|
DÖNEM : 21 CİLT : 64 YASAMA YILI : 3 T. B. M. M. TUTANAK
DERGİSİ 107 nci
Birleşim 23 . 5 . 2001 Çarşamba İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III. - YOKLAMA IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1. - Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, esnaf ve
sanatkârlar ile KOBİ'lerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması 2. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 18 Mayıs 1919'da
Balıkesir'de Reddi İlhak Cemiyetinin kurulmasıyla başlayan Kuvayı Milliye
hareketinin 82 nci yıldönümü nedeniyle gündemdışı konuşması 3. - Edirne Milletvekili Evren Bulut'un, Trakya yöresindeki çiftçilerin
buğday taban fiyatı ve prim sistemi uygulamalarından kaynaklanan sorunlarına ve
tarım konusunda çıkarılması gereken kanunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI 1.- Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey ve 29 arkadaşının, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu'da terör nedeniyle boşaltılan yerleşim birimlerinde yaşayan
vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200) C) TEZKERELER VE ÖNERGELER 1. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim
Kurumları Teşkilâtı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısının yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/827) V .- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. - İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili
Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve
İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu
(2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) 2. - Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/851) (Dağıtma tarihi: 7.5.2001) (S.
Sayısı: 669) 3. - Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı: 433) 4. - Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdi Tazminat ve
Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili
Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan
ve 7 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili
Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İ.Yaşar
Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın Aynı Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve İçişleri, Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı: 592) 5. - Sosyal Güvenlik Kurumu
Teşkilatının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal
Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı;
Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç Arkadaşının Sosyal Güvenlik
Kurumu Teşkilatının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/755, 1/689, 2/699) (S. Sayısı:
666) 6. - Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı: 675) 7. - Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun
Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/756, 1/691) (S. Sayısı:
676) 8. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre Komisyonları
Raporları (1/393) (S.Sayısı: 89) 9. - Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın
Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı:
682) VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR 1. - MHP Grup Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili İsmail Köse'nin,
İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak'ın Gruplarına sataşması nedeniyle
konuşması VII. - SORULAR VE CEVAPLAR A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1. - Bingöl Milletvekili
Hüsamettin Korkutata'nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki yatırım
projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kemal Derviş'in cevabı
(7/3970) 2. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, personel atamalarına ilişkin
sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/4008) 3. - Tokat Milletvekili M.Ergün Dağcıoğlu'nun, soru önergeleriyle ilgili
işlemlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin
cevabı (7/4036) 4. - Hatay Milletvekili Mustafa Geçer'in, İspirto ve İspirtolu İçkiler
İnhisarı Kanununda yer alan bir ibareye ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4044) 5. - Konya Milletvekili Lütfi
Yalman'ın, bakanlıkta çalışan danışman ve başdanışmanlara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez'in cevabı (7/4153) 6. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Merve Safa Kavakçı'nın
milletvekilliği sıfatını kaybetmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4174) 7. - Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas'ın, Gaziantep ve Mersin'de
yapılan gümrük işlemlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler’in
cevabı (7/4186) 8. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın, üreticilerin mağduriyetlerine
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı
(7/4189) 9. - Ankara Milletvekili Uluç Gürkan'ın, Rekabet Kurumuna ait lojman,
makam aracı ve kurum üyelerinin dış görevlerine ilişkin sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/4216) 10. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, borçlarından dolayı haciz
kararı alınan belediyelere ve belediye başkanlarına ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın cevabı (7/4220) 11. - Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç'un, Elazığ Kültür Merkezi
inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M.İstemihan Talay'ın cevabı (7/4245) 12. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, DMS sonuçlarına göre
yapılacak atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in cevabı
(7/4262) 13. - Osmaniye Milletvekili Birol Büyüköztürk'ün, ihtisas
komisyonlarının toplantılarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Ömer İzgi'nin cevabı (7/4057) I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı. Ordu Milletvekili İhsan Çabuk’un, Ordu İli Ulubey İlçesinde meydana
gelen heyelana ve Ordu İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına
Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın, Adana Milletvekili MehmetHalit Dağlı’nın, çiftçinin sorunlarına ve
hububat alım fiyatlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri
Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, Cevap verdi. Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgelerinin sosyoekonomik durumuna ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı. Genel Kurulu ziyaret eden Türkiye - Makedonya Parlamentolararası Dostluk
Grubu Başkanı Naser Ziberi ve
beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi. İstanbulMilletvekili İ. Sühan Özkan ve 47 arkadaşının, bazı kişilerin
telefonlarının yasadışı yollarla dinlenildiği iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/199) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki
yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. 22 Mayıs 2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 682 sıra sayılı Kanun
tasarısının 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 9 uncu sırasına alınmasına; Genel Kurulun 22 Mayıs 2001 Salı günü 15.00 - 20.00, 23 Mayıs 2001
Çarşamba ve 24 Mayıs 2001 Perşembe günleri 14.00 - 20.00 saatleri arasında
çalışmasına; 23 Mayıs 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine, 22
Mayıs 2001 Salı günü (9/3) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin
öngörüşmelerinin tamamlanmasından sonra sözlü sorular ile diğer denetim
konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ve
gündemin 9 uncu sırasına, 24 Mayıs 2001 Perşembe günü de 10 uncu sırasına kadar
olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi; Sivas Milletvekili Musa Demirci’nin, Suşehri İlinin Kurulması Hakkında, İçel Milletvekili Ali Er’in, 2924 sayılı Orman Köylülerinin
Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde
DeğişiklikYapılmasına Dair, Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün’ün, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı
Hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair
Kanun ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında, Kanun Tekliflerinin (2/27, 2/658, 2/613) doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergeleri, Görüşmelerden sonra, kabul edildi. Konya Milletvekili T. Rıza Güneri ve 55 arkadaşının, enerji ihalelerinde
yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimallere yol açtığı ve gerekli tedbirleri
almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun
228, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar
eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesinin (9/3) öngörüşmeleri tamamlandı; yapılan açık oylama
sonucunda, Meclis soruşturması açılmasının kabul edilmediği açıklandı. Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin öngörüşmeleri sırasında
: Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı
Ilıcak’ın, konuşmasında, beyanlarını çarpıtması; DevletBakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz, İstanbul
Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, konuşmasında, şahsına, İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak,Denizli Milletvekili Beyhan
Aslan ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın, konuşmasında,
şahsına, Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın, konuşmasında, Genel Başkanına ve Gruplarına, Sataşması, Nedeniyle birer konuşma yaptılar. Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmında bulunan : TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve
Anayasa Komisyonu Raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S. Sayısı : 527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere
ilişkinKomisyon Raporu henüz hazırlanmadığından, Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısının
(1/851) (S.Sayısı : 669) görüşmeleri, komisyon yetkilileri GenelKurulda hazır
bulunmadıklarından, Ertelendi. 23 Mayıs 2001 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te
toplanmak üzere birleşime 20.05’te son verildi. Nejat Arseven Başkanvekili
No. : 148 II. - GELEN
KÂĞITLAR 23 . 5 . 2001
ÇARŞAMBA Raporlar 1. - Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in
Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/797, 2/760) (S. Sayısı: 679) (Dağıtma tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME) 2. - Türkiye'nin MATRA Programına Katılımına İlişkin
Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan
ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/840) (S. Sayısı: 680) (Dağıtma
tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME) 3. - Ortadoğu Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde Bir Kampus Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/845) (S. Sayısı: 681)
(Dağıtma tarihi: 23.5.2001) (GÜNDEME) 4. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile
İstanbul Milletvekili Tansu Çiller ve 3 Arkadaşının, Kamu Görevlileri
Sendikaları Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/418, 2/87) (S. Sayısı: 683) (Dağıtma tarihi:
23.5.2001) (GÜNDEME) Sözlü Soru
Önergeleri 1. - İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel'in, İller
Bankası Genel Müdürlüğünce yapılan köy yollarına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1505) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 2. - İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel'in,
İstanbul-Silivri-Semizkumlar Mevkii Ali Paşa Köyündeki Hazine arazisine ilişkin
Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1506) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.5.2001) 3. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın , yasa dışı
yollarla Avrupa'ya giderken yakalanan Irak kökenli Türkmenlere ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1507) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 4. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki
ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin Orman Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1508) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 5. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Vakıflar Genel
Müdürlüğünün Konya İlindeki faaliyetlerine ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel
Yalova) sözlü soru önergesi (6/1509) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 6. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki
Vakıf eserlerine ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel Yalova) sözlü soru önergesi
(6/1510) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 7. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki
turizm yatırımlarına ve turist sayısına
ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1511) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22.5.2001) 8. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki
demiryolu projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1512)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 9. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, belediyelere
konsolide bütçeden yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1513) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 10. - Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun, pancar
üreticilerinin alacaklarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1514) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22.5.2001) Yazılı Soru
Önergeleri 1. - Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in, Türk
cumhuriyetlerindeki üniversitelerin denkliğine ve yatay geçişlere ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4340) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.5.2001) 2. - İzmir Milletvekili Hakan Tartan'ın, 2001 yılının
ilk dört ayında meydana gelen trafik kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4341) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 3. - Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız'ın, Mersin'den
Diyarbakır'a nakledilirken kaybolduğu ileri sürülen uçak yakıtına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4342) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.5.2001) 4. - Konya Milletvekili Özkan Öksüz'ün, Konya İlindeki
yol projelerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4343) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) 5. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, zorunlu eğitim uygulamasına ve sorunlarına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4344) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22.5.2001) 6. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, idarenin yanlış
uygulamalarının toplumda psikolojik rahatsızlıklara yol açtığı yolundaki haberlere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4345) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.5.2001) 7. - Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, yeni açıklanan ekonomik programın tarım
sektörünü felâkete sürükleyeceği iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4346) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.5.2001) Geri Alınan
Yazılı Soru Önergesi 1. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman, Emlak Bankasında
bir denetçinin bankayı zarara uğrattığı iddiasına ilişkin Başbakana yönelttiği
yazılı soru önergesini 22.5.2001 tarihinde geri almıştır (7/4193) Meclis
Araştırması Önergesi 1. - Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey ve 29
arkadaşının, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da terör nedeniyle boşaltılan yerleşim
birimlerinde yaşayan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200) BİRİNCİ
OTURUM Açılma Saati:
14.00 23 Mayıs 2001
Çarşamba BAŞKAN :
Başkanvekili Nejat ARSEVEN KÂTİP ÜYELER
: Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 107 nci Birleşimini açıyorum. Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma, gündemdışı söz
vereceğim. Gündemdışı ilk söz, esnafın, KOBİ'lerin ve sanayicinin
durumu hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'a
aittir. Buyurun Sayın Yıldırım. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Doğru Yol Partisinden kimse
yok; bari biz alkışlayalım. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sizler varsınız. IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR 1. - Eskişehir
Milletvekili MehmetSadri Yıldırım’ın, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ’lerin
sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizde, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ'lerin içinde
bulunduğu durumu dile getirmek üzere, gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle, komada bulunan esnaf ve sanatkârlarımıza, KOBİ'lerimize,
sanayicilerimize, çiftçilerimize, aziz milletimize ve Yüce Heyetinize
saygılarımı sunuyorum. Değerli milletvekilleri, ülkemiz, ekonomik bakımdan
gerçekten kritik günlerden geçiyor. Bu kritik günlerde, belki de krizden en
fazla etkilenen, toplumun gerçek ortadireği olan esnaf ve sanatkârlarımızdır;
çünkü, kendi imkânıyla işyerini kuran ve ekonominin omurgasını teşkil eden,
vergisini ve borçlarını zamanında ödeyen, aynı zamanda istihdam yaratan,
vatanına ve milletine bağlı 4 milyon esnaf ve sanatkârlarımız ile şoför ve
kamyoncu esnafı, pazarcı esnafıyla birlikte 6 milyon esnaf bulunmaktadır. İşte,
bu esnaflar, bir taraftan üreterek ekonomiye katmadeğer sağlamakta, diğer
taraftan, devletine, stopajdan elektriğe, vergiden telefona kadar birçok yoldan
kaynak aktarmaktadır. Öyleyse, Türk esnaf ve sanatkârı, yüksek ahlakî
değerleriyle, toplumumuzun temel taşı, demokrasimizin ve serbest piyasa
ekonomisinin güvencesidir. Bunun içindir ki, esnaf ve sanatkârlarımızın
geliştirilip, güçlendirilmesi doğrultusunda devletçe verilecek destekler,
toplumumuzda istihdam ve sosyal dengelerin sağlanması dolayısıyla,
demokrasimizin ve ekonomimizin selameti yönünde son derece önemlidir. Eğer, bir toplumda esnaf ve sanatkârlar eziliyorsa, güç
durumdaysa; yani, yok olma noktasına gelmişse, orada siyasî istikrar da,
demokrasi de, ekonomi de, rejim de tehlikede demektir. O halde, bugün,
esnafımız, KOBİ'lerimiz, ticaret adamlarımız ve sanayicilerimiz ne durumdadır
sorusuna vereceğimiz cevap, ekonominin ve demokrasinin içerisinde bulunduğu
durum için son derece önemlidir. Değerli milletvekilleri, bugün, esnaf ve
sanatkârlarımız, 1999 yılı sonlarında 57 nci hükümet tarafından uygulanmaya
konulan ekonomik istikrar programı nedeniyle son derece güç koşullarda ayakta
kalma mücadelesi vermektedir. Esnaf ve sanatkârlarımız, cumhuriyet tarihinde hiç
görülmediği bir biçimde, kitleler halinde kepenk indirmeye başlamıştır; çünkü,
esnaf, bu hükümetin sayesinde siftah etmeden dükkân kapatan, vergisini
ödeyemeyen, sigorta ve Bağ-Kur primlerini yatıramayan, işini ve mesleğini devam
ettiremeyen, çoluk çocuğuna bakamayan, icraya düşen, iflas eden, neticede ya
intihar eden ya da hapishaneye düşen bir duruma gelmiştir. İşte, bu hükümet,
âdeta kasıtlı olarak, dayatmacı zihniyetle, halkla inatlaşarak, altından
kalkamayacak şekilde vergi koymuş, ekvergilerin süresini uzatmış, yeni vergiler
ihdas etmiş, bu da yetmemiş, Bağ-Kur ve sigorta primlerini yüzde 50 oranında
artırmış; bu da yetmemiş, KDV oranlarını artırmış; bu da yetmemiş, faiz
oranlarını yüzde 200'lere çıkarmış; bu da yetmemiş, kasaba ve küçük ilçelerdeki
esnafı ve çiftçiyi düşünmeden Ziraat Bankası ve Halk Bankası şubelerini
kapatmıştır. Soruyorum sayın hükümete: Siz, bu millete, esnafa,
sanatkâra, ticaret adamına, sanayiciye, memura, emekliye, çiftçiye, işçiye ve
işçi emeklisine zamdan ve vergiden, dert ve sıkıntıdan, işkence ve ıstıraptan
başka ne verdiniz? Esnafın, çiftçinin ve milletin lehine hangi kanunu
çıkardınız? Ülkeye hangi yatırımı yaptınız? Siz, bu ülkeyi ve milleti
düşünmeden, üreticiye ne hakla ceza veriyorsunuz? Sayın hükümet, Allah aşkına,
siz, bu ülkede kime hizmet ediyorsunuz? Söyleyin bakalım, siz, bu esnafı,
tezgâhının başında boş oturan, kara kara geleceğini düşünen bir hale
getirmenizden dolayı hiç mi vicdan azabı çekmiyorsunuz? İki yıldır, hatta dört
yıldır kredi vermediğiniz, ülkesi için fedakârlık yapan esnaftan; ürün
bedellerini maliyetin altında aldığınız, alınteri ve elemeğinin karşılığını
vermediğiniz, borç ve faize boğduğunuz, halen pancar bedellerini ve taban
fiyatı açıklamadığınız, mağdur ettiğiniz, ipini çektiğiniz çiftçiden ve bir
simite muhtaç ettiğiniz bu milletten, siz, ne yüzle, hâlâ, fedakârlık istiyorsunuz?
Sayın hükümet, uyguladığınız yanlış ekonomi
politikasıyla, ülkeyi ve milleti bir gecede yüzde 70 yoksullaştırdınız, esnafı
bitirdiniz. Bugün, esnaf ve sanatkârlarımız, tepkilerini, yaptıkları
yürüyüşlerle gösteriyorlar. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, esnaf ve sanatkâr
sokağa çıkmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yıldırım, mikrofonunuzu açıyorum;
lütfen, tamamlayınız. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) - Bu, hükümet için son
derece ciddî bir uyarıdır. Bu uyarıdan ders çıkarmayanlar ve Türk toplumunun
nabzını tutmakta yetersiz kalanlar çok daha ağır faturaları ödemeye hazır
olmalıdırlar. Sayın hükümet, esnaf ve sanatkârlar ve KOBİ'ler,
çiftçi, memur ve emekli yeni programın neresinde söyler misiniz? İçinde mi
dışında mı; bu millete izah eder misiniz? Siz, esnaf ve sanatkâra düşman
mısınız? Evet, düşmansınız; çünkü, esnaf ve sanatkârları ezmek için ne
gerekirse yapıyorsunuz; ekmeğiyle oynuyorsunuz, kredisiyle oynuyorsunuz, aldığı
krediyi ve Bağ-Kur primini ödeyemediği için hapishane yolunu gösteriyorsunuz.
Ayıp ediyorsunuz, günaha giriyorsunuz! Yeter artık, bu millete yaptıklarınız, yeter artık
esnaf ve sanatkârlara yaptıklarınız diyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.
(DYP ve FP sıralarından alkışlar) NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Sayın Yıldırım, alkışlarımızı
geri alıyoruz... BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım. Gündemdışı ikinci söz, Kuvayı Milliye ve Balıkesir
konusunda söz isteyen, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'e aittir. Buyurun Sayın Özgün. (FP sıralarından alkışlar) 2. - Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün’ün, 18 Mayıs 1919’da Balıkesir’de Reddi İlhak
Cemiyetinin kurulmasıyla başlayan Kuvayı Milliye hareketinin 82 nci yıldönümü
nedeniyle gündemdışı konuşması İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. 18 Mayıs 1919'da, bundan tam 82 yıl önce, Balıkesir'de,
küçük bir mahalle mescidi olan Alacamescitte, Reddi İlhak Cemiyetini kurup,
düşmana karşı silahlı mücadeleyi başlatan kahraman ecdadımızı rahmet ve
minnetle anarak sözlerime başlamak istiyorum. Değerli milletvekilleri, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in
işgali üzerine, Balıkesir'in bütün ileri gelenleri, 16 Mayıs 1919'da, şimdiki
Kuvayı Milliye Müzesinin olduğu yerde, okuma yurdunda toplanırlar ve Mehmet
Vehbi Bolak Beyin başkanlığında yapılan toplantıda uzun tartışmalar yapılır.
Konuşmalarda, işgalin protesto edilmesi, telgraflar çekilmesi istenilirken,
topluluktan birisi "İngiliz mandası isteyelim" deyince, bu sırada
arka sıralardan toplantıyı izleyen Kuşdilli Leblebici Raşit Efendi bağırarak
"manda isteyenler bizim köye gitsinler, orada çok manda var; bırakın bu
boş lafları, düşmanı geri döndürecek olan kuvvet namlunun ucundadır"
diyerek, millî mücadele kıvılcımını orada ateşlemiştir. Değerli milletvekilleri, tarih, milletlerin boy
aynasıdır. Milletler, geleceklerini şekillendirirken, geçmişten mutlaka ders
almalıdırlar. Tarih, sadece geçmiş değildir, tarih, aynı zamanda, bugün ve
yarındır, bizim için en zengin tecrübedir, ibret dersidir. Acaba, millet olarak, biz, tarihten ders çıkarabiliyor
muyuz? Leblebici Raşit Efendinin mandacılıkla ilgili sözleri, bize, bugün, neyi
hatırlatıyor? Bugün, IMF'nin dayatmaları, Başkan Bush'un mektubu, çıkması
istenilen kanunlar için yağdırılan emirler, bu kanunlar çıkmazsa borç para
gelmez sözleri, bütün bunlar neyin nesidir!.. Bütün bunlar, bize, egemenlik
konusunda fevkalade olumsuz şeyleri çağrıştırıyor. Nerede Leblebici Raşit Efendinin mandacılıkla ilgili
sözleri, nerede vatanseverlik, nerede milliyetçilik?.. Gerçek vatanseverlik ve
gerçek milliyetçilik bu utanç verici olaylara karşı çıkmaktır. Değerli milletvekilleri, Kuvayı Milliyenin en önemli
kilometre taşlarından birisi olan okuma yurdundaki bu toplantıdan sonra, 18
Mayıs 1919'da Alacamescitte, Malmüdürüzade Mehmet Efendinin okuduğu mevlitten
sonra, Mehmet Vehbi Bolak Bey ayağa kalkarak, İzmir'deki faciadan bahsettikten
sonra, "bu faciaların Balıkesir'in de başına gelmesi yakındır"
diyerek, yapılacak ilhakı fiilen reddetmek için, bir reddi ilhak cemiyetinin
kurulmasını istemiştir. Yapılan konuşmalardan sonra, her türlü karar almaya
yetkili 41 kişi belirlenmiştir. Kimler yoktur ki, o 41 kişinin arasında; Karesi
Mebusu Mehmet Vehbi Bolak, Belediye Reisi Keçecizade Mehmet Emin Bey,
Abdulgafur Efendi, Zarbalı Hulusi Bey, Müftü Abdullah Efendi ve diğerleri 41
bayrak adam... 19 Mayıs günü Alacamescitte yeniden toplanan bu heyet,
İstanbul'a ve Körfez bölgesine heyetler göndermeye karar vermişler ve
çalışmalar başlatılmıştır. Havran, Edremit ve Burhaniye'ye gidilerek, halk ile
görüşmeler yapılmıştır. Yunanlıların 19 Mayıs 1919'da Ayvalık'a asker
çıkarmasıyla, silahlı savunmaya geçilme kararı alınmış ve gönüllüler yollanarak,
millî mücadelenin ilk cephesi oluşturulmuş, ilk asker kurşunu Ayvalık'ta
ateşlenmiştir. Bütün bunların, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs
1919'da Samsun'a hareketinden önceki tarihlerde olması dikkat çekicidir. Bütün bunlar, Balıkesir'in millî mücadelenin beşiği
olduğunu göstermektedir. Okuma yurdunda ve Alacamescitte başlayan mücadele,
derin bir tarih bilinciyle, bütün mandacılık fikirlerini silip süpürmüş,
"ya istiklal ya ölüm" parolasıyla sel gibi cephelere akmış, tarihî
misyonunu yerine getirdikten sonra, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın emrine girerek,
Sakarya'da, Dumlupınar'da, Afyon'da ve Kocatepe'de şaha kalkmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN- Buyurun efendim. İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Bu mücadeleyi verenler çok
mütevazı insanlardı; pek çoğu isimlerinin bilinmesini istemedi, büyük kısmı
hatıralarını yazmadı. Medyatik olma özlemleri yoktu. O şekilde yaşadılar ve o
şekilde öldüler. Hizmet yapıp çekildiler. Yaptıklarını, bir vatan hizmeti
olarak gördüler, çoğu, madalyalarını bile almak istemedi; "Biz bir şey
yapmadık, vatan ne emrettiyse onu yaptık" dediler. İşte Kuvayı Milliye
ruhu bu idi, işte Millî Mücadele buydu. Kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi
bir kere daha rahmet ve minnetle anıyorum. Memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü o zor
günlerde vatan sevgisiyle yanıp tutuşan bir de Hasan Basri Çantay vardı. Şair,
edip ve alim birisiydi. Millî Mücadelenin önderlerinden, eşsiz kahramanlarından
biriydi. Başından sonuna kadar Millî Mücadelenin içerisinde yer almış,
çıkardığı Ses Gazetesiyle herkesi ittifak-ı mukaddese, Millî Mücadeleye
çağırmış, sonraki günlerde köy köy gezerek, halkı irşat ederek Millî Mücadeleye
asker kazandırmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Sayın Başkan, bitiriyorum, az
kaldı. BAŞKAN- Buyurun efendim. İSMAİL ÖZGÜN (Devamla)- Sözlerime, 17 Ekim 1918'de,
Hasan Basri Çantay tarafından çıkarılan Ses Gazetesinin ilk sayısında
yayımlanan Mehmet Âkif'in şu sözleriyle son vermek istiyorum. Diyor ki Âkif: "Düşman sesi duymak istemezsen, kardeş sesidir,
uyan bu sesten, Kalkınca görür ki akşam olmuş, vaktiyle uyanmayan bu
sesten." 82 yıl öncesinin bilincine ve heyecanına bugün daha
fazla ihtiyacımız olduğunu ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla, hürmetle
selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ediyorum efendim. Gündemdışı üçüncü söz, tarım sigortası ve prim sistemi,
Ziraat Odaları Kanunu ve buğday fiyatları hakkında söz isteyen, Edirne Milletvekili
Evren Bulut'a aittir.(ANAP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Bulut. 3. - Edirne
Milletvekili Evren Bulut’un, Trakya yöresindeki çiftçilerin buğday taban fiyatı
ve prim sistemi uygulamalarından kaynaklanan sorunlarına ve tarım konusunda
çıkarılması gereken kanunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı EVREN BULUT (Edirne) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; dün, Sayın Bakanımız, gündeme getirmiş olduğu hububat
fiyatlarının, Bakanlar Kurulumuzda da iki defa tartışmaya açıldığını söyledi ve
ikinci bir şey daha söyledi; buğday fiyatlarına, çiftçinin gelir düzeyini
korumak üzere, hükümetimizin destek göstereceğini söyledi. Başka bir şey daha
söyledi; 158 000 lira maliyetin olduğunu söyledi; geçen sene de 165 dolar fiyat
verdiğimizi söyledi. Yalnız, Toprak Mahsulleri Ofisinin, senelerdir gelmiş
geçmiş klasik anlayışından, bu değişen sistemlerde -ki, Meclisimiz,
hükümetimiz, işte, yeni gelen Sayın Bakanımız bize birsürü yasa çıkarıyor; Avrupa
Birliğine uyacağız, dünya normlarını imzaladık- buğday fiyatlarında, bu seneki
Toprak Mahsulleri Ofisinin sistemi mutlaka değişmelidir. Geçen sene Trakya buğdayı cezalandırılmıştır. Nasıl
cezalandırılmıştır; işte, şimdi, yine açıklayacaklar, 160 çeşit buğday ekiyor
Türkiye, bugünkü yönlendirmeyi yapamadığımızdan ne bulduysa onu ekmiş. Trakya
on senedir, pehlivan cinsi bir buğday ekmektedir; Edirne ziraî araştırmasında
yetiştirilmiştir. Bundan birkaç ay evvel de, Sayın Tarım Bakanımızla beraber,
Edirne'de, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin toplantısıyla, Odalar ve
Borsalar Birliğinin finansmanıyla Trakya'da 3 çeşit kaliteli buğdaya indirilmesi
için, Sayın Bakanımızın da o sempozyuma katıldığını biliyoruz. Şimdi, geçen sene 90 000-92 000 lira verilen Trakya
buğdayı, Sayın Bakanımız ofisleri açtığı zaman, Trakya ofislerini, Konya'da 140
000-145 000 liraya alıcı bulmuştur. Bunu niçin söylüyorum; buğdayın, kalitesine
para verilir, markasına değil. Araban vardır Mercedestir, yağ yakar, 1 milyar
eder; araban vardır 1994 model, yağ yakmaz, topludur, 2 milyar eder. Buğdayın
içindeki una para verilir. Un paritesi çok yüksek olan, 102 000 bin lira
verdiğiniz buğdaylarda, geçen sene 60 randıman alınan buğdaylarda, Trakya'da en
az 90 randıman buğday alınmıştır. Bunu üç paritede açıklamak lazımdır. 2002'den
sonra ofislerin de devreden çıktığını düşünsek, serbest piyasada, makarnalık
buğdayın fiyatını açıklayıp da gelmiş geçmiş hükümetler gibi yüksek tutup... Makarnalık buğday, sanayi ürünüdür ve ofislere gelmez.
Onun için, birinci, ekmeklik; ikinci, ekmeklik; üçüncü, yemliktir. Üç çeşit
buğday fiyatı açıklanması lazımdır. Sayın Bakanımız, bu sene -gübre zammı,
mazot zammı, ilaç zammını bir tarafa koyuyoruz- geçen seneki fiyatı dolar
bazında tutturursa, biz buna şimdiden teşekkür ederiz; ama, Bakanlar Kuruluna
getirip de "işte, ben Bakanlar Kuruluna götürüyorum, Bakanlar Kurulunda
olmuyor" diyorsa, Bakanımızın, orada Bakanlığı bırakması lazım. Biz onun
yanındayız. Eğer, çiftçinin hakkı, bir bakanımızın yaptığı araştırma, Bakanlar
Kurulunda görüşülüp de geri çekiliyorsa, bu, hükümetimizin bir yanlışlığıdır.
(DYP sıralarından alkışlar) Biz Tarım Bakanının yanındayız. Bunu söylerken, biz
çiftçiliği hobi olarak yapmıyoruz; bundan geçinen insanlarız. Geçen sene,
Toprak Mahsulleri Ofisine 250-300 ton buğday verdik, dışarıya da sattık. Ben
şimdi ondan, çok alacaklıyım; ama, gübrede, o da bana borçlu. Şimdi sistemi değiştirmek lazım. Buğday taban
fiyatlarının mutlaka... 12 milyon ton içtüketim, 2 milyon ton yemlik, 2 milyon
ton tohumluk... Biz buğday satmıyoruz ki, niye dünya fiyatlarını konuşuyoruz?
Bunun kilosu pastanelerde 10 milyona gidiyor. Pastanelere kadar gelince
buğdayın fiyatı 10 milyona gidiyor. Biz, içtüketimde nasıl her şeye dolar
bazında zam yapmışsak, bu insanlar bundan geçineceği için, buğday fiyatlarını
da içtüketim olarak düşünmemiz lazımdır; çünkü, bizim ürettiğimiz buğday 18-21
milyon tondur. İkincisi, pirim sistemi... Biz, ayçiçek, pamuk ve
zeytini prime aldık; bu, Anavatan Partisinin seçim beyannamesinde vardır,
hükümetimizin de programında vardır. Niye prim sistemi?.. İşte, Şeker Kanununu
çıkardık; pancar ortada kaldı; tütün yasası geliyor, tütün ortada kalacak. Biz,
mutlaka, ayçiçek, zeytin, pamuk gibi, tütünü, pancarı ve çeltiği prime sokmamız
lazımdır; böylece, devlet yükten kurtulacak. Kayıt içine alınan bu ekonomiden
dolayı -bugün dağıtılan primlerde- bütçede 198 trilyon para vardır, Sayın Kemal
Derviş'in dediği gibi, bu para bütçededir. İşte, bunları bütçeye koyarak,
pancar kotalarını, tütün kotalarını geliştirerek, mutlaka, prim sistemini
devreye sokmamız lazımdır. (Mikrofon elektronik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun Sayın Bulut. EVREN BULUT (Devamla) - İkincisi, Hatay için
konuşulanlar ne oldu? Burada, dokuz senedir, yağmur vuruyor, dolu vuruyor, o
bölgenin canı yanan milletvekilleri konuşuyor... 19 uncu ve 20 nci Dönemde,
tarım sigortasına ilişkin yasa teklifini hazırlayıp komisyonlardan geçirdik;
kadük oldu; bu sefer hükümet programındadır. Tarım sigortası, bizim
anavatanımızın bir vilayeti kadar olan Kıbrıs'ta işlemektedir; dört beş sene
evvel onun müsteşarını buraya getirdik. Bu tarım sigortası mutlaka çıkmalıdır.
Biz, bireysel sigorta çıkarıyoruz. Şimdi, ekimini yapmış olan insanımız yeniden bir karpuz
ekemez, tarlanın bir verim gücü vardır. Sen, onun borcunu erteleyeceksin,
gübresini bilmem ne yapacaksın; ama, ürünü gitmiştir. Sayın Bakanımızın da bu
konuda taahhüdü vardır; iki sene olmuştur;
bu hükümetimiz, mutlaka bu tarım sigortasını getirmelidir. Üçüncü bir şeyi söyleyerek huzurlarınızdan ayrılacağım.
Bütün dünyada demokratikleşme önde gidiyor. İnsan hakları temsilcileri geliyor,
bizim insan hakları temsilcilerimiz bir sürü yerlere gidiyor; ama, çiftçinin
demokratik hakkı daha yoktur. Ziraat Odalarına ilişkin kanun tasarısı üç dönemdir
Mecliste kadük olmuştur ve şimdi benim imzamla buna ilişkin teklif Tarım
Komisyonunda beklemektedir. Sayın Bakanımız bunu beğenmiyorsa, Bakanlık olarak
hazırlasınlar ve 7 milyon çiftçi ailesinin gelişmesini sağlayalım. Sayın Bakanıma "14 Mayısta sizinle
görüşeceğim" dedim, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günüydü. O güne kadar
çiftçilerin ne hale geleceğini bildiğim için... 14 Mayısta, çiftçiler
boyunduruğa koşuldular; ama, devletine ve milletine bağlı oldukları için, diğer
kuruluşlar gibi, insan haklarıyla ilgili bildiğiniz dernekler gibi yapmayıp,
kahırlarını içine gömmüşlerdir. 13 Mayıs Anneler Günüydü; 14 Mayıs Çiftçiler
Günüydü; ama, 14 Mayısta, çiftçilerin annesinin gözü yaşlıydı. Bu, siyasî bir
şey değildir. Ben, otuz senedir topraktan geçinen bir insanım. Sayın
Bakanımıza, bazı bürokratları yanlış bilgi veriyor. Edirne'de pehlivan
buğdayını yetiştiren Sayın Bakanımızın genel müdürüdür. Geçen sene, kendisinin
talimat vermesine rağmen, bu buğdayın fiyatı istediği gibi olmamıştır. Ben sözlerimi burada tamamlarken, Manisa'dan,
Bursa'dan, Trakya'dan bana gönderilen faksların, Sayın Bakanıma yollanmasını
tavsiye ediyorum. Artık, çiftçilerin, kendi haklarını arama zamanı gelmiştir
diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bulut. Gündemdışı konuşmaya, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın
Gökalp cevap verecekler. (MHP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Bakan. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Anavatan Partisi Milletvekili
Sayın Evren Bulut'a çok teşekkür ediyorum ve bu vesileyle de cevap vermek üzere
söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, şunu belirteyim ki:
Buradan, bu kürsüden, değerli milletvekillerimiz, çiftçinin meselelerinde,
haklı olarak sık sık söz alıyorlar ve çiftçinin, üreticinin problemlerini
burada sıralıyorlar. Benim de, Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak bu konuşmalara
verdiğim cevaplar, muhakkak ki, birbirlerine benzer ve birbirlerine de
benzemesi gerekir; zaten, benzemezse, o zaman, ben kendimden şüphe ederim;
çünkü, bir politika oluşturuyoruz ve bu politikayı burada anlatıyorum. Ancak, oluşturduğumuz
politikalarda da bazı mevzuatlar gerçekleştirildi; ama, halen, bazı mevzuatlar
da gerçekleştirilemedi. Ümit ediyorum ki ve ısrarla da takip ediyoruz ki, o
oluşturduğumuz politikaların da gereği olan mevzuatlar da, burada bir an önce
kanunlaşır ve çıkar. Bu nedenle, yine, söyleyeceklerim birbirlerine
benzeyecektir. Eğer, birbirlerine benzemezse, o zaman politikalarımızın
tutarsızlığı ortaya çıkar. Eğer, tekrar oluyorsa, tekraren bunun kayıtlara
geçmesinde fayda gördüğüm için söylüyorum. Ancak, Sayın Evren Bulut'tan benim çok özel bir
istirhamım var, özel bir ricam var: Kendisi, uzun süredir Parlamentoda görev
yapan çok değerli bir milletvekilimiz ve tarım konusuyla da yakinen ilgili,
bizzat tarımın içerisinden gelen, tarımı bilen ve Trakya'da olduğu gibi,
Türkiye'de de, tarım alanında, genelde güzel hizmetleri olan bir arkadaşımız.
Biz de bir koalisyon hükümetiyiz. Evren Bulut'un mensup olduğu parti de,
koalisyonun bir ortağı. Burada, ben, Evren Bulut'tan, bu kürsüde
konuştuklarının -ki, ben, Anavatan Partisi Grubuna da teşekkür ediyorum-
takipçisi olmasını, bana yardımcı olmasını, Bakanlığıma yardımcı olmasını ve
bir an önce de bu kanunların buradan geçmesini, ben, kendisinden talep
ediyorum. EVREN BULUT (Edirne) - Olurum... Hayhay... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Burada söylediklerinize ben
katılıyorum, söyledikleriniz yeni bir şey değil; ama, bu söylenenlerin -sizinle
de birkaç kez görüştüğümüz gibi- 70'lerde, 80'lerde hallolması gerekirdi. Müsaade ederseniz, şu değindiğiniz birkaç konuya, ben
de, açıklama getirme açısından cevap vermek istiyorum. Oluşturduğumuz sistemde
desteklemenin esası şudur; birincisi, çiftçiye, doğrudan bir desteği eline
ulaştırmaktır; ikincisi, telafi edici ödeme sisteminin muhakkak surette
Türkiye'ye yerleştirilmesi gerekli. Eğer, tütünden bazı üreticiyi çekecek, ona
bir kota koyacaksak, pancardan çekip kota koyacaksak, onun tarlasını boş
bırakmayalım; onun tarlasına mısır ekelim, soya fasulyesi, kanola ekelim; ama,
tütün ile mısır arasındaki farkı da telafi edici ödemeler olarak verelim;
çünkü, Avrupa Birliğinde uygulanan da budur, gelişmiş ülkelerde de uygulanan
budur. Prim sistemi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak,
bizden önceki bakanlar döneminde de getirilen bir sistem. Biz, bunun sayısını
biraz artırmaya çalıştık, prim miktarını artırmaya çalıştık. Prim sistemi,
inandığımız, müdafaa ettiğimiz bir sistemdi ve devam etmesini istiyoruz.
Bakanlar Kuruluna götürdüğümüz ilk projelerimizde şunu söyledik: Bırakınız
ayçiçeğinin fiyatı serbest piyasada belirlensin, tüccar alsın, Trakyabirlik
alsın, kim alırsa alsın; ama, ayçiçeğine biz, bir eşik fiyat koyalım, serbest
piyasadaki oluşan fiyatla eşik fiyat arasındaki farkı, faturasını getirene biz
verelim, böylelikle hem tarımı kayıt altına almış oluruz hem hazineye,
maliyeye vergi toplarız hem de tüm
ayçiçeği pazarlanır, Trakya Birlik de
bir yükten kurtarılır,
Trakyabirlik de 800 000 ton ayçiçeğini alma durumunda kalmaz, ek 200 000
tonunu alır; ama, ayçiçeği üreticisi de, emeğinin karşılığını alır. Prim
sistemi, telafi edici sistemler, özellikle savunduğumuz sistemler. Bu sistemler, Avrupa'da da bu şekilde uygulanıyor,
Amerika'da da bu şekilde uygulanıyor; ama, bazı uluslararası kuruluşlar, sanki,
Amerika'da, Avrupa'da böyle uygulanmıyormuş gibi, bize, bazı modeller
öneriyorlar. Ancak, şunu iyi bilsinler ki, Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak ve
Bakanlığın mensupları olarak, Amerika sistemini, Avrupa sistemini, bize bu
öneriyi getirenlerden çok daha iyi biliyoruz, bunu da burada Yüce Meclisin
huzurunda söylemek istiyorum. Kimse bize yeni bir model getirmesin; o modellerin
hepsini biz biliyoruz; dersimizi biz çalışıp geliyoruz. MEHMET HALİT DAĞLI (Adana) - Niye yapmıyorsunuz? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP(Devamla)-
Yapıyoruz, hepsi de bir günde olmuyor. "Niye yapmıyorsunuz" sorusuna şöyle cevap
verme hakkı doğuyor Sayın Dağlı; otuz senedir niye yapmadınız da, bunları, biz,
şimdi getirip konuştuğumuz zaman "yapın, geç kaldınız" diyorsunuz;
ama, sizin de yaptıklarınız için, ben de, bu millet de, tabiî ki teşekkür
ediyor; onu da belirteyim. 1999 yılında, pamuğa 12 sent prim ödedik; normalde, bu,
20 sent olmalıydı. Ekonomik imkânlarımız oydu, 12 sent ödedik; ama, bu ödenen
prim, maalesef, bu sene 9 sente düştü; bunu devam ettirmek istiyoruz. Soya fasulyesi ilk defa prim sistemine alındı. Soya
fasulyesi üretimini artırmak mecburiyetindeyiz. Yine, ayçiçeğine 5 sent prim verildi ve geçen yıl
ekonomik sıkıntıların o derecede olmasına karşılık, pamuk üreticisine 160
trilyon, ayçiçeği üreticisine 20 trilyon, soya fasulyesi üreticisine 2 trilyon,
fiyatın haricinde prim verdik. 2000 yılında ise, bu primler, pamukta 9 sent,
ayçiçeğinde 6 sent, soya fasulyesinde ve kanolada 8 sent, zeytinyağında ise
kilogramda 28 sent olarak uygulanacaktır. Yalnız şunu da burada belirteyim ki, prim ödemelerinde,
bu ödenen meblağlar direkt üreticiye ulaşmıştır; özellikle bazı hatalı
ölçümler, yanlış yapılmalar engellenmiştir ve bu sene de Güneydoğu Anadolu'daki
pamuk alanlarının hepsini, uzaktan algılama sistemiyle, uzay fotoğraflarıyla
belirliyoruz ve yerinde de tespitler yaparak, uzay fotoğraflarıyla aldığımız
sonuçları da karşılaştırıp, bir hataya meydan vermemek üzere bu primler
ödenecektir. Sayın Evren Bulut'un üzerinde durduğu diğer hususlardan
olan, özellikle buğday fiyatıyla ilgili -dün de burada söyledim; fazla
vaktinizi almayacağım buğday fiyatı konusunda- maliyeti tekrar söylüyorum:. Türkiye'de buğdayın
kilogram maliyeti 158 000 liradır. Biz, Bakanlar Kuruluna, ticarî maliyeti,
dünyadaki buğday fiyatı, dünya stokları, dünyada pazara çıkan buğday miktarı ve
şu anda uyguladığımız ekonomik istikrar programının üçünü birden göz önüne
alarak buğday fiyatlarını teklif ettik. Güneyde hasat başladı; bugün Hatay'da,
Adana'da hasat başladı; arpalar biçildi, buğday biçiliyor. Bu kararnamenin bir
an önce çıkması gerekli. İnanıyorum ki, Bakanlar Kurulumuz, Sayın
Başbakanımızın direktifiyle kararnameyi imzaya açacaktır ve buğday fiyatlarını
da belirlerken, hiçbir zaman bazılarının söylediği gibi, popülist bir yaklaşım
bizim şiarımız değildir. Biz, Türkiye ekonomisine bütüncül bir açıdan bakarız,
bütüncül bir gözlükle bakarız; istediğimiz buğday fiyatı da aşırı bir fiyat
değildir... İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Kaç para olacak Sayın Bakan? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Çiftçinin emeğinin karşılığını alabileceğimiz, tüketicimizi dışarıya mahkûm
etmeyeceğimiz ve sanayicinin de rekabet edebileceği bir fiyattır... İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Ne kadar olacak Sayın Bakan? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Bu fiyattan çok fazla ödün vermeye de niyetimiz yoktur. Bu da böyle
bilinmelidir... İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Bakanım, ne kadar
olacak fiyat? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Kararname imzalanmadığı için bir şey söyleyemiyorum; ama, ben, size maliyeti
söylüyorum; siz hesap edin, oradan çıkarın. İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Bakanım, bir
haftadır konuşuyorsunuz, bir de fiyatı söyleseniz iyi olacak! TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Sayın Evren Bulut'un şu cümlesine bir açıklık getirmem lazım -ben kendisini
çok severim, tarımı da iyi bilir- müsaadesiyle: Trakya buğdayı ve Trakya
çiftçisi hiçbir zaman bir haksızlığa uğramamaktadır. Biz, buğdayın fiyatını
belirlerken -çiftçimiz haklı, hangi tohumu vermişseniz onu ekiyor. Burada
çiftçinin bir hatası yok; ama, biz, çiftçimizi de eğitiyoruz- buğday fiyatını
verirken -yıllardır da bu böyle- sırf, un verimine bakmayız. Un verimine bakıyoruz,
enerji değerine bakıyoruz, protein değerine bakıyoruz. Evet, Pehlivan Buğdayı kaliteli bir buğdaydır; pehlivan
buğdayının paritesini artırma niyetindeyiz. İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Bakan, lütfen,
Gönen buğdayını da düşünün, onun paritesini de artırın. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Gönen buğdayına da hak ettiği parite veriliyor. Çeltiği prime almaya gerek yok. Benim projem eğer
mümkün olsa, tüm ürünlere prim uygulamak istiyorum; ama, çeltik üreticisine,
geçen sene emeğini verebildik. Çeltik konusunda bir prim uygulamayı şu aşamada
düşünmüyoruz. Tarım ürünleri sigortası kanun tasarısı burada iki kere
kadük olmuş. Tarım ürünleri sigortası kanun tasarısını hazırlama görevi,
yetkisi, işbölümü nedeniyle, Hazinenin görevidir. Biz de, daha önce hazırlanan
tarım ürünleri sigortası kanun tasarısı üzerinde çalışarak, gelişen şartları da
ilave ederek, Hazine Müsteşarlığına verdik ve kendilerini de, her zaman, bu
kanun tasarısının bir an önce Başbakanlığa getirilmesi ve Yüce Meclise
sunulması için teşvik ediyoruz. 2001 yılına gelmiş bir Türkiye'de, tarım ürünleri
sigortası kanununun olmaması çok büyük bir eksikliktir. Ancak, burada, çok sevdiğimiz, Sayın Doğru Yol Partisi
Eskişehir Milletvekilimiz de, her zaman çıkıp söylüyor çiftçiye ne verdiniz
diye. Siz ne verdiniz de, biz ne aldık çiftçinin elinden; ben, onu bir sorayım!
Tarım ürünleri sigortası kanunu...(DYP sıralarından gürültüler) İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Çiftçi, bizim
zamanımızda traktör aldı, hayvan aldı, gübre aldı, tohum aldı, ilaç aldı Sayın
Bakan; şimdi, çiftçi, traktörünü satıyor, hayvanını satıyor, karısının
kolundaki, boynundaki altını satıyor! ALİ RIZA GÖNÜL(Aydın) - Bizim zamanımızda traktör aldı,
Sayın Bakan. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Siz, ipini çektiniz
çiftçinin! BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayalım... Lütfen,
Sayın Yıldırım... Sayın Bakan, siz de, lütfen, Genel Kurula hitap edin
efendim. SEDAT ÇEVİK (Ankara) - Siz, Bakan dinlemeyi
bilmiyorsunuz! ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Bakan, sataşmayı bırakın
da, siz, ne yapacağınızı anlatın. BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayalım... Buyurun Sayın Bakan, siz, Genel Kurula hitap etmeye
devam edin efendim. SEDAT ÇEVİK (Ankara) - Bırakın Sayın Bakan anlatsın
işte; hükümetin en iyi bakanı, kıymetini bilin. İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Bakan soru
sordu, cevap verdik. Sormasın; sorduğu sorunun cevabını alır! BAŞKAN - Sayın Yılmazyıldız... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Şimdi, 57 nci hükümet, ne esnafın ipini çekmiştir ne çiftçinin ipini
çekmiştir; boğazına takılan ilmekleri çıkarmaya geldik ve birer birer de
çıkarıyoruz. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) Esnafınkini de çıkardık,
çiftçininkini de çıkardık. Bize bıraktığınız bu; bıraktığınız bu... Bankalar
hortumlardı; kimler, nerede, neyi vurdu, kim şu anda Kartal'da yatıyor siz
biliyorsunuz; onları getirdik biz buraya! (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)
Buraya çıkıp da, esnafın ipini çektiniz, çiftçinin ipini çektiniz... İp çekmek
için gelmedik de, sizin büyüttüklerinizi şu anda koyduk yerlerine ve mahkemeye
teslim ettik. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) Siz dönün, ona bakın; dönün,
resimlere bakın; çizdiğiniz resimlere bakın. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Şov yapıyor; siyasî
şov... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Çiftçi için getirdiklerimizi söyleyeyim: Hayal edemediğiniz, düşünemediğiniz
kanunları getiriyoruz. MUSTAFA YAMAN (Giresun) - Anlayamadığınız... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Neyi getiriyoruz; tarım kanununu... Elli senedir idare ediyorsunuz, tarım
kanunu çıkarmadınız; tarım kanununu getiriyoruz. BAŞKAN - Efendim, lütfen, karşılıklı konuşmaya sebep
olmayalım; lütfen... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Kanunları sordu, kanunlara cevap veriyorum. Tarım kanununu getirdik; şu anda
Sayın Başbakanımızın masasında, yakında, Meclise gelecektir; bir. Sizin bilmediğiniz, görmediğiniz, tarımda garanti ve
yön verme bütçesini de bunun içerisinde getiriyoruz. Geldikten sonra
çıkardığımız kanunla kurulan en önemli kurulu ben size söyleyeyim: Tarımda Yeniden
Yapılandırma ve Destekleme Kurulu, bunu getirdik. Koyduğunuz sınır ticaretiyle
bu ülkeye 52 ürün giriyordu; karpuz, kavun, patlıcan, biber, domates...
Isparta'da meyve suyu fabrikalarında işlenen elma bile, konsantre olarak
İran'dan ithal ediliyordu. İşte, bunları durdurduk, bu kanunları getirdik. Hayvan
kaçakçılığını durdurduk, et kaçakçılığını durdurduk. Bu ülkenin, Toprak Mahsulleri Ofisini, yabancı
buğdaylara, hem de hastalıklı buğdaylara mahkûm etmiştiniz, onları durdurduk. SÜLEYMAN METİN KALKAN (Hatay) - Buğdaycı perişan... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Bakınız, getirdiğimiz kanunu size söyleyeyim: Toprak Kanunu... Sizsiniz
toprak kanununun olmadığını bilenler. Arazinin amaçdışı kullanımıyla ilgili bir
kanun mu var? Trakya kimin zamanında bitti; İzmir Ödemiş Ovası kimin zamanında
bitti; Bursa Ovası kimin zamanında bitti? Bu kanunları getiriyoruz. 14 Mayıs Çiftçiler Gününün kutlamasını çiftçilerle
beraber yaptık Evren Bey. Ancak, ben, hiçbir zaman çiftçilerin durumu çok iyi
demiyorum; bunu, ne iktidara mensup milletvekilleri söyler ne de muhalefete
mensup milletvekilleri söyler; çünkü, çiftçinin kırk senedir, elli senedir
durumu iyi olmadı; ancak, durumunun iyileştirilmesi için bütün tedbirleri
almaya çalışıyoruz. Bakana hiç kimse yanlış bilgi vermez bürokratlardan,
ona da cevap verme durumundayım; çünkü, ben, Trakyadaki çiftçinin ürettiği
buğdayının, ayçiçeğinin meselelerini kendi arkadaşlarımla birlikte çalışarak
çıkarıyoruz. Ziraat odaları kanunu muhakkak surette çıkarılacaktır. Bunun da,
bugünkü şartlara cevap verebilecek bir şekle getirilmesi gerekli. Özellikle
üretici birlikleri yasası çok önemli ve şimdiye kadar Bakanlar Kuruluna
ulaşamayan üretici birlikleri kanunu da Bakanlar Kuruluna ulaştırılmış ve Bakanlar
Kurulunda imzadan çıkmıştır; takip ediyoruz, yakında bunun da Meclise sevk
edileceğini bekliyoruz, Meclise sevk edilecektir. Bu vesileyle, tekrar,
hepinize saygılarımı arz ediyorum. Çiftçilerimize, üreticilerimize hayırlı, afetsiz yıllar
diliyorum. Toprak Mahsulleri Ofisi olarak, sırf, çiftçilerimizi
değil, 65 milyon olan tüketiciyi ve dünyayla rekabet edebilmesi için
sanayicimizi de düşünüyoruz. Bu düşüncelerle, yakında, kararnamenin imzası
tamamlanır ve açıklanır. Tekrar, saygılarımı sunuyorum. (MHP ve DSP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan, bir
talebim vardı; müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum. BAŞKAN - Böyle bir usul yok Sayın Yıldırım. Size söz
verdim, konuştunuz. Sayın Bakan da gündemdışı konuşmaya cevap verdi; sizinle
ilgili de bir şey söylemedi. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan;
ismimden bahsederek açıkça sataşmada bulundu. ALİ RIZA GÖNÜL (Denizli) - Sayın Başkan, sataşma var,
isminden bahsederek; ne olacak?.. BAŞKAN - Efendim, ben bir sataşma tespit etmedim Sayın
Yıldırım. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Ama, ismimden
bahsederek söylüyor. BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır. Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum: B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI 1. -
Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey ve 29 arkadaşının, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da terör nedeniyle boşaltılan yerleşim birimlerinde yaşayan
vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde yaşanan terör
nedeniyle çok sayıda köy ve mezranın boşaltıldığı bilinmektedir. Boşaltılan ve tahrip edilen köy ve mezraların
isimlerini, köylerini terk etmek zorunda kalan bu vatandaşlarımızın
akıbetlerini, sayılarını, sorunlarını belirlemek ve olumsuzlukları ortadan
kaldıracak tedbirleri alarak uygulanabilecek rehabilitasyon programlarını
tespit etmek üzere, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz. 1. -
Sacit Günbey (Diyarbakır) 2. -
Alaattin Sever Aydın (Batman) 3. -
Hüsamettin Korkutata (Bingöl) 4. -
Bülent Arınç (Manisa) 5. - Avni
Doğan (Kahramanmaraş) 6. -
Mustafa Geçer (Hatay) 7. -
Fehim Adak (Mardin) 8. - Ömer
Vehbi Hatipoğlu (Diyarbakır) 9. -
Nezir Aydın (Sakarya) 10. -
Salih Kapusuz (Kayseri) 11. -
Musa Demirci (Sıvas) 12. -
İsmail Özgün (Balıkesir) 13. -
Sabahattin Yıldız (Muş) 14. -
Yaşar Canbay (Malatya) 15. - Ali
Sezal (Kahramanmaraş) 16. -
Lütfü Esengün (Erzurum) 17. -
Mustafa Niyazi Yanmaz (Şanlıurfa) 18. -
Süleyman Arif Emre (İstanbul) 19. -
Nurettin Aktaş (Gaziantep) 20. -
Yahya Akman (Şanlıurfa) 21. -
Mehmet Bekâroğlu (Rize) 22. - Ali
Oğuz (İstanbul) 23. -
Rıza Ulucak (Ankara) 24. -
Abdülkadir Aksu (İstanbul) 25. -
Osman Aslan (Diyarbakır) 26. -
Abdullah Veli Seyda (Şırnak) 27. -
Faruk Çelik (Bursa) 28. -
Ahmet Nurettin Aydın (Siirt) 29. -
Metin Kalkan (Hatay) 30. -
Abdullah Gül (Kayseri) Gerekçe: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde terör
eylemlerinin yaşandığı süreç içinde, gerek teröristlerin baskıları sonucunda
gerekse güvenlik görevlilerinin güvenlik meselesini gerekçe göstererek çok
sayıda köy ve mezranın boşaltılmasına sebep oldukları kamuoyunun malumlarıdır. Bu yerleşim yerleri boşaltılırken, çoğunlukla evler
tahrip edilmiş ve yakılmıştır; hayvanlar da telef olmuştur. Bu şekilde, milyonlarla ifade edilen vatandaşımız göçe
mecbur kalmıştır. Bu insanların nereye iskân edilecekleri, neyle geçinecekleri
planlanmadığından, belirsiz bir hayatın içinde kalmalarına sebep olunmuştur. Bu göçmen insanlar, zaman zaman naylonlardan yapılmış
çadırlarda, genellikle de bir gecekonduda, birden fazla ailenin birlikte
yaşadığı bir hayatı sürdürmek zorunda kalmışlardır. Aileler barınma ve iş
imkânı bulamazken, çocukları da eğitim ve öğretim ve sağlık hizmetlerinden
yeterince yararlanamamışlardır. Bu çocukların önemli bir kısmı bu olumsuz hayat
şartlarından dolayı hayatlarını kaybederken, hayatta kalanların çoğu öğretim
görmeden büyümüş, bunların da çoğu korunmaya muhtaç çocuk veya sokakta çalışan
çocuklar statüsünde yaşam mücadelesine girmek zorunda kalmışlardır. Terörün önemli ölçüde hızını azalttığı son yıllarda, bu
insanların yeniden köylerine dönerek hayat şartlarının normale dönmesini
sağlamak, maddî ve manevî kayıplarını nispeten de olsa karşılamak, devletimizin
yapacağı en önemli hizmetlerden biri olacaktır. Araştırma önergemizin amacı, boşaltılan ve tahrip
edilen köy ve mezraların isimlerini, köylerini terk etmek zorunda kalan
vatandaşlarımızın akıbetlerini, sayılarını, sorunlarını belirlemek,
olumsuzlukları ortadan kaldıracak tedbirleri almak, uygulanabilecek
rehabilitasyon programlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tespit
edilerek belirlenmesidir. BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur. Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır. İçtüzüğün 75 inci maddesine göre verilmiş,
Başbakanlığın bir tezkeresi vardır; okutuyorum: C) TEZKERELER
VE ÖNERGELER 1. -
Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 sayılı Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı,Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim
Kurumları Teşkilâtı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısının yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/827) 22.5.2001 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına İlgi: a) 30.11.1998 tarihli ve
B.02.0.KKG/0.11/101-1438/6835 sayılı yazımız. b) 6.9.2000 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-145/4217
sayılı yazımız. c) 12.1.2001 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-224/244
sayılı yazımız. İlgi (a), (b) ve (c) yazılarımız ekinde Başkanlığınıza
sunulan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci maddesine
göre, yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesini arz ederim. Bülent Ecevit Başbakan BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur. Sayın milletvekilleri, geri gönderilmesi istenen
tasarılardan, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda bulunan
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hükümete geri verilmiştir; ancak, tezkerede
geçen diğer iki tasarı, Genel Kurul gündeminde bulunduğundan, İçtüzüğümüzün 75
inci maddesi hükmüne göre geri verilebilmesi için ayrı ayrı oylarınıza sunmak
zorundayım. Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanunun
Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının hükümete geri
verilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının geri verilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü
soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz. Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız. V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN 1. - İzmir
Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;
Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un;
Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in;
İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına
Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307,
2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) BAŞKAN - 10.1.2001 tarihli 42 nci Birleşimde, İçtüzüğün
88 inci maddesine göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen
maddeleriyle ilgili komisyon raporu Başkanlığa verilmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz. Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları
Kanunu Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2. - Ceza
İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/851) (S. Sayısı: 669) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı
Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının
görüşmelerine başlayacağız. 3. - Kamu
Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı: 433) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
624 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili
Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan ve 7 arkadaşının; Anavatan Partisi Grup
Başkanvekilleri Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan
Aslan, Eskişehir Milletvekili Yaşar Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz
Aydoğan'ın aynı mahiyetteki kanun tekliflerinin görüşmelerine başlayacağız. 4. - Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan ve 7 Arkadaşının;
Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli
Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İ.Yaşar Dedelek ile Antalya
Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri,
Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/757, 2/603, 2/605) (S.
Sayısı: 592) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve
Üç Arkadaşının Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporlarının görüşmelerine başlayacağız. 5. - Sosyal
Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 618 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun Tasarısı; Kayseri Milletvekili Hasan Basri Üstünbaş ve Üç Arkadaşının
Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilâtının Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/755, 1/689,
2/699) (S. Sayısı: 666) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Türkiye İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname; Türkiye İş Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız. 6. - Türkiye
İş Kurumunun Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında 617 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname; Türkiye İş
Kurumu Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/754, 1/692) (S. Sayısı: 675) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı
Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları
raporlarının görüşmelerine başlayacağız. 7. - Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu,
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 619 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/756, 1/691) (S. Sayısı: 676) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre
Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız. 8. -
Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları
(1/393) (S.Sayısı: 89) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporunun
görüşmelerine başlıyoruz. 9. - Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde. Hükümet?.. Yerinde. Komisyon raporu 682 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır. Tasarının tümü üzerinde söz isteyen sayın
milletvekilleri?.. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Grubumuz adına Sayın
Mustafa Kamalak konuşacaklar. BAŞKAN - Peki efendim. Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kamalak;
buyurun... AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Şu anda salonda yok
efendim, biraz sonra... BAŞKAN - Efendim, şimdi, şahısları adına söz isteyen
üyelerin isimlerini okuyacağım ve aynı anda söz isteminde bulunan 6
milletvekilinden konuşacak olan 2'sini kura ile belirleyeceğim; çünkü, aynı
anda başvurmuşlardır; 6 sayın milletvekili de 22.5.2001 tarihinde saat 9.40
itibariyle başvurmuşlardır; şimdi, bu kura işlemini tamamlayacağım. İsimleri okuyorum: Ankara Milletvekili Sayın Uluç
Gürkan, İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nazlı Ilıcak, Erzurum Milletvekili
Sayın Aslan Polat, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır, Çorum Milletvekili
Sayın Yasin Hatiboğlu ve Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan. Şimdi, bu 6 sayın milletvekilinin içerisinden 2 ismi
kura ile belirliyorum: Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, İstanbul
Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; 2 sayın milletvekili arkadaşımız da buradalar. Şimdi, tekrar, gruplar adına konuşmalara dönüyorum. Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Kamalak buradalar mı? AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Nazlı Ilıcak konuşacaklar efendim. BAŞKAN - Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili
Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim. Sayın Ilıcak, 20 dakika Grup adına, 10 dakika da
şahsınız adına konuşma süreniz var. Şahsınız adına konuşma sürenizi de ilave
etmemi ister misiniz? AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Hayır Sayın Başkan;
şahsım adına olan konuşma hakkımı bir arkadaşıma devredeceğim. BAŞKAN - O zaman, Grup adına konuşacaksınız; peki
buyurun efendim. Sayın Ilıcak Fazilet Partisi Grubu adına konuşuyor
efendim. FP GRUBU ADINA AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının geneli
hakkında Grup adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlamak
istiyorum. RTÜK yasa tasarısı, bu değişiklik, birdenbire gündeme
geldi. Aslında, geçen yasama döneminde, yine medya patronları, karşımıza
birdenbire böyle bir dayatmayla çıkmışlardı; fakat, o dönemde, milletvekilleri,
gerçekten, buna cansiperane bir şekilde karşı koydular ve o dönemde, RTÜK yasa
tasarısı -hatırlıyorsunuz- geri püskürtüldü. O tarihte, milletvekilleri,
patronların talimatını dinlemediler,
medya patronlarının bu dayatmasına karşı çıktılar. İyi ki de dinlemediler!..
Bakın, bugün, iki medya patronu hapiste; sırada kimler var, bilinmez. RTÜK yasa tasarısı, geçen sene, yaz mevsimine doğru
yine Anayasa Komisyonuna geldi, Anayasa Komisyonunda -Anayasa Komisyonu üyesi
milletvekilleri hatırlar- büyük bir direnişle buna karşı koydular ve yaz
tatiline girildi; yine, RTÜK yasa tasarısı değişikliğini geri püskürtebildik.
Şimdi, tekrar, tam bir emrivaki şeklinde, maalesef, Meclis gündemine bu RTÜK
yasa tasarısı, yine medya patronlarının, özellikle bir kişinin isteğiyle,
ısrarıyla ve pazarlığıyla gündeme gelmekte ve bu defa, herhalde öyle bir sıkı
talimat alınmış olmalı ki, liderler, komisyon üyelerine göz açtırmadılar. Şimdi, bu tasarı, aslında, illegaliteden, yani,
kanunsuzluktan, legaliteye, yani, kanunîliğe dönme çabasıdır, medya
patronlarının. Mevcut kanuna göre, bir kişi, bir veya birden fazla
televizyonda ancak yüzde 20 oranında hisseye sahip olabiliyor; herhangi bir
televizyon kanalında yüzde 10'dan fazla hisseye sahip olan kişi ise, hiçbir
devlet ihalesine giremiyor, borsada da işlem yapamıyor. Kanun koyucu, acaba,
neden böyle bir sınırlama getirmiş diye baktığımızda, şunu görüyoruz: Devlet
ihalesinde medya gücü kullanılarak bürokratlara baskı yapılabilir,
siyasetçilere baskı yapılabilir. Bugün, bu RTÜK Yasasını Meclis gündemine
getiren irade, belirli bir ihaleyi almak için, yine, siyasetçiye, yine,
bürokrata baskı yapabilir; bu önlenmek istenmiş. Neden borsaya girmesin denilmiş;
çünkü, borsada manipülasyon yaparak sunî olarak hisseler yükseltilebilir diye
düşünülmüş. Halkın zararına yol açabilir böyle bir davranış; dolayısıyla,
halkın zararı önlensin diye, borsaya girme yasağı kanuna konulmuş; aynı
zamanda, yüzde 20'lik hisse payıyla tekelleşmenin önüne geçilmek istenmiş. Medya patronları, geçmişte, bu sınırlamaların hiçbirine
uymadılar, bu yasakları dinlemediler. Borsada, bırakınız, doğru dürüst işlem
yapmayı, münipülasyon yaptılar, sunî olarak kâğıtların fiyatlarını yükselttiler.
Burada bulunan ekonomiyle ilgili bazı arkadaşlarımız, bazı milletvekilleri bunu
çok iyi biliyor. Devlet ihalesine katıldılar ve bırakınız bir televizyon
kanalında yüzde 20 hisseyle yetinmeyi, kanuna aykırı olmasına rağmen, bırakınız
bir tek televizyonun sahibi olmayı, birden fazla televizyonun sahibi oldular.
Önplanda birtakım uydurma isimleri göstermek suretiyle, resmen, kanuna aykırı
hareket ettiler, suç işlediler. Şimdi, bu şekilde siyaseti etkileyebiliyorlar. Ben, birkaç örnek vermek istiyorum; vicdanlara,
akıllara hitap etmek için. Bakın, Dinç Bilgin -bugün kendisi hapiste- eğer
Sabahın patronu olmasaydı, Cavit Çağlar -bugün kendisi hapiste- NTV'nin sahibi
olmasaydı, yarı batık bankası olan Cavit Çağlar'a, Dinç Bilgin'in ortaklığında
ikinci bir banka verilir miydi? Etibanka ilişkin murakıp raporları, o tarihte
Hazineye hükmeden üçlü tarafından (Hüsamettin Özkan, Recep Önal ve Hazine
Müsteşarı Selçuk Demiralp) hasıraltı edilir miydi değerli arkadaşlar? İlk rapor
31 Ocak 2000 tarihinde verildi, ikinci rapor 16 Haziran 2000 tarihinde verildi;
ama, bu raporlar, daima hasıraltı edildi, gündeme getirilmedi. Bu banka,
batmakta olan bu banka, halkın mevduatlarıyla kendilerini zengin eden bu
kişiler hakkında hiçbir tedbir alınmadı; bu bankalar Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonuna devredilmedi; çünkü, karşıda çok güçlü bir medya vardı. Değerli arkadaşlar, bir şey daha sormak istiyorum,
belki bazılarınız takip edemedi; ama, bu çok önemli bir konuyu, bugün, Genel
Kurulun gündemine getirmek istiyorum. Bir medya patronuyla alakalı olmasaydı,
Ali Balkaner'in Milliyet hisseleri üzerinde yaptığı manipülasyon, acaba,
Sarıyer Adliyesinde bir köşede unutulur muydu? Bu, çok önemli, bu konuyu
hatırlatmak istiyorum. Aydın Doğan, yurt dışında Born Holding diye bir şirket
kurdu. Sonra, Milliyetin hisselerinin yüzde 8,66'sını Born Holdinge satmak
için, bu Born Holdingle anlaştı; yani,
kendisine ait yabancı menşeli şirketle anlaştı. Bu anlaşmada şöyle
deniliyordu: "28 Ocak 1998'den 15 gün geriye doğru giderek, ağırlıklı
ortalama fiyat esas alınacak; bu şekilde, Milliyet hisselerinin bir kısmı Born
Holdinge devredilecek." Ali Balkaner'in sahibi olduğu Yurtbank -Ali
Balkaner de şimdi hapiste- 28 Ocaktan iki ay önce başlayarak Milliyet hisseleri
üzerinde manipülasyon yaptı ve Milliyetin, o tarihte, yani, 14 Kasım 1997'de 2
461 lira olan hisseleri, iki ay içinde, 2 461 liradan, yüzde 715 oranında
artarak, 21 Ocak 1998'de 21 699 liraya yükseldi. Aynı dönemde borsadaki artış,
sadece, yüzde 12,77 ve Born Holding, Milliyetin hisselerini bu şişirilmiş
fiyattan aldı. SPK, Ali Balkaner aleyhine, Sermaye Piyasası Kanununa dayanarak,
suç duyurusunda bulundu; ama, nedense, esas itibariyle, bu şişirilme
fiyatlardan faydalanan Milliyetin patronu, sanık olarak o suç dosyasında
bulunmadı; ama, zaten, bununla da yetinilmedi; o dosya, Sarıyer Adliyesinin bir
köşesinde kayboldu, üstü örtüldü, sonra da, son çıkarılan afla tamamen
gündemden düştü. Eğer o dosya saklanmasaydı, belki, Ali Balkaner bazı
gerçekleri ifade edecekti; belki, biz de, bu surette, mesela, bir medya
patronunun niye yurt dışında, bir İngilizce adla, Born Holding diye bir şirket
kurduğunu, neden bu Born Holdingin kendi gazetesinin hisselerini satın aldığını
ve ertesi gün de bu satın aldığı hisseleri Credit Agricole Lazard Financial
Products Banka sattığını öğrenebilecektik. Acaba bu alışveriş, Malta Dışbank
off shore'un finansmanıyla mı gerçekleşiyor? Gerçekten, ben, bunu bilmiyorum;
benim cehaletime verin, aydınlanmak istiyorum. Ama, karşımızda böyle güç
odakları olduğu zaman, biz, maalesef, milletin hakkını arayamıyoruz. 24 Nisan tarihli yazımda sordum; dedim ki, acaba,
buradaki Dışbank, Malta Dışbank off shore'a para depoluyor, bu depolanan
paranın karşılığı Dışbank off shore, Born Holdingi finanse ediyor, Born Holding
de bu yüksek fiyattan -yani, yüzde 715 oranında artmış hisseler- Milliyet
hisselerini alarak dolaylı olarak acaba bankadan -yani, Dışbanktan- Doğan
Holdinge para mı aktarmış oluyor; bunu öğrenmek istedim. Esasında, ben çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayım
değerli arkadaşlar, bunları söylerken. Yarın öbür gün, bu gazetelerde, kimbilir
hakkımızda ne gibi yazılar çıkacak; ama, ben, bunları göze alarak... Sırf
milletimizin menfaatı için, sırf memleketimizin menfaatı için, sizlere rica
ediyorum; gelin, şu kanun tasarısından cayın; çünkü, zaten Türkiye'de bir
tekelleşme var, zaten Türkiye'de medya patronları maalesef her şeye hâkim;
çünkü, zaten onların istediği geçerli oluyor. Şimdi, onların gücünü daha da
artıracak böyle bir kanun tasarısından, gelin, birlikte vazgeçelim. Gazete patronu aynı zamanda televizyon sahibi, aynı
zamanda banka sahibi olunca, maalesef, kimse bu işleri kurcalayamıyor ve
yolsuzluk dosyaları adliye koridorlarında unutuluyor. Şimdi, mesela, Değerli
İçişleri Bakanımız Sadettin Tantan bu yolsuzlukların peşinde; ama, yine de
Yurtbankın sahibi Ali Balkaner'in, "biz 18 aileyiz" diye başladığı ve
bazı gazetecilerin de ismini verdiği; yani, bu manipülasyon olayında ismini
verdiği o belgeler; yani, manipülasyon soygununun belgeleri, 5 nolu DGM'nin
kâğıtları ve klasörleri arasında kaybolmuş durumda veya kaybedilmiş durumda. Bu
konuda, Sayın Adalet Bakanına da bir yazılı soru önergesi verdim; bu belgelerin
ortaya çıkarılmasını talep ettim. RTÜK Yasasını değiştiriyoruz, yüzde 20 hisse sınırını,
yüzde 25 izlenme oranına dönüştürüyoruz. İzlenme oranının ölçümü zaten son
derece zor. Böyle bir şey, hukuken geçerli sayılamaz; yani, AGB, 1 200
televizyon vericisiyle bağlantılı; televizyon seyircisinden aldığı donelere
göre belirli bir ölçüm yapıyor; ama, bu itirazımızı bir kenara bıraksak bile,
patronaja sadece izlenme oranıyla bir sınır getirilmesi çok önemli mahzurlar
doğuruyor. Şimdi, mesela, TRT-1'e bakalım, Türkiye'nin yüzde
99'unda TRT-1 seyredilebiliyor; ama, izlenme oranı, aldığımız verilere göre,
sadece yüzde 7. Demek ki, aynı patron, bu tasarı kanunlaştığı takdirde, 3 tane
TRT-1 ölçüsünde ulusal kanala sahip olabilecek. Burada, RTÜK Başkanı Nuri Kayış'ın, Anayasa
Komisyonundaki sözlerini hatırlatmak istiyorum sizlere; işin içinden gelen, hem
de mesleğin içinden gelen bir arkadaşımız, bakın, neler söylüyor: "İzlenme
oranı yüzde 25'in altında olan yayın kuruluşlarında, hisse oranları için
herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, bugünkü izlenme oranları dikkate
alındığında, bir kişinin, ülkedeki 260 televizyon kanalının ve 1 200 radyonun
pek çoğunu ele geçirmesine, kanunen bir engel kalmayacaktır." Özellikle yerel televizyon ve radyolar için söylüyorum,
onların izlenme payı son derece düşüktür; ama, etkisi, o ölçüde büyüktür. Bütün
vilayetlerinizde, belirli bir patron, bu televizyonu ve radyoyu ele geçirirse,
sizin de hâkiminiz haline gelecektir. Kendi yüreğinizle, kendi isteğinizle, bu
şekilde, bir medya patronuna veya birkaç medya patronuna teslim olma çabanızı,
doğrusu, anlamakta çok güçlük çekiyorum. Burada, bir parti bir pazarlık
yapıyor, evet; ama, sizler, bu pazarlığın içinde değilsiniz. Niçin bu
pazarlığın içine dahil oluyorsunuz?.. Değerli arkadaşlar, RTÜK Başkanı Nuri Kayış, şöyle
devam ediyor: "İtalya'da geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimde, Slyvio
Berlusconi, hakkında 12 adlî dosya olmasına rağmen, 3 büyük televizyon kanalını
elinde bulundurmanın gücünü kullanarak, başbakan oldu. Tekelleşmeyi
önleyemezsek, medya imparatorları, yakında, ülkenin kaderi üzerinde,
bugünkünden daha etkin hale gelecekler, tümüyle kontrolden çıkacaklar. Bazı
medya kuruluşları, bugün, zaten, kendilerini, yasamanın da yürütmenin de
yargının da üzerinde görüyorlar. Onlara, yeni güçler verilmemelidir. Ben, basın
özgürlüğünden -diyor Nuri Kayış, ben de ona katılıyorum- medya patronlarının
diledikleri gibi at oynatmalarını değil, halkın, doğru, manipüle edilmemiş,
özgür haber alma hakkını anlıyorum." Maalesef, bugün, medya, büyük bir sıkıntı içerisinde.
Burada, çalışanın hakkı korunmuyor. Binlerce kişi işsiz. Gazeteler satamıyor;
çünkü, halk, gazetelere inanmıyor. İşte, bu yüzden inanmıyor; çünkü, gazeteler,
milletin işini takip etmiyor, milletin meselesini takip etmiyor. Son günlerde,
yine gördük yayınlardan, ona buna destek veriyor. "Sen beni akla, ben seni
aklayım" desteğidir bu. Milletin işinin takipçisi, milletin meselelerinin
takipçisi, maalesef, olmuyor. Onun için gazeteler satış yapamıyor, onun için
tirajları çok düşük. Şimdi, biz, üzülüp duruyoruz; neden, Meclis itibar
kaybında; niçin, Meclisteki milletvekilleri, bir sıralamada, güven noktasında,
en alt oranlarda yer alıyorlar. Elbette, itibar kaybederiz; bu yanlışlar
yüzünden. Maalesef, bu yanlışlara karşı çıkan bizim gibi kimseler de itibar
kaybediyor. Eğer, siz, tutup, milletvekillerinin parmaklarını falanca medya
patronuna rehin ederseniz, milletin menfaatı yerine gazete sahiplerinin
menfaatını, çıkarlarını korursanız, basındaki tekelleşmenin daha da
derinleşmesine yol açarsanız, Parlamentoya kimse sevgi ve saygı beslemez.
Bakın, Meclisin duvarında "hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir"
yazıyor. Gelin, bu yazıyı da değiştirelim, gerçeği itiraf edelim; zira,
egemenliğin sahibi millet değil. Burada, milletin çıkarlarına, maalesef, hizmet
edilmiyor değerli arkadaşlar. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Gerçekten,
üzülerek, içim yanarak, utanarak bunu ifade ediyorum. Milletin çıkarları,
milletin menfaatı, burada korunmuyor. Bir oligarşik yapı var. Gücü elinde bulunduranlar,
özellikle, medya gücünü elinde bulunduranlar, herkese hâkim olmaya çalışıyor ve
biz, "emir demiri keser" diye, geldik, bütün kanunları atlayarak, bu
kanun tasarısını çıkarmak üzere burada toplanmış bulunuyoruz. Türkiye'de,
demokratik bir yapı değil, oligarşik bir yapı var. Şimdi, burada, bazı arkadaşlar, muhakkak ki, ANAP
sözcüleri, benden sonra konuşmanın avantajından yararlanarak, dünyada böyle bir
gidişat olduğunu söyleyecekler; ama, bu, doğru değil. İcap ederse, şimdiden
cevabımı vereyim. O Milliyet Gazetesinde, Hürriyet Gazetesinde, falanca filanca
gazetelerde, kendilerini savunmak için o iddiaları ortaya atıyorlar. Yok
efendim, şeffaflık adınaymış yapılan bu değişiklikler. Yalan, şeffaflık adına
değil; şeffaflık adınaysa, o zaman, kamu ihalelerine giriş yasağı niye kaldırılıyor?!
Bunu, açıkça, soru faslında tekrar soracağım ve şunu da öğrenmek istiyorum:
Bugün, acaba, bir kamu ihalesine talip, şu anda sırada bekleyen bir medya
patronu var mı? Acaba, bu değişiklik, alelacele, onun bu isteğini tatmin etmek
için mi yapılıyor? Acaba, ona, en geç çarşamba, perşembe günü, bu tasarı, bu
değişiklik geçecektir diye söz verildi mi? Siz bilmeyebilirsiniz; ama, ben
bunları biliyorum; çünkü, ben medyanın içinden geliyorum ve üzüntüyle ifade
ediyorum; bu sözler verilmiştir bu Meclis camiasından. Değerli arkadaşlar, zamanım azaldığı için, sadece bir
örnekle yetineceğim. Yani, dünyada işler böyle gitmiyor. Evet, İngiltere'de,
izlenme payıyla patronaj sınırlanıyor; ama, orada da yüzde 25 değil, yüzde 15
izlenme payı. Düşünün, İngiltere gibi demokratik bir ülkede, tekellerin bu
kadar hâkim olmadığı, birkaç kafanın her şeyi bu kadar hükümranlığı altına
almak istemediği, hiçbir devlet ihalesinin bu anlamda olmadığı bir ülkede,
İngiltere'de dahi, izlenme payı yüzde 15'le ancak sınırlanabiliyor; patronaj...
Ama, Fransa'yı ele alın, sadece Fransa'dan örnek vereceğim; zamanı gelince,
diğer ülkelere de temas edeceğim. Fransa'da, tek başına veya birlikte hareket eden gerçek
veya tüzelkişi, bir ulusal televizyonun yüzde 49'undan fazlasına doğrudan veya
dolaylı sahip olamaz. 49 deniliyor; yani, hâkimiyeti sağlamasın diye; ama, aynı
kişi, bir ulusal televizyonun yüzde 15'ine sahipse, o zaman, ikinci bir
televizyonun ancak yüzde 15'ine sahip olabiliyor. Yani, iki ulusal televizyonda
ortaklık hissesi yüzde 15, yüzde 15 olarak sınırlanıyor. Eğer, gerçek veya
tüzel bir kişi, bir ulusal televizyonun yüzde 5'ine sahipse, diğer iki ulusal
televizyonun da ancak yüzde 5'er oranına sahip olabiliyor. Yine, Fransa'dan
örnek vermek istiyorum. Kapsama alanı 4 milyon kişiye ulaşan bir televizyon
iznine sahip olan kişi, aynı zamanda 30 milyonun üzerinde nüfusa hitap eden bir
radyonun da sahibiyse, ulusal bir kanalın hissedarı olamıyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun Sayın Ilıcak. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Veyahut, günlük gazete
satışının yüzde 20'sinden fazlasına sahip olan kişi, aynı zamanda bir kablolu
yayının da sahibiyse, yerel televizyonu da varsa, ulusal televizyondan hiçbir
hisse alamıyor. Değerli arkadaşlar, şimdi, evet, 1996'dan sonra -onu,
zamanı gelince söyleyeceğim- bazı ülkelerde birtakım rahatlıklar getirildi,
Amerika'da getirildi, İngiltere'de getirildi, Almanya'da getirildi; çünkü, bu
ülkeler, bizim durumumuzu yaşamıyor, bizim şartlarımızda değiller. Bizim
şartlarımızda büyük bir tekelleşme sancısı yaşanmakta, bir kartelleşme sancısı
yaşanmakta. Biz, bu sıkıntıları aşmaya çalışırken, şimdi, tekelleşme
imkânlarını da artırıyoruz. Değerli arkadaşlar, ben, tekrar etmek istiyorum,
özellikle, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlara hitap etmek istiyorum, siz,
bu yerlere, millet sizi desteklediği için geldiniz, hiçbir medya sizi
desteklemiyordu. Niçin, şimdi, medya patronlarının isteklerini yerine getirmeye
çalışıyorsunuz?! (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Geliniz, oyunuzu olumsuz
olarak kullanınız, milletin yüzünü güldürünüz. Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak. Gruplar adına ikinci söz, Anavatan Partisi Grubu adına,
İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi'ye aittir. Buyurun Sayın Çelebi. (ANAP sıralarından alkışlar) ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; önce şunu söyleyeyim ki, Sayın Ilıcak'ı dinleyince,
hazırlanan bu tasarıdaki şeffaflık ve açıklık ilkesinin çok daha önemli
olduğuna inandım; bu tasarının çok daha gerekli olduğuna -çok açıkyüreklilikle
söylüyorum- bir kat daha fazla inandım. Benim "egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir" anlayışını benimseyen bir insan olduğumu ve Anayasa Komisyonu
üyesi olarak, talimatla hiçbir iş yapmayacağımı Sayın Ilıcak çok yakından
bilir, Anayasa Komisyonu üyelerinin hemen hemen hepsi de iyi bilir. Ben, öyle,
baskıyla veya birinin telkiniyle, doğru olmayan bir işi yapmam ve ben, Sayın
Ilıcak'ın da özgürlüklerini, haklarını, gerektiği zaman, ondan daha çok
korurum; bunu, birçok arkadaşım bilir. Yani, burada söylediklerim, benim
inandığım şeylerdir; söylediklerim, dünyayı tarayıp, inceleyip, araştırdıktan
sonra, bu toplumun neye ihtiyacı olduğunu, neden yarar göreceğini, neden yarar
görmeyeceğini, tüm dürüstlüğümle ve doğruluğumla ifade edeceğim şeylerdir.
Anayasa Komisyonunda, birçok oylamada, birçok konuda, bunu, arkadaşlarım
defalarca görmüştür ve özellikle bu konuda, bana, hiçbir arkadaşın farklı bir
şey söyleyeceğini tahmin etmiyorum. Şimdi, burada anlatılan birçok olayı dinledim, sayın
sözcünün anlattığı olayları. Biraz önce söyledim, hakikaten, bütün bu olaylar,
artık, bu işlerin, aydınlıkta, şeffaflık içinde, açıklık içinde yapılmasını
gerekli kılıyor. O onu mahkemeye vermiş, öbürü bilmem ne yapmış... Yani, hukuk
devleti ilkeleri çalışmıyor, yedi yıldır bu yasa olumlu sonuç getirememiş. Biz
yasayı niçin yaparız, yasaları niçin uygularız; adil olsun, kamuoyu vicdanında
ve toplum vicdanında çözümler adil olsun ve onaylansın diye. Hukuk devleti
ilkelerinin işleyişi, bir toplumda, bir felsefeye, bir ilkeye dayanıp,
toplumdaki dengeyi sağlamak içindir. Değilse, bu kadar büyük tartışmalar ortaya
çıkmışsa, bu kadar büyük şaibeler ortaya çıkmışsa, hiçbir televizyonun sahibi
bilinmiyorsa, inanılmaz bir yanlışlık var demektir. Değerli arkadaşlarım, 16 ulusal televizyon var; sahibi
bilinmiyor. Bölgesel televizyon var, birçok televizyon var... Bakın, başka bir
şey söyleyeceğim, şaşıracağınız bir rakam; 89 yayın kuruluşunun, son yedi yılda
kapanma süresi 12 000 gün; yani, 365'e bölün, basit bir matematik, bu
televizyonlar 33 yıl kapanmış. Yani, yayın organları çalışmıyor; bu yasa, bu
işleri düzenlemiyor, toplumun menfaatlarını düzenlemiyor. Dünyadaki uygulamaları ülke ülke çok net inceledim.
Yayıncılıkta tekeli önlemenin yolu, izlenme payının sınırlanmasından geçiyor,
kamuoyunu etkileme gücüne sınırlama getirmek... Yayıncılıkta tekeli niçin
önleyeceksiniz; kamuoyunu kendi doğrultusunda etkileme mantığı olduğu için.
Bütün dünya ülkeleri izlenme oranını getirmiş, biz de bunu getiriyoruz. Bunda
başka bir neden aramaya gerek yok ki. Fransa'da da böyle, Almanya'da da böyle,
İngiltere'de de böyle ve Amerika da, bütün bu sınırlamaları kaldırıyor... AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Hayır! Doğru
konuşmuyorsunuz; Fransa'da yüzde 49. IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Kamuoyunu etkileme gücünü
sınırlıyor, kamuoyunu etkilemenin sınırını getiriyor. Bu tasarı, bu bakımdan
doğru. Bu tasarının bir başka önemli doğrusu var. Biraz sonra
tek tek detaya da gireceğim. Rekabet ortamının güçlenmesi lazım artık
Türkiye'de. Artık, Türkiye'de, her şey devlet eliyle yürütülmemeli. Rekabet
ortamı güçlenerek halkın haber alma özgürlüğü sağlanır; öyle, yasalarla,
emirlerle, talimatlarla sağlanamaz. Amerika'da, bu anlamda sınırlamalar daha da
yeniden düzenleniyor. Halkın haber alma özgürlüğünü geliştireceksek, rekabet
ortamını geliştireceğiz. Rekabette, hakkını kötüye kullanma gibi bir durum
varsa, Rekabet Kanunu burada devreye giriyor. Rekabet Kanununun 6 ncı maddesi,
hakkın kötüye kullanımını, hâkim durumun kötüye kullanılmasına karşı önlemler
getiriyor. Bütün bu söyledikleriniz, bu yasaya göre olamaz. Birleşme veya
devralma konusunda 7 nci madde, bu meseleyi çözüyor. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Çelebi, tekelle rekabet
nasıl olacak?.. IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Yasayı vereyim, okuyun; karşı karşıya istediğiniz kadar
konuşuruz; ama, Sayın Ilıcak'ın burada anlattıkları, bu tasarının çok haklı
olduğunu gösterdi, şeffaflığa ve aydınlığa daha çok ihtiyaç olduğunu gösterdi.
Bütün bunlar, çok net biçimde hukukun çalışmadığını gösteriyor... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Çalıştırsınlar... IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Sahibi yok... Hiçbir şekilde
sahibi belli olmayan, hiçbir şekilde sahibi bilinmeyen ve en önemlisi, 400
milyon dolar civarında geliri olup 800 milyon dolar düzeyinde gideri olan 16
yayın kuruluşunun, sermayesinin, kaynaklarının nereden temin edildiği belli
değil. Böyle bir durum da var. Şimdi, bunların aydınlığa çıkması lazım. Bu
toplumun, eğer, dürüst ve temiz toplum olması açısından adım atması
gerekiyorsa, bu alanda açıklığı ve şeffaflığı sağlamak zorundayız. Bunun hiçbir
yolu yok. Bu işi gizleyerek, bu işi kaçırarak, bu işi karanlıklar içerisinde,
entrikalar içerisinde çözmeye çalışarak hiçbir yere varamayacağımızı
söylüyorum. Şimdi, başımızı kuma gömmememiz lazım, gerçekleri
olduğu gibi kabul etmemiz lazım. Sayın sözcünün anlattıklarından, burada ne
kadar çarpık bir yapının ortaya çıktığı gözüküyor. "Efendim, kamu
ihalelerinde şu olursa..." İhale kanunu hazırlıyoruz, bunları gideririz.
Her konunun problemi kendi yasasında çözülür. Bütün sorunları getirip de bir
tek yasada çözemezsiniz. Ayrıca, şeffaflık hem tekelleşmeyi önler hem bu tür
ihalelerdeki yalan dolanı önler. Şimdi, bu tasarı, tedbirleri, somut olarak,
uygulanabilir bir biçimde ortaya koymaktadır. Burada net biçimde gördüğümüz
hadise şu: Önce neyin olmadığını ortaya koyalım; hepimizin de anlaşacağımızı
sanıyorum, hiç kimse itiraz etmeyecek. Yedi yıldır uygulanan yasa, şu anda birçok soruna yol
açmıştır. Bu sorunları tartışmıyoruz bile. Bugün yürürlükte olan yasanın,
televizyon kanallarının hülle yoluyla ele geçirilmesine, hile ve sahteciliğe
yol açtığı açıktır. İşte, 12 000 gün kapatma, karartma olabilir mi?!. Hukukî
takiplerde yayınların gerçek sahibine ulaşılamadığı çok açıktır; burada
belirtilmiştir; bu yüzden açıklık ve şeffaflık önem taşımaktadır. Hülleyi
teşvik eden durum devam etsin mi, etmesin mi?.. Bence, demokrasinin temeli olan
açıklık ve şeffaflığı bu toplumun yüzde 90'ı istemektedir. Açıklık ve demokrasinin
temel güvencesi olan şeffaflık, bu toplumun temel dileğidir. Şimdi, yedi yıldır uygulanan yasanın, ortaya çıkardığı
sonuçlar böyleyken, şimdi, doğru ve iyi bir tasarı hazırlama noktasında, dünya
pratiğindeki uygulamaları dikkate aldığımızda, uygulanabilir ve sorunları
çözebilen bir tasarı ortaya koyduğumuzda, demokratik norm ve standartlara uygun
bir tasarı ortaya koyduğumuzda, açıklık ve şeffaflığı sağlayacak bir tasarı
ortaya koyduğumuzda, yaptırım gücü olacak bir tasarı ortaya koyduğumuzda -ki,
bu tasarı o niteliktedir; eksiklikleri olabilir ve gelişen teknoloji karşısında
bütün bu teknolojik gelişmelere cevap vermede eksik kalabilir; ama, zaman
içinde bu da telafi edilebilir- böyle bir tasarı, doğru ve iyi bir tasarı
olarak yararlı olacaktır. Şimdi, bizim toplum olarak neden şikâyetimiz var;
kamuoyunun yönlendirilmesinden şikâyetimiz var, yalan haberden şikâyetimiz var,
kasıtlı haberden şikâyetimiz var, yayınların kişilerin manevî şahsiyetine
saldırıda bulunmasından şikâyetimiz var, yayıncılığın haksız bir amaç ve çıkara
alet edilmesinden şikâyetimiz var. Evet, bu tasarı, bunlara da önleyici
hükümler getirmektedir. Bugün -biraz önce söyledim- 16 tane ulusal televizyon,
15 tane bölgesel televizyon ve 250 yerel televizyonun yedi yılda 12 166 gün
kapatılmış olması, 86 yayın kuruluşuna böyle bir cezanın verilmiş olması,
bunların 17 yayın kuruluşunun 400 milyon dolar civarında reklam geliri olup 800
milyon dolar civarında giderinin olması ve bu kadar kapanmaya yol açan bir
yasanın ve şaibeli bir ortam hazırlayan bu uygulamanın mutlaka giderilmesi
gerekmektedir. Burada, dünyadaki uygulamada -Amerika'da, İngiltere'de,
Fransa'da, Almanya'da, İtalya'daki uygulamada- kamuoyunu etkileme önemlidir.
Bunun da ölçütü izleme oranıdır. Yayıncılıkta tekelin önlenmesi, ulaşılan
izlenme ve etkileyebilmeyi, izleyici sayısını sınırlamakla
gerçekleştirilmektedir. Biz, Avrupa Birliği ülkelerinin anlayışını, Almanya'nın
anlayışını bu tasarıda esas alıyoruz. Fransa'da üst sınır yüzde 35'tir,
Almanya'da üst sınır yüzde 30'dur, İngiltere'de yüzde 15'tir, İtalya'da yüzde
25'tir. Amerika'da, televizyon yayınlarının ulaştığı kitle, ülke nüfusunun
yüzde 35'ini geçtiği sürece sınırlama getirilmektedir. Haber alma özgürlüğünü
kısıtlayan ve tekelleşmeyi denetleyen tek bir önemli faktör vardır; o da
açıklık ve şeffaflıktır. Kamu ihaleleriyle ilgili, kötüye kullanma, hakkın
kötüye kullanılması meselesi, hem İhale Kanununda hem de Rekabet Kanununda
önlenen hükümler içermektedir. Hâkim durumun kötüye kullanılması, birleşme veya
devralmada, hizmet piyasasında rekabetin önemli ölçüde azaltılması, Rekabet
Kanunuyla engellenmektedir. Ayrıca, birleşme veya devralmada, kanunun 29 uncu
maddesinin (J) bendi, bunu Üst Kurulun iznine bağlamaktadır. Bütün bunlar, bize söylenen sakıncaların -yasa tasarısı
iyi incelendiği takdirde, diğer yasalar iyi incelendiği takdirde- büyük ölçüde
giderildiği görülmektedir. Burada, bir başka önemli nokta, bu genel düzenlemenin,
objektif biçimde, başımızı kuma gömmeden, gerçekleri görerek, dünyadaki
gelişmeleri dikkate alarak, sorunlara çözüm önerilerini de içeren nitelikte
olmasıdır. Teknolojik gelişmeleri takipte zorluk çekilmesine
rağmen, zamanın burada bize getirdiği avantajları kullanarak, internet başta
olmak üzere, birtakım önemli unsurlara yer verilmeye çalışılmıştır. Ekran
kapatma yerine, başka hükümler getirilmiştir. Zamanın aşındırdığı hükümler
yerine, basının kendi disiplini içinde çözebileceği hükümler getirilmiş,
cezaların Kurumlar Vergisinden düşülmesine dur denilmiştir. Bu uygulamalar,
özellikle, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun, son
derece kişisel özlük haklarının ve özgürlükten doğan kişi haklarını da savunan,
özellikle, tekzip gibi, yalan yayına karşı müeyyideler getirmektedir. Bir
tekzibin yayınlanmaması halinde veya tekzip hakkının istismar edilmesi halinde
ciddî cezaî yükümlülükler getirmektedir; bunlar önemli yeniliklerdir. Ekran karartmanın kaldırılıp, bunun yerine, özür dileme
gibi birtakım uygulamaların getirilmesi, programın yayınının durdurulup, o program yapımcısının ve
sunucusunun belli bir süre programının yayınlanmaması gibi uygulamalar önemli
yeniliklerdir. Burada tekrar aynı noktaya geleceğim: Bu yasada,
paravan şirket ve kişiler arkasına saklanarak yayın kuruluşlarının yönetimi
mekanizması son bulmaktadır. Burada, yayın dünyasının şeffaflaşması, çok önemli
bir kapı, devrim niteliğinde önemli bir dönemi başlatacaktır. Şeffaflık,
tekelleşmeyi önleyecektir. Eğer, TRT-1'in üç tanesi bir kişiye ait olacaksa,
zaten, Üst Kurul buna izin vermez, 29 uncu maddenin (j) bendinde olduğu gibi.
İzlenme oranı burada temel alınmıştır. Tekrar söylüyorum, söylediklerimi bir
kez daha tekrar ediyorum: Bütün dünya bunu kriter almıştır. Artık, bir başka
kriterden söz etmek mümkün değildir ve burada bir başka önemli nokta, biraz
önce de belirttiğimiz gibi, para cezalarının, Basın Kanununda, 10 000 lira, 30
000 lira gibi, artık, elli yılın öncesinde kalmış yasanın, o kişinin, o basın
ve medyanın yalan yanlış haberlerinden duyduğu zararı giderecek şekilde
günümüze getirilmiş olmasıdır. Bugün şu bir gerçektir: Basın ve medya kuruluşlarımızın
şeffaflığının çok önemli olduğunu, açıklığın çok önemli olduğunu, paravan
kişilerin hukukî açıdan ciddî sorunlara yol açtığını buradaki tartışmalardan
çok net biçimde görüyoruz. Bu konuda basında çıkan bütün yazıları a'dan z'ye
okudum; hepsinin üzerinde durduğu temel nokta şu: Bu açıklık ve şeffaflığın
önemli bir gelişmeye yol açması konusunda tereddüt belirtiyorlar; ama, dünyada
gördüğüm en önemli nokta da şu: Açıklık ve şeffaflık çok önemli bir gelişmeye
yol açıyor. Bu açıklık ve şeffaflık, basındaki tüm tartışmalarda üzerinde
durulan temel nokta; bir bölüm çok olumlu, bir bölüm inanılmaz derecede karşı.
Bu, benim kafamı ciddî ölçüde düşünmeye zorladı ve araştırdığımda, dünyadaki
uygulamalarda gördüğüm temel mantıkta, açıklık ve şeffaflığın, rekabet gücünün
artırılmasının ve izlenme payının, vazgeçilmez temel olgu haline geldiğini
gördüm. O zaman, dünyadaki uygulamalara, bütün önyargılarımızdan arınarak
baktığımızda, getirilen tasarının doğru olduğunu görüyoruz. Bugün, bir Anadolu Ajansı bile, 5 çalışanını ortak
göstererek yayın yapabilmektedir; böyle bir şey olabilir mi?! Malî açıdan ve
hukukî açıdan, paravan kişiler, hiçbir denetime tabi değildir. Eğer, bir
tekelleşmeden ve hakkın kötüye kullanımından söz edilebilirse, bugünkü durum
böyle bir sonucu getirmektedir. Oysa, izlenme payının sınırlanması ve
kamuoyunun etkisinin sınırlanması, Avrupa Birliğinde, Amerika'da kabul edilen
temel bir gerçektir. Bugün, ülke bazında değerlendirmeyi, Fransa'da,
Amerika'da, Almanya'da, kartel dairesinin, rekabeti dengede tutarak, tekel
yaratılmasını önleme mantığını, İtalya'daki yayın kuruluşunun toplam gelir ve
izlenme oranları içindeki tutumunu, İngiltere'nin bağımsız televizyon
komisyonunun (ITC'nin) getirdiği uygulamaları ve yayın lisansına ilişkin bütün
çalışmaları getirterek, tek tek inceledim. Yasayı bütün ciddiyetimle
değerlendirdim. Bu yasa, dünyadaki uygulamalara paralel bir yasadır ve gördüğüm
en önemli nokta, geçmişteki kamu ihalelerinde yapılan yanlışlıkları sizler,
bizler, hepimiz biliyoruz. Bu şeffaflık, bunların yapılmasına da mani
olacaktır. RTÜK'ün geçmişteki yapısının siyasî tartışmalara neden
olduğunu ve bugünkü yapılanmada öğretim görevlilerinin, basın mensuplarının yer
alacağı, yani, bu işin profesyonellerinin yer alacağı yeni yapılanmanın da
yararlı olacağını görüyorum. Bu anlamda, yasanın hayırlı, uğurlu olmasını
diliyorum. Özellikle, kişi hak ve özgürlüklerini geliştirmek açısından
getirilen tedbirlere de içten teşekkür ediyor ve hepinize saygılar sunuyorum.
(ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi. Demokratik Sol Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili
Sayın Erol Al. Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) DSP GRUBU ADINA EROL AL (İstanbul) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri, 682 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde, Demokratik Sol
Parti Grubunun görüşlerini dikkatlerinize sunmak üzere söz aldım; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Açıklamalarım, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla
ilgili iddiaların tümüyle kişisel hesaplaşmalardan kaynaklandığını, siyasal
rant elde etme amacına dönük olduğunu ortaya koyacaktır. Saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle, bir
arkadaşımızın buradaki bir ifadesini şiddetle kınamakla sözlerime başlamak
istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hiçbir şekilde, herhangi bir gücün
baskı ve dayatmasıyla işlem yapmamıştır, bundan sonra da yapması söz konusu
değildir. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Bravo!.. EROL AL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, öncelikle,
değiştirmek istediğimiz 3984 sayılı RTÜK Kanununun yasalaştığı ortamı
anımsamamızda yarar vardır. RTÜK Kanunu, ağır bir ekonomik krizin tam da
ortasında, devalüasyonun yüzde 150'leri bulduğu ve hükümet tarafından ağır
ekonomik tedbirlerin alındığı, yani, meşhur 5 Nisan kararlarının gölgesinde,
medyayı susturup yıldırmak, sindirmek üzere çıkarılmıştır. Taha Akyol'un
ifadesiyle, siyasî iktidar ile medya arasında kıran kırana bir savaşın olduğu;
hatta, bu savaşın, sadece Parlamentoda değil, miting meydanlarında da söz
konusu olduğu bir dönemde medyayı cezalandırmak amacıyla çıkarılmıştır. Alelacele çıkarılan 3984 sayılı Kanunla, radyo ve
televizyon yayınlarına çekidüzen verilmek bir yana, tam anlamıyla yeni bir kaos
ortamı yaratılmıştır. Bu kanunla, TRT, özel televizyonlardan farklı olarak,
şantaja müsait düzenlemelerle vesayet altına alınmış, 2813 sayılı Telsiz
Kanunuyla, o dönemdeki adıyla Telsiz Genel Müdürlüğüne verilen frekans
planlaması yetkisi RTÜK bünyesinde toplanarak, kanunlar arasında çatışma ve
çelişkiler yaratılmıştır. Bazı basın yayın organlarında ifade edildiği gibi, şu
an gündemimizde bulunan tasarıyla, ihale yapma yetkisi RTÜK'ün elinden
alınmamaktadır; sadece, 2813 sayılı Kanun gereği, frekans planlaması yapma
yetkisi, olması gerektiği gibi, bugünkü adıyla Telekomünikasyon Kurumuna
devredilmiştir. DYP-SHP hükümetince çıkarılan RTÜK Kanunu, uygulandığı
yedi yıl süresince hiçbir amacına ulaşamamıştır. RTÜK'ün bizzat kendisinin
yaptırdığı araştırmalara göre, kamuoyunun yüzde 85'i, radyo ve televizyon
yayınlarından şikâyetçidir. RTÜK Başkanımız Sayın Kayış, Plan ve Bütçe
Komisyonunda yaptığı konuşmada, bu şikâyetlerini kendisi de dile getirmiştir.
Sayın Kayış diyor ki: "Televizyonlar, daha çok izlenmenin yolunu,
seviyesizliğe prim vererek buldu. Ekranlardan, evlerin içine şiddet ve
müstehcenlik püskürtüldü. Birkaç yüz kişinin yoz ilişkileri, gece âlemleri,
sanki toplumun genelinin yaşantısıymış gibi, her gün, saatlerce ballandıra
ballandıra anlatıldı. Gazeteciliğin en temel kurallarından biri olan, suçlu
olduğu yargı kararıyla kesinleşmedikçe kimsenin suçlu ilan edilemeyeceği hükmü,
televizyon haberlerinde sık sık çiğnendi..." Sayın Nazlı Ilıcak da, 15.1.2000 tarihinde Yeni
Şafak'taki köşesinde RTÜK'e ateş püskürüyor. Şöyle diyor Sayın Ilıcak: "6
Ekim ve 12 Ekim 1999 tarihli toplantılarda, ilk defa, belirli eğilimlerdeki
radyolar 90 gün süreyle durdurma cezasına çarptırıldı; bu, ilk yoklamaydı:
Baktılar ki, ses çıkmadı, yasakçı zihniyet -yani, RTÜK- engelsiz koşuya
başladı. Cezalar bir yıla kadar uzadı ve sıklaştı. RTÜK, sessiz ve derinden tam
bir Abdülhamit sansürü uyguluyor. Kartelin canı yanmadığı için, basın
özgürlüğünü pek hatırlayan da yok." Evet, dün dündür, bugün bugündür... AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Kürsüye çıkınca,
cevabınızı alacaksınız. EROL AL (Devamla) - Hanımefendi, 22 Mayıs, yani, önceki
günkü köşesinde ve bugün de, bu kürsüden özetle şunları söyledi: "Bir TV
kuruluşunda yüzde 10'dan fazla hissesi olanlar devletle iş yapamazlar; ama,
bizim patronlar, yasa ve yasak dinlemeden ihaleye girdiler. Enerji ihalelerinin
bir bölümü, üstelik, Danıştay tarafından iptal edildi. Öte yandan, Aydın Doğan,
Petrol Ofisi ihalesini kazandı, Dinç Bilgin ile Cavit Çağlar ATV ve NTV'nin
sahibi olmalarına rağmen, Etibank'ı satın aldılar." Doğru. "Borsada
işlem yapılamaz kuralına rağmen -biraz önce ayrıntılarıyla anlattı Sayın
Ilıcak- Milliyetin hisseleri aşırı şekilde yükseltildi, sonra da, manipülasyon
yapıldı." Peki, şimdi sizlere soruyorum sayın milletvekilleri,
bütün bu rezaletler biz bu yasayı çıkardıktan sonra mı yapıldı, yoksa,
arkadaşlarımızın savunmakta üstat oldukları, şu anda uygulamada olan RTÜK
Kanunu döneminde mi yapıldı? AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sizin göz yummanız
yüzünden yapıldı. EROL AL (Devamla) - Tabiî ki, bugünkü savunulan yasa
döneminde oldu. Bu yasa, ölü bir yasadır; hiçbir hükmü, amaçladığı başarıya
ulaşamamıştır. Gerçeklerin tam olarak anlaşılması açısından, ben yedi
yıl önceki Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonu görüşmelerinden de bazı
alıntılar okuyacağım müsaadenizle. MUSTAFA DÜZ (İstanbul) - Geçen seneye bak, geçen
seneye... EROL AL (Devamla) - O dönemdeki muhalefet partisi olan
Refah Partisinin sözcülerinden, örneğin, Şevket Kazan Beyefendi şöyle diyor:
"Teşekkül edecek böyle bir kurulun, bu görevi yaparken siyasî bir yapıya
kavuşturulması, her şeyden evvel, siyasî bir tercihe dayanan kurulun, görevini
aslî şekilde yapmasına imkân vermeyecektir. Adaylar, her ne kadar partiler
tarafından gösterilecekse de, bu adaylar bu işten anlayan kişiler olacaktır."
Biz, bu görüşte olanlara, böyle olmayacak diyoruz. Sayın Kazan "çünkü, KİT'lerin
yönetim kurulları oluşturulurken, milletvekili seçilememiş, belediye başkanı
seçilememiş kişiler buralara aday gösteriliyor, RTÜK'te de böyle olacak"
diyor ve haklı; "bunun yerine, RTÜK adaylarını, Üniversitelerarası Yüksek
Kurul seçsin" diyor; ben, bu görüşe gönülden katılıyorum. Şimdi Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı olan
arkadaşımız Melih Gökçek de "RTÜK üyelerini, kurulu özellikle siyasî bir
havadan kurtarabilmek amacıyla, telekomünikasyon, hukuk, basın yayın, pedagoji,
sağlık, çevre branşlarından ayrı ayrı olmak üzere, üniversite öğretim üyeleri
arasından Üniversitelerarası Yüksek Kurul seçsin" diyor; biz de bu
görüşteyiz, buna katılıyoruz. Biz katılıyoruz; fakat, bu arkadaşlarımızın
arkadaşları şimdi başka fikirdeler. Yine, Abdüllatif Şener arkadaşımız "bu teklifin
kanunlaşmasıyla birlikte, yasakçılık -yani, önceki kanundan bahsediyor- ilke ve
prensip haline dönüşmekte, insanların radyo televizyon istasyonları kurma istek
ve özgürlükleri sınırlandırılmaktadır" diyor. Sayın Şener diyor ki:
"Diyoruz ki, 29 uncu maddedeki geniş sınırlamaları bir tarafa bırakalım,
bu sınırlamayı sadece siyasî partiler olarak belirleyelim, siyasî partiler
dışında her türlü kamu kurum, kuruluş ve özel nitelikli kuruluşların aynı şekilde
radyo ve televizyon istasyonu kurabilmelerine olanak sağlayalım." Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, 13 Nisan 1994
tarihinde çıkarılan RTÜK Kanununun ana görevi olan frekans ihalelerini yapma
görevi dahil olmak üzere, bu kanundan beklenen hiçbir işlev yerine
getirilememiştir; radyo televizyon piyasası tam bir arapsaçına dönmüştür, kimin
ne yaptığı belli değildir. Hükümetimiz, tüm bunları göz önüne alarak,
tanımlamalarıyla, teknolojik yenilikleri kavrayan, Türkiye'nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmeleri dikkate alan RTÜK gibi çok önemli bir kurulda, siyasî
partilerin yanı sıra bilim kurulları üniversitelerimizin de, çalışanlar adına
gazeteci örgütlerinden temsilcilerin de yer almasını sağlayan düzenlemeyi Yüce
Meclisin takdirine sunmuştur. Çağdaş ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikteki
bu yasa tasarısının eleştirilmesi son derece doğaldır. Ancak, özellikle 29 uncu
maddeye ilişkin bu eleştirilerin, bizce, hiçbir haklı temeli yoktur; çünkü, 29
uncu maddenin bugünkü haliyle uygulanması veya gerçek anlamıyla uygulanmaması
çok daha büyük sakıncalar yaratmıştır. Radyo televizyonların kuruluş ve yayınlarını düzenleyen
tüm gelişmiş ülkelerin bir bölümünde, hisse sahipliği konusunda hiçbir
sınırlama yoktur. Almanya ve İngiltere gibi bazı ülkeler ise, izlenme oranı
sınırlamasını kabul etmiştir. Devletle ihale ilişkisine girilmesi yönünde bir
yasaklama ise, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yoktur. İzlenme oranında,
Almanya yüzde 30'u, İngiltere yüzde 15'i tercih etmiştir, bizde ise yüzde 25
olarak kabul edilmiştir. Almanya, tek bir şirkete ait programların yıllık
ortalama izlenme oranı yüzde 30'a ulaştığı takdirde, ortaya bir fikirgücü
çıkacağını bilimsel olarak tespit etmiştir. Bu konuda, dileyenlere, ayrıntılarını
yazılı olarak verebilirim. Gelelim, çok gürültü koparan kamu ihalelerine girme
yasağı konusuna. 3984 sayılı yasadaki bu sınırlama, Sayın Ilıcak'ın da
yazısında belirttiği gibi, hiçbir şekilde uygulanamamıştır. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Uygulasaydınız... EROL AL (Devamla) - Yani, yasanın bu hükmü ölüdür.
Böyle bir hüküm, girişim özgürlüğünü de açıkça sınırlamaktadır. Bugün,
Türkiye'de, 16'sı ulusal, 15'i bölgesel ve 229'u yerel olmak üzere 260
televizyon kanalı; 36'sı ulusal, 108'i bölgesel ve 1 032'si de yerel olmak
üzere 1 176 radyo ve toplam 1 436 radyo ve televizyon mevcuttur. Radyo televizyonculuk işi, takdir edersiniz ki, pahalı
bir uğraştır. Önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna
getirilmesi planlanan radyo ve televizyonlarda asgarî kadroları belirleyen
kanun tasarısıyla çok daha pahalı hale gelecektir; çünkü, bu kuruluşların,
belirli sayıda nitelikli gazeteci çalıştırması zorunlu olacaktır. Ayrıca, önümüzdeki günlerde frekans ve kanal ihaleleri
yapılacaktır; öyle, yedi yıldır olduğu gibi, kamu malı olan frekans ve
kanalların bedava kullanılması mümkün olmayacaktır. Sözün özü, bu iş için, iyi
bir teknolojik yatırım, kaliteli bir ekip, bir frekans veya kanal ve sonuç
olarak da, nitelikli, yükümlülüklerini yerine getirebilecek girişimciler
gereklidir. Bugün, Türkiye'de, benim bildiğim kadarıyla, Koç Grubu,
Sabancı Grubu ve Anadolu Grubu dışında, tüm sermaye gruplarının radyo ve
televizyonları vardır. Hal böyleyken, sermaye birikimi olan her gruba kamu
ihalelerine girme yasağı koyarsanız, özelleştirmeyi kimlerle yapacaksınız?
Yüzde 100 hisse sahibi olduklarını varsayarsak -ki, bu mümkün değil, anonim
şirketlerde 5 ortak olması gerekiyor- 1 336; eğer, yüzde 50 hisse sahibi
olurlarsa 2 700 kişi veya grup ihale yasağı kapsamına giriyor. Bu grupları
ihaledışı bırakarak, devlet kurumlarını, üç beş kuruşa, bedavacılara ya da
yukarıda saydığım üç gruba mı hediye edeceğiz? Değerli arkadaşlarım, burada sorun şudur: Belirli medya
gruplarının, siyasetçi veya hükümetler üzerinde baskı kurarak haksız çıkar
sağlamasının önlenmesidir sorun olan. Devlet, oradan buradan dolanıp, olmayacak
işler yapıp ekonomiyi bloke etmek yerine, bunu önlemelidir. Buradan açıkça
söylüyorum, önümüzdeki RTÜK Yasa Tasarısı, bu güvenlik supabına fazlasıyla
sahiptir. Yayın ilkelerinin 4 üncü maddesinin (c) fıkrası, yayıncılığın çıkar
amaçlı kullanılmasını önleyecek güçtedir; çünkü, cezaları düzenleyen 33 üncü
maddede, (c) fıkrasının ihlali halinde, uyarı yapılmaksızın yayının bir ay
süreyle durdurulması, ikinci ihlalde ise, yüzlerce milyar lira ödenerek satın
alınan frekans veya kanalların bir çırpıda ellerinden alınması gibi bir
yaptırımı hiçbir yayıncı göze alamayacaktır. Bu Kanunun önemli düzenlemelerinden biri de, 4 üncü
maddenin (a), (b), (c) ilkeleri hariç, diğer ihlallerde kademeli yaptırım
uygulamasıdır. İlk ihlalde özür dilenmesi, ikinci ihlalde eğitim, kültür
programları yayınlanması, üçüncü ihlalde para cezası ve dördüncüsünde yüzde 50
artırılmış para cezası uygulaması sistemi çağdaş ülkelerin hemen hemen
tamamında uygulanmaktadır. Tasarı yasalaştığında, Türkiye de böyle bir çağdaş
düzene kavuşacaktır. Daha da önemlisi, para cezalarıyla RTÜK'te toplanacak ve
yıl içerisinde bütçeye girerek harcanmayacak miktar, yıl sonunda Kültür
Bakanlığına aktarılarak, yurt içerisinde ve yurt dışındaki Türk kültür
varlıklarının ihyası ile korunmasında kullanılacaktır. Bu düzenlemeyle kültür
mirasımıza sahip çıkma yolunda çok önemli bir adım atıldığı açıktır. Bir başka önemli düzenleme, RTÜK gibi büyük malî kaynaklara
sahip, önemli bir piyasayı kontrol eden, büyük ihaleler yapan ve buna karşılık
Devlet İhale Yasasına tabi olmayan bir kuruluşun denetiminin öngörülmesidir. Bence, bu yasa tasarısına karşı çıkışın temelinde; 29
uncu madde filan değil, denetim meselesi yatmaktadır. 29 uncu madde ise, Truva
Atı olarak kullanılmaktadır. Evet, RTÜK ciddî bir denetime tabi tutulmalıdır. Bunu
yapabilecek en bağımsız, en yetkin kuruluş da Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kuruludur. Yüksek Denetleme Kurulu söylendiği gibi Başbakanın emrinde bir
kuruluş değildir. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)- Şimdiye kadar neyi denetledi?! EROL AL (Devamla) - Neyi denetledi?.. 1994 senesinde
Sayın Tansu Çiller Başbakan iken, TOFAŞ ihale zarflarının ofisinde açıldığını
rapor eden -o Başbakan iken- Yüksek Denetleme Kuruludur. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Başka?.. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Hadi canım sende, orada
açıldığı falan yok, konuyu bilmiyorsun. Ofiste falan açıldığı yok. EROL AL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Yüksek
Denetleme Kurulu altmış yılı aşkın bir geçmiş içerisinde hiçbir zaman bağımlı
olmamıştır. Anayasamızın 160 ıncı maddesiyle Sayıştaya görev verilirken, 165
inci maddesinde ifade edilen kuruluş ve ortaklıkların TBMM'ce denetlenmesi
esaslarının düzenlenmesi ise, kanuna bırakılmıştır. Bu kanun, 1987'de 3346
sayıyla, yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kanunla kurulan TBMM KİT Komisyonu,
denetim görevini, Yüksek Denetleme Kurulu raporları üzerinden yapmaktadır. Bu
husus, kanunun 7 nci maddesinin gereğidir. Yüksek Denetleme Kurulu Anayasanın
165 inci maddesinde öngörülen Meclis denetiminin yerine getirilmesinde Anayasal
bir görev üslenmiştir. Bir denetim organının teknik anlamda bağımlı olduğuna
kanaat getirebilmek için, denetime başlamak üzere, bir merciden -bakan veya
başbakan gibi- önce onay alınması, daha sonra, hazırlanan raporun işleme
konulabilmesi için de aynı merciden olur alınması gerekir. Yüksek Denetleme Kurulunun hukukunu düzenleyen 72
sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Başbakanlığa bağlı olduğunu belirtmekle
beraber, bu sözcüğü bağımlılık anlamında anlamamak gerekir. Uygulamada, YDK
tarafından hazırlanan raporlar, Başbakanlık marifetiyle ilgili kuruluşlara
gönderilmektedir. Başbakanlığın işlevi, aracılıktan ibarettir. TURHAN GÜVEN (İçel)- İlgili kuruluş kim?.. EROL AL (Devamla)- Yüksek Denetleme Kurulunun 18
üyesinin 9'u en az 20 yıl görev yapmış kamu çalışanlarından seçilmektedir.
Bunların 3 yıl da üst düzey kamu görevlisi olarak çalışma zorunluluğu vardır.
Diğer 9'u ise, bu kurul tarafından seçilmektedir. Bakanlar Kuruluna bildirilen
18 isim içinden Bakanlar Kurulunca atanmaktadır ve YDK'nın denetim programı
kurul başkanı tarafından hazırlanmakta ve yürürlüğe konulmaktadır. Yıllık
denetleme raporları başka bir merciin onayına sunulmaksızın Meclise ve ilgili
kuruluşa gönderilmek üzere Başbakanlığa sunulmaktadır. Açıklanan süreç içinde Yüksek Denetleme Kurulu tam
bağımsız olarak çalışmaktadır. Hiçbir organ ya da merciin talimat ve telkini
olmamaktadır ve şimdiye kadar da olmamıştır. Değerli arkadaşlarım, bu bilgileri sizlere verdikten
sonra, yeni yasamızın milletimize ve radyo-televizyon sahiplerine,
çalışanlarına, çok daha çalışılabilir bir ortam sağlayacağını düşünüyorum ve bu
kanun tasarısının, yasalaştığı takdirde ülkemize hayırlı olmasını diliyorum,
saygılar sunuyorum efendim. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)- Sayın Başkan, konuşmacı,
konuşmasının başından sonuna kadar, Doğru Yol Partisini, Sayın Genel
Başkanımızı suçlayıcı ifadeler kullanmıştır; o nedenle, sataşmadan dolayı söz
istiyorum. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya)- Tutanaklara bakalım
Sayın Başkan. AYDIN TÜMEN (Ankara)- Yüksek Denetleme Kurulunun
bağımsızlığıyla ilgili verdiği bir örnekten kaynaklanıyor Sayın Başkan. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın)- Efendim, bakınız, TOFAŞ ihalesi
dosyasının zarflarının nerede açıldığı konusunda bir beyanda bulundu; tamamen
gerçekdışıdır; tamamen iftira, tamamen gerçekleri çarpıtıcı bir beyandır. BAŞKAN - Peki. AYDIN TÜMEN (Ankara) - Yüksek Denetleme Kurulunun
raporlarında yer alıyor!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Bunu açıklamam lazım,
cevaplandırmam lazım. BAŞKAN - Açıkladınız efendim; mesele anlaşıldı; zaten,
söyleyeceğiniz bu kadar. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Daha, konuşmasının başından
sonuna kadar yasayı irdeleyeceğine, yasaya olumlu veya olumsuz bakacağına... AYDIN TÜMEN (Ankara) - Kimin ne şekilde konuşacağına... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - ...ve değerlendireceği yerde,
kürsüden devamlı olarak Doğru Yol Partisine ve Sayın Genel Başkanımıza
sataşmada bulundu. BAŞKAN - Sayın Gönül, siz, gereğini yerine getirdiniz
ve açıklamanızı yaptınız; Meclis de tatmin oldu; tamam efendim. Çok teşekkür ediyorum. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Bildiğin bile yok!.. EROL AL (İstanbul) - Sen kendi konuşmana bak!.. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Otur oturduğun yerde!.. Efe!..
Cirmin kadar yer yakarsın!.. BAŞKAN - Sayın Al... TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, müsaade eder
misiniz... BAŞKAN - Buyurun Sayın Güven. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkanım, bir konu
açıklanırken, insanın bilgi dağarcığında bir şeyler olması lazım. BAŞKAN - Doğrudur efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) - 72 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin ne olduğunu bilmeden... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sizin için geçerli o! TURHAN GÜVEN (İçel) - Yüksek Denetleme Kurulunun
görevlerinin ne olduğu bilinmeden, birtakım elfazda bulunuluyor; fevkalade
yanlıştır. Zabıtlara bunlar geçiyor; ileride birileri bunları okuyacak. AYDIN TÜMEN (Ankara) - Sayın Başkan, haricen konuşuyor;
şimdi geldi. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Siz, yoktunuz o
konuşurken... BAŞKAN - Sayın Gönül de düzeltti, siz de tavzih
ettiniz; mesele anlaşıldı... TURHAN GÜVEN (İçel) - Daha, ne diyeceğimi duymadınız ki
efendim... BAŞKAN - Duydum... Duydum efendim... TURHAN GÜVEN (İçel) - Efendim, duymadınız. Şimdi, bakınız, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun
görevi KİT'lere bakmaktır. RTÜK gibi bağımsız olduğunu kabul ettiğiniz bir
şeyi, RTÜK'ü gelip de bu mu
denetleyecek?! Yani, ne yapacaksınız siz?.. Anayasaya aykırılık olan bir
konuyu... Yapmayın Sayın Başkanım, yani... BAŞKAN - Sayın Güven, siz, sayın hatibe cevap vermek
durumunda değilsiniz; şimdi, Grup adına arkadaşınız konuşacak, ona söyleyin o
çıkınca burada söylesin onları. TURHAN GÜVEN (İçel) - Ben... Ama, geleceğim noktayı
bilmeden sözümü kesiyorsunuz; sözümü kesmeniz mümkün değil efendim.. Yapmayın
Sayın Başkan... Tamamen... 60'a göre söz istedim. BAŞKAN - Şimdi, dördüncü söz, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Şevket Bülend Yahnici'nin. (MHP
sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Yahnici. MHP GRUBU ADINA ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Ankara) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, basın hayatımızla ilgili eksik olan
düzenlemelerden birisini yapma adına bu Meclis tarafından yerine getirilecek
bir görevdir. Basın hayatımızı düzenleyen muhtelif yasalar var: 212
sayılı Basında Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetleri Düzenleyen
Yasa, 5680 sayılı Yasa ve RTÜK diye geçen; ama, aslında kuruluş kanunu olmayan
bir yasa. Elimizdeki tasarı, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair bir Kanun Tasarısıdır. Her ne sebepse,
sadece RTÜK'le ilgili düzenleme üzerinde duruyoruz. RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) çıkarmaya
çalıştığımız kanunun içinde bir kuruluş olarak düzenlenmiş; ama, aslında, bu
tasarının esas amacı, bütünüyle, bütün radyo ve televizyonların kuruluşuna ve
onların yapacağı yayınlara ilişkin esasları tespit etmektir. Bu yasa tasarısının zamanında geldiği, zamansız geldiği
sözleri burada sarf edildi. Bir kere şunu söylemek lazım: Biz, mevcut, şu anda
kullanmakta olduğumuz, geçerli olan yasayı da zamanın ötesinde getirerek
yasalaştırmışız; çünkü, "TRT Kurumu" adı altında, senelerce,
Türkiye'de, devlet tekeli halinde bir televizyon ve radyo yayıncılığı olduğu
malum. Nice sonra ve seneler sonra, özel radyoların, özel televizyonların da
hayata girdiğini gördük. Özel radyolar ve özel televizyonlar hayata girdi; ama,
hukukî bir mesnedi olmadan ve bunlarla ilgili uygun hukukî bir ortam
sağlanmadan girmiş oldu. Neticede, fiilî durum devam ederken, Parlamento, fiilî
durumla hukukî durumu özdeşleştirecek bir çalışma yaptı ve elimizdeki, şu anda
kullanmakta olduğumuz, radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınlarıyla ilgili,
konuları düzenleyen mevcut yasa, Meclisçe kabul edildi. Tabiî, bu yasa, kabul
edildi ve uygulanmaya başlandı; ama, teknoloji, özellikle de iletişim
teknolojisi, baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam etti. Burada, yeni çıkarmaya çalıştığımız ve değiştirmeye
çalıştığımız kanunla ilgili tasarının başlangıcında birtakım tarifler
verilmiştir. Bu tarifler, belki daha da çoğaltılabilirdi; ama, tariflere
boğulan bir kanun haline gelirdi. Şunu ifade etmek isterim ki, bu tarifler,
zaruretin getirdiği tariflerdir. İşte, ulusal yayın nedir, bölgesel yayın
nedir, yerel yayın nedir; neyi ulusal, neyi yerel, neyi bölgesel kabul
edeceğiz... Bunun gibi, yeni teknolojinin getirdiği tematik kanallar, yeni
teknolojiyle birlikte gelen yeniden iletim meselesi gibi pek çok konu, Türk
iletişim hukukuna girmedi; ama, Türk iletişim hayatına girdi. Neticede, Türk
iletişim hayatına giren pek çok konuyu, biz, hukuken de, hukuk mevzuatı
içerisinde değerlendirme durumundaydık. Bunların da yapılması adına, ayrıca,
Avrupa Birliğiyle ilgili bir geçiş süreci içinde ve Avrupa yayıncılığıyla
birlikte, imzalanmış birtakım sınırötesi anlaşmalar söz konusuydu. Bu
anlaşmaların da, bir şekilde, radyo ve televizyon hayatımızla ilgili, iletişim hayatımızla
ilgili kanunlarda yer alması gerekirdi. Bütün bunlar, kanunun yeniden düzenlenmesiyle ilgili
zaruretleri açıklama adına söyleyeceğim şeyler. Bir başka konu, mesela -aklıma geldiği için söylüyorum-
Telsiz Kanunumuz değişti; Telsiz Genel Müdürlüğü konusu ortadan kalktı; kurumu
değiştirdik; kurumun adı değişti, kurumun yapısı değişti ve dolayısıyla,
iletişim hayatıyla ilgili ve iletişim dünyasıyla ilgili frekanslar,
frekansların tabi olduğu esaslar, vericiler, vericilerin tabi olduğu esaslar
yeni bir hal aldı. Bu hali de yeni yasayla düzenlemek, bunun esaslarını da yeni
yasayla tespit etmek gerekirdi. Yine, demin, radyo ve televizyon hayatıyla ve iletişim
hayatıyla ilgili bir yasadır dedim. Özellikle "RTÜK" isimli bir
kurulun -yani "Radyo ve Televizyon Üst Kurulu" adıyla bir kurul
kuruluşuna ait- kuruluş yasası değil bu; genel bir düzenlemeyi yapıyor bu
tasarı ve bu düzenlemenin içinde, RTÜK'ün kuruluşunu da sağlıyor. Şimdi,
RTÜK'ün kuruluşunu sağlamışız, yapmışız; fakat, uygulama itibariyle, RTÜK
kanunu diye bir kuruluş kanununu çıkarmamışız, kadrolarını tespit etmemişiz
veya kadrolar var, uygulamada gösterilmiş... Şimdi, bu tasarıyla
"RTÜK" ismiyle kurulan bu müessese, bir üst kurul halinde bugüne
kadar görevini ve işlevini sürdüren, alttaki kadroları ise âdeta el yordamıyla
arayarak bulma durumunda kalan bu Kurul, alttaki kadroların da dairelerle
tespit edildiği bir konuma getirilmektedir; uzmanlarıyla, diğer bölge
müdürlükleriyle... Yani, RTÜK'ün iyi işleyişine, doğru işleyişine dair
olabilecek müesseseler, RTÜK emrinde, kurulabilir hale getiriliyor. Demin, izlemeden bahsedildi. İzlemeyle ilgili
Türkiye'de bir problem olduğu açıktır. İzleme hadisesi, Türkiye'de özel
şirketlerce yapılmaktadır ve özel şirketler, izlemeyi, sadece ve sadece reklam
payına matuf olarak yapmaktadırlar. Yani, ticarî bir hadise konumundadır
izleme. İzleme şirketlerinin mevcut konumu ve durumu budur. Şimdi, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkındaki Kanunda yapılmak istenilen bir ilave değişiklikle, "İzleme
Dairesi Başkanlığı" adı altında, izleme olayının ticarî amaçla değil,
yani, reklam payını, reklam pastasını tespite dönük bir ticarî amacı olmaksızın
-izleme, konusunun neye dönük olarak- işte, kanunun ilgili maddesinde
belirtilen izleme oranlarının tespiti açısından -izleme her an faydalı bir
hadisedir, resmî izleme rakamları her an faydalı bir hadisedir- böylesi resmî
bir izleme dairesi başkanlığının kurulması da öngörülmektedir. Yani, teşkilatın
yapısı, personel yapısı, Telsiz Kanunundaki değişiklikle ilgili değişikliklere
uyulması, Avrupa Birliğiyle ilgili sınırötesi iletişim anlaşmalarına uyumun
sağlanması gibi konular, bu kanun tasarısı hazırlanırken göz önünde tutulan
hadiseler olmuştur. Zannediyorum, kanun tasarısında bir eksik ve yanlış
vardır. "Dışilişkiler Dairesi Başkanlığı" veya "Avrupa Birliği
Dairesi" adı altında veya her ikisinin müştereken yürüyeceği bir düzenleme
zarureti olduğu inancındayım; "Dışilişkiler ve Avrupa Birliği Daire
Başkanlığı" gibi. Şimdi, bunu, burada herhangi bir önergeyle halledebilir
miyiz, bilemiyorum; ama, bu noktada da gelişme şudur: Avrupa Birliğiyle ilgili
bütün birimlerin kurulmasına dair kanun, tasarı halinde, Dışişleri Komisyonuna
geçen hafta geldi. Dışişleri Komisyonunun muhterem üyeleri, arkadaşlarımız,
buradalar. Dışişleri Komisyonunda konuyu görüştük. Orada gördük ki, Avrupa
Birliğiyle ilgili düzenlemelerde, bugün için yanlış olabilecek pek çok hadise
var. Yani, Tarım Bakanlığının adı "Tarım ve Orman Bakanlığı" diye
geçiyor, "Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı" diye geçiyor.
"Avrupa Birliği Dairesi"ni kurduğunuzda, Hazine Müsteşarlığında mı
kuracaksınız, Dışticaret Müsteşarlığında mı kuracaksınız; Orman Bakanlığında mı
kuracaksınız, Tarım Bakanlığında mı?.. Ayrı ayrı kuracaksanız, orada bir yanlış
var demektir. Biz, Dışişleri Komisyonu olarak, kanun tasarısını,
yeniden tanzim edilmesi amacıyla hükümete iade ettik. Hükümet, zannediyorum, bu
kanun tasarısını yeniden Dışişleri Komisyonuna geri gönderecektir. Eğer, bir
zaruret halinde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu emrinde de bir
"Dışilişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi" olacaksa,
orada, o, zaten, işaret buyurulacaktır. Burada da düzenlenebilir, o
düzenlemeden sonra da düzenlenebilir diye düşünüyorum. Eksiklik olarak gördüğüm ve düşündüğüm, mutlaka
düzeltilmesinde fayda olduğuna inandığım bir diğer konu: Bu kanun tasarısının
hazırlık çalışmalarında bulunduk; ama, atladığımızı zannediyorum. Açık-öğretim
yayınlarıyla ilgili noktada, konunun tatmin eder bir hal olduğunu düşündük;
ama, bir konuda yanılmışız; çünkü, bu kanun tasarısında, Polis Radyosuna,
Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün yayını olan meteorolojiye, devlet adına
yayın yapan birtakım -işte, TRT'nin- kanallara ücretsiz frekans tahsisi öngörülürken...
Anadolu'nun muhtelif yerlerinde kurulu iletişim fakülteleri var. Bu iletişim
fakülteleri, dersleriyle bağlantılı olmak kaydıyla, eğitim amacına da dönük
olmak kaydıyla, radyo ve televizyon yayını yapmaktadırlar. Bunu biliyoruz.
Eğer, burada, bir önergeyle, ilgili maddeye, iletişim fakültelerinin ticarî
amaçlı olmayan, eğitim amaçlı yayınları için böylesi bir frekans tahsisi
konusunu, mahallî bazda, yerel bazda çıkarabilirsek, hayırlı bir iş yapmış
oluruz diye düşünüyorum. Yine, kanun tasarısında düzenlemesi yapılan en önemli
hususlardan birisi, cevap ve düzeltme haklarının sağlıklı bir şekilde
kullanımına dönük düzenlemelerdir. Türkiye'de -ben inanıyorum ki- cevap ve
düzeltme hakkı, -kanunda, istediği kadar, istediği şekilde yazılırsa yazılsın-
kullanılabilen ve insanların özgürlüklerini, kişi haklarını teminat altına
alabilecek bir konumda kullanılabilen bir hak değildir. Kanunlarda vardır; siz,
cevap hakkı istersiniz, düzeltme hakkı istersiniz, ilgili kurumlara gidersiniz,
aleyhinizde yayın yapılmıştır, hiç demediğiniz sözler size atfedilmiştir, hiç
yapmadığınız işler size atfedilmiştir, siz bunların düzeltilmesi için kendinizi
yırtarsınız, paralarsınız, parçalarsınız; ama, hukukî neticeyi, maalesef, bizim
sistemimiz içerisinde, yerinde ve zamanında alamazsınız. Bu kanun tasarısında,
bu noktada da, hem Basın Kanununun ilgili hükümlerinde düzenleme yapmak
suretiyle hem de ilgili ana metinde düzenleme yapmak suretiyle, cevap ve
düzeltme konusunda, şahısların, hükmî şahısların, daha uygun bir şekilde, daha
çabuk bir şekilde netice alabilmelerine imkân sağlayan bir düzenlemeye
gidilmektedir. Bütün bunları, bu kanun tasarısıyla ilgili teknik bazı
hususlar olarak dile getirmek istedim. Şimdi, burada sözü edilen birkaç konuyla ilgili bir iki
söz sarf etmek istiyordum. Bu kanun gündeme geldiğinden bu tarafa "efendim,
Türkiye'de, İtalya'daki Berlusconi tipi adamlar yaratılmak isteniyor..."
Arkadaşlar, şimdi bir soru: Türkiye'de o adamlar zaten yok mu; bu kanun çıktı
diye mi olacak?!. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Güçleneceklerdir. ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - "Enerji
ihalelerine girmelerinin önü açılıyor..." O adamlar enerji ihalelerine
girmiyor mu arkadaşlar?! (FP sıralarından gürültüler) AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Önleseydiniz,
önleseydiniz canım. Madem öyle... ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Hanımefendi...
Hanımefendi, lütfen... BAŞKAN - Efendim, lütfen hatibe müdahale etmeyiniz. Sayın Yahnici, siz Genel Kurula hitap edin. Buyurun. ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - "Tekel ve
kartellerin önü açılıyor..." Türkiye'de, tekel ve karteller bu kanundan
evvel yok mu arkadaşlar?! Bazı şeyleri konuşurken, söylerken, lütfen, iyi
düşünelim. "Medya patronlarının dayatması..." Bu,
acımasız bir ithamdır. Böyle bir ithamın muhatabı, bu Parlamento değildir,
Milliyetçi Hareket Partisi hiç değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Bir medya patronuyla, iki medya patronuyla oturulacak,
anlaşılacak, böyle işler yapılacak... Bu işleri bırakalım. ALİ GÜNGÖR (İçel) - Bunlar varsa hükümet nerede;
hükümet görevini yapmıyor mu? BAŞKAN - Buyurun efendim, buyurun. ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Şimdi, patronların
konumunu illegaliteden legaliteye geçiriyormuşuz; illegalitede mi kalsalardı? AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Gerekeni yapın canım. ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - İllegalitede mi
kalsalardı hanımefendi? Borsada işlem yapamıyorlar mı; taahhüt işlerine
giremiyorlar mı?! ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sizin göreviniz ne? ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) -Yani, bu kanun çıktı
diye mi borsada işlem yapacaklar, taahhüt işlerine girecekler?! Biraz insaflı
olalım. "Kanuna aykırı hareket ettiler ve suç
işlediler..." Kimler; medya patronları. Suç işlenseydi haklarında takibat
olurdu. Medya Patronları, kanuna aykırı hareket etmediler, kanuna uygun hareket
ettiler; kanunu uydurdular, suç işledi gözükmediler. Bazı şeyleri önümüze
koyalım. Şimdi, rahmetli Nezih Demirkent'i, buradan, bir kere
daha rahmetle anıyorum. Kendisi, gerçekten, basın emekçiliğinden gelen ve
mesleğinin haysiyeti için ömrünün sonuna kadar gayret gösteren, hakiki, gerçek,
medyanın içinden bir medya patronuydu. Benim şahsî inancımı ve kanaatimi söylüyorum. Doğrudur;
medya patronları başka işlerle uğraşmamalıdır, bankacılık yapmamalıdır, başka
işlere bulaşmamalıdır; ama, gelin, önce, şu medya patronlarını bir tanıyalım.
Ortada yoklar, şirketlerde yoklar. Önce, şirketlerin önüne çıkaralım, koyalım;
yüzde kaç hissesiyle hangi patron medyada... Şu anda, adamlar medyada yok.
Medyanın filanca sahibi diyorsunuz, adam yok; ama, ihalelere giriyor. Önce, bir
medyanın sahibi olsun; ondan sonra, ihalelere girerse... Zaten, hükümler
getirilmiş -yayın ilkelerini dikkatli okuyunuz- kendi medya şirketini, başında
bulunduğu televizyonu haksız rekabet için kullanamamasıyla, bunu haksız rekabet
aracı yapmamasıyla ilgili konular getirilmiş. Bütün bunları söyledikten sonra, bir söz... Türkiye'de
yolsuzlukla mücadele eden, Sayın Tantan'ın kendisi ve şahsı değildir;
yolsuzluklarla mücadele eden, 57 nci cumhuriyet hükümetidir. (MHP, DSP ve ANAP
sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun. ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Bazı şeyleri
hükümetten ve hükümetin iradesinden ayırt ederek, burada değerlendirme yapmaya
hakkınız yoktur. NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Ekonomiyi kim götürüyor;
Başbakanlık mı yapıyor?! ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Oligarşik yapıdan bahsediyorsunuz.
Ömrünüz boyunca oligarşik yapıyı temsil ettiniz, onun içinde yer aldınız.
Oligarşik yapıdan bahsetmeye kimin hakkı var burada?!. Teşekkür ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yahnici. Gruplar adına son söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya'ya aittir. Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) - Değerli
Başkanım, Yüce Parlamentonun muhterem üyeleri; sözlerime başlarken, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Aslında, bütün parlamenter arkadaşların burada
bulunmasını gerekli kılan önemli bir kanunu müzakere ediyoruz. Milletin,
bireyin haber alma hakkının sınırlarını tartışıyoruz. Demokrasimizi doğrudan
ilgilendiren bir temel tasarıyla karşı karşıyayız. Değerli arkadaşlar, doğrusu, milletin haklarına,
bireyin özgürlüklerine âşık bir arkadaşınız olarak, şu anda, Parlamentonun, bir
iletişim reformunu tartışması gerektiğini düşünüyorum. Anayasasında iletişim
hakkı bulunmayan, haber alma mekanizmalarıyla ilgili temel bir yasası
bulunmayan ender ülkelerden birisiyiz. Fransa, 1881 yılında, meseleyi, temel
bir kodla çözmüş; şimdi, parça parça bir değişiklikle -aynen Medenî Kanun gibi-
bir özgürlükler anıtını hazırlamıştır. Parlamentonun şu anda yaptığı ne: Günlük, yaşanan,
konjonktürün önümüze getirdiği sorunları halletmeye çalışan, siparişleri
karşılama mekanizması gibi... Önemli bir kanun; ama, partilerin, ama,
parlamenterlerin, ama, siyasetin önemini gereği gibi idrak ettiğini düşünemiyorum.
Sormak lazım; bu önemli kanun, Parlamento tarafından, komisyonlarda gerektiği
gibi tartışılmış mıdır, mukayeseli veriler incelenmiş midir, madde düzenleri,
dayandığı felsefe açık açık ortaya konabilmiş midir? Bürokrasinin bir yerlerinde
hazırlanan metinler, anayasa hukukumuz iletişim gerekleri bakımından
denkleştirilmeden, madde düzeni içerisinde, ancak parmaklı yasamanın evet
diyebileceği bir anlayış mamulü olarak önümüze bir kurallar dizisi getirilmiş. Değerli arkadaşlar, bir idrak berraklığını ortaya
koymak bakımından, yaptığımız nedir? İki şey yapıyoruz: 1- İletişim özgürlüğü, halkın haber alma hakkı. 2- İletişim sektörünün temel ekonomik yapılanma ve
faaliyet sorunları. Bu yasanın hedefi, günümüzdeki iletişim sektörünün,
medya sektörünün ekonomik yapılanma ve faaliyet sorununu çözmektir. Halkın
haber alma standartları bakımından, demokratik haklar bakımından, bu yasa, Türk
Parlamentosunun faaliyeti, 1961 standartlarının çok çok gerisine gitmektedir. Bir defa bir hususu vurguyla arz edeyim: Değerli arkadaşlar, televizyon iletişim sektörü ve
özgürlüğü, henüz oluş halindedir ve dünyada da temelleri daha kurulabilmiş
değildir. Bütün gelişmiş ülkeler, bu oluş halinde olma karakterinden dolayı,
regülasyon kurumlarını ihdas etmişler ve o kurumlar yoluyla ilkeleri geliştirme
yolunu izlemişler, yasalaşmaya çok istisnaî halde başvurmuşlardır. Bu, aynı
zamanda, televizyonun, bir gazeteden, bir diğer iletişim aracından daha farklı
bir özelliğinden kaynaklanıyor. Televizyon, ani ve sarsıcı etki doğuran yegâne
iletişim aracıdır, hatta, bazen yok edicidir. Onun için, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 10 uncu maddesinde, televizyon alanı, bir serbestî alanı, bir
özgürlük alanı değil, bir devlet tasarrufunda izin alanı olarak düzenlenmiştir. Bu girişten sonra, sorunu, bir slogancı anlayışla
değil, bir kuşbakışı anlayışıyla değil, milletinin ve bireyinin özgürlüğünü
savunma temel göreviyle donatılmış bir milletvekilinin mercekçi bir yaklaşımı
anlayışıyla ortaya koymaya çalışacağım. Değerli arkadaşlar, yasa, 4 açıdan, özgürlüğü,
iletişimi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmaktadır: 1. - RTÜK yapılanması, 2. - Yayın prensipleri, 3. -
Medya şirketlerinin faaliyetleri, 4. - Basın
özgürlüğü ve basına getirilen sınırlamalar. 21 inci Asrın temel kurumlarından birisi, devlet
içerisinde, hükümetten bağımsız, hassas alanlarda özerk kurumlar getirmesidir.
Bu regülasyon kurumları, o hassas alanlarda -Brezinski ona "bıçak sırtı
alanlar, bıçak sırtı sektörler" diyor- düzenlemeler yapar, denetlemeler
yapar ve yaptırımları uygular. 1994 RTÜK'ü, Avrupa Birliği normlarına uygun ve
Avrupa Birliği organlarınca denetimde testi geçmiş, başarmış bir kurum. Şu anda
bu regülasyon organı yok ediliyor. Nasıl?.. Bir, seçimde, Parlamentoda iktidar çoğunluğu ve
iktidarda hükümet çoğunluğu yoluyla, şu anda 2 artı 7 dengesini elde ediyor; 7
kişi iktidar çoğunluğu, 2 kişi muhalefet çoğunluğu. Bu yetmez. Avrupa Birliği
diyor ki: "Siz, bu regülasyon kurumunun -özellikle RTÜK için Bakanlar
Komitesi kararı var- denetimini hiyerarşi içerisinde, vesayet organına
yaptıramazsınız." Aksi takdirde, özerlilik ölür. Hükümetin güdümünde bir
RTÜK, hükümetin güdümünde iletişim organizasyonu ve düzenlemesi... İngiliz
kaynakları, bu hali ;hükümetin perçemleri", Fransız kaynakları
"hükümetin iletişim içerisindeki uzun kolları" olarak tarif ediyor.
Doğru Yol Partisinin -Adalet Partisi dönemindeki- geleneğindeki karşılık,
"hükümetin borazanı"dır. Bu, çok önemli. Bakınız, Sayın Başbakanımız, Cumhurbaşkanımızla bir
kavgasında, "denetimin denetimi olmaz" demişlerdi. Bu da bir denetim
kurumu; ama, RTÜK'ü siz Başbakanlık Denetleme Kuruluna denetletiyorsunuz.
Yanlış olan, denetimin denetimi olmazdır. Denetimin de denetimi olmalı; ama,
denetleyen, iletişim özgürlüğünün koruyucusu Parlamento olur veya ona bağlı
Sayıştay olabilir. Bakın, bizzat hükümetin kabul ettiği program, Avrupa
Birliği Programı "Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda, mevcut aşamada,
kurumsal bir değişikliğe gidilmesine ihtiyaç yoktur..." İki ay oldu
arkadaşlar; kendi programınızı nasıl delebilirsiniz?! Avrupa Birliği, yarın
"bu RTÜK'ü eski döneme veya daha güzel yapıya -mümkündür o, formüller var-
dönüştürün" diyebilir. EROL AL (İstanbul) - Avrupa'da atamayla, Başkanım. AHMET İYİMAYA (Devamla) - Denetim, denetim... Hiçbir
yerde hükümet denetimi yok. Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; bu tasarıyı
taşıyan temel bir madde var; 29 uncu madde. Ben, yaklaşımlarımı, konjonktürün
somut şartları içerisinde ortaya koymak istemiyorum; ilke düzeyinde, özgürlük
düzeyinde hareket ediyorum. Bu, bir efsunlu vücudun arı kovanına seyahati
değil, belki, özgürlüğün, temel, vazgeçilmez bir davranışıdır. İddia ediyorum: Yüce Kurul, 29 uncu maddenin dışındaki
bütün maddeleri reddetsin, bu maddeyi kabul etsin; hükümet, bu tasarıyı geri
çekmeyecektir. Yine, iddia ediyorum: Yüce Kurul, bu maddeyi reddetsin, öbür
maddeleri kabul etsin; hükümet, bu tasarıyı hemen geri çekecektir. Değerli arkadaşlar, bu maddenin -yani, iletişim
şirketinin yapı ve faaliyetini düzenleyen maddenin- müspetleri var, menfileri
var. Bu müspetleri ve menfileri, her parlamenter veya siyasal parti, şeffaf bir
anlatım içerisinde ve slogancı yaklaşıma itibar etmeden ortaya koymalıdır. Bu maddedeki hisselerin nama yazılı olması şartı, bir
müspettir. Zaten, mevcut yasa da nama yazılı olmasını öngörüyordu, dönüştürme
yoluyla; ama, bu ilke doğrudur. Bu maddede, iletişim şirketinin anonim şirket
olarak, konulu şirket olarak düzenlenmesi doğrudur. Televizyon sahipliğinin,
mülkiyetin şeffaflığı, açığa çıkması doğrudur. İzlenme oranı kriterinin
benimsenmesi doğrudur. Fakat, temel yanlışlar var. Bu prensipler, özenle
uyarlanamamış ve iletişim sektörünün temel ekonomik gerekleri ile halkın haber
alma hakkının, doğruya ulaşma hakkının, iletişim özgürlüğünün temel gerekleri
doğru şekilde bağdaştırılamamıştır. Bu, bir felsefe gerektirir. Bu, geniş bilgi
gerektirir, mukayese gerektirir ve ülkenin şartlarını tahlil gerektirir. Değerli arkadaşlar, menfileri ifade ediyorum: Bir: Yalnızca sermayenin önünü açıyoruz. Hani sivil
toplum örgütleri; dernekler, vakıflar, sendikalar, iletişim fakülteleri?.. 1
inci maddede o yasağı en sert şekilde koruyorsunuz. Bunlar televizyon
kuramayacak; Türk-İşin talebi var, kurmak lazım. İki: Bugün, Amerikasında da öyle, İngilteresinde de
öyle, her yerde de, iletişim sektöründe tekelleşme hiçbir şekilde arzulanmaz.
Bırakınız onu, medya yoğunlaşmasını önleyen kuralların getirilmesi zorunlu
görülüyor; çünkü, buradaki tekelden düşünce tekeli çıkar ve yasa tasarısı, bu
nokta bakımından büyük noksanlıklarla maluldür. Anlatayım: İzlenme oranı fahiştir. Yüzde 20 izlenme oranına hiçbir
televizyon şirketinin ulaşması mümkün değildir; bunun, yüzde 10, yüzde 15 gibi
makul bir seviyeye indirilmesi lazım. Yetmez. Falanca şirkete sahip olan kişinin öbür televizyon
şirketinde de payı varsa, o bakımdan kademeli bir izlenme oranını yine getirmek
lazımdır. Bu da yetmez. Bir şey soruyorum hukukçu olarak: Şu anda 29 uncu
maddesini ilga ediyoruz, yürürlükten kaldırıyoruz; izlenme oranı kuralını
koyuyoruz; izlenme oranının altyapısını iki senede ancak
gerçekleştirebiliyoruz; ekonomik kaynağımız yok, teknolojik imkân yok; zaman
lazım; iki yıl içerisinde ne yapacaksınız? Bir boşluk var. EROL AL (İstanbul) - Üç ay. AHMET İYİMAYA (Devamla) - Üç ay olsun, üç gün olsun,
yirmi gün olsun. Hukukta intikal kuralını koymazsanız, yasama yetkisini
kötüye kullanmış olursunuz, hukuk boşluğu yoluyla birtakım egemenlikleri ve
menfaatları bir yerlere aktarmış olursunuz. Yine, yoğunlaşma ve tekelleşme bakımından dikkat
edilmeyen maddelerden birisi. Bu maddeye göre, değerli arkadaşlar, ulusal bantta veya
diğer bantlarda televizyon yayını yapan şirketler birleşebiliyor; dikey ve
yatay birleşme yasağı yok. Birleştiği zaman, otomatikman, büyük bir
tekelleşmeye yol açılmış olacaktır ve Anadolu basını, Anadolu televizyonları,
bölgesel yayınlar, yerel yayınlar büyük sermayeye yem olma yoluyla yok
edilmektedir. Yerel kültür zenginliği ve demokrasinin yerelleşmesi darbe
yiyecektir. İhale bağdaşmazlığı: DSP Grubu Sözcüsü, dünyada, hiçbir
yerde böyle bir bağdaşmazlığın olmadığını ifade ettiler. Hukuk kuralı,
ulusalüstü veya mukayeseli verileri ikinci derecede esas alır, evvela
memleketin şartlarına bakar, sonra ülkeleri mukayese eder, oradan kurallar
istihraç eder. Bugün, Amerika'daki sivil toplum örgütünü getirin "bu
kurala gerek yok." Bugün, Fransa'daki bağımsız ve güçlü yargıyı, yargı
denetimini getirin "bu kurala gerek yok." Şeffaf ihale düzenini
getirin "buna gerek yok..." Özelleştirmeyi tamamlamış devleti getirin
"bu kurala gerek yok." 29 uncu madde, ölü bir kural değildi, askıya
alınan bir kuraldı; yeri geldi, zamanı geldi ve Danıştay, o kuralı, doğru
şekilde uyguladı. Toplumsal olarak itiraf edelim ki, siyasette takiyyeci,
özel işlemlerde ise muvazaacıyız. Muvazaayı da, takiyyeyi de, hiçbir hukuk
sistemi meşru sayamaz. Bugün, ihale bağdaşmazlığının diğer yayınlara teşmili
başka bir sorun; diğer yayınlarda, basında yok -vesaire gibi- gerekçelerle
bunun kaldırılması düşünülemez. Kural doğruysa teşmil yapılabilir. Ayrıca, televizyon şirketi sahiplerinin, yazılı basında,
belli bir oranda kotayla, bir sınırla karşı karşıya bırakılmaları veya böyle
bir sınırın konulması da, yine medya yoğunlaşmasını önleyen temel
düzenlemelerden veya formüllerden birisidir; ki, bu yasada, böyle bir düzenleme
de yok değerli arkadaşlarım. Sonuç olarak, bu madde, halkın doğru haber almasını ve
kamuoyunun özgürce oluşmasını sağlayan medya düzenini allak bullak etmektedir.
Bu madde, bu yapısıyla, medyanın kendisini bozar, medyayı aydınlatma, bilgi
aktarma, iletişim aracı olmaktan, başka egemenliklerin, başka güçlerin aracı
haline getirebilir, demokrasiyi bozar ve bu madde, yarın bir gün "keşke
çıkarmasaydık" hatıralarının bir malzemesi olabilir diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlar, hukuka yaptığımız, özgürlüğe
yaptığımız bir başka kötülük var: Burada, gel-git hareketi var. 29 uncu madde
yoluyla, iletişim düzenini, iletişim özgürlüğünü birileri için allak bullak
ediyoruz; ama, bilhassa, Anayasa Komisyonumuzun müzakeresinde, son saatlerde
gelen önergelerle, yine birileri için -ki, önünüzdeki tasarının 20 nci, 21
inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddeleridir değerli arkadaşlar- bu
yolla da, basın özgürlüğünü tamamen öldürüyoruz. Evet; temel haklar, insan haysiyeti, onuru, şerefi,
öyle, ucuz, uydurma, yalan haberlerle, yazılarla, yargısız infazlarla, hiçbir
zaman için saldırı konusu olamaz; ama, bir önlem getirirken, bir tedbir
alırken, ifrat noktasından tefrite, bir uçtan öbür uca gidemeyiz;
parlamenterlere veya saldırılanlara imtiyaz anlamı taşıyacak ve hukuku bozacak
kuralları, kanun giysisi giydirerek, hukuk normu haline getiremeyiz diye
düşünüyorum arkadaşlar. Bakınız, bununla ne oluyor; madde... Bir defa, bu
maddeler kanunlaşırsa basında eleştiri özgürlüğünü -ki, özgürlüğün en temel
İskeletidir- eleştiri özgürlüğünü öldürürsünüz. Tazminat hukukuyla yıllarca
uğraştım, ömrüm geçti; makalelerim var, kitaplarım var. Anadolu basını bu
maddelerle ölür, imha edersiniz. Yarın, davalar furyası başlar ve pıtır pıtır
onlar dökülür. Bir hâkime, yasama organı, siz efendim hakaret... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum Sayın İyimaya, lütfen,
tamamlayın. AHMET İYİMAYA (Devamla) - Parlamento, yasama organı,
bir yargıca, diyelim ki, hafif bir saldırıda, onur saldırısında veya bana göre
saldırı değil -ağırlığı ne olursa olsun- "10 milyar vereceksiniz"
diyemez, yasama organı yargıya talimat veremez. Yasama organı "sen
tensiple birlikte bilirkişi seçeceksin" diyemez, "altı ayda
bitireceksin" diyemez; dava süreçleriyle ilgili böyle rezervler, böyle
kurallar koyamaz. Yasama organı, anayasal sınırlara sahip olmalı, saygı duymalı
ve bunu aşmayı bir marifet sanmamalıdır. Değerli arkadaşlar, sermaye şirketlerinde, diyelim ki,
anonim şirkete karşı bir tazminat davası açılıyor. En üst yönetici sorumlu;
hissedar sorumlu değil. Derneğe karşı aynı şekilde tazminat davası açıyorsunuz.
Ceplerinde beş kuruş olmayan yönetim kurulu üyeleri zincirleme sorumlu ve
imtiyazlı bir faiz... Bu maddeler -Değerli Bakanımdan istirham ediyorum- Adalet
Bakanlığında görüşülmedi; kökeni basın olan, basın mensubu olan Başbakanımızın
başkanlığındaki Bakanlar Kurulunda görüşülmedi. Bir gece yarısı değil, ama,
gece baskınıyla getirilen önergelerle, müzakeresi yapılmadan görüşüldü. Basın
özgürlüğü ortadan kaldırılıyor. Daha bugün basına yeni yansıdı, yeni yeni
farkına vardılar. Bu maddelerin mutlaka çekilmesi lazım. Hem Sayın Bakanım,
daha yeni, yedi sekiz gün evvel, Basın Kanunuyla ilgili temel bir tasarı
üretiyor olduğunuzu ifade ettiniz. Orada zarurî maddeler eklenebilir.
Parlamento, basınımıza, özgürlüğümüze, eleştiriye bu kötülüğü yapmasın. Değerli arkadaşlar, muhterem arkadaşlar; söylemem
gerekenin çok azını ifade ettim; ama, bu tasarıyı mercekle ele aldığınız zaman,
özgürlükler hukuku bakımından, demokrasi standartları bakımından,
milletvekilinin ve Parlamentonun işlevleri bakımından, iletişim sektörünün
güncel sorunlarına öncelik veren, özgürlükleri kısıtlayan, RTÜK'ü hükümetin
emrine veren, antidemokratik bir
tasarıdır ve parmaklarınızın ret yönünde tecelli etmesini diliyorum. Doğru Yol
Partisi, tasarıya karşıdır, kırmızı oy verecektir. Bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP
ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya. Hükümet adına, Devlet Bakanı Sayın Rüştü Kâzım Yücelen;
buyurun efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; başkalarıyla iletişim kurmak, kendi
düşüncelerini onlara açıklamak ve onların düşüncelerini öğrenmek, muhakkak ki,
insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Günümüzde, toplumların kalabalığı ve
karmaşıklığı karşısında, kitle iletişimi büyük önem kazanmıştır. Bugünün en
yaygın ve etkin kitle iletişim araçları ise, hiç kuşkusuz, radyo ve
televizyonlardır. Radyo ve televizyonlar, düşüncelerin ifade edilmesine aracılık
etmekle yetinmezler; aynı zamanda, yeni düşüncelerin ve demokratik toplumlarda
büyük önem taşıyan kamuoyunun oluşumuna, toplumsal tercihlerin sağlıklı tarzda
şekillenmesine de katkı yaparlar. Değerli arkadaşlarım, demokratik toplumlarda bu kadar
önemli bir işlev üstlenen radyo ve televizyonlarla ilgili hukukî düzenlemeler
yapılırken, bu kuruluşların sosyoekonomik kuruluşlar olduğu, düşünceyi
kitlelere doğrudan ve hızla ulaştırmalarına karşın, izleyicinin tepkisini aynı
hızla ve doğrudan iletmesine imkân bulunmadığı, dolayısıyla, ilk aşamada tek
taraflı bir etkileşimin var olduğu unutulmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında, medya kuruluşlarının ve
yayınlarının, hukukun üstünlüğüne dayalı açık toplum anlayışı içinde denetlenmesi
ve bu denetimin her türlü etkiden uzak yapılması, çoğulculuğun ve demokrasinin
gereğidir. Günümüzde düşüncelerin açıklanmasını ve toplumda
süratle dolaşmasını sağlayan en önemli araç, hepiniz de kabul ediyorsunuz, hiç
kuşkusuz radyo ve televizyonlar; ancak, demokrasilerin olmazsa olmaz
koşullarından birisi olan düşüncenin ifade edilmesinin hukukî disiplin altına
alınması, özellikle dengelerin kurulması açısından büyük güçlükler
taşımaktadır. Bir yandan, düşüncelerin toplumda özgürce ve süratle dolaşımını
sağlayacaksınız; diğer yanda da, toplumda özgürce dolaşmakta olan bu
düşüncelerin, diğer bireylerin düşünce özgürlüklerine, şeref ve haysiyetlerine,
sağlıklarına ve toplumun ortak değerlerine zarar vermesini engelleyeceksiniz.
Bu dengenin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi ve uygulamadaki sorunların
giderilmesi amacıyla 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanunun gözden geçirilmesi, güncelleştirilmesi zorunluluğu doğmuştur
ve buraya çıkan konuşmacıların bütün konuşmalarının altında yatan tek gerçek de
budur. 3984 sayılı Yasanın uygulanmasında, burada
konuşmacıların konuşmalarında belirttiği ve kamuoyuna da yansıyan birtakım
sorunların olduğu, yaşandığı ve bu yasanın güncelleştirilmesi gerektiği
hepimizin de malumudur. İşte bugün Yüce Meclisin huzuruna getirdiğimiz yasa
tasarısı, uygar dünyadaki uygulamalar ve ülkemizin gerçekleri göz önünde
tutularak yoğun emekle hazırlanmış, çok önemli ve olumlu değişiklikler içeren
bir çalışmadır. Değerli arkadaşlarım, bu çalışmada, öncelikle ve
memnuniyetle arz etmek isterim ki, kamuoyunda ekran karartma olarak tanımlanan
ve halkın bilgi edinme hakkını kesintiye uğrattığı için çok eleştirilen
yaptırımdan genel olarak vazgeçilmiş, ihlale neden olan programın yayınının
durdurulması öngörülmüştür. İhlalin tekrarı halinde ise, para cezası gibi ara
yaptırımlar uygulanmaktadır. Denetim yetkisini kullanan üyelerin tarafsızlığı,
üst kurulun oluşumu ve denetimi, ifade özgürlüğü açısından büyük önem taşımaktadır.
Buna, bütün konuşmacı arkadaşlarım da konuşmalarında değindiler. Bu nedenle,
tasarı, üst kurul üyelerine bazı yasaklar getirmiş ve bilhassa, özel radyo ve
televizyon şirketlerine ortak veya yönetici olmalarını, üyelikleri süresince
resmî ya da özel bir görev almalarını engellemiştir. Yine, kurul üyeleri,
siyasî partilere üye olamayacaklardır. Kamuoyunda sıkça ve çokça eleştirilen üst kurul oluşumu
yeniden düzenlenmiş, -buna, muhakkak ki, Yüce Meclisin üyelerinden itiraz
edenler olacak- üyelerin seçiminde karma bir sisteme gidilmiştir. Bu sistemde,
5 üye Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilirken; diğer 4 üye, etkin
basın meslek kuruluşları, YÖK ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince
gösterilecek adaylar arasından Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmektedir. Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben, kanunlar yapılırken,
tamamen, Türkiye'nin şartlarına göre, Türkiye'nin gereklerine göre
yapılmasından yanayım; ancak, tabiî, böyle bir kanunun dünyadaki örneklerini de
arkadaşlarım misallerle verdiler. Ben de aynı kanundan örnekler vermek
istiyorum; birincisi, üst kurulun oluşumuyla ilgili: Fransa'da Görsel İşitsel
Yayınlar Yüksek Kurulu, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 5 yıl için atanan 9
üyeden oluşmakta; bu üyelerin, 3'ü Cumhurbaşkanı, 3'ü Millet -Meclisi Başkanı
-Millet Meclisince değil- diğer 3'ü ise Senato Başkanı tarafından
belirlenmektedir. Belçika'da, Fransız toplumuna yönelik radyo ve
televizyon yayınlarını denetlemek üzere oluşturulan Radyo Televizyon Yüksek
Konseyi görüş bildirme, izin, denetleme ve reklam alt kurullarından oluşmakta;
Görüş Bildirme Kurulunun başkan ve başkan yardımcıları dışında, Fransız toplumu
hükümeti tarafından dört yıl için atanmış 20 asıl ve 20 yedek üyesi
bulunmaktadır. Üyelerden en az 1'inin yazılı ya da görsel yayın meslek mensubu
veya kuruluş üyesi olması zorunlu hale getirilmiş; üyeler, hükümetlerde, Avrupa
Parlamentosunda, federal, toplumsal, bölgesel meclislerde görevli olamadıkları
gibi, Avrupa Sözleşmesinde belirtilen ilkelere aykırı amaç taşıyan kuruluş
mensubu da olamazlar. Yine, Amerika Birleşik Devletlerinde Federal İletişim
Komisyonu üyeleri, ABD Başkanı tarafından atanmakta, ancak, atamaların ABD
Senatosunca onaylanması gerekmektedir. Yönetim kurulu başkanı da, ABD Başkanı
tarafından belirlenmektedir. İngiltere'de, Radyo Otoritesi üyeleri, İngiltere'nin
kültür, medya ve spor işlerinden sorumlu bakanı tarafından -hükümet de değil,
bakanı tarafından- 5 yıllık bir süre için atanmaktadır. Şimdi, hükümetimiz, bu yetkiyi kendisine istemeden,
sadece, Türkiye'deki siyasî seçim sisteminin getirdiği gerek doğrultusunda, şu
andaki mevcut kanunun da uygulanamaz hale gelmesinden ötürü, iktidar-muhalefet
dengelerinin de bozulduğu göz önüne alınarak, Büyük Millet Meclisinin Başkanlık
Divanı oluşumunun esasları kıstas alınarak, 5 siyasî partiye, bugünün yapısıyla
1'er üyelik düşecek şekilde ve yine, hükümetin doğrudan doğruya karışmadığı,
çalışmalarını yine tarafsızlık içinde yürüttüğüne inandığımız ve hükümetin
etkisi altında kalmayacak olan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince,
basın meslek kuruluşlarınca ve YÖK'çe belirlenecek üyeler arasından, hükümetçe
seçilecek üyelere devredilmektedir. Burada, şimdi, diğer ülkelerde şu
şekildedir, biz de aynı şekilde ilgili bakanca veya sadece başbakanca atanacak
bir sisteme geçelim demek de, yanlış olsa gerek diye düşünüyorum. Öte yandan, üst kurulun, Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu tarafından denetlenmesi öngörülerek, malî murakabesinin sağlanmasına da,
arkadaşlarımın itirazını anlayamadım, kabul de edemiyorum; çünkü, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu, şimdiye kadarki bütün icraatlarıyla tarafsızlığını
koruyan -daha önce görev yapan arkadaşlarımızın da bildiği şekilde- bir
kuruluştur. AHMET İYİMAYA (Amasya) - Vesayet denetimi Sayın
Bakan... TURHAN GÜVEN (İçel) - Ben, Teftiş Kurulu Başkanıydım.
Onların soruşturma hakkı yok Sayın Bakanım, onlar sadece denetler. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, daha önce de arz ettiğim üzere, radyo ve televizyonlar,
sözleri ve düşünceleri, dinleyene, doğrudan, etkin ve yaygın bir şekilde
ulaştırmaktadır. Bu düşünce ve sözlerin, toplumun diğer bireylerinin düşünce ve
inanç özgürlüklerine, şeref ve haysiyetlerine, sağlıklarına ve de toplumun
ortak değerlerine zarar vermesini engellemek de, demokrasinin gereğidir diye
düşünüyorum. Bu açıdan, yayın ilkeleri, Anayasamız ve Türkiye'nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmeler çerçevesinde gözden geçirilmiş, yeniden ve etkin bir
şekilde düzenlenmiştir. Değerli arkadaşlarım, düşünceyi bu denli etkin bir
şekilde yayan bu araçları, radyo ve televizyonları idare eden sahip ve
yöneticilerin kimlikleri, son derece önemlidir. Demokratik rejimlerde, kamuoyu,
şeffaflık ister; sözlerin arkasındaki kişileri bilmek ister. Bu nedenle, özel
radyo ve televizyon kuruluşlarının hisselerinin nama yazılı olmasında ısrarlı
olunmuştur. Yine, halkın doğru bilgi edinme hakkının önünde engel oluşturan
tekelleşme olgusunun ölçütü olarak, gerçekçi ve çağdaş bir ölçü olan izlenme
oranı kriteri getirilmiştir. Böylece, gizli tekelleşmeye izin verilmeyecektir. Şimdi, burada, misal verebilirsiniz, biraz önce,
değerli konuşmacıların verdiği misal gibi, yüzde 7'den, 3 televizyon yüzde 21
eder; 3 televizyonun sahibi olabilirsiniz dersiniz. Bugün -isim vermek
istemiyorum, ama- Türkiye'de, reytinglerinin yüzde 19-22 olduğunu iddia eden,
izlenme oranlarının yüzde 19'lar ile yüzde 22'ler arasında değiştiğini iddia
eden özel televizyonlar var. Bu hesapça baktığınız zaman, yapılan hesap
doğrudur; bunları çarptığınız zaman, yüzde 22 ile 3'ü çarptığınızda, yüzde 66
eder ki, hiçbir zaman, demek ki, bu tip televizyon sahiplerinin bir başka
televizyon sahibi olması imkân dahilinde değil. Şimdi, ben, burada, bir konuyu yadırgadığımı, tekrar
söylemek istiyorum. Efendim, ihalelerde, etkili olurlar olmazlar... Bakınız,
biz, memurlarımıza da güvenmek zorundayız, onlara cesaret de vermek zorundayız;
bürokratımıza da güvenmek zorundayız. Eğer, biz, burada, ihale kanununu dört
dörtlük hazırlarsak, bu yayınlardan etkilenmeyecek şekle getirirsek, buradan
etkilenmek mümkün değil. Ayrıca, ihalelerin birçoğunun da açık olduğunu
düşünürseniz, açık artırma yoluyla yapıldığını düşünürseniz, açık artırma
yönünden nasıl etkili olacağını anlayamıyorum. Ayrıca, tabiî, burada, yine, dünyadaki uygulamalara,
dünyada radyo ve televizyon alanında çoğulculuğu sağlayacak, tekelleşmeyi
önleyecek uygulamalar var mıdır, yok mudur diye, onlara da baktım. Ben de
misaller vermek istiyorum aynı kanundan, mesela Fransa'dan. "Aynı gerçek
veya tüzelkişi, doğrudan veya dolaylı olarak, uydu yoluyla televizyon yayınına
ve radyo yayınına tahsis edilen frekanslarda yayın iznine sahip olan bir
şirketin sermayesinin ve oy haklarının yarısından fazlasına sahip olamaz."
Yüzde 49'u genel şartlarda var; geçiyorum... Yine Fransa'dan -aynı kanundan- misal veriyorum:
"Gerçek ya da tüzel bir kişi, frekans kullanımına ilişkin izinler
temelinde, sahip olduğu bir ya da birden fazla radyo ve televizyon şirketinin
yayınları, hitap ettiği toplam nüfusun 150 milyonu aşmaması şartıyla, birkaç
radyo ve televizyon şirketine sahip olabilir." Yani, aynı kanun, 150
milyona kadar, birkaç televizyon şirketine sahip olma imkânı getirmiş. Yine,
Fransa'dan misal veriyorum: "Bir kişi, radyo yayınına ve uydu aracılığıyla
televizyon yayınına tahsis edilmiş frekanslarda yayın yapan ikiden fazla
televizyon yayın iznine sahip olamaz." Yani, ikiye kadar getirmiş orada. Tabiî, ben, süratli geçmek istiyorum bunların hepsini.
Aynı şekilde, biraz önce, yine konuşmacı arkadaşlarım misal verdiler.
Almanya'da izlenme oranı yüzde 50, İngiltere bunun yüzde 15'ini tercih etmiş.
Aynı şekilde, Amerika'daki misalleri verirsek -vaktinizi çok fazla almak
istemiyorum- orada da, yine, bizim getirdiğimiz sisteme çok ters bir sistemin
olmadığını görmekteyiz. Keza, Japonya da... Yine, Japonya'daki ve Amerika'daki kanundan iki madde
okuyayım. Amerika'da, yayıncılıkla uğraşan kişi ya da kuruluşların başka
alanlarda ticarî faaliyetlerde bulunmaları mümkündür. Örnek vermelerini
istemiştim; örnek: Elektrikli ev aletlerinde gelişmiş ve savunma sanayii
ürünlerine kadar birçok alanda üretim yapan General Electric, NBC televizyon ve
radyo şebekesinin sahibidir. Yine, eğlence dünyasının tanınmış ismi Disney
şirketi, ABC radyo ve televizyon şebekesini bünyesinde bulundurmaktadır.
Japonya'da, yayın işi yapan gerçek ya da tüzelkişilerin, yayın işi dışında
başka bir sektörde bağlantı kurmaları konusunda bir sınırlama söz konusu
değildir; sadece resmî yayın kuruluşu -bizdeki TRT gibi- NAK, özerk bir kanuna
tabi olup, bu kanunda belirtilen amaçlar dışında faaliyet gösteremez
denilmektedir. Ben, bunları, arkadaşlarımın söyledikleri yanlıştır diye
getirmedim; ama, biz, Türkiye'nin şartlarına göre durumu ele almak zorundayız
diye getirdim; yoksa, dünyadan misaller vermeye kalkarsak, o misallerde hem
öylesi hem öbür türlüsünü bulmak mümkün; ama, bunun en doğrusuna muhakkak ki
Yüce Meclis karar verecek. Yine, kanunumuzda, getirdiğimiz tasarıda, Türkiye Radyo
Televizyon Kurumunun reklam gelirlerinden üst kurula pay ödenmesi
uygulamasından vazgeçilmiş, daha özerk bir TRT, için üst kurul kararıyla TRT
Genel Müdürünün görevden düşürülmesine izin verilmemiştir. Yayınların aynı
kalitede izlenebilmesi, teknik denetim ve kontrol hizmetlerinin daha kolay
yapılabilmesi, frekans planlarının kısa sürede uygulanması gibi sebeplerle özel
yayın kuruluşlarına verici tesisi kurma izni verilmemiştir. Yayınların tümü TRT
vericilerinden yapılacaktır. Frekans ve kanalların tahsisi konusundaki
eksiklikler giderilmiş, kamu malı olan frekans ve kanalları planlama yetkisi
Telekomünikasyon Kurumuna bırakılmıştır. Bununla birlikte, bu planların
hazırlanması aşamasında üst kurulla işbirliği ve koordinasyon yapılması da
öngörülmektedir. Değerli arkadaşlarım, bir konuyu daha arz etmek
istiyorum. Bu kanun tasarısı, tam bir yıldır Anayasa Komisyonunda
beklemektedir; yani, hükümetimiz, bu tasarıyı bir yıl önce sevk etmiştir. Bir
yıl zarfında, Anayasa Komisyonunda o zaman da Anayasa Komisyonundaki üyelerin
haklı -bazıları belki biraz abartılı ama- istekleri karşısında alt komisyona
havale edildiğini, alt komisyonda hiçbir işlem görmediğini ve bu bir yıl süre
zarfında hiçbir arkadaşım tarafından bu kanunla ilgili olumlu veya olumsuz,
Anayasa Komisyonuna veya ilgili Bakanlığa, Başbakanlığa bir öneri gelmediğini
de belirtmek istiyorum. Bunu, bu kanun tasarısının çok da acele getirilmediğini
söylemek için arz ediyorum. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Nereden geldi?.. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (Devamla) - Tabiî ki
hükümetten geldi. Yani, herhalde Türkiye Büyük Millet Meclisine başka bir
kurum, kurul getirmiyor değil mi, Yüce Meclis bunun şartlarını belirliyor. Değerli arkadaşlarım, ana başlıklarıyla değindiğim,
önemli ve olumlu değişiklikler içeren yasa tasarısı Yüce Meclisin görüşüne
sunulmuştur. Siz sayın üyelerin katkıları ve mesaileriyle, tasarının en kısa
zamanda yasalaşacağını ümit ediyorum. Ülkemizin demokratikleşmesine ve medya
düzenimizin daha da gelişmesine, topluma daha yararlı hale gelmesine katkı
yapacağına inandığım bu çalışmanın hayırlı olmasını diliyorum. Teşekkür eder, hepinize saygılar sunarım. (ANAP, DSP ve
MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Tasarının tümü üzerinde, şahısları adına, çekmiş
olduğumuz kurada, Sayın Aslan Polat ve Sayın Nazlı Ilıcak konuşma hakkına sahip
olmuşlardı. Sayın Polat Sayın Yalçınbayır'a, Sayın Ilıcak da Sayın Kamalak'a
söz haklarını devrettiler. Şimdi, tasarının tümü üzerinde, şahsı adına Bursa
Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır konuşacaklardır. Buyurun efendim. (ANAP ve FP sıralarından alkışlar) ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi, sevgi, saygı, barış ve mutluluk dileklerimle
selamlıyorum ve bana söz hakkını devreden Sayın Aslan Polat'a, bireyin hukukunu
gözettiği için özellikle teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar) Zira,
içtüzük değişikliği, bireyin hukukunu gözardı eden, katılımcı anlayıştan uzak
bir değişiklikti. Değerli milletvekilleri, Türkiye'de -kayıtlara göre- 16
ulusal, 15 bölgesel ve 230 yerel televizyon var; 36 ulusal, 108 bölgesel ve 1
055 yerel radyo, toplam 1329 kuruluş yayın yapıyor. Eldeki bilgilere göre,
faaliyet gösteren bütün medya kuruluşları: 883 ulusal, 53 bölgesel, 1 100
yerel, 19 yurtdışına yayın yapan Türk yayın organı olmak üzere toplam 2 055
basın kuruluşu mevcut olup, 33 ulusal gazetenin yayımlandığı ülkemizde, bu
gazetelerde 1 054 köşe yazarı bulunmaktadır. Televizyon, radyo ve basının hizmetlerinden, yurtiçinde
ve yurtdışında milyonlarca insanımız ve insan bu hizmetlerden yararlanmaktadır.
Günümüzde, televizyonun, artık, yeme, içme, barınma, giyim ve kuşam gibi insan
hayatının en zarurî unsuru olduğu ortadadır. Televizyonun yeri, önemi ve
etkileme gücü dikkate alındığında, televizyonlarla ilgili, radyo ve basınla
ilgili düzenlemelerin çok esaslı düzenlemeler olduğu ortadadır. Bu tür
düzenlemeler, anayasadan da üstün düzenlemelerdir. Böylesine kurucu düzenlemelerin
daha katılımcı bir anlayışla yapılması gerekirken, lobi faaliyetleri sonucu
yapılması, demokrasimizin bir ayıbı ve bir eksikliğidir. Lobi faaliyetleri,
geçmişte, gayrimeşru isteklerin elde edilmesiyle ilgili faaliyetlerken, bugün,
artık normal faaliyetlerdendir; ancak, bu tür faaliyetlerin açıklık ilkesi
doğrultusunda yapılması ve kamuoyuna deklare edilmesi, siyasî ahlakın da bir
gereğidir. 1997 yılında, RTÜK Kanununda değişiklik öngören tasarı
Meclise sevk edildi; 2 madde idi, 29 uncu ve 33 üncü madde. Bunun sevk
edilmesinin nedeni, 1994'teki RTÜK Kanunundan sonra bazı sıkıntıların
yaşanmasıydı. İki madde olmasına rağmen, konunun önemi dikkate alınarak,
Anayasa Komisyonunda alt komisyona havale edildi. Alt komisyon raporunun, üst
komisyonda görüşülmesinden sonra, Meclis Genel Kurulunda iki defa görüşme
yapıldı; mayısta sonuç alınamayacağı görülünce ertelendi ve ekim ayı sonlarına
doğru tasarı Meclis Genel Kurulunda reddedildi. Bu retten sonra durulmadı, yine çalışmalar yapıldı ve
2000 yılının haziran ayında tasarı Anayasa Komisyonuna havale edildi. Anayasa
Komisyonu, konuyla ilgili, televizyonda kullanılan özgürlüklerle ilgili,
basında kullanılan özgürlüklerle ilgili iletişim özgürlüğünü, basın
özgürlüğünü, düzeltme hakkını, yayıncının sorumluluğunu; düşünce ve düşünceyi
açıklama özgürlüğünü, çokçeşitliliği, doğruları öğrenme hakkını, bilgi edinme
hakkını, eğitim hakkını, eğlenme ve dinlenme hakkını; ekonomik rekabet, haksız rekabete
maruz kalmama, tüketici hakları, kamunun serbestçe oluşumu, özel hayatın
gizliliği, din ve vicdan özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü gibi, temel
özgürlükleri ilgilendirmesi itibariyle, konuyu fevkalade müzakere etti. Üst komisyonda beş saate yakın süren çalışmalarda,
sektörün temsilcileri görüşlerini belirttiler; alt komisyona gönderilme
zarureti anlaşıldı ve alt komisyon -Sayın Bakanın dediği gibi- hiçbir şey
yapmadı değil; aksine, alt komisyon, onbeş saate yakın çalışmasında, sadece 2
maddeyi görüşebildi; çünkü, bu maddelerden birisi yayın ilkeleriydi; bizim
özgürlüklerimiz ve o özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla ilgiliydi. Onbeş saate
yakın alt komisyon çalışması ve 2 madde ve şimdi, 32 madde ve 4 geçici madde; toplam
çalışma süresi alt komisyona havale olmaksızın on saate yakın. Komisyonlarda
devamlılığı ve ilkeliliği getirmek gerekir. Böylesine önemli bir hususun
kamuoyundan, neredeyse, gizlenerek, alelacele çıkarılması demokratik bir
ayıptır. Bu ayıbın varlığını, tasarının genel gerekçesinde ve madde
gerekçesinde, bu tasarının getirilmesinin en önemli ve ağırlıklı unsuru olan 29
uncu maddeyle ilgili bir tek kelimenin olmamasından anlayabiliriz, gerekçe yok,
gerekçe gizli. Bu gizlilik bizim özgürlüklerimizle ilgili ve lobi
faaliyetlerinin sonucuyla ilgili. Değerli milletvekilleri, tasarı aynen kanunlaşırsa
tekelleşme olgusu artacak, ihalelere girebilmeleri imkânı olacak, kayıtdışı
ekonomi ve kayıtdışı istihdam cenneti olan Türkiye'de haksız rekabet daha da
artacak. Kim yarattı bu haksız rekabeti; yönetenler ve buna uyanlar. Bu,
hepimizin bir eseridir. Türkiye'yi bundan kurtarmak için yapılması gereken
işlerin en sonu budur. Siz diğer unsurları ortadan kaldırın, haksız rekabetin
olmayacağına dair kamuoyunda yaygın kanaat hâsıl olsun, ondan sonra gelin bu tür
düzenlemeleri yapalım. Makas fevkalade açık; bu açık makas medya devletini,
devlet medyasını getirecektir. Yine, burada, borsada oynama imkânı var.
Öksürüldüğünde borsası etkilenen bir ülkeyiz, konuşulduğunda etkilenen bir
ülkeyiz, Başbakanın sözünden, Cumhurbaşkanının sözünden ve Meclisteki
eylemlerden, kararlardan, karar tasarılarının zamanında çıkmamasından etkilenen
bir borsanın medya tarafından manipüle edilmesi, spekülasyonlara yol açılması
fevkalade muhtemeldir. Sermaye Piyasası Kurulunun bunları denetleyeceğini mi
zannediyorsunuz?! Yüzde 70 kayıtdışı ekonominin olduğu bir ülkede, medyanın
hâkimiyeti, giderek siyasette de haksız rekabeti getirecektir. Sadece ekonomik
rekabet değil, siyasette de serbest rekabet lazımken, aksine, haksız rekabeti
ve bunun tezahürlerini en yakın zamanda görebileceğiz. Bu tasarıyla "izlenme oranı" diye bir kavram
getiriliyor. İzlenme oranının kesin olarak tespit edilebilmesi, ancak ölçüm
cihazlarının tüm televizyon aletlerine konulmasıyla mümkündür; milyarlarca
dolarlık bir pazar ve iki sene sürecek bir iş. Tasarıyla RTÜK'ün özerkliği ortadan kaldırılıyor. RTÜK,
bağımsız, tarafsız ve özerk bir kurum olması gerekirken, artık, hükümetlerin
bağımlılığına, hükümetlerin emrine girebilecek bir yapıya kavuşuyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yalçınbayır, mikrofonunuzu açıyorum,
lütfen tamamlar mısınız efendim. ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Lütfen... Herkes şunu bilsin; iktidarlar ebedî değildir, herkes
mutlaka muhalefeti de tadacaktır, muhalefet dışında, Meclis dışında olmayı da
tadacaktır. Bunu bilerek, demokrasimizin gelişmesi için, şu gün her bir
milletvekiline bir görev düşüyor. Belki beş senelik yasama sürecinde size bir
gün önemli bir görev düşebilir; işte bu an, o andır. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) Demokrasimizin geleceği, kamuoyunun doğru oluşmasıyla ilgili karar
verirken, politik mülahazalardan uzak, vicdanınız gereği karar vermenizi rica
ediyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınbayır. Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına ikinci söz,
Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mustafa Kamalak'a aittir. (FP sıralarından
alkışlar) Buyurun Sayın Kamalak. MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş)- Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; görüşülmekte olan tasarının tümü üzerinde şahsî görüşlerimi arz
etmek üzere söz almış bulunuyorum. Değerli arkadaşlarım, tasarının sevk maddesiyle
birlikte ilk şekli 24 maddeden oluşurken, Anayasa Komisyonunda yapılan bir
bakıma korsan ilavelerle 32'ye çıkmıştır madde sayısı. Bu 32 maddeyle, 4
kanunda çok önemli değişiklikler yapılmaktadır; ama, bunlardan 5 tanesi son
derece önemlidir. Bu değişikliklerden birincisi; Radyo Televizyon Üst Kurulunun
seçim şeklinin ve yapısının değiştirilmiş bulunmasıdır. Değerli arkadaşlarım, mevcut Kanuna göre, Üst Kurulun 9
üyesinin tamamını Türkiye Büyük Millet Meclisi; yani, sizler seçerken, şimdi,
bu tasarıya göre, 4 üyenin seçimi Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınmakta,
çeşitli kurum ve kuruluşlara dağıtılmaktadır. Değerli arkadaşlarım, kanaatimce, bu, Türkiye Büyük
Millet Meclisine karşı bir haksızlıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizzat
kendi eliyle, kendi üyeleriyle pasifize edilmesi demektir, yetkilerinin
kısılması demektir. Kime veriyor?.. Değerli arkadaşlarım, 2 üyeyi Meclis yerine, artık, YÖK
seçecektir. O YÖK ki, Anadoluyla kavgalı, o YÖK ki, Anayasanın 42 nci
maddesinde güvence altına alınan temel öğretim hakkını engelleyen, binlerce
öğrencimizi kapı dışarı eden bir kurumdur. Değerli arkadaşlarım, YÖK'le ilgili olarak
-hatırlayacaksınız- bir partimiz diyordu ki: "Onun hakkından biz
geliriz." Şimdi, onların oylarıyla YÖK ödüllendirilmiş olacaktır.
Hatırlayacaksınız, o YÖK ki, bir üniversitenin kapısına kilit vuracağı zaman,
burada soru yöneltildiği, genel görüşme açıldığı zaman, hükümet "özerk bir
kuruluş, bizim yapacağımız hiçbir şey yok" diyordu. Şimdi, o özerk kuruluş
birtakım yetkilerle donatılmaktadır. Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinden
bu yetkinin alınıp YÖK'e verilmiş olması, Türkiye Büyük Millet Meclisine
"sen, bu işi yapamıyorsun, Yükseköğretim Kurulu senden çok daha iyi
yapar" demektir. Değerli arkadaşlarım, bu Meclis, Kurtuluş Savaşını
kazanan Meclistir. Bu Meclis, kanun yapan Meclistir. Bu Meclis, Türkiye
Devletinin bütçesini yapan Meclistir. Bu Meclis, hükümet çıkaran, hükümete
güvenoyu veren Meclistir; gerektiğinde hükümeti güvensizlik oylarıyla düşüren
Meclistir. Bu Meclis, savaş ilanına karar verebilen Meclistir. Bu Meclis,
Cumhurbaşkanını seçen Meclistir; Üst Kurul üyelerini mi seçemiyor?! Değerli
arkadaşlarım, sizin oylarınızla siz etkisiz hale getiriliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
seçim yetkisi başka kurullara devredilmemeli. Bu, başta Yüce Meclise, sonra da
her bir üyeye karşı, kanaatimce, büyük bir haksızlıktır. Sonra, bu yetki devri,
hukukun temel ilkelerine aykırıdır; çünkü, hukukun temel ilkelerine göre
sorumluluk kimde ise, yetkinin de onda olması gerekir. Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlarım; Türk Milletine
karşı sorumlu olan YÖK mü, yoksa sizler misiniz?!. YÖK'ün icraatından dolayı
YÖK'ü sorumlu tutmak mümkün mü? Sorumlu olan, sizler olacaksınız. Değerli arkadaşlarım, öbür taraftan, bu yetki aktarımı
Anayasaya aykırıdır. Neden? Çünkü, Anayasanın başlangıç kısmının dördüncü
fıkrasındaki kuvvetler dengesini bozmaktadır. Biliyorsunuz, Anayasanın
başlangıç kısmının dördüncü fıkrası kuvvetler dengesini düzenlemektedir. Bu
tasarıyla oradaki kuvvetler dengesi bozulmaktadır. Çünkü, Üst Kurulun 9
üyesinden 7'sini Bakanlar Kurulu seçecektir. Bu, açıkça, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin aleyhine, yürütme organının lehine kuvvetler dengesinin bozulması
demektir. Öbür taraftan, bu seçim usulü, Anayasanın 2 nci
maddesinde ifadesini bulan demokratik devlet ilkesine aykırıdır. Zira, 9
kişilik Üst Kurul üyelerinden 7'sinin hükümete mensup partiler tarafından yahut
doğrudan hükümet tarafından seçilmiş olması, takdir edersiniz ki, demokratik
hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı düşer. Değerli arkadaşlarım, iş bununla da kalmıyor, öbür
taraftan, bu kanunun yürürlüğe girmesiyle Üst Kurul üyelerinin görevleri bir ay
içerisinde sona erecektir. Bu da, yine, Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini
bulan hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır; zira, hukuk devleti olmanın
birtakım şartları vardır. Bu şartlardan biri, hukuk devleti, her şeyden önce,
ama her şeyden önce, kendi çıkardığı kanunlara saygılı olmalıdır. Üst Kurul
üyeleri, bu devletin çıkardığı kanunlara göre seçilmedi mi, sizin çıkardığınız
kanunlara göre seçilmedi mi? Ne oldu da, şimdi, başka bir kanunla, bunları
azlediyorsunuz? Değerli arkadaşlarım -küçümsemek için söylemiyorum- bir
patronun yahut bir apartman sakinlerinin, bir kapıcıyı kapı önüne koyması
mümkün mü hukuk devletinde; elbette hayır. Siz, nasıl oluyor da, hukuk devleti
adına, bu Meclisin çıkardığı kanunlara uygun olarak seçilmiş olan başkan ve
üyeleri azledebiliyorsunuz, hukukun hangi ilkesiyle?! Değerli arkadaşlarım, bu
yönüyle de, hukuka açıkça aykırıdır. Öbür taraftan, Üst Kurulu, Başbakanlık Denetleme Kurulu
denetleyecekmiş. Değerli arkadaşlarım, Başbakanlığa bağlı olan bir kurulun
denetlediği Üst Kurul özerk olabilir mi?! Özerkliği ortadan kaldırdığınız
zaman, siz, Üst Kurulu, doğrudan doğruya Başbakanlığa bağlıyorsunuz demektir;
bunun da, özerklik ilkesine aykırı olduğu gayet açıktır. Değerli arkadaşlarım, bu tasarının Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına gelişinin sayısını unuttum; dördüncü yahut beşinci
seferidir. Bu Yüce Kurul, iki defa püskürtmüştür bu tasarıyı; ama, tekrar
önümüze geldi, bir gece baskınıyla getirildi; perde gerisinde ne var?! Değerli arkadaşlarım, hükümet adına konuşan Bakan,
lehte konuşan arkadaşlar şunu söylüyor: Zaten bu kanun işletilemedi. Ne demek
bu; birtakım insanlar bu kanunu çiğnedi, bu kanunu biz uygulayamadık, sizin
dediğiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dediği olmadı. Şimdi, biz,
patronların... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu Sayın Kamalak; lütfen
tamamlar mısınız efendim. Buyurun. MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Teşekkür ederim efendim. Şimdi, hükümet ve lehte konuşan arkadaşlar diyorlar ki:
Sizin dediğiniz olmadı, biz, patronların dediğine uymak durumundayız. Onların
arzusu istikametinde değiştiriyoruz. Ne oluyor sonra? Bu kanun yedi, sekiz
yıldır uygulanmamış da ne olmuş? Değerli arkadaşlarım, birtakım sahte belgeler
düzenlenmiştir, bu belgelerle devlet ihalelerine katılınmıştır, yani, suç
işlenmiştir; dolayısıyla, bu kanun, bu suçu affediyor, gerisinde o var. Bu
kanunla af geliyor. Değerli arkadaşlarım, öbür taraftan, Anayasanın 167 nci
maddesine göre, devlet, hizmet piyasalarında tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi
önlemekle mükelleftir. Bu tasarı, medya alanında kartelleşmeyi, tekelleşmeyi
teşvik edecektir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Süreniz tamamlandı; açıyorum, lütfen Genel
Kurula teşekkür edin. MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. Değerli arkadaşlarım, bu tasarının önemli bir etkisi
de, Anadolu medyasını çökertecek olmasıdır. Ağır para cezalarıyla, Anadolu
basını, radyo ve televizyonu çökertilecektir. Takdirlerinize sunuyorum. Teşekkür eder, saygılar sunarım. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kamalak. Sayın Arı, sorunuzu yöneltebilirsiniz efendim. HÜSEYİN ARI (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakana bir sorum
var. Sayın Bakan, mevcut RTÜK Kanununa göre, Kurulun 9 üyesi
de, millî iradenin tek temsil yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
seçilmektedir. Halbuki, yeni tasarıda, YÖK ve Millî Güvenlik Kuruluna da aday
belirleme yetkisi veriliyor. Her iki kurul da, millî iradenin olmadığı ara
dönemlerde, antidemokratik usullerle hazırlanmış iki kanuna göre teşekkül etmiş
tartışmalı iki kuruldur. Malumlarınız, demokrasilerde yasa yetkisi, yalnız ve
yalnız, seçilmiş meclislere aittir. Şimdi, siz ve hükümetiniz ne yapıyorsunuz;
bu iki ara dönem kanununu, seçilmiş Yüce Meclisten geçirerek, demokratik hale
getirerek düzelteceğiniz yerde, yanlış üzerine bir yanlış daha ilave
ediyorsunuz ve böylece, yanlışları pekiştirmiyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. Sayın Ilıcak, buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan,
delaletinizle, Sayın Bakana aşağıdaki soruları sormak istiyorum ve açık bir
cevap bekliyorum. Bu kanunla, medya patronlarının kamu ihalesine
girmesinin önü açılıyor; acaba, Etibank olayından ders almadınız mı? Türkiye gibi çok sayıda özelleştirmenin yapıldığı bir
ülkede, medyanın özelleştirmeden bu ölçüde pay alması, basının kamu görevini
hakkıyla yerine getirmesini engellemez mi? Şu anda bir kamu ihalesine müracaat etmiş bulunan ve şu
kanunun neticesini bekleyen, acaba bir medya patronu var mı? Kanunun yasaklamasına rağmen, bazı medya patronlarının
kamu ihalesine girdiğini, acaba fark edemediniz mi; ettiniz de, onları
önlemeye, acaba gücünüz mü yetmedi? İhaleye fesat karıştırma, resmî makamları
aldatma gibi maddeler, acaba neden uygulanamadı? Acaba, şeffaflık olmadığı için mi, sözgelimi, Maliye
Bakanlığı, ortak görünen insanların üzerine gidip, onların malî yapısını,
verdikleri vergilerin oranlarını tetkik edemediler ve acaba, eski RTÜK
başkanlarının Maliye Bakanlığına sorduğu bu konudaki sorular niçin
cevaplandırılmadı? Çok teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Ateş, buyurun efendim. AZMİ ATEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, delaletinizle
Sayın Bakana sorularımı soruyorum. Birinci sorum: Avrupa Birliğine girme gayreti içinde
olduğumuz bugünlerde, demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden birisi
olarak, tartışma konusu olan ve istenildiği şekilde yorumlanabilen Türk Ceza
Kanununun 312 nci maddesini bu yasa tasarısına aynen almakla kendi kendinizi
tekzip etmiş olmuyor musunuz? İkinci sorum: Tasarının 2 nci maddesinde yer alan
değişikliklere baktığımızda, (b) ve (d) bentlerinde yer alan hükümlerde aynen
Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi gibi muğlak ifadelere yer verilmektedir. Bu
durumda, hangi yayınların bu bentler kapsamına girdiği nasıl belirlenecektir?
Neden suç unsuru olabilecek yayınlar net ifadelerle tasarıda
belirtilmemektedir? Üçüncü ve son sorum: Halen yürürlükte olan RTÜK
Yasasında en çok şikâyet edilen konu ekran karartma cezası idi. Şimdi, yeniden
oluşturulan düzenlemede getirilen müeyyidelerde, bırakın ekran karartmayı,
madde 17'yle 3984 sayılı Kanuna eklenen maddelerde, yayın kuruluşlarının
mallarının dahi müsadere edilmesine imkân tanıyan hükümler yer almaktadır. Bu
durumda, daha baskıcı bir üst kurul oluşturulmuyor mu? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ateş. Sayın Dayanıklı, buyurun efendim. BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan,
aracılığınızla Sayın Bakanıma şu soruyu yöneltmek istiyorum: Komisyonda madde
27'ye eklenen ek madde 9'la, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa
açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten ve benzeri suretiyle
yayınlanan her türlü yayın basın yoluyla işlenen suçlar kapsamına alınıyor.
Internet hakkında Parlamentoda alınan bu ilk kararın bu yasaya girmesini Sayın
Bakanım doğru buluyor mu? Şahsen, ben, bunu, internetin gelişmesini engelleyecek,
başka sonuçlara yol açabilecek bir karar olarak düşünüyorum. Internet
hakkındaki bu kararın, ilgili kurullar, sivil toplum örgütleri ve
üniversitelerle detaylı görüşülmeden çıkarılması, sizce doğru mu? Bu maddeyi çıkarma konusundaki fikirlerinizi rica
ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dayanıklı. 5 dakikalık soru sorma süresi doldu; Sayın Uzunkaya ve
Sayın Malkoç'un sorularını alamıyorum. Buyurun Sayın Bakan, sorulara cevap verebilirsiniz
efendim... MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Yani, bu kadar, bıçakla
kesilecek kadar mı?!. Bakan, bilahara da cevap verebilir. BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan, siz, soruları cevaplayın
efendim. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, evvela, hemen söyleyeyim; eğer,
arkadaşlarımdan tekrar sorusu olan varsa, yazılı alıp, tekrar yazılı
cevaplayabilirim. Sayın Uzunkaya, aynı şekilde, sizin de sorunuz varsa,
lütfedin, yazılı gönderin, ben size daha sonra cevap arz edeyim. Sayın Arı'nın, mevcut yasaya göre 9 üyeyi Türkiye Büyük
Millet Meclisi seçerken, ara dönemde çıkarılan kanuna dayalı olarak kurulan YÖK
ve Millî Güvenlik Kurulunun aday belirlemesi konusundaki sorusuna, konuşmam
içerisinde cevap vermiştim. Burada, Yüce Meclisin iradesinin elinden alınması
veya Yüce Meclisin iradesine karşı çıkılması gibi bir durum yok. Dünyadaki
uygulamalarını da biraz önce okudum; ancak, şu anda Mecliste bulunan siyasî
yapı ile seçtiğimiz yapının birbiriyle ilişiği hemen hemen kalmamıştır.
Türkiye'de yaşanan seçimlerde alınan neticelerde, muhalefet ve iktidar
dengeleri kurulamamıştır; yani, görülmüştür ki, ileride, tamamen muhalefetten
veya tamamen iktidardan oluşan bir yapı teşekkül edebilecektir. Bunun önlemek
için böyle bir yola gidilmiştir. Eğer, YÖK'ün ve Millî Güvenlik Kurulunun kuruluşunu,
kanununu veya işleyişini beğenmiyorsa, Yüce Meclisin takdiridir, Yüce Meclis o
konuda gerekli değişikliği yapabilir; yani, benim o konuda bir cevap vermem
mümkün değil. Ancak, YÖK'ün ve Millî Güvenlik Kurulunun da, şu anda
kanunlarımızda, Anayasamızda yerini bulan ve onların tarafsız çalışmasıyla
vereceği üyelerin, hükümetin emrinde değil, doğrudan doğruya orada tarafsız
görev yapacağına ben inanıyorum. Yine, Sayın Ilıcak'ın, medya patronlarıyla ilgili, çok
özelleştirme yapılıyor sorusuna hemen şunu söylemek istiyorum: Ben, şu anda,
bir medya patronunun, bu kanunu bekleyip, bir ihaleye gireceğini tespit etmiş
değilim. Böyle bir bulgu varsa ve bana söylenirse, memnuniyetle bunun da
üzerine gitmeye gayret ederim; ancak, yine, konuşmam içerisinde belirttiğim
gibi, dünyadaki birçok uygulamalarda başka iş yapmayla ilgili bir yasak
bulunmamakta. Yasak uygulayan ülkelerin olduğunu da konuşmamda söyledim; ancak,
yine, konuşmacıların da belirttiği gibi, şu ana kadar olan uygulamada, bu
kanunda, medya patronlarının kim olduğu belli olmadığı için, kanun uygulama
yolu olmadığı için, bu madde şimdiye kadar uygulanamamıştır. Hepinizin de
bildiği gibi, görüntüde işte, (A) televizyonunun veya (B) televizyonunun sahibi
diye bildiğimiz birisinin ihalelere girdiğini; ama, hisse yapısına geldiği
zaman, bu hissede kendisinin doğrudan hissedar gözükmediğini tespit etmiş
bulunuyoruz. Bizim burada yaptığımız da bu şeffaflıktır, bu saydamlıktır.
Bundan böyle, eğer, böyle bir durum olursa, bu kamuoyunun önünde cereyan
edecektir. Eğer, bir televizyon sahibi bir ihaleye girmişse, kamuoyu bunu açık
ve seçik görebilecektir. Bu konuda söyleyebileceğim bu. Ancak, Sayın Ilıcak'ın Maliye Bakanıyla ilgili, Maliye
Bakanının yaptığı işlemlerle ilgili soruları var. Eğer, uygun görürseniz Sayın
Başkanım, bunu Maliye Bakanına da sorarak yazılı cevap vermek istiyorum; çünkü,
hakikaten Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Sayın Kayış'ın Maliye Bakanına
yazı yazıp yazmadığını bilmiyorum. Hem Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna bunu
soracağım hem de Sayın Ilıcak'ın sorusunu aynen Maliye Bakanına sorarak, Maliye
Bakanından cevap alıp, Sayın Ilıcak'a yazılı olarak cevap vereceğim. Ben, 17 nci maddede ekran karartma cezası verildiğini,
yayın kuruluşlarının mallarına, ekran karartmayla ilgili el konulduğunu
sanmıyorum. Sayın Ateş'in sorusundan öyle bir şey anlamadım; ama, tetkik
edeceğim, eksik bıraktığım konu olursa, yazılı cevap vereceğim. Tabiî, 312 nci maddeden, alıntılar yapılmıştır; ama,
312 nci maddenin aynen bu yasaya geçirildiği şeklinde bir şeye katılmamız
mümkün değil. Sayın Bayram Fırat Dayanıklı'nın sorusuna gelince; 27
nci madde komisyonda sayın milletvekillerince ilave edilmiştir, hükümetten
gelen tasarıda yoktur; ancak, orada gerekçesinde ilave ederken arkadaşlarımız
anlatmıştır. Bu gerekçeye göre de, bugün tirajı 20 000 olan gazete varken,
sadece, internette sayfası açılan gazetecilikten de 30 000-35 000 kişiye erişme
imkânı vardır. Eğer yalan yayını önleme veya tekzip müessesesinin aynı şekilde
buraya da teşmil edilmesi doğru mu diye soruyorsanız, bence doğrudur. Burada da
eğer gerçeğe aykırı bir yayın varsa, bu yayın ceza almalıdır, gerçeğe aykırı
yayın burada da yapılmamalıdır diye düşünüyorum. Arz ederim. Sayın Başkanım, tekrar, zabıtlar ortaya çıkınca, cevabı
eksik kalan soru varsa, onlara da yazılı cevap vereceğim efendim. BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... HALİL ÇALIK (Kocaeli)- Sayın Başkan, karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum. BAŞKAN- Karar yetersayısını arayacağım efendim. Kabul etmeyenler... Efendim, Kâtip Üyelerimiz arasındaki anlaşmazlık
dolayısıyla oylamayı elektronik cihazla yapacağım; karar yetersayısını da
arayacağım. Tasarının maddelerine geçilmesi hususunu, tekraren,
oylarınıza sunuyorum ve oylama için 4 dakika süre veriyorum. Vekâleten oy kullanacak Sayın Bakanlar, adına oy
kullanacakları sayın bakanların adlarını, soyadlarını bir pusulaya yazmak
suretiyle kullanabilirler. Süreyi başlatıyorum: (Elektronik cihazla oylamaya başlandı) AYDIN TÜMEN (Ankara) - Burada olan arkadaşlar pusula
alıyorlar... BAŞKAN - Pusula veren arkadaşlarımızın salonda olup
olmadıklarını arayacağım. (Elektronik cihazla oylamaya devam edildi) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu oylamada pusula
kabul etmemiz mümkün değil, sayın bakanların dışında; çünkü, bir açık oylama
değildir. Dolayısıyla, kimin oy kullanıp kimin oy kullanmadığını benim, burada,
cihazda takip etmem mümkün değil. Dolayısıyla mevcut arkadaşlarımızın cihaza
girmesi suretiyle bu oylamayı yapacağız. Sadece sayın bakanlar hariç pusula
almıyoruz efendim. YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Başkanım sisteme giremiyoruz. MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Süreyi uzatın biraz, sisteme
giremeyenler var. BAŞKAN - Sisteme giremeyen ve burada olduğunu ispat
eden sayın milletvekili arkadaşımız... YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Giremiyoruz... BAŞKAN - Başka sıraya geçip sisteme girmeye çalışın
efendim... Süremiz de var... Pusulayı kabul edemiyorum. TURHAN GÜVEN (İçel) - Niye edemiyorsunuz?.. BAŞKAN - Edemiyorum efendim; çünkü, takip edemiyorum
kimin girip kimin giremediğini. Bilemiyorum ki girip giremediğinizi,
göremiyorum önümde; açık oylama değil. TURHAN GÜVEN (İçel) - Hangi içtüzüğün hangi maddesine
göre kabul etmiyorsunuz? Orada görmeyebilirsiniz, kâğıttan sorarsınız,
çağırırsınız. Şimdiye kadar yaptığınız uygulama bu. Bu yaptığınız uygulama
İçtüzüğün neresinde var efendim? YAHYA ÇEVİK (Bitlis) - Sisteme giremiyoruz. BAŞKAN - Deneyin Yahya Bey, belki girersiniz; başka bir
yerde deneyin, bakın orada oturun, başka bir yerde... Teknik elemanlar, lütfen, sisteme giremeyen
arkadaşlarımıza yardım etsinler. (Elektronik cihazla oylamaya devam edildi) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının maddelerine
geçilmesi hususu kabul edilmiştir. 1 inci maddeyi okutuyorum: RADYO VE
TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA KANUN, BASIN KANUNU,
GELİR VERGİSİ KANUNU İLE KURUMLAR VERGİSİ KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI MADDE 1. - 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir. "Madde 3. - Bu Kanunda geçen deyimlerden; a) Üst Kurul: Radyo ve Televizyon Üst Kurulunu, b) Radyo yayını: Elektromanyetik dalgalar, veri
şebekeleri ve diğer yollarla halkın doğrudan alması maksadıyla yapılan ses
yayınlarını, c) Veri yayını: Radyo ve televizyon yayını ile
birlikte, radyo ve televizyon programlarıyla ilintili ve radyo ve televizyon
programlarından bağımsız verilerin, elektromanyetik dalgalar, veri şebekeleri
ve diğer yollarla halkın doğrudan alması maksadıyla yapılan yayınları, d) Televizyon yayını: Elektromanyetik dalgalar, veri
şebekeleri ve diğer yollarla halkın doğrudan alması maksadıyla yapılan,
hareketli veya sabit resimlerin (görüntü) sesli veya sessiz kalıcı olmayan
yayınlarını, e) Elektromanyetik dalga: Boşlukta veya kablo, cam
iletken ve benzeri bir fizikî ortamda ışık hızı ile yayılan sunî olarak
üretilmiş ve manyetik özellikleri olan dalgayı, f) TV kanalı: Televizyon ve veri yayını yapmak üzere
bir televizyon vericisinden yayılan elektromanyetik dalgaların işgal edeceği
frekans alanını, g) Radyo frekansı: Radyo ve veri yayını yapmak üzere
bir radyo vericisinden yayılan elektromanyetik dalgaların işgal edeceği frekans
alanını, h) Radyo ve televizyon vericisi: Radyo, televizyon ve
veri yayınlarının doğrudan alınmasına imkân veren yer veya uzaydaki hareketli
veya sabit her türlü verici, aktarıcı, yansıtıcı ve güçlendirici cihaz ve
sistemleri, ı) Kablolu yayın: Radyo, televizyon ve veri
yayınlarının kablo, cam iletken ve benzeri bir fizikî ortam üzerinden abonelere
ulaştırılmasını sağlayan yayın türünü, i) Kapalı devre yayın sistemi: Ulusal, bölgesel ve
yerel yayınlar dışında eğitim, öğretim, güvenlik ve turizm gibi belirli amaçlar
için bir bina dahilinde veya birbiri ile ilişkili binalar grubunda hedef
kitleye ulaştırmak üzere genellikle kablo ile yapılan radyo, televizyon ve veri
yayınını, j) Radyo alıcısı: Radyo ve veri yayınları almaya ve
dinlemeye yarayan cihazları, k) Televizyon alıcısı: Televizyon ve veri yayınları
almaya ve izlemeye yarayan cihazları, l) Ulusal yayın: Bütün ülkeye yapılan radyo, televizyon
ve veri yayınını, m) Bölgesel yayın: Birbirine komşu en az üç il ve en
çok bir coğrafî bölge alanının asgarî yüzde 70'ine yapılan radyo, televizyon ve
veri yayınını, n) Yerel yayın: Mülki taksimat itibarıyla en az bir
ilçe (merkez ilçe dahil) veya bir ilin alanının en az yüzde 70'ine yapılan
radyo, televizyon ve veri yayınını, o) Ek yayın hizmetleri: Televizyon yayınlarına tahsis
edilen kanal içinde kalmakla birlikte kullanılmayan bölümler üzerinden, radyo
yayınlarında ise tahsis edilen frekans içinde ek taşıyıcılar aracılığıyla,
televizyon ve radyo program yayınlarıyla birlikte yapılan radyo veri sistemi
(AMDS, RDS), veri yayıncılığı, teletekst ve benzeri bağımsız hizmetleri, p) Uydu yayını: Radyo ve televizyon programlarının
yetkili yayıncı veya hizmeti temin edecek kişi veya kuruluş tarafından şifreli
veya şifresiz olarak uzayda sinyal iletebilen herhangi bir araç vasıtasıyla
yapılan ilk yayını, r) Yeniden iletim: Yetkili yayın kuruluşu tarafından
kullanılan teknik araç ne olursa olsun, halkın izlemesi amacıyla yayınlanan
radyo ve televizyon program hizmetlerinin, değişiklik yapılmaksızın bütününün veya
bir bölümünün alınmasını ve aynı anda veya daha sonra iletilmesini, s) Yayıncı: Kamu tarafından izlenmesi için radyo,
televizyon program ve veri hizmetleri tertip eden ve ileten veya değişiklik
yapılmadan ve tam olarak üçüncü tarafa iletilmesini sağlayan gerçek veya tüzel
kişiyi, t) Program hizmeti: Yukarıdaki bentte belirli alanlarda
belirli bir yayıncı tarafından sağlanan ve tek bir hizmet içindeki tüm
unsurları, u) Reklam: Bir ürün veya hizmetin alım, satım veya
kiralanmasını geliştirmek, bir amaç veya düşünceyi yaymak veya reklamcının
istediği başka etkileri oluşturmak amacıyla, ücret veya benzer bir karşılık ile
iletim zamanında reklamcıya tahsis edilen kamuya yönelik duyuruları, v) Telif hakkı sahibi: Yazar, besteci, düzenlemeci gibi
düşünsel alanda eser yaratan gerçek kişiyi, y) Tematik kanal: Haber, belgesel, spor, müzik ve
benzeri türlerde olmak üzere yalnızca belli bir konuda yayın yapan kanalı, z) İletişim ortamı: Radyo ve televizyon programlarının
üretildiği merkez çıkışındaki sinyali herhangi bir teknik kullanarak tek veya
birden fazla radyo ve televizyon yayınını bir arada olarak radyo, televizyon ve
veri dağıtım sistemlerine ileten her nevi ortamı, İfade
eder." BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu
adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nazlı Ilıcak; buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci
maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şimdi, burada, şeffaflık üzerinde duruldu, şeffaflık
hep gerekçe gösterildi. Değerli arkadaşımız, dostumuz Sayın Işın Çelebi,
Anayasa Mahkemesinin de hür iradesiyle hareket ettiğini; çünkü, şeffaflık için
böyle bir kanun değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Doğrusu, ben,
esasında kendisine çok inanmak isterim. Yalnız, bu şeffaflık meselesini öne
atarken, maalesef, bir gün önce, Hürriyet Gazetesinde Ertuğrul Özkök'ün
makalesinde çıkan gerekçelere sığındı. Ertuğrul Özkök -bültende de yayımlandı-
diyor ki; efendim tüm televizyonlara 400 milyon dolar gelir giriyor, 800 milyon
dolar da gider; bu arasındaki fark karaparadır, bu aydınlanmalıdır. Ben, şu şekilde uyarmak istiyorum Sayın Çelebi'yi:
Ertuğrul Özkök'le aynı gerekçeleri kullanınca, bilmeyenler, kendisinin Ertuğrul
Özkök'ten tüyo aldığını zanneder ve kendisine de haksızlık etmiş olur. Yine, kendisi, Fransa'da yüzde 35 izlenme payıyla
sahipliğin sınırlandığını ifade etti. Bizim bildiğimiz kadarıyla, bu bilgi,
sadece Milliyet ve Hürriyet Gazetesinde çıktı. Acaba, kendisinin bize verdiği
bu bilginin kaynağı nedir? Çünkü, ben, biraz önce ifade ettim; Fransa'da bir
ulusal televizyonda, bir kişi sadece yüzde 49 hisseye sahip olabiliyor; iki
ulusal kanalda yüzde 15'er hisseye sahip olabiliyor; üç tane ulusal kanalda da
yüzde 5, yüzde 5, yüzde 5 hisseye sahip olabiliyor. Benim kaynağım RTÜK Uluslararası
İlişkiler Daire Başkanlığı. Değerli arkadaşımız Erol Al, benim, 15.1.2001 tarihli
yazıma atıfta bulundu. Orada RTÜK'ü eleştirdik. RTÜK'ü eleştirmek başka şey,
patronların kamu ihalesine girmesi, sermayenin, medya sermayesinin belirli
ellerde yoğunlaşmasını savunmak başka şey. Kaldı ki, hâlâ, ekran karartılmaya devam ediliyor;
ileriki maddelerde tekrar bunun üzerinde duracağız; yani, ekranların
karartılması son bulmadı, tam tersine, lisans iptaline kadar gidilebilecek
müeyyideler var. Yalnız, bir konuda değerli arkadaşımız Sayın Erol Al'ın
üzüntüsünü pek paylaşamıyorum; acaba, bunu, bizi güldürmek için mi söyledi,
bunu da anlamış değilim. "Medya patronları, eğer, kamu ihalesine giremezse
devletin malı bedava olarak insanlara gider"dedi; çok da üzülüyor; acaba,
medya patronları girince mi yok pahasına bu kamu ihalelerini alıyorlar yoksa
girmeyince mi devletin malı korunmuş oluyor veyahut, acaba, bunlar girdikleri
takdirde kamu ihalesine, iktidarla menfaat bağı içinde oldukları için bazı
yolsuzlukları da görmezden geliyorlar; bu mu doğru? Doğrusu, bunun cevabını
kamuoyuna bırakmak istiyorum. Yani, bir Etibank soygununu gördükten sonra, medya
patronlarının yaptığına, hâlâ, "medya patronları bu kamu ihalesine
girmezse devlet zarar eder"demek, gerçekten, ancak, bir latife maksadıyla,
insanları güldürmek maksadıyla ifade edilebilen sözler olabilir. "Şeffaflık" deniliyor. Bu şekilde, şeffaflık
değil, tam tersine, haberlerin üstüne, doğruların üstüne kapkaranlık bir örtü
örtülmekte ve vatandaşlarımızın doğru haber alma hakkının, gerçek manada
bilgilendirme imkânının önüne set çekilmekte. Şimdi, eğer, şeffaflıktan kasıt, nama yazılı hisselerse,
mevcut kanunda da bu böyle. Sermaye Piyasası Kurulu, anonim şirketlere ortak
diğer şirketlerin hamiline yazılı hisselerini nama yazılı hale getirmesini
isteyebiliyor. Bakın, bu yeni düzenlemelerin şeffaflıkla ilgisi yok.
Eğer, şeffaflık istenseydi... RTÜK Başkanı Kutlu Savaş, NTV hisselerinin devri
sırasında Maliye Bakanı Nami Çağan'a sordu: "Söz konusu hisselerin el
değiştirmesiyle ilgili alış ve satış işlemlerinin tek bir şahıs veya
tüzelkişiliğin şahsında gerçekleştiği izlenimi var; acaba, bu konuyu araştırır
mısınız?" Daha sonra, 20 Aralık 2000'de, yine, bu sefer RTÜK Başkanı Nuri
Kayış, atv logolu satış dolayısıyla, Maliye Bakanı Sümer Oral'a sordu:
"Acaba, bu para bir kişinin cebinden mi çıktı, bir kişinin cebine mi
girdi; yoksa, birkaç kişinin cebinden çıkıp birkaç kişinin cebine mi girdi; bu
araştırılabilir mi?" Şimdi, şeffaflık ortada... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen
tamamlar mısınız. Buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Efendim, zaten, isterse,
Maliye Bakanı, bu hisselerin kimin üzerine olduğunu... İşte, bir sürü isimler
vermişler, bu konuda bendeniz de bir soru önergesi verdim. Saydım çeşitli
televizyon kanallarını; Cevdet Turan, Müzehher Kaymak, Serhan Sevim, bir sürü
uydurma isim göstermişler. Maliye Bakanlığına sordum; kimdir bu isimler, ne
vergi ödemişlerdir? Bugünkü kanunda bunları araştırmaya mâni bir hal yok ki;
ama, şundan korkuluyor: Eğer, bunların üzerine gidilirse, karşılarına Suna
Pelisterler çıkacak; Suna Pelisterler çıkınca, işte o medya patronu fevkalade
sinirlenecek; işte, buna cesaret edilemiyor. Resmen, ortada, işlenmiş bir suç
var. Bu suçların üzerine gideceğinize, efendim, onlar kanuna uymuyor; bari,
biz, bu kanunu onlara uyduralım diyorsunuz. Sayın Başkanım, sözlerimi, selamlayarak tamamlıyorum.
Şimdi, şöyle bir teklif yapalım: Tek bir kişi, ulusal çapta sadece bir
televizyon kuruluşunun sahibi olabilsin; ama, aynı zamanda toplam tirajın yüzde
20'sine sahip bir basın kuruluşunun patronu, bir de ulusal televizyon kanalının
sahibi olamasın -tıpkı Japonya'da olduğu gibi- ve katî surette kamu ihalesine
girmesin, biz buna razıyız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. 1 inci madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına
Sayın Hüseyin Çelik; buyurun. DYP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; demokratik ülkelerde, malumunuz güçler ayrılığı
vardır. Bizim gibi cismen değil de ismen demokratik olan ülkelerde ise güçlerin
görevi ve sınırı pek belli değildir. Bürokrasi, yasama ve yürütmenin adına
hareket eder, onun yetkilerini zapteder; medya, zaman zaman kendisini yargının
yerine koyar; medyanın gerçek fonksiyonu nedir, bu net bir şekilde ortaya
konmaz. Anavatan Partisi sözcüsü Sayın Işın Çelebi, geneli üzerinde yaptığı
konuşmada, sıklıkla, açıklık ve şeffaflıktan söz etti. Gerçi, iki kelime aynı
anlama gelse bile biz de bunu önemsiyoruz. Gerçekten açıklık, şeffaflık bu ülke
için gereklidir, her konuda gereklidir. Medya, demokratik ülkelerde dördüncü kuvvettir. Halkın
haber alma hürriyeti açısından önemlidir, icra gücünün denetimi açısından
önemlidir. Yolsuzlukların üzerine gidilmesi açısından medyayı gerçekten
önemsemek zorundayız. Değerli milletvekilleri, ancak Türkiye'de, medyanın
gücünden ziyade, güçlerin medyasından söz etmek lazım. Medyanın gücü var; ama,
Türkiye'de, güçlerin medyası var. Dolayısıyla, medya meselesini çok net
ifadelerle, muğlaklığa yer bırakmayacak şekilde yasal hükümlere bağlamak,
elbette bu Parlamentonun görevidir. Benim şahsen yadırgadığım bir husus vardır. Bu
hükümetin kararsız Kasım tavrı, burada da kendini gösteriyor. Bakınız, Haziran
2000'de, bu yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderiliyor ve orada,
RTÜK'le ilgili kamusal bir değişiklik yapılması gerektiği vurgulanıyor.
Ardından, Mart 2001'de Ulusal Program açıklanırken, şu anda RTÜK'te bir
kurumsal değişikliğe gidilmesi gerekmemektedir diye ifade ediliyor. Bakınız,
bugün, Meclisin huzuruna getirilmiştir; şimdi, bunun bir gereklilik olduğu
tekrar vurgulanıyor ve Sayın Bakanımız bu gerekliliği ifade etti, şu anda da bu
yasa tasarısını müzakere ediyoruz. Değerli milletvekilleri, bu acul tavra, bu aceleciliğe
niçin lüzum hissediliyor?! Bakınız, bugün, dünyada parlamenter demokrasi,
yerini artık katılımcı demokrasiye bırakıyor. Bu kadar önemli olan, bu kadar
geniş halk kitlelerini, medya kuruluşlarını, sermaye çevrelerini ilgilendiren
çok önemli bir meselede, hangi sivil toplum örgütünün görüşüne başvurdunuz?!
Siz, YÖK, buraya 2 üye önersin diyorsunuz; hangi öğretim üyesini, konunun
uzmanı olan hangi profesörü Anayasa Komisyonuna çağırarak görüşünü aldınız?! Değerli milletvekilleri, bugün, yerel medya, Anadolu
basını, eğer bu kanun çıkarsa, gerçekten idama mahkûm edilmektedir. Onlardan
herhangi bir temsilciyi çağırıp fikrini sordunuz mu?! Bakınız, Anayasa Komisyonunun bütün zabıtlarını en ince
detaylarına kadar inceledim. Burada, iktidara mensup milletvekili
arkadaşlarımız da çok ciddî endişeler dile getiriyor. Anayasa Komisyonundaki
müzakereler esnasında, Sayın Işın Çelebi'nin dışında komisyon üyelerinden
hiçbirisi bu yasa tasarısını cansiparane bir şekilde savunmuyor. Bakınız, şu
anda karşımda oturan Milliyetçi Hareket Partisinin çok değerli temsilcisi
Mustafa Verkaya, Anayasa Komisyonunda Sayın Bakana soruyor, diyor ki;
"şimdi, aşağı yukarı bir yıldan beri beklemiş olmasına rağmen, ivedilikle
çıkarılması konusunda bir gayret var mı; bunu öğrenmek istiyorum. Yani, hızla,
süratle, bu komisyondan, on gün dahi alt komisyon çalışmalarını beklemeye
dayanamayacak durumda mıyız; yoksa, normal prosedüre uygun, yani daha önce
alınmış kararı tahakkuk ettirilerek alt komisyon raporunu beklemeye
tahammülümüz var mıdır hükümet olarak; bunu öğrenmek istiyorum."
Arkadaşımızın bu sorusu, bu çıkışı, aslında, haysiyetlice bir çıkıştır. Bir yıl
beklemişken bu kanun tasarısı, görüşülmemişken, on gün alt komisyona havale
edilerek... Nitekim, daha önce, alt komisyona havale ettirildiği halde, Doğru
Yol Partisi temsilcisi Sayın Ahmet İyimaya, tekriri müzakere yapılması
gerektiğini ifade etmesine rağmen, Sayın Komisyon Başkanı, tekriri müzakere
yapma yerine, yeni baştan görüşülmesini teklif ediyor ve usule aykırı bir
şekilde, yeni baştan ele alınıyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Çelik, mikrofonunuzu açıyorum efendim. Buyurun. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, siz,
bu kanun tasarısını, bir yıl boyunca nadasa mı bıraktınız?! Sayın Bakan, biraz
önce ifade etti, bir yıl boyunca, hiçbir değerli milletvekili, ne aleyhte ne
lehte herhangi bir şey söylememiştir; dolayısıyla, alt komisyona havale edilen
ve herhangi bir işleme tabi tutulmayan bu yasa tasarısının, gündemden çıktığı
ve gelecek döneme bırakıldığı, belki kadük olacağı düşüncesiyle, kimse bunu
önemsememiştir. Bakınız, memur kıyım yasa tasarısı getirdiniz, Plan ve
Bütçe Komisyonundan süratle geçirdiniz; onu da, şimdi, nadasa bıraktınız. Peki,
yarın, onu, derhal, böyle bir gece baskını gibi, tekrar gündeme getirirseniz,
efendim, bu yeteri kadar tartışılmıştır mı diyeceksiniz? O zaman, Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüştünüz. Ben, bu kanunu niye Bayındırlık Komisyonunda
görüşmediğinize de hayret ettim. Bütün çalışmalarınız, bu aculiyet
içerisindedir. Hükümetin bu tavrını anlamak mümkün değildir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım,
selamlayacağım. BAŞKAN - Lütfen... HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Kanun tasarıları, toplumun
gündemine girdikten sonra enine boyuna tartışılmazsa, sivil toplum örgütleri,
ilgili sektör bu konuda görüşlerini bildirmezse, uzmanlar dinlenmezse, tabir
caizse, bu kanunlar kıvamını bulup demlenmezse, siz, bunu buraya getirip,
alelacele çıkarırsanız, bir yığın haksızlığa ve yanlışlığa meydan vermiş
olursunuz. Bu tavrınızı gözden geçirmenizi öneriyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik. Sayın milletvekilleri, 1 inci madde üzerinde 1 adet
önerge vardır; önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan yasa tasarısının 1 inci maddesinin
(n) fıkrasındaki "yüzde 70'ine" ifadesinin, "yüzde 60'ına"
şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.
BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu efendim önergeye? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) -
Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet? DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılmıyoruz
efendim. Mahallî televizyonların daha da güçlenmesi lazım esasen; onun için
katılmıyoruz. BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, önergeniz üzerinde
konuşacaksınız zannediyorum; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 682 sıra sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesi (n) fıkrasıyla
ilgili verdiğim değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Yerel yayından bahsediyor bu fıkra "...Mülkî
taksimat itibariyle en az bir ilçe (merkez ilçe dahil) veya bir ilin alanının
en az yüzde 70'ine yapılan radyo, televizyon ve veri yayınını ifade eder"
diyor. Değerli arkadaşlar, tabiî, daha önce arkadaşlarımız da,
bu tasarının geneli ve bu 1 inci madde üzerinde yaptıkları konuşmalarda ifade
ettiler; çok büyük bir aculiyet içerisinde getirildi. Bir kere, yerel ve
bölgesel yayın yapan radyo ve televizyonların yetkilileriyle, sorumlularıyla,
onların karşılaştıkları sorunlarla alakalı en ufak bir mütalaa ve görüş talep
etmeye ihtiyaç duymadı sevgili hükümetimiz. Esasen, eğer, demin bana fırsat
verilseydi değerli Bakanıma soracaktım: Bu son bir hafta içinde ne oldu size,
alelacele bu tasarıyı Parlamentonun gündemine taşıma gereğini duydunuz?
Bildiğimiz kadarıyla, Amerika'dan 57 nci değil, 58 inci hükümetin fiilî
başbakanı olarak gönderilen Sayın Derviş'in yasaları arasında olan bir yasa
değildi bu, ekstra bir yasa; ama, merak ediyorum, mesela, son günlerde,
birkısım medya patronlarının, gazetelerinin köşelerinde özellikle işlenen
başlıklar var; mesela, bir başlıkta "şeffaflık" deniliyor, çok çağdaş
bir yaklaşım olduğu iddia ediliyor ve gerçekten, aynı sözcükleri iktidar
sözcüleri de burada ifade ettiler. Hakikaten şeffaflaşacak mı, başka katmerli
şeyler olacak mı?! Dünyada, yetkilerini, birilerinin çokça kısıtladığı,
başkalarına devrettiği ikinci bir parlamento da hemen hemen yok gibidir; ama,
bugün, bu Parlamento, bunu da yapıyor. Yetkileri başkalarınca alabildiğine
tırpanlanan, daraltılan Yüce Parlamento ve onun içinden çıkmış hükümet,
nedense, yetkileri birilerine devretmenin sevdası içerisinde. Mesela,
birçoklarına haddini bildirmek için Parlamentoya bu dönem gelen çok değerli
arkadaşlar, YÖK'e de haddini bildireceklerdi! Bu arkadaşlarımızın tavrı, bana,
Hoca Nasrettin'in o fil hikâyesini hatırlatıyor; hani, Timur'a gitmişler ya,
bir fil var, beslenmesinden, bakılmasından mustarip oldular, gitti Hoca; fakat,
filin yanında bir fil daha alıverdi. Şimdi, bu değerli arkadaşlarımız, YÖK'ün yetkisini
sınırlayacak, yaptığı bunca antidemokratik uygulama ve baskılara karşın alanını
daraltacak yerde -az önce, akademisyen bir arkadaşımız değerli Hüseyin Çelik
Bey de değindi- allahaşkına, hangi üniversitenin hocasından bir mütalaa
aldınız, çok cazibedar fikirlerinden müstefit oldunuz, hakikaten, çok değerli
uzmanlarımız var orada, bunlardan yararlanalım deme ihtiyacını duydunuz! Yoksa,
Sayın Kemal Gürüz, burada da yeni üniversitelerdeki uygulamalarına benzer, o
gürzî anlamındaki uygulamalarının bir benzerini devam ettirmek isteyecek, ona
böyle bir imkân mı tanıyacaksınız?! Değerli arkadaşlar, bu yerel yayında da yüzde 70 alan,
gerçekte birçok bölgede imkânsızdır. Mesela, çok engebeli dağlar arasında
bulunan şehirlerimiz var. Az önce Sayın Bakan dedi ki... Sayın Bakan Mersinli,
Mersin'de sahilde alabildiğine yayılım imkânı var; ama, birçok ilçemizde,
özellikle Karadenizde "yüzde 70 alana ulaşacaksınız" diyorsunuz. İki
dağ arası, engebeli alanlar; biliyorsunuz, bunun yayılım imkânları fevkalade
dar; nasıl yüzde 70'ine ulaşacak? O zaman "sen de yoksun" diyeceksiniz
ve yüzlerce televizyonun, istediğiniz anda, rahatlıkla, bu alana hitap etmediği
için sesini kısabileceksiniz. Zaten, sizin, hükümet olarak fonksiyonunuz, ses
kısmaktan başka hiçbir işe yaramadı ki. Az önce, Melda Hanım... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, süreniz tamamlandı, lütfen
teşekkür edin efendim. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - ... bakın, şu 1 inci maddeyi,
saate baktım, 11 dakikada okudu; ama, 2 sözcü 10 dakika konuşmak durumunda
kaldı. Bunun da müsebbibi bu iktidar değil mi? Meclisi susturdunuz, kendiniz
susuyorsunuz ve şimdi konuşan bir avuç medya patronuna -ki bilahara maddelerde
de ifade edilecek, zaten sözcü arkadaşlarımız söyledi- Türkiye'deki birkısım
imkânları peşkeş çekmenin, hele hele, alelacele getirilmesinin sebebi, eğer,
bir medya patronu Telekomu alırsa, biliniz ki,
bu tasarıyı, o Telekomu alanlar etirtti;
bu, hükümetin haddine değildir... Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya. Önergeyi oylarınıza sunuyorum efendim... CEVAT AYHAN (Sakarya) - Karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN -Arayayım efendim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 15 dakika ara veriyorum. Kapanma Saati
: 18.08 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati
: 18.25 BAŞKAN :
Başkanvekili Nejat ARSEVEN KÂTİP ÜYELER
: Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 107 nci Birleşimin
ikinci oturumunu açıyorum. 682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam) 9. - Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve hükümet yerinde. Tasarının 1 inci maddesi üzerinde Sayın Musa
Uzunkaya'nın önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, bu oylamayı tekrarlayacağız. Oylamayı tekrarlamadan önce, Sayın Halıcı'nın bir
beyanı olacaktı. Sayın Halıcı, beyanınız zapta geçsin, buyurun efendim. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sayın Başkanım, 1 inci
maddede telif hakkı sahibi açıklanırken "yazar, besteci, düzenlemeci gibi
düşünsel alanda eser yaratan gerçek kişi" şeklinde tanımlanmış. Burada,
aslında amaçlanan, düşünsel alanda eser yaratan gerçek kişiler kastediliyor;
ancak, örnek verilirken, sadece yazar, besteci ve düzenlemeci olarak
belirlenmiş. Oysa biz, diğer bütün düşünsel alanda eser yaratan şair, yazar,
karikatürist, bilgisayar programcısı gibi bütün alanları kastettiğini
anlıyoruz. Bu anlayışımızın doğru olup olmadığını teyit etme ve kayıtlara
geçmesi bakımından, Sayın Bakanımız yahut Komisyon Başkanı bir açıklama
yaparlarsa doğru olur diye düşünüyoruz. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Doğrudur
Sayın Başkan. BAŞKAN - Peki, kayıtlara, zapta geçti. Öyle bir
usulümüz yok efendim. Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Saymadınız Sayın Başkan. BAŞKAN - Efendim, çok açık görünüyor. Lütfen, rica
ediyorum. Burada 2 Kâtip Üye arkadaşımız var... 2 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 2. - 3984 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir. "Madde 4. - Radyo, televizyon ve veri yayınları,
hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere,
millî güvenliğe ve genel ahlâka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde
yapılır. Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim
eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu
dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir. Radyo, televizyon ve veri yayınlarında uyulması gereken
yayın ilkeleri şunlardır: a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve
bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk
ilke ve inkılâplarına aykırı yayın yapılmaması, b) Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden
veya halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve
düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan yayınlara imkân
verilmemesi, c) Yayıncılığın, gerek yayın organı, gerekse hisse
sahipleri ve üçüncü derece dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri
hısımları veya bir başka gerçek veya tüzel kişinin haksız çıkarları
doğrultusunda kullanılmaması, d) İnsanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,
felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve
aşağılanmaması, e) Yayınların toplumun millî ve manevî değerlerine ve
Türk aile yapısına aykırı olmaması, f) Özel hayatın gizliliğine saygılı olunması, kamu
çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında kişilerin özel hayatının yayın
konusu yapılmaması, g) Türk millî eğitiminin genel amaçlarının temel
ilkelerinin ve millî kültürün geliştirilmesi, h) Türkçenin; özellikleri ve kuralları bozulmadan
konuşma dili olarak kullanılması; millî birlik ve bütünlüğün temel
unsurlarından biri olarak çağdaş kültür, eğitim ve bilim dili halinde
gelişmesinin sağlanması, ı) Kişilerin manevî şahsiyetlerine eleştiri sınırları
ötesinde saldırıda bulunulmaması, cevap ve düzeltme haklarına saygılı olunması,
soruşturulması, basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberlerin
soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanmaması, saklı
kalması kaydıyla verilen bilgilerin kamu yararı ciddî bir biçimde
gerektirmedikçe yayınlanmaması, j) Yayıncılığın haksız bir amaç ve çıkara alet
edilmemesi ve haksız rekabete yol açılmaması, ilan ve reklam niteliğindeki
yayınların bu niteliklerinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanması, bir
basın organının özel çabalarla yarattığı ürünün kendi ürünüymüş gibi
sunulmaması, ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin
kaynağının belirtilmesine özen gösterilmesi, k) Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç
kimsenin suçlu ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi; kişileri suç
işlemeye yönlendirecek veya korku salacak yayın yapılmaması, l) Haberlerin yayınlanmasında tarafsızlık, gerçeklik ve
doğruluk ilkelerine bağlı olunması; özgürce kanaat oluşumunun engellenmemesi;
haber kaynaklarının kamuoyunun yanıltılmasının amaçlandığı haller dışında
gizliliğinin korunması, m) Halkı aldatacak, yanıltacak veya haksız rekabete yol
açacak reklam yayınlarına yer verilmemesi, n) Siyasî partiler ve demokratik gruplar arasında
fırsat eşitliği sağlanması; tek yönlü, taraf tutan yayın yapılmaması; seçim
dönemlerinde belirlenen seçim yasaklarıyla ilgili ilkelere aykırı
davranılmaması, o) Yayınlarda, mevzuatın eser sahiplerine tanıdığı
hakların ihlâl edilmemesi, p) Bilgi iletişim telefonları yoluyla yarışma ve
benzeri yöntemlere başvurulmaması ve bunların sonucunda dinleyici ve
seyircilere ikramiye verilmemesi veya ikramiye verilmesine aracılık edilmemesi,
lotarya yapılmaması, bilgi iletişim telefonları yoluyla yapılacak anket ve
kamuoyu yoklamalarının, hazırlık aşamasından sonuçlarının ilanına kadar noter
nezaretinde gerçekleştirilmesi, r) Televizyonda bölünür ekran yoluyla ana program ile
ilgili veya ilgisiz bilgiler veren konuları işleyen yayınların yapılmaması,
çerçeveler veya alt yazı tekniği kullanılarak sürekli yayın yapılmaması,
haberde konu ile ilgili olmayan görüntülerin verilmemesi, haberle benzerlik arz
eden görüntülerin arşiv niteliğinin belirtilmesi, s) Program hizmetlerinin bütün unsurlarının insan
onuruna ve temel insan haklarına saygılı olması, t) Yayınların müstehcen olmaması, u) Kadına, güçsüzlere ve küçüklere karşı şiddetin ve
ayırımcılığın teşvik edilmemesi, v) Yayınların karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa ve
şiddet eğilimlerini körükleyici veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı
nitelikte olmaması, y) Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı
özelliklerinin yansıtılmaması, z) Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlakî
gelişimini zedeleyecek türden programların, bunların seyredebileceği zaman ve
saatlerde yayınlanmaması." BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına,
Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekâroğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar) FP GRUBU ADINA MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 2 nci maddesi
üzerinde Grubum adına söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Önce, benden evvel konuşan arkadaşların sorduğu soruyu
ben de soracağım: Gerçekten, bu yasayı niçin şimdi getirdiniz? Bir yıldan beri
niçin bekliyorsunuz? MEHMET PAK (İstanbul) - Sırası şimdi geldi... MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Bu sıra, acaba, hükümetin
şu anda içinde bulunduğu durumla ilgili midir? Değerli arkadaşlarım, bundan önce, günlerce, gerçekten,
yine, aslında sizin pek farkında olmadığınız; ama, başkaları tarafından sırası
geldiğine inanılan yasaları çıkardınız burada. Şimdi ise, başka bir yasanın
sırasının geldiğini anlamış bulunmaktasınız. Bunun anlamı, şu anda, mevcut 57
nci hükümetin, birilerinin nezdinde rehin olduğunu gösteriyor değerli
arkadaşlarım. Bu rehin durumunuzdan dolayı, size dayatılan bu yasaları buradan
geçiriyorsunuz. Değerli milletvekilleri, bu maddenin gerekçesinde,
aslında, ciddî bir gerekçe belirtilmiyor; deniliyor ki: "Bu yayıncılık,
radyo-televizyon yayıncılığı kamusal nitelikte bir hizmet olduğundan dolayı
Anayasa ve Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi ve diğer ilgili mevzuat
dikkate alınarak düzenlendi." Öyle deniliyor; ama, bu yasa, bu madde,
aynen, Anayasada olduğu gibi, hak ve özgürlükler sayıldıktan sonra, aşağıda,
amalar ve ancaklarla hak ve özgürlüklerin sınırlandığı bir madde oluyor. Burada her şey sayılmış. Bu radyo-televizyon
yayıncılığıyla birçok şey korunacak; ama, bir tek şey unutulmuş; demokratik
toplum. Her şeyi koruyorsunuz; ama, demokratik toplumu korumak için hiçbir şey
söylemiyorsunuz. İnsan haklarını korumak için de, zaten, hiçbir şey
söylemediniz. Tümüyle, bu yasaklamalar, ilkeler, tamamen soyut, içerik ve
anlamı belli olmayan ifadelerle dolu. Bu yasaklar, bu kavramlar nerede
başlıyor, nerede bitiyor, belli değil. Karamsarlık ve umutsuzluk eğilimlerini
körüklemek, millî güvenlik, bölünmez bütünlük, kin ve düşmanlık, manevî
şahsiyet... Bunlar, çok kullanılan kavramlar; ama, tanımları belli değil;
nerede başlıyor, nerede bitiyor belli değil. Zaten, mevcut Anayasa, yasalar ve
uygulamalar hep bu kavramları öne çıkararak, bu ülkede, hakları ve özgürlükleri
sınırlamaktadır. Bu düzenlemeyle, hak ve özgürlükler bir daha sınırlanıyor. Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine girmekten söz
ediyoruz. Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle görüşmeleri devam ediyor. Katılım
Ortaklığı Belgesinden sonra Ulusal Program yayınlandı; ama, çıkarılan bu
yasayla, bu ilkelerle bu süreç de ciddî bir şekilde baltalanmaktadır.
"Uluslararası sözleşmelere bağlı kalınarak bu düzenlemeler yapılıyor"
deniliyor, ama, uluslararası sözleşmelerde, örneğin, Katılım Ortaklığı
Belgesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Millî Güvenlik Kurulu aracılığıyla
militarist bir vesayet altında olduğu belirtiliyor ve "bu ortadan
kaldırılmadan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Avrupa Birliğine üye olması mümkün
değildir" deniliyor. Siz, bu konu üzerinde çalışma yapacağınız yerde, bu
maddeye de, radyo-televizyonculuk yayınlarına da aynı eğilimi, aynı anlayışı
monte ediyorsunuz. Millî güvenlik ne demek değerli arkadaşlarım; iç güvenlik
mi, dış güvenlik mi; nerede başlıyor, nerede bitiyor? Bunun ciddî bir şekilde
tanımlanmaya ihtiyacı vardır. Avrupa Sınırötesi Sözleşmesinin en temel ilkesi
şu: Muğlaklığa yer verilmesin. Bu düzenlemede ise baştan sona muğlaklık var. Yine, aynı sözleşmede "temel kural
özgürlüktür" deniliyor "kısıtlama ise istisnadır..." Sizde ise,
kısıtlama, baştan sona temel kural haline getirilmiş! Değerli milletvekilleri "biz, bu düzenlemeyi,
herhangi bir medya kuruluşunun patronunun çıkarı için yapmıyoruz; asla, böyle
bir şey düşünmedik" diyorsunuz; ama, burada, (c) bendinde getirmiş
olduğunuz bir düzenlemeyle, böyle bir korku ve endişeyi sizin de yaşadığınız
açıkça anlaşılmaktadır. Deniliyor ki: "Yayıncılığın, gerek yayın organı
gerekse hisse sahipleri ve üçüncü derece dahil olmak üzere üçüncü dereceye
kadar kan ve sıhri hısımları veya bir başka gerçek veya tüzelkişinin haksız
çıkarları doğrultusunda kullanılamayacağı..." Peki, size soruyorum: Bunu
nasıl tespit edeceksiniz? Gerçekten, bu insanların, televizyonları kendi
çıkarlarına kullanmadıklarını nasıl tespit edeceksiniz? Bu konuyla ilgili de
herhangi bir garanti, düzenleme söz konusu değil bu maddede... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Son cümlelerim Sayın
Başkan. BAŞKAN - Mikrofonu açtım, lütfen, tamamlayın Sayın
Bekâroğlu. Buyurun. MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
aslında, bu yasaklarla hiçbir yere gidemezsiniz. Siz de bu yasayı okudunuz mu,
okumadınız mı bilemiyorum; neye el kaldırıyorsunuz, bunun farkında mısınız,
değil misiniz bilemiyorum; ama, şunu bilin ki, yasaklarla hiçbir yere
gidemeyiz. Eğer, biz, toplumun, sivil toplumun örgütlenme özgürlüğünün, düşünce
ve düşünceyi ifade özgürlüğünün önünü açarsak, bu toplum kendisini korur.
Bırakın bu vesayeti; toplumu korumaya kalkmayın, toplumu serbest bırakın, önünü
açın, toplum kendisini koruyacaktır diyor; saygılar sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bekâroğlu. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Dönen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 2 nci maddesi üzerinde Doğru Yol
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu yasanın çıkarılmasıyla
ilgili çok sözler söylenildi, bu tasarıyla ilgili çok ciddî eleştiriler gündeme
getirildi; ama, Avrupa Birliğiyle ilgili özellikle ulusal programın
hazırlandığı şu dönemlerde, ülkemizin Avrupa Birliğiyle uyumlu yasalar
çıkarması gerektiği bir dönemde, ben, Türkiye'de, özellikle, çıkacak yasaların
Avrupa Birliğiyle uyum içerisinde olup olmadığını gözden geçirecek olan Avrupa
Birliği Genel Sekreterliğinden, hiç olmazsa, bu tasarıyla ilgili bir görüş alınmalıydı
diye düşünüyorum; çünkü, bu tasarının 2 nci maddesine baktığımızda, gerçekten,
hak ve özgürlükleri çok ciddî anlamda kısıtladığını, çok muğlak tanımların
buralarda yer aldığını görmekteyiz. Eğer, biz, sivil toplum örgütlerinin özellikle etkin
olduğu ve özgürlükçü bir toplumun temellerini atacak bir radyo televizyon yasası
çıkaracaksak veya bir iletişim yasası çıkaracaksak, bunların, gerçekten,
demokrasi açısından ve özgürlükler açısından çok ciddî yeni kavramlarla
donatılması gerekirdi; ama, biz, bundan önceki yasalarda olduğu gibi, yine,
muğlak, özellikle, tam manasıyla tanımlanmamış birçok yasakları koyuyoruz. Bakın, çok ilginç bir şey: Şimdi, burada, radyo ve
televizyonların, özellikle Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapamaz
kuralı var; bütün yasalarımıza da koyuyoruz. Şimdi, Atatürk ilke ve inkılapları
içerisine baktığımızda, devletçilik, bunların bir koşulu. Yarın, çıkar, oradaki
yorumcu -bu, yoruma bağlı- orada bunu yorumlayan insanlar, Atatürk ilke ve
inkılapları içerisinde devletçiliği baz alarak, devletçiliğin karşıtı olan bir
anlayışla yayın yapılmasını yasaklasa ne yaparsınız? Gayet net; bu, çok muğlak.
Bunu yalnız bu fıkrada değil, bütün fıkralarda görebilmek mümkün. İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Olayı ona indirgeme...
Atatürkçülüğün temeli... BAŞKAN - Efendim, lütfen... Sayın hatip, siz buyurun efendim; devam edin. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Yani, ben, bugüne kadar siyasî
yaşamımda ne kadar Atatürkçü olup olmadığı tescil edilmiş bir insanım. Sizden
daha çok Atatürkçüyüm; ama, Atatürkçülüğü, çağdaş dünyanın bir gereği olarak
görüyorum. Sizin gibi, tutucu, geçmişte, bundan yetmiş yıl önceki Atatürkçülüğü
kalıp olarak almıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) İşin özü bu; ama,
siz, işte, böyle düşündüğünüz için, gelip buralara, böyle, muğlak, ne anlama
geldiği belli olmayan ilkeleri koyuyorsunuz, sonra, yorumlara bırakıyorsunuz. AYDIN TÜMEN (Ankara) - Anlamak istemiyorsunuz demek
ki... MEHMET DÖNEN (Devamla) - Böyle yorumlarlar bunu. Değerli arkadaşlarım, onun için, bunların altının
doldurulması gerekir. Tam manasıyla bu tanımların tanımlanması gerekir ki,
insanlar, hiç olmazsa, buradan ne anladığını ve yoruma bağlı kalmadan, kendi
düşüncesine göre yorumlamadan, bu yasayı çok açık bir biçimde uygulayabilsin.
Onun dışında, bu yasayı, böyle, yoruma bağlı birtakım muğlak maddelerle
götüremezsiniz. Burada, özellikle 2 nci maddede, bütün yasaklar
konuluyor, bütün yasaklara istisna özgürlükler olarak konuluyor. İşte, temel
düşünce, bu kısıtlamaların ötesinde, özgürlükler temel alınmalı ve kısıtlamalar
tali olarak ele alınmalı; ama, burada esas olarak, özgürlüklerin kısıtlanması
gündeme getirilmiş. Bu maddeyi, aslında, 5 dakikada anlatmak mümkün değil; daha
uzun sürede anlatsak, gerçekten, bunu tam açsak; buradaki kısıtlamalarla,
inanın, televizyonların hiçbir biçimde yayın yapması mümkün olmaz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Dönen, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen,
tamamlar mısınız. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, internet
yayınlarına da aynı kısıtlamaları getiriyoruz. Şimdi, özellikle, Telekomun
altyapısının değişimiyle, fiberoptik kablolar üzerinden ses ve görüntünün aynı
zamanda yayınlanacağı yeni teknolojiye geçtiğimizde, ekonomimizin her alanında
bu sistemin kullanıldığı bir dönemde, bu kadar yasaklarla bunu ekonominin her
alanına nasıl yayarız; nasıl kullanırız; bundan daha fazla nasıl yararlanırız
onu kestirmek çok zor; o da, burada yoruma bağlı. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Kim istiyor
yararlanmak?! MEHMET DÖNEN (Devamla) - Onun için değerli
arkadaşlarım, bu yasalarda tanımlar yerli yerine konulmalı ve ülkemizin önünü
tıkayacak, özgürlüklerin önünü tıkayacak, ekonominin önünü tıkayacak
kavramlardan hızla kaçınılmalı diye düşünüyor; hepinize teşekkür ediyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dönen. İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun efendim. İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - "Tutucu" dedi... BAŞKAN - Efendim, önce talebinizi alayım; sonra... İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Sataşma var... BAŞKAN - Yok efendim, sataşma yok. Siz sataştınız,
hatip de size cevap verdi. İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - "Tutucu" dedi;
onun üzerinde konuşmak istiyorum; kimin tutucu olduğu konusunda aydınlatmak
istiyorum. BAŞKAN - 2 nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır;
ancak, madde üzerinde milletvekillerince sadece 3 önerge verilebildiğinden, bu
önergelerden 3'ünü geliş sırasına göre okutup, sonra aykırılık derecesine göre
işleme koyacağım. İlk önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci
maddesinin (b) bendindeki "halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge
farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları
oluşturan" cümlesinin çıkarılmasını arz ederiz.
BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci
maddesinin birinci fıkrasından "yayınların Türkçe yapılması esastır.
Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı
dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik ve haber iletilmesi amacıyla da
yayın yapılır" cümlelerinin çıkarılmasını arz ederiz.
BAŞKAN - Şimdi okutacağım önerge, aynı zamanda en
aykırı önergedir. Önergeyi okutacağım ve işleme de alacağım efendim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayısıyla görüşülen tasarının 2 nci maddesiyle
değiştirilmekte olan 3984 sayılı Yasanın 4 üncü maddesine son fıkra olarak
aşağıdaki hüküm eklenmiştir. Saygılarımla. Ahmet İyimaya Amasya "Bu kanunun -yayın ilkeleri ile yaptırımlara
ilişkin olanları dahil- hiçbir hükmü, iletişim özgürlüğüne, Anayasaya ve
katıldığımız sözleşmelere aykırı olarak yorumlanamaz ve uygulanamaz. Yasa ile
üst hukuk kuralları arasında açık çatışmanın varlığı halinde, üst kural
doğrudan uygulanır. Kanunun yorum ve uygulamasında, demokratik toplum düzeninin
gerekleri, ölçülülük ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
geliştirdiği iletişim özgürlüğü kriterleri de gözetilir." BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) -
Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Efendim,
böyle bir önergeye gerek olmadığı için katılmıyoruz; yani, laflar güzel; zaten,
Anayasa aykırı hükümler de yoktur. BAŞKAN - Sayın İyimaya, konuşacak mısınız efendim? AHMET İYİMAYA (Amasya) - Evet efendim. BAŞKAN - Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) AHMET İYİMAYA (Amasya) - Çok Değerli Başkanım, muhterem
arkadaşlar; aslında, kurumsal kanunun 4 üncü, bu kanun tasarısının 2 nci
maddesi, herhangi ilkeler maddesi değil, prensipleri, Anayasamızın 13 üncü
maddesinde düzenlenmiş, haber alma hakkının ve diğer özgürlüklerin, iletişim
özgürlüklerinin sınırlanması maddesidir. Anayasamızın 13 üncü maddesi, özgürlüklerin nasıl
tahdit edileceğini, nasıl sınırlanacağını öngörmüştür. Bir defa, şu andaki,
yürürlükteki yasa "yayın ilkeleri" adıyla, sanıyorum -hafızam beni
yanıltmıyorsa- 20 bentten meydana gelmektedir. Şu anda getirilen tasarı ise 23
bent. Ben, buna, iletişim özgürlüğünü ve temel özgürlükleri sınırlayan örümcek
ağı maddesi diyorum. Oylanacak, 2 nci madde, belki geçecek; ama, 2 nci
maddedeki, yukarıda, muhtevaları farklı, yorumlayıcısına göre anlamlar
yüklenebilecek, işte, karamsar yorumlar, şu, bu, fikir ve düşünce özgürlüğünü
dahi burada düzenleyen, sınırlayan karakterlerini açacak bir yorum malzemesi,
Avrupa Birliği normlarına da uygundur, anayasaya sadakat ilkemize de uygundur. Aksi takdirde, 4 üncü maddede, Parlamento -ki, parlamentonun
kuruluş nedeni, zaten, milletin ve bireylerin özgürlüklerini korumaktır; doğuş
nedeni odur dünyadaki parlamentoların- iletişim özgürlüğünün sınırlarını öyle
tahdit ediyor ki, özü ortadan kalkıyor. 4 üncü madde bu bentleri taşıyor
olduğuna göre -şu anda görüşülen tasarıda 2 nci, kanunda 4 üncü madde- hiç
olmazsa açılım imkânı versin diyorum ve orada, alt hukuk kuralıyla üst hukuk
kuralının çatışması halinde, üst hukuk kuralının uygulanmasını öngören -yatay
etki diyoruz- Türk Parlamentosunda bir benzeri olmayan, örneği olmayan ilk
uygulama olacak. Uygulayıcı -ki, düzenleyici kurum RTÜK'tür- bakacak, Avrupa
Sınırötesi Sözleşmesiyle, bu maddedeki bu kriter çatışıyorsa, doğrudan,
Sınırötesi Sözleşmeyi uygulayacak; diğer temel norm çatışıyorsa, doğrudan, üst
hukuk kuralına geçerlilik tanıyan, sistemik bir maddedir, dönüştürücü bir
maddedir. Ben, bunda, yarar değil, zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya. Efendim, önergeyi... MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum. BAŞKAN - Arayayım efendim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur. Birleşime, 10 dakika ara veriyorum. Kapanma
Saati : 18.50 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati
: 19.00 BAŞKAN :
Başkanvekili Nejat ARSEVEN KÂTİP ÜYELER
: Cahit Savaş YAZICI (İstanbul), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 107 nci Birleşimin
Üçüncü Oturumunu açıyorum. 682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam) 9. - Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde. Tasarının 2 nci maddesi üzerinde Sayın Ahmet
İyimaya'nın önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, bu oylamayı tekrarlıyoruz. Oylamayı elektronik
cihazla yapacağım. Oylama için 2 dakika süre veriyorum ve oylama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Karar yetersayısı vardır; önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci
maddesinin birinci fıkrasından, "Yayınların Türkçe yapılması esastır.
Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı
dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik ve haber iletilmesi amacıyla da
yayın yapılabilir" cümlelerinin çıkarılmasını arz ederiz. Ayşe Nazlı Ilıcak (İstanbul) ve arkadaşları BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu önergeye? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Komisyon ve Hükümetin katılmamış olduğu önerge
üzerinde, önerge sahibi Sayın Ilıcak; buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar) AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin
birinci fıkrasından "Yayınların Türkçe yapılması esastır" cümlesinin
çıkarılmasını talep ettik. Böyle bir ibarenin, Kürtçe yayın yasağının
sürdürülmesi için konulduğunu düşünüyoruz. Oysa, özel televizyonların
istedikleri dilde yayın yapmaları, sadece, bu yayınların muhtevasının RTÜK
tarafından denetlenmesi esas olmalıdır. Teknolojinin bugün geldiği noktada,
Kürtçe yayın yapan televizyonlar, zaten, ülkemizin her yerinden
seyredilmektedir. Türkiye, Avrupa Birliğine aday olmak istiyor. Demirel,
Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz, Kürt kimliği, Kürt realitesi demedi mi?..
Sayın Mesut Yılmaz, "Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır'dan geçer"
diye konuşmadı mı?.. Sonra da, bütün bu konuşmalarına rağmen, geliyoruz,
televizyonlara Kürtçe yayın yasağı koymaya çalışıyoruz. Kürt asıllı
vatandaşlarımız, hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır; artık, bir istismar
konusu yapılmasınlar. NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Senin yaptığın ne?! AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Dillerini madem
konuşabiliyorlar, öyleyse neden kendi dillerinden yayın yapılması yasak
kapsamına alınıyor? Avrupa Birliğinin kuralları var; bu kurallar, bizim
özel şartlarımıza, özel korkularımıza, paranoyamıza uydurulamaz. Ya bu deveyi
güdersiniz ya bu diyardan gidersiniz!(MHP sıralarından gürültüler) TÜSİAD'ın
teklifini hatırlatmak isterim: Anayasadan "anadil" ibaresinin
çıkarılıp, Türkçenin sadece resmî olduğunun belirtilmesini istiyor TÜSİAD;
çünkü, artık, çağdaş dünyada kültürel kimliklere saygı esastır. Siz, özel
televizyonların dillerine karışamazsınız. NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Söylediklerine inanıyor musun
sen?! AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Üstelik, bakın, bu
yasaklar, ülkemizde birlik ve beraberliği sağlamıyor; aksine, kopuşu
hızlandırıyor. Güneydoğunun büyük bir bölümü acaba niçin HADEP'e oy veriyor
diye kafanızı yordunuz mu?.. (MHP ve DSP sıralarından gürültüler) Burada böyle bağıracağınıza,
biraz kitap okuyun, biraz sosyoloji öğrenin, biraz düşünmeyi öğrenin değerli
arkadaşlar! (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) NAİL ÇELEBİ (Trabzon) - Sizden mi öğreneceğiz!.. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sadece kurt gibi ulumak
yetmiyor! (FP sıralarından alkışlar; MHP sıralarından sıra kapaklarına
vurmalar, gürültüler) MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Efendi ol, efendi!.. AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Geri al sözünü!.. SÜLEYMAN ÇOŞKUNER (Burdur) - Sözünü geri al!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Terbiyesiz seni!.. BAŞKAN - Sayın Ilıcak... Sayın Ilıcak... (MHP
sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Şimdi... BAŞKAN - Sayın Ilıcak, bir dakikanızı rica ediyorum...
(MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler) Sayın Ilıcak... MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sözünü geri alacaksın!.. SÜLEYMAN ÇOŞKUNER (Burdur) - O sözünü geri alsın!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Nerede konuştuğunu
zannediyorsun sen?!. BAŞKAN - Sayın Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız,
lütfen... HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon ) - O ne biçim söz!...
Sözünü geri alsın... MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Terbiyesiz!.. BAŞKAN - Sayın Ilıcak... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Ee, ben karışmıyorum... BAŞKAN - Zannediyorum, bir dil sürçmesi oldu. Lütfen,
sözünüzü geri alır mısınız. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Sözünü geri almazsa
konuşamaz!.. AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Sen uluyorsun!.. Sözünü
geri alacaksın... SÜLEYMAN ÇOŞKUNER (Burdur) - Sözünü geri alacaksın!.. (MHP sıralarından "Alkol muayenesine gönderin
bunu" sesleri, gürültüler) BAŞKAN - Efendim, siz, lütfen, oturun; ben işin
gereğini yapacağım... Lütfen... Lütfen... AHMET EROL ERSOY (Yozgat) - Sen uluyorsun!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Hangi bayrağın altında
yaşıyorsun?! BAŞKAN - Efendim, lütfen... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli Başkan... BAŞKAN - Sayın Ilıcak... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Bir dakika... BAŞKAN - Meclisin kürsüsünden kullanılmaması gereken
bir kelime kullandınız; çok rica ediyorum... MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Hangi Mecliste konuşuyorsun,
farkında mısın?! VAHİT KAYRICI (Çorum) - Ne söylediğini bilmiyor! AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli Başkan... BAŞKAN - Bir gerginliğe sebep olmamak için, lütfen,
sözünüzü geri alır mısınız. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Tamam, konuşacağım...
Konuşacağım... Bir dakika... Sayın Başkan, şimdi, ben konuşurken kendileri de
devamlı konuştular. Sizin, önce, onları... (MHP sıralarından gürültüler) Bir dakika... Bir dakika... BEKİR ONGUN (Aydın) - Sözünü geri alsın... BAŞKAN - Sayın Ilıcak, sizi dinleyemiyorum... Lütfen,
sözünüzü geri alır mısınız. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Özür dilesin... İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan, özür dilesin. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan... (MHP
sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Sayın Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili
arkadaşlarımız, lütfen... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Beyler... (MHP
sıralarından gürültüler) Eğer Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız rencide
oldularsa, bir dakika sussunlar ve beni dinlesinler. Sayın Milliyetçi Hareket
Partili arkadaşlarımız... İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sakin konuşun... MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Sözünü geri alsın! Türk
ulumaz;. geri alacak bu kelimeyi! BAŞKAN - Efendim, sakin olursak... Sayın Ilıcak, bir dakikanızı rica ediyorum... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - "Geri alsın"
diyorsunuz... Konuşuyorum... Konuşmadan sözümü geri alabilir miyim Sayın
Başkan?! (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Müsaade eder misiniz... Önce, arkadaşlarımızı
sükûnete davet edeyim, Genel Kurulda sükûnet sağlansın, ondan sonra, lütfen,
sözünüzü geri alın efendim. İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sözünü geri alacak!.. BAŞKAN - Sayın hatip konuşmasını düzeltecek. Buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan, bir kere,
çok rica ediyorum, herhalde ilave süre vereceksiniz. BAŞKAN - Efendim, süre önemli değil; siz, önce şu işi
düzeltin. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan, ben
konuşurken, sözümü kesercesine sürekli buralardan laf atıldı. Siz sükûneti
sağlayacaksanız ve eğer, değerli Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız
rencide olmuşlarsa, ben, onları rencide etmek istemediğimi hemen burada ifade
etmek isterim. O kadar... Oldu mu?.. (MHP sıralarından gürültüler) MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Hayır, Sayın Başkanım, Türk
ulumaz; sözünü geri alsın! BAŞKAN - Efendim, sözünüzü lütfen geri alır mısınız. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Tamam efendim; eğer,
onlar rencide olmuşlarsa, sözümü geri alıyorum. (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Tamam efendim... Tamam, düzelti efendim. Sayın
Hatip, zühulen söylemiş olduğunu ifade etti. Lütfen, sakin olun. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Hayır, Sayın Başkan, Türk
ulumaz; Milliyetçi Hareket Partisiyle ilgili değil; sözünü geri alsın! BAŞKAN - Efendim, ben işin gereğini yaptım, Sayın Hatip
de sözünü geri aldı, lütfen sakin olun. Buyurun Sayın Ilıcak. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Herhalde, tekrar konuşmam
için, bana, eksüre vereceksiniz. BAŞKAN - 2 dakika eksüre verdim. Buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Yalnız, ben burada
konuşurken, burada bulunan değerli
arkadaşlarımın sürekli sözümü kesmelerini de engellemenizi rica ediyorum. BAŞKAN - Sayın Ilıcak, siz hitabınıza dikkat
ederseniz... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Ben dikkat ediyorum
efendim, ben dikkat ediyorum... BAŞKAN -... ve sözünüzü sonradan geri almak zorunda
kalacağınız bir hitap tarzıyla konuşmazsanız, hiç kimse size müdahale etmez. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Efendim, o hitap tarzına
beni zorladılar; çünkü, ben burada konuşurken sürekli bana müdahalede bulundular.
Ben, genellikle, Kürtçe televizyon üzerinde konuşuyorum; Milliyetçi Hareket
Partisini ilgilendiren bir şey yok ki Kürtçe televizyon konusunda. BAŞKAN - Buyurun, siz tamamlayın efendim. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Şimdi, ben, burada,
TÜSİAD'ın bir teklifini hatırlatmak istiyorum. TÜSİAD... (MHP sıralarından
gürültüler) Bakın, görüyor musunuz Sayın Başkan, konuşmama imkân
bırakmıyor-lar. BAŞKAN - Efendim, Sayın Hatip sözünü geri aldı, şimdi
konuşmasına devam ediyor; lütfen, müdahale etmeyin. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Sayın Başkan, konuşmamı
herhalde 1 dakikayla sınırlamayacaksınız... BAŞKAN - Efendim, siz, buyurun devam edin; ben
biliyorum... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar,
TÜSİAD, şöyle bir teklifte bulundu: "Anadil ibaresini Anayasadan
çıkaralım, Türkçenin sadece resmî dil olduğunu belirtelim." Çünkü,
kültürel kimliklere saygı duyulması gerekmekte. Üstelik, bu yasaklar, ülkemizde,
birlik ve beraberliği sağlamıyor; aksine, kopuşu hızlandırıyor. Güneydoğunun
büyük bir bölümü niçin HADEP'e oy verdi; bunu düşündünüz mü? İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Böyle bir talepleri yok. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Çünkü, yöre insanını
yeterince kucaklayamadık, şefkat ve sevgi gösteremedik; onlara, her zaman,
potansiyel suçlu gözüyle baktık; "yardım, yataklık" dedik, hapislere
attık; devlet ile PKK eşkıyası arasına sıkıştıklarını fark bile edemedik. Diyarbakır'da bir Gaffar Okkan olayı yaşandı. Gaffar
Okkan, Diyarbakırlılara sevgiyle yaklaşmıştı. Diyarbakırlılar onun arkasından
ağladılar ve onu sevgiyle kucakladılar. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Efendim, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen
tamamlayın Sayın Ilıcak. Buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Efendim, 1 dakika değil;
çünkü, hiç konuşamadım, kestiler... BAŞKAN - Efendim, size 2 dakika da ilave süre verdim
zaten; lütfen tamamlayınız. Buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - 1984 Eruh ve Şemdinli
baskınından bu yana geldiğimiz şu noktaya bakın: Oranın insanları devlete
küskün, dü-zene küskün, hepimize kırgın. Onları bir şekilde kucaklamamız
gerekir. Ben, burada, Rousseau, ve Locke arasında bir mukayese
yapmak istiyorum. Rousseau'ya göre, genel irade kutsal ve yüzde 51 çoğunluk her
şeye hâkim; yüzde 49, yüzde 51'e riayet etme, boyun eğme zorunda. Buna mukabil,
John Locke, egemenliğin meşruiyetini, bireysel hak ve özgürlüklerin teminat
altına alınmasında buluyor, sivil toplumu önplana çıkarıyor. Bu görüşler,
çağdaş demokrasinin temelini oluşturmakta. John Locke'a göre üç tane temel
özellik var -devlet müdahale edemez- düşünce özgürlüğü, bunun uzantısı olan
inanç özgürlüğü ve mülkiyet hakkı. Şimdi, bu kadar teoriden sonra Türk demokrasisinin
haline bir bakalım... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak; size ilave
süre de verdim, o da tamamlandı, açıyorum mikrofonunuzu, lütfen, teşekkür edin,
öyle ayrılın efendim. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Türkiye demokrasisinin
hali, daha ziyade, Thomas Hobbes'un, leviathan, yani, ejderha devlet anlayışına
uymaktadır; hak ve özgürlükler hiç mertebesine indirilmiştir. Ben şunu diyorum... BAŞKAN - Sayın Ilıcak... AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Saygılarımı sunuyorum.
(FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun Sayın Köse. İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkan, Sayın Sözcü,
Milliyetçi Hareket Partisinden bahsetmek suretiyle Gruba hakaret etmiştir. İzin
verirseniz kürsüden konuşmak istiyorum. BAŞKAN - Sayın Köse, lütfen, yeni bir sataşmaya sebep
olmayacak ve Sayın Hatibin de düzeltmiş olduğu ifadesinden sonra, çok kısa
olmak üzere, buyurun. VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. - MHP Grup
Başkanvekili ve Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, İstanbul Milletvekili
Ayşe Nazlı Ilıcak’ın Gruplarına sataşması nedeniyle konuşması İSMAİL KÖSE (Erzurum) - Sayın Başkanım söz verdiğiniz
için teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Sözcü, önce
Milliyetçi Hareket Partisine yakışmayacak şekliyle; ama, kendisine yakışır
tavrıyla... (FP sıralarından gürültüler) Maalesef, evet, kendisine yakışır
tavrıyla, hakarette bulunmuştur. NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Sözünü geri aldı... Tahrik
ediyorsun! ASLAN POLAT (Erzurum) - Sataşmayın! BAŞKAN - Sayın Köse... İSMAİL KÖSE (Devamla) - Bu bakımdan, kendisine, Türk
Milletinin simgesi olan bozkurtun ve Büyük Atatürk'ün dahi, bir zamanlar Türk
parasının arkasına koymuş olduğu bir simgeyi başka şekliyle algılayarak,
Milliyetçi Hareket Partisine karşı o sözü söylemek suretiyle küçük düşürücü bir
davranışta bulunmuştur; ama, bozkurtun ne olduğunu bilenler, elbette ki, o
sesin de ne manaya geldiğini bileceklerdir; çünkü, kendisi, böyle bir
düşüncenin hiçbir şekilde yanından ve uzağından geçmeye münasip bir insan değildir!
(MHP sıralarından alkışlar, FP sıralarından gürültüler) ASLAN POLAT (Erzurum) - Sen de sataşıyorsun! Ne biçim
konuşuyorsun?! VAHİT KAYRICI (Çorum) - Otur yerine! BAŞKAN - Sayın Köse... İSMAİL KÖSE (Devamla) - Sayın Başkanım... ASLAN POLAT (Erzurum) - Sözlerine dikkat et! Sataşıyorsun...
(MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Sayın Polat... İSMAİL KÖSE (Devamla) - ...Anayasanın 3 üncü maddesi
"devletin dili Türkçedir" diyor, "eğitim dili Türkçedir"
diyor. 57 nci cumhuriyet hükümeti, en son, Avrupa Birliğine ulusal belge olarak
vermiş olduğu cevabî yazıda; yani, ulusal belgemizde, millî belgemizde,
Türkiye'de eğitim dilinin, konuşmanın ve insanlarımızı birleştiren en önemli
faktör ve çimentomuzun, dilimiz Türkçe olduğunu ifade etmiş ve elli yıldan bu
yana, kırk yıldan bu yana, Avrupa Birliği sürecinin en son aşamasına gelinmiş
olan o millî belgede dahi -Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün kurumları ve
son hükümetiyle beraber- devletin dilinin, milletimizin dilinin Türkçe olduğu
ifade edilmiştir. Bunun muhatabı olan Avrupa Birliği devleti veya komisyonları
da, geriye dönüp de "sizde şu şu lisanlar da vardır, diller de vardır;
unuttunuz mu, buraya koymadınız mı" dememiştir. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bu, sataşmaya cevap
mı?.. BAŞKAN - Sayın Köse, anlaşıldı efendim; lütfen... İSMAİL KÖSE (Devamla) - Onun için, Güneydoğu
Anadolu'da, Doğu Anadolu'da, Türkiyemizin hiçbir yerinde, sözcünün söylediği
hiçbir insanımız yoktur, böyle bir talep de yoktur. MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Öyle bir dil de yoktur. İSMAİL KÖSE (Devamla) - Bunlar bölücü laflarıdır,
bunlar bölücülüktür. (MHP sıralarından alkışlar) O itibarla, Anayasanın iyice incelenmesini... Ve
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğünü temsil eden, Türk
Milletinin bölünmez bütünlüğünü temsil eden en önemli unsurumuz dilimizdir. Bu
hava boşluğunu bu cumhuriyet hükümeti vermemiştir, hükümete de teşekkür
ediyorum. Türk Milletinin talebi budur, Türk Milletinin talebi sizin dediğiniz
değildir. BAŞKAN - Sayın Köse, teşekkür ediyorum efendim. İSMAİL KÖSE (Devamla) - Yineliyorum; üniter devlet,
bölünmez millet ve Türkçe dil... Hiçbir kuvvet bunları aşamayacaktır. Teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP, DSP ve ANAP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam) 9. - Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682)(Devam) BAŞKAN - Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan,
bölücülükle suçlandığım için, müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum. BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sundum, oylamaya geçtim
efendim. Önergeyi kabul edenler... AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Sayın Başkan... MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, hep
gerdiriyorsunuz bu Meclisi. Bakmıyorsunuz buraya. (MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Dağcıoğlu, niye bağırıyorsunuz?!. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat)- Ama, efendim, hep
"oylamaya geçtim" diyorsunuz.. BAŞKAN - Niye bağırıyorsunuz?!. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Ben elimi kaldırdım,
bölücülükle suçlandığım için... BAŞKAN - Niye bağırıyorsunuz?!. Hiç yakışıyor mu bu
tavrınız Meclise?!.. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bölücü diyor!.. Hesap versin... BAŞKAN - Sayın Ilıcak, lütfen... AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, şimdi, bakın,
bizim... BAŞKAN - Efendim, oylamaya geçtim; değerlendireceğim.
Oylamayı yapayım; vakit geçmiş değil. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Kabul mü edelim
yani!.. BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Son önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 682 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2 nci
maddesinin (b) bendindeki "halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge
farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları
oluşturan" cümlesinin çıkarılmasını arz ederiz. Ayşe Nazlı Ilıcak
(İstanbul) ve arkadaşları BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI TURHAN TAYAN (Bursa) -
Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Buyurun Sayın Ilıcak. (FP sıralarından
alkışlar) AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Efendim, acaba bu
vesileyle, bana, fazla zaman ayırabilip de, aynı şekilde bölücülük suçlamasına
cevap verebilir miyim? BAŞKAN - Buyurun efendim; siz, 5 dakika içinde hem
konuşmanızı yapar hem de ona cevap verirsiniz. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) - Onu yapamam... BAŞKAN - Yaparsınız efendim, yaparsınız... Sayın Ilıcak, lütfen, yeni bir sataşmaya sebep olmadan;
buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK
(İstanbul) - Sadece, değerli arkadaşımız İsmail Köse'ye cevap vermek istiyorum;
kendisi, belki, Jean Jacques Rousseau, Locke, Hobbes gibi kavramlara biraz uzak
olduğu için düşüncelerimi anlamakta biraz zorluk çekti. Ben, sadece şunu söyledim, bir bölücülük yapmadım:
Locke'un dediği gibi, devlet, doğuştan eşit ve özgür olan insanların haklarını
ve özgürlüklerini korur. Eğer, onların hak ve özgürlüklerini teminat altına
almazsa, meşruiyetini kaybeder ve direnme hakkı, sivil itaatsizlik hakkı doğar.
Ben, sadece, bunu ifade ettim. Şimdi, müsaade ederseniz, önergem hakkında konuşmak
istiyorum. BAŞKAN - Buyurun efendim. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - 682 sıra sayılı kanun
tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin (b) bendindeki "halkı sınıf, ırk,
dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya
toplumda nefret duyguları oluşturan" cümlesinin çıkarılması için bir
önerge vermiş bulunuyoruz. Bu cümleler, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin
aynısıdır. Sayın Rüştü Kâzım Yücelen, biraz önce Sayın Azmi Ateş'e verdiği
cevapta, böyle bir şey olmadığını, 312 nci maddenin, bu manada TRT Kanununa
taşınmadığını söyledi. Aslında, ne hazin; elimizde bulunan ve tartıştığımız
kanunun muhtevasından dahi haberdar değil. 312 nci madde, düşünce hürriyetini zedeleyen bir
maddedir. Bugün, Türkiye'de uygulanış biçimiyle hâlâ çok tartışılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadına göre, düşünce hürriyetinin
sınırları şu şekilde çizilmiştir: Bir düşüncenin cezalandırılabilmesi için önce
ortada kamu yararı, millî güvenlik, ülke bütünlüğü gibi meşru bir amaç
bulunmalı; ama, bu meşru amaç yeterli değil, verilen ceza, güdülen meşru amaçla
orantılı olmalı; yani, başka bir tedbirle aynı amaca ulaşılamamalı, acil bir
sosyal ihtiyaca cevap vermeli, mevcut ve açık bir tehlikeyi bertaraf etmeli.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 312 nci maddenin yeniden düzenlenmesi için bize
ısrarlı taleplerde bulunuyor. Şimdi, biz tutmuşuz, Radyo ve Televizyon Kanunu
Tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin içine, A, B, C bentlerinin içine böyle bir
hükmü getirip koymuşuz. Üstelik, A, B, C bentlerinin ihlali halinde -bunlar
yayın ilkeleridir- hiçbir uyarıya gerek kalmadan yayın bir ay durduruluyor,
ihlalin tekrarı halinde yayın süresiz olarak durduruluyor, hatta lisansın
iptaline kadar gidilebiliyor. Yine, bu konuşulurken Değerli Bakanımız Rüştü Kâzım
Yücelen, bir yayın durdurma imkânının mevcut kanunda bulunmadığını söyledi;
demek, onun da farkında değil. Şimdi, ben, bu, A, B, C şıklarının, yani, yayın
ilkelerinin ne olduğunu kısaca hatırlatmak istiyorum: A şıkkı, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın
yapılması. B şıkkı, halkı sınıf, ırk, dil, din mezhep ve bölge
farkı gözeterek kin ve düşmanlığa sevk etmek. C şıkkı ise, yayıncılığın, çıkar amaçlarına uygun
olarak, kendi çıkarına uygun olarak kullanılması. C şıkkı için bir şey söylemiyorum; fakat, A ve B
şıklarına göre, muğlak gerekçelerle, RTÜK, lisans iptaline kadar gidebilecek.
Hani ekranlar karartılmayacaktı?! İşte, hem de lisans iptali bile gündeme
gelebiliyor. Şimdi, burada, Atatürk ilke ve inkılaplarından, değerli
bir Doğru Yol Partili arkadaşımız söz etti. Gerçekten, bu Atatürk ilke ve
inkılaplarını niçin biz her maddenin, her şeyin, her kanunun içine koyuyoruz?!
Atatürk ilkeleri; devletçilik, halkçılık, milliyetçilik vesaire. İnkılaplar;
Şapka İktisası Hakkında Kanun, Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Dair
Kanun, Türk Harflerinin Kabulü, Efendi, Bey, Paşa Gibi Unvanların Kaldırılması,
Evlenme Aktinin Evlenme Memurunun Önünde Yapılması vesaire. Yani, ben, şimdi desem ki, gelin bir dinî nikâh
yapalım; bu dinî nikâh da resmî belge sayılsın; ben, Atatürk inkılaplarına
aykırı hareket etmiş ve benim bu konuşmayı yaptığım televizyon kanalı da bir ay
karartılmış mı olacak?! Aradan yıllar geçti. Artık, yıllar öncesinin, altmış
yetmiş yıl öncesinin düşünceleriyle düşünmeyi bir kenara bırakalım. Atatürk
döneminde bilgisayar var mıydı, Atatürk döneminde aya gidilmiş miydi?.. Kırık
bir plak gibi eskiye takıldık kaldık. Atatürk yaşasaydı, değerli arkadaşlarım,
kendi ilke ve inkılaplarını aşardı; emin olun. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Çok az kaldı,
tamamlıyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (Devamla) - Bir günlük kapatma cezası
eleştiriliyordu; oysa, tasarı kanunlaşırsa, tanımı iyi yapılmamış birtakım
farazi suçlar nedeniyle ekranlar sürekli olarak karartılabilecek ve üstelik,
RTÜK'ün 9 üyesinin 5'inin dudakları arasında böyle bir keyfî karar
alınabilecek. Biz, sadece, çok belirgin bir hata olduğu için 312 nci maddeyi
gündeme getirdik; ama, bu şekildeki bir yayın karartma imkânının RTÜK'e
verilmesi, 5 kişinin, bu manada, geniş bir yetkiye sahip olması, basın
hürriyetine de, düşünce hürriyetine de aykırıdır. Önergeme destek bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcak. Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. III. - Y O K
L A M A BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddenin oylamasına
geçmeden önce bir yoklama talebi vardır. Önce, yoklama talebinde bulunan kıymetli milletvekili
arkadaşlarımın salonda olup olmadıklarını tespit edeceğim ve daha sonra da
yoklama işlemini yapacağım. Sayın Doğan?.. Burada. Sayın Bekâroğlu?.. Burada. Sayın Çelik?.. Burada. Sayın Ateş?.. Burada. Sayın Ilıcak?.. Burada. Sayın Yalman?.. Burada. Sayın Şahin?.. Burada. Sayın Aydın?.. Burada. Sayın Özgün?.. Burada. Sayın Dağcıoğlu?.. Burada. Sayın Kapusuz?.. Burada. Sayın Öksüz?.. Burada. Sayın Alptekin?.. Burada. Sayın Aktaş?.. Burada. Sayın Sezal?.. Burada. Sayın Fatsa?.. Burada. Sayın Yıldız?.. Burada. Sayın Aslan?.. Burada. Sayın Aydın?.. Burada. Sayın Malkoç?.. Burada. Sayın Ergezen?.. Burada. Sayın Demirci?.. Burada. Evet, 22 arkadaşım yoklama talebinde bulunmuşlar,
yoklamaya onları da dahil edeceğim. Yoklama işlemini başlatıyorum ve 2 dakika süre
veriyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır. V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam) 9. - Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, Basın Kanunu, Gelir
Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/705) (S. Sayısı: 682) (Devam) BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. Müteakip maddeyi okutuyorum: MADDE 3. - 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığı
ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Üst Kurulun seçimi ve görev süresi Madde 6. - Üst Kurul, en az 4 yıllık yükseköğrenim
görmüş, meslekleriyle ilgili konularda kamu veya özel kuruluşlarda en az 10 yıl
görev yapmış, meslekî açıdan yeterli bilgiye, deneyime ve Devlet memuru olma
niteliğine sahip, 30 yaşını doldurmuş kişiler arasından; a) Siyasî parti gruplarınca, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanı oluşum formülüne göre belirlenecek kontenjan
doğrultusunda gösterilecek ve Türkiye BüyükMillet Meclisi Genel Kurulunca
seçilecek beş, b) Yükseköğretim Kurumu Genel Kurulunun, Kurul üyesi
olmayan elektrik-elektronik, iletişim, kültür ve basın-yayın dallarından
göstereceği dört aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek iki, c) En çok sarı basın kartı sahibi üyesi bulunan iki
gazeteciler cemiyeti ile Basın Konseyinin ortaklaşa göstereceği iki aday
arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek bir, d) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin
göstereceği basın-yayın konusunda uzman iki aday arasından Bakanlar Kurulunca
seçilecek bir, Kişiden olmak üzere 9 üyeden oluşur. Üst Kurulun üyelerinin seçimine ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu kararı ile Bakanlar Kurulu kararı Resmî Gazete'de
yayımlanır. Üst Kurul üyelerinin görev süresi 4 yıldır. Üyelerinin
görev süresinin bitiminden iki ay önce kurum ve kuruluşlar veya partiler yeni
seçimlerini yaparak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Bakanlar
Kuruluna bildirir. Herhangi bir sebeple boşalma olması halinde o kişinin
seçildiği usule göre kurum ve kuruluş veya partiler tarafından adaylar bir ay
içinde teklif edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca veya
Bakanlar Kurulunca seçim işlemi yapılır. Bu şekilde seçilen kişi, yerine seçildiği
kişinin görev süresini tamamlar. Üyenin 65 yaşını doldurması halinde üyeliği
son bulur." BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına,
Erzurum Milletvekili Sayın Fahrettin Kukaracı konuşacaklar; buyurun efendim.
(FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA FAHRETTİN KUKARACI (Erzurum) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının çerçeve 3 üncü maddesi üzerinde
Grubumun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Muhterem milletvekilleri, maddeyle, Radyo ve Televizyon
Üst Kurulunun seçimi ve görev süresi düzenlenmektedir; Kurulun, yükseköğrenim
almış, mesleğiyle ilgili konularda 10 yıl görev yapmış, 30 yaşını doldurmuş
kişilerden oluşacağı ve bunların görev sürelerinin 4 yıl olacağı hükme
bağlanmaktadır. Ayrıca, 9 kişiden oluşacak bu Kurulun seçiminin nasıl olacağı
düzenleme içerisinde yer almaktadır. Tasarıdaki bu değişiklikle, millî iradenin yegâne
temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunun tarzı teşekkülü değiştirilmek istenmektedir. Genel gerekçede 5 artı 4 olarak belirlenmiş olan
iktidar-muhalefet dengesinin bozulduğundan bahsedilmektedir. Bunun, değişiklik
için makul bir gerekçe olmadığı açıktır. Önemli olan, seçimin Yüce Meclis
tarafından yapılmış olmasıdır. Her vesileyle Meclisi by-pass etmeye çalışan
hükümet, burada da aynı tavrı sergilemektedir. İktidar muhalefet dengesinin nasıl bozulduğu, eğer
bozulmuşsa yürütmede ne gibi aksaklıklar doğurduğu açıklanmamıştır. Bu dengenin
bozulduğunu varsaysak bile, yapılmak istenen bu değişikliği mazur
göstermeyecektir, Başbakanlığın emrinde ve hizmetinde bir kurul oluşturmaktan
başka bir işe yaramayacaktır. Asıl bu değişiklik dengeleri bozmakta, iktidar 7
üye, muhalefet 2 üyeyle temsil edilmektedir. Denge bunun neresindedir?! Tasarının gerekçesinde "Üst Kurulun her türlü
etkiden uzak kalmasını, tarafsız ve bağımsız karar almasını sağlamak amacıyla,
üyelerin seçiminde karma bir sistem belirlenmiştir" denilmektedir.
Hükümet, ya gerekçeyi yanlış yazmış ya da düzenlemeyi yanlış yapmaktadır. Eğer
bunların ikisi de değilse "sen, herkesi kör, âlemi sersem mi
sanırsın" özdeyişi mucibince, milleti saf saymaktadır. İktidar, özerk,
tarafsız bir kamu kurumu olan bu müesseseyi, bağımlı, taraflı ve emre amade bir
hale getirmek istemektedir. Kurulun oluşturulmasındaki bir başka yanlış, 2 kişinin
YÖK'ten, 1 kişinin gazetecilerden, 1 kişinin ise Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliğinden seçilmesidir. Avrupa Birliğine girme çabası sürerken, daha
fazla sivilleşme gayretleri devam ederken, devlet güvenlik mahkemelerinden
askeri hâkim çıkarılırken, RTÜK'ün militer bir yapıya büründürülmek
istenilmesinin izahı yoktur. Sivilleşmekten kastım, sadece Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliğinden gelen üye için olmayıp, YÖK'ten gelecek olan 2
üye için de geçerlidir. Zira, YÖK, uygulamalarıyla ne derece baskıcı,
antidemokratik bir yapıda olduğunu her vesileyle ispat etmiştir. Eğer özerk ve
katılımcı bir kurul oluşturulmak isteniliyorsa, sivil toplum örgütlerinin
temsil edildiği geniş bir kurul olarak düzenlenmelidir. Türkiye Odalar Birliğinden, Barolar Birliğinden, işçi,
memur, işveren sendikalarından, yazarlar birliğinden, Aile Araştırma Kurumu
Başkanlığından, Anadolu Radyo Televizyoncular Derneğinden üye alınmıyor da,
niçin YÖK'ten, Millî Güvenlik Kurulundan, Gazeteciler Cemiyetinden üye
alınıyor? Bu kurumların özelliği nedir? RTÜK'ü YÖK'e benzetme çabası
sergilenmektedir. Muhterem milletvekilleri, tasarının her maddesi çok
vahim hususları ihtiva etmektedir. 4 üncü maddenin (b) fıkrası da bunlardan
biridir. Birçok bilimadamı, hukukçu ve toplumbilimci tarafından antidemokratik
bulunan ve demokratikleşmenin gereği olarak, kaldıralım diye uğraşıp durduğumuz
TCK'nın 312/2 maddesi, şimdi, RTÜK Yasasına monte edilmek istenilmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Kukaracı, mikrofonunuzu açıyorum;
lütfen, tamamlar mısınız efendim. FAHRETTİN KUKARACI (Devamla) - Bitiriyorum efendim. Bu maddenin mahkeme kararıyla uygulanması bile hayli
sıkıntı doğurmaktayken, tarzı teşekkülü tamamen hükümetin müdahalesine açık
hale getirilmiş olan RTÜK üyelerine, hem savcı hem hâkim yetkisi verilmektedir.
Öyle ki, kendilerine uyarı yapma zorunluluğu dahi duymadan ve mahkeme kararı
olmaksızın, yayını durdurma ve lisans iznini iptal edebilme imkânı
verilmektedir. 312/2 maddenin RTÜK Yasasına yerleştirilmek istenilmesi,
tarafsız ve bağımsız yayıncılığın kalbine saplanmak istenilen bir hançer, fikir
ve ifade özgürlüğünü baskı ve tehdit altında bulunduran bir balyozdur. Birçok laf kalabalığıyla gizlenmek istense de,
tasarının gerçek amacı, büyük sermaye sahibi birkısım medya patronunun,
sektörde tekel oluşturmak, sonra da, bu gücü kullanarak kamu ihalelerinden
haksız pay almak için zemini uygun hale getirmektir. Bu tasarı, Türk toplumunun sosyal, siyasal, ekonomik
yapısına yarar getirmeyeceği gibi, Türk medyasına da faydası olmayacaktır. Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kukaracı. Efendim, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aksaray
Milletvekili Sayın Murat Akın; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 682 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesi üzerinde söz
almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, tasarının 3 üncü maddesiyle,
3984 sayılı Kanunun Üst Kurul üyelerinin seçimi ve görev süresine ilişkin 6 ncı
maddesi değiştirilmektedir. 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin temel esprisi,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gerçekleştirilen bir seçimin,
siyasî partilerin değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yani, milletin
iradesini göstereceği düşüncesidir. Üst Kurulun oluşumunda yasa koyucusunun
amacı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi doğrultusunda iktidar-muhalefet
dengesinin korunmasıdır. Bu dengenin kurulması halinde hem Üst Kurul bağımsız
bir otorite olabilir hem millet iradesi Üst Kurula yansımış olur. Değerli milletvekilleri, kanunun bu amacına, siyasî
partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına katılımında
uygulanan formüle göre belirlenecek kontenjan sayısı kadar aday göstermeleri ve
seçimlerin, yine bu orana uygun olarak yapılması suretiyle gidilebilir; yani,
siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanındaki temsil
oranına uygun olarak aday göstermeleri, seçimleri, yine, bu orana uygun olarak
yapmalarıyla mümkün olabilir. Bunun dışındaki hiçbir formül, Üst Kurulun
özerkliğini ve tarafsızlığını sağlayamaz. Özerklik ve tarafsızlık konusunda Üst
Kurulun oluşum biçimi kadar kendi tarafsız pratiği de önem taşır. Bu kurulun
tarafsız pratiğinin oluşturulabilmesi için, kendisini seçenler tarafından
görevden alınmaması gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek
olan Üst Kurul üyeleri, onları aday gösteren siyasî partilerin üyesi değiller
ve görev süreleri boyunca da görevden alınamazlar. Dolayısıyla, Üst Kurul
üyelerinin Meclis iradesi doğrultusunda iktidar-muhalefet dengesi gözetilerek,
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirilen seçimle tamamının
belirlenmesi, geçmişte olduğu gibi, şimdi de en uygun yoldur. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde temsil edilen siyasî partilerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlık Divanına katılım oranları doğrultusunda oluşturulması, bu kurulun
demokratik ve bağımsız kişiliğinin en büyük teminatıdır; çünkü, bu kurul, esas
itibariyle, halka yönelik yayın yapan kuruluşlarla ilgili görevler yapmak üzere
oluşturulmuştur. Değerli milletvekilleri, Üst Kurulun işlevini teşkil eden yayınların hedefi halktır; yani,
bu kurulun oluşturulmasındaki temel espri, halkın yapılacak yayınlarla
aldatılmasını ve genel kabul görmüş değerlerin yıpratılmasını önlemek, toplumun
gelişimini sağlayacak yayınlar yapılmasını sağlamaktır. O halde, bu kurulun
üyelerinin, halk temayüllerini yansıtmaları gerekir. Bu da, ancak halkın
Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıyan iradesinin Radyo ve Televizyon Üst
Kuruluna aynı şekilde aktarılmasıyla mümkündür. Ancak ve ancak bu şekilde
seçilen üyeler kendilerini halkın temsilcisi olarak görürler ve kendi bağımsız
otoritelerini kurarlar. Esas olan, Üst Kurulun tarafsız ve saygın bir fonksiyon
icra edebilmesidir; çünkü, bu kurulun görevini icra edebilmesinin yegâne şartı,
tarafsız olabilmesidir. Dolayısıyla, bu kurula birkısım kurum ve kuruluşların
üye veya temsilcilerinin seçilmesi, bu üye ve temsilcilerin, üyesi ve
temsilcisi olduğu kurum ve kuruluştan bağımsız hareket edebilme imkânını
kısıtlayacak, bu kişilerin halkın temsilcisi olarak görev yapmaları imkânını
sağlamayacaktır. Değerli milletvekilleri, kaldı ki, komisyonun
hazırladığı taslakta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin beş kişilik kontenjanı
dışında kalan dört üye ve ayrı dört kurumun göstereceği üçer aday içinden
birini yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçmesi önerilmişti. Mevcut bu
tasarı, bu yetkiyi Bakanlar Kuruluna vermektedir. Diğer yandan, YÖK'ün bir
yerine iki üye seçmesi, Televizyon Yayıncıları Derneği yerine, Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliğince gösterilecek kişilerin seçilmesi istenilmektedir. Değerli milletvekilleri, YÖK, kendi göreviyle ilgili
olarak milletle ihtilaf halindedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Akın, lütfen, tamamlar mısınız efendim. MURAT AKIN (Devamla) - İhtilaf, YÖK ile millet
arasında, halk arasında neredeyse isyan noktasına gelmiştir. Tekrar YÖK'ü,
RTÜK'ün Üst Kuruluna karıştırmak, hem yıpranmış olan YÖK'e ilave bir yıpranma
durumu getirecek hem de bu milletle olan, ileride olabilecek ihtilafta yine
sıkıntılar doğuracaktır. Bu yönüyle yanlıştır kanaatindeyim. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akın. Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 adet önerge
vardır; İçtüzüğümüze göre bunlardan 3 tanesini işleme almak mecburiyetindeyim;
ancak, saat 20.00'de çalışma süremizin bitecek olmasını da dikkate alarak,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 24 Mayıs 2001 Perşembe
günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum. Kapanma
Saati : 19.46 |
|