DÖNEM
: 22 CİLT : 2 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
18 inci Birleşim
7 . 1 . 2003 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMA
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Konya Milletvekili Ahmet Işık'ın,
demokratik hukuk devleti ve temel hak ve hürriyetlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı
2.- Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
Kars İlinde yaşanan sosyal ve ekonomik sorunlara ve alınması gereken önlemlere
ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Mardin Milletvekili Nihat Eri'nin,
1999-2000 yıllarında Mardin İli Kızıltepe İlçesinde pamuk üreticilerine verilen
pamuk teşvik primlerinde yapıldığı iddia edilen fazla ödemelerin geri
istenmesine ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde
Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek üyelerle ilgili, siyasî parti grup
başkanlıklarınca aday gösterilen ve Başkanlık Divanınca adaylıkları kabul
edilen milletvekillerine ilişkin TBMM Başkanlığı tezkeresi (3/143)
2.- İslam Konferansı Örgütü Parlamento
Birliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek üyelerle ilgili, siyasî
parti grup başkanlıklarınca aday gösterilen ve Başkanlık Divanınca adaylıkları
kabul edilen milletvekillerine ilişkin TBMM Başkanlığı tezkeresi (3/144)
3.- Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek üyelerle
ilgili, siyasî parti grup başkanlıklarınca aday gösterilen ve Başkanlık
Divanınca adaylıkları kabul edilen milletvekillerine ilişkin TBMM Başkanlığı
tezkeresi (3/1445)
4.- Diyarbakır Milletvekili Mesut
Değer'in, (6/39) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
okundu (4/2)
V.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİSİ
1.- Genel Kurulun çalışma gün ve
saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma
Kurulu önerisi
VI.- KİT
KOMİSYONU RAPORU
1.- Kamu İktisadi Teşebbüslerinin
denetimine ait 1998-1999 yıllarına ilişkin komisyon raporu
VII.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
ÖNGÖRÜŞMELER
1.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve
24 Milletvekilinin, yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik
boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/9)
VIII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Gelir Vergisi Kanunu, Vergi Usul
Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 4306 Sayılı
Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/333) (S. Sayısı: 12)
IX.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Batman Milletvekili M.Nezir
Nasıroğlu'nun, Batman İlindeki çeşitli sorunlara ve projelere ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in
cevabı (7/10)
2.- İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in,
kamu kurum ve kuruluşlarının bünyesinde kurulu vakıflara ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı
(7/12)
3.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in,
Başbakanlık Teftiş Kurulunun BDDK hakkında hazırladığı raporun işleme konulup
konulmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/17)
4.- İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in;
Gümrük Vakfı ile Türkiye Elektrik Kurum
Vakfına,
Nüfus Hizmetleri Güçlendirme Vakfı ile
Özel İdare ve Personeli Vakfına,
Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı
ile Türk İdareciler Vakfına,
Sağlık Bakanlığı bünyesindeki bazı
vakıflara,
Ankara Trafik Vakfı ve İstanbul Trafik
Vakfına,
Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesindeki
personel vakıflarına,
Sporla ilgili bazı vakıflara,
Millî Piyango İdaresi bünyesindeki
vakıflara,
TBMM Vakfı ile Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü Mensupları Sosyal Yardımlaşma ve Eğitim ve Emeklilik Vakfına,
Özelleştirme İdaresi ve Merkez Bankası
bünyesindeki personel vakıflarına,
TRT bünyesindeki personel ve vakıflarına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/13, 14, 15, 22, 23, 24, 25,
26, 27, 28, 29)
5.- İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in;
Millî Eğitim Sağlık Eğitim Vakfı ile Millî
Eğitim Vakfına,
Orman Bakanlığı bünyesindeki personel
vakıflarına,
THK Havacılık Vakfı ile TPAO Personeli
Vakfına,
Başbakanlık bünyesindeki bazı vakıflara,
SHÇEK bünyesindeki vakıflara,
Opera ve Bale Sanatlarını Geliştirme Vakfı
ile Tiyatro Bale Çalışanları Yardımlaşma Vakfına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı (7/30, 31, 32, 33, 34, 35)
6.- İzmir Milletvekili Hakkı Akalın'ın,
İzmir-Karşıyaka-Çiğli Bölgesinin hastane ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/40)
7.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in,
Ankara-Kızılay-Çayyolu metro projesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu'nun cevabı (7/47)
8.- Uşak Milletvekili Osman
Coşkunoğlu'nun, doğrudan gelir desteği için Dünya Bankasından gerekli kaynağın
gelip gelmediğine ve ödemenin Uşak İlinde ne zaman tamamlanacağına ilişkin
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/51)
I. – GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
iki oturum yaptı.
Başkanvekili Yılmaz Ateş, Başkanvekilliği
görevine başlaması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın,
dokuz aydır ulaşıma kapalı olan Malatya-Adana demiryolu hattına ilişkin
gündemdışı konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen cevap verdi.
Batman Milletvekili Ahmet İnal, Dicle
Üniversitesinin sorunları ile Batman'da fen-edebiyat fakültesi açılmasına,
İzmir Milletvekili Enver Öktem, memur
maaşlarına yapılan zam ve tespit edilen
yeni asgarî ücrete,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
4775 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Vergi
Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 4306
Sayılı Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun bir daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz ve 30
arkadaşının, sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim uygulamasının getirdiği
sorunların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/15) okundu; önergenin
gündemde yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Bülent Arınç'ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis Başkanı Dr. Vehbi Zeki
Serter'in vâki davetine icabet ederek, beraberinde bir parlamento heyeti olduğu
halde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine resmî ziyarette bulunmasına,
Bazı milletvekillerine, Başkanlık
tezkeresinde belirtilen sebep ve sürelerle izin ile,
Bursa Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu'na
ödenek ve yolluğunun verilmesine,
İlişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan:
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısının (1/282) (S. Sayısı : 3 ve 3'e 1 inci ek) elektronik cihazla yapılan
açık oylamadan,
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/321) (S. Sayısı:
7),
Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke
Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza
Mahkûmiyetlerinin İnfazına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/289)
(S. Sayısı 8),
Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanunun İki Maddesinin Yeniden Düzenlenmesine Dair (1/293) (S.Sayısı
9),
Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı
Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi İçin Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair (1/299) (S.Sayısı 10),
Kanun Tasarılarının yapılan görüşmelerden;
Sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları
açıklandı.
7 Ocak 2003 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 18.06'da son verildi.
|
|
|
Yılmaz Ateş |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Suat Kılıç |
|
Mehmet Daniş |
|
|
Samsun |
|
Çanakkale |
|
|
Kâtip
Üye |
|
Kâtip
Üye |
No. : 23
II. – GELEN
KÂĞITLAR
3. 1. 2003
CUMA
Tasarılar
1.- Harp Akademileri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/334) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ve Millî Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.12.2002)
2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap
Halk Sosyalist Cemahiriyesi Arasında Konsolosluk Sözleşmesinin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/335) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.12.2002)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Arama Kurtarma Alanında
İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/336) (Bayındırlık İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.12.2002)
4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna ve
Hersek Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı (1/337) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.12.2002)
5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sahil Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/338) (İçişleri ve Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.12.2002)
6.- Türkiye Cumhuriyeti, Azerbaycan
Cumhuriyeti ve Gürcistan Arasında Petrolün Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan ve
Türkiye Cumhuriyeti Ülkeleri Üzerinden, Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Boru Hattı
Yoluyla Taşınmasına İlişkin Anlaşmanın Eklerini Teşkil Eden Ev Sahibi Hükümet
Anlaşması, Anahtar Teslimi Müteahhitlik Anlaşması ve Hükümet Garantisine
İlişkin Tecdit ve Değişiklik Anlaşmalarının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı (1/339) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.12.2002)
7.- Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun Tasarısı
(1/340) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2003)
8.- Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım
İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Tarımda Kendi Adına ve Hesabına
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Gelir veya Aylık Almakta Olanlara
Sosyal Destek Ödemesi Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/341) (Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.1.2003)
Teklif
1.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş'in;
4722 Sayılı Türk Medenî Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun
10 uncu Maddesinin 1 inci ve 3 üncü Fıkralarında Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifi (2/24) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.12.2002)
Sözlü Soru
Önergeleri
1.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin
Koçyiğit'in, zorunlu tasarruf birikimlerine ilişkin Devlet Bakanından (Ali
Babacan) sözlü soru önergesi (6/54)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2.1.2003)
2.- Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
çiftçilere doğrudan gelir desteği ödemelerinde uygulanan öncelik kriterlerine
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/55) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.1.2003)
3.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin
Koçyiğit'in, Ziraat Bankası Diyarbakır-Ergani Şubesinin kapatılması kararına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/56) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.1.2003)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, Atatürk Orman Çiftliği'ne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/77) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.1.2003)
2.- Çorum Milletvekili Feridun
Ayvazoğlu'nun, Çorum'da üniversite kurulup kurulmayacağına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/78) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.1.2003)
No. : 24
6. 1. 2003
PAZARTESİ
Tasarı
1.- Vergi Barışı Kanunu Tasarısı (1/342)
(Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.1.2003)
Sözlü Soru
Önergeleri
1.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın,
Sinop Havaalanının Jandarma Genel Komutanlığına devrine ilişkin Ulaştırma
Bakanından sözlü soru önergesi (6/57)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.12.2002)
2.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın,
Sinop Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünün ihtiyaçlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/58) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27.12.2002)
3.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın,
Karadeniz'e bırakılan zehirli atık dolu varillere ilişkin Çevre Bakanından
sözlü soru önergesi (6/59) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27.12.2002)
4.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin
Koçyiğit'in, memurlara yapılan kira yardımının artırılıp artırılmayacağına
ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/60) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.1.2003)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun, Sivas-Malatya, Malatya-Gaziantep doğalgaz boru hattı projelerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/79) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.1.2003)
2.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, kamu vakıflarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) yazılı soru önergesi (7/80) (Başkanlığa geliş
tarihi: 2.1.2003)
3.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, memur maaş artışının SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine ne zaman
yansıtılacağına ilişkin Devlet Bakanından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi
(7/81) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.1.2003)
4.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, zorunlu tasarrufların nemalandırılmasına ilişkin Devlet
Bakanından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/82) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.1.2003)
5.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, Aydın-Denizli karayolu ihalesine ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/83) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.1.2003)
6.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, bazı AKP il başkanlarının bürokratlardan rapor ve anket
istedikleri iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/84)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2.1.2003)
7.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, İhlas Finans Tasfiye Kurulu Başkanlığına yapılan atamaya
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/85) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2.1.2003)
8.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunca denetlenen kurum ve
kuruluşlarda çalıştırılan işçilere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) yazılı soru önergesi (7/86) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.1.2003)
9.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu'nun, DÖSİM bünyesindeki geçici işçilere ilişkin Kültür Bakanından
yazılı soru önergesi (7/87) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2003)
No. : 25
7. 1. 2003
SALI
Raporlar
1.- Gelir Vergisi Kanunu, Vergi Usul
Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 4306 Sayılı
Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/333)
(S.Sayısı: 12) (Dağıtma tarihi: 7.1.2003) (GÜNDEME)
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu
İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunun, kamu iktisadî teşebbüslerinin 1998 ve 1999
yıllarına ve bazı kuruluşların geçmiş yıllara ait bilanço ve netice hesapları
ile faaliyet raporlarından denetimleri tamamlananlara dair raporu (Sayı : 1-162) (Dağıtma tarihi : 7.1.2003)
(Rapor, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7.1.2003 tarihli 18 inci Birleşim
Tutanak Dergisine eklenmiştir.)
Sözlü Soru
Önergesi
1.- Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç'ın, doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/61) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.1.2003)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
7 Ocak 2003
Salı
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
18 inci Birleşimini açıyorum.
III. – Y O
K L A M A
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama
yapacağım.
Yoklama için 5 dakika süre veriyorum.
Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine
basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik
sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden
yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama
pusulalarını, teknik personel aracılığıyla 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı
yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekilimize gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, demokratik hukuk
devleti ve temel hak ve hürriyetler konusunda söz isteyen Konya Milletvekili
Sayın Ahmet Işık'a aittir.
Buyurun Sayın Işık. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Konya
Milletvekili Ahmet Işık'ın, demokratik hukuk devleti ve temel hak ve
hürriyetlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in
cevabı
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; demokratik hukuk devleti ve temel hak ve hürriyetler konusunda
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Meclis çatısı altında ve özellikle bu
kürsüden, Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarını rahmetle anıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
demokrasi platformunun istikrarlı ve kararlı yürüyüşünde 3 Kasım 2002 tarihiyle
birlikte bir adım daha atmanın mutluluğu ve huzuru içerisindeyiz.
Benimsediğimiz ve izlediğimiz yolun kuvvet ve sağlamlığını, neticenin ise
yüceliğini biliyoruz. Seçimler, siyasal iktidarların güven tazelemesi ya da
başkaca siyasal iktidarlara yönetme hakkı veren demokratik tercihlerdir. Bu
demokratik tercihlerle iktidara gelen siyasî parti ya da partilerin hüsnü kabul
görmesi sadece o partileri sandıkta tercih edenler değil, tercihini başkaca
kullanmışlar tarafından da toplumsal destek görmeye başladığında siyasal
iktidarlar icraatlarını çok daha etkin ve kararlı bir şekilde uygulama
şanslarını elde ederler. Bu noktada millet adına endişe duymak, millete yapılan
haksızlığı da beraberinde getirir. Böyle bir davranış, endişe duyulanlar
tarafından asla tasvip görmez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hukukun üstünlüğüne bağlılık devletin meşruluğunu da güçlü ve etkin kılar.
Yönetimin şeffaf olduğu, yönetilenlerin yönetenlere duyduğu güven ve tolerans
insanların iktisadî kalkınmasına ve devletin adil ve adaletli otoritesine katkı
sağlar. Siyasal iktidarlar kaynağını demokrasiden aldığı, iktidarda
bulunanların ise hukuka dayandığı demokratik hukuk devletinde insanların temel
hak ve hürriyetleri ideal anlamda güvence altında demektir. Demokratik hukuk
devletinde siyasal iktidardakiler hukuku referans almaları durumunda, hukuk
devleti idealini gerçekleştirmiş olurlar. Hukuk devletinde devletin
tarafsızlığı teminat altındadır. Yönetenler yönetilenlere karşı keyfilik
içerisinde olamazlar, herkes hukuk önünde eşittir. Hiç kimse ayrıcalıklı
olmadığı gibi, haksızlığa da uğratılamazlar. Devlet merkezli bir siyaset değil,
insan merkezli bir siyaset esastır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ideal demokratik hukuk devleti sürecinde, devletin zımnî bir ideoloji
dayatıyormuş gibi takdim edilmesi, ideal hukuk devleti hedefiyle çeliştiği
gibi, temel hak ve hürriyetleri de temelinden zedeler. Demokrasilerde aslolan,
temel hak ve hürriyetlerin sadece metinlerde değil, yaşamın günlük realitesinde
de görülmesidir. Aksi hal, uygulamada karşılığı olmayan ütopyadır var olduğu
beyan edilen şey.
Anayasanın ruhunda ve lafzında mündemiç
olan temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, hiçbir şekilde baskı altına
alınmamalıdır. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, hakkın özgürce yerine
getirilmesinden ziyade, insan onuruyla da ilintilidir. Temel hak ve
hürriyetler, demokrasinin olmazsa var olmazlarındandır. İdeal demokrasi
anlayışının temel hak ve hürriyetlere bakış açısı birey merkezlidir; esas değer
insandır ve insan anlamlıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
önceyi kavramak, anı anlamak ve geleceği yakalamak gerekmektedir. Yapılması
gereken, değişmeyen bilimsel doğrularla değişen zamanın gücünü kavrayarak,
çağın nabzını tutmaktır.
Değerli milletvekilleri, temel hak ve
hürriyetlerin ideal anlamda hayat bulduğu, milletimizin huzurlu ve mutlu
olduğu, devletimizin daha da güçlü kılındığı, Atatürk ilke ve inkılaplarının
her noktasının yeterince hayata geçtiği bir Türkiye ideali ve özlemiyle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın
Başkan...
BAŞKAN - Sayın konuşmacıya hükümetimiz
cevap verecektir.
Adalet Bakanımız Sayın Cemil Çiçek;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)- Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve
özgürlükler, bugün insanlığın ortak idealidir ve müşterek faydasıdır ve bu üç
kavram, demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler akraba kavramlardır;
âdeta, usul-füru ilişkisi gibi, biri olmadığı zaman diğerinin olması mümkün
değildir.
Bir ülkede demokrasi varsa, bunun tabiî
sonucu olarak, o ülke, aynı zamanda hukuk devleti niteliğini taşır, aynı
zamanda orada temel hak ve özgürlükler teminat altına alınmıştır. Tersinden
baktığımızda, bir ülkede temel hak ve özgürlükler yoksa, yeteri kadar yoksa, o
zaman, hem hukuk devletinde ve uygulamalarında eksiklikler var, noksanlıklar
var hem de demokrasinin standardı düşük demektir.
Onun için, bu üç kavram, tabiatıyla, Türk
Milleti olarak bizim de üzerinde en fazla durduğumuz, durmamız gereken ve bu
yasama döneminde de, hem temel hak ve özgürlükler açısından hem hukuk
devletinin noksanlıklarını giderebilmek ve hukuk devletinin altyapısını daha da
sağlam hale getirebilmek bakımından hem demokrasimizin standardını yükseltmek
açısından üzerinde önemle duracağımız ciddî çalışmaların başladığı, başlayacağı
bir yıl olması gerekmektedir. Doğrusu, Avrupa Birliği hedefi de, bu üç
kavramın, Türkiye'de yazılı olmaktan çıkıp yaşanır hale gelmesi açısından da
önem arz ediyor.
Anayasamızın 2 nci maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin, diğer nitelikleri yanında, bir hukuk devleti olduğu da
ifade edilmektedir. Bu, doğru bir nitelemedir, doğru bir tavsiftir; Anayasada
yazdığı için değil, yazmasa da, doğru olan ve insanımızın ihtiyacı olan bir
nitelemedir.
O sebeple, bize düşen, 22 nci Dönem
Parlamento olarak ve neticede iktidar olarak, bu yasama döneminde Anayasada
yazılı olan bu nitelikleri daha fazla yaşanır hale getirmek lazım. Meseleyi,
Anayasaya yazmakla iş bitmiyor, bu yazılanları, Türk toplumu için yaşanır hale
getirmek, belki yazmak kadar önem arz ediyor. Bu kavramlar içerisinde,
tabiatıyla, görev alanımızla da ilgili olarak, hukuk devleti ve hukuk kavramı
daha da öne çıkıyor; çünkü, bir ülkede hukukun yozlaşmasıyla birlikte devletin
fonksiyonlarında da bozulma başlar. Suçu denetim altına alarak azaltması
beklenen hukukun kendisi, cezalandırılması gereken kötülüklerin kaynağı haline
gelir. Bir atasözümüz var "et kokarsa tuzlarsınız..." ya tuz kokarsa,
esas felaket buradadır; hukuk kokuşmamalı, hukuk yozlaşmamalı. Hukuk
yozlaşırsa, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket de bence budur;
çünkü, hukuk, bireyin meşru savunma hakkının kolektif organizasyonudur. Hukuk,
kendisinden korumasını istediğimiz ve beklediğimiz adaleti yok etmeye
yönelmemelidir. Hukuk, adalet terazisinde tartılmalı... Devletin de hukuk
süzgecinden geçmesi gerekir ki, sonuçta vardığımız nokta hukuk devleti olsun.
Eğer, bir ülkede hukuk soygun aracı haline geliyorsa, orada ciddî tehlike var
demektir; o sebeple, hukuk, soygun aracı haline de gelmemelidir, bu, insanlık
tarihinin şahit olduğu en menfur yozlaşma olur. Şunu iyi bilmeliyiz ki,
yozlaşmış ve yozlaştırılmış hukuk, çatışma ve sürtüşmeyi ortaya çıkarır.
Hukukun yozlaştığı yerde adalet ve toplum tehdit altındadır, belki de, bir
toplum için en öncelikli tehdit de bu olmak gerekir.
Yasa yapmakla hukuk yapmak aynı şey
değildir. Hukuk devletinde haklar ve özgürlükler bir lütuf olarak algılanamaz,
böyle değerlendirilemez. O sebeple, bu üç kavramı, Türkiye'de bundan sonra da
çok konuşacağız, çok tartışacağız, bunları da yerli yerine oturtmak icap eder.
Bunları yerli yerine oturturken, tabiatıyla, insanlığın kazanımlarını ve
müştereken paylaştığımız bir kısım metinleri de, önümüzde kılavuz olarak,
rehber olarak almamız gerekir. Özellikle, geride bıraktığımız yüzyıl, belki de,
insanlığa en büyük katkıyı bu alanda sağlamıştır. Birleşmiş Milletler
tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi, bu anlamda önemli metinlerdir. Bizim de bu Meclisten yasa
çıkarırken, özellikle temel hak ve özgürlükler anlamında yasaları çıkarırken,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini esas
alarak, hukukumuzdaki vaki eksiklikleri, noksanlıkları, bu anlamda, yeni baştan
gözden geçirmemiz gerekiyor. 58 inci hükümet döneminde, bu anlamda, önemli
çabaların ve gayretlerin içerisinde olacağız. Belki de hiçbir hükümet döneminde
olmadığı kadar, 58 inci hükümet döneminde, hukuk devletine vurgu yaptık, hukuk
reformlarıyla ilgili önemli paragrafları bu vurguya ayırmaya çalıştık. Bunun
çalışmaları, şimdiden, esas itibariyle başlamıştır. Parlamento olarak birlikte
onurunu paylaştığımız ve milletimize yeni yıl armağanı olarak bu kürsüden ifade
etmeye çalıştığım uyum yasaları, bu anlamda, önemli adımlar içermektedir.
Bunlar, bir taraftan örgütlenme özgürlüğüyle alakalı olarak diğer taraftan da
yasama alanını genişleten, siyasal özgürlükleri genişleten önemli yasa
değişiklikleridir. Bundan sonra da, bu nevi paketler Yüce Meclisin huzuruna gelecektir.
Sözlerime burada son verirken şunu ifade
etmek isterim ki, gerek Türkiye'de demokrasinin standardının yükseltilebilmesi
açısından gerekse hukuk devletinden yola çıkarak bu ülkede hukukun üstünlüğünü
temin etmek anlamında gerekse insanımızın iş kadar, aş kadar, ekmek kadar talep
etmeye başladığı temel hak ve özgürlüklerin daha geniş anlamda, hem tanınan hem
de yaşanan bir noktaya gelebilmesi açısından 2003 yılı bir hukuk yılı
olacaktır. Bu kürsüden, bunu, sizlere taahhüt ediyorum. İnşallah sizlerle
beraber, bu şerefi birlikte paylaşacağız ve 2003 yılı demokrasi, insan hakları,
özgürlükler ve hukuk devleti açısından bir milat olacaktır. Bu temenniyle,
hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci söz, Kars İlinin genel
sorunları hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Selami Yiğit'e aittir.
Buyurun Sayın Yiğit.
Süreniz 5 dakika.
2. – Kars
Milletvekili Selami Yiğit’in, Kars İlinde yaşanan sosyal ve ekonomik sorunlara
ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanın bana tanıdığı bu kısa zaman
diliminde, sizlere ilim Kars'ın içinde bulunduğu ağır koşullar hakkında bazı
bilgiler sunmak istiyorum.
Kars'ın ve Kars halkının uzun yıllardır
bir kadermişçesine yaşadığı bu koşullardan nasıl kurtulması gerektiği üzerine
düşüncelerimi arz etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
uzun yıllar Doğu Anadolu Bölgemizin eğitim düzeyi en yüksek insanlarının
yaşadığı, tarımsal üretimin ve hayvancılığın çok gelişmiş olduğu, kendi kendine
yetebilen, hatta tarım ve hayvancılıkla ilgili önemli bir katmadeğer yaratan
Kars İli, bugün, artık ekonomik anlamda geri kalmış, kişi başına düşen 712
dolarlık millî geliriyle gelişmişlik sıralamasında 73 üncü sıraya düşmüştür;
her yıl yüzlerce aileyi büyük kentlere göç ettiren, hak etmediği acı bir kaderi
yaşayan bir il durumuna düşmüştür. Kars İli, bugüne kadar işbaşına gelen
hükümetlerin uyguladığı yanlış tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda,
doğunun birçok bölgesinde olduğu gibi, bugün bir ekonomik çöküntü
içerisindedir. Bu durum Kars'ın ve Kars halkının kaderi değildir, olmamalıdır.
Bu olumsuz tablonun bir an önce değişmesi,
ülkemizin doğusuna açılan bu tarihî kentin layık olduğu düzeye getirilmesi
gerekmektedir. Bu da, ancak tarım ve hayvancılığa dayalı, tarımı ve
hayvancılığı yeniden canlandıran, çağın gereklerine göre yeniden yapılandıran
bir modelle, böyle bir projeyle mümkündür.
Değerli milletvekilleri, burada sizlere
Kars'ta yapılan tarımsal üretime ilişkin bazı genel bilgiler vermek ve
yapılması gerekenler hakkında görüşlerimi ortaya koymak istiyorum.
Devletimizin verilerine göre Kars'ta 341
000 hektar sulanılabilir tarım arazisi bulunmaktadır, yine aynı verilere göre,
bu tarım alanının sulanabilen kısmı yalnızca 22 000 hektardır. Bunun oransal
olarak ifadesi, Kars'ta tarım alanlarının yalnızca yüzde 7'sinin sulanabilmekte
olmasıdır. Bu tablonun ortaya çıkardığı gerçek şudur. Bugüne kadar işbaşına
gelmiş hükümetlerin basiretsiz politikaları ve Kars'ın yıllar yılı sahipsiz
kalışı ve temsil sorunu binlerce hektar tarım alanının, verimsiz, çorak bir
toprak parçasına dönüşmesine neden olmuştur. Oysaki, yine devletimizin bir
kurumu olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Kars için hazırladığı sulama
projesi, bu sorunun çözümü için çok önemli bir adımdır. DSİ'nin, önincelemesi,
planlaması, kesin projesi ve inşaatı devam eden bu yatırımlarının toplamı 141
000 hektar alanın sulanmasını sağlayacaktır. Proje kapsamında yapımı devam eden
Selim-Bayburt barajı ve Arpaçay ikinci etap cazibe sulaması ile yapılması
öngörülen Kars barajı, Digor pompaj sulaması, Alabalık barajı ve Katranlı
barajlarının hayata geçirilmesi halinde, ülkemizin doğusunda, tarımsal üretim
ve verimlilik açısından büyük bir atılımın ortaya çıkacağı bir gerçektir. Böylece,
Kars'ta, Türkiye'nin en verimli tarım bölgelerinden biri olan Iğdır Ovasının
iki katı büyüklüğünde tarım alanının sulanması imkânı doğacaktır. Değerli
milletvekilleri, bu noktaya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.
Öte yandan, Kars'ta, ekilebilir tarımsal
alanın yüzde 60'ında hububat, yüzde 5'inde yem bitkileri, yüzde 3'ünde de endüstri
bitkileri ekimi yapılmaktadır; ancak, Kars'taki doğa şartları, hububatta verimi
düşürmektedir. Hububattan elde edilen verim, Türkiye ortalamasının üçte 1'idir.
Bu nedenlerle, Kars'ta, hububat ekimi
yerine yem bitkileri ve endüstri bitkileri ekimini teşvik etmemiz
gerekmektedir; çünkü, yem bitkilerinin verimi, hububata göre beş kat daha
fazladır. Ayrıca, ağır kış şartları nedeniyle, arazide beslenemeyen hayvanların
yem bitkileriyle beslenmeleri de, bölgemizin en önemli geçim kaynağı olan
hayvancılığın gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır.
Diğer yandan, yüzde 3 oranında olan
endüstri bitkilerinin ekimi de bölgemizde teşvik edilmelidir. Zira, Kars'ta
yapılan şekerpancarı ekimi, Kars Şeker Fabrikasının ihtiyacının ancak üçte
1'ini karşılamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Kars'taki tarımsal üretime ilişkin özetlemeye çalıştığım bu projenin hayata
geçmesi için yapılması gereken, sözünü ettiğim sulama yatırımlarının bir an
önce hayata geçirilmesidir. Bu sulama yatırımları ve ona bağlı olarak yem
bitkileri ve endüstri bitkilerine yönelik tarımsal üretime geçildiğinde, Kars
çiftçisi tekrar eski günlerine dönecek, hayvancılık, tekrar, bölgenin candamarı
olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
burada, özellikle üzerinde durmak istediğim husus şudur: Kars'ın kaderini
değiştirmek, başta hükümetimizin olmak üzere, tümümüzün görevidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlar mısınız Sayın Yiğit.
SELAMİ YİĞİT (Devamla) - Toparlıyorum
Sayın Başkan.
Bu da, tarım ve hayvancılıkta yapılacak
büyük bir projeyi hayata geçirmekle mümkündür; hükümet olmak bunu gerektirir.
Hükümet olmak, bir bölgenin yok olmasına, bir kentin tamamen boşalarak göçe
zorlanmasına seyirci kalmak değildir. Bölgenin kaderini değiştirmek, büyük
projelerin altına imza atmaktan geçer. Hükümet olmak, tüm Türkiye'yi
kucaklamaktır, herkese eşit mesafede olmaktır; kendi seçim çevresinin
çiftçisine ayrıcalık yapmak değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
burada, bu kısa zamanda sizlere arz etmeye çalıştığım sorunlar, Kars'ın içinde
bulunduğu sorunlar yumağının yalnızca bir parçasıdır. Bölgemizin sorunları
gerçekten çok ağırdır. Yüce Meclisimizi, bu sorunlara karşı duyarlı olmaya
çağırıyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Yiğit.
Hükümet adına söz isteyen?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü
söz, Mardin İli Kızıltepe İlçesindeki çiftçilerden 1999-2000 yıllarında yapılan
pamuk destekleme primlerinin geri istenmesiyle ilgili söz isteminde bulunan,
Mardin Milletvekili Nihat Eri'ye aittir.
Buyurun Sayın Eri.
Süreniz 5 dakika.
3. – Mardin
Milletvekili Nihat Eri’nin, 1999-2000 yıllarında Mardin İli Kızıltepe İlçesinde
pamuk üreticilerine verilen pamuk teşvik primlerinde yapıldığı iddia edilen
fazla ödemelerin geri istenmesine ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin
gündemdışı konuşması
NİHAT ERİ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1999 ile 2000 yıllarında Mardin İli
Kızıltepe İlçesinde pamuk üreticilerine verilen pamuk teşvik primlerinde
yapıldığı iddia edilen fazla ödemelerle ilgili konuyu açıklamak üzere
huzurunuzda bulunuyorum.
Kızıltepe İlçesinde pamuk teşvik primi
ödemelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla Tarım Bakanlığı müfettişlerince
yapılan soruşturmada, üreticilerin gerçeğe aykırı biçimde, fazla beyanda
bulundukları ve usulsüz olarak, yaklaşık 600 000 dolar fazla prim aldıkları
ifade edilmekte ve aldıkları fazla primi iade etmeleri istenmektedir.
Müfettişler, pamuk ekim alanlarının o yıllara ait uydu görüntülerinin kadastro
paftalarına uygulanarak tespit edildiğini söylemişlerdir.
Değerli arkadaşlar, sorun bu noktada
başlamaktadır; çünkü, Mardin Kadastro Müdürlüğünden alınan bilgilere göre,
kadastro paftaları en son 1950 yılında çekilen hava fotoğraflarına göre
hazırlanmıştır. Ayrıca, bu fotoğrafların yarıdan fazlası
sayısallaştırılamamıştır. Bu paftaların 2000 yılında alınan uydu
fotoğraflarıyla birebir örtüşmesi mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, buna rağmen,
çalışmalar yürütülmüş; bazen dört beş köy birleştirilerek, pamuk ekim
alanlarının tespiti yapılmaya çalışılmıştır, bunun dışında herhangi bir çalışma
yapılmamıştır; esasen, yapılması da mümkün değildir. Ancak, bundan sonra, daha
vahim bir hata yapılarak, Tarım İl Müdürlüğünde bulunan ve üretici dosyalarını
zamanında inceleyen, şayet yanlış işlem yapıldıysa düzeltmekle görevli olan
teknik elemanlar, müfettişlerce bilirkişi olarak görevlendirilmiş ve
kendilerinden köy bazında tespiti yapılan pamuk ekim alanlarının üretici
bazında tespiti istenmiştir. Bu heyet, tespit işlemlerini yaparken, hiçbir
köyde arazi ölçümü yapmamıştır; yapması da imkânsızdır; çünkü, 1999 ve 2000
yıllarında ekimi yapılan bir ürünün tespiti için 2002 yılı sonunda ölçüm
yapılamaz. Heyet, köylerde sadece köy muhtarları ve bazı köylülerle yüz yüze
görüşmek suretiyle, bu tespitleri yapmıştır. Başkaca hiçbir teknik yöntem
kullanılmadan yapılan bu tespitin sağlıklı ve güvenilir olduğunu düşünmek
gerçekçi değildir.
Değerli milletvekilleri, yapılan tespitlerde,
bazı köylerde fazla bazı köylerdeyse eksik beyan bulunduğu tespit edilmiştir.
Toplam olarak, 1999 yılı hakediş belgelerinde, beyan edilen toplam alandan 4
842 dekar, 2000 yılı içerisinde 25 891 dekar fazla ekim alanının varlığı tespit
edilmiştir. Dikkatinizi çekiyorum, eksik değil, fazlalık tespit edilmiştir;
yani, Kızıltepe genelinde, iddia edildiği gibi fazla beyan değil, eksik beyanda
bulunulduğu tespit edilmiştir.
Tam rakamları da şudur: 1999 yılında 114
320 dekar beyan edilmiş, tespit edilen 119 168 dekar; 2000 yılı için 110 505
dekar beyan edilmiş, 136 397 dekar tespit edilmiş.
Durum böyle iken, fazla beyan saptandığı
iddia edilen köylerdeki üreticilerden prim iadesi istenirken, eksik beyan
saptanan köylerle ilgili olarak herhangi bir işlem öngörülmemiştir.
Sonuç olarak, yapılan işlemlerde bir
yanlışlık veya eksiklik varsa bile, bunun sorumluları ne üreticilerdir ne de
tarım il müdürlüğü teknik elemanlarınca teslim alınan ve doğruluğu
araştırılarak, mevzuata uygun olarak hazırlandıktan sonra düzenlenen hakediş
belgelerine imza koyan ve bugün, çiftçilerle birlikte suçlanan, kaymakam dahil
komisyon üyeleridir.
Esasen, mevcut uygulamayla, gerçekten
pamuk ekim alanlarının sağlıklı tespiti mümkün değildir. Yerleşim yerlerine ait
kadastro paftalarının, tamamen, yeni uydu fotoğraflarıyla yeniden hazırlanarak
sayısallaştırılmasından sonra, coğrafî bilgi sistemleri ve uzaktan algılama
tekniği kullanılarak, ancak sağlıklı ölçümler yapılmak suretiyle ekim
alanlarını belirlemek mümkündür.
Değerli arkadaşlar, haksız kazanç
sağlamakla suçlanan üretici sayısı, 2 300 üreticiden 1 800'üdür. 1 dolar ile
-dikkatinizi çekiyorum- hatta 0,45 dolar ile 15 000 dolar arasında değişen
cezaların ödenmesi bir tarafa, yürürlükteki desteklemeye ilişkin genelgeye
göre, haksız kazanç sağladığı belirlenen çiftçi bir daha desteklemeden
yararlanamamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eri, mikrofonu açıyorum,
konuşmanızı toparlayın lüften.
NİHAT ERİ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkan.
Tarımın gelişmesi için devlet tarafından
desteklenen çiftçinin, baştan savma bir raporla ömür boyu desteklemeden mahrum
bırakılması, kabul edilebilecek bir olay değildir. Ceza alan çiftçiler
arasında, destekleme parası almayanlar ve destekleme primi için başvurmayanlar
dahi yer almıştır.
Değerli arkadaşlar, binlerce çiftçiyi
mağdur eden ve onları, devlet desteğinden ömür boyu mahrum bırakan böyle bir
raporun altında yatan gerçekler araştırılmalıdır. Bu olaylar cereyan ederken,
Mardin Tarım İl Müdiresi Tezcan Gençer ve eşi Kızıltepe Tarım İlçe Müdürü
Abdullah Gençer görev başındaydılar. Bu çift, rüşvet aldıkları belgelerle
tespit edilerek görevlerinden alınmış; ne hikmetse, kısa bir süre sonra
görevlerine iade edilmiş; aradan zaman geçmeden, rüşvet alırken, ikinci defa
suçüstü yapılarak tutuklanmışlardır.
Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanına
soruyorum: İki defa rüşvet alırken yakalanan bu karı koca çiftin Tarım ve
Köyişleri Bakanlığındaki görevleri halen devam ediyor mu? Kızıltepe
çiftçilerini mağdur eden müfettiş Mehmet Emin Polat'ın, bu çiftle yakınlığı ne
düzeydedir; bu yakınlık ideolojik bir yakınlık mıdır? Kızıltepe çiftçisini
cezalandırmak için düzenlendiği kesin olan bu raporun düzenlenmesinde,
kendilerini suçüstü yakalatan Kızıltepe çiftçisinden intikam almak isteyen bu
çiftin rolü olmuş mudur?
Son olarak, Kızıltepe çiftçisinin bu
mağduriyetinin giderilmesini hükümetimizden ivedilikle talep ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Eri.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı
konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları
vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının
tezkereleri vardır; bu tezkereleri ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.
Buyurun:
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Avrupa
Konseyi Parlamenter Meclisinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek
üyelerle ilgili, siyasî parti grup başkanlıklarınca aday gösterilen ve
Başkanlık Divanınca adaylıkları kabul edilen milletvekillerine ilişkin TBMM Başkanlığı
tezkeresi (3/143)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre
Türkiye Büyük Millet Meclisini Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde temsil
edecek grubumuzu oluşturmak üzere, Siyasî Parti Grup Başkanlıklarınca aday
gösterilen ve Başkanlık Divanının 3 Ocak 2003 tarih ve 3 sayılı oturumunda
kabul edilen üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi
Türk Delegasyonu
Asıl Üyeler:
1- Ruhi Açıkgöz Aksaray Milletvekili
2- Gülsün Bilgehan Ankara Milletvekili
3- Mevlüt Çavuşoğlu Antalya Milletvekili
4- Murat Mercan Eskişehir Milletvekili
5- Abdulkadir Ateş Gaziantep Milletvekili
6- Ali Rıza Gülçiçek İstanbul Milletvekili
7- İrfan Gündüz İstanbul Milletvekili
8- Ömer Zülfü Livaneli İstanbul
Milletvekili
9- Zekeriya Akçam İzmir Milletvekili
10- Mehmet Tekelioğlu İzmir
Milletvekili
11- Yüksel Çavuşoğlu Karaman
Milletvekili
12- Süleyman Gündüz Sakarya
Milletvekili
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
İkinci tezkereyi okutuyorum:
2. – İslâm
Konferansı Örgütü Parlamento Birliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil
edecek üyelerle ilgili, siyasî parti grup başkanlıklarınca aday gösterilen ve
Başkanlık Divanınca adaylıkları kabul edilen milletvekillerine ilişkin TBMM
Başkanlığı tezkeresi (3/144)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre
Türkiye Büyük Millet Meclisini İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliğinde
temsil edecek Grubumuzu oluşturmak üzere, Siyasî Parti Grup Başkanlıklarınca
aday gösterilen ve Başkanlık Divanının 3 Ocak 2003 tarih ve 3 sayılı oturumunda
kabul edilen üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
İKÖPAB Türk Grubu İsim Listesi:
M. Said Yazıcıoğlu Ankara Milletvekili
Züheyir Amber Hatay
Milletvekili
Mustafa Eyiceoğlu Mersin
Milletvekili
M. Vedat Melik Şanlıurfa
Milletvekili
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Üçüncü tezkereyi okutuyorum:
3.- Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet
Meclisini temsil edecek üyelerle ilgili, siyasî parti grup başkanlıklarınca
aday gösterilen ve Başkanlık Divanınca adaylıkları kabul edilen
milletvekillerine ilişkin TBMM Başkanlığı tezkeresi (3/1445)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre
Türkiye Büyük Millet Meclisini Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
Parlamenter Asamblesinde temsil edecek Grubumuzu oluşturmak üzere, Siyasî Parti
Grup Başkanlıklarınca aday gösterilen ve Başkanlık Divanının 3 Ocak 2003 tarih
ve 3 sayılı oturumunda kabul edilen üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine
sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
AGİTPA Türk Grubu İsim Listesi:
Nevin Gaye Erbatur Adana
Milletvekili
Mustafa Tuna Ankara
Milletvekili
Afif Demirkıran Batman
Milletvekili
Alaattin Büyükkaya İstanbul
Milletvekili
Nevzat Yalçıntaş İstanbul
Milletvekili
Algan Hacaloğlu İstanbul
Milletvekili
Orhan Ziya Diren Tokat
Milletvekili
Şükrü Ayalan Tokat
Milletvekili
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına
dair bir tezkere vardır; okutuyorum:
4. –
Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer’in, (6/39) esas numaralı sözlü sorusunu
geri aldığına ilişkin önergesi okundu (4/2)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular"
kısmının 31 inci sırasında yer alan (6/39) esas numaralı sözlü soru önergemi
geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Mesut Değer
Diyarbakır
BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun
bir önerisi vardır; okutuyorum:
V. –
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİSİ
1. – Genel
Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 10 Tarihi: 7.1.2003
Genel Kurulun 7 Ocak 2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde,
gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler" kısmının 6 ncı sırasında yer alan, Ankara Milletvekili Salih
Kapusuz ve 24 milletvekilinin, yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik
boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesine ilişkin
(10/9) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin yapılması,
aynı birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesi,
önergenin görüşmelerinin bitiminden sonra da, aynı gün Gelen Kâğıtlar
listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 12 sıra sayılı Gelir Vergisi
Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi
Kanunu, 4306 Sayılı Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında 19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89
uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 48 saat geçmeden gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına alınması ve kanunun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin
uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun
görülmüştür.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı
Salih Kapusuz Haluk
Koç
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP
Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Söz isteyen?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
VI. – KİT
KOMİSYONU RAPORU
1. – Kamu
İktisadî Teşebbüslerinin denetimine ait 1998-1999 yıllarına ilişkin komisyon
raporu (1)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kamu
İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunun, Kamu İktisadî Teşebbüslerinin denetimine
ait 1998, 1999 yıllarına ilişkin komisyon raporu, 3346 sayılı Kanun uyarınca,
7.1.2003 günü, yani, bugün dağıtılmıştır.
Kamu İktisadî Teşebbüsleri ile Fonların
Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 8
inci maddesine göre rapora siyasî parti grupları, 20 milletvekili veya hükümet,
dağıtım tarihinden itibaren 15 gün içinde itiraz etmediği takdirde, komisyon
raporu kesinleşmiş olacaktır.
Bilgilerinize sunuyorum.
Alınan karar gereğince, sözlü soruları
görüşmüyor ve gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına
Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.
6 ncı sırada yer alan, Ankara Milletvekili
Salih Kapusuz ve 24 milletvekilinin, yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve
ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin öngörüşmesine başlıyoruz.
VII. – GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI
VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
ÖNGÖRÜŞMELER
1. – Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz ve 24 Milletvekilinin, yolsuzlukların sebeplerinin,
sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/9)
BAŞKAN - Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüze göre,
Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî
parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği bir
diğer imza sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri, hükümet ve gruplar için
20'şer dakika, önerge sahibi için 10 dakikadır.
Efendim, şu ana kadar bir söz talebi
Başkanlığımıza ulaşmadı; ancak, ilk olarak hükümete söz veriyorum.
Sayın Adalet Bakanımız Cemil Çiçek söz
istemiştir.
Buyurun efendim.
Süreniz 20 dakika.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ankara Milletvekilimiz Sayın Salih Kapusuz
ve 25 arkadaşı tarafından verilmiş olan bu araştırma önergesi, zannediyorum,
üzerinde önemle durulması gereken bir önerge; çünkü, gerçekten, bugün, bu
Parlamento çatısı altında temsil edilen iki partimiz ve tüm milletvekilleri
olarak, seçim süresince en çok vurgu yaptığımız iki konu var; yoksulluk ve
yolsuzluk. Aslında, hepimiz biliyor, kabul ediyor ve inanıyoruz ki, Türkiye'de
insanımızın bir süreden beri yaşadığı sıkıntının, ekonomik zorlukların
temelinde yatan olay yolsuzluktur. Dolayısıyla, böyle bir önergenin verilmiş
olmasını fevkalade önemli buluyorum ve bu önergeyi veren arkadaşlara
huzurunuzda teşekkür ediyorum; çünkü, böyle bir araştırmayı yapmak, bizim
vicdan borcumuzdur. Böyle bir önergenin verilmiş olması, daha yasama yılının
başlangıcında, özel bir anlam ifade ediyor; çünkü, bu yeni yasama döneminde,
siyasetin itibarı, bu yönde yapacağımız çalışmalara bağlıdır. Parlamentonun
itibarı, yolsuzluklar konusunda göstereceğimiz hassasiyete ve duyarlılığa
bağlıdır. Bunlardan çok daha önemlisi, rejime, devlete ve demokrasiye güvenin
özünde ve esasında, bu yönde atacağımız adımlar çok önem arz etmektedir. Toplumun
geleceği de, bir anlamda, Türkiye'de bu yolsuzlukların önlenmesiyle doğrudan
alakalı.
Gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
olarak, son zamanlarda, bizi, uluslararası platformlarda da en çok sıkıntıya
sokan hususların başında Türkiye'deki yolsuzluğun boyutu gelmektedir. Bir
vesileyle daha ifade etmeye çalıştım; Türkiye, maalesef, ilimde, teknikte,
teknolojide dünya ülkeleri arasında ilk 10'a girmeyi başaramadı; bu, üzücü bir
durum; ama, yolsuzluklar konusunda, bir istatistiğe bakarsanız, ilk 3 arasına
girmeyi başardık. Bir başka açıdan değerlendirme yaptığımızda da ilk 10'a
girmeyi başarmış olduk. Bu, Türkiye için fevkalade ayıptır ve yüz kızartıcı bir
durumdur. Dolayısıyla, 22 nci Dönem Parlamentosu olarak ve onun içinden çıkan
hükümet olarak, her şeyden evvel bu yolsuzluklar konusuna bir neşter vurmamız
gerekiyor. Doğrusu, belki, bu önergenin görüşüldüğü günlerde Türkiye'de bir
neşter operasyonu da başlamıştır, SSK'daki ilaç yolsuzluğuyla alakalı olarak.
Dolayısıyla, iyi bir başlangıç yaptığımızı düşünüyorum; bunun arkasının
getirilmesi lazım.
Buradan, sizin huzurunuzda da bir şeyi çok
açık olarak aziz milletimize ifade etmek isterim ki, bu ülkede kim yolsuzluğun
üzerine gitmek istiyorsa, elinde yetki varsa, imkân varsa, bilgi varsa ve
"geçtiğimiz dönemde de biz bu işleri yapacaktık; ama, siyaset bu işi
tıkadı, siyaset bu işi engelledi" diyorsa, bilsinler ki, en rahat çalışma
yapacakları dönem bu dönemdir. Bu Parlamentonun çatısı altında, hiç kimse,
yolsuzluğa, haksızlığa, hukuksuzluğa asla müsaade etmez, etmeyecektir ve bu
Parlamento bunun öncülüğünü yapacaktır. Bu anlamda, verilmiş önergeyi fevkalade
önemli buluyorum ve kabul ediyoruz ve destekliyoruz.
Kaldı ki, Türkiye, bugün, eğer, birkısım
uluslararası kuruluşlarla en küçük meselesini bile pazarlık konusu yapıp, neyi
nasıl yapacağını oraya danışmak gibi bir mecburiyetle karşı karşıya kaldıysa,
devletin iki yakası bir araya gelemiyorsa, bunun ekonomik yönden çok izahı
yapılabilir; ama, şunu hepimizin bilmesi lazım ki, bunun iki tane temel sebebi
vardır: Bunlardan bir tanesi devletteki yolsuzluktur; bir tanesi de devletteki
israftır. Bu iki illet, devleti de milleti de toplum hayatını da çürütmektedir.
O sebeple, biz, hükümet olarak, bir
yönüyle israfla mücadele yaparken, öbür taraftan da, hem hükümet olarak hem
Parlamento olarak bu yolsuzluklar meselesini en öncelikli mesele kabul edip,
bunun üzerine olabildiğince gitmemiz lazım. Bunun için ne yapılması gerekiyorsa
bunu yapmamız lazım. Yasal değişiklik gerekiyorsa, bu yasal değişiklikleri
yapacağız. Hükümet programında bu konuya özel önem verdik. Burada araştırma
önergesi vermek gerekiyorsa, bu önergeleri vereceğiz, verilmiştir; bunun
gereğini yapacağız. Şüphesiz, hükümet olarak yolsuzlukla mücadele konusunda
çalışma yaparken böyle bir komisyonun kurulması ve bu komisyonun çalışmaları
sonucunda ortaya koyacağı ilkeler, esaslar, telkin ve tavsiyeler, bize ışık
tutacaktır; bu yöndeki mücadelemize de güç verecektir.
Bu konunun kolay olmadığını da bilmiş
olmamız lazım gelir. Bu mesele, sadece bir yasal düzenleme değildir. Yolsuzluk
dediğimiz olay, aysberk gibi bir olay; bunun, suyun üstünde olan kısmı var,
suyun altında olan kısmı var, sistemden kaynaklanan kısmı var; insandan,
yönetimden ve siyasetten kaynaklanan kısımları var. Bunların hepsini bir bütün
içerisinde değerlendirmek ve sonuçta, bir iyi noktaya birlikte varmamız
gerekiyor.
Şüphesiz, sistemden kaynaklanan kısımların
olduğunu kabul etmemiz lazım, hepimiz kabul ediyoruz. Bu konuyla ilgili
yazılmış pek çok kitapta, raporda ve tartışmada varılan sonuç şudur ki, devlet,
ekonomide bu kadar etkin olursa, bu kadar yetkili olursa, kredi mekanizmasının
önemli bir kısmı hâlâ kamu bankalarından yönetiliyorsa, onun üzerinden
Türkiye'de kredi dağıtılıyorsa, hazine arazilerinin en önemli kısmı devletin
elindeyse, ekonomide bu kadar etkin ve yetkin bir role sahipse, burada
yolsuzluğun olmaması mümkün değildir. Bunu bir mazeret olarak ileri sürmüyorum,
bir tespit olarak ileri sürüyorum. Eğer bunun çaresi, devletin bu alanlardaki
müdahalesini asgariye indirmek ise, toplumda bu anlamda bir mutabakatın olduğunu
da kabul etmemiz lazım. Bütün siyasî partilerin bu noktadaki seçim
beyannamelerine baktığımızda, hemen herkesin mutabık olduğu bir husus var ki, o
da, devlet ekonomiden elini çekmelidir; yani, eğer, işbaşına gelen iktidarlar,
teşviklerle, tahsislerle, kredilerle ve bunları temin edecek tayinlerle
uğraşıyorsa burada kirlilik kaçınılmaz olur. Onun için, köklü bir devlet
reformuna, ekonomide bu anlamda çok ciddî yapısal değişikliklere ihtiyaç vardır.
Yapı böyle devam ettiği sürece, maalesef, birtakım sıkıntılar olmaya devam
edecektir; bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor. Tabiatıyla, bunu yaparken
üzerinde önemle durmamız gereken, bütün seçim beyannamelerinde açıkça ifade
edilmiş olan ve bizim de hükümet programına inanarak koyduğumuz bir husus var,
o da şeffaflıktır. Devlet icraatlarında, devlet işlerinde, özellikle
kredilerde, teşviklerde, tahsislerde, parayla ilgili olan kısımlarda, aslında,
devletin tüm alanlarında olmakla birlikte, sır kavramı dışında, devlet
yönetiminin, olabildiğince açık, şeffaf, vatandaşlar tarafından bilinen,
izlenen bir yapıya kavuşturulması gerekir. Onun içindir ki, biz, hükümet
programında, belki bu yolsuzluların önlenebilmesi açısından şeffaflığa önem
verdik; bunu, bir slogan olarak oraya yazmak yerine, bunun gereğini yapabilmek
açısından, önümüzdeki bir birbuçuk ay içerisinde Başbakanlığa ve oradan da
Meclise -inşallah- getirmeyi düşündüğümüz bilgi edinme hakkı var. Eğer,
vatandaş, Türkiye'de devletin nasıl yönetildiğini, ihalelerin nasıl
yapıldığını, teşviklerin kimlere, nasıl, neden dolayı verildiğini öğrenebilirse
ve bu benzeri konularda bilgiye ulaşma imkânını, hakkını, teminatını
vatandaşlarımıza verebilirsek, bu alanda önemli bir adımı da atmış olacağız.
Geçtiğimiz parlamento döneminde bu çatı
altında bulunan değerli arkadaşlarımız hatırlayacaklar ve bileceklerdir,
maalesef, 21 inci Dönem Parlamentosu ve siyasetçileri olarak bizler çok iyi bir
imtihan veremedik. Kamuoyunda uzunca süre yolsuzlukla birbirlerini suçlayanlar,
sonra bir gecede aklama yoluna gittiler ve bunun sonucu olarak da siyaset,
doğrusu, çok büyük ölçüde itibar kaybına uğradı. Dolayısıyla, bu yeni dönemde,
bu neviden işlerden uzak olarak, vatandaşımızın önüne, yaptığımız her icraatla
ilgili bilgi edinme imkânını getirebiliyorsak, yapılan birkısım başvurulara
doğru cevap verebiliyorsak, ikna edici, yeterli cevaplar verebiliyorsak, belki,
devlet icraatlarını bu anlamda da, hem Meclis denetimine hem de vatandaş
denetimine açmış olacağız.
Geçtiğimiz dönemde, özellikle büyük
yolsuzlukların olduğu iddia edilen Hazineyle ilgili, bankalarla ilgili birkısım
sorulara, her defasında "bunlar ticarî sırdır" denilmek suretiyle
-birçok alanda istismar var; ama, herkes onu biliyor- en çok istismar edilen
konuların başında, bu sır kavramı geliyor. Neyi soruyorsanız, hangi bankadan,
kime ne kredi verdiniz; otomatik olarak size cevap geliyor: "Bu sırdır,
ticarî sırdır açıklayamayız." Bu sırrın da sırrını bu dönem çözmemiz
gerekiyor. Ben o kanaati taşıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, üzerinde durmamız
gereken hususların başında, yolsuzlukların önlenebilmesi açısından, Siyasî
Partiler Yasası özel önem arz ediyor. Siyasette kirliliğin başlangıcı,
siyasetin finansmanından kaynaklanıyor. O sebeple, seçimlere giderken, yine,
bütün partilerin -ister Meclis içinde ister Meclis dışında- üzerinde en fazla
durduğu konulardan bir tanesi, bu Siyasî Partiler ve Seçim Yasalarının
değişmesi gerektiği yolundaki iddialardır, görüşlerdir, kabullerdir.
Dolayısıyla, biz, bu neviden değişiklikleri, genelde, bir eski alışkanlık
olarak hep seçim zamanı yapmaya çalıştık, onun için de doğru dürüst bir çalışma
yapamadık. Bu defa, doğru bir iş yapalım düşüncesiyle, 58 inci hükümet olarak
-şahsen Cemil Çiçek ve Adalet Bakanı olarak da- ilk yaptığımız işlerden bir
tanesi, bu Siyasî Partiler Yasasının ele alınması olmuştur. Zannediyorum, kısa
dönem içerisinde, siyasetin finansmanı dahil, bu noktada yapılan çalışmaların,
çok şeffaf, çok açık, denetlenebilir, kamuoyu tarafından öğrenilebilir bir hale
getirilebilmesi bakımından, vakıfların, derneklerin ya da daha evvel yapılmış
olan panellerin ortaya koyduğu görüşleri, düşünceleri de mezcederek toplumumuzun
önüne, kısa dönemde, bu anlamda yolsuzlukları da önleyecek ve siyasetin
finansmanı üzerindeki gölgeyi ortadan kaldıracak bir siyasî partiler yasasını
Parlamentonun huzuruna getireceğiz ve sizlerin de katkısıyla, inanıyorum ki, bu
meseleye yasal anlamda önemli bir neşteri de vurmuş olacağız. Bunu fevkalade
önemli buluyorum.
Yine, üzerinde önemle durmamız gereken
konuların başında, demin söylediğim bu sır kavramı gelmektedir. Gerçekten,
yolsuzlukların önlenebilmesi noktasında, bu sır kavramına bir açıklık
getirilmesi gerekiyor; onun da düzenleneceğini burada ifade etmek istiyorum.
Tabiatıyla, üzerinde durmamız gereken
yolsuzlukların önlenebilmesi noktasında hep ifade etmeye çalıştık; eğer, bir
ülkenin sorunlarının çözümü sadece yasa çıkarmakla mümkün olsa, dünyada hemen
hemen sorunlu hiçbir ülke, hiçbir memleket kalmaz; en ileri ülkenin kanunlarını
en azından tercüme edersiniz, getirirsiniz, yürürlüğe koyarsınız, olur biter.
Belli ki, yasa çıkarmak bu işin başlangıcıdır; ama, yolsuzluk konusunda
kamuoyunun duyarlılığı da özel önem arz ediyor. Özellikle, günümüz demokrasisi,
temsilî demokrasi olmanın ötesinde, bir anlamda katılımcı demokrasidir; devlet
yönetimine, devlet icraatlarına ve tasarruflarına, sadece oy vermek suretiyle
değil, onun da ötesinde, zaman zaman katılım imkânını getirmek ve bu
mekanizmaları da harekete geçirmek gerekiyor. Belki de, bu anlamda,
yolsuzluklar konusunda kamuoyunun duyarlılığı ve bu noktadaki bilincin gelişmiş
olması, yolsuzlukların önlenebilmesi açısından özel bir önem arz edecektir diye
düşünüyorum. Sivil toplum kuruluşlarının, bu konuda, yeni dönemde daha aktif
olmalarını, doğrusu, hükümet olarak da bekliyoruz. Kimin elinde, yolsuzluk
iddiasıyla ilgili bir bilgi, bir belge varsa, bana verebilirler, bize
verebilirler, Parlamentomuza verebilirler, burada bulunan partilerimize
verebilirler; inanıyorum ki, hangi makama verilirse verilsin, bu neviden
yolsuzluk iddiaları en hassas şekilde incelenecek, araştırılacak ve sonucu da
kamuoyuna açıklanacaktır. O sebeple, burada araştırma açılmasıyla ilgili olarak
zikredilen önergenin gerekçeleri, hükümet olarak bizim de benimsediğimiz ve
hassasiyetle üzerinde durduğumuz ve duracağımız bir konu olarak gözükmektedir.
Yolsuzlukları araştırırken, biz, hükümet
olarak bir şeye dikkat etmeye çalışıyoruz. Elbette, yolsuzlukların üzerine
gidilecek, kim, ne konuda yolsuzluk yaptıysa, gelecek, bağımsız mahkemeler
huzurunda bunun hesabını verecektir, vermelidir. Başta da söyledim, siyasetin
itibarı buna bağlı; devletimizin, milletimizin geleceği bu noktada
göstereceğimiz hassasiyete bağlı. Ancak, geçtiğimiz dönemde yapılan birkısım
yanlışlıkları da yapmamamız gerekir. O da şudur: Suçluluğu kesinleşinceye kadar
hiç kimseyi, âdeta bir maç nakleder gibi, suçluluğu kesinleşmemiş bir
mahkûmiyet kararına bağlanmamış insanları, eğer üç gün sonra serbest
bırakacaksanız, elinizde yeterli delil yoksa yargısız infaz yoluna da gidilmemelidir;
buna da azami hassasiyeti göstermek lazım. Geçtiğimiz dönemde, maalesef, bunun
çok kötü örneklerini bu toplum yaşadı, sonra sapla saman birbirine karıştı,
arkasından da doğru dürüst bir netice çıkmadı. Evet, biz hükümet olarak, bu
işlerin üzerine gideceğiz, bu noktada en ufak bir tereddütümüz yok, sonuna
kadar bu işte kararlıyız; ama, bütün bunları yaparken de hukuk devleti
ilkelerine uygun olarak yapacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk
devletiyse, ne yapıyorsa, ne yapacaksa, kimden ne hesap soracaksa, bir mahalle
kabadayısı üslubu içerisinde değil, hukuk devletine yakışan, yaraşan bir üslup
içerisinde, bir anlayış içerisinde, bir uygulama içerisinde bunları yapacaktır.
İnanıyorum ki, bu görüşmelerin sonucunda
araştırma önergesi kabul edilecek ve bu alanda da bizlere önemli mesajlar
verecek bir çalışmayı birlikte yapma imkânı bulacağız. Bu vesileyle, önergeyi
kabullendiğimizi, benimsediğimiz ve yapılacak çalışmalara da daha şimdiden
teşekkür etmek istediğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Şimdi, AK Parti Grubu adına Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz konuşacaklardır.
Buyurun Sayın Kapusuz. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH KAPUSUZ
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi, AK Parti
Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Türkiyemiz için çok önem verdiğimiz ilk
adımı birlikte atıyoruz. Ülkemizin gündeminden hiç düşmeyen yolsuzlukların,
usulsüzlüklerin, haksız kazançların sosyal ve ekonomik boyutlarını, sebeplerini
araştırmak, alınması gereken tedbirleri tespit etmek üzere verdiğimiz Meclis
araştırması önergesiyle ilgili olarak, şahsım, önerge sahipleri ve Grubumuz
adına görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yolsuzluklar konusu
toplumumuzu sürekli meşgul ve rahatsız etmiştir. Bir toplumda çürümeyi başlatan
ve o toplumu çökerten en büyük organize suç unsuru yolsuzluktur. Yolsuzluk,
âdeta zina gibidir; zira, bu suç tek başına işlenmez, ona eşlik etmiş
işadamları, siyasîler, bürokratlar ve ortakları vardır. Bu kadar geniş kapsamlı
suç konseptinin etki sahası çok geniş olmakta, toplumun tüm katmanlarında derin
yaralar açmakta ve izler bırakmaktadır. 1839 Tanzimat Fermanından bugüne kadar
yapılmış olan uygulamalarda, âdeta çağın vebası diye nitelendirebileceğimiz bu
suçla mücadelede maalesef başarı sağlanamamıştır; çünkü, bu uygulamalar, eski
tarz siyaset anlayışının bir ürünüdür. Oysa, eski tarz siyaset anlayışını
temsil eden partiler ve liderler seçmen tarafından tasfiye edilmiştir, artık,
yepyeni bir siyaset yapma tarzı söz konusudur, bu fırsat da bu Meclisin
elindedir.
AK Parti, yalnız hesap sormaya değil, aynı
zamanda hesap vermeye söz vermiş bir siyasî partidir; AK Parti, sözünün de
eridir. Bu doğrultuda, hükümetimiz, devletin ekonomi üzerindeki etkinliğini
minimum seviyeye indirmek için var gücüyle çalışma başlatmıştır. Meclisimiz de,
yolsuzlukla mücadele için çok kapsamlı bir çalışmayı başlatmak üzere, bugün
kolları sıvamıştır.
Devletler hukukî bir düzene dayanarak
kurulur ve yaşarlar. Toplumun içinde bir fert olarak bizlerin, toplumsal
kaynaklar üzerinde eşit hak ve yetkilere sahip olma imkânı dardır. İşte, devlet
düzeni, toplumda, kimin, neyi, ne kadar kontrol edeceğini belirler. Bu yapı
içerisinde kararların tümünü tek elden programlamak mümkün olmadığına göre,
kamu yöneticilerine takdir yetkisinin tanınması kaçınılmazdır.
Yolsuzluk, usulsüzlük ve haksız kazanç
sağlama çabalarını tamamen yok etmek, hiçbir toplumda mümkün değildir. Gelişmekte
olan ülkeler gibi, bizim ülkemizde de, yolsuzlukların yaygın olduğu görüşü
genel bir kanaattir. Gazeteler hemen her gün yolsuzluk olaylarına geniş yer
ayırmakta, kamuoyu, sürekli yolsuzluklardan yakınmaktadır. Gerçekten, ülkenin
geleceğine ipotek koyan, vatandaşla devletin arasını açan, siyaset kurumuna
olan güveni sıfıra indiren, dürüst çalışmayı ve hak aramayı zorlaştıran bu
durum düzelmedikçe, ne ekonomik ne de sosyal kalkınmanın sağlanması mümkün
olabilecektir.
Burada, yolsuzluğun, usulsüzlüğün, her
türlü haksız kazancın tanımını, sosyolojik ve ekonomik analizini yapacak
değilim. Herkes bilmektedir ki, devletin hantallığı, büyüklüğü ve ekonomik
alana müdahalesi, yolsuzlukların alanını da genişletmektedir. Sivil toplum
unsurlarının varlığı, gücü ve vatandaşlık bilinci, yolsuzlukları önlemede en
önemli araç konumuna gelmiş bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, kanunlar koymak
da, tek başına, mücadelede yeterli değildir. Yeryüzünde, yolsuzluk gibi kamu
düzenini bozan yöntemler yüzyıllardır mevcut ve tarihçesi devletlerin tarihi
kadar da eskidir. Geleneksel bir ülkede bir devletin rolünün artması, kısa
dönemde, onurlu bürokratları etkilemez; ayrıca, kamu görevlileri, yolsuzluk
işlemine, zaten, özü itibariyle de karışmak istemezler.
Ancak, böyle bir geleneğe sahip olmayan
ülkelerde, kamu görevlilerinin sorumlulukları iyice belirlenmemiş ve kamu
yönetiminde de şeffaflık söz konusu değilse, yüksek vergi oranları, yetersiz
ücret ve gelir, ahlakî değerlerin zafiyeti, kamu harcamaları, kamu görevlilerinin
yolsuzlukla ilgili davranışlarını doğrudan etkileyecektir.
Yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük, adam
kayırma bir kere başlamaya görsün, bulaşıcı bir hastalık gibi sürekli yayılım
gösterir ve yayılmaktadır. Önceleri şok etkisi yapan yolsuzluk haberlerine
zamanla tolerans gösterilmeye başlandığı da bir gerçektir. Cezalandırılmaz,
teşhir edilmez, üstü kapatılırsa, bu durumun giderek yozlaşması, çoğalması da
kaçınılmaz olacaktır.
Siyasetçi, bürokrat, rant kapma kavgası
veren şirket yöneticisinin yozlaşma olgusu, ülke ölçeğinde her geçen gün daha
da yaygınlaşmaktadır. Bunu hep birlikte görmekteyiz. Bunun iki önemli nedeni
vardır: Gelir ve servet dağılımının giderek artan uçurumu, küreselleşmenin
ortaya çıkardığı vahşi rekabet.
Ülkemizde, ekonomik kararların doğurduğu
rantların yapılaşmasında, bürokrasinin düzenleyici yetkilerinin son yirmi
yıldır giderek siyasî kadrolara kaydırılması, siyasî kararları alanların
kendilerine has bir üslup benimsemeleri, özel fonlarla firma bazında
kayırmalara imkân sağlanması, en üst yönetim organlarında görevli olanların
bile kamuyu bağlayıcı ilişkiler geliştirmeleri yüzünden, ekonomik kararların
artan boyutlarda bireyselleşmeye başladığını, dolayısıyla yolsuzluk kozasının
daha sıkıca örülmekte olduğunu dehşetle görmekteyiz.
Yolsuzlukların, fertlerinin refahına
harcanması gereken kaynakların başka kişilerce çalınması, bunun da toplumun bir
kesiminin daha çok yoksullaşması anlamına geldiği noktasında hemen herkesin
hemfikir olduğu bir gerçektir. Yolsuzlukla birlikte artan ahlakî çöküntü,
ülkelerin hem ekonomisini hem toplumsal dokuyu ve hem de demokratik sistemi
zedelemektedir. Hatta, o nedenledir ki, demokrasiye geçiş aşamaları uzamakta,
hatta zorlaşmaktadır. Toplumda yolsuzlukların artması, ekonomiye devletin
müdahalesinin artmasıyla yakından da ilgilidir. Bu bakımdan, yolsuzlukla
mücadelede devletin rolünün yeniden belirlenmesi gerekmektedir. Devletin
düzenleyici ve denetleyici rolü öncelikli hale gelmelidir. Bir kere, ülke
yöneticileri yolsuzlukla mücadelede açık, dürüst ve kararlı olmalıdır.
Yolsuzluk yapanın kim olduğuna bakılmaksızın, kanunlar eşit uygulanmalı ve
cezaları geciktirilmeden verilmelidir; çünkü, geciken adalet adalet değildir.
İkincisi, vergi politikaları, özelleştirme
ve harcama kararlarında şeffaf olunmalı, hukuk kuralları mutlaka
uygulanmalıdır.
Üçüncüsü ise, kamu çalışanlarının
gelirleri artırılarak dürüst davranışlar özendirilmeli, etkin kontrol
yapılmalı, personelin aşırı servet artışları izlenmelidir.
Yargının bağımsızlığı mutlaka sağlanmalı,
yargı kararları hızlandırılmalıdır. Siyasî partilerin finansman probleminin
çözülmesi ve temiz siyasetin özendirilmesi, pek çok sorunun çözümüne büyük
katkıda bulunacaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiyemiz, işte, bu
adımlardan sonra 21 inci Yüzyılda hak ettiği onurlu yeri yakalama noktasında,
kişi başına millî geliri 20 000-30 000 dolarlara çıkacak düzeyi mutlaka, hızla
elde edecek gayret içerisine girmelidir.
Uzakdoğu Asya ve Amerika Birleşik
Devletlerindeki gelişmelerden önemli dersler çıkarmak hepimiz için gerekir diye
düşünüyorum.
Şirket ve bankaların malî tablolarının
gerçeği yansıtmaması, bilgi akışındaki eksiklikler, rüşvet ve yolsuzluk
olayları, olmazsa olmaz bir zorunluluğu açıkça gözler önüne sermektedir; bu
zorunluluk ise, şeffaflıktır, saydamlıktır.
Yolsuzluklar, dünyada farklı derecelerde
artış eğilimi gösterirken, bizim ülkemize özgü nedenlerle de, maalesef,
yaygınlık gelişme göstermektedir.
2001 yılında Davos'ta yapılan Dünya
Ekonomik Forumunda bir rapor yayımlandı. Bu raporda, Türkiye'ye ait bölümde,
Türkiye, yolsuzluklar sıralamasında 35 ülke arasında, Çin, Rusya ve
Endonezya'dan sonra dünya 4 üncüsü olarak ilan edildi.
Yolsuzluklar yüzünden, Türk halkı, yüzde
36 daha fazla vergi ödemektedir. 2000 yılı vergi gelirlerinin 9,5 katrilyonluk
bölümünün yolsuzluklar yüzünden fazla ödenen vergi olduğu aynı raporda
vurgulanmaktadır.
Devletin gelir kaybı ve kaynak israfı
nedeniyle yolsuzluklar, âdeta, gizli bir vergi gibi ekonomiye yük
oluşturmaktadır. Şeffaflık ve kurumsal düzenlemelerle, yolsuzluğun tamamen
değilse bile azamî ölçüde önüne geçilmesi durumunda, ülkemizin her yıl yüzde 36
oranında daha az vergi yüküyle karşı karşıya kalacağı aynı çalışmalarda
belirtilmektedir.
Yine aynı rapora göre; 1998 ve 1999
yıllarında yolsuzlukların maliyetinin yaklaşık 160 milyar dolar olduğu ifade
edilmektedir; belki, bugünkü rakamlarla 200 milyar dolara ulaştığını bile
söylemek mümkün olabilir.
Dışarıdan bir göz olarak, Dünya Bankası
Türkiye temsilcilerinin, Türkiye'nin bir yolsuzluklar ülkesi ve bu anlamda da
çürümeye yönelmiş bir ülke olduğu beyanını, maalesef, kamuoyuna açıkça ifade
edilen bir görüş olarak, hepimiz ibretle takip ettik. Bu durum, halkımız
üzerinde önemli ölçüde olumsuzluklar meydana getiren ciddî bir sorundur.
Toplumun bütününe ve devlete ait
kaynaklar, küçük bir azınlık tarafından haksız şekilde tüketilmekte, hatta
çalınmaktadır. Birkısım azınlık haksız ve sebepsiz zenginleşirken, büyük bir
çoğunluk yoksulluğa sürüklenmekte, gelir dağılımı hızla bozulmakta,
değerlerimiz yozlaşmakta ve devlete olan güven sarsılmaktadır. Bu da, toplumsal
barışın bozulmasına ve zedelenmesine yol açmaktadır.
Türkiye'de uzun bir süredir derin bir
şeyler oluyor ve Türkiye dev cüssesiyle bir yerlere doğru âdeta sürükleniyor.
Yıllardır kronik hale gelen enflasyon, hantal devlet yapısı, bütçe açıklarının
giderek artması, korkunç boyutlara ulaşan iç ve dışborçlar, yolsuzlukların
âdeta devleşmesi, gelir dağılımındaki bozukluklar, dağ gibi büyüyen işsizlik,
yozlaşma, ahlakî çöküntü, israf, milleti bıktıran faizler, rüşvet ve haraç,
mafyalaşma, alkol, uyuşturucu, hukuksuzluk, intiharlar, insan hakları
ihlalleri, tabular, korkular, fobiler; yani, bu güzel ülkemiz Türkiyemizin,
siyasî, sosyal ve ekonomik panoramasının son yıllardaki görüntüsü, maalesef,
kriz, yoksulluk ve yolsuzluk olmuştur.
Bu gelişmelerin sorumluluğu, sadece
bürokrat - siyasetçi ikilisine mal edilemeyecek kadar da yaygın olmuştur. Bu
bataktan çıkış, aynı zamanda yaygın arınma operasyonlarıyla mümkün olacaktır.
Her geçen gün, balina, paraşüt, bufalo, beyaz enerji, mavi akım, bankaların
içinin boşaltılması, sosyal güvenlik kurumlarındaki vurgunlar, sadece ülke
gündemini meşgul etmiş olmuyor, insanımızın hafızasını işgal ediyor,
insanımızın psikolojisini bozuyor, âdeta insanımızın kimyasını bozuyor,
ülkemize de büyük oranda, maalesef, zaman kaybettiriyor.
Değerli milletvekilleri, biz, AK Parti
olarak, hem seçim beyannamemizde hem hükümet programımızda hem de acil eylem
planımızda yolsuzluk ve yoksullukla mücadele edeceğimizi açıkça kamuoyuna
deklare ettik. Yolsuzluklara imkân vermeyen şeffaf bir devlet anlayışını
yerleştireceğimizi, malî yönetim anlayışımız hakkında kamuoyunu daha fazla
bilgilendireceğimizi de taahhüt ettik. Bu sözümüzde duruyoruz.
Hükümetimizin alacağı önlemler programda
açıkça belirtilmiştir. İnsanı ekonomik kalkınmanın merkezine oturtmayı ahlakî
bir zorunluluk olarak gören politikalarla bu önlemlerin kısa zamanda
hükümetimiz tarafından uygulamaya geçirileceğine de inancımız tamdır.
Bu noktada, hükümetle birlikte Yüce
Meclise düşen önemli görevler vardır. Yolsuzlukların yaygınlaşması kalkınmanın
önündeki en büyük engellerden biridir; çünkü, gerçek bir kalkınma, insanlara
güven veren bir kamu düzeninde, güven veren bir iktisadî düzenle mümkün
olacaktır. Yolsuzluklar, iktisadî alanı tam bir bataklığa çevirir; bu ise,
gerçek yatırımcıyı ürkütür. Yapılan onca yasal düzenlemeye rağmen, Türkiye'ye
yabancı sermaye akışının bir türlü sağlanamamasının belki temel sebeplerinden
bir tanesi de -en önemlisi de- budur. Yolsuzluklar, gerçek bir demokrasinin
altyapısını tahrip eder, ahlakı bozar, toplumun rasyonalitesini de yaralar;
kısacası, bir ülkede var olan bütün pozitif değerleri içten kemirir.
Değerli arkadaşlarım, toparlayacak
olursak, yolsuzlukları önleme konusunda Meclise düşen görev polislik yapmak
değildir. Öncelikle yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır; bu alanda ihtiyaç duyulan
her türlü düzenlemeye Meclis olarak katkı vereceğimizi bir kez daha ifade etmek
isteriz. Yargının, her düzeydeki yolsuzluk iddiasını ve ihtimallerini özgürce
araştırabilmesine de imkân verebilmeliyiz.
Meclisimize düşen görev, yolsuzluğu
yaratan siyasî ve iktisadî şartları doğru tespit ve teşhis ederek, ortadan
kaldırmak olmalıdır.
Sayın milletvekilleri, yolsuzlukla
mücadele, siyasetüstü bir konudur ve öyle olmalıdır. Geçmişte başarı
sağlanamamasının sebeplerinden belki bir tanesi de, olayın
siyasallaştırılmasıdır, bunun bir politik malzeme gibi görülmesidir. Biz ise,
bunu böyle görmek istemiyoruz. 22 nci Dönem Parlamentomuzun kendisine ve
milletvekillerimize yakışan tarafsızlıkla ve kararlıkla çalışmalarını
sürdüreceğine de inancım tamdır.
Şunu unutmayalım ki, yasama organı ne
zaman yolsuzlukları önleme adına polislik görevine soyunmuşsa, mesele, tamamen
daha da içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Bu tip tasarruflar, amaca hizmet
etmediği gibi, zaman zaman yeni haksızlıkların oluşmasına da yol açmıştır. Biz,
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, yolsuzluk meselesini Türkiye'nin gündeminden
çıkarmaya kararlıyız.
Mevzuatın bazen yolsuzluk yarattığını ve
haksız kazançlar elde edilmesine imkân sağladığını da biliyoruz. Yani, sistemin
üretmiş olduğu birtakım imkânları, birilerinin yolsuzluk adına fırsat olarak
değerlendirdiğini de unutmamalıyız. Kanun fırsat veriyorsa, yapılacak şey,
mevzuatı yeniden düzenlemek olmalıdır. Yolsuzluk, ille kanun ihlali olarak
görülmemelidir.
Haksız kazanç, sadece hırsızlık şeklinde
de oluşmuyor. Mevzuatın kendisi bazen haksız kazanç kapısı haline gelebiliyor.
Bizim sorumluluğumuz, bu çerçevede yapılması gereken düzenlemeleri yapmak ve
meseleye el atmaktır.
Siyasî partilerin, kimi parti mensuplarına
dönük iddialara sergiledikleri geleneksel reflekslerin, ne ilgili kişilere ne
de bu refleksin sahibi partilere hiçbir faydası olmamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın
Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Kişisel
konuşmayı da tamamlamak istiyorum Sayın Başkan, uzatmayacağım.
Bu konuda rahat olmalıyız, hatta bu
anlamda da, ilk adımı birlikte atmalıyız.
Bu tür iddiaların siyasallaştırılmadan,
kişilerle sınırlı tutulmasına ve siyaset kurumunun yolsuzluklara kol kanat
geren bir kuruma dönüştürülmesine de mani olmalıyız. Nasıl olsa gerçek ortaya
çıkacaktır. Gerçeğin bilinmesinden de kimsenin zararı olmayacaktır; hatta itham
edilen kişinin aklanma talebine saygıyla yaklaşalım. Bunu şunun için
söylüyorum: İddialar ortada kalmasın, suç varsa cezası çekilsin, iftiralar
varsa bu da tescillensin. Kendimizi bu pisliğe bulaştırmadan, meseleleri
yozlaştırmadan, mutlaka çözüme ulaşmalıyız; bundan başka bir yol da yoktur.
Herkes elini taşın altına birlikte koysun;
bireyler, kurumlar, kuruluşlar, şirketler, bürokratlar, bütün vatandaşlar, kim
neyi biliyorsa, neyi varsa, topyekûn katkı sağlasın. Ülkemizi temizlemek adına,
haksızlıktan ve pislikten birlikte kurtulmalıyız.
Kimse başkasından değil, kendisinden,
katkısından müspet sonuç çıkacağına inanmalı ve bilmelidir ki, ülkemizde
ulaşılmak istenilen temiz yönetim, temiz siyaset ve bugüne kadar tartıştığımız
yolsuzlukların son bulması, ancak bu şekliyle gerçekleşecektir.
Sanaldan gerçeğe mutlaka hızla geçmeliyiz.
Bunun, artık, laf, söz kısmına son vermeli, icraatını yapmalıyız. İyi bir
başlangıç, başarının yarısıdır. Engeller, takılmak için değil, aşılmak içindir.
Gideceği limanı bilmeyenler, hiçbir rüzgârdan hayır gelmeyeceğini de
bilmelidir.
Birlikte olmanın büyük avantajları vardır.
Evet, birlikte olmayan her güç, cılızdır. Birleşmede başlangıç, birliği
sürdürmede gelişme, birlikte çalışmada ise başarı vardır.
Biz, her şey Türkiye için diyoruz ve adaletin
mülkün temeli olduğuna inanıyoruz.
Yolsuzluk gibi bir büyük felaketin sebeplerini, yöntemlerini, sistemlerini ve
sonuçlarını çok iyi tespit edip, sona erdirmeliyiz. Yapanları tespit edip, bunları
-her kim olursa olsun, nerelere ulaşırsa ulaşsın- sonuna kadar takip edip,
cezalandırılmasını sağlamak hepimizin görevidir. Bu görev, tarihî bir görev,
aynı zamanda sorumluluktur. Hepinizi ve herkesi, bu tarihî görevi yapmaya davet
ediyor, AK Parti Grubu olarak, yolsuzlukların üzerine gidilmesi konusunda yapılması
gerekli olan her türlü çalışmaya sonuna kadar katkı sağlayacağımızı, bir kez
daha ifade ediyorum.
Başlangıç olarak attığımız bu adımın,
ülkemize, milletimize, yeni dönem Parlamentomuza hayırlar getirmesini;
inşallah, bu çalışmalardan sonra, Türkiye'nin gündeminde, yolsuzluğun, tekrar,
bir kez daha araştırılmasına ihtimal ve ihtiyaç olmamasını temenni ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kapusuz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Topuz konuşacaklar
efendim.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Sayın Ali Topuz.
Buyurun Sayın Topuz. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Ankara Milletvekili Sayın Salih Kapusuz ve 24 milletvekilinin,
yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini, değerlendirmelerini
sunmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yapma yetkileri
çerçevesinde, Anayasanın 98 inci maddesinin üçüncü bendinde belirtilen amaca
dönük olarak belirlenmiştir. Anayasa metnini aynen okuyorum: "Meclis
araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden
ibarettir." Esas amacı bilgi edinmektir; ama, bu konu "Türkiye Büyük
Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları" başlıklı bölümünde ele alınmıştır. Demek ki, elde edilecek bu
bilgilerin denetim amacıyla kullanılması asıl amaçtır.
İçtüzüğümüzün konuyu düzenleyen 104 üncü
maddesi aynen şöyle başlamaktadır: "Meclis araştırması, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Anayasanın 98 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince
yapacağı incelemedir."
İçtüzüğün, Meclis araştırma
komisyonlarının kuruluşu ve yetkileriyle ilgili 105 inci maddesinde de, böyle
bir komisyonun kurulmasına karar verildiği zaman, bu komisyona üç ay içerisinde
görevini bitirme talimatı verilmektedir. Bu komisyon, eğer, üç ay içerisinde
görevini yetiştiremez ise, bir aylık bir eksüre daha alma şansına, hakkına
sahiptir; ama, dört ay kesin süredir.
Dört ay bittiği halde, eğer, araştırma bir
sonuca varamamışsa, bunun nedenlerini belirten bir raporla Meclisin önüne
yeniden gelmek gerekiyor. Eğer, Meclis uygun görürse, yeni bir komisyon
kurarak, araştırmanın devamını isteyebiliyorsunuz.
Şimdi, hukukî prosedürü bu olan bir işlem
üzerinde konuşuyoruz. Tabiî, araştırma komisyonu raporunu Yüce Meclise sunduğu
zaman, bu araştırmada elde edilen bilgilere dayanarak bir soruşturma açılmasını
gerekli kılan durum söz konusuysa, Meclis, onu belli bir çoğunlukla oyluyor ve
araştırmayı soruşturmaya dönüştürebiliyor.
Şimdi, demek ki, öncelikle bilgi edinmek
esastır. Geriye doğru baktığımızda, Parlamento tarihinde, bu, bilgi edinme ve
soruşturmaya yönelme iddiaları, büyük bir genellikle muhalefet partileri
tarafından Meclisin gündemine getirilmiştir. Bunun çok temel bir sebebi vardır;
muhalefet partileri, yeterli bilgiyi kamu kurum ve kuruluşlarından, devlet
dairelerinden alma hakkına ve şansına sahip olamadıkları için, hükümetle de
yeterli şekilde ilişki kuramadıkları için, Meclisin denetim imkânlarını
kullanma yolunu seçerler; çünkü, iktidar partileri, iktidar grupları, bir
konuyla ilgili bilgi edinme konusunda herhangi bir kısıtlamaya tabi
değildirler, iktidar partileri, hükümetleri vasıtasıyla, incelemek istedikleri,
bilgi edinmek istedikleri her konuya ulaşma imkânına sahiptir.
Şimdi, burada, yeni ve değişik bir durumla
karşı karşıyayız. İktidarı büyük bir çoğunlukla elinde bulunduran bir grup,
bilgi edinme ihtiyacını duyuyor. Neyle ilgili; yolsuzluklarla ilgili.
Yolsuzluklar ne; Türkiye'nin gündemindeki birinci konu. Zaten, Sayın Bakan ve
önerge sahipleri adına konuşan arkadaşımız Sayın Kapusuz, Türkiye'de
yolsuzluğun ne kadar yaygın olduğunu, burada, hep birbirini destekleyerek
anlattılar. Onlara, benim, başka bir şey ilave etmeme gerek yok. Gerçekten,
geçtiğimiz dönem, yolsuzluklarla dopdolu bir dönemdir. Bunun üzerine yürümek,
tabiî ki, hepimizin temel görevidir.
Ancak, burada, çok ince bir noktayı
dikkatinize sunmakta yarar görüyorum. Sayın Kapusuz ve arkadaşlarının verdiği
araştırma önergesi soyut, çok soyut düzeyde; somut bir konuyu incelemeye dönük,
bilgi edinmeye dönük bir anlayışla kaleme alınmamış. Çok genel olarak, bir
ölçüde felsefe yaparcasına, siyaset oluşturmak amacına dönük olarak, çok geniş
çerçevede Türkiye'nin neresinde, hangi kurumunda, hangi dönemde, hangi
sektörde, hangi alanda, ne türlü yolsuzluklar varsa, bunların tümünün
sebeplerine, sonuçlarına ve bunları ortadan kaldırmaya dönük önlemleri için bir
araştırma önergesi getiriyor.
Şimdi, bu kadar geniş kapsamlı bir
araştırma önergesinin, uygulamada nasıl bir program izleyerek hangi konuların
üzerine nasıl gidileceği konusunda bazı kaygıları taşıdığımı konuşmamın başında
ifade etmek istiyorum; çünkü, soyut düzeyde kalmış, somut bir alan belirleyerek
belli konudaki yolsuzluğu araştırmaya dönük, onun bilgilerini elde etmeye dönük
bir iddia ortaya konulmamış. Herhalde, komisyon kurulduktan sonra, o komisyon,
gündemine, oturacak, bakacak, araştıracak, nereden başlayayım diyecek ve bu
geniş çerçeve, bu geniş yelpaze içerisinde kendisine bir rota çizecek.
Tabiî, hemen burada şunu sormak gerekir: Yolsuzluklar,
Türkiye'nin birinci sorunudur dedik ve bütün seçim kampanyasını bu konunun
üzerine bina ettik, hem Adalet ve Kalkınma Partisi hem Cumhuriyet Halk Partisi
olarak; çünkü, Türkiye'nin gerçekten en öncelikli olan konusu; ama, bu konuyla
ilgili hâlâ bilgi edinmeye ihtiyacımız var. Doğrusu bunu anlamak bana biraz zor
geliyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Eğer hükümet bilgi edinmekte bir güçlük
çekiyor da, Meclis çalışmalarıyla yeni bir bilgiye ulaşma yöntemini
geliştireceklerse, o ayrı bir şey, benim hiç şimdiye kadar hiç karşılaştığım
bir olay değil. Merak ettiğim konulardan birisi bu. Yani, hükümet bilgiye
ulaşamıyor, hükümet yolsuzlukların sebeplerini bulamıyor, onların nedenleri
üzerinde, sonuçları üzerinde, alınması gereken tedbirler üzerinde herhangi bir
uygulamaya geçemiyor bilgi eksikliğinden, Meclis bilgileri bulacak, hükümet de
onun gereğini yerine getirecek gibi bir tabloyla karşı karşıyayız; çok garip
bir tablo.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, sonunda
söyleyeceğim sözü, hemen sözümün başında söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu olarak biz bu araştırma önergesini destekleyeceğiz, bu komisyonun
kurulmasına olumlu oy vereceğiz; hiç kuşku yok, buna olumlu oy vereceğiz; ama,
ne yaptığımızı bilmemiz gerekir. Onun için bu kadar dil dökmeye çalışıyorum;
yani, beklenti düzeyinizi bu söylediklerimi de dikkate alarak tespit etmeniz
sizler açısından yararlı olacaktır diye söylemeye çalışıyorum.
Şimdi, biz, bir kere Cumhuriyet Halk
Partisi olarak bu konuda önceliği hiçbir partiye vermek niyetinde olamayız;
çünkü, yolsuzlukla mücadele bizim temel niteliğimizi teşkil eder. (CHP
sıralarından alkışlar) Tarih boyunca Cumhuriyet Halk Partisi yolsuzluklara
karşı tavrıyla dikkat çekmiş; zaten, çürümüş bir imparatorluk düzeninden,
yozlaşmış bir toplumsal düzenden Türkiye'yi çağdaş, yeni bir düzene taşırken,
getirdikleri sistemin temeline dürüstlüğü yerleştirmiş bu Türkiye'nin
kurucuları, Cumhuriyet Halk Partisinin kurucuları. İkinci Genel Başkanımız
İsmet İnönü "beytülmale el sürdürmeme" sözcüğüyle herkes tarafından
belleklerde yer etmiş bir devlet adamı. Unutmayalım, yakın bir geçmişte
-1998'in sonu 1999'un başında- biz, dışarıdan desteklediğimiz bir hükümeti
yolsuzluk nedeniyle düşürmüş bir parti ve onun hesabını, faturasını da ödemiş
bir parti olarak burada bulunuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
O nedenle, kimse, yolsuzluklarla
mücadelede Cumhuriyet Halk Partisinin önüne geçme hakkına, o kadar kolay kolay
sahip değildir; ama, ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin de yolsuzluklarla
mücadelede samimî bir davranış içerisinde olduğunu görüyorum; biraz sonra
söyleyeceğim konularda da o samimî davranışın örneklerini vermelerini de
onlardan beklediğimi ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bir noktayı
daha söylemek isterim: Gerek Sayın Bakanın gerekse önerge sahipleri adına
konuşan değerli arkadaşımızın söylediği gibi, hükümet ile Meclis el ele,
yolsuzluklar üzerinde ciddî bir çalışma yapacak gibi bir izlenim vermeye
çalışıyorsunuz.
Şimdi, arkadaşlar, hükümetin görevi
ayrıdır, Parlamentonun görevi ayrıdır. Sakın, hükümet ile Parlamentoyu
birbirine karıştırmayın; iktidarın görevi ayrıdır, muhalefetin görevi ayrıdır.
Anayasada düzenlenen bu görevleri birbirine karıştırmaya kalkışırsanız, bundan
çok kötü sonuçlar çıkar, altından kalkmak zor olur.
Parlamentoya düşen görev, denetim
görevidir; bilgi edinecek, denetleyecek. Kimi denetleyecek; yürütmeyi
denetleyecek. Yürütmeyle beraber ne yapılacağına karar verecekler ve yürütmeyi
de denetimi de hükümetle beraber götürecekler. Bu, bir zamanlar, bir eski
başbakanın, yürütme nedir, yasama nedir, yargı nedir, kuvvetler ayrılığı ilkesi
nedir bilmeyen bir başbakanın, bir tarihte, bu Yüce Meclisten, yürütmenin,
yargının ve yasamanın uyum içerisinde çalışmalarını sağlamaya dönük bir Meclis
komisyonu kurmasına benzeyen bir davranıştır. Öyle bir komisyon kurmak
istemişti o başbakan... (CHP sıralarından alkışlar) "Yürütme, yargı ve
yasama uyum içinde çalışsın..." Halbuki, bizim Anayasamız, bu üç kuvvetin
ayrı ayrı, kendi sorumluluklarını yerine getirmesini ve de birbirini
denetlemesini öngörmektedir.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, öyle
zannediyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız, yolsuzlukla
mücadele etmenin çok önemli bir konu olduğunu bildikleri için, kamuoyuna da bu
beklentileri verdikleri için, şu anda da yolsuzluklarla mücadele etme konusunda
çok somut bazı girişimlerde bulunamadıkları için zaman kazanmaya dönük bir
gayret içindedirler. Hiç gülümsemeyin... Bir araştırma komisyonu en az dört
ayda sonuç verecek ve belki, dört ayda da sonuç veremeyeceği için, bir ikinci
dört aylık süre için yeni bir komisyonun kurulmasına yol açabilecek bir
beklentiye gerek olmadan, yolsuzlukların üzerine gidebilmenin çok güzel
fırsatları vardır elinizde; oralardan başlamalısınız, size biraz sonra onları
söyleyeceğim; ama, bir şeyin altını çizeyim, beni mazur görün,
iktidar-muhalefet ilişkilerini gerginleştirmek istemiyoruz, biz de istemiyoruz,
siz de istemiyorsunuz. Dikkat ederseniz, muhalefet olarak da bu sorumluluk içinde
çalışıyoruz; ama, bazı şeyleri söylemek muhalefetin vazgeçemeyeceği görevleri
arasında olur. Eğer, bir yerde bir oyalama görülüyorsa veya böyle görünüp başka
türlü davranıldığını tespit ediyorsak, bunu da bütün açıklıklarıyla ortaya
koymak zorundayız. Öyle sanıyorum ki, henüz iki ay bile dolmamış olmasına
rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi, uygulamalarında çok değişik bir izlenim
vermektedir. Sanki, bir meseleyi çözüyormuş gibi davranıyorlar; ama, o meseleyi
çözmediğini, çözemediğini, o meselenin çözümünü ertelediğini gösteren bulgular,
belgeler var elimizde; her konuda... Yani, bu, izlenen dışpolitikada da öyle,
getirilen kanun tasarılarının savunulmasında da öyle. Mesela "yolsuzlukla
mücadele edeceğiz" diyorsunuz "kayıtlı ekonomiyi gerçekleştireceğiz,
kayıtdışı ekonomiyi önleyeceğiz" Diyorsunuz; ama, Malî Milat Yasasını
kaldırıyorsunuz, nereden buldun yasasını kaldırıyorsunuz, hatta bilerek, naylon
fatura kullananları affetmeye hazırlanıyorsunuz... Öbür taraftan
"yolsuzlukları önleyeceğiz" diye konuşuyorsunuz! (CHP sıralarından
alkışlar)
Bir yandan, Sayın Başbakan, görünüşte,
büyük bir çaba sarf ederek, bütün ülkeleri dolaşarak Türkiye'nin savaşa
girmemesi, bölgede savaşın olmaması için, savaşı önlemek için çaba sarf ediyor,
öteki taraftan, dün akşam dinlediğim Dışişleri Bakanı, bir televizyon
programında ne yapacakları sorusuna "en son dakikada, Türkiye'nin
yararları neyse onun gereğini yapacağız" diyerek, giderek Türkiye'nin
kabul etmeye mecbur kalabileceği bir süreci işlettiğini göstermektedir.
Değerli arkadaşlar, çok basit bir örnek
daha vereyim...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bu cümlenin
neresine takıldınız?
ALİ TOPUZ (Devamla) - Cevap vereyim,
şurasına takıldım: En son noktada Türkiye'nin karar vermesi demek, hiçbir
konuyu müzakere etme şansının kalmadığı bir noktada kendisine deklare edilen,
önerilen siyaseti kabul etmesi anlamına gelir. Amerika ile ilişkilerinizde en
son noktaya kadar bir sonuca bağlamazsanız -eğer şimdiye kadar
bağlanmamışsanız, o ayrı bir hikâye- son noktada bağlayacağız demek, onlar ne
isterse onu yapacağız demektir; bunu hep beraber yaşayacağız ve göreceğiz.
Şimdi değerli arkadaşlar, çok daha başka,
sade bir örnek vereyim: Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk siyaset hamlesi,
Adalet ve Kalkınma Partisi Sayın Genel Başkanının yeni milletvekillerine
yaptığı ilk konuşma; kükreyerek söylediği bir şey vardı orada: "Sizden
Meclis lojmanlarında oturmayı reddetmenizi istiyorum, bekliyorum." Öyle
değil mi?.. (AK Parti sıralarından "Hayır" sesleri)
"Oturmamanızı bekliyorum" demedi
mi?... "Oturmayın" demedi mi, "oturmamanızı rica ediyorum"
demedi mi?.. (AK Parti sıralarından "Hayır" sesleri)
"Hayır" mı diyorsunuz?.. Yani, siz başka şeyler duyuyorsunuz, biz
başka şeyler mi söylüyoruz?
Değerli arkadaşlarım, "Meclis
lojmanlarında oturmamanızı sizden istiyorum" dedi ve de Meclis Başkanımız
bu meseleyi biraz daha genişleterek, bütün lojmanların ve eğitim tesislerinin,
dinlenme tesislerinin elden çıkarılması gerektiğini söyleyerek kamuoyu önünde
kendisine, partisine destek sağlamaya çalıştı, "bravo, bakın, nereden, ne
güzel yerden başladılar" dedirtmek için uğraştı; ama, size soruyorum; 400
tripleks milletvekili lojmanı, artı 176 daire, toplam 576 dairede şu anda 298'i
eski milletvekili, 52 tanesi de bu dönem seçilmiş milletvekili olmak üzere 350
kişi oturmaktadır. (CHP sıralarından "hayda" sesleri, alkışlar)
Bunların içerisinde bir tane Cumhuriyet Halk Partili - ne eski ne yeni- yoktur;
ama, şu sıralarda oturan 52 arkadaşımız hâlâ orada oturmaktadır. Var mı buna
bir itirazınız?.. Siz böyle bir durumdayken topluma hangi güveni vereceksiniz,
sizin neyinize güveneceğiz biz, toplum neyinize güvenecek sizin? (CHP sıralarından
alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar şunu
gösteriyor: Siz başka düşünüyorsunuz başka türlü yapıyorsunuz, böylece milleti
kandırabileceğinizi zannediyorsunuz, uyum içindeki bir muhalefetin de bunlara
sessiz kalacağını zannediyorsunuz ve istediğiniz gibi Türkiye'yi
yönetebileceğinizi zannediyorsunuz.
RESUL TOSUN (Tokat) - CHP Mecliste olsaydı
o vekiller de şu anda orada oturuyor olacaktı.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, öyle, varsayımlar üzerinde konuşmayın.
Mesela, burada benim sizden beklediğim tek
şey, ilgililerinizden, yetkililerinizden birisinin kalkıp, haklısınız, biz
burada bir ihmal yaptık bunu düzelteceğiz en kısa zamanda demesidir; bunu
derse, ancak bir şey kazanırsınız, bunu demezseniz her şeyi kaybedersiniz. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar benim
de bir konuda yanıldığımı gösterdi. Ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara
çok iyi hazırlandığını zannediyordum; ama, görüyorum ki, şimdi, Adalet ve
Kalkınma Partisi iktidara hazırlanamamış; bu konuda çok ciddi sıkıntıları var.
Değerli arkadaşlarım, yolsuzlukla mücadele
temel bir sorunumuzdur; ama, bununla mücadelenin tek ve önemli yolu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ALİ TOPUZ (Devamla) - Sayın Başkan, birkaç
dakika lütfeder misiniz?
BAŞKAN - Sayın Topuz, sözlerinizi
toparlamanız için mikrofonu açıyorum.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Yolsuzlukla
mücadelenin en geçerli yolu ve en önce başlanılması gereken yeri, siyaset ile
yolsuzluk arasında daha önce kurulmuş olan bağları ortadan kaldırabilmek,
siyaseti yolsuzluklardan arındırabilmek, siyaseti, yolsuzlukları ortaya
çıkartan bir kurum olarak geliştirebilmek, siyasetin, parlamentoyu -Türkiye'nin
her sorununda olduğu gibi- yolsuzlukların da üzerine güven verici bir tutumla
gidebilecek hale getirmesini sağlamaktır.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Öyle olacak zaten.
ALİ TOPUZ (Devamla) - Bunun yolu da, önce,
kendimizle ilgili birtakım önlemleri almaktır.
Dokunulmazlıklarla ilgili sınırlandırmayı
yerine getirmeden, yolsuzluklarla ilgili yapılacak mücadelenin hiçbir anlamı
yoktur, hiçbir geçerliliği yoktur; sonuç almak mümkün değildir. (CHP
sıralarından alkışlar)
Özellikle sizin için, Adalet ve Kalkınma
Partisi için, dokunulmazlıkların anayasal düzende, Anayasada yapılacak
değişiklikle kaldırılmasına şu bakımdan da ihtiyaç vardır... Herhangi bir
suçlama yapmak için söylemiyorum; ama, şu anda, Adalet ve Kalkınma Partisinin
yöneticilerinden, bakanlarından ve milletvekillerinden çok sayıda arkadaşımız
hakkında yürümekte olan davalar vardır, bu davalar bir iddiadır. Ben, inanıyorum ki ve inanmak istiyorum ki,
bütün Adalet ve Kalkınma Partililer, bu davalardan, bu iddialardan alın akıyla
çıksınlar, aklansınlar ve daha da güçlenerek yollarına devam etsinler. Bunun
böyle olmasını sağlamak, bizden önce size düşen bir görevdir. Bunun yolu şudur:
Bunun yolu, bir an evvel dokunulmazlıkları kaldırmaktır. Dokunulmazlığın
anayasal olarak halledilmesi eğer yetişmiyorsa, bunlarla ilgili,
dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin dosyalar Meclise intikal ettiği zaman,
hiç evelemeden, gevelemeden, zamana sermeden, gelir gelmez üzerindeki zırhları
kaldırıp, arkadaşlarınızın hukuk önüne çıkıp aklanmalarına fırsat vermenizdir.
Bunu yapmadığınız takdirde, Cumhuriyet Halk Partisinden gördüğünüz desteği,
bundan sonra görme şansınız yoktur. (CHP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar)
Biz, sizin aklanmanızı, aklanmak için
engel çıkarmamanızı, yargının süratle işlemesine fırsat vermenizi; aranızda,
ifade vermek için mahkemelere çağrılan arkadaşlarımızın, hastalık bahanesiyle,
başka bahanelerle o celselere katılmamak gibi yollardan vazgeçmesini, bir an
evvel kendi programlarını, kendi randevularını, kendi davalarıyla ilgili
takvime ve saatlere göre ayarlayarak, yargının süratle işlemesini sağlayarak,
aklanıp buraya gelmesini istiyoruz. Bunu yapmadığınız takdirde, size olan
güvenimizin devam etmeyeceğini buradan ifade ediyorum.
Hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -Teşekkür ediyoruz Sayın Topuz.
Sayın milletvekilleri, önerge sahipleri
adına, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'a söz veriyorum.
Buyurun Sayın Kapusuz, süreniz 10 dakika;
ama, daha önceki konuşmanızda da sürenizi aştınız; tabiî ki, diğer siyasî parti
grubu adına konuşan sayın milletvekilimize de belirli bir süre verdik. O
bakımdan, mümkün olduğu kadar sürenizi iyi kullanmanızı rica ediyorum; çünkü,
süreyi uzatmayacağım.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; önerge sahipleri adına mecburî olarak konuşmak durumunda kaldım.
Değilse, iktidar ve muhalefet farkı gözetmeksizin, aynı hedefe yönelik belirli
adımları Meclis olarak atma önceliğimize inanarak, bugüne kadar olduğu gibi,
bundan sonraki çalışmalarımızda da azamî dikkati, itinayı AK Parti olarak
göstermeye devam edeceğiz.
Konular, değişik amaçlara taşınsa bile, şu
anda tartıştığımız önerge, Türkiye'de herkesin ciddî bir şekilde rahatsız
olduğu yolsuzluklarla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasal bir
görevi olan denetim göreviyle alakalı bir önergedir. 24 milletvekili
arkadaşımızla birlikte bir önerge verdik; önergenin konusu, Türkiye'deki
yolsuzlukların araştırılması. Evet, hükümetler olur, gelir, gider;
parlamentolar da belirli dönem hizmet verirler. Biz, milletvekilleri olarak da,
milletvekilliğini bir meslek edinmiş insanlar değiliz, belirli bir dönem için
hizmet etmek, görev yapmak üzere buraya geliyoruz.
Dolayısıyla, amacımız, bu Parlamentonun,
milletin kararıyla, millî iradenin tecellisi olarak bu dönem buraya gelmiş
milletvekilleri olarak yolsuzluk konusunda mücadele etmekti; bu konuya elbette
bigâne kalamazdık. Hükümetimiz bu konuda kararlıdır, en ufak bir endişeniz söz
konusu olmasın. Bütün çalışmalar, büyük bir dikkat ve itinayla da
yapılmaktadır; ancak, biz, bunun, söylem olarak, dedikodu olarak, söz olarak,
sanal olarak kalması yerine, gerçekleşmesinden yana bir tavır sergiliyoruz.
Hükümetimiz, güvenoyu alalı, yaklaşık, bir ay daha tam dolmamıştır. Biz,
elbette, Parlamento olarak bu konuda bir adım attık, inanıyorum ki, sizler de
ifade ettiniz biraz önce, katkı vereceksiniz. Eğer, katılmasanız bile, biz, AK
Parti Grubu olarak bu konunun mutlaka komisyonunu kuracağız ve birlikte
çalışacağız, bunda tereddüt duymayın. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, değerli dostum,
arkadaşım, sözcü, Sayın Ali Topuz, dış politikadaki son anda karar vermeyle
yolsuzluğu ilişkilendirmeye kalktı, ben, bunu anlayamadım doğrusu!
İSMET ATALAY (İstanbul) - Anlayacaksın!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Son anda bir
şeye karar verip vermeme konusu, hükümetin, kendi içerisinde bir konudaki
müzakeresinin altyapısının, elbette, bir an kendisiyle alakalı takdir
yetkisidir. Bu konunun yolsuzlukla bir alakası yok. Bu konuyla ne söylemek
istediğinizi, zannedersem, kamuoyu pek anlamış değil. (AK Parti sıralarından
alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlar, aynı şekilde, yine,
sayın dostum, lojmanların boşaltılmış olmasından âdeta rahatsızlık duyuyor gibi
bir yaklaşım içinde. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
"Ooo" sesleri, gürültüler)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Boşaltılsın
diyoruz; ama, nerede?
A. İSMET ÇANAKÇI (Ankara) - Önce
boşaltılsın, sonra konuşulsun diyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bakınız,
bendeniz lojmanlarda oturuyorum. (CHP sıralarından alkışlar [!]) Geçen dönem
milletvekili olan...
A. İSMET ÇANAKÇI (Ankara) - Bravo!..
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Boşaltılsın
diyoruz, neden boşaltmadınız diyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Evet... Evet...
Onu söyleyeceğim.
Şimdi, arkadaşlar, kamuoyuyla bir şeyi
paylaşmak istiyorsanız, gizlemenizin, gerçekleri örtmenizin bir anlamı yok.
Bakınız biz, 22 nci Dönem...
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Önce sen boşalt!..
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Niye önce
siz boşaltmıyorsunuz?!.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, eğer, dinleme lütfunda bulunursanız... Tüzük ölçüleri içerisinde,
konuşmak isteyen arkadaşlarımız konuşabilirler, en ufak bir tereddütünüz
olmasın...
Bakınız, biz, 22 nci Dönem yeni seçilen
milletvekilleriyiz. 21 inci Dönemde de milletvekili olarak görev yaptık;
dolayısıyla, o zaman, böyle bir karar alınmadığı için lojmanlarda
oturuyorduk...
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Üç ay geçti ama!
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) -
Oturmayın...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Karar daha...
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Olmaz...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Müsaade eder
misiniz...
Karar daha yeni alındı... Alınan kararın
da gerekçesini, hatta, tarihini bile bilmiyorsunuz. (CHP sıralarından
gürültüler) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı toplanmıştır Değerli
Başkanvekili arkadaşım Yılmaz Bey de aramızdadır; herhalde size eksik bilgi
verdi veyahut da bilgilenme fırsatı bulamadınız. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Bakınız, açıklanan tarih şudur: 15 Ocağa kadar, lojmanların zaten
oturan milletvekilleri tarafından kirası ödenmişti.
A. İSMET ÇANAKÇI (Ankara) - Kira da
ödemeyin...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Siz kirasını
ödemiş olan milletvekillerini kira süresi dolmadan çıkarmak gibi bir yetkiye
sahip değilsiniz.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Siz kira da
ödemeyin...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, bakın, siz dahi, kendi mülkünüzde bir kiracınız olsa, işyerinizde
oturuyor olsa ne yaparsınız?..
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Siz
çıkabilirsiniz...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - "Bugün
çık" demekle bu insanı çıkarma hakkına sahip olmazsınız.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Öyle bir
hakkımız yok; ama, mesela, siz çıkabilirsiniz...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Buna bir süre
verirsiniz, buna bir imkân verirsiniz...
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sen çık sen...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bu süre
içerisinde...
BAŞKAN - Sayın Kapusuz... Sayın Kapusuz...
Bir dakikanızı rica ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Buyurun...
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Hiçbir
engel yok; siz, tahliye edebilirsiniz, çıkabilirsiniz...
A. İSMET ÇANAKÇI (Ankara) - Önce sizin
çıkmanız lazım...
BAŞKAN - Değerli arkadaşlar...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Şu anda
arkadaşlar...
BAŞKAN - Lütfen... Lütfen, konuşmacıyı
dinleyelim...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Ama, kamuoyunun
bir şeyi doğru bilmesi lazım. AK Parti Grubundan -lütfen dikkat buyurun- 22 nci
Dönem seçilmiş hiçbir milletvekili arkadaşım lojmanlara gelmedi ve oturmadı.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Sizin arkadaşlarınızdan, değerli dostum, Sayın
Bakanımız Mustafa Yılmaz Bey de birkaç gün önce boşalttı, o da oturuyordu. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Yani, ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum?
Bunların yolsuzlukla falan alâkası yok, altını çizmek isterim; bir.
OYA ARASLI (Ankara) - Samimiyetle var;
siz, kendiniz samimî olun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bakınız, ikinci olarak size bir şey
hatırlatmak istiyorum; samimî olarak şunu bir kez daha hafızalarınıza
nakşetmenizi de istirham ediyorum. Bu toplumda siyaseti yıpratmak,
milletvekillerini yıpratmak için üç konu hiç dilden düşürülmemiştir, yıllardan
beri kullanılmıştır. Bunlardan bir tanesi milletvekilinin maaşı, bir tanesi
lojmanı, bir tanesi de dokunulmazlığı. Bu yanlışa sizlerin katılmış olması beni
cidden üzmüştür. (CHP sıralarından "siz de aynısınız" sesleri ve
gürültüler) Ben buna üzülüyorum, bakın böyle yanlışlıklarla bir yere varmak da
mümkün değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu doğru algılamak, doğru
değerlendirmek durumundayız, kendi bindiğiniz dalı da kesmeyin lütfen.
Değerli arkadaşlar, bir diğer hususu daha
vurgulamak istiyorum. Zannedersem birçok milletvekili arkadaşımız ilk defa
Parlamentoya intikal ettikleri için heyecanlanıyorlar, onları da anlayışla
karşılıyorum, böyle bir heyecan duymalarına da saygı duyuyorum.
ORHAN SÜR (Balıkesir) - Hiç olmazsa, bizde
o heyecan var, sizde o da yok.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Ama, bir şeyi
hatırlatmak isterim ki, burada, kürsüden konuşulur, orada dinlenilir. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Ama, bu duyarlılığınıza saygı duyduğumu
ifade etmek istedim; çünkü, yolsuzluk gibi bir konuda hassasiyet hepimize ait
önemli bir hassasiyettir. Bir kez daha ifade etmek istiyorum, Türkiye'nin
neresinde, kiminle, hangi kurumla, hangi şirketle, hangi sektörle ilgili olursa
olsun biz yolsuzluğun üzerine gideceğiz ve sonuna kadar da peşinde olacağız.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ORHAN SÜR (Balıkesir) - Naylon faturalar
ne olacak?
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bu konuda en
ufak bir tereddütünüz olmasın. İsteyen bizimle bu yolda koşarak gider, isteyen
de geride kalır; tercih herkesin kendisine aittir. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
HASAN AYDIN (İstanbul) - Naylon
faturalarla ilgili af...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bağımsız yargı tarafından kesinleşmemiş
hiçbir iddia ile ilgili olarak kişileri yargılamayın, aynı şeyler hepiniz için
geçerlidir, hepimiz için geçerlidir. Dolayısıyla, bir karar istihsal edilmeden,
kesinleşmeden insanları töhmet altında bulundurmanın, onları itham etmenin de,
doğrusu, yine bize yakışmadığını bir gerçek olarak size hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bakınız,
arkadaşlarımız, konuşmalarında, bu önergenin kapsamının geniş olduğuna yer
verdiler; doğrusu, geniş olmasının amacı şudur: Kuracağımız yeni komisyon,
mutlaka ama mutlaka, ne yapsın; tercihlerini, önceliklerini belirlesin,
kamuoyunun öncelik verdiği, ulaşabildiği belgeyi, bilgiyi derleyip toparlasın,
oralardan çıkacak sonuçları da nereye taşısın; bağımsız yargıya taşısın.
Parlamentonun ikinci bir görev alanı daha
var ki, eğer bu konularla ilgili suçlular tespit edilmişse, soruşturma
komisyonu kurmaktır. Soruşturma komisyonu, bu elde edilmiş olan bilgileri daha
detaylı bir şekilde incelemeye alır, ifadelere başvurur, gerekiyorsa, Yüce
Divana sevk eder.
Ben inanıyorum ki, bizim, parlamenterler
olarak, milletvekilleri olarak ve Parlamento olarak bu konuda yapmış olduğumuz
çalışmayı, sizler de takdir ediyorsunuz, bundan dolayı bir rahatsızlığınız yok;
ama, belki, siz iktidar partisisiniz, bu önergeyi, iktidar olarak siz değil de,
keşke, muhalefet olarak biz verseydik diye düşünebilirsiniz, bunu da saygıyla
karşılarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Keşke siz verseydiniz; yani, bir
grup arkadaşımız bir önerge daha vermiş olsaydı, o önergeleri birleştirirdik.
Ben paylaşmayı severim, sizlerin katkılarına sonuna kadar parti olarak açık
olduğumuzu da bilirsiniz. Dolayısıyla, bu önergeleri birlikte değerlendirirdik;
ama, hiç üzülmeyin, bizim vermiş olduğumuz önergeler, sizin adınıza verilmiş
önergedir; bundan da mutluluk duyun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, ben, bir kez daha
hatırlatmak istiyorum ki, siyaset kurumunu hep birlikte korumalıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz, sözlerinizi
toparlayın lütfen.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bitiriyorum
Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, siyaset kurumuna
muhalefet eden, siyaset kurumuyla uğraşan, siyaset kurumuna, âdeta düşmanlık
diyebileceğim şekilde tavır koyanlar bulunabilir; ama, önceliğimiz, siyaset
kurumunun sorumluları olarak, hep birlikte, bu kurumu kollamak, korumak ve
gereğini yerine getirmektir.
Beni dinleme lütfunda bulundunuz. Bu
önergeye oy vereceğinizi ümit ediyor, bu komisyonu kurup, birlikte, milletimizin
gönlüne taht kuracağımıza inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kapusuz.
Sayın Altay, size, İçtüzük gereğince söz
verme imkânım yok... (CHP sıralarından "sataşma var" sesleri)
Meclis araştırması önergesi üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir şey mi söylemek istiyorsunuz
Sayın Ateş?
YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Sayın Başkan, Sayın
Kapusuz, adımı da vererek bir bilgi sundular. İzin verirseniz, ben de o
konudaki doğru bilgiyi açıklayayım.
BAŞKAN - Sayın Ateş, herhangi bir sataşma
yok... (CHP sıralarından "var, var" sesleri) Yalnız, bir şey söylemek
istiyorsanız, yerinizden, birkaç cümleyle -Tüzüğümüz böyle- işaret edin. Burada
herhangi bir sataşma olduğu kanaatinde değilim; ama, bir açıklama ihtiyacınız
varsa ona saygı duyuyorum.
Yerinizden söz veriyorum; buyurun.
YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Sayın Başkan,
teşekkür ederim.
Sayın Kapusuz, benim, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubuna yanlış bilgi verdiğim iddiasında bulundu. Ben, o nedenle söz
talebinde bulunmuştum; teşekkür ediyorum.
Bildiğiniz gibi, Anayasanın 94 üncü
maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanvekillerinin, mensubu
oldukları siyasî partilerin Meclis içinde ve Meclis dışındaki çalışmalarına
katılma olanakları yoktur. O nedenle, benim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna
özel bir bilgi vermem veya yanlış bilgilendirmem söz konusu olamaz; çünkü,
Başkanlık Divanının aldığı kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı
Bülent Arınç, kamuoyu önünde basına açıkladı. Edinilen bilgiler de, Sayın
Başkanın açıklamalarından alınan bilgilerdir. Kaldı ki, Cumhuriyet Halk Partisi
Sayın Sözcüsünün de söylediği, bir yanlış bilgiye dayalı değil, şu anda, 15
Ocak tarihine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin uhdesinde olan
lojmanlarında oturan sayın milletvekillerinin sayısına ilişkin bir bilgidir. O
nedenle, benim bir yanlış bilgi veya özel bir bilgi vermem söz konusu değildir.
Onu düzeltmek istedim; teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Ben de teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması
önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp
açılmaması hususunda oylarınıza başvuracağım:
Meclis araştırması açılmasını kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim. (Alkışlar)
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması
açılması değerli oylarınızla kabul edilmiş olup, Meclis araştırmasını yapacak
komisyonun 12 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin, başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay
olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun, gerektiğinde Ankara dışında da
çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
Alınan karar gereğince, Gelir Vergisi
Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi
Kanunu, 4306 Sayılı Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında 19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89
uncu maddesi gereğince, Cumhurbaşkanınca, bir daha görüşülmek üzere geri
gönderme tezkeresi ve plan ve bütçe komisyonu raporunun müzakeresine
başlıyoruz.
VIII. –
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Gelir
Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal
Vergisi Kanunu, 4306 Sayılı Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında 19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanun ve Anayasanın
89 uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri
Gönderme Tezkeresi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/333) (S. Sayısı: 12)
(1) (2)
BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?.. Hazır.
Komisyon raporu 12 sıra sayısıyla
bastırılıp, sayın milletvekillerine dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, Gelir Vergisi
Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi
Kanunu, 4306 Sayılı Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında 19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanunun, 1, 2, 3, 4, 5, 6,
7, 8 ve 9 uncu maddeleri, Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak, bir daha
görüşülmek üzere, bu hususta gösterilen gerekçeyle birlikte Başkanlığımıza geri
gönderilmiştir.
Plan ve Bütçe Komisyonu, kanunun sadece bu
maddelerini ve ilgisi nedeniyle yürürlükle ilgili 16 ncı maddesini yeniden
görüşmüştür.
Anayasamızın 89 uncu maddesinin ikinci
fıkrasında, "Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye
Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir" hükmü
yer almaktadır.
Bu hükme göre, geri gönderilen kanunun
bütün maddelerinin veya sadece Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan maddelerinin
görüşülmesi, Genel Kurulun kararına bağlıdır.
Bu nedenle, söz konusu kanunun, İçtüzüğün
81 inci maddesinde belirtilen usule göre, ancak, sadece, Cumhurbaşkanınca uygun
bulunmayan 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7,8 ve 9 uncu maddeleri ile ilgisi nedeniyle Plan
ve Bütçe Komisyonunca yeniden görüşülen 16 ncı maddesinin görüşülmesini Genel
Kurulun onayına sunacağım.
Sayın milletvekilleri, yukarıda okuduğum
çerçevede oylarınıza başvuruyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Kanunun tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek ve Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat
söz istemişlerdir.
İlk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına talep edilmiştir.
Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek;
buyurun efendim.
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Malî Milat Yasası" olarak
adlandırılan yasanın görüşmeleriyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, sık sık
patinaj yapıyoruz, bir türlü mesafe
alamıyoruz. Şimdi, burada da bir patinajla karşı karşıyayız.
Kısa bir süre önce, burada, bu yasayı
enine boyuna tartışmış ve kabul etmiştik. O zaman da, biz bu yasayla ilgili
eleştirilerimizi gündeme getirmiştik. Bu eleştirilerimizden hiçbiri dikkate
alınmadan, komisyondan geldiği şekliyle, sadece hayat standardı esasıyla ilgili
konu rapordan çekilmek suretiyle, aynen geçmişti. O günkü konuşmamda da ifade
etmeye çalışmıştım; Türkiye'de kayıtdışılığın diz boyu olduğu bir dönemde,
vergi kayıp ve kaçağının alıp başını gittiği bir dönemde, kayıtdışılıkla
mücadelede, vergi kayıp ve kaçağıyla mücadelede son derece etkin bir yasa olan
Malî Milat Yasasının bütünüyle yürürlükten kaldırılmasının yanlış olduğunu
ifade etmiştim.
Değerli arkadaşlarım, bu gerekçelerimiz ve
diğer bazı gerekçeler de, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu kanunu geri göndermesine
neden oldu. Öncelikle, Sayın Cumhurbaşkanımızın, vergide adalet ilkesini,
yıllardır unuttuğumuz vergide adalet kavramını gündeme getirmiş olmasından
büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum ve bu vesileyle, iyi ki
Türkiye'de Cumhurbaşkanı var diyorum.
Değerli arkadaşlarım, ne yapmak istiyoruz;
yapmak istediğimiz şu: 1998 yılında, o günkü vergi sistemimizin kayıtdışılıkla
mücadele edemediğini, vergi kayıp ve kaçağıyla mücadele edemediğini, vergi
sistemimizin son derece karmaşık olduğunu, vergide adaletin sağlanamadığını,
büyük çarpıklıklar yaşandığını tespit etmiş ve bu tespit doğrultusunda, Malî
Milat Yasası, büyük çalışmalar sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul
edilmişti.
Kısa bir süre sonra, bu yasa, ekonominin
önünü tıkadığı, bu yasa nedeniyle yurt dışına büyük servet kaçtığı gerekçesiyle
4444 sayılı Kanunla 31.12.2002 tarihine kadar ertelenmişti. 4444 sayılı Yasanın
gerekçesinde, Malî Milat Yasasının özü itibariyle son derece yararlı,
ekonomimizin ihtiyacı olan, vergi sistemimizin ihtiyacı olan bir yasa olduğu
ifade edilmiş ve yasanın tümünden, temel mantığından vazgeçmeden sadece belli
bir süre ertelendiği ifade edilmiştir; yani, şu anda, kaldırmak üzere harekete
geçtiğimiz, bu konudaki Plan ve Bütçe Komisyonu raporunu görüştüğümüz kanun,
bizden önceki Mecliste iki kez yararlı bulunmuş, vergi sistemimiz açısından
vazgeçilmez olarak nitelenmiştir; ama, bugün geldiğimiz noktada, biz, bu kanunu
bütünüyle yürürlükten kaldırıyoruz.
Şimdi, o günden bugüne, 1998'den 2003
yılının başına, vergi sistemimiz daha mı iyiye gitmiştir; hayır. Vergi kayıp ve
kaçağında azalma mı olmuştur; hayır. Kayıtdışı ekonomi küçülmüş müdür; hayır.
Vergi sistemimiz basitleşmiş midir; hayır. Vergi toplamada adalet mi sağladık;
hayır. Peki, öyleyse, yani, 1998'den bugüne daha kötü duruma gelmişse vergi
sistemimiz, o zaman ne yapmak istiyoruz?
Sistemi iyileştirmeye dönük bir yasayı
yürürlükten kaldırarak sistemi iyileştirmek mümkün değil. Eğer, hükümet, bugün,
buraya, yeni bir vergi reformuyla gelmiş olsaydı, malî milat yasasını şu şu şu
nedenlerle kaldırıyorum; ama, onun eksiklerini tamamlayacak bir vergi
reformuyla karşınıza geldim demiş olsaydı büyük saygı duyardık; ama, yapılan
nedir; İhtiyaçlar ortada, vergi sistemimizdeki çarpıklık ortada; ama, biz,
vergi sistemini iyileştirmek için çıkarılmış bir yasayı yürürlükten
kaldırıyoruz. Niçin kaldırıyoruz; deniliyor ki: "Servet kaçtı, sermaye
dışarıya kaçtı ve bu yasa uygulanamaz."
Değerli arkadaşlarım, bu yasa uygulanmadı
ki, uygulanamaz nitelikte olup olmadığına karar verelim. Bu yasa -o günün
şartlarını hatırlayan arkadaşlarımız mutlaka aranızda vardır- toplumun çok
geniş kesiminden destek görmüştür ve sağda solda kendini tanımlayan bütün
partilerin milletvekillerince kabul edilmiştir; ama, belli egemen çevrelerden
öylesine bir rüzgâr estirilmiştir ki, önce bu yasa ertelenmiş, şimdi de
kaldırılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, vergi sistemimiz
gerçekten çarpıktır. Zaten, vergi sisteminin çarpık olduğunu görmek için bu
konuda uzman olmaya lüzum yok. Sokaktaki vatandaşa bile sorsanız, bunu, size
açık açık söyler. Zaten, vergi konusu, herkesin ilgi alanındadır. Futbol bir,
vergi iki; herkes bu konuların uzmanıdır. İşte, Galatasaray'da Hasan Şaş olmasa
da bilmem kim olsa maçın daha güzel olacağını herkes anlatır; vergi
sistemimizde de herkesin kendine göre bir vergi tanımı vardır.
Şimdi, Sayın Bakan Unakıtan'ın da
demeçleri iki gündür basında yer alıyor. Sayın Bakanın, benim de katıldığım bir
analizi var; diyor ki: "Vasıtalı vergiler -yani, tüketim üzerinden
aldığımız vergiler- toplam vergi gelirlerimizin yüzde 70'ine ulaştı; vasıtasız
vergiler -yani, gelir üzerinden alınan vergiler- yüzde 30'da kaldı. İşte, bu
-başka pek çok çarpıklığı var sistemimizin de- bu çarpıklığın çok belirgin bir
göstergesidir." Bunu, muhalefet milletvekili olarak Mustafa Özyürek
söylemiyor; bunu, İktidarın Maliye Bakanı söylüyor; yani, çarpıklık noktasında,
teşhiste aramızda bir sorun yok; ama, bunu nasıl gidereceğiz? Bunu, mutlaka
gidermemiz lazım. Bunu gidermenin kolay yolu, basit yolu, 4369 sayılı Malî Milat
Yasasının özünü koruyarak, ama aksayan noktalarını değiştirmek suretiyle, kısa
sürede bir vergi reformunu bu Meclisin önüne getirmek ve bu Meclisten çıkarmaktı.
Ne yazık ki, hükümet, bu yolu denemeden, bazı hâkim çevrelerde egemen olan
görüşlere itibar ederek, bu yasayı bütünüyle yürürlükten kaldırıyor, daha sonra
bir vergi reformu getireceğini söylüyor. İnşallah, vergi reformuyla ilgili
sözlerinde samimîdirler, kısa sürede buraya getirirler, bizi mahcup ederler.
Böyle bir konuda biz mahcup olmaya razıyız; yeter ki, adil bir vergi sistemini
getirelim; yeter ki, dengeli bir vergi sistemi getirelim, basit bir vergi
sistemi getirelim ve kalıcı bir vergi sistemi oluşturalım ki, vergi sistemini
yaz boz tahtasına çevirmeyelim.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, sürekli
vergi sistemiyle oynamak suretiyle, mükellefin kafasını karıştırmakta,
vatandaşın kafasını karıştırmakta. Bırakınız mükellefi, bugünkü vergilerimizi
bilen vergi dairesi müdürü sayısı bile çok azdır; çok karmaşık hale gelmiştir.
Öyle anlaşılıyor ki, Sayın
Cumhurbaşkanının vetosundan kurtulmak için, önemli bir değişiklik yapmadan bu
kanunu kabul edecek iktidar çoğunluğu. Komisyonda da buna benzer görüşlerimi
ifade etmiştim; ama, bir etkisi olmadı, kabul edildi. Buradan da böyle geçeceği
anlaşılıyor; ama, geliniz, bu vesileyle vergi sistemimizdeki çarpıklık
konusunda bir fikir birliğine varalım.
Değerli arkadaşlarım, öyle bir ülke
düşününüz ki, mazottan yüzde 75 vergi alıyor. Öyle bir ülke düşününüz ki,
benzinden yüzde 80 vergi alıyor; yani, benzin satın alırken ödediğimiz paranın
yüzde 80'i vergi. Niçin bu yola gidiyoruz; çünkü, Gelir Vergisini alamıyoruz,
Kurumlar Vergisini alamıyoruz, kayıtdışı ekonomiyle mücadele edemiyoruz, vergi
kaçakçılığını önleyemiyoruz; eh, kolay yola başvuruyoruz. Benzin alırken
vatandaş, gidiyor, yüzde 80 vergi ödüyor. İstasyon sahipleri "biz, benzin
istasyonu olmaktan çıktık, hepimiz birer vergi dairesi haline geldik"
diyorlar. Gerçekten de, toplam vergi gelirlerimizin çok büyük bölümü akaryakıt
üzerinden alınan vergiden oluşuyor. Bu vergiler adaletsizdir değerli
arkadaşlar. Bir Anadol arabası -Anadol araba pek kalmamıştır ama- bir Fiat
arabası, bir Serçesi olan vatandaş da benzin alırken yüzde 80 vergi ödüyor -o
lüks arabaların adını ben pek bilmem ama- bir Mercedes kullanan da yüzde 80
vergi ödüyor; cip kullanan da -o cipler falan var çok fiyakalı- yüzde 80
ödüyor, garip vatandaş da yüzde 80 ödüyor... Adalet bunun neresinde?!
İşte, bu sistemi çevirmenin, bu sistemi
dönüştürmenin yolu, Gelir Vergisini, Kurumlar Vergisini tahsil edebilmektir.
Gelir Vergisini ve Kurumlar Vergisini tahsil edebilmenin yolu da, vergi kayıp
ve kaçağıyla mücadelede, kayıtdışı ekonomiyle mücadelede önemli bir araç olan
malî miladı özü itibariyle muhafaza etmekti. Malî milat yasası ilk çıkarken de,
ben, bazı eleştirileri gündeme getirmiştim. İşte, o eleştiriler doğrultusunda
sistem kısa sürede iyileştirilebilir ve vergi sistemimizde bir adalet, bir
kalıcılık sağlanabilirdi.
Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki, siz,
bu kanunu kaldırıyorsunuz, kayıtdışılıkla mücadeleden vazgeçiyorsunuz, vergi
kayıp ve kaçağıyla mücadeleden vazgeçiyorsunuz; ama, kamu giderlerini
karşılamak için vergi ihtiyacınız da açık; o zaman, yine vasıtalı vergiler
alacaksınız, yine akaryakıta zam yapacaksınız, yine Katma Değer Vergisine zam
yapacaksınız, yine elektriğe zam yapacaksınız ve haksız, dengesiz, adaletsiz
bir vergi sistemini ayakta tutacaksınız; onun için, bu yasanın kaldırılması,
Anayasamızda öngörülen "vergi vatandaşın malî gücüne göre alınır"
temel ilkesiyle çelişmektedir; yani, malî milat yasasının kaldırılması
Anayasamızın 73 üncü maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanı, elbette, sadece Sayın
Ahmet Necdet Sezer değildir. Sayın Cumhurbaşkanlığı bir makamdır. Nasıl bizler
yetkimizi Anayasadan alarak burada bir görev yapıyorsak, Sayın Cumhurbaşkanımız
da bu Meclis tarafından seçilmiş anayasal bir kurum. O, ondört sayfalık bir
gerekçeyle bir yasayı geri çevirdiği zaman, orada ileri sürülen gerekçelerin
hiçbir önemi yok, biz virgülüne dokunmadan bu yasayı tekrar göndeririz,
virgülüne dokunmadığımız için de kendisi veto edemez diye düşünülüyor olabilir;
ama, bu, Anayasada öngörülen, kurumlar arasında aranan uyum açısından çok
önemlidir. Hükümet Meclisle, Meclis Cumhurbaşkanıyla ve Anayasa Mahkemesiyle,
anayasal kurumlar birbiriyle çelişmeden, birbiriyle zıtlaşmadan çalışmalıdır
değerli arkadaşlarım. Bu zıtlaşmalardan güzel şeyler çıkmaz. Güzel şeyler,
uyumdan, anlaşmadan çıkar. Onun için, ben, daha yeni başlayan bir hükümetin,
daha yeni başlayan bir Parlamentonun, Cumhurbaşkanlığıyla zıtlaşmadan,
Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçelerini ciddîye alarak, bütün kapsamıyla
değerlendirerek, ona uygun değişiklikleri yapmasını beklerdim. İşte, geciktikçe
Özel Tüketim Vergisinden şu kadar kaybımız oluyor, Özel İletişim Vergisinden şu
kadar kaybımız oluyor, onun için bunu bir an önce çıkaralım telaşı gereksizdir.
Biz, malî milat yasasını bütünüyle kaldırarak, kayıtdışı ekonomi yoluyla ne
kaybediyoruz, vergi kayıp ve kaçağına ne kadar gitti, bunları da hesaplayarak,
bu dengeleri gözetmek gerekir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biz,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, malî milat yasasının, belli noktalarda revize
edilmek, belli noktaları gözden geçirilmek şartıyla, kaldırılması yerine
uygulamaya devam edilmesinden yanayız. Zaten, malî milat yasasının bütün iş
dünyasında, bütün bu konunun uzmanları tarafından eleştirilen noktası, 1998
Eylül ayında bloke edilen değerlere "nereden buldun" sorusunun
sorulmayacağına dair bir yasal güvencenin verilmemiş olmasıydı.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak seçim
bildirgemizde de ifade ettiğimiz gibi, 2003 yılına kadar, kim, nerede parası
varsa, ister yastık altında ister yurtdışında, getirsin, sisteme soksun, buna
dönük bir nereden buldun sorusunu sormayalım; ama, daha sonra da, herkes
yaptığı harcamanın, edindiği servetin kaynağını açıklasın. Bundan güzel şey
olur mu değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, konuşmanızı toparlayın
lütfen.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum
efendim.
Herkesin kıskançlıkla baktığı, herkesin
karaparacı gördüğü bir kişi olarak bir villada oturmayı mı istersiniz, yoksa,
helal olsun, çalıştı, emeğinin karşılığını aldı, onunla bu villayı aldı, güle
güle otursun denilsin mi istersiniz? Biz, Türkiye'de, herkesin, alınteriyle
çalışıp parasını kazanmasına, vergisini kuruşuna kadar ödemesine ve vergisi
ödenmiş kazancıyla da, isterse villa alsın isterse kat alsın isterse yurt
dışına gitsin isterse özel uçak alsın, buna bir şey demiyoruz; ama, Gelir
Vergisini, Kurumlar Vergisini ödemeyip, devleti, gariban vatandaşın günlük
tüketimine, peynirine, sütüne, yoğurduna, ekmeğine zam üzerine zam yapmaya,
Katma Değer Vergisi üzerine Katma Değer Vergisi yüklemeye mahkûm eden sisteme
karşıyız. Onun için, bu kanuna vetodan önce de ret oyu vermiştik, yine ret oyu
vereceğiz. Umuyor ve diliyorum ki, iktidar da, çoğunluk partisi de, bu çarpık
vergi sisteminden kısa sürede vazgeçecek, Türkiye'ye, kalıcı, adil, dengeli,
vatandaşı rahat ettirecek, hazineye yeterli gelir sağlayacak bir vergi
sistemini getirecektir. Biz de, her zaman, burada, eleştirme durumunda kalmadan
"bak, ne güzel düşünmüşler, biz de destekliyoruz" diyeceğimiz bir vergi
sistemini dört gözle beklemeye devam ediyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.
AK Parti Grubu adına, Mersin Milletvekili
Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET
FIRAT (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
Grubum adına saygıyla selamlıyorum. Bazı vergi kanunlarında değişiklik yapan
yasa, Cumhurbaşkanımızca, bir kez daha görüşülmek üzere Genel Kurulumuza iade
edilmiştir; bugün, bunu görüşüyoruz.
"Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye, insan hakları açısından evrensel normlara uyum
sağlamak için, Anayasa ve yasalarında gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır.
Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilen ve uluslararası alanda
büyük gelişme gösteren insan hakları hukuku verileri hukukumuza yansıtılmalı,
uluslararası sözleşmeler karşısında Anayasa ve yasa kuralları gözden
geçirilerek, sözleşmelerde öngörülen evrensel standartlar hukukumuza
kazandırılmalıdır.
Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı, yalnız
yürütme organı içerisinde değil, yargı yönünden de üstün bir konuma ve önemli
yetkilere sahip bulunmaktadır. Yasaların iptali isteminde bulunabileceğinden,
Anayasaya uygunluğun yargısal denetiminde de önemli bir yetkiye sahiptir.
Kişilerin hukuksal durumlarını
etkileyebilecek olan Cumhurbaşkanının, devletin başı sıfatıyla değil, yönetimin
başı sıfatıyla tek başına yapacağı işlemler ve diğer konulardaki sınırlamalar
hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır."
Bu, Sayın Cumhurbaşkanının, bu kürsüden
1.10.2000 tarihinde yapmış olduğu konuşmanın bir pasajıdır.
Sayın Cumhurbaşkanının, Anayasa
Mahkemesinin başı olarak yargı yılının açılışlarında yapmış olduğu konuşmalar,
aslında, dikkatle takip edilmelidir, bir kez daha irdelenmelidir. Sayın
Cumhurbaşkanı, Anayasamızda yer alan, Cumhurbaşkanlığına verilmiş olan
yetkilerin parlamenter sisteme uygun olmadığını, bu yetkilerin daraltılması
gerektiğini defeatle ifade etmiştir. Hakikaten, Anayasamıza göre,
Cumhurbaşkanımız, parlamenter sistemle pek bağdaşmayan, yarı başkanlık
sisteminin gerekleri içerisinde yer alması gereken bazı yetkilerle
donatılmıştır. Bu yetkilerin, parlamenter sistemin özünü ortadan kaldırdığı
konusunda da Sayın Cumhurbaşkanı defeatle ifadede bulunmuştur.
Türk demokratik parlamenter sistemi
içerisinde, çok kısa bir süre önce, Türkiye'de milletvekilliği genel seçimleri
yapılmıştır. Siyasî partiler, kendilerinin ekonomik, siyasî ve vergi sistemleri
konusundaki öngörülerini, iktidara geldikleri zaman neler yapacaklarını, kendi
programlarında ve seçim beyannamelerinde ifade buyurmuşlar ve bu seçim
beyannameleriyle halkın karşısına çıkmış, oy istemişlerdir. Bu seçimler
sonucunda da, Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclisin üçte ikisini oluşturacak
nispette milletvekiliyle ve halkın tasvibiyle Mecliste yerini almıştır.
Seçim beyannamemizde, açık ve kesin
olarak, malî miladın ortadan kaldırılacağını, vergi sisteminde köklü
değişikliklere gideceğimizi ifade ettik, halkımızdan da bu yönden rey istedik
ve halkımız da, bu taahhütlerimizi göz önüne alarak bizi iktidara taşıdı.
Tabiî, Sayın Cumhurbaşkanı, bireysel olarak, bir vatandaş olarak reyini
kullanırken bu seçim beyannamemizi beğenmemiş olabilir, bizim partimiz lehine
de oy kullanmamış olabilir; bu, onun en tabiî haklarından birisidir, onu
saygıyla karşılıyoruz; ancak, ekonominin temel özelliklerinin birisi olan vergi
kanunları konusunda bir siyasî gibi davranarak, bir süre tanımaksızın vergi
yasasını veto etmesi ve bir kez daha görüşülmek üzere Meclise göndermesi, çok
kritik bir dönemden geçen ekonomimizi ciddî surette etkiler. Anayasa Mahkemesi
dahi, vergi kanunları üstünde yapmış olduğu yargısal denetimde, iptal cihetine
giderken -enteresan olarak- hükümete belli bir süre imkân tanımak üzere, bu yasanın
altı ay veya bir sene sonra yürürlükten kaldırılacağı konusunda istisnaî.
kararlar almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının bu yönde almış olduğu karar,
devletimizi günde 5 trilyon lira zarara uğratmıştır. Dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma
Partisi olarak ekonomik programımızın aksamasına yol açmıştır.
Sayın Cumhurbaşkanımız, basın sözcüsü
vasıtasıyla yapmış olduğu açıklamada "evet, doğru, 5 trilyonluk bir kayıp
var; ama, şu kadar vergidışı bir bölge kalmaktadır, peki, bu ne
olacaktır?" diye de bir nevi siyasî diyaloğun içerisine, siyasî bir
söylemin içerisine girmiştir. Bunu kabul edebilmek mümkün değildir; çünkü, her
ne kadar devletin başı durumunda bulunan Cumhurbaşkanının, bir yerde, halka
karşı sorumlu olan, halka hesap vermek durumunda olan ve programını tatbik
etmekle yükümlü bulunan bir hükümetin programını aksatacak şekilde, devletin
işlevlerini aksatacak şekilde bu yetkisini kullanmasının bence doğru olduğu
kanısında değilim.
Kaldı ki, Anayasamızın 162 nci maddesinin
son fıkrası enteresandır. Bütçe konusundaki bu maddede şöyle denilmektedir:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarının Genel
Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı
önerilerde bulunamazlar." Yani, yasama yetkisine sahip olan sizler dahi,
ekonomik nedenlerle, gider artırıcı ve gelir azaltıcı öneride bulunamama
şeklindeki bir sınırlamaya tabi iken, devletin başı olan Cumhurbaşkanının,
böyle bir işlevinin -ki, gelir azaltıcı şekilde yapılmış olan bir veto-
devletin gelirlerini azaltıcı yönde bir işlem olduğundan, Anayasanın ruhu
itibariyle, Cumhurbaşkanının böyle bir yetkiye sahip olmadığı sonucu çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu Meclis, çok kısa
bir süre içerisinde çalışmaya başladı ve arka arkaya da bazı yasalar çıkarıldı.
Parlamenter rejim içerisinde, yasaların,
tabiî olarak, çeşitli denetleme kademelerinden geçmesini gayet normal olarak
addediyoruz. Bunlardan biri de, Cumhurbaşkanının, bir yasayı ve anayasa
değişikliğini ikinci kez görüşülmek üzere Meclise sevk etme hakkıdır; ancak,
bunu toplumdan kopuk olarak yapmak, toplumun nabzını tutmadan böyle bir işleme
girmek de, bir yerde, hakikaten, "Cumhurun Başkanlığı" sıfatını
taşıyan mevkiin, çok dikkatli kullanması gereken yetkilerinden biridir.
En son yapılmış olan bir kamuoyu
yoklamasını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bir süre önce, Yüce Meclisimiz
tarafından kabul edilmiş olan anayasa değişiklikleriyle ilgili yasa,
malumlarınız olduğu üzere, Cumhurbaşkanınca, bir kez daha görüşülmek üzere bu
Meclise gönderilmiştir. İşte, bu kamuoyu yoklamasında, vatandaşlara, bunun
vatandaş tarafından doğru bulunup bulunmadığı konusu sorulduğunda, maalesef,
bunu olumsuz bulan oran yüzde 57,9'dur. Vatandaşımız, böylece, artık,
Cumhurbaşkanının, bir siyasî parti gibi, bir muhalefet partisi gibi hareket
etmesini tasvip etmediğini göstermektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İnanıyoruz ki, bu yasanın da Meclise
gönderilme gerekçesinin vatandaş tarafından anlaşılabilir olması mümkün
değildir. Millî piyangodan, loto'dan, toto'dan, at yarışlarından alınan bir
verginin bir süre ortadan kaldırılmasının veya bir süre yürürlüğe
sokulmamasının vatandaşlarımıza ne gibi katkıda bulunacağının cevabını, Sayın
Cumhurbaşkanlığı mevkiinin vermesi gerektiği kanısındayım.
Kaldı ki, mevcut olan yasa, yürürlükte
olan bir yasa değil, 1998'de çıkarılmış olan bir yasa. 1999'da, yine, bu Yüce
Meclise, bunun 2002 yılı sonuna kadar ertelenmesi konusunda, o günkü hükümet
bir yasa tasarısı getirmiş ve bu ertelenmiştir. Peki, o günkü hükümetin bunun
ertelenmesi için ileri sürmüş olduğu gerekçeler nedir ki, Cumhurbaşkanımızın
gerekçesinde de bu belirtilmektedir. Ne deniliyor: O gün Tayland'da meydana
gelmiş olan bir krizden dolayı malî miladın uygulanmaması gerektiği; çünkü,
Türkiye içerisindeki ekonomik krizden ekonominin etkileneceği, dolayısıyla malî
miladın 2003 yılının başına kadar ertelenmesi istenmektedir. Peki, Tayland'daki
bir malî kriz bu yasayı erteletebiliyorsa, hemen çok yakınında, Türkiye'nin
2001 yılında yaşamış olduğu, arka arkaya iki defa yaşamış olduğu ve Türk
ekonomisinin dibe vurduğu ekonomik krizler acaba bu yasanın ortadan
kaldırılması için bir gerekçe olamaz mıydı? Malî milat dediğimiz şeyin aslında
tatbikinin mümkün olmadığı, maliyeciler tarafından, malî uzmanlar tarafından
ifade edilen ve Türk ekonomisine de katkısının bulunmadığı tescil edilmiş olan
bir konunun yeniden gündeme getirilmesini, biz, tamamen teknik bir mesele olmanın
ötesinde, ulusal gazetelerimizin manşetine çıktığı gibi, Cumhurbaşkanının
muhalefet görevini üstlenmesinin ötesinde bir şey ifade etmediği kanısındayız.
Cumhurbaşkanlığı makamı muhalefet yapma
makamı değildir, Cumhurbaşkanlığı makamı, hakikaten, ülke için çok kutsal olan,
hepimiz için çok kutsal olan ve korunması gereken bir makamdır. Bu makamlar,
eğer yanlışları düzeltebiliyor ise, eğer bu devletin ekonomisinin, bu ülkenin
ekonomisinin gelişmesi yönünde katkılar sağlayabiliyor ise, tabiî ki,
saygındırlar; ancak, siyasî düşüncelerinin etkisi altında eğer bazı ifadeler,
bazı eylemler de yapılıyor ise, o zaman, o mevkiin tartışılması gündeme gelir
ki, bu, hiçbirimiz tarafından arzu edilmeyen bir sonuçtur.
Değerli arkadaşlarım, biz, Adalet ve
Kalkınma Partisi olarak neler yapacağımızı programımızda vaat ettik, seçim
beyannamemizde bunu daha güncel hale getirdik ve ondan sonra da, 58 nci hükümet
olarak da, acil eylem planımızı ilan ettik ve bazı siyasîlerin, bunu, bir
siyasî basiretsizlik veya siyasî tecrübesizlik olarak beyan etmelerine rağmen,
biz, şu inanç içerisindeyiz ki, biz, milletimize vermiş olduğumuz sözün bir
namus borcu olduğu kanısındayız ve dolayısıyla, bunu, bir siyasî acemilik
olarak değil, milletimize saygı duyan bir iktidar olarak, yapacağımız şeyi bir
aylık, üç aylık, altı aylık ve bir yıllık tarihlere bağladık ve bu tarihler içerisinde,
bir aylık acil eylem planımızın içerisinde de malî miladın ortadan
kaldırılacağı sözü vardır; biz, bu sözümüzü yerine getirdik.
Bu sözün doğru olup olmadığının veya bu
eylemimizin doğru olup olmadığının hesabını ise, bir tek yere verebiliriz; o
da, milletimize veririz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Milletimizin önüne er
geç gideceğiz. Demokrasilerin erdemlerinden birisi de bu; en sonunda seçim
sandığına gideceğiz. Eğer, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, biz, sözlerimizi
tutabilmişsek, vatandaşımızı sıkıntıdan kurtarabilmişsek, yoksulluktan,
yolsuzluktan kurtarabilmiş isek, yeniden buralara gelme imkânına sahibiz; eğer
yapamamışsak, son seçimlerde görüldüğü gibi, o sandığın dibine gömme hakkı
vatandaşımıza aittir; ancak, bu yolda yürürken siyasî mesuliyetimizin bilinci
içerisinde, birilerinin yolumuzu siyasî nedenlerden dolayı, sorumsuz olan
mevkilerin yolumuzu siyasî nedenlerden dolayı kesmesini de kabul edebilmek
mümkün değildir.
Anayasayı, işimize geldiği zaman lafzen,
işimize geldiği zaman ruhen tefsir etmek veya Anayasa Mahkemesi Başkanıyken
başka türlü konuşup, bu kürsüde ilk konuşmanızda başka türlü konuşup, ama,
bugünkü eylemlerinizle o günkü söylemlerinize ters düşerseniz, o zaman halk
sizi yargılar ve sizle beraber işgal etmiş olduğunuz mevki de tartışılır hale
gelir.
Biz, bundan uzak durulması gerektiği
kanısındayız; çünkü, toplumsal bir konsensüs oluşmuştur, bu konsensüsü
bozmamamız lazım. Birbirimizi tenkit edebiliriz, bu tenkitlerimizin mutlak
surette yapıcı olması gerekir; çünkü, hepimiz burada Türkiye'nin menfaatları
için varız, Türk Halkının daha iyi bir yaşam koşuluna kavuşması için varız. Bu
konuda, iktidarıyla muhalefetiyle elbirliği içerisinde çalışacağız. Bazen,
tabiî olarak, muhalefet, yanlışlarımızı görecek, bizi uyaracak ve bu uyarılar,
hakikaten, bilimsel bir çerçeve içerisinde değerlendirilip, doğru bulunduğu
takdirde de, eğer bir yanlışımız varsa, biz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak,
o yanlıştan dönmeyi bir erdem olarak kabul ediyoruz ve bundan sonra da öyle
kabul edeceğiz.
Bir kez daha görüşülmekte olan bu yasanın
teknik yönlerini, biraz sonra maddelerine geçildiğinde arkadaşlarım
cevaplandıracaklar; ancak, siyaseten bu konunun irdelenmesinde fayda görüyoruz.
Bu irdelemeyi birden fazla yapmak da istemiyoruz; çünkü, kurumların
saygınlığının mutlak surette korunması gerektiğini ve demokrasi için bu
kurumların, bu kuruluşların da mutlak surette bir koruma altına alınması
gerektiği kanısıyla, devamlı gündeme gelmesi taraftarı değiliz. İnanıyoruz ki,
bu son olur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum; teşekkür
ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Fırat.
Sayın milletvekilleri, şahsı adına, Uşak
Milletvekili Osman Coşkunoğlu söz istemiştir.
Buyurun Sayın Coşkunoğlu.
Süreniz 10 dakika.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, önümüzde bir yasa
tasarısı var. Bu yasa tasarısı bir sonuçtur, bir belgedir. Üyesi olduğum Plan
ve Bütçe Komisyonunda belli bir irdeleme, belli bir tartışmadan geçtikten sonra,
Cumhurbaşkanının vetosunu aldıktan sonra, tekrar görüşüldükten sonra, önümüze
gelen bir sonuçtur; dolayısıyla, bu sonucu, bu tasarıyı oylayacağız biraz
sonra.
Bazen, tasarının içeriğinin tutarlılığı ve
yararı -olumlu veya olumsuz oy vermek için- önemli olduğu kadar, onu ortaya
çıkaran süreç de çok önemlidir. Şimdi tasarının içeriği hakkında Grubumuz adına
konuşan Sayın Özyürek, gerekli bilgileri vererek, bir sonuç olarak önümüze
gelen tasarıyı benimsemediğimizi anlattı. Ben, sizinle, o tasarının önümüze
gelme süreciyle ilgili bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Bunları çok önemli
görüyorum. Bunları, Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Kapusuz'un söylemiş olduğu bir nedenle, kendi deyimiyle "siyaset kurumunu
korumamız gerekir; yoksa, kendi bindiğimiz dalı kendimiz keseriz" sözünün
de bir gereği olarak görüyorum.
Eğer, biz, yasa tasarılarını hazırlama ve
ortaya çıkarma sürecinde yeterli bilgi ve belgeye dayanmadan bu işi yaparsak,
işte o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarına ve işte o zaman siyaset
kurumuna halel getirmiş oluruz. Bu süreç hakkında benim çok ciddî kaygılarım
olan iki konuyu sizinle paylaşmak istiyorum.
Birincisi, bu yasa tasarısının ekonomimize
ne katacağı, ne getireceği, ne götüreceği, teknik bir ihtisas komisyonu olan
Plan ve Bütçe Komisyonunda önümüze konulmamıştır. Bu, bilgi ve belgelere değil
söylentilere dayanarak, mertebe aşamasında bile bir veriye dayanmadan, somut
bilgiye dayanmadan, benim, devlet ciddiyetine yakıştıramadığım bir tartışma
sürecinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Burada, ciddî bir neden-sonuç
ilişkisi yoktur. Örneğin "parayı ürkütmeyelim" deniliyor. Şunu
yaparsak şu kadar para ürkmez veya Türkiye'ye geri gelir diye ne bir rakam ne
de bir iddia... Türkiye'den dışarı çıkan paranın bir kısmı da -hepimiz
biliyoruz- sigorta için çıkıyor; yani, Türkiye'de ciddî bir devlet ortamını
kendi açısından görememiş olan kişiler "ne olur ne olmaz Türkiye'de, ben
biraz paramı şuraya koyayım" diyor. Eğer, Türkiye'yi -parayı ürkütmemek
için azamî çaba gösteren birtakım ada ülkeleri vardır- oraya çevirecek bir
gayri ciddilik içerisine götürürsek, işte, o zaman Türkiye'den para kaçar.
Dolayısıyla, bu neden-sonuç ilişkisini, ben, komisyonda da dikkate getirmeye
çalıştım; fakat, başarılı olamadım. İngiltere'de yayımlanan Economist
Dergisinde bile, mertebe cinsinden belli miktarlar nakledilir, dışarı çıkan
parayla ilgili. Herhangi bir veriye, somut bilgiye, neden-sonuç ilişkisine
dayanmadan, söylentilere dayanan, âdeta hissiyata dayanan bir yasa tasarısı
süreci yaşadık.
Diyelim ki, bu, bir siyasî tercihi
yansıtıyordu. AKP Sayın Grup Sözcüsü de "biz, bunu seçim bildirgemize
koyduk, halkımıza söz verdik, bunu yerine getireceğiz" diyor. Bu, bir
siyasî tercih olarak uygulanmaya konulmak istenen bir tasarı olabilir. Onda da,
yine, süreçle ilgili çok ciddî bir itirazım var. Plan ve Bütçe Komisyonunda,
ilk tur tartışmalarda "sivil toplum örgütlerine danıştınız mı" diye
açık ve net bir soru sorduk, net bir yanıt alamadık. Ondan sonra, yasa çıktıktan
sonra, Türkiye'nin önde gelen bazı sivil toplum örgütlerinden itirazlar
yükseldi.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekili
arkadaşlarım, eğer, Sayın Kapusuz'un dediği gibi, siyaset kurumunu korumak
gerekiyorsa, işte, o zaman, geçirdiğimiz yasaların toplumun diğer kurumlarıyla
da uzlaşma içerisinde olmasına dikkat etmemiz gerekir. Yok, biz,
Cumhurbaşkanını dikkate almayacağız; yok, biz, şu, bu sivil toplum örgütlerini
dikkate almayacağız; çünkü, biz, halkın desteğiyle buraya geldik derseniz, o
zaman, birisi, size, kalkar, buradaki üçte 2 çoğunluğunuza rağmen halkın sadece
üçte 1'inin sizi desteklediğini anımsatır; bu da, biraz, sizleri zor durumda
bırakır. Lütfen...
MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - O, sizin için de
geçerli.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Toplumun üçte
1 oyunu alarak, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerekse komisyonlarda
üçte 2 çoğunluğu sağlamış olduğunuzu unutmazsanız, bu, hepimiz için iyi olur.
Biraz alçakgönüllülüğe davet ediyorum sizi.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Bunlar, tartışılarak
seçim bildirgesine konulmuştur, bunlar tartışılmıştır.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Şimdi,
toplumun ihmal edilemeyecek çeşitli kurumları var; Cumhurbaşkanlığı mevkii
bunlardan biridir. Sayın Cumhurbaşkanımızı, ekonomiyi şu kadar zarara sokacak
bir davranışta bulundu diye suçlamak yerine, Cumhurbaşkanımızın önüne yanlış
yasa tasarısı götürme sürecini eleştirirsek, biraz özeleştiri yaparsak,
zannedersem, itibarımız için daha iyi olur.
Son olarak...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Size mi soralım?!.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Bize de sorun...
Bize de sorun... Ayıp mı; hiç ayıp değil. Bize de sorun, sivil toplum
örgütlerine de sorun.
BAŞKAN - Efendim, hatibi dinleyelim.
Yerinizden müdahale etmeyin.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Yarın öbür
gün, Anayasa Mahkemesi bu yasayı geri gönderirse, o zaman, buraya çıkıp Anayasa
Mahkemesini mi suçlayacağız?! Devletin diğer kurumlarıyla, Parlamentonun diğer
ekibiyle uyum içerisinde çalışmak için, lütfen, üstümüze düşeni hepimiz
yapalım. Bunları sizlerin de arzu ettiğini biliyorum. Ben, burada, mümkün olduğu
kadar yapıcı bir hatırlatma ve eleştiri yapmaya çalışıyorum. Süreç sağlıklı
işlerse, ortaya çıkacak sonuçlar da daha sağlıklı olur; ben, bunu hatırlatmak
istiyorum. Örneğin, bunun somut bir sonucunu Yaşam Standardı Vergisinde gördük,
değil mi?.. Süreç yine yanlıştı; sonunda, isyanlar çıktı, geri çekildi. Bu gibi
patinajlara, bu gibi durumlara yol açmamak elimizde; yeter ki, karşılıklı
sorumluluk içerisinde, devletin içerisinde uzlaşmamız gereken diğer kurumların
olduğunu da lütfen unutmayalım. En önemlisi -bunu, lütfen, yanlış bir anlama
kimse çekmesin- dört yıl çabuk geçer... (AK Parti sıralarından "beş
yıl" sesleri) Peki, beş yıl diyelim. Beş yıl çabuk geçer, toplumun üçte 1
çoğunluğu ile Meclisin üçte 2 çoğunluğu da çabuk geçer.
Hepinize saygılar, sevgiler sunarım.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Coşkunoğlu.
Sayın milletvekilleri, kanunun tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Maddelerine geçilmesi kabul
edilmiştir.
Şimdi, 1 inci maddeyi okutuyorum:
GELİR VERGİSİ KANUNU, VERGİ USUL KANUNU, KURUMLAR VERGİSİ
KANUNU, VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU, 4306 SAYILI KANUN, 4481 SAYILI KANUN
VE 4562 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
Kanun No. : 4775 Kabul Tarihi: 19.12.2002
MADDE 1. - 31.12.1960 tarihli ve 193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
Madde 1. - Gerçek kişilerin gelirleri
gelir vergisine tâbidir. Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde
ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan söz istemişlerdir.
Başkanlığımıza şu ana kadar başka söz
talebi ulaşmamıştır.
Sayın Oğuz Oyan, buyurun.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Efendim,
aralık ayı ortalarında kabul edilen ve Cumhuriyet Halk Partisinin
"ret" oyu kullandığı bir Yasayı tekrar görüşmek durumundayız. 4775
sayılı bu Yasanın 1 inci maddesi hakkında görüşlerimi bildirmek üzere söz
aldım.
4369 sayılı Yasa, 1998 yılında getirilen
yasa, Türkiye'de Anayasanın 73 üncü maddesine uyum sağlamak üzere atılmış en
önemli adımdı. Neydi bu 73 üncü madde: "Herkes, kamu giderlerini
karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür." Yani, az
kazanandan az, çok kazanandan çok anlamına gelen bir hüküm; yani, "ödeme
gücüne göre" dediğimiz zaman, artan oranlı bir vergi sistemi demek
istiyoruz.
Burada biraz önce Sayın Özyürek'in de
belirttiği gibi, "dolaylı" dediğimiz tüketim vergileri böyle bir
esasa bakmazlar; onlar, mükellefin satın alma gücü, malî gücü konusunda
kördürler; yani, hangi mal ya da hizmeti alıyorsanız, onun için tayin edilmiş
vergiyi ödersiniz, sizin malî gücünüzün burada bir önemi yoktur. Oysa, Gelir
Vergisi türü vergilerde, sizin öznel durumlarınızla, kişisel durumlarınızla
-evli, bekâr olmanızla, çocuk sayınızla- gelir durumunuzla ilgili birtakım
hükümler konulabilir; dolayısıyla, vergiyi, malî güçle uyumlu bir şekle getirme
imkânı vardır.
Bakınız, Maliye Bakanının bugünlerde
basına yansıyan bir açıklaması var; doğru bir açıklama: "Türkiye'de vergi
adaleti bozulmuştur; çünkü, vergilerin yüzde 70'i dolaylı vergiler ağırlıklı
bir duruma gelmiştir" diyor.
Şimdi, buna tekrar döneceğim; ama, eğer,
böyle bir adaletsiz durum varsa, şunu biliniz ki, bunun ortaya çıkmasının en
önemli nedenlerinden bir tanesi, 4369 sayılı Yasanın yarım uygulanmasıdır. Bu
yasa yarım uygulanmıştır; çünkü, bu yasa 1998'de geldiğinde, bunun özellikle
Gelir ve Kurumlar Vergisinde vergi oranlarını indiren hükümleri anında
uygulanmış; dolayısıyla, bütün kesimler, özellikle sermayenin çeşitli çevreleri
bunu alkışlamışlar; fakat, bunlar kazanıldıktan sonra, bu yasanın diğer
yönleri, özellikle devrimci nitelik taşıyabilecek, vergiyi tabana yayabilecek,
daha düşük oranda, ama daha çok mükelleften vergi alacak; yani, herkesin vergi
ödevini yerine getireceği sistem çalışmadı. Bu niye çalışmadı; çünkü, bu
yasanın buna benzer hükümleri ertelendi. 4444 sayılı bir Yasa çıkarıldı 1999'da
ve bu hükümler geçtiğimiz yılın sonuna kadar ertelendi. Bugün, halen üzerinde
konuştuğumuz kanun; ancak, işte geçici olarak, 4369'un maddeleri, işte bu yılın
ilk on ayında uygulama sahasına yansıyor; ama, uygulanmıyor; çünkü, Maliye
Bakanlığı kaldırmak istediği bir uygulamayı yürürlükte tutmuyor.
Şimdi, bu değişikliklerin arkasında,
4369'un, gelir tanımı vardı, bu gelirin unsurları vardı, dolayısıyla bütün
gelirlerin kapsanması ve bütün mükelleflerin kapsanması anlayışı vardı. Bunun
için gelir tanımı değiştirilmiş ve kaynak esasından, net artış esasına geçilmek
istenmiştir.
Şimdi, buradan, bu hatırlatmayı yaptıktan
sonra, Cumhurbaşkanının kanunu, bir kere daha görüşülmek için geri gönderme
gerekçesindeki haklılığı vurgulamak istiyorum; çünkü, burada, ilk kez 73 üncü
maddeye bir yaklaşım imkânı elde edilmişken, Anayasanın bu maddesine, biz
yeniden 1998 öncesine dönmek isteyerek, yeniden Anayasa doğrultusunda hüküm
icra edecek bir uygulamadan kendimizi -ne yapıyoruz- uzaklaştırıyoruz.
Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı haklı olarak uyarıyor Meclisi ve kamuoyunu ve bu
konunun yeniden müzakere edilmesini istiyor.
Değerli milletvekilleri, oysa, iktidar
kanadı, bu yasayı, aynen, tekrar, sanki bu uyarılar yapılmamış gibi, önümüze
getiriyor. Hatta bir sayın milletvekili, burada, haksız ithamlarla
Cumhurbaşkanlığı makamını suçluyor. Bakınız, Cumhurbaşkanı kendi
tasarruflarında ekonomik sonuçları değil, öncelikle hukukî sonuçları gözetir.
İktidarın, hükümetin yapması gereken öncelikli iş, böyle bir veto olayını da
dikkate alarak, bu işi zamanında köşke yollaması -doğru yanlış, ayrı mesele;
ama zamanını ona göre yapması- bu zamana sahip değilse, yapacağı ikinci şey,
yeniden bir erteleme durumu yaratarak -yani, nasıl 2002 sonuna kadar
ertelenmişse- daha uygun, rahat bir zamanda bu yasanın çıkarılmasının zeminini
hazırlamak olabilirdi. Kendi eksikliğini şimdi Cumhurbaşkanı üzerinden
çıkarmaya çalışmak ve Cumhurbaşkanını ekonomik kayıplara neden olduğu üzerinden
itham etmeye çalışmak haksızlıktır, yakışıksızdır.
Bakınız, burada tutarlı olmak zorundayız.
Hem, Sayın Maliye Bakanı, bu hükümetin Bakanı, Türkiye'de dolaylı vergilerin,
tüketim üzerinden alınan vergilerin aşırıya gittiğini söyleyecek; ama, hem de
2002 yılında yüzde 66'ya çıkmış olan bu ağırlığı 2003 yılında yüzde 70'e
çıkaracak bir tabloyu önümüze getirecek; çünkü, dolaylı vergilerin, yani,
tüketim, mal ve hizmet üzerinden alınan vergilerin ağırlığı yüzde 66'ydı geçen
yıl. Şimdi bunu yüzde 69-70'e taşımayı isteyen kim yahut da böyle bir projeyle
önümüze gelen kim; Maliye Bakanının kendisi. Dolayısıyla, burada öncelikle bir
kere tutarlı olmak zorundayız. Bir şeyi eleştiriyorsak, onun gereğini
yapacaksınız. Onun gereği de, şimdi 4369 sayılı Yasayı bütünüyle değiştiren bu
tasarı değildir.
Yani, siz, hem dolaylı vergileri ortadan
kaldıralım diyeceksiniz yahut da -daha doğrusu- bunun ağırlığını azaltalım
diyeceksiniz hem de Türkiye'de özellikle dolaysız vergiler üzerinden büyük
indirimler yapacak, dolaylı vergilerin ağırlığını daha da artıracak bir vergi
affı tasarısını vergi barışı adı altında getireceksiniz. Bu tutarlı değildir.
Siz hem dolaylı vergileri gayri adil diye
eleştireceksiniz hem getirdiğiniz tasarıyla, getirdiğiniz bütçeyle, dolaylı
vergiler ağırlıklı bir yapıya gidişi âdeta teşvik edeceksiniz.
Hem enflasyonu düşürmek isteyeceksiniz hem
de aslında sistem içinde dolaylı vergileri ağırlıkta tutarak fiyat artışlarına
daha çok yansıyan bir vergilemeyi devrede tutacaksınız.
Siz hem dolaylı vergileri
eleştireceksiniz; ama, hem de özel iletişim vergisini getireceksiniz. Tam da
dolaylı vergilerin alanına giriyoruz.
Yani, tutarlı ve samimî olmak gerekiyor
değerli milletvekilleri.
Hem tüketim vergilerini gayri adil
bulacaksınız, bunlar eşitsiz vergiler diyeceksiniz -ki, doğrudur- ama, hem de
vergilemenin sosyal fonksiyonuyla ilgili bütün düzenlemeleri bir çırpıda
gözardı edeceksiniz. Cumhurbaşkanı haklı olarak uyarıyor: "Anayasanın 73
üncü maddesinin ikinci fıkrasında, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı,
maliye politikasının sosyal amacıdır" diyor.
Evet, maliye politikasının, vergi
politikasının sosyal amacı, vergilerin adil dağıtımıdır. Siz, bunu mu
yapıyorsunuz; bunu yapmıyorsunuz. Siz, bu yasayla, devlet içborçlanma senetleri
almış bir vergi mükellefini, 608 milyar liralık yıllık geliri dolayısıyla vergi
sahası dışına çıkarıyorsunuz. Bu mu vergi adaleti?! Ondan sonra diyorsunuz ki,
ya, bu dolaylı vergiler, tüketim üzerinden alınan vergiler çok artıyor ve fakir
vatandaş eziliyor... E, ezen sizsiniz; 608 milyar lirayı vergi dışında
bırakıyorsunuz. Yani, devlete borç verenin, bunun üzerinden aldığı faizden
yılda 608 milyar lirayı, dile kolay, 608 milyar lirayı vergidışı
bırakıyorsunuz. Öbür taraftan, asgarî ücreti vergilemeye devam ediyorsunuz. Böyle
bir mantık olmaz, bu samimî olamaz, bu tutarlı olamaz. Dolayısıyla, sizin
buradan gideceğiniz yer, Türkiye'de vergi sistemini daha fazla tahrip edecek
bir noktadır.
Siz, hem Avrupa Birliğine üyelik için
çabalıyor gözüküyorsunuz hem kayıtdışılığı daha da azdıracak, 1998 öncesine
dönüşü savunan bir düzenleme yapıyorsunuz. Türkiye'de karaparanın,
kayıtdışılığın, Türkiye'deki rekabet gücünü artıracağı gibi faraziye üzerinden
bunları yapamazsınız. Türkiye, bu yoldan dünyayla rekabet gücünü daha fazla
artırabilecek bir durumda olamaz zaten, eğer artırdıysa bile; çünkü,
Türkiye'nin rekabet ettiği ülkeler, Türkiye'den çok daha düşük ücretle istihdam
yapabiliyorlar.
Siz, hem Türkiye'de vergi adaletini
savunacaksınız; ama, hem de vergi aflarıyla "nereden buldun"
sorusunun sorulmasına engel olacaksınız, malî milat gibi bir sayfanın
açılmasına engel olacaksınız; hem yolsuzluklarla ilgili araştırma komisyonu
kuracaksınız hem de yolsuzlukların anası olan bu tür uygulamaları, insanları
gelirlerini nereden bulduğunun hesabını vermesi konusundaki sorumluluklarından
kurtaracaksınız; yani, ayrıcalıklı bir zümre yaratacaksınız. Bunun, herhangi
bir tutarlı, samimî tarafı yoktur, olamaz.
Bu arada, şunu da söylemek isterim:
Türkiye'de eğer devlete güveni sağlamak istiyorsanız, bunu, buradaki
tutumunuzla göstermek zorundasınız. Bunun öncelikli koşullarından biri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, sözünüzü toparlayın
lütfen.
OĞUZ OYAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın
Başkan.
Hem devlete güveni sağlayalım
diyeceksiniz, hem geceyarısı tasarısıyla hayat standardını tekrar
getireceksiniz, hem seçmene verdiğiniz sözleri tutmamış olacaksınız, hem
vatandaştan, kamuoyundan böyle kaçırarak bir uygulama yapacaksınız, hem de daha
kötüsü, bir arkadaşınız buraya çıkacak ve hiç rahatsız olmadan "biz bu
memleketi hayat standardından kurtardık" diyebilecek! Yani, kendilerinin
getirdiği bir öneriyi burada geri çekip, bir de bundan hiç rahatsız olmadığını
söyleyecek ya da böyle burada beni dinlerken büyük bir rahatlıkla gülecek
mesela...
Bunu millete anlatmak çok zor. Yani, bu
samimiyet çizgisini tutturamazsak, bunun adı takıyyedir; bunu siz gayet iyi
bilirsiniz. Türkiye'de hem yolsuzluklarla savaşmak isteyeceksiniz hem naylon
fatura kullananı getireceğiniz vergi yasasıyla devredışı bırakacaksınız!..
Bütün bunların herhangi bir açıklaması olamaz. Türkiye'de emekçi sınıflardan,
köylüden, işçiden oy aldınız; ama, yaptığınıza, buradaki uygulamalarınıza
baktığımız zaman, katıksız bir sermaye partisi gibi davranıyorsunuz. Siz, bir
kitle partisi gibi bile davranamıyorsunuz. Yaptığınız uygulamalarla 608 milyar
lirayı vergidışı bırakmanın başka bir adı yoktur.
Onun için, bizim burada size uyarımız
şudur: Geliniz, muhalefetin sesini dinleyin, Anayasadan, Anayasa Mahkemesinden
ya da Cumhurbaşkanlığından yasaların dönmesini istemiyorsanız, bizi dinlemeniz
yeterli arkadaşlar, başka bir yere kulak vermenize gerek yok. Sadece muhalefeti
dinleyin... (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından
alkışlar[!])Teşekkür ederim.
Biz, vergi ilkelerinde tutarlılığın, ancak
kendi iç tutarlılığınızla ve samimî davranışlarınızla mümkün olabileceğini
düşünüyoruz, o yüzden kamu maliyesini, vergi sahasını daha fazla tahrip
etmeden, bu yasa konusundaki inattan vazgeçilmesini öneriyoruz.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Oyan.
Sayın milletvekilleri, 1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - 193 sayılı Kanunun 2 nci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 2. - Gelire giren kazanç ve iratlar
şunlardır :
1. Ticarî kazançlar,
2. Ziraî kazançlar,
3. Ücretler,
4. Serbest meslek kazançları,
5. Gayrimenkul sermaye iratları,
6. Menkul sermaye iratları,
7. Diğer kazanç ve iratlar.
Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça,
yukarıda yazılı kazanç ve iratlar gelirin tespitinde gerçek ve safi miktarları
ile nazara alınır.
BAŞKAN - 2 nci madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu söz
istemiştir.
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce, burada yapılan bir
konuşmanın, aslında hiç olmamasını isterdik. Sayın Cumhurbaşkanı, anayasal
yetkisine dayanarak, bir yasayı bir kez daha görüşülmek üzere Parlamentoya geri
göndermiştir. Bir Cumhurbaşkanının, Anayasadan kaynaklanan bir yetkisini
kullanırken, bu makamda eleştiri konusu yapılmasını, doğrusunu isterseniz,
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına üzüntü verici buluyorum.
Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı veto
gerekçesinde ne söylüyor: "Vergi mükelleflerinin yaklaşık yarısının
kayıtdışı kalmasının bir başka sonucu, devletin dolaylı vergilere yönelmesi
olup, bunun bir örneği incelenen yasanın yasalaşması sürecinde
görülmüştür."
Şimdi, bu yanlış mı arkadaşlar? Kayıtdışı
ekonomiyi serbest bırakıyoruz, kişiye "sen bu paranın kaynağı açıkla"
deme hakkını kamunun elinden alıyoruz. Bunun, devletin saygınlığıyla bağdaşır
bir yönü var mı değerli arkadaşlar?!
Cumhurbaşkanı, devleti temsil eden bir
organdır, devletin saygınlığını koruyan bir organdır. Bir muz cumhuriyetini -herhalde-
Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanının yönetmesini istemeyiz. Bu ülkede,
alınteriyle kazanılmış bir paranın hesabını kim vermek istemez?! Biz, ancak
hesap verdiğimiz ölçüde toplumda saygınlık kazanırız; hesap verdiğimiz ölçüde
insanlar bize itibar ederler; kaynağımızın, gelirimizin gelirini hesabını
verdiğimiz ölçüde biz insanların arasına alın akıyla çıkabiliriz. Bu yasayla ne
getiriyoruz: Çalabilirsin arkadaş; söz veriyoruz, yasa çıkarıyoruz; hesap
sormayacağız. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından "yok öyle
bir şey" sesleri, gürültüler)
Evet, bakın, ben, size söyleyeyim...
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Bırakın, öyle bir
şey yok, saptırmayın! (CHP sıralarından "var, var" sesleri)
AHMET HALUK KOÇ (Samsun) - Hatibe müdahale
etmeyin, söz alıp konuşursunuz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, bir
dakikanızı rica ediyorum...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Tabiî
efendim.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen,
hatibe müdahale etmeyin, yerinizden konuşmayın, bir söz talebiniz varsa
Başkanlık değerlendirir.
Buyurun efendim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Şimdi, bu
yasa bu yetkiyi getiriyor mu getirmiyor mu veya kaldırıyor mu kaldırmıyor mu?..
O soruya yanıt vereyim: Gidiyorsunuz lüks bir otelde düğün yapıyorsunuz,
dolarları savuruyorsunuz; bu yasa çıktığı zaman, hangi kamu görevlisi gidip bu
paranın kaynağını soracak bana söyleyebilir misiniz?! (AK Parti sıralarından
"bugüne kadar niye sorulmadı?" sesleri, gürültüler)
Şimdi, değerli arkadaşlarım, biz bu
sorunun yanıtını sormak zorundayız. Bugüne kadar sorulup sorulmaması önemli
değil; biz bu soruyu sormak zorundayız, Türkiye Cumhuriyetine saygınlık
kazandırmak için sormak zorundayız.
Bakın, az önce bu Yüce Parlamentoda
oybirliğiyle bir araştırma önergesini kabul ettik, yolsuzlukların üzerine
gideceğiz. Peki, değerli arkadaşlarım, bu yasayı niye çıkarıyoruz biz? Siz,
yolsuzluğu sadece Parlamenterlerin
yaptığını mı sanıyorsunuz? Yolsuzluğun bir diğer önemli ayağı olan işveren
ayağını nasıl kapatacaksınız, nasıl sorgulayacaksınız bana söyleyebilir
misiniz?! Nereden buldun diye soramayacağız adama; kaldırıyoruz bunu, sonra da
diyoruz ki: "Efendim, biz, yolsuzluklarla ilgili araştırma
yapacağız." Kimi kandırıyoruz değerli arkadaşlarım? Gerçekten samimî
olmamız lazım.
Bakın, bu Yüce Parlamentoda güzel şeyler
yapalım. Bakın, az önce, bir sayın konuşmacı şunu söyledi:"Kamuoyu bunu
istiyor." Allahınızı severseniz, işçiler istiyor mu bunu, memurlar istiyor
mu?! Bakın, Ankara Sanayi Odası Başkanı bu yasanın karşısında, Ankara Ticaret
Odası Başkanı karşısında, İstanbul Sanayi Odası Başkanı karşısında, İstanbul
Ticaret Odası Başkanı karşısında, sivil toplum örgütleri bu yasanın karşısında.
Bakın, iyi niyetle şunu da söylüyorlar: Evet, yastık altında para olabilir,
üretime girmemiş para olabilir; bunları, evet, getirelim, girsin sisteme,
kayıtlı hale gelsin, bunların kaynağını sormayalım, bunun yasal güvencesini de
verelim; ama, kusura bakmayın, belli bir saatten sonra da soralım. Şimdi, siz,
ömür boyu sormayalım diye bir yasal düzenleme getiriyorsunuz; itiraz ettiğimiz
nokta bu değerli arkadaşlar. Ömür boyu bunu getirmeyin; niye getiriyorsunuz?!
Bir yıl, beş yıl getirin; beş yıl, tamam, çalsın çırpsın, devlete vergi de
ödemesin, yeter ki kayıtlı hale getirsin, vergi de almayalım, sormayalım da...
İyi, ama, altıncı yıldan sonra soralım yani, izin verin arkadaşlar...
Bakın, Cumhurbaşkanı diyor ki:
"Anayasanın 73 üncü maddesi, herkes kamu harcamalarını karşılamak üzere,
gücü oranında vergi öder." Bu yasa, gücü oranında vergi ödemeyi engelliyor;
engellediği için de, siz, petrole zam yapıyorsunuz, doğalgaza zam yapıyorsunuz,
diğer alanlara zam yapıyorsunuz, dolaylı vergilere zam yapıyorsunuz; kim ödüyor
bunu; vatandaş ödüyor. Buna engel olun diyor, bu kadar basit; bir daha düşünün
diyor.
Şimdi, biz, ısrarla, diyoruz ki, hayır,
biz bunu sormayacağız. Peki, değerli arkadaşlarım, bu sorunun muhatabına, biz,
eğer sormayacaksak, bunun hesabını sormayacaksak, siz, vergiyi, kimden, nasıl
alacaksınız?! Asgarî ücretliden alacaksınız değil mi arkadaşlar, esnaftan
alacaksınız değil mi arkadaşlar, çiftçiden alacaksınız değil mi, üretim yapan
sanayiciden alacaksınız; ama, köşesinde oturup, devlete trilyonları borç para
verip, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan adamdan vergi almayacaksınız ve
bunun adı da vergi adaleti olacak. Sonra da gelip kızacaksınız; efendim, Sayın
Cumhurbaşkanı kamuoyunu nasıl dinlemiyor da, bu yasayı yeniden görüşülmek üzere
Parlamentoya sevk ediyor.
Şimdi, Parlamentoda, gerek iktidarın gerek
muhalefet partilerinin -gerçekten, bunu içten söylüyorum- samimî olması lazım.
Bakın, yine burada Sayın Cumhurbaşkanı
için şöyle bir ifade kullanıldı; dendi ki, efendim, at yarışlarından, Lotodan,
Totodan vergi alınmasın diye Sayın Cumhurbaşkanı bir daha düşünün... Bu maddelerle ilgili olarak veto gerekçesinde bir
cümle dahi yoktur arkadaşlar. Niye seçmene dolaylı yollardan selam gönderiyoruz
da doğruları söylemiyoruz?!
Doğrular, farklı şeyler arkadaşlar. Kimse
"onlardan vergi almayın" demiyor; bizim de hiç öyle bir itirazımız
olmadı; vergi alacaksınız. Şans
oyunlarından vergi alın, sigaradan vergi alın, içkiden vergi alın; hiç
itirazımız yok onlara; ama, bu ülkede çalışıp alınteriyle kazanan kişi vergi
verirken, alınteriyle çalışıp ama vergi vermeyen adam arasında haksızlık
yaratmayın. Hem "Adalet ve Kalkınma Partisi"diyorsunuz, adaletten söz
ediyorsunuz, partinizin ismine "adalet" sözcüğünü getiriyorsunuz;
ama, elinizi vicdanınıza koyun, bunun neresi adalet?! Asgarî ücretliden vergi
alıyorsunuz, bunu adalet olarak kabul ediyorsunuz; 608 milyar liradan vergi
almıyorsunuz, bunu da adalet olarak görüyorsunuz!.. Halk, sizin adaletinize
nasıl güvensin arkadaşlar?! (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, yine samimî olarak
şunun üzerinde durmamız gerekiyor: Bu ülkenin en değerli kaynağı, kalkınmasının
tek kaynağı, vergilerdir.
Bakın, bir şey daha açıklamaktan kendimi
alıkoyamayacağım. Parlamentonun, 1920'de ilk kurulduğunda, dualarla açıldığı
zaman, kabul ettiği 1 numaralı kanun, bir vergi kanunudur arkadaşlar. Başka
ülkelerin gelir kaynaklarına güvenip kalkınma sağlamayı amaçlarsanız, bu ülkeyi
kalkındırma yolunu seçerseniz bugün geldiğimiz noktaya geliriz; bu ülkeyi borç
batağına yükleriz.
Bakın, bir muhalefet partisi olarak
"adaletli vergi alın"diyoruz sizden; sizin için söylüyoruz aslında,
ülkemiz için söylüyoruz; ama, siz "biz, vergi almayacağız"diyorsunuz.
Hayırlı olsun değerli milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu'na teşekkür
ediyoruz.
2 nci madde üzerinde başka söz talebi?..
Yok.
ENGİN ALTAY (Sinop) - Var Başkanım.
BAŞKAN - Şahsınız adına mı?..
ENGİN ALTAY (Sinop) - Evet.
BAŞKAN - Ama, daha önce bildirin. Yani,
biz, tam maddeyi oylayacağımız zaman, bu, olmaz... Önceden, madde okunduğunda,
bu bilgilerin bize ulaşması lazım.
Sinop Milletvekili Sayın Altay, süreniz 5
dakikadır.
Buyurun.
ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan,
Parlamentonun sayın üyeleri; görüşülmekte olan vergi yasası üzerinde şahsım
adına görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
3 Kasım seçimlerinin böyle
neticelenmesinin bir sebebi var; bu sebep de, tüm Türkiye'de, yoksulluğun,
herkesin ortak paydası haline gelmesidir. Bu nedenle de, toplum, bu
Parlamentodan, çok ama çok şey beklemektedir. Bu sebeple, sayın grup
sözcülerimizin belirttiği gibi, buradan çıkacak her yasa, kesinlikle ve
kesinlikle, emekten, emekçiden yana olmak zorundadır. 3 Kasım seçimleri,
toplumun, özellikle de, kırsal kesim insanının son derece
yoksullaştırılmasından dolayı böyle neticelenmiştir. Seçim Kanununun da
antidemokratik bir şekilde varoluşu, mevcut oluşu nedeniyle de, istesek de
istemesek de, Parlamentodaki tablo budur. İktidar Partisinin, 363 kişilik
sayısal çoğunluğunu, halkımızın, özellikle de emekçi kesimin lehine
kullanacağını umuyorum, ummak istiyorum.
Türkiye'de devletin en temel sorunu,
şüphesiz ki, yolsuzluktur. Bütün yolsuzlukları önlesek bile, vergi
düzenlemesini, vergi adaletini, vergiyi tabana yayma konusunu sağlayamazsak
yolsuzluğu önlemiş sayılmayız. Bu yolsuzluk ki, devletin başına bela olmuştur;
bu yolsuzluk ki, Türkiye'de yaşayan 60 000 000 insanın yoksullaşmasına, 20 000
000 insanın Afrika'daki kabile devletleri yurttaşları haline gelmesine neden
olmuştur. Bu sebeple, Yüce Heyetinizin yolsuzluk konusunda ve buna bağlı olarak
yoksulluk konusunda son derece duyarlı olacağını umuyorum, ummak istiyorum.
Mensubu olduğum Cumhuriyet Halk Partisinin
İkinci Genel Başkanı İsmet İnönü, Nazilli Basma Fabrikasında 25 kuruş
usulsüzlük tespit olunduğu için başbakanlıktan istifa etme kararı alıyor. Böyle
bir partinin üyesi, mensubu olarak, sizleri, daha çok duyarlılığa davet
ediyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Altay.
2 nci madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. - 193 sayılı Kanunun 80 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 80. - Aşağıda yazılı olup geçen
bölümlerin dışında kalan kazanç ve iratlar bu bölümdeki hükümlere göre vergiye
tâbi gelire dahildir :
1. Değer artışı kazançları,
2. Arızî kazançlar.
BAŞKAN - 3 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu.
Buyurun Sayın Kumkumoğlu.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve grubum
adına saygıyla selamlıyorum.
Cumhurbaşkanımız tarafından yeniden
görüşülmek üzere Meclisimize gönderilen ve dün, benim de üyesi bulunduğum Plan
ve Bütçe Komisyonunda görüştüğümüz ve bugün Mecliste görüşmeye devam ettiğimiz
vergi kanunları üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, Plan ve Bütçe
Komisyonunda da söylemiştim; aslında çok ortak yanlarımız var. Hep
farklılıklarımızı tartışıyoruz; ama, ortak yanlarımız var. Plan ve Bütçe
Komisyonunda tespit ettiğim ortak yanlarımız şunlar:
Verginin tabana yayılması gerekliliği
konusunda hiç kimsenin bir itirazı yok; hatta, bunu, başta Sayın Maliye Bakanı
olmak üzere bu konuyla ilgili olan herkes, üzerinde mutabakat sağlanmış önemli
bir hedef olarak görüyor ve aynı zamanda Türkiye'deki vergi sisteminin önemli
eksikliklerinden birisi olarak değerlendiriyor. Kayıt dışının kayıt içine
alınması, yine, herkes için ortak bir hedef; ama, Türkiye ekonomisinin,
dolayısıyla vergi sistemimizin en aksayan yanlarından bir tanesi olarak
üzerinde mutabakat sağladığımız bir başka konu. Vergide adaletin sağlanması,
yine, herkesin üzerinde mutabakat sağladığı bir konu. Mutlaka vergi adaletinin
sağlanması gerektiği kanaatinin herkeste pekiştiği, en adaletsiz vergi olarak
bilinen dolaylı vergilerin oranının olağanüstü yüksekliğinin Türkiye'deki vergi
adaletsizliğinin en temel nedeni olduğu konusunda herkes hemfikir, tam bir
mutabakat halinde; ama, sıra çözüme gelince... Yani, bu çözmeyi istediğimiz,
çözmeyi düşündüğümüz, mutlaka çözülmesini istediğimiz konulardaki
mutabakatımızı, çözümler konusunda -maalesef demek durumundayım- ben, çok özgür
iradenin, gerçekten bu iş nasıl çözülebilir yaklaşımının, anlayışının, özellikle
iktidar partisi temsilcisi konumunda olan arkadaşlarımız tarafından samimiyetle
değerlendirildiği kanaatinde değilim; onları etkileyen başka unsurlar var. Aksi
halde, verginin tabana yayılabilmesinin, kayıtdışının kayıt içine alınabilmesinin,
vergide adaletin sağlanabilmesinin önünde, nasıl olur da "malî
milat", nasıl olur da "nereden buldun" bir engel olarak ortaya
çıkabilir?!
Değerli arkadaşlarım, kimseye
"nereden buldun" sorusunu soramadan, kayıt dışını kayıt içine nasıl
alacağız; kim bu sihirli formülü biliyor?! O zaman, gelsin, bu sihirli formülü
bilen arkadaşlarımız buradan söylesin.
Cumhurbaşkanımızın bu yasayı tekrar
görüşülmek üzere Parlamentomuza geri göndermesinde kendisinin dayandığı en
temel gerekçe, hepimizin üzerinde mutabakat sağladığı, hepimizin, bu
Parlamentoda görev yapan her arkadaşımızın yurttaşlarına karşı bir borç, bir
namus borcu olarak yerine getirmek durumunda kaldığı veya kalmak zorunda
olduğunu düşündüğüm, vergide adaletin sağlanmasına bu düzenlemenin aykırı
olduğunu ifade etmesi veya böyle düşünerek, bunu, tekrar, buraya geri
göndermesidir.
Değerli arkadaşlarım, diğer kazanç ve
iratlar... Bir önceki maddede geçtik bunu. Kaynağı ne olursa olsun, bir gelirin
vergilendirilip vergilendirilmediği tespit edilemeden, bilinemeden, vergide
adalet, kayıtdışıyı engelleme nasıl sağlanabilir ve hangi sebeple,
Cumhurbaşkanımızın, haklı, doğal, aslında hepimizin paylaştığı bu önerisi, bu
gerekçesi, burada, siyasete bir müdahalesi olarak değerlendirilebilir?! Cumhurbaşkanının
böyle bir yetkisi var.
O zaman şöyle bakılacak: Bir defa, Adalet
ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız, Cumhurbaşkanının da kendilerine
karşı önyargılı olduğunu düşünüyorlar; böyle bir vehimleri var. Cumhurbaşkanı,
burada, Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi çoğunluğuna dayanarak çıkardığı
hangi yasayı, hangi gerekçeyle, bir defa daha Parlamentoda görüşün anlayışıyla
buraya göndermiş olursa olsun, arkadaşlarımızın gerekçesi hemen hazır;
"zaten, Cumhurbaşkanı bize karşı kararlı, bize karşı bir tavır içerisinde,
seçimlerde de büyük bir ihtimalle bize oy vermemiştir; o nedenle, Cumhurbaşkanı
siyasî davranıyor ve siyasete müdahale ediyor." Böyle bir anlayış olabilir
mi değerli arkadaşlarım?!
MEHMET ALİ SUÇİN (Batman) - Onu siz
söylüyorsunuz.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Müsaade
ederseniz, o zaman okuyayım...
MEHMET ALİ SUÇİN (Batman) - Burada öyle bir şey diyen yok.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - O zaman,
arkadaşlarımızı doğru dinleyin. Tutanaklardan da alabiliriz...
BAŞKAN - Sayın Hatip, siz Genel Kurula
hitap edin...
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Ama,
arkadaşlarımız müdahale etmezlerse...
BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen,
yerinizden müdahale etmeyin.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Ben,
şimdi, AK Partiye mensup Dengir Mir Mehmet Fırat arkadaşımızın ifadelerini,
tuttuğum notlardan, aynen tekrar ediyorum size: "Cumhurbaşkanı, Vergi
Yasasını geri çevirerek, siyasî tartışmanın içerisine girmiştir. Cumhurbaşkanı,
Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermemiş olabilir; ama, bunu, bizi engelleyici
bir tavır olarak sergileyemez." Bunları, daha yarım saat önce, bu
kürsüden, birlikte dinledik değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Daha ileri gitti arkadaşımız; buradan, bu
kürsüden, Cumhurbaşkanının bu geri çevirdiği yasa metniyle ilgili bir kamuoyu
araştırması yapıldığını ve bu kamuoyu araştırmasında, yurttaşlarımızın yüzde
57'sinin, geri çevirdiği bu yasa konusunda Cumhurbaşkanının haksız olduğunu
ifade ettiğini söyledi.
Değerli arkadaşlarım, şu, bizi burada
izleyen televizyon kameraları vasıtasıyla yurttaşların bizi dinleyebildiği
gibi, şimdi, biz de yurttaşlarımızı dinleyebilme şansına sahip olsak ve ben,
şuradan, yurttaşlarımıza "değerli yurttaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımız, bu
yasayı geri gönderirken 'bu yasa, vergide adaletin sağlanmasını engelleyici bir
yasadır. Bu yasayla, kaynağı ne olursa olsun, hangi biçimiyle kazanılmış olursa
olsun, eğer yasalar karşısında meşru hale dönüştürülmemişse, bunun menşei belli
değilse, devlet veya devletin herhangi bir yetkilisi, hiçbir şekilde, bu
gelirin kaynağıyla ilgili bir tek soru sorma hakkına sahip değildir' dedi.
Şimdi, biz, böyle bir yasayı buradan geçirmek istiyoruz. Cumhurbaşkanı da,
bunun yeniden görüşülmesi için Parlamentoya bunu geri gönderiyor. Söyleyin
bakalım, siz hangisinden yanasınız; nereden buldun sorusu, ülkede
yolsuzlukların tartışıldığı, daha bir saat önce yolsuzluklarla mücadele etmek
için komisyon oluşturduğumuz ve bunun Türkiye'nin en temel meselelerinden
birisi olduğunu bizim seslendirdiğimiz bir Türkiye'de doğru bir talep midir,
haksız bir talep midir" desem, sanıyorum, yurttaşlarımızın çok büyük bir
kısmının sesi buraya ulaşabilmiş olsaydı, tamamının sesi buraya ulaşabilmiş
olsaydı, tamamı, Cumhurbaşkanımız yerden göğe kadar haklıdır, Parlamento da
buna göre davransın diye bize haklı ve doğru telkini göndermiş olacaktı. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, konuşmamın başına
dönmek istiyorum.
Aslında, bu kanaat, sadece
yurttaşlarımızın kanaati değil. Bakın, biraz önce mutabakatlarımızı saydım. Bu
mutabakatlara itirazı olan bir tek milletvekili var mı; yani, verginin tabana
yayılmasına itirazı olan bir arkadaşımız var mı? Kayıt dışının kayıt içine
alınmasına itirazı olan bir arkadaşımız var mı? Peki, vergide adaletin
sağlanmasına itirazı olan bir arkadaşımız var mı? O zaman, Cumhurbaşkanının,
esas itibariyle, vergide adaletin sağlanması anlayışına dönük olarak geri gönderdiği
bu yasayla ilgili Cumhurbaşkanımıza dönük bu suçlamaların altında yatan şey
nedir?! Her gerekçeyle, her fırsat bulduğumuzda, her vesileyle,
Cumhurbaşkanlığı makamını -aslında işin tersi var- oradaki kurumu siyaseten kendimize
çok yakın bulmadığımız için, aslında, o kurumu, sadece bizim emrimize girmesi
gereken bir memuriyet kurumu olarak düşündüğümüz ve bilinçaltında bu yattığı
için, oradan bize dönük bütün eleştirileri, bütün uyarıları, bütün haklı
uyarıları, oraya dönük bir saldırı haline dönüştürmemiz yanlıştır.
Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanımızla, daha
doğrusu o kurumla, geçtiğimiz dönemlerde bu tür tartışmalar içerisine giren,
her vesileyle o kurumu suçlayanların, bugün, halk tarafından nereye, ne biçimde
taşındığı, halkın o konudaki iradesinin ve kararlılığının nasıl ortaya çıktığı,
daha geçtiğimiz günlerde en somut biçimde ortaya çıkmıştır ve belki, bugün, iki
partili bir Parlamentonun oluşmasından...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın konuşmacı, lütfen, sözünüzü
toparlayın efendim.
MEMET ALİ SUÇİN (Batman) - Madde üzerinde
konuş!..
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Sabahtan beri
Cumhurbaşkanını müdafaa ediyor. Böyle şey olmaz!.. Madde üzerinde konuşsun!..
BAŞKAN - Yerinizden müdahale etmeyin
efendim, lütfen, yerinizden müdahale etmeyin.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Sayın
Başkan, burada bir tek AKP sözcüsü konuştu ve o da, konuşmasının tamamına
yakınını Cumhurbaşkanını eleştirmeye dönük bir konuşma olarak yaptı.
BAŞKAN - Efendim, siz esasa dönün; lütfen,
madde üzerinde sözlerinizi tamamlayın.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Esasa
dönüyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlarım, bence, bu yasayı
çıkarmanın altında yatan mantık şudur; aslında kimseden böyle bir talep de
gelmiyor; ama, şöyle bir anlayış var: Eğer, biz, nereden buldun sorusunu
sorarsak, yatırım olmaz, para kaçar, sermaye kaçar. Aslında böyle bir şey yok.
Bu, vehmedilen bir şey. Böyle bir şeyin olabileceğini düşünüyoruz. Komisyonda,
gerçi arkadaşlarımızın başka tür şeyleri de olmuştu; küçük ve orta boy sanayi
işletmeleri kayıt altına alınırsa, rekabet edemiyorlar, dünya rekabeti filan
gibi. Yani, bunu çok doğal sayan yaklaşımlar da oldu; ama, ben, esas
itibariyle, bu vehimden ürküldüğü kanaatindeyim ve bu vehmi, dönüp, kendimize
dönük bir şantaj haline dönüştürüyoruz; böyle yaparsak kaçar, dolayısıyla
ekonomi sıkıntıya girer...
Değerli arkadaşlarım, bu vehimden de,
kendi kendimize oluşturduğumuz bu vehimden de, bu vehmin ardından
oluşturduğumuz şantajdan da, şantaj mantığından da lütfen kendimizi kurtaralım.
Bu vehim de doğru değildir, bu şantaj da doğru değildir. Türkiye çağdaş bir
ülke olacaksa, vergi sistemini de çağdaş bir anlayışla yeniden düzenlemek
durumundadır.
Hepinize saygılar sunar, teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu, teşekkür
ediyoruz.
Sayın Bakan söz istemiştir.
Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unakıtan;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, burada bir kanunu tartışıyoruz. Bu
kanun, daha önce buradan geçti, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bazı
maddelerinin tekrar görüşülmesi için Meclise iade edildi. Şimdi, o maddeleri
görüşüyoruz.
Tabiî, vergi kanunları biraz teknik
kanunlardır. Konuşmacı arkadaşları çok dikkatle dinledim, dinlerken de bazı
şeyleri açıklama mecburiyeti duydum, onun için huzurunuza gelmiş bulunuyorum;
yoksa, bekleyecektim, kanunun görüşmeleri tamamlanınca da, her zaman yaptığımız
gibi, teşekkür konuşması yapacaktım.
Tabiî, burada, bazı konular çok
saptırılıyor maalesef. Bu, ne niyetle yapılıyor bilmiyorum; ama, konuştuğumuz
bu konu, teknik bir konu. Bakın arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar
görüşülmesini istediği sekiz dokuz madde var; iki ana bölümde ele alınması
lazım. Birisi, malî milat dediğimiz, verginin yeniden tanımlanması meselesidir.
Vergiyi nerelerden alacağız? Bu konuda dünyada iki teori var; bazı ülkeler
birini kabul etmiş, bazı ülkeler diğerini kabul etmiş. Birincisi, kaynak
teorisi. Yani, bizim şu anda uygulamak istediğimiz ve 1950 yılından beri de
uygulanan bir sistem, yeni bir sistem değil. O kaynak teorisine göre deniliyor
ki, vergi alınacak kaynakların önceden belirlenmesi lazım. Yani, şu, şu, şu kazançlardan,
gelirlerden, iratlardan vergi alınır... Nerelerden alacağı belli.
Diğer teori de, kısaca, net artış teorisi
olarak isimlendiriliyor. Orada da deniliyor ki, bir kimsenin harcamalarında,
tasarruflarında meydana gelen artışı eğer o kimse ispat edemezse, onu biz gelir
olarak anlarız ve vergilendiririz. Bizim de karşı çıktığımız konu bu. Yani,
biz, net artışı kabul etmiyoruz, kaynak teorisini kabul ediyoruz.
Niye bunu böyle yapıyoruz, niçin
yapıyoruz; şimdi, net artış teorisini biz hukukî bulmuyoruz, onun için
yapıyoruz. Öyle bir usulü kabul edeceksiniz ki, teoriyi kabul edeceksiniz ki,
gelecek birisi, inceleyecek, bunu anlat, anlatamadın, vergi aldım... Hangi yıla
ait vergi aldın?! On yıl önce de elde etmiş olabilir, yirmi yıl önce de elde
etmiş olabilir. Ben, her an, buldum mu, vergiyi alırım... Biz, buna karşıyız.
Neden karşıyız; vergi hukukunda zaman aşımı vardır. Zaman aşımı müessesesine
aykırılık, hukuka aykırılıktır; temel hukuka da aykırıdır, vergi hukukuna da
aykırıdır.
Peki, şimdi, sadece bu mu; bu da değil.
Mükelleflerin bir hukuku vardır, mükellef hukuku vardır. Yani, mükellef,
vatandaş, nerelerden vergi ödeyeceğini önceden bilmek mecburiyetindedir; yoksa,
Deli Dumrul vergisi gibi, buldum, yakaladım, al vergiyi... Böyle şey olmaz! (AK
Parti sıralarından alkışlar) Biz, vatandaşımızın, mükellefimizin hukukunu
korumak mecburiyetindeyiz. Eskiden servet vergileri, servet beyannamesi vardı.
Bu, servet beyannamesinden de beter bir şey. O zaman, iki servet beyannamesine,
iki yılın servetine bakılıyordu; aradaki fark, eğer ispatlanamazsa, vergi
olarak salınıyordu. Burada, iki yılın da değil, ne zaman bulduysam... Biz, buna
karşıyız.
Şimdi, bu bizim söylediğimiz sistem,
şimdiye kadar aralıksız hep uygulanmış Türkiye'de. Bunları kimler uygulamış;
bakın, ben size söyleyeyim. Hiç, öyle, heyecanlanmaya, bizi Reisicumhurumuzla
karşı karşıya getirmeye lüzum yok. Bunu İngiltere uyguluyor, Almanya uyguluyor,
kıta Avrupası uyguluyor. Ben, bunların hepsini anlattım, komisyonda anlattım;
ama, kıymetli arkadaşlarımız, nedense, aynılarını tekrar anlatıyorlar bize,
tekrar söylüyorlar; yanlış anlamaya mahal veriliyor. Onun için, açıklamak için
ben geldim; yoksa, biz, bütün tenkitlere açığız, onlardan da istifade ediyoruz,
kendilerine de her zaman -her türlü konuşmalar burada olacaktır- teşekkür
ediyoruz.
Şimdi, bize dediler ki: "Avrupa'daki,
oradaki sosyal hayat, ekonomik hayat değişik; orada var diye ille bizde de
mi?.." Hayır... Biz, bize uyduğu için bunu istiyoruz. Biz, mükellefimizin
hukukunu korumak mecburiyetindeyiz; biz, hukuka uygun hareket etmek
mecburiyetindeyiz. "Anayasaya aykırı..." Efendim, 52 yıldır
uygulanıyor, Anayasaya aykırı değildi de şimdi mi aykırı oldu bu iş?! (AK Parti
sıralarından alkışlar) Yani, lütfen, bunları bırakalım. Yani, bir defa, ne
tartıştığımızı bilelim; neyi tartışıyoruz biz...
İkincisi, şimdi, burada, bak, hemfikiriz;
iktidarla da, muhalefetle de hemfikir olduğumuz noktalar var. Biz, vergi
tabanını genişletmek istiyoruz, vergiyi tabana yaymak istiyoruz. Bunları yeni
söylemiyoruz. İktidar olmadan önce, seçimlerden önce, seçim beyannamemizi AK
Parti olarak yayımladık; içeride, dışarıda, her yerde bunu ilan ettik; biz,
şunları şunları yapmak istiyoruz dedik -yeni bir şey değil bu- ve bu millete
anlattık. Bu millet, bizim seçim beyannamemizi beğendi ve bizi, büyük
çoğunlukla, işte, Meclise getirdi. (AK Parti sıralarından alkışlar) Biz,
milletin desteğini aldık. Programımız yeni değil. Bu millet bizi hükümet yaptı.
Hükümet programımızda da anlattık. Ha, hükümet olduktan sonra da Sayın
Başbakanımız geldi "şimdi icraat zamanı başladı" dedi ve biz de ne
dediysek, onları bir bir getiriyoruz şimdi ve bunun arkasında da azimle
duruyoruz, inançla duruyoruz. Bunları, milletimize verdiğimiz sözü de tek tek
yerine getireceğiz; bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Şimdi, tabiî, biz, vergi tabanının
genişletilmesini istiyoruz. Kayıtdışı ekonomiyi de kayıt altına almak
istiyoruz. Bu kanunu kabul edersen kayıt dışına alındı, kanunu kabul etmezsen
kayıtdışı gitti; böyle numara yok, böyle iş olmaz!
Bakın, ben size arz edeyim. Cumhuriyet
Halk Partisinin değerli üyeleri de -içlerinde çok kıymetli maliyeciler var- çok
iyi bilirler. Kayıt dışını kayıt altına almak için, öyle iki maddelik
göstermelik kanunla olmaz bu iş. Kanunu çıkar, ondan sonra da uygulama.
"Aman, biz bunu ille uygularız, şöyle yaparız..." Yok böyle şey,
böyle kolaycılık yok. Yaptığımız işe alnımızın teri akması lazım; ancak, başarı
burada. Hükümetimiz böyle hareket ediyor.
Bakın, kapsamlı bir istihbaratınız
olmazsa, mükelleflere vergi numarası verip iyi takip etmezseniz, güçlü bir
vergi idareniz olmazsa, etkin bir vergi denetiminiz olmazsa, istediğiniz kanunu
çıkarın, mümkün değil.
Şimdi "adaletsiz" diyorlar.
Yahu, bu, dolaylı vergiler ile dolaysız vergiler arasındaki nispî farkların
artması eski bir şey değil, yeni oldu bunlar; 1998'ten sonra oldu, 1999'dan
sonra oldu. Kucağımızda biz bunu bulduk. Sanki bu kanunu kabul etmezsen, yüzde
70 dolaylı vergiler, yüzde 30 dolaysız vergiler... Ondan olmadı. Neden oldu;
yönetim beceriksizliğinden oldu. Bu millet, bu yönetim beceriksizliğinden
dolayı, bu Büyük Millet Meclisini tamamen değiştirdi. Bunun farkında olalım.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Göstermelik vergilerle, kanunlarla olmaz.
Bakın, şimdi, bu malî miladı konuşuyoruz; yani, verginin tanımlanması, o
teoriyi konuşuyoruz. Biz, o teoriyi kabul etmiyoruz. 1998'de kabul etmiş
beyefendiler; 1999 yok; 2000, uygulama yok; 2001 yok; 2002 yok! Çok Sayın
Cumhuriyet Halk Partisinin seçim beyannamesine bakıyorum "biz gelirsek,
biz de bir sene uygulamayacağız" diyorlar. Madem öyle, niye
uygulamayacaklar; uygulasınlar! (AK Parti sıralarından alkışlar) Vergi
kanunları ekonomiye paralel olmalıdır; ekonominin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan, sürenizi uzatıyorum;
toparlarsanız...
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) -
Hayhay.
Ekonomiyle taban tabana zıt vergi kanunu
olmaz; olsa da tatbik edemezsiniz.
Şimdi, buna karşı hiç... İş âlemi de karşı
değil, işçiler de karşı değil, vatandaşlar da karşı değil; neden?.. Bu kadar
işsizliğin olduğu bir yerde iş imkânı açmak, emekçiye hizmet etmek değil de,
kime hizmet etmek?!. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, bize, sivil toplum örgütleri
geliyor; herkesin fikrini alıyoruz. Değerli Cumhuriyet Halk Partisinin
üyelerinin de fikrini alıyoruz ve memnun oluyoruz katkılarından dolayı,
teşekkür ediyoruz. Bakın, TOBB'la konuşuyoruz, sanayi odalarıyla konuşuyoruz,
ticaret odalarıyla konuşuyoruz. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, tabiî, herhalde o
toplantıda olmadığı için onu söyledi; "Ankara Ticaret Odası da karşı"
dedi. Hayır; bizim Başbakanımız ve diğer Bakanlarımızla -yeni toplantı oldu-
onların toplantılarına katıldık; alenen, kalktı, Sayın Başkan, bize, malî
miladı kaldırdık diye teşekkür etti. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın arkadaşlar, sayın milletvekilleri,
şimdi, biz kararlıyız. Neye kararlıyız? Biz, verginin tabanını genişleteceğiz,
tabana yayacağız vergiyi, kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına alacağız; buna
kararlıyız. Ekonomiyle uyumunu sağlayacağız, bütün vergi kanunlarımız öyle
olacak ve toplam vergi gelirlerini artıracağız; buna kararlıyız. Vergi
denetiminde reform, vergi idaresinde reform; bunları bir bir buraya getireceğiz
ve teşvikleri de getireceğiz buraya, göreceksiniz; çünkü, bu milletin işe, aşa
ihtiyacı var. Malî politikalar, ekonomik politikalar bir bütündür; birbirini
desteklemek mecburiyetindedir.
Şimdi, ben, bunları bilgi olarak arz
ettim. Niyetim, kimseye, tenkitlere tahammül edememek değil, öyle bir şey yok;
tenkitlerden memnun oluyoruz. Sayın Reisicumhurumuzla da bizim hiçbir
problemimiz yoktur ve onun bize iade ederken göstermiş olduğu amaçlara aynen
biz de uymak istiyoruz. Zaten, seçim beyannamemizde de, hükümet programımızda
da bunları açıkladık. Bunları buradan tekrar bütün millete duyuruyorum. Bizim
niyetimiz budur. Başka türlü kurtuluş da yoktur. Malî disipline uymak
mecburiyetindeyiz, kamu açıklarını sağlıklı vergilerle karşılamak
mecburiyetindeyiz, enflasyonu indirmek mecburiyetindeyiz, ekonomik büyümeyi
sağlamak mecburiyetindeyiz; kısacası, bu milletimizin yüzünü güldürmek
mecburiyetindeyiz.
Hepinize saygılar sunuyorum; sağ olun, var
olun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyoruz.
3 üncü madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
3 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 3 üncü madde kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4. - 193 sayılı Kanunun mülga
mükerrer 80 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Mükerrer Madde 80. - Aşağıda yazılı mal ve
hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.
1. İvazsız olarak iktisap edilenler ile 3
ay süreyle elde tutulan ve Türkiye'de kurulu menkul kıymet borsalarında işlem
gören hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından sağlanan
kazançlar.
2. 70 inci maddenin birinci fıkrasının 5
numaralı bendinde yazılı hakların (ihtira beratları hariç) elden
çıkarılmasından doğan kazançlar.
3. Telif haklarının ve ihtira beratlarının
müellifleri, mucitleri ve bunların kanunî mirasçıları dışında kalan kimseler
tarafından elden çıkarılmasından doğan kazançlar.
4. Ortaklık haklarının veya hisselerinin
elden çıkarılmasından doğan kazançlar.
5. Faaliyeti durdurulan bir işletmenin
kısmen veya tamamen elden çıkarılmasından doğan kazançlar.
6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız
olarak iktisap edilenler hariç) 70 inci maddenin birinci fıkrasının 1, 2, 4 ve
7 numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî
istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden
başlayarak dört yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar
(Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri
gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.)
Bu maddede geçen "elden çıkarma"
deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir
ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi,
ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.
Bir takvim yılında elde edilen değer
artışı kazancının 10 milyar liralık kısmı gelir vergisinden müstesnadır.
Faaliyetine devam eden ticarî bir
işletmenin kısmen veya tamamen satılmasından veya ticarî işletmeye dahil
amortismana tâbi iktisadî kıymetlerle birinci fıkrada yazılı hakların elden
çıkarılmasından doğan kazançlar ticarî kazanç sayılır ve bunlara ticarî kazanç
hakkındaki hükümler uygulanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..
OĞUZ OYAN (İzmir) - Söz istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - CHP Grubu adına, İzmir
Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun efendim.
Süreniz 10 dakika.
Efendim, söz istekleri önceden olursa,
Başkanlığımız sizlere teşekkür eder.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
tartıştığımız konu, vergi konusu. Vergileme alanı, bir ülkedeki ekonomik güç
dengelerinin, ekonomik çıkar çatışmalarının en fazla billurlaştığı alandır.
İşte, o nedenle zaten, 4369 sayılı Yasayı getirenlere, 1998'de ilk
getirdiklerinde şu eleştiriyi yöneltmiştik: Siz, şimdi bu yasaya destek
bulursunuz; ama, bu yasaya öyle gedikler açılır ki, bütün uyumu, iç tutarlılığı
gider. Nitekim öyle olmuştur; yani, toplumdaki güç dengeleri, sonuçta,
Parlamentoya da yansımaktadır ve bu yansıma yasalarda ifadesini bulmaktadır;
vergi yasası bunun en açık tezahürüdür. Riskli bir yasaydı; bazı kesimler
açısından, vergileme sahasına girmek istemeyenler açısından, iktidar açısından
riskliydi. Ne açıdan; çünkü, yarım kalma ihtimali yüksekti. Bu riski oynadılar,
kaybettiler; ama, bu yasa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Anayasanın malî gücüne
göre vergilendirme ilkesine en uygun, en yaklaşan yasaydı; yazık oldu, yazık
oluyor. Dolayısıyla, Sayın Bakan "bunlar niçin yıllardır Anayasaya aykırı
değildi de, şimdi aykırı?!" diyor. Yani, ilk defa bir yaklaşım sağlanmış
ve o yaklaşımdan şimdi kendimizi geri çekiyoruz. İşte, aykırılık burada; yani, Cumhurbaşkanı
da, böyle bir fırsat varken, bunu değerlendirin diye bize mesaj yolluyor.
Değerli milletvekilleri, vergilemenin üç
temel işlevi vardır: -Sayın Bakan "teknik konuşalım" dedi, teknik
konuşalım- Bunlardan biri, fiskal işlevidir; yani, vergilemeyle gelir sağlamayı
amaçlarsınız. İkincisi, sosyal işlevidir; yani, vergileme, vergi adaletini
koruyacak biçimde yapılır; dolayısıyla, güçsüz kesimler lehine indirimler
uygulanır. Bizde ücretliler lehine ya da özürlüler lehine özel indirim gibi
sembolik bir indirim var; gelişmiş ülkeler bunları daha anlamlı hale getirir.
Hatta, düşük gelirli kesimler için negatif vergileme vardır; yani, onlardan
vergi alınmaz, onlara vergi yerine gelir transferi yapılır; işte buna negatif
vergileme denir. Dolayısıyla, vergilemenin
sosyal işlevi, öyle lafta kalacak bir iş değildir. Burada getirilen tasarıda
sosyal işlevin olmadığını bir kere gördük. Ekonomik işlevi vardır; yani, bir
vergi geldiğinde bunun, o ekonominin gelişmesiyle, Adalet ve Kalkınma Partisinin
adında da olduğu gibi kalkınma amacıyla örneğin, birtakım işlevler olabilir,
sektörel, bölgesel anlamda vergi yükünün dağılımını yeniden düzenleyen
uygulamalar olur, buna, ekonomik işlev denir. Böyle bir uygulama var mı diye
bakıyoruz, böyle bir şey de göremiyoruz veya tanımdan -tam da bu maddeyle
ilgili- bakalım, gelir tanımıyla ilgili birtakım özellikler vardır. Gelir
tanımını öyle düzenlersiniz ki, bu, piyasadaki rekabet ilişkilerini bozmaz.
Halbuki, bizim 4369 sayılı Yasa öncesi sistemimiz, tadadî bir sistemdir, yani,
hangi unsurlar vergiye tabidir diye sayar; saymadığı bir madde var gibi
gözükür -burada 2 inci maddenin
yedinci fıkrası- diğer kazanç ve iratlar... İşte şimdi burada tam da onunla
ilgileniyoruz.
Diğer kazanç ve iratlar deyince,
sayılmayan her türlü diğer kazanç ve irat sanırsınız; doğru değildir.
Cumhurbaşkanı, bunun üzerine çok güzel nokta koymuştur. Diğer kazanç ve iratlar
da burada sayılıyor. Diğer kazanç ve iratlar nedir; değer artışı kazançlarıdır,
sayılıyor tek tek, sayılmayanlar yoktur; arızi kazançlar diyor, o arızi
kazançlar da tek tek sayılıyor burada; birazdan geleceksiniz, yasanın 82 nci
maddesidir.
Şimdi, peki, bütün bunların dışında,
ekonomik hayatın getirdiği yeni gelir kaynaklarını, yeni kazançları nasıl
vergileyeceksiniz; sayılmadığı için vergileyemezsiniz. Doğru olan peki bu
mudur, yani, tadadî bir sistem midir; tek tek saymak ve "bunun dışında
olanlar vergi dışıdır" demek mi doğrudur; yoksa, bunları saymak yerine
-ki, aslında 4369 saymıştır; ama, hiç olmazsa bir yedinci fıkrasıyla bütün
kazançları kapsamıştır- neyi vergiye tabi tutmayacaksanız onu saymak,
dolayısıyla "geride kalan her şey, tüm gelir kaynakları vergiye
tabidir" demek mi doğrudur; diğeri, bu dediğim doğrudur; çünkü, o zaman,
bu gelişen dinamik hayatın karşınıza çıkardığı bütün yeni kazanç unsurlarını
kavrarsınız, kentsel kazançları daha iyi vergilendirirsiniz, elektronik
ticaretin vesairenin gelişen sahalarını daha iyi vergilendirirsiniz; yani,
gelişmeye müsait bir vergi sisteminiz olur. Siz ne yapıyorsunuz; köhnemiş,
geri, ilkel bir sisteme geri dönüş yapıyorsunuz ve bunu da "doğru bir iş
yaptık" diye bize pazarlamaya çalışıyorsunuz. Buna mı evet diyeceğiz?!
Bu arada şunu da söyleyeyim; burada sizin
yaptığınız, sonuç itibariyle sadece fiskal amaç üzerinden gittiğiniz için
yaptığınız şey, bir anestezi fiskalden başka şey değildir; yani, Türkçesiyle,
siz, bir vergi uyuşturması yapıyorsunuz. Vergi uyuşturması dediğimiz olay
şudur: Dolaylı dediğimiz vergileri toplum algılayamaz. Yani, bakkaldan çiklet alan
çocuk, bakkaldan gazoz alan çocuk, vergi ödediğini bilir mi; bilmez; ama, vergi
öder. Evine tüpgaz alan vatandaş, onun fiyatını ne olarak algılar; tüpgazın
fiyatı olarak algılar, yüzde 70 oranında vergi ödediğini bilir mi; bilmez.
İşte, vergi idaresi açısından kolaycı yol, bu vergi anestezisi dediğimiz, vergi
uyuşturması dediğimiz olaya başvurmaktır. Bu, kolaycı yoldur vergi idaresi
açısından; çünkü, hiç kimseyi karşısına almaz. İnsanlar, Gelir Vergisini gidip
yatırmıyor vergi dairesine; ama, her mal ve hizmeti aldığında bunu ödüyor,
farkında değil. Siz, bunu yaparak, bir kere, bu toplumda vergi bilincinin
oluşmasına engel oluyorsunuz. Yani, her yurttaş, yurttaş olmanın gereği olarak
vergi bilincine sahip olmalıdır. Türkiye, bunu yapamazsa, gelişmiş ülke
saflarına katılamayacaktır, bunun bilincinde olmalıyız; çünkü, gerek OECD
normları gerekse Avrupa Birliği normları açısından bizim buna ihtiyacımız var.
Yani, böyle sürekli, kayıtdışılık üzerinden, Türkiye'nin geleceğini düzgün bir
ülke olarak inşa etmesi ve buradan, bütün yolsuzluklarla savaşacak bir sistem
oluşturması mümkün değildir. O nedenle, burada, bu gelir tanımının unsurlarının
bu şekilde yeniden daraltılmasını üzüntüyle karşıladığımızı belirtmek
istiyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Oyan.
4 üncü madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5. - 193 sayılı Kanunun 81 inci
maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Vergilendirilmeyecek değer artışı
kazançları
Madde 81. - Aşağıdaki yazılı hallerde
değer artışı kazancı hesaplanmaz ve vergilendirilmez :
1. Ferdi bir işletmenin sahibinin ölümü
halinde, kanunî mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve
mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadî kıymetlerin kayıtlı değerleriyle
(bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve pasifiyle bütün
halinde) aynen devir alınması.
2. Kazancı bilanço esasına göre tespit
edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve
pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen
geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten,
devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması
(Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.)
3. Kolektif ve adi komandit şirketlerin bu
maddenin 2 numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde nev'i değiştirerek
sermaye şirketi haline dönüşmesi (Kolektif ve adi komandit şirketlerin şekil
değiştirerek anonim şirket haline dönüşmesi halinde şekil değiştiren kolektif
ve adi komandit şirketlerin ortaklarının anonim şirketteki ortaklık paylarını
gösteren hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6. - 193 sayılı Kanunun mülga mükerrer
81 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Mükerrer Madde 81. - Değer artışında safi
kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para
ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve
hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının
uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle
bulunur. Hâsılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı Vergi Usul
Kanununun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur.
Maliyet bedelinin mükelleflerce tespit
edilememesi halinde maliyet bedeli yerine; Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre,
takdir komisyonlarınca tespit edilecek bedel, kazancı bilanço veya işletme
hesabı esasına göre tespit edilen işletmelerde ise son bilançoda veya envanter
kayıtlarında gösterilen değer esas alınır.
İşletmeye dahil amortismana tâbi iktisadî
kıymetlerin elden çıkarılması halinde, iktisadî kıymetlerin maliyet bedeli
yerine amortismanlar düşüldükten sonra kalan net değeri esas alınır.
Menkul kıymetlerin elden çıkarılmasında,
iktisap bedelinin tevsik edilememesi halinde Vergi Usul Kanununun 266 ncı
maddesinde yazılı itibari değer iktisap bedeli olarak kabul edilir.
Dar mükelleflerin (kurumlar dahil),
yabancı sermaye mevzuatına göre ilgili mercilerden izin almak suretiyle,
Türkiye'ye bizzat getirdikleri nakdî veya aynî sermaye karşılığında iktisap
ettikleri menkul kıymetler ile iştirak hisselerini elden çıkarmalarından doğan
değer artışı kazançlarının hesabında, kur farkından doğan kazançlar dikkate
alınmaz. Şu kadar ki, bu mükelleflerin Türkiye'de elde ettikleri kazançların,
münhasıran bu menkul kıymet veya iştirak hisseleri dolayısıyla elde edilen
menkul sermaye iratlarından ve bu kıymet veya hisselerin elden çıkarılmasından
doğan değer artışı kazançlarından ibaret olması şarttır. Bu mükelleflerin,
Türkiye'de menkul kıymet alım satımıyla devamlı olarak uğraşmaları halinde, kur
farkından doğan kazançlar da ticarî kazancın hesabında dikkate alınır.
Kur farkından doğan kazançların hesabında,
menkul kıymet veya iştirak hisselerinin iktisabına tahsis edilen yabancı
sermayenin bu kıymet veya hisselerin iktisap tarihindeki Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası döviz alış kuruna göre hesaplanan Türk Lirası karşılığı ile bu
kıymet veya hisselerin elden çıkarılması tarihindeki aynı miktar yabancı
sermayenin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruna göre hesaplanan
Türk Lirası karşılığı arasındaki fark esas alınır.
Mal ve hakların elden çıkarılmasında
iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç
olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat
endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7. - 193 sayılı Kanunun 82 nci
maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Arızi kazançlar
Madde 82. - Vergiye tâbi arızi kazançlar
şunlardır :
1. Arızi olarak ticarî muamelelerin
icrasından veya bu nitelikteki muamelelere tavassuttan elde edilen kazançlar.
2. Ticarî veya ziraî bir işletmenin
faaliyeti ile serbest meslek faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesi,
henüz başlamamış olan böyle bir faaliyete hiç girişilmemesi, ihale, artırma ve
eksiltmelere iştirak edilmemesi karşılığında elde edilen hâsılat.
3. Gayrimenkullerin tahliyesi veya
kiracılık hakkının devri karşılığında alınan tazminatlar ile peştemallıklar (kiracıya
ait tesisat ve malların tahliye ve devri sırasında kiralayan veya yeni kiracıya
devrinde doğan kazançlar dahil).
4. Arızi olarak yapılan serbest meslek
faaliyetleri dolayısıyla tahsil edilen hâsılat.
5. Gerçek usulde vergiye tâbi
mükelleflerin terk ettikleri işleri ile ilgili olarak sonradan elde ettikleri
kazançlar (zarar yazılan değersiz alacaklarla, karşılık ayrılan şüpheli
alacakların tahsili dahil).
6. Dar mükellefiyete tâbi olanların 45
inci maddede yazılı işleri arızi olarak yapmalarından elde ettikleri kazançlar.
Bir takvim yılında 1, 2, 3 ve 4 numaralı
bentlerde yazılı olan kazançlar (henüz başlamamış olan ticarî, ziraî veya
meslekî bir faaliyete hiç girişilmemesi ile ihale, artırma ve eksiltmelere
iştirak edilmemesi karşılığında elde edilen kazançlar hariç) toplamının 10
milyar liralık kısmı gelir vergisinden müstesnadır.
Bu maddede geçen "hâsılat"
deyimi alınan para ve ayınlarla diğer suretlerle elde edilen ve para ile temsil
edilebilen menfaatleri ifade eder.
Arızi kazançların safi miktarı aşağıdaki
şekilde tespit olunur.
1. Bu maddenin birinci fıkrasının 1
numaralı bendinde yazılı işlerde satış bedelinden maliyet bedeli ve satış
dolayısıyla yapılan giderler indirilir.
2. Bu maddenin birinci fıkrasının 2, 3, 4
ve 5 numaralı bentlerinde yazılı işlerde elde edilen hâsılattan tevsik edilmek
kaydıyla yapılan giderler indirilir.
3. Bu maddenin birinci fıkrasının 6
numaralı bendinde yazılı işlerde, 45 inci madde hükümleri uygulanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8. - 31.12.1960 tarihli ve 193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun;
1. - Geçici 46 ncı maddesinin 1 numaralı
fıkrasında yer alan "beş yıldan fazla" ve "beş yıllık süre"
ibareleri sırasıyla "dört yıldan fazla" ve "dört yıllık
süre", 2 numaralı fıkrasında yer alan "2003 yılı" ibaresi
"2002 yılı",
2. - Geçici 55 inci maddesinde yer alan
"1.1.1999 - 31.12.2002 tarihleri arasında" ibaresi "1.1.1999 -
31.12.2003 tarihleri arasında",
3. - Geçici 59 uncu maddesinde yer alan
"31.12.2004 tarihine kadar," "26.7.2001 - 31.12.2002 tarihleri
arasında" ve "80 inci" ibareleri sırasıyla "31.12.2005
tarihine kadar," "26.7.2001 - 31.12.2003 tarihleri arasında" ve
"mükerrer 80 inci",Şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 9.- 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı
Vergi Usul Kanununun 30 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının (7) numaralı bendi
yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Efendim, bu madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Hasan Aydın söz
istemiştir.
Buyurun Sayın Aydın.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına arkadaşlarım konuştu; belki bütün maddelerde aynı noktalara değinildiği
için, birçok maddede de konuşma gereği duymadık; ama, burada, özellikle de bu
maddede çok açık bir şey var, kaldırılan bir maddeden söz ediliyor; yani
"nereden buldun..."
Sayın Bakanımız ve Adalet ve Kalkınma
Partili diğer arkadaşlar da ifade ettiler -bizim iddialarımızın çarpıtıldığı-
aslında yapmaya çalıştıklarınızla bizim dediklerimiz arasında bağın olmadığını
ifade etmeye çalıştılar. Doğrusu bu değil. Yine, Sayın Bakanın ifade ettiği
gibi, belki yirmi yıl önce bir kazanç elde etmiş, zamanaşımına uğramış, kalkıp
"bu mu sorulacak" anlamına gelebilecek bir ifadede de
bulunulabiliyor.
Değerli arkadaşlarım, işin esas yanı bence
şu: "Biz devletiz" diyoruz. Devletin bazı kuralları var, devletin
bazı vazgeçilmez ilkeleri var, vatandaşların tümüne ortak uygulanması gereken,
eşit uygulanması gereken, asla ayırt edilmemesi gereken, uygulama alanında
ayırt ettiğiniz zaman adil ve adaletli bir devlet olmaktan vazgeçebileceğiniz
anlamına gelebilecek bazı reel gerçekler var. Türkiye'de biz bugün çalışandan
vergi almaktayız, tüccardan vergi almaktayız, hatta öylesine ki, küçük bir
işyeri açmak için vergi dairesinin ön denetimleri dahil olmak üzere ya da iflas
etmiş olan bir işyerinizi kapatmak için uzunca bir bürokratik süreci geride
bırakabileceğiniz bir sistem içerisindeyiz; ama, şu yasayla birlikte malî
miladın kaldırılması... Kaldırılan ne; yani, dün ile bugün arasında bir
değişiklik yoksa, kaldırılan ne? Kötü olan neydi de kaldırıyoruz, yerine
yenisini koyuyoruz? Adalet ve Kalkınma Partili hangi arkadaşım "bakınız, biz
bunu yaptık, bu yasada şu ifade ediliyor, biz dün kötü olan bir şeyi
değiştirdik, yerine güzel bir şey ikâme ettik" demektedir? Hayır, sadece
savunma yapılmaktadır. Denilmektedir ki; sizin dediğiniz doğru değil, bu
noktayı çarpıtıyorsunuz, biz kayıt içine alacağız, vesaire, vesaire...
"Nereden buldun" diye sorulamayacaksa, "nereden buldun"
anlamında kendisini ifade eden yasa maddesini kaldıracaksanız, günün birinde
karşınıza bayağı ciddî bir mal varlığıyla, para varlığıyla birileri çıktığında
onun siyasal, onun yasal bir dayanağı olamayacaksa, kayıtdışılık cennetini
nasıl kayıt içine alabilecek durumda olabiliriz?!
Şimdi, bu, sadece, ülkede adaletli
çalıştığı zaman, alnının teriyle kazandığı zaman vergi veren insanlara karşı
kötülük değil, aynı zamanda dünlerde zaman zaman yaşadığımız... Sevgili
arkadaşlarım, günümüzde Türkiye öyle bir hale geldi ki, toplum yapısındaki bu
bozulma, bireylerin yapısını da bozdu. Benim gençliğimde, ben hatırlıyorum,
1980'li yıllardan önce, sağcı ya da solcu hiç fark etmez, bir tüccar, bir memur
bir hırsızlık yapsa idi, gelip, onu, hanımına, eşine itiraf edemezdi. Türkiye
öyle bir noktaya geldi ki, aynı devlet dairesinde çalışan, aynı maaşı alan iki
insandan biri, eğer bir yerlerden parayı çalmış ve çırpmışsa, altına bir araba,
eşine bilezikler, kendine bir ev almışsa, toplumun neredeyse takdir ettiği
"bravo, çok yetenekli ve beceriklidir" dediği, hatta diğerinin de,
çalmayan o memurun, çalmayan o görevlinin hanımının, kendi eşine "ne kadar
beceriksizsin" diyebildiği bir toplum yapısından geçmekteyiz, bireylerin
de bozulmuşluğundan geçmekteyiz.
Burada bir şeyi şahsen merak ediyorum:
Anayasa değişikliği konusunda, Anayasaya uyum yasaları konusunda muhalefetle
iktidar çok ciddî bir uyum içerisinde çalıştı. Şimdi anlıyorum ki, Adalet ve
Kalkınma Partili arkadaşlarımızın anlamış oldukları uyum şu: Biz bir şeyi
önerirsek, Cumhuriyet Halk Partisi de bu konuda bizimle bir problem çıkarmazsa,
çok iyi bir muhalefet yapacak; bu konuda bir tartışma olmazsa, iyi bir uzlaşma
içerisindeyiz; ama, bizim kafaya koyduğumuz 17 maddeden ibaret bir paketin bir
tek maddesinin değişimi konusunda bile bir tavır alırsanız, siz uzlaşmaz
olursunuz, siz muhalefet noktasında farklı... Bu, doğru değil; yani, biz, bu
Parlamentoda, gerektiğinde, evet, biz bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda
şekillendirdik, biçimlendirdik, burada oy çokluğuyla kanunlara dönüştürdük,
paket olarak gönderdik, Cumhurbaşkanımızdan geri geldi; acaba, oturup
düşünmemiz gerekmez mi; muhalefet partisi bu konuda önerilerde bulundu,
muhalefet partisinin, acaba, bu konulardaki önerilerinde doğruluk payı olabilir
mi?.. Ya da muhalefet partisi zaten bu konuda bir muhalefet anlayışı kararı
içerisinde, iyi ya da kötü maddeleri ayırt etmeksizin tümüne karşı,
Cumhurbaşkanından bu noktada geriye dönüşü bizim için hiçbir anlam ifade
etmemeli mi?!.
Ayrıca, savunmuş olduğumuz bu düşünceler,
koymuş olduğumuz şu yasa maddelerinin günlerdir uygulanmadığından söz
edilmektedir. Uygulanan ne; yani, malî miladı kaldırarak, uygulanmamış olan,
uygulanma fırsatı bulamamış olan, uygulandığında muhtemelen toplumun neredeyse
tüm kesimlerinin iyi olacağına inandıkları, toplumun tüm kesimlerinin fayda
bulacaklarına inandıkları bir maddenin, daha uygulanmaya geçmeden, yararlı olup
olamayacağını nasıl kestirebiliyoruz?!
Ben bir şey daha ifade etmek isterim
değerli arkadaşlarım; eğer, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye'nin
geleceğindeki ekonomiyi düzeltme noktasında, namuslu, dürüst, onurlu, çalışan
işadamının kazancına güvenerek değil, onun vergisine güvenerek değil, çalan,
çırpan, yetimin hakkını yiyen, devletinden kaçıran, hırsızlık yapan, anasından
doğmamış bebeğin sütünden çalıp para biriktirenin kazancıyla Türkiye'nin
ekonomi çarkını döndürecekse, lanet olsun, o çark dönmesin daha iyi! (CHP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar.)
Haramla, haram sermayeyle, hırsızlık
sermayesi ile bir ülke insanının geleceğini garanti altına alma felsefesini
karıştırmayalım. Bunlar hırsızdırlar. Ülkede vergi vermeyenler insan değildir.
Ülkede diğer insanların haklarını çalarak, onu bir karakteristik olaya
dönüştürmüş olarak bir rant biriktirmiş olabilirler; ama, emin olunuz ki, siz,
onlara ne kadar tolerans tanırsanız tanıyın, onlara daha fazla parayı çalma ve
çırpma noktasında "aman, ülkenin ekonomisi bozulmasın, aman, bir miktar
sermaye kaybolmasın" iyi niyetiyle de olsa taviz verseniz, bunun, ülkenin
geleceğine asla bir faydası olmayacak ve Türkiye, buraya dayanarak geleceğini
aydınlatma şansını yakalayamayacaktır.
Gelin, biraz düşününüz; yani, bir tarafın
ret, bir tarafın kabul oylarının toptan kalktığı bir anlayışla "bu
Parlamentoda iktidar bizim elimizde, iktidar olmanın ötesinde de bu ülkenin
menfaatlarını sadece biz düşünürüz" felsefesiyle değil, hepimiz bu geminin
ortak yolcularıyız, bu ülkede, bu ülkenin geriye gidişinden tümümüz sorumlu
olacağız. Size üç hesap sorulacaksa, Cumhuriyet Halk Partisine de bir hesap
sorulacak. Hesabın bize az sorulmuş olması, bizim, ülkeyi sizden daha az
sevdiğimiz anlamına gelmediği gibi, bizim sayımızın az olması, ülke
gerçeklerini sizden daha az gördüğümüz anlamına da gelmez. Bizi biraz dikkate alınız.
(CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar.) Gerçekten dikkate
alınız. Bu sayısal üstünlükle, bu sayısal üstünlük psikozuyla böyle devam
ederek ülkeye çok daha fazla katkı yapamayacaksınız ve yine samimiyetle
inanıyorum ki, iyi niyetinize dayanan, geleceği inşa etme noktasındaki hedef ve
hayallerinizi daha kolay yakalayamayacaksınız.
Konuşmamızın temel amacı sadece muhalefet
etmek değil. Bugün burada ortaya çıkmış olan... Bakınız, bir şeye itiraz
ediyorsunuz siz, rica ediyorum... Muhalefet partisinin bütün dediklerine itiraz
ediyorsunuz, topluca el kaldırıyorsunuz; Cumhurbaşkanının dediklerine tümüyle
itiraz ediyor, topluca el kaldırıyorsunuz; bu, iyi bir yol değil. Bu yolun,
dışarıdan baktığınızda, resmini çektiğinizde çok sempatik bir yanı yok. Bir
sayı üstünlüğünün böylesine bir şekilde kullanılmasının sizin hedeflerinize
katkı yapacağına da ben inanmıyorum.
Ben şöyle düşünüyorum: Gelin... Elbette
bugün maddelerin değişmesi mümkün değil; gerçi, çok da acele ediliyor, yani,
onu da anlamış değilim... Bu nasıl bir hızdır ki, bu nasıl bir aceledir ki,
yıllardır büyük bir sıkıntı içinde yaşayan bir ülkenin Cumhurbaşkanı geri
göndermiş, biraz inceleyelim, biraz üzerinde çalışalım, biraz
"acaba"ları değerlendirelim demeden, hatta, gereksinim bile duymadan,
alelacele, derhal, hemen, Parlamentoya getirip, madde üzerinde söz isteyen var
mı, var -konuşanlar, Cumhuriyet Halk Partililer, muhalefet- kabul edenler,
kabul etmeyenler, kabul edilmiştir... Neyi kabul ediyoruz arkadaşlar?!
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Ne yapalım?
HASAN AYDIN (Devamla) - Tabii ki kabul
edeceksiniz de, bir ülkenin geleceğini, bir ülkenin geleceğindeki temel
meseleleri bu kadar acele, bu kadar hızlı, bu kadar panik... Arkamızdan
kovalayan yok, bir hafta sonra da olsa, bu yasalar çıkacaksa yine çıkar; ama,
biraz müzakereye, biraz uzlaşmaya, biraz toplumun geleceğini inşa etmeye
yönelik düşünürsek, ülkenin geleceği açısından daha iyi şeyler yapmış oluruz.
Umuyor ve diliyorum ki, bu alışkanlık ve bu gelenek inatla ve ısrarla böyle
sürmez, ülkenin geleceğini düzgün bir şekilde inşa etme konusunda birbirimize
daha fazla katkı yaparız.
Tümünüzü saygıyla, sevgiyle selamlıyorum;
sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına,
İstanbul Milletvekilimiz Alaattin Büyükkaya.
Buyurun Sayın Büyükkaya. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, Grubum adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bu madde üzerinde söz almayacaktık,
konuşmak da istemiyorduk; çünkü, daha önceki görüşmeler sırasında yeterli
açıklamaları yapmıştık. Ayrıca, Plan ve Bütçe Komisyonunda, yine görüşmeler
sırasında da uzun uzadıya açıklamalar yapıldı, gerekçeler ortaya konuldu;
ancak, görüyorum ki, aynı şeyler yine tekrar ediliyor; tekrar edilince, bazı
gerçekleri de söylemek bize vazife oldu.
Nereden Buldun Yasası 1994'te çıktı.
Çıktıktan sonra olanları hepimiz biliyoruz, nerelere hangi paraların gittiğini
biliyoruz. Türkiye'de eğer bir kriz varsa... 1994'te zaten bunu hepimiz
yaşadık, ondan sonraki krizde de bunların hepsini biliyoruz. Bunlar bilindiği
için de, bu uygulanamadı. İki maliye bakanı geçti, hükümetler geçti, hepsi
ertelemek zorunda kaldı, uygulanmadı.
Şimdi, bakın, maddeye bakalım, hatta
Cumhurbaşkanımızın gerekçesinde kullandığı ifadelere bakalım isterseniz:
"213 sayılı Vergi Usul Yasasının 30 uncu maddesinin 2791 sayılı Yasayla
değişik ikinci fıkrasına 24.6.1994 günlü 4008 sayılı Yasayla eklenen 7 nci bentle
öngörülen, mükelleften herhangi bir bildirim, belge, beyan alınmadan yalnızca
denetim elemanlarınca saptanan -dikkatinizi çekiyorum; hiçbir belge olmayacak,
hiçbir objektif kural yok, sadece denetim elemanlarınca saptanan- ve kaynağı
açıklanamayan -saptanan derken, burada, tamamen kanaat; ki, kanunda
"kanaat" deniliyor- gider ve birikimlerden hareket edilerek dönem
kazancının belirlenmesi yönteminin güçlü bir otokontrol sistemi olarak denetimin
etkinliğini artıracağı kuşkusuzdur."
Şimdi, hepimiz düşünelim: Bir vergi
sistemi, bir adalet sistemi, bir hukuk sistemi, hiçbir objektiflik yok, hiçbir
kural yok, belge yok; birisi geliyor "benim kanaatim bu yöndedir ve şimdi
vergiye muhatapsınız" diyor. Böyle bir denetime razı mısınız?! Böyle bir
denetime razı olan var mı?! Eğer, insan haklarıysa, objektiflikse, hukuksa,
bunu nasıl izah edeceğiz?!
Kanunda mükellef için kurallar konulmuş. 5
yıllık bir zamanaşımı konulmuş; kanunda var bu. Siz diyorsunuz ki, hayır, 5
yıllık zamanaşımı yok. Şimdi, bizim getirdiğimiz sistemde -objektif kriterlere
dayanıyor- ölçülebilir esaslar getiriyoruz, bilinmeyen, ölçülemeyen, objektif
olmayan hiçbir şeyi kabul etmiyoruz; keyfiliğe hayır diyoruz, kesinlikle hayır
diyoruz; olan bir şey varsa, bilinen, belgelenen, ölçülebilir, ispat edilebilir
bir şey varsa, gereğini yapalım diyoruz; söylediğimiz bu ve hiçbir belirsizlik
yok, hiçbir istikrarsızlık yok. Düşünün ki, siz, verginizi ödemişsiniz, her şey
bitmiş, bir gün size uygulama geliyor; bunları kabul edecek miyiz? Dolayısıyla,
bizim yapmak istediğimiz, getirmek istediğimiz... Avrupa Topluluğuna girelim
diyoruz, Avrupa Topluluğu ülkelerinde uygulananın aynısını istiyoruz, aynısının
uygulanmasını istiyoruz. Suyu tersine akıtamayız.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Büyükkaya.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan,
şahsım adına söz istiyorum.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Vacip oldu çünkü...
BAŞKAN - Söz talebiniz, daha önce...
HALUK KOÇ (Samsun) - Yazıyorduk,
yetişmedi.
BAŞKAN - Şahsı adına, Mersin
Milletvekilimiz Sayın Mustafa Özyürek söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Özyürek.
Süreniz 5 dakika.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; bir söz talebinde bulunma niyetim yoktu. Sayın Bakan
"burada biraz teknik konuşalım" dedi; ama, teknik gerçekler,
gerçekten güme gitti.
Şimdi, bir kere, şu anda, 52 yıldır ödendi
diye geri getirdiğimiz gelirin unsurlarını tadadi olarak; yani, sayarak
belirleyen sistem var, bir de, 4369'un öngördüğü net artış teorisi var. Yani,
bunların hepsi teknikte var, yani, bunları ders kitaplarında okuturlar.
"Bizim dediğimiz var, öbürleri
yanlıştır..." Bu, yok; böyle bir şey yok değerli arkadaşlarım. Yani,
bunları zapta geçirmezsem, biraz önce bir arkadaşımız, burada "vergi
tekniğini bilmeden, vergi uzmanlığı olmadan konuşmalar yapılıyor" dedi; o
zaman, bir vergi uzmanı olarak kendime haksızlık edeceğimi düşünürüm; o nedenle
söz almış bulunuyorum; bu, bir.
İki; deniliyor ki: "Net artış teorisi
olursa, keyfî olarak herkesten vergi alınır." Böyle bir şey olabilir mi
değerli arkadaşlarım?! Amerika Birleşik Devletlerinde net artış teorisi
uygulanır. Dünyanın en mükemmel vergi sistemi oradadır, vergi kaçağı da yoktur.
Şimdi, biz, bunların hepsini yok sayıp
"bu sistem gelirse, keyfî olarak ondan bundan vergi alınacak, onun için bu
sisteme..." derseniz, bunlar doğru değil, bunlar doğru değil.
Şimdi, anlatılanlardan bir şey benim
aklıma yattı: "Arkadaşlar, biz, seçim bildirgemizde bunu söyledik; o nedenle
de, biz, bunu kaldırıyoruz..." Tabiî, seçim bildirgenizde yazdığınız her
şeyi de yapmıyorsunuz; hani yeşil mazot vardı, ucuzlatacaktınız?..
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Olacak,
olacak... İnşallah olacak...
HARUN AKIN (Zonguldak) - Biraz daha zam
gelsin de...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - İnşallah
olacak; ama, olmazsa, hesabını gelip sorarım burada; sorarım hesabını.
Hani, fındıkla ilgili -2 000 000 lira-
kararname çıkıyordu, sevk edilmişti, ne oldu, ne oldu?!.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Gelecek, gelecek...
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - SSK'dan
bahsedin...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - KDV'yi
indirecektiniz, ne oldu?!.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İnecek,
inecek...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Memurun
maaşını artıracaktınız, ne oldu?!.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Artırıldı...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - İşçinin,
memurun...
Arkadaşlarım, keşke, seçimde söylediğiniz
her şeyi uygulasanız, ben o zaman şapka çıkarırım.
BAŞKAN - Sayın Özyürek, maddeye dönerseniz
efendim...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, bu, bir.
İki; böyle, sonsuza kadar bir zamanaşımını
kaldırıyor filan... Bunları kim çıkarıyor, kim söylüyor; hayretler içerisinde
izliyorum! Zamanaşımıyla ilgili maddeler yerinde duruyor.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Bu kadar zaman içerisinde her şeyin
yapılmasını beklediğiniz için biz de size hayret ediyoruz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Hanımefendi,
gelir, burada konuşursunuz. Bu kürsü herkese açık. Size de saygımız sonsuz...
BAŞKAN - Efendim, siz, Genel Kurula hitap
edin.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Sizi
dinlemekten de mutlu oluruz...
BAŞKAN - Sayın Hatip... Sayın Hatip...
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bir ay değil,
beş ay sonra da yine konuşuruz. Göreceksiniz ki, bugünkünden daha kötü
olacaksınız, yine bir şey yapamayacaksınız. Ömrünüz patinaj yapmakla geçecek.
(AK Parti sıralarından alkışlar [!])
Laf atarsanız cevap veririm; onun için,
Sayın Başkan, özür diliyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, böyle,
zamanaşımı filan kalkmıyor. Denilen şey şu... Sayın Bakanın bir ifadesini de düzeltmek
istiyorum, Plan ve Bütçe Komisyonunda da ifade ettik. Seçim bildirgesinin
yazımında da rolü olan bir arkadaşınız olarak, yazdığım şeyin farkında olan bir
insan olarak açıkça ifade etmek zorundayım ki, biz, malî miladı kaldırmayı veya
bir sene ertelemeyi vaat etmedik. Biz, malî miladı revize etmeyi, bir sene
içerisinde sisteme giren değerlerden hesap sormamayı vaat ettik. Bir sene
uygulamamak başka şey, sisteme girenlerden "nereden buldun" sorusunu
sormamak başka bir şey. Kaldı ki, gelirin tanımıyla ilgili, 4369'un tamamını
okursanız, belli kaynaklar, orada, yine sayılmıştır; ama, sonunda, genel
nitelikli bir ifadeye yer verilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, sözlerinizi toparlamanız
için mikrofonu açıyorum.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bir,
zamanaşımı bütünüyle kalkmıştır, on sene, yirmi sene önceki kazançlardan hesap
sorulacaktır filan ifadesi teknik değildir, doğru değildir. İki; inceleme
elemanı canının istediğinden vergi alacak, canının istediğinden hesap soracak
sözleri doğru değildir. Biz, bu vergi kanununu çıkarmakla hukuk sistemini mi
ilga ettik, bu vergi kanununu çıkarmakla keyfî bir yönetim mi getiriyoruz?
Bunlar söz konusu değil. Her şeyi yerinde konuşalım, tekniği teknik olarak
konuşalım, birbirimizi yanıltmayalım, kamuoyunu da yanıltmayalım.
Siz diyorsunuz ki -bu bir anlayıştır, bu
tartışılıyor; bizim saygımız yok bu anlayışa, biz kabul etmiyoruz- kayıtdışı
ekonomi bazı ülkeleri kalkındırır. Bu düzenlemeler, bu anlayışın sonucudur.
Daha önce de ifade ettim; kayıtdışı ekonominin trenine binerek limana salim
varan bir tek ülke yoktur, geri kalmış ülkelerin hepsinde kayıtdışılık
dizboyudur; ama, hepsi o... Biz istiyoruz ki, her şey kayda alınsın, her şey
kuralları içinde olsun, namuslu mükellef dürüstçe vergisini ödesin, ödemeyenden
de "nereden buldun kardeşim bu parayı, nereden aldın bu villayı, nereden
yaptın bu düğünü" diye hesap soralım. Namuslu adam "beş senedir ben
şu vergileri ödedim, işte gelirim bu, bununla ben bu villayı aldım" desin,
saygı duyalım; ama, gargaraya getirip "canım, sana ne, nereden buldun
sorusunu mu soracaksın, servetimin hesabını mı soracaksın" derseniz
-Türkiye, kırk-elli yıldır, böyle diye diye, bu hale geldi- bunun sorumluluğu
size ait olur.
Bir fırsat çıkmıştı, hep beraber, bu
ülkeyi, kayıtdışılığın önlendiği, vergi kayıp ve kaçağının önlendiği, dürüst,
gelişmiş bir ülke haline getirme fırsatı önümüzde vardı, bu fırsatı kaçırdık,
üzüntümüz bundandır.
Hayırlı olsun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.
9 uncu madde üzerinde görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 16. - Bu Kanunun;
- 15 inci maddesi 31.12.2002 tarihinden
geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
- 12 ve 13 üncü maddeleri yayımını izleyen
günde,
- 11 inci maddesi 1.2.2003 tarihinde,
- Diğer maddeleri 1.1.2003 tarihinden
geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, şimdi, İçtüzüğün 86
ncı maddesine göre, bir sayın milletvekilimiz oyunun rengini belirtmek
istemiştir.
İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi
Güneş, oyunun rengini belirtmek üzere söz istemiştir. Kendilerine söz
veriyorum; ancak, bu sürenin çok kısa, sadece oyunuz hakkındaki görüşünüzü
belirtme noktasında olmasını rica ediyorum; tabiî ki, aleyhte.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; bu yasanın görüşülmesi sırasında, yasanın geliş
sürecine de bağlı olarak görüşmeler, konuşmalar, aslında yasayı aştı, yasayı
aşan boyutlara ulaştı. O nedenle, ben, oyumun rengini belirtme konuşmamda da,
bir ölçüde bu gelenek içinde kalmaya çalışarak sözlerimi uzatırsam, lütfen,
beni bağışlamasını diliyorum Sayın Başkandan.
Değerli arkadaşlar, uzun bir süre beraber
parlamenterlik yapacağız bir aksilik olmazsa, Tanrı bir aksilik çıkarmazsa,
Tanrı ömür verirse. O nedenle, belki bu tür çalışmaların başında bazı konularda
birbirimizi doğru anlamalıyız; kendimizi de doğru anlamalıyız, konumumuzu da
doğru anlamalıyız, gücümüzü de doğru anlamalıyız. Ne kadarız ne kadar değiliz,
bunu bilmek zorundayız.
İktidar partisi sözcülerinin iddialarında,
biz, seçimler sırasında, seçim beyannamemizde, seçim bildirgemizde bunları
söyledik, oy da aldık, artık bunlar yasalaşmış sayılır gibi bir görüş hâkim. Bu
doğru değil, böyle değil. Evet, seçim beyannamenizde bunları yazmış
olabilirsiniz, çok da oy aldığınız kesin, büyük bir çoğunlukla buraya
geldiğinizi de görüyorum, bununla övünebilirsiniz; ama, seçim bildirgeniz kabul
edildi, onların hepsi yasalaştı demek değil. Burada yasayı beraber yapacağız,
birlikte yapacağız burada yasayı. Biz de varız, bizden başkaları da var, bu
Meclisin dışında da bu konuda sözü olan, söyleyeceği sözü olanlar var.
Cumhurbaşkanının bu yasayı iade etmesi
burada tartışma konusu yapıldı; Cumhurbaşkanının yetkisi yorumlandı, gecikmenin
maliyeti söz konusu edildi. Değerli arkadaşlar, biz yasa yapıcıyız, hukuk
koyucuyuz. Hukukun üstünlüğünü savunacak yer burasıdır, hukukun üstünlüğünün
temsilcisi bizleriz. Hukukun üstünlüğü amacıyla bir tasarruf yapılıyorsa, onun
parasal değeri olmaz, onun fiyatı olmaz, o, parayla ölçülmez. "Sen bunu
iade ettiğin zaman şu kadar lira zarar ederiz" denilmez, burada denilmez
en azından; çünkü, biz, yasa koyucuyuz. Onun bedeli olmaz.
Bilmek zorundayız ki, devlet, ulus, bir
kurumlar dizgesidir, bir sistemdir; birbiriyle ilişkili, birbirini etkileyen,
birbirini besleyen, birbirinin çalışmasını yükselten bir kurumlar sistemidir.
İktidar, o kurumlardan biridir; ama, sadece biridir. Hükümet, o kurumlardan
biridir; ama, sadece biridir. Başka kurumlar da vardır, Türkiye Büyük Millet
Meclisi de o kurumlardan biridir.
Sayısal üstünlük bir takıntı haline
dönüşürse, demokrasiye zarar verebilir. Demokrasi, çoğunluğun hegemonyası,
diktası, kayıtsız şartsız egemenliği değildir; aksine, çoğunluğun, azınlığın
haklarına saygı gösterdiği bir rejimdir; oy bakımından azınlığın, onların
korunduğu rejimdir.
Sayısal üstünlük her zaman yetmeyebilir;
siyasal üstünlük de gerekebilir. Sayısal üstünlük her şey demek değildir;
çünkü, oylanamayacak değerler vardır, oyla değiştirilemeyecek değerler vardır.
Oy, her şey değildir. Ne yapabileceğimizi değil... Belki, bu kadar büyük
sayıyla Parlamentoda bulunmanın bir riski şu olabilir. Özür dilerim haddimi
aşıyorsam; ama, iyi niyetle söylüyorum. Sizler için sorun, ne yapacağınızı
tespit etmek değil, ne yapmamanız gerektiğini iyi tespit etmektir, ne
yapılamayacağını iyi tespit etmek gerekmektedir.
BAŞKAN - Sayın Güneş, toparlarsanız memnum
olurum.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Toparlıyorum
efendim.
Doğru sanılan, alışılmış yanlışlar vardır;
bunlardan kurtulmalıyız. 22 nci Dönem, bu bakımdan bir şans olabilir. Yani,
demek istiyorum ki, siyasetin temel kurallarından biri, ne kadar olduğumuzu
bilmektir.
Değerli arkadaşlar, doğruyu söyleme ve
doğruyu yapma tekeli hiçbirimizde değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin
sözcüleri çıktılar, çok doğru şeyler söylediler, başkaları da çok doğru şeyler
söylediler. Hayır, doğru sadece benim söylediğimdir dersek, doğruyu bulamayız,
en çok da doğruya ihanet etmiş oluruz.
1987'de bir parti, milletin üçte 1'inin
oyunu alarak, Mecliste üçte 2'lik çoğunluk sağlamıştı. Biz yine buradaydık, onlara da bugünkü gibi
katkı yapmaya çalışıyorduk, onları uyarmaya çalışıyorduk, yanlışlarını göstermeye
çalışıyorduk, bizi dinlemiyorlardı, çünkü, müthiş bir oy üstünlükleri vardı,
parmaklarını kaldırıp, karar veriyorlardı. Onlar bugün yoklar ve denir ki,
tarih tekerrürden ibarettir. Siyasette... (AK Parti sıralarından "Siz de
yoktunuz" sesleri) Biz, yine buradayız, onlar yoklar! (CHP sıralarından
alkışlar) Siyasette donkişotluğun yeri yoktur; çünkü, siyasetin değirmeni daha
hızlı ve daha acımasız öğütüyor.
Ben ret oyu vereceğimi bilgilerinize
sunuyor, Sayın Başkana ve sizlere çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, görüşmeler
tamamlanmıştır.
Kanunun tümü açık oylamaya tabidir. Açık
oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım. Açık oylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir; oylama, elektronik cihazla yapılacaktır.
Şimdi, oylama için 5 dakika süre
vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden
yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy
pusulalarını oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak Sayın
Bakanlar var ise, hangi Bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve
kendisinin ad ve soyadıyla imzasını taşıyan oy pusulasını, yine oylama için
uygun görülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica
ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Gelir
Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal
Vergisi Kanunu, 4306 Sayılı Kanun, 4481 Sayılı Kanun ve 4562 Sayılı Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında 19.12.2002 Tarihli ve 4775 Sayılı Kanun ve
Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere
Geri Gönderme Tezkeresi üzerine yapılan oylama sonunda; oylamaya 278 sayın
milletvekilimiz katılmış, 226 kabul, 52 ret oyu kullanılmıştır. (1)
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır. Hayırlı olmasını diliyorum. (Alkışlar)
Hükümetimiz adına, Sayın Maliye Bakanımız
bir teşekkür konuşması için söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada çok kıymetli tartışmalar oldu,
güzel bir karara vardınız. Bundan dolayı, önce, sizi tebrik ediyorum; çok
önemli bir karar verildi, kanunumuz kabul edildi ve şahsım, hükümetimiz adına
da teşekkürlerimi arz ediyorum; sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Burası, milletin serbest kürsüsü; özgürce
konuşulacak, özgürce tartışılacak ve sonunda, özgürce, milletin vekilleri
milletin iradesini yansıtacaklar; onu da yaptınız.
Tekrar tekrar teşekkür ediyorum, sağ olun,
var olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -Sayın Maliye Bakanımıza teşekkür
ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, sözlü soru
önergeleri ile gündemdeki konuları sırasıyla görüşmek için, 8 Ocak 2003
Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati :20.01