|
DÖNEM
: 21 CİLT : 65 YASAMA YILI : 3 T. B. M. M. TUTANAK DERGİSİ 113 üncü Birleşim 6 . 6 . 2001 Çarşamba İ
Ç İ N D E K İ L E R I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. – GELEN KÂĞITLAR III. –
YOKLAMALAR IV. –
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1. – Antalya Milletvekili Osman
Müderrisoğlu’nun, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti Muhammed’in
hayatına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın cevabı 2. – Gümüşhane Milletvekili Lütfi
Doğan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna
ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın cevabı 3. – Karabük Milletvekili Mustafa Eren’in,
köy ve mahalle muhtarlarının sorunları ile alınması gereken önlemlere ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler’in cevabı B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER 1. –
Yüksel Yalova’nın istifasıyla boşalan Devlet Bakanlığına, İçişleri
Bakanı Sadettin Tantan’ın, İçişleri Bakanlığına, Devlet Bakanı Rüştü
Kâzım Yücelen’in, Devlet Bakanlığına, İstanbul Milletvekili
Yılmaz Karakoyunlu’nun, Atanmalarının, Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 109 ve 113 üncü maddeleri gereğince uygun görüldüğüne ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/840) 2. – Amasya Milletvekili Akif Gülle’nin,
(6/1482) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/389) C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1. – Şanlıurfa Milletvekili Mehmet
Yalçınkaya ve 19 arkadaşının, bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerinin
saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak sorunların
araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/204) D) ÇEŞİTLİ
İŞLER 1. – Görüşmeleri izlemek üzere Genel
Kurulu ziyaret eden NATO Savunma Koleji öğrencileri 98 inci dönem kıdemli
müdavimlerine, Başkanlıkça “hoş geldiniz” denilmesi V. – KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. – İzmir Milletvekili Rifat
Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili
Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya
Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul
Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan
Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.
Sayısı : 527) 2. – Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri
İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı
: 669) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa
Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı :682) VI. –
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. – Denizli Milletvekili Beyhan Aslan’ın,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında, şahsına sataşmada bulunması
nedeniyle konuşması 2. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in,
Denizli Milletvekili Beyhan Aslan’ın, konuşmasında, şahsına sataşmada bulunması
nedeniyle konuşması 3. – Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
A. Mesut Yılmaz’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında, şahsına
sataşmada bulunması nedeniyle konuşması VII. –
SORULAR VE CEVAPLAR A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI 1. – Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik’in,
Ankara-Hasanoğlan Ders Aletleri Yapım Merkezinin ne zaman açılacağına ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı (7/4104) 2. – Aksaray Milletvekili Ramazan
Toprak’ın, Türkmenistan Cumhurbaşkanının Mavi Akım Projesi hakkındaki
açıklamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Zeki Çakan’ın cevabı (7/4210) 3. – Adıyaman Milletvekili Mahmut
Göksu’nun, Mavi Akım Projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Zeki Çakan’ın cevabı (7/4236) I. – GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak
beş oturum yaptı. Aksaray Milletvekili Kürşat Eser, son
günlerde Kıbrıs’ta yaşanan sorunlara, Batman Milletvekili Burhan İsen, 5 Haziran
Dünya Çevre Gününe, Şırnak Milletvekili M. Sait Değer de Habur
Sınır Kapısına, İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar. İstifa eden ve istifası kabul edilen
Yüksel Yalova’dan boşalan Devlet Bakanlığına, yeni bir atama yapılıncaya kadar,
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler’in vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna
ilişkin Cumhurbaşkanlığı, Avrupa Kıtası Habitat Global
Parlamenterler Bölgesel Konsey Başkanının vaki daveti üzerine Amerika Birleşik
Devletlerine gidecek olan Çevre Komisyonu Başkanı Ediz Hun’un başkanlığındaki
Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık, Değişen oranlar nedeniyle, Adana Milletvekili Arif Sezer’in Kamu
İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden geri çekildiğine ilişkin DSP Grup
Başkanlığı, Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in Plan
ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden geri çekildiğine ilişkin FP Grup Başkanlığı, Tezkereleri, Osmaniye Milletvekili Şükrü Ünal ve 19
arkadaşının, Osmaniye İlinin turizm potansiyelinin değerlendirilmesi ve
sorunlarının tespiti ile çözüm yollarının araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/203), Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde
yapılacağı açıklandı. İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın, Orman
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifini geri aldığına ilişkin
önergesi okundu; Adalet Komisyonunda bulunan teklifin geri verildiği
bildirildi. Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 19 uncu sırasında yer alan 579 sıra
sayılı kanun tasarısının bu kısmın 10 uncu sırasına, 217 nci sırasında yer alan
608 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına alınmasına, Genel Kurulun 5 Haziran 2001 Salı günü
15.00 - 19.00, 20.00 - 24.00, 6 Haziran 2001 Çarşamba ve 7 Haziran 2001
Perşembe günleri 14.00 - 20.00 saatleri arasında çalışmasına, 5 Haziran 2001
Salı ve 6 Haziran 2001 Çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesine, 5
Haziran 2001 Salı günü (10/12) ve (10/124) esas numaralı Meclis araştırması
önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesine, 6 Haziran 2001 Çarşamba günü gündemin 10 uncu
sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılmasına, İlişkin DSP, MHP ve ANAPGruplarının
müşterek önerisinin; Sivas Milletvekili Musa Demirci’nin,
Tarımsal Altyapı ve Sulama Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun
Teklifinin (2/351) Ankara Milletvekili Saffet Arıkan
Bedük’ün, Ankara İlinde Batıkent Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun
Teklifinin (2/115), Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat
İlinde Hasanşeyh Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/593), Doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergelerinin; Yapılan görüşmelerden sonra, Bitlis Milletvekili İbrahim Halil Oral ve
67 arkadaşının, Bitlis - Ahlat İlçesinin tarihî, kültürel ve turistik
değerlerinin araştırılarak ekonomik ve sosyal yönden kalkınması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin
(10/124), yapılan öngörüşmelerden sonra; Kabul edildiği açıklandı; Kurulacak komisyonun: 13 üyeden teşekkül etmesi, Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili,
sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden başlamak üzere 3 ay olması, Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması, Kabul edildi. Konya Milletvekili Veysel Candan ve 23
arkadaşının, Emekli Sandığının sorunlarının araştırılarak yeniden
yapılandırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/12) üzerinde, 8.5.2001 tarihli 97
nci Birleşimde başlanılan öngörüşmeler tamamlandı; önergenin oylanmasından önce
istem üzerine elektronik cihazla yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda
toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından, 6 Haziran 2001 Çarşamba günü, alınan karar
gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 22.04’te son verildi. Mustafa Murat Sökmenoğlu Başkanvekili
II. – GELEN KÂĞITLAR 6.6.2001 ÇARŞAMBA No. : 158 Yazılı Soru Önergeleri 1. – İstanbul
Milletvekili Ahmet Güzel'in, tasarruf tedbirleri doğrultusunda Temsil, Ağırlama
ve Tören Giderleri Yönergesinde değişiklik yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4446) (Başkanlığa
geliş tarihi : 5.6.2001) 2. – İstanbul
Milletvekili Ahmet Güzel'in, İstanbul'daki (M) seri plakalı araçlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/4447) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 3. – Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün'ün, Balıkesir İline yapılan resmi ziyarete ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4448) (Başkanlığa
geliş tarihi : 5.6.2001) 4. – Diyarbakır
Milletvekili Osman Aslan'ın, Diyarbakır Devlet Hava Meydanları Bölge
Müdürlüğüne ve Türk Hava Yolları Şefliğine
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4449) (Başkanlığa
geliş tarihi : 5.6.2001) 5.
– Diyarbakır Milletvekili Osman
Aslan'ın, Diyarbakır Hava Limanında gümrük müdürlüğü kurulup kurulmayacağına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4450) (Başkanlığa geliş tarihi :
5.6.2001) 6. – Erzurum Milletvekili
Fahrettin Kukaracı'nın Iğdır Dilucu sınır kapısının kapatılacağı iddialarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4451) (Başkanlığa geliş tarihi :
5.6.2001) 7. – Erzurum Milletvekili
Aslan Polat'ın, asbestli tecrit
malzemelerinin inşaatlarda kullanıldığı
iddialarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4452) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 8. – Rize Milletvekili
Mehmet Bekaroğlu'nun, karakol ve hapishanelerde işkence yapıldığı iddialarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4453) (Başkanlığa geliş
tarihi : 5.6.2001) 9. – Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun, Doğu
Karadeniz Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4454)
(Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 10. – Konya Milletvekili
Teoman Rıza Güneri'nin, Eti Soda A.Ş. hisselerinin Vakıflar Bankasına satışına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet
Keçeciler) yazılı soru önergesi
(7/4455) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 11. – Konya
Milletvekili Teoman Rıza Güneri'nin,
Eti Holding AŞ'nin özelleştirilme çalışmalarına ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz
Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/4456) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 12. – Bursa Milletvekili
Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Karaman-Ayrancı Küçüksu projeleri kapsamındaki
Hışılay projesine ilişkin Devlet
Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4457) (Başkanlığa geliş
tarihi : 5.6.2001) 13. – Ankara Milletvekili
Saffet Arıkan Bedük'ün, Ankara'ya bağlı köylerde yaşanan kuraklık ve
çiftçilerin sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4458) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 14. – Karabük
Milletvekili Mustafa Eren'in, taşıt genelgesi gereğince Maliye Bakanlığına
devredilen araçlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4459)
(Başkanlığa geliş tarihi : 5.6.2001) 15. – Afyon Milletvekili
İsmet Attila'nın, Ziraat Bankası şubelerinin hangi kriterlere göre
kapatıldığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4460) (Başkanlığa
geliş tarihi : 5.6.2001) Meclis Araştırması Önergesi 1. – Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Yalçınkaya ve 19 arkadaşının, bor madenlerinin stratejik ve
ekonomik değerinin saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak
sorunların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/204)
(Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2001) BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati : 14.00 6 Haziran 2001 Çarşamba BAŞKAN : Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa) BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum. III. – YOKLAMA BAŞKAN - Yoklama talebi
vardır; yoklama yapacağız. MEHMET PAK (İstanbul) -
Çoğunluk var Başkanım. BAŞKAN - Efendim,
milletvekilleri talep edince, akan sular durur; millî irade böyle... Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı olmadığı için 14.30'a kadar ara
veriyorum. Sayın Karakoyunlu,
bakanlığınızı kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum; hayırlı, uğurlu
olsun efendim. Kapanma Saati : 14.08 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati : 14.30 BAŞKAN : Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa) BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. III. – YOKLAMA BAŞKAN - Yoklama talebi
vardır; ad okunmak suretiyle yoklama yapacağım efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkanım, idare hukukunda bir usul vardır; nasıl başladıysa öyle devam
eder; usul aynıdır, değişmez. Bazı arkadaşlar istiyor diye, ad okunarak yoklama
yapılamaz; usul usuldür, yani, gelsinler, başka şey yok! Bu kanun çıkmaz, kamu
sendikalarına başlayacağız beyler, o kanun lazım bize! BAŞKAN - Yoklamaya Adana
İlinden başlıyoruz. (Yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz. Sayın milletvekilleri,
gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim. Gündemdışı ilk söz,
Mübarek Peygamberimiz Hazreti Muhammet'in doğum yıldönümü münasebetiyle söz
isteyen Antalya Milletvekili Osman Müderrisoğlu'na aittir. Buyurun Sayın
Müderrisoğlu. (MHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) IV. –
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1. –
Antalya Milletvekili Osman Müderrisoğlu’nun, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle,
Hazreti Muhammet’in hayatına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı
Recep Önal’ın cevabı OSMAN MÜDERRİSOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle
Peygamberimiz Hazreti Muhammet'in hayatı hakkında konuşma yapmak üzere
huzurlarınızdayım. Peygamberler zincirinin
son halkası Peygamberimiz Aleyhisselamdır. O'nunla, peygamberlik zinciri hem
tamamlanmış hem de ilk halkayla bütünleşmiştir. Nübüvvet müessesesi O'nunla
hitama ermiş, ilahî vahiy onunla kemale ulaşmıştır. O, aynı zamanda,
kusursuzluğun, eksiksizliğin, mükemmelliğin ve kemalin eşsiz temsilcisidir.
Dünyada hiçbir fani, Peygamber Efendimiz kadar sevilmemiş ve O'nun kadar ilgi
görmemiştir. İnsanlık, küfür, kin, intikam, düşmanlık, zorbalık ve zulüm
saltanatından, O'onun Allah katından getirdiği din sayesinde kurtuldu; O,
peygamberlik zincirinin son halkasıdır. Dinimizde peygamber
inancının son derece merkezî bir önemi vardır. Yüce Allah, insanlığın kurtuluşu
için gerekli ve yeterli olan evrensel doğruları, bir taraftan, peygamber
vasıtasıyla beşeriyete ulaştırır, diğer taraftan da, bu evrensel doğruların
sosyal hayata nasıl geçirileceğinin somut örneğini de, yine, peygamber
vasıtasıyla gösterir. Peygamberler, dinin
insanlığa sunduğu model insan konumundadırlar. Bu sebeple, Kur'an-ı Kerim'de,
Peygamberimize -insanlara- "eğer, Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun.
Böylece, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" buyurulmuştur. Müslümanlar için Hazreti
Peygamber model insandır; çünkü, O, bir taraftan, Allah'ın buyruklarını olduğu
gibi insanlara ulaştıran, diğer taraftan da, ilahî buyrukları gündelik
hayatında en iyi şekilde uygulayarak, başka insanlara örnek olandır. Bu
anlamda, Kur'an-ı Kerim'de, Hazreti Peygambere hitaben "muhakkak, sen, çok
yüce bir ahlak üzeresin" buyurulurken, insanlara da "gerçekten, sizin
için, Resulullah'ta çok güzel bir örnek vardır" denilmektedir.
Dolayısıyla, Hazreti Peygamberi örnek almak, inanan insan için öncelikle dinî
bir görev, dinî bir vecibedir. Hazreti Peygamberden 1
400 yıl sonra yaşayan günümüz insanı, bugün Peygamberimizin nasıl örnek
alınması gerektiği konusunu son derece iyi anlamak zorundadır; bu, bir
mecburiyettir. Dolayısıyla, bir din için
peygamberin önemi her şeyin üstündedir. Her fani insan gibi, O da rahmeti
Rahman'a kavuşmuştur; ama, getirdiği değerler ve normlar, kıyamete kadar
bakidir. Bu nedenle, Kur'an'la birlikte, Peygamberimiz Hazreti Muhammet'in çok
iyi tanınması, anlaşılması şarttır; ancak bu şekilde O'nu örnek almak mümkün
olabilecektir. Şimdi, bize düşen, yüce
kitabımız Kur'an'ı ve Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammet'i ve yüce dinimizi
doğru bir şekilde anlamak ve anlatmak suretiyle, asırların getirdiği yanlış
anlayışları ortadan kaldırmak, Müslümanlara yeni bir ilim, yeni bir düşünce,
tefekkür ve çalışma aşkı kazandırmaktır. Bu, Yüce Meclisin görevidir; Türk
insanına bunu öğretmek, Yüce Meclisin görevidir. Bugün muhtaç olduğumuz husus
budur; bunun yolu da, okullarımızda, inanan insana inancını öğretmekten
geçmektedir. (MHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Biliyoruz ki, ülkemizde
ve dünyamızda her alanda çok hızlı ve baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır.
Gelişen günlük olaylar, mutlaka, bir yönüyle bizi, Müslümanları
ilgilendirmektedir. Bu nedenle, çağın
ve sosyal gelişmelerin dışında kalmamalı, aktüaliteyi takip etmeli, kendimizi
ilmî, meslekî ve kültürel alanlarda devamlı yenilmeliyiz. Sosyal hadiseleri
doğru algılayarak, dinimizi özüne uygun bir şekilde yorumlayarak, bid'at ve
hurafelerden arınmış temiz bir din duygusuyla insanlarımızı, çocuklarımızı,
gençlerimizi nakış gibi işlemeli ve bezemeliyiz ki, yanlışlara sapmayalım. Bu duygu ve düşüncelerle,
Yüce Peygamberimizi huzurlarınızda anıp, hepinizi hürmet ve muhabbetle
selamlarım. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Müderrisoğlu. Sayın Bakan, buyurun
efendim. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL
(Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Antalya Milletvekilimiz Sayın Osman Müderrisoğlu'nun,
Peygamberimizin doğum yıldönümü nedeniyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla
ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Diyanet İşleri
Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından, 1989 yılından itibaren,
Peygamberimizin doğum yıldönümleri, her yıl "Kutlu Doğum Haftası"
adıyla, bilimsel ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır. Kutlamaların 13
üncüsü, bu yıl, 1-7 haziran tarihleri arasında, Türkiye genelinde, konferans,
panel ve diğer sosyal ve kültürel etkinliklerle icra edilmektedir. Diyanet İşleri
Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, bu etkinliklerle, Peygamberimizin,
insanın mutluluğuna yönelik mesajlarını, günümüz koşullarını da dikkate alarak,
geniş halk kesimlerine ulaştırmanın yararlı olacağına inanmaktadır. İnsanlığın hidayet
rehberi, Allah kelamı Kur'an-ı Kerim'i vahiy yoluyla alıp, doğru bir şekilde
insanlara tebliğ buyuran, âlemlere rahmet Hazreti Muhammet'in (sallallahü
aleyhi ve sellem) dünyayı teşrifleri olan mevlidi nebevi, asırlardır,
milletimiz tarafından "Mevlit Kandili" olarak kutlanmaktadır. Yüce dinimiz, huzurlu ve
mutlu dünyanın en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle, dinî tefekkürü
cami dışına taşımak, değerli bilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini
halka aktarabilmek için, Mevlit Kandilini hayırlı bir vesile sayan Diyanet
İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir bilim ve
kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlit geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu
düşünceyle de, Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, Kutlu Doğum
Haftası olarak ilan etmiştir. Bu etkinliğin, her zaman
olduğu gibi, özellikle sosyal bütünleşmede büyük etki ve katkı sağlayacağı bir
gerçektir. Kutlu Doğum Haftasını, Türk kültürünün sağlam bir dayanağı,
milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak değerli bir
gelenek olarak gören Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı,
hafta dolayısıyla hazırladığı programlarda hep bu amacı göz önünde tutmuştur. Bu yıl 13 yaşına basmış
olan Kutlu Doğum Haftası, milletimizin arzusu ve tarihî geleneği üzerine bina
edilmiştir. 1989 yılında sadece
Ankara'da başlayan kutlama programları, bugün, artık bütün Türkiye'ye, Türk
dünyasına, Balkanlara, Kıbrıs'a, Avrupa, Amerika ve dünyanın birçok ülkesine
yayılmış durumdadır. 2001 yılı Kutlu Doğum
Haftası çerçevesinde Türkiye genelinde düzenlenen programlarda, ağırlıklı
olarak "toplumda güven duygusunun önemi ve Muhammed'ül Emin olarak Hazreti
Peygamberimiz" ve "sevgi ve barış dini olarak İslam" konusu
üzerinde durulmuştur. Bu etkinlikler, ilahiyat
fakülteleri, diğer fakültelerin öğretim üyeleri ve müftülerimizin işbirliği
çerçevesinde icra edilmiştir. Ayrıca, hafta
münasebetiyle, 1-3 Haziran 2001 tarihleri arasında, Diyanet İşleri Başkanlığımız
ve Türkiye Diyanet Vakfınca, müştereken, "İslamın anlaşılmasında sünnetin
yeri ve değeri" konulu bir sempozyum da düzenlenmiştir. Türkiye'nin dört bir
yanından çok sayıda bilim adamının katılımıyla 1 Haziran Cuma günü saat
14.30'da Kocatepe Camii Konferans Salonunda başlayan ve üç gün süren sempozyum,
çok verimli geçmiştir. Hafta nedeniyle, Diyanet
İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bugüne kadar
toplumumuzun gündeminde yer alan önemli konularda birçok sempozyum düzenlenmiş
ve bu sempozyumlarda sunulan tebliğler, daha sonra kitap haline getirilerek
halkımızın yararına sunulmuştur. "İslam ve
demokrasi", "dünyada ve Türkiye'de İslam ve Müslüman imajı",
"değişim sürecinde İslam", "Türk dünyasının dinî
meseleleri","üçüncü bine girerken Türkiye" ve "Üçüncü bine
girerken İslam", bu sempozyumlardan bazılarıdır. Bu yıl 13 üncüsü kutlanan
Kutlu Doğum Haftası, yurt içinde 81 il, 615 ilçede, yurt dışında ise
Bulgaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, Kırım, Romanya, Türkmenistan ve Nahcivan'da icra edilmiştir. Programlara, yurt içinden
ve yurt dışından alanlarında uzman pek çok din ve bilim adamı katılmıştır. Ankara'da 1 Haziran 2001
Cuma günü saat 10.00'da Kocatepe Konferans Salonunda açılışı yapılan Kutlu
Doğum Haftası programına, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz
olmak üzere, bakanlar, milletvekillerimiz, üst düzey bürokratlar ile halk
kesiminden davetliler katılmıştır. Yine, bu kutlamalar
çerçevesinde, aynı gün, insanları bir sevgi halesi etrafında toplamak amacıyla,
7 ncisi düzenlenen "sevdiklerinize bir gül verin" kampanyası, Diyanet
İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri Yılmaz'ın gül sunmasıyla başlatılmıştır. Gül kampanyasından sonra,
Kocatepe Camii avlusunda, "Kutlu Doğum Aşı" adı altında, davetlilere
etli pilav ve ayran ikram edilmiştir. Hafta münasebetiyle, ülke
genelindeki bütün camilerde, hutbe ve vaazlarda kutlu doğum konusu işlenmiştir. 3 Haziran 2001 tarihinde,
TRT ile müştereken Bodrum'un Turgutreis Beldesinde mevlit merasimi düzenlenmiş
ve bu merasim televizyondan yayınlanmıştır. Kutlu Doğum Haftası
çerçevesinde icra edilen programların tüm giderleri, Türkiye Diyanet Vakfı
tarafından karşılanmaktadır. Yüce ulusumuza nice Kutlu
Doğum Haftaları dileğiyle, Yüce Meclise en içten saygılarımı sunarım.
(Alkışlar) BAŞKAN - Sayın Bakan
teşekkür ederim. Hepimize kutlu olsun. Gündemdışı ikinci söz,
Diyanet İşleri Başkanlığı Kanunu hakkında söz isteyen, Gümüşhane Milletvekili
Lütfi Doğan'a aittir. Buyurun Sayın Doğan. (FP
sıralarından alkışlar) 2. –
Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanuna ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Recep
Önal’ın cevabı LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) -
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanunla ilgili söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamazdan
önce hepinize en derin saygılarımı sunuyor, hepinizin geçmiş Mevlit Kandilinizi
tebrik ve tesit ediyorum. Efendim, mevzuma
geçmezden önce iki sevincimi yüksek huzurunuzda dile getirmek istiyorum.
Bunlardan birincisi, dün, tarla sulamasıyla ilgili bir kanun teklifi, yüksek
idarenizle gündeme girmiş oldu. Burada, bendenizin sevinci şu: Değerli bir
milletvekili arkadaşımız, memleketimizin gelişmesi, bilhassa ziraî yönden
ilerlemesi için düşüncelerini dile getirdi, kanun teklifi olarak sundu; diğer
arkadaşlarımız -ki, mesela, Sayın Necati Albay Beyefendi arkadaşımız ve diğer
arkadaşlarımız bu düşünceye katıldılar, hepinizin ittifakıyla bu kanun teklifi
gündemde yerini aldı. Bundan fevkalade büyük sevinç duymamın sebebi şu: Demek
ki, memleketimizin yararına olan işlerde, güzel, rahat düşünülüyor ve çok güzel
düşünceler ortaya konuluyor, Yüksek Meclisiniz de, milletvekillerimiz de,
milletimize bu konuda örnek oluyor. İkinci bir sevincim,
bugün, Sayın Müderrisoğlu arkadaşımız, bir konuyu Mevlit Kandilini dile
getirdi, Resulü Ekrem Efendimizle ilgili, hepinizin bildiği çok güzel
düşünceleri dile getirdi ve ayrıca, Sayın Bakanımız da aynı düşünceleri
paylaşarak, bu tebriki birlikte yaptı, sizler de hüsnü kabul buyurdunuz. Bu,
benim için ne kadar sevindirici. Emin olun, milletimiz için de çok
sevindiricidir ve Allah'a çok şükür, millet olarak, bizim zenginliklerimiz çok
yüksektir, birlikteliklerimiz yüzde 99'dur, belki yüzde 1 farklılıklar vardır;
inşallah, o farklılıkları da telafi etmeye imkân buluruz. Onun için, bu
sevincimi sizlerle paylaşıp, şimdi hemen konuma geçiyorum. Efendim, Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun 1965'te yürürlüğe girdi, aradan
35 yıl geçti; ancak, birkısım bölümleri Anayasa Mahkemesince iptal edildi.
Tabiri caiz ise, şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığımızın kuruluş ve
görevleriyle ilgili kanun mevcut değildir. Hükümetimizden istirhamım,
bir an önce, uzmanlarıyla da işbirliği yaparak, onların görüşlerinden de
yararlanarak, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş kanununun bir an önce sizlerin
yüksek huzuruna getirilmesidir. Takriben dokuz yıla yakındır, zaman zaman,
sizin bir arkadaşınız olarak bu konuyu dile getiriyorum; ama, ne hikmetse,
hükümetlerimizce iltifat buyurulmadı; ama, bundan sonra, ümit ediyorum, bu
noksanlığı telafi ederiz. Efendim, bu konuda
ihtiyaçlar çok. Mesela, şu anda 10 000'den fazla kadro açıktır, tayin
yapılamamaktadır. Hükümetimizin, bu konuda da ilgisini ve iltifatlarını
istirham ediyorum. Şimdi, tabiî, bunların
yapılmasında, vücuda getirilmesinde milletimiz için ne büyük faydalar olacağını
hepiniz takdir buyurursunuz; ama, benim, hükümetimizden, Yüksek Meclisimizden
istirhamlarımla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının değerli
mensuplarından da, milletimize ifa ettikleri son derece mukaddes hizmetle
ilgili birtakım istirhamlarım var; çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı, bir
bakıma, memleketimize, dinî, ahlakî yönden hizmet etmekle yükümlüdür. Hatta,
633 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde şu cümleler yer almaktadır... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Hocam, buyurun. LÜTFİ DOĞAN (Devamla) -
"İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri
yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere,
Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur." O halde, din
konusunda toplumu aydınlatmak, üstün ahlakın ne kadar önemli olduğunu, sadece
Millî Eğitimimiz değil, bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığımız, memleketimizin
bütün fertlerine ulaştırmakla da görevlidir. Hepinizin takdir
buyuracağı üzere -az önce değerli arkadaşım Osman Müderrisoğlu Beyefendinin de
belirttiği gibi- İslam denilince; İslam Dini, üstün ahlaktan ibarettir. Üstün
ahlak, Allahüteala'nın yarattığı en üstün varlıktır, en üstün niteliktir. Bütün
insanlığın, hepimizin, insan olarak buna büyük ihtiyacımız vardır. Diyanet
İşleri Başkanlığı bu konuda örnek olmalıdır. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığı,
camilerimizde, camilerimiz dışında ahlakî değerlerimizi güzelce telkin ederken,
insanın değerini tanıtmalı, Allah katında insanların değerinin çok yüksek
olduğunu, bir insanın canına kıymanın bütün insanlığı mahvetmek kadar ağır bir cürüm
olduğunu anlatmalı, bir insanı Allah yoluna teşvik etmenin bütün insanlığa
hayat vermek kadar önemli bir iş olduğunu anlatmalıdır. Değerli milletvekili
arkadaşlarım, bir başka konu daha var, o da, "İslamiyeti çok iyi anlamak
lazımdır" dedi arkadaşımız; ne kadar güzel söyledi. Hakikaten, İslamiyette
şu husus çok önemlidir -hepsi önemli de- bir toplum, ilerlemek, yükselmek
istiyorsa, o toplumun içerisindeki en güçsüz kimseler, hiçbir zorluğa
takılmadan, hakkını en güçlülerden alabilmelidir. İşte, Diyanet İşleri
Başkanlığının, milletimizin bütün fertlerine İslamın bu gerçeğini hatırlatması
ve kendilerinin de örnek olması zaruretini, bendeniz hissediyorum. Değerli arkadaşlarım,
vaktimin dolduğunu biliyorum; ancak, izin verirseniz, bir şey daha arz etmek
istiyorum. Hepiniz, en az bendeniz kadar buna riayet ediyorsunuz, bundan
eminim; ama, Peygamber Efendimizin bütün insanlığa duyurduğu şu gerçeği de biz
her zaman hatırlamalıyız, o da şudur: "İslam şerefine eren insan, ya hayır
söylemeli yahut da sükût etmelidir."
O halde, bu mesele, bugün de, bizim için, insanlık için son derece
önemlidir. Söylediğimiz sözler herkese yarar sağlamalıdır, faydalı olmalıdır,
ışık tutmalıdır; ama, bunu söylemeye muktedir olamıyorsak, o zaman, sükût edip,
söyleyenlerden yararlanmalıyız, hayatımızın sonuna kadar bunu devam
ettirmeliyiz. Bunun ne faydası olur bize; faydası çoktur; komşular arasında
kırgınlıklar kalmaz, partiler arasında kırgınlıklar kalmaz. Hepsi, inandığını,
en faydalı gördüğünü ortaya koyar; buna da ihtiyaç vardır, medeniyet de zaten budur. Sayın Başkan, vaktim
bitti; ama, izin verirseniz, bir hatıratımı arz etmek istiyorum... BAŞKAN - Kesmedim
sürenizi, buyurun efendim. LÜTFİ DOĞAN (Devamla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sene 1974, bendeniz,
Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bir üyesi olma şerefine erdim. O sıra, Sayın
Ecevit Beyin birinci hükümeti kurulmuştu. Senatoda, hükümet programı okunurken
-bizzat kendisinden dinledim- şöyle söyleniliyordu: "Biz, bir partiyiz -o
zaman, Millî Selamet vardı- Millî Selamet de diğer bir partidir. Onların
programlarında memlekete hizmet etme
düşünceleri vardır, prensipleri vardır; bizim de vardır; ama, konu şu: Biz,
birlikte olabileceğimiz konularda bir hükümet kurarak, memleketimize birlikte
hizmet edelim kararına vardık. Kendilerinin düşünceleri var, o düşünceleri
kendilerine; bizim de düşüncelerimiz var, o düşünceler de bize. Biz, ne zaman
kendi başımıza iktidar olursak, o prensipleri uygulama imkânı buluruz; Millî
Selamet de ne zaman iktidar olursa, kendisinin programına aldığı, Anayasanın
teminatında olan programlarını uygulama imkânı bulur." Şimdi, bunu, niye
hatırladım yüksek huzurunuzda değerli arkadaşlarım: Bizim bilge
insanlarımızın; yani, ilim sahibi, önder kabul ettiğimiz, bilhassa dinî
ilimlerde, ahlakî ilimlerde önder kabul ettiğimiz insanlarımızın,
büyüklerimizin şöyle bir uygulamaları vardır: Dinî, ilmî meselelerde
görüşlerini birleştirmişlerse, görüş birliğine varmışlarsa, onu birlikte
uygularlar; ama, farklı görüşleri varsa, herkes diğerinin farklı görüşüne saygı
gösterir, hürmet eder; ama "o farklı görüşünüz sizindir; o, öylece
kalsın" derler. Sonuç olarak, söz birliği
ederler, ittifak ederler, ilmî meselelerde birlikte yürürler, buna da toplumun
ittifakı adı verilir; ama, farklı düşünceler yok mu; onlar vardır; ama, onları
zamana bırakırlar, ya zaman içerisinde farklı görüşü taşıyan kimse, orada
yanıldığını anlar, onu bırakır, doğru olanı kabul eder... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim,
toparlarsanız minnettar kalacağım. Buyurun. LÜTFİ DOĞAN (Devamla) -
Hemen kesiyorum, bağlayacağım Sayın Başkanım. ...yahut da o farklı
görüşün, kendisi için de, millet için de, toplum için de, insanlık için de
faydalı yönlerini görebilir, ortaya koyar, herkes kabul eder. Bendenize öyle geliyor
ki, bu Türkiye Büyük Millet Meclisimizde, siz, değerli arkadaşlarımızın,
hepinizin, güzel düşüncelerinizin, güzel görüşlerinizin, tecrübelerinizin,
yapılacak kanunlara ışık tutmasına, hepimizin de, milletimizin de ihtiyacı
vardır; ama, bunları, güzel bir üslup içerisinde, hissî olmadan, aklıselimle,
ilme uygun olarak, hele edebi üsluba da riayet ederek ortaya koyacak olursak,
milletimize, hem örnek olur hem büyük hizmet etmiş oluruz. Ben, tekrar, Diyanet
İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun hükümetimizce ele
alınıp bir an önce yüksek huzurunuza getirilmesi ve hepinizin de katkılarda
bulunarak, bu teşkilat kanununun çıkarılmasına katkıda bulunmanız ve Diyanet
İşleri Başkanlığımızın da, İslamiyetin, dinî, ilmî, ahlakî konularda insanlığa
örnek olacak şekilde halkımıza hizmette bulunması dileğinde bulunuyor, dinlemek
lütfunda bulunduğunuz için hepinize, müsamahası için de Sayın Başkanıma
teşekkürlerimi arz ediyorum efendim. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Doğan. Sayın Bakan, buyurun. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL
(Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane Milletvekilimiz
Sayın Lütfi Doğan'ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanunla ilgili olarak yapmış olduğu gündemdışı konuşmayla ilgili olara söz
almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, en içten saygılarla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, 633
sayılı Kanun, 15.8.1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunla, Diyanet
İşleri Başkanlığı, yeniden yapılandırılmış, önceki teşkilat kanunlarına nazaran
daha kapsamlı, görevi ve yetkileri belirli bir teşkilat kimliği kazanmıştır. Aradan geçen zaman
içerisinde, Kanunun uygulamasında görülen aksaklıkları gidermek ve yeni
ihtiyaçlara cevap vermek üzere, 1974 yılında, bu Kanunda bazı değişiklikler
yapan yeni bir kanun tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı da, 26.4.1976 tarih ve
1982 sayıyla yasalaşmıştır; ancak, zamanın Cumhurbaşkanının açtığı dava
üzerine, 1982 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesinin 18.2.1979 tarih ve 1979/25 ve
1979/46 sayılı kararlarıyla, biçim yönünden iptal edilmiştir. Bu iptal
kararında, iptal hükmünün, bir yıl sonra, yani, 11.5.1981 tarihinde yürürlüğe
gireceği belirtilmiştir. Bu tarihe kadar yeni bir kanun çıkarılamadığından,
Başkanlığın çalışmalarında yasa boşlukları meydana gelmiştir. Bugüne kadar da
yeni bir teşkilat kanunu çıkarılması mümkün olamamıştır. Halbuki, 633 sayılı
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar geçen otuzbeş yılı aşkın süre
içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı, merkez, taşra ve yurt dışında 80 000'i
aşan kadrosu ve yürüttüğü hizmetler bakımından fevkalade büyük gelişmeler
kaydetmiştir. Ayrıca, dünyada ve ülkemizde meydana gelen toplumsal gelişme ve
değişmeler, Diyanet İşleri Başkanlığının yürüttüğü hizmetlerin önem ve değerini
daha da artırmıştır. Halen birçok önemli maddesi yürürlükte olmayan, yürürlükte
bulunanları ise ihtiyaca cevap vermeyen bir teşkilat kanunuyla bu hizmetlerin
düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinde güçlüklerle karşılaşılmakta,
Başkanlık hizmetlerini düzenleyen mevzuat hükümleri kanunî dayanaktan yoksun
kalması nedeniyle de, tesis edilen işlemler zaman zaman yargı mercilerince
iptale konu edilmektedir. Bununla birlikte, yasal boşluk nedeniyle yürütülen
hizmetlerin durması mümkün olmadığından, zaman içinde, 633 sayılı Kanunun, Din
İşleri Yüksek Kuruluyla ilgili maddeleri ile camilerin Diyanete devriyle ilgili
maddesi değiştirilmiş, bu kanuna bazı maddeler eklenmiş; çıkarılan veya
değiştirilen tüzük, Bakanlar Kurulu kararı ve yönetmeliklerle, Diyanet İşleri
Başkanlığı hizmetleri aksatılmaksızın yürütülmeye çalışılmıştır. Bu cümleden
olarak, kanunun iptalinden sonra, Din Şûrası Tüzüğü ile Teftiş Kurulu Tüzüğü ve
Hac Kararnamesi yeniden düzenlenmiş, Camilerin Bakım Onarım ve Çevre Tanzimi
Yönetmeliğinden, Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ve Hac ve Umre
Seyahatleriyle İlgili Yönetmeliğe kadar, çıkarılan 20'ye yakın yönetmelik ve
bir o kadar da yönerge ile hizmetlerin yürütülmesi sürdürülmüştür. Açıklanan nedenlerle,
Diyanet İşleri Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun bir an önce
yeniden düzenlenmesi gerekli görüldüğünden bir kanun tasarısı taslağı
hazırlanmıştır. Taslak hakkında ilgili bakanlıkların görüşleri alınmış; bu
görüşler doğrultusunda taslak üzerinde yeniden çalışma yapılmış ve alınan
görüşler de dikkate alınarak taslağa son şeklinin verilmesi aşamasına
gelinmiştir. Alınan görüşler de değerlendirilerek yapılmakta olan son
çalışmalar çerçevesinde, Diyanet İşleri Başkanlığının doğrudan Başbakana
bağlanması, Diyanet İşleri Başkanının Din İşleri Yüksek Kurulu seçimine benzer
bir yöntemle görevlendirilmesi, Kur'an kurslarının eğitim merkezlerine
dönüştürülmesi, Başkanlıkta bir genel sekreterlik ihdası, bazı yeni dairelerin
kurulması, Başkanlık müşavirlik kadrolarının ihdası ve mühürsüz Kur'an-ı Kerim
basımının önlenmesi gibi yeni hükümler getirilmesi üzerinde durulmaktadır.
Yapılan çalışmalar yakında sonuçlandırılarak Bakanlar Kurulumuza sunulacaktır. Yüce Meclise en içten
saygılarımı sunarım; teşekkür ederim Sayın Başkanım. (DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan. Efendim, gündemdışı
üçüncü söz, köy ve mahalle muhtarlarının sorunları hakkında söz isteyen,
Karabük Milletvekili Mustafa Eren'e aittir. Buyurun Sayın Eren. (DYP
sıralarından alkışlar) 3. –
Karabük Milletvekili Mustafa Eren’in, köy ve mahalle muhtarlarının sorunları
ile alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı
Mehmet Keçeciler’in cevabı MUSTAFA EREN (Karabük) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; muhtarlarımızın sorunlarıyla ilgili olarak gündemdışı
söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar,
bugün, ülkemizde görev yapan yaklaşık 50 000 köy ve mahalle muhtarlarımız
-bunların 40 000'e yakını köy muhtarlarımız olmak üzere- 18 Mart 1924 tarihinde
çıkan kanunun kendilerine vermiş olduğu salahiyet ve sorumluluk çerçevesi
içerisinde görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu
köyde yaşayan ülkemizde, hâlâ daha, seksen yıllık geçmişi olan kanunlarla ve
günümüz gerçeklerinden çok uzak olan, buna rağmen hâlâ iyileştirilmesi
düşünülmeyen kanunlarla fedakâr ve cefakâr muhtarlarımızdan, ihtiyar
heyetlerinden görev beklemekteyiz. 442 sayılı Kanunun 10
uncu maddesinde "muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz
söylemek, emir vermek ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır. Muhtar, devletin
memurudur" denilirken; 11 inci maddesinde de "köy muhtarının ve
yapacağı işte köy muhtarıyla birlikte olanların, köy işlerinde fenalıkları
anlaşılırsa devlet memuru gibi muhakeme edilirler ve ceza görürler"
denilmektedir. Devletin memuru olan ve
Memurin Muhakematı Hakkında Kanuna göre yargılanan muhtarlarımızın almış olduğu
ücret, bugün, 54 milyon liradır; ayrıca, hiçbir sosyal güvencesi olmayan
muhtarlarımız, Bağ-Kur'la ilişkilendirilerek sosyal güvence şemsiyesi altına
alınmaya çalışılmıştır. Tam bir çelişkiler manzumesi olan uygulamaya mutlaka
son verilmelidir. Muhtarlarımıza ya devlet memurlarının almış olduğu katsayılı
gösterge rakamlarına endeksli maaş verilmeli ya da en az, asgarî ücretin
üzerinde bir maaş verilmelidir. Bugün, almış olduğu 54 milyon lira aylıkla
birçok muhtarımız Bağ-Kur primlerini bile ödeyemez haldedir; birçoğu da haciz
işlemleriyle karşı karşıyadır. Ülkemizin değişik bölgelerinden hergün
muhtarlarımız gelerek dertlerini sıkıntılarını anlatmaktadır. Son olarak, Orta
Anadolu bölgesinden gelen muhtarlarımız da aynı dertlerden aynı sıkıntılardan
şikâyetçi olduklarını ifade etmişlerdir. Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; 442 sayılı Köy Kanununun 13 üncü maddesi köylünün mecburî işlerini,
14 üncü maddesi de köylünün isteğine bağlı işleri belirlemektedir. Çağın
gerisinde olmanın ötesinde, çağdışı kalmış bu Kanunun 13 üncü maddesine göre,
köylünün yapacağı mecburî hizmetlerden birkaç örnek vermek istiyorum: Her köyün
bir başından öbür başına kadar çaprazlama iki yol yapmak; bu yolları, köyün
meydanından geçirmek köylünün birinci vazifeleri arasında sayılmaktadır. İkinci
bir maddede ise "Köy yollarının ve meydanın etrafına ve köyün içinde ve
etrafındaki su kenarlarına ve mezarlıklara ve mezarlık ile köy arasına ağaç
dikmek. (Köylü her sene adam başına en az bir ağaç dikecek ve bu ağaç tamamen
tutup yeşilleninceye kadar ağaca bakacak ve yeni dikilmişlere hayvanların
sürünerek ve kemirerek zarar vermesinin önünü almak için etrafına çalı çırpı
sarıp, muhkemce bağlayacaktır)" denilmektedir. Ayrıca, bir başka maddede,
köy namına nalbant, bakkal, arabacı dükkânı yaptırmak, yapmak, köylünün aslî
görevleri arasında sayılmaktadır. Bu örnekler, tam 37 madde halinde sıralanıp
gidiyor. "Köy gelirleri, köy
işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıkları ile köy sınırları
içinde yapılacak mecburî köy işlerine yetmezse, en yüksek haddi 20 lirayı
aşmamak üzere -özellikle altını çizerek söylüyorum, en yüksek haddi 20 lirayı
aşmamak üzere- herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi kararıyla köyde
oturanlara ve köyle maddî alakası bulunanlara salma salınır"
denilmektedir. Ne acıdır ki, bugün tedavülde olmayan parayı tahsil etme görevi
verdiğimiz bu cefakâr muhtarlarımız, canını dişine takarak, millî iradenin
tecelli ettiği en alt birimde görev yapma gayretini göstermektedirler. Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; köye gidip gelenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve
bunlar içinde şüpheli adamları veya ecnebiler görülürse hemen yakın karakola
haber vermek mecburiyetinde olan ve kanunla bu işi yapmak zorunda olan
muhtarlarımız, eğer, köylüden toplanması gereken parayı zamanında toplamazsa,
ihtiyar heyetiyle birlikte, 10 liradan 50 liraya kadar para cezasına
çarptırılıyorlar. Mahalle muhtarlarımızın
durumları da, köy muhtarlarımızdan farklı değil. Muhtarlık binası bile bulmakta
zorluk çeken, bütçeleri dahi olmayan, telefon paralarını bile ceplerinden veren
muhtarlarımız, köy muhtarlarıyla aynı kaderi paylaşmakta. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Toparlarsanız
memnun olurum efendim. MUSTAFA EREN (Devamla) -
Tabiî, bu kadar sıkıntısı olan muhtarlarımızın dertlerini çok kısa sürede
anlatmak mümkün değil. Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. Jandarma çağırdığında
karakola koşan, kaymakam çağırdığında hükümetin yolunu tutan, yolunu yaptırmak
için mazot parasını cebinden veren, köyüne mahallesine bir misafir, bir
siyasetçi geldiğinde gönlünü, sofrasını açan muhtarlarımızın bu sorunlarını
çözmek, hepimizin görevi olmalıdır. Muhtarlarımızın
sorunlarını, kısa süre içerisinde tümüyle aktarmak, tabiî ki mümkün olmamakta;
50 000 muhtarımızın sorunlarına çözüm bulma noktasında olan hükümetimiz,
maalesef, bu sorunlara da kayıtsız kalmaktadır. Doğru Yol Partisi olarak,
muhtarlarımızın hak ve menfaatlarının korunmasının, Köy Kanununun ve Mahallî
İdareler Yasasının bir an önce Meclisimizin gündemine gelmesinin takipçisi
olacağımızı belirtir, Yüce Heyetinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Eren. Maşallah, bugün, bakanlar
cevap veriyor; Meclisimiz, böylece itibar kazanıyor. Buyurun Sayın Keçeciler. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, yeni İçişleri Bakanı cevap versin efendim. BAŞKAN - Yeni bakan,
muhtarlarla mı ilgili? TURHAN GÜVEN (İçel) -
İçişleri Bakanından bahsediyorum. BAŞKAN - Efendim,
Keçeciler, her şeye muktedir; onun sözü yetiyor. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sağ
olsunlar; doğrudur. DEVLET BAKANI MEHMET
KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, sözlerimin
başında, Sayın Başkanın bu nazik ve ince iltifatına çok teşekkür ediyorum. Karabük Milletvekili
Sayın Mustafa Eren'in, muhtarların sorunlarına ilişkin yapmış olduğu gündemdışı
konuşmaya cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ülkemizde, 34 981 adet
köy, 16 779 adet mahalle bulunmaktadır. Köylerimiz, 1924 yılında çıkarılan 442
sayılı Köy Kanunuyla idare edilmektedir. Köy Kanunu, muhtarı, köy organlarından
birisi ve köy idaresinin başı olarak kabul etmiştir. Kanuna göre, muhtarın
göreceği işler, devlet işleri ve köy işleri diye ikiye ayrılmakta; köy
içerisinde kanun ve nizamları ilan etmek, emniyet ve asayişi sağlamaktan,
köylülere öğüt vermeye kadar yüzlerce konuyu kapsamaktadır. Bu kadar çok sayıda
görev ve yetki verilmiş bulunan muhtarlarımız, köy idaresinde, muhakkak ki, çok
önemli bir yere sahiptir. Mahalle muhtarlıkları
ise, 1944 yılında çıkarılan 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve
İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanunla kurulmuştur. Ancak, mahallelerin, Türk
toplumunda oynadığı rol ve tarihi çok eskilere dayanan görevleri mevcuttur.
Kanunla, mahalle muhtarlıklarına da, nüfus, askerlik, adlî görevlerin takibi
gibi işlerden, hayvan hırsızlarının takibine kadar çok sayıda görev yüklenmiş
bulunmaktadır. Mahallelerin toplum içinde daha mütecanis ve küçük birimler
olduğu göz önüne alındığında, mahalle muhtarlıklarının, şehir ve
kasabalarımızda, hem birlik ve dayanışmanın sağlanması açısından hem de
belediye ve diğer kamu kuruluşlarına ait hizmetlerin görülmesi açısından ne
kadar önemli oldukları kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Sayın milletvekilleri,
bütün bu önemlerine rağmen, köy ve mahalle muhtarlarının, bugün, gerek maddî
gerekse görevin yerine getirilmesi bakımından yeterli donanıma sahip oldukları
söylenemez. Muhtarların durumlarının iyileştirilmesi için, İçişleri
Bakanlığımızca ve hükümetimizce çeşitli çalışmalar yapılmış olup, bu yönde,
muhtar kuruluşlarından da sürekli olarak talepler gelmektedir. Muhtarların sosyal
güvenlik kapsamına alınması, aylık ödenek sağlanması, silah taşıma yetkisi
verilmesi, geçmişte yapılan önemli ve faydalı çalışmalar olarak altı çizilmesi
gereken hususlardır. Sayın milletvekilleri,
yeterli olmayan bu imkânları daha da ileriye götürmek ve muhtarların toplum
içerisindeki önemine yakışır şekilde görev yapmalarını sağlamak amacıyla,
İçişleri Bakanlığımızca hazırlanan ve 20 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisine intikal ettirilen, merkezî idareyle mahallî idareler arasında
görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarıyla, mahallî idarelere ilişkin
çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısında da çeşitli
düzenlemeler, yeni düzenlemeler getirilmiştir. Tasarıyla, köy muhtarlarının, il
genel meclisleri ihtisas komisyonları; mahalle muhtarlarının, belediye
meclisleri ihtisas komisyonları toplantılarına katılması, görev alanlarıyla
ilgili konularda görüş ve önerilerde bulunması ve bildirmeleri sağlanmaktadır. İl özel idarelerine
köyler ve köylerin üyesi olduğu mahalle, mahallî idare birlikleriyle işbirliği
yaparak içmesuyu, kullanmasuyu, kanalizasyon ve benzeri ihtiyaçların
karşılanma, köyün ortak hizmetlerinde kullanılan bina ve tesislerin yapım ve
onarımlarının sağlanması görevi de verilmektedir. En az dört köyü olan
ilçelerde ilçe köy birlikleri kurulması ve bu birliklere özel idare bütçesinden
pay aktarılmak suretiyle, köylerin sorunlarının çözülmesinde muhtarın hizmet
yapma imkânları da genişletilmektedir. Belediyelere, mahallelere yönelik
hizmetlerin planlanması ve yürütülmesinde mahalle muhtarlığının ve halkın
katılımını sağlayıcı tedbirler alma, mahalle halkının önereceği ve katkı
sağlayacağı projeleri öncelikle değerlendirme ve muhtar bina ve bürolarının
temin ve tefrişine yardımcı olma görevi verilmektedir. Böylece, mahallenin ve
mahalle muhtarının şehir yönetimindeki etkisi de artırılmaktadır. Muhtarlar, halen 3 000
gösterge rakamı üzerinden net olarak 61 429 200 lira ödenek almakta olup,
gösterge rakamı 4 000 olarak yeniden düzenlenmekte, Bağ-Kur primlerinin
kaynaktan kesilmesi sağlanmaktadır. Bu konuda, devletin imkânlarının da gözden
uzak tutulmaması gerektiğini düşünüyoruz. Köy meraları ve Emlak
Vergilerinin köylere bırakılması gibi hususların ise, bu konulardaki mevzuatla
bir bütün olarak uygulanması zorunluluğu vardır. Bu nedenle, muhtar
ödenekleriyle ilgili düzenlemelerle değil, bu konudaki yasal düzenlemelerle
birlikte ele alınmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Yerel Yönetim Kanunu,
en kısa süre içerisinde, hükümetimizde gereken imzalar tamamlanıp Yüce
Meclisimize, aynı şekilde, yeniden arz edilecektir. Bilgilerinize sunarım. Saygılarımla. (ANAP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Başkanlığın Genel Kurula
diğer sunuşları vardır; ancak, sunuşlarımız çok olduğu için kâtip üyenin
oturarak okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi vardır; okutuyorum: B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER 1. – Yüksel
Yalova’nın istifasıyla boşalan Devlet Bakanlığına, İçişleri Bakanı Sadettin
Tantan’ın, İçişleri
Bakanlığına, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in, Devlet
Bakanlığına, İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun, Atanmalarının,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 ve 113 üncü maddeleri gereğince uygun
görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/840) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 5
Haziran 2001 İlgi: Başbakanlığın, 5
Haziran 2001 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-300-02/8954 sayılı yazısı. Yüksel Yalova'nın
istifasıyla boşalan Devlet Bakanlığına İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın, İçişleri Bakanlığına
Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen'in, Devlet Bakanlığına
İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu'nun atanmaları, Türkiye Cumhuriyet
Anayasasının 109 ve 113 üncü maddeleri gereğince uygun görülmüştür. Bilgilerinize sunarım. Ahmet
Necdet Sezer Cumhurbaşkanı TURHAN GÜVEN (İçel) - De
facto durum var ama... BAŞKAN - Efendim,
bilgilerinize sunulmuştur. Anlamadım efendim... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Ajanslar verdi... De facto bir durum... BAŞKAN - Efendim, de
facto durum başka. Malumunuz, cumhurbaşkanı, atama olmuş... O yeni bir durum,
yenisi gelince yenisini okuruz. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Yenisi geldi de, okumadınız. BAŞKAN - Hayır, gelmedi
efendim; gelecek... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Kulağınıza gelmedi mi Sayın Başkan?! BAŞKAN - Hayır efendim,
gelmedi. SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) - Geldi, geldi... BAŞKAN - Hayır, istifası
bize gelmedi efendim. MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ
(Şanlıurfa) - Sayın Başkan, Meclis gündemin gerisinde kalıyor. SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) - İstifası gelmedi mi?! BAŞKAN - Sözlü soru
önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum: 2. – Amasya
Milletvekili Akif Gülle’nin, (6/1482) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/389) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin "Sözlü
Soralar" kısmının 658 inci sırasında yer alan (6/1482) esas numaralı sözlü
soru önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz
ederim. Akif
Gülle Amasya BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir. Sayın Bedük,
affedersiniz, bir bakanın istifası bize değil Başbakana gider. SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) - Hayır; Meclis Başkanlığına müracaat etmedi mi? BAŞKAN - Hayır efendim...
İstirham ederim... Meclis Başkanlığına, mensup olduğu partiyle ilgili müracaatı
var. TURHAN GÜVEN (İçel) - Bir
dakika... BAŞKAN - Buyurun. TURHAN GÜVEN (İçel) - Bir
milletvekilinin partiden istifası Meclis Başkanlığına da gelir Başkanım,
yapmayın!.. BAŞKAN - Efendim,
partisinden istifası Meclis Başkanlığına intikal etmiş; ama, Meclis Başkanlığı,
Oturum Başkanlığına intikal ettirememiş. Ne yapacağız yani... Sonra, partiden
istifayı burada okumamız mümkün değil, böyle bir usulümüz yok. MUSTAFA ÖRS (Burdur) -
Partiden istifa etmesi... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Siz, hep, ilklere imza atan başkansınız, yine bir ilke imza atın da, okuyun
canım!.. BAŞKAN - İnsaf yani!.. Efendim, arkadaşlarımızı
daha fazla incitmemek gerektiğine inanıyorum. Sayın Tantan'ı incitmeyelim
lütfen. Bir Meclis araştırması
önergesi vardır, okutuyorum : C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1. –
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya ve 19 arkadaşının, bor madenlerinin
stratejik ve ekonomik değerinin saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya
çıkacak sorunların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/204) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Dünya bor madenleri
rezervlerinin yüzde 70'i ülkemizde bulunmaktadır. Bor madenleri, önümüzdeki
yüzyılın madeni olacaktır. Sanayiinin 400'e yakın ürününde kullanılmakta ve
uzay teknolojisinin vazgeçilmez madenidir. Ülkemizin bor madenleri rezervi 900
milyar doları bulmaktadır. Bor madenlerinin
stratejik ve ekonomik değerini tam tespit etmek, özelleştirilmesi durumunda
dünyanın ve ülkemizin ekonomik ve siyasal yapısı üzerine etkilerini araştırmak
amacıyla Anayasamızın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105
inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması hususunda gereğinin
yapılmasını arz ederim. 1. Mehmet Yalçınkaya (Şanlıurfa) 2. İlyas Yılmazyıldız (Balıkesir) 3. Turhan Güven (İçel) 4. Ahmet İyimaya (Amasya) 5. Mehmet Sadri Yıldırım (Eskişehir) 6. Kemal Çelik (Antalya) 7. Celal Adan (İstanbul) 8. Mustafa Cihan Paçacı (Ankara) 9. Hakkı Töre (Hakkâri) 10. Mehmet Halit Dağlı
(Adana) 11. Ayfer Yılmaz (İçel) 12. Sevgi Esen (Kayseri) 13. Mehmet Gölhan (Konya) 14. Murat Akın (Aksaray) 15. Nevzat Ercan
(Sakarya) 16. Mahmut Nedim Bilgiç
(Adıyaman) 17. Saffet Arıkan Bedük
(Ankara) 18. İbrahim Konukoğlu
(Gaziantep) 19. Mehmet Selim
Ensarioğlu (Diyarbakır) 20. Takiddin Yarayan
(Siirt) Gerekçe : Tabiatta pek çok çeşidi
bulunan bor cevherlerinin en önemlilerinden olan kolemanit, üleksit ve tinkal
cevherlerinin ülkemizde bulunanları daha yüksek kalitededir. Dünya toplam bor
rezervlerinin yüzde 63'ü, kolemanit rezervinin ise yaklaşık yüzde 95'i
Türkiye'dedir. Türkiye bor rezervi,
bugünkü kapasiteyle, dünya bor ihtiyacının tümünü, 400 yılı aşkın bir süre
karşılayabilecek durumdadır. Bize en yakın karşılama süresi ise Amerika
Birleşik Devletleri 76 yıl, Rusya 47 yıldır. Görüldüğü gibi, rezervin en önemli
bölümü ülkemizde olduğu ve tespit edilen rezerv bugün için uzun süreli dünya
ihtiyacını karşılamada yeterli görüldüğünden, arama çalışmaları belli bir
tarihten sonra devam ettirilmemiştir. Tahminlere göre, ülkemizin bor rezervi
tespit edilenden çok daha fazladır. Bor mineralleri,
fiberglas, camyünü, ısıya dayanıklı cam, deterjanlar, seramik yapımı, lehim ve
kaynak işleri, tarımda gübre yapımı, fotoğrafçılık, yangın söndürme ve
geciktirme maddeleri ile özel çelik imali, nükleer reaktörler, roket yakıtı,
kimya sanayii, ilaç imali gibi çok yaygın alanlarda kullanılmaktadır. Çağımızın ileri teknoloji
çağı olduğu düşünülürse, bilgisayar, fiber optik ve savunma sanayiindeki
kullanımı nedeniyle, yakın dönemde, sanayiin vazgeçilmez bir katkı maddesi
olacaktır. Tunus'un fosfatları,
Ortadoğu ülkelerinin petrolü, Güney Amerika'nın bakırları, Güney Afrika'nın
altın ve elmasları, Fransa'nın potasları ne anlam ifade ediyorsa, Türkiye için,
bor madenleri aynı anlamı taşımaktadır. Ülkemizin kalkınması,
önemli ölçüde bor madenlerine bağlıdır. Modern ve ileri uzay teknolojileri
kullanan bütün dünya bu açıdan Türkiye'ye zorunlu olarak muhtaçtır. Türkiye'nin ekonomik
bağımsızlığını kazanabileceği ve dünya pazarında söz sahibi olabileceği yegâne
hammadde bordur. Sadece Türkiye ekonomisi
için değil, dünya ekonomisi ve dünyanın stratejik dengeleri açısından da önemli
olan bor madenlerinin özelleştirilmesi durumunda oluşacak ekonomik, siyasal ve
stratejik etkilerinin araştırılması, tespit edilmesi ve ülkemiz açısından
gerekli önlemlerin alınması amacıyla bu Meclis araştırması talep edilmiştir. BAŞKAN - Efendim,
bilgilerinize sunulmuştur. Önerge, gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır. Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü sorular ile diğer denetim konularını
görüşmüyoruz. Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz. Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız. V. – KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER 1. – İzmir
Milletvekili Rifat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın; Amasya
Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut’un; Şırnak
Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy,
Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in; İstanbul
Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan
Gemici’nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.
Sayısı : 527) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
teklifinin görüşülmeyen maddeleriyle ilgili Komisyon raporu Başkanlığa henüz
verilmediğinden, teklifin görüşülmesini erteliyoruz. Ceza İnfaz Kurumları ve
Tutukevleri İzleme Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun görüşülmesine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2. – Ceza
İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı : 669) BAŞKAN - Komisyon?..Yok. Hükümet?.. Yok Ertelenmiştir efendim. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Sayın Başkan, açlık grevleri bu kadar devam ederken bu kanunun çıkarılması
lazım efendim. BAŞKAN - Açıyorum
mikrofonunuzu. Anlayamadım da onun için efendim. Buyurun. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Efendim, açlık grevlerinin Türkiye'yi sarstığı bugünlerde, zaten, çıkarılması
gereken birkaç tane önemli kanun vardı. Bunlardan bir tanesi de, cezaevlerinin
izleme komitelerinin kurulmasıyla ilgiliydi. Bu tasarı, şu anda, gündemde
sırada. Bir türlü komisyon ve Sayın Bakanım oturmuyor... Açlık grevleri böyle
devam ediyor. Bunun bir an önce çıkarılmasında yarar var. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Mesele
anlaşılmıştır efendim. Yarım kalan tasarıdan bahsediyorsunuz. İnşallah
çıkacak... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Efendim, işimiz inşallahla maşallaha mı kaldı?! BAŞKAN - Ee, ne
yapacağız, nasıl yapacağız Sayın Güven? M. NECATİ ÇETİNKAYA
(Manisa) - Ne yapacak yani?.. BAŞKAN - Ben ne
yapacağım? Efendim, muhatabınız ben değilim; niye beni sıkıştırıyorsunuz? Yarım
kalmış tasarıyı takip etmek hükümete düşer. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkanım, dört değerli bakan orada oturuyor. Biz alıştık artık, Adalet
Bakanının yerine Devlet Bakanının, Devlet Bakanının yerine... BAŞKAN - Efendim,
komisyon yok. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Komisyon da hazır efendim. BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun,
Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun müzakerelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz. 3. – Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı :682) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. (DYP
sıralarından "yok" sesleri) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Burada. BAŞKAN - Burada komisyon;
nasıl yok efendim?! Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Burada. BAŞKAN - Aa, Sayın Bakan,
ilk defa buraya geldiniz; teşekkür ederim, hayırlı olsun efendim. (Alkışlar)
Alkışlayalım Sayın Bakanı. Efendim, ek 3 üncü madde
üzerinde verilen üçüncü önergenin oylamasında kalınmıştı. Şimdi, Hükümetin ve
Komisyonun katılmadığı önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza
sunacağım: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna
eklenmiş bulunan ek madde 3'ün (b) fıkrasındaki "İçişleri Bakanlığının
görevlendireceği birimlere devredilir" ibaresinin "Ulaştırma
Bakanlığının görevlendireceği birimlere devredilir" olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Efendim,
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... AVNİ DOĞAN
(Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, yoklama talebimiz vardı. BAŞKAN - İstirham ederim
efendim... Bırakın bana bu işi, ben idare edeyim yahut da yer değiştirelim.
Yoklama yapılmasını 3 üncü maddenin oylanmasında istiyorsunuz; yazılı... Okumam
yazmam var. İstirham ederim yani... Efendim, Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. III. – YOKLAMA BAŞKAN - 3 üncü maddenin
oylanmasından önce, bir yoklama talebi vardır. Yoklama isteyen sayın
milletvekillerinin Genel Kurul salonunda bulunup bulunmadıklarına bakacağım. Avni Doğan?.. Burada. Fethullah Erbaş?..
Burada. Mehmet Bekâroğlu?..
Burada. Aslan Polat?.. Burada. Ahmet Sünnetçioğlu?..
Burada. Nezir Aydın?.. Burada. Niyazi Yanmaz?.. Burada. Rıza Ulucak?.. Burada. Ali Oğuz?.. Burada. Yakup Budak?.. Burada. Lütfi Doğan?.. Burada. İsmail Özgün?.. Burada. Latif Öztek?.. Burada. Hüsamettin Korkutata?..
Burada. Nazlı Ilıcak?.. Burada. Azmi Ateş?.. Burada. Veysel Candan?.. Burada. Özkan Öksüz?.. Burada. Musa Demirci?.. Burada. Turhan Alçelik?.. Burada. Yoklama isteyen 20
arkadaşımız buradadır. Yoklamayı elektronik
cihazla yapacağız. Yoklama için 3 dakika
süre veriyorum. Yoklamayı başlatıyorum
efendim. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Toplantı
yetersayısı yoktur. Birleşime, 16.20'ye kadar
ara veriyorum. Kapanma Saati : 16.09 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati : 16.23 BAŞKAN : Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum. III.– YOKLAMA BAŞKAN - Tasarının ek 3
üncü maddesinin oylamasından önce yoklama istenilmiş ve toplantı yetersayısı
bulunamamış idi. Şimdi, yoklamayı
tekrarlayacağız efendim. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla
yoklamaya başlandı) İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan, sizin yetkinizde olan bir hususu arz etmek istiyorum: Ad okunmak
suretiyle yoklama yapar mısınız. BAŞKAN - Ama, yoklama
işlemine başladık efendim. ALİ IŞIKLAR (Ankara) - Ad
okunmak suretiyle yoklama yapın, gelmeyenler anlaşılsın. BAŞKAN - Efendim,
biliyorsunuz, bu yoklamada da -yoklama biter bitmez, föyümüz çıkıyor, grupların
emrinde- gelip gelmeyenler açığa çıkar. Efendim, yoklama
süresinin sonunu bekleyeceğim ki, kimin gelip kimin gelmediğini anlayın diye;
yoksa, toplantı yetersayısına ulaştık, bendeniz ve Kâtip Üye arkadaşımızla
birlikte. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir) - O ayakta duranlar ne yapıyor, onlar yok mu sayılıyor? BAŞKAN - Efendim, eğer,
ayakta duranları "var sayıyoruz" dediğiniz anda, terk ederler, usul
böyledir; onun için, yok sayıyoruz. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Herkes kendi işiyle meşgul olsun; Allah Allah!.. BAŞKAN - Efendim, işte,
bu Meclisler böyle çalışıyor, teamüller böyle. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Teamül değil efendim, İçtüzük böyle. BAŞKAN - Teamüller
İçtüzüğü yaratmıyor mu efendim?! TURHAN GÜVEN (İçel) -
İçtüzük teamülleri yaratıyor. BAŞKAN - Efendim,
İngiltere'de yazılı anayasa yok malumunuz; ama, kaide var. Her şey yazılı olmaz
ki. TURHAN GÜVEN (İçel) - Ah
keşke biz de buna uyabilsek! (Elektronik cihazla
yoklamaya devam edildi) BAŞKAN - Toplantı
yetersayımız vardır. 682 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı : 682) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerlerinde. Ek 3 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Diğer maddeyi okutuyorum
: EK MADDE 4. - Yayın izni
talebinde bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve mali
yeterlilik şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından yönetmeliklerle
tespit edilir. BAŞKAN - Madde üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına, Giresun Milletvekili Sayın Turhan Alçelik; buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA TURHAN
ALÇELİK (Giresun) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; önce, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Konuşmama başlamadan
önce, şu anda, Bakanlığa getirilmiş olan, değerli bir basın mensubu olan Sayın
Karakoyunlu'yu tebrik ediyorum ve Sayın Karakoyunlu'dan, ilk icraat olarak, ilk
hayırlı icraat olarak, bu tasarıyı, yeniden değerlendirmek üzere geri çekmesini
özellikle rica ediyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Ama, Sayın
Bakanımızda hareket göremedim. Tabiî, Sayın Başbakan ve yardımcıları da
buradalar, bakanlar da buradalar. İnşallah, onlar, bu sesimizi, medyanın sesini
duyarlar, toplumun sesini duyarlar ve gerekli adımı atarlar. Değerli arkadaşlar, ek
madde 4'le, yayın izni talebinde bulunan kuruluşların yerine getirmeleri
gereken şartlar yönetmelikle belirlenir hükmü getiriliyor. Aslında, tasarının
tamamını içine alan bir hüküm. Önce, bir hususu
düzeltmekte fayda mülahaza ediyorum. Onbeş gündür görüşülmekte olan bu
tasarıyla ilgili sadece bir boyut kamuoyuna yansıtıldı; medya patronlarının
devlet ihalelerine girmesi veya girememesi. Zaten, daha önce de giriyorlardı... Burada, daha önemli bir
başka boyut var. Öncelikle, RTÜK'ün yapısı Meclisin elinden alınıp, hükümete ve
belli kurumlara devrediliyor; yani, seçilmişlerin hakkı bürokrasiye
devirediliyor; birinci önemli nokta. İkincisi: Değerli
arkadaşlar, bu kanunla, bugüne kadar fikir ve ifade hürriyetine vurulmuş en
büyük darbe vuruluyor. Üçüncüsü -daha önce ifade
ettim- medya patronlarının devlet ihalelerine girmeleri; ama, dördüncü bir konu
var ki, bu özellikle kamuoyundan gizleniyor; o da şu: Yerel medyaya
taşıyamayacakları bir ceza yükü; 50 milyar, 100 milyar, 250 milyar... Bunların
bilinmesi lazım. Değerli kardeşlerim,
değerli hükümet; şu anda, esnaf perişan, çiftçi perişan, çalışanlar, emekliler
perişan; ama, bu getirdiğiniz kanunun, bu perişan durumdaki, evine tüp alamayan
ev hanımı kardeşime ne faydası var; vergisini ödeyemeyen, kirasını ödeyemeyen
esnafıma ne faydası var? Geçtiğimiz hafta sonu birsürü esnafımızı ziyaret
ettim. Sayın Başbakan, şu anda, elektrik, su ve telefon bedelini ödeyemediği
için, çok üst düzeydeki esnafımızın bile, elektriği, suyu, telefonu kesik. Bu
kanunun bu esnafa ne faydası var; koca bir hiç. Değerli kardeşlerim, köye
göç başladı; niye, biliyor musunuz; insanlar mutfak tüpünü alamadığı için.
Değerli hükümeti, bu konuda, birazcık, insanımızın sesine kulak vermeye davet
ediyorum. Özellikle, bu kanun
tasarısıyla getirdiğiniz ilkelere bakınız; haberler tarafsız olacak, doğruluk
ilkelerine, gizlilik ilkelerine bağlı kalacak diyorsunuz. Ne kadar muğlak
ifadeler! Yayınlarınızda halkı karamsarlığa, umutsuzluğa veya kargaşaya sevk
ederseniz, size cezalar yağdıracağız diyorsunuz. Ceza miktarı ne kadar; 50
milyar, 65 milyar, 100 milyar, 250 milyar... Şimdi, size, Allah için
soruyorum, insafınıza seslenerek soruyorum: Bu 50 milyarı verebilecek bir tane
yerel televizyon, bir tane yerel radyo var mı bu ülkede? Emin olun, onlarca
yerel medya sahibiyle, yüzlerce çalışanıyla görüştüm, ifadeleri aynen şudur
"Biz, bırakın 50 milyar, 100 milyar ödemeyi, 25 milyonluk RTÜK payını
ödeyemiyoruz." Ama, siz, yerel medyaya 100 milyar ceza getiriyorsunuz. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim,
toparlarsanız minnettar kalacağım. TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- Elbette Sayın Başkanım. Değerli arkadaşlar, bu
kanun, bugüne kadar yapılmış en büyük sansür kanunudur. Bu kanun, özellikle
yerel medya çalışanlarını işsiz bırakacak bir kanundur. Buna hakkımız var mı
arkadaşlar?! Bakın, buraya gelmenizde -ayırmadan söylüyorum- özellikle yerel
medyanın hepinizin fikirlerini yansıtmanızda büyük katkısı olmuştur. Yerel
medyamız, radyolarımız, televizyonlarımız, hepinizin sesi, milletin soluğu
olmuştur. Şimdi, siz, bu sesi kesmek istiyorsunuz. Buna hakkınız yok. Oradaki
çalışan insanlarımızı işsiz bırakmaya hakkınız yok. Buradan özellikle yerel
medya çalışanlarına, radyo ve televizyon çalışanlarına sesleniyorum: Şu
görüşmeleri lütfen canlı yayınlayın, milletimiz de ne olup bittiğini görsün,
hiç olmazsa kayda alın, belli bölümlerini insanımıza yansıtın. Size, bugün, bu
kürsüden sesleniyorum. Eğer, bugün hakkınıza sahip çıkamıyorsanız, yarın
şikayete hakkınız olmayacak, haberiniz olsun! Ve tekrar hükümete
buradan hatırlatıyorum: Yaptığınız bu işin, ne milletimize ne fikir ve düşünce
özgürlüğüne ne de medya çalışanımıza ve 70 milyon insanımıza, zerre kadar bir
katkısı yoktur. Eğer, milletimizin, insanımızın problemlerini çözecek işler
yapmak istiyorsanız, getirin -sadece anamuhalefet olarak demiyorum- muhalefet
olarak bütün gücümüzle size katkı sağlayalım ve milletimiz huzura kavuşsun
diyorum; hepinizi aklıselime davet ediyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. Şimdi söz sırası, Doğru
Yol Partisinde. Doğru Yol Partisi Kayseri
Milletvekili Sayın Sevgi Esen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA SEVGİ
ESEN (Kayseri)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı RTÜK yasa
tasarısı olarak bilinen tasarının 17 nci maddesine bağlı ek madde 4 üzerinde
Grubumun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
iki seneyi aşan bir zaman dilimi içerisinde bu Mecliste 200'ün üzerinde kanun
tasarısı yasalaştı. Bizler de, muhalefet, iktidar veya şahıslarımız olarak söz
aldık ve görüşlerimizi bildirdik. Öyle yasalar kanunlaştı ki, döndük, sayın
bakana, ilgilisine teşekkür ettik "sayın hükümet, ne iyi ettiniz de bu
tasarıları getirdiniz" dedik; hatta "geç kalınmıştır" dedik -ben
dilerdim ki, bu teşekkürü, yeni atanmış bu Sayın Bakanıma da yapayım; ancak,
görünen öyle gözükmüyor- ve bu yasaları da bir çırpıda kanunlaştırdık, bundan
da hiç rahatsızlık duymadık. Muhalefet olmamıza rağmen, hükümetin getirdiği
tasarılara destek vermekten dolayı da milletimiz adına gurur duyduk; ama, yine
bu iki sene içerisinde öyle yasalarla karşılaştık ki, ne niçin geldiğini
anlayabildik -aslında anladık; ama, anlatamadık- ne düzeltebildik ne de
vicdanlarda yerini bulabildik. Kulislerde fısıltıyla karışık sıkıntılara şahit
olduk, gerilen yüzleri ibretle seyrettik. Ne var ki, kürsüden tasarılar okundu,
zaman doldu, parmaklar konuştu "kabul edenler-etmeyenler" ve
arkasından da "kabul edilmiştir" gerçeğinden kaçamadık. Omuzlar
yerde, başlar önde Genel Kurulu terk edenleri gördük. Ben şimdi kendi kendime
soruyorum: Bu ülke bunu hak etti mi; neden omuzlar yerde?.. Ancak, bizim
başımız önümüzde değil; çünkü, Doğru Yol Partisi olarak önerdiğimiz doğrular,
milletimizin önünde bizleri mahcup etmeyecektir. Değerli milletvekilleri,
bir senede üç kere Bankalar Yasasını değiştirdik. Milletin, köşe yazarlarının,
hukukçuların, ilmin, bilimin tüm karşı çıkmalarına rağmen resmen bir af yasası
hadisesi yaşadık; bu, bir hadisedir. Aftan yararlanan 35 000 mahkûmun hepsini,
bir iki suç işlettikten sonra, masumların canını acıttıktan sonra yeniden
hapishanelere doldurduk. Kimini ise, şimdi, polisimiz arıyor, yanlış tahliye edilmişler diye. Bir Telekom yasası
çıkardık, daha kimse içine sindiremedi. Açıklamasını Sayın Bakan dahi
yapamıyor. Sadece, "sattırmam" sloganları şimdi "yok pahasına
sattırmam"a dönüştü. Sayın Bakanım, inşallah, size de sorarlar bunu yaparken.
Şimdi, geldik milletçe
tepki gösterilen bir RTÜK yasasına. 1994 tarihli mevcut yasa yeterli
olmayabilir. Gelişen teknolojiler ve sosyolojik değişimler karşısında yeni
düzenlemeler gerekebilir. Medyanın şeffaflaşması, demokrasinin gereği olabilir.
Hukukî düzenlemeler teknolojiyi yakalamakta zorlanabilir. Bunların hepsinin
izahı yapılabilir. Çaresi de vardır. Bunun çaresi de Meclistir; ama,
anlaşılamayan tavır, sayın iktidarın kendi milletvekillerinin dahi sıkıntıyla
karşıladıkları, RTÜK Başkanının gerekçeli ve anlaşılabilir tepki koyduğu, köşe
yazarlarının çoğunun onaylamadığı, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin
"tasarıda sakıncalar var" uyarılarının bizlere ulaştığı, yerel
televizyonların feryada dönüşen seslerine rağmen, neden kulak tıkandığıdır;
herkesin niçin hiçe sayıldığıdır. Acaba, saydamlık adına bir aldatmaca mı
yaşanmaktadır? Şimdi neden saydamlık yok veya gelecekte saydamlığın garantisi
nedir? Özerk bir kurul olan RTÜK, siyasal bir iktidarın denetimine
bırakılmamalıdır. Bizim ülkemizde siyaset, halen, maalesef, bir çember gibidir;
iktidarın, çemberin hangi noktasına geleceği de henüz bilinmemektedir. Değerli milletvekilleri,
haklı ve demokratik tepkiler gösteren yerel basına, lütfen, kulak verelim.
Şehirleşmenin böylesine büyüdüğü bir ortamda vatandaşlar arasında şehirlerde
kurulan tek bağ yerel basınımızdır, yerel televizyonlarımızdır. Mahallinde
siyasetin önünü açan, hukukî denetimin çok üstünde kamu denetimini hayata
geçiren, yerel televizyonlarımızdır. Hepiniz illerinizde bu söylediklerimi
yaşamıyor musunuz?! Kuruluş sermayelerini aşan cezaların öngörülmesiyle,
birtakım sübjektif kurallarla ceza tayin edilmesiyle demokrasiye ulaşılmaz. Üst
Kurulun yargıç haline getirilmesi, hiç şüphem yok ki, gelecekte, en fazla, bu
yasaya destek verenleri üzecektir. Yine hiç şüphem yok ki, bu yasa, bu Meclise,
yeniden ve en kısa zamanda getirilecektir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun. SEVGİ ESEN (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, parmak çoğunluğuyla kanun yapmak kolay; ancak,
vicdanlarda cevap bulmak zordur. Asıl olan, milletle bütünleşen, hukukun üstün
kılındığı ve geleceğe ışık tutan tasarıların kanunlaşmasıdır. O nedenle, bu
yasa derhal çekilerek bir etki-tepki yasası olmaktan kurtarılmalıdır. Önemli
bir yasanın 30 maddesi birden değiştiriliyor ise, ciddî bir uzlaşma kültürü
aranmalıdır. Kamuda oluşan itirazlar değerlendirilerek, bir uzlaşma içerisinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisine yeniden getirilmelidir. Ben inanıyorum ki, bu
Meclis, daha evvel yapmış olduğu uzlaşmayı bu kanunda da yapacaktır. Getirilecek böyle bir
tasarıda, Doğru Yol Partisi olarak, gerçek bir saydamlaşmaya evet, hukuka ve
demokrasiye evet, çağdaşlaşmaya ve halkın denetimine evet diyoruz ve bu
vesileyle de, bir dileğimi bu kürsüden dile getirmek istiyorum: Bir vatandaş
olarak, içerisinde şiddet içermediği, bedenlerin istismar edilmediği ve ailemle
televizyon seyredebileceğim programları göreceğim ümidiyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Sayın milletvekilleri, ek
4 üncü madde üzerinde verilmiş 8 adet önerge vardır; ancak, madde üzerinde
milletvekillerince 3 önerge verilebileceğinden, yalnızca bu 3 önergeyi geliş
sırasına göre okutup, aykırılık derecelerine göre de işleme alacağım. Birinci önergeyi okutuyorum
efendim: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen ek 4 üncü
maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Ek Madde 4.- Radyo
ve Televizyon Üst Kurulunun yayın lisansı verdiği bir kuruluş bu lisansı, yayın
istasyonlarını ve şebekelerini, Üst Kurulun izniyle bir üçüncü kuruluşa
devredebilir. Yayın izni talebinde
bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve malî yeterlilik
şartları, devir şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından
yönetmeliklerle tespit edilir." BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Yasaya
eklenen ek madde 4'ün birinci fıkrasının sonuna "bu yönetmelik, kanunun
yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde hazırlanarak yürürlüğe
konulur" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum : Sayın
Başkanlığa Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının 4 üncü ek maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın
eklenmesini saygılarımızla arz ederiz.
Fıkra: "Yayın izni
verilirken her ile en az iki televizyon ve iki radyo için izin verilmesi
şarttır." BAŞKAN - En aykırı
önergeyi tekrar okutup işleme koyacağım efendim: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi
Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 17 nci maddesi ile 3984 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen ek 4'üncü
maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Mehmet
Emrehan Halıcı (Konya) ve
arkadaşları Ek Madde 4.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunun yayın lisansı verdiği bir kuruluş bu lisansı, yayın
istasyonlarını ve şebekelerini, Üst Kurulun izniyle bir üçüncü kuruluşa
devredebilir. Yayın izni talebinde
bulunan kuruluşların yerine getirmeleri gereken teknik ve malî yeterlilik
şartları, devir şartları ile diğer ön şartlar, Üst Kurul tarafından
yönetmeliklerle tespit edilir." BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu efendim? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Ekseriyetimiz yoktur; takdire bırakıyoruz. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Sayın Halıcı... MEHMET EMREHAN HALICI
(Konya) - Gerekçe okunsun. BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum: Gerekçe : Türk Ticaret Kanunu ile
İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yayın istasyonları ve şebekelerin üçüncü
kişiler tarafından elde edilmesi mümkün bulunduğundan, yayın lisansı da
şirketin mal varlığı kapsamında yer almaktadır. Bu nedenle ek maddede sayılan
varlıkların Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun onayı alınmak kaydıyla devrine
engel olunmaması gerekmektedir. Önerge buna olanak sağlamak amacıyla
hazırlanmıştır. BAŞKAN - Komisyonun
takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir efendim. Sayın milletvekilleri, en
aykırı önerge -Emrehan Halıcı ve arkadaşlarının önergesi- kabul edilmiş ve
maddenin tamamı değiştirilmiştir. Bu nedenle, diğer önergeleri, İçtüzüğün 87
nci maddesine göre işleme koymak da mümkün değildir. Şimdi, ek 4 üncü maddeyi,
yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Ek 4 üncü maddeyi kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim. Ek 5 inci maddeyi
okutuyorum. EK MADDE 5. - Bu Kanunda
geçen "Telsiz Genel Müdürlüğü" ibaresi "Telekomünikasyon
Kurumu" olarak değiştirilmiştir." BAŞKAN - Ek 5 inci madde
üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa;
buyurun. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA EYÜP FATSA
(Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 17 nci maddesinin ek 5 inci maddesi üzerinde söz almış
bulunuyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar,
sözlerime geçmeden önce, bir hususu, sayın hükümetin dikkatlerine arz etmek
istiyorum. RTÜK'le ilgili yasa tasarısı görüşülüyor; ama, RTÜK Başkanı Sayın
Nuri Kayış, kendileriyle ilgili bir kanun tasarısı Mecliste görüşülürken,
Meclise gelmeyip, bu kanun tasarısının görüşülmesine katılmamak suretiyle, bu
kanunun çıkmaması noktasında tavrını açık bir şekilde ortaya koymuş oluyor.
Basından takip ettik; Sayın Kayış bu, medyanın tamamını kontrol altına alma
gayretleridir; bir medya kuruluşu, mevcut medya yayınlarının yüzde 75'ini
elinde bulunduruyor; arzu edilen, yüzde 75'i elinde bulunduran medya patronuna
yayınların yüzde 100'ünü teslim etme gayretidir" diye ifade ediyor; bütün
kamuoyunu da, bu kanunun çıkmaması için direnmeye, göreve davet ediyor. Sayın Hükümet, Sayın
Başbakan, bütün bakanlarıyla beraber tekmil manada burada kanunun çıkmasına
nezaret ediyorlar; acaba, medyanın yüzde 100'ünü kontrol etmek isteyen
patronları adına mı burada oturuyorlar? Bunun cevabını da kamuoyuna
açıklamaları gerekir diye düşünüyorum. (FP sıralarından
"Bravo"sesleri, alkışlar) Değerli arkadaşlar, bu
kanunda geçen "Telsiz Genel Müdürlüğü" ibaresi "Telekomünikasyon
Kurumu"olarak değiştirilmektedir. Mevcut kanuna göre, Üst Kurul, frekans
planlaması yapmak için başvuran kuruluşlara yayın izni ve lisans vermekle yükümlüdür.
Frekans planlamasının
yapılması, hangi takvime göre frekans ihalesine çıkılacağı konularındaki görev
ve yetki, Telekomünikasyon Kurumu ile Haberleşme Yüksek Kuruluna bırakılıyor.
Haberleşme Yüksek Kurulu, Telekomünikasyon Kurumu tarafından hazırlanan planı
aynen onaylayabileceği gibi, lüzum gördüğü değişikliklerin yapılmasını da talep
edebiliyor. Bu frekansların ne
kadarının hangi takvime göre ihaleye çıkarılabileceğine ilişkin plan,
Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından tespit edilerek, bu çerçevede ihaleye
çıkarılmak üzere Üst Kurula bildiriliyor. Haberleşme Yüksek Kurulu,
RTÜK'e verilmiş görevlerin de takibini yapıyor. Böylece, Radyo Televizyon Üst
Kurulu, Haberleşme Yüksek Kurulunun vesayeti altına alınıyor. Haberleşme Yüksek Kurulu,
hükümetin görevlendireceği bir devlet bakanının başkanlığında, İçişleri,
Ulaştırma Bakanları ile Genelkurmay Muharebe Elektronik Başkanı ve Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşuyor. Böyle bir kurulun, hem siyasî
etkilere hem de demokratik olmayan etkilere açık bir kurul olacağı aşikârdır. Getirmiş olduğunuz bu
tasarıyla, Haberleşme Yüksek Kurulunun, Üst Kurula verilmiş olan görevlerin
takibini de yürüteceği ifade edilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi her gün
yeni bir kurul oluşturmakla meşgul ediliyor. Askerî ve sivil bürokratik yapılar
en üste konulmak suretiyle siyasetin alanı daraltılıyor. Değerli arkadaşlar,
getirdiğiniz bu tasarıyla, hem frekans planlama yetkisi RTÜK'ün elinden
alınıyor hem de RTÜK'ün yapacağı işlerin Haberleşme Yüksek Kurulu tarafından
takip edileceği hükmü getiriliyor. Değerli arkadaşlar, RTÜK
lisans ihalesi 7 yıldır erteleniyor; böylece, 7 yıldır medya patronları bedava
frekans kullanıyor. RTÜK'ün yapacağı 26 Nisan tarihli ihale de, medya
patronları tarafından, yargı organlarına müracaatla ertelettirilmişti; tam
ihale yapılacakken, bu tasarı getirildi ve yine ertelendi. Değerli arkadaşlar,
şimdi, kanunun yayımı tarihinden itibaren, frekans planlamasını, RTÜK,
Telekomünikasyon Kurumuna verecek; Telekomünikasyon Kurumu, 4 ay inceleyecek,
sonucu, Haberleşme Yüksek Kuruluna devredecek; Haberleşme Yüksek Kurulu da, 6
ay içerisinde frekans planlamasını karara bağlayacaktır, deniliyor. Değerli arkadaşlar, bu
noktada, size, bir yazıyı takdim etmek istiyorum: Seçim bölgem olan Ordu'da,
bir yerel televizyon, 25.1.2001 tarihinde, Başbakanlık Güvenlik İşleri
Başkanlığına, ulusal güvenlik belgesi verilmesini istemek üzere müracaat
ediyor. Kendilerine 8.5.2001 tarihinde bir yazı gönderiliyor. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Toparlar mısınız
efendim. EYÜP FATSA (Devamla) -
Toparlıyorum. Yazıda "ulusal
güvenlik belgesi verilmesi hususundaki ilgili başvurunuz incelenmiş olup, ekli
listede isim ve unvanları belirtilen kişilerin değiştirilerek, yeniden bizzat
başvurulması halinde bir değerlendirilme yapılacaktır" deniliyor. Üç
arkadaşın, televizyonun yönetim kurulundan çıkarılması isteniliyor. Bu üç
arkadaşın ortak özellikleri, bulundukları çevrede saygın kişilikleri ve
mütedeyyin yapılarıyla tanınmış olmalarıdır;. birbirleriyle bir akrabalık
yakınlıkları yoktur; ayrıca, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı da yoktur.
Acaba, Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanı -Başbakan adına yazıyor bu yazıyı-
hangi kriterlere göre bu arkadaşların televizyonun yönetim kurulundan
çıkarılmasını talep ediyor? Hatta, bu arkadaşlar biri de, iktidara mensup bir
partimizin il başkan yardımcısıdır. Şimdi, ben buradan sormak
istiyorum: Siz, daha bu yasa çıkmadan önce yerel televizyonları bu kadar baskı
altına alıyorsunuz; acaba, bu yasa çıktıktan sonra yerel televizyonları hangi
baskılarla inim inim inleteceksiniz? Doğrusunu isterseniz, bunu anlamak mümkün
değildir. Ayrıca, herhalde Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı da bu yazıdan sonra mevcut il başkan yardımcısı hakkında
partiden ihraç istemiyle bir talepte bulunacaktır diye düşünüyor, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Söz sırası, Doğru Yol
Partisi Ankara Milletvekili Sayın Saffet Arıkan Bedük'te. Buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN
BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 682
sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 17 nci maddesinin ek 5 inci maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum;
Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
itibar kaybeden iki müessese var: Siyaset ve basın. Siyaset ve basının itibar
kaybetmesinin nedeni, daha ziyade demokrasi standartlarından kopması, çıkara
dayalı birkısım tasarrufların uygulanmasıdır. Getirilmiş olan bu
tasarıda, ne siyaset açısından ve ne de medya açısından, demokrasi
standartlarını yükseltecek, hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi uygun
görecek veya onu gerçekleştirecek, özellikle modern ve çağdaş demokrasilerde
uygulanan normları getirecek bir düzenleme yok. Dolayısıyla, temelinde itibar
kazandıracak bir kanun tasarısının olmadığını görmenin üzüntüsünü taşıyorum. Terim düzenlenmesine
karşı değiliz; mevcut yasadaki RTÜK'e ait düzenleme ve sonuçlandırma yetkisinin
Telekomünikasyon Kurumuna devrinin bir tercih hatası olduğunu iddia ediyoruz.
Dağıtan, parçalayan ve çözmeyen idarî anlayışın tipik örneğidir bu tasarı;
reform konusundaki becerisizliğin de ifadesidir. RTÜK'ü kendi özerk ve bağımsız
yapısı içerisinde bırakmak en güzel davranış olacaktı. İletişimden elimizi
çekmek mecburiyetindeyiz. Kamu yararı için kanun
çıkarılır; ne yazık ki, bu kanun tasarısının gerekçesinde, mevcut olan kanunun
uygulanamadığından, uygulanmadığından bahsediliyor. Değerli milletvekilleri,
bir hükümet düşünün ki, kanunları uygulamıyorum, uygulayamıyorum diye bir aczin
ifadesiyle, yeni bir kanun tasarısını gündeme getirebiliyor. Dolayısıyla, o
zaman sormak lazım: Memur, işçi, emekli, özellikle maaşıyla geçinemiyor; köylü,
çiftçi, ürününü değerlendiremiyor; esnaf, sanatkâr, keza aynı şekilde kepenk
kapatıyor; Halk Bankasının parasını ödeyemeyen esnaflar ve yine Ziraat
Bankasından aldığı kredileri ödeyemeyen köylü ve çiftçi, mal bildiriminde
bulunmadığından dolayı şu anda cezaevlerine giriyor. Onların durumunu dikkate
almıyorsunuz veya baklava çalmış olan bir vatandaş, bir dilim baklava için
içeri giriyor, ona kanun uygulanıyor; ama, ne yazık ki, RTÜK Kanunu gibi
fevkalade önemli bir kanunun uygulanması söz konusu olmuyor ve dolayısıyla da,
bu tasarının getirilmesi için bir gerekçe, haklı bir gerekçe aranıyor. Bu,
fevkalade vahim bir gerekçe. Değerli milletvekilleri,
bu tasarı, politika ve ifade özgürlüğü yönlerinden büyük tehlikeler ihtiva
ediyor. Yine, bu tasarı, özel radyo ve televizyon ortaklarının hem hisse
sınırlarını artırarak hem de kamu ihaleleri yasağını kaldırarak, bilgilendirme
görevinin, yönlendirme işlevine dönüşmesini kolaylaştıracak bir içerik ihtiva
ediyor; özgürce bilgi edinme hakkını ortadan kaldırıyor, demokrasi
standartlarını ortadan kaldırıyor. Avrupa Birliğine girerken, çağdaş demokrasi
normlarını ararken, aksine, biz, çağdaş demokrasi normlarını ortadan
kaldırıyoruz. Avrupa Birliği standartlarından bahsediyoruz; Avrupa Birliğinin
medyayla ilgili standartlarını ihtiva eden bir tasarıyı gündeme getirmiyoruz.
Avrupa Konseyine bakıyoruz; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, özellikle siyasal
veya ekonomik bakımdan birkısım grupların baskısı altında kalabilecek bir
medyanın, demokrasi düşmanı olduğunu iddia ediyor; ama, ne yazık ki, onunla
ilgili bir düzenleme yine getirilemiyor. Radyo ve televizyonların yanı sıra
yazılı iletişim organlarına getirilen para cezaları ise caydırıcı olmaktan öte,
öldürücü, özellikle öldürücü birkısım tutarları ihtiva ediyor. Değerli milletvekilleri,
konu ulusal olduğu kadar, uluslararası kuruluşların da üzerinde hassasiyetle
durduğu bir konudur. Küreselleşen dünyada kurulan uluslararası kuruluşlar, üye
ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerini, ülkelerin ekonomik ve sosyal
gelişmeleriyle birlikte standartlarını düzenlemeye yönelik birkısım yasal
düzenlemeleri de gündeme getirmektedir; ama bize bakıyorsunuz, bu
düzenlemelerde demokrasi ve gelişimine öncelik ve önem verilmesi gerekirken
verilmemektedir. Demokratikleşme ve çağdaş
demokrasi normlarının tespiti ve ulusal mevzuatımıza geçirilmesi gerekirken,
onu da göremiyoruz. Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişme, yayıncılık
sektörünü de doğrudan doğruya ilgilendirmektedir. Değerli milletvekilleri,
yayıncılık sektörünün teknolojik gelişimi kadar, işletmesi ve çalışanlarının
hakları da önemlidir. Ulusal ve yerel medyanın varlığı ve özerkliği;
bağımsızlığı, çoğulculuğu ve demokrasi standardını yükseltmektedir. Bağlı
bulunduğumuz paktlara bakıyorsunuz, yine onlara aykırı bir düzenlemeyle karşı
karşıyayız. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Bedük,
toparlar mısınız efendim. SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan. Bağımsız ve özerk
medyanın gerçekleştirilmesi için, medya özgürlüğünü, diğer yasal ve çıkarlar
arasında dengeyi gözeterek düzenlemek gerekir; ama, bakıyorsunuz buraya,
frekans ihalesi yapılmış, yedi sene beklenmiş, nihayet son noktasına gelmiş,
şimdi frekans ihalesini durdurma noktasına geliyor. Para cezalarına
bakıyorsunuz 10 milyar lirayla 250 milyar lira arasında, özellikle yerel
televizyonlara 125 milyar lira ceza getiriliyor; ortadan kaldırılıyor. Değerli milletvekilleri,
bakın, internetle ilgili bir düzenleme getiriliyor. Bir zamanlar dünyanın
ekonomik ve sosyal bakımdan gelişimini sağlayan sanayi devriminin yerine bugün
internet devrimi özellikle gündeme gelmekte ve o uygulanmakta ve onun,
ekonomik, sosyal, iş hayatında, eğitim hayatında da kullanılması
öngörülmektedir. Yine, Avrupa Birliği, özellikle interneti tüm insanlığın
hizmetine sunmak için bir gayret içerisine girmekteyken, biz getirilen bu
yasayla interneti kullanılamayacak duruma getiriyoruz. Nasıl getiriyoruz;
çünkü, zaten kullanacak kişiler, birkısım insanlar, o korkulan kişiler,
yurtdışına gitmek suretiyle interneti kullanmaya devam edecekler; ama,
Türkiye'ye bakıyorsunuz, okullara bakıyorsunuz, öğrencilere bakıyorsunuz, genç
müteşebbislere bakıyorsunuz, onları korkutarak, onları ürküterek, internetten
kaçırmanın devlete de bir yararı yok, Türkiye'nin gelişimine de bir faydası
olmayacaktır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Devamla) - Birkısım bürokratik engelleri koymanın, bir kısım kırtasiyeciliği
gündeme getirmenin bu ülkeye bir yararı olmayacağı inancını taşıyoruz. BAŞKAN - Lütfen toparlar
mısınız? SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, ümit ediyorum ki, sayın hükümet, bu
yasayla ilgili düzenlemeleri alır, tekrar gözden geçirir, böylece, yerel medya
ile genel medya arasında bir ayırım gözetmeksizin, özerk ve bağımsız bir
medyayı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik anlayışına kazandırır
düşüncesiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Sayın milletvekilleri, ek
5 inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup,
işleme alacağım : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna
eklenmiş bulunan ek madde 5'in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini talep ederiz.
Ek madde 5.-
"Telekomünikasyon Kurumu" ibaresinin
"Telekomünikasyon Teşkilatı" olarak değiştirilmesini. BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini talep ederiz.
Ek madde 5.-
"Telekomünikasyon Kurumu" ibaresinin "Yüksek Telekomünikasyon
Kurumu" olarak değiştirilmesi. BAŞKAN - Önergeleri tek
tek okutup işleme alacağım. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 17 nci maddesiyle 3984 sayılı Kanuna
eklenmiş bulunan ek madde 5'in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılmıyoruz
efendim. BAŞKAN - Sayın Erbaş?.. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Sakarya Milletvekili Sayın Nezir Aydın konuşacaklar efendim. BAŞKAN - Sakarya
Milletvekili Sayın Nezir Aydın; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) NEZİR AYDIN (Sakarya) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz çerçeve 17 nci maddenin
ek 5 inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde konuşacağım. Gerçi, Ordu
Milletvekili arkadaşım, bu maddenin neden bu metinde olmaması gerektiğini,
konuşması içerisinde anlattı; ancak, burada bir şeyi daha ifade etmek
istiyorum. Değerli arkadaşlar,
maalesef, son zamanlarda, her tasarının arkasında bir sürü kurum ve kuruluş
ifadeleri yer alıyor. Birçok görev, kurum ve kuruluşlara devrediliyor,
ülkemizin idaresi, âdeta kurum ve kuruluşlara devredilir hale geldi. Onun için,
bu ifadenin buradan çıkarılmasını arzu ediyoruz. Değerli arkadaşlar, şunu
da ifade etmek istiyorum: Bu Meclis -çok az eksikleriyle- 15 günde 15 yasayı
çıkardı sayılır ve bununla da övünüyoruz: 15 günde 15 yasa çıkaran Meclis...
Sayın Derviş'in isteklerini hatırlıyorsunuz... Ama, ne hikmetse, bu Meclis, 15
gündür bir yasayı çıkaramadı ve hâlâ da direniyor bu Meclis, bu yasayı
çıkarmamak için. Çok enteresandır, şu anda, Türkiyemizde, dolar 1 milyon 100
bin liralardan, 1 milyon 200 bin liralar seviyesine tekrar yükseldi; ama, buna
kimsenin aldırdığı yok, kimsenin sanki böyle bir derdi yok. Birçok meseleler,
memleketimizin, âdeta, insanın canını acıtıyor; bunlar, hiç kimsenin umurunda
değil; ama, mesele RTÜK olunca, onbeş gündür, âdeta, Yüce Meclis de bu tasarıya
direnince, siz değerli milletvekili arkadaşlarım ve televizyonları başında
bizleri izleyen çok değerli aziz milletim görüyor ki, Sayın Başbakanımız da
buradalar, sayın yardımcıları da buradalar, sayın bakanlar da buradalar;
velhasıl, hükümet, komple burada; niye, iktidarı oluşturan sayın
milletvekillerine baskı kurmak için buradalar. İşte, bu tasarı, böyle baskıyla
çıkarılmaya çalışılıyor değerli arkadaşlar. Bunu, hepiniz biliyorsunuz, hepiniz
görüyorsunuz. Burada, bir şeyi ifade
etmek istiyorum. Söylenebilen, bu tasarının lehinde konuşulabilen tek söz
"efendim, şeffaflık gelecektir. Konuşanlardan, bunun dışında hiçbir şey
duymadık. Neye şeffaflık gelecek; efendim, hisseler nama yazılı olunca,
şeffaflık gelecek, açıklık olacak; öbür türlü, televizyonlar mafya kutusu
oluyormuş! Değerli arkadaşlar,
bakınız, birçok arkadaşımızla beraber, 54 üncü hükümet zamanında, şu Meclisten
bir kanun çıkarıldı. Yine, medyayla ilgiliydi. Neydi o yasa; gazetelerin
promosyon yasağıyla ilgili kanundu. Gazeteler, tabak, tencere, çanak, çömlek,
velhasıl, bir eve lazım olan ve olmayan her şeyi veriyorlardı; onu satan
bakkal, esnaf, âdeta, zulüm görüyordu bu noktada. Bu kanunu, bu Meclis çıkardı.
Değerli arkadaşlar, peki,
bu kanun hâlâ meri mi, meri; geçerli mi, geçerli. Peki, gazeteler, tabak,
tencere, çanak, çömlek, çatal, bıçak, kaşık veriyor mu; vermiyor. Ya, ne
oluyor; şimdi, çatal, bıçak, tencere, tava, gazete veriyor. Aynı işlem, aynı
şekilde devam ediyor. Peki, bu takıyye değil de bu aldatmaca değil de nedir
değerli arkadaşlar?! Şimdi, diyoruz ki: "Bu kanun şeffaflık getirecek
efendim." Değerli arkadaşlar, bu
tasarı, acaba, kimin işine yarıyor, kimin işine yaramıyor; bunu çok iyi anlamak
için, âcizane, bu kardeşiniz, bugün, bütün gazeteleri taradı. Özellikle, milyon
satan veya satışı milyona yaklaşan gazetelerin hiçbirinde, onbeş gündür,
RTÜK'le ilgili bu tasarı aleyhinde bir yazı bulmak mümkün değil. Hatta, Türkiye'de, çok
enteresan olaylar oluyor bu arada. Beyaz Enerji meselesinde çok önemli
gelişmeler oluyor şu günlerde. Özellikle dün, dün gece, bugün, Türkiye'de
enteresan olaylar oldu. Bir İçişleri Bakanımız görevinden alındı; o da,
verildiği, görevlendirildiği bakanlıktan ve partisinden istifa etti; ama, ne
yazık ki, bu gazetelerde, bu konuda, sanki, fevkalade bir şeymiş gibi,
milletimize sorulduğunda, milletimizle konuşulduğunda tam aksini söylüyor
insanlarımız; ama, bunlardan, bu gazeteler hiç bahsetmiyor; âdeta, sanki, perde
arkasında bir şeyler oluyor, bir şeyler yapılıyor hissi geliyor insana. Değerli arkadaşlar, onun
için, şunu ifade etmek istiyorum... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Aydın,
lütfen bitirir misiniz. NEZİR AYDIN (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkanım. Türkiye'de, şu tasarıya
memnuniyet gözlüğüyle bakabilen, sadece bir iki veya birkaç gazetenin sahibi,
televizyonun sahibi, bir de Televizyon Yayıncıları Derneği var. Bunun dışında,
bu tasarıdan memnun olan, lehinde ifadede bulunan kimse yok. RTÜK bu tasarıya
karşı, Anadolu'nun tüm medyası, gazetesiyle, televizyonuyla, radyosuyla bu
tasarıya karşı. Hele hele internet noktasındaki düşüncelerinizi bildiğinden,
tüm 70 milyon bu tasarıya karşı. Milletvekilleri bu tasarıya karşı; bunu, onbeş
gündür... Yoksa, 350 üyesi olan
iktidar, bunu, rahatlıklıkla birkaç akşamda, çıkarabilirdi... BAŞKAN - Efendim,
teşekkür ederim. Kanun nasıl çıkıyor o
zaman?!. NEZİR AYDIN (Devamla) -
...ancak, milletvekilleri karşı, herkes karşı; ama, bu yasa, bu Meclisten, öyle
görünüyor ki çıkacak. Onun için, en azından, şu
önergemize destek vererek, bu yasaya belirli bir şekilde karşı olduğumuzu
Meclis olarak bir an evvel belirtebilmek için desteğinizi bekliyor; hepinize
saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Efendim,
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. İkinci önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini talep ederim. Abdullah
Veli Seyda (Şırnak) ve
arkadaşları Ek madde 5 :
"Telekomünikasyon Kurumu" ibaresinin "Yüksek Telekomünikasyon
Kurumu" olarak değiştirilmesi BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Sayın Fırat,
buyurun. (FP sıralarından alkışlar) DENGİR MİR MEHMET FIRAT
(Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gündemimizde olan
tasarının adı RTÜK tasarısı. Aslında değil; aslında, egemenliğin kaynağının ne
olduğunu, kimin tarafından ve kimin için kullanılacağını belirleyen bir
tasarısı görüşüyoruz. Egemenliğin, kimin adına
ve hangi kaynağa istinat edilerek kullanıldığını görebilmeniz için, devletlerin
anayasalarına bakmanız lazım. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 4 tane anayasası
olmuştur. Bunun 3'ü çok günceldir; fakat, 1 tanesi, özellikle 1921 Anayasası,
pek bilinmeyen anayasalardan birisidir; aslında, en mühim anayasamızdır. Çok
enteresandır, bu Anayasa, 23 maddeden ibarettir ve Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin kurulmasını sağlayan Büyük Millet Meclisi, bu Anayasaya dayanarak,
bu millete dayanarak bu egemenliği kullanmış ve bizlerin burada oturması imkânını
sağlamıştır. Bu Anayasanın 1 inci ve 2 nci maddesini dikkatlerinize arz etmek
istiyorum: 1 inci madde aynen
şöyledir: Hakimiyet bilâkaydüşart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını
bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir." 2 nci madde ise
"İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan
Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder" der. Bu maddelerle, Türk
Milleti, cumhuriyete ve demokrasiye giden trende birinci mevkie oturtulmuş ve
böylece, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur; ancak, bir süre sonra,
1924'te ikinci bir anayasa gelmiştir; çok güncel olan, 1960'a kadar yürürlükte
olan Anayasamızdır. Bu Anayasanın, biraz evvel okumuş olduğum 1921 Anayasasına
tekabül eden maddelerini de sizin dikkatinize arz etmek istiyorum. Bu, 3 üncü
maddedir: "Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir" der. 4 üncü maddede
"Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakiki mümessili olup,
millet namına hakkı hâkimiyeti istimal eder" der. 5 inci maddede
"Teşrî salahiyeti ve icra kudreti Büyük Millet Meclisinde tecelli ve
temerküz eder" der. 6 ncı maddede ise
"Meclis teşrî salahiyetini bizzat istimal eder" der. Bununla bir adım geri
atılmıştır; çünkü, İstiklal Harbi kazanılmıştır; Türk Milleti, demokrasiye ve
cumhuriyete giden trende ikinci mevkie alınmıştır; ama, tren devam etmektedir
yoluna ve 1960 darbesi gelir; 1961 Anayasasıyla yeni bir devreye girilir, yeni
bir evreye girilir. 1961 Anayasasının, bu
maddelere tekabül eden, yani, egemenliğin kimin tarafından nasıl
kullanılacağını beyan eden maddelerini, size, burada bir kez daha tekrar etmek
istiyorum. O, şu: "Madde 4- Egemenlik
kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Millet, egemenliğini,
Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması,
hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz." Peki, 1961 Anayasası ne
getirmiştir; Meclisi bir yana bırakmıştır, icra organını bir yana bırakmıştır,
ortak organlar doğurmuştur millete. Bunlar nedir; bunlar, o günkü TRT'dir ve
diğer bağımsız kuruluşlardır; yani, yetki paylaşılmaya başlanmıştır; ama,
millet adına paylaşılmaya değil. Türkiye'de, kayıtsız şartsız hâkimiyetin
millette olduğu prensibinden bir dönüş başlamıştır ve bu sıralarda da, dikkat
ederseniz, basın, kendisini dördüncü kuvvet olarak ilan etmiştir. Her zaman,
gazetelerde gazeteciler, medya, ilk kez, Türkiye'de medyanın, basının dördüncü
kuvvet olduğunu beyan etmişlerdir. 1961 Anayasasını da
1980'de katlettik ve 1982 Anayasasını getirdik. 1982 Anayasasında, yine, bu
maddelere tekabül eden... Pardon, şunu söylemeyi unuttum: Bence, 1961
Anayasasıyla, Türk Milleti, yine, demokrasiye giden trende üçüncü mevkie
bindirilmiştir, oraya alınmıştır... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) DENGİR MİR MEHMET FIRAT
(Devamla) - Sayın Başkanım... BAŞKAN - Sayın Fırat... DENGİR MİR MEHMET FIRAT
(Devamla) - Geldik 1982 Anayasasına. 1982 Anayasasında buna tekabül eden
maddelere bakmakta fayda var. Burada, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin
olduğunu beyan etmekle birlikte, egemenliği millet adına kullanacak olan
organlara bağımsız, sorumsuz birçok kurum eklenmiştir ve bunlar, Anayasaya
geçmiştir. Bu YÖK'tür, bu RTÜK'tür ve buna benzer kurum ve kuruluşlardır. Dolayısıyla, aslında, şu
sıralarda, partilerarasında anayasa değişikliği konusunda bir anlaşma olduğu
için ve son zamanlarda çıkan yasalar Anayasanın tamamen ruhuna aykırı olduğu
için, ben, öncelikle bir teklifte bulunmak istiyorum. Bu komisyon, öncelikle,
Anayasanın 2 nci maddesinin "Türkiye Cumhuriyeti, toplumunun huzuru, millî
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir" ifadesinden
"demokratik" kelimesinin çıkarılarak, öncelikle bir kere
"bürokratik bir devlettir" şekline getirilmesinin, bugünkü fiiliyata
uygun olacağı kanısındayım. Kaldı ki, son zamanda getirilmiş olan 15 yasayla bu
kurumlar daha da dağıtılarak, sorumsuz ve sınırsız yetkilere sahip Şeker Kurumundan
Elektrik Kurumuna ve en son da, RTÜK'e kadar birçok yasa getirilmiştir. BAŞKAN - Sayın Fırat... DENGİR MİR MEHMET FIRAT
(Devamla) - Biraz sonra, bu trende devam edeceğiz; nereye vardığımızı izah
edeceğim. Teşekkür ederim,
vaktinizi aldım. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. Komisyonun ve Hükümetin
kabul etmediği... SUAT PAMUKÇU (Bayburt) -
Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz. BAŞKAN - ... önergeyi
karar yetersayısı arayarak oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının ek 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini talep ederiz. Dengir
Fırat (Adıyaman) ve
arkadaşları Ek madde 5.-
"Telekomünikasyon Kurumu" ibaresinin "Telekomünikasyon
teşkilatı” olarak değiştirilmesini. BAŞKAN - Sayın Komisyon
katılıyor musunuz? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Sayın Hükümet
katılıyor mu? DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Önerge üzerinde
Sayın Fırat; buyurun efendim. Tahmin ediyorum, bu sefer
konuşmanızı 5 dakikada bitirirsiniz efendim. DENGİR MİR MEHMET FIRAT
(Adıyaman) - Bitireceğim efendim. Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; trenimiz yoluna devam ediyor. Vatandaş, üçüncü sınıf
kompartımandaydı, vatandaşı, ilk geldiği istasyonda, 1982 Anayasasıyla indirdik
ve Allah'a şükür, ondan sonra, bu 1982 Anayasasının, dışarıdan alınan
talimatlarla... Çünkü, hâkimiyetin kayıtsız şartsız, bilakaydüşart millete ait
olduğu yazısı, eğer, yalnız duvarlarda kalırsa, mutlaka, İstiklal Harbini
yürüten bu Meclis ve bu Meclisin çıkarmış olduğu hükümet, uluslararası bazı
kurum ve kuruluşların kapısına gider ve oradan talimatlar almaya başlar ve
dolayısıyla, bu Meclise 15 günde 15 yasa dayatması gelir, parmak sayısıyla da,
bunlar buradan çıkar. Bu RTÜK Yasa Tasarısı da
onlardan bir tanesi. Aslında, burada iddia edilen, varılmak istenen nokta, üç
kuvvetin, üç erkin veya birinci erkin kim olacağı meselesidir. 1961 sonrasında
medyada terennüm edilen dördüncü kuvvet, bugün, RTÜK Yasa Tasarısıyla birinci
kuvvet olma iddiasındadır ve oylarınızla da, sizin olması gereken yeriniz,
medyaya terk edilecektir. Bu yasa tasarısının anlamı odur. Dolayısıyla,
Partilerarası Anayasa Değişikliği Komisyonunun, yine, Anayasanın, egemenlikle
ilgili 6 ncı maddesinde bir değişiklik yapmasını teklif ediyorum; yoksa, 21
inci Dönem Meclisi olarak, biz, Anayasayı ihlal suçu işliyoruz. Hiç olmazsa, bu
suçtan kurtulup, ileride olabilecek bazı nedenlerle hapse girmemek için,
egemenlikle ilgili 6 ncı maddenin şu şekilde değiştirilmesini teklif ediyorum:
"Egemenlik, kayıtsız şartsız kurum ve kuruluşlarındır."
"Millet" kelimesini, oradan çıkarmamız lazım. "Türk Milleti,
egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları ve bağımsız,
sorumsuz, kurum ve kuruluşları eliyle kullanır." Ama, ondan sonra gelen
"egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya
sınıfa bırakılamaz" cümlesinin ise, tümden Anayasadan çıkarılması, bence,
bu yasaların Anayasaya uygunluğunu sağlamış ve bizim siyasî sorumluluğumuzu
ortadan kaldırmış olacaktır. Üç haftadır görüşülen bu yasa
tasarısının, vicdanlarınıza sığmadığını ve sonuçlarının ne olacağının bilinci
içerisinde olduğunuzu biliyorum. Sayın parti başkanlarınız, genel
başkanlarınız, bu çoğunluğu sağlayabilmek için burada hazır bulunuyorlar. Tabiî
ki, bu bize mutluluk veriyor. Keşke her gün burada olabilselerdi, keşke her gün
burada bu çoğunluğu sağlayabilselerdi; ancak, milletin dertlerini çözebilecek
ve hakikaten, 1921 Anayasasına benzer bir anayasanın, yani, milletin kayıtsız
şartsız egemenliğini sağlayacak bir anayasa değişikliğinin bu Meclisten
geçmesini sağlasalardı, tabiî ki, kendilerine bu millet de minnettar kalırdı. Değerli arkadaşlarım,
söylenecek çok şey var. Yalnız, 21 inci Dönem olarak, çok büyük hizmetler
yaptık, kabul ediyorum; ancak, 21 inci Dönem, siyasî tarihte, bazı bahtsız
nedenlerle de mutlaka yargılanacaktır. Bundan evvel çıkarmış olduğunuz ve...
Bundan evvel, bir konuşmamda yine söyledim; dünyanın hiçbir meclisinde, kendi
döneminizde çıkarmış olduğunuz bir yasa hakkında Meclis araştırması önergesinin
verildiğini tarih sayfalarında görmeniz mümkün değildir; ama, siz, 4422 sayılı
Yasayı çıkardınız ve burada söyledik "bu, antidemokratik bir yasadır, kimi
keseceği belli olmaz" ve kimi keseceği de belli oldu ve o gün yine
söylemiştim, demiştim ki "4422, siyasî partilerin ipidir; ama, RTÜK Yasası
da ayağının altındaki iskemledir." Birileri, mutlaka, bu iskemleye tekmeyi
koyacaktır ve ölecek olan da, siyasetçiler olacaktır, sivil siyaset olacaktır. Ümit ediyorum ki, sayın
genel başkanlarınız, biraz sonra buradan ayrılırlar... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) DENGİR MİR MEHMET FIRAT
(Devamla) - ...dolayısıyla, bekçilik görevleri sona erer ve biliyorum, o zaman,
burada çoğunluk sağlanamaz ve bu yasa, bu talihsiz yasa buradan geçmez. Hepinize saygılar
sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Fırat. Hükümetin ve Komisyonun
kabul etmediği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. Ek 5 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Ek 5 inci madde kabul
edilmiştir. Sayın milletvekilleri,
kabul ettiğiniz ek 1, ek 2, ek 3, ek 4 ve ek 5 inci maddeler doğrultusunda,
çerçeve 17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim. 18 inci maddeyi
okutuyorum: MADDE 18. – 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a)
bendi ile 35 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. BAŞKAN - Madde üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak; buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar) Sayın Toprak, süreniz 5
dakika efendim. FP GRUBU ADINA RAMAZAN
TOPRAK (Aksaray) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Kısa bir fıkra
anlatacağım. Mağdur, mazlum insanlar, hiç işlemedikleri bir suç için idam
cezasına çarptırılmışlar. Binlerce insan sıraya dizilmiş, idam cezaları infaz
edilecek; ancak, geçmiş çağlarda olduğu için, idamın infazı biraz ilkel.
Sıradaki insanın, her kimse, sıra başındakinin iki muhafız koluna giriyor,
kütüğün başına getiriyor kafasını koyuyor, cellat elindeki baltayı indiriyor;
gövde bir tarafa, kafa bir tarafa. İnfazı bitenin yerine, sıradaki deniliyor.
Yine, iki muhafız, bir cellat; kafa bir tarafta, gövde bir tarafta. İnfazlar
devam ediyor. Derken, sıradaki mağdur ve mazlum insanlar arasından bazı
çığlıklar yükseliyor "bizim hiçbir suçumuz, günahımız yok, neden infaz
ediliyoruz? Üstelik, bizi infaz eden üç kişi, iki muhafız, bir cellat. Biz,
bunların üzerine bir yürürsek, belki, bir ikimizi götürürler ama, en azından
binlercemiz sağ kalır. Hadi, o zaman, bu iki muhafız bir celladın üzerine
gidelim de hepimiz idamdan kurtulalım." Bu haklı tepki üzerine, sıradaki
insanlar arasında bir gürültü, bir hareketlenme... İki muhafız bir celladın
üzerine yürüneceği sırada, nereden geldiği bilinemeyen bir ses "beyler,
sırayı bozmayalım..." Herkes sıraya geçiyor, infaza kalındığı yerden devam
ediliyor. Değerli milletvekilleri,
üç haftadır, sıradaki 350 değerli milletvekilinin 180-190'ı bu Meclise
gelmiyor, açık tepkisini koyuyor, ta ki "beyler, sırayı bozmayalım"
denilene kadar. Bu aşamada, nelerin olduğunu hepimiz görüyoruz. Değerli arkadaşlar, bu
tasarının arkasında kimlerin olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, vicdanımızın
neleri emrettiğini de iyi biliyoruz. Değerli milletvekilleri,
20 nci Dönemde 550 milletvekili arasından 318'i burada değil; yani, bu dönemde
Meclise gelen arkadaşların 318'i bu dönem Meclise geldi, geçen dönem yoktu. 22
nci dönemde, belki, yine, büyük bir kısmımız olmayacak. Biz, Türk Milletinin
vekilleriyiz, birilerinin değil. Bu Türk Milleti, bize hangi yetkiyi verdiyse,
o yetkiyi, Türk Milletinin verdiği sınırlar içinde kullanırsak vekâletin anlamı
olur; yoksa, birilerinin dayatmasıyla değil. Lütfen, hatiften gelen, gizliden
gelen bu sese hiç kimse kulak asmasın, vicdanının sesini dinlesin. Bu kürsü hiç
kimseye kalmadı, bize de kalmayacak. Değerli milletvekilleri,
minare çalınmıştır; bu tasarı, çalınan minareye kılıf tasarısıdır.
Arkadaşlarımız "bu kişilerin paraları var, ihaleye girmesinler mi"
diye ifade ediyorlar. Değerli milletvekilleri, bu kişilerin parası kendi
paraları değil. Bakın, benim yazılı soru önergeme verilen cevaplara göre, basın
yayın organlarına verilen, milyarlarca dolara varan teşvikler var, bunlar geri
dönmedi arkadaşlar. Yine, geçen dönemde bu konuda verilen bir araştırma
önergesi elimde arkadaşlar. Buna göre, üç yıl öncesinin tarihi itibariyle
verilen ve geri dönmeyen teşvik, döviz bazında 1,5 milyar dolar arkadaşlar;
birkaç milyar doları buluyor diğeri. Değerli milletvekilleri,
eğer, bu tasarıyla, kamu ihalelerinde medya organlarının önü açılacak olursa,
buğday ücreti esirgenen çiftçinin parası bu insanların elinde olacak. Yine, bu
insanlara, bu milletin malı olan kurumlar beş parasız peşkeş çekiliyor, bunun
altyapısı oluşturuluyor. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Toparlarsanız
memnun olacağım efendim. Gecemiz çok uzun ve de çok söz var. RAMAZAN TOPRAK (Devamla)
- Bağlıyorum Sayın Başkan. Bu tasarı, birileri için
altyapı oluşturma tasarısıdır. Değerli milletvekilleri,
geçenlerde, Sayın Başbakan -dün veya önceki gün zannediyorum- bir konuda Türk
toplumuna bence büyük haksızlık etti; toplumsal yapımızın kırılgan olduğunu
söyledi. Türk toplumunun yapısı kırılgan değil. Kimlerin yapısının kırılgan
olduğunu Türk toplumu çok iyi biliyor. Bunu görebilmek için çok uzun söze hacet
yok. 300 metre aşağıda Kızılay Meydanına, Sıhhiye'ye inin, Türk toplumunun
yapısı mı kırılgan, yoksa, acaba birileri, aynada gördüğüne mi aynı şeyi
söylüyor?! Değerli milletvekilleri,
hiçbirimize bu kürsü kalmaz. Lütfen, birilerine rağmen, vicdanınız
doğrultusunda oy kullanmanızı temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Toprak. Söz sırası, Doğru Yol
Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya'da. Buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA AHMET
İYİMAYA (Amasya) - Değerli Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli Başbakanımız,
sanıyorum iki dakika önce buradaydılar. Biyografisini ve söylemlerini yakından
takip eden bir milletvekili arkadaşınızım. BAŞKAN - Yine Sayın
Başbakanınız efendim. AHMET İYİMAYA (Devamla) -
Gözlerim, 1957 yılının basıncı Ecevit'ini, 1971 yılının, siyasal özgürlük ve
demokrasi uğruna partiden istifa eden ve mücadele veren Ecevit'ini arıyor. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir) - Genel başkanlıktan değil, genel sekreterlikten... AHMET İYİMAYA (Devamla) -
Genel sekreterlikten... Bir mizah değil, bir
nükte de değil, merak ettiğim bir suali cevaplandırmaya çalışıyorum. O Ecevit
bu Ecevit olsaydı ve muhalefet makamında bulunsaydı ne derdi diyorum ve bir
hüküm cümlesi istihrac etmeye çalışıyorum. Belki de, diyeceği söz şu idi: Aziz
arkadaşlar, halkın haber alma hakkını ve doğruyu öğrenme hakkını, bu tasarı,
işbirlikçi kapitalizmin sınırlandırılamaz gücüne teslim ediyorsunuz. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, bir dönem
kapanıyor, bir dönem açılıyor. Medyanın, kamuoyunu aydınlatma, objektif şekilde
sistemi denetleme dönemi sona eriyor. Medyanın, belki de yarın, yegâne egemen
güç olan bir kuvvete teslim edildiği ve özgürlüklerin yok edildiği, tuzaklarla
dolu bir döneme girmek üzereyiz. Değerli arkadaşlar,
tasarının üzerindeki konuşmamda bunu ayrıntılı şekilde arz ettim; ifade
ediyorum:İletişim sektörünün ticarî sorunları bakımından problemleri olabilir,
kimilerini ilgilendirebilir; katılırsınız katılmazsınız; ama, Parlamentonun
temel misyonu olan, özgürlükleri koruma ayağı, bu tasarının koruma ayağı boştur
ve topaldır. Bakınız, ne yapıyoruz:
Kurumsal kanun -RTÜK Kanunu- Radyo ve Televizyon Kurumunun da denetim
bakımından bu kanuna tabi olduğunu öngörüyor. Biz ne yapıyoruz; bu kanunu
yürürlükten kaldırıyoruz; felsefesine, uzantılarına, bağlantılarına ve bu
alandaki regülasyon kurumlarının fonksiyonlarına uymaz bir yaklaşımla ortadan
kaldırıyoruz. Doğru değil arkadaşlar. Gerçekten, bugün, görsel medya alanı,
bıçak sırtı sektörlerdendir, hassas sektörlerdendir ve siyasal iktidarların
egemenlik veya yürütme alanlarının dışında bırakılması gereken, bağımsız idarî
otoritelerce düzenlenmesi, kararlandırılması ve müeyyidelendirilmesi gereken
bir alandır. Şimdi, biz ne yapıyoruz;
Anayasanın 133 üncü maddesini yanlış yorumlayarak, bir iletişim alanında, adına
"özerk" dediğimiz; ama, hükümete bağımlı iki kurum oluşturuyoruz. Bir
defa RTÜK, mevcut yapısıyla, siyasal egemenliğin emrindedir ve -yine ifade
ettim- iktidarın uzun kollarıdır, hükümetlerin perçemleridir; bizim
geleneğimize göre, iktidarların borazanıdır. Burada yapılacak şey şu
olmalı: Gerekirse Anayasanın 133 üncü maddesi de değiştirilerek, radyo
televizyon alanındaki düzenleme, karar verme ve müeyyide uygulama yetkileriyle
donatılmış bir özerk kurum oluşturmalıyız. Bakınız, alıcılar aynı,
kamuoyu aynı, haber tüketicileri aynı, bilgi tüketicileri aynı; Radyo
Televizyon Kurumunun ilkeleri kendi kanununda, diğer iletişim organlarının
ilkeleri kendi kanununda. Bir milletvekili
arkadaşımızın, çok hukuklu sistem sebebiyle eleştirildiğini biliyorum ve o
eleştiriye gönülden katılıyorum. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) AHMET İYİMAYA (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun. AHMET İYİMAYA (Devamla) -
Şimdi, düşününüz bir yayın alanında Radyo ve Televizyon Kanununun ilkeleri
farklı, RTÜK ilkeleri farklı. Aynı alanda iki hukuklu sistemi öngörmek yasama
organının zaafıdır, özgürlükler karşısındaki tutarsızlığıdır ve sistem
noktasındaki reform aczidir. Değerli arkadaşlar, bu maddenin,
gerçekten, iletişim özgürlüğüyle doğrudan ilgili olan düzenleme kurumlarının
felsefesi bakımından geri çekilmesi lazım. Yürürlükteki hüküm -35 inci madde-
ihtiyacı karşılamaktadır. Aksi takdirde -sanıyorum- yakın gelecekte "bu
alanda tek düzenlemeye gidin" şeklinde Avrupa Birliğinin dayatmasıyla
karşı karşıya kalacaksınız. Saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum. Madde üzerinde dört adet
önerge vardır; ancak, madde üzerinde, malumları olduğu veçhile, üç önerge verilebildiğinden
üçünü ayrı ayrı okutup işleme koyacağım, ikisi aynı mahiyette olan önergeleri
de birleştireceğim efendim. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu,
Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin bu düzenlemeden çıkarılmasını, diğer bir
ifadeyle 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin
(a) bendi ile 35 inci maddesinin aynen devam etmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - İkinci önergeyi
okutuyorum : Sayın
Başkanlığa Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının 18 inci maddesinin birinci cümlesindeki "ile
35 inci maddesi" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla
arz ederiz.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 18 inci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Önergeleri
işleme koymadan evvel, misafirlerimiz var, Genel Kurula takdim etmek istiyorum. Biraz bekleyelim efendim. OKTAY VURAL (İzmir) -
Meclis beklemez Sayın Başkan, devam edelim. BAŞKAN - İki dakika
beklesek ne olur efendim... IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) D) ÇEŞİTLİ İŞLER 1. – Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu ziyaret eden
NATO Savunma Koleji öğrencileri 98 inci dönem kıdemli müdavimlerine,
Başkanlıkça “hoş geldiniz” denilmesi BAŞKAN -Sayın
milletvekilleri, Genel Kurul Salonunu, NATO Savunma Koleji öğrencileri, 98 inci
Dönem kıdemli müdavimleri teşrif etmişlerdir; Genel Kurula arz ederim efendim.
(Alkışlar) V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı : 682) (Devam) BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, okunan önergelerden Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu ve
arkadaşlarının önergesiyle, Van Milletvekili Fethullah Erbaş ve arkadaşlarının
önergesi, 18 inci maddenin metinden çıkarılmasını önermektedir; bu nedenle, peş
peşe okutup birlikte işleme alacağım efendim. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu,
Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin bu düzenlemeden çıkarılmasını; diğer bir
ifadeyle, 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (a) bendiyle, 35 nci maddesinin
aynen devam etmesini arz ve teklif ederiz. M.
Altan Karapaşaoğlu (Bursa) ve
arkadaşları BAŞKAN- Diğer önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 18 inci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasının arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN- Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa)- Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN- Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN- Sayın
Karapaşaoğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Sayın Erbaş, size de söz
vereceğim; böyle bir hakkınız var yani. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU
(Bursa)- Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili
olarak vermiş olduğumuz önergenin içeriği hakkında bilgi vermemiz gerekiyor. 18 inci madde neden bahsediyor;
18 inci madde, mevcut yasanın 8 inci maddesindeki "ulusal ve bölgesel
frekans planlamalarını yaptırmak" ibaresini maddeden çıkarıyor ve böyle bu
yetkiyi RTÜK'ten alıyor, yeni kurulan telekomünikasyon kurumuna veriyor.
Tasarıya göre, telekomünikasyon kurumu, 3984 sayılı Kanundaki Telsiz Genel
Müdürlüğünün yerine alıyor. Bu durum, anılan kurumun tümüyle siyasî iktidarın
etkisinde olacağını göstermektedir. Haberleşme yüksek kurulu, Başbakan veya
Başbakanın görevlendireceği bir Devlet Bakanının başkanlığında, İçişleri ve
Ulaştırma Bakanları ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Genelkurmay
Muhabere Elektronik Başkanından oluşan bir kuruldur. Değerli arkadaşlar, bu
yapıları nedeniyle, tasarıda önerilen bu yeni kurum ve kurulun bağımsız birer
otorite sayılması mümkün değildir. Zira, bir kurum veya kurulun bağımsız
sayılabilmesi için üyelerinin seçiliş biçiminin ve statülerinin bağımsız
davranabilmeye imkân vermesi gerekmektedir. Frekans planlamalarını yaptırma
görev ve yetkisini, özerk ve tarafsız bir kuruluş yerine, bu özellikleri haiz
olmayan anılan kurum ve kurula veren tasarı hükmü, frekans planlamalarının
doğrudan veya dolaylı olarak siyasî ya da başka etkilere maruz kalarak
yapılması tehlikesini içermektedir. Halbuki, frekans planlamalarının yapılması,
yayın izni kadar önemli ve hassas bir konudur. Böylesi önemli bir konuda,
siyasî baskılara ve demokratik olmayan etkilere açık değişiklikler yapılması
hatalıdır. 3984 sayılı Kanunda,
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bağımsız bir otorite olarak yapılandırılmış ve
televizyon ve radyo yayıncılığında temel teknik düzenlemeyi yapma, gerekli
izinleri verme ve denetleme görevi bu kurula verilmiştir. Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu, anılan kanunun verdiği yetki çerçevesinde ilgili yönetmelikleri
çıkarmış, konunun uzmanlarıyla ve üniversitelerle işbirliği yaparak, frekans
planlamalarını 1995 yılı temmuz ayında tamamlamıştır. Tasarıdaki değişiklik
hükmüyle bütün bu çalışmalar bir yana itilerek yeniden başa dönülmektedir. Bu
nedenle, 3984 sayılı Kanunun 8 inci maddesi aynen korunmalıdır. Değerli arkadaşlar,
tasarının, bu Yasanın 35 inci maddesini yürürlükten kaldıran hükmü ise, TRT
Genel Müdürünün yoğun kulis faaliyetleri neticesinde tasarıya son anda sokulmuş
bir hükümdür. Niye sokulmuştur; zira, 18 Temmuz 2001'de görevi sona eren TRT
Genel Müdürünün yerine, o tarihte, RTÜK tarafından yeniden 3 adayın hükümete
önerilmesi sonucu, hükümet bu 3 adaydan birini tayin edecektir. Değerli arkadaşlar,
düşünebiliyor musunuz, bir kurum aday teklif ediyor, hükümet bu adayı
açıklıyor, tayin ediyor, ama, denetleme yetkisi olmuyor. Daha önce de,
hatırlayacağınız gibi, bir dönem TRT Genel Müdürü, görevinden alınmıştı. Niye
alınmıştı; çünkü, bir seçim bahis konusuydu; seçim yaklaşırken, TRT Genel
Müdürü, iktidarın âdeta sözcülüğünü yaparcasına televizyon kurumunu
kullanıyordu, dolayısıyla, görevinden alınmıştı. Şimdi, buna benzer tehlikeler
de kaldırılmış bulunuyor. Bu yapısı itibariyle, bu kurulun yapacağı tayinler,
yapacağı düzenlemeler tamamen iktidarın inisiyatifinde olacak. Değerli arkadaşlar,
özellikle söylüyorum, bu tasarı, bir pazarlık neticesi gündeme getirilmiş bir
tasarıdır. Bu tasarının bir tarafında medya içerisinde hakimiyet tesis ederek
ülkenin çok önemli kaynaklarına, çok önemli müesseselerine bir biçimde, bir şekilde
ulaşma gayreti içinde olan kimseler vardır, bir tarafında da maalesef, şu
andaki iktidar vardır. İktidarın amacı nedir; iktidarın amacı, devletin
televizyonlarını dilediğince kullanabilme imkânıdır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen bitirir
misiniz efendim. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU
(Devamla) - Bir başka taraf vardır; o tarafın da amacı, yayınlara, bugüne
kadar, bu ülkede, görülmemiş ölçüde, görülmemiş özellikte sansür getirebilme
imkânını elde etmiş olmasıdır. Yani, demek istiyorum ki, bu yasa, pazarlık
yasasıdır; üç ayağı vardır; ayaklarından biri iktidardır, biri medyanın çok
büyük patronlarından birkaçıdır, biri de ülkeye sansürü uygulamak amacında olan
birtakım devlet kuruluşlarıdır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen, bitirin
efendim. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan; az kaldı... BAŞKAN - Ama, efendim,
bitirin yani; usulümüzde böyle bir şey yok. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU
(Devamla) - Efendim, özellikle son söylediğimi vurgulamak istiyorum: Ülkemiz,
büyük bir sansür karanlığı içine girmektedir; dikkatinizi çekiyor, saygılar
sunuyorum ve önergemizin kabulünü rica ediyorum efendim. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Sayın milletvekilleri,
birleşime 10 dakika ara veriyorum. Kapanma Saati : 17.54 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati : 18.10 BAŞKAN : Başkanvekili
Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Melda
BAYER (Ankara), Yahya AKMAN (Şanlıurfa) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum. 682 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı : 682) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerlerinde. 18 inci madde üzerinde verilen
önergenin işlemini yapmaya devam ediyoruz. Sayın Başeğmez, buyurun.
(FP sıralarından alkışlar) MUKADDER BAŞEĞMEZ
(İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; RTÜK Yasasının 18 inci
maddesiyle ilgili huzurlarınızı işgal ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkenin hangi ihtiyacı
bizi bu kanunu çıkarmaya zorluyor; kaç gündür gece-gündüz, uzun mesailerle
ciddî ciddî uğraşıyoruz; muhalefet, bu tasarı hakkındaki muhalif görüşlerini
dile getirmeye çalışıyor, iktidar, bu tasarıyı bir şekilde, bir an önce
geçirmeye çalışıyor. Elbette, muhalefetin
görevi, bir yasa çıkarken, oluşan muhalif görüşleri burada dile getirmektir.
Muhalefetin görevi "iyi ediyorsunuz, has ediyorsunuz, ne güzel yasa
getiriyorsunuz" demek değildir; bir yasanın, eğrisi doğrusu, lehindeki
aleyhindeki bütün görüşler ortaya konulmalıdır. Dikkat çekecek bir şey
oluyor kaç gündür; bütün yasalarda, bütün hükümet dönemlerinde, Parlamento
tarihinde, medya, muhalefet aleyhinde pek yazı yazmaz, muhalefetin
konuşmalarını pek gündeme getirmez; ama, bu işte bakıyoruz, çok ağır
eleştirilere tabiî tutuluyor muhalefet sözcüleri, hatta, ağza alınmayacak
sözler sarf ediliyor. Ne yapmamız isteniyordu;
iktidar ne getirirse, onu alkışlamamız mı isteniyor. Elbette, ülkenin yararına,
kanunların da daha iyi çıkması için, muhalif görüşlerimizi belirleyeceğiz.
Sustuğumuz zaman, muhalefet yok deniliyor; konuştuğumuz zaman, muhalefet niye
konuşuyor deniliyor; ama, burada çıkan bir yasaya, medyanın, büyük medyanın
büyük kalemşorlarının taraf olması ve muhalefete ateş püskürmesi, bu yasanın
çarpık doğduğunu gösteriyor orta yere; bu, bir. İkincisi, hangi ihtiyaç
zorluyor bizi bu yasaları çıkarmaya; depremzedelerin yarası mı sarılacak, şubat
krizi mi bizi bu noktaya getirdi, kasım krizi mi, IMF şartları mı, Avrupa
Birliği mi istiyor bunu bizden; hangi şartlar bizi bu noktaya getirdi, nedir
zorlayan? Efendim, birkısım medya diyor ki, ben, enerji santralı isterim; olur,
al; bankam olsun, buyur olsun; her türlü devlet ihalesine gireceğim, gireyim...
İki gözü olan adam, tek gözü olan adama demiş ki, şu gözünü bana versene; aynen
öyle!.. Hep ben yiyeceğim, hep benim olacak; ama, yasal engel var; olur
efendim, baş üstüne, o engeli de kaldırırız. İşte budur bu tasarıyı buraya
getiren. Siz, her şeyi istiyorsanız, biz de bu engeli kaldıralım. Çabamız bu;
engelleri kaldırmak. Deniliyor ki
"şeffaflık olsun, kanunlardaki birtakım atlamalar, birtakım gizlemeler
orta yere çıksın" Tek argüman bu. Buna bir şey söyleyeyim: Hırsızlığı
önleyemiyorsanız, hırsızlığın önüne geçemiyorsanız, hırsızlığı serbest kılan
yasa mı getireceksiniz; rüşveti önleyemiyorsanız, rüşveti serbest kılan yasa mı
getireceksiniz?! Adamlar diyor ki "kardeşim, siz bir yasa çıkarmışsınız,
yüzde 10'dan fazla hisse sahibi olamayız; ama, biz oluyoruz, biz, bu işte sahte
işler yapıyoruz, bizim bu sahteliğimize izin verin, önünü açın, yasaları
düzeltin." Ee, olur, düzeltelim!.. O zaman, her türlü olumsuzluğun önüne
geçebilmek için, onun önünü açmak gerekir. Birsürü ek maddeleri var
bu tasarının. Esasen, kökü bozuk. Niye bozuk; Hacı Bektaş Veli'nin resimlerinde
bir figür vardır, bir elinin alında aslan, kucağında da ceylan. Nedir bunun
anlamı diye sorduğunuzda, şöyle izah ederler: "Kuvvetliye hâkim olacaksın,
azgınlık yapmasın; zayıfı da koruyacaksın." Ama, bu yasa, kuvvetliyi
azdırıyor, zayıfı ezdiriyor. Çıkın, deyin ki, kardeşim, Anadolu medyası
serpilecek, yerel medya açılacak, neşvünema bulacak, daha özgür yayın yapacak,
fikir özgürlüğü daha orta yere çıkacak; bakın, onları koruyoruz; yani,
ceylanları koruyoruz. Hayır, aslanı azdırıyor, ceylanı ezdiriyorsunuz bu
yasayla. Daha da ruhu bozuk,
oligarşik, bürokratik bir yapı oluşuyor. Bu neyi getiriyor arkadaşlar;
partilerin, siyasal partilerin omurgasını alıyor, partiler birer kuru kalabalık
haline getiriliyor; fikri yok, kimliği yok, davası yok, sevdası yok, iddiası
yok... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim,
toparlar mısınız. MUKADDER BAŞEĞMEZ
(Devamla) - Bir bakıyorsunuz, en olmayacak işlerde, hiç kabul edilmeyecek
noktalarda, hiç kabul etmemesi gereken partiler, koşa koşa "bunu kabul
ediyoruz" diyorlar. Böylece, partilerin iddiaları yok ediliyor, birer kuru
kalabalık haline getiriyoruz. Bunu, daha sonraki maddelerde izah edeceğim. Bu,
demokrasiye ihanet oluyor, halkın seçme özgürlüğü ve tercih şansı yok ediliyor,
ne var birbirinizden farkınız diye. Ben, DSP'nin bu yasayı
içine sindirebildiğini sanmıyorum, MHP'nin kabul edebileceğini hiç sanmıyorum.
MHP, evet, koalisyon uyumu üzerinde duruyor; ama, kartel uyumu üzerinde niye
dursun?! Benim bildiğim MHP'liler asla böyle bir şeye tevessül etmez; ama,
nedense, burada bir çarpıklık var; oligarşik, bürokratik bir yapı... Yarın,
bizim de yetkilerimizin, sizin de yetkilerinizin elinizden çıktığını
göreceksiniz arkadaşlar. Birsürü mübarek kurumlar doğuyor; YÖK gibi... O
kurumlar kendi halinde çalışacak; o kurumlara, birtakım yerlerden, siyaset dışı
güçlerden aday verilecek. Siz zannediyor musunuz ki, yarın, siyasal etkinlik
kullanarak, gerçekten ülke menfaatına ya da parti menfaatına burayı
kullanabilelim; hayır... Demin, arkadaşım "bu iktidarın emrinde
oluyor" dedi; ama, iktidarın da, Parlamentonun da, partilerin de dışına
çıkan bir devlet çatısı oluşturuluyor; işin tehlikesi bu tarafta. Onun için, bu da
demokrasinin özüne aykırı bir tasarıdır diyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(FP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Başeğmez. Efendim, birlikte işleme
koyduğum, Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, Sayın Karapaşaoğlu ve Sayın
Erbaş'ın önergelerini birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Son önergeyi okutuyorum :
Sayın Başkanlığa Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının 18 inci maddesinin birinci cümlesindeki "ile
35 inci maddesi" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımızla
arz ederiz. Kamer
Genç (Tunceli) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın Genç,
buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3984 sayılı Kanunda değişiklik yapan 18
inci maddede, 35 inci maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin "ile 35
inci maddesi" ibaresinin kaldırılmasını istiyorum. 35 inci madde ile
RTÜK'ün yükümlülükleri getirilmiş. Bu yükümlülük buradan kaldırılıyor bana
göre. Gerçi, ulusal ve bölgesel frekansların ruhsatlarının verilmesi RTÜK'ten
alındı; ama, yine de birtakım yükümlülükleri var. Aslında, RTÜK çok bağımsız
çalışan bir kurum. Tabiî, her bağımsız çalışan, ülkenin yararına karar veren
her organ, bu hükümeti, bu koalisyonu rahatsız ediyor. Biraz önce, çiçeği
burnunda Bakanı gördüm burada. Tabiî, Türkbank ihalesinde devleti 1 milyar 600
milyon dolar zarara uğratan ve geçmiş dönemde, hakkında soruşturma kabul
edilen, Sayın Mesut Yılmaz hakkında kurulan soruşturma komisyonu başkanlığına
getirilen bir kişinin, bu komisyonda kendisini aklamanın kıyaklığının bedeli,
herhalde bu olmalı; ama, bunlar çok kötü uygulamalar... Şimdi, eğer, bir
memlekette, insanlar, üzerine aldığı görevleri hakkıyla yapmaz, ülkenin ve
milletin menfaatlarını nazara almaz, belirli güç odaklarının menfaatı
doğrultusunda adaleti, hakkı her tarafa bıraktıktan sonra, bir eser meydana
getirir ve onun sonucunda da ödüllendirilirse, işte en büyük tehlike o zaman
doğar; ama, tabiî, size ne söylesek bomboş!.. Değerli milletvekilleri,
bakın, bu kanun yürürlüğe girdikten sonra, en güçlü ekonomik kuruluşlar bile
ayakta kalmaz. Yarın, öbür gün bir medya patronu ile İş Bankası bir ihaleye
girecek; medya patronu, İş Bankasına diyecek ki "kardeşim sen bu ihaleden
çekil" Çekilmedi, iki tane yalan haber İş Bankasını dahi bitirir. Bu
getirdiğiniz kanunun anlamı herhalde bu; yani, buna yüzlerce örnek verilebilir.
Herhangi bir müteahhit, herhangi bir şahıs, güçlü medya patronu karşısında bir
işe girdiği zaman, eğer, medya patronu istemezse, onu iki günde bitirir. Siz ne yapmak
istiyorsunuz? Memleketin geleceğini karartan, karanlığa götüren bu yasaları
çıkarmak için kim talimat vermiş? Daha önce de konuştum, bu kadar senedir,
burada kanunları müzakere ediyoruz, hiçbir lider yoktu burada. Medya
patronlarının durumunun iyileştirilmesi konusunda, bakıyorum, Bakanlar Kurulu
tam kadro. Niye; medya patronları "bak ha, sen o kanunu gidip orada
çıkaracaksın; çıkarmazsan, ben de, sicillerin bunlar, açıklayacağım"
demişler. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Yani, böyle şey olur mu yahu! Bu
memleket, bunun için, böyle mi yönetiliyor?! Değerli milletvekilleri,
bugün, bu memlekette, bakın, enerji ihalelerinde yapılan suiistimal dünyanın
hiçbir yerinde görülmemiştir. Dünya Bankası "Türkiye'de iş yapan
müteahhitlerden yüzde 15 rüşvet alınıyor" diyor. Bu, Dünya Bankasının
kayıtlarında yazıyor. Peki, bu medya patronları niye yazmıyor?! Mavi Akım Projesinde,
ANAP yönetiminde bulunan bir kişinin de aldığı müteahhitlik işinden dolayı
ödenen para 345 trilyon. BEYHAN ASLAN (Denizli)-
Nereden biliyorsun sen? KAMER GENÇ (Devamla)- Ben
biliyorum. Çıkaralım da ortaya koyalım. Size bir tavsiyede
bulunuyorum. Bu enerji ihalelerinde, başka ihalelerde, Bayındırlık
ihalelerinde, şu ihalelerde, gelin bir soruşturma komisyonu kuralım, ben o
komisyona üye olayım. BEYHAN ASLAN (Denizli)-
Önerge üzerinde konuş. KAMER GENÇ (Devamla)-
Bakın, size bir söz veriyorum. O komisyonda rüşvetleri ispatlamazsam, şerefim
üzerine söz veriyorum, ben milletvekilliğinden istifa edeceğim; ama, bakın,
komisyonda yer alacağım. (DYP sıralarından alkışlar) Bakın, gerçekleri örtbas
ederek bir yere varamayız. Enerji ihalelerinde bugün o Mavi Akım dışında 8
proje var. Bu projeye ödenen paralar, yani, olmayan gazın dağıtımı için ödenen
paralar 700-800 trilyon lira. Bunların kayıtlarını getirin bakın. Bakın, bir memleket bu
kadar kötü yönetilemez. Rüşvetin bu kadar meşru sayıldığı bir yönetim
görülmemiştir. Sizin hesabınız ne; işte diyorsunuz ki, efendim, Türkiye'yi
karanlık bir rejime götürelim, kimse konuşmasın. Yarın, öbür gün, işte
seçimlere gidildiği zaman göreceğiz; medya patronları, tabiî, destekleyecek
sizi; ama, hepinizi de desteklemez ha, en fazla yağcı olanı destekler.
Kölelikle sınır yok, biliyorsunuz. En fazla yağcı olanı destekler; ama, rejimi,
böyle tehlikelerle karşı karşıya bıraktırmayalım. Bakın, Türkiye'yi öyle
bir duruma getirdiniz ki, Türkiye'de, dışarıda... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla)-
Sayın Başkan... (DSP sıralarından "Önergeyle ilgili konuş" sesleri) Efendim, önergemle ilgili
konuşuyorum. BAŞKAN- Teşekkür edin de
bitirin efendim. KAMER GENÇ (Devamla) -
Konuşup bitiriyorum. RTÜK'ün yükümlülüklerini
niye kaldırıyorsunuz? Biz, hep onları
söylüyoruz. Sizin hükümetiniz, suspus hükümeti... Burada, milletvekilleri
konuşuyor, kimse cevap vermiyor; bakanlar cevap vermiyor yahut, böyle
susarak... Milletvekilleri geliyor oraya, ondan sonra burada her şeyi
çıkarıyorsunuz; ama, böyle bir yönetim tarzı, dünyanın hiçbir yerinde
görülmemiştir sayın milletvekilleri. Yani, biz de bu memlekette kırk seneye
yakındır hizmet yapıyoruz, bu memleketin menfaatının ne olduğunu gören
insanlarız. Siz bu memlekette, işçinin, memurun, köylünün durumunu düzeltmek
için mi bu çalışmaları gösteriyorsunuz?! Geçen gün 20 000 avukatın durumunu
düzeltmek için kanun getirdiniz ısrarla, şimdi de beş altı tane medya patronunun... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Genç,
teşekkür ederim. KAMER GENÇ (Devamla) -
Sayın Başkanım, biz, adaletli yönetiminizi bekliyoruz; yani, siz de bizi
susturursanız... Zaten, bizi susturdunuz burada İçtüzük değişikliğiyle; bari,
müsaade edin de milletvekilleri fikirlerini söylesin. BAŞKAN - Hayır, ben
toparlayın dedim efendim... KAMER GENÇ (Devamla) -
Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, millete hizmet etmesi lazım, belirli güç
odaklarına hizmet etmemesi lazım. BAŞKAN - Sayın Genç, bana
cevap vereceğinize, toparlayın efendim. İstirham ederim. KAMER GENÇ (Devamla) -
Efendim, tamamlıyorum. Bakın, ben, bugün Tunceli'nden geliyorum. Hiçbir hizmet
gitmemiş oraya. Yol yok, köy suları yok... (DSP, MHP ve ANAP sıralarından
gürültüler) Tunceli'ye, gelin gidelim, olağanüstü hal bölgesi... Olağanüstü hal
bölgesiydi, geçen seneye kadar terör örgütleri hâkimdi, bu kalktıktan sonra bir tek yatırım
yapılmıyor. Yani, bakın, gidin bir Pülümür-Pertek yolu var, kuzeyi güneye
bağlayan bir yol ve yolu 60 kilometre kısalttığını Sayın Bayındırlık Bakanı
burada dedi, 60 milyar para lazım Pertek köprüsünün yapılması için, para yok;
ama, öte taraftan, bir enerji santralini, getiriyor 580 milyon dolara kendi
yandaşlarınıza ihale ediyorsunuz anahtar teslimi; ona, hiçbir şey yapmadan 240
milyon dolar... (MHP sıralarından gürültüler) (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Genç,
teşekkür ederim efendim. KAMER GENÇ (Devamla) -
Bir kelime Sayın Başkan. BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim, iki kere uzattım... İstirham ederim, yine, söyleyin siz, mikrofonu
kapattım ben. 5 dakikada 5 000 kişiye
sataşıyorsunuz. KAMER GENÇ (Devamla) -
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir ikilemle karşı karşıya: Şimdi,
bu hükümetin menfaatı, hükümetin devam etmesindedir. Milletin menfaatı ise, bu
hükümetin bir an önce seçime gitmesindedir. Seçime gittiğiniz zaman bittiniz
üçünüz de... BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) -
Başka önergelerim var, onlarda konuşacağım efendim. Saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum. BAŞKAN - Vereceğim tabiî,
efendim. Sayın Genç, 5 dakikada 5 000 kişiye sataşıyor. Sayın Aslan, buyurun
kürsüye, niye oradan konuşuyorsunuz... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Cesareti yok kürsüye gelmeye. BAŞKAN - Var var, onun da
cesareti var. VI. – AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. – Denizli Milletvekili Beyhan Aslan’ın, Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında, şahsına sataşmada bulunması nedeniyle
konuşması BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar, öncelikle usule ilişkin söz söyleyeceğim. Bir kere, İçtüzüğümüzün
66 ve 67 nci maddeleri açıktır. Birleşimi yöneten Başkanvekilimiz kim olursa
olsun, defalarca bu konu tarafımızdan dile getirilmiştir. Burada, gündemimiz
neyse, milletvekili arkadaşlarımız, Meclisi ve halkı o konuda aydınlatmalıdırlar;
önerge veren arkadaşlarımız ancak önergelerinden bahsetmelidirler. BAŞKAN - Sayın Aslan,
İçtüzüğün 66 ncı maddesi Sayın Genç için geçerli değil, onu biliyorsunuz!.. BEYHAN ASLAN (Devamla) -
Evet, önergesinden bahsetmeliydi. Burada şunu ifade etmek
istiyorum: Eğer kürsüye çıkan hatip konunun dışına çıkmışsa, Başkanlığın
kendisini ikaz etmesi gerektiği ve ikinci ikazında yine konuya dönmüyorsa,
Başkanlık tarafından sözünün kesilmesinin Genel Kurulda oylanması,
İçtüzüğümüzün açık hükmüdür. Sayın Genç'in devamlı yaptığı gibi, yaralayıcı,
kaba sözler sarf etmesi ve devamlı hakaret etmesi, uluorta yalan beyanlarda
bulunması, yine İçtüzüğün 67 nci maddesine aykırıdır. Bu durumda yine
konuşmasının kesilmesi ve Başkanlık Divanınca susturulması gerekir. Ben, kendisinin diğer
beyanlarına cevap vermek istemiyorum. Soruşturma komisyonları Meclisin
iradesiyle oluşur. Meclisin iradesine saygı duymayan bir milletvekili
arkadaşıma cevap vermeyeceğim; ancak, usule ilişkin beyanlarımı tekrar ediyorum
ve Sayın Başkanlığın, bundan sonraki önerge sahiplerinin ya da bundan sonra söz
alacak arkadaşlarımızın, usul hükümleri, İçtüzük hükümleri çerçevesinde
konuşmalarını yapmalarını sağlama konusunda daha titiz davranacağınızı umuyorum
ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, bana "uluorta yalan söylüyor" dedi; sataşma var. BAŞKAN - Efendim, sataşma
yok. (DYP sıralarından "var" sesleri, gürültüler) "Yalan" kelimesini kullandı mı,
zaptı getirtip bakayım efendim. Ham zaptı şimdi istiyorum; eğer böyle bir
kelime kullanmışsa size söz vereceğim efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
"Uluorta, kaba, yalan söyledi" dedi. BAŞKAN - Efendim, öyle
bir şey demişse bakacağım diyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Zaptı getirtin. BAŞKAN - Getirtiyorum
Sayın Genç; istirham ederim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Bundan evvel böyle hareket etmiyordunuz; siz de dinlediniz... Yani, rica
ediyorum... Böyle sıcakkan sataşmaya cevap hakkını verin ki... BAŞKAN - Sayın Genç,
duysaydım müdahale ederdim; duymadım efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bu
sözü duymadıysanız siz hangi sözü duyuyorsunuz?! BAŞKAN - Sizinkileri çok
dikkatle dinledim efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Bunu niye dinlemediniz; kale mi almadınız milletvekilini?! V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı : 682) (Devam) BAŞKAN - Efendim,
Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. III. – YOKLAMA BAŞKAN - 18 inci maddeyi
oylamadan önce bir yoklama talebi vardır. Arkadaşlarımızın ismini
okuyacağım ve salonda olup olmadıklarına bakacağım. Turhan Güven?.. Burada. Hüseyin Çelik?.. Burada. Ali Şevki Erek? İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Sebahattin
Karakelle?..Burada. Kemal Aykurt?.. Burada. Hacı Filiz?.. Burada. Kemal Kabataş?.. Burada. Mehmet Gölhan?.. Burada. Mehmet Sadri Yıldırım?..
Burada. Saffet Arıkan Bedük?..
Burada. Ufuk Söylemez?.. MUSTAFA ÖRS (Burdur) -
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Hasan Ekinci?..
Burada. İbrahim Konukoğlu?..
Burada. Ayfer Yılmaz?.. Burada. Takiddin Yarayan?..
Burada. Mehmet Gözlükaya?.. RAMAZAN GÜL (Isparta) -
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Kadir Bozkurt?..
Burada. Ayvaz Gökdemir?.. HAKKI TÖRE (Hakkâri) -
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Kamer Genç?..
Burada. Meral Akşener?.. İSMET ATTİLA (Afyon) -
Tekabbül ediyorum. 20 arkadaşımız yoklama
isteminde bulunmuş. Yoklamayı, elektronik
cihazla yapacağım efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, yoklama isteyenler sisteme girmiyor... BAŞKAN - Tabiî
girmiyorsunuz. 20'yi üzerine sayacağım;
164'ü buldular mı, tamam sayılıyor efendim. Yoklama işlemi için 3
dakika süre vereceğim. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN- Toplantı
yetersayısı vardır. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı :682) (Devam) BAŞKAN - 18 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 19 uncu maddeyi
okutuyorum: MADDE 19. - 15.7.1950
tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1)
numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "1. Mevkutelerle
işlenen suçlarda sorumluluk, suçu meydana getiren yazıyı veya haberi yazan veya
resmi veya karikatürü yapan kimse ile beraber bu mevkutenin ilgili sorumlu
müdürüne; 19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise sözü edilen
kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute sahibi olan
anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve tüzel kişilere
ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine aittir. Ancak, sorumlu
müdürler için verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar, sürelerine bakılmaksızın
para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar ertelenemezler." BAŞKAN - Madde üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yakup Budak; buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA YAKUP
BUDAK (Adana) - Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. 682 sıra sayılı kanun
tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu tasarı, başından
sonuna kadar, daha önceki arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi,
antidemokratik hükümler ihtiva etmektedir ve özellikle bu yasayla da, yeni,
gizli bir sansürün yolu açılmaktadır. Türkiye'de, her yıl, sansürün
kaldırılışının bilmem kaçıncı yılını kutlarız; gerçi, sansür, Türkiye'de hiç
kaldırılmadı; ama, burada, yeni bir gizli sansür ortaya konulmaktadır. Verilen
cezalar, getirilen tedbirlerin hepsi, düşünce ve fikir özgürlüğünün önünü
tıkayacak, onları yasaklayacak, yapılan programları ve yazılanları mahkûm
edecek bir mahiyet arz etmekte ve bunların yöneticilerinin gönüllerine de korku
salarak, şu programları yapın, bu programları yapmayın şeklinde de kendisini
ifadelendirmektedir. RTÜK'ün bu zamana kadarki
uygulamalarına baktığımız zaman da, görüyoruz ki, gerçekten, milletin tedirgin
olduğu, hoşuna gitmeyen programlardan çok, daha ziyade, düşünce ve fikir
ağırlıklı programların cezalandırıldığını görüyoruz; bu maddeyle de, bu, bir
bakıma pekiştirilmektedir. Arkadaşlarımız sık sık
"efendim, biz, şeffaflığın yolunu açıyoruz, tekelleşmeyi önlüyoruz"
diyorlar ve gerçekten de, bu "şeffaflık" kelimesini o kadar çok
kullanıyorlar ki, dinleyenler de neredeyse aldanacaklar. Buradaki şeffaflık
kelimesi, pazarlamacıların ifadesine benziyor; çünkü, yüzde 10 hissesini,
efendim, şu şekilde, bu şekilde başkalarının üzerine yapmak suretiyle
halletmişler, aktarmışlar başkalarına; dolayısıyla, bunu, gayri hukukî durumu
hukukîleştirelim gibi bir mantık sergilenmektedir. Ben, o arkadaşlarıma diyorum
ki, şimdi, yüzde 20 izlenme oranı diyoruz; peki, yüzde 20 izlenme oranını,
yüzde 10 barajını aşanlar ya da hisseyi aşanlar, acaba, aynı yöntemlerle
aşmayacaklar mıdır? Kafalar değişmedikçe, hukuka saygı yerleşmedikçe, biz de
hukuksuzluğu hukuk haline dönüştürme anlayışından vazgeçmedikçe, elbette, aynı
anlayışlar devam edecektir. Dolayısıyla, burada
şeffaflıktan daha ziyade kartel medyasının, birtakım medyanın güçlendirilmesi
söz konusudur. Bunlar da hükümetle pazarlık yapmaktadırlar. Bu pazarlığın
neticesinde de, değişik ülkelerdeki uygulamaların aksine, birtakım ihalelerin
alınmasının yolu açılmaktadır ve maalesef, hükümete yapılan eleştiriler,
yıllardır takip ediyoruz, ülkemizde, rejim eleştirisi şeklinde algılanmakta ve
cezalar ona göre verilmektedir. Bu yasa tasarısının
içerisine, satır aralarına yerleştirilmiş birtakım maddeler de, Türkiye'de,
fikir özgürlüğünü, iletişim özgürlüğünü, halkın doğru haber alma özgürlüğünü
kısıtlayan mahiyet arz etmektedir. Zaten ülkemizde, birçok siyasî arkadaşımızın
da ifade ettikleri gibi, bir medya terörü vardır. Birtakım insanlar çıkıp
konuşuyorlar ve efendim, statüko bazen yargı haline dönüşüyor, bazen jandarma
haline geliyor, bazen şu haline geliyor, bazen bu haline geliyor diyorlar.
Bundan şikâyet eden insanlar, statükoyu da bu maddenin, bu tasarını içerisine
yerleştirmişlerdir ve statükoyu bütün millete, bütün Meclise dayatmak
istemektedirler. Dolayısıyla, hem şikayet edeceksiniz hem de ondan sonra millete
ve Meclise dayatacaksınız; bunun olması mümkün değildir. Yine, hükümetin
bakanları, hem de bu vurgun ve soygun olaylarının üzerine gitmekle
görevlendirilmiş bir bakan, kamu görevlilerinin, medya baskısından dolayı
yolsuzluk olaylarının üzerine gidemediğini, altını çizerek ifade ediyor. Ne
hazin ki, o Bakan da, bugün, kendisi istifa etmek durumunda kalmıştır. Dolayısıyla, bu yasayla,
Türkiye'de, getirilmek istenen ölçülerle şeffaflık getirilmiyor, aksine, baskı
getiriliyor ve şeffaflığın getireceği birtakım rahatlamalar değil, kartel
medyasının çıkarlarına hizmet edecek bir yapı oluşturulmaya çalışıyor.
Arkadaşlarıma şunu hatırlatmak istiyorum: Getirdiğiniz yasalar, getireceğiniz
hükümler bir gün size de lazım olabilir. Onun için, getirilecek yasalarda,
muhakkak surette, millet iradesine, Meclis iradesine saygı duyan bir anlayışı
getirmemiz lazım. İşte, gazetelerde
okuyoruz, yetkililer de ifade ediyorlar, "Derviş yasaları" diyorlar.
Şimdi, arkadaşlar, siz, çıkardığınız yasalara bile, yetkililer bile, bakanlar
bile "Derviş yasaları" derse, bu Meclisin hükmü nerede kalıyor,
millet iradesinin tecelli etmesi nerede kalıyor?! Dünya Bankası, IMF "15
günde 15 yasa çıkacak" diyor ve buradan da aynı şeyi tekrar ediyorsunuz.
Peki, bu Meclis... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim,
teşekkür etseniz... Derviş'e gelmeseydiniz, bitiriyordunuz. Buyurun. YAKUP BUDAK (Devamla) -
Sayın Başkanım, getirilen yasalar, hep, bu iktidarın getirdiği yasalar değil;
zaten, bu iktidar yasa getirmiyor ki; ya IMF'den geliyor ya Dünya Bankasından
geliyor... BAŞKAN - Sayın Budak...
Sayın Budak... YAKUP BUDAK (Devamla) -
...ya Derviş getiriyor ya da Batı Çalışma Grubunun getirdiği yasalar bu
Meclisten geçiriliyor. BAŞKAN - Sayın Budak,
sözünüzü kesmek mecburiyetindeyim. YAKUP BUDAK (Devamla) -
Onun için ifade ediyorum. Bu duygularla, saygılar
sunuyorum. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Budak,
ifadeniz yanlış; Türkiye Cumhuriyetinin 57 nci hükümeti var, bir de Başbakanı var.
Gelen tasarılar, hükümet tasarıları. Buyurun... YAKUP BUDAK (Devamla) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Bu, siyaset
yapmak değil; istirham ederim... Buyurun... YAKUP BUDAK (Devamla) -
Sayın Başkan, ifadelerinize saygı duyuyorum. BAŞKAN - Hepimizi alakadar
ediyor; Türkiye Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarını ve bütün milletvekillerini
alakadar ediyor. Buyurun efendim...
Teşekkür ederim. YAKUP BUDAK (Devamla) -
Sayın Başkan, ifadelerinize saygı duyuyorum. BAŞKAN - Efendim,
lütfen... Sayın Budak, buyurun efendim... YAKUP BUDAK (Devamla) -
Ama gerekçelerinde, AB normları diyor, IMF talepleri diyor, Dünya Bankası
talepleri diyor. Bunu da mı inkâr edeceksiniz?! Derviş yasaları diye sayın
bakanlar söylüyorlar. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Doğru Yol Partisi
Grubu adına, İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven; buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA TURHAN
GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer, benden evvel
konuşan arkadaşımızın bazı elfazına müdahaleniz olmasaydı, belki söz
almayacaktım; ancak, Yüce Meclisin önünde, eğer, gerçekleri konuşmayacaksak,
gerçekler bu Büyük Millet Meclisinin siz değerli üyeleri önünde açığa
çıkarılmayacaksa, biz niye varız? Biz niye varız değerli milletvekilleri?! Yani
kamuoyunda oluşan "hangi kanun gelirse gelsin, geçer" düşüncesini,
bir kere, ortadan kaldırmak gerekliğine olalım. Bu görev yalnız muhalefete
değil, hepimize düşüyor, bütün milletvekillerine düşüyor. Bu yanlış
anlaşılmayı, bu, halk üzerinde yapılmak istenen şeyi ortadan kaldıralım;
millette böyle bir şey uyanmaya başlamadı mı, ne gelirse, geçer... Çok kanun
çıkarmakla övünebilirsiniz; ama, gerekli olan kanunları çıkarmakla övünelim.
Millete yararı olan kanunları çıkarmakla övünelim. Hükümetin gönderdiği
tasarıda olmayan maddeleri ekleyeceksiniz, arkadan da, bunları savunacaksınız;
yok böyle bir şey! Hükümetin tasarısında var mı bu maddeler; yok. Peki, siz
neyi istiyorsunuz o zaman? Acaba bir danışıklı dövüş mü var ortada?! Böyle bir
şey yok; ben, olduğuna da inanmıyorum. Bakınız, biraz evvel,
Sayın Başkan ne derse desin, Meclis Başkanlarının ve Başkanvekillerinin
Anayasada yeri vardır; partileriyle ilişkileri kesilir, oy kullanamazlar ve
onlara müdahaleye de hiçbir partilisinin hakkı yoktur; ne grup
başkanvekillerinin ne genel başkanlarının veya genel başkan yardımcılarının,
bir Meclis Başkanvekiline müdahale hakkı yoktur. Evvela, gelin, bunları
tartışalım. Anayasada açık hüküm koymuşuz, siyasî faaliyetlerine katılamaz bile
Meclis Başkanı veya Başkanvekilleri, katılabilir mi partisinin; katılamaz. O
zaman, bu Mecliste bir şeyler oluyor. Bakın, bunları gözden ırak tutmayalım.
Bir bakan, oturup, gerektiğinde yazabiliyor "oyla, sen aldırma"
diyebiliyorsa, o zaman bu Mecliste bazı şeylerin üzerinde durmak lazım, durmak
lazım. Değerli arkadaşlarım, o
bakımdan, siz, Millet Meclisi olarak, bir süreden beri, bir şeyin farkında
mıyız; hep beraber farkına varmakta yarar görüyorum, o da şu: Kendi
yetkilerimizi, milletin bize verdiği yetkiyi, millî iradenin size tevcih ettiği
yetkiyi başkalarına devretmek için niye bu acele?! Niye bu acele?! Niye?..
Niye?.. Hükümetin hiç mi çok daha önemli görevi yok da, bir kanun için, millete
değil, bazı kişilere yarar sağlayacak şu kanun için, hemen tamamına yakını
burada! Bunun bir sebebi olsa gerek. Bunu beraber düşünelim, buna bir çözüm
bulalım. Değerli milletvekilleri. Niye?.. Niye?! İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Millete yarar sağlayacak... TURHAN GÜVEN (Devamla) -
Evet, millete yarar sağlayacak diyorsanız, o zaman, şu değerli görüşlerinizden
yararlanalım. Çıkın şu kürsüye de -hiçbir kanun maddesinde, görüşünüzü duymak
ihtiyacında olduğumuz halde duyamıyoruz- çıkın, bir konuşun, deyin ki, biz de
buna şu nedenle katılıyoruz. Komisyonlara "önergeye katılıyor
musunuz?" diye soruluyor "katılmıyoruz..." Ne kadar havada kalan
bir laf. Halbuki, İçtüzüğe göre, gerektiğinde cevap verilmesi lazım; yani,
cevap verin deniliyor. Komisyon cevap vermiyor, hükümet cevap vermiyor ve salt
muhalefetten geldiği için, yanlış veya doğru olduğuna bakılmaksızın ret; ama, iktidardan
geldiği için, hemen kabul; bu yanlış. Gelin, şu yanlışı beraber düzeltelim. Dün de söyledim, bir
memlekette iktidar olabilir; ama, bir memlekette demokrasi olması için,
mutlaka, muhalefete ihtiyaç vardır. Bir memlekette muhalefet yoksa, iktidar hiçbir
şey ifade etmez. Orada, olsa olsa dikta rejimi vardır. Orada, olsa olsa, adını
siz ne koyarsanız koyun, başka rejmden bahsetmek mümkündür. Onun için, gelin,
iktidarıyla muhalefetiyle, memlekette bir konsensüs sağlayalım, memleketin
yararına ve daha çok da milletin yararına olacak kanunları geçirmekte elbirliği
içinde olalım; ama, siz bunlardan vazgeçtiğiniz sürece, siz, bu memlekette,
sadece ve sadece, bazı yerlerden gelen... Kim ne derse desin, cumhuriyet
hükümetinin kanunlarıdır elbette, bu Meclis çıkaracak; ama, çıkardığı zaman,
arkasından onbeş gün sonra bunun yanlışını görüp tekrar çıkaracaksa, o zaman,
sağlıklı kanun çıkmıyor demektir. Bir bankalar kanunu üç defa geldi mi
huzurlarınıza?! Eğer, doğruyu bulduysak, niye değiştirdiniz; eğer, yanlış varsa,
niye müdahale etmediniz? Siz, milletin helal
oylarıyla gelmiş insanlarsınız, millî iradeyi siz mi temsil ediyorsunuz; evet.
O zaman, niye kendi haklarınızı başkasına devrediyorsunuz?! Niye, RTÜK'te 9
üyeyi, muhalefetiyle iktidarıyla beraber seçme yerine, 5'ini size?.. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Toparlar mısınız
efendim? TURHAN GÜVEN (Devamla) -
Toparlıyorum efendim. Niye başkasına
seçtiriyorsunuz; niye hakkınızdan feragat ediyorsunuz; niye hakkınızdan
vazgeçiyorsunuz?! Vazgeçmeyin canım. İSMAİL AYDINLI (İstanbul)
- Biz hakkımızdan vazgeçmiyoruz. TURHAN GÜVEN (Devamla) -
Eğer, bir kere vazgeçmeye başlarsanız, bunun nerede duracağını siz
bilemezsiniz. O zaman, bu kanun çıktıktan sonra göreceksiniz -çıkacağına
inanmıyorum, ama- bu memlekette çok haktan feragat edilmiş varsayılacaktır
bazıları. O nedenle değerli
arkadaşlarım, gelin, tekrar, sağduyuyla, hep birlikte, daha evvel yaptığımız
gibi, birlikte olmanın yollarını arayalım ve millet için yararlı olan ne varsa
onu çıkarmaya çalışalım. Daha doğrusu, hükümet, yaptığı yanlışlığın farkına
varsın, bazıları için çıkarılmaya çalışılan şu kanundan vazgeçsin. Gerekli
talimatı verir mi vermez mi bilmiyorum -tabiî, bu kanun tasarısı, artık
Meclisin malı olmuştur; ama, o talimat her zaman veriliyor, malumâliniz,
İçtüzükte olduğu gibi- ama, talimatı versin, bu tasarı geri çekilsin. Daha
sağduyuyla, bir konsensüsle, bir şeyin esasını, özünü, doğrusunu birlikte
buluruz. Hepinize saygılar
sunuyorum, teşekkür ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Söz sırası,
Demokratik Sol Partide. İstanbul Milletvekili
Sayın Erol Al; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) DSP GRUBU ADINA EROL AL
(İstanbul) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Ben, söz alma nedenimi
hemen açıklayayım. Bu tasarının mutfağında çalışan bir arkadaşınızım. Bu
tasarının sahibi, koalisyon hükümetinin partileridir. Bir kesim ya da grup
tarafından dayatılmış olmasına ilişkin sözlerin tümü gerçekdışıdır. Bu, kesin olarak
bütün arkadaşlarımızın tanık olduğu bir konudur. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Sen, geçen dönem milletvekili miydin?! EROL AL (Devamla) -
İkinci bir konu daha var; bu tasarıyla ilgili söylenilenlerin doğru olması
lazım. Bu tasarı, doğru haber, tarafsız haber, yalansız haberin sağlanması için
oluşturulup buraya getirilmiştir; bir ihtiyaçtan doğmuştur. Yalan haber
özgürlüğü dünyanın hiçbir yerinde yoktur, Türkiye'de de olmayacaktır. (DSP
sıralarından alkışlar) MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Uluç Gürkan... EROL AL (Devamla) -
Şimdi, yanlış aksettirilen -belki kasıtlı olmayabilir, arkadaşlarımı tenzih
ediyorum- birkaç hususu dikkatinize getirmek istiyorum. Şimdi, 3984 sayılı Kanunu
bir açın bakalım, bu kanunun sayfaları arasında, kelimeleri arasında
"ihale" diye bir laf var mı? Bir açın bakalım... Yani, yedi senedir,
medya patronlarına bedava kullandırılan kanal ve frekanslar bir yetmiş sene
daha kullandırılsın! Tahsis edeceksiniz... AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Yasağı kaldırın... EROL AL (Devamla) -
Lütfen, dinleyin hanımefendi... Lütfen, dinleyin. BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım efendim. EROL AL (Devamla) -
Bakın, şimdi, arkadaşlarımız diyor ki: "Telekomünikasyon Kurumu
kuruyorsunuz, Haberleşme Yüksek Kurulu kuruyorsunuz." Allah, Allah! 1983
senesinde kurulmuş Telsiz Genel Müdürlüğünün adı, geçen sene, Telekomünikasyon
Kurumu oldu. Bu tasarı, sadece bunu düzeltiyor; yani, bir şey kurduğu yok.
Telekomünikasyon Kurumu, eski adıyla Telsiz Genel Müdürlüğü; Haberleşme Yüksek
Kurulu da 2813'ün 5 inci maddesindedir; açın, okuyun. Bu tasarı, bunu tescil
ediyor, bir hakkı teslim ediyor. Frekans ve kanal, sadece radyo ve
televizyonlar için mi geçerli; hayır efendim. 1983'te, 2813 sayılı kanunun 4
üncü maddesiyle bu yetki verilmiş. Biz, bu yetkiyi sahibine veriyoruz. Bakın, ben, size bir şey
söyleyeyim: Çok üstünde duruyorsunuz; RTÜK, frekans planı yaptı mı? İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Yaptı tabiî. EROL AL (Devamla) -
Nerede yaptı? Bilmediğiniz bir şeyi söylüyorsunuz. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın...
Bir dakika efendim... EROL AL (Devamla) -
Frekans planlarını... İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - İhale kararı çıktı; haberin yok... RAMAZAN GÜL (Isparta) -
İhale kararı çıktı. EROL AL (Devamla) -
Dinleyin... Dinleyin... Dinlemeyi öğrenin. Ben söyleyeceğim size. BAŞKAN - Sayın
Yılmazyıldız, Sayın Gül, bir dakika efendim.
EROL AL (Devamla) - Sayın
Başkan, müdahale edin lütfen. BAŞKAN - Bir dakika
efendim... İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - 1997'de ihale kararı çıktı; yapıldı. Hiç araştırmadan, bilgi
sahibi olmadan... EROL AL (Devamla) -
Bilmediğiniz bir konuda konuşmayın. BAŞKAN - Sayın Al, bir
dakika... Sayın Yılmazyıldız, bir
bileni bırakın da anlatsın efendim. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Eğer, bu tasarı çıkmasaydı, yüzlerce trilyon şu anda kasadaydı. EROL AL (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, bakın... İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun!.. BAŞKAN - Siz, bunun
uzmanı mısınız? RAMAZAN GÜL (Isparta) -
Bu memlekete yazık ettiniz! EROL AL (Devamla) - Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu, frekans planı yapmamıştır; frekans planını, Bilkent
Üniversitesinde özel bir şirkete yaptırmıştır; tonla da para ödemiştir. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Tamam ödeyebilir. İhale yapıldı; var mı frekans planı?! EROL AL (Devamla) -
Bilmediğiniz konular hakkında konuşmayın, Yüce Meclisi ve halkımızı
yanıltmayın. Biz, bu planların,
Telekomünikasyon Kurumuna, gerçek sahibine devredilmesini savunuyoruz. Biz,
kamu parasının çarçur edilmemesini savunuyoruz. Biz, bu kaynakların nasıl
harcandığının denetlenmesini savunuyoruz. Neyine karşı çıkıyorsunuz bunun?! İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Bırakın bu demagojiyi! İyi demagoji yapıyorsun! EROL AL (Devamla) -
Ortadoğu Teknik Üniversitesi bir kamu üniversitesidir, niçin o kuruma
yaptırılmamıştır bu frekans planı?! Niçin Bilkent Üniversitesi?! "YÖK...
YÖK..." diyorsunuz; YÖK'ün kurucusunun üniversitesine niye yaptırıyorsunuz
frekans planını?? AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Yapılmış, bitmiş... EROL AL (Devamla) - Yani,
biraz tutarlı olun canım! İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Neyse... İyi araştırmadan çıkmışsın; öğreneceksin! EROL AL (Devamla) - Sen
öğreneceksin bunları... BAŞKAN - Sayın Al,
lütfen, Genel Kurula hitap edin efendim. EROL AL (Devamla) - Bu şekilde
halkı yanıltarak, hiçbir yere varamazsınız. BAŞKAN - Sayın Al, lütfen
efendim. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Frekans planlamasını... BAŞKAN - Sayın
Yılmazyıldız, bir bilene bırak. EROL AL (Devamla) - Ben,
anlayanlara anlatıyorum. Değerli arkadaşlarım,
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Kanununun 35 inci maddesi gereksiz bir maddedir,
şantaja açık bir maddedir, o nedenle kaldırılıyor. Arkadaşlarımız burada
dediler ki "son anda eklendi." Hayır efendim, 35 inci madde, başından
beri bu kanunda vardı, birbuçuk sene önce vardı. TRT Genel Müdürlüğü hadisesi,
yeni bir hadisedir. Şimdi, 35 inci maddede ne
deniliyor: "TRT Genel Müdürü, durdurmayı gerektirecek bir yayın yaparsa,
genel müdür görevden düşürülür." Böyle bir genel müdür görev yapabilir mi?
Yollayın 50 adam, alsın; yollayın 100
adam, alsın. Mecbur alacak, yoksa görevden düşürülecek. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Akrabalarını alıyor. EROL AL (Devamla) - 2954
sayılı Yasa, genel müdürün nasıl getirileceğini, nasıl götürüleceğini tasnif etmiş.
Böyle bir yasa varken, yeni bir yasayla, bunun üzerine, böyle bir hüküm
getirilmesi yanlıştır. Biz, bunu aldık. Ben, bu bilgileri, Yüce
Meclisimize ve yüce halkımıza verdim, anlayan anlamıştır. Teşekkür ediyor; saygılar
sunuyorum efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Yanlış bilgi verdi... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, bana söz verecektiniz? BAŞKAN - Efendim,
zabıtları bekliyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Oturum bitmek üzere, İçtüzük... BAŞKAN - Zabıtlar gelirse
vereceğim efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Hayır; geldi zabıtlar canım! SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun. SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) - Efendim -oturduğum yerden- değerli konuşmacı bir ifadede bulundu.
Frekans planlamasının RTÜK tarafından yapılmadığını ve dolayısıyla, ihalenin de
yapılmadığını söyledi. Oysa, televizyonlarda, RTÜK Başkanı, frekans
ihalelerinin yapıldığından, planlamasının yapıldığından bahsetti. Bir ikilem
var; farklı, çelişkili ifadeler var. Sayın Bakan, acaba, bu konuda açıklama
yapma zarureti hissetmez mi? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Ben teşekkür
ederim efendim. Madde üzerinde 3 adet
önerge vardır; geliş sıralarına göre okutup, aykırılık derecesine göre işleme
alacağım: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950
tarih ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının
birinci bendinin ikinci cümlesindeki "ancak" ibaresinden sonra gelmek
üzere "sorumlu müdürler ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen"
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - İkinci önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 687
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu Maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci
fıkrasının 1 numaralı bendindeki "19. maddeye aykırı hareket edilmesi
halinde ise sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye
ve mevkute sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer
şirket ve tüzelkişilere ait mevkutelerde tüzel kişiliğin en üst yöneticisine ve
idare heyetiyle mütevelli heyetine aittir" olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN - Efendim, son
okutacağım önerge, en aykırı önergedir; okutup, işleme alacağım. Önergeyi okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu Maddesiyle değiştirilen 15.7.1950
tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının son
cümlesinin "ancak sorumlu müdürler, mevkutenin sahibi olan gerçek kişiler
ve tüzelkişilerin üst yöneticileri için hürriyeti bağlayıcı cezalar süresine
bakılmaksızın para cezasına çevrilerek hükmolunur ve bu cezalar
ertelenemez" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Efendim,
önergeye, Komisyon katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılamıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın Erbaş?.. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Sayın Nazlı Ilıcak konuşacaklar efendim. BAŞKAN - Buyurun Sayın
Ilıcak. (FP sıralarından alkışlar) AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Basın Kanununun 16 ncı
maddesini değiştiren çerçeve 19 uncu madde üzerinde bir önerge verdik. Cevap
hakkı kullanılmadığı takdirde, yazıyı yazanın yanı sıra, sorumlu müdürün yanı
sıra, mevkutenin sahibi gerçek kişinin veyahut sahip gibi görülen tüzelkişinin
yöneticisinin de hapis cezasına mahkûm olması mümkün iken, bunun tasarıdan
çıkarılması ve bu cezanın para cezasına dönüştürülmesini talep ettik. Tabiî, önerge vesilesiyle
konuşuyoruz; ama, kanunun tümü üzerinde görüşlerimi burada ifade edeceğim;
kanun, bir bütün... Verilen cezalarla, basın
özgürlüğünün özü zedeleniyor. Cemiyetin tabiriyle "bu verilen cezalar,
caydırıcı cezalar değil, öldürücü para cezaları." Ayrıca, birkaç medya
patronunu kayıracak şekilde, medyadaki sermayenin yoğunlaşmasına yol açılıyor.
Ayrıca, gerek RTÜK'e gerekse RTÜK'ü yönlendiren Haberleşme Yüksek Kuruluna,
Avrupa Birliği normlarına aykırı olarak, asker üyeler girebilecek ve burada,
Millî Güvenlik Kurulunun bir yönlendirmesi söz konusu olabilecek ki, bu da,
doğrusu, bizim üye olmak istediğimiz Avrupa Birliği şartlarına aykırı.
Geçtiğimiz aylarda, devlet güvenlik mahkemesinden asker üyeleri saf dışı ettik,
şimdi, getiriyoruz RTÜK'e; bu anlamda, sivillerin yanına asker üyeler de
koyuyoruz ki, bu doğru değil. Şimdi, ben, buraya iki
kitap getirdim; bir tanesi "Dolar Baronları" İngilizce olarak
yazılmış; bir tanesi, Fransızca "La Politique Mensonge" bunu da yazan
bir siyasetçi, bir bakan. Dolar Baronları kitabında, haksız rekabete yol açtığı
için çok eleştirilen holding bankacılığı üzerinde duruluyor. Bir zamanlar,
Amerika'da, 1968 ile 1970 arasında, holding bankacılığı, yani, bankaların hem
sınaî hem ticarî hem de malî gücü üzerinde toplaması çok eleştirilmişti. Hatta,
bazen, bu banka sahipleri medyanın da sahibi oluyordu; o zaman "hem
paranın sahibi hem de kamuoyunun sahibi olmak çok tehlikelidir" gibi, hem
Mecliste büyük tartışmalar hem de kamuoyunda önemli tartışmalar cereyan
ediyordu. Şimdi, bir finans kuruluşunun,
Amerika'da, sınırlı sayıda medya sahibi olması bile kıyameti koparabiliyor.
Zaten, 1970'de, bu tartışmaların sonunda holding bankacılığı sona ermiştir.
Yani, bir banka sahibi, aynı zamanda sigorta sahibi olamaz; çünkü, orada da
para toplama imkânı var veyahut aynı zamanda borsada oynayan bir aracı
kuruluşun sahibi olamaz, medya sahibi hiç olamaz, ticarî ve sınaî kuruluşların
ortağı olamaz. Güç odaklarının parçalanması lazım, demokrasinin sağlıklı
işlemesi için. Oysa, Türkiye'de, bakıyoruz, hem gazete patronu hem banka sahibi
hem sigorta şirketi var hem borsada işlem yapan bir aracı kuruluşu var hem de
çeşitli televizyonları ve medyası var; bu, olmaz değerli arkadaşlar. Amerika'da
bu kanun değiştiği zaman hiç kimse demedi ki, efendim, biz bu kanuna uyamayız;
bizim ticarî şirketlerimiz var, bizim sınaî kuruluşlarımız var; bunları elden
çıkaramayız; gelin, şu kanunu siz bize uydurun. Hayır, hiç kimse böyle bir şey
söylemeye cesaret edemedi. Geçtiğimiz hafta,
Fransa'da Bouygues örneğini verdi, burada, değerli bir milletvekilimiz. Şimdi,
bu Bouygues örneği fevkalade kötü bir örnek; bunu da, zaten, bu kitabı yazan
bir solcu bakan anlatıyor. Biliyorsunuz, solculuğun raconu, değerli arkadaşlar,
tekelleşmeyi desteklemek değil, tekelleşmeye karşı çıkmaktır; bunu da size
hatırlatmak isterim. Şimdi, Fransa'daki
Bouygues denilen müteahhit şirket, TF1 hisselerinin sadece yüzde 39'una sahip.
Yüzde 39'una sahip olmasına rağmen, öyle, değerli meslektaşımız Sayın Işın
Çelebi'nin ifade ettiği gibi, yüzde 35 izlenme payıyla sınırlı değil. Yüzde
35'ine sahip olmasına rağmen, ihaleye girmesi büyük bir rahatsızlık yaratıyor.
Neden kötü bir örnek olduğunu Bouygues örneğinin, hemen, burada ifade etmek
istiyorum. Bu Bouygues, çok büyük bir şirket; o televizyonun sadece yüzde
39'unun sahibi. Buna rağmen, Lyon Belediye Başkanı Michel Noir'ı destekliyor.
Michel Noir belediye başkanı olunca, Bouygues firmasına Lyon çevre yolunu
veriyor ve 3 milyar 700 milyon frank yerine 6 milyar franga mal oluyor bu çevre
yolu. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Toparlayın
efendim. AYŞE NAZLI ILICAK
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, bunun üzerine Michel Noir yargılanıyor; kamu
kaynaklarını şeffaflığa özen göstererek kullanmadığı iddiasıyla tam 18 aya
mahkûm oluyor, 5 yıl da siyaset yasağı. Yani, Fransa'da bunlar eleştiriliyor.
Burada, şimdi, bir değerli arkadaşımız "bu kanunda 'ihale' sözü var mı,
ispat edin" dedi. Zaten bütün mesele bu. "İhale" sözü vardı...
İhale yasağı vardı; siz, bu yasağı kaldırıyorsunuz. Buraya dizilen değerli
bakanlarımız, Sayın Başbakanımız hele çıksın şu kürsüye, bir açıklayıversin.
Anladık, bir televizyonun, bir kişi, sahibi olacak; olabilir, buna karşı
değiliz; ama, bir kişi, aynı zamanda basının sahibi olmadığı takdirde buna
karşı değiliz veyahut iki ulusal televizyonun sahibi olmadığı takdirde buna
karşı değiliz. Ee, peki, niye kamu ihalelerinde serbest hale getiriyorsunuz?..
Ben, rica ediyorum; burada bulunan değerli bakanlar... BAŞKAN - Efendim,
toparlar mısınız. AYŞE NAZLI ILICAK
(Devamla) - Selamlıyorum ve ayrılıyorum. ...buraya çıkıp, hele
şunu bir izah etsinler. Bütün sevgili vatandaşlarımız burayı dinlemekte; bunu,
hepimiz gibi onlar da öğrenirler. Saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Efendim, Komisyonun ve... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, Yüce Genel Kurulun kararı var; saat 19.00... BAŞKAN - Devam. Komisyonun ve Hükümetin
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum
: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950
tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1)
numaralı bendindeki "19 uncu maddeye aykırı hareket edilmesi halinde ise,
sözü edilen kişilerle birlikte mevkutenin sahibi olan gerçek kişiye ve mevkute
sahibi olan anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı ile diğer şirket ve
tüzelkişilere ait mevkutelerde tüzelkişiliğin en üst yöneticisine ve idare
heyetiyle mütevelli heyetine aittir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu efendim? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?... DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın Erbaş?.. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Konya Milletvekili Sayın Remzi Çetin konuşacak. BAŞKAN - Siz de söz
sıranızı ihaleye çıkardınız... Sayın Çetin, buyurun. (FP
sıralarından alkışlar) REMZİ ÇETİN (Konya) -
Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Demokrasilerde esas olan,
sivil denetim, sivil gözetim, sivil otorite, sivil otorite kontrolü. Bunlar,
vazgeçilmez unsurlardır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin fonksiyonlarını tam
icra edebilmesi için, bu hususları da tam yerine getirme mecburiyeti vardır.
Esas olan şeylerden bir tanesi de, cemiyetin dengesini bozacak şekilde
tekelleşmeye yol açmaktır. Bu, fevkalade önemli bir husustur. Buna dikkat
etmemiz lazım. Bu Meclisin içerisinde 68
kuşağını temsil eden arkadaşlarımız da vardır. Hepimizin bildiği gibi, o
dönemde, özellikle tekelleşmenin yol açtığı, gençlerimiz arasında, çok ciddî
bir mücadele olmuştu. Bugün, bu anıları hep beraber anmaya devam ediyoruz. O
bakımdan, cemiyetin dengesini altüst edecek yeni tekelleşmelere yol açmamak,
bugün üzerinde duracağımız en önemli konulardan birisi olması gerekir. Değerli arkadaşlarım,
devlette şu anda 29 tane üst kurul oluşturulmuştur. Âdeta, Türkiye Devleti üst
kurullarla idare edilir hale getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin
fonksiyonları sürekli olarak azaltılma cihetine gidilmiştir. Bizim bu konuda
fevkalade hassas olmamız lazım ve Türkiye Büyük Millet Meclisini teşkil eden
550 milletvekilinin her birinin, bunu, vicdanî olarak değerlendirme mecburiyeti
vardır. Bize yakışan, 21 inci Döneme yakışan, bu hususun üzerinde ısrarla
durmamızdır ve millet bizden bunu bekliyor. Değerli arkadaşlarım,
eğer sivil denetim Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmazsa, ülkede nelerin
olabileceğini, kısa zamanda yaşadığımız olaylar bize her bakımdan
göstermektedir. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kontrolüne ve
denetimine herkes uymaya kendisini mecbur hissetmelidir. Bu mecburiyeti
hissetmeyen kurumların oluşturulması halinde, gerçekten, demokrasimiz ağır bir
yara alacaktır. Değerli arkadaşlarım, bu
kanun tasarısı savunulamıyor. İki haftadan beri bu Mecliste, bu tasarının
gereksizliği ve yol açacağı yaralar üzerinde ciddî şeyler söylenmesine rağmen,
savunma noktasında, önemli hiçbir kayda değer ifade kullanılamamıştır.
Şeffaflık üzerinde duruldu, birkaç cılız savunma sergilenmeye çalışıldı.
Dolayısıyla, bu kanun tasarısını getiren arkadaşlarımız, bu kanun tasarısına
destek vermeye çalışan arkadaşlarımız, gerçekten, savunma noktasında fevkalade
yetersiz kalmışlardır. Dolayısıyla, bizim, burada, muhalefet ettiğimiz
hususların, savunabilecek arkadaşlarımız tarafından dile getirilmesi lazım, ana
gerekçeler nelerse onların gösterilmesi lazım. Gösterilemediğine göre, bu kanun
tasarısına destek vermenin de hiçbir vicdanî ve aklî yönünün olmadığı
otomatikman ortaya çıkmaktadır. Medyanın ana görevi,
sağlıklı bilgilendirme, sağlıklı kamuoyu oluşturmadır. Şimdi, bu tekelleşmeye
yol açılmak suretiyle, kamuoyunun sağlıklı bilgilendirilmesi noktasında,
gerçekten, ciddî bir açık verilmiş olacaktır. Bundan sonra,
televizyonlarımızda, program yapımcısı arkadaşlarımız, korkmadan, bir cezaya
maruz kalacağı hissine kapılmadan, objektif programlar yapma şanslarını da
kaybedecekler. Şu anda, şu haliyle bile, televizyonlarımızda, kamuoyunu
bilgilendiren önemli konular, gerçekten, gündeme gelebilmekte; ama, bu kanun
çıktığı andan itibaren, gerek ulusal gerekse yerel televizyonlarımızın
hiçbirisinde kayda değer programlar yapılamayacaktır. Şimdi, A'dan Z'ye hep
cezalar getirilmeye çalışılmaktadır. 16 ulusal televizyon, 15 bölgesel
televizyon, 220 civarında da yerel televizyon mevcuttur. Şimdi, bunları
sıraladığımız zaman, 220 civarındaki yerel televizyon, bu tasarıda
"yok" kabul edilmektedir ve çok ciddî cezalara maruz kalmaktadır. Değerli arkadaşlarım, bu
şekilde ağır cezaları havi bir kanunun çıkması halinde, ortaya çıkacak olan
tablo, âdeta bir yasaklar ülkesi haline dönüştürülmüş, medyanın, ciddî şekilde
kendisini sansür altında hissettiği bir durumla karşı karşıya kalacağız. Bu,
Türkiye'nin karartılması anlamına gelmektedir; ifade özgürlüğü -zaten, yeteri
kadar olmadığını her zaman tartışıyoruz- o zaman, iyice kısıtlanmış hale
gelecektir. Mesela, iletişim
fakülteleri bünyesinde, rektörlerin gözetiminde, mütevazı radyolar ve
televizyonlar bulunmaktadır. Burada, öğrencilerimiz, gerçekten, kendi
meslekleriyle ilgili bir antrenman, bir staj yapma imkânı bulmaktadır. Bu
tasarıyla, maalesef, onlar da ortadan kaldırılıyor. Yine, bu tasarı, yargı
mensuplarıyla da müzakere edilmemiştir. Mesela, Dr. Bilal Kartal, Yargıtay 4.
Hukuk Dairesi Başkanı olarak, bu konuyla ilgili yazmış olduğu bir makalede,
sonuç olarak şunu söylüyor: "İki yasada yapılması öngörülen bu
düzenlemenin, istenen ve beklenen amacı gerçekleştirmeye yeterli bulunmadığı ve
pek çok hukuksal hataları da beraberinde getirdiği anlaşılmaktadır. Böylece,
değişiklikle, hukukun öngördüğü sorunların çözümünün değil, düşünülen bazı
sonuçların gerçekleştirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır." Bu da, bir
hukukçu gözüyle yapılan bir değerlendirmedir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) REMZİ ÇETİN (Devamla) -
Ayrıca, konuyla doğrudan ilgili bulunan kurumlar, kuruluşlar, kişiler, bütün
milletvekillerimize açıklamalar gönderdi. Mesela, biraz önce de ifade edildiği
gibi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, "bu kanunda öngörülen cezalardan
dolayı; ki, bunlar para cezası ise, caydırıcı olma yerine öldürücü
olmaktadır" demektedir. Televizyon Yayıncıları Derneği, aynı şekilde,
konunun üzerinde hassasiyetle durmakta ve bütün bunların yanında, RTÜK Başkanı
olarak Nuri Kayış, çok önemli hususlara işaret etmektedir. Frekans ihaleleri
üzerinde durmak suretiyle, bu alanda yapılacak olan yanlışlıklara dikkat
çekiyor. Aynı zamanda, denetim açısından, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve
Sayıştayın mutlaka devrede olması lazım geldiği üzerinde ısrarla duruyor ve
RTÜK üyelerinin tamamının Meclis tarafından seçilmesi gerektiğini de ayrıca
ifade ediyor. BAŞKAN - Sayın Çetin,
teşekkür ediyorum. REMZİ ÇETİN (Devamla) -
Ben de çok teşekkür ediyorum... Değerli arkadaşlarım,
şunu bir kez daha vurgulamadan edemeyeceğim: Hepimizin üzerine düşen en önemli
görevlerden bir tanesi, siyasetin, siyasetçinin ve siyaset kurumunun, mutlaka,
hak nezdinde yüksek bir itibara layık olacak tarzda davranmayı millet bizden
beklemektedir. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. Üçüncü ve son önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilen 15.7.1950
tarih ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının 1
inci bendinin ikinci cümlesindeki "ancak" ibaresinden sonra gelmek
üzere "sorumlu müdürler ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen"
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılamıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın Erbaş?.. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal konuşacaklar efendim. BAŞKAN - Buyurun efendim.
(FP sıralarından alkışlar) ZEKİ ÜNAL (Karaman) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerindeki
görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize
saygılar sunuyorum. Değerli milletvekilleri,
önergemizle yaptığımız teklife geçmeden önce, önemli gördüğüm bir hususun
altını çizmek istiyorum. "Mevkutelerle işlenen suçlarda" ibaresiyle
başlayan bent, âdeta, totaliter, baskıcı ve despotik rejimlerin yönetim ve
denetim anlayışının izlerini taşıyor; basın, yayım ve ifade özgürlüğü önünde
ciddî bir engel oluşturuyor. Avrupa Birliği, Katılım
Ortaklık Belgesi, Kopenhag kriterleri, uluslararası anlaşmalar deyip dururken,
biz, hâlâ, mevkutelerle işlenen ve ileride işlenmesi muhtemel olan suçlarla
uğraşıyoruz. Bu suçlara hangi caydırıcı cezayı verelim ki, yazarı, çizeri,
düşünürü ezelim paranoyası içinde olaylara yaklaşılmaktadır; âdeta, tüm yazar
ve çizer camiasına önyargıyla bakılmaktadır. Eğer, bir yazar, statükonun dışına
çıkar, rejimin tabularına şöyle hafiften bir fiske vuracak olursa, kendini
kodeste bulacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bunları laf olsun diye
söylemiyorum. Konuyla ilgili, sizlere sayısız örnekler vermek mümkündür. En
yeni örneğini geçen hafta yaşadık. "Deprem, ilahî bir ikazdır" dediği
için, Yeni Asya Gazetesini sahibi Mehmet Kutlular 2 yıla mahkûm olmuştur.
Halbuki, modernist dünyanın ilahiyatçısı olan bir profesör, aynı çıplak uyarıyı
yaptığı halde, başına herhangi bir şey gelmemiştir. Yine, geçen hafta, bayan yazar
Emine Şenlikoğlu, bir kitabından dolayı, 20 aya mahkûm olmuştur. Selam
Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Nurettin Şirin, bundan üç sene önce, hiçbir
teröre ve eyleme karışmadığı halde, statükoya ters düşen söz ve yazılarından
dolayı, tam 17,5 yıla mahkûm olmuştur. Teröristler, katiller, hırsızlar,
soysuzlar, namussuzlar, maalesef, affedilirken, sadece Nurettin Şirin değil,
onun gibi, şu anda hapiste bulunan, fikir ve düşünce hayatımıza katkısı olan
birçok gazeteci, maalesef, affedilmemişlerdir. Somut olması yönünden, bir örnek
vermek istiyorum: Bendenizin 3 tane yayınım oldu; 3'ü de mahkemelik oldu. Bunun
2 tanesi de DGM'lik ve maalesef, bunlardan birinden, tam 3 yıla kadar hapis
cezasıyla cezalandırılmam isteniyor. Değerli arkadaşlar,
yasaklarla, baskı ve tehditlerle bir yere varılamayacağını artık bilmemiz
gerekir. Şimdiye kadar, baskı ve tehditle, insanların fikirlerini,
düşüncelerini değiştirdikleri vaki olmamıştır, hiç kimse şahit olmamıştır.
Takdir edersiniz ki, yasaklar, bir ülkenin fikir, sanat ve kültür hayatının
gelişmesinde en büyük engeldir. Uluslararası arenada, zaten, esamimizin
okunmamasının sebebi de budur. Bu bentle, yasaklar, suçlar ve cezalar, somut
bir şekilde ifade edilmektedir. Öyle ki, sorumlu müdürler için verilen
hürriyeti bağlayıcı cezalar para cezasına çevrilebilirken, mevkutenin
çıkarılmasına emek veren yazar, çizer ve sahibi, bu haktan mahrum edilmektedir.
Böylece, ülkenin fikir ve düşünce dünyasına katkı sağlamak isteyen bir
yatırımcı veya bir fikir adamının eli kolu bağlanmaktadır ve açıkça, onlar
tehdit edilmektedir. Birinci bendin tamamını değiştirmek gibi bir niyetiniz
olmadığını bildiğimiz için, kısmen faydalı olur düşüncesiyle, bu bendin ikinci
cümlesindeki "ancak" ibaresinden sonra gelmek üzere "sorumlu müdürler
ve yukarıda yazılı şahıslar için verilen" ibaresinin eklenmesini teklif
etmiş bulunuyoruz. Teklifimizin kabulü
istikametinde oy kullanmanızı rica eder, hepinize saygılar sunarım. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Efendim, Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 19 uncu maddeyi
oylarınıza... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Bana söz verin efendim; geldi tutanaklar... BAŞKAN - Efendim, bir
dakika... Oylamayı yapayım... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Peki, yapın oylamayı... BAŞKAN - Allah Allah!..
Ben de korktum, yoklama istiyorsunuz tekrar diye... Efendim, 19 uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim. Sayın Genç, yeni bir
sataşmaya mahal vermeden, çok kısa... Lüften... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Ama, bütün beyanlarım için "yalan" dediğine göre, 5 dakika süre
verin... BAŞKAN - Efendim, 5
dakika değil... Lütfen... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, ben ne zaman sataşma yaptım?! Şimdiye kadar sataşma yapmadım ki! BAŞKAN - Sayın Genç,
buyurun. Pazarlık etmeyin... Daha
gelirken pazarlık ediyorsunuz... Zabıtta gördüm,
zatıâlinize söylenmiş... Dışarıda işiniz var,
gideceksiniz diye, hemen söz veriyorum; yoksa, ben, ara vermiyorum,
çalışıyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Yok canım!.. Benim bütün mesaim burada... BAŞKAN - Buyurun efendim. İstirham edeceğim, yeni
bir sataşmaya mahal vermeyin. VI. – AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam) 2. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Denizli
Milletvekili Beyhan Aslan’ın, konuşmasında, şahsına sataşmada bulunması
nedeniyle konuşması KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, ben, dışarıdaki işimi hiçbir zaman kale almam. Benim için en
onurlu görev, bu çatı altında yapılan görevdir; her şeyin de başında ve önünde
gelir; ama, sizler... Bakın, ben, ya seçim
bölgeme gidiyorum... İki gündür, gittim, oralardayım. Orada, saat 3'te,
Erzincan'dan uçağa bindim, geldim; burada önergelerimi savunuyorum. Neyse... Ben, burada yaptığım
konuşmada... ANAP Grup Başkanvekili "hep yalan, uluorta konuşuyor"
diyor. Değerli milletvekilleri,
şimdi, ben ne dedim? Dedim ki... BAŞKAN - Yok, öyle
dememiş efendim. Zabıtta "uluorta, yalan beyanlarda bulunması"
deniyor. KAMER GENÇ (Devamla) - Tabiî
"yalan beyanlarda..." BAŞKAN - O sebepten
dolayı size söz verdim. Buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) -
Bir dakika efendim... İşte... Sayın Başkan, şimdi, ben
ne dedim? Dedim ki, çiçeği burnunda Sayın Bakan, Türkbank ihalesinde devleti 1
milyar 600 milyon dolar zarara sokan Sayın Mesut Yılmaz'ın hakkında kurulan
soruşturma komisyonunun başkanlığına gelmişti; öyle güzel bir rapor düzenledi
ki, kendisini akladı. Bu, yalan mı doğru mu?! AHMET KABİL (Rize) -
Yalan, bu işte! KAMER GENÇ (Devamla) -
Şimdi, Türkbank ihalesinde -hatırlarsınız, siz, o zaman bir kısmınız yoktunuz
burada- Sayın Mesut Yılmaz, Sayın Ali Şener, Sayın Kamuran Çörtük sabaha kadar
pazarlık ettiler, 390 milyon dolar Bankeksprese verdiler, sonra bu ihalenin
iptali dolayısıyla Türkbankın alması gereken 600 milyon dolardan vazgeçildi,
bir de bu bankanın içi; yani, vatandaşa karşı olan mükellefiyetlerini yerine
getirmek için 600 milyon dolar da, Hazine, kaynak verdi. Bu, etti mi 1 milyar
600 milyon dolar... BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Yine yalan!.. Hepsi yalan!.. KAMER GENÇ (Devamla) -
Şimdi, iki; Mavi Akım Projesinde 339 milyon dolara, Mavi Akım Projesini, ANAP
yöneticisinin de içinde olduğu şirkete verdiniz mi vermediniz mi?.. Bugüne
kadar 52 milyon dolarını avans verdiniz. Bununla ilgili birçok şayialar var.
Ben ne dedim size; yapılan ihalelerde rüşvet alındığı konusunda benim ciddî
kuşkum var; ama, bir komisyon kuralım, yine, başkanları sizden olsun,
başkanvekilleri sizden olsun; ama, ben de o komisyonun içinde bulunayım; eğer,
rüşvet aldığınızı ispat edemezsem, milletvekilliğinden istifa ederim. Var
mısınız?! BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Kimsin sen, kimsin!.. KAMER GENÇ (Devamla) - O
zaman, eğer yoksanız, siz, milletin parasına el atmaktan, gasp etmekten büyük
bir onur duyuyorsunuz. BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. KAMER GENÇ (Devamla) -
Bir dakika ama, benim dediklerimi... Sayın Başkan; yani, yalan beyanla beni
itham etti. BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Sen Urfi Çetinkaya'dan bahset! KAMER GENÇ (Devamla) -
Şimdi, Sayın Tantan istifa ettirildi. Sayın Tantan, o gün... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) -
Bir cümle söylememe müsaade eder misiniz... BAŞKAN - Yalan beyanda
bulunmadığınızı ifade ettiniz. Lütfen... Bir cümleyle kapatın. Rica edeceğim
efendim. Sayın Tantan da burada
yok! KAMER GENÇ (Devamla) -
Sayın milletvekilleri, bakın, şimdi, komisyon da geçti oraya, önergelerimizde
de bizi konuşturmayacaksınız. BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Böyle konuşursan, konuşturmayız, konuşturmayacağız! KAMER GENÇ (Devamla) -
Bakın, ben... (ANAP sıralarından gürültüler) Ama, siz, bu milletin sesini
kısamazsınız, sokakta sizi, tek tek gezeceğiz, halka şikâyet edeceğiz, bu
memleketi kimin lehinde, nasıl karanlık rejimlere getirdiğinizi o halka
anlatacağız. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. KAMER GENÇ (Devamla) - En
büyük zararı siz göreceksiniz! (DYP sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Rize) - Sayın Başkan, söz istiyorum. BAŞKAN - Sayın Genç, size
rica ettim, başka bir sataşma olmasın diye... Buyurun Sayın Yılmaz. 3. – Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut
Yılmaz’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında, şahsına sataşmada
bulunması nedeniyle konuşması DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Rize) - Sayın Başkan, teşekkür ederim. Biraz önce burada konuşan
sayın konuşmacının şahsımla ilgili söylediklerinin tümü yalandır! Kendisinin
yaptığı konuşmanın zaptını biraz sonra temin edeceğim, kendisi hakkında dava
açacağım. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Açıyorsunuz zaten her gün. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI A. MESUT YILMAZ (Devamla) - Bu dava dolayısıyla, söylediklerini
tevsik etme imkânını da kendisine sunacağım. Saygılarımla arz ederim.
(ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yılmaz. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Ben de istifamı koyuyorum ortaya! Mavi Akımda, Türkbank ihalesinde ne varsa,
getirelim, şey edelim... Yani, beni davayla... BAŞKAN - Efendim, sinei
millete döneceğiniz zabıtlara geçti; tamam... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Zaten, hepsi korkup benim aleyhimde dava açıyorlar. BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Zaten çok malın var senin. BAŞKAN - Efendim, sizi
kimse korkutmuyor... Bitmiştir mesele. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Niye bitsin efendim?! Bizi susturuyorsunuz, onları konuşturuyorsunuz... BAŞKAN - Allah Allah!.. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı :682) (Devam) BAŞKAN - 20 nci maddeyi
okutuyorum: MADDE 20. - 5680 sayılı
Kanunun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 17. - Basın
yolu ile işlenen yalan haber, hakaret, sövme ve her türlü fiilden doğacak maddi
ve manevi zararlardan, 16 ncı maddeye göre sorumlu olanlarla birlikte Borçlar
Kanununun genel hükümlerine göre mevkutelerde sahibi ve mevkute olmayanlarda naşiri;
mevkute sahibi ile mevkute olmayanların naşirinin şirket olması halinde şirket
ile birlikte anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirket ve tüzel
kişilerde en üst yönetici, müştereken ve müteselsilen sorumludur. Tazminat
talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı, on milyar liradan az
olmamak üzere fiilen ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl Maliye Bakanlığınca ilan
edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılacak manevi
tazminat davalarında hakim tensip kararı ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder
ve davayı en geç altı ay içinde karara bağlar. Zarar doğurucu fiilin
işlenmesinden sonra mevkutenin devredilmesi, başka bir mevkute ile birleşmesi
veya sahibi olan gerçek kişi ya da şirketin herhangi bir surette değişmesi
halinde mevkuteyi devralan, birleşen ve her ne suretle olursa olsun mevkutenin
sahibi gerçek kişiler ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı diğer
şirket ve tüzel kişilerde en üst yönetici de, bu fiil nedeniyle hükmedilen
tazminattan birinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen
sorumludur. Basılmış eser
sahiplerinin dernek, vakıf ve benzeri tüzel kişiler olması halinde tüzel
kişilikle birlikte yönetim organlarında yer alanlar hakkında da yukarıdaki
hükümler uygulanır. Bu maddeye göre açılan
davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek
işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir." BAŞKAN - 20 nci madde
üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç;
buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA BÜLENT
ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 19'dan başlayan ve 20 ve
21 ile devam eden maddeler, Anayasa Komisyonuna gelen tasarı içerisinde yoktu.
Bu tasarı, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili 3984 sayılı Kanunun
değiştirilmesi amacıyla getirilmişti; ama, akşam görüşmeleri sırasında, ani bir
önergeyle, hiç alakası yokken, 5680 sayılı Basın Kanunuyla ilgili bu hükümler
değiştirildi. Arkadaşlarımızın
muhalefet şerhinden de göreceğiniz gibi, bir konu müzakere edilirken, hiç
konuyla alakası olmayan maddelerin önerge yoluyla tasarıya eklenmesi, İçtüzüğün
35 ve 36 ncı maddelerine aykırıdır; dolayısıyla, Anayasanın 95 inci maddesine
de aykırıdır ve yanlıştır. Bu önergelerin
geleceğinden Anayasa Komisyonu üyelerinin de haberi yoktu; âdeta bir
oldubittiye getirildi; komisyon üyelerinin büyük bir kısmı komisyondan
ayrılmışlardı ve bu maddeler eklendi. Bir açıdan bunu ifade etmek istiyorum. İkinci nokta ise,
getirilen bu düzenleme hukuka da aykırıdır. Basın yoluyla işlenen hakaret,
sövme, haber ve her türlü fiilden doğacak maddî ve manevî zararların
karşılanması amaçlanıyor. Baktığımız zaman, buna "oh olsun" demek
mümkün; çünkü, bunun mağduru olan insanlar aramızda fazlasıyla mevcut. Birtakım
sorumsuz basının, yalan haberlerle "çamur at, tutmasa da izi kalsın"
düşüncesiyle hareket ettiğini biliyoruz. Namuslu insanlara -siyasetçiler de
dahil olmak üzere- maalesef, yalan haberlerle hücum ediliyor, kurşun sıkmak
yerine, bu yalan haberler kullanılıyor. Bundan dolayı, içimizde mağdur ve
şikâyetçi olmayan bir tek kişiyi göstermek mümkün değil. Evet, bunun önlenmesi
lazım, Basın Kanununun belki tümüyle değişmesi lazım. Bu konuda bir taslak
zamanında elimize verilmiş ve incelememiz istenmişti; ama, neticesini bile alma
tenezzülünde bulunmadan, bunun içerisine maddeler monte edildi ve getirildi. Değerli arkadaşlarım,
şimdi şu düzenlemeye bakınız; içinizde hukukçu arkadaşlarımız var, onların daha
da duyarlılık göstereceğine inanıyorum: Şimdi, yargının hükmedeceği tazminat
miktarının en az sınırı belirlenmiş. Yani, 10 milyardan aşağı olmayacak, maddî
ve manevî tazminat. Mahkeme, hemen, tensiple birlikte bilirkişi tespit edecek,
delilleri toplayacak ve davayı en geç altı ay içerisinde bitirecek;
hükmedilecek tazminatlara, genel faiz oranının dışında, en yüksek işletme
kredisinin faizleri uygulanacak; para cezaları ise, bir önceki maddeden
başlayarak, ölçüsüz derecede artırılıyor ve bir de tecil edilmiyor. Değerli arkadaşlarım,
yıllarını bu mesleğe vermiş bir kardeşinizim -içimizde de hukukçu
arkadaşlarımız var- maddî tazminatlar hesaplanır; yani, bunların içlerinde
işten güçten kalmak vardır, kârdan zarar vardır, birtakım faturalara dayanan
belgeli tazminatı gerektirecek harcamalar vardır. Manevî tazminat ise, o
kişinin uğradığı manevî zararın, yani üzüntünün, teessürün karşılığıdır. Bunu
da mahkeme tayin ve tespit eder. Kaldı ki, bilirkişiye başvurmak, hâkim, için
mecburiyet değildir. İhtisas gerektiren işlerde bilirkişiye hâkim isterse
müracaat edebilir; bu da, daha çok, genel ve teknik konularda olur. Şimdi,
burada mecburiyet getirilmektedir, "bilirkişiye mutlaka gideceksiniz"
şeklinde. Değerli arkadaşlarım, o
zaman, hâkimin yerine bilirkişi geçmiş olur. Oysa, bazı davalarda, öylesine
yazılar, çiziler, karikatürler, fotoğraflar, fotomontajlar vardır ki, çıplak
gözle baktığınız zaman, buradaki hakaret amacını siz görürsünüz hâkim olarak ve
kararınızı rahatlıkla verebilirsiniz. Eğer, mahkemeleri bilirkişiler
yönetecekse, o zaman hâkimlere hiçbir zaman yer kalmamak gerektir ve bu,
fevkalade yanlıştır. Şimdi, eğer 10 milyar
lira alt sınır olarak kabul edildiyse, sordum bazı arkadaşlara onlar da cevap
veremediler; çünkü "biz bu konuyu tartışmadık" dediler. Yani, dava
açmak isteyen kişi, en az 10 milyarlık mı dava açacaktır? Bunun maddî karşılığı
bir masraf olarak düşünülmüş müdür? Yoksa, mahkeme, diyelim ki 5 milyarlık dava
açıldığı zaman "kanun 10 milyardan az olamaz diyor, sen 5 istedin; ama,
ben 10 veriyorum" mu diyecektir? Öyle manevî tazminat davaları vardır ki,
sembolik olarak 5 liralık, 500 liralık, 5 milyon liralık davalar da açılabilir,
yeter ki karşı taraf mahkûm edilsin ve bu manevî tatmine ulaşsın şeklinde. Şimdi, siz 2 milyarlık
dava açtığınız zaman, hâkim ilk incelemesinde "kanun 10 milyar diyor, sen
2'lik açmışsın davanı reddediyorum" mu diyecektir daha ilk başta ve
tensipte; yoksa "2 milyarlık dava açtın; ama, sen kanunu herhalde
bilmiyorsun, al sana 10 milyar" mı diyecektir? (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Arınç,
toparlar mısınız efendim. AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Harcını nasıl yatıracaktır? BÜLENT ARINÇ (Devamla) -
Harcını nasıl yatıracaktır? Bilirkişi masraflarını verecektir ve belki de bu
insanlara istemediğinden çok daha fazlasını veya istediğinden tamamen daha
azını teklif etmek gibi bir yanlışlığa, bir hataya yol açabilecektir. Değerli arkadaşlarım,
burada karşılaştığımız bu usuller elbette hukukun temel prensiplerine aykırıdır.
Bunlar hukuk davalarıdır, ceza davalarının görülmesi ayrı. Maddî ve manevî
tazminat davalarının düzeltme hakkıyla, tekzip hakkıyla, sorumlularının tespit
edilmesiyle doğru olduğunu söylüyorum; ama, şu hükümler, hukukta hiçbir zaman
haklı karşılanmayacak, uygulamada çelişkiler meydana getirecek fevkalade
zararlı ve yanlış hükümlerdir. Böyle bir madde nasıl konabilmiştir,
gerekçesinde ne vardır. Bu bir tepki olarak gelmiştir ona eminim. Bu basından
illallah diyenler, öyle bir ceza getirelim ki bunların ağızlarını kapatalım
diye düşünmüşlerdir; ama, hukuk herkese lazımdır ve bir yanlışı düzeltirken
başka bir yanlış yapamayız, daha büyük bir yanlış yapamayız, bu haksızlık olur;
dolayısıyla, bu maddenin yeniden düzenlenmesi lazım. Anayasaya aykırılık iddiamız
var, önergemiz var, bunun üzerinde konuşacağız; ama, değerli arkadaşlarım,
sözümün son noktasında bir hareketliliğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada
bu tasarı üç haftadan beri görüşülüyor, bugün Sayın Başbakan başta olmak üzere,
yanında çok değerli Genel Başkan Yardımcıları ve Başbakan Yardımcıları, ara da
verilmeden Genel Kurulda "bu iş ya olacak ya olacak" mantığıyla bu
kanun tasarısını bitirmeye çalışıyorsunuz ve Anayasa Komisyonu sıralarına da
arkadaşlarımızı doldurdunuz. Bunun anlamını biliyoruz; bundan sonraki
önergelerimizin önünü kesmek istiyorsunuz. Burada sözümüzü kesebilirsiniz,
önergelerimizin tartışılmasına imkân vermeyebilirsiniz; bu zulüm olur, bu
despotluk olur, bu yanlışlık olur, bu yanlışlığı yapmayın. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. BÜLENT ARINÇ (Devamla) -
Sizin hatalarınızı ortaya koymak ve ikaz etmek bizim vazifemizdir. Lütfen, bu
despotluğa gitmeden, mademki çıkaracaksınız, her maddesinde, her önergesinde
rahatlıkla burada konuşalım. Yoksa, bundan utanacaksınız sonunda; bu bizi daha
fazla üzecek. BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. BÜLENT ARINÇ (Devamla) -
Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama görevini hiçbir baskı ve dayatmaya maruz
kalmadan yapmalıdır, yapacağına inanıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(FP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. Sayın Arınç, kendime
tekabül eden bir cevap vereyim. "Ara vermeden" dediniz; ama, ara
verme yetkisi Başkanın olduğuna göre, saat 20.00'den sonra, tabiî ara vereceğim
efendim; ara vermeme diye bir hadise yok. Normal bir rutin var, o rutinin
içinde vereceğim. BÜLENT ARINÇ (Manisa) -
Sağ olun. BAŞKAN - Doğru Yol
Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Sadri Yıldırım; buyurun. (DYP
sıralarından alkışlar) Sayın Yıldırım, madde
üzerinde konuşacaksınız değil mi efendim... DYP GRUBU ADINA MEHMET
SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısının
20 nci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum;
Yüce Heyetinize Grubum ve şahsım adına saygılar sunuyorum. Türkiye'de, devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve devamlılığını her koşulda savunmak
ve korumak Anayasal bir zorunluluktur. Birey olarak hepimiz ve kurumsal olarak
da demokratik güçlerin tümü için gerekli olan bu hassasiyet, basın; yani, medya
açısından da önemlidir. Demokrasilerde yasama,
yürütme ve yargı güçlerine ilaveten, dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın,
kısa vadede toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesinde, uzun vadede ise,
toplumların gelişmesinde ve demokratik erklerin kullanılma biçimlerinin
şekillendirilmesinde, geniş anlamda önemli ve tek kuvvettir; çünkü, toplumun
doğru bilgi ve haber alma hakkı her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır. Değerli milletvekilleri,
tasarıda, bir tüzel ya da gerçek kişiye bir yayın kuruluşunun tamamına sahip
olma imkânı verildiği gibi, birden fazla radyo ve televizyon sahiplerinin
devlet ihalelerine girmelerinin önü açılmak istenmektedir. Böylece, üzülerek
belirtmek istiyorum ki, maddî imkânları kısıtlı olan yerel medya kuruluşları,
teker teker, büyük sermaye tarafından elde edilecek, ulusal kültürümüzün aslî
kaynağı olan yerel kültür önemli bir solunum aracını yitirecektir. Esasen, bu tasarı,
Anadolu basınına ve mahallî televizyonlara büyük darbe vuracaktır; çünkü, yayın
ihlalleri dolayısıyla uğrayacağı ağır para cezaları alması nedeniyle, zaten,
maddî zorluklar içerisinde bölgenin ve bölge halkının sesini duyurmaya çalışan,
olaya kâr etme gözüyle bakmayan, yalnızca, bölge halkının bölgeden haberdar
olması, bölgenin sorunları üzerine yayın yapmayı ilke haline getiren yerel
medya kuruluşları kapanma noktasına gelecektir. Çünkü, tasarının yerel medyaya
getirdiği para cezaları çok ağırdır. Cezalar ve tazminatlar, 10 milyar lirayla
125 milyar lira arasında alınmaktadır; ancak, takdir edersiniz ki, tazminatı
hâkim takdir eder. Güç şartlar altında yayın faaliyetlerini sürdüren yerel
kuruluşlar, bir ihlal halinde bile ekonomik olarak çökecekler, yayın
faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacaklardır. Medyada tekelleşme
eğilimlerinin hız kazandığı şu dönemde yerel medya yok edilmemeli; aksine,
güçlendirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Bakınız, Eskişehir'de on
yıldır hizmet eden iki televizyon kanalı kendi imkânlarıyla ayakta durmaya
çalışmakta, çalışanlarına da zor şartlar altında ücret ödemektedir. Keza, tüm
mahallî basınımız da zor şartlar altında çalışmaktadır; ama, bu tasarı
kanunlaşırsa, televizyonlarımız ve radyolarımız kapanmak mecburiyetinde
kalacaktır. Çünkü, cezaları ve tazminatları çok yüksektir, ödemeleri mümkün
değildir. Zira, bu tasarıyla, bir yandan, tekelleşme sağlanırken, bir yandan
da, yerel medya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Hal
böyleyken, bu tasarıyı yasalaştırmak yanlıştır. Yanlış olduğunu fark edersiniz,
ama, iş işten geçmiş olur. Değerli milletvekilleri,
Anayasanın 28 inci maddesinde "basın hürdür, sansür edilemez. Devlet,
basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır" denildiğine
göre, nerede kalıyor Anayasanın bu hükmü?! Bu tasarı, Anayasaya, tüm yasalara,
demokrasiye ve basın özgürlüğüne aykırıdır. Danıştayın 10.4.2001
tarihli içtihadı birleştirme kararında "televizyon sahipleri ihalelere
giremez" denildiğine göre, bu kararın hükmü ne olacak, bunu hiç nazara
almıyor musunuz? Eğer, bu kararı nazara almıyorsanız, o zaman, hukuk
devletinden nasıl bahsedeceksiniz?! Yani, bu tasarıyla, açıkça görülmektedir
ki, medya, demokrasimizde birinci güç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dolayısıyla, bu yasa tasarısıyla, siyasetçinin, ülkenin ve demokrasinin,
tekelleşen medyanın ipoteği altına alınması istenmektedir; yani, bu tasarıyla,
ülkeye, demokrasiye ve millet iradesine darbe vurulmaktadır. Millet iradesinin
üstüne kimse çıkamaz ve çıkmamalıdır; çünkü, millet her şeyin üstündedir. Şimdi, soruyorum: Sayın
hükümet, siz, ne yapmak istiyorsunuz? Milletin verdiği yetkiyi başkasına
devretmeye hakkınız var mı?! Ülkenin ve milletin dert ve sıkıntıları varken, bu
tasarının gece gündüz görüşülmesinin aciliyeti nedir, bunu anlamak mümkün
değildir. Çiftçi, maliyetin altında
tespit edilen fiyatlar nedeniyle, alınteri ve el emeğinin karşılığını
alamadığına mı üzülsün, kasabalardaki Ziraat Bankalarının kapatılmasına mı
üzülsün, yoksa, halen ziraî kredi faizlerinin düşürülmediğine mi üzülsün... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Devamla) - Bitiriyorum efendim. BAŞKAN - Sayın Yıldırım,
metni bitirmek mecburiyetinde değilsiniz. Toparlayın... MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, vatandaş hangi derdine yansın. Sayın
hükümet, çiftçiyi ve esnafı gözden çıkardı. BAŞKAN - İşte, ben bunu
bekliyordum ki... MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Devamla) - Bir saniye Sayın Başkan... BAŞKAN - RTÜK'le çiftçiyi
karıştırdık yine... MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Devamla) - Hayır efendim, karıştırmayız. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Yani, çiftçi gazete okumasın mı, televizyon seyretmesin mi?! MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Devamla) - Bir saniye Sayın Başkan, söyleyeceğimi duyun. Acaba, mahallî
televizyonları, radyoları ve mahallî basını da mı susturmak istiyorsunuz? Değerli milletvekilleri,
esnaf borcunu ödeyemiyor, vergisini veremiyor; Bağ-Kur primleri çok yüksek,
ödeyemiyor; halk perişan, evine ekmek götüremez hale gelmiş. BAŞKAN - Sayın Yıldırım,
dün de aynı şeyleri söylediniz... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Doğru her yerde doğrudur, Sayın Başkan. MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Devamla) - Hal böyleyken, daha acil kanunlar varken, siz, neden bu tasarıda
ısrar ediyorsunuz?! İyi düşünün, demokrasiye, ülkeye ve millete kötülük
yapmayın. Basının, milletin ve
ülkenin aleyhine ve Avrupa Birliği normlarına da aykırı olan bu tasarının, yol
yakınken geri çekilmesini diliyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Ben, sonunda bekledim
ki televizyonumu geri istiyorum... Mikrofonumu geri istiyorum diyeceksiniz, onu
demediniz. Teşekkür ederim efendim. MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Eskişehir) - Bir dahakine onu da söyleriz Sayın Başkan. BAŞKAN - Üç adet önerge
vardır; okutup, aykırılık derecesine göre işleme koyacağım. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 20 nci maddesinden aşağıdaki bölümün çıkarılmasını arz
ederiz.
"Tazminat talebinin
haklı görülmesi halinde, tazminat miktarı on milyar liradan az olmamak üzere,
fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl
Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılan
davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek
işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir" BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 17 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki "10 milyar liradan az olmamak" ibaresinin "5 milyar
liradan az olmamak" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Efendim, son
okunacak önerge en aykırı önergedir; okutup, işleme koyacağım. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı tasarının
20 nci maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle tasarıdan çıkarılmasını arz
ve teklif ederiz. Teklif edenler
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu efendim?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Sayın Bülent
Arınç, buyurun. (FP sıralarından alkışlar) İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Tayan, yanlış söylediniz "katılıyoruz" diyecektiniz. Komisyonun
çoğunluğu var. BÜLENT ARINÇ (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biraz evvel 20 nci madde üzerinde
konuşurken, hukukun temel prensiplerine, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa ve
Anayasaya aykırılık iddiasında bulunmuştum. Bir önergeyle, şimdi, tekrar, bu
konu üzerinde durmak istiyorum; ama, konuşmam bazı arkadaşlarımın dikkatini
çekti görebildiğim kadarıyla; "nasıl böyle bir yanlışlık yapılabildi"
diye bir gayretin içindeler. Umarım, şimdi olmasa bile, belki bunun arkasından
bu yanlışlığı düzeltme imkânı olacak; yoksa, böylesine apaçık bir yanlışlığa
"evet" diyecek bir arkadaşımızın bu Genel Kurulda bulunmamasını ümit
ederim. Değerli arkadaşlarım, bir
başka konuyu, bu RTÜK tasarısının bütünü için söylemek istiyorum. Bakınız,
Anayasanın 167 nci maddesi, fevkalade önemli bir hüküm getirmektedir.
Anayasanın 167 nci maddesinin başlığı "Piyasaların denetimi ve dış
ticaretin düzenlenmesi" şeklindedir. Bu maddede "Devlet, para, kredi,
sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı
ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak
tekelleşme ve kartelleşmeyi önler" deniliyor. Anayasanın bu temel hükmünü
RTÜK tasarısının bütününe uydurduğunuz zaman, bu şablonun içerisinde, bu
tasarının tamamı Anayasaya aykırılık içermektedir; çünkü, netice itibariyle,
bir tekelleşme ve kartelleşmeyi meydana getirebilecek bir tasarıyla karşı
karşıyayız. İsterseniz bu maddenin
Anayasa Komisyonundaki gerekçesini sizlere okuyayım. "Bu madde, devlete
üç görev yüklemektedir. Birincisi, özel
teşebbüsün rekabet koşulları içinde yararlı yönde gelişmesine yardımcı
olacaktır. Rekabet koşullarını sağlamanın tabiî sonucu ise, buna bağlı olan
diğer iki görevdir. İkincisi, devletin
piyasada fiilî ve anlaşma sonucu tekelleri önlemesidir. Bu görev hem özel hem
de kamu kesimi için öngörülmektedir. Tekeller ve tekel benzeri gruplaşmaları,
hem tüketim hem de hizmetten sektörü önlemek, konzernler hâkimiyetini dağıtmak,
sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir demokrasi için vazgeçilmez şartlardır.
Tekelciliğin her türlüsünün zararından fertleri ve toplumu korumak, toplumun
huzur ve refahıyla da ilgilidir. Üçüncüsü, tekel teşkil
etmemekle beraber, tekel oluşturamayan üretim ve hizmet kuruluşlarının fiyat
anlaşmaları, üretim hataları, coğrafî bölge paylaşma ve benzeri suretlerde
gerçekleştirecekleri karteller de yasaklanmıştır. Rekabetin ortadan
kalktığı, tekellerin ve kartellerin fiyatları oluşturduğu ve etkilediği üretim
-fiyat çizgisinin dışına da taşırabildiği bir toplum olmanın sakıncaları
önlenmek istenmiştir." Anayasanın 167 nci
maddesi budur, gerekçesi de budur, bu Anayasa maddesi ve bu gerekçeyle RTÜK
tasarısı buradan geçecek olursa, umarım ki, Anayasa Mahkemesinden bu yanlışlık
dönecektir; ama, bu yanlışlığın faturası, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
üzerine çıkacaktır. Değerli arkadaşlarım,
kullandığımız oylardan, sözler ve davranışlardan Anayasanın 83 üncü maddesi
gereğince sorumsuz olmak, bize sorumsuzca oy kullanmak hakkını vermez. Bakınız,
bu tasarının çıkabilmesi için, gerçeklere kulaklar tıkanmakta, konuşmaların
önüne geçilmek istenmektedir. 21 inci Dönemde, ikinci yılı geçirdiğimiz bir
süreç içerisinde şu kadar, 100 tane kanun çıkardık derken, bunlardan en az
yarısı tekrar değiştirilmiştir. Mesela, Bankalar Kanununda olduğu gibi, yakın
zamanda 4 üncü değişiklik de gerçekleşmiştir. Yani, yaptığımız bir iş doğrudur
derken, burada, alkışlarla, verdiğimiz oylarla bunu kabul ediyorsak,
değişikliğinde de aynı sözleri ve aynı davranışları kullanmak yakışık almaz.
Bakınız, daha önce bir madde üzerinde Sayın Uluç Gürkan konuşurken, bir güzel
olay anlatmış ve hepimizin dikkatini çekmişti. Ben de, size, bir başka olayla,
bu önergemin son cümlesini söyleyeyim: Kralın canı patlıcan istemiş. Yanındaki
en yakın dalkavuğuna dönmüş "ne dersin, patlıcan yesem iyi olur mu?"
"Efendim, isabet buyurdunuz, hakikaten, patlıcan, çok yumuşaktır, çok
lezzetlidir, sizin de fevkalade hoşunuza gidecektir; afiyet olsun." İkinci gün yine
patlıcan... "Efendim, imam bayıldısı da çok güzeldir." Üçüncü gün:
"Musakkası da fevkalade iyidir." Dördüncü gün: "Keşke
kızartması da olsa." Padişah, üç gün, dört
gün, beş gün patlıcan yedi; ama, sonunda gına geldi "ben, bu patlıcanı
yemesem daha iyi olacak" dedi. Yanındaki dalkavuk atıldı "isabet
buyurdunuz, artık patlıcan yemeseniz çok iyi olacak; zaten, patlıcan da mideye
zararlıdır." "Ulan köftehor, beş günden beri bana patlıcanın
meziyetlerini sayıyorsun da, bugün ne oldu?!" Dalkavuk döndü, ona dedi ki:
"Haşmetmeab, ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum." (FP ve DYP
sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, bu
Mecliste, krallar, haşmetmeablar yok, dalkavuklar da yok; ama, her gelene kavuk
sallayıp, el kaldıranlara belki bu fıkranın bir yararı olur diye düşündüm. Saygılar sunuyorum. (FP
ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. İkinci önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 20 nci maddesinden aşağıdaki bölümün çıkarılmasını arz
ederiz. A.
Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları "Tazminat talebinin
haklı görülmesi halinde, tazminat miktarı on milyar liradan az olmamak üzere,
fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir. On milyar liralık alt sınır her yıl
Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bu maddeye göre açılan
davalarda tazminata hükmedilmesi halinde, bankalarca uygulanan en yüksek
işletme kredisi faizi üzerinden temerrüt faizine de hükmedilir." BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim. (FP sıralarından alkışlar[!]) BAŞKAN - Hükümet,
katılıyor musunuz efendim? DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Efendim, Hükümet katılmadı; yine konuşmak lazım. LÜTFİ YALMAN (Konya) -
Sayın Başkan, hükümet katılmadı, yine konuşma hakkı doğuyor. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, birisi katıldı, birisi katılmadı. BAŞKAN - Tamam efendim.
Hükümet katılmadı efendim. Ne yapacağız; konuşma hakkı vereceğiz. (FP
sıralarından alkışlar) Onun için sordum. Allah Allah... İki kere niye sorayım,
aptal mıyım ben yani. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Efendim, Bakanlar Kuruluna fazla bakmayın, Meclise bakın Meclise. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Sayın Başkan, 5 dakika konuşturmamak için mi bunu yapıyorsunuz?! MUSTAFA ÖRS (Burdur) -
Neyin hesabını yapıyorsunuz ki yani?! TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, siz Meclise bakın, Bakanlar Kuruluna bakmayın, onlar geçer,
herkes geçer, Meclis daimdir. BAŞKAN - Buyurun Sayın
Ilıcak. AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 20 maddesinden tazminatla ilgili bölümün çıkarılması
üzerine bir önerge vermiş bulunuyoruz. Aslında, bu maddenin bir
kısmı doğru; yani, esasında, gazete sahibinin veya bir tüzelkişilik gazetenin
sahibiyse, o tüzelkişiliğin en üst yönetiminde bulanan kişinin manevî
tazminattan sorumlu olması ve şirket değiştiği takdirde, bu sorumluluğun devam
etmesi doğru; çünkü, hem tazminatını isteyen kişi bunun takipçisi olabilir hem
de fikir emekçisinin omuzlarına bu yük kalmaz. Ama, ben de, 10 milyar liralık
para cezasını, hem zaten, Anayasaya aykırı buluyorum hem de özellikle zayıf
bünyeli medya kuruluşlarının taşımayacağı kadar ağır bir yük olduğunu
düşünüyoruz. Zaten, bakın, Gazeteciler
Cemiyeti şunu söylüyor: "Anayasanın, kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin
serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, malî
ve teknik şartlar koyamaz kuralının da dolaylı olarak delinmesidir bu getirilen
yüksek tazminat cezaları" demekte. Biraz önce konuşurken
sözüm yarım kalmıştı, bir kitaptan söz ediyordum "Yalan Siyaseti"
diye. Bu kitabın yazarı, bir solcu yazar. O, Fransa'daki bu televizyon
kanununda reform istiyor, bir değişim istiyor. Aynı Türkiye'ye benzemesini
istiyor değerli arkadaşlar; yüzde 49'luk hisse oranı yüzde 25'e düşsün diyor,
ihaleye katılacak olanların yüzde 10'dan fazla hissesi olmasın diyor. Bir de, onların da
"CSA" adını taşıyan, RTÜK'e benzer bir kuruluşları var. Orada, bu
RTÜK'e benzer kuruluşun üyelerini, meclis başkanları ve cumhurbaşkanları
seçiyor. "Hayır, parlamento seçsin; ama, parlamento üçte 2 çoğunlukla
seçsin; böylece, herkesin kabul edebildiği ortak isimler seçilir" diyor.
Yani, Fransa'da bir reform olarak getirilen mesele, bize benzemek istiyorlar
-altını çizerek söylüyorum- biz, şimdi, ters yola; yani, tekelleşme yoluna
gidiyoruz. Tekrar bir örnek vermek
istiyorum: İngiltere'de, hisse oranı; yani, sahiplik, izlenme oranıyla sınırlı;
ama, yüzde 15 nispetinde ve İngiltere'de, bir kişi, bir ulusal televizyon
kanalının sahibiyse, bir gazetenin sahibi olamıyor. Murdoch, kablolu bir
televizyonun; yani, Sky-TV'nin sahibi olduğu için, ancak, gazetelerin de
sahibi; burada dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdi, bizim basınımızda,
zaten, şeffaflık yok. Neden; birkaç medya patronu, zaten, birbiriyle ilişkiye
girerek, gerçeklerin kamuoyuna duyurulmasını önlüyor. Tam bu şekilde, eğer, biz
tekelleşmeyi daha da derinleştirirsek, haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı
daha da sınırlanmış olacak. Şimdi, mesela, hanginiz
şöyle bir şeyi biliyorsunuz: Bu medya patronunun müstehcen yayından dolayı
mahkûm olduğunu, acaba, biz gazetelerde okuduk mu? Bu konuda çeşitli dosyalar
oldu; acaba, medyaya yansıyabildi mi veyahut Sarıyer Adliyesinde kaybolan
dosyalardan haberdar mıyız? Arkadaşlar, gazetelerin
seviyesi çok düşmüştür. Gazeteler, bir sanal dünya, bir renkli dünya yaratmaya
başlamışlardır. Ben, birkaç örnek vermek istiyorum. İşte, en büyük gazetemizden
bir örnek. Birinci sayfasında şöyle bir haber: "Kitaba göre, Madonna,
Kennedy'yi şeffaf streç folyoya sarılmış karşılıyor, Kennedy ise sevgilisinin
bacaklarını krem şantiyle sıvazlıyor." Değerli arkadaşlar,
şimdi, yine Milliyet'ten bir örnek, 3 üncü sayfada "Kadının kalçalısı uzun
ömürlü" diyor. Bunlar çok müstehcen; ama, her gün evlerimize giriyor.
İşte, biz, bu tip medya patronlarını desteklemek üzere bu kanunu, maalesef,
çıkarıyoruz. Bunun da altını çizmek istiyorum. Onları daha da güçlendirmeye
çabalıyoruz, maalesef. Değerli arkadaşlar, ben
şunu söylemek istiyorum. Ben, burada, bu konuşmaları yapıyorum; çünkü, biz
milletin vekiliyiz, bir iki medya patronunun vekilharcı değiliz. Eğer,
kendilerini onların vekilharcı gibi hissedenler varsa, onların da zaten
aramızda yeri yok. Şimdi, konuşurken, burada
bazı örnekler veriliyor. Yüzde 20 izlenme payı, efendim iki tane ulusal
televizyona imkân bırakmaz. Hayır, bu da doğru değil, mesela Kanal-D ve CNN'nin
bir kişi sahibi olabilir, aynı zamanda 20-30 tane bölge televizyonunun da
sahibi olabilir ve özellikle seçim dönemlerinde fevkalade kamuoyunu etkileyecek
bir şekilde, seçimleri de yönlendirebilir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) AYŞE NAZLI ILICAK
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, zaman zaman şöyle bir şikâyete rastlıyoruz:
Efendim, televizyonların 400 milyon dolar geliri var, 800 milyon dolar gideri
var, acaba, aradaki bu fark kara para mı? Hayır, aradaki fark, işte banka
soygunlarından elde edilen paradır, bunun rakamları bellidir, 400 milyon
dolarlar, 500 milyon dolarlar konuşulmaktadır veyahut haksız kamu ihalelerinden
elde edilen paradır. Şimdi, biz, burada, böyle
konuşuyoruz diye elbette medyanın saldırılarına muhatap oluyoruz. Onların emirlerini
yerine getirenlere saldıracak değiller ki, elbette, bana ve benim gibi bu
düşünceyi ifade edenlere saldıracaklar. Yalnız, ben sözlerimi
Namık Kemal'in bir kasidesiyle bitirmek istiyorum: "Felek her türlü esbabı
cefasın toplansın gelsin, dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten."
Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Komisyonun
katıldığı, hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... ASLAN POLAT (Erzurum)-
Sayın Başkan, Komisyon, ilk önce katıldığı önergeye şimdi niçin katılmıyor? BAŞKAN- Komisyon katıldı
efendim. TURHAN GÜVEN (İçel)-
Parmağını kaldıracak demektir. İrade budur. İrade selbi vardır. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Ama, oylamaya katılmak zorundadır. Milleti yanıltmaya hakkı yok. BAŞKAN- Kabul
etmeyenler... Önerge, kabul edilmemiştir. TURHAN GÜVEN (İçel)-
İradesini katılmak yönünde kullanan, oyunu da öyle kullanır. Sayın Başkan,
irade selbi vardır. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Sayın Başkan, iradelerini belirttiler. Meclisi niye yanıltıyorlar?
"Evet" deyip, burada niye "hayır" diyorlar? BAŞKAN- Sayın Polat, siz,
içerideyken yoklamada bulunmuyorsunuz. İçeride olmanıza rağmen... Çünkü,
İçtüzükte yazmıyor diye. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Hayır, ben "buradayım" demiyorum. BAŞKAN- Olur mu?!. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Sayın Komisyon "biz bu önergeye katılıyoruz" diyor. Şimdi
"hayır" diyemez. BAŞKAN- Sayın Polat,
sizin "burada" demenize lüzum yok. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Hayır efendim, diyemezler, yanıltamazlar milleti. BAŞKAN- Efendim, boşuna
nefesinizi tüketmeyin. Ben, o sıralardan, muhalefetten geldim. Yapmayın
allahaşkına!.. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Sayın Başkanım, yanıltamazlar milleti. TURHAN GÜVEN (İçel)-
Yani, siz, herhalde iradeleriyle katılmadıklarını veya katıldıklarını söylemek
istiyorsunuz. BAŞKAN- Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 17 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki "10 milyar liradan az olmamak" ibaresinin "5 milyar
liradan az olmamak" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN- Komisyon önergeye
katılıyor mu efendim? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa)- Sayın Başkan, katılıyo-ruz. BAŞKAN- Hükümet katılıyor
mu? DEVLET BAKANI YILMAZ
KARAKOYUNLU (İstanbul)- Katılıyoruz. BAŞKAN- Efendim,
Hükümetin ve Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... FETHULLAH ERBAŞ (Van)-
Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz. BAŞKAN- Kabul
etmeyenler... Efendim, karar yetersayısını da aradım. Önerge, kabul
edilmemiştir. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Sayın Başkanım, Hükümet bu kadar aciz mi ki, katıldığı önergeyi kabul
ettiremiyor. BAŞKAN- Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa)- Sayın Başkan... BAŞKAN- Komisyon Başkanı
bir şey söylemek istiyor. Buyurun. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa)- Sayın Başkan, az önce yapılan önerge müzakeresi ve
oylaması sırasında, İçtüzüğün 87 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası,
Başkanlığınız tarafından yanlış yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. Komisyon
olarak, bundan önceki uygulamaların incelenerek, komisyonun katıldığı,
hükümetin katılmadığı önergelerde, önerge sahibine söz hakkının verilmemesi
konusundaki uygulamaların incelenmesini ve tespitini istirham ediyorum. TURHAN GÜVEN (İçel) -
"Veya" diyor. "Veya"yı anlamıyor canım! BAŞKAN - Efendim, o
incelemeyi yapacağım, müsaade eder misiniz. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - O
zaman, burada oturmayın, çıkıp gidin bari! BAŞKAN - Bir dakika
efendim... Muhatabı benim. Siz benim avukatım mısınız? Dokuzuncu fıkrayı
okuyorum: "Başkan, önergeye katılıp katılmadığını komisyona ve Hükümete
sorar. Komisyon ve Hükümet katılmama gerekçelerini kısaca açıklayabilirler.
Hükümetin veya komisyonun katılmadığı önerge, sahibi tarafından beş dakikayı
geçmemek üzere açıklanabilir." "Veya" kelimesi
var efendim. İstirham ederim... TURHAN GÜVEN (İçel) -
"Veya" kelimesi var, doğrudur; uygulama doğrudur. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Ben, uygulamaların incelenmesini istirham ediyorum. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, içtihadınız doğrudur. MUSTAFA ÖRS (Burdur) -
Sayın Başkanın, bizim burada bulunmamızdan rahatsızlığı varsa, söylesin. BAŞKAN - Sayın Başkan,
bugüne kadar... Gayet açık. Ben hukukçu olmadığım halde, böyle anlıyorum.
Bugüne kadar da benden evvelki Başkanlar da böyle anlamışlar, bunu yapmışlar;
ama, yine de tereddüte mahal vermemek üzere, tatbikatları da aradan sonra
getirteceğim. Teşekkür ederim efendim. Müteakip maddeyi
okutuyorum : MADDE 21. - 5680 sayılı
Kanunun 19 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. "1. Bir kişinin
şeref ve haysiyetinin rencide edilmesi veya kendisiyle ilgili yalan haber
verilmesi veya kendine hakaret edilmesi veya sövülmesi ya da gerçeğe aykırı hareket, düşünce ve söz
izafesi suretiyle, açık veya kapalı şekilde bir mevkutede yayın yapılması
halinde; ilgili veya temsilcisi yayının yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde
imzasını taşıyan cevap veya düzeltme yazısını mevkutenin sorumlu müdürüne
verebilir veya gönderebilir. Sorumlu müdür, cevap veya
düzeltme yazısını aldığı tarihten itibaren üç gün içinde mevkutenin sahibi olan
gerçek kişiye veya anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanına, diğer şirket ve tüzel kişilerde en üst yöneticiye
bildirir ve inceler; yayınlanmasına karar verdiği takdirde inceleme süresinin
bitiminden sonra çıkacak ilk nüshada, metne hiçbir mülahaza ve işaret
katmaksızın ve bu cevap veya düzeltme dolayısıyla herhangi bir mütalâa beyan
etmeksizin aynen ve tamamen yayınlamaya mecburdur." BAŞKAN - Madde üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan; buyurun
efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA VEYSEL
CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının 21 inci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu
adına söz aldım. Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 21 inci maddeyi dikkatle
takip ettiğimiz zaman, üç bent var. Bunlar, şeref ve haysiyeti rencide edici
haberlerin yayınlanması, yalan haber, hakaret gibi konuları içermektedir.
Yayının yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde itiraz edildiği takdirde,
yayınlama mecburiyeti getirilmektedir. Değerli milletvekilleri,
bugün, burada, bir yasa tasarısı görüşüyoruz. Halbuki, bu hükümetin aldığı
bütün kararlarda çelişki mevcuttur. Şimdi, Avrupa Birliğinden
sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Yılmaz burada. Onun imzasını taşıyan ve
topluma deklare edilen Ulusal Program vardı. Bu, yaklaşık iki ay önce topluma
deklare edildi. Tabiî, ulusal olup olmadığı tartışılır, milletvekillerinin bu
metni okuyup okumadığı tartışılır, katılıp katılmadığı tartışılır; ama,
tartışılmayan bir şey var orada; Ulusal Programın bir paragrafında, RTÜK'le
ilgili bir değişiklik yapılmayacağı yazılıdır. Şimdi, şu soruyu sormak
istiyorum: Üç ay içerisinde veya iki ay içerisinde hangi değişiklik nedeniyle
bu tasarı buraya getirildi? Diğer önemli bir konu:
Biz, aslında, siyaset tarihimizde, medya- siyasetçi ilişkisinden hiç ders
almışa benzemiyoruz. Değerli arkadaşlar, şöyle
kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hatırlanacağı üzere, Türkbankın
özelleştirilmesinde, hükümet, Parlamentoda güvensizlik önergesiyle, gensoruyla
düşürüldü. O hükümetin Başbakanı, şimdi Başbakan Yardımcısı. Burası Türkiye. Arkasından, o ihaleye
karışan Korkmaz Yiğit tutuklandı. Etibankın özelleştirilmesinde, Dinç Bilgin,
Cavit Çağlar hâlâ tutuklu ve o dönemin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Sayın
Güneş Taner hakkında, savcı, fezleke hazırlama girişiminde bulundu. TEDAŞ enerji dağıtım
ihalelerinde, teftiş kurulu başkanı, istifa eden Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı hakkında, yine, fezleke hazırlığı yapıyor. Ayrıca, Zigana Elektrik
dağıtım ihalesi, Trakya TEDAŞ dağıtım ihaleleri, Danıştayda durduruldu; bu
yasayı beklemektedir. Bunlara baktığımız zaman,
hâlâ, bu hükümetin, medyayla iç içe olmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Yine, el konulan
bankalara -İnterbank, TYT Bank, Yaşarbank, Esbank, Demirbank, Etibank-
baktığımız zaman, giden katrilyonlar ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı -bugün
de, neden sorumlu olduğu belli olmayan; ama, kabinede hâlâ görev yapan- Sayın
Recep Önal... Bütün bunlar, medya - siyaset üçgeni içerisinde, siyasetçi adına
kötü işlemlerdir. Yine bakıyoruz Türkiye'de
gelişen olaylara -borsa hareketlerinden, basına ve Sarıyer Savcılığına intikal
eden- bir basın grubuna ait hisse senetleri üzerinde, borsada yüzde 10 yükselme
olduğu halde, iki ayda yüzde 715'lik bir artışla spekülatif bir hareket
yapıldığı anlaşılıyor, dosya savcılıkta bekletiliyor ve ancak afla
kurtulabiliyor. Bütün bu gelişen olaylara
baktığımız zaman, medya holdinglerinde yöneticilik yapan siyasetçiler veya
onların adına konuşanlar... O zaman, şu soruyu sormak aklımıza geliyor: Biz,
burada, milletin vekili miyiz, millet adına mı konuşuyoruz, yoksa, holdinglerin
hesabına mı çalışıyoruz? Doğrusu, fevkalade üzücü! Bakın, araştırma
şirketleri, bu basın - siyaset ilişkisi hakkında sormuşlar; medyanın ihalelere
girip girmemesi noktasında verilen cevaplar çok enteresandır. Bu tasarıyla
ilgili yapılan ankette "medya patronları devlet ihalelerine girmeli"
diyenler yüzde 21 "girmemeli" diyenler yüzde 68. Bu rakamların bize
bir şey hatırlatması lazım. Biraz önce, DSP adına söz
alan bir arkadaşımız, burada birtakım bilgiler verdi. Halbuki, o bilgiler
tamamen yanlıştı; doğrularını ifade etmek istiyorum. Deniliyor ki -Sayın
Başkan da ifade etti- işte, bunlar, hükümet yasalarıdır. Halbuki, herkes diyor
ki, bunlar Derviş yasalarıdır. Siz, hükümet deseniz bile, kimsenin buna itibar
ettiği yok. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim,
toparlarsanız... Biraz sonra ara vereceğim çünkü. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
İşçiye zam veriyorsunuz... AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Madem yanlış, doğruları söyle... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Dinle... İşçiye zam veriyorsunuz,
toplu sözleşme yapıyorsunuz... AYDIN TÜMEN (Ankara) -
"Yanlış" dediniz; doğrularını söyler misiniz sayın konuşmacı. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Onu da söyleyeceğim, bekleyin. Şimdi, işçiye zam... AYDIN TÜMEN (Ankara) -
"Yanlış" dediniz de... Doğrusunu söyleyin o zaman. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Bir dakika kardeşim, sabret. Konuşma bitiyor... Bir
dakika... AYDIN TÜMEN (Ankara) - Ne
demek "bir dakika..." Ben senin kardeşin değilim. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Bakın, cevap vereyim... Frekans ihaleleriyle ilgili, geldi, burada dedi ki
"Bilkent'le anlaşma yapıldı, çok para ödendi." Peki, siz hükümet
değil misiniz; ödenenlerin hesabını niye sormadınız?! EROL AL (İstanbul) -
Nasıl denetleyeceksiniz?!. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Kaldı ki... EROL AL (İstanbul) - Niye
karşı çıkıyorsunuz denetlemeye?! BAŞKAN - Efendim,
karşılıklı konuşma usulümüz yok. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Hepsi birden bağırıyor. BAŞKAN - Lütfen
efendim... Sayın Al... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Bu hükümette dört yıldır siz varsınız; ödenen paralar size ait. Varsa
yolsuzluk, sizin!.. EROL AL (İstanbul) - Onu
denetleyeceğiz işte! Bakalım, nasıl vereceksiniz hesabını?! VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Ne konuşuyorsun?! Kime soracaksın hesabını?! BAŞKAN - Sayın Candan...
Efendim, istirham ederim... Sayın Candan, Genel Kurula hitap edin efendim. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Susturun beyefendi... Nasıl olacak; kim konuşacak burada?! BAŞKAN - Siz oraya laf atarsanız,
nasıl susturacağım; elimde cetvel mi var benim?! VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Halbuki, oynanan oyun şudur: Frekans ihaleleri, uzun bir çalışmayla... Ne kadar
para ödendiğini bilmiyoruz. Belki, dediği gibi, eğer fazla ödendiyse, sorumlusu
yine kendileridir; ama, şimdi, siz, frekans ihalelerine yeniden başladığınız
zaman, bu demektir ki, bir yedi yıl daha ihale yapamayacaksınız. Hem ödenen
paraların fazla olduğunu söyleyeceksiniz hem yeniden ihale yapacaksınız... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Candan,
lütfen efendim... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Uzatmadınız... BAŞKAN - Uzattım efendim. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Neresi uzadı Sayın Başkan?! BAŞKAN - Lütfen
efendim... İstirham ederim... Yani, saatten de çalacak değilim ya... VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Cümlemi tamamlayayım... ASLAN POLAT (Erzurum) -
Sayın Başkan, önergeler üzerinde konuşturmasınlar, konuşanlara laf atsınlar;
biz nerede konuşacağız?! VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Şimdi, bizim burada özetle söylediğimiz şudur: Hiçbir milletvekili arkadaşım,
fazla ödeme yapıldıysa, sahip çıkacak değil; ama, burada, ödenen ve yapılan bir
frekans planlaması var. Kaldı ki, üniversiteyle yapılmış; ama, siz, onların
hepsini atıyorsunuz, yeni baştan bir planlama yapıyorsunuz. Burada, mutlaka,
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu veya
Sayıştay, RTÜK'ü ve benzeri kurumları bizim adımıza denetlemelidir. Dünyanın
neresinde, kendi yetkilerini başkalarına devreden bir parlamento vardır?!
Bakınız, 9 üye bu Mecliste seçiliyordu, 18
kişinin içinden; ama, siz ne yapıyorsunuz şimdi; devrediyorsunuz. BAŞKAN - Sayın Candan,
teşekkür ediyorum. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Ben de teşekkür ediyorum Başkan. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Candan,
şahsım için değil; ama, zatıâlinizin kullandığı "beyefendi" tabirinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yakışmadığını ifade ederim efendim. Çok teşekkür ederim. (MHP
sıralarından "Bravo Başkan" sesleri, alkışlar) GÜNEŞ TANER (İstanbul) -
Sayın Başkan, söz istiyorum. BAŞKAN - Söz
istiyorsunuz; sataşmadan mı istiyorsunuz efendim? BEYHAN ASLAN (Denizli) -
Grup adına konuşacaklar. BAŞKAN - Sıranız gelince,
grup adına Sayın Güneş Taner... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Grup başkanvekillerinden geldi mi böyle bir talep? Bize gelince yazılı
istiyorsunuz bazen. BAŞKAN - Grup
başkanvekili şimdi efendim; orada, Güneş Taner Beyefendinin yanında oturuyor. Efendim, Doğru Yol
Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız; buyurun.
(DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA İLYAS
YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Bu yasa tasarısını
görüşürken konuşan çok değerli bir sayın hatibin konuşmasından, Sayın Uluç
Gürkan'ın "o verdiği tepkisizlik nereye kadar gider; meğer, sınırı
yokmuş" sözünün ne kadar doğru olduğunu, uygulamasıyla gördük. Arkadaşımız
diyor ki: "Bu yasanın mutfağında ben vardım; işte, ben hazırladım; aslı
budur." EROL AL (İstanbul) -
Böyle bir şey demedim. İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla)
- Bakıyoruz, 1997 yılında bu yasa
gelmiş; 1998 yılında... Eğer Meclis tutanaklarını okusaydı, böyle iddialı
sözler etmezdi. Bu konuşmalar da Sayın
Yıldırım Aktürk'ün. Burada, büyük bir sevgiyle yâd etmek isterim. O günkü
arkadaşların sözlerini tekrarlamak ihtiyacı duydum; aslında, kendim, farklı bir
konuşma yapacaktım. Şimdi, burada bir
arkadaşımız diyor ki: "İşte, değiştirilmek istenen esas... Enerji
ihalelerine giren medya kuruluşlarının önü açılmak istenmektedir ve Türkiye'de,
medya-siyaset-ticaret arasındaki ilişki ve son bir ayda da bunlarla çeteler
arasıdaki ilişki gün ışığı gibi ortaya çıkmıştır." Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu yasa tasarısı, gaflet ve dalalet içindeki bir hükümetin,
yandaşlarının itelemesiyle, demokrasimizi tamamıyla görüntü haline getirme
çabasıdır. Bir iktidar uğruna,
hiçbir hükümetin, hiçbir çoğunluğun, hiçbir siyasî partinin, demokrasiye ihanet
etme hakkı yoktur. Yapacağımız oylamalar da demokrasinin geleceği
içindir." Yani, bu arkadaki yazıyı "egemenlik kayıtsız şartsız
medyanındır" yazdırmamak içindir. Yine, diğer
arkadaşımızın, Yıldırım Aktürk'ün konuşması: "Muhterem milletvekilleri,
benim için, Parlamentoya dahil olduğumdan beri yaşadığım en üzücü, ama, en
kritik dakikalar... Sizlerle bir şeyleri, beni bildiğiniz gibi, doğruca,
şeffafça, berrakça tartışmak istiyorum. RTÜK yasası bir sene
evvel Meclis Başkanlığına geldi. Daha sevkiyatından itibaren, baştan sona bir
fiyaskodur ve kitabı yazılacak, örnek olacak, yüzkarası bir tatbikat olayıdır. Birincisi, Anayasamız,
İçtüzüğümüz, Meclise sevk edilen bir yasa tasarısının genel gerekçesinde,
saklamadan, gizlemeden, etraflıca, neyin ne olduğunun açık seçik ortaya
konulmasını amirdir; fakat, bu genel gerekçeyi okuduğunuzda, bu yasanın hangi
amaçla getirildiği konusunda en ufak bir fikriniz olmaz. Tamamen çarpıtma,
yanlış yönlendirme ve saptırma şahikasıdır ve bu anlamda, Meclis Başkanlığını
fevkalade hatalı bir davranışından dolayı..." İşte, bir şeyler söylemiş.
"Sayın Ecevit'e sesleniyorum. Çok açık yüreklilikle, son olan biteni,
medya, mafya ve finans sektörü içindeki henüz anlaşılmaz bir sermaye
dalgalanması hareketi olduğunu açıkladılar." Bu 19 Şubat sonrasını
kastetmiyor -hani, var ya- daha öncekini kastediyor. Şimdi, çok uzun da,
zamanım az kaldığı için sonuna kadar okuyamıyorum. "Sizinle ufak bir anımı
paylaşmak istiyorum. Üç sene evvel, Londra'da gittiğim çok üst seviyede, dünya
üst yöneticilerinin katıldığı bir toplantıda Henry Kissinger -yıllarca Amerika
Dışişleri Bakanlığı yapmış bir zat- bir
saatlik konuşmasında, en can alıcı cümle olarak şunu söyledi: '2000'li yıllar
iki tane 'M' ile şartlandırılacaktır. Birinci M, medya; ikinci M, mafyadır ve
bunların birbiriyle ilintili olmadığı hiçbir zaman söylenemeyecek, iddia
edilemeyecektir." Neyse... Son olarak...
"Medya, medya sahibinin borazanı değildir, eline geçirdiği bir silah
değildir, medya sahibinin kullanacağı bir namlu değildir. Ellerindeki medya
mecmuaları, dergileri ve yayın organları kanalıyla 'hissemiz prim yaptı, tavan
yaptı' diye toplumu yanlış yönlendirme kabiliyetleri olur" diyor.
Atlayarak gidiyorum, arzu eden okuyabilir. Dolayısıyla, bunlar
gelmiş ve diyor ki: "Hepimiz elimizi vicdanımıza koyduğumuzda, bunun bir
parti çizgisi değil, partilerüstü bir memleket meselesi olduğunu kabul edeceğiz
ve ona göre bir davranış içinde bulunacağız." O gün için Meclis bu sınavı
geçti. Yine, bakıyoruz, az önce
yapılan konuşmalarda... BAŞKAN - Toparlayın
efendim. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - ...yanlış yönlendirme, tümüyle saptırma; efendim, frekans ihalesi
olmamışmış, yok şöyle yapılmışmış... Yani, burada, RTÜK Başkanının yaptığı
konuşma var. Yine, aynı şekilde,
bakıyoruz... BAŞKAN - Efendim,
daldınız, sürenizi zabıtlara verdiniz. Lütfen... Bir saniye veriyorum; teşekkür ediyorsunuz, oturuyorsunuz. Benim
zamanımdan çalmayın efendim, benim zamanımdan çalıyorsunuz. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - Tamam. Dolayısıyla, şunu
söylemek istiyorum: Bu ihale engellenmeseydi, 500 trilyon lira bütçede olurdu.
Tarım Bakanının beyanatı var "çiftçiye 500 trilyon arıyoruz" diye;
hiç aramasına gerek olmazdı; ama, medya patronlarına bu kıyağı çalışırsanız,
siz de kurtarmaz, onları memnun edersiniz; sonuçta üzülürsünüz. Hele gazeteci
olan arkadaşlarımızın, medya çalışanlarıyla ilgili bir tek kelime söylememeleri,
patronları bu kadar koruyacak olmaları... Herhalde diyor ki "ben nasıl
olsa iki yıllık milletvekilliği yaptım, medya çalışanlarından bana ne." Saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, saat
21.00'e kadar birleşime ara veriyorum. Kapanma Saati : 20.18 BEŞİNCİ OTURUM Açılma Saati : 21.05 BAŞKAN : Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Melda BAYER (Ankara), Hüseyin ÇELİK (Van) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Beşinci Oturumunu açıyorum. 682 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı: 682) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde. Efendim, 21 inci madde
üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz. Şimdi, söz sırası,
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Güneş Taner'de. Buyurun Sayın Taner. ANAP GRUBU ADINA GÜNEŞ
TANER (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu ana kadar yapılan
görüşmelerde, muhalefet, sürekli olarak, hükümete, milletvekillerine, bu kanun
tasarısının geçmesi için neden ısrarlı bir biçimde çaba harcadığını, müteaddit
defalar sordu; hükümetin bakanlarının burada neden oturduğunu sorguladı. Ee,
basit; çünkü, bu hükümet, Türkiye'nin ve dünyanın geldiği bu dönemde, şeffaflık
ilkesine, özellikle, çok önem vermektedir ve Türkiye, son yıllarda, haklı veya
haksız olarak üzerine atılan, örtülen şaibelerle, haksız olarak, kamuoyunda,
Türkiye'de ve yurtdışında suçlanmaktadır. Bu gibi durumlarda yapılacak en iyi
işlem... İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - İçişleri Bakanını değiştirmektir!.. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
...şeffaflığı ortaya koymak ve şeffaflıktan da kimsenin korkmamasını,
gocunmamasını sağlamaktır. Şimdi, değerli muhalefet
üyeleri buraya çıktılar, bu kanun tasarısının tenkidini yaptılar. Peki, bu
kanun tasarısının beğendikleri hiçbir yeri yok muydu?! Yani, Türkiye'de bu
kadar büyük bir medya grubu olacak ve bu medya grubunun, dünyanın her tarafında
olduğu gibi, çeşitli prosedür içerisinde hareket etmesi öngörülecek; ama,
Türkiye'de değişen koşullar içerisinde, o gün çıkarılan kanunun bugün artık
yeterli olmadığı, belki bugün çıkarılacak olan kanunun bundan üç beş sene sonra
da o gün yeterli olmadığı ortaya çıkacak. Yani, duruma göre değişiklikler yapılır;
ama, benim kafamı karıştıran mesele, bu şeffaflığa, neden, sürekli ve devamlı
olarak muhalefetin bu kadar takıldığıdır. Yani, burada yapılmak istenen nedir;
denilmektedir ki, bu görüntülü medyanın sahipleri var, kimdir bunların
sahipleri; belli değil. Şimdi, kanunda deniliyor ki, belli olsun, hep beraber
görelim. Şimdi, görelim... Bakın, niye görelim biliyor musunuz? O zaman... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sahipleri belli değil mi?! TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sahipleri belli de, saklıyorlar, kaçırıyorlar... İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Yanıltıyorsunuz... GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Müsaade buyurun efendim... Bakın, siz konuştunuz... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Medya gruplarından kaç dolar ücret aldığını, şu Etibank meselesini izah et
bakalım!.. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Bakın, alınmayın... Siz konuştunuz... Şimdi, ben, şunu merak
ediyorum... BAŞKAN - Efendim, herkes
sırayla konuşuyor... Bir dakika... Konuşsun... Sayın Taner, siz, Genel
Kurula hitap edin efendim. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, acaba, bazı arkadaşlarımızın, öbür takım medyanın ve öbür
takım medyayla olan ilişkilerin bu şekilde ortaya çıkmasından korkuları,
kuşkuları mı var? ASLAN POLAT (Erzurum) -
Ne alakası var? GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Yani, burada, saatlerdir "birtakım medya, birtakım medya" dediğinize
göre, bir de öbür takım medya var. RAMAZAN GÜL (Isparta) -
Sizi iktidara getiren medya belli... GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Öbür takım medyayla olan ilişkilerinizin ortaya çıkması ve çıkacağı artık
belli. Bu kanun geçerse, falanca gazetenin sahibiyle falanca televizyonun
sahipleri, falanca belediyeyle onun ilişkilerinin hepsi ortaya çıkacak. Artık,
saklamak, gizlemek olmayacak. Bu, herkes için geçerli. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Sayın Taner, herkes onu söylüyor... GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Bakın, üzerinize alınmayın; ben, size hitap etmiyorum. ASLAN POLAT (Erzurum) - O
zaman, öbür medyayla sizin ilginiz mi var yani?! BAŞKAN - Efendim,
karşılıklı konuşma alışkanlığımız yoktu, biliyorsunuz. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Bakın, ben, bir şey söylemiyorum. Ben, Genel Kurula hitap ediyorum. Ben,
şeffaflığın Türkiye'yi selamete götüreceğini söylüyorum, herkese iyi olacağını
söylüyorum. Bundan korkmaya lüzum yok; tam tersi, bunu desteklememiz lazım
geldiğini söylüyorum. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Buna itiraz yok; itiraz, ihalelere girilmesi, onu söylüyoruz... GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Bakın, Sayın Nazlı Ilıcak burada çok güzel ifade etti, Fransa'dan misal verdi;
Fransa'da bir grubun, bir siyasî grupla olan ilişki neticesinde ortaya çıkan
yanlışın, devletin yüce mahkemesinde yargılandığını ve bu yargı neticesi cezaya
çarptırıldığını gösterdi. Bu nasıl mümkün olmuştur; bu, ancak şeffaflıkla
mümkün olmuştur. Yani, siz, adama zımnî olarak kâğıtta yasak getirip de, daha
sonra çeşitli yollardan böyle girip de, bunu ispat edemediğiniz bir ortam mı
iyi; yoksa, herkes hür olarak ihaleye girer, kazanır; kazanmaz; eğer, bir
yanlış yapıyorsa, çıkar, yanlışın hesabını verir. Siz, mahkemeyi niye kurdunuz?
İşte, bu yanlışları önce ispat edeceksiniz, çamur atmadan; ama, ispat
edildikten sonra da, cezasını vereceksiniz, ispat edemezseniz de... Ha, ispat
edemezseniz, işte o zaman, korkunun ecele faydası yok, buradaki ceza maddeleri
şakır şakır çalışır; öyle, çamur atanlar "çamur at, izi kalsın; yahu, ne
olacak; ben, 50 000 lira, 5 milyon lira, 1 milyarlık cezayla bu işten
yırtarım" diyemeyecek. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Taner,
toparlar mısınız efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Etibankın yönetim kurulundan neler çıktı? Kim, kaç dolar aldı? Medya grubundan
kim yönetici oldu? Etibankı kim batırdı? Bunları söyleyin!.. BAŞKAN - Laf atmayın
efendim. Sayın Taner, toparlar
mısınız efendim. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Sayın Başkanım, şimdi, bakın, size daha evvel de ifade etmiştim, ben, böyle
şeylere girmeyecektim; ama, sataşmanın türü, usulü ve özellikle Sayın Genç'in
tavrı, bu Mecliste, bizi sıkıntıya sokuyor. Şimdi, kendisini, bu
söylediklerini, ispata davet ederim. O, kendisi bunu ispat ederse, ben, değil
öyle, onun gibi, ikide bir de gelip, burada, palavra milletvekilliğinden istifa
etmeyi, ben, bu kürsüde vururum, kendimi vururum ben bu kürsüde!.. Öyle,
boşuna, kocaman kocaman konuşma! KAMER GENÇ (Tunceli) -
Çantanı alıp da oraya gitmedin mi sen?! GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Ben, senin gibi sağda solda çiçek sulamaya gitmiyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Nereye?.. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Ben, herkesin gözü önünde, gizlemeden, ahbap çavuş ilişkisi yapmadan,
profesyonelce, bir yönetim kuruluna girdim, ondört ay çalıştım ve bu yönetim
kurulunda... AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Kaç para aldın? KAMER GENÇ (Tunceli) -
Kaç para aldın, kaç dolar aldın? Açıkla ama... GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Nazlı Hanım, bakın, bu konuları siz sormayın... AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Niye sormayayım canım; ne var yani! BAŞKAN - Efendim, böyle,
bu, yeni bir âdet herhalde. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Bu konuları siz sormayın; basının, kime, ne kadar, kaç para verdiğini
bilirsiniz. Bakın, ben, burada
gizlice yapmadım, ahbap çavuş ilişkisine girmedim; ismimi çıkardım, yönetim
kuruluna girdim ve bu medyanın, iletişim teknolojisinde Türkiye'de bir yerden
bir yere gitmesi için katkıda bulunmaya çalıştım ondört ay boyunca. AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Sonra, patronu hapse gönderdiniz. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Şimdi, iddiadır, çamurdur... Hodri meydan! Gelirsiniz, ispat edersiniz. Savcı
mı, DGM savcısı mı, Yüce Divan mı, soruşturma mı... AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Hadi, soruşturma açalım. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Ben buradayım. Hiçbir itirazım yok. Sorduğunuz her sualin cevabını veririm
size. Şimdi, iki şey söyleyerek
bitiriyorum Sayın Başkan. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Üç şey söyle!.. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Bir: Etibank konusundan evvel, Türkbank konusuyla ilgili, Korkmaz Yiğit'ten
bahsettiniz. Biliyorsunuz, Korkmaz Yiğit geçenlerde tahliye oldu; tahliye olur
olmaz söylediği -ne yazıktır- ilk cümle şudur: "Beni buraya Güneş Taner
soktu." KAMER GENÇ (Tunceli) -
Yok canım, sende!.. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Yok canım ya!.. Aç, gazete oku kardeşim! Şimdi, Güneş Taner adamı
hapse attıracak, ondan sonra, siz, kalkacaksınız, Güneş Taner ile Korkmaz Yiğit
arasında ilişki olduğunu iddia edeceksiniz; buyurun, ispat edin. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Yapı Kredi Bankasından kredi temin ettiniz mi etmediniz mi? BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen
efendim... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Yani, bu kadar olmaz... Meclis kürsüsünden doğru şeyler söylesin. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Şimdi, Etibank konusunda... BAŞKAN - Geldik ikinciye;
evet. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Sayın üyeler, biliyor musunuz, 54 üncü hükümet, yani, Sayın Erbakan'ın
Başbakanlık ettiği hükümet sırasında, yapılan Özelleştirme İdaresi
toplantısında, Etibankın Cavit Çağlar'a satılması karara bağlanmış. 55 inci
hükümet göreve geldiği zaman, bu kararla Hazineye müracaat edildi; Hazine, bu
durumu inceledi. Bu incelemeden sonra -o zaman söyleyemeyeceğimiz, ama, bugün,
artık ayyuka çıktığı, açık olduğu için söyleyebileceğimiz- o günlerde yakın
izlenme durumunda bulunan İnterbankın sahibi olan Cavit Çağlar'a bu bankanın
tek başına verilemeyeceğini ifade ettik. Bunun üzerine, hangi şartlarda bu
ihaleye devam edileceği konuşuldu ve ancak bir ortak bulunduğu takdirde bu
bankanın özelleştirilmesinin mümkün olacağı kararı kesinleşti. Onun üzerine,
geçen süre içerisinde, Cavit Çağlar, Sabah Grubunu ortak alarak Özelleştirme
İdaresine başvurdu. Özelleştirme İdaresi de bunun üzerine Hazineye başvurarak,
bu ortaklığın bankayı devralıp alamayacağını sordu. Hazinede yapılan görüşmeler
üzerine, o günkü meri kanun içerisinde, o kanunun, her iki ortağı herhangi bir
şekilde sakıncalı bulmadığı ve devralması için bir engel olmadığı kararına
varıldı; fakat -bundan sonraki ikinci kısma geliyorum- Hazine, benim
direktifimle, iki grubun kaynaklarının yeterli olmaması ihtimali ve iki
bankanın ortaklarıyla beraber birbirleriyle ilişki içerisine girmemelerini
teminen ve birbirlerine ve bu şekilde üçüncü şahıslara back to back kredileri
vermemelerini sağlamak, garanti mektupları almalarını engellemek için, normal
prosedürde bugüne kadar Türkiye'de istenmeyen bir prosedürü takip ederek bir
taahhütname aldı ve bu taahhütname altına ortaklar imza atarak şunları
söylediler: "Bu işleri yapmayacağız. Bunları yaparsak, bu, bizim bu
bankayı almamamızı engelleyici unsurlardan bir tanesidir" Bununla da kalınmadı.
Banka, 64 üncü madde kapsamında yakın izlemeye alınarak, yönetim kuruluna bir
üye ve üç ayda bir de yakın murakabesi sağlandı. Şimdi, bu Çağlar, bu şartlar
altında geçen süreden sonra, banka... BAŞKAN - Sayın Taner,
toparlar mısınız efendim. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
...Dinç Bilgin grubuna, limit aşımı süreci içerisinde kredi vermiştir. Bu
kredi, Bankalar Kanununa göre, prosedüre aykırı ve suç sayılan unsurlardan bir
tanesidir. Bununla ilgili... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Taner,
uzatma imkânım hiç yok efendim. Teşekkür edin, bitirin bu işi. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Son cümlemi söylüyorum efendim. BAŞKAN - Bu, destan bu!.. TURHAN GÜVEN (İçel) - Her
üyeye 5 dakika ek konuşma hakkı vereceksiniz. BAŞKAN - Bugüne kadar ne
yaptık?! TURHAN GÜVEN (İçel) - Ben
talep edeceğim. GÜNEŞ TANER (Devamla) -
Hazine, bununla ilgili işlemleri bitirdi ve bugün, bu mesele, DGM'de,
savcılıkta ve mahkeme aşamasındadır. Değerli arkadaşlarım,
şimdi burada, kimseyi o veya bu şekilde itham etmenin lüzumu yoktur. Yargının
alacağı karar bizim için geçerlidir; hangi kararı alırsa alsın, biz bu karara
saygı duyarız. Yüce Meclise saygılar
sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, benim ismimden bahsederek sataştı efendim. BAŞKAN - Size sataşmadı
efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Efendim, dedi ki "Kamer Genç, buraya geliyor, gerçekleri inkâr
ediyor." Ben, kendisine soruyorum... BAŞKAN - Hiç öyle bir şey
demedi efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Hayır.. Efendim... Ama, çok önemli bilgileri yanlış veriyor. Etibankı, önce 185
milyon dolara verdiniz, sonradan 150 milyon dolara başkasına neden verdiniz?
Efendim, bu, önemli bir mesele. Bakın, bu Etibank nasıl özelleşti?.. Sonra,
Sayın Güneş Taner niye gitti o medya grubunun yönetim kuruluna?.. BAŞKAN - Anlattı efendim;
istirham ederim; siz sormadan anlattı. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Efendim, bir şey söyleyeceğim. Eğer yürekleri atıyorsa, bir araştırma komisyonu
kuralım, bunu ortaya koyalım; yani... BAŞKAN - Peki efendim,
mesele anlaşılmıştır efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) -
... gizli şeyler yapmayalım, açığa çıkaralım. BAŞKAN - Araştırma
komisyonu kurulmasını üçüncü kere ifade ediyorsunuz. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Bir araştırma yapalım, bunu ortaya çıkaralım. BAŞKAN - Tamam efendim;
verin önergenizi, bulun 376'yı, araştırma önergesini geçirin. KAMER GENÇ (Tunceli) -
İktidar versin efendim... İktidar versin, biz destekleyelim. BAŞKAN - Efendim, kim
iddia ediyorsa, o verir. 3 adet önerge vardır;
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 19 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki "iki ay içerisinde" ibaresinin "1 yıl içinde"
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 19 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki "iki ay içerisinde" ibaresinin "3 ay içinde"
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Efendim, bu son
önerge, en aykırı önergedir; okutup, işleme koyacağım. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 19 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki "iki ay içerisinde" ibaresinin "yayının yapıldığını
öğrendiği tarihten itibaren iki ay içerisinde" olarak değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu efendim? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu? TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU
(Isparta) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Efendim,
Hükümetin ve Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum... ASLAN POLAT (Erzurum) -
Sayın Başkan, 13 kişi yok, 12 kişi var orada. BAŞKAN - 45 inci maddeyi
okur musunuz efendim. Yeni maddeyken, 13 kişi... 45 inci madde çok sarih; 9
kişi kâfi efendim; salt çoğunluk... KAMER GENÇ (Tunceli) -
Komisyonun salt çoğunluğu Sayın Başkanım. BAŞKAN - Komisyonun salt
çoğunluğu 9 efendim. Üçte 1'i değil mi efendim?! Efendim, Hükümetin ve
Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... ASLAN POLAT (Erzurum) -
Komisyon da katılıyor tabi, onları da sayın; kaldırdılar ellerini, saymak
zorundasınız. BAŞKAN - Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. İkinci önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 19 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki "iki ay içerisinde" ibaresinin "bir yıl
içinde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet? TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU
(Isparta) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümetin ve
Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmemiştir. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Komisyon katıldığı zaman var sayacaksınız; olur mu yani! BAŞKAN - Sayın başkan,
saymadığımı nereden biliyorsunuz?! Affedersiniz; Komisyon katıldığı zaman, 9
arkadaşımız da katılmış addediliyor... TURHAN GÜVEN (İçel) - Var
sayacaksınız. BAŞKAN - Var sayıyorum
efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Saymıyorsunuz efendim. BAŞKAN - Kim biliyor?.. TURHAN GÜVEN (İçel) - Siz
kendiniz söylüyorsunuz... BAŞKAN - Olur mu efendim;
nasıl saymam Komisyonu! TURHAN GÜVEN (İçel) - O
zaman parmağını kaldırsın. BAŞKAN - Affedersiniz;
sizin iki partinin toplamı 66... (MHP sıralarından alkışlar) TURHAN GÜVEN (İçel) -
Efendim 66; Komisyonu da saysanıza. BAŞKAN - 66 artı 9 daha
75 yapar efendim. Sayıyoruz işte; sizin
Kâtip Üyeniz var. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayıyor musunuz efendim? BAŞKAN - Sayıyoruz
efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Tamam; o zaman mesele yok. BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 19 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki "iki ay içerisinde" ibaresinin "3 ay içinde"
olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Efendim,
Komisyon katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU
(Isparta) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum efendim: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim. 21 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 21 inci madde kabul
edilmiştir. 22 nci maddeyi okutuyorum
efendim : MADDE 22. - 5680 sayılı
Kanunun 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 20.- 4 üncü
maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yazılı hususları göstermeyen sorumlular
10 milyar liradan 50 milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu hususları gerçeğe
aykırı şekilde gösterenler ile sorumluların belirlenmesini veya mahkeme
kararlarının uygulanmasını güçleştirecek şekilde değiştirenler, 30 milyar
liradan 90 milyar liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler. Verilen
para cezası ertelenemez." BAŞKAN - 22 nci madde
üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya
Akman; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA YAHYA
AKMAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun
tasarısının 22 nci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz 22
nci madde, 5680 sayılı Basın Kanununun 20 nci maddesini değiştirmektedir. Bu
madde, basılmış eserlerin yayın yeri, yılı, basımı yapan ve yayımı yapan
kişilerin adlarının ve işyerlerinin gösterilmesini öngörmekte; yine, süreli
yayınlarda basım tarihi, sahibi, yazı işleri müdürünün adlarının yazılmasını
öngörmektedir. Yürürlükteki yasada bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kişilerle
ilgili para cezaları öngörülmektedir. Yine, para cezasının yanı sıra, aykırı
beyanda bulunanlar için de hapis cezaları ve ağır para cezaları
öngörülmektedir. Yeni düzenleme, tüm bu suçlarla ilgili para cezaları
getirmekte, yani, hapis cezası öngörmemektedir. Dikkat çekici olan, para
cezalarının miktarının çok yüksek oluşudur. 10 milyar liradan 90 milyar liraya
kadar para cezası öngörülmüştür ki, bilhassa, yerel bazda, hatta bazen ulusal
bazda yayın yapan basın kuruluşlarının bu cezaları ödemelerine imkân yoktur. Bu
cezalar ve 5680 sayılı Yasada yapılan diğer değişikliklerdeki cezalar,
kanaatimce, birkaç malum gazete dışında basını bitirmeye yönelik bir çabadır. Değerli milletvekilleri,
bu yasanın, aynı zamanda, yerel ve bölgesel yayın yapan radyo ve
televizyonların da idam fermanı olduğu kesindir. Bugün, Türkiye'de, 100 milyar
lira ceza ödeyecek hiçbir yerel televizyon olduğunu zannetmiyorum; kaldı ki, o
kadar sudan bahanelerle bu cezaları vermek mümkündür ki, kanun yürürlüğe
girdikten sonra sadece birkaç gün yürürlükte kalması, birçok yerel televizyon
ve radyonun kapatılması sonucunu beraberinde getirebilir. Değerli milletvekilleri,
Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı Sayın Nuri Kayış "frekans ihalesini
yapsaydık, 500 milyar dolar gelir elde edecektik" diyor. Devletin ekonomik
yönden zor durumda olduğu bir dönemde gerçekten böyle bir kayıp var mıdır? Yürürlükte bulunan
kanunla, medya patronları, ihaleye girememelerine rağmen, medya-siyaset
ilişkisini ve medya güçlerini kullanarak ihalelere girmişlerdir. Haksız elde
ettikleri ihaleler neticesinde, bankalar batırılmış, iki medya patronu hapse
düşmüştür. Bu kanunla, Türkiye'de birinci güç durumunda olan medya, iyice
gücünü artıracak, bugüne kadar yaptıkları, hükümetleri düşürme ve kısmen de
olsa yeni hükümetler kurulmasında rol oynamalarının yanında, güçlerine güç katacaklardır.
Türkiye'de, zaten, birçok
yerde tekelleşme var. Medya patronlarının dediği oluyor. Bir gazete patronunun
aynı zamanda televizyon sahibi ve banka sahibi olmasının sakıncalarını gördük.
Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı Sayın Nuri Kayış da, bu tekelleşme
önlenemezse, Türkiye'deki medya imparatorlarının yakında ülkenin kaderi
üzerinde bugünkünden çok daha etkin hale geleceklerinden ve tümüyle kontrolden
çıkacaklarından endişe etmektedir; biz de, aynı endişeleri taşımaktayız. Bugün
bazı medya patronları, kendilerini yasamanın üzerinde bir güç olarak
görmekteler. Biz, bu kanunla, medya patronlarına yeni güçler vermekteyiz ve
Türkiye'de de Silvio Berlusconi'ler oluşturmaktayız. Ayrıca, bu kanun
tasarısı, girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği normlarına da uymamaktadır. Demokratik bir seçimle
gelen üyelerin seçimi, iktidar ve muhalefete verilmişken, hiçbir neden
gösterilmeden değiştirilmekte ve iktidarın emrine verilmektedir. Gerçekten
merak ediyorum, bugüne kadar Radyo Televizyon Üst Kurulu üyelerinin seçim
şeklinden nasıl bir rahatsızlık duyulmuştur ki, üyelerin seçim şekli
değiştirilmektedir. Eğer, amaç, her attığımız adımda daha fazla demokratikleşme
ise, bu adımın, antidemokratik olduğu tartışmasızdır; zira, halkın iradesini
temsil eden Meclisin görevi, bazı kurullara ve yürütme organına
devredilmektedir. Bu kanunla, ihale yasağı
kalkan medya patronlarına, elde ettikleri güçler nedeniyle, önemli ihaleler
-Telekom, Şeker Fabrikaları gibi konular- altın tepsi içerisinde ikram
edilmektedir. Değerli milletvekilleri,
medya patronlarının, yasayı dolanmak suretiyle ihale aldıkları bilinmektedir.
Yine, medya şirketlerindeki payların ve paydaşların gerçeği yansıtmadığı da
bilinmektedir. Bu konularla ilgili bugüne kadar yasal bir işlem yapılmış mıdır?
Eğer böyle bir yasal işlem yoksa, çıkarmakta olduğumuz bu yasanın doğru
uygulanacağını hükümet nasıl taahhüt edebilecektir? Şu ana kadarki kanunun
"bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür" maddesi, fiilen
"bu kanun hükümlerini medya patronları istediği gibi yürütür"
şeklinde uygulanmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir) - Yeter Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim, kâtip
üyemiz olduğu için, yetmez. Buyurun. YAHYA AKMAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, şimdi ben bir öneride bulunuyorum: Bu kadar çok sayıda
maddeyi ayrı ayrı görüşmeyelim, ne halkımızı ne de Yüce Meclisimizin zamanını
fuzulî olarak işgal etmeyelim; gelin, sadece bir maddeyi değiştirmek suretiyle,
arzulanan değişikliği yapalım; sadece, tasarının 32 nci maddesindeki "bu
kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür" ifadesini "bu kanun
hükümlerini medya patronları ve ilgili kişiler istediği gibi yürütür"
olarak değiştirelim. Bence, bu, fiili bir durumun hukukî hale getirilmesi
anlamını taşır, amaca da daha iyi hizmet eder diye düşünüyor; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Şimdi, Doğru Yol Partisi
Grubu adına, Isparta Milletvekili Sayın Ramazan Gül; buyurun. (DYP sıralarından
alkışlar) DYP GRUBU ADINA RAMAZAN
GÜL (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 682
sıra sayılı yasa tasarısının 22 nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Meclisi selamlıyorum. Anılan madde cezaların 10
milyardan 90 milyara çıkarılmasına ilişkin para cezalarını düzenleyen bir
maddedir ve çok yüksek bir rakam, meblağdır, özellikle, yerel basının sonu
demektir. Arz ederim. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biliyorsunuz, bu hükümet bir program açıkladı ve bu programın
ekinde Meclisten ivedilikle çıkarılması istenilen 15 yasa değişikliği vardı.
Hatta, o kadar ki, hükümet, bu değişiklikleri bir an önce yapıp IMF'den para
alacak idi. Yani, açıkçası, bir anlamda, Parlamentonun gündemi belirlenmiş idi.
Değerli milletvekilleri,
bu yasa değişikliği, sözünü ettiğim programın ekinde yer alan 15 ivedi yasadan
birisi değil. Peki, sözü edilen 15 yasa Parlamentodan geçti mi? Hayır; söz
konusu yasalardan bir kısmı Parlamentonun gündemine dahi gelmedi. O halde, bu
yasa tasarısının özelliği ne? Niçin hükümet bu tasarıyı bir oldu bittiyle
gündeme getiriyor? Aslında bunu hepimiz biliyoruz; hükümetin, eleştirilerden
kurtulmak, özellikle, hükümetin bir kanadını memnun etmek ve kendisine siyasal
destek bulmak amacıyla bu tasarıyı Parlamentoya getirdiği açık. Çünkü, bu
hükümet, eleştiriler biraz daha gelirse yıkılacak. Hükümet, aslında, bunu göze
alamıyor ve bunun karşılığında da medya patronlarına taviz veriyor. Böylece,
medya sahiplerinin önü açılıyor, devlet ihalelerinin önü açılıyor; yapılmak
istenilen açıkçası budur değerli milletvekilleri. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bir ülkede medya kartelleşirse, o ülkede siyaset ile ticaret
işbirliği yaparsa, o ülkede siyaset kirlenir, bürokrasi kirlenir, hükümet de
kirlenir, demokrasi tehlikeye girer; böylece, halkın doğru haber alması
zorlaşır. Bu yasayla, medya
patronları, banka ihalesine girebilecek, borsada istedikleri kadar manipülasyon
yapabilecek, Petrol Ofisi, elektrik dağıtım santralları ve buna benzer
ihaleleri rahatlıkla alabilecek. Biz, Doğru Yol Partisi
olarak diyoruz ki, bu yasa tasarısı, antidemokratik hükümler içermekte ve
demokrasiye darbe vurmaktadır. Bu tasarı, basın özgürlüğü ve halkın haber alma
hakkını engellemekte ve tekelleşmenin de yolunu açmaktadır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anadolu basını, yıllardır, yaşam mücadelesi veriyor, her
ortamda sorunlarını dile getiriyor; ama, insafla düşünelim, Anadolu basınının
sorunlarına da bu hükümet hiçbir zaman eğilmedi. Eğer bir sorun varsa, bu
sorunun da bir bütünlük içerisinde düşünülmesi gerekmektedir. Bu yasa, Anadolu
basınını da bitirecektir; sonuçta, vatandaşın sağlıklı bilgi almasının önü
kesilecektir. Oysa, medya, belli grupların değil, milletin sesi olmalıdır; ama,
bu yasayla, sistem, belli kişi ya da gruplara çıkar sağlamaya yönelik bir
yapıya bürünmektedir. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bir ülkede, elbette, medyanın işlevi ve sorumluluğu vardır;
ancak, açıkça söylemek gerekirse, Türkiye'de, henüz etik kurullar oluşmamıştır,
sistemde ciddî zaaflar vardır. Böyle bir yapı bilinirken, sistem düzeltilmeden,
belli kişi ya da grupları güçlendirmenin, ileride daha çok ciddî sorunlar
açacağı meydandadır. Bu nedenle, tasarıya olduğu gibi, maddeye de karşıyız. Biz, Doğru Yol Partisi
olarak, kendi içerisinde tutarlı, medyayı kişisel çıkarları için kullanmayan,
kullanmak isteyene de izin vermeyen ciddî bir yasa istiyoruz; bu yapılmadığı
takdirde, bu sistem, sağlıklı bir yapı oluşturamaz. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu RTÜK Yasasıyla birlikte, bizim demokrasimizde, birinci güç,
artık, medya olacaktır. Bu yasa, medya patronları tarafından iki yıldır
çıkarılması için uğraş verilirken, değişik bir anda verilen hükümet kararıyla
Meclise getirilmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim
toparlayacaksınız ümit ediyorum. RAMAZAN GÜL (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan. Anayasa Komisyonundan
rüzgâr gibi geçen tasarı, Meclis Genel Kuruluna ivedilikle indirilip,
yasalaşması için çalışılıyor. İki yıldır beklediği halde, şimdi, aniden
gelmesinin ardında, kimbilir hangi pazarlıklar yatıyor; ancak, ne tür pazarlık
yatarsa yatsın, bu yasa, siyasetçiyi, ülkeyi ve demokrasiyi, tekelleşen
medyanın ipoteğini ve güdümünü yönlendirmesi açısından çok önem arz etmektedir.
Değerli milletvekilleri,
özellikle iktidar partisi milletvekili arkadaşlarıma arz ediyorum, dün bu
yasaya karşıyız diyen ve gazetelerde beyan veren iktidar partisine ait
milletvekili arkadaşlarım, bugün, acaba, hangi gerekçeyle evet diyebileceklerdir?
Bunu merak ediyorum. Yüce Meclisin takdirlerine arz ediyorum. Saygılarımla. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Madde üzerindeki
görüşmeler bitti. Madde üzerinde 3 adet
önerge vardır; okutup, işleme koyacağım. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 22 nci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 20 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki "30 milyar liradan 90 milyar liraya kadar" ibaresinin
"15 milyar liradan aşağı olmamak üzere" değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 22 nci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 20 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki "10 milyar liradan 50 milyar liraya kadar" ibaresinin
" 5 milyar liradan az olmamak üzere" olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
BAŞKAN - Son okunan
önerge, en aykırı önergedir; okutup işleme alacağım: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 22 nci maddesi Anayasaya aykırıdır. Maddeden çıkarılmasını
arz ederiz.
BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Önerge üzerinde
kim görüş bildirecek efendim? AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Ben konuşacağım. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - İmzası yok. BAŞKAN - İmzanız yok
efendim. AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - İmzam var; ama, üzerini çizmişler herhalde! AHMET İYİMAYA (Amasya) -
Ekleriz Sayın Başkan. BAŞKAN - Efendim,
gerekçeyi okutayım, bitsin. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Benim imzam var, ben konuşurum. BAŞKAN - Buyurun Sayın Polat. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Şimdi, verdiğimiz bu
önerge, Anayasaya aykırılık önergesidir. Neden Anayasaya aykırılık önergesi
verdik, onu da size söyleyeyim: Zaten, bu tasarıda getirilen işin ruhu
Anayasaya aykırıdır. Anayasaya aykırı olduğunu, bakın, en basit tarafıyla
söyleyeyim: Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hangi kanun görüşülürken, bir
Bakanlar Kurulu, buraya gelip komple oturuyor?! MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir) - Sana ne yahu! CEMAL ENGİNYURT (Ordu) -
Gelmediği zaman da, niye gelmedi diyorsunuz! ASLAN POLAT (Devamla) -
Bakanlar Kurulunun burada oturduğu yetmedi, önergeler üzerinde konuşmak
istediğimiz zaman, sırf önergelerde bizi 5'er dakika konuşturmayalım diye
Komisyonu buraya getiriyorsunuz ve Komisyona yanlış ifade verdiriyorsunuz;
yani, katılmadığı önergeye, katıldım dedirtiyorsunuz. Ondan sonra da, o
önergelere, gönülsüz olarak oy bile verdirmiyorsunuz. Bakın, sayın
milletvekilleri, bunu bütün Türkiye de seyrediyor. Sayın Bakan, şimdi,
komisyonu buraya topladıktan sonra, bütün önergelere katılırım diyor... BAŞKAN - Türkiye maçı
seyrediyor şimdi, millî maçı... ASLAN POLAT (Devamla) -
Peki, kendisine soruyorum, bu önergelere hakikaten katılıyorlar mı?
Katıldığından değil, sırf, sadece, burada, milletvekillerini konuşturmayalım
diye diyorlar. Biz, burada, Türkiye'ye
şunu söylemek istiyoruz: Biz, bu önergelerle, getirilen şeffaflığa hiç aykırı
değiliz. Hangi televizyon kime aitse, bakın, çok rahat söylüyorum, hangi televizyon
kime aitse, bütün hisselerinin nama yazılmasını biz de sizin kadar istiyoruz ve
bugünkü Anayasa da zaten onu belirtiyor. Bugün de, zaten, nama yazılı olarak
veriliyor. Bugün nama yazılı olarak görülmeyenler, sırf, televizyon
sahiplerinin ihalelere girmelerine mâni durum meydana gelmesin diye,
kendilerinin bile bile yapmış olduğu yanlışlıklardır. Esasında, bugün,
ihalelerde, sırf, dağıtım ihalelerine giren televizyon sahipleri yüzde 10
şartını aşalım diye, kendi yanlarında çalışan insanlara vermiş oldukları bir
yanlış uygulamadır o. Onu, istediği zaman, bugün, Maliye Bakanlığı, her an
yakalayabilir; çünkü, o trilyonluk tesisleri, yanlarında çalışan çaycılara,
odacılara nasıl verdiklerini, o çaycının, odacının o parayı nereden elde
ettiğini tespit etmeleri son derece kolaydır; fakat, bunun üzerine gidilmiyor.
Sadece, şeffaflık adı altında, kendi yanında çalışanlara hisse vererek,
televizyonlardaki bu hissenin adlarını yanıltıyorlar. Biz, buna karşı değiliz.
Bu tasarıda kimse kimseyi yanıltmasın. Bu tasarıda tüm milletin birleştiği
nokta, televizyon sahiplerinin kamu ihalelerine girmesi, borsada oynayıp
milleti yanıltması; ikincisi de, Millî Güvenlik Kurulundan bir üye, YÖK'ten iki
üye bunun Üst Kuruluna girip de, aynen askerî bir idareymiş gibi, her yayından
sonra medya kuruluşlarını susturmasınlar. 2 nci maddenin (b) fıkrasına konulan
312 nci madde dolayısıyla, bir şiir okudum, bir yazı okudum, bir başbakanı, bir
büyükşehir belediye başkanını... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir) - Ne alakası var?! ASLAN POLAT (Devamla) - 2
nci maddenin (b) fıkrasını oku, ne alakası olduğunu görürsün. Tamamıyla, 312
nci madde, o (b) fıkrasında yazılmıştır ve 312 nci maddeye aykırı yayın yapan
televizyon sahiplerine, bir defa ihtarsız bir ay, ondan sonra da temelli kapatma
ilkesi getirdiniz. Zaten, sizin demokratlığınız buradan belli. Peki, burada bu kadar
konuştuk... Zaten, bunu çıkaracaksınız. İki önergede, muhalefet, 5'er dakikadan
10 dakika konuşsa ne olur ki yani, hemen, burada, kalkıp da, yanlış ifadelere
dönüyorsunuz; neden dönüyorsunuz buna?! Sayın Güneş Taner burada dedi ki:
"Bu muhalefetin, bu tasarı maddelerinden hiç mi beğendiği yok ki, hepsine
itiraz ediyor?" Peki, ben de hükümete soruyorum: Şu kadar önerge verildi,
bir tane beğendiğiniz yok mu ki, şimdiye kadar şike olarak katıldıklarınız
değil, öncekilere katılmadınız? Katıldıklarınıza niye oy vermediniz; yani, siz
bunları kabul ediyor muydunuz? Sayın milletvekilleri,
bakın, size, medyanın gücüyle ilgili bir şey söyleyeyim; burada, bugün, bu
ispat edildi. Şimdi, halk içinde oylama yapın, bu hükümetin halk tarafından en
çok tutulan bakanı, İçişleri Bakanıydı; fakat, bu İçişleri Bakanı, bir
televizyon programında bir medya kuruluşu sahibiyle tartıştı diye, işte, bugün
Kabine dışında kaldı. Bunun başka da izah tarzı yoktur; herkes de bunun böyle
olduğunu biliyor. Onun için de, dikkat edin, medya kuruluşları, o bakanın
görevden alınmasına dair bütün o sürede, gerekçenin de üzerinde durmadılar. BAŞKAN - Sayın Polat,
toparlar mısınız. ASLAN POLAT (Devamla) -
Şimdi, neticeyi şuraya getirmek istiyorum: Bugün, burada, milletvekillerini
önergeleri üzerinde konuşturmayarak, sabaha kadar oturup da bu kanunu buradan
çıkarabilirsiniz; ama, bu kanunun, ya Cumhurbaşkanından veya Anayasa
Mahkemesinden döneceğini de bilin. Zaten, sizin çıkardığınız kanunlar, Bankalar
Kanunundan belli; üç defa çıkardınız, bir hafta geçti, Bankalar Üst Kurulu
Başkanı "bunu bir daha değiştirelim, bu yine olmamış" diyor, dördüncü
defa değiştireceksiniz. Neden; çünkü, yapmış olduğunuz hiçbir tasarı ciddî
incelemeye tabi tutulmuyor ki... Akşam komisyona geliyor, sabah geçiyor; ondan
sonra da, bir kanunun üç defa değişmesi yetmiyor, dördüncü defa değiştireceğiz
diyorsunuz. BAŞKAN - Toparlayın
efendim. ASLAN POLAT (Devamla) -
Bunun için, bu önergeleri bir daha değiştirmemeniz için, böyle, Anayasaya
aykırı, kanunlara aykırı önerge vermeyin; gelin, bunları komisyonlardan
geçirirken doğru dürüst düşünün, tekrar yapalım diyor; hepinize saygılar
sunuyorum. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar [!]) BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. Efendim, Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Müteakip önergeyi
okutuyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 22 nci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunun 20 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki "10 milyar liradan 50 milyar liraya kadar" ibaresinin
"5 milyar liradan az olmamak üzere" olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN - Hükümetin ve
Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Müteakip önergeyi
okutuyorum : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının Çerçeve 22 nci maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 20 nci maddesinin 2 nci fıkrasındaki "30 milyar liradan 90
milyar liraya kadar" ibaresinin "15 milyar liradan aşağı olmamak
üzere" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN - Hükümetin ve
Komisyonun katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. III. – YOKLAMA BAŞKAN - Efendim, 22 nci
maddeyi oylayacaktım ki, yoklama talebi geldi; arkadaşları tek tek okuyacağım,
burada olup olmadıklarına bakıp, yoklama yapacağım efendim. Dengir Mir Mehmet
Fırat?.. ASLAN POLAT (Erzurum) -
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Sayın Aslan
Polat tekabbül ettiler. Alaattin Sever Aydın?..
Burada. Azmi Ateş?.. NURETTİN AKTAŞ
(Gaziantep) - Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Sayın Nurettin
Aktaş tekabbül ettiler. Abdullah Veli Seyda?.. FETHULLAH ERBAŞ (Van) -
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN - Sayın Fethullah
Erbaş tekabbül ettiler. Latif Öztek?.. BÜLENT ARINÇ (Manisa)-
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN- Sacit Günbey?..
Burada. ALİ OĞUZ (İstanbul)-
Tekabbül ediyorum. (DSP sıralarından "böyle olur mu Sayın Başkan"
sesleri) BAŞKAN- Efendim, olur mu
yani böyle bir şey! Tekabbül ediyorlar. ASLAN POLAT (Erzurum)-
Zaten 20 kişi var burada. BAŞKAN- Osman Arslan?.. AVNİ DOĞAN
(Kahramanmaraş)- Tekabbül ediyorum. BAŞKAN- Mehmet Özyol?..
Burada. Zeki Ünal?.. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-
Tekabbül ediyorum. BÜLENT ARINÇ (Manisa)- Sayın
Başkanım, tek tek okuyacağınıza, arzu ederseniz, arkadaşlarımız ayağa
kalksınlar. BAŞKAN- Musa Uzunkaya?..
Burada. Hüseyin Kansu?.. Burada. Metin Kalkan?.. MUSTAFA GEÇER (Hatay)-
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN- İlyas Arslan?.. ZEKİ ERGEZEN (Bitlis)-
Tekabbül ediyorum. TURHAN GÜVEN (İçel)-
Efendim, 5 dakikada bir okusanız, herhalde 300 kişiyi bulurlar. BAŞKAN- İsmail
Kahraman?.. OSMAN PEPE (Kocaeli)-
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN- Özkan Öksüz?.. SALİH KAPUSUZ (Kayseri)-
Tekabbül ediyorum. BAŞKAN- Altan
Karapaşaoğlu?.. MAHFUZ GÜLER (Bingöl)-
Onu da ben tekabbül ediyorum Başkanım. BAŞKAN- Mahfuz Güler Bey,
sizi kabul ettik demin. MAHFUZ GÜLER (Bingöl)-
Hayır efendim. BAŞKAN- Sıranız geçti. MAHFUZ GÜLER (Bingöl)-
Hayır Sayın Başkan... BAŞKAN- Tamam, tekabbül
edilmiştir efendim. Maliki Ejder Arvas?.. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-
Herkes geldi, tamam Başkanım. BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, 20 kişi ayağa kalkar mısınız lütfen. İşi karıştırdık çünkü. (FP sıralarından bir grup
milletvekili ayağa kalktı) BAŞKAN- Sayın Avni Doğan,
Sayın Bülent Arınç, Sayın Erbaş, Sayın Bekâroğlu, Sayın Ilıcak, Sayın Mehmet
Ali Şahin, Sayın Pepe, Sayın Ali Oğuz, Sayın Mehmet Özyol, Sayın Uzunkaya,
Sayın Geçer... BÜLENT ARINÇ (Manisa)-
Kendinize bakın! MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-
Aynaya bakın aynaya! BÜLENT ARINÇ (Manisa)-
Kendi halinize ağlayın! Ne gülüyorsun! SÜLEYMAN YAĞIZ
(İstanbul)- Ne var! Sizinle ne ilgisi var?! BÜLENT ARINÇ (Manisa)- Ne
gülüp duruyorsunuz. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-
Aynaya bakın!.. SÜLEYMAN YAĞIZ
(İstanbul)- Sizinle ne ilgisi var?! MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-
Halinize bakın! Millet de size bakıyor. SÜLEYMAN YAĞIZ
(İstanbul)- Terbiyesiz! BÜLENT ARINÇ (Manisa)-
Sen terbiyesizsin. Kendi işine bak sen! Gülünecek bir şey mi var burada! BAŞKAN - Sayın Ahmet
Sünnetçioğlu, Sayın Mahfuz Güler... İsim yazıyorum efendim. BÜLENT ARINÇ (Manisa) -
Gülünecek bir şey mi var?! SÜLEYMAN YAĞIZ (İstanbul)
- Ne ilgisi var?! Ben kitap okuyorum. Sen niye alınıyorsun?! BÜLENT ARINÇ (Manisa) -
Kendi işine bak sen! MAHFUZ GÜLER (Bingöl) -
Niye bağırıyor Sayın Başkan?! Ne bağırıyorsun?! Ne
hakkın var bağırmaya?! BÜLENT ARINÇ (Manisa) -
Bakıp duruyorsun, kahkahayla gülüyorsun! SÜLEYMAN YAĞIZ (İstanbul)
- Ne istiyorsun?! Niye alınganlık gösteriyorsun?! MAHFUZ GÜLER (Bingöl) -
Ne bağırıyorsun?! Dağ başı mı burası?! BÜLENT ARINÇ (Manisa) -
Kendi haline bak sen! BAŞKAN - Sayın Kansu... 20 kişi oldu efendim. Sayın Alaattin Sever
Aydın da var efendim. Efendim, yerinize
oturursanız, yoklama yapacağım. Yoklama için 3 dakika
süre veriyorum. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı : 682) (Devam) BAŞKAN - 22 nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler.. Kabul edilmiştir. 23 üncü maddeyi
okutuyorum: MADDE 23. - 5680 sayılı
Kanunun 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 29. -
İlgilinin veya yetkili temsilcisinin talebi üzerine yayınlanan cevap veya
düzeltmede, 19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uyulmaması halinde failler
hakkında üç milyar liradan beş milyar liraya kadar ağır para cezasına
hükmedilir. Cevap veya düzeltmenin
yayınlanmasına dair 19 uncu maddenin (III) numaralı fıkrasına göre verilen
hâkim kararına rağmen, neşirden imtina olunması halinde faillere on milyar
liradan yirmi milyar liraya kadar ağır para cezası; yayınlanan cevap veya
düzeltmenin 19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uygun olmaması halinde ise
faillere beş milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası verilir. Cevap veya düzeltmenin 19
uncu maddedeki şekil ve şartlara uygun olarak yeniden yayınlanmasına dair sözü
edilen maddenin (VI) numaralı fıkrasına göre verilmiş hâkim kararına rağmen,
neşirden imtina olunması veya tekrar yayınlanan cevap veya düzeltmede yeniden
19 uncu maddedeki şekil ve şartlara uyulmaması halinde, failler hakkında elli
milyar liradan yüzelli milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. 19 uncu maddenin (IV)
numaralı fıkrasına ve (VI) numaralı fıkrasının dördüncü paragrafına göre cevap
veya düzeltmeyi yayınlama mecburiyetinin doğduğu tarihten itibaren yayının
geciktiği her sayı için faile ayrıca; günlük mevkutelerde beşyüz milyon lira,
diğer mevkutelerde üç milyar lira ağır para cezası da verilir. Bu maddeye göre verilen
para cezaları ertelenemez. Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen fiillerin aynı yıl içinde tekerrürü halinde, öngörülen para cezaları
iki misli olarak uygulanır." BAŞKAN - 23 üncü madde
üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Giresun Milletvekili Sayın Turhan
Alçelik; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA TURHAN
ALÇELİK (Giresun) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; önce, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Şu anda -Meclisimizde de
izleyen arkadaşlarımız var- bir millî
maç oynanıyor ve aziz milletimiz, büyük bir çoğunluğuyla bu maçı izlemekle
meşgul. Bu maç sırasında, bu millî meseleden daha önemli bir mesele görüşüyoruz
burada. Herhalde, bu mesele, çok çok daha önemli ki, görüşüyoruz. Biraz önce, madde
üzerinde konuşmamda, bazı hususları arz ettim. İnanıyorum ki, ülkenin, şu anda
görüştüğümüz bu tasarıdan çok çok daha önemli meseleleri var. Size arz ettim;
şu anda, hakikaten geçinemeyen, evine ekmek götüremeyen milyonlar var. Biraz
önce hükümetimiz tam kadro burada idi; hazır tam kadro buradayken, bu milletin
acil problemlerine çözüm olabilecek bazı hususları da gündeme alabilsek ve
görüşebilsek, zannediyorum hayırlı bir iş yapmış olurduk. İki defa, bu
Meclisten, özellikle, çalışanlarımızın durumunu düzeltmek üzere yetki alındı,
maalesef, hiçbir yetkinin de gereği yapılmadı; ama, gecenin bu saatine kadar,
hem de böyle bir günde, bu tasarıyı görüşüyoruz. MEHMET KOCABATMAZ
(Denizli) - Görüştüğümüz madde... TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- Peki, görüştüğümüz madde nedir?.. Bir arkadaşım oradan söyledi. Size
söyleyeyim değerli arkadaşım; eğer, bilmiyorsanız ben ifade edeyim: Şu anda
görüştüğümüz tasarı, yerel medyaya 300 milyar lira ceza kanunu tasarısı; evet,
300 milyar... Şimdi, samimi olarak
ifade etmek istiyorum; elbette ki, hatalı insanlar cezalandırılmalı. Buna,
hiçbir itirazımız yok; ama, samimiyetle sormak istediğim soru şu: Hangi yerel
medyamız, 50 milyar, 100 milyar, 150 milyar lira -ki, çıkaracağımız bu kanuna
göre- 300 milyar lira cezayı karşılayabilir? Bu ceza ertelenemez. "Hata
yapmasa" diyorsunuz... Size, biraz önceki konuşmam sırasında ifade ettim;
eğer doğruluk ilkelerine uymazsanız hata yaptınız deniyor. Peki, bu doğruluk
kriterlerini kim belirleyecek? Tamamen muğlak, kişiye göre, sübjektif değerlendirilebilen
bir kavram. Efendim, toplumda kargaşa çıkaracak bir yayın yaptıysanız, ceza...
Size samimiyetle sormak istiyorum: Tandoğan'da bir esnaf eylemi yapıldı; havada
uçuşan binlerce taş gördük orada ve televizyonlarımız bunu kamuoyuna yansıttılar.
Gerçi, o taşları oraya kimin getirdiği hâlâ meçhul; ama, bunu yayınlayan
televizyona, yarın birisinin çıkıp da, siz toplumda kargaşa çıkarıyorsunuz,
buna alet oluyorsunuz diye 300 milyar lira ceza vermeyeceğini nasıl garanti
edebileceksiniz?! MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir) - Yapma, Allah'ını seversen... TURHAN ALÇELİK (Devamla)
- Samimiyetle bunu ifade ediyorum; yaşanmayan örnek değil ki... Ülkemizde öyle
uygulamalar var ki, bir insana, yaptığı yanlıştan dolayı herhangi bir suç izafe
edilmiyor, böyle uygulamalar var; ama, bir başkası, neden bu yanlışı yaptın
dese, suçlu olabiliyor bu ülkede. Türkiye'de yaşıyoruz değerli arkadaşlar... Efendim, haberlerde
tarafsızlık deniyor; bu kanun hükümlerinden birisi. Farzımuhal, herhangi bir
yerel veya ulusal televizyonumuz, hükümetle ilgili bir konuda eleştiri getirdi,
yorum yaptı. Efendim, siz, muhalefet tarafını tuttunuz; işte, haberlerde
tarafsızlığa aykırı bir tutum; alın, size şu kadar ceza... Evet... Tasarıyı
açıp bakın; kanunun bizi getireceği nokta budur. Değerli arkadaşlar,
gelin, yol yakınken, henüz bitmemişken, bu karardan geri dönün. Sayın Bakana,
ilk icraatı olarak toplumu mutlu edecek bir ricada bulundum; bu tasarıyı,
hükümet adına, yeniden değerlendirmek üzere geri çekin dedim. Lütfen, bunu
yapın; aksi halde, yarın siz mahkûm olacaksınız. Saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Alçelik. Doğru Yol Partisi Grubu
adına, Van Milletvekili Sayın Hüseyin Çelik; buyurun. (DYP sıralarından
alkışlar) DYP GRUBU ADINA HÜSEYİN
ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Doğru Yol
Partisi Grubu adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri,
Amerika Birleşik Devletlerinde, hükümetlerin medyayla ilişkisi "carrot and
stick policy" ifadesiyle açıklanır; yani, havuç ve sopa politikası. Havuç
nedir; medyaya verilen bedava hazine arazileri, uzun vadeli, düşük faizli
krediler, telefonda indirim, efendim, uçak biletinde indirim vesaire vesaire;
bunlar havuçtur. Dünyanın her yerinde medyaya havuç verilir; fakat, medya,
kendisini yargının yerine koyarsa, medya, kendisini icranın yerine koyarsa,
medya hem suçlar hem yargılarsa, yani, haddini aşarsa, hükümetler, ellerindeki
sopayla, yani, medyayı disipline eden yasalarla medyanın ensesine vurur, onu
yola getirirler. Bizim ülkemizde de uzun
yıllardan beri, oldum olası, bu havuç ve sopa politikası uygulanır; ancak, bir
farkla; sopa, medyanın elindedir. Medya her zaman havuç ister, hükümetler de
daima havuç verir. Havuç kısıldığı zaman, medya, elindeki sopayla hükümetlerin
ensesine vurur ve havucunu yine alır; ama, şimdi, çıkardığımız bu kanunla, siz,
medyanın elindeki sopayı beyzbol sopası haline getiriyorsunuz; yani, ensenize
bir iner ki, bir daha kendinize gelemezsiniz; sizi uyarıyorum buradan. AHMET İYİMAYA (Amasya) -
Doğrudur. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, bakınız, bu yasa tasarısı eğer geçerse, devlet, küçük
medyanın başında Demokles'in kılıcı gibi durur; ama, öte taraftan, medya
patronları devletin ve siyasetin ensesinde boza pişirir. Bu konuda hepimiz çok
ciddî düşünmek ve bir daha, bir daha bu mesele üzerinde muhakeme yapmak
zorundayız. Ben derim ki, ne medyayı devlet üzerinde tahakküm edici bir güç
haline getirelim ne de devleti medya üzerinde despot bir güç haline getirelim.
Biz, bir türlü orta yolu bulamayacak mıyız değerli arkadaşlar; ya ifrat veya
tefrit kutupta mı olacağız? Bakınız, deveye sormuşlar, demişler ki: "Sen
inişten mi hoşlanırsın, yokuştan mı?" Demiş ki: "Düzün canı mı
çıktı?" Allahaşkına, biz, ne zaman düz olan yolu bulacağız? Bu kanun tasarısının
yasalaşmasından kimler memnun olacak biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; iki
grup memnun olacak; birincisi, büyük medyanın patronları, sermaye; ikincisi de,
demokratik devlet değil -bunu, özellikle altını çizerek söylüyorum- bürokratik
devlet özlemi içerisinde olanlar bu işe sevinecekler. Bakınız, bürokratik
devlet özlemcileri en çok şuna seviniyorlar: Şu anda 57 nci hükümeti oluşturan
350 kişilik bir milletvekili grubu diyor ki "biz, reşit değiliz; bundan
önce RTÜK'ün 9 üyesini biz seçiyorduk; biz, buna yetkili değiliz, bizim bu işe
aklımız ermiyor; biz, zaten sağlam tercih de yapamıyoruz." Zaten
bürokratik devlet de öyle diyor; siyaseti tu kaka etmeye çalışan, bu Meclisi şu
veya bu kurumun noteri haline getirmeye çalışan insanlar, güçler ve çevreler de
zaten böyle diyor. Diyorlar ki: "Bu siyasetçilerin, bu işlere zaten aklı
ermez." Ne yapıyorsunuz siz; 2 üyeyi YÖK seçecek. Değerli arkadaşlar, bu
YÖK çok mu bilimsel ve demokratik bir kuruluştur ki, üniversiteleri çok düzgün
idare ediyor mu ki, bir de getirip YÖK'ü bu işin içine dahil ediyorsunuz.
Üniversiteden, iletişimden anlayan bilim adamları mı seçmek istiyorsunuz?
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu çok değerli bir arkadaşımızı teklif etti,
Sayın Doç. Dr. Zakir Afşar; üniversiteden geldi, biz de oy verdik seçildi. İlle
de üniversiteden birisini seçmek istiyorsanız, buyurun, çok değerli
arkadaşlarımız var, getirin, teklif edin, biz de onlara oy verelim. İlle de,
ille de Kemal Gürüz'ün Yüksek Öğretim Kurulunun imbiğinden, onların haddesinden
geçirmeseniz olmaz mı değerli arkadaşlarım?! İkinci üyeyi kim seçiyor;
Millî Güvenlik Kurulu. Bari, yeni bir yasa çıkaralım, diyelim ki, şu Meclisin
yüzde 30'unu falan da, eski tabiî senatörler gibi, tabiî milletvekilleri
olarak, Millî Güvenlik Kurulu oluştursun. Böyle şey olur mu?.. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) -
Sayın Başkan, müsaade istiyorum... BAŞKAN - Buyurun. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Millî Güvenlik Kurulu anayasal bir kuruluş
olabilir; ancak, içerideki, dışarıdaki sivil toplum örgütleri, hukuk çevreleri,
aklı eren aydınların hepsi diyor ki: "Millî Güvenlik Kurulu, evet,
anayasal bir kuruluştur; ama, Millî Güvenlik Kurulu antidemokratik bir
yapılanmaya sahiptir." Bugünkü
yapısıyla Millî Güvenlik Kurulu, antidemokratik bir yapı, bir düzen
içerisindedir. Siz, bu kuruluşa diyorsunuz ki: "RTÜK'e 1 üye de sen
seç." Bunu da yadırgıyoruz. 5 üyeyi Meclis seçecekmiş, 4 üyeyi de,
dışarıdan, işte, Millî Güvenlik Kurulu, YÖK ve meslek kuruluşları seçecekmiş.
Böylelikle, RTÜK, daha iyi bir düzene, bir kurula sahip olacak. Kendi kendimizle
çelişmeyelim değerli arkadaşlar. Bu, Meclisin hafife alınmasıdır. Sizleri bu
konuda uyarma görevini, bir arkadaşınız olarak yerine getirmek istiyorum.
Söylenmesi gereken çok şey var; yalnız, şunu ilave edeyim: Türkiye Büyük Millet
Meclisinin en büyük fonksiyonlarından birisi, haklı olan zayıfları, haksız olan
güçlülere karşı korumaktır. Milliyetçi Hareket Partili
arkadaşlarıma sesleniyorum: Milliyetçiliğin özü budur. Hani DSP halkçıydı?..
Halkçılık, haklı zayıfları, haksız güçlülere karşı korumaktır. Anavatancılık da
bunu gerektirir; ama, siz, öncelikle kendi partilerinizin felsefesine ihanet
ediyorsunuz. Saygılar sunuyorum
efendim. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Efendim, madde
üzerinde görüşmeler bitti. 3 adet önerge vardır;
geliş sıralarına göre okutacağım : Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 29 uncu maddesinin 1 inci
fıkrasındaki "3 milyar liradan 5 milyar liraya kadar" ibaresinin
"2 milyar liradan aşağı olmamak üzere" olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum: 29.5.2001 Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 29 uncu maddesinin 3 üncü
fıkrasındaki "50 milyar liradan 150 milyar liraya kadar" ibaresinin
"10 milyar liradan aşağı olmamak üzere" olarak değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Mehmet
Bekâroğlu Rize BAŞKAN - En son önerge,
en aykırı önerge; okutup, işleme koyacağım. Bu arada da, millî maçımız
3-3 oldu; malumaten arz ederim. 29.5.2001 Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 23 üncü maddesi Anayasaya aykırıdır. Metinden çıkarılmasını
arz ederiz.
BAŞKAN - Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN - Sayın Avni
Doğan, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) AVNİ DOĞAN
(Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 23 üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı konusunda
verdiğimiz önerge doğrultusunda konuşuyorum; sözlerime, hepinizi saygıyla
selamlayarak başlıyorum. Değerli milletvekilleri,
biz, çerçeve 23 üncü maddenin Anayasaya aykırılığı konusunda önerge verdik;
ama, bu yasanın tümü Anayasaya aykırı; çünkü, bu yasa, kişiye özel bir yasadır,
kişiye özel bir kanundur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre kişiye özel
kanun çıkarılmaz. Biz biliyoruz, hepiniz biliyorsunuz, millet biliyor, Allah
biliyor ki, bu kanun, 4 kişi için çıkarılıyor; 4 medya patronu için
çıkarılıyor. Gerekçe, şeffaflık. Niçin şeffaflık diyorsunuz; evet, birtakım
karanlık dolaplar var, mevcut kanuna uymayanlar var, odacısını kapıcısını
televizyon sahibi gösterenler var; yani, kanuna uymayanlar var. Bunu, biz biliyoruz,
siz de itiraf ediyorsunuz. Kanuna uymamanın adı
literatürde zorbalıktır. Kanuna uymayanlar varsa, uymamakta ısrar edenler varsa
zorbadır. Şimdi, biz, burada ne yapıyoruz; madem bu zorbalar kanuna uymuyor, o
halde, bunların yaptığı zorbalıkları yasal hale getirelim diyoruz ve bunun
adına da siz şeffaflık diyorsunuz. Bu, şeffaflık falan değil; bu da ayrı bir
zorbalık, bu da millî iradeyi gasptır; bunu bilmemiz lazım. Medyanın gücünü
biliyoruz, bu 4 patronun gücünü biliyoruz. Bu 4 patronun gücü, benim altı yılda
6 defa görmediğim milletvekillerini buraya çiviledi. AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Vallahi bravo!.. AVNİ DOĞAN (Devamla) -
Evet, altı yılda 6 defa görmediğim milletvekillerini buraya çiviledi; medya o
kadar güçlüdür. Koalisyonun 3 liderini sabahtan akşama kadar buraya oturttu. Bu
gücü biz biliyoruz. Bu güce de şapka çıkarmak istemiyoruz. Bu güce karşı
direnmek istiyoruz. Eğer, bu güce perva
etseydik o sıralarda biz otururduk; ama, bu oturuş da kirli bir oturuş olurdu;
bunu da biliyoruz. (FP sıralarından alkışlar) Sayın Taner
"efendim, birkısım medyayı bizimle ilişki içinde olmakla suçluyorsunuz;
öyleyse siz de öbür kısım medyayla ilişki içerisindesiniz" gibi bir laf
etti. Herkes biliyor, biz ne birkısım medyayla ne de öbür kısım medyayla ilişki
içerisindeyiz. Bizim ilişkimiz, Yüce Türk Milletiyle; bizim ilişkimiz, Büyük
Türk Milletiyle, onun menfaatlarıyla. Biz, Korkmaz Yiğit'le
aynı odada oturmadık; biz, bugün hapishanede hesap verenlerle aynı odada
oturmadık; biz, 4422 sayılı Kanun çıkarken ne söylediysek, bugün de onu
söylüyoruz. 4422 sayılı Kanun çıkarken de aynı şeyleri söyledik. Gün geldi,
zülfü yâre dokununca, bizim söylediğimizi Mesut Bey de söyledi; ama, o zaman
söylemekti fazilet; erdem, o zaman söylemekti. Sayın Taner, bizim
veremeyeceğimiz hiçbir hesap yoktur. İçtiğimiz sigaranın da hesabını veririz,
puronun da hesabını veririz. Bunu, iyi bilmeniz lazım. Olay şu; olay, 4 medya
patronuna millî iradeyi peşkeştir. Bunun, başka bir izahı yok, başka bir anlamı
yok, başka bir manası yok. Çıkın şuraya, şunu söyleyin, deyin ki 1 600 radyo
için faydalı bir kanun çıkarıyoruz, deyin ki 162 yerel televizyon için bir
kanun çıkarıyoruz. Bunlar yok burada, bunlar yok. Eğer bu kanun çıkarsa, hiçbir
müteahhit, bu ülkede, medya patronlarıyla yarışamaz. Hükümetlerin görevi,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi, kanunları patronlara uydurmak değil,
patronları kanunlara uydurmaktır.(FP sıralarından alkışlar) Hükümetlerin
görevi, kanunları zorbalara uydurmak değil, zorbaları kanunlara uydurmaktır.(FP
sıralarından alkışlar) Şimdi, biz, ne
yaptığımızı biliyoruz. Biliyoruz ki, bize takacaklar; bize takıyorlar zaten.
İşte, biz, onlardan korkmuyoruz, onlardan endişe etmiyoruz, çekinmiyoruz;
çünkü, bizim görevimiz, bütün belalara, bütün iftiralara, bütün çamur atmalara
rağmen, bütün zorluklara rağmen, bu yüce milletin menfaatlarını savunmaktır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) AVNİ DOĞAN (Devamla) -
Sayın Başkan, bitiriyorum efendim. Biz, ne Kanal D için
seçildik ne Aydın Doğan için seçildik. "Katılıyoruz" diyen hükümet
üyelerini anlıyoruz; "katılıyoruz" deyip de, sonra parmak kaldırıp
katılmıyoruza oy veren hükümet üyelerini anlıyoruz; onlar, seçim meydanlarında
da öyleydi. Seçim meydanlarında ne dedilerse, bugün burada tersini yapıyorlar.
Biz, bu duruma düşmek istemiyoruz. Hepinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Efendim,
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum
: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 29 uncu maddesinin üçüncü
fıkrasındaki "elli milyar liradan yüzelli milyar liraya kadar"
ibaresinin "on milyar liradan aşağı olmamak üzere" olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılıyoruz Sayın Başkanım. KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz. BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yetersayısını
arayacağım efendim: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur;
5 dakika ara veriyorum efendim. Kapanma Saati : 22.17 ALTINCI OTURUM Açılma Saati : 22.25 BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Yahya AKMAN (Şanlıurfa), Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Altıncı Oturumunu açıyorum. 682 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3 - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705)
(S. Sayısı : 682) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde. 23 üncü madde üzerinde
verilen Fethullah Erbaş ve arkadaşlarının önergesinin oylanması sırasında karar
yetersayısı bulunamamıştı. Oylamayı tekrarlıyorum:
Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir
efendim. Diğer önergeyi okutuyorum
: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 682
sıra sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen
15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 29 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki "3 milyar liradan 5 milyar liraya kadar" ibaresinin
"2 milyar liradan aşağı olmamak üzere" olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz. Fethullah
Erbaş (Van) ve
arkadaşları BAŞKAN- Komisyon?.. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
TURHAN TAYAN (Bursa) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI EDİP SAFDER
GAYDALI (Bitlis) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Böylece, 23 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 23 üncü madde kabul
edilmiştir. 24 üncü maddeyi okutuyorum
: MADDE 24. - 5680 sayılı
Basın Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. "Yukarıdaki fıkralar
hükümlerine aykırı hareket edenler bir aydan altı aya kadar hapis ve on milyar
liradan yüz milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu miktar
her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında
artırılır." BAŞKAN - Madde üzerinde
Fazilet Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ahmet Sünnetçioğlu
konuşacaklardır. Buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA AHMET
SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
682 sıra sayılı yasa tasarısının 24 üncü maddesi üzerine Fazilet Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi selamlıyorum. Bu maddeyle, basın
yoluyla işlenen suçların cezaları 10 milyon kata kadar artırılmış; yani,
komiklikten astronomikliğe geçilmiş, 1 000 liradan 10 milyar liraya, 10 000
liradan da 100 milyar liraya çıkarılmış cezalar. Gerçi, parayı pul eden bu
hükümet, kısa zamanda 100 milyar lirayı da komik hale getirir; ama, biz,
yasanın bugünkü halini değerlendirmek durumundayız. Ülkemizde, genelde, büyük
medya patronlarının bir de büyük basın kuruluşu olduğu gerçeğinden yola
çıkarak, bu maddeyi ve cezaları sadece basın yoluyla değil de medya suçları
kapsamında değerlendirmeye çalışacağım. Önemli bir Batılı ülkenin
Ankara'daki bir temsilcisinin tespitine göre televizyonlara giden reklam
miktarı yılda 450 milyon dolardır. Üstelik, bunların büyük bir bölümü, basın
kuruluşları da olan 5-6 tane televizyon kanalına gitmektedir. Oysa, 250'ye
yakın millî ve yerel televizyonların bu yayınları yapabilmeleri için gerekli
olan rakam da 850 milyon dolardır; yani, yılda 400 milyon dolarlık bir açık
var. Yılda 400 milyon dolarlık bir zararı göze alarak yayın yapan büyük medya
patronlarının bu güçlerini devlet ihalelerinde haksız rekabet unsuru olarak ve
borsanın spekülasyona açık yapısında kullandıkları ve zararlarını oradan telafi
ettikleri de bir gerçek. Bu bakımdan, artırılan bu cezalar büyük medya
patronları için bir şey ifade etmez; ancak, Anadolu basını ve yerel medya için
gerçekten kapanma sebebi olabilir bu cezalar ve Anadolu basını ile yerel
televizyonların medya patronlarının eline geçip tekelleşmesine sebep olur.
Kaldı ki, tasarıda, daha önce görüşülen maddelerde, tekelleşme olgusunu
hızlandıracak ve zaman içerisinde medyayı kontrol edilemez bir güç haline
getirecek maddeler açıkça görülmektedir. Medyadaki bu tekelleşme olgusunu
ısrarla konuşmamız gerektiğine ve engellememiz gerektiğine inanıyorum. Geçtiğimiz gün bir
soruşturma önergesi görüşülürken, bir sayın genel başkan, bu kürsüden, hiç de
makamına yakışmayan bir üslupla, kendisinin yalakalığına talip olunmaktan
bahsetti; bu sözleriyle, bir kere, yalakalık müessesesini ve kadrolu yalakalığı
da kabul etmiş oluyorlar. Yalakalığa talip olan varsa, kadrolu yalakalar da
vardır ve sayın genel başkan bu kadrolu yalakaları da burada açıklamalıdır diye
düşünüyorum. İkincisi, kendisini, bir
medya patronunun, pijamalarıyla karşıladığı bilindiğine göre, eski yasaya göre
bile, medyanın gücünü kabul etmiş olmaktadırlar. Yine aynı sayın genel
başkan, 14 Ekim 1995'te Cumhuriyet Gazetesinde çıkan bir demecinde, Sabah
Gazetesi Başyazarı Sayın Güngör Mengi'nin, zamanın başbakanının iptal ettiği
"Ulusa Sesleniş" konuşmasını televizyonlarda yayınlanmış gibi
yazdığını hatırlatarak "medyada yalakalar ve salaklar var" diyerek,
çok sevdiği bu kelimeyi o zaman da kullanmış. 16 Şubat 1995'te Milliyet Gazetesinde
"bir gazeteye banka aldırıldı" demiş, şikâyet etmiş ve ne gariptir
ki, kendi hükümeti de banka ve medya pazarlığı neticesi gensoruyla gitmiştir. Görülüyor ki, medyanın
hükümetleri yönetme aşkı, "medyokrasi" kavramını da beraberinde
getirdi. Sayın genel başkan ve bu hükümet, bugün, medyaya mecbur hale geldi;
ancak, unutulmasın ki, yarın, bu yasadan kendileri şikâyetçi olacaklardır aynen
4422 sayılı Yasada olduğu gibi. Bakın, 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Yasasıyla ilgili, 2.5.2001 tarihinde, aynı sayın genel
başkan ne diyor: "Biz, bugüne kadar, bu ülke insanları biraz daha özgür
olsunlar diye mücadele veren bir partiyiz. Böyle bir siyasî kadronun, ülkenin
bir polis cumhuriyetine dönüşme eğilimine kayıtsız kalması mümkün değildir.
Yarın bir gazete idarehanesi, öbür gün bir ticaret şirketi, bir başka gün bir
işçi sendikası, bir muhalefet partisi telefonları dinlenerek izlenirse,
jandarma tarafından basılırsa, bizim ne demek istediğimiz çok daha iyi
anlaşılacaktır; ama, korkarım, o zaman vakit geçmiş olacaktır." Bunları 2
Mayıs 2001'de, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığında yürütülen operasyonlardan
sonra söylüyor. Halbuki Fazilet Partisi sözcüleri, kendilerini, daha 4422
sayılı tasarı görüşülürken, Temmuz 1999'da uyarmışlardı. Bakın, Sayın Lütfü
Esengün, o yasa tasarısı görüşülürken bu kürsüden neler söylemiş: "Şimdi
bu kanunu gözü kapalı geçiriyorsunuz. Öncelikle iktidardaki arkadaşlara
söylüyorum: Muhalefetin söylediklerine kulaklarınızı tıkıyorsunuz. Bu yasa 20
nci Dönemde de gelmişti, Başbakan Meclise getiremedi. Biz memnun olduk. Şimdi
başka ortak var... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim,
toparlar mısınız lütfen! AHMET SÜNNETÇİOĞLU
(Devamla) - ...Sağ olursak göreceksiniz, memleketi büyük badirelere götürecek
bu yasa. Yasalaşsın diye talimat gelmiş, sağcısı solcusu zarar görecek. Vebali
sizindir ve biz ortak olmuyoruz. Anlarsanız, hepimiz birlikte kazanırız; hem
milletin önünde hem indallahta bunun hesabını ağır ödersiniz" diyor ve
şimdi şikâyetçi olan genel başkana dönerek "geçen dönemdeki başbakan da
karşımda, o zaman yasalaşmayan tasarıyı geri çekin, çare bulun, yazık olmasın
memlekete" diyor; ama, siz, bunu, iki sene sonra, ucu size dokununca
anlıyorsunuz. Gelin, aynı duruma düşmeyin, tasarıyı geri çekin, medyokrasiyi,
demokrasi yapalım diyorum. BAŞKAN - Sayın
Sünnetçioğlu!.. AHMET SÜNNETÇİOĞLU
(Devamla) - Son cümlelerimi söylüyorum. BAŞKAN - Lütfen!.. AHMET SÜNNETÇİOĞLU
(Devamla) - Bakın, hata yapıyorsunuz. 8 inci madde görüşülürken, seçim
yasakları döneminde, halkın özgür iradesini engelleyecek müdahaleleri
yasaklayan önerge verdik, kabul etmediniz, şimdi önergeleri görüştürmüyorsunuz
bile. Hoş, halkın özgür iradesini engelleyecek müdahaleler sadece basın yoluyla
yapılmıyor... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın
Sünnetçioğlu, teşekkür ederim efendim. AHMET SÜNNETÇİOĞLU
(Devamla) - Andıçlar, transferler yoluyla da bu gerçekleşebiliyor. Neticede
"biz müdahale etmeseydik, bu Meclisin aritmetiği böyle olmazdı"
şeklinde açıklanabiliyor. Demokratik hukuk
devletine saygılı olmak, demokrasinin saygınlığı için bu yasa tasarısını geri
çekeceğiniz umudunu, Fazilet Partisi Grubu olarak hâlâ taşıyoruz ve saygılar
sunuyoruz. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Bir cümle de
para cezasından bahsetseydiniz!.. AHMET SÜNNETÇİOĞLU
(Bursa) - Bir daha konuşmam var efendim. BAŞKAN - Yani, 24 üncü
maddedeki para cezasından da bahsetseydiniz iyi olurdu diyorum. AHMET SÜNNETÇİOĞLU
(Bursa) - Konuşmamın başında bahsetmiştim efendim. BAŞKAN - Peki efendim. Efendim, Doğru Yol
partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın; buyurun efendim.
(DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA MURAT
AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı
tasarının 24 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle,
Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
bu madde bir zaitlik, bir fazlalıktır; yani, bu maddede para cezasını
düzenleyen hükümler, daha önceki birçok maddede geçti. Dolayısıyla, bu madde,
burada haşivdir. Bu maddenin buradan çıkarılmasının daha doğru olacağı
kanaatindeyiz; çünkü, aynı şeyi tekrar etmek, eziyetten başka bir şey değildir.
Bu Mecliste bu şekilde dikkatsiz olarak düzenlenmiş geçmiş yasalar, ileride
ayrıca Meclis için sıkıntı olacaktır. Sayın Başkan da hep & |