|
DÖNEM
: 21 YASAMA
YILI : 4 T. B. M. M. TUTANAK DERGİSİ CİLT : 84 54 üncü Birleşim 22 . 1 . 2002 Salı İ
Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III. -
YOKLAMA IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GündemdIşI Konuşmalar 1. - Balıkesir Milletvekili İlyas
Yılmazyıldız'ın, 3213 sayılı Maden Kanununda yapılması düşünülen değişiklikler
ile bor madenlerimizin stratejik ve ekonomik değerine ilişkin gündemdışı
konuşması 2. - İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın,
esnaf ve sanatkârların sorunları ile alınması gereken önlemlere ilişkin
gündemdışı konuşması 3. - Edirne Milletvekili Şadan Şimşek'in,
Ergene Nehrinde meydana gelen kirlenmeye ve çevresel etkilerine ilişkin
gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'in cevabı B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ 1. - İçel Milletvekili Yalçın Kaya ve 23
arkadaşının, çeşitli ülkelerde bulunan tarihî Türk eserlerinin durumunun
araştırılarak korunması ve yeniden inşaı için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247) C) Tezkereler ve Önergeler 1. - Türkiye Büyük Millet Meclisini
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde temsil edecek Türk Grubunu
oluşturmak üzere, İzmir Milletvekili Suha Tanık'ın Doğru Yol Partisi Grup
Başkanlığınca aday gösterildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/965) 2. - Türkiye-Almanya Dostluk Grubu Başkanı
Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli'nin, Güvenlik Politikası 38. Münih
Konferansına davete icabetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/966) 3. - Türkiye Büyük Millet Meclisinde,
Türkiye-Belarusya Parlamentolararası Dostluk Grubunun kurulmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/967) 4. - Aydın Milletvekili Cengiz Altınkaya'nın,
Umurlu Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/488) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/439) 5. - Balıkesir Milletvekili Aydın
Gökmen'in, Kurban Derilerinin Gelirleri Hakkında Kanun Teklifinin (2/717)
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/440) 6. - İzmir Milletvekili Kemal Vatan'ın,
İzmir İlinde Bayraklı Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin
(2/740) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/441) V. -
ÖNERİLER A) SİyasÎ Partİ Grubu Önerİlerİ 1. - Genel Kurulun çalışma gün ve
saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP ve
ANAP Gruplarının müşterek önerileri VI. -
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) Görüşmeler 1. - Saadet Partisi Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu, Konya Milletvekili Veysel
Candan ve Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun, enerji doğalgaz ve
LPG konusunda uyguladıkları yanlış politikalarla ekonomik krizi ağırlaştırdıkları
iddiasıyla Başbakan Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/24) B) Öngörüşmeler 1. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve 19
arkadaşının, işsizlik ve yoksulluk sorununun araştırılarak alınması gereken
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/15) VII. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. - Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan'ın, ANAP Grubu adına konuşan
Nihat Gökbulut'un ve hükümet adına konuşan Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler'in
konuşmalarında şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması VIII. -
SEÇİMLER A) Komİsyonlarda AçIk Bulunan Üyelİklere Seçİm 1. - İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda
açık bulunan üyeliğe seçim IX. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
İsrail Devleti Hükümeti Arasında Kara Taşımacılığı Alanında İlkeler Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı (1/303) (S. Sayısı: 100) X. - SORULAR
VE CEVAPLAR A)YazIlI Sorular ve CevaplarI 1. - Rize Milletvekili Mehmet
Bekaroğlu'nun, F tipi cezaevlerindeki disiplin cezalarına ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün cevabı (7/5185) 2. - Samsun Milletvekili Musa
Uzunkaya'nın, ziyaretçilerin Meclis'e giriş çıkışlarına ilişkin sorusu ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/5276) 3. - Samsun Milletvekili Musa
Uzunkaya'nın, Devlet Bakanı Kemal Derviş'in bazı özel harcamalarının Ziraat
Bankasına ödettirildiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman Bakanı ve
Devlet Bakanı Vekili Nami Çağan'ın cevabı (7/5279) 4. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın,
2002 yılında Karaman'a yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı
(7/5286) 5. - Kocaeli Milletvekili Osman Pepe'nin,
bir sendika genel başkanının gözaltına alınmasına ilişkin sorusu ve İçişleri
Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in cevabı (7/5300) 6. - Kırıkkale Milletvekili Kemal
Albayrak'ın, GAP'a sağlanan ve projede kullanılan kaynaklara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz'ın cevabı (7/5301) 7. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un,
Ankara-Eryaman 5. Etap Konutlarına ve Emlak Bankasının malvarlıklarının TOKİ'ye
devredilip devredilmediğine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Bal'ın cevabı
(7/5304) 8. - Kayseri Milletvekili Salih
Kapusuz'un, 2002 yılında Kayseri'ye yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun
cevabı (7/5310) 9. - Kayseri Milletvekili Salih
Kapusuz'un, 2002 yılında Kayseri'ye yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in cevabı
(7/5331) 10. - Kayseri Milletvekili Salih
Kapusuz'un, 2002 yılında Kayseri'ye yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Bal'ın cevabı (7/5333) 11. - Kayseri Milletvekili Salih
Kapusuz'un, 2002 yılında Kayseri'ye yapılacak yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu'nun cevabı (7/5337) 12. - Karabük Milletvekili Mustafa
Eren'in, Karabük İlindeki sahte fatura yolsuzluğuna ilişkin Başbakandan sorusu
ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı (7/5351) 13. - Ankara Milletvekili M. Zeki
Çelik'in, TEDAŞ'ın kaçak elektrik kullanımını önlemek için yerel gazetelere
verdiği bir ilana ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Vekili Edip Safder Gaydalı'nın cevabı (7/5431) 14. - Sakarya Milletvekili Osman Fevzi
Zihnioğlu'nun, bazı depremler sonrasındaki ilk sağlık müdahalesine ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı (7/5451) 15. - Nevşehir Milletvekili Mükremin
Taşkın'ın, Nevşehir İlindeki belediyelere verilen paralara ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı (7/5455) 16. - Kırıkkale Milletvekili Kemal
Albayrak'ın, Mehmet Akif Ersoy'un, anılması için bazı faaliyetlerde bulunulup
bulunulmayacağına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer
İzgi'nin cevabı (7/5524) 17. - Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah
Seydaoğlu'nun, Diyarbakır İline yapılan araç yardımlarına ilişkin sorusu ve
Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'in cevabı (7/5574) I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
iki oturum yaptı. Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu,
sanayi yatırımlarının ülke genelinde dağılımına, İzmir Milletvekili Mehmet Özcan, Küçük
Menderes Ovasında planlanan baraj ve gölet yapımının henüz
gerçekleştirilememesi sonucunda üreticilerin çektiği sıkıntılara, İstanbul Milletvekili Celal Adan, kredi
kartı borçlularına ödeme kolaylığı getirilmesine, İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar. Konya Milletvekili Özkan Öksüz ve 21
arkadaşının, Konya İlinin ekonomik, sosyal, kültürel ve kentsel sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246), Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı. Belirtilen sebep ve sürelerle bazı
milletvekillerine izin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol, İstanbul Milletvekili Nazire Karakuş, İzmir
Milletvekili Saffet Başaran ve Kütahya Milletvekili Ahmet Derin'e ödenek ve
yolluklarının, Verilmesine ilişkin Başkanlık tezkereleri
kabul edildi. Daha önce görüşmeleri tamamlanmış bulunan,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Kara
Taşımacılığı Alanında İlkeler Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısının (1/303) (S. Sayısı: 100) elektronik cihazla yapılan
açıkoylamalarında Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı
anlaşıldığından, 22 Ocak 2002 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 15.58'de son verildi.
No. :71 II. - GELEN KÂĞITLAR 18.1.2002 Cuma Yazılı Soru Önergeleri 1. - İstanbul
Milletvekili İsmail Aydınlı'nın, Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'nin danışmanlık hizmeti alımı sözleşme çalışmalarına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5642) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16.1.2002) 2. - Adana
Milletvekili Yakup Budak'ın,
Adana-Karataş İlçesi Tuzla Beldesi ve köylerinde sel baskınına uğrayan tarım
alanlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5643) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.1.2002) 3. - İzmir
Milletvekili Kemal Vatan'ın, TBMM Genel
Sekreterliği Merkez teşkilatında görevlendirilmek üzere açılan uzman
yardımcılığı sınavına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanından yazılı soru önergesi
(7/5644) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2001) No. :72 22.1.2002 SalI Raporlar 1. - Sendikalar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu Raporu (1/943) (S. Sayısı: 799) (Dağıtma tarihi: 22.1.2002)
(GÜNDEME) 2. - Kütahya Milletvekili
Ahmet Derin ve 15 Arkadaşının, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci
Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Önergesi (2/343) (S. Sayısı:
800) (Dağıtma tarihi: 22.1.2002) (GÜNDEME) 3. - Erzurum Milletvekili
Mücahit Himoğlu'nun, Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına
İlişkin Önergesi (2/385) (S. Sayısı: 801) (Dağıtma tarihi: 22.1.2002) (GÜNDEME) 4. - Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Kalkan'ın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında
Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün
37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Önergesi (2/688) (S.
Sayısı: 802) (Dağıtma tarihi: 22.1.2002) (GÜNDEME) Sözlü Soru Önergeleri 1. - İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'ın, dökme zeytinyağı ihracatına ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/1677) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 2. - Samsun Milletvekili
Musa Uzunkaya'nın, Samsun'un 19 Mayıs ilçesindeki projelere ilişkin Devlet
Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi (6/1678) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) Yazılı Soru Önergeleri 1. - Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, basının çalışma yöntemleri yayınları ve savcıların
uygulamalarında kişilik ve cevap haklarının korunmasına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5645) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 2. - Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız'ın, Alpaslan
I ve Alpaslan II Barajı ve
Hidroelektrik Santrali projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5646) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 3. - Muş Milletvekili
Sabahattin Yıldız'ın, 1966 Varto Depremi konutları projesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5647) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 4. - Muş Milletvekili
Sabahattin Yıldız'ın, Muş-Kulp-Diyarbakır karayolu projesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5648) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 5. - Muş Milletvekili
Sabahattin Yıldız'ın, Fırat Üniversitesi Muş Eğitim Fakültesi projesine ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5649) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) 6. - Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Yalova'da
yağışlardan etkilenen çiftçilerin sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5650) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 7. - Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Hollanda'dan emekli olarak kesin dönüş yapan vatandaşlarımızın
bazı sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5651) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 8. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, bir gazetede
polis tarafından yapılan aramayla ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5652) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 9. - Aksaray Milletvekili
Ramazan Toprak'ın, bir gazetede polis tarafından yapılan aramaya ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5653) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) 10. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, BOTAŞ'ın doğalgaz alım ve satım fiyatına ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5654) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.1.2002) 11. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, bir banka müdürü
hakkında basında çıkan iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş)
yazılı soru önergesi (7/5655) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 12. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, karayolu ile hacca gidilmesine izin verilmemesinin
nedenlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H.Hüsamettin
Özkan) yazılı soru önergesi (7/5656) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 13. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, ABD'den bir
heyetin Ankara'ya yaptığı ziyaretin nedenlerine ve basında çıkan iddialara
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5657) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 14. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, cep telefonu ve baz istasyonlarının insan sağlığına
etkisine dair bilimsel bir araştırma yapılıp yapılmadığına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5658) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 15. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, Türk Hava Kurumuna ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5659) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 16. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, çocuk pornografisiyle mücadeleye ilişkin Devlet
Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi (7/5660) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 17. - Aksaray
Milletvekili Ramazan Toprak'ın, Devlet Denetleme Kurulunca hazırlanan araştırma
ve soruşturma raporlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5661)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 18. - Aksaray
Milletvekili Ramazan Toprak'ın, Ecyad Kalesinin yıkılmasına ve diğer Osmanlı eserlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5662) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 19. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın,
bankaların denetimini yapan kurum ve kuruluşlar ile görevlilere ilişkin Devlet
Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/5663) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 20. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın banka
hesaplarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5664) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 21. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, üst kurulların başkan ve üyelerinin özlük
haklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5665) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 22. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, kamudaki ücret sıralamasında milletvekili
maaşlarının yerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5666)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 23. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, bir büyükelçi hakkında basında çıkan iddialara
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5667) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2002) 24. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, dış ülkeler ile uluslararası kurum ve
kuruluşlardan alınan yardım ve
kredilere ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi
(7/5668) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 25. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, iç ve dış
borç stoğu ile bankalara aktarılan kaynaklara ilişkin Devlet Bakanından (Kemal
Derviş) yazılı soru önergesi (7/5669) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 26. - Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, kamu
çalışanları ile emeklilerinin sayısına ve bunlara yapılan maaş ödemelerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5670) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) 27. - Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün'ün, dökme zeytinyağı ihracatına ilişkin Devlet
Bakanından (Tunca Toskay) yazılı soru önergesi (7/5671) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) 28. - Adıyaman
Milletvekili Mahmut Göksu'nun doğalgaz ithaline ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5672) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) 29. - Samsun Milletvekili
Musa Uzunkaya'nın, Karadeniz'de kurulması
planlanan mobil santral projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5673) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 30. - Kayseri
Milletvekili Salih Kapusuz'un, Uluslararası Çocuk Olimpiyatlarına öncülük
edilmesi konusunda bir çalışma olup olmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) yazılı soru
önergesi (7/5674) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 31. - Tokat Milletvekili
M.Ergün Dağcıoğlu'nun, enerji dağıtım işletme hakkı devirlerine Hazine
garantisi verilip verilmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş)
yazılı soru önergesi (7/5675) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 32. - Tokat Milletvekili
M.Ergün Dağcıoğlu'nun, enerji dağıtım işletme devir hakkı ile ilgili bazı
iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi
(7/5676) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 33. - Tokat Milletvekili
M.Ergün Dağcıoğlu'nun, santral ve dağıtım tesislerinin işletme hakkı devir
sözleşmelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5677) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 34. - Tokat Milletvekili
M.Ergün Dağcıoğlu'nun, İstanbul'un elektrik dağıtımının verildiği şirketle
yapılan sözleşme hakkındaki iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5678) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 35. - Samsun Milletvekili
Musa Uzunkaya'nın, elektriğin
maliyetine ve satış fiyatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5679) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 36. - Mardin Milletvekili
Metin Musaoğlu'nun, SSK Sağlık İşleri
Genel Müdürlüğüne personel alımına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5680) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 37. - İstanbul
Milletvekili Abdülkadir Aksu'nun, Ziraat ve Halk Bankalarına geçen üst düzey
bürokratlara ve bu bankalarca görevlerine son verileceği iddia edilen personele
ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/5681)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 38. - Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, BAĞ-KUR'lu hastaların eczanelerden ilaç alamadıkları iddialarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5682)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 39. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, büyükşehir belediyelerinin vergi gelirlerinden
aldıkları payla ilgili kanun değişikliğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5683) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 40. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, Millî Prodüktivite Merkezine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/5684) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 41. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, intihar eden, öldürme ve yaralama olaylarına
karışan askeri personele ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5685) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 42. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, intihar eden, öldürme ve yaralama olaylarına
karışan personele ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5686)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 43. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, trafik kazalarına karışan
askeri araçlara ve personele ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5687) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 44. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, idari tatil ilan edilen günlere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5688) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 45. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, TODAİE'ye ilişkin Devlet Bakanından (Şuayip
Üşenmez) yazılı soru önergesi (7/5689) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 46. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, TRT kurumuna
ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/5690)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 47. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, alternatif turizm faaliyetlerine ilişkin Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5691) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 48. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, Bursa - Uludağ'da bulunan kamu kurum ve
kuruluşlarına ait tesislere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5692)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 49. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, Taşımalı Eğitim uygulamasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/5693) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 50. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, demiryollarında meydana gelen kazalara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5694) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 51. - Samsun Milletvekili
Musa Uzunkaya'nın, Kars'taki Kümbet Camiinin müzeye dönüştürüleceği iddiasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5695) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.1.2002) 52. - Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, tarihi
eser kaçakçılığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5696)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 53. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, basında çıkan "Dokunulmaz Yönetim"
başlıklı bir haberdeki iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş)
yazılı soru önergesi (7/5697) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2002) 54. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, doğalgaz ithalatına ve Mavi Akım Projesine ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5698) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.1.2002) Meclis Araştırması Önergesi 1. - İçel
Milletvekili Yalçın Kaya ve 23 arkadaşının, çeşitli ülkelerde bulunan
tarihi Türk eserlerinin durumunun araştırılarak korunması ve yeniden inşası için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.1.2002) BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 22 Ocak 2002 Salı BAŞKAN: Başkanvekili Yüksel YALOVA KÂTİP ÜYELER: Mehmet AY (Gaziantep), Mehmet BATUK (Kocaeli) BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 54 üncü Birleşimini açıyorum. III. - YOKLAMA BAŞKAN - Elektronik cihazla
yoklama yapacağız. Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin
oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre
içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır
bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen
üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce, üç
arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim. Gündemdışı ilk söz, 3213
sayılı Maden Kanununda yapılmak istenen değişiklikler konusunda söz isteyen
Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'a aittir. Sayın milletvekilleri,
konuşma süreleri 5'er dakikadır. Buyurun Sayın
Yılmazyıldız. IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GündemdIşI Konuşmalar 1. -
Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'ın, 3213 sayılı Maden Kanununda
yapılması düşünülen değişiklikler ile bor madenlerimizin stratejik ve ekonomik
değerine ilişkin gündemdışı konuşması İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3213 sayılı Maden
Kanununda yapılması düşünülen değişiklikler ve stratejik bor madenlerimiz
hakkında... (Gürültüler) Sayın Başkan, çok gürültü
var. BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, hatibi daha iyi duyabilmemiz için bir parça yardımınıza
ihtiyacımız var. Lütfen, biraz sessiz olalım. Buyurun Sayın
Yılmazyıldız. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - Stratejik bor madenleriyle ilgili gündemdışı söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - Ne getirdin? İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - Sayın Grup Başkanvekili ve pek çok arkadaşım şu kutuda ne olduğunu
merak ediyorsunuz; merakınızı gidereceğim. Bu kutuda, milletimizin,
Türkiye'nin, hepimizin sahip çıkması gereken hazine var. Bu hazineden bir
örneği bütün milletvekilleri yanlarına alarak her gün bakmalı ve Türkiye'nin,
kaderini bununla değiştireceğinin farkında olmalı. Gösteriyorum... Gördüğünüz
üzere, bu, yüzde 45-48 kolomanit içeren, neredeyse, doğadan saf olarak çıkan
bor madeni; yani, beyaz altın; yani, beyaz petrol. Yapılan araştırmalar
göstermiştir ki, 2003 yılından itibaren, bor yakıtlı otomobiller Chrysler ve
BMW tarafından piyasaya sürülecektir, seri bir şekilde. 2006 yılından itibaren
de Peugeot, Citroen, Ford dahil bütün otomobiller bunu kullanacaktır. Borun 200
gramından 100 megavatlık enerji elde edebilirsiniz. Bugün, Millenium Cell
denilen bir firma 1 000'in üzerinde bor yakıtının patentini almıştır; çok firma
bundan almaktadır. Niye bunu söylüyorum: Bu kadar önemli madenin, dünyada ihraç
edilen madenlerin, rezervlerin yüzde 65'ine sahibiz; ama, ihraç edilen
madenlerin yüzde 95'i Türkiye'den ihraç edilmektedir. Son zamanlarda, doğru bir
kararla, devlet malı olan, devlet eliyle işletilen bu bor madenleri, 3213
sayılı Yasayla, maalesef, birilerine peşkeş çekilmek istenmektedir; bu konuda
gayretler de fazladır. Değerli arkadaşlarım, bu
Mecliste çok sayıda araştırma yapılıyor. Geçen dönem, ülke kaynaklarının tespit
edilmesiyle ilgili kurulan komisyon bunları belirledi. 1996 yılında İkinci
Madencilik Şûrası "borlar özelleştirilmesin" dedi. Yine "Ulusal
Maden Varlığımız ve Bor Gerçeği" adı altında Ankara Ticaret Odası yayını
olan bu kitapta bunun üzerinde oynanmak istenen oyunlar açık açık ifade
ediliyor; ancak, gelin, görün ki, bu gayretler, sözde hayırsever insanlar
konumundaki bazı yerli işbirlikçiler tarafından bu peşkeşe gönüllü taşeronluk
yapılmak istenmektedir. Bu konuda hepimiz uyanık olmalıyız. 3213 sayılı Maden Yasası
geliyor. Burada da belirtilmişti; bir maden ruhsatı için yirmiden fazla yerden
izin almak lazım. Tamam, bürokrasi azalsın; ancak, bürokrasiyi azaltacağız, bu
izinleri azaltacağız derken, gelin, görün ki, çok kötü bir oyun oynanmakta ve
bunun içerisine bazı şeyler sıkıştırılmaya çalışılmakta. Örneğin, 2840 sayılı
Maden Kanunu iptal edilsin denilmekte. Örneğin, 2840 sayılı Maden Kanununun 8
inci maddesine bir ilaveyle, bu alanlar diğer madenler için araştırmaya açılsın
denilmekte ve endişe ederim ki, hammaddeye yönelik imtiyaz faaliyetleri elde
edilmeye çalışılmakta. Bu maden, o kadar değerli
bir enerji kaynağımız ki, bugün 228 000 000 dolar kazandığımız bor madenini,
eğer katmadeğer elde ederek ihraç edebilsek, 34 500 000 000 dolar para
kazanacağımız açıktır. Yakında, eve kadar fiber (fiber to the home) denilen
projelerle -ki, bilişim çağının gereğidir- bu üretim ikiye katlanacak. Çok
değil, birkaç yıl içinde dünyadaki bor tüketiminin, en az 2, hatta 3'e
katlanacağı açıktır. Bakınız, bor rezervi
olmadığı halde, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Fransa,
Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya, İspanya, Meksika, Hollanda, İsviçre,
İngiltere, bu bor madenini, hem de sadece Türkiye'den almaktadırlar; çünkü,
Amerika Birleşik Devletleri, kesinlikle ham bor ihraç etmemektedir. Türkiye de
bu konularda uyanık olmak durumundadır. Bu konudaki, özellikle bor yakıtı
konusundaki teknolojiyi elde etmek durumundadır; alamıyorsa, kendisi üretmek
durumundadır... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen
sonuçlandırınız Sayın Yılmazyıldız. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - Bu nedenle, bor madenlerinin eteğinde kurulu bulunan Balıkesir
Üniversitesi bünyesinde, acilen, bor yüksek teknoloji enstitüsü ve yine, özel
sektöre uç ürünlerin, gelişmiş ürünlerin üretiminde katkıda bulunmak üzere,
Balıkesir Üniversitesi bünyesinde, bor teknoloji geliştirme bölgesi acilen kurulmalıdır.
Bu konuda, hükümet, her türlü kaynağı aktarmalıdır, cömert olmalıdır. Bu konuda
koyacağı 1 lira karşılığında en az 1 000 katı, 100 000 katı, hatta 1 000 000
katı kazanacaktır. Maden Yasasında, bundan
önce reel sektörü kurtarmak adına çıkarılan kanunda olduğu gibi, malî
sektördeki borçları yeniden düzenleyen kanunda olduğu gibi, tekrar bir
hortumlamaya yol açan maddelerin olmaması çok önemlidir. Eğer, bu konuda
dikkatli olmazsak, 21 inci Dönemi, Türk Milleti, Türk tarihi, çıkardığı çok
kanunlarla değil; ama, bir nevi yeni kapitülasyonları hortlatan olumsuz
kanunlarıyla hatırlayacaktır. Böyle bir sorumluluğu hiçbir arkadaşımızın almak
istemeyeceğine eminim. Bu, çok ağır bir vebal olur. Onun için, Maden Kanununda
bor madenlerini peşkeşe imkân verecek maddelere kesinlikle direnmeliyiz
diyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Yılmazyıldız. Gündemdışı ikinci söz,
esnaf ve sanatkârların sorunları hakkında söz isteyen, İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'a aittir. Buyurun Sayın Saygın.
(ANAP sıralarından alkışlar) 2. - İzmir
Milletvekili Işılay Saygın'ın, esnaf ve sanatkârların sorunları ile alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması IŞILAY SAYGIN (İzmir) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplumumuzun omurgası olan esnaf ve
sanatkârlarımızın sorunlarıyla ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum; Sayın
Başkanımıza söz verdiği için teşekkür ediyor ve Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Bugün, sayıları 6 000
000'a yaklaşan esnaf ve sanatkârlar, ülke genelinde yüzde 3 oranında üretim
gücü ve yüzde 60'lara varan istihdam potansiyeliyle, Türk ekonomisi için
vazgeçilmez bir unsur olmasının yanı sıra, sağduyusuyla ve örgütleriyle,
toplumsal bütünlüğü sağlayan önemli bir etken konumundadır. Bu konumundan
dolayı, özellikleri sebebiyle de milletin kürsüsünden sorunları
tartışılmalıdır. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Türkiye'de ekonomik alanda olduğu kadar sosyal alanda da
önemli işlevler üstlenen esnaf ve sanatkârlarımız, hem üretici hem tüketici
kimlikleriyle toplumun çekirdeğini oluşturmaktadırlar. Reel sektörün sayıca en
büyük bölümünü oluşturan, ülkenin gerçek ortadireği olan esnaf ve
sanatkârlarımız, bugün, sorunlarını ve sıkıntılarını anlatamamanın rahatsızlığı
içerisindedirler. Televizyonlarda ve
basında hep birlikte izlediğimiz gibi, büyük işletmelerin, büyük tacir ve
sanayicilerin temsilcileri, bankalar, değişik adlar altında faaliyet gösteren
sanayici ve işadamları dernekleri, her zaman sorunlarını anlatabilecekleri bir
muhatap bulurlarken, küçük işletme sahipleri olan esnaflarımız, maalesef, bu
konuda büyük güçlüklerle karşı karşıya kalmış bulunmaktadırlar. Bugün, küçük sermayesine
emeğini katarak ayakta durmaya çalışan esnaf ve sanatkârlarımız, gerçekten, zor
günler yaşamaktadır. Piyasalardaki durgunluk, tüm sınaî ve ticarî işletmeleri
olumsuz etkilemiştir. Bu krizden, dayanma güçleri zaten son derece sınırlı olan
esnaf ve sanatkârlarımızın çok daha büyük zararlar gördüğü ise, artık, herkes
tarafından kabul edilen bir gerçektir. Biz, bu ekonomik
çöküntünün sosyal patlamalara dönüşmeden bir an önce durdurulmasını istiyoruz.
Esnafın, sosyal güvenlikten kredi ihtiyacına, yasal mevzuatlardan hiper ve
grosmarketlerin kent merkezlerindeki çarpık yapılaşmasına kadar, kuşkusuz, pek çok
sorunu vardır. Bu sorunlar ve çözüm önerilerini, Yüce Meclisimizin ve
hükümetimizin dikkatine sunmak istiyorum. Esnaf ve
sanatkârlarımızın en önemli sorunlarından birisi de finansman yetersizliğidir.
Meslek mensuplarının yıllardır yararlandığı yegâne destekleme aracı olan
Türkiye Halk Bankasının uygun faizli kredi uygulamaları, bankanın
özerkleştirilmesi nedeniyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bir bakıma, bankanın 8
katrilyon liralık görev zararından esnaf sorumlu tutulmuştur. Oysaki, esnafa,
Halk Bankasının toplam kredilerinin sadece, evet sadece yüzde 4'ü
verilmekteydi; ama, bundan, onbinlerce esnaf yararlanmaktaydı. Tüm ülke
esnafının Halk Bankasına olan borcu 145 trilyon liradır ve bu para halen
ödenmeye devam etmektedir. Bütün bunlara rağmen, bugün, Türkiye Halk Bankası,
esnaf ve sanatkârlara ticarî bankalardan çok daha farklı olmayan koşullarda ve
cari piyasa faiz oranlarında kredi kullandırmaya devam etmektedir. Rasyonel
olmayan bu uygulama nedeniyle esnaf, Halk Bankasının kredilerini kullanmamaya başlamıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca
esnaf kesiminin kullandığı kredilerin toplamı sadece 420 trilyon Türk
Lirasıdır. Zaten bugüne kadar esnaf kesimine hatırı sayılır limitlerde kredi
desteği verilmemiştir. Ağustos 2001 tarihi itibariyle de esnafın kullandığı
kredi plasmanlarının giderek azaldığı gözlenmektedir. Bu gidişin doğal sonucu
olarak, uygun faizli kredi imkânlarından yararlanamayan esnaf, giderek
üretimden vazgeçmeye ve bu olumsuz koşullarda piyasadan çekilmeye başlamıştır.
Nitekim, cumhuriyet tarihinde ilk kez işyerini kapatan esnaf sayısı, piyasaya
yeni giriş yapanların sayısını aşmıştır. Bu olumsuz gelişmenin sosyal sorunlara
neden olmaması kuşkusuz düşünülemez. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; esnaf ve sanatkârlar diğer toplumsal kesimlere oranla
ayrıcalıklı ve farklı bir destek beklentisi içerisinde değildirler. Arzuları,
dahil olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinde küçük işletmelere
uygulanan destekleme modellerinin ülkemizde de aynen geçerli kılınmasıdır.
Nitekim, tarım kesimine destek uygulamaları, bu gerekçeyle, bugün, değişik
destekleme modelleriyle bir şekilde devam ettirilirken, hükümetin, esnaf ve
sanatkârlara karşı aynı yaklaşımı göstermesini beklemekteyiz. Ülkemizde reel sektörün
tekrar üretime başlaması isteniliyorsa öncelikle yapılması gereken, gelişmiş
Batı ülkelerindeki çağdaş destekleme modellerinin Türkiye'ye adaptasyonudur.
Oysa bizde böyle bir çabanın yokluğu bir yana, mevcut yegâne destekleme aracı
olan finansman desteğinden de tümüyle vazgeçilmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) IŞILAY SAYGIN (Devamla) -
Sayın Başkanım... BAŞKAN - Lütfen
sonuçlandırınız... IŞILAY SAYGIN (Devamla) -
Şimdi, yapılması gereken, bir taraftan uygun koşullu finansman desteği tekrar
yaşama geçirilirken, diğer taraftan da, Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan,
her yeni istihdam için sosyal güvenlik prim desteği, küçük işletmelere vergi
muafiyeti ve istisnaları, istihdam başına bir yıl vadeli faizsiz kredi desteği,
ar-ge yardımı, iş değiştirme teşviki gibi çağdaş destekleme modellerinin
ülkemizde de uygulanmaya başlanmasıdır. Bunları yapmak, yalnızca, esnaf ve
sanatkârlarımızın ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümü bağlamında değil, daha
önemlisi, üretim, miktar ve kalitesinin yükseltilerek rekabet gücünün geliştirilmesi
için gereklidir. Bu, aynı zamanda, küreselleşen dünyanın yeni ve acımasız
rekabet koşullarında başarılı olabilmenin de vazgeçilmez koşuludur. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; devletin yakasına aş ve iş diye yapışmayan, tersine, küçük
sermayesiyle kendi işlerini kurarak istihdam sağlayan, devlete dolaylı dolaysız
gelir getiren esnafa destek olmak, sorunlarını çözmek zorundayız. Bunların
içinde hiper ve grosmarket meselesi en önemli sorun durumundadır. Bugün
ülkemizde faaliyet gösteren 227 esnaf ve sanatkâr kolundan 80'ini, yani, yüzde
35'ini, bu kuruluşlar olumsuz olarak etkilemekte, büyük alışveriş merkezleri
faaliyete geçerken, civarda bulunan ve 80 faaliyet kolunda ekmek mücadelesi
veren yüzlerce esnaf ve sanatkârlar işletmesinin de kapanmasına neden
olmaktadır. Büyük sanayicilerimizin ürettiği malların pazarlamacısı olan esnaf
ve sanatkârlarımızın ekmeğine ortak olmak, bu meslek mensuplarının kendi
işyerlerinde işçi olarak çalışmasına yol açacak girişimlerde bulunmak,
toplumsal dengelerle birlikte pek çok kültürel değerimizin de yok olması
anlamına gelmektedir; çünkü, ısrarla sürdürülen irrasyonel yeni yapılanma
tarzı, ister istemez girişimcilik ruhunu yok ederek, orta sınıfın vazgeçilmez
küçük girişimci grubunu, çok daha uzun olmayan bir sürede ücretli durumuna
düşürebilecektir. Küçük işletmelerin perakende sektöründeki pazar payları 2000
yılında yüzde 53 iken, bu şartlar devam ettiği sürece, oranın 2003 yılında
yüzde 39'lara gerileyeceği tahmin edilmektedir. Bütün bu nedenlerle,
hiper ve grosmarketlerin, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, şehir merkezlerinde
açılmasına müsaade edilmemeli, bu konuda Avrupa Birliği mevzuatı örnek alınarak
halen Bakanlar Kurulumuzda bekletilen yasa taslağının bir an önce yasalaşması
sağlanmalıdır. Saygıdeğer milletvekilleri,
süremizin sınırlı olması nedeniyle, nüfusumuzun büyük bölümünü oluşturan esnaf
ve sanatkârlarımızın sorunlarının tümünü sizlere aktaramıyorum; ancak,
esnafımızın durumunun giderek kötüleştiğini hep birlikte bilmekteyiz,
görmekteyiz. Hükümetimizin, özellikle esnaf örgütlerinin yöneticileriyle bir
araya gelerek, büyük bir bölümü diyalogla, birkaç ufak uygulama değişikliğiyle
gerçekleştirilebilecek çözümler için de girişimde bulunmasını istirham ediyor,
bu görüş ve düşüncelerle, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Saygın. Gündemdışı üçüncü söz,
Ergene Nehri ve çevresel etkileri konusunda söz isteyen, Edirne Milletvekili
Şadan Şimşek'e aittir. Buyurun Sayın Şimşek.
(DSP sıralarından alkışlar) 3. - Edirne
Milletvekili Şadan Şimşek'in, Ergene Nehrinde meydana gelen kirlenmeye ve
çevresel etkilerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı Fevzi
Aytekin'in cevabı ŞADAN ŞİMŞEK (Edirne) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trakya bölgemiz için önem arz eden
Ergene Nehri ve çevresel etkileri üzerinde söz almış bulunuyorum; öncelikle,
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Bilindiği gibi, Ergene
havzasında, Kırklareli'nin Lüleburgaz, Babaeski, Vize, Pınarhisar, Pehlivanköy
ve Kofçaz; Tekirdağ'ın Çorlu, Çerkezköy, Malkara, Hayrabolu, Saray ve Muratlı
ile Edirne'nin Uzunköprü, Yeniköy, Havsa, Süloğlu, Meriç gibi merkezleri yer
almaktadır. Bu yerleşim merkezlerinde 800 000'i aşkın nüfus yaşamını
sürdürmektedir. Ergene Nehri, yöremiz
çiftçilerinin tarımsal amaçlı su ihtiyaçlarını karşılayan çok önemli bir
kaynaktır. Ancak, Ergene Nehri, yerleşim birimlerinden evsel, sanayi
merkezlerinden endüstriyel, sağlık kuruluşlarından ise tıbbi atıklar nedeniyle
yoğun bir kirlenmeye maruz kalmaktadır. Valilikler ve daha birçok çevre
kuruluşları tarafından yapılan tahlillerde, Ergene'nin suyunun içeriğinde çevre
ve insan sağlığı açısından yaşamsal tehlike içeren maddeler bulunmaktadır. Yakın geçmişe kadar
Ergene'nin hayat verdiği, tarımsal faaliyetler için en verimli ve elverişli
yerler olarak kabul edilen toprakların, 1985 yılından beri Trakya yöresinde
master plan olmaması, sanayileşme ve tarım alanlarının birbirinden ayrılmaması,
birtakım kişilerin rant peşinde olması, bugün çoğu sanayi alanı olarak
kullanılan bu topraklardaki verimliliğin yitip gitmesine neden olmuştur. Burada önemle altını
çizmek istediğim nokta, bir toprak zengini olan ülkemizde, sanayimiz için doğru
alanları seçme imkânına ve özgürlüğüne sahibiz; ancak, hiçbir teknoloji, Ergene
havzası gibi bir tarım alanını yeniden ve istediğimiz yerde inşa etmemizi
mümkün kılamaz. Sizleri, sahip olduğumuz doğal zenginliklere duyarlı olmaya
davet ediyorum. Ülkemizin en büyük iş alanlarından biri haline bürünen Ergene
havzası, çok büyük çevresel sorunlarla karşı karşıyadır. Değerli milletvekilleri,
onbeş yirmi yıl öncesine kadar, yöre insanlarının, hatta, benim de yüzüp balık
tuttuğum ve tarımsal amaçlı sulamanın yapıldığı Ergene, artık, bir nehirden
çok, kanalizasyonu çağrıştırmaktadır. Günümüz Ergenesinde, değil balık tutup
yüzmek, yanına yaklaşmak bile mümkün değildir. Yolu Ergene'nin yakınına
düşenler, dayanılmaz derecede kötü bir kokuya katlanmak zorundadırlar. Yörede
tarımsal faaliyetlerini sürdürmekte olan yurttaşlarımız tarımsal sulamayı
Ergene Nehrinden yaptıkları için, tarımda ürün verimi ve kalitesinde düşmeler
meydana gelmiş, aşırı kirlilik, insan ve çevre sağlığını tehdit eder boyutlara
ulaşmıştır. Ergene Nehri yakınında
çeltik tarımı yapan üreticilerimiz, çeltiklerinde hastalık meydana geldiğini
belirtmektedirler. Nitekim, bu yıl, üreticilerimizin, tuzlanmadan dolayı,
yaklaşık 25 000 dönüm çeltiği tarlada kalmıştır. Bunun yanı sıra,
Ergene'nin suyuyla temas eden insanlarda, ishal, cilt ve solunum yolları
hastalıkları da ayrıca görülmektedir. Bu durum, konuya duyarlı olan bizleri
endişelendirmektedir. Ergene Nehrinin
temizlenmesi, insan ve çevre sağlığının yok edilmesine karşı açılan onurlu bir
savaştır. Bu bağlamda, akılcı ve gerçekçi yaklaşımlarla çözüm aranması
zorunludur. Ergene'nin suyu, her mevsimde tarımsal sulamaya yetecek
miktardadır; ancak, su kalitesi ve temizliği açısından, tarımsal sulamaya
elverişli değildir. 11 Temmuz 1999 tarihinde,
Çevre Bakanlığı ile Trakya Üniversitesi arasında, Ergene Nehrinin temizlenmesi
için master plan hazırlanmasına yönelik protokol imzalanmıştı. Çevre Bakanımız Sayın
Fevzi Aytekin'in, Tekirdağ Milletvekili ve bölge insanı olması münasebetiyle,
hassasiyet gösterdiğini ve dış kaynaklarla Ergene Nehrinin temizlenmesi için
çalışmalar yapmakta olduğunu biliyoruz. Tuz Gölü örneğinde olduğu gibi, Ergene
Nehri için de iç ve dış kaynaklar bulunarak temizlenmesi, yöre ve bölge
insanımız için hayatî önem arz etmektedir. Ergene Nehrinin temizlenerek eski
haline gelmesi sağlandığında, bölge insanımıza ve ülke ekonomisine olumlu
katkılarda bulunularak, sadece şu anda yörede yaşayan halk için değil, gelecek
kuşaklar için de çok önemli hizmet yapılmış olunacaktır. Küreselleşen dünyada,
ekonomik kalkınma, bölgesel işbirliğinden geçer. 2002 yılına geldiğimiz
bugünlerde, il bazında değil, bölge bazında hareket etmek zorundayız. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen,
sonuçlandırın Sayın Şimşek. ŞADAN ŞİMŞEK (Devamla) -
Bu nedenle, Ergene'nin ve yöremizin bu sorununa, ulusal çözüm anlayışıyla
yaklaşılmalıdır. Böylesi bir felaket karşısında, herkes fedakârlık yapmak
durumundadır. Sadece Ergene Nehrinden doğrudan etkilenen kesimlerin değil, bu
duruma gelmesinde payı olanlar ile dolaylı olarak bu olumsuz etkiye maruz
kalanların da fedakârlık etmesi, ulusal ve evrensel anlamda insanî bir
görevdir. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; son haftalarda, ülkemizin bazı kesimlerinde olduğu gibi,
Trakya'da da olumsuz iklim koşullarının etkisi hüküm sürmektedir. Mevsim
normalleri üzerindeki kar yağışı ve sonrasındaki lodos ve yağmurların meydana
getirdiği ani erimelere bağlı olarak, Ergene havzasındaki ürün ekili alanlar ve
yerleşim birimleri su baskınlarına uğramış, iletişim, ulaşım, kanalizasyon, su
boruları ve benzeri altyapı ve üstyapı tesisleri bozulmuş, zarar ziyan hâsıl
olmuştur. Bütün bu maddî olumsuzlukların yanı sıra, donma ve boğulmalara bağlı
can kaybı da söz konusudur. Son yağışlarda Ergene
Nehrinin taşması, yataktaki kirliliğin ürün ekili alanlara yayılmasına neden
olmuştur. Bu şartlar altında, bölge insanının mağduriyeti, daha dayanılmaz bir
boyut kazanmıştır. Yaşanan bütün bu maddî ve manevî olumsuzlukların geçmiş
yıllardan artarak gelen, çiftçi, köylü, tüccar ve esnafımızın içinde bulunduğu
ekonomik sıkıntının olumsuz etkisini daha da artıracağı şüphesizdir. Bu noktada
belirtmek istediğim, daha şimdiden önlem alınmasının zorunlu hale geldiğidir.
Yapılacak şey, ekonomik sıkıntı içerisindeki çiftçilerimize, dekar başına 10
000 000 olarak adlandırılan destekleme primlerinin bir an önce ödenmesidir. Bölge
insanı olarak, evraklarını tamamlayan Edirne İlimiz başta olmak üzere, tüm
bölge çiftçilerimize Tarım Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının gerekli
duyarlılığı göstereceğine inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle,
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Şimşek. Gündemdışı konuşmayı
yanıtlamak üzere, Çevre Bakanı Sayın Fevzi Aytekin; buyurun. (DSP sıralarından
alkışlar) ÇEVRE BAKANI FEVZİ
AYTEKİN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne
Milletvekilimiz Sayın Şadan Şimşek'in gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere
huzurunuzdayım. Hepinize saygılar sunuyorum. Tabiî ki, ülkemizin her
bölgesi -maalesef, yalnız Trakya havzası değil, Trakya yöresi değil, ülkemizin
bütün sulak alanlarının bulunduğu havza bazında her bölgesi- kirlenmektedir.
Eğer bizler sorunlara çözüm bulamazsak, gelecek kuşaklarımıza çok sağlıksız bir
ortam devretmiş oluruz. O yüzden, Ergene'yle ilgili konuşan çok değerli
milletvekili arkadaşımın, elbette ki, konuşmasında çok haklı olduğunu belirtmek
istiyorum. Tabiî ki, bizler, Çevre Bakanlığı olarak veya diğer bakanlıklar
olarak, bu bölgemize ne yaptık... Hepimiz biliyoruz ki,
Türkiye'deki sanayi, özellikle İstanbul-Kocaeli yöresindeki sanayi tesisleri,
maalesef, Trakya'nın tarım alanlarının, tarım topraklarının üzerine kuruldu.
Tabiî ki, bunların organize sanayi bölgeleri vardı. Organize sanayi
bölgelerinde kurulan fabrikalarımız, sanayi tesislerimiz, elbette ki
ruhsatlarında beraber kuruldular; ancak, bu bölgelerimizin arıtma tesisleri
yıllardan beri, maalesef, yapılamadı. Bizim dönemimizde, hemen hemen bütün
fabrikaların arıtma tesisleri bitirilmiş oldu; ancak, bazı tesislerimizin
arıtma sistemleri, maalesef, sağlıklı bir şekilde kurulamadı. Neden kurulamadı;
çünkü, bu bölgelerimizin atıklarının envanterinin çıkarılması gerekirdi. Eğer
envanteri çıkarırsanız, atığı belirlerseniz, oraya atığa yönelik arıtma tesisi
kurarsanız... Yani, kimyasal arıtma yerine biyolojik arıtma kurarsanız, işte,
onun için temizlik olmaz, olmayabilir ve onun için de olmuyor maalesef. Çorlumuzda organize deniz
sanayi bölgesi var. Deniz sanayi bölgesinin arıtmaları ile sanayi, ağır
metaller üreten fabrikalara eğer uygun arıtma sistemleri ve tesisleri
kuramazsanız, suyu temizleyemezsiniz, dereler kirlenir, Ergene havzası kirlenir
ve bu kirlilikten de, maalesef, tarım toprakları ve insanlar, hatta
hayvanlarımız, nasibini alır ve dolayısıyla, sağlıklı büyüme, yetişme ve üretim
olmaz. Bunun içindir ki, biz, Çevre Bakanlığı olarak -bakan olduğumdan bugüne
kadar- tehlikeli atıkların yönetim projesini oluşturduk. Nedir tehlikeli
atıklar; bunun ihalesini yaptık. Evvela, coğrafya üzerindeki üretimi
bilmeliyiz; yani, tehlikeli atığı tespit etmeliyiz. Bunun projesini yaptık,
ihaleye çıkardık; şu an, bitti ve Bakanlığımıza teslim edildi. Trakya havzası çevre
düzeni planını hazırladık. Bunu, Trakya ve Yıldız Üniversitelerine, yani,
bilimsel kuruluşlarımıza verdik. Vermemizin sebebi de şu: Trakya'nın hemen
hemen her bölgesinde Trakya Üniversitesinin yükseokulları var; yani, bölgeyi
çok iyi tanıyorlar. Bunun için de, Trakya ve Yıldız Üniversitelerimize Trakya
çevre düzeni planını verdik. Şu an onlar da; bitmek üzere. Tabiî ki, esas konu,
Türkiye'deki coğrafî veri tabanının belirlenmesiydi. Eğer Türkiye'deki
coğrafyayı bilmezsek, veri tabanını oluşturma konusunda bilgimiz olmazsa, yani,
bilgisiz yatırım yapıyorsak, başarılı olmamız mümkün değil. Öyleyse,
Türkiye'deki coğrafya üzerinde ne var; suyunu, gölünü, binasını, yolunu,
doğasını, çevresini, ağacını, bitkisini, hepsini bilmek mecburiyetindeyiz.
Bunun için de, TAI ile yaptığımız bir protokol çerçevesinde, Trakya'nın coğrafî
veri tabanını bitirmek üzereyiz. Trakya'daki veri tabanı çıktığı zaman, tarım
arazilerimiz, ormanlık alanlarımız, sanayi bölgelerimiz, şehirlerimizin imar
planları orada belli olacak; dolayısıyla sanayici, nereye yatırım yapacağını
bilip, oraya yatırımını yapacak. Aksi takdirde, bilmedikleri zaman, birinci
sınıf tarım arazileri üzerine -tarıma yönelik inşaat ruhsatı da alıyorlar-
binaları kuruyorlar, içerisine de makineleri oturtup, üretime geçiyorlar. İşte,
bunu önlemek için, coğrafî veri tabanını Trakya'dan başlattık ve bu uygulamayı
Türkiyemizin tümünde sağlayacağız. Tabiî ki, Ergene
havzasının kirlenmesi yalnızca sanayi kuruluşlarımızdan olmuyor. Maalesef,
hiçbir belediyemizin arıtma tesisi yoktur. Ne yapıyorlar; Ergene havzasına
salıyorlar. Tabiî ki, bu, bir altyapı
meselesi. Belediyelerimizin ekonomik gücünü de, bugünkü koşullarını da
biliyoruz, yapmaları elbette ki zor; ama, Çevre Bakanlığı olarak olaya şöyle el
koyduk: Trakya'da kirlenen noktaların hepsini, çevre düzeni planıyla beraber
envanterini de çıkararak, tespit ettik, hatta tehlikeli atık envanterini
-yalnız Trakya'da değil, Marmara, Ege Bölgesinde ve Akdeniz Bölgesinin tüm
kıyılarında- çıkardık. Bu projelerimizi çeşitli kurum ve kuruluşlara, özellikle
Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlığına gönderdik. Trakya Ergene havzasının
temizlenmesi konusunda, arıtmaların ve katı atıkların bertarafı konusunda 260
000 000 dolarlık bir proje yaptık, bunu da; Avrupa Yatırım Bankasına gönderdik,
olumlu görüş aldık; ayrıca, İspanya hükümetine verdik. Tabiî, bunun yanında,
tehlikeli atıkların bertaraf edilmesi çok önemli. Tehlikeli atıkları bertaraf
etmek için nasıl bir sistem kurmamız konusunda planlarımız hâlâ devam ediyor.
Ayrıca, bu konuda, uluslararası çalışmalar da yapmaktayız. Bunun yanında, Marmara
Bölgesi çevre durum raporunu hazırlattık. Tabiî ki, bütün ülkemizde, özellikle
sanayi kuruluşlarımızın bulunduğu bölgelerde bu sistemleri uygulamaya devam
ediyoruz. Geçenlerde, Kocaeli'nde bir çevre ödülü verirken, İZAYDAŞ'ın, yani,
İZAYDAŞ tesislerinin geri dönüşümlü olarak ülkeye kazandırdığı meblağ, üçte 1
çalışmasına rağmen, 71 trilyon... Demek ki, yüzde 100 çalışsa, yalnızca
Kocaeli'nde, bu tesis, çöpe gidecek atığı değerlendirecek ve ülkemiz
ekonomisine, yahut da o bölgemize 200 trilyon civarında para kazandıracak.
Tabiî, bu tesisleri seçerken, kurarken, çevreye olan etkilerini, özellikle
emisyonlar konusundaki değerleri çok iyi hesap etmemiz lazım. İşte, bunun
içindir ki, Trakya'da da böyle bir sistemin kurulması düşünülüyor. Fizibilite
çalışmalarına başladık; ama, en sağlıklısını, en doğrusunu da yapmak
mecburiyetindeyiz. Ayrıca, Trakya'da toprak
sanayii çok gelişmiş vaziyette. Tuğla ocaklarımız, bizim dağlarımızın,
tepelerimizin topraklarını alıp, tuğla yapıyorlar. Tabiî, buralarda olağanüstü
çukurlar meydana geliyor, tarım topraklarının bir kısmı gidiyor. İşte, bunun
içindir ki, toprak sanayiinin kullanabileceği toprak nerelerde var, hangi
bölgelerde var, bunun da projesini yapmak suretiyle, bu toprakların değerinin
tespitini yaptık. Tabiî ki, bunlar altyapı projeleri. Altyapı projelerinin
finansı çok önemli. Eğer, bunu sağlayamazsanız... Az önce değerli milletvekilimin
belirttiği gibi, Tuz Gölünün entegre projesinde sağladığımız krediyi Ergene
havzası için de veya diğer havzalar için de sağlarsak, işte o zaman ülkemizde
daha sağlıklı yatırımlar, daha sağlıklı bir çevre, içilebilir bir su,
gezilebilir bir doğa ve toprak meydana getiririz. Onun için, Çevre Bakanlığı
olarak çalışmalarımız sürdürülmektedir. Uluslararası kuruluşlara, Avrupa
Yatırım Bankası ve Dünya Bankası başta olmak üzere, İspanya, Almanya ve
Hollanda'ya projelerimizi gönderdik, olumlu görüşler de aldık. Tabiî, bizim
bütün amacımız, Hazinemizin de kabul edeceği koşullarda çok ucuz kredileri
ülkemize getirmek, bunu geri dönüşümlü öderken ülkemize sıkıntı çektirmemek ve
özellikle tehlikeli atıkların tesisleri konusunda... Sanayicimiz tehlikeli
atığını bertaraf ederken, bunun parasını da ödemektedir. O yüzden, geri
dönüşümü kolay oluyor. Bu gibi sistemleri veya tesisleri yaptırmamız gerekiyor. Değerli Milletvekilim,
tabiî ki, ben, zaman zaman, sizlere de, zatıâlinize de, bazı bilgiler,
çalışmalarımızla ilgili bilgiler veriyorum; ama, bu konuyu gündeme getirmeniz
sebebiyle, ben de, kısaca, bu şekilde, hem Büyük Millet Meclisini bilgilendirme
hem de çalışmalarımızı size anlatma fırsatını buldum. Bu fırsatı bana
sağladığınız için sizlere teşekkür ediyorum; Yüce Meclise saygı ve sevgilerimi
sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Bakan. Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır, okutacağım; ancak, okutmadan önce Sayın Kâtip Üyemizin
oturduğu yerden okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bir Meclis araştırması
önergesi vardır; okutuyorum. B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ 1. - İçel
Milletvekili Yalçın Kaya ve 23 arkadaşının, çeşitli ülkelerde bulunan tarihî
Türk eserlerinin durumunun araştırılarak korunması ve yeniden inşaı için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/247) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Geçtiğimiz günlerde Suudî
Arabistan'da otel yapımı uğruna tarihî Ecyad Kalesinin yok edilmesi,
milletimizi ve Parlamentomuzu son derece üzmüştür. Bu ve benzeri olaylar
geçmişten günümüze kadar devam etmektedir. Geçtiğimiz yıllarda tarihî Mostar
Köprüsü bütün dünyanın gözü önünde yok edilmiştir. Üzüntüyle şahit olduğumuz
insanlığa mal olmuş tarihî değerlerimizin yok edilmesine artık dur demenin
zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. 3 kıta 4 iklimde bulunan
yüce milletimize ait tarihî eserlerin tespit edilmesi, korumaya alınması ve yok
edilenlerin, ne zaman, kimler tarafından yok edildiğinin ortaya çıkarılarak
yeniden inşa edilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Saygılarımızla. 21.1.2002 1- Ali Yalçın (İçel) 2- Ali Halaman (Adana) 3- Bedri Yaşar (Gümüşhane) 4- Şaban Kardeş (Bayburt) 5- Hidayet Kılınç (İçel) 6- Mükerrem Levent (Niğde) 7- Metin Ergun (Muğla) 8- Yener Yıldırım (Ordu) 9- Şevket Bülend Yahnici (Ankara) 10- Mustafa Haykır
(Kırşehir) 11- Arslan Aydar (Kars) 12- Nail Çelebi (Trabzon) 13- Enis Öksüz (İçel) 14- Ali Serdengeçti
(Manisa) 15- Mihrali Aksu
(Erzincan) 16- Osman Müderrisoğlu
(Antalya) 17- Süleyman Coşkuner
(Burdur) 18- Mustafa Sait Gönen
(Konya) 19- Hasan Hüseyin Balak
(Tokat) 20- Cemal Enginyurt
(Ordu) 21- Hasan Çalış (Karaman) 22- Vedat Çınaroğlu
(Samsun) 23- Seydi Karakuş
(Kütahya) 24- Mücahit Himoğlu
(Erzurum) Gerekçe: Adriyatik'ten Çin Seddine
kadar, 3 kıta 4 iklimde yaşayıp, imparatorluklar kuran Türk Milleti, egemen
olduğu coğrafyada hiçbir milletin kimliği, dini, dili ve tarihini yok etmeyip,
aksine, onlara bu değerlerini yaşatma hakkı tanımıştır. Asya ve Avrupa arasında
bir köprü oluşturan Anadolu, burada yaşamış çeşitli uygarlıkların tarihî
eserleriyle doludur. Bu tarihî eserler yıllar yılı devletimiz ve milletimizce
korunmuş, kollanmış, hiçbir zaman için yok edilme cihetine gidilmemiştir. Bu
eserleri insanlığa tanıtmak, bilimin emrine sunmak tek gayemiz olmuştur. Tüm bu çabalarımıza
rağmen, birçok tarihî eser, farkına varılmadan yok edilmiş, çıkar uğruna
yıkılmış ve yurt dışına çıkarılıp maddî kazançlar elde edilmiştir. Diğer
taraftan, ülkemiz dışındaki coğrafyalarda yer alan, milletimize ait ve bugün
insanlığa mal olmuş tarihî eserlerimiz bilinçli olarak kökünden yok edilmeye
çalışılmaktadır. Buna en sıcak örnek, zamanında Mekke'deki kutsal mabedimiz
Kabe'nin güvenliği için kurulmuş olan Ecyad Kalesinin bir otel yapımı uğruna
yıkılması ve yine, geçtiğimiz yıllarda bütün dünyanın gözü önünde tarihî Mostar
Köprüsünün yok edilmesidir. Bize miras bırakılan ve 3
kıtada medeniyetlerimizin izleri bulunan tarihi eserlerimizin bir an önce
tespit edilmesi ve korunması, hatta yeniden inşa edilmesi amacıyla bir Meclis
araştırma komisyonu kurularak duruma Parlamentomuzun el koymasında ve
sonuçlarının Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile UNESCO'ya duyurulmasında büyük
yarar bulunmaktadır. BAŞKAN- Bilgilerinize
sunulmuştur. Önerge gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum: C) Tezkereler ve Önergeler 1. -
Türkiye Büyük Millet Meclisini Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde
temsil edecek Türk Grubunu oluşturmak üzere, İzmir Milletvekili Suha Tanık'ın
Doğru Yol Partisi Grup Başkanlığınca aday gösterildiğine ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/965) 17
Ocak 2002 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2 nci
maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisini Karadeniz Ekonomik İşbirliği
Parlamenter Asamblesinde temsil edecek Türk Grubunu oluşturmak üzere, İzmir
Milletvekili Suha Tanık Doğru Yol Partisi Grup Başkanlığınca aday
gösterilmiştir. Genel Kurulun bilgilerine
sunulur. Ömer
İzgi Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN- Bilgilerinize
sunulmuştur. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi daha vardır; ayrı ayrı okutup, oylarınıza
sunacağım: 2. -
Türkiye-Almanya Dostluk Grubu Başkanı Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli'nin,
Güvenlik Politikası 38. Münih Konferansına davete icabetine ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/966) 21
Ocak 2002 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Almanya Federal
Cumhuriyetinde 1-3 Şubat 2002 tarihinde düzenlenecek olan Güvenlik Politikası
38 inci Münih Konferansına Türkiye-Almanya Dostluk Grubu Başkanı Afyon
Milletvekili Müjdat Kayayerli ismen davet edilmiştir. Anılan davete icabet
edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi
Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun
tasviplerine sunulur. Ömer
İzgi Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN- Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Diğer tezkereyi
okutuyorum: 3. -
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Türkiye-Belarusya Parlamentolararası Dostluk
Grubunun kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/967) 17
Ocak 2002 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanının 11 Ocak 2002 tarih ve 95 sayılı kararı ile, Türkiye
ile Belarusya arasında Parlamentolararası Dostluk Grubunun kurulması uygun
görülmüştür. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesi uyarınca, anılan dostluk grubunun kurulması, Genel Kurulun tasviplerine
sunulur. Ömer
İzgi Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Demokratik Sol
Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve
Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğün
19 uncu maddesine göre verilmiş, müşterek önerileri vardır; önce tümünü
okutacağım, sonra ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım: V. -
ÖNERİLER A) SİyasÎ Partİ Grubu Önerİlerİ 1. - Genel
Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sırılamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerileri Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulunun 22 Ocak
2002 Salı günü yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun
onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.
Öneriler: 1- Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 23 üncü sırasında yer alan 643 sıra sayılı kanun tasarısının,
bu kısmın 7 nci sırasına; 300 üncü sırada yer alan 786 sıra sayılı kanun
tasarısının 8 inci sırasına; 292 inci sırada yer alan 775 sıra sayılı kanun
tasarısının 9 uncu sırasına; 219 uncu sırada yer alan 629 sıra sayılı kanun
tasarısının 10 uncu sırasına; 245 inci sırada yer alan 684 sıra sayılı kanun
tasarısının 11 inci sırasına; 44 üncü sırasında yer alan 377 sıra sayılı kanun
tasarısının 12 nci sırasına alınması önerilmiştir. 2- Genel Kurulun, 22 Ocak
2002 Salı, 15.00-20.00; 23 Ocak 2002 Çarşamba, 24 Ocak 2002 Perşembe, 29 Ocak
2002 Salı, 30 Ocak 2002 Çarşamba ve 31 Ocak 2002 Perşembe günleri 14.00-20.00
saatleri arasında çalışması; 22 Ocak 2002 Salı, 23 Ocak 2002 Çarşamba, 29 Ocak
2002 Salı ve 30 Ocak 2002 Çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesi; 22 Ocak
2002 Salı günü (11/24) esas numaralı gensoru önergesi ile (10/15) esas numaralı
Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra, kanun
tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 23 Ocak 2002 Çarşamba günü gündemin 8 inci
sırasına kadar olan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinin saat 20.00'ye
kadar tamamlanmaması halinde, görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılması önerilmiştir. 3- Gündemin "Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 181
inci sırasında yer alan madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve
altın madenleri konusundaki (10/211) esas numaralı Meclis araştırması
önergesinin görüşmelerinin 29 Ocak 2002 Salı günkü birleşimde; 217 nci sırada
yer alan Türkiye'de ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının
değerlendirilmesi konusundaki (10/245), 164 üncü sırada yer alan bor madenleri
konusundaki (10/198) ve 170 inci sırada yer alan bor madenlerinin stratejik ve
ekonomik değeri konusundaki (10/204) esas numaralı Meclis araştırması
önergeleriyle birlikte yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasından sonra kanun
tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir. BAŞKAN - Saadet Partisi
Grubu adına, aleyhte, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan. Buyurunuz Sayın Candan.
(SP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hükümet önerisi üzerinde görüşlerimi
açıklamak üzere söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Masalar üzerinde bulunan
bu basılı gündemde 609 tane soru önergesi, 303 tane de kanun tasarı ve teklifi
bulunmaktadır. Şimdi, hükümeti oluşturan partiler, getirdikleri bu öneriyle
şunları yapmak istiyor: Bu 303 tane kanun tasarı ve teklifinin içerisinden,
özellikle 2 ilâ 4 yıldır bekleyen tasarılardan 6 tanesini gündemin ön
sıralarına getirip görüşmek istiyor. Ayrıca, önerinin ikinci bölümünde,
madencilikle ilgili bulunan bütün araştırma önergelerini birleştireceğiz
deniliyor. Üçüncü olarak, yazılı ve sözlü soru önergelerini görüştürmeyeceğiz deniliyor.
Bir de, mesai saatlerine, 1 ilâ 2 saat süre ilave ediliyor. Şimdi, Saadet Partisi
Grubu olarak, bugünkü Danışma Kurulunda yalnız kaldığımızı ifade etmek
istiyorum. Gerekçemiz şu: Mesai saatleri 1-2 saat değil, 3-4 saat de
artırılabilir; yeter ki, ülkemizin hayrına olabilecek tasarılar bir an önce
çıkarılsın. Biraz önce ifade
ettim; bu gündemde 609 tane soru önergesi var. En kısa bekleyen önerge, 3 ay, 6 ay, 1 yıldır beklemektedir. Hükümetin bakanları,
soru önergelerine cevap vermediği gibi, arada cevap vermek istediğinde, onu da
hükümet engellemektedir. Bilindiği gibi, soru önergeleri, milletvekili
arkadaşlarımızın, acil olarak, bir konuyla ilgili bilgi talebidir ve böylece,
bu bilgilenmesi de önlenmiş olmaktadır. Değerli arkadaşlar, diğer
önemli bir konu da, daha önceki teklifimizde, burada bulunan araştırma
önergelerindeki benzer konuları birleştirelim demiştik; ama, bugün, hükümeti
oluşturan parti gruplarının getirdiği öneride, madenlerle ilgili bütün
önergeleri -yani, alçıtaşı ile bor madenini de, altın madenini de- bir
araştırma önergesiyle birleştirelim deniliyor. Buna katılmadığımızı ifade
ediyorum. Biraz önce bor madeniyle ilgili konuşan arkadaşımız, bor madeninin
mahiyetini anlattı. Yani, burada, gündemi tamamen boşaltmak, 40-50 tane
araştırma önergesini birleştirmek, milletvekili arkadaşlarımızın yaptığı
çalışmalara, bir yerde, bize göre, saygısızlıktır. Değerli arkadaşlar,
şimdi, tasarılar öncelikli mi? Baktığımız zaman, bana göre, gündem doldurmaktan
başka bir şey değil; çünkü, 4 yıldır Parlamentoda bekleyen tasarıları bugün
getiriyorsunuz. Peki, hükümetin
tasarıları kaç bölüm diye baktığınız zaman... Aslında, milletvekillerinin
talepleri önemli değil. Peki, talebi önemli olan kimler? Birincisi Avrupa
Birliği. İkincisi, seyahatler olursa, hükümet yetkilileri, Başbakan ABD'ye
giderse, onların talepleri önceliklidir. Bakın, geçen hafta, Başbakanın ABD
seyahati gerekçe gösterilerek, bu Parlamentodan birtakım yasalar çıkarıldı. Bu
Parlamentonun tarihindeki en büyük, fahiş hatalar işlendi ve belki, bu kanunlar
uygulamaya konulduğu zaman görülecek. Mesela, ne yaptınız; Bankalar Düzenleme
Yasası adı altında bir düzenleme getirildi. Bu düzenlemede, bankanın devlet
memurları, devletin parasını harcayan, bankaların başındaki insanlar, Devlet
Memurları Yasasının dışına çıkarıldı. Yani, dünyada görülmüşü yok; devletin
parasını harcayacak, ama, Devlet Memurları Kanununa göre yargılanmayacak.
Arkasından, adına reel sektör denildi; bankalara ciddî anlamda kaynak, 7 yıl
vadeli 5 milyar dolar para aktarmak için kanun çıkardınız. Öyle zannediyorum
ki, birçok milletvekili arkadaşlarımız, bu tasarıyı okuma imkânını bile bulmadı
ve kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir denilip, böylece geçmiştir; ama,
üzücü olan tarafı, böyle bir yasa, Parlamentoda, ancak 200 milletvekiliyle...
350 milletvekilinin bulunmadığı bir ortamda, böyle hayatî kanunlar
çıkarılmaktadır. Yine, çok önemli,
Endüstri Bölgeleri Kanunu çıkarıldı burada. Yine, bunun da maddelerinin
milletvekilleri tarafından okunduğu kanaatinde değilim; çünkü, okunmuş olsaydı,
en azından dört beş maddesine karşı çıkmak mümkündü; çünkü, organize sanayi
bölgeleri böylece baltalanmış oldu. Yine, Kamu Hizmetleri
Tarifesi Kanunu çıkarıldı. Yani, Başbakanın seyahatine bağlı süratli kanunlar
çıkarıldığı zaman neler oluyor, onları anlatmaya çalışıyorum. Mesela, burada
öyle bir hata yapıldı ki, emlak vergileriyle ilgili 20 kat artış yapıldı. Yani,
buna, artış değil; buna, zam değil; buna, fahiş uygulama denilir. Mesela, hükümetin bir
kanadı, Enerji Bakanlığında doğalgazın fiyatını indireceğim derken, burada
doğalgaza vergi konuldu. Yine, Kamu İhale Yasası
yolsuzlukları önleme amacıyla getirildi denildi; davet usulü ihale
genişletildi. Yani, netice itibariyle
baktığımız zaman, yasaların birçoğu, kısa zamanda Parlamentoya geri gelecek
veya Cumhurbaşkanlığından dönecek veyahut da Anayasa Mahkemesinde iptal
edilecektir. Değerli arkadaşlar,
Başbakan ABD'ye giderken, bu kanun tasarıları müzakere edilirken, kanun
tasarıları ve ABD seyahati öyle pompalandı ki, yalaka birkısım basın tarafından
öyle anlatıldı, öyle takdim edildi ki, ortada somut hiçbir şey yokken, elde
edilen hiçbir şey yokken, 1999'da yapılan seyahatten hiç bir farkı yokken,
maalesef, notlar verildi ve programlar anlatıldı; bu, fevkalade eksikti ve
yanlıştı. Halbuki, bize göre, orada, ABD seyahatinde, konuşulanlar kadar
konuşulmayanlar daha önemliydi. Mesela, orada, Körfez kriziyle ilgili Birleşmiş
Milletlerin ödeyeceği 40 milyar dolar konuşulmadı; mesela, orada, Irak boru
hattı neden açılmadı diye konuşulmadı; mesela, orada, ABD'nin İsrail yanlısı
politikası, İsrail'in işgalci hali konuşulmadı; mesela, orada, Afganistan'da
öldürülen kimsesiz, fakir, kadın, yaşlı ve çocuklar hiç konuşulmadı. Sadece ne
konuşuldu; IMF ve Dünya Bankasından talep edilecek krediler konuşuldu. Değerli arkadaşlar,
Parlamento, bu çalışmalarla, usulsüzlüğü teamül haline getiriyor. Bakınız,
Danışma Kurulu bugün toplandı, yarın bir daha toplanacak. Ne olacak; uyum
yasaları getirilecek. Efendim, Türk Ceza Kanunu 159, 312, devlet güvenlik
mahkemeleri, terör yasaları ve CMUK... Bunlarla ilgili getirilen yasanın adına
baktığınız zaman, Anayasaya uyum yasaları, demokratikleşme... Aslında,
demokratikleşme adına demokrasinin ve insan haklarının katledildiğini,
cezaların artırıldığını ve genişletildiğini görüyoruz. Gerekçeler ile kanun
adları arasında da bir illiyet kurmak mümkün değil. Bu hükümetin getirdiği
tasarılardan bir tanesi de bu; adları ayrı, içerikleri ayrı; tasarının
maddeleri ayrı, gerekçeleri ayrı. O açıdan da, bu hafta içerisinde görüşülecek
olan uyum yasası adı altındaki yasalar da, maalesef, fevkalade üzücü, endişe
verici boyuttadır. Peki, değerli arkadaşlar,
hükümetin yaptığı bu tür, her haftaki değişikler acaba neyi göstermektedir: Bir; evvela, hükümette
bir istikrar olmadığı, ne yapmak istediğini programlama sıkıntısı olduğu
gözlemlenmekte. İki; milletvekillerine
tasarıları okuma ve inceleme imkânı tanınmamakta. Bu, bir yerde,
milletvekillerine -hem hükümete hem muhalefete- saygısızlıktır. Üç; muhalefetin yasalara
katkı imkânını da bırakmamaktadır. Şimdi, bu tür tasarılar
da, maalesef, Parlamentodan, hemen hemen, karar yetersayısıyla, toplantı
yetersayısıyla geçmektedir. Halbuki, bu Parlamentoya getirilmesi gereken birçok
konu var. Biraz önce gündemdışı konuşma yapan ve iktidara mensup bir
milletvekili arkadaşımız çıktı, burada, esnaflarla ilgili birsürü sıkıntıdan
bahsetti. Peki, onlarla ilgili iyileştirme yasaları neden getirilmiyor? Bir arkadaşımız çıktı,
bor madeniyle ilgili, ileri işlemede 34,5 milyar dolar gelir getirebilecek,
ihracat yapılabilecek bir çalışmadan bahsetti. Tabiî, bunlar neden gündeme
gelmiyor, doğrusu merak konusu. Özetle söylemek
gerekirse, hükümet "ben yaptım, oldu" mantığıyla, muhalefetin
görüşlerine değer vermeden, uzlaşmacı bir anlayış yerine sadece kendine göre,
daha doğrusu IMF ve Dünya Bankası, daha doğrusu ABD'nin veya başka güçlerin
talepleri doğrultusunda yasa getirmektedir. Bu Parlamentonun bir milletvekili
olarak, şahsım adına ifade ediyorum -fevkalade üzücü- Parlamentonun siyasî
tarihine baktığımız zaman, bir milletvekili arkadaşımızın, kanun teklifi verip,
onu yasalaştırdığı da, maalesef, hiç -yanlış örnek olarak bile- gözlenmemiştir.
BAŞKAN - Sayın Candan,
lütfen, sonuçlandırır mısınız; sürenizi geçtiniz. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Toparlıyorum. Değerli arkadaşlar, bunu
iktidar partileri sık sık söylemektedir. Demokrasilerde esas olan,
muhalefettir; ama, iktidarsız, muktedir olmayan bir hükümet olunca, Parlamento
gündemi de, böyle, rüzgârın estiği yöne göre gitmektedir. Eğer, bu ülkede, ABD
seyahatine bağlı, okunmadan, muhtevası incelenmeden, milletvekillerince sadece
noter tasdiki gibi bir uygulama yapılıyorsa, bu ülkede demokrasiden, bu ülkede
hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Hükümetin, bu dayatmacı, jakoben
tavrını bir kere daha kamuoyu önünde telin ediyorum ve kabul edilmez buluyorum.
İnşallah, bundan sonra, bu yanlış uygulamalar devam etmez. BAŞKAN - Sayın Candan,
bir saniye izninizi istirham ediyorum. Konuşmanızın bir
bölümünde, birkısım basın için... Sanıyorum, amacı aşan bir kelimeydi. Onu,
izin verirseniz, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve sizin şahsınıza... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Sayın Başkanım, doğru söylüyorsunuz da... BAŞKAN - Yine de, bunu... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Tamam, tashih edelim. Belki, maksadı
aşan bir ifade olabilir de... BAŞKAN - Evet, öyle
diyelim. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Bu Parlamentonun bir itibarı varsa, görsel basında, üç tane köşe yazarı,
oturup, Parlamentoyu ağza alınmayacak sözlerle tenkit edecek, arkasından, milletvekillerine
veya hükümete veya muhalefete veya siyasete yakışmayacak ifadeler kullanacak;
ama, bize göre başarılı görmediğimiz bir seyahati -size göre başarılı olabilir-
alıp getireceksiniz... BAŞKAN - Efendim, o
kelimeyi... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Bitiriyorum. ...olmadık işleri,
yapılmamış işleri olmuş gibi göstereceksiniz; bu, insanın onuruna dokunuyor.
Ben, bu anlamda söyledim; yoksa, amacım, hiç kimseyi rencide etmek değil. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Peki. Teşekkür ediyorum; sağ
olun. Aleyhte, İçel
Milletvekili Sayın Turhan Güven; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bir çalışma haftasının başındayız. Çalışmaların müsmir geçmesi
en büyük dileğimizdir. Ancak, bu çalışmalar yapılırken, sadece ve sadece
iktidarın ortaya koyduğu birtakım fikirleri gerçekleştirmek yerine, iktidarla
birlikte muhalefetin de demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu kabul
edecek olursak, onların da görüşlerine yer vermenin çok daha doğru olacağı
düşüncesini ifade etmek için huzurlarınızdayım. Şimdi, artık zaten, esas
ile esas olmayanı karıştırır hale geldik. Çünkü, yetmiş yılın getirdiği bir
birikim içerisinde, esas nedir; Türkiye Büyük Millet Meclisi salı, çarşamba ve
perşembe günleri çalışır, milletvekilleri saat 15.00'ten 19.00'a kadar
toplanır, kanun tasarı ve tekliflerini görüşür ve salı günleri de -yine
İçtüzüğümüze göre- denetim günüdür. Asıl neymiş; asıl bu. Peki, biz ne yapıyoruz?
Denetimi ortadan kaldırdık. Bugün, bazen, gösteriş olsun kabilinden denetim
günleri hatırlanıyor ve bazen, denetim günü içerisinde bir şeyler görüşülmeye
çalışılıyor. Sorular okunuyor; fakat, bir tek hükümet üyesi değerli kardeşimiz,
arkadaşımız, gelip, cevap vermek niyetinde değil -tenezzülünde demiyorum;
gelmiyor- ve ne oluyor; sorular okunuyor geçiyor, okunuyor geçiyor. Böyle bir
denetim mekanizması olmaz. Eğer siz, Anayasa ve İçtüzüğün gerekli gördüğü uyumu
sağlamak istiyorsanız, burada bir muhalefetin -tabiî, parmak hesabına
bakarsanız, biraz geri, bayağı bir fark var, ama- mevcut olduğunu var
sayacaksınız ve ona katılacaksınız. Şimdi, 300 üncü sıradaki
bir kanun tasarısı birdenbire önünüze geliyor. Tabiî, hükümet bunu önemli
görmüş olabilir, buraya getirmek de en büyük hakkıdır, doğal hakkıdır; ama, beş
yıldan beri bekleyen, 1997'den beri bekleyen kanun tasarısı aklınıza gelmemiş
de, bugün mü aklınıza gelmiş! 1997'de Yüce Meclise göndermişler, komisyonlarda
görüşülmüş, raporlar hazırlanmış, tam beş yıldır bekliyor. Kadük olmuş, hükümet
kurulduktan sonra tekrar bunun görüşülme talebi yenilenmiş, yine bekliyor. 1999
seçimlerinden sonra bu talepler yerine getirilmiş, yine bekliyor. Bu defa
getiriyoruz. Eğer bu kadar aciliyeti varsa, daha evvel niye gündemde yerini
alıp da görüşülmedi?.. Çünkü, bu Meclis, gerçekten çalışkan bir Meclis
görüntüsü vermiştir. 24 saatte kanun çıkarır hale geldik. Komisyonda bugün
görüşülüyor, 48 saat beklenmeyip İçtüzük hükümleri bertaraf ediliyor ve yarın
kanunu görüşüyoruz ve çıkarıyoruz. Ne oluyor; kanun kendi niteliğini kaybeder
hale geliyor. Geçen hafta bunu yaşadık, siz de yaşadınız ve yanlışlıkları
beraber tespit ettik; ama, ne zaman tespit ettik; değerli arkadaşlarım, 9
madde, yani, 7 madde asıl, 2 geçici maddesi olan bir kanun tasarısını, 9
önergeyle baştan sona kadar değiştirdik. Cumhuriyet tarihinde yok bunun bir
emsali. 9 madde; yani, 7 asıl, 2 geçici madde... Ve yine cumhuriyet tarihinde
olmayan; geçici maddeyi asıl madde gibi kabul ettik burada, komisyonda görüşülmeden
kabul ettik. Bunlar, bakın, İçtüzük
yanlışlığıdır, bunlar döner. Bizim görevimiz, yalnız sırf muhalefet yapmak
değil, pozitif muhalefettir. Biz bunları anlatıyoruz; fakat, uygulamaya geldiği
zaman bu yanlışlıklar devam ediyor. Ne oldu geçen hafta; geçici
madde, asıl madde gibi, komisyondan geçmeden, önerge şeklinde geldi ve kabul
buyuruldu. Olmaz... Olmaz... Nedir geçici madde; hükmünü icra eder geçer,
biter. Yani, madde olmak sıfatını, artık, kanunda yeri olsa bile kaybeder;
uygulaması yoktur. Ama, asıl madde halinde getirdiniz. Siz getirmediniz tabiî;
birileri getirdi. Yani, komisyondan bir gün güzel bir metin geçti; fakat, ne
hikmetse -kimler araya girdi, nasıl girdi, neden girdi, onu bilmiyorum- burada
tamamı değişti. Şimdi, bakın değerli
milletvekilleri, bir kanun tasarısının bir genel gerekçesi olur, bir de neyi
olur; madde gerekçesi olur. Şimdi, bazı grup
başkanvekili arkadaşlarımız dediler ki: "Efendim, zaten önergede de
gerekçe yok mu?!" Yargıya gitti bir kanun
maddesi; yargı neye bakacak burada; madde gerekçesine bakacak. Fakat, daha
evvel neye bakacak; genel gerekçesine bakacak. Siz, 9 maddeyi birden
değiştirdiniz; genel gerekçeniz nerede? Daha evvel değişmeyen maddeler için,
komisyondan geçen maddeler için hazırlanan gerekçe o. Artık, yok böyle bir
madde. Genel gerekçe nerede? Yargı, önüne gelen davada, o genel gerekçeyi
nerede arayacak, nerede bulacak?! Öbür genel gerekçe ise artık yok,
keenlemyekûn!.. Niye; 9'unu birden değiştirdiniz de ondan. Madde gerekçeleri...
Önergedeki gerekçe, asıl maddenin gerekçesi olabilir mi?! Biliyorsunuz,
gerekçe, kısa olur, açıklayıcı metin olmaz, bir cümleyle dahi gerekçe
yazılabilir; ama, asıl kanun maddesini, açıkça, net anlatacak olan şey,
gerekçe, yok. Onun için, böyle,
alelaceleye getirerek kanun çıkarmanın da bir yararı yok. Neden; çünkü, sıkıntı
yaratıyor. Şimdi, geliniz, Emlak
Vergisi... Değiştirdiğiniz... Ben, binlerce yazı aldım, telefon aldım, faks
aldım. Siz kaç tane aldınız, bana söyler misiniz?! Ha, bir yanlışlık yaptınız
mı; yaptınız. Bu yanlışlığı giderecek kanun teklifini niye hemence
getirmiyorsunuz?! Yani, siz, bir günde kanun çıkarmaya muktedir değil misiniz;
muktedirsiniz. O zaman, gelin, şu yanlışı beraber düzeltelim. Ne diyor: "Emlak
Vergisinde şok." Herkes yaşıyor bu şoku; kiracı yaşıyor bu şoku, mal
sahibi yaşıyor bu şoku. Benim zaten -çok şükür- dikili ağacım olmadığı için,
ben rahatım, vergi mükellefi de değilim; ama, milyonları ilgilendiren bir
konuda sizin yapacağınız şey, bu yanlışı derhal düzeltmektir. Hiç umurunuzda değil,
olmuyor gibi düşünüyorum ve beni mazur görün yani, çok yanlış bir olay bu. Kredi kartları...
Hatırlıyorsunuz, gecenin geç saatlerinde şurada karşılıklı sohbetlerimiz oldu.
Dedik ki, burada devletin cebinden bir kuruş para çıkmıyor; ama, siz siyaseti
ne için yapıyorsunuz; millet için. Milletin bir derdi var canım, gelin şuna bir
çözüm arayalım dedik, "efendim, neden borçlandı" diye birtakım
arkadaşlarımız buradan bazı şeyler sordular bana. Canım, maaşı yetmiyorsa
elbette borçlanacak adam; ama, bunu taksitle ödeyecek. Gelin şu kolaylığı
sağlayalım haydi; kanun teklifi verdik... Verdiğimiz kanun tekliflerini
komisyonu başkanı değerli arkadaşlarımız kale bile almıyor. Şimdi, başka bir noktaya
geleyim müsaade ederseniz: Değerli arkadaşlarım, nerede uyum kanunları?..
Şimdi, uyum kanunları adı altında bir şeyler getiriyorsunuzda, onlar uyum
kanunu değil. Bakın, Anayasayı değiştirdiniz; nerede Türk Ceza Kanununun 450
nci maddesinin yerine geçecek madde?! Şimdi, yarın Sayın Bakan, hükümet adına,
Türk Ceza Kanununun bazı değişikliklerini göstermeye getiriyor; onların yerine
öbürlerini getirin. Neden; işte uyum kanunu o. Yargı, eli böğründe sizi
bekliyor. Ölüm cezasını kaldırdınız -yarı kaldırdınız ya- normal suçlarda
kaldırdınız; peki, yerine ne koydunuz?! Yüzlerce dosya Yargıtayda bekliyor,
mahallî mahkemelerde bekliyor. Kimi bekliyor; sizin kanunlarınızı bekliyor.
Sizin buna hakkınız yok! O zaman, şu beş sene
bekleyen kanun, bir beş ay daha bekler; ama, beş saat beklemeye tahammülü
olmayan kanunları, sizin, beş dakikada getirmeniz lazımdı. Bunları
getirmeyeceksiniz, havaya göre, neme göre, rüzgâra göre kanun teklifi
getireceksiniz; eğer, çantasında Sayın Derviş bazı teklifler getirmişse, onları
tercüme edeceksiniz, onları da kanunlaştıracaksınız. Yok böyle bir şey! Bu,
Meclise de ıstırap veriyor ve ben şuna kaniim ki, sizlere de ıstırap veriyor
değerli arkadaşlarım... İHSAN ÇABUK (Ordu) -
Onlara da... Onlara da söyle. TURHAN GÜVEN (Devamla) -
Sizlere de... Sizlere de ıstırap veriyor demek ki... Hani, iktidar sizsiniz...
Ben böyle bakıyorum canım, böyle bakıyorum. Onun için, değerli
arkadaşlarım, bakınız, yapacağınız şeyler, bekleyen kanun tasarı ve
tekliflerini bir an evvel çıkarmaktır. Hani iller kurulacaktı?!
Hepinizin var teklifleri, yüzlerce, ilçe kurulmasına ilişkin her
milletvekilinin var iktidarıyla muhalefetiyle. Burada reddediniz, hatırlıyor
musunuz? Mesela ben, çıkıp burada, Tarsus'un il olması için demiştim; iktidar
ortakları, neredeyse oybirliğiyle -teklif sahibi de dahil, onlar da ret kullandılar-
kabul etmediler. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) TURHAN GÜVEN (Devamla) -
Bunları da getirin gündeme canım, bunları da getirin! Sayın Başkanım,
müsaadenizle bağlıyorum. BAŞKAN - Lütfen, bağlayın
efendim. TURHAN GÜVEN (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, siyasî partiler kanunu değişikliğini, dört beş ay oldu,
tekrarlaya tekrarlaya verdik. "Seçim kanunlarını aceleye getirmekte hiçbir
yarar yoktur, kalıcı bir seçim kanunu tasarısı getirin, hemen görüşelim,
çıkaralım" dedik. Bu, yalnız bu dönemi değil, bundan sonraki nice
dönemleri belki bağlayacaktır. Ciddî bir seçim kanunu... "İkinci bir meclisi
düşünür hale gelin" dedik. Başlangıçta Sayın Meclis Başkanı da çok olumlu
davranışlar içerisinde oldu; komisyonlara derhal gönderdi; ama, komisyonlarda,
maalesef, ne hikmetse, bir türlü görüşülme imkânına sahip olunamadı. Süresi
geçtiği için, biz onları, İçtüzüğün bize verdiği yetkiye dayanarak Genel Kurula
getireceğiz. Umut ediyorum ki, Yüce Genel Kurul burada olumlu oyunu kullanır;
rüzgâra göre, aldığı birtakım -talimat demeyeyim de- başka tavsiyelere göre
oyunu kullanmaz. Hepinize saygılar
sunuyor, teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Güven. Sayın milletvekilleri,
öneri aleyhinde iki sayın üyeye söz vermiş bulunmaktayız. Lehte bir talep var mı?.. Lehinde olmak üzere,
Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül. (DYP sıralarından alkışlar) Buyurunuz Sayın Gönül. Süreniz 10 dakika. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muhterem Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Grup Başkanvekili
arkadaşımız Sayın Güven, bu önerinin aleyhinde söz aldılar ve gayet güzel bir
ifadeyle, niçin aleyhte söz aldıklarını da açıkladılar. Ama, kendileri, bu
kürsüden, gayet güzel şeyler söylediler; Doğru Yol Partisine ve Doğru Yol
Partisinin sorumlularına yakışır güzellikte ifadelerde bulundular; Doğru Yol
Partisinin olumlu ve pozitif siyaset anlayışına uygun, Meclisin çalışmasına
katkıda bulunmayı içeren gayet güzel sözlerle Muhterem Heyetinize hitap ettiler.
Ben, mümkün olduğu kadar, tabiî ki, bunlardan kaçınmak istiyorum; çünkü, Doğru
Yol Partisi olarak bizim, ülkemizin, vatandaşımızın, milletimizin yararına
olacak, her türlü sektörü ilgilendiren, kesimleri ilgilendiren, hükümetçe
getirilen yasalara, burada, hem sözümüzle hem de oyumuzla destek verdiğimiz
malumdur; bu, bizim de bir görevimizdir. Biz, iktidar partilerinin ve hükümetin
getirmiş olduğu yasalara, gerekli uyarılarda bulunmak kaydıyla, yanlışı yanlış
olarak ifade ederek, ama, doğrunun da yanında durmak suretiyle katkıda
bulunmaya ve yasaların mükemmel şekilde çıkması için azamî gayreti gösteriyoruz
ve olumlu katkılarda bulunmayı da bir görev kabul ediyoruz. Şimdi, bu öneriyle
getirilen fazla çalışma... Tabiî ki, biz, Doğru Yol Partisi olarak ve Doğru Yol
Partisi Meclis Grubu olarak, çalışılmaması değil, çalışılmasından yanayız, daha
fazla gayret edilmesinden yanayız, daha fazla mesai yapılmasından yanayız;
bilgimizle, tecrübemizle, getirilmiş olan kanunlara katkıda bulunmak da
istiyoruz. Bizim, önerinin çalışma saatlerinin uzatılması yönündeki bu kısmına
hiçbir itirazımız olamaz ve bugüne kadar da olmamıştır. Buradan gayet açık
olarak ifade ediyoruz "daha fazla çalışalım" diyorsanız, hayhay, daha
çok çalışalım; ama, verimli çalışalım, dikkatli çalışalım. "Aaa biz bunun
şu maddesini yanlış yapmışız, bu düzenlemede hataya düşmüşüz" diye üç ay
sonra tekrar Genel Kurulun önüne gelmenizi istemiyoruz. Onun için,
komisyonlarda oluşsun, Genel Kurulda sırasına girsin; gerçekten, vatandaşımız
için, milletimiz için, ülkemiz için aciliyeti varsa, müstaceliyeti varsa, o
zaman, ona hep birlikte karar verelim, gerekli çalışma ve hazırlıkları da
tamamlamak suretiyle katkıda da bulunarak, bu yasaların mükemmel şekilde
çıkmasına hep birlikte gayret edelim; ama, komisyondan çıkıyor, ikinci günü
veya ikinci günü bile beklenmeden, aynı gün, Meclis gündeminin ön sıralarına
çekilmek suretiyle, muhterem milletvekillerimizin, değerli arkadaşlarımızın,
yeterli inceleme, araştırma yapma imkânı bulamadan, alelacele buradan yasalar
çıkarılmak isteniyor. İşte yanlış budur. Biz, özellikle bunun altını çiziyoruz,
bunu vurguluyoruz. Ayrıca, iktidar partisi
gruplarına rica ettik, müteaddit kereler uyardık, dedik ki: Lütfen, Meclisin
çalışma günlerinin gündemine hâkim olalım, saygı gösterelim ve riayet edelim;
yani, denetim günü denetimimizi yapalım, kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesi gereken günlerde de bunları layıkıyla yapmanın gayreti içinde
olalım. Şimdi, biz bu inanç
içindeyiz, biz bu amaçla, burada, Doğru Yol Partisi Grubu olarak bir katkıda
bulunma mücadelesi veriyoruz. Mesela, bugün, elimizdeki şu basılı gündeme bir
bakalım. Bakın değerli arkadaşlarım, ben çok iyi hatırlıyorum ki -özellikle
altını çizdim- 27 nci sıraya kadar olan bütün kanun tasarı ve teklifleri, yine,
böyle, iktidar partisi gruplarının buraya getirdikleri önerilerle düzenlenmiş
bir sıradır; yani, siz, ihtiyaçlara göre değil, o gün, hangi konuda veya
Başbakandan, hükümetten, ilgili bakanlardan -doğrudur, onu da kınamıyorum, onu
yadırgamıyorum, onu tenkit etmiyorum- hemen, bir kanun teklifini veya
tasarısını alelacele gündemin ön sırasına getiriyorsunuz, ama orada
bırakıyorsunuz. Bakın, şu söylediğim
sözlerin ne kadar doğru olduğunu, elinizdeki şu basılı gündemin 27 nci sırasına
kadar baktığınızda göreceksiniz. Bu sıralama, tamamıyla iktidar partisi
gruplarının Genel Kurula getirdikleri önerilerle olmuştur. Niye 27 nci sıra
diyorum; çünkü, 27 nci sırada özellikle bir kanun tasarısı var; bu, 348 sıra
sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri ve
Tarım, Orman ve Köyişleri komisyonları raporları. Değerli arkadaşlarım,
daha önceki grup önerileri üzerinde aldığım sözlerde de ifade ettim; bugün,
Türkiye'de, köy muhtarları, çiftçi mallarını koruma teşkilatlarının başkanları,
yöneticileri, altmış yıllık kanunla çiftçinin malını korumak için gayret
ediyorlar. Bu tasarı hükümetin tasarısı ve grup önerisi olarak getirildi;
yanılmıyorsam, 4 üncü veya 5 inci sıraya girdi; ama, sonradan, önüne durmadan
kanun teklifleri ve tasarıları getirile getirile 27 nci sıraya gitti. Gelin,
hep beraber bunu çıkaralım; kanayan bir yarayı tedavi edelim. Muhtarlarımıza ve
çiftçi mallarını koruma başkanlarımıza ve yöneticilerimize daha rahat hizmet
görmenin önünü açalım. Şimdi, biraz sonra
görüşeceğiz, yine, gündemde, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilen önergeler
var; dikkatimi çekti ve özellikle bunun altını çizerek, burada duygularımı,
düşüncelerimi ve Doğru Yol Partisi Grubunun da görüşlerini ifade etmek için söz
aldım. Bakın, değerli
arkadaşlarım, zannediyorum biraz sonra görüşeceğiz, Aydın'ın Umurlu Beldesinin
ilçe olmasıyla ilgili bir -yanılmıyorsam- önerge var, İzmir'in Bayraklı
Beldesinin ilçe olmasıyla ilgili bir önerge var. Ben, bunları hazırlayan
değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; şüphesiz, kendi
bölgelerinin, kendi illerinin birtakım sorunlarını, il, ilçe olma, büyükşehir
olma yolundaki taleplerini Genel Kurula getiriyorlar; ama, burada bir yanlışlık
var. Şimdi, bu yanlışlık, milletvekili arkadaşlarımızın çalışarak buraya bir kanun
teklifi getirmesinde değil, bu kanun tekliflerinin hükümetçe ve iktidar partisi
gruplarınca bugüne kadar ciddî olarak ele alınıp gerekli girişimlerin
yapılmaması ve kararların da alınmamasıdır. Bakınız, eminim ki, şu
yazılı gündemin üçte 1'i değerli arkadaşlarım, ya ilçe olma ya il olma ya
büyükşehir olma yolundaki kanun teklifleriyle doludur ve bu kanun tekliflerinin
yüzde 90'ı da, Demokratik Sol Partili, Anavatan Partili ve Milliyetçi Hareket
Partili milletvekili arkadaşlarımız tarafından verilmiştir. Şimdi, buraya bu
teklifleri getiriyorsunuz, öneri olarak burada görüşülüyor; oylarımızla -evet;
sadece sizin oylarınızla değil, muhalefet partilerinin ve başta Doğru Yol
Partisinin de olumlu katkıları ve oylarıyla- bunu gündeme alıyoruz; ancak, bir
türlü bunların görüşülmesine sıra gelmiyor, görüşmüyorsunuz! Yani, gündeme
alınmasına oy veriyorsunuz da, bunların gerçekleşmesi, kuvveden fiile
çıkarılması yolundaki girişimlere de destek olmanız gerekmez mi ?!. Ha, biz, Doğru Yol
Partisi olarak, bakın, bununla ilgili
bir girişimde bulunmuştuk 14 Haziran 2001 tarihinde; o zaman, o gün, grup
başkanvekili olarak, burada, çıktım ifade ettim ve önerimizi de anlattım:
"Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun dahil, Tarsus'un il olması,
Şebinkarahisar'ın il olması,
Denizli'nin büyüşehir olması gibi pek çok kanun teklifinin altında ve arkasında
sizin imzanız var"dedim. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen,
toparlayınız; süreniz bitti efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)-
Aydın'ın 4 tane incisi olan büyük beldeleri, 8'er 10'ar bin nüfuslu, Bağarası
var, Atça var, Umurlu var, Ortaklar var; bununla ilgili, iktidar partisi
milletvekili arkadaşlarımız kanun teklifi vermiş, biz de desteklemişiz; gelin,
hep beraber, bunları yasalaştıralım veya belli bir ilke konulsun, belli bir
çizgide bunlar yapılsın dedik; ama, bugüne kadar hükümetçe ciddî olarak ele
alınmadığı gibi, durmadan, hâlâ, kanun teklifinin gündeme alınmasıyla ilgili
önerge olarak buraya getirip, şu beldenin ilçe, bu ilçenin il olması yolunda
taleplerde bulunuyorsunuz. Bunlar, popülist siyasettir, görüntüdür ve şov
yapmaktır. Eğer, iktidar partileri milletvekili arkadaşlarımız gruplarını ikna
edemiyorlarsa, o zaman buraya getirmeyin bunu; ama, siz getirdiğinizde,
görüşülsün denildiğinde... BAŞKAN - Sayın Gönül,
lütfen, bitirir misiniz. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- ...biz, Umurlu'nun ilçe olması, Atça'nın ilçe olması, Bağarası'nın ilçe
olması, Ortaklar'ın ilçe olması ve diğer talep edenlerin de ilçe ve büyükşehir
olması yolundaki kanun tasarı ve tekliflerine olumlu oy vereceğiz. Yeter ki,
imzanızın arkasında durun, grup olarak bunu ciddî olarak ele alın ve burada
görüşülmek ve yasalaştırılmak üzere getiriniz, sizden istirhamımız budur. Muhterem Heyetinize
saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gönül. Başka söz talebi
olmadığına göre, önerileri ayrı ayrı tekrar okutup, oylarınıza sunacağım: 1 - Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 23 üncü sırasında yer alan 643 sıra sayılı
kanun tasarısının, bu kısmın 7 nci sırasına, 300 üncü sırasında yer alan 786
sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 292 inci sırasında yer alan 775
sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 219 uncu sırasında yer alan 629
sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, 245 inci sırasında yer alan 684
sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 44 üncü sırasında yer alan 377
sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına alınması önerilmiştir. BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2 nci öneriyi okutuyorum: 2 - Genel Kurulun, 22
Ocak 2002 Salı, 15.00-20.00; 23 Ocak 2002 Çarşamba, 24 Ocak 2002 Perşembe, 29
Ocak 2002 Salı, 30 Ocak 2002 Çarşamba ve 31 Ocak 2002 Perşembe günleri
14.00-20.00 saatleri arasında çalışması; 22 Ocak 2002 Salı, 23 Ocak 2002
Çarşamba, 29 Ocak 2002 Salı ve 30 Ocak 2002 Çarşamba günleri sözlü soruların
görüşülmemesi; 22 Ocak 2002 Salı günü
(11/24) esas numaralı gensoru önergesi ile (10/15) esas numaralı Meclis
araştırması önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra, kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi, 23 Ocak 2002 Çarşamba günü gündemin 8 inci sırasına
kadar olan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinin saat 20.00'ye kadar tamamlanmaması
halinde, görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir. BAŞKAN - Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3 üncü öneriyi
okutuyorum: 3- Gündemin "Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 181
inci sırasında yer alan madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve
altın madenleri konusundaki (10/211) esas numaralı Meclis araştırması
önergesinin görüşmelerinin 29 Ocak 2002 Salı günkü birleşimde; 217 nci sırada
yer alan Türkiye'de ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının
değerlendirilmesi konusundaki (10/245), 164 üncü sırada yer alan bor madenleri
konusundaki (10/198) ve 170 inci sırada yer alan bor madenlerinin stratejik ve ekonomik
değeri konusundaki (10/204) esas numaralı Meclis araştırması önergeleriyle
birlikte yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir. BAŞKAN - Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Değerli milletvekilleri,
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 3 adet doğrudan gündeme alınma
önergesi vardır; ayrı ayrı okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım. İlk önergeyi okutuyorum: IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam) 4. - Aydın
Milletvekili Cengiz Altınkaya'nın, Umurlu Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında
Kanun Teklifinin (2/488) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/439) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Aydın İli Merkez İlçesi
Umurlu Kasabasının Aydın İline bağlı ilçe olması hakkında (2/488) esas numaralı
kanun teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre, doğrudan gündeme alınmasını
istiyorum. Gereğini saygılarımla arz
ederim. 01.05.2001 Cengiz
Altınkaya Aydın BAŞKAN - Önerge sahibi
Sayın Altınkaya?.. Yok. Başka söz talebi?.. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun Sayın
Gönül. Süreniz 5 dakika. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muhterem Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum ve Sayın Başkan, size de teşekkür ediyorum. Biraz evvel, buradan,
konuyu Muhterem Heyetinize zaten arz etmiştim; Umurlu Beldesinin ilçe olması
yolundaki bu teklife, biz, Doğru Yol Partisi olarak destek veriyoruz.
Gerçekten, Umurlu, ekonomik yapısı, altyapısı itibariyle fevkalade gelişmiş,
ilçe olmayı hak etmiş bir kasabamızdır. Yalnız, tabiî, bununla
ilgili olarak, Muhterem Heyetinize şunu arz etmek isterim; Umurlu Beldesinin
ilçe olması yolunda, daha önce verilmiş bir kanun teklifi var ve şu basılı
gündemin 231 inci sırasında yer almış. Şimdi, böyle bir kanun teklifi yapılmış,
Genel Kurulca yapılan görüşme sonuncunda -37'ye göre- gündeme alınmış. Bu, 270
inci sıralardaydı, gele gele şimdi, 231 inci sıraya düşmüş. Arkasından, yine,
destek verdiğimiz, desteklediğimiz, mesela, bir Atça; çok büyük bir yer, çok
büyük bir beldemiz. Gerçekten, Türkiye'de, Atça, Ortaklar, Bağarası ve Umurlu
gibi, ilçe olmayı hak etmiş belde sayısı çok azdır da; ama, gelin görün ki, Atça,
gündemde 241 inci sırada, Bağarası 252
inci sırada, Ortaklar da 262 nci sırada. Şimdi, biz, bu öneriye
destek veriyoruz, Doğru Yol Partisi
olarak destekleyeceğiz. Destekleyeceğiz de ne olacak; ilçe mi olacak?.. Bu, şu
ana kadar ilçe mi oldu?.. Gelecek, basılı gündemin -303 üncü sırası varmış- 304
üncü sırasına "Umurlu" olarak bir daha girecek. Biraz evvel, ben,
bunu ifade etmeye çalıştım. Değerli iktidar partisi grupları, milletvekili
arkadaşlarım, gayret ediyorsunuz, çalışıyorsunuz, bu gayretin sonucu, buraya,
bir kanun teklifi getiriyorsunuz; ama, bunun gerçekleştirilmesi sizin
tutumunuza, kararlılığınıza ve bu kanun tekliflerinin altındaki imzanızın
arkasında durmanıza bağlıdır dedim. Gelin, gruplar getirsin,
hükümetin görüşü alınsın, Türkiye'de, artık "ilçe olacağım" diye
"büyükşehir olacağım" diye "il olacağım" diye insanlar,
yetkililer, halkın seçtiği insanlar Ankara'ya taşınıp durmasın. Biz, muhalefet
olarak, Doğru Yol Partisi olarak, bu konuda getireceğiniz her türlü yasa
tasarısına destek vereceğiz. Onun için -biraz evvel de ifade ettim- eğer,
burada, sırf, gösteriş olsun, "siyaset yapıyoruz" adı altında,
popülist bir politikayla, insanları yanıltmak, insanlara "işte, ilçe
oluyorsunuz, büyükşehir oluyorsunuz" gibi siyasî bir rant elde etmek için
yapılıyorsa, ben, bunun yanında değilim, Doğru Yol Partisi de, halkı yanıltan
ve aldatan böyle bir politik davranışın yanında olamaz ve destek veremez; ama,
buradan son kez ifade ediyorum: Samimiyseniz, bu talepleri, belli ilkeler
doğrultusunda, hükümetin icraatı doğrultusunda, nasıl olursa olsun, yasa
tasarısı olarak getiriniz, biz destekleyeceğiz. Benim ilimin beldeleri
olarak, Umurlu'nun, Atça'nın, Bağarası'nın ve Ortaklar'ın ilçe olması için de,
elimizden geleni yapacağız. Muhterem Heyetinize saygılar
sunarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Gönül. Şimdi, düzeltme talebi
şeklinde iki arkadaşımızın Yalçın Kaya ve Ali Halaman'ın söz dileği var; ama,
konuyla ilintili olmadığı için, onu daha sonraya bırakacağım. Onun için, yerinden kısa
açıklama talebi olan Sayın Dikmen'e ve Sayın Uzunırmak'a söz vereceğim; ama,
adı üstünde, kısa söz vereceğim. Buyurun Sayın Dikmen. HALİT DİKMEN (Aydın) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aydın Milletvekili Sayın Cengiz
Altınkaya'nın vermiş olduğu, Umurlu Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun
Teklifiyle ilgili görüşlerimi açıklayarak katılmak istiyorum. Ben, Yüce Heyetinize,
Umurlu'nun konumuyla, sosyoekonomik durumuyla ilgili bilgi vermek istiyorum: Umurlu, Aydın İl
Merkezine 11 kilometre uzaklıkta, merkez nüfusu, 1997 nüfus sayımına göre 9
979, 15 köyüyle birlikte 19 389 olan, Aydın'ın şirin bir beldesidir. Bu
beldenin, adıyla anılan bir organize sanayi bölgesi mevcuttur. Umurlu Organize
Sanayi Bölgesinde, 36 tesis üretim yapmakta, 13 fabrika inşaatı sürmekte, 42
fabrika projesinin de, proje aşamasında çalışmaları sürdürülmektedir. Üretim
yapan fabrikalarda 900 işçi çalıştırılmaktadır. Umurlu Beldesinin altyapı
çalışmaları bitirilmiştir. Bu şirin beldemiz ilçe olduğunda, bu yöre önemli bir
dinamizm kazanacaktır. Demokratik Sol Parti
Aydın Milletvekili olarak, Umurlu adıyla bir ilçe kurulması hakkındaki kanun
teklifine katılıyor, Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Dikmen. Sayın Ali Uzunırmak, buyurun. ALİ UZUNIRMAK (Aydın) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Altınkaya'nın
verdiği önerge doğrultusunda, bizim de 25.4.2001 tarih dağıtımlı ve bugünkü
gündemin 231 inci sırasında yer alan teklifimiz vardı; öncelikli olarak bunu
hatırlatmak istiyorum. Zaten, konu Genel Kurulca değerlendirilmişti ve gündeme
girmişti. Tabiî ki, Umurlu
Beldemiz, arkadaşlarımızın da bahsettiği gibi, her açıdan ilçe olmaya hak
kazanmış bir beldemizdir; ama, ben genel manada şunu ifade etmek istiyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, mümkün olduğu kadar, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin kamu harcamalarıyla ilintili olarak, tabiî ki birtakım
yükümlülükleri de değerlendirmek ve kontrol etmek hassasiyetini göstermelidir.
Dolayısıyla Türkiye'de birçok ilçelik vasfını kaybetmiş ilçeler vardır; bunun
yanında, ilçe olma hakkını, vasfını kazanmış beldeler vardır. Bence, şahsî
kanaatim ve fikrimdir ki, bu konuları tek tek görüşerek, hem zaman açısından
hem nitelik açısından israfa girmek yerine, komisyonlar kurularak, Türkiye'de
vasfı kazanmış ve vasfı kaybetmiş illeri, ilçeleri ve beldeleri topluca bu
komisyonda görüşmenin faydalı olacağı kanaatini taşıyorum. Bunun yanında,
Umurlumuzda, Halit Dikmen arkadaşımızın da bahsettiği gibi, yıllar öncesinde
kurulmuş bir organize sanayi bölgemiz vardır. Son çıkan Endüstri Bölgeleri
Kanunuyla da, muhtemeldir ki Aydın'da kurulmuş olan organize sanayi
bölgelerimizden birinin endüstri bölgesi olarak ilan edilmesi söz konusudur;
Sayın Bakanımızla ve arkadaşlarımızla görüşmelerimiz bu doğrultudadır. Bunlar
da düşünüldüğünde, Umurlu, altyapısıyla, idarî birimleriyle, her açıdan ilçe
olarak hazırlanması gereken bir yöremizdir. Ben, Sayın Altınkaya'nın
teklifinin, daha önce de Bekir Ongun ve Ali Uzunırmak olarak verdiğimiz
teklifle birleştirilerek, görüşülmesini ve desteklenmesini rica ediyorum. Saygılarımı sunuyor;
teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Uzunırmak. Sayın Kumcuoğlu,
buyurunuz. ERTUĞRUL KUMCUOĞLU
(Aydın) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Bu konuda, diğer milletvekili
arkadaşlarımız tarafından belirtilmiş olan görüşlere ben de katılıyorum. Sadece
Umurlu için değil bütün Aydın için, bütün Türkiye için doğru ve makul olan her
türlü önerinin yanında olacağımın bilinmesini arzu ve arz ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Kumcuoğlu. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkanım, bu konuyla ilgili bir hususu, yerimden arz edebilir miyim? BAŞKAN - Bu konuyla
ilgili... Oylamayı bitireyim, sonra... Lütfen. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Neden sayıyorsunuz Sayın Başkan?! TURİZM BAKANI MUSTAFA
RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) - Mutabakat var efendim. BAŞKAN - Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Karar yetersayısının
aranılması talebi geldi Sayın Bakan. Karar yetersayısının aranılması istendiği
vakit, bizim, İçtüzüğe göre aramamız gereken bir sayı var. Onun için
arkadaşlarımızı yorduk. Buyurunuz Sayın
Hatiboğlu. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkanım, iktidar ortaklarının her sözcüsü "önergeler, İçtüzüğün 37
nci maddesine göre, Gene Kurula mal edilmeli" dediler; doğrudur. Benim,
şimdi, kendilerine bir teklifim var. Sadece kendi önergeleri olsun, zararı yok.
İlçe, il, büyükşehir olmakla ilgili ne kadar önergeleri varsa, bu taleplerinde
samimiyseler, yarın Danışma Kurulunu toplantıya çağırsınlar; biz, kendilerine
destek vereceğiz. Benim arzım bundan ibarettir. Yoksa, ilçe sakinlerini, il
sakinlerini, belde sakinlerini boş yere heyecanlandırmanın âlemi de yok, anlamı
da yok. Saygı sunuyorum efendim. BAŞKAN - Çok teşekkür
ediyorum Sayın Hatiboğlu. İkinci önergeyi
okutuyorum: 5. -
Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen'in, Kurban Derilerinin Gelirleri Hakkında
Kanun Teklifinin (2/717) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/440) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına 23.03.2001 tarihinde
vermiş olduğum, Kurban Derilerinin Gelirleri Hakkında Kanun Teklifim, 45 gün
içerisinde ilgili komisyonda görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre
doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim. 23.5.2001 Aydın
Gökmen Balıkesir BAŞKAN - Teklif sahibi
olarak, Sayın Gökmen; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakikadır. AYDIN GÖKMEN (Balıkesir)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
vermiş olduğum Kurban Derilerinin Gelirleri Hakkında Kanun Teklifim nedeniyle
söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. Bir toplumu oluşturan en
önemli unsurlardan birisi de, töreler, örf, âdetler ve geleneklerdir. Bunların
devam etmesinde de, birlik ve bütünlüğümüzün devamlılığı açısından büyük
yararlar vardır. Kurban, fert ve toplum
açısından birçok yararlar sağlayan bir ibadettir. Kurban, toplumda kardeşlik,
yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine
katkıda bulunur. Kurbanın üçte 1'inin fakir fukaraya, üçte 1'inin eş ve
dostlara, üçte 1'inin de çocuklara ayrılması, dinimizin emir buyurduğu
hususlardır. Kurban Bayramı, millî
birlik ve beraberliğimizin sağlanmasında, toplumu rahatsız eden ayrılık ve
düşmanlıkların yok olmasında da etkili olan bir bayramdır. Kurban Bayramı,
Allah'a yakınlaşmak ve yoksula yardım bayramıdır. Kurban Bayramında, ülke
genelinde bir yıl içerisinde mezbaha ve kombinalarda kesilen kasaplık hayvan
sayısının yaklaşık yüzde 25'i kurban olarak kesilmektedir. Ülkemizde, bir yılda
25 000 000 hayvan kesilmektedir; bunun yüzde 25'inin, 3 gün içerisinde ve seri
olarak kesilmesi, birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Değerli milletvekilleri,
Allah rızası için yapılan bir uygulama sonunda, ülke zararına ve insanlarımızın
zararına gelişen olumsuzluklar, bu ibadetini yerine getiren insanlarımızın
büyük manevi huzursuzluklarına da neden olmaktadır. Bu nedenle, Türk Hava
Kurumu tarafından toplanan kurban derisi gelirleri toplamının yüzde 10 -
15'inin, köylerde köy muhtarlıkları, şehirlerde belediye başkanlıkları
marifetiyle, hijyenik kesim yapılması için, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Fonunun mahallindeki hesaplarına aktarılması suretiyle, bu sorunun
giderileceğine inanıyorum. Son yıllarda, kurban
kesimlerinin, ülkemizde, güzel görüntüler vermemesi dolayısıyla, özellikle
Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığınca "sokaklar kan gölü
olmasın" uyarılarına rağmen, evlerin önünde ve sokaklarda gelişigüzel
kesimler yapılmaya devam edildi. Ülkemizdeki yerel
yönetimlerin aslî görevi, insana hizmettir; ancak, bu noktada, birçok
belediyenin konuya duyarsız kaldığını gözlemliyoruz. Türkiye'yi Avrupa'ya
bağlayan TEM Otoyolunun kan gölüne dönmüş fotoğraflarını basından izledik.
Özellikle büyük şehirlerde, çocukların gözleri önünde kesilen kurbanların
atıkları da sokaklarda bırakılarak, halk sağlığını tehdit altına almıştır. Bu
konuda hassasiyet gösteren, bir şeyler yapmaya çalışan belediyelerin
hazırladıkları kesim alanlarının da altyapısının yetersiz kaldığını görüyoruz;
ancak, belediyelere, yasal bir zorunluluk getirilmedikçe, bunu sağlamak şu anda
zor görünüyor. Bu nedenle, Türk insanına adilce ve hakça hizmet açısından
eşitliği sağlamak için, kurban deri gelirlerinin belli bir yüzdesinin yalnızca
bu amaca yönelik kullanılmasını sağlamak kaydıyla aktarılması gerekir.
Belediyelere bu şekilde bir koordinasyon ve yaptırım sağlandığı takdirde, uygun
hayvan satış yerleri tanzim edilecek, hijyen koşullarda kesim yapılması sağlanacak,
hayvanların gelişigüzel değil, veteriner kontrolleri yapılarak satılması
gerçekleştirilecek ve dolayısıyla, halk sağlığı da tehdit altına
alınmayacaktır. Oysa, temiz yerde, insan sağlığını tehdit etmeyecek ve
tiksindirmeyecek, kesim işleminin hayvana en az zarar vereceği ve kolay kesimi
sağlayacak yöntemler kullanılması, her türlü hijyen koşullarının gözetilmesi ve
hayvan kesen kişinin Müslüman olması veya ehli Kitaptan olması, hayvan etinin
yenilebilmesi için dinimizin emir ve tavsiye ettiği hususlardır. Kurbanlar ehil
kişilerce kesilecek, bunun sonucu, derideki yüzde 40'lık kayıp önlenerek,
trilyonlarla ifade edilen deri kayıpları, ülke ekonomisine gelir olarak
kaydedilecektir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Gökmen,
konuşmanızı sonuçlandırır mısınız lütfen. AYDIN GÖKMEN (Devamla) -
Bugün, dünyada, deri, durmadan kıymet kazanmaktadır. 2001 yılı itibariyle 10
trilyon olan kurban deri gelirleri artırılacak ve Türkiye, önemli bir deri
ihracını gerçekleştiren ülke konumuna gelecektir; hali hazırda bu gelirlerden
yararlanan 5 ayrı kuruluşun da (Türk Hava Kurumu, Diyanet Vakfı, Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay, sosyal yardımlaşma ve dayanışma
dernekleri) gelirlerini artıracaktır. Türk Milleti, artık, çağın
gereklerine uymak zorundadır. Dünyamız hızla globalleşmektedir; Türkiye de, bu
resim içerisinde en iyi yeri almak zorundadır. Geçmişteki alışkanlıklarımızı
çağın gereklerine uydurma zorunluluğumuz vardır. Geleneklere, eskiye dayanmayan
bayram, bayram sayılmaz; ancak, şu var ki, kesimlerin hijyen koşullarda
yapılması, dinî emirlerimize uygun yapılması, ülkemizin ekonomik yararlarının
gözetilmesi, hem Türk insanına saygı hem de dinimize saygı bakımından çok
önemlidir. Kurban, kelime olarak,
Rabbimize yakınlık bağıdır. O yakınlığa erişmek için de, dinimizin insana
verdiği önemle, bu konuda gerekli yasal değişiklikler yapılarak çağımızın
koşullarına yakışır bir duruş sergileyeceğimize inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle
sözlerime son veriyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gökmen. Teklif sahibi olarak,
Balıkesir Milletvekili Sayın Aydın Gökmen konuştu. Bir milletvekiline
İçtüzük gereği söz verme imkânımız var. Buyurun Sayın İlyas Yılmazyıldız. Süreniz 5 dakikadır. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Bir arkadaşımızın
verdiği, kurban derileri ve kurban kesimiyle ilgili kanun teklifini bizler de
destekliyoruz. Hakikaten, yurt dışında özellikle ülkemiz aleyhine kullanılan
hoş olmayan görüntülerin ortadan kaldırılması, toplum sağlığı açısından,
hijyeni açısından gerekli önemlerin alınması ve gitgide, şehirlerimizin
büyüyerek ve kötü şehirleşmeden dolayı park, bahçelerin bile kalmaması
nedeniyle yol kıyılarında çok kötü ve itici görüntülerin olması hoş değildir. "Türkiye'nin İmaj
Sorunu" diye Dr. Osman Özsoy'un bir kitabı vardır; bu kitaba dikkatinizi
çekmek istiyorum. Bu kitapta, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, İkinci Dünya
Savaşından sonra -yılları tam hatırlayamıyorum ama- üç -1931, 1940'lı ve
1950'li yıllarda- araştırma yapılmış, değişik ülkelerin imajlarıyla ilgili.
İkinci Dünya Savaşında, Almanya, milyonlarca insanı katletmesine ve soykırıma
uğratmasına rağmen; Japonya, yine, aynı şekilde, Uzakdoğu'da yaptıkları belli
olmasına rağmen ve İkinci Dünya Savaşında 25 000 000 insan yaşamını yitirmiş
olmasına rağmen, bu savaşlara Türkiye girmediği halde, yapılan araştırmada,
Türkiye ve Türkler hakkında, barbar, kan dökücü gibi hiç hoş olmayan, hiç hak
etmediğimiz ifadeler kullanılmış; ama, bunun yanında, Almanlarla, Japonlarla ve
diğer Avrupa ülkeleriyle ilgili son derece olumlu ifadeler var; kimisine
çalışkan, kimisine disiplinli, kimisine üretici, yaratıcı... İşte, bunun en
önemli sebebi, imaj. Bu olumsuz imajımızı destekleyen bu tür görüntülerin
ortadan kaldırılması çok önemli. Bunun için, Doğru Yol Partisi olarak,
özellikle Kurban Bayramının da yaklaştığı bugünlerde bu kanunun acilen
çıkarılması lazım. Ben, değerli arkadaşımızın,
iktidara mensup bir milletvekili olarak, son derece iyiniyetli ve olumlu olarak
verdiği bu kanun teklifinin, hiç olmazsa Danışma Kuruluna getirilerek öne
alınmasını ve mümkünse, bu hafta içinde yasalaştırılmasının gerekli olduğuna
inanmaktayım ve desteklemekteyim; yoksa, yapılan konuşmalar hamasetten öteye
gitmez. İktidara mensup bir milletvekili arkadaşımız olması hasebiyle de, kendi
partisini, en başta iktidara destek veren partisini vebal altında bırakır.
Böyle hayırlı bir işin, bir an önce yapılması ve belediyelerin de gerekli
önlemi alması, en azından, bir de -hemen buradan Sayın Hun'u gördüm; çok
dikkatli dinliyor- hayvan haklarıyla ilgili, insanların tepkisini çeken bu tür
görüntülerin ortadan kaldırılması da, ayrıca önemli bir konudur. Hepinize saygılar
sunarım. (DYP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Yılmazyıldız. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3 üncü önergeyi
okutuyorum: 6. - İzmir
Milletvekili Kemal Vatan'ın, İzmir İlinde Bayraklı Adıyla Bir İlçe Kurulması,
Hakkında Kanun Teklifinin (2/740) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/441) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına İzmir İlinde Bayraklı
adıyla yeni bir ilçe kurulması hakkındaki kanun teklifim 45 gün içerisinde
ilgili komisyonda görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan
gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim. 4.6.2001 Kemal
Vatan İzmir BAŞKAN - Teklif sahibi
olarak, Sayın Kemal Vatan; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar) KEMAL VATAN (İzmir) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kültür, tarih, turizm ve sanayi kentimiz
İzmir İlimizde "Bayraklı" adıyla bir ilçe kurulması hakkında
hazırlamış olduğum kanun teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergem hakkında söz almış bulunuyorum; hepinize
saygılar sunuyorum. Ege Bölgesinde
hissedilen, Manisa'nın Turgutlu İlçesi merkezli dün meydana gelen ve Muğla'da
bu sabaha karşı olan orta şiddetli depremler nedeniyle vatandaşlarımıza geçmiş
olsun dileklerimi ve İzmir'in Bornova İlçesi Çamdibi semtinde talihsiz bir
şekilde hayatını kaybeden vatandaşımıza da Allah'tan rahmet, yakınlarına
başsağlığı temennilerimi iletiyorum. 21 inci Yüzyılda,
yağmurlarda, artık, İzmir'de sel felaketlerinin yaşanmaması için gerekli
altyapı hizmetlerinin eksiksiz yapılmasını, tamamlanmasını yerel yönetimlerden,
ilgili bakanlıklardan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden acil olarak
beklemektedir güzel İzmirimiz, güzel İzmirlilerimiz. Sayın milletvekilleri, Bayraklı,
İzmir Körfezinin doğusunda yer almış, 19 uncu Yüzyıl başlarından günümüze dek,
kâh Bornova'nın, kâh Karşıyaka'nın mahallesi olmuştur. Tarihî, coğrafî,
kültürel zenginliklerinden ötürü dünyanın ilgi odağı ve uygarlığın beşiği,
Ege'nin de beş bin yıldır yaşayabilmeyi başarmış en önemli bir simge kenti olan
İzmir'in en güzel semtlerinden birisidir Bayraklı. Bayraklı semti, gerek
tarihî özellikleri gerekse şu andaki sosyal ve coğrafî konumu itibariyle
Karşıyaka'dan ayrı bir özellik taşımaktadır. Bayraklı, İzmir İli Karşıyaka
sınırları içerisinde, İzmir Körfezi kıyısında, İzmir-Çanakkale Asfaltı
üzerindedir ve 11 mahallesiyle birlikte nüfusu 100 000'i aşmaktadır. Yerleşim
alanındaki 11 mahallenin Bayraklı merkeziyle ulaşımı mevcuttur. Karşıyaka sınırları
içerisinde bulunan Bayraklı'nın Karşıyaka merkezine olan uzaklığından dolayı,
kamu hizmetlerinden yararlanılması sırasında vatandaşlarımız çeşitli
güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Nüfusu her geçen gün artmakta alan Bayraklı'da
yaşayan vatandaşlarımızın kamu kurum ve kuruluşlarıyla olan ilişkilerini
yürütebilmek için Karşıyaka İlçe merkezine gidip dönmeleri, hem zaman hem de
ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Sayın milletvekilleri,
bilim ve teknolojinin başdöndürücü bir hızla geliştiği günümüzde, toplum
ihtiyaçları da bu gelişmeye paralel olarak artmakta ve çeşitlenmektedir.
Toplumsal ihtiyaçların karşılanması, yerel düzeydeki yeni örgütlenmelere
ihtiyaç duyulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum çerçevesinde,
hizmetlerin daha etkin ve verimli bir şekilde kullanılması, bölgedeki ekonomik
kaynakların akılcı bir şekilde değerlendirilmesi, yöre halkının sorunlarının
çözümünü kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla, Bayraklı merkeze bağlı;
Bayraklı, Alparslan, Çay, Çiçek, Fuat Edip Baksı, Muhittin Erener, Salhane,
Cengizhan, Turan, Refik Şevket İnce ve 75 inci Yıl Mahallelerini sınırları
içerisine alan bir ilçenin Bayraklı adıyla kurulması büyük önem taşımaktadır. Bu vesileyle, sizlerin,
benim ve tüm İzmir Milletvekili arkadaşlarımın bu isteğine olumlu yanıt
vererek, İzmir'in ilk yerleşim merkezi Bayraklı'nın ilçe olması hakkında kanun
teklifimin Genel Kurul gündemine alınması konusunda desteklerinizi bekliyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Vatan. Değerli arkadaşlarım, iki
milletvekilimiz, yerinden, kısa açıklama talebinde bulundu; o arkadaşlarımıza
da kısa açıklama imkânı tanıyacağım ve önergeyi oylayacağım. Sayın Suha Tanık,
buyurunuz. SUHA TANIK (İzmir) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. İzmir Milletvekili Kemal
Vatan arkadaşımızın, İzmir İlinde Bayraklı adında bir ilçe kurulması
konusundaki önerisini Doğru Yol Partisi olarak biz de destekliyoruz. Yalnız, bu arada,
antrparantez bir şeye değinmek istiyorum. Bugün, gündemimizin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri" kısmının 156 ncı sırasında yine İzmir'in bir ilçesi
kurulmasıyla ilgili, 178 inci sırada aynı şekilde, 228 inci ve 275 inci
sıralarında değişik ilçeler kurulmasıyla ilgili kanun tekliflerimiz var. Tüm
İzmir milletvekili arkadaşlarımızın ve Meclis Genel Kurulumuzun desteklediği
teklifler bunlar. Sayın Başkanım, İzmir
gibi Türkiye'nin üçüncü büyük şehrinin 28 tane ilçesi var. Bu ilçelerden 8
tanesi metropolde, 20 tanesi metropol dışında. Şimdi, eğer, Karşıyaka İlçesinde
gözüken; ama, Bornova'nın sınırları içerisinde kalan, Bornova'yla da içiçe
girmiş Bayraklı'nın da, ki, bana sorarsanız, ben, İzmir'in hemen hemen en güzel
semtlerinden biri olduğunu iddia edeceğim Bayraklı'nın; çünkü, İzmir Körfezini
gören sırtlarda yer almıştır. BAŞKAN - Destek
veriyorsunuz Sayın Tanık; katılıyorsunuz... SUHA TANIK (İzmir) - Eski
İzmir zenginlerinin, hatta İzmir'in simgesi haline gelmiş Süleyman Ferit
Eczacıbaşı'nın dahi evinin burada olduğunu biliyoruz; ama, maalesef, burada
şehirleşmede yapılan yanlışlıklar ve ilçe olmamasından kaynaklanan yoğun
yerleşimin düzeltilmesi açısından Bayraklı'nın ilçe olmasını destekliyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum. Son olarak, Sayın Mehmet
Çümen; buyurun. MEHMET ÇÜMEN (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayraklı'nın İzmir Karşıyaka'ya olan
uzaklığını biliyoruz. Bu vesileyle, etkinlik ve verimliliğin zamanla orantılı
olduğunu da göz önüne alırsak, Bayraklı'nın ilçe olmasının elzemi ortaya çıkmış
oluyor. Ayrıca, coğrafî ve sosyal
konumu gereği de Bayraklı'nın ilçe olması hakkında Sayın Kemal Vatan'ın vermiş
olduğu önergeyi destekliyorum; hayırlı olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çümen. Efendim, oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Demin de söylemiştim, iki
arkadaşımızın kısa bir açıklama talebi vardı. Sayın Yalçın Kaya,
buyurunuz. YALÇIN KAYA (İçel) -
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Türk tarihine ait bütün
coğrafyalardaki tarihî eserlerin yok edilmesinin önlenmesi, korunup kollanması
amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuş olduğumuz araştırma önergesi
biraz önce Genel Kurulumuzda okundu. Burada yapılan bir yanlışlığı düzeltmek
üzere söz aldım; şöyle ki: Araştırma önergesi sahibi olarak adım Kâtip Üye
arkadaşımız tarafından yanlışlıkla "Ali Yalçın" diye okunmuştur;
bunun, kayıtlarda düzeltilmesi gerekmektedir. Yalçın Kaya olarak düzeltilmesini
talep ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Ben de size
teşekkür ediyorum. Demek ki, bizim de
dikkatimizden kaçmış; zaten gereği de yapılırdı. Sayın Halaman, buyurun. ALİ HALAMAN (Adana) - Söz
verdiğiniz için teşekkür ederim. Ben, dünkü Takvim
Gazetesinde çıkan bir haberden dolayı söz almak istedim. Buradaki bir
milletvekili arkadaşım, aralarındaki problemden dolayı Giresun Valisine -ona
hakaret etme noktasında olabilir; ama, ben buradaki sayın milletvekilimizi
incitmek için söylemiş olmayayım- Valiyi kastederek "ilk emperyalizme
teslim olmuş bölgenin çocuğu değilim ben" demiş. Vali de Adanalı. Sayın
milletvekilimiz, aynı gazetede, bu söylemiş olduğunu tekzip ederse bizi
sevindirir. Teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum. BAŞKAN - Rica ediyorum. Zaten, Sayın Akgün'ün de
bir konuşma talebi vardı; böylece, bir yanlış anlama da ortadan kalkmış olacak. Buyurun Sayın Akgün. HASAN AKGÜN (Giresun) -
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için. Giresun Valisi ile benim
aramdaki bir meseleden dolayı mahkemelik durumdayız; olay, mahkemeye intikal
etmiş durumda. Valinin Adanalı olduğunu bilmem ve hiçbir zaman, Adanalılara
karşı da bir küfür şeklinde kullanmak istemem. Adana halkının... Ben, Yaşar
Kemal'in kitaplarıyla büyüdüm ve en samimi arkadaşlarım da Adanalıdır. Böyle
bir şeyi yapmam çok büyük terbiyesizlik olur. BAŞKAN - Estağfurullah... HASAN AKGÜN (Giresun) -
Böyle bir şey yapmadığımı arkadaşlarıma bildirmek istiyorum. Ayrıca, bu
gazetelere gerekli bilgiyi verdim; böyle bir olay yok. Yalnız, Sayın Valiyle
aramızda bir mesele vardır ve mahkemeliktir. Bu kadar açıklamak istiyorum. Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. BAŞKAN - Ben de çok
teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlarım,
gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz. Bu kısımda yer alan;
Saadet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri, Çorum Milletvekili Yasin
Hatiboğlu, Konya Milletvekili Veysel Candan ve Diyarbakır Milletvekili Ömer
Vehbi Hatipoğlu'nun, enerji, doğalgaz ve LPG konusunda uyguladıkları yanlış
politikalarla ekonomik krizi ağırlaştırdıkları iddiasıyla Başbakan Bülent
Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkındaki (11/24) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşmelere başlıyoruz. VI. - GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) GÖRÜŞMELER 1. - Saadet Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Çorum
Milletvekili Yasin Hatiboğlu, Konya Milletvekili Veysel Candan ve Diyarbakır
Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun, Enerji Doğalgaz ve LPG Konusunda
Uyguladıkları Yanlış Politikalarla Ekonomik Krizi Ağırlaştırdıkları İddiasıyla
Başbakan Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu Üyeleri Hakkında Gensoru Açılmasına
İlişkin Önergesi (11/24) BAŞKAN - Hükümet?..
Hazır. Önerge, daha önce
bastırılıp dağıtıldığı ve okunduğu için tekrar okutmuyorum. Sayın milletvekilleri,
Anayasanın 99 uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir
üyeye, siyasî parti grupları adına birer milletvekiline ve Başbakan veya bir
bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri, önerge
sahibi için 10 dakika, gruplar ve hükümet için 20'şer dakikadır. Şimdi, önerge sahibi
olarak, Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'na söz veriyorum. Buyurunuz Sayın
Hatipoğlu. (SP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU
(Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Saadet Partisi Grubunun,
hükümetin enerji politikalarıyla ilgili verdiği gensoru önergesi üzerine
görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Sayın milletvekilleri,
hükümetin, uyguladığı ekonomik politikalarla birçok sektörü çökerttiği
hepinizin malumudur. Ekonomik çöküş, bir yandan ülkemizin geleceğini ipotek
altına alacak uluslararası anlaşmalar ve angajmanlara neden olmakta, öte yandan
da vatandaşı canından bezdirmektedir. Bu hükümet, maalesef,
halkı bir para makinesi olarak görmektedir. Halkın ekonomik, sosyal, kültürel
ve siyasal talepleri, bu hükümetin ilgi alanı dışındadır. Halk denilince, bu
hükümetin aklına, vergi gelmektedir, zam gelmektedir ve zulüm gelmektedir. Bu
hükümetin bir tek derdi vardır; vatandaşın cebindeki son kuruşu da almaktır.
Bakınız, bu hükümet, esnaf kesimini çökertti; her gün, yüzlerce işyeri
kapanıyor ve bu durum, hükümetin umurunda bile değil. Tarım sektörü, bu
hükümetin uygulamaları ve çıkardığı yasalarla, âdeta, açlığa terk edildi; bu
sektör, sahipsizlik içerisinde kıvranıyor; çiftçimiz, köylümüz, kredi
borçlarından dolayı, hapishane kuyruklarında bekliyor. İşçinin, memurun perişan
haliyse ortada. Esnafı, çiftçiyi, köylüyü, sanayiciyi, bankacılık sektörünü
çökerten 57 nci hükümet, enerji sektörünü de tam bir çöküşün eşiğine getirmiştir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; elbette ki, her ülke, ucuz, güvenilir, sürekli ve temiz enerji
sağlamak için planlar hazırlar, projeksiyonlar geliştirir. Bu projeksiyonlar,
gelecek on yılları, hatta, yüz yılları hedef alır. Oysa, bizim ülkemizde, değil
on yılı, değil yüz yılı, yarını bile öngören bir planlama, maalesef, mevcut
değildir. Hükümetin bir enerji politikası da yoktur. Enerji denilince, bu
hükümetin aklına, sadece, halkı soyup soğana çevirmek gelmektedir. Elektrik,
doğalgaz ve akaryakıt satışı yoluyla vatandaşın ne kadar daha fazla soyulacağı,
ne kadar daha fazla yoksullaştırılacağı hesabı yapılmaktadır. Oysa, Türkiye'nin, yeni
enerji kaynaklarına ihtiyacı vardır, elektrik santrallarının çoğaltılmasına ve
güçlendirilmesine ihtiyacı vardır. Tabiî ki, öncelikle, her ülke, kendi ulusal
kaynaklarına önem ve öncelik verir. Hidroelektrik santralları, kömür
kaynakları, güneş enerjisi, jeotermal tesisler ve petrol aramaları bir yana
bırakılıp enerji satın alma gayreti, maalesef, daha çok önplana çıkarılmıştır.
İlke olarak, bir yabancı ülkeye veya kaynağa, ihtiyacın yüzde 30'undan fazla
angajmanlık yanlıştır ve son derece tehlikeli neticeler doğurur. Elektrik
enerjisi üretiminde doğalgazın payı, şimdiden yüzde 35,5'i bulmuştur; bu oran,
OECD ülkelerinde yüzde 11 civarındadır. Ülkemizde, elektrik
fiyatları dünya ortalamasının çok üzerindedir. 25 OECD ülkesi arasında,
sanayide kullanılan en yüksek elektrik fiyatı Türkiye'de uygulanmaktadır;
böylece de, sanayi çökertilmekte, sanayi tesisleri kapanmakta, işsizler
ordusuna her gün yeni işsizler katılmaktadır. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; elektrik kullanımında kayıp kaçak oranı yüzde 23,5'i
bulmuştur. Geçen yıl, tüketime sunulan 128 milyar kilovatsaat enerjinin dağıtım
sistemlerinde kaybolan miktarı 21,5 milyar kilovatsaattir. Atatürk, Keban ve
Karakaya hidroelektrik santrallarının bir yıllık net üretimlerinin toplamının
20,1 milyar kilovatsaat olması dikkate alınacak olursa, bunun ne anlama geldiği
de anlaşılır. Elektrik kayıp kaçağından kaybımız 1 milyar dolar civarındadır ve
bu 1 milyar, hükümetçe, elektriği kullanan, dürüstçe elektrik borcunu ödeyen
vatandaşlara yüklenmektedir. Özellikle sanayicinin, bu yüksek doğalgaz ve
elektrik fiyatları karşısında büyümesi ve dünyayla rekabet etmesi mümkün
değildir. Sayın milletvekilleri,
elektrik fiyatlarına bir yılda yüzde 113 zam yapılmıştır. Bu fiyatlara, her ay,
otomatiğe bağlanmış gibi yüzde 2 zam yapılmaktadır. Bu yüksek elektrik
faturalarını ödeyemeyen ailelerin ve sanayi tesislerinin elektriği kesilmekte,
aileler karanlığa mahkûm edilmekte, sanayi tesislerinin kapılarına kilit
vurulmaktadır. Oysa, bundan önceki, Refahyol döneminde, her yıl, elektrik
üretimine yüzde 11 artı kaynak bulunması gerekiyordu. Şimdi, talep artması bir
yana, talep azalmasından söz edilmektedir. Değerli milletvekilleri,
bu hükümetin, yanlışlarına yanlış ekleyerek, Rekabet Kurulu Kanununu ve
Doğalgaz Piyasası Kanununu açıkça ihlal ettiği herkesin malumudur. Türkiye,
sahip olduğu coğrafî şansı iyi kullanabilmelidir. Dünya enerji talebinin en
yoğun olduğu Avrupa ile dünya enerji rezervlerinin en büyük payının olduğu
Ortaasya'yı birbirine bağlama şansı, bu hükümetin beceriksizlikleri yüzünden
kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bundan birkaç hafta önce doğalgaz fiyatıyla ilgili olarak
sergilenen tabloyu da huzurunuzda arz etmek istiyorum. Doğalgaz fiyatındaki
fahiş artışlar kamuoyunun dikkatini çekmiş ve doğalgaz aboneleri, konutlarında
doğalgaz kullananlar kömüre dönmek mecburiyetinde kalmışlardır. Sayın Enerji
Bakanı suçluyu bulup hemen teşhir etmekte gecikmedi "belediyeler doğalgaza
yüzde 40 zam yapıyor" dedi ve belediye başkanlarını bir toplantıya davet
etti, halkta büyük bir beklenti doğurdu; ardından, dağ fare doğurdu, BOTAŞ, 16
000 liralık bir indirim yaptığını ilan etti. Şimdi, doğalgaz fiyatları
yüksek mi; evet, yüksek. Bu yüksekliğin nereden kaynaklandığını benden sonra
konuşacak olan değerli arkadaşlarım uzun uzun anlatacaktır; ama, ben, hemen
şunu söylüyorum: Siz, doğalgaz fiyatlarının düşmesini istiyor musunuz? Eğer
istiyorsanız, hiç kaçamağa gerek yok, doğalgazı lüks tüketim malları
listesinden çıkarır, yüzde 18 olan KDV'yi yüzde 1'e indirirsiniz, en azından,
yüzde 17'lik, yüzde 18'lik bir fiyat ayarlaması yapmış olursunuz. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sorun sadece doğalgazda değil, elbette, biraz önce sözümün
başında ifade ettiğim gibi, hükümet, enerjiyi, halkı soyup soğana çevirmenin
bir aracı olarak kullanmaktadır. Bakınız, doğalgazın belediyeler tarafından
yüzde 40 zamla satıldığını ifade eden ve bunu fahiş bulduğunu ifade eden -ki,
doğrudur fahiştir- hükümet ne yapıyor? Ben, size bir iki tablodan bahsetmek
istiyorum. Bu hükümet, milleti soyup soğana çevirmenin yolunu enerji
kaynaklarına koyduğu vergilerle bulmuştur. Bakınız, ben, size normal benzinden
bahsedeyim. Bugün, normal benzinin rafineri satış fiyatı 184 026 liradır.
Rafineride 184 026 liraya satışa arz edilen normal benzin, şu anda, vatandaşa,
tüketiciye tam 1 200 000 liraya satılmaktadır. Peki, 184 000 lira ile 1 200 000
lira arasındaki fark nereye gitmektedir? İncelediğinizde göreceksiniz ki, 700
000 lira "Akaryakıt Tüketim Vergisi" adı altında vergi konuluyor. Bu
yetmiyor; navlun konuluyor. Bu yetmiyor; bütün bunlar üst üste toplanıyor,
toplanan paradan yüzde 18 de KDV alıyor. Yani, yeryüzünde, vergisinden vergi
alan yegâne hükümet olarak övünme hakkına sahipsiniz. Bu, vurgun, soygun; bu,
talan; bu, halkı fukaralaşmaktan başka ne anlama gelir?! Bakınız, litresi 199 000
liraya mal olan motorini, siz, 910 000 liraya satışa çıkarıyorsunuz. Peki, bu
hükümetin, benzinde yüzde 551, motorinde yüzde 357 kâr sağlayarak halka
sunarken vicdanı hiç mi sızlamıyor?! Bu hükümet, bu soğukta, karakışta donarak
ölen vatandaşın acısını yüreğinde hiç mi hissetmiyor?! Bütün bunları, burada,
elbette, gelip tartışmamız gerekir. Bununla da yetinmiyor
hükümet. Hükümet, âdeta Deli Dumrul gibi hareket ediyor. Bakınız, benzine,
mazota, motorine bu zammı getiren hükümet... Vatandaş, benzinden kaçarak, hiç
olmazsa otogaz alayım diyor ve otogaza yöneliş başlıyor. Motorlar
değiştiriliyor. Hükümet "sen vergi vermekten mi kaçtın, sen benzin
kullanmaktan mı vazgeçtin; ben, şimdi, sana yapacağımı yapacağım" diyor;
getiriyor, otogaza yüzde 68 vergi koyuyor, hiç içi sızlamadan, yüreği
titremeden. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Hatipoğlu,
lütfen, bitiriniz. ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU
(Devamla) - Hani Deli Dumrul hikâyesi var ya, köprüyü yapar "geçenden 5
akçe alırım; geçmeyenden, döverek 10 akçe alırım" der. "Benzin
kullanmıyorsunuz; ben, size otogazı da kullandırtmam, kullanmaya kalkışırsanız,
yüzde 70, yüzde 80 oranında her gün zam yaparak sizi mahvederim, perişan
ederim" diye, âdeta, tehdit etmektedir. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu hükümete, enerji politikaları nedeniyle haksız yapmayalım.
Bu hükümet iki sorunu çözdü. Bu hükümetten önce, Türkiye'nin elektrik enerjisi
ihtiyacının nasıl karşılanacağı konusunda tartışmalar yapılıyordu, uluslararası
anlaşmalar yoluna gidilmek isteniyordu. BAŞKAN - Sayın Hatipoğlu,
süreniz bitti, lütfen... ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım. Bu hükümet, bu sorunu
çözdü. Nasıl çözdü; sanayiciler kepenk kapattı, üretimden vazgeçtiler, şimdi
elektrik ihtiyacı yok, şimdi elektrik fazlalığı var. İkinci sorunu çözdü;
İstanbul, Ankara gibi büyük illerin ulaşımı nasıl çözülecekti, bunlarla ilgili
projeler yapılıyordu, şimdi ona da ihtiyaç kalmadı; çünkü, milletin, arabaya,
otomobile binecek parası kalmadı, herkes evinde oturuyor, arabalarını garajlarına
çektiler, böylece bu ulaşım sorununu da çözdüğünü varsayıyor. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu hükümet, uyguladığı enerji politikalarıyla halkı canından
bezdirmiştir. Yaptığı iş, adil bir yönetim anlayışıyla asla bağdaşmayacak bir
tavırdır. Yaptığının adı zulümdür, haksızlıktır, güçsüzden vergi almaya
kalkışmaktır, güçlüden vergi almamaktır. Sayın milletvekilleri,
bakın... BAŞKAN - Efendim, lütfen
bitirir misiniz. ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Aynı şeyleri
tekrar ediyorsunuz. ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU
(Devamla) - Sayın milletvekilleri, enerji politikaları nedeniyle, Saadet
Partisi Grubunun hükümet hakkında verdiği gensorunun sizler tarafından
desteklenmesini bekliyor; hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (SP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Hatipoğlu. Değerli arkadaşlarım,
konuşma süreleri gruplar ve hükümet adına 20'şer dakikadır; lütfen, sürelere
riayet edelim. Doğru Yol Partisi Grubu
adına Çanakkale Milletvekili Sayın Nevfel Şahin; buyurunuz. (DYP sıralarından
alkışlar) DYP GRUBU ADINA NEVFEL
ŞAHİN (Çanakkale) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yanlış enerji ve
doğalgaz politikaları nedeniyle Başbakan Bülent Ecevit hakkında verilen gensoru
üzerine Doğru Yol Partisi Grubu adına görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere
huzurunuzdayım; bu vesileyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 57 nci hükümetin Sayın
Başbakanı döneminde, Türkiye'de gayri safî millî hâsıla 200 milyar dolardan 140
milyar dolara düşmüştür. Ekonomi yüzde 10 daralmıştır. Sanayici, KOBİ'ler
fabrikalarını kapatmıştır. Esnafımız, dükkânını kapatmıştır. Memurumuz,
işçimiz, emeklimiz açlığa mahkûm edilmiştir. Sadece kapanan fabrikalar
nedeniyle, 2001 yılında, Türkiye'de, 2 000 000 insanımız, aşsız kalmıştır;
işini kaybetmiştir, aç kalmıştır. 1 000 000'a yakın
vatandaşımızın elektriği kesilmiştir. Dünyada petrol fiyatları düşmektedir.
Dünyadaki petrol fiyatları 30 dolardan 17-18 dolara inmiştir; ama, gelin görün
ki, Türkiye'deki enerji yüzde 300, yüzde 500, yüzde 600 zamlarla satılmaktadır.
Benden önce konuşan çok
değerli arkadaşım da belirtti; hiçbir dönemde, cumhuriyet tarihinin hiçbir
döneminde, benzin, mazot, fuel-oil yüzde 600 zamla satılmamıştır. 200 000
liraya mal ettiğiniz benzini halka 1 260 000 liraya, yine, 190 000 liraya mal
ettiğiniz mazotu da 930 000 liraya satıyorsunuz. Yüksek zam ve vergi
oranlarıyla milletimizi bıktırdınız, usandırdınız. Sanayicimiz, KOBİ'lerimiz
fabrikalarını kapattı, Bulgaristan'a, Balkanlara, Orta Asya ülkelerine, Orta
Amerika ülkelerine doğru gitmeye başladılar; niçin; yüksek elektrik enerjisi
ücretleri, yüksek doğalgaz fiyatları, yüksek vergiler ve yüksek sosyal güvenlik
primleri nedeniyle. Bırakınız yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesini, ulusal
sermayemiz, ulusal sanayicimiz yurt dışına kaçıyor; peki, vatandaşımız nereye
kaçacak; bunca büyük zamlar karşısında vatandaşımızın kaçacağı yer yok; ama,
okumuş, yetişmiş ve gerçekten de ülkemize büyük hizmet yapacak gençlerimiz,
yabancı büyükelçiliklerin kapısında, yurtdışına kaçmak için, Amerika'ya,
Avrupa'ya kaçmak için vize kuyruklarındadır. Değerli arkadaşlar,
Türkiye bu noktaya nasıl geldi; Türkiye bu noktaya bu Başbakan döneminde ve bu
Başbakan döneminde yapılan yanlış enerji politikaları sonucunda geldi. BAŞKAN - Sayın Şahin...
Sayın Şahin, izninizle bir şeyi söyleyeyim... NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar... BAŞKAN - Bir saniye
dinler misiniz Sayın Şahin... NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, rakamları vereyim... (DSP sıralarından gürültüler) Siz konuşun canım,
rakamları... BAŞKAN - Sayın Şahin,
istirham ediyorum. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Buyurun Sayın Başkanım. BAŞKAN - Eleştiri
hakkınızı elbette yasalardan alırsınız, İçtüzükten alırsınız; ama "bu
Başbakan" şeklindeki bir tabir Doğru Yol Partisinin tüzelkişiliğine de
yakışmaz. Devam edin lütfen. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Sayın Başbakan döneminde elektrik fiyatları, doğalgaz fiyatları artırılmıştır;
nasıl artırılmıştır; KDV oranları yüzde 8'den yüzde 18'e çıkarılmıştır. Yine,
petrol fiyatları 30 dolardan 18-20 dolara indiği halde tüketiciye
yansıtılmamıştır. Yine, yanlış doğalgaz politikaları sonucunda vatandaşımız,
sanayicimiz doğalgazı kullanamaz, parasını ödeyemez duruma gelmiştir. Bakın, rakamlar
vereceğim, burada milletimizle paylaşmak istiyorum. 1 Haziran 1997'de
elektriğin fiyatı, sanayide 9 610 lira, dolar bazında 6,88 sent. Değerli
arkadaşlar, bugün ne kadar biliyor musunuz, 11,55 sent sanayicinin kullandığı
elektriğin fiyatı, konutta ise 6,81 sent, vergiler dahil 8 sent. Bugün, bir
çocuğu olan bir ailenin kullandığı elektriğin fiyatı 17,56 sent; demek ki 3 kat
artmış. Bugün, sanayici, yüksek elektrik ve doğalgaz fiyatları nedeniyle,
yurtdışıyla rekabetini kaybetmiş. Avrupa ülkelerinde, konutlardaki elektriğin
fiyatı 11 sent, sanayideki fiyat ortalama 6-7 sent, Türkiye'de ise sanayicinin
kullandığı elektrik 11,55 sent. Değerli arkadaşlar, niçin
Türkiye bu hale geldi; yanlış enerji politikaları, yanlış doğalgaz politikaları
sonucu Türkiye bu hale geldi. Beş yıldır iktidarda olanlar, enerji krizi var
diye, bugüne kadar yanlış yatırımlar yaptılar. Bugün, Sayın Enerji Bakanı
"enerjimiz bıçak sırtında" diyor. Beş yıldır ülkeyi idare edenler,
ekonomik krizi yaratanlar, yol kazası yapanlar, beş yıl boyunca enerji krizinin
de içinden çıkamamışlar ve şimdi Sayın Enerji Bakanı "enerji bıçak
sırtında" diyor. Türkiye, enerji
kaynaklarının yüzde 70'inin olduğu bir bölgede, petrol kaynaklarına yakın,
doğalgaz kaynaklarına yakın. Peki, bu kadar yakın olmamıza rağmen, enerjimizi,
niçin, gerçekten, sağlıklı, ucuz, temiz ve yeterli bir enerji olarak elde
edemiyoruz? Bugün, Avrupa'daki bütün ülkeler doğalgazlarının 1 000 metreküpünü
en fazla 65-70 dolara elde ederlerken, Türkiye bugün doğalgazına 80 dolar
vermekte, 100 dolar vermekte, Mavi Akımla da 120 dolar verecek. Değerli arkadaşlar, şimdi
bahsedeceğim konuyu özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum; Türkiye, 1986
yılında, 6 milyar metreküplük bir doğalgaz anlaşması yaptı. Bu 6 milyar
metreküplük doğalgaz anlaşmasına ilave olarak da, geçtiğimiz yıllarda, 8 milyar
metreküplük ilave bir doğalgaz anlaşması yaptı; yani, batıdan gelen borudan
-aynı borudan- sadece, pompa istasyonlarını ve gücünü artırarak, 14 milyar
metreküp doğalgaz almaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti adına, BOTAŞ, Gasprom'dan
alıyor Rusya Federasyonu adına. 6 milyar metreküpte doğalgazın fiyatı, yaklaşık
80 dolar civarında. 19 Şubat 1998'de,
Turusgas diye bir aracı firma araya giriyor, Turusgas Firması kuruluyor; o
günkü başbakanın, o günkü Enerji Bakanının ve Başbakan Yardımcısı olan Sayın
Başbakanımızın döneminde. Turusgas'ın ortakları kim biliyor musunuz?..
Turusgas'ın ortakları BOTAŞ, Turusgas'ın ortağı Gasprom, Turusgas'ın ortağı bir
özel şirket GAMA, yüzde 15 ve yüzde 5 de hamiline bir hisse; yani,
ithalatçılar, ihracatçılar bir araya geliyor -niçin geliyor anlamak mümkün
değil- bir Turusgas Firması kuruluyor ve dolar bazında 1 000 metreküpe 20 dolar
ilave ediliyor. Yani, 8 milyar metreküp ilave doğalgazımızı, 20 dolar ilave
olarak Turusgas Firmasına ödüyoruz. Aradaki 160 000 000 dolar, yıllık, ilave
160 000 000 dolar, yüzde 5'ten hesapladığınızda, 8 000 000 dolar, hamiline
yüzde 5 hissesi olan kişiye gidiyor; 24 000 000 dolar da bir özel şirkete gidiyor. Aynı borudan Türkiye iki
gaz alıyor; biri 6 milyar metreküp, biri 8 milyar metreküp. Gazın miktarı
arttıkça -bütün dünyada böyledir- fiyatı düşer; ama, nedense, Türkiye'de 6
milyardan 8 milyar metreküpe çıkmış; yani, ilave 8 milyar metreküp alınarak 14
milyar metreküpe çıkmış ve bu 160 milyon dolar, sanayicimizin, tüketicimizin,
vatandaşımızın üzerine kambur olarak yüklenmiş. Şimdi, ben, buradan, Sayın Başbakana sesleniyorum: Gelip, Türk Milleti adına... Bu yüzde 5 hisse kimin? Bazı söylentiler
var. Hamiline yüzde 5 hissenin, bazılarının kardeşlerine, bazılarının yakın
akrabalarına ait olduğu söylentileri var. Biz, Doğru Yol Partisi olarak, bunu
günlerce basın toplantılarında, panellerde dile getirdik; ama, ekonomik yönden
cumhuriyet tarihinin en büyük krizi yaşanırken, enerji fiyatlarının düşmesi
gerekirken, bu ilave 160 000 000 doların, halkın sırtından para kazanan yüzde 5
hamiline hissenin kime ait olduğunu Sayın Başbakan bugüne kadar söylememiştir.
Niçin ihtiyaç duyulmuştur? Niçin ihtiyaç duyulduğunu ben size söyleyeyim: 15 Aralık 1997'de Mavi
Akım Sözleşmesi imzalandı. Türkmenbaşı'nın, kuyuda 30 dolar, sınırda 60-65
dolar olan Gürcistan-Türkiye sınırındaki gazını almadık, gittik, Mavi Akım
Sözleşmesini imzaladık. Karadeniz'in 2 000
metre derinliğinden borular gelecek ve doğalgazın fiyatı 120 dolar...
İşte, Mavi Akımın fiyatına kılıf hazırlamak için, Turusgas diye bir aracı firma
kurularak, özel şahıslara, özel firmalara, bu milletin sırtından rant
sağlanmıştır. Bunu, ben, buradan, Sayın Başbakana, özellikle... Gerçekten de, Türkiye'de
yolsuzluklar oldu, Türkiye yolsuzluklarda dördüncü sıraya geldi. Enerji
Bakanlığında, diğer bakanlıklarda ve kurumlarda yolsuzluk operasyonları
yapıldı; ama, Sayın Başbakan, bu yolsuzluk operasyonlarının üzerine gitmesi
gerekirken, savcıların, yargıçların, jandarmanın üzerine gitti. Bütün
bakanların, bütün kurumların icraatlarından sorumlu Başbakan, Başbakanlık
Teftiş Heyetini çalıştırarak, BOTAŞ'ın, TEAŞ'ın, TEDAŞ'ın idarî yönden
soruşturmalarını tamamlamadı. Bugün, BOTAŞ, bunca yüksek doğalgaz, bunca yüksek
elektrik enerjisi fiyatları nedeniyle batmış durumda, TEAŞ batmış durumda,
TEDAŞ batmış durumda, savcılar, jandarmalar olaya el koydu; ama, Sayın Başbakan
idarî yönden soruşturmaları yapıp, ilgililer hakkında bir işlem yapmadı. Turusgas'dan BOTAŞ Genel
Müdürünün çok yüksek maaş aldığını hepimiz biliyoruz; 15 000 dolarlar, 30 000
dolarlar... BOTAŞ eski Genel Müdürü Turusgas'ın da Başkanı. Yine, BOTAŞ eski
Genel Müdürünün hanımı GAMA'da çalışıyor; yine, eski Genel Müdürün kızı
Turusgas'da çalışıyor. Değerli arkadaşlar,
bunlar normal şeyler değil. Eğer, yolsuzlukla, yoksullukla mücadele edeceksek,
bütün denetimleri Başbakanın, kendi, yetkili olan, Başbakanlık Teftiş Heyetini
harekete geçirmesi lazım. Olaylar, jandarmalık olduktan sonra, karakolluk
olduktan sonra, yargıya intikal ettikten sonra idarî soruşturmalar bugüne kadar
tamamlanmamıştır. Yine, hepimiz biliyoruz
ki, Mavi Akım konusunda Samsun-Ankara ayağı ihalesiz 339 000 000 dolara
verildi. Değerli arkadaşlar, 15
Aralık 1997 yılında, BOTAŞ ile Rusya Mavi Akım Sözleşmesini imzalıyor, aradan
üç gün geçiyor, Gasprom diyor ki: "Benim Türk ortaklarım bunlar..."
Meclisten altı ay sonra geçiyor, yatırım programında yok ve hepimiz biliyoruz
ki, bu anlaşmaların daha önce yapıldığıdır. 15 Aralık 1997'de yapılan anlaşmadan
sonra, üç gün içerisinde, Türk ortakları, Rusya tarafından BOTAŞ'a
bildiriliyor. Yapılan sözleşmede, avansların ödenmesinde fevkalade yanlışlıklar
var, usulsüzlükler var. BOTAŞ dosyasına savcı el koydu; ama, BOTAŞ dosyasına
Sayın Başbakanımız el koymadı. Değerli arkadaşlar,
Türkiye'nin enerji planlamasında da yanlışlıklar var. Bakın, size, burada bir
grafik göstereceğim. Bu, BOTAŞ'ın, bugüne kadarki, yani, 2000 yılına kadarki
tüketim, ihtiyaç eğrisi; eğer, 2010 yılında 82 milyar metreküpe çıkacaksa, bu
eğrinin, mutlaka, bu şekilde veya şu şekilde gitmesi lazım. Bütün
arkadaşlarımız bilir ki, bu tüketim ve ihtiyaç, talep eğrisi, maalesef, yanlış
yapılmış. Niçin yanlış yapılmış; daha önce yatırımları yapmak, bağlantıları
sağlamak, ihaleleri yapmak için. BOTAŞ Genel Müdürlüğü, üç
yıl önce 2 milyar dolarlık ihale yaptı ve bugün, Mavi Akım, Karadeniz'in
altından gaz gelmediği için çalışmıyor. Yine, illerin şebeke boruları
döşenmediği için 2 milyar dolarlık yatırım önceden yapıldı ve ben, Sayın
Başbakana da bu belgeyi vereceğim. Kasıtlı olarak bu şekilde
sıçratılan bir talep eğrisi olamaz. İşte, bu kırmızı bölge, yolsuzlukların
yapıldığı bölge. Daha önce, ihtiyaçtan fazla boru hatları ihale edildiğinden,
ihtiyaçtan fazla bağlantıların yapıldığından dolayı, 2 milyar dolarlık yatırım
iki yıldır kullanılmıyor. Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu?! Değerli arkadaşlar,
tüketicimiz, elektrik tüketicimiz, vatandaşımız 17,5 sente elektriği
kullanıyor, sanayicimiz 11,5 sente elektriğimizi kullanıyor; ama, bunlarla
ilgilenen yok. İcranın başındaki, yolsuzlukların üzerine gideceğine, aman
hükümette bir şey olmasın, uyum olsun, istikrar olsun; ama, artık, herkes
biliyor ki, bu uyumun ve istikrarın altında yolsuzluk var, soygun var,
suiistimal var. Değerli arkadaşlar,
gerçekten de, bugün, Türkiye'nin kullandığı 16 milyar metreküp doğalgaz. Bu 16
milyar metreküp doğalgazın kaçını konutlar kullanıyor dersiniz; 2,7 milyar
metreküpünü! 11,5 milyar metreküpünü elektrik üretiminde kullanıyoruz, 3 milyar
metreküpünü de sanayide kullanıyoruz. Şimdi, Batı'dan 6 milyar metreküp
olarak... Bütün dünyanın 60-65 dolara aldığı, bizim 80 dolara, 100 dolara, 120
dolara aldığımız ve ne olduğu belli olmayan, gizlilik içerisinde, kamuoyundan
saklanan; ama, bugünkü fiyatlarla, BOTAŞ'ın belediyelere sattığı gazın, 1 000
metreküpünün fiyatı 168 dolar. BAŞKAN - Sayın Şahin, 3
dakikanız var, ona göre ayarlayınız. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Yani, 80 dolara alacaksınız, 168 dolara satacaksınız. Benzini 200 000 liraya
mal edeceksiniz, 1 250 000 liraya satacaksınız! O zaman, sizin enflasyon
hedefleriniz, Türkiye'nin kalkınması, gelişmesi, ucuz enerjisini elde edemeyen,
güvenli enerjisini elde edemeyen ülkelerin sanayileşmesi, ülkelere yatırım
yapılması mümkün değil. İşte, onun için, bugün, sanayicimiz gitmekte ve milletimizin
hali perişan. 100 000 000 lira ev
kirası ödeyen Batıkent'teki vatandaşımız, 170 000 000 lira doğalgaz parası
ödeyerek ancak ısınabilmekte. Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu? 17,5 sente
elektriği kullanan vatandaşlarımız sizi rahatsız etmiyor mu? Vatandaşımız
soğukta tir tir titremekte. Peki, niçin 168 dolara satıyorsunuz? Daha önce
yapmış olduğunuz yatırımları, dışarıdan aldığınız kredileri, yüksek faizleri
karşılamak ve yolsuzlukların üzerine gitmek yerine, yolsuzluğa giden paraları,
zamla, yüksek vergiyle, Akaryakıt Tüketim Vergisiyle vatandaşımızın cebinden
çıkarmaktasınız. Değerli arkadaşlar,
sadece 2002 yılında Akaryakıt Tüketim Vergisi olarak vatandaştan alacağınız
rakamı biliyor musunuz; 10,5 katrilyon, toplam Katma Değer Vergisi tutarı da
10,5 katrilyon. Dünyanın hiçbir yerinde Katma Değer Vergisi ile Akaryakıt
Tüketim Vergisinin aynı olduğu, 10,5 katrilyon gibi yüksek bir değere ulaştığı
hiçbir dönem görülmemiştir. 2002 yılında memura
ödeyeceğiniz toplam 22 katrilyon lira; yani, siz, memura ödeyeceğiniz paranın
yarısını, benzin kullandınız, mazot kullandınız, elektrik kullandınız diyerek,
tekrar, milletten geriye alıyorsunuz. Onun için, vatandaşımız, sizden ümidini
kesmiştir. Bir kere, Türkiye'nin
enerji politikalarına ciddî bir şekilde eğilmek lazım. Eğer, enerji
politikalarına ciddî bir şekilde eğilmezsek, önümüzdeki yıllarda, almadığımız
gazın parası olarak 1 milyar dolar ödemek mecburiyetinde kalacağız, almadığımız
elektriğin parası olarak 1,5 milyar dolar ödemek zorunda kalacağız. Doğalgazdaki... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Sayın Başkan, uzatmıyor musunuz? BAŞKAN - Süreniz bitti,
baştan da ikaz etmiştim. Teşekkür ediyorum. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Ama Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Şahin,
baştan söyledim, bu şekilde... NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
...herkese 2 dakika süre veriyorsunuz! BAŞKAN - Hayır, herkese
değil, gruplarla ilgili başta söyledim ve sizi de 3 dakika kala ikaz ettim. Teşekkür ediyorum. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) -
Hepinize saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Şimdi, Saadet
Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan; buyurun. (SP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır,
riayet edilmesini istirham ediyorum. SP GRUBU ADINA VEYSEL
CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grubumuz tarafından
verilen enerji politikalarıyla ilgili gensoru önergesi hakkında Grubumuzun
düşüncelerini açıklamak üzere söz aldım; Muhterem Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Bu gensoru önergesini
vermekteki amacımız, elektrik enerjisi ve petrol ürünlerinde hükümetin
uyguladığı yanlış politikaların, yapılan usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların
ortaya konulması ve alınacak tedbirlerin müzakeresidir. Değerli arkadaşlarım,
birtakım bilgi ve belgelerle konuşacağım, onun için, dikkatlerinizi istirham
ediyorum. Özetle, bu gensoru
önergesinde şu temel görüşlere yer verdik: 1- Hükümetin uyguladığı
enerji politikaları yanlış ve hatalıdır. 2- Hükümet, başta petrol
ürünleri, elektrik ve doğalgazda yüzde 500'e varan vergi ve yüzde 18 KDV'yle
vergi değil, vurgun yapmaktadır. 3- Uluslararası enerji ve
doğalgaz anlaşmalarında usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları vardır -biraz sonra
belgelerle ortaya koyacağım- bunların, mutlaka, detaylı araştırılması gerekir. 4- İthal edilen
doğalgazda kullanım fazlası oluşma tehlikesi vardır. Kullanmadan bedel ödeme
tehlikesiyle karşı karşıyayız; yani, bir yerde, hükümetin dikkatini çekiyoruz. Değerli milletvekilleri,
bir diğer önemli konu, petrol ürünleri, elektrik, LPG, tüpgaz, otogazda ve
doğalgazda, mutlaka ve mutlaka fiyat indirimine gidilmelidir. Alınması gereken
tedbirleri de, konuşmamın son bölümünde çözüm önerisi olarak takdim edeceğim. Değerli arkadaşlar, bu
gensoruyla ilgili olarak hükümetin yapacağı iki şey vardır: Bir; biraz sonra,
buraya hükümet adına çıkacak sözcü arkadaşımız, bu gensoru siyasî amaçlıdır,
hükümeti yıpratmaya yönelik verilmiştir diyerek, söylenenleri reddeder! Bir diğer önemli konu;
yapılan usulsüzlükleri ve hataları geçmiş yıllara yayar; yani, işi sulandırır. Peki, bunu ben nereden
ifade ediyorum; daha önceki gensorularda olduğu gibi, Enerji Bakanı hakkında
konuşuyoruz, gelen talep şu: Geçmiş on yılda Enerji Bakanlığı yapanlar...
Bayındırlık Bakanlığını konuşuyoruz; geçmiş on yılda Bayındırlık Bakanlığı
yapanlar... Böyle bir sulandırmaya gitmeden, net, somut cevap beklediğimizi
ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, son
onbeş gündür, bu gensoru önergesi verildikten sonra, basında, hükümet
tarafından bazı açıklamalar yapılmakta. Özellikle, hikmeti tam anlaşılamamakla
birlikte, Sayın ANAP Genel Başkanının, doğalgaza ve enerjiye çok yakın ilgisi
var ve açıklamalarında -gerek Mesut Yılmaz gerek Enerji Bakanları- "İran
doğalgazının fiyatı yüksektir" -bu da Refahyol dönemindedir- bir de
"belediyelere yüzde 70 kârla verilmiştir" deniliyor. Halbuki, Enerji
Bakanı, kendi Bakanlığı sahasındaki yargı kararlarını incelemiş olsaydı, bunun
doğru olmadığı ortaya çıkacaktı; çünkü, 31 Ocak 1995'te, Bakanlık, yüzde 30
genelgesi yayımlamış; ancak, Danıştay 10. Dairesi, 1998'de, 1162 sayılı
kararla, böyle bir kârın olamayacağını, serbest piyasa olduğunu ifade etmiş;
yani, iptal etmiş. Onun için, Sayın Bakanın, belediye başkanlarıyla bir araya
gelip bu genelgeyi yayımlamasının hiçbir hukukî mantığı da yoktur. Değerli arkadaşlar, enerjide
yapılan yanlışları satır başları halinde ifade ediyorum: Birincisi, TEDAŞ ve
TEAŞ'ta yap-işlet-devret ve davet usulüyle yapılan ihalelerde usulsüzlükler
vardır. Bunların belgeleri, enerji operasyonları da yargıdadır. İkincisi, lisans
devirlerinde usulsüzlükler vardır. Hâlâ, ÇEAŞ, Kepez ve Aktaş'ta, dağıtım
ihalelerinde, geçen hafta Bakanın açıkladığı gibi, 300 trilyonun üzerinde
alacaklar vardır. Bunlar yargıya intikal etmiştir. Üçüncüsü, otoprodüktör
firmalardan; yani, kendi enerjisini üreten firmalardan, üretim fazlası, yüksek
fiyatla alınmaktadır. Dördüncüsü, yatırım
yapılamadığı için, kayıp kaçak oranları yüzde 23'lerden, yüzde 20'lerden aşağı
çekilememektedir. Üretilen her 100 kilovat/saatin 20 kilovat/saati yolda
kaybedilmektedir; yani, hatların yenilenmeye ihtiyacı vardır. Bir diğer önemli konu da,
nükleer santral konusudur. Maalesef, on yıl uğraşmamıza rağmen, ihaleler,
şartnameler hazırlanmış, danışman firmalara milyonlarca dolar ödenmiş, ihaleye
çıkılmış, ihalede rüşvet iddiaları ortaya atılmış ve ihale sonuçlandırılamadan
devredışı bırakılmıştır; halkın ve devletin milyonlarca dolar zararı olmuştur. Değerli arkadaşlarım,
tabiî, enerjide böyle usulsüz hatalar, fahiş hatalar yapıldığı zaman bakın ne
oldu; bugün, TEDAŞ ve TEAŞ yetkililerinden en son aldığımız bilgiye göre,
piyasadan yaptığımız araştırmaya göre, 1 000 000 elektrik abonesinin,
faturasını ödeyemediğinden, elektriği kesiktir; yani, bu 5 000 000 insan
karanlıktadır! Bu, hükümetin yüz karasıdır! (SP sıralarından alkışlar) Mutfak tüpü 2001 yılı
başında 6 500 000 iken, 2001 yılı sonunda... Şimdi, bu rakamlar Sayın
Başbakanımıza iletilmemiş olabilir, bazen, ben kendisini televizyondan
izlediğim zaman "bu konu bana iletilmedi" diyor, belki haklı idi;
ama, şimdi iletiyoruz. Bakın, mutfak tüpünün fiyatı 2001 yılı başında 6 500 000
lira, 2001 yılı sonunda 16 500 000 lira, zam oranı yüzde 150. Otogaz da önce teşvik
edildi, 1 000 000 arabaya LPG değişim cihazları, tüpleri takıldı; ama, hükümet
hemen uyandı, bir defada otogaza yüzde 68 zam yaptı ve bugün otogaza bu zam
yapıldıktan sonra, bu 1 000 000 araç, servis ve parça sorunu... Yani millî sermaye heba oldu. Değerli arkadaşlar, peki,
biz bu elektrik fiyatlarından şikâyet ediyoruz da, esas, elektriği tüketen
sanayici ne diyor? Ankara Sanayi Odası Başkanının bir açıklaması var:
"Hükümet, tekelci görevini kötüye kullanıyor." Biz desek muhalefet;
ama, bunu, kullanan, parayı ödeyen söylüyor. Bu, keyfî bir uygulamadır,
sanayici isyan noktasındadır. Bakın Sayın Başbakanım, sanayicimiz, elektriği,
dünya fiyatlarından 3 kat daha pahalı kullanıyor; buna sizin hakkınız yok. Değerli arkadaşlar, 2001
yılında hükümet, enflasyona önce, yüzde 10 dedi, olmadı; yüzde 35 dedi, olmadı;
yüzde 50 dedi, olmadı; yüde 60 dedi; ama, rakamlar yüzde 89 gösterdi! Peki,
elektrikte yüzde kaç oldu zannediyorsunuz; yüzde 122! Elektriğe yüzde 122 zam
yapıldı. Peki, sanayici böyle de,
sokaktaki vatandaş ne diyor; elektriği tüketenler adına konuşan Tüketici
Hakları Derneği Başkanı bakın ne diyor: "Rekabet Kuruluna gideceğiz; bu
uygulama sosyal devlet ve kamu yararı anlayışına aykırı..." Sosyal
devlet... Sosyal demokrat... Başbakana
söylüyorum. Bakın, çok acı bir ifade
daha var. Onu da aynen, saygıyla okumak durumundayım. Diyor ki: "Hükümetin
bu yaptığı, vurguncu ve soyguncu uygulamadır." Açın, basında bakın.
Değerli arkadaşlar, bunu kim söylüyor; bunu, elektriği tüketen sanayici,
elektriği tüketen vatandaş söylüyor değerli arkadaşlar. Peki, onlar adına bir de
taleplerini ileteyim. Değerli arkadaşlar, evinizde 150 kilovat/saatten fazla
elektrik kullandığınız zaman yüzde 50 fazla ödüyorsunuz. 150 kilovat demek,
normal bir ailenin her zaman bulabileceği, aşabileceği rakam; yani, TEAŞ ve
TEDAŞ yetkililerinin, bürokratların, hükümeti de iğfaliyle, böylece, bir
yalancı, ekstra zam getirdiler. 150 kilovat/saati aşana, yüzde 50 zam artı
yüzde 5'lik Belediye Tüketim Vergisi... Bir de, KDV, yüzde 18'den yüzde 1'e
indirilsin... Elektriği tüketenlerin talebi olarak burada hükümete aktarıyorum
bir kere. Değerli arkadaşlar, peki,
acaba, hakikaten bu KDV indirimleri filan bu hükümetin yetkisinde mi; yani,
Sayın Başbakan biraz sonra buradan çıkıp diyebilir mi ki, ben, enerjide yüzde
18'i yüzde 1'e çektim diye; diyemez. Bakın ne diyor Sayın Mesut Yılmaz: IMF'ye
sözümüz var... Peki, millete sözünüz yok mu, meydanlarda millete söz vermediniz
mi?!. (SP sıralarından alkışlar) IMF'ye söz vermek mi önemli, millete verilen
söz mü önemli?! "IMF'ye sözümüz var; hiçbir yerde indirim yapmayacağız,
hiçbir vergide indirim yapmayacağız..." İnşallah, Başbakan buradan çıkınca
bizi utandırır. "Ancak, doğalgaz KDV'si için, geçici bir miktar olmak
üzere Bakanlar Kuruluna teklifi götürebilirim." Yani, indiririm değil;
yani, milleti, bir yerde, uyutuyorlar değerli arkadaşlar. Peki, hükümet böyle diyor
da, bürokratlar ne diyor: "Yılmaz'ın dediği bizi ilgilendirmez."
Bakın, enerji bürokratları ne diyor: "Başbakan Yardımcısının söylediği
bizi hiç ilgilendirmez." Peki, nedir: "2002 bütçesini yaptık, Türkiye
Büyük Millet Meclisinden geçti. KDV yüzde 18'dir, yüzde 8'e inemez; inerse,
kayıp 1 katrilyon olur. Kaynak bulun, yoksa inmez." Demek ki değerli
arkadaşlar, bu vergi hazırlanırken, bütçe hazırlanırken, basit bir bakkal
hesabıyla şu yapılmış; biz, elektrikten 1 katrilyon, doğalgazdan 2 katrilyon...
Ee, bu sizin yaptığınız için hükümet olmaya gerek yok ki, basit insanlar da
yapar; maliyeci, iktisatçı, ekonomist filan olmaya hiç gerek yok; yaptığınız iş
meydanda!.. Peki, değerli arkadaşlar,
şimdi, halk, sanayici ve tüketici isyanda. İsyanda da, acaba haklı mı rakamlara
bir bakalım: Bakın, 2001 başında kilovat/saat elektrik 52 580 lira. Değerli
arkadaşlar, aynı yılın sonunda 111 100 lira. Elektrikte artış oranı yüzde
113'tür. Yani, eğer, vatandaş, buraya kadar, Meclise kadar gelip derdini
anlatamıyorsa, demek ki, gücü yok. Peki, bu KDV indiriminin
-bürokratlar öyle diyor, Maliye Bakanı öyle diyor, hükümet yetkilileri öyle
diyor- acaba bazı yerlerde indiği oldu
mu? Bakın, enerji işletme hakkı devirlerinde 20 şirkete KDV yüzde 18'den
yüzde 1'e indi ve devletin bıraktığı para 500 000 000 dolar. Demek ki, çifte
standart var hükümette. Peki, bunlar acaba
kimlere verildi diye baktığımız zaman, çoğunluğunun da, hükümete her gün manşet
yapan, ekonomide bahar havası estiren medya gruplarına -bu 500 000 000 doların-
verildiği gözlenmektedir. Şimdi, ben merak
ediyorum, sosyal demokrat Sayın Başbakan, hükümeti oluşturan milletvekilleri
gider de, bir seçim bölgesinde "bu elektriğe bu kadar zam niye
yaptınız" denirse, acaba ne cevap verecekler?! Değerli arkadaşlar, hükümetin
uyguladığı petrol politikaları yanlış dedik. Bakın, şimdi, kurşunsuz benzinin
-en son tarih itibariyle- rafineri çıkışı 199 000 lira; ama, 1 250 000 liraya
satılıyor. Buna ticaret denilmez, buna vergi denilmez; bu, doğrudan doğruya
vurgun ve talandır. (SP sıralarından alkışlar) Bakın değerli arkadaşlar,
bölgeyi geziyoruz, Orta Anadolu'da buğday ekilmiyor. Niye ekilmiyor buğday;
çünkü, siz, 200 000 liraya aldığınız motorini, çiftçiye, 900 000 liraya
satıyorsunuz. Vatandaş mazot parası bulamadığı için ekim yapamıyor ve biraz
önce arkadaşım ifade etti, denilmiş ki, petrol ürünlerinde 10 katrilyon,
KDV'den 15 katrilyon... Demin ifade ettim, o zaman, siz, hükümet filan
değilsiniz yani; tamamen basit, aşağıda bürokratların önünüze getirdiklerine
göre karar veriyorsunuz. Şimdi, peki, hükümet, bu
aldığı paraları ne yapıyor -ben de merak ettim- aynen şöyle: Bu paralar IMF ve
Dünya Bankasına gönderiliyor; yani, faiz olarak, yani, hükümet tahsildarlık
yapıyor, tahsildarlık! Millete, hiç, beş kuruş faydası yok. Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bu yanlış politikalar ne getirdi: Çiftçimiz ekim yapamadı, iflas etti,
buğday ithal ediyoruz. Bundan üç beş yıl önce tarım ürünlerinde dünyada kendine
yetebilen en büyük devlettik; ama, bugün buğday ithal ediyoruz. Sanayide üretim
maliyeti yükseldi, ihracatımız düştü. Biraz önce, Sanayi Odası Başkanımızın
feryadını dinledik ve 65 000 000 insan akaryakıta, doğalgaza, elektriğe ve
ilaca getirilen yüklü vergilerle fakirleşti ve geçim sıkıntısı çekmektedir.
Şimdi, tabiî, tam halkın ifadesiyle, Orta Anadolu'da bize hep soruyorlar: Sahi,
bu hükümet kimden yana; IMF ve Dünya Bankasından mı yana, yoksa, halktan yana
söyleyebileceği bir şey var mı?! Değerli arkadaşlarım,
şimdi, vatandaşın son kuruşuna kadar ödediği vergiler... Bakın, bu hükümetin
yaptığı fevkalade fahiş, fevkalade hatalı, Anayasa, yasa ihlali niteliğinde bir
tane yasa geçirdiniz; belki, o yasaya burada oy veren milletvekilleri de var.
Bakın, Gelir Vergisi Kanunu geçici 15, geçici 59 uncu maddeye bir hüküm
eklendi; orada ne deniliyor: Bir vatandaşın faiz geliri, 111 milyar 500 milyon
lira ise, bu vatandaş vergi ödemeyecek. Peki, evinde 20
kilovat/saat elektrik kullanana vergi koyuyorsunuz da 110 milyar brüt geliri
olana neden acaba vergi koymuyorsunuz?! 24 Ekim 2001 tarihli, 4710 sayılı
Kanun. Peki, bu cürmü kim işledi; bu cürmü 57 nci Sayın Ecevit hükümeti işledi.
(SP sıralarından alkışlar) Evet, bu hükümetin ortakları, milliyetçi MHP ile
sözümona muhafazakâr ANAP işledi. Böyle şey olmaz. Bakın, acı söylüyorum ama, millet
adına söylüyorum; yoksa, kişilerle alışverişimiz yok. Bakın, bu hükümet
beceriksiz, basiretsiz, yeteneksiz, kifayetsiz. İktidarsınız muktedir
değilsiniz. Başbakan ABD'ye gidiyor. Aman! Başbakana yetişecek kanunlar,
kanunlar kanunlar... Grup önerisi üzerinde
konuşurken söyledim; çıkardığınız kanunların altında kalacaksınız. Bakın,
samimiyetle söylüyorum: Çıkın, milleti sokakta bir dinleyin. Değerli arkadaşlar, bu
hükümet, aslında kukla, ipi de IMF ve Dünya Bankasının elinde. Aslında yaptığı
da yapacağı da bu ha. Bize, "Siz hükümete fazla yüklenmeyin; zaten
becerikli olsalardı, niye Kemal Derviş'i getirsinler? Zaten bilmiyorlardı,
mecbur kaldılar da..." diye, Anadolu'da söylüyorlar. Sayın Başbakanımız ABD'ye
seyahat etti ve Bush'la görüştü. O görüşmelerin, doğrusu, bir yerinde Sayın
Başbakanımızın hatırlatması lazımdı Bush'a... Bakın Bush ne diyor: "ABD
hudutları içerisinde vergiyi artıran, benim vücudumu çiğner geçer." Sayın
Başbakan, hep böyle Irak'ı konuşmak yerine, bir de acaba Türkiye'deki vergileri...
Biz bu 89 katrilyonluk bütçenin 50 katrilyonunu faize ödeye ödeye ödeye nereye varacağız diye hiç sordunuz mu? Tabiî ki, sıra gelmemiştir herhalde. Değerli arkadaşlar, şimdi
vakit daralıyor. Ben hemen şunu söyleyeyim: Doğalgazla ilgili yedi sekiz tane
anlaşma yapmışız. Bu anlaşmalar gereği, 2005 yılına kadar 67,8 milyar metreküp
doğalgaz alımı sözleşmesi yapılmış. Ben, dün BOTAŞ'tan bir bilgi istedim, acaba
siz 2000 yılında, 2001 yılında ne kullandınız diye. 2000 yılında 14,4 milyar
metreküp, 2001'de 15,9 milyar metreküp. İşte, resmî evrak. 60, 70'le 15. Peki,
bu bilgilere baktım, BOTAŞ koyduğu hedefleri de geriye doğru çekmiş. Ben
bunları niye söylüyorum değerli arkadaşlar; bu ülke hepimizin. Yanlış
anlaşmalar yaptığınız zaman, fazla doğalgazı yakma ve parasını da, kullanmadan,
ödeme durumunda kalırsınız. Ben böyledir demiyorum, bir tehlikeye dikkat
çekiyorum; ama, bir gün böyle yapar, doğalgazı yakarsanız, çıkarız, burada,
millet adına bu yaptığımız uyarıyı hatırlatırız değerli arkadaşlar. BAŞKAN - Sayın Candan, 3
dakikanız kaldı efendim. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Tamam efendim. Değerli arkadaşlar, yine,
elimdeki bilgi ve belgelere göre, şu bir tanesi BOTAŞ'ın ithal ettiği doğalgaz
miktarıdır ve TPAO'dan aldığı 1 000 metreküp doğalgaz 50,9 dolar, yurt dışından
ithal ettiği doğalgaz da 76,6; TL bazında 89 000 liraya geliyor bugünkü birim
fiyatla. 89 000 liraya aldığı doğalgazı, perakendede, Eskişehir'de doğalgazı
450 000 liraya satıyor. Yani, mazotta ne yapıyorsa burada da aynısını yapıyor. Şimdi Sayın Bakan buraya
çıkabilir -Enerji Bakanı burada yok, İran doğalgazının açılışında bulunuyor-
gayet basit, bizim söylediklerimizi evvela bir yok sayar "bunlar hayal
mahsulüdür" der, arkasından, bürokratların kendisine verdiği rakamları
koyar ortaya ondan sonra bir bakarsınız ki, siz de hepsini alkışlarsınız. Ben,
bilgi ve belgelerden konuşuyorum. Aslında konuşmam
uzundu... Ama, şunu söyleyeyim: Peki, halen Enerji Bakanlığında sıkıntı var mı,
usulsüzlük var mı; var. Elimdeki belge... Değerli
arkadaşlar, BOTAŞ'ı, kendi yatırım dairesini kendi bürokratları denetliyor ve
bu bürokratların denetlemesinde enteresan bir sonuç çıkıyor; hiç virgülüne
dokunmadan bu sonucu okumak istiyorum değerli arkadaşlar. Başbakan Yardımcımız
da burada. Deniyor ki: "İhale komisyonunun, şartnameye uygun olmayan
hesaplama yöntemi kullanma nedeniyle devletin 30 000 000 dolar zararı
vardır." Bunu kim söylüyor? Bu, BOTAŞ'ta çalışan, BOTAŞ'ın yatırım ve
planlamasını yapan kurumu denetleyen kurumiçi müfettişlerin raporu. Şimdi, Sayın Bakan veya
hükümet adına buraya gelen, diyecek ki: "Böyle bir şey yok; böyle bir
müfettiş raporu yok." O zaman, biz, raporları, dosyaları alıp buraya
geleceğiz. Değerli arkadaşlar,
netice itibariyle, sözümü tamamlarken, bu hükümet Anayasa ihlali yapmaktadır ve
vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maddesine, Anayasa 73'e aykırıdır.
Yine, Anayasanın 172 nci maddesine göre, devlet tüketiciyi korumak
mecburiyetindedir; ama, bu yapılmamıştır. Burada yapılması
gerekenler: Enerji Bakanı, DPT arasında ihtiyaç mutabakatı sağlanmalıdır;
üretim, öncelikle yerli kaynağa ağırlık verilmelidir; TEAŞ ve TEDAŞ'ta yeniden
bir yapılanma meydana gelmelidir; elektrik dağıtım ihale sözleşmeleri hukukî
metinleri iyi hazırlanmalıdır; yargıda işlerin hemen çözülmesi, ucuz enerji
temini, nükleer santrallarla faaliyete geçirilmeli ve fiyatlar, mutlaka ve
mutlaka indirilmelidir diyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (SP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Çok teşekkür
ediyorum Sayın Candan. Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Mustafa Baş; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. AK PARTİ GRUBU ADINA
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Saadet
Partisinin, enerji, doğalgaz ve LPG konusunda uyguladıkları yanlış
politikalarla ekonomik krizi ağırlaştırdıkları iddiasıyla Başbakan ve Bakanlar
Kurulu hakkında verdikleri gensoru üzerine, Grubum AK Parti ve şahsım adına söz
almış bulunmaktayım; hepinizi hürmetle selamlıyorum. Değerli arkadaşlar,
doğalgaz üretmek, elektrik üretmek, doğalgaz satmak bir kamu hizmetidir. Kamu
hizmeti, vatandaşlar arasında, millî dayanışma fikrine dayanan, sosyal adaleti
sağlayan bir faaliyettir. Kamu hizmetleri, kâr maksatlarıyla, kârı artırmak
için yapılmaz. Herkesin faydalanabileceği, adil, eşit imkânları, hizmetleri
kamuya, halkın her kesimine getirmek; kamu hizmetinin anlamı budur. Bugün, maalesef,
konuştuğumuz konuda, özellikle elektrik ve doğalgazda, devlet, üretimde,
satmada, kamuyu, halkı bir kâr odağı, bir müşteri gibi görerek, hatta bütçe
açıklarını kapamanın, yapılan israfları kapamanın bir unsuru görerek,
maliyetlerin çok çok üstünde, vatandaşa bu hizmetleri götürmektedir. Vatandaş
da, bu karda, kışta kıyamette, bu soğukta, bu hizmetlerin fiyatları karşısında,
maalesef, son derece zor durumda kalmıştır. Vatandaşımız, bu hizmetleri
kullanamaz duruma gelmiştir. İfade edildi; milyonun üzerinde insanın elektriği
kesilmiştir, milyonlarca insan karanlıktadır ve insanlar, yatırım yapıp ısınmak
için kullanmak istedikleri doğalgazı kullanamaz duruma gelmişlerdir. 1970'li yıllarda, hava
kirliliği şehirlerimizde, özellikle büyük şehirlerimizde başgösterince, devlet,
buna karşılık, vatandaşa "size ucuz yakıt, temiz yakıt vereceğim"
demiştir ve doğalgazı yaygınlaştırmaya başlamıştır. Aslında, hava kirliliğinin
yüzde 70'i linyit kömürü yakımından meydana gelmektedir ve o dönemlere
baktığımız zaman, solunum yolu hastalıklarının, kalp yetmezliklerinin ve de
akciğer hastalıklarının arttığını, yine istatistiklerden, hava kirliliğinin yüzde
50 oranında düşürülmesi neticesinde bu hastalıkların düştüğünü görmekteyiz.
Bunu şunun için söylüyorum: Anayasa, 56 ncı maddesiyle, aslında, herkese
sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını sağlamıştır ve bu yaşama hakkını sağlamak
üzere hükümete ve devlete görev vermiştir. Yine, çevre koruma kanunlarımız da
hükümete görev yüklemiştir; vatandaşların sağlıklı bir ortamda yaşamalarını, bu
kanunlar hükümete mecbur kılmıştır. Şimdi, 1980'li yıllarda
hükümet -o dönemin yönetimi- halka demiştir ki: "Ben, sana, en güvenli
yakıtı veriyorum, en temiz yakıtı veriyorum, en ucuz yakıtı veriyorum, en
sağlıklı yakıtı veriyorum ve en kolay yakıtı veriyorum." Bunun için de
"hem ucuz hem de rahat"sloganıyla doğalgazı yaygınlaştırmak istemişti
ve yaygınlaştırmıştır. İnsanlar, buna göre binalarını yapmış, ısınmalarını
gerçekleştirmeye başlamışlardır. Diğer taraftan, sanayi
sektörümüz; özellikle, seramik sanayiinde, gübre ve cam sanayiinde, kireç ve
çimento sanayiinde; metal, kâğıt, kimya, otomotiv ve gıda sanayi sektörlerinde
doğalgaz, imalatın önemli bir girdisi, unsuru olarak kullanılmaya başlanmıştır;
ancak, ne yazık ki, bugün, Türk
sanayicisi, Avrupalı sanayicilerden 32 dolar daha fazla, doğalgaza ödeme
yapmaktadır. Avrupa'nın bazı ülkelerinde, mesela, İngiltere'de sanayide
kullanılan doğalgazın KDV oranı
yüzde 5, Çin'de yüzde 5, Japonya'da yüzde 5, Fransa'da yüzde 5,5, Lüksemburg'da
yüzde 6, İsviçre'de yüzde 7,6, Yunanistan'da yüzde 8 iken, Türkiye'de KDV
oranları yüzde 18'e çıkarılmıştır. Doğalgazın yaygınlaştırıldığı
dönemlerde 4 yıl KDV alınmamıştır. O dönemin BOTAŞ Genel Müdürü ısrarla, KDV'ye
karşı çıkmıştır. Sonra yüzde 1, sonra yüzde 6, geçen sene de yüzde 18'e
çıkarılmıştır. 9 yıl boyunca yüzde 8 olan KDV, hükümetiniz sayesinde geçen yıl
yüzde 18'e çıkarılmıştır ve bunlar, toplam fiyatın üzerine ilave edildiğinde,
halk ısınmak için doğalgazı kullanamaz duruma gelmiş, sanayici de imalat için doğalgazı kullanamaz duruma
gelmiştir. Geçen hafta okudum, Nuh
Çimento'nun genel koordinatörü Atalay Şahinoğlu ifade ediyor; doğalgazla imalat
yaptıkları takdirde, 1 ton kireç kullanımında maliyet 22 000 000 lira oluyor;
yine, kömürle imalat yaptıkları takdirde, 1 ton kireç imalatında masraf, 9 000
000 milyon lira oluyor. 1996 yılında bu firma kömürü, hava kirliliği ve devletin
taahhüdü karşısında, ucuz ve temiz yakıt taahhüdü karşısında, bu firma,
sistemini değiştirmiş 4 yıl önce; 1,5 milyon dolar yatırım yapmış, ucuz üretim
yapacağım, rekabet yapacağım diye; ama, 4 sene sonra, siz, hükümet olarak,
şartları değiştirmişsiniz, fiyatları artırmışsınız, KDV'yi yükseltmişsiniz.
Şimdiyse, aynı üretimin, maliyeti içerisinde, doğalgaz 22 000 000 lira, kömür 9
000 000 lira... Şimdi, bu firma, 1,5 milyon dolarlık bu yatırımı söküp, yeniden
kömüre dönmek istiyor. İşte, sizin, sırf sanayiciyi bu zarara uğrattığınızdan
dolayı, bu koltuklarda bir gün dahi oturma hakkınız yoktur. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar,
sadece doğalgazda değil, elektrikte, Türk sanayicisi -ifade edildi- Avrupa'daki
sanayiciden 3 kat, 4 kat daha fazla elektrik fiyatı ödemektedir. İsviçre
sanayicisi 2,7 sent, Fransız sanayicisi 4,1 sent, Alman sanayicisi 5,2 sent
öderken, Türk sanayicisi 9,6 sent,
yaklaşık 10 sent, elektriğe para ödemektedir. Diğer taraftan, teşvik
uyguluyorsunuz; işte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, Urfa'da, elektriği
yüzde 50 indirimli vereceğim diyorsunuz. Devletin bu taahhüdü karşısında,
sanayicimiz, gidiyor, orada, yatırımını yapıyor, üretime başlıyor, imalat
yapıyor, ihracat yapıyor, pamuğun kalitesi iyi, işçiden randıman alıyor; ama,
tam işin ortasında, siz, teşvikleri geriye doğru iptal ediyorsunuz ve birçok
sanayi kuruluşu, maalesef, kapanıyor. Bu hükümetin, işte, taahhütlerini yerine
getirmediği ve halka karşı verdiği sözleri yolun ortasında değiştirdiği için,
yine, burada bir gün dahi oturma hakkı yoktur. Değerli arkadaşlar, siz,
girdileri bu şekilde yükseltirseniz, Türk sanayicisi nasıl rekabet yapacak,
nasıl üretim yapacak, nasıl ihracat yapacak? Bunu yapamadıkları için, maalesef,
Türkiye'yi terk ediyorlar. Sayın Başbakan, geçen
hafta, Amerika Birleşik Devletlerindeydi. Orada, biz sizden yardım istemiyoruz,
iş istiyoruz, ticaret istiyoruz; size mal satmak istiyoruz; sizin
yatırımcılarınızın ülkemize gelmesini istiyoruz dediniz; ama, heyhat, bu
hükümet, güneşi, ceketinin astarı içerisinde kaybetmiştir. Oradan yatırımcıyı
teşvik ederken, kendi yatırımcısını vergiyle, yüksek maliyetli yakıtla,
enerjiyle eziyor ve kendi sanayicisi kepenkleri indirmek zorunda kalıyor. Bugün, Türkiye'de, 25 000 civarındaki tesisin 15
000'i, sizin yanlış politikalarınız neticesinde kapanmıştır; 2 900 küçük
ölçekli tesisin 500'e yakını, sizin yanlış politikalarınız neticesinde
kapanmıştır. Sayın Başbakana, sayın hükümete ve sayın kabine üyelerine
soruyoruz; son üç yıldan beri, Türkiye'deki tesislerini kapatıp da Romanya'ya
giden, Bulgaristan'a giden, Macaristan'a giden tesislerin sayısını biliyor
musunuz? Kırk yıldan beri, Türkiye'de imalat yapan dünyanın dev firmalarından
General Elektrik, maalesef, Türkiye'den üretimini kaldırıp, Macaristan'a
gitmiştir. Siz, orada, aman yatırım gelsin, aman sermaye gelsin, aman iş yapmak
istiyoruz diye dolaşıyorsunuz; ama, kendi ülkenizdeki sanayiciyi maalesef
eziyorsunuz, nefes aldırmıyorsunuz, rekabet yapamaz duruma düşürüyorsunuz. Sanayici rekabet
yapamazsa, üretim yapamazsa istihdam nasıl sağlanacak; insanlara iş nasıl
sağlanacak? Hükümetler işsize iş bulmak için kurulur. Sizin hükümetiniz de,
programında, istihdam sağlayacağım, iş imkânı sağlayacağım diye kurulmuştur;
seçim meydanlarında bunları vaat ettiniz; ama, hükümetiniz, insanlara iş
bulmadı, işi olan insanları işsiz bıraktı; çünkü fabrikaların kepenklerini
aşağıya indirdiniz. İşte odalarımızda
milletvekilleri olarak oturuyoruz, işsiz insanların dertlerinden, taleplerinden
hep beraber âdeta boğulmadık mı? Bunlar, hükümetinizin yanlış politikalarından
kaynaklanmaktadır. İşte son bir yıl içerisinde, Türkiye'de, iş bulmak değil,
işi olup da işini kaybeden 1 200 000 insan var. Eğer, sosyal patlama olmuyorsa,
bizim milletimizin kültüründeki birikimdendir, ananelerindeki birikimdendir.
Hepimiz birbirimize bakıyoruz; işte ramazan geçti, herkes herkesin yardımına
koştu, belediyeler insanların yardımına koştu, vakıflar insanların yardımına
koştu; bundan dolayı, insanlar sokaklarda değildir. Değerli kardeşlerim, onun
için, siz, Türkiye'de imalatı ve sanayiciyi öldürdünüz. Peki, bu konular neden
böyle oluyor: Bakınız, biraz önce, burada konuşan Doğru Yol Partisi sözcüsü
arkadaşımız dedi ki: "Siz, 10,5 katrilyon, sadece akaryakıt tüketiminden,
bu halktan vergi alıyorsunuz." Öyle dedi değil mi?! Ama, sayın
milletvekili arkadaşım, geçen hafta burada bir kanun çıktı ya, o kanunla, bu
10,5 katrilyon, 10,6 katrilyon oldu. Bu hükümet, geçen hafta, burada bir kanun
çıkararak, bu fakir fukara milletin sırtına 100 trilyon daha vergi yüklemiştir;
yani, biz, muhalefet olarak, bu hükümetin yaptığı zamlara yetişemiyoruz, takip
edemiyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu hükümet, âdeta, koyunun
postunun derdinde, vatandaşı soyulacak bir kaz gibi görüyor ve vatandaşı nerede
bulursa, yatıyor, kalkıyor, aklı, fikri, gücü, bu vatandaşın cebinden parayı
nasıl alırım... İşte, geçen hafta, Emlak
Vergisini artırdınız; kiracılar, bunun sıkıntısını çekecek, ev sahipleri bunun
sıkıntısını çekecek. Siz, Emlak Vergisini, belediyelere gelir olsun diye mi
artırdınız?! Yine, siz, geçen hafta,
burada, Anavatan Partisinin Grup Başkanvekili, Doğru Yol Partisinin Grup
Başkanvekili, Demokratik Sol Partinin Grup Başkanvekili ve Milliyetçi Hareket
Partisinin Grup Başkanvekilinin imzasıyla verdiğiniz önergeyle, alelacele,
İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin trilyonlarca parasını kesmediniz
mi?! NİHAT GÖKBULUT
(Kırıkkale) - Kesmedik... MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Siz, bu parayı kesip, diğerlerine aktaracağınızı söylüyorsunuz... NİHAT GÖKBULUT
(Kırıkkale) - Doğru... İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - Doğru... MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Hayır... Siz, bu parayı İller Bankasına veriyorsunuz. İller Bankasından diğer
belediyelerin borçlarına mahsup edeceksiniz; parayı, yine, bütçenize
indireceksiniz. Diğer belediyelerin gelirlerinden mahsup edemediğiniz için,
buradan alarak, oraya verdiniz. Sonra, siz, hangi hakla, İstanbul'un,
Ankara'nın parasını alıp, diğer belediyelere dağıtıyorsunuz?! Başkasının
cebinden, kesesinden mi hovardalık yapıyorsunuz?! (AK Parti sıralarından
alkışlar) Kendi bütçenizden verin. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - Oy kullandınız... MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Kendi bütçenizden verin. Ben, bir İstanbul milletvekili olarak, buradan
söylüyorum: İstanbul deprem bölgesidir; yarın bir deprem olduğu zaman,
belediyenin, yerel yönetimin alamadığı önlemlerden sorumlu kim olacak? Nasıl,
siz, 300 trilyonunu kesersiniz? İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - 109 trilyon... MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Yarın, yarım kalan metronun sorumlusu kim olacak? Ankara'daki yarım kalan
yatırımların sorumlusu kim olacak? Bunu, siz, dört parti,
iktidar partilerinin grup başkanvekilleri olarak, bu önergeyi vererek yaptınız
ve gece yarısı yaptınız. Mecliste tartışmaya bile yüreğiniz yetmedi. Bir
önergeyle, hiç kimsenin haberi olmadan, gece yarısında bunu geçirdiniz. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - Konya ve Kayseri Belediye Başkanlarıyla bir görüşün... MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Onun için, sizi, bu dört partiyi, bu dört grubu, İstanbul halkına ve Ankara
halkına, burada, şikâyet ediyorum. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - Kayseri ve Konya'nın Belediye Başkanları memnun hallerinden... MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Değerli kardeşlerim, diğer belediyeler
memnun diyorsunuz. Siz, bu uygulamalarla, belediyeleri birbirine
düşürüyorsunuz. Bu toplumun sosyal barışa ihtiyacı var; bu toplumun uzlaşmaya
ihtiyacı var; belediyeler arasında kavgaya ihtiyacı yok. Verecekseniz, kendi
bütçenizden verin; elâlemin parasını, İstanbul'un, Ankara'nın parasını başka
bir yere veremezsiniz. SALİH DAYIOĞLU (İzmir) -
Nereden gelmiş İstanbul'un parası?! MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, doğalgazla ilgili, halkı nasıl
sömürüyorsunuz. Aralık 2000 tarihinde, dünya hampetrol fiyatları 29,97 dolar; yani,
30 dolar civarında -doğalgaz, petrol fiyatlarına göre ayarlanıyor- bir sene
sonra, 17,30 dolara düşüyor; yani, dünyada petrol, bir yıl içerisinde yüzde 42
ucuzluyor. Dolar ise, geçen yıl 675 000 lira, bu sene, şimdi 1 320 000 lira. BAŞKAN - Sayın Baş, 3
dakikanız kaldı efendim. MUSTAFA BAŞ (Devamla) -
Dolardaki artış ise yüzde 98'ler civarında; yani, dünyada, petrol, bir yılda
yüzde 42 ucuzluyor, Türkiye'de dolar, bir yılda yüzde 98'ler civarında artıyor;
ama, siz, doğalgazı, 102 245 liradan 245 866 liraya çıkarıyorsunuz ve yüzde 141
artırıyorsunuz. İşte halk böyle sömürülüyor! Kamu hizmetleri kâr maksadıyla
yapılmaz. Bir başka husus; bütün bu
problemler nereden çıkıyor: Değerli arkadaşlar, doğalgazı, Türkiye'nin kaç
liraya aldığı belli değil. Aslında, bugün bir önerge oylanacak. Bu önerge
oylamasında şunu oylayacağız: Bu millet, kamu hizmetlerinin bütün hesaplarını
bilebilsin mi, kamu kuruluşlarının hizmetleri şeffaf olsun mu? Şeffaf olsun
diyenler "evet" oyu verecek; hayır, bunlar sırdır, bunlar milletten
gizlenir, bunlar kapalı kapılar arkasında yürütülsün diyenler de
"hayır" oyu verecek. Sizin bakanınız, çıkıp,
millete diyor ki, aslında şunu söylüyor: "Siz bu işlere karışmayın, biz
sizin için en iyisini yaparız; biz sizin için kötü bir şey yapmayız." Değerli arkadaşlar,
eskiden, krallar ve diktatörler de, halka böyle söylüyorlardı, diyorlardı ki: Siz kafanızı yormayın, biz
sizi en iyi şekilde idare ederiz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Onlar böyle
söylüyorlardı; ama, Türkiye, demokrasiyle yönetiliyor, krallık ve diktatörlük
dönemi geçmiştir. Dolayısıyla, Sayın
Başbakana buradan çağrıda bulunuyoruz. Bütün dünya ülkelerinde doğalgaz kaç
liraya alınıyor, satılıyor bilinmesine rağmen, Türkiye'de bu niye bilinmiyor?!
Sayın Başbakanın bunu açıklaması lazım. Devlet sırrının arkasına
sığınamazsınız. Türkiye'de birçok olay oluyor, devlet sırrının arkasına
sığınıyorsunuz. Bir Lockheed olayı olmuştu, bütün dünyada boyutları, ayakları
açıklandı; ama, Türkiye'ye gelince açıklanamadı; devlet sırrı!.. Böyle şey
olmaz. Sayın Başbakanın bu fiyatları açıklaması lazım. Zaman yok, kaldı ki,
bizim, bu fiyatlar konusunda duyumlarımız var. Bir başka husus da şudur:
Siz, belediyeleri çağırdınız, İstanbul, Ankara Belediyesine yüzde 30
indirttiniz, BOTAŞ olarak yüzde 6 indirdiniz. Halkı kandıramazsınız. KDV'yi,
muhakkak ve muhakkak düşürmeniz lazım, BOTAŞ olarak da yüzde 140'ların
üzerindeki kârlarınızı muhakkak düşürmeniz lazım, bu millete hizmeti ucuz
götürmeniz lazım. Değerli arkadaşlar, bu
saydığım sebeplerden dolayı, partimiz, hükümet hakkında verilen bu gensoru
önergesine müspet oy verecektir ve inşallah, bu hükümet, bugün burada düşerse,
milletimiz de yarın soğukta bayram edecektir. Hepinizi hürmetle
selamlıyorum. (AK Parti ve SP sıralarından alkışlar) HASAN GÜLAY (Manisa) - O
senin niyetin! BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Baş. Efendim, şimdi, Anavatan
Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut... Buyurunuz Sayın Gökbulut.
(ANAP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. ANAP GRUBU ADINA NİHAT
GÖKBULUT (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. 57 nci Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetinin Başbakanı Sayın Ecevit ile hükümet üyeleri hakkında,
Saadet Partisi Grup Başkanvekillerinin, Anayasanın 99, İçtüzüğümüzün 106 ncı
maddeleri uyarınca verilen gensoru üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına
görüşlerimi ifade edeceğim. Değerli milletvekilleri,
gensorular, Yüce Meclisin denetim yönünden en etkin kullanmak zorunda olduğu
mekanizmalardır. Eskiden, muhalefet partilerince gensoru isteminde
bulunulduğunda yer yerinden oynar, halk nefesini kesercesine Meclisteki
oylamanın neticesini beklerdi. Şimdilerde, gensoru müzakere ve oylamaları
basında dahi yer almıyor. Neden; bu hususta muhalefet partileri kendilerini yargılarlar
ve sorgularlarsa, sorunun kendilerinde olduğunu anlarlar. Bilgisiz, belgesiz,
her konuda, her sorunda hükümet ya da hükümet üyeleri hakkında verilen
gensorular, bu denetim müessesesinin ağırlığını maalesef kamuoyu nezdinde
azaltmıştır. Söz konusu gensorunun
müstenidi olan gerekçe ve soruları mütalaa ettiğimizde, heyeti umumiyesiyle
enerji piyasası ve özellikle de doğalgaz piyasası üzerinde durulduğunu müşahede
ediyoruz. Muhalefet temsilcileri,
Anayasa ve İçtüzüğün kendilerine verdiği denetim haklarını, şüphesiz,
kullanacaklar; takdir, Meclisin ve yüce halkımızın. Ancak, unutmayalım, size
verilen takdir hakkını siz yanlış kullandıkça, itibarınız azalmaktadır.
Unutmayınız ki, ekonomik bir kural vardır, siyasette de geçerlidir. Arz
fazlaysa malın değeri düşer. Sürekli hükümeti
eleştiriyorsunuz, iktidarı eleştiriyorsunuz; en doğal hakkınız,
eleştirebilirsiniz; hatta, şahit olduğumuz gibi, eleştiriyi biraz daha öteye
götürüyorsunuz, hareket ve hakarette bulunuyorsunuz. İktidar mensupları da bu
hareketlerinizi olgunlukla karşılıyor; çünkü, ülkeyi yönetmenin ağır
sorumluluğunun bilinci içerisinde hareket ediyorlar. Ancak, kamuoyunun gözünden
kaçmayan bir husus var. Muhalefet olarak eleştiriyorsunuz; fakat,
eleştirdiklerinizin yerine hiçbir şey koymuyorsunuz; aynen, bu gensoruda tevcih
edilen soruların ve eleştirilerin yerine alternatif çözüm yolları koymadığınız
gibi. Değerli arkadaşlar,
gensoruda tevcih edilen soruları tek tek cevaplayacaktım; ancak, arkadaşların
konuşmalarına binaen, bazı hususlara açıklık getirmek istiyorum. Şimdi, arkadaşlar burada
konuşunca, açıkça söyleyeyim, irkildim. Bir gerçek, ancak bu kadar
saptırılabilir ve tahrif edilebilir. Doğru Yol Partisi
Grubunun Değerli Sözcüsü Sayın Şahin, Turusgas'dan bahsetti. Değerli arkadaşlar,
sanki, 55 inci hükümetin, 56 ncı hükümetin döneminde kurulmuş ve birtakım
kişilerin, muhayyel olan, adı söylenmeyen, ama, gönderme yapılabilen kişilerin
ortak olduğu, burada itham edilmiştir. Değerli arkadaşlar, belge
elimizde, Turusgas'ın, 29 Aralık 1995 tarihinde, o dönemin Enerji Bakanı Şinasi
Altıner zamanında, önprotokolü yapılmıştır. HALİL ÇALIK (Kocaeli) -
Başbakan kim? NİHAT GÖKBULUT (Devamla)
- Başbakan da Sayın Tansu Çiller. Ayrıca, Yüksek Planlama
Kurulu, 25.11.1996 tarihinde karar almış. Aldığı karar, Türk-Rus ortaklığı olan
Turusgas'a, yüzde 35 oranında BOTAŞ'ın ortaklığıyla ilgili. Tarih 25.11.1996;
karar 96-T-53; konu, BOTAŞ'ın GAMA - Gasprom ortaklığına iştirak etmesi. Yüksek
Planlama Kurulu kararının altında "Başkan, Başbakan Prof. Dr. Necmettin
Erbakan", "Üyeler, Prof. Dr. Tansu Çiller, Başbakan
Yardımcısı..." Yani, bir gerçek bu kadar
tahrif edilemez ki. İşte belge elde. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)
Sanki 55 inci hükümet döneminde Turusgas kurulmuş, birine de yüzde 5 pay
verilmiş. Değerli arkadaşlar,
siyasette iki unsur vardır -her şeyi söyleyebilirsiniz- birinci unsur ciddiyet,
ikincisi de mesuliyettir. Ciddiyet ve mesuliyetin olmadığı yerde, sizin
yaptığınız siyaset, buz üzerine yazı yazmaktan başka bir anlam ifade etmez.
(ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) Sonra, Turusgas'la tekrar
bir anlaşma yapılıyor. İlk anlaşma, 6 milyar metreküplük. Rusya Federasyonu ile
Türk hükümeti arasında, ihtiyaca binaen, 8 milyar metreküplük de Turusgas'la
ayrıca bir sevk anlaşması yapılıyor; fakat, bu arada, Rus Federasyonu, hükümet
olarak devreye girmiyor, karşınıza Turusgas'ı çıkarıyor. Bu anlaşmada -çok
ilginçtir- daha önceki anlaşmadan farklı olarak, 12 dolar fark veriliyor.
Nedeni belli değil. Daha sonraki yapılan anlaşmalar, Mavi Akım Anlaşmasında,
eski 6 milyar metreküplük doğalgazın fiyatı veriliyor, İran doğalgazı için
yapılan anlaşmada yine aynı fiyat veriliyor; ama, Turusgas'la yapılan sevk
anlaşmasına 12 dolar fark veriliyor. Kimin zamanında; 53 üncü hükümet -kendisini
çok sayar, severim- Recai Kutan Beyin imzasıyla, şahitliği altında veriliyor.
Bugün doğalgazda bir fiyat artışı varsa, bu 12 doların da katlayarak gelmesinin
etkisi açıktır; çünkü, bazı 100 olarak alırsak, bu 12 dolar, belediyelere
verilen ilavelerle, giderek artmıştır. Değerli arkadaşlar, başka
bir husus: BOTAŞ, belediyelere kâr marjı veriyor. İlk tebliğ, 1995/1'de Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığından... Arkadaşlar yanlış ifade etti; Danıştayın
bozduğu karar BOTAŞ'la ilgilidir, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının fiyat
tespit etme hakkı vardır. 1991'deki ilk tebliğde, BOTAŞ, üst sınırı, yani
belediyelerin kâr marjını yüzde 30 olarak tespit ediyor. Sonra, 1997'nin
birinci ayında, yine Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bir tebliğ yayınlıyor,
bu yüzde 30'u yüzde 70'e çıkarıyor. Hangi dönem; yine, 53 üncü hükümet dönemi.
Düşünebiliyor musunuz; belediyelere, yüzde 70 kâr marjı verilir mi?! Niye;
çünkü, belediyeler kendi ellerinde, belediyeler kanalıyla siyaset yapmak amacıyla... Eğer, şu anda, doğalgazda
bir pahalılık varsa, bu, belediyelerin kâr marjının yüzde 30'dan yüzde 70'e
çıkarılmasıyla ilgilidir. Peki, sonra ne oluyor -dikkat ediniz- 55 inci hükümet
döneminde, hükümetin kurulmasından bir ay sonra, 9 Ağustos 1997 tarihinde bir
tebliğ yayınlanıyor; dönemin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Cumhur
Ersümer, yüzde 70'lik kâr marjını yüzde 45'e çekiyor. İşte, tüketiciye, halka
hizmet budur. (ANAP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, Mavi
Akım konusunda da, burada çok şey söylendi. Bakınız, Mavi Akımla ilgili
uluslararası sözleşme, 55 inci hükümetin ilk dönemlerinde Türkiye Büyük Millet
Meclisinde tartışılmış, 281 milletvekilinin katılımı ve 258 kişinin evet
oyuyla, muhalefet oyu kullanmaksızın, ittifakla kabul edilmiştir. O dönem evet
oyu veren -kendilerine teşekkür ediyoruz- bu dönem de herhalde içimizde,
muhalefette ve iktidarda olan arkadaşlar vardır. İttifakla kabul ettiğiniz bir
uluslararası anlaşmayı, niye bu şekilde, temcit pilavı gibi ortaya
çıkarıyorsunuz, anlamakta güçlük çekiyoruz. Avans meselesine gelince:
Değerli arkadaşlar, bütün dünyada, doğalgaz anlaşmalarında yüzde 15 avans
verilir. Bu, Türkiye'de böyledir, dünyada böyledir. Peki, Doğubeyazıt-Erzurum
doğalgaz anlaşmasında yüzde 15 avans verilmiş midir, verilmemiş midir; size
soruyorum. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Usulsüz verilmiş, usulsüz!.. NİHAT GÖKBULUT (Devamla)
- Efendim, sizin döneminizde verilmiş. İşte, burada yazıyor. Yani, kendi
döneminizde verilmiş. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Ne alakası var?! NİHAT GÖKBULUT (Devamla)
- Yani, ben bunu anlayamıyorum...
Siyaset, bilgi ve belgeyle yapılır. Biz, belgeleri sunuyoruz. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Ne belgesi?! NİHAT GÖKBULUT (Devamla)
- Doğubeyazıt-Erzurum doğalgaz ihalesinde, 8 000 000 küsur dolar, sizin
döneminizde verilmiş. Hatta, Botaş'tan, ilave avans verilmesi hususunda, 25
Haziran 1997 tarihinde Enerji Bakanlığına yazı yazılmış; Enerji Bakanınız,
hükümet sallantıda, Yüksek Planlama Kurulu kararı istihsal edemem, bundan
dolayı, işin önemine binaen ödenmesi demiş; ama, hükümet düştüğünden ödenmemiş.
Üç ay sonra, aynı ihale için Yüksek Planlama Kurulu kararı alınmış, teminat
mektupları alınmış -devlette devamlılık var- avans verilmiş. Sizin döneminizde
verilmiş, bu dönem verilmiş -devlet, ciddiyetle idare edilir- ve iş bitmiş.
Mavi Akımda yüzde 15 avans verilmiş, karşılığında teminat alınmış, Yüksek
Planlama Kurulu kararı istihsal edilmiş, işin yüzde 98'i bittiğinden verilen
avansın yüzde 98'i mahsup edilmiş, sadece yüzde 2'si kabul için bekletilmiş.;
iş de bitmiş. Ne oldu avansa?,, Yani, doğalgaz anlaşmalarının tümünde avans
kullanılır. Yeni âdet getiriyorsanız söyleyin. Sizin zamanınızda da
kullanılmış, bizim zamanımızda da kullanılmış. Değerli arkadaşlar, size
-içinizde, çok şükür, iktidar olmayan yok- soruyorum: Siz, Ay'dan mı geldiniz?!
Siz de bu memleketi idare ettiniz. (ANAP sıralarından alkışlar) Bu memleketi
idare ederken, halkın huzurunda "vergileri indireceğiz" dediniz,
hükümet oldunuz, indirdiniz mi; hayır, üzerine koydunuz. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) -
Yeni vergi koymadık. NİHAT GÖKBULUT (Devamla)
- Yani, muhalefetteyken bir türlü, iktidardayken bir türlü olmaz. Çifte
standartla ülke idare edilmez. Muhalefette de dediğiniz aynı olacak,
iktidardayken de dediğiniz aynı olacak. (ANAP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar,
aslında, iddiaların hiçbirinin sağlam müstenidi yok. Şimdi, burada, doğalgazla
ilgili, Mavi Akımla ilgili çok münakaşaya şahit olduk. Ne dediniz; "2400
metre altında, Karadeniz'in organik ortamında doğalgaz boru hattı döşenir mi?"
Döşenir arkadaşlar; gidin, bakın; 259 kilometresi döşendi. Özel alaşımlı
borular Japonya'da imal edildi. Bir müddet sonra da bitecek, hep birlikte
Samsun'daki terminalin açılışına gideceğiz. O zaman bu halka ne diyeceksiniz?! Ülke idare etmek, yatırım
yapmak risk gerektirir. Riske girmezseniz ülkeyi idare edemezsiniz. Ülkenin
problemleri çok. Bu ülkenin kalkınmaya, ilerlemeye ihtiyacı var. Parmağınızı
taşın altına koymazsanız, riske girmezseniz, hangi yatırımları bu ülke için
gerçekleştirebilirsiniz?! İş, lafla yürümüyor. Lafla peynir gemisi yürüyor. Bu
hükümet iş yapıyor. Bakın, işin özü şudur
değerli arkadaşlar, söyleyeyim: Bütün tenkitlerinizin çözüm yolu, yine, sizin
eleştirdiğiniz, burada karşı çıktığınız Elektrik Piyasası Kanunu ile Doğalgaz
Piyasası Kanununda yatar. Eğer, elektrik sent başı pahalıysa -doğrudur,
pahalıdır- sebebi nedir; monopolden kaynaklanmaktadır, devletin kötü
yönetiminden kaynaklanmaktadır. Devlette siz de varsınız, biz de varız. Serbest
piyasa ekonomisi içerisinde, kendi rekabeti içerisinde, arz ve talep
dengesinde, elektrik de, doğalgaz da düşer. İşte, bu hükümet, Doğalgaz Piyasası
Kanununu çıkardı, Elektrik Piyasası Kanununu çıkardı ve bunun müspet etkilerini
ileride göreceğiz; ama, siz, gerçekten devrim niteliğinde olan bu kanunları da
-tutanaklara bakalım- tartıştınız ve şikâyet ettiniz. Değerli arkadaşlar,
Türkiye'de doğalgaz pahalıdır -bunun sebeplerini açıkladım- çünkü, halkımızın
satın alma gücü düşüktür; ama, sanıldığı gibi, diğer yerler de, Türkiye'ye
göre, ucuz değil. Mesela -örnek vereyim- Avusturya'da, şu anda, 1 000 metreküpü
398 dolar, Fransa'da 435 dolar, İtalya'da 648 dolar, Almanya'da 410 dolar,
İspanya'da 554 dolar. Diyeceksiniz ki, halkımızın satın alma gücü düşük, ne
yapalım? Ama, biz, doğalgazı kendimiz imal etmiyoruz ki, dolar karşılığında
dışarıdan alıyoruz ve uluslararası piyasadaki optimum fiyattan alıyoruz. Yine, burada iddia
ediliyor: "Türkmen gazını niye almıyoruz?" Değerli arkadaşlar, Türkmen gazı, kuyu başında veya Türkmen
sınırında size teklif ediliyor. Dünyanın hiçbir yerinde doğalgaz, başka bir
ülkenin sınırında alınmaz; bütün uluslararası anlaşmalara göre, alıcının
sınırında teslim edilir. Ne deniyor: "Eğer, petrol 14 dolarsa, 41 dolardan
veririm; eğer, petrol 24 dolarsa, 81 dolardan veririm." Anlaşmalar ve
brifingler burada; tespit edilmiştir. Şimdi, şu anda 17 dolar olduğuna göre,
ortalama 60 dolara gelir Türkmen gazı kendi sınırında. Siz, Hazar gibi,
uluslararası hukuka açık olan ve sorunları olan bir yerden nasıl başkasının
gazını getirip kendi sınırınıza alırsınız? Yapılan anlaşma, getir benim
sınırımda ver, ben alayımdır; doğru olan da odur. Eğer, siz, Türkmen gazına,
kendi kuyu başından mesafenin maliyetini koyarsanız, şunu söyleyeyim, Mavi
Akımla temin edilen veya daha önceki ilk anlaşmayla temin edilen 6 milyar
metreküplük gazın 1 000 metreküpüne göre -100 baz kabul edersek- yüzde 3 daha
pahalıdır. Eğer anlaşma temin edilirse, Türkiye, ihtiyacına binaen,
Azerbaycan'dan da gaz alır, Türkmenistan'dan da alır, Rusya'dan da alır. BAŞKAN - Sayın Gökbulut,
3 dakikanız var efendim. NİHAT GÖKBULUT (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan. Doğalgazda yüzde 18 KDV
tartışılabilir. Doğrudur; çünkü, KDV'miz yüzde 15'ten 18'e çıkarılmıştır.
Ekonomik parametreler uygun hale geldiğinde yüzde 18'den de 15'e indirilir;
ancak, şunu söyleyeyim: Doğalgazda diğer ülkelerdeki KDV oranları, arkadaşın
dediği gibi, yüzde 5 değildir. İncelenirse, Avrupa ülkelerinde yüzde 16 ile
yüzde 21 arasında değiştiğini görürsünüz. Ayrıca, şunu söyleyeyim: Biz, devlet
olarak, sadece doğalgazdan değil, halkın kullandığı ve tabiî ihtiyacı olan
kömürden de, petrolden de, linyitten de yüzde 18 KDV alıyoruz; almak da
zorundayız ekonomik dengeleri sağlamak açısından. Yani, doğalgaz, tabiî ki lüks
tüketim değil; ama, lüks tüketimde alınan KDV'nin yüzde 23 olduğunu da arz
etmek isterim. Değerli arkadaşlar,
Saadet Partisinin Sayın Grup Başkanvekillerinin başka bir sorusu: Doğalgaz
kullanım payı yüzde 35'i bulmuştur; diğer ülkelerde yüzde 11'dir. Halbuki, OECD
ülkelerinde doğalgazın kullanımı 1999 yılına göre yüzde 17'dir ve doğalgaz,
temini kolay -ama, en önemlisi temiz enerj- olduğu için, her yerde tercih
edilen enerji tipidir. Kömürden elde edilen
elektriğin kilovat/saati 2 senttir; doğalgazdan üretilen elektriğin
kilovat/saati 16 senttir. Bunlar yanlıştır arkadaşlar. Açarsınız, internetten
görebilirsiniz; Enerji Bakanlığının literatüründen takip edebilirsiniz. Termik
santrallardan elde edilen elektrik kilovat/saati, ortalama 4 sent ile 9 sent
arasındadır. Doğalgazdan elde edilen elektriğin kilovat/saati ise, ortalama 7
ile 10 sent arasındadır; ancak, şunu unutmayalım: Doğalgazla ilgili kurulan
santralların ilk sabit masrafları üretilen elektriğe ilave edildiğinden,
başlangıçta pahalıdır; ama, süre geçtikçe düşmektedir. Değerli arkadaşlar, sürem
azalıyor. Sorunun tek çözümü var; serbest piyasa ekonomisi içerisinde, tam
rekabet koşullarında, monopol olmaksızın elektrik ve doğalgaz piyasasının
tanzimidir. 57 nci hükümet, bu konuda da, Doğalgaz Piyasası Kanununu ve
Elektrik Piyasası Kanununu çıkarmıştır, en hayırlı işlemi yapmıştır. Ben, sözlerime son
verirken, müstenidi olmayan ve iddiaları gerçeklere dayanmayan bu gensoruya
Anavatan Partisi Grubu adına ret oyu vereceğimizi bildirir, tümünüzü saygıyla
selamlarım. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Çok teşekkür
ediyorum Sayın Gökbulut. NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale)
- Sayın Başkan, Sayın Gökbulut arkadaşım, ismimden de bahsederek bir yanlış
bilgi vermiştir; açıklamak istiyorum. BAŞKAN - Zabıtları
getirtirim, sataşma iddiasındaysanız... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Güven,
buyurunuz. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkanım, AK Partisi Grubu adına konuşan değerli sözcü, ifadelerinde dört
hükümet ortağından bahsetmektedir. Oysa, Doğru Yol Partisi bugünkü hükümetin
ortağı değildir, böyle bir niyeti de yoktur zaten. Bu nedenle... MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Derviş!.. Derviş!.. TURHAN GÜVEN (İstanbul) -
Ha, Sayın Derviş... O beni ilgilendirmiyor, o sizi ilgilendiriyor. Bakınız, burada verilen
önergede, Sayın Emrehan Halıcı var, Sayın Yaşar Dedelek var, Sayın Mehmet
Şandır var ve bu arada, Aydın Milletvekili Sayın Altınkaya ile İzmir
Milletvekili Sayın Güler Aslan bulunmaktadır; yani, 5 imza vardır; ama, Doğru
Yol Partisinin, ne Grubu adına ne kişisel, bir imzası yoktur. Bu nedenle, bu
tavzihin yapılmasını, daha doğrusu, büyük belediyelerin gelirlerinin kesilmesi
yönünde Doğru Yol Partisinin tersine bir isteği olduğunu, yani, kesilmemesi
yönünde isteği olduğunu ifade etmek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Ben de size
teşekkür ediyorum. Zaten, Sayın Mustafa Baş,
Başkanlığa gönderdiği pusulada da, yanlış ifade ettiğini, dört gruptan ibaret
olduğu da belirtmişlerdi. Çok teşekkür ediyorum. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Candan, bir
şey mi söyleyeceksiniz? VEYSEL CANDAN (Konya) -
Bir şey söyleyeceğim. BAŞKAN - Peki, buyurun. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, ya BOTAŞ'ın raporlarına ya Enerji
Bakanlığı raporlarına göre çıktım, konuştum ve konuşmamda, yüzde 70 vergiyle,
yani, belediyelerin yüzde 70 kâr marjıyla ilgili olarak, Danıştayın 10. Dairesi
30, 40, 50, 60 öyle bir limiti kabul etmiyor ve iptal etmiştir, zaten, böyle de
bir genelge yoktur dememe rağmen, Anavatan Partisi Grubu sözcüsü arkadaşım,
ısrarla, böyle bir genelgeden bahsetti, Danıştayın kararına rağmen. Bir ikinci konu, avans
verme konusu. Her hükümette avans veriliyor dendi. Bu doğrudur ve her hükümette
de verilmiştir; ancak, Anavatan döneminde, Enerji Bakanlığı onların olduğu
dönemde verilen 50 000 000 dolarla ilgili müfettiş görüşü, paranın birbuçuk yıl
erken verildiği, şartların oluşmadan verildiği ve suç oluştuğu şeklindedir. Bilginize arz ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum. Şimdi, hükümet adına,
Devlet Bakanı Sayın Mehmet Keçeciler; buyurunuz. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından
alkışlar) NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale)
- Sayın Başkan, bana söz vermediniz... BAŞKAN - Hayır efendim...
Zabıtlara baktıracağım... Sayın Bakan, süreniz 20
dakikadır; bu süre içinde kalmanızı rica ediyorum. DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Saadet Partisi
Grubu adına Grup Başkanvekilleri, Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu, Konya
Milletvekili Veysel Candan ve Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun,
enerji, doğalgaz ve LPG konusunda uyguladıkları yanlış politikalarla ekonomik
krizi ağırlaştırdıkları iddiasıyla Başbakan Sayın Bülent Ecevit ve Bakanlar
Kurulu üyeleri hakkında Anayasanın 99 ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir
gensoru açılmasına ilişkin önerge hakkında hükümetimizin görüşlerini arz etmek
üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Saadet Partisinin,
doğalgazda yanlış politikalar uygulandığı ve bunun neticesinde hem yurtdışına
ödenen paranın arttığı hem de vatandaşımızın doğalgaz ve elektriğe dünya
fiyatlarının çok üzerinde para ödediği iddiasıyla hükümetimiz hakkında verdiği
gensoru önergesi, burada, bazı açılardan enine boyuna incelendi, araştırıldı,
söylendi. Anavatan Partisi sözcüsü Sayın Nihat Gökbulut'un açıklamalarına
hükümet olarak biz de katılıyoruz; ancak, bazı hususların altını çizip, çok
fazla vaktinizi almayacağım. Hepinizin bildiği gibi,
ithal doğalgazın geçmişi 1984 yılına dayanmaktadır. Başbakanı Sayın Turgut Özal
olan 45 inci hükümet döneminde, eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile
Türkiye arasında bir doğalgaz anlaşması yapılmıştır ve 1987 tarihinden itibaren
de ilk gaz sevkiyatı başlamıştır. Yani, Türkiye, ithal doğalgazı 1987'den
itibaren kullanmaya başlamış ve o tarihten beri de gaz tüketimi sürekli olarak
artmıştır. Daha sonra, 46 ncı hükümet döneminde, yine Turgut Özal'ın
Başbakanlığı, Kâzım Oksay'ın Devlet Bakanlığı döneminde, Cezayir'le
sıvılaştırılmış doğalgaz anlaşması yapılmıştır. Başbakanı Sayın Tansu
Çiller ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Şinasi Altıner olan 52 nci hükümet
döneminde, Nijerya'yla sıvılaştırılmış doğalgaz anlaşması yapılmıştır.
Başbakanı Sayın Necmettin Erbakan ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın
Recai Kutan olan 54 üncü hükümet döneminde, İran'la 10 milyar metreküp doğalgaz
ticarî anlaşması ve Rusya'yla, ilave 8 milyar metreküp doğalgaz anlaşmasının
çerçeve ticarî anlaşması yapılmıştır. Yani, Turusgas anlaşması, 54 üncü hükümet
döneminde yapılmıştır. Başbakanı Sayın Mesut
Yılmaz ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Cumhur Ersümer olan 55 inci
hükümet döneminde, Rusya Federasyonu'yla Mavi Akım doğalgaz hükümetlerarası
ticarî anlaşması yapılmış, Türkmenistan'la Hazar geçişli doğalgaz
hükümetlerarası anlaşması ve 54 üncü hükümet döneminde, Rusya Federasyonu'ndan
ilave 8 milyar metreküp doğalgaz temini için imzalanan çerçeve anlaşmasına
paralel, 8 milyar metreküp doğalgaz anlaşmasının ticarî anlaşması yapılmıştır. Başbakanı Sayın Bülent
Ecevit ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Ziya Aktaş olan 56 ncı hükümet
döneminde, 55 inci hükümet döneminde imzalanan hükümetlerarası anlaşma
çerçevesinde, Türkmenistan'la ticarî anlaşma yapılmıştır. Başbakanı Sayın Bülent
Ecevit ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Cumhur Ersümer olan 57 nci
hükümet döneminde, Azerbaycan'la hükümetlerarası ticarî anlaşma imzalanmıştır. Görüldüğü gibi,
Türkiye'nin 1984'ten bu yana imzaladığı anlaşma sayısı 8'dir ve imzalayan
hükümetler de bunlardır. "Bu anlaşmaların
fiyatları niçin açıklanmaz; bütün dünyada açıklandığı halde Türkiye'de
açıklanmaz" sözü doğru değildir, diğer ülkelerde de açıklanmaz; açıklanan,
sadece satış fiyatlarıdır, alış fiyatları diğer ülkelerde de gizlidir ve ben
de, burada, sorumlu bir hükümet üyesi olarak, bu fiyatları açıklamıyorum.
Açıklamamız, Türkiye'nin aleyhine olur, Türkiye'yi sıkıntıya sokar; ancak, bir
hususun altını çizmek istiyorum, bir hususu açıklamak durumundayız. O da şudur:
Bu anlaşmaların tamamından en pahalı olanı, Turusgas'la yapılan anlaşmadır ve o
anlaşma da 54 üncü hükümet döneminde yapılmıştır (DSP, MHP ve ANAP sıralarından
alkışlar) Başbakanı Sayın Tansu Çiller'dir, Enerji Bakanı da Sayın Recai
Kutan'dır. Mavi Akımdan temin edilen gaz bile... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Bakan, kimin Başbakan olduğunu karıştırıyorsun! DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - ...gaz dahil, diğerlerinden ucuzdur. Dolayısıyla... NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale)
- Recai Kutan'ın Enerji Bakanlığında Necmettin Erbakan Başbakandı. DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - Evet, evet... Ama, ilk imzalayan... NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale)
- Hayır efendim, yanlış söylüyorsunuz. DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - Tabiî, tabiî, Necmettin Erbakan'ın Başbakanlığında... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Yanlış söylüyorsunuz Sayın Bakan, incelememişsiniz. DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - ...54 üncü hükümet döneminde; doğrudur, düzeltiyorum; 54
üncü hükümet döneminde, doğrudur. HASAN GÜLAY (Manisa) -
Başbakan Yardımcısı kim orada?! DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - Evet... Değerli arkadaşlarım,
şöyle toparlayalım: Şimdi, bir kaşık suda fırtına koparmanın âlemi yoktur.
Türkiye'nin yapmış olduğu sözleşmeler çerçevesinde, Avrupa ülkeleriyle mukayese
edildiği zaman, Türkiye, çok fazla pahalı gaz kullanan ülkeler arasında
değildir. Şimdi, bunu, rakamlarla, arkadaşlarım söylediler. Bu rakamları, kısa
kısa, sizlere arz etmek istiyorum; çünkü, burada, bazı yanlış intibalar doğdu.
Sanki, Türkiye, Avrupa'da doğalgazı en pahalı kullanan ülkeymiş gibi bir intiba
doğdu; bu doğru değildir. Meskenler için ayrı,
sanayi için ayrı olmak üzere, şöyle özetleyebiliriz: Sanayi için doğalgaz, 1
000 metreküpü, dolar üzerinden; Avusturya'da 146,4 dolar, Belçika'da 123,2
dolar, Fransa'da 138,1 dolar, Almanya'da 170 dolar, İtalya'da 147,6 dolar,
Hollanda'da 123 dolar, İspanya'da 139,2 dolar, İsviçre'de 226,5 dolar,
Türkiye'de 141,8 dolar, İngiltere'de 119 dolar. Görüldüğü gibi, Avrupa
ülkeleriyle mukayesesine bakıldığı zaman, Türkiye ortalarda yer almaktadır; ne
en düşük doğalgazı satan ne en pahalı doğalgazı satan ülkedir. Dolayısıyla, sanayicilere
verilen doğalgaza mesken açısından baktığımızda, durum biraz daha iç açıcıdır
ve Türkiye açısından, mesken açısından rakamları verdiğimizde, daha avantajlı
bir durum söz konusudur ve Türkiye, meskenlere verilen doğalgazda, Avrupa'da en
düşük bedelle doğalgaz satan ülke konumundadır. Bunu da, bu vesileyle ifade
ediyorum. Zaten, ANAP sözcüsü arkadaşımız konuyu ifade ettiği için, ben,
burada, rakamları tekrar sayıp dökme durumunda değilim; ama, dileyen muhalefet
sözcüsü olursa, resmî rakamları aynen kendilerine takdim edebilirim. Şimdi, şunun altını da
çizmemiz gerekmektedir: 1999 yılı sonlarından başlayarak, dünya petrol
fiyatları çok yüksek seviyelere çıkmıştır, 30 dolarlara çıkmıştır. Doğalgaz
fiyatları, 6 aylık ve 9 aylık fazlar halinde fiyatlara yansımaktadır. Evet,
petrol fiyatlarına endekslidir; ama, 6 ay ve 9 ay sonra intikal etmektedir.
Yükselen petrol fiyatları, tam olarak, bizim, Türkiye'deki en sıkıntılı
dönemlerimize isabet etmiştir ve dolayısıyla, burada ifade edilen rakamlar
eksiktir. Onun altını özellikle çizmek istiyorum. Şöyle noktalayalım: BOTAŞ
Genel Müdürlüğü, 2001 yılı temmuz ayından sonra, doğalgaz ortalama alım
fiyatlarının düşmesi nedeniyle ancak kâr edebilmiştir; ondan önce, doğalgazı,
hep, başabaş veya maliyetinin altına halka intikal ettirmiştir. Aralık ayında,
BOTAŞ'ın kârı yaklaşık yüzde 9 olmuş, bu oran da, Sayın Bakanımızın yapmış
olduğu müdahaleyle yüzde 2'ye indirilmiştir; yani, BOTAŞ, doğalgaz üzerinden herhangi
bir şekilde aşırı bir kâr sağlamamaktadır. "Türkiye'de
doğalgaza uygulanan KDV oranları fazladır" diyorlar. Avrupa ülkelerinde
doğalgaza uygulanan KDV oranlarına bakacak olursak: Belçika'da yüzde 21,
Fransa'da yüzde 19,6, Almanya'da yüzde 16, İtalya'da yüzde 20, Hollanda'da
yüzde 19, İspanya'da ise yüzde 16'dır. Görüldüğü gibi, Avrupa Birliğine aday
olan ülkemizde doğalgaza uygulanmakta olan KDV oranları Avrupa ölçeğinde fazla
değildir; yani, Avrupa'yla hemen hemen eş mesabededir... MEHMET ŞANDIR (Hatay) -
Sanayide uygulanan KDV oranı... DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - Evet, doğalgaza uygulanan KDV oranı. Sanayide
uygulananlar da bu orandadır; yani, hepsine aynı şekilde uygulanmaktadır. Önergede bir hususun
altını özellikle çizdiler muhalefet sözcüleri ve enerji dağıtım işletme hakkı
devirlerinde KDV oranının düşürüldüğünü söylediler, böylece bazı firmalara
aşağı yukarı 500 000 000 dolarlık bir imkân sağlanmış gibi gösterdiler. Enerji sektöründe
uygulanan şekliyle işletme hakkı devir bedelleri, bir mal teslimi veya hizmet
yapılması karşılığında alınan bir bedel değildir. Bu manada "işletme hakkı
devir bedeli" ifadesi sektördeki uygulamayı tanımlamakta yetersiz
kalmaktadır. 3096 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile söz konusu kanuna dayanılarak
yayımlanan 11488 sayılı yönetmeliğin 13 üncü maddesinde elektrik enerjisi satış
tarifelerinin tespit esasları belirlenmiş olup, mevzuat çerçevesinde işletme
hakkı devir bedeli tarifenin bir unsurudur; yani, eğer, bu KDV, devredilen
kişilere yansıtılmış olsaydı; bu KDV, aynen, tüketiciye yansıtılmış olacak ve
ondan tekrar geriye alınma durumunda kalınacaktı. Nitekim, 54 üncü hükümet
döneminde, işletme hakkı devir bedelleri bir tür kredi olarak düşünülmüş ve bu
miktarı, bu düşünceye göre belirlemişlerdir. Hulasa, bu açıklamalardan
anlaşılacağı üzere, KDV oranının yüzde 1 'e indirilmesi sonucunda devletin
herhangi bir gelir kaybı söz konusu değildir. Dolayısıyla, yapılan işlem,
herhangi bir haksız kazanç şevki verilmesi manasına da gelmemektedir. Değerli milletvekilleri,
hemen üzerinde durulması gereken bir diğer nokta da, doğalgazdan üretilen
elektrik enerjisinin çok pahalı, buna mukabil, diğerlerinin çok ucuz olduğudur.
Buradaki hesap da yanlıştır. Muhalefetin verdiği bilgiler, gensoru önergesindeki
bilgiler yanlıştır. Bunun için bazı santralların maliyet bedellerini 2000 yılı
itibariyle arz ediyorum: Yeniköy maliyet bedeli -doğalgaz santral maliyeti
olarak, sent itibariyle kilovatsaati- 2,22; Kemerköy 2,42; Yatağan 2,10;
Tunçbilek 4,65; Kangal 4,83; Seyitömer 3,19; Afşin-Elbistan 4,07; Ambarlı
Doğalgaz 4,87; Bursa Doğalgaz 4,24; Soma AB 4,16; Orhaneli 6,25; Hamitabat
4,58. Görüldüğü gibi, doğalgazdan üretilen elektrik enerjisi, öyle, kömür
santrallarına nazaran, diğer termik santrallara nazaran çok pahalı olan
elektrik enerjisi değildir; bunun da altını özellikle çiziyorum. Şimdi, arkadaşlarımız
ifade ettiler -Türkiye'de sık sık kullanılıyor- "Türkmenistan'dan ucuz
doğalgaz veriliyor. Türkmenbaşı 'siz bunu almıyorsunuz, gidip pahalı mavi gazı
alıyorsunuz, Rusya'dan gaz alıyorsunuz' diyor." Değerli arkadaşlarım,
Türkmenistan'la yapılan doğalgaz anlaşması da, diğer bütün doğalgaz anlaşmaları
gibi sınırda teslimdir. Bizim sınırımızda -Gürcistan sınırında- teslim etmesi
kaydıyla yapılmış bir anlaşma vardır. Bu anlaşmadaki fiyatı, keşke
açıklayabilsem. Doğalgazın, Türkmenistan'da kuyu başındaki fiyatı ayrıdır,
Türkiye sınırındaki fiyatı ayrıdır. Hiçbir şekil ve surette Türkmenistan
doğalgazının kuyu başındaki fiyatı mevzubahis bile edilemez. Bizim anlaşmamız,
sınırımızdaki teslimdir; fakat, Türkmenistan, sınırımızdaki teslimi
sağlayabilmiş değildir. Bunda da, Hazar Denizinin ihtilaflı olmasının büyük
rolü vardır ve bu ihtilafı henüz çözebilmiş değillerdir. Türkmenistan, bizim
kardeşimiz, dostumuz ve müttefikimiz bir ülkedir, bizim soydaşlarımızdır.
Keşke, onlar, bu problemi çözüp, bize, sınırda gazı teslim etseler. Hiçbir Türk
hükümeti, Türkmenistan doğalgazı dururken bir başka ülkenin doğalgazını
kullanmak istemez; ama, buna imkân, şu anda görülmemektedir; o bakımdan sıkıntı
vardır, o bakımdan sancı vardır. Yoksa, Türkmenistan doğalgazı gelmiş, bize
verilmiş de, 55 inci hükümet, Mesut Yılmaz'ın yönetimindeki hükümet bunu
reddetmiş veya Sayın Ecevit'in başkanlığındaki hükümet bunu reddetmiş gibi bir
olay fevkalade yanlıştır; böyle bir intibaa, hiç kimse kapılmamalıdır. Değerli arkadaşlarım,
değerli kardeşim Nihat Gökbulut söyledi; yani, "mavi gazda, haksız olarak,
yüzde 15 teminat ödendi" denildi. BOTAŞ'ın, bu saydığım tarihten itibaren,
1984'ten bu yana yaptığı bütün doğalgaz boru hattı ihalelerinde yüzde 15
teminat ödenmiş; sadece Mavi Akım sebebiyle değil, hepsinde ödenmiş, bütün
hükümetler ödemiş; doğalgaz hattı yapmanın zarurî bir neticesi bu, bunu yapmak
mecburiyetindeyiz; bunu yapmadığımız takdirde, bazı sıkıntılarla karşı karşıya
kalıyoruz. Kaldı ki, arkadaşımın da ifade ettiği gibi, bu doğalgaz meselesinde
ödenen meblağın yüzde 98'i geri tahsil edilmiştir. Değerli arkadaşlarım,
hükümetimiz, bilhassa belediyelerle ilgili görüşmelerinde, bazı ithamlarla
karşı karşıya kalmıştır; bu fırsattan istifadeyle, bir hususun daha altını
çizmek istiyorum; şimdi, belediyelerin 21.1; yani, dünkü tarih itibariyle
BOTAŞ'a olan toplam borçlarını söylüyorum: Ankara Belediyesinin BOTAŞ'a toplam
borcu 148 377 520 478 978 liradır; İzmit Büyükşehir Belediyesine bağlı İZGAZ'ın
borcu, 21.1 itibariyle, 23 099 200 161 133 liradır; İstanbul Belediyesinin,
dünkü tarih itibariyle, vadesi gelmiş borcu yoktur. Demek ki, borcu olana
"borcu var" borcu olmayana "borcu yok" diyoruz. Ha, bunun
niçin borcu var, ne zamandan var; 1984'ten beri geliyor; hiçbir zaman normal
ödememiş; ama, halktan parayı toplamış getirip de BOTAŞ'a yatırmamış. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Günde ne kadar alım yapıyorlar? DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - Şimdi, hem halktan parayı toplayacaksın hem getirip bu
paraları BOTAŞ'a yatırmayacaksın; sonra da çıkıp, hükümeti şikâyet edeceksin.
Buna, hiç kimsenin hakkı yok... Buna, hiç kimsenin hakkı yok; doğru değildir.
(ANAP, MHP ve DSP sıralarından alkışlar) VEYSEL CANDAN (Konya) -
Doğru değil. BAŞKAN -
Sonuçlandırırsanız, sevinirim Sayın Bakanım. DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sözlerimi şöyle toparlıyorum: Bu
önerge, yanlış rakamlarla doludur, haksızdır. Hükümetimiz, Türkiye'nin enerji
meselesine sahiptir ve enerjiyi en iyi şekilde düzenlemektedir. Hepinize saygılar
sunuyorum. (ANAP, MHP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sağ olun,
teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri,
İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre, Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Recai
Kutan, yerinden bir açıklama yapacaklarını... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim,
İçtüzüğe göre, yerlerinden açıklama yapmalarına izin verebiliyoruz. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan, kürsüden açıklama yapmasının İçtüzükte bir engeli yok. BAŞKAN - Biliyorsunuz
sayın başkan, İçtüzüğe göre, bir açıklama... Buyurunuz efendim. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkanım, yanlış bu uygulamanız. Hiçbir engel yok... BAŞKAN - Ne yapayım...
İçtüzüğe göre... YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Var mı efendim "yerinden açıklar" diye?! BAŞKAN - Efendim,
İçtüzüğe göre böyle. Buyurun Sayın Genel
Başkan. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan... VII. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. -
Saadet Partisi Genel Başkanı Recai
Kutan'ın, ANAP Grubu adına konuşan Nihat Gökbulut'un ve hükümet adına konuşan
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler'in konuşmalarında şahsına sataşmaları nedeniyle
konuşması MEHMET RECAİ KUTAN
(Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Muhterem
Heyetinizi hürmetle selamlıyorum. Bu gensoru müzakereleri
sırasında, gerek Anavatan Partisi Grup Başkanvekili değerli arkadaşım gerekse
hükümet adına Sayın Bakan, benim ismimi de zikrederek, özellikle Rusya'dan
temin edilmekte olan 6 milyar metreküpe ilaveten 8 milyar metreküp doğalgazın
alınışında, benim şahitliğimde imzalanmış olan bir anlaşmayla, yüksek fiyat
ödenmiş olduğunu ifade ettiler. Meselenin tam gerçek anlamıyla incelenmesinde
zaruret var. Rusya'yla 1987'den
itibaren varılan bir mutabakat gereğince yılda 6 milyar metreküp doğalgaz
Türkiye'ye geliyordu. Doğalgaza o kadar büyük ilgi oldu ki, gerek sanayi
kesiminde gerekse şehir ısıtmalarında 1990 yılından itibaren bu doğalgaz
yetmemeye başladı. Onun üzerine Rusya'yla müzakereler başladı ve denildi ki:
"Bize ilaveten doğalgaz verin." O zaman Ruslar şu üç şartı ileri
sürdüler, dediler ki: "Biz, bundan evvelki doğalgazı, 6 milyar metreküpü,
devletten devlete veriyorduk; ancak, Avrupa'da şu anda 12 ülkede, devlette
yaptığımız uygulamaya paralel olarak, bundan sonra vereceğimiz doğalgazı, özel
sektör şartları içerisinde, liberal şartlar içerisinde vereceğiz. İlaveten size 8 milyar metreküp doğalgaz
verebilmek için, mevcut olan boru hattı üzerinde yeniden bazı düzenlemelerimiz -sadece
boru hattında değil, kompresör istasyonlarında- dolayısıyla, ilave
masraflarımız yapılması söz konusudur. Dolayısıyla, biz, 6 milyar metreküp
doğalgaz için talep ettiğimiz ücretin revize edilmesini şart koşuyoruz." Bu şartlar muvacehesinde,
o dönemin Sayın Enerji Bakanları Rusya ile temaslarda bulundular. Önce, BOTAŞ
yetkilileri, onun ardından, Enerji Bakanı olarak, 1994 yılında Sayın Veysel
Atasoy, 1995 yılında da Sayın Şinasi Altıner gitti, müzakerelerde bulundu ve
şunda mutabık kaldılar, denildi ki "Evet, bu doğalgaz, Gasprom ve
Türkiye'den GAMA şirketinin müştereken kurmuş oldukları bir şirket eliyle
Türkiye'ye getirilecek." Ne zaman oluyor bu; 1994-1995 yıllarında.
Herhalde, bu müzakereler yapılırken ve Rusya, ilaveten vereceği 8 milyar metreküp
için "mutlaka fiyatlarda revize yapacağım" dediği zaman, gerek Sayın
Veysel Atasoy gerekse Sayın Şinasi Altıner zamanında imzalanmış olan
protokollerde bu reddedilmiş değil. Gayet tabiî, devlette bir süreklilik var;
Enerji Bakanı olarak geldik, fevkalade büyük doğalgaz sıkıntısı var; kış olmuş,
seramik fabrikalarına doğalgaz verilemiyor, gübre fabrikalarına, demir-çelik
fabrikalarına doğalgaz verilemiyor ve İstanbul'daki doğalgazla çalışan doğalgaz
çevrim santralı, doğalgaz olmadığı için mazotla çalışıyor; dolayısıyla, 7
sentlik elektrik enerjisi 17 sente mal oluyor. Dolayısıyla, ta baştan
beri gelen bu müzakereler neticesinde, BOTAŞ belli bir noktaya gelmiş,
dolayısıyla, bundan evvel de mutabık kalınan şartlar içerisinde bir anlaşma
imzalanmış BOTAŞ tarafından, benim de şahitliğim döneminde. Neye istinaden
yapılmış; o dönemde, Sayın Erbakan Hükümeti döneminde alınan bir Yüksek
Planlama Kurulu kararıyla, nisan ayında. Ancak, bu yetmemiş; kasım ayında bu
sefer, Sayın Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı döneminde yeni bir Yüksek Planlama
Kurulu kararı alınmış ve bu Yüksek Planlama Kurulu kararından sonra, ilk defa
Turusgas ismi şirkete verilmiş; yani, bundan evvelki dönemlerde, müzakerelerde,
Turusgas diye bir şirket adı yok. Bu itibarla, ben diyorum
ki, ne Sayın Veysel Atasoy'un ne Sayın Şinasi Altıner'in yapmış olduğu
çalışmaların Türkiye'nin menfaatının dışında herhangi bir gayesi mevcut
değildir. Son olarak, ben, şunu
Muhterem Heyetinizden istirham ediyorum: Ortaya atılan, doğalgazla ilgili ve
onun dışındaki meselelerle ilgili çeşitli iddialar var; buna karşı, karşı
görüşler var. Artık, bu meselenin, enine boyuna Yüce Mecliste incelenmesinde
fayda görüyorum. Bu itibarla, bu gensoru
önergesini eğer Yüce Meclis kabul ettiği takdirde, bütün belgeler ve bilgiler
ortaya konulur. Sayın Keçeciler dedi ki "efendim..." BAŞKAN- Sayın Kutan, 6,5
dakika oldu; bir açıklama dediniz... MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-
Ne var ya, ne var!.. MEHMET RECAİ KUTAN
(Malatya)- Evet, son cümlemi söylüyorum. BAŞKAN- İstirham
ediyorum, lütfen, sonuçlandıralım. MEHMET RECAİ KUTAN
(Malatya)- Sayın Keçeciler dediler ki "efendim, bu gelen doğalgaz,
öbürlerinden 12 dolar daha pahalıdır." Aslında, öbürleri de gizlidir.
Demek ki, bir gizlilik söz konusu değil... Onun için, geliniz, bu meseleyi, hakikaten,
Yüce Meclis olarak, enine boyuna inceleyelim ve en doğrusuna varalım. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkürler Sayın
Kutan. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)-
Sayın Başkan, bir konuda çok kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum. BAŞKAN- Sayın Gönül... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)-
Hayır, hayır Sayın Başkan... BAŞKAN- Sayın Gönül... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)-
Burada çarpıtılan gerçekler, Sayın Bakanın bizzat beyanındadır, Sayın ANAP Grup
Başkanvekili arkadaşımızın beyanındadır. Benim elimde... BAŞKAN - Sayın Gönül,
Grup Başkanvekillerine ayrı bir muameleyi gelenek gereği sayışım, ne olur
suiistimal edilmesin. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Başkanım, izin verir misiniz... Benim elimde 2.12.1999
tarihli Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun bir raporu var. Turusgasın
onaylanması ve Turusgas marifetiyle getirilecek... BAŞKAN - Sayın Gönül,
bunu, Grup sözcünüz 20 dakikalık süre içerisinde kullanabilirdi. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Bitiriyorum Sayın Başkanım. Fiyat artışı burada gayet
açıktır. Denetleme Kurulu raporunda da geçmiştir. 11.12.1997 tarihli BOTAŞ
Yönetim Kurulunda karar alınmıştır. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Peki, teşekkür
ediyorum Sayın Gönül. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
11.12.1997 tarihidir; Sayın Yılmaz'ın dönemindedir, Sayın Ecevit'in
dönemindedir. BAŞKAN - Sayın Gönül, çok
teşekkür ediyorum. VI. -
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI (Devam) A) Görüşmeler (Devam) 1. - Saadet
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu,
Konya Milletvekili Veysel Candan ve Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi
Hatipoğlu'nun, enerji, doğalgaz ve LPG konusunda uyguladıkları yanlış
politikalarla ekonomik krizi ağırlaştırdıkları iddiasıyla Başbakan Bülent Ecevit
ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/24)
(Devam) BAŞKAN - Başbakan Bülent
Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkındaki (11/24) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunuyorum: Gensoru
önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Gensoru
önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir. Gündemin
"Seçim" kısmına geçiyoruz. VIII. -
SEÇİMLER A) Komİsyonlarda AçIk Bulunan Üyelİklere Seçİm 1. - İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - İnsan Haklarını
İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve bağımsız millevekillerine düşen 1 üyelik
için İzmir Milletvekili Mehmet Özcan aday olmuştur. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Gündemin "Oylaması
Yapılacak İşler" kısmına geçiyoruz. IX. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER 1. -
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Kara
Taşımacılığı Alanında İlkeler
Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/303) (S.
Sayısı: 100) (1) BAŞKAN - Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Kara Taşımacılığı
Alanında İlkeler Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının açık oylamasını yapacağız. Daha önce yaptığımız
oylamada, açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti. Oylama için 3 dakika süre
veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla
oylama yapıldı) BAŞKAN - Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Kara Taşımacılığı
Alanında İlkeler Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının açık oylamasının sonucunu açıklıyorum: (1) 100 S. Sayılı Basmayazı 16 Ocak 2002 tarihli 52 nci
Birleşim Tutanağına eklidir.
Böylece, tasarı kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz. Alınan karar gereğince,
sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına devam ediyoruz. Bu kısmın 1 inci sırasında
yer alan, Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve 19 arkadaşının, işsizlik ve
yoksulluk sorununun araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin öngörüşmesine kaldığımız
yerden devam ediyoruz. VI. -
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI (Devam) B) Öngörüşmeler 1. -
Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve 19 arkadaşının, işsizlik ve yoksulluk sorununun
araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/15) (1) BAŞKAN - Hükümet?.. Sayın Bostancıoğlu,
efendim, Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve 19 arkadaşının bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesinin öngörüşmeleri yapılmıştı; zatıâliniz
hükümet adına bulunmuşsunuz sanıyorum. MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN
BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Hayır, ben katılmadım. MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Başka bakan gelsin efendim. DEVLET BAKANI RAMAZAN
MİRZAOĞLU (Kırşehir) - Ben geçeyim Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan. Hükümet yerini aldı. Daha önce, Doğru Yol
Partisi, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Milliyetçi Halk Partisi
Grupları adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı. Şimdi, söz sırası, AK
Parti Grubu adına, Karaman Milletvekili Zeki Ünal'da. Buyurun Sayın Ünal. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Sayın Ünal, süreniz 20
dakika. AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ
ÜNAL (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoksulluk ve işsizlikle
ilgili sorunların çözümü için vermiş olduğum araştırma önergesi üzerinde
görüşlerimi arz etmek üzere, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum. Değerli milletvekilleri,
özellikle kasım ve şubat aylarında yaşadığımız krizler, iki büyük sorunu da
beraberinde getirmiştir; bunlardan bir tanesi işsizlik, öbürü de yoksulluktur.
Bu iki sorun, daha önceki yıllarda yok muydu; elbette ki vardı; ancak, bu
derinlikte değildi. Özellikle devalüasyondan sonra ülkemiz birdenbire fakirleşti. Dolar 680 000 liradan 1 500 000'e çıkınca, 200 milyar dolar
(1) (10/15) Esas Numaralı Meclis Araştırması Önergesinin
görüşmelerine 15.1.2002 tarihli 51 inci Birleşimde başlanıldı. civarında olan gayri safî
millî hâsılamız 100 milyar dolara iniverdi ve ülkemiz birdenbire fakirleşti. On
yıl önce, fert başına düşen millî gelir itibariyle dünya sıralamasında 48 inci
sırada bulunan ülkemiz, maalesef, krizden sonra 98 inci sıraya indi. Değerli arkadaşlar,
krizlerde fırsatları çok iyi değerlendiren vurguncu, soyguncu bir güruh hariç,
neredeyse herkes, her kesim ve her sektör bu krizlerden derinden etkilendi.
İşçi, çiftçi, memur, emekli, dul ve yetim, gerçekten perişan oldu. Sanayici
işini küçültmek zorunda kaldı; hatta, işçi çıkardı. Esnaf perişan oldu. Üretim
ve ihracat durdu. Alacaklılar, alacaklarını tahsil edemez hale geldi. Borçlu
olanlar da, borçlarını ödeyemez duruma düştü. Protestolu senetlerin sayısında
ciddî bir artış oldu. Eskiden, işçilerin,
öğrencilerin, sendikaların yürüyüş ve mitinglerine, protestolarına sık sık
şahit oldurduk; ama, esnafın, çiftçinin yürüyüşüne pek fazla rastlamamıştık, bu
hükümetin sayesinde buna da şahit olduk. Hatta, bir şeye daha şahit olduk;
hükümetin, kriz mağduru şirketlere ve batık bankalara, Avrupa ve Amerika'da
gazetelere verdiği ilanlarla müşteri aradığına tanık olduk. İlk olarak
Financial Times'da çıkan ilanda, şirket almak isteyen yatırımcılara
www.başbakanlık.gov.tr adres olarak gösterilmekte "bürokrasiyle
boğuşmayacaksınız" sözü de verilmektedir. Krizden etkilenen tüm
illerdeki şirket sayısı ise 5 445'tir. En fazla İstanbul'da, 861 şirket -bu
batık şirketler- yabancı ortak aramaktadır. En az ise Artvin'dedir. Artvin'de 1
tane şirket, aynı şekilde, ortak aramaktadır. Bu arada, Konya'da 100,
Karaman'da 39 ve Ankara'da 157'dir. Değerli arkadaşlar,
şüphesiz, bu şirketlere ait olan ve ekonomik krizden dolayı işleyemez hale
gelen tesis veyahut da fabrikaların bu yolla da olsa canlandırılması, ekonomiye
kazandırılması kötü bir şey değildir, olumlu bir gelişmedir. Ancak, ekonomi
yönetimi için pek de olumlu bir puan sayılmaz. Değerli milletvekilleri,
yaşanan tüm bu olumsuz gelişmeler sosyal ve ekonomik dengeleri de altüst
etmiştir, tüm dengeler bozulmuştur. İhracatımız, maalesef, beklenenin çok
altında kalmıştır. İstihdam daralmıştır ve neticede büyük bir işsizler ordusu
meydana gelmiştir. Sadece geçen yıl 1,5 milyon civarında insanımızın işini
kaybettiği, yine, verilen bilgiler arasındadır. Değerli arkadaşlar,
aslında, 1999 yılında, işini kaybedenlere ödenmek üzere, İşsizlik Sigortası
Fonu ihdas edilmişti ve bu fonda, 13.10.2001 tarihine kadar 1,6 katrilyon lira
paranın toplandığı, 2001 yılı sonu itibariyle de 2,1 katrilyon liranın
birikeceği ifade edilmektedir. Ancak, hemen şunu ifade edeyim: Bu toplanan
paraların içborçların finansmanında kullanılacağı, yine, söylentiler
arasındadır. Şahsen bu konuda kesin bir bilgiye sahip olmamakla beraber,
konunun açığa çıkarılması açısından, Sayın Bakandan istirham ediyoruz, bu
konuyu bir açıklığa kavuştursunlar; yani, İşsizlik Sigortası Fonunda şimdiye
kadar ne kadar para birikmiştir ve işini kaybedenlere transfer edilen miktar ne
kadardır? Değerli arkadaşlar,
ekonomik politikadaki yanlışlıklar, tabiatıyla, yatırımların durma noktasına
gelmesine sebep olmuştur, sermayenin dışarıya kaçmasına sebep olmuştur ve
netice itibariyle, bütün bunların sonunda, işsizlik ve yoksulluk meydana
gelmiştir. TİSK'in araştırmasına göre, son dört yılda, ülkemizde, tam 450 000
vatandaşımıza iş imkânı sağlayacak paranın yurtdışına çıktığı ve kaçtığı ifade
edilmektedir ve şu anda 7 000 civarında firmanın da Balkan ülkelerinde faaliyet
gösterdiği, yine aynı kaynaklar tarafından belirtilmektedir. Değerli arkadaşlar, biz,
bir taraftan yabancı sermayeyi cezbedelim derken, öbür taraftan, kendi yerli
sermayemizin, maalesef, yanlış politikalar sonucunda, yurtdışına kaçmasına
sebep oluyoruz. Millî İstihbarat
Teşkilatı ile yatırımların ne ilgisi var?! Var... Gariptir; ama, Türkiye'de,
maalesef, bunlar oluyor. Bir firma veya bir şirket veya bir şahıs, şayet, bir
yatırım yapmak istiyorsa, Hazine, bu kişi veya firma mahzurlu mu değil mi,
sakıncalı mı değil mi, yatırım yapabilir mi yapamaz mı diye Millî İstihbarat
Teşkilatından soruyor ve Millî İstihbarat Teşkilatından gelen raporlara göre, o
vatandaşın veya firmanın yatırım yapıp yapmayacağı ortaya çıkmış oluyor. Bu,
fevkalade büyük bir hatadır. Değerli arkadaşlar,
sermayeyi renklerine göre tasnif edecek olursak ve ekonomide, ekonomik kurallar
yerine ideolojik saplantılar ve ideolojik yaklaşımlarla konuları çözmek
istersek, işte Türkiye'nin manzarası böyle bir manzara olur. Şu anda
Türkiye'nin ekonomik manzarası neredeyse İkinci Dünya Harbinin son yıllarındaki
ekonomik yapıyı andırmaktadır. Bildiğiniz gibi gayri safî millî hâsıla 1945'te,
yani İkinci Dünya Harbi bittiği yıllarda yüzde 15.3'tü ve 57 yıl geçtikten
sonra, geçen sene eksi yüzde 8,5 olmuştur. Hükümet pembe bir tablo
çizebilir. Hükümet çok da başarılı olduğunu söyleyebilir. Kendi zaviyelerinden
haklı da olabilirler; ancak, rakamlar konuştuğu zaman, Hükümetin
söylediklerinin gerçekle uyuşmadığı da ortaya çıkmaktadır. Şu anda toplumun her
kesiminde büyük bir sıkıntı vardır. Evlenmeler giderek azalmaktadır, boşanmalar
giderek çoğalmaktadır. Hatta evlenenler çocuklarıma bakamam endişesiyle, çocuk
dahi yapmaktan ictinap etmektedirler. Sayın Büyükerman, endişe etmesinler, bu
meseleyi zaten Hükümet çözmüştür. Yine, Devlet İstatistik
Enstitüsünün rakamlarına baktığımız zaman, son 10 yıl içerisinde intiharlarda
büyük bir artış olduğunu görüyoruz ve bu artış yüzde 40'lara kadar dayanmıştır.
Ayrıca, işsizlik, yoksulluk, çaresizlik, insanlarımızın ruhsal ve fiziksel
açıdan da yapısal bir bozukluk içerisine girmesine, maalesef, neden olmaktadır.
Ruhsal bozukluklarda endişe verici artışlar meydana gelmektedir. Siz de
rastlamışsınızdır, çarşıda, pazarda dolaşırken, kendi kendine konuşan insanlara
rastlamışsınızdır; ben çok rastlıyorum. Şüphesiz, ruhsal
bozukluğun sebebini tamamen ekonomiye tabiî ki bağlamak mümkün değilse de,
ekonomi, burada en başta gelen bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Ruhsal
bozuklukların tabiî ki birçok sebebi olabilir; manevî boşluk, manevî
eğitimsizlik, aşırı derecede lüks ve konfor hayatı, insanlarımızı da belli bir
noktadan sonra bunalıma sevk etmektedir. Değerli milletvekilleri,
ekonomik krizlerin diğer bir sonucu da, yoksulluk veya gelir dağılımındaki
bozukluktur. Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine dayanarak Türkiye Odalar
Birliği ve bazı ekonomistlerin araştırmalarına göre, Türkiye'deki en üstteki
yüzde 1'lik grupta yer alan insanların eline ayda ortalama 7,5 milyar lira
geçmektedir. Yine aynı şekilde, en alttaki yüzde 1'lik grubun eline ise, ayda
ortalama olarak 32 000 000 lira para geçmektedir. Yani, en alttaki grup ile en
üstteki grup arasında tam 235 kat fark vardır. Bu rakamlar bir yıl önceki
rakamlardır. Öyle zannediyorum ki, şu anda bu rakamlar daha da vahim bir
noktaya gelmiş olabilir. Gelir dağılımında dünyada en kötü ülkeler arasında
maalesef 5 inci sırada bulunmaktayız. Değerli milletvekilleri,
yoksulluğun boyutlarını görebilmek için Devlet Planlama Teşkilatının Sekizinci
Beş Yıllık Kalkınma Planını hazırlarken başvurduğu özel ihtisas komisyon
raporuna bakmak kâfidir. Araştırmaya göre, Türkiye'de 25 000 000 insanımız yoksuldur ve bu insanlar ayda 72 000 000
lirayla geçinmek zorundadırlar. Kişi başına minimum gıda harcaması tutarıyla
yapılan hesaplarda günlük yoksulluk sınırı 1 dolar kabul edilmiştir. Bu da,
yaklaşık, günde 1,4 milyon lira eder ki, aya düşen para da 42 000 000 liradır.
Ayrıca, nüfusun yüzde 15'inin yoksulluk sınırı altında yaşadığı görülmektedir.
Bu da, nüfusumuzun 10 milyonuna tekabül etmektedir. Demek ki, 67 milyon
nüfusumuzun 25 milyonu yoksul, 10 milyonu ise yoksulluk sınırı altında olmak
üzere -toplam 35 milyon- yaşamını sürdürmektedir. Türk-İş'in, Aralık 15'ten
evvelki araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin yeterli, dengeli ve sağlıklı
beslenebilmesi için ihtiyaç duyulan gıda harcaması, ayda 294 milyon liradır.
Hak-İş'in araştırmasına göre, son bir ay içerisinde bu rakam 344 milyon liraya
ulaşmıştır. Asgarî ücretin net 163 milyon lira olduğunu düşünecek olursak,
durumun vahameti daha net anlaşılmış olur diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlar, tabiî
ki, sadece işçilerin değil, hemen hemen sabit gelirli kesimin ve diğer kesimin
reel ücretlerinde, gelirlerinde bir düşme olmuştur. 1996 yılında asgarî ücret
184 dolar iken, bugün bu rakam 118 dolara inmiştir. Ancak, hemen şunu
belirtmekte fayda vardır: Bugün, çok küçük gördüğümüz asgarî ücrette çalışmak
isteyen milyonlarca insanın bulunduğunu da burada belirtmekte fayda vardır. Değerli arkadaşlar,
ANAP'ın Özal'lı yıllarında, fakir ve muhtaç vatandaşlar için Fakir Fukara Fonu
denilen Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu ihdas edilmişti. Aslında, güzel
bir fondu bu ve çok da faydalı oldu. Yani, fakir fukara insanlarımızı takviye
etmek, onların derdine çare bulmak yönünden çok güzel bir fon idi. Ancak, hemen
şunu ifade etmek istiyorum: Maalesef, bu fonda toplanan paraların büyük bir
bölümü bütçeye aktarılmıştır ve bu rakam, yüzde 40 ile yüzde 78 arasında
değişmiştir. Şayet, Fakir Fukara
Fonunda toplanan paraları, fakir vatandaşlarımıza, yoksullarımıza verecek
olursak, öyle zannediyorum ki, sosyal bir patlamanın eşiğine geldiğini tahmin
ettiğimiz bu toplumda fevkalade önemli bir vazifeyi icra etmiş oluruz. Ayrıca, Dünya Bankasından
-bu, yakın zamanda olan bir olaydır- 2001 yılında 500 000 000 dolar para fakir
ve yoksullar için tahsis edilmiştir. BAŞKAN - Efendim, son 3
dakikanız var; lütfen,ona göre zamanınızı kullanınız. ZEKİ ÜNAL (Devamla) -
Ancak, bu paranın yine bütçeye aktarıldığı, yine, aynı şekilde, Dünya Bankası
mahreçli haberlerden anlaşılmaktadır. Bunu da Sayın Bakandan, ben, şahsen
öğrenmek istiyorum; bu, tabiî, basına da yansıdı; bu doğru mudur, değil midir?
Dünya Bankasından gelen 500 000 000 dolar para fakirlere aktarılmış
mıdır, aktarılmamış mıdır; bunun cevabını Sayın Bakandan bekliyorum. Değerli arkadaşlar, bu
paralar, yani, fakir-fukara fonunda toplanan paralar, fakirlerin ve yoksulların
hakkıdır; bu fon o maksatla kurulmuştur ve maalesef, yoksulların hakkı da başka
yerlere harcanmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, pahalılık, çaresizlik
vatandaşlarımızın canına tak etmiştir; onları hayatından bezdirmiştir, çıldırma
noktasına getirmiştir. Ekonomik göstergeler,
Arjantin'den daha kötü olmasına rağmen, bir sosyal patlama olmuyor ve çarşı,
pazar yağmalanmıyorsa, bu, bizim milletimizin asaletindendir. Milletimiz,
insanlarımız, kendi manevî gücünden, manevî zenginliğinden, onurundan dolayı
kendi özel durumlarını açığa vurmamakta, sokaklara taşmamaktadır. Ayrıca, kendi
inanç sistemimiz içerisinde, tabanda fakir ve fukara arasında derin ve sessiz
bir dayanışma vardır. Bunu da kabul etmek lazımdır ve birçok hayır vakfı,
dernek fakir-fukara insanlara yardım elini uzatmaktadırlar. Değerli arkadaşlar,
maalesef, bazı vakıfların faaliyetlerine "siyasî amaçlı faaliyet
gösteriyor" gerekçesiyle, hükümet tarafından engel çıkarılmaktadır.
Bırakın, bu insanlar rahat bir şekilde, bu vakıflar rahat bir şekilde faaliyet
göstersinler ve zenginlerden topladıkları paraları yoksullara aktarsınlar. Değerli arkadaşlarım, bu
milletin hassasiyetlerini iyi bilmemiz ve değerlendirmemiz lazım. Milletimiz,
tabiî ki, olup bitenleri sessiz bir şekilde izlemektedir. Onların da mutlaka
bir sabrı vardır, sabırlarını taşırmamak lazımdır. Onun için de şimdiden ciddî
tedbirler almak gerekir. İşsizlik ve yoksulluk şu anda en önemli sorundur.
Gerçi DSP'li Grup sözcüsü arkadaşımız bu önergeye ret oyu vereceklerini açıklamıştır.
Olabilir, bu, bir partinin görüşüdür. Diğer iki parti, yani Anavatan Partisi ve
Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda görüş beyan etmemişlerdir. Ben öyle
zannediyorum ki, işsizlik ve yoksulluk, şu anda, gerçekten, Türkiye'de üzerinde
durulması gereken en önemli sorunlardan bir tanesidir. Bu, sadece muhalefeti
ilgilendiren veyahut da bir araştırma önergesi içerisinde görüşülüp hemen
neticeye bağlanması gereken bir konu değildir; mutlaka, Büyük Millet Meclisi
tarafından sahip çıkılarak benimsenmesi, bir komisyon kurulması ve acilen
tedbirler alınması gerekmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle
hepinize saygılar sunup teşekkür ediyorum (AK Parti ve SP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Çok teşekkür
ediyorum Sayın Ünal. Efendim, son olarak,
Saadet Partisi Grubu adına Giresin Milletvekili Turhan Alçelik konuşacaklar. Buyurun Sayın Alçelik.
(SP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dikadır. SP GRUBU ADINA TURHAN
ALÇELİK (Giresun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İşsizlikle ilgili
araştırma önergesi üzerinde Saadet Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere
huzurlarınızdayım. Sayın Zeki Ünal
arkadaşımızın sözcülüğünü yaptığı bu önergede benim de imzam var, yani önerge
sahiplerinden birisiyim, aynı zamanda, bizim, çok önemli gördüğümüz bu işsizlik
konusunda Saadet Partisi Grubu olarak bir de genel görüşme önergemiz Meclis
gündemindedir. Umarım, ülkemizin bu en önemli meselesinin çözümü konusunda
Meclis olarak üzerimize düşeni eksiksiz yapabiliriz. Değerli arkadaşlar, geçen
hafta bu araştırma önergesiyle ilgili görüşmeler başladığında çok ilginç bir
olay yaşadık. Sayın hükümet temsilcisi bakan arkadaşımız, tıpkı bugün Sayın
Başkan tarafından arandığı gibi o zaman da arandı bu önergenin hükümet adına
sahiplenilmesi sıfatıyla; ancak, ne ilginçtir ki, hükümet temsilcisi
arkadaşlarımızın bu konudan haberleri yoktu. "Bizim bu konuda bir
görüşümüz yok" dedi sayın hükümet temsilcisi ve Sayın Meclis Başkanından
görüşmelere ara vermesini talep etti ve ilginçtir, hükümet temsilcisi burada
olduğu halde görüşmelere ara verildi ve yine ilginçtir, arkadan, aynı bakan
değil, bir başka sayın bakan geldiler; ama, yine konunun sahibi bakan
değildiler. Aslında, bugün ve
geçtiğimiz hafta, bu konu konuşulmaya başlandığı an hükümet üyesi bütün
bakanların burada olması lazımdı; ama, gelin görün ki, hükümetin gündeminde
böyle bir konu yok. Sanki, ülkemizin hiç önemi olmayan bir meselesini
konuşuyoruz burada. Yine, iktidar sözcüsü
milletvekili arkadaşlarım geçen hafta bu kürsüden görüşlerini, iktidarın
görüşlerini arz ederken Uruguay'dan, Paraguay'dan, Şili'den, Arjantin'den,
Brezilya'dan bahsettiler; ama, ne hikmetse bir türlü, bu ülkenin işsizlik
meselesine gelemediler; daha önemlisi "biz bu önergeye ret oyu vereceğiz"
de diyebildiler. Demek ki, işsizlik, onlar için, bu ülkenin önemli bir gündem
maddesi değil. Değerli arkadaşlar, geçen
hafta, burada, bir başka görüş dile geldi; "Efendim, bu işlerin sorumlusu
geçmiş hükümetlerdir!" Böyle bir alışkanlık yine burada cereyan etti;
sorumluluğu geçmiş yıllara atmak!.. Yani, her zamanki kullanılan taktik
kullanıldı. Değerli arkadaşlarım, bu
huydan ne zaman vazgeçilecek, onu bilemem; ama, bilmenizi istediğim bir şey var
ki, bu uygulamalarınızın faturasını er veya geç ödeyeceksiniz; iki kere iki
dört. Bilmenizi arzu ettiğim
konu şudur; özellikle hükümet açısından bunu ifade ediyorum, Mecliste bir
araştırma önergesi verdik: Bu ülkenin en önemli problemi işsizliktir ve bu
işsizliğe sebep olan, neredeyse dört yılını dolduran bir anlayışın kötü
yönetimidir; ama, bir alanda haksızlık etmemek lazım. Özellikle bu hükümet
döneminde çok iyi bir yönetim şekli var ki, o da milleti uyutma yönetimi.
Hükümet olarak uyguladığınız yanlış ekonomik ve sosyal politikalar sunucu -her
ne kadar, siz, milleti uyuttuğunuzu zannetseniz de- korkunç boyutlara ulaştı
arkadaşlar. Son ekonomik krizlerle bu tablo daha da ağırlaştı. Ülkemiz, İkinci
Dünya Savaşından beri, hiç bu konuda bu kadar kötü yönetilmiş değildi. Şu anda
15 milyon insan aç, 22 milyon insanımız yoksul, yüzbinlerce insanımızın odunu
kömürü yok, tüpgaz alacak parası yok, ocakları tütmüyor maalesef. Sokakta
soğuktan ve açlıktan ölen insanların yaşadığı bir ülke haline geldik bu hükümet
sayesinde. Arkadaşlarım, devri
iktidarlarında ülkenin borcu gayri safî millî hâsılanın üzerine çıktı. Gayri
safî millî hâsıla 200 milyar dolardan 150 milyar dolara düştü; ama, şu anda
ülkenin borcu 200 milyar doları geçti. Kişi başına gelir 3 150 dolardan 2 000 dolar seviyesine indi. Dışborç 116,
içborç 76 milyar dolar; ama, net değil bu rakamlar da. Resmî rakamlara
baktığınızda, 500 trilyonluk bir ekonomik kayıp gösteriliyor son dönemdeki
krizler dolayısıyla; ama, maalesef, buradaki rakamlar sahtedir arkadaşlar.
Gerçek kayıp, maalesef, katrilyonlarca liralarla ifade edilebilir. Bunun anlamı
şu: Öyle bir yönetim sergilediniz ki bu ülkede, ülkemizi yüzde 25
fakirleştirdiniz; 200 milyar dolardan 150 milyar dolara inen millî hâsıla bunun
resmî rakamlarla göstergesi. Türkiye'yi, tüm varlığı borcuna yetmez bir hale
getirdiniz. İşin gerçeği, ülkeyi iflas ettirdiniz ve bütün bu problemlerin
sebebi de sizin kötü yönetiminiz. Sizlere bir rapor sunmak
istiyorum değerli arkadaşlar; İsviçre Uluslararası Yönetim Geliştirme
Enstitüsünün bir raporu bu; 286 kritere göre 2001 yılında ülkeler
değerlendirmesinde 49 ülke arasında -lütfen dikkat edin- Türkiye'yi en kötü
yönetilen ülke seçtirdiniz. Size bir rapor sunuyorum. Türkiye'yi sondan birinci
yapma başarısını gösterdiniz; bunu nasıl başardınız onu bilemiyorum. Sanayi ve ticaret
tepetaklak oldu sayenizde. Resmî kayıtlara göre, işsiz sayımız 738 866, işsiz
oranımız -2000 yılı sonu rakamları kesin- yüzde 6,6. Allahaşkına, size
soruyorum, siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?!. Gerçek rakamlara
baktığımızda durum vahim; sizin öyle ifade ettiğiniz gibi 700 000 seviyesinde
falan değil; gerçek rakam şu arkadaşlar: 15 000 000. Sadece eğitimli işsizlerin
oranını vereyim sizlere; yüzde 23,8. Kaldı ki, kalifiye olmayan işsizlerin
oranı, bunun çok çok üzerinde. Resmî rakamlara bakıyorsunuz durum böyle; ama, gerçeklere baktığımız zaman sadece son 1 yıl içerisinde işinden olan,
işsiz kalanların sayısı 1,5 milyon; yani, sizin tüm rakamlarınızın sayısının
iki misli bir yılda oluştu, ilave oldu. Size Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığının kriz dönemiyle ilgili resmî raporunu sunmak istiyorum.
İnşaat sektöründe, 126 939 kişi işini kaybetmiş; tekstilde 71 000 küsur
-küsuratları söylemeyeyim- metalde 60 000, gıdada 29 000, kara taşımacılığında
25 000 ve dikkat edin lütfen, ülkenin en önemli istihdam alanı olan tarımdaki
işgücü kaybı, iş kaybı yüzde 63,2. Bunu, nasıl vicdanlarınıza
sığdırabiliyorsunuz arkadaşlar?!.100 kişiden 63 köylümüz, çiftçimiz işini
kaybetmiş; yani, açlığa mahkûm olmuş; siz, hükümet olarak burada yoksunuz
"konuya destek vermeyeceğiz" diyebiliyorsunuz, bu nasıl anlayış?!. Devlet İstatistik
Enstitüsünün verileri ile meslek odalarının, sendikaların raporlarını
kıyaslıyoruz; yine korkunç bir uçurum var. Yani, sizler, daha işsizliğin
istatistiğini bile tutamıyorsunuz; resmî rakamlarınız perişan. Bakın, devlet istatistik
verilerine göre, son yılda 3 674 fabrika kapanmış -diğer verilere geçmiyorum-
ama, gerçek rakamları size söyleyelim. Değerli arkadaşlarım,
bakın, burada, elimde, Türkiye Esnaf Sendikaları Konfederasyonunun, bize
gönderdiği resmî belge var. Giresun, Ordu, Samsun, Gaziantep, Denizli, Ankara,
İstanbul, Trabzon, Kahramanmaraş, aklınıza hangi ilimiz geliyorsa, hepsinin
raporları var burada ve size, sanayi ve ticaret odalarımızın, meslek
kuruluşlarımızın raporlarının sonucunu arz ediyorum. Sizin resmî rakamlarınızın
en az 20 misli daha fazla işsizlik ve kapanan işyeri var. BAŞKAN - Sayın Alçelik,
izninizle... TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- Buyurun efendim. BAŞKAN - Genel Kurul,
çalışma saatini 20.00'ye kadar tespit ettiği için, konuşmanız birkaç dakika
uzayabilir diye Genel Kurulun iradesini aramak zorundayım. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan, efendim, affedersiniz, zannediyorum, bunun bitimine kadar... BAŞKAN - Hayır efendim,
değil; 20.00'ye kadar Sayın Başkan. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Peki, buyurun; ben öyle algıladım. BAŞKAN - Sayın
milletvekilinin konuşmasının bitimine kadar çalışmamızın uzatılması hususunu
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Çok
teşekkür ediyorum. Sayın Alçelik, kusura
bakmayın... Buyurunuz. TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- Rica ediyorum, ben teşekkür ediyorum efendim. Değerli arkadaşlar,
gerçek rakamlar, biraz önce ifade ettiğim gibi, resmî rakamlardan çok çok
farklı, on, yirmi kat fazla; maalesef, olumsuz tablolarla karşı karşıyayız.
Sadece, birkaç ilimizle ilgili -elimizdeki raporların tamamını değil- birkaç
rakamı huzurlarınızda arz etmek istiyorum: Son bir yılda günlük işten
çıkarılanların sayısı -bu raporlara dayanarak söylüyorum- 9 493. Yani, son yıl içinde
her gün 9 493 insanımız işsiz kalmış. Kapanan günlük işyeri sayısı 334. Yani,
son bir yıl içerisinde, uygulamalarınızla, krizlerinizle 334 iş sahibi, işini
kaybetmiş. Ankara'da 4 300 işyeri kapanmış, 150 000 esnafa haciz gelmiş, 20
000'den fazla insan işini kaybetmiş. Değerli arkadaşlar,
dikkatinizi çekiyorum, 6 900 esnafımız SSK ve Bağ-Kur prim borçlarını ödeyemedi
diye hapis cezasına çarptırılmış; yani, işveren insanlarımızı mahkûm
etmişsiniz. İstanbul raporu 61 500 kişi, Adana'da, Adana sanayi işletmelerinin
yüzde 25'i fiilen kapalı, 45 000 işçi işten çıkarılmış; Batman'da, hükümetiniz,
daha yeni, Türkiye Petrollerinden 1 000 işçiyi işinden çıkarma kararı aldı. Bu
nasıl bir mantık, bunu algılamak mümkün değil. Giresun'da 915 işyeri
kapandı, çok sayıda işyeri de kapanma durumunda, SEKA kapanmak üzere,
Fiskobirlik çalışanları durumundan emin değil, geleceklerinden emin değiller;
Ordu ve Trabzon'da durum aynı; Erzurum, Gaziantep, Kahramanmaraş, Samsun,
Kocaeli, Konya gibi bütün illerden aldığımız şu anda elimdeki raporlardaki
durumu ifade edecek bir tek kelime var arkadaşlar, "vahim" Esnaf ve
sanatkârımız, sanayicimiz, üreticimiz bitmiş durumda. Yine, Türkiye Esnaf ve
Sanatkarlar Konfederasyonunun kayıtlarına göre 2001 yılında kapanan işyeri
sayısı 102 000'in üzerinde, rapor burada. Değerli kardeşlerim,
değerli arkadaşlarım; gördüğünüz gibi, krizlerin faturasını, gene dar
gelirliye, köylüye, çiftçiye, işçiye, emekliye, dula, yetime çıkardınız;
esnafa, sanatkara, yani, işverene çıkardınız; ama, bir hususa özellikle özen
gösterdiniz, hortumcuları koruma ve kollama görevi... Maalesef, onlara hiç
dokunmadınız. Saygıdeğer arkadaşlarım,
siz, bu görevi başarıyla sürdürüyorsunuz; ama, bir konuda dikkatlerinizi çekmek
istiyorum; hiç merak buyurmayınız, bu aziz millet de sizleri, uyuttuğunu
zanneden destekçilerinizi dahil olmak üzere, halletme hazırlıklarını başarıyla
sürdürüyor ve hasretle bekliyor. 2002 bütçesine bakıyoruz,
acaba, bir düzelme ümidi, işsizliğe bir çözüm ümidi var mı diye; ama, ne
gezer!.. Bütçeniz "yok bütçe" arkadaşlar "yok!" En güzel
isimlendirme "yok bütçesi." Neden; çünkü, yarıdan fazlası faiz; yüzde
30'u yok. Geriye kalan reel bütçe diye ifadelendirdiğiniz rakamlara
bakıyorsunuz, yatırım var mı; yok; yani, işsizliğe çözüm için yatırım yapmazsanız
nasıl işsizliğe çözüm olacak?! Yok... Peki, sanayiciye üreticiye var mı; yok.
Reel sektöre; yok; ama, bir yere var, bol bol var hem de; rantiyeciye. Değerli arkadaşlar, şu
anda günlük faiz gideriniz 200 trilyon; yani, tüm toplanan vergiler artık
faizcilere yetmiyor, faize yetmiyor. Esnaf ve sanatkâra, yani, işverene,
işsizliğe çözüm bulacak olan insanımızın kazanmadığı paraya vergi koydunuz ve
70 000 000 insanımız, maalesef, perişan oldu; bu ülke yaşanmaz hale geldi
sayenizde. Bakın, size birkaç rakam
vermek istiyorum; Amerika Birleşik Devletlerine gitmek için başvuranların
sayısı, 1 900 000... BAŞKAN - Sayın Alçelik, 3
dakikanız kaldı. TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- Teşekkür ediyorum efendim. Almanya, müracaat
taleplerini karşılayamıyor. Çok acı bir olay söyleyeyim size; o büyükelçiliğin
kapısında vize müracaatı için bekleyen binlerce insanımızı her sabah görüyoruz.
Biliyor musunuz ne oldu; o binlerce insan arasında müracaat sırası simsarları
türedi. Bu kadar acı bir tabloya nasıl gönlünüz rıza gösterebiliyor; bunu kabul
etmemiz, onaylayabilmemiz mümkün değil. Bir ankete göre yine
-bakın, bütünüyle bilimsel rakamları burada ortaya koymaya çalışıyorum-
"bu ülkede artık yaşamak istemiyorum" diyen insanların sayısı yüzde
53; yani, bu ülkeyi yaşanmaz hale getirdiniz. Değerli arkadaşlarıma, özellikle,
artık, bir slogan olarak çok sık kullanılan bir cümleyle, bir ifadeyle burada
seslenmek istiyorum: "Ya sev ya terk et" ifadeleriyle, artık, bu
ülkeyi yönetemezsiniz. Bu ülkeyi hep beraber seveceğiz ve bu ülkenin
problemlerine hep beraber çözüm bulacağız. Aksi halde, bırakıp gidin; çözüm
bulacaklar burada var. Değerli arkadaşlarım,
niyetimiz sadece eleştirmek değil. Sayın Başkanımın 1-2 dakika da müsamahasını
istirham ederek, çözüm önerilerimizi de, bir borç olarak, sizlere arz etmek
istiyorum: 1- Önce zihniyetinizi,
IMF'ci, Dünya Bankacı bu anlayışınızı değiştireceksiniz; millî bir istihdam
politikası uygulayacaksınız. 2- İç ve dışborçların tasfiyesi için millî çalışmalar
yapacaksınız; denk bütçe uygulayacaksınız. Refahyol bunu yaptı. 3- Rant ekonomisinden
reel ekonomiye geçişin bütün şartlarını hazırlayacaksınız. Bir üretim istihdam
seferberliği başlatılacak. İhracata dönük bir yatırım ve kalkınma modeli
uygulanacak. 4- Denetimsiz ithalatı
kontrol edeceksiniz. 5- Ülkemizin can damarı
ve sigortası olan esnaf ve sanatkârlarımızı mutlaka destekleyeceksiniz ki,
insanlara iş verebilsinler. Burada, geçtiğimiz
günlerde, deprem bölgesiyle ilgili bir kanun çıkarıldı. Bu kanun
görüşmelerinde, organize sanayi bölgelerinde teşvik uygulamasıyla ilgili... BAŞKAN - Son 30 saniyeniz
Sayın Alçelik, uzatmayacağım. TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- ...4325'le ilgili bir söz verdiniz. Bu sözün gereğini acilen yerine
getireceksiniz. Öyle büyük bir adaletsizlik var ki arkadaşlar, istihdamın yüzde
50'sini sağlayan KOBİ'ler, maalesef, ülkedeki kaynakların, kredilerin sadece
yüzde 5'ini kullanabiliyorlar; bu adaletsizlik mutlaka giderilecek. 6- Ülkemize yabancı
sermayenin spekülatif değil, kalıcı yatırımlar için girmesini sağlayacaksınız.
Özellikle, ülkemizdeki millî müteşebbisi... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Çok teşekkür
ediyorum Sayın Alçelik. Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 23 Ocak 2002 Çarşamba günü
saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum. Hepinize iyi akşamlar
diliyorum. Kapanma Saati : 20.08 |
|