|
DÖNEM
: 21 CİLT : 84 YASAMA YILI : 4 T. B. M. M. TUTANAK DERGİSİ 57 nci Birleşim 29 . 1 . 2002 Salı İ
Ç İ N D E K İ L E R Sayfa I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN
KÂĞITLAR III.-
YOKLAMALAR IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Gündemdişi Konuşmalar 1.- Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak'ın,
Hakkâri İlinin ekonomik sorunları ve sınır ticaretine ilişkin gündemdışı
konuşması 2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Kaya'nın, misak-ı millînin kabulünün 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması 3.- Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün'ün,
Trakya’da yapılmak istenilen cezaevlerine ilişkin gündemdışı konuşması B) Tezkereler ve Önergeler 1.- Malî Sektöre Olan Borçların Yeniden
Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 4739 sayılı
Kanunun bazı maddelerinin yeniden görüşülmesi için Anayasanın 89 uncu maddesi
gereğince geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/969) 2.- Almanya Federal Cumhuriyetinde
düzenlenecek olan Güvenlik Politikası 38. Münih Konferansına Türkiye Büyük
Millet Meclisini temsilen MHP Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli'nin
katılacağına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/970) 3.- Tahsil Edilemeyen Hazine Alacağının
Silinmesi Hakkında Kanun Tasarılarının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/971) 4.- Hatay Milletvekili Hakkı Oğuz
Aykut'un, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/442) 5.- Bursa Milletvekili Kenan Sönmez'in,
Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi
(4/443) 6.- Erzurum Milletvekili Mücahit
Himoğlu'nun, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/418) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/444) 7.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin'in,
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ile Esnaf
ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/345) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/445) 8.- Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız ve
16 Arkadaşının, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve
190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifinin (2/692) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/446) V.-
SEÇİMLER A) Komısyonlarda Açik Bulunan Üyelıklere Seçım 1.- Adalet Komisyonunda boş bulunan
üyeliğe seçim 2.- Kamu İktisadî Teşebbüsleri
Komisyonunda boş bulunan üyeliklere seçim VI.-
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) Öngörüşmeler 1.- Niğde Milletvekili Mükerrem Levent ve
25 arkadaşının, madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın
madenleri konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/211) 2.- Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen ve 24 arkadaşının, Türkiye'de
ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda Meclis
Araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/245) 3.- Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve
20 arkadaşının, bor madenleri konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/198) 4.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet
Yalçınkaya ve 19 arkadaşının, bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerinin
saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak sorunların
araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/204) VII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1.- İzmir Milletvekili Rifat
Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili
Mehmet Salih Yıldı-rım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya
Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul
Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;
Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay
Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307,
2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S. Sayısı: 527) 2.- Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Devlet Memurları Kanunu, Harcırah
Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/593) (S. Sayısı: 643) VIII.-
SORULAR VE CEVAPLAR A) Yazili Sorular ve Cevaplari 1.- İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankalara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Kemal Derviş'in cevabı (7/5133) 2.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın,
2002 yılında Karaman'a yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı (7/5287) 3.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın,
TSK'den ilişiği kesilen subay, astsubay ve öğrencilere ilişkin sorusu ve Millî
Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'nun cevabı (7/5297) 4.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un,
Ziraat Bankası yönetimine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş'in cevabı
(7/5303) 5.- Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik'in,
gazeteciler hakkındaki "sarı zarf" açıklamasına ilişkin sorusu ve
Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı (7/5305) 6.- Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz'un,
2002 yılında Kayseri'ye yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı (7/5319) 7.- Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz'un,
2002 yılında Kayseri'ye yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Reşat Doğru'nun cevabı (7/5333) 8.- İstanbul Milletvekili Erol Al'ın,
900'lü hatlara ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın cevabı
(7/5348) 9.- İstanbul Milletvekili Bülent
Akarcalı'nın, kar nedeniyle yolcuların trende mahsur kalmalarına ilişkin sorusu
ve Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın cevabı (7/5350) 10.- Bursa Milletvekili Ertuğrul
Yalçınbayır'ın, Bursa İli 2001 yılı kamu yatırım projelerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin
cevabı (7/5353) 11.- Konya Milletvekili Özkan Öksuz'ün,
BAĞ-KUR'un eczanelere yaptığı ilaç bedeli ödemelerine ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın cevabı (7/5415) 12.- Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik'in,
Sağlık Tesislerini güçlendirme Vakfına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın cevabı (7/5421) 13.- Van Milletvekili Hüseyin Çelik'in,
para basma yetkisine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kemal
Derviş'in cevabı (7/5427) 14.- Sakarya Milletvekili Osman Fevzi
Zihnioğlu'nun, tasfiye edilen fonlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Kemal Derviş'in cevabı (7/5429) 15.- Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik'in;
Mehmet Akif Ersoy'un müze evine, - Nevşehir Milletvekili Mükremin
Taşkın'ın; Nazım Hikmet için planlanan anma etkinliklerine, İlişkin soruları ve Kültür Bakanı M.
İstemihan Talay'ın cevabı (7/5445, 5460) 16.- Kayseri Milletvekili Salih
Kapusuz'un, K.K.T.C.'nin tanınması ve tanıtımına ilişkin sorusu ve Dışişleri
Bakanı İsmail Cem'in cevabı (7/5450) 17.- Adıyaman Milletvekili Mahmut
Göksu'nun, Adıyaman ve Nemrut Dağı turizmine ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı
Mustafa Taşar'ın cevabı (7/5479) 18.- Adıyaman Milletvekili Mahmut
Göksu'nun, Adıyaman ve Nemrut Dağına ve Adıyaman İlinin tarihî yapılarının
tanıtımına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay'ın cevabı
(7/5480) 19.- Kırıkkale Milletvekili Kemal
Albayrak'ın, kamu vakıflarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nejat
Arseven'in cevabı (7/5521) 20.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt'un,
Bursa Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde hakkında çocuklara yönelik cinsel suç
iddiaları bulunan şahsa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici'nin cevabı
(7/5531) 21.- Adıyaman Milletvekili Mahmut
Göksu'nun, doğalgaz fiyatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/5538) 22.- Van Milletvekili Hüseyin Çelik'in,
Van Doğalgaz Projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki
Çakan'ın cevabı (7/5553) 23.- Bursa Milletvekili Orhan Şen'in;
Bursa İlindeki bir mağara ve yaylanın turizme açılması için bir çalışma olup
olmadığına, Bursa İlindeki bir mağara ve Termal
alanının tanıtımı için bir çalışma olup olmadığına, İlişkin soruları ve Turizm Bakanı Mustafa
Taşar'ın cevabı (7/5554, 5555) 24.- Konya Milletvekili Teoman Rıza
Güneri'nin, Kayseri-Konya-Seydişehir Doğalgaz Boru Hattı projesine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/5559) 25.- Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan'ın,
Sakarya İlinde yapılması planlanan göletin proje çalışmalarına ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan'ın cevabı (7/5581) 26.- İzmir Milletvekili Güler Aslan'ın,
İzmir Adnan Menderes Havaalanının uluslararası taşımacılığa açılmasına ve
Çeşme'ye bir havaalanı yapılmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Oktay
Vural'ın cevabı (7/5598) 27.- Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin
Aydın'ın, Siirt Havaalanına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın
cevabı (7/5600) 28.- Bursa Milletvekili Mehmet Altan
Karapaşaoğlu'nun, Türk Telekom’un abone ve personel sayısına ilişkin sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Oktay Vural'ın cevabı (7/5608) 29.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in,
Bursa-İznik'te dolu yağışından zarar gören çiftçilere ilişkin sorusu ve Tarım
ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı (7/5637) I. – GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
üç oturum yaptı. Oturum Başkanı ve TBMM Başkanvekili Yüksel
Yalova, Diyarbakır İl Emniyet eski Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polis memuru ile
gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun ölüm yıldönümleri münasebetiyle bir konuşma
yaptı. Batman Milletvekili Alaattin Sever
Aydın'ın, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Batman Bölge Müdürlüğünde çalışan
geçici işçilerin işten çıkarılacakları iddialarına ilişkin gündemdışı
konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler cevap verdi; Niğde Milletvekili Mükerrem Levent, kamu
kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadî teşebbüslerinde çalışan personelin
ücretlerindeki farklılıklara, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya,
İzmir-Denizli demiryolunun ıslah edilmesi ve hızlı tren projesinin bir an önce
gerçekleştirilmesi gerektiğine, İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar. Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan: TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına
Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu raporunun (2/94, 2/232, 2/286,
2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) görüşmeleri, daha
önce geri alınan maddelere ilişkin Komisyon raporu henüz hazırlanmadığından,
ertelendi; Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Devlet Memurları Kanunu, Harcırah
Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/593) (S. Sayısı: 643) görüşmelerine devam
edildi; 5 inci maddesinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan
yoklamalarda, Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından; 29 Ocak 2002 Salı günü, alınan karar
gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime l7.24'te son verildi.
No. : 75 II. – GELEN KÂĞITLAR 25.1.2002 CUMA Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun 1.- Malî Sektöre Olan
Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında 4739 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek
Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/949) (Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) Teklifler 1.- İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'ın; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/875) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2002) 2.- İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'ın; Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle
Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/876) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2002) 3.- İzmir Milletvekili
Mehmet Özcan'ın; 4667 Sayılı Avukatlık Kanununa Ek Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi (2/877) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.1.2002) 4.- Antalya Milletvekili
Salih Çelen ve 2 Arkadaşının; Emlâk Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/878) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.1.2002) 5.- Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın; Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna İlişkin Değişiklik
Teklifi (2/879) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.1.2002) Sözlü Soru Önergeleri 1.- Aksaray Milletvekili
Murat Akın'nın, Ortaköy Devlet Hastanesinin ne zaman hizmete açılacağına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1680) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22.1.2002) 2.- Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri
Yıldırım'ın, işçi emeklilerinin malî durumlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1681) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.1.2002) 3.- Eskişehir
Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, emlâk vergisi oranlarının indirilip
indirilmeyeceğine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1682)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 4.- Eskişehir
Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, elektrik fiyatında indirime gidilip
gidilmeyeceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1683) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 5.- Eskişehir
Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, doğalgaz fiyatından KDV oranının
düşürülüp düşürülmeyeceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1684) (Bakanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 6.- Eskişehir
Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, kömür fiyatında indirime gidilip
gidilmeyeceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1685) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) Yazılı Soru Önergeleri 1.- Bursa Milletvekili
Ali Arabacı'nın, Bursa ve bazı ilçelerinde zeytinlik alanlarındaki yapılaşmaya
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5724) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22.1.2002) 2.- Bursa Milletvekili
Ali Arabacı'nın, Bursa ve ilçelerindeki zeytinlik alanların korunmasına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5725) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22.1.2002) 3.- Hatay Milletvekili
Mustafa Geçer'in, elektrik fiyatlarına ve kaçak elektrik kullanımına ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5726) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22.1.2002) 4.- Hatay Milletvekili
Mustafa Geçer'in, misyonerlik faaliyetleri iddialarına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/5727)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22.1.2002) 5.- İstanbul Milletvekili
Emre Kocaoğlu'nun, yabancı bir yazılım firmasının ansiklopedisinde ve internet
sitesinde yer alan bir haritaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/5728) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 6.- Gaziantep
Milletvekili İbrahim Konukoğlu'nun, S.S. Gaziantep Esnaf ve Sanatkârlar Kredi
Kefalet Kooperatifi üyelerinin ödedikleri borç taksitlerinin Halk Bankasına
intikal ettirilmediği iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş)
yazılı soru önergesi (7/5729) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 7.- Gaziantep
Milletvekili İbrahim Konukoğlu'nun,
S.S. Gaziantep Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kefalet Kooperatifi üyelerinin
borçlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/5730)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 8.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Yalçınkaya'nın, Suriye ile vize işlemlerine ve Parlamento
Dostluk Grubuna ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5731)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 9.- Aksaray Milletvekili
Sadi Somuncuoğlu'nun, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin faaliyetlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5732) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 10.- Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, 2002 Malî Yılı Yatırım Programındaki projelerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5733) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.1.2002) 11.- Afyon Milletvekili
Sait Açba'nın, ihracaattaki bürokratik işlemlere ilişkin Devlet Bakanından
(Tunca Toskay) yazılı soru önergesi (7/5734) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.1.2002) 12.- Kayseri Milletvekili
Salih Kapusuz'un, Türk Telekom A.Ş.nin personeline, bölge teşkilâtlanmasına ve
Aycell Pazarlama A.Ş.'ne ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5735) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 13.- Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, DLH Genel Müdürlüğünün Giresun İli yatırım projelerine
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5736) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.1.2002) 14.- Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Karayolları Genel Müdürlüğünün Giresun ilindeki bazı
yol yapım projelerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5737) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 15.- İstanbul
Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi branşında
öğretmen alımı yapılıp yapılmayacağına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5738) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 16.- Afyon Milletvekili
Halil İbrahim Özsoy'un, kimyager unvanlı kamu görevlilerinin özlük haklarına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5739) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.1.2002) 17.- İstanbul
Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, terör nedeniyle boşalan köylerin Köy-Kent
projesi kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/5740) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 18.- Kocaeli Milletvekili
Mehmet Batuk'un, TEKEL Genel Müdürlüğü
hakkında basında çıkan iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu)
yazılı soru önergesi (7/5741) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 19.- Elazığ Milletvekili
Latif Öztek'in, Elazığ İline Özürlüler Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ,
Huzurevi, Toplum ve Gençlik Merkezi kurulup
kurulmayacağına ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi
(7/5742) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 20.- Hatay Milletvekili
Mustafa Geçer'in, tarihi camilerin korunmasına ilişkin Devlet Bakanından (Nejat
Arseven) yazılı soru önergesi (7/5743) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 21.- Hatay Milletvekili
Mustafa Geçer'in, İnternet salonların denetimine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5744) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) 22.- Tokat Milletvekili
M.Ergün Dağcıoğlu'nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu Denetçi üyesine ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/5745)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2002) No.
:76 28.1.2002 PAZARTESİ Raporlar 1.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Saymanlığının Ekim, Kasım ve Aralık 2001 Ayları Hesabına Ait Türkiye
Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu Raporu (5/18) (S. Sayısı:
804) (Dağıtma tarihi: 28.1.2002) (GÜNDEME) 2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yasadışı Göçmenlerin
Geri Kabulüne Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/933) (S. Sayısı: 805) (Dağıtma
tarihi: 28.1.2002) (GÜNDEME) 3.- Millî Güvenlik Kurulu
ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 806)
(Dağıtma tarihi: 28.1.2002) (GÜNDEME) 4.- Aydın Milletvekili
Cengiz Altınkaya'nın, Umurlu Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi
ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Önergesi
(2/488) (S. Sayısı: 807) (Dağıtma tarihi: 28.1.2002) (GÜNDEME) 5.- Balıkesir
Milletvekili Aydın Gökmen'in, Kurban Derilerinin Gelirleri Hakkında Kanun
Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin
Önergesi (2/717) (S. Sayısı: 808) (Dağıtma tarihi: 28.1.2002) (GÜNDEME) 6.- İzmir Milletvekili
Kemal Vatan'ın, İzmir İlinde Bayraklı Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun
Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin
Önergesi (2/740) (S. Sayısı: 809) (Dağıtma tarihi: 28.1.2002) (GÜNDEME) 29.1.2002 Sali Rapor 1.- Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa
Kamalak'ın, 1.3.1926 Tarih ve 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 312 nci Maddesinin
Son Fıkrasına Bir Cümle Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın, Türk Ceza Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/946, 2/192, 2/439) (S.
Sayısı: 810) (Dağıtma tarihi: 29.1.2002) (GÜNDEME) Sözlü Soru Önergeleri 1.- Manisa Milletvekili
Mustafa Enöz'ün, Manisa İlindeki bazı baraj projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1686) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.1.2002) 2.- İstanbul Milletvekili
Ahmet Güzel'in, İstanbul-Bağcılar Kapalı Spor Salonu inşaatına ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1687) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 3.- Bursa Milletvekili
Ahmet Sünnetçioğlu'nun, doğrudan gelir
desteği uygulamalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1688) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 4.- Bursa Milletvekili
Ahmet Sünnetçioğlu'nun, hayvancılık sektörünü destekleme çalışması yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1689) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 5.- Bursa Milletvekili
Ahmet Sünnetçioğlu'nun, tütüne alternatif ürün
çeşitlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1690) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 6.- Manisa Milletvekili
Mustafa Enöz'ün, Manisa Merkez ve Salihli ilçelerindeki SSK sağlık kuruluşlarının
ek inşaatlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1691) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.2002) Yazılı Soru Önergeleri 1.- Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, DSİ'nin Sinop İlindeki bazı projelerine ilişkin Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5746) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.1.2002) 2.- Bursa
Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın,
Karayolları Genel Müdürlüğünün Sinop İlindeki bazı projelerine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5747) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.1.2002) 3.- Kayseri Milletvekili
Sadık Yakut'un, Ziraat ve Halk bankalarının özelleştirme çalışmalarına ilişkin
Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/5748) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.1.2002) 4.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Çin'deki Müslümanlara baskı uygulandığı iddialarına karşı bir girişimde bulunulup
bulunulmadığına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5749)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 5.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Rus askerlerinin
Çeçenleri işkenceyle öldürdükleri iddialarına
karşı uluslararası bir girişimde bulunulup bulunulmadığına ilişkin Dışişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5750) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 6.- Erzincan Milletvekili
Tevhit Karakaya'nın, 3 üncü Ordu Komutanlığı IV. Kademe Komutanlığının Bakım
Birliğine dönüştürülüp
dönüştürülmeyeceğine ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5751) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 7.- Manisa Milletvekili
Rıza Akçalı'nın, yeni Galata Köprüsünün
yapımını üstlenen müteahhit firmaya ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5752) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.1.2002) 8.- Aksaray Milletvekili
Sadi Somuncuoğlu'nun, Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (A. Mesut Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/5753) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.1.2002) 9.- Elazığ Milletvekili
Latif Öztek'in, 2001 yılında kapanan iş yerlerine ve işten çıkarılanlara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5754) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 10.- Elazığ Milletvekili
Latif Öztek'in, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından yardım talep
edenlere ve verilen diğer sosyal hizmetlere ilişkin Devlet Bakanından (Hasan
Gemici) yazılı soru önergesi (7/5755) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 11.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, bir siyasi partinin Nevşehir'de yaptığı toplantının TRT
televizyonundan naklen yayınlandığı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/5756)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 12.- Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik'in, Başbakanlık
ve Başbakanlığa bağlı kamu kurum ve
kuruluşlarındaki APK çalışanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/5757) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 13.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, KİT'lerdeki APK çalışanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/5758) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 14.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, özelleştirme kapsamındaki kurum ve kuruluşlardaki APK
çalışanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5759) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.1.2002) 15.- Konya Milletvekili
Veysel Candan'ın, denizcilik sektörünün
kullandığı banka kredilerine ve ithal edilen petrol ve doğalgazın tanker taşımacılığına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/5760) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 16.- Antalya Milletvekili
Mehmet Zeki Okudan'ın, Antalya'da sel felaketinden etkilenen tarım
alanlarındaki hasar tespitine ve çiftçilere yapılacak yardımın kriterlerine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5761) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.1.2002) 17.-Antalya Milletvekili
Mehmet Zeki Okudan'ın, doğalgaz ve LPG satış fiyatına ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5762) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.1.2002) 18.- İstanbul
Milletvekili Azmi Ateş'in, ABD ziyaretinin sonuçlarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/5763) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2002) 19.- İstanbul Milletvekili Emre Kocaoğlu'nun, Serbest
Bölgeler Samsun Bölge Müdürlüğü hakkında firma dilekçeleriyle ilgili basında
çıkan iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/5764) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 20.- Antalya Milletvekili
Mehmet Zeki Okudan'ın, emlak vergisi oranlarına ve belediye gelirlerine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5765) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2002) 21.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5766) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 22.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5767) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 23.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5768) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 24.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5769) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 25.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5770) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 26.- Bursa Milletvekili
Hasan Macit'in, Burdur ve Isparta illerine ayrılan kaynak miktarına ilişkin
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5771) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2002) 27.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5772) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 28.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5773) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 29.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5774) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 30.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5775) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 31.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5776)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 32.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5777) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 33.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5778) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 34.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5779)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 35.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5780) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 36.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5781) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 37.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, APK çalışanlarına ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5782) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 38.- Konya Milletvekili
Lütfi Yalman'ın, TRT personeline ve yaptırılan stüdyolara ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz
Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/5783) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2002) 39.- Balıkesir
Milletvekili İlhan Aytekin'in, bir hayırseverin yaptırdığı lise binasına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5784) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.1.2002) 40.- Kırıkkale
Milletvekili Hacı Filiz'in, tüpgaz fiyatlarına
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5785) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.1.2002) 41.- Kırıkkale
Milletvekili Hacı Filiz'in, doğrudan gelir desteği uygulamalarına ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5786) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.1.2002) Açılma Saati: 14.00 29 Ocak 2002 Salı BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY KÂTİP ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Kemal ALBAYRAK
(Kırıkkale) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşimini açıyorum. Görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce, üç
arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim. Gündemdışı ilk söz,
Hakkâri İlinin durumu ve sınır ticareti hakkında söz isteğinde bulunan Hakkâri
Milletvekili Sayın Evliya Parlak'a aittir. Buyurun Sayın Parlak.
(DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Gündemdişi Konuşmalar 1.- Hakkâri
Milletvekili Evliya Parlak'ın, Hakkâri İlinin ekonomik sorunları ve sınır
ticaretine ilişkin gündemdışı konuşması EVLİYA PARLAK (Hakkâri) -
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; sözlerime başlarken hepinizi en
içten saygılarımla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar,
Hakkâri'nin ekonomik durumunu ve buna bağlı olarak, sınır ticareti hakkındaki
görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuza çıkmış bulunmaktayım. Hakkâri İli, hepimizin
bildiği gibi, Irak ve İran sınırının köşe noktasında, çıkmaz bir sokağın son
noktasında bulunan bir ildir. Geçmişte, bütün yaşamı, geçim kaynağı
hayvancılığa dayalı olan bu il, terörle birlikte, köylerin boşaltılması ve
yaylaların yasaklanmasıyla bu gelir kaynağından yoksun kalmış; terör döneminde
ülkeyi yöneten bütün hükümetler, 1987'den itibaren, bu halkın geçim kaynağı
için, her iki komşu ülkeyle sınır ticaretine olanak tanımaya başlamıştır ve
bütün hükümetler, 1999 yılına kadar, bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmış ve
halk bununla geçinmiştir. Mensubu olmakla onur
duyduğum bir partinin de kurmuş olduğu 57 nci hükümet döneminde, maalesef,
sınır ticareti, bitirilmiş noktaya gelmiştir. Bunu, bir iktidar milletvekili
olarak, elbette ki, buraya gelmeden önce, gruplarımızda, ilgili bakanlarımıza,
Başbakan Yardımcılarımıza ve bütün bakanlarımıza, ili ziyaret edenlere, elimiz,
ağzımız vardığı süre içerisinde arz etmeye çalıştık; ama, maalesef, bir sonuç
alamadık. 2002 yılı bütçesi
görüşülürken, Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Sayın Devlet
Bakanımıza, 2002 yılı için bu konudaki düşüncelerini sorduğumda, verilen cevap
şu şekildedir sayın arkadaşlar: "Sayın Evliya Parlak
(Hakkâri Milletvekili) Sınır ticareti yapmaya
yetkili valiliklerce, il ihtiyacı olarak talep edilen ürünler, Dış Ticaret
Müsteşarlığının koordinatörlüğünde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı arasında yapılan ortak çalışmada değerlendirilmekte ve uygun
görülenler, ilgili valiliklere duyurulmaktadır. Söz konusu kotaların
tespitinde, il ihtiyacı ölçütü, ithalatta vergi kaybı ve haksız rekabetin
önlenmesi, tarım ve sanayi sektöründe yerli üretimin korunmasıyla,
rafinerilerdeki petrol üretiminin sekteye uğratılmaması gibi esaslar dikkate
alınmaktadır ve 2002 için de bu çalışma sürdürülmektedir" denilmektedir. Değerli arkadaşlar, vakit
çok kısa olduğu için, özetle bilginize arz edeceğim: 2001 yılı içerisinde,
Hakkâri Valiliği, başta mazot ve fuel-oil olmak üzere temel gıda maddeleri,
sebze, meyve, ev eşyası, araç gereci olmak üzere 56 kalemde öneri getirmiştir.
Bu önerilerden Dış Ticaret Müsteşarlığının kabul ettiği ticaret mallarını
bilginize sunuyorum: Baston 3 000 adet, darı 200 ton, hurma 20 ton, karabiber 2
ton, motorin 5 000 ton, semaver 1 000 adet, sumak 10 ton, tespih 3 000 adet. Değerli arkadaşlar,
vicdanınıza sesleniyorum, bunlarla sınır ticareti olur mu?! Bunun anlamı, sınır
ticareti yaptırmıyoruz demektir. 2002 yılı içinde -arzu
eden arkadaşlara bu listeyi takdim edebilirim- Hakkâri Valiliğinden gelen 86
kalem mal var. Korkum, yine, Değerli Bakanımız ve Müsteşarlığı, bu 86 kalemden,
işe yaramayan, insanların ihtiyacı olmayan tespih, baston, semaver gibi
birtakım -beş altı çeşit- malların sınır ticaretine karar vermesidir. Bugünkü konuşmamın amacı,
aslında, Sayın Bakanımızın burada olup, bunları dinlemesiydi; ama, maalesef,
herhalde, yoğun programları nedeniyle burada bulunmamaktadırlar. Değerli arkadaşlar,
Hakkâri, diğer sınır illerinin hiçbirine benzemiyor. Kimi ilimiz GAP
zenginliğinden yararlanmaktadır, Hakkâri bundan mahrumdur, kimi ilimiz Habur'un
bereketinden yararlanmaktadır, kimi ilimiz yeraltı zenginliklerine sahiptir,
kimi ilimiz Nahcivan'ın imkânlarından yararlanmaktadır. Kimi il de, Van gibi
-isim veriyorum- dört beş ilin merkezi durumundadır. Sağlık, tedavi vesaire
için gelen insanlar -Bitlis'ten gelir, Muş'tan gelir, Hakkâri'den gelir,
Ağrı'dan gelir- Van'da toplanıyor. Aynı şekilde, üniversite oradadır. Kara,
hava, deniz ve tren yolları buradan geçmektedir ve bavul ticareti
yapılmaktadır. 9-10 tane bölge müdürlüğü bulunmaktadır. Bunlar, bu iller için
birer alternatiftir. Habur bölgesinde olan iller için aynı, GAP'ta olan iller
için aynı, Nahcivan'a sınır iller için aynı. Geçim kaynakları vardır; ama,
Hakkâri'nin hiçbir alternatifi yok. Hakkâri'nin tek geçim kaynağı var; devletin
kapısında çalışan memur ve işçilerin maaşları, boşaltılmayan köylerdeki
korucuların maaşları; Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Teşvik Fonundan
sağlanan parayla, kaymakam ve valilerimizin, her ay, poşetler içinde
dağıttıkları kuru gıda. Ne özel sektörün ne devlet sektörünün herhangi bir iş
alanı vardır, hiçbiri yoktur. Sadece "bu insanlara istihdam alanı açabilir
miyiz" diye çırpınan sayın vali ve kaymakamlar var ve bunlar -yine,
Dayanışma Fonundan- birtakım projeler üretmeye çalışıyorlar; seracılık,
arıcılık, besicilik, tavukçuluk vesaire. Değerli arkadaşlar, ben,
özellikle MHP'li Grup Başkanvekili ve arkadaşlarımdan istirham ediyorum: 55, 56
ve 57 nci hükümetler birbirinin devamıdır. 55 ve 56 ncı hükümette Demokratik
Sol Parti ve Anavatan Partisi iktidardı; Genel Başkanları, o zaman, ya başbakan
ya başbakan yardımcısıydı ve o dönemde, sınır ticaretinin geliştirilmesi
yolunda adımlar atılmış. 57 nci hükümetle birlikte... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Parlak, 1
dakika içinde toparlayın efendim. Buyurun. EVLİYA PARLAK (Devamla) -
Demin okuduğum, dışticaretten sorumlu Sayın Bakanımız Tunca Toskay Beyefendi
imzalı yazıda da ifade ediliyor, deniliyor ki: "Tarım ve Köyişleri Bakanı,
Sanayi ve Ticaret Bakanı..." Değerli üç bakanımız... Bugüne kadar, güven
veren bir milletvekiliyim ve iktidar milletvekiliyim. Bu arkadaşlarımızdan, 55
ve 56 ncı hükümet dönemindeki kıstaslarda olan sınır ticareti için kotayı
ayarlamalarını istirham ediyorum. Sayın Bakandan son olarak
şunu istirham ediyorum: Bu kotaları belirlemeden, lütfen, Hakkâri'de, askerî
yetkili, mülkî yetkili, kim olursa olsun gitsin görüşsünler; kendileri, zaman
bulamıyorlarsa, Dış Ticaret Müsteşarı değerli Sayın Tüzmen'i göndersinler. Arkadaşlar, ben, son
cümle olarak şunları söylemek istiyorum -çünkü, Sayın Başkanın müsaade etmeyeceğine
inanıyorum- bölge halkı, terörden çok çekti; ama, terör döneminde bile bu kadar
aç değildi. Onun için, bu insanları, terörlü yılları arayan noktaya
getirmeyelim. Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Parlak. Yanıt verecek sayın
bakan?.. Yok. TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Sayın Başkan, yerimden bir şey arz etmek istiyorum. BAŞKAN - Buyurun Sayın
Alçelik. TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bir DSP sözcüsü arkadaşımız, buradan,
sınır ticaretiyle ilgili görüşlerini beyan ettiler. Sayın Başkanım, biz, bu
yaz, doğu ve güneydoğuya yaptığımız ziyarette şunu görmüştük: Sınır ticareti,
doğu ve güneydoğunun candamarıdır. Dolayısıyla bu konuda... BAŞKAN - Efendim,
teşekkür ediyorum; bu konuda müsaade etmiyorum. TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Efendim, arz edeceğim hususu lütfen... BAŞKAN - Hayır, söz
vermiyorum efendim. TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Sayın Başkan, birdakika... BAŞKAN - Hayır,
vermiyorum efendim, böyle bir usulümüz yok. Gündemdışı ikinci söz... TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Sayın Başkan, biz DSP'li değilsek... BAŞKAN - Hayır efendim,
böyle bir şey yok. Misakımilliyle ilgili
olarak, Sayın Mehmet Kaya, buyurun efendim. TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Sayın Başkan, hükümet ortağı bir partinin sözcüsünün gelip, burada şikâyete
hakkı yok; böyle bir şey olamaz... BAŞKAN - Efendim,
bırakın, böyle şey olmaz. Siz, lütfen yerinize oturun efendim. TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- İş yapacaksınız, icraat yapacaksınız... (DSP sıralarından gürültüler
"Böyle bir usul yok" sesleri") BAŞKAN - Böyle bir şey de
yok; oturun efendim yerinize, lütfen... TURHAN ALÇELİK (Giresun)
- Efendim, bir hakkın gasp edilmesi söz konusudur. BAŞKAN - Buyurun, siz
yerinize oturun efendim; söz vermedim size ben. Buyurun Sayın Kaya. 2. – Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Kaya’nın,
misakımillînin kabulünün 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması MEHMET KAYA
(Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; misakımillînin kabulünün
82 nci yıldönümü olması nedeniyle, gündemdışı konuşmamı yapmak üzere söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bilindiği gibi, tarihin en uzun ömürlü imparatorluklarından
birisi olan ve çağına göre modern bir organizasyon örneğini teşkil eden Osmanlı
Devleti, Birinci Cihan Harbi sonunda, birlikte harbe katıldığı devletlerin
yenilmesiyle, Osmanlı Devletinin de yenik sayılması üzerine, 30 Ekim 1918
tarihinde Mondros Mütarekesini imzalayarak, harpten çekilmiştir. Değerli milletvekilleri,
işte, bu Mondros Mütarekesiyle, asırlardır hür ve müstakil yaşamış olan Türk
Milleti, esaret zincirine vurulmak istenerek, bir Türk yurdu olan Anadolu da,
bir program dahilinde, parça parça işgal edilmek istenmiştir. Bu oldubittiyi
kabul etmeyen ve devlet olmanın onuruna, millet olmanın haysiyetine erişmiş
bulunan Türk Milleti, bağrından çıkardığı Mustafa Kemal'le birlikte "ya
istiklal ya ölüm" sloganıyla Türk İstiklal Harbinin başladığını tüm
dünyaya duyurmuştur. Değerli milletvekilleri,
Türk İstiklal Harbinin temelleri 28 Ocak 1920 günü, gizli bir toplantıda, son
Osmanlı Mebusan Meclisinde kabul edilen misakımillîyle atılmıştır.
Misakımillînin şartlarını kabul eden aziz Türk Milleti ise "ya bu ahdin
şartlarını yerine getirecek ya da bu yolda şerefle silinip gidecek; fakat, esir
olmayacak" düsturunu kabul etmiştir. Misakımillînin kabulüyle, Türk
Milleti, kadını, kızı, erkeği, genci ve yaşlısıyla yediden yetmişe, büyük bir
birlik ve beraberlik içinde, kuvayı milliye ruhuyla Anadolu'nun işgaline karşı
gelmiştir. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 28 Ocak 1920'de kabul edilen misakımillînin amaç ve hedefini
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları şöylece yorumlamışlardır:
"Misakımillî barış yapmak için en makul ve asgarî şartlarımızı ihtiva eden
bir programdır. Barışa erişmek için bir araya getireceğimiz esasları ihtiva
eder; fakat, memleketimizi kurtarmak için ise, barış yapmak kâfi değildir.
Milletin gerçek kurtuluşu için yapılacak çalışmalar ondan sonra başlayacaktır.
Barıştan sonraki çalışmalardan muvaffak olabilmek milletin istiklalinin
korunmuş olmasına bağlıdır. İşte, misakımillînin esas hedefi de budur."
Böyle diyerek misakımillîyi esas kabul eden Mustafa Kemal Atatürk ve silah
arkadaşları, çalışmalarında "sınırlarımız ve vatanımız, Türk Milletinin
eski ve yüksek tarihî ve toprakların derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza
eden eserleriyle yaptığı bugünkü siyasî sınırlarımız içindeki hiçbir kayıt ve
şart altında ayrılık kabul etmez yurttur" düşüncesini esas almışlardır. Değerli milletvekilleri,
aziz Atatürk ve arkadaşlarının Türk tarihi içindeki en büyük rolleri,
imparatorluktan sınırları misakımillîyle çizilen millî devlete geçişi sağlamak
olmuştur. Millî mücadelenin başından Lozan Konferansına kadar geçen zaman
zarfında çeşitli cephelerde, çeşitli tarih ve yerlerde kazanılan zaferler
sonunda, misakımillîyle çizilen sınırlara kademe kademe erişilmiş; Lozan'da
imzalanan barış anlaşmasıyla da, Türkiye, misakımillî hedeflerine ulaşarak,
bugünkü coğrafî sınırlarına kavuşmuştur. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama
burada son verirken, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının
misakımillîyle çizilen hedeften şaşmayarak, millî birlik ve beraberlik, millî
duygu, millî kültür değerlerini esas alarak "Diyarbakırlı, Vanlı,
Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Adanalı, Trakyalı, Makedonyalı hep bir ırkın
evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır" diyen Büyük Atatürk'ün söylev
ve düşüncesinin, bugün hepimize bir ilham kaynağı olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederiz
Sayın Kaya. Evet; yanıt verecek Sayın
Bakan?.. Yok. Gündemdışı üçüncü söz,
Trakyada yapılmak istenilen cezaevleriyle ilgili olarak söz isteminde bulunan
Tekirdağ Milletvekili Sayın Nihan İlgün'e aittir. Buyurun Sayın İlgün. (DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. 3. – Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün’ün, Trakya’da
yapılmak istenilen cezaevlerine ilişkin gündemdışı konuşması NİHAN İLGÜN (Tekirdağ)-
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; huzurlarınızda, Adalet Bakanlığının
verimli tarım toprakları, meralar, çayırlar ve otlaklar üzerine yapmak istediği
ceza ve tevkifevleri üzerinde konuşmak istiyorum. Bu konuda, 9.5.2001
tarihinde, yine, bu kürsüden konuşma yapmıştım; o zaman da, Tekirdağ, Çorlu,
Çerkezköy, Lüleburgaz ve Silivri'ye yapılmak istenen F tipi cezaevi konusunu
dile getirmiştim. Bu konuşmam üzerine, Sayın Adalet Bakanımız, yine, bu
kürsüden ve birtakım yerlerden cevaplar vermişti. O yörelerin insanları,
çiftçileri, köylüleri, esnafı, sanayicileri, işadamları, Ankara'ya kadar kopup
gelmişlerdi "huzur içerisinde olan Trakya'ya bu cezaevlerini yaptırmayız"
demişlerdi -çünkü, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'da ikişer üçer tane F tipi
cezaevi vardı- bu huzurlu bölgelere yeni cezaevleri yapılmasına karşı
çıkmışlardı. Binlerce insan sokaklara dökülmüştü. Ama, öyle bir bakana ve öyle
bir bakanlığın öyle uzman ve bürokratlarına sahibiz ki, illa ki Trakya
topraklarına, bu tarım topraklarına, meraların, otlakların, çayırların üzerine cezaevi
yapacağız diye direniyorlar. Şimdi de, Tekirdağ İlinin
Malkara İlçesinin, meşhur, dünya kurulduğundan beri mera olarak kalmış,
kaderini hayvancılığa bağlamış, bu yörenin tek merası ve otlakiyesi olan tarihî
Sinanpaşa Merası üzerine cezaevi yapmak için Adalet Bakanlığı Tarım Bakanlığına
yazı yazıyor. Diyor ki: "Bu 1 755 dekarlık arazinin 400 dekarını Adalet
Bakanlığına cezaevi yapmak için tahsis edin, mera vasfını kaldırın." Ben, yalnız Sayın Adalet
Bakanına seslenmiyorum, onun ve onun bürokratlarının bu konuda nasıl bir tavır
içerisinde olduğunu görüyorum, ama Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanına
sesleniyorum: Sizin göreviniz, bu meraların, artık, kaybolmaya yüz tutmuş, 40
milyon hektardan 10 milyon hektara düşmüş olan meraların tekrar kurtarılması
için 1998 yılında çıkardığımız Mera Kanununa sahip çıkmanızdır. Bakınız, bu 1 755
dekarlık meranın, bundan on yıl evvel yapılan imar çalışmasında 500 dekarı
Trakya Üniversitesi Ziraat Fakültesine uygulama alanı olarak tahsis edilmiş. Bu
güzel toprak, vasfını kaybetmemesi için, bir ilim yuvasına, üniversiteye tahsis
edilmiş. Geriye kalan 500 dekarı da, yeşil alan ve ağaçlandırma alanı olarak,
Malkara Belediyesine tahsis edilmiş. Şimdi, Sayın Bakan, gerideki 700 dekar
araziye cezaevi yapmak için her türlü ağırlığını koyuyor. Sayın Bakanım size
sesleniyorum... ABDULLAH VELİ SEYDA
(Şırnak) - Bakan yok... NİHAN İLGÜN (Devamla) -
Eğer, cezaevi yapacaksanız, bu verimli topraklar üzerinde yapamazsınız. Gelin,
bu toprakların bir köşesine hastane, okul yapmak için teşebbüste bulunun, ilk
harcı ben koyacağım. (DYP sıralarından alkışlar) Trakya halkı, üniversite
müjdesi beklerken; Trakya halkı, organize sanayiye tüten bir baca beklerken,
siz, bu verimli topraklar üzerine cezaevi yapamazsınız, yaptırmayacağız. Bakın, az evvel aldığım
habere göre, mahallî basın nasıl karşı çıkıyor; iki gün içerisinde 7 800 imza
toplamışlar. Bu imzalar, bir hafta içerisinde 25 000'e, 30 000'e çıkacak ve
Tekirdağ Malkara halkı, âdeta, yemin etmiş vaziyette. Tutuklu ve
hükümlülerimizin insanca bir yerde yaşamalarına, cezalarını orada çekmelerine
ben de taraftarım. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bir üyesi olarak,
cezaevlerinin ne kadar sıkıntı içerisinde olduğunu biliyorum. Sıkışan İstanbul
cezaevlerinin -Bayrampaşa, Metris, Ümraniye.- yeni cezaevlerine taşınmasını
istiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun Sayın
İlgün. NİHAN İLGÜN (Devamla) -
Sayın Bakan, mayıs ayında yapmış olduğum konuşmaya cevaben, şu kürsüden dedi
ki: "Tutukluların, kısa zamanda, İstanbul adliyelerine -Şişli,
Sultanahmet- cezaevlerine günübirlik gidip gelmelerini sağlamak için İstanbul'a
yakın mesafeleri tercih ediyoruz." Şimdi, ben, Sayın Bakana soruyorum:
Pergelin bir ucunu Sultanahmet Adliyesine koyduğunuzda, öbür ucunu da Malkara
Sinanpaşa Merasına götürdüğünüzde, aradaki mesafe 226 kilometredir. Bu pergeli
Anadolu'ya çevirdiğiniz zaman, Bolu Dağının tepesine çıkar, Bolu Dağının
tepesine... Şimdi, bakınız, verimli Trakya toprakları... 226 kilometreden
İstanbul'a günübirlik tutuklu ifadeleri için getireceksiniz. Anadolu'da... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) NİHAN İLGÜN (Devamla) -
Herhalde bitti Sayın Başkan? BAŞKAN - Sayın İlgün,
maşallah, o kadar dolusunuz ki, süre dayanmıyor. NİHAN İLGÜN (Devamla) -
Şimdi, teşekkür etmek ve arkadaşlarıma, beni dinlediklerinden dolayı
saygılarımı sunmak için sözümü tamamlıyorum; ama, bugünkü gündemdeki cezaevleri
konusunda tekrar söz alacağım; size ve arkadaşlarıma saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın İlgün. Gündemdışı konuşmaya
yanıt verecek Sayın Bakan?.. Yok. Başkanlığın Genel Kurula
diğer sunuşları vardır. Cumhurbaşkanlığının bir
tezkeresi vardır; okutuyorum: B) Tezkereler ve Önergeler 1.- Malî
Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında 4739 sayılı Kanunun bazı maddelerinin yeniden görüşülmesi
için Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/969)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına İLGİ: 14 Ocak 2002 günlü,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-12729/30369 sayılı yazınız. Türkiye Büyük Millet
Meclisince 10.01.2002 gününde kabul edilen, 4739 sayılı "Malî Sektöre Olan
Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun" incelenmiştir: 1- 4739 sayılı Yasanın 6
ncı maddesinin (A) fıkrasıyla değiştirilen, 4603 sayılı "Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye
Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun"un geçici 1 inci maddesinin 3
üncü fıkrasında, - Bu bankalarda
31.12.2002 gününden sonra özel hukuk kurallarına bağlı olmayan personel
çalıştırılamayacağı, - Yeniden yapılandırma
sürecinde bankaların yönetim kurullarınca gerek özel hukuk kurallarına göre
çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme önerilen; ancak, özel hukuk kurallarına
göre çalışmayı kabul etmeyen gerekse özel hukuk hükümlerine göre çalışması
uygun görülmeyip, sözleşme imzalanması uygun görülmeyen personelin, bankaların
yönetim kurullarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirileceği, - Devlet Personel
Başkanlığının kendisine bildirilen personel listelerini en geç kırkbeş gün
içinde saptayacağı, kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara
atanmalarını sağlamak üzere ilgili kurum ya da kuruluşa göndereceği kurala
bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle, kamu
bankalarında çalıştırılması uygun görülen tüm personelin 2002 yılı sonuna kadar
özel hukuk statüsüne geçirilmesi öngörülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankası, 4603 sayılı
Yasanın 1 inci maddesinin 5 inci fıkrası ile 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerin kapsamından, bir başka deyişle, kamu iktisadî teşebbüsleri
statüsünden çıkarılmış, aynı maddenin 2 nci fıkrasında da, bu bankaların,
anonim şirket statüsünde olduğu ve bu Yasada yer verilen kurallar dışında 4389
sayılı Bankalar Yasası ile genel kurullara bağlı bulunduğu belirtilmiştir.
Böylece, anılan bankalar, Yasanın yürürlüğe girdiği 25.11.2000 gününden
başlayarak özel hukuk kurallarına bağlı duruma getirilmişlerdir. Bununla birlikte,
sermayesinin tümü kamuya ilişkin olan bu bankaların, yeniden yapılandırma ve
özelleştirme çalışmaları tamamlanıncaya ve sermayelerindeki kamu payı yüzde
50'nin altına düşünceye kadar kamu bankası niteliğini, dolayısıyla,
personelinin de kamu görevlisi statüsünü koruyacağı açıktır. Nitekim, Uyuşmazlık
Mahkemesinin 22.1.1996 günlü, 1996/1 sayılı ilke kararında; özelleştirme
kapsamına alınan kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının, özel
hukuk tüzelkişiliğine geçiş döneminde kamu kurumu olma niteliğini tümüyle
yitirmemiş oldukları, bu kurumlarda çalışan sözleşmeli ve kapsamdışı personelin
kamu personeli sayıldıkları, idareyle olan ilişkileri nedeniyle açılan
davalarda işlemin yasaya ve hukuka uygun olup olmadığının incelenmesinin idarî
yargı yerinin görevine girdiği kabul edilmiştir. Bu karar da, özelleştirme
işlemi tamamlanıp sermayesindeki kamu payı yüzde 50'nin altına düşmeyen kamu
kuruluşlarında çalışan personelin idareyle olan ilişkilerinde, idare hukuku
alanına giren statü hukukunun geçerli olduğunu ve personelin kamu görevlisi
niteliğini sürdürdüğünü göstermektedir. Anayasanın 128 inci
maddesinde, devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ile diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle yürütüleceği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, anılan
maddede, hizmetleri yalnız kamusal yönetim biçimiyle değil, özel yönetim
biçimiyle yürütülen kamu kuruluşları da kapsama alınmış ve bu kuruluşlardaki
aslî ve sürekli hizmetlerin kamu görevlilerince yürütüleceği kurala
bağlanmıştır. 4603 sayılı Yasanın 2 nci
maddesinin 2 nci fıkrasında, yeniden yapılandırma işlemlerinin tamamlanmasından
sonra kamu bankalarının hisse satış işlemlerinin 4046 sayılı Yasa kuralları
çerçevesinde sonuçlandırılacağı, yeniden yapılandırma ve hisse satış
işlemlerinin bu Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde
bitirileceği, Bakanlar Kurulunun bu süreyi bir kez olmak üzere yarısı kadar
uzatabileceği vurgulanmıştır. Yeniden yapılandırma ve
özelleştirme süreci, Yasanın Resmî Gazetede yayımlandığı 25.11.2000 gününde
başlamıştır. Özelleştirme süreci, süre uzatılmazsa 25.11.2003 gününe kadar tamamlanacaktır. Dolayısıyla, özelleştirme
işlemleri bitirilmeden ve bu süre içinde kamu bankası statüsü süren bankaların,
kamu hukuku statüsünde olması gereken personeli özel hukuk kurallarına bağlı duruma
getirilecektir. Oysa, kamu bankalarını
kamu iktisadî teşebbüsü statüsünden çıkarıp, özel hukuk kurallarına bağlı kılan
4603 sayılı yasanın 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında, aylıkları, özlük
hakları ve emeklilikleri yönünde bağlı oldukları kuralların uygulanmasının
sürdürüleceği vurgulanmıştır. Görüldüğü gibi,
başlangıçta yasa koyucu, kamu bankalarını bankacılık işlemleri yönünden özel
hukuk kurullarına bağlı kılmasına karşın, personelin kamu görevlisi statüsünü
sürdürmesini öngörmüştür. Açıklanan gerekçelerle,
özelleştirme işlemi bitmeden ya da sermayesindeki kamu payı yüzde 50'nin altına
düşmeden, kamu bankalarındaki tüm personelin özel hukuk kurallarına bağlı
duruma getirilmesinin hukukla bağdaşmayacağı düşünülmektedir. 2-a) 4739 sayılı yasanın
"Denetim" başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasında, özel
yasalarla kurulan, kamu tüzelkişiliğini, idarî ve malî özerkliği haiz kurul,
üstkurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesaplarının, Başbakanlıkça belirlenen
Başbakanlık müfettişi, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu denetçisi ve Maliye
müfettişinden oluşan bir komisyon tarafından denetlenmesi öngörülmüştür. Anılan fıkrada, yıllık
hesapların denetlenmesi sonucunda ne gibi işlem yapılacağı belirtilmemiştir. Özel bütçeli kurul, üst
kurul ve bunlara bağlı kurumların denetlenmesi konusunda Anayasada açık bir
kural bulunmadığından, öncelikle bunların gelirlerinin kamu geliri olup
olmadığına bakılması gerekmektedir. Söz konusu kurul, üst kurul ve kurumlar
kamu tüzelkişiliğini haiz olduklarına göre, bunların gelirlerinin kamu geliri
olduğunda duraksanamaz. Kamu gelirlerinden
yapılacak giderlerin denetimi konusunda Anayasada iki yöntem benimsenmiştir. Anayasanın 160 ıncı
maddesinde, Sayıştayın, genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri
ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle görevli olduğu
belirtilmiş; 165 inci maddesinde de, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan
ya da dolaylı olarak devlete ilişkin kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye
Büyük Millet Meclisince denetlenmesi esaslarının yasayla düzenleneceği kurala
bağlanmıştır. Anayasa koyucunun anılan
maddelerde benimsediği sisteme göre, kamu gelirleri, giderleri ve mallarının
denetimine ilişkin kuralların, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimini
öngörecek içerikte olması gerekmektedir. Anayasada, Türkiye Büyük Millet
Meclisi denetimi dışında bir yöntem kabul edilmemiş, genel kuralın ayrıklığına
da yer verilmemiştir. Nitekim, Anayasa
Mahkemesinin, Kamu İktisadî Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince
Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında 3346 sayılı Yasa ile ilgili 28.01.1988
günlü, E.1987/12, K.1988/3 sayılı kararında "Yasaya bırakılan, denetleme
esaslarının düzenlenmesidir. Yasayla düzenleme yapılırken, kimi kuruluşların
denetim dışında tutulması, Anayasanın kapsamını belirleyen buyurucu kuralına
aykırılık oluşturur" denilerek, bu husus açıkça vurgulanmıştır. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, Anayasanın 98, 99 ve 100 üncü maddelerinde yazılı soru, Meclis
araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması gibi yöntemlerle
denetim yapma olanağına sahip bulunması, yukarıda yapılan değerlendirmenin
haklılığını ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü, bu denetim yöntemlerine karşın,
Anayasa koyucunun kamu gelir, gider ve mallarının denetimi konusunda özel
kurallar koyması, bu kurallara uyulmasını zorunlu kılmaktadır. Öte yandan, Anayasa
Mahkemesinin aynı kararında "bu yapı içerisinde, kamu iktisadî teşebbüsü
kavramının fonları kapsamadığı söylenebilir. Ancak, bütçeden, bütçe içi ya da
bütçe dışı kamu kaynaklarından oluşan tüzelkişiliğe sahip ve bir kamu hizmeti
yapmak üzere bir amaca tahsis edilen fonların, Anayasanın 165 inci maddesine
göre, Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi esasları kanunla
düzenlenmesi gereken, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya
dolaylı olarak devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları arasında bulunduğu
kuşkusuzdur" denilerek, 165 inci madde bağlamında Türkiye Büyük Millet
Meclisinin denetimine bağlı tutulacak kamu kuruluşları saptanırken uygulanacak
ölçütler belirlenmiştir. Buna göre, geliri
bütçeden, bütçe içi ya da bütçe dışı kamu kaynaklarından oluşan, tüzelkişiliğe
sahip ve bir kamu hizmeti yapmak üzere kurulan kamu kuruluşları Türkiye Büyük
Millet Meclisinin denetimine bağlı olacaklardır. Özel yasalarla kurulan ve
gelirlerinin kamu geliri olduğundan kuşku duyulmayan kurul, üst kurul ya da
kurumların bu ölçütlerin tümünü taşıdığı açıktır. İncelenen Yasanın 7 nci
maddesinin ikinci fıkrasındaki "Bu kurul ve kuruluşlar faaliyetlerine
ilişkin olarak yılda bir defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe
Komisyonunu bilgilendirir" kuralı, Anayasaya uygunluğu sağlayıcı bir
düzenleme değildir. Çünkü, "bilgilendirme"nin "denetim"den
beklenen sonuçları doğurmayacağı ortadadır. Anayasa Mahkemesinin yine
aynı kararının incelenmesinden, yasada, kamu kuruluşlarının Türkiye Büyük
Millet Meclisinin denetiminde olduğunu belirtmenin yeterli olmayacağı, denetim
yönteminin de önem taşıdığı sonucuna varmak olanaklıdır. Anayasa Mahkemesi,
3346 sayılı Yasadaki, "Bu denetim, fonların bağlı olduğu bakanlıkların
yeni yıl bütçe kanun tasarılarının tümü üzerindeki görüşmeler sırasında,
Anayasanın 162 nci maddesinde belirtilen usule göre ve fonların müteakip yıl bütçe
tahminleri ile bir önceki yıl faaliyet sonuçları üzerinden yapılır"
kuralını, gerekli denetimi sağlamayacağı gerekçesiyle iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi,
Tanıtma Fonu ile Vergi İdaresini Geliştirme Fonuna ilişkin yasalarda öngörülen
ve denetimi üç kamu görevlisinden oluşan komisyona bırakan yöntemi de,
Anayasada getirilen sisteme aykırı bulmuştur. (24.2.1987 günlü, E.1985/24,
K.1987/6 sayılı; 19.3.1987 günlü, E.1986/5, K.1987/7 sayılı kararlar) Ayrıca, idarî ve malî
özerkliği bulunan kamu tüzelkişilerinin yıllık hesaplarının, yönetim örgütü
içinde yer alan teftiş ve denetim kurumları görevlilerinden oluşan bir
komisyonca denetlenmesi, kurulların "özerk" niteliğiyle de bağdaşmamaktadır. Birbirini tamamlayan
düşünce, kanaat ve basın özgürlüğü ile ilgili alanda görev yapan Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu ile temel hak ve özgürlüklerle ilgili alanlarda görev
yapan diğer kurul, üst kurul ve kurumların denetiminin, yönetim birimlerinin
müfettişlerinden oluşan bir komisyonca yapılması, bağımsız ve yansız olması
gereken bu gibi kurul, üst kurul ve kurumların görev kapsamıyla da
bağdaşmamaktadır. Madde kapsamına giren
kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesaplarının denetlenmesi
görev ve yetkisinin, Anayasanın 160 ıncı maddesiyle Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetim yapma görev yetkisiyle donatılan ve bağımsız bir yüksek
denetleme organı olan Sayıştaya verilmesi, kurulların "özerk"
yapısına daha uygun düşecektir. Anayasanın 160 ıncı
maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın, genel ve katma bütçeli dairelerin
bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak yanında,
"kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini
yapmakla" görevli olduğu belirtildiğinden, Sayıştaya verilecek böyle bir
görevin anayasal dayanağı da bulunmaktadır. Bu nedenlerle, incelenen
Yasanın 7 nci maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimini öngörmeyen
içeriğiyle anayasal sisteme uygun düşmemektedir. Üstelik, anılan madde
ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştayın ve düzenlediği
raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunca
karara bağlanan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimindeki kimi özerk
kurumlar da bu kapsamdan çıkarılmaktadır. Gerçekten, yürürlükteki
kurallara göre Rekabet Kurumu ile Telekomünikasyon Kurumu Sayıştayın, Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumu ile Şeker Kurumu da Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulunun denetimine bağlı iken, Yasanın 7 nci maddesinde, bu kurumların, diğer
kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar bağlamında, özel komisyonca
denetlenmeleri öngörülmüştür. Öte yandan, Hükümetimiz
ile Dünya Bankası (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası) arasında imzalanan ve
12.07.2001 günlü, 2001/2706 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan
"Program Amaçlı Malî ve Kamu Sektörü Uyum Kredisi"ne ilişkin anlaşma
gereğince "Kamu Harcama Yönetimi Reformu" çalışmalarına hız
verilmiştir. Bu reformun temel
alanlarından birini Sayıştay denetiminin kapsamının genişletilmesi
oluşturmakta, Hükümetimizin de yapılan anlaşma bağlamında bu yönde açık
taahhüdü bulunmaktadır. Söz konusu anlaşma eki
belgelere göre, Sayıştayın denetim alanının, özerk kurumları, sosyal güvenlik
kuruluşlarını, bütçedışı fonları ve tüm Hükümet kuruluşlarını kapsayacak biçimde
genişletilmesine yönelik, gerekli hukuksal değişiklikleri de içerecek bir eylem
planı hazırlanması da taahhütler arasındadır. b) 4739 sayılı Yasanın 7
nci maddesinin son fıkrasında, bu madde kapsamındaki kurul, üst kurul ve
bunlara bağlı kurumların yasalarındaki ve diğer yasalardaki bu maddeye aykırı
kuralların uygulanmayacağı belirtilmiştir. Anayasanın 108 inci
maddesinde, "İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde
yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına
bağlı olarak kurulan Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine,
tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum
ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan
meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında,
kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve
denetlemeleri yapar" kuralı bulunmakta; 2443 sayılı Devlet Denetleme
Kurulu Kurulması Hakkında Yasanın 2 nci maddesinde de, Anayasanın 108 inci maddesi
kuralı yinelenerek, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı belirlenmektedir. Özel yasalarla kurulan,
kamu tüzelkişiliğini, idarî ve malî özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara
bağlı kurumlar Devlet Denetleme Kurulunun görev ve yetki alanına girmektedir. Devlet Denetleme
Kurulunun bu görev ve yetkisi yasadan önce Anayasadan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, 4739 sayılı
Yasanın 7 nci maddesinin son fıkrası kuralı, Anayasanın 108 inci maddesine açık
aykırılık oluşturmaktadır. 3- 4739 sayılı Yasanın
geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi Yönetim, Denetim ve Tasfiye Kurulu üyelerinin bu yasa ve 4603
sayılı Yasa kuralları çerçevesinde yaptıkları işlemlerden dolayı hukuksal
sorumluluklarının, bankacılık sektöründe etkinlikte bulunan özel bankaların
yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına uygulanan özel hukuk hükümlerine ve
mevzuata bağlı oldukları; üçüncü fıkrasında da, bu üyelerin ceza ve idare
hukuku yönünden memur sayılamayacakları öngörülmüştür. Yukarıda (1) sayılı
bölümde belirtildiği gibi, bu bankaların, sermayelerindeki kamu payı yüzde
50'nin altına düşünceye kadar kamu bankası niteliği taşıdıkları ve bu dönem
içinde bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurulları üyelerinin, diğer
personel gibi kamu kaynaklarını kullanan kamu görevlileri olduğu açıktır. Üstelik, 4603 sayılı
Yasanın 2 nci maddesi uyarınca 28.3.2001 günlü, 2001/2002 sayılı Bakanlar
Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan "Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası,
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin
Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"ın 4 üncü maddesinde,
yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlık işlemleri için gereksinim
duyulan kaynağın, genel bütçeden ve uluslararası finans kuruluşlarından sağlanacak
kaynaklardan karşılanacağı belirtilmiştir. Özel hukuk kurallarına
bağlı tutulmalarına karşın, sermayeleri kamuya ilişkin olduğuna ve bu
bankaların yeniden yapılandırılarak özelleştirmeye hazırlanmaları bir kamu
görevi niteliğinde bulunduğuna göre, yeniden yapılandırma sürecinde işlemleri
yürütecek görevlilerin, sorumluluk yönünden özel hukuk kurallarına bağlı
kılınması hukuka uygun düşmemektedir. Kamu bankalarında çalışan
personel, özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar kamu görevlisi
sayılırken, yönetim, denetim ve tasfiye kurulu üyelerinin sorumluluk yönünden
bu statüden çıkarılması haklı bir nedene dayandırılamaz. Bu durum, yapılan
düzenlemenin hukuka aykırılığını daha somut biçimde ortaya koymaktadır. Öte yandan, 4603 sayılı
Yasaya 20.06.2001 günlü, 4684 sayılı Yasayla eklenen geçici 5 inci maddede
getirilen, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ile görevli yönetim ve
denetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin özel düzenlemenin iptali için
Anayasa Mahkemesine açılan davanın incelenmesi sürmektedir. Söz konusu geçici madde
düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesince Anayasaya uygun bulunması durumunda
yürürlüğünü sürdüreceği ve sorumluluk hukuku yönünden getirilen bu farklı
statünün varlığını koruyacağı kuşkusuzdur. Ancak, anılan geçici
maddenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi durumunda, Anayasaya uygun bir
düzenlemenin yapılması kaçınılmaz olacaktır. Oysa, incelenen 4739
sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki
düzenlemeler, 4603 sayılı Yasanın geçici 5 inci maddesindeki dava konusu
düzenlemeden daha geniş kapsamdadır. Anayasanın 4709 sayılı
Yasa ile değişik 89 uncu ve 104 üncü maddeleri uyarınca, yayımlanması
yukarıdaki gerekçelerle kısmen uygun bulunmayan 4739 sayılı "Malî Sektöre
Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun" 6 ncı, 7 nci ve geçici 1 inci maddelerinin Türkiye Büyük
Millet Meclisince bir kez daha görüşülmesi için ekte geri gönderilmiştir. Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum: 2. – Almanya Federal Cumhuriyetinde düzenlenecek olan
Güvenlik Politikası 38 inci Münih Konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisini
temsilen MHP Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli’nin katılacağına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/970) 28 Ocak 2002 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Almanya Federal
Cumhuriyetinde 1-3 Şubat 2002 tarihlerinde düzenlenecek olan Güvenlik
Politikası 38 inci Münih Konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen
bir milletvekili ile katılınması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi
uyarınca Genel Kurulun 22.1.2002 tarih ve 54 üncü Birleşiminde kabul
edilmiştir. Anılan Kanunun 2 nci
maddesi uyarınca siyasî parti grubunca bildirilen üyenin ismi Genel Kurulun
bilgilerine sunulur. Ömer İzgi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Adı Soyadı Seçim
İli Müjdat Kayayerli Afyon BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. Başbakanlığın, İçtüzüğün
75 inci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutuyorum: 3. – Tahsil Edilemeyen Hazine Alacağının Silinmesi Hakkında
Kanun Tasarılarının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/971) 28.1.2002 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına İlgi:a)21/2/2001 tarihli
ve B.02.0.KKG.0.10/101-163/992 sayılı yazımız. b)18/9/2001 tarihli ve
B.02.0.KKG.0.10/101-163/4326 sayılı yazımız. İlgi (a) ve (b)'de
kayıtlı yazılarımız ekinde Başkanlığınıza sunulan Tahsil Edilemeyen Hazine
Alacağının Silinmesi Hakkında Kanun Tasarılarının Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 75 inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim. Bülent Ecevit Başbakan BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. Plan ve Bütçe
Komisyonunda bulunan tasarılar hükümete geri verilmiştir. Komisyonlardan istifa
önergeleri vardır; okutuyorum: 4. – Hatay Milletvekili Hakkı Oğuz Aykut’un, Adalet
Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/442) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Başka bir komisyonda
görev aldığımdan, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekiliyorum. Gereğini bilgilerinize
arz ederim. Saygılarımla. Hakkı Oğuz Aykut Hatay BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. Diğer önergeyi
okutuyorum: 5. – Bursa Milletvekili Kenan Sönmez’in, Kamu İktisadî
Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/443) 24.1.2002 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Başka bir komisyonda
görev aldığımdan, KİT Komisyonu üyeliğinden çekiliyorum. Gereğini bilgilerinize
arz ederim. Saygılarımla. Kenan Sönmez Bursa BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre verilmiş üç adet, doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır;
ayrı ayrı okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım. İlk önergeyi okutuyorum: 6. – Erzurum Milletvekili Mücahit Himoğlu’nun, Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifinin (2/418) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/444) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına 2/418 esas numaralı
teklifimin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını
saygılarımla arz ederim. Mücahit Himoğlu Erzurum BAŞKAN - Erzurum
Milletvekili Mücahit Himoğlu'nun, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa
Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin, İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesini okuduk. Önerge üzerinde, Sayın
Himoğlu, konuşacak mısınız?.. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum)
- Evet Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun Sayın
Himoğlu. (MHP sıralarından alkışlar) Konuşma süreniz 5 dakika. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununa bir geçici madde eklenmesi için vermiş olduğum kanun teklifimin,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesi gereğince doğrudan
gündeme alınması için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Kanun teklifimin içeriği,
ücretsiz izinli geçirilen sürelerin borçlanılarak, yani, emeklilik keseneğinin
ya tamamının veya kısmen taksitler halinde ödenmemesiyle kanunda belirtilen
çalışma yılları toplamına artı yıl ilavelerin getirilmesinin giderilmesidir. Şimdi, borçlanmayı
gerektiren ücretsiz izinler nelerdir?.. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun
108 inci maddesinin içerisinde bulunan ve madde içerisindeki bu şıkları
sizlerin gözleri önüne ve hafızalarınızı yenilemek için bilgilerinize
sunuyorum. "Devlet memurunun
bakmaya mecbur olduğu veya memur refakat etmediği takdirde hayatî tehlikeye
girecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza
geçirmesi veya önemli bir hastalığa tutulması hallerinde, bu hallerin raporla
belgelendirilmesi şartıyla, devlet memurlarına, istekleri üzerine en çok altı
aya kadar aylıksız izin verilebilir. Aynı şartlarla, bu süre, bir katına kadar
çıkarılabilir." Yani, zarurî olan bir ücretsiz iznin birinci şıkkıdır. İkincisi, devlet
memurlarına, on yıllık hizmetini tamamlamış olmaları halinde ve istekleri
doğrultusunda, memuriyet boyunca bir defa kullanılmak üzere altı aya kadar ücretsiz izin verilebilir. Bu
da, zorunlu olan bir hadiseden dolayı, istenen bir ücretsiz izin şeklidir. Üçüncüsü, doğum yapan
memurlara, istekleri halinde, en çok oniki aya kadar aylıksız izin verilebilir.
Doğum yapan memurların, çocuklarına bakamadıkları veya baktıramadıkları sürece,
sağlıklı büyümesi için anne sütünün, emzirmenin gerektiği hallerde alınan, bir
hastalıktan dolayı, doğumunun akabinde almış olduğu ücretsiz izindir. Bir de yetiştirilmek
üzere (bursla gidenler dahil) yurtdışına devlet tarafından gönderilen öğrenci
ve memurlarla, yurtiçine ve yurtdışına sürekli görevle atanan memurların
eşlerine, memuriyetleri süresince, her defasında bir yıldan az olmamak üzere,
en çok dört yıla kadar aylıksız izin verilebilir. Bu da, zarurî, aile
birliğinin korunması, bir eşin görevinde bulunduğu zaman diğer eşin, ona, bir
yılla dört yıl arasında ücretsiz izin alarak eşlik etmesidir. Bir de muvazzaf askerliğe
ayrılan devlet memurları, askerlik süresince, görev yeri saklı kalarak,
ücretsiz izinli sayılırlar. Devlet memurları,
kanunen, bu izinlerin dönüşü, göreve başlama tarihi itibariyle,
başladıklarından itibaren bir ay içerisinde müracaat etmeleri halinde, kısmen
veya defaten veya toptan, bu borçlanma süreksindeki emekli keseneğini yatırdığı
zaman hizmet yılına saydırırlar. Ancak, bizim
verdiğimiz kanun teklifimizle, bu bir aylık süreyi, atlayarak, unutarak
veya o günkü ekonomik şartlarla, zorluklar içerisinde bulunan memurun
yatıramayıp da atladığı bu sürenin bugün ilave edilmesi ve geriye doğru
işlemesi, geriye doğru ücretsiz izinlerin, bu kanun teklifinden itibaren 6 ay
içinde müracaat etmeleri halinde borçlanmaları imkânı getirilmektedir. Acaba, bu, neden böyle
gerektirir; çünkü, bir memuriyette, kadınlar 20 yıl hizmet yılında emekli
olurlar, erkekler 25 yıl hizmet yılında emekli olurlar. Doğumdan dolayı almış
oldukları ücretsiz izinleri -çocuk sayılarını göz önünde bulundurup- ve yurt
dışında göreve giden eşlerine eşlik etmelerinden dolayı 4 yıl ücretsiz izinli
sayılanları düşünecek olursak, 20 yıl değil, 24 veya 25 yıl içerisinde emekli
olacaklar, erkekler de 25 yıl değil, 29 veya 30 yıl içerisinde emekli
olacaklardır. Geçmiş dönemde, bu
hadise, bir borçlanma yapılarak giderilmiş, herkes, hizmet süresi içerisindeki
boşluğunu doldurmuştur. Bu artı ilaveleri önlemek için, bugün, bu vermiş
olduğum kanun teklifini, Yüce Heyetinizin oylarıyla, beraber gündeme
aldırırsak, geriye doğru borçlanma usulü ortaya gelmiş olacaktır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun,
toparlayın efendim. MÜCAHİT HİMOĞLU (Devamla)
- Yani, geriye doğru, ücretsiz izinlerin emekli keseneği yasanın çıkmasından
sonra yatırılabilecek ve artı yıl çalışması ortadan kaldırılmış olup, bu
memurların mağduriyeti de giderilmiş olacaktır. Bunun için, Yüce
Heyetinizi bilgilendirme arzusunda bulundum. Bu kanun teklifimin, borçlanmayı
geciktiren ve mağduriyetleri olan memurlarımıza müjde olsun mahiyetinde,
sizlerin güzel oylarınızla gündeme alınmasını arzuluyor, Yüce Heyetinize
saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz. Önergeyi oylarınız
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Teklifin gündeme alınması kabul
edilmiştir Sayın Himoğlu. İkinci önergeyi
okutuyorum: 7. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ile Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/345) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/445) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ile Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer
Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında (2/345) esas nolu kanun teklifimin, ilgili komisyonlara havale
edildiği tarihten itibaren kırkbeş gün geçtiği halde görüşülmemiştir. Bu nedenle, söz konusu
teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan doğruya Genel Kurul
gündemine alınması hususunda gereğini arz ve talep ederim. Saygılarımla. Ahmet Derin Kütahya BAŞKAN - Sayın Derin?..
Yok. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan, Sayın Derin buradaydı; ancak, ilaç almak üzere kulise çıktılar;
ama, milletvekili sıfatıyla... BAŞKAN - Efendim,
konuşursa bekleyelim; ama, sanıyorum Sayın Yakup Budak gereğini yerine
getirecek. Ben, Sayın Derin'e öncelik tanımak istedim; ama, arkadaşımız Sayın
Budak'a devrettiğini söyledi. Yine de bekleyebiliriz
Sayın Hatiboğlu... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan, Sayın Budak konuşacaklar. BAŞKAN - Milletvekili
sıfatıyla; buyurun Sayın Budak. Süreniz 5 dakika. YAKUP BUDAK (Adana) -
Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken hepinize saygılar sunuyorum. Bildiğimiz üzere, sosyal
devlet, halkının sorunlarıyla ilgilenen, onları çözmek için uğraşan devlettir;
çalışanına, hayat standardına uygun şekilde ücret verebilen devlettir;
emeklisine de, insan onuruna yaraşabilecek bir hayat standardını
sağlayabilecek, bir hayat seviyesini sunabilen bir devlettir. Günümüzde, bütün
çağdaş devletlerde, çalışanlara ve emekli olduktan sonra ve öldükten sonra da
onların dul ve yetimlerine en güzel maaşı verebilmek, hayat seviyelerini
yükseltebilmek için büyük gayretler sarf edilmektedir. Bu kanun teklifini de,
Kütahya Milletvekilimiz Sayın Ahmet Derin Bey vermişlerdir. Ben,
huzurlarınızda, Ahmet Derin Beye teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten, daha önce
de, Emekli Sandığından maaş alan emekli dul ve yetimlerin hayat standartlarının
düzeltilmesi, maaşlarıyla ilgili bir konuyu gündeme getirmişlerdi. Bugün de,
eşi vefat eden ve eşinden dolayı maaş alan dul ve yetimlerin durumlarıyla
ilgili bir kanun teklifiyle huzurlarımıza gelmiştir. Bu, sosyal yaramıza bir
nebze çare olma noktasında yapmış oldukları tekliflerden dolayı kendilerine
teşekkür ediyorum. Malumlarınız olduğu
üzere, Sayın Ahmet Derin, daha önceden, 1949 tarihli 8434 sayılı Yasada
değişiklik teklifi vermişti; beş hizmet yılını doldurduktan sonra vefat eden
memurun eşine de, bir ay içerisinde müracaat etmesiyle, onbeş yıl üzerinden
emekli maaşı bağlanmasını öngören bir teklif vermişlerdi ve Meclisimizin de
gündemine, değerli oylarınızla alınmıştı. Bu teklifle de vefat etmiş olan
memurun dul ve yetimlerinin maaşlarıyla ilgili bir düzenleme talebi vardır. Eşi vefat eden, dul olan
eş, bir başkasıyla evlendiği zaman maaşı kesilmektedir. Bu durumda, maaşı
kesilen eş, ya evlenmemeyi, ömür boyu yalnız yaşamayı tercih etmekte ya da
evlense bile, resmî olmayan, gayriresmî yollarla bir arada yaşamayı sürdürmeye
çalışmaktadır. Bu da, toplumumuzda, örf ve âdetlerimize aykırı bir durum
meydana getirmektedir. İşte, Sayın Ahmet Derin, bu teklifiyle, örf ve
âdetlerimize aykırı olan bu durumun düzeltilmesini talep etmektedir. Zaten, bugünkü zor hayat
şartlarında, gerek Emekli Sandığından gerek Bağ-Kurdan gerekse SSK'dan maaş
alan dullar, hayatlarını zor şartlarda geçirmek durumundadırlar. Bu düzenleme
yapıldığı zaman, bir nebze olsun, hayat şartlarında bir düzenleme, iyileştirme
yapılmış olacaktır. Bu teklifle, eşi vefat
eden dulun, bir başkasıyla evlendiği takdirde maaşının devam etmesi
öngörülmektedir. Mevcut durumda, birtakım sosyal yaralara yol açan evlenmeme
yolunu tercih etme ya da evlendiği halde imam nikahıyla evlenme veya gayriresmî
yollarla evlenmeden doğabilecek hukukî birtakım haklarını kaybetmekle de karşı
karşıya kalınmaktadır; bu da, birtakım sosyal rahatsızlıklara, huzursuzluklara,
aile içerisinde birtakım problemlere ve sosyal yaralara neden olmaktadır. İşte bu teklif değerli oylarınızla kabul
edildiği zaman, bu yaraların en azından bir kısmı halledilmiş olacaktır. Yukarıda sıralamaya
çalıştığımız ve daha da artırabileceğimiz gerekçelerle, dul kalan eşin
evlenmesi önündeki engellerden biri olarak gördüğümüz bu yasanın
değiştirilmesi, toplumumuzda barışın sağlanması, ailelerde huzurun temin edilmesi,
devlet ve milletin kucaklaştırılması noktasında ve aynı zamanda, sosyal devlet
olmanın bir gereğinin yerine getirilmesi bakımından büyük faydalar sağlayacağı
mülahazasındayız. Şimdi, zaten, mevcut olan emeklilerimize vermiş olduğumuz
maaşlar, onların, ahir ömründe hayatlarını rahatlıkla sürdürebilecekleri bir
seviyededir diyebilmemiz mümkün değildir. Bu yasa gerçekleştirildiği zaman, hiç
değilse, bu maaşın da devam etmesiyle, hayat standartları biraz daha yükselecek,
refah seviyeleri, biraz daha, toplumumuza ve insan onuruna yakışır bir duruma
gelecektir diye düşünüyoruz. Muhterem arkadaşlar,
malumlarınız olduğu üzere, emeklilerimizin dul ve yetimleri büyük problemlerle
karşı karşıya kalmakla birlikte, aynı zamanda emeklilerimiz, emekli maaşlarının
düşüklüğünden dolayı da birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalmaktadırlar; o kadar
sıkıntı içerisindedirler ki, emekli maaşının alınacağı gün, sabahın 3'ünde
4'ünde kuyruğa girmektedirler. Bu da, bu insanların içerisinde bulunmuş olduğu
fakrü zarureti ortaya koymaktadır. İşte, bu kuyrukların
biraz daha azalmasına, kuyrukta olan bu insanların mutluluğuna biraz daha
katkıda bulunmak açısından, bu teklifin, değerli oylarınızla gündeme alınmasını
talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Budak. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Bu önerge de kabul edilmiştir. Üçüncü önergeyi
okutuyorum: 8. – Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız ve 16 Arkadaşının,
Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifinin (2/692) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/446) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına 2/692 esas numarasıyla
vermiş olduğum, Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifimin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan
gündeme alınması için gereğini bilgilerinize arz ederim. Saygılarımla. Sabahattin Yıldız Muş BAŞKAN - Önerge sahibi
sıfatıyla, Sayın Yıldız; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. SABAHATTİN YILDIZ (Muş) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Muş'ta, Alparslan üniversitesi adıyla bir
üniversitenin kurulması için vermiş olduğum kanun teklifinin 37 nci maddeye
göre doğrudan gündeme alınmasıyla ilgili önergeme desteklerinizi sağlamak için
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum. Muş İlimiz, maalesef,
Türkiye'nin en fakir ilidir; kişi başına düşen millî gelir bakımından
Türkiye'nin 81 inci ilidir. Aynı şekilde, eğitim alanında da çok çok
gerilerdeyiz. Üniversite imtihanlarında, maalesef Türkiye'nin sonuncu sıralarında
yer almaktayız. Sayın milletvekilleri,
ekonomik kalkınmayı sağlamak için yeterli kaynaklarımız olmasına rağmen, bir
türlü bu kaynaklardan gereği gibi faydalanamamaktayız. Türkiye'nin üçüncü büyük
ovasına sahibiz ve maalesef, bu ovanın ortasından Murat Nehri gibi büyük bir
nehir akmakta ve Muş Ovası, bugüne kadar sulanamamaktadır. Eğitim alanında da
durumumuz fazla farklı değildir. Muş'ta, şu anda, Fırat Üniversitesine bağlı
beş programda eğitim veren Muş Meslek Yüksekokulu, iki programda eğitim veren
Malazgirt Meslek Yüksekokulu ve Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı Muş Sağlık Meslek
Yüksekokulu var. Muş Meslek Yüksekokulunun
kampus alanı üniversite kurulması için son derece uygundur. TİGEM'in tahsis
ettiği geniş bir arazisi ve üzerinde de atıl durumda birçok bina mevcuttur. Bu
binalar küçük birer tadilatla eğitim öğretime açılabilir. Ayrıca, ulaşım ve
barınmada bir sıkıntı yoktur. Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı 750 öğrenci
kapasiteli yurt binamız hizmete açılmıştır. Gerektiğinde bu kapasite 1 000'e
çıkarılabilir. Ayrıca, ihtiyaç duyulduğu zaman, yurt olarak ve okula hizmet
verecek olan binalar da mevcuttur; bunların başında gelebilecek, Muş'ta, özel
idarenin yapmış olduğu, üç yıldır tamamlandığı halde hizmete açılmayan bir otel
var; burası da, ayrıca yurt binası olarak açılabilir. Değerli arkadaşlar,
Muş'un Bitlis'e uzaklığı 86 kilometre, Bingöl'e ise 110 kilometredir. Bu iki
ile bir saatlik mesafe yoktur. Bu iki ilde de üniversite yoktur. Muş'a
kuracağımız Alparslan üniversitesiyle yaklaşık 1 200 000 yöre insanına hizmet
etmeye taliptir bu üniversite. Üniversitenin kurulmasıyla bütün fakültelerin
bir anda açılması gibi bir zorunluluk da olmadığına göre, ihtiyaç ve imkânlar
ölçüsünde hareket edilir ve öncelikle eğitim fakültesi, ziraat fakültesi,
veteriner fakültesi ve fen-edebiyat fakültesi kurulursa, arkasından diğer
fakülteler de peyderpey tamamlanabilir. Sayın milletvekilleri,
burada değinmeden geçemeyeceğim bir sıkıntımızı da sizlerle paylaşmak
istiyorum. Resmî kuruluşu tamamlanmış, binası tamam, tabelası bile asılmış,
sadece dekan ve 3 öğretim görevlisi atanamadığı için dört yıldır açılamayan;
durumu, maalesef, yılan hikâyesine dönmüş bir eğitim fakültemiz var. Daha önce,
Fırat Üniversitesi Rektörü Fevzi Bey, yaptığımız görüşmelerde, 2001-2002
yılında öğrenci alıp, burayı hizmete açacağını söylemişti. Herhalde, ekonomik
krizden olacak, 2001-2002 öğretim yılında öğrenci alamadı. İnşallah, Rektör ve
Fırat Üniversitesi yöneticileri hassas davranır ve 2002-2003 öğretim yılında,
temennimiz odur ki; öğrenci alır ve bu fakülteyi hizmete açarlar. Dünya devletlerine
baktığımızda, tarihlerinde önemli rol oynamış yerler ve kahramanlar onore
edilmiş ve isimleri abideleşmiştir. Daha sonraki kuşakların da bu kahramanları
tanımalarını sağladıklarını görüyoruz. Bizim tarihimizde de Anadolu'nun dönüm
noktasını oluşturan Malazgirt Zaferi ve onun büyük komutanı Sultan Alparslan'ın
hak ettiği ismin abideleştirilmesine, maalesef, bugüne kadar yeterince katkı
sağlandığı kanaatinde değilim. İnşallah, bu Parlamento, Alparslan
üniversitesinin kurulmasına onay vererek, Sultan Alparslan'a olan vefa borcunu
da bir kez daha ödeyecektir... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) SABAHATTİN YILDIZ
(Devamla) - Sayın Başkanım... BAŞKAN - Buyurun. SABAHATTİN YILDIZ
(Devamla) - Sayın milletvekilleri, sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Kurulacak olan üniversitenin eğitim
binaları, barınma ihtiyacını karşılayacak yurt binaları hazır beklemektedir.
Anlayacağınız, fizikî ve maddî bakımdan fazla bir külfet oluşturmayan bir
üniversite kurma imkânına sahibiz. Gelin, bu hizmeti hep birlikte yapalım ve güzel
Muşumuza güzel bir eser bırakalım. Muş İlinin bilim, kültür
ve ekonomik alanda gelişmesini sağlayacak olan Alparslan üniversitesinin
kurulmasına sağlayacağınız desteklerden dolayı, şahsım ve Muş halkı adına,
hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Yıldız. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. Gündemin
"Seçim" kısmına geçiyoruz. V. – SEÇİMLER A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM 1. – Adalet Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - Adalet
Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Bursa
Milletvekili Kenan Sönmez aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2. – Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan
üyeliklere seçim BAŞKAN - Kamu İktisadî
Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 2
üyelik için Hatay Milletvekili Hakkı Oğuz Aykut ile Mardin Milletvekili Ömer
Ertaş aday gösterilmişlerdir. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Kamu İktisadî
Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna
düşen 1 üyelik için Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına
geçiyoruz. Şimdi, Genel Kurulun
22.1.2002 tarihli 54 üncü Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 181
inci sırasında yer alan, Niğde Milletvekili Mükerrem Levent ve 25 arkadaşının,
madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın madenleri
konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesini, 217 nci sırada yer alan
Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen ve 24 arkadaşının, Türkiye'de ve
Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda, 164 üncü
sırada yer alan, Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20 arkadaşının, bor
madenleri konusunda ve 170 inci sırada yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya
ve 19 arkadaşının bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerinin saptanması
ve özelleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak sorunların araştırılması amacıyla
vermiş oldukları Meclis araştırması önergesini birleştirerek öngörüşmelerine
başlıyoruz. VI.- GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) Öngörüşmeler 1.- Niğde
Milletvekili Mükerrem Levent ve 25 arkadaşının, madencilik sektörünün içinde
bulunduğu durum ile bor ve altın madenleri konusunda Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/211) 2.-
Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen ve 24 arkadaşının, Türkiye'de ve
Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/245) 3.-
Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20 arkadaşının, bor madenleri konusunda
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198) 4.-
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya ve 19 arkadaşının, bor madenlerinin
stratejik ve ekonomik değerinin saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya
çıkacak sorunların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/204) BAŞKAN - Hükümet?..
Hazır. Sayın milletvekilleri,
Meclis araştırması önergeleri, Genel Kurulun 17.5.2001 tarihli 105 inci
Birleşiminde, 6.6.2001 tarihli 113 üncü Birleşiminde, 23.10.2001 tarihli 10
uncu Birleşiminde, 16.1.2002 tarihli 52 nci Birleşiminde okunmuşlardır. Bu
nedenle, önergeleri yeniden okutmuyoruz. İçtüzüğümüze göre, Meclis
araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti
gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahiplerine veya onların göstereceği
bir diğer imza sahibine söz verilecektir. Konuşma süreleri, hükümet
ve gruplar için 20'şer dakika, önerge sahipleri için 10'ar dakikadır. İlk söz, sayın
hükümetimizindir. Hükümet adına, Devlet
Bakanı Sayın Edip Safder Gaydalı; buyurun Sayın Bakanım. (ANAP sıralarından
alkışlar) DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde Milletvekilimiz
Sayın Mükerrem Levent ve 25 arkadaşı tarafından, madencilik sektörünün içinde
bulunduğu durum ile bor ve altın madenleri konusunda (10/211) esas numaralı ve
Balıkesir Milletvekili Sayın Aydın Gökmen ve 24 arkadaşı tarafından Türkiye'de
ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusundaki
(10/245) esas numaralı Meclis araştırması önergeleri hususunda görüşlerimizi
açıklamak istiyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ülkelerin kalkınması,
sahip olunan doğal kaynakların harekete geçirilmesiyle yakından ilişkilidir.
Madencilik sektörü, üretime dayanan ve aynı zamanda, üretimin itici gücü olan
bir sektör olarak ülkelerin gelişimi, kalkınması, sanayileşmesi ve gelişen
teknolojiyi yakalamasına katkı sağlayan en önemli sektörlerden biridir. Maden ürünleri, sanayi,
enerji, tarım ve inşaat sektörlerinin; yani, bütün ana yatırım alanlarının
temel girdilerini oluşturmaktadır. Madencilik, döviz kazandırması, istihdam
yaratması, hizmet ve yan sanayi sektörlerini teşvik etmesi, özellikle bölgesel
gelişmeyi önplana çıkarması açısından çok önemlidir. Madencilik çalışmaları,
yol, su, elektrik, haberleşme gibi altyapılara gereksinim duyması nedeniyle,
bölgelerin, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesine hız kazandırmaktadır. Her ülke, kendisine has
jeolojik yapısı nedeniyle değişik büyüklükte ve çeşitlilikte maden rezervlerine
sahiptir. Türkiye, jeolojik yapısı nedeniyle, çok sayıda maden çeşitliliğine ve
bazı maden yatakları yönüyle de büyük rezervlere sahip bir ülke konumundadır.
Ülkemiz, dünyanın en büyük bor ve toryum rezervlerine sahiptir; trona
kaynakları bakımından da dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Mermer, zeolit,
ponza, selestin, feldispat, kuvars, manyezit, kil, jips, sepiyolit ve nadir
toprak elementleri gibi endüstriyel mineraller yönünden zengin yataklara sahip
konumdadır. Kömür, barit, altın, gümüş, bakır, kurşun, çinko ve demir yönünden
de kayda değer önemli yataklara sahiptir. Türkiye, madencilikte adı geçen 132
ülke arasında toplam maden üretimi itibariyle 28 inci, üretilen 50'nin
üzerindeki maden çeşitliliği yönüyle de 10 uncu sırada yer almaktadır. Gelişmiş ülkeler,
kalkınmalarını, sahip oldukları hammadde kaynaklarını en etkin ve verimli bir
şekilde değerlendirmelerine borçludurlar. Ülkemizin maden kaynakları bakımından
en zengin illerinden biri de Balıkesir'dir. İl, maden çeşitliliği, rezerv ve
üretim yönüyle de dikkat çekmektedir. Özellikle, bakır, çinko, kurşun,
antimuan, cıva, demir, gümüş, jips, kaolin, bentonit, krom, manyezit, manganez,
molibden, perlit, talk, volfram, vollastonik ve kalsit gibi madenlerin, gerek
üretim gerekse rezerv bakımından ülkemiz madenciliğinde önemli bir yeri
bulunmaktadır. Eski çağlardan beri
işletilen önemli mermer yatakları, Edremit, Altınoluk ve Havran-Küçükdere altın
yatakları ile dünyada en büyük rezerve sahip olduğumuz bor madeninin de önemli
bir bölümü Balıkesir-Bigadiç'te bulunmaktadır. Ayrıca, ülkemizin sahip olduğu
linyit yataklarının önemli bir bölümü de, bu ilimizin Soma İlçesinde
bulunmaktadır. Balıkesir İlindeki maden ve enerji kaynaklarımızla ilgili olarak
detaylı rezerv ve kalite bilgisini, istenildiği takdirde, rapor olarak sayın
milletvekillerimize de takdim edebiliriz. Değerli milletvekilleri,
şimdi de, ülkemizin altın kaynaklarıyla ilgili olarak Yüce Heyetinize bilgi
vermek istiyorum; Türkiye, yılda, ortalama 120 ton civarında altın ithal
etmektedir. Hurda altın dönüşü de dikkate alındığında, Türkiye'de, yılda,
yaklaşık olarak 200 ton altın işlenmektedir. Bu miktarın büyük bir bölümü yurt
içinde satılmakta ve bir bölümü de işlendikten sonra ihraç edilmektedir. Son on yılda, yabancı
şirketlerin altın aramacılığına ayırdıkları büyük paylarla ülkemizde yaptıkları
araştırmalar sonucunda, daha önceleri, jeolojik açıdan mevcut olabileceği
düşünülen altın yatakları bulunmuş, rezervleri belirlenmiş ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yaptıkları başvurularla,
Türkiye'nin değişik yerlerinde, 340 ton görünür altın rezervi olduğu tespit
edilmiştir. Bunun parasal değeri yaklaşık 3,5 milyar dolardır ve ülke
ekonomisine yaratacağı katmadeğer ise 17 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır.
Çoğunluğu yabancı şirketlerce tespit edilen bu altın yataklarının işletilmesi,
bazı kesimlerin Bergama-Ovacık'taki ilk altın yatağı işletmesine karşı
başlattıkları olumsuz eylemler sonucunda gelişen şartların olumlu bir sürece
dönüşmesi beklenmektedir. 57 nci hükümetimizce,
Bergama-Ovacık altın yatağıyla ilgili gelişen olumsuz etkiler, bilimsel ve
teknik çözümler getirilerek ve hukuksal çözüm yolları da bulunarak aşılmış,
deneme mahiyetinde, 2001 yılında, yaklaşık olarak 1 ton altın ve 1 ton gümüş
üretimi gerçekleştirilmiştir. Hükümetimiz, gelişen bu olumlu havanın etkisiyle,
önümüzdeki yıllarda, diğer altın yataklarımızın üretime geçmelerini beklemekte
ve bu hususta gerekli desteği ve tedbiri almaya kararlıdır. Türkiye'deki diğer altın
yatakları arasında, İzmir Bergama Ovacık; Balıkesir Havran, Küçükdere;
Eskişehir Sivrihisar, Kaymaz; Çanakkale Akbaba; Artvin Cerrattepe, Kafkasör
Yaylası; Gümüşhane Mescitli, Mastra; Uşak Eşme, Kışladağ; İzmir Efemçukuru'nu
da sayabiliriz. Dünyada önemli altın
yatakları içeren bölgelerin jeolojisiyle, Türkiye jeolojisi arasındaki
benzerlik, ülkemizin, altın cevherleşmesi açısından çok elverişli olduğunu
göstermektedir. Ülkemizin muhtelif yerlerinde yapılacak araştırmalarla, yeni
epitermal altın yataklarının bulunma olasılığının çok yüksek olduğu, yapılacak
yeni arama yatırımları sonucunda, altın rezervimizin 6 500 tona çıkabileceği
tahmin edilmektedir. Yabancı ve yerli maden şirketlerinin ülkemizdeki altın
madeni aramacılığına gösterdikleri ilgi de, bu bilimsel çalışmayı destekler
mahiyettedir. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca, üretime hazır, rezervleri
tespit edilmiş ve projeleri uygun görülmüş 41 adet sahayla birlikte, arama
faaliyetlerinin sürdürüldüğü yüzlerce saha mevcuttur. Değerli milletvekilleri,
madenlerin, ülke kalkınmasındaki önemini bilen 57 nci hükümetimiz, madencilik
sektöründe arama ve üretim seferberliği başlatmak üzere,14.1.2000 tarihinde
toplanan Bakanlar Kurulunda, madencilik sektörünün yeniden yapılandırılması,
topyekûn elden geçirilmesi amacıyla bir komisyon kurulmasına karar vermiştir.
Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı ve Başbakan eski Yardımcısı Sayın Mustafa
Cumhur Ersümer, Devlet Bakanı Sayın Şükrü Sina Gürel ve tarafımın katılımıyla
oluşan bir komisyon kurulmuştur. Başkanlığımda çalışmalarına başlayan komisyon,
madencilik sektörünün sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi
amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle yapılan bir
dizi toplantılar sonucunda, madencilik sektörünün sorunları ve çözüm önerileri
ve yeniden yapılanma konusunda, Bakanlar Kurulumuza brifing verilmiştir.
Brifing sonrası, Sayın Başbakanımızın talimatı üzerine, koordinatörlüğümde,
madencilik sektörünün önünde engel olan yasal sorunların çözülmesi amacıyla
yeni bir çalışma başlatılmıştır. 3213 sayılı Maden
Kanununun ve Diğer Kanunların Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Teklifi, 27 Aralık 2001 tarihinde Bakanlar Kuruluna sunulmuştur. Bakanlar
Kuruluna sunulan bu kanun teklifinde aşağıdaki hususlar yer almaktadır: Taşocakları Nizamnamesi
kapsamındaki madenlerin bazıları Maden Kanunu kapsamına alınarak yatırımcıya
ruhsat güvencesi sağlanmaktadır. Madencilik faaliyetleri
için gerekli izinlerin alınması sürecinde karşılaşılan sorunların aşılması
için, konunun, Başbakanlıkça hazırlanacak bir yönetmelikle çözülmesi
öngörülmektedir. ÇED olumlu görüşü alınmış
ruhsat alanlarında olumlu görüş veren kurum ve kuruluşlardan ayrıca başka bir
izin almaksızın tek izin yatırım güvenliği imkânı getirilmektedir. Madencilik faaliyetleri
için rezerv tüketim payı indirimi, taşıma teşviki, yatırımda vergi muafiyeti,
sigorta prim desteği gibi, yeni getirilen teşvik tedbirleriyle, madencilik
sektörü, yatırımcılarına cazip hale getirilmek istenilmektedir. Ruhsat iptalleri
kaldırılarak sektöre ruhsat güvencesi sağlanmakta, caydırıcı nitelikte ekonomik
yaptırımlar getirilmektedir. Devlet hakkı
ödemelerinde, uygulanabilir ve takibi kolay brüt bilanço kârı esası yerine,
satış bedeli üzerinden tahsilat yapılabilecek bir sistem getirilmektedir. Bütün madencilik
faaliyetlerinden, özel idarelere, belirli oranda bir pay ödenerek güçlenmeleri
sağlanmaktadır. Özel idarelere yeni
imkânlar getirilmektedir. Büyük ruhsat alanlarının
uzun süre atıl durumda bekletilmesine ve ruhsatların mücbir sebepler dışında
sebepsiz yere faaliyette bulunmalarını engelleyici tedbirler getirilmektedir. Anayasa Mahkemesince
iptal edilen Maden Kanunun kamulaştırmayla ilgili maddesinin iptal gerekçesine
uygun bir düzenleme yapılarak, özel mülke güvence, madencilik faaliyetlerine de
kolaylık sağlanmaktadır. MTA Genel Müdürlüğüne,
arama faaliyetlerini daha etkin bir şekilde sürdürmesi amacıyla, ülkemizdeki
maden potansiyelinin açığa çıkarılmasına olanak sağlayacak düzenleme
getirilmektedir. 1593 sayılı Umumî
Hıfzıssıhha Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin
Aşılattırılması Hakkında Kanun, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu, 3621
sayılı Kıyı Kanunu, 4122 sayılı Millî Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü ve
Seferberlik Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 2560 sayılı İstanbul Su ve
Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanununda değişiklikler yapılarak, sektöre engel teşkil eden hususlar ortadan
kaldırılmak istenmektedir. Bakanlar Kuruluna sunulan
ve 35 madde içeren bu taslak, bakanlarımızın görüşleri alındıktan sonra,
hükümet tasarısı olarak Yüce Meclise sunulacaktır. Ayrıca, beş yıllık
kalkınma planlarında yer alan Tuz Kanunu ile Maden Kanununun birleştirilmesiyle
ilgili çalışmalar tamamlanmış; tuz, Maden Kanunu kapsamına alınmış ve ilgili
yönetmelikler çıkarılarak, özel sektörün yatırımlarına açılmıştır. Türkiye Taşkömürü Kurumu
uhdesinde bulunan havzai fahmiye sınırlarının küçültülmesi sonrası, küçülen
alanların madencilik faaliyetlerine açılması hakkında kanun çıkarılmış ve
küçültme sonrası ortaya çıkan alanların, 3213 sayılı Maden Kanunu gereği, ihale
yoluyla madencilik faaliyetlerine açılması için gerekli çalışmalar tamamlanarak,
ihale edilmek üzere son kontrolleri yapılmaktadır. Maden Kanunu gereği terk,
iptal edilmiş veya değişik sebeplerle ruhsat hukuku sona ermiş maden
ruhsatları, ihale yoluyla aramalara açılmakta, atıl vaziyette bekleyen bu
alanlar, ülke ekonomisine katkı sağlar hale getirilmek üzere gerekli çalışmalar
sürdürülmektedir. 2002 yılı içerisinde yaklaşık 8 000 civarında saha ihale
yoluyla aramalara açılırken, Hazineye gelir ve sektöre de canlılık getirilmesi
hedeflenmektedir. Jeotermal potansiyel
açısından büyük bir zenginliğe sahip ülkemizde, mevcut yasal boşluğu doldurmak
üzere, jeotermal kanun tasarısı çalışmaları da ayrıca sürdürülmektedir. Türkiye'deki madencilik
faaliyetleri, bugüne kadar, nispeten kolay bulunabilen ve kolay işletilebilen
yüzeyde belirli mostrası görülen madenlere yönelik olmuştur. İnsanların
yaşamaya başladığı ilk çağlardan beri madencilik geçmişi olan ülkemizdeki
madenlerin aranması ve işletilmesi, daha fazla bilgi, yatırım, teknoloji ve
koordinasyonu gerektirir hale gelmiştir. Bu değerlendirmeler
ışığında, yerli ve yabancı sermaye sahibi kurum, kuruluşların, çok riskli olan
bu sektöre, arama, üretim ve hammaddeleri uç ürünlere dönüştürmeyi hedefleyen
yatırımları sağlayacak özendirici tedbirler alarak, katmadeğeri ülke içerisinde
bırakacak politikaları hedefleyen 57 nci hükümetimiz, çalışmalarını bu
doğrultuda sürdürmektedir. Yüce Heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Bakan. Anavatan Partisi Grubu
adına, Afyon Milletvekili Sayın Halil İbrahim Özsoy; buyurun. (ANAP
sıralarından alkışlar) Sayın Bakanım, süreniz 20
dakika. ANAP GRUBU ADINA HALİL
İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeraltı ve
yerüstü zenginliklerimizin değerlendirilmesi, madencilik sektörünün içinde
bulunduğu durum ve bor madeninin dünü, bugünü ve yarınıyla ilgili tespitler
yapmak ve gerekli tedbirler alınması için, değişik partilere mensup sayın
milletvekillerinin Meclis Başkanlığına vermiş oldukları dört araştırma önergesi
üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere
huzurlarınızdayım; hepinizi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
değişik siyasî görüşlere sahip değerli milletvekillerinin hassasiyetlerini,
endişelerini ve düşüncelerini yansıtan dört ayrı, fakat dört değerli hemen
hemen aynı konuya matuf önergelerle karşı karşıyayız. Milletvekillerini bu
denli harekete geçirmeye neden olan konunun, gerçekten dışarıdan bakıldığında
değil, konuların içine birazcık girildiğinde ne kadar önemli, önemli olduğu
kadar da değerli ve stratejik olduğu hemen göze çarpmaktadır. Değerli
arkadaşlarımızı bu konuya yönelten olayların, konu incelendiğinde köklerinin
çok eskilere dayanarak bugüne kadar yaşayarak ve yaşatılarak gelen konular
olduğu görülür. Değerli milletvekilleri,
çok ciddî, çok önemli, önemli olduğu kadar da geniş ve derin bu konuyu gündeme
getirdikleri ve tartışmaya açtıkları için, Anavatan Partisi Grubu olarak,
önergelerde imzası bulunan her milletvekiline ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Konuyu, siyasî gözlük
dışında ve sulandırmadan, ciddî olarak, çıplak gözle, objektif ve gerçekçi bir
yaklaşımla ele aldığımızda heyecanlanmamak mümkün değildir. Konuyu araştırırken
karşılaştığımız olaylar karşısında, okuduğumuz makaleler önünde kâh
üzülüyorsunuz kâh kahroluyorsunuz bazen de gururlanıyorsunuz. Bu olayların
geçtiği toprak parçası Anadolu. Anadolu, yüzyıllardır çeşitli medeniyetlere
yurt olmuş, pek çok uygarlığın parlak dönemlerini yaşamış, dünya devleti ve
kıtalararası hükümranlıklara ev sahipliği yapmış kutsal topraklar. 1071'den sonra Türklere
vatan coğrafyası olan, toprağın altıyla, üstüyle, bereketiyle, gizemiyle,
kucağında beslediği, sakladığı hazineleri cömertçe insanlara sunan Anadolu.
Anadolu, içi de, dışı da dolu dolu uygarlık, kültür, cevher, hareket, bereket
olan mukaddes toprak. Tarih Mecmuasının eylül
sayısında, bir Alman tarihçi olan ve metal sanayiin babası sayılan Dr. Lutvik
Berk, bakın neler diyor: "Tarih, demirle başlar. Demiri bulan Türklerdir.
Tarihi başlatan da Türklerdir" diyor; ama, o Türkler, icatlarını,
uygarlıklarını, kültürlerini ve de toprak altı, toprak üstü zenginliklerini
diğer uluslarla paylaşmak pahasına sömürülmüş, talan edilmiş ve bedelini,
özellikle madencilikte ağır olarak ödemiştir. Siyasî tarihçiler, bizim,
demokrasiye geçişimizin bedelini ödemediğimiz için, demokrasinin değerini
bilmediğimizi, erdemini tam yaşayamadığımızı söylerler. Bu yargı, belki
doğrudur; ancak, madenler konusunda ödenen bedeller ve verilen mücadele,
tarihimiz kadar zengin, onun kadar onurlu ve onun kadar özverilerle doludur. Değerli milletvekilleri,
konulara, matematiksel ve ticarî açıdan değil de, tarih ve siyaset açısından
bakıldığında, bu mücadelede ayağa kalkmış, kendini tarihe kabul ettirmiş ve
bugün de, o mücadelesini devam ettirmeye kararlılık gösteren iki abideyle karşı
karşıyayız. Madenciliğimizde, tarihî
ve bugünkü anlamıyla çok önemli yer tutan bir ilimiz var; Balıkesir. İlk
çağlardan bugüne kadar, âdeta, madenciliğin kurtuluş savaşını vermiş,
sömürgeciliği ve uluslararası şirketlerin oyunlarını boza boza, talanları
durdura durdura, Susurluk'ta, Bigadiç'te, Sarıcaçayır'da yaşayanları ve
yaşananları menkıbeleştirerek bugünlere getirmiştir. Madencilik sektöründe,
tarihin daha ilk çağlarında başlayan mücadelede, toprağın üstü kadar
altındakileri de korumak için büyük bir savaş verilmiştir ve bu savaş, daha bir
müddet devam edeceğe benzemektedir. Zira, bu konuların değeri, bazı çevrelerce,
maalesef, hâlâ anlaşılmamaktadır. Balıkesir İlimizde,
çeşitli madenler konusunda, ilk çağlarda, Osmanlılar döneminde ve yakın
tarihimizde millî bir şuurla mücadele verenlerin, eline silah alarak ülkeyi
koruyan vatanseverlerden hiçbir farkı yoktur. Millî yeraltı servetlerinin
korunması, değerlendirilmesi ve hizmete sunulması da kusursuz olmalıdır. Evet,
her şehrin şan ve şerefle dolu bir geçmişi vardır. Balıkesir'in ise, madencilik
sektöründe gösterdiği mücadele, Kurtuluş Savaşımızda gösterilen mücadeleden
geri değildir. Fransız Mösyö De Mazür ve İngiliz Mister Hanson şirketlerine
karşı, Sultançayırı ve Susurluk'ta bürokrasiye, siyasete, hatta ve hatta o
günkü padişaha karşı verilen mücadelede Yusuf Asım Efendileri unutmamak
gerekir. Değerli milletvekilleri,
madencilik tarihimizin enteresan bir bölümü ve gelişimi de borda verilen
mücadeledir. Bor madeni, başlıbaşına bir mücadele örneğidir. Bordaki mücadeleyi
anlatırken, bir yerde, madencilimizin tarihini de anlatmış oluyoruz. Atatürk, madenlerimize
verdiği önemi, cumhuriyetten evvel, 1 Mart 1922 tarihinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Üçüncü Birleşiminde yaptığı konuşmada "topraklarımızın altında,
el değmeden duran maden hazinelerini, kısa zamanda işletilerek milletimizin
menfaatına açık bulundurmak gerekir" diyerek, verdiği önemi ortaya
koymuştur. 1922... Kurtuluş
Savaşının cereyan ettiği bir dönemde, madenciliğimizin öncelikte olduğunu
vurgulamasını, biz, Ata'nın buna verdiği önemi fevkalade önemli buluyoruz. Cumhuriyet döneminden
evvel çeşitli yabancı şirketlerin elinde bulunan madenlerimizden bor, 1950'ye
kadar dünyada bor tröstü olan Boraks Konsalitad Limitet Şirketinin elinde
olduğu bilinmektedir. 1950'den sonra, bu şirket, her ne kadar, faaliyetlerini
rölantiye almış olsa da, Bigadiç'te, kendi imkânlarıyla ve millî şuurla
işletmeye çalışan Bigadiç yöresindeki Ali Şayakçı, Mortaş, Borasit gibi
şirketlerle de mücadeleden geri kalmamıştır. Onların işlettikleri ocakların
kapatılması için büyük bir savaş vermiştir; fakat, başarılı olamayınca, fiyat
düşürmesi yaparak, bu şirketleri maddî sıkıntı olarak köşeye sıkıştırmak
istemiştir. Şunu ifade etmek
istiyorum: Bor ve diğer madenlerimiz konusunda ülkemizdeki tartışmalar,
1950'lerden evvel gayri resmî, 1950'lerden sonra ise, dönem dönem ve resmen
başlatılmış ve bugün de devam etmektedir. MTA ve daha sonra,
Etibank'ın, Kütahya Emet'te yaptığı araştırma ve bor işletmeciliği yanında,
Eskişehir Kırka'da bir ambar memuru olan Hüseyin Zeren'in verdiği hizmetler ve
oynadığı roller dolayısıyla, bu sektörde, adı, unutulmayacaklar arasına
girmiştir. Hüseyin Zeren, kendi vatanında yabancılara karşı gizli bir savaşın
casusluğunu yaparak, Kırka'da milyonlarla ifade edilen ton rezervli bir bor
yatağının ortaya çıkmasına neden olmuştur. 1968'de, İsmet İnönü, bir
konuşmasında "bugün, memleketimizdeki boraks cevheri üzerinde yabancı bir
oyun planlanmaktadır; oyunun hedefi, Türkiye'yi bu kaynaktan mahrum
bırakmaktır. Bunun oyuncuları kapı kapı dolaşmaktadır. Herkesi ihtar ederiz ki,
bu oyunu neticesiz bırakmaya, Türkiye'nin boraksı üzerinde hiçbir tekel
kurdurmamaya kesinlikle kararlıyız" diyerek, bu mücadelenin, resmî
ağızlarla ifadesini ortaya koymuştur. Değerli milletvekilleri,
bugün, dünyanın kullandığı bor 2 000 000 tondur. Türkiye'de bor madenlerinin
yüzde 95'i devlet, yüzde 5'i de özel sektörün elindedir. İhracatta ise, bunun
tam tersi, bir çarpıklık vardır. İhracatın yüzde 75'i özel sektör, yüzde 25'i
ise devlet tarafından yapılmaktadır. Ülkemiz, bor ve bor kaynakları yönünden
dünyanın en zengin ve en büyük ülkeleri arasındadır. Türkiye dışında ikinci
büyük rezerv Amerika topraklarında bulunmaktadır. Roskil raporlarına göre,
Türk bor rezervleri, dünya bor rezervlerinin yüzde 60 ilâ 70'ini teşkil
etmektedir. Geri kalan yüzde 30-37'lik kısım, Arjantin, Bolivya, Şili, Çin, İran,
Kazakistan, Peru ve Rusya'dadır. Amerika Birleşik Devletlerinin dünya
rezervlerinin yüzde 24'üne sahip olduğu bilinmektedir. Bu açıdan bakılır ise,
dünyanın diğer bölgelerindeki bor rezervleri, miktar ve kalite açısından ihmal
edilebilir durumdadır. Roskil raporlarında yer alan Türkiye dışındaki
değerlendirmelere göre, rezervlerin ikinci büyük parçasının Amerika'da olması
ve ABD'nin sahip olduğu teknoloji de dikkatten kaçmamalıdır. Ülkemizde bor madenî için
kapatılan geniş araziler üzerinde, henüz, teknik ve gerçek rezerv çalışma ve
değerlendirmeleri neticelenmemiştir. Verilen ve verdiğimiz rakamlar onbeş-yirmi
yıldır kullanılan, halen çalışan havzalara paralel olarak ve karşılaştırmalar
yapılarak elde edilen rakamlardır. Bugün, ETİ Holding
tarafından işletilen ve tartışmaların odağı olan ve bu tartışmaların daha da
devam edeceğe benzemesi, bor işletmesi, pazarlaması ve diğer konulardaki
hassasiyet, kamuoyunun gözünden kaçmamaktadır. Borun kullanıma sunulduğu
sektörler ve sanayi kolları saymakla bitmez. Cam sektörü, fotoğrafçılık,
elektrik-elektronik, bilgisayar, uzay ve havacılık, tıbbî cihaz ve ilaç
sanayii, yakıt, kimya sanayii, deterjan sektörü, tarımsal sanayii, seramik ve
nükleer enerji, metalurji, otomobil ve gemi inşaa sanayii vesaire... İşte, bu
kadar etkili ve geniş bir sahada, sahipsiz bir element olarak aranılan,
kullanılan, kaçırılan, sömürülen, talan edilen bor konusu, daha çok
tartışılacağa benzemektedir. Değerli milletvekilleri,
bu tarihî gelişim ve girişten sonra, yeraltı zenginliklerimizin
değerlendirilmesi, korunması konusuna girelim; ama, bana kalırsanız,
girmeyelim; bir an evvel araştırma komisyonunun kurulmasına çalışalım ve komisyonda,
bir millî maden ve bir devlet politikası tespit edelim. Bu tespitimizi öyle
sağlam temellere oturtalım ki, hükümetler tarafından oynanmasın, oynatılmasın;
çünkü, biz, madenciliğimizi, milletimizin geleceği olarak görüyoruz. Maden, her sene
ekildiğinde tekrar üreyen, üretilen, hasat yapılan bir olgu değildir;
milyarlarca yıl evvel büyük değişimlerle meydana gelen, hor kullanıldığı zaman
bitiveren bir cevherdir. Ayrıca, bugün değersiz
olarak kullanılmayan veya kullandırılmayan bu cevherin, ileride, teknolojik
gelişmelerden dolayı aranılan bir cevher haline gelmeyeceğini bugünden bilmek
mümkün değildir. O yüzdendir ki, önergeler
doğrultusunda kurulacak araştırma komisyonuna Anavatan Partisi olarak tam
destek vereceğimizi arz eder, hepinizi, Grubum ve şahsım adına, tekrar,
saygıyla selamlarım. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Bakanım. Doğru Yol Partisi Grubu
adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, buyurun. (DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. DYP GRUBU ADINA İLYAS
YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Eylül
2001'de, bor madeninin rezervlerinin araştırılması ve bununla ilgili
çalışmaların yapılması amacıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulması için
verdiğimiz önergenin ve daha sonra, diğer arkadaşlarımızın, altın, bor ve diğer
madenler konusunda verdikleri önergelerin tümü üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben, bu madeni, özellikle
buraya getirdim. Daha önce de göstermiştim. Bunun bir sebebi var. Bu, ülkemizin
çok önemli bir kaynağı, hazinesi. Milletvekili arkadaşlarımızın, bu hazinenin
üzerinden hiçbir zaman gözünü ayırmaması gerekir. Gözümüzü ayırdığımız
takdirde, bu madenden yüzmilyarlarca dolar kazanarak ülkenin kalkınmasını
sağlayacak, zengin ülkeler, güçlü ülkeler, ileri ülkeler haline gelebilecekken,
bu tür yeraltı kaynaklarımıza dikkatle bakmadığımız zaman, maalesef, biraz
sonra göstereceğim manzaraları, çok değil, 2002 yılının ocak ayında yaşayan bir
ülke durumuna geliriz. Bu konu zaman zaman
gündeme gelmiş. Belki, çoğunuzun dikkatini çekmemiştir; ama, ben, tutanakları
inceledim; Cumhuriyet Senatosu 1968 yılında böyle bir komisyon kurmuş, bor
madenleriyle ilgili uzun uzun araştırma yapmış, tam bir yıl araştırmış ve
burada da pek çok gerçeklere vâkıf olmuş. 1957 yılında, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, bor tuzları üzerinde araştırmalar yapılmış ve yine, geçen dönemde,
Ülke Kaynaklarının Tespit Edilmesi ve Değerlendirilmesi Komisyonu bu konuyu
araştırmış. Peki, sürekli bunları
araştırdığımız halde -biraz sonra bu tutanaktan bazı örnekler okuyacağım;
sanki, bugünün Türkiyesinden bahsediyorlar- neden, hâlâ dön babam dön, hep aynı
noktada kalıyoruz; neden, hâlâ yeni yeni araştırma komisyonları kurup, bunları
yapmak ihtiyacı duyuyoruz? Az önce söyledim, eğer,
biz, yeraltı kaynaklarımızı iyi değerlendirmezsek, 2002 yılının Ocak ayında,
şu, göstermekte olduğum manzaraları görürsünüz: Erdek'in Aşağıyapıcı Köyünde,
mazot bulamadığı için, maalesef, bu tür bir şeyle... Bu gerçek... Bunu, bana,
yerel muhabir Ali Osman Ata verdi ve bu Bandırma'daki İlk Haber Gazetesinde
yayımlandı ve geçen hafta pazar günü de bana ilettiler. Türkiye bu manzaralara
layık değil. Ocak 2002'de, yani geçen pazar günü "Milletvekili olarak bunu
alın, gösterin" dediler, maalesef, üzülüyoruz. Yine devam ediyoruz. Son
zamanlarda belki size de gelmiştir; madenlerimize iyi sahip çıkmadığımız
zaman... Örneğin, Bandırma Kültür Eğitim Vakfından öğrenci Aykut Levent faks
çekmiş. Diyor ki "Gerek ülkemiz uzun yıllar devam eden enflasyonu ve
gerekse çıkan ekonomik krizler sebebiyle, aşırı zorlanmaktayız. Eğitim
harcamalarımızın vergiden düşülmesine müsaade ediniz, yoksa, eğitimimiz yarım
kalacak ve arzu ettiğimiz, istediğimiz, Avrupa Birliğiyle yarışacak fertler
durumuna gelemeyeceğiz." Değerli arkadaşlarım,
bakınız, bor konusu burada görüşülürken bir sayın senatör nelerden bahsediyor:
Diyor ki "Türkiye'ye girip, 110 000 000 ton bor maden cevherini ihtiva
eden yatakları ele geçirmek için teşebbüse geçiyor." Bir maden şirketi.
"İmtiyazları ele geçirsinler, gerisi kolay; çünkü, sefirlerin ve
konsorsiyumun baskıları başlar. Bunları, bize para vermek ve yardım için
pazarlık konusu olarak öne sürüyorlar. Konsorsiyuma giden Maliye Bakanı her
şeyden habersiz -1968 yılından bahsediyorum- onlarla müzakereye oturur. Bugün
konsorsiyumda müşavir olarak çalışan Mr. Wilkinson, bu borasit şirketin
hissedarlarındandır." Şimdi merak ediyorum;
acaba, bize bu niyet mektubunu yazdıran komisyonların içinde, tütün kanununu
çıkarın diyen, şeker kanununu çıkarın diyen veya madenlerin özelleştirilmesiyle
ilgili bu maddeleri bize yazdıran komisyonların içinde, Mr. Wilkinson gibi,
hangi borasit şirketlerinin, hangi sigara tekellerinin, hangi şeker
tekellerinin hissedarları oturmaktadır, biliyor muyuz? İşte Amerika'da Enron
çıktı. Ne diyor Enron?.. İddialar... Sayın Bush'un Enron'a bazı vergi kolaylıkları
sağladığına dair. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, malî sektörün yeniden
yapılandırılmasıyla ilgili yasayı veto etti. Burada en önemli gerekçe, burada
çalışanların haklarının zayi edilmesi, bir de dokunulmazlıkların... 10 katrilyon
liralık kaynağı kullanacak, 10 katrilyonluk kaynağı kullanan kişiler sorumlu
olmayacak! Peki, bunların, Enron'da olduğu gibi, yandaşlarına veya banka
sahiplerinin şirketlerine verdiği kredilerin faizlerini öncelikle silip, diğerlerini
silmeyeceğini nereden bileceğiz, hangi kıstas var? "Yine bunu aynen
geçireceğiz" diyorlar. Bu, büyük bir haksızlık. Bu, bankacılık sektörünü
filan kurtarmak, malî sektörü kurtarmak olmaz; olsa olsa, banka patronlarını
kurtarmak olur. Devam ediyor yine bu
sayın senatör: "Gerek anlaşmalar gerek kararnameler; bunlar, Resmî
Gazetelerde yayımlanmış ve maalesef, yabancılar, buralara koyacakları bu
anlaşmalara ve kararnamelerde yer alması lazım gelen kelimelere kadar anlamlarını
ölçüyorlar, biçiyorlar, tartıyorlar, ona göre koyuyorlar. Maalesef, biz
bunların ne anlama geldiğini ve bize ne kadar ağır külfetler yüklediğini ve
sonunda, milletçe bize nelere mal olduğunu bir türlü anlayamıyoruz; ancak, iş
işten geçtikten sonra anlıyoruz" diyor. Değerli arkadaşlarım,
geçen konuşmamda ısrarla belirttim. "Ulusal Maden Varlığımız ve Bor
Gerçeği" adlı, Ankara Ticaret Odasının bu kitabını bütün milletvekilleri
okumalı. Burada ve bu komisyon raporunda bahsediliyor. Türkiye'de, bor, tesadüfen
bulunmuştur. Groppler diye birinin hediye ettiği mermer heykellerin içerisinde,
Fransız mühendis Desmazures, yüksek miktarda bor olduğunu bulunca, gidiyorlar,
Sultançayırı'nda buluyorlar ve burada bulunan madenin adı da "Pandermit."
Pandermit, Bandırma demektir. Benim doğduğum, büyüdüğüm -işte, benim bora bu
kadar gönülden bağlı olmamın en önemli sebeplerinden biri bu- şehrin ismini
almış bu maden ve daha sonra üzerinde oyunlar başlar. Türk Boraks Şirketi
adıyla bir şirket kurulur. Bu şirket, maalesef, 1950 yılında bir yazı yazar.
Der ki bu yazıda: "Türkiye'de bor madenleri bitti; dolayısıyla, sizin bu
konuda bir şey yapmanıza gerek yok; zaten 60 000 ton rezerviniz var; rafineri
kurmanız gerekmez." Ne hikmetse, daha sonra, Türk mühendisleri kendi
gayretleriyle bu madenin Türkiye'de bol miktarda olduğunu ortaya çıkarınca
-özellikle Eskişehir Kırka'da- tekrar bu sahaları kapatmaya çalışır ve bu
şirket, yalan yazmaya, yalan söylemeye hiç utanmaz. Önce "Kırka'da 9 000
000 ton var" der. Hani, avcılara derler ya, çan çaldıracak cinsindendir yalanları
"işte, bir yılan gördüm, boyu 10 metre..." "Canım o kadar olur
mu?!." "5 metreydi..." "Olur mu?!." "3 metreydi"
gibi!.. Bu da, tersine, artırır; 9 000 000 ton... Biraz sıkıştırılınca 40 000
000 ton... Biraz daha sıkıştırılınca 400 000 000 ton... Şu anda Kırka'daki
rezerv 1,5 milyar tondur! Türkiye'de 1 700 000
hektarlık bir alan, bor için araştırmaya kapatılmıştır. Bunun sadece 4 000
hektarlık alanında bor araştırılır ve buradaki bugün için bilinen rezerv 2,5
milyar ton, ancak, 6,5 milyar ton civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu
alanların sadece binde 2'sinde, Türkiye, bu kadar bir rezervle bor madenlerinin
yüzde 65'ine, tenor açısından baktığımızda ise yüzde 75'ine sahiptir; ama,
gelin görün ki, buradaki yüzde 100 tekeli çeşitli oyunlarla kırılmak istenmektedir.
Biz, bunlara, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde değerli arkadaşım Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet
Yalçınkaya ve Eskişehir -ki, Balıkesir ile birlikte, bor madenlerinin
Türkiye'de en önemli olduğu, en fazla olduğu ilimiz olan Eskişehir-
Milletvekilimiz Sayın Sadri Yıldırımla birlikte itiraz ettik, dedik, bu bor
madenlerini peşkeş çektirmeyiz. Bu, bizim kendiliğimizden
durup dururken yaptığımız bir şey değildi; çünkü, çalışmalar vardı; bu
çalışmalar, maalesef, Etibank raporlarına geçmişti. Etibank raporlarında, 2840
sayılı Kanuna göre bor madenlerinin işletilmesi, ticareti devlet tekelinde
olmasına rağmen Bortaş, Ceytaş, Serena gibi şirketlerle, kanuna aykırı bir
şekilde, hammaddeyi ihraç imtiyazları alınmak isteniyordu ve açıktan... Aynen
şöyle söyleniyor: "Ceytaş'ın, kuracağını iddia ettiği tesisler
tamamlanmadan, yıllık 200 000 ton kolemanit talebini karşılamaya dönük yönetim
kurulu kararı istihsal edilmeye çalışılması, devlete ait bor madenlerinin,
amiyane tabirle, bir oldubittiye, peşkeş çekilmeye çalışılmasının ve bu hususta
ortaya konulan kastın en güçlü kanıtıdır." Bunu Etibank müfettişleri
söylüyor. Bitmedi; baktılar ki, bu yollar tıkandı, mücadele, önlerinde dağ gibi
yükseliyor... Maden Kanunun, Sayın Bakanın da ifade ettiği, benim de
katıldığım, bu da hepimize gelmiştir 57 nci hükümete doneler sunulmuştur;
burada, birçoğuna katılıyorum, hepsine değil tabiî. Öneriler adı altında, ki
burada da vardır, örneğin, bir ruhsat almak için 19 yerden 44 tane izin
gerekiyor; ama, ne hikmetse, bu bürokrasiyi azaltıcı veya Çevre Kanununun
Türkiye şartlarına uydurulması veya madenin özelliğine göre bazı düzenlemeler
yapılması değil, bu kanunun içine ille de 2840 sayılı Kanun iptal edilmiştir.
Taslak metin elimizde... Maalesef, niyetlerinin hiç de iyi olmadığı... Ve bu,
öyle çok uzak bir tarihte değil, 12 Kasım 2000'de Maden İşleri Genel
Müdürlüğünde yapılan bir toplantıda, gündeme getirilen taslağa, çok şükür ki,
bazı uyanık bürokratlarımız dirençle karşı çıkınca, bu oyunlar, boşa çıkıyor.
Yani, öyle sandığınız gibi, bu borun üzerindeki oyunların bittiği de yok,
biteceği de yok; mecburuz uyanık olmaya. İşte, bunun için bu bor madenleri
ikide bir gündeme geliyor. Dahası; Cumhuriyet
Senatosu raporunu okuduğumuzda, o dönemdeki bürokratlar "bu yeraltı
kaynaklarını nasıl devlete kazandırırız, nasıl Etibanka kazandırırız"
diye, kanundaki açıklardan veya şirketin yaptığı hatalardan devlet lehine bir netice
çıkarırken, bugün ise, nerelerden ne fısıldandıysa, kulağımıza gelen şeyler,
bürokratlar, Etibor'un elindeki sahaları, bazı ufak tefek hatalardan dolayı,
bazı yanlışlardan dolayı iptal etmek gibi bir yola gitmeye tevessül ediyorlar.
Niye?... Buradakiler düşürülsün, ondan sonra bunlar peşkeş çekilsin. Dahası...
Dahası var; bu yetmedi, madem bunu yapamıyoruz, 2840 sayılı Kanunu madem iptal
edemiyoruz, burada bora kapatılmış alanların ikinci madene açılması gibi bir
karar çıkartarak, yani 8 inci maddeyi değiştirerek, bu tuzaklarla, aynı, nasıl
bir zamanlar Sultançayırı'ndan çıkardıkları bor madeni, alçıtaşı diye arpa,
buğday gibi tahıl ambarlarının içerisinde kaçak olarak Türkiye'den kaçırılmışsa
"ikinci maden üretiyoruz" diyerek, bor madenleri peşkeş çekilme
gayretlerine kapı açılmak isteniyor. Değerli arkadaşlarım,
Cumhuriyet Senatosu, raporunu yazdığı zaman, borun yakıt olarak kullanıldığı
bilinmiyordu. Şu anda, daha önceki konuşmamda bahsettim, bor 21 inci Yüzyılın
yakıtıdır; çevreci yakıttır. Petrole dayalı yakıtların gitgide daha da
kullanılamaz hale gelmesinden dolayı, ozon tabakası delindiği, sera etkisi gibi
nedenlerden dolayı bor, bizim en büyük zenginliğimiz olacaktır. Amerika'da New York'ta 3
000 tane otomobil, bugün, bor yakıtıyla sokaklarda dolaşmaktadır. 2003 yılında
BMW ve Chrysler'ın bor yakıtlı otomobillerin seri üretimine geçeceği, 2006
yılında da bütün önemli otomobil üreticilerinin bor yakıtlı otomobilleri
piyasaya süreceği aşikârdır. O halde, gelin, bu teknolojiyi alamıyorsak, biz
üretelim; gelin, Etibor Genel Müdürlüğünün bulunduğu, benden önce, Anavatan
Partisi sözcüsünün ve Sayın Bakanın konuştuğu üzere, bu madenlerin en yoğun olduğu,
en bol olduğu Balıkesir İlinde bulunduğu göz önüne alınarak, Balıkesir
Üniversitesi bünyesinde, acilen, bor teknoloji enstitüsü ve bor teknoloji
geliştirme bölgelerini kuralım. Gelin, burada, değişik, bora dayalı malzemeler
üreten teknolojileri üretelim. Değerli arkadaşlarım,
dahası var: Bakın, Bandırma'da, 55 inci hükümet döneminde hidrojenperoksit
fabrikası kuruldu. Bu, Türkiye'deki bütün deterjanlarda kullanılan beyazlatıcı
maddenin tümünü üretecek kapasitede, kâğıt sanayii için de yetecek kapasitede;
ancak, nedense, bu malzeme, Türkiye'de kullanılan, yabancı firmalar tarafından
alınmıyor, yani, ısrarla, Türkiye'de, bora dayalı kurulan teknolojilerin
gelişmemesi, firmaların gelişmemesi için elden gelen yapılıyor. Bakın, Türkiye'de 150
000-200 000 ton civarında deterjan kullanılıyor. Bunda kullanılan pentaborat,
Bandırma'daki tesislerde üretiliyor. Yani, 30 000 ton ve bu pentaboratı,
ısrarla, deterjan üreticileri, Bandırma'daki fabrikadan almıyorlar. Niye?..
Hidrojenperoksit fabrikası çalışmasın, pentaborat zarar etsin, kapatılsın bizim
kucağımıza düşsün!.. Türk Boraks Şirketinin otuzbeş yıl önce, kırk yıl önce
yaptığı şey aynen devam ediyor. Halbuki, 30 000 ton, dünyadaki bor
rezervlerinin neredeyse bilinen rezervlerin yüzde 65'ine sahip olan Türkiye,
alan açısından baktığınızda, yüzde 95'ine sahip olan Türkiye, dışarıdan 30 000
ton pentaborat ithal ediyor; ısrarla bu sanayi boğulmak isteniyor. İşte,
hükümetin yapması gereken şey, bu sanayii boğmaya çalışanlara karşı mücadele
etmektir; gerekiyorsa, Türkiye'de uç ürünlere yatırım yapan özel sektör
desteklenmelidir; yani, deterjan üreticileri de, bor madenine dayalı Türkiye'de
üretilen ürünleri kullanan şirketler, bu ürünü Türkiye'den alacak şekilde teşvik
edilmelidir; ama, Türkiye'de bor sanayii kurulmalıdır. Bakınız, yapılan
yanlışlardan bir tanesi, Türkiye'de bor madenini seramik üreticileri
kullanıyor; nedense, dışarıya ihraç fiyatının 2 katına veriliyor; bu,
yanlıştır. Türkiye'de bor madenini kullanıp bir şey üretenler, hiç olmazsa,
ihraç ettiği kısımda kullanılan bor kadar bor maddesini dışarıdaki üreticilerle
aynı fiyattan almalıdır ki rekabet edebilsin. Yani, bu araştırma komisyonunun
kurulması, gerçeklerin ortaya çıkması açısından çok önemlidir. Maalesef, bu
güçlü tekeller, ellerindeki her imkânı kullanmaktadırlar. Rockefeller'ın,
Eisenhower'a yazdığı gizli mektubu yanıma almıştım, oradan bir şey okuyacaktım,
ama, şu anda bulamadım; orada diyor ki: "Biz, politikamızı, az gelişmiş
veya gelişmekte olan ülkelerdeki bu yeraltı kaynaklarını denetlemek için
kullanmak durumundayız. Buna bizim ihtiyacımız var..." Ben mealen
söylüyorum, aynen böyle değil. Arzu edenlere bu mektubun kopyasını verebilirim.
"...ve bunun için elimizdeki malî yardım imkânlarını, askerî yardım
imkânlarını bu amaca yönlendirmemiz lazım." Sanki, bunlar, hep,
Türkiye'nin şu anda yaşadıklarını hatırlatıyor gibi arkadaşlar! Değerli arkadaşlarım, bu
oyunlar bitmez. Bizim, bu oyunları boşa çıkarmamızın yolu, birlik beraberlik
içinde, bunu bir devlet politikası haline getirmemizdedir. Burada, inanıyorum
ki, bütün arkadaşlarımız, Türkiye'nin bu yeraltı zenginliklerine sahip
çıkılması gerektiğinde hemfikirdir. Bu komisyon kurulduğunda, yapacağı
çalışmalarda bu gerçekleri daima göz önünde bulundurmalıdır. Son olarak tekrar etmek
istiyorum: Biz, Türkiye'nin zenginliği olan bu madenin üzerinden gözümüzü hiç
ayırmayalım; bu maden Türkiye'yi kurtaracaktır. Hep hayıflanıyoruz, bizde
petrol yok... Burada, Sait Değer Paşayı
anımsamak istiyorum hemen. Kendisi rahatsız; Allah'tan şifalar diliyorum... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın
Yılmazyıldız, 1 dakika içinde toparlayın efendim. İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla)
- Diyor ki: "Batman'da -gençliğimizde gelmişlerdi- bir yere kırmızı işaret
koydular, böyle, delik delik; sanki, altında petrol var gibi; 'petrol yok'
deyip, çekip gittiler." Maalesef, Türkiye'de,
petrolde oynanan oyunlar borda oynanmak istendi. "Türkiye'de bor
yoktur" diye rapor yazıp, gitti; utanmadan geri gelmeye çalıştılar. Şimdi,
bunu denetlemeye çalışıyorlar. Biz, yıllarca, petrol
yataklarının üzerinde hükmettik; ama, değerini bilemedik. Değerli arkadaşlarım,
gelin, artık, bu bor madenlerinin değerini bilelim; yoksa, 2002 yılında,
hepimizin üzüntü duyduğu bu manzaraları; yani, gördüğünüz üzere, yakışmayan bu
manzaraları, maalesef, yaşamak, yaşatmak zorunda kalırız. Bu, hiçbirimizin arzu
ettiği şey değildir. Ben, bu komisyonun
kurulmasını Doğru Yol Partisi olarak destekliyoruz diyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Yılmazyıldız. Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu. Süreniz 20 dakika. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Göksu. AK PARTİ GRUBU ADINA
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; madencilik
sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın gibi önemli madenlerimizin
ekonomik ve stratejik durumunu görüşmek üzere verilen araştırma önergeleri
üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken,
hepinizi saygıyla selamlarım. Konuya geçmeden önce,
Sayın Bakanın konuşmalarını dinledim; konuşmasında, sadece, iktidar partilerine
mensup olan milletvekili arkadaşlarımın verdiği iki önergeden bahsedip de,
muhalefet partilerine mensup olan arkadaşların -ki, bir tanesini ben verdim ve
bu önergelerin ilki bana aittir; ikincisini ise, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet
Yalçınkaya arkadaşım vermiştir- verdiği önergelerden bahsetmemesini, doğrusu,
üzüntüyle karşıladım. Zira, bugün, burada, maden ve madencilik konusu gündeme
geliyorsa, tartışmaya açılmışsa, bu dört önergenin de bunda katkısı olmuştur;
önergeyi veren milletvekillerinden biri olarak da son derece mutluyum. Değerli arkadaşlar,
Türkiye, maden çeşitliliği açısından dünyadaki ilk beş ülke arasında
gösterilmektedir; ancak, buna rağmen, madenlerimizin ekonomimize katkısı
oldukça düşüktür. Sahip olduğumuz madenlerin yaklaşık değeri 2,5 trilyon
dolardır. Buna karşılık, gayri safî millî hâsıla içindeki payı ise, ancak yüzde
1 seviyesindedir. Öte yandan, sahip olduğumuz büyük potansiyele rağmen,
Türkiye'nin yıllık maden ihracatı 500 milyon dolar; ama, ithalatımız ise 1
milyar dolardır; tabiî, petrol ve doğalgaz, bu ithalatın dışındadır. Türkiye'de madencilik
kültürü, diğer gelişmiş ülkelerde geliştiği halde bizde gelişmemiştir. Bu
nedenle, madeni ve madenciyi anlatmakta zorluk çekmekteyiz. Bu araştırma
önergesini verdikten sonra ve bu konuşmama esas teşkil edecek araştırmayı
yaparken, olayın içerisine girdiğimizde, madenciliğin, devasa bir sektör ve
hiçbir zaman hayattan soyutlanmayacak önemli bir faktör olduğunu yakinen görmüş
oldum. Değerli arkadaşlar, maden
deyip geçmemek lazım; bugünkü Avrupa Birliğinin temelinde de, İkinci Dünya
Savaşından sonra, 46'lı yıllarda, bazı Avrupa ülkelerinin bir araya gelerek,
kömür ve çelikteki üretim ve pazarlama işbirliğinden doğduğu ortaya
çıkmaktadır. Yani, o günkü ekonomik birliktelik, daha sonra, siyasî ve askerî
birlikteliğe dönüşmüş. Dolayısıyla -demin,
konuşmacı arkadaşlar da söyledi- madenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu; günlük
hayatımızda, 24 saat içerisinde, yazdığımız kalemden konuştuğumuz mikrofona
kadar, kullandığımız arabadan, kullandığımız bilgisayara kadar her zaman
madenle iç içeyiz. Dolayısıyla, madeni hayattan soyutlamak mümkün değildir. Değerli milletvekilleri,
tabiî, Türkiye, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bakımından oldukça zengin bir
ülkedir; ama, ne var ki, biz, yerüstü zenginliklerimizin kıymetini bilmediğimiz
gibi, yeraltı zenginliklerimizin kıymetini de maalesef bilemiyoruz. Ben, bunu,
bahçesinde define saklı olan fakir bir insanın, bahçesindeki defineden habersiz
olarak başka kapılarda iş araması şeklindeki bir örnekle açıklamak istiyorum.
Yani, yeraltı zenginliklerimiz oldukça fazla; ama, bunları kullanamadığımızdan,
bunları üretime çeviremediğimizden, pazarlayamadığımızdan, maalesef kapı kapı
borç para dilenmek durumunda kalıyoruz. Değerli arkadaşlar, bu
nedenle, madenciliğe, bugünden itibaren çok daha fazla eğilmemiz gerektiğine
inanıyorum. Cumhuriyetin ilk yıllarında, madenciliğe gerçekten ehemmiyet
verilmiş. Atatürk, bir yandan MTA'yı kurmuş, öbür taraftan Etibankı kurmuş, bir
motive kazandırılmış; ama, daha sonraki yıllarda bu motivenin azaldığını
görmekteyiz. Eğer, kendimiz bu motiveyi kazanmazsak, zaten, bizim dışımızdaki,
kalkınmasını tamamlamış, refah seviyesini elde etmiş ülkelerin, Türkiye'nin,
kendi kaynaklarının bilinçli olarak farkında olmasını da istemezler. Değerli milletvekilleri,
biz, bugün madene gerekli önemi ve gerekli yatırımı yapamadığımızdan dolayı,
sadece cevher ihraç eden, buna karşılık işlenmiş maden ithal eden bir ülke
konumuna geldik. İthalat ve ihracatımız, yani madendeki ithalat ve ihracatımıza
baktığımızda, madencilikteki dışticaret açığı, oransal olarak, maalesef, ülke
genel dışticaret açığından da büyüktür. O halde, madencilik politikamızın
yeniden gözden geçirilmesi lazım. Sekizinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporunda yer alan
"Türkiye'nin Maden Potansiyeli ve Dünya Potansiyelindeki Yeri" adlı
çalışmada "birçok ülkede gözlenen istikrarsızlıkların temelinde, yeraltı
zenginliklerini ele geçirme mücadelesi yatmaktadır" deniliyor. Yani,
bugün, Balkanlar'da, Ortaasya'da, Uzakdoğu'da veya Ortadoğu'da, dünyanın
neresinde bir istikrarsızlık varsa, süper güçlerin, oradaki yeraltı
zenginliklerinden nasibini alması mücadelesidir. Dolayısıyla, yeraltı
zenginlikleri, bugün, savaşların da belki en temel nedenidir değerli
arkadaşlar. Türkiye, hiç hak etmediği
halde, sık sık ekonomik krizlerle karşılaşmakta ve gelişmiş ülkelerin sosyal ve
ekonomik düzeyine ulaşamamaktadır. Bunun başlıca nedeni, dışarıdan empoze
edilen kalkınma ve ekonomik gelişme modellerinin ülkenin ihtiyaçlarına yeterli
olmamasıdır. Sağlıklı kalkınma, ülkelerin özkaynaklarına dayalı, yüksek
katmadeğerli yatırımlara ve üretime yönelik modellerle gerçekleşebilir. Siyasî
rejimleri ve gelişmişlik düzeyleri ne olursu olsun, tüm dünya ülkeleri, yeraltı
varlıklarını ekonomilerine katmak için özel çaba sarf etmektedirler. Bugün,
kalkınmış ve refah seviyesini kazanmış hangi ülke varsa, hepsi, yeraltı
zenginliklerini hayata geçirmiş ve üretime çevirmiş ülkelerdir değerli
arkadaşlar. Madenlerin insan yaşamı
ve ülkelerin ekonomisi için ne denli önem taşıdığı bilinmektedir. Türkiye,
zengin doğal kaynaklara sahip olan; ancak, bunları ülkenin yararına sunamayan
nadir ülkelerden birisidir. Burada, kömür madenimiz
üzerinde, bir hususu daha aktarmak istiyorum: Türkiye'de 10 milyar ton
kömürümüz var; ancak, ne var ki, yılda 65 milyon ton çıkarabilmekteyiz,
üretebilmekteyiz. Yunanistan da 65 milyon ton kömür çıkarabilmekte; ama,
Yunanistan'ın rezervi bizim üçte 1'imiz. Peki, niçin, kömüre soğuk bakılıyor;
efendim, kalorisi düşükmüş. Halbuki, bugün, dünya, 900 kalori kömürden,
kilovatsaat maliyeti en düşük üretimi gerçekleştiriyor. Biz ise, nimeti
burnumuzla itiyoruz. Değerli arkadaşlar,
Almanya'nın kömür zengini bir ülke olduğunu biliyoruz. Köln Şehrinde, zaman
zaman mahalleler taşınıyor. Geçen yıl da üçüncü mahallesini taşıdılar. Niye;
altından kömür çıktı diye, bir mahalleyi alıp başka yere taşıyorlar. Peki,
orada çıkan kömürün kalitesi nedir; orada çıkan kömürün kalitesi, bizim
aşağıladığımız ve beğenmediğimiz, Elbistan'daki kömürle aynıdır değerli
arkadaşlar. Bu anlamda, biz, kömürümüze haksızlık etmekteyiz. Ayrıca, bugün gelişmiş
ülkeler, elektriğinin büyük bir bölümünü kömürden elde ediyor. Ne var ki,
Türkiye, hiç sahip olmadığı doğalgaza bağımlı hale geliyor. Bugün, elektrik
üretiminde doğalgaza bağlılık yüzde 35,5'e yükselmiş, kömür ise 3 üncü sıraya
düşmüştür. Herhalde, böyle giderse, daha da gerilere düşecek. Türkiye'yi düze
çıkarmamak için bir proje yapın denilse, herhalde, bundan daha farklı bir şey
yapmazlardı! Değerli milletvekilleri,
Türkiye, gelişmek ve periyodik ekonomik krizlerden kurtulmak için
özkaynaklarına dönmek zorundadır. Doğal yeraltı kaynakları özkaynakların
başında yer alır. Bu nedenle, madenlerimizin üretime alınması, sanayiin ham ve
ara madde ihtiyacının karşılanması, entegre tesislerle uç ürünlerin üretilmesi
için bir seferberlik başlatılmalı, atıl duran madenler hızla üretime alınarak,
mevcutların kapasitesi artırılmalıdır. Bu bağlamda, en güvenilir
enerji kaynağı olan kömürün, elektrik enerjisi üretiminde, son yıllarda
doğalgaz kullanımıyla büyük ölçüde düşen payının hızla artırılması zorunludur.
Türkiye gibi, önemli kömür potansiyeline sahip bir ülkenin elektrik enerjisi
üretiminin yüzde 50'ye varan oranla dışa bağlanması kabul edilemez. Bu nedenle,
enerji stratejisi ivedilikle değiştirilmelidir. Değerli milletvekilleri,
madenciliğimizin gelişememesindeki engellerin başında mevcut mevzuatlar
olduğunu, bu mevzuatlardaki değişikliklerin de bir kanun taslağı halinde
hazırlandığını, Sayın Bakanımız burada ifade etmişlerdir. Şüphesiz, bir
ülkenin, sahip olduğu kaynaklardan yeterince yararlanabilmesi için, uygun bir
mevzuat, güçlü bir sermaye, ileri bir teknoloji, nitelikli işgücü ve ucuz
enerji gerekir. Türkiye, maalesef en pahalı enerji üretmektedir. Yasal, idarî,
teknik ve malî unsurların etkin ve sürekli desteğine ihtiyaç vardır. Bunlar
olmadığı sürece, bizim, hiçbir hususta ileri adım atmamız söz konusu değildir.
Dileriz, Sayın Bakanın dedikleri hayata geçer. Şu anda, bir işletmeci,
faaliyete geçebilmek için, 10 ayrı bakanlıktan, 22 ayrı birimden izin almak
durumundadır; inşallah, bu bürokrasi daha da azalır. Bunu, birçok yerde
görüyoruz. Yerüstü ve yeraltı sularının korunması ve kullanılmasıyla ilgili
olarak, 8 tane bakanlığın söz sahibi olduğunu biliyoruz. Bu kaynaklarımızın
daha rantabl hale gelebilmesi için, bürokrasiyi mutlaka azaltmamız lazım. Madenciliğin önünde diğer
önemli bir engel de, sektörün vergi yükünün diğer sektörlerden yüzde 15
oranında daha fazla olmasıdır. Bu da bir engeldir; ki, yüzde 5 devlet hakkı,
yüzde 5 Madencilik Fonu, yüzde 2 buluculuk hakkı diye devam ediyor. Burada, yine, Sayın
Bakanın bir sözüne atıfta bulunmak istiyorum. Yeni hazırlanan yasada, özel
idarelere de pay ayrılacağını, onlara imkân tanınacağını söyledi. Bunu
memnuniyetle karşılıyoruz değerli arkadaşlar. Bundan zaten belediyeler pay
alıyordu. Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum. Nasıl ki, madenin çıktığı
alana mücavir belediyeler pay alıyorlarsa, aynen bunun gibi, petrol sahalarına
yakın olan belediyeler, o ilin sınırları içerisinde olan belediyelerin ve özel
idarelerin de pay alması gerektiği kanaatindeyim; çünkü, petrol de nihayetinde
bir madendir. Değerli arkadaşlar,
burada, maden üretilen alanlardan belediyelere pay verilirken, petrol üretilen
alanlardan pay verilmemesi yanlıştır diyorum. Bu manada bir kanun teklifi
hazırlığı içerisindeyim. Sayın Bakanım, mademki madenlerden özel idarelere bir
aktarım söz konusu olacaksa, petrolden de bir aktarım olabilmesi -yani, yüzde 2
belediyelere, yüzde 1 de özel idarelere olmak üzere- için hazırladığımız kanun
teklifimize destek çıkmasını, yardımcı olmasını arzu etmekteyiz. Bu şekliyle,
Batman'da, Adıyaman'da, Trakya'da çıkan petrol sahalarına yakın olan
belediyelerimiz de istifade etmiş olacaklardır. Değerli milletvekilleri,
bor üzerindeki görüşlerimize gelince: Biliyorsunuz, dünyanın en büyük ve
nitelikli boru bize aittir. Madencilik ihracat gelirlerimizin; yani,
madenlerden kazandığımız gelirin yüzde 50'sini bordan sağlamaktayız. Dünyanın
en zengin ve nitelikli bor yataklarına sahip olan ülkemiz için bu artış da
yeterli değildir. Dünya bor pazarındaki payımızın rezervlerimizle mütenasip bir
hale getirilerek, bordan daha yüksek bir düzeyde ihracat sağlanabilmesi için,
iktidarlar değiştikçe değişmeyen, kalıcı, millî bir bor politikası geliştirmek
gerekmektedir. Değerli arkadaşlar, bu
çerçevede, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının özel ihtisas komisyonu
raporunda "dünya bor piyasasının hassas yapısı ve kuruluşun bu piyasadaki
konumu dikkate alındığında, bor madenlerinin özelleştirilmesinin, özellikle de
blok satış yöntemiyle yapılmasının ülke yararına sonuçlar doğurmayacağı
düşünülmektedir" denilmektedir. Özelleştirmeyle sağlanacak bir defalık
gelir için, miktarı, yaşadıkça, yıldan yıla artarak devam edecek, sürekli ve
sağlam bir geliri kaybetmemeliyiz. Değerli arkadaşlar, 1978
yılı öncesinde borda bir yağma yaşanıyordu. Eti Bor, bugün, borun tonunu 300
dolardan müşterilerine satmaktadır. Eğer bir yanlışlık yapılırsa, rakibimizin
manipülasyonu ve kendi kendimize rekabet sonucu, bor, tekrar, 40-50 dolara
düşebilir. Eğer bunun bu şekilde düşmesini istemiyorsak, bu çok kârlı kamu
işletmemizin özelleştirilmesini düşünmek, doğru bir yaklaşım değil; belki bunu
özerkleştirmek lazım. Nasıl özerkleştireceğiz? Şu şekilde: Kendi içerisinde
rahatlıkla hareket edebilen, yatırım kararlarını hızla alabilen, pazarlama
politikasını US Boraks'la rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturabilen,
ruhsatlar, pazarlama ve fiyatlandırma Eti Holding AŞ' nin uhdesinde kalmak
kaydıyla, özel sektörle yatırım ortaklığı yapabilen bir mekanizmanın kurulması
lazımdır. Değerli arkadaşlar,
özelleştirme, ekonomide, amaç değil araçtır. Temel dayanağı, zarar veren, zarar
eden KİT'leri satarak devlete yük olmaktan çıkarmaktır; ama, bor, hiç zarar
etmemiştir. Mesela, Eti Holding 2000 yılında 130 trilyon lira kâr etmiş, zarar
eden şirketlerine finansman da verdiği halde kâr etmiş. Niye; çünkü, bor, kârlı
bir madendir; onun kârıyla diğerlerinin zararlarını kapatabiliyoruz. Hatta,
daha farklı bir örnek: Özelleştirme uygulamalarından onaltı yılda 6,8 milyar
dolarlık -bu rakamlar son dönemde değişmiş olabilir- nakit girdisi sağlanırken;
sadece bor ve türevlerinden -ki, bunun yüzde 98'i ihracata gitmektedir- onaltı
yılda, kamu maliyesine sağlanan nakit girişi 4 milyar dolardır değerli
arkadaşlar; üstelik, bu, ihracat yoluyla sağlanmış bir dış kaynaktır.
Özelleştirdiğiniz zaman, bir millî serveti satıyorsunuz; ama, borla,
ihracattan, bu parayı, ülke girdisine alabiliyorsunuz, kamu maliyesini, bu şekilde
zenginleştirebiliyorsunuz. Etkin bir yatırım, üretim
ve pazarlama politikasıyla, bugün, dünya bor pazarının, özellikle Avrupa
pazarının yüzde 70'ine sahip olabiliriz; daha önceki yıllarda başlatılan
küçülerek büyüme şeklindeki yatırım ve pazarlama sistemini devam ettirerek, bu
pazarlarda söz sahibi olabiliriz. Değerli arkadaşlar, daha
önce "küçülerek büyüme" mantığı, mantalitesi hakimken, son zamanda
"büyüyerek küçülme" var maalesef. Bakınız, Eti Holding, tek başına
bir genel müdürlük iken, şimdi, 6 tane, 7 tane genel müdürlüğe ayrılmıştır. Bunlar
arasında, Eti Krom AŞ Elazığ'da özelleştirme kapsamına alınmış; ama,
özelleştirilemedi; orada üretim de durdu ve kapandı. Şu an, ellerinde, 150 000
ton stok var; bu stoktan dolayı, devletin kaybı, 100-120 000 000 dolardır.
Yine, Eti Gümüş, Kütahya'da, özelleştirme kapsamında çalışıyor; ama, zararına
çalışıyor. Değerli arkadaşlar, yine, Eti Bakır, özelleştirme kapsamında; ama,
zararına... Kısacası, bunlar arasında, kâr eden, Eti Bor var. Eti Bor, bunları
da finanse ederek, yine de Eti Holdingin kâr etmesini sağlayabiliyor.
Dolayısıyla, burada, bir genel müdürlüğü 5-6 genel müdürlüğe ayırmak yerine,
küçülerek büyüme daha doğru bir politika olur kanaatindeyiz. Dünya bor pazarından daha
büyük bir pay alabilmek için, bor mineral ve rafine ürünlerinin yatırım, üretim
ve pazarlama faaliyetlerinin tek bir elden ve etkin bir şekilde yürütülmesi,
hayatî önem kazanmaktadır değerli arkadaşlar; bunun altını çiziyorum, tek bir
elden ve etkin bir şekilde... Çünkü, değerli arkadaşlar, eğer devlet
tekelliğini bırakırsa, birtakım özel sektör işletmelerinin bunu devraldığını
daha önceki konuşmalarda söylemiştik. Borda da tekel olmak gerektiğine
inanıyoruz; çünkü, bor madenini tüketen biz değiliz, dışarıda olan
müşterilerimizdir. Özelleştirdiğimiz zaman, faraza, Kırka'yı bir firma, Emet'i
bir firma, Bigadiç'i başka bir firma aldığı zaman, sayısı sınırlı olan
müşterilere mal satabilmek için, fiyatı kırıyorlar, fiyatı düşürüyorlar. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - 1 dakika içinde
toparlayınız. MAHMUT GÖKSU (Devamla) -
Oysaki, biz, burada, mutlaka, fiyatı tayin eden, fiyatlandırmada söz sahibi
olan bir konumda olmamız lazım. Bundan dolayı, bor işletmeciliğinin, hassaten,
tek elden ve etkin bir şekilde yürütülmesi önem arz etmektedir değerli
arkadaşlar. Eğer biz bunu yapabilirsek... Yani, faraza, özelleştirsek bile,
mutlaka tekel olması lazım ve ipin ucunun Eti Holding AŞ'nin elinde olması
lazım. Eğer bunu farklı insanlara verir de, hadi buyurun, serbest rekabete
açtık dersek... Bor, ekmek değil, domates değil, fasulye değil, insanların
günlük ihtiyaçları için alıp harcadıkları bir şey değil. Bor madeninin
müşterisi bellidir; belli ülkeler alıyor ve bunu kullanıyor. Dolayısıyla, satım
alanları belli olan bor madenini iyi bir fiyata verebilmemiz için, tek bir
elden ve etkin bir şekilde mutlaka yürütülmesi hayatî önem kazanır diyoruz
değerli arkadaşlar. Bu bor madeni stratejik bir madendir, sanayiin tuzu olarak
bugün ileri teknolojide kullanılmaktadır. Değerli arkadaşlar,
vermiş olduğumuz bu önerge, madenciliğin içinde bulunduğu sorunların
konuşulması açısından önem arz etmektedir. AK Parti Grubu olarak, kurulacak
araştırma komisyonuna olumlu bakıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Göksu. Sayın Yılmazyıldız,
buyurun efendim; bir yanlışlığınızı düzeltmek üzere. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Sayın Başkanım, konuşmamda Bandırma'da kurulu olan hidrojen
peroksit fabrikası -55 inci hükümet demiştim- 54 üncü hükümet döneminde
kurulmuştu; bunu düzeltmek istiyorum. Bir de Eisenhower'a
Rockefeller tarafından yazılan mektupta şöyle deniyor: "Şu meşhur Standart
Oil tröstü için iyi olan ABD için de iyidir tekerlemesini burada tekrarlamak
istemiyorum; fakat, yine de, gerek Bağdat Paktı'nın gerekse SEATO ülkelerinin
-ki, Türkiye ikisinin de üyesiydi- çok değerli kaynaklarından bizim yeterince
yararlanamadığımız gerçeğini göz önünden uzak tutmam." Bir diğer yerinde;
ki, önemli "genişletilmiş iktisadî yardım, örneğin Türkiye'ye, bazı hallerde
düşünülenin tersi sonuçlar verebilir; yani, bağımsızlık eğilimini artırıp,
mevcut askerî paktları zayıflatabilir" diyor. Bugün de Amerika'nın bu
politikadan pek vazgeçtiğini zannetmiyorum. Şu anda bordaki oyun, 50 dolara
çıkan ve 250-300 dolara çok rahat satılan -ki, dünyada 500-600 dolara giden-
bor madeninden pay almak kavgasıdır. Bunu Meclis olarak engellememiz lazım.
Kurulacak Meclis araştırması komisyonu da bu gerçeği ortaya koyacaktır.
Tarihte, Balıkesir Valisi Mehmet Reşat Paşa bu konuda çok mücadele etmiştir,
Balıkesir'deki bu bor madenleri böyle arpa buğday içinde gitmesin veya usulsüz
bir şekilde Desmazures şirketine verilmesin diye. Biz de Balıkesir Milletvekili
olarak bu mücadeleyi sonuna kadar yapacağız. Teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın İlyas Yılmazyıldız. Demokratik Sol Parti
Grubu adına, Uşak Milletvekili Sayın Hasan Özgöbek; buyurun. (DSP sıralarından
alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. DSP GRUBU ADINA HASAN
ÖZGÖBEK (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca, bazı milletvekili
arkadaşlarımızın, madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ve bazı madenlerimiz
konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin vermiş oldukları önergeyle
ilgili olarak, Demokratik Sol Parti adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Doğal kaynakların insan
ve toplum yaşamındaki önemi bilinmektedir. Yaşamı fonksiyonel hale getiren araç
ve gereçlerin yüzde 99'u doğal kaynaklardan, özellikle de madenlerden
sağlanmaktadır. Toplumların refah ve gelişmişlik düzeyleri ile madencilik
faaliyetleri arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. İnsanlar, ilk
çağlardan itibaren madencilik faaliyetlerine ve madenlerden yararlanmaya
başlamışlar, bu faaliyetlerin sonucunda da medeniyetlerin doğuşunu sağlamışlardır.
Uzay çağı ve sanayi ötesi bilgi toplumunun doğuşu da, maden ürünlerinde
sağlanan özel metal, alaşım ve malzemeler sayesinde gerçekleşmiştir. Günümüzde gelişmişliğin
göstergeleri olarak nitelendirilen demir-çelik, enerji ve tarım ürünleri
üretimindeki devamlılık, büyük ölçüde madencilik ürünleriyle sağlanmaktadır.
Bilindiği gibi, demir-çelik hammaddeleri, demir cevheri ve kömür, enerji
hammaddelerinin yüzde 75-80'i maden ürünleri olan kömür, petrol, doğalgaz gibi
fosil yakıtlar ve uranyumdur. Tarımın ana girdisi olan gübre üretiminde
kullanılan hammaddelerin yüzde 90'ı madencilik faaliyetleri sonucunda elde
edilmektedir. Ayrıca, tüm sanayi dallarının ürünlerinde veya kullandıkları araç
ve gereçte doğrudan veya dolaylı olarak maden ürünlerine ihtiyaç vardır.
Seramik, metalurji, cam, refrakter sanayileri ve inşaat sektörü başta olmak
üzere, dolgu maddeleri, doğal boyalar, süzücüler, aşındırıcılar, değerli
taşlar, sondaj çamurları, gübre, elektronik ve kimya endüstrilerinin en önemli
girdisi madenlerdir. İnsan ve toplum hayatında
bu denli vazgeçilmez bir yer tutan madencilik, gelişmiş ülkelerin bugünkü
teknoloji ve refah düzeyine ulaşmalarında en etkin rolü oynayan faktördür.
Nitekim, doğal kaynaklardan yeterince yararlanamayan toplumlar, bugün,
"geri kalmış" veya "gelişmekte olan ülkeler" gibi
sıfatlarla tanımlanmaktadır. Özetle, maden varlıkları, ülkenin en önemli
ekonomik güçleri olup, kalkınmanın dayandırılacağı gerçek kaynaklardır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dünyada, ülkeler arasında acımasız bir rekabet ve zenginleşme
yarışı hüküm sürmektedir. Kalkınmasını ve sanayileşmesini tamamlayan ülkeler,
refah düzeylerini daha da artırmak ve sanayi ötesi bilgi toplumu olma yolunda
ilerleme; henüz kalkınmakta olan ülkeler ise, bir an önce sanayileşmelerini
tamamlayıp gerilere düşmeme çabası içindedirler. Bu yarışta, ülkeler, sahip
oldukları her türlü avantajı kullanmaktadırlar. Bu avantajlardan bazıları,
dünyadaki hızlı gelişim nedeniyle, zamanla önemini yitirebilmektedir; örneğin,
jeopolitik, tarihî, siyasal ve ekonomik kutuplaşmaların yarattığı avantajlar
gibi. Bu nedenle, kalkınma modellerini öncelikle özkaynaklarına dayandıran ve
eksiklerini dışkaynaklarla destekleyebilen ülkeler, kalkınma sürecini sancısız,
istikrarlı ve güvenli bir şekilde aşabilmişlerdir. Ülkelerin kalkınma ve
ekonomik gelişiminde önemli yeri olan madencilik ve entegre üretim sanayii, en
büyük katmadeğeri yaratmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, halen, gayri safî millî
hâsılada madenciliğin payı, Amerika'da yüzde 4,2; Federal Almanya'da yüzde 4;
Kanada'da yüzde 7,5; Avustralya'da yüzde 8,7; Rusya'da yüzde 20'nin
üzerindeyken, Türkiye'de ise bu oran yüzde 1,4 düzeyindedir. Türkiye'deki bu
durum, toplumun refah düzeyine ve ekonomiye yansımış bulunmaktadır. Ülkemizde,
özellikle planlı ekonomi döneminde, katmadeğer yaratılmaması sonucunda bütçe
sürekli açık verdiğinden, dış ve iç borçlanmaya gidilmiş; bu durumun sonucu
olarak, enflasyon artmış ve ekonomik dengeler bozulmuştur. Bütün bu olumsuzluklar,
Türk insanının mutsuzluğuna yol açmıştır. Siyasî rejimleri ve
gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun, tüm dünya ülkeleri, maden varlıklarını
ekonomilerine katmak için özel çabalar sarf etmekte, çeşitli teşvikler
uygulamakta ve önlemler almaktadır. Ülkemiz ise, kendi kaynaklarını dışlayan,
gelişmesini engellemek için âdeta özel çaba sarf eden bir görüntü arz
etmektedir. Özellikle, kömür ve demir cevheri ithaline yönelik olarak uygulanan
politika ile altın madenciliğinin yapılmasını önlemeye yönelik uygulamalar,
bunun açık bir örneği olarak gösterilebilir. Ülkemizin sosyal
sorunlarının başında bölgelerarası gelişmişlik farkı ve bunun yarattığı iç göç
ile işsizlik gelmektedir. Bu açıdan da bakıldığında, madencilik sektörünün
yöresel istihdam için zorunlu ve katmadeğeri en yüksek bir iş kolu olduğu
gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin maden
kaynakları, bir kıtanın kaynakları kadar çeşitli ve büyüktür. Nitekim, yetersiz
olan aramalara karşın, bor, mermer, toryum ve nadir elementlerde trona, zeolit,
ponza, seleshit gibi madenlerde dünyanın en büyük rezervleri ülkemizde
bulunmakta, bor mineralleri üretiminde Türkiye birinci sırada yer almaktadır.
Krom, manyezit, feldispat, barit, kil, kömür, altın, gümüş ve bazı endüstriyel
hammaddelerin üretimi ve rezerv varlığında dünyanın söz sahibi ülkeleri
arasında yer almakta ve 40'ın üzerinde maden çeşidine sahip bulunmaktayız.
Nitekim, Anadolu'ya küçük Asya isminin verilmesi ve çok sayıda medeniyetin bu
topraklar üzerinde kurulması rastlantı olmayıp, doğal kaynaklarla yakından
ilgilidir. Birinci Madencilik
Şûrasında, Türkiye'nin bilinen maden kaynaklarının toplam değerinin 2,5 trilyon
dolar olduğu belirtilmiştir. Oysa, ülkemizin yıllık madencilik üretim değeri
2,5 milyar dolardır. Gayri safî millî hâsıladaki büyüme hızıyla mukayese
edildiğinde ise, madencilik üretimi küçülmektedir. Resmî kuruluşların
verilerine göre, gayrî safî millî hâsıla son yirmi yılda 2,8 misli artarken,
madencilik üretiminde ancak 1,74 kat artış sağlanmıştır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; madencilikle ilgili bu genel bilgilerden sonra, araştırma
önergesinde konu olan bor, altın ve diğer madenlerimizle ilgili bilgilere
baktığımızda ise, karşımıza çıkan tablo şöyledir: Borla ilgili olarak
baktığımızda, dünyada, bor mineralleri, tüm canlıların hayatlarını devam
ettirebilmek için vazgeçilmez elementlerden birisidir. Bunun yanında, bor, en
yaygın kullanım alanına sahip elementlerin de başında gelmektedir. Sanayi
hammaddesi olarak en önemli elementlerden birisi olan bor ve bor ürünleri,
katmadeğerinin de çok yüksek olması nedeniyle stratejik önem kazanmakta ve buna
bağlı olarak dünya pazarlarında bellibaşlı firmaların tekelinde kalmaktadır. Dünyada bor tuzları
olarak isimlendirilen bor bileşikleri, bor madenlerini oluşturmaktadır.
Karşılaştırma ve istatistiklerde, içerdikleri B2O3 miktarları dikkate
alınmaktadır. Dünya bor rezervinin
toplamının 511 000 000 ton olduğu bilinmekte, bunun da 375 000 000 tonu, yani
yüzde 73'ü Türkiye'de, 45 000 000 tonu, yani yüzde 9'u Amerika Birleşik
Devletlerinde, geri kalan 91 000 000 tonu, yani yüzde 18'i de Rusya, Çin ve
diğer ülkelerde bulunmaktadır. Yukarıda açıkladığımız
gibi, Türkiye, dünya bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahip ve halen dünya bor
üretiminde birinci sıradadır. Bunun yanında Türkiye'nin sahip olduğu bor
yatakları, dünyanın en kaliteli bor yataklarını oluşturmaktadır. Oysa, Türkiye,
ham bor ve rafine ürün olarak dünya pazarlarından son on yılda ortalama yüzde
18 ile 21 arasında değişen miktarlarda pay alabilmiştir. Türkiye'den daha az
üretimi olan Amerika Birleşik Devletleri ise bu pazardan yüzde 65-70 oranında
pay almaktadır. Sözünü ettiğimiz pazar,
ileri teknoloji gerektirmeyen, ham cevher ve bor türevleri pazarıdır. Dünya bor
rezervlerinin yüzde 73'üne ve en kaliteli borlarına sahip ülke olarak pazar
payımızın yüzde 18-21 olması ve ihracatımızın büyük bölümünü ham bor olarak
yapıp ülkemize katmadeğer yaratmadan gelişmiş ülkelere hammadde temin eden
üçüncü dünya ülkeleri konumunda kalmamız, ülkemiz ve ekonomimiz açısından son
derece olumsuz bir durum oluşturmaktadır. Türkiye açısından dünyada
bor pazarı incelendiğinde konsantre bor ürünleri dış talebe bağımlı olup bu
ürünlerin piyasa talebi, malın fiyatına ilaveten, malın girdi olarak
kullanıldığı sanayideki teknolojik gelişmelere, üretici ve kullanıcı
tercihlerine ve genel ekonomik trend gibi birçok faktöre bağlıdır. Öte yandan,
malın kullanıcıya maliyetinin yüksek olması alternatif teknolojilerin ve ikame
mallarının yaratılmasına ve kullanılmasına da sebep olabilmektedir. Bu durum,
ham bor ve rafine bor satışlarımızda ileriye dönük sağlıklı projeksiyonlar
yapmamızı engellemekle birlikte, dünya bor ürünleri tüketim artışının yüzde 1
ile 3 arasında seyrettiği gerçeğini de göz önünde bulundurursak, ülkemizin,
gelecek on yıl içerisinde, dünya bor pazarlarındaki payını yüzde 18-21'lerden
yüzde 30'lara çıkaracağı ve bor satışlarından elde ettiği geliri 220-230 000
000 dolarlardan 300-350 000 000 dolarlara çıkarmaktan öteye gidemeyeceği
gerçeği aşikârdır. Öte yandan, bor
ürünlerinin tüketimi, yaklaşık yüzde 70'i, endüstriyel bazda üretim yapan,
üstün pazarlık gücüne sahip, sektörlerinde lider veya sektörlerinde yön veren,
teknoloji yaratabilen uluslararası büyük şirketlerce yapılmaktadır. Bu durumda,
bor ürünlerine olan talebin önce sürekliliğini sağlamak ve artırmak, piyasaları
alternatif teknolojilere zorlamamak ve ikame mallarının kullanımına gitmemeleri
için, bu şirketlerle, partner olarak tanımlanabilecek bir iş ilişkisi
içerisinde çalışılması gerekmektedir; ki, bu şirketler, 100 milyar dolarların
telaffuz edildiği uç ürünler pazarını oluşturmaktadırlar. Bor üretiminde dünya
lideri olan ülkemiz ise, maalesef, uç ürünler pazarından hemen hemen hiç pay
alamamaktadır. Bu açıklamalar ışığında,
bor madenleri, kurulacak olan araştırma komisyonunca, ilgili kamu kurum ve
kuruluşları ile üniversitelerimiz, sanayiciler ve madencilik sektörü
temsilcilerinin görüşleri alınmak üzere tartışmaya açılmalı ve gerekli
araştırmalar yapılarak, bor rezervlerimizin ülke ekonomisine maksimum katkısı
sağlanmalıdır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizde altın madenciliğine ve potansiyeline baktığımızda
ise, gerek dünya gerekse ülkemiz açısından gerçekten ilginç verilere
rastlamaktayız. Tarihî bulgulara göre, dünyada altının ilk kez üretimi ve
kullanılmaya başlanması, neolitik çağda, Anadolu'da gerçekleşmiştir. Ancak, bu
çağdan sonra, günümüzde, 2001 Mayıs ayına kadar, dünyada, topraklarında ciddî
altın varlığı olduğu bilinip de altın üretimi yapmayan tek ülkenin Türkiye
olduğu gerçeği de acı, ama çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Dünyada,
başta Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Rusya, Fransa, İspanya,
İtalya, Yunanistan, Japonya, Çin, Brezilya, Şili, Peru, Kazakistan, Kırgızistan
ve Özbekistan olmak üzere, toplam 800 civarında altın madeni aynı veya benzer
metotlarla işletilirken -ki, bu metot, siyanürleme metodudur ve bu ülkelerde
yılda toplam 2 000-2 500 ton altın üretilmektedir- ülkemizde kamuoyunun yanlış
bilgilendirilmesi ve bazı dış güçlerin yönlendirmesi nedeniyle altın
madenciliği yapılamamıştır. Oysa, dünyada mevcut potansiyel rezervlerin 6 500
tonu ülkemizde bulunmaktadır. Ülkemiz bu potansiyelle dünyada ikinci sırada yer
almaktadır. Bu miktarlar Orta Doğu Teknik Üniversitesi mensubu bilim
adamlarınca dünyada uygulanan bir modelleme metoduyla bilimsel olarak ortaya
konmuş ve modellemeye uygun olarak ülkemizde işletilebilirliği kanıtlanmış
görünür rezervler ortaya çıkarılmaya başlamıştır. Son on yıl içerisinde,
ülkemizde, öncelikle Bergama-Ovacık'ta 25 ton rezerv tespit edilmiş, ancak
yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı, 1993'ten bu yana bütün yatırımlar
tamamlandığı halde, 2001 Mayıs ayına kadar üretime geçilememiştir. 57 nci hükümetin
Başbakanı olarak Sayın Bülent Ecevit'in, konuya duyarlı yaklaşımı ile
Türkiye'nin en saygın kuruluşu olan TÜBİTAK devreye sokularak, olayın geniş
çaplı bilimsel değerlendirilmesi yapılmış ve bilimsel doğrular ışığında bu ve
benzeri işletmelerin bilimsel olarak çalışabilirliği kanıtlanmıştır. Yine, bu
bilimsel raporlara istinaden hukuksal sorunlar çözülerek, 19 Mayıs 2001
tarihinde Bergama-Ovacık altın madenine işletme izni verilebilmiştir. Bunun
neticesinde yine ülkemizde işletilebilir rezerv varlığı kanıtlanmış İzmir FM
Çukurunda 35 ton, Balıkesir-Küçükdere'de 7,5 ton, Eskişehir-Kaymaz'da 6 ton,
Salihli'de 25 ton, Artvin-Cerrattepe'de 10 ton, Gümüşhane-Mastıra'da 10 ton ve
Uşak-Kışladağ'da 150 ton olmak üzere -ki, Uşak-Kışladağ'da bulunan bu yatak,
son on yıl içerisinde dünyada tespit edilmiş en büyük 10 yataktan birini teşkil
etmektedir- yaklaşık 300 tonluk işletilebilirliği kanıtlanmış altın varlığı
ortaya çıkarılmıştır. Bu durum her yıl 2-2,5 milyar dolar tutarında altın ithal
etmekte olan ülkemizin, bu altın varlığını işleterek, ülke ekonomisine
kazandırması gereğinin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizin son zamanlarda içerisinde bulunduğu ekonomik krizden
kurtulması için yapılması gereken en önemli işlerden birisi de atıl ve iyi
kullanılmayan özkaynaklarını harekete geçirip, üretime yönlendirmesidir. Cumhuriyetimizin ilk
yıllarında gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı yüzde 40'larda olan olan
madencilik sektörü, gereken önem verilmediği için günümüzde yüzde 1'ler
seviyesinde değer üretebilir hale gelmiştir. Oysa, ülkemiz, birçok maden
açısından dünyanın en büyük rezerv, en kaliteli cevher ve benzeri üstün
niteliklere sahiptir. Madencilik, dünyada sanayi, enerji, tarım, inşaat ve
metalurji gibi ekonomik gelişmişliğin göstergesi olan sektörlere hammadde temin
eden bir faaliyet olarak ekonomik kalkınmayı başlatan öncü sektör görevini
üstlenmiştir. Ülkemiz, dünyada madencilik alanında faaliyet gösteren 132 ülke
arasında yapılan bir değerlendirmede, toplam maden üretimi itibariyle 28 inci,
üretilen maden çeşitliliği açısından da 10 uncu sırada yer almaktadır.
Ülkemizde maden varlığı olarak bilinen rezervlerin satış hâsılatı bazında
değeri 2,5 trilyon dolar olarak hesaplanmakta, ancak 2000 yılı madencilik
sektörü üretimi 2,3 milyar dolar olarak gerçekleşmektedir. Madencilik, ülkeye direkt
döviz getirisi sağlaması, istihdam yaratması, hizmet ve yan sanayii sektörleri
oluşturması ve bölgesel kalkınmayı önplana çıkarması açısından da önemli bir
sektördür. Aynı zamanda, madencilik, yatırımcı için son derece riskli ve
yatırım sermayesinin geri dönüş süreci uzun olan bir sektördür. Madencilikte
yer seçme şansı yoktur, madenler bulundukları yörede üretilmek zorundadır.
Madencilik faaliyetinin kısa süreli de olsa kesintiye uğratılmaması gerekir. Bu
kesintiler maliyet artırıcı unsurlardır. Madenciliğin yapıldığı yörelerde
ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan hızlı ve kalıcı kalkınmalar yaratılır.
Madencilik faaliyetleri yol, su, elektrik, haberleşme gibi altyapılara ihtiyaç
duyar. Bu altyapılar kalkınmanın temel unsurlarıdır. Madencilik, istihdam
ağırlıklı bir sektör olup, genelde kırsal alanda faaliyet gösteren bir üretim
dalı olarak, kırsal alandan kentlere yoğun göçü önleyici bir rol üstlenir.
Madencilik sektöründe istihdam edilen 1 kişi diğer sektörlerde 10 kişinin
istihdam edilmesini sağlar. Bütün bu özellikleriyle madencilik sektörü, sanayi
ve diğer sektörlerin itici gücü olarak, katmadeğeri yüksek, ekonomik kaynak
oluşturan önemli bir sektör haline getirilmeli, madenciliğimiz ülke
kalkınmasında geri planda kalmaktan kurtarılmalıdır. Bu bağlamda, madencilik
faaliyetlerinin önündeki engelleri kaldırmak, bürokratik işlemleri en aza
indirmek, bu alanda yapılacak yerli ve yabancı yatırımları en üst düzeyde
teşvik etmek ve yapılacak yatırımlara güvence getirmek amacıyla 3213 sayılı
Maden Kanununun bazı maddeleri ile madencilik faaliyetlerinin yapılmasında
önemli engel teşkil eden diğer bazı kanunların bazı maddelerinin
değiştirilmesini amaçlayan bir kanun teklifi hazırlanmış ve Bakanlar Kuruluna sunulacak
hale getirilmiştir. Yapılacak olan bu kanun
değişiklikleriyle, 2010 yılında, madencilik sektöründe, direkt olarak, 10-15
milyar dolar gelir hedeflenmekte; bu durumda, madencilik sektörünün yaratacağı
katmadeğerle birlikte, ülke ekonomisine katkısının 2010 yılında 50-60 milyar
dolar seviyesine çıkması amaçlanmaktadır. Jeolojik yapısı
itibariyle dünyada bilinen bütün elementlerin büyük bir bölümünü içerisinde
bulunduran Türkiye coğrafyası, aynı zamanda, içerdiği cevherlerin bazılarında
rezerv miktarı ve kalite olarak üstün avantajlara sahiptir. Zengin yeraltı
kaynaklarımızın harekete geçirilerek ekonomimize kazandırılması ve madencilik
sektörümüzün yeniden canlandırılması için 3213 sayılı Maden Kanunumuzun bazı
maddelerinin değiştirilmesi ve ilave bazı maddeler eklenmesiyle ilgili
çalışmalar 57 nci hükümetimiz tarafından ele alınmış ve hazırlıkları son
safhaya getirilmiştir. Yine, madencilik sektörünün önündeki bazı yasal
engellerin de kaldırılmasıyla, bu yeraltı zenginliklerimizin çevreye duyarlı
birer iktisadî faaliyet olarak yaratacakları yüksek istihdam ve katmadeğer ülke
ekonomimize büyük oranda kaynak sağlayacaktır. Bu madenlerimizin işletilmesiyle
ilgili yatırımlar ve bu madenlere dayalı sanayiin teşvik edilmesiyle ise, bu sektörden
elde edilen gelirlerle, ülkemiz için milyarlarca dolardan söz edilmesi
sağlanacaktır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; verilmiş olan araştırma önergeleri, ülkemiz maden
kaynaklarının ekonomimize en üst düzeyde katkı sağlaması için yapılması
gerekenleri ve alınması gereken tedbirlerin tespitini amaçlamaktadır. 57 nci
hükümet olarak özkaynaklarımızın ekonomimize katkısıyla ilgili çalışmalar
içerisinde 3213 sayılı Maden Kanunundaki değişikliklerin Bakanlar Kuruluna
sunulduğu bugünlerde, eşzamanlı olarak böyle bir araştırma komisyonunun da kurulacak
olması, yine, 57 nci hükümetin bu konuya duyarlılığını ortaya koymaktadır. Bu
nedenle, ülkemizin maden varlıklarının araştırılmasını ve altın, bor gibi
madenlerimizin ülke ekonomisine katkı sağlamasını amaçlayan bir araştırma komisyonunun
kurulmasını Demokratik Sol Parti Grubu olarak destekliyor, ülke için hayırlı
sonuçlar ortaya koyması dileklerimle, Demokratik Sol Parti Grubu ve şahsım
adına hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim;
süreyi, tamı tamına kullandınız. Bu arada, Sayın
Yıldırım'ın bir beyanı olacak. Buyurun Sayın Yıldırım. MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Eskişehir) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Dünyada ve Türkiye'de, 250
çeşit malın hammaddesi olan bor madeni, en çok, Eskişehir İlinin Seyitgazi
İlçesinin Kırka Beldesinde çıkmaktadır. Bu madenimiz, altından daha değerlidir;
ancak, biz, kıymetini bilmiyoruz. Ülkemizin hazinesi olması nedeniyle, buna hep
birlikte sahip çıkmamız gerektiği kanaatindeyim ve bunun araştırılmasını
istiyorum. Teşekkür ediyorum, sağ
olun. BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Yıldırım. Saadet Partisi Grubu
adına, Konya Milletvekili Sayın Rıza Güneri; buyurun.(SP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika
efendim. SP GRUBU ADINA T. RIZA
GÜNERİ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilik sektörünün
içinde bulunduğu durum ve bilhassa bor madenleriyle ilgili Meclis araştırması
açılması konusunda diğer milletvekillerimizle birlikte verdiğimiz önerge
üzerinde Saadet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle, Sayın Bakanın buradaki açış konuşmasında değindiği
bir hususu tekrar gündeme getirerek sözlerime başlamak istiyorum. Sayın Bakan
"57 nci hükümetin, madenciliğe büyük önem verdiğini" ifade ettiler.
Böyle bir yaklaşım, bizi, öncelikle, memnun eder; ancak, durumun, gerçekten
önem verildiğini ortaya koyar bir şekilde olmadığını burada ifade etmek
istiyorum. Öncelikle, ben, herhangi
bir sayın bakana burada soru yöneltsem, "madencilikle ilgili hangi kurum,
hangi bakana bağlı, biliyor musunuz" desem, net bir cevap alacağımdan
şüpheliyim. Madencilikle ilgili, maalesef, çeşitli kurumlar, çeşitli
bakanlıklara dağıtılmış, aralarında bir koordinasyonun olmasının da mümkün
olmadığını yakinen biliyorum ve böyle bir durum, verilen önemi ortaya
koymamaktadır. Bunun yanında, MTA
bütçesine bakalım. MTA, madenciliğin motor kuruluşu. MTA bütçesine 2001 yılında
53 trilyon lira ayrılmış, sadece yüzde 10'u yatırımlarda kullanılmış, geri
kalan yüzde 90'ı cari giderler, personel giderlerine kullanılmış. Yüzde 10'uyla
madenciliği geliştirmenin mümkün olmadığı açıktır. 2002 yılı bütçesine
bakıyoruz, durum daha da vahim. Sadece yüzde 6'sı yatırımlara ayrılabiliyor,
gerisi, personele ve cari işlemlere gidiyor. Yani, hükümet, gerçekten,
madenciliğe önem veriyorsa, bunu, bütçesiyle de, diğer davranışlarıyla da ispat
etmesi lazım. Hükümet madenciliğe önem
veriyor diyoruz, madencilik fonu kaldırılıyor. Fon geliri nereden; madenciden;
yüzde 5. Özellikle, madenciliği desteklemek için, madenciye özel konulmuş
vergi, aynen yerinde duruyor, madenciye geri verilmiyor, bütçeye bu gelirler
katılıyor ve bu da, bir taraftan, madenciliğe destek olarak, burada, gelinip,
sunulabiliyor; bunlar yanlıştır diye düşünüyorum. Bunun yanında,
madenciliğe bu kadar önem verdiğini iddia eden hükümet, Sayın Başbakan,
Özelleştirme İdaresi, Özelleştirme Yüksek Kurulu, Türkiye'de madencilik denince
en önce akla gelen bor madenlerinin özelleştirilmesiyle ilgili, bunun
yürütüldüğü ETİ Holdingin özelleştirilmesiyle ilgili, hiçbir kuruma sormadan,
IMF'ye niyet mektubunda taahhütte bulunuyor. Sonra da, ilgili bakana dahi
sormadan, ilgili kuruma dahi sormadan Özelleştirme Yüksek Kurulu karar alıyor.
Bu mu verilen önem?! Sayın Bakan burada, sonra, kendileri de, tasvip
etmediklerini ifade ettiler. Kamuoyu baskıları, vesaire vesaire; sonuçta,
Özelleştirme Yüksek Kurulu, kararını geri aldı; ama, o gün söyledik, dedik ki,
IMF bundan vazgeçmeyecek, dikkatlerinizi çekiyoruz, IMF'ye muhtaç olduğumuz
sürece, IMF bundan vazgeçmeyecek. Buradan Yüce Meclisin
dikkatini çekiyorum; çünkü -çok özür diliyorum- ayının oyunu armudadır. Ben, bu
konu IMF'nin ilk niyet mektubunda geçtiğinde; yani, borun özelleştirilmesi
konusu geçtiğinde, o gün dedim ki, IMF, bize dayattığı birkısım konuları,
belki, diğerini gizlemek için kullanıyor; asıl hedefi, Türkiye'deki bor
kaynakları. Bakın, burada çok açık
ifade edildi; bor, stratejik bir maden, bugünkü değeri itibariyle 1 trilyon
dolar diyebiliriz; ama, bakın -sizlere gösteriyorum- Etibank başmüfettişlerinin
yazıları var. Bir dergi gösteriyorum, Denetim Dergisi. Kim çıkarıyor bu
dergiyi; Devlet Denetim Elemanları Derneği. Devlet Denetim Elemanları Derneği
bir dergi çıkarıyor ve bizim dikkatimizi, bütün kamuoyunun dikkatini bor
üzerine, borda oynanan oyunlar üzerine çekiyor; ama, aynı dönemde bir hükümet çıkıyor,
borun özelleştirilmesiyle ilgili, kurumuna dahi sormadan taahhütte bulunuyor,
imza altına alıyor. Bunlar, gerçekte, işin görüldüğü gibi olmadığının ve
gerekli önemin verilmediğinin çok açık, çok net delilleridir. Değerli milletvekilleri,
bor konusuna, biraz sonra, biraz daha genişçe girmeyi düşünüyorum. Türkiye madenciliğinin,
bence, en önemli problemi, yeterli araştırmaların yapılmamasıdır, teknolojinin
geliştirilmemesidir, yeterli desteğin sağlanmamasıdır ve yüksek katma değerli
üretimlerin Türkiye'de yapılamamasıdır. Bugün madenciliğimizin önündeki en
önemli engel budur. Şu anda dünya bor
kaynaklarının -artık, beşikteki çocuğumuz bile ezberledi- yüzde 60'ından
fazlası bizde -yüzde 65, yüzde 67, yüzde 70 diyenlerimiz var- ama, maalesef,
bugün, borun uç ürünlerini üreten bir ülke değiliz. Lens kullanan milletvekillerimiz
vardır. Lens solüsyonu olarak aldıkları, her bir kutusuna, 25 gramına 30 000
000 lira ödeyerek aldıkları o solüsyon, sonuçta, bizim tesislerimizde
rahatlıkla üretebileceğimiz borik asit; hem de sulandırılmış... Değerli milletvekillerim,
mutlaka ve mutlaka, Meclisimiz bu konuya gerekli ağırlığı vermelidir. Aslında,
bu araştırma önergesinin kabul edilip, bir araştırma komisyonunun kurulacağına
dair bütün gruplardan müspet bir intiba almış durumdayım; ancak, benim buradaki
konuşmalarımdaki asıl hedef, borun özelleştirilmesinden önce, Meclisimizde
mutlaka bu komisyon çalışmalarının tamamlanması beklenmelidir. Bizim korkumuz,
biraz önce bahsettiğim, Sayın Bakanın, güya "madenciliğe destek vermek
üzere yeni birkısım hukukî düzenlemeler getiriyoruz Meclise" dediği
çalışmalar içerisinde, maalesef, iki tane önemli tehlike var. Biraz önce de,
burada, bu kürsüden ifade edildi. Birisi, bor alanlarının başka aramalara
açılması; ikincisi ise, 2840 sayılı Kanunun iptal edilerek, bor alanlarının
tamamen özelleştirmeye açılmasıdır. Ben, özelleştirmeye karşı
bir tutum içerisinde değilim, Partim de özelleştirmeye karşı değil; ancak,
madem, elimizde bu kadar stratejik öneme sahip olan bir maden var, bu madenin
özelleştirilmesinden önce, mutlaka, Meclis, bu araştırmayı tamamlamalı, gerekli
hukuku geliştirmeli ve ondan sonra özelleştirme yapılmalı. Değerli
milletvekillerimiz, sizleri birkaç yıl öncesine götürmek istiyorum. Tahkimle
ilgili anayasa değişikliğini, burada, hep beraber yaptık. Enerjiyle ilgili bir
darboğaza girdik ve hemen enerji yatırımları gelsin arzusuyla, bütün Meclis
olarak, o gün, öncelikli iş olarak gördük, burada, tahkimle ilgili anayasa
değişikliğini yaptık. Ben, tahkimle ilgili bu anayasa değişikliğinde, bize,
bilhassa bazı yabancı firmalar "bu değişikliği yapın ki, size gelelim, hemen
enerji yatırımı yapalım" derlerken dahi, hesaplarında bor olduğu endişesi
içerisindeyim. 1978 yılı öncesine
dönelim; US Boraks firması, Türkiye'deki bor kaynaklarının yataklarının yüzde
80'ine sahip ve tonunu, ham olarak, 15 dolardan ihraç ediyor. 1978 yılında, o
günkü hükümet, konunun önemini fark etmiş ve o gün, bu bor kaynaklarının
devletleştirilmesiyle ilgili kanun Meclisten çıkmış. O günden sonra bor
devletleştirilmiş, Eti Holdinge -o günkü adıyla Etibanka- devredilmiş ve fiyatı
-bugünkü seviyesine bakalım- 180 ilâ 220 dolar civarında ham boru bugün ihraç
ediyoruz; öğüttüğümüz takdirde, 375 ilâ 400 dolara ihraç ediyoruz, sadece basit
15 dolarlık bir öğütme işlemini ton başına yaptığımızda, bu fiyatlara ihraç
edebiliyoruz. Şimdi, aynı firma,
farkındaysanız, Türkiye'de yeniden böyle bir özelleştirmeyle ilgili -belki de-
IMF'yi devreye soktu. IMF durup dururken Türkiye'de Eti Holdingin
özelleştirilmesini, niçin, acaba niyet mektubuna dayattı dersiniz? Peki,
diyelim ki, o gün, kamuoyunun baskısı dinlenmemiş olsun veya kamuoyu bunun
farkında olmamış olsun, bor özelleştirilmiş olsun ve sonra birkısım yabancı
firmalar -biz, henüz hakkında hukuku iyice geliştirmeden- borla ilgili bazı
yatırımlara girmiş olsunlar. Sonrasında da, biz yeniden uyanalım, 1978'deki
gibi, yeniden diyelim ki, biz menfaatlarımızın
şimdi farkına vardık, vazgeçtik boru özelleştirmekten, tekrar
millileştireceğiz, devletleştireceğiz dediğimizde; o gün, o firma yetkilileri
karşımıza çıkıp diyecekler ki: "İş işten geçti, tahkimle ilgili anayasa
değişikliğini çıkardıktan sonra, boru bu kadar hesapsız özelleştirmeye açarken
düşünecektiniz bunu. Bize belki o gün, iş işten geçtikten sonra bunu
söyleyecekler. Bunların hepsi ihtimal gibi görülebilir; ama, biz, Türkiye Büyük
Millet Meclisi olarak, bu ihtimalleri de göz önünde bulundurarak, bu ülkenin
millî menfaatlarını koruma görevlisiyiz. Burada, biz, birkısım bize dayatılan,
10 milyar doları almak, birkısım günlük sıkıntılarımızı gidermek için -bize
dayatılan şekilde- eğer bu ihtimalleri göz önünde bulundurmadan bazı kararları
alırsak, sonunda pişman oluruz; ama, iş işten geçmiş olur. Değerli
milletvekillerimiz, altınımız var; biz işletemiyoruz, yabancı firmalar geliyor.
Hani teknolojimiz?! Nerede üniversitelerimizdeki bu husustaki araştırmalar;
nerede destekler, teşvikler?! Yok maalesef. Altınımızı biz işletemiyoruz! Altın madenciliği
üzerinde kısaca durmak istiyorum. Yabancı bazı firmalar geldiler, Türkiye'deki
altın sahalarında ruhsatları aldılar, çalışmalara başladılar. Bir müddet sonra,
Bergama'daki şirket, işi, artık, üretim safhasına veya tesis kurma safhasına
getirdiğinde, birden, birkısım çevreci sebeplere dayanılarak karşısında
tepkiler doğmaya başladı. Sonra, devletin
kurumlarına bakıyoruz, büyük bir belirsizlik hâkim; yani, kim haklı, ne olacak
belli değil. Türkiye, böyle beş seneyi belirsiz geçirdi. Bu belirsiz geçen beş
sene sonrasında ne oldu; yine o şirket, şimdi, altın üretmeye başladı ve birkaç
ay önce başlayan üretimle 15 000 000 dolarlık civarında, altın ihracatı yaptı. Peki, devletin bu
belirsizliği, kurumlar arasındaki bu uyuşmazlığı, sonuçta bize neye mal oldu?
Bakın, burada bir önemli gerçeğe dikkatinizi çekiyorum. Diğer şirketler
Türkiye'yi terk ettiler; Bergama'daki şirketin dışındaki diğer şirketlerin pek
çoğu Türkiye'yi terk ettiler ve Bergama'daki şirket, şimdi, diğer altın
madenlerinin ruhsatlarının da bir kısmını aldı. Yani, Türkiye'de altın
konusundaki bu belirsizlik, bizi, Türkiye'de bir tekele teslim etti. MÜKERREM LEVENT (Niğde) -
Yargıya bakmak lazım. T. RIZA GÜNERİ (Devamla)
- Evet, yargı da dahil bütün kurumlarımız, burada, menfaatlarımızı koruma
noktasında, işbirliği içerisinde olmalılar. Başta görev, Yüce Meclise düşüyor;
hukuku biz düzenliyoruz, yargı uyguluyor. Hukuku düzenlerken, bütün bunlar
konusunda hassas olmak mecburiyetimiz var. En kaliteli krom madenleri bizde;
ama ne yapıyoruz; bolca ham olarak ihraç ediyoruz. Ferrokrom tesislerini
kurmuşuz, çalıştırırken, sanki işler çok yolunda gidiyor gibi Özelleştirme
İdaresine vermişiz, ferrokromun başında bazı sıkıntılar yok gibi, işler
tıkırında gidiyor gibi... Özelleştirme İdaresi, bir bakanlığa bağlı, orada
onlarca, yüzlerce kurum; bakanın, hükümetin ilgilenme imkânı, fırsatı yok ve sonuçta
ne olmuş; bir yıldır bu tesis kapalı, stokta mallar birikmiş, yüzlerce milyon
dolar zarar. Kim bunun sorumlusu?! Ha, asıl bunun
sorumlusunu biraz daha geriden de almak lazım. Teknoloji üretmemişiz, sanayii
desteklememişiz, ferrokrom nerede kullanılacak; yüksek kaliteli birkısım çelik
üretimlerinde kullanılacak, paslanmaz çelik üretiminde kullanılacak. Hani bizim
paslanmaz çelik tesisimiz?! Kromu olan bir ülke, paslanmaz çelik tesisini
kurmazsa, en sonunda başına gelecek olan nedir?! Şimdi, diyor ki yabancı
firmalar: "Arkadaş senin ferrokromunu almıyorum." Ne zamana kadar;
sen o tesisi kapatıncaya kadar. Niye; işte, çünkü, ben kendim o tesisi
kuracağım, katmadeğerini kendim kazanacağım, sen o tesisi bir gün kapatacaksın,
çünkü, siz zayıf ülkesiniz zaten, sonuçta ben senden kromu ham olarak alacağım,
o katmadeğeri ben kazanacağım. Paslanmaz çelik tesisini kurmamışsanız, uç
ürünler tesislerini kurmamışsanız zamanında, buna teslim olmak
mecburiyetindesiniz. Onun için, kimseyi suçlamıyorum, Meclis olarak hepimiz,
bütün bu milletin vekilleri olarak, işte, bunları burada konuşmak
mecburiyetindeyiz; bunları komisyonlarda ciddî ciddî konuşmak
mecburiyetindeyiz. Bu komisyonlarda ortaya çıkan raporlar da ciddî olarak
değerlendirilmek mecburiyetinde. İşte, biraz önce, Sayın İlyas Yılmazyıldız
Beyin ifade ettiği, daha önceki, 1957 yılındaki komisyon çalışmaları, maalesef,
değerlendirilmemiş, onu da hep birlikte üzülerek görüyoruz. Değerli
milletvekillerimiz, biz, yabancı sermayeye karşı değiliz, partim de yabancı
sermayeye karşı değil. Ancak, yabancı sermaye ülkemize gelirken, mutlaka,
birkısım ön hazırlıkların yapılması gerekliliği ortada. Aksi takdirde -işte,
biraz önce birkısım örneklerle ifade ettim- Türkiye'nin birkısım kaynaklarını,
stratejik önemde kaynaklarını, ileride, üzerinde etkimizin ve yetkimizin
olmayacağı bir şekilde, bizim menfaatlarımızdan daha çok birkısım yabancı
şirketlerin menfaatlarına kullanılır hale, ister istemez getiririz. Boru ham ve öğütülmüş
olarak bile satmayı yanlış buluyoruz. Boru, mutlaka uç ürünlere yöneltmemiz
lazım. Kaldı ki, sadece bir öğütme tesisi kursak -biraz önce ifade ettim- bugün
tonunu 200 dolara sattığımız boru, sadece ton başına 15 dolar ilave masraf
yaparak 400 dolara satar hale geliyoruz. Biz bunu Bakanlığımız döneminde
yaptık; 6 000 tonluk bir tesis kurduk ve bu tesis sadece 3 000 000 dolara
kuruldu; üç vardiya çalıştı, bir yılda ilave getirisi 18 000 000 dolar oldu.
Tabiî, o tesisi biz kurunca, daha önce bizden ham olarak alan bazı firmalar,
İspanya'daki bazı firmalar tesislerini kapatmak mecburiyetinde kaldı. Şimdi, biz, dünyadaki
birkısım tekel firmaların, bilhassa globalleşmeyle beraber hedeflerinin ne
olduğunu da burada iyi görmeliyiz, iyi tartışmalıyız. Tahkim çıktı. Tahkim
çıktıktan sonra, uluslararası hukukun uygulanması noktasında belki birkısım
güçlere ihtiyaç var; ama, henüz o güçler yok; yani, diplomatik ilişkilerin
dışında, o kararların uygulatılması konusunda henüz birkısım cebrî tedbirler
alacak güçler yok; ama, şimdi, globalleşme, haberimiz olsun ki, o noktaya
gidiyor. Yani, tahkim kararları sonrasında, o kararların uygulatılması için
bazı kurumsal yapıların kurulmasına doğru gidiliyor; bundan haberimiz olsun. Bor yakıtıyla çalışan
arabalar şu anda New York sokaklarında, Amerika'nın bazı sokaklarında,
caddelerinde şu anda Daimler Chrysler firmasının ürettiği minivan, ismini
"Natrium" olarak koydular ve çalışıyor. Bu araçla ilgili çalışmayı Daimler
Chrysler firmasıyla birlikte Millennium Cell isimli firma yaptı.
Sodyumborhidrit dediğimiz maddeyi suyla karıştırdılar ve bu araçların içerisine
koydular, koydukları bir cihazla, aletle bundan enerji ürettiler, sonuçta da o
araçlara, Siemens'in doğru akımlı birer elektrik motorunu koydular ve şu anda
bu araçlar çalışıyor ve süratle, bu, Millennium Cell firması, başta Peugeot
olmak üzere, Citroen, Ford ve başka otomobil firmalarıyla da ortaklık anlaşmalarını
şu anda yapmış durumdalar. Bunun yanında, bakın, yine -bu dergi hepimize
ulaşıyor, okunmasını, ben, naçizane tavsiye ediyorum; Denetim Dergisi- bu
dergide başmüfettişlerimizin -iddia diyebiliriz, tespit diyebiliriz- ortaya
attıkları bir kısım tezler var; diyorlar ki: "Şu anda elektrik üretimi de
yapılıyor -hem de nasıl- "200 gram bordan 100 megavat gücünde günlük
elektrik elde ediliyor." Bu, korkunç bir rakam. Yani, 100 000 nüfuslu bir
şehre bir gün yetebilecek şekilde elektrik enerjisinin sadece 200 gram bordan
bor füzyonla elde edildiğine dair iddia var. Bunu araştırmak mecburiyetindeyiz,
bunu görmek mecburiyetindeyiz ve boru buna göre değerlendirmek
mecburiyetindeyiz. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Güneri, 1
dakika içinde toparlayın efendim. T. RIZA GÜNERİ (Devamla)
- Elimizde, Ortadoğu petrollerinden kat kat fazla kıymette olabilecek bir maden
olduğunun farkında olmak mecburiyetindeyiz. Yabancı sermaye gelsin; ama, biz,
bu madenlerimizin, bu değerlerimizin kıymetini bilerek onlarla masaya oturalım,
hukukumuzu buna göre düzenleyerek masaya oturalım; ama, en başta,
üniversitelerimizi göreve davet ediyorum, araştırma kurumlarımızı göreve davet
ediyorum, yine MTA'yı göreve davet ediyorum, Eti Holding kendi içerisinde bu
çalışmaları süratle geliştirmeli, göreve davet ediyorum, hepimizi göreve davet
ediyorum, bu kaynaklarımızın kıymetini araştıralım ve bu kaynaklarımızdan elde
edilebilecek uç ürünleri araştıracak, geliştirecek teknolojiyi kendimiz kuralım
ve mecbur kalmayalım hiçbir dayatmaya. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Güneri. Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Mükerrem Levent; buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. MHP GRUBU ADINA MÜKERREM
LEVENT (Niğde) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; daha önce bu kürsüde
madencilik sektörünü dile getiren Kütahya Milletvekili Ahmet Derin'e buradan
şükranlarımı sunuyorum, acil şifalar diliyorum ve Sayın Başbakanıma da buradan
sesleniyorum: İnşallah, madencilik, dört bakanla değil, tek bakanla yürütülür;
bu, gereğidir. Türkiye'de madencilik
sektörü, tüm canlılar gibi, insanın da yaşam alanı, henüz, dünya yuvarlağıyla
sınırlıdır. Bu nedenle, her canlı, yaşamını sürdürebilmesi için, kendisinden
önce var edilmiş olan temel ihtiyaç maddelerini arayıp bulur. Doğada
diğerlerine oranla daha üstün yeteneklerle donatılmış akıllı insan, madenleri
keşfederek ve onları, yaşamı kolaylaştırıcı, geliştirici yönde kullanarak
günümüzdeki düzeyine erişmiştir. Halen dünyada 70 milyar
ton oluşum, her yıl, bu amaçla yerkabuğundan sökülüp alınmakta ve yer
değiştirmektedir. Geri kalmış ülkeler, günümüz dünya ortalamasına eriştiğinde,
bu miktar, her yıl 100 milyar tonu aşacaktır. Türkiye madenciliği,
insanın, madenleri keşfi ve kullanımı, bugünkü Türkiye topraklarında
başlamıştır. Madenlerin yoğun bir şekilde yer aldığı sanayie geçişte geç
kalışımız, ülkemizdeki çağdaş madencilik uygulamalarını geciktirmiştir. Günümüz
Türkiyesi, bu varlıkları geliştirmek, işletmek ve ekonomisine katmak
zorundadır. Türkiye, maden
çeşitliliği açısından, dünyada ilk beş ülke arasındadır; henüz aramaların
yetersiz olmasına rağmen, dünya ölçeğindeki önemli rezervleri ortaya
çıkarabilmiştir. Kullanım alanının genişliği yanı sıra, ülkemizin rekabet gücü
dikkate alındığında, ödemeler dengesine olumlu katkılar sağlayacaktır. Kullanım
alanının çeşitliliği istihdamı artırıcı bir etkendir ve gelir dağılımını olumlu
yönde etkiler. Bu anlamda, bu sanayiin, kamu ya da özel sektör tarafından ya da
karma bir modelle kurulmasının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, yatırımın
yapılması, istihdamın artırılması ve ülkeye döviz girişinin maksimum seviyede
sağlanmasıdır. Artık, ülkemizde, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş
zamanı gelmiştir ve geçmektedir. Konu, son derece basittir; Türkiye'de üretim
ve yatırım yapılması, ihracatın artırılması, cevher yerine ürün satılarak daha
fazla katmadeğerin ülke içinde bırakılmasıdır. Bu açıdan, bor madeni bulunmaz
bir fırsattır. Zira, bor madeninin ileri ve geri sektörel bağlantı katsayıları
oldukça geniş ve yüksektir. Konu, ilginç bir şekilde
yargı kararlarına da konu olmuştur. Bir ülke vatandaşı, yabancı ülke
vatandaşıyla eşit hale gelebilmek için dava açmış ve Danıştay 1. Dairesi,
1.5.2000 tarih ve 2000/50 esas sayıyla "bor mineralleri ve rafine ürünlerinin
yabancı ülkelerde endüstriyel hammadde, yarı mamul ve mamul madde olarak çok
geniş bir alanda kullanıldığı göz önüne alındığında, borun yurt dışına
satışının yanında yurt içindeki gerçek kişi ve kuruluşlara da satışının yapılmasında
bir engel bulunmadığı; ticarî açıdan bir değerlendirme yapıldığında ham bor ve
rafine ürünlerinin yurt içinde satışının yapılması gerektiğini; aksi bir
düşüncenin -yani, bunların, yurt içinde sadece kendi imalatında kullananlar
dışındaki Türk vatandaşlarına satılmaması halinde- yabancılar karşısında Türk
vatandaşı aleyhine eşitsizlik yaratacağı gibi, rekabet kurallarını da ihlal
edeceği; bor tuzlarının Türk vatandaşlarına satılması halinde, Türk vatandaşlarının
yurt içinde istediği tesisi kurabileceği ve borun uç ürünlerini elde ederek
bunları yurt içinde veya yurt dışında satabileceği; borun yurt içindeki Türk
vatandaşlarına satışı yapılmadığı için ham boru alan yabancının yurt dışında bu
tesisleri kurarak elde ettiği bor uç ürünlerini istediği fiyattan dünyaya ve
Türkiye'ye satacağından ve dünya bor piyasasını dilediği gibi
yönlendireceğinden bahisle, ham bor ve rafine borun, yurt içinde, isteyen Türk
vatandaşı kişi ve firmalara satılabileceği; bu kişi ve firmaların satın aldığı
boru ülke içinde kuracağı tesislerle işleyip, elde edebileceği ürünleri yurt
içinde ve yurt dışında satabilmesinde hukukî bir engel bulunmadığı kararını,
oybirliğiyle vermiştir. Dünya yargı literatürüne
geçecek bir karar olduğu tartışmasız olan bu kararı, gelecek nesillerin
tebessümle karşılayacağını şimdiden görmek kehanet olmasa gerek. Sayın milletvekilleri,
ülkemizin temel ihtiyacı, yatırımcı sermayedir. Zira, işsizlik, gelir dağılımı
adaletsizliği ve bunun gibi makroekonomik sorunların, yatırımla, üretimle ve
reel sektörle aşılacağı şüphesizdir. Kamu sektörünün, mevcut koşullarda yatırım
yapacak fonu yaratması ise çok güçtür. Bu açıdan, yatırımcı, üretici Türk
girişimcilerin desteklenmesi son derece önem taşımaktadır. Ülke madenleri
üzerinde oynanan oyunlar, yatırımcı kuruluşları cezalandırmaktadır; ancak,
sebep bellidir ve ülke kaynaklarının değerlendirilmemesi ya da yabancılar
tarafından ucuza kapatılmasıdır. Bu oyun, Osmanlı döneminde de, özellikle son
yıllarda, yoğun bir şekilde oynanmıştır. Sayın milletvekilleri,
mevcut uygulamaların yarattığı sonuçları şu başlıklarda belirlemek mümkündür: Bor ve bor tuzları
konusunda millî bir politikamız mevcut değildir. Konu, tamamen bürokratlara
bırakılmıştır. Zengin ve geniş bor
madeni yataklarına sahip olan Türkiye'nin bor cevheri ve konsantrelerini, Eti
Holding, dünya pazarlarına satabilmektedir. Bu konudaki önemli rakip
Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı bor cevherleri ise, direkt cevher veya
konsantre olarak ekonomik değere sahip değildir. Bor madenlerinin devlet
tarafından işletilmesini öngören yasanın temel amacı, yüksek tenörlü cevherin
işlenerek satılması, ülkede katma değer yaratılmasıdır; ancak, sistem tersine
çalışarak, bor ve bor tuzları, ham olarak ihraç edilmektedir. Ülke içine bor madeni
satılmamaktadır. Bütün bu konularda özelleştirme tavsiye eden IMF, kuruluşların
bor konusunu gündeme getirmemesi dikkat çekicidir. Zira, bor madeni, devlet
eliyle işlenmeden, çok ucuza yabancı ülkelere ihraç edilmektedir. Eti Holding tarafından
borun işletilmesi ve uç ürün elde edilmesi amacıyla hiçbir tesis
kurulmamaktadır. Bor alt grubunda
değerlendirilen ulxit ihracatının miktar olarak yüzde 90'ı, kolemanit
ihracatının yüzde 16'sı ABD'ye yapılmaktadır. Rezervin yüzde 66'sına
sahip Türkiye'nin, dünya bor ticaretindeki piyasa payı yüzde 15'tir. İşletilen
rezervin yüzde 12'sine sahip ABD'nin dünya ticaretindeki payı da yüzde 37'dir.
Bor yatağı olmayan, ancak boru işleyerek satan ülkelerin dünya ticaretindeki
payı yüzde 25'tir. Türkiye, dünya toplam
borik asit talebinin ton olarak yüzde 32'sini, değer olarak yüzde 10'unu, ABD
ise ton olarak yüzde 80'ini karşılamaktadır. Tinkal yataklarının yüzde 78'i
Solvay Grubuna, ulxit madeninin yüzde 90'ı Owens Corning şirketine
satılmaktadır. Kolemanit yataklarında ise 4 şirket en büyük alıcıdır. Eti Holding, Türk
sanayicisine satmadığı fiyat ve miktardaki madeni Türk sanayicisinin
rakiplerine satmakta, işlemeye ilişkin yatırım yapmamaktadır. Türk sanayicisinin
talebi, mülkiyetin değiştirilmesi değil, kolemanit ve ulxit işletme işinin özel
sektör tarafından yapılmasıdır. Bu durumda, ülkenin cevher yerine ürün ihraç
imkânı vardır. Böylece, istihdam, katmadeğer, gelir dağılımı gibi tüm olumlu
ekonomik etkiler ülke içerisinde kalacaktır. Türk sanayicisine satış
yapılması, Türk sanayicisinin cevher işlemesi işlenmiş cevherlerden uç ürün
elde etmesinin yasalara aykırı olmadığına dair Danıştay kararı mevcuttur. Buna
rağmen, yerli girişimcilere satış yapılmamaktadır. Borun uç ürünü olarak en
geniş kullanıma sahip olan fiberglas piyasası, birkaç yabancı tekelin
elindedir. Bu tekellerin dünyanın pek çok ülkesinde fabrikaları bulunduğu
halde, Türkiye'de hiçbir yerde doğrudan yatırımlarının bulunmaması son derece
dikkat çekicidir. Özel sektörün bor
sanayiine girişinin engellenmesinin faturasını, Türkiye, iki şekilde
ödemektedir. Birincisi, özel sektörün bu alanda yatırım yapmaması nedeniyle
cevherden yaratılan katmadeğer ülke dışında kalmaktadır. İkincisi, yabancı
ülkelerde işlenerek ürün haline getirilen kalemlerin Türkiye'ye ithaliyle yerli
kaynaklar yurtdışına transfer edilmektedir. Bu, fakirleşme ve Türkiye'nin
bindiği dalı kesmesi demektir. Eti Holding, kendisinin
yapmadığı yatırımı Türk girişimcisine de yaptırmamaktadır. Eti Holdingin
yaptığı yatırımlar, satış yaptığı yabancı ülkeler lehine gelişmektedir. Bunun
en çarpıcı örneği, Kırka Boraks Tesisidir. Eti Holding, tinkali 158 dolar/ton
olarak satarken, 1 ton boraksın fiyatı 316 dolar olması gerekirken, Eti Holding
1 ton boraksı 320 dolara, yani hammadde fiyatına satmaktadır. Bu durumda
yapılan yatırım maliyeti ve işletme giderleri boraks maliyetine dahil
edilmemekte ve bu tür fiyatlamayla, yabancı ülke lehine kesesinden yatırım
yapılmış olmaktadır. Sonuç olarak, bor madeni,
yurt dışındaki birkaç firmanın hammadde kaynağı olup, ekonomik olarak
değerlendirilmemekte, yurtiçi kaynaklar çok ucuza yabancı firmalara transfer
edilmektedir. Türk girişimcilerinin bor
madeni işletmesine ve uç ürün elde edilmesine izin verilmemektedir. Bu durum,
ülke içindeki yerli kaynaklara katmadeğer yaratılmasını da engellemektedir. Bor madenine ilişkin
millî politika, Türkiye'de sanayicilere de yabancı firmalara satılan bor
madeninin satılmasını, ülke zenginliklerinin yine ülke girişimcileri tarafından
değerlendirilmesini esas almalıdır. Özelleştirme karşıtı
düşünceler yabancı firmalarla çakışmakta ve mevcut durumun sürmesi, ülke
kaynaklarının yok pahasına yabancılara aktarılmasına hizmet etmektedir. Ülkemizin temel sorunu,
istihdam ve dışticaret açığıdır. İstihdamın artırılmasının yatırımla olacağı;
döviz sıkıntısının, yerli girişimciler ve yabancı doğrudan yatırımlarla
yapılacak işlenmiş ürün ihracatıyla giderileceği açıktır. Bor madenleri, bu
açıdan iyi bir fırsattır. Hiçbir ülkede, bu sektörde, yerli girişimciler bu
derece cezalandırılmamıştır. Talep edilen, teşvik değil, yabancı ülke
girişimcileriyle eşit muameleye tabi tutulmaktır. Türkiye, 1 milyar tonu
taşkömürü, 8 milyar tonu da linyit olmak üzere, toplam 9 milyar ton kömür
rezervine sahiptir. Toplam üretimin 60 000 000 tonu termik santrallarda
elektrik üretiminde kullanılmaktadır. OECD ülkelerinin üretmiş oldukları toplam
elektrik üretiminde kömür yüzde 38, doğalgaz yüzde 11, nükleer enerji yüzde 23,
petrol ise yüzde 7,5 paya sahiptir. OECD ülkelerinin bazılarında önemli
rezervleri olmasına rağmen doğalgazın elektrik üretiminde ortalama payı yüzde
11 iken, hiç doğalgaza sahip olmayan ülkemizde doğalgaz payının yüzde 35 olması
düşündürücüdür. 2005 yılında yüzde 50'nin üzerine çıkacak planlama yapıldığı
dikkate alınırsa, Türkiye'nin yakın gelecekte elektrik enerjisi konusunda çok
büyük problemlerle karşılaşması kaçınılmaz olacaktır. Trona, doğal soda
minerallerinden biridir. Türkiye'de tronanın bulunması, 1979 yılında olmuştur.
200 000 000 ton civarındaki rezervin yarısı işletilebilir rezerv olarak
görülmektedir. Trona maden
işletmeciliği, 1983 yılında, 2840 sayılı Yasayla devlet tekeline alınmış ve
uzun yıllar harekete geçirilmemiştir. Nihayet, 1994 yılında, trona üzerindeki
tekel kaldırılarak, Yüksek Planlama Kurulunun 1998 tarihli, trona madenlerini
işletmek üzere, Eti Soda AŞ adı altında özel bir şirket oluşturulmuştur. Yirmiiki yıldan bu yana
bekletilen trona, nihayet ekonomiye katılmak üzeredir. Proje maliyet girdilerinde
önemli ölçüde yer tutan nakliye ve liman sorunlarında altyapıyla ilgili kurum
ve kuruluşların desteği, kesinlikle, sağlanmalıdır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'nin ilk altın üretim projesi, Bergama Ovacık'tır. Tüm
tesis tamamlanmış olup, deneme üretimine de geçilmiştir; ancak, işletmede
siyanürle ilgili hukuksal sorunlar yaşanmaktadır. Günümüzdeki dünya madencilik
bilim ve teknolojisine göre olması gereken bu sorunlar aşılabilirse,
Türkiye'nin önemli bir altın üreticisi olma yolunda olduğu söylenebilir.
Dünyada altın madeni olup da onu üretmeyen tek bir ülke yoktur. Şimdiye kadar yapılmış
çalışmalarda, ülkemizin yüksek tenörlü 26 000 000 ton, düşük tenörlü 200 000
000 ton krom rezervi belirlenmiştir; ancak, ülkemizde krom yataklarının geniş
alanlar kaplaması, madencilik çalışmalarının gelişmesiyle rezervlerin artacağı
bir gerçektir. Krom, mermer ve bordan sonra en fazla satış hâsılatını ve
ihracatını oluşturan hammadde kaynağımızdır. Yıllık üretimimiz ise 1 500 000
ton seviyelerindedir. Ülkemiz, dünya krom cevheri talebinin yüzde 10'u,
ferrokrom talebinin yüzde 3'ünü karşılamaktadır. Ülkemizde ferrokrom üretimi
sadece Eti Holding tarafından yapılmakta olup, toplam üretim kapasitesi yılda
160 000 tondur. Ülkemizin son yirmi yıllık ortalama üretim değeri 1 000 000 ton
olmakla birlikte, bu üretim, pazar koşulları uygun olduğu yıllarda 2 500 000
tona kadar çıkmıştır. Büyüme stratejisi, krom ve krom türevlerinde ürün
çeşitliliğini artırmak, Türkiye'de ferrokrom tüketimini sağlayacak paslanmaz
çelik üretimine geçmektir. On yıl sonraki üretim hedefi 300 000 000 dolardır. Sanayileşmede önemli bir
rolü olan demir-çelik sektörü, ülke ekonomisi açısından büyük önem
taşımaktadır. Bilinen rezervimiz 85 000 000 ton seviyelerinde olup, yıllık
üretim miktarı 5 500 000 ton seviyelerindedir. Ayrıca, düşük tenörlü rezervlerimiz
850 000 000 ton civarındadır. Bunların
da değerlendirilerek, üretimin, on yıl içerisinde 15 000 000 ton/yıl
düzeyine çıkarılması gerekmektedir. On yıl sonraki üretim hedefi, 150 000 000
dolardır. Demir-çelik sektörü,
önemi nedeniyle dünyanın en çok müdahale edilen sektörlerinden biridir. Ülkemiz
için yapılan bir öngörü çalışmasında, 2023 yılında, demir-çelik sektörünün,
seçilmiş on sektör içinde önemini sürdüreceği belirtilmektedir. Demir cevheri
madenciliği, demir-çelik sektörüyle bir bütün olarak değerlendirilmek
zorundadır. Sektör bir bütün olarak düşünüldüğünde, demir cevherinde dışa
bağımlılık, entegre tesisler yerli sermayenin elinde de olsa, ülkenin sektörde
dışa bağımlılığını gündeme getirecektir. Sayın milletvekilleri,
yukarıda yaptığımız tespit ve açıklamalar şu soruların yanıtlarını düşünmemiz
için bize yararlı olacaktır: Ham bor satımı mı, yoksa
işlenmiş yarı mamul ya da mamul satmak mı ülke lehinedir? Yabancı ülkelere 140
dolar/ton fiyatla satılan borun, yerli girişimcilere 240 dolar/ton fiyatla
satışı ülke lehine midir? Yerli girişimcilerin
fabrika kurup, üretim yapıp, istihdamı artırmaları ve değer yaratmaları mı,
yoksa, cevherlerin yabancı ülkelerde işlenip, ürün olarak ülkemize ithali mi
ülke lehinedir? Bu ve benzeri soruların
yanıtlarını verdiğimizde, hangi kişi ve çevrelerin maden politikalarında ülke
yararını gözettiğini, hangi kişi ve çevrelerin ise yabancı ülkelere hizmet
etmek istediğini anlamak güç olmayacaktır. Bor üzerinde koparılan
fırtınaların temel nedeni, bor üzerinde tekel olan yabancı yatırımcıların,
borun ülke içinde değerlendirilmesini, yerli girişimcilerin rekabet gücünü
kazanarak dünya pazarlarına yerleşmesini önleme girişimleridir. Nitekim, bor
cevherinin yüzde 60'ına sahip olan ülkemizin uluslararası pazar payının yüzde
20 olması, bu açıdan önemlidir. Bunun nedeni ise, dünya bor talebinin yüzde
35'ini karşılayan ülkemizin, ihraç ettiği ürünlerin yüzde 84'ünü ham, yüzde
16'sını rafine bor olarak ihraç etmesidir. Yabancı girişimcilere
ihraç edilen kendi özkaynaklarımızı en az aynı koşullarda talep etmek, her Türk
girişimcisinin en doğal hakkıdır. Yerli girişimcilere kendi ülkesinin doğal
kaynaklarını açmamak ve tüm satışı ham olarak, hem de ülkemize doğrudan
yatırımı bulunmayan yabancıya yapmak peşkeşin kendisi olduğu halde, maalesef,
konuyu detaylı bilmeyen kamuoyunu yanıltmakta ve bu düşüncelere alet
olmaktadır. Bu derece haklı talepleri
"bor elden gidiyor" şeklinde, bir hamasetle karşılayan iddia
sahiplerinin, borun elden gitmesine yardımcı olmaları son derece
düşündürücüdür. Sayın milletvekilleri,
dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri gibi, Türkiye de, madenlerini işleterek
ekonomisine katmak ve milletin hizmetine sunmak zorundadır. Türkiye Anayasası,
madenlerin aranıp işletilmesi için etkin bir hukuk rejimi öngörmüştür. Yasal
mevzuatın bu ana temele uygun olarak düzenlenmesi zorunludur. Ayrıca, buna
dönük uygulamaların süratli ve eksiksiz olarak sürdürülmesi için, yine, etkin
bir üst kurum oluşturulmalıdır. Madencilik sektörünün
oluşturulması için desteğinizi bekliyor, Madencilik Yasasının bir an önce
buraya getirilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Levent. Gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır. Önerge sahibi sıfatıyla
Sayın Aydın Gökmen... Sayın Gökmen, galiba,
Sayın Levent'in yerine de konuşacaklar?.. AYDIN GÖKMEN (Balıkesir)
- Evet Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun Sayın
Gökmen. AYDIN GÖKMEN (Balıkesir)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına vermiş olduğum, Türkiye'deki ve Balıkesir'deki madenlerin
araştırılmasıyla ilgili araştırma önergesi hakkında, önerge sahibi olarak söz
almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. Sayın Bakanımız ve
grupları adına konuşan arkadaşlarımız, gayet güzel konuşmuşlardır; hepsine ayrı
ayrı teşekkür ediyorum. Gerek yakın gerek antik gerekse de tarih öncesi
dönemlere baktığımızda, insanoğlunun tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte,
madencilik tarihi de başlamıştır. Madencilik ve metalurji, insan yaşamını
sürdürebilmenin vazgeçilmez bir elemanı olmuştur. Madenler tarihin her
döneminde insanlar için çok önemli olmuş, bu durum günümüze kadar artarak süregelmiş
ve her alana derinlemesine işlemiştir. Madencilik kavramının
önemi ülkemizde henüz yerleşmemiştir. Oysa, maden kaynaklarının çok önemli ve
eşsiz bir özelliği vardır. Bu özellik, madenlerin yinelenebilir olmayıp,
tükenebilir nitelikte olmalarından kaynaklanmaktadır. Azalabilir, hatta,
tamamen tükenebilir türden doğal kaynaklardır. Bütün tarım ürünlerini, her
hasat mevsiminde yeniden üretip, pazara sürebiliriz; keza, orman ürünlerini
de... Ancak, bir maden ocağının rezervleri tükendiğinde, orada o rezervi bir
daha oluşturamayız. Bu nedenle, madencilikle ilgili politikaların, gelecek
nesillerin hakları da kollanarak tayin edilmesi gerekir. Madenlerimiz için
uygulanacak bütün ekonomi politikalarının, bu özelliği gözardı etmeden tayin
edilmesi gerekir. Millî maden
varlıklarımız, yarınlarımız için hayatî bir öneme sahiptir. Bu varlıklarımızı
gereği gibi işletemez, ileri teknoloji üretemezsek, gelişmiş ülkelerin
çıkarlarına göre hareket etmek zorunda kalırız; çünkü, dünyada üretilen hammaddelerin
fiyatları, genelde, üretici ülkeler tarafından değil, tüketen ve bu alanda
gerekli teknolojik bilgi birikimine sahip sanayileşmiş ülkeler tarafından
belirlenmektedir. Tarih, bize, milletlerin
zenginlik ve refah düzeylerini, yeraltı servetleri ve buna dayalı üretimin
belirlediğini göstermektedir. Bazı ülkeler de, diğerlerine göre, maden
kaynakları açısından, doğalarından kaynaklanan avantajlara sahiptir. Çok şükür
ki, memleketimize de Allah bu nimeti fazlasıyla vermiştir. Arap ülkelerinin çoğu
petrol, Şili bakır, Brezilya demir, Türkiye de bor ülkesidir. Diğer yeraltı
kaynaklarımızı bırakıp, yalnızca boru değerlendirip, işleyip satabilsek, o
bile, bizim insanımızın refahını 3-4 kat artıracaktır. Dünyanın Türkiye'ye
bakışı, hâlâ, hammadde kaynağı bir ülke konumundadır. Bizim bu bakış açısını
değiştirmemiz gerekmektedir. Madenlerimiz, içinde bulunduğumuz krizden çıkış
için bir can simididir. Bu anlamda, gerekli
önlemleri almazsak, millî maden varlıklarımız yabancı tekellerin eline geçecek
ve Türkiye'nin bu alandaki gücü elinden alınmış olacaktır. Bu durumda, ülkelerin
kendi kaynaklarından ülkeleri çıkarına azamî fayda sağlamaları için tek
yolları, bu varlıkları, mümkün olduğu kadar katmadeğerlerini daha da
yükseltecek nihaî ürün haline getirerek pazarlamalarıdır. Yeraltı zenginliklerine
sahip ülkelerin, kendi millî çıkarları yönünde bu kaynakları kullanabilmeleri,
yüksek teknolojiye sahip olmalarına bağlıdır. Eğer, bir ülke kendi
kaynaklarının yurt içinde işlenmesine yönelik politikalar geliştirip uygulayamıyorsa,
bu ülke, sanayileşmiş ülkelere ucuz hammadde sağlamaya, diğer bir deyimle, ülke
kaynaklarını gerçek değerlerinin çok altında yurtdışına aktarmaya mecburdur. Değerli milletvekilleri,
madenler, yenilenemeyen kıt kaynaklardır. Ekonomik rezervler belli bölgelerde
yoğunlaşmıştır. Aranmaları, üretimi için yatırımları ve işletilmeleri, yoğun
malî kaynak ve zaman gerektirir. Yatırım bedelinin çoğu makine, elektrik ve
inşaat kalemlerini oluşturduğundan, madencilik, bir bakıma sanayileşmenin
lokomotifi konumundadır. Madencilik, emek yoğun bir istihdam gerektirdiğinden,
göçleri önleyici ve gelir dağılımını düzenleyici bir etkisi vardır. Kendi bölgem olan
Balıkesir, Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Balıkesir, Yüce
Allah'ın cömertçe verdiği yeraltı zenginliklerine ve çok rezervlere sahiptir.
Bor, kömür ve demir başta olmak üzere, krom, mermer, kurşun, çimento, antimon
ve kaolin gibi rezerv bakımından çok zengin yeraltı kaynakları vardır. Burada,
özellikle, Balıkesir'in sahip olduğu en önemli madeni bordan bahsetmek
istiyorum. 21 inci Yüzyılın petrolü
olarak nitelenen bor, Türkiye'nin tek stratejik önemi olan maden varlığıdır.
Yerine ikamesi olmayan bor madenleri, uzay teknolojisinden bilişim sektörüne,
nükleer teknolojiden savaş sanayiine kadar toplam 4 000 ürünün bünyesinde, çok
geniş bir alanda kullanılan bir madendir. Türkiye, tek başına,
dünya bor rezervinin yüzde 70'ine sahiptir. Bugün, Amerika Birleşik Devletleri,
en kritik alanlarda, Türk borunu kullanmaktadır. Endüstriyel üretimde, bor ve
rafine bor ürünleri, gelişmiş ülke sanayilerinin vazgeçilmez temel birer
girdisidir. Bor tüketim pazarlarını,
gelişmiş ülkeler oluşturmaktadır. Dünya ham bor ihtiyacının yüzde 95'ini Eti
Holding karşılamaktadır. Buna rağmen, Türkiye, yıllık bor ihracatından yaklaşık
300 000 000 dolar elde etmektedir. Dünya bor ticaret hacminin 1 250 000 000
dolar olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye'nin, bor pazarı pastasından yeteri
kadar pay alamadığını görüyoruz. Bu kadar önemli bir
madene sahip ülkemiz, dünyanın tek doğal tekeli konumundadır. Tomahawk
füzelerinde, karadan karaya atılan füzelerde, radarlara karşı görünmezliği
mümkün kılan cam malzemelerde, uzay araçlarında, süper hızlı bilgisayarların
yapımında kullanılan bor, uçakların hem hızını, hem uçuş mesafelerini artırmak
için de yakıt olarak kullanılmaktadır. Bugün, Amerika Birleşik
Devletleri, ülkedeki tüm üniversiteleri, borlu yakıtlar ve bor motorları
üzerinde araştırmalara yöneltmektedir. Bu hususta, 50'yi aşkın araştırma
grubunun çalışma yaptığı tespit edilmiştir. Bor üzerinde yürütülen araştırmalar
sırf Amerika Birleşik Devletleriyle sınırlı değildir; örneğin, Avrupa Uzay
Ajansı da, aynı zamanda, bor ve borlu yakıtlar üzerinde çalışma yapan başka bir
kurumdur. Bu ajansın geliştirdiği üç tip borlu yakıtın, Avrupa Patent Ofisine
tescil ettirilerek patenti alınmıştır. Bor yakıtlarının, çevreyi kirletecek
emisyon açığa çıkarmaması da, bu konudaki yoğunlaşmayı artırmıştır. Bor madeni, ülkemizin ve
çocuklarımızın geleceği, ekonomik refahımızı artırmanın anahtarıdır. Üzerinde
oturduğumuz bu zenginliğin stratejik ve ekonomik öneminin farkına varmamız,
bugünümüzü ve yarınımızı daha iyi değerlendirmemizi sağlayacaktır. 20 nci
Yüzyıl boyunca dünyada yaşanan her türlü siyasî, iktisadî ve askerî gelişmenin
baş aktörü durumunda olan petrol, gelecekte, yerini bor madenine bırakacaktır.
Bir an için, Türkiye'nin, bor ve bor ürünleri ihracatını birkaç aylığına
durdurduğunu varsaydığımızda, özellikle Avrupa endüstrisinin ciddî bir kriz
içerisine düşeceğini görebiliriz. Değerli milletvekilleri,
Türkiye, bir zamanlar, sanayiin temel yapıtaşı, çeliğin temel girdilerinden
birisi olan krom ülkesiydi. Ne yazık ki, krom cevherlerimiz, yıllardır, hızla,
yurtdışına, hammadde olarak yok pahasına aktarılmıştır; bugün ise, yakın
vadedeki ülke ihtiyaçlarını ancak karşılayacak düzeye inmiştir. Bor madeninde
de bu sonuçla karşılaşmamak için, şimdiden bütün tedbirleri almamız
gerekmektedir. Diğer taraftan,
ülkemizin, altın madeni açısından da oldukça önemli bir potansiyeli vardır.
Altın rezervleri açısından Türkiye, Avrupa'nın 10 ülkesi içinde yer almaktadır.
Sayın Bakanımızın da dediği gibi, çoğu Balıkesir'de, Havran, Altınoluk ve
Küçükdere Köyü civarındadır. Türkiye'de altın potansiyelimizin 6 500 ton ve
üstüne çıkabileceği hesaplanmıştır. Gümüş varlığımız ve içinde bulunduğumuz
yüzyılın en çok kullanılan madenlerinden olan trona varlığımız da, gerektiği
gibi işletilmemekten dolayı, ülke ekonomisine, gereken katmadeğeri
sağlayamamaktadır. Yine, mermer varlığımız da aynı durumdadır. Ülkemiz, şiddetle ihtiyaç
duyduğu halde, bir madencilik stratejisinden yoksundur. Oysaki, madencilik,
vazgeçilmeyecek ölçüde stratejik bir sektördür. Türkiye'de, daha fazla zaman
kaybetmeden, kalıcı madencilik politikalarının belirlenmesi ve bu politikaların
yasal altyapısının oluşturularak, bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Madenciliği geliştirmek
ve bu gelişmeyi sürdürülebilir bir kalkınma konsepti içinde yapabilmek için
madencilik faaliyetlerinin tamamını kapsayacak Türkiye madencilik veri bankası
ivedilikle oluşturulmalıdır. Rezerv geliştirme ve
ciddî bir arama-tarama çalışması yapmak için gerekli yatırımlar yapılmalı, bu
konuda ar-ge çalışmalarına gereken destek yapılmalı ve ileri teknoloji
yakalanmalıdır. Hammadde ve talep düzeyi
belirlenmeli, istikrarlı bir üretim programı oluşması için, madenciliğin
ihtiyaç duyduğu envanter ve standartlar hızla oluşturulmalıdır. Ülkemizdeki birçok alan
koruma altına alınmış, fakat, madenlerin korunması gibi bir kavram ülkemizde
hayat bulmamıştır. Tükenebilir olan bu kaynakların korunması için, madenleri koruma
kanunu çıkarılmalıdır. Ancak bu şekilde doğal kaynaklarımızın üstüne şehirler
kurulması ve tesisler oluşturulması önlenecektir. Türkiye, kendi
koşullarına uygun madencilik teknolojilerini geliştirmeye ağırlık vermelidir.
Ar-ge birimleri, üniversite, TÜBİTAK ve maden mühendisleri, maden makine
üreticileriyle işbirliği içinde çalışmalıdırlar. Madencilikle ilgili
KİT'lerin etkin ve verimli çalışması için yapısal düzenlemeler getirilmelidir. Madensel ürünler,
yalnızca ödemeler dengesini olumlu yönde etkileyecek meta olarak görülmemeli,
aynı zamanda, üzerine inşa edilecek sanayilerin girdisi ve bu sanayilerde
üretilecek teknolojilerin sürükleyici gücü olarak da kabul edilmelidir. Değerli milletvekilleri,
günümüzde, maden ihtiyacımızdan çok, ithalata kaynak aranmaktadır. Bu ithalatın
büyük kısmı da iki kaleme ayrılmaktadır: Kömür ve demir... Bu iki maden
üzerinde özellikle durulmalı ve Zonguldak taşkömürü havzası daha işler hale
getirilmeli ve yüksek tenörlü demir yataklarının aranması konularında çalışmalar
hemen başlatılmalıdır. Bilinçsiz ithalat sonucunda, başta özel sektör
kömürcülerimiz batma noktasına gelmiştir. Türkiye linyit ve taşkömürü rezervi
9,5 milyar ton olmasına rağmen, her yıl yaklaşık 500 milyon dolar ödeyerek
kömür ithal eden ülke konumuna gelmiştir. Maden Tetkik ve Arama
tarafından, hızlı teknolojik gelişmeler nedeniyle önplana çıkan yeni hammadde
kaynaklarının aranmasına önem verilmelidir. Bütçesinin yüzde 71'ini personel
masrafına ayıran Maden Tetkik ve Aramanın finansman sorunlarının giderilmesi
için yatırım bütçelerinin güçlendirilmesi gerekir. Türkiye'de maden
aramacılığına özel sektör tarafından yeterli yatırım yapılmamaktadır; bunun
nedeni, arama faaliyetlerinin riskli olması, yoğun sermayeye ihtiyaç duyulması
ve uzun vadede sonuç vermesidir. Bu nedenle, maden arama faaliyetlerine dönük
altyapının hazırlanması ve özel sektörün arama faaliyetlerinin devlet
tarafından desteklenmesi ve ar-ge çalışmaları özendirilmelidir. Madencilik sektörünün
geliştirilmesi, güçlendirilmesi, sorunların çözümü, madencilik faaliyetlerinin
desteklenmesi ve iyileştirilmesi kapsamında millî maden politikalarını
belirleyerek maden kaynaklarımızın millî ekonomiye yüksek düzeyde katkı
sağlayacak biçimde değerlendirilmesi için ivedilikle harekete geçmemiz
gerekmektedir. Madencilik sektörüne
örnek olacak pilot tesis ve araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Özellikle, bor
konusunda, Balıkesir Üniversitesi bünyesi içinde bor araştırma enstitüsü
kurulmasına başlanmıştır; bir an önce sonuca ulaşmasını temenni ediyorum. Madencilik sektöründe
görülen idarî ve ekonomik sorunların tartışılması, çözüm önerileri geliştirmek
ve maden politikaları, strateji ve hedefler, plan ve programlar ile yasal
mevzuatın oluşturulması çalışmalarında kamu kurumları, özel sektör kuruluşları,
üniversiteler ve araştırma kuruluşları arasında tam bir koordinasyon sağlayacak
yeni bir yapılanmaya gidilmeli ve uzun vadeli madencilik politikaları
belirlenmelidir. Öncelikle, madencilik
sektörünün finans sorunu çözümlenmeli. Dünyadaki maden fiyatı dalgalanmaları
karşısında Türk madencilik sektörü büyük bir boşluk içinde bırakılmıştır. Bu
nedenle, bağımsız bir madencilik ihtisas bankasına ihtiyaç vardır. Bu sayede,
gerek kamu gerekse özel sektör, madencilik yatırımlarına başlamadan önce
finansal bir sıkıntıyla karşılaşmayacaktır. Değerli milletvekilleri,
madencilik sektörüne ilişkin yasa ve yönetmeliklerin yetersiz kalması,
birbirleriyle çelişkiler içermesi, bürokrasiyi artırmakta, farklı kanunlara
tabi olan bakanlık ve kurumların birbirleriyle koordinasyon eksikliği, yatırım
tutarını ve iş programını önemli ölçüde olumsuz olarak etkilemektedir.
Böylesine dağınık bir yapıdaki madencilik sektöründe yeni stratejilerin
geliştirilmesi de oldukça zor olmaktadır. 1985 yılında yürürlüğe
giren 3213 sayılı Kanun, Parlamentomuzca ele alınarak, günün koşullarına uygun
olarak yeniden düzenlenmelidir. Yaklaşık yüz yıl önce çıkarılan Taş Ocakları
Nizamnamesi de günümüz şartlarına göre düzenlenmelidir. Ayrıca, Orman Kanunu ve
yönetmeliği, Çevre Kanunu ve Çevre Etki ve Değerleme Yönetmeliğinin madenciliği
olumsuz etkileyen bazı maddeleri yeniden gözden geçirilmelidir. Madenciliği desteklemek
için, teşviklerin uzun vadeli olması ve enflasyon etkilerinden kurtarılması
gerekmektedir. Madenciliğe yönelik
demiryolları istasyonları ve limanlarda, yükleme, boşaltma tesisleri yapılmalı;
mevcut olanların kapasiteleri artırılmalıdır. Sektör, en uygun limanlardan
yararlandırılmalı ve yenilerinin yapılması teşvik edilmelidir. Bütün maden kuruluşları
tek bir bakanlık bünyesine bağlanmalı ve madencilik politikalarının daha hızlı,
etkin ve bir koordinasyon içinde yürütülmesi sağlanmalıdır. Halen ar-ge, teknopark,
çevre yatırımları ve KOBİ'lere Hazine Müsteşarlığınca yapılan kredi
tahsisinden, madencilik yatırımlarını da bu kapsama dahil edecek düzenlemeler
yapılmalıdır. Ayrıca, bu konuda
eğitimin de önemi inkar edilemez. Üniversitelerin maden mühendisliği eğitim
programları yeniden düzenlenmeli ve halkımıza da bu bilincin yerleştirilmesine
yönelik eğitim programları geliştirilmelidir. Üniversite-sektör
işbirliği yapılarak, maden mühendisliğinin gerektirdiği pratik bilgi
belirlenmeli ve uygulama alanları yaratılmalıdır. Değerli milletvekilleri,
madencilik sektöründe uygulanan günübirlik politikalardan vazgeçilerek,
ülkemizin kendi kaynaklarından, sonuna kadar, en akılcı biçimde yararlanmayı
hedefleyecek orta ve uzun vadeli planlara geçilmelidir. Madenlerimizin, ülkemizin
çıkarları doğrultusunda üretilmesine gereken önem ve özeni göstermeliyiz. Madenler, sanayileşmenin
ana girdisini oluşturur. Endüstriyel hammadde kaynakları olmaksızın
sanayileşmek, bugünkü dünya düzeninde imkânsızdır. Dünya sanayiinin her gün
artan oranda ihtiyaç duyduğu madenler, Yüce Allahımızın bize lütfettiği
varlıklarımızdır. Bu varlıklarımızı, insanlarımızın refah düzeyini artıracak
şekilde kullanmamız ve yönetmemiz gerekmektedir. Doğal zenginliklerimizin ve
yeraltı madenlerimizin korunması ve ülkemizin kalkınması açısından en iyi
şekilde değerlendirilmesi için üzerimize düşen görevi sonuna kadar büyük bir
kararlılıkla yapacağız. Bu duygu ve düşüncelerle
sözlerime son veriyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Gökmen. Sayın Göksu, Sayın
Özgün'e mi bırakıyorsunuz efendim? MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) -
Evet. BAŞKAN - Balıkesir
Milletvekili Sayın Özgün, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum. Bugün, burada, gerçekten
önemli bir konuyu tartışıyoruz. Bugün, burada, Türkiye'nin aslında geleceğini
tartışıyoruz, Türkiye'nin geleceğinde çok önemli rol üstlenecek olan
madenlerimizi ve özellikle bor madenimizi tartışıyoruz. Ülkemizin önemli ve
stratejik yeraltı kaynaklarından olan bor madenleriyle ilgili yoğun
tartışmalar, aslında, 2000 yılının aralık ayında hükümetin IMF'ye vermiş olduğu
niyet mektubuyla başladı ve bor konusu Türkiye'nin gündemine o günlerde
yerleşti. Hükümet, niyet mektubuna dayanarak, Eti Holdingi özelleştirme
kapsamına almaya çalıştı ve o günlerde Özelleştirme Yüksek Kurulundan bu
doğrultuda kararlar da alındı. Tabiî, bu gelişmeler karşısında, Türkiye'de bu
konuya duyarlı olan birçok sivil toplum kuruluşu ve birçok çevre, özellikle bor
madenlerinin özelleştirilmesine karşı çıktı, gelen tepkiler karşısında geri
adım atılmak durumunda kalındı. Neyse ki, Eti Holdingin bağlı olduğu Sayın
Bakan da Eti Holdingin özelleştirilmesini istemedi, bu konuda tavır koydu
-kendisini buradan tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum- ve bu gelen tepkiler
karşısında, Eti Holdingin özelleştirilmesi gündemden çıktı; ancak, bu konunun
mutlaka yine bir gün gündeme geleceği konusunda endişeler devam etti o günden
bugüne ve şimdi, 3213 sayılı Maden Kanununda bir değişiklik yapılması
düşünülüyor. Sayın Bakan buradaki
konuşmasında, 3213 sayılı Maden Kanununun nasıl değiştirileceği konusunda
izahatta bulundular. Ben temenni ediyorum ki, 3213 sayılı Maden Kanunu
değiştirilirken, 2840 sayılı Kanun burada gündeme gelmesin; yani, bor madenleri,
2840 sayılı Kanunun dışına çıkarılmaya çalışılmasın; çünkü, Türkiye bor
konusunda çok önemli bir rezerve sahip, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde
70'ine sahip. Bu, dışarıdaki birtakım firmaların, bu işle iştigal eden birtakım
firmaların iştahını kabartmaktadır. O bakımdan, bu konuda mutlaka dikkatli
olunması gerekir diye düşünüyorum. Dünya bor rezervinin
yüzde 70'ine sahip iken, ancak 1,2 milyar dolar olan bor pazarındaki payımız,
ne yazık ki, aynı orantıda değildir. Bor pazarından, US Borax Şirketi, Amerikan
şirketi yüzde 70 pay alırken, Eti Holding, ne yazık ki yüzde 20, yüzde 23
civarında pay almaktadır. Dikkat edilirse, Amerikan şirketinin pazar payı
neredeyse bizim 3 katımız mertebesindedir. Bu, Eti Holdingin 350 000 ton/yıl
rafine bor ürünü satışına karşın, Amerikan şirketinin 1,3 milyon ton/yıl rafine
ürün satışı olmasından kaynaklanmaktadır. Bugün, ham boru bizden alıp işleyerek
bize satanların pazar payı bizden fazladır. Görüldüğü gibi, rakamlar
bize, Türkiye'nin, dünya ölçeğinde bor rezervi açısından avantajlı olmasına
rağmen, bor pazarında yeterli etkinliğe sahip olmadığını göstermektedir. Bu da
bizi şu sonuca götürüyor: Türkiye, sahip olduğu maden zenginliğinin, ne yazık
ki, farkında değildir ve sahip olduğu madenleri işlemek ve değerlendirmek
noktasında yapması gerekeni bugüne kadar yapamamıştır. Eti Holding, genelde
hep, ham bor üretimi ve pazarlamasında kalmıştır; uç ürünler bir tarafa henüz
tam olarak ara ürünlere bile geçememiştir; ihracatının yüzde 60'ını ham bor
olarak yapmaktadır. Değerli milletvekilleri,
Türkiye, buradan çıkmalıdır. Bizim yapacağımız iş, hükümetin yapacağı iş, Eti
Bor'un, bor madenlerinin özelleştirilmesi falan değildir, yapılacak olan iş,
buraya yatırım yapmaktır, ara ürünlere yatırım yapmaktır, uç ürünlere, ileri uç
ürünlere yatırım yapmaktır. Bu yapılıyor mu denildiği zaman, ne yazık ki,
olumlu cevap vermek mümkün değildir. Balıkesir İlimizin Bandırma İlçesindeki
Bandırma Sülfürikasit Fabrikası, yıllardır yeniden yapılmayı, yeniden tesis
edilmeyi beklemektedir; ama, ne yazık ki, uzun yıllardan beri, çok zayıf bir
şekilde bu yatırım devam etmektedir. İşte, bunları yapmak lazım, yeni
fabrikaları, yeni tesisleri kurmak lazım. Artık, rant ekonomisinden üretim ekonomisine
geçilmek durumundadır. Burada konuşan değerli
arkadaşlarımız, bu konularda uzun uzun konuştular; özellikle, borun ara
maddelerine ve uç ürünlerine yapılması gereken yatırımların öneminin altını
çizdiler burada. Mutlaka, Balıkesir İlimizin organize sanayi bölgesine,
Bandırma ve Bigadiç İlçelerimize yatırımlar yapılması, uç ürünler ve ara
ürünler konusunda tesisler kazandırılması lazım gelir. Yine, araştırma
kurumlarının geliştirilmesi gerekir. Balıkesir Üniversitesi bünyesinde bir
araştırma enstitüsünün mutlaka kurulması lazım gelir; çünkü, önümüzde, bor
konusunda, araştırılması gerekenler, katetmemiz gereken çok mesafe bulunuyor. Değerli milletvekilleri,
öğütme tesisleri kurulmalıdır. Çok az parayla, 10-15 000 000 dolarla ifade
edebileceğimiz yatırımlarla yapacağımız, kurulacak öğütme tesisleri vasıtasıyla,
aşağı yukarı, bugün 190-200 dolar mertebesindeki bor, 400-450 dolara kadar
satılabilecek ve böylece, en az, 250 dolar/ton civarında bir avantajın, imkânın
ele geçirileceği görülmektedir. Nitekim, 54 üncü hükümet
döneminde, Bigadiç'teki bor yataklarının olduğu yere 3 000 000 dolar bedelle
bir öğütme tesisi kurulmuş ve bugün, o tesis çalışmaktadır. Aynı şekilde, yine
54 üncü hükümet döneminde, Bandırma'daki hidrojen peroksit fabrikası, özel
şirketlerle ortak yatırım yapılmak suretiyle kurulmuştur. O bakımdan, Türkiye'nin
yapması gereken, bora dayalı sanayinin geliştirilmesi ve bu konuda gereken
hassasiyetin gösterilmesidir. Bizim, mutlaka, ne yapıp edip, bora dayalı
sanayimizi geliştirmemiz, ara ürünlere ve uç ürünlere yatırım yapmamız gerekir.
Aksi takdirde, yerin altından çıkardığımız ham boru ihraç etmekle bir yere
varamayız. Bunu yaptığımız takdirde, dışarıya katmadeğer çıkarmış oluyoruz.
Halbuki, biz, bu yatırımları yapmak suretiyle, yüksek katmadeğeri ülke
içerisinde bir tarafa bırakırken, öbür taraftan da, yapacağımız bu uç ürün
ihracatından, aynı zamanda, büyük miktarlarda döviz kazancı da elde etmiş
olacağız. Değerli arkadaşlar,
bugün, bor, çok değişik alanlarda kullanılıyor, 250 çeşit sanayi alanında
kullanılıyor, elektrik üretimine, hatta akaryakıta kadar kullanıldığı -dünyanın
değişik yerlerinde- ifade ediliyor. O bakımdan, bu kadar stratejik öneme sahip
olan bora sahip çıkmamız lazım. Arap ülkeleri için petrol neyse, Rusya için
doğalgaz neyse, Türkiye için bor da odur. Bu anlayış içerisinde bu konuya
yaklaşmamız lazım gelir diye düşünüyorum. Sonuç itibariyle şunu
söylemek mümkün: Öncelikle, mevcut tesislerin verimliliğinin artırılması
gerekir. Bu yönde teknoloji yatırımı yapılmalı ve ürün çeşitlendirilmesine
mutlaka gidilmelidir. Dış pazar ağı mutlaka genişletilmelidir. Bugünkü pazar
anlayışı ve pazar mekanizmasıyla bir yere varılamıyor. Bu pazar konusuna
mutlaka önem verilmelidir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) -
Sayın Başkanım, bir cümleyle bitiriyorum. BAŞKAN - 1 dakika
içerisinde toparlayınız efendim. Buyurun. İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) -
Diğer taraftan, ham bor yerine, mutlaka katmadeğeri yüksek rafine bor
ürünlerinin çeşit ve miktarını artırıcı yatırımları yapmamız lazım gelir. İnşallah, kurulacak olan
araştırma komisyonu, hem bor konusunda hem de diğer madenlerimiz konusunda
önemli ipuçlarını Meclise getirecek, alınması gereken tedbirleri Meclisin
gündemine getirecek ve en kısa zamanda da, inşallah, madencilik konusunda
bugüne kadar yapılmayanların bundan sonra yapılmasına, kurulacak olan bu
komisyon vesile olur diye temenni ediyorum; hepinizi saygıyla, hürmetle
selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Özgün. Başka söz isteyen?.. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Başkan, Sayın Mehmet Yalçınkaya Beyefendi konuşacaklar efendim. BAŞKAN - Önerge sahibi
sıfatıyla, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) MEHMET YALÇINKAYA
(Şanlıufra) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Üç saatten beri -Genel
Kurul bu konuyu görüşmeye saat 15.00'te başladı, saat 18.00'e gelmek üzere- bor
madenini konuşuyoruz; Bor'un pazarı geçmeden konuşuyoruz, pazar geçtikten sonra
başımıza çok şey gelebilir!.. Bu sebeple, ilk ve son söz sahibi olarak ben
kürsüdeyim; Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün de 104 üncü ve 105 inci maddeleri
gereği, bu önergenin sahibi olarak huzurlarınızdayım. Şimdi, borla ilgili son
söz sahibi olarak ben şunu diyorum: Her büyük milletin, her büyük ülkenin, bir
millî davası olmalıdır; nasıl bir millî savunma politikası varsa, nasıl bir
millî eğitim politikası varsa, bir millî maden politikası, bir millî bor
politikası olmalıdır. Şunu söylüyorum:
Türkiye'de iki şey beni çok heyecanlandırır; biri GAP projesi, biri de bor
madenleri. Benim ilimde bu maden yok. Bu bor madeninin bulunduğu iller,
Balıkesir, Bursa, Kütahya, Eskişehir; ama, ben, KİT Komisyonunda bu bor madeniyle
ilgili tartışmalar başladığı zaman hayatımı ortaya koydum. Komisyonda şunu
ifade ettim, dedim ki: "Bor madenleri özelleştirilirse, ölüm orucuna
başlarım." Ve arkasından yine kamuoyunun bilgisine ve dikkatine sunarak
"Meclisin çatısı altında ölüm orucuna başlarım" dedim ve yine bu
sözlerimin arkasındayım; yani, bu, Türkiye'nin olmazsa olmaz bir stratejik
madenidir. Bu madenin elden çıkması, Türkiye'nin Batı'ya peşkeş çekilmesi,
IMF'ye teslim edilmesidir. IMF'nin, üçüncü niyet mektubunda, bor madenlerinin
özelleştirilmesiyle ilgili talebi vardır ve bugün, bor madenleriyle ilgili
gelen yasa, madenlerle ilgili bir yasa; ama, bizim korkularımız var. Nasreddin Hoca, bir gün,
sakalından farenin geçtiğini görür, hiddetle uykudan kalkar ve söylenmeye
başlar. Hanımı kendisine der ki: "Hayırdır Hoca!" Hoca da
"rüyamda fare sakalımdan geçti" der. Hanımı "bunda ne var"
deyince, o da "korkarım, yol olur" demiş... Bizim de, bu bor
madenleriyle ilgili korkularımız var, endişelerimiz var. Sayın Bakanın bugüne
kadarki tavrından dolayı müteşekkirim. Kendisinin özel hayatını, gazetelerin
sayfalarına sekiz sütuna aksettirdiler. Bunun arkasında bor savaşı var değerli
arkadaşlar; yoksa, bakanın özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Dünyada en büyük tröst
firma, bugün Boraks Firmasıdır; burada, yerli işbirlikçileri var. Onlar
vasıtasıyla, bu değerli madene, bu değerli hazineye göz koymuşlardır; ama, öyle
inanıyorum ki, dört değerli kardeşimiz, milletvekilimiz burada önerge verdiler
ve Meclisin bugünkü hassasiyeti beni ümitlendirmiştir. Ben öyle inanıyorum ki,
bu bor yağmasına, bu Meclis, bu milletvekilleri, bu hükümet, bu muhalefet,
müsaade etmeyecektir değerli arkadaşlar. (Alkışlar) Şimdi, tabiî, bu önergeyi
verirken çok büyük bir endişem vardı. Endişem şuydu: Bu önergeyi veriyorum;
ama, Ahmet Derin kardeşimiz verdi yumurta üreticileriyle ilgili bir önerge ve
üç yıl sonra sıra geldi. Dedim ki, korkarım ki bu dönemde ben bunu göremem;
yani, bu önerge üzerinde burada konuşamayız, tartışamayız; ama, Allah'a şükür,
bugün bu önergeyi, süratle, Meclis Başkanımız ve milletvekillerimiz, Meclisin
gündemine getirip, burada tartışma imkânı yarattılar. Ben, bütün ziraat mühendislerine
sesleniyorum. Bugün, GAP, dediğim gibi, beni heyecanlandıran proje ve her
milletvekilini heyecanlandırması gereken bir proje. Bugüne kadar harcadığımız
para 17 milyar dolar ve sadece elektrikten kazandığımız para, bugün 17 milyar
dolardır; yani, kendi kendini amorti etmiştir ve barajın gerisinde bugün 30
milyar metreküp su beklemektedir. Suruç ovaları, Viranşehir ovaları, Urfa
ovaları, Ceylanpınar ovaları su beklemektedir. Bu suyun bir an önce oraya
götürülmesi lazım ve Türkiye'nin, mutlaka, bordan elde edeceğimiz gelirlerle,
GAP'tan elde edeceğimiz gelirlerle bağımsızlığının, tam bağımsızlığının
sağlanması gerekir. Ziraat mühendisi
arkadaşlarıma sesleniyorum, değerli arkadaşlar, Urfa'nın bir manisinde geçer:
"Su serptim ateş sönsün/ serptiğim su da yandı." Şimdi, tabiî, orada,
suladığımız alanlarda da ciddî sıkıntılar başladı. Tabansuyu problemi ortaya
çıktı. Bu tabansuyunun önlenmesi için de bir araştırma önergesi verdim. Ziraat
mühendisi ve ziraata ilgi duyan, GAP'a ilgi duyan her arkadaşımızın bu konuda
önerge vermesi lazım ve bunu acilen görüşmemiz lazım. Borla ilgili, tabiî,
burada, değerli arkadaşlarımız çok şeyler söylediler. Bor nedir; bor her şeydir
değerli arkadaşlar. Bugün, dünyada, 250 alanda kullanılıyor. Uzaya giden
Challenger Uzay Mekiğinden tutun, B-52 bombardıman uçaklarına, çeşitli
füzelerin yakıtlarına kadar hepsinin kullanım alanı bora dayalıdır. Borla
ilgili söylenecek, cam sanayii, seramik sanayii, temizleme ve deterjan sanayii,
ilaç, kimya, tarım, enerji depolama, tıpta, uzay teknolojisinde ve daha sayamayacağımız
kadar... Yani, şunu söyleyebiliriz, borun kullanılmadığı hiçbir alan yok. Bor,
her alanda kullanılmaktadır. Bunun yanında, Ortadoğu
ülkeleri için petrol ne ise, Amerika için bakır ne ise, Afrika'nın altın ve
elmasları ne ise, Fransa'nın potasları ne ise, bor bizim için o derece
önemlidir. Bugün, IMF dayatmalarına boyun eğemeyiz, gerekirse, halkoyuna ve
halkın reyine başvurmak zorundayız. Bu şekilde, maden yasasıyla ilgili
getirilecek düzenlemenin elbette yanındayız. Biz, özelleştirmenin, Doğru Yol
Partisi olarak ve şahsım olarak hiçbir zaman karşısında olmadık. Türkiye'de, özelleştirmenin
öncüsü olmuş bir partiyiz; ama, bor madeninde, maalesef, bu noktada itirazım
var. Bor madenini özelleştiremeyiz. Bor, stratejik bir madendir. Bor, dünyada,
yüzde 70'i Türkiye'de çıkarılan bir madendir ve yüzde 13'ü Amerika'da, yüzde
15'i de Rusya, Çin ve Arjantin'de olmak üzere, çeşitli ülkelerde
çıkarılmaktadır. Bugün, dünyanın 400
yıllık bor ihtiyacını karşılayacak ülke Türkiye'dir ve önümüzdeki 60 yıl sonra
-öyle inanıyorum ki ve yapılan tespitler de öyle- dünyada bor tükenecektir, tek
üreten ülke Türkiye olacaktır. Bu sebeple, bu stratejik maddenin, mutlaka
Türkiye'de ve devletin elinde kalması, mülkiyetinin mutlaka devlette kalması
gerekmektedir. Bu sebeple, itirazımız, özelleştirmeye değildir; biz,
özelleştirmeden yanayız; ancak, bor madeninin mutlaka devlette kalmasının ve
özelleştirilmemesinin sağlanmasının tarafındayız. Bu noktada, mutlaka, uç
üretiminin, bora dayalı sanayiin kurulması lazım. Şimdi, biz, bor madeninin
tonunu 300 milyon dolara satmaktayız; ancak, Amerika'da, bunu bir teknolojiden
geçirdikten sonra, bugünkü satış değeri, 1 gramı 200 000 dolardır değerli
arkadaşlar. Bu sebeple, Türkiye, bor madenine dayalı bir sanayi kurmak
zorundadır ve Etibor, bu konuda geçmişte deneyimi olan kıymetli bir
kuruluşumuzdur. Bunun yanında, Etibor'un
yanında, Maden Tetkik Arama Enstitüsü, geçmişte çok büyük hizmetler yapmış ve
Atatürk, ileriyi görerek, bu enstitüyü kurmuştur. Bu sebeple, MTA, atıl
durumdan, mutlaka, faal duruma getirilmeli ve bu bor konusunda çok ciddî
araştırmalar ve uygulamalar yapmalıdır. Şimdi, borla ilgili Eti
Holdingin elinde, 2840 sayılı Kanunla getirilen "madenler devlet eliyle
işletilir" hükmü, korkarım ki, bu, yasayla değiştirilmek istenmektedir;
bizim endişemiz bu noktadadır. Yoksa, madenlerle ilgili düzenleme ve kanun
mutlaka getirilmelidir; çünkü, bugün, madencilikle ilgili yapılan çeşitli arama
faaliyetlerinde ciddî sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sıkıntıların başında, 22
ilgili kuruluştan izin almak gerekir... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Toparlar mısınız
efendim. MEHMET YALÇINKAYA
(Devamla) - Toparlıyorum Başkanım. Şimdi, son söz olarak,
uzay mekiği düştükten sonra anlaşılmıştır ki, en sağlam parçası bizim
borumuzdan yapılan parçadır. Bu sebeple, dünyada bu kadar önemli olan bir
madenin, mutlaka, devlet eliyle işletilmesi ve mülkiyetinin bizde kalması
gerekir. Biz, özelleştirilmesine kesinlikle karşıyız. Devlet tarafından
işletilmesinin yanındayız. Bir maden yasasının çıkarılmasından yanayız ve bu
noktada, müspet tavır takınacağımızı buradan ifade ediyorum. Araştırma önergesinin
destekçisi olduğumu burada beyan ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Yalçınkaya. Meclis araştırması
önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, Meclis araştırması
açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Açılmasını kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Meclis araştırmasını
yapacak komisyonun 13 üyeden oluşmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Komisyonun çalışma
süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinde başlamak
üzere, üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Komisyonun gerektiğinde
Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Gündemin "Kanun,
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz. Önce yarım kalan işlerden
başlayacağız. VII.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER 1.- İzmir
Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;
Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un;
Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in;
İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik
Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232,
2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin
Görüşülmeyen Maddeleriyle ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden,
teklifin görüşmelerini erteliyoruz. Denizcilik
Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Devlet
Memurları Kanunu, Harcırah Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. 2.- Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname, Devlet Memurları Kanunu, Harcırah Kanunu ile Genel
Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/593) (S. Sayısı: 643) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. MEHMET EMREHAN HALICI
(Konya) - 5 dakika ara verelim efendim. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan, Sayın Bakan burada. Plan ve Bütçe Komisyonu toplantı halinde,
haber verdik geliyorlar efendim. BAŞKAN - Yok efendim
Komisyon!.. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Burada efendim; hemen geliyor.
(1) 643 S. Sayılı Basmayazı 23.1.2002 tarihli 55 inci
Birleşim Tutanağına eklidir. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan "hazır değildir, ertelenmiştir" dediniz, beyanınız
tutanaklara geçti. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Özdemir geldi efendim. BAŞKAN - Geçmediğimiz
için... Arkadaş içeri girdi. Sonraki işe geçmedim, okumadım efendim... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Tutanaklara geçti efendim, "ertelenmiştir" dediniz... Sayın
Başkanlığı zayıflatmayalım efendim... BAŞKAN - Efendim, ben,
18.30 değil... Ben, Meclisin çalışmasını yürütüyorum, 18.30 diyemem. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Efendim, hepimiz istiyoruz. Arkasındaki işi, takip eden işi görüşelim Sayın
Başkan. BAŞKAN - Okumadım
efendim... Arkasındaki işi okusaydım, zaten, geçmiş olacaktım.
"Ertelenmiştir" dedim; ama, o arada arkadaşımız salona girdi efendim. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Fevkalade yanlıştır... "Ertelenmiştir" dediniz. Bu tutanaktır, bu
Başkan sözüdür; yapmayın!.. Biz çalışalım diyoruz; ama, başka işi görüşelim
efendim. "Ertelenmiştir"
dediniz. Yazık oluyor, günah oluyor!.. Size de yazık oluyor, Meclise de yazık
oluyor; yapmayın! BAŞKAN - 5 inci madde
üzerindeki görüşmelerin tamamlandığını belirteyim. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Yoklama talebi var efendim. BAŞKAN - Bir dakika
efendim... III. - YOKLAMA BAŞKAN - 5 inci maddeyi
oylarınıza sunacağım; ancak, oylamadan önce yoklama isteği var. Yoklama isteğinde bulunan
arkadaşların isimlerini okuyacağım ve burada olup olmadıklarını arayacağım: Sayın Yakup Budak?..
Burada. Sayın Zeki Çelik?..
Burada. Sayın Yaşar Canbay?..
Burada. Sayın Mehmet Batuk?..
Burada. Sayın Sacit Günbey?..
Burada. Sayın Latif Öztek?..
Burada. Sayın Rıza Ulucak?..
Burada. Sayın Ali Oğuz?.. Burada. Sayın Musa Demirci?..
Burada. Sayın Mehmet Bekâroğlu?..
Burada. Sayın Niyazi Yanmaz?.. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) -
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Sayın Fehim
Adak?.. Burada. Sayın Alaattin Sever
Aydın?.. Burada. Sayın Turhan Alçelik?..
Burada. Sayın Ahmet Karavar?..
Burada. Sayın Osman
Yumakoğulları?.. Burada. Sayın Ahmet Demircan?..
Burada. Sayın Hüseyin Karagöz?..
Burada. Sayın Mustafa Geçer?..
Burada. Sayın Ergün Dağcıoğlu?..
Burada. Bu arkadaşlarımız sisteme
girmesinler. Yoklamayı elektronik
cihazla yapacağım ve 3 dakika süre vereceğim. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur. Saat 18.20'de toplanmak
üzere, birleşime ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.15 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 18.20 BAŞKAN: Başkanvekili Ali ILIKSOY KÂTİP ÜYELER: Melda BAYER (Ankara), Kemal ALBAYRAK
(Kırıkkale) BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. III. - Y O K L A M A BAŞKAN- Görüşmelere
kaldığımız yerden devam edecektik; ancak, yoklama isteği vardı. Şimdi, 3 dakikalık süre
vereceğim. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, bu yoklamada da toplantı yetersayısı bulunamamıştır. Bu durum karşısında,
alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için,
30 Ocak 2002 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum; hepinize iyi akşamlar diliyorum. Kapanma Saati : 18.27 |
|