DÖNEM
: 22 CİLT : 4 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
30 uncu Birleşim
4 . 2 . 2003 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kars Milletvekili Zeki Karabayır'ın,
Kars İlinin ekonomik sorunlarına ve Sarıkamış kayak tesislerine ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul
Yalçınbayır'ın cevabı
2.- İstanbul Milletvekili Bülent Hasan
Tanla'nın, dünya kamuoyunun olası Irak savaşı hakkındaki yaklaşımına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul
Yalçınbayır'ın cevabı
3.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Faruk
Bayrak'ın, Habur gümrük kapısına alternatif gümrük kapılarına ve Suriye ile
sınır ticaretinin geliştirilmesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- İzmir Milletvekili Ali Rıza Bodur ve
24 milletvekilinin, Tarişbank'ın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devrinin ve
satışının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/36)
2.- Zonguldak Milletvekili Harun Akın ve
22 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumunun sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/37)
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Çorum Milletvekili Murat Yıldırım'ın
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin
önergesi (4/13)
2.- Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz
Demir'in Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden
çekildiğine ilişkin önergesi (4/14)
3.- Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın
(6/71), (6/72) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi
(4/15)
4.- Manisa Milletvekili Ufuk Özkan'ın,
(6/113), (6/114), (6/115) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin
önergesi (4/16)
IV. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Kars Milletvekili Yusuf Selahattin
Beyribey'in, Çıraklık Eğitimi Merkezlerindeki öğrencilerin sigorta primlerine
ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/63)
2.- İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay'ın,
seralarda kullanılan elektriğin tarifesine ve tarımsal sulama kaynaklı elektrik
borçlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi ve
yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/65)
3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in,
esnaf ve sanatkârlara kefalet kooperatifleri aracılığı ile kullandırılan
Halkbank kredilerine ilişkin Devlet Bakanından (Ali Babacan) sözlü soru
önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/67)
4.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in,
esnaf ve sanatkârların kredi ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi ve
yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/68)
5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in,
esnaf ve sanatkârlara kefalet kooperatifleri aracılığı ile kullandırılan
Halkbank kredilerinin kullanım şartlarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali
Babacan) sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması
(6/69)
6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
işsizlik sigortası ödemelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
sözlü soru önergesi ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul
Yalçınbayır'ın cevabı (6/73)
7.- Balıkesir Milletvekili Ali Kemal
Deveciler'in, zeytin hastalık ve zararlılarıyla mücadele çalışmalarına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami Güçlü'nün cevabı (6/74)
8.- Balıkesir Milletvekili Ali Kemal
Deveciler'in, zeytin alanlarının hayvanlardan korunmasına ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami
Güçlü'nün cevabı (6/75)
9.- Balıkesir Milletvekili Ali Kemal
Deveciler'in, devlet tasarrufundaki zeytin ekolojisine dahil alanlardaki üretim
faaliyetlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (6/76)
B) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun,
1950-2002 yılları arasında Karayolları
Genel Müdürlüğünün gelirleri, harcama tutarı ve yapılan yollara,
-Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü'nün;
Şarköy-Karıştıran yol yapım çalışmalarına,
İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı (7/71, 72)
2.- Çorum Milletvekili Feridun
Ayvazoğlu'nun, Çorum'da üniversite kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/78)
3.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, zorunlu tasarrufların nemalandırılmasına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Ali Babacan'nın cevabı (7/82)
4.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, Aydın-Denizli karayolu ihalesine ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı (7/83)
5.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun
bilgi edinme hakkını düzenleyecek yasa çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/93)
6.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam
Kesimoğlu'nun, Millî Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilâtında vekaleten görev yapan
bürokratların atanmasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun
cevabı (7/97)
7.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın,
Şanlıurfa TEDAŞ'ta çalışan bir mühendisin öldürülmesi olayına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/103)
8.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in,
İzmir'deki bir alışveriş merkezinin imar planına ilişkin sorusu ve Bayındırlık
ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı (7/105)
9.- Ankara Milletvekili İsmail
Değerli'nin, Mamak Belediyesinin bazı faaliyetlerine ilişkin sorusu ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/106)
10.- Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, Millî Eğitim Vakfına ait bir araca ve bir ders kitabında geçen bir
ifadeye ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı (7/112)
11.- Erzincan Milletvekili Erol
Tınastepe'nin, çiftçi ve besicilerin sorunlarına ilişkin sorusu ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/113)
12.- Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, pamukta prim ve çekirdeksiz kuru üzümde destek uygulaması yapılıp
yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı
(7/115)
13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Yılmazcan'ın, Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ve Ekinözü ilçelerinde polis
teşkilatı kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu'nun cevabı (7/119)
14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Yılmazcan'ın, Kahramanmaraş'taki otoyol ve bağlantı yolları çalışmalarına
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in cevabı (7/120)
15.- Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın,
Bodrum'daki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/124)
16.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın,
İzmir'in bazı ilçelerinde tabiî afetten zarar gören çiftçilere yapılacak
yardıma ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
(7/125)
17.- Tokat Milletvekili Orhan Ziya
Diren'in, Yeşilırmak ıslah çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı (7/130)
18.- Tekirdağ Milletvekili Enis
Tütüncü'nün, buğday tohumu ve zirai ilaçlara ilişkin sorusu ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/137)
19.- Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, tarımsal kooperatiflerin kredilendirilmesine ilişkin sorusu ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/139)
20.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın,
özel dershane ve kurslarla ilgili gündemdışı konuşma istemine ilişkin sorusu ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın cevabı (7/169)
V.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
ÖNGÖRÜŞMELER
1.- Konya Milletvekili Özkan Öksüz ve 22
milletvekilinin, Tuz Gölündeki kirlenmenin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/5)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.10'da açıldı.
Kocaeli Milletvekili Salih Gün'ün,
içerisinde bulundukları malî sıkıntıların giderilmesi için tüm belediyelere
yardım yapılması gerektiğine ilişkin gündemdışı konuşmasına, İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu,
Tunceli Milletvekili Hasan Güyüldar'ın,
Pülümür depreminde bir okulun hasar görmesi nedeniyle şahsıyla ilgili olarak
basında yer alan haberlere ve Tunceli İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen,
Cevap verdiler;
Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan,
Palandöken Dağı kayak merkezinin yerine kurulması planlanan kış sporları turizm
merkezinin önemine ve Erzurum İlinin kültür ve turizm potansiyelinin harekete
geçirilmesi için yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
4792 sayılı Vergi Barışı Kanununun bir
defa daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve 22 arkadaşının, sosyal güvenlik kurumlarının sorunlarının araştırılarak
sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı bir yapı ve işleyişe kavuşturulması için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/33),
Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 27
arkadaşının, ülkemizdeki ulaşım sistemlerinin mevcut durumunun ve yol açtığı
sorunların araştırılarak öncelikli, ekonomik ve güvenli ulaşım politikalarının
belirlenmesi (10/34),
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 19
arkadaşının, Tekel'in özelleştirilmesinin doğuracağı sonuçların araştırılması
(10/35),
Amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergeleri okundu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve
öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Millî Savunma,
Dışişleri,
Plan ve Bütçe,
İnsan Haklarını İnceleme,
Komisyonlarında boş bulunan ve Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubuna düşen üyeliklere, Gruplarınca aday gösterilen
milletvekilleri seçildiler.
Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan:
Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere
geri gönderilen, Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve
Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 2.1.2003
tarihli ve 4779 sayılı Kanunun (1/432) (S. Sayısı : 37) görüşmeleri, komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi;
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş
Milletler Sözleşmesinin (1/309) (S. Sayısı : 29),
Türkiye Cumhuriyeti ile Hırvatistan
Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının (1/313) (S. Sayısı : 30),
İhale Biriminin Kurulması ile Ulusal Fonun
Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zabıtlarının (1/314) (S. Sayısı : 31),
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş
Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına
Karşı Protokolün (1/315) (S. Sayısı : 32),
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş
Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk
Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin
Protokolün (1/316) (S. Sayısı : 33),
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarılarının görüşmeleri tamamlandı, elektronik cihazla yapılan açık
oylamalardan sonra, kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.
4 Şubat 2003 Salı günü saat 15.00'te toplanmak
üzere, birleşime 18.52'de son verildi.
|
Yılmaz
Ateş |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mevlüt
Akgün |
Mehmet
Daniş |
|
|
Karaman |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No. : 43
II. - GELEN KÂĞITLAR
3 . 2 . 2003 PAZARTESİ
Tasarılar
1. - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı (1/521) (Plan ve Bütçe ve Adalet Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.1.2003)
2. - İş Mahkemeleri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/522) (Adalet
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.1.2003)
3. - Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/523)
(Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.1.2003)
4. - Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/524)
(Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 31.1.2003)
Teklifler
1. - Ankara Milletvekili
Ersönmez Yarbay'ın; Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/59) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 24.1.2003)
2. - Antalya
Milletvekilleri Fikret Badazlı, Mehmet Dülger, Mevlüt Çavuşoğlu, Osman Akman
ile Burhan Kılıç'ın; Antalya İli Kale İlçesinin Adının "Demre" Olarak
Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/60) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi : 27.1.2003)
3. - İzmir Milletvekili
Ahmet Ersin'in; İzmir İlinde Karabağlar Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun
Teklifi (2/61) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi : 28.1.2003)
4. - İzmir Milletvekili
Ahmet Ersin'in; İzmir İlinde Yeşilyurt Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında
Kanun Teklifi (2/62) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi : 28.1.2003)
5. - Balıkesir
Milletvekilleri Ali Kemal Deveciler ile Orhan Sür'ün; Balıkesir İlinde Altınova
Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/63) (İçişleri ve Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.1.2003)
6. - Balıkesir
Milletvekilleri Ali Kemal Deveciler ile Orhan Sür'ün; Balıkesir İlinde
Altınoluk Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/64) (İçişleri ve
Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.1.2003)
7. - İstanbul
Milletvekili Birgen Keleş'in; 4722 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 10. Maddesinin 1 ve 2. Fıkralarında Değişiklik
Yapılmasına, 10. Maddenin 3. Fıkrasının Madde Metninden Çıkartılmasına İlişkin
Kanun Teklifi (2/65) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.1.2003)
8. - Ordu Milletvekilleri
Kazım Türkmen, İdris Sami Tandoğdu ile 94 Milletvekilinin; Yükseköğretim
Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/66) (Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
28.1.2003)
9. - Ankara Milletvekili
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu ve 72 Milletvekilinin; Refik Saydam Aşı-Serum
Enstitüsünün Kuruluşuna Dair Kanun Teklifi (2/67) (Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.1.2003)
10. - Yalova Milletvekili
Muharrem İnce'nin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/68) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
11. - Antalya Milletvekilleri
Osman Kaptan, Atilla Emek, Osman Özcan, Tuncay Ercenk, Feridun F. Baloğlu,
Hüseyin Ekmekçioğlu ve Nail Kamacı'nın; Antalya İli Kale İlçesinin Adının Demre
Olarak Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/69) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
12. - Mardin Milletvekili
Muharrem Doğan ve 38 Milletvekilinin; Bazı İllerde Yaşayan Çiftçiler ile Mezra
ve Köylerinde Oturanların Elektrik Borçlarının Affı Hakkında Kanun Teklifi
(2/70) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
Raporlar
1. - Taşınmaz Mal
Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanuna Bazı Maddeler
Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/393) (S. Sayısı
: 40) (Dağıtma tarihi : 3.2.2003) (GÜNDEME)
2. - Kaçakçılığın Men ve
Takibine Dair Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/397) (S. Sayısı: 41) (Dağıtma tarihi :
3.2.2003) (GÜNDEME)
3. - Uyuşturucu
Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/398) (S. Sayısı : 42)
(Dağıtma tarihi : 3.2.2003) (GÜNDEME)
4. - Harp Akademileri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ve Millî Savunma Komisyonları Raporları (1/334) (S. Sayısı :
44) (Dağıtma tarihi : 3.2.2003) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Şanlıurfa
Milletvekili Sabahattin Cevheri'nin, Şanlıurfa il sınırlarındaki otoyol
projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/156)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
2. - Zonguldak
Milletvekili Nadir Saraç'ın, Devrek-Ereğli Karayolu Projesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/157) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
3. - Hatay Milletvekili
Züheyir Amber'in, ihale ilanlarının yerel basında yayımlanmasına ilişkin Maliye
Bakanından sözlü soru önergesi (6/158) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
4.
- Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin'in, bir Başbakanlık müşavirinin bir şirketin
yönetim kurulu başkanı olduğu
iddiasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/159) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
5. - Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü'nün, Tekirdağ'daki Kültür Merkezi Projelerine
ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru
önergesi (6/160) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
6. - Balıkesir
Milletvekili Orhan Sür'ün, AKP Genel Başkanı hakkında verilen beraat kararının
Hazine avukatlarınca temyiz edilip edilmediğine ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/161) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
7. - Muğla Milletvekili
Ali Arslan'ın, Göcek Tüneli Projesine ve Muğla'nın bölünmüş yol programındaki
yerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/162)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
8. - Denizli Milletvekili
Mehmet Uğur Neşşar'ın, bazı üst düzey bürokrat atamalarına ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/163) (Başkanlığa geliş tarihi
: 30.1.2003)
9. - Denizli Milletvekili
Mehmet Uğur Neşşar'ın, bazı üst düzey bürokrat atamalarına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/164) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
10. - Muğla Milletvekili
Fahrettin Üstün'ün, zeytin hastalıkları ile mücadele çalışmalarına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/165) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
11. - Muğla Milletvekili
Fahrettin Üstün'ün, fıstık çamı üreticilerinin sorunlarına ilişkin Orman
Bakanından sözlü soru önergesi (6/166) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
12. - Antalya
Milletvekili Osman Kaptan'ın, yeni Kaş Devlet Hastanesi Projesi ile Kale
ve Finike'deki uzman doktor ihtiyacına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/167) (Başkanlığa geliş tarihi
: 30.1.2003)
13. - Antalya
Milletvekili Osman Kaptan'ın, Finike-Kale Karayolunun yenilenmesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/168) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
14. - Antalya
Milletvekili Osman Kaptan'ın, Finike-Elmalı Karayolu Projesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/169) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
15. - Antalya
Milletvekili Osman Kaptan'ın, Antalya-Gazipaşa İçmesuyu Projesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/170) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
16. - Antalya
Milletvekili Osman Kaptan'ın, Antalya-Konya karayolu Büyükalan mevkiinin 2003
yılı yatırım programına alınıp alınmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından sözlü soru önergesi (6/171) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Konya Milletvekili
Atilla Kart'ın, Seydişehir Alüminyum Tesislerinin Modernizasyonu Projesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/178) (Başkanlığa geliş tarihi :
30.1.2003)
2. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, Olağanüstü Hal Bölge Valilerinin bazı yetkilerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/179) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.1.2003)
3. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, Olağanüstü Hal Bölge Valiliğinin yerleşim yerleri
ile ilgili yetkilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/180)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
4. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, olağanüstü hal döneminde meydana gelen ölüm
olaylarına ve saldırılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/181) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
5. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, Olağanüstü Hal Bölgesindeki uygulamalardan dolayı
AİHM'e yapılan başvurulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/182) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
6. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, olağanüstü hal döneminde işkence ve kötü muamele
ile terör suçlarından yargılananlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/183) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
7. - Diyarbakır
Milletvekili Mesut Değer'in, olağanüstü hal döneminde meydana gelen ölüm
olaylarına ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/184)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
8. - İzmir Milletvekili Hakkı
Ülkü'nün, satılan Gaziemir Sosyal Konutlarının tapusunun ne zaman verileceğine
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/185)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
9. - Muğla Milletvekili
Fahrettin Üstün'ün, Muğla bağlantılı bazı yolların bölünmüş yol projesine
alınıp alınmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/186) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.1.2003)
10. - Tekirdağ
Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un, Tekirdağ'daki kültür merkezi projelerine ilişkin
Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/187) (Başkanlığa geliş tarihi :
30.1.2003)
No.: 44
4. 2. 2003 SALI
Raporlar
1. - Türk Ceza Kanunu ile
Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/304) (S. Sayısı: 43) (Dağıtma tarihi: 4.2.2003)
(GÜNDEME)
2. - Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/345) (S. Sayısı: 45) (Dağıtma tarihi: 4.2.2003) (GÜNDEME)
3. - Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sivil Havacılık
İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/346) (S. Sayısı: 46) (Dağıtma
tarihi: 4.2.2003) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Antalya Milletvekili
Tuncay Ercenk'in, zorunlu tasarruf nemalarının ne zaman ödeneceğine ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/172) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
2. - Yalova Milletvekili
Muharrem İnce'nin, Yalova'da yapılan kalıcı konutların yer tespitine ilişkin
Bayındırlık ve İskan Bakanından sözlü soru önergesi (6/173) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31.1.2003)
3. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun, sayısal loto sisteminin bakım-onarım ücretine ilişkin Maliye
Bakanından sözlü soru önergesi (6/174) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
4. - İstanbul
Milletvekili İsmet Atalay'ın, BDDK ile Çukurova Grubu arasında yapılan
protokole ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/175) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31.1.2003)
5. - Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt'ün, çiftçilerin faiz borçlarının silinip silinmeyeceğine ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/176) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
6. - Antalya Milletvekili
Osman Kaptan'ın, Antalya İlinin hastane ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından
sözlü soru önergesi (6/177) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
7. - İzmir Milletvekili
Hakkı Ülkü'nün, Milli Emlak Genel Müdürlüğüne devredilen milletvekili
lojmanlarına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/178) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.1.2003)
8. - İzmir Milletvekili
Hakkı Ülkü'nün, milletvekili lojmanlarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanından sözlü soru önergesi (6/179) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
9. - Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt'ün, Çukurova Grubunun borcuna uygulanan ödeme planına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif Şener) sözlü soru önergesi
(6/180) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
10. - Zonguldak
Milletvekili Harun Akın'ın, elektrik sayaçlarıyla ilgili uygulamalara ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/181) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.1.2003)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük'ün, İGSAŞ'ın doğalgazının kesilmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/188) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
2. - İzmir Milletvekili
Oğuz Oyan'ın, Irak'a muhtemel müdahale öncesi sivil savunma hizmetlerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/189) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31.1.2003)
3. - İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, kamu kurum ve kuruluşlarında faaliyet
gösteren derneklere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/190)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
4. - İstanbul
Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci'nin, İran'dan ithal edilen doğalgaza ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/191) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.1.2003)
5. - İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Bakanlar Kurulunun AKP Genel Merkezinde
yaptığı toplantıya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/192) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.1.2003)
6. - İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, KİPTAŞ konutlarının hak sahiplerine ne
zaman teslim edileceğine ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi
(7/193) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2003)
7. - Ankara Milletvekili
Salih Kapusuz'un, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna ilişkin Devlet Bakanından
(Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/194) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.1.2003)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. - İzmir Milletvekili
Ali Rıza Bodur ve 24 milletvekilinin, Tarişbank'ın Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonuna devrinin ve satışının araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/36) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.1.2003)
2. - Zonguldak
Milletvekili Harun Akın ve 22 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü Kurumunun
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.1.2003)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
4 Şubat
2003 Salı
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
30 uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, üç değerli arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Sarıkamış kayak
tesisleri hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Zeki Karabayır'a aittir.
Buyurun Sayın Karabayır. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kars
Milletvekili Zeki Karabayır'ın, Kars İlinin ekonomik sorunlarına ve Sarıkamış
kayak tesislerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır'ın cevabı
ZEKİ KARABAYIR (Kars) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bana tanınan bu kısa zaman dilimi içerisinde, Kars
İlimizin içerisinde bulunduğu ağır ekonomik koşulları ve önemli gördüğüm birkaç
hususu dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Uzun yıllardan beri, Doğu Anadolu
Bölgesinin eğitim düzeyi en yüksek insanlarının yaşadığı, tarım ve hayvancılık
sektörlerinin ileri bir düzeyde olduğu ve bu sektörlerde önemli bir katma değer
yaratan Kars İli, son yıllarda uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık
politikaları sonucunda, bugün, artık, kişi başına düşen 712 dolarlık millî
geliriyle gelişmişlik sıralamasında 73 üncü olarak, büyük kentlere göç veren
illerin başında yer almaktadır. Bu tablo, Kars'ın ve Karslımızın kaderi
değildir, olmamalıdır.
Öncelikle, şunu memnuniyetle belirteyim
ki, ülkemiz ve Kars İlimize önemli faydalar sağlayacak, Kars-Tiflis demiryolu
hattı, hükümetimiz tarafından 2003 Yılı Yatırım Programına dahil edilmiştir. Bu
memnuniyet verici gelişmenin devam etmesi gerekir; çünkü, serhat şehrimizle
ilgili olumsuz tablonun bir an önce düzeltilebilmesi için, Kars-Tiflis
demiryolu hattının gerçekleşmesinin yanında, tarım ve hayvancılık sektörünün
yeniden canlandırılması, şartların oluşması halinde doğu sınır kapısının
açılması, tarımsal sulamada ve içmesuyu ihtiyacının karşılanmasında önemli bir
açığı kapatacak Bayburt Barajının ve sağlık sorunlarını azaltacak devlet
hastahanesi inşaatının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
belirttiğim sorunların çözümü için kaynak kıtlığı ve bütçe olanakları bahane
olarak gösterilebilir; ancak, bu olumsuz şartlara ve imkânsızlıklara bağlı
olmayan, sadece ihmal edildiği ve gereği yapılmadığı için, istenen faydanın
elde edilemediği sahalarımız da mevcuttur. Bunun en bariz örneği de Sarıkamış
kayak tesisleridir.
Birinci Dünya Savaşında şehit düşen 90 000
vatan evladını bağrında barındıran, birçok ailenin askerlik hatıralarında
yerini alan Sarıkamış, Kars-Erzurum kara ve demiryolları üzerinde kurulu,
tarihî bir ilçemizdir. Her gün İstanbul'dan Ankara bağlantılı uçak seferleri
olup, Kars Havaalanına 45 kilometre mesafededir.
2 750 metre rakımda çam ağacının yetiştiği
nadir yerlerden biri olan, tabiat güzelliği, soğuk ve şifalı suları, ormanı,
kar kalitesi ve tarihî geçmişiyle insanı büyüleyen, her yıl Türkiye Kayak
Şampiyonasına ev sahipliği yapan Sarıkamış, bırakın Türkiye'yi, dünyada eşine
az rastlanan bir yöremizdir.
Insburg ve Davos'la kıyasladığında hiçbir
noksanlığı olmayan, hatta, artıları olan Sarıkamış'ta 2 kayak tesisi mevcuttur.
Bunlardan birincisi, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünce 1956 yılında yapılan
Osman Yüce Kayak Merkezidir. Burası, Türkiye'nin ilk kayak müsabakalarının
yapıldığı yerdir. İkincisi, Sarıkamış Sarıçam kayak tesisleridir.
Değerli arkadaşlar, özellikle
dikkatlerinizi bu bölüme çevirmek istiyorum: Sarıkamış'taki bu kayak tesisi,
saatte 2 500 kişi kapasiteli, bilgisayar donanımlı, telesiyej sistemi ve toplam
pist uzunluğu bakımından Türkiye'nin birinci, dünyanın üçüncü kayak tesisi olma
özelliğini taşıyor. Yine dikkatinizi çekmek isterim ki, Türkiye'nin Insburg'u
olarak bilinen bu pisti diğer pistlerden ayıran en önemli özelliği, bölgeye
yağan karın cinsi ve doğal güzelliğidir. Kayak sporu için elverişli ve sadece
Alplerde olan sabit kristal kar, Sarıkamış'ta da bulunmaktadır. Yılın büyük bir
bölümü güneşli geçmesine rağmen, kar, ilk yağdığı günkü özelliğini kaybetmiyor.
Kayak pistlerinde çığ tehlikesi de yoktur. Sarıçam ormanlarıyla kaplı olduğu
için, rüzgâra karşı da korunaklıdır.
Eminim ki, siz değerli milletvekili
arkadaşlarım dahil, halkımızın tamamına yakını bunları bilmemektedir; çünkü,
bugüne kadarki hükümetler döneminde ilgili bakanlıklar ve kurumlar tarafından
gerekli tanıtım yapılmamış ve gereken önem verilmemiştir. Hatta, âdeta ambargo
konulmuş gibi, gazete, dergi ve televizyonlarda kayak merkezleri için verilen
haberlerde dahi tüm kayak merkezleriyle ilgili kar kalınlıkları, otellerin
doluluk oranları verilirken, Sarıkamış'tan hiç bahsedilmemesini anlamak mümkün
değildir.
Bir başka sitemim de Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğüne ve Kayak Federasyonu Başkanlığınadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karabayır, sözlerinizi
tamamlamanız için eksüre veriyorum; buyurun.
ZEKİ KARABAYIR (Devamla) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Konuyu araştırırken, Kayak Federasyonu
Başkanlığınca hazırlanan internet sitesine girdim; on yıl önceki bilgiler
mevcut. Sarıkamış Sarıçam tesisleriyle ilgili bilgiler burada yok; yani,
dünyanın üçüncü kayak merkezinin bilgileri mevcut değil.
Bu arada memnuniyetle ifade etmek
istiyorum ki, konuyla ilgili, Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Ali Şahin Beyle
yaptığım görüşmede, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde yeniden yapılanma
çalışmalarını başlattıklarını, bu tür sorunların kısa zamanda çözümleneceğini
ifade etmişlerdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; "her gördüğünüz karlı tepe bir petrol kuyusudur, yeter ki
işlenebilsin" atasözüne sahip Avusturya'nın turizm gelirlerinin yüzde
84'ü, kış turizmi ve bu turizme bağlı mekanik tesislerden elde edilen gelire
bağlıdır. Oysa, Sarıkamış'ın şartları, turizm için söz konusu bu ülkeden daha
ileri bir düzeydedir.
Kış turizmi için bu kadar önemli
özelliklere sahip yörenin unutulması veya unutturulmasına, ilgisiz kalınmasına,
gelişen turizm hareketlerinden mahrum bırakılmasına, herhalde, Sayın Turizm
Bakanımızın gönlü razı olmaz; çünkü, bu güzel doğa cennetimizde kış turizminin
canlandırılmasında, bu yöremizin Türkiye'ye ve dünyaya tanıtılmasında
kendilerinin doğrudan sorumlulukları vardır.
Yörede konaklama tesisleri arzu edilen
düzeyde olmamasına rağmen, özel sektöre ait 132 yatak kapasiteli bir otel, özel
idarenin bir evi ve ilçe içerisinde oteller mevcuttur. Yine, özel sektör
tarafından yaptırılan 250 odalı, beş yıldızlı otel halen yüzde 75 seviyelerinde
olup, ekonomik kriz sebebiyle inşaatı durdurulmuştur. Ayrıca, birçok özel
sektör temsilcisi, yine, ileriki tarihlerde otel inşaatlarına başlayacaklarını
ifade etmişlerdir.
Sonuç olarak, başta Turizm Bakanımızdan,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünden, konuyla ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan,
bu kayak merkezinin yeterince tanıtılması ve henüz tamamlanmamış konaklama
tesislerinin de bir an önce bitirilmesi konusunda gerekli gayretin
gösterilmesini talep eder, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın
Karabayır.
Efendim, hükümet?.. Buyurun Sayın Bakanım.
Gündemdışı konuşmaya, Başbakan Yardımcımız
Sayın Yalçınbayır cevap verecektir; buyurun efendim.
Süreniz 20 dakikadır.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kars
Milletvekilimiz Zeki Karabayır'ın, Sarıkamış kayak tesisleri hakkında
konuşmasına cevaben söz almış bulunuyorum; hepinize sevgi, saygı, barış ve mutluluk
dileklerimi sunuyorum.
Turizm sektörü açısından Kars İlinin özel
önemi var. İpekyolu üzerinde bulunan Kars, tarihî ve doğal kaynaklar yönünden
oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Ancak, özellikle, kırsal kesimlerde
yeterli altyapının olmaması, bu konuda da gelişimi engellemiştir. Kars İli
içinde yatırım önceliklerinin sıralanmasında Ani'de ve Kars Kalesi çevresinde
yapılacak düzenlemeler birinci sırayı almaktadır.
Sayın milletvekilimizin konuşmasının
konusu olan Sarıkamış Kış Sporları Turizm Merkeziyle ilgili şunları arz etmek
isterim: Turizm Bakanlığınca turizm merkezi ilan edilerek, turizmin
çeşitlendirilmesi ve bütün yıla yaygınlaştırılması ilkesine uygun olarak planlı
bir şekilde geliştirilmesi planlanan 13 kış sporları merkezinin en önemli
zincirlerinden birisi Uludağ, diğerleri Kartalkaya, Ilgaz, Erciyes, Palandöken
ve Sarıkamış'tır.
Sarıkamış kayak merkezine ilişkin 1/25 000
ölçekli çevre düzeni planı 1991'de onaylanmış ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu uyarınca turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Bakanlıkça hazırlanan
1/1 000 ölçekli uygulama imar planı 1991'de belediyece onaylanmış, onaylı
planlar, çeşitli derecelerden geçtikten sonra, birinci etap, saatte 1 800 kişi
kapasiteyle 1993 yılında ve 2 450 metre uzunluğunda olan ikinci etap ise 1995
yılında tamamlanmıştır; ancak, devam eden yatırımlar için yeterli kaynağın
olmaması nedeniyle imar planının revizyonu gerekli görülmüş ve 1/25 000 ölçekli
çevre düzeni plan değişikliğiyle 1/1 000 ölçekli nazım imar planı değişikliği
Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca 2001'de onaylanmıştır. Söz konusu planlara
uygun olarak hazırlanan uygulama imar planı ise 28.8.2001 tarihinde onaylanmış
olup, 52 adet turizm tesis alanında 7 800, 28 adet pansiyon alanında 975 olmak
üzere 8 775 yatak kapasitesi öngörülmüştür; ayrıca, 2 adet günübirlik tesis
alanı planlanmıştır.
İmar uygulaması için 2001 yılı
bütçesinden, maalesef, 20 milyar lira Kars Valiliğine gönderilebilmiştir.
Bakanlığımızın malî katkısı uygulamanın tüm malî yükünü karşılayacak büyüklükte
olmayıp, belediye ve valilikçe katkı sağlanarak, gerçekleştirilmesi
beklenmektedir. Bakanlığımız bütçe olanakları çerçevesinde ayrıca katkı
sağlanmasına çalışılacaktır.
Bakanlığımızca, Avusturyalı uzmanlarla
birlikte Sarıkamış İlçesinin kış turizmi potansiyeli değerlendirilerek,
hazırlanan Sarıkamış çevre düzeni planı kapsamında, kar kalitesi açısından
dünyanın sayılı potansiyel kayak alanlarına sahip Sarıkamış'ta, Cıbıltepe kayak
merkezine ek olarak, potansiyel, Çamurludağ ve Balıklıdağ mevkilerinde de,
kayak alanları ve mekanik tesis hatları açısından etüt çalışmalarının yapılması
öngörülmektedir. Bu amaçla, yöre yatırımcıları, bu işin uzmanı yabancı yatırım
firmalarınca yapılan etüt bedelini üstlenmişler; ancak, ekonomik kriz nedeniyle
bugüne kadar gerçekleştirilmesi mümkün olamamıştır. 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Yasası ve bu yasanın 8 inci maddesine istinaden çıkarılan ve 1983 tarihinde
yürürlüğe giren Kamu Arazisinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında
Yönetmelik hükümleri çerçevesinde, Kars İli Süphan, Cıbıltepe, Balıklıdağ,
Çamurludağ turizm merkezi, çeşitli tarihlerde Resmî Gazete ve bazı günlük
gazetelerde ilan edilerek, üç adet kamu arazisi tahsisi kamuya duyurulmuş ve
yapılan değerlendirmeler sonucu tahsis işlemleri gerçekleştirilmiştir. Tahsisli
üç firmadan biri olan Başkent İnşaat ve Ticaret AŞ yatırımı tamamlayarak,
Bakanlığımıza turizm işletme belgesi müracaatında bulunmuş olup, komisyonda üç
yıldızlı otele dönüşmesi kararı onaylanmıştır, tesis işletmededir.
Sarıkamış'taki tesislerle ilgili, altyapı
durumuna bakıldığında; telesiyej tesisi itibariyle, Sarıkamış kayak merkezinde
yer alan telesiyej tesisi iki aşamalı olarak ele alınmıştır. Birinci aşamada, 1
430 metre uzunluğundaki 1 400 kişi/saat kapasiteli telesiyej tesisi 1993
yılında tamamlanmıştır. Bu tesis Avusturya firması tarafından yaptırılmış ve
yaklaşık 27 milyara -1993 fiyatlarıyla- mal olmuştur. İkinci kısım telesiyej
tesisinin hat uzunluğu ise 2 450 metre olup, taşıma kapasitesi saatte 800
kişidir. Bu bölümün ihalesi Temmuz 1995'te, yine, aynı Avusturya firmasınca
yapılmış, tesisin maliyeti yaklaşık 150 milyara çıkmıştır ve 1996 tarihinde
geçici kabulü yapılarak işletmeye alınmıştır.
Elektrik olarak, kayak merkezinde 2 adet,
400 kilovatlık trafo tesis edilmiş olup, mevcut enerji nakil hatları ve
trafolardan, mekanik tesisler ve halen hizmette olan günübirlik hizmet binası
ile Başkent AŞ'ye ait Çam-Kar Oteli yararlanmaktadır. Bakanlığımızdan
gönderilen toplam 141 milyar ödenekle, 5 megavat gücünde regüleli ve lojmanlı,
12 hücreli trafo merkezi inşaatı tamamlanmak üzeredir, 2002 kış sezonuna
yetiştirilmek üzeredir.
Karayolu bağlantısı ve içyolların yapımı,
Karayolları Bölge Müdürlüğünce gerçekleştirilmiştir. Güzergâh çalışması ve
sanat yapıları inşaatı ile yolların stabilize ve asfaltlama çalışmaları
tamamlanmıştır. 1993 yılı fiyatlarıyla, 5 milyar harcama yapılmıştır.
İçmesuyu: Planlama sahasında öngörülen
konaklama ve günübirlik alanların ihtiyacı için 500 metreküplük depo 1994
yılında tamamlanmış ve gerekli su, Sarıkamış ana deposundan temin edilmiştir;
ancak, Sarıkamış İlçesinde su ihtiyacının artmasından dolayı yeterli su
temininde zorluklar olduğu bilinmektedir. Halen işletmede olan günübirlik
hizmet binası, yöredeki doğal kaynakları kullanmaktadır.
İçmesuyu isale hattı 5 000 metre olup,
inşaat tamamlanmıştır. İçmesuyu deposu, kanalizasyon, kolektör hattı ve
içmesuyu isale şebeke inşaatı, toplam
olarak, 1993 yılı birim fiyatlarıyla yaklaşık 5 milyara ihale edilmiştir. İşin tamamı 1994'te
tamamlanmıştır. 1994 yılından beri toprak altındaki bu imalatların yıpranması,
1998 yılına kadar -yatırımcıların olmamasından dolayı- sistemin kullanılmaması
ve mücbir sebeplerden dolayı hatların yer yer arızalanması nedeniyle,
kullanımda problemler olduğu bilinmektedir.
Kanalizasyon hattı inşaatı: Kanalizasyon
kolektör hattı, yaklaşık 3 500 metre olup, Sarıkamış kanalizasyon şebekesine
bağlanmıştır. Kanalizasyon şebekesinin yapımı veya ana kolektöre tesis
bağlantıları, yabancı firmalar tarafından yapılacaktır.
Günübirlik tesis: Bakanlığımızca
yaptırılmış olan tesis, 350 kişi kapasiteli olup, 1993 yılı fiyatlarıyla 777
000 000'dur. Tesiste içme ve kullanma suyu altyapı şebekelerine bağlantı olup,
hidrofor ve kalorifer tesisatı bulunmaktadır. Toplam inşaat alanı 653 metrekare
olup; günübirlik tesis, bodrum, zemin ve çatı katı olmak üzere üç kattan
oluşmaktadır. Bodrum katında bekçi odası, revir, kazan dairesi, mekanik
tesisler, malzeme deposu ve bakım atölyesi yer almaktadır.
Mekanik tesislerin ve altyapı tesislerinin
işletilmesi; yapımı 1994 yılında tamamlanan altyapı tesisleri ile telesiyej ve
günübirlik tesisleri, Kars Valiliği bünyesinde kurulan Kar-Sar-Tur AŞ (Kars İli
Tarihî ve Doğal Çevresi Sarıkamış Sarıçam Kayak Tesisleri Düzenleme, Bina ve
Altyapı Yapım İşletme ve Turizm AŞ) tarafından 1994 tarihinden itibaren
işletilmektedir. İşletmenin bu şirkete verilmesiyle, tesislerin korunması,
bakım ve onarımının yapılması amaçlanmaktadır.
Bu şirketin kuruluş aşamasındaki hisse
dağılımı; yüzde 75 Kars İl Özel İdaresi; Sarıkamış Belediye Başkanlığı,
Sarıkamış Kaymakamlığı, Kars Belediye Başkanlığı, Gençlik ve Spor Vakfı
şeklindedir; ancak, Kars İl Özel İdaresinin yüzde 75'lik hissesinin yüzde
60'lık kısmının, Kars Valiliğinin 28.8.1998 tarihli talep yazısı ve Maliye
Bakanlığının uygun görüşüyle yöredeki tahsisli firmalara devriyle, şirket
unvanının Kar-Sar-Tur AŞ olarak değiştirilmesi Bakanlığımızca uygun
görülmüştür.
Sonuç olarak; şirketin ortaklık durumu,
Kars İl Özel İdaresi yüzde 15, Sarıkamış Belediyesi yüzde 10, Sarıkamış
Kaymakamlığı Yörelere Hizmet Götürme Birliği, Kars Belediye Başkanlığı, Gençlik
ve Spor Vakfı, Topraktur -hissesi yüzde 24'tür- Doğu Holding -hissesi yüzde
16'dır- Kartaş, Başkent şeklinde oluşmuştur.
Mevcut altyapıların ve mekanik tesislerin
işletmesinin, Bakanlığımız denetiminde, yatırımcılar tarafından profesyonelce
yapılmasında yarar görülmektedir.
Bilgilerinize arz olunur.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci
söz, dünya kamuoyunun olası Irak savaşına yaklaşımı hakkında söz isteyen,
İstanbul Milletvekili Bülent Tanla'ya aittir.
Buyurun Sayın Tanla.
Süreniz 5 dakika. (CHP sıralarından
alkışlar)
2 .-
İstanbul Milletvekili Bülent Hasan Tanla'nın, dünya kamuoyunun olası Irak
savaşı hakkındaki yaklaşımına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır'ın cevabı
BÜLENT HASAN TANLA (İstanbul) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; olası Irak savaşı konusunda uluslararası GALLUP
kuruluşunun gerçekleştirdiği dünya kamuoyu araştırma sonuçlarını sizlerle
değerlendirmek ve bu konudaki görüşlerimi açıklamak üzere, gündemdışı söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sonuçlar, Washington'un, dünya kamuoyu
savaşını kaybettiğini göstermektedir. Amerika'nın Irak'a karşı tasarladığı
askerî harekât gerçekleşirse, hiç kuşkusuz, insanlık tarihine, modern çağın
ahlakî, hukukî ve siyasî gerekçesi olmayan bir savaşı olarak geçecektir.
Amerika'nın Irak'a olası harekâtının bu olumsuz nitelikleri o denli tartışmasız
ve açık ki, dünyadaki birçok devlet ve din adamı, yazar ve düşünür bu
çılgınlığa karşı çıkıyor; aynı nedenle, tüm İslam ve Arap dünyası da bu savaşa
"hayır" diyor. Daha önemlisi, ocak ayının 20'sinde ünlü GALLUP
araştırma kuruluşu tarafından, Arjantin'den Uganda'ya, Belçika'dan Pakistan'a,
Avustralya'dan Fransa'ya, Filipinler'den Kenya'ya, İngiltere'ye kadar 5 kıtada
36 ülkede gerçekleştirilen araştırma sonuçlarında yatmaktadır. Bu araştırma
sonuçları, ülke halklarının ezici çoğunluğunun bu savaşa karşı çıktığını
göstermektedir.
Arkadaşlar, anketin ortaya koyduğu
gerçekler şunlardır:
1- Ülke
kamuoylarının genel olarak yüzde 50'sinden fazlası, izlenen Amerikan
dışpolitikasının kendi ülkelerinin aleyhine olduğu kanaatindedir.
2- Yine
aynı ülke kamuoylarının yüzde 60'ından fazlası, önümüzdeki bir ay içinde,
Amerika'nın Irak'a karşı kesin bir askerî müdahale gerçekleştireceğine
inanmaktadır.
3- Kamuoylarının
ortalama yüzde 50'si, Irak'a bir askerî harekâta hiçbir koşulda olumlu bakmadığını,
yüzde 30'u ise ancak Birleşmiş Milletler kararından sonra olumlu bakabileceğini
ifade etmektedir.
4- Kamuoylarının
ortalama yüzde 60'ından fazlası, kendi ülkelerinin, Amerika'nın Irak'a karşı
başlattığı harekâtı desteklemediğini; ancak yüzde 25 düzeyinde bir kesimin
desteklediğini göstermektedir.
Arkadaşlar, görüleceği üzere, sonuçlara
göre, Amerika, hukukî, siyasî ve ahlakî hiçbir dayanağı bulunmayan, haksız bir
savaşa odaklanmış tutumuyla, dünyadaki itibarını, demokratik değerlerini ve
uygarlığını tehlikeye atmaktadır.
Söz konusu araştırmanın daha çarpıcı
biçimde ortaya koyduğu diğer bir husus da, Amerika'nın, savaşı kazansa bile,
kamuoyu savaşını dünya nezdinde kaybettiği noktasıdır; yani, Amerika, kamuoyu
nezdinde, dünyadaki savaşı kaybetmiş gözükmektedir.
Şimdi, bu
durumun nedenlerine bir bakalım: Amerika, sahip olduğu büyük gücün
sarhoşluğu ve 11 Eylül saldırısından kaynaklanan öfkesiyle, dünyayı avucunun
içindeymiş ve onu kendi keyfine göre şekillendirme hakkına sahipmişçesine hareket
ediyor. Washington, bu hareket tarzını, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin
1441 sayılı Kararına karşı takındığı tutumla da ortaya koyuyor. Amerika, söz
konusu 1441 sayılı Karara ilişkin çalışmalar sırasında, Irak'ın anılan karara
uymaması halinde, bu ülkeye karşı otomatik güç kullanılması yetkisini de
içermesi için büyük çaba gösterdi; fakat, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
daimî üyeleri böyle bir hükmün kararda yer almasını kabul etmediler. Başkan Bush
"ulusa sesleniş" konuşmasında, Amerika'nın 5 Şubatta Güvenlik
Konseyini toplantıya davet ettiğini ve ellerinde bu toplantıya sunacakları yeni
belgeler olduğunu da bildirdi. Mevcut 1441 sayılı Karardan sonra, Birleşmiş
Milletler hukukî meşruiyeti sağlayacak yeni bir karar almadan, Irak'a Amerika
tarafından yapılacak bir harekât, gayriahlakî, gayrihukukî ve gayrimeşru olur,
insanlık vicdanını derinden yaralar ve tarihe de böyle geçer.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
savaştan en fazla zarar görecek ülke, Irak'tan sonra Türkiye olacaktır. Savaş,
acı demektir. Dünyada güçlü ve zengin ülkeler, her zaman barış ve mutluluk
içinde yaşıyorlar; ama, savaşanlar, ölenler ve mutsuzlar ise hep yoksullar ve
güçsüzler oluyor. Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarım,
Türkiye, bu yanlış oyunun içinde rol almamalıdır. Biz savaş istemiyoruz; şayet,
sizler de istemiyorsanız tavrınızı açık ve net olarak ortaya koymalısınız.
RESUL TOSUN (Tokat) - İki hafta önce
tavrımızı ortaya koyduk Sayın Tanla.
BÜLENT HASAN TANLA (Devamla) -
"Sürükleniyoruz" söylemiyle sorumluluktan kurtulamazsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Size, eksüre veriyorum Sayın
Tanla, sözlerinizi tamamlayın.
BÜLENT HASAN TANLA (Devamla) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Türkiye'yi savaşa sürüklemeyiniz. Bunun
nasıl olacağını öğrenmek istiyorsanız, İsmet Paşa'yı okumalısınız, okuduysanız
bir kere daha okumalısınız.
Adalet ve Kalkınma Partisine oy vererek
sizi iktidar yapan seçmenlerinizin yüzde 70'inin savaşa karşı olduğunu ve
Amerika'nın Irak'a yapacağı bu harekâtın desteklenmemesini istediğini biliyor
musunuz? Sizin seçmeninizin de şiddetle savaşa karşı çıktığının ve Amerika'nın
bu savaşta Türkiye tarafından desteklenmemesini istediğinin altını tekrar
çiziyorum.
Türkiye, Amerikan askerlerinin, toprakları
üzerinden Irak'a geçmesine izin vermemeli, limanlarını kullandırmamalı ve
Amerikan uçaklarına Irak'ı bombalamaları için alanlarını açmamalıdır. Bu
durumda, Silahlı Kuvvetlerimizin ulusal onurumuzu, ulusal kimliğimizi ve ulusal
çıkarlarımızı koruyarak, savunma amaçlı davranması doğaldır. Bir ülke, sadece
askerî gücüyle savaşmaz; coğrafyasıyla da düşmanlık yapabilir, savaşabilir.
Türkiye, bu, gayriahlakî, gayrihukukî ve
gayrimeşru savaşa taraf olarak, insanlık vicdanı ve tarih önünde Amerika'nın
suç ortağı durumuna düşmemelidir.
Teşekkür eder, saygılarımı sunarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tanla.
Bu konuda görüşlerini arz etmek üzere,
hükümet adına Başbakan Yardımcımız Sayın Ertuğrul Yalçınbayır; buyurun Sayın
Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Tanla'ya, dünya kamuoyu
yoklamaları konusunda verdikleri bilgiler için teşekkür ederiz. Türkiye'deki
kamuoyu yoklamaları da, savaşın istenmediğini göstermektedir.
Savaşı hiç kimse istemiyor, savaşı biz
istemiyoruz; biz, barışı, sonuna kadar, son damlasına kadar savunuyoruz. Bütün
girişimlerimiz bunun üzerine olmuştur ve yine, biz, barış için fevkalade
umutluyuz. Savaşın yaklaştığı an, belki, barış şansının en çok olduğu andır.
Biz, savaşla ilgili senaryolar üzerinde
konuşmadık. Biz, bütün satıhlarda, bütün konuşmalarımızda, barışı ve
uluslararası hukukun meşruiyetini söyledik. Uluslararası hukukun meşruiyeti,
savaşı zorlaştıran en önemli şarttır. Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade
ettiler, Sayın Başbakanımız da, Sayın Genelkurmay Başkanımız da; hepimiz,
uluslararası hukukun meşru kılmadığı halin savaş sebebi sayılamayacağını, asker
göndermeyle ilgili olsun, asker bulundurmayla ilgili olsun, bu şartın mutlak
surette tahakkukunu beklediğimizi ifade ettik. Sadece bu şartın tahakkuku dahi,
savaş için bir neden değildir. Bunlar, etraflıca Türkiye Büyük Millet
Meclisinde konuşulacaktır, gruplar görüşlerini çok daha geniş zaman dilimi
içerisinde ortaya koyacaklardır. Biz, bütün dünyadaki örgütlenmelerin içine
barış için girdik ve biz, barış için varız. Yurtta sulh, cihanda sulh... Eğer,
bizim, herhangi bir şekilde, Meclis kararıyla herhangi bir yere girmemiz söz
konusu olursa -ki, bu, ancak Meclis kararıyla olabilir- ancak ve ancak zaruret
miktarıncadır ve kendi güvenliğimizle ilgilidir, savaşmak için değil.
Hepinize teşekkürlerimi sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü
söz, Habur Gümrük Kapısına alternatif gümrük kapıları ve Suriye'yle sınır
ticaretinin geliştirilmesi konusunda söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Sayın
Mehmet Faruk Bayrak'a aittir.
Buyurun Sayın Bayrak. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
3.-
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Faruk Bayrak'ın, Habur gümrük kapısına alternatif
gümrük kapılarına ve Suriye ile sınır ticaretinin geliştirilmesine ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı
MEHMET FARUK BAYRAK (Şanlıurfa) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; çok önemli gelişmelerin yaşandığı ve
hiçbirimizin istemediği halde yüz yüze olduğumuz bir savaş gerçeğinin eşiğinde,
bölgemizi ve ülkemizi çok yakından ilgilendirdiğine inandığım bir konuda
gündemdışı söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, Yüce Meclisimizi
saygıyla selamlıyorum.
Şırnak İlimizin Silopi İlçesi hudutlarında
yer alan ve Irak'a açılan tek kapımız olan Habur gümrük kapısının, bölgemiz ve
ülkemiz adına, geçmişte ve bugün ifa etmiş olduğu görev çok önemlidir. On yıl
önce yaşadığımız Körfez krizi öncesi binlerce insana iş ve onbinlerce insana da
ekmek kapısı olan Habur, hem o dönemde hem de on yıldan bu yana ekonomimizi
felç eden ambargo döneminde, sürekli sorunlar ve yetersizlikler yaşamıştır.
Ticarete açık olduğu dönemde de yetersiz
olan ve kilometrelerce kamyon kuyruklarıyla sık sık gündeme gelen Habur gümrük
kapımızın, yüz yüze olduğumuz Irak savaşı gerçeğiyle birlikte yeniden gündeme
gelmesi ve ülkemizin sınır ticareti konusunda sıkıntı yaşaması adına
alternatifler aranması gerekmektedir.
Bu konuda, yıllardır yapılan çalışmaları,
yazışmaları, meydana gelen gelişmeleri, bölge ve ülke gerçeklerini göz önüne
aldığımızda karşımıza çok önemli bir alternatif çıkmaktadır; bu da, Suriye'ye
açılan Akçakale gümrük kapısıdır. 57 nci hükümet döneminde de dile getirilen ve
birçok aşamadan geçtikten sonra, binaları yapılma aşamasına gelen Akçakale
gümrük kapısı, bugün, bütün gerekliliği ve gerçekliğiyle önümüzde durmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bütün çıplaklığıyla yaşadığımız ve kaçınılmaz sonuyla bugünlerde gündemimizde
olan savaş gerçeğinin belki de en önemli nüanslarından biri, Habur gümrük
kapısı ve burada yaşayacağımız sıkıntılardır. Bölgemizin gerçekleri, ülkemizin
çıkarları ve insanımızın arayışları adına bu soruna bir çözüm bulmamız ve
Habur'a alternatif gümrük kapılarını realize ederek, ülkemizi bu çıkmazdan
kurtarmamız gerekmektedir. Habur'a alternatif olabilecek kapılarımız arasında
Nusaybin, Ceylanpınar, Akçakale, Mürşitpınar ve Karkamış bulunmaktadır; ancak,
Habur'a ilave olarak düşünülecek kapının, aynı zamanda, Kuzey Irak'ta sorunlar
yaşandığı zaman Habur'a alternatif oluşturması gerekmektedir. İşte bu mantıkla
bölgeyi değerlendirdiğimizde, karşımıza Akçakale gümrük kapısı gerçeği
çıkmaktadır.
Elimdeki haritada da işaretlendiği gibi,
Şanlıurfa, Akçakale, Rakka, Deyrizor yoluyla, 36 ncı paralelin güneyinde,
Irak'ın Ebu Kemal El Kaim kapısına çıkılmaktadır. Bu yol, aynı zamanda, GAP master planında tarımsal ihraç merkezi
olarak öngörülen Şanlıurfa'nın Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Suudî
Arabistan gibi Ortadoğu ülkelerinin de dışsatım karayolu olacaktır. Bilindiği
gibi, bu yol, terör ve coğrafik yapı itibariyle sorunsuz bir bölgeden
geçmektedir. İşte, GAP master planına uygun olarak Şanlıurfa'nın tarımsal ihraç
merkezi olabilmesi, bölge kentlerimizin canlı bir sınır ticareti yapabilmeleri,
Suriye üzerinden hem Irak'a hem de diğer Ortadoğu ülkelerine ulaşılabilmesi,
Akçakale sınır kapısının, bir an önce, birinci sınıf bir uluslararası gümrük
kapısı olarak faaliyete geçirilmesiyle mümkündür.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Cumhurbaşkanı Sayın Beşşar Esad'ın göreve gelmesinden sonra, ülkemizin dostu
olduğunu bildiğimiz Sayın Başbakan Muhammed Mustafa Miro'nun da olumlu
yaklaşımları paralelinde, hükümetimizin gerçekçi ve sonuç alıcı girişimleriyle,
Suriye ile son dönemde çok sıcak ilişkiler geliştiriyoruz. Böylece hem ülkemiz
adına çok anlamlı ve faydalı olan bu gelişmeye katkıda bulunacak ve
dostluğumuzu sınır ticaretiyle geliştirecek, Suriye üzerinden Ortadoğu'ya mal
satabilecek hem halkımıza yeni iş ve ekmek kapıları bulmuş olacak hem de
alternatifsiz gibi görünen Irak'a ulaşabilme yolunu yeniden açmış olacağız.
Akçakale gümrük kapısının ve az önce arz ettiğim ticaret yolunun önemi burada
yatmaktadır.
21 inci Dönem Parlamentomuzda da, bu konu
sık sık gündeme getirilmiş, dönemin Şanlıurfa milletvekilleri başta olmak
üzere, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası ve Şanlıurfa Valiliği ile diğer bütün
ilgililer konuyu araştırmış; Devlet Planlama Teşkilatı, Millî Savunma
Bakanlığı, gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı da dahil olmak üzere, herkes,
Akçakale sınır kapısının birinci sınıfa yükseltilerek eksiklerinin giderilmesi
ve hizmete açılması konusunda görüş birliğine varmıştır. Bu maksatla, 60 dönüm
arsa tahsis edilmiş, gümrük binalarının da özel idarece yapılabileceği
belirtilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın
Sayın Bayrak.
MEHMET FARUK BAYRAK (Devamla) - Akçakale
gümrük kapısının fizikî yapılarının mahallî destekle il özel idaresince
yapılması, yürürlüğe giren İhale Yasası nedeniyle artık, mümkün olmamaktadır.
Bu sebeple, hükümetimizin, konuya bir an önce el atarak gerekli girişimlerde
bulunması ve Akçakale gümrük kapısının alternatif kapı olarak hızla devreye
sokulması, bölgemiz, ülkemiz, Suriye'yle geliştirilen ilişkilerimiz ve
hepsinden de önemlisi insanımız adına şarttır, gereklidir ve acildir.
Akçakale gümrük kapısının 1 inci sınıf bir
gümrük kapısı olarak uluslararası geçişlere açılmasıyla çok önemli
kazanımlarımız olacaktır. Dikkat edilirse, biz, Habur sınır kapısı kapatılsın
veya ortadan kaldırılsın demiyor; aksine, Habur'un yükünü azaltacak, oradaki
yetersizlikleri aşacak, bugünkü gibi sıkıntılı günlerde çaresiz olmadığımızı
gösterecek bir alternatifi gündeme getiriyoruz.
Bu arada, Devlet Bakanımız Sayın Kürşad
Tüzmen Beyin, Suriye'ye son gezisinde ortaya attığı "sınır ticaret
bölgeleri" kavramını da bu paralelde destekleyen önemli bir proje olan
Akçakale gümrük kapısının bütün detaylarıyla uygun olduğu ve çok kısa sürede
hayata geçirilebileceğini anlatmaya çalışıyoruz.
Bu arada, Akçakale gümrük kapısında fiilen
yaşanan bir sıkıntıya da değinerek sözlerimi tamamlıyorum. Bölgemiz insanının
şu anda tek ekmek kapısı olan bavul ticaretiyle ilgili çok önemli sıkıntılar ve
zorluklar yaşanmaktadır. Yıllardır ekonomik kriz ve sıkıntılarla aç ve çaresiz
olan bizim insanımızın yapabildiği yegâne işlerden birisi de bavul ticaretidir.
Bu konuda mini bir düzenleme yapılarak fatura tasdik yetkisinin kapıya; yani,
oradaki gümrük müdürlüğüne verilmesi hem yasal açıdan bir rahatlama sağlayacak
hem de vatandaşımızı yaşadığı sıkıntılardan kurtaracaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
GAP'taki tarımsal üretimin değerlendirilmesi, sınır ticaretimizin
geliştirilmesi, Ortadoğu'da ülkemiz adına daha etkili bir ekonomik altyapının
oluşturulması adına çok önemli bir fırsat olarak değerlendirdiğimiz Akçakale
gümrük kapısı gerçeğinin hükümetimiz tarafından hemen ele alınacağına ve
gereğinin yerine getirileceğine inanıyor; bu vesileyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayrak.
Şimdi, hükümet adına Devlet Bakanımız
Sayın Kürşad Tüzmen Beyefendi cevap vereceklerdir; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakika.
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa Milletvekilimiz Faruk Bayrak
Beyin yaptığı gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere kürsüye geldim.
Habur kapısı, tabiî, bugün, Irak'la olan
ticaretimiz için aslında çok önemli nitelikte bir kapı. Biliyorsunuz, geçmişte
50 000 000 dolarlar seviyesinde olan bir ticaret rakamından, yapılan çalışmalar
sonucu, 1999 yılında Irak'a ihracatımız 247 000 000 dolara gelmişti. Yine, 2000
ve 2001'de, çok yoğun çalışmalar sonucu, bu ihracat rakamımız 750 000 000 dolar
seviyesine geldi. Daha sonra, 2002 yılında, özellikle mart ayından sonra
yaşanan sıkıntılardan dolayı, aralığa kadar düşüş yaşandı ve bu dönemde, 2002
yılında 463 000 000 dolarlık bir ihracat gerçekleşti. Hükümetimiz iş başına
geldikten sonra, yoğun temaslarımız sonucu, yine ihracatta önemli bir ivme
kazanıldı ve baktığımız zaman, en son yaptığımız Irak seyahatinde, Birleşmiş
Milletler Petrol Karşılığı Gıda Programının içerisinde, yaklaşık 700 000 000
dolarlık bir kontrat imzalanıp geldi.
Tabiî, kapının, günde yaklaşık 800
araç/gün olan kapasitesi, fizikî imkânsızlıklar nedeniyle daha fazlasına izin
vermiyor, çalışmalar devam ediyor, otomasyona tam anlamıyla geçildi; ancak,
biz, alternatif değil de, bu kapıyı destekleyecek diğer kapıların yapılmasını
hep gündeme getirmiştik.
Tabiî, aslında, 1996'dan bu yana ikinci
bir kapı teklifi var; ama, iki taraf da bu işlemleri yeterince hızlandıramadı.
Fizikî yetersizlikler tekrar gündeme geldikçe, yeni bir gümrük kapısının,
ikinci kapının açılması ihtiyacı doğdu. Habur'un 10 kilometre güneyinde, onu
destekleyecek şekilde ve ülkemiz tarafına 15 kilometrelik yeni bir yol ile
Hezil Çayı üzerinde 300 metre uzunluğunda bir köprüyle; karşı tarafta da, aynı
şekilde, 35 kilometrelik bir mesafede yol yapımı ile 800 metrelik bir köprüyle,
oldukça önemli bir geçiş imkânı sağlanacaktı. Yalnız, tabiî, görüyorsunuz,
siyasî konjonktür bu konuda yakından takip ediliyor; bu yüzden, bugüne kadar
gerçekleşmedi; ama, şunu söyleyebilirim ki, Irak tarafında da, Türkiye
tarafında da, bu konudaki teknik çalışmalar, proje çalışmaları tamamlanmıştır.
Tabiî, Akçakale konusuna gelmişken,
burada, Meclisimizin değerli üyelerinin bilgisine arz etmek için, Suriye
seyahatinden de biraz bahsetmek istiyorum. Burada, yaklaşık 300'ü aşkın
işadamıyla yapmış olduğumuz ve aramızdan 9 milletvekilinin de katıldığı
seyahatimizde, yine çok önemli çalışmalar yaptık. Başta, Suriye Başbakanı
Mustafa Miro, Ekonomi ve Dışticaret Bakanı Gassan Rifai, Turizm Bakanı, Maliye
Bakanı, İmar İskân Bakanı ve diğer bakanlarla yapmış olduğumuz iki günlük
görüşmelerde, en sonunda, bir mutabakat zaptı imzaladık. Bu mutabakat zaptında,
Suriye ile Türkiye'nin serbest bir ticaret anlaşması yapmak istediğini dile
getirdik. Tabiî, biliyorsunuz, bunun önşartı, bir tercihli ticaret anlaşması
yapabilmek; yani, Suriye ve Türkiye'nin, yaklaşık 4 000 kalem malını, karşılıklı olarak, gümrük vergilerini
indirerek birbirine satması mümkün; burada bir tamamlayıcılık söz konusu, bunun
üzerinde çalıştık.
Bunun dışında, yine, Hatay-Cilvegözü,
Kilis-Öncüpınar, Mardin-Nusaybin, Gaziantep-Karkamış ve Şanlıurfa-Akçakale
kapılarının tamamıyla sınır ticareti merkezleri haline getirilmesi teklifimizi
gündeme getirdik. Burada, sınır ticareti merkezlerinde, kontrollü olarak, iki
ülkenin de, gayri safî millî hâsılada oldukça az yer işgal eden sınır
köylerinin ve sınıra yakın ilçelerinin ayağa kaldırılmasını amaçladık. Tabiî,
burada, sayın milletvekilimizin biraz evvel sözünü ettiği şekilde, gümrük
kapılarının da, aslında Türkiye'ye yakışır hale getirilmesi lazım. Bu konuda,
İpsala'da ve Edirne'de yaptığımız çalışmalar ortada; çok kısa zamanda bunu
gündeme getirdik, X-Ray cihazlarıyla donattık ve otomasyonla beraber kapılar,
bugün, çok iyi bir şekilde hizmet veriyor. Gürbulak, aynı şekilde devam ediyor.
Tabiî, açıkçası, bütün sınır kapılarımızın -başka ülkelerin sınır kapılarından
sık sık geçtiğim için biliyorum- bize yakışan şekle getirilmesi lazım. Bunun
için yeni dönemde, yine, yap-işlet-devret modelleriyle bu kapıları özel
sektörle beraber yapacağız.
Suriye'yle yapmış olduğumuz diğer
çalışmalar sonucu, çifte verginin önlenmesi anlaşması, yatırımların karşılıklı
desteklenmesiyle ilgili anlaşma ve gümrük işbirliği anlaşması hazırlanmıştır.
Bu üç anlaşmayla ilgili olarak da, yine, mutabakat zaptında, en geç mart ayı
içerisinde heyetlerin karşılıklı olarak bir araya gelip, bu anlaşmaları nihaî
bir şekle kavuşturmasını belirttik. Tahmin ediyorum, Suriye Başbakanı Mustafa
Miro mart ayı içerisinde ziyaret edecek. O ziyaret sırasında ve işadamları,
karşılıklı iş konseyleri ziyaretleri sırasında veya en geç mayıs ayı içerisinde
yapılacak olan Karma Ekonomik Komisyon toplantısı sırasında bu anlaşmalar imza
edilecek.
Bavul ticaretiyle ilgili gelişmelere
gelince, tabiî, biliyorsunuz, Rusya'da yapmış olduğumuz görüşmeler sonucunda,
esasında, tamamıyla gümrük vergilerinin konulması söz konusuydu, Türkiye'den
gelen ürünlerin, artık, bavul ticareti kapsamında girmemesi söz konusuydu; ama,
orada yapmış olduğumuz görüşmelerde bir altı aylık uzatma sağladık. Bunun
normal bir ihracat-ithalat dengesi içerisinde görüşülmesi gerektiğini söyledik.
Rusya tarafı, bildiğiniz gibi, bir altı aylık uzatmayı sağladı ve Anadolu
sanayicimiz, ihracatçımız bu konuda biraz rahatladı; ama, altı ay çok çabuk
geçer; onun için, elbirliğiyle bu çalışmaları tamamlayıp, mümkün olduğu kadar
daha düzenli bir şekilde, karşı taraftaki bu bavul ticaretinde alımla
uğraşanların ithalatçı haline gelmesi, bizden buraya satış yapanların da
ihracatçı haline gelmesi konularında bir formül üzerinde çalışma yapıyoruz.
Yine, İstanbul'da bir merkezden bavul ticaretinin yönlendirilmesi amacıyla
yapmaya çalıştığımız önemli çalışmalar var.
Ben, hepinize bu bilgileri sunduktan
sonra, saygıyla ayrılıyorum.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Değerli milletvekilleri, gündemdışı söz
talepleri tamamlanmıştır; hükümet, gerekli açıklamaları yapmıştır.
Sayın milletvekilleri, 2 adet Meclis
araştırması önergesi vardır; ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım:
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- İzmir
Milletvekili Ali Rıza Bodur ve 24 milletvekilinin, Tarişbank'ın Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna devrinin ve satışının araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin en köklü kooperatif bankası
niteliğine sahip olan Tarişbank, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun
9.7.2001 tarih ve 381 sayılı kararıyla, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14/3
maddesi uyarınca, sermaye yetersizliği gerekçesiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonuna devredilmiştir.
Bankalar Kanununun 5 inci maddesi
uyarınca, bankaların malî durumlarının tespiti amacıyla bankalarda inceleme ve
denetleme yetkisine sahip olan bankalar yeminli murakıbı raporu bulunmadan ve
banka sermayesi artırım süreci devam ederken, sadece sermaye yetersizliği
gerekçesiyle Tarişbankın TMSF'na devredilmesiyle, yaklaşık 120 000 ortağın
menfaatları yok sayıldığı gibi, doksan yıllık geçmişi bulunan ve bölge
çiftçisine tarımsal kredi kullandıran bir banka yok edilmiştir.
Tarişbankın mevzuata uygun olmayan bir
şekilde TMSF'na devri üzerine, Tariş birlikleri tarafından, devir işleminin
iptali ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin olarak Danıştay nezdinde dava
açılmıştır. Tariş birliklerinin, yukarıda sözü edilen gerekçeler doğrultusunda
açmış olduğu davanın, Danıştay 10. Dairesi tarafından reddedilmesi üzerine
temyiz yoluna gidilmiş ve Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, bu defa,
bankanın TMSF'na devrine ilişkin BDDK'nın kararının yürütmesinin durdurulmasına
karar vermiştir.
Anılan karar üzerine, TMSF tarafından
bankanın mülkiyeti birliklere devredilmesine rağmen, BDDK, hukuka uygun olmayan
bir şekilde, Bankalar Kanununun 14/1 maddesini gerekçe göstererek bankanın
yönetiminin tamamını kendisi atamıştır. Bu atamanın hukuka aykırı olduğuna
ilişkin olarak birliklerce Danıştay nezdinde ikinci bir dava açılmıştır. Diğer
taraftan, bu süreç içerisinde, TMSF'nun, sermayeye mahsuben bankaya koymuş
olduğu 55 trilyon Türk Lirasını faiziyle birlikte geri talep etmesi üzerine,
birlikler tarafından, bu talebin haksızlığına ilişkin Danıştay nezdinde üçüncü
bir dava daha açılmıştır. Danıştay 10. Dairesinin, önceki karar doğrultusunda,
yine birlikler aleyhine karar vermesi üzerine, nihaî karar merci olan Danıştay
İdarî Dava Genel Kurulu nezdinde yeniden temyize başvurulmuştur.
Yukarıda açıklanan hukukî süreç devam
ederken, Danıştay 10. Dairesinin kararına istinaden, banka, tekrar, TMSF'na
devredilmiş ve satışa çıkarılmıştır. Bunun üzerine, yürütmenin durdurulması ve
işlemin iptali amacıyla, birliklerce Danıştay nezdinde dördüncü dava
açılmıştır. Tariş birliklerinin hukukî hak aramalarının devam ettiği ve nihaî
yargı kararının oluşmadığı bir durumda, bankanın Denizbanka satılması üzerine,
satışın iptali amacıyla, Danıştay nezdinde beşinci dava açılmıştır.
Söz konusu davaların Danıştay nezdinde
devam etmekte olduğu bir aşamada satışa çıkarılan bankanın hisselerinin yüzde
99.99'u, 21.10.2002 tarihinde imzalanan sözleşmeyle Denizbank A.Ş'ne
devredilmiştir.
Tarişbank hisselerinin Denizbank A.Ş'ne
satışına ilişkin olarak yukarıda açıklanan hukukî süreç devam ederken, satış
prosedürü kurulun normal süresi dışında ve 10 gün gibi kısa bir sürede
tamamlanmıştır. Ayrıca, 120 000 ortaklı bir bankanın hisselerinin satış şekli,
kamuoyuyla ve en başta 120 000 banka ortağıyla paylaşılmamıştır. Bu durum,
bankanın hisselerinin hangi koşullarda satıldığı sorusunu gündeme
getirmektedir. Öte yandan, bankanın kredi ve mevduat müşterisi portföyüyle
şubelerinin nasıl değerlendirildiğine ilişkin hiçbir açıklamaya yer
verilmemiştir.
Sonuç olarak; Millî Aydın Bankası T.A.Ş
Tarişbankın, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmesi, devir sonrası verilmiş olan mahkeme
kararlarının uygulanması ve yargı süreci devam ederken bankanın satılması
işlemlerinin ve bu işlemler sonucu kamu zararının oluşup oluşmadığının araştırılması
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1- Ali Rıza Bodur (İzmir)
2- Sedat Uzunbay (İzmir)
3- Oğuz Oyan (İzmir)
4- Yılmaz Kaya (İzmir)
5- K. Kemal Anadol (İzmir)
6- Abdürrezzak Erten (İzmir)
7- Osman Kaptan (Antalya)
8- Türkan Miçooğulları (İzmir)
9- Atilla Başoğlu (Adana)
10- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
11- Necati Uzdil (Osmaniye)
12- Tacidar Seyhan (Adana)
13- Muharrem Doğan (Mardin)
14- Kemal Demirel (Bursa)
15- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
16- Fahrettin Üstün (Muğla)
17- V. Haşim Oral (Denizli)
18- Mustafa Gazalcı (Denizli)
19- Mehmet Semerci (Aydın)
20- Ufuk Özkan (Manisa)
21- Kemal Sağ (Adana)
22- Nadir Saraç (Zonguldak)
23- Gürol Ergin (Muğla)
24- Hasan Ören (Manisa)
25- Nuri Çilingir (Manisa)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Diğer Meclis araştırması önergesini
okutuyorum:
2. -
Zonguldak Milletvekili Harun Akın ve 22 milletvekilinin, Türkiye Taşkömürü
Kurumunun sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Zonguldak, taşkömürünün üretilmeye
başlamasıyla birlikte, ülke gündeminde önemini korumuş ve cumhuriyet öncesinde
emperyalist ülkelerin yanı sıra, yerli ve yabancı sermayenin ilgi ve kazanç
odağı olmuştur. Cumhuriyet döneminde yerli sanayiin kalbî konumunda olan il,
diğer bölgelere enerji ve teknoloji alanında katkıda bulunurken, teknik eleman
da sağlamıştır.
Başlangıçta, Türkiye'nin Almanya'sı olarak
nitelenen ve sosyal anlamda da önemli bir konumda bulunan Zonguldak, TTK'nın
küçültülmesiyle birlikte önemini giderek kaybetmiştir. Kentte panik ve
umutsuzluğun yaşanması sonucu, tersine göç olayı başlamıştır.
Zonguldak Taşkömürü Havzası 01.04.1937
tarihinde devletleştirilmiş ve 30.05.1940 tarihinde Ereğli Kömürleri İşletmesi
Müessesesi (EKİ) kurulmuştur. 1957 yılından itibaren Türkiye Kömür İşletmeleri
Kurumuna (TKİ) bağlanmıştır. 1983 yılında EKİ müessesesi bir kamu iktisadî
teşebbüsü haline dönüştürülerek Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) adını almıştır.
Havzanın 1 200 metre kadar hesaplanmış
jeolojik rezervi, yaklaşık 1,354 milyar ton olup, bunun yüzde 42'si görünür
rezerv olarak kabul edilmektedir.
Kurumumuzda, 11 609 yeraltı, 3 684 yerüstü
olmak üzere, toplam 15 293 yevmiyeli, 280 kadrolu, 2 073 sözleşmeli personel
(596'sı özel güvenlik görevlisi) olmak üzere, toplam 17 646 personel istihdam
edilmektedir.
TTK tarafından üretilen taşkömürünün
yaklaşık yüzde 75'i termik santrale (ÇATES), yüzde 10'u demir çelik sektörüne,
yüzde 15'i ise diğer sanayi ve teshin amaçlı pazarlanmaktadır.
Halen dünya birincil enerji ihtiyacının
yüzde 23'ü kömürden karşılanmakta ve dünya elektrik üretiminin yüzde 38'i
kömürden elde edilmektedir. Dünya taşkömür üretiminin yaklaşık yüzde 16'sı
çelik üretiminde kullanılmakta ve dünya çelik üretiminin yüzde 70'i de kömür
kullanılarak elde edilmektedir. (WCI 2001)
Demir çelik işletmelerimizin hemen yanı
başında yaşam savaşı veren Türkiye Taşkömürü Kurumunun (TTK) ürettiği kömür
yerine, binlerce kilometre uzaktan getirilip sıfır gümrükle ülkemize sokulan
kömürlere yılda milyonlarca dolar para ödenmektedir. Yıllık olarak, demir çelik
sektörü için yaklaşık 4-5 milyon ton koklaşabilir taşkömürü ve diğer sektörler
için de, yine aynı oranlarda taşkömürü ithal edilerek 500 milyon dolar
civarında bir döviz kaybı söz konusu olmaktadır. Dünyanın değişen fiyatlarına
göre bu rakamın daha da yükselmesi büyük bir olasılıktır; çünkü, dünya doğalgaz
ve petrol rezervlerinin kömüre nazaran daha sınırlı olduğu ve geleceğin
kömürden yana olduğu bilinmektedir.
Ülkemiz açısından dövizin gerçek maliyeti
de göz önünde bulundurulacak olursa, Zonguldak'ta bulunan 1,354 milyar tonluk
kömür rezervinin nasıl büyük bir anlam taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır. Bu
üretim ve dolaşım sisteminde, ulusal kaynaklarımız bütünüyle devredışı
bırakılarak, dışarıya bağımlı bir ekonomi şekillenmektedir. Petrol yataklarının
50, doğalgaz yataklarının da 60 yıllık ömrü olduğu göz önüne alınırsa, 200 yıla
yakın ömrü olan kömür yataklarının ülkemiz açısından önemi daha çok ortaya
çıkmaktadır.
Sonuç:
Şimdi Zonguldak insanı soruyor:
Cumhuriyetin kuruluşunda katkısı bulunan Zonguldak, dünyanın en zor mesleği
olan madencilik mesleğini gerçekleştirmesine rağmen, son 20 yıldır ülkemizin
kamburu gibi ilan edilmiş olup, Zonguldak, içinden (2) il çıkarılarak, hızla
kapanma ve yok olma sürecine girmiştir.
Artık, Zonguldaklı, TTK tartışmasından
bunalmıştır. Türkiye Taşkömürü Kurumu ve Zonguldak insanı bugününün ve
yarınının ne olacağı sorusunun cevabını aramaktadır.
Ülkemizin en önemli sanayi bölgesi olan
Zonguldak şehrinin oluşmasına neden olan TTK'nın mevcut sorunlarının ve
çözümlerinin ortaya konması için Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105
inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif
ederiz.
1- Harun Akın (Zonguldak)
2- Nadir Saraç (Zonguldak)
3- Oğuz Oyan (İzmir)
4- Yılmaz Kaya (İzmir)
5- Erdal Karademir (İzmir)
6- Haluk Koç (Samsun)
7- Mustafa Özyürek (Mersin)
8- Osman Kaptan (Antalya)
9- İzzet Çetin (Kocaeli)
10- Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
11- Engin Altay (Sinop)
12- Mehmet Yıldırım (Kastamonu)
13- Fuat Çay (Hatay)
14- Hasan Ören (Manisa)
15- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
16- İsmail Özay (Çanakkale)
17- Mehmet Akif Hamzaçebi (Trabzon)
18- Naci Aslan (Ağrı)
19- Orhan Ziya Diren (Tokat)
20- Hüseyin Ekmekçioğlu (Antalya)
21- Emin Koç (Yozgat)
22- Oya Araslı (Ankara)
23- Türkân Miçooğulları (İzmir)
BAŞKAN- Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, şimdi, komisyondan
2 adet istifa önergesi vardır; ayrı ayrı okutuyorum:
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1 .- Çorum
Milletvekili Murat Yıldırım'ın Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu
üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/13)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Lüzumuna binaen Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.
Gereğini arz ederim. 3.2.2003
Murat Yıldırım
Çorum
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
2. - Samsun
Milletvekili Cemal Yılmaz Demir'in Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/14)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Lüzumuna binaen Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.
Gereğini arz ederim. 03.02.2003
Cemal Yılmaz Demir
Samsun
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Şimdi, 2 adet sözlü soru önergesinin geri
alınmasına dair önerge vardır; ayrı ayrı okutuyorum:
3. -
Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın (6/71), (6/72) esas numaralı sözlü
sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/15)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin (6/71) ve (6/72) esas numaralı
sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Nail Kamacı
Antalya
BAŞKAN - Soru önergeleri geri verilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
4.- Manisa
Milletvekili Ufuk Özkan'ın, (6/113), (6/114), (6/115) esas numaralı sözlü
sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/16)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular"
kısmında yer alan (6/113, 114, 115) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri
alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Ufuk Özkan
Manisa
BAŞKAN - Soru önergeleri geri verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin
"Sözlü Sorular" kısmına geçiyoruz.
IV. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Kars
Milletvekili Yusuf Selahattin Beyribey'in, Çıraklık Eğitimi Merkezlerindeki
öğrencilerin sigorta primlerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/63)
BAŞKAN - Soruyu cevaplayacak Sayın
Bakan?... Yok.
Bu önerge üç birleşim içinde
cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fıkrası uyarınca
yazılı soruya çevrilmiş ve önerge gündemden çıkarılmıştır.
Soru sahibi?.. Yok.
2. - İzmir
Milletvekili Sedat Uzunbay'ın, seralarda kullanılan elektriğin tarifesine ve
tarımsal sulama kaynaklı elektrik borçlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması
(6/65)
BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın
Bakan?.. Yok.
Bu önerge de üç birleşimde
cevaplandırılmadığından, yazılı soruya çevrilmiş ve gündemden çıkarılmıştır.
Önerge sahibi, söz istiyor musunuz?
SEDAT UZUNBAY (İzmir) - Evet efendim.
BAŞKAN - Size, 5 dakikayı geçmemek üzere
söz veriyorum.
Buyurun.
SEDAT UZUNBAY (İzmir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Enerji Bakanımızın yanıtlaması isteğiyle verdiğim soru
önergeme, üç birleşimde de sözlü olarak yanıt verilememiş olması nedeniyle söz
aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan sözlü soru önergeme 30 Ocak
2003 tarihinde yazılı olarak yanıt verdiler; yanıt için teşekkür ediyorum.
İki soruyu içeren önergemdeki birinci
soruyu aynen okuyorum:
"Seralarda kullanılan elektriğe
uygulanmakta olan ticarethane tarifesi yerine seracılığı teşvik amacıyla
tarımsal sulama amaçlı elektrik tarifesi uygulanması hususundaki düşünceleriniz
nelerdir?"
Bakanımızın, TEDAŞ Genel Müdürlüğünden
aldıkları bilgiler doğrultusunda verdikleri yanıtta, kısaca, seraların,
elektrik tarifeleri yönetmeliğinde ticarethane grubu içerisinde tanımlanmış
olduğu, tarımsal sulama grubundan farklı olarak ısıtma sistemleri başta olmak
üzere, sulaması ve aydınlatılmasıyla bir bütün olarak ayrı bir faaliyet alanına
girdiği, bu nedenle tarımsal sulama grubu olarak değerlendirilemediği ve
tarımsal sulama tarifesinin uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmektedir.
Bunu sormaktan amacım, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığımızın seracılığa, dolayısıyla, tarıma, çiftçiye, üreticiye
destek amacıyla bu konuda bir çalışması var mı, var ise, bunu öğrenmek idi.
Hükümetimizin, tarımla ilgili diğer
konularda ve hatta ucuz mazotta olduğu gibi bu konuda da hiçbir şey yapma
düşüncesinde olmadığı, yanıttan anlaşılmaktadır. Eğer, tarım, elektriksel
anlamda desteklenmek isteniyorsa, Enerji Bakanlığı, elektrik tarifelerinde
düzenlemeler yapabilir, seracılıkta uygulanan elektrik tarifesini
değiştirebilir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bugünkü uygulamaya göre, bir çiftçi, sulu tarım yapmak için belirli şartları
sağladığı takdirde tarımsal sulama abonesi olarak elektrik alabiliyor ve bunun
için 1 kilovat/saat elektriğe 138 000 Türk Lirası ödüyor. Aynı çiftçi,
tarlasının bir kenarına 500 ilâ 1 000 metrekare sera yapar ve seradaki ürününü
aynı tesisten sulamaya kalkarsa; yani, tarlanın kenarındaki serayı da diğer
sulama tesisinden sulamaya kalkarsa ve bir de, serayı aydınlatmak için birkaç
tane ampul takarsa vay haline! TEDAŞ, hemen, çiftçiyi, usulsüz elektrik
kullanan abone olarak değerlendirir ve elektrik tarifesini, yüzde 32 daha
pahalı ve 1 kilovat/saati 182 000 Türk Lirası olan ticarethane tarifesi olarak
değiştirir; usulsüz elektrik kullandığı için geriye dönük fark hesap çıkarır ve
çiftçi, 100 milyonlarca lira fark ödemek zorunda kalır. Bu tip çiftçi, serayı
ısıtmak için bildiğimiz sobayı kullanır. Fırtınalı havalar ve dolu yağışı bu
çiftçinin kabusudur; bazı sezonlarda, hepinizin bildiği gibi, bir günde sera
diye bir şey kalmaz.
Seracılık, ülkemizde, yoğunlukla Akdeniz
ve Ege Bölgelerinde, sebze ve çiçek üretimi için yaklaşık 300 000 dekar alanda
yapılmaktadır. 300 000 dekarlık sera alanının ciddî bir kısmını, tarlasının bir
kenarına sera yapan küçük üreticilerimiz oluşturmaktadır. Ayrıca, ısıtmanın,
havalandırmanın, nemlendirmenin, sulamanın ve ilaçlamanın tam otomatik olarak
yapıldığı seralar da vardır. Bu seralar ile yukarıda örneğini verdiğim seralar
arasındaki farkı anlamak için ehil olmak gerekmez, görmek ve kısa bir inceleme
yapmak yeterlidir.
Seracılığımızın tek sorunu elektrik
tarifesi de değildir. Seracılığın, mutlaka, kredi yönünden desteklenmesi ve
ihracata yönelik ürün yetiştirmeleri için özendirilmesi, teşvik edilmesi ve
teknik destek verilmesi de gereklidir. Sayın Bakanımızdan rica ediyorum;
yönetmelikte değişiklik yaparak, seraların da tarımsal sulama tarifesinden
faydalanmasını sağlayalım. Ege ve Akdenizde yüzlerce küçük çiftçimiz,
seracımız, bunu beklemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlü soru önergemdeki ikinci soruyu aynen okuyorum: "Çiftçilerin tarımsal
sulama amaçlı birikmiş elektrik borçlarının taksitlendirilmesi konusunda bir
çalışma yapılıyor mu?" Yanıtta "tarımsal sulama abone grubunun
31.12.2002 tarihi itibariyle birikmiş borçlarının taksitlendirilmesi için
Bakanlığımca çalışmalar yapılarak, Başbakanlık nezdinde girişimde
bulunulmuştur" denilmektedir.
Çiftçimizin perişan durumda olduğunu
biliyoruz. Geçtiğimiz eylül ayında, özellikle, İzmir'in Torbalı, Menderes,
Selçuk, Bayındır, Ödemiş, Tire, Kiraz ve Kemalpaşa İlçeleri aşırı yağışlar
nedeniyle afete maruz kalmış ve çiftçimiz, ürününün büyük bir bölümünü
kaybetmiştir. Birçok üretici, sulama sezonunda, elektrik kullanarak, defalarca
sulama yapmıştır; afetten sonra, elinde, ürün yerine, aralık ayı ortalarında
ödenmiş olması gereken 100 milyonlarca liralık elektrik faturalarından başka
bir şey kalmamıştır. Çiftçimiz, üreticimiz, elektrik borcunu ödeyememiş bir
duruma düşmemek için, onurlu bir davranış sergileyerek, ödeme kolaylığı
istemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, tamamlamanız için size
eksüre veriyorum.
Buyurun.
SEDAT UZUNBAY (Devamla) - Teşekkür ederim
Başkanım.
Çiftçimizin bu talebini, aralık ayı
başlarında Sayın Bakanımıza aktardım, bu konuda çalışma yapacaklarını ifade
ettiler, hatta, bir toplantılarına ben de katıldım. Bugüne kadar da birçok defa
Bakanımıza sordum, en son, konunun Bakanlar Kurulunda olduğunu ifade ettiler.
Şubat ayı içindeyiz, aralık ayı ortasından bu yana TEDAŞ gecikme zammını
uyguluyor. Bu borçlar büyüdü, çiftçi, çaresizlik içerisinde. Vergisini
ödeyemeyenlere ve naylon fatura gibi sahte belge düzenleyen ve kullananlara
gösterdiğiniz ilgiyi, alakayı, bugüne kadar, tarıma, çiftçiye, zor duruma
düşmüş olan bu üreticimize gösteremediniz, çiftçimizden bu davranışı
esirgediniz.
Bu konunun daha fazla uzatılmadan
sonuçlanmasını ve bir an önce üreticimize ödeme kolaylığı getirilmesini
diliyorum.
Ayrıca, doğrudan gelir desteği
ödemelerinde, bugüne kadar, İzmirli ve Manisalı arazi sahiplerine bir kuruş
ödeme yapılmamıştır. Bu kurban bayramı öncesinde, İzmir ve Manisa'ya da,
mutlaka, ödeme yapılmasını talep ediyorum.
Yüce Meclise teşekkür eder, saygıyla
selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.
3. - Manisa
Milletvekili Hasan Ören'in, esnaf ve sanatkârlara kefalet kooperatifleri
aracılığı ile kullandırılan Halkbank kredilerine ilişkin Devlet Bakanından (Ali
Babacan) sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması
(6/67)
BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın
Bakan?.. Yok.
Bu önerge, üç birleşim içerisinde
cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fırkası uyarınca,
yazılı soruya çevrilmiş ve önerge, gündemden çıkarılmıştır.
HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Başkan, söz
istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Ören.
Süreniz 5 dakikadır.
HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, ülkenin gündemi bir
hayli dolu ve gerçekten, Parlamento, ciddî sınavlar veriyor; tahmin ediyorum,
en büyük sınavını da, Irak savaşı çıkmasın diye verecek. Irak savaşı konusunda
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tavrı belli; inanıyorum ki, AKP de en az bizim
kadar tavrını belirlemiş durumda. Tahmin ediyorum, Yüce Meclis, Türkiye'yi
savaşa sokmamak için elinden gelen gayreti gösterecek ve alacağı kararla,
Meclisin yüzünü daha güzel bir şekle çevirecek.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde 4 000
000'u aşkın esnaf ve sanatkâr yaşamaktadır. Üç aylık AKP iktidarı döneminde
umutları en yüksek noktaya taşınmış bir kesim halindeydiler; ama, bölgelerimize
gittiğimizde gördük ki, bu umut tükenmek üzere; artık, insanlar, sanayi
çarşısında, esnaflar, çarşılarında, çalışkan olmaktan tembel olmaya doğru
mesafe almaya başlamışlar. İnanır mısınız, gittiğimiz dükkânlarda, gezdiğimiz
sanayi çarşılarında, insanlar, uyumaya başlamış; sanatkârımız, dükkânının
içinde uyur vaziyete gelmiş. Böylesine zor bir dönemde, yardım yapıp esnaf ve
sanatkârı koruyacağımız yerde, sanki cezalandırıyoruz.
Bakınız, bu krizlerin çıkmasının nedeni,
esnaf ve sanatkâr arkadaşlarımız değil. Burada söyleyeceklerim üç aylık AKP
iktidarıyla da ilgili değil; bu sorunlar geriden geliyor; ama, bu sorunları
halletmek için de, bu Meclise çoğunlukla gelen AKP iktidarı var. Gittiğimiz
yerlerde görüyoruz ki, müthiş şikâyetler baş göstermeye başladı. 3 Kasım
seçimleriyle beraber yükselen umutlar, satın alınan umutlar gün geçtikçe ivme
ve irtifa kaybetmeye başladı. Esnaf ve sanatkâr, tıpkı tarım alanındaki
insanlar gibi homurdanmaya başladı; kredi alamıyorlar. Bir bankaları vardı;
Halk Bankası, şimdi özelleştirme kapsamına girdi. Esnaf ve sanatkârın Halk
Bankasına gidip, para alması mümkün değil. 2002 yılında, 144 trilyon lira
kullandırılması planlanmıştı; Halk Bankasına bu paradan 50 trilyon verilmesine
rağmen, sadece 12 trilyonu kullandırıldı. Esnaf ve sanatkâr parayı almak
istiyor; ama, bu paranın verilmemesi için önünde bir yığın engel var; Bağ Kur
borçlarından tutun... Türkiye'de enflasyon yüzde 30 iken, bir esnaf ve
sanatkâra yüzde 59'la para verirseniz, bu esnaf ve sanatkârın üretmesi ve
üretime katkı koyması mümkün değil. Bunun için yeni düzenlemelerin yapılması
gerekli. Ben inanıyorum ki, bu konuda yapılacak düzenlemelerle ilgili, esnafın
ve sanatkârın soluk alabilmesi, esnafın ve sanatkârın üretime katkı koyabilmesi
için Meclise büyük görev düşüyor.
Değerli arkadaşlarım, Anayasanın 173 üncü
maddesinde "devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri
alır" diye yazıyor; ama, ne yazık ki, esnaf ve sanatkârı koruyucu
tedbirlerin şu ana kadar alındığını görmüyoruz.
Bu Parlamento büyük bir orkestra. Bu
Parlamentonun içerisinde, gerçekten, uyum içerisinde, Cumhuriyet Halk
Partisinin gösterdiği muhalefet anlayışıyla sorunlara yaklaşıp, sizler de
bizlere doğru adım attığınızda, inanıyorum ki, 4 000 000'u aşkın esnaf ve
sanatkârın, 4'le çarparsanız 16 000 000-20 000 000 insanın sorunlarına çare
bulabiliriz.
Değerli dostlarım, 3 Kasım seçimleriyle
beraber, Türkiye'de yeni bir ufuk, Türkiye'de yeni bir heyecan yaratıldı.
İnsanlar bu heyecanı kabul ettiler ve AKP'yi, 363 milletvekiliyle Parlamentoya
getirdiler. Parlamentoda, şimdi, her yasayı çıkaracak, her kanunu düzenleyecek
kadar gücünüz var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HASAN ÖREN (Devamla) - Muhalefet olarak
da, geçmişteki anlayışı, uygulamaları bıraktık, Sayın Genel Başkanımızın ve
Grubumuzun anlayışı tamamen farklı bir hale gelmiştir. Bakınız, geçmiş
dönemdeki muhalefet anlayışı yok, hatta, kendi seçmenlerimizin bir kısmından da
bu konuda eleştiri alıyoruz; ama, geçmiş dönemdeki muhalefeti yapmama,
Türkiye'nin lehine olan, emeğiyle geçinen insanların lehine olan her şeyi,
sizinle birlikte, uyum içerisinde çıkarma gayreti içerisindeyiz.
Değerli arkadaşlarım, arka arkaya 3 soru
önergemde de, Sayın Bakanımız olmadığından, 5'er dakikalık konuşma hakkım var.
Ben, izninizle, konuşmamı burada kesiyorum; 1 dakika sonra tekrar gelip,
konuşmama bıraktığım yerden devam etmek istiyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ören.
4.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören'in, esnaf ve sanatkârların kredi ihtiyacını
karşılayacak bir düzenleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından
(Ali Babacan) sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle
konuşması (6/68)
BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın
Bakan?.. Yok.
Bu önerge, üç birleşim içerisinde
cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fıkrası uyarınca
yazılı soruya çevrilmiş ve önerge gündemden çıkarılmıştır.
Şimdi, önerge sahibine söz vereceğim.
Buyurun Sayın Ören.
Süreniz 5 dakika.
Zaten, 5 dakika konuşma hakkınız var; 5
dakika içerisinde toparlarsanız, memnun olurum.
HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu Parlamentoda uyum sürdüğü süre içerisinde,
uyumumuzu bozmadığımız süre içerisinde, ben, inanıyorum ki, Türkiye'de yaşayan,
emeği ile geçinen insanların, gerçekten hakları olan, sosyal yaşam içerisinde
rahat edebilecekleri şekilde yaşamlarının devamını sağlayacağız; ama, bu konuda
muhalefet anlayışı değişen Cumhuriyet Halk Partisini de pek fazla istismar
etmemek gerekli. Bakınız, çıkan yasaların hepsi 450-500'ün üzerinde oy alarak
çıktı. Anayasanın 76 ncı, 78 inci madde değişiklikleri de 450-500 oyla çıktı.
Bu, bu orkestranın, bu Meclisin uyumlu çalışması için, Cumhuriyet Halk
Partisinin attığı adımlardır; ama, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
sizlerden de adım bekliyoruz. Bakınız, geriye dönüp, biraz tahlil
yaptığımızda... Bunu sakın ola Sayın Genel Başkanımıza iltifat ediyorum
anlamında algılamayın. Eğer, böyle algılarsak, sonuca ulaşamayız.
Siyasette deneyim çok önemlidir. Deneyim
ise, olacak olanları, olmadan önce bilmek ve uyarmaktır. Sayın Genel
Başkanımız, 1995'te Tansu Çiller'le görüştüğünde, dışarıya çıktı ve dedi ki
"ülkeyi, mafya, çete sarmış." Aradan altı ay geçmedi, Susurluk olayı
patladı. 1999 yılına geldik, seçime giriyoruz, Sayın Genel Başkanımız "bu
bankalara el koyun. Şu an emeğiyle geçinen, alınteriyle geçinen insanların 3
600 000 000 dolar parası gitmiştir. Eğer, bu bankalara şu an el konulmaz ise,
yarın ne olacağını bilmiyorum" dedi; sonuç, 41 milyar dolar para... Devlet
Bakanımız Ali Beyin söylediğine göre, 60 milyar dolar.
2002 seçimlerine giriyoruz; Sayın Genel
Başkanımız yine ısrarla "tek başına iktidar getirin; Cumhuriyet Halk
Partisi olarak tek başına iktidar olmak istiyoruz; ama, biz olamayacaksak
başkası da olmasın anlayışında değiliz. Türkiye'nin bu koşullarda tek başına
iktidara ihtiyacı var" dedi. Gerekçesini de çok net ve özetle söyledi;
"eğer tek başına iktidar gelirse, Türkiye'deki umutlar, Türkiye'deki
insanların umutları yüksek seviyeye çıkar. Çıktığında da, 132 katrilyonluk -o
günün içborcu, bugün 145-152 katrilyonlara çıktı- içborcun yüzde 70-75'lerden
ödenen faizi, satın alınan umutla yüzde 45'lere düşer. Türkiye'de vatandaşın
cebine dokunmadan, benzine zam yapmadan 19-20 milyar dolar parayı bir kaynak
olarak bulursunuz" demişti ve gerçekleşti.
Nereye varmaya çalışıyorum; şunu söylemeye
çalışıyorum: Bir şey daha söyledi seçim propaganda döneminde; "eğer
Türkiye'de emeğiyle geçinen insanlara, Türkiye'de sanatkâra, tarım alanında
çalışan emekliye veya işçiye biraz daha fazla para vermek gerekliyse, önce
ahlak" dedi. Bu çok önemliydi ve bugünlerde Türkiye'nin yoğunluğundan
dolayı, bu, önce ahlak, yani, Cumhuriyet Halk Partisinin tezi olan
dokunulmazlıklarla ilgili olay arka sıralara atıldı. Gerçekten önemliydi. Bu
Meclisin yüzde 89,9'u değişmişti; değişti ve yeni, pırıl pırıl insanlardan
oluştu. Cumhuriyet Halk Partisinin 177 milletvekilinin dokunulmazlıkla ilgili
hiçbir kaygısı yok ise, dokunulmazlıkla ilgili hiçbir sorunu yok ise, ben
inanıyorum, AKP'nin 363'ünün de yok; işte yine bir kaynak kapısı. Bugün
umutların aşağıya doğru çekildiği 3 ay 1 günlük süre içerisinde, umutların
aşağıya doğru çekildiği bu dönemde, eğer bu, dokunulmazlıkla ilgili 83 üncü ve
100 üncü maddeyi değiştirirsek, bilin ki, yine bir umut çıkacak; şu an yüzde
59'lara varan iç borçlanma, belki, yine 9 puan aşağıya inecek.
Sadece muhalefet yapma anlayışı değil...
Sanatkâr kötü durumda, esnaf kötü durumda, üzüm, pamuk üreticisi, hepsi kötü
durumda; kötü durumda olmasını söylemek bir şey ifade etmiyor, çözümünü
göstermek bir şey ifade ediyor. Bir yıl sonraya ötelenmesinin, bir yıl sonraya
bırakılmasının...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, toparlarsanız memnun
olurum.
Buyurun.
HASAN ÖREN (Devamla) - Efendim, son olarak
da üçüncü sözlü soru önergemde 5 dakikalık konuşma hakkımı kullanacağım,
Meclisi fazla meşgul etmeyeceğim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ören.
5.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören'in, esnaf ve sanatkârlara kefalet kooperatifleri
aracılığı ile kullandırılan Halkbank kredilerinin kullanım şartlarına ilişkin
Devlet Bakanından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi
nedeniyle konuşması (6/69)
BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın
Bakan?.. Yok.
Bu önerge, üç birleşim içinde
cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fıkrası uyarınca
yazılı soruya çevrilmiş ve önerge, gündemden çıkarılmıştır.
Önerge sahibi Sayın Ören; buyurun.
5 dakikalık süre içerisinde toparlarsanız
memnun olurum.
HASAN ÖREN (Manisa) - Türkiye'nin
umutlarını söndürmeyelim. Emeğiyle geçinen insanlardan 3 Kasımda aldığı kredi,
3 Kasımda yüklendiği sorumluluk gereği AKP'nin tek başına iktidarından
kaynaklanan moral aşağıya doğru ivme kazanıyor; bu ivmeyi yukarıya döndürelim.
Artık, eski muhalefet anlayışının
bittiğini söylemiştik. Sayın Genel Başkanımız da bu konuda, gerçekten, Türkiye
Cumhuriyetinde şu ana kadar verilmeyen bir sınavı veriyor. Biraz evvel
söylediğim gibi, niçin muhalefet yapmıyorsunuz, niçin AKP'nin her söylediği
siyaha beyaz, beyaza kara demiyorsunuz diye çoğu seçmenimiz tarafından da
eleştiriliyoruz. Bu muhalefet dönemi bitiyor ve bu orkestra, enstrümanlarıyla
beraber, çok iyi bir şekilde, uyum içerisinde çalışır ise ancak, o kaliteli
müziği dinleyebileceğiz; ama, bunun için de, lütfen, değerli arkadaşlarım,
Cumhuriyet Halk Partisinin attığı dört adıma karşı bir adım atılmasını
istiyoruz.
Bu Mecliste başından beri aynı şeyi
söylüyoruz; bizim bir talebimiz var, sayın milletvekillerinin, sayın bakanların
dokunulmazlığının kalkmasını talep ediyoruz. Bu, çok büyük bir talep değil.
Tabana indiğimizde AKP'li il başkanından ilçe başkanına, CHP'li il başkanından
ilçe başkanına, vatandaşın hepsinin önüne bir sandık koyalım, inanıyorum ki,
yüzde 99,9 dokunulmazlıkların kalkmasını isteyecekler. Hani, biz, o insanların
temsilcisiydik?!. Bölgemde gezdiğimde, inanın, AKP'li arkadaşlarımın yanlarına
gidiyorum, konuşuyorum, bu konuda kendilerinin fikirlerini sorduğumda,
kesinlikle, bunun kalkması gerektiğini söylüyorlar.
Peki, kaldırılırsa ne olur; kürsü
dokunulmazlığımız gider mi; 363 AKP, 177 CHP olarak biz, birlikte öyle bir
düzenleme getiririz ki, siyasetçinin konuşma özgürlüğünü, kürsü özgürlüğünü
hiçbir alanda, hiçbir şekilde kısıtlamayız. Bunu yapar isek, inanın ki,
Türkiye'de, AKP'ye bir kredi daha açılacaktır. Bu sıkıntılı dönemde insanların
morale ihtiyacı var, biz muhalefet partisiyiz, gittiğimiz yerlerde sizlerden
daha kolay muhalefet yaparız; ama, mesele muhalefet yapmak değil, mesele
bağcıyı dövmek değil, mesele üzüm yemek. Onun için, elbirliğiyle bu işleri
halletmemiz gerekli.
Şimdi, bölgemde gezerken arkadaşın birisi
"sayın milletvekilim, siz güreş yapmayı bilir misiniz, güreşi bilir
misiniz" dedi, "e, tabiî ki, bilirim" dedim. "Peki,
Kırkpınar'da güreş öncesinde peşrev yapılır; peşrevi bilir misiniz" dedi,
"evet bilirim" dedim. "Peşrev, güreş öncesinde belirli bir zaman
dilimi içerisinde yapıldığında güreşe renk katar, güzellik katar. Lütfen,
AKP'lilere söyleyin, artık, peşrevi bıraksınlar, güreşe girsinler" dedi.
(CHP sıralarından alkışlar)
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Hangi bölge?..
HASAN ÖREN (Devamla) - Bu, Manisa bölgesi.
Evet, Manisa bölgesi güreşte de, her konuda da gerçekten iyidir ve iyi sınavlar
da vermiştir.
Değerli arkadaşlarım, ben inanıyorum ki,
bu Meclis gereğini yapacaktır. Bu Mecliste, bölgelerimize -AKP'li, CHP'li-
gittiğimizde yüzümüz ak, başımız dik olacağız; ama, ben yine de rica ediyorum;
Cumhuriyet Halk Partisinin bu uyumlu tutumundan, Cumhuriyet Halk Partisinin bu
attığı adımlara karşılık hepinizden adım bekliyorum. Bu adımları atarsak bu
orkestra o kadar güzel bir müzik yapacak ki, Türkiye'nin her kesiminde,
Edirne'den Ağrı'ya kadar yaşanan her coğrafyada insanlar mutlu olacaklar,
onların mutlulukları bu Meclise yansıyacak. Biz o mutluluktan muhalefet olarak
payımızı alırız; ama, mesele, burada birbirimizi iyi anlamak, birbirimizi iyi
tanımlamak. Ben inanıyorum ki, siyasette deneyimi bu kadar ileri noktalara
gitmiş Sayın Genel Başkanımızın bu yaklaşımına AKP'nin de atacağı adımlar
olacaktır.
Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum,
teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ören.
6.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün, işsizlik sigortası ödemelerine ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır'ın cevabı (6/73)
BAŞKAN - Soruya cevap verecek Sayın
Bakan?.. Burada.
Soru önergesini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Ensar Öğüt
Ardahan
İşini kaybedenlere destek amacıyla
oluşturulan İşsizlik Sigorta Fonunda 4 katrilyon 975 trilyon TL birikti.
1- 7 aylık süre içerisinde 40 trilyon TL
dağıtıldığı belirtiliyor. İşsizlik Sigorta Fonunda biriken 4,975 katrilyonun,
işsiz insanlara, daha geniş kapsamlı dağıtımını niçin düşünmüyorsunuz?
2- Yardım koşullarının ve yardım
miktarının yeniden gözden geçirilerek, günümüz koşullarında yardım yapılmasını
düşünüyor musunuz?
3- İşsizlik Fonunda biriken paranın amacı
dışında kullandırılmaması için gereken önlemi alacak mısınız?
BAŞKAN - Soru, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcımız Sayın Ertuğrul Yalçınbayır tarafından cevaplandırılıyor.
Buyurun Sayın Bakanım.
Süreniz 5 dakika.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işsizlik
sigortası ödemeleriyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Ardahan
Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün soru önergesi dolayısıyla huzurlarınıza gelmiş
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
İşsizlik sigortası işlemleri 4447 sayılı
İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamında yürütülmekte olup, 31 Ocak 2003 tarihi
itibariyle işsizlik sigortası hizmetlerinden toplam 80 000 kişi yararlanmıştır.
Bu ay itibariyle, 42 869 kişiye işsizlik ödemesi yapılmaktadır. İşsizlik
sigortasının toplam gideri 65,8 trilyon olarak gerçekleştirilmiştir.
31 Ocak 2003 tarihi itibariyle, işsizlik
sigortasının toplam varlığı 5 katrilyon 264 trilyondur. Bunun 1 katrilyon 862
trilyonu işçi ve işveren prim tutarı, 694 trilyonu devlet katkısı ve 2
katrilyon 772 trilyonu ise fonun değerlendirilmesi sonucu faiz gelirlerinden
oluşmaktadır.
İşsizlik sigortasından yararlanma
koşulları, 4447 sayılı Kanunla belirlenmiştir. Kanuna göre, işsizlik
ödeneğinden yararlanabilmek için, sigortalının en az 60 gün prim ödemiş ve
kendi istek ve kusuru dışında işini kaybetmiş olması gerekmektedir. Kanunun
belirlediği şartlar dışında İşsizlik Fonundan herhangi bir ödeme yapmak mümkün
değildir. Kanun, fonun amacı dışında kullanılmasını da engellemektedir.
Bu düşüncelerle, hepinize saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Tüzüğümüzün 98 inci maddesine göre, Sayın
Bakanın cevabından sonra, soru önergesi sahibi, sadece, yerinden, açıklanmasını
istediği bir husus olursa, kısaca, o hususta söz isteyebilir.
Size söz veriyorum; buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)- Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Sayın Bakanım, İşsizlik Fonunda 5 katrilyon 264 trilyon
biriktiğini, 65,8 trilyon da ödeme yapıldığını söyledi.
Şimdi, benim demek istediğim şudur: 5
katrilyonun üzerinde bir para boşlukta duruyor. Ülkemizde de 15 000 000
civarında da işsiz insan var -buna, gizli işsizler de dahil- resmî dersek, 3
000 000 işsiz insan var.
Bugün ülkemizde artık, eskiye dönüş var.
Maalesef, Başbakanlığın kapısının önünde -dün de gördük- işsizlikten bunalmış
insanlar, kafasına silah dayayarak intihar etmek istiyor; geçinemediğini, işsiz
kaldığını, yuvalarının yıkıldığını söylüyor.
Şimdi, böyle bir ortamda, 5 katrilyon bir
paranın boşta durması doğru mu, hakça mı, adaletli bir şey mi; değil. Bunu siz
de takdir edersiniz...
Benim demek istediğim şudur: Yani, 65
trilyon bir para dağıtılmış, 5 katrilyon civarında bir para da boşlukta
duruyor! Şimdi, bu para, belli gruplara peşkeş çekilmek için mi tutuluyor,
yoksa, başka yerlere kullanılacak diye mi tutuluyor? Bu devlet borçlanmasından
dolayı...
BAŞKAN - Sayın Öğüt, soru anlaşılmıştır;
son cümleniz lütfen...
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)- Benim demek
istediğim şudur efendim: Bu 5 katrilyon lira paranın, işsiz insanlar tespit
edilerek, bu insanlara dağıtılması, boşta durmaması.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan buyurun, süreniz 5 dakika.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
paranın peşkeş çekilmesi mümkün değil. İdarenin görevi, mevzuatı tatbik
etmektir. Bu mevzuatı sizler vazettiniz, biz de uyguluyoruz. Eğer, kanun
hükümlerinde değişiklik yapmak isteniyorsa, bu, Meclisin iradesidir.
ENSAR ÖGÜT (Ardahan) - Düşünüyor musunuz?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Bunun kime peşkeş çekilmesi mümkündür?! Bu
suretle, sunulan, arz edilen beyanları kabul etmek mümkün değildir; meydan da
boş değil!
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Özür diliyorum
Sayın Başkan, müsaade eder misiniz; kanun tasarısını getirin, oylayalım
efendim.
BAŞKAN - Efendim, siz sordunuz, Sayın
Bakan cevap verdi; İçtüzüğümüz bu kadarına müsaade ediyor.
Teşekkür ederim.
7. -
Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler'in, zeytin hastalık ve
zararlılarıyla mücadele çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
sözlü soru önergesi ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (6/74)
8. -
Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler'in, zeytin alanlarının hayvanlardan
korunmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve Tarım
ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (6/75)
9. -
Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler'in, devlet tasarrufundaki zeytin
ekolojisine dahil alanlardaki üretim faaliyetlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
(6/76)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 9, 10 ve
11 inci sorular, aynı konulara ayrı ayrı tekabül ediyor. Sayın Bakanın,
Başkanlığımıza yazılı bir müracaatı var; bu 3 soruyu da, bir tek konuşma
halinde toplu olarak takdim etmek istiyor.
Sayın Bakan, bu 3 soruyu okuyalım, ondan
sonra mı cevaplandıracaksınız?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Konya) - Evet efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önce, soru önergelerini ayrı ayrı
okutacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Tarım Bakanı Sami
Güçlü tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Ali Kemal Deveciler
Balıkesir
4086 sayılı Yasanın 4 üncü maddesi
gereğince, zeytin hastalık ve zararlıları ile mücadele amacıyla, devlet,
kurulan birliklerin araç, gereç ve finans imkânını sağlamak yükümlülüğündedir.
Ürünün elde edilmesinden sonra üretici, birlikçe tespit edilecek payına isabet
eden gideri ödemek zorunda olup, aksine davranandan kamu alacağının tahsili
yoluyla zorla alınır, tahsilat devlete geri döner. Toplu mücadele zorunluluğu
olduğundan üreticinin katılımı mecburidir. Ne var ki, devlet, yasanın yüklediği
görevi yerine getirmemektedir. Zeytinyağı ve sofralık zeytinin kalitesi,
ekonomimizde çok önemli katmadeğer yaratmaktadır.
Bu açıdan;
1- 2003
yılı bütçesine ne kadar gelir düşünülmektedir?
2- Zeytin
zararlılarıyla mücadele konusunda ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?
BAŞKAN - Diğer soru önergesini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Tarım Bakanımız Sami
Güçlü tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Ali Kemal Deveciler
Balıkesir
Bilindiği gibi, 4086 sayılı Yasa zeytin
alanlarına her çeşit hayvan sokulması ve bu alanlara en az bir kilometre
mesafede ağıl yapılması 3 üncü maddesiyle yasaklamıştır.
Zararın doğması hali, yasada, takibi şahsî
şikâyete bağlı suç olarak kabul edilmişse de, getirilen yasaklar kamuyu
ilgilendirmesi yönünden kanunun emri niteliğindedir.
Bu yasaklara uyulmaması evamire
riayetsizlik suçunu oluşturduğu ve TCK'nın 526 ncı maddesiyle müeyyideye
bağlandığının açıklığı karşısında getirilen yasaklara uymamak resen takibi
müstelzim suçu oluşturmaktadır.
Yerel tarım teşkilatları ve idare
amirlerince konuyla ilgili hiç özen gösterilmediğinden, bu hususlarda ne
düşünülmektedir, ne tarz uygulamalar yapılacaktır?
BAŞKAN - Diğer soru önergesini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Tarım Bakanı Sami
Güçlü tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Ali Kemal Deveciler
Balıkesir
Bilindiği gibi, 4086 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesiyle, devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan zeytin ekolojisine dahil
alanda zeytin yetiştirilmesi, yabanîlerin aşılanması, fıstık, harnupluk, sakız
ve nevîlerini yetiştirenlere yasa şartlarını yerine getirmeleri halinde
tapularının devri öngörülmüştür.
Ne var ki, yasanın yürürlüğe girdiği
28.2.1995 tarihinden bu yana konuyla ilgili çalışma yapılmamakta ve özellikle
il valileri ve ilçe kaymakamları gerekli özeni göstermemektedirler. Yabanî
sakız ağaçlarının sökülüp Yunan adalarına satılmaları Türk olarak bizleri
rencide etmektedir.
Yukarıda arz olunan hususlarda, Tarım
Bakanlığımızın yaptırdığı ve yapacağı uygulamalarla ilgili olarak ne
düşünülmektedir?
BAŞKAN - Bu 3 soru önergesine, Sayın
Bakan, birlikte cevap verecektir.
Süreniz 15 dakika Sayın Bakan.
Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Balıkesir Milletvekilimiz Sayın
Ali Kemal Deveciler'in, zeytinle ilgili ortaya çıkan temel hastalık,
zeytinliklerin korunması ve zeytinlikler bölgesinde yetişen birkısım
ağaçlarımızın sökülerek komşu ülkelere kaçırılması diye özetleyebileceğim ve
biraz önce dinlediğiniz sorularına, sırasıyla cevap vermek istiyorum.
İlkönce, zeytin ziraatı ve zeytin
ekonomisi konusunda kısa bir değerlendirme yapacağım -buna vaktimiz de
elvermektedir- dolayısıyla, daha sonra, sorularına geçeceğim.
Sayın milletvekilleri, zeytinin anavatanı
olan Anadolu'da zeytin ve zeytinyağı, tarihin çok eski devirlerinden beri
önemli bir gıda ve ticarî ürün olarak değerlendirilmiştir.
Zeytinciliğimizin tarım ekonomisindeki
rolü tartışılamayacak derecede büyüktür. 27 000 000 hektarlık tarım alanı
içerisinde yüzde 2,2'lik bir paya sahip olan zeytinliklerimizden elde edilen ve
değişik şekilde değerlendirilen ürünün millî ekonomimizde yarattığı değer
artışının yanı sıra, arazi değerlendirilmesi, toprak muhafazası, işgücü
istihdamı, insan beslenmesi ve sağlığı açısından sahip olduğu değerler, önemini
daha da artırmaktadır. Yabanî zeytin alanları dikkate alınarak, Zeytinciliğin
Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında 3573 sayı Kanun yıllar önce,
1939'da çıkarılmış, daha sonra gerekli değişiklikler yapılarak, 1952 yılında,
1956 yılında ve 1995 yılında günün şartlarına uygun hale getirilmiştir.
Çoğunlukla ülkemizde zeytin, tarımsal
işletmelerde diğer ürünlerle birlikte yer almakta ve daha ziyade küçük aile
işletmeleri niteliğinde bulunmaktadır. Dolayısıyla, zeytincilik, Türkiye'de
aile işgücünü en iyi değerlendiren bir tarım kolu olmaktadır. Nitekim,
ülkemizde ortalama 400 000 aile geçimini daha ziyade zeytincilikten
sağlamaktadır; her ailenin yaklaşık 5 kişiden oluştuğu düşünülürse, bu, 2 000
000 kişiye doğrudan geçim kaynağı teşkil ediyor demektir.
Ülkemizde son verilere göre yaklaşık 600
000 hektar olan alan üzerinde toplam 95 000 000 adet zeytin ağacı bulunmakta
olup, bunun 87 000 000'u meyve vermektedir. Dünya zeytin ve zeytinyağı
üretiminin yaklaşık yüzde 70'i Avrupa Birliği ülkelerince karşılanmaktadır.
Avrupa Birliği dışında önemli üretici ülkelerin başında Türkiye, Tunus, Suriye
ve Fas gelmektedir. Fas'ın üretimi sofralık zeytine yöneliktir.
Dünya toplam üretimi son yıllarda 14 000
000 ton civarındadır. Zeytinyağı üretimi ise yaklaşık 2 500 000 ton
civarındadır. Ülkemizin, son 10 yıllık ortalamalarına göre 1 022 000 ton zeytin
üretimiyle dünya zeytinci ülkeleri arasında 4 üncü sırada, 116 000 ton
zeytinyağı üretimiyle 5 inci sırada yer almaktadır. Dolayısıyla, dünyada,
zeytin ekonomisi bakımından oldukça önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir.
2002-2003 üretim sezonundaki zeytin
üretimimiz 1 800 000 ton, zeytinyağı üretimi ise 210 000 ton olarak tahmin
edilmektedir. Mevcut zeytin ağacı varlığımızın yüzde 90'ı meyve veren, yüzde
10'u ise genç, ürüne yatmamış ağaçlardan oluşmaktadır. Ürüne yatan ağaçların
yaklaşık yüzde 40'ı yaşlı ağaçlardan oluşmakta olup, ağaç başına ortalama verim
ise 20 kilogram civarındadır.
Ülkemizde zeytin ağacı sayısında çok büyük
değişiklikler olmamasına rağmen, zeytin ve zeytinyağı üretiminde, zeytin
ağacının periyodik özelliğinden dolayı dalgalanmalar olmaktadır. Bu nedenle,
var yılı ile yok yılı arasında büyük değişimler görülmektedir.
Dünya ticaretiyle ilgili bir iki rakam
ifade etmek istiyorum: Dünya üzerinde zeytinyağı ithalatında önde gelen
ülkeler, Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya,
Avusturya, Kanada, Japonya'dır. Dünya toplam zeytinyağı ithalatı ise 1 200 000
tondur. Dünya zeytinyağı ihracatında önde gelen ülkeler ise, Fas, Suriye,
Avrupa Birliği ülkeleri, Tunus ve Türkiye olarak sıralanmaktadır. Dünyanın
toplam ihracat rakamı ise 1 200 000 ton civarındadır.
Ülkemizin zeytinyağı ithalatı, ilk olarak
1983-1984 döneminde gümrük vergisinin kaldırılmasıyla başlamış olup, bazı
yıllarda fiyat istikrarı sağlamak amacıyla az miktarda ithalat yapılmıştır.
Sofralık zeytinde ise, 1990 yılından sonra
çok az miktarlarda lüks tüketime yönelik ithalat gerçekleştirilmektedir.
Ülkemizde üretilen zeytinyağının önemli bir kısmı üretim bölgelerinde
tüketilmekte olup, geri kalanı ihraç edilmektedir.
Başlangıçta, ülkemizin ihracatının yüzde
100'üne yakın miktarı Avrupa Birliği ülkelerine yapılmasına rağmen, bu ülkelere
diğer zeytinci ülkelerin dahil olmasıyla, giderek bu pay düşmüş, bu sebeple,
ihracatımız, ağırlıklı olarak Ortadoğu ülkelerine yönelmiştir; fakat, bu
pazarlarda yaşanan ekonomik şartlardaki bozukluk, ihracatımızı olumsuz yönde
etkilemektedir; ancak, son yıllarda, Amerika Birleşik Devletlerinde zeytinyağı
tüketimine ağırlık verilmesiyle, bu ülke, Türkiye ihracatında önemli bir pay
almaya başlamıştır.
Ülkemizin zeytinyağı ihracatının
geliştirilmesi ve sürekliliği için kalitenin artırılması en önemli faktördür.
Bunun için, gerek üretim bazında gerekse zeytinyağını işleme bazında
modernizasyona gidilmesi ve gerek üretici gerekse ihracatçının korunmasının
sağlanması gerekmektedir. Bu yönde bir destekleme politikasının uygulandığını
biliyoruz.
Bilindiği gibi, üretimin yönlendirilmesi
ve ekonomik dengelerin korunması amacıyla üreticinin üretime devam etmesini
sağlayarak, üretimin artırılması ve yeni ürünlerin üretimini özendirmek yolu
desteklemeyle sağlanabilmektedir. 1980-1986 döneminde sayısı 24'e çıkan
desteklenen ürünler kapsamına zeytin de dahil edilmiştir. 1987-1990 arasında
zeytinyağı bu kapsamdan çıkarılmış, 1991 yılında tekrar kapsama alınmış, 5
Nisan 1994 kararlarıyla birlikte, tekrar, kapsamdışına itilmiştir.
1990'ların sonlarında, Dünya Ticaret
Örgütü ve Avrupa Birliği ortak tarım politikalarına uyum sağlamak, ekonomiyi
kayıtiçine alarak vergi gelirlerini artırmak, tarımsal kayıt ve envanterlerin
tutulmasını sağlamak, üretici ve sanayiciyi aynı zamanda koruyup kollayarak
üretimi teşvik etmek, sanayiciye dünya fiyatlarında hammadde sağlamak ve devlet
Hazinesine en az yük getirecek olan prim sistemine aşamalı olarak geçilmesi
hususunda ilk adımlar 1998 yılında atılmış ve zeytinyağı üreticilerine
destekleme priminin ödenmesi kararlaştırılmış, 1999 yılında yürürlüğe
girmiştir.
Karara göre, üreticilere 1 kilogram
zeytinyağı için 40 sent tutarında bir prim desteği yapılmış, 2000-2001 sezonu
ürünü zeytinyağı üreticisine 28 sentlik destekleme primi uygulanmış, 2001-2002
sezonu ürünü zeytinyağı için ise, Türk Lirası cinsinden bir prim uygulanmış ve
kilo başına 150 000 lira ödeme yapılmış, 2002-2003 sezonu ürünü için zeytinyağı
üreticisine destekleme primi ödemesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı 25 Ekim
2002 tarihinde yayımlanmış olup, prim miktarının tespiti ve uygulama tebliğiyle
ilgili çalışmalar devam etmektedir.
Zeytin ekonomisiyle ilgili bu
değerlendirmeden sonra, sayın milletvekilimizin sorularına kısa cevaplar
vermeye çalışacağım.
Sayın Ali Kemal Deveciler, ilk önce,
zeytin bünyesinde ortaya çıkan hastalıktan bahsetmişti, cevabımı kısaca şöyle
özetliyorum: Zeytin ve zeytinyağı, tarihin ilk çağlarından itibaren, insanların
temel gıda maddelerinden biri olmuştur. Zeytin ağacı, asırlar süren uzun ömrü,
en verimsiz topraklarda bile yetişmesi, insan müdahalesi olmasa dahi bir miktar
ürün vermesi bakımından, barış ve huzurun sembolü kabul edilmiştir. Bütün
Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi, ülkemiz zeytinlerinin de en önemli
zararlılarından olan zeytinsineği, yılda 3-4 döl vermekte olup, gelişmesi
süresince çekirdek etrafında galeriler açarak beslenmekte ve meyvelerin
çürüyerek dökülmesine, zeytinyağının azalmasına, yağdaki asit miktarının
artmasına neden olmaktadır. Mücadelesi yapılmadığı takdirde, zarar oranı yüzde
60 seviyelerine ulaşabilmektedir.
Ülkemizde zeytinsineği mücadelesi, 1985
yılına kadar yönetimli çiftçi mücadelesi olarak yürütülürken, 1986 yılından
sonra, özellikle Balıkesir, Çanakkale, Manisa ve İzmir İllerinde, her yıl,
yaklaşık olarak, ortalama 15 000 000-20 000 000 kadar ağaçta, uçakla, devlet
mücadelesi olarak yapılmıştır. Zaman içerisinde, ziraî mücadele faaliyetlerinin
çiftçilerce yürütülmesinin gerekliliği ve bu bilincin oluşması nedeniyle, 1999
yılında, zeytinsineği mücadelesi, tüm mücadele masrafları çiftçilerce
karşılanmak suretiyle ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı teknik elemanlarımızın
kontrolünde, yönetimli çiftçi mücadelesi şeklinde yer aletleriyle
uygulanmıştır. Nitekim, üretici imkânlarından yararlanmak suretiyle,
zeytinsineğine karşı, tekniğin uygun, ekonomik bir mücadele yapılmasını
sağlamak için, zeytin hastalık ve zararlıları ile mücadele birliklerinin
kuruluş ve çalışmalarına ait yönetmelikle ilgilendirilmiş ve buna uygun hareket
edilmiştir.
Birliklerin yeni kurulduğu bu dönemde,
ekonomik güçlerinin ve bütçelerinin mücadele yapmaya yeterli olmayacağı
düşünülerek, bakanlığımızca verilen teknik hizmetlere ilave olarak, zeytin
üretim bölgelerine ilaç gönderilmeye başlanmıştır. Daha sonra, 2000 yılından
sonra, yer aletleriyle beraber uçakla zeytin zararlılarıyla mücadeleye
başlanılmış ve aynı yıl içerisinde, birliklere, uçakla mücadele için 31 550
litre ve yer aletleriyle mücadele için de 2 105 litre ilaç yardımı yapılmıştır.
2002 yılında ise, birliklere, 46 000 kilogram cezbedici ilaç yardımı
bakanlığımızca gerçekleştirilmiş; bu yardımın parasal değeri 217 milyar lira
olarak ifade edilmektedir. 2003 yılında da, yine, zeytin üreticisinin ilaç
ihtiyacının tamamı bakanlığımız tarafından karşılanacaktır; ancak, üreticiler,
yıllardır, hasat sonrası paylarına düşen miktarı birliklere ödememişlerdir.
Üretici birlikleri yasası çıkmadığından,
birlik yönetiminde yer almayan üretici, mevcut birliklere olumlu bakmamakta, bu
ise, çalışmaların etkisini azaltmaktadır. Bu nedenle, üretici birlikleri
yasasının bu yasama dönemi içerisinde çıkarılması gerçekleştirilecek ve bu
sorunun daha kalıcı bir şekilde çözümü gündeme gelecektir.
Sayın milletvekilimizin ilk sorusuna bu
şekilde cevap vermiş oldum.
Soru önergesinde sorduğu ikinci sorusu
ise, daha çok, belli bir mesafeye kadar hayvanların yaklaştırılmamasıyla ilgili
sorudur. Bunu, şöyle, kısaca cevaplandırabilirim: Zeytinciliğin Islahı ve
Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında 3573 sayılı Kanunda değişiklik yapan 4086
sayılı Kanunun 3 üncü maddesi, bu konuda "Zeytinliklere her çeşit hayvan
sokulması, yerleşim sahaları hariç, zeytin sahalarına en az 1 kilometre
yakınlıkta koyun ve keçi ağılı yapılması yasaktır" hükmünü getirmekte,
Bakanlığımıza ve taşra teşkilatımıza gelen ihbarlar veya tespitler dahilinde,
kanunun ilgili maddesi gereğince savcılıklara suç duyurusunda bulunularak
gerekli kanunî müeyyidelerin uygulanması sağlanmakta olup, konunun daha titiz
olarak takip edilmesi konusunda taşra teşkilatımız uyarılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakanım, tamam değilse süre
veriyorum.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Devamla) - Çok kısa bir süreye ihtiyacım var Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Devamla) - Sayın Milletvekilimiz Ali Kemal Deveciler'in, zeytin ekolojisine
dahil alanlarda yabanîlerin aşılanması, fıstık, sakız ve benzeri ağaçları
yetiştirenlere yasa şartlarını yerine getirmeleri halinde tapu verilmesi
vesaireyle ilgili üçüncü sorusunun kısa cevabı şöyle:
Yine, zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerin
aşılattırılması hakkında 4086 Kanunun 2 nci maddesine konu olan, devletin hüküm
ve tasarrufunda olan zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makiliklerin
haritalandırılması ve haritalandırmayı müteakip parsellenip, yasa şartlarını
yerine getirenlere tapularının verilmesine yönelik olarak, Bakanlığımıza
ayrılan genel bütçe imkânları dahilinde, zeytin yetiştirilen illerimize gerekli
ödenek ayrılarak, bu konuda çalışmalar sürdürülmektedir.
Özellikle, yabanî sakız ağaçlarının
sökülüp kaçak yollarla yurt dışına götürülmesi konusunda sayın
milletvekilimizin çok derin bir üzüntüsü vardır, paylaşmamak mümkün değildir.
Bu hususta, Bakanlığımıza ve taşra teşkilatımıza bugüne kadar resmî veya
gayriresmî bir yoldan ihbar yapılmadığı bilgisini temin ettim; ancak, bu
konuyla ilgili olarak, yabanî sakız yetiştiren bölgelerimizde, taşra
teşkilatımızın daha dikkatli davranması konusunda uyarıda bulunduk.
Yabanî sakız ağaçlarımızın korunması için
gerekli hassasiyeti göstereceğimizi ifade ediyorum.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Sayın Bakanım, sizi, kısa bir süre kürsüde
tutacağım. Sayın Deveciler'in yerinden bir sorusu ya da açıklanmasını istediği
bir husus varsa, kısaca onu isteyeceğiz.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın
Başkan, değerli üyeler; 4086 sayılı Yasanın 4 üncü, 3 üncü ve 2 nci maddeleri
gereği üç soru önergesi vermiştim. Sayın Bakan, bunlara cevap verdi; ama, ben,
cevapları yeterli olarak görmüyorum. Bakan, göreve geleli üç ay olmuştur;
ancak, devlet idaresinde devamlılık vardır, geriye dönük uygulamaları da
bilmesi gerekiyordu.
Zeytin Hastalık ve Zararlıları ile
Mücadele Birliklerinin Kuruluş Çalışmalarına Ait Yönetmelik 1996'da
yayımlanmıştır ve altyapının tamamlandığı ifade edilmektedir. 8.3.1995
tarihinde yürürlüğe giren 4086 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinde "Devlet,
zeytin hastalık ve zararlılarıyla mücadelede araç gereç ve finans imkânı
sağlamak mecburiyetindedir" denilmektedir.Devlet, bu finansı bugüne kadar
sağlamamıştır. Bu yasaya göre de bu finans üreticiden geri dönecektir. Üretici
de, mücadele sonunda payına isabet eden mücadele giderini ödemek zorunda olup,
ödenmeyen kısım Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasaya tabidir; yani,
birlikler, bu parayı üreticilerden tahsil edip, devletin desteklemiş olduğu bu avans
mukabilindeki parayı geri vermesi gerekiyordu; ama, yapmış olduğum araştırmaya
göre, 1996 yılından bugüne kadar bu birliklere bir yardım yapılmamıştır. Ben,
bu birlikleri araştırdım. Türkiye'de kurulu olan birlikler içerisinde,
Balıkesir'de, şu anda tam olarak faaliyette olan Körfez Zeytin Hastalık ve
Zararlıları ile Mücadele Birliği var. 2002 yılı faaliyetleriyle ilgili dosya da
mevcut, Sayın Bakanıma takdim edeceğim. Geçen yıl, uçaktan ilaçlama yapıldı;
fakat, paraları yetmediği için 3 opal aplikasyon ilaçlama yapıldı; ama, 4
yapılması lazımdı, paraları yoktu ve onun için, zeytinde bu sene kalite düşük
oldu. Bilhassa sofralık zeytinde büyük katmadeğer kaybımız var. Sayın
Bakanımdan, bu yıl, Türkiye'de hakikaten örnek gösterilecek birlik olan Körfez
Zeytin Hastalık ve Zararlıları ile Mücadele Birliğine, yasanın 4 üncü maddesine
göre, geri dönme koşuluyla üreticiye verilen finans imkânının sağlanmasını
istiyorum. Önümüzdeki yıl bu finans sağlandığı ve zeytin hastalık ve
zararlılarıyla mücadele döneminde -yaz sezonuna girerken verilmesi gerekiyor-
verildiği takdirde, inşallah, Körfezdeki zeytincinin, ilaçlama zamanında
yapılacağından dolayı yüzü gülecektir, zeytindeki kalite artacaktır, sofralık
zeytinin kalitesi yükselecektir; bu da, bölge zeytincisine katmadeğer
sağlayacaktır.
Ayrıca, yine, Sayın Bakanım...
BAŞKAN - Efendim, özetleyebilirseniz...
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Tamam
efendim; ama, üç soruya cevap veriyorum.
BAŞKAN - Tabiî; ben de ona göre size süre
veriyorum.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Şimdi,
ziray (cezbedici ilaç) verildiği söyleniyor. Cezbedici ilaç verilmiştir; ama,
ne yazık ki, yeterli gelmemiştir. Kaldı ki, cezbedici ilaç, bizim yöremizdeki
Gömeç İlçesinde imal edilmektedir. Onun için, Sayın Bakanımdan, önümüzdeki
sezona girmeden evvel, hem maddî olarak, geri dönecek finans sağlanmasını hem
de cezbedici ilacın tamamen verilmesini istiyorum. Birinci sorumla ilgili
düşüncem budur Sayın Bakanım. İnşallah, bugüne kadarki tarım bakanlarınca, bu
birliğe -bilhassa bu birliğe diyorum; çünkü, faaliyette olan birlik- tanınmayan
imkânın, sizin bakanlığınız döneminde, önümüzdeki zeytin sezonundan itibaren
öncelikle sağlanacağını ümit ediyorum.
4086 sayılı Yasanın 3 üncü maddesi, zeytin
alanlarına her çeşit hayvan sokulması yasağı hakkındadır; ancak, buna, yerel
idare amirlikleri ve tarım teşkilatınca gerekli özen gösterilmemektedir.
Hayvanların zeytin dallarını yiyerek verdikleri zarardan dolayı ürün kaybı
yüzde 30'lara ulaşmaktadır. Sayın Bakanımızca, bu konuda sık sık ikazlar
yapılmalı ve yerinde, gerekli önlemler alınmalıdır; ancak, ben iddia ediyorum
ki, bugüne kadar yerel makamlarca, hiçbir hayvan sahibi hakkında cumhuriyet
savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmamıştır.
Yine, 4086 sayılı Yasanın 2 nci maddesi
gereğince zeytin ekolojisine dahil alanlarda, başvuru olmasına rağmen,
parsellenen alanlarda, şimdiye kadar, kanun yürürlüğe gireli yedi yıl olmasına
rağmen, kimseye tahsis yapılmamıştır. Oysaki, 4086 sayılı Yasanın amacı, zeytin
alanlarını genişletmek ve dünya zeytinciliğinde söz sahibi olmaktır.
Zeytinciliği teşvik etmek ve alan yaratmak zorundayız.
Ayrıca, zeytinciliği teşvik açısından,
gerekli araştırmalar yapılarak, bununla ilgili tapuların da sahiplerine
verilmesini istiyorum.
Yine, ayrıca, yapılacak ciddî bir
araştırma sonunda...
BAŞKAN - Sayın Deveciler, teşekkür
edeceğim, son cümlenizi rica ediyorum...
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Çeşme
İlçesinde ve onun güneyindeki alanlarda sakız ağaçlarının Yunan adalarına
kaçırıldığı söylenmektedir; bundan da hiçbir şüphemiz yoktur. Sayın Bakanımın
bu konuyla ilgili gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Ben de teşekkür ediyorum Sayın
Deveciler.
İçtüzüğümüz gereğince, sözlü sorulara
ayrılan süre dolmuştur, tamamlanmıştır; ama...
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın
Başkan, Sayın Bakan cevap vermedi...
BAŞKAN - Müsaade eder misiniz...
...bu sorulara, elbette ki, Bakanımızın
cevap verme hakkı var, ondan sonra gündemin diğer maddelerine geçeceğiz.
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Balıkesir Milletvekilimiz Sayın
Ali Kemal Deveciler'in, bölgesindeki üreticilerden olan ve Türk ekonomisi
bakımından ben de önemini vurgulamaya çalıştığım zeytin üreticileri ve onların
sorunlarıyla ilgili konulardaki sorularına genel cevaplar verdim. Özel olarak
belirttiği hususlara da, yine, Bakanlığımdaki mevcut bilgilere dayanarak
açıklamalarda bulundum.
Zeytin hastalıkları ve zararlılarıyla
mücadele birliklerinin kuruluşu ve çalışmalarına ait yönetmeliğin 1996 yılında
çıktığını ben de biliyorum. Zaten, onunla ilgili bir tarih söylemedim; yani,
onunla ilgili yanlış bir tarih de söylemedim, hatta, buradaki mevcut rakamı
-biraz kısa olsun diye- okumadım; sadece "bu yönetmelik çerçevesinde
yürütülmektedir" dedim.
Efendim, şimdi, tabiî, olayın bir ekonomik
boyutu vardır. Her birimiz, bölgemizdeki üreticilerin sorunlarını bilir,
bunların çözümü konusunda da yapılması gerekenleri elbette sıralayabiliriz.
Karadeniz Bölgemiz, çay ve fındığı; Akdeniz Bölgemiz, pamuğu; Ege Bölgesi,
Balıkesir ve yöresi, zeytini; ama, yine, hepimiz biliriz ki, bu işler için
ülkemizin sahip olduğu kaynak sınırlıdır ve biz, bu sınırlı kaynaklar
içerisinde bir tahsis yapmak zorundayız.
Diğer ürünlere nispetle zeytin ve
zeytinyağı, elbette, Türkiye'nin ihraç ettiği ürünlerdir ve nitekim, bundan
dolayı da bir prim sistemiyle teşvik edilmektedir. Bu şekilde teşvik edilen
bitkisel ürünlerimizin sayısı da 5'tir. Bu yıl inşallah mısırı da devreye
sokmayı planlıyoruz; dolayısıyla, bu sayıyı 6'ya çıkaracağız. Evvela üreticimiz
açısından en önemli destek bu anlamdadır.
Dolayısıyla, zeytin üreticilerimizin kendi
ürettikleri ürünün mücadelesine katkısının giderek artması gerekir; bu, normal
olarak, ekonomik gelişmenin de, anlayışların da tabiî bir neticesidir. Devlet,
bu konuda, belli ölçüler içerisinde, sınırlı kaynaklarla sorumluluklarını
yerine getirmeye çalışmaktadır.
Ben, Tarım Bakanı olarak, hükümet olarak,
ülkemizin bu önemli ürünü konusunda, kendi Bakanlığımızın yönetimi, idaresi ve
eğitim kapasitesi çerçevesi içerisinde, elbette, diğer ürünlerde olduğu gibi,
zeytin üreticilerimizi de bilgilendirmek ve desteklemek durumundayız. Elbette,
mücadeleyi çok etkin bir şekilde yapmak durumundayız.
Sayın milletvekilimin çok detaya inerek
söylediği hususlarda, ek bilgileri de bize ulaştırdığı takdirde, biz de bu
konulara daha çok hassasiyet gösterir ve bölge üreticilerimizin yararına işler
yapmayı sağlamayı arzu ederiz.
Kendilerine yine teşekkür ediyor; hepinize
saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımıza
teşekkür ediyoruz.
Soru cevaplandırılmıştır.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın
Bakanım, geriye dönük olarak, finansmanla ilgili söz vermediniz.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Konya) - Kaynaktan bahsettim...
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın
Deveciler.
Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.
V.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS
ARAŞTIRMASI
A)
ÖNGÖRÜŞMELER
1. - Konya
Milletvekili Özkan Öksüz ve 22 milletvekilinin, Tuz Gölündeki kirlenmenin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/5)
BAŞKAN - Şimdi, bu kısmın 1 inci sırasında
yer alan, Konya Milletvekili Özkan Öksüz ve 22 milletvekilinin, Tuz Gölündeki
kirlenmenin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesinin öngörüşmesine başlıyoruz.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüze göre,
Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî
parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği bir
diğer imza sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri, hükümet ve gruplar için
20'şer dakika, önerge sahibi için 10 dakikadır.
Hükümet adına, Sayın Başbakan Yardımcımız
Ertuğrul Yalçınbayır söz istemiştir.
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya
Milletvekilimiz Özkan Öksüz ve arkadaşları tarafından verilen ve çevre hakkıyla
ilgili olan önerge üzerinde görüşlerimizi arz etmek istiyorum; hepinizi sevgi
ve saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi,
araştırma önergeleri, denetim yollarının en önemlilerinden biridir; belli
konuda bilgi edinmeyi kapsamaktadır. Şöyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
tarihine baktığımızda, birçok araştırma önergesi verildi. Geçen dönem, 300'ün
üzerinde araştırma önergesi vardı. Birçok komisyon kuruldu. Araştırma
önergeleri sonucunda çok önemli bilgiler elde edildi.
Bu bilgiler elde edildi de ne oldu?! Bize,
size, seçim bölgelerinde hep sordular: "Araştırma önergesi verdiniz de ne
oldu; bunun yaptırımı nedir?" Şu, hiçbir zaman için olmadı: Araştırma
önergesi sonuçlarında, hükümete, alınacak önlemlerle ilgili tavsiyeler var,
tedbirler var; tek tek yazılır. Hükümet, bunların gereğini yerine getirmez;
ama, hükümetlere bununla ilgili bir gensoru da verilmez.
Şöyle, geriye bakalım... Örneğin, geçen
dönem Tekstil Komisyonundaydık ve 75 öneride bulunduk; hiçbir maddesi yerine
getirilmedi. Bütün partiler, komisyonda olsun, Genel Kurulda olsun,
oybirliğiyle bu önerilerde bulundular; ama, gereği yerine getirilmedi diye
hiçbiri kılını kıpırdatmadı. Bu çelişkiden kurtulmamız lazım. Biz, bugün
iktidarız. Biz, bu önergenin reddedilmesini isteyebiliriz. Diyebiliriz ki
"elimizde her türlü kaynak var; bilgi, belge bizde var; biz, bunun
gereğini yapacağız." Hayır... Her ne kadar, gündemde, bilgi edinme
hakkındaki kanunla, milletvekillerinin ve vatandaşların her türlü bilgiye ve
belgeye ulaşma hakları güvence altına alınacaksa da, o kanun çıkarılıncaya
kadar, yine, Meclis, etkin denetim görevini yapacaktır; ama, o kanun
çıkarıldıktan sonra, daha kaliteli ve daha nitelikli denetim görevlerinin
yapılacağına inanıyorum; çünkü, bilgiye ve belgeye dayalı bir denetim
yapılacaktır. Bu anlayış, Türkiye'de, yolsuzlukların da önüne engel olacak,
şeffaflığı, saydamlığı sağlayacak bir anlayıştır. Biz, seçim meydanlarında
bunları söyledik. Bütün partiler söyledi. Saydamlık, şeffaflık, günışığında
yönetim, denetime açık bir anlayış... Şimdi, bunun yasal düzenlemesi geliyor.
Her ne kadar, Anayasanın 98 ve devamı maddelerinde denetimle ilgili bazı
müesseseler yer alıyorsa da, geçen dönem görüldü, milletvekillerinin
sorularının yarısından fazlası cevaplandırılmadı, araştırma önergelerinin
gerekleri yerine getirilemedi. Soruşturma önergelerinde geçen dönemlerde
yaşananları biliyoruz. Artık, biz, Meclisin daha etkin ve verimli çalışabilmesi
ve denetime daha fazla önem verebilmesi için İçtüzükte de değişiklik yapmak
durumundayız. Örneğin, İçtüzüğün 105 inci maddesinin son fıkrasında
"ticarî sırlar ve devlet sırları araştırma konusu yapılamaz"
denilmektedir, yani, bu konular denetim dışındadır.
Seçim meydanlarında halk "siz bu
kadar soru sordunuz, bu kadar araştırma önergesi verdiniz; ama, bankaların içi
nasıl boşaltıldı, bunu soramadınız" dedi. Evet, bunu soramadık; çünkü,
cevap alamadık. Denildi ki "ticarî sır", denildi ki "devlet
sırrı." Bankaların içi boşaltılmış, kamu, zarar görmüş, artık, bunun sırla
ilgisi kalmamış; ama, ona rağmen "sır kapsamında" diye cevap verildi
ve araştırmalar yapılamadı, sorulara cevap verilemedi. Ümit ediyoruz ki, bu
dönem, şeffaf devlete, bilgi edinmeye, katılıma daha fazla hizmet edecek
anlayışlar, yasalara, İçtüzük düzenlemelerine ve çalışmalara yansıyacaktır.
Bilindiği gibi, çevre hakkı, bir insanlık
hakkı. Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı var. Bu hakkın kayden
tanınmış olması yetmiyor, fiilen de uygulanması gerekiyor. Bu hakka ulaşmak
için, geçenlerde yapılan bir çalışmayla -415 kanunla- bu halkın çevre hakkı
güvence altına alınmıştır. 415 kanunun çeşitli hükümlerinde buna hizmet eden
hükümler vardır. Bunlara bağlı olarak çıkarılan yönetmelikleri, tüzükleri,
emirleri, belediye zabıta yönetmeliklerini hep birlikte ele aldığınızda,
Türkiye'de, çevre hakkının son derece güvence altına alındığını
söyleyebilirsiniz; ama, gelin bakın, İstanbul'un yüzde 60'ı yasadışı, fiilî
durum; Bursa'nın öyle, çeşitli kentlerimiz öyle. Kayden bunları tanımak yerine,
onunla birlikte fiilen uygulanması insan hakkını tatmin edecek hadisedir.
Evet, biz, uygulama görevi içindeyiz; biz,
şöyle miras aldık, böyle miras aldık deme hakkına sahip değiliz; bunu, mazeret
olarak da söyleyecek değiliz; ancak, kurallar var iken, Türkiye'de, herkesin
kurallara uyma mecburiyetinin olduğunu bilmek lazım, buna uymak lazım. Bu,
uygulama itibariyle devletin görevi, uyma itibariyle de vatandaşın görevi. O
değiştirilinceye kadar hepimizi bağlıyor; ama, biz, kuraldışılığa iten
sebepleri de ortadan kaldırmalıyız.
Tuz Gölü kirleniyor. Devletin, bu
kirliliği önlemekle ilgili, ekonomik yeterliliği ölçüsünde görev yapmasını
kabul etmek mümkün değil. Anayasanın 65 inci maddesi, ekonomik ve sosyal
haklarla ilgili olarak, devletin görevinin ekonomik gücüyle sınırlı olduğunu
ifade ediyor. Artık, çevre hakkı, yaşam hakkının bir parçasıdır. Böylesine
önemli bir konunun, belki anayasa düzenlemesi sırasında, yaşam hakkı içinde yer
alması gerekir. Birçok yerde kirliliği görüyoruz. Topyekûn bizim kaliteli bir
yaşama ulaşabilmemiz için bu konularda düzenleme yapmamız lazım.
Avrupa Birliği ilerleme raporunda tenkit
edilen hususlardan birisi, çevreyle ilgili hiçbir düzenleme yapmayışımızdır. 7
düzenleme yapılmasını vaat etmişiz; ama, sıfır çekmişiz, hiçbir düzenleme
yapılmamış. Biz, bu mesafeleri süratle azaltmak durumundayız.
Tuz Gölü ve birçok gölümüz, birçok yerimiz
elimizle kirleniyor, tabiatın dengesi bozuluyor, Tuz Gölünün, artık, kokmaya
başladığını hepimiz biliyoruz ve tuz da kokmaya başladı. Bunların sebepleri
devlet katında belli; ama, biz, şunu da biliyoruz: En büyük kirletici, devlet.
Bundan, süratle, devlet kurumları kaçınmalıdır. Bizim de yapmamız gereken
işlemler ortadadır; bunlar, mutlaka yapılması gereken hadiseler.
Biz, bu bakış açısı içerisinde, Türkiye
Büyük Millet Meclisince, böylesine önemli bir kirliliğin yaşandığı Tuz Gölünde,
kirlenme nedenlerinin, alınması gerekli önlemlerin, bunun ekonomik hayata
yansımalarının ne olduğunun araştırılmasından yanayız. İdare olarak, bilgiye,
belgeye, her zamandan daha fazla, milletvekillerimizin, halkımızın ve
basınımızın ulaşmasını istiyoruz. Yasal düzenlemelere kadar da alınabilecek
idarî tedbirlerle bunlar sağlanacaktır.
Ben, komisyonun, çalışmalarını, uzatmadan,
her türlü bilgiye, belgeye kolaylıkla ulaşarak tamamlayacağını, diğer araştırma
komisyonu çalışmalarına da fırsat vermek üzere, bu çalışmaları bir an önce
bitireceğini ümit ediyorum.
Yüce Meclisin bu konuda karar vermesi
dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.
Efendim, şimdi, gruplar adına söz istemi
var.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına,
Konya Milletvekili Sayın Özkan Öksüz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tuz Gölünde meydana gelen kirlenmenin
boyutlarının tespiti, kirlenmenin önlenmesi ve alınacak tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesiyle ilgili olarak söz
almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Tuz, genel anlamda, oluşumu ve yayılımı
bakımından dünyanın her tarafında değişik şekillerde bulunmaktadır. Yaşamsal
yönden olduğu gibi, teknolojik gereksinimler dolayısıyla, ekonomik yönden de
önemli bir değeri ihtiva etmektedir.
Tuz, ilk kez, M.Ö. 10 000 inci yıllardan
itibaren kullanılmaya başlanmıştır; 3 000 inci yıllardan itibaren de, Çin'de
üretilerek, ticaret hayatına girdiği tahmin edilmektedir. 18 inci Yüzyıla
kadar, insan ve hayvan gıdası ile deri ve balık kurutma gibi oldukça sınırlı
alanlarda tüketilen tuz, bu yüzyıldan itibaren, ihtiyaçlar süratle çeşitlendiği
için, pek çok sanayi kolunda hammadde ve aramadde olarak kullanılmaya
başlanmıştır.
Dünyadaki tuz kaynakları katı ve sıvı
olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sıvı tuz kaynakları, deniz ve tuz gölleri ile
tuzlu su kaynaklarıdır.
Ülkemizde ham tuz üretimi, Tekel Genel
Müdürlüğüne bağlı müesseseler tarafından, 2 adedi deniz, 3 adedi göl, 5 adedi
kaya, 10 adedi kaynak olmak üzere, 20 adet tuzladan gerçekleştirilmektedir.
1998 yılı itibariyle, toplam 2 170 000 ton
civarında tuz üretimi gerçekleştirilmiştir. Tuz üretiminin yüzde 75'i göl,
yüzde 21'i deniz, yüzde 3'ü kaya, yüzde 1'i kaynak tuzlarından
karşılanmaktadır.
İhracatımızda önemli yeri olmayan tuzun
yüzde 65'i sanayide, yüzde 24'ü gıda alanında, yüzde 3'ü karayollarında, yüzde
8'i de diğer alanlarda kullanılmaktadır. Bu değerler bize gösteriyor ki, tuz,
daha çok, sanayide hammadde veya aramadde olarak kullanılmaktadır.
Kullanım alanlarına baktığımızda, tuz,
tarımda, tıpta, ulaşımda, konservecilikte, sanayide, dericilikte, çeşitli
kozmetik ürünlerinin üretiminde, gübre sanayiinde, demir-çelik endüstrisinde
çeliğe sertlik verilmesi aşamasında, emaye ve cam imalatında, soda üretiminde
kullanıldığı gibi, kimya sanayiinin ana hammaddesi olarak, sodyum, sodyum
hidroksit ve sodyum sülfat üretimi gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Bu
nedenle, tuzun önemi her geçen gün artmaktadır.
Tuzun gıda maddesi olarak kullanımı,
üretimimizin yüzde 10'u ile yüzde 15'i arasında değişmektedir. Ülkemizde kişi
başına tuz tüketimi yaklaşık olarak 27 kilogramdır. Gelişmiş ülkelerde kişi
başına yıllık tuz tüketimi ise, 150 ile 200 kilogram arasında değişmektedir. Bu
nedenle, bu değerlere bakarak, tuz tüketimi bakımından, Türkiye'nin, dünya
ortalamasının oldukça altında olduğunu görmekteyiz.
Yediğimiz yemeklere tat veren, sanayide
hammadde olarak kullanılan tuzun yaklaşık üçte 1'i Tuz Gölünden sağlanmaktadır.
Tuz Gölü, 1 620 kilometrekarelik yüzölçümüyle, büyüklük bakımından, İç Anadolu
Bölgesinin birinci, ülkemizin ikinci büyük gölüdür.
Dışarıya akıntısı bulunmayan Gölün
denizden yüksekliği 905 metre olup, uzunluğu 90 kilometre, genişliği ise yer
yer 40 kilometreye ulaşmaktadır.
Gölün yüzey alanı yaz ve kış aylarında
farklılık göstermektedir; çünkü, kışın biriken sular, yazın buharlaşır ve Gölün
alanı oldukça daralır.
Göldeki tuz oranı oldukça yüksektir. Tuz
Gölü, sadece ülkemizin değil, dünyanın da en tuzlu göllerinden biridir. Suyun
yoğunluğu 1,225 gram/santimetreküp olup, tuzluluk oranı ise yüzde 32,4'tür.
Bu oranla, Tuz Gölü, tuzlu göller arasında
dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Yaz aylarında Göl tabanında biriken tuz
tabakası kalınlığı 10 santimetre ile 2 metre arasında değişmektedir. Tuz Gölü,
211 000 000 ton rezerviyle, dünya tuz üretiminde ikinci en büyük kaynaktır. Bu
nedenle, tuz üretimi bakımından son derece önemli tabiî kaynak olan Tuz Gölünün
olmadığı Anadolu'yu düşünmek mümkün değildir. Dünyada Tuz Gölü gibi bir göl
sadece Amerika Birleşik Devletlerinde bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Tuz Gölü, bu
zengin potansiyeli yanında, aynı zamanda, uluslararası (A) sınıfı avlak alanlar
statüsüne de sahiptir; çünkü, barındırdığı kuş türleri, yaban hayatıyla ayrı
bir doğal güzelliğe sahiptir. Kuş varlığı yönünden Türkiye'nin en zengin
göllerinden biridir. Kışın kapladığı çok geniş su alanı, su kuşları için önemli
bir kışlama alanı oluşturur. Ayrıca, Tuz Gölü civarında, Tuz Gölüyle ekolojik
olarak ilişkili Kulu Gölü, Samsam Gölü, Uyuz Gölü, Kozanlı Saz Gölü, Boluk
Gölü, Tersakan Gölü, Eşmekaya Gölü ve Hirfanlı Barajı gibi, değişik karakterde,
irili ufaklı pek çok sulak alan mevcuttur. Bu alanların birbirine çok yakın ve
değişik karakterde oluşu, farklı habitat istekleri olan değişik türde ve çok
zengin bir yaban hayatının barınmasına, beslenmesine ve üremesine olanak
sağlamaktadır. Bu nedenle, Tuz Gölü çevresi, eşine az rastlanır değerde sulak
alanlar kompleksi oluşturmaktadır. Bu durum Gölün önemini daha da
artırmaktadır. Göl ve çevresinde, tuzlu ortamlara uyum sağlamış olan flamingo,
kılıçgaga, angıt ve benzeri kuşların yanı sıra, yağmurcunlar, turnalar, yaban
kazları ve yaban ördekleri gölde büyük topluluklar oluşturmaktadır.
Göl çevresinin nispeten ıssız olması
nedeniyle, kuşlar, etraftaki su birikintilerinde, meralarda ve ekili alanlarda
rahatça beslenmekte, kışın en soğuk günlerinde dahi donmayan göl sularında
yüzebilmektedirler. İlkbaharda göl içinde oluşan adalar ve bataklıklar,
bataklık kırlangıcı, suna, angıt, çamurcun, kılıçgaga, kocagöz ve martı
türlerinin kuluçka yapmalarına imkân sağlamaktadır.
Tuz Gölü, flamingoların ülkemizdeki en
önemli kuluçka alanlarındandır. Gölün orta kesimlerinde, her biri 5 000-6 000
yuvadan oluşan dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır. Tuz Gölü, bu özelliğiyle,
koruma altına alınması gereken önemli bir doğal ortam oluşturmuştur.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz ve Konya
İlimiz için çok değerli olan Tuz Gölü, ne yazık ki, çok büyük sorunlarla karşı
karşıyadır. Gölde aşırı kirlenme söz konusudur. Tuz Gölü çevresinde yer alan
Konya Ovası, Çumra Ovası gibi tarım alanları, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünce 1974 yılında açılan su kanalıyla, Beyşehir Gölünden sulanmaya
başlanmıştır. Beyşehir-Konya arasındaki bu kanalın uzunluğu yaklaşık 170
kilometredir. Tamamen sulama amaçlı açılan bu kanala, 1976 yılında, Konya
Şehrinin atık suları bağlanmıştır. Bu bağlantıyla birlikte, tarım için açılan
kanalın kullanım amacı yön değiştirmiş, kanal, atıkların deşarj alanı olarak
görülmeye başlanmıştır. Böylece, kanalın geçtiği yerleşim alanlarının evsel ve
sanayi atıkları, hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan bu kanala boşaltılmaktadır.
Tuz Gölü havzasındaki en büyük kirliliği,
Konya Şehrinin evsel ve endüstriyel atıkları oluşturmaktadır. Konya İlinin
evsel ve endüstriyel atıklarından başka, Aksaray İli ile Cihanbeyli, İnlice,
Beyşehir, Bozkır, Şereflikoçhisar İlçelerinin kanalizasyonları da Tuz Gölüne
boşaltılmaktadır.
Böylece, göldeki kirlenme giderek kritik
safhaya ulaşmış bulunmaktadır. Uzmanlar, kirlenmenin bu şekilde devam etmesi
halinde, on onbeş yıl içerisinde Tuz Gölünün yok olacağını belirtmektedirler.
Tuz Gölündeki kirlenmeyi fark eden
yetkililer tarafından, Tuz Gölü Entegre Çevre Projesi hazırlanmıştır. Bu proje
kapsamında, Tuz Gölünün çevre belediyelerce, özellikle, Konya Şehrinin evsel ve
endüstriyel atık sularla kirlenmesine mani olmak için, Konya Kanalizasyon
Sistemi Bağlantılı Arıtma Tesisi Projesi hazırlanmıştır. Ayrıca, arıtma
tesisleri faaliyetine başlanabilmesi için, şehir kanalizasyonunu toplayan
kuşaklama sistemi projeleri hazırlanmıştır; ancak, bu projelerin yapımı,
gerekli finansal darboğazların aşılması ve göle akan Devlet Su İşleri ana
tahliye kanalına, kirlilikten arıtılmış suların deşarj miktarı ve sürelerinin
tespiti gibi sorunlar, 1988 yılından beri giderilememiştir.
Tuz Gölü Entegre Çevre Projesi
çalışmalarında çok sayıda kurum ve kuruluş yer almakta, bu kurumlar arasında
yeterli koordinasyonun sağlanamaması, projenin hayata geçmesini engelleyici en
önemli faktör olmuştur. Bu projede, Konya Valiliği, Konya Büyükşehir
Belediyesi, İller Bankası, Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü, Tekel Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Çevre
Bakanlığı gibi çok sayıdaki kurum ve kuruluşlar yer almıştır; yani, 8 kuruluş
görev alıyor ve bundan dolayı da aksaklıklar meydana gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, Tuz Gölündeki
mevcut kirliliğin giderilmesi ve geleceğe yönelik bölgedeki faaliyetlerle gölün
koruma, kullanma dengesi gözetilerek, 9.3.1998 tarih ve 98/10869 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılmıştır. Bu çerçevede, Çevre Bakanlığının
koordinatörlüğünde Tuz Gölü Çevre Durum Raporu hazırlanmıştır. Bu rapor daha
sonra ön fizibilite raporu haline getirilmiştir. Bu raporda, Konya İli
kanalizasyon atık su tesisi ve katı atık bertaraf tesisi kurulması, Cihanbeyli
İlçesi atık su arıtma ve katı atık düzenli depolama tesisi, Kulu atık su arıtma
tesisi ve transfer istasyonu, Aksaray İli atık su arıtma tesisi ve katı atık
düzenli depolama tesisi, Şereflikoçhisar İlçesi atık su arıtma ve katı atık
düzenli depolama tesisi, Eskil transfer istasyonu, Altınekin transfer
istasyonu... Bu projelerin toplam bedeli 87 536 000 dolar olarak
hesaplanmıştır. Söz konusu rapor, Tuz Gölü Entegre Projesi adı altında, Yüksek
Planlama Kurulu tarafından, tamamı dışkaynaklı krediyle yapma şartı getirilerek
kabul edilmiş ve 1998 yılı yatırım programına alınmıştır.
Tuz Gölündeki kirlenmenin, giderek,
telafisi mümkün olmayan boyutlara ulaşacağı gerçeğinden hareketle Çevre
Bakanlığı projede bazı değişiklikler yaparak 8.2.2000 tarih ve 2000/458 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararını çıkarmıştır. Bu karar çerçevesinde, Tuz Gölü Entegre
Çevre Projesinin gerçekleştirilmesi amacıyla İspanya Hükümetinden destek
sağlanmıştır. Türkiye ile İspanya Hükümeti arasında imzalanan Ekonomik ve Malî
İşbirliği Mutabakat Zaptı kapsamında 66 938 000 dolar kredinin kullanılması
planlanmıştır.
2.11.2000 tarih ve 24118 sayılı Resmî
Gazetede yayımlanan Tuz Gölü Havzasının 14.9.2000 Tarih, 2000/1381 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararıyla özel çevre koruma bölgesi ilan edilmesiyle ihale
makamı değişmiş ve bu projenin ihalesinden Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı
yetkili kılınmıştır.
Konya atık su arıtma tesisi projeleri,
Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü tarafından hazırlatılmış ve
bu fizibilite kapsamında incelenerek son haline getirilmiştir. Konya Atık Su
Projesi, 28 481 000 dolar bedelle, KOSKİ tarafından, 16 Temmuz 2002 tarihinde
ihale edilmiştir. Bu tesisin inşaatı, İspanyol Hükümeti ve OECD tarafından
karşılanan düşük faizli krediyle yapılacaktır.
Arıtma tesisi inşaatı, Türk ve İspanyol
şirketler tarafından oluşturulan bir konsorsiyum tarafından yapılacaktır.
İhale, Hazinenin onayına sunulmuş olup, halen beklemektedir. Onay çıkması
durumunda, inşaata başlanılacaktır. Bir Konya Milletvekili olarak hükümetten
talebim, bu onayın bir an önce
çıkarılmasıdır.
Konya atık su arıtma tesisi inşaatı hariç,
altyapı yatırımlarında ilgili belediyelerin maddî ve teknik yetersizlikleri
nedeniyle, diğer projelerin ve inşaatların Özel Çevre Koruma Kurumunca
yapılması, belediyelerce talep edilmiştir. Bunun üzerine, projeler, ÇED
çalışmaları ve inşaat şartnameleri Özel Çevre Koruma Kurumunca hazırlanmış,
kredinin kurumca kullanılması için Devlet Planlama Teşkilatına gerekli
girişimler yapılmıştır. Ancak, Özel Çevre Koruma Kurumu ile Devlet Planlama
Teşkilatı arasında yapılan ikili görüşmelerde, kredinin kurumca kullanılmasına
dönemin Devlet Bakanı tarafından sıcak bakılmadığı bildirilmiştir.Konu geçen
dönem Bakanlar Kurulu gündemine getirilmiş olmasına rağmen, kredi
kullandırılmamıştır.
Bu gelişmeler sonrasında, Tuz Gölü havzası
altyapı inşaatlarının özkaynaktan sağlanarak yapılabilmesi amacıyla, kurum
yatırım programına alınabilmesi için Devlet Planlama Teşkilatına öneri
sunulmuş, ancak, tasarruf tedbirleri öne sürülerek, yeni projelerin yatırım
programına alınamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Değerli milletvekilleri, Tuz Gölü, hızla
kirlenmeye devam etmektedir. Kirlenme, bir an önce durdurulamazsa, millî
zenginlik kaynağımız yok olacaktır. Tuz Gölünün yok olması, geçimini bu gölden
sağlayan yaklaşık 5 000 ailenin de işsiz kalması demektir. Çünkü, Tekel Genel
Müdürlüğüne bağlı Şereflikoçhisar'da 2, Cihanbeyli'de ise Yavşan Tuzlası adıyla
3 işletme tarafından tuz çıkarılmaktadır. Cihanbeyli Yavşan Tuzlasının yıllık
tuz üretimi yaklaşık 500 000 tondur.
Ayrıca, Tuz Gölü çevresinde yer alan Konya
İlimize bağlı Cihanbeyli İlçesinin Yapalı, Günyüzü, Gölyazı ve Taşpınar
Beldeleri ile Sağlık Köyü arazileri; Kulu İlçesine bağlı Tavşançalı,
Zincirlikuyu, Tuzyaka Beldeleri ile Bozan ve Acıkuyu köy arazileri; Ankara
İline bağlı Şereflikoçhisar İlçesine bağlı birkısım belde ve köy arazileri Tuz
Gölünün sularının yükseldiği dönemlerde sular altında kalmaktadır. Bu nedenle,
topraklar çoraklaşmakta ve verimsiz hale gelmektedir. Bugün, buraların çoğunda
ekin ekilememekte, bütün araziler çoraklaşmış durumdadır.
Yılan hikâyesine dönen bürokratik işlemler, gerek dışkaynağın çok geç bulunması,
projeyi yürütecek ve ihale edecek makamın değişmesi gibi nedenlerle Tuz Gölü
Çevre Entegre Projesi bir türlü hayata geçirilememiştir. Bunun hayata
geçirilmesi, inşallah, bu hükümete nasip olacaktır, temennimiz budur. Böyle
gitmesi durumunda, bu projenin ne zaman hayata geçirileceği de meçhuldür.
Ülkemizin en önemli tuz kaynakları yok olacaktır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Bir dakika... Bir dakika...
Size süre veriyorum; buyurun.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) - Tuz Gölü
kokmaktadır; haliyle, tuz kokmaktadır. Bir an önce bunun önlenmesi
gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, 1988 yılından
beri Tuz Gölünün kirlenmesi önlenememiştir. Bu sistem devam ettiği sürece de
kirlenme önlenemeyecektir. Tuz Gölündeki kirlenmenin boyutlarının tespiti ve
alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğumuz bu araştırma
önergesinin siz değerli milletvekillerimizce kabulünü talep ediyor, hepinize
sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Öksüz.
Şimdi, ikinci söz talebi Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'ta.
Buyurun Sayın Kart. (Alkışlar)
Sayın Kart, süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan araştırma önergesi
hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Benden evvel AKP Grubu adına konuşan
değerli arkadaşım Sayın Öksüz, son derece yararlı ve ayrıntılı bilgiler verdi. Bu
sebeple, tekrardan kaçınmak amacıyla, ben, konuşmamı daha kısa kesmeye
çalışacağım, konuyu ana başlıklarıyla anlatmaya çalışacağım.
Türkiye'nin ikinci büyük gölü olan Tuz
Gölü, uluslararası kriterlere göre (a) sınıfı sulak bir alan özelliği
taşımaktadır. Ülkemizin tuz üretiminin çok önemli bir bölümünü sağlayan Tuz
Gölü 19 500 kilometrekarelik bir alana sahip olup, özellikle Aksaray İli,
Şereflikoçhisar, Cihanbeyli, Kulu ve Eskil İlçelerindeki ekonomik yapıyı tuz
sanayii çok olumlu ve önemli bir ölçüde etkilemekte, yönlendirmektedir; ancak,
bu göle 1974 yılında açılan tahliye kanalıyla başlangıçta Konya Ovasının
yüzeysel suları akıtılmaktayken, daha sonra bu kanala Konya kanalizasyonu ile
ilin evsel ve endüstriyel atıkları da verilmeye başlanmıştır. Bu durum ise,
zamanla, Tuz Gölünde gözle görülür bir kirlenmeye yol açmış, tahliye kanalının
kirli sularıyla, kontrolsüz bir şekilde tarım sulaması yapılmaya başlanmıştır.
Bakanlar Kurulunun 9 Mart 1998 tarihli
kararıyla, Tuz Gölünün doğal yapısının ve tuz rezervinin korunması ile
kirlenmesinin önlenmesine ilişkin çalışmaların, Çevre Bakanlığının eşgüdümünde,
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Tekel Genel Müdürlüğü, İller Bankası Genel
Müdürlüğü ve Konya Büyükşehir Belediyesince yürütülmesi yolunda bir düzenleme
getirilmiş ise de, bürokratik yapıdaki aksamalar sebebiyle, burada, istenilen
amaca ulaşılamamıştır. Bu karar gereğince oluşturulan komisyon, çalışmalarını
tamamlamış, ancak, pratik bir sonuç sağlanamamıştır.
Daha sonra, 8 Şubat 2000 tarihinde, Tuz Gölünün
doğal yapısının ve tuz rezervinin korunması ile kirliliğin önlenmesine ilişkin
daha da kapsamlı bir Bakanlar Kurulu kararı alınmış, Tuz Gölü Entegre Çevre
Projesi hazırlanması için, iç ve dış kaynaklı finans imkânları araştırılmaya
başlanmıştır. İspanya Hükümetinden çevre yatırımları için sağlanan kredi
çerçevesinde, yaklaşık 80 000 000 doların bu proje için ayrıldığı Valilik
kayıtlarına intikal etmiştir; ancak, bu bilginin sıhhatinin araştırılması
gerektiği düşüncesindeyiz.
Çevre Bakanlığı tarafından yürütülen
fizibilite çalışmalarına 578 000 dolar destek sağlanmış, bu çalışmalar
sonucunda, 480 000 dolarlık ihale yapılmıştır. Yapımı planlanan arıtma
tesisinin 2002 yılı yatırım programlarına alındığı bilinmekte olup, Ocak 2002
tarihinde ihale ilanı yapılmış, ancak, ihalenin akıbeti henüz kamuoyuna
yansımamıştır.
Gelinen aşamada, Tuz Gölüne, tarım sulama
suyu, kanalizasyon ve endüstriyel suların deşarjı halen devam etmektedir.
Gölden elde edilen tuz kaynakları, bu sularla sulanan ürünler insan sağlığını
tehdit etmekte, göçmen kuşlar kontrolsüz avlanmakta, tarım alanları
çoraklaşmaktadır.Tedbirlerin gecikmesi halinde, Tuz Gölünün 2010 yılında bütün
özelliğini kaybedeceği tahmin edilmektedir; başka bir anlatımla, Tuz Gölünü
kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, artık, yurtiçi ve
yurtdışı kaynaklı projelerin uygulanmasındaki gecikmelerin sebepleri hemen
ortadan kaldırılmalıdır. Tuz Gölü havzası altyapı çalışmalarının 2003 veya
olabilecek en erken yatırım programına alınması sağlanmalıdır. Bu kapsamda da
Tuz Gölünün korunması amacıyla oluşturulan özel çevre koruma bölgesinin
hedefine uygun bir şekilde çalışmalar yapması sağlanmalıdır.
Kirliliğin önlenmesiyle ilgili olarak, en
geç bir yıl içinde somut adımlar atılmalıdır. Tamamlanıp da kullanılamayan
tesislerin sorunları giderilip, uygulamaya alınmaları hemen sağlanmalıdır. Tuz
Gölüyle ilgili yapılan çalışmalar değerlendirilmeli, Tuz Gölü Yönetim Planı
acilen hazırlanmalıdır.
Açıkladığımız sebeplerle, olay artık,
sadece kaynak aktarımıyla halledilebilecek boyutları aşmıştır. Söz konusu
kirlilik sebebiyle, Tuz Gölünde tuz üretiminin tehlikeye düşmesi yanında,
çevrenin ekolojik dengesi ciddî bir şekilde bozulmaya başlamıştır. Bu sebeple,
kirlilik, ıslah edilemez ve dönüşü olmayan boyutlara ulaşmadan, bu konuda
alınması gereken tedbirlerin tespiti ve buna yönelik olarak kaynak ayrılmasının
önemi açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.
Bu anlayış içinde, önergeyi olumlu
karşıladığımızı ifade ediyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kart.
Önerge sahiplerinden Konya Milletvekili
Halil Ürün söz istemiştir.
Buyurun Sayın Ürün. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
HALİL ÜRÜN (Konya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Tuz Gölü kirliliği üzerine verilen araştırma önergesinde
bendenizin de imzası bulunmaktadır. Esasen, konuyla alakalı, başından beri bu
kirliliği takip ve Konya'dan buraya intikal eden, bu kanala intikal eden, Tuz
Gölüne intikal eden suların arıtılması konusunda, görev dönemimde de ciddî bazı
çalışmalar içerisinde bulunduğum için, burada, Meclis Genel Kurulumuzu
bilgilendirmek, bu hususun önemini sizlere arz etmek üzere söz almış
bulunuyorum; Kurulunuzu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Benden önce söz alan değerli konuşmacılar,
gerek Grubumuz adına söz alan Konya Milletvekilimiz Özkan Öksüz Bey gerek yine
CHP Grubu adına söz alan Konya Milletvekili değerli arkadaşımız ve gerekse de
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcımız, konunun önemini vurguladılar.
Bakanımızın ifade ettiği sözler bize umut verdi, cesaret verdi, bu konunun
üzerinde durulacağını âdeta bize müjdeledi.
Benim vereceğim bilgiler şunlar olacaktır:
Tuz Gölüne intikal eden sular... Aslında, başlangıçta tarımdaki sulamadan dönen
sular için yapılmıştı bu kanal. Bu kanal, 135 kilometrelik bir kanal olarak
Tutup Tünelinden de geçmek suretiyle 6'şar metre suyu terfi eden üç tane pompa
istasyonundan toplam 18 metre yükselen sular, Tutup Tüneli kanalıyla 135
kilometrelik mesafeyi açık kanalda alarak Tuz Gölüne intikal ediyor. Esasen,
yaptığımız incelemede -ben, bunun üzerine bir araştırma da yaptım öğretim
üyeliğim döneminde- o dönemde buraya intikal eden çok da fazla belki bir
kirlilik yok görünüyor; ancak, zaman zaman, gerek ağır metaller gerekse
deterjan artıkları intikal ediyor. Yol boyunca doğal bir tasfiye, doğal bir
arıtma meydana geliyor; biyolojik arıtma diyoruz biz buna; ancak, yine de bu
metalik artıkların göle intikali, nüfusun artışına paralel olarak, gölü
çevreleyen diğer yerleşim bölgelerindeki nüfus artışlarına paralel olarak bu
kirlenme de gelecekte daha da artacak görünüyor. Bu bakımdan, buna önceden mani
olmak ve bu hususta önlem almak gerekmektedir.
Tabiî, Konya'dan intikal eden atık sular
için söyleyeceğimiz şudur: Konya'dan atık suları başka bir yere deşarj etme
imkânı yoktur. Dolayısıyla, siz, doğal olarak, bu kanalı kullanmak zorunda
kalıyorsunuz. Peki, bunun sorumlusu sadece Konya Belediyesi mi olmalıdır;
hayır. Tuz, doğal ve millî bir servetimizdir ve Tuz Gölü, dünyanın belki de en
büyük tuz rezervine sahip olması itibariyle, aslında bu konuyu ulusal değil
belki uluslararası platforma taşır bir görüntü içindedir. Dolayısıyla, bu
hususta sadece yerel yönetimi bundan sorumlu tutmak ve yerel birtakım
imkânlarla bu konuyu çözmek, aslında kafî değil. Bu yüzden, biz, o dönemde,
1998'de -arkadaşlar ifade ettiler- Çevre Bakanlığını ilgilendirmekte olması,
Tekel Genel Müdürlüğünü ilgilendirmekte olması, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünü ilgilendirmekte olması ve elbette büyükşehir belediyesini ilgilendirmekte
olması dolayısıyla, bir konsorsiyum oluşsun, bu konsorsiyum kendi arasında
meseleyi çözsün arzu ettik; çünkü, bu sular, kanal vasıtasıyla Tuz Gölüne
intikal ederken yol boyunca sulamada kullanılıyor, tarım sulamasında
kullanılıyor; yani, vatandaş oraya pompasını koyuyor ve kendi arazisini tarımsal
amaçlı olarak buradan suluyor; halbuki, burada deterjan var ve bu deterjanla
beraber tuzlar da yer aldığı için, tarım arazilerini de tehdit ediyor. Pek çok
araziler, başta çok yüksek birtakım üretimler sağlarken, zamanla, tuz oluşması
nedeniyle, bu tarım arazileri de elden çıkmıştır ve bunları tekrar ıslah
edebilmek için, büyük bir zaman, büyük bir masraf gerekmiştir. Bu masraf ve bu
zaman, elbette, bizim kendi ülke insanımızdan ve kaynaklarımızdan gidecektir. Bu
bakımdan, kirliliği, kirlenme meydana gelmeden önce önlemek gerekir. Bu
hususta, Bakanımıza ve bu konuda teşekkül edecek olan komisyona -mutlaka
inanıyorum, Genel Kurul kabul doğrultusunda oy kullanarak bu araştırma
önergesini kabul edecek olursa- ele alması lazım gelen hususla ilgili benim
önerilerim var. Bunun mutlaka sürüncemede bırakılmaması lazım. Bir kere, bir
konsorsiyum teşekkül ettirilebilir ve bu konsorsiyumda doğrudan doğruya
büyükşehir belediyesinin yetkilendirilmesi esas olmalıdır; çünkü, bir yerel
yönetimdir ve orada, arıtma tesisini işletmeyle görevli olacaktır; dolayısıyla,
işin sahibi o olmalıdır; ama, kredinin bir şekilde sağlanması gerekir ve bunu
da, bu konsorsiyuma dahil olacak olan kurulların, kurumların müştereken
karşılaması lazım. Bizim önerimiz, belediyenin, sadece arazisiyle, arsasıyla
buna katılması, diğer kurumların da bir şekilde buna katılması ve ayrıca,
krediyle de bunun desteklenmesidir. Devlet Su İşleri, bu su arıtıldıktan sonra,
bunu sulamada kullanabilir; çünkü, sulama amaçlı kaliteye, böyle bir standarda
kavuşturulduktan sonra, bu suyu, sulama amaçlı olarak kullanmak mümkün;
dolayısıyla, Devlet Su İşlerinin bu manada dahli var.
Şimdi, Tuz Gölü üzerindeki bu kirlilik, bu
tehdit, aslında, moral bakımdan veya ticarî bakımdan da Tuz Gölünün, bu büyük
rezervin tuz üretimini engellemektedir, pazarlama imkânlarını düşürmektedir;
Tekel Genel Müdürlüğünü de bu yönü ilgilendiriyor. Siz eğer pazara
inemiyorsanız, tuzu pazara intikal ettiremiyorsunuz ve bunun manileri varsa,
kirlilik bunun manisi ise, bu kirliliği mutlaka önlemeniz lazım; çünkü bu, tuz
üretiminden caydırmaktadır ve tuz pazarlamasından caydırmaktadır, dolayısıyla
bunu önlemek şarttır.
Bu bakımdan, hem Tekel Genel Müdürlüğünün
hem Devlet Su İşlerinin hem Çevre Bakanlığının tarım arazilerinin kirlenmesi
sebebiyle, bu konuyla doğrudan ilgilerinin olduğunu ve bu konuya mutlaka
eğilmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu hususta teşekkül
edecek olan komisyonun süratle bu konuya çözüm getirmesi ve bunun, geçmiş
dönemlerde birçok kereler bu kurula getirilen, bu konuda alınmış, ama neticede
hiç de cevap verilememiş olan durumlara dönüşmemesi lazım; mutlaka artık bunun
pratiğe aktarılması gerekir, uygulamaya aktarılması gerekir. Eğer, yine
uygulama alanı görmeyecekse ve yine biz bunu gelip burada tekrar konuşacaksak,
bu hususta büyük kayıplara uğradığımızı ben şimdiden ifade ediyorum. Ancak,
umudum, ciddî manada umudum, bizim hükümetimizin bu konuya ciddî manada
eğileceği hususudur, bu husus millî bir meseledir.
Ben, bu duygular içerisinde araştırma
önergesine destek verilmesini huzurlarınızda talep ediyor; bu fırsatı verdiği
için Değerli Başkanımıza teşekkür ediyor, kurulunuzu tekrar saygıyla, sevgiyle,
muhabbetle selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ürün.
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması
önergesi üzerindeki öngörüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp,
açılmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Meclis araştırması açılmasını kabul
edenler... Etmeyenler... Meclis araştırması açılması kabul edilmiştir.
Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 12
üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin, başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay
olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun, gerektiğinde Ankara dışında da
çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, henüz çalışma
süremiz tamamlanmamıştır; ancak, gruplarımız ve hükümetimiz, bu önergeler
üzerinde hazır mı? Hazır değillerse ve o noktada, aralarında bir mutabakat
varsa...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Mutabakat var
Sayın Başkan.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Var Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Grupların bu mutabakatı
doğrultusunda, sözlü sorular ile kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla
görüşmek için, 5 Şubat 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
saati: 18.00