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun sözlü olarak Sayın Sağlık Bakanı
tarafından yanıtlanması için, gereğini dilerim.
Muharrem İnce
Yalova
Soru: Yalova Termal Kaplıca Tesisleri
Roma'dan bu yana şifa kaynağı olarak bilinmekte ve yararlanılmaktadır. Gazi
Mustafa Kemal Atatürk tarafından da önem verilen, onarılan, geliştirilerek
toplum sağlığı hizmetine sunulan bir tesis haline getirilmiştir. Hatta
cumhuriyetin ilk yıllarında Termal yazlık başkent olmuştur. Bu nedenledir ki,
termal denince Mustafa Kemal Atatürk akla gelir. Yani, Termal hem şifa hem de
Atatürkçüler için bir heyecan kaynağıdır.
Bu tesis, önceki dönemlerde herhangi bir kiralık
alan düzeyinde işlemlerle amacı dışına taşınmak istenmiştir. Duyarlı kişi ve
sivil toplum örgütleri itiraz ederek işlemlerin durdurulmasını sağlamışlardır.
Bu nedenlerle tesis yönetimi bugün
belirsizlik içindedir. Yetki ve bağlılıkları tartışılmakta olup, tahsis
edildiği amacı yerine getiremez durumdadır. Tesislerin anlamına ve geçmişine
uygun olarak çalışır hale gelmesi için nasıl bir düzenleme yapılması
düşünülmektedir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın
Recep Akdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla. 15.1.2003
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu
Ankara
Ülkemizde cumhuriyetin ilk yılları
itibariyle dünyayla eşzamanlı olarak aşı çalışmaları başlamış olup 60'lı
yıllara kadar benzer tekniklerle ve ülke ihtiyacını karşılayacak düzeyde aşılar
üretilmiştir. Bu dönemde difteri, boğmaca, tetanos, tifo, kolera, verem, kuduz
ve çiçek aşısı gibi aşıların üretimi gerçekleştirilmiştir.
Konuyla ilgili olarak;
1- Halen ülkemizde hangi aşılar
üretilmektedir? Ülkemizde daha önce üretilmekte olup da üretimi durdurulan
aşılar var mıdır? Varsa bu aşıların üretilmeme nedeni nedir?
2- Hangi ülkelerden aşı ithal etmekteyiz?
Bu ithalat karşılığında yurt dışına ne kadar döviz ödemekteyiz?
3- Bugün dünyada hangi ülkeler aşı
üretmektedir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Canan Arıtman
İzmir
Sayın Sağlık Bakanının herkes istediği
kadar çocuk sahibi olsun yönündeki açıklamaları ve Sayın Recep Tayyip
Erdoğan'ın aile planlaması konusunda güven vermeyen demeçler verdiği gözönünde
bulundurularak, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasında bugüne kadar yapılan
uygulamalardan farklı bir uygulama yapılması düşünülmekte midir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Recep
Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Canan Arıtman
İzmir
1960'lı yıllardan beri devlet politikası
olarak uygulanmakta olan aile planlaması hizmetleri hakkında hükümetinizin
görüşü nedir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ
tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Muhsin Koçyiğit
Diyarbakır
Çermik Devlet Hastanesi inşaatı yaklaşık
yüzde 65 düzeyinde devam ederken, müteahhit tarafından terkedilmiş
bulunmaktadır. Çermik İlçemizde devlet hastanesi olmayıp, sağlık hizmetleri,
sadece sağlık ocağı tarafından yerine getirilmektedir. Halk, sağlık açısından
çok zor durumda kalmaktadır.
Yarım kalan devlet hastanesini
tamamlayarak, Çermiklilerin hizmetine açmayı düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim. 20.01.2003
Mehmet Uğur Neşşar
Denizli
1- Recep Tayyip
Erdoğan'a, İstanbul Haseki Hastanesi Dahiliye Şefi Yardımcısı Dr. Hikmet
Feyizoğlu tarafından, 22.10.2002 tarih ve 3403 sayıyla
"gastroenterit" (ishal) tanısı ile beş gün yatak istirahati raporu
verilmiş midir?
2- Bu doktor hakkında
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "usulsüzlük" suçlamasıyla
soruşturma açılmış mıdır?
3- 1 Kasım 2002 tarihinde
Bakanlığınız Teftiş Kuruluna "raporun usulsüz olarak resmiyete
konulduğuna" dair bir yazı gönderilmiş midir?
4- Böyle bir yazı varsa,
Bakanlık olarak hangi uygulamaları başlattınız?
5- Bir doktor olarak
ishalli bir hastanın raporlu olduğu sürede yoğun bir seçim kampanyasını yürütmesini
ve diyete uyulmayan görkemli yemek davetlerine katılmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
6- Doktorun bu
uygulamasını tıbbî etik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
7- Hekimlik mesleğinin
saygınlığını düşüren bu kabil uygulamalarla nasıl mücadele etmeyi
düşünüyorsunuz?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Sayın Sağlık Bakanımızca sözlü olarak cevaplandırılması için gerekli işlemlerin
yapılmasını saygılarımla arz ederim. 21.01.2003
Naci Aslan
Ağrı
1- Sağlık meslek liselerinden mezun olan
sağlık ara elemanlarını atamalarını ne zaman gerçekleştireceksiniz?
2- Ebe, hemşire ve sağlık memurlarının
tayinlerinde illere göre sayı belirlediğinizi ve bunda AKP il teşkilatının, il
başkanı, ilçe başkanları ve belediye başkanlarına kontenjan verildiği doğru
mudur?
3- Ağrı'nın coğrafî ve yeraltı
minerallerinin özelliği nedeniyle içmesuları, böbrektaşı yapmaktadır. Bu
nedenle, Ağrı ve ilçelerinde çok sayıda böbrek hastası mevcuttur.
Ağrı İli ve ilçelerine birer diyaliz
makinesini ve Ağrı Devlet Hastanesine 1 adet böbrektaşı makinesini göndermeyi
düşünüyor musunuz?
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle çokça soru sorarak sağlık
politikalarıyla ilgili açıklamalar yapmamıza imkân veren sayın
milletvekillerimize teşekkür ediyorum.
3 üncü sıradaki soruda, Sayın Muharrem
İnce tarafından, Yalova Termal Kaplıca Tesislerinin yönetiminde belirsizlikler
olduğu ve tesislerin geçmişine uygun olarak çalışır hale gelmesi için nasıl bir
düzenleme yapılmasının düşünüldüğü sorulmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Yalova Termal
Tesislerinin işletme hakkı, 1939 yılında düzenlenen 3653 sayılı Kanunla Sağlık
Bakanlığına verilmiştir. 1979 yılına kadar Bakanlığımızca işletilen tesisler,
bu tarihten itibaren TURBAN Anonim Şirketine kiralanmış; 1999 yılında,
Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararıyla, işletmeden TURBAN'ın çekilmesine karar
verilmiş ve Bakanlığımız, tesisleri 2000 yılında devralarak, işletmesini bir
müddet bir vakıf kanalıyla yürütmüştür.
Yalova Termal Tesisleri, geçtiğimiz
hükümet döneminde, 15 Şubat 2001 tarihinde yapılan bir protokolle, bir önceki
Sayın Bakanın başında olduğu bir vakfa, Türk Sağlık Eğitim Vakfına devredilmiş
ve bu şekilde işletilmeye başlanmıştır. Tesisler, bu şekilde işletilirken,
Bursa Barosu Başkanlığı ve diğer bazı meslek kuruluşları ile önerge sahibi
sayın milletvekilinin de aralarında bulunduğu davacılar tarafından, bu
protokolün iptaline ilişkin bir dava açılmıştır. Tesislerin vakıf tarafından
işletilmesi hukuka uygun görülmediğinden, yürütmenin durdurulmasına karar
verilmiştir. Sayın milletvekilimizin de bahsettiği gibi, Büyük Önder Mustafa
Kemal Atatürk'ün hatıralarının bulunduğu bu güzide tesisin bir müddet
belirsizlikler içerisinde yaşatılmış olması üzücüdür.
Sayın milletvekilleri, Bakanlık görevini
devraldığımda, Yalova Termal Tesislerinin kiracı vakıftan devralınarak amacına
uygun bir şekilde işletilmesi ve hizmet vermesi için, tarafımdan, gerekli
talimat verilmiştir; ancak, Bakanlığımızın yakın zamana kadar mevcut turistik
tesisi işletecek bir organizasyon veya profesyonel işgücü olmadığından, tesisin
hemen devralınmasının, işletmeyle ilgili idarî, malî ve hukukî problemlere yol
açacağı düşünülmüş ve bu durumun tesisin itibarını zedeleyeceği gözönüne
alınarak, bir çalışma başlatılmıştır.
Bakanlığımız önhazırlık dönemini
tamamlayarak, ilgili ekibimiz, 24 Şubat 2003 tarihinde; yani, geçtiğimiz ay
içerisinde, tesisi devralma işlemlerine başlamış ve tesisi bugün için devralmış
durumdadır. Amacımız, Yalova Termal Tesislerinin, iç ve dış sağlık turizminde
diğer tesislerle rekabet edebilecek düzeyde modern bir işletmeye kavuşturulması
ve bundan sonra amacına uygun bir şekilde işletilmesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6
ncı sıradaki sorunun cevabını geçiyorum. Sayın Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu
tarafından verilen önergede "halen ülkemizde hangi aşılar üretilmektedir?
Daha önce üretilmekte olup da, üretimi durdurulan aşılar var mıdır? Varsa, bu
aşıların üretilmeme nedeni nedir diye sorulmaktadır.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde şu anda
insanlara uygulanan herhangi bir aşı üretilmemektedir. Daha önce, 1931-1996
yılları arasında, eski tip kuduz, kolera, çiçek, difteri, boğmaca, tetanos,
pnömokok aşısı gibi aşıların üretimi, Bakanlığımıza bağlı Refik Saydam
Hıfzıssıhha Enstitüsünde yapılmıştır. Ülkemizde aşı üretildiği dönemlerde, bazı
hastalıklar dünya üzerinden kalktığı için, bunlara ait aşıların üretimi
durdurulmuştur; çiçek aşısı bu duruma bir örnektir. Yine, koleraya karşı aşı
uygulaması önemini yitirmiş olduğundan, diğer taraftan, yeni tip kuduz aşısının
yurt dışında üretilmeye başlanması ve bizim ürettiğimiz eski tip aşıya göre
etkinliğinin daha iyi olması sebepleriyle bu aşıların da üretimi geçmişte
durdurulmuştur. Görüldüğü gibi, bazı aşılar hastalıkları ortadan kalktığı için,
bazı aşılar önemini kaybettiği için, bazıları da yeni teknolojiler gerektirdiği
için üretimden kaldırılmıştır.
Sayın milletvekilleri, aşı üretimi, ileri
biyoteknoloji ve ciddî altyapı gerektiren bir alandır. Refik Saydam Hıfzıssıhha
Enstitümüz, yıllarca, ülkemizin bazı aşılar için ihtiyaçlarına üretim yoluyla
karşılık vermişse de, kullanılan teknoloji, tam olarak gelişmiş ülkelerdeki
ileri teknolojiyi yakalayamamış ve takip edememiştir. Bugün, dünyada aşı ve yan
ürünler, modern tesislerde, uygun işletmecilik anlayışı çerçevesinde ve
uluslararası kabul gören iyi üretim tekniklerine bağlı ileri biyoteknoloji
yatırımlarında üretilmektedir. Mevcut haliyle Hıfzıssıhhanın, aşı üretiminde,
gelişmiş ülkelerle aynı kalite ve performansı yakalaması, bugün için, cidden
zor görünmektedir.
Son üç yılda aşı ithal ettiğimiz ülkeler
-sayın milletvekilimiz bunu da sormakta- Bulgaristan, Danimarka, Hindistan,
Yugoslavya, Belçika, Fransa, Güney Kore, Almanya, İsviçre, Hırvatistan ve
Mısır'dır. Yaklaşık olarak yıllık 35 000 000 doz aşı için 2003 yılında
öngörülen rakam, 15 000 000 Amerikan Dolarına yakındır.
Sayın milletvekilimiz üçüncü sorusunda,
dünyada hangi ülkelerin bugün aşı ürettiğini soruyor. Değişik ülkelerde çeşitli
kalite standartlarına sahip çok sayıda aşı üretilmektedir. Bugün, dünyada aşı
üretimi yapan kuruluşlar iki ana başlıkta ele alınmaktadır; birincisi,
uluslararası çapta satış yapan büyük üreticiler ve özel sektör
yatırımcıları -ki, dünyanın aşı
ihtiyacı 2000'li yıllarda büyük ölçüde bu şekilde karşılanmaktadır- ikincisi,
yerel, bölgesel aşı üretimi yapan -özellikle, nadir görülen aşılar için-
üreticiler ve resmî kuruluşlardır.
Uluslararası çapta aşı üretimi yapan
firmaların çoğu Dünya Sağlık Örgütü tarafından incelenip, onaylanmış
kuruluşlardır. Dünya Sağlık Örgütünün en son Ocak 2003'te onayladığı üretici
listesinde -bu soruyu da Sayın Milletvekilimiz soruyor- şu ülkeler vardır: Kanada, Fransa, Japonya, Endonezya,
Brezilya, Küba, Kore, Almanya, Hindistan, İtalya, Avustralya, İngiltere,
Belçika, Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri, Bulgaristan ve İsveç.
Sayın milletvekilleri, Bakanlığımız, aşı
ve serum gibi yüksek biyoteknolojiye dayalı ürünlerin üretimiyle ilgili olarak
planlama, düzenleme ve denetleme çerçevesinde, özel sektörü, özellikle bu
alanda yatırıma teşvik eden ve uluslararası alanda rekabet unsurlarını
geliştiren bir politika izleyecektir.
12 nci sıradaki soruya geçiyorum: İzmir
Milletvekilimiz Sayın Canan Arıtman tarafından verilen sözlü soru önergesinde
"Sayın Sağlık Bakanının herkes istediği kadar çocuk sahibi olsun yönündeki
açıklamaları ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın aile planlaması konusunda güven
vermeyen demeçleri göz önünde bulundurularak, istenmeyen gebeliklerin
sonlandırılmasında bugüne kadar yapılan uygulamalardan farklı bir uygulama yapılması
düşünülmekte midir" diye sorulmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Anayasamızın
"Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" bölümünde "Aile, Türk
toplumunun temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile
özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile
uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar"
denilmektedir.
1983 yılında çıkarılan 2827 sayılı Nüfus
Planlaması Hakkında Kanunda da şöyle söyleniyor: "Gebeliğin onuncu haftası
doluncaya kadar, annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde,
istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi on haftadan fazla ise, rahim
ancak, gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk
ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde,
doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif
bulgulara dayanan gerekçeli raporlarıyla tahliye edilir." Yani, gebeliğin
onuncu haftası doluncaya kadar rahim tahliyesi, bugün için, tıbbi sakınca
olmadığı takdirde, istek üzerine yapılmaktadır.
Aynı kanunda, aile planlaması tarif
edilmektedir. Bu tarife dikkatinizi çekerim değerli arkadaşlarım: "Aile
planlaması, fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi
olmaları demektir." Sayın Sağlık Bakanı ne demiş, isterseniz sorudan bir
daha okuyalım: "Herkes, istediği kadar çocuk sahibi olsun." Bu ifade,
kanunun hem ruhuyla hem de metniyle tamamen uyumlu bir şekildedir ve maksadı
da, kanunda ifade edilen maksadın dışında bir maksat değildir. Yine, devam
ediyorum, kanunda "Devlet, aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını
sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Aile planlaması gebeliği önleyici
tedbirlerle sağlanır" denilmektedir.
Sayın milletvekilleri, görüldüğü gibi,
istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasına ilişkin uygulamalar yasal olarak
güvence altına alınmıştır. Bu nedenle, Bakanlığımızın ve hükümetimizin bugün
kadar yapılan uygulamalardan vazgeçmesi, tabiî ki, söz konusu değildir. Ayrıca,
aile planlaması hizmetleri, Bakanlığımızda genel müdürlük düzeyinde
yürütülmektedir ve Bakanlığımız, üniversiteler başta olmak üzere, çeşitli kamu
kurum ve kuruluşları, ulusal ve uluslararası gönüllü kuruluşlarla birlikte,
aile planlamasında, ulusal hedefleri doğrultusunda gerekli birçok programı,
bugün de, başarıyla yürütmektedir.
Sayın milletvekilimizin sorusunda
bahsedilen istenmeyen gebelikler, bireylerin planlamadığı bir zamanda meydana
gelen, anne ve çocuk sağlığını yakından ilgilendiren, anne yaşamını riske atan
gebeliklerdir diye düşünüyorum; ancak, burada -yani, biz de, bu konuda,
elbette, Anayasamızın ve kanunların öngördüğü biçimde düşünüyoruz ve bu şekilde
çalışmalarımız devam edecektir- şu konuya da dikkatinizi çekmek isterim:
İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması, bir aile planlaması yöntemi olarak
algılanmamalıdır. Bu kapsamda, gebelik oluşmadan önce, kadına, gerekli aile
planlaması danışmanlığı yapılarak, uygun bir korunma yöntemi verilebilirse ve
böylece, kaçırılmış fırsatlar yakalanmış fırsatlara dönüştürülebilirse,
istenmeyen gebelikler daha doğru bir biçimde önlenmiş olur. Aile planlamasını,
istenmeyen gebelikleri sonlandırarak yaygın bir biçimde yapma düşüncesi, anne
yaşamını riske atan, daha ciddî durumlarla karşılaşmamıza yol açabilir.
13 üncü sırada da, aynı Milletvekilimiz
Sayın Canan Arıtman'ın bu soruyla ilişkili bir diğer sorusu var; 1960'lı
yıllardan beri, devlet politikası olarak uygulanmakta olan aile planlaması
hizmetleri hakkında hükümetimizin görüşü sorulmaktadır.
Sayın milletvekilleri, biraz önce, konuyla
ilgili anayasal ve yasal düzenlemelerden bahsettim. Bu düzenlemelerle, aile
planlaması hizmetleri devlet güvencesi altına alınmıştır. 1982 yılında,
Bakanlığımız bünyesinde kurulan Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel
Müdürlüğüyle, aile planlamasına yönelik hizmetler, özel önem verilen temel
sağlık hizmetlerimiz kapsamında yürütülmektedir.
Bugün, tüm dünya ülkelerinde yaşanan
önemli sosyodemografik değişimler nedeniyle, uygulanmakta olan aile planlaması
yaklaşımı yeni bir kavram kazanmış durumdadır. Üreme sağlığı kapsamına giren
sağlık sorunlarının tamamını aile planlaması kavramı karşılamadığı için, son
yıllarda, dünya ülkelerinin gündemine yeni bir kavram "üreme sağlığı"
kavramı girmiştir. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre, üreme sağlığı,
yalnızca üreme işlevleri ve süreciyle ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması
değil, üremenin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde
olmasıdır. Bu, sağlığın tanımıyla ilişkilendirilen bir tanım olarak bugün
gündemdedir. Bu çerçevede, aile planlaması ve daha kapsamlı olarak üreme
sağlığı programlarıyla, ülkemizde, bireylerin ve çiftlerin çocuklarının sayısı
ve aralığına özgürce ve sorumlu olarak karar vermeleri ve bunu sağlayabilmek
için gerekli bilgiye sahip olabilmeleri, en yüksek üreme ve cinsel sağlık
standardına ulaşabilmeleri, şiddet, baskı, ayırımcılık olmaksızın kararlarını
verebilmeleri için gerekli çalışmalar özenle yürütülecektir.
Bakanlığımızın yürütmekte olduğu tüm bu
çalışmalar kadın sağlığı ve üreme sağlığına ilişkin hizmet kalitesinin
artırılması ve bu alandaki sağlık göstergelerimizin iyileşmesine,
iyileştirilmesine yöneliktir.
Hizmet sunumunda başvuranların
beklentilerini ve ihtiyaçlarını en üst düzeyde karşılayacak bir hizmet
modelinin geliştirilmesi, danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, hizmete
ulaşılabilirliği engelleyen fizikî mesafelerin yanı sıra, sosyal ve psikolojik
mesafelerin kaldırılması ve hizmete talebin artırılması bu yöndeki en önemli
çabalarımızdandır. Bu noktada da, müsaadenizle, özellikle sosyal ve psikolojik
mesafelerin kaldırılması üzerinde durmak istiyorum; çünkü, ülkemizde,
geçtiğimiz yıllarda büyük çaba gösterilmesine rağmen, bu konudaki
başarısızlıkların kanaatimce en önemli sebebi budur; yani, fiziksel ulaşma
sağlanmış olsa bile sosyal ve psikolojik mesafeler bugüne kadar, maalesef,
yeterince kaldırılamamıştır.
14 üncü sırada, Diyarbakır Milletvekilimiz
Sayın Muhsin Koçyiğit, inşaat aşamasında olan Diyarbakır İli Çermik Devlet
Hastanesine ilişkin bir soru önergesi iletmiştir.
Sayın milletvekilleri, Bakanlığa
başladığımda, sağlıkla ilgili olarak yapılan yatırımlarımızı incelediğimde şu
gerçekle karşı karşıya kaldım: Birçok yatırım alanında olduğu gibi, maalesef,
sağlık alanında da ülkemiz bir yatırımlar mezarlığı haline dönüştürülmüş
bulunmaktadır. 1 153 yarım sağlık yatırımı, bugün, ülkede, çeşitli fizikî
gerçekleştirme seviyelerinde maalesef atıl durumda beklemektedir. Bugün, hiç
kimse, bir ev sahibi olmak istediğinde 8 tane, 10 tane, 28 tane kooperatife
birden girmez; ancak, maalesef, ülkemizde, bugüne kadar, yatırım politikaları
bu şekilde geliştirilmiştir veya yatırım politikaları bu duruma gelmiş
durumdadır.
İlgili hastane konusunda da şunları
söyleyebilirim: 50 yataklı Çermik Devlet Hastanesi daha önce, 1997 yılında
ihalesi yapılmış, fizikî gerçekleşmesi yüzde 70 civarındayken bir müddet sonra
tasfiye edilmiş ve 2002 yılı yatırım programına yeniden girmiştir. İnşaatın
yapımını yürüten Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 2002 yılında 500 milyar Türk
Lirası keşif bedeli vardır. Biz, bu sene, yatırımları, daha çok, yüzde 80'in
üzerinde tamamlanmış yatırımları bitirme şeklinde planladık ve bütçemiz
açıklandıktan sonra, bütçe imkânları çerçevesinde, Çermik Devlet Hastanesiyle
alakalı olarak bu yıl ne yapabileceğimizi o gün söyleyebilecek durumda
olacağız.
15 inci sıradaki soruya geçiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15
inci sırada, Sayın Mehmet Uğur Neşşar tarafından verilen soru önergesinde 7
tane soru var, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın aldığı bir sağlık raporu ve
bununla ilişkili bazı sorular.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, uzman Doktor
Hikmet Feyizoğlu tarafından 22 Ekim 2002 tarihinde 5 gün yatak istirahatı
raporu verilmiştir. İlgili tarihlerde medyada, konuya ilişkin haberlerin yer
alması üzerine, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünce, raporun düzenlendiği
hastaneden açıklayıcı bilgi istendiği, aynı gün rapor hakkında bilgi verildiği
ve protokol defterinin bir suretinin gönderilmiş olduğu yaptığım incelemelerden
anlaşılmıştır.
Ayrıca, basında çıkan haberler
doğrultusunda, İstanbul Valiliğince de inceleme başlatılmış ve İstanbul İl
İdare Kurulunun 4 Kasım 2002 tarihli yazısına istinaden -bir önceki hükümet
döneminde- Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından soruşturma
başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde, Doktor Hikmet Feyizoğlu'nun, Sayın
Recep Tayyip Erdoğan'a, 22 Ekim 2002 tarihinde akut gastroenterit tanısıyla 5
günlük istirahat raporu verdiği, ilgili hekimin uzmanlık dalı, teşhis konulan
hastalığın özelliği ve kayıtlarda herhangi bir silinti, kazıntı veya sonradan
ilavenin bulunmaması nedenleriyle raporun uygun olduğu, ayrıca, uygulanan
teamüller doğrultusunda ilgili raporun, mevcut tıp tekniği ve bilimin
gereklerine uygun olarak verildiği, raporun verilmesinde herhangi bir menfaat
sağlama veya kasıt unsuruna rastlanmadığı, dolayısıyla, raporun fenne ve usule
uygun olmayabileceği yolundaki ihtimal ve iddianın sübuta ermediği tespit
edilmiştir.
Soruşturma raporu üzerine, Doktor Hikmet
Feyizoğlu hakkında 4483 sayılı Kanun çerçevesinde soruşturma izni verilmemesine
karar alınmıştır. Bu, bizim hükümetimizden önceki sayın hükümetin yaptığı
soruşturma sonucunda varılan durumdur.
Sayın milletvekilleri, hekimler tarafından
verilen istirahat raporları, bireylerin sağlığına ve hastalıklarının şifasına
yönelik tıbbî tavsiye niteliği taşıyan belgelerdir. Sayın Neşşar'ın, 5 numaralı
sorusuna cevap vermeyi, kendisinin de çok önem verdiğini bildiğim tıbbî etik
açısından doğru bulmuyorum; çünkü, bir hastanın şahsî durumuyla ilgili hasta
hakkında yorumlar içermektedir.
Yapılan soruşturma sonucunda, raporu
düzenleyen hekimin yaptığı uygulamada, ilgili mevzuata, tıbbî deontoloji ve
etik kurallara aykırı, hekimlik mesleğinin onuruyla bağdaşmayan bir tutum ve
davranış belirlenememiştir. Ayrıca -tekrarlıyorum- bu tespitin, hükümetimiz
işbaşına gelmeden gerçekleştiğini Yüce Heyetinizin özellikle dikkatlerine
sunuyorum.
16 ncı sıradaki soruya geçiyorum; bugünkü
cevaplayacağım son soru bu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Ağrı Milletvekilimiz Sayın Naci Aslan tarafından verilen soru önergesinin 1
inci sorusunda "sağlık meslek liselerinden mezun olan sağlık ara
elemanlarının atamalarını ne zaman gerçekleştireceksiniz" diye
sorulmaktadır.
Aslında, bu konuyla ilgili olarak, daha
önce de Yüce Heyetinize bilgi verdim, basına defalarca bilgi verdik. Maalesef,
yine, ciddî bir planlama hatası olarak, Türkiye'de "ara sağlık elemanı
veya yardımcı sağlık elemanı" diyebileceğimiz personel noktasında büyük
bir mezun kalabalığı birikmiş durumdadır. Bu sayının yaklaşık olarak 60 000
civarında olduğu düşünülmektedir ve yerleştirilebilecek 1 850 kadro için en son
yapılan merkezî yerleştirme sınavlarına da, bu şekilde mezun olmuş, 40 000'in
üzerinde öğrenci iştirak etmiştir. Tabiî ki, bu mezunların, Bakanlığımıza bağlı
sağlık kuruluşlarında veya sağlık hizmeti veren diğer kurum ve kuruluşlarda
istihdam edilmesi, hizmetlerin yeterli, dengeli ve verimli sunulması ile sağlık
işgücünün değerlendirilmesi açısından son derece önemlidir.
Bakanlığım döneminde, 23 Kasım 2002
tarihinde ÖSMY'ye yaptırılan sınav ve tercih sonucuna göre, 1 850 kadroya atama
yapılmıştır. 2003 yılı için, Maliye Bakanlığımızdan, 7 000 yardımcı personel
talebimiz mevcuttur. Bütçe imkânları çerçevesinde, içerisinde bulunduğumuz yıl
da kamuya gerekli atamalar yapılacaktır.
Sayın Milletvekilimizin ikinci sorusunda
"ebe, hemşire ve sağlık memurlarının tayinlerinde illere göre sayı
belirlediğiniz ve bunda AK Parti il teşkilatına -il başkanı, ilçe başkanı ve
belde başkanı diye sormamış Sayın Milletvekilimiz iyi ki- ve belediye
başkanlarına kontenjan verildiği doğru mudur" diye sorulmaktadır.
Sayın milletvekilleri, şüphesiz, AK Parti
il ve ilçe teşkilatları ile belediyelerine herhangi bir kontenjan vermemiz söz
konusu değildir. Bu atamalar, ÖSYM'ce, merkezî sınav ve yerleştirme sonucunda
yapılmıştır ve yapılacaktır. Bakanlığımızca yapılan bütün personel atama ve
tayinleri, atama ve nakil yönetmeliğimizde belirtilen usul ve esaslara göre
yapılmakta, istihdamda sıkıntı çekilen bölgelere özellikle öncelik
verilmektedir. İçinde bulunduğumuz yıllarda ve daha sonraki yıllarda da
personel politikamız, istihdamın gerçekleştirilemediği bölgelerde, özellikle
doğu ve güneydoğuda ağırlıklı olarak bu elemanların istihdam edilmesi şeklinde
tecelli edecektir.
Sayın Milletvekilimizin üçüncü sorusu
"Ağrı'nın, yeraltı minerallerinin özelliği nedeniyle içmesuları, böbrek
taşı yapmaktadır. Bu nedenle, Ağrı ve ilçelerinde çok sayıda böbrek hastası
mevcuttur. Ağrı il ve ilçelerine diyaliz makinesi, Ağrı Devlet Hastanesine
böbrek taşı kırma makinesi göndermeyi düşünüyor musunuz" şeklindedir.
Sayın milletvekilleri, Ağrı İlinin
içmesularının böbrek taşı yaptığına ilişkin bugüne kadar belirlenmiş bir
bilimsel bilgi elimizde yoktur; ben, yaptığım araştırmalarda böyle bir bilgiye
rastlayamadım. Ağrı Devlet Hastanesi diyaliz ünitemiz, 9 cihazla 30 civarında
hastaya hizmet vermekte olup, artan hasta kapasitesi de göz önüne alınarak,
ilave 5 cihaz tahsisi planlanmıştır; ancak, diyaliz hizmetleri, sadece ekipman
kurulmasıyla yürütülen hizmetler de değildir. Bu konu, özel eğitim almış hekim,
hemşire ve teknisyen işgücüne ihtiyaç duyulan bir alandır. Dolayısıyla, adı
geçen hastanenin eğitimli personel ihtiyacıyla birlikte 2003 yılı ve sonraki
yıllar içerisinde ilave cihaz ve hizmet tesisi sağlanacaktır. İlgili devlet
hastanemize, çektiğimiz son kurayla yeni bir üroloji uzmanı atanmıştır.
Hastanenin böbrek taşı kırma cihazı talep etmesi ve ilgili uzmanın cihazı
kullanabilmesi durumuna göre ihtiyaçlar değerlendirilerek, talep,
Bakanlığımızca, gerekliyse yerine getirilecektir.
Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Soruları cevaplandırılan Sayın Muharrem
İnce, Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Sayın Canan Arıtman, Sayın Muhsin Koçyiğit,
Sayın Mehmet Uğur Neşşar ve Sayın Naci Aslan'ın, konuyla ilgili eğer açıklama
istiyorlar ise sisteme girmelerini rica ediyorum.
Bütün bu arkadaşlarımız sisteme girebilirler;
sırayla, kendilerine, açıklama için yerlerinden söz vereceğim.
Buyurun Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova)- Sayın Başkan, çok
teşekkür ederim.
Sayın Bakan, mahkeme kararının en geç bir
ay içinde ve gecikmeksizin uygulanmasıyla ilgili olarak kanunun hiç kimse,
yargı kararlarını savsaklayamaz temel hukuk kuralından yola çıkarsak,
mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verdiği tarih 25.9.2002; yani, yaklaşık
beş ay geçti. Bu gecikmeye neden olan bakanlığınız görevlileri hakkında yargıya
başvurmayı düşünüyor musunuz?
Bir diğer sorum, yapanın yanına yaptığı
kâr kalacak mı; eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş hakkında suç duyurusunda
bulunacak mısınız?
Ben, vatandaş Muharrem İnce olarak
başlattığım bu konudaki savaşımımı milletvekili Muharrem İnce olarak sürdürmeye
kararlıyım. Bu konuda sizin katkılarınızı bekliyorum.
Oradaki işçilerin durumu ne olacak?
Ayrıca, eski Bakan Sayın Osman Durmuş'a
"projesi tamamlanan oteli ne zaman bitireceksiniz" dediğimde, bana
aynen -tabiî, bunun bir belgesi yok, ikili bir konuşmadır- şöyle söylemişti:
"Sen, beni mahkemeye verdin, ben de oteli yapmayacağım." Yani, bir
noktada, Yalova halkını, Termallileri cezalandıracağım demişti. Şu anda, otelin
temeli atıldı, hafriyatı yapıldı. Bunu, hangi süre içinde bitirmeyi
planlıyorsunuz, bu konuda Yalovalılara bilgi verirseniz sevinirim.
Ayrıca, yine, Termal içerisinde Türkiye
Büyük Millet Meclisinin misafirhanesi var, inşaatı onbir yıldır bir türlü
bitmiyor; şu anda yüzde 70, yüzde 80 civarında bitmiş, son üç yıldır da bir
çivi çakılmıyor, bu konuda gerekli çalışmanız olacak mı?
Eski Bakan Sayın Durmuş ve TÜRKSEV'i
soruşturmak için görevlendirdiğiniz müfettişlerin bu soruşturmada tedbir olarak
hiçbir önlem almadığı görülmüştür. Müfettişlerin, Durmuş'u ve TÜRKSEV'i
korumaya yönelik soruşturma sürdürdükleri doğru mudur? Doğru ise, müfettişler
bu talimatı kimden almışlardır? Kendilerini bu soruşturmadan almayı düşünüyor
musunuz?
Sayın Bakan, bu sorularıma yanıt
verirseniz memnun olurum.
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İnce.
Sayın Bakanım, dilerseniz, diğer
arkadaşların açıklamalarını da alayım, sonra topluca yanıt verebilirsiniz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Sorular çok uzun olunca konudan koparız.
BAŞKAN - Ek açıklama olduğu için,
dilerseniz, toplu cevap verin; zamanımızı da dikkate alıyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Nasıl uygun gürürseniz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Kurtulmuşoğlu, siz söz istiyor
musunuz?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Evet,
istiyorum.
BAŞKAN - Siz sisteme girinceye kadar Sayın
Arıtman'a söz veriyorum.
Buyurun Sayın Arıtman.
CANAN ARITMAN (İzmir ) - Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakana cevapları için teşekkür
ediyorum. Birkaç katkı koymak istiyorum ve önemli bir sorum var Sayın
Bakanımıza.
Sayın Bakanım, 2827 sayılı Kanun, cerrahi
kısırlaştırmayı ve onuncu haftaya kadar gebeliğin sonlandırılmasını aile
planlaması yöntemi olarak kabul etmektedir. Biliyorsunuz, bu yasa, öğretim
üyelerinin, profesörlerin ve uzmanların danışmanlığında hazırlanmış bir
yasadır. Uluslararası bir deyim olan, yeni bir bakış açısı olan "üreme
sağlığı" tabirini tabiî ki bir kadın doğum uzmanı olarak kabul ediyorum;
ama, üreme sağlığı konusunun en önemli alt başlıklarından biri de aile planlamasıdır.
Otuzsekiz yıllık devlet politikası olmasına rağmen ve bu konuda bir hayli
önemli mesafeler almış olmamıza rağmen, henüz, aile planlaması hizmetlerinde
istenilen düzeye ve hedeflere ulaşabilmiş değiliz. Hâlâ, nüfus artış oranımız,
toplam doğurganlık hızımız çağdaş batılı ülkeler düzeyine gelememiştir. Yapılan
araştırmalara göre -ki, bunlar, hem üniversitelerin hem de devletimizin yaptığı
araştırmalardır- ülkemizde hâlâ yüzde 60 oranında karşılanmamış bir aile
planlaması hizmeti ihtiyacı eksikliği vardır.
Değerli milletvekilleri, bakın, dünyanın
en kalabalık nüfusuna sahip 20 ülkesinden biriyiz; ama, en kalabalık olmak, ne
yazık ki, en güçlü olmak anlamına gelmiyor. Özkaynakları kısıtlı olan ülkelerde
nüfus arttıkça sosyal kargaşa ve ekonomik sorunlar da artıyor. Ekonomik
yetersizlik, yoksulluk, işsizlik ülkemizin ve halkımızın en öncelikli
sorunlarıdır. Böyle bir ülkede, tabiî ki, nüfus artışı, yüksek doğurganlık hızı
sorunları artırır; aş, iş yetmemeye başlar; altyapı da üst yapı da yetmez ve
yaşanan tüm bu olumsuzluklar, sadece toplumu değil, aileyi, bireyi de mutsuz
etmektedir, umutsuz bırakmaktadır.
Değerli milletvekilleri, aile planlaması
hizmetleri, Dünya Sağlık Örgütünün ve UNICEF'in raporlarında da belirtildiği
gibi, anne ve bebeklerin, çocukların hayatını kurtaran bir uygulamadır; çünkü, aile
planlaması hizmetleriyle gebelik ve doğuma bağlı nedenlerle olan ana ölümleri
ve bebek ölümleri en az beşte 1 oranında azaltılmaktadır.
Bakın, ülkemiz, ana ölüm hızı yüksek olan
bir ülkedir. Henüz ülkemizde bu konuda kesin rakamları bilmiyoruz; çünkü,
sadece hastanelere bağlı rakamları bilmekteyiz. Ana ölüm hızımız yüzbinde
54,2'dir.
Ne yazık ki, evde yapılan doğumlarla
ilgili hiçbir bilgi yok ve sadece hastane rakamlarına göre, Avrupa ülkelerinden
13 kat daha fazladır ana ölüm hızımız. Bebek ölüm hızımız binde 43'tür; çocuk
ölüm hızımız da binde 52'dir. Avrupa ülkelerinde, bu oranların binde 5 ile 7
arasında olduğunu söylemek istiyorum.
Kısaca, Avrupa ülkeleri arasında, ana,
çocuk ve bebekleri en çok ölen ülke Türkiye'dir. Ana, bebek ölüm hızı oranları,
gelişmişliğin en önemli göstergeleridir. Türkiye, bu göstergeleriyle kötü
performans sergileyen ülkeler arasındadır.
Ana, bebek, çocuk ölüm hızını en çok
artıran nedenlerimiz, ne yazık ki, çok basit ve önlenebilir nedenlerdir. Eğer
nitelikli aile planlaması hizmetleri verilecek olursa ülkemizde, ana, bebek ve
çocuk ölüm hızımızı düşürebiliriz; daha iyi, daha çağdaş, daha gelişmiş bir
ülke olabiliriz.
BAŞKAN - Sayın Arıtman...
CANAN ARITMAN (İzmir) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
Değerli arkadaşlarım, Evrensel İnsan
Hakları Beyannamesi ve Anayasamıza göre, herkesin, kendisi ve ailesinin sağlık
ve gönenci için, tıbbî bakım alma hakkı var. Bunlardan biri de, nitelikli aile
planlaması hizmetleridir. Bu, Anayasamızın, hükümete, devlete verdiği bir görevdir.
Nitelikli aile planlaması hizmetlerinin
uygulanması için, toplum liderlerinin, yöneticilerin, hükümetin halkı teşvik
edici söylem içerisinde olması gerekir; ama, şimdi, ben, size, AKP Genel
Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki söylemini iletmek istiyorum;
hâlâ internette var... (AK Parti sıralarından gürültüler)
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan,
burada kim cevap verecek?!
CANAN ARITMAN (İzmir) - Lütfen...
İzninizle...
BAŞKAN - Sayın Arıtman, konu şu: Siz,
Sayın Bakanının...
CANAN ARITMAN (İzmir) - Buna bağlı soru
soracağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hayır, hayır; eksoru sorma
hakkınız yok. Eğer, Sayın Bakanın açıklamalarından tatmin olmadıysanız, Sayın
Bakanın açıklamalarını, açıklayıcı bilgi istemenizi rica ediyorum; çünkü,
konuşmanız 5 dakika oldu.
Buyurun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Devam mı Sayın
Başkan?..
CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkanım,
tabiî, biliyorsunuz, sözlü soru önergeleri 100 kelimeyle sınırlandırılmış
olduğu için, soru önergesini kısaltarak yazmak zorunda kalıyoruz.
İzniniz olursa, bu, çok önemli; bunun,
ülkemiz için çok önemli olduğunu söylemek istiyorum. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Her önemli şeyi
her zaman konuşamayız ki!
CANAN ARITMAN (İzmir) - Bakın, Sayın
Tayyip Erdoğan ve Sayın Sağlık Bakanımız...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Meclisin bir adabı
vardır, her önemli şey, her zaman konuşulmaz.
BAŞKAN - Lütfen, müdahale etmeyin;
toparlıyor Sayın Arıtman.
Buyurun.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Okuyabilir miyim
Sayın Başkan?
BAŞKAN - Yani, rica ediyorum sizden.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hayır efendim.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Peki, o zaman,
kısaca şöyle söylemek istiyorum. Arkadaşlarıma verebilirim, internette var
zaten, alabilirsiniz.
BAŞKAN - Yazılı olduğuna göre, siz, Sayın
Bakana iletin, Sayın Bakan da yazılı olarak iletebilir onu size.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Peki Sayın
Başkanım.
Yani, hem Sayın Bakanın hem de Sayın Recep
Tayyip Erdoğan'ın bu konuda kamuoyuna ulaşan beyanları, bu ülkedeki nüfus artış
hızını ve çok çocuk sahibi olmayı teşvik edici söylemlerdir. Bunlar internette
de var; eğer, Sayın Başkan izin verirse, okurum.
Şimdi, bakın, değerli arkadaşlarım...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hâlâ devam ediyor
Sayın Başkan, soru bu cümlenin neresinde efendim?
BAŞKAN - Sayın Arıtman, müsaade eder
misiniz...
CANAN ARITMAN (İzmir) - Sorumu soracağım
efendim.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne zaman soracak
Sayın Başkan; 10 dakikadır konuştuktan sonra soru soracak.
BAŞKAN - Sayın Arıtman, şimdi, 7 dakika
oldu, böyle bir usulümüz yok. Sizden rica ediyorum... Bir cümleyle tamamlayın.
Buyurun.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Bitiriyorum Sayın
Başkan.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Böyle bir usul yok efendim.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Şimdi, hukuk
devletlerinde, yürürlükteki bir yasanın, siyasal tercih ya da başka bir nedenle
uygulanmaması gibi bir seçenek kesinlikle yoktur. Onun için, Sayın Bakanımızdan
ve hükümetten, Aile Planlaması Kanunumuzun uygulanmasında teşvik edici
söylemlerde bulunmalarını rica ediyorum; bunu yapıp yapmayacaklarını öğrenmek
istiyorum.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK Parti
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar[!])
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, şimdi, açıklama
yapacak arkadaşlarımızın konuyla sınırlı kalmalarını ve 2 dakikayı da
geçmemelerini rica ediyorum.
Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan "aşıların bazılarının,
artık, önemi geçti" dediniz; evet, ben de hekim olarak biliyorum, bazı
aşıların önemi geçti; ama, öyle aşılar var ki, hastalık yeniden, tekrar
nüksetti; örneğin, verem, çiçek... Ülkemizde yirmibeş senedir çiçek aşısı
yapılmıyor, doğrudur. Yani, Sayın Bakanım, ben, bunlar niye yapılmadı
demiyorum. Şimdi, burada, tekrar,
sorduğum sorunun özünü söylüyorum: Efendim, Hıfzıssıhha Enstitüsü veya
Başkanlığı 1937'lerden beri, 1990'lara kadar aşı yaparken, üretirken, birden
bire kesildi. Bu, hiçbir iktidarın... Yani, sizin bugünkü iktidarınızı suçlamak
için söylemiyorum; ama, bir hekim olarak şunu söylüyorum: Bir yılan serumunu
Mısır'dan alıyorsak, diğer aşıları Hindistan'dan, Güney Kore'den alıyorsak...
Peki, biz, bunları niye Türkiye'de yapmıyoruz? Kendi ağzınızla söylediniz aşı
üretilmedi diye; aşı ithali için dışarıya 15 000 000 dolar para ödüyoruz. Bu,
bu kadar; onun için söylüyorum. Yani, şunu istiyorum: Hıfzıssıhha Merkezi
Başkanlığı reorganize edilerek bu aşılar ülkemizde yeniden üretilirse, bir sene
daha 15 000 000 dolar veya 25 000 000 doları göndeririz; ama, bundan sonra, bu
stratejik aşıları ülkemizde yaparız diye düşünüyorum.
İkincisi, çiçek aşısı, bugün, Amerikan
doktorlarına -gazetelerde görmüşsünüzdür- yapılıyor; niye; önlem almak için.
Bugün olası bir Irak savaşını -zaten, biliyorsunuz, biz, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak savaşa her zaman "hayır" diyoruz- gönlüm istemiyor;
ama, bir hekim olarak da önlem almak mecburiyetindeyiz; askerlere ne yaptık? Bu
çiçek aşısını, Amerika, askerlerine, doktorlarına yaparken, biz, bu konuda ne
yaptık diye soruyorum.
"Sözlü Sorular" kısmı olduğu
için sorumu fazla uzatmıyorum; benim tek isteğim, bu Hıfzıssıhha Enstitüsünü,
tekrar, yeniden çalışır hale getirecek misiniz; çünkü, bu, ülkenin sorunu,
hepimizin sorunu.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Çok teşekkür ederim Sayın
Kurtulmuşoğlu.
Sayın Neşşar, sizin de 2 dakikayı
aşmamanızı rica ediyorum.
Buyurun.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Sağlık Bakanımıza da teşekkür
ediyorum, ki, açıklamalarında dile getirdiğini hekim olan arkadaşlar
bileceklerdir. Bakanlıkça yapılan soruşturmada, raporun, rapor verme tekniği
açısından irdelendiğini ve herhangi bir soruşturmaya gerek olmadığını öğrenmiş
bulunuyoruz; ancak, işin beni ilgilendiren tarafı, daha çok etik tarafı; Sayın
Bakan da belirtti, biliyorsunuz.
Şimdi, Bakanımız göreve geldiği zaman,
sivil toplum örgütleriyle ilişkilerini iyi sürdüreceğini ve onlarla
dayanışacağını dile getirmişti. Aynı hekim hakkında, aynı nedenle, İstanbul
Tabip Odası tarafından açılmış ve 30 Ocak 2003 tarihinde de dosyası Yüksek Onur
Kuruluna gönderilmiş bir soruşturma var.
Benim Bakandan öğrenmek istediğim, sivil
toplum örgütleriyle de dayanışacağını dile getirdiğini anımsatarak, ayrıca,
verilen raporun Hipokrat andına uygun olup olmadığının irdelenmesinin de daha
çok hekimler tarafından yapılacağına dikkatini çekerek, İstanbul Tabip Odası
tarafından, eğer, bu hekim arkadaşımız hakkında bir ceza önerilirse, bu konuda
Sağlık Bakanlığının nasıl tutum alacağıdır.
Buradan da, giderek, bu, bakanlıklardaki
kadrolaşmalarla ilgili, daha ileride konuşacağız inşallah.
Ben, lafı uzatmak istemiyorum. Benim, AK
Parti Sayın Genel Başkanının, hâkim önüne çıkmamak için rapor alma girişiminde
bulunmasıyla ilgili söylemek isteyeceğim başka bir şey yok...
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Nereden
çıkarıyorsunuz hâkim önüne çıkmamak için rapor almış olduğunu?! Öyle şey olur
mu?!
BAŞKAN - Son açıklama Sayın Koçyiğit'in.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın
Başkan, Sayın Bakanımıza verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederim.
Gerçekten, bugün, Diyarbakır'ın Çermik
İlçesinin nüfusu, köyleriyle birlikte 50 000'i aşmaktadır; fakat, bugün,
onların en doğal ihtiyacı olan bir devlet hastanesi bu ilçemizde mevcut
değildir; sağlık hizmetleri sadece sağlık ocağından yürütülmektedir. Hepimizin
bildiği gibi, doğumlar olabilmektedir, acil hastalar olabilmektedir. Bunlar
Diyarbakır'a giderken, çoğu, yolda yaşamını yitirmekte yahut da geri dönmek
zorunda kalmaktadırlar; çünkü, Diyarbakır ile Çermik arası 100 kilometre.
Takdir edersiniz, acil bir hastanın 100 kilometre gitmesi bayağı sorun
yaratıyor.
Gerçi, Sayın Bakanımız, Çermik Devlet
Hastanesiyle ilişkili olarak, yüzde 70 aşamasında olduğunu ve 2003 yatırım
programına alınacağını söyledi; bu bakımdan, kendilerine teşekkür ederim.
İnşallah sözlerinde dururlar; Çermiklilerin de en doğal ihtiyacı olan sağlık
hizmetlerinin yerine getirilmesine katkıda bulunurlar.
Gerçekten, bugün, devletin temel
görevlerinden birisi de Anayasada sayılmıştır; 2, 5 ve 17 nci maddelerinde,
devletin, insanlarının sağlıklı yaşaması için gerekli tedbirleri alacağı ifade
ediliyor. Çermikliler için de bu anayasal hükümlerin yerine getirilmesini ve
hastanenin bir an önce tamamlanmasını istiyoruz.
Biz, Çermikliler için muz istemiyoruz,
çikolata da istemiyoruz; sadece, sağlık hizmeti ve sağlıklı yaşamalarını
istiyoruz. Bu nedenle, Bakanıma teşekkür ederim; inşallah, sözlerinde dururlar,
2002 programına alınmış olan bu hastanenin yüzde 30'luk kısmını da yaparak
Çermiklilerin hizmetine sunarlar. Bundan, sadece CHP'liler değil, AK Partililer
de, tüm Çermikliler de yararlanır. Aksi halde, Çermiklileri orada tutmak zor
olacaktır.
Çermik, Diyarbakır'ın şirin bir ilçesidir;
ekmeğini taştan çıkaran, çalışkan insanlardan oluşuyor. Biz, sağlık hizmetini
onların ayağına götürmezsek, kendileri, orayı terk edip, büyük şehirlere
gideceklerdir, varoşlarda yer alacaklardır ve üretici durumdan tüketici duruma
geleceklerdir. Devlet görevini yaparsa, bu insanlarımız da yerlerinde kalır,
topluma katkıda bulunurlar.
Teşekkür ederim.
BAŞAN - Teşekkür ederim Sayın Koçyiğit.
Buyurun Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öyle zannediyorum ki, verdiğim cevaplara
ilişkin yeni cevaplar -ben, öyle söyleyeceğim- benim süremi belki de biraz
aştı; ama, bunu tabiî karşılıyorum.
Yalova ile ilgili olarak, Milletvekilimiz
Sayın Muharrem İnce'ye teşekkürlerimi arz ettim; gerçekten güzel bir iş
yapmışlar ve biz de gerekeni yerine getirdik.
Sadece Yalova Termal Kaplıcalarıyla ilgili
olarak değil, TÜRKSEV Vakfı ile Bakanlığımın geçmişteki ilişkilerinin hepsini
Teftiş Kuruluma vermiş durumdayım ve bu hususta teftiş yürümektedir. Teftiş
Kurulunun herhangi bir üyesinin de, bir önceki Sayın Bakanımızı korumak gibi
bir düşüncesi asla olamaz. İsterseniz şöyle bir örnek vereyim; bu konuda, Sayın
Bakan, kendisinden istediğimiz belgeleri vermemek konusunda ısrarlı olmuştur ve
ilgili müfettişler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımıza yazılı başvuruyla, bu
evrakları kendisinden almak üzeredirler. Bu konuda, bütün hassasiyetimizle
meselenin üzerindeyiz, Sayın Milletvekilimiz konudan emin olabilirler.
Yüce Heyetimize biraz önce de arz ettim;
Yalova'daki durum, oradaki işçilerin mağdur edilmemesi için ve mevcut
işletmenin, adına layık biçimde işletilebilmesi için, bir ekip tarafından,
bugün, yerinde yürütülmektedir; yani, durum kontrolümüz altındadır.
Aşıyla ilgili olarak, Sayın Remzi
Kurtulmuşoğlu'nun söylediklerine gelince; Hıfzısıhhanın, bugün, aşı üretmesi
için, gerçekten, şartlar hiç müsait değil. Biz, bunun yerine, gelişmiş birçok
ülkede olduğu gibi, bir merkez laboratuvarının, ülkede yapılacak aşıları ve
diğer benzeri ilaç üretimlerini kontrol edecek, denetleyecek, standartları
koyacak bir kurum olması için gayret edeceğiz. Bu hususta planlamalarımız var.
Ülkemizde mutlaka aşı üretilmelidir; ancak, bu aşının son derece gelişmiş
teknolojilere sahip olan, özel sektör ilaç endüstrimiz tarafından yapılmasını
daha uygun buluyoruz; yani, çağın gidişi bu yöndedir. Dolayısıyla, devletin bir
kurumunda yeniden aşı yapmak yerine, bu kurumu, yapılacak aşıları takip edecek,
denetleyecek, kontrol edecek bir kurum halinde geliştirmeyi daha uygun
buluyoruz.
Çiçek aşısı konusu, gerçi daha önce soruda
yoktu; ama, güncel olması sebebiyle buna da temas etmek isterim. Basında birçok
spekülatif haber çıktı, bunun üzerine, biz, konuyla ilgili bilimsel bir kurul
topladık ve -Sayın Milletvekilimizin muhtemelen dikkatinden kaçmış olmalı- bu
bilimsel kurul iki gün önce görüşlerini bize bildirdi, biz de bu kurulun
görüşleri olarak bunu basına sunduk. Şu anda ülkemizde herhangi bir kişiye aşı
yapılmasını gerektiren bir durumu bu bilimsel kurul gözlemedi.
Bildiğiniz gibi, çiçek aşısının yan
etkileri de var. Dolayısıyla, evet, meseleye hazırlıklı olmak, meseleyi takip
etmek gerekli; ancak, spekülatif haberlerin etkisinde de kalmamak gerektiğine
ben inanıyorum. Özellikle Silahlı Kuvvetlerimizle ilgili bir aşılama, küçük bir
gruba aşılama yapmak gerekecekse, bu da, mutlaka Silahlı Kuvvetlerimizin kendi
planlamaları içerisinde gerçekleşecek bir durumdur.
Sayın Canan Arıtman'ın aile planlamasıyla
ilgili hassasiyetlerine teşekkür ediyorum; açıklamaları gerçekten faydalı oldu.
Ancak, şunu ısrarla söylüyorum: Hükümetimiz de, partimiz de, 58 inci Cumhuriyet
Hükümetinin Sağlık Bakanı olarak bizzat kendim de aile planlamasının hararetli
savunucularıyız. Bunu Yüce Heyetin önünde Yüce Milletimize arz ediyoruz. Yani,
bunu başka ne türlü söyleyelim.
Ancak, şuna katılmıyorum. Bakınız, 2827
sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun "aile planlaması, gebeliği önleyici
tedbirlerle sağlanır" demektedir. Evet, tahliyeyi yasaklamıyor belli bir
zamana kadar kanun ve gebeliğini tahliye ettirmek isteyen insanlar bunu tahliye
ettirebilirler, biz buna karşı değiliz; ancak, üzerine basarak söylüyorum,
vurgulayarak söylemek zorundayım: Gebelik tahliyesi, bir aile planlaması
yöntemi olarak çağdaş dünyada bugün kullanılmamaktadır ve yanlıştır bu. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Kendi uzmanlık alanına giren bir konuda Sayın
Milletvekilimiz bunu çok iyi bilmektedir ve ben bir çocuk hekimiyim, bu konunun
önemini tabiî ki çok iyi biliyorum. Yani, açıkça şunu söylemek lazım: Gebeliğin
tahliyesi dediğimiz şey, yani, kürtaj, evet, gebeliğin onuncu haftasına kadar,
gebe olan annenin bir hakkı olarak bugün kanunlarımızda vardır ve kimse buna
karşı çıkmıyor, biz de karşı çıkmıyoruz; ancak, biz -ısrarla söyledim biraz
önce de- aile planlamasını bu noktaya gelmeden başarmalıyız. Devletin yapması
gereken, Sağlık Bakanlığının, hükümetlerin yapması gereken budur. Yoksa,
gereğinden çok fazla gebelik sonlandırmalarına, yani, kürtaja sebep olursunuz,
ki, bu, hiç sağlıklı bir yöntem değildir.
Sayın Neşşar'ın ifadelerini, hakikaten,
siyasetçi ile hekimlik kavramları arasında kalmış ifadeler olarak gördüğümü
söylemek isterim.
Şimdi, Sayın Milletvekilimiz, Türk
Tabipler Birliğinin konuyu incelediğini söylüyor. Eee, incelenmekte olan bir
konuda, şimdiden Türk Tabipler Birliğini de etkileyebilecek ifadelerde bulunmak
ne derece doğru, önyargılı olmak ne derece doğru?! Sonuçta, bir meslektaşımız,
bir hekim; bir teftiş geçirmiş ve bu hususta hakkında bir soruşturmaya mahal
bulunmadığı belirtilmiş. Yani, bu şekilde konuştuğumuz zaman, bu şekilde önyargıda
bulunduğumuz zaman, meselenin, sanki, tıbbî etik kuralları açısından değil de
siyasî açıdan değerlendirildiği gibi bir sonuç ortaya çıkıyor ki, bunun doğru
olmadığı açıktır. Yani, biz, bunu, siyasetin bir malzemesi haline getirmek
durumunda değiliz.
Tekrarlıyorum, bakınız, Sayın Neşşar'ın
beşinci sorusu şu şekildedir: "Bir doktor olarak ishalli bir hastanın
raporlu olduğu sürede yoğun bir seçim kampanyasını yürütmesini ve diyete
uyulmayan görkemli yemek davetlerine katılmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?"
Net cevabım şudur, cevabımı tekrarlıyorum:
Bu soruya cevap vermeyi, kendisinin de çok önem verdiğini bildiğim tıbbî etik
açısından doğru bulmuyorum; çünkü, bir hastanın şahsî durumuyla ilgili yorumlar
içermektedir. Hekimler bunu çok iyi bilirler; hekimler, hastalarının şahsî
durumlarını siyasî malzeme konusu yapmazlar ve ben, bunun siyasî malzeme konusu
yapılmasını son derece yanlış buluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
1 inci sırada yer alan, Tüketicinin
Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adana
Milletvekili Sayın Atilla Başoğlu'nun Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ve Adalet; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
ve Plan ve Bütçe Komisyonlarının raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet; Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/477, 2/49) (S. Sayısı: 61) (1)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Teşekkür ederim.
Komisyon raporu, 61 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz isteyen Sayın Enis Tütüncü; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) -
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer
milletvekilleri; Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun Tüketicinin
Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime
başlarken, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi en iyi
dileklerimizle, sevgilerimizle, saygılarımızla selamlıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Adana Milletvekili Sayın Atilla Başoğlu'nun verdiği yasa teklifiyle Plan ve
Bütçe Komisyonunda birleştirilmiş olan bu yasa tasarısı, 23.2.1995 tarihinde
kabul edilen 4077 sayılı Tüketicilerin Korunması Hakkında Kanunun uygulamasında
görülen yetersizliklerin giderilmesi ve Türkiye'deki tüketici hukukunu, zamanın
değişen koşullarına uyumlu hale getirme amacını taşımaktadır.
Bilindiği gibi, tüketici hakları
kavramıyla murat edilen konu, genelde, kamu düzeninin korunmasını ve temel
sağlık kurallarına uygunluğun gözetilmesini içerir, özelde ise, bizatihî
tüketicinin hak ve menfaatlarının korunmasını ifade eder. Bu çerçevede,
üretilen mal ve hizmetlerin, fiyat, kalite, standart, doğru ölçü ve tartı, ilan
ve reklamlar, kullanma süresi, ambalaj gibi çeşitli yönlerden denetlenmesi icap
etmektedir.
İşte, söz konusu denetlemelere, bu yasa
tasarısıyla önemli ölçüde etkinlik kazandırılmaya çalışılmaktadır.
Ayrıca, uğranılan mağduriyetlerin
giderilmesine dönük, öteden beri, gösterilmekte olan çabalara da güç
verilmektedir.
Tasarı üzerindeki görüşlerimize geçmeden
önce tüketici hakları konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin temel görüşüne,
temel anlayışına kısaca değinmeyi yararlı görüyorum.
Cumhuriyet Halk Partisine göre,
tüketicinin korunması, sosyal duyarlılığı olan örgütlü piyasa ekonomisinin
temel koşullarından biridir. Bu nedenle, biz, tüketiciyi koruyan kurumlarla
sivil toplum örgütlerinin gelişmelerini özendirecek her türlü çabayı
desteklemeyi önemli bir görev sayıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bilindiği gibi, Avrupa Birliğinin tüketici koruma politikasına yeni hız
kazandırma programı yıllar öncesi hazırlanıp yürürlüğe sokulmuş bulunmaktadır.
Bu programda belirlenen, tüketicinin, sağlık, güvenlik ve ekonomik çıkarlarının
korunması, tüketicinin aydınlatılması, tüketicinin bilgilendirilmesi, sesinin
duyurulması ve temsil edilmesi gibi hakların ülkemizde de aynen Avrupa Biriliği
ülkelerindeki etkinlikle kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle, biz,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tüketicinin söz konusu hakları konusunda
bilinçlendirilmesine, eğitimine ve aydınlatılmasına, örgütlenerek sesini
duyurmasına ayrı bir önem vermekteyiz. Bu çerçevede, örgütlü, sosyal
duyarlılığı olan bir piyasa ekonomisinin ve rekabet koşullarının
oluşturulmasını öngörmekteyiz. Tekelleşme, kartel, oligopol ve düopol piyasa
yapılanmalarıyla arz-talep dengesinin tüketici aleyhine bozulmaması için gerekli
yasal ve yapısal önlemlerin süratle alınmasını, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
hedeflemekteyiz.
Zarara uğrayan tüketicilerin, süratli,
adil, ucuz ve ulaşılabilir yöntemlerle tazmin edilerek mağduriyetlerinin
giderilmesine son derece önem veriyoruz. Ayrıca, tüketicilerin sağlık
güvenliğinin korunması için, hizmet ve üretim alanlarında dünya kalite güvence
sistemlerinin mutlaka uygulanması gerektiğine inanıyoruz.
Tüketicilerin eğitim ve bilinçlendirilmesi
işinin, başlangıçta, temel eğitim seviyesinde, temel eğitim düzeyinde
başlatılmasını öngörüyoruz. Yetişkinler için ise, özel eğitim programlarının
hazırlanmasını, hem de acilen hazırlanmasını düşünüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine,
bu çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, tüketicilerin korunmasında
gerekli olan koşullardan birinin de tüketici kooperatiflerinin güçlendirilmesi
ve yaygınlaştırılması olduğunu, olması gerektiğini ısrarla savunuyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tüketicinin korunması konusunda, Cumhuriyet Halk Partisinin temel anlayışını,
temel görüşünü böylece belirttikten sonra, şimdi, bu yasa tasarısının değişik
açılardan önem taşıyan niteliklere sahip olduğunu dikkatlerinize sunmak
istiyorum. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi, özellikle komisyonlarda, bu
yasa tasarısının olgunlaştırılmasında katkıda bulunmuş, büyük destek vermiştir.
Birinci olarak, yasa tasarısı, ekmeğinden,
peynirinden, zeytininden, ilacından başlayan tüm dayanıklı ve dayanıksız
tüketim mallarında tüketicilerin aldatılmasının önlenmesi açısından önemlidir.
Bozuk, kalitesiz ya da yüksek fiyatla mal satın alma durumunda, halkımızın
uğradığı mağduriyetin giderilmesi açısından bu yasa tasarısı önemlidir. Bu
çerçevede, bu yasa tasarısında, kapıdan yapılan satışlarda, kuralsız olarak
götürülen ve tüketicilerin, yurttaşlarımızın büyük mağduriyetlerine neden olan
bu kapıdan kapıya satış uygulamalarına da yeni kurallar getirilmektedir.
Öte yandan, bu yasa tasarısı, sadece
tüketicileri değil, aynı zamanda üreticileri de ilgilendirmektedir; çünkü, bu
yasanın uygulanması sonucunda, hem halkımız daha kaliteli, daha sağlıklı,
güvenli, ucuz mal ve hizmet satın alma olanağı elde edecekler hem de
üreticiler, haksız rekabetin yarattığı sorunlardan, sıkıntılardan önemli ölçüde
kurtulmuş olacaklardır.
İkinci olarak, yasa tasarısı, toplumun
büyük yaralarından biri haline gelmiş olan, kredi kartı temerrüt faizi
mağdurlarına yardımcı olma açısından önemlidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemizde, hepimizin bildiği gibi, son üç yıl içerisinde, hâlâ sıkıntılarını
çektiğimiz iki büyük ekonomik kriz yaşanmıştır. Toplumun tüm katmanlarını
etkileyen bu krizlerden en fazla zarar görenler, işsizler, emekliler, dar ve
sabit gelirli çalışanlar olmuştur. Yurttaşlarımız, asgarî düzeyde yaşamlarını
sürdürebilmek için gereksinim duydukları mal ve hizmetleri, giderek artan
oranda, kredi kartıyla satın alma zorunluluğu içine düşmüşlerdir. Ne var ki,
genelde kredi faizlerinin yüksekliği nedeniyle; özeldeyse, bankadan bankaya
farklılık gösteren ve bazı bankalarda bir ara yüzde 150 ile yüzde 375 arasında
değişen oranlarda uygulanan temerrüt faizleri, kredi kartı borcunu
ödemeyenlerin sayısının yaklaşık 520 000 kişiye yükselmesine neden olmuştur. Bu
çerçevede, borcunu ödemede gecikenlerin sayısıysa, yaklaşık 337 000 kişi
dolayında olmuştur. Yani, bu yasa tasarısı, yalnızca bu açıdan, yalnızca kredi
faizi temerrüt borçlarının ödenememesi açısından, yaklaşık 857 000 dolayında
kredi kartı kullanıcısını ilgilendirmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
getirilen düzenlemeyle, bankalara olan borcunu ödeyemez duruma düşen, bu
nedenle maaşına haciz gelen, evindeki televizyonu, buzdolabı haczedilmesine
rağmen borcunu kapatamayan tüketicilere, bu borçlarını yeni bir ödeme planı
üzerinden tasfiye etme olanağı sağlanmaktadır.
Üçüncü olarak, yasa tasarısı, insan
haklarının gelişim süreci açısından son derece önemlidir. Bu konuya bilhassa
dikkatinizi çekmek istiyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bu
çerçevede, tüketici hakları, üçüncü kuşak insan hakları kulvarındaki temel
haklardan birini oluşturmaktadır ve insan haklarının, ülkemizde tartışma konusu
olmaktan çıkarılması bakımından da, kanımızca son derece stratejik bir öneme
sahiptir. Bu nedenle, bize göre, bu yasa tasarısı, Türkiye'nin temel
yasalarından biri olma konumundadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bilindiği gibi, insan haklarındaki gelişim süreci, birbirini takip eden üç
kuşak insan haklarının yerleştirilmesi mücadelelerinde, savaşımında
şekillenmiştir. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda, Türkiye'nin sıkıntısı, hem
birinci kuşak insan haklarının hem ikinci kuşak insan haklarının hem de üçüncü
kuşak insan haklarının bir arada tartışılmakta oluşudur.
Konuyu biraz daha açmak istiyorum:
Hepimizin bildiği gibi, birinci kuşak insan hakları, insan hakları gelişme
tarihinde 1789 Fransız İhtilaliyle birlikte başlamıştır. Seçme ve seçilme
hakkı, kişilik hakları, düşünce özgürlüğü, mülkiyet hakkı gibi temel hak ve
özgürlükler, böylece, Fransız İhtilalinden sonra tartışılmaya başlanmış, uğruna
büyük mücadeleler yapılmış ve bu kuşak, yani birinci kuşak insan hakları,
İkinci Dünya Savaşına kadar insanlığa yeterli olmuş ya da olmaya çalışmış.
Ancak, İkinci Dünya Savaşından sonra, bu birinci kuşak insan hakları, artık,
yetersiz gelmeye başlamış; insanlık tarihinde ikinci kuşak insan hakları
dediğimiz ekonomik ve sosyal haklar gündeme gelmiş; yani, sendika hakkı,
toplusözleşme ve grev hakkı, özgür örgütlenme hakkı, sosyal sigorta kurumları,
çağdaş sosyal devlet anlayışı çerçevesinde sosyal refah devletine açılım
çalışmaları... Bunların hepsi, ikinci kuşak insan haklarıyla dünyanın gündemine
gelmiş. Batı ülkelerinde şimdi tartışılan, üçüncü kuşak insan hakları; yani,
birinci kuşak ve ikinci kuşak insan hakları Batı ülkelerinde tartışma konusu
olmaktan çıkarılmış, üçüncü kuşak insan hakları tartışılıyor. Nedir bunlar:
Çocuk hakları, çevre hakkı, tüketici hakları, kadın hakları, hayvan hakları;
bunlar, üçüncü kuşak insan hakları. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
işte, bizim sıkıntımız, Türkiye'deki sıkıntı, bu üç kuşak insan haklarının da,
ne yazık ki yaşadığımız zaman kesitinde, Türkiye'de, bir bölümüyle
tartışılmakta oluşudur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
konuya geçmeden önce, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaşadığımız ve kamuoyuna
gerektiği şekilde yansıtılamayan bir tartışmaya da açıklık getirmek istiyorum.
Bu açıklık getirme isteğim, hem AK Partisi Grubu açısından önemlidir hem de
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu açısından önemlidir. Konu, dünyada insan
haklarının gelişme sürecinin ne zaman başladığı; bizim, Osmanlının torunları
mı, yoksa cumhuriyetin çocukları mı olduğumuz tartışmasıydı, anımsayacaksınız.
Bir kere, bu tartışmanın konumuzun özüyle, esasıyla ilgisinin pek olmadığını
belirtmeliyim; ama, bir arkadaşımız öyle bir açılım yaptı ve birden bire,
kendimizi bu tartışmanın içinde bulduk. Hepimiz açısından açıklık getirilmesi
gereken nokta, kanımızca şudur: Bizler, hepimiz, tabiî ki Osmanlının
torunlarıyız, cumhuriyetin önderi ve onun yanındaki kadrosu, yerel kadroları,
subayları ve neferleri Osmanlı toplumunun insanlarıydı; öyle değil mi. Ancak,
biz, hem Osmanlıya olmayan erdemleri atfederek maziye demir atıp, her türlü
yeniliğe karşı durmayı reddediyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem de
Osmanlı geçmişimizi tümden reddederek, leyleğin attığı yavru misali, geçmişi
olmayan bir kişiliğe sarılmayı doğru bulmuyoruz.
Evet, hepimiz Osmanlının torunlarıyız,
daha ötede, hepimiz Selçukluların torunlarıyız (AK Parti sıralarından alkışlar)
daha da ötede, hepimiz Anadolu ve Rumelinin binlerce yıllık tarihinde yaşamış
tüm kavim ve uygarlıkların torunlarıyız; ama, son tahlilde, hepimiz,
cumhuriyetin çocuklarıyız değerli arkadaşlarım, cumhuriyetin çocuklarıyız. (CHP
ve AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
dördüncü olarak, yasa tasarısı Türkiye'de sivil inisiyatiflerin, sivil toplum
kuruluşlarının güçlendirilmesi ve geliştirilmesi açısından önemlidir. Bu
tasarıyla, bizler, az önce değinmeye çalıştığım insan hakları tarihindeki o
gelişme sürecini belki çok kısa sürede tamamlayabilecek olanağa sahip olacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şunu biliyoruz ki, Batı demokrasilerindeki başarının tılsımı, üreticilerin,
tüketicilerin, çalışanların çalışmayanların...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlamanız için süre veriyorum.
Sayın Tütüncü, buyurun.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Sayın Başkanım,
toparlıyorum; teşekkür ediyorum.
... yani toplumun hemen tüm kesimlerinin
kendi hak ve menfaatlarını korumak amacıyla örgütlenmelerinde ve bunlar
arasında oluşturulan demokratik uzlaşmalarda yatmaktadır. Tılsım, çeşitli çıkar
grupları arasında kurulan dengelerdedir.
Ülkemizdeki sıkıntıların önemli bölümü,
sivil toplum kuruluşlarının, ekonomik, sosyal ve siyasal yaşama ağırlıklarını
yeterince koyamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, Anayasanın 172
nci maddesinde "Devlet, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini
teşvik eder" hükmüne yer verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tüketici hakları çok boyutlu ve geniş kapsamlıdır. Bağımsız ve gönüllü tüketici
dernekleri, şikâyetlerin değerlendirilmesi, eğitim ve bilgilendirme
hizmetlerinin sunulması, çeşitli malların analiz ve testlerinin yaptırılması
etkinliklerinde bulunmak zorundadır, panel, sempozyum, kongre, seminer gibi
birtakım etkinlikleri de düzenlemek zorundadır; ancak, söz konusu etkinlikler,
büyük özverileri ve büyük sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Tüketici
örgütlerinin, hükümetler yanında, siyasî ve ticarî kuruluşlardan bağımsız ve
etkin bir şekilde faaliyette bulunabilmeleri için, malî açıdan desteklenmeleri
gerekmektedir.
İşte, bu yasa tasarısında, buna da olanak
sağlanmaktadır. Tüketici örgütlenmelerine, hazırlanacak bir yönetmelik
çerçevesinde, malî katkı, malî destek sağlanma olanağı getirilmektedir bu yasa
tasarısıyla.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konuşmamın başlangıcında da belirttiğim gibi, bu yasa tasarısının komisyonlarda
olgunlaştırılmasında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, elimizden gelen
desteği verdik. Durumu, Yüce Meclisin bilgilerine ve değerlendirmelerine
sunarken, hepinizi, tekrar, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına,
Sayın Soner Aksoy; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika Sayın Aksoy.
AK PARTİ GRUBU ADINA SONER AKSOY (Kütahya)
-Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubum adına görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere
huzurunuzdayım; sözlerime başlarken, Genel Kurulun muhterem üyelerine sevgi ve
saygılarımı arz ederim.
Bildiğiniz gibi, gelişen ve değişen piyasa
ekonomisi şartları nedeniyle, tüketicilerin talep ve ihtiyaçlarında gelişmeler
olmuş ve yaşanan sorunların çözümü için yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur.
Bu çerçevede hazırlanan ve genel manada tüketici çıkarlarını korumayı amaçlayan
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, 1995 yılından beri, geçen
sekiz yıl içerisinde, ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmiş ve tüketicilerin aleyhine
pek çok olayların yaşandığı görülmüştür.
Bilindiği gibi, Anayasanın 172 nci
maddesinde, devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri alacağı
hükmü yer almaktadır. Bu hükmün içeriği doğrultusunda, iktisadî hayatta ortaya
çıkan yeni durumların 4077 sayılı Yasaya kazandırılması düşünülmüştür. Söz
konusu Kanunun, kalkınma planında belirtilen gelişme hedefleri uyarınca ve AB
ülkelerince tüketicilerin korunması ve dünyada kabul gören temel tüketici
hakları dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi cihetine gidilmiştir.
Tasarı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
tarafından ele alınmış, sekiz yıllık süre içerisinde ortaya çıkan sorunlar ve
birikimler dikkate alınarak yapılan çalışmalar önümüze gelmiştir.
Tasarı, Meclisimizin Sanayi ve Ticaret,
Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonlarında, bildiğiniz gibi, ayrı ayrı ele alınmış
ve uzun müzakere ve tartışmaların sonunda huzurunuza gelmiştir. Komisyonlarda,
sivil toplum örgütleri dahil, kanunun tüm tarafları davet edilmiş ve özgürce
fikirlerini ifade etme imkânı sağlanmıştır.
Yasa tasarısı üzerinde yapılan çalışma ve
tartışmalarda, taraflar ve sayın komisyon üyeleri, aynı zamanda tüketici de
oldukları için yasaya büyük alaka göstermişler ve titizlikle çalışmaları
yürütmüşlerdir. Bu bakımdan, ilgili bakanlıklara, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığımıza, sanayi ve ticaret odalarına, sivil toplum örgütlerine, ilgiyle
tasarıyı takip eden kıymetli basın mensuplarına ve her üç komisyonun tüm
saygıdeğer üyelerine, gösterdikleri üstün gayret ve ilgi dolayısıyla,
huzurunuzda tek tek teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Huzurunuza gelen tasarının maddeleri
arasında Avrupa Birliğinin tüketiciyi koruma hukukuyla ilgili geliştirdiği
tüketiciyi koruma politikasının temel umdelerinin ve onunla ilgili 13 adet
yönergesinin de dikkate alındığını ve onlarla uyumlu olmasına özen
gösterildiğini de bilgilerinize sunmak isterim. Bu ve benzer yaklaşımların,
Dünya Ticaret Örgütünün aldığı kararlar doğrultusunda, 2005 yılında, gümrük
duvarlarının kalkmasıyla tamamen ortaya çıkacak olan serbest rekabet
şartlarına, firmalarımızın daha kolay hazırlanmasına da, bu yasanın katkıda
bulunacağı aşikârdır.
Tüketiciyi koruma adına, kamu kurumlarının
sunduğu mal ve hizmetlerin de bu tasarı kapsamı içerisine girdiğini belirtmek
isterim.
Bu yaklaşım ve yapılan ilavelerle, 4077
sayılı mezkûr Yasada meydana gelen değişmeleri, tüketici adına ortaya çıkan
kazanımları özet olarak sizlere arz etmek istiyorum:
1- Son yıllarda karşılaşılan sorunlar göz
önünde bulundurularak, mal tanımına ilave yapılmıştır. Konut, tatil amaçlı
taşınmazlar ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses,
görüntü ve benzeri gayri maddî mallar, bu tasarının kapsamı içerisine
alınmıştır.
2- 4077 sayılı Yasanın, mal ve hizmet
piyasalarında tüketici ile satıcı arasında yapılan her türlü hukukî işlemin
tüketici işlemi sayılması suretiyle kapsamı genişletilmiştir.
3- Özürlü, ayıplı mal tanımına tüketiciyi
koruma adına eklemeler yapılarak, genişletilmesine, malın ayıplı olmasının
anlaşılması halinde, tüketicinin, ayıbı satıcıya herhangi bir yolla
bildirmesinin yeterli olacağına, malın ayıplı olduğunun sonradan anlaşılması
veya baştan bilinmemesi halinde, sorumluluğun ortadan kalkmayacağı kavramı
getirilmiştir.
Ayrıca, yasada bulunan dört seçimli mevcut
imkâna ilaveler olmuştur. Bu dört seçimli imkânla:
Birinci olarak, özürlü malı iade etme ve
parasını geri alma,
İkinci olarak, ayıbın bedeli kadar fiyatta
indirim yaptırma,
Üçüncü olarak, ayıbın tamirini bedelsiz
isteme,
Dördüncü olarak, veya misliyle değiştirme,
Bunlara ilave, beşinci olarak, ayıplı
malın ölüm ve/veya yaralanmaya yol açması ve/veya kullanımındaki diğer mallarda
zarara neden olması halinde tazminat talep etme,
Hakkı tüketiciye kazandırılmıştır.
Ayrıca, tüketicinin, açık ayıbı satıcıya
bildirme süresi 15 günden 30 güne çıkarılmıştır.
4.- Yasaya "ayıplı hizmet"
kavramı da ilave edilmiştir. Böylece "ayıplı hizmet"le karşılaşan
tüketiciler, yukarıda bahsedilen istemleri "ayıplı hizmet" kavramı
içerisinde isteme hakkına sahip olmuşlardır.
5.- Yasada getirilen bir diğer yenilik de,
haksız şartlara ilişkin düzenlemelerdir. Satıcı veya sağlayıcının, tüketiciyle
müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu ve iyiniyet kurallarına
aykırı düşecek biçimde, tüketici aleyhine
dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları, haksız şartlar olarak kabul
edilmiştir. Yapılan bu düzenlemeyle, tüketicinin önemli sorunlarından biri olan
ve içeriğine nüfuz edemediği standart sözleşmelerin açtığı problemlere çözüm
bulunması amaçlanmıştır. Böylece, bu tür sözleşmelerde bulunan tüketici
aleyhine olan hükümlerin geçersiz olması sağlanmıştır.
6.- Tasarıyla, Tüketiciyi Koruma Kanununa
ilave edilen bir diğer husus da, devre tatil ve paket tur sözleşmeleri
hakkındaki düzenlemelerdir. Buna göre, paket tur ve devre tatil tanımlarına yer
verilmiş ve bu konuda, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına, uygulamaya yön verici
düzenleme yapma yetkisi tanınmıştır.
7.-
Tasarıda, taksitle satışlar konusunda tüketicinin temerrüde düşmesi
konusu da, tüketici lehine tekrar düzenlenmiştir. Buna göre, taksitle satışta
düzenlenen kıymetli evrakla ilgili tüketici mağduriyetlerini önlemek amacıyla
hükümler eklenmiştir.
8- Bilindiği gibi, son yıllarda, tüketici
sorunlarının önemli bir bölümünü kampanyalı satışlar oluşturmaktadır. Tasarıda,
kampanyalı satışların denetim altına alınabilmesi amacıyla, bu tür satışlar
bakanlık iznine tabi tutulmuştur. Ayrıca, kampanyadan ayrılmak isteyen
tüketicilerin haklarını korumak amacıyla, satıcının yükümlülükleri yeniden
düzenlenmiştir. Buna göre, satıcı, kampanyadan ayrılan tüketicinin o tarihe
kadar ödediği tüm bedeli geri ödemekle yükümlü kılınmıştır. Kampanyalı
satışlarda, ödemenin bitimini takiben, ürün veya hizmeti en geç bir ay
içerisinde teslim veya ifa zorunluluğu getirilmiştir.
9- Kapıdan satış yöntemiyle yapılan
satışlar sonucunda, çok sayıda tüketicinin mağdur olduğu bilinmektedir. Sayın
Sanayi Bakanlığının üç aylık dönem içerisinde tespit ettiği rakamlar; ayıplı
mallar için Bakanlığa gelmiş olan şikâyetler 1 367 adet, kapıdan satışlarda
meydana gelen ihtilaflarla ilgili şikâyetler için de bu rakam 2 033 adettir.
"Bakanlık, kapıdan satış yapacaklarda
aranılacak hizmetleri, bu kanuna tabi olan ve olmayan mal satışları ve kapıdan
satışlara ilişkin uygulama usul ve esaslarını belirler" hükmüyle, kapıdan
satış sonucunda ortaya çıkan tüketici mağduriyetlerinin giderilmesi,
çıkarılacak yönetmeliklerde ayrıntılı olarak ele alınarak sağlanmıştır.
Bunun dışında, tasarıda hizmetlerin ayrı
bir şekilde düzenlenmesi nedeniyle, hizmete ilişkin 7 günlük cayma süresinin,
sözleşmenin imzalandığı ve cayma bildiriminin tüketiciye ulaştığı tarihten
itibaren başlaması hükmü getirilmiştir. Tasarıda getirilen düzenlemeye göre, 7
günlük cayma süresi dolmadan, satıcı, kapıdan satış işlemine konu mal ve hizmet
karşılığında, tüketiciden, herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya borç
altına sokan herhangi bir belge almasını istemeyecektir.
10- Elektronik ticarette meydana gelen son
gelişmeler dikkate alınarak, tasarıya "Mesafeli Sözleşmeler" başlığı
altında, yine, yeni bir kavram ilave edilmiştir. Buna göre, mesafeli
sözleşmeler, yazılı, görsel, telefon ve elektronik ortamda veya diğer iletim
araçları kullanılarak ve tüketicilerle karşı karşıya gelinmeksizin yapılan,
malın veya hizmetin tüketiciye anında veya sonradan teslimi veya ifası
kararlaştırılan sözleşmelerdir. Mesafeli satış sözleşmesinin akdinden önce,
ayrıntıları Bakanlıkça çıkarılacak tebliğle belirlenecek bilgilerin tüketiciye
verilmesi zorunludur. Tüketici, bu bilgileri edindiğini yazılı olarak teyit
etmedikçe sözleşme akdedilemez.
Elektronik ortamda yapılan sözleşmelerde
teyit işlemi, yine, elektronik ortamda yapılır. Maddenin uygulamasını göstermek
üzere, mesafeli sözleşmeler uygulamaları usul ve esaslarına dair tebliğ taslağı
hazırlanmıştır ve Resmî Gazetede yayımlanarak tasarının çıkışından sonra
yürürlüğe girecektir.
11- Tüketici kredisine ilişkin mevcut
kanunun hükümlerine, uygulamada, tüketici mağduriyetlerine yol açan hususları
önlemeye yönelik bazı düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre, sözleşmede, akdî
faiz oranının daha önce nokta nokta olarak belirtilen faiz, akdî faiz
miktarının belirtilmesi ve yüzde 30 fazlasını geçmemek üzere gecikme faiz
oranının tespit edildiği, kredinin yabancı para birimi cinsinden
kullandırılması durumunda geri ödemeye ilişkin taksitlerin ve toplam kredi
tutarının hesaplanmasında, hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına ilişkin
şartlar getirilmiştir.
Diğer bir husus da şudur: Kredi verenin
ödemelerini bir kıymetli evraka bağlaması ya da krediyi kıymetli evrak kabul
etmek suretiyle teminat altına alması da yasaklanmıştır. Bu yasağa rağmen
tüketiciden bir kıymetli evrak alınması halinde, tüketicinin bu kıymetli evrakı
kredi verenden geri isteme hakkı kazanılmıştır. Kıymetli evrakın, kredi veren
tarafından ciro edilmesi halinde, tüketicinin uğrayacağı zararların tazmini
yükümlülüğü getirilmiştir.
12- Tüketici kredisiyle ilgili mevcut
düzenlemeye ilave olarak 4077 sayılı Yasaya "kredi kartları" başlığı
altında yeni bir madde getirilmiştir. Buna göre, kredi kartıyla mal veya hizmet
alımı sonucu nakdî krediye dönüşen veya kredi kartıyla nakit çekim suretiyle
kullanılan kredilerin de, bazı istisnalar dışında, yukarıdaki akit hükümlerine
tabi olduğu belirtilmiştir.
Kredi veren tarafından tüketiciye
gönderilen dönemsel hesap özetleri, ödeme planı hükmündedir.
Kredi kartında faiz artırımını otuz gün
önceden kredi kullanıcısına bildirme mecburiyeti getirilmiştir. Eğer, bu faiz
artımına razı olmazsa, bu süre içerisinde kredisinin iptalini istemek suretiyle
bundan kurtulabilir.
13- Tasarıdaki bir diğer husus da şudur:
Gazete promosyon kampanyalarının kültür ürünleriyle sınırlı olması şartı
muhafaza edilmiş; ancak, hangi ürünlerin kültür ürünü olduğuyla ilgili hususta,
ilgili bakanlıktan belge ve onay alınması şartı getirilmiştir; çünkü, bu
noktada da ihtilaflar söz konusudur.
14- Tasarı metnine "abonelik
sözleşmeleri" başlığı altında bir madde eklenerek, tüketicilerin,
isteklerini yazılı olarak bildirmek şartıyla, taraf oldukları her türlü
abonelik sözleşmelerine tek taraflı olarak son verebilme imkânı getirilmiştir.
15- "Fiyat etiketi" başlıklı 12
nci maddede de -bazen etiket, fiyat ve tarife listelerinde belirtilen fiyat ile
kasa fiyatı arasında fark meydana gelmektedir- raftaki fiyat ile kasadaki fiyat
farklı olduğu zaman bu yasanın getirdiği kazanım, tüketici lehine olan fiyatın
uygulanacağı istikamettedir.
Bir diğer bölüm, garanti belgelerini
düzenleyen 13 üncü maddeyle, imalatçı ve ithalatçılara garanti belgesi
düzenleme şartı getirilmiş olmasıdır.
Bir diğer önemli husus da; sanayi
mallarında asgarî garanti süresi, 1 yıldan 2 yıla çıkarılmıştır.
Diğer taraftan "özelliği nedeniyle
bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimiyle
belirlenebilir" hükmü de metne ilave edilmiştir. Mesela, oto lastiklerinin
kilometreyle, fotokopi makinelerinin çekim sayılarıyla ölçülmesi gibi.
Ayrıca, bir önemli husus da; yurtiçinde
üretilen veya ithal edilen sanayi mallarının tanıtımı, kullanımı, bakımı ve
basit onarımıyla ilgili Türkçe kullanım kılavuzu hazırlama şartı getirilmiştir.
Bu da önemli bir kazanımdır.
Reklam ve ilanlarla alakalı, doğru,
dürüst, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun reklamların verilmesi
istikametinde, yine tüketicinin lehine hükümler getirilmiştir.
Ayrıca, kanunla ortaya çıkan ihtilafları
çözme adına, tüketici sorunları hakem heyeti kurulması, yine bu tasarıda yer
almaktadır. İl ve ilçelerde, bu tüketici sorunları hakem heyeti kurulma hakkı
söz konusudur. Buna göre, değeri 500 000 000 TL'nin altında olan
uyuşmazlıklarda bu heyetlerin vereceği kararlar bağlayıcı olacaktır.
"Tüketici mahkemeleri" başlığına
ilaveler yapılmıştır. Bu ilaveler de tüketicinin lehine hükümler içermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aksoy, tamamlamanız için
süre veriyorum.
SONER AKSOY (Devamla) - Teşekkür ederim.
"Üretimin ve satışın durdurulması ve
malın toplatılması" başlığı altında da bazı hükümler getirilmiştir. Bu
hükümler, sırasıyla;
1 - Satışa sunulan bir seri malın ayıplı
olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi halinde, malın satışı geçici olarak
durdurulur.
2 - Mahkeme kararının tebliğ tarihinden
itibaren en geç üç ay içinde malın ayıbının ortadan kaldırılması için
üretici-imalatçı ve/veya ithalatçı firma uyarılır.
3 - Malın ayıbının ortadan kalkmasının
imkânsız olması halinde mal, üretici-imalatçı ve/veya ithalatçı tarafından
toplanır veya toplattırılır.
4 - Toplatılan mallar taşıdıkları risklere
göre kısmen veya tamamen imha edilir veya ettirilir hükmü getirilmiştir.
Muhterem arkadaşlarım, yasaya ilave edilen
bir yenilik de, olduklarından farklı görünen mallar içindir. Gıda ürünü
olmamalarına rağmen, sahip oldukları şekil, koku, görünüm, ambalaj, etiket,
hacim veya boyutları nedeniyle olduklarından farklı görünen, dolayısıyla gıda
ürünleriyle karıştırılabilen, tüketicilerin sağlığını ve güvenliğini tehlikeye
atan malların üretilmesi, pazarlanması, ithalat ve ihracatı yasaklanmıştır.
Tüketicinin uğradığı zarar nedeniyle dava açma hakkı da saklıdır.
Değerli milletvekilleri, ayrıca, çeşitli
cezaî maddeler de bu yasa tasarısında yer almaktadır. Cezaî maddelerde, 50 000
000 liradan 100 000 000 000 liraya kadar uzanan muhtelif rakamlar bulunmaktadır.
Zaten bu maddeler görüşülmek üzere önümüze gelecek.
Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz
hükümet döneminde yaşanan ekonomik krizden etkilenen önemli bir kesim de, kredi
kartı kullanıcılarıdır. Bu gerçek karşısında, tasarıya, Plan ve Bütçe
Komisyonunda bir ilave yapılmıştır. Merkez Bankası kayıtları uyarınca, 519 761
kişi kredi kartı mağduru durumundadır ve icra takibi içerisindedir. Bu durum
karşısında Plan ve Bütçe Komisyonunda şöyle bir düzenleme getirilmiştir:
"Bu kanunun yayımından önce, borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek
icra takibi aşamasına gelen veya icra takibine konu edilen kredi kartı
borçları, temerrüt tarihindeki anaparaya, yıllık yüzde 50'yi geçmemek üzere
gecikme faizi uygulamak suretiyle 12 taksitte ödenir."
BAŞKAN - Sayın Aksoy, toparlıyor musunuz
sözlerinizi...
SONER AKSOY (Devamla) - Tamamlıyorum
efendim.
Görüldüğü gibi, eski yasada tüketicilere
sağlanan haklar genişletilmiş ve güncelleştirilmiştir. Tüketicilerin
karşılaştıkları güncel sorunlar ve Avrupa Birliğinin ilgili mevzuatları dikkate
alınarak ve Anayasanın amir hükmü mevcut haklar günümüz şartlarına uygun hale
getirilmek suretiyle bu yasa tasarısı hazırlanmıştır.
Böylece, toplumu yakından ilgilendiren
tasarının tartışılması ve olgunlaşması sürecine katkı sağlayarak, bu zor
görevin yerine getirilmesinde bizlere yardımcı olan tüm kişi ve kuruluşlara,
bir kez daha, huzurunuzda teşekkür eder; Yüce Heyetinizi, tekrar, saygıyla
selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksoy.
Sayın Komisyonun söz talebi var mı? Yok.
Sayın Bakan söz istemiştir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN
(İstanbul) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli milletvekilleri; konuşmama
başlamadan önce, hepinizi, hükümetimiz ve Bakanlığım adına saygıyla
selamlıyorum.
14 Şubat 2002 tarihi itibariyle Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk edilen ve 58 inci cumhuriyet
hükümetimizin görüşlerinin yansıtıldığı, gerek Sanayi Komisyonunda ve Adalet
Komisyonunda gerekse Plan ve Bütçe Komisyonumuzda yürütülen titiz çalışmalar
sonrasında çok önemli bir kanun tasarısını görüşmek üzere toplanmış
bulunuyoruz..
Değerli arkadaşlar, binlerce tüketici
şikâyeti, yüzlerce sivil toplum kuruluşu ve tüketici mahkemelerinin görüşleri
dikkate alınarak hazırlanan yasa tasarısının, özellikle komisyon
çalışmalarında; başta Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyesi
milletvekillerimizin ve AK Partili üye milletvekillerimizin destekleri ve
anlayışına, ayrıca, komisyon başkanlarımız ile tüm emeği geçenlere ve bürokrat
arkadaşlarıma, sivil toplum kuruluşlarına teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Değerli arkadaşlar, özel olarak, tüketici
haklarını korumak amacıyla 23.2.1995 tarihinde kabul edilerek, 8.9.1995
tarihinde yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda
Değişiklik öngören bu tasarı iki temel nedenle hazırlanmıştır. Birincisi, kendi
ülke şartlarımız dikkate alınarak kaleme alınan maddeler; ikincisi ise, Avrupa
Birliği mevzuatı dikkate alınarak yapılan değişikliklerdir; ancak, bu
değişiklik, öncelikle halkımızın mutluluğu için çıkaracağımız bir yasa olarak
değerlendirilmelidir. Kaldı ki, "helal" ve "haram"
kavramları ile "kul hakkı", bizim inanç ve törelerimizde olduğu
seviyede hiçbir Batı toplumunda yoktur. Uygulamalarda eksiklik ve gecikmeler
varsa, işte, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi, bu gecikmeleri ve
eksiklikleri tamamlamaktır; bugün yapmakta olduğumuz da budur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasamızın 172 nci maddesinde yer alan "devlet, tüketicileri koruyucu ve
aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini
teşvik eder" hükmü doğrultusunda, tüketicilerin daha etkin bir şekilde
korunmasını sağlamak amacıyla, uygulamaya büyük önem verilmiştir; ancak, sosyal
ve ekonomik hayatta öngörülemeyen gelişmeler nedeniyle, tüketiciler bazı
alanlarda sorunlar yaşamaya devam etmektedir.
Diğer taraftan, Avrupa Birliğine adaylık
sürecini yaşadığımız bugünlerde, Birliğin tüketici koruma politikasının sonucu
olan 13 adet yönergede öngörülen değişikliklerle birlikte, Türk tüketici
hukukuyla uyumlaştırılması gereği ortaya çıkmıştır. Tüketici hukuku alanındaki
uyumlaştırmanın önemi, ulusal programda, kısa vadeli hedefler arasında yer
almasından da anlaşılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yüksek müsaadelerinizle, tasarıyla değişikliği düşünülen hususlar hakkında, ana
başlıklar halinde özet bilgi arz etmek istiyorum:
Konut ve tatil amaçlı taşınmazlar ve
elektronik ortamda hazırlanan gayri maddî mallar da kanun kapsamına alınmıştır.
Açık ayıp taşıyan mal veya hizmetlerin,
satıcı veya sağlayıcıya bildirim süresi onbeş günden otuz güne çıkarılmıştır.
Ayıplı malın neden olduğu zararlardan
dolayı ölüm ve yaralanmaların meydana geldiği durumlarda veya kullanımdaki
diğer mallarda hasar oluşması durumunda, tüketicinin tazminat talep etme hakkı
sağlanmıştır.
Tüketici sözleşmelerinde yer alan haksız
şartlara ilişkin önlemler alınmıştır.
Taksitli satışlarda temerrüde düşen
tüketiciye sağlanan haklar genişletilmiştir.
Kampanyalı satışların, Bakanlığın izni ve
kontrolü altında yapılabileceği düzenlenmiştir.
Kanunun altı yıllık uygulaması esnasında
çok sayıda tüketici mağduriyetine yol açan kapıdan satışlar, Bakanlığın iznine
bağlanmıştır.
Elektronik ticarette meydana gelen
gelişmeler dikkate alınarak, kanuna "mesafeli satışlar" başlığı
altında yeni bir kapsamlı madde ilave edilmiştir.
Tüketici kredisinin yabancı para birimi
cinsinden kullanılması durumunda, geri ödemeye ilişkin taksitlerin ve toplam
kredi tutarının hesaplanmasında hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına
ilişkin bilginin sözleşmede yer alması şartı getirilmiştir.
Tüketici kredisi kullananlara,
taksitlerini vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranına,
kredi faizinin yüzde 30'unu geçmeyecek şekilde sınırlama getirilmiştir.
Tüketici kredisiyle ilgili maddeye ilave
olarak "kredi kartları" başlığı altında yeni bir madde eklenmiştir.
İlave edilen bu madde uyarınca, kredi kartı faiz oranı artırımının otuz gün
önceden tüketiciye bildirilmesi zorunluluğu getirilmiştir.
Süreli yayın kuruluşlarınca düzenlenen
kültürel ürünlerle ilgili kampanyalarda, kampanya konusu mal veya hizmetin,
kampanya bitim tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde tüketiciye teslim
edilmesi öngörülmüştür.
Tüketicilerin, isteklerini yazılı olarak
bildirmek şartıyla, taraf oldukları her türlü abonelik sözleşmesine son
verebilmelerine ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Perakende mağaza zincirine dahil büyük
alışveriş merkezlerinde sıkça yaşanan fiyata ilişkin sorunlar dikkate alınarak,
raf etiketinde belirtilen fiyat ile kasa fiyatı arasında farklılık olması
durumunda, satışın, tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması; yani, rafta
görülen fiyat üzerinden yapılması öngörülmüştür.
Sanayi mallarında asgarî garanti süresi
bir yıldan iki yıla çıkarılmıştır.
İthalatçının herhangi bir nedenle ticarî
faaliyetine son vermesi durumunda ilgili sanayi malının bakım ve onarım
hizmetlerinin, o malın yeni ithalatçısı tarafından yerine getirilmesi
öngörülmüştür.
Gizli reklamı yasaklayan ve reklamlarda
yer alan iddiaların reklam veren tarafından ispatını öngören ilaveler
yapılmıştır.
Aldatıcı reklamlara karşı uygulanan idarî
yaptırımların (durdurma, düzeltme, para cezası) ayrı ayrı veya birlikte
uygulanmasına imkân sağlayan düzenleme yapılmıştır.
Tüketici sorunları hakem heyetlerinde
çalışan raportörlerin görevleri düzenlenmiştir.
Değeri 500 000 000 Türk Lirasının altında
olan uyuşmazlıklarda, tüketici sorunları hakem heyetlerinin vereceği kararlar
bağlayıcı olarak kabul edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tüketici davalarının, tüketicinin ikametgâhı mahkemesinde de açılabilmesine
imkân sağlayan düzenleme yapılmıştır.
Tüketici örgütlerince açılacak davalarda
bilirkişi ücretinin Bakanlıkça karşılanması öngörülmüştür.
Piyasaya arz edilen bir seri malın ayıplı
olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi durumunda, kararın ilgili firmaya
tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ayıbın ortadan kaldırılması veya bunun
mümkün olmaması durumunda toplatılmasına ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Kanunda yer alan yükümlülükleri yerine
getirmeyenler için öngörülen idarî para cezaları, günümüz şartları dikkate
alınarak yeniden belirlenmiştir.
Tüketicinin korunması hizmetlerinde
kullanılmak üzere oluşturulan özel hesabın, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile
Rekabet Kurumu arasındaki dağılımı yeniden düzenlenmiştir. Bu hesaptaki
Bakanlık hissesinden, tüketicilerle ilgili sivil toplum kuruluşlarına, proje
bazında malî katkı sağlanması öngörülmüştür.
Kredi kartları mağdurları için -bugün, en
büyük ıstırap, halkımız arasında, budur- geçici 1 inci maddeyle getirilen
düzenlemeyle kanayan yara tedavi edilecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sonuç olarak, tasarıyla, daha önce tüketicilere sağlanan haklar genişletilmiş,
diğer bir ifadeyle, tüketicilerin karşılaştıkları sorunlar ve Avrupa Birliğinin
ilgili düzenlemeleri dikkate alınarak, mevcut haklar günümüz şartlarına uygun
hale getirilmiştir. Şunu hemen belirteyim ki, tüketici hakları korunurken,
getirilen bu düzenlemelerle, aynı zamanda, kaliteli malzeme üreten üreticinin
korunmasına ve haksız rekabetin önlenmesine de önem verilmiştir.
Siz değerli milletvekillerinin görüşmeler
esnasında sağlayacağı katkılara şimdiden teşekkür eder, saygılar sunarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan
kanun tasarısının 3, 15, 16, 17, 22, 24, 25, 30, 32 ve geçici 1 inci maddeleri
üzerinde değişiklik önergeleri verilmiştir; bunu, her iki siyasî partimizin
gruplarına ve Komisyonumuza bildiriyorum.
Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, şimdi, şahsı adına,
Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç konuşacaklardır.
Buyurun Sayın Kılıç. (CHP sıralarından
alkışlar)
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bugün, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Yasa Tasarısını görüşmekteyiz; bu tasarıyla ilgili şahsî
fikirlerimi sunmak üzere söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlamadan önce,
Yüce Heyeti saygılarımla selamlıyorum.
Tüketiciler, piyasa güçleri karşısında,
tek tek zayıf ve güçsüz kaldıklarından, piyasanın aldatıcı, yanıltıcı ve
istismar edici uygulamalarına karşı kendilerini savunabilmek, koruyabilmek ve
seslerini duyurabilmek için bir araya gelerek örgütlenmek zorunda kalmışlardır.
Sanayileşmiş çağdaş Batı ülkelerinde
tüketici hareketleri 1870'li yıllara uzanmaktadır; ancak, ülkemizde
tüketicilerin örgütlenme girişimi 1990'lı yıllarda başlamış olup, henüz
yenidir.
Tüketicinin Korunmasına İlişkin Kanun,
8.9.1995'te yürürlüğe girmiştir. Bu kanun yeni olmasına rağmen, uygulamada
birtakım eksiklikleri görülmüş; ayrıca, ekonomik ve sosyal hayattaki
gelişmelerde ortaya çıkan durumlar karşısında, tüketicileri daha etkin bir
şekilde korumak amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır.
Tasarıyı genel olarak olumlu
karşılamaktayım; ancak, gördüğüm bazı eksiklikleri Yüce Heyetin huzuruna
getirmek istiyorum. Bu eksikliklerin bir tanesi, tasarının 36 ncı maddesindeki
düzenlemedir. Bu maddede, tüketici derneklerinin hazırlayacağı projelerin
destekleneceği belirtilmekteyse de, bu hüküm, açık ve net olmayıp, yürütmenin
takdirine bırakılmıştır. Oysa, uluslararası ve ulusal düzenlemelerde tüketici
örgütlerinin desteklenmesi gerektiği açıkça yer almaktadır. Bu düzenlemeleri
gözden geçirirsek, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 9 Nisan 1985'te, 39/248
sayılı kararla, tüketiciyi koruma ilkelerini kabul etmiştir. Bu ilkelerden
birisinde "hükümetler, tüketici uyuşmazlıklarını adil, süratli ve gayrî
resmî yoldan çözebilecek teşebbüsleri teşvik etmeli, tüketicilere danışmanlık
hizmetleri ve gayri resmî şikâyet usulleri hakkında yardımcı olacak gönüllü
örgütlenmeleri tesis etmelidir" denilmektedir.
Keza, Anayasamızın 172 nci maddesinde
"devlet, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik
eder" amir hükmü yer almaktadır.
Yine, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Yasanın amaç maddesi de, tüketicinin kendilerini koruyucu
girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü
örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek şeklindedir.
İşte, tüm bu düzenlemelere rağmen,
devletin, tüketici örgütlerini destekleme durumu şimdiye kadar yeterince
gerçekleşmemiştir. Ben, bu tüketici örgütlerinin ne zor şartlar altında
çalıştığını yakinen biliyorum; zira, Malatya'da çalışmalarını sürdüren Tüketici
Hakları Derneğinin, yedi yıl, gönüllü hukuk müşavirliğini yaptım; dernek
yöneticilerinin, çok kıt imkânlarıyla, derneğe büro kiralama, büro
malzemelerini temin etme, büroda eleman çalıştırma noktasında ne kadar
sıkıntılar çektiğini bizzat yaşayarak gördüm; ancak, bu dernek, tüm bu
zorluklara rağmen, derneğe intikal eden binlerce tüketici şikâyetini idareye ve
mahkemeye intikal etmeden çözmüş, kapıdan satışlarla ve medya gruplarının kupon
karşılığı vermeyi vaat ettikleri halde vermedikleri mallarla ilgili yüzlerce
dava açılmasında tüketicilere yol gösterme ve dilekçelerini hazırlama
noktasında çok büyük çabalar sarf etmiştir. Yine, yerel TV ve gazetelerde
programlar yaparak ve yazılar yazarak, okullarda konferanslar vererek
vatandaşta tüketici bilincinin oluşması için çalışmıştır. Keza, Türkiye
genelindeki diğer tüm tüketici dernekleri de, aynı çalışmaları, büyük bir
özveriyle sürdürmüşlerdir.
Tüketici örgütlerinin önemi, yasa
tasarısını hazırlayanlar tarafından da anlaşılmış olacak ki, 4077 sayılı
Yasanın 29 uncu maddesinde "Bakanlık bütçesine özel ödenek olarak
kaydedilen tutarlardan bir kısmı, en az beş yıldır faaliyette bulunan ticarî,
siyasî ve idarî kuruluşlardan bağımsız tüketici dernekleri ile bunların
üstkuruluşlarının yapacağı faaliyetleri içeren projelerin desteklenmesinde
kullanılır" düzenlemesi getirilmiştir; ancak, bu düzenlemeyle, tüketici derneklerine
yapılacak ödeneğin miktarı açıkça belirtilmeyip "bir kısmı" ibaresi
yazılarak, ödeneğin miktarı Bakanlığın takdirine bırakılmıştır. Bu ibare
uygulamada sıkıntı yaratacağı gibi, bu derneklerin konumlarıyla da
uyuşmamaktadır; zira, bu dernekler sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum
örgütü olmanın bir gereği olarak, bu örgütlerin bağımsız hareket edebilme
yeteneklerinin kısıtlanmaması amacıyla, her türlü etkiden uzak gelir
kaynaklarına kavuşturulması gerekmektedir. Oysa, yukarıda da belirttiğim gibi,
bu düzenlemeyle tüketici örgütleri hükümetlerin keyfine bırakılmıştır. Halbuki,
tüketici örgütleri, zaman zaman, tüketiciyi korumak amacıyla hükümetlere ve
bakanlıklara karşı da tüketicileri harekete geçirebileceklerdir. Bunun tipik
bir örneği Mercedes davasında gözlenmiştir. Geçmiş hükümet, bu davada, tüketici
derneklerinden ziyade üretici Mercedes Firmasından yana tavır koymuştur; ancak,
gelir olarak Bakanlığın keyfî tutumuna bağlı olunca, idareye karşı zayıf
durumda olacak bu örgütler yeteri kadar mücadele edemeyeceklerdir. İşte, tüm bu
aksaklıkların giderilmesi için tasarıdaki "bir kısmı" ibaresinin
yerine "Bakanlık bütçesine özel ödenek olarak kaydedilen tutarın yüzde
15'i" gibi bir ibarenin yazılması gerekmektedir. Bu derneklere yapılacak
ödemelerin kriterlerinin de ayrı bir yönetmelikle düzenlenmesi gerekmekte.
Tasarıda gördüğüm eksikliklerden bir
tanesi de tasarının geçici 1 inci maddesinin düzenlenmesidir. Tasarının 8 inci
maddesiyle, taksitli satışlarda gecikme faizinin aktî faizin yüzde 30'unu
geçemeyeceği düzenlenmiştir. Keza, yine, tasarının 15 inci maddesiyle, tüketici
kredilerinde de gecikme faizinin aktî faiz oranının yüzde 30'unu geçemeyeceği
belirtildiği halde, bir tasfiye hükmü mahiyetindeki geçici 1 inci maddede,
gecikme faizinin yüzde 50 olarak getirilmiş olması yerinde değildir. Ülkemiz
2001 yılında büyük bir kriz yaşamıştır. Bu krizi çıkaran vatandaş değildir;
ancak, bu kriz nedeniyle pek çok vatandaşımız mağdur olmuştur. Bu kriz
nedeniyle intihar eden, bunalıma giren pek çok vatandaşımız vardır. Bu krizden
etkilenen bankalar da, bu krizin faturasını kendi kredi borçlularına
yüklemişlerdir. Krizden sonra, temerrüt faizini yüzde 500, yüzde 1 000'lere
çıkarmışlardır. İcra takiplerinden yüzde 250 ilâ yüzde 500 faiz talep ederek,
kriz darbesini yiyen vatandaşa bir darbe de bankalar vurmuştur.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu
ile Çukurova Grubu arasında 30.1.2003 tarihinde yapılan sözleşmeyle, Yapı Kredi
Bankası ve Pamukbank nezdindeki alacaklarda çok büyük kolaylıklar
gösterilmiştir. Bu alacaklara üç yıl ana para ödemesi olmadan, libor artı 0,5
faiz gibi düşük bir faiz oranı uygulanmıştır.
Bankalara karşı bu kadar hoşgörülü
davranan hükümetin, kriz mağduru vatandaşlarına da aynı hoşgörüyü göstererek,
daha uygun şartlarla ödeme kolaylığı getirmesi gerekir. Bu nedenlerle, bu
tasarının 8 inci ve 15 inci maddelerine de uyumlu olması bakımından, geçici 1
inci maddedeki "yıllık yüzde 50'yi geçmemek üzere" olan faiz oranının
"yıllık yüzde 30" olarak düzenlenmesi gerekmektedir.
Yine de, tümü itibariyle olumlu bulduğum
bu tasarıya olumlu oy kullanacağımı bildirir; Yüce Heyete saygılarımı sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kılıç.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Maddelerine geçilmesi kabul
edilmiştir.
Şimdi, 1 inci maddeyi okutuyorum:
TÜKETİCİNİN
KORUNMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. - 23.2.1995 tarihli ve 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinde yer alan
"ekonominin gereklerine ve" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz almak isteyen?... Yok.
Teşekkür ederim.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Teşekkür
ederim.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - 4077 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinde yer alan "hukukî işlemi" ibaresi "tüketici
işlemini" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz almak isteyen?... Yok.
2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 2 nci madde
kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. - 4077 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 3. - Bu Kanunun uygulamasında;
a) Bakanlık: Sanayi ve Ticaret
Bakanlığını,
b) Bakan: Sanayi ve Ticaret Bakanını,
c) Mal: Alış-verişe konu olan taşınır
eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda
kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddî
malları,
d) Hizmet: Bir ücret veya menfaat
karşılığında yapılan mal sağlama
dışındaki her türlü faaliyeti,
e) Tüketici: Bir mal veya hizmeti ticarî
veya meslekî olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzelkişiyi,
f) Satıcı: Kamu tüzelkişileri de dahil
olmak üzere ticarî veya meslekî faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan
gerçek veya tüzelkişileri,
g) Sağlayıcı: Kamu tüzelkişileri de dahil
olmak üzere ticarî veya meslekî faaliyetleri kapsamında tüketiciye hizmet sunan
gerçek veya tüzelkişileri,
h) Tüketici işlemi: Mal veya hizmet
piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki
işlemi,
ı) İmalatçı-Üretici: Kamu tüzelkişileri de
dahil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal
veya hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine
kendi ayırt edici işaretini, ticarî markasını veya unvanını koyarak satışa
sunanları,
j) İthalatçı: Kamu tüzelkişileri de dahil
olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya
hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını yurt dışından getirerek satışa
sunan gerçek veya tüzelkişiyi,
k) Kredi veren: Mevzuatları gereği
tüketicilere nakit kredi vermeye yetkili olan banka, özel finans kuruluşu ve
finansman şirketlerini,
l) Reklam veren: Ürettiği ya da
pazarladığı malın/hizmetin tanıtımını
yaptırmak, satışını artırmak veya imajını yaratıp güçlendirmek amacıyla
hazırlattığı, içinde firmasının ya da mal/hizmet markasının yer aldığı reklamları yayınlatan, dağıtan ya da başka yollarla
sergileyen gerçek ya da tüzelkişiyi,
m) Reklamcı: Ticarî reklam ve ilanları
reklam verenin duyduğu ihtiyaç doğrultusunda hazırlayan ve reklam veren adına
yayınlanmasına aracılık eden ticarî
iletişim uzmanı gerçek ya da tüzelkişiyi,
n) Mecra kuruluşu: Ticarî reklam veya
ilanı hedef kitleye ulaştıran iletişim kanallarının ya da her türlü aracın
sahibi, işleticisi veya kiralayıcısı olan gerçek veya tüzelkişiyi,
o ) Teknik düzenleme: Bir ürünün ve
hizmetin, ilgili idarî hükümler de dahil olmak üzere, özellikleri, işleme ve
üretim yöntemleri, bunlarla ilgili terminoloji, sembol, ambalajlama,
işaretleme, etiketleme ve uygunluk değerlendirilmesi işlemleri hususlarından
biri veya birkaçını belirten ilgili
Bakanlık tarafından Resmi Gazetede yayımlanarak mecburi uygulamaya
konulan standartlar dahil olmak üzere uyulması zorunlu olan her türlü
düzenlemeyi,
p) Tüketici örgütleri: Tüketicinin
korunması amacıyla kurulan dernek, vakıf veya bunların üst kuruluşlarını,
İfade eder."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutup,
oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
61 sıra sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü
maddesiyle değiştirilen 4077 sayılı Kanunun "Tanımlar" başlıklı 3
üncü maddesinin (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
"d) Hizmet: Bir ücret veya menfaat
karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti (bankacılık,
sigortacılık ve diğer malî sektör faaliyetleri dahil)"
|
|
Mehmet
Emir Murat Bilgiç |
Ömer
Abuşoğlu |
Mehmet
Ceylan |
|
|
Isparta |
Gaziantep |
Karabük |
|
|
|
Taner
Yıldız |
|
|
|
|
Kayseri |
|
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN
(İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bilgiç?.. Yok.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının 3 üncü maddesinin (d) bendindeki hizmet tanımı,
her türlü hizmet faaliyetini içerecek şekilde genişletilmiştir. Bu tanımın
kapsamına malî piyasalarda gerçekleştirilen devlet tahvili, hazine bonosu,
hisse senedi ve yatırım fonları gibi sermaye piyasası araçlarının alımı ile
bankalarda ve özel finans kurumlarında mevduat ve katılım hesabı açtırılması da
dahil bütün bankacılık ve sigortacılık faaliyetlerine yönelik her türlü iş ve
işlem de doğal olarak dahildir.
Ancak, bu konuları düzenleyen özel
kanunların bulunması nedeniyle malî piyasalarda gerçekleşen işlemlerden dolayı
zarara uğrayan tüketiciler, 4077 sayılı Kanunun sağladığı koruma imkânlarından
yararlandırılması konusunda tereddütler yaşanmaktadır.
Oysa, günümüzde, tüketici, sadece sosyal
ve kültürel değil, aynı zamanda ekonomik gereksinmelerini kullanan ya da
bunlardan yararlanan kişi, kurum ve aile kabul edilmektedir. Tüketici,
yaşamını, varlığını ve faaliyetini sürdürebilmek için bir mal veya hizmet
edinip kullanan veya bunlardan yararlanan her varlıktır. Tasarruflarını
koruyabilmek için sermaye piyasası araçlarını satın alan veya malî piyasalarda
herhangi bir işlem yapan ya da banka ve özel finans kurumlarında hesap açtıran
ya da sigorta şirketleriyle sigorta sözleşmesi akdedenlerin de tüketici
sayılmaları gerektiğine kuşku yoktur.
Yukarıda sayılan nedenlerle, yasa
tasarısının 3 üncü maddesinin (d) bendindeki hizmet tanımı her türlü hizmet
faaliyetini içerecek şekilde genişletilmekle birlikte, özellikle malî sektörde
yaşanan ve malî sektörce sunulan hizmetlerden yararlanan ve yaklaşık olarak
toplam işlem hacmi içinde yüzde 80'lik bölümü oluşturan malî piyasa
işlemlerinde tüketicileri kanun kapsamı dışında tutmaya yönelik eğilimler
nedeniyle maddede açıkça zikredilmesi zorunluluğu doğmaktadır.
BAŞKAN -Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 3 üncü madde
kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, kanun tasarısının
bundan sonraki maddelerini sayın üyenin yerinde oturarak okuması hususunu
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4. - 4077 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Ayıplı Mal
Madde 4. - Ambalajında, etiketinde,
tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya
satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde
tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da
tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği
faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler
içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.
Tüketici, malın teslimi tarihinden
itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu
durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle
değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme
haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine
getirmekle yükümlüdür.Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı
malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer
mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına
da sahiptir.
İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acenta,
ithalatçı ve 10 uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer
alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden
olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar
müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu
sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Bu madde ile ayıba karşı sorumlu
tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse,
ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın
tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre
konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır. Ayıplı malın neden olduğu
her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına
tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden
başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden
satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden
yararlanılamaz.
Ayıplı malın neden olduğu zararlardan
sorumluluğa ilişkin hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek satın alınan
mallar hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz.
Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da
ambalajına, imalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla
okuyabileceği şekilde "özürlüdür" ibaresini içeren bir etiket
konulması zorunludur. Yalnızca ayıplı mal satılan veya bir kat ya da reyon gibi
bir bölümü sürekli olarak ayıplı mal satışına, tüketicinin bilebileceği şekilde
tahsis edilmiş yerlerde bu etiketin konulma zorunluluğu yoktur. Malın ayıplı
olduğu hususu, tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde
gösterilir.
Güvenli olmayan mallar, piyasaya özürlüdür
etiketiyle dahi arz edilemez. Bu ürünlere, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik
Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun hükümleri uygulanır.
Bu hükümler, mal satışına ilişkin her
türlü tüketici işleminde de uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 4 üncü madde
kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5. - 4077 sayılı Kanuna 4 üncü
maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
"Ayıplı Hizmet
MADDE 4/A. - Sağlayıcı tarafından bildirilen
reklam ve ilanlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen
nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı
bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya
ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler,
ayıplı hizmet olarak kabul edilir.
Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten
itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür.
Tüketici bu durumda, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp
oranında bedel indirimi haklarına sahiptir. Tüketicinin sözleşmeyi sona
erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirim ile
yetinilir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 4 üncü maddede
belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. Sağlayıcı, tüketicinin
seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.
Sağlayıcı, bayi, acenta ve 10 uncu
maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren, ayıplı hizmetten ve ayıplı
hizmetin neden olduğu her türlü zarardan ve tüketicinin bu maddede yer alan
seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Sunulan hizmetin ayıplı
olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Daha uzun bir süre için garanti verilmemiş
ise, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile ayıplı hizmetten dolayı yapılacak
talepler hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayıplı
hizmetin neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç
yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak, sunulan hizmetin ayıbı, tüketiciden
sağlayıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden
yararlanılamaz.
Ayıplı hizmetin neden olduğu zararlardan
sorumluluğa ilişkin hükümler dışında, ayıplı olduğu bilinerek edinilen
hizmetler hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz.
Bu hükümler, hizmet sağlamaya ilişkin her
türlü tüketici işleminde de uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 5 inci madde
kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6. - 4077 sayılı Kanunun 5 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 5. - Üzerinde
"numunedir" veya "satılık değildir" ibaresi bulunmayan bir
malın; ticarî bir kuruluşun vitrininde, rafında veya açıkça görülebilir
herhangi bir yerinde teşhir edilmesi halinde satıcı bu malların satışından kaçınamaz.
Hizmet sağlamada da haklı bir sebep
olmaksızın kaçınılamaz.
Aksine bir teamül, ticarî örf veya adet
yoksa, satıcı bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmetin kendisi
tarafından belirlenen miktar, sayı veya ebat gibi koşullara ya da başka bir mal
veya hizmetin satın alınmasına bağlı kılamaz.
Diğer mal satışı ve hizmet sağlama
sözleşmelerinde de bu hüküm uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 6 ncı madde
kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7. - 4077 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Sözleşmedeki Haksız Şartlar
Madde 6. - Satıcı veya sağlayıcının
tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların
sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek
biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız
şarttır.
Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu
her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir.
Eğer bir sözleşme şartı önceden
hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici
içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği
kabul edilir.
Sözleşmenin bütün olarak
değerlendirilmesinden, standart
sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli
unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin
kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez.
Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart
şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir.
6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A
maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az
oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ve sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması
durumunda eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik satıcı veya
sağlayıcı tarafından derhal giderilir.
Bakanlık standart sözleşmelerde yer alan
haksız şartların tespit edilmesine ve bunların sözleşme metninden
çıkartılmasının sağlanmasına ilişkin usul ve esasları belirler."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 7 nci madde
kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8. - 4077 sayılı Kanuna 6 ncı
maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 6/A maddesi eklenmiştir.
"Taksitle Satış
MADDE 6/A. - Taksitle satış, satım
bedelinin en az iki taksitle ödendiği ve malın veya hizmetin sözleşmenin
düzenlendiği anda teslim veya ifa edildiği satım türüdür.
Taksitle satış sözleşmesinin yazılı
şekilde yapılması zorunludur. Sözleşmede bulunması gereken asgari koşullar
aşağıda gösterilmiştir:
a) Tüketicinin ve satıcı veya sağlayıcının
isim, unvan, açık adresleri ve varsa erişim bilgileri,
b) Malın veya hizmetin Türk Lirası olarak
vergiler dahil peşin satış fiyatı,
c) Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek
Türk Lirası olarak toplam satış fiyatı,
d) Faiz miktarı, faizin hesaplandığı
yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını
geçmemek üzere gecikme faizi oranı,
e) Peşinat tutarı,
f) Ödeme planı,
g) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki
sonuçları.
Satıcı veya sağlayıcı, bu bilgilerin
sözleşmede yer almasını sağlamak ve taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bir
nüshasını tüketiciye vermekle yükümlüdür. Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli
evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için
ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi
takdirde, kambiyo senedi geçersizdir.
Taksitle satışlarda; tüketici, borçlandığı
toplam miktarı önceden ödeme hakkına sahiptir. Tüketici aynı zamanda, bir
taksit miktarından az olmamak şartıyla bir veya birden fazla taksit ödemesinde
bulunabilir. Her iki durumda da satıcı, ödenen miktara göre gerekli faiz
indirimini yapmakla yükümlüdür.
Satıcı veya sağlayıcı, taksitlerden
birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep
etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak satıcının veya sağlayıcının bütün
edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az
iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi ve ödenmeyen taksit toplamının satış
bedelinin en az onda biri olması halinde kullanılabilir. Ancak satıcının veya
sağlayıcının bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta süre vererek
muacceliyet uyarısında bulunması gerekir.
Sözleşme şartları tüketici aleyhine hiçbir
şekilde değiştirilemez."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. 8 inci
madde kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 9. - 4077 sayılı Kanuna 6/A
maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 6/B maddesi eklenmiştir.
"Devre Tatil
MADDE 6/B. - Devre tatil sözleşmeleri, en
az üç yıl süre için yapılan ve bu süre zarfında yıl içinde, belirli veya
belirlenebilecek ve bir haftadan az olmayacak bir dönem için bir veya daha
fazla sayıdaki taşınmazın kullanım hakkının devri ya da devri taahhüdünü içeren
ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu, yazılı sözleşme ya da
sözleşmeler grubudur.
Devre tatil sözleşmelerine ilişkin usul ve
esasları Bakanlık belirler."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. 9 uncu
madde kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 10. - 4077 sayılı Kanuna 6/B
maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 6/C maddesi eklenmiştir.
"Paket Tur
MADDE 6/C. - Paket tur sözleşmeleri;
ulaştırma, konaklama ve bunlara yardımcı sayılmayan diğer turistik hizmetlerin
en az ikisinin birlikte, her şeyin dahil olduğu fiyatla satılan veya satış
taahhüdü yapılan ve hizmeti yirmidört saatten uzun bir süreyi kapsayan veya
gecelik konaklamayı içeren ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunlu,
önceden düzenlenmiş yazılı sözleşmelerdir.
Paket tur sözleşmelerine ilişkin usul ve
esasları Bakanlık belirler."
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. 10 uncu madde
kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 11. - 4077 sayılı Kanunun 7 nci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 7. - Kampanyalı satış, gazete,
radyo, televizyon ilanı ve benzeri yollarla tüketiciye duyurularak düzenlenen
kampanyalara iştirakçi kabul edilmesi ve malın veya hizmetin daha sonra teslim
veya ifa edilmesi suretiyle yapılan satımdır.
Kampanyalı satışlar Bakanlığın izni ile
yapılır. Bakanlık hangi tür satışların izne tabi olacağını, ön ödeme, taksit
miktarı, teslim süresi, üretici firma garantisi, yatırılacak teminat ile
kampanyalı satışlarda uyulması gereken usul ve esasları tespit eder.
İlan ve taahhüt edilen mal veya hizmetin
teslimatının veya ifasının hiç ya da gereği gibi yapılmaması durumunda, satıcı,
sağlayıcı, bayi, acenta, imalatçı-üretici, ithalatçı ve 10 uncu maddenin
beşinci fıkrasına göre kredi veren
müteselsilen sorumludur.
Tüketici kampanyadan ayrılmaya karar
verdikten sonra kampanyayı düzenleyen, mal veya hizmetin tüketiciye teslim
tarihini geçmemek şartıyla tüketicinin o ana kadar ödediği tüm bedeli ödemekle
yükümlüdür.
Kampanyayı düzenleyen, kampanyalı
satışlarda düzenlenecek yazılı sözleşmede, 6/A maddesinin ikinci fıkrasında
belirtilen bilgilere ek olarak "kampanya bitiş tarihi" ve "mal
veya hizmetin teslim veya yerine getirilme tarih ve şekli"ne ilişkin bilgileri de içeren sözleşmenin bir
nüshasını tüketiciye vermek zorundadır.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, ön
ödeme tutarı, mal veya hizmetin satış bedelinin yüzde kırkından fazla olamaz.
Kampanyalı satışlarda malın teslim ya da
hizmetin ifa süresi on iki ayı aşamaz. Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar
için bu süre otuz aydır.
Tüketicinin ödemeye ilişkin tüm edimlerini
yerine getirmesi durumunda, malın teslimi ya da hizmetin ifası, ödemenin
bitimini takiben en geç bir ay içinde yapılmak zorundadır.
Kampanyalı taksitle satışlarda 6/A maddesi
hükümleri de uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, 11 inci madde kabul
edilmiştir.
Şimdi, 12 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 12. - 4077 sayılı Kanunun 8 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 8. - Kapıdan satış; işyeri,
fuar, panayır gibi satış mekanları dışında yapılan satımlardır.
Bakanlık, kapıdan satış yapacaklarda
aranılacak nitelikleri, bu Kanuna tabi olan ve olmayan kapıdan satışları ve
kapıdan satışlara ilişkin uygulama usul ve esaslarını belirler.
Bu tür satışlarda; tüketici, teslim aldığı
tarihten itibaren yedi gün içinde malı kabul etmekte veya hiçbir gerekçe
göstermeden ve hiçbir yükümlülük altına girmeden reddetmekte serbesttir.
Hizmetlerin satımında ise bu süre, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren
başlar. Bu süre dolmadan satıcı veya sağlayıcı, kapıdan satış işlemine konu mal
veya hizmet karşılığında tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını
veya borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez. Satıcı, cayma
bildirimi kendisine ulaştığı andan itibaren yirmi gün içerisinde malı geri
almakla yükümlüdür.
Tüketici, malın mutat kullanımı sebebiyle
meydana gelen değişiklik ve bozulmalarından sorumlu değildir.
Taksitle yapılan kapıdan satışlarda 6/A maddesi, kampanyalı kapıdan satışlarda 7
nci madde hükümleri ayrıca uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, 12 nci madde kabul
edilmiştir.
Saat 19.00; çalışma süremiz burada
doluyor.
Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla
görüşmek için, 6 Mart 2003 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 18.58