|
DÖNEM : 21 CİLT : 66 YASAMA
YILI : 3 T. B. M. M. TUTANAK
DERGİSİ 117 nci
Birleşim 14 . 6 . 2001 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III. - YOKLAMALAR IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GündemdIşI
Konuşmalar 1. - Ankara Milletvekili Mustafa Cihan Paçacı'nın, kapatılan Ziraat
Bankası şubelerine ilişkin gündemdışı konuşması 2. - Ankara Milletvekili H. Uluç Gürkan'ın, Avrupa Konseyi Parlamenter
Meclisinin görüşeceği Türkiye raporuna, ilişkin gündemdışı konuşması 3. - Rize Milletvekili Mehmet Bekâroğlu'nun, çay üreticilerinin
sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı Edip Safder Gaydalı'nın cevabı B) ÇeşİtLİ İşler 1. - Genel Kurulu ziyaret eden Nijerya dışişlerinden sorumlu Devlet
Bakanı Dubem Onuıa Başkanlığındaki Parlamento heyetine Başkanlıkça "hoş
geldiniz" denilmesi V. - ÖNERİLER A) DanIşma
Kurulu Önerİlerİ 1. - 13 Haziran 2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 710 sıra sayılı
2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 9 uncu sırasına
alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi B) SİyasÎ Partİ
Grubu Önerİlerİ 1. - Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmındaki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin DYP
Grubu önerisi 2. - Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmındaki sıralamanın yeniden düzenlenmesi ile Genel Kurulun
çalışma saatlerine ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi VI. - SEÇİMLER A) Komİsyonlara
Üye Seçİmİ 1. - (10/124) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi VII. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) Görüşmeler 1. - Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Sakarya
Milletvekili Nevzat Ercan, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve İçel
Milletvekili Turhan Güven'in, yanlış ekonomik program ve uygulamalarla ülke
ekonomisinde krize ve yoksullaşmaya yol açtığı iddiasıyla Başbakan Bülent Ecevit
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/14) VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. - İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili
Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak
Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232,
2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.
Sayısı : 527) 2. - Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669) 3. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Tansu Çiller ve 3 Arkadaşının, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanun
Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/418, 2/87) (S. Sayısı : 683) 4. - Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433)
5. - Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç
Arkadaşının Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları
(1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı : 666) 6. - Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı : 675) 7. - Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun
Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/756, 1/691) (S.
Sayısı : 676) 8. - Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının Kurulması ve Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 616 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/753,
1/690) (S. Sayısı : 685) 9. - 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/873) (S.
Sayısı : 710) 10. - Ankara Milletvekili Aydın Tümen'in; 4.6.1985 Tarih ve 3213 Sayılı
Maden Kanununun 2 nci Maddesinin III Numaralı Bendinin Değiştirilmesi ve Bu
Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse'nin; 4.6.1985 Tarih
ve 3213 Sayılı Maden Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Geçici
Madde Eklenmesi ile 11.12.1936 Tarihli ve 3078 Sayılı Tuz Kanununun Yürürlükten
Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (2/380, 2/453) (S. Sayısı : 399) 11. - Ortadoğu Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
Bir Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/845) (S. Sayısı : 681) IX. - SORULAR VE CEVAPLAR A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI 1. - Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu'nun, Yenimalle İlçe Emniyet
Müdürlüğünde basın mensuplarına kötü davranıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in cevabı (7/4271) 2. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, HAVELSAN hakkında basında çıkan
iddialara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'nun
cevabı (7/4286) 3. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; İstanbul Emniyet Müdürünün yaptığı bir toplantı hakkındaki haberlere, İstanbul Emniyet Müdürünün bir toplantıda yaptığı ileri sürülen
açıklamaya, İlişkin soruları ve İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in cevabı
(7/4296, 4334) 4. - İzmir Milletvekili Hakan Tartan'ın, 2001 yılının ilk dört ayında
meydana gelen trafik kazalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Rüştü Kazım
Yücelen'in cevabı (7/4341) 5. - İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın'ın, İstanbul Boğazındaki
kirliliğin önlenmesi için alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı
Fevzi Aytekin'in cevabı (7/4349) 6. - Karabük Milletvekili Mustafa Eren'in, devlet memurluğu ve işçi
sınavlarında aranan şartlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal'ın
cevabı (7/4418) I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak üç oturum yaptı. Hakkâri Milletvekili Hakkı Töre'nin, Hakkâri İlinin sorunlarına ve
Hakkâri barajının yapımının gerçekleştirilmesine ilişkin gündemdışı konuşmasına
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan, Kütahya Milletvekili Ahmet Derin'in, kapatılan Ziraat Bankası şubelerine
ilişkin gündemdışı konuşmasına Orman Bakanı İ. Nami Çağan; Cevap verdiler. İstanbul Milletvekili Masum Türker de, Türkiye'de ekonomik denetim
düzenine ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı. Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, (6/1254), (6/1265) ve (6/1273) esas
numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü
soruların geri verildiği bildirildi. Batı Avrupa Birliği Genel Sekreteri Colin Cameron'un, Paris'te yapılacak
Batı Avrupa Birliği Geçici Asamblesi Geçici Avrupa Birliği Güvenlik ve Savunma
Asamblesinin 47 nci Genel Kuruluna vaki davetine TBMM Millî Savunma Komisyonu
Başkanı Manisa Milletvekili Hasan Gülay'ın icabet etmesine ilişkin Başkanlık
tezkeresi kabul edildi. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmında bulunan: TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve
Anayasa Komisyonu raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S. Sayısı : 527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere
ilişkin Komisyon raporu henüz hazırlanmadığından, Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının
(1/851) (S. Sayısı : 669), Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının (1/418, 2/87) (S. Sayısı
: 683), Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin Kanun Tasarısının (1/53) (S. Sayısı : 433), Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye İlişkin Kanun Tasarısının (1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı : 666), Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye İlişkin Kanun Tasarısının (1/754, 1/692) (S. Sayısı : 675), Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin Kanun Tasarısının
(1/756, 1/691) (S. Sayısı : 676), Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının Kurulması ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 616 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye İlişkin Kanun Tasarısının (1/753, 1/690) (S. Sayısı : 685), Ortadoğu Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Bir
Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısının (1/845) (S. Sayısı : 681), Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından; Ertelendi. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair (1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı :
592), Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve
Astsubaylar Hakkında (1/698) (S. Sayısı : 579), Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/806) (S. Sayısı :
608), Üretimini Likit Petrol Gazı ile Yapan Üreticilerin Zararlarının
Karşılanması Hakkında (1/866) (S. Sayısı : 708); Kanun Tasarılarının yapılan görüşmelerinden sonra kabul edildikleri ve
kanunlaştıkları açıklandı. Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin, İzmir Milletvekili Suha Tanık'ın, İzmir Milletvekili Suha Tanık, Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, İzmir Milletvekili Yusuf Kırkpınar, Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Şahıslarına sataştığı iddiasıyla birer konuşma yaptılar. 14 Haziran 2001 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te
toplanmak üzere, birleşime 22.35'te son verildi.
No. : 164 II. - GELEN KÂĞITLAR 14 . 6 .
2001 PERŞEMBE Sözlü Soru
Önergeleri 1. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, SSK prim tabanının
artırılmasının doğurduğu sorunlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1534) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 2. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa'da Halk Bankası
merkez şubesi açılıp açılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş)
sözlü soru önergesi (6/1535) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 3. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Birecik İlçesi
Tüten köyünün yol sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü
soru önergesi (6/1536) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 4. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Bursa-Osmangazi-Tuzaklı Köyüne
orman köylülerine yapılan yardımların sağlanmasına ilişkin Orman Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1537) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 5. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Bursa-Osmangazi-Tuzaklı Köyünün
spor sahası ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru
önergesi (6/1538) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 6. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Bursa-Osmangazi-Tuzaklı
Köyündeki işsizlik sorununa ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1539) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13.6.2001) 7. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Osmangazi Doğancı Barajının
kuruluş yerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1540) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 8. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Bursa-Osmangazi-Tuzaklı
köylülerinin sağlık sorununa ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1541) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 9. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Bursa Nilüfer Deresi ve Doğancı
ile Nilüfer baraj bölgelerindeki kanalizasyon sorununa ilişkin Bayındırlık ve
İskan Bakanından sözlü soru önergesi (6/1542) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.6.2001) 10. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'ın, Bursa-Osmangazi İlçesi Tuzaklı
ile Hüseyinalan köyleri arasındaki yol, onarım ve asfalt çalışmalarına ilişkin
Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/1543) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13.6.2001) 11. - Gaziantep Milletvekili İbrahim Konukoğlu'nun, Bakanlığın yeni bir
vakıf kurduğu iddialarına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1544) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.6.2001) Yazılı Soru
Önergeleri 1. - İstanbul Milletvekili Aydın
Ayaydın'ın, İMKB Başkanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4516)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 2. - Ankara Milletvekili Uluç Gürkan'ın, Ziraat Bankası Matbaasının
tasfiyesine ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi
(7/4517) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 3. - Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol'un, kapatılan Şanlıurfa Halk
Bankası Bölge Müdürlüğünün yerine merkez şube açılıp açılmayacağına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4518) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 4. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, GAP projesinin ne zaman
tamamlanacağına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4519) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) 5. - Manisa Milletvekili Mustafa Enöz'ün, Akhisar Sigara Fabrikasına
ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/4520)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13.6.2001) BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.00 14 Haziran 2001 Perşembe BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP ÜYELER: Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan
ŞİMŞEK (Edirne) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117 nci Birleşimini en iyi
dileklerimle açıyor, saygılar sunuyorum. III. - YOKLAMA BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için 5 dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısına ulaşılamamıştır;
20 eksiğimiz var. Sayın grup başkanvekillerinin önerisi var mı efendim? İSMAİL KÖSE (Erzurum) - 14.30'a kadar ara verelim Sayın Başkan. BAŞKAN - Diğer grup başkanvekilleri katılıyor mu efendim? AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Katılıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Saat 14.30' a kadar birleşime ara veriyorum. Kapanma Saati : 14.07 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.30 BAŞKAN: Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP ÜYELER: Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan
ŞİMŞEK (Edirne) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. III. - Y O K L A M A BAŞKAN - Yoklama yapacağız. Yoklama için 3 dakikalık süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz. Gündeme geçmeden evvel, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz
vereceğim. Gündemdışı ilk söz, Ziraat Bankası şubelerinin kapatılması hakkında söz
isteyen Ankara Milletvekili Sayın Cihan Paçacı'ya aittir. Buyurun Sayın Paçacı. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GündemdIşI
Konuşmalar 1. - Ankara Milletvekili Mustafa Cihan
Paçacı'nın, kapatılan Ziraat Bankası şubelerine ilişkin gündemdışı konuşması MUSTAFA CİHAN PAÇACI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
özellikle, 57 nci hükümet göreve geldiği tarihten bu yana, ülkedeki bütün
dengeler, âdeta, altüst olmuştur; esnaf siftah yapamıyor, her gün yüzlerce iş
yeri kapanıyor; çiftçi perişan ve tasfiye edilmekte; memur, emekli aç; işsizlik
çığ gibi büyüyor. Bırakın, yeni iş bulmayı, işi olanlar mevcut işlerini
kaybetmekteler. Her gün yüzlerce insanın işine son veriliyor. Üretim durmuş,
malî piyasalar tedirgin. Ekonominin dengeleri, âdeta, pamuk ipliğine bağlı. Bir
Sayın Bakan, kendisine göre haklı gerekçelerle, Tütün Yasasını eleştiriyor
diye, o gün piyasalar altüst oluyor ve üçüncü kriz tehlikesi yaşanıyor. Bilindiği üzere, yaptığımız tüm ikazları dinlemeyen ve neticede, ülkeye
üç ayda iki kriz yaşatan hükümet, yüksek bir devalüasyonla dövizde dalgalı kura
geçmiş ve döviz kurunu piyasa şartlarına bırakmıştır; ancak, uygulamaya konulan
programın sigortası yoktur, savunma sistemi çalışmamaktadır. Devletin,
piyasaları kontrol ve gerektiğinde balans ayarı yapacak enstrümanları piyasaya
girememektedir. Değerli milletvekilleri, malî piyasalar her an yeni bir kriz
tedirginliği içerisindedir. Özellikle, son günlerde, piyasaların ateşi
yükselmeye başlamıştır. Bu gidiş, iyi bir gidiş değildir. Bu süreç içerisinde
bankacılık sektörü de, en problemli günlerini yaşamaktadır. Özellikle kamu
bankalarının personeli, özverili çalışan personeli, tedirgindir; geleceklerinin
ne olacağını bilememektedirler. Yirmi yıllık bir bankacının, söz gelimi, bir
sağlık ocağında görevlendirilecek olması, kalifiye insan kaynağının heba
edilmesi demektir, israf edilmesi demektir. Geçtiğimiz günlerde kamu bankalarının özelleştirilmesiyle ilgili çıkan
yasa, bu bankaların ortak bir yönetim kurulu marifetiyle özelleştirmeye
hazırlanması ve üç yıl içinde de özelleştirilmesini öngörmüştür. Atanan yönetim
kurulu, yasayla kendisine verilen görev gereği, işe, belde şubelerinin
kapatılmasıyla başlamıştır. Ziraat Bankasının 68 şube, 2 bürosunun kapatılması
kararı verilmiş ve 44 beldede Ziraat Bankası şubeleri kapatılmış, 24 adedi ise
kapatılma aşamasında durdurulmuştur. Değerli milletvekilleri, kapatılan şubelerin bulunduğu beldelerde başka
bir banka şubesi de yoktur. Bu durumda, bu beldelerin ticareti ve sosyal
gelişmesi ölmektedir. Bankasız ticaret olur mu; ticaretsiz gelişme olur mu? Devlet
bankaları, özellikle Ziraat ve Halk Bankaları, sadece bir banka değil, bankanın
ötesinde kurumlardır. Örneğin, bugün, Ziraat Bankası, bankacılık dışında
devletin kendisine verdiği 30 ayrı görevi de başarıyla yerine getirmektedir. Ziraat Bankası, Merkez Bankasının olmadığı yerde Merkez Bankasının
görevini götürür; ayrıca, hazinenin kasasıdır, veznesidir; onun adına tahsilat
yapar, tediyede bulunur ve nihayet, Ziraat Bankası, 20 milyonu aşkın çiftçiye
hizmet verir. Bütün bu hizmetler, bundan sonra, kim ve hangi kurum tarafından
yapılacaktır? Bu sorunun cevabı henüz meçhuldür. Ziraat Bankası, Mithat Paşadan bu yana, devlet ile millet arasında
kurulmuş önemli köprülerden biridir. Devletin görevi, ülkenin gelişmesini temin
etmek ve halkına hizmet sunmaktır. Bugün, devlet adına, beldelerde bu
hizmetleri yapan Ziraat Bankası şubeleri, maalesef, tek tek kapatılmaktadır.
Haksız ve adaletsiz bu uygulama, o yörelerde yaşayan insanlarımızı mağdur
etmiştir. Şube kapatma ve personel tasfiyesi çözüm değildir. Bu, yüce kürsüden,
sayın hükümete, BDDK'ya ve banka yönetimine bir çağrıda bulunuyorum; gelin, 44
beldede kapatılmış olan Ziraat Bankası şubelerini tekrar hizmete açın; şube
kapatma kararı, mutlaka uygulanacak ise, özellikle büyük kentlerde birbirine
çok yakın olan şubeleri kapatın; bu uygulama, daha adil bir yaklaşım olur. Esasen, şube kapatma kararı alan banka yönetim kurulunu suçlamak da
yanlıştır. Esas suçlu ve sorumlu, ülkeyi IMF'ye teslim eden ve Meclisi, IMF'nin
direktifleri doğrultusunda yasa çıkaran bir konuma düşüren hükümettir.
Bilinmelidir ki, millî haysiyet ve onurumuz, hiçbir maddî değer karşılığında
takas edilemez. Bu düşüncelerle, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Paçacı. Gündemdışı ikinci söz, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin
görüşeceği Türkiye raporu konusunda söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Uluç
Gürkan'a aittir. Buyurun Sayın Gürkan. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. 2. - Ankara Milletvekili H. Uluç
Gürkan'ın, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin görüşeceği Türkiye
raporuna,ilişkin gündemdışı konuşması H.ULUÇ GÜRKAN (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'ye
hak etmediği bir çelişki yaşatıyoruz. Elli yıl önce kurucusu olduğumuz Avrupa
Konseyinin denetimindeyiz. Kuruculuk statümüzle belirleyicisi olduğumuz Konsey
standartlarına uyumumuz inceleniyor. Bir ara, denetim sonlanabilir diye
umutlanmıştık; olmadı. Denetim Komisyonunun geçtiğimiz hafta yaptığı toplantıda
kabul edilen Türkiye raporu, denetimin sürmesini öngörüyor. Kabul edilen bu rapor, önceki raporlardan çok daha olumlu; hatta,
Türkiye'nin, gerçekleştirdiği demokrasi atılımları nedeniyle, yer yer
kutlandığını da görüyoruz; ancak, denetim dışına çıkarılmıyoruz. Avrupa Konseyi Denetim Komisyonunun bu kararının çifte standartlı
olduğu, önyargılara dayandığı kuşkusuzdur; ancak, sayın milletvekilleri,
kendimizi de aldatmayalım. Önyargılı çifte standartlılık, çelişkinin sadece bir
bölümünü açıklayabilir, bütününü açıklayamaz. Önyargıların sebepleri arasında
biz de varız. Kimi davranışlarımızla, önyargıları haklı kılabiliyor, çifte
standartları besleyebiliyoruz. Bunu karşın, doğru olanı yaptığımızda,
önyargıları aşabiliyor, çifte standartları kırabiliyoruz. (F) tipi cezaevleri
ve ölüm oruçları bu konuda çarpıcı bir örnektir. İşkenceyi Önleme Komitesi,
başından bu yana, Türkiye'nin haklılığını özellikle vurguluyor. Avrupa Konseyi
ve Avrupa Parlamentosu üyeleri (F) tipi uygulamasını da, ölüm oruçlarını da,
Türkiye karşıtı önyargılarıyla istismar etmiyor; terör örgütlerinin ölü sevici
eylemlerine destek vermiyor. Ancak, bu olumlu hava değişebilir. Adalet
Bakanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerekli yasal düzenlemelerin
yapılmış olmasına karşın, cezaevlerindeki ortak yaşam düzenlemesini
geciktiriyor, bu da rahatsızlık yaratıyor. İşkenceyi Önleme Komitesinin son
raporu bu bakımdan uyarıcıdır. Sayın milletvekilleri, Konseyin çifte standartlı ve önyargılı denetimi
sürdürme kararı da, özünde, verilen sözlerin yerine getirilmemesi ya da
geciktirilmesi gerekçesine dayanıyor. Bir örnek, siyasî partilerin
kapatılmasıdır. Türkiye raportörleri, görüştükleri her hükümet ve siyasî parti
yetkilisinin, Anayasanın ve ilgili yasaların değişmesi gerektiğini
söylediklerini belirtiyor. Raportörlere inanmak gerekirse, Anayasa Mahkemesi
Başkanı da benzer ihtiyacı vurgulamış. Bir yasal düzenlemeyi beğenmiyor olabiliriz, değiştirilmesini istiyor
olabiliriz; ama, değiştiremiyor veya değiştirmiyorsak, elbette eleştirebiliriz;
ama, bu yasayı başkalarının önüne günah keçisi gibi koyma hakkımız olduğunu
sanmıyorum; aksi halde, bu düzenlemeye göre yapılacak işlemler inandırıcı
olamaz; Konseyde bu sıkıntı yaşıyoruz. Türkçemiz de bir başka konudur. Raportörler "devletin dili mi,
resmî dil mi" tartışmasını ilgiyle izlediklerini ve bu tartışmanın
sonucunu beklediklerini söylüyorlar. Hiç yoktan, boşu boşuna bir tartışma
yarattık. Anayasanın 3 üncü maddesi "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle
bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir" diyor. Maddenin başlığı da, bu dili
"resmî dil" olarak tanımlıyor. Neyi tartışıyoruz, niçin tartışıyoruz?! Anayasa maddelerini, başlığından
ayrı tutmak, başlığının dışında yorumlamak, maddeyi kendinin dışına çevirme
girişimleri... Durduk yerde, önyargılı kafaları karmakarışık ettik. Ve idam cezası... Türkiye, bu cezayı, 17 yıldır uygulamıyor. Her koşulda
ve her zeminde, bu arada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, uygulamayacağını da
bir taahhüt olarak vurguluyor. Buna rağmen, gerekli yasal düzenleme, ulusal
programda orta vadeli hedefler arasında sayılıyor. Yurtdışında, bize "bu
gecikme, bölücü terör örgütü lideriyle mi ilgili?" diye, soruluyor. Bir
ilgi olamaz, olmamalı. Böylesi bir ilgi, psikopat bir katili, hiç hak etmediği
halde önemsemektir; yasaları, başkası istemiyor diye, uygulayamıyor duruma
düşmektir. Böylesi bir çelişki, onur gerekçesiyle açıklanamaz sayın
milletvekilleri. Burada ulusal onurun gereği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
17 yıllık iradesini, kimseden etkilenmeden yasalaştırmaktır. Gecikilmesi,
Türkiye'de hiçbir şeyin, ne ekonominin ne de siyasetin, kendi içinden
yönetilmediği izlenimini güçlendirecektir. Belki bir özeleştiri olacak; başkaları karşısındaki durumumuzla ilgili
izlenim, maalesef, olumlu görünmüyor. İkinci, üçüncü sınıf yabancı
bürokratların basın açıklamalarını dahi canlı yayın konusu yapıyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen, konuşmanızı toparlayın Sayın Gürkan. H. ULUÇ GÜRKAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan. Bu kişi de, yasaması ve yürütmesiyle, bizi, icraya düşmüş borçlular gibi
azarlamaya kalkıyor. Bunu kabul edemeyiz, etmemeliyiz. Hükümetin, gereğini
yapacağına inanmak istiyorum. Sayın milletvekilleri, kime ne söz verdiysek bunu yerine getirelim.
Yapamayacağımız, yapmayacağımız işler için, başkaları istedi diye -IMF, Dünya
Bankası, ABD, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, her kim olursa olsun- söz
vermeyelim; bu, kendimize saygının gereğidir. Kendimize saygının bir başka gereği de, demokratikleşme çalışmalarının
sürdürülmesidir. Öncelikli gündem, kriz gerekçesiyle ertelenmemelidir. Yanı
sıra, demokratikleşme talepleri de, ulusal değerlerimiz ve duyarlılıklarımızla
çatışıyor gibi algılanmamalıdır. Türkiye, küreselleşen dünyada öncü bir ulus devleti olarak varlığını ve
ağırlığını ancak demokrasisini dünya standartlarına ulaştırarak sürdürebilir.
Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedefi de bu yöndedir. Teşekkür ederim efendim. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gürkan. Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü ve son söz, çay üreticilerinin
sorunları hakkında söz isteyen Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekâroğlu'na
aittir. Buyurun Sayın Bekâroğlu (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. 3. - Rize Milletvekili Mehmet
Bekâroğlu'nun, çay üreticilerinin sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Edip Safder Gaydalı'nın cevabı MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önce, Sayın Gürkan'ın konuşmasına bütün kalbimle katıldığımı belirtmek
istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Doğu Karadeniz Bölgesinde 200 000'i aşkın aile yaş
çay üretimiyle geçinmektedir. Aşağı yukarı bu, 1-1,5 milyon nüfus demektir ve
bölgenin tek gelir kaynağı da çaydır. Çayın dışında herhangi bir gelir yoktur.
Bölgede sanayi ve ticaret maalesef, gelişmemiştir. Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin'de 1999 yılında çaydan 300 milyon dolar
gelir elde edilmişti; bu rakam, aile başına 1 500 dolara tekabül ediyor. 2000
yılında bu rakam 170 milyon dolara indi; yine, aile başına 800 dolar. 2001 yılında
muhtemelen 800 000- 850 000 ton rekolte beklendiğinden dolayı muhtemel gelir
120 milyar dolar; yani, aile başına 570 dolara düşmektedir. Değerli arkadaşlarım, Doğu Karadeniz Bölgesinde mayıs ve haziran
aylarında özel sektör ve Çay-Kura 250 000 ton yaş çay ürünü teslim edildi.
Üretici, teslim ettiği bu üründen dolayı toplam 75 trilyon lira alacağı olduğu
halde, henüz bir kuruş para alamadı. Özel sektörden geçen yıldan da 20-25
trilyon lira civarında alacağı mevcuttur. Bölgede sadece çay üreticisi değil
-yani çiftçi değil- çiftçi aracılığıyla para girdiğinden dolayı esnaf da çok
zor durumdadır. Zaten, devri hükümetinizde memur ve işçinin durumu da malumdur.
Anlayacağınız, Türkiye'nin her tarafında olduğu gibi, bölgede de; yani, Doğu
Karadeniz Bölgesinde de insanlar zor durumdadır. Gerçek anlamda açlık mevcut;
bölgede sadece konfeksiyoncular, beyaz eşya satıcıları değil lokantacılar bile
iş yapamamaktadırlar. Evet, biliyoruz, denilecek ki, ekonomi çok zor durumda, Türk ekonomisi
çok önemli günler geçiriyor; dolayısıyla, herkesin birtakım fedakârlıklarda
bulunması gerekiyor. Bunu kabul ediyoruz; ama, bu durumdan en son mesul
tutacağımız kesim çiftçidir, çay üreticisidir değerli arkadaşlarım. Ülkenin bu
hale gelmesine çiftçinin, çay üreticisinin hiçbir katkısı olmamıştır. Değerli arkadaşlarım, Rize insanının çalışkanlığını Türkiye biliyor,
fedakârlığını da biliyor, ülke için her zaman fedakârlık yapmıştır ve yapmaya
da hazırdır. Bakınız, yıllardan beri Rize'den insanlar göç ediyor ve gittiği yerlerde
de Rizeli insanlar harikalar yaratıyorlar; ama, şimdi nereye gidilecek, göç
edilecek bir yer kalmamıştır ülkede; çünkü, özellikle büyük şehirlerde olmak
üzere milyonlarca işsiz mevcuttur. Deniliyor ki, tarım ürünleri, Türkiye'de,
dünya fiyatlarının çok üstünde elde ediliyor ve dünyayla yarışmamız mümkün
değil. Yine, deniliyor ki, Türk ekonomisinin bu noktaya gelmesinde tarıma ve
esnafa yapılan destekler ve görev zararları etken olmuştur. Değerli arkadaşlarım, bunlar doğru değildir. Ülke, çiftçiden dolayı değil,
yanlış politikalardan dolayı iflas etti. Katlanan faizleri bir tarafa
bırakırsak, on yılda çiftçiye verilen destek, asla 10 milyar doları
bulmamıştır; ama, sadece batan bankalarda 15 milyar dolar gitti. Irak'a
uygulanan ambargodan dolayı 35 milyar dolar zararımız mevcuttur. Bu durumda,
krizin sorumlusu, asla Türk çiftçisi olamaz, Doğu Karadeniz Bölgesindeki çay
üreticileri olamaz. Bazıları, uygulanan politikalara alkış tutuyor, diyorlar ki, bu şekilde,
bu millet, köylülükten kurtulacak ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşacak. Değerli arkadaşlarım, kimse köyde kalmaktan memnun değil ki; insanlar
köyde iki ay çalışıp, bir yıl yemekten memnun değiller ki... Sorun, Türkiye'de
gerçek anlamda yatırımların yapılamamasıdır, istihdamdır, kalkınmanın
sağlanamamasıdır ve bunun sorumlusu, asla ve asla Türk çiftçisi değildir, Doğu
Karadeniz Bölgesindeki, Rize'deki çay üreticileri değildir. Bizim Rizeliler çalışmayı sever değerli arkadaşlarım; ancak, bölgede
çalışacak tek bir işyeri yoktur. Devlet, işyerleri kursun istemiyoruz.
İstediğimiz, devlet, bölgeye, işyeri kurulabilecek, sanayi kurulabilecek,
ticaret yapılabilecek imkânları hazırlasın. Bu durumda, sadece çay üreticileri,
Doğu Karadeniz Bölgesi insanı değil... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlar mısınız... MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - ...Türkiye'nin her tarafındaki bütün
çiftçilerin durumu budur. Şu anda uygulanmakta olan ekonomik politikalar en çok
çiftçimizi vurmaktadır; ama, ortaya çıkan, şu anda yaşamakta olduğumuz ekonomik
krizden en az sorumlu olan kesim çiftçimizdir. Kim bu memlekette işyerleri
kurdu, fabrikalar kurdu da, Türk köylüsü, gidip bu fabrikalarda çalışmadı? Değerli arkadaşlarım, elbette bu ekonomik krizin bedeli olacaktır ve
herkes bedel ödeyecektir. Siz, 10 tane arabası olan, yalısı olan, büyük
imkânları olan insanların elindekilerin yüzde 10-15'ini, yarısını
alabilirsiniz; fakat, elinde 2 tane ekmeği olan insanın, evine 2 tane ekmek
götüren insanın 1,5 ekmeğini elinden alırsanız, bu insafsızlık olur. Sayın hükümet mensuplarından, sadece Doğu Karadeniz Bölgesindeki çay
üreticileri için değil, tüm çiftçi için, şu uygulamakta oldukları ekonomik
politikaları gözden geçirmelerini öneriyorum, herkese saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bekâroğlu. Devlet Bakanı Sayın Gaydalı, Sayın Bekâroğlu'nun konuşmalarına cevap
verecekler. Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika efendim. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Rize Milletvekilimiz Sayın Mehmet Bekâroğlu'nun yapmış olduğu
gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım; hepinize en derin
saygılarımı sunuyorum. Çay, dünyada, sudan sonra en çok içilen bir içecek maddesidir. Üretici
ülkelerde toplam 2,2 milyon hektarda 3 milyon ton civarında kuru çay
üretilmektedir. Bu üretimin yaklaşık 1,2 milyon tonu diğer ülkelere ihraç
edilmektedir. Ülkemiz, çay üretiminde dünyada beşinci sırada yer almaktadır. En büyük
üretici ülkeler, olan Hindistan, Çin, Sri Lanka, Endonezya ve Kenya gibi az
gelişmiş ülkeler gerek hammaddenin gerekse işçilik maliyetlerinin düşük olması
nedeniyle, ihracatta önemli bir paya sahiptirler. Bu ülkelerin maliyetleri,
bizim maliyetlerimizin 1/4'ü kadarıdır; dolayısıyla, maliyetler açısından, çay
üreticisi ülkelerle rekabet etme şansımız azdır. Ancak, çayımızın sağlık
yönünden diğer üretici ülkelere göre üstünlüğü vardır. İklim koşulları gereği
ziraî ilaçlama yapamadığımız için, çayımızda kimyasal artıklar yoktur. Bu yönüyle
ülkemiz, çay üretiminde, tarımında kimyasal ilaç, katkı maddesi kullanılmayan
tek ülkedir. Bunun yanında, ülkemizde, 150-160 000 ton kuru çay üretilmektedir;
tüketim miktarı ise, 190 ilâ 200 000 tondur. İthal çaylarda bir azalma
yapabilmemiz halinde, iç pazarımız, üretimimize denk durumda olacak;
dolayısıyla, stokta ürün kalmayacaktır ve elde edilecek gelir de daha hızlı bir
şekilde çay üreticisine yansıyacaktır. Sektörde üretim-tüketim dengesinin sağlanabilmesi için, Çay-Kur, 2000
yılından itibaren planlı alım uygulamasına geçmiştir. Çay-Kur tarafından
uygulanan bu alım planıyla, çay sektöründe yaş çay alım ve üretim faaliyetleri
disiplin altına alınmıştır. Bu alım planına, 767 bin dekar ruhsatlı çay
alanında faaliyet gösteren 204 bin üreticimiz dahil edilmiştir. Yaş çay alım
planı uygulamasıyla hem kaliteli kuru çay üretilmiş hem de çay tarım
alanlarının genişlemesi önlenerek, yurtiçi üretim ve tüketim dengesi
sağlanmıştır. Ayrıca, çay ürününün, belirlenen standartta ve zamanında hasat edilerek
kalite kaybına uğramadan satın alınması sağlanmış, ruhsatlı üreticilerin ürün
satmasında eşit ve adil bir uygulama yapılması temin edilmiş ve ruhsatsız çay
bahçelerinde üretilen yaş çayın sisteme girmesi önlenerek, ruhsatlı
üreticilerin hakları da korunmuştur. Yaş çay alım planıyla beraber, kaliteli çay üretebilmek için, 1994
yılından beri uygulanmakta olan budama projesiyle de, her yıl mevcut bahçeleri
1/5 oranında budama suretiyle, tarlada yaş çay bitkisinin gençleştirilmesi
sağlanmıştır. Uygulanmakta olan budama projesiyle üreticilerimiz mağdur
edilmediği gibi, budamadan doğan gelir kaybı da tazminat olarak kendilerine
ödenmektedir. Kısaca, tarlada ürün kalitesi iyileştirilerek ve alım planıyla
beraber alımlar da disiplin altına alınarak, fabrikalarımızda kaliteli üretim
yapılmak suretiyle, yabancı menşeli çaylarla hem fiyat hem de kalite yönünden
rekabet edilmektedir. Son beş yılın alım ve ödeme durumlarına baktığımızda: 1997 yılında 542
000 ton çay alınmış, 28,2 trilyon lira bedel ödenmiş, ödemenin bitiş tarihi
26.12.1997'dir. 1998 yılında 718 000 ton çay alınmış, 62,7 trilyon lira para
ödenmiş, son ödeme tarihi 30.12.1998'dir. 1999 yılında 843 000 ton çay alınmış,
106 trilyon lira para ödenmiş, son ödeme tarihi 29.02.2000'dir. 2000 yılında 499 000 ton çay alınmış, 81 trilyon
lira para ödenmiş, ödemenin bitiş tarihi 23.03.2001'dir. 2001 yılında -şimdiye
kadar- bu sezon için, 193 000 ton çay alınmış, bunun karşılığında 48 trilyon
lira ödenecektir, henüz ödemelerimiz başlamamıştır. Görüldüğü gibi, üreticilerimizden alınan ürün bedelleri bir program
çerçevesinde ödenmektedir. Yaş çay ürünü, özelliği itibariyle 6 aylık bir dönemde hasat edilmekte,
bütün giderler bu döneme isabet etmektedir. Halbuki, üretilen kuru çay bir
yılda pazarlanarak, satış gelirimiz oniki ayda elde edilmektedir. Kuruluşumuz, kurulduğundan bugüne yeterli işletme sermayesine sahip
olmadığı için, ürün bedellerinin ödenmesinde zaman zaman gecikmeler olmakla
birlikte, altı-sekiz aylık zaman dilimi içerisinde tüm ödemeler
tamamlanmaktadır. 2001 yılı yaş çay rekoltesi 800-850 000 ton olarak tahmin
edilmektedir. Çay-Kurun satın alacağı yaş çay miktarı 550 000 ton olarak
belirlenmiştir. 2000 yılı yaş çay ödemeleri, 2001 yılı mart ayı itibariyle
bitirilmiştir. 2001 yılı yaş çay ödemeleri de plan dahilinde yapılacaktır. Yüce Kurula saygılarımı arz ederim. BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyorum. Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşlarını Sayın Divan Kâtibinin,
oturarak yapması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; önce okutup, işleme alacağım,
sonra oylarınıza sunacağım. V. - ÖNERİLER A) DanIşma
Kurulu Önerİlerİ 1. - 13 Haziran 2001 tarihli gelen
kâğıtlarda yayımlanan 710 sıra sayılı 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı
Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 9 uncu sırasına alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma
Kurulu Önerisi 14.6.2001 13 Haziran 2001 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan, 710 sıra sayılı
2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 9 uncu sırasına alınmasının
Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür. Ömer İzgi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
BAŞKAN - Danışma Kurulu önerisi üzerinde söz talebi?..
Yok. Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir. Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; önce okutup işleme alacağım, sonra
okutup oylarınıza sunacağım. B) SİyasÎ Partİ
Grubu Önerİlerİ 1. - Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmındaki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin DYP Grubu önerisi Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulunun 14 Haziran 2001 Perşembe günü (bugün)
yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim. Saygılarımla. Ali Rıza Gönül Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Öneri: Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 62 nci sırasında yer alan 192
sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 10 uncu sırasına, 106 ncı sırasında yer
alan 365 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci sırasına, 75 inci sırasında yer
alan 300 sıra sayılı kanun teklifinin 12 nci sırasına, 276 ncı sırasında yer
alan 700 sıra sayılı kanun teklifinin 13 üncü sırasına, 254 üncü sırasında yer
alan 663 sıra sayılı kanun teklifinin 14 üncü sırasına, 253 üncü sırasında yer
alan 662 sıra sayılı kanun teklifinin 15 inci sırasına, 139 uncu sırasında yer
alan 420 sıra sayılı kanun teklifinin 16 ncı sırasına, 226 ncı sırasında yer
alan 620 sıra sayılı kanun teklifinin 17 nci sırasına, 258 inci sırasında yer
alan 672 sıra sayılı kanun teklifinin 18 inci sırasına, 247 nci sırasında yer
alan 656 sıra sayılı kanun teklifinin 19 uncu sırasına, 249 uncu sırasında yer
alan 658 sıra sayılı kanun teklifinin 20 nci sırasına, 239 uncu sırasında yer
alan 641 sıra sayılı kanun teklifinin 21 inci sırasına, 138 inci sırasında yer
alan 419 sıra sayılı kanun teklifinin 22 nci sırasına, 185 inci sırasında yer
alan 538 sıra sayılı kanun teklifinin 23 üncü sırasına, 275 inci sırasında yer
alan 699 sıra sayılı kanun teklifinin 24 üncü sırasına alınması önerilmiştir. BAŞKAN - Önerge sahibi olarak, lehinde konuşmak üzere,
Sayın Gönül; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tabiî, Türkiye, istesek de istemesek de, iyi yönetsek
de kötü yönetsek de, birtakım gelişmeler kendiliğinden olacaktır; bu, doğal bir
hadisedir. Özellikle, son yıllardaki çekilen ekonomik sıkıntılar, kırsal
alandan şehirlere, ilçelere ve illere büyük bir akını beraberinde getirmiştir.
O nedenle, gerek ilçelerde gerek kasabalarda gerekse büyük illerde, büyük bir
nüfus patlaması meydana gelmiş, ihtiyaçlar artmış, vatandaşın talepleri de,
tabiî ki, çoğalmıştır. Biz, huzurunuza bir öneri getirdik. Şüphesiz, bu
öneriyi -işte, şu sıradaki kanun tasarı veya teklifinin gündemin şu sırasına,
bu sırasındakinin de şu sırasına getirilmesi şeklindeki bu okumadan- değerli
milletvekili arkadaşlarım olarak sizler, takip etme şansına sahip değilsiniz. Ben, öncelikle, ne istediğimizi açıkça, buradan,
sizlere arz etmek istiyorum. Biz, gensorunun bugün görüşülmesine evet dedik.
Geçici bütçenin gensoru sonrası ele alınıp, görüşülmesine de evet dedik; ama,
ondan sonra, Meclisin yazılı gündeminde birtakım değişiklikler talebinde
bulunduk. Çünkü, biraz sonra size arz edeceğim bu kanun tekliflerinin, burada,
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre gündeme alınmasını, sadece iktidar partisi
milletvekili arkadaşlarım değil, aynı zamanda, muhalefet partisi milletvekili
arkadaşlarımız ve gruplarımız da oybirliğiyle desteklediler ve mutlaka gündeme
alınmasını gerekli gördükleri ve görüşülmesinden de vatandaşımızın birtakım
faydalar göreceği inancıyla oy verdiler. Yani, bu yasa tekliflerinin gündeme
girmesinde genel bir uzlaşma sağlanmış oldu. Zaten, bu öneriyi huzurunuza
getirirken, bize güç veren, bize cesaret veren de, bu idi; yani, genel bir
uzlaşı havası. Bu kanun tekliflerini hazırlayan değerli milletvekili
arkadaşlarım da, Türkiye'nin gerçeklerine göre, Türkiye'nin kriterlerine göre,
çevrelerindeki, illerindeki veya bu vatanın bir köşesindeki bilmem ne
kasabasının ilçe olmasını veya bir ilçenin de il olmasını, beyinlerinde,
yüreklerinde mezcetmişler, hazmetmişler ve çalışmalarının bir ürünü olarak
huzurlarınıza getirmişlerdi. Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu önerimizle neler
istediğimizi, sizlere arz ediyorum: Şanlıurfa İlimizin büyükşehir statüsüne
kavuşturulmasını istiyoruz, bu yasa teklifinin acilen görüşülmesini istiyoruz;
çünkü, gerçekten, Şanlıurfa Belediyesi, belediyeler, çevreden almış olduğu
büyük göçle, hizmet üretemez bir duruma düşmüş. İkinci sırada -yani, 10 uncu sıradan itibaren arz
ediyorum- Milliyetçi Hareket Partisi Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mehmet
Kaya ve 8 arkadaşı, aynı taleple gelmişler, Kahramanmaraş İli de büyükşehir
statüsüne kavuşturulsun diye. Gerçekten, Kahramanmaraş İlimiz, özellikle
tekstil sanayiinde büyük bir hamle yapmış ve altyapı hizmetlerinin
karşılanmasında, vatandaş, belediyecilik hizmetlerinden yeterince
faydalanamama, hizmet görememe gibi bir durumla karşı karşıya kalmıştır. (DYP
sıralarından alkışlar) Ondan sonra, kanun hükmünde kararname gereğince
büyükşehir statüsüne kavuşmamakla beraber, halen, bugün, büyükşehir olarak
faaliyetlerine devam eden bazı illerimiz var, Anavatan Partisinden arkadaşımız
Denizli Milletvekili Beyhan Aslan Bey, bunun arkasına da Denizli İlimizi ilave
ettiler. Denizli İlimiz buna layık değil mi?! Ben, o bölgenin bir insanı olarak
görüyorum, yaşıyorum ve gelip geçerken veya konakladığımda bizzat
izlenimlerimle tespit ediyorum ki, gerçekten, sanayileşme açısından büyük bir
atılım gösteren Denizli İlimiz de, nüfusu ve sanayileşmesi açısından,
büyükşehir olmayı hak etmiş bulunmaktadır. Ondan sonra, Adana Milletvekillerimiz Halit Dağlı, Musa
Öztürk ve Ali Halaman Beylerin müşterek olarak vermiş oldukları
"Kozan" adıyla bir il kurulmasıyla ilgili kanun teklifleri var. Arkasından, Sayın Bakanımız İstemihan Talay ve 11
arkadaşının getirdikleri "Tarsus" adıyla bir il; "Yenice, Gülek
ve Huzurkent" adıyla üç ilçe kurulması yolundaki teklifleri var. Tabiî ki,
bunlar, hep, 37 nci maddeye göre gündeme alınmış kanun teklifleridir. Yine, DSP Hatay Milletvekilimiz, değerli arkadaşımız
Namık Kemal Atahan Beyin "İskenderun" adıyla bir il; "Uluçınar,
Payas" adıyla da iki ilçe kurulması yolundaki kanun teklifleri var. Bir diğeri; Ahmet Sünnetçioğlu ve 21 arkadaşının; yine,
bununla ilgili, MHP Bursa Milletvekilimiz Burhan Orhan'ın - birlikte bunlar -
"İnegöl" adıyla bir il; "Alanyurt, Tahtaköprü, Kurşunlu, Yenice,
Cerrah" adıyla beş ilçe kurulmasıyla ilgili teklifleri bulunmakta. Yine, Giresun Milletvekilimiz Rasim Zaimoğlu'nun
"Şebinkarahisar" adıyla bir il kurulmasıyla ilgili kanun teklifleri
var. Tabiî ki, bunlar, gördüğünüz gibi Türkiye'nin çeşitli
bölgelerine yayılmış; büyükşehir olma, il olma, il olurken de bazı kasabaların
ilçe olma taleplerini kapsayan kanun teklifleridir. Kendi seçim bölgeme gelince; Milliyetçi Hareket
Partisinin değerli milletvekilleri, sevgili hemşerilerim Ali Uzunırmak Bey ile
Bekir Ongun Beyin de üst üste getirmiş oldukları teklifler var ki, bunlar,
gerçekten, Aydınımızın incisi sayılan dört tane kasabamız var; sırasıyla, Atça,
Umurlu, Bağarası ve Ortaklar Kasabalarımızın ilçe olmasını içeriyor. Değerli milletvekilleri, sizi temin ediyorum ki, gerek
altyapısıyla, hizmetleriyle, ulaşımıyla, haberleşmesiyle gerekse millî eğitim
ve sağlık açısından sahip oldukları kurumlarıyla, kültür seviyeleriyle, bu 4
kasabamız, gerçekten, Aydınımızın 18 tane ilçesi varsa, bu 18 ilçemizin en az 8
tanesinden, 9 tanesinden, nüfus itibariyle de büyük kasabalarımızdır. Şimdi, bu
kasabalarımızın da ilçe olmalarını gündeme getiriyoruz. Değerli milletvekilleri, kısacası, Türkiye'nin
gerçeklerine, bölgenin gerçeklerine, o kasabanın, o ilin, o ilçenin
gerçeklerine uygun olarak, belli kriterler gözetilerek, bir emek verilerek
hazırlanmış ve buraya getirilmiş olan, arkadaşlarımızın İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre gündeme alınmasını istedikleri bu kanun tekliflerinin, öncelikli
olarak burada görüşülmesini ve gerek beklenti içinde olan hemşerilerimizin
gerekse vatandaşlarımızın, ilçe olma, büyükşehir olma ve il olma taleplerinin
karşılanmasını kaçınılmaz görüyoruz. Şüphesiz "Türkiye'de sadece bunlar mı var"
diye sorabilirsiniz; hayır, ilçe olması istenilen, il olması istenilen,
büyükşehir olması istenilen ve bunları ihtiva eden daha pek çok kanun
teklifimiz var. Mesela, Manisa'nın Akhisar'ı var, Turgutlusu var... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Mesela, Düzce'nin Konuralp'i var. MURAT AKIN (Aksaray) - Aksaray'ın Sultanhan'ı var. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Mesela, Aydın'ın Nazillisi
var, Sökesi var. (MHP sıralarından "Başka yerler de var" sesleri) Teşekkür ediyorum; iktidar partisi milletvekilleri beni
uyarıyorlar ve hatırlatıyorlar; şüphesiz, benim bu saydıklarımla sınırlı
değildir. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Ümitköy var. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sayın Bedük'ün teklifi,
Ümitköy var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen, toparlar mısınız. Kısacası, elimize almak istersek ve bunların gerçekten
vatandaşa hizmet etmesi açısından zarurî görüyor isek -ki, ben görüyorum ve
Doğru Yol Partisi görüyor; onun için, biz, buraya getirdik- yerleşim
birimlerinin ilçe, il ve büyükşehir olmasını isteyen vatandaşlarımızın diğer
tekliflerini de ikinci bir grup, üçüncü bir grupta Yüce Meclisin önüne
getiririz. Elbirliği ile, uzlaşı içerisinde bu yerleşim birimlerimizi ilçe
yapalım, il yapalım, büyükşehir yapalım ve böylece, halkımızın beklentilerine
de cevap vermiş olalım diye düşünüyoruz. Önergemizin esası budur, temeli budur.
Olumlu katkıda bulunacağınıza inanıyorum, oy vereceğinize inanıyorum; çünkü,
iktidarıyla, muhalefetiyle hep beraber gündeme aldık. Bunu da, herhalde, bu
vatandaşlarımızdan, siz, esirgemeyeceksiniz; oylarınızla, mutlaka,
görüşülmesine karar vereceksiniz. Bu vesileyle, gerek şahsım gerekse Grubum
adına en derin saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Beyhan Aslan. BEYHAN ASLAN (Denizli) - Aleyhte efendim. BAŞKAN - Aleyhte, buyurun efendim. Süreniz 10 dakika. BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün, Danışma Kurulu toplantısını gerçekleştirdik. Tabiî,
gensoru ve ekbütçe tasarısı üzerinde oybirliğiyle karar aldık; ama, bizim
teklif ettiğimiz diğer konularda, muhalefet partilerine mensup grup başkanvekili
arkadaşlarımız aksi yönde görüş belirttiler ve bizim önerimiz oylandı, kabul
edildi, Yüce Meclise teşekkür ediyoruz. Tabiî, Doğru Yol Partisi de bir Danışma Kurulu
toplantısı yapılmasını istemişti ve orada tekliflerini sıraladı, burada
ilçelerin il ve bazı illerin büyükşehir olması gerektiği konusunda İçtüzüğün 37
nci maddesine göre doğrudan gündeme alınan; çeşitli partilere mensup
arkadaşlarımız tarafından verilen önergeleri gündeme almamız istendi. Değerli arkadaşlar, tabiî ki, biz Meclis gündemine
baktığımız zaman, İçtüzüğün 37 nci maddesiyle Meclis Genel Kurul gündemine
giren konular, daha ziyade, beldelerin ilçe olması, ilçelerin il olması,
büyükşehir talepleri ve şehirlerimize, hatta, bazı ilçelerimize bile üniversite
kurulmasına ilişkindir ve tabiî ki, o yörenin, mahallin milletvekilleri olarak
bu taleplerde arkadaşlarımız samimidirler; ancak, şurası muhakkak ki, bu
beldelerin ilçe, ilçelerin il ve bazı şehirlerimizin büyükşehir statüsüne
kavuşabilmesi için birtakım belirgin kurallar, kriterlerin olması ve bu kriter
ve kurallara göre, o kriterleri yakalayan, o kriterlere sahip olan beldenin
ilçe, ilçenin il -otomatik olarak- olması; yine, o kriterlere uygun olan
illerde üniversitenin kurulması; yine, belli kriterlere sahip olan şehirlerin
büyükşehir olması gerektiği kanısındayız. Biz, daha önce 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet
Meclisinde ilçe yarışlarını gördük, il yarışlarını gördük, büyükşehir olma
konusundaki yarışları gördük. Hiç kriter olmadan, her arkadaşımız, kendi ilinin
büyükşehir olabilmesi için, hatta, nüfusu 40 000 olan, 50 000 olan, 70 000 olan
illerimiz dahi burada önerge vererek büyükşehir olma taleplerinde bulunmuşlar
ve böyle olunca da, burada yaş-kuru birbirine karışmış, gerçekten büyükşehir
olması gereken -ki, buna Denizli de dahil- iller büyükşehir olamamıştır;
Şanlıurfa olamamıştır, Malatya olamamıştır, Kahramanmaraş olamamıştır, Denizli
olamamıştır. Niye olamamıştır; bu Genel Kurulda bir kör dövüşü başlamıştır;
nüfusu 50 000, 70 000, 80 000 olan ve nüfusun dışındaki kriterlere göre de
büyükşehir olması imkânsız olan iller dahi, önergelerle gündemi tıkamıştır.
Böylece, bu gündem tıkama, büyükşehir olmaları engellemiştir, hak ettiği halde
bazı ilçelerin il olmasını engellemiştir, hak ettiği halde bazı beldelerin de
ilçe olmasını engellemiştir. Öyleyse, bizim ne yapmamız gerekiyor... Ben, sayın
liderlerimize de bu konuyu arz ettim, Sayın İçişleri eski Bakanımıza da arz
ettim -ki, yeni İçişleri Bakanımızla da konuyu görüşeceğim- grup başkanvekili
arkadaşlarımızla da zaman zaman bu konuyu görüştük. Bizim, Mahallî İdareler
Yasası Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine geldiğinde, komisyonlarda
görüşülmeye başlandığında, hangi kriterlerin bir beldeyi ilçe yapacağını, hangi
kriterlerin bir ilçeyi il yapacağını, hangi kriterlerin de bir ili büyükşehir
yapacağını açık seçik ortaya koymamız lazım; burada, bu yarışı sona erdirmemiz
lazım. Komisyonda bu kriterleri ortaya koyduktan sonra
"aşağıdaki iller büyükşehir olmuştur" şeklinde bir maddeyle, o
kriterlere uyan illerimizi büyükşehir belediyesi yapacağız. Yine, kriterleri
koyduktan sonra, o kriterlere uyan belirli ilçelerimizi "aşağıdaki ilçeler
il olmuştur" şeklinde komisyondan çıkaracağımız bu tür bir kararla; yine,
ilçe olması gereken, bunu gerçekten hak eden, hakkı yenen beldelerin de ilçe
olması konusunda, ilçe olma kriterlerine uygun hale geldiğinde "aşağıdaki
beldeler ilçe olmuştur" şeklinde bir maddeyle Genel Kurula indirmek
istiyoruz. Bunun sebebi de, Genel Kurulda bir yarışa, bir kör dövüşüne yol
açmamaktır. Tabiî ki, İçtüzük 37'ye göre önerge veren
arkadaşlarımızın hepsi samimîdir; ama, bu kriterleri mutlaka ortaya koymamız,
objektif kuralları ortaya koymamız ve bu kurallar çerçevesinde, beldenin ilçe,
ilçenin il ve ilin de büyükşehir belediyesi olması noktasındaki kriterlere dikkat etmemiz lazım. Bu nedenle, biz, şu
anda bunun görüşülmesinin yeniden bir yarışa sebep olacağını, yeniden bir kaosa
sebep olacağını, hak eden illerimizin hak ettiği, hak eden ilçelerimizin de hak
ettiği hakkı alamayacağı kanısındayız. Bu nedenle, sadece zamanlama açısından
ve işin olabilirliği açısından, biz, bu öneriye karşı çıktık; yoksa,
Denizli'nin büyükşehir olması konusundaki önergenin sahibi benim. Önergeyi
veren bir kişinin o önergeye karşı çıkması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Yine, Malatya'ya,
Kahramanmaraş'a, Şanlıurfa'ya, Elazığ'a önerge veren arkadaşlarımızın bu
önergelerinin karşısına çıkması eşyanın tabiatına aykırıdır; ama, şurada,
tamamen popülist bir yaklaşımla, hadi bunu bugün yapalım şeklindeki bir
yaklaşımı ben samimî bulmuyorum. Değerli arkadaşlar, bu nedenle, mahalli idareler yasa
tasarısı geldiğinde, iktidarımızla muhalefetimizle herkesi göreve çağırıyorum
ve o tasarı geldiğinde bunların tümünü halletmemiz gerekiyor. ALİ ŞEVKİ EREK (Tokat) - Bu tasarı ne zaman gelecek
acaba? BEYHAN ASLAN (Devamla) - Benim aldığım bilgiye göre bu
hafta sonunda Meclise gelecek. ALİ ŞEVKİ EREK (Tokat) - İki yıldan beri gelmedi de
onun için sordum. BEYHAN ASLAN (Devamla) - O tasarının sahibi, daha
ziyade Anavatan Partisidir, başından bu yana Anavatan Partisidir ve bu
tasarının gelmesi, görüşülmesi, hatta Meclis tatile girmeden görüşülmesi
konusunda ısrarımızı da biz sürdüreceğiz. Bu nedenle, o tasarıyı getirip, bu
arkadaşlarımızın talepleri de dikkate alınmalıdır diye düşünüyorum. MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) - Tamam, getirin;
engelleyen kim?! BEYHAN ASLAN (Devamla) - Bu kadar istekli olan bu
arkadaşlarımızın, o uzun iktidar dönemlerinde, Denizli'yi, Kahramanmaraş'ı,
Malatya'yı ve Şanlıurfa'yı niçin büyükşehir belediyesi yapmadıklarını adama
sorarlar; çünkü, o zaman da o kriterlere o illerimiz uygundu diyorum. MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) - Mesut Bey söz
vermişti!.. BEYHAN ASLAN (Devamla) - Bu nedenle, bu gerekçelerle bu
grup önerisine karşı oy kullanacağımızı ifade ediyorum ve Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslan. Lehte, Sayın Avni Doğan, buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; pazartesi günü bir Danışma Kurulu toplantısı yapılmıştı ve
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi belirlenmişti. Ben, pazartesi günü
yaptığım konuşmada söylemiştim, her konuşmamda bu Danışma Kurulu konusunu,
Meclisin gündemi konusunu çok fazla kaşımamanın gerektiğini hep söylüyorum.
Pazartesi günü, iktidarın, perşembe ve cuma günleri Danışma Kurulunu yeniden
toplayıp, kendi yaptığı gündemi bozacağını ve yeniden düzenleyeceğini
söylemiştim; bugün, onu yaşıyoruz. Son iki Danışma Kurulu toplantısında, hem iktidar
kanadından hem de muhalefetin Doğru Yol Partisi kanadından gündemi belirlemek
üzere teklifler geliyor. Geçen hafta, muhalefet tarafından gelen tekliflerde
özellikle iktidar partisi yöneticilerinin önergeleri vardı; Milliyetçi Hareket
Partisinden Sayın İsmail Köse'nin bir önergesinin gündeme alınması vardı;
Anavatan Partisinden Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ali Er'in bir önergesinin
gündeme alınması vardı. Her ikisi de makul önergelerdi; birisi, orman
köylülerinin durumuyla ilgiliydi; öbürleri de, Türk çiftçisinin durumuyla
ilgiliydi; ama, gündeme alınmasını başaramadık; iktidarın oylarıyla reddedildi.
Doğru Yol Partisinin bu haftaki, bugünkü önerilerinde
de, yine, iktidar partilerinin ve birtakım muhalefet milletvekillerinin
önergelerinin gündeme alınması var. Bunlar, genelde, İçtüzüğün 37 nci maddesine
göre görüşülmüş ve Yüce Meclisin takdiriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine alınmış zaten; ama, bunlar, ön sıraya alınması doğrultusunda, 3 ilin
büyükşehir yapılması, 23 ilin ilçe yapılmasıyla alakalı önergeleri. Yine,
bunlar da, Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Beyhan
Aslan'ın bir önergesi; Denizli'nin büyükşehir yapılması, Şanlıurfa'nın
büyükşehir yapılması ve bizim ricamız üzerine, Sayın Gönül, önerilerine,
Kahramanmaraş'ın da büyükşehir yapılması önerisini aldı. Tabiî, Beyhan Beyin söylediklerinde, çok ciddî doğrular
var. İllerin büyükşehir yapılması, ilçelerin il yapılması konusunda birtakım
kriterler konulmalı; bu, çok önemli; nüfus bir kriter olmalı, göç alıp
almaması, sanayileşme bir kriter olmalı, ilçeyse ile uzaklığı bir kriter
olmalı, yüzölçümü bir kriter olmalı; bu kriterler konulmalı. Şimdi, bu
doğruları yalnız Beyhan Bey söylemiyor; bu doğruları, yıllardır, burada, herkes
söylüyor; ama, bunu yapması gereken, iktidardakiler. Muhalefet, bu konuda her
türlü yardıma hazır; ama, bu kriterler konmadan önce -mademki bu kriterler yok-
Türkiye'deki uygulamalara bakmak lazım. Türkiye'deki uygulamalar, genelde,
ilçelerin büyükşehir olması için, o ilçenin belediye başkanının kaybedilmesi ve
bir seçim arifesi olması gerekti hep. Bu, Osmaniye'de böyle oldu, Kilis'te
böyle oldu, Bartın'da böyle oldu; 67 ili 82 il yaptıran gerçek, başkanlarının
başına bir iş gelmesi. Yani, kritersizliğin zirvesi bu; hadiselere siyasî
bakmanın zirvesi bu. Bunu, bu iktidarı karalamak için söylemiyorum; çünkü, bu
iktidar zamanında öyle bir uygulama olmadı; ama, şimdiye kadar böyle oldu.
İşte, bundan kurtulmak için, bu kriterlerin konulması; ama, mutlaka, tez
zamanda koulması gerekiyor. Şimdi, burada, Doğru Yol Partisinin önerisinin
desteklenmesinde, ben, bir açıdan fayda görüyorum; adı geçen 3 il, gerçekten
büyükşehir olmayı hak etmiştir; eksiği var... Mesela, Malatya niye yok,
Malatya'nın da olması lazım, Elazığ'ın olması lazım -Şeref Malkoç gözüme
bakıyor- Trabzon'un olması lazım. Mesela, Kahramanmaraş'ı, ben, örnek olarak vereyim.
Sayın Prof. Mehmet Kaya'nın bir önerisidir, bizim de imzamız var, 9
Kahramanmaraş milletvekili memnuniyetle de destekledik. Kahramanmaraş,
Türkiye'nin sanayileşmiş 10 büyük ilinden birisidir; yüzölçümü olarak,
Türkiye'nin en büyük 6 ilinden birisidir; verdiği vergiyle kendine yeten 5
ilinden birisidir; bunun ötesinde, henüz, bu Yüce Meclis kurulmadan, Türkiye
Büyük Millet Meclisi kurulmadan, millî mücadelenin fitilini ateşleyen ilk
şehirdir; Türkiye'de düşmana karşı çıkan, kendini kurtaran, henüz millî
mücadele resmen başlamadan millî mücadeleyi başlatan ilk şehirdir; Atatürk'ün
madalya verdiği tek şehirdir. Şimdi, Kahramanmaraş'ın birazcık üzerinde durmak lazım.
Nüfus itibariyle, bugünkü büyükşehirlerin birçoğundan daha fazla, daha büyük
bir şehirdir. Hadise nüfustan açılmışken, Kahramanmaraş'ın nüfusu üzerinde de
birtakım oyunlar oynanıldığını burada söylemek istiyorum. Sayın Bakanımız Tunca
Toskay burada, kendisinin dürüst, liyakatli ve fevkalade nazik bir insan
olduğunu, bütün hayatı boyunca o ölçüler içerisinde olduğunu biliyorum; ona
saygım var; ama, Türkiye'de bir nüfus sayımı yapıldı, Kahramanmaraş'ta da bir
nüfus sayımı yapıldı. Büyükşehir olması icap eden bütün illerin nüfusu
üzerine bir gölge düşürüldü, birtakım şaibeler arandı, bu Maraş'ta fazlasıyla
yapıldı. Nüfus sayımına devletin görevlendirdiği memurlara zoraki kâğıtlar
imzalatıldı, efendim şurayı fazla yazdık, şurayı eksik yazdık biçiminde, şurada
mahalle vardı, şurada mahalle yoktu biçiminde. Kahramanmaraş gibi 550 000
nüfuslu bir ilin nüfusunu sondajlama yoluyla tespit etmek mümkün değil. Eğer
Kahramanmaraş'ın nüfusu üzerinde devletin bir şüphesi varsa, nüfusu yeniden
saymaktır. Açık söylüyorum, nüfusu yeniden saymaktır. Kahramanmaraş orada, bir
yere kaçmadı, bir yere de kaçacak , 8 fikrisabit içerisinde memur göndererek
Kahramanmaraş'ın nüfusunu kimse tespit edemez. Kahramanmaraş orada, nüfusu
yeniden sayılsın. Kahramanmaraş'ın hangi ilçesinin nüfusu azalmışsa bir
şey yok, nüfusun azalmasına bir şey denilmiyor; ama, hangi ilçesinin nüfusu
artmışsa, kafasında çivi kesiliyor. Niye Türkoğlu'na memur gönderilmiyor;
nüfusu azaldı. Niye Elbistan'ın başında çivi kesiliyor; Maraş Merkezin nüfusu
arttı. Ne yapalım, cebren Maraş'ın nüfusunu mu azaltalım? Göç alıyor, gelir
düzeyi yüksek, ovası verimli, 400 tane fabrikası var, Maraş göç alıyor; ne
yapalım da nüfusunu azaltalım? Şimdi, devletin böyle anlayışı olmaz. Devlet, ben bu
nüfus sayımını yanlış yaptım diyemez. Yanlış yaptıysa nüfusu yeniden sayar,
düzeltir. Bunu, özellikle burada bir Kahramanmaraş Milletvekili olarak söylemek
zorundaydım, aynı şey Adıyaman'a yapılıyor, bunların yapılmaması lazım. Maraş
da orada, Adıyaman da orada; nüfusu yeniden sayalım; ama, şunu söylemek
istiyorum: Maraş, Malatya, Denizli, Elazığ; bunlar, gerçekten, büyükşehir
olmayı hak etmiş yerlerdir. Mesela, 23 ilçenin il yapılması konusu var; belki, 23
ilçe çok; ama, Elbistan, Türkiye'nin 40 ilinden daha büyük; İskenderun,
Türkiye'nin 60 ilinden daha büyük. Şimdi, bunlar, kriter koymayı, ölçü koymayı
beklemez. Türkiye'nin 40 ilinden daha büyük bir ilçe, ölçü koymayı beklemez.
Türkiye'nin en büyük beş ovasından birine sahip olan bir ilçe, ölçü koymayı
beklemez. Türkiye'nin elektriğinin yüzde 20'sini üreten bir ilçe -Elbistan
İlçesi- sizin kriter koymanızı beklemez. Hangi kriteri koyarsanız koyun,
bunlar, o kriterlerin üstünde yapılardır. Bu konuda da acil birtakım tedbirler
alınması gerektiğine inanıyor; saygılar sunuyorum. Doğru Yol Partisinin önerisini destekliyoruz. (FP ve
DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. Aleyhte, Sayın Şandır; buyurun. Süreniz 10 dakikadır. MEHMET ŞANDIR (Hatay) - Değerli Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce, Muhterem Heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. Doğru Yol Partisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemiyle ilgili teklifi üzerindeki görüşlerimi arz etmek üzere söz aldım. Öncelikle, değerli sözcünün teklifinde ifade ettiği
temennilere katılmamak mümkün değil. Tabiî ki, bu belediyelerimizin büyükşehir
belediyesi olmasını, bu ilçelerimizin il olmasını, beldelerimizin ilçe
olmasını, bu listede olmayan daha birçok beldemizin ilçe olmasını, ilçemizin il
olmasını istememek mümkün değil; Fazilet Partisinin sayın sözcüsünün kanaatine
katılmamak da mümkün değil; birtakım kriterler beklenilmeden, olması
gerekenlerin, yapılması gerekenlerin hızla yapılmasını ve uzun sürelerdir
verilen bu sözlerin yerine getirilmesine katılmamak mümkün değil; bu
temennilere hepimiz katılıyoruz; biz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak
da katılıyoruz; hatta, bu konuda geç kalındığını, daha önceki dönemlerde
yapılması gereken birtakım düzenlemelerin yapılmamasından dolayı toplumdan özür
dilenmesi gerektiğini de ifade ediyoruz burada. Tabiî, burada, bir şeyi daha ifade etmek lazım. Bu
kanun tekliflerinin birçoğunu iktidar partilerinin milletvekilleri vermiş
bulunuyor. Bunların birçoğuna, tüm partilerimizin milletvekilleri katılmış
bulunuyor; hatta, diyebiliriz ki, Genel Kurulumuzun tüm üyelerinin, 37 nci
madde kapsamında, bu kanun tekliflerinin gündeme alınmasına, öne alınmasına
katkıda bulunduklarını ifade etmemiz lazım. Yani, bu temenniler, bu
Parlamentonun teklifidir ve bu Parlamentonun onayıyla gündeme alınmış tekliflerdir,
bu Parlamentonun teklifleridir. Dolayısıyla, bu temennilere, bu tekliflere
yürekten katılıyoruz, biz de destekliyoruz; ancak, bir hususu da dikkatlerinize
sunmak istiyorum; onun için söz aldım. Değerli milletvekilleri, Parlamento, Meclisimiz,
ülkemizin ihtiyaç duyduğu birtakım zaruretlerin, mecburiyetlerin öncelikleri
belirlediği birtakım hukukî düzenlemeleri yapmakla görevli. Bu hukukî
düzenlemeleri yapma sorumluluğu yalnız iktidarın değil, iktidarıyla
muhalefetiyle tüm Parlamentonun görevi. Ülkemizin içerisinde bulunduğu birtakım
zorluklardan, ekonomik sıkıntılardan çıkabilmek için yapılması gerekenler de
hepimizin görevidir, hepimizin sorumluluğundadır. Ülkemizin ve Parlamentomuzun
önceliğini belirlemek, bence, ülkemizin içerisinde bulunduğu durum, toplumun
beklentileri doğrultusunda tanzim edilmek gibi bir mecburiyet var. Bu hafta içerisinde yaptığımız iki Danışma Kurulu
toplantısında, Doğru Yol Partisinin teklif ettiği ve Fazilet Partisinin
katıldığı bir yeni yaklaşımı, hem Parlamentomuzun hem de Türk toplumunun
dikkatine sunmak istiyorum. Evet, birtakım fikirler doğrudur, haklıdır da;
ancak, bir öncelik, bir ehem mühim meselesi yok mudur?.. Böyle bir sorumluluk,
böyle bir hassasiyet duymak, bu duyarlılığı göstermek, hepimizin görevi değil
midir?.. Şimdi, insanımıza sormak lazım; sizin birinci meseleniz il olmak
mıdır, büyükşehir olmak mıdır; yoksa, şu ekonomik sıkıntılardan çıkmak için
gereken düzenlemelerin yapılması mıdır? Biz, böyle bir niyet taşıdıklarını
ifade etmiyoruz, böyle bir şeyi ihsas etmiyoruz; ancak, hatırlatmak istiyorum,
birtakım doğruları öne çıkararak -hatta, bu doğruların sahibi, kendileriyle
beraber diğer partilerin milletvekilleri de olduğunu bile bile, ifade de
ederek- burada, birtakım duyguları ve heyecanları okşayıp, Meclisin tatile
girmesi sonrasında iktidarı suçlamak için malzeme toplama hesabîliğini çok şık
bulmuyoruz, çok doğru bulmuyoruz. Biz, muhalefet partilerine, bu Meclisin
çalışmalarındaki katkılarından dolayı, uzlaşmacı tavırlarından dolayı teşekkür
ediyoruz; ancak, bu hafta gösterdikleri bu tavrı yadırgadığımızı ifade
ediyorum. Ülkemizin, toplumun beklentileri doğrultusunda, içerisinde bulunduğu
sıkıntılar doğrultusunda, bir mecburiyet olarak yapılması gereken düzenlemeler
dururken, bir yıl geçmiş, on yıl geçmiş, olması gereken birtakım teklifleri
bugün dile getirmenin, bugün Meclisin gündemine getirme teşebbüslerinde bir
samimiyet noksanlığı görmekteyiz; bunu, toplumun dikkatine sunuyorum. Evet;
büyükşehir olma taleplerine, il olma taleplerine, ilçe olma taleplerine
yürekten katılıyoruz; hatta, eksik buluyoruz; daha, olanlar da var. Anavatan
Partisi Grubunun sayın sözcüsünün ifade ettiği gibi, birtakım kriterler
konulmalı, ülkenin bu yöndeki talebine, ihtiyacına binaen, ülkenin bütün
ilçeleri, beldeleri, illeri, belediyeleri gözden geçirilmeli, bir kanun ekinde
bu mesele toptan çözülmelidir; ancak, böyle sıkışık bir dönemde, hele, böyle,
Meclisin tatile girmesine 15 gün kala bir süre içerisinde, olmayacağını kesin
bilerek, Danışma Kurulunda bunun kabul edilmeyeceğini, Genel Kurulda reddedileceğini
bile bile bunu gündeme getirerek, "layık değiller mi, oylarınızı
esirgeyecek misiniz" gibi, Meclisimizi, milletvekillerimizi seçmen
nezdinde töhmet altında bırakıcı bir suçlamaya, bir konuşmaya bence gereklilik
yoktu. Biz, bu temennilere katılıyoruz Sayın Başkan. Evet; il
olmalı, ilçe olmalı; ancak, bunun sırası mı? Bunun aciliyeti, bunun
gerekliliği... Bence, bu konuda, sayın muhalefet partimiz, yaz mevsiminde
iktidarı suçlamak için malzeme biriktirmektedir; bu, doğru olmamıştır. Bence,
muhalefet, ülkenin sorunlarının çözümü yönünde projeler üretmeli, teklifler
getirmeli ve onun üzerinden siyaset yapmalı, topluma kendini beğendirmeli. Bu
sebeple, ben, yine, muhalefetimize Meclisimizin çalışmasına katkılarından,
uzlaşmacı tavrından dolayı teşekkür ediyorum; ama, toplumun dikkatine de, bunu,
muhalefetimizin bu tavrını... Bunun fırsatçılık olduğuna inanmak istemiyorum;
ama, bu niyeti taşıyan ve samimî olduğuna da inanmadığım bu tavrını toplumun
dikkatine sunmak istiyorum. Bu sebeple, muhalefet partimizin bu teklifine ret
oyu vereceğimizi ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP, DSP ve ANAP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şandır. Sayın milletvekilleri, oylamaya geçmeden evvel,
önergeyi tekrar okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulunun 14 Haziran 2001 Perşembe günü (bugün)
yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim. Saygılarımla. Ali Rıza Gönül Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Öneri: Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 62 nci sırasında yer alan 192
sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 10 uncu sırasına, 106 ncı sırasında yer
alan 365 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci sırasına, 75 inci sırasında yer
alan 300 sıra sayılı kanun teklifinin 12 nci sırasına, 276 ncı sırasında yer
alan 700 sıra sayılı kanun teklifinin 13 üncü sırasına, 254 üncü sırasında yer
alan 663 sıra sayılı kanun teklifinin 14 üncü sırasına, 253 üncü sırasında yer
alan 662 sıra sayılı kanun teklifinin 15 inci sırasına, 139 uncu sırasında yer
alan 420 sıra sayılı kanun teklifinin 16 ncı sırasına, 226 ncı sırasında yer
alan 620 sıra sayılı kanun teklifinin 17 nci sırasına, 258 inci sırasında yer
alan 672 sıra sayılı kanun teklifinin 18 inci sırasına, 247 nci sırasında yer
alan 656 sıra sayılı kanun teklifinin 19 uncu sırasına, 249 uncu sırasında yer
alan 658 sıra sayılı kanun teklifinin 20 nci sırasına, 239 uncu sırasında yer
alan 641 sıra sayılı kanun teklifinin 21 inci sırasına, 138 inci sırasında yer
alan 419 sıra sayılı kanun teklifinin 22 nci sırasına, 185 inci sırasında yer
alan 538 sıra sayılı kanun teklifinin 23 üncü sırasına, 275 inci sırasında yer
alan 699 sıra sayılı kanun teklifinin 24 üncü sırasına alınması önerilmiştir. BAŞKAN - Doğru Yol Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş olan önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Bakanım, Tarsus'un il
olmasını reddediyorsunuz! Kanun teklifi sizin efendim!.. AYFER YILMAZ (İçel) - İçel'den iki bakan var!.. İÇİŞLERİ BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Biz
yaparız; merak etmeyin. BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir. Şimdi, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi
ve Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş
müşterek önerileri vardır; önce, tümünü okutup işleme alacağım, daha sonra
oylarınıza arz edeceğim. Öneriyi okutuyorum: 2. - Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmındaki sıralamanın
yeniden düzenlenmesi ile Genel Kurulun çalışma saatlerine ilişkin DSP, MHP ve
ANAP Gruplarının müşterek önerisi Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulunun 14 Haziran 2001 Perşembe günü (bugün)
yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını
arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.
Öneriler: 1. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 38 inci sırasında yer alan 399
sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 10 uncu sırasına, 9 uncu sırasında yer
alan 681 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 10 uncu sırasında yer
alan 679 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına, 11 inci sırasında yer
alan 695 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına, 13 Haziran 2001
tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 714 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat
geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 14 üncü sırasına, 13 üncü sırasında yer alan 173
sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci sırasına, 12 nci sırasında yer alan 707
sıra sayılı kanun tasarısının 16 ncı sırasına, 278 inci sırasında yer alan 702
sıra sayılı kanun tasarısının 17 nci sırasına, 20 nci sırasında yer alan 571
sıra sayılı kanun tasarısı ve teklifinin 18 inci sırasına, 267 nci sırasında
yer alan 688 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu sırasına alınması
önerilmiştir. 2- Genel Kurulun, 14 Haziran 2001 Perşembe günü
gündemin 12 nci sırasına, 15 Haziran 2001 Cuma günü de gündemin 16 ncı sırasına
kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılması önerilmiştir. BAŞKAN - Önerinin aleyhinde olmak üzere, ilk söz,
Erzurum Milletvekili Sayın Lütfü Esengün'e ait. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum. İktidar partilerinin ortak
önerisi aleyhinde görüşlerimi açıklamak üzere huzurunuzdayım. Değerli arkadaşlar, Meclis gündemi, artık, haftadan
haftaya değil, günden güne değişiyor. Hemen hemen her gün bir grup önerisiyle
muhatap oluyoruz. Tabiî, sözün başında, bunun Meclis çalışmalarını olumsuz
yönde etkilediğini ifade etmek gerekiyor. En azından, muhalefetin, bugün Genel
Kurul gündeminde hangi konunun görüşüleceğini bilmesi lazım, iktidarın dahi
bilmesi lazım, ona göre hazırlık yapılması lazım ki, getirilen teklifler,
tasarılar, Meclis Genel Kurulunda layıkıyla incelensin, ona göre önergeler
verilsin ve çıkarılan yasalar en mükemmel hale gelsin; ama, maalesef, bu
yapılmıyor. Sümmettedarik, günübirlik, nereden gelen birtakım talimatlarla,
isteklerle, ricalarla Danışma Kurulu toplantıya çağrılıyor; çoğunluk hâsıl
olmazsa, mutabakat hâsıl olmazsa, bu defa da grup önerisi olarak huzura
getiriliyor. Bugün de böyle bir teklifle karşı karşıyayız. Uzun zamandan beri gördüğümüz bir başka uygulama var;
özellikle, iktidar partilerinin getirdiği teklifler sonucunda, Mecliste denetim
hemen hemen yok hükmünde. Sadece, Anayasaya göre belli sürede görüşülmesi lazım
gelen soruşturma ve gensoru önergeleri görüşülüyor; onun dışında, genel görüşme
önergeleri, araştırma önergeleri ve hele de sözlü sorular Meclis gündeminin
dışına atılmış durumda. Değerli arkadaşlar, muhalefetin en önemli görevi,
Parlamentonun en önemli görevi, yasa yapmak kadar, denetimdir de. Siz denetimi
gündem dışına bırakırsanız, sözlü sorulara dahi, eğer bakanlar, hükümet cevap
vermez duruma düşerse, o parlamento görevini yapmıyor, yapamıyor demektir. Onun
için, benim, iktidar partilerinden özellikle ricam, şu kalan dönemde, şu anda,
gündemde, 700 civarında birikmiş sözlü soru var; hiç olmazsa, onlara cevap için
haftada iki saat ayrılsın ve araştırma önergeleri, genel görüşme önergeleri
için de -ta dönemin başında salı günleri ayrılmış idi, hâlâ da o karar
geçerlidir- şu salı günlerine müdahale edilmesin lütfen salı günlerinde denetim
konuları görüşülsün. Değerli arkadaşlar, gündemde neler var; kısaca, önemli
birkaç teklif ve tasarıyı bilgilerinize arz edeceğim. Ben, Elazığ'ın,
Şanlıurfa'nın, Denizli'nin, Malatya'nın, Kahramanmaraş'ın, geçen hafta gündeme
alınan Balıkesir'in büyükşehir olmasından bahsetmeyeceğim; çünkü, bu illerimiz
boşuna heveslenmesinler; bu hükümet işbaşında olduğu müddetçe, hiçbir zaman,
büyükşehir olamazlar. Gerçekleri görmezden gelmeyelim. BEYHAN ASLAN (Denizli) - Siz hiç yapmamışsınız ki... LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Olmayacak Sayın Aslan. Eğer,
siz, Denizli'yi, burada, büyükşehir yaparsanız; ben, sizi tebrik edeceğim, bu
sözlerden dolayı da özür dileceğim. Yapamazsınız; çünkü, büyükşehir olmak,
tabiî ki, bütçe ister, masraf ister. Sizin başınızda IMF var; IMF'den izin
almadan siz bu işleri yapamazsınız. İki kere iki dört; apaçık budur. Sonra ne var; Konya Ovası Projesinin teşkilat kanunu
çıkarılsın diye yasa teklifi var; yani, KOP var, KAP var (Karedeniz Kalkınma
Projesi teşkilat kanunu) DAP var (Doğu Anadolu Projesi) yıllardan beri, Doğu
Anadolu'da 17 vilayetin hasretle beklediği, iktidar partileri
milletvekillerinin verdiği kanun teklifi var;bu da yasalaşmayacak. Bunların
hepsi, belli maksatlarla, popülist politikalar sonucu gündeme kadar getirilmiş;
ama, gündemde bekletilmeye mahkûm edilmiş tasarılardır, tekliflerdir. Değerli arkadaşlar, her şeye vakit buldu bu Parlamento.
Bu dönemde, gerçekten, bu yasama yılında olsun, geçen yasama yılında olsun, çok
yoğun faaliyet gösterdik. Gece saat üçbuçuğa kadar, bu Meclis çalıştı; ama, iki
yıldan beri çalıştık da, bu milletin hangi sorununa, hangi derdini halettik? Şu
sorunu, şu derdi, şu problemi halledildi diye, hiçbir milletvekili arkadaşımız
söyleyemez. Bu Meclisimiz, maalesef, hep belli çevrelere hizmet
etti. IMF'den, medya patronlarından, benzeri çıkar gruplarından gelen talepler,
istekler, hep öncelikle incelendi, onlara vakit ayrıldı, gece saat üçbuçuğa
kadar hep o konular görüşüldü. Onun için, Balıkesir'in, Denizli'nin,
Malatya'nın büyükşehir olmasına vakit kalmadı. Onun yanında, bakın, bildiğim kadarıyla, gündemde,
Bartın, Gümüşhane, Rize, Trabzon, Burdur, Karaman, Erzincan, Aksaray, Ağrı,
Balıkesir, Giresun, Çorum, Yozgat, Kırıkkale, Bayburt, Adıyaman, Tekirdağ, Ordu
İllerinde üniversite kurulmasıyla ilgili, çoğunluğunu da iktidara mensup
milletvekili arkadaşların verdiği kanun teklifleri var. İllerinize gidip
"ben, bu teklifi verdim, gündeme de aldırdım" diyorsunuz. Sonrası;
sonrası yok ve siz, iktidar milletvekilisiniz. Bu doğru değil, ya o teklifleri
vermeyin veya sonuna kadar sahip olun, onun yasalaşması için, parti
yönetimlerinin yakasını bırakmayın. Daha ne var; Memur Sendikaları Yasa Tasarısı var; geçen
hafta geldi, ne hikmetse, orada kaldı, bir daha da gelmeyecek; Hayvanları
Koruma Kanunu Tasarısı var, Karayolu Taşıma Kanun Tasarısı var, Trafik Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi var; Sayın Ahmet Tan, geçen gün
protesto ediyordu; gerçekten acil, önemli bir tekliftir, tasarıdır; ama,
maalesef, Meclis gündemine alınmıyor ve en önemlisi, değerli arkadaşlar,
anayasa değişiklikleri... Bakın, iktidar partilerinin sayın grup başkanvekilleri
geçen hafta ifade ettiler, bu haftada ifade ediliyor ki, haziran ayı sonunda
Meclis tatile girecek. Ben de buradan ricada bulunuyorum, açıkça söylüyorum,
gelin, haziran ayında Meclis çalışmalarını bir noktada bitirelim. Nerede
bitirelim; IMF'den, şuradan buradan gelen tasarılar, teklifler dursun bir
tarafta, biraz da milletimize hizmet edelim, biraz da milletin istediği
teklifleri, tasarıları görüşelim. Ne var bunun başında; anayasa değişikliği
var. Bakınız, Uzlaşma Komisyonu, bugün basın toplantısı yaptı; üzerinde
çalıştığı 30 madde hakkında uzlaşma temin edilmiş. Bu, önemli bir adımdır,
önemli bir başarıdır. Ben, o komisyonda çalışan bütün arkadaşlarımı tebrik
ediyorum; ama, iş orada kalmasın. Geliniz, Haziranın 30'undan sonra, temmuz
ayında, sırf demokratikleşme için, insan hakları için bir aylık mesai sarf
edelim, başka hiçbir teklif ve tasarı görüşülmesin, sadece Anayasa, sadece Türk
Ceza Kanunundaki antidemokratik hükümler görüşülsün. Değerli arkadaşlar, sürem doluyor; ama, söz çok. Bakınız, bir af kanunu çıkardık, düşünce suçluları
hapishanelerden çıktı, 2 nci maddesiyle; ama, dert bitmedi, sorun bitmedi.
Bakınız, bugün, Yeni Asya Gazetesinin sahibi ve başyazarı, yaşlı, tecrübeli, bu
memlekete uzun yıllar, kalemiyle, her şeyiyle hizmet etmiş olan Sayın Mehmet
Kutlular, 312 nci maddeden dolayı mahkûm olduğu 2 yıl 1 günlük hapis cezasını
çekmek için şu anda cezaevindedir. Yine, Yeni Asya Gazetesi yazarlarından
-listeyi süratle okuyacağım- Abdil Yıldırım 1 sene 8 ay, Cemil Tokpınar 1 sene
8 ay, Şaban Döğen 1 sene 8 ay, Şevki Akgünler 1 sene 8 ay, Sami Cebeci 1 sene 8
ay, Ali Ferşatoğlu 1 sene 8 ay hapse mahkûm edilmişler. Bunlar hırsız değil,
bunlar soyguncu değil, bunlar banka hortumcusu değil, bunlar, sadece yazı
yazmışlar. Bakınız, şu gördüğünüz yazının karşılığı 2 yıl hapis cezasıdır.
Türkiye bu ayıptan kurtulmalıdır. Sadece yazı yazmış, sadece düşüncesini ifade
etmiş; ama, karşılığında, 312 nci maddeden 2 yıl hapse mahkûm olmuş gazeteciler
var, fikir adamları var, köşeyazarları var. Gelin, şu 312 nci maddeyi
düzeltelim, bu ayıptan kurtulalım, Türkiye'yi bu ayıptan kurtaralım
elbirliğiyle. Daha neler var... Anayasa değişikliğini, özellikle 24
üncü madde, 14 üncü madde, 69 uncu madde gibi -bilemiyorum, bugünkü uzlaşmada
hangi maddeler var ama- muhakkak değiştirmemiz lazım gelen birçok madde var
Anayasada. Bütün ikazlarımıza rağmen, iki sene evvel çıkardığınız
-şu meşhur- 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası
görüşülürken, burada "bakın, bunu mafyayla mücadele adı altında
çıkarıyorsunuz; ama, bu, yarın herkese uygulanacak, iki kişi bir araya gelip
bir suç işlerse hemen DGM'lik olacak" diye ifade etmiştim. Bugün,
DGM'lerin işi alabildiğine yoğun, en başta DGM hâkimleri, DGM savcıları bu
yasadan şikâyetçi; çünkü, işlenen bütün suçlar onlara havale ediliyor. Bu yasa,
o gün niyeti ne olursa olsun, fevkalade yanlış düzenlenmiş; ama, muhalefetin
isteklerine, taleplerine kulak asılmadığı için, bugün, şikâyet edilen bir
yasadır; gelin, onu düzeltelim, Terörle Mücadele Kanunundaki aksaklıkları düzeltelim.
Değerli arkadaşlar, neticede şunu demek istiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız Sayın Esengün. LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Gelin, 21 inci Dönem
Parlamentosu olarak, iktidarıyla muhalefetiyle el ele verelim, Türkiye'nin
yanlışlarını, aksaklıklarını elbirliğiyle düzeltelim; bu şeref de bize ait
olsun. Türkiye, Avrupa'da, dışarıda kınanan, horlanan bir ülke olmaktan çıksın
artık. Türkiye'de, siyaset adamlarının yasağı olmasın, partiler kapatılmasın,
köşe yazarları hapishanelere atılmasın, Türkiye layık olduğu bir noktaya
gelsin; bizim bütün talebimiz bundan ibaret. İnşallah, şu sözlerimizin tesiri olur; inşallah,
iktidar biraz daha basiretli davranır, şu temmuz ayında bir araya geliriz,
ifade ettiğim bu değişiklikleri yapmayı başarırız. O başarının büyük kısmı yine
iktidara mal edilir; ama, sonuçta hepimiz kazançlı çıkarız. Hepinizi hürmetle selamlıyor, iktidarın getirdiği bu
değişiklik önergesine de ret oyu vereceğimi ifade etmek istiyorum. Saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Esengün. İkinci söz, aleyhte olmak üzere, Sayın Ali Rıza Gönül'e
aittir. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum. Ne kadar mazeret uydurursanız uydurun, nasıl
suçlarsanız suçlayın, görüntünüz, samimiyetinizin ifadesi oldu. Getirdiğiniz
kanun tekliflerindeki imzanızın arkasında duramadınız. "İlçe yaptık sizi,
il yapıyoruz sizi, büyükşehir yapıyoruz sizi" diye çalımla dolaştığınız il
ve ilçelerinize, şimdi, gidip, acaba ne diyeceksiniz?! BEYHAN ASLAN (Denizli) - Doğru Yol Partisi iktidarında
hangi ili büyükşehir yaptınız?.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Hayırlı olsun!.. Yani, siz,
bu oylarınızla, samimiyetinizin ölçüsünü ortaya koydunuz. Yani, şimdi, hem
gideceksiniz "sizi ilçe yapıyoruz, sizi il yapıyoruz, büyükşehir
yapıyoruz" diye, yerel gazetelerde, televizyonlarda saatlerce boy
göstereceksiniz, beyanatlar vereceksiniz, ondan sonra da buraya gelip,
"Türkiye'de vatandaşın önceliği bu mudur" diye de bize
soracaksınız!.. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Değerli milletvekilleri, vatandaş, bu söylediklerinizi
ve benim bu söylediklerimi de, şimdi ekrandan dikkatle izliyor. Sözcü olarak benim düşüncem doğruymuş;
ancak, vatandaşın önceliği bu değilmiş, malzeme topluyormuşum, muhalefet
malzeme topluyormuş, Doğru Yol Partisi malzeme topluyormuş... Ne benim ne Doğru
Yol Partisinin malzeme toplamaya ihtiyacı yok; malzeme sizsiniz, malzeme
hükümettir, malzeme kötü yönetimdir. (DYP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) Milleti aç bıraktınız, fakirleştirdiniz, ekonomiyi
küçülttünüz, arabayı kaç defa devirdiğinizin hesabını tutamaz olduk; ne
malzemesi toplayacağız biz?! Sizin icraatınız, hükümet anlayışınız, hükümet
icraatınız, ortaya koyduklarınız, bizim için zaten fazlasıyla malzeme; biz,
kullanmakta, seçmekte zorluk çekiyoruz aslında. (DYP sıralarından alkışlar) Samimiyetin ölçüsü, bunları bu kürsüden dile getirmek
midir; yoksa, imzanızın arkasında duramamak mıdır? Bunu, ben, kamuoyunun
takdirine ve değerlendirmesine bırakıyorum. Şimdi, geçen salı günü de getirdik buraya, ne getirdik;
bir daha okuyayım, hem vatandaş duysun hem siz duyun. Ne getirdik;
getirdiklerimiz şunlar: Belediyelerin Faiz Borçlarının Affı Hakkında Kanun
Teklifi. İkincisi, Çiftçi Borçlarının -yani Ziraat Bankasına, Tarım Kredi
Kooperatiflerine olan- Faizlerinin Affı... Üçüncüsü, Esnaf ve Sanatkârların
Orta ve Küçük Ölçekli İşletme Sahiplerinin Bankalara Olan Kredi Borçlarının
Faizlerinin Taksitlendirilmesi... Değerli milletvekilleri, siz biliyor musunuz, 800 000
çiftçi, bugün, icra kapısında. MELDA BAYER (Ankara) - Sizin sayenizde. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayenizde. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Siz biliyor musunuz, 600 000
esnaf da icra kapısında; mal beyanında bulunmamaktan 6 500 esnaf da 10 gün
hapis cezası almış, cezaevlerinde sıra bekliyor, boşalsın da gireyim diye. İşte
getirdiğiniz Türkiye burası, ne malzemesi arayacağız biz?!. (DYP sıralarından
alkışlar) Bakın, çiftçi şu an para bekliyor, hangi para biliyor
musunuz; taahhüdünüz olan, Bakanlar Kurulunun taahhüdü olan. Pamukçu 9 sent
ödemenin yapılmasını bekliyor; Allah'tan ki, Tariş Pamuk Birliği, bugünden
itibaren borç olarak kilo da 50 000 lira verdi de, birinci kat çapasını
yaptırmaya çalışıyor çiftçi vatandaşımız; bundan haberiniz var mı, bunu biliyor
musunuz? Ondan sonra da, Koçarlı Ziraat Odası Başkanı Rıza Aslan
faks çekiyor bana "abi, ölüyoruz; çiftçi bitti, para yok, pul yok, millet
birbirinden 1 milyon lira borç almaya başladı" diyor. Faksı da elimde,
burada. Bir de övünüyorsunuz, hem primi ödemiyorsunuz... Ama, hani geçenlerde
verdiğiniz buğday fiyatı var ya 164 000 lira!.. Kendinizi uyutuyorsunuz,
kendinizi aldatıyorsunuz; Ege Bölgesinde hasat bitti, 125 000 lira buğday 164
000 lira falan değil. Ha, "Ofis alıyor" mu diyorsunuz... Ofis almamak
için elinden geleni yapıyor. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Yalan söyleme, doğruları söyle! ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - 125 000 lira... Gelin de
size alıvereyim Aydın'dan, istediğiniz kadar. Vatandaş burada sizin
söylediğinizi oradan duyuyor. (MHP sıralarından gürültüler) Oradan laf atmaya gerek yok sevgili hemşerim, değerli
milletvekili; gelirsiniz buraya, bu kürsüye... Bak, biz nasıl çıkıyoruz,
konuşuyoruz; siz de gelirsiniz buraya duygularınızı, düşündüklerinizi,
yaptıklarınızı -varsa tabiî- buradan söylersiniz. Bu kadar basit. (MHP
sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Sayın Gönül, bir dakika. Lütfen, karşılıklı konuşmayalım efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şimdi, çiftçiye
vermiyorsunuz, hadi biraz evvelki sözlerimize, getirdiğimiz önerilere
"popülist" falan dediniz. Yoksulluk içinde, zaruret içinde olan
belediye başkanlarını rahatlatacak, esnafı rahatlatacak, çiftçiyi
rahatlatacak... Emekli ve dula dikkat edin dedim. Bağ-Kur'lu alıyor 60 milyon
lira, SSK'lı alıyor 120 milyon lira, Emekli Sandığına tabi olan alıyor 180
milyon lira; açlık sınırının altında, buna dikkat edin, sayın bakanlar, bunu
düzeltin dedik; popülizm mi yaptık yani?! Bu doğruları söylemek popülizm yapmak
mı, malzeme toplamak mı; yoksa sizin ayıbınız mı, onun dile getirilmesi mi? Değerli milletvekilleri, ama, çiftçiye, ona buna
vermediğiniz, prim borcunu ödemekten kaçındığınız şu günlerde, daha akşam
verdiniz... Biz verilmesine karşı değiliz; ama, adaletli verilirse destek
oluruz. LPG kullanan oniki onüç tane seramik fabrikası patronuna 80 trilyon
verdiniz akşam. Keşke esnafa da verseydiniz, keşke çiftçiye de verseydiniz,
emekliye de verseydiniz, adaletli verseydiniz, ben bunu buraya getirmezdim. Ona
veriyorsunuz... Bir milletvekili arkadaşım diyor ki: "Uşak'ta şu fabrika
var -Uşak Milletvekili arkadaşın- burada şu kadar çalışan var." O kadar
çalışan var, iyi de, deri organize sanayi bölgesinde dericiler batarken,
kepenklerini kapatırken hiç sesiniz çıkmadı; battaniye fabrikaları iflas
ederken hiç sesiniz çıkmadı; esnaf kepenk kapatırken hiç sesiniz çıkmadı. (DYP
sıralarından alkışlar) Neymiş; efendim, ihracat yapılıyormuş. Allah razı olsun,
sağ olsun, işadamı fabrikasını kurmuş, ihracat yapmış, döviz kazandırıyor;
tebrik ediyoruz, teşekkür ediyoruz. Ne kadarmış; 120 milyon dolarmış,
kayıtlarda öyle, ben söylemiyorum; 120 milyon dolar. Bunun yarısını, işte bu
zarar eden -ticarette kârla zarar beraber değil mi- oniki onüç tane patrona -80
trilyon lira; yani, 70 milyon dolar parayı- aktardınız. Arkadaşlar, bu hesabı ben tutturamıyorum; 60 milyon
dolar ihracat yapıyor, devletten 70 milyon dolar para alıyor. Peki, şimdi, siz,
Dünya Bankasının o müfettişine ne cevap vereceksiniz, ne hesap vereceksiniz?
Ayın 15'inde -temmuzun 15'inde- geliyormuş yine; ne cevap vereceksiniz? Yani,
yine onun "zam yapın, zam yapın" talimatına mı uyacaksınız? "Bu
kaynağı nereden buldunuz" diye bir soru yönelttiğinde, onun hesabını nasıl
vereceksiniz? Adam giderken dedi ki: "Bunları bunları yapın."
Talimatlarını -sanki talimat gibi- verdi gitti; millî onurumuz, haysiyetimiz
rencide edildi; ama, sizlerden tek kelime çıkmadı değerli milletvekilleri. 70 milyon dolar para veriyorsunuz; bu hesabı siz
tutturabildiniz mi arkadaşlar? BAŞKAN - Lütfen toparlayın. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Siz bu hesabı tutturabiliyor
musunuz? Zannetmiyorum, tutturamadığınıza ben inanıyorum, eminim; ama, niye
söylüyorum; hiç olmazsa, millet bunu duysun da, hesabı o tutturabilir mi
tutturamaz mı artık, onların takdirine bırakayım. Şimdi, bizim popülizme falan, popülist politika falan
yapmamıza hiç gerek yok. Sayın Aslan, Sayın Şandır, biz, buradan doğruları
söylüyoruz, gerçekleri söylüyoruz; ama, bu kanun tekliflerinizin arkasında
durmamakla, imzanızın sahibi olmamakla, esas popülist politika yapan sizsiniz.
Samimî olmayan, ikiyüzlü politika yapan da sizsiniz. Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Gönül. Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi
Hareket Partisi ve Anavatan Partisi gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine
göre verilmiş önerisini, bu defa maddeleriyle okutacağım ve her iki maddeyi
ayrı ayrı oylarınıza arz edeceğim. Önerinin 1 inci maddesini okutuyorum: 1.- Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 38 inci sırasında yer alan 399
sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 10 uncu sırasına, 9 uncu sırasında yer
alan 681 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 10 uncu sırasında yer
alan 679 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına, 11 inci sırasında yer
alan 695 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına, 13 Haziran 2001
tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 714 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat
geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 14 üncü sırasına, 13 üncü sırasında yer alan 173
sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci sırasına, 12 nci sırasında yer alan 707
sıra sayılı kanun tasarısının 16 ncı sırasına, 278 inci sırasında yer alan 702
sıra sayılı kanun tasarısının 17 nci sırasına, 20 nci sırasında yer alan 571
sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin 18 inci sırasına, 267 nci sırasında yer
alan 688 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu sırasına alınması önerilmiştir. BAŞKAN- Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Önerinin 2 nci maddesini okutuyorum: 2.- Genel Kurulun, 14 Haziran 2001 Perşembe günü,
gündemin 12 nci sırasına, 15 Haziran 2001 Cuma günü de gündemin 16 ncı sırasına
kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılması önerilmiştir. BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edeler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Şimdi, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz. VI. - SEÇİMLER A) Komİsyonlara
Üye Seçİmİ 1. - (10/124) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonuna üye seçimi BAŞKAN - Bitlis-Ahlat İlçesinin tarihî, kültürel ve
turistik değerlerinin araştırılarak ekonomik ve sosyal yönden kalkınması için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Genel Kurulun 5.6.2001
tarihli 112 nci Birleşiminde kurulan (10/124) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu üyeliklerine siyasî parti gruplarınca gösterilen adayların listesi
bastırılıp, sayın üyelere dağıtılmıştır. Şimdi, bu listeyi okutup, oylarınıza sunacağım:
BAŞKAN - Listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edeler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Meclis Araştırma Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın
üyelerin, 15.6.2001 Cuma günü saat 11.00'de ana bina zemin kat PTT karşısı
Meclis araştırması komisyonları toplantı salonunda toplanarak, başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmaları gerekmektedir. Komisyonun,
toplantı yer ve saati ayrıca ilan tahtalarına asılmıştır. Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz. Bu kısmın 1 inci sırasında yer alan, Doğru Yol Partisi
Grubu adına, Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Sayın Nevzat Ercan,
Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül ve İçel Milletvekili Sayın Turhan
Güven'in, yanlış ekonomik program ve uygulamalarla ülke ekonomisinde krize ve
yoksullaşmaya yol açtığı iddiasıyla Başbakan Sayın Bülent Ecevit hakkında
(11/14) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelere başlıyoruz. VII. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) Görüşmeler 1. - Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan, Aydın Milletvekili Ali Rıza
Gönül ve İçel Milletvekili Turhan Güven'in, yanlış ekonomik program ve
uygulamalarla ülke ekonomisinde krize ve yoksullaşmaya yol açtığı iddiasıyla
Başbakan Bülent Ecevit hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/14) Doğru Yol partisi Grubu adına, Grup Başkanvekilleri
Sakarya Milletvekili, Nevzat Ercan, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve İçel
Milletvekili Turhan Güven'in, Yanlış Ekonomik Program ve Uygulamalarla Ülke
Ekonomisinde Krize ve Yoksullaşmaya Yol Açtığı İddiasıyla Başbakan Bülent
Ecevit Hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı Maddeleri Uyarınca Bir
Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi. (11/14) BAŞKAN - Hükümet?.. Hazır. Önerge, daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve okunduğu
için tekrar okutmuyorum. Sayın milletvekilleri, Anayasanın 99 uncu maddesine
göre, bu görüşmelerde önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasî parti grupları
adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana
söz verilecektir. Konuşma süreleri, önerge sahibi için 10 dakikadır;
gruplar ve hükümet için ise 20'şer dakikadır. Şimdi, söz talep eden sayın üyelerin isim listesini
okuyorum: Önerge sahipleri adına, Sayın Tansu Çiller. Gruplar adına, Doğru Yol
Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Tansu Çiller ve Fazilet Partisi
Grubu adına Sıvas Milletvekili Sayın Temel Karamollaoğlu. Sayın Tansu Çiller, buyurun. (DYP sıralarından ayakta
alkışlar) Süreniz 10 dakika. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - İki sürenin birleştirilmesini
talep ediyoruz efendim. BAŞKAN - Grup adına da konuşacağınıza göre, her ikisini
birleştirebilirsiniz; böylece, yarım saatlik bir konuşma süreniz doğuyor. Buyurun efendim. DYP GRUBU ADINA TANSU ÇİLLER (İstanbul) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri ve bugün, bizi, yine televizyonları karşısında izleyen
aziz vatandaşlarımız; hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Tarihimizin ağır ve bunalımlı bir döneminden
geçmekteyiz. Gönül isterdi ki, bu kadar büyük sıkıntılar içinde genel
görüşmeler yapabilelim ve enine boyuna, çözümleriyle, sıkıntıları ortaya
koyalım; ancak, öyle gözüküyor ki, böyle görüşmeleri iktidar istememekte ve bu
kapıyı kapayarak, gensorulara açık bırakmaktadır Meclisi; dolayısıyla, bugün,
meseleyi, enine boyuna tartışma imkânı yerine, yine böyle bir platformda ele
alma durumunda kalıyoruz. Tekrar ediyoruz; tarihin çok ve en ağır bunalımlı bir
dönemini geçirmekteyiz; ancak, krizden daha ağır olan bir olgu, krizin
mahiyetini anlamamaktır. Bugün, Türkiye'de, ciddî bir iktisadî kriz görüntüsü
var; ancak, hep tekrar ediyoruz ki, aslında, bu, bir siyasî krizdir; o kadar
ağırdır ki, birçoğumuz, birçok vatandaşımız, her gün, acaba, yolun sonuna mı
geldik diye sormakta; ilk kez, cumhuriyet tarihinde, polis, sokaklara çıkmış;
çiftçi, tarihimizde, ilk kez, sokaklara dökülmüş -biraz önce telefon ediyorlar
"bizi kelepçeli götürüyorlar, kürsüden bunu ifade edin" diye- ve ilk
kez, cumhuriyet tarihimizde, esnaf, keza, sokağa çıkmış yürüyor; yazarkasalar
havalarda kafalara fırlatılıyor; bakanlar istifa ediyor; bakanlar azlediliyor,
bakanlar intihar ediyor, intihar ediyorlar ve ardı ardına müsteşarlar istifa
ediyorlar; yetmiyor, üç ayda, ardı ardına iki defa ekonomi tosluyor; bu Meclis
çatısı altında töre saldırıları yapılıyor; o yetmiyor, demokrasi şehitleri
veriliyor, o yetmiyor, savcı ve jandarmalarla, bir küçük ortak, köşe kapmaca
oynamaya başlıyor (DYP sıralarından alkışlar) o yetmiyor, Millî Güvenlik
Kurulunda Anayasa fırlatılıyor, havalarda uçuyor, krizler ortaya çıkıyor.
Netice itibariyle, görüyoruz ki "enflasyonu indireceğiz" diyerek
gelenler, Türkiye'yi, kriz ardı krize sürüklüyorlar ve nihayet, bu milletin
iktidardan beklediği tek şey kalıyor: "Şu iktidar bir istifa etsin,
gitsin." Bekledikleri tek şey bu (DYP sıralarından alkışlar)ve o arada,
Sayın Başbakan cevap veriyor "bizi finans çevreleri destekliyor"
diyor. Hiç kimse desteklemiyormuş da; ama, finans çevreleri destekliyor... Bu,
eğer bir kafa karışıklığı değilse, milletle alay etmektir; ama, bilinmelidir
ki, milletle böylesine alay edenlerle de, millet, sandıkta alay edecektir. (DYP
sıralarından alkışlar) Evet, temelde çok ciddî, tahmininizin çok üstünde bir
iktisadî kriz yaşıyoruz; ama, ilk önce, bunun geçmişine de kısaca bir bakalım.
Bugün gelinen duruma bir günde gelmedik, doğrudur. Bir model, bir iktidar
modeli 1997 yılında ortaya çıktı; burada, Sayın Ecevit ve Sayın Yılmaz,
yanlarında bir suskun ortak ve bu modelle, dediler ki "enflasyonu
indireceğiz, Türkiye'yi, ayağa kaldıracağız" ve ilk krizi yaşadı Türkiye
1998'de. 1999'da seçime giderken, bir toplum mühendisliği projesi çerçevesinde,
aman dendi o kadar iyi idare ediliyor ki Türkiye, öyle iyi vergi yasaları var
ki, ekonomi o kadar iyi ki, öyle kararlılar ki, aman, bunları bir daha iktidara
getirelim denildi ve o arada da, bir teröristbaşı yakalanmış, milliyetçi
duygular son derece hassas, o arada, birileri de milleti yanılttı, o
teröristbaşının cezasını mutlaka biz veririz, yoksullukla, yolsuzlukla biz
meşgul oluruz, hallederiz... MEHMET TELEK (Afyon) - Doğru, doğru... TANSU ÇİLLER (Devamla) - ...ve netice itibariyle gördük
ki, soruşturmaları dahi açmaktan -bırakın, zaten soruşturmalarda nasıl karar
verileceği belli de- kaçan bir iktidar anlayışıyla millet karşı karşıya kaldı. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Memleketi bu duruma sen getirdin! TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şimdi, işin en can alıcı
noktası şu: 1999'da seçime giderken bütün bu söylenenler, seçimden birkaç ay
sonra unutuldu, hani reform olan o vergi yasası ve iyi idare edilen ekonomi,
meğerse, Türkiye'nin değil, dünyanın en hızlı küçülen, en hızlı yoksullaşan,
Rusya'yı da sollayarak en fazla enflasyona sahip olan bir ekonomisiymiş ve dolayısıyla,
IMF'ye teslim edilmesi lazımmış ve 1999'da, bu Meclis, bir kurtuluş savaşı ilan
etti. Bu kurtuluş savaşı öyleydi ki, bütün sivil toplum örgütleri, baskıyla
veya başka yöntemlerle, ilanlarla, bu kurtuluş savaşını kutladılar. Bu kurtuluş
savaşına, yani, o günkü IMF programına hayır demek de vatan hainliği olarak
ilan edildi. Şu kürsüde, 1999 yılında, birçok uyarımızın içinde tekrar çıktık,
dedik ki, yanılıyorsunuz, o söylediğiniz hiçbir şey olmayacaktır, bu program
bir tablita programıdır, bunu uygulayan çok ülkede çok ciddî sıkıntılar oldu. O
cari işlemler açığını 2,8 milyar diyorsunuz; "olmaz, 10 milyar olur"
dedik; 9,8 çıktı. "Ticaret açığı, sizin dediğiniz gibi 14 milyar değil, 24
milyar, 25 milyar olur" dedik; 24 milyar çıktı. "İlk önce enflasyon
düşer, faiz düşer; aldanmayın, 2000 yılının sonbaharında bir kriz var"
dedik; sonbaharda kriz geldi. "Bu enflasyonun düşüşü sürdürülebilir değil,
devalüasyon gelecek, enflasyon yeniden patlayacak" dedik; aynen oldu. Eğer
unuttuysanız, arşivler mevcut. Şimdi, bunları niye söylüyorum; bundan sonra
söyleyeceklerim için de not alın diye söylüyorum. Not alın, aynen çıkacaktır,
ama, ne dediysek aynen çıkacaktır. (DYP sıralarından alkışlar) Şimdi, bugün, yine bir kurtuluş savaşı, yine,
enflasyonu düşürecekler!.. Enflasyonu düşürürken, enflasyon yüzde 52,5
olacakmış. Şu bütçeye kadar yüzde 70-80'di; ama, bu ekbütçeden sonra, bilesiniz
ki, bir kara bulut gibi, ülkenin üzerine hiper enflasyonu indiriyorsunuz. Bunun
farkında mısınız acaba... HASAN EKİNCİ (Artvin) - Hiç kimse farkında değil. TANSU ÇİLLER (Devamla) - ... veya kaçınız imzaladığınız
programları okudunuz?! Onu bilmiyorum; ama, bizim bütün bu söylediğimiz her
şey, yine, doğru çıkacaktır. O eksi 3 dediğiniz; yani, hedef koyuyorsunuz.
Düşünebiliyor musunuz, hedef koyuyorlar; büyüme hedefi konulur. Hayır, küçülme
hedefi konuluyor. O küçülme hedefi eksi 3 deniliyor; ama, maalesef, o da eksi 3
değil, eksi 7-8. Yani, şunun hesabını
yapacak, şu 350 milletvekilinin arasında bir adam yok mu da, gidip birilerini
tayin ettiriyorsunuz dışarıdan?! Yok mu bir adam?! (DYP sıralarından alkışlar) Ve netice itibariyle, bugün gelinen noktada, ekonomiyi
güçlendirmeye değil, ekonomiyi çökertme programına imza attınız. Bakın, ne
kadar vahim; belki böyle anlarsınız diye göstermeye çalışıyorum. Gerçekten,
keşke, Türkiye'de, altı ay önce seçim yapılsaydı da, Türkiye'yi bu hale
getirmeden, bu millet, şu iktidardan kurtulabilmiş olsaydı. Şimdi, bakın, bugün, Türkiye'nin en önemli
meselelerinden bir tanesine "borç bulduk" diyorsunuz ve
seviniyorsunuz. Herkes için zül olacak bir mesele, sizin için övünç meselesi.
İnanılır gibi bir olay değil! Bakın, Türkiye'yi ne hale getirdiniz. Şu, Türkiye'nin
dışborçları, kamunun dışborcu. Bugün, iki yıl içinde, IMF'nin en fazla dışborcu
olan ülkesi ve bununla birlikte, şu gördüğünüz rakam, yüzde 75, cumhuriyet
tarihinin dışborcunu artıran bir rakam. Bu bir züldür, zül; övünç meselesi
değil, züldür bu! (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Şimdi, o beğenmediğiniz ve çok üzerinde durduğunuz 5
Nisan kararları var ya -orada sarıyla gösterilen bütün dönem- 5 Nisan
kararlarında, 1 dolar dışborç almadık biz, gidip el açmadık; kendi yağımızla,
kendi gücümüzle, çıktık, o dışborcu tıkır tıkır ödedik ve gördüğünüz gibi,
Türkiye'deki dışborç azaldı 1995'te, yükselmedi. Kurtuluş savaşı budur!
Kurtuluş savaşı mı arıyorsunuz; kurtuluş savaşı budur! (DYP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) Şimdi, diyebilirsiniz ki, peki, bununla biz içborcu
hallediyoruz. Acaba, ne yapıyorsunuz, onun da farkında mısınız? NİDAİ SEVEN (Ağrı) - O tabloların hepsi yanlış! TANSU ÇİLLER (Devamla) - Yok, yok... Bunlar IMF'nin,
sizin programınızın bunlar. Bunlar bizim falan değil, bizim projeksiyonlarımız
bunun çok üzerinde. Bunlar sizin projeksiyonunuz. Daha, onu bile bilmiyorsunuz;
yani, kendi programınızın, kendi IMF programınızın kendi projeksiyonunu
bilmiyorsunuz. Şu da -getirdiğiniz noktada- içborç. O beğenmediğiniz 5 Nisanda,
içborçlar azalmış, dışborçlar azalmış; bu defa ise, şu içborcu ve dışborcu bir
arada acaba nasıl ödeyeceksiniz? Bakın, şu toplamı, iç ve dışborcun. Bunu nasıl
ödeyeceksiniz? Bunu ödemenin denklemi nedir biliyor musunuz: Reel faizin
büyümeyle kıyaslanması lazım, büyümenin reel faizden yüksek olması lazım. Sizde
büyüme yok ki, bunu sürdürebilesiniz. (DYP sıralarından alkışlar) Sizde büyüme
eksi 7. Bunun sürdürülemeyeceğini ilan ettiniz, farkında değilsiniz ve netice
itibariyle, en önemlisi, 5 Nisanda biz nasıl çıktık bu işin içinden, onu
göstereyim ve neyi yapmıyorsunuz, neyi ısrarla saf dışı bırakıyorsunuz, burada
göreceksiniz. Şimdi, bakın, şu Türkiye'nin bavul ticaretiyle beraber
ihracatı. Şurada defalarca dendi ki, siz ihracatı yükselttiniz; çünkü,
devalüasyon oldu. Şu, 1994 yılındaki 5 Nisan kararları, arkasındaki fırlamayı
görüyorsunuz değil mi?.. Arkasındaki fırlamayı görüyorsunuz... (DSP, MHP ve
ANAP sıralarından gülüşmeler) Şu ihracat, şu Türkiye'nin öz kazancı, şu
Türkiye'nin iftiharı. Şunu görüyor musunuz? İşte, ne yaptınız biliyor musunuz;
1999 yılında, şu kürsüden, size Türkiye'ye getirdiğiniz her şeyi söylediğimiz
zaman, aynen böyle güldünüz; ama, sandıkta millet size gülecek, millet size;
nasıl gülecek; ama, nasıl gülecek. Nasıl gülecek millet biliyor musunuz size.
(DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Şimdi, bugün gelinen noktada, Türkiye'ye, maalesef, bu
dışborcu hedef olarak yüzde 7 gösteriyorsunuz. Nisan ayında büyüme ne oldu, biliyor musunuz, farkında
mısınız; büyüme, eksi 10,5, üretimde; imalat sanayiinde yüzde 12 küçülme.
Türkiye elden gidiyor, farkında değilsiniz; Türkiye elden gidiyor! HASAN EKİNCİ (Artvin)- Ve bunlar gülüyor! TANSU ÇİLLER (Devamla)- Ve karşılık olarak, bugün
gelinen noktada, "bütün bunlar oldu; ee ne yapacağız..." Tayin
ettirilen bakan ifade ediyor; diyor ki: "Galiba biraz aceleye geldi."
Kriz geçmiş, krizden sonra üç ay beklenmiş; hasta acilde, kan kaybından
gidiyor... Üç ay beklediniz; aranızda 350 milletvekilinden bir tane bilen yok,
bir tane, çıkıp da şunu şöyle yapacağız diyen yok; verdiniz dışarıdan tayin
ettirilen birinin eline; o da, sonunda, programa "biraz aceleye geldi"
dedi. Bu, aceleye gelmek değil, acemiliğe gelmek, acemiliğe gelmek; başka
hiçbir şey değil. (DYP sıralarından alkışlar) Bütün bunlardan sonra, ne yapacaksınız; takas
yapacaksınız. Bu takasın anlamının ne olduğunu biliyor musunuz; takasın anlamı,
meseleyi biraz ertelemek, piyasaları biraz rahatlatmak; ama, biliyor musunuz
ki, o kur riskini, onun ödenmesini, ondan sonraki yıllara ve bu milletin
üzerine bırakıp da gidiyorsunuz. Başka hiçbir anlamı yok... O da size zaman
kazandıramayacak zannettiğiniz kadar. Yani, bir iki ay için, bu, biraz daha
ileriyi ipotek altına alan bir olay. Başka ne yapacakmışsınız; başka, zam
yapacakmışsınız, zam... Şu Türkiye'de, zamlar için, şöyle bir kitapçık çıktı.
Son dört ayınki. bu kitapçık... Neler yok ki bunun içinde. Başlıyoruz ocak
ayından; elektrik, ilaç, taşkömürü, Telekom, akaryakıt -yetmiyor- Türk Hava
Yolları... Sadece son birkaç gün içinde, tekrar benzine, tekrar tüpgaza, tekrar
otogaza, tekrar Tekel ürünlerine, tekrar millî eğitimin kitaplarına... Yani,
çocukları okutacağız; bari hiç olmazsa... Onlar ne kadar? Onlar da yüzde 41
oranında, kitaplara yüzde 41 oranında... Ve nihayet, alüminyum ürünlerine...
Vesaire vesaire, devam ediyor... Ne yapacaklarmış? Daha fazla zam... Çözüm bu. Şimdi, bütün bunlarla birlikte, Türkiye'nin geldiği
noktada, peki, bütün bunlara ne yapmak lazım? Milletin, bu iktidarı en fazla
affetmeyeceği şey şudur: Bu ülkeyi bu kadar büyük borca soktuğunuz halde,
sadece böylesine bir ekonomik krize sokmadınız, aynı zamanda, bu
fakirleştirilen milleti açık bir kefaletle karşı karşıya bıraktınız. Bütün
alınan borçlar, dışkrediler -bütün özel bankalardan- eğer ödenmez ise, bu
millet ödeyecek. Yani, eğer fonlara alınırsa bundan böyle, sadece o 13 bankanın
17 milyar dolarını değil, ucu açık... Siz ne yaptığınızı bilmiyorsanız eğer ve
bunu sizin adınıza yapacak birisine teslim ettinizse eğer, yani milletin size
verdiği iradeyi teslim ettinizse, o zaman siz ne yapıyorsunuz orada, niye
oturuyorsunuz orada?! (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Şimdi, bütün bunlardan sonra, sorumlu kimmiş; sorumlu
on yılmış, sorumlu çiftçiymiş, sorumlu esnafmış, sorumlu popülist
politikalarmış... Yani, düşünebiliyor musunuz, 16 yılda 33 milyar dolar; yani,
yıl başına, her yılda, 2 milyar dolar bu ülkenin yüzde 40'ına yakın insanına,
çiftçiye sübvansiyon veriliyor. Bu sübvansiyon Türkiye'yi batırıyor da, sizin
13 bankaya bir yılda verdiğiniz 15 milyar dolar batırmıyor, öyle mi?! Yani,
bunun anlaşılır bir tarafı var mı? (DYP sıralarından alkışlar) Davos'ta
Coopers adlı denetim şirketleri, önünüze fırlatıyor, diyor ki:
"Sizin iktidarınızda, 1998, 1999, 2000 yıllarında, bu milletin -yani, bu
bizim milletimizin- ödediği bütün vergilerin yüzde 36'sı yolsuzluklarınıza
gitti." Bunu, Davos'ta, bir başbakan yardımcısının olduğu toplantılardaki
dönemde söylüyor ve bunun anlamı 31 miyar dolar. Bu 31 milyar dolar Türkiye'yi
batırmıyor da, çiftçinin almış olduğu 2 milyar dolar veya esnafın aldığı 150
trilyon batırıyor öyle mi?! (DYP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar) Şimdi, bakın, bu grafikte gördüğünüz, şunlar, esnafın
kullandığı kredilerdeki artış. Kredilerdeki bütün artışlar bizim
dönemimizdedir. Bununla iftihar ediyoruz. (DYP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) Bütün bunların toplamı nedir, biliyor musunuz; 150 trilyon;
bizim dönemimizde. Bu 150 trilyon, bugün -1 milyarın onda 1'i- bütün esnafa
verilmiş. Bu 1 milyarın onda 1'i Türkiye'yi batırıyor da, sizin bunca yönetim
bozukluğuyla oluşturduğunuz, bütün dünyayı ayağa kaldıran mavi akımlar, beyaz
akımlar, neler varsa bunların hiçbir tanesi mesul değil de, bundan esnaf mesul,
öyle mi?! (DYP sıralarından alkışlar; DSP ve MHP sıralarından gürültüler) SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - En fazla 95
seçiminde verilmiştir. TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şu da, Halk Bankasının görev
zararları. Şunlar bizim dönemimiz, sarı renkli; şunlar da sizin ayıplı
döneminiz. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DSP ve MHP
sıralarından gürültüler) Görev zararlarının hangi dönemde arttığını görün.
Bilmeden, hiçbir hesap yapmadan yönetmenin sorunları!.. (DSP ve MHP
sıralarından gürültüler) Şimdi, aynı şekilde, Ziraat Bankasına bakalım. (DSP
sıralarından gürültüler) GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) - Keşke biraz fazlasını da
söyleseniz; 95'te Emlak Bankasını da söyleyin!.. (DYP sıralarından "sus,
konuşma" sesleri) TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şu da Ziraat Bankasının görev
zararları, şu da Ziraat Bankasının görev zararları. Bunların da, her biri,
sizin döneminizde vermediğiniz, kestiğiniz kredilerle... Şimdi, bakın, herkesi mağdur ettiniz; 164 000 buğdaya
dediniz, 125 000 diyorlar; faize yüzde 55 dediniz, yüzde 120'den aşağı yeni
kredi açabilen yok ve tuttunuz, onlar yetmiyormuş gibi, esnafın, bütün Halk
Bankası kredilerini kestiniz ve milleti mağdur etmekle kalmadınız, milleti
suçluyorsunuz; yani, diyorsunuz ki: "Millet suçlu." Hayır, millet
suçlu değil. Sizin 350 adamınızdan bir tane bilen çıkmaması suçludur bunun
içinde; bir tane bilen çıkmaması!.. (DYP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) Değerli arkadaşlarım, sorun, tamamen siyasîdir. Sorun,
öylesine siyasîdir ki, bu iktidarın kurmuş olduğu al gülüm ver gülüm siyaseti,
al gülüm ver gülüm ekonomisi, artık, kendini yaratan dinamikleri yemeye
başlamıştır. Tıpkı, bir gölet küçüldüğü zaman nasıl yamyam balıkları
birbirlerini yerlerse, aynen, bugün ortaya çıkan durum budur. Onca zaman
söyledik; dedik ki: "Sanal tablolar yaratıyorsunuz; Türkiye'yi
kandırıyorsunuz." Bugün ortaya çıkan, gerçeğin yalandan intikamıdır; başka
hiçbir şey değildir. Gerçek, şimdi işlemeye başladı ve gemi, içinde herkesi
barındırıyor. Bu "al gülüm ver gülüm"den faydalandıklarını
zannedenler ve üst güvertede rahatça oturduklarını düşünenler, gemi battıkça,
sular ayaklarına doğru geldikçe, feryat etmeye başladılar; demeye başladılar
ki: "Ülkeyi iyi yönetemiyorsunuz. Ülke, iyi yönetilmiyor." Doğru bir
tespit. Ülke, iyi yönetilmemiştir; ama, ondan sonraki geçişi anlamak mümkün
değil. Peki, iyi yönetilmiyor, ne yapalım? Demokrasinin gereği vardır, ne
yapılır; seçime gidilir. Hayır, seçime gitmeyelim... Ne yapalım; birisi gelsin,
kim gelirse gelsin, dışarıdan gelsin, bizi kurtarsın; aman, şu 10 milyar dolar
gelsin de, ne olursa olsun... Bir ülke düşünün ki, bütün geleceğini,
istikbalini, istiklalini, hepsini 10 milyar dolarla tanımlayabilsin. Bu, bir
tarih yazmış, bir imparatorluğa hükmetmiş bir ülkenin aczi olamaz; olsa olsa bu
sizin aczinizdir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu 10 milyar gelecek derken, 10 milyar dolar çıkıyor
zaten kriz sonrasında; 15 milyar ile 17 milyar arasında bir rakamın, 13 bankaya
verileceği ilan ediliyor; yolsuzlukların boyutları, Dünya Bankası raporları ve
uluslararası denetim şirketlerinin raporlarıyla ortaya çıkıyor ve böyle bir
ortamda, bu Meclis, fason çalışan bir atölyeye çevriliyor. (DYP sıralarından
alkışlar) Eskiden, iktidarlar tarafından virgülüne dokunmadan gelen birtakım
kanunlar, burada, bir rejim tartışmasına yol açardı, kabul etmezdi Meclis bunu,
Meclisin katkısı olması lazım derdi. Bugün, ta okyanus ötesinden size
yazdırılan, dikte ettirilen yasalar, kanunlar, virgülüne dokunmadan buraya
geliyor ve bir fason imalat çalıştırılırcasına, burası bir atölye gibi
çalıştırılarak bunlar çıkarılıyor. (DYP sıralarından alkışlar) Herkes bilmelidir ki, bir ülkenin ulusal egemenliği
takas edilebilir bir şey değildir; herkes bilmelidir ki, bir ülkenin siyasî
karar mekanizmalarının bağımsızlığı takas edilebilir değildir. Bakın,
egemenlik, kayıtsız şartsız milletin. Bu, takas edilebilir bir olay değildir.
(DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çıkaracaksınız ve
genlerinde bir Düyun-i Umumiye refleksi olan bu milletin onurunu, gözler önünde
açık açık, kanata kanata, bir vesayet dönemini başlatacaksınız. O kadar ki,
kanunlar, açık artırmayla satılıyor; "şu kanunu çıkarırsan, bu kadar; bu
kanunu çıkarırsan, bu kadar; bu yönetimi şöyle değiştirirsen, bu kadar..."
Şimdi, gelinen noktada herkes bilmelidir ki, hiçbir
ülke, kendi kendine yapamadığını, kendi için ortaya koyamadığını bir başka
ülkeden bekleme lüksüne sahip değildir. Nihayet, böyle bir ortamda, o suskun
ortak, bu modelin icabı her zaman suskun ortak nihayet konuşuyor ve diyor ki:
"Biz, artık, öğrendik; artık, ülkeyi idare edebiliriz." İyi de, Sayın
Bahçeli, siz, yanlış yerde öğrendiniz, yanlış şeyleri öğrendiniz. (DYP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Eğer, sizin öğrendikleriniz
bu ise, endişe ederim ki, milletin önüne gittiğiniz zaman, millet size
"hele bir uzun dönem şöyle dinlenin "diyecek, "hele bir uzun
dönem dinlenin" diyecek.(DYP sıralarından alkışlar) Şimdi, bir başka siyasî kriz şudur, bakın: Siz, bu
programı imzaladınız mı, imzalamadınız mı? Eğer bu programı imzaladınızsa,
sahip çıkın; eğer imzalamadınızsa, o zaman, milletin size verdiği iradeyi nasıl
gidip de bir başka seçilmemişe teslim ediyorsunuz?! O zaman sizin işiniz ne
orada?! Yok, eğer imzaladınızsa, o zaman, çıkın milletin önüne, deyin ki:
"Tarım bana aitti; ama, ben sizi tasfiye etmeyi imzaladım. (DYP
sıralarından "Bravo"sesleri, alkışlar) Ben, tütünün tasfiyesini
imzaladım. Ben, pancarı tasfiye ediyorum. Bugün Sanayi Bakanlığı bana aitti;
ama, ben, esnafı cezalandırıyorum, kredisini kesiyorum. Ben, milleti yok
sayıyorum ve -bugün, emekli, her kesimde, tabanı, açlık sınırının altındadır-.
ben, bu milleti tasfiye ediyorum." ABBAS BOZYEL (Iğdır) - Millet de sizi tasfiye edecek. TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım,
gelinen noktada gerçek şudur ki, olay iktisadî değil, olay siyasîdir. Şimdi,
bugün, bu Meclisin, bir siyasî basiret içerisinde yapması gerekli olanlar var,
tarihî sorumluluğu var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Genel Başkan, 3 dakika süre veriyorum;
süreniz tamamlandı, lütfen toparlayınız. Buyurun efendim. TANSU ÇİLLER (Devamla) - Bugün, yapması gerekli
olan, hemen, Siyasî Partiler Yasasını,
Seçim Yasasını ve parti harcamalarındaki şeffaflaşmayı ele alıp, milletin
talebi doğrultusunda, milletin isteği doğrultusunda bu değişiklikleri
yapmaktır. Gelin, şu üyeleri sağlıklı bir hale getirelim. Gelin, hiçbir şey
olmazsa eğer, tercih sistemini getirerek, millete katkıda bulunma imkânını
sağlayalım. Gelin, millet, bu benim milletvekilim diyebilsin, ben seçtim
diyebilsin; ama, bir şeyi sakın yapmayın: Yüzde 10 barajını indirmeye
kalkarsanız eğer, bu, sizin korkunuzun ortaya koyduğu bir kaçma olur; (DYP
sıralarından alkışlar) ama, üçlü koalisyonlarla, şimdi dörtlü
konfederasyonlarla ortaya koyduğunuz idaresizliği ve yönetim eksikliğini ve
yönetilemez Türkiye'yi, büsbütün yönetilemez hale gelip bırakırsınız. Bu,
sizin, yüzde 10 barajının altına indirme teşebbüsünüz, kamuoylarındaki yüzde 10
barajının altında çıkmanızın ortaya koyduğu bir korkudur. (DYP sıralarından
alkışlar) Bundan dolayı millete çelme takmaya kalkışıyorsunuz. Bu, bir oyundur;
ama, millete çelme takmaya kalkanlara, sandıkta, millet çelme takar. Değerli arkadaşlarım, yapılacak şey açıktır; bu
değişikliklerle seçime gitmektir. Yeniden üretim, hedef üretim olacak; hedef
üretim ve ihracat... Bu gelen paradan, ne üretim için ne ihracat için bir kuruş
gelmedi. Çiller, sen dış borca karşı mısın; hayır, değilim; ama, bu, eğer,
üretime giderse... Yiğidin de kamçısıdır borç; ama, eğer, o borç yiğide giderse
öyledir. (DYP sıralarından alkışlar) Burada öyle bir şey yok, burada öyle bir
şey yok. Yeniden, Türkiye, üretecek, satacak; haklı rekabet... Bu haklı rekabet
tarımda... Avrupa Birliğinde 2 600 dolar alıyorsa çiftçi, bizde de 40 dolar
veriyorum diyemezsiniz; olmaz böyle şey! Ben, 25 yıl bu işin hocalığını yaptım,
10 küsur yıldır içindeyim; böyle bir olay olmaz Türkiye'de, haklı rekabet
olmaz! (DYP sıralarından alkışlar) Bilmiyorsanız... (DSP, MHP ve ANAP
sıralarından gürültüler) Bilmediğiniz tescil oldu canım. Gelin, bırakın; şu
bilenlere bırakın. Bu işin kaynağı da devlettir. Bakın, Türk Telekom, Türk Telekom... Şurada, üzerinde
Sayın Ecevit'in, Sayın Yılmaz'ın imzası var. Anayasalardan döndürttünüz onları;
40 milyar dolar istiyorlardı, 40 milyar doları alabilecektik. Türkiye'nin
içborcu bunun yarısı değildi o zaman. Şimdi, kurtuluş projesi olarak 3,5 milyar
diye getirdiniz Türkiye'nin önüne. Hiç bundan utanç duymuyor musunuz siz, hiç
utanç duymuyor musunuz?! (DYP sıralarından alkışlar) Bunun hesabını nasıl
vereceksiniz? Soruyorum: Nasıl vereceksiniz bunun hesabını? Kaynak, devlet. Bugün, özelleştirmede bağlı KİT'ler;
her bir tanesinin toplamı... 4,5 milyar... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim, son cümleniz için mikrofonu açıyorum;
lütfen tamamlayınız. TANSU ÇİLLER (Devamla) - Bitiriyorum. 4,5 milyar dolar sadece açık var. Evet, kaynak devlet;
ama, topyekûn bir harcama reformu gerekli. Böylece, Türkiye, bırakın millete
gitsin; kapıyı açın, millete gitsin. Yeniden ortadirek, yeniden bir büyük
Türkiye, yeniden üreten bir Türkiye, yeniden sözü dinlenen bir Türkiye...
Bugün, Meclise düşen budur. Hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından
ayakta alkışlar, FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Gruplar adına ikinci söz, Fazilet Partisi Grubu adına
Sıvas Milletvekili Sayın Temel Karamollaoğlu'na ait. Buyurun efenim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. FP GRUBU ADINA TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Sayın Ecevit ve hükümet hakkında
verilen gensoru üzerinde, Fazilet Partimizin görüşlerini arz etmek üzere
huzurlarınızda bulunuyorum. Kıymetli milletvekilleri, maalesef, bu görüşmeyi kritik
bir dönemde yapıyoruz ve ülkemiz çok zor bir dönemden geçiyor. Bu görüşmeler
neticesinde, gensoru açılıp açılmaması için görüşmeye karar vereceksiniz.
Temennimiz o ki, 20 dakika içinde bu meselelerin görüşmesi kifayet etmeyecek. Aslında
görüşülmesi icap eden birçok konu var; ama, öyle bir alışkanlık kazandık ki,
biz, meseleleri her zaman geçiştirme ihtiyacını duyuyoruz. Buraya muhalefet
partileri olarak geliyor, görüşlerimizi arz ediyoruz; ancak, onun arkasından,
iktidar partileri, zaman kazanabilmek için hiç ağızlarını açmıyorlar. Burada,
kanunlar gelirse, kanunlar hükümetten geldiği gibi geçiyor; eğer muhalefetin
bir önergesi varsa, bunlar, oylarınızla reddediliyor. Elbette bunu yapma
hakkına sahipsiniz; ancak, bunu yapmanın demokratik olduğunu, bunu yapmanın
ülke menfaatına olduğunu, bunu yapmanın ülke meselelerini görüşüp, çözüm
arayarak doğru kanaate, doğru neticeye varma olduğunu diyorsanız, bunun doğru
olduğunu söylememiz mümkün değil. Şunu hemen ifade etmek istiyorum: Aslında, Sayın
Ecevit, başbakan yardımcılığı dönemini de dahil edersek, tam dört yıldır
iktidarda bulunuyor. Bu hükümet ise, yaklaşık olarak, iki yıl bir aydır
iktidarda bulunuyor. Bu kadar zaman zarfında, maalesef, ülkenin problemleri
çözüleceği yerde, sadece iktisadî konuda değil, her konuda, dünden daha kötü
bir noktaya geldik. Maalesef, bu dönemde demokrasi hırpalandı, özgürlükler
kısıldı, insan hakları ihlalleri arttı, hukuk siyasallaştı ve soygunlar bu
dönemde kendisine bir zemin buldu. Hükümet ise, Meclisi sadece kullandı.
Hakikaten demokrasinin beşiği olan bu Meclis "hâkimiyet kayıtsız şartsız
milletindir" ifadesinin gereğini yerine getirmedi; iradesini bütünüyle
hükümete ve bugün de, maalesef, hükümet tarafından, bu problemleri çözmek üzere
Amerika'dan getirtilen bir zata teslim edildi. Hükümetin kendi yaptığı program alây-i valâyla buraya
takdim edilmişti; ama, başarısızlığa uğradı. Şu anda bütünüyle, Sayın Derviş'e
değil; ama, anlaşılan, IMF'ye teslim olduk; çünkü, talimatlar çok uzaklardan
geliyor; yapılacak kanunlar, çıkarılacak kanunlar, bütçe, alınacak borçlar,
çiftçiye verilecek destek, esnafa verilecek destek, hepsi IMF'nin
talimatlarıyla bu Meclise geliyor ve buradan, olduğu gibi, kanunlaşarak
geçiyor. Zaman zaman bazı konularda bir uyanmanın işaretlerini
görüyoruz. Onu da ifade edelim. RTÜK Yasası geçerken, Mecliste bir canlanma
meydana geldi; bazı arkadaşlarımız, bu kanunun kabul edilemeyeceğini söyledi.
Bu Mecliste, birtakım arkadaşlarımızın da, iktidar partilerine mensup
arkadaşlarımızın da desteğiyle, onbeş gün RTÜK Kanunu burada görüşülemedi; ama,
sonunda ne oldu; sonunda, sayın liderler geldiler, oturdular. Ne zaman üç sayın
lider, iktidara mensup partilerin liderleri arzı endam ederlerse, biz şunu
anlıyoruz ki, Mecliste, iktidar partisi milletvekillerinin muhalefet ettiği,
direndiği, olmaz dediği bir kanun var, bir karar var; ama, sayın liderler
buraya gelip oturdukları zaman, maalesef, bu iktidar partilerine mensup
milletvekili arkadaşlarımızın vicdanlarından yükselen ses boğuluyor, kesiliyor
ve arkasından, IMF'ye yine teslim bayrağı çekiliyor. Muhterem arkadaşlarım, bu kadar kısa zamanda her konuya
temas etme imkânına sahip değiliz; ancak, şunu hemen söylemek istiyorum ki,
dört yıl içinde hükümetin birinci mesele olarak gördüğü enflasyon, maalesef,
düştü, düştü, düştü derken, alınan tedbirlerle birden bire hortladı ve dört
yıldır, memura sabredin, işçiye, çiftçiye sabredin, emekliye sabredin diyen
iktidar, yeni bir dönemde, yeniden, sabır temennisiyle karşımıza geldi ve
maalesef, bu sabır temennilerinin sadece ve sadece dargelirli, sabit gelirli
insanlara yapılmış olmasından dolayı da, milletimizin ciğeri yanıyor, kan
ağlıyor. Muhterem arkadaşlarım, gayri safî millî hâsıla, son üç
yıl içinde, peşpeşe iki defa geriledi. Gayri safî millî hâsıla, 1999 yılında
yüzde 6,5 oranında, cumhuriyet tarihinin en büyük düşüşünü yaşadı. 2000
yılında, sunî bir rahatlama görüldü; ama, 2001 yılında, yeniden zincirler
boşaldı, yüzde 3,5'luk bir gerileme tahmin ediliyor; ama, herkesin ittifak
ettiği bir nokta var ki, bu sene, gayri safî millî hâsıla, yüzde 6, belki yüzde
7 seviyelerinde düşecek ve gerileyerek; daha fakirleşeceğiz, insanımız daha zor
günler yaşayacak. Elbette, gayri safî millî hâsılanın düşmesi,
insanımızın fakirleşmesine sebep oldu. 1997 yılında, 3 160 dolar seviyesinde
olan fert başına düşen gayri safî millî hâsıla, 2001 yılında 2 600 dolara kadar
düştü. Sadece gayri safî millî hâsıla düşmedi Biz, fert başına gayri safî millî
hâsıla sıralamasında, dünya ortalamasında çok gerilerdeyiz, 68 inci sıradaydık
sene başında. Şu anda hangi sıraya düştük bilemiyorum; ama, herhalde, oldukça
gerilere gittik. En yüksek dışborç alan ülkeler arasında 9 uncu
sıradayız. Elbette, aldığı borcu en kötü kullanan ülkeler arasında da,
herhalde, bundan birkaç nokta daha öndeyiz. En yüksek enflasyonda 10 uncu sıradayız. Birleşmiş
Milletlerin, İnsanî Gelişme Endeksi diye bir endeksi var. O endekse baktığımız zaman, Türkiye, bu
endekste 77 nci sırada görünüyor; Ermenistan'la aynı seviyedeyiz, Suudi Arabistan
bizden ileride. Eğitime en düşük payı ayıran 14 ülke içerisindeyiz;
ama, yolsuzlukta 4 üncü sıradayız. Muhterem arkadaşlarım, şimdi, şu tabloya baktığımız
zaman, dört yıldır iktidarda bulunan... Ben, bugünkü iktidarı -her ne kadar,
ortak adedi arttı, 3'e, 4'e çıktıysa da- bundan önceki iktidarların bir devamı
olarak görüyorum; çünkü, ne iktisadî politikasında ne eğitim politikasında ne
dış politikasında bir değişiklik meydana geldi. Bugünkü program, Sayın
Ecevit'in Sayın Yılmaz'la beraber uygulamış olduğu programın aynısı. Şu anda, İstanbul'daki en zengin insanlar, Anadolu'nun
bütün gelirinden daha fazla gelire sahip. "Tasarruf edin, biraz sabredin,
fedakârlıkta bulunun" denildiği zaman, hiç, bu kesime, rant kesimine
gönderme yapılmıyor; onların faizleri günü gününe ödeniyor, borçları günü
gününe ödeniyor, ihtiyaçları mutlaka gideriliyor; ama, sıra Anadolu'daki
gariban çiftçiye ve esnafa geldiği zaman "vur abalıya" mantığı,
maalesef, işliyor. Dışödemeler dengesinde verdiğimiz açık, korkunç.
Özellikle, dışticaret açığı 27 milyar dolara çıktı. Bu, korkunç bir rakam.
İhracatımız, ithalatımızın sadece yarısı kadar. Hiçbir dönemde bu kadar kötü
olmadık; ama, en üzücü tarafı, bu dengesizlikte, yine cumhuriyet tarihinde ilk
defa, tarım ürünleri ve gıda maddelerindeki ithalatımız ihracatımızdan daha
fazla oldu. Muhterem arkadaşlarım, bu kadar garip, bu kadar
acımasız ve bu ülkeyi bu kadar yoksul ve dışarıya muhtaç hale getiren bir
politikayı tasvip etmemiz, benimsememiz, uygulamasını istememiz mümkün değil.
Elbette, iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşlarımı da bu konuda
düşünmeye davet ediyorum. Bütün problemlerimizi borçla halletmek istiyoruz.
Hakikaten dışarıdan borç alıyoruz, borç almak mümkün; ancak, borç almak, o
borcu ileride ödeyebilecek sahalara yatırım yapıldığı takdirde isabetli bir
tercih olur. Biz, sadece, borçla borcu kapatıyoruz; o zaman da korkunç bir
büyüme meydana geliyor. Şimdi, sene ortasına baktığımızda, içborç stoku 57
milyar dolar deniliyordu, dışborç 114 milyar olarak tescil edildi. Bir başka gariplik, bu hükümet -bundan önceki
hükümetlerin birçoğu da, itiraf edelim, kabul edelim- bizim dış borcumuz ne
kadardır diye, kesin bir rakam ortaya koyamadı. Hazine Müsteşarlığı, bağımsız bir bakanlık gibi değil,
hükümetten kopuk bir kurum gibi çalışıyor. Böyle bir kurumun çalışmasına
müsaade etmemiz mümkün değil. Hazinenin dışborç tespiti farklı, Devlet
Planlamanın farklı, Maliye Bakanlığının farklı, bağımsız kuruluşların daha da
farklı. Biz, o kadar zor bir durumdayız ki, Sayın Mesut Yılmaz
-bu dış borçlardan saklanan kısımları bilip bilmediğini bilmem, ama- Avrupa
Birliğine, en azından aday ülke olma noktasındayken bir şey söylemişti "en
azından bir noktada müsterih olabiliriz ki, bizim dış borcumuzun gayri safî
millî hâsılaya oranı, yani, borç yükümüz yüzde 58" diye. Halbuki, aynı tarihlerde, biraz didinince, Sayıştayın
çıkardığı rapora bakıyoruz ki, bizim dışborç yükümüz yüzde 83 olmuş. Şu anda
çok daha korkunç bir noktaya doğru gidiyor. Aslında, dışborç yükü yüzde 98'i
-kendi rakamlarıyla- geçti, iç borcu da dahil ettiğimiz zaman, şu anda,
borçlarımız, gayri safî millî hâsılamızın çok üzerinde, bunun azalacağı
istikametinde de, maalesef, bir emare görülmüyor. Borçlarımız çığ gibi büyüyor;
bunun neticesi nereye gidecek? Muhterem arkadaşlarım, biz gayri safî millî hâsılada bu borçları ödeyecek bir artış meydana
getiremezsek -ki, getiremeyeceğimiz kesin; çünkü, ekonomi daralıyor, fabrikalar
kapanıyor, işyerleri kapanıyor, çiftçi artık ekmeyecek, fakirleşecek; böyle
olunca, gelirler, ister istemez azalacak- nereden karşılayacaksınız?.. Yeni
borç bulmadan bunu karşılamak mümkün değil. Yeni borca gittiğiniz zaman, gelen
faizler çok daha büyük bir buhranın içine sürüklüyor bizi. İşin garip tarafı, Sayıştay raporuna baktığımız zaman,
bu hükümet, hazine, sadece dışborcu bilmiyor demiyoruz, alacaklarını da
bilmiyor, KİT sermayesini de bilmiyor; ne biliyor, sadece IMF'den kendilerine
teklif edilen rakamları biliyor. Onu da, alt alta nasıl getireceklerini bilip
bilmediklerinden pek emin değilim. Şimdi, bir ekbütçe geliyor. Bu ekbüçeyle, maalesef,
bütçemiz rakam olarak artıyor; ama, felaketi biraz daha yakından görme imkânına
kavuşuyoruz. Dikkat ederseniz, 2001 yılı bütçesi, 2000 yılı bütçesiyle, esas
itibariyle aynı bir bütçeydi; giderler aynıydı, birisi 47 katrilyon lira,
birisi 48 katrilyon lira. Dövizdeki daralmayı ve enflasyonu dikkate aldığımız
zaman bütçe küçülmüştü; ancak, vergi gelirlerinde ciddî bir artış meydana
getirilmişti. Nereden sağlanacak bu gelirler; bu gelirler, zaten ezilmiş olan
vatandaşlardan sağlanacak. Muhterem arkadaşlarım, zannediyorum ki, bu, bu millete
yapılan en büyük hakarettir, en büyük zulümdür. Zamanımız dar. Elbette, her noktaya burada temas etme
imkânına sahip değilim; ama, özellikle görev zararı olarak sık sık ifade edilen
bir noktanın açıklanmasında fayda görüyorum. "Çiftçiye yardım
etmeyeceğiz" neden "çünkü, bankaların görev zararları çok
büyük." Ne yapılmış: Bundan takriben yedi yıl önce, çiftçiye, 312 trilyon
liralık bir katkıda bulunulmuş -o günkü değerle, 312 milyon dolarlık- onu şimdi
158'le çarpmışlar, aradaki farka "bu, görev zararı" diyorlar! Muhterem
arkadaşlarım, Sayın Başbakanım, bu, görev zararı değil; o bankaların
batırdıkları... Bunu görev zararı olarak takdim etmek ve onun üzerinden prim
yapmaya kalkmak, onun üzerinden, çiftçiye verilen o küçük destekleri önlemek en
büyük haksızlıktır. Burada, üzerine gidilmesi icap eden konu, çok daha farklı
olmalı zannediyorum. Burada, bir konuyu daha vurgulamakta fayda görüyorum. Muhterem arkadaşlarım, faizler, bu dönemde, yüzde 7
500'lere kadar fırladı. Bunu, sadece rant çevreleri aldı. Onun arkasından,
normale döndü denildi; o da, ancak yüzde 100'ler seviyesine döndü. Faizler niye
düşmüyor; aslında, bir istikrar sağlandı gibi görünüyor; çünkü, maalesef,
Hazine, değişik faizli içborç senetleri çıkardı. Değişik faizli içborç senedi
ne demek; yani, bunun faizleri değişecek. Dikkat edin, verilen, yaklaşık olarak
50 katrilyon liranın 21 katrilyonu, repoya endeksli; yani, yarın eğer
Türkiye'de bir kriz daha yaşarsak, 21 katrilyon... Farz edelim ki, Allah
muhafaza etsin, o kriz döneminde olduğu gibi, repo faizleri yüzde 7 500'e
fırladı; akıl almaz bir tarzda, bir gecede, yüzde 20 daha ödenecek bu
insanlara. Onun arkasından, yaklaşık 20 katrilyona gelen bir kısım da değişik
faizli. Vatandaşın eline bono verilmiş, senet verilmiş; üç ayda bir, Hazine, o
kredilerin, o bonoların faizini tespit etmek için, yeniden senet ihraç ediyor. Muhterem arkadaşlarım, eski senetlerin sahipleri ile bu
yeni üç aylık senetleri alacak olan insanlar aynı; kendi faizlerini düşürür mü
bu arkadaşlarımız?! Elbette, yine yüksek faizler çıkıyor ve bundan dolayı da,
bu sene, ödemelerde o iyileştirme gibi gözüken veya faizlerde gözüken düşüklük,
kesinlikle yerine gelmeyecek. Muhterem arkadaşlarım, bu arada ne oldu; çiftçi ezildi;
memur, işçi, emekli; bunların, zaten, halini hatırını soran kimse kalmadı
hükümetin içinde. Esnaf perişan hale getirildi. Geçen hafta çıkan rapora
bakıyoruz ki, 10 000 civarında insan, esnafımız, Bağ-Kur primlerini
ödeyemedikleri için mahkemeye verilmiş, 6 000'i, bundan dolayı hapse mahkûm
edilmiş. İnsafsızlık muhterem arkadaşlar! Çiftçiye verilen kredi, esnafa
verilen kredi toplamı 1,5 milyar dolar seviyesinde. 50 katrilyonu bankalara
verirken, rant çevresini korurken, ne olurdu, nazarı dikkate bir de şu 1,5
milyar doları alsaydınız; ama, orada, gariban var; orada, hakkını savunmakta
zorluk çeken milyonlar var ve zannediliyor ki, yarın seçimlere gidilirken
onların gönlünü biz nasıl olsa alırız ve mutlaka bu problemin üstesinden
geliriz. Öyle hayal kurmayın. Muhterem arkadaşlarım, bu işin içinde söylenecek o
kadar çok şey var ki... Tarım Türkiye'de yok oluyor. Pancarı biz ekmeyeceğiz.
Neden; pancardan şeker üretmek pahalıdır diye. Amerika ekecek, Fransa ekecek,
Almanya ekecek, İtalya ekecek, hem de bizim 2 mislimiz ekecek. Onlar pancardan
şeker üretecekler; biz, çiftçimizden esirgediğimizi, gidip, onların çiftçisine
ödeyip alacağız. Efendim, dünya piyasaları şöyleymiş diye... Şekerde dünya
piyasaları 700 dolar ile 150 dolar arasında değişiyor. Biz, Türkiye Cumhuriyeti
olarak ne zaman ithalat yapmaya kalksak, rakamlar yükselmiş. Şimdi, eğer biz,
yarın şeker ithalatına mecbur kalırsak, o zaman, nerelere gideceğimizi,
herhalde, hep birlikte göreceğiz. Asgarî ücretlinin haline bakıyorsunuz. Türkiye'de
tespit edilen rakamlara göre, eğer, açlık sınırı 260 milyon liraysa ve siz de
asgarî ücreti 102 milyon lira olarak tespit ediyorsanız, bunun tek bir ifadesi
var; o da, acımasızlık, insafsızlık. En yüksek devlet memurlarının aldığı
maaşlar 300-400 dolar seviyesinde... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız. TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. Bir profesör 600 dolar ancak alabiliyor. Muhterem arkadaşlarım, bu hale elbette gelmemeliydik.
Bu hali kabullenmemiz fizikî olarak mümkün değil. Peki, ne oluyor? Olan
hadiseyi size söyleyeyim; çok kısaca ifade ediyorum: Biz, borç alıyoruz; bu
borcu sanayie aktarmıyoruz, tamamen rant gelirlerine götürüyoruz. Memura,
emekliye verdiğimiz parayı kıstık, çiftçiye vermedik; sonunda esnaf perişan
oluyor, sonunda fabrikalar kapanıyor, fabrikalar kapanınca, işsizlik artıyor;
işsizlik artınca, fabrikalar kapanınca, gelirler yeniden düşüyor ve bu, bir
fasit daire halinde çığ gibi büyüyor. Bunu, bir yerde kesmek lazım, bir yerde
kırmak lazım. Emin olun -en kısa haliyle söylemek istiyorum- bugün,
hükümetin aldığı tedbirlerin, istisnasız, her konuda tam tersini alsanız,
iktisadî durumumuz bugünkünün 10 misli daha iyi hale gelir. (FP sıralarından
alkışlar) Hiç tereddüdünüz olmasın. Vergileri düşürün, faizleri, borçlanmayı bu
şekilde yapmayın, çiftçiye biraz daha iyi ücret verin, memura ücret verin,
taban fiyatları yükselsin, göreceksiniz ki, enflasyon da -bunu, akıllı bir
şekilde yapabilirseniz- düşecek, kontrol altına alınacak ve mutlaka,
Türkiye'nin ekonomisi de kalkınacak. 1996 ve 1997 yıllarında, biz, bunu yaşadık. Taban
fiyatları yükseltildi. Memura, emekliye akıl almayacak tarzda büyük artışlar
verildi; çünkü, haklarıydı. Bir Bağ-Kurlu 3,5 milyonla geçiniyordu, artırdık
denildi, o zaman yüzde 350 zam yapıldı, 14,5 milyona çıktı; ama, o, güven
getirdi ve hakikaten, ekonomide ciddî bir düzelme meydana geldi. Muhterem arkadaşlarım, vaktin kısalığı sebebiyle her
meseleyi dile getirme imkânına sahip değiliz. Sizden istirhamımız şu... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Karamollaoğlu, son cümleniz için
mikrofonu açıyorum. TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum Sayın
Başkanım. Gelin, şu Meclisi çalıştıralım. Bizler farklı şeyler
söyleyebiliriz; sonunda yine bildiğinizi yapın; ama, lütfen, karşılıklı olarak,
bizi de ikna edin, bu milleti de ikna edin; ki, hükümetin aldığı kararlar
isabetlidir, sizin tutumunuz doğrudur... Bakın, sermaye yurt dışına kaçıyor, beyin göçü var. En
kabiliyetli insanları Türkiye'den kaçırıyoruz, herkes gidiyor. Vatandaşa
sorulduğunda "Türkiye'de mi yaşamak istersin, Avrupa'da mı veya yarın
vizeler verilse gider misin" diye, yarısı "ben Türkiye'yi terk ederim" diyor. Konuştukları için insanlar hapislere giriyorlar. Hatta
hatta "tabiî afettir, ikazdır" demek bir ülkede suçsa, siz bunun
ötesini tahmin edin!.. Muhterem arkadaşlarım, kimse konuşamaz. Yazıktır... BAŞKAN - Sayın Karamollaoğlu, lütfen... TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum Sayın
Başkanım. Sizlerden istirhamımız şu: Zaten hükümetin işi bitti;
kaldığı her gün biraz daha kötüye gidecek bu memleket; ancak, şu anda, siz,
oylarınızla hükümeti ayakta tutmaya gayret edersiniz; ama, sizinle beraber
çöker. Gelin, en azından, demokrasinin gereğini yerine getirip "şu
memleketin içinde demokrasi vardır" dedirtelim "egemenlik kayıtsız ve
şartsız milletindir" sözünün arkasında duralım. Bu sözlerle, hepinize saygılar sunuyor, bu gensorunun
kabulü istikametinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, bu görüşmelerin
milletimize, memleketimize hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum
efendim. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karamollaoğlu. Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok. Hükümet adına, Orman Bakanı Sayın Nami Çağan
görüşecekler. Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. ORMAN BAKANI İ. NAMİ ÇAĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekilleri tarafından ekonomik
gelişmelerle ilgili olarak Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit hakkında verilmiş
olan gensoru önergesinin öngörüşmesi dolayısıyla hükümetimiz adına söz aldım;
sizleri, şahsım ve hükümetimiz adına, saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, Doğru Yol Partisi tarafından 57
nci hükümet hakkında şimdiye kadar pek çok gensoru önergesi verildi. Gensoru
önergeleri, bize, burada, gerçekleri yeniden anlatma olanağını vermektedir. O
bakımdan, biz, kendi adımıza rahatsızlık duymuyoruz. Bununla birlikte, içinde
bulunduğumuz bu önemli günlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün
çalışmasını, ülkemiz için çok önem taşıyan yasaların çıkarılmasına ayırdığı,
gecesini gündüzüne kattığı bir dönemde, bu tür yinelenen önergeler, zaman
kaybına yol açmaktadır ve daha da öteye, anayasal bir kurum olan gensoru
kurumunun etkisini azaltmaktadır. Artık, Doğru Yol Partisinin gensoruları,
basında bir satırla bile yer almıyor. Gensoru önergesinde yer alan konular daha önce burada
pek çok defa tartışıldı. Aslında önergenin konusunu oluşturan gelişmelerin,
nedenleri, yine önergede "bankacılık sektörüyle ilgili sorunlar, kamu
bankalarının görev zararları, borçlanma" olarak açıklanmaktadır. Sayın milletvekilleri, 57 nci hükümetin en önemli
özelliklerinden biri, yıllardan beri çözümsüz bırakılmış sorunları cesaretle
ele almasıdır. 57 nci hükümet, yaklaşık yirmibeş yılın ağır ekonomik
sorunlarını devralmıştır; artık sürdürülemez noktaya gelmiş bir ekonomik yapıyı
yenilemeyi, günümüz koşullarına uygun bir ekonomik sistem oluşturmayı görev
saymıştır. Hükümetimiz, daha başlangıçta, bu yolun sıkıntılarla dolu olduğunun,
taşların yerinden oynatılmasıyla üstü örtülmüş pek çok eksikliğin, aksaklığın,
bozukluğun ortaya çıkacağının farkındaydı; bu işin kolay olmayacağının
bilincindeydi; ancak, ülkemizin, çocuklarımızın geleceği için, bu yaraya neşter
vurulması gerekiyordu; hükümetimiz, neşteri vurdu, sorunların üstüne cesaretle
gidiyor. Yıllardır süregelen hataların, ihmallerin, yanlış
politikaların bütün olumsuz sonuçları, iktidara ya da muhalefete ait olmasına
bakılmaksızın, ortaya konuldu, ortaya döküldü. Şimdi, tedavi hızla sürüyor;
yara, bir süre sonra kapanacaktır ve ekonomi, yeniden yapılandırılarak, verimli
bir işleyişe kavuşturulacaktır. Sayın milletvekilleri, 1 Mayıs 2001 tarihinde görüşülen
gensoru dolayısıyla yaptığım konuşmada da belirttiğim gibi, 1990'ların başından
itibaren, kamu gelirlerinde, vergilendirme yerine borçlanma temel tercih olmuş
ve bu süreç, diğer yapısal bozukluklarla birleşince, ekonomi, artık
sürdürülemez noktaya gelmiştir. Türkiye, kaynaklarının izin verdiği sınırın ötesinde
kamu harcaması yapagelmiştir. 1990 yılında yüzde 29 olan kamu kesimi toplam
borcunun gayri safî millî hâsılaya oranı, 1999 sonunda yüzde 61'e ulaşmıştır;
içborçların gayri safî millî hâsılaya oranıysa, aynı dönemde yüzde 6'dan yüzde
42'ye yükselmiştir. 1992-1999 arasında yıllık büyüme hızı, ortalama yüzde 4'ün
altında kalmış, içborçlanma reel faiz oranıysa, yüzde 32 olarak
gerçekleşmiştir. Bu durum, bir borç-faiz kısırdöngüsünün açık göstergesidir. Kasım ve şubat aylarında yaşadığımız gelişmelerin
temelinde, bankacılık sisteminin, özellikle kamu bankalarının içinde bulunduğu
ağır sorunlar yatmaktadır. Bankacılık sistemindeki yozlaşmanın 1990'lı yılların
ortalarına doğru çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle başladığını unutmamak
gerekir. Bu kanun hükmünde kararnamelerin bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmesinden sonra, bankacılık sektörü, uzun bir süre hukukî
boşluk içinde kalmıştır. Sektör, bu dönemde asıl işlevinden uzaklaşmış, yüksek
faizli kamu borçlanma senetlerinden sağlanan gelirlerle varlığını sürdüren bir
yapı oluşmuştur. Kamu bankalarını tıkanma noktasına getiren görev
zararlarıyla ilgili Bakanlar Kurulu kararları 1984 yılına kadar dayanmaktadır;
ancak, bu kararların 1990'lı yıllardan itibaren yoğunlaştığı görülüyor.
Yıllarca, banka değil KİT gibi çalışan bu kuruluşların görev zararları, kamunun
finansman açığının gerçek boyutunu gizleme işlevi görmüştür. Gerçi, bu görev
zararları, gelir dağılımını düzeltici bir işlev görmüştür; ama, artık,
ekonominin sürdürülemez noktaya gelmesiyle, konuyu yeniden değerlendirme zamanı
gelmiştir. Şimdi, verilen kamu kâğıtlarıyla, bir yandan kamu
bankalarının görev zararları ortadan kaldırılmakta, öte yandan da sermayeleri
artırılmaktadır ve böylece, yüksek fon gereksinmeleri giderilen kamu bankaları,
malî sistemin tümünü tehdit eder bir durumdan çıkmakta ve sağlıklı bir yapıya
kavuşmaktadır. Daha önce, görev zararları şeklinde üstü örtülü tutulan
devletin borçları, doğal olarak bu süreçle içborca eklenmektedir. Bu yüzden,
içborç olağanüstü artmış gibi görünüyor. Oysa, bu borçlar, yıllardır var olan,
ancak, gizlenen kamu yükümlülükleridir. Alınan önlemlerle, 57 nci hükümet, aynı
zamanda saydamlık ve hesap verilebilirlik ilkesinin bir gereği olarak, sorunu
olduğu gibi kamuoyunun bilgisine sunmuş bulunuyor. Sayın milletvekilleri, yaşadığımız gelişmelerde çeşitli
dış etkenlerin de önemli etkisi vardır. Dünyada yaşanan ekonomik krizler,
özellikle Rusya krizi, ülkemizi de olumsuz etkilemiştir. Son yıllarda, dünya
petrol fiyatlarında büyük artışlar olmuştur. Doların euroya göre değer
kazanması, dışsatımı olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, 1999 yılında yaşadığımız iki
büyük deprem de, kuşkusuz, ekonomimizi etkilemiştir. Depremlerin olumsuz
sonuçlarının giderilmesi, bölgede ekonomik ve sosyal yaşamın yeniden canlanması
için büyük kaynaklar ayrılmıştır ve ayrılmaya da devam ediyor. Sayın milletvekilleri, hükümetimiz döneminde, ekonomik
alanda pek çok reform gerçekleştirildi. Bu reformları ve bazı önemli
düzenlemeleri satırbaşlarıyla belirtmek istiyorum: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun
kurulmasıyla ve diğer önlemlerle, bankacılık sistemini düzgün işleyen bir
yapıya kavuşturmak amaçlandı. Sosyal güvenlik reformuyla, sosyal güvenlik sisteminin
finansal dengesini sağlamaya yönelik önlemler alındı. Ayrıca, ülkemizde ilk kez
işsizlik sigortası kuruldu. Kamu emeklilik sistemine ek olarak bireysel emeklilik
sisteminin getirilmesine ilişkin düzenleme yürürlüğe girdi. Dışalımda, haksız rekabete karşı etkili önlemler
alındı. Vergi alanında, vergi gelirlerini artırıcı düzenlemeler
yapıldı. Kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların uluslararası tahkim yoluyla çözülmesinin
öngörülmesine olanak sağlayan Anayasa ve yasa düzenlemeleri gerçekleştirildi. Gümrük mevzuatında köklü değişiklikler yapıldı, Avrupa
Birliği mevzuatına uyum sağlandı. Sermaye Piyasası Yasasıyla, sermaye piyasasının
yönetimi çağdaş, özerk ve etkili bir duruma getirildi. Kamu maliyesinde disiplinin ve saydamlığın
sağlanabilmesi amacıyla, fonların çok önemli bir bölümü kaldırıldı. İletişim sektörünün devlet imtiyazı olmaktan
çıkarılmasına olanak sağlayan yasa değişikliği yapıldı. Türk Telekom Anonim Şirketinin, Ticaret Yasasına göre,
özel bir şirket olarak hizmet vermesi öngörüldü. Telekomünikasyon Kurulu adıyla
özerk bir kurul oluşturuldu. Tarımda Yeniden Yapılandırma ve Destekleme Kurulu
kuruldu. Tarımsal ürünler için verilen desteklerin aracılar yerine, doğrudan
üreticilere ulaşmasını sağlayacak doğrudan gelir desteği sistemi uygulanmaya
başladı. Ayrıca, tarımda alternatif ürün, çiftçi kayıt sistemi,
hayvancılığın geliştirilmesi ve desteklenmesi adıyla çeşitli projeler
uygulamaya konuldu. Tarım satış kooperatifleri ve birliklerine malî ve
idarî özerklik verilmesini öngören düzenlemeler yapıldı. Ürün ihtisas borsaları kurulmasıyla ilgili yasa
yürürlüğe konuldu. Orman Yasasında önemli değişiklikler yapıldı. Organize Sanayi Bölgeleri Yasası çıkarılarak, bu
bölgelere tüzelkişilik kazandırıldı; bunların devlet gözetiminde bağımsız bir
biçimde gelişmelerine olanak sağlandı. Kamu bankalarının yeniden yapılandırılarak
özelleştirilmesine yine olanak sağlayacak yasalar çıkarıldı. İçki üretiminde yerli ve yabancı girişimcilere de
yatırım olanağı tanındı. Elektrik piyasasının serbestleşmesi sağlandı. Hayvansal
üretimde verimin artırılması
için ıslah çalışmaları yapılmasını öngören yasa çıkarıldı. TÜPRAŞ, Petrol Ofisi, cep telefonu lisans satışı gibi
özelleştirme uygulamalarında başarılı sonuçlar alındı. Şubat ayında yaşanan gelişmelerden sonra hazırlanan
"Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" kapsamında da, malî sektörün yeniden
yapılandırılması için bir dizi önlem alınmaktadır. Bu çerçevede, Bankalar
Yasasında gereksinme duyulan değişikliklere ilişkin yasa çıkarıldı. Merkez Bankasında yönetim bakımından tam özerkliği
sağlayacak yasa yürürlüğe konuldu; bankanın yapısı, Avrupa Birliği normlarıyla
uyumlu duruma getirildi. Ziraat Bankasının ve Halk Bankasının görev zararlarına
yol açan bütün Bakanlar Kurulu kararları iptal edildi; şimdi de aynı
düzenlemeler, yasa haline getiriliyor. Kamu bankalarının sermayeleri yeterli düzeye getirildi.
Kamu bankalarının yönetimi, ortak bir yönetim kuruluna
devredildi; bu kurul, bankaları yeniden yapılandırarak, aynı zamanda
özelleştirmeye hazırlayacaktır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundaki bankaların
sorunlarının kısa sürede çözüme kavuşturulması için de etkili ve kapsamlı
önlemler alınmaktadır. Ayrıca, yaşanan gelişmelerden olumsuz yönde etkilenen
özel bankaların güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Devlette saydamlığı artıracak ve kamu finansmanını
güçlendirecek düzenlemeler çerçevesinde hazırlanmakta olan kamu borçlanma
yasasıyla, devlette saydamlık ve hesap verilebilirlik amaçlanmakta, kamu borç
yönetiminin sınırları açık kurallara bağlanmaktadır. Yürürlüğe konulacak yeni
kamulaştırma yasasıyla, yeterli ödenek sağlanmadan kamulaştırma işlemine
başlanmaması öngörülmektedir. Kamulaştırma Yasasında, bu yıl sonuna kadar,
kamulaştırmada kayırmacılığı kesin biçimde önleyecek düzenlemelere yer
verilecektir. Ekonomide rekabeti ve etkinliği artıracak
düzenlemelerden Şeker Yasası ve Doğalgaz Yasası çıkarılmıştır. Türk Telekomun
özelleştirilmesini hızlandırmak amacıyla hazırlanan yasa yürürlüğe girmiştir.
Hava Yollarının iç hat uçuş fiyatlarını serbestçe belirlemesine olanak sağlayan
sivil havacılıkla ilgili yasa çıkarılmıştır. Bu arada, sosyal dayanışmayı
güçlendirecek, sosyal uzlaşmaya olanak sağlayacak Ekonomik ve Sosyal Konsey
Yasası çıkarılmıştır. Son olarak, ekbütçe, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul
edilmiştir. Kamu bankalarının görev zararlarının önlenmesine, kalan bazı
fonların tasfiyesine, bankaların birleşme ve bölünmeleri halinde vergi
kolaylığı sağlanmasına ilişkin düzenlemeler Meclise sunulmuştur. Ayrıca, tütün
yasa tasarısı ve uluslararası tahkime ilişkin yasa tasarısı da Meclise sevk
edilmiştir. Böylece, öncelikle çıkarılması öngörülen 15 yasadan 9'u,
hükümetimizin ve Yüce Parlamentomuzun yoğun çalışmaları sonucu kısa sürede
yürürlüğe konulmuştur; kalan yasalardan 3'ü Meclistedir, 3'ü ile ilgili de
hazırlıklar sürüyor. Sayın milletvekilleri, kur modelinde yapılan
değişiklikle birlikte, mart ve nisan aylarında enflasyonda yükselme
yaşanmıştır. Mayıs ayı enflasyonu ise, beklenenden biraz düşük çıkmıştır.
Aralık ayından bu yana ekonomide geçici bir daralmayla karşı karşıyayız; ancak,
rekabet gücünde kazanılan iyileşme ve ekonomik programın uygulanmasıyla, yılın
ikinci yarısında, özellikle dördüncü çeyreğinde yeniden büyümeye dönülecektir.
Özellikle, turizm gelirleri ile dışsatımda beklenen artış, ekonomide canlanmaya
önemli katkılar sağlayacaktır. Şimdiden bu konuda olumlu gelişmelerin
işaretlerini de görüyoruz. Turizmde canlılık, 2001 yılında, bu anlamda tam bir
iyileşme yaşanacağını göstermektedir. Eldeki son verilere göre, Ocak-Mart 2001
döneminde; yani, kur avantajı henüz tam olarak etkisini göstermeden
dışsatımdaki artış ve dışalımdaki gerilemeyle, dışsatımın dışalımı karşılama
oranı yüzde 80'i aşmıştır, cari işlemler açığı ise yüzde 75 oranında
azalmıştır. Bunlar olumlu göstergelerdir. Öte yandan, kamu kesiminde her alanda tasarrufa
gidilmesi, kamu hizmetlerinde verimliliğin sağlanması amacıyla köklü ve kalıcı
önlemler alınmaktadır. Bu arada, özellikle üretim sektörünün, esnaf, sanatkâr
ve çiftçilerimizin sıkıntılarının bir ölçüde hafifletilmesi için sağlanan vergi
borçlarının, prim borçlarının taksitlendirilmesi ve bütçe karşılığı konmak
suretiyle kredi borç faizlerinin düşürülmesi biçiminde çeşitli önlemler alınmıştır. Ekonomik programla ilgili olarak hazırlanan niyet
mektubunun Uluslararası Para Fonu İcra Direktörleri Kurulunda 15 Mayıs 2001
tarihinde kabul edilmesiyle programa sağlanan dış destek kesinleşmiştir. Buna
göre toplam 17,9 milyar dolar kredi sağlanmıştır. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; amacımız kısa
vadede ekonomiyi yeniden canlandırmak ve sağlıklı bir büyüme ortamı
oluşturmaktır. Orta ve uzun vadede ise hedef, çağımızın koşullarına uygun bir
ekonomik yapılanmayı gerçekleştirerek enflasyonu düşürmek, istikrarlı biçimde
büyümeyi sürdürmek, aynı zamanda hakça bir düzen oluşturarak sosyal adaleti
sağlamaktır. Sayın milletvekilleri, Anayasa ve İçtüzüğün Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyelerine tanıdığı gensoru kurumunun, bundan böyle,
muhalefet tarafından daha yerinde kullanılmasını, Meclisimizin ve hükümetimizin
çalışma azim ve hızını kesmemesini umarak, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, Başbakan Sayın Bülent Ecevit
hakkında verilen (11/14) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususunu oylarınıza sunacağım; ancak, açık oy talebi vardır, açık oy talebini
okutup, talepte bulunanların Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarını
tespit edeceğim. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına (11/14) esas numaralı, yanlış ekonomik program ve
uygulamalarla ülke ekonomisinde krize ve yoksullaşmaya yol açtığı iddiasıyla
Başbakan Bülent Ecevit hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınmasıyla
ilgili yapılacak olan oylamanın, İçtüzüğün 143 üncü maddesi gereğince açık
oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla. Nevzat Ercan?.. Burada. Ali Rıza Gönül?.. Burada. Turhan Güven?.. Burada. Teoman Özalp?.. Burada. İsmet Attila?.. Burada. Cihan Paçacı?.. Burada. Erdoğan Sezgin?.. Burada. Nurhan Tekinel?.. Burada. Metin Musaoğlu?.. Burada. Ali Şevki Erek?.. Burada. Mehmet Gözlükaya?.. Burada. Kemal Çelik?.. Burada. Mehmet Gölhan?.. Burada. Mustafa Örs?.. Burada. Doğan Baran?.. Burada. Yahya Çevik?.. Burada. Mehmet Sadri Yıldırım?.. Burada. Nihan İlgün?.. Burada. Saffet Kaya?.. SALİH SÜMER (Diyarbakır)- Tekabbül ediyorum efendim. BAŞKAN- Tekabbül ediyorsunuz. Hüseyin Çelik?.. Burada. Metin Kocabaş?.. Burada. İbrahim Konukoğlu?.. Burada. Şimdi, açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir;
açık oylamayı elektronik cihazla yapacağız. Oylama için 3 dakika süre veriyorum. Oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gensorunun gündeme
alınıp alınmaması konusunda yapılan açık oylamaya 418 sayın milletvekili
katılmış; 1 sayın milletvekilimiz çekimser kalmış, 149 kabul, 267 ret, 1
mükerrer oy çıkmış, böylece, gensorunun gündeme alınması kabul edilmemiştir.
(DSP sıralarından alkışlar, DYP sıralarından alkışlar[!]) MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Güle güle!.. Güle
güle!.. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Millet sizi seyrediyor;
ağlanacak halinize gülmeyin! NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Ağlanacak haliniz var!.. BAŞKAN - Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz. Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız. VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. - İzmir
Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;
Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un;
Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in;
İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili
Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449)
(S. Sayısı : 527) BAŞKAN - 10.01.2001 tarihli 42 nci Birleşimde,
İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen
maddeleriyle ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz. Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları
Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam ediyoruz. 2. - Ceza
İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır. Hükümet?.. Hazır. Sayın milletvekilleri, hatırlanacağı üzere, görüşmekte
olduğumuz 669 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesi üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştı. Şimdi, 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir. 6 ncı maddeyi okutuyorum: İzleme kurullarının görev ve yükümlülükleri MADDE 6. - İzleme kurullarının görevleri şunlardır : 1. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki infaz ve
ıslah uygulamalarına ilişkin işlem ve faaliyetleri yerinde görmek, incelemek,
yönetici ve görevlilerden bilgi almak, hükümlü ve tutukluları dinlemek. 2. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde infaz ve
ıslah, hükümlü ve tutukluların sağlık ve yaşam koşulları, iç güvenlik, sevk ve
nakil işlemleri ile ilgili olarak gördükleri aksaklık ve eksiklikleri yetkili
mercilere bildirmek. 3. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri ile ilgili tespitlerini
ve aldıkları bilgileri değerlendirerek en az üç ayda bir rapor düzenlemek,
raporun birer örneğini Adalet Bakanlığına, izleme kurulunun bulunduğu yargı
çerçevesindeki infaz hâkimliği ile Cumhuriyet Başsavcılığına, gerektiğinde
ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
Başkanlığına göndermek. 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. İzleme kurulu üyeleri, görevleri sırasında edindikleri
bilgileri ve düzenlenen raporları yetkili mercilerin izni olmaksızın açıklayamazlar. BAŞKAN - 6 ncı madde üzerinde, ilk söz, Fazilet Partisi
Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yakup Budak'a ait. Buyurun Sayın Budak.(FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA YAKUP BUDAK (Adana) - Sayın Başkan,
değerli üyeler; sözlerime başlarken, hepinize saygılar sunuyorum. Ceza İnfaz Kurumları İzleme Kurullarıyla İlgili Kanun
Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde, Grubumun görüşlerini açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum. Elbette ki, cezaevleri, cezaevlerinde tutukluların ve
hükümlülerin cezalarını çektikleri mekânlardır. Bu mekânların
içerisindeki düzenlemeler,
yapılanmalar, işlerin
yürütülmesi, idarî işlerin (1) 669 S.
Sayılı Basmayazı 17.5.2001 tarihli 105 inci Birleşim Tutanağına eklidir. yapılandırılması ve denetiminin yapılması, elbette,
idareyi ilgilendirdiği kadar, toplumun değişik kesimlerini de
ilgilendirmektedir. Şüphesiz, içeride olan insanların rahat ve huzurunun
sağlanması, insanca yaşayacakları bir ortamın oluşturulması, devletin en başta
gelen görevlerinden birisidir. İşte, bu kurullar, bu görevin yapılmasında
katkıda bulunmak amacıyla oluşturulmaktadır; ama, kurullar, oluşturuluş
biçimleri açısından bakıldığında, demokratik değildir ve toplumun katılımına da
engel teşkil etmektedir; çünkü, âdeta bir yasak savma kabilinden, dışarıya
karşı verilmiş olan birtakım taahhütler yerine getiriliyormuş imajı
verilmektedir. Bu kurullar oluşturulurken ne yapılmaktadır; devlet memurları
görevlerini yapıyorlar, bu görevleri yaparken, âdeta, ikinci bir devlet
memurları kurulu oluşturuluyor, o kurul bu işleri izlesin deniliyor. Burada
yanlış olan, bu kurulun daha da sivil olması gerekirdi; ama, maalesef, bu
yapılamamıştır; bu kurulda, hukuk, insan hakları gibi kurulların da, muhakkak
surette, temsilcilerinin bulunması gerekirdi, o yapılmamıştır. Cezaevleri, cezaevlerinde cezalarını çeken insanlar
kadar, o insanların yakınlarını da ilgilendirmektedir; dolayısıyla,
cezaevlerimizde 60 000-70 000 civarında insan olduğunu düşünürsek, yaklaşık
olarak 500 000 insan, gecesinde gündüzünde cezaevleri içerisinde meydana gelen
olayları, onların yaşantılarını takip etmektedir. Dolayısıyla, bu
cezaevlerimizin cezaların insanca çekilebileceği bir ortam haline
getirilmesinde bu kurullara görev düşmektedir. Cezaevlerinin, inşaı, işletilmesi, elbette, mevcut
mevzuata göre yapılmaktadır; ama, aynı zamanda, oralarda, mevcut mevzuata
kadar, işletme esasının, suçların çekilmesinin, gelişen dünyadaki konulara göre
de değerlendirilmesi gerekir. Maalesef, bugün, cezaevlerimizin, bu noktada
büyük eksikliklerle malul olduğunu görüyoruz. Nedenine gelince; cezaevlerimiz,
fizikî şartları itibariyle, idarî yapısı itibariyle, aynı zamanda, suçlu ile o
suçlular üzerinde idare etmesi gereken görevliler arasındaki psikolojik bağ
itibariyle gerekli şekilde yapılandırılmamıştır. Cezaevlerinde, hukukî
cezaların çekilebilmesi için, cezaların yerine getirilebilmesi için fizikî
şartların düzeltilmesi, bu kurulların da çalışabilecekleri ortamın meydana
getirilmesi gerekir diyoruz. Bu kurullar, üç ayda bir, cezaevi savcılığına, gerekli
yerlere rapor verir diyoruz; en sonda da, gerek görürlerse, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna da rapor gönderirler
diyoruz. Yani, gerektiğinde ne demektir; bu, bir hukukî ifade midir,
gerektiğindeki bu durumu kim tespit edecektir, nasıl tespit edecektir, ona bir
açıklık getirilmemiştir. Âdeta, bu yasanın hazırlanmasında, Türkiye Büyük
Millet Meclisi, bir hiç mesabesine indirilmiştir, insan haklarını izlemekle ilgili
olan komisyon bir hiç mesabesine indirilmiştir. Oradaki memurlar, kendi
takdirlerine göre, gerektiğinde bilgi vereceklerdir ki, bunun, muhakkak surette
düzeltilmesi gerekir. Bunun yanında, cezaevleri, sadece cezaların çekildiği
yerler değil, aynı zamanda, bu cezaevlerindeki insanların ıslah edilmeleri,
topluma kazandırılmaları gerekli olan mekânlardır da. Maalesef, cezaevlerimiz,
oraya düşen insanların ıslahı noktasında fonksiyonlarını ifa edemedikleri gibi,
buraların, insanları topluma kazandırma noktasında da gerekli görevleri ifa
ettiğini söyleyemeyiz. Neden; çünkü, buralarda, yeterli sayıda yönetici yoktur,
öğretmen yoktur, sosyal çalışmacı, din görevlisi yoktur. Elbette, Bakanlık
yetkilileri vardır diyecekler; ama, buradaki görevlendirilen insanlar, acaba,
görevlerini ifa edebilecekleri ortamı, sosyal bir tavrı bulabiliyorlar mı diye
bakacak olursak, bu görevler, sadece ve sadece bir formalite yerini bulsun,
zaman geçsin açısından ifa edilmektedir. Dolayısıyla, cezaevlerindeki eğitim
fonksiyonunun yerine getirilmesi, ıslah anlayışının geliştirilmesi, bunun
yanında, topluma kazandırılması konusunda, bu kurulların üzerine düşen
görevleri yerine getirebilmeleri açısından, bu konunun tekrar düzenlenmesi
gerekir, cezaevlerinin tekrar yapılandırılması gerekir; cezaevlerinin, sadece
cezaların çekildiği yerler değil, buradaki insanların ıslah edildikleri,
topluma kazandırıldıkları ve tekrar hayata dönebilecekleri bir ortamın
oluşturulduğu mekânlar halinde yeniden teşekkül ettirilmesi gerekir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız. YAKUP BUDAK (Devamla) - Bu kurulların yapısına
baktığımız zaman, kendilerine verilen görevleri yapabilecek bir yapıda
olmadıklarını, en azından sivil bir yapıda olmadıklarını görüyoruz. Bu yapının da değiştirilmesi gerekir diyor, saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Budak. IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) B) ÇEŞİTLİ İŞLER 1. - Genel
Kurulu ziyaret eden Nijerya dışişlerinden sorumlu Devlet Bakanı Dubem Onuıa
Başkanlığındaki Parlamento heyetine Başkanlıkça “hoş geldiniz” denilmesi BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisini, Nijerya dışişlerinden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Dubem Onuıa'nın
Başkanlığında bir Parlamento heyeti ve maiyeti erkânı ziyaret etmektedirler;
kendilerine hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar) VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 2. - Ceza
İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669) (Devam) BAŞKAN - Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Manisa
Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya görüşecekler. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; konuşmama başlamadan önce, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Cezaevlerinin ülkemizdeki durumlarını, geçmişteki
durumlarını hepimiz biliyoruz. Hakikaten, cezaevleri, suçların ve suçluların
bir nedamet yeri olmaktan çıkmış, âdeta, suçluların orada suça teşvik edildiği
veyahut da illegal örgütlerin drije edildikleri, teorik çalışmalarının
yapıldığı mekânlar haline gelmişti. Birçok sefer görevli bulunduğumuz yerlerde
yaptığımız inceleme ve araştırmalarda, cezaevlerinin içindeki adi suçluların bu
konudaki feryatları hakikaten son derece manidardı. Masum bir şekilde, kader
kurbanı olarak giren insanların, orada, illegal örgüt elemanlarının
zorlamalarıyla ve cezaevlerindeki denetim noksanlığından dolayı, bir örgüt
elemanı olarak, sempatizan, drijan bir şekilde dışarıya çıktıklarını hepimiz
biliyoruz ve bu, bizzat oradakiler tarafından da ifade edilmiştir. Cezaevlerinin, kontrolsüzlükten dolayı, uyuşturucu
tacirlerinin âdeta icrayı faaliyet yaptıkları yerler haline geldiğini de
biliyoruz, silahların sokulduğunu biliyoruz ve dolayısıyla, bir nedamet
yerinde, yeniden topluma kazandırılması gereken, bir nevi orada pişmanlık
duyacak, yaptığı fiil ve hareketten dolayı, cezaevlerinden çıktığı zaman, tertemiz
duygularla, topluma, ülkesine, vatanına ve ülkesinde yaşayan insanlara saygılı
bir birey olarak çıkması gerekirken, diğer bir ismiyle ıslahevleri durumunda
olan bu mekânlar, maalesef, âdeta suçluların kemikleştiği bir yer haline
gelmiştir. Şimdi, bunları anlatmamdaki sebep şudur: İşte, bu
konularda buraların her şeyden önce suçtan arındırılması ve hakikaten gerçek
manasıyla, ismiyle müsemma olarak bir ıslah yeri, suçtan nedamet duyulan,
pişmanlık duyulan mekânlar haline gelmesi için buna göre şartların hazırlanması
gerekir. Denetimlerin mutlaka yapılması, bu kurullar kanalıyla
bu denetimlerin yapılmasıyla birlikte, bir de yerel mülkî idare âmirlerinin,
görevlilerin, ilin, ilgili başsavcısının ve dolayısıyla cezaevinden sorumlu
olan savcının bu konuda görevlerini eksiksiz ifa etmeleri gerekir. Bu yapıldığı
takdirde, orası bir ıslahevi, suçlarından arındırılmış ve oradaki eğitimiyle
birlikte âdeta toplumun tertemiz insanları olarak yeniden kazandırılmış bir
insan tipi ortaya çıkar. Bunun yapılabilmesi için de, bu kurulların üzerine çok
önemli görevler düşer. Bu kurullar, görevlerini, sivil toplum örgütleri
mesabesinde olan... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Lütfen, toparlayınız. M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)- Sayın Bakan, Batı
dünyasında, Amerika'da, görevli olarak gittiğimiz sırada yaptığımız
incelemelerde, hakikaten, ne kadar ciddî görev yaptıklarını gördük. Yerel
yönetimlerde bu kurullar var, cezaevlerinde bu kurullar var ve bu kurullar,
işte orada, âdeta resmî bir hüviyetle toplantılarını yapmakta, kontrollerini
yapmakta, denetimlerini yapmakta. Görülen noksanlıkların giderilmesi, işte,
orada yönetime düşen önemli bir görevdir. Bunlar noksanlıkları tespit ederler.
Tespit edilen bu noksanlıkların giderilmesi ve, orada, eğitim önemlidir. Orada
manevî değerlere saygılı olmak ve dolayısıyla, dinî yönden de bunların suçtan
arındırılması ve bu konuda da görevli elemanların verilmesi... Geçenlerde yurt dışında birisi aynen şunu söyledi:
"Efendim, burada cezaevlerine düşen bir suçluyu ilk olarak ziyaret eden,
kilise görevlileridir; çünkü, ona manevî telkin yapar. Burada psikologlar var.
Psikolojik yönden onun ruhî tedavi görmesine yardım ederler." (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Sayın Çetinkaya, lütfen... Son cümleniz için
açıyorum. M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla)- Onun için, bu kurulların
kurulması önemli olmakla birlikte, kurulların tespit etmiş olduğu denetim
neticesindeki raporların, aslolan, uygulanmasıdır. Dileriz ki, inşallah,
cezaevleri, işte bu sayılan konuların ışığı altında, bir nedamet, bir ıslahevi
hüviyetine girer ve oradaki gerek illegal gerek diğer adi suçluların topluma
yeniden, tertemiz duygularla bağlı insanlar olarak çıkması sağlanmış olur. Hepinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetinkaya. Madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 669 sıra sayılı Ceza İnfaz Kurumları
ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin ikinci
fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.
BAŞKAN - Sayın Komisyon?.. ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH ERBEYİN (Denizli) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu efendim? ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılmıyoruz. BAŞKAN - Konuşacak mısınız Sayın Erbaş? FETHULLAH ERBAŞ (Van) - Gerekçe okunsun. BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum. Gerekçe: İzleme kurulu çalışmaları kamuoyuna açık
olmalıdır. BAŞKAN - Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir. 6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... 6 ncı madde kabul edilmiştir. 7 nci maddeyi okutuyorum: İzleme kurullarının çalışma esas ve usulleri MADDE 7. - Her izleme kurulu, kendisini seçen adlî
yargı adalet komisyonu başkanının çağrısı üzerine ve onun başkanlığında yapacağı
ilk toplantısında üyeleri arasından iki yıl için bir başkan, bir başkan
yardımcısı ve bir raportör seçer. Süresi dolanlar, bu görevlere yeniden
seçilebilirler. İzleme kurulları, en az iki ayda bir olağan olarak
toplanır. Başkan, izleme kurulunu gerektiğinde resen veya üye tamsayısının salt
çoğunluğunun görüşülecek konuyu da belirten yazılı istemi üzerine olağanüstü
toplantıya çağırır. İzleme kurulu, üye tamsayısının salt çoğunluğunun bir
fazlası ile toplanır. Raporlar, katılan üyelerin salt çoğunluğu ile kabul
edilir. Çalışmalar yürütülürken ceza infaz kurumu veya
tutukevinin güvenliğini etkileyebilecek konularda kurum idaresine bilgi
verilir. İzleme kurulu, ilgili olduğu ceza infaz kurumu veya
tutukevini en az iki ayda bir olmak üzere, gerekli gördüğü her zaman ziyaret
edebilir. Bu ziyarete katılanların sayısı üçüncü fıkrada öngörülen toplantı
yeter sayısından az olamaz. İzleme kurullarının çalışma esas ve usulleri ile
yapacakları ziyaretlerin şekli ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer hususlar
yönetmelikte gösterilir. BAŞKAN - Madde üzerinde ilk söz, Fazilet Partisi Grubu
adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin'e ait. Buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde iyileştirme
yapmak amacıyla Adalet Bakanlığında hazırlanıp Bakanlar Kurulunca
Parlamentomuza sevk edilen bir seri kanun tasarılarından birini daha görüşüyoruz. Hatırlayacaksınız, ceza infaz kurumları ve
tutukevlerinde, kamu görevlilerinin uygulamalarını yasalara ve yönetmeliklere
uygun bulmayan hükümlü ve tutukluların başvurabilecekleri bir merci olsun
düşüncesiyle ceza infaz hâkimliği ihdas edilmişti, hatta, ondan önce de Terörle
Mücadele Kanununun 16 ncı maddesinde iyileştirme yapılmak suretiyle, terör
suçlularının kaldığı veya kalması gerektiği bir ve üç kişilik hücrelerle ilgili
birtakım iyileştirmeler yapılmıştı. Şimdi, 7 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz aldığım
Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısıyla ilgili
7 nci maddenin getirdiği düzenlemeyi değerlendiriyoruz. 7 nci madde, biraz önce okunduğu gibi, izleme
kurullarının çalışma esas ve usullerini düzenleyen bir maddedir. Önce, izleme
kurullarının ihdası ve kurulun, toplum adına ceza infaz kurumları ve
tutukevlerindeki uygulamaları izlemeleri ve rapor takdim etmeleri düşüncesi,
hiç şüphesiz ki, isabetli bir yaklaşımdır. Biz, Fazilet Partisi Grubu olarak,
genel olarak, bu tasarıya destek verdik. Benden önce Grubumuz adına konuşan
arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, infaz kurullarında görev yapacak olan
kişilerin seçimiyle ilgili muhalefet şerhimiz de var; itirazlarımızı da
belirtmiştik. Biraz önce, Sayın Budak, çok önemli bir noktaya dikkati
çekti; bu infaz kurulları birtakım çalışmalar yapacaklar, raporlar
düzenleyecekler, bu raporları Adalet Bakanlığına takdim edecekler, infaz
hâkimliğine takdim edecekler, cumhuriyet başsavcılığına takdim edecekler ve
ayrıca, gerek görülürse, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme
Komisyonuna da takdim edecekler; böyle diyor. Ancak, şöyle bir cümle daha var:
İzleme kurulları, yetkili mercilerin izni olmaksızın, bu raporlarda dile
getirmiş oldukları hususları başka bir yerde söyleyemeyecekler,
tartışılmayacak. Şimdi, düşününüz, toplum adına, sivil toplumlar adına
cezaevlerinde birtakım incelemeler yapılıyor; orada, birtakım aksaklıklar,
eksiklikler görülüyor. Bunlar, toplumun nezdinde tartışılmayacaksa, toplumun bu
olaya katılmasını nasıl sağlamış olacağız?! Bakın, gerekçenin hemen birinci sayfasında şöyle diyor:
"...sorunlarının çözümünde toplumun katkısının sağlanması ve kurumların
şeffaf bir yönetime kavuşturulması amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır."
Şimdi, toplum adına, bu kurullarda inceleme yapacak olan 5 kişilik kurul bir
rapor hazırlayacak; ama, bu rapor tartışılmayacak; yasak getireceksiniz.
Şeffaflık sağlanmış olur mu?! Dolayısıyla, burada dostlar alışverişte görsün
atasözünü hatırlatacak bir uygulama olması endişesini taşıyoruz; yani, bu
tasarıyla getirilmek istenen iyileştirmenin, tatbikatta, dağın fare doğuracağı
gibi bir neticeyi hâsıl etmesinden kuşku duyuyoruz ve endişe ediyoruz. Keşke,
daha önceki maddelerde vermiş olduğumuz önergeler kabul edilseydi de sivil
toplum örgütlerinin önereceği isimlerden bu kurullar oluşmuş olsaydı ve bir
önceki maddede de bu raporlar tartışılır, kamuoyu da bu konuda bilgi sahibi
olur ve böylece, ceza ve tevkifevlerinde meydana gelen birtakım
olumsuzluklardan kamuoyu da haberdar olur ve böylece bir baskı kurularak, bu
yasayla getirilen düzenleme amacına ulaşmış olurdu diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, tabiî, vaktimiz çok kısa. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkanım,
tamamlıyorum; 1 dakika daha lütfeder misiniz? BAŞKAN - Buyurun efendim. MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Evet, teşekkür ederim. Yasa yapmak önemli; ama, ondan da önemlisi, tabiî
uygulamaktır. Bakın, iki gün önce, bir değerli arkadaşımızın önergesi üzerine
verilmiş olan bir cevaptan anlıyoruz ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, şu
ana kadar 10 trilyon liraya yakın tazminat ödemek durumunda kalmışız.
Uluslararası anlaşmaların altına Türkiye olarak imza atıyoruz; ama, o
anlaşmaların uzantılarını, yani, o anlaşmaların getirdiği düzenlemeleri iç
hukukumuza yansıtamıyoruz. Birtakım yanlış tatbikatlar oluyor ve bu
tatbikatlardan olumsuz etkilenen insanlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
gidiyor ve Türkiye, şu ana kadar, 10 trilyon lira para ödemiş. Sırada
bekleyenler var ve Türkiye, mutlaka, altına imza koymuş olduğu sözleşmeleri iç
hukuka taşımalı ve bu sözleşmelerin gereğine uygun icraatlar ortaya koymalıdır.
Bu konuda, Adalet Bakanlığımıza çok büyük görevler düştüğü kanaatindeyim. Sürem
dolduğu için, daha fazla uzatmak istemiyorum. Bu tasarının, ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor;
hepinize saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Şahin. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Isparta Milletvekili
Sayın Ramazan Gül; buyurun efendim. DYP GRUBU ADINA RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 669 sıra sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri
İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının 7 nci maddesi hakkında söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. İlgili 7 nci madde, izleme kurullarının çalışma usul ve
esaslarını belirtmekte ve bu çalışma usul ve esaslarının da bir yönetmelikle
düzenleneceğinden bahsetmektedir. Değerli milletvekilleri, ceza infaz kurumları ve
tutukevleri izleme kurullarının kurulmasını ilke olarak olumlu kabul ediyoruz.
Bu kurullara, tıp, eczacılık, hukuk, sosyoloji, psikoloji, sosyal hizmetler,
eğitim birimleri alanlarında eğitim görmüş, kamu ve özel sektörde en az on yıl
çalışmış kişilerden ya da emekliler arasından resen veya o yerdeki meslek
kuruluşlarının görüşleri alınarak seçilmesini sistemin sağlıklı işlemesi
açısından olumlu karşılıyor ve iyi bir koordinasyonla, bunun, olumlu sonuçlara
katkıda bulunacağına inanıyoruz. Bu kurullar, tutukevlerinin yönetim, işleyiş ve
uygulamalarını yerinde görmek, incelemek, bilgi almak ve yaptıkları tespitleri
ilgili mercilere rapor haline getirerek sunmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim esas
üzerinde durmak istediğimiz husus bundan sonra başlamaktadır; çünkü,
cezaevlerinin, işleyişi, yönetimi ve uygulamaları hakkında hazırlanmış binlerce
rapor vardır. Bunlar, tozlu rafları süslemekte ve tozlar içerisinde beklemekten
öteye gidememektedir. Kamuoyunun rahatsızlığı da burada yatmaktadır. Aylar önce yazılı ve görsel basın yoluyla cezaevlerinin
içinde bulunduğu durumu, terör örgütü liderlerinin cezaevlerini nasıl ele
geçirdiğini, buradaki mahkûmların nasıl ve hangi gerekçelerle suç makinesi
haline dönüştürüldüğünü, bu duruma düşmek istemeyen diğer mahkûmların hangi
işkencelere maruz kaldığını, can güvenliğini sağlamak için örgüt liderlerinin
emrinde birer kukla, her söyleneni yerine getiren birer emirer konumunda
kalışını hep birlikte gördük ve izledik. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ceza ve
tutukevleri bu duruma nasıl ve niçin düştü; bunu anlamak, açıklamak ve görmek
zorundayız. Burada çalışan ceza infaz memurları ve diğer personel, çok düşük
ücretle çalışmaktadırlar. Cezasını çekmek üzere gelen terör suçluları ve mafya
liderleri gibi suçlular, buradaki personelin düşük ücretle çalıştırılmasından
fayda sağlamaktadırlar. Bu görevlilerin, son ekonomik krizlerden sonra açlık
sınırının altında ücret alması cezaevlerinin durumlarını bir daha gözler önüne
sermektedir. Cezaevlerine, bugün, bir cep telefonu sokmanın bedelinin 1,5-2
milyar lira olduğundan bahsedilmektedir. Bu şartlar altında, cezaevlerinde
güvenliği sağlayamayız ve suiistimali önleyemeyiz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer bir sorun
ise, cezaevlerindeki denetim ve aramalardır. Jandarmayla, infaz memurları
arasında, denetimi hangisinin yapacağı bir türlü açıklığa kavuşamamıştır.
Cezaevlerinde bulunan bir suç aleti, yazılı ve görsel yayınlarla gösterilmekte;
ancak, bu yasak maddelerin cezaevine nasıl girdiği ve sorumluları yıllardır
açıklanamamış ve bulunamamıştır. Bunun nedeni, denetim görevini asker ve infaz
memurlarının birlikte yapmasından kaynaklanmaktadır. İnfaz memuruna göre suçlu
jandarma, jandarmaya göre de suçlu infaz memurudur. Bu durum, yıllardır devam
edegelen bir süreçtir. Cezaevlerinde arama ve denetimi kimin sağlayacağı
açıklığa kavuşturulmalı ve suç işleyen, görevini savsaklayan kişi mutlaka
cezalandırılmalıdır. Herkesin görev alanı ayrı ayrı belirtilip, görevi
layıkıyla yaptırılmalıdır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlar mısınız. RAMAZAN GÜL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizdeki ceza ve tutukevleri, üyesi olmaya çalıştığımız
Avrupa Birliği normlarına getirilmeli, Avrupa Birliği standartlarında yasalar
hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Avrupa Birliği, üyesi ülkelerin
milletvekillerinin ülkemizdeki cezaevlerini inceleyen ve denetleyen bir kurum
olmaktan mutlaka çıkarılmalıdır; ülkemiz aleyhine sayfalarca rapor
hazırlamalarının ve inceleme yapmalarının önüne geçilmelidir. Bu durum, hem
ülkemiz hem de burada cezasını çekmekte olan insanlarımız için yapılmamalıdır
ve ülkemiz bu ayıptan mutlaka kurtarılmalıdır. Bunu, biz, hem ülke olarak hem
de hasbelkader suç işleyip cezaevine düşen insanlarımız olarak istemekteyiz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasaya, Doğru
Yol Partisi Grubu olarak olumlu baktığımız ifade eder; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlarım. Bu yasanın ülkemize hayırlı uğurlu olmasını
diler, saygılar sunarım, teşekkür ederim. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gül. 7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum... MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) - Karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum. NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Geçti Sayın Başkanım. BAŞKAN - 7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur; birleşime 10 dakika ara
veriyorum. Kapanma Saati
: 18.16 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati:
18.30 BAŞKAN:
Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP ÜYELER:
Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan ŞİMŞEK (Edirne) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117 nci
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 2. - Ceza
İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve hükümet yerinde. 7 nci maddenin oylanması sırasında karar yetersayısının
aranılması istenmiş; ancak, ona ulaşılamamıştı. Şimdi, elektronik cihazla oylama yapacağız ve karar
yetersayısını arayacağım. 3 dakika süre veriyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı
vardır ve 7 nci madde kabul edilmiştir. 8 inci maddeyi okutuyorum: İzleme kurulu üyeliğinin sona ermesi MADDE 8. - Aşağıdaki hallerde izleme kurulu üyelerinin
görevine adlî yargı adalet komisyonunca son verilir : 1. İzleme kurulu üyeliğine seçilme şartlarını sonradan kaybetmek. 2. İzinsiz veya haklı bir mazereti olmaksızın bir yıl
içinde iki toplantıya katılmamak. 3. Hastalık veya diğer bir nedenle görevini yapmakta
acze düşmek. 4. İzleme kurulu üyeliğiyle bağdaşmayan tutum ve
davranışlarda bulunmak. Görevine son verilenler, bir daha izleme kurulunda
görev alamazlar. Herhangi bir nedenle boşalan üyeliklere, en geç iki ay
içinde aynı usulle yeni üye seçilir. BAŞKAN - 8 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi
Grubunun görüşlerini Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın ifade edecekler;
buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA NEZİR AYDIN (Sakarya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 669 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesi
üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu, özellikle F tipi cezaevlerinde
iyileştirme programı dahilinde çıkarmakta olduğumuz üçüncü yasa; Terörle
Mücadele Kanununun 16 ncı maddesini değiştirmekle bir iyileştirme sağlandı,
arkadan infaz hâkimliği ve bu üçüncüsü, izleme kurullarının oluşması. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, Sayın Bakan bunları
Meclisimize getirdi; ancak, ne hikmetse, biz, bir şeyi tam ve düzgün, tam
gereği gibi yapmayı, herhalde, öğrenemeyeceğiz. 16 ncı maddeyi kaldırdık; yani, cezaevlerinde,
özellikle (F) tipi cezaevlerinde hücre sisteminden dışarıya çıkmayı, bir nevi,
yasal hale getirdik; ama, tretmanı dayattık "ille, benim istediğim şekilde
olursan çıkarırım; aksi takdirde, çıkarmam." Şimdi, getirdiğimiz yasa tasarısında da izleme
kurulları oluşturuyoruz; ama, bu izleme kurullarının hiçbir yetkisi yok; sadece
gezerler, bakarlar, görürler, rapor tanzim ederler, raporlarını açıklayamazlar.
Enteresandır; esasında, bu izleme kurullarının görevlerini Avrupalılar çok iyi
yapıyorlar; istedikleri zaman geliyorlar, cezaevlerimizi inceliyorlar ve
istediklerini de istedikleri yerde söylüyorlar. Yani, bizim oluşturduğumuz bu
izleme kurulları onların görevini nasıl alacak? Değerli arkadaşlar, ölüm oruçlarının hâlâ devam ettiği,
açlık grevlerinin devam ettiği cezaevleri, gerçekten, çok büyük bir sıkıntı;
ama, bundan ötesi, cezaevlerine gittiğiniz zaman şunu görüyorsunuz ki, cezaevi,
belki, Sayın Bakana kadar dayanan bir dert yumağı. Cezaevlerinde, müdürler
dertli, infaz memurları dertli, mahkûmlar zaten dertli; dertli olmayan kimseye
cezaevlerinde rastlamak mümkün değil. Şimdi, izleme kurulları, bu dert yumağı
içerisinde gezecekler, dertleri dinleyecekler, meseleleri çözecekler. Biz, bu yasayı neden çıkarıyoruz? Ölüm oruçları
olmasaydı, bunlar gündeme gelecek miydi? Ne 16 ncı madde gelecekti ne infaz
hâkimliği gelecekti ne bu gelecekti. İlle, bir şey olmalı ki, biz, bir şeyler
yapmaya kalkalım. Bir de Avrupa baskısı var. Avrupa baskısı olmasaydı,
herhalde, gelmezdi. Gerçi, ben, bu üç yasayı, Sayın Bakandan ilk
duyduğumda, 19 aralık öncesiydi; yani, cezaevleri operasyonu öncesiydi. Sayın
Bakan, o zaman "gerekli yasal düzenlemeler yapılacak; 16 ncı madde
değişecek, infaz hâkimliği yasası çıkacak, bir de bu sivil izleme kurulları
oluşturulacak, ondan sonra (F) tipi cezaevleri açılacak" diyordu; ama,
devletimizin Adalet Bakanı, en güvenilen kişi -Sayın Bakanım, mutlaka şahıs
olarak öyledir, ama- bu noktada, bu sözleri söyledikten iki gün sonra
cezaevlerine operasyon yapılmıştır. Böyle bir durumda, acaba Sayın Bakanın
güvenilirliği mi zedeleniyor, yoksa devletin itibarı mı zedeleniyor; ben, bunu
da tam olarak anlamış değilim. Değerli arkadaşlar, aslında, bu ülkede, bu meselelerin
çözümü çok kolay; ama, neden?.. Bizde enteresan bir şey var; kendine has
koşullar masalı. Ne olursa olsun, neyi yapmaya kalkarsak kalkalım, hemen
kendine has koşullar masalı ortaya çıkıyor. Her şeyimizde bu var ne hikmetse. Şimdi, burada,
enteresan bir şey var. Cezaevlerini geziyorsunuz; oradaki tutuklular,
hükümlüler "efendim, bu cezaevleri yıkılmalıdır; bunlar yıkılmazsa, bunlar
ortadan kaldırılmazsa, biz kendimizi yakarız, kendimizi öldürürüz" diyor.
Böyle şey olmaz. Böyle demeye hiç kimsenin hakkı olmaması gerekir ve
olmamalıdır da; ama "ben devletim, ben ne dersem o olur, kendini yakarsan
yak, ölürsen öl." Bunu da devletin dememesi lazım. Bu insanlar terörist olabilir; öyledir. Bu insanlar
suçludur; olabilir; ama, devletin, insan hakları ölçülerinde, insan hakları
standardında, dünya cezaevlerinde uygulanan sistemle, mutlaka yapması gereken
şeyler vardır. Değerli arkadaşlarım, bizde mesele, bina meselesi
değildir. Bizim binalarımız gayet güzel; ama, bizde mesele, zannediyorum ki
bina meselesi değil, kafa meselesidir. Bizde düşünce meselesi vardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - 1 dakika içerisinde toparlayın lütfen. Buyurun. NEZİR AYDIN (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum. Değerli arkadaşlar, beni çok duygulandırdığı için
enteresan bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Burada, beraber olduğumuz
arkadaşlar var. Almanya'da bir cezaevini, Berlin'de bir cezaevini gezdik, hepsi
tek kişilik olan bir cezaevi. Orada, Türk mahkûmları ziyaret ettik. Türk
mahkûmların bize getirdiği bir şikâyet vardı. "Biz, cezaevi yönetimine
müracaatta bulunduk; biz Müslümanız, cuma günleri izin istiyoruz, cuma namazı
kılmaya camiye gideceğiz diye. Bir arkadaşımıza izin çıktı, diğer üç tanesine
izin çıkmadı; yani, bizim aramızda da, bölücülük veya psikolojik bir
ayırımcılık yapıyorlar" dediler. Biz de, cezaevi yönetimine "neden
böyle bir şey oluyor, nasıl oluyor" diye sorduğumuzda, cezaevi müdiresinin
verdiği cevap şuydu: "Efendim, dilekçeler bize gelince, biz inceledik; o
izin verdiğimiz bir kişi, hücresinde, günlük dinî görevlerini yerine
getiriyordu, diğerleri getirmiyordu. Onlara, onun için izin vermedik. Günlük
dinî görevini yapmayanın, haftalık dinî görev yapma hakkı var mıdır
sizce" diye de bize sordu.
Biz, sessiz kaldık. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Son cümleniz için mikrofonu açıyorum;
lütfen... NEZİR AYDIN (Devamla) - İşte, bence, kafa meselesi,
düşünce meselesi budur. Ben, bu düşünceyi, bu duyguyu ve bu şekilde olmasını
arzu ediyorum. Bunu yaptığım zaman göreceğiz ki, bizim cezaevlerimizde de, ne
ölüm oruçları olacaktır, ne açlık grevleri olacaktır; her şey, dünyada olduğu
gibi, standartlarına uygun, insan haklarına uygun olacak, herkes cezasını
çekecek, herkes de rahat olacak, hepimiz rahat olacağız. İnşallah, ülke rahat olacak diyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydın. Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç ifade edecekler. Buyurun Sayın Genç. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları
Yasa Tasarısının 8 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, benden önce konuşan Fazilet
Partili arkadaşımla beraber, biz, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun
Cezaevleri Alt Komisyonu üyesiyiz. Tabiî ki, bu izleme kurullarının seçilmesi, bunların
işlemesi, cezaevlerinin ve diğer bütün kurumların, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin insanlık âlemi içerisinde sahip olduğu temel demokratik kurallara ve
değerlere uygun işlemesi temennimizdir, isteğimizdir; ancak, tabiî, bunları
uygulayan da insanlardır. Ne kadar mükemmel düzenlemeler yaparsanız yapın, ne
kadar iyi yaparsanız yapın, kötü niyetlilerin elinde kötü olur, iyi
niyetlilerin elinde iyi olur. İzleme kurulu üyeliğinin sona ermesi... Tabiî, bu
kurula seçilen kişilerin belli nitelikleri var -tasarıda belirtilmiştir-
bunları kaybedince de, elbette ki, bu üyeliğin kaybedilmesi gayet normaldir. Yalnız, ben, bu vesileyle bir şey söylemek istiyorum,
değerli milletvekilleri; bu (F) tipi cezaevleriyle ilgili, Türkiye'de ciddî bir
bilgi yok. Mesele nedir? Mesele; bugün, bazı örgütler, burada örgütsel mücadele
veriyorlar; ancak, bu mücadele sonucunda, biliyorsunuz, biz, İnsan Haklarını
İnceleme Komisyonu olarak, gittik, bunlarla görüştük. Sayın Bakanımız bazı
kabullerde bulundu; hatta, Sayın Başbakanımızla görüştük, Sayın Başbakan
Yardımcılarımızla görüştük; o sırada denildi ki "biz (F) tipi cezaevleri
projesini şimdi durdurduk." Bu denildikten hemen kısa bir süre sonra, 19
Aralıkta bir müdahale yapıldı. O müdahale sırasında, 30 tutuklu ve hükümlü
öldü, 2 erimiz şehit oldu; fakat, bu açlık grevleri, ölüm oruçları devam etti.
Devamı neticesinde, 23 kişi daha öldü. Şu sırada, aşağı yukarı 10 kişi, kötürüm
olduğu için tahliye edildi; 40 küsur kişi, artık, aklî melekelerini kaybetmiş
cezaevlerinde; 100 kişi de, hâlâ ölüm orucuna devam ediyor ve bunun devamı da
gelecek. Şimdi, Sayın Bakan, maalesef, bu konuda çok
inatlaşıyor. Mesele şu: Şimdi, tecrit var mıdır, yok mudur?.. Bakın, bunlar
vatan haini olabilir, katil olabilir, suçsuz da olabilir. Bunların büyük bir
kısmı da şöyle sayın milletvekilleri: Adam, 17-18 yaşında çocuk; okula
giderken, bir bildiri tutuşturmuşlar eline ve gitmişler, ondan sonra, sen örgüt
üyesisin -bir kısmı tabiî ki katil; ama, bir kısmı böyle- diye, 12-13 yıl ceza
verilmek amacıyla... Birçoğu hakkında hâlâ mahkûmiyet kararı çıkmamış ve
birçoğu da, bu ölüm oruçları nedeniyle çok zor durumda. Hatta, bir kısmı da,
geçen gün, mesela, DSP'nin bir fiilinden dolayı, bir ili protestoya giderken
tutuklandılar; onların bir kısmı da ölüm orucunda ve bir kısmı galiba öldü. Şimdi, mesele şu: Bunların büyük bir kesimi, 24 saat,
bir odada tek kişi yaşıyor. Bakın, biz, Avrupa cezaevlerini gezdik. Avrupa
cezaevlerinde, mahkûmlar, en azılı mahkûmlar, gece tek kişilik odalarda
kalıyor; ama, gündüz, 14 kişi, 28 kişi bir araya geliyorlar. Şimdi, Sayın Bakan
inatlaşmış; ille 24 saat bunlar bir yerde kalacak; bu, doğru değil. Bakın,
hepimizin çocukları var. 18, 20 yaşında, 22, 24 yaşında çocuğu, tek başına, bir
odaya 24 saat koyarsanız çıldırır. Onun için, Sayın Bakan, Terörle Mücadele
Kanununu da çıkardınız. Kaldı ki, (F) tipi dışında kalan terör suçlusu birçok
insan var, 9 000-10 000 kişi var.
Ben, bunların isimlerini burada telaffuz etmek istemiyorum. Bunlar toplu
yaşıyorlar. O zaman, Sayın Bakan, bir adım atın da, lütfen, deyin ki:
"Ben, bu tecridi kaldıracağım."İstenen bu. Biz, onların isteğini
değil; ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, dünya standartlarında, bir
mahkûmun yaşaması için gerekli olan koşullar neyse biz de Türkiye cezaevlerinde
uygulayalım; bizim istediğimiz bu. Geçen gün, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
Başkanımıza dedik ki: "Sayın Başkan, Sayın Başbakandan, Başbakan
Yardımcılarından bir randevu al." Bu, bir dramdır. Değerli
milletvekilleri, bakın, bunların yüzlerce aileleri var, ailelerinin akrabaları
var. Bu insanların, ölüm orucunda olan insanların o eylemlerini savunmuyoruz;
ama, adam örgüt üyesi ve inatlaşıyor. Devletin görevi, hak olan şeyi yapmak;
yani, onun inadı gereğini yapacak değil; ama, maalesef, ne Sayın Bakan ne
Başbakan ne de Başbakan Yardımcıları bunlarla ilgili bir adım atmak
istemiyorlar. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - 1 dakika veriyorum; buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinin kendisine göre
standartları vardır; cezaevinde de bunun standardı vardır, dışarıda da vardır.
Lütfen, Adalet Bakanı olarak -bakın, bu kadar insan öldü, bu kadar insan sakat
kaldı- çıkın deyin ki: "Ben, cezaevlerinde tecridi önleyeceğim."
Deyin ki: "Bunlar her gün üç saat, beş saat sekiz on kişi bir araya
gelir." Kıyamet mi kopar?! Sekiz on kişiyle de devleti kimse yıkamaz;
zaten kontrol altında. Bize gelen şu: Bu ölüm oruçlarından kaynaklanan bir
sakatlık var; yani, artık, kötürüm olmuş insanlar. "bunları tedavi
edelim" denilirse... Bize gelen mahkûm ailelerinin istekleri bu. Lütfen,
Sayın Bakan, bunu söyleyin de bu dram bitsin. Bu, onların istekleri yerine
gelmiş anlamında değildir. Hergün birçok aileler, İnsan Haklarını İnceleme Alt
Komisyonu olarak bize geliyor. Bizim bu konuşmalarımıza, burada, işte
"vatan hainlerini savunuyor" diyen zihniyetler de olabilir; ama, biz
insanız, biz, Türkiye'de bildiğimiz doğruları söylemek zorundayız; milletvekili
yeminimiz bunu gerektiriyor... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen tamamlayın. KAMER GENÇ (Devamla) - Bir cümle söyleyeyim. Bizim için, doğruyu söylemek şarttır. Dünyanın hiçbir
yerinde, demokratik hiçbir ülkesinde, bir kişi, üç ay, beş ay, yirmi ay, üç
sene, beş sene tek kişilik odada kalamaz sayın milletvekilleri. Bakın, 19 Aralık müdahalesinden bugüne kadar yedi ay
geçmiş Sayın Bakan; kanunlar çıkmış, lütfen, bir şeyler yapın. Biz gittik, bir
cezaevinde bize küçük bir tencere, yanında bir tabak getirdiler; diyorlar ki
"yahu, kardeşim, köpeklere bu yemekleri yedirmezler. Getiriyorlar, üç tane
yemeği bir tabağın içinde pencereden uzatıyorlar". Bunları görmek lazım,
doğru olan şeyleri yapmak lazım. Buraya her düşen insan suçlu değil. Bakın, Tuncelili
bir vatandaş, Malatya Cezaevine, operasyondan üç gün önce gelmiş, operasyonda
adamı almışlar, daha mahkemeye çıkarmamışlar. Üç ay sonra gittik; mahkemeye
çıkarmıyorlar efendim. Bu durumda olan insanlar var. Sayın milletvekilleri, birilerinizin hoşuna
gitmeyebilir; ama, bizim görevimiz, burada, doğruları savunmak. Doğruları, her
zaman ve her zeminde savunuruz; herkes de beni tanır, bilir. Bazı insanların homurdanmalarını
da duyuyorum!.. Benim vicdanım neyi gerektiriyorsa onu söylüyorum. Ben, bu
memlekette barışın gelmesini istiyorum, huzurun gelmesini istiyorum. Huzur
herkese lazımdır. Huzur her kişiye lazımdır. İnsan hakları herkese lazımdır. BAŞKAN - Sayın Genç... KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Bakan, sizden de rica
ediyorum. Lütfen, çıkın, şu tecridi ne zaman önleyecekseniz söyleyin. "8
kişi, 10 kişi, belirli bir saatte bir araya gelir" deyin yani... Rica
ediyorum. Bu kadar insan öldüğü zaman, siz, hiç mi vicdan azabı duymuyorsunuz?! Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Genç. 8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 9 uncu maddeyi okutuyorum: İzleme kurulu üyelerine karşı işlenen suçlar ve kurul
üyelerinin cezaî sorumluluğu MADDE 9. - İzleme kurulunun görevi ile ilgili olarak
kurul üyelerine karşı işlenen suçlar hakkında Devlet memurlarına karşı işlenen
suçlara, kurul üyelerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında
Devlet memurlarının işledikleri suçlara ilişkin hükümler uygulanır. İzleme kurulu üyelerinin görevleri sebebiyle
işledikleri suçlardan dolayı soruşturma izni, adlî yargı adalet komisyonu
başkanınca verilir. BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun
görüşlerini Nevşehir Milletvekili Sayın Mehmet Elkatmış ifade edecekler. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA MEHMET ELKATMIŞ (Nevşehir) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sıra sayılı, Ceza İnfaz Kurumları ve
Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı hakkında Fazilet Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; Grubumuz ve şahsım adına, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Bir ülkede hukuku hâkim kılmak, huzuru sağlamak
devletin görevleri arasındadır. Hukuka aykırı davranan, huzuru bozanlar,
yasaların öngördüğü cezalarla cezalandırılırlar. Tutukluluk hallerindeki
cezaların tedbir, hükümlülükteki cezaların da caydırıcılık özelliği vardır;
ancak, cezaevine düşen herkesin de suçlu olmadığını kabul etmek gerekir. Bir
insan cezaevine girdiyse, elbette ki, o suçlu değildir her zaman; ama, suçlu
olan da cezasını mutlaka çekecek. Ancak, şunu da kabul etmek gerekir ki,
cezaevine düşen de bir insandır. Onun insan olduğu gerçeğinin de kabul edilmesi
gerekir. Bunu söylerken bir şey yanlış anlaşılmamalı, tutuklu veya mahkûmlar
cezalarını çekmesinler, cezaevlerinde krallar gibi yaşasınlar demek de
istemiyorum. Elbette ki, bir suç işleyen cezasını çekecektir. Cezaevlerinin de
kendine özgü şartları vardır ve olacaktır da. Bu durum gayet tabiîdir; ancak,
insanın insan olması dolayısıyla vazgeçemeyeceği tabiî hakları, ihtiyaçları
vardır. Devletin görevi de bunları sağlamaktır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda
cezaevleri devamlı surette problem olmuştur. Ülkemiz bundan dolayı büyük
sıkıntılara uğramıştır. Birkısım sivil toplum örgütlerinin tepkileri de
olmuştur. Cezaevlerimizin bugün içinde bulunduğu durum, ülkemizin dış dünyadaki
imajını da menfi olarak etkilemiştir. Avrupa Birliği, Uluslararası Af Örgütü
gibi kuruluşların tepkilerine, hatta telkinlerine muhatap olduk. Değerli arkadaşlar, bütün bu tepkilerden, sıkıntılardan
kurtulmak için, cezaevlerinin düzeltilmesi, ıslah edilmesi gerekir. Daha evvel
Meclisimizce kabul edilen, infaz hâkimliği, iş yurtları ve cezaevleri
şartlarının yeniden düzenlenmesi, Terörle Mücadele Kanunundaki değişiklikler bu
konudaki olumlu gelişmelerdir. Şimdi, bu kanun tasarısıyla getirilen izleme
kurulları da, doğru bir yaklaşımdır. Bilindiği gibi, cezaevlerinin durumları, geçen yıl,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun gündemine
girmiştir. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu çok müspet çalışmalar yapmış,
birçok cezaevine bizzat giderek cezaevlerinin halini görmüş, tutuklu ve
mahkûmlarla görüşmüş, onların şikâyet ve taleplerini dinlemiş ve neticede de,
birçok rapor yayımlamıştır. Komisyonun bu çalışmaları ve yayımladıkları
raporlar, gerek ulusal ve gerekse uluslararası camiada çok yankı yapmış ve
olumlu bulunmuştur. Cezaevlerinden sorumlu olan cumhuriyet savcıları ve
yeni oluşturulan infaz hâkimleri, elbette ki, cezaevleriyle ilgilenmişler ve
ilgileneceklerdir; ancak, tutuklu ve mahkûmlar, savcıları taraf gördüklerinden,
her problemlerini kendilerine anlatamamışlar veya anlatmamışlardır; ancak,
taraf görmedikleri Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme
Komisyonuna her şeyi anlatabilmişlerdir. Demek ki, böyle bağımsız ve tarafsız
kurullara ihtiyaç vardır. Bu nedenle, cezaevlerinde, bağımsız ve tarafsız
izleme kurullarının oluşturulması çok doğru olurdu; fakat, getirilen ve biraz
evvel kabul edilen 5 inci maddeye göre oluşturulacak olan izleme komisyonunun
seçim şekli, bağımsız ve tarafsızlık ilkesine uymamaktadır. Bu konuda kuşkulu
olduğumuzu belirtmek istiyorum. O nedenle, konunun yeniden düşünülmesi ve buna
göre düzenleme yapılması yararlı olacaktır. Gerçekten, ehil ve tarafsız
kişilerin bu kurullara seçilmesi gerekir. Tabiî, seçilen bu kurul üyelerinin
güvenliklerinin ve teminatlarının da sağlanması lazımdır. Yine, bu kurullarda görev alan kişilerin, görevlerinden
dolayı veya görevleriyle ilgili suçlardan dolayı haklarında soruşturma
açılmasına imkân tanımak doğrudur. Kurul üyelerinin işledikleri suçlardan
dolayı soruşturma izninin, Adalet Komisyonu Başkanına değil de, Adalet Bakanına
verilmesi daha doğru olurdu; zira, bu kurulları, Adlî Yargı Adalet Komisyonu,
oybirliğiyle seçiyor. Bu kişiler, nihayetinde, seçilen kişilerdir, onun için,
böyle bir teminatın verilmesi daha doğru olurdu diye düşünüyorum. Soruşturma izni aleyhine itiraz kabil mi değil mi belli
değildir; bu konunun da açıklığa kavuşturulması gerekir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Elkatmış, lütfen toparlayınız. MEHMET ELKATMIŞ
(Devamla) - Hepinizi,
saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elkatmış. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili
Sayın Sadri Yıldırım; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 669 sıra sayılı, Ceza İnfaz Kurumları ve
Tutukevleri İzleme Kurulları Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde, Doğru
Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Partim ve şahsım adına Yüce
Heyetinize saygılar sunuyorum. Değerli milletvekilleri, ceza infaz kurumları ile
tutukevlerinde; bu kurumlarda, özellikle, yönetimden kaynaklanan işleyiş ve
uygulamalarla ilgili olarak ileri sürülmüş olan iddiaların takibine imkân
sağlamak maksadıyla izleme kurulları teşekkül ettiriliyor. Bu kurullar, asılsız
iddiaları veya haklı-haksız olan ithamların gerçeklerini ortaya çıkarmak için
oluşturuluyor. Bir süreden beri, cezaevleriyle ilgili bir seri
düzenleme yapıyoruz, yasalar çıkarıyoruz. Burada temel amaç, bu yasaların
gerekçelerinde de belirtildiği gibi, cezaevlerindeki işleyişi düzenlemek,
cezaevlerinde hem mevcut Anayasaya ve hem de yasalara uygun şartlar oluşturmak.
Ayrıca, imza koymuş olduğumuz uluslararası belgelere uygunluğu temin etmek
amacıyla, bu yasaları, burada konuşuyoruz ve Doğru Yol Partisi olarak da
destekliyoruz; ama, buna rağmen, halen cezaevlerinde bir iyileşme olmadığı
kanaatindeyim. Hatta, ceza infaz kurumları ve tutukevleriyle ilgili olarak,
özellikle gerek yurtiçinden ve gerekse yurtdışından asıllı veya asılsız, haklı
veya haksız birkısım iddia ve ithamlar, büyük milletimizi rencide etmiş,
devletimizi de, maalesef, güç durumda bırakmıştır. Öyleyse, gelin, adlî reform
yasasını getirelim; çünkü, Adalet Bakanlığının, hâkimlerin, personelin, tutuklu
ve hükümlülerin tüm sorunlarını kökten çözelim. Bu reforma, adlî tutuklu ve
hükümlüler için başlansın diyorum. Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisinin
çıkarılmasını istediği adlî reformun esas amacı, hukuk devleti olmanın ve
demokrasi standardını yükseltmenin en önemli unsurudur. Hukukun üstün olmadığı
bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün olmadığı gibi, insan hak ve hukukunun
korunması ve kollanması istikametinde alınacak her tedbirin yargı denetimi ve
yargı koruması altında olduğunu da dikkate aldığımızda, bunu bir bütün olarak
da değerlendirmek zorundayız. Değerli milletvekilleri, yargı bağımsızlığının, yargı
tarafsızlığının ve yargıç bağımsızlığının olmadığı bir ülkede hukukun
üstünlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Bu sebeple, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti olarak, öncelikle hukukun üstünlüğünü temel alacak birkısım
düzenlemeleri yerine getirmek ve yargıya müdahaleye neden olacak hiçbir
şekildeki uygulamaya asla izin vermemek ve bu konuda da gerekli hassasiyeti
göstermek hepimizin görevi olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sosyal devlettir, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir ve devlet faaliyetleri, hukuk
kurallarına uygun olarak, mutlak surette vatandaşı koruyucu ve kollayıcı
mahiyette olmalıdır; yani, devletin en önemli görevlerinden biri, insanların
huzurunu ve güvenliğini sağlamaktır, refahını temin etmektir. Değerli milletvekilleri, 9 uncu maddede, izleme kurulu
üyelerinin güven içinde görevlerini yerine getirmelerini sağlamak amacıyla
bunlara karşı işlenen suçların devlet memurlarına karşı işlenmiş gibi
sayılacağı ve bunların, görevleri sebebiyle işledikleri suçlarından da devlet
memurlarının işlediği suçlar gibi cezalandırılması öngörülmüştür. "İzleme
kurulu üyelerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı soruşturma
izni, adlî yargı adalet komisyonu başkanınca verilir" denilmektedir.
Doğrudur; ancak, bu duruma göre, daha geçenlerde, yeni, İnfaz Hâkimliği Yasası
geçti. Bu yasayla tutuklu ve hükümlülerin hak ve hukukları hâkim teminatı
altına alınmıştır; daha doğrusu, bu konularda cezaevleri yönetimlerinin karar
ve tasarrufları yargı denetimine alınmıştır. Biz, Doğru Yol Partisi olarak,
iyileştirmeden yanayız. Değerli milletvekilleri, izleme kurulu oluşturmak
doğrudur; ancak, bu kurulu çalıştırmak çok zor olacağı gibi, kanunun aradığı
manada faydalı olacağı kanaatinde değilim; çünkü, bizde denetim noksanlığı
vardır, bilhassa cezaevlerini, taviz vermeden, devamlı kontrol gerekir. Ayrıca, bu kurulun kuruluşunun Anayasanın 138 inci
maddesiyle ters düşeceği kanaatindeyim. Yine, devlete, lüzumsuz yeni kurumlar ve yeni masraflar
getirmektedir: çünkü, ekonomik krizi de hesaba katmak mecburiyetindeyiz. Değerli milletvekilleri, ülkemizde adliyelerimizin
durumu bellidir; taşrada halen bilgisayara geçilmediği gibi, duruşma salonları,
hâkim ve savcı odaları da iyi durumda değildir ve halen, kâğıt, kalem,
kırtasiye sıkıntısı çekilmektedir. Tüm adliye personelimiz, hâkim ve
savcılarımız, cezaevleri personeli ve gardiyanlarımız da büyük maddî sıkıntı
çekmektedir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen, toparlayınız. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - İki yıldır
söylüyoruz; ama, buna rağmen halen bir iyileştirme yapılmamıştır. Taşradaki adliyelerimiz, maalesef, topladığı milyarlık
harç ve gelirlerine rağmen -tamamı Ankara'ya gönderildiğinden- varlık içinde
yokluk çekmektedir, öncelikle bunlara bir çare bulunması gerekir. Değerli milletvekilleri, bizim yapacağımız iş,
öncelikle adlî reform yasasını çıkarmaktır. Yargının tarafsızlığını ve
bağımsızlığını sağlamanın, hukukun üstünlüğüne inanmanın, siyasetin yargıya
müdahale etmemesini ve yargının da siyasallaşmamasını sağlamanın, demokrasinin
bir gereği olduğuna inanıyor; Yüce Heyetinize ve tüm adliye camiamıza, Doğru
Yol Partisi Grubu adına saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım. 9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, deminden beri
Başkanlık Divanı Üyesine haber gönderiyorum. Bu tarafa bakmadınız, baksanız
göreceksiniz beni. BAŞKAN - Baktım efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) - Burada muhalefet var efendim. BAŞKAN - Peki efendim. 10 uncu maddeyi okutuyorum: MADDE 10. - İzleme kurulu başkan ve üyelerine her
toplantı için 2000 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı
sonucunda bulunacak miktar üzerinden huzur ücreti ödenir. Ancak, bir ayda en
çok iki toplantı için ödeme yapılabilir. Bakanlar Kurulu, yukarıda belirtilen
gösterge rakamını iki katına kadar artırmaya yetkilidir. İzleme kurulu üyelerine ayrıca 10.2.1945 tarihli ve
6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre birinci derece Devlet memurlarına
ödenen miktarda harcırah ödenir. İzleme kurullarının görevleriyle ilgili her türlü
harcamaları, Adalet Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır. BAŞKAN - 10 uncu madde üzerinde Fazilet Partisi Grubu
adına Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Geçer; buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar) FP GRUBU ADINA MUSTAFA GEÇER (Hatay) - Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekillerimiz; görüşülmekte olan 669 sıra sayılı Ceza İnfaz
Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi
üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce
Heyetinizi selamlıyor, saygılar sunuyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan tasarının 10 uncu maddesinde, infaz veya tutukevleri için oluşturulacak
izleme kurulları başkan ve üyelerine verilecek huzur hakları düzenlenmektedir.
Bu maddeyle, izleme kurulu başkan ve üyelerine verilecek huzur hakları,
memurlar için öngörülen 2 000 gösterge rakamı üzerinden hesaplanmakta ve yapmış
oldukları aylık toplantılar üzerinden verilmektedir; ancak, bir ayda en fazla
iki toplantı için huzur hakkı ödenmektedir. Diğer taraftan, izleme kurulu üyelerine de, aynı
zamanda, 10.2.1945 tarih ve 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre de harcırah
verilmektedir. Burada, izleme kurulları üyelerine, tabiî, çalışmaları
karşılığında bir ücret almaları öngörülmüş; ama, toplantı ne kadar fazla olursa
olsun, ancak, bir ayda en çok iki toplantı için ücret ödenecektir. Şu andaki
son göstergelere göre, iki toplantı için bunların eline geçebilecek para
hesaplandığında 74 800 000 lira etmektedir. Gerçekten, önemli bir konuyu,
önemli bir görevi yapacak bu elemanlara, kurul üyelerine ödenecek bu paranın,
aslında çok cüzi bir para olduğu burada gözümüze çarpıyor. Yani, yapmış
olacakları izlemeyle ilgili her toplantı için 37 400 000 lira alacaklar ve ayda
en fazla iki toplantı için ücret ödenecek, dolayısıyla, ikiden fazla toplantı
yapmış olsalar da 74 800 000 lira bir para alacaklar. Tabiî, bu, işin malî boyutudur; çok önemli değil
diyebiliriz; ama, son derece önemli olan, bugün, tutukevlerinde, ceza infaz
kurumlarında zaman zaman karşılaştığımız tatsız olaylar, tutuklulara veya
hükümlülere yapılan kötü muamele ve işkencelere tanık oluyoruz. Ülkemiz,
maalesef, bu konuda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilen birtakım
davalarda da davaları kaybetmiştir. Önemli bir husustur; ancak, bu düzenleme,
şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı, gönül isterdik ki, Avrupa ulusal programı
verilmeden önce; yani, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi veya Kopenhag kriterleri
veya Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olması aşamasında, Avrupa Müktesebatının
ülkemizin iç hukukuna taşınması noktasında çalışmaların bir ürünü değil,
insanımızın, gerçekten, insan olma kimliğiyle, kanunsuz suç ve ceza olmaz
ilkesi içerisinde, kanunların öngördüğü fiillerden suçlanması ve kanunların
öngördüğü cezalar dışında herhangi bir ceza ile insanlık onuruna yakışmayan bir
muameleyle karşılaşmamasını düzenleme adına, bu, ülkemize daha önce
getirilseydi. Ancak, maalesef, memleketimizde, Osmanlıdan bu yana,
1839 Tanzimattan bu tarafa, Batı'dan iktibas edilen veya "resepsiyon"
dediğimiz yasalaştırma geleneği sürdürülmekte ve ülkemizin realitesine uygun,
insanlarımızın, diğer ideolojik kimlikleri, bütün kimlikleri, meslek
kimlikleri, siyasî kimlikleri bir yana, insan olma evrensel kimliğinin
kendilerine sağladığı hakkı ve yasalarda gösterilen herhangi bir suç olan fiili
işlemesi dolayısıyla, yine yasalarda belirtilen cezalardan başka bir cezaya
çarptırılmaması gibi bir işlemin takibi için yapılan bu düzenlemeyle ilgili bu
kurula da çok önemli görevler düşmektedir; ancak, bugün, maalesef,
tutukevlerinde ve ceza infaz kurumlarında, hatta, belki, yargılamanın ilk
aşaması diyeceğimiz polis gözaltına almalarında da, insanlarımıza, büyük
işkenceler yapılmaktadır; bunlara tanık oluyoruz. Bunu yapanlar kimler; yani, dışarıdan gelen insanlar
mı; yine devletin, kamunun görevlendirdiği kamu görevlileridir. Yani, bugün
tutukevleri ve infaz kurumlarında görevli bulunan, oradaki tutukluların ve
hükümlülerin canı ve hayatı emanet edilen insanlar bu işkenceyi uygulamıyorlar
mı; elbette ki, bunlar uyguluyorlar; fakat, burada, yine dışarıdan
oluşturulacak bir izleme kuruluyla, onların kötü muameleden bertaraf edilmeleri
veya uygulanan kötü muamelelere taraf olan, bu fiili işleyen görevlilerin belki
de cezalandırılmaları veya görevden el çektirilmesi neticesini doğuracak bir
işlevi yapacak bu kurula, aslında, biraz daha malî yönden destek verilmesi
gerektiği kanaatindeyim; çünkü, 74 800 000 liralık bir ücret için... Elbette
ki, insanların yapısında bir menfaat duygusu vardır, bu menfaatı tatmin
edilmediği zaman, yapmış olduğu görevin ve işin veya bir sorumluluğun
karşılığını alamama endişesiyle, o göreve sıcak bakmaması da gündeme gelebilir
ve burada verim düşer diye düşünüyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız. MUSTAFA GEÇER (Devamla) - Onun için, öncelikle, eğitim
alanında, bu kamu görevlilerinin, insan hakları noktasında eğitilmesi ve buna
destek olarak da bu yasanın çıkarılması elbette ki yerindedir, yasal boşluk
doldurması açısından yerinde bir yasadır. Ben, bunun hayırlı olmasını, insanlarımıza hayır
getirmesini temenni ediyor; Yüce Heyetinizi saygılarla selamlıyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Doğru Yol Partisinin görüşlerini Isparta Milletvekili
Sayın Ramazan Gül ifade edecekler. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 669 sıra sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri
Kurulları Kanun Tasarısının 10 uncu maddesiyle ilgili olarak söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. Değerli milletvekilleri, ceza hukukunun temel görevi
suçluların cezalandırılmasının yanında, onları topluma kazandırma görevi de
vardır. Gerçekten de ceza ve tutukevlerinin bu amaçla donatılması, yönetimin de
bu amaca yönelik oluşturulması, eğitim kültürünün ağırlıklı olarak verilmesi
gerekmektedir. Ancak, Türkiye'de, maalesef, ceza ve tutukevleri üzerinde
yeterince durulmamış, hapse giren vatandaş, kaderiyle baş başa bırakılmıştır. O
kadar ki, bu vatandaşlar cezalarını çektikten sonra, serbest kaldıklarında,
sivil hayata intibak etmekte güçlükle karşılaşmaktadırlar ve iş olanağı
bulamamaktadırlar. Bu anlattıklarımın binlerce örneğini görmek mümkündür. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ceza ve tutukevlerinde
binlerce kişi kalmaktadır. Bu insanları üretime yönelik alanlarda çalıştırmak,
onları üretken hale getirerek, meslek kazandırmak çok önemlidir. Bu konuda,
Adalet Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işbirliği yapabilir.
Bugün, Türkiye İş Kurumu, değişik alanlarda kurslar hazırlamakta ve insanları
eğiterek, meslek edinmelerini sağlamaktadır. Bu çaba, ceza ve tutukevlerindeki
vatandaşlarımız için de yapılabilir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ceza ve
tutukevlerinde çalışanların sorunlarına eğilmemiz gerektiğini belirtmek
isterim. Burada çalışan insanlarımız, gerçekten çok düşük ücret almaktadırlar.
Biraz evvelki konuşmamda da arz ettiğim gibi, bugün, cezaevine kesici aleti
sokmanın, uyuşturucu sokmanın, silah sokmanın bir bedeli vardır ve bu bedelin
de, milyarlarca lira olduğunun dedikodusu yapılmaktadır. Böyle bir piyasa
oluşursa, siz, düşük maaş verdiğiniz kişiyi engelleyemezsiniz; bu yasayı
çıkararak da engelleyemezsiniz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, sorun,
yasa yapmak değil; sorun, çıkarılan yasaları uygulayabilmektir, bunun
altyapısını oluşturabilmektir. Bugün, cezaevleri, belli kişi ya da grupların
egemenlik alanı altındadır. Mafya elemanları cezaevlerinde hesaplaşmakta, belli
kamu görevlilerini açıkça satın almaktadırlar. Böyle bir yapının egemen olduğu
sistemi düzeltmenin zaman alacağı açıktır. Adalet Bakanlığı ile İçişleri
Bakanlığının belli bir koordinasyon içerisinde çalışması ve bu sorunların
üzerine yüreklilikle gitmesi gerekmektedir. Terör örgütlerinin ya da çetelerin
ele geçirdiği cezaevlerinde, mahkûmlar, bu örgütlerin hâkimiyeti altına
girmekte ve mahkûmlar,. ıslah edilmiş olarak değil, âdeta, suç işlemek için
yetiştirilmektedir. Oysa, ceza ve tutukevlerinde mahkûmların ıslah edilmesi ve
topluma kazandırılmaları gerekmektedir. Dileğimiz, bu temenni doğrultusunda
Bakanlığın bir çaba göstermesidir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün,
cezaevlerinin fizikî yapıları, gerçekten, çağın gereklerine uygun değildir.
Bugün, çoğu cezaevi gerçekten eskidir ve yapıları son derece kötüdür.
İstanbul'da Bayrampaşa Cezaevi vardır ve bugün, Bayrampaşa Cezaevi, şehrin
içinde kalmış, o şehrin güzel yapısını, güzel dokusunu bozmaktadır. Öte yandan, bazen, basından aldığımız bilgilere göre
-ben, Sayın Bakanıma çok çok inanıyorum- bu, özellikle, cezaevlerinin
ihtiyaçlarını karşılama noktasında bazı arsa alımlarında yüksek fiyatlı alımlar
olduğundan bahsedilmekte, Hazine zarara uğratılmakta denilmekte ve bu konuda da
Sayın Bakanımın gerekli hassasiyeti göstereceğine inanmaktayım. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa
tasarısıyla getirilen uygulamayı, biz, Doğru Yol Partisi olarak, ilke olarak
benimsiyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Lütfen, toparlar mısınız. RAMAZAN GÜL (Devamla)- Gerçekten de, bir tutukevindeki
mahkûmu izlemek, sorunlarına sahip çıkmak, çözümlemek; daha doğrusu, bu
insanları insan yerine koymak hepimizin görevi olsa gerek. İzleme kurullarının
bu açıdan büyük bir boşluğu dolduracağına inanıyorum. Bu kurullara seçilecek
olanların, tıp, eczacılık, hukuk, kamu yönetimi, sosyoloji, psikoloji, sosyal
hizmetler, eğitim bilimleri ve benzeri alanlarda en az dört yıllık
yüksekokullardan mezun olanlar arasından seçilmeleri ve asgarî belli bir
deneyimin aranılması sistemin sağlıklı işlemesi açısından olumlu karışılıyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 10
uncu maddesi, izleme kurullarında yer alacak kişilere verilecek ücretleri
düzenlemektedir. Maddede tanımlanan ücretlerin artırılmasında Bakanlar Kuruluna
yetki verilmesini, uygulamaya esneklik kazandırması açısından, olumlu
karşılıyoruz. Bu vesileyle, tasarının memleketimize, milletimize
hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gül. Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 10 uncu
madde üzerinde bir önerge vardır; okutup, işleme alacağım: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 669 sıra sayılı kanun tasarısının 10
uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"İzleme kurulu başkan ve üyelerine her toplantı
için 2000 gösterge rakamının devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla
çarpımı sonucunda bulunacak miktarda huzur ücreti ödenir." BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?.. ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) -
Efendim, çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz; takdire bırakıyoruz. BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu?.. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılıyoruz. BAŞKAN - Hükümetin katıldığı, Komisyonun takdire
bıraktığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmiştir. Görüşmekte olduğumuz 10 uncu maddeyi bu değişik
şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum: GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren
altı ay içinde adlî yargı adalet komisyonlarınca izleme kurulları oluşturulur BAŞKAN - Geçici 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum: GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanunda öngörülen yönetmelik, bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Adalet Bakanlığınca
hazırlanır ve Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konur. BAŞKAN - Geçici 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 11 inci maddeyi okutuyorum: MADDE 11. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - 11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 12 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 12. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür. BAŞKAN - 12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Tasarının lehinde, Sayın Şandır konuşacaklar. Buyurun efendim. Süreniz 5 dakika. MEHMET ŞANDIR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; bu kanunun tamamlanmış olmasından dolayı
memnuniyetimi ve size olan şükranlarımı arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Gerçekten, hükümetimiz ve Meclisimiz çok önemli, çok
insanî, çok gerekli bir kanunu tamamlamış bulunmaktadır. Bence, birçok başka
güzel başlangıçların da adımını atmış bulunuyoruz. Devlet, toplumun, milletin
en üst düzeyde örgütüdür. Kurumlar, bu toplumun talepleri, beklentileri
doğrultusunda görevlerini yapmak durumundalar. Yanlışlıkları, eksiklikleri
toplumla paylaşarak yönetmek, tanzim etmek gibi bir mecburiyet vardır. İşte,
hükümetimiz, bu kanunla, ceza ve tutukevlerinin yönetimini ve işleyişini
toplumla birlikte tanzim etmek noktasında, gerçekten çok önemli, reform
niteliğinde bir karar vermiş ve bunu tanzim etmiştir. Her birimiz için, herkes
için bir yara haline gelen cezaevlerimiz, cezaevlerimizde yaşanan hadiseler,
çığlık çığlığa yaşanan ölüm oruçları ve başka mahfillerde, başka kurumlarda
bizi mahcup eden gelişmeler, inşallah, bundan sonra, toplumun arasından
seçilmiş toplum temsilcilerinin de katılımıyla, daha güzel, daha doğru, daha
adaletli bir şekilde işleyecektir, tanzim edilecektir. Bunu tanzim ettiği için,
hükümetimize ve Sayın Adalet Bakanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Toplumun içerisinden seçilecek temsilcilerin, ceza ve
tutukevlerinin işleyişini ve yönetimini sürekli izlemeleri, alınması gereken
tedbirler noktasında yönetime, idareye danışmanlık yapması, çok ileri bir
davranıştır. Ümit ederim, temenni ederim, bu davranış, diğer kesimlere, diğer
yönetimlere de yansıyacaktır. Değerli milletvekilleri, bu sebeple, bir husustaki
kanaatimi, duyarlılığımı da ifade etmek istiyorum. Cezaevlerinde yaşanan ölüm
oruçları, gerçekten, bu toplumun çok önemli bir meselesi olarak sürekli
gündemde tutulmalıdır. Bu ölüm oruçları bitirilmelidir. Ölüm oruçlarının
bitirilmesi için, toplumun her ferdi ve her kurumu üzerine düşen görevi
bihakkın yapmalıdır. Bu insanlar, kendi iradeleri ve kendi eylemleri
doğrultusunda yargılanmışlar, cezaevlerinde suçlarının cezalarını çekmekteler.
Bu, kendi iradeleriyle olmakla beraber, bu sorun, bu sonuç, toplumun da sorunu,
toplumun da sonucu olmak mecburiyetindedir. Bir başka anlamda diyebiliriz ki,
cezaevlerindeki insanlar, toplumun devlete emanetidir; onlar rehabilite
edilmeliler, onlar tedavi edilmeliler, onların yaşama hakkı korunmalıdır. Ölüm
hakkı diye bir hak yok, böyle bir özgürlük yok. Bu toplum, bu Parlamento, bu
hükümet ve Adalet Bakanlığı, her halükârda, bu insanların ölüm orucuna
yatmalarının önüne geçmelidir, bunu engellemelidir ve bu insanlarımız, artık,
ölmemelidir diye düşünüyorum; bunu talep ediyorum, bunu temenni ediyorum. Bu
yönde, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bir milletvekili olarak bize düşen
görev neyse, bunu yapmaya hazır olduğumuzu toplumun dikkatine sunmak istiyorum.
Gerçekten, bu insanlar, artık, ölmemeliler; aileleri ikna edilmeli, kendileri
ikna edilmeli, bunların yaşamaları için zemin oluşturulmalı, şartlar
oluşturulmalı. Bu insanlar, dikkate alınmalı, ciddiye alınmalı, dinlenilmeli ve
bu ölüm oruçlarını, artık, bitirmeliyiz diye düşünüyorum. Bu sebeple, Sayın
Bakanımızı ve sayın hükümetimizi de göreve davet ediyorum ve bu kanunu
çıkardıkları için, bu yönde çok önemli bir adım attıklarını da biliyorum,
inanıyorum ve kendilerine tekrar teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum
efendim. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Aleyhte konuşma talebi yok. Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; ülkemize ve Adalet
Bakanlığımıza hayırlı olsun. Sayın Bakanımız teşekkür konuşması yapacaklardır;
buyurun. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; ceza infaz kurumlarını ve tutukevlerini çağdaş
standartlara uygun duruma getirmek için hazırlamış olduğumuz kanun
tasarılarından biri daha yasalaşmış bulunmaktadır; Yüce Meclise teşekkürlerimi
sunuyorum. Daha önce, Yüce Meclisin kabul etmiş olduğu kanunlardan
Terörle Mücadele Kanununun 16 ncı maddesiyle ilgili uygulama başlamıştır.
Hükümlü ve tutuklularımıza, birlikte çalışmak, birlikte eğitim görmek, birlikte
spor yapmak, birlikte toplumsal ve kültürel etkinliklere katılmak olanağı
sunulmuştur. F tipi cezaevlerinde tecrit söz konusu değildir. Bu etkinliklere
bütün hükümlü ve tutukluların katılmasını bekliyoruz. İnfaz hâkimliği uygulaması başlamıştır. İzleme kurulları en kısa zamanda faaliyete
geçirilecektir. Böylelikle, cezaevlerimiz ve tutukevlerimiz hakkında, bundan
böyle, hiç kimse, buralarda tecrit olduğu ya da buralarda hükümlü ve
tutuklulara kötü muamele yapıldığı, işkence yapıldığı iddialarını öne
süremeyecektir; çünkü, bunları önleyici bütün tedbirler, Yüce Meclisin kabul
ettiği kanunlarla alınmış bulunmaktadır. Şimdi, açlık grevlerini ve ölüm
oruçlarını sürdürenlerin, bu durumu görmeleri ve bir an önce, bu insanlık
dramına son vermeleri gerekir. Bu çağrıyı, buradan, hepinizin adına
tekrarlıyorum, bu eylemlere son verilmelidir; çünkü, ceza infaz kurumlarımızda
ve tutukevlerimizde, bundan böyle, çağdaş bütün ölçülere, bütün standartlara
uygun bir durum sağlanmış bulunmaktadır; bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Yüce Meclise, bu tasarılara verdiği destekten dolayı
teşekkürlerimi bir kez daha ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyoruz. Sayın milletvekilleri, aldığımız karar gereğince,
çalışmalara devam edeceğiz; ancak, saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara
veriyorum. Kapanma Saati
: 19.28 DÖRDÜNCÜ
OTURUM Açılma Saati:
20.00 BAŞKAN:
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER:
Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan ŞİMŞEK (Edirne) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 117 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. Sayın milletvekilleri, Kamu Görevlileri Sendikaları
Kanunu Tasarısının müzakeresine başlayacağız. VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu
Tasarısı ile İstanbul Milletvekili
Tansu Çiller ve 3 Arkadaşının, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanun Teklifi ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/418, 2/87) (S. Sayısı : 683) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı
Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine
başlayacağız. 4. -Kamu Kurum
ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının müzakeresine başlayacağız. 5. - Sosyal
Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç Arkadaşının Sosyal
Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı : 666) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok.. Ertelenmiştir. Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısının müzakeresine başlayacağız. 6. - Türkiye
İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Türkiye İş
Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı : 675) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı
Mahiyetteki Kanun Tasarısının müzakeresine başlayacağız. 7. - Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu,
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/756, 1/691) (S. Sayısı : 676) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının Kurulması ve
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 616
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu Tasarısının
müzakeresine başlayacağız. 8. - Sosyal Sigortalar
Kurumu Başkanlığının Kurulması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında 616 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/753, 1/690) (S. Sayısı : 685) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, 2001
Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz. 9. - 2001 Malî
Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/873) (S. Sayısı : 710) (1) BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde. Hükümet?.. Yerinde. Komisyon raporu, 710 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır. Tasarının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına,
Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun efendim. BEYHAN ASLAN (Denizli)- Sayın Başkan, Grubumuz adına
konuşacak olan Sayın Nesrin Nas uçağa yetişecek; o nedenle, öncelikle
konuşabilir mi acaba? (1) 710 S.
Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir. BAŞKAN- Fazilet Partisi Grubu müsaade ediyorsa
efendim... AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş)- Tabiî, tabiî. BAŞKAN- Sayın Ayhan?.. CEVAT AYHAN (Sakarya)- Tabiî Sayın Başkan. BAŞKAN- Peki efendim. Anavatan Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili
Sayın Nesrin Nas; buyurun efendim. ANAP GRUBU ADINA NESRİN NAS (İstanbul) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan; ayrıca, Fazilet Partisine de bu anlayışları için
teşekkürlerimi ve minnettarlığımı ifade etmek isterim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2001 Malî Yılı
Bütçe Kanununa İlişkin Ekbütçe Kanun Tasarısıyla ilgili Anavatan Partisi
Grubunun ve şahsımın görüşlerini belirtmek üzere yüksek huzurlarınızdayım; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, Yüce Heyetinizin de malumları
olduğu üzere, 2001 malî yılı bütçesiyle, genel ve katma bütçeli kuruluşlara 48
katrilyon 360 trilyon lira ödenek tahsis edilmişti. Bu ödenekler, hükümetçe
uygulamaya konulan üç yıllık enflasyonla mücadele programının ilk dilimi olan
2000 yılında ekonomide yaşanan, başta, enflasyonun, son ondört yılın en düşük
düzeyine çekilmesi ve buna bağlı olarak borç faiz oranlarının yüzde 30'lar
seviyesine inmesi ve konsolide bütçe faizdışı fazlasının gayri safî millî
hâsıla içindeki payının, son altı yılın en yüksek oranı olan yüzde 6 olarak
gerçekleşmiş olması gibi olumlu gelişmeler doğrultusunda belirlenmişti. Ne var
ki, 2000 yılı kasım ve 2001 yılı şubat aylarında, hepinizin bildiği gibi, iki
büyük kriz, ekonominin tüm makro dengelerini altüst etmiş, bütün dengeler
bozulmuş ve doğal olarak, programın yeniden gözden geçirilmesi gereği ortaya
çıkmıştı. Bu nedenle, bugün dikkatlerinize sunulan Eködenek Kanun
Tasarısıyla 2001 yılı bütçesine 30 katrilyon 80 trilyon lira tutarında ödenek
eklenmesi talep edilmektedir. Eködenek Kanun Tasarısında görüleceği üzere, en büyük
pay, ne yazık ki, faiz ödemelerine tahsis edilmiştir ve bu bir zorunluluktur.
Bu amaçla talep edilen ödenek 24,5 katrilyon liradır. Oluşan yeni makro hedefler çerçevesinde eködenek
ihtiyacının toplam 5 katrilyon 373 trilyon liralık bölümünün vergi gelirleriyle
sağlanması, vergi gelirlerindeki artış dışında kalan bölümünün finansmanının
ise net borçlanma hâsılatıyla karşılanması öngörülmüştür. Böylece, 2001 yılı
için, başlangıçta öngörülen 5,2 katrilyon liralık bütçe açığının, 24,5
katrilyon liralık bir artışla, yıl sonunda 30 katrilyon liraya ulaşacağı
öngörülmektedir. Bu, tarihinin en büyük açığıdır. Sayın milletvekilleri, bu devasa açık, özellikle
ekonomimizde, krize eğilimli bir bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması
için, yılların birikimi görev zararlarının tasfiyesi ile kamu ve fon
bankalarının likidite sıkıntılarını giderecek işlemlerden kaynaklanmaktadır ve
bu açığın tasfiyesi, Türkiye'nin, en az iki yılını alacaktır. Bu nedenle, sorun
önemlidir. Dolayısıyla, kamu harcamalarında daha ileri düzeyde bir kısıntıya
gidilmeden, yeni vergi gelirleri bulunmadan, bütün bu sorunların kısa sürede
aşılması pek kolay görülmeyecektir. Bu açıdan baktığımda, bu programın
başındaki "yeni vergi alınmayacaktır" açıklaması, üzülerek ifade
etmek zorundayım ki, yerinde bir açıklama olmamıştır. Şayet, ciddî tasarrufa gidilmez, yeni vergiler
getirilmezse, ne IMF desteği ne iç kaynak yaratma arayışları ne de faizdışı
fazla, enflasyonun tırmanışını önler. Türkiye, yıl sonunda, büyümüş iç ve
dışborç stokuyla, potansiyel bir kriz ülkesi olur; çünkü, bir stok göstergesi
olan borç artışı şayet durdurulacaksa, bir akım değişkeni olarak ona ekleme
yapan kamu kesimi toplam bütçe açıkları, yani, toplam kamu kesimi borçlanma
gereği, ciddî bir biçimde azaltılmak zorundadır. Bunun olabilmesi için de, sıkı
maliye politikası gereklidir. Yani, bir yandan, bütçelerde faizdışı fazla
verilmesi, diğer yandan da, faiz düzeyi ve faiz harcaması toplamının reel
olarak düşürülmesi gereklidir. Kısaca, birinci adım, 2000 yılı sonu itibariyle yüzde
58 olan kamu kesimi net borç stokunun, 2001 yılında, geçmişte yaşanan krizler
ve kamu bankaları ve fon bankaları felaketleri sonucunda yüzde 78,5 rakamına
çıkmasını tersine çevirerek, 2002 yılında yeniden yüzde 70,4 rakamına, 2003'te
de yüzde 64,9 rakamına düşürmektir. Bunun sağlanabilmesi için de, toplam kamu
kesiminin yıllık borçlanma gereğinin, yani, tüm kamu kesimi birimlerinin bütçe
açıkları toplamının, 2001 yılında gayri safî millî hâsılaya oranı olarak yüzde
17,1 değerinden, 2002 yılında yüzde 9,7 rakamına düşürülmesi gerekir. Ancak,
2001 yılında faiz yükleri, kamu kuruluşlarının bütçelerinden çıkarılsa bile,
bütçe dışı fonlar ve yerel yönetimlerin iki yıl sonra bile açık vermeye devam
edeceklerini görmek mümkün.Yani, bu iki kesim, faiz yükü çıkarıldıktan sonra
bile zarar eden, kâr etmesi mümkün olmayan şirketler gibi; yani, sorunları,
faizin de ötesinde. Fonların tasfiyesini, bildiğiniz gibi, neredeyse,
tamamladık, önümüzdeki hafta Yüce Heyetinizin onayına gelecek; ancak, yerel
yönetimler reformu halen gündeme alınmadı. Oysa, geleceğin şekillendirilmesi
açısından ve toplam kamu kesimi açığının aşağı çekilmesi açısından, bu husus
son derece önemli; daha fazla, bu konuda gecikemeyiz. Sayın milletvekilleri, hem bu yıl hem de gelecek yıl
önemli bir diğer sorunumuz da, ekonomik krizin vergi gelirleri üzerindeki
olumsuz etkisi olacaktır. Nitekim, 2001 yılının yeni Kurumlar Vergisi hedefi,
2000 yılının dahi altındadır. Gelir Vergisinde ise, 2000 yılına kıyasla, yüzde
60'lık bir artış hedefleniyor. Hem ekonomik krizin devam etmesi hem de 1 milyona
yakın kişinin işten çıkarılması nedeniyle aylık stopajların ödenmediği şu
ortamda, bu hedefi yakalamak biraz güç görünüyor. Öte yandan, dahilde ve ithalde alınan Katma Değer
Vergisinde de, 2000'e kıyasla hedeflenen yüzde artışların yakalanabilmesi,
ekonominin canlı olmasıyla son derece ilgili. Oysa, yılın ilk yarısında bu tür
bir canlılık söz konusu değil. Yılın tamamında ise, hedef, zaten, ekonominin
yüzde 3 daralmasını öngörüyor. Akaryakıt Tüketim Vergisinde dahi öngörülen yüzde
60'lık artışın yakalanması ihtimali, akaryakıta yapılan zamların tüketimde bir
gerileme doğuracağını dikkate aldığımızda, bu ihtimal de giderek azalıyor. Bu gerçekler ışığında, son programın da esasını
oluşturan yapısal reformların en kısa sürede gerçekleştirilmesi; artık, olmazsa
olmaz bir koşul olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu adımların zamanında
atılması da son derece önemli; çünkü, programda hedeflenen ve bir takvime
bağlanan yapısal önlemlerin zamanında alınmaması, risk algılamasını
artırmaktadır, bu da, ekonomiye, daha yüksek faizler, daha da bozulan makro
dengeler olarak geri dönmektedir. Sayın milletvekilleri, 1990'dan bu yana Türkiye
ekonomisi iki kez daraldı, 2001 yılında da küçüleceğiz. Son oniki yılda
ortalama büyüme hızımız, ortalama olarak yüzde 3,6. Sorun, düşük büyüme hızı
değil; sorun, bizim büyüme hızımızın oynaklığında ve giderek de, bu oynaklık,
son derece artıyor. Yani, Türkiye ekonomisi, bir yıl yüzde 7, yüzde 8 oranında
büyüyor, ertesi yıl yüzde 3, yüzde 4, yüzde 5 oranında daralıyor. Giderek, bu
cycle conjuncture daha da hızlanacak gibi görülüyor. Burada sorun, makro
temellerin bozulmasının nedeni olan ekonomik yapıda. Bizi, krizlere karşı son
derece duyarlı hale getiren bu yapının değiştirilmesi gerekiyor. Bunun yolu da
yapısal reformlardan geçiyor. Burada yapısal reformlardan kastettiğimiz şey,
sadece, yeni yasalar değil, çok daha kapsamlı; yeni yasalar, yeni kurumlar,
düzgün uygulama ve her şeyden önemlisi, zihniyetimizde, anlayışımızda değişim.
Bu da, bugünden yarına hemen gerçekleşecek bir şey değil. Diğer bir deyişle,
krizlere karşı duyarlılığımız, maalesef, bir süre daha devam edecek. Bundan
dolayı, krizlere karşı duyarlılığımızı düşürebilmek için anahtar şey, burada,
maliye politikası, bütçe disiplini ve para politikası. Bu üçüne çok sıkı sarılmak
zorundayız. Son on yılımızı, döviz kurunda istikrar sağlamak çabası sonucunda,
son derece yüksek reel faizler ödeyerek geçirdik. Yüksek faizler, kamu borcunu
sürdürülemez düzeylere tırmandırdı. Üstelik, sonunda da ne oldu; reel döviz
kurumuzu da koruyamadık. Bundan sonra, bildiğiniz gibi, programda öncelik
sıralaması tersyüz edildi. Reel faizler, artık, diğer ülkelere yaklaşacak;
ancak, burada önemli bir şey var; dalgalı kur demek, bundan sonra ekonomide
olacak her türlü çalkantı ve belirsizlik, olduğu gibi, o kura yansıyacak demektir. Bu da, bize, artık çok dikkatli
olmamız gerektiğini söylüyor; çünkü, karşımızda, yüzümüze tutulan bir ayna var.
Sayın milletvekilleri, bunu, şunun için söylüyorum:
Eski program uygulamaya konulduğunda, aslında, geriye dönülmeyecek bir yola
girmiştik. Geriye dönülmesinin sonucunun bir felaket olacağı görülüyordu; buna
rağmen geriye dönüldü. Sonuç da, beklediğimiz gibi oldu. Millî gelirimiz, bu
yıl, 200 milyar dolardan 150 milyar dolar civarına gerileyecek. Uygulamaya
konulan bu yeni program için de aynı şey söylenebilir, bir kez daha, geriye
dönülemeyecek bir yola girdik denilebilir; ancak, bu, böyle bir yola girmenin
geriye dönülemeyeceği anlamına gelmiyor hiçbir zaman. Eğer, bir 50 milyar dolar
daha kaybetmeyi ve biraz daha fakirleşmeyi göze alabilirsek, bu programdan da
her an geriye dönebiliriz! Bu çerçevede, özellikle, programa ilişkin bir hususu
daha dikkatlerinize getirmek istiyorum; çünkü, her programdan çıkışın maliyeti,
Türkiye açısından ağır bir fakirleşmedir. Bir önceki program, hepinizin bildiği
gibi, para arzını dövize bağlamıştı; ne kadar döviz, o kadar para arzı demişti.
Bu defa, tam tersi söz konusu. Geçen yıl Merkez Bankası kredileri artmadı,
tersine azaldı program çerçevesinde; bu yılın ilk üç ayında ise dörde katlandı,
eylül ayına kadar altıya katlanacak; programa göre, yıl sonuna kadar 16-17
milyar dolar artış gösterecek. Bu kredilerle, piyasaya çıkan paranın geri
çekileceği öngörülüyor ya da düşünülüyor; ancak, dikkatli olmazsak, şayet güven
kırılırsa, bunu yapmak çok kolay değil. Bu yapılmayınca, para arzının artmasına
bağlı olarak enflasyon hızlanır, döviz fiyatı enflasyonla birlikte tırmanır,
reel faiz oranı yükselir, işsizlik artar. Özetle, önümüzdeki günlerde tehlike,
daha yüksek enflasyon ve durgunluk olur. Bütün bu manzara, bize, bundan sonra
hata marjımızın, hemen hemen artık hiç kalmadığını söylüyor. Bu nedenle, daha
önce de vurguladığım gibi, yeni programın merkezinde yapısal reformlar var.
Yapısal reformların tamamlanmasıyla, orta dönemde enflasyonu kalıcı olarak
indirebilecek bir ortam yaratılmaya çalışılıyor. Yapısal reformların başında da
bankacılık sektörünü görüyoruz. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması
ve malî sektörün büyütülmesi, faizlerin makul düzeylerde oluşmasının da önşartlarından
biridir. Sayın milletvekilleri, bir hususa daha dikkatlerinizi
çekmek istiyorum. Türkiye Hazinesi, hiçbir zaman içborçlarda iflas bayrağını
çekmedi; çünkü, bundan onüç ondört yıl öncesine kadar, Türk Lirası cinsi ciddî
bir bono stoku yoktu; ancak, şimdi, Türkiye ekonomisi ciddî bir bono stoku
üzerinde oturuyor. Stand-by, bu konuda bir düzeltme yapabilmiş değil. Yani,
Türkiye, iç borçta iflas bayrağını çekme noktasına gelebilir. Dikkat etmemiz
gereken ilk şey, asla ve asla o noktaya gelmemektir. Çünkü, içborç sorunu
olduğu gibi duruyor, hatta, kriz öncesine kıyasla biraz daha büyümüş durumda.
Bu nedenle, öncelik, dolayısıyla devletin iç ve dışborçlarının sorunsuz bir
biçimde idare edilmesi olmalıdır. Burada ağırlıklı nokta, borç stokunun
piyasalarda yeniden finansmanı; yani, Hazinenin piyasalara güven vererek
borçlanabilirliğinin temin edilmesidir. Bu açıdan, daha önce de belirttiğim
gibi, hata yapma şansımız, hele teknik hata marjımız, artık hiç kalmamıştır. Kuşkusuz, bu programın önünde çok sayıda engel var.
Hatta, bu engeller, 2000 yılında uygulanan programın karşılaştığı ve
karşılaşabileceği engel sayısından çok daha fazla. Bu anlamda, ekonominin
dengeleri bıçak sırtındadır. Beklentilerde oluşacak olumsuzluklar, faizleri
kalıcı bir biçimde yükseltecektir. Bu dönemde, özellikle bu dönemde gerçekleşen
enflasyonun, en azından gelecek altı ay içinde artıyor olmaması, bekleyişlerin
olumluya dönmesi için hayatî önem arz etmektedir. Dolayısıyla, kısa vadede
maliye politikalarının önemi ortaya çıkmaktadır. Gerek enflasyon gerek büyüme konusundaki hedeflerin, bu
nedenle, mutlaka ve mutlaka tutturulması gerekiyor. Aksi halde, program kendi
içinde tutarlı olsa da, başarı şansı sınırlı olur. Zira, yüzde 52,5 olarak
hedeflenen yıllık enflasyonun gerçekleşmemesi durumunda, öngörülen borçlanma
maliyeti artacak, ekonominin kırılganlığı daha da büyüyecektir. Bu nedenle,
faizlerin düşmesi, eskisi gibi, belirsizliğin azaldığı, kaybedilen güvenin
kazanıldığı ve işlerin yolunda gittiği anlamına gelmiyor. Bunun altını
özellikle çizmek istiyorum. Bu açıdan baktığımızda, Türkiye bir ikilem içindedir ve
yönetilmesi zor bir ekonomik yapının üstünde oturmaktadır. Yurt dışından
borçlanabilme olanakları artmadan, Türk Lirası faizlerinin düşmesiyle büyüme
sağlanamaz. Bu ikilemden çıkabilmenin olanağı ise, kısa dönemde mevcut
değildir, sadece ve sadece uzun dönemde mevcuttur. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu görüşler
altında, bu programın sadece siyasetçiler tarafından değil, teknokratlar
tarafından da iyi okunması ve anlaşılması gerektiği hatırlatmasıyla ekbütçenin
hayırlı olmasını diliyor ve bundan sonra umuyorum ki, bir daha ekbütçelere
ihtiyacın kalmadığı bir dönemi yaşarız. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Nas. İnşallah temenniniz
tutar. Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın
Cevat Ayhan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) - Muhterem Başkan,
muhterem üyeler; 2001 Yılı Ekbütçe Tasarısıyla ilgili olarak Fazilet Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem arkadaşlar, ekbütçeler genellikle sonbaharda
getirilir, yıl içinde uygulamalarda bütçe açığı varsa, bu, eködeneklerle tashih
edilir, bütçe düzenlenir; ama, şimdi, daha yılın altıncı ayında yeni bir bütçe
getirmiş bulunmaktayız. Tabiî "bu
neden geldi" diye hükümete sorduğunuz zaman "efendim, iki kriz oldu;
biri 2000 yılının kasım ayında, biri de 2001 yılının şubat ayında, onun için
ekbütçe..." Peki, 2000 yılında ve 2001 yılında Türkiye'yi kim yönetiyordu?..
Bir başka hükümet mi yönetiyordu?.. Tabiî, Sayın Ecevit'in, geçmişte, bu
bahanelerini çok dinledik "biz enkaz aldık, onun için, enkazı onarmaya
çalışıyoruz" demişti. Şimdi, Türkiye'yi enkaz haline getirdi. Yani, bu iki
krizin de sorumlusu bugünkü hükümettir. Bu yeni bütçe ne getiriyor; yeni bütçe, 30 katrilyon
800 trilyon liralık yeni bir ödenek getiriyor. Mevcut bütçe neydi; 48 katrilyon
360 trilyon liraydı. Artış ne kadar; yüzde 62; yani, altı ayda görünen bütçe
açığı yüzde 62. Yıl sonunda ne olacak; meçhul. Değerli arkadaşlar, bu 30 katrilyon 800 trilyon liralık
ekbütçeye bir bakalım. Şimdi, tabiî, milyonlarca çiftçi "acaba bütçe bana
ne getiriyor" diye bakıyor, buğday, patates, pancar, fındık üreticileri,
bütün üreticiler bakıyor, milyonlarca esnaf bakıyor "bu ek bütçe bana ne
getiriyor" diye, milyonlarca memur ve emekli de bakıyor; ama, peşinen
söyleyeyim ki, bu insanlara bir şey getirilmiyor. Bu ekbütçenin getirdiği 30
katrilyon 800 trilyon liranın 24 katrilyon 600 trilyon lirası faize gidiyor;
yani, bütçenin, aşağı yukarı tamamına yakını faize gidiyor. Başka ne var
bütçede, memurlara, emeklilere 2 katrilyon 300 trilyon lira, yatırımlara da
sadece 280 trilyon lira. Diğer harcamalar, tabiî, transfer harcamaları,
vesaire; bunların üzerinde durmuyorum. Bununla beraber toplam bütçe ne oluyor;
79 katrilyon lira oluyor; 2001 yılı bütçesi, 79 katrilyon lira oluyor. 79
katrilyon lira nereye kullanılacak bu sene, 2001 yılında; 41 katrilyon lirası
faiz olarak ödenecek. Yani, 2001 yılında, bütçe ödeneklerinin yüzde 53'ünü faiz
olarak ödeyecek hükümet. Personele 14 katrilyon 700 trilyon lira ödenecek,
yatırıma da sadece 3 katrilyon 750 trilyon lira ve tarım desteklerine de 2001
yılı bütçesinde ayrılan para 985 trilyon liradır, 1 katrilyon bile değil. Demek
ki, demin ifade ettiğim gibi, memura, emekliye, çiftçiye, esnafa, bu bütçeden
hiçbir şey yok; bu bütçe, sadece faize çalışan bir bütçe haline gelmiş. Bütçenin faize giden kısmı yüzde 53 demiştim. Peki,
bütçe gelirlerinin faize giden kısmı ne kadar; yüzde 86. Vergi gelirlerinin
faize giden kısmı ne kadar; yüzde 111. Yani, 2001 yılında hükümetin toplayacağı
bütün vergiler 37 katrilyon lira; 41 katrilyon lira faiz ödeyince, 100 lira
toplayacak, 111 lira faiz ödeyecek; yani, topladığı vergiler faize yetmiyor.
Vatandaş vergi ödeyecek harıl harıl, çiftçisiyle, memuruyla, esnafıyla,
şirketleriyle; ama, ödediği vergi faize yetmiyor. Bu oranlara baktığımız zaman, Türkiye, tabiî, bu
tablonun içine bir günde girmedi; ama, adım adım girdi. 1975 yılında, toplanan
her 100 lira verginin 3 lirası faize gitmiş; 1980'de, 4 lirası faize gitmiş;
1985'te, toplanan her 100 lira verginin 18 lirası faize gitmiş. 1980'den sonra,
bunun tırmanmaya başladığını görüyoruz. 1990'da, 100 lira vergi toplanmış, 31
lirası faize gitmiş; 1995 bütçesinde 100 lira vergi toplanmış, 53 lirası faize
gitmiş; 1996 bütçesinde 100 lira vergi toplanmış, 69 lirası faize gitmiş; 1997
bütçesinde 100 lira vergi toplanmış, 49 lirası faize gitmiş. İşte, bu, Refahyol
döneminin bütçesidir; 54 üncü hükümetin bütçesidir. Bizden sonra gelen hükümet,
55 inci hükümet, 1998 bütçesinde 100 lira vergi toplamış, gaza basmış tekrar,
68 lira faize ödemiş. Biz, fren yapmışız. 1999 bütçesinde 100 lira vergi
toplamış, 76 lira faize ödemiş. 2000 yılında 100 lira vergi toplanmış, 79 lira
faize gitmiş. 2001 yılı bütçesini burada yaparken, biz, bu tabloları yine
konuştuk. O zaman, 2001 yılı bütçesinde, hedef, Muhterem Bakanımızın ifade
ettiği ve bütçeye koyduğu... "100 liralık verginin 52 lirası faize
gidecek" demişti. Biz de hem komisyonda hem de burada memnuniyetimizi
ifade etmiştik; ama, maalesef, şimdi, 52 lira değil, 111 lirası faize gidecek;
yani, Türkiye batmış, onu söylüyorum değerli arkadaşlar. Şimdi, tabiî, Refahyol döneminde, biz, bu iyileşmeyi
sağlamışız. Bakın, muhtelif tablolar, size, müsaade ederseniz göstereceğim.
Değerli arkadaşlar, bakın, burada, biz, çalışanlara ne vermişiz. Bakın, tarım
kesimine bütçeden verilen destekler... Bizden önceki yıllarda şunlar; bakın, 1
milyar 650 milyon dolara yükseltmişiz. Bizden sonra tekrar düşmüş. Şimdi, bu
yıl verilen, 758 milyon dolardır, bütçeden ayrılan kaynak; yani, Refahyol
dönemi, bir taraftan, bütçe açıklarını azaltmış, bir taraftan, faiz ödemelerini
azaltmış, düşürmüş; bir taraftan da memura, işçiye, esnafa, emekliye, herkese
memnun edecek ödemeler yapmış; bu, işin bir tarafı. Yine, bakın, Refahyol döneminde, değerli arkadaşlar, bu
da grafik olarak, demin söylediğim rakamlar... Bütçe içinde faize giden
ödemeleri, Refahyol döneminde düşürmüşüz. Grafiklere baktığınız zaman,
grafikler bunu gösteriyor. Faiz oranlarını düşürmüşüz ve vadeleri uzatmışız.
Bunları da burada grafiklerde görüyorsunuz. Zaman dar, onun için fazla
açıklamak istemiyorum. Ama, Refahyol döneminde, elhamdülillah, işte, güzel bir
icraat yapmışız. Neresinden baksanız, bunu... NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Yanlış bilgi veriyorsunuz. CEVAT AYHAN (Devamla) - Yanlış bilgi vermiyorum.
Sizinle her platformda oturur konuşuruz. Ben, burada söylediğimi bilerek ve
inanarak söylerim; itiraz eden varsa, kendisiyle her platformda da görüşürüm. Değerli arkadaşlar, tabiî, bunları uzun uzun konuşuruz;
ama, bizden sonra gelen hükümetler de Türkiye'yi bir felaketin içine götürmüş.
Bugün, iktidar milletvekili arkadaşlar da aynı ıstırap içinde. Biraz önce,
burada konuşan Nesrin Nas Hanımefendiye teşekkür ederim. Hakikaten, mesleğine,
bilgisine ve ölçüsüne sahip bir komisyon üyesi arkadaşımızdır. Söyledikleri de
doğrudur. Hükümetin de isabetle dikkatini çekmiştir. Şimdi, tabiî, Türkiye, bu tablo içine girdi. Bakın, size, bir de içborç stoklarını söyleyeyim. Bu
hükümet kurulduğu zaman, Mayıs 1999'da içborç stoku 16 katrilyonmuş; Aralık
2000'de 36 katrilyon olmuş, şimdi, nisan sonunda, dört ayda 59 katrilyona
çıkmış. Bir ayda 8 katrilyon artmış. Önümüzdeki aylarda, bu, daha da tırmanarak
gidecek. Bakın, size bir hesap daha göstereyim. Temmuz 1997'de Refahyol
hükümeti bıraktıktan sonra, Nisan 2001'e kadar geçen dönemde -44 aylık
dönemdir; iki ay sonra dört yıl tamamlanacak- bizden sonraki hükümetler
döneminde, üç hükümet döneminde, Türkiye, 99 milyar dolar faiz ödemiş. Haziran
1999'dan Nisan 2001 tarihine kadar olan 23 aylık dönemde, bugünkü hükümet
döneminde, 56 milyar dolar faiz ödemiş. 2000 yılında sadece 34 milyar dolar
faiz ödemiş. Şimdi, dört aylık dönemde de -mayıs ayı daha çıkmadı, üç dört gün
sonra çıkar- 7,6 milyar dolar faiz ödenmiş; yani, Türkiye'nin bütün kaynakları
faize gidiyor. Onun için, tabiî, Türkiye'ye sülük gibi yapışan uluslararası
sermaye, bu dengenin de bozulmasını istemiyor. Maalesef, bizden sonra gelen
hükümetler de, tam, rantiye ve faizcilerin hükümeti olarak bunlara hizmet
ediyor. Bakın, bu dört yıllık dönemde vatandaş
fakirleşmiş. Bu hükümet döneminde
vatandaş fakirleşmiş. Benzin fiyatları, bu hükümet kurulduğu zaman, Haziran
1999'da 281 000 lira, bugün 1 050 000 lira; 4 kat artmış. Mazot, bu hükümet kurulduğu zaman, Haziran 1999'da 194 000 lira, bugün 740 000 lira; 4 kat
artmış. Ekmek, kilo
olarak söylüyorum, Haziran 1999'da 150 000 lira, bugün 750 000 lira; 5 kat
artmış. Gübre, Haziran 1999'da 30 000 lira, bugün 200 000 lira;
7 kat artmış. Tüpgaz, Haziran 1999'da 2 300 000 lira, bugün 13 000
000 lira; 6 kat artmış. Nereye baksanız, tabiî, bu tablo dehşet verici bir
tablo. Türkiye, gelecekten umudu kesmiş, bedbin, ümitsiz, müteessir insanların
ülkesi haline gelmiş. Geçenlerde bir anket yapıldı, siz de takip
ediyorsunuzdur. Ankette "Avrupa ülkelerinden birinde bir ikamet vizesi
bulsanız gider misiniz" diye soruyor, yüzde 50'si "hemen
giderim" diyor. Zaten, sabahları Meclise gelirken, şu Paris Caddesinde
konsoloslukların önünden geçtiğiniz zaman, her gün binlerce insan o kuyruklarda
bekliyor; yani, Türkiye'den, kapıları açsanız, yarısı boşalacak, gidecek.
Türkiye'yi bu hale getiren bugünkü iktidarın, aslında, yeni bütçe yapmak falan
filan, program bir tarafa, derhal istifa etmesi lazım. Bakın, bir kitap neşretti hükümet. O kitap şurada;
göstereyim size: "Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı."
Aslında, çöken Türkiye'nin kitabı demek lazım buna. Burada 7 nci sayfada bir
grafik var, bakın, şu grafikte, toplanan vergilerin faize giden oranlarını
göstermiş; ama, atlamış; yani, 1996, 1997, 1998'i atlamış. Niye; çünkü, 1997
Refahyol döneminin, altın yıl olduğu burada görülüyor. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) Bunu bu kitaba dahi koymamış. Niye; tabiî, utancından koymamış
hükümet; ama, gerçekleri buraya koymamakla gizlemeniz mümkün değil. Değerli arkadaşlar, tabiî, bugünkü sıkıntıyı niye
yaşıyoruz; bugünkü sıkıntıyı, Türkiye'yi yönetme kabiliyeti, bilgisi, ehliyeti
olmayan bu hükümet yüzünden çekiyoruz; yani, bugünkü sıkıntının sebebi,
iktisadî kriz değil, siyasî krizdir. Ortada hükümet yok değerli arkadaşlar.
Siz, 350 kişilik grubu olan iktidar grupları, kendi içinizden ekonomiyi
yönetecek birini bulamadınız -ki, çok değerli arkadaşlar var; biraz önce
konuşan Nesrin Nas Hanımefendi gibi, DSP'de, ANAP'ta, MHP'de gayet değerli
arkadaşlar var- gittiniz, yurt dışından, ekonomiyi yönetecek birini ithal
ettiniz veya size yolladılar, "bunu burada görevlendirirseniz size para
veririz" dediler. İyi ya, şimdi, onun yaptığı program, Sayın Derviş'in
programı mı, hükümetin programı mı? Başbakan yardımcıları diyor ki: "Biz,
bu taahhütleri görmedik." Ee, imzalamışsınız... Okumamışsınız... Hükümet
üyelerinin her biri ayrı sazdan çalıyor Bremen Mızıkacıları gibi. Bir bakan bir
şey söylüyor, öbürü bir şey söylüyor ve bir bakan, beyanıyla istifa ediyor.
Yani, siz, bu programın neresindesiniz allahaşkına; içinde misiniz, dışında
mısınız; üstünde misiniz, altında mısınız? Bu program, kimin programı? Bu
program, 57 nci hükümetin programı değilse, Sayın Derviş yeni bir hükümet
başkanı mıdır; siz, muhalefet partileri misiniz; hükümet üyeleri, muhalefet
partisinin milletvekilleri midir? Halkın arasına gidiyorsunuz, "daha önceki programı
Cottarelli yaptı; suçlu, budur" diyorsunuz; hedef, Cottarelli'yi
gösteriyorsunuz. Şimdi, Sayın Derviş'i gösteriyorsunuz Cottarelli olarak.
Korkarım, sizi, Sayın Derviş de taşıyamayacak; bir gün de bırakıp gidecek,
yüzüstü kalacaksınız ortada. Onun için, program yanlışsa düzeltin, program doğruysa
arkasında durun. Bremen Mızıkacıları gibi hükümetin her üyesi ayrı beyanlarda
bulunmasın, milleti de tereddüte sevk etmeyin, milleti de endişeye sevk
etmeyin. Siz böyle derseniz, tabiî, iş hayatı buna güvenmez.
Bugün, iş hayatı çökmüş durumda. Ha bire bankalara çalışıyorsunuz. İşte, gördük
burada; tabloyu görüyorsunuz. Şimdi, yeni getirdiğiniz ekbütçede de 31
katrilyon lirayı bankalara ödeyeceksiniz, faiz olarak ödeyeceksiniz. Yani,
bankalar şimdiye kadar ne yaptı; bankaları kurtararak ne yapacaksınız? Biz,
size, ilk kriz çıktığı zaman, bu bankaları kapatın dedik; ama, siz "ille
de yaşatacağız" diye, şimdi, onlarca katrilyon lirayı, milletten vergi
olarak alıp, bankalara peşkeş çekiyorsunuz. Değerli arkadaşlar, bu bankalar zinciri, Türkiye'nin
önünde en büyük engeldir. Gidecek, dışarıdan sıcak dövizi alacak, doları, markı
getirecek, bozduracak, Hazineye, hükümete borç verecek. Bu şekilde, dolar
üzerinden yüzde 30-35 mertebesinde faiz olacak, beslenecek. Tabiî, 2000 yılında, siz "istikrar programı"
dediğiniz programı yönetirken, biz size söyledik, her ay söyledik bu kürsüden,
komisyonlarda da söyledik; birtakım toplantılarda söyledik, sivil toplum,
meslek odaları toplantılarında; TİM'in, İhracat Meclisinin toplantısında
söylendi orada size; ama, sizin ilgilileriniz bunları duymadı. Bakın, enflasyon
ile döviz kurları arasında makas açılıyor, dışticaret açıkları büyüyor,
ödemeler dengesi açığı büyüyor; bu, Türkiye için büyük risktir dedik
"hayır, değildir; biz, devam edeceğiz" dediniz. Ettiniz de ne oldu;
2000 yılının ortalarında, Türkiye'yi gözlemleyen, müşahede eden, takip eden
uluslararası kurumlar "Türkiye'nin carî işlemler dengesi açık veriyor,
büyüyor, yani, ödemeler dengesi açığı büyüyor; dışticaret açığı büyüyor.
Türkiye, bu programı yönetemez, yakında döviz patlar; onun için, Türkiye'ye
yolladığımız fonları geri getirin bakalım" dediler; yavaş yavaş
Türkiye'den döviz kaçmaya başladı ve IMF'nin o zamanki sorumlusu Cottarelli
dedi ki: "İnce ayar yapmak lazım, iyiye gitmiyor." Sayın Başbakan, aslan
gibi kükredi: "IMF bizim işimize karışamaz." Ama, şimdi, gidip el
pençe duruyorsunuz önünde. O ince ayarı yapaydınız, döviz kurları ile enflasyon
arasındaki farkı makul şekilde ay ay giydirseydiniz, bugün, dolar 800 000-900
000 lira arasında olurdu, mark da kısmen 400 000 lira üzerinde olurdu; ama,
bugün getirdiğiniz nokta, fevkalade istikrarsız bir noktadır, her an altüst
olacak bir programdır. Şunu size söyleyeyim ki, vatandaş para harcamıyor,
esnaf gün gün batıyor, her gün zararla kapatıyor, her ay zararla kapatıyor.
Eğer, bu üslupla giderseniz, sonbaharda çok daha büyük bir felaket olur. Şimdi, sizin yaptığınız bu programda, reel sektörü
canlandırmak için ne getiriyorsunuz, ne getirdiniz bugüne kadar; hiçbir şey
getirmediniz. Bulduğunuz her şeyi faize ödüyorsunuz, bankaları yaşatacaksınız.
Yahu, bu bankalar, zaten, Türkiye'yi soyup soğan... Yani, bu bankalar ne zaman
reel sektörü finanse etti; iş hayatına ne yaptı? Bu bankalar zaten Türkiye'yi
batırdı. İşte, faizleri size söyledim. Siz, şu dışarıdan bulduğunuz kaynakları
biraz da reel sektörü, ekonomiyi canlandıracak olan sahalara tahsis edin.
Gidin, konuşun, Odalar Birliğiyle konuşun, esnaf odalarıyla konuşun, iş
hayatının içinde yaşayan çevrelerle konuşun. Her an çok daha büyük bir kriz
patlayabilir, bu sahalarla ilgilenmeniz lazım; ama, ne Başbakan ne hükümet,
bunlardan anlamaz, bilmez, tınmaz, solumaz; yani, gölge bir hükümet gibi, ruh
gibi ortada dolaşıyorsunuz değerli arkadaşlar. (FP sıralarından alkışlar) Sizin
bu düzeninizle kimse selamete çıkamaz. Aslında, sizin yapacağınız şey -hükümet
olarak söylüyorum- derhal istifa etmektir. Siz değerli iktidar milletvekilleri
de, derhal hükümeti istifaya zorlamalısınız. Şimdi, Sayın Derviş'i getirdiniz, verdiniz ona Hazine
Müsteşarlığıyla ilgili kısmı; ama, ekonomi bir bütündür, Dış Ticareti var, bunu
kim yönetecek; Sayın Derviş'in dışında... Eximbank var dış ticareti yöneten,
finanse eden; Sayın Derviş'in dışında... Devlet Planlama Teşkilatı var; Sayın
Derviş'in dışında... Yani, Sayın Derviş, ekonominin yüzde 20 nispetindeki
kısmına kumanda ediyor. Zaten, hükümet üyeleri, Bremen Mızıkacıları gibi her
biri ayrı havadan çalıyor. Ekonominin bütün enstrümanlarını da Sayın Derviş'in
eline vermeyince muvaffak olması mümkün değil. Derviş sizin adamınız, siz
getirdiniz; ama, getirdiğiniz adamın altını oyuyorsunuz, sizi onu söyleyeyim. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, MHP'liler
rahatsız oluyor ama... BAŞKAN - Sayın Ayhan'dan kimse rahatsız olmaz. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Bakanım, seni seviyoruz. CEVAT AYHAN (Devamla) - Ben de sizi seviyorum. BAŞKAN - Buyurun. CEVAT AYHAN (Devamla) - Bunları, zaten, faydalı olsun
diye söylüyorum, sizi incitmek için söylemiyorum netice itibariyle; ama, size
dostça bir tavsiyem var: İstifa etmiyorsanız -ki, istifa edip seçime gitmek en
hayırlısıdır- şu ekonomiyi derleyin, toplayın da birinin eline verin, Sayın
Derviş'in eline mi, şeyhin eline mi, kimin eline verecekseniz birinin eline
verin, topyekûn, tek merkezden ekonomiyi yönetin. Bu dağınık halle devam
ederseniz, çok daha zor durumlara düşeceksiniz. Yani, ben, size, dört yıldır
hükümetlerinizin, iki yıldır son hükümetinizin fotoğrafını gösterdim; bu
fotoğrafı ibretle seyredip, bunun içinden, Türkiye'yi selamete çıkaracak olan
bir politikayı ortaya koymak lazım. Siz çok değerli arkadaşlarsınız; ama,
hükümeti bu istikamette ikaz edesiniz diye arz ettim. Hepinizi hürmetle selamlıyorum. (Allkışlar) BAŞKAN - Sayın Ayhan, teşekkür ederim. Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş'ta. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 710 sıra sayılı 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı
Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Doğru Yol
Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime
başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Türk kamu malî yönetiminde
eködenek kanunları, ekbütçe uygulamaları, genelde, çok sık olmasa da başvurulan
bir yöntemdir. Bütçe, kamunun, devletin bir yıllık, harcama planıdır; oldukça
isabetli tespitlerle, tahminlerle yapılması gereken bir çalışmadır. Zaman zaman
beklenmedik nedenlerle, olağanüstü gelişmelerle bütçe hedeflerinde sapmalar ve
kanunla öngörülen ödeneklerin yetersizliği olayıyla karşılaşılır. Bu,
genellikle yılın son aylarındadır. Kasım ayında yeni yıl bütçesi hazırlanırken,
bu yılın ödenek eksiklikleri de ekbütçe kanunlarıyla tamamlanır. Burada alınan ödenekler sınırlıdır; mevcut ödeneklerin
yüzde 10'udur, 20'sidir, çok zarurî hallere inhisar eder. Şu anda Genel Kurulun
gündeminde bulunan eködenek kanunu tasarısı, bir eködenek kanunu tasarısından
çok, bir ikinci bütçe kanunu tasarısı özelliği taşıyor. 2001 yılı, gerçekten,
bütçe çalışmaları açısından çok zengin bir yıl; daha yenisini yürürlüğe
koyduğumuz bütçe, altı ayını doldurmadı. Bu bütçenin metnini, daha bundan bir
ay kadar önceki bir sürede, yine IMF programının bir parçası olarak, önemli
ölçüde değiştirdik, onlarca katrilyonluk işlem yapılmasını mümkün kılacak bir
altyapı hazırladık. Şimdi, 2001 yılı bütçesini üçüncü kez değiştiriyoruz. Bu
defa da -telaffuz edilmesi bile zor- 48,3 katrilyonluk bütçeye, 30,6
katrilyonluk ilave yapıyoruz. Bu, neredeyse, mevcut bütçenin bir kat
artırılması anlamında; yüzde 63 oranında, öngördüğümüz harcama büyüklüğünü
artırıyoruz, yükseltiyoruz. Niçin buraya geldik: Gayet açık, artık, herkes, bu
konuları yakından izliyor değerli arkadaşlarım; Türkiye, 20 nci Yüzyılda
yaşanan en son ve en ağır krizi Kasım 2000'de yaşadı ve Türkiye, dünyada, 21
inci Yüzyılın en ağır ve derin krizini yaşayan, yine bir rekor kıran ülke
konumunda oldu. Tabiî ki, bu krizin ortaya koyduğu hasarı tespit etmek
ve çözümler bulmak ihtiyacı var. Bu hasarın kamuda yaratılan sonuçlarını bir
ölçüde muhasebeleştirmek, tespit etmek ve kayda almak üzere bu tasarıyı
getiriyor hükümet. Tabiî, Türkiye'deki ekonomi sadece kamudan ibaret
değil; özel sektöründeki, bu ülkenin, üreten, yaratan, istihdam yaratan
sektöründeki hasarın ne olduğu ve bunun tedbirlerinin ne olduğu konusunda henüz
ciddî bir tespit, henüz ciddî bir tartışma ve bulgu yok. Evet, reel sektörde,
reel sektörü yönetenlerin devlet gibi para basma matbaası, katrilyonlara imza
atıp, kâğıt verme imtiyazı yok. Onlar perişan halde; aslında, devlet de perişan
halde de, bunu, nominal olarak bir şekilde bütçenin verdiği imtiyazla ortaya
koymaya, tanımlamaya çalışıyor. Değerli arkadaşlarım, bakın, reel sektördeki hasar ne
boyutta, üretim hangi noktada, ne kadar düşüyor, Türkiye ne kadar
küçüldü... Sadece 3 aylık
dönemde İstanbul'da iyi nitelikte çalışan 500 000 vatandaşın işini
kaybettiği resmî istatistiklerle ortada. Bankacılık sektörü ile reel sektör
arasındaki yüzeysel ve çekişme gibi görünen olayın derinliğini kimse bilmiyor.
Şirketler kredi borçlarını ödeyemiyor, bankalar alacaklarını tahsil edemiyor,
sistem gerçek anlamda tıkanmış; ama, bu hasarları giderecek bir bütçe yaratma
gücü, bilgisi ve iradesi yok ortada; devletinki kolay; Maliyedeki değerli
arkadaşlarımız, rakamları alt alta yazıp, bütçe adı altında "kaynağımız
yok; ama, muhasebemiz hazır, işte getirdik" diye önümüze bütçeyi
koyuyorlar. Nedir getirilen bütçe değerli arkadaşlarım;
başlıklarıyla işaret edeceğim; bunun, başka sonuçları var. Türkiye, şu anda,
2001 yılı bütçe büyüklüğünü 48,3 katrilyondan 79 katrilyon düzeyine yükseltiyor
ve gelirlerinde de bir mütevazı artış öngörüyor, 43 katrilyonluk gelir
tahminini de 5,9 katrilyonluk ilave artış olur düşüncesiyle 49 katrilyona
yükseltiyor. Harcamaları yüzde 43 artıyor, daha doğrusu 63 artıyor, gelirleri
de yüzde 13 artıyor tahminlere göre ve bütün bunlar da daha aralık ayı sonunda
ilan ettiğimiz 5,2 katrilyonluk 2001 yılı bütçe açığını bu yeni düzenlemeyle
29,9 katrilyona yükseltiyoruz. Bu, yüzyılın büyük rekoru, bütçe uygulamasının
rekor açığı, bütün maliye tarihinin en yüksek açığı!.. Değerli arkadaşlarım, 5,2 rakamı 29,9'a çıkarken bütçe
açığı tahminimiz de 5,7 kat artırılıyor, bir başka ifadeyle yüzde 576 artırılıyor.
Evet, bütün bu artırılan 30,6 katrilyonluk ilave
harcama planından kamuda çalışan emekli, dul, yetim, memur, her seviyedeki
çalışan için verebildiğimiz pay, çok sunî olarak belirlediğimiz enflasyon
hedefine göre ilave pay, yaklaşık sadece 3 katrilyon ve bu 30,6 katrilyonluk
ilave harcamadan yatırım için, bu ülkenin geleceği için yapacağımız harcamalara
ayırdığımız para sadece 280 trilyon değerli arkadaşlarım; yani, binde 1'i. Daha
ilginci, bu ülkede yaşayan ve gerçekten yakın zamanın en büyük yokluğu ve
sıkıntısı içinde olan tarım kesimine destek için de, gerçekten, bütçe
hazırlayan değerli arkadaşlarım cömert davranmışlar ve bir 75 trilyon da onlar
için ayırmışlar. 30,6 katrilyonluk bir ilave kaynak harcanması ihtiyacı var,
programlanmış ve bu büyük programda, tarımda çalışan kesime ancak 75 trilyon
liralık bir kaynak ayrılabilmiş. Değerli arkadaşlarım, tabiî ki bunun dağılımına
bakıyoruz; bunun 24,5 katrilyonu faiz ve böylece 16,7 katrilyon olarak
öngördüğümüz faiz rakamını 41,2 katrilyon düzeyine çıkarıyoruz; yani, faiz
harcamaları, aralıkta yaptığımız tahmine göre, yüzde 148 oranında sapma
gösteriyor. Sonra, bu ülkenin millî gelirinin faize oranına
bakıyoruz; bu ülkede yaratılan, iyi tahminlerle yaratılan 182 katrilyonluk
millî gelirin 42 katrilyonu; yani yüzde 23'ü faize gidecek. Faizin toplam
vergilere -yani, 5,9'luk artış da dahil- oranı yüzde 110 oluyor. Bu da, maliye
tarihinin, bütçe uygulama tarihinin eşi emsali olmayan bir rekoru değerli
arkadaşlarım. Çok ilginç; bu faizin dağılımına bakmak lazım. Hangi
kararlarla buraya geldik; bunları hepimizin teker teker doğru analiz etmesi
lazım değerli arkadaşlarım. Bakınız, kamu bankalarına ve fon bankalarına verilen,
eski tarihli kâğıtları yenileriyle değiştirdi hükümet. Bunlar için 3,3
katrilyonluk ilave faiz ödüyoruz ve devam ediyoruz; kamu bankaları görev
zararları karşılığında verdiğimiz kâğıtlar için de 8,4 katrilyonluk faiz
ödeyeceğiz. Yine, 5,6 katrilyon da, bu meşhur 13 bankanın kâğıtlarının faizi
olarak ödeyeceğiz. Sadece 6 katrilyonu da, Hazine borçlanmasında vade kısaldığı
için, faizler yükseldiği için, öngördüğümüzden 6 katrilyon fazla faiz
ödeyeceğiz. Bunların toplamı 23,3 katrilyon değerli arkadaşlarım. Evet, sadece,
bu yıl içinde, altı aylık süre içinde bankacılık sektörüne verilmiş olan
kâğıtların faizi, 17,3 katrilyon. Ayrıntı vermek istiyorum: Verilen bu
kâğıtların, 15,2'si Ziraat Bankasının, 13,9'u Halk Bankasının, 0,7'si Emlak
Bankasının. Üç kamu bankasına
ocak ayından bu yana verilen kâğıtların toplamı, 29,9 katrilyon. Fon bankalarına, devletleştirdiğimiz bankalara verilen
kâğıtların toplamı da, 19,7 katrilyon. Bu basit aritmetik gibi görünen rakamların sonuçları
var: Bu şekilde verilen kâğıt toplamı, altı ayda, 49,6 katrilyon. Bu 49,6
katrilyonun sadece bu yılki faizi, 17,3 katrilyon. Tasfiye etmedik, bu borç
devam ediyor ve 2002 yılı bütçesine de, faiz düzeyine göre, muhtemelen, bir 30
katrilyon faiz yükü gelecek. Peki, bütün bunlarla beraber, devletin verdiği, daha
doğrusu, üstlendiği zararların, yönetim hatalarının, yanlışların sonucu, yanlış
programların birikimi sonucu olarak verdiği bu 49,6 katrilyonluk kâğıtlarla
beraber içborç servisi, yani, iç borcun 2001 yılında yapılacak ödemeleri, 73,1
katrilyon. İnsan, rüyada gibi... Bütün bunlara baktıkça, gördükçe, her
birimizin, vatandaş olarak morali bozuluyor, telaffuz etmekte zorlanıyoruz.
Dışborç servisini de koyuyoruz buna; 12,9 katrilyon... 2001 yılı kamunun içborç
servisi 86 katrilyon değerli arkadaşlarım. Evet, içborç stoku, millî gelire oran olarak, yüzde
61'e ulaşmış. Bunun anlamı şu: 2001 yılı sonunda, Türkiye'de, kamunun kağıda
bağlanmış, altına imza atılmış içborcu, 113 katrilyon Türk Lirası. Tabiî ki,
bunu tamamlayan başka şeyler var. Devlet, kamu, 2001 yılında ve 2000 yılında,
tüm cumhuriyet tarihinin en yüksek dış borçlanmasını yapıyor; 32,6 milyar
dolarlık dış borçlanma yapmış oluyoruz, 113 katrilyonluk içborca ilave olarak.
Yani, bütün cumhuriyet tarihinin, 1999 yılı sonuna kadar borç birikimi kamuda
43 küsur milyar dolar iken, buna, iki yılda 32,6 milyar dolar daha ilave etmiş
olacağız, IMF'den kazasız belasız bu kredileri kullanabilirsek. Değerli arkadaşlarım, nedir bu içborçların,
dışborçların yarattığı risk? Artık, bütün dünya bunu konuşuyor; sadece, Türkiye
konuşmuyor. Yeni kavramlar icat ettik, Türkçe'ye kazandırdık; "borç
dinamiklerinin sürdürülebilirliği." Sürdürülebilirliği, bu borçların
ödenebilirliği. Peki, sürdürülemezliği nedir? Sürdürülemezliği iki
alternatifli; ya Türkiye, bu monetizasyonla hiper enflasyona gidecek, ya da
Türkiye, herkesin korkulu rüyası olan bir konsolidasyon kâbusu yaşayacak. Bütün
bunları düşünmek, bütün bunları telaffuz etmek bile, bırakın, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde üye olmayı, insan olarak içimizi titretiyor. Türkiye,
böylesine önemli risklerin altında, böylesine önemli risklerle karşı karşıya. Değerli arkadaşlarım, bütün bu sistemin, bu iç ve dış
borçlardaki dinamiği sürdürülebilirliğinin tek ve vazgeçilmez bir önşartı var;
bu ülkeyi yöneten kadrolara, hükümetlere duyulan güven. Bu güven varsa, bu çark
dönebilir. Nasıl dönebilir?.. 86 katrilyon liralık içborç ödemesi yapabilmek
için, bir bu kadar borç almak zorundasınız, yeniden finansman yaratmak
zorundasınız. Bunu yapabilmeniz için, size piyasaların güvenmesi ve istediğiniz
bu krediyi vermesi lazım. Yine, Türkiye'nin, yaklaşık 35 milyar dolarlık, ekonomi
olarak, 2001 yılında, ithalat hariç, ödeme yükümlülüğü var. Eğer, Türkiye'deki
yönetime dış piyasalar güven duymazsa, vadesi gelen dış krediler tıkır tıkır
tahsil edilecektir. Bunun emareleri vardır. Eğer, bu tahsilat devam eder, bu
krediler yenilenemez ise, Türkiye, bu defa, ödemeler dengesinde, dış
yükümlülüklerinde, çok büyük bir riskle karşı karşıyadır. Bütün bunları niçin söylüyoruz. Bütün bunları şunun
için söylüyoruz: Bu ülkede yaşanan riskleri, bu ekonomide yaratılan tabloyu ve
bu tablodan çıkış için ortaya konulacak çözümleri hep beraber düşünmek ve hiç
gecikmeden de, büyük bir ciddiyetle uygulamaya koymak zorundayız. Değerli arkadaşlarım, bu kriz tablosunun yönetiminde
önemli eksiklikler var. Program diye ortaya koyduklarımızın çok önemli bir yükü
bu Yüce Meclisin üzerinde. Bir yasal hazırlıklar, yapısal düzenlemeler
serisidir geliyor. Bütün bunlarla Türkiye güven kazanabilirse, iç ve dış
piyasalarda yolunu açabilir; kazanamazsa, bu düzenlemeler, bu sorunların
çözümünde hiçbir katkı sağlayacak düzenlemeler değildir, bugünden yarına bu
tabloyu düzeltme etkisi yoktur; ama, biz, yine de, iyiniyetle, bu yeniden
yapılandırma çalışmalarının sürdürülmesi yönündeki çabalara destek veriyoruz;
başka da çaremiz yok. Bunun karşılığında yapılan yeniden yapılandırma
çalışmalarına baktığımızda, neler var ortada, tarımla ilgili neler yaptık
değerli arkadaşlarım? Tarımda, bugün, çiftçi, üretici hangi durumda? İşte,
bütçenin rakamlarını ifade ettim; 30,6 katrilyon liradan, çiftçiye, sadece 75
trilyon liralık bir destek kaynağı ayırıyoruz. Bütün bunlardan çıkan sonuç ne?
Çiftçi, bütün yükümlülüklerle karşı karşıya; geleneksel bütün teşvikleri
kaldırmışız; ama, yerine, gerçekten, hiçbir şey koymuyoruz. Şu anda yürürlükte
olan sistemde, sadece, dekar başına 5 dolarlık -eğer onu da Dünya Bankasından
alabilirsek- destek sağlamayı öngörüyoruz; üretimi, âdeta, tasfiye ediyoruz. Özel sektörün, reel sektörün tüm sorunları bütün
derinliğiyle ortada; ama, doğru sayılabilecek, rasyonel sayılabilecek hiçbir
çözüm, henüz, ufukta görünüyor değil. Üretimin önünü açacak, ihracatın önünü
açacak, gerçekten, bu programda, bu çalışmalarda, hiçbir, kayda değer, ciddî ve
rasyonel öneri yok. Hiç vazgeçilmeden, hiç gecikmeden bu tedbirlerin alınması
lazım. Bu programı, sadece ekspres yasalar çıkararak, Türkiye Büyük Millet
Meclisine fazla mesai yaptırarak aşmak mümkün değil. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KEMAL KABATAŞ (Devamla) - Konuşmamı bağlıyorum Sayın
Başkan. Türkiye üretmek zorunda, Türkiye büyümek zorunda,
Türkiye'de iş kaybeden milyonlar iş bulmak zorunda. Ekonominin çarkı, ekonomideki aktivite, ekonomideki
büyüme başlatılmadan, Türkiye, iç ve dışborç dinamikleri içerisinde bunalmış
bir ülke olma ve topyekûn ekonomide yeni krizlere maruz kalma riskini bertaraf
edemiyor. Bunun çok iyi görülmesi lazım. Bütçe, bu haliyle hiçbir soruna çözüm getirmiyor.
Bütçe, sadece, yaşanmış hasarın muhasebesini, kaydını tutuyor. Belki, bu, bir
şekil unsuru; ama, bunu da, bugünkü şartlarda, sadece, IMF programının bir
satırı, bir uygulama gereği olarak yapıyoruz; kendi bütçemiz, kendi programımız
değil. Her şeye rağmen, ülke bizim, sorunlar bizim, çözüm için
kolaylıklar diliyorum. Bütçenin, bu şekliyle bile, ülkemize ve değerli
yöneticilerimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kabataş. Gruplar adına başka söz isteyen var mı efendim? Yok. Şahısları adına, Edirne Milletvekili Sayın Şadan
Şimşek; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) ŞADAN ŞİMŞEK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına konuşma yapmak
üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Ülke olarak yaşadığımız ve ekonomik kriz olarak
adlandırdığımız olumsuzlukların çeşitli sebepleri mevcuttur. Bu sebepleri, iç
ve dış etkenler olmak üzere, birkaç başlık altında ifade etmek mümkündür.
Özellikle, 1990'lı yıllardan günümüze doğru gelindiğinde, belirli bir frekans
dahilinde nitelendirebileceğimiz krizler, ülkemiz ekonomisini abluka altına
almıştır. İçborçlanmanın sürdürülemez boyuta ulaşması ve malî sistemdeki
bozuklukları, krize neden olan faktörler olarak özetleyebiliriz. Yani, kamu
kesiminin sağlıklı kaynaklara yönelmek yerine borçla finanse edilmesi, malî
kaynakların çok büyük oranda devlet tarafından kullanılmasının yanı sıra, reel
olarak faizlerin aşırı şekilde yükselmesi sonucunu beraberinde getirmiştir.
Neticede, ekonominin ve ülke bütçemizin olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. 18 Nisan seçimlerinden sonra kurulan hükümetimiz,
enflasyonu ortadan kaldırmaya yönelecek para ve maliye politikaları
uygulamasıyla, iç ve dış ekonomik çevrelerde, güven vermiştir. Alınan önlemler
sayesinde, faizler düşmeye, borsada ise işlemler artmaya başlamıştı. Hedef,
kapsamlı bir ekonomik programla, üç yılın sonunda enflasyonu tek haneli
rakamlara indirmek, reel faizi aşağıya çekmek ve sürdürülebilir bir ekonomik
büyüme olarak belirlenmişti. 2000 yılının ilk uygulamaları da, izlenilen malî
politikaların geleceği açısından umut verici olarak değerlendiriliyordu. Bütün
bu olumlu gelişmeler ışığında, ülkemiz, çağı yakalama ve aşma doğrultusunda,
dünya standartlarında üreten, gelirini adil paylaştıran, küresel düzeyde etkili
bir dünya devleti olma yolunda ilerlemeye başlamıştı; ancak, Kasım 2000 ve
Şubat 2001'e gelindiğinde, bir kriz ortamıyla karşılaşılmıştır. Finansman
krizine bağlı olarak, faizler yükselmiş, reel sektör etkilenmiş; talepteki
daralmaya bağlı olarak, firmalar sıkıntılı bir döneme girmişlerdir. Değerli milletvekilleri, ülkemizin bu noktaya
gelmesinde, gerekli kaynak tahsisi yapılmadan seçim rüşveti olarak genişlemeci
politikalarla yıllarca yönetilmeye çalışılmasının, iç ve dış kaynakların
üretime yönlendirilmesi yerine rantiyecilere peşkeş çekilmesinin rolü çok
büyüktür. Ülkemiz bütçesinin önemli bir bölümü, geçmişten katlanarak artan ve
günümüze ulaşan borçların faizlerine gitmektedir. Yaşadığımız ekonomik kriz, programın gözden
geçirilmesini, ekonomiyi normal işleyişine döndürmek, kamu maliyesinin sağlıklı
bir yapıya kavuşturulmasını, enflasyonla mücadeleyi ve sağlıklı büyümeyi
sağlamak yönünden yeni bir ekonomik programın uygulanılmasını kaçınılmaz hale
getirmiştir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Genel Kurulun yoğun
çalışmalarıyla, bu kapsamda yeni birtakım yasal düzenlemeler
gerçekleştirilmiştir. Biz, ülke olarak, rant ekonomisinden üretim ekonomisine
geçişi gerçekleştirmek zorundayız. Sadece parasıyla para kazanan değil, üreten,
ürettiğini işleyen bir ekonomik ortam oluşturmalıyız. Bunun için de,
ülkemizdeki menfaat gruplarının beslendikleri muslukları kapatarak, ekonomiyi
tam manasıyla kayıt altına almalıyız. Sosyal devlet anlayışının beraberinde getirdiği, ortaya
çıkan gereksinimlerin karşılanmasına yönelik olarak, kamu bankaları tarafından,
çiftçilerimize, esnaf ve sanatkârlarımıza kullandırılan kredilerden kaynaklanan
farklar, görev zararı olarak kabul ediliyordu. Genel Kurulda görüşülecek olan
ek tasarıyla istenilen ödenekle, bankacılık sektörümüzün sağlıklı bir yapıya
kavuşturulmasının ve görev zararlarının tasfiyesinin hedeflendiği açıkça
görülmektedir. 710 sıra sayılı ek ödenek tasarısına göz atıldığında,
bu tasarıyla, 2001 Malî Yılı Bütçesine 30 katrilyon lira civarında bir ödenek
eklenmesi düşünülmektedir. Bu ek yükle, yaşanan olumsuzlukların getirdiği
koşulların bütçe kapsamına alınması sağlanmış olacaktır. Yine, ek tasarıya
bakıldığında, en büyük payın faiz ödemelerine ayrıldığı göze çarpmaktadır. Değerli milletvekilleri, küreselleşen bir dünyada,
ulusal ve uluslararası rekabet ortamının belirlediği özgün koşullar altında
şekillenen ekonominin saydam bir yapıda oluşmasının sağlanılması, kaçınılmaz
bir gerçek ve zorunluluktur. İfade ettiğim gibi, rantiyeci kesime dur
denilmelidir. Nitekim, ülkemizde, enflasyonist ortamda gelişip serpilen çıkar
gruplarının ülkemizin geleceğine taş koyarak engel olmaya çalıştıkları,
yaşadığımız ara dönemde kendini açıkça göstermiştir. Ülkemizin geleceği için,
kararlı ve tutarlı hareket etmek önem
arz eder. İçinden geçtiğimiz bu ara dönemde, görev ve sorumluluk bilinciyle,
ekonomimizi zora sokmadan, olumsuzluk ortamından elbirliğiyle çıkmalıyız.
Akılcı önlem ve politikalarla, işçimize, esnafımıza, memurumuza ve
çiftçilerimize gereken destek verilmelidir. Bütün bu uygulamalarda ekonominin evrensel kuralları
gözardı edilmemelidir. Yerel ve bölgesel potansiyellere dayanan, akılcı,
katılımcı, tabandan başlayan bir kalkınma hedeflenmelidir. Üretim, yatırım ve
ihracata yönelmek, büyüme, refah artışı, işsizlik ve diğer sorunlara çözümler
getirmek için gerekli olan yapısal düzenlemeler yapılmalıdır. Değerli milletvekilleri, ülkemizin nüfusunun önemli bir
kısmını oluşturan tarım sektörümüzün sorunları ivedilikle çözümlenmelidir.
Çiftçilerimiz, ürün verimi ve kalitesi yüksek tarımsal faaliyetlere
özendirilerek, hayvancılığa gereken önem verilmelidir. 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması her
yönüyle gözden geçirilmeli, ülkemizdeki üreticilerimiz tarafından yetiştirilen
tarımsal ürünlerin "sınır ticareti" adı altında ülkemize girmesi
önlenmelidir; çünkü, 1995 yılından önce Avrupa Birliği ülkelerinden tarımsal
ürün ithalatı rakamlarının Gümrük Birliği Anlaşmasından sonra 2 kat artması,
çiftçilerimizde gelir kaybına neden olmuştur. İhtiyacımız olan tarımsal
ürünlere ve küçük çiftçilerimize, gerçekçi ve bilinçli destekleme yapılmalıdır.
Faiz ve döviz kurunun istikrara kavuşturulmasıyla,
makro ekonomik dengeler sağlıklı bir hale getirilmelidir. Dalgalı kur sistemi
bir avantaj olarak değerlendirilerek, turizm ve dışsatım gelirlerinden azamî
ölçüde yararlanmanın yolları aranmalıdır. Yabancı sermayeyi ülkemize getirecek
ve yatırımları artıracak ortam sağlanmalıdır. Kamu maliyesinde harcamaların çok sıkı bir şekilde
kontrol altına alınması gerekliliğinin yanı sıra, gelir artırıcı önlemler
alınmalıdır. Günümüzün değişen ve gelişen koşullarına cevap vermede
yetersiz kalan, tüm kamu kurum ve kuruluşlarını kapsamayan 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralel bir
şekilde düzenlenmelidir. Güçlü ekonomiye geçiş programı ve IMF'ye verilen
taahhüt mektubu, hükümeti oluşturan iktidar partilerimizin siyasî sorumluluğunu
taşımaktadır. Uyum içerisinde çalışmalar sürdüren hükümetimizin, enflasyon
sorununu kalıcı bir şekilde çözerek, kamu dengesini sağlıklı bir yapıya
kavuşturarak, ülkemiz ekonomisinin istikrarlı bir büyüme ortamına girmesini
sağlayacağı inancını taşımaktayım. Sözlerimi tamamlarken, içinde bulunduğumuz yaz
mevsiminde sıcaklıkların anormal bir derecede artmış olması ve büyük çaplı
yangınlara sebebiyet vermesi açısından dikkat çekmek istiyorum. Bir iki gün
önce, Edirne İlimizin Tayakadın Köyünün kırsal alanında, yaklaşık 1 500 dönüm
buğday ekili tarla yanmış, ekonomik sıkıntı çeken çiftçilerimiz zor durumda
kalmışlardır. Bu nedenledir ki, özellikle, karayollarında seyahat eden
sürücülerimiz başta olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın son derece dikkatli
olmaları gerekmektedir. Sürücülerimiz, sönmemiş sigara izmaritlerini
gelişigüzel yerlere atıp, yangına sebep olmasınlar. Neticede, yanan, bu ülkenin
millî servetidir. Bu yüzden, hepimiz çok dikkatli davranmalıyız. Ekbütçenin ülkemize hayırlı olmasını diler, bu duygu ve
düşüncelerle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (DSP, MHP ve ANAP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Şimşek, teşekkür ederim efendim. Efendim, şimdi, söz sırası, Erzurum Milletvekili Aslan
Polat'ta. (FP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Polat. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Şimdi, burada, biraz önce, iktidar partisine mensup bir
milletvekili arkadaşımız bir konuşma yaptı; ben, gerçekten şaşırdım. "Biz,
rantiyeye para vermemeliyiz, rantiye ekonomisi uygulamıyoruz, uygulamayacağız"
diyor. 30 katrilyon 80 trilyon lirayla bütçe yapıyorlar, bir saat sonra bütçe
30 katrilyon 640 trilyon liraya çıkıyor, o bütçenin içerisinden 24,5 katrilyon
lirasını bu hükümet faize veriyor ve hâlâ, bunlar rantiye uygulamıyorlar... Ben
bunu anlayamadım; yani gerçekten anlayamadım. Sayın milletvekilleri, şimdi, tekrar, şunu söyleyeyim:
Siz, evvela, 48 katrilyon liralık bir bütçe getirdiniz. Getirdikten dört ay
sonra bu bütçenin olmayacağı anlaşıldı, yüzde 62 civarında artırdınız, "30
katrilyon 80 trilyon lira artırıyoruz" dediniz ve 30 katrilyon 80 trilyon
lira artırarak getirdiğiniz bu bütçe, Plan ve Bütçe Komisyonunda, iki saatte, o
bile yetmedi -aynı 1944'teki Alman Markına benzedi- saat başı artmaya başladı,
hemen oradan 600 trilyon daha getirdiniz ve 30 katrilyon 640 trilyon liralık
bir ekbütçe getirdiniz. Peki, bu getirdiğinizi neyle karşılayacağız dediğimiz
zaman "5 katrilyon lira kadarını vergilerden karşılayacağız, vergileri
artıracağız" dediniz. Gerisi?.. BAŞKAN - Gerisi, Allah kerim. ASLAN POLAT (Devamla) - Gerisi açık. Sayın Kemal Derviş yurt dışında çok önemli bir açıklama
yaptı, "biz bu bütçe açıklarımızı kapatacağız" dedi. Nasıl
kapatacaksınız?.. "Boğaz Köprüsünden geçenlere zam yapacağız." Sayın milletvekilleri, bakın, ciddî söylüyorum.
Biliyorsunuz, Anadolu'da bir efsane vardır. Bir zamanlar, Deli Dumrul, bir
köprü yapmış; köprüden geçenlerden 1, geçmeyenlerden 2 akçe para alarak borç
kapatmaya çalışmış. Şimdi, siz de aynen, Deli Dumrul gibi, Boğaz Köprüsünden
geçenlerden alınan parayla 30 katrilyon liralık bütçe açığını kapatmayı
düşünüyorsanız, üstünüze gülerler; bakın, samimî söylüyorum, size gülerler.
Biraz daha ciddî olun. Yani, bu ekbütçeyi, siz, Boğaziçi Köprüsünden mi
kapatacaksınız?! BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Boğaz Köprüsünden
sana ne; sen İspir Köprüsünden bahset. ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bakın,
biraz önce, burada, arkadaşımız "rantiyeci yerine reel sektöre para
vermeliyiz" dedi. Peki getirdiğiniz bütçe... BAŞKAN - Sayın Polat, bir dakika... Sayın Öztürk, niye karışıyorsunuz?! Buyurun. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan,
İstanbul'a sataşma var, Boğaz köprüsünden bahsetti. BAŞKAN- Canım, Zap Suyunu söyledi, İstanbul'u
söylemedi. Buyurun Sayın Polat. ASLAN POLAT (Devamla)- Sayın milletvekilleri, sizin,
bizzat, Hazineden sorumlu Devlet Bakanınız dedi ki: "Bu açıkları kapatmak
için otoyollara ve köprüye zam yapacağım." Başka bir şey söylemedi. Sizin
MHP'li Bayındırlık Bakanınız da "doğrudur, yapın" dedi. Ben de, bu 30
katrilyon 80 trilyonluk parayı, siz, Boğaz Köprüsünden geçen insanlardan
alacağınız parayla, otoyola yapacağınız zamla karşılamayı düşünüyorsanız,
Anadolu insanı üstünüze güler diyorum. Bu kadar basit. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul)- Sayın Polat... ASLAN POLAT (Devamla)- Şimdi, dinle beni, dinle de anla
ne dediğimi. Siz, bu getirdiğiniz ekbütçede, faize 24,5 katrilyon
para ayırırken, sadece ve sadece, dalga geçer gibi, 75 trilyon lirasını
çiftçiye veriyorsunuz ve yatırıma 280 trilyon lira para ayırıyorsunuz. Yahu,
hakikaten, insan üstünüze güler. Yani, hem rant ekonomisinden, reel ekonomiden
bahsedeceksin, hem de tutacaksın, tarıma 75 trilyon, yatırıma 280 trilyon,
faize 24,5 katrilyon diyeceksin. Öyle bir bütçe yapıyorsunuz ki, bütçenin açığı
30 katrilyon 800 trilyon; yani, getirdiğiniz ekbütçeden de fazla açığı var, ne
olduğu belli olmayan bir şey var ve siz, buna "bütçe" diyorsunuz. Sayın milletvekilleri, samimi olarak konuşuyorum.
İlkokulda okuyan çocuğa bu bütçeyi götürseniz, sınıfta bırakır, o bile böyle
bütçe olmaz der. Gidip bir bakkala, sen bir bütçe yaptın, bütçeyi 48 katrilyon
yaptın, iki ay sonra 78 katrilyona çıktı, bunun 30 katrilyonu açık dediğin
zaman, vallahi, o bakkal üstünüze güler. Böyle hesap olmaz, böyle bütçe olmaz. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul)- Sınıfını geçen geçti. ASLAN POLAT (Devamla)- Sen, öyle gelseydin o okula,
bak, orada 1'den 2'ye geçemezdin matematikten ve zaten, yüksek matematik
okumadığın belli oluyor senin. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul)- Sınıfını geçen geçti. ASLAN POLAT (Devamla)- Şimdi, bak, dinle beni, dinle! Sekiz yıllık eğitimde sizin bu iktidar kanadını hep
geçirmek lazım, sekiz yıllık eğitimde matematikten geçmeniz lazım. Böyle
matematik, böyle hesap olmaz; vallahi de olmaz, billahi de olmaz! Bu ne
yaptığınız hesap yahu! Böyle bütçe mi olur yahu! BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul)- Sayın Polat... ASLAN POLAT (Devamla)- Şimdi, dinle beni, dinle; laf
atmayı bırak. BAŞKAN- Karşılıklı konuşmayın efendim. Hatibi rahat
bırakın. Allah Allah!.. ASLAN POLAT (Devamla)- Siz, burada vergi gelirlerini
nasıl artıracaksınız? Bakın şimdi sayın milletvekilleri, bu hükümetin... En
büyük burada yakalandınız. Getirdiğiniz bu vergiler için "bütçede 5
katrilyon lira kadar artış yapacak" dediniz. Nerede yapacaksınız diye
baktık rakamlarınıza. Gelir Vergisini de 1 katrilyon filan artıracağız
demişsiniz. Gelir Vergisini kim öder; Gelir Vergisini ödeyenler, herkes de
biliyor ki, fakir fukara, işçi, memur, bordro mahkûmları; yani, bordrodan maaş
alan memur, işçi, emeklilerdir. Onlara da, Gelir Vergisinde, tutmuşsunuz,
burada bir miktar artış yapmışsınız. Ne kadar; 1 katrilyon 502 trilyon lira
demişsiniz. Peki, ondan sonra nerede artış istemişsiniz; dahilde alınan
KDV'lerde; yani, herkesin yaptığı alışverişlerden 802 trilyon lira artıracağız
demişsiniz. Akaryakıt Tüketim Vergisinden 1 katrilyon 253 trilyon demişsiniz.
Fakat, bütün bunlara rağmen, ithalde alınan KDV'den de 1 katrilyon 408 trilyon
demişsiniz. Şimdi, bakın, tekrar söylüyorum. Vatandaşın bakkaldan
alışveriş ettiği KDV'de artış yapacağız demişsiniz. Otobüse binmişse, kamyona
binmişse, onun Akaryakıt Tüketim Vergisini artıracağız demişsiniz. İşçiden ve
memurdan alınan Gelir Vergisini artıracağız demişsiniz; ama, siz, bu vergide,
yalnız -ne yapmışsınız biliyor musunuz- kurumlardan olarak alınan vergiyi
azaltmışsınız, 836 trilyon azaltmışsınız. Yani, sanayicilerin, büyük
işadamlarının vereceği Kurumlar Vergisini... Kim öder Kurumlar Vergisini? Bunu,
esnaf, bakkal çakkal ödemez. Kurumlar Vergisini azalt; niye; çünkü, onlardan para
alamayacağız demişsiniz. Şimdi, sadece parayı kimden alırsınız... Bir şey daha
var, daha da büyüğü var burada. Sayın milletvekilleri, düşünebiliyor musunuz, temmuz
ayında memura yüzde 5 zam yapacağım diye Gelir Vergisinden 1,5 katrilyon almayı
düşünüyorsun. Bakın, dikkat edin lafıma. 24,5 katrilyon faiz ödediğiniz
faizcilerden yalnız -DSP milletvekillerine söylüyorum- 50 trilyon vergi
alacağınızı düşünüyorsunuz. Ek verginiz 50 trilyon... 24,5 katrilyon faiz
vereceksiniz bu ekbütçede; fakat, o 24,5 katrilyon faiz verdiğiniz kesimden
beklediğiniz faiz artışı, sadece 40 trilyon. Sizin insafınız, sizin adalet
anlayışınız da burada görülüyor yani. (MHP ve DSP sıralarından gürültüler) Ben rakamlarla konuşuyorum; gel, sen de rakamla cevap
ver; yanlış diyorsam cevap ver. DSP'liler, size diyorum; yanlış söylüyorsam,
gelin, cevap verin; hanginiz veriyorsa o cevap versin. Öyle lafla yok.
Getirdiğiniz bu bütçeyi Türkiye'de kimse getiremezdi; böyle bütçe olmaz! Şimdi, bakın, ben, Refah Partisine oy vermiştim; doğrudur.
O partinin milletvekiliydim ve gurur duyuyorum. O parti, o Refahyol döneminde,
bütçe içerisindeki faiz 1996 yılında bütçenin yüzde 38'iyken, bir senede yüzde
28'e düşürdü. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Vay be!.. ASLAN POLAT (Devamla) - Evet efendim. Siz de, şimdi,
yüzde 52'ye çıkardınız ve dahasını söylüyorum: Siz, bu bütçeyle, şu
getirdiğiniz bütçeyle, topladığınız verginin yüzde 111'ini faize ödüyorsunuz;
ama, benim içinde olduğum hükümet döneminde, bu., yüzde 45'ti. Siz, dört
senede, o Refahyol döneminde bütçe içerisindeki faizi azaltan hükümetin yerine,
topladığınız tüm parayı vergiye veren bir hükümet meydana getirdiniz. Sizin
yaptığınız bu işte. Bakın sayın milletvekilleri, size, bir de bir şey
söyleyeceğim; bu yaptığınız olayların yanlışlığını söyleyeceğim. Şimdi, siz,
döneminizde, işçinin, memurun, esnafın tümünün paralarını azalttınız ve bir şey
daha yaptınız; bunu da söyleyeceğim. 985 trilyon lira tarım desteği yapacağız
demişsiniz; bugüne kadar, tütün desteğine 1 kuruş ödediğiniz yok, doğrudan
gelir desteğine 1 kuruş para ödediğiniz yok; ama, faiz dediğiniz zaman, para
var. Ödeneğini bile koyduğunuz parayı köylüye ödememişsiniz. Size bir şey daha söyleyeyim. Bakın, burada, bir
söyleşi var; bunu çok ilginç gördüm. Bir profesör var; Oktay Yenal diye bir
profesör... Çok ilginç bir laf demiş Güngör Uras'a. Bunu, siz de dinleyin;
sonra başınıza iş açar; onun için söylüyorum. Güngör Uras sormuş profesöre;
Oktay Yenal'a diyor ki: "Türkiye'ye IMF'nin gönderdiği temsilciler, sadece
yürütme sahasında değil, yasama... Tasarı hazırlayıp Türkiye Büyük Millet
Meclisinden geçiriyorlar. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?" Şu kısmı çok ilginç
ve çok acı bir şey; diyor ki: "Bazı çevrelerde yaygınlaşan manda
zihniyetli küresel tanımı; yani, küreselleşen dünya ekonomisinde, dış kurum ve
ülkelere bağımlı olma zorunluluğu tezinin tutar tarafı yok. Dünyadaki onurlu
ülkelerden hiçbiri, Türkiye'de olduğu kadar, yabancıların iç işlerine
karışmasına müsaade etmez. İçine düştüğümüz bu onur kırıcı durumu
küreselleşmenin kaçınılmaz gereği gibi gösterilme çabaları, gerçekten uzaktır
ve ülkemiz aydınları için 1920 mandacıları kadar talihsizliktir." Peki,
1920 mandacıları ne oldu; Atatürk cumhuriyeti ilan ettikten sonra, onları,
tuttu, Türkiye dışına sürdü. Siz de, korkuyorum ki, bir gün o akıbete
uğrarsınız, bu sıralarda oturamazsınız. Bakın, onu size söylüyorum. Ben
demiyorum; bu zihniyetin sonu bu, gidiş bu. Kötü gidiştesiniz. Siz, bu getirdiğiniz tasarılarla, bu yaptığınız
zihniyetlerle, işçinin, memurun, emeklinin bütün maaşlarını reel olarak
azalttınız; yüzde 17'ye kadar asgarî ücrette azalttınız, yüzde 11 civarında
memurlarda azalttınız, yüzde 5 veya 6 işçi kesiminde azalttınız; reel
ücretlerde azalttınız. İşte, esas irtica buna derler. Siz, irticayı bundan
yaptınız; Türk Halkını geri götürdünüz. Biz, fert başına gayri safî millî
hasılayı size 3 026 dolar olarak teslim ettik; şu anda siz bunu 2 500 dolara
düşürdünüz. Türk Milletinin istikbalini kararttınız ve bu zihniyetle, bu
yaptıklarınızla, Türkiye'yi, IMF'nin, böyle, emrinden çıkamayacak duruma
getirdiniz. İşte "tütün yasası" diyor, dayatıyor, mecburî kabul ediyorsunuz;
"şeker pancarı"diyor, dayatıyor; yapıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz
bunlarla; ekim alanlarını... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Hepsini yanlış
söylüyorsunuz. (DSP sıralarından gürültüler) ASLAN POLAT (Devamla)- Dediklerimden bir tanesinde
yanlış varsa, gel burada cevap ver; hangisi yanlışsa, gel burada cevap ver.
Tütün Yasasıyla, 100 000 hektar ekim alanını azaltıyor musun azalmıyor musun;
pancarda 100 000 hektar alanı azaltıyor musun azaltmıyor musun; fındıkta 100
000 hektar alanı azaltıyor musun azaltmıyor musun; gel, sen bana bunun cevabını
ver. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Hepsini yanlış
söylüyorsunuz. ASLAN POLAT (Devamla)- Siz, şekerpancarında da, tütünde
de çiftçinin ekim alanlarını azaltıyorsunuz, ondan sonra gelip oradan laf
atıyorsunuz, laf atmayla olmaz. BAŞKAN - Sayın Karahan... ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bu getirdiğiniz
ek bütçe, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tamamıyla en talihsiz bütçesidir.
Tamamen faizlere bağladınız ve dışborcumuz şu anda 120 milyar dolar; 10 milyar
dolar daha alırsanız, sene sonunda bunu 130 milyar dolara çıkarıyorsunuz.
İçborcumuzu nisan ayı sonunda 59 katrilyona getirdiniz... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Hepsi yanlış... BAŞKAN - Sayın Karahan, bırakın söylesin efendim... ASLAN POLAT (Devamla)- "Refahyol" dediğiniz,
size, bunu 4 katrilyon olarak teslim
etmişti, siz 59 katrilyona çıkardınız. Dışborcu 80 milyar dolar olarak
vermiştik; şimdi 114, sene sonunda 130 milyar dolara çıkarıyorsunuz. Yapmış olduğunuz bu tasarılarla, en büyük gerici
sizsiniz, en büyük mürteci de sizsiniz; Türkiye'nin ufkunu da siz daralttınız. Hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından
"Bravo"sesleri, alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Polat Sayın Bakan, buyurun efendim. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir)- Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2001 Yılı Bütçe Kanununa İlişkin Ek Ödenek Kanun
Tasarısı huzurlarınızdadır.Hükümet, Yüce Meclisten 30 katrilyon civarında ilave
eködenek talep etmektedir. Bu tasarının görüşülmesi sırasında, değerli
arkadaşlarımızın görüşlerinden dolayı, kendilerine teşekkür ederiz; gerçekten,
faydalanabileceğimiz önemli katkıları olmuştur. Bilindiği üzere, 2001 yılı bütçesi, uygulamaya konulan
üç yıllık enflasyonla mücadele programının ilk dilimi olan 2000 yılında
ekonominin göstergelerinde yaşanan olumlu gelişmelere dayanarak ve doğal
olarak, 2000 yılı sonu koşulları dikkate alınarak hazırlanmıştı; çeşitli
vesilelerle bu kürsüden görüştük, 2001 yılı bütçesinin müzakereleri sırasında. 2000 yılında fevkalade olumlu gelişmeler yaşadık. Faiz
ile vergi ilişkisine baktığımızda -biraz evvel Sayın Ayhan da bu rakamlara
değindi- 1999 yılında ve 2000 yılında faizlerin büyüklüğü, vergi gelirlerinin
içerisinde bir hayli fazlaydı ve 2000 yılında, her 100 lira verginin 78 liralık
bölümü faize gitmişti; ama, halen yürürlükte olan, bugün yürürlükte olan 2001
yılı bütçesinde faizlere ayrılan pay, vergi gelirlerinin yüzde 52'sine tekabül
eder, öyle hazırlamıştık; çünkü, 2000 yılının rakamları, öyle bir rasyoyu, öyle
bir oranı gerektiriyordu. Ayrıca, bütçe açığı, 2000 yılında yüzde 11 civarında
iken, 2001 bütçesinde, yani, halen yürürlükte olan 2001 bütçesinde 3,4'e
çekilmişti. 2000 yılında gayri safî millî hâsılanın içerisinde yüzde 11'lik bir
ağırlığa sahip olan faiz yükü, 2000 yılı bütçesinde yüzde 16'ya tekabül
ediyordu; faizlerin gayri safî millî hâsıla içindeki payı, 2001 bütçesinde,
halen yürürlükte olan bütçede yüzde 10'lar civarındadır; ancak, bunları böyle
götürme imkânı olmadı. Bildiğiniz gibi, dalgalanmayla, kasım, özellikle şubat
dalgalanmasıyla, yeni makro denge ortaya çıktı. Hiç kuşkunuz olmasın, eğer,
şubat dalgalanması olmasaydı, bugün, bir eködenek kanun tasarısıyla huzurunuza
gelmezdik. Ne zaman ki, 2000 yılında bir eködenek kanun tasarıyla karşınıza
gelmedik, 1999 yılında da gelmedik; ama, bir dalgalanma neticesinde, kur
yükseldi, enflasyon yükseldi, haliyle bir eködenek kanun tasarısıyla huzurunuza
gelme durumunda kaldık. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gelinen bu noktada, hükümet, bir yandan
ekonomiyi normal işleyişine döndürmek, diğer yandan kamu maliyesini sağlıklı
bir yapıya kavuşturarak enflasyonu yenmek ve büyümeyi sağlamak amacıyla yeni bir
ekonomik program hazırlayarak uygulamaya koymuştur. Yüce Meclisten istenilen,
bugün huzurlarınızda olan tasarıyla istenilen ödeneğin önemli bir bölümü,
bankacılık sisteminin, özellikle kamu ve fon bankalarının sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasına
dönük uygulamaların ortaya çıkardığı ihtiyacın karşılığıdır. Bankacılık
sektörünün sağlıklı olmadığı bir ortamda ekonominin normal işleyişine sahip
olamayacağı, son kasım ve şubat dalgalanmalarıyla, çok açık bir şekilde ortaya
çıkmıştır. Dolayısıyla, bankacılık sektörünün sağlıklı bir hale kavuşturulması,
güçlendirilmesinde zorunluluk vardır; işte şimdi bu yapılmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclise
sunulan kanun tasarısıyla, 2001 yılı bütçesine 30 katrilyon 80 trilyon lira
tutarında ödenek eklenmesi talep edilmiştir; bu talep, Plan ve Bütçe
Komisyonumuzda bir miktar daha artırılmış, 560 trilyon lira ilave edilerek Yüce
Genel Kurula gelmiş bulunmaktadır. Kanun tasarısından da görüleceği üzere,
talep edilen ödeneğin içinde en büyük pay, 24,6 katrilyon lirayla faiz
ödemelerine ayrılmıştır. Bu amaçla tefrik edilmiş ödenekler hakkında Yüce
Kurulunuza izninizle kısaca bilgi sunmak istiyorum. Bilindiği üzere, hükümet, malî sektörün, bankacılık
sektörünün ve özellikle kamu bankalarının yapısal sorunlarının çözümü için bir
dizi köklü önlemler almıştır. Nitekim, bütçe kanununda değişikliği öngören 12
maddelik bir kanun, kısa bir süre önce Yüce Meclisimizden çıkmıştır. Faiz ödeneğinin 3,3 katrilyon liralık kısmı kamu ve fon
bankalarında daha önce verilen tahvillerin yenileriyle değiştirilmesi sonucu,
söz konusu kâğıtların o güne kadar işleyen faiz giderleri; 8,4 katrilyon
lirası, kamu bankalarının görev zararlarının tasfiyesine yönelik işlemleri; 5,6
katrilyon lirası, fon bankalarının malî yapılarını düzeltmek için ihraç edilen
devlet içborçlanma senetlerinden kaynaklanan faizleri; 6 katrilyon lirası da,
şubat 2001 krizi sonrasında yükselen faiz hadleri ve piyasa koşulları
çerçevesinde kısa vadeli borçlanmaya ağırlık verilmesi nedeniyle 2001 yılı
bütçesine gelen ilave faiz giderleri karşılığını oluşturmaktadır. Görüldüğü üzere, kanun tasarısıyla talep olunan 24,6
katrilyon liranın 17,3 katrilyon lirası, bütçenin finansmanına dönük -değerli
milletvekilleri, bu konulara dikkatinizi çekmek istiyorum- borçlanmanın
yarattığı faiz giderleriyle aynı nitelikte değildir. Bu ihtiyaç, bankalar
sistemini sağlıksız bir yapıya dönüştüren -bugünün meselesi olmayan, dünün de
meselesi olmayan- yılların birikimi görev zararlarının tasfiyesi ile kamu ve
fon bankalarının içine düştükleri likidite sıkıntılarını giderecek işlerden
kaynaklanmaktadır. Bankalar sistemindeki durum için, hangi arkadaşımız, bugünün
sorunudur, bir yılın sorunudur diye iddia edebilir?! Eğer, biz, 17,3 katrilyonu bütçeye koymayıp, kamu
bankalarının görev zararları, kamu bankalarının finansman yapıları, fon
bankalarındaki durum böyle devam etsin, ne olur bakalım, bir daha dalgalanma
olmaz deseydik, 24 yerine 6 veya 7 katrilyonla
gelirdik; ama, o zaman, bankalardaki sağlıksız durum devam edecekti, görev
zararları devam edecekti. Bir ekonomi, her şeyden evvel bankalar sistemini
güçlü hale getirmek mecburiyetinde. Eğer bankalar sistemi güçlü hale gelmezse,
ekonomi birtakım problemlerle karşılaşır. Dolayısıyla, 17,3 katrilyonluk
ödeneği ayrı mütalaa etmek lazım. Bu, Türkiye'nin ekonomik sistemindeki
bankalar sistemini sağlıklı hale getirmek için konulmuş bir ödenektir. Bu,
diğerleri gibi, bütçenin finansmanı için borçlanmanın faizi değildir. Sağlıklı
bir yapıya kavuşmak... Efendim, böyle dursun... Dursun; o kadar az öderdik;
ama, ileride riskler devam ederdi. O bakımdan, onu karşılamak için konulan bir
miktardır. Gayet açık, tek tek rakamları söyledik. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Bakanım, Bankalar
Yasasını siz getirdiniz, geçirdiniz, o zaman düşünseydiniz bunu. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (Devamla) - Oluşan yeni makro
hedefler muvacehesinde, istenilen ödeneğin, toplam 5 katrilyon 373 trilyon
liralık bölümünün vergi gelirleriyle sağlanması öngörülmüştür; geri kalan kısmı
ise, net borçlanma hâsılatından karşılanacaktır. Böylece, 2001 yılı için başlangıçta öngördüğümüz 5,2
katrilyon liralık bütçe açığının, 24,5 katrilyon liralık bir artışla, yıl
sonunda 29,7 katrilyon liraya çıkması beklenmektedir. Tabiî, bunu daha azaltma
gayreti içerisinde olacağız -harcamalarda mümkün olduğu kadar tasarruflu
hareket edeceğiz, her kuruş mutlaka yerli yerine gidecek, o zihniyetle hareket
edilecek; vergi gelirlerimizi, vergi tabanını genişleterek, kayıtdışıyla
mücadele ederek artırmaya çalışacağız- ama, bugün için, kâğıt üzerinde, bu
kadarlık bir açık beklenmektedir. 2001 yılı bütçesinin faiz dışı fazla hedefi ise, 11
katrilyon 568 trilyon lirayla gayri safî millî hâsılamızın yüzde 6,3'üne
tekabül etmektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin
sonunda, vergi yüküyle ve vergi tahsilatıyla ilgili çok kısa bir bilgiyi
kamuoyumuza sunmak istiyorum. 2000 yılı içerisinde, vergi gelirleri tahsilatı,
son yılların en yüksek düzeyine çıkmıştır. Vergi tahsilatının çok daha anlamlı
bir halde ifade edilebilmesi için, vergi yükü ölçüsünü kullanmamız lazım. 2000
yılında, vergi yükü yüzde 20,7 olmuştur. Bu, 1997 yılında yüzde 16 idi, 1996'da
da yüzde 15 civarındaydı. Dolayısıyla, son iki yıl içerisinde, vergi
hâsılatında ciddî artışlar meydana gelmiştir ve 2001 yılının ilk dört aylık
neticeleri de, hedeflerimizin üzerinde bir vergi artışını göstermektedir.
Tabiî, vergide en fazla üzerinde durduğumuz, önümüzdeki günlerde de duracağımız
hususlar, kayıtdışıyla mücadele, vergi tabanını genişletme ve ekonomiye karşı
duyarlı bir vergi sistemi; çünkü, ekonominin canlı olması lazım. Biz, vergide,
vergi likiditesini, fiskalini düşünmekten çok, ekonomi canlı olsun ki, vergi
alınsın amacındayız; ama, vergi tabanını genişletmek, vergi adaletini sağlamak
bakımından, kayıtdışıyla mücadele ve işlemleri kayıt içerisine alma en büyük
hedefimizdir. Vergi idarelerini etkin hale getirmek ve vergi bürokrasisini
azaltmak, vergi idaremizin temel beklentileri olacak. Uygulamakta olduğumuz program, Türkiye'yi çağdaş
dünyayla mücadele edecek hale getirecektir. Sadece kamu maliyesi ve enflasyonu
indirmek Türkiye'nin hedefleri olamaz; Türkiye'nin hedefi, çağdaş dünyayla
mücadele edebilmek. Evet, birtakım sıkıntılarımız var, bugün böyle bir
sıkıntıyla karşı karşıyayız; ama, aşılmayacak sıkıntılar değil. Biz aşacağız;
biz aşacağımıza göre, hep beraber... Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1999'da ve
2000 yılında, muhalefeti ve iktidarıyla, fevkalade bir anlayış, beraberlik
içerisinde, ülke sorunlarına karşı duyarlı hareket etmiştir, bir hayli kanun
çıkarmıştır, gece gündüz çalışmıştır; yine aynı anlayış içerisindedir. Bu ülke
hepimizin; birlikte götüreceğiz. Türkiye, sade kendi rakamlarını, parametrelerini
iyileştirmekle yetinemez; hem kendi durumumuzu iyi hale getireceğiz hem de
gelişmiş ülkelerle aramızda olan mesafeyi daraltacağız. Türkiye'nin büyük hedefleri vardır. O bakımdan,
programı, aynen, titizlikle, kararlılıkla uygulayacağız ve yapısal
değişiklikleri etkin bir şekilde uygulamadaki etkinlikle ve takvime bağlı
olarak uygulayacağız; takvimsiz hiçbir şey yürütülemez; mutlaka, takvime bağlı
olacak. Türkiye, her kuruşunun ve her saniyesinin hesabını
yaparak gidecektir ve kendisine hedef seçtiği sonuçlara da ulaşacaktır.
Sorunlar karşısında asla yılmamak lazım; yılınacak sorunlar da değildir.
Türkiye, on onbeş sene önce, bugün hedeflediğimiz parametrelere ve ölçülere
zaten sahipti; yine, o ölçülere geleceğiz. Bu ek bütçe konusunda değerli arkadaşlarımın gösterdiği
ilgiye tekrar teşekkür ediyorum. Ekbütçe Kanun Tasarısının ülkemize ve
milletimize hayırlı olması dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. Efendim, son söz milletvekilinin. Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın, buyurun. (DYP sıralarından
alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisinin son dört
yıl içinde kronik seviyede enflasyon ve derin bir krizin içerisinde yaşadığının
belirtisi ve tespiti olarak, 2001 malî yılı bütçesinin, ilk defa, 70-80 yıldır
ilk defa, yılı içerisinde ve yılının ilk altı ayı içerisinde ek bir bütçeyle
Büyük Millet Meclisinin huzuruna geldiği bir dönem içerisindeyiz. Hem de bu ek
bütçenin, istikrar programının hazırlandığı ve istikrar programının da, yine,
2000 yılı kasım ayında meydana gelen kriz nedeniyle 2001 yılı bütçe
hedeflerinin tutmayacağı kesin olarak belli olduğu halde, hükümeti oluşturan
partiler ve hükümet, inadına, kriz öncesi hesaplamalarına göre, bütçeyi, bütçe
açığını 5 katrilyon olarak Yüce Meclise getirdi ve bu şekilde bütçe kanunlaşmış
oldu; ancak, ne yazık ki, IMF dayatmalı ve planlı Hazine programının, Merkez
Bankası programının şubat ayı içerisinde, kasım krizinden daha derin, daha
şiddetli bir şekilde ikinci bir krize muhatap olması sonucunda, ülkede, biraz
önce ifade ettiğimiz gibi, bankalara 15 katrilyonluk ilave yük ve devlete de
toplam 30 katrilyon ilave yük gelmek suretiyle, o gün bütçenin tenkitlerini
yapan ve lehinde konuşan arkadaşlarımızı, bilhassa hükümet partilerinin
sözcülerinden birisini, burada, altı ay geçmeden, bu hükümetin programı ve
bütçesi mahcup etti. Konuşmacı arkadaşımız lehte söz aldı; yıllardır yapılmayan
bir husus, rüya, bizim de hükümet olmamızla bu dönemde gerçekleşti; bütçe açığı
5 katrilyon olarak gerçekleşti; bu ne demektir; bu 5 katrilyon bütçe açığı,
gelecekte 1-2 katrilyona inecek; bundan sonra bu milletten toplanan vergiler,
alınan vergiler, bankalara veya muhtelif yerlere faiz olarak ödenmeyecek;
memura, işçiye emeğinin karşılığı verilecek diye seslenişte bulundu; ancak, o
kişi, ülkenin idaresini, ülkenin ekonomisini bilmeyip, afakî konuştuğunu, yine,
aynı partilerin devamı olan hükümetin ve aynı Bakanın, Hazineden sorumlu
Bakanın ve Maliye Bakanının da içinde olduğu, diğer bir ekbütçeyle öyle
olmadığı, açığın sadece 5 katrilyon değil, 30-35 katrilyona vardığı bu
ekbütçeyle kesinleşmiş oluyor. Demek ki, bir yerde oturup konuşmak, bir yerde
duyumları ifade etmek, şu şekilde biz daha iyi idare ediyoruz, bizim olduğumuz
hükümette işçi daha fazla alacak, memur daha fazla alacak, artık, bu ülkede, bu
ülkenin fakirinden fukarasından, esnafından, işçisinden alınan vergi şu veya bu
şekilde faiz ödemelerine gitmeyecek sözü ve tespiti doğru değil. O söz ifade
edildikten sonra, bu Genel Kurulda, daha altı ayı geçmeden ilave 30 katrilyon
ekbütçe, bunun 24 katrilyonu da açıktan finansman şekliyle... Şimdi, Doğru Yol Partisi sözcüsü Sayın Kemal Kabataş
Beyin ifade ettiği gibi, iyi tahminlere göre, 5 katrilyonun vergi gelirlerinden
elde edileceği tahmin edilmektedir; ancak, dört aylık kesinhesap neticelerine
göre, ocak, şubat, mart, nisan ayları kümülatif toplamına göre, tahakkuk eden
vergi 14 katrilyon civarında, tahsil edilen vergi 9 katrilyon civarında. Yine,
bu dört aylık süre zarfında Kurumlar Vergisinde tahakkuk eden vergi 1 katrilyon
200 trilyon lira, tahsil edilen vergi 400 trilyon civarında. Bakınız, Kurumlar Vergisinde tahakkuk eden dört aylık
vergi 1,2 katrilyon, tahsil edilen 400 trilyon. Yine, geçmiş 2000 yılına göre
dört aylık Kurumlar Vergisi tahsilatı 800 trilyon lira; yani, 2001 yılında
tahsil edilen vergi, 2000 yılına göre, yarısı, yüzde 50'si. Peki, siz, bu yıl, nasıl, Gelir ve Kurumlar Vergisinden
ilave bir vergi tahsil edeceksiniz de, bu 5 katrilyon vergi gelirlerine dayalı
bütçe gelirini elde edeceksiniz; bu da hayalîdir; bu da, yine, borçlanma
suretiyle temin edilecektir. Değerli milletvekilleri, bütçeye gelecek olan 24
katrilyon yük, sadece bu, bu yıl içinde tasfiye edilmiş olmuyor; bu yıl 17
katrilyon bunun faiz ödemeleri olacak, gelecek yıl, 2002 yılında, belki de 30
katrilyon, 35 katrilyon faiz ödemeleri olacak; yani, bütçe içerisinde gözüken
faiz ödemelerine ilişkin giderler bütçede yer alıyor, anapara ödemeleri,
itfaları ise, tekrar borçlanmak suretiyle borcun ödemesidir ki, bu, bütçe
harcamaları, bütçe ödenekleri içerisinde yer almamaktadır. Siz, ülkeyi öyle bir noktaya getirdiniz ki, içinden
çıkılmaz bir hale getirdiniz; ama, sırf şu kırmızı koltukların hatırına,
konuşulan her şeyi, güzel, pişkinlikle dinliyorsunuz. (MHP ve ANAP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN - Bu koltuk, kırmızı değil. Plakalar kırmızı
olabilir. MURAT AKIN (Devamla) - Dinliyorsunuz; ama, ülke nereye
gidiyor; onu anlıyor musunuz? İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Meclis adabıyla
konuş. Burada herkes kırmızı koltukta oturuyor. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim... MURAT AKIN (Devamla) - Gelir burada konuşursun... İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Tamam... Ayıp senin
yaptığın! MURAT AKIN (Devamla) - Senin yaptığın ayıp! BAŞKAN - Bir dakika efendim... Bir dakika... Karşılıklı
konuşmayın efendim... Koltuğun rengini... MURAT AKIN (Devamla) - Ülkeyi yokluğa ve kıtlığa gark
ettiniz. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sen misin sadece
şeyi?.. MURAT AKIN (Devamla) - Sen daha önce hangi
partideydin?! Sen git partine otur! Sen neredesin?! İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Git hadi, git!.. MURAT AKIN (Devamla) - Sen neredesin?! BAŞKAN - Efendim karşılıklı konuşmayın... İstirham
ederim... MURAT AKIN (Devamla) - Parti parti dolaşmaktan başka ne
yapıyorsun sen?! (DYP sıralarından alkışlar) İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Konuş konuş...
Senin muhatabın değilim! BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, efendim, istirham
ederim... MURAT AKIN (Devamla) - Sen en son konuşacak insansın.
Sen partine git! İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Otur yerine sen! SAFFET KAYA (Ardahan) - Sayın Başkan, müdahale edin... BAŞKAN - Sayın Akın, siz, Genel Kurula hitap edin
efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Akın, sen devam et... MURAT AKIN (Devamla) - Çiftçi yokluk içerisinde... CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Kim o?.. Sayın Enginyurt, ne istiyorsun? MURAT AKIN (Devamla) - ...esnaf yokluk içerisinde, ülke
yüzde 20'lere varan küçülme içerisinde. Siz eğer alınacaksanız, bundan alının;
benim sözümden niye alınıyorsunuz? Ben gerçekleri size ifade ediyorum. Kaldı
ki, en son konuşacak, Sayın Yaşar Dedelek, sensin. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Ne demek sensin! MURAT AKIN (Devamla) - Sizsiniz. Siz, bu ülkenin bu hale gelmesinde, kurulan havuzların
içinde yer aldınız. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Bir dakika... Bir
dakika... Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim, Genel Kurula hitap edin lütfen. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan, söz
istiyorum. MURAT AKIN (Devamla) - Siz, transferlerin içinde yer
aldınız; siz, onun hesabını bir verin. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Cevabını alırsın
birazdan. BAŞKAN - Sayın Akın, lütfen... MURAT AKIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ülkede,
küçülme halen devam ediyor. Bu bütçe açığı, bu şekliyle devam ederse, 2002
yılına varmadan, yine, büyük bir krizin gelmesi an meselesidir. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Enginyurt, lütfen... MURAT AKIN (Devamla) - Bu şekliyle, bu ülkenin, bu
hükümet tarafından, böyle idare edilmesi mümkün değildir. Bu hükümeti oluşturan
partilerin, bir an evvel seçime gidip, millete hesabını vermesi gerekir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Akın, lütfen efendim, toparlar mısınız.
Rica ediyorum, bir teşekkür edin. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Dedelek, bir dakika. Sayın Akın, bitiriyorsunuz, teşekkür ediyorsunuz. MURAT AKIN (Devamla) - Millet kan ağlıyor, işçi, köylü
kan ağlıyor. Gelirler politikası içerisinde vaat ettiğiniz, işçiye, köylüye
verilecek olan -bilhassa, çiftçiye
ve işçiye- refah payını tam olarak vermediniz. YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Doğrudur. MURAT AKIN (Devamla) - 2000 yılında, bu işçinin,
memurun sizden yüzde 10, yüzde 15 alacağı var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim, uzatma süreniz de bitti; bir teşekkür
edin. MURAT AKIN (Devamla) - Tamamlıyorum. BAŞKAN - Lütfen efendim... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Sayın Başkan,
yeter. BAŞKAN - Sayın Karahan, rica ederim... Teşekkür edecek. MURAT AKIN (Devamla) - 2001 yılının haziran ayı
itibariyle, yine, yüzde 20'ye yakın bir alacağı var. Bunu, işçiye, memura
vermediğimiz takdirde, bu işçinin, memurun sükûtu, bir gün meydanlarda sizi
yıkacak, sizi telaşa düşürecek. BAŞKAN - Efendim, teşekkür ediyorsunuz. MURAT AKIN (Devamla) - Bu ekbütçenin hayırlı olması
dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Dedelek, ne konuda söz istiyorsunuz;
sataşma mı var? İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sataşma var
efendim. BAŞKAN - Yerinizden söyler misiniz? İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Tabiî efendim. (DYP
sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Bir dakika efendim... Anlayalım... Yeni bir sataşmaya... İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri, konuşmacı arkadaşımız, konuşması esnasında koltukları
kastederek, zaten, Türkiye'de Meclisin üzerine muhtelif kesimlerden birtakım
iddialar gelirken, hedef olurken popülist politika yapma amacı uğruna, kalkıp
da, Meclisin ve milletvekillerinin haysiyetiyle oynamaya kimsenin hakkı yoktur.
Bu müdahalemden sonra, kendisi benim parti
değiştirmemle ilgili bir iddiada bulunmuştur. Ben, adı geçen partinin mücadelesini
verdim ve ben, ayrılırken; eğer koltuk meraklısı olsaydım, bakanlık makamını
bırakıp buraya gelmezdim, bu, benim kendi haklı düşüncemdi. Neticede, gidilen
seçimde, ben, adı geçen yerde hatalı olsaydım, seçmen beni sandığa gömerdi.
Bugün, şükürler olsun, üçüncü dönem Yüce Mecliste Anavatan Partisinin grup
başkanvekilliği görevini şerefle üstlendim ve yürütüyorum. (ANAP sıralarından
alkışlar) Teşekkür ederim efendim. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim. Sayın milletvekilleri... MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Sayın Başkan, kısa
bir açıklama yapmama izin verir misiniz? BAŞKAN - Tabiî, estağfurullah Sayın Bakanım; buyurun. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Murat Akın arkadaşımızın ifadeleri içerisinde vergi
gelirleriyle ilgili rakamlar yer aldı. Bunlar, tabiî, rakam ifade edildiği
zaman önemlidir. Kamuoyu da bunu izlediği için, yanlış bir kanaat doğmasın diye
kısa bir açıklama yapmayı izninizle uygun buldum. Şimdi, mayıs ayı sonu itibariyle, bizim vergi geliri
rakamlarımızda geçici olarak çok ufak inhiraf olabilir; ama, kesine çok
yakındır, rakamlarımız elimizdedir. Beş ayın sonunda; yani, mayıs ayı sonunda,
şubat krizinden sonra ve yeni programa göre yapılmış revizyon sonrası
hedeflerimize karşı, mayıs sonunda vergi gelirlerinde 885 trilyonluk bir
fazlalıkla gidiyoruz. Mayıs sonu itibariyle, kümülatif olarak mevcut, revize
rakamlarımıza göre 12,6 katrilyon vergi geliri tahsilatı beklerken, 13,5
katrilyonluk; yani, 885 trilyonluk bir beklenti, tahmin fazlasıyla beşinci ayın
sonuna gelmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla, endişe edilecek bir durum yok, bilakis,
ümit verici bir durum var. Toplumumuza da endişe aşılamaktan çok, umut
aşılamakta veya hiç olmazsa, gerçeği söylemekte yarar olduğunu sanıyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkan. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim izah ettiğiniz
için. MURAT AKIN (Aksaray) - Benim aldıklarım nisan ayı
sonuçlarıdır. BAŞKAN - Efendim, Sayın Bakan net bir şekilde son
durumu açıkladı. Zatıâlilerinizin elindeki kâğıt belki bir ay evvelkine aittir. MURAT AKIN (Aksaray) - Bir ay öncesine ait. BAŞKAN - Evet işte; bir ayda çok şey değişiyor efendim.
Türkiye'de yirmidört saat bile çok önemli. İstirham ederim... Efendim, tamam;
mesele bitmiştir. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, neşredilmedi daha
bizdeki bilgiler. BAŞKAN - Efendim, izah etti Sayın Bakan. Sorulara geçiyoruz. Sayın Levent, buyurun efendim. MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Sayın Başkan, aracılığınızla,
Sayın Bakanımıza aşağıdaki soruları yönlendiriyorum: Ziraat Bankası ve Halk Bankasının görev zararları için
bütçeden 400 trilyon ayrıldığını görüyoruz. Bu borçlar, ziraî kredi, esnaf
kredisi olarak mı belirtilmekte? Eğer bu şekildeyse, köylümüzün, esnafımızın
borçları için haciz memurları durmadan tahsilat yapıyor. O zaman bu borçlar
neyi ifade ediyor? Tarımsal desteklemeye ayırdığımız 75 trilyon,
Türkiye'de yaşayan 80 milyon insanımızı açlığa mahkûm eder. Dağlar, taşlar,
ovalar otlarla doldu; ama, otlayacak ne koyun kaldı ne de inek. Neden, süt
inekçiliğine teşvik için bu kadar bir meblağ ayrıldı? Köylerde, bizlere "5
katrilyonla bankaları kurtarıyorsunuz; ama, sıra tarıma geldi mi 75 trilyon
ayırıyorsunuz" diyorlar Sizce bu yeterli mi? Türkiye'de tükettiğimiz elektriğin yüzde 20'sini
hidroelektrik santrallarından karşılıyoruz. Şu anda, 35 projeyle, bu payı yüzde
45'lere taşımayı düşünürken, bu bütçede, devam eden projelere hiçbir ödenek
ayrılmadığı görülmektedir. Bu da, doğalgaza ve dolayısıyla dışa bağımlılığımızı
-bütçenin 24 katrilyonun faize gittiği bunu kanıtlamakta- artırıyor. Bu konuda
ne dersiniz? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum efendim. YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Biz de bu soruya aynen
katılıyoruz. BAŞKAN - Böyle bir âdetimiz yok; soruya iştirak olur mu
efendim, mükerrer olur o. SAFFET KAYA (Ardahan) - İştirak etmeyelim mi Sayın
Başkan?! BAŞKAN - Edin efendim... Buyurun Sayın Öztürk. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan,
aracılığınızla Sayın Bakanımdan şunları öğrenmek istiyorum: Birinci sorum: Personel ödemelerine ayrılan 2 katrilyon
300 trilyonun bordro mensuplarına kazancı ne olacaktır? Devlet Personel Yasası düzeltilebilecek mi? Kamu çalışanları ne kazanacaktır? İkinci sorum: 30 katrilyonluk bu bütçenin 24 katrilyonu
faiz gideridir. Bu faiz giderlerinin, hangi yıllarda borç alınan anaparanın
faizi olduğunu Türk Milletine söyler misiniz? Sayın Başkan, Değerli Bakanımdan, bilhassa ikinci
sorumun teknik olarak cevaplandırılmasını, eğer gerekli cevap, sözlü olarak
verilemezse, mutlaka ve mutlaka tarafıma, yazılı cevabın verilmesini özellikle
istirham ediyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Bakan cevap verir efendim, istirham
ederim... Sayın Bakan çekirdekten gelme. İstirham ederim... Sayın Bakan, 1980
öncesi de bakandı. Sayın Öztek, buyurun. LATİF ÖZTEK (Elazığ) - Teşekkür ederim. Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakanıma aşağıdaki
sualleri yöneltmek istiyorum: Birinci sorum:2001 yılı bütçe kanunu yapılırken makro
ekonomik göstergeler belirlenmişti. Bu arada büyüme yüzde 4,5 idi; bu, güçlü
ekonomiye geçiş programında yüzde 3 küçülmeye çevrildi. TEFE yıl sonu
itibariyle yüzde 10 idi, yüzde 57,6'ya yükseltildi. TÜFE yüzde 12 idi, yüzde
52,5'e, ortalama dolar kuru da 714 000 Türk Lirası olarak öngörülmüştü; bugün,
1 200 000 Türk Lirasının üzerinde. Diğer ekonomik büyüklükler de benzer
durumda. Şimdi soruyorum: 2001 yılı bütçesi yapılırken temel ekonomik
büyüklükler niçin gerçekçi olarak belirlenmedi? Bunun, yöneticilerin bilgi
yetersizliğinden olduğunu söyleyebilir misiniz? İkinci sorum: Güçlü ekonomiye geçiş programında üretimi
artırmaya yönelik tedbirlere yer verilmemiştir. Siz, reel ekonomiyi
canlandırmadan ülkemizin içinde bulunduğu bu ekonomik sıkıntıdan kurtulmasını
mümkün görüyor musunuz? Üçüncü sorum:
2001 yılı bütçesini sunuş konuşmanızda, faiz ödemelerinin bütçe içerisindeki
payının düşürülmesi gerektiğini çok açık bir şekilde belirttiniz. Şimdi, faiz
harcamalarını 16 katrilyon 677 trilyondan, 24 katrilyon 591 trilyon ilaveyle 41
katrilyon 268 trilyona çıkarıyorsunuz. 57 nci Hükümetin bu uygulamalarının ülkemizi
ekonomik çıkmazdan çıkarabileceğini söyleyebilir misiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Özkan Öksüz, yalnız çok kısa olsun; üç
dört arkadaşımız daha var, vaktimiz de dolmak üzere. Buyurun efendim. ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sayın Başkanım, aracılığınızla
Sayın Bakanıma aşağıdaki soruları tevdi ediyorum. Bu hükümetin beceriksizliği neticesinde döviz kurları
yüzde 100 arttı. Faizler, gecelik 7 500 seviyelerine yükseldi. Enflasyon aylık
yüzde 10'un üzerine çıktı. Esnaf, memur, sanayici, emekli, çiftçi ve tüccar
çöktü, herkes perişan durumda. Vergi gelirlerinin hepsi faize yetmemektedir. Bu durumda, faizleri nasıl indireceksiniz? Enflasyonu
aşağı çekmek için ne gibi tedbirler aldınız? Reel ekonomiyi nasıl
canlandıracaksınız? Faizlerin anası olan iç borçlanmadan ne zaman kurtulup,
üretim ekonomisine geçeceksiniz? Bu bütçenin kaynağı nedir? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Tabiî, bu sualler, biraz da Maliye Bakanının
yerine Hazineden sorumlu Devlet Bakanına sorulması gereken suallerdir. Sayın
Bakanın cevap verip vermeyeceği belli değil. ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Bütçeyi o sunuyor efendim. BAŞKAN - Sayın Aydın, buyurun efendim. NEZİR AYDIN (Sakarya) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. Aracılığınızla Sayın Bakandan öğrenmek istediğim iki
sorum var. Aylık enflasyon, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
TÜFE ve TEFE olarak her ay açıklanıyor. Burada, her ay bu enflasyon rakamları
açıklandığında özellikle vatandaşta bir ümitsizlik veya değişik bir ifadeyle
bir güvensizlik veya güvensizliği biraz daha artıyor. Çünkü, vatandaş diyor ki:
"Özellikle 19 Şubattan sonra benim aldığım her şey yüzde 100 arttı."
Bunu hepimiz biliyoruz, herkes biliyor; ama, enflasyon rakamlarına baktığımızda
TEFE de, TÜFE de onun yarısı kadar dahi görünmüyor, ki, buna devlet memurlarına
veya maaşlı personele yüzde 52,5 gibi bir yıllık zam düşüncesinden de bu net
bir şekilde anlaşılıyor. Şimdi, buradaki benim sormak istediğim soru şu: Acaba
halkı daha tatmin edecek veya olayları çok daha akılcı bir şekilde izah
edebilecek bu enflasyonu, temel bazı malların belirli tarihlerdeki fiyat
artışlarına bağlayamaz mıyız? Bir diğer sormak istediğim soru şu: Bu bütçeyle
birlikte yaklaşık 24,5 katrilyon lira faiz ödeyeceğiz; ama, personele zam
yapılmaya kalkıldığı zaman hemen birileri veya Sayın Derviş diyeyim, hemen
ayağa kalkıyor "hayır veremezsiniz" diyor. Tarımsal desteklemeye veya
tarımı desteklemeye kalktığınız zaman "hayır veremezsiniz" diyor... BAŞKAN - Soru Sayın Nezir Aydın. NEZİR AYDIN (Sakarya) - Peki, soruyorum o zaman: Bu
faiz ödemelerine Sayın Derviş'in fikri nedir, kendini göremediğimiz için size
soruyoruz. Bu konuda ne düşünüyor Sayın Derviş. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Fikri neyse zikri de o efendim. Sayın Nidai Seven, buyurun. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın
Bakanıma şu soruları sormak istiyorum: Türkiye'de, naylon faturalarla KDV'lerin
ödendiği, bankaların içinin boşaltıldığı ve görev zararlarının karşılığının
bütçeye konulmadığı bir ortamda Sayın Bakanım diyorlar ki, ben ve bu hükümet
yıllardır yapılan yanlışların disiplin altına alınması noktasında ek bir
bütçeyle karşınıza çıkmaktayız. Şimdi ben Sayın Bakanıma soruyorum: Yıllardır yanlış
politikalar izlenmişse, ben iki yıllık milletvekili olarak bu yanlışların
muhatabı olmak zorunda mıyım? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum efendim. Sayın Yakup Budak, buyurun efendim. Efendim, lütfen kısa ve öz olsun, sizin hakkınızı da
yemeyelim. YAKUP BUDAK (Adana) - Sayın Başkan, aracılığınızla
Sayın Bakanıma şu suali tevcih etmek istiyorum: 2001 yılı bütçesi 48 katrilyon
olarak belirlenmişti, 12-13 katrilyon civarında da bir açık öngörülüyordu.
Uygulamada -daha altıncı aydayız- hükümet 30 katrilyonluk bir ekbütçe talebiyle
Meclisin huzuruna gelmiştir. Sayın Bakan, burada, 30 katrilyonu, sanki, 30
milyar veya 30 milyon ister gibi bir tavırla söylüyorlar. Acaba, 57 nci
hükümet, altı ayda, neredeyse yüzde 100 bir sapmayı gerçekleştiren bu bütçe
uygulamasını nasıl gerçekleştirdi? Bunun yanında "bankaların görev zararları"
diyoruz. Acaba, 57 nci hükümet zamanında içi boşaltılan, hortumlanan bankaların
zararlarını da, bu banka görev zararları kapsıyor mu kapsamıyor mu? Onu
öğrenmek istiyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Polat, size bir tek sual için söz vereceğim. Son
soruyu siz soracaksınız. Buyurun. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkanım, delaletinizle
Sayın Bakandan şunu öğrenmek istiyorum... BAŞKAN - Soru... ASLAN POLAT (Erzurum) - Tamam, çok kısa soracağım. Getirilen bu ekbütçede personel ödemelerine 2 katrilyon
300 trilyon lira para aktarılıyor, karşılığında da ekvergi olarak 1,5 katrilyon
liralık bir vergi düşünülüyor. 24 katrilyon 591 trilyon lira aktarılan faiz
kesiminden, rantiye kesiminden de, yalnız 40 trilyon liralık bir vergi alınması
düşünülüyor. Ben de diyorum ki, oldu olacak, bu 40 trilyon lirayı rantiye
kesiminden almayalım, onları daha fazla üzmeyelim. Bunu affetme şansınız var
mı? Saygılar sunarım. BAŞKAN - Soru... Soru yok. ASLAN POLAT (Erzurum) - Soru bu işte... BAŞKAN - Bunu kabul etmedik, sual olmadığı için kabul
etmedim. Sayın Bakan, buyurun efendim. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Sayın Başkan;
Mükerrem Levent arkadaşımızın suallerinin cevabını, eğer izinleri olursa,
yazılı olarak kendilerine en kısa zamanda vereceğim; çünkü, Hazineyle ve diğer
ünitelerle de temasa geçmemiz lazım. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Öztürk'ün
sorusunu da yazılı olarak... MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Bozkurt Yaşar Öztürk
arkadaşımız "görüşülmekte olan bu eködenek kanun tasarısında 2,3
katrilyonluk personel gideri var, memurun kazancı nasıl olacak" diye
sordu. Bilindiği gibi, biz, 2001 yılı bütçesini yaparken, enflasyon hedefi
yüzde 20'lerin altındaydı; ama, 2001 Şubat krizinden sonra, yeni enflasyon
hedefleri muvacehesinde memura ödenecek aylıkların karşılığı daha farklı olduğu
için, 2,3 katrilyonluk bir ödeneğe ihtiyaç doğmuştur. Bilindiği gibi, Bütçe
Kanunumuzda iki yıldan beri yer alan bir maddeyle birlikte, enflasyonun
üzerinde, 2 puan üzerinde bir maaş ödemesi yapıyoruz. O ihtiyacı karşılamak
için konulan ve Yüce Meclisten istenilen ödenektir. "24,5 katrilyonluk faiz giderleri hangi yıllara
aittir" denildi. Şimdi, ben, konuşmam sırasında değerli arkadaşlarımıza
24,5 katrilyonluk faizin alt dilimlerini, ayrıntılarını verdim. 17,3
büyüklüğündeki bölümü bankacılık sistemini sağlıklı hale getirecek projenin,
işlemlerin uygulanmasından doğan faiz farklarının karşılığı olarak söyledim.
Bunun içerisinde 8 katrilyonluk bir bölüm görev zararıdır. Ben, hiçbir hükümeti
veya hiçbir partiyi kesinlikle suçlamadım. Yılların birikimi olan bir görev
zararını sona erdirmek için, kanunla da, artık, bundan sonra, ne görev zararı
olacak ise, Bütçe Kanununa onun karşılığı konularak yerine getirilecek. Bu model, esasen, 2000 yılı içinden itibaren
başlamıştı. Dolayısıyla, faiz giderlerinin bir bölümü, önemli bir bölümü,
17,3'lük bölümü tamamen bankacılık kesimiyle ilgili; bunun da 8 katrilyonun
üzerinde bir bölümü de kamu bankalarının görev zararlarını tasfiye etme
operasyonunun karşılığı faizler için ayrılmıştır dedim. Tabiî, bu, çok uzun yıllardan peyderpey gelen görev
zararlarının tasfiyesine yöneliktir; ne bu senenin ne geçmiş bir önceki
yılındır. Uzun yıllarındır; ama, hangi yıldan itibaren görev zararlarının hangi
boyuta geldiğini ayrıca yazılı olarak bildireceğim. Ama, uzun yıllara ait
olduğunu ifade ediyorum. BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Diğerlerini de isterseniz yazılı cevaplayınız, süreniz
doldu çünkü. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Arkadaşlarımız,
anlayışla karşılarsa... BAŞKAN - Süreniz doldu, mecbur karşılayacaklar. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Peki, efendim,
yazılı olarak cevaplandırayım. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim, lütfettiniz. Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. III. - Y O K
L A M A BAŞKAN - Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunmadan
önce yoklama talebi vardır. Yoklama talebinde bulunan arkadaşların isimlerini
okuyacağım ve burada olup olmadıklarına bakacağım. Bence bu yoklama talebi doğru bir talep; çünkü, bütçe,
açık oylamaya tabidir ve 184'ü bulmamız gerekiyor. Onun için sayın bakanların
dahi burayı teşrif etmeleri gerekir ki, yarın piyasalar bozulmasın. Muhalefete
teşekkür edin siz. Fethullah Erbaş?.. Burada. Aslan Polat ?.. Burada. Yakup Budak?.. Burada. Zeki Çelik?.. Burada. Mustafa Geçer?.. Burada. Eyyüp Sanay?.. Burada. Özkan Öksüz?.. Burada. Nezir Aydın?.. Burada. Ahmet Sünnetçioğlu?.. Burada. Latif Öztek?.. Burada. Rıza Ulucak?.. Burada. Mehmet Batuk?.. Burada. Bekir Sobacı?.. Burada. Cevat Ayhan?.. Burada. Mehmet Elkatmış?.. Burada. Musa Demirci?.. Burada. Turhan Alçelik?.. Burada. Yahya Akman?.. Burada. Mustafa Örs?.. Burada. Avni Doğan?.. Burada. Yoklama için 3 dakika süre veriyorum ve yoklama
işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Mesele hallolmuştur. Toplantı yetersayısı
vardır. VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 9. - 2001 Malî
Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/873) (S. Sayısı : 710) (Devam) BAŞKAN - Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 1 inci maddeyi okutmadan evvel, birleşime 6 dakika ara
veriyorum efendim. Kapanma Saati
: 22.22 BEŞİNCİ
OTURUM Açılma Saati:
22.35 BAŞKAN :
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER
: Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan ŞİMŞEK (Edirne) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 117 nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum. Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz. VIII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 9. - 2001 Malî
Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/873) (S. Sayısı : 710) (Devam) BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde. Hükümet?.. Yerinde. Tekrar ifade edeyim ki, bu, bütçedir; bütçe olduğu
için, açık oylamaya tabidir, 184 oya ihtiyacımız var; onun için, gelmeyen sayın
bakanlar bizi duyuyorlarsa, teşrif ederlerse, 184 oyu buluruz; 20 bakan gelse
kâfi efendim. 1 inci maddeyi okutuyorum: 2001 MALÎ
YILI BÜTÇE KANUNU İLE BAĞLI CETVELLERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR KANUN TASARISI MADDE 1. - 20.12.2000 tarihli ve 4611 sayılı 2001 Malî
Yılı Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvelin ilişik (1) sayılı cetvelde
yazılı tertibine (30 640 000 000 000 000) liralık ek ödenek verilmiştir. BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu
adına, Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın; buyurun. (FP sıralarından
alkışlar) FP GRUBU ADINA NEZİR AYDIN (Sakarya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz ek bütçenin 1 inci maddesi
üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, 1 inci maddede, 30 katrilyon 640
trilyon lira eködenek toplamı olduğunu görüyoruz. Burada, defalarca ifade
edildi, yaklaşık 24,6 katrilyon lira borç faizi ödemelerine, 2,3 katrilyon lira
personel giderlerine, 400 trilyon lira Ziraat ve Halk Bankası görev zararına
ayrılıyor. Âdeta, burada, önümüze gelen ekbütçe, tamamen, bir faiz ödeme, faize
ayırma bütçesi. Burada, işte, garnitür babından, diğer bazı noktalara da, çok
az miktarda para ayrılmış. Örneğin, 2001 yılında faiz ödemeleri personel
harcamalarının üç katı. Şimdi, burada, üç katı, belki, kat olarak az gibi
görülüyor; ama, burada, tüm ücretlileri, personel olarak devletten maaş alan
tüm insanlarımızı düşündüğünüz zaman, bir de, sayısı kaç tane veya kaç holding,
kaç şirket olduğunu bilemediğimiz faiz alanları sayı olarak karşılaştırdığınız
zaman, korkunç oran ortaya çıkar. Tüm personele verilen paralar, maalesef,
tabiri caizse, bir avuç rantiyeciye verilen paranın, ancak üçte1'i oluyor.
Yatırım harcamalarının ise on katıdır bu faiz ödemeleri. Tüm Türkiye'de, A'dan
Z'ye tüm yatırımların toplamı da, ancak, faiz ödemelerinin onda 1'i. Değerli
arkadaşlar, faiz ödemelerinde yüzde 10'luk bir kısmı ayırabilsek, öyle bir
imkanımız olsa, müsaade etseler de tüm memurlarımıza, maaşlı kesime versek; şu
anda, onlara, yüzde 40 zam yapabiliyoruz; yüzleri güler, cepleri para görür;
ama, nerede! Değerli arkadaşlar, yüzde 30'u tarıma ayırıyoruz, 1,1 katrilyon
kaynak, tüm faizlerin; tarıma aktardığımız kaynak da sadece yüzde 3'ü. Değerli arkadaşlar, burada birçok meslektaş arkadaşım
var, benim esas işim malî müşavir-muhasebeciyim, bu ekip, şu bütçeyle, şu
yönetimle, bir şirketi idare etse, bir şirketi iki yıl bu şekilde yönetse ve
böyle bir bütçe getirse, inanın ki bir gün görevde tutmazlar; ama, Türkiye'de
olabiliyor; gayet de güzel gidiyor; kimi bizim sorumluluğumuz yok diyor, kimi
batık bankaların zararı diyor; ama, net bir açıklama yok. Şimdi, burada 1 milyar dolar destek vermeye kalktığınız
zaman bir yerlere, belirli yerlerden müthiş kafa tutmalar geliyor; olmaz
deniliyor, imzaladığınız belgelere aykırı deniliyor, veremezsiniz deniliyor;
ama, 35 milyar dolar faiz giderlerine ayrılıyor, kimseden ses çıkmıyor. Sanki,
bu ülkeyi, çiftçilerimiz iflasa götürdü; sanki, bu memleketi, çalışan, ücretli
personel iflasa götürdü; onlara 1 kuruş vermeye kalktığınız zaman, bir sürü
gürültüler çıkıyor. Değerli arkadaşlar, Kahkonen'den dört emir var; bir
tanesi, Telekom yönetimini hemen atayın; ikincisi, ekbütçeyi hemen geçirin
-işte şu anda onu yapıyoruz, emri yerine getiriyoruz- üçüncüsü, Emlakbankı
kapatın; dördüncüsü, tütün yasa tasarısını Meclisten geçirin. Böylece, tütüne desteği kaldır, tabiî, tütün
ekilemeyecek; pancardan desteği kaldır, pancar ekilemeyecek; fındık alanlarını
daralt, fındık ekilmeyecek; buğdaya başfiyatı düşük ver, buğday ekimini engelle;
mısırı engelle... Ne olacak allahaşkına, bu ülke nereye gidiyor?!. Çiftçiye
baskı, nasıl baskı; desteklemeyi kaldırarak; ücretliye baskı, nasıl; zamları
çok düşük tutarak; emekliye aynı şekilde, küçük esnafa aynı şekilde... Tuttuk,
bir de hayat standardı getirdik küçük esnafa; kazansan da kazanmasan da biz
alırız. Ama, Türkiye'de sayısı çok az olan veya oranı çok düşük olan bir kesim
var ki -bu kesim, holdingler, bu kesim, değişik kesimler- bunların
ürettiklerine de, sattıklarına da, yaptıklarına da sıra gelince, efendim,
ülkede liberal ekonomi var, alan satan razı olduktan sonra problem yok... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim, toparlar mısınız lütfen. NEZİR AYDIN (Devamla) - Bizim bir ekonomi hocamız
vardı. Sayın Başkanım, ekonomi hocamız şöyle derdi: "Ekonomi öyle bir
ilimdir ki, arz talebine bağlıdır cümlesini bir papağana dahi öğretseniz,
papağan da yüzde 80 ekonomist olur." Yani, buradaki ifade şu: Ekonomide
bütün soruların cevabı, yüzde 80, arz ve talebine bağlıdır. Allahaşkına,
ülkemizde, son zamanlarda, neyi arz ve talep dengesine göre yapıyoruz?! Hiçbir
şey arz ve talep dengesine göre değil. Burada, sözlerimin sonunda, ben, şunu ifade etmek
istiyorum, şunu hatırlatmak istiyorum: Allahaşkına, burada, katrilyonlarla faiz
veriyoruz. Geçen bütçede de vardı, görüştüğümüz 2001 yılı bütçesinde, bunda da
var, 30 katrilyonu aşan faiz ödeyeceğiz. Değerli arkadaşlar, bu faizleri
alanlar, kurumlar veya kişiler, neyse, bunların tamamı Kurumlar Vergisi
mükellefidir. Allahaşkına, bu katrilyonları alan insanların, niye, hâlâ, vergi
gelirleri içerisinde kurumlar vergisi yüzde 8'lerdedir? Bu, niye yüzde 9
olmuyor, niye yüzde 10 olmuyor? İşte, bunların hepsi düşünüldüğü zaman, Türkiye'de
neyin ne olduğu, nasıl olduğu ortaya çıkıyor diyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Ben de teşekkür ediyorum efendim. Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisinde. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Dönen; buyursunlar efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün, burada, 2001 yılı eködenekleriyle ilgili yasa
tasarısını görüşüyoruz. Bu tasarının 1 inci maddesi üzerinde, DYP Grubu adına
söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, burada, 2001 yılı bütçesini;
yani, 48 katrilyonluk bütçeyi görüştüğümüz günlerde, iktidar grubu ve özellikle
bakanlar, yürütme, çok farklı şeyler konuşuyorlardı. Yani, 2001 yılı bütçesinin
enflasyon hedefine bakıyoruz, yüzde 15'ler civarında enflasyon hedefi vardı.
Bütçe açıkları çok daha aşağılardaydı. Özellikle 2001 yılı bütçesini
konuştuğumuz dönemlerde, 2000 yılı enflasyonunun da çok düşük seviyelerde
olduğu burada konuşuluyor ve bununla da, uygulanmakta olan ekonomik programın
çok iyi gittiği söyleniliyordu. Ama, biz, o günlerde şunu söylüyorduk:
"Uygulamakta olduğunuz ekonomik programların çok ciddî sonuçları var. Bu,
çok ciddî birikimler oluşturur ve ileride çok ciddî ekonomik krizler
oluşur." O günlerde muhalefetin bu söylemlerini ciddiye almayan hükümet,
önce kasımda, sonra da şubatta çok önemli bir krizle karşı karşıya geldi. Şimdi, 2001 bütçesini hazırlayan iktidar, eğer, bu
krizin olacağını bilemiyorsa, göremiyorsa; yani, bir ülkeyi idare edenler, bir
ülkenin üç ay sonrasını göremiyor, ekonomik verileri önüne koyup bunları tahmin
edemiyorsa ve kamuoyuna bunları veremiyorsa ve kamuoyu, o iktidarın
yönlendirdiği rakamlara uygun biçimde konuşlanıyorsa... Sanayisiyle, çiftçisiyle,
işçisiyle, bütün kesimler, bakıyorsunuz, hükümetin sözüne inanmış ve ona göre
kendi ekonomik tavırlarını belirlemiş; ama, sonuç olarak, hükümetin öngörüsü
doğru çıkmamış. Toplumda çok ciddî bir hayal kırıklığı oluşmuş ve bu hayal
kırıklığı, bugün, çok ciddî boyutlara ulaşmış. Değerli arkadaşlarım, bakın, buraya getirdiğimiz
ekbütçe, bizim, 2001 yılı bütçesi olarak altı ay evvel burada görüştüğümüz
bütçenin yüzde 70 büyüklüğünde. Böyle bir sapma olur mu? "Niye oldu, bu
sapma" diye soruyoruz "Döviz kurunda dalgalanma oldu" deniliyor.
Peki, niye döviz kurunda dalgalanma oldu "geçmişte bankalar kötü
yönetildi, buradan çok ciddî görev zararları oluştu, bunlardan dolayı da
bankalara kaynak aktardık ve bu kriz buradan çıktı." Şimdi, bununla
kimseyi, artık, aldatamazsınız. Bakın, size bir tek rakam veriyorum; sizin
şubat krizi diye adlandırdığınız krizin hasar tespitini yaptığınızda, karşınıza
çıkan rakam 30 katrilyon. Bu, geçmişin değil, bu, o gün direksiyonda
bulunanların yaptığı kazanın hasarı; 30 katrilyon... NİDAİ SEVEN (Ağrı) - 30 katrilyon değil, yanlış
söylüyorsun, 6 katrilyon. MEHMET DÖNEN (Devamla) - İşte, ekbütçeniz, yani bunu
ben size.. BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayın lütfen. Zatıâliniz de Genel Kurula hitap edin efendim. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Bunu ben söylemiyorum;
hükümetiniz getirmiş, ekbütçe söylüyor... BAŞKAN - Doğru efendim, Genel Kurula hitap edin siz. MEHMET DÖNEN (Devamla) - 30 katrilyon... Siz, 30
katrilyon hasar verdiğiniz bir ortamda, geçmişteki sübvansiyonları falan konuşmaya
artık muktedir değilsiniz. Bunları konuşarak kendinizi kurtaramazsınız,
kurtarma şansınız da yok. Bir suçluluk psikozu içindesiniz, geçmişe yönelik
eleştirilerinizi sürekli, sürekli yeniliyorsunuz; ama, bu eleştirileriniz haklı
ve doğru değil. Eğer, siz bir yılda iki kez hem de altı ayda iki defa... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Bir dakika, Sayın Dönen... Süre vereceğim,
sesiniz gür olabilir; ama, televizyon sizi duymuyor, onun için süre veriyorum;
toparlayınız. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum. Bir yılda iki kez kaza yapıyorsanız, şoförseniz, sizin
ehliyetinizi alırlar; ama, bu ülkede iktidar oluyorsunuz ve hiçbir
sorumluluğunuz yok. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Ben teşekkür ederim. Maddenin tümü üzerindeki görüşmeler bitmiştir; ancak, 2
adet önerge vardır. Madde üzerinde verilen önergeleri, gerekçeleriyle
beraber okutup, sonra işleme koyacağım. İlk önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 710 sıra sayılı yasa tasarısının 1
inci maddesinin son satırındaki "(1) sayılı cetvelde yazılı tertibine (5
640 000 000 000 000) lira" olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
ASLAN POLAT (Erzurum)- Sayın Başkan, biz gerekçeyi izah
edeceğiz. BAŞKAN- Efendim, Anayasanın 162 nci maddesine göre, söz
veremeyeceğimi siz de biliyorsunuz. En aykırı önergeyi okutuyorum. Gerekçesiyle beraber
işleme koyacağım efendim. KAMER GENÇ (Tunceli)- Gerekçeyi okutmadan, Hükümete ve
Komisyona bir sormanız lazım. BAŞKAN- İkinci kere okutacağız efendim. Biliyorsunuz,
önergeler, geliş sıralarına göre okutuluyor, en aykırı önerge... KAMER GENÇ (Tunceli)- Sayın Başkan, bir defa, metin
okunur, ikinci defa, Hükümete ve Komisyona sorulur, ondan sonra... BAŞKAN- Sayın Genç, müsaade ederseniz... KAMER GENÇ (Tunceli)- Ama, bakın... BAŞKAN- İkinci önergeyi okutuyorum efendim. İkinci kere
okunmadan Hükümete sorulmaz efendim. KAMER GENÇ (Tunceli)- Efendim, Bütçe Kanunu değil,
Bütçe Kanunu bir defa yapılır. O, ayrı bir olay. BAŞKAN- Önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 710 sıra sayılı yasa tasarısının 1
inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN- Komisyon?.. PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KABİL (Rize)-
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN- Hükümet?.. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Birinci önergenin gerekçesini okutuyorum: Gerekçe: Vergi olarak toplanacak miktar 5 milyar civarındadır.
Gerisi, yüksek faiz fiyatıyla borçlanmadır. Bu da, ülke geleceğini ipotek
altına alacaktır. BAŞKAN- Efendim, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmemiştir. Müteakip önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 710 sıra sayılı yasa tasarısının 1
inci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları BAŞKAN - Komisyon?... PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KABİL (Rize) -
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Hükümet?.. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (Manisa) - Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Bu maddeyle zaten vergi vermekten fakir düşmüş
olan millî gelirden alacağı azalmış, fert başına düşen millî gelir 3 200
dolardan 2 400 dolara düşerek daha da fakirleşmiştir. Yeni vergi, zam ve
borçlanma getiren bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasının uygun olacağı
görüşündeyiz. BAŞKAN - Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir. Sayın milletvekilleri, 1 inci madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, 1 inci maddeye bağlı cetvelin bölümünü
okutuyorum: (1) Sayılı Cetvel Maliye Bakanlığı Bölüm: (Program) 930 MALİ TRANSFERLER 30 640 000 000 000 000 BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bölümle ilgili bir
önerge var; okutup işleme alacağım efendim: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 710 sıra sayılı 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı
Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesine
bağlı (1) sayılı cetvelde bölüm 930, harcama kalemi 900, transferler bölümünde
yer alan "24,591 trilyon liraya kadarı borç faizi ödemelerine"
miktarının yüzde 25'inin kesilerek "2,300 trilyon liraya kadarı personel
giderlerine ödenecektir" hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Komisyon?... PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KABİL (Rize) -
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu? MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (Manisa) - Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Anayasaya göre, bütçelere gider artırıcı
önerge verilemiyor; ancak, ekbütçe ile faiz giderlerine ayrılan rakamın, en
düşük maaşlı kamu çalışanından kesilen yüzde 25'lik vergi miktarı kadar faiz
giderinin kesilerek, kamu çalışanlarına, emekli dul ve yetimlerin maaşlarına
eklenmesi, ekonomik krizlerle çok zor durumda kalan insanlarımıza, kısmen de
olsa katkı sağlayacak, tüpünü alamaz hale gelmiş vatandaşlarımıza nefes
aldıracaktır. Gider artırıcı bir durum da olmayacaktır. TURHAN ALÇELİK (Giresun) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun efendim. TURHAN ALÇELİK (Giresun) - Oylamadan önce, bir hususu arz etmek istiyorum. Gerçi, önerge
üzerinde, Anayasaya göre konuşma hakkımız yok; ancak, arkadaşlarımızdan, altı
ayda 100 milyarına 100 milyar para kazanan, oturduğu yerde para kazanan
insanlardan 25 milyarın kesilerek memurumuza, emeklimize verilmesinin hiçbir
mahzuru olmayacaktır; ekonomiye de bir yük olmayacak, bütçeye de bir yük
olmayacak... BAŞKAN - Efendim, mesele anlaşılmıştır. TURHAN ALÇELİK (Giresun) - Önergemin desteklenmesini
arzu ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir
efendim. Sayın milletvekilleri, şimdi, 1 inci maddeye bağlı
cetvelin oylamasına geçiyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1 inci
maddeye bağlı olan cetvel kabul edilmiştir efendim. Sayın milletvekilleri, 1 inci maddeyi, kabul ettiğiniz
cetvelle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1
inci madde kabul edilmiştir efendim. 2 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 2. - 4611 sayılı Kanunun 2 nci maddesindeki gelir
tahmini (48 760 000 000 000 000) lira olarak, bağlı (B) işaretli cetvelde
ilişik (2) sayılı cetvelde gösterildiği şekilde değiştirilmiştir. BAŞKAN - Efendim, 2 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi
Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik; buyurun. FP GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ ÇELİK (Ankara) - Değerli
Başkan, değerli milletvekilleri; 710 sıra sayılı 2001 Malî Yılı Bütçe Kanunu
ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, Timur, savaşta kullandığı filleri,
savaş sonrası bakımını yapsınlar ve onları beslesinler diye köylere dağıtır;
ama, köylü, bunları beslemekten aciz hale gelince "bunlardan nasıl
kurtuluruz"diye düşünüp, tutmuş Hoca'ya gitmiş, "bize öncülük et, bu
fillerden kurtulalım"demiş; Hoca da "peki"demiş. Bunlar da
Hoca'nın peşine takılmış, Timur'un huzuruna gitmeye başlamışlar.Timur'un
huzuruna girerken Hoca bir bakmış ki, arkasında kimse yok. Bunun üzerine, Hoca,
Timur'a "Sayın Padişahım, köylüler sizin verdiğiniz filden çok memnunlar;
ancak, fil tek olduğundan dolayı da üzülüyorlar; bu filin bir eşini de
verirseniz köylüler memnun olacaklar" demiş. Bunun üzerine tabiî, Hoca,
ikinci fili alıp köylülere hediye olarak götürmüş. Şimdi, değerli arkadaşlar, işte, sizin asıl peşine
takıldıklarınız ve size akıl verenler gerçekten sizi yanıltıyorlar. Yani,
şimdi, burada şunu söylemek istiyorum ki, size şu ana kadar destek veren
hortumcular, eğer, bu hortumlamalarına devam ettikleri müddetçe sizin için
gayet iyiler; ama, yarın korkarım ki, arkanızda o size destek veren halkı da
bulamayacaksınız. Değerli arkadaşlar, sayın bakanımız çıktı, burada bir
konuşma yaptı; sanki, 30 milyon lira bir bedel istiyormuş gibi bir tavır
içerisinde, dedi ki: "Yani, ne olmuş, biz sizden 30 katrilyon lira para
istiyoruz!" Tabiî, bunu anlamak mümkün değil; yani, yüzde 100 sapmış, 30
katrilyona 30 katrilyon isteyen bir bütçe gerçekten akıl kârı değil ve bunu,
hiçbir yerde hiçbir kitaba da sığdıramazsınız. Sabit kur dediniz, IMF "aferin" dedi; dalgalı
kur dediniz, "aferin"dedi; yani, bunun doğrusu hangisi? Yani, mutlaka
bir tanesinin doğru olması lazım. Demek ki, bizi istedikleri gibi kullanıyorlar
ve bunun da istikrarla alakası yok değerli arkadaşlar. Şimdi, geçmişi bırakıyorum, son dört yıldır Sayın
Bakanımız ve onun gibiler bu ülkeyi yönetiyorlar; maliyeyi yönetiyorlardı.
Peki, bu görev zararları ve banka batıklarını bugüne kadar niçin önleyemediniz? Değerli arkadaşlar, geçenlerde, işveren sendikalarının
başkanı, bu dönemi, ticaretin, sanayiin kan kustuğu bir dönem olarak tarif etti.
Bir taraftan, hayat standardına ulaşmaya çalışan işçi, memur, emekli, köylü,
çiftçi; bir taraftan, ayakta kalmaya çalışan işverenler, esnaf, tüccar ve
sanayiciler. Tabiî ki, bütçenizde yatırım yok, 3 katrilyon 750 trilyon lira
ilavesiyle, bir yatırım gerçekleştireceksiniz; devede kulak gibi bir paydan
kimsenin bir şey elde etmesi mümkün değil. Tabiî ki, burada, sizin, Gelir Vergisi elde etmeniz de
mümkün değil, kimse size vergi de vermez. Hakikaten, bütün hedeflerinizi de
şaşıracaksınız, göreceksiniz, kimsenin vergi vermesi mümkün değil. Sizin
yapmanız gereken, açlığı, yokluğu önlemektir arkadaşlar; bu gerçeği
görmezlikten gelemezsiniz. "Aç köpek fırın deler" diye bir söz var,
bunu unutmayın. Ayrıca, zayıf atın kıblesi olmaz; o, iyi beslenemediği için
sağa sola yalpa yapar ve istikametini de tayin edemez. Dolayısıyla, bizim,
bunları çok dikkate almamız lazım. Şunu da unutmayın, açların, köşe başlarını
tuttuğu bir ülkede, tok olanların tatlı rüya görmesi bile mümkün değildir. Tabiî ki, verenden alalım, vermeyen yoluna devam etsin
diye bir mantık olamaz, vebaldir; verenlerden de "kalan kalır, devam
edemeyen ölür" mantığıyla da bu işi yürütemezsiniz. SSK tabanını yüzde 84, tavanını yüzde 467 artırdınız,
KDV'ye ilaveler yaptınız. Burada, sanayici, ticaretle uğraşan arkadaşlarımız
var, herkes, ayakta kalma mücadelesi verirken, sizlerin getirdiği bu ekbütçe
nereye gidecek; yine, maalesef, faizcilere gidecek. Şimdi, netice itibariyle, ulusal program dediniz,
istikrar programı dediniz; ama, bu programda yatırım olur, üretim olur,
istihdam olur, ihracat olur; bunların hiç biri yok. Yani, sizin programınızda
ne halk var ne millet var ne de bunları düşündüğünüz var. Girişimciler, yatırım
ve üretimin aktörleridir, hakikaten lokomotifleridir; siz, bunları, eğer,
beslemezseniz, bunlara destek olmazsanız, istihdam sonrasında ortaya çıkacak
kötü sonuçlara hep beraber katlanmamız gerekir. Değerli arkadaşlar, bu ekbütçede, memura, emekliye bir
şey var mı; yok; esnafa, tüccara var mı; yok; çiftçiye, köylüye var mı; yok;
verin diyoruz; nereden vereceğiz, yok diyorsunuz; ama, bakınız... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkanım, rica
etsem... BAŞKAN - Efendim, toparlar mısınız lütfen. MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) - Peki efendim. Topladığınız 100 liranın 111 lirasını faizcilere, bulup
veriyorsunuz; demek ki var... Bakın, her şeyimiz yaygara; buğday için 155 000 lira
fiyat dediniz, 164 000 liraya
bağladınız ve 9 000 lira farkı TMO'nun alacağı 3 milyon tonla çarptığınız zaman
27 trilyon lira yapar ve bu parayı da köprülerden alacağız dediniz; ama, diğer
taraflara günde 100 trilyon lira faiz ödüyorsunuz. Verdiğiniz fiyatların da
gerçekçi olmadığı ortada; geçen gün Polatlı'daydım, Diyarbakır'da, arpayı
getirip borsaya teslim etmiş; verdiğiniz 130 000 lira fiyat, şu anda, 90 000
lira piyasa fiyatı olarak geçerli. Demek ki, söylediğiniz, verdiğiniz rakamlar
da gerçekçi değil. BAŞKAN - Sayın
Çelik, toparlar mısınız lütfen... MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) - Evet, toparlıyorum. MEHMET PAK (İstanbul) - Getirin 90 000 liradan biz
alalım. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın ki, toparlasın
efendim... MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) - Efendim, siz de
soruşturun, araştırın; doğru mudur, değil midir bunların takdirini, ben, size
bırakıyorum. Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımız diyor ki:
"Umut aşılayalım." Soruyorum size Sayın Bakan, son üç ay içerisindeki
rakamlara bakarsanız, nasıl umut aşılanabilir? Bakınız -sizin açıkladığınız
rakamlardır- son üç ay içinde, devletin toplam borcu, 86 milyar dolardan, 56
milyar dolar artarak 142 milyar dolara yükselmiş. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Efendim, 1,5 dakika eksüre verdim; lütfen...
Teşekkür edeceğim size... MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla)- Borçların, gayri safî
millî hâsılaya oranı yüzde 58'den yüzde 83'e çıkmış ve şu anda, bu yıl
içerisinde, 2001 yılı içerisinde ödenecek toplam içborç 73 trilyon, dışborç 13
katrilyon; toplam 86 katrilyon; yani, ayda 7-7,5 katrilyon para ödemeniz lazım.
IMF'den alacağınız 12-13 milyar dolarla mı bunlar gerçekleşecek?!. Biraz
gerçekçi olalım ve buna göre bütçe hazırlayalım. Çok teşekkürler, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz efendim. Efendim, onlar da buna göre hazırlamışlar; zaten
"içborçlanma" diyorlar. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, usulle ilgili bir
şey söylemek istiyorum. BAŞKAN - Buyurun efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bütçenin
görüşülmesi için, bu Mecliste özel bir müzakere usulü vardır. Bütçe müzakere
programı, önce, gelir, ilan edilir, ondan sonra... DEVLET BAKANI FARUK BAL (Konya) - Neden söz
veriyorsunuz Sayın Başkan? KAMER GENÇ (Tunceli) - Bir dakika yani... BAŞKAN - Işık tutuyor bana efendim; bir dakika... KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani, siz, daha dün geldiniz
Sayın Bakan... BAŞKAN - Efendim, bana hitap edin, ben anlayayım. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bütçe programı, önce, gelir,
burada ilan edilir... (DSP ve MHP sıralarından gürültüler) Bir dakika Sayın Başkan, çok önemli bir şey söylüyorum.
Ondan sonra, sayın milletvekilleri bu bütçe üzerinde
söz alırlar... Bütçe, bir devletin temel muhasebesinin göstergesidir. BAŞKAN - Bu ekbütçe... Sayın Genç... KAMER GENÇ (Tunceli) - Bir dakika efendim... BAŞKAN - Sayın Genç, peki efendim, peki, 1 dakika daha
vereyim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani 1 dakika konuşmaya
tahammülünüz yoksa... BAŞKAN - Aman efendim! Benim size ilelebet tahammülüm
var; buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) - Rica ediyorum efendim. Bakın, bir ekbütçe getirmişler, Türkiye bütçesinin
yüzde 80'ini değiştiriyor; ama, burada milletvekilleri bu bütçenin ne olduğunu
bilmiyor. BAŞKAN - Niye bilmiyor, 710 sıra sayısıyla bastırdık,
dağıttık efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani, Sayın Başkan... BAŞKAN - İstirham ederim... MURAT AKIN (Aksaray) - Üzerinde değişiklik var... BAŞKAN - Sayın Akın, 1 dakika efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bakın, rica
ediyorum... BAŞKAN - Evet. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bütçe kanunu tasarısı gelir,
ilan edilir, ondan sonra, eski Meclis zamanında gece saat 02.00'lerde,
03.00'lerde gelinir, milletvekili arkadaşlar... BAŞKAN - O heyecan şimdi yok herhalde. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bir dakika efendim... Rica
ederim... BAŞKAN - Tabiî efendim, evet... KAMER GENÇ (Tunceli) - Bir sabır gösterin... Orada, yatağını yorganını getirip sıraya girer, herkes
gelir orada... (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Efendim, siz niye kızıyorsunuz? Bana ışık tutuyor, beni tenkit ediyor; Allah Allah!.. Buyurun efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sizi tenkit etmiyorum, size bir
gerçeği vurgulamak istiyorum. BAŞKAN - Efendim, zabıtlara geçti. KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani, bütçe, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bu kadar önemli bir kanun tasarısıdır. BAŞKAN - Peki efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Şimdi, siz, daha komisyondan
bugün çıkmış, milletvekillerinin haberi yok, ondan sonra, getirmişsiniz, bir
özel müzakereyle... BAŞKAN - Efendim, mesele anlaşılmıştır.. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bakın... BAŞKAN - Sayın Genç, anlaşılmıştır... KAMER GENÇ (Tunceli) - Bu arkadaşlar anlamadı... BAŞKAN - Efendim, ben anladım. KAMER GENÇ (Tunceli) - Siz de anlamadınız, Sayın
Başkan, bakın çok önemli bir şey söylüyorum. BAŞKAN - Efendim, ben nasıl anlamadım... Hasbelkader
ben Başkanvekili olduğumdan beri dördüncü bütçeyi çıkarıyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, siz dördüncü bütçeyi
çıkarıyorsunuz da, peki, bundan önce bütçe müzakerelerini nasıl yapıyorduk?
(MHP sıralarından "yatak, yorgan getirerek" sesleri) BAŞKAN - Efendim, çok teşekkür ederim, böyle bir
tartışma usulümüz yok. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bu memlekete yazık
oluyor. BAŞKAN - Yazık oluyor,evet efendim. Teşekkür ediyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) - Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlık Divanı bu memlekete ihanet ediyor, iktidar partisi ihanet ediyor... BAŞKAN - Türkiye'de zaman bedava efendim, biz
zamanımızı da harcıyoruz, yazık oluyor. KAMER GENÇ (Tunceli) - Böyle bir şey olur mu, böyle bir
Meclis olur mu?! BAŞKAN - Peki efendim, teşekkür ediyorum Sayın Genç,
sağolun. Efendim, söz sırası Doğru Yol Partisi Grubunda. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Dönen; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani bu kadar peşin hükümle bu
Meclis yönetilmez Sayın Başkan. Gidip aynada kendinize bakın... Yazık!.. DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gerçekten, bütçe çıkarmak, bu Meclisin en önemli
görevlerinden birisi. Milletten topladığımız paraların nerelere, nasıl sarf
edildiğini çok ciddî anlamda denetleme adına ve bütçe yapma adına, en önemli
görevlerinden birisini bugün burada ifa ediyoruz. 2001 yılı bütçesi, bugün tekrar, altı ay sonra, bir
eködenek talebiyle karşımıza geliyor. Tabiî, bu 2001 bütçesi, aslında, bir
ekbütçe niteliğinde değil, bir kaza sonucu, bir tasfiye niteliğinde bir bütçe.
Bunu ben söylemiyorum, bunu bütçenin içindeki rakamlar söylüyor; 30 katrilyon
ödenek isteniliyor, 30 katrilyonluk ödenekten 24,6 katrilyonu borç faizlerini
ödemeye kullanılacak. Bunun yanında, yalnız 75 trilyon gibi çok komik bir rakam
da, özellikle çiftçileri desteklemekte kullanılacak. Acaba, 75 trilyon, kime,
nasıl kullandırılacak, bu da çok önemli bir merak konusu olarak ortada
durmakta. Değerli arkadaşlarım, az önce buradaki konuşmamda,
uygulanan ekonomik politikaların sonuçlarının, siyasî bir sonuç da doğuracağını
söyledim. Eğer, bir iddiayla bir program uyguluyorsanız, bu programın sonucu,
sizi, halkın gözünde ya çok önemli bir noktaya getirir, onun çok önemli sonucu
olur veya başarısız olursanız, o başarısızlığın sonucuna katlanırsınız; bunun,
önemli siyasî sonucu olur. Ama, hükümetimiz, 2000 yılında uyguladığı ekonomik
politikanın sonuçlarını kestirememiş; özellikle, bir yılda ulaşılması gereken
enflasyon hedefini, bir ayda kat etmiş; yani, bu hükümet, tarihinin en büyük
enflasyonunu yaratmış. İddia etmiş, topluma demiş ki "bu programla, size,
bir yılda yüzde 15 enflasyon hedefimi söylüyorum." Ama, ayda yüzde 15'e
ulaşmış enflasyon. Tüm bu programın, uyguladığınız programın geri dönüşü,
dalgalı kur sistemine geçmeniz, Türkiye'ye 30 katrilyon liraya mal olmuş. Şimdi, serbest kur, dalgalı kur ve faizi baskı altında
tutmaya yönelik yeni bir ekonomik program uyguluyorsunuz. Uygulanan ekonomik
programlar, çok ciddî programlar. Bunları siz beğenirsiniz, ben beğenmem, ben
eleştiririm; ama, uygulamada gerçek bir birliktelik gerektirir. Bu programın
arkasında, ciddî siyasî destek olması gerekir. Bu olmazsa, uygulayamazsınız.
İstediğiniz programı, dünyanın en iyi programını getirin, o en iyi programı
dahi, arkasına siyasî desteği koymadan uygulama şansınız yoktur. Şimdi, ben bakıyorum hükümete, gözetliyorum; hükümetin
bir kanadı, bir konu üzerinde farklı görüş beyan ediyor, bir kanadı, bir başka
görüş ifade ediyor, diğer kanat bir başka şey söylüyor... Ekonomiden sorumlu
bakan -kendi aralarında daha birliktelik sağlanmayan- bu ekonomik programı da,
dünyaya anlatmaya çalışıyor, onlara kabul ettirmeye çalışıyor. Böyle bir
programı, bir başka ülkenin kabul etmesi, bırakın başka ülkeyi, kendi insanınızın
kabul etmesi mümkün mü?! Böyle bir programın sonuçlarının ne olacağı şimdiden
belli. Şimdiden belli diyorum; niye?.. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Dönen, sürenizi uzatayım, siz de
toparlayın efendim. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Toparlıyorum. Piyasalara bakın, her gün piyasalar dalgalanmakta; her
gün, piyasalar, kırılgan bir biçimde, ya yukarı, ya aşağı, çok büyük hareketler
göstermekte. Neden diye baktığımızda, hükümetin, bu programın arkasında olup
olmadığına piyasalar güvenmiyor. Neredeyse, bu hükümet borçlanamaz hale gelmiş.
Böyle bir ortamda, böyle bir programı nasıl uygulayacaksınız?! Bir araba
düşünün; biri gaza basıyor, biri debriyaja basıyor, biri frene basıyor; bu
arabanın yol alması mümkün mü?! Üç ayrı adam, üç ayrı yönetim... Böyle bir
anlayışla... AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Siz nasıl kullandınız? MEHMET DÖNEN (Devamla) - Biz, bindiğimiz arabayı iyi
kullandık. AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - 5 Nisanda da iyi
kullandınız!.. MEHMET DÖNEN (Devamla) - 5 Nisanda da iyi kullandık.
Bakın, 5 Nisanda, biz, böyle, yüzde 70'ine yakın bir ekbütçe getirmedik. İşte,
Maliye orada... 5 Nisanda, biz, bütçeye fazla verdirdik, fazla... Ekbütçeyle
gelmedik; ama, arkasında siyasî destek vardı, birlik vardı, bütünlük vardı.
Şimdi, o yok, irade yok. Teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. 2 nci madde üzerindeki görüşmeler bitti. Şimdi, 2 nci maddeye bağlı cetvellerin bölümlerini
okutup, oylarınıza sunacağım efendim. (2) Sayılı Cetvel B-Cetveli (2001 Yılında Tahsiline Devam Olunacak Devlet
Gelirleri) Gelir Türü
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Efendim, 2 nci maddeyi, kabul ettiğiniz cetvelle
birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 3 üncü maddeyi okutuyorum: Madde 3.-
4611 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin (a) fıkrasının 4 numaralı bendinin
sonuna aşağıdaki hüküm eklenmiştir. "Dış proje kredisi kullanımlarından kaynaklanan
Katma Değer Vergilerinin karşılanmasında; dış kredi gerçekleştiği halde, KDV
karşılığı iç kaynağın bulunamaması durumunda, Yatırım Programı ile
ilişkilendirmek suretiyle ilgili kuruluşların bütçelerinin mevcut ya da yeni
açılacak tertiplerine söz konusu miktarlarda ödenek eklemeye Maliye Bakanı
yetkilidir." BAŞKAN - 3 üncü madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu
adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni Doğan, buyursunlar efendim. (FP
sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 710 sıra sayılı ekbütçe tasarısının 3 üncü
maddesi üzerinde söz aldım; hepinize saygılar sunuyorum. Değerli arkadaşlar, burada, hatipler, Sayın Bakan,
muhalefet temsilcileri rakamlardan bahsetti. Ben, rakamlardan bahsetmeyeceğim;
çünkü, rakamlar çoğu zaman yalan söyler, rakamlar çoğu zaman kaypaktır. Ben,
daha çok, birkaç aydır, özellikle kasım krizinden bu yana literatüre giren
birkaç kavram üzerinde duracağım. Kavramlar çok önemlidir; kavramlar,
düşüncenin evidir; kavramlar, hasbi siyasete yol gösteren önemli ışıklardır,
önemli meşalelerdir. Mesela, Başbakanın bir cümlesiyle başlayan bir kavram var,
çok önemli. Diyor ki Başbakan: "Bir ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz"
diyor. HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Sayın Başbakan... AVNİ DOĞAN (Devamla) - Evet, Sayın Başbakan, çok
değerli Başbakan... Tatmin oldunuz mu bilmiyorum. Evet, arkadaşlar, cumhuriyet
hükümetinin Başbakanına benden saygısızlık beklemeyin; onu söyleyeyim.
Sözlerimi de engellemeyin lütfen... AHMET SANCAR SAYIN (Antalya) - Saygısızlık yapıyorsun
ama!.. AVNİ DOĞAN (Devamla) - Bir ekonomik kurtuluş savaşından
bahsediyor Sayın Başbakan. Şimdi, eğer, siz, bir ekonomik kurtuluş savaşından
bahsederseniz, bir işgali, doğrudan doğruya bir işgali kabullenirseniz. Bunun
literatürde başka anlamı yok... M. ZEKİ SEZER (Ankara) - Bu, o demek değil ki. AVNİ DOĞAN (Devamla) - Yani, Türkiye'de, Türk
ekonomisinin üzerinde bir işgal var da, bizim haberimiz mi yok, kimsenin haberi
mi yok?! Şimdi, bir ekonomik kurtuluş savaşından bahsedecekseniz, sonra da biri
çıkıp "müstemleke" derse kızacaksınız!.. Kurtuluş Savaşı düşmanlara
karşı verilir, kurtuluş savaşı işgal güçlerine karşı verilir; bu millete, bu
büyük millete, Türk Milletine, Allah, bir daha Kurtuluş Savaşı yaptırmasın.
Sonra, kurtuluş savaşı, bir milletin imanıyla olur, bir milletin vicdanıyla
olur, bir milletin yaptığı şeye inanmasıyla olur. Yapılan şeye sizin de
inandığınız kanaatinde değilim; inansanız, şu an, şurada 350 kişi olurdunuz. Bakın, bu ülke, altı ayda dört önemli kriz yaşadı. İki
devlet krizi yaşadı. Bu iki krizin devlet krizi olduğunu ben söylemedim,
gazeteler söylemedi; Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı söyledi, bir devlet krizi
yaşıyoruz diye. İki de ekonomik kriz yaşadı. Şimdi, iki devlet krizi, iki
ekonomik kriz; buna rağmen bir kurtuluş savaşından bahsediliyor. Eğer, bir
ülkeye iki defa devlet krizi yaşatmış bir hükümet varsa; bir ülkeye, iki defa
ciddî ekonomik kriz yaşatmış bir hükümet varsa, bu ülkenin en büyük sorunu, o
hükümetten kurtulmaktır. O hükümetten kurtulmadan ekonomik kurtuluş savaşı
vermek mümkün değil. Efendim, buğdaya şu kadar zam verdik, köprüye zam yapıp
bunu karşılayacağız... Yani, şimdi, bu memleketin Deli Dumrullara falan ihtiyacı
yok. Kurun çayın üstüne bir köprü, geçenden 40 akçe, geçmeyenden döve döve 100
akçe... Memleketin buna ihtiyacı yok. Ben, rakamdan anlamam dedim; köylüler de anlamaz,
işçiler de anlamaz, çiftçiler de anlamaz. Bir şeyden anlarım ben, geçen yıl
benzini kaça alıyordum, bu sene kaça alıyorum? Geçen yıl, çiftçi, buğdayı kaça
sattı, mazotu kaça aldı; bu sene kaça sattı, kaça aldı? Değerli arkadaşlar, her seferinde söylüyorum; bu
kürsüye gelmek, benim hakkım olduğu kadar DSP'li milletvekili arkadaşların da hakkıdır.
Onlar gelir, kullanır; biz, oradan laf atmayız. HÜSEYİN TAYFUN İÇLİ (Ankara) - Siz de atıyorsunuz... AVNİ DOĞAN (Devamla) - Eğer, bırakırsanız konuşuruz. Bu
kürsü, bu milletin, Türk Milletinin mihrabıdır. Buraya laf atarak falan sınır
koymayın. Burada sözü olan konuşur. Bakın, biz, bu bütçenin geçmesi için -grup
başkanvekilleriniz biliyor- size çok ciddî yardımlarda bulunuyoruz; çünkü,
eğer, bugün, burada bir engel koyarsak, yarın borsanın ne olacağını biliyoruz,
yarın kimlerin fakir, kimlerin zengin kalkacağını biliyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) AVNİ DOĞAN (Devamla) - Bunun için, biz, gerekli yardımı
size yapıyoruz; ama, siz, bizim konuşmamıza engel oluyorsunuz. Eğer, milletin
sesini kısmaya kalkarsanız, kimseye bunun faydası olmaz, size de bir faydası
olmaz. Muhalefetin sesini dinlerseniz -samimî bulursunuz, bulmazsınız, ama,
samimî bulduklarınızı dinlerseniz- bundan Türkiye faydalanır, en azından,
Türkiye, böylesine krizlere falan girmez. Ben, açık olarak şunu söylüyorum: Eğer, bir ekonomik
kurtuluş savaşı verildiğini iddia ediyorsanız, bu ülkede bir ekonomik işgal
olduğunu kabul ediyorsunuz manasına gelir. Eğer, bu kurtuluş savaşının
komutanını da siz Amerika'dan getirdiyseniz, vay bu milletin haline. Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Efendim, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu
adına, Isparta Milletvekili Ramazan Gül'de. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün 2001 yılı bütçesine ilave olarak ekbütçeyi
konuşuyoruz. Ekbütçenin 3 üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlarım. İlgili maddemiz, dış projelerin aksamadan yürütülmesi
için ödenen kur farklarından dolayı KDV'lerin verilmesine dair bir düzenleme
maddesidir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2001 yılı
ekbütçesi 30 katrilyon 800 trilyon lira. Bunun, 24 küsur katrilyonu faiz,
personel 2,3 katrilyonu, transfer harcamaları 777 trilyon, Ziraat Bankası ve
Halk Bankasının alacağı, bütçeden tahsis edilen para 400 trilyon, yatırımlar
280 trilyon. Bunun öbür kalemlerine devam etmek istemiyorum. Benim esas üzerinde durmak istediğim konu, işin gelir
yönü. Bugün, gelir, 9,9 katrilyon Gelir Vergisinden, 2,1 katrilyon Kurumlar
Vergisinden. Değerli milletvekilleri, sizlerin anlayacağı, bu gelir
kalemlerinin önemli bir bölümü, Akaryakıt Tüketim Vergisinden; yani, 5 küsur
katrilyon. Bunun haricinde, yine, Katma Değer Vergisinden. Sizlerin anlayacağı,
değerli milletvekilleri, bu tahsil edilecek vergilerin büyük bir kısmı, fakir
ve fukaradan alınacak vergilerdir; çünkü, vergi toplayamayan devlet, her gün
-yalan olmayacak, her gün- benzin, mazot ve LPG'ye zam yapmak suretiyle, fakir
ve fukaradan vergi almaktadır; çünkü, bu vergi, kolay bir vergidir; çünkü, bu
vergi, anında alınan bir vergidir; çünkü, hükümet, holdinglerden vergi
alamıyor; çünkü, hükümet, üretimden vergi alamıyor. İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Üretimden?!. RAMAZAN GÜL (Devamla) - Evet, Gelir Vergisi de,
Kurumlar Vergisi de üretimle alınan vergidir; bundan vergi alamıyor. Bu ne
demektir; bu, şu demektir değerli milletvekilleri: Hükümet, aynı, geçmiş
programlarında olduğu gibi, yine, fakir ve fukara üzerinden vergilere devam
etmektedir. Bu da, Türkiye'deki, tasarruf trendinin azalması demektir. Değerli milletvekilleri, benim, sizlerle paylaşmak
istediğim bazı kısa anekdotlar var. Bunlar nedir; kayıtdışı ekonomi, vergi
kaçağı. Değerli milletvekilleri, şu anki, mevcut hükümetin
uygulamış olduğu programa göre, Katma Değer Vergisi oranları, gerçekten çok
yüksektir. Bugün, yüzde 25'lere varan vergiler alınmaktadır. Zira, Katma Değer
Vergisinde, alıcı da memnundur, satıcı da memnundur; çünkü, Katma Değer
Vergisinde, kayıtdışı ekonominin ayağını oluşturur; çünkü, Katma Değer
Vergisinde, ayrıca, pazarlık yapılır, bunlar herhangi bir kayıtlı belgeye
dayanmaz. O bakımdan, çok önem arz etmektedir. Değerli milletvekilleri, bugün, gerek benzin gerekse
mazot fiyatları, hakikaten dünya standartlarının, Avrupa standartlarının çok
üzerindedir; çünkü, normal şekilde, bugün benzinin maliyeti 200 küsur lira
civarındadır, mazotun... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RAMAZAN GÜL (Devamla) - Sayın milletvekilleri,
Anayasamızın 73 üncü maddesi vergi adaletinden bahseder, Anayasamızın 73 üncü
maddesi "herkes ödeme gücüne göre, kendi gücüne göre vergi ödemekle
mükelleftir" der. Oysa, bu mevcut bütçe tasarısıyla, Anayasanın 73 üncü
maddesine ters bir uygulama yapılmaktadır; çünkü, bu bütçede getirilen
hükümlere göre vergi adaleti ilkesi zedelenmektedir. O itibarla, bu bütçenin
vergi ayağı yanlıştır ve bizim Anayasamızın amir hükmüne de aykırıdır. Değerli milletvekilleri, bir konu ise, bu harcamalarla
ilgilidir. BAŞKAN - Sayın Gül, toparlar mısınız lütfen. RAMAZAN GÜL (Devamla) - Bugün, sadece ve sadece Halk
Bankası ile Ziraat Bankasına ayrılan 400 trilyondan bahsetmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, bugün, Halk Bankası... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RAMAZAN GÜL (Devamla) - ...1936 senesinde kurulmuştur;
yani, altmış yıllık mazisi vardır. Bugün altmış yıllık bu mazi içerisinde,
esnaf ve sanatkâra ödenen kredinin tutarı 400 trilyondur; oysa değerli
milletvekili arkadaşlarım, sadece ve sadece iki bankaya ödenen kredinin, iki
bankaya kaptırdığımız paranın tutarı 400 trilyondur. Bu da şu demektir... BAŞKAN - Efendim, toparlayın, teşekkür edin. RAMAZAN GÜL (Devamla) - Peki, hepinize teşekkür
ediyorum; saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum Sayın Gül. 3 üncü madde üzerindeki görüşmeler bitmiştir. 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - El kaldırmamıza bile
izin vermiyorsun Sayın Başkan; bu ne sürat böyle?! BAŞKAN - 4 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 4.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Son maddeyi okutuyorum: MADDE 5.- Bu Kanun hükümlerini Maliye Bakanı yürütür. BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Efendim, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre, son söz
milletvekilinin. Buna göre, aleyhte söz isteyen milletvekillerinin
isimlerini okuyorum: Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın, Tunceli
Milletvekili Sayın Kamer Genç, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni Doğan,
Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat. Lehte söz isteyenler: Bartın Milletvekili Sayın Cafer
Tufan Yazıcıoğlu, Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven, Niğde Milletvekili Sayın
Mükerrem Levent. MURAT AKIN (Aksaray) - Ben konuşmuyorum. BAŞKAN - Sayın Genç'e mi devrettiniz efendim? MURAT AKIN (Aksaray) - Evet. BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç. MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Adıyaman) - Kamer Genç
konuşmayacak; Murat Akın konuşsun. BAŞKAN - Hanginiz görüşüyorsunuz efendim; buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) - Eğer, söz hakkını bana
devrettiyse, konuşurum. BAŞKAN - Sorun efendim; devrediyorsa... Ben onu bilmem. MURAT AKIN (Aksaray) - Devrettim. BAŞKAN - Efendim, oyunun rengini belirtmek için,
aleyhte, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç konuşacaklar. Buyurun Sayın Genç. (DYP sıralarından alkışlar; MHP
sıralarından alkışlar [!]) Süreniz 3 dakikadır. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - 5 dakika verin Sayın
Başkan; 3 dakikada ne konuşsun. BAŞKAN - Peki efendim, peki. KAMER GENÇ (Tunceli) - Çok teşekkür ederim Sayın
Başkan. Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisini
bir tiyatroya çevirdik. Çok ciddî bir olay görüşüyoruz. (MHP sıralarından
gürültüler, alkışlar [!]) Yahu, bir dinleyin be kardeşim! Yani, burada, hükümetiniz, yılbaşında bir bütçe
getirmiş; bütçenin yekûnu 47 katrilyon lira, onun yanına 30 katrilyonluk
liralık daha ek bir bütçe getiriyorsunuz. Cumhuriyetin kurulduğu tarihten beri
böyle bir Meclis de olmamış, böyle bir hükümet de olmamış. Şimdi, yani, hiç
kimse işin ciddiyetinde değil; Türkiye elden gidiyor. Bugün, Genel Başkanımız
burada konuştu. Değerli milletvekilleri, inanmanızı istiyorum, vallahi de,
billahi de, tillahi de, siz bu işin farkında değilsiniz. (DYP sıralarından alkışlar)
Yakamızı vermişiz Amerika'nın, Avrupa'nın emrine
"şu kanunu çıkar, sana 1 milyar dolar veyahut da şu kadar dolar
vereyim" diyorlar; yani, bunlar, yarın, sizden kelleyi isterlerse
kellenizi verecek misiniz? Beyler, yani, ciddî olalım; ciddî olalım
arkadaşlar. Bu memleketin İstiklal
Harbi yıllarını bir düşünün bakalım; İstiklal Harbinde insanlar, o, analarımız,
ninelerimiz sırtlarına mermi yükleyerek taşıdılar. Şimdi, neyin peşindeyiz?! Bu memleketin kaynaklarını üç
beş hırsıza verdik, hırsızlarla ortak olduk, madenlerimizi, doğal
kaynaklarımızı, dışarıdaki kaynaklarımızı verdik, hâlâ, siz burada... Yani, siz
işin farkında değilsiniz. Yarın, bu adamlar don isteyecekler sizden, don...
Kelle isteyecekler... Verecek misiniz?.. Verecek misiniz; size soruyorum yahu?!
Yani, bütçede şunu yapacaksınız diyor... Beyler, şunu herkesin bilmesi lazım:
Bir ülkenin kendi halkının özverisi olmadan, o halkın zenginlerinden oradaki
vergi alınmadıktan sonra, o ülke kurtulamaz. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından
gürültüler) Yani, bugün, diyor ki "sen, bana şu kanunu çıkar,
sana 1 milyar dolar vereceğim." 1 milyar doları niye veriyor?! (DSP, MHP
ve ANAP sıralarından gürültüler) Arkadaşlar, rica ediyorum sizden... Biraz rica
ediyorum... Sayın arkadaşlar rica ediyorum yahu... BAŞKAN - Efendim, istirham ederim, hatibin sözlerine
mani olmayın. KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, rica ediyorum,
dinlesinler bizi canım!.. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Tabiî efendim, dinletmeye çalışıyorum. Efendim, lütfen!.. KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, bakın arkadaşlar, biz
burada ciddî... Biz, devleti yönetiyoruz...(MHP sıralarından gürültüler) YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, müdahale
edin... BAŞKAN - Sayın Kırkpınar, lütfen efendim!.. KAMER GENÇ (Devamla) - Halk bizi buraya göndermiş ki,
halkın geleceğini refaha, huzura kavuşturmak ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
birliğini, bütünlüğünü ve istiklalini korumak için buraya gelmişiz. (DSP, MHP
ve ANAP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Efendim, istirham ederim... Lütfen... NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) - "Don" dedi,
"don..." (DYP sıralarından "Bor, bor" sesleri) BAŞKAN - Ne dedi efendim? SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - "Bor" dedi
efendim, "bor..." NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) - "Don" dedi. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sayın Başkan, ne biçim
konuşuyor?! AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Ne konuştuğunu bilmiyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, daha, süremi
doldurmadım. BAŞKAN - Lütfen toparlayın efendim, süreniz bitti.
Lütfen... KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, şimdi,
eğer burada tiyatro oynuyorsak, eğer burada bu milletin menfaatlarını savunmak
sizin için bir oyuncaksa, konuşmayalım... (MHP sıralarından gürültüler) HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Ne alakası var! KAMER GENÇ (Devamla) - Yahu, rica ediyorum... 1 dakika
yahu... BAŞKAN - Efendim, lütfen, siz Genel Kurula hitap edin,
teşekkür edin, bitirin. KAMER GENÇ (Devamla) - Yani, haysiyetiniz, şerefiniz
varsa, gelin, bu kürsüden konuşun yahu! Ben, size, ciddî şeyler söylüyorum
yahu! (DSP ve MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Efendim, lütfen... MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sen ne söylediğini biliyor
musun? (MHP sıralarından gürültüler) KAMER GENÇ (Devamla) - Yani, ben, kendi düşüncelerimi
söylüyorum. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sen ne söylediğini biliyor
musun? BAŞKAN - Sayın Enginyurt, lütfen... KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, bir dakika...
Düşüncelerimi söylüyorum. (MHP sıralarından gürültüler) AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Sen ne konuştuğunu bilmiyorsun!
KAMER GENÇ (Devamla) - Niye bana müdahale ediyorsunuz? BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen efendim... KAMER GENÇ (Devamla) - Ben ne söylüyorum? Bu milletin
birliğini, bütünlüğünü, menfaatını savunmak size zarar mı veriyor? BAŞKAN - Efendim, lütfen... MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sen ne biçim konuşuyorsun? KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Sayın Başkan... BAŞKAN - Lütfen efendim... CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sen o konuşmanın ne olduğu
biliyor musun? BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 5 dakika ara veriyorum
efendim. Kapanma Saati
: 23.37 ALTINCI
OTURUM Açılma Saati:
23.40 BAŞKAN:
Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER:
Hüseyin ÇELİK (Van), Şadan ŞİMŞEK (Edirne) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 117 nci Birleşimin
Altıncı Oturumunu açıyorum. VIII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam) 9. - 2001 Malî
Yılı Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/873) (S. Sayısı : 710) (Devam) BAŞKAN - Sayın Genç, demin ifadenizde benim de
tekrarlamak istemediğim bir sürçülisanda bulundunuz, tahmin ediyorum bor madeni
dediniz... KAMER GENÇ (Tunceli) - Tabiî, tabiî Sayın Başkanım. BAŞKAN - ...onu düzeltir misiniz lütfen. (MHP
sıralarından gürültüler) YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Ne alakası var! BAŞKAN - Bir dakika efendim... YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, emir verin,
TRT-3 kapansın, millete rezil olmayalım. BAŞKAN - Sayın Kırkpınar, istirham ediyorum... Lütfen
efendim... Sayın Genç, lütfen... KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim. Tabiî, benim ifademde kullandığım bor madenleri,
Türkiye'nin çok hayatî meselesi olan bir madendir. (DSP ve MHP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN - Efendim, lütfen... KAMER GENÇ (Devamla) - Dinleyin canım... Şimdi, kelle istemek... "Bor" derken
"bor" dedim; yani "don" anlamışsınız; yanlış
anlamışsınız... Bazılarının kafası hep dona gidiyor da... (MHP ve DSP
sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Efendim, lütfen... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Karahan lütfen efendim... KAMER GENÇ (Devamla) - Bizim kafamızın donla ilgisi
yok. Bizim kafamız... Memleketin temel stratejik maddeleri olan; yani, hayatî
meselesi olan konular önemli. Benim istediğim şu: Biz diyoruz ki, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin kişiliğini koruyalım, biz başkasına muhtaç olmayalım,
kaynaklarımızı Türkiye halkı lehine kullanalım; yani, gidip de, Avrupa'nın,
Amerika'nın lehine, üç kuruş, beş kuruş, 10 milyar lira para alırken... İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan, ne yapmak
istiyorsunuz? BAŞKAN - Bir dakika... Efendim, lütfen sözünüzü düzeltin. KAMER GENÇ (Devamla) - Bunlar bizden çok büyük bedel
istiyorlar. Bu büyük bedel, işte, mesela, diyor ki "şu kanunu çıkar, ben
sana şu kadar..." BAŞKAN - Sayın Genç, mesele anlaşılmıştır efendim.
Lütfen bitirin. KAMER GENÇ (Devamla) - Tamam, iki cümle... "Bu kanunu çıkar, sana şu kadar para vereyim"
diyor... BAŞKAN - Efendim, lütfen... KAMER GENÇ (Devamla) - Ondan sonra, biz de diyoruz ki;
bunun sonu gelmez diyoruz... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. KAMER GENÇ (Devamla) - ...burada bizi baskı altında
tutuyorsunuz. BAŞKAN - Efendim, Sayın Genç, yanlış anlaşılmaya mahal
veren konuşmasını düzeltmiştir; zabıtlara da bu şekilde geçti. Kendilerine
teşekkür ediyorum. YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, haysiyetimiz
şerefimiz nerede kalıyor? Haydi, boru donu düzeltti; haysiyet ve şeref ne
oluyor!.. BAŞKAN - Efendim, onu da geri aldı... İstirham
ederim... (MHP sıralarından gürültüler) Lehte söz, Bartın Milletvekili Sayın Cafer Tufan
Yazıcıoğlu'nda efendim. Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven'deymiş efendim;
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 3 dakikadır. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu Meclis kutsal bir çatıdır. Haysiyetsiz ve şerefsiz insanlar
ancak "haysiyetsizler, şerefsizler" diyebilir; onun için, merak
etmeyin. (MHP sıralarından alkışlar) Edebi edepsizden öğreniriz; dolayısıyla,
bu kanun tasarısıyla ilgili sabahtan bu saate kadar ne konuşulduysa; tablolar
getirildi, bazı borç ödemeleriyle ilgili faiz oranları getirildi -ben fazla
konuşmayacağım- yalnız, Türkiye'nin ekonomisinin yıllardır koltuk değnekleri
üzerinde yürütüldüğü hepinizin malumudur. Türkiye'nin ekonomisinin, yıllardır,
dibi delik fıçı haline getirildiği hepinizin malumudur. Türkiye'nin
ekonomisinde, paradan rahat para kazanma sisteminin getirilerek, rantçılara
yıllardır peşkeş çekildiği hepinizin malumudur. Türkiye, bugün, yol ayırımına gelmiştir. Rant
ekonomisinde yer alanlar bu savaşı kaybetmek zorunda olduğu için, son
çırpınışlarıyla, Urfi Çekinkaya'nın yanında fotoğraf çektiren insanları Meclise
göndererek, bizim haysiyetimize, bizim şerefimize leke getirmek
istemektedirler. O insanlar, eğer, haysiyetli, eğer, şerefli insanlar olsaydı,
kaçak, eroin tüccarı olan insanlarla resim çektirmezlerdi. Ben, bu kanun tasarısı lehinde oy kullanacağımı
belirtip, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Sayın Seven, teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya
tabidir. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş)- Yerimden bir açıklama
yapmak istiyorum. BAŞKAN- Ne diye efendim... AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş)- Yani, bu haysiyet, şeref
tartışması çok sıkıcı oldu; bu Meclisin mehabetine yakışmıyor. Her iki arkadaş
için de söylüyorum. BAŞKAN- Tamam; mesele anlaşılmıştır efendim. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş)- Yani, hiçbir milletvekili,
bu Meclise "haysiyetiniz, şerefiniz varsa" sorusu soramaz; çünkü, bu
çok yanlıştır. Öbür arkadaşın da gelip, bu meseleyi burada tartışması
yanlıştır. BAŞKAN- Efendim, mesele anlaşılmıştır; teşekkür
ediyorum. Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya
tabidir. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım. Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri, açık oylama için 3 dakika süre
vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden
yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy
pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakika içerisinde Başkanlığa
göndermelerini; ayrıca, vekaleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi
bakana vekaleten oy kullanacaklarını, oyunun rengini, ad ve soyadını ve
imzasını taşıyan oy pusulasını 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum ve oylamayı başlatıyorum efendim. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 2001 Malî Yılı Bütçe
Kanunuyla İlgili Bağlı Cetvelinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına
195 milletvekili katılmış olup; kabul 173, ret 22'dir. Böylece, ekbütçe
tasarısı kanunlaşmıştır efendim. Ülkemize hayırlı olsun. Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan da yerinden teşekkür
etmek istemişlerdir. Buyurun Sayın Bakan. MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Tasarının
kanunlaşmasında katkılarını esirgemeyen değerli milletvekili arkadaşlarıma ve
Meclis Başkanlık Divanına teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve
MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Biz teşekkür ediyoruz Sayın Bakan
zarafetinize, nezaketinize. Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu
kısmın 10 uncu sırasında yer alan Ankara Milletvekili Aydın Tümen'in; Maden
Kanununun 2 nci maddesinin III Numaralı Bendinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna
Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekili Erzurum Milletvekili İsmail Köse'nin; 3213 sayılı Maden Kanununun
Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Geçici Madde Eklenmesi ile 3078 sayılı Tuz
Kanununun Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifinin görüşmelerine
başlayacağız. 10. - Ankara
Milletvekili Aydın Tümen'in; 4.6.1985 Tarih ve 3213 Sayılı Maden Kanununun 2
nci Maddesinin III Numaralı Bendinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili
Erzurum Milletvekili İsmail Köse'nin; 4.6.1985 Tarih ve 3213 Sayılı Maden
Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Geçici Madde Eklenmesi ile
11.12.1936 Tarihli ve 3078 Sayılı Tuz Kanununun Yürürlükten Kaldırılması Hakkında
Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (2/380, 2/453) (S. Sayısı : 399) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir efendim. AYDIN TÜMEN (Ankara) - Orada Aydın Tümen yazıyor... BAŞKAN - Okudum efendim. Aydın Tümen dedim, sonra
İsmail Beyi okudum; biraz hızlı okuyunca... Ortadoğu Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde Bir Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının müzakeresine başlayacağız. 11. - Ortadoğu
Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Bir Kampus Kurmasına
İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Dışişleri
Komisyonları Raporları (1/845) (S. Sayısı : 681) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Çalışma saatimiz ilerlediği için, bundan sonra da
komisyonu bulamayacağımız için, birleşimi tatil edeceğim. Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve tekliflerini
sırasıyla görüşmek için, alınan karar gereğince, 15 Haziran 2001 Cuma günü saat
14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum; hayırlı geceler diliyorum;
geçmiş olsun. Kapanma Saati
: 23.52 |
|