|
DÖNEM : 21 CİLT : 60 YASAMA
YILI : 3 T. B. M. M. TUTANAK
DERGİSİ 87 nci
Birleşim 19 . 4 . 2001 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa I. – GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ II. – GELEN KÂĞITLAR III. – YOKLAMALAR IV.
– BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1. – Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, Türkiye'de tarımın
durumu, çiftçilerin sorunları ile alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması 2. – Edirne Milletvekili Şadan Şimşek'in, ülkemizdeki vakıf arazilerinin
durumuna ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın cevabı 3. – Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız'ın, Muş İlinin sosyo-ekonomik
sıkıntılarına ilişkin gündemdışı konuşması B) TEZKERELER VE ÖNERGELER 1. – Ecnebî Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanuna Ek Maddeler
Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının yeniden değerlendirilmek üzere geri
gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/803) 2. – Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, (6/1261, 6/1262, 6/1271, 6/1280)
esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/356) C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer ve 21 arkadaşının, esnaf ve
sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/192) 2. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer ve 21 arkadaşının, karayollarıyla
uluslararası yük taşıyan ve Ortadoğu ülkelerinde çalışan nakliye araçlarının
sorunları ve Irak'a uygulanan ambargonun etkileri konusunda Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/193) V.
– ÖNERİLER A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ 1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın
yeniden düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi VI.
– KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. – İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili
Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak
Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S. Sayısı : 527) 2. – Emniyet Teşkilâtı Kanunu, Polis Yükseköğretim Kanunu ve 190 Sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve
İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/497, 1/212) (S. Sayısı :
438) 3. – Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433)
4. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve
Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili
Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan
ve 7 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili
Zeki Çakan, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İ. Yaşar
Dedelek ile Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın Aynı Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve İçişleri, Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/757, 2/603, 2/605) (S. Sayısı : 592) 5. – Ekonomik, Kültürel, Eğitim ve Teknik İşbirliği Başkanlığı
Kurulması, 206 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin İki Maddesinin Değiştirilmesi
ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellere Bir İlave Yapılması
Hakkında 480 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bu Kanun Hükmünde Kararname ve
Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/206, 1/779) (S. Sayısı :
639) 6. – Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/838)
(S.Sayısı : 654) 7. – Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/824) (S. Sayısı
: 646) 8. – Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle
Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/781) (S. Sayısı : 644) 9. – Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı :653) VII. – SORULAR VE CEVAPLAR A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1. – İzmir Milletvekili Yıldırım Ulupınar'ın, SSK'dan sahte emeklilikle
ilgili basında çıkan haberlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Yaşar Okuyan'ın cevabı (7/3639) 2. – Kastamonu Milletvekili Nurhan Tekinel'in, kurum dışı sağlık
hizmetlerindeki yolsuzluk iddialarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın cevabı (7/3641) 3. – Sivas Milletvekili Musa Demirci'nin, Sivas İlinde yapılacak kamu
yatırımlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin cevabı (7/3781) 4. – Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu'nun, Kütahya'daki Kureyşler,
Beşkarış ve Akçay sulama barajı projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer'in cevabı (7/3807) 5. – Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu'nun, Kütahya'da A Tipi
doğalgaz istasyonu kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı M. Cumhur Ersümer'in cevabı (7/3808) 6. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan'ın, İSDEMİR'in özelleştirilmesine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın cevabı (7/3820) 7. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, Nevşehir-Kozaklı Doyduk
Baraj projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M.Cumhur
Ersümer'in cevabı (7/3840) 8. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, Yamula-1 ve Yamula-2
baraj projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M.Cumhur
Ersümer'in cevabı (7/3841) 9. – Sivas Milletvekili Musa Demirci'nin, Sivas-Mursal-Divriği Barajı
sulama suyu sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M.
Cumhur Ersümer'in cevabı (7/3904) 10. – Giresun Miletvekili Rasim Zaimoğlu'nun, fındık üreticilerinin
gübre ihtiyacına ve kredi borçlarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı (7/3927) 11. – Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu'nun, nişasta ve
glikoz üreticileri ile şeker üreten fabrikaların üretimine ve ödedikleri vergi
miktarlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı (7/3928) I. – GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı. Yozgat Milletvekili Mesut Türker, Türkiye’nin ekonomik sorunları ve
çözüm yollarına, Van Milletvekili Hüseyin Çelik, Van İlinde hayvancılık, sınır ticareti,
mülteciler meselesi ve köye götürülecek hizmetelere, Konya Milletvekili Lütfi Yalman da, Mevlana Kültür Merkezi inşaatına, İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar. Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın (6/1281) ve (6/1300), İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel’in (6/1292), (6/1293) ve (6/1299), Batman Milletvekili Alaattin Sever Aydın’ın (6/850) ve (6/851), Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri
okundu; soruların geri verildiği, Tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/10) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu;
İçtüzüğün 105 inci maddesi uyarınca, 18.4.2001 tarihinden itibaren Komisyona
bir aylık ek süre verildiği, Açıklandı. Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmında bulunan : TBMMİçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve
Anayasa Komisyonu Raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/235,
2/442, 2/449) (S. Sayısı :527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere
ilişkin Komisyon raporu henüz hazırlanmadığından, Polis Yükseköğretim Kanunu Tasarısının (1/497, 1/212) (S. Sayısı :438)
görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından, Ertelendi. Doğal Gaz Piyasası Hakkında Kanun Tasarısı (1/836) (S. Sayısı : 651)
üzerindeki görüşmeler tamamlandı; tasarının kabul edilip, kanunlaştığı
açıklandı. Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için,
19 Nisan 2001 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak
üzere, birleşime 19.44’te son verildi. Mehmet Vecdi
Gönül Başkanvekili
Mehmet Ay Gaziantep Kâtip Üye II. – GELEN
KÂĞITLAR 19.4.2001
PERŞEMBE No. :125 Raporlar 1. – Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı :
653) (Dağıtma tarihi :19.4.2001) (GÜNDEME) 2. – Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonu Raporu (1/838) (S. Sayısı : 654) (Dağıtma tarihi :19.4.2001)
(GÜNDEME) Meclis Araştırması Önergeleri 1. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer ve 21
arkadaşının, esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/192)
(Başkanlığa geliş tarihi :17.4.2001) 2. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer ve 21
arkadaşının, karayoluyla uluslararası yük taşıyan ve Ortadoğu ülkelerine
çalışan nakliye araçlarının sorunları ve Irak’a uygulanan ambargonun etkileri
konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/193) (Başkanlığa geliş
tarihi :17.4.2001) BİRİNCİ
OTURUM Açılma Saati
: 14.00 19 Nisan 2001
Perşembe BAŞKAN :
Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP ÜYELER
: Levent MISTIKOĞLU(Hatay), Mehmet BATUK(Kocaeli) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87 nci
Birleşimini açıyorum. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan,Genel Kurulda
toplantı için gerekli çoğunluk yoktur, yoklama yapılmasını istiyorum; ısrar
ediyorum. M. TURHAN İMAMOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, tek kişi
yoklama isteminde bulunamaz. BAŞKAN- Takdir bana aittir ve gördüğüm kadarıyla
toplantı yetersayısı da yoktur; var diyor musunuz? III. –
YOKLAMA BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, elektronik cihazla
yoklama yapacağım. Yoklama için 5 dakika süre veriyor ve yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
yoktur. 10 dakika ara veriyorum. Kapanma Saati
:14.00 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati
: 14.27 BAŞKAN :
Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP ÜYELER
: Levent MISTIKOĞLU(Hatay), Mehmet BATUK(Kocaeli) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87 nci
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. Sayın milletvekilleri, oturumu, elektronik cihazdaki
bir teknik arızadan dolayı, 10 dakika gecikmeyle açıyorum; sizlerden özür
diliyorum. Genel Kurulun açılışında toplantı yetersayısı yoktu,
yeterli sayıda sayın milletvekilimiz burada değildi; bu sebeple yoklama
yapmıştık ve toplantı yetersayısına ulaşılamamıştı. III. – Y O K
L A M A BAŞKAN - Şimdi, toplantı yetersayısının varlığını
tespit için yeniden yoklama yapacağız. Cihaza giremeyen sayın milletvekillerinin yoklama
pusulası doldurması rica olunur. 3 dakika süre veriyorum efendim. Yoklama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden evvel, üç sayın milletvekiline
gündemdışı söz vereceğim. İlk söz, Türkiye'de tarımın durumu hakkında söz
isteyen, Eskişehir Milletvekili Sayın Mehmet Sadri Yıldırım'a aittir. Buyurun Sayın Yıldırım. (DYP sıralarından alkışlar) IV.
– BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1. – Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri
Yıldırım'ın, Türkiye'de tarımın durumu, çiftçilerin sorunları ile alınması
gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tarımın durumu ve çiftçinin sorunları hakkında
gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bana bu imkânı veren Sayın Başkana, Yüce
Meclisin üyelerine, aziz milletime, yüzü gülmeyen tarımcı ve çiftçilerime
saygılarımı sunuyorum. Değerli milletvekilleri, tarım, ülkemizin temelidir.
Globalleşen bir dünyada, Türkiye ve benzeri ülkelerin tarımında yaşanılan
sıkıntının en önemli nedeni, ileri ülkelerin kendi tarımlarına sağlamış
oldukları akıl almaz destek ve sübvansiyonlardır. Onların ne dediğine değil, ne
yaptıklarına baktığımız zaman, desteklerin, Türkiye'de, tarımda çalışan nüfus
başına 40 dolar, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerinde ise 5 000
dolar olduğunu görüyoruz. Şimdi, bu kadar net bir tablo ortada dururken, diğer
tarafta IMF stand-by anlaşmasıyla, Dünya Bankası ise Türkiye'ye kullandıracağı
yapısal uyum kredisi kapsamında, tarıma yönelik desteklerin azaltılmasını
istemektedir. Ayrıca, kamuoyunda, özellikle medyada, tarıma yönelik
destekler konusunda çok yoğun tartışmalar yapılmaktadır. Sanki, Türkiye'de
destek gören sadece tarım kesimiymiş ve bu destekler ekonomiyi zora sokuyormuş
gibi haksız görüşler ortaya atılmaktadır. Eğer, tarım kesimi söylenen
boyutlarda destekleniyorsa, son onbeş yıldır çiftçi neden zenginleşmemiş de
fakirleşmiştir? Yalnızca tarımsal desteklemeyi ekonomiye yük gören bu anlayış,
nedense, ülkede bütün sektörlerin desteklendiğini görmezden gelmektedir. Devletin tarıma yönelik destekleri, öyle, yazıldığı,
söylendiği gibi, ekonomiyi zora sokacak boyutlarda değildir. Aslında,
tartışılması gereken, desteklemelerin miktarı değil, mekanizmalarıdır, hedefine
ulaşıp ulaşmadığıdır. Mevcut sistemde, devletin hazinesinden
"destekleme" adı altında çıkan paralar, üreticinin cebinde değil,
aracı kuruluşlar ile parayı veren bankacılık sistemi arasında kaybolmaktadır. Hal böyleyken, dört yıldır iktidarda olan 55, 56 ve 57 nci
hükümetler sayesinde, tarım yok olmuş, ülke perişan edilmiş; fakat, hükümet
hâlâ bunun farkında değildir. Hükümetin, çıkıp, çiftçisinden özür dilemesi
gerekirken, tarım başarılıymış gibi, Mecliste, başarısızlıkları eski
hükümetlere yüklenilmekte, kahraman edasıyla siyasî şov yapılmaktadır. Bakınız, çiftçi ne durumda: 2000 yılında buğdayın
maliyeti 126 000 Türk Lirasıyken 102 000 Türk Lirası vererek, emeğinin
karşılığını vermediniz, enflasyona ezdirdiniz. Gübreye, 1998 yılından bu yana
yüzde 1 188 zam yaptınız. Bu, yılda ortalama yüzde 350-400 zam demektir. Bu da
yetmedi, zamanında çiftçiye gübre temin edemediniz. Çiftçi mahsulüne çimen
gübresi atamadığı için, ürün rekoltesi düşecek, hem ülke ve hem de çiftçi zarar
görecek. Yani, 19 Şubat krizinden bugüne kadar gübreye yüzde 120 zam yaptınız. Akaryakıta gelince: 20 Ocaktan bu tarafa 7 defa zam
yaparak, bu kısa süre içerisinde 1 litre mazotu 450 000 Türk Lirasından 674 000
liraya çıkardınız. Sayın Bakan, çiftçiye renkli ucuz mazot sözünüz ne
oldu? Çiftçi sizden haber bekliyor; çünkü, çiftçiyi, 1 litre mazota muhtaç
ettiniz. Yem fiyatlarına baktığımızda 1999 yılında torbası 3
milyon Türk Lira iken, bugün 8 milyon Türk Lirasına çıkardınız. Bunda da zam
oranınız yüzde 180'dir. Böylece, hayvancılığı ve besiciliği yok ettiniz. Pancar çiftçisinin durumu daha kötü. Maliyeti 2000
yılında 38 000 Türk Lirası iken, 33 000 Türk Lirası verdiniz. Söküm olalı 6 ay
oldu, hâlâ pancar bedellerini vermediniz. Eğer, bir hafta içerisinde tamamını
ödemezseniz, çiftçi meydanlara inecek, önüne geçemeyeceksiniz. Şeker Kanunuyla zaten pancar ekimini önlediniz; 1 ton
ve 750 kilogram kotaya kadar düşürdünüz. Pancar üreticisi, pancarını serada
yetiştirmiyor; ama, şunu unutmayın, bu çiftçi sizden hakkını mutlaka alacaktır. Gelelim çiftçinin ziraî kredi faizlerine: Yüzde 38 ve
yüzde 40'larla verdiğiniz kredilerin faizini, krizi bahane ederek, yüzde 120 ve
yüzde 130'lara çıkardınız. Her ne kadar Bakanlar Kurulunda karar alınmışsa da,
acilen kararname çıkarın ve icraata geçin; münakaşayı bırakarak, faizleri eski
oranlarına indirin. İndirmezseniz çiftçi sizi yerinizde oturtmaz. Borçlarını
taksitlendirin. Siz bu millete, çiftçiye ölümü gösterip, hastalığa razı
ettiniz. Pancardan, buğdaydan ve pamuktan da bu kotaları kaldırın. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yıldırım, lütfen toparlayınız. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, sütün ve etin fiyatları da geçen yıldan düşüktür. Böylece,
ortada ne sütçü, ne de hayvancı kalmıştır. Soruyorum Sayın Hükümete: Başarınız bu mu?! Çiftçiyi,
hayvancıyı, pancarcıyı, besiciyi ve sütçüyü enflasyona ezdirdiniz, yok ettiniz.
Çiftçi, bu girdi fiyatlarıyla nasıl ayakta duracak?! Sayın Hükümet, hakkını vermediğiniz, mazot bulup
alamayan, tarlasını süremeyen, mahsulüne gübre atamayan, hayvanına yem
alamayan, çok ürettiği pancardan ceza aldığınız; icraya verdiğiniz, hapishaneye
koyduğunuz, aldattığınız, mağdur ettiğiniz bu çiftçi sizden hesap soracaktır,
hesap!.. Çünkü, size, millet ve çiftçi güvenmiyor. Siz gücü milletten
almadığınız için, millete hizmet edemezsiniz. Gittiğiniz yol yine yanlış. Sizin
programınız milleti ve çiftçiyi kurtarma programı değil, hükümetinizi kurtarma
programı olup, kendinizi de kurtaramayacaksınız. Yol yakınken, ülkeye daha
fazla zarar vermeden istifa edin, ülkeye yapacağınız iyilik budur diyor, Yüce
Heyetinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım. Gündemdışı ikinci söz, vakıf arazilerinin durumu
hakkında söz isteyen Edirne Milletvekili Sayın Şadan Şimşek'e aittir. (DSP
sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Şimşek. Süreniz 5 dakika. 2. – Edirne
Milletvekili Şadan Şimşek’in, ülkemizdeki vakıf arazilerinin durumuna ilişkin
gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın cevabı ŞADAN ŞİMŞEK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; vakıf arazilerinin bugünkü durumu hakkında gündemdışı konuşma
yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle, Yüce Meclisimizi saygıyla
selamlarım. Bilindiği üzere, vakıf hizmetleri, insanların, ihtiyacı
olanlara yardım etme düşüncesinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Vakfın en temel
özelliği, hiçbir maddî çıkar gözetmeksizin yalnızca hizmet amacına yönelik bir
kurum olmasıdır. Bundan dolayı, vakıflar, sosyal barışın güvencesi olarak ifade
edilir. Cumhuriyet döneminde, vakıfların yönetim ve denetim uygulamalarında
değişiklikler yapılmış olup, hizmetlerini günümüzde de sürdürmektedirler. Değerli milletvekilleri, tarihimize bakıldığında,
vakıflara çok önem verildiği görülecektir. Ülkemiz genelinde çok çeşitli vakıf
eserleri olmakla beraber, Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapma şerefine
ermiş Edirne, İstanbul ve Bursa gibi merkezlerin yakın çevresinde vakıf
arazileri ve vakıf işyerleri yoğunluk kazanmaktadır. Edirne İlimizde 650 vakıf işyerinde faaliyet gösteren,
başta Alipaşa ve Arasta çarşılarımızdaki esnafımız ülke genelindeki ekonomik
sıkıntıdan etkilenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğünün, yapacağı uygulamaları,
genel ekonomik durumu dikkate alarak yapmasının, ilimiz ve ülkemiz ekonomisi
açısından yarar getireceği şüphesizdir. Ülkemiz genelinde olduğu gibi, Edirne yöresinde, ilçe
merkezleri ve köylerimizde bulunan tarla, bağ, bahçe, konut gibi vasıflı
taşınmazların kayıtları üzerinde Sultan Selim, Hersekzade, Sultan Murat, Sinan
Paşa gibi vakıf şerhleri bulunmaktadır. Bu vakıflardan gelen tavize tabi
taşınmaz tapusu 5 500 adettir. Şerh işletilecek tapulu arazi ise 20 000
civarındadır. Sadece Edirne yöresinde bile ne kadar vakıf şerhi olduğuna dair
kesin bir bilgi yoktur; bilimsel anlamda, şu kadar dönüm araziyi kapsar demek de
mümkün değildir. Ülkemizde tarımsal faaliyetlerin ve tarım nüfusunun bulunduğu
yörelerde, yurttaşlarımız arasında birbirlerine arazi satış veya alışları
olduğu bilinen bir gerçektir. Buraya kadar olan işlemlerde her şey yolundadır;
çünkü, tapuda yapılan devir, teslim ve kayıt işlemlerinde, vakıf arazisi
olduğuna dair herhangi bir kayda rastlanmamaktadır. Aradan ononbeş yıl veya
daha uzun bir süre geçip, bir gün, vakıfların tapuya şerh koydurduğunu öğrenen insanlarımız
neye uğradığını şaşırmaktadırlar. Bunun haricinde, kendilerine miras olarak kalmış veya
mübadeleyle geri geldiklerinde, verilen topraklara ait tapuları ellerinde olan
yurttaşlarımız, tapulu mülklerini satmak istediklerinde, taviz bedeli ödemek
durumunda olduklarını öğrenmektedirler. Şaşkınlığa sebebiyet veren bu durum
yurttaşlarımızı maddî ve manevî sıkıntıya uğratmaktadır. Böylesi durumlarda,
defterdarlık veya mal müdürlüklerince yapılan kıymet takdirlerinde belirtilen
bedelin yüzde 50'si, 4 nisan 1995 tarihinde değiştirilen 4103 sayılı Kanunun 27
nci maddesi gereğince taviz bedeli olarak tahsil edilmektedir. Bu uygulama,
kırsal kesimde faaliyetlerini ve yaşamlarını sürdürmekte olan, büyük oranda
doğa koşulları altında şekillenen, diğer sektörlere oranla risk ve
belirsizliğin çok yüksek olduğu, tarımla uğraşan yurttaşlarımızı çok zor
durumda bırakmaktadır. Karşılaşılan bu tür olumsuzluklar, tarım reformu
programımızın sağlıklı işleyebilmesinin de olmazsa olmaz koşulu olan, kayıt
sisteminin omurgasını oluşturan kadastronun tamamlanmamış olmasından
kaynaklanmaktadır. Değerli milletvekilleri, gelir dağılımının büyük
dengesizlikler içerdiği kırsal kesimde faaliyetlerini sürdüren çiftçilerimiz
için, vakıf arazilerinin rayiç değerinin yüzde 50'sini ödemek çok zor
olmaktadır. Bu durumda olan yurttaşlarımızın, kazandıkları gelirin büyük bir
kısmı ellerinden gitmektedir. Vakıf taviz bedellerinin yüzde 50'den yüzde 20'ye
veya daha aşağı bir orana indirilmesi, topraksız olan veya işleyecek yeterli
toprağı bulunmayan ve çiftçilikle uğraşan yurttaşlarımıza toprak sağlanmasına imkân
verecektir. Böylece, söz konusu taviz bedellerinin yasada yapılan
değişikliklerle artırılmasından meydana gelen eşitsizliğin önüne geçilmiş
olacaktır. Taviz bedellerini ilk ödeyenler sembolik bedellerle taşınmazlara
sahip olurken, 1995 yılında yapılan değişiklikten sonra ödeyenler ise daha
fazlasını ödemek durumunda kalmışlardır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Nisan 1995
tarihinde değiştirilen 4103 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle, taviz bedeli
yüzde 50'ye çıkarılmış, çiftçimiz mağdur edilmiştir. Çiftçilerimizi bu
mağduriyetten kurtarmak için, 57 nci hükümetimiz, 11 Ocak 2001 tarihinde
Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan Vakıflar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısını 21 Şubat 2001 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına göndermiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayın Sayın Şimşek. ŞADAN ŞİMŞEK (Devamla) - Kanun tasarısı Yüce
Meclisimizde yasalaşarak, taviz bedellerinin yüzde 50'den yüzde 20'ye
indirilmesi dahi, çiftçilerimizin mağduriyetini gidermek için önem arz
etmektedir. Ben, bu duygu ve düşüncelerle Yüce Meclise saygılarımı
sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek. DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Affedersiniz... Cevap vereceksiniz... Devlet Bakanı Sayın Yüksek Yalova, gündemdışı konuşmaya
cevap verecekler. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Muhterem
Başkanım, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Edirne Milletvekilimiz Şadan Şimşek arkadaşıma,
gündemdışı söz alarak, vakıflarla ilgili açıklama yapma fırsatını bana
sağladığı için teşekkür ediyorum; zatıâlinize de lütfedip söz verdiğiniz için,
şükranlarımı sunuyorum. Değerli milletvekili arkadaşlarım, iki ayrı husus var
bu noktada. Birincisi, Şadan Şimşek arkadaşımın, biraz önce tarihlerini sunduğu
taviz bedeli olarak anılan yasaya ilişkin. Doğrudur; 1978 yılına kadar yüzde 5
olan taviz bedeli oranlar,ı 1978 yılında yüzde 20'ye çıkarılmış, daha sonra da,
1995 yılında bu oran yüzde 50'ye yükseltilmişti. Aradan geçen zaman içerisinde
görüldü ki, matematiksel bir oran değişikliği, oran yükseltme, 1995 yılındaki
değişiklik yapılırken umulan, daha fazla gelir elde edebilip vakıf eserlerine
pay ayırabilme düşüncesi, fiiliyatta umulduğu gibi çıkmadı. Bu noktada, geçen
yıl, Denizli Milletvekilimiz Sayın Mehmet Gözlükaya'nın, Fazilet Partisinden
milletvekili arkadaşlarımızın ve tabiî ki koalisyon ortağı üç partimizin gerek grup
başkanvekilleri gerek milletvekilleri, üyeleri düzeyinde bu konuda bir çalışma
yapılması arzusunu ben tespit ettikten sonra, arkadaşlarımızla bir araya
geldim. Diyebilirim ki, beş partimizin de hazırlanmasında katkı yaptığı ve
üzerinde mutabakat sağladığı bir yasa değişikliğidir. Biz, konuya ilişkin yasa tasarımızı Bakanlar Kurulumuza
sunduk; Yüce Parlamentonun da takdirlerine şu anda gelebilecek durumda, Yüce
Meclise sunuldu. Eğer, beş partimiz, grup başkanvekillerimizin öncülüğünde,
konuyu öncelikli işler arasına aldırtabilirse, bu imkânı bize sağlarsa, şu ana
kadar bütün imkânlarımızla 226 719 olarak tespit edebildiğimiz sayı ve bunun,
her bir gayrimenkulün de üç kişiyi, beş kişiyi, bazen miras nedeniyle birkaç
akraba aileyi de ilgilendirdiğini düşünürseniz, bana değişik bölgelerden
milletvekili arkadaşlarımın verdiğine göre, yaklaşık 3 milyon vatandaşımızı
ilgilendiren bir durum açıklığa kavuşmuş olacak. Biz, 1935 tarihli 2762 sayılı Vakıflar Kanunumuzun 27
nci maddesinde şöyle bir değişiklik öneriyoruz takdirlerinize: "Vakfın
türüne göre ayırım yapılmaksızın, üzerinde taviz şerhi bulunan mevcut mukatalı
veya icareteynli vakıf taşınmaz malların mülkiyetleri, taşınmazların bulunduğu
illerde defterdarlık, ilçelerde mal müdürlüğü bünyesinde yer alan Hazine
taşınmaz malının satış ihalesine yetkili olan komisyon tarafından takdir
edilecek rayiç bedelinin yüzde 20 oranında hesap edilecek taviz bedeli karşılığında
mutasarrıflarına geçirilir. Taviz bedeli ödenmeden ortaklığın giderilmesi veya
cebrî icra yoluyla satışı yapılacak taşınmaz malların taviz bedellerinin
hesaplanmasında satış bedeli esas alınır." Gördüğünüz gibi, çok teknik, hukukî bir ifadedir. Bunları yaparken, muhterem milletvekili arkadaşlarım,
biz, mahkeme içtihatlarına da bakmanın doğru bir usul olacağını düşündük;
mahkemelerde bilirkişilik yapan bilim adamlarımızın bilirkişi raporlarını da
inceledik; çünkü, önünde sonunda, yüce adalete mensup karar vericiler konuya
ilişkin en iyisini bilir düşüncesiyle yola çıktık; sınırlı sayıda bürokratın
bilgisiyle gerçeği tam kavrayamayabiliriz endişesini hep aklımızda tuttuk.
Dediğim gibi, beş partimizin de milletvekillerinin katkısıyla bu hukukî formülü
bulabildik. Eğer, Yüce Parlamento hemen emrederse, birkaç gün içinde bile...
Zaten, bir maddelik bir değişikliktir. Biz, konuyla ilgili, dediğim gibi, 2001
tarihinde getirmişiz zaten; şu anda da Yüce Parlamentoda. Değerli milletvekili arkadaşlarım, vakıf kiracılarına
ilişkin bir başka hukukî sorun bizi uzun bir süredir meşgul ediyordu.
Bildiğiniz gibi, daha önce, 4331 sayılı Kanunun Anayasa Mahkememizce iptal
edilmesi sonrasında, 16 274 kiracıya ilişkin ihtilaf önümüzde duruyordu.
Getirdiğimiz hukukî düzenlemelerle bunun 15 133 tanesini sözleşme yaparak, sulh
yolunu tercih ederek -dolayısıyla, vatandaş ile devlet arasında, üstelik de,
yüce adaletimize daha fazla yük getiren bir iş olduğu için- çözme yoluna gitmiştik.
Bu noktada, bizim bir başka işlemimiz oldu. Danıştay Kanunun ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanununun
amir hükümleri bizi bağladığı için farklı bir işlem yapmamız gerekiyordu,
hukuka uygun davranmamız gerektiğinden ötürü. Bu noktada da, Devlet ihale
Kanununun 89 uncu maddesine istinaden, sözleşme yapılması usul ve esaslarına
dair bir yönergeyi, Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle devreye soktuk. Sözleşme
yapmayan, o anda "şagıl" dediğimiz konumda olan ya da ihtilaflı
bulunan sınırlı sayıda -1 141 olması gerekiyor- kiracımızla, şimdi hukukî
problem yaşıyoruz tüm Türkiye'de. Büyük bir bölümünü, demin de söylediğim gibi,
15 000'i aşan bölümünü çözüme kavuşturabildik. Şu anda, toplam 1 141 kiracımız
var. O da, bizim takdir yetkimizi aşan bir hukukî statüde, konumda olduğu için,
ancak bu yolla çözülebilirdi. Bu noktada, şagıl konumunda olan, fuzuli şagıl
konumunda olan kiracılarımızın durumunu da düşünerek, bir yönerge yayımladık. Bildiğiniz gibi, daha önce, yine, Yüce Parlamentonun
tensipleriyle, 2000 yılı kira bedellerini tespit ederken, 1999 kira artış
oranlarında, Devlet İstatistik Enstitümüzün vermiş olduğu yüzde 62'lik bir
oranı uygulamak yerine, orada yüzde 25'lik bir oran getirerek, yüzde 37'lik
vakıf kiracıların lehine bir ekonomik getiri sağlamıştık. Şimdi, bu 1 141 kiracımıza ilişkin olarak da, iki eşit
taksitte, 15.7.2001'de birinci, 15.10.2001'de de ikinci taksiti ödensin
düşüncesiyle, 15.5.2001 mesai bitimine kadar geçerli olmak üzere yeni bir imkân
sunduk. Bu noktada, takdir buyurursunuz ki, Vakıflar Genel Müdürlüğü kendi
teşkilat kanunuyla ve ayrıca, dediğim gibi, kendi kanunundan, başka kanunlardan
kaynaklanan bir şekilde Danıştay Kanunuyla bağlı olduğu için, bizim vakıflar
kiracılarına ricamız, bir an önce, bu 1 141 kiracımız gelsin, şagil konumundan
çıksın ve hiç değilse, adalet sistemimiz de bu 1 141 dosyadan da kurtulabilmiş
olsun. Biz, bu noktada, 4331 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan
komisyonlarca tespit ve takdir edilerek, 1999 yılı için yüzde 40, 2000 yılı
için yüzde 25, 2001 yılı için de yüzde 35 artışlı bedelleri kabul etmelerini
istemişiz; kendilerine de, daha önce, 1998 tarihinden itibaren birikmiş kira
paralarının tamamı ve tevdi mahalline yatırılan kira paralarının mahsup
edilmesinden sonra, sözleşme aktedilmesi tarihine kadar tahakkuk edecek kira
parasının peşin olarak tahsil edileceğini bildirmişiz. Dediğim gibi, mevcut,
merî mevzuat dahilinde bu formülü ancak bulabildik. 15 000 küsur kiracımızın
sorununu çözmüşüz; dediğim gibi, yüzde 62 hesaplamamız gerekirken -yüzde
37'lik, geçen yıl, bir önceki yıla ilişkin kira oranı kolaylığı sağlayarak-
yüzde 25 yapmışız ve böylece de, ihtilafları sona erdirerek, devletle
vatandaşın mahkemelik olması durumuna son vermeyi arzulamışız. Durum budur. Bana tekrar söz verdiği için değerli Başkanıma
şükranlarımı sunuyorum ve hepinizi en üstün saygılarımla selamlıyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Gündemdışı son söz, Muş İlinin sosyoekonomik
sıkıntıları hakkında söz isteyen, Muş Milletvekili Sayın Sabahattin Yıldız'a
aittir. Buyurun Sayın Yıldız. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. 3. – Muş
Milletvekili Sabahattin Yıldız’ın, Muş İlinin sosyo-ekonomik sıkıntılarına
ilişkin gündemdışı konuşması SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Muş'un sosyoekonomik dertlerini, sıkıntılarını dile getirmek,
hükümetin bu konuya dikkatini çekmek için söz almış bulunuyorum. Muş İli, coğrafî bakımdan, Doğu Anadolu'nun -belki
Türkiye'nin- en şanslı illerinden biri olmasına rağmen, yapılan araştırmalarda,
sosyoekonomik gelişmişliği bakımından, ne yazık ki, sonuncu il olarak
görülmektedir. 1 650 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Muş Ovası, Türkiye'nin
üçüncü büyük ovasıdır. Ayrıca, yüzölçümü 160 ve 525 kilometrekare olan Bulanık
ve Malazgirt Ovaları da mevcuttur. Muş Ovasının ortasından akan Murat ve Karasu
nehirlerine rağmen, sulanabilir arazi oranı, maalesef, yüzde 10'lara bile
ulaşamamıştır. Ülkemizin tahıl ambarı olabilecek Muş Ovası,
hükümetlerin yanlış politikaları ve ihmalleri sonucu atıl durumda kalmış,
değerlendirilememiş ve ülke ekonomisine artı bir değer olarak
kaydedilememiştir. Çocukluk yıllarımdan beri yapılacağı hep söylenen Alpaslan-II
barajının yapımına mutlaka başlanmalıdır. Enerji ve sulama amaçlı olarak
projelendirilmiş olan bu baraj inşaatı, Refahyol hükümeti döneminde yap-işlet
metoduyla ihaleye çıkarılmasına rağmen, aradan dört yıl geçti, maalesef, bugüne
kadar henüz başlanamadı. Enerji Bakanına sorduğum soru önergesine, geçen yıl
Enerji Bakanı adına bu kürsüden cevap veren Sayın Devlet Bakanı Mehmet
Keçeciler, Alpaslan-II barajının 1 Amerikan ve 4 yerli firmadan oluşan bir
konsorsiyuma ihale edildiğini ve 2001 yılında işe başlanacağını söylemesine
rağmen, şu ana kadar hiçbir çalışma görülememektedir. 540 000'e varan nüfusa sahip Muş İlinde devletin tek
sanayi yatırımı, şeker fabrikasıdır. 12 000 çiftçi ailesi, bütün umutlarını ve
geleceğini pancar üretimine ve dolayısıyla da bu fabrikaya bağlamıştır.
Hükümetleriniz döneminde uygulanan kotalarla ve son olarak çıkardığınız Şeker
Kanunuyla, bu pancar üreticisini de perişan ettiniz. Şeker fabrikalarını
özelleştireceğinizi söyleyerek, burada çalışan işçi ve memuru da tedirgin
ediyorsunuz. Özellikle, sosyal amaçlı kurulmuş olan Doğu Anadolu'daki fabrikaları
özelleştirmeniz, bunları kapatmanız anlamına gelecektir; çünkü, bu bölgede daha
önce yapılan özelleştirmeler, bunun en bariz örnekleridir. Muş çiftçisinin ikinci bir sıkıntısı da tütüne konulan
kotadır. 10 000 civarında aile geçimini tütünden sağlamaktadır. Bu da ortalama
60 000 nüfus demektir. 1997 yılında 6 200 ton tütün teslim eden Muşlu tütün
ekicisine 2001 yılında verilen kota 1966 tondur. Anlayacağınız, 1997'de 500
kilo tütün teslim eden vatandaş, bu yıl ancak 150 kilo tütün teslim edecektir.
Bu ne demektir; benim has köylüm Kızılağaçlım tütün ekmeyecek, siz gidip
Amerika'nın tütünlerini Türkiye'ye getirecek, kendi çiftçinize vermediğiniz
parayı götürüp Amerikalı çiftçiye vereceksiniz. Uyguladığınız bu kotalar da,
yasakçı zihniyetinizin vatandaşın tarlasına kadar indiğini göstermektedir. Siz
bu zihniyetten vazgeçmezseniz, vatandaş, günü geldiğinde sizden mutlaka
vazgeçecektir. Sayın milletvekilleri, şimdi, düşünüyorum: Muşlu buğday
ekmeyecek, pancar ekmeyecek, tütün ekmeyecek, çalışacak işyeri veya fabrika da
yok; bu vatandaş neyle geçinecek? Muş'ta pancar ve tütün ekicisine bir yılda
ödediğiniz toplam para 20 trilyondur. Bu, Merkez Bankasının 5 saatte ödediği
faiz karşılığıdır. Muş'un tütün üreticisine ve pancar üreticisine vermediğiniz
bu parayı, maalesef, faiz olarak birkaç kişiye çok rahatlıkla vermektesiniz. Köy ve beldelerimizde elektrik mevcut olmasına rağmen,
enerji darboğazı yaşanmaktadır. Düşük gerilim ve elektriğin sık sık kesilmesi
ilde sıkıntı yaratmaktadır. Köylerin büyük kısmında telefon olmasına rağmen,
santral yetersizliği nedeniyle haberleşme doğru düzgün sağlanamamaktadır. İldeki sağlık hizmetlerinin, Doğu Anadolu Bölgesi ve
ülke genelinin gerisinde olduğu dikkat çekmektedir. Muş İlinde 10 000 kişiye 1
hekim düşmezken, ülke genelinde bu rakam 3,4'tür. Yine, Muş İlinde 10 000 kişiye
düşen yatak sayısı 8,5 iken, Türkiye genelinde bu sayı 24,9'dur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yıldız, lütfen toparlayınız. SABAHATTİN YILDIZ (Devamla) - Maalesef, eğitimde de
durum farklı değildir. Halen ilimizde bir fakülte açılmamıştır. Yıllardır Muş'a
bir eğitim fakültesi açtırmak için mücadele vermemize rağmen, bugüne kadar bunu
başarabilmiş değiliz. Fizikî olarak altyapısı hazırlanmış olan eğitim
fakültesinin resmî prosedürü bir türlü tamamlanamamaktadır. Sayın milletvekilleri, dertlerimiz, sıkıntılarımız
bunlarla bitmiyor; her alanda sıkıntılarımız var. Devletin hizmet götürdüğü
alanların tümünde sıkıntılarımız var; eğitimde var, sağlıkta var, içmesuyunda
var, yolda var; var, var, var... En büyük sıkıntımız da, tabiî ki işsizlik ve yoksulluk.
Ben, buradan tekrar hükümete sesleniyorum, beni seçip buraya gönderen Muş halkı
adına sesleniyorum; lütfen, Muş'a kulak verin, hiç olmazsa Muş Ovasını
sulayacak olan Alpaslan ll Barajının inşaatına bir an önce başlayın, eğitim
fakültesini bu yıl mutlaka hizmete açın, tütün ve pancar ekicisinin sesine
kulak verin ve buna bir çözüm bulun... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Son cümleniz için mikrofonu açıyorum, buyurun. SABAHATTİN YILDIZ (Devamla) - Aksi halde Muş'ta,
ileride büyük sosyal patlamalar olacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız. Sayın milletvekilleri, sunuşlara devam edeceğiz. Divan Kâtibinin sunuşları oturarak yapmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Şimdi, Başbakanlığın İçtüzüğün 75 inci maddesine göre
verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyorum: B) TEZKERELER VE ÖNERGELER 1. – Ecnebî Memleketlere Gönderilecek
Talebe Hakkında Kanuna Ek Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının yeniden
değerlendirilmek üzere geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/803) 18.4.2001 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına İlgi: a) 31/3/1998 tarihli ve B.02.0.KKG/101-1357/1681
sayılı yazımız. b)
22/6/1999 tarihli ve B.02.0.KKG/196-342/2695 sayılı yazımız. İlgi (a) yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulan ve ilgi
(b) yazımızla da yenilenmesi Bakanlar Kurulunca uygun görülen "Ecnebi
Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanuna Ek Maddeler Eklenmesi Hakkında
Kanun Tasarısı" nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci
maddesine göre yeniden değerlendirilmek üzere geri gönderilmesini arz ederim. Bülent Ecevit Başbakan BAŞKAN - Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonunda bulunan tasarı geri verilmiştir. Sözlü soruların geri alınmasına dair bir önerge vardır,
okutuyorum: 2. – Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in,
(6/1261, 6/1262, 6/1271, 6/1280) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına
ilişkin önergesi (4/356) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 560, 561,
570, 579 sıralarında yer alan (6/1261), (6/1262), (6/1271) ve (6/1280) esas
numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. Faruk Çelik Bursa BAŞKAN - Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir. Meclis araştırması önergeleri vardır; sırasıyla
okutacağım. İlk önergeyi okutuyorum: C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer ve
21 arkadaşının, esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/192) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Bünyesinde yaklaşık 16 milyon kişiye iş istihdamı
sağlayan, aileleriyle birlikte 20 milyon insanımızın geçimini temin eden, yurt
genelinde 4 milyon esnaf ve sanatkârımızın, içinde bulundukları sıkıntılardan
kurtarıp, tekrar ülkemiz ekonomisi içerisindeki işlevine kazandırılması için
yeni politikaların belirlenmesi, bu çerçevede kalıcı çözümler getirilmesi
amacıyla, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince, Meclis
araştırması açılmasını arz ederiz. 1. Mustafa
Geçer (Hatay) 2. Avni Doğan
(Kahramanmaraş) 3. Hüseyin Arı
(Konya) 4. Lütfi
Yalman (Konya) 5. Abdullah
Gül (Kayseri) 6. Osman Aslan
(Diyarbakır) 7. M.Ergün
Dağcıoğlu (Tokat) 8. Musa
Uzunkaya (Samsun) 9. Eyyüp Sanay
(Ankara) 10. Şükrü Ünal (Osmaniye) 11. Ahmet Derin (Kütahya) 12. Ali Sezal (Kahramanmaraş) 13. Ahmet Cemil Tunç (Elazığ) 14. Veysel Candan (Konya) 15. Mehmet Elkatmış (Nevşehir) 16. Aslan Polat (Erzurum) 17. Zeki Ergezen (Bitlis) 18. İlyas Arslan (Yozgat) 19. Nurettin Aktaş (Gaziantep) 20. Metin Kalkan (Hatay) 21. Bekir Sobacı (Tokat) 22. İrfan Gündüz (İstanbul) Gerekçe : Bugüne kadar her koşulda devletin yanında olmuş,
milletimizin hizmetinde bulunmuş, her türlü cefaya katlanmış olan esnaf ve
sanatkârlarımızın, cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi karşısında
artık dayanacak gücü kalmamıştır. Anayasanın 173 üncü maddesinde "devlet, esnaf ve
sanatkârı kollayıcı ve destekleyici tedbirler alır" demekle, önemli bir
görev yüklemektedir. Özellikle 57 nci hükümetin uygulamaya koyduğu ekonomik
politikalar ve bununla beraber yürürlüğe giren ekvergiler, SSK ve Bağ-Kur
primlerine bir yıl içerisinde yüzde 100'e varan zamlar, Halk Bankası tarafından
verilen kredilerin bürokratik engellemelerle kısıtlanması ve belli dönemlerde
durdurulması, esnafımızı zora soktuğu gibi, primlerini ve kredi taksitlerini
ödeyemeyen mükelleflere yüksek oranda gecikme zammı ve faiz uygulaması, yurt
genelinde 4 milyonu bulan esnaf ve sanatkârımızı iflasın eşiğine getirmiştir.
Her gün yüzlerce esnaf ve sanatkârımız işyerine kilit vurmaktadır. Sanayi ve ticaret odalarının, esnaf ve sanatkâr
odalarının beyanlarına ve yapılan tüm araştırmalara göre bu kesimde işten
çıkarmaların, icraların ve iflasla sonuçlanan kepenk kapamaların en büyük
nedeni, yukarıda belirtilen sebeplerden olduğu görülmektedir. İlgili yasalarda gerekli düzenlemeler yapılarak acil
tedbirler alınmadığı takdirde, aileleriyle birlikte 20 milyonu bulan bu kesimde
birçok alanda ciddî olumsuzluklar doğuracak ve büyük bir sosyal patlamaya neden
olacaktır. Türkiye Halk Bankasının (1.2.2001) esnaf ve
sanatkârlara gönderdiği yazıda, kredi faiz oranlarını yüzde 15 puan artırarak
yüzde 55 yükselttiğini, temerrüt faizlerini ise dünyanın hiçbir yerinde
uygulaması bulunmayacak şekilde 925 puan artırarak toplamda yüzde 1000'e
yükselttiğini bildirilmiştir. Ayrıca, 12.3.2001 tarihine kadar son elli yıl
içerisinde 420 trilyonu bulan kredi borçlarının 19.2.2001 tarihine kadar
ödenmesi istenmiştir; ödenmediği takdirde kredi taksitlerinin yüzde 250 faizle
tahsil edileceği ve yüzde 500 temerrüt faiz uygulanacağı belirtilmiştir. Aldıkları kredileri ödeyemediklerinden zaten icra ve
iflasla karşı karşıya gelmiş esnaf ve sanatkârımıza, ilgili yasalarda
düzenlemeler yapılarak ödeme kolaylığı getirilmelidir. Bağ-Kur ve SSK borçlarını ödeyemeyen esnaf ve
sanatkârımıza, ödeyemedikleri prim borçlarına ödeme kolaylığı getirilerek, hem
ekonomimize önemli bir kaynak sağlanmış olacak hem de esnaf ve sanatkârımıza
rahat bir nefes aldırılmış olacaktır. Büyük sermaye kuruluşlarının, kent merkezlerinde,
yasalara uygun olmayacak şekilde kent merkezlerinde marketler zincirini
yaygınlaştırmaları, bunlarla rekabet şansı olmayan küçük esnaf ve sanatkârımıza
hayat hakkı tanımamaktadır. Acilen bu durumların önlenmesi gerekmektedir. Esnaf ve
sanatkârımızın yukarıda belirtilen sıkıntılarının Parlamento gündemine alınıp
enine boyuna tartışılması ve kalıcı çözümler bulunmasını sağlayacak ilgili
yasalarda düzenlemeler yapılmasını arz ederim. BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur. Önerge gündemdeki yerini alacak, Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır. İkinci önergeyi okutuyorum: 2. – Hatay Milletvekili Mustafa Geçer ve
21 arkadaşının, karayollarıyla uluslararası yük taşıyan ve Ortadoğu ülkelerinde
çalışan nakliye araçlarının sorunları ve Irak'a uygulanan ambargonun etkileri
konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/193) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Karayolu ile uluslararası yük taşıyıcıları ile
özellikle Ortadoğu ülkelerine çalışan nakliye araçlarının sorunları ve Irak'a
uygulanan ambargo sonrası karşılaştıkları sıkıntıların aşılması için, yeni
stratejilerin belirlenmesi ve kalıcı çözümlerin bulunması amacıyla Anayasanın
98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını
arz ederim. 1. Mustafa
Geçer (Hatay) 2. Avni Doğan
(Kahramanmaraş) 3. Hüseyin Arı
(Konya) 4. İrfan
Gündüz (İstanbul) 5. Osman Aslan
(Diyarbakır) 6. Abdullah
Gül (Kayseri) 7. M. Ergün
Dağcıoğlu (Tokat) 8. Musa
Uzunkaya (Samsun) 9. Lütfi
Yalman (Konya) 10. Eyyüp Sanay (Ankara) 11. Şükrü Ünal (Osmaniye) 12. Ahmet Derin (Kütahya) 13. Ali Sezal (Kahramanmaraş) 14. Ahmet Cemil Tunç (Elazığ) 15. Veysel Candan (Konya) 16. Mehmet Elkatmış (Nevşehir) 17. Aslan Polat (Erzurum) 18. Zeki Ergezen (Bitlis) 19. İlyas Arslan (Yozgat) 20. Nurettin Aktaş (Gaziantep) 21. Metin Kalkan (Hatay) 22. Bekir Sobacı (Tokat) Gerekçe : Hava, deniz ve trenyolu ile taşımacılığın yüzde
25'lerde olduğu tahmin edilen ülkemizde, yüzde 75'ini elinde bulunduran
karayolu taşımacılığının önemli bir yeri vardır. Komşu ülkelerimizdeki zaman
zaman meydana gelen savaşlar ve savaş sonrası gelişmeler, bu ülkelere yapılan
ambargolar, çeşitli yerlerde yol güvenliğinin olmaması, ülkemizdeki ekonomik
krizin had safhaya çıkması gibi nedenler ile bilhassa 57 nci hükümet zamanında
nakliyeciler için getirilen ağır şartlar, ülke ekonomimiz ve nüfusu içerisinde
önemli bir yere sahip olan nakliyecilerimizi iflasın eşiğine sürüklemiştir. İlgili kurumlar tarafından gerekli düzenlemeler
yapılarak önlem alınmadığından, binlerce nakliyeci işi bırakmak zorunda
kalmıştır. Buna rağmen, 28.1.2000 tarih ve 24244 sayılı Resmî Gazetede
yayımlanan Ortadoğu ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerine yapılan
taşımalarda öz mal kadar kiralık araç çalıştırma zorunluluğu "Birebir
sistemi" getirmesi ve kiralık araçlarda C2 taşıt listesine kaydetme
uygulamasının başlatılması yürürlüğe girdiği takdirde binlerce araç devredışı kalacaktır.
Özellikle Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracatın bu araçlarla yapıldığı
gözönünde bulundurulursa, binlerce araç devredışı kalacağından, ihracatı
olumsuz yönde etkileyecektir. Ortadoğu ülkelerine çalışan araç sahiplerinin
yüzde 90'ının oluşturduğu Hatay İlimizde önemli bir nüfus sefalete sürüklenmiş
olacaktır. Nitekim, şu an itibariyle 2 000'e yakın araç Hatay'da atıl
vaziyettedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Ömer İzgi
yaptığı bir açıklamada, Irak'a yapılan ambargo gereği ülkemizden Irak'a ihracat
engellenirken, Batı ülkelerinin Ürdün üzerinden önemli miktarlarda ihraç
yaptıklarını belirtmektedir. İlgili ülkelerle gerekli temaslar yapılarak,
Irak'a ihracatın yapılması sağlanmalıdır. Ülkemizde uygulanmak istenen "Birebir"
uygulaması, C2 karne alma zorunluluğu ve araçlara 10 yaş sınırı getirilmesi
sonucunda, bu şartlara uymayan binlerce aracın çürümeye terk edilmesine
sebebiyet vereceği gibi, aynı zamanda bunların yerine bu şartları haiz olan
yabancı firmaların piyasaya sahip olmaları kaçınılmaz olacaktır. Nitekim, bu
uygulamaya geçilmek istenmesinde bünyesinde 600 firma bulunduran yabancı
sermayeli UND'nin bulunduğu iddia edilmektedir. Yukarıda belirtilen olumsuzluklar dışında, Halkbank
kredilerine sınırlama getirilmesi, yüksek oranlarda faiz ve gecikme zammı
uygulanması, Bağ-Kur ve SSK primlerinin çok yüksek tutulması, önemli sayıda
nakliyecimizi icralar nedeniyle faaliyetlerini sürdüremez hale getirmiştir.
İlgili yasalarda gerekli düzenleme yapılarak, bu kesimdeki esnafımıza ödeme kolaylığı
sağlanmalıdır. Bu durumların Parlamento gündemine alınması ve kalıcı
çözümler bulunması ve acilen gerekli tedbirlerin alınması kanaatindeyiz. Yüce Meclisin takdirine sunarız. BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur. Önerge gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır. Sayın milletvekilleri, şimdi, Demokratik Sol Parti,
Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş müşterek bir önerileri vardır; önce okutup işleme
alacağım, sonra oylarınıza sunacağım. Öneriyi okutuyorum : V.
– ÖNERİLER A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ 1. – Genel Kurulun çalışma gün ve
saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP ve
ANAP Gruplarının müşterek önerisi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulunun 19 Nisan 2001 Perşembe günü (bugün)
yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
Gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin, Genel Kurulun onayına sunulmasını
arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla.
Zeki Çakan ANAP Grup Başkanvekili Öneri : 19 Nisan 2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 654
sıra sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyondan Gelen Diğer İşler" kısmının 6 ncı sırasına; gündemin 6 ncı
sırasında yer alan 646 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 7 nci
sırasında yer alan 644 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 19 Nisan
2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 653 sıra sayılı Kamulaştırma Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının da, 48 saat geçmeden, gündemin
9 uncu sırasına alınması; 19 Nisan 2001 Perşembe günü, gündemin 10 uncu
sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir. BAŞKAN - Önerinin lehinde, aleyhinde görüş bildirmek
isteyen?.. KAMER GENÇ (Tunceli) - Aleyhinde söz istiyorum Sayın
Başkan. BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç. Süreniz 10 dakika. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hükümet, ekonomik krizi önlemek amacıyla peş peşe kanunlar
getirmektedir. Sivil havacılık kanunu, daha komisyondan yeni geçmiş, ne
olduğunu Parlamento bilmiyor, bilmeden de gelecek burada... Zaten,
milletvekillerinin kişisel konuşma hakları da kaldırıldı Tüzük değişikliğiyle;
biz, milletvekili olarak, ne kanunlarda konuşma hakkını elde edebiliyoruz ne
başka bir yerde; ancak, böyle, usulle ilgili tartışmalarda konuşma hakkını
buluyoruz; bu da, Parlamentoda, parlamenterlik görevinin yerine getirilmesi
mümkün olmayan bir statü yaratmaktadır. Evvela, bu durum, hakikaten sağlıklı
bir parlamenterlik görevini yerine getirmemizi engelliyor. Şimdi, hükümetin, evvela, kaybolan güvenini kazanması
lazım. Bakın, geçen hafta salı günü, enerjiyle ilgili fezleke açıklanıyordu.
Bizim aldığımız habere göre, geçtiğimiz salı günü, çok etkili ve yetkili bir
kimseden aldığım bilgilere göre, bu enerji fezlekesi açıklanıyordu ve Enerji
Bakanının, Yüce Divana gitmesi konusunda, savcılık fezlekesinde ismi yer almış.
Bu fezleke salı günü niye açıklanmadı; burada hükümetin çıkıp, açıklaması
lazım. Sonra, cumaya denildi, cumaya açıklanmadı. Bu hafta açıklanacaktı,
açıklanmıyor. Değerli milletvekilleri, eğer, bir memlekette yargı,
özellikle hükümetten gelen baskı sonucu görev yapamazsa, bu memlekette herkesin
yaptığı kendi yanına kâr kalırsa, bu memlekette biz neyle uğraşıyoruz! Bin tane
kanun çıkarın; bu kanunlar uygulanmadıktan sonra, bu kanunları uygulayan icra
organı, bakanlar suiistimallere karışmalarına rağmen, örtbas edildikten sonra,
niye kanun çıkarıyoruz; ben anlamıyorum. Bunu, birilerinin çıkıp, bize
söylemesi lazım. Bu fezlekenin açıklanmasını, Başbakan mı önlüyor,
Başbakan yardımcıları mı önlüyor veya kim önlüyor? Çıksın, burada, bakan
söylesin; desin ki "böyle bir şey yok." İnanmanızı istiyorum, çok
emin bir yerden geçen hafta öğrendik, geçen salı günü açıklanıyordu; ama, sırf
"efendim, işte, ekonomik kriz var, yeni kriz doğar" gibi... Arkadaşlar, en büyük, önemli olay, ülkede güvendir. Bu
güvenin arkasında... Eğer halk güvenini kaybetmişse, siz, hangi kanunu
çıkarırsanız çıkarın, maalesef, bunun önünü alamazsınız. Bence, burada eğer bir
hükümet varsa, sorumlu bir hükümet varsa, çıksın "hayır, enerji
fezlekesinin açıklanmasını biz baskıyla önlemiyoruz" desin. Bence, bizim
aldığımız habere göre, hükümetin 3 lideri bunun açıklanmamasında özellikle
anlaşmışlar; ama, ne zaman açıklanacağını da söylesinler efendim. Yani, şimdi,
bu kadar, ortada çok büyük suiistimaller varken... Mesela, bakın, yine geçen gün, çok emin bir yerden
aldığımız bir bilgiye göre, Türkiye'de, 1 kilovat/saatlik kurulu gücün
dünyadaki üretimi maliyeti 500 dolarken, maalesef, Enerji Bakanlığında bu 1 000
dolara veriliyor. Mesela, İstanbul'da büyük bir Türk konsorsiyumun ortağı da
olan bir firmaya, 480 megavat/saatlik kurulu güçle ilgili bir ihale 480 milyon dolara
veriliyor; o kişi, hiçbir şey yapmadan, getiriyor, onu, anahtar teslimi 240
milyon dolara bir başkasına veriyor. Daha bunun gibi neler var! Yani, sayın
eski bakanlarımız da bunları biliyor. Değerli milletvekilleri, ülkeyi, âdeta bir
suiistimaller memleketi haline çeviren bir hükümet. Dünya Bankasının raporları
var; Davos'ta Başbakan Yardımcısına deniliyor ki "dünyanın en büyük
suiistimalci ülkesi sizsiniz." Bakın, bunlar temizlenmeden, memleket, bu
bunalımı atlatamaz, bu krizi atlatamaz. Burada, her şeyden önce yapılması gereken önemli
meseleler neyse, onlar üzerinde duralım. Yoksa, böyle, temel meseleyi, can
damarını bir tarafa bırakırsak, öteki meselelerin üzerine gidersek, bu
memlekete faydalı işler yapmayız. Bin tane kanun çıkaralım, bin tane kanun ne
ifade eder ki?!. Öte tarafta, o halkın cebinden topladığınız paraları birileri
çalıyor çırpıyor, yandaşlarına aktarıyor ve ondan sonra da kimse hesap
sormuyor. Bu memlekette her şeyi herkes görüyor; ama, bakmayın, tabiî, basın
organlarına hükümetten çok büyük bir kaynak sağlanıyor, bu basın organlarının
köşe yazarları da ne yapıyorlar; hükümetin üzerine gitmedikleri için, hedef
olarak Parlamentoyu gösteriyorlar, bizi âdeta bir kör tavuk durumuna düşürdüler
"aman Parlamento çalışmıyor, aman Parlamento çalışmıyor..."
Parlamento nasıl çalışmıyor?!. Sonra, bu kanunlar böyle incelenmeden,
tartışılmadan, memlekete ne getirir ne götürür, üzerinde durulmadan, bu
kanunların üzerinde durulur mu?!. Bakın, ülkeye faydalı şeyler getirmiyoruz. Ülkeyi
felakete götürüyoruz. Ülkede var olan felaketlere yeni yeni felaketler
ekliyoruz; ama, maalesef, hâlâ hükümet karşımızda, sanki bir şey yapıyor. Şimdi, mesela şu cezaevleri meselesi. Sayın Başbakan
diyor ki: "Efendim, biz, örgütlerin öldürmeyi kararlaştırdıkları kişilerin
oyununa gelmeyiz." Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
tek başına bir devlet değildir. Hapishanede örgütsel mücadele verildiği belli,
birtakım örgütsel mücadeleler sonucu insanlar ölüyor; ama, bir devlet olarak,
hapishanelerde, uluslararası düzeyde var olan koşulları yaratmak da devletin
görevi; yani, katil olabilir, vatan haini olabilir, adam öldürebilir; ama, siz,
hapishanede tuttuğunuz insanlara insanca yaşama koşullarını oluşturmak
zorundasınız; yani, bir kişi, yirmidört saat, tek başına, bir sene, iki sene,
üç sene kalmaz; bu, dünyanın hiçbir yerinde yok; ama, maalesef, hükümetimiz,
Başbakanımız, Adalet Bakanımız, İçişleri Bakanımız olayı başka yöne
çeviriyorlar. Maalesef, Türkiye'de olaylar hep başka zeminlere
çekiliyor, gerçekler hep inkâr edilerek, zannediliyor ki, bir şeyler yapılıyor;
ama, bunların hiç birisi doğru şeyler değildir ve böyle, gerçekleri kendi
hesabımıza geldiği şekilde tarif edersek de, ülkeye faydalı işler yapacağımız
inancında değiliz. Onun için, bir an önce şu memleketi selamete
kavuşturmak istiyorsak, temel meselelerin üzerine gitmemiz lazım, temel
konuları elimize almamız lazım. Bugün, Parlamentoda, denetimi kaldırmışız. İktidar
partilerinin milletvekilleri, bu kadar batağa, suiistimale batmış bir hükümetin
bakanları ortada iken, maalesef, hiç birisinin üzerinde durmuyor. Yani, şu
anlaşılıyor ki: Üç partinin liderleri ve üç partinin yetkilileri, birbirleriyle
ilgili bir sicil tutmuşlar; ya telefonları dinleniyor ya birbirleriyle ilgili
sicilleri var. Birisi "yahu sayın ortak, senin şöyle bir şeyin var"
deyince, öbürü "ortak, senin de şöyle bir durumun var, senin de şöyle bir
suiistimalin var" öteki ortak da diyor ki "yahu ortak, senin de böyle
bir suiistimalin var." Onun için "sus" diyorlar "sus, aman
ha sus; susalım da..." Ama, bu susmakla, örtbas etmekle nereye
varabiliriz, nereye kadar varabiliriz?! Bu ülkeye, gerçekten, çok büyük
kötülükler yapıyoruz. Bu kötülüklerin önünü açabilmemiz için, bir defa,
suiistimalleri yapanları, bir an önce... Hiç olmazsa, birisini açıklayın,
birisini yargı önüne çıkarın. Şu enerji raporunu, enerjinin savcılık raporunu kim
engelliyor? Ben öyle inanıyorum ki, Başbakan ve iki Başbakan Yardımcısı bunu
engelliyor. Aksineyse, çıksınlar buradan açıklasınlar; Başbakan ve Başbakan
Yardımcıları, eğer bu enerji fezlekesinin açıklanmasını engellemiyorlarsa,
çıksın, açıklasınlar. (MHP sıralarından gürültüler) CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sen, önce, bu bilgiyi veren
kim onu açıkla. KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, ben iddiada
bulunuyorum; ben milletvekiliyim... OKTAY VURAL (İzmir) - Kim söyledi sana?.. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sen şahsiyetli bir adamsın; bu
bilgiyi kim verdi, onu açıkla, biz Parlamento olarak onun üzerine gideceğiz. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım. KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, bakın, ben bir iddiada
bulunuyorum. Cumhuriyet Başsavcısı, bunu, geçen salı açıklayacaktı... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Genç... Sayın Genç... CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Şunu söyle, biz de seninle
beraberiz... KAMER GENÇ (Devamla) - Ciddî bir yetkiliden aldım...
Bana soracağınıza... Ben burada izah ediyorum... (MHP sıralarından gürültüler) CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Seninle beraberiz, söyle... BAŞKAN - Sayın Genç, Genel Kurula hitap edin lütfen. Sayın milletvekilleri, siz de söz isterseniz, söz
veririm. Mikrofonu açacağım, 1 dakikanız kaldı. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan, lütfen... Genel
Kurula hitap ediyor... Bize şu anda haddimizi öğretiyorsunuz; ama, on dakikadır
konuyla alakalı konuşmuyor, hiç müdahale etmiyorsunuz; biz söyleyince,
diyorsunuz ki... KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, ben konuyla ilgili
konuşuyorum, tam konunun üzerinde konuşuyorum. Burada ne getiriyoruz? Kanunları
daha incelemeden Parlamentonun gündemine getiriyorsunuz; bunlarla neyi
halledeceksiniz diyoruz "ekonomik krizi çözeceğiz" diyorsunuz.
Ekonomik krizin nasıl çözümleneceğini ben size söylüyorum; işin özü o... Yani,
bir hükümette suiistimaller örtülmeye başlandıktan sonra, daha siz neyin
peşinde koşuyorsunuz?! Temel sorun, hükümetteki suiistimallerin ortaya
çıkarılıp ilgililerinin yargılanmasıdır. Cumhuriyet Başsavcısına gidin, fezleke
hazır mıdır değil midir; kim engelliyor bunu? CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Niye gidelim; sen
söylüyorsun... KAMER GENÇ (Devamla) - Ben söylüyorum, çıksın işte
efendim... Adalet Bakanı... BAŞKAN - Sayın Genç, karşılıklı konuşmayın. KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, biz bunları nerede
konuşacağız; tabiî ki, burada konuşacağız. BAŞKAN - Meclise hitaben konuşun, bir tarafa bakarak
konuşmayın. KAMER GENÇ (Devamla ) - Ben Meclise hitap ediyorum...
Onun için... Bu gelen kanunları incelemedik. Bakın, Kamulaştırma
Kanunu çok önemli bir kanundur, insanların mülkiyet hakkına el atan bir
kanundur; bunların, enine boyuna tartışılması lazım. Yine, Havacılık Kanunu
böyle; ama, tabiî, siz bir talimat almışsınız, ille çıkaracağız diyorsunuz.
Peki, çıkarın... Saygılar sunarım efendim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Yaşar Dedelek, buyurun efendim. Lehte mi
konuşacaksınız? Buyurun, buradan konuşun. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Efendim, 69'a göre
cevap vermek istiyorum. İsterseniz kürsüden, isterseniz yerimden olabilir. BAŞKAN - Sayın Dedelek, konuşma hakkınız var; gelin,
buradan konuşun; çünkü, sataşma var-yok tartışmasına girmeyelim. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Tamam efendim,
teşekkür ederim. BAŞKAN - Buyurun... Lehte konuşacaksınız herhalde... Süreniz 10 dakika. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan,
değerli üye arkadaşlarım; Anayasamızın 2 nci maddesi, Türkiye Cumhuriyetini
"demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir" diye tarif eder;
yani, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hukuk devletidir. Yine, Anayasamızın 9 uncu
maddesi "Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce
kullanılır" diye kendisini tanımlar. Değerli arkadaşlar, Kamer Genç arkadaşımız, bu kürsüye
her çıktığında, seçmenine propaganda yapmak amacıyla, çeşitli kirli ve çirkin
sözleri buradan yaymaktadır; bunu daha önce de Mecliste söyledim. Bu değerli
arkadaşımız, tecrübeli, Parlamentoyu tanımış bir kimse olması gerekirken,
maalesef, Partisinde dahi rahatsızlık duyduracak derecede birtakım konuşmalar
yapmaktadır. Değerli arkadaşlar, beyaz enerji konusunun devlet
güvenlik mahkemesinde soruşturma süreci devam etmektedir; bunun ne zaman
tamamlanacağı, ne zaman fezlekesinin hazırlanacağı, DGM'ye ait bir husustur.
Özellikle, bu Meclisin içinden güvenoyu alarak şu anda hükümeti icra eden başta
Başbakan ve Yardımcılarını bu fezlekeyi durdurmayla suçlaması bir hukuk suçudur
ve Mecliste bu tür beyanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinden yapılan bu
açıklamalar, Yüce Türk Milletini yaralamaktadır. Kendisine daha fazla söyleyecek bir söz bulamıyorum;
ama, bu tür konuşmalarını keserse çok daha iyi olacaktır. Milleti kimsenin
rencide etmeye hakkı yoktur. Sadece Kamer Genç seçilip gelmemiştir; 550 üye
halk tarafından seçilip, buraya gelmiştir ve hukuk devletinde hukuk anlayışına
saygı göstermenin bir gerek olduğunu arz ediyorum, saygılar sunuyorum. (ANAP,
DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. Lehte oy vereceğinizi de söylüyorsunuz. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Lehte oy vereceğim. NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Sayın Başkan, bir hususu
düzeltmek istiyorum... BAŞKAN - Grubunuza izafeten bir ifadede bulunuldu; buyurun.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Sayın Başkanım, efendim, Kamer
Genç arkadaşımız değerli bir arkadaşımızdır; oldukça da tecrübeli
arkadaşımızdır, kardeşimizdir; deneyimi vardır, Parlamento deneyimi vardır.
Elbette ki, kişisel olarak, her milletvekilinin olduğu gibi, Kamer Genç
arkadaşımızın da söz istemleri zaman zaman olabilecektir; kişisel düşüncelerini
de bu millet kürsüsünden ifade edecektir. Sadece Kamer Genç ile ilgili değil,
benim Grubumun içinden, zaman zaman, milletvekili arkadaşlarımız veya zaman
zaman, ben, Nevzat Ercan olarak, bu kürsüden, şahsen farklı düşünceler
sergileyebilirim. Bu, demokrasinin de doğasında var zaten aslında; ama, şunu
ifade edeyim ki, Doğru Yol Partisi Grubunun, Kamer Genç'ten hiçbir rahatsızlığı
yoktur. (MHP sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar[!]) OKTAY VURAL (İzmir) - Olması da mümkün değil zaten! NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Sizin kendi içinizdeki
rahatsızlıkları biz biliyoruz; yani, hükümetin içinde bakanların bakanlarla,
başbakanlarla... BAŞKAN - Şimdi, karşılıklı konuşmayalım. NEVZAT ERCAN (Sakarya) - ...partinizin içinde
milletvekillerinin kendi aralarında, hükümet üyeleriyle, neredeyse karşılıklı
kavga noktasına varan rahatsızlıkları biz biliyoruz ve yaşıyoruz... BAŞKAN - Sayın Ercan, yeni sataşmalara meydan
vermeyelim. NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Milletçe de biliyoruz bunları.
Siz kendinizi tarif etmeye filan kalkmayın. Kalkmayın... Ben, Sayın Dedelek'in
o kürsüden söylediği, doğru bulmadığım bir hususu düzeltmek için söz aldım.
Niçin rahatsızlık duyuyorsunuz?! Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum BAŞKAN - Konu anlaşılmıştır; teşekkür ediyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkanım, benim için de
"kirli ve çirkin sözlerini yaymaktadır" dedi, müsaade ederseniz, bir
cevap vereceğim. BAŞKAN - Oturduğunuz yerden söyler misiniz... İsim zikrederek "kirli ve çirkin" dediğiniz
için söz vermek zorundayım. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - "Yakışıklı" dese,
gerek yoktu değil mi! BAŞKAN - Yalnız, çok kısa olsun ve yeni sataşmaya izin
vermeyecek kadar tecrübeniz var zaten, lütfen... Buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, çok teşekkür
ederim. Şimdi, benim kirli ve çirkin sözlerim hangileridir;
bunların yaptıkları suiistimalleri, hırsızlıkları dile getirdiğim sözler,
bunlara göre çirkin ve kirli sözlerdir; ama, bir de gitsinler halka sorsunlar,
onlar kirli mi, yoksa temiz sözler midir. Şimdi, bizim burada dile
getirdiğimiz, parlamenterlik görevimizin bir gereğidir. "Adalet"
diyor. Şimdi, Sayın Dedelek, soruyorum. Dün, bir basın organında köşe yazısı
yazan bir arkadaşımız da, aynen, uçakta gelirken söyledi -ben başkasından
duymuştum- bu fezleke geçen salı günü açıklanacaktı; ama, iktidar ortakları
bunu örtbas ediyorlar... AYDIN TÜMEN (Ankara) - Ne alakası var Sayın Başkan?! BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen, yalnızca sataşmaya cevap
verin, yeniden başka konuya girmeyin. KAMER GENÇ (Tunceli) - Peki efendim. Sayın Başkan, bir milletvekili olarak ben, burada çıkıp
düşüncelerimi söylemek durumundayım.. Benim Grubum benden hiç rahatsızlık duymuyor. Ben
Grubumdaki bütün arkadaşlara saygı ve sevgi bağlarıyla bağlı bir insanım. Benim
Grubumun benden rahatsızlık duyup duymaması, onları hiç ilgilendirmez. BAŞKAN - Açıklandı efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Ayrıca da, yani, kendilerine
tavsiyem, böyle bize saldıracaklarına, evvela... Biz onların hükümetinin
bakanları gibi birbirimize çıkıp da küfür etmiyoruz, birbirimizi itham
etmiyoruz. BAŞKAN - Estağfurullah... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sayın Başkan, seviyeli
konuşması için, lütfen, uyarı yapın. BAŞKAN - Bakın, yeni sataşmalara meydan veriyorsunuz. KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır, bir dakika... Ondan sonra da, burada söylediğimiz sözleri... BAŞKAN - Sayın Genç... KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, son cümlemi
söyleyeyim... BAŞKAN - Son cümleniz... KAMER GENÇ (Tunceli) - Bizim istediğimiz,
söylediklerimizi halk anlıyor, eğer güçleri varsa, çıkalım şu Kızılay'da Sayın
Dedelek'le de, Sayın MHP'li milletvekilleriyle de beraber yürüyelim. (MHP
sıralarından gürültüler) CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Gel.. Gel... Hadi gel... KAMER GENÇ (Tunceli) - Halk kimi takdir ediyor
efendim... BAŞKAN - Peki, tamam efendim... Teşekkür ederim. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Kur bir grup, hadi gidelim.
Anlatalım vatandaşa kim çalmış, kim soymuş. 70 yıldır memleketi yönetiyorsunuz,
ne yaptığınız ortada. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, başka söz talebi?.. OKTAY VURAL (İzmir) - Aile fotoğrafı nerede?.. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sizi yetiştirmişiz; yetmiyor
mu?.. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Bu memleket bu hale geldiyse,
işte onlar gibilerin yüzünden geldi. BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşarak bir yere
varamayız. Konuşmak da lazım; ama, bu şekilde karşılıklı konuşarak... MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, öneri üzerinde
konuşmak istiyorum. BAŞKAN - Sayın Akın, lehte mi, aleyhte mi
konuşacaksınız? MURAT AKIN (Aksaray) - Aleyhte konuşacağım. BAŞKAN - Buyurun efendim. Süreniz 10 dakika. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; gündeme alınması istenen kanun tasarılarından, kamulaştırma
kanununda değişiklik yapılması hakkında 653 sıra sayılı yasa tasarısı, daha
bize bugün geldi. Bu yasa tasarısı, bilindiği üzere, 4.11.1983'te ve 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunda değişiklik yapan, halen yürürlükte olan yasayla
alakalı bir değişikliktir. Değerli milletvekilleri, geçmişte, kamulaştırma ve
vergi kanunlarında yapılan acele ve ivedi değişiklikler, ülkede, bilhassa
ekonomik istikrarın bozulmasında büyük katkı sağlamıştır. Bu kamulaştırma
yasası da, bilhassa sayın üyeler tarafından, bizler tarafından iyice
incelenmeden eksik ve diğer yönleri tespit edilmeden burada müzakere
edildiğinde, geçmişteki, vergi yasalarında olan menfi durumlar ortaya
çıkabilir. Bilindiği üzere, 4369 sayılı Vergi Kanunu, bu Mecliste, geçmişte,
alelacele görüşüldü ve halk arasında, meşhur, nereden buldun yasası olarak
bilindi. Tasarı, kanunlaşmadan, 200 milyar dolara yakın bir sermayenin dışarı
kaçmasını sağladı. Değerli milletvekilleri, 200 milyar dolara yakın...
Bugün, eğer, o para, o kanun, o değişiklikler vaki olmasaydı; yapılmamış
olsaydı, belki, bugün, bu hükümete yöneltilen tenkitlerin şiddeti bu kadar
olmayabilirdi. Yani, onun zararını yine sizler çektiniz. Soruyorum, peki, o
kadar isabetli bir yasaydı da, üç kez, beş kez değişiklik yapılmasına rağmen,
niçin, ülkedeki ekonomik istikrarı sağlayıcı tedbirlerin hiçbirisi fayda
sağlamamıştır? 200 milyar dolar olmayabilir -telaffuz edilen bu- ama, hiçbir
zaman, bunun daha aşağısı ya da yarısı bir rakam da değildir. Şu an, ülkede,
5-10 milyar dolara ihtiyaç olduğu bir dönemde, cari işlemler açığının 10 milyar
dolar olduğu bir dönemde, ithalat ihracat arasındaki farkın 27 milyar dolar
olduğu bir dönemde, ekonominin ne kadar isabetsiz ve derin kriz içerisinde
olduğu hepinizce malum olduğu bir hal üzereyken, 200 milyar dolar değil, 50
milyar dolar olsa dahi, bu, bu sıkıntıyı önlemez miydi? Son sosyalist ülkelerdeki vergi yasa tasarılarını
getirdiniz, kanunlaştırdınız; ülke, bu hale geldi. Yine, burada da, onun bir
benzeri durum olacak. Yani, hükümet olarak, bunun sıkıntısına, tenkidine,
muhatap olan siz olacaksınız. Onun için, bunu, iyice araştıralım, inceleyelim,
eleştirilere cevap verin; ondan sonra, o değişikliklerle çıkarırsak, hiç
olmazsa, bunun kârı size olur. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akın. Sayın milletvekilleri, 19 uncu maddeye göre verilmiş
grup önerisini oylatmadan evvel tekrar okutacağım; çünkü, araya laflar girdi,
hatırınızdan çıkmış olabilir. Hatırlatmak bakımından öneriyi tekrar okutuyorum: Öneri : 19 Nisan 2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 654
sıra sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlar Gelen Diğer İşler" kısmının 6 ncı sırasına; gündemin 6 ncı
sırasında yer alan 646 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 7 nci
sırasında yer alan 644 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına; 19 Nisan
2001 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 653 sıra sayılı Kamulaştırma Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının da, 48 saat geçmeden, gündemin
9 uncu sırasına alınması; 19 Nisan 2001 Perşembe günü, gündemin 10 uncu
sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir. BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmını
geçiyoruz. Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız. VI. – KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER 1. - İzmir
Milletvekili Rıfat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;
Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un;
Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in;
İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili
Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449)
(S. Sayısı : 527) BAŞKAN - Komisyona geri verilmiş olan, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin
görüşülmeyen maddeleriyle ilgili Komisyon raporu Başkanlığa henüz intikal
etmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz. Emniyet Teşkilatı Kanunu, Polis Yükseköğretim Kanunu ve
190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının müzakeresine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2. - Emniyet
Teşkilâtı Kanunu, Polis Yükseköğretim Kanunu ve 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/497, 1/212) (S. Sayısı : 438) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Müzakeresi ertelenmiştir. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilatı
Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine
başlayacağız. 3. - Kamu
Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Müzakeresi ertelenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
624 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine
başlayacağız. 4. - Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan ve 7 Arkadaşının;
Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Bartın Milletvekili Zeki Çakan, Denizli
Milletvekili Beyhan Aslan, Eskişehir Milletvekili İ.Yaşar Dedelek ile Antalya
Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri,
Millî Savunma ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/757, 2/603, 2/605) (S.
Sayısı : 592) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Müzakeresi ertelenmiştir. Ekonomik, Kültürel, Eğitim ve Teknik İşbirliği
Başkanlığı Kurulması, 206 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının
müzakeresine başlayacağız. 5. - Ekonomik,
Kültürel, Eğitim ve Teknik İşbirliği Başkanlığı Kurulması, 206 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin İki Maddesinin Değiştirilmesi ve 190 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellere Bir İlave Yapılması Hakkında 480 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Bu Kanun Hükmünde Kararname ve Devlet Memurları
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/206, 1/779) (S. Sayısı : 639) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Müzakeresi ertelenmiştir. Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu
raporunun görüşmelerine başlıyoruz. 6. - Türk
Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/838) (S.Sayısı :
654) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır. Hükümet?.. Hazır. Sayın milletvekilleri, komisyon raporu 654 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Şimdi, tasarının tümü üzerindeki müzakerelere
başlıyoruz. Gruplar adına ilk söz, Fazilet Partisi Grubu adına,
Bingöl Milletvekili Sayın Hüsamettin Korkutata'ya aittir. Buyurun Sayın Korkutata. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. FP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Sivil Havacılık Kanununda değişiklik
yapılmasını öngören 654 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde Grubum adına söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısı komisyonumuza dün
intikal etti ve komisyonumuzda yapılan görüşmelerde, iktidarıyla muhalefetiyle
bütün arkadaşlar, bu kanunun ülke için uygun olacağı, biraz sonra açıklayacağım
sebepler dolayısıyla bir an önce çıkması gerektiğinde görüş birliğine vardılar
ve bu sebepten dolayı da, bu kanun tasarısı, tabiî ki hükümetin de arzusu
üzerine, derhal Genel Kurula getirildi. Bunun üzerinde, ciddî şekilde, belki
bazı hazırlıklar yapılamadı; ama, görünüş, tabiî ki, bu kanunun Türk sivil
havacılığına yeni bir görüş getireceği, yeni bir anlayış getireceği
şeklindedir. Değerli arkadaşlar, bu Kanun, mevcut şekliyle, ücret
tarifelerinin Bakanlıkça belirlenmesini ve onaylanmasını gerektiriyordu;
ayrıca, üçüncü kişilere onbeş gün önceden bunun duyurulması gerekiyordu. Şimdi,
bu yeni düzenlemeyle, ücret tarifeleri için deniliyor ki: Mademki uluslararası
alanda özelleştirmek istiyoruz Türk Hava Yollarını; o zaman, ücret tarifelerini
bu şirketler istedikleri gibi yapsınlar, onay olmadan yürürlüğe girsin; ama, üç
gün önceden, hiç olmazsa, üçüncü kişilere duyurulabilsin. Daha önceki kanunda,
bunun, onbeş gün önceden duyurulması zarureti vardı. Hakikaten, düşünüyoruz ki,
bazı sebepler vardır ki, acil kararı gerektirir. Mesela, bizim ülkemizde
paranın değeri her gün kayboluyor, bunu diyeceğiz. Genelde bu böyle. Bunun
yanında, akaryakıt zamları her gün yapılmakta. Onbeş gün, biz, devlet olarak
belki zararına çalışırız; ama, bir şirkete "onbeş gün zararına çalış"
demek, tabiî ki, mümkün değil. Bunun için, bu 25 inci maddede bir değişiklik
yapılmak suretiyle, burada, ücret tarifeleri tamamen bu şirketlere
bırakılmıştır; ama, uçuş tarifeleri için Bakanlık onayını gerektiriyor ve bunun
da yedi gün önceden üçüncü kişilere duyurulması söz konusu. Bunun sebebi ise,
tabiî ki, hava trafiğinin daha güvenli, daha düzenli, daha sistemli olabilmesi
için bu tarifelerin Bakanlıkça bilinmesi, havaalanının kapasitesi, uçuş
saatleri, uçuş zamanı hepsi bu yönden çok önemlidir ki, ciddî şekilde, güvenli
şekilde bunlar yapılabilsin. Kanunun halihazır durumu bu. Değerli arkadaşlar, elbette ki, modern dünyanın en büyük
nimetlerinden birisi havacılıktır; yani, uçaktır. Bu medenî dünyada, herkes de
bu nimetten yeterince istifade etme hakkına sahiptir. Ama ne acıdır ki, bizim
ülkemizde, herkes, parası olsa dahi bu haktan yeterince istifade edememektedir.
Zira, bu modern nimetin olabilmesi için, o bölgede bir altyapının olması lazım.
Eğer altyapınız yoksa, siz, bu modern dünyanın nimetinden istifade
edemiyorsunuz. Yani, bu, aynı zamanda, modern dünyanın bir gelişmişlik
ölçüsüdür; nereye, ne kadar zamanda hızlı yetişebiliyorsan, ulaşabiliyorsan o
kadar medenisin. Yani, ülkenin bir tarafına eğer ulaşamıyorsan, burada bir
noksanlık, bir sakatlık vardır. Gerçekten, bugün, ülkemizde de bu vardır. Hele,
hele gelişmekte olan veya gelişmemiş bölgelerin istikbali, bana göre, tamamen
ulaşıma bağlıdır. Büyük bir düşünürümüz "ulaşamadığın yer senin
değildir" demiştir. Evet, bir yere ulaşamıyorsan birçok şeyi de, oraya
götüremezsin. Değerli arkadaşlar, bugünkü modern dünyada, ulaşabilmek
için, her şeyden önce, o bölgede güvenli, ciddî bir altyapının olması lazım.
Şimdi, kendi bölgemize, doğu ve güneydoğunun, belki de batının ve Karadeniz'in
de birçok yeri, bu modern nimetten mahrumdur; çünkü, buralarda havaalanı
yoktur. Havaalanları, bana göre, Türkiye'de dengeli bir şekilde
planlanmamıştır. İşte, İstanbul'a havaalanı yapıldı, bugün de kapatıldı. Bu,
olacak şey midir?! Bunu planlayanlara, bir şey diyecek bir babayiğit yok mu?!
Olmaz böyle şey değerli arkadaşlar!.. Şu anda doğu ve güneydoğunun birçok yöresine, iline
giden uçak tarifeleri iptal edilmiştir. Niye; efendim, yeterince yolcu yok.
Niye; bir il, kendi imkânlarıyla, güvensiz, küçük bir havaalanı yapmışsa,
elbette ki, birçok pilot -teknik yönden- oraya gitmek istemez veya taşınacak
yeterince insan bulunamaz. O zaman ne yapılmalıydı; bana göre, ciddî şekilde
plan yapılan bir ülkede, birkaç ilin ulaşabileceği yerlere havaalanları
yapılmalıydı. Mesela, basit bir şey söyleyeyim. Bingöl, küçük bir havaalanı
yapmak için, beş senedir uğraşıyor, yapamıyor, ilin gücü yok; il özel idaresi yapmaya
çalışıyor; gücü yok. Bir ara soru önergesi de verdik; Ulaştırma Bakanlığı cevap
verdi. Bir ara, havada balonlar patladı, havaalanı yapılmak isteniyor, hayhay,
buyurun, yapın; size feda ederiz, kurban ederiz dedik; ama, sahip çıkan yok,
yapamaz da... Yine, bu kürsüden, yıllar önce söylemiştim, gelin,
Bingöl-Elazığ ve Tunceli illerinin orta yerinde olan Kovancılar diye bir
mıntıka var, burada bir havaalanı yapalım üç il de istifade etsin. Üç il
istifade ettiği için bu verimli olur, rantabl olur; bütün bu insanlar istifade
ettiği gibi de, güzel bir havaalanı olur, uluslararası havacılığa açık olur.
Bugün de lazım, yarın da lazım; ama, maalesef, her il kendi başına bir şeyler
yapmak istedi veyahut da bazı politikalar veya Başbakanına kadar, işte, mendil
sallamak için oralara müsaade ettiler ve bugün bunun acısını çekiyoruz, yarın
da çekeceğiz. Bölgede birkaç tane havaalanı var, sivil havaalanı değil, askerî
havaalanı, bazen geçerken hazırolda geçmek durumunda kalıyorsun. Değerli arkadaşlar, böyle şey olmaz. Buraya ilim adamı
gitmez. Gülmeyin!.. İlim adamı gitmez buraya, yabancı gitmez. Ben hazırolda da
gitsem hiçbir şey olmaz; ama, diğer adam gelmez buraya. Benim bölgem, ülkenin
birçok yeri bugün her şeyden önce ilim adamına muhtaç, kalifiye elemana muhtaç,
sermayeye muhtaç. Sermaye, yeşereceği, gelişeceği, büyüyeceği, en hızlı ve en
konforlu şekilde ulaşacağı yere gider. Eğer bunlar yoksa, sermaye oraya gitmez.
Bugün, üniversite öğretim üyesi, bizim bölgemize, birçok yerlere uçakla
gidiyor, geliyor. Değerli arkadaşlar, eğer güvenli uçak yoksa, sen
üniversite yapamazsın, yapsan da verimli olmaz. Mutlaka da ulaşılması lazım. O
zaman eğer her bir ile bu lüks oluyorsa, modern dünyanın en büyük nimeti de
budur diyorsak, o zaman iller arasına güvenli büyük havaalanları yapmak
şarttır. Bunu yapmadığımız takdirde biz hiçbir zaman buraya doğru dürüst hizmet
yapamayız. Elbette ki, bu hizmetlerin yapılabilmesinin bir yolu da
teşviktir. İşte, eğer, rahat ve güvenli şekilde kalifiye eleman buraya
gidebiliyorsa o zaman sermayenin de gitmesi söz konusudur. O zaman sermaye
teşviki de bir para eder, değer kazanır. Biz, burada 193 sayılı Vergi Kanununda
değişiklik yapmak suretiyle bir teşvik kanunu getirdik "size parasız arsa,
yüzde 50 indirimli enerji" denildi ve birçok avantajlar verildi; ama,
kimse hiçbir şey yapmadı. İşte bölge gözler önünde: Kardeşim, ben, orada çok
iyi bir mühendis tutamıyorum. Niye; sosyal ortam yok. Ben, oraya yeterince
kredi de alamıyorum; zira, bizim devletin resmî bankaları, bu insanların, menkullerini,
gayrimenkullerini -para hariç- hiçbir şeyi ipotek olarak kabul etmiyor. Ne
olacak peki; ha, bu insanlar güven istiyor, diyor ki: "Ben, buraya,
dilediğim mühendisi, dilediğim ustayı götürmeliyim, orada işini bitirdikten
sonra, yine güven içerisinde uçağına binmeli, Ankarasına, İstanbuluna
gitmelidir." Bunu oluşturmak da bizim görevimizdir. Şimdi, bu tasarıyla, tabiî ki, biz, sadece ulaşımda bir
güvenlik getiriyoruz, bir rekabet getiriyoruz. Şu anda taşıma yapmak isteyen 9
tane sivil havacılık şirketi var, 3 tane de ön izin almış olanlar var, belki
daha çok müracaat eden olacak doğru da; bana göre, bunların hiçbirisi havaalanı
yapmayacak değerli arkadaşlar; mevcut havaalanınız varsa, bundan istifade
edecekler. Kim istifade edecek bundan; modern havaalanı olan yerler istifade
edecek; ben, yine istifade edemeyeceğim değerli arkadaşlar. Onun için, bu
modern nimetten, herkesin istifade etmesi lazım. Oradan bir ses geldi... Değerli arkadaşım, ne söylemek istiyorsan buraya gel
söyle. Bilmiyorum bir şey söylüyor; ama, her zaman böyle garip
garip konuşur bu arkadaş, ne olduğu da belli olmaz; abes bir şey. YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Senin lehine söyledi; ama,
sen anlamadın. HÜSAMETTİN KORKUTATA (Devamla) - Yok, oradan birisi
konuştu MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Lehinde, lehinde... HÜSAMETTİN KORKUTATA (Devamla) - Peki... Değerli arkadaşlar, ben, şunu söylemek istiyorum:
Hakikaten, bugün, rekabet edilebilmesi için Türk Hava Yollarının yanında, 10
tane 20 tane şirketin olması lazım; zaten, modern dünya da bunu böyle istiyor.
Eğer, Türk Hava Yolları, tek başına bir güç olursa, dilediği şekilde, dilediği
fiyata taşıyacaktır; karşısında ciddî, tutarlı bazı şirketler olursa, mutlak
şekilde, bu konuda, günün şartlarına, ekonomik şartlara göre daha tutarlı
fiyatlar olacaktır; tabiî, o gün, rekabet neticesinde, belki daha konforlu
uçuşlar olacaktır, daha dakik uçuşlar olacaktır. Bugün, ülkemizde, hakikaten, birçok defalar
gidiyorsunuz, uçak kalkmıyor, boynunuzu büküp geri gidiyorsunuz; bir başka
şirkete gitme şansınız yoktur; bir başka şekilde ulaşma şansınız da yoktur.
Eğer 9-10 tane ciddî büyük şirket olursa, sanırım, Türk Hava Yolları da yüzde
97'lik paya sahiptir diye bu çalımı yapamayacak, o da kendisine çekidüzen
vermek durumunda kalacaktır. Bütün bunların yapılabilmesi için, dediğim gibi, mutlak
şekilde, her şeyden önce, ciddî havaalanları yapılması lazımdır. Bu ciddî
havaalanlarının yapılabilmesi için de, mutlak şekilde, iyi bir planlama
yapılması lazım. Bizim ülkemizde, hakikaten, hiçbir konuda ciddî bir planlama
yoktur. Biz şehirlerimizi planlıyoruz, bir bakıyoruz ki, beş sene sonra şehrin
hiçbir alanı kalmamış, hepsi kapatılmış, bitmiş, yeniden planlamak gerekiyor.
Biz, havaalanlarımızı ciddî şekilde planlamalıyız ve dediğim gibi, bu, birkaç
ili kapsayacak şekilde olursa, o zaman, daha çok istifade etmiş oluruz ve
bundan biz de istifade etmeliyiz. Hakikaten, bugün, bizim bölgemizde ciddî bir sıkıntı
vardır. Daha önce bir araştırma önergesi verdik. Bölge, hakikaten, bugün,
eskisine oranla, huzura, güvene ulaşmıştır. Bugün, ülkenin her tarafında kriz
var; ama, bölgede yirmi yılı aşkındır kriz var. Gelin, gidelim, bölgede, acilen
yapılması gerekenleri, orta vadede yapılması gerekenleri, uzun vadede yapılması
gerekenleri tek tek tespit edelim ve buraya bazı hizmetler götürelim; huzur,
köklü olsun, devamlı olsun dedik; ama, hâlâ, o önergemiz görüşülmedi. Bu
havacılık konusunda da, diyorum ki, gelin, bölgeye, hakikaten, hiç olmazsa 5-6
tane ciddî havaalanı yapalım. O zaman, sivil havacılığı, gerçek anlamda, rekabet
ortamına sokmuş oluruz. Şu anda rekabet etseler dahi, Bingöl için rekabet
edemezler, Elazığ için rekabet edemezler, Ağrı için rekabet edemezler; Dalaman
için rekabet edecekler, İstanbul, Ankara için rekabet edecekler, birkaç modern
havaalanı için rekabet etme imkânları olacaktır; diğer bölgelerde rekabet etme
imkânı olmayacaktır. Bu kanun tasarısı, ilk adımdır, olumludur;
destekliyoruz ve umarız ki, dediğim şekilde, ciddî şekilde, Türk havacılığı,
Türk Hava Yolları ve Devlet Hava Meydanlarıyla beraber bu konuyu ele alır ve
ülkenin her tarafına ulaşılır. İlim, irfan, teknik gibi, bu nimetten de herkesin
istifade etmesi umuduyla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Korkutata. Gruplar adına ikinci söz, Doğru Yol Partisi Grubu
adına, Şırnak Milletvekili Sayın Sait Değer'e aittir. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. DYP GRUBU ADINA M. SAİT DEĞER (Şırnak) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz
almış bulunmaktayım; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuya geçmeden evvel, daha bir süre önce, gerek Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından ve gerekse Yüksek Sağlık Şûrası kanalıyla,
sivil havacılığın, artık, dünya normları çerçevesinde değişikliğe uğratılması
ve gerçek anlamda bir yere getirilmesi istenmiştir ve 1998'de alınan bu karar
gereği, Türk havacılığında yönetim ve yapılanma, Türk havacılığında insan
kaynakları, Türk havacılığında uçuş güvenliği, Türk havacılığında uluslararası
ilişkiler diye, belirli bölümler altında incelenmiştir. Bütün dünya normları bu çerçeve içerisinde çalışırken,
sadece, Sivil Havacılık Kanunu Tasarısını bir tarifeyle veyahut da bir başka
anlayışla, sadece, olayı bir kenarıyla ele almak, zannedersem, bir gaflettir. Kanun tasarıları buraya getirilirken, bir sistem
dahilinde getirilmeli ve sistemin her tarafının, eşit derecede ve muntazam bir
hale getirilmesi gerekir. Bütün dünya normlarında gösterildiği gibi ve yine, bu
şûrada da belirtildiği gibi, sivil havacılıkta bir reorganizasyon ve özellikle
uçuş emniyeti vurgulanmaktadır. Uçuş emniyetini temin eden insan faktörüdür; bu
da, pilot ve pilot yardımcılarıdır ve bir de alanı idare eden teknolojik, özel
yapıdır. Bunların hiç birisi, bu kanun tasarısının içindeki maddede yer almaz
ve beni üzen de bu husus. Sadece şunu demek istiyorum: Bugünkü getirilen kanun
tasarısını tabiî ki olumlu görüyoruz; ancak, çok eksikleri vardır. Esasına
bakarsanız, çok samimî ve dürüstçe davranmak gerekiyorsa, kanunun kendisi
yoktur. Olmayan bir kanunun bir tarafını sadece ele alıyoruz. Yine, 1996-1997 yılında özel tarife hususu ele alınmış
ve karara bağlanmıştır ve yine de, bu madde değişikliğiyle bunun teyidi
alınmaktadır; bunu da arz etmek istiyorum. Peki, Türk havacılığındaki uçuş emniyetini teşkil eden
bu faktörlerin nedeni nedir; nedeni şudur: "Hava tababeti" dediğimiz;
yani, uçuş emniyetiyle ilgili pilotların, uçuş ekiplerinin sağlığının bir
emniyet dahilinde, bir eğitim dahilinde gerçekleştirilmesidir; lalettayin bir
tıp dalı değildir; yani, bu adamın akciğeri bozuktur, bu adamın karaciğeri
hastadır diyemezsiniz, zaten sapasağlam bir adamdır; ancak, hava şartlarında,
ne derece hava şartlarına dayanabilir, bunu eğitimle artırabilir miyiz anlamı,
profesyonelliğini getirir bu işin. Bunun için, sadece Amerika'dan misal
vereceğim; Amerika'da otuzbeş sene evvel hava üniversiteleri kurulmuş ve bu
hava üniversitelerinde bütün bu konular ele alınmış, belirli normlar dahilinde
dile getirilmiş ve bu normlar olduğu gibi takip edilmektedir. Biz ise ne
yapıyoruz; pilotumuzu alıyoruz, gönderiyoruz Numune Hastanesine veyahut da
Haydarpaşa Hastanesine -ben küçümsemiyorum- muayenesini yaptırıyoruz, sağlam mı
değil mi... Tabiî ki, sağlam diyecek o doktor; ama, dediğim gibi, demin arz
ettiğim gibi, bu sağlamlık onun profesyonelliğini icap ettiren anlamda bir
sağlamlık değildir. Onun için, dikkatlerinizi buraya çektikten sonra, konuya
detaylı girmek istiyorum. Önce, sivil havacılığımızın tarihçesinden de kısaca
bahsetmek istiyorum: Ülkemizde, ilk havacılık çalışmaları, 1912 yılında,
bugünkü Atatürk Havalimanında, hemen yakınındaki Sefaköy'de, tesis olarak iki
hangar ve küçük bir meydan halinde başlamıştır. 1925 yılında, daha sonra
"Türk Hava Kurumu" adını alan Türk Tayyare Cemiyetinin kurulmasıyla,
Türk havacılığının kurumsal temelleri atılmıştır. 1933 yılında, 5 uçaklık küçük
bir filoyla "Türk Hava Postaları" adıyla ilk sivil hava taşımacılığı
başlamıştır. Cumhuriyetimizin 10 uncu yılında Millî Savunma
Bakanlığına bağlı olarak kurulan Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi,
Türkiye'de sivil havayollarını kurmak ve bu yolda taşıma yapmak üzere
görevlendirilmiştir. Dünya sivil havacılığının hızlı bir gelişme göstermesi,
teknolojinin büyük önem taşıması karşısında, ulusal çıkarlarımızın korunması
ile uluslararası ilişkilerimizin düzenli bir şekilde yürütülmesi ve
denetlenmesi için 1954 yılında Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde kurulan Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğü yeniden teşkilatlandırılmış ve bugüne kadar çok
verimli çalışmalar yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kısa zamanda gelişen
havacılık faaliyetleri, ülkelerarası taşımacılık, taşımaların yapıldığı
ülkelerin büyük bir uyum ve işbirliği içinde davranmasını gerektirmiş ve bu
faaliyetlerin uluslararası düzeyde örgütlenerek yürütülmesi zorunlu hale
gelmiştir. Bu şekilde başlayan çalışmalar 1944 yılında meyvesini
vermiş ve Amerika Birleşik Devletlerinin Chicago kentinde hazırlanan Chicago
Konvansiyonu tüm dünya ülkelerinin kabulüne sunulmuş, böylece, uygulama
beraberliği sağlanmıştır. Ülkemizin de katıldığı çalışmalar sonucunda hazırlanan
Chicago Konvansiyonu, kısaca "ICO" olan Uluslararası Sivil Havacılık
Teşkilatının kurulmasını devam ettirmiştir. Bugün 183 ülkenin konvansiyonu
kabulünü müteakip üye olduğu ICO'ya, ülkemiz de, 1945 yılında, 4749 sayılı
Kanunla üye olmuştur. Çok değerli milletvekilleri, 1945'ten beri bu kadar
güzel normlara yaklaştığımız bir günde, bunları bir kenara itmek ve bunun
yerine sadece -basit bir şey demeyeceğim; ama- işin bir noktasını ele almak,
gerçekten üzücüdür. Eğer, bu kanun gelecekse buraya, sadece tarifesiyle değil,
bütün uçuş emniyetiyle ve emniyet birimleriyle, dünya normlarının gösterdiği
şekilde hareket ederek yerine getirilmesi gerekir. Uluslararası sivil havacılık sahasında tüm
faaliyetlerin yürütülmesinde esas alınan Chicago Konvansiyonunda yer alan bütün
hükümler dünya çapında daha düzenli ve emniyetli hava taşımacılığını temin
etmiştir. Ülkemiz, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı olan ICO'nun yanı
sıra, Avrupa ülkeleri arasında havacılık faaliyetlerini düzenleyen Avrupa Sivil
Havacılık Konferansının da üyesidir. Değerli milletvekilleri, bu misalleri genişletmek ve
daha da söylemek mümkündür. Bu kadar güzel dünya normlarına biz yaklaşmışız,
üye olmuşuz; fakat, maalesef, bu hususta hiçbir faaliyetimiz yoktur. Bunu
üzülerek belirtmek istiyorum. Türk sivil havacılık sektörü, ülkemizin en hızlı
gelişen sektörü olup, bildiğiniz gibi, onbinlerce kişiye de ekmek yapısı
oluşturulmaktadır. Ne yazık ki, bizler, bu işin önemini ve gücünü idrak
edemedik. Sivil havacılığın, özel ve kamu sektörü ayırımı gözetmeden, tüm
mensuplarını koruyup kollayacak bir bilinç teşekkül ettiremedik. Gündemimizde
olan kanun tasarısı ile Türk Sivil Havacılık Kanunun 25 inci maddesi
değiştirilerek, tüm ruhsat sahibi hava taşıyıcılarının, ticarî hava
işletmelerinin uçuş ve ücret tarifelerini serbestçe belirlemeleri mümkün
olacaktır. Uçuş tarifeleri de ruhsat sahibi tarafından belirlenerek, Ulaştırma
Bakanlığına bildirdikten bir hafta sonra, yürürlüğe girecektir. Bu değişiklikle, özellikle Türk Hava Yollarının yüzde
51'inin blok satış yöntemiyle özelleştirilmesi sürecinin hızlandırılması için
bir engel olarak ortaya çıkan sorunun giderilmesi amaçlanmıştır. Dinamik bir
sektörde faaliyet gösteren ve iç hat taşımalarında yüzde 97 paya sahip olan
Türk Hava Yolları, petrol fiyatlarındaki ani değişiklikler karşısında ücret
tarifelerini yeniden belirleyebileceklertir. Bu değişikliğin bir zaruretten kaynaklandığı
belirtilmektedir. Oysa, unutulmaması gereken konu, bu değişiklik için de çok
geç kalındığıdır; çünkü, özellikle, özel sektör havacılık şirketlerinin malî
durumları önceki yıllarda bozulmaya başlamış, malî durumları sadece bu sene
değil, üç yıldır kötü bir şekilde devam etmiştir. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü siyasî baskılardan
kurtararak özerk bir kuruluş haline getirmek gerekir. Sivil Havacılık Genel
Müdürlüğünün, Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu gibi, özerk bir kuruluşa
dönüştürülmesi konusu son derece önemli bir konudur. Çok değerli milletvekilleri, Türk sivil havacılığının
disipline edilmesi gerekmektedir. Ülkemizde her gün yeni hava meydanları
açılmaktadır; ancak, yapılan meydanların yer seçimlerinde mutlaka askerî ve
sivil havacılık otoritelerinin onayı alınmalıdır. Yeni açılan meydanlarımızın
uzman personel ihtiyacının eksiksiz olarak karşılanması, uçuş kolaylıklarının
ise tam olması gerekir. Ben, bunu, konuşmanın başında size kısaca arz etmiştim.
Uçuş emniyeti, havacılık faaliyetlerinin can damarıdır.
Türk sivil havacılığında uçuş emniyet biriminin bulunmaması bizim için üzüntü
kaynağıdır. Ben, yüksek müsaadelerinizle, sadece basit bir misalle bunu
vurgulamak isterim. Havacılık, sadece sivilde ve askerde değişiklik göstermez;
ama, derecelendirmeye sokulursa, belki uçak tipleri bakımından bazı farklar
yaratabilir; ama, askerî havacılıkta gördüğümüz, elde ettiğimiz istatistiklere
göre, sebebi bilinmeyen, düşen uçakların yüzde 3 ve 4'ü bu emniyet mülahazasının
geri kalmasından ileri gelmektedir. Dünya devletlerinde bu yüzde 2'dir. Eğer
mültitrilyonları göz önüne alırsanız -bir uçak parasını- bunun ne kadar
kıymetli ve pahalı bir şey olduğunu görürsünüz. Bunun, aynı şekilde, sivil
havacılıkta geçerli olacağı yüzde yüz doğrudur; ancak, belki dereceleri farklı
olabilir. Çok değerli milletvekilleri, emekli bir general ve bir
doktor olarak burada söylemeden geçemeyeceğim konu, Türk sivil havacılığının
tıbbî bakımdan zafiyetinin olmasıdır. Günümüzde, konfor, güvenlik ve zaman avantajları
nedeniyle hava yoluyla seyahat giderek yaygınlaşmaktadır. Türk Silahlı
Kuvvetleri ve emniyet güçlerinin güvenlik amaçlı uçuşları dışında, yolcu ve
kargo taşımacılığı, zirai mücadele, yangın söndürme, hava taksi, hava
ambulansı, hobi ve sportif amaçlı uçuşlar hava sahamızda bir yoğunluk
yaratmaktadır. 1978 yılında taşınan yolcu sayısı 2-2,5 milyon, 1997'de
35 milyon, 1999 yılında ise 50 milyonu bulmuştur. Dünyada ise bu rakam, yılda 2
milyar civarındadır. Şüphesiz ki, bu geniş çerçevenin içerisinde tıbbî
desteğin şart olduğu bir alanda özel tıbbî ünitelerin bulunması gerekmektedir.
Şu anda, uçuş muayeneleri, uçuş doktoru olmayan, eğitimi olmayan doktorlar
tarafından yapılmaktadır ve gerçek de budur.
Bugün, yirmiyedi sene hava kuvvetlerinin yoğun çabası sonucunda,
Eskişehir'de sekiz sene önce kurduğumuz hava uzay hekimliği, altı değişik
laboratuvarla hizmet vermekte ve dünyanın sayılı ünitlerinden birisini teşkil
etmektedir. Niye buradan istifade edilmesin; gayet rahatlıkla koordine edilir
ve istifade edilebilir ve bu imkân, dünyanın birçok büyük yerlerinde dahi
bulunmayan bir imkândır. Uçuş güvenliğiyle ilgili konularda hiçbir bilimsel
araştırma ve çalışma yapılmamaktadır ve bu yayınların yıllık abonmanı için
sadece 115 dolar gibi komik bir rakam ayrılmaktadır. Bu, gerçekten son derece
üzücü bir durumdur. Ticarî havayolları dışında çok sayıda sportif havacılık
faaliyetleri yapan pervaneli uçaklar (planör), helikopterler var. Örneğin, bazı
özel kuruluşların sahip olduğu helikopterler, zirai ilaçlama helikopterleri,
yangın söndürme helikopterleri, hava ambulans helikopterler, havacılık okulları
helikopterleri gibi; bunları kullanan pilotların tıbbi denetimleri ise sıfırdır
maalesef; yani, kimse tarafından denetlenmiyor. Sayın milletvekilleri, bugün, takdir edin, sağlıkta en
önemli faktör hasta taşımacılığıdır ve bugün, bütün Türkiye'de, gerçek anlamda
sadece 2 tane uçak ambulans vardır. 1991 yılında, sevinerek söylüyorum, biz
bunları altı günde kurduk ve aynı uçaklar, şu anda, TAİ'de, Türkiye'de
satılabilmekte ve bunlar geniş bir kadro halinde, Türkiye'de, hiçbir ihaleye
lüzum kalmadan, hiçbir yere müracaat etmeden temin edeceğimiz bir husus ve çok
önemli bir husustur. Bunu ayrıca vurgulamak istiyorum. Sonuç olarak, Avrupa Birliğine girme yolunda olan
ülkemizin, bu konuda uluslararası normlara uyması gerekir; bunların yönergeleri
var. Havacılık otoriteleri, bunları mecbur ediyor. Burada bahsettiklerim, ne
yeni bir keşif ne de yeni bir iddiadır. Biz de, üyesi olduğumuz bu kuruluşların
yönergelerine lütfen uyalım. Bu normları, olduğu gibi, biz de tekrar tekrar
hatırlayarak kapalım. Bu konunun, ele alınmışken, tek bir maddeyle
geçiştirilmemesi, aksine, biraz önce bahsettiğim gibi, bir çok eksikliği olan Sivil
Havacılık Kanununun yeniden gözden geçirilerek, uluslararası normlara uygun bir
kanun haline getirilmesi için çalışma yapılması gerekiyordu. Burada asıl görüşmemiz gereken konu, "gerçek
anlamda sivil havacılık nedir ve bunu ilgilendiren kanun nasıl olmalıdır"
şeklinde olmalıydı. Çünkü, hedefimiz, uluslararası standartlara ve kurallara uygun, dışa bağımlılığı azaltılmış, iyi
eğitilmiş, yeterli altyapı ve teçhizata sahip, emniyetli bir hava gücünün
oluşturulması olmalıdır. Çok değerli milletvekilleri, bu temennilerimizle,
kanunun, Türk sivil havacılığımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni
eder, Grubum ve şahsım adına saygılarımı sunarım. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Değer. Grupları adına
başka söz talebi?.. Yok. Şahsı adına ilk söz, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan
Polat'a ait; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) Sayın Polat, süreniz 10 dakikadır. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan,sayın
milletvekilleri, 654 sıra sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım. Şimdi, burada, birkaç konu üzerinde durmak istiyorum.
Bunlardan biri, tasarısının gerekçesinde de belirtiliyor, deniliyor ki:"
Bu kanun 1990 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla özelleştirme kapsamı ve
programına alınmıştır. Şirket hisselerinin yüzde 51 blok satış yöntemiyle
özelleştirilmesi için, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından çalışmalar
sürdürülmektedir." Şimdi, bu noktada biraz durmak istiyorum; o da şu: Son
günlerde basına da sık sık yansıdığı şekilde, yüzde 51'lik hissesiyle bunu
böyle blok halinde satma imkânımızın olmadığından, yani, bunun dünyada
alıcısının pek olmadığından bahsediliyor. Biz, Sayın Bakanın bu konuda bize
biraz bilgi vermesini isteriz. Yalnız, esas burada üzerinde durmak istediğim konu şu:
Özelleştirme İdaresinden sorumlu Sayın Yalova'nın gazetelere verdiği işte...
Hatta, sendika da bunu almış, üzerinde durduğu bir konu var, diyor ki "biz
on yıldan beri Türk Hava Yollarına 466 milyon dolar para aktardık." Yani,
on yıldan beri, Türk Hava Yollarını özelleştirme kapsamına almışız; fakat, biz
bunu özelleştiremiyoruz; özelleştiremediğimiz bu havayollarına bizim
önemli miktarda para harcamamız gerekiyor.
On yılda da, buraya 466 milyon dolar harcadık. "466 milyon doları buraya
harcamasaydık, köy yolu yapsaydık, 22 000 kilometrelik köy yolu yapardık".
Şimdi, burada iki büyük, bana göre
hata, hata demeyeyim de, özeleştiri mi diyeyim, nasıl diyeyim Sayın Bakanım...
Şu var: On yıldan beri bunu yapamadıysanız ve devletin bu kadar borç para
aldığı durumda, bu kadar kaynağı buraya aktardıysanız, peki orada niye
oturuyorsunuz? Size bu yetki niye verildi, siz özelleştirmeden sorumlu Bakan
değil misiniz?! Yani, size bu yetki verilirken, bu işi yapamıyorum, yapamadığım
için, şu kadar faiz ödediğimiz, şu kadar kredi almak için kapıları çaldığımız
dünyada, 466 milyon dolar buraya harcadık, biz bu parayı harcamasaydık, 22 000
kilometre köy yolu yapardık demek, bence bir doğru... Belki ifadeniz doğru;
ama, sizin... Yani, yanlış anlamayın beni, ben... Neyse, yani, bu yetkinizi iyi
kullanamadınız olarak söyleyeyim. Ha, bu arada, bir de, bir konu gazetelere çok yansıyor, o da şu: Sizin, Ulaştırma
Bakanıyla da bu konuda çok anlaşamadığınız... DEVLET BAKANI YÜKSEL
YALOVA (Aydın) - Çok yanılıyorsunuz. ASLAN POLAT (Devamla) - Sürekli, artık, herkesin
gördüğü bir konu bu... Anlaşamıyorsunuz bu konuda. Ha, bunu da aranızda çözün
ve bunu yapacaksanız yapın diye düşünüyorum. İkinci bir konu var ki, bunu da önemsediğimi
söylüyorum, o da şu: Şimdi, bu, yine, gerekçede deniliyor ki, ruhsat sahibi,
kur uygulamaları hariç olmak üzere, uçuş ve ücret tarifeleri Ulaştırma
Bakanının onayını almadan ve asgarî onbeş gün önce üçüncü kişilere
duyurmadan..." Eskiden, yani, onbeş gün önceden bildiriyordu kararı ve
bakan onayını alıyordu, şimdi onu almayacak. Şimdi, burada esas üzerinde duracağım konu, Sayın
Ulaştırma Bakanına söyleyeceğim şudur; bana çok ters geldi. Sayın Bakanım,
sizin gerekçede yazıyor; bakın, gerekçede "Rekabet Kurumu, 'hâkim durumun
kötüye kullanılması' halinde ihbar, şikâyet ya da Sanayi ve Ticaret
Bakanlığının talebi üzerine, ihlale son verme konusunda harekete geçebileceği
gibi doğrudan da ihlale son verme konusunda yetkilidir. Bu nedenle, ücret tarifelerinin
belirlenmesi ve uygulamaya konulması açısından uygulamada sorun yaratan ve süreci
uzatan Ulaştırma Bakanlığının onay yetkisine ihtiyaç bulunmamaktadır"
diyor. Şimdi, bu kanunun altında sizin imzanız var. Gerekçede
de, bu konuda sorun yaratanın, sizin Bakanlığınız olduğunu söylüyorsunuz. Ben
bunu anlayamadım yani!.. Siz hem bu kanunu Meclise sunuyorsunuz hem de bir
gerekçe sunuyorsunuz; "bakın, bu ücret tarifesinde elastikiyet sağlayalım;
çünkü, ücret tarifelerinin belirlenmesinde Ulaştırma Bakanlığı sorun
yaratıyor"diyorsunuz; siz de bunu kabul ediyorsunuz. Burada bir çıkmaz,
bir açmaz var, bence bir tezat var;bu
konuyu anlatın. Şimdi Sayın Bakanım, bakın, beni yanlış anlamayın;
sendikalar sizin hakkınızda, işte bakanla anlaşamıyoruz ücretlerimizi vermiyor
diye sizi şikâyet ediyorlar. Siz de bunun üzerine "1990'dan beri Türk Hava
Yollarının bütün hesaplarını inceleyin" diye, sizin çalışanlarınızı
şikâyet ediyorsunuz. Siz, birtakım arkadaşlarınızla da özelleştirme konusunda,
Telekomun özelleştirilmesi konusunda tartışmanız var, problemlisiniz; ama,
burada kendinizle de problemli görünüyorsunuz. Yani, ben, bunu çözemedim, bunu
bir türlü anlayamadım; buna bir cevap verin, Şimdi, burada bir önemli nokta da şu: Uçuş
tarifelerinde, Ulaştırma Bakanlığının onayının alınması doğru bir şey; çünkü,
Sivil Havacılık Kurumunun genelgelerinde, 32 ve 33 üncü maddelerinde de var
"tarifeli iç hat seferlerine izin verilmesinde Bakanlıkça; talep edilen
hattaki mevcut yolcu ve yük potansiyeli, bu hatta başka bir işletmecinin
faaliyet gösterip göstermediği, işletmede kullanılacak uçakların performans
durumu, havaalanında mevcut yer hizmeti kolaylık durumu özellikle dikkate
alınır" deniyor; doğru.Tabiî, bunları dikkate almadan herhangi bir
kuruluşun gelip de burada tarifeli veya tarifesiz uçak servisi yapmak istiyorum
demesi yanlıştır; bunda Bakanın onayı doğrudur ve biz bunu da, burada, kabul
ettiğimizi belirtmek istiyorum. Yalnız, burada, Sayın Bakandan öğrenmek istediğim bir
konu daha var, ben, onu önemsiyorum; o da şu: Bu Hava-İş Sendikası var. Hava-İş
Sendikasının bütün odalara da gönderdiği bir konusu var. Burada bir iki nokta
var; o da haklı olabilir, siz de haklı olabilirsiniz. Ben, bunu sizden öğrenmek
istiyorum, o da şu; Hava-İş Sendikası diyor ki: "31.12.2000 tarihinde,
toplam 12 297 personel vardır; bu bir yıl önce, 31.12.1999 tarihinde 11 514'tü.
Şimdi, buradaki artış -burası önemli- şöyle; daimî personelde azalma var; yani,
1999'da 8 327 iken, 2000'de 7 986'ya düşmüş; fakat, buradaki artış geçici
personelde oldu. Geçici personel 1 942'den, 3 006'ya çıktı." Bakanlık bu
geçici personeli alırken, burada geçici işçileri ve sözleşmeli işçileri aldı ve
biraz da, işte, siyasî davrandı diyelim... Şimdi, burada, bu konuyu açmanız lazım, bize bir cevap
vermeniz lazım. Hakikaten, alınan şu 1 000 civarındaki, 1 050 kişi civarındaki
geçici personelde siyasî davranıldı mı davranılmadı mı? Bunların tahsil
durumları ne? Türk Hava Yolları önemli bir kurum; çünkü, burada uçuş yapılacak,
uçuş güvenliği yapılacak. Buraya alınan şahıslar, hakikaten, bu çok özen
gösterilmesi istenen konuya hâkimler mi değiller mi? Bu konuda bizi
aydınlatırsanız, gerçekten memnun olacağımızı belirtirim. Tabiî, burada bir konu daha var, sizde de bir açmaz
var; on yıldan beri özelleştirme kapsamında. Kadrolu işçi almaya kalksanız
Özelleştirme İdaresinden izin alacaksınız, bunu alamıyorsunuz. Kadrolu işçi
alamayınca, geçici işçiye yöneliyorsunuz veya sözleşmeliye yöneliyorsunuz.
Geçici veya sözleşmeliye de, kadrolunun gerektirdiği ücreti veremediğiniz için,
o kalitede adam alma imkânınız doğmuyor. Bu imkânı alamadığınız zaman da, uçak
hatlarında birtakım aksaklıklar -Allah korusun- meydana gelebilir, o da çok
tehlikeli bir şey; çünkü, uçak çok önemli bir şey. Yine, sizin bir konunuz var; bunu, rakamları...
Sendikayla aranızda problem var, onu öğrenmek istiyorum. Siz demişsiniz ki;
Türkiye'de uçak başına 50 personel yeter. Türk Hava Yollarında, uçak başına
personel sayısının 128 kişi olduğunu herhalde belirtiyorsunuz ve bunu,
sendikalar ise, sizin misal verdiğiniz yerlerdeki şirketlerin, diğer hizmet
veren, part-time hizmet veren şirketlerdeki işçileri de toplarlarsa uçak başına
166 personel düştüğünü; dolayısıyla, Türk Hava Yollarında personel sayısının
fazla olmadığını, çünkü, hemen hemen bütün hizmetleri kendilerinin gördüğünü;
işte, uçak temizlikleri ve şey hariç, diğerlerinin çoğunu kendilerinin
gördüklerinden bahsediyorlar. Ama, sizin, misal verdiğiniz diğer şirketlerin
ise, genellikle, yer hizmetlerinin, işte, servis, temizlik hizmetlerinin, işte,
burada devam ederek saymışlar; ikram, bakım, satış ve rezervasyon, malî işleri,
kargo işlerini hep dışarıdan aldıklarını; dolayısıyla, buradaki işleri de
saydığınız zaman, sizin zannettiğiniz gibi, uçak başına 50 işçinin dünyada
olmadığını, bunun olamayacağını söylüyorlar. Ben, bu konuda da bir miktar bilgi
istiyorum; çünkü, ben, hangisinin doğru olduğunu, kesin rakam bilmeden konuşmak
kolay kolay mümkün değil. Bir de şu var tabiî: 2000 yılında 70 trilyonluk bir
zarardan bahsediliyor. Bu 70 trilyonluk
zararın da 50 trilyonunun iç biletlerdeki -sendikanın iddiası- uçak
biletlerindeki ucuzluktan, 20 trilyonunun da işte, askerlerin, polislerin ve
milletvekillerinin de diyelim indirimli uçuşlarından olduğunu belirtiyorlar. Şimdi, burada bir konu çok önemli; o da şu: Uçak
biletlerine sürekli zam yapacağız dediğiniz zaman, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu
göz önüne almak zorundasınız. Türkiye'nin merkezine uzak olan bu bölgelerde,
siz, uçak biletlerini pahalılandırırsanız, oradaki herkesi bu uçaklara
binmekten mahrum ederseniz, orada açılan şirketlerde, orada açılan devlet
dairelerindeki elemanları da çalıştırmakta zorlanırsınız. Bir şahıs, uçağa
atladığı zaman, 1 saat sonra Ankara'da, 1,5 saat sonra İstanbul'da
olabileceğine inanırsa, o, Türkiye'nin neresinde olursa olsun, orayı kendine
uzak hissetmez; ama, o uçağa binebilmesi için de, o uçağa binebilecek kadar
ekonomik gücünün olabilmesi lazım. Sizin, Türkiye'nin, bu son devalüasyonda,
herkesi yüzde 80 fakirleştirdiğiniz bir durumda, uçak biletlerine de buna uygun
zam meydana getirecek olursanız, bu, birkısım mutlu azınlık dediğimiz veya
televoleci zihniyet dediğimiz zihniyetin dışındaki insanların uçaktan
faydalanmasına mâni olursunuz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Polat, lütfen, toparlayınız. ASLAN POLAT (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan. Şimdi, siz, Türkiye'de, mesela, Erzurum'da, tutup yeni
bir havaalanı yapıyorsunuz; çok güzel, terminal binası yapıyorsunuz. Çok da
güzel bir şey; ama, siz, şimdi orada, uçağı 1'e indirdiniz Erzurum'da krizden
dolayı. Günde 1 uçak indiği zaman, o hiçbir zaman için... DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA (Aydın) - 2 ASLAN POLAT (Devamla) - 2 idi 1'e düştü; bugün 1...
2'ye artırdınız; ama, şu anda 1'e düşürdünüz bakanım. DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Bugün 2.. ASLAN POLAT (Devamla) - Hayır, şu anda 1; dün 1'di.
Bugün 2 olsa bile, dün 1'di yani. Şimdi, bunu niye söylüyorum; Türk Hava
Yollarının dün 1'di de, bugün 2 olsa memnun olacağız, 2'ydi 1'e düşürmüştünüz;
bunu artırın. Bir konu daha var, bu da çok önemli. Hava İş Sendikası,
Bakanlığın kendi ücretlerini azaltmak için sürekli baskı yaptığından
bahsediyor. Ben de o sendikaya şunu söylerim, bugün hükümetimizin başında
sosyaldemokrat bir Başbakan var -Türkiye'yi işsiz hale getirdikleri için sağ
olsunlar- çalışmak isteyenlerin, geçici işçilerin çok olduğu bir yerde -sizler
öyle mutlu ve sendikalı da olsanız- size ücret vermezler. O zaman oy verirken,
biraz daha dikkatli olup, sizin gerçek dostlarınızı daha iyi tanısaydınız diyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Polat. Tasarının tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır. Şimdi, sorulara geçiyoruz. İlk soru, Sayın İsmail Özgün'e ait, buyurun efendim. İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Başkan, aracılığınızla
aşağıdaki sorularımı arz etmek istiyorum: Balıkesir Körfez Havaalanının yarım kalan güvenlik
yatırımları ne zaman tamamlanacaktır? Özellikle yaz sezonunda yeterli müşteri
kapasitesi olan bu havaalanına karşı, güvenlik yatırımları hususunda, neden
üvey evlat muamelesi yapılmaktadır? Körfez Havaalanı seferleri ne zaman
başlayacaktır? Bu, birincisi. İkincisi; Balıkesir Merkez Havaalanından
Anakara-Balıkesir, Balıkesir-Ankara seferlerine yeterli talep olmadığı
gerekçesiyle daha önce ara verilmişti; ancak, şubat ayı sonuna kadar bu
seferlerin yeniden başlayacağı burada Meclis kürsüsünde de iktidara mensup bir
milletvekili arkadaşımız tarafından söylenmişti; ancak, nisan ayı
ortalarındayız hâlâ seferler başlamamıştır. Balıkesir-Ankara seferleri ne zaman
başlayacaktır? Uygun gün ve saatlerde seferlerin yapılması halinde talebin daha
da artacağı ifade edilmektedir; neden seferlerin gün ve saati
değiştirilmemektedir? Saygılarımla. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Nidaî Seven, buyurun efendim. NİDAÎ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkanım, aracılığınızla
Sayın Bakanıma şu soruyu sormak istiyorum: Ağrı Havaalanı, daha önceleri,
valilik tarafından yapılmıştır; fakat, pisti uygun olmadığı için, şu anda küçük
uçaklar inip kalkmaktadır, bu da yeterli gelmemektedir. Acaba, Sayın Bakanım,
Ağrı Havaalanı pistinin uzatılması ve daha iyi bir ortam hazırlanması konusunda
ne düşünmektedirler? Bu konuda bilgi almak istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Efendim, başka soru yok. Sayın Ulaştırma Bakanımız, tabiî, Sayın Aslan Polat'ın
sorularına da cevap verebilirsiniz veya onun için ayrıca konuşma da
yapabilirsiniz; takdir sizin efendim. Süreniz 8 dakika. ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk Hava Yollarının ücret ayarlaması konusundaki
talepleri, tarafımızca, 1999 yılında, tümüyle ve anında yerine getirilmiştir ve
yüzde 80'den fazla zam yapılmıştır. 2000 yılı içerisinde, hükümet kararnamesi
ve Hazinenin makro dengeleri tutturmak hususundaki, azamî zam yapma konusundaki
rakamlar, maalesef, tarafımdan yüzde 5,3 nispetinde aşılmak suretiyle zam
yapılmıştır; yine "zarar ettik" demişlerdir. 2001 yılında yüzde 10
olarak öngörülmüştür, yüzde 11,5 oranında; yani, yine yüzde 1,5 daha fazla zam
yapılmıştır; ama, bir terane, basında asla durmamıştır. 10 yıldır
özelleştirilemeyen; ancak, son üç dört ayda, sadece içpiyasada, şehirlerarası
hava taşımacılığında, hükümetin ve Hazinenin öngördüğünden de fazla zam
yapılmasına rağmen "zam yapılmıyor, zarar ediyoruz" demişlerdir,
"zam, zam" diye tempo tutulmuştur. Özelleştirme İdaresi Başkanı ve ilgililer de buna
katıldığı için, zammın yolcu kaybettireceği, şehirlerarası ayarlama yapılması
konusunda bir çalışmaya ihtiyaç olduğu tarafımdan söylenmesine rağmen, hükümet
programı ve Hazine yazılarında, kimseye anlatamadık, adımız "özelleştirme
düşmanı" olarak ilan edildi. On yıldır özelleştirilemeyen Hava Yolları,
son üç-dört ayda zam yapmadık diye mi özelleştirilemedi, bunu takdirlerinize
arz ediyorum. İşte bu bulanık hava içerisinde, biz de, bu kanun
tasarısını getirdik. Hadi istediğiniz gibi zam yapın, istediğiniz gibi
ayarlayın, istediğiniz gibi şehirler arasında ücret farklılığı yapın onu da bir
görelim bakalım. O zaman, Ulaştırma Bakanlığı bu işin içerisinde yok, Bakan
olarak ben yokum, hadi kar edin de satın... Biz, zaten satılmasını istiyoruz,
özelleştirmeyi de istiyoruz. Bu haksızlığın ve kampanyaların ortaya koyduğu
iftiraları halen de devam ediyor. Bunlara bir cevap olsun diye biz de bu kanun
tasarısını getirdik. İşin temelinin aslı ve özü budur. Şimdi, bu konuda Sayın Aslan Polat'ın sorularına
geçiyorum. Kanun gerekçesinde sözü edilen husus, bakanlığın sorun yaratması
değildir Sayın Polat. 2920 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin uygulanması
nedeniyle uymak zorunda kalınan onaylama süreci sorun yaratmaktadır; yani,
diyorlar ki "bu süre uzun, sizi uzunca bekletirseniz, beklemeden dolayı
biz de zarara giriyoruz" Biz de diyoruz ki, bu süreyi kaç güne indirelim?
Onlar üç güne indirilmesini istediklerinden, kanunda üç güne indiriyoruz. Şimdi
dilediğinizi yapın. Ulaştırma Bakanlığını sorun olmaktan çıkarıyoruz...
Getirilen değişiklikle, Türk Hava Yollarının talebi doğrultusunda, sorun bu
şekilde çözülmüş ve kolaylaştırılmış olacaktır. Ayrıca, yeni çıkarılan "SHY-6" adını
verdiğimiz yönetmelikle, hava yolu şirketi kurma kolaylığı getirilmiştir.
Özellikle, iç hatlarda hava taşımacılığını teşvik etmek amacıyla her türlü
kolaylık sağlanmıştır. Artık, bir tek uçağı bile olanlar, yük ve yolcu
taşımacılığı yapma imkânına kavuşturulmuştur. Türk sivil havacılığının önünde
ne engel varsa tamamı kaldırılmıştır. Dolayısıyla, şirket kurma ve çalıştırma imkânları
kolaylaştırılmış, insan hayatı söz konusu olduğu için, teknik kontrol ve
borçlardan dolayı ikide bir Türkiye'nin karşısına çıkan, bizi sıkıntıya sokan
uçak tutuklamaları ve alıkoymaları önlemek bakımından da eurcontrol başta olmak
üzere, oradaki borçların ödenmesini kolaylaştırabilmek bakımından, malî kontrol
daha sıkı hale getirilmiştir. Yapacaksan, bu kurallara uyarak, bir tek uçağın
da varsa hadi bakalım hava yolu kur, içeride ve dışarıda turist taşı... O
zaman, içerdeki havaalanlarında da, küçük uçaklar taşıma imkânı bulabilecektir.
Türk Hava Yollarımız, küçük uçakları olmadığı için, büyük uçaklarla içerde
yaptığı taşımalardan tabiî ki zarar eder. 300 kişilik uçağı bir meydana
götürürseniz, içinde de 70 yolcusu varsa, dünyanın her yerinde zarar eder. Türk
Hava Yolları, bu sistemi uygulamaya başladığı ve kendi bünyesinde bu
yenilikleri yaptığı zaman, rekabet piyasasını da yakalamış olacaktır; ona da,
bu fırsatı veriyoruz. Halen, 10 yeni şirket kurulmuştur; 4 tanesi, üç dört gün
evvel kurulmuştur. Sene sonuna kadar da, 20 civarında havayolu şirketi
girecektir. Böylece, bazı ülkeler arasındaki havayollarının dayanışmasıyla, Türk
havacılığını, âdeta silip süpürmek isteyen -birtakım komplo teorileri değil,
bilgiye dayanarak söylüyorum- yerlere karşı da, Türk havacılığının önü
açılmıştır. Onun için, buna "hayırlı olsun" kelamını, lütfen, fazla
bir şey söylüyor diye düşünmeyin; bunu, özellikle rica ediyorum. Sayın Korkutata'nın sorusuna gelince; Bingöl
havaalanının, Devlet Hava Meydanları İşletmesi tarafından yatırım programına
alınması teklif edildi; biz, teklif ettik, "bunu bize verin" dedik;
ancak, Vali Bey kanalıyla aldığımız cevapta, encümen kurulu, bize bunu vermedi
"Bingöl Havaalanını biz kendimiz yapacağız, siz karışmayın" dedi. Siz
karışmayın dendiği için de, konuyu Yüksek Planlama Kuruluna götüremedik. Yüksek
Planlama Kurulundan bu manada yeni bir talepleri gelir, çıkarsa, biz, Ulaştırma
Bakanlığı ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi olarak, Bingöl havaalanının hızla
yapılması için elimizden geleni yapacağız. Konuyu biz istedik, encümen vermedi,
biz yapacağız dedi; zorla, biz sizin havaalanınızı elinizden alalım, yapalım
demez kimse, hele bu ekonomik sıkıntıların içerisindeyken. Şırnak Milletvekilimiz Sayın Sait Değer Beyin sorusu;
hava tababetiyle ilgili olarak, yeni hazırlanan Sivil Havacılık Kurumu Kanun
Tasarısında gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Sayın Değer, bu konu, bazı
değişiklikler yapılabilmesi bakımından, Bütçe Plan Komisyonunda
bekletilmektedir. Havacılık tıbbına, bakanlık olarak, biz de önem veriyoruz.
Halen, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, bünyesinde havacılık tıbbı eğitimi
almış tabiplerin bulunduğu sağlık kurumlarına muayene yetkisi vermektedir. Havacılığın en önemli konusu, uçuş emniyetidir.
Bakanlığım döneminde, Ulaştırma Bakanlığında, Uçuş Emniyet Kurulu
oluşturulmuştur. Bu Uçuş Emniyet Kurulu, müsteşar yardımcısı başkanlığında,
Sivil Havacılık Genel Müdürü, Devlet Hava Meydanları Genel Müdürü, TALPA
(Türkiye Pilotlar Birliği), Türk Hava Yolları ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı
temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu ihtiyaç da giderilmiştir. Hava ambulanslarının sayısının çoğaltılması ve teşvik
edilmesi için, ambulans uçakların, Devlet Hava Meydanları İşletmesine ait hava
meydanlarına, her türlü konma, konaklama ücretleri de sıfırlanmıştır; ücretsiz
olarak indirilmektedir. Ayrıca, yeri gelmişken, burada, bir konuyu da Yüce
Meclise arz etmek, duyurmak istiyorum: Türkiye, 24 Avrupa ülkesi Sivil
Havacılık Otoritesinin üyesi oldu. 4 Nisan 2001 tarihinde, Avrupa Sivil
Havacılık Otoriteleri Birliği, JAA dediğimiz kuruluşa tam üye olmuştur. Avrupa
Birliğine Türkiye girmeden ve hiçbir kurum daha henüz girmeden, Türk havacılık
sistemi, Avrupa Birliğine, şu anda, bütünüyle sokulan tek üye olmuştur. Bu da,
ulaştırma Bakanlığındaki çok değerli arkadaşlarımın, kıymetli bürokratların azim
ve gayretleriyle sonuçlanmıştır; onun için de, hayırlı olsun diyorum. Bakanlığımız tarafından verilecek tüm belge ve yetkiler
Avrupa Birliği tarafından kabul edilecektir, kabul görmüştür; bu, mecburî bir
kaidedir. Bu sayede, daha önce Avrupa Birliği üyeleri tarafından
yetkilendirilme zorunluluğu ortadan kaldırılmıştır. Tam üyeliğimiz sonucu,
özellikle, Türk Hava Yollarının teknik bakım, özellikle büyük gövdeli uçakların
C ve D bakımları, Bakanlığımızın yetkilendirilmesiyle, Türk Hava Yolları
tarafından yapılabilmektedir. Bir airbus uçağının bakımı 800 bin dolardır. Bu
şekilde, ülkemizin döviz kazancı artırılmış olmaktadır. Bu birliğe
giremediğimiz için, bunları hep dışarıya veriyorduk. Yine, daha önce uçaklar için malzeme istenen Türk
firmaları, kazançlarının büyük bir bölümünü JAA üyesi olan ülkelere
ödemekteydi. Yetki belgesi bizim de elimize geçtiği için, bu konuda da Türkiye,
önemli bir döviz kaynağına sahip olmuş bulunmaktadır. Kendi uçaklarımızı tamir
etme, başkalarının uçaklarını tamir etme hakkını ve lisansını, yetkisini
aldığımız için, bizim hesabımıza göre 1-1,5 milyar dolarlık, Türk ekonomisine
bir katkı sağlanmıştır. Körfez Havaalanına Türk Havayolları uçuşları haziran
ayında başlatılacaktır, bize verilen bilgi. Halen İstanbul'da özel bir havayolu
olan Marin Air haftada beş gün Körfez Havaalanına uçuş yapmaktadır; yani özel
havayollarının iç hat seferleri başlatılmış bulunmaktadır. Körfez Havaalanının
pistinin uzatılması için çalışma yaptırılacaktır, asgari 400 metre uzatılmak
suretiyle uluslararası turist uçaklarının, büyük uçakların da konabileceği
şekle getirilecektir. Zamanında planlaması küçük yapılmış, büyümesi de bundan
sonra yapılacaktır. Lufthansa'da uçak başına 80 personel (Lufthansa Alman
Havayolları) düşerken, Türk Havayollarında uçak başına 168 personel
düşmektedir. Zararın sebeplerinden birisi de, bu yanlış personel politikasıdır.
Zaten bu politika nerede yok ki?! DEVLET BAKANI YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Hayır efendim,
hayır... ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) - Benim
işletmelerimde de var, başkalarının işletmesinde de var. Bu böyledir, böyledir
efendim. Bu yanlış iddialar yüzünden haksız iftiralara
uğradığım, basında, özellikle bir kesim basında, hakareti de aşacak şekilde
kastı aşan birtakım yayınlarla karşı karşıya kaldığım için, bu konuda 6,5
sayfalık bir rapor hazırlanmış ve Başbakanlığa arz edilmiştir. Gereğini Sayın
Başbakanımız takdir edecektir. İnsan meselesinde kimsenin kimseye söyleyecek bir hali
yoktur, birike birike böyle olmuş. Yüksel Beyin bir kabahatidir, suçudur veya o
buna mani olamamıştır demek istemiyorum. Benim şirketlerimde de var, başka
bakanların idare ettiği yerlerde de var; ama gerçek budur. Sayın Başkan, müsaade ederseniz bu uçuş tarifeleri
konusunda kısa bir bilgi vermek istiyorum. Türk sivil hava sahasının ve uçuş
koridorlarının kullanılması düzenlenmektedir bu kanunla. Bu nedenle, havayolu
şirketleri kendi ihtiyaçlarına göre uçuş tarifelerini hazırlayıp Ulaştırma
Bakanlığına sunmaktadırlar. Ulaştırma Bakanlığı da hava sahasının kullanımını,
uçuş emniyetini sağlayacak şekilde planlayarak onay verecektir. Türkiye'nin 82
ülkeyle ikili hava anlaşması mevcuttur. Türk hava sahasını sadece Türk uçakları
değil, yabancı uçaklar da kullanmaktadır. Dolayısıyla, Türk hava sahasının
kullanımını, Türk Hava Yollarına veya herhangi bir havayolu şirketine bırakmak,
hem hukuk açısından hem uçuş güvenliği açısından mümkün değildir. Türk hava
sahasının eşit, adil ve güvenli kullanılmasının planlanması, Ulaştırma
Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Bu kanunla şunu getiriyoruz: Bu kadar çok havayolu
şirketlerinin bulunduğu yerde, hak ve menfaatların doğru, dürüst olabilmesi
için bir otorite lazım. İşte o otorite, Bakanlığımız tarafından, kendi
bünyesinde muhafaza edilmektedir. Bir küçük bilgi daha vermek istiyorum: Türk Sivil
Havacılık Kurumu... Dünyadaki benzerlerine uygun şekilde hazırlanmış olan
tasarı, bazı eksikleri ve yeni bilgilerin de ortaya konulması, sivil ve askerî
uçuşların da bu kurul tarafından denetlenmesi ve yürütülmesini de bünyesine
aldığı için, yeni değişiklikler ve teklifler olabileceği düşüncesiyle, biraz
evvel söylediğim gibi, Plan ve Bütçe Komisyonunda bekletilmektedir. Şunu ifade edeyim; bizim getirdiğimiz bu tasarıdaki, şu
an, bugün çıkaracağımız kanundaki metinler, daha sonra, bağımsız otorite,
denetleyici, kollayıcı, yol gösterici ve gerektiğinde cezalandırıcı mahiyette,
işletmecilik ile kontrol organını birbirinden ayırmak maksadıyla, dünyadaki
emsallerine uygun olan Sivil Havacılık Kurumu bünyesine devredilecektir.
Böylece, Bakanlık, siyasî otorite, bu konularda hiç kimseyi rahatsız etme
hakkına sahip olmayacaktır. Son cümlem: Haksız yere sürekli karalanmakta olan
siyasî otorite, siyasî şahıslar ve bakanlıklar da, böylece, bu haksız
eleştirilerden korunmuş olacaktır ve bu şekildeki çalışmalarımız devam
etmektedir. Bilgilerinize saygıyla arz ederim. BAŞKAN - Sayın Ulaştırma Bakanımıza teşekkür ediyorum. MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim, soru cevap için ayrılan süre
tamamlanmıştır; ama, madde üzerinde konuşma hakkınız var, arzu ederseniz, o
sırada konuşun. 15 dakika oldu... MEHMET DÖNEN (Hatay) - Ama, bir yanlış anlaşılmayı... BAŞKAN - Tasarının tümü üzerindeki müzakereler
tamamlanmıştır. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Ağrı havaalanı ne oldu? Sayın
Bakan, onun hakkında bir şey söylemedi. BAŞKAN - Sayın Bakanın takdirinde. Bir ara tekrar onları söyler. İki havaalanı sorulmuştu,
cevap verilmedi; ama, bir ara söyleyebilir. Efendim, tasarının tümü üzerindeki... ASLAN POLAT (Erzurum) - Karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Peki efendim. Tasarının tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır. Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım
ve karar yetersayısını arayacağım. Elektronik cihazla oylama yapacağız; 3 dakika süre
veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı
vardır; tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir. Şimdi, 1 inci maddeyi okutuyorum: TÜRK SİVİL
HAVACILIK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
TASARISI MADDE 1. - 14.10.1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun
25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Madde 25. - Ruhsat sahibi, ücret tarifeleri ile birlikte uygulama
tarihini ticarî, malî ve ekonomik koşullara uygun olarak belirler ve yürürlüğe
koymadan 3 gün önce üçüncü kişilere duyurur. Uçuş tarifeleri, ruhsat sahibi tarafından belirlenir ve
Ulaştırma Bakanlığınca onaylandıktan 7 gün sonra yürürlüğe girer." BAŞKAN - Madde üzerinde, ilk söz Doğru Yol Partisi
Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen; buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz sivil havacılıkla ilgili bu yasa
tasarısına ilişkin, muhalefet sözcüleri, az önce, burada, çok olumlu ve ılımlı mesajlar
verdiler. Fazilet sözcüsünü, ben, burada dinledim; gerçekten kamuoyuna da çok
olumlu mesaj verdi, katıldığını ve komisyonlardan da oybirliğiyle
geçirdiklerini söylediler. Yine, bizim Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşan
arkadaşımız da, gerçekten olumlu, ılımlı bir muhalefet anlayışının örneğini
burada sergiledi; ama, az önce, soru ve cevaplar için ayrılan süre içerisinde,
Sayın Ulaştırma Bakanının konuşmasını dinledikten sonra, inanın tüylerim
ürperdi. Yani, bu hükümet, âdeta Meclisle ve halkla dalga geçer
gibi davranıyor. Eğer bu yasa, gerçekten Bakanın dediği gibi hiçbir işe
yaramayacaksa, niye getirdiniz, niye gündem değiştirdiniz burada?!. (DYP
sıralarından alkışlar) Böyle bir şey olur mu?!. Hem siz, bunu, ekonominin
olmazsa olmaz koşulu olarak görüyorsunuz, ekonomik programınızın içerisinde
açıklıyorsunuz, kamuoyuna bir umut veriyorsunuz; geliyorsunuz, burada,
kamuoyunun önünde, Meclisin önünde "bu çıksa ne olacak ki sanki"
diyorsunuz. Böyle bir şey olur mu değerli arkadaşlar?!. Eğer hükümet kendi içerisinde inanmıyorsa, kerhen bu
yasaları destekliyorsa, biz, burada niye çalışıyoruz, niye olumlu katkı vermeye
çalışıyoruz? Herhalde, hükümet, ülkenin içerisinde bulunduğu bugünkü
koşulları tespit edememiş, anlayamamış ve Türkiye'nin gittiği yeri göremiyor...
Eğer böyle bir şey varsa, bırakın, istifa edin, ayrılın arkadaşlar. Yerinizi
dolduranlar olur, daha iyi iktidar olanlar olur... Eğer, inancınız yoksa,
hakikaten inancınız yoksa, bunları niye getiriyorsunuz bizim önümüze?! Neyi tartışıyoruz: 1 maddelik bir yasa tasarısını.
Sayın Bakan, çok net, diyor ki "bir otoritenin olması lazım." E,
dolmuşçulara da, minibüsçülere de bir otorite kurun. ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) - Var zaten... MEHMET DÖNEN (Devamla) - Hepsine kurun... Yani, serbest piyasa ekonomisinin koşullarını
oluşturacak bir yasal düzenleme sağladığınızı söylüyorsunuz, biz size
inanıyoruz ve katkı yapmaya çalışıyoruz; biz katkı yapmaya çalışırken, bundan
sorumlu, bunu uygulayacak olan Sayın Bakan, çıkıyor "bunu ben kerhen
buraya getirdim ve kerhen bunu destekliyorum. Hakkımda bu kadar kampanya var;
bakın, görün, bu kampanyalar, bu hava şirketlerinin zararları ortadan kalkacak
mı bakayım, ben bu yasayı çıkardıktan sonra, yarın görecekler..." Peki,
yarın onlar görecekse, siz bugün görüp, buraya öngörüsü olmayan bir yasayı niye
getiriyorsunuz Sayın Bakanım?! Bakanlar müteselsil sorumludur, hükümet bundan
sorumludur. Koalisyonun bir bakanı, koalisyon ortağı bir başka partinin bir
bakanının yaptığından "ben sorumlu değilim" deme şansına sahip
değildir. Bunu daha algılayamamış, daha bunu anlayamamış bir iktidar
anlayışıyla Türkiye'yi nasıl idare edeceksiniz Allah aşkına?! Bunu anlatabilir
misiniz? Nasıl izah ediyorsunuz bunu topluma? Hükümet bir bütündür; bizim
sistemimizde, bizim Başbakanımız istifa ettiği zaman bütün bakanlıklar düşmüyor
mu? Peki, siz burada neyin mücadelesini, neyin kavgasını veriyorsunuz? Değerli arkadaşlarım, bütün olarak, hükümetin
içerisinde bunları konuşun, tartışın ve önümüze gelirken net olun, halkın önüne
çıkarken net olun. Bakın, biz de koalisyon olarak, 1994'te böyle krizleri
yönettik. Ama, hiçbir zaman... MUSTAFA YAMAN (Giresun) - İyi halt ettiniz!.. MEHMET DÖNEN (Devamla) - İyi halt ettik tabiî, yüzde 8
büyüme sağladık; sizin gibi, elliüç gündür, hiçbir şey yapmadan oturmadık
burada. Şimdi, gelip, burada kavga etmiyoruz. (DYP sıralarından alkışlar) Ha, şimdi iki bakanınız kavga ediyor burada "bu
neye yarar" diye. Burası mı bunun yeri? (MHP sıralarından gürültüler) MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Dışarıya avuç açmadık sizin
gibi. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Bırakın bunları artık...
Artık, usandı, vatandaş da sizi gözlüyor. Yani, bunu burada yapmanın... Benim
tüylerim diken diken oldu; Sayın Bakan "bu hiçbir şeye yaramaz, bunu ben
kerhen getirdim" deyince, hakikaten -bırakın milletvekilliğini- bir
yurttaş olarak... Size umut bağlamış, yarın ekonomi ne olacak, bu ekonomiyle
ilgili yasalar nasıl çıkacak diye insanlar umut bekliyor, siz, burada, hâlâ
"bir şey olmaz bundan" diyorsunuz. O zaman, bu insanlara nasıl umut,
nasıl güven vereceksiniz?! Çıkın, burada bunları anlatın. Hepinize teşekkür ediyorum. (DYP ve FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dönen. Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Musa Uzunkaya;
buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; 654 sıra sayılı, Türk Sivil Havacılığı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde
Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Şimdi, tabiî, aslında, ben, bu maddede söz almayı da
istemiyordum; ama, üzüntüyle, Sayın Bakanı az önce dinledim. Hakikaten, Bakan
adına üzüldüm, Türkiye'de hükümet eden iktidar adına üzüldüm, üç siyasî
partinin arasına giren dördüncü ortak adına üzüldüm ve 70 milyon adına üzüntü
duyuyorum. Niye üzülüyorum; çünkü, neticede, zarar eve geliyor,
zarar millete geliyor. Şu ana kadar, çalakalem, alelacele Yüce Parlamentoya
sevk ettiğiniz yasaları parlamenterler okumuyor. Belki bilmiyorlardı,
izlemiyorlardı, hükümete güveniyorlardı; ama, belli ki, bu yasada hükümet
arasında da kavga var, sıkıntı var. Sayın Bakan kişisel olarak hakikaten takdir ettiğim,
saygı duyduğum bir ilim adamıdır ve onurlu kişiliğinden de zerre kadar
tereddüdüm yok; ama, şurada, Yüce Parlamentoda, 70 milyonun huzurunda, bir
feryadı, bir anlamda seslendiriyorsa, hükümet, ciddî anlamda, yanlış şeylerde
ve ayrışma noktalarındadır. Bu sorunların, Türkiye'ye, yakın bir tarihte cirosu,
faturası ne olacak, bunu kestirmek oldukça zor. Düne kadar on yıl önünü
görenlerin, bugün, sabahı göremediklerini söylemesi, bir bakıma, hükümeti
kurtarmak için getirilen bir zatı muhterem her gün "daha fazla gol
atacağız" derken, hükümet içinde dahi böyle sıkıntılara vesile olacak
birkısım yasaların Parlamentonun önüne getirilmesinde ısrar edilmesinin,
doğrusu, mantığını yakalamak mümkün değil. Elbette, özelleşme, sivil havacılık,
imkânlar Avrupa ve dünya düzeyinde, Türkiye şartlarında geliştirilmelidir,
fiyat belirlemelerini de onlar yapabilmelidir; ancak, burada ciddî bir
konsensüsle hükümet olarak toplumun önüne çıkmak zorundasınız. Değerli arkadaşlar, bu yasanın, bugüne kadar...
Hakikaten, Türk Hava Yolları dünya ölçeğinde başarılı bir grafik çizmişti; bu,
öteden beri kabul edilen bir şey. Gerek uçuş esnasında gerek yerüstü hizmetleri
açısından özellikle son dönemlerde güzel bir performans göstermişti. Zararlar
ediyor, doğrudur. Ben, zararların gerçek sebeplerini, Türkiye'de, hükümet
olarak, çeşitli kurumlar açısından ciddî anlamda tahlil edebildiğimizi
zannetmiyorum. Mesela, bu zararları etmiş olması, yüksek fiyat politikasıysa, Türkiye'de
gerçek, reel bir fiyat politikasına gidilmesi... Bir tarafta, asgarî ücret...
Geçenlerde, burada, çeşitli yasalar vesilesiyle değerlendirme yaptık; 160 dolar
aylık alan 22 yıllık, 30 yıllık devlet memurları yanında- 168 dolar aylık,
yani, 200 milyon lira civarında aylık alan 30 yıllık devlet memuru- Türk Hava
Yollarında 1,5 milyar lira aylık alan, iki günlük, iki yıllık hostes veya diğer
memur arkadaşların bu fiyat dengesizliğini gidermek, elbette, hükümet
politikalarına dahil edilebilirdi; ama, bütün bunlar bugüne kadar yapılmadı,
yapılamadı. Şimdi, toplumun huzuruna, bir huzursuzluk sembolü haline getirilmiş
bir kanun takdim edildi. Temennimiz oydu ki... Sayın Bakan, biliyorsunuz, onbeş
gün önce yapılan Galatasaray-Real Madrid maçında, Türkiye, hakikaten güzel bir
başarıya şahit olmuştu, 3-2 galip geldik; ama, o günlerde programını açıklayan
Sayın Derviş -hükümet demiyorum, Derviş programı bu- hükümet programı gibi
kendisinin açıkladığı ve sonra da hükümetin kabul buyurduğu bu programda "bol
bol gol atacağız" dedi. Atılan her golde, geçen hafta gördük ki, yüzde
20-22'lik akaryakıt ve benzeri zamlarla memlekete ciddî sıkıntılar
getirebilecek uygulamalar yapıldı. Dün akşam, enteresandır, lojmanlara giderken
bir manava uğradım; herkes Galatasaray maçına kilitlenmiş... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, lütfen toparlayınız. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - ...vatandaş diyor ki
"sayın vekilim, ben Galatasarayın bu akşam yenmesini, gol atmasını
istemiyorum." Niçin dedim."Çünkü, gol atarsa, kesinlikle, inanıyorum
ki, Derviş de bize gol atacak, bu akşam yeni zamlar gelecek, bunun korkusunu
taşıyorum." Değerli arkadaşlar, hükümet, gol atmanın gayreti
içerisinde olmamalı; kurumları kurtarmanın, ülkeyi huzura çıkarmanın, en
azından, hükümet içinde barış ve beraberliği tesis etmenin gayreti içerisinde
olmalıdır. Hükümet güveni veremiyorsa, bu yasalara, toplumun da güveni
olmayacaktır. Ben, bu konuda bir hususu Sayın Bakandan özellikle
sormak istiyorum. Geçende medyada yer aldı. Özellikle, hâlâ, Türk Havayolları
uçaklarında ikram edilen gazeteler arasında, mesela Yeni Şafak Gazetesini
isteyen, Avrupa'ya uçan bir yolcuya, hava personeli tarafından hakaretler
edildiği "böyle bir gazeteyi isteyemezsin" denildiği söylenmiştir. Bu
gazetelerin, gerçekten, Türk Hava Yollarında ikram edilmesi, satılması yasak
mıdır? Havayollarını zarara uğratan bu üç gazete miydi? Neden özellikle bunlar
bulundurulmuyor? Cevabını arz eder, Yüce Heyete saygılar sunarım. (FP
sıralarından alkışlar) YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Bravo. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya. Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok. Önerge yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 2 nci maddeyi okutuyorum... MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 3 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. CEVAT AYHAN (Sakarya) - Tasarının lehinde söz
istiyorum. BAŞKAN - Sayın Ayhan, İçtüzüğün 86 ncı maddesi
gereğince, lehte daha önce söz isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven var;
aleyhte söz isteyen Sayın Yasin Hatiboğlu var ve üçüncü olarak da zatıâliniz
söz istiyorsunuz; ama, lehte Nidai Bey konuşacaksa, size söz verme imkânım
olmayacak. Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tabiî, bir madde olması sebebiyle, arkadaşlarımız gerekli
bilgileri arz ettiler sizlere. Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda
arkadaşlarımız, güzel bir uzlaşma içerisinde, bu tasarıyı 20 dakikada
geçirdiler. Ben de, çıkacak bu kanunun hepimize hayırlı olması
dileğiyle, emeği geçen herkese teşekkür ediyor, lehte oy kullanacağımı
belirtiyorum. (MHP ve DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN -
Teşekkür ediyorum. Aleyhinde, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu;
buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin
değerli üyeleri; bu tasarıya arkadaşlarım olumlu oy veriyor olsa bile, olumsuz
oy vereceğim. Bu oyum, tasarının içeriğine değil, tasarının getiriliş biçimine;
bu tasarıyı, sokradan mal kaçırır gibi, saat 12.00'de Danışma Kuruluna getirip,
saat 14.00'te müzakereye açan iktidar gruplarına karşı bir tavırdır. Günlerdir söylüyorum; insaf ediniz, Allah'tan korkunuz,
yapmayınız... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Siz korkun, siz... YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Biz, burada, kanun yapıyoruz. Size aylardır anlatıyoruz ki, kanun
yapma kolay iş değildir; gayret ister, çaba ister, araştırma ister, inceleme
ister. Bir arkadaşımız çıkıyor, diyor ki "20 dakikada hallettik bu
işi." Değerli milletvekilleri, işte, 20 dakikada bir kanunu
yapar, bitirirseniz, ülkenin hali böyle olur. Bu kanun, kanunîyetini icra eder
halde olamaz. İçtüzüğü, bir kere, saf dışı ettiniz, by-pass ettiniz kimi
maddelerini. Şimdi, Sayın Bakanı saygıyla takip eden bir
arkadaşıyım, bir kardeşiyim ben. Şikâyetlerini dinledik. Sayın Bakan, niye
oturdunuz oraya? Şu açıdan soruyorum niye oturdunuz -tabiî hakkınız da- Buna,
gruplar hazır mıdır, değil midir, hazırlanabildiler mi; gerçekten, muhalefetin
buna katkısı olacak mı; bunu niye incelemiyorsunuz?.. Hükümetler gelip geçici kurumlardır; Parlamento, daimî
olan kurumdur. Bu hükümetlere bu kadar teslim olmanın Parlamentoya faydası yok,
millete faydası yok, bu sözlerin de size faydası yok; onun için, bu sözlerimi,
ben, milletime söylüyorum, sizi şikâyet ediyorum. Beyler, benim derdim ne ki; ta geçen cuma günü
Kayseri'den aradım, üç defa, dört defa... Derdim ne benim?.. Ben, Fazilet
Partisi Grup Başkanvekiliyim; istiyorum ki, bu kanunlara katkıda bulunalım;
istiyorum ki, arkadaşlarımız incelesin, araştırsın, hazırlasın, gelsin, katkı
yapacak söz söylesinler, destek versinler, zararlıysa engel olsunlar, tashihi
mümkünse önerge versinler. Bunları çalışmadan nasıl yapacaksınız, araştırmadan
nasıl yapacaksınız; yapmayın!.. Yapmayın!.. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Bunlar önceden gönderildi. YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
şimdi, meseleyi oraya götürmeyelim. Bakınız, ben rica ettim, ta geçen Cuma... Bu hafta ne
görüşeceksek, lütfen, verin. Biz ona itiraz etmiyoruz; ama, verin de biz bir
hazırlanalım. Sizin bir derdiniz yok; konuşmuyorsunuz... Komisyonda
konuşmuyorsunuz, Genel Kurulda konuşmuyorsunuz, hükümette konuşmuyorsunuz.
Bırakın, biz konuşalım, biz anlatalım. (FP sıralarından alkışlar) Yapmayın...
Ebkem asamm oldunuz; yapmayın... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Ne oldu?..
Anlaşılmıyor... YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Duymuyorsunuz, diliniz
dönmüyor -Türkçesini söylüyorum şimdi- bırakın, biz konuşalım. Yapmayın...
Evet; sizi... Sizi... Sizi, bu antidemokratik, demokratik parlamenter sisteme
karşı saygısızlığınızdan dolayı, bu müessesenin gerçek sahibi olan Yüce
Milletime şikâyet ediyorum. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - O saygısızlık size ait
Sayın Başkan. YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Sizi, şikâyet ediyorum...
Sizi, şikâyet ediyorum. (DSP sıralarından gürültüler) MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Sözünü geri al...
Sözünü geri al... YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Sizinle, anlaşılan...
Anlaşılan... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Geri al sözünü! YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Gayet cuk oturdu bu söz; geri
almıyorum. Sizi, halka şikâyet edeceğiz; meydanlarda görüşeceğiz
sizinle ve şimdi, şu, sonradan nevzuhur olarak getirdiğiniz iki kanunu geçirmek
istiyorsanız, asgarî 190 üyeyi burada hazır bulundurun. ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - 184... 184... YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Beyler, bir bakınız,
yapmayın, bu Sivil Havacılık... Anladık, 1 madde; ama, kamulaştırma var...
Kamulaştırma... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Ne olacak?!. YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Tabiî ne olacak!..
Kamulaştırma var. Türkiye'deki mahkemeleri işgal eden en önemli ihtilaflardan
birisi kamulaştırma ihtilaflarıdır. Siz, bunu, saat 12.00'de getireceksiniz,
17.00'de müzakere edeceksiniz; sonra da, hayır bekleyeceksiniz. Olmaz... ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Olur... Olur... YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Mahkemeleri rahatsız
edersiniz, yorarsınız; halkı perişan edersiniz. Yapmayın... MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - İlginiz vardı da
niye gelmediniz komisyona? YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, sürem doldu
zannediyorum. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Sözünü geri alsın;
bütün milletvekillerine "saygısız" dedi. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Kendi Grubuna da
saygısızlık etti. YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Evet efendim, çalışma
usullerine uymayan, saygısızdır. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım. YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Muhalefete saygı göstermek
zorundasınız. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Saygılı ol, kürsüye
vurma! YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Böyle şey olmaz... (DSP
sıralarından gürültüler) Muhalefete saygı göstermek zorundasınız. (FP
sıralarından alkışlar) 130, 184, 189 üyeyi burada hazır bulundurun. Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Hatiboğlu, oyunuzun rengini
söylemediniz; ama, herhalde menfi oy vereceksiniz. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Aleyhte oy vereceğimi peşin
söyledim efendim. BAŞKAN - Peşin söylediniz... Peki efendim. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Ama, bu kanun tasarısının
içeriğine değil, bu tavradır bu aleyhte oyum; dedim onu efendim. BAŞKAN - Anladım efendim, anladım; ben kaçırmışım o
kısmını. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Bir hafta evvel aradım; rica
ettim ve dedim ki, ne konuşacaksınız, bize söyleyin. BAŞKAN - Buyurun Sayın Grup Başkanvekili. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sayın Başkanım, bugün,
bir Danışma Kurulu toplantısı yaptık ve bu Danışma Kurulu toplantısına da,
Fazilet Partisini temsilen çok değerli bir grup başkanvekili katıldı. Ancak,
öyle zannediyorum ki, Sayın Hatiboğlu, bir tek kendisini grup başkanvekili
olarak görüyor ve sabahki toplantıdan da, herhalde hiçbir bilgi almamış; çünkü,
tutanaklara bakılacak olursa değerli grup başkanvekilinin, bugün, Danışma
Kuruluna getirdiğimiz önerimize tam bir mutabakatla katıldıklarını ifade
ettiklerini görürsünüz; hatta, daha sonra basına yapılan açıklamada da, bunu,
bir kez daha teyit ettiler. Bugünkü yasa tasarılarının görüşülmesinde, Sayın
Hatiboğlu'nun bizim anlamakta zorluk çektiğimiz isyanını, hayretini ve burada,
biraz önce çok sert bir biçimde ortaya koyduğu nefretini ne biz anladık ve ne
de, tahmin ediyorum ki, kendi grubundaki bazı arkadaşlarımız da anlamamış
olabilirler. EYÜP FATSA (Ordu) - Biz, çok iyi anladık. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Fazilet Partisi
içerisinde, kendi kendilerine, zaman zaman çelişkiye düştükleri konulara,
lütfen, bizi ortak etmeye çalışmasınlar. Milletvekillerimizin tümü,
komisyonlardaki kanun tasarı ve teklilerini bilmektedir, çalışmaktadır; Genel
Kurulda da, bütün milletvekilleri, önlerindeki yasa tasarı ve tekliflerini
okumaktadır. Eğer bir sorun varsa, kendilerine baksınlar. Teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkanım... BAŞKAN - Sayın Hatiboğlu, adınız geçtiği için söz
vereceğim. Buyurun. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, Sayın Halıcı'ya
, Halıcı üslubuyla cevap verecek falan değilim. Zaten, kendisi beyanda bulundu
"anlayamıyoruz" dedi. Benim de şikâyetim ondandı zaten;
anlayamamalarındandı... İlave sözüm yoktur; sizi ve bizi millet anlayacaktır. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Efendim, tasarının tümü üzerindeki müzakereler
tamamlanmıştır. Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Ülkemize, Bakanlığımıza hayırlı olsun. Sayın Ulaştırma Bakanımız teşekkür edecekler. Buyurun efendim. ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) - Sayın Başkan,
değerli üyeler; efendim, usul bakımından yanlış bulmazsanız, iki soruyu da
cevaplandırıp, bu konuyu tamamıyla kapatmak istiyorum. BAŞKAN - Hay hay, buyurun efendim; konuşma hakkınız
var. ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) - Sayın Nidai Seven
Beyefendinin sorusunu cevaplandırıyorum: Ağrı Havaalanıyla ilgili olarak,
Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğümüz, mevcut pistin uzatılması
ve 13 metrelik kot farkının giderilmesi amacıyla, 2001 yılı yatırım programına
dahil edilmesi için, Devlet Planlama Teşkilatına müracaat edilmesini istemiş;
ancak, Başbakanlığımızın 2000/11 sayılı genelgesi uyarınca, bu teklif, DPT'nin
2001 yılı yatırım programına dahil edilememiştir. Sayın Musa Uzunkaya Beyefendinin sorusu: Daha evvel
cevaplandırdığım soruların aynılarını cevaplandırmak istemiyorum. Türk Hava
Yollarının ikram ve gazete servisi, Ulaştırma Bakanlığını ilgilendirmemektedir.
Bu konuda, Bakanlığımıza vaki yazılı sorular, cevaplandırılmak üzere, Türk Hava
Yolları Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir ve Türk Hava Yolları Genel
Müdürlüğünün cevabı da, ilgili sayın milletvekilimize, daha önce, yazılı olarak
iletilmiştir. NEZİR AYDIN (Sakarya) - Türk Hava Yolları Genel
Müdürünü kim tayin ediyor Sayın Bakan?! ULAŞTIRMA BAKANI ENİS ÖKSÜZ (İçel) - Sayın Mehmet Dönen
Beyefendinin sorularını cevaplandırıyorum: Sivil havacılık kurumu tasarısı
gecikebilir; bunu, arz ettim ve özelleştirme üzerindeki spekülasyonlar, kanunun
gecikmesi dolayısıyla, ekonomiye zarar vermesin ve Türk Hava Yollarımızın bu
konudaki faaliyetleri veya gayretleri bizim yüzümüzden aksatılmış olmasın diye,
2820/25 maddesi değiştirilmek istenmektedir; işin özü bu. Dolmuş, minibüs,
şehiriçi otobüs ve uluslararası yük ve insan taşımasıyla ilgili de bir otorite
olması gerekir dediniz. Evet, bu otorite vardır; şehir içerisinde, bunları,
belediye meclisi ve başkanı onaylar. Ayrıca, milletlerarası ve iki hareket ve
duruş noktası arasında 100 kilometreyi geçen mesafelerde de, Bakanlığıma bağlı
Kara Ulaştırması Genel Müdürlüğü, bu konuda, bunu düzenler, onay verir, ruhsat
verir; dolayısıyla, bu otoriteler vardır. Havacılık sektöründe bu otorite, daha önceden de tekel
olduğu ve yıllardır milletimize hizmet verdiği için, bu, Türk Hava Yolları
tarafından yapılmaktaydı. Türk Hava Yollarının bu faaliyete alışkın olması,
elemanlarının yetişmiş olması dolayısıyla, bu husus, şimdiye kadar onun
kontrolünde devam ettirildi; ama, şimdi, birden bire şirketler çoğaldı,
milletlerarası uçuşlar çoğaldı ve Türkiye, inşallah, öyle ümit ediyorum ki,
kıtalar arasında yolcuları getiren, indiren, yolcuları alıp tekrar dağıtan, HUF
dediğimiz bir büyük para kazanma imkânını ve trafik imkânını yakalayacaktır
konumu itibariyle. Bunun için, özelleştirmeye de alınmış olan bir şirkete,
diğer özel şirketlerden farklı muamele yapılması, hem rekabet bakımından hem
ahlakî bakımdan hem de hukuk bakımından yanlış olurdu; ona bir otorite lazım
şimdi. Türk Hava Yollarının öteden beri yapageldiği bu konu; geçen sene, yazın,
biliyorsunuz, kuleciler suçlanmak suretiyle, Ulaştırma Bakanlığına basında
haksız yere bir itham yapıldı. Tabiî, bu haksızlıklar bizi yıldırır mı; hayır,
yıldırması mümkün değil. Dolayısıyla, politikaları ve bu meseleleri, ilgili
kurumlar, otoriteler tayin eder; bazı birkaç basın organının -okunur okunmaz-
yazarların lafları bunları tayin etmez. Onun için, buna bir otorite gerek.
Neresi; Ulaştırma Bakanlığı dedik. Sivil havacılık kurumu kanunu tasarısı kanunlaşırken,
bunun tedbirini de aldık, biraz evvel söylediğimiz arızalar olmasın,
giderilmesi mümkün olmayan veya telafisi zor olan zararlar doğmasın diye, bunu,
şimdi buraya getirmiş olduk. Bunların hepsi, bizim hazırladığımız kanun
tasarısında -Plan ve Bütçe Komisyonunda bekliyor- oraya geçecektir; ama, o
arada Türkiye zarar görmesin, o arada Türk Hava Yolları zarar görmesin diye,
elimizden gelen her gayreti sarf ettik. Şunu da ifade edeyim: Bu kurumun ayakta durması için,
20 trilyon civarında, Devlet Hava Meydanları İşletmesi yardımda da bulunmuştur,
ikisi de devletimizin müessesesi. Bizim anlaşıp
anlaşmamamız önemli değil; ama, anlaşmak bizim görevimizdir, vazifemizdir.
Devlette küskünlük olmaz, sadece tartışma olabilir, tartışarak da doğruyu
buluruz; öyle yapılıyor. Bu bakımdan, bu otoritelerin varlığından, müsaade
ederseniz, bu şekilde haberdar etmiş oluyorum, bağışlayın ifademden dolayı
beni. Yalnız, Sayın Dönen ve Sayın Uzunkaya, bana göre -sataşma olarak lütfen
almayın- maksadı aşan yorumlarla ve benim söylemediğim, kastetmediğim anlamda
bir şeyler konuşmuşlardır. Tabiî ki, muhalefet böyle konuşacaktır; bunu,
saygıyla karşılıyorum. Bilgi noksanlıkları hepimizde olabilir, bende de
olabilir, sizler tamamlayacaksınız. Bu bakımdan, bu konudaki düşüncelerimi de
açıklamış oluyorum. Sayın Hatiboğlu Beyefendinin sorusuna gelince: Sayın
Hatiboğlu, Mehmet Dönen Beye verdiğim cevapta, bu konunun buraya neden
getirildiği hususunu müsaade ederseniz tekrarlamayayım. Bayındırlık Ulaştırma
ve Turizm Komisyonunda, söz konusu bu tasarı oybirliğiyle buraya geldi. Basında
çok ısıtılan, çok hararetlendirilen -özellikle buraya dikkatinizi çekiyorum- ve
haksız muamelelere, haksız ithamlara karşı Ulaştırma Bakanlığı mensupları çok
tedirgin ve rahatsız olmaktadır. Bu bakımdan da, bu konuda, herkes tepkisini
elbette ortaya koyacaktır. Bu tepkiler müspet veya menfî şekilde ortaya
konuldu. Konuşma yapan herkese, bu yüzden teşekkür ediyorum. Mesele, böylece,
milletimizin yüksek ilgisine sunulmuş ve "acaba, ne oluyor?" soruları
da çok ciddî şekilde hafızalarda tazelenerek açıklığa kavuşturulmuş oldu.
Benim, özelleştirmenin önündeki engel olmadığım da ve bu engelin hukuk olduğu
da, böylece, çok iyi bir şekilde anlaşılmıştır diye düşünmekteyim. Bu cevapları
verme imkânı veren değerli milletvekillerimize ve Sayın Başkan size saygılar
sunuyorum; teşekkürler ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz, tekrar, kanunun hayırlı
olmasını diliyoruz. Sayın milletvekilleri, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve
Köyişleri Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz. 7. – Hayvan
Sağlığı ve Zabıtası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/824) (S. Sayısı :646) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Mevcut. Hükümet?.. Mevcut. Komisyon raporu, 646 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, Fazilet Partisi
Grubu adına, Sayın Musa Demirci konuşacaklardır. Tasarının tümü üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına,
Sıvas Milletvekili Sayın Musa Demirci; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. FP GRUBU ADINA MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 646 sıra sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde Fazilet Partisi Grubumuzun görüşlerini arz edeceğim;
bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanunu 1986 yılında çıkarılmıştır. Tasarıyla, bazı maddeler değiştiriliyor;
kaçak hayvan geçişleri, yurdumuza girişi ve yurt içinde, hem canlı hayvan hem
de hayvansal ürünlerin nakli konusunda bazı kısıtlamalar getiriliyor ve bu
konuda da cezaî müeyyideler öngörülüyor. Fazilet Partisi Grubu olarak, tasarının özüne karşı
değiliz; ancak, komisyonda da savunduğumuz gibi, cezaları gerçekten çok
buluyoruz. Önemli olan ceza vermek ve insanları mağdur etmek olmamalıdır;
önemli olan, önce eğitimle halkımızı bilgilendirmek ve sonra da, gerçekten ceza
verilecekse bu yolu seçmek gerekir. Bu bakımdan, tahmin ediyorum ki, cezaların
tekrar gözden geçirilmesi gerekir. İlgili maddeler görüşülürken, yine Grup
olarak, önergeler vermek suretiyle Yüce Heyetinizin takdirlerine sunacağız. Değerli milletvekilleri, tabiî, tarım, ülkemiz için
vazgeçilmez bir sektördür, önemli bir sektördür. Hayvancılığımız, tarım sektörü
içerisinde alt sektör olarak fevkalade önemli bir yere sahiptir, gerek
ihracatımız bakımından gerekse ülkemize sağladığı katkılar bakımından. İster
damızlık yetiştiriciliği olsun ister besicilik konusunda olsun veya hayvan
hastalıkları konusunda olsun, ülkemizin problemleri vardır; yani, bu konuda
hayvancılığımızın problemleri vardır ve mutlaka da bu problemlerin çözülmesi gerekir;
ancak, tabiî, problemlerin çözülebilmesi için Bakanlığın finansmana ihtiyacı
var. Tarım politikalarına karşı sürdürülen farklı yaklaşımlar var, farklı
bakanlıklar var, farklı bakanlıkların da farklı yaklaşımları var. Bunu
geçtiğimiz günlerde de gördük. İşte, bu farklı yaklaşımlar problemlerin de
devam edeceği işaretini vermektedir. Bu bakımdan, tarımın üzerinden bu farklı
yaklaşımları, farklı görüşleri mutlaka kaldırmak gerekir. Değerli milletvekilleri, malumunuz, iki yıldır, üst
üste, ülkemizde kuraklık yaşanmaktadır; gerek Doğu Anadolu Bölgesinde gerekse
Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki yaşanan bu kuraklık hayvancılığımızı
etkilemiştir. Dolayısıyla, bakınız, bu geçtiğimiz kış aylarında 1 kilogram
saman, 1 kilogram buğdayın 2 misli
fiyatına olmuştur; yani, iki yıldır devam eden bu politikalarla beraber bu
olumsuzluk hem tarımımızı etkilemiştir hem de hayvancılığımızı büyük ölçekte
etkilemiştir. Değerli milletvekilleri, bilhassa iki yıldır uygulanan
enflasyonun altındaki tabanfiyatı uygulamaları, gerçekten, tarımımızı, bitkisel
üretimimizi zora sokmuştur. Dünyanın zenginliklerini, dünyanın zengin ve fakir
ülkelerinin tamamında incelediğimiz zaman, tarımın desteklendiğini görüyoruz.
Bunun sebebi şudur: Tarım, tarım ürünleri ekiminden hasadına kadar risklerle
karşı karşıyadır ve yine, ülkelerin, belki iklim özelliklerine göre bazı
yöreleri hariç ürün bir defa alınır ve yine, çiftçilik, meşakkatli olduğundan
dolayı da, ülkeler, tarımlarını mutlaka desteklerler. Bu bakımdan, bizim de
ülkemizde tarımın mutlak surette desteklenmesi lazım. Ancak, 57 nci hükümetin hedefi ve politikaları tarımı
desteklemekten ziyade, tarıma yapılan desteklerin tamamını 2002 yılında ortadan
kaldırmaktır. Bu hükümetin koyduğu politikalar ve koyduğu hedefler budur. Bunun
için, aslında, önceden müdahale eden; yani, destekleme için müdahale eden tarım
kuruluşları, önce aciz bırakılıyor, sonra, halk nezdinde kötüleniyor ve
bilahara da bunlar teker teker ortadan kaldırılıyor. Bu, tarıma müdahale eden
kuruluşlar hangileridir bunlar, Tarım Satış Kooperatifleri, şirketler; yani,
Şeker Şirketi, gündemde olan, yakında kanunlarını görüşeceğimiz Tekel Genel
Müdürlüğü veya ilgili bakanlık, Toprak Mahsulleri Ofisi. Bunlar da, yine,
bugünlerde görüşülen, yani, temel fonksiyonu olarak bitirilmeye çalışılıyor. Bu
bakımdan da, bu kuruluşlar, destekleme yapan kuruluşlar gündemden çıkarılıyor. Değerli milletvekilleri, destekleme alımları, girmeye
gayret ettiğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde de, ülkemizdeki gibi, müdahale
kuruluşlarına benzer kuruluşlarla desteklenir; yani, Avrupa Birliği ülkeleri,
tarımını, bizdeki Toprak Mahsulleri, Şeker Şirketi, Et ve Balık Kurumu, tarım
satış kooperatiflerine benzer kuruluşlarla destekler. Mesela, Avrupa Birliği
ülkelerinden Fransa'da, şeker fiyatları, doğrudan doğruya üretici ve fabrika
tarafına bırakılmadan, devlet tarafından belirlenmektedir. Ancak, tabiî, yeni
çıkarılan Şeker Kanunuyla çiftçiyle fabrikatör karşı karşıya getirilmek
suretiyle şeker fiyatı belirlenecektir. Yine, Avrupa Birliğinin ortak tarım politikalarına
baktığımızda, gördüğümüz manzara şudur: Desteklemelerin yüzde 70'ini fiyat
yoluyla yapılan desteklemeler oluşturmaktadır. Yani, burada, örnek olarak
verecek olursak, Fransa ve Hollanda'da her ürün için ayrı ayrı müdahale
kuruluşu vardır; İngiltere, Danimarka ve İrlanda'da müdahale yapma görevi tek
bir kuruluşa verilmiştir. 57 nci hükümet, bunları görmezden geliyor, Yani, Avrupa
Birliğindeki bu uygulamaları görmezden gelmek suretiyle, yapılan bu
desteklemeleri kaldırıyor, doğrudan, gelir sistemine geçeceğini ifade ediyor.
Burada, tahmin ediyorum ki, bir hedef saptırma vardır ve burada, Avrupa
Birliğinin yaptığını görmezlikten gelmek vardır. Bu bakımdan, Avrupa Birliği incelendiği zaman, doğrudan
gelir desteğini şu şekilde görüyoruz: Doğrudan gelir desteği, bazı yörelerde,
eğer, üreticiler, bazı mahsulleri fazla üretiyorsa, çiftçisine söylediği şudur:
"Siz, bu mahsulü ekmeyin; bunun karşılığında, para miktarı neyse, değeri
neyse, biz onu vereceğiz." Avrupa Birliğinin yaptığı budur. Yine, bazı yıllarda, dünya fiyatlarında eğer aşırı bir
düşme olursa, dünya fiyatları aşırı bir düşme gösterirse, pazar fiyat
desteğiyle, üretici, yine destekleniyor. Tabiî, Avrupa Birliği ülkelerinin
yaptığı bu; ama, bizim işimize fiyat desteklemesi gelmediği için veya IMF öyle
istediği için, biz, bu destekleme politikalarını terk ediyoruz, doğrudan gelir
desteği sistemine geçiyoruz. Doğrudan gelir desteğinin özü nedir; özü şudur: Tapu
kaydına bakılacak ve dekara 5 dolar bir destek yapılacak. Tabiî, dekara
yapılacak 5 dolar, çiftçinin hangi ihtiyacını karşılayabilir, hangi üretimini
artırabilir; bunu, sizin takdirlerinize bırakıyorum. Bu sene, yani 2001 yılı için bakıyoruz, okunan
programda da görüldü; doğrudan gelir desteği için ayrılan para 400 trilyon Türk
Lirası. Şimdi, ülkemizdeki işletme sayısına bakarsak, ülkemizde işletme sayısı
4 milyon. Bu 400 trilyon lirayı işletme sayısına böldüğünüz zaman, her
işletmeye ödenecek para miktarı 100 milyon liradır. Şimdi, isterseniz, şöyle
bir yoldan gidelim: Yani, ortalama işletme sayısına baktığımız zaman, ülkemizde
ortalama işletme sayısı, mesela, 1 ile 20 dekar arasındaki işletme sayısı,
aşağı yukarı, 1 milyonun üzerinde. Yani, burada verilecek destek, 1 milyon
çiftçiye verilecek destek, aşağı yukarı, 45-50 milyon liradır. Bu bakımdan da,
doğrudan gelir desteğinin, hakikaten, tekrar gözden geçirilmesi lazım ve Avrupa
Birliği ülkelerinde, Avrupa Birliğinin ortak tarım politikasında ve Amerika
Birleşik Devletlerinde nasıl uygulanıyorsa, mutlaka, ülkemizde de o şekilde bir
desteklemenin yerine getirilmesi gerekir. Destekleme alımlarında, her hükümet kendi dönemini öne
çıkarmak istiyor. Şimdi, bazı rakamları vermeden önce, bir defa, şunu ifade
etmek istiyorum: Bugünlerde bir moda tabir var, o moda tabir de şudur:
"Efendim, popülist politikalar uygulamayalım. Bugüne kadar tarıma verilen
destekler popülist politikalar yüzünden bu duruma gelmiştir." Oysaki,
değerli milletvekilleri, her ülke, kendi gerçeklerine göre fiyat belirlemek
mecburiyetindedir. Her ülkenin tarım şartları, her ülkenin kendine has
özellikleri vardır. Bu bakımdan, mutlaka, kendi ülkemizin tarımına, kendi
ülkemizin şartlarına göre eğer fiyat oluşturuluyorsa, bunu, çıkıp, popülist
politikalar diye gündeme getirmek ve bunu o şekilde yorumlamak, çiftçiye
yapılan en büyük haksızlıktır; bunun yapılmaması lazım. Filan şirkete, filan
işadamına düşük faizli kredi tahsisi veya teşvikli krediler, garantili dış
krediler popülist politika olmuyor; ama, çiftçiye, işçiye verdiğiniz zaman
popülist politika oluyor... Tabiî, bunu kabul etmek mümkün değil. Değerli milletvekilleri, bakınız, 1996 tarihinden bugüne
kadar, buğday için verilen destekleme fiyatındaki artış oranlarını size arz
etmek istiyorum. Tabiî, dolar ve markla bunu ifade ederek kafanızı karıştırmak
istemiyorum. Kıyası, yalnız o yılki enflasyona göre mukayese etmek istiyorum.
Bakın, 1996 yılında buğday 18 000 lira iken, 1997 yılında 33 000 liraya
çıkarılmış. Buradaki artış, bir yıl öncesine göre yüzde 83. Enflasyona
bakıyoruz, enflasyon yüzde 81. Yani, verilen artış enflasyonun üzerinde. Burada,
artık, bir popülizm aramak ve burada çiftçiyi, çiftçileri müşkül duruma
düşürmek fevkalade yersiz. Bakın, 1998 yılında, bir yıl öncesine göre yüzde 60
artış olmuş; ama, enflasyon yüzde 72. Enflasyonun altında, 12 puan daha altında
bir fiyat verilmiş. 1999'da artış yüzde 51, enflasyon yüzde 53 olarak
belirlenmiş, 2 puan altında fiyat verilmiş. 2000 yılına geldiğimiz zaman, 102
000 lira tabanfiyat verilmiş, artış yüzde 27; yüzde 51'lik enflasyonun 24 puan
daha aşağısında bir fiyatla çiftçilerimizi desteklemiş oluyoruz! Bu bakımdan,
burada popülizm aramak fevkalade yanlış ve biraz önce söyledim gibi,
çiftçilerimize de yapılan bir haksızlıktır. Diğer desteklere göz attığımız zaman, ziraî kredilerin
faizleri yüzde 50'lerdeyken, gördüğümüz gibi, takip ettiğimiz gibi, bu krizle
beraber, normal, küçük çiftçilerde yüzde 120, büyük çiftçilerde yüzde 130 oldu;
hatta, bunların gecikme faizleri yüzde 180'e çıkarıldı. Şimdi, çiftçinin bu
faizlerin altından kalkması mümkün değil. Tabiî, burada ne oluyor; çiftçiye,
yalnızca cezaevlerinin yolu tarif edilmiş oluyor. O bakımdan, çiftçinin yüzde
120'lerle üretimini devam ettirmesi mümkün değil. Bunun gözden geçirileceğini
umuyorduk; fakat, bugüne kadar net bir bilgi alamadık; bilemiyorum... Değerli milletvekilleri, tabiî, çiftçinin en önemli
üretim aracı, bugün, mazottur. Köylüyü yeniden karasabana döndürmemiz mümkün
değil. Bakınız, açıklanan programda da eleştirilen on yıllık bir periyot
vardır. On yıllık periyodu incelediğimiz zaman, çiftçilerin, ortalama 3
kilogram buğdayla 1 litre mazot aldıklarını görüyoruz; bu eleştirilen on yıl
içerisinde. Bugün geldiğimiz nokta, 7 kilogram buğdayla 1 litre mazot
alınamıyor. 8 kilogram şekerpancarıyla 1 litre mazot alınırken, bugün, 20
kilogram şekerpancarıyla 1 kilogram mazot ancak alabiliyorsunuz. Gübredeki durum daha da vahim. Amonyum sülfat, geçen
yıl, yani Nisan 2000'de 64 000 lira, bugün, Nisan 2001'de 152 000 liraya
çıkmış. Amonyum nitrat -işte, ilkbahar gübresi olarak, her iki gübrenin de
kullanılması gerekir- 80 000 liradan 180 000 liraya çıkmış. Üre, 90 000 liradan
210 000 liraya çıkmış. Bununla, çiftçinin üretimini devam ettirmesi mümkün
değil. Yine, bildiğiniz gibi, çiftçi, zamanında da gübre
bulamadı. İhalelerde oynanan bazı oyunlar, çiftçinin gübreyi zamanında
bulamamasına sebep oldu. İki bakanın birbiriye uğraşmasından, kontrol tamamen
kayboldu. Yine, son on yıla bakıyoruz, 2000 yılı hariç, diğer
yıllarda, gübre kullanımında yüzde 10 bir artış var; ama, 2000 yılına
geldiğimizde, gübre kullanımında yüzde 10 bir azalış tespit ediyoruz. Bu rakamlar gösteriyor ki, bugün çiftçilerimizin durumu
hakikaten içler acısıdır ve çiftçilerimiz perişandır. Açıklanan programın hiçbir yerinde, tarıma ve tarımcıya
rastlamıyoruz. Biraz önce söylediğim 400 trilyon, ifade ediliyor ki, destekleme
için kullanılacak veya bir başka hizmette kullanılacak. Onun haricinde, 4
milyon işletmeyi ilgilendiren, 35 milyon nüfusu ilgilendiren iç açıcı bir kısım
göremiyoruz. Burada özellikle şunu belirtmek istiyorum: Bir defa,
Ziraat Bankasının batış sebebini, zarar etmesinin sebebini tarıma ve tarımcıya
verdiği desteğe bağlamak, çiftçilere yapılan fevkalade büyük bir haksızlıktır. Ziraat Bankasını çiftçiler batırmadı. Bakınız, Ziraat
Bankası bir asırdır çiftçiye hizmet veriyor; ama, bu bir asır içerisinde,
Ziraat Bankası, çiftçiyi destekledi diye, hiçbir zaman zora düşmedi ve zarar
etmedi. Ne zaman ki, yanlış yönetim ve yanlış politikalar oldu... Bu kürsüden
defaatle söylendi; 1993 yılında pamuğa yapılan 124 milyon dolarlık Hazine
yardımını, Hazinenin, zamanında Ziraat Bankasına ödememesinden dolayı, bugün,
bir rivayete göre 14 milyar dolar, bir rivayete göre 7 milyar dolar Ziraat
Bankası zarar etti. Peki, çiftçi, bu zararın neresinde, çiftçinin cebine giren
nedir; çiftçinin cebine giren gecikmeli olarak 124 milyon dolardır. Bu
bakımdan, tamamen, bunu çiftçiye mal etmek ve "çiftçi, Ziraat Bankasını
zarar ettirdi" demek fevkalade yanlıştır. Tabiî, burada aklımıza şu
geliyor: Ziraat Bankası, tabiî, birilerine soydurduğu bu bankayı, bilanço
makyajlarıyla görev zararı gösteriyor "işte, suçlu çiftçidir" deniyor
ve bunu da bütün kamuoyunda açıklıyor. Oysaki, bakın, burada, Sayın Derviş'e,
özellikle, biz, şunu söylüyoruz: Sayıştay raporlarını incelemiş olsalardı, bu
açığın, bu zararın nereden tevlit ettiğini, nereden kaynaklandığını
göreceklerdi; ancak, dediğim gibi, çiftçi günah keçisi olarak, maalesef, kabul
edilmiştir. Değerli milletvekilleri, Şeker Kanununu bir süre önce
buradan geçirdik. Sayın Cumhurbaşkanı da bu kanunu onayladı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Demirci, lütfen toparlar mısınız. MUSA DEMİRCİ (Devamla) - Hayhay efendim. Aslında, bu kanunun onaylanmamasını arzu ederdik;
ancak, tabiî, Sayın Cumhurbaşkanı onaylamasa ya dövizler fırlayacaktı ya borsa
düşecekti, yine fatura -tahmin ediyorum- Cumhurbaşkanına kesilecekti. Şimdi, bu
hükümet, nasılsa, bilemiyorum, Bakanlar Kurulunda iki sayın bakan birbiriyle
yüksek sesle konuşuyor, hemen, piyasaların yükselmesi, dövizlerin yükselmesi bu
bakanlara bağlanıyor. Şimdi, burada -tahmin ediyorum- bir yanlışlık var.
Yani, bu yanlışlığın da mutlaka tespit edilmesi lazım, bulunması lazım. Yoksa,
böyle, sesten etkilenen bir ekonomi ülkeyi götüremez, götürmesi de mümkün
değil. O bakımdan, bu yanlışlık nedir, bu yanlışlığın da çözülmesi gerekir. Bakın, bu kanunla beraber, 160 000 çiftçi ailesi
üretimden alıkonmuştur ve 1 000 000 insan etkilenmiştir ve çok daha önemlisi,
mısır, iç piyasadan temin edilmeyecektir, dış piyasalardan getirilecektir.
Oysaki, bakınız, şayet iç piyasalardan mısır temin edilmiş olsaydı, işte bugün,
mağdur ettiğimiz 160 000 çiftçi ailesi, belki, alternatif olarak da mısırı
üreteceklerdi. Mısır, bugün yalnızca Çukurova'da ve Ege Bölgesinde yetiştirilen
bir mahsul değil. Nerede yetiştirilir; bakın, bugün, Iğdır Ovasında yetiştirebilirsiniz,
Elazığ'da yetiştirebilirsiniz, Erzurum'da yetiştirebilirsiniz, Sıvas'ın
mikroklimalarında yetiştirebilirsiniz; ancak, bu gözardı edilmek suretiyle,
maalesef, ülkenin, çiftçilerimizin üretimi elinden alınmış oldu. Tabiî, tarım üzerinde söylenecek fevkalade sözler var.
Bilhassa, zeytinciliğimizin ve pamukçuluğumuzun büyük problemleri var. Bunları
arz edemedim. Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Demirci. Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Erzurum
Milletvekili Sayın Zeki Ertugay ifade edeceklerdir. Buyurun efendim. Süreniz 20 dakika. DYP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Bu kanun tasarısı, halen yürürlükte olan 1986 tarih ve
3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununun 4 maddesini değiştirmektedir.
Yapılan değişikliklerle, özellikle, Türkiye'ye yurt dışından hayvan girişi
konusunda, yurt içindeki hayvan hareketleri konusunda sağlık ve hijyenik
şartlar bakımından birtakım yeni düzenlemeler getirilmektedir. Özellikle,
hayvan nakillerinde Avrupa Birliğinin normları esas alınarak, Dünya Ticaret
Örgütünün tavsiyeleri ve normları esas alınarak birtakım düzenlemeler getirmektedir.
Tabiî, bu, hayvan sağlığı, Türkiye için çok önemli bir
husustur, bu konuda, düzenleme bir ihtiyaçtır, yerindedir; prensip olarak bu
kanun tasarısını destekliyoruz; ancak, her düzenlemenin ciddî bir maliyeti
vardır. Özellikle, uluslararası standartlarda hayvan taşımacılığı ve
nakliyeciliği yapmak için birtakım ölçüler koyduğunuz zaman, rasgele şartlarda
hayvan taşınamayacak, hayvan hareketleri kontrol altında bulundurulacak,
müsaade alınacak ve bunların getireceği birtakım malî külfetler olacaktır. Bu
yasa tasarısını, çağımızın ve günümüzün de ihtiyacı olması hasebiyle
desteklemekle birlikte şu gerçeği de göz önünde bulundurmak zorundayız. Şu anda
Türkiye hayvancılığı öyle bir noktaya gelmiştir ki, hiçbir malî külfeti
kaldıramayacak kadar zayıftır ve güçsüzdür. Bu tasarının çok önemli olduğunu, hayvan sağlığının
Türkiye için çok önemli olduğunu ifade ettim. Çünkü, hayvancılığın temel teknik
sorunları arasında yem problemi vardır, en önemli problemi olarak fiyat ve
pazar problemi vardır; ama, bu problemlerin akabinde gelen bir diğer teknik
problemi de hayvan sağlığıdır. Hayvan sağlığı konusunda Türkiye birtakım
riskler taşımaktadır. Üç temel dezavantajı vardır Türkiye'nin, hayvan sağlığı
konusunda, hayvan hastalıklarıyla mücadele konusunda daha titiz, daha dikkatli,
daha fazla tedbire yönelik uygulamalar yapması açısından üç temel mecburiyeti
vardır. Bunlardan birincisi, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyadır.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya birçok açıdan önemli olmakla birlikte, bazı
açılardan da, maalesef, birtakım dezavantajları beraberinde getirmektedir.
Bunlardan birisi, sahip olduğumuz komşuların hayvan hastalıkları konusundaki
hassasiyetlerinin yetersiz oluşudur. Özellikle, Uluslararası Salgın
Hastalıkları Enstitüsüne ihbarı zorunlu olan hastalıklar konusunda, şap,
şarbon, veba, yanıkara, delidana vesaire gibi ihbarı zorunlu hastalıklar
konusunda komşu ülkelerin duyarsız olması, Türkiye'yi, bu konuda daha ciddî
tedbir almaya zorlamaktadır. Bu bakımdan, Avrupa Birliği ve uluslararası
kuruluş da, bu konuda yasal düzenlemelerin Türkiye'de yapılmasını şiddetle
istemektedir. Bir ikinci temel riskimiz, Türkiye'de hayvan
hareketleri çoktur, bölgelerarası taşımacılık çok gelişmiştir... Çeşitli
bölgelerden, doğudan batıya, kuzeyden güneye hayvan hareketlerinin fazla olduğu
ülkemizde, hayvanların çeşitli problemlerini ortaya çıkarma, hastalıklarla
ilgili bulaşma ve yaygınlaşma problemleri vardır. Bunun için, Türkiye, bu
konuda çok ciddî tedbirler almak zorundadır. Bir üçüncüsü ve önemli bir temel faktör, Türkiye'de
veteriner hizmetlerinin, hayvan hastalıklarıyla mücadelenin son derece yetersiz
oluşudur; yani, hayvan hastalıkları konusunda, Türkiye'de, maalesef, bugün, çok
ciddî bir altyapı yoktur. Özellikle, hastalıklarla mücadele konusunda hangi
noktada olduğumuzu ortaya koymak bakımından bir örnek vermek gerekirse, bugün
Avrupa Birliği ülkelerinde 4 000 hayvana 1 veteriner düşmektedir; ama,
Türkiye'de, ülkemizde, ülke ortalaması olarak 60 000-70 000 hayvana 1 veteriner
düşmektedir. Hayvancılığın yegâne geçim kaynağı olduğu ve çok yaygın olarak
icra edildiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ise 140 000-150 000
hayvana 1 veteriner düşmektedir. Hele bazı illerimiz var ki -mesela Hakkâri-
400 000-450 000 hayvana 1 veteriner düşmektedir. Bu kadar bozuk bir altyapının olduğu bir ülkede,
elbette ki, hayvan hastalıkları çok önemli bir problemdir. Hayvan hastalıkları
denilince akla ilk gelecek temel husus da elbette ki insan sağlığı olmalıdır.
Avrupa'nın, bir delidana hastalığı ve şap konusunda gösterdiği hassasiyet ve
özellikle bakanların istifasına yol açacak kadar toplum tarafından önemsenmesi,
Türkiye'de de, inşallah, bu anlayışın yerleşmesine bir örnek teşkil eder diye
düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, bu standartlara uymamız
gerektiğini ifade ediyorum; doğru. Uymamız gerekiyor; ama, hangi şartlarda,
niçin uyacağız? Yani, bugün geldiğimiz noktada, bitmiş, tükenmiş ve gerçekten
utanılacak duruma gelmiş, o sektörle iştigal eden kesimin de açlıkla karşı
karşıya olduğu bir sektörü uluslararası standartlara getirmek üzere alacağımız
tedbirler ne işe yarar? Doğrusu, bunun cevabını bulmak zor. Bakın, Türkiye'de, nüfusun çok önemli bir kısmının aş
ve iş kaynağıdır hayvancılık ve toplumun tamamını da birinci derecede yakinen
ilgilendirmektedir. G-7'lerin, gelişmiş ülkelerin asla hayvancılıktan ve
tarımlarından vazgeçmedikleri, ciddî desteklerle destekledikleri, hayvancılığın
ve tarımın çok stratejik bir sektör olduğu ve özellikle, Türkiye nüfusunun,
sosyal devlet prensibi itibariyle, çok önemli bir kısmını barındırması
itibariyle de asla vazgeçilemeyecek bir sektör olduğu çok açıkça ortadadır. Ancak,
maalesef, üzülerek ifade edeyim ki, iki yıldan beri uygulanan yanlış ekonomik
politikaların ve özellikle, arka arkaya meydana gelen son iki ekonomik krizin
de Türkiye'de en büyük maliyeti, en büyük sıkıntısı tarım ve hayvancılık
kesimine çıkarılmıştır ve bugün, bu konuda bir tespit yapmak için, bizim
sözlerimize değil, iktidarın, Sayın Bakanın, hatta hükümet içindeki konuya
yaklaşımlara bir göz atmakta yarar görüyorum. Değerli arkadaşlar, çok önemli bir hususu arz etmeden
önce şunu söylemek istiyorum: Bakın, geçende, Ankara Belediyesine ait bir
mezbahanın açılışında, Sayın Bakan "Hayvancılık ölmüştür" diyor. Bunu biz de bu kürsüde defalarca
ifade ettik. Evet, çok doğru ve ciddî bir itirafta bulunuyor Tarım Bakanı.
Eğer, bu ülkede hayvan yemi olan samanın fiyatı, insan gıdası olarak buğdayın
fiyatının 1,5 misline çıkmışsa, eğer bu ülkede üreticinin ürettiği 1 kilogram
çiğ süt 1 bardak sudan ucuzsa, eğer bu ülkede 1 kilogram çiğ sütle 1 çiklet
dahi alamıyorsanız, 1 kilogram canlı karkas ağırlığı ancak 2 paket sigara
parası ediyorsa ve bu ülkede toplumun bütün talebine rağmen, üretici, ürettiği
sütünü, etini pazarlayamıyor ve mahvoluyorsa, aksini söylemek, son derece yanlış
olurdu ve isabetsiz olurdu. (DYP
sıralarından alkışlar) Sayın Bakan bunu söylüyor da, iki yıldan beri
hayvancılık konusunda kendilerinin ne yaptığını söylemiyor, söyleyemiyor. İki
yıldan beri, bu ülkede, hayvancılık konusunda, özellikle, ortaya konulmuş ve bu
kesimin temel problemi olan, tertemiz alınteriyle ürettiği ürününü pazarlama,
satma, yerine ulaştırma konusunda, temel problemi olan fiyat konusunda,
üretici, cumhuriyet tarihinden beri en büyük ıstıraba gark edilmiş
vaziyettedir. Öyle bir noktadayız ki, Türkiye'de, bırakın sağlığı, bırakın
diğer şartları, hayvanlara yedirilecek yem bulunamıyor. Bu ülkede üretici, ürettiği
ürünü satabilmek için, kilometrelerce öbür taraflara, Erzurum'dan İstanbul'a,
kurban bayramını bir vesile bilerek hayvanını taşıyor; ama, 5 kamyon hayvan
götürmüşse, 1 kamyonunu ancak satabiliyor; o da, yedirdiği yemin parasını
karşılayamayacak şekilde, sadece arabanın mazot parasını karşılayacak düzeyde
bir yokluk içerisinde kıvranıyorsa, bu ülkede hiçbir şey yapılmamış demektir;
şu anda bir şey yapılmamış demektir. Değerli milletvekilleri, çok önemli bir hususu da
özellikle belirtmekte yarar görüyorum. Bugün, Türkiye'de, üretici 1 kilogram
sütünü satmaktan aciz; ama, cumhuriyet tarihinde, tarımsal ürün ithalatı, ilk
defa bu kadar olmak üzere, ihracatın önüne geçmiştir ve bir ithalat patlaması
yaşanmıştır. İki yılda Türkiye'ye giren, dahilde işleme rejimi çerçevesinde
ülkeye giren süttozu miktarı, aşağı yukarı, 18 000-19 000 tondur. Yani, siz,
şekerpancarından "şekerpancarı, şekerinden zarar ediliyor" gerekçesiyle
vazgeçeceksiniz; "dünya fiyatlarını tutturamıyoruz" diye, buğday
üreticisini, dünya fiyatlarını esas almak üzere maliyetlerinin çok çok altında
buğdayını satmak mecburiyetinde bırakıp "ne yapayım kardeşim!.. Eğer
pahalı ise, bu işi yapmayın, vazgeçin" diyeceksiniz; hayvancılıktan
vazgeçeceksiniz; peki, bu ülkeyi nasıl idare etmeyi düşünüyorsunuz?.. 30 milyon
hektar birinci sınıf tarım arazisi olan bu ülkenin topraklarını nasıl
değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?.. 28 milyon Türk çiftçisini başka bir gezegene
mi göndermeyi düşünüyorsunuz?.. Değerli milletvekilleri, bu hayvancılık meselesini, çok
çeşitli vesilelerle konuştuk, aynı detaya fazla girmek istemiyorum; ama, bir
hususu da özellikle vurgulamadan geçemeyeceğim. O da şu: Şu anda, hükümet
içinde, zaman zaman gübre meselesinde, zaman zaman çiftçi borçlarının
ertelenmesi meselesinde, Sayın Tarım Bakanının, diğer bakanlarla, Sayın
Başbakanla veya Hazine'den sorumlu Devlet Bakanıyla tartışmaları, konuşmaları
basına yansıyor. Doğrusu, bizi bu tartışmalar hiç ilgilendirmiyor; bizi, sonuç
ve uygulamalar ilgilendiriyor. Şu anda bu hükümetin yeni açtığı ekonomik
programda ve ekonomik pakette, çiftçi yoktur, üretici yoktur. Açıkça
söyleyeyim, dünya konjonktürü dikkate alınarak, kâr-zarar hesabı yapılarak,
sosyal devlet ilkesi gözardı edilerek, Türkiye, tarımını süratli bir şekilde
tasfiyeye doğru yönelmektedir. Bunun çok ciddî bir alarm olduğu kanaatindeyim
ve bu kürsüden ifade ediyorum; eğer, siz, hedef enflasyonu ve dünya fiyatlarını
esas alırsanız ve bu esasa göre üreticinin ürününe tabanfiyat belirlerseniz,
buğday üreticisi yüzde 25 fiyat artışına mahkûm edilirken, enflasyon yüzde 40
olarak tahakkuk ederken ve bütün girdi fiyatları yüzde 100'lerin üzerinde
cereyan ederken, böyle bir politikayı sürdürmeye devam ederseniz, korkarım ki,
Türkiye, en iddialı olduğu sektörler bakımından, çok kısa bir süre içerisinde
ya aç kalacaktır veya dışarıya tamamen bağımlı hale gelecektir. Bugün, Türkiye, buğday üretimi bakımından, gerçekten,
çok iyi bir noktadadır; 20 milyon ton civarında buğday üretimimiz var; ama,
korkuyorum ki, önümüzdeki yıl, bu rekolte, ciddî şekilde düşecektir. Bugün,
buğday üreticisi, asla buğday ekmeye yanaşmamaktadır;çünkü, ektiği tohumluğun
parasını, verdiği gübrenin parasını temin etmekte cidden zorluk yaşamaktadır.
Bu ülkede, ne azotlu gübrede ne fosforlu gübrede, gübre fabrikalarının üretimi
bakımından sorun olmamasına rağmen, Türkiye, ilkbahar gübresinin atılması ve
temini konusunda, hükümetin beceriksizliği yüzünden bir yanlışlığa mahkûm
edilmiş ve Türk çiftçisi, ilkbahar gübresini, 1 milyon ton civarındaki gübreyi
toprağına atamamıştır veya gecikerek, 10 kilogram atması gereken bir toprağa, 1
kilogram atmakla yetinmiştir. İHSAN ÇABUK (Ordu) - Tasarruf tedbirleri... ZEKİ ERTUGAY (Devamla) - Değerli milletvekilleri, evet,
tasarruf olduğu doğrudur; ama, siz, bu tasarrufu, eğer, milyarlarca doları
hortumlayan insanlardan değil de çok fakir olan Türk çiftçisinden, Türk
köylüsünden yaparsanız, yarın, bu Mecliste, bunları konuşacak zemin ve zaman da
bulamayabiliriz; bunu bilmenizi istiyorum. Neden böyle bir zemin bulamayabiliriz?.. Esnaf yürüdü,
nümayiş yaptı, esnafla ilgili kredi faizleri ertelendi. Haksız olarak
yükseltilmişti ve gücünü sokakta ortaya koydu ve böyle bir kararla, neticede,
esnaf kredileri, Esnaf Kefaletin ve Halk Bankasının kredi faizleri yüzde
55'lere düştü. Peki, hâlâ, daha dört aydan beri pancar parasını alamamış olan;
ama, o gün borçlanmış olan küçük çiftçi, bugün, gecikmiş parası için, devlete
olan borcu için yüzde 143 faiz ödemeye devam etmektedir. Bu insanların, sokağa
dökülmeleri, sütünü nehirlere dökmeleri, bu Yüce Meclise, bizlere bir şey ifade
etmediyse, başka türlü nasıl bir nümayişte bulunmalarını bekliyoruz acaba?! Bu konuda, gerçekten, bu tür bir yaklaşımı ortaya
koymanın, benim için de, bir parlamenter olarak şu sıkıntısı var: Burası çözüm
merciidir, burası çözüm yeridir. Biz, burada, gerçek meseleleri konuşurken,
eğer, "popülizm yapıyorsunuz" şeklindeki birtakım sataşmalara maruz
kalırsak, bu ülkenin 28 milyon insanının derdi ve meselesi ve çözümü, bu
Parlamentoda öncelikle ele alınmazsa, onun için birtakım şeyleri çözmekte veya
konuşmakta çok geç kalmış oluruz diye endişe duyuyorum. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Hallederiz... ZEKİ ERTUGAY (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
bugün, hayvancılığın bitme noktasına geldiğini ifade ettim ve örneklerini
verdim. Geçen gün bir gazeteden almıştım, 9.7.2000 tarihli Milliyet
Gazetesinden bir haber: "Kars'ta, ahırlar, pavyon oluyor!" Yani,
Kars, bugüne kadar, hayvancılık bölgesi ve hayvancılığın çok kârlı, rantabl
yapıldığı ve ürettiği ürünleriyle de Türkiye çapında isim yapmış bir ilimizdi;
ama, bugün, Kars'ta hayvancılık kalmamıştır. Erzurum, yine, geçimini, büyük ölçüde, yüzde 70
oranında tarım ve hayvancılıktan karşılayan bir ilimizdir; ama, bugün,
Erzurum'da, üretici, gerçekten, ciddî manada perişan olmuş ve özellikle Kurban
Bayramı, üretici için kara bayram haline gelmiştir. Bu bakımdan, bu meselelerin
çözümü konusunda, şahsen, Tarım Bakanlığının devre dışı kalmış olmasını ve bu
konuda Bakanın birtakım yakınmalarını, doğrusu, son derece yetersiz buluyorum
ve doğru bulmuyorum. Niçin; önemli olan, hükümetin bu meseleyi görmesi ve ekonomik
politikalarda, öncelikle, bu en zor durumda olan, en sıkıntılı durumda olan
sektörün problemlerini çözme konusunda bir irade koymasıdır, bir siyasî tercih
koymasıdır. Bugün geldiğimiz noktada, birçok ürün için desteklenme noktasında,
direkt destek konusunda öngörülen rakam, Hazinece, yeni programda öngörülen
rakam, 400 trilyondur. 400 trilyon, hiçbir meseleyi hiçbir şekilde
çözmeyecektir, çözemeyecektir. Onun için, eğer bu politikalar böyle gidecekse,
IMF'nin ve özellikle, tarımda çalışan nüfusu bu ülkenin ekonomik kalkınmasında
engel olarak gören bir kafa yapısıyla, zihniyetiyle bu ülkenin ekonomisi ve
tarımı idare edilecekse, benim bir önerim var; Tarım Bakanlığını
kaldırsınlar... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Sayın Ertugay, lütfen, toparlayınız. ZEKİ ERTUGAY (Devamla)- Tarım Bakanlığını Hazineye
bağlı bir kuruluş haline getirsinler; çünkü, bu haliyle, Tarım Bakanlığının,
hükümet içerisinde, bu konuda, sadece ve sadece, bugüne kadar yapılan bütün
uygulamalarda, aynen muhalefet gibi gelip burada sorunları sıralayıp; ama,
çözüm üretme ve çözüm bulma konusunda cidden acze düşmüş olduğunu görmekten
büyük üzüntü duyuyorum. Bu bakımdan, bu açıdan, bu Yüce Meclisin, Türkiye'de
tarım nüfusu, tarımdaki istihdam sorunları ve tarım sektörünün durumunun ele
alınacağı çok özel bir oturum yapmasını ve bu meseleye çok geç kalınmadan el
konulmasının doğru olacağını düşünüyor; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla
selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay. EVREN BULUT (Edirne)- Hocam, ölünün arkasından
konuşulmaz; öldü çiftçi!.. (DYP sıralarından alkışlar) ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Öldürdüler, öldürdüler!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - 50 sene siz idare ettiniz;
öldüyse siz öldürdünüz. BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır. Şimdi, şahısları adına iki söz talebi var; birincisi,
Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, ikincisi, Konya Milletvekili Sayın Lütfi
Yalman. Önce, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat'ı davet
ediyorum. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 646 sıra sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım. Tasarının gerekçesinde "ancak, yapılan bütün
çalışmalara ve alınan önlemlere rağmen, ülkemize, yabancı ülkelerden kaçak
hayvan girişleri önlenememiş ve yurt içinde de sağlık kontrolleri
yaptırılmadan, kaçak hayvan sevkleri devam etmiştir" denilmekte ve bu
kaçakçılığı önlemek için, cezaî müeyyidelerin günümüz şartlarına uyarlanarak
caydırıcı hale getirilmesi için bu tasarı hazırlanmıştır. Hayvan kaçakçılığı, genellikle, ya sınırlarımızdan
canlı hayvan kaçakçılığı şeklinde veya gümrüklerden kaçak et girişi şeklinde
yapılmaktadır. Sayın Bakan, basına yansıyan ve bizlere de Türkiye Büyük Millet
Meclisinde verdiği beyanatlarda "İran ve Irak sınırından yılda 400 000-500
000 büyükbaş hayvan ile 4-5 milyon koyunun kontrolsüz girişiyle, yani kaçak
girişiyle, 200-250 trilyon TL vergi kaybı olduğu gibi, PKK da buradan yılda 30
trilyon TL gelir sağlamaktadır" diye itiraf etmişlerdi. Bu kaçak hayvan
girişiyle, çeşitli bulaşıcı hayvan hastalıklarının da ülkemize girdiği, yine
Sayın Bakanın itiraflarıyla teyit edilmektedir. Buna çözüm olarak, 10 Eylül
1999 yılından itibaren doğuda -Ağrı, Van, Hakkâri dahil- 5 ilden hayvan nakli
ve hayvan pazarlarının kurulmasının yasaklandığı belirtilmektedir. Bu şekilde,
kaçakçılığı önemli ölçüde önlemeye çalışırken, bu 5 ilin de ekonomik yönden
yıkımına sebep olmuşlardır. Yalnız, yine de doğudaki illerde hayvan pazarlarına
gidildiğinde, önemli ölçüde azalmakla beraber, canlı kaçak hayvanların gelip
pazarlandığı da bir başka gerçektir. Zaten, son günlerde ortaya çıkarılan
bufalo kaç etlerinin varlığı da bu kaçakçılığın bir başka boyutunu gözler önüne
sermektedir. Yine, DPT'nin, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının
1336 nolu başlığında "Yedinci Plan döneminde hayvancılık üretiminin yıllık
ortalama yüzde 0,2, ithalatının yüzde 22,5, ihracatının da yüzde 16,8
oranlarında azalacağı tahmin edilmektedir" denilmektedir. Burada da açıkça
belirtilmektedir ki, hem canlı hayvan üretimi azalıyor hem ithalat azalıyor;
ama, nüfus artıyorsa, bunun net ifadesi, aradaki açık kaçakçılıkla kapatılıyor
demektir. Burada söylemek istediğimiz, kaçakçılığın ekonomik
yönden hayvancılığı yıkmasının yanında, hastalıklı ve menşei belli olmayan bu
kaçak hayvan girişinin, milyarlarca dolarla ifade edilen büyüklüğü karşısında,
bu tasarıyla getirilen ve önemli ölçüde artırılan cezaların dahi yeterli
olamayacağıdır. Öyleyse, yeterli olması için ne yapmalı dersek; ülkemizde
hayvancılığı ekonomik olarak destekleyip geliştirmek ve halkımızı kaçak et
girişiyle meydana gelebilecek hastalıklar karşısında duyarlı hale getirmek gerekir. Bu konuda, ülkemizdeki önemli bir tarım işletmeleri AŞ
sahiplerinden birisinin, 1.12.2000 tarihinde Sayın Tarım Bakanımıza yolladığı
yazıdan bir paragraf aktarmak isterim: Yazıda "siz yasaklarla, polisiye
tedbirlerle uğraşırken, esas vazifeniz olan üretimi artırmayı unuttunuz. Siz
son şansınız aslî görevinize dönün, üretimi artırın" denilmektedir. Tarım kesimi verileriyle ilgili olarak, Sayın
Bakanımızın, yıllarca üniversitelerde hoca olarak gerçekten başarıyla okuttuğu;
fakat, politik hayatında hiç ama hiç pratiğe geçiremediği, hayvancılıkla ilgili
verileri burada irdelemek isterim. Öncelikle, Devlet İstatistik Enstitüsü Şubat
2001 verilerine göre, tüketici fiyatlarında yıllık ortalama artış oranı yüzde
48,9 iken, büyük ve küçükbaş hayvanlar ve süt hayvancılığında -yine Şubat
2001'de- 12 aylık ortalama artış oranı yüzde 35,4 olmuştur. Yani, hayvancılıkla
uğraşanlar, sizin döneminizde, hem de yüzde 80 devalüasyondan önce, 13,5 puan
fakirleşmişlerdir. Buna, bir de yüzde 80'lik devalüasyonu eklerseniz, felaketin
boyutları daha bir ortaya çıkar. Yine, DPT Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu raporunda
da "sığır yetiştiriciliği yoğun işgücü gerektirmektedir. Bunun diğer bir
anlamı, bu sektörde önemli sayıda insanın iş bulmasıdır. Bu bakımdan işsizliğin
yoğunlaştığı ülkelerde sığır yetiştiriciliği önemli bir istihdam sektörü olarak
algılanılabilir" denilmektedir; fakat, ülkemizde sığır yetiştiriciliği hiç
de olumlu gelişmemektedir. Örneğin: 1991 yılında 11 973 000 baş olan sığır
sayısına 100 dersek, 1998 yılında 11 031 000 baş olmuş ve endeks yüzde 92,1
olmuştur; yani, sekiz yıllık süreç içerisinde Türkiye'de sığır sayısı yüzde 8
azalmıştır. Yine, DPT, icra makamına, yani sizlere şu önerileri
getirmektedir: "Ekonomik ölçekli işletmelerin geliştirilmesi,
yetiştiriciliğin ve besiciliğin ekonomik açıdan cazip olmasına bağlıdır.
Kârlılık sağlanmadığı sürece işletmelerin büyümesi ve sığır yetiştiriciliğinin
geliştirilmesi mümkün değildir. Ekonomik ölçekli işletmelerin gelişmesi sonunda
küçük ölçekli işletmelerin hızla yetiştiricilikten vazgeçebilecekleri dikkate
alınmalı ve bu şekilde ortaya çıkabilecek işsizlerin başka alanlarda istihdam
edilmeleri için önlem alınmalıdır; fakat, son devalüasyon ve işten çıkarmalarla
sanayide yeni işsizler çoğalırken, bu kesime iş bulmak bir hayal haline
gelmiştir. Sokaklardaki yürüyüşlerde kışkırtıcılığı bu ekonomik sebeplerde
aramalıyız." Yine, DPT tarafından "Entansif yetiştiricilik
olanakları daha fazla olan kıyı kesimleri ile büyük kentler etrafında süt
sığırcılığı ekstansif koşullara sahip bölgelerde ise et üretimi ağırlıklı
yetiştiricilik desteklenmelidir. Özellikle, Doğu Anadolu'da, geç kesimden dolayı çok
büyük kaynak kayıpları ortaya çıkmaktadır. Mutlaka gerekli tedbirler
alınmalıdır. Bugün için sektörün en önemli darboğazlarından
birisini, kaliteli ve kaba kesif yem üretimindeki yetersizlik teşkil
etmektedir. Mera Kanununun çıkmasına rağmen, gerek mevzuat gerekse finansman
konusundaki sorunların aşılamadığı görülmektedir" denilmektedir. Neticede, DPT, şu önemli gerçeğin altını çizmektedir:
"İşletmelerde mevcut hayvan varlığının değer olarak yüzde 70,87'si
büyükbaş, yüzde 28'i küçükbaş hayvanlardan oluşmaktadır. Kırsal kesim
işletmelerinin toplam aktif sermayeleri içerisindeki hayvan sermayesinin payı
yüzde 9,26 olarak hesaplanmıştır. Bu oranın bitkisel ve hayvansal üretim ile
tarım teknolojisini bir arada yürüten işletmelerde yüzde 25 olması gerektiği
dikkate alındığında, incelenen işletmelerde hayvan sermayesinin düşük olduğu,
bu durumun da işletme ekonomisini olumsuz yönde etkilediği söylenebilir. Söz
konusu işletmelerde elde edilen toplam üretim değeri içerisinde hayvansal
üretim değerinin payı, ortalama yüzde 31,04 ile oldukça düşüktür ve bu
işletmelerde mevcut iş gücünün yüzde 38,30'u atıl bulunmaktadır. Yine, TC Ziraat Bankasınca hayvancılık kesimine verilen
kredilerin, toplam tarımsal krediler içindeki payı, 1985 yılında yüzde 13,80
iken, 1996 yılında bu oran yüzde 11,37 olmuştur. Buradan da görülmektedir ki,
hayvancılık kredilerinin payı, yüzde 10,1 ile yüzde 13,8 arasında
değişmektedir. Hayvansal üretimin, Türkiye'nin toplam kırsal üretim değeri
içerisindeki payı yüzde 35'ler seviyesinde olduğuna göre, bu sektöre açılan
kredilerin, toplam tarımsal krediler içindeki payının ortalama yüzde 10
seviyesinde kalması, düşündürücüdür." DPT, sizi ikaz etmektedir. Yine, 1997 yılında, nüfusun yaklaşık yüzde 45'i kırsal
bölgede yaşarken, bu kesimin, 1997 yılı itibariyle gayri safî millî hâsıladan
aldığı pay sadece yüzde 13,4'le sınırlı kalmışsa ve yine ülkemizde toplam
kırsal üretim değerinin yüzde 25,28'i hayvansal, yüzde 74,72'si bitkisel
üretimden sağlanırken, Avrupa Birliğinde bu oranların yüzde 50,15 ve yüzde
49,85 olduğu göz önüne alınırsa; yine, Avrupa Birliğinde ortalama fert başına
gayri safî millî hâsılanın 20 000 - 30 000 dolar civarında, ülkemizde ise, 19
Şubat öncesinde fert başına gayri safî millî hâsıla 3 000 dolar civarındayken,
şimdilerde, bu hükümet sayesinde, yani sizlerin sayesinde 2 000 dolar civarına
düştüğünü görüp, ülkemizin Avrupa Birliğine göre ne kadar geri kaldığını; tarım
kesimindeki yüzde 45 nüfusun ise, ülkemiz gayri safî millî hâsılasından aldığı
yüzde 13,4 payla ülke ortalamasına göre ne kadar geri kaldığını; bu tarım
kesiminde de hayvancılıkla uğraşanların yüzde 25'lik payla bu kesimin dahi ne
kadar gerisinde olduğunu görüp, belki bu sayede Doğu ve Güneydoğu Anadolu
halkının gerçekten açlık sınırının altında yaşadığını belki anlamış oluruz. Fakat, bu kadar tenkit ettiğimiz hükümetin dahi, yavaş
yavaş felaketin boyutlarını anlamaya başladığını, yalnız, Amerika'dan yeni
gelen ve hükümetin ekonomi alanındaki tek patronu olan Sayın Derviş'in bu
kesimin durumunu hiç mi ama hiç anlamadığını, gazetelere yansıyan ve Sayın
Tarım Bakanı, Bakanlar Kurulunda "çiftçilerin 1,5 katrilyonluk borcunu
taksitlendirip, erteleyelim, kapatalım" dediğinde -basına yansıdığı
şekliyle- Sayın Derviş'in Tarım Bakanına "altında imzan olan programı aç
oku, buraya gelirken çalış, hazırlık yap" ifadesinden anlıyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Polat, lütfen toparlayınız. ASLAN POLAT (Devamla) - Bu durumda, ekonomik yönden,
yani, parasal yönden bir harcama yetkisinin olmadığı anlaşılan Tarım Bakanına
bu sektörün sorunlarını söylemenin, öyle pek de bir faydası olmadığı kanaati
bizde hâkim oldu. Zaten, tarım sektöründe bir başka büyük sorun olan kimyevî
gübre konusunda da Sayın Bakan, yetkisiz olduğunu açık açık söylemiştir. Netice olarak, ülkemizin en sorunlu kesimi olan
hayvancılıkla uğraşan bu kesimin sorunlarının, öyle, polisiye tedbirlerle
çözülecek cinsten olmadığını, bunları çözmek için ciddî ekonomik ve sosyal
politikalar gerektiğini belirtir, yine de, tasarının hayırlı olmasını diler,
hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Polat. Şimdi, hükümet adına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın
Hüsnü Yusuf Gökalp görüşecekler. Buyurun efendim. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika efendim. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz kanunla ilgili olarak, grupları ve
şahısları adına söz alan değerli milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür
ediyorum. Ancak, kanunun maddelerini, lafzını, arkadaşlarımızın tartışmamasını,
hayvan sağlığıyla ilgili konulara değinmemelerini şu şekilde yorumluyorum:
Demek ki, tasarının bu ilgili maddeleriyle, daha önce çıkarılan ve eksikliği
günümüzde hissedilen kanunun maddelerinin değiştirilmesi yerinde bulunuyor.
Tabiî, bu kanunla, özellikle günümüz şartlarında hayvan hastalıkları ve bunların
bulaşmasını engellemek, yine hayvan kaçakçılığı ve bazı hayvansal ürünlerin
kaçakçılığı ve nakliyle ilgili hususlarda, günün şartlarıyla, imkânlarıyla daha
etkin mücadele etmek için değiştirilen maddelerdir. Ancak, müsaade ederseniz şunu burada söylemek
istiyorum: Tarım Bakanlığı hiçbir zaman acze düşmüş bir bakanlık değildir; hem
bürokratlarımız, Tarım Bakanlığımızda çalışan 60 000 kişi adına, daha önce bu
bakanlıkta görev yapmış sayın bakanlar adına, Tarım Orman Köyişleri
Komisyonunda görev yapmış tüm siyasîlerimiz adına ve şahsım adına, hükümetimiz
adına bunu asla kabul etmediğimizi belirtmek istiyorum. Değerli milletvekilleri hatırlarlar ki, bu kürsüden,
hükümetimiz göreve geldiğinde ve o zaman bütçe görüşmeleri sırasında yine Doğru
Yol Partisi Grubu adına söz alan arkadaşımızın bizzat cümleleri şudur:
"Tarım bitmiştir, tarımın içi boşaltılmıştır, hayvancılık ameliyat
masasına yatmıştır." Tutanaklara baktığınız zaman, 1999 Haziranındaki
sözler budur. Buraya da, bu Meclise de baktığımız zaman, şu anda burada mevcut
olan, iktidarıyla muhalefetiyle partilerin hepsi de hükümette bulunmuşlar ve
her partiden de bir Tarım ve Köyişleri Bakanı çıkmıştır. Dolayısıyla içi
boşaltılmış, ihmal edilmiş, öldürülmüş, ameliyat masasına yatırılmış
hayvancılığın, muhakkak ki, sıkıntıları var. Biz de, burada, hayvancılığı
kurtarmaya çalışıyoruz. Değerli arkadaşlarım, her zaman saman fiyatı ile buğday
fiyatı veriliyor. Bu samanı bırakın... ASLAN POLAT (Erzurum) - Doğru; niye bırakalım!.. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Saman yem değildir... FETHULLAH ERBAŞ (Van) - Sizin çiftçiden haberiniz yok,
samansız hayvan beslenmiyor. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Aslan Bey, siz benim öğrencim olsaydınız, mezun olamazdınız, belge alırdınız.
(MHP ve DSP sıralarından alkışlar, gülüşmeler) Siz dua ediniz ki, Atatürk
Üniversitesinde okumadınız. Samanı bilmezsiniz, otu bilmezsiniz... FETHULLAH ERBAŞ (Van) -Siz de halkı bilmezsiniz
efendim, siz de halkı bilmezsiniz!.. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- ... korungayı bilmezsiniz, yoncayı bilmezsiniz, fiği bilmezsiniz, yulafı
bilmezsiniz, çavdarı bilmezsiniz... Siz işinize bakın... Siz ne anlarsınız
hayvandan, siz ne anlarsınız tarımdan! (MHP sıralarından alkışlar) Onun için,
bırakın siz bu işi. Siz, keçeyi bilmezsiniz, davarı bilmezsiniz, ineği
bilmezsiniz! Bırakın da, buradan, bu kürsüden, televizyonları
başında bizi izleyenlerin bu emekleriyle alay etmeyin ve siyaset yapmayın. Bakınız ne yaptık hayvancılıkta, söyleyeyim ben size. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sizin ne yaptığınızı halk
biliyor Sayın Bakan, gel Erzurum'a gidelim seninle konuşalım orada. Gel, gel,
Erzurum'da konuşalım... BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayalım. Sayın Bakanım, siz de lütfen Genel Kurula hitap ediniz. ASLAN POLAT (Erzurum) - Çok çalışıp İTÜ'ye
girebilseydin orada benim hocam olabilirdin; ama, giremedin, ne yapalım... BAŞKAN - Lütfen... Sayın Polat, lütfen... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Şimdi, et fiyatı, süt fiyatı hangi yıl çiftçinin emeğinin karşılığını veren
bir oranda oldu; 1994'te mi oldu, 1995'te mi oldu, 1996'da mı oldu?! MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - 1997'den evvel hep
oldu... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- 1997'de mi oldu?! NEVZAT ERCAN (Sakarya) - 1995'te, 6 000 lira sütün fiyatı, 3 000 lira teşvik primi
verdik, yüzde 50 oranında. Rakamlardan haberiniz yok... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- 1995 yılında, rehabilite etmeden, düzeltmeden, Et ve Balık Kurumunu
özelleştirme kapsamına aldığınız için, Süt Endüstrisi Kurumunu rehabilite
etmeden özelleştirme kapsamına aldığınız için, bugün köylü beslediği hayvanını
kestirecek kurum bulamıyor, sütünü satacak bir yer bulamıyor. Onun için,
bunları, eski yılları açıp baktığınız zaman göreceksiniz. Bakınız, bugün, üreticinin ürününü değerlendirebilmesi
için üreticinin örgütlenmesi gerekli; bunların hangisi sizin zamanınızda
çıktı?! Bakınız, öyle rakamlar veriyorsunuz ki, bu kürsüden milletin gözünün
içerisine bakarak öyle yanlışlıkları söylüyorsunuz ki, kaçak hayvanın bu ülkeye
hangi yıllarda girdiği, hangi sayıda girdiği, sayın savcının raporlarında da
belli... Biz geldik 57 nci hükümet olarak, onun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
olarak, kaçak sokulan hayvanın üzerine gittik, kaçak sokulan etin üzerine
gittik, kaçak sokulan gıda ürünlerinin üzerine gittik ve yıllarca devam eden
hayvan kaçakçılığı durduruldu, et kaçakçılığı durduruldu. Burada bazılarını
söylerken, lütfen doğrularını söyleyin. Bakınız, sınır ticareti yıllarca devam
etti ve bunun karşısında köylü ürettiği ürünü satamıyordu. Değerli arkadaşlarım, size bazı hususları söyleyeceğim,
bunları açın okuyun. Buraya çıkıp, Devlet Planlama Teşkilatının raporlarını
okuyup... Ne okuduğunuzun bile farkında değilsiniz... ASLAN POLAT (Erzurum) - Sen izah et, sen anlat ne
olduğunu peki! TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla)
- Türkiye'de ilk defa, Türk yetiştiricisinin, Türk üreticisinin yetiştirdiği
damızlık hayvanlar destek kapsamına alınmıştır. İthal edilen hayvanlar için
destek verdiniz... ADNAN FATİN ÖZDEMİR (Adana) - Ne yazarlarsa onu okur,
ne bilsin Aslan Polat?! TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YÜSUF GÖKALP (Devamla)
- Türk Milletinin vergisi, yabancı üreticinin desteklenmesine gitti. Türkiye'de
ilk defa, yem bitkileri üretimi desteklendi. Bakınız, size bir şey söyleyeyim, açın, tekrar okuyun;
az okudunuz, bilmiyorsunuz... ASLAN POLAT (Erzurum) - Çiftçi niye fakirleşti?! TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YÜSUF GÖKALP (Devamla)
- Gemiden inen hayvan önünde yem ister. Tarım Bakanlığı yapıldı; yem bitkisi
ekmediniz... ASLAN POLAT (Erzurum) - DİE'nin, DPT'nin rakamlarını
söylüyorum. BAŞKAN - Sayın Polat... TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YÜSUF GÖKALP (Devamla)
-Tekrar tekrar söylüyorum: Görev aldığımız zaman, bu ülkede ekilen alanların
yüzde 2,8'inde yem bitkisi ekiliyordu; bugün, yem bitkisi ekim alanları yüzde
7'lere ulaşmıştır. Bugün, silajlık mısır ve diğer yem bitkileri Türkiye'de
ekildiği zaman, Türk çiftçisinin emeğinin yüzde 25'i cebine konuyor. Biraz önce
"bizim İspir'in parası gelmedi" dedin; bütün köylerin ektikleri yem
bitkilerinin paraları verildi. Bakınız, ilk defa, Türkiye'de, besici desteklendi.
Köylüler bizi izliyorlar. Ahırına hayvan bağlayan besiciye, hayvan üzerinden
destek verildi; 20 700 000 lira. Rakam az olabilir; ama, burada, bir mantalite
var. Mantalite şu: Yem bitkisi ekiniz destekleyelim, besi yapınız
destekleyelim. Değerli arkadaşlarım, ilk defa, Damızlık
Yetiştiricileri Birliğinin imkânları geliştiriliyor ve şunları, tekrar, size
söyleyeyim ki, hayvan hastalıklarıyla mücadele için enstitüler geliştiriliyor.
Bakınız, Türkiye'de, sizin yıllarca ihmal ettiğiniz Pendik'teki, Etlik'teki,
Samsun'daki araştırma enstitüleri, bugün, dünya ölçeğine getirilmiştir. Sizin
hiç bilmediğiniz, takip etmediğiniz... Çünkü, bunun çıkışı 1989'dur. Ben göreve
geldiğimde bu ülkede delidana hastalığını tespit edecek tek bir laboratuvar yoktu;
bugün, dünyanın en iyi laboratuvarını Ankara-Etlik'te kurduk. Arkadaşlarım, onun için, bu tenkitlerinizi yaparken,
hayvan kaçakçılığı konusunda, gıda kaçakçılığı konusunda konuşurken, lütfen,
biraz dikkatli olun. Bakınız, kaçakçılık önlenmiştir - burada tüm kurum ve
kuruluşlara teşekkür ediyorum- ancak, kaçakçılığı önleyen tedbirlerin kalıcı
olabilmesi için, biz, bunu, bugün çıkaracağımız kanunla, kanunî müeyyidelere
bağlıyoruz. Tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum; Yüce
Meclisinize, bu kanuna gösterdiğiniz destekten dolayı da teşekkürlerimi arz
ediyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Tasarının tümü üzerindeki... ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sayın Başkan, ismimi vermedi;
ama "DYP sözcüsü" diyerek sataştığı için söz istiyorum. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - İnsaf!.. İnsaf!..
Sataşma varsa insaf!.. BAŞKAN - Efendim, hangi konuda söz istediğinizi söyler
misiniz? ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Konuşmalarımla ilgili olarak
bana atıfta bulundu, sataştı; yani, Sayın Bakan, yemin tarifi konusunda da
sataştı, diğer konuda da sataştı. Söz istiyorum Sayın Başkan. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
"Allah" derim ben. BAŞKAN - Bir dakika, mikrofonu açayım da, iyice
anlaşılmadı, hangi konuda söz istediğiniz. Efendim, 2 dakikada ifade edin lütfen. ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi, benim, daha önceki görüşmeler sırasında, Türk
tarımının yapısal sorunlarının olduğunu söylemem doğrudur, ameliyat masasına
yatırıldığını söylemem doğrudur, bunları inkâr etmiş değilim. Türkiye'de ciddî
yapısal sorunlar vardır; ancak, bugün, iki yıldan beri, Sayın Bakanın işbaşına
geldiği günden bugüne kadar ne yapıldığını, bununla ilgili olarak, ilerlemeyi
bırakın, geriye gidildiğini ifade ettim; bu bir. İkincisi, Sayın Bakanın... BAŞKAN - Evet, size sataşılan nedir? ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sataşılan konu, konuşmalarımla
ilgili bir saptırma var; yem konusuna geliyorum Sayın Başkan, lütfen... Şimdi, Sayın Bakanın yem tarifine bizim tarifimiz
uymayabilir; çünkü, Sayın Bakan "yemediğim yemi hayvana yedirmem"
diyor. Ben, samanın hayvan gıdası olduğunu söylemedim; saman, hayvan yemidir,
hayvanın yediği her şey hayvan yemidir. Onun için, bu konuda, bir istiskale
yönelik bu açıklamasını düzeltiyorum. İkinci bir mesele, şu anda, Türkiye'ye kaçak hayvan
girişi çok fazladır; çünkü, şu anda, Türkiye'de, iç piyasada tüketilen, et
miktarı 1 250 000 tondur ve resmî olarak üretilen rakam 550 000-600 000 tondur;
bu aradaki fark nereden kapanıyor? Bunun cevabını Sayın Bakan versin. Bugünkü
problem dünden çok daha fazladır. ASLAN POLAT (Erzurum) - Doğru!.. BAŞKAN - Peki Sayın Ertugay. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Efendim, şahsıma sataşıldı, ben de söz istiyorum. BAŞKAN - Peki. Sayın Bakan, lütfen 2 dakikayı aşmasın efendim. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vaktinizi aldığım için özür diliyorum. İddiada bulunanlar, hayvan kaçakçılığı konusunda, yer,
zaman ve rakam bildirmelidirler. Türkiye'ye kaçak hayvan girmemektedir,
Türkiye'ye kaçak et girmemektedir; Bu, emniyet güçlerimiz tarafından da, bizim
tarafımızdan da, bilinen durum budur. Öbür taraftan, kati surette, Tarım ve Köyişleri Bakanı
olarak "yemediğim yemi hayvana yedirmem" cümlesi bana ait değildir. O
cümleyi sahibine iade ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkanım, müsaade eder
misiniz? BAŞKAN - Efendim, bunun sonu gelmez. Teşekkür ediyorum. Müsaade ederseniz, tümü üzerindeki görüşmelerde son
sözü vereceğim. Konya Milletvekili Sayın Lütfi Yalman?.. Yok. Şimdi, sorulara geçiyoruz. Sayın Demirci, sorunuz varsa sorabilirsiniz; o ayrı. İlk soru, Sayın Erbaş'a ait. Buyurun efendim. FETHULLAH ERBAŞ (Van) - Sayın Başkanım, aracılığınızla,
Sayın Bakanımdan, aşağıdaki sorularımın cevaplandırılmasını arz ederim. Birinci sorum: Van ve yöresinde, kaçakçılığı önlemek
maksadıyla hayvanlara kimlik belgesi düzenletilmektedir. Bunun sonucunda da,
köyden, hayvan pazarlarına hayvan gelmemektedir. Köylü, bu bürokratik
engellerle boğuşurken, hayvan besleyemez hale gelmiştir. Hayvan varlığımız
bitme noktasındadır. Bu konuda ne gibi önlemler düşünüyorsunuz? İkinci sorum: İran'ın Tümen'i son devalüasyonla değer
kazandığından, bizim hayvanlarımız, bundan sonra İran'a gitme durumunda
kalacaktır. Bu konuda önlem aldınız mı? Üçüncü sorum: Van'dan Anadolu'ya hayvan çıkışı
yasaklanmış ve bir ambargo konulmuştur. Bu ambargoyu ne zaman kaldıracaksınız? Arz ederim efendim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Levent, buyurun efendim. MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Sayın Başkanım, aracılığınızla,
Sayın Bakanıma aşağıdaki sorumu yönlendiriyorum: Sayın Bakanım, Ceyhan'da, hayvan ıslahıyla ilgili bir
projenin Çukurova'daki profesörle yapılan toplantısında ben de vardım.
Anladığımız kadarıyla, bu konu, bu kanun tasarısını da ilgilendiriyor. Niğde,
Çukurkuyu Kasabasında 4 000 tane saf ırk inek var. Burayı pilot bölge ilan
edebilir misiniz; bu konuda düşünceniz nedir? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Seven, buyurun efendim. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkanım, aracılığınızla,
Sayın Bakanıma şu soruyu sormak istiyorum: Et ve Balık Kurumu 1996 senesinde
özelleşti, satıldı yani, ihalesi yapıldı. O günkü Ağrı'da, sabahleyin, esnaf,
çiftçi, paça alır, evine götürürdü ve hakikaten, hayvancılık Ağrı'da çok
iyiydi. 1996'da Et ve Balık Kurumunun yok olması nedeniyle, Ağrı'da da
hayvancılık yok olmuştur. Bunun yerine geçebilecek, hayvancılığı
destekleyebilecek bir şey yapabilecekler mi? Bu konuda soru sormak istedim. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Karavar, buyurun efendim. AHMET KARAVAR (Şanlıurfa) - Sayın Başkan,
delaletinizle, Sayın Bakanıma şu soruları sormak istiyorum: Türkiye'ye kaç ton kaçak et gelmiştir? Ülkeye kaçak
olarak getirilen etin Türk Lirası bazında fiyatı ne kadardır; hangi tarihlerde
gelmiştir? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın Bakan. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Sayın Erbaş'ın sorularına yazılı cevap vereceğim; ancak, Van'dan Anadolu'ya
hayvan çıkışı yasak değildir; her ilimizden Anadolu'nun her iline, ilçesine
hayvan çıkışı serbest olarak yapılmaktadır. Son dört ay içerisinde ise -örnek
olarak veriyorum- Van'dan 162 000 hayvan çıkmış ve Anadolu'nun başka illerine
gitmiştir. Hayvanların küpelenmesi ve kimlik kartı uygulanmasına
gelince: Bu, bütün dünyada uygulanan bir usuldür. Her hayvanın bir numarasının
olması gerekli; bu numaraya göre, o hayvanın verim kayıtlarının tutulması
gerekli. Özellikle, bu numaralandırma, Türkiye'de görülen hayvan hırsızlığının
önlenmesinde de bir etken olacak; çünkü, biz, numarayı verirken il, ilçe ve
işletme koduyla veriyoruz. Hayvanların numaralanması, yani, küpelenmesi çok
güzel bir olaydır. Bizim hayvanlarımızın İran'a gitmesi ise, inşallah...
Amacımız, hayvancılığımızı geliştirmek ve geçmişte olduğu gibi, Türkiye'den
komşu ülkelere ve diğer ülkelere hayvan ve hayvansal ürünler pazarlamaktır. Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim. Özellikle kooperatifler yoluyla hayvancılığı
desteklemeye çalışıyoruz. Son birbuçuk yılda, kooperatifler yoluyla köylüye 21
trilyon aktarılmıştır; ama, 1967 yılından bu tarafa, geçtiğimiz 33 yılda ise
kooperatifler yoluyla köylüye aktarılan, yalnız ve yalnız 11 trilyondur. Bu
kadar ekonomik sıkıntılara rağmen -bir örnek olarak söylüyorum- köylüye 33
yılda 11 trilyon aktarılmış, kooperatifler yoluyla; son birbuçuk yılda 21
trilyon aktarılmıştır. Bunları desteklemeye devam edeceğiz. Saygılarımla arz ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Soru sorma ve cevap süremiz henüz tamamlanmadı. Sayın Mustafa Gönen soru sormak istiyor galiba; kendisine
söz veriyorum. MUSTAFA SAİT GÖNEN (Konya) - Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Bakanıma aşağıdaki soruyu yöneltmek istiyorum. Özellikle kaçak hayvan ve kaçak et girişini engelleyici
geçen yılki çalışmalarınız sayesinde İç Anadolu Bölgesinin hayvancılığının
nefes aldığını düşünüyorum. Bu uygulamanız devam edecek mi? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Kaçak hayvan ve kaçak tarım ürünleri girişini engelleme konusundaki uygulamalarımız,
muhakkak ki, devam edecektir. Bunu, buradan, tekrar, Yüce Meclisimizin çatısı
altında belirtmek istiyorum ki, kim, nerede yanlış yapmaya kalkışırsa,
karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkililerini bulacaktır. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki
müzakereler tamamlanmıştır. Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarının maddelerine geçilmesi
kabul edilmiştir. 1 inci maddeyi okutuyorum: HAYVAN
SAĞLIĞI VE ZABITASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA
KANUN TASARISI MADDE 1. - 8.5.1986 tarihli ve 3285 sayılı Hayvan
Sağlığı ve Zabıtası Kanununun 7 nci maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Kaçak olarak yurda girdiği tespit edilen hayvan
ve hayvan maddelerinden hükümet veteriner hekimi tarafından sağlıklı olduğu
tespit edilenler usulüne uygun olarak satılmak üzere Maliye Bakanlığının ilgili
mahallî teşkilâtına teslim olunur. Hükümet veteriner hekimi tarafından
hastalıklı olduğu tespit edilenler ise tazminatsız olarak imha edilir. Yabancı bir ülkede hayvan hastalığı çıkması durumunda,
hastalığın türüne göre, bu ülkenin tamamından veya bir bölgesinden bulaşmaya
vasıta olabilecek canlı hayvanlar ile hayvan maddelerinin ithalatı, transit
geçişi Bakanlıkça yasaklanabilir. İthalat yasağının kapsamı yabancı ülkedeki
hayvan hastalığının seyrine göre daraltılabilir veya genişletilebilir. İthalat
ve transit yasağının konulmasında Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisinin
hastalık bildirim bültenleri veya yabancı ülke dış temsilciliklerimizin
hastalık bildirimleri esas alınır." BAŞKAN - Madde üzerinde ilk söz, Fazilet Partisi Grubu
adına, Elazığ Milletvekili Sayın Latif Öztek'e ait. Buyurun Sayın Öztek. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA LATİF ÖZTEK (Elazığ) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci
maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tasarıyla, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanununun 7 nci maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında değişiklik yapılması
istenmektedir. Bu değişikliğin yapılmasını, Fazilet Partisi olarak olumlu
buluyoruz ve kanunda yapılacak değişiklikleri destekliyoruz; ama, şu hususun da
bu Yüce Mecliste tartışılmasını istiyoruz: Neden yurdumuza kaçak hayvan girişi
olmaktadır. Daha önce, Türkiye'den Suriye, Irak, İran gibi komşu ülkelere kaçak
yollardan hayvan girerken, bugün, bu ülkelerden Türkiye'ye kaçak hayvan
girişinden bahsediyoruz ve bunun önlenmesi için alınacak tedbirleri
tartışıyoruz. Değerli milletvekilleri, canlı hayvanda olduğu gibi
kaçak giriş, et ve hayvansal ürünler için de söz konusudur. Gerek canlı hayvan,
gerek et ve gerekse diğer hayvansal ürünler, önceleri Türkiye'den diğer
ülkelere yasal yollardan ihraç edilirken veya kaçak olarak götürülürken, bugün,
aynı malların diğer ülkelerden Türkiye'ye ithalatı veya kaçak yollardan
girişinin tek sebebi vardır; Türkiye'de, önceleri, sayılan malların ihtiyaçtan
fazlası varken, bugün, bu malların yurtiçi ihtiyacı karşılamaktan uzak olmasıdır.
Fazilet Partisi olarak, Türkiye gibi hayvancılığa
müsait bir ülkede hayvansal ürünler açığı bulunmasını ve bu açığı karşılamak
üzere yurt dışından canlı hayvan, et ve hayvansal ürünler girişini doğru
bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Kaçak hayvan girişini önlemek için yasal tedbirler
alınması üzerinde konuşuyoruz. Evet, et açığımız olduğu sürece, yurt dışından
yasal yollardan, eğer yasal olarak müsaade edilmezse kaçak yollardan et de
girer, canlı hayvan da girer, buffalo eti de girer, niteliği belli olmayan
diğer etler de girer, sağlıklı canlı hayvan da girer, hastalıklı canlı hayvan
da girer. Bu girişi önlemenin tek yolu vardır; o da, yurtiçi üretimi, yani,
millî üretimi artırmaktır. Son yıllarda Türkiye'de et ve canlı hayvan açığı
niçin ortaya çıkmıştır? Şimdi, bu soruyu kendimize soralım ve cevabını
araştıralım. Değerli milletvekilleri, Türkiye'de son yıllarda
uygulanan hatalı politikalar yüzünden hayvancılık zayıflamıştır, kan
kaybetmiştir, hatta, bugün, bitme noktasına gelmiştir. Üretici niçin köyde veya
kırsal kesimde oturacak ve hayvan besleyecek, niçin et veya süt üretecek;
kentte oturanlar yesinler diye mi; hayır, bunun için hiç kimse üretim yapmaz.
Hayvancılıkta amaç nedir? Öncelikle bu sualin cevaplandırılması gerekir.
Kanaatimizce, hayvancılıkta amaç, tüm ekonomik faaliyetlerde olduğu gibi,
üreticiye, emeği ölçüsünde en yüksek kârı sağlamaktır. Hayvancılığı gelişmiş
ülkeler, araçlara değil, amaca önem vererek et ve süt üretimlerini
artırmışlardır. Değerli milletvekilleri, öncelikle, bu amacın nasıl
gerçekleştirilebileceğini düşünmemiz gerekir. Hayvancılığın geliştirilmesindeki vasıtalar; yani,
yetiştiriciye yüksek verimli, iyi cins damızlık temini, uygun barınakların
yapımı, üstün kaliteli kaba yem veya karma yem temini, hayvan hastalıklarıyla
mücadele edilmesi veya veterinerlik hizmetlerinin geliştirilmesi, kredi temini
ve benzeri hususlar, hayvancılıkta vasıtadır, amaç değildir. Amaç, kâr
etmektir. Bu vasıtaların her birinin, amacın gerçekleşmesinde mutlak katkısı
vardır. Eğer üretici kâr ederse, bu vasıtaları kullanır. Örneğin, üretici
hayvancılığı kârlı bulursa, kendisi, üstün verimli hayvanları satın alma
yollarını arar ve bulur; ama, eğer, bugün olduğu gibi, hayvancılığı kârlı
bulmazsa, yaz kış demeden, bayram tatil demeden, kısaca yılın 365 günü
çalışmayı gerektiren meşakkatli bir işe niçin girsin? Hayvancılıkta kâr etmenin tek yolu vardır; o da, elde
edilen ürünün, yani, sütün, etin, üreticiye sıkıntı vermeden değer fiyatına
satılmasıdır; yani, pazarlama sisteminin organize edilmesi ve üreticiye şu
kanaatin yerleştirilmesidir: Ne kadar süt üretirsem üreteyim, onu sıkıntı
çekmeden değer fiyatına satacağım veya ne kadar hayvan besiye alırsam alayım,
onları değer fiyatına satacağım. Bu durum, pazarlama sisteminin organize
edilmesiyle olur. Bunu yapabildiğimiz an, hayvancılığımız gelişir. Türkiye'de güçlü üretici birlikleri bulunmadığından,
yetiştirici sahipsiz kalmaktadır. Üretimde kullandıkları girdileri satın
alırken pahalı almakta, ürünlerini satarken de, yalnız kaldıklarından, fiyatlar
alıcının insafına kalmaktadır. Kâr etmeyince, yaptırdığı ahırlar boş kalmakta,
besiye hayvan almamakta, ürettiği sütü değer fiyatına satamayınca da, önce sütü
yollara dökerek yetkilileri protesto etmekte, yetkililer bu protestoları
görmezden gelince, bu defa, elindeki hayvanları kasaba satmakta ve bu sektörden
çekilmektedir. Sonuçta, millî üretim düşmekte ve bu malları dışarıdan ithal
etme mecburiyeti hâsıl olmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Öztek, lütfen, toparlayınız. LATİF ÖZTEK (Devamla) - Toparlıyorum efendim. Tarım Bakanımızın kendisi zooteknisttir,
yetiştiriciliği de, yetiştiricinin sıkıntılarını da bilir; Başbakana ve diğer
kabine üyelerine, amacı çok iyi anlatması ve çiftçi borçlarının ertelenmesinde olduğu
gibi, zor da olsa, Sayın Başbakan ile Sayın Kemal Derviş'i ikna ederek,
yetiştiricinin sıkıntılarının bir an önce ortadan kaldırılmasını temin etmesi
gerekir. 57 nci hükümet, ekonomi perişan oldu, çöktü diye
ustasını aradı, Amerika Birleşik Devletlerinde buldu, bakanlık koltuğu vererek
Türkiye'ye getirdi. Peki, hayvancılık çökerse ne yapacaklar; kimi, nereden
getirecekler? Hayvansal üretimi çiftçiler yapmaktadırlar. Amerika Birleşik
Devletleri ve Avrupa'dan çiftçi mi getirecekler? Bu sektörden çekilen Türk
çiftçisini, yetiştiricisini nerede istihdam edecekler? Biz, Tarım Bakanını ve onun vasıtasıyla hükümeti
uyarıyoruz. Elazığlı, Karslı, Konyalı, Trakyalı, Egeli, Karadenizli süt
üreticisinin sorunlarının çözümünde yardımcı olunuz ve 1 litre su 300 000 Türk
Lirasına satılırken, sütün litre fiyatının 200 000 Türk Lirasından 150 000 Türk
Lirasına düşürülmesine seyirci kalmayınız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Öztek, son cümleniz için... LATİF ÖZTEK (Devamla) - Yine, Elazığlı, Konyalı ve
Kayserili besicilerimizin, besinin sonuna gelmiş hayvanlarını değer fiyatına
satmalarına yardımcı olunuz; gerekirse, Et ve Balık Kurumu işletmeleri
tarafından alınmasını temin ediniz diyorum. Çıkacak kanunun, Türk çiftçisine, yetiştiricisine ve
Tarım Bakanlığı çalışanlarına hayırlı, uğurlu olması dileklerimle, hepinize
saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öztek. Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Ağrı
Milletvekili Sayın Musa Konyar ifade edecekler. Buyurun Sayın Konyar. (DYP sıralarından alkışlar) Konuşma süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA MUSA KONYAR (Ağrı) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama
başlamadan önce, hepinizi, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısının yeniden
düzenlenmesiyle, yurdumuza çeşitli yollardan kaçak olarak giren hayvanların,
zabıtalarca ve veteriner denetiminde sağlık kontrollerinden geçirilmesi,
elbette ki, tasvip edeceğimiz konulardır ve bu tasarıya hiçbir diyeceğimiz
yoktur; ancak, bunlar, yurt dışından ülkemize giren hayvan hareketlerinin
denetimiyle ilgilidir. Asıl olan, ülkemiz hayvancılık sektörü sorunlarıdır.
Bunları ne derece çözümledik? Maalesef, bu sektör sahipsiz. Bilhassa, son
yaşanan ekonomik krizle birlikte, hayvan üreticisine verilen kredi faizleri,
katlanarak, üreticinin ödeyemeyeceği noktalara ulaştı. Sektör girdileri pahalı;
ancak, et, süt ürünlerinin fiyatı ise maliyetin altında ve maliyetin altında
kaldığı gibi, pazarlanacak piyasada, hükümet olarak, bir millî politika haline
getiremedik. Seçim bölgem Ağrı İlinin de hemen hemen tamamı, bu
sektörle geçimini sağlamaktadır. Gerçekten, çok sıkıntı çekmektedirler.
Bakınız, değerli arkadaşlar, mayıs ayına birkaç gün kaldı, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu'da, özellikle Ağrı İlimizde, hayvan üreticilerinin yayla hareketleri
başlayacak; ancak, bürokratik engeller şimdiden üreticiyi kara kara
düşündürüyor ve düşündürmeye de devam edecek. Geçen yıl, yaylaya çıkmak için alınan izin belgeleri ve
işlemleri, tekrar, yeniden isteniliyor. Bu işlemler, vatandaş tarafından, hem
maddî hem de manevî olarak hayli sıkıntılı karşılanmaktadır. Geçenlerde, Genel
Kurulda, bunları dile getirmiştim. Tekrar, Kabine üyemiz Sayın Tarım Bakanına,
buradan, seslenmek istiyorum. Şimdi, istenen belgeleri, ben, buradan tekrar dile
getireceğim: 1. Nüfus aile tablosu, 2. Savcılıktan sabıka kâğıdı, 3. İl veya ilçe tarım müdürlüklerinden menşe kâğıdı, 4. Jandarma ve ayrıca güvenlik güçlerinden
araştırılması, 5. Valiliklerden büyükbaş hayvan için ayrı bir ücret,
küçükbaş hayvanlar için ayrı bir ücret. Bütün bunlar, 2000 yılında istenen belgeler. Şimdi, değerli arkadaşlar, geçen sene, hayvan
üreticimiz bu belgeleri çıkardığı halde, 2001 yılında tekrar bu belgeler
gündeme geliyor ve vatandaşa, bu konuda -bilhassa Tarım Bakanımdan, özellikle
rica ediyorum- sahip çıkılması gerekiyor; aksi takdirde, bu bürokratik
engeller, vatandaşı âdeta yaylaya çıkarmamak için birer neden olarak görülüyor
ve ayrıca, hassas bir bölgede olduğumuz için, bilhassa, devleti, kolluk
kuvvetlerini vatandaşla karşı karşıya getiriyor. Özellikle, Sayın Bakanımdan
ricam; lütfen, bu bürokratik engelleri ortadan kaldıralım. Değerli arkadaşlar, kalkınmanın yolu, gerçekten
sanayiden geçiyor, ondan bir şüphemiz yok; ama, kırsalda yaşayan nüfusumuzun
yüzde 50'si de köylerde yaşıyorsa, biz, hâlâ bir köylü toplumuyuz... Bundan,
ben de, bir köylü çocuğu olarak gurur duyuyorum. Köylünün kendisine göre, kırsal kesimde yaşamak,
tarımla ve hayvancılıkla uğraşmak, bu vatandaşlarımızın âdeta yaşam biçimidir,
bunun karakteridir. Bu vatandaşlarımız, hem tarımda hem hayvancılıkta
kendilerine istihdam sahası yarattıkları gibi, aynı zamanda, ülkemizin
ekonomisine çok büyük katkılarda bulunmaktadırlar. Dolayısıyla, zorluklar
içerisinde, bürokratik engeller içerisinde olmalarına rağmen, bu insanlarımız,
bu üretici vatandaşlarımız, onurlu bir mücadele vermektedirler. Ben, şahsen,
politikalarüstü bir politika üreterek, bu vatandaşlarımızın sorunları ve
sıkıntılarını aşmamız gerektiğine inanıyorum. Bu yasanın, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını
diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Konyar. Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 önerge vardır;
önergeleri önce okutup, sonra sırasıyla işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 646 sıra sayılı yasa tasarısının
çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen 3285 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin
beşinci fıkrasının sonundaki "imha edilir" ibaresinin
"karantinaya alınır, tedaviden sonra muhtaç yetiştiricilere
dağıtılır" olarak değiştirilmesini arz ederiz.
Özkan Öksüz Konya BAŞKAN - İkinci önergeyi okutup, akabinde işleme
alacağım : Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 646 sıra sayılı yasa tasarısının
çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen 3285 sayılı Yasanın 7 nci maddesinin
beşinci fıkrasının "Kaçak olarak yurda girdiği tespit edilen hayvan ve
hayvan maddelerinden yakalananlardan hastalıklı olmayanları, mağdur ve hayvanı
olmayan yetiştiricilere dağıtılır" olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MAHMUT
ERDİR (Eskişehir) - Çoğunluğumuz yok; takdire bırakıyoruz. BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Sayın Erbaş, gerekçeyi mi okuyalım, konuşacak
mısınız? FETHULLAH ERBAŞ (Van) - Aslan Polat konuşacaklar Sayın
Başkan. BAŞKAN - Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Önerge çok net ve açık. O da şu: Kaçak hayvan
geliyorsa, Maliye Bakanlığına teslim edip de satılacağına, hiç olmazsa
sattıktan sonra bile kesinlikle fakir olan çiftçilere onun bedellerinin veya
kendisinin verilmesini istiyoruz. Onu da şunun için istiyoruz: Sizin, yani bu
hükümetin yapamayacağı yardımı, hiç olmazsa, kaçak olarak giren hayvanları
alıp, satıp çiftçileri destekleyin diye Sayın Bakana öneriyoruz; çünkü, sizin
bir şey yapacağınız yok, ona artık inandık. Şimdi, Sayın Bakanım size bir şey söyleyeceğim: Devlet
Planlama Teşkilatının -en az 100 profesörün- hazırladığı rakamları size verince
neden rahatsız oluyorsunuz; niye bunlar sizi rahatsız ediyor? Devlet Planlama
Teşkilatının, şurada, alt komisyonda, minimum 100 civarında profesörün
getirdiği değerleri size okuyorum; bunları okuyunca siz niye rahatsız
oluyorsunuz? BAŞKAN - Sayın Polat, önerge üzerinde konuşuyorsunuz. ASLAN POLAT (Devamla) - Hayır, önerge üzerinde
konuşuyorum. Biraz evvel ismimi verdi de, şimdi cevap vereyim diye bekledim. Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları var. Bu
rakamlar, sizin çiftçiyi bir yılda yüzde 13,4 fakirleştirdiğinizi gösteriyor.
Niye rahatsız oluyorsunuz? O zaman, bunu kurtar; çalış, bunu önle. Yani, bunu
demek suç mu?! Bakın, Sayın Bakanım, bir şey daha söylüyorsunuz; ben
şunu söyleyeyim: Kaçak hayvanlarda siz çok iddialı rakam veriyorsunuz. Ben
aynen, sizin rakamınızı okudum. "1999 yılında ben geldiğim zaman, yılda 4
ilâ 5 milyon hayvan yurda kaçak giriyordu" diyorsunuz. Yine, ben üzerine
düşmedim... Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından 5 milyon kaçak hayvan giriyorsa,
o jandarma teşkilatımız ne iş yapıyor?! Bir yılda 5 milyon kaçak hayvanın
girdiği ülkede, o zaman sormazlar mı ki, Türkiye'de o kadar jandarma, emniyet teşkilatı
ne iş yapıyor diye?! Yani, siz gelince hepsi önlendi, öyle mi? Önlenmediğini
siz de benim kadar biliyorsunuz; ama, azalttınız, doğru. Nasıl azalttınız;
doğudaki 5 ili karantinaya aldınız, onları mahvettiniz; ama, Erzurum biraz
rahatladı ondan. Onda iyi ettiniz; ama, Van'a cevap verin, Van'a!.. (MHP
sıralarından gürültüler) Bir dakika... Yavaş... Yavaş... Hepsine Bakanınız cevap
versin. Ben söyleyeceğim. BAŞKAN - Sayın Polat, lütfen, önerge üzerinde konuşun. ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkanım, önerge
üzerinde... Daha nasıl önerge üzerinde konuşalım?! Bakın, Sayın Bakan diyor ki: "Bütün bunlar benden
önceki rakamlar." Bir de size okuyayım... Yine, Devlet Planlama
Teşkilatının raporunda -sen kabul etmesen de- şurada aynen diyor ki:
"Yapılan bir hesaba göre, kasaplık hayvan sayısının yüzde 30 olduğunu kabul
edersek... Her yıl kesilen sığır sayısı hesaplanmış, "kültür ırkı ve melez
sığırların artması halinde, 1998 yılında 176 kilogram olan ortalama karkas
verimin 2005 yılında 196 kilogram çıkması dahi olsa..." deniliyor. Şimdi,
iyi dinle. "1998 yılında -yani, sizin Bakan olduğunuz dönem- et talebi 582
000 tondu; Türkiye'nin, o anda et açığı yoktu" deniliyor. Yani, siz
Bakanlığa geldiğiniz zaman -tekrar okuyayım rakamları- DPT raporuna göre 1998
yılında, et talebi 582 000 tondu, toplam sığır sayısı 11 031 000 idi... MİHRALİ AKSU (Erzincan) 1998'de o yoktu. ASLAN POLAT (Devamla) - 1998'de yoktu; gelince başladı.
İşte, onu anlatacağım. Kasaplık sığır sayısı 3 309 000 idi, karkas ağırlığı
176 kilogramdı ve 1998 yılında et açığı yoktu. 2000 yılında, siz burada
olduğunuz zamanda ne oldu? DPT "et talebi 624 000 tona çıktı, sığır sayısı
11 196 000 oldu ve et açığı 16 300 ton oldu" diyor. BAŞKAN - Sayın Polat, önergenizle bu açık mı kapanacak? ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkan, Sayın Bakan
ismimi verdi, cevap verir. Niye rahatsız oldu? Sayın Bakan cevap verir; o kadar
bilgisi var. Şimdi, yine, sizin bu performansınız devam ederse, DPT
"2005 yılında et açığı 69 000 ton olacak" diyor. Gelin, cevabınızı
DPT'ye verin; itirazınız varsa, sizin Genel Başkanınıza bağlı bir teşkilattır,
ona da cevap verin. Sayın Başkan, onun için, böyle cevap verdiğiniz zaman,
bunları size bildiririz. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Kaçakçılık önlendi,
kaçakçılık. ASLAN POLAT (Devamla) - Kaçakçılık değil -bunu iyi
anla- burada, hayvan yetiştiriciliği anlatılıyor. Şimdi, kaçakçılığa da gelindiği zaman, ben şunu
söylüyorum: Bunu önleyin. Kaçak gelen hayvanlar yakalandığında -sizin
çiftçilere bir hayrınız yok- gelin, o hayvanları, bari çiftçilere dağıtın da,
onlar, bundan faydalansınlar, ekonomik yönden biraz gelişsinler diyorum. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Demek ki, kaçakçılık
önlenmiş; anlayabildin mi? ASLAN POLAT (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutup, işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 646 sıra sayılı yasa tasarısının
çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen 3285 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin
beşinci fıkrasının sonundaki "imha edilir" ibaresinin
"karantinaya alınır, tedaviden sonra muhtaç yetiştiricilere dağıtılır olarak"
değiştirilmesini arz ederiz. Fethullah Erbaş (Van) ve arkadaşları BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MAHMUT
ERDİR (Eskişehir) - Takdire bırakıyoruz; çoğunluğumuz yok. BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Sayın Erbaş?.. Konuşacaksınız... Buyurun efendim. Süreniz 5 dakika. FETHULLAH ERBAŞ (Van) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önergemizde... Kaçak olarak yurda sokulan ve yurda girdiği
tespit edilen hayvan ve hayvan maddelerini, Sayın Bakanım, bu maddeyle imha
edelim diyor. Ben de, bunlar imha edilebilir, eğer bozuksa hayvansal maddeler
imha edilebilir diyorum; ama, kaçak olarak ele geçirilen hayvanlar öncelikle
bir karantinaya tabiî tutulsa, karantinadan sonra, bu hayvanların iyileştirilme
imkânları varsa, orada, köyleri boşaltılan... Yani, şu anda, benim bölgemde
yüzlerce köy boşaltıldı, köyler bomboş. Şehir nüfusu birdenbire patlama
noktasına geldi; Van'ın nüfusu 400 000'lere vurdu. Bu açıdan, köylülerin
yeniden yerleşim bölgelerine gitmeleri... Her hükümet, köye dönüş projesi adı
altında bir paket koymuştu ortaya; bu proje çerçevesinde, yakalanan hayvanların
ve karantinaya alınan hayvanların yeniden o çiftçilere, yetiştiricilere
dağıtılması uygun olur görüşündeyiz. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de et açığı fazla. Buffalo
operasyonunda da çok büyük miktarda -bir iddiaya göre 7 milyar dolar civarında-
büyük bir kaçak et girişi yapılmış. Değerli arkadaşlar, bu kadar kaçak etin girdiği bir
ülkede, bakıyoruz ki, buffalo etinden kanguru etine kadar her türlü et
sokulmuş. Sayın Tarım Bakanımız da yeni önlem almayı akıl etmiş. Teşekkür
ediyoruz. Kanunun, milletimize hayırlı olmasını diliyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erbaş. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Görüşmekte olduğumuz 1 inci maddeyi, Komisyondan
geldiği şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Madde kabul edilmiştir. 2 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 2. - 3285 sayılı Kanunun 29 uncu maddesine
aşağıdaki fıkralar birinci ve ikinci fıkra olarak eklenmiş ve mevcut birinci
fıkra üçüncü fıkra olarak teselsül ettirilmiştir. "Hayvan nakliyeciliği yapanlar Bakanlığa
bildirimde bulunmak, Bakanlıkça belirlenen şartları haiz nakil vasıtaları ile
hayvan ve hayvan maddelerini nakletmek mecburiyetindedir. Hayvan nakliyeciliği yapanlara ait bildirimler ve
bunlara verilecek belgeler ile nakil vasıtalarının haiz olacakları şartlar ve
nakil şartları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." BAŞKAN - Gruplar adına ilk söz, Fazilet Partisi Grubu
adına, Konya Milletvekili Sayın Özkan Öksüz'ün. Buyurun efendim. Süreniz 5 dakikadır. FP GRUBU ADINA ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesi hakkında, Grubum adına söz
almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinize saygı ve selamlarımı sunarım. Bu tasarının 2 nci maddesi, hayvan nakliyeciliği
yapanların, Bakanlığa bildirimde bulunmalarını, Bakanlıkça belirlenen şartları
haiz nakil vasıtalarıyla hayvan ve hayvansal maddelerin naklini zorunlu hale
getirmektedir; hayvan nakliyeciliği yapanlara ait bildirimler ve bunlara
verilecek belgeler ile nakil vasıtalarının özellikleriyle nakil şartlarının
Tarım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceğini hükme
bağlamaktadır; böylece, hayvan ve hayvansal ürünlerin kanunsuz yollardan
sevklerinin önlenmesi ve nakil araçlarının sağlık açısından uygun hale
getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu noktadan olumlu bulduğumuz tasarıda, getirilen cezaî
müeyyidelerin yeterli olmayacağı kanaatindeyim. Son yıllarda hayvan
hırsızlıklarının ve özellikle büyük şehirlerin çevrelerinde kaçak hayvan
kesimlerinin arttığı ve sağlıksız araçlarla ve kaçak olarak, Ankara, İstanbul
gibi büyük şehirlere et sokulduğu herkesçe malumdur. Türkiye, son yıllarda ekonomik kaynaklarını hızla
tüketmektedir. Tükenen zengin kaynaklarımızdan biri de hayvancılıktır.
Hayvancılık, Türkiye için son derece önemli bir sektördür. Hayvancılık bittiği
anda, Türk ekonomisi de dayanamaz; ya et ve süt ithalatı için her yıl 3 veya 4
milyar dolar bulmak zorunda kalırız veya varlıklı 300-500 ailenin dışında hemen
herkes, ete, süte, peynire, yoğurda, tereyağına hasret kalır, çocuklarımız ve
torunlarımız da hayvansal ürünleri sadece resimlerde tanıyabilirler. Değerli arkadaşlar, 1939 yılında 54 557 000 olan hayvan
sayımız, 1970 yılında 73 milyona, 1980 yılında da 87 milyona ulaşmıştır. 1970
ile 1980 yılları arasında hayvan sayısı 14 milyon artmışken, 1980'den sonra,
Türkiye, hayvan sayısı bakımından Avrupa'da birinciyken, dünyada ikinci sırada
yer almıştı; dünya birincisi Amerika'nın hayvan sayısı ise 115 milyon
dolayındaydı. 1980 yılından sonra işbaşına gelenler, dünya gerçeklerini bir
kenara iterek, tarım politikalarında önemli değişiklikler yapmıştır. 1984
yılına ulaştığımızda, kötü politikalar, hayvan sayımızı 4 yıl gibi çok kısa bir
süre içerisinde 87 milyondan 64 milyona düşürmüştür. Hayvancılığın gelişmesinde büyük katkısı olan SEK, Et
ve Balık Kurumu ve Yem Sanayii gibi tarımsal KİT'ler, karadelik olarak ilan
edilmişti. Hükümetler, bu kuruluşları batırmak için, yüksek faizli kredilerle
borç batağına sürüklemişlerdir. Sonuçta, her vesileyle özelleştirileceği
açıklanan SEK ve Et ve Balık Kurumunun piyasalarda rekabet ortamı oluşturacak
gücü kalmadı. Nitekim, daha sonra da, üreticinin malı olan bu kuruluşlar haraç
mezat satışa çıkarılmış ve özel sektör firmalarına devredilmiştir; özelleştirilen
bu kurumların yerlerinde ise ticaret merkezleri yükseltilmiştir. Batılı ülkelerde bir ineğin yıllık süt verimi 8 000 ilâ
10 000 kiloya, kesime verilen bir sığırın ağırlığı da 300 kilonun üzerine
çıkmış bulunmaktadır. Türkiye'de ise, yıllık süt verimi 1 500 kilo
civarındayken, kesime verilen sığırın ağırlığı ise en çok 150 ile 200 kilogram
arasında değişmektedir. Demek ki, Batılı bir hayvan üreticisi hemen hemen aynı
masrafı yaparak, Türk üreticisinden 2 kat daha fazla ürün elde edebilmektedir.
Ayrıca, devlet destekleri ve üreticiden yana izlenilen hükümet politikaları
nedeniyle, yabancı üreticiler büyük paralar kazanmaktadır; yeni yeni yatırımlar
yapılmaktadır. Sonuçta da, Avrupa Birliği ülkelerinde ve gelişmiş ülkelerde
hayvancılık gelişmekte ve güçlenmektedir. Ette ve sütte verimi artırmadan hayvancılıkta başarılı
olmamız mümkün değildir. Bir inekten günde 7 ilâ 8 kilo süt alarak para
kazanılamaz, para kazanılamayan bir iş de yürütülemez. Bu nedenle,
ahırlarımızı, günde en azından 35 ilâ 40 kilo süt veren ineklerle doldurmak
zorundayız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız. ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım. Yapılacak öncelikli iş, ülkemizin havasına, suyuna
uygun yapıda damızlıklar yetiştirilmesidir. 11 185 000 sığırla 25 ilâ 30 milyon
ton süt sağlayabildiğimiz zaman, Türkiye de hayvancılıkta iddialı hale gelmiş
olacaktır. Önce şunu belirtmek zorundayız ki, üreticileri özel
sektöre karşı koruyan, hayvancılığın gelişmesine yıllarca katkıda bulunan SEK
ve Et ve Balık Kurumu satıldığı için, hayvancılık büyük yara almıştır. Bu
kurumlara benzer bir teşkilatlanma modelinin oluşturulması ve üreticilerimizi
rahatlatacak gerekli adımların atılması gerekmektedir. Dolayısıyla, hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Van
Milletvekili Sayın Hüseyin Çelik ifade edecekler. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 2 nci maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, hükümetin hayvancılıkla ilgili
olarak getirdiği bu yasa tasarılarının hiçbirisine karşı değiliz; hayvan
sayımına da, küpelemeye de, hayvan ıslahına da, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanununa da taraftarız, evet diyoruz. Değerli arkadaşlar, bizim karşı
çıktığımız, uygulamadaki aksaklıklar, eksiklikler, yanlışlıklar ve
"tedbir" adı altında vatandaşa yapılan eziyetlerdir. Çin filozofu Konfüçyüs der ki: "Eğer hükümdar adil
olursa, kanunlara gerek yoktur; ama, hükümdar adil değilse, kanunların bir
anlamı yoktur." Bizim hayvancılığın ve tarımın hükümdarı olan Sayın
Bakanımızın adil olmadığını düşünüyoruz biz. Şimdi, bir sayım yapıldı; benim seçim bölgemde,
küçükbaş hayvan sayımı, büyükbaş hayvan sayımı yapıldı ve köylü vatandaşa şöyle
bir haber uçuruldu; köylü vatandaşa dediler ki: "Eğer siz koyunlarınızı
beyan ederseniz, 200-300 koyununuzun olduğunu söylerseniz, yeşil kartlarınız
iptal edilir." Bu ülkede tek partili dönemden kalan bir anlayış var;
eğer hayvanınız varsa, onun vergisini verirsiniz; koyunun kuzusunu vererek
kurtulamıyordunuz eskiden. Vatandaş, bu endişeden dolayı, birçok yerde, kendi
hayvanını beyan etmedi ve kendi hayvanı kaçak durumuna düştü. Dolayısıyla, şu
anda birçok yerde vatandaşlarımız, kendi hayvanlarını devletten kaçırma
durumunda kalmışlardır. Bir şey yapılacaksa, vatandaş ikna edilmelidir; kanun
çıkarmak, tek başına yetmez. Değerli arkadaşlar, dünyada en fazla kanunu olan
ülkelerden biriyiz. Bizde kanun eksikliği filan yok; bizde eksik olan,
uygulamadaki anlayış ve mantalite eksikliğidir. Bunu uygulayan insanın tavrı
önemlidir. Biraz önce, Ağrı Milletvekilimiz Sayın Musa Konyar,
yaylaya çıkmak için vatandaşın karşı karşıya bulunduğu formaliteleri sıraladı.
Neredeyse, vatandaştan, hayvancılık yapması için, hayvan ticareti, hayvan
yetiştiriciliği yapması için, davul tozu, minare gölgesi, Hazreti İsa'nın
nefesi gibi formaliteler istiyoruz. Böyle şey olur mu?! Bu yapılan işler, vatandaşı canından bezdirmiştir;
hayvancılık yapmak çok zor hale gelmiştir, kırtasiyecilik had safhada
artmıştır. Değerli arkadaşlar, biz kaçakçılığın her türüne
karşıyız, sınırlarımızı tahkim edelim, kaçakçılık yaptırılmasın. Sayın
Bakanımız biraz önce "bu memlekete kaçak hayvan girmiyor" dediler.
Biz bunun böyle olmasını temenni ederiz; ama, Başkale'deki sınır köylerde her
gün birsürü hayvan alınır "kaçaktır" diye yediemine teslim edilir ve
vatandaşlar bize telefon eder "bunlar kaçak olmadığı halde elimizden
alındı ve yeddiemine teslim edildi" diye. Ya bunlar kaçak olmadığı halde
bunlara yanlış uygulama yapılıyor; eğer kaçaksa, Sayın Bakanımızın
söyledikleri, bu durumda doğru olmaz. Değerli arkadaşlar, bakınız, eğer vatandaş bu
problemlerle karşı karşıya değilse, bu konuda her şey gül gülistansa,
vatandaşımızın derdi ne?! Bakınız, Van'daki 17 tane sivil toplum örgütü
-bunlar, esnaf, tüccar kuruluşlarıdır- bize, Van'daki hayvancılıkla ilgili
dertlerini âdeta bir destan gibi yazıp göndermişler. Bunun içerisinde, sanayi
ve ticaret odası vardır, esnaf ve sanatkâr odaları birliği vardır, ticaret
borsası vardır; 17 meslek kuruluşu, bana gönderdiği gibi, Sayın Bakana da bunu
gönderdi. Ben bunu ayrıca üst yazıyla Sayın Bakana takdim ettim. Sayın Bakan,
ne bu esnaf kuruluşlarına ne de bize, konuyla ilgili neler düşündüklerine, ne
yapmak istediklerine veya ne tür tedbirler alacaklarına dair en ufak bir yazılı
cevapta bulunmadı, sözlü cevapta da bulunmadı; ben, bunu yadırgıyorum. Sayın
Bakanımızın, kendisi de akademisyendir, ben de akademisyen olduğum halde,
nedense, frekanslarımız bir türlü birbirini tutmuyor. Bakınız, ben, hayvan
ıslahçısı, ziraatçi, veteriner ve sair değilim; ama, gözümün önünde, benim
memleketimdeki hayvancılık bitiyor ve bunun için de, bunu görmek için de uzman
olmam falan da gerekmiyor. Yüzlerce binlerce vatandaşım bu konuda her gün bana
müracaat ediyor. Bu söylediğim meslek kuruluşları -bakınız, ben detaylara
girmeyeceğim- sadece 8 madde halinde, bu hayvan sevkıyatıyla ilgili olarak
karşılaştıkları komiklikleri yazmışlar; bunu dikkatlerinize arz ediyorum... ALİ OĞUZ (İstanbul) - Hüseyin bey, Sayın Bakan
dinlemiyor. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Bakanın tabiî ki
dinlemesi lazım. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat)- Hüseyin Bey, bir dakika
bekleyin, Sayın Bakan çok meşgul!.. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)- Sayın Başkanım, zamanım zayi
edildi; bunu okumam lazım. BAŞKAN- Peki efendim, zamanınızı ona göre uzatacağım; 8
maddeyi okuyunuz. Buyurun. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)- Efendim, defalardır
söylüyoruz, Sayın Meclis Başkanımıza bir kere daha söyleyelim: Bu kürsüde,
komisyona, Sayın Bakana ve Hükümete dönmek için, kalaycı çırağı gibi 90 derece
dönmeniz gerekiyor!.. Sayın Bakanım, ben 90 derece dönerek zatı âlinize bunu
tekrar arz ediyorum; bakın, Van'daki uygulamaların sivil toplum örgütleri
tarafından ifade ediliş biçimini dikkatlerinize arz ediyorum: "a) İlçelerde ve köylerde sayılan, gerekli
kontrollerden geçirilerek küpelenen hayvanların bir yerden başka bir yere sevk
edilmesine izin verilmiştir. Böylece, köylerden ilçelere, ilçelerden de il
merkezlerine getirilen hayvanlar, alım satımlar sonucu el değiştirmiştir. b) Hayvanları en son satın alan vatandaşlar, zamanı
geldiğinde hayvanları kestirmek ya da başka bir şehre sevk etmek
istediklerinde, bu kez kendilerinden, ilk küpeleme işleminin yapıldığı yerden
sağlık raporu getirmesi istenmektedir. c) Tamamı küpeli ve beyan edilmiş olan ve Tarım İl
Müdürlüğü bilgisayarlarında kayıtlı olan bu hayvanlar, bu kez şehir merkezinde
tecrit edilmektedirler..." (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- 8 inci madde bitinceye kadar sürenizi
uzatıyorum; lütfen tamamlayın. HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)- Bakınız değerli
milletvekilleri, şu anda Van'da, kaçak yolla gelmiş 10 000 mülteci vardır; o
mültecilere bu şekilde tecrit uygulanmıyor. "d) Oysaki, söz konusu hayvanlar, beyan ve
küpeleme işlemlerinin tamamlanmasının ardından ilçelere ve ilçelerden de il
merkezlerine sevk edilirken, sağlık raporu aranmamıştır. Şimdi, şehir
merkezinde bulunan hayvanlar için sağlık raporu istenmektedir. e) Hayvanını sevk edemeyen ya da kestiremeyen vatandaş
Tarım İl Müdürlüğüne müracaat ettiğinde, Tarım İl Müdürlüğü kayıtlarına
bakıldığında, hayvanların hangi ilçeden çıktığı söylenmekte ve sağlık raporunun
o ilçeden getirilmesi istenmektedir. f) Vatandaşın hayvanın mahrecinden sağlık raporu
alabilmesi -yani, Başkale'den gelmişse Başkale'den sağlık raporu alabilmesi-
için ise, hayvanını tekrar ilçeye geri götürmek zorundadır. g) Ancak, hayvanın mahrece götürülebilmesi -yani
geldiği ilk noktaya tekrar götürülebilmesi için- yani il merkezinden ilçeye
sevk edilebilmesi için de sağlık raporu gereklidir. Aksi takdirde hayvanlar
sevk edilemez. h) Dünyanın hiçbir yerinde benzeri görülemeyecek bu
uygulamayla, hayvan sahipleri göz göre göre iflasa sürüklenirken, hayvancılığın
da âdeta sonu getirilmektedir." Bunu ben söylemiyorum; Van'daki saygın 17 tane esnaf
kuruluşu söylüyor. Bunu, Sayın Bakanın ve sizlerin dikkatine arz ediyorum. Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik. TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MAHMUT
ERDİR (Eskişehir) - Sayın Başkan, maddede bir redaksiyon gerekiyor. BAŞKAN - Buyurun. TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MAHMUT
ERDİR (Eskişehir) - "Madde 2. - 3285 sayılı Kanunun 29 uncu maddesine
aşağıdaki fıkralar birinci ve ikinci fıkra olarak eklenmiştir" deyip,
noktayı koyup, diğer kısmı çıkarmak gerekiyor. BAŞKAN - Diğer kısım zaten pozitif hukuk tekniği
bakımından olması gereken bir husustur. Sayın Hükümetimiz de katılıyor mu efendim? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Katılıyoruz. BAŞKAN - 2 nci maddeyi bu redaksiyonla düzeltilmiş
şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2 nci madde
düzeltilmiş şekliyle kabul edilmiştir. 3 üncü maddeyi okutuyorum : MADDE 3. - 3285 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin
birinci fıkrasında yer alan "otuz bin liradan üçyüz bin liraya"
ibaresi "yüzelli milyon liradan iki milyar liraya" olarak
değiştirilmiştir. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Gruplar adına ilk söz, Fazilet Partisi Grubu adına Van
Milletvekili Sayın Maliki Ejder Arvas'a aittir. Buyurun Sayın Arvas. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA MALİKİ EJDER ARVAS (Van) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hakkında Fazilet Partisi Grubu ve şahsım
adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygı, sevgi ve
muhabbetle selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, 1980 yılından bugüne kadar
hayvancılık büyük kan kaybetmiştir. Değerli milletvekilleri, bakınız, o kadar raporların
tutulmasına rağmen, projelerin çizilmesine rağmen, teşvik olarak trilyonlarca
lira dağıtılmasına rağmen, damızlık hayvana, ithal hayvana yüz milyonlarca para
harcamamıza rağmen, yine de hayvancılık gerilemiştir, gerilemektedir. Neden;
çünkü, ülkenin koşulları, şartları göz önünde bulundurulamadığı için. Yanlış
politikalardan dolayı hayvancılık yine gerileme safhasına girmiştir, halen de
devam ediyor, bugün görüşülmekte olan Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısında olduğu gibi. Bakınız, Türkiye'de o kadar zor koşullar altında uğraşı
veren hayvancılık sektörü, ülkemizin çok önem arz eden, gıda maddesi olan
hayvancılık sektörü, maalesef, karşılığını alamamaktadır. Türkiye'deki
besicimiz, bu kadar zor koşullar altında üretim yapmasına rağmen, bu kadar
zahmetine rağmen, bu kadar uğraşısına rağmen, bunun karşılığını alamamakta ve
belki sermayesini de üstüne koymuştur. Bu da göz önünde bulundurulmadan, bugün,
caydırıcılık açısından nakliyeciye de bu cezaî müeyyide uygulanmaktadır. Bir
yerde, hayvancılığı teşvik etmemiz gerekirken, desteklememiz gerekirken,
maalesef, nakliyeciye, kesiciye, hayvan üreticisine "caydırıcılık"
adı altında, bu kadar ağır cezaî müeyyideler uygulanmaktadır; bu yanlıştır.
Biz, bu tasarıyı Tarım Komisyonunda görüşürken Sayın Bakanımıza dedik
ki:"Bu tasarı hakikaten çok ağır müeyyideler getirmektedir. Zaten zor
koşullar altında uğraşı veren hayvancılık sektörü, bu kadar ağır şartları
taşıyamaz." Bugün, hayvancılık sektörü, hakikaten, zor koşullar
altında hizmet veriyor. Bakın, aynı geçmişte küpeleme olayında olduğu gibi,
nasıl ki insan sayısının tespiti basit değilse, hayvan sayısının tespiti de
öyle basit bir olay değildir. Bakın, benim bölgemde, Van, Ağrı ve Hakkâri
İllerinde, bir hayvan, küpeleme olayından dolayı dört aya yakın bir zaman o
bölge dışına çıkarılamamıştır. Burada hayvancılıkla uğraşanlar çok büyük
sıkıntı çekmiştir ve hatta, küpeleme işi hasat dönemine denk geldiği için,
birçok insanımızın hayvanı elinde kalmıştır. Değerli milletvekilleri, bakınız, ben diyorum ki, bu
gibi caydırıcılıklardan, bu gibi ağır cezalardan vazgeçelim. Tarım ve
hayvancılıkla uğraşan insana destek olmamız gerekirken, onlara köstek olmayalım. Nakliyeci, bugün, bu kadar ağır şartlar altında, tabiî
ki hayvancıdan nakliye ücretini 2 misli isteyecek. Bu yük, yine, gelip
hayvancının sırtına binecek. Bakın, Türkiye'de taşımacılık usulü yalnız hayvan
taşıyıcılarına mahsus değildir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız Sayın Arvas. MALİKİ EJDER ARVAS (Devamla) - Bakın, örneğin Ankara'da
nakliyeci esnafı, ayda, iki ayda bir, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerine
mobilya taşıyacaktır. Bu esnaf oradan ne getirebilir; o bölgelerden getireceği,
hayvandan başka bir şey olmaz. Bugün, buradan doğuya giden bir insan, hayvan
taşıyıcılığıyla ilgili şartların tümünü acaba yerine getirebilecek mi? Ha, bu
olmadığı gibi, oradan zaten köylü, bu muameleyi bilmeyen bazı çiftçilerimiz
muhakkak çıkacaktır. Hayvan nakliyeciliği yapan, o mobilya nakliyesini yapan
kamyoncu esnafımız, belki de bu muamelenin hepsini harfiyen öğrenememekte ve
bilmemektedir. Peki, hasbelkader bu yükü yükledi diyelim; bir kontrol
esnasında, bu noksanlığından, yani evrak noksanlığından dolayı, bakın, bu adama
en azından 1 milyar para cezası,
ayrıyeten üç ay da trafikten men cezası şart koşuluyor... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Arvas, son cümleniz lütfen. MALİKİ EJDER ARVAS (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım. Bu kadar zor şartlar altında, herhalde, o nakliyeyi
yapan kamyoncu esnafımız, muhakkak bu cezayı yiyen bir insan bir daha da bu
hayvanı kolay kolay yüklemeyecektir. Ben diyorum ki, bu kanun geçmeden önce bu
caydırıcılık olayından vazgeçelim, eğer bu caydırıcılık olayından
vazgeçemeyeceksek, ben, bu 3 üncü
maddede komisyonda ret oyu verdiğim gibi, burada da ret oyu vereceğim. Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini, Adıyaman
Milletvekili Sayın Nedim Bilgiç ifade edecekler. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Adıyaman) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 646 sıra sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi
üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, hayvancılık, ülkemizin temel
sektörlerinden birisidir; bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde
ekilebilir alanların az olduğu yörelerde halkın tek geçim kaynağıdır; yani,
halkın aşıdır, ekmeğidir. Bu getirilen kanun tasarısı, tabiî ki, dünya normlarına
yetişmek için, Avrupa Birliğiyle ilgili standardı yakalamak için, doğaldır,
getirilmelidir; Grubumuz da buna müspet rey verecektir, reyimiz müspettir. Değerli arkadaşlarım, ancak, bugün, hayvancılık ve
çiftçilik, yani, ülkemiz nüfusunun yüzde 44'ünün, ekmeğini topraktan kazanan
kesimin ne durumda olduğunu, Tarım Bakanımız da defalarca Genel Kurulda arz
ettiler, çeşitli partilere mensup değerli milletvekilleri de söylediler; bizler
de, çeşitli defalar, burada Grubumuz ve şahsımız adına, hayvancılıkla
uğraşanların, çiftçilerin ne kadar sıkıntıda olduğunu anlatmaya çalıştık;
fakat, maalesef, iki yıldır görüyoruz ki, çiftçinin, köylünün esas
meseleleriyle uğraşmaktan ziyade, hep savsaklamakla "yapıyoruz,
ediyoruz"demekle vakit geçirdik. Değerli milletvekilleri, hayvancılar, sütçüler ve
besiciler, hayvanlarına besi için yem götürememektedirler ve ürettikleri sütü
ve eti satamamaktadırlar; oradan
buradan borç ederek yem götürseler dahi, besi haline gelmiş, besiye alınmış
hayvanları götürüp değerinin altında satmaktadırlar. Bu, çiftçinin ne kadar zor
durumda olduğunun somut örneğidir. Değerli milletvekilleri, biz eğer çiftçiyi, yani
ekmeğini topraktan elde eden nüfusumuzun yüzde 44'ünü ayağa kaldıramazsak,
esnafı da ayağı kaldıramayız, sanayiciyi de ayağı kaldıramayız. Bizim,
tarımımıza dayalı sanayi bugün sıkıntıdadır; gerek pamuğa dayalı fabrikalar
gerek yine un ve makarna gibi sanayi fabrikaları, son derece büyük sıkıntıdadır
ve bunların ihracatı durmuş
vaziyettedir. Arkadaşlar, demek ki, bu, yalnız nüfusumuzun yüzde
44'üyle ilgili değildir; buna dayanan sanayi ve ihracat da sıkıntıdadır. Ne
yapmak lazım; mutlaka ve mutlaka tarımı ve çiftçiyi ayağa kaldırmak lazım. Bunu
kaldırmadığımız zaman... Esnaf yürüdü, esnafa bir şeyler verdik; verilmelidir,
doğrudur, populirizme kaçmadan verilmelidir, doğrudur, popülizme kaçmadan
verilmelidir, seçmene mesaj göndermeden verilmelidir; ama, esnafa verilen,
çiftçiyi ayağa kaldırmadığımız zaman havada kalacaktır; çünkü, benim ilimden
biliyorum; çiftçinin cebinde, memurun cebinde para olmadan, esnaf, darabasını
boşa açar boşa kapar. Çiftçinin cebine para koymadan, esnafı ayağa
kaldıramazsınız. Türkiye'de, hakikaten, ölmekte olan, sıkıntısı çok büyük olan
çiftçiyi ayağa kaldırmadan, esnafı ve diğer sektörleri ayağa kaldırma imkânına
sahip değiliz değerli milletvekilleri. Önce, çiftçiyi ayağa kaldıracak
tedbirleri almalıyız. Bu son ekonomik programda, çiftçiyi ve köylüyü
sıkıntıya sokan hususlarda tedbirler alınmamıştır. Alınan tedbirler, çiftçiyi
ve köylüyü destekleme alımından mahrum bırakmıştır; onun yerine, alternatif
ürünler ve doğrudan ödeme gibi bir sistem getirilmiştir; onu sonradan
göreceğiz. Ama, yalnız, şunu söylemek istiyorum: Esnafa yapılan,
yapılacak olan yardımın köylümüze, çiftçimize de yapılması, iki gün önce basına
sızdırıldığı kadarıyla, basından öğrendiğimiz kadarıyla, Bakanlar Kurulunda
münakaşa konusu olmuştur "verelim vermeyelim" münakaşası olmuştur;
iki sayın bakan bunu tartışmıştır ve bu tartışma basına intikal etmiştir; bu,
çok yanlıştır arkadaşlar. Değerli milletvekilleri, bu, hem çok sıkıntıda olan
çiftçiye yardım yapacak olan hükümeti sıkıntıya sokmuştur hem de dışarıda
finans arayışı içerisinde olan finans kurumlarının ülkeye bakış açısını eksiye
getirmiştir. Bugün, G-7'lerin toplantısında... Yine, IMF'nin ve
Dünya Bankasının vereceği paralar 10-12 milyar dolar civarındadır; bu, hayatî
bir yardımdır, olmalıdır, yapılmalıdır, alınmalıdır; ama, halen, bu popülizm
diye kastettiğiniz, basına sızdırdığınız haberler, basına mesaj olsun diye
sızdırdığınız haberler, çiftçiyi daha da sıkıntıya sokmaktadır; çünkü, dışarıda
bulacağınız para sıkıntıya girmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Bilgiç, lütfen toparlayınız. MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) - Türk çiftçisine,
köylüsüne yardım yapacak isek, Tarım Bakanlığının bürokratları, Hazinenin
bürokratları, Ziraat Bankasının bürokratları bir yere gelir otururlar;
çiftçinin borçlarının ertelenmesi için, çiftçinin borçlarının faizinin
düşürülmesi için ne kadar para gerekiyorsa hesabını yaparlar; bu, 1 milyar doları
geçmez. 12 milyar dolardan 1 milyar dolar da çiftçiye alınır ve çiftçinin
borçları ertelenir; çiftçiye bir nefes alma imkânı verilir. Biz, olumlu muhalefet yapmak istiyoruz, sizlere
yardımcı olmak istiyoruz. Bu söylediklerimizden mutlaka bir şeyler alın.
Çiftçiyi, köylüyü ayağa kaldırmak istiyorsanız ve hatta hatta Türk ekonomisini
ayağa kaldırmak istiyorsanız, mutlaka ve mutlaka, ölüm döşeğinde olan çiftçiye
bu yardımı yapmak zorundasınız, bu yardım için parayı da bulmak zorundayız. Ne
yapıp yapıp, çiftçiye 1 milyar dolarlık bir yardımı esirgemeyip, tarımın her
kesimine faydası olacak bu parayla, çiftçiye, köylüye bir nefes aldırıp, ilerisi
için, çiftçiyi, köylüyü, mahkeme kapılarından, icra kapılarından ve banka
kapılarından alıp, üretime döndürmenin, üretimi artırmanın yollarını aramalıyız
ve hükümetimizin bunu yapacağına inanıyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Mikrofonu, son cümleniz için açıyorum. MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) - Samimî olarak
söylüyorum; çiftçiyi, köylüyü, esnafı ayağa kaldırmadan, yani, rejimin
omuriliğini ayağa kaldırmadan bir şey yapma imkânına sahip değiliz. Biz, olumlu muhalefetimizi yapacağız. Muhalefet olarak,
getirdiğiniz her müspet şeye yardımcı olacağız, oluyoruz da; tabiî ki,
doğruları, eğrileri söylemek suretiyle oluyoruz, bundan sonra da olacağız. Bu tasarının da kanunlaşmasında Grubumuzun reyi
müspettir. Ülkemizin geleceği için çıkaracağınız müspet kanunlarda hep
yanınızda olacağız. Ülkeyi, şu sıkıntıdan, balçıktan kurtarmalıyız. Biz, iyide
ve doğruda yarışmayı biliriz, düze çıkın, yarışırız. Yarıştığımız zaman,
millet, kime oy verirse verir, millî iradeye saygılı olmak lazım. Ülkeyi şu
sıkıntıdan kurtaracak tedbirleri getirdiğiniz takdirde, olumlu muhalefetle size
yardımcı olacağız. Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, DSP ve MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bilgiç. Görüşmekte olduğumuz 3 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 4 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 4. - 3285 sayılı Kanunun 47 nci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir. "Madde 47. - Bu Kanunun 22 nci maddesinin birinci
fıkrası ile 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak şartıyla; a) Hayvan park, pazar ve panayırlarından başka yerlerde
canlı hayvan satanlara ikiyüz elli milyon lira, b) 22 nci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen menşe
şahadetnamesiz ve veteriner sağlık raporsuz olup menşei ile menşeinde salgın
hastalık olmadığı tespit edilen hayvanları naklederken veya naklettirirken 23
üncü maddede belirtilen görevliler tarafından yakalanan veya ele geçirilen
hayvan sahiplerine yediyüz elli milyon lira, c) Menşei tespit edilemeyen veya menşeinde salgın
hastalık tespit edilen hayvanlardan 22 nci maddenin dördüncü fıkrasına göre
alıkonularak masrafları hayvan sahipleri tarafından karşılanmak üzere
karantinaya alınan ve karantina sonunda hastalıksız olduğu anlaşıldığı için
veteriner sağlık raporu verilerek serbest bırakılan hayvan sahiplerine bir
milyar lira, d) Veteriner sağlık raporsuz sevk edildikleri ve
menşeinde hastalık bulunmadığı
anlaşılan ve 22 nci maddenin dördüncü fıkrasına göre veteriner sağlık raporu
verilerek serbest bırakılan hayvan maddelerinin sahiplerine beş yüz milyon
lira, e) Menşe şahadetnamesi ve veteriner sağlık raporu
olmayan hayvanların kesiminin yapıldığı mezbaha, kombina ve kesim yerlerinin
sahiplerine iki milyar lira, f) Menşe şahadetnamesi veya veteriner sağlık raporu
olmayan hayvan ve hayvan maddelerini taşıyan nakil vasıtaları 3 ay süre ile
trafikten men edilerek nakil vasıtalarının sahiplerine beş yüz milyon lira, İdarî para cezası verilir. Ayrıca hayvan ve hayvan maddelerini, Bakanlık
tarafından belirlenen şartlara uygun olmayan vasıtalarla ve uygun olmayan
şekilde taşıyanların nakil vasıtaları 1 ay süre ile trafikten men edilir. Para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından
verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat
Kanunu hükümlerince tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren
en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz,
idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zarurî
görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede
sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir. Söz konusu ceza 15 gün
içerisinde ödenir. Bu süre içinde ödenmeyen cezalar 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığı
ilgili birimlerince tahsil olunur." BAŞKAN - Gruplar adına ilk söz, Fazilet Partisi Grubu
adına Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum. Tasarının bu maddesinde, genellikle menşe şahadetnamesi
ve veteriner sağlık raporu olmayan hayvanların kesimi ve bunların taşınmasıyla
ilgili konularda hangi cezaların uygulanacağı belirtiliyor. Ben bunu uzun uzun
anlatacak değilim; ancak, şunu altını çizerek söylüyorum ki, biraz önce burada
tasarının geneli görüşülürken, iktidar sıralarından bir ses duyduk "ölünün
arkasından konuşulmaz" dediler. Gerçekten, Türkiye'de hayvancılık ölme
noktasına gelmiş bulunmaktadır. Eğer, siz, hayvancılığı, tarım politikasını
böyle götürürseniz... Zaten, Türkiye'de hayvan kalmıyor, şu anda mezbahalara
hayvanlar gidiyor; çünkü, süt sudan daha ucuz hale gelmiş bulunmaktadır. Değerli milletvekilleri, gerçekten Türkiye tarihinde
hayvancılık en kötü günlerini yaşamaktadır. Geçen sene nisan ayında yemin
kilosu 80 000 lirayken sütün litresi 150 000 liraydı; yani, 1 litre sütle 1,875
kilogram -2 kilogram diyebiliriz- yem alınmaktaydı. Oysa, bugün yemin kilosu
180 000 liraya gelmiş bulunuyor; ama, buna mukabil sütün litresi 178 000
liradır; yani, 1 litre sütle 1 kilogram yem alınamaz hale gelmiştir. Sayın
Bakan burada konuşurken "eskiden çok iyiydi de, biz mi kötü yaptık"
anlamında ifadeler kullandı. Yani, tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlarımız,
her geçen sene bir önceki seneyi aramaktadır. Bu durum da böyle devam edecekse
eğer, o zaman ineklerin, hayvanların mezbahaya gitmesi de kaçınılmaz olacaktır.
Köylünün köyünde karnını doyurması için, hayvancılık
yapması ve tarlasını hayvancılığa dayalı üretime yöneltmesi zorunludur. Ben
Meclise gelip giderken, Destekleme Genel Müdürlüğünün önünde, büyükçe bir
yazının asılı olduğunu görüyorum; orada "köylünün köyde karnını doyurması
esastır" mahiyetinde bir pankart görüyorum; o doğrudur. Tabiî, eğer,
hayvancılığı geliştirmek, köylünün karnını köyde doyurmak istiyorsak,
istiyorsanız, o zaman dişi hayvanları korumak zorundasınız. Bunun için süt
inekçiliğini istikrarlı bir kararla, istikrarlı bir noktaya kavuşturmak
durumundasınız. Bunu sağlamak için de, süt tüketimini artırmak, tüketim
için gerekli reklamı yapmak, Ulusal Süt Konseyini toplayıp üreticiye sahip
çıkmak, süt istikrar fonunu oluşturmak, bu fon kanalıyla üreticileri
desteklemek, üreticinin zarar ettiği yıllarda, aylarda üreticiyi desteklemek
gerekir, bunun gibi birtakım önlemleri almak gerekir. Yoksa, bu sıkıntılar
böyle devam edecektir. Yine, beyaz et üreticileri, yumurta üreticileri
fevkalade büyük sıkıntı içerisindedir. Hepiniz biliyorsunuz, Mudurnu Tavukçuluk
iflas etmiştir. Bizim Balıkesir ilimizde, Bandırma ilçemizde tavukçuluk ve
yumurta üreticiliği önemli bir geçim kaynağıdır; ama, kendi bölgemizden, kendi
ilimizden biliyoruz ki, bu sektörde fevkalade büyük sorunlar vardır ve yumurta
üreticileri büyük bir sıkıntı içerisindedirler, bugün, zararına mal satma
durumundadırlar. Bunların sorunlarına eğilmek lazım, ihracatın önünü açmak
lazım. Yem konusunda çok büyük sıkıntıları var. Bunlara çözüm bulmak lazım
gelir diye bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Tabiî, kredilerin faizleri çok yüksektir; yüzde 120 ile
yüzde 130 ile bu işin altından kalkılması mümkün değildir. Ziraat Bankası ve
tarım krediye olan çiftçi borçlarının mutlaka bir çözüme kavuşturulması
gerekir. Sayın Bakan, bu konudaki girişiminiz için tabiî size teşekkür
ediyorum. Bunun mutlaka bir çözüme kavuşturulması gerekir; çünkü, Ziraat
Bankası, bugün bitme noktasına gelmişse bunun müsebbibi çiftçiler değildir;
Halk Bankası bu kadar görev zararının içerisine batmışsa onun sorumlusu küçük
esnaf ve sanatkâr değildir. Onları batıranlardan gidip hesabını sormak gerekir,
hortumculardan hesabını sormak gerekir. Yoksa, 30 katrilyon liralık görev
zararı... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Özgün, lütfen toparlayınız. İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) - Kamu bankalarının 30 katrilyon
lira olduğu söylenen görev zararının çiftçiye ve esnafa fatura edilmesinin
mümkün olmayacağını, hükümetin böyle bir yanlışlıktan geri çekilmesi
gerektiğini düşünüyorum. Bu vesileyle, bugün, büyük sıkıntı içerisinde olan
çiftçimizin, hayvancılıkla uğraşan insanlarımızın sorunlarına, hükümetin,
mutlaka çözüm bulması gerekir. Yoksa, Türkiye'de çiftçilik ve hayvancılık
biterse, şunu samimiyetle söyleyeyim ki, Türkiye'de ne esnaf kalır ne de başka
bir meslek kolu kalır; her şeyin temelinde, tarım ve hayvancılık vardır. Hepinize saygılarımı, hürmetlerimi arz ediyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özgün. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili
Sayın Nurettin Atik; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA NURETTİN ATİK (Diyarbakır) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Doğru Yol Partisi adına, Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili
olarak söz almış bulunuyorum; bu itibarla, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, bir dönem, tarım ve
hayvancılık ülkesi olarak kabul edilen Türkiye, maalesef, şimdi, her iki
sektörde de geri kalmıştır, tükenmiştir. Son yaşanan ekonomik krizle birlikte,
zaten zor durumda olan besicilik ve hayvancılık sektörü, tamamen çaresiz
bırakılmıştır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin çoğunluğu hayvancılıkla
uğraşmaktadır, yöre insanının çoğunun geçim kaynağı budur. Özellikle,
Diyarbakır İli, bu yoğunluğun en çok olduğu bölgedir. Sayın milletvekilleri, uygulanan politikalar ve ağır
ekonomik şartlar, yöre insanımızı çok zor durumda bırakmıştır. Hükümet
alacağına faiz uygularken, borcuna ise vade farkı bile vermemektedir. Bunun
neresi adalettir?! Bugün, besicilik ve hayvancılıkla uğraşan kesimin Ziraat
Bankasına olan borçları, onları zor durumda bırakmıştır. Defalarca söz
verilmesine rağmen, borçları ertelenmemiş ve affedilmemiştir; bir de üzerine
eski kur üzerinden yüzde 89'luk faiz oranı uygulanmıştır. Birçok insanımız borç
takibatı altındadır; hukuken suçlu muamelesi görmekte olup, ceza almaktadır.
İnsanımız iflas etmiştir. Kriz, en çok onları vurmuştur. Bu eziyet neden
yapılmaktadır?.. Hükümet, onlara destek yerine, krizin parasını insanlarımızdan
çıkarmaya, bu milletten almaya çalışıyor. Muhterem milletvekilleri, Et ve Balık Kurumu kesim
yapmamaktadır. Diyarbakır'da, günde ancak 8 ilâ 10 kesim yapıyor. Bu kesim
yapılırken 1999 fiyatlarını uygulayıp, kilosunu 2,5 milyon olarak belirliyor.
Bu, acınacak bir durumdur. Şimdi, sizlere soruyorum: Bu hükümet, alacağına
yüzde 89 faiz uygularken, borcuna karşılık kırk gün vade verip faiz
uygulamıyor; bu mudur adalet, bu mudur insanlık?! Diyarbakır insanı çok şey
istemiyor; sadece, biraz desteklenmek ve de rahat bir nefes almak istiyor.
Borçları bir yıl ertelense ve önleri açılsa, üretim yapıp ülkeye faydalı
olacaktır. Sayın milletvekilleri, hayvancılığın diğer bir kolu yem
sektörüdür. Yem sektörünün özelleştirilmesiyle birlikte, hayvancılıkla uğraşan
kesim daha büyük sıkıntılar içine düşmüştür. Bugün, yemin torba fiyatı 7,5
milyon olarak belirlenmiştir. Devlet, eskiden destekleme fiyatı belirlerken
yüzde 5 ya da yüzde 10 gibi oranlarla üreticiye prim verirdi. Özel sektörle
birlikte bu uygulama ortadan kalkmıştır. İnsanlarımız hem yüksek fiyatlara
maruz kalmış hem de primden mahrum kalmıştır. Yani sahipsiz kalmışlardır. Sayın milletvekilleri, üretici hayvanını yetiştirip Et
ve Balık Kurumuna getiriyor, ancak ona, 45-60 gün sonrasına sıra veriliyor,
bununla da kalmayıp, kesim yaptıktan sonra ödeme için 40 gün süre veriyor, ona
da vade farkı vermiyor. İşte memleketin hali bu. Hükümet kaynağını bulmuş,
kaynak bu milletin cebi. Parayı başkaları götürsün, cezasını bu millet çeksin,
hâlâ vicdanlarınız sızlamıyor mu? Bu milletin yüzüne nasıl bakacaksınız
bilemiyorum! Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (DYP ve FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Atik. Görüşmekte olduğumuz 4 üncü madde üzerinde bir önerge
vardır; okutuyorum. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 646 sıra sayılı Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanununun 4 üncü maddesinin, a bendinde geçen ikiyüzelli milyon liranın yüz milyon lira. b bendinde geçen yediyüzelli milyon liranın ikiyüzelli
milyon lira. c bendince geçen bir milyar liranın ikiyüzelli milyon
lira d bendinde geçen beşyüz milyon liranın ikiyüzelli
milyon lira. f bendinde geçen 3 ay sürenin bir ay olarak
değiştirilmesini teklif ediyoruz. Gereğini saygıyla arz ederiz.
Yaşar Canbay Malatya BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MAHMUT
ERDİR (Eskişehir) - Sayın Başkan, çoğunluğumuz yok, takdire bırakıyoruz. BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Katılmıyoruz. BAŞKAN - Sayın Demirci, buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önerge üzerinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanı biraz önce
dinlemiştik. Burada, üzülerek belirtiyorum ki, Sayın Bakanımızı duyan,
dinleyen; bu işler sanki Sayın Bakanın zamanında yeni başlamış inancına varır.
Oysa ki, Tarım Bakanlığı cumhuriyetle yaşıt bir bakanlıktır ve Tarım
Bakanlığından, hizmet eden çok insan gelip geçmiştir. Ben 1965 yılında mezun oldum ve Tarım Bakanlığına
intisap ettim, çeşitli görevlerde çalıştım, teknik eleman, ziraat müdürlüğü,
ziraat işlerinde genel müdür yardımcılığı ve geldiğim zaman şunu gördüm; Tarım
Bakanlığında yem bitkileri projesi vardır, ziraat projeleri vardır, mera tesis
projeleri vardır; yani, aklımıza gelmeyen projeler vardır. Şimdi, burada, sanki, bunları yalnızca Sayın Bakan
başlatmış gibi arz etmeleri, söylemeleri, bizi dinleyen, hakikaten bu Bakanlığa
emek vermiş emeklilerimizi, arkadaşlarımızı fevkalade üzmektedir. Bunu
düzeltmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, Etlik Araştırma Enstitüsü,
hakikaten, Türkiye'de, sahasında uzman yetiştiren, fevkalade önemli bir
veteriner araştırma enstitümüz, gözde bir enstitümüz. Deli dana hastalığı için
Sayın Bakan bir ünite kurmuş olabilir, teşekkür ediyoruz; ancak, tabiî, bu
müessesenin, sanki bunu bilmiyormuş gibi, bu hastalığı bilmiyormuş gibi lanse
edilmesini kabul etmemiz mümkün değil. O kuruma da bühtan olur. O bakımdan, o
müessese, hakikaten ciddî bir müessesedir, gelen tarım bakanları orayı ziyaret etmişlerdir,
görmüşlerdir. O bakımdan, bunu da burada ifade etmek istiyorum. Şimdi, doğrudur, belirli zamanlarda, Tarım Bakanlığı
ithal hayvanlara teşvik vermiştir; yanlıştır, doğrudur; belki o günkü politika
bunu gerektiriyordu, onu yapmışlardır; ancak, yerli damızlıklara teşvik
verilmesi Sayın Bakanla beraber başlamadı, bizim zamanımızda başladı, benden
sonraki bakan zamanında belki devam etti, kendileri de bu projeyi devam
ettirdiler; yani, bunu yeni bir projeymiş gibi sunmak, bana göre haksızlık
olur. Doğru, sınırdan kaçakçılık vardır. Hatırlarsanız,
yıllar önce, mesela yirmi sene önce, Türkiye'den komşu ülkelerimize kaçıyordu,
bugün aksi oldu, oradan bize geliyor; yani, demek ki, bizde bir açık var; yani,
hayvancılığımızı gereği gibi kalkındıramadık, üzerinde duramadık; şimdi, oradan
bize doğru aksi bir akış meydana geldi. Tabiî, Sayın Bakanımız bunu disipline etmiş olabilir,
biraz daha üzerinde durmuş olabilir; ama, sınırı koruyan bekçilerimiz var,
askerimiz var, valiler var, kaymakamlar var. Ee, şimdi "onlar bir şey
yapmıyordu, sınırı açmışlardı, gelen giriyordu, dolayısıyla biz bunu önledik..."
demek yanlış olur. Doğru, tamam, gittiniz, ne güzel; Van'da, Kars'ta, bilmem
nerede hayvanları küpelediniz, bunlar kaçak mıdır, değil midir tespit ettiniz;
güzel bir şey başlattınız; ama, sınırımızı "yol geçen hanıydı"
şeklinde vasıflandırmak, bana göre yanlış bir şey. Bu bakımdan, bunları
açıklamak için huzurunuza geldim. Önergemizdeki mana şudur: Açıklanan yahut da tasarıda
ifade edilen cezaları biz çok gördük; bunların yüzde 50'ye indirilmesi
konusunda önerge verdik. Önergemizi destekleyeceğinizi umuyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum; sağ olun. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Demirci. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 5 inci maddeyi okutuyorum: MADDE 5. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 6 ncı maddeyi okutuyorum: MADDE 6. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür. BAŞKAN - 6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. Tasarının tamamını oylarınıza sunmadan evvel, İçtüzüğün
86 ncı maddesi gereğince, oyunun rengini belli etmek üzere, lehte olarak Ağrı
Milletvekili Sayın Nidai Seven söz istemiştir. Buyurun efendim. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Aslında, kanun tasarısı hakkında bütün arkadaşlarımız
konuştular. Ben, kanun tasarısının kapsadığı konulardan ziyade, canlı olayları
anlatmak istiyorum. Hani, Meclisimiz tatile girdi ya, biz, o zaman Tarım
Bakanıyla birlikte Ağrı'ya gittik, 580 muhtarımızı topladık. Oradan, Van,
Bitlis, Şırnak, Siirt, Diyarbakır,
Batman... Şimdi, ben, soruyorum: Tarım Bakanı, müsteşarını, genel
müdürlerini yanına almış ve çiftçinin, köylünün derdini dinlemeye bölgeye
gidiyor. O gün, bölge milletvekilleri nerede?" Vallahi tatildeler. Peki,
arkadaşlar, madem ki, siz, hayvancılıktan şikâyet ediyorsunuz, tarımdan şikâyet
ediyorsunuz; neden, Tarım Bakanı sizin bölgeyi gezerken, Tarım Bakanına
dertlerinizi anlatmadınız? Yine, seçim bölgem olmadığı halde, ben, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerini Sayın Bakanla birlikte gezmişim. Şimdi, burada, televizyonda
söylemek kâfi değildir. Ne zaman mağdur olduğunu, çiftçi, çok iyi biliyor.
Tarım ve kredi kooperatiflerinden ne zaman kredi aldığını, icra daireleriyle
nasıl karşı karşıya geldiğini, çiftçi, çok iyi biliyor. NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Çiftçi sizi dinliyor. NİDAİ SEVEN (Devamla)-
İthal hayvanların, ne zaman verildiğini, ne şekilde mağdur edildiğini,
çok iyi biliyor. Ben, burada tarihlerini söylemeyeceğim. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Söyle, söyle... NİDAİ SEVEN (Devamla) - Ama, ben, bölgede, o yazın
sıcağında, o insanlarla, muhtarlarla toplanıp, onların dertlerini dinlerken,
sizler, orada yoktunuz. Ancak, ne yaparsınız biliyor musunuz; şu kürsüdeki
mikrofonu gördünüz mü dayanamazsınız. Haydi gidin bakalım; o insanların tozlu hayvan
pazarlarında hiç dolaştınız mı?! İşte, Tarım Bakanıyla beraber dolaştık.
Neredeydiniz?! (MHP sıralarından alkışlar) Neredeydiniz?! NECMİ HOŞVER (Bolu) - Biz, her gün dolaşıyoruz; sen
sadece bakanla dolaşmışsın. NİDAİ SEVEN (Devamla)- Değerli arkadaşlar, bakınız,
ben, size şunu söylüyorum; kimseyi burada şikâyet etmiyorum; yani, söylemek
istediğim şu: Çiftçinin ayağına gitmelisiniz. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Biz her zaman çiftçinin
ayağındayız, yanındayız. NİDAİ SEVEN (Devamla) - Hayvancılıkla uğraşan
insanların ayağına gitmelisiniz, besicilikle uğraşan insanların ayağına
gitmelisiniz. Onların derdini orada dinleyiniz. Bakın, yine, bir örnek daha veriyorum: 15 Nisan
Ağrı'nın kurtuluş günü. Bakın, Ağrı'nın tüm muhtarları beni buradan izliyor.
Muhtarlar derneğinde onlarla beraber oldum, ayın 16'sında. Onların dertlerini
dinledim ve onların dertlerini dinlerken -hükümete teşekkür ediyorum- bir faks
geldi "1992'den beri çiftçinin sıkıntıya girdiği tarım ve çiftçi
kredilerine eski faiz uygulanacaktır" denildi. O zaman, vatandaşın gözünün
içi güldü, vatandaşın ruhu açıldı. Ben, huzurunuzda, geçen sene, bizim bölgeyi
bizzat dolaşarak, o insanlarımızın problemlerini orada rapor haline getirip
Sayın Hükümetimize sunması sebebiyle Sayın Bakan ve ekibine ve bu konuya sıcak
şekilde eğilip konuyu çözdükleri için Başta Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve
sayın bakanlar olmak üzere hükümetimize, hepsine teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum ve lehte oy kullanacağımı
ifade ediyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Oyunun rengini belli etmek üzere, aleyhte, Çorum
Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; söz almış olabilmek için, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre,
tasarının aleyhinde konuşacağımı ifade ettim. Bu beyanımdan dolayı,
arkadaşlarımın anlayışına sığınıyorum. Sırf söz almak için o yolu kullandım.
Söz alış sebebim şudur: Hayatımda belki çok ender içine düştüğüm bir stres
içerisinde, bundan bir iki saat önce huzurunuzda konuşmuştum. Siz takdir
edersiniz, etmezsiniz; ama, ben biliyorum ki, bu, benim üslubum değildir.
Bundan dolayı, üzüntü duyduğumu ifade ediyorum. Hele, ömrü boyu, Parlamentonun
azizliğine, şahsı manevisine hepimizin titizlik göstermemiz lazım geldiğini
söyleyegelmiş bir arkadaşınızın böyle asabîleşmesi, benim açımdan kabul
edilebilir değildir. Bundan dolayı, Yüce Meclisin şahsı manevîsinden özür
dilemek için huzurunuza geldim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) Hep söyleyedurduk; gerçekten, Parlamentonun şahsı
manevîsi bizden çok önemlidir. Hatalar ettiğimiz zaman, bu hatadan dönmek,
zannediyorum erdemdir, fazilettir; bu, hiç kimseyi de küçültmez. Ben, bu
sebeplerle huzurunuza geldim; ancak, bilesiniz ki, her büyük şiddetteki depremi
tetikleyen küçük depremler vardır. Benim tetikçim burada; bugün, Genel Kurula
girmeden önce, bir yurttaş elime tutuşturdu şu notu. Ben, çok duygulanarak
okudum, üzüldüm; tam bir dram... Onun stresi içerisinde, Genel Kurulda bulunuyordum;
işte, o konuşma da, zannediyorum, o sıraya rastladı; herhalde, beni biraz da bu
tetikledi, bu üzüntü, bu acı ve ıstırap tetikledi. Ben, tekrar ediyorum; Yüce Meclisin çok saygı duymaya
mecbur olduğumuz şahsı manevîsinden özür diliyorum. Arkadaşlarıma saygı sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Bu güzel konuşmasından dolayı Sayın
Hatiboğlu'na teşekkür ediyoruz. Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarının tamamı kabul edilmiş
ve kanunlaşmıştır. Bütün halkımıza, köylülerimize, çiftçimize,
ziraatçımıza ve Bakanlığımıza hayırlı olsun efendim. (Alkışlar) Sayın Bakanımız teşekkür konuşması yapacaklar. Buyurun efendim. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Yüce Meclise teşekkür ediyorum. Bu Kanunun Türk çiftçisine, üreticisine hayırlı, uğurlu
olmasını diliyorum ve Kanunun da gereğini, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak
tüm imkânlarımızı kullanarak yapacağımıza söz veriyorum. Saygılarımı arz ediyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, Umumî Hayata Müessir Afetler
Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun
müzakerelerine başlıyoruz. 8. - Umumi
Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara
Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/781) (S. Sayısı : 644) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Mevcut. Hükümet?.. Mevcut. Sayın milletvekilleri, komisyon raporu 644 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştı. Şimdi, tasarının tümünü müzakereye açıyorum. Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini Bolu
Milletvekili Sayın Necmi Hoşver ifade edecekler. Buyurun Sayın Hoşver. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. DYP GRUBU ADINA NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 644 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde, Doğru Yol
Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına
saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, gerekçesine göre,
17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem felaketinde tamamen hasar gören
kamu binalarında görev yapan kamu personelinin bölge dışına tayin edildiği
zaman verilen geçici barınma yardımının süresinin uzatılmasını kapsamaktadır.
Esasında, üç günden beri, bu kanundan istifade eden, yani barınma yardımını
alan kamu görevlisi var mı diye devamlı aradık; Afet İşleri Genel Müdürlüğünü
aradık, onlar çalıştılar; valilikleri aradık; hiçbirisi bize müspet bir netice
vermediler. Her ihtimale karşı, belki valilik bilmeyebilir, Afet İşleri de
bilmeyebilir, Başbakanlıktan belki arkadaşlar vardır -ya da Allah biliyor ya,
acaba bu kanundan hak etmeden istifade eden insanlar var mı endişesine
kapıldık; ama, biz, bunlara rağmen- bundan istifade eden insanları var olarak
kabul ediyoruz. Bu kanun hükmünde kararnamenin 13.10.1999 tarihinden geçerli
olması ve bir yıl demesi... Ama, bu yardımların, bizim bildiğimiz diğer barınma
yardımları gibi, 31.3.2001 tarihine kadar devam ettiğini varsayıyoruz. Tabiî
ki, 1 yıllık, 12 aylık değil, 18 aylık olarak bunun değiştirilmesinin uygun
olacağını düşünüyoruz. Tabiî, eğer 17 Ağustosta zarar gören kamu personelimiz
varsa, 12 Kasım depreminde de birçok kamu binası zarar gördü ve bu vesileyle de
bölge dışına gönderilen kamu personeli vardır; biz, bu şartla, 17 Ağustos
depremindekilere, 12 Kasım depreminde bölge dışına çıkan hak sahibi kamu
görevlisinin de ilave edilmesini teklif ediyoruz. Esasında, böyle bir kanun tasarısına ihtiyaç olduğu
şüphelidir; geçerliliği var mı yok mu; demin de bahsettim; ama, ben -bu normal
barınma yardımının kimlere yapılacağı da belirlenmiştir- o gözle bakarak,
konunun üzerinde durmak istiyorum. Yalnız, bu 18 ayı belirtmeden -bana göre
mahzurludur- bunu, Bakanlar Kuruluna bir yetki vererek, bakanların... Çünkü,
mücbir sebepler devam ediyor. Öyle tahmin ediyorum ki, mücbir sebep tarihleri,
mayısın sonuna, beşinci ayın sonuna kadar alındı. Belki bu yardımlar da devam
edebilir. Gerçi, fondan ödenen bu yardımlardan fona bakan sayın bakanımızın çok
büyük para verdiğini ve artık, fonun üzerinden alınması şikâyetleri ettiğini
duyduk; ama, eğer mücbir sebep devam edecekse, bu da dahil, diğer barınma
yardımları da dahil, ödenmesi lazım. Onun için, 18 ayla sınırlamadan
"Bakanlar Kurulu yetkilidir" diye eğer bir önerge verirsek, hiç
olmazsa, hükümetimiz de rahatlamış olur. Bu meselede, tabiî, 18 ay konusundan demin bahsettim.
Tabiî, bu normal barınma yardımının şartları var. Bu barınma yardımları şartlarını
da hak sahibi olan olarak kabul ediyoruz. Bunlar ev sahibi olup, yani,
kiracıya, ev sahibine bakılmadan, bu barınma yardımları veriliyor. Biz, bu
barınma yardımlarının, ev sahibi olanların barınabilecekleri kalıcı konutlar
verilinceye kadar devam etmesi, 18 ayla sınırlandırılmaması şartıyla, Parti
olarak, tasarıyı destekliyoruz. Bu arada, tabiî, kamu personelinden bahsediyoruz.
Bölgemizde depremi yaşamış, ama, hâlâ görevine devam eden ve depremden sonra
gelen ve sağlıksız koşullarda görev yapan kamu görevlileri vardır. Bunlara
verilen tazminat, maalesef, 12 Kasımdan on ay sonra, 17 Ağustostan da bir yıl
sonra kesilmiştir. Bunlar, kendilerini ve ailelerini halen sağlıksız koşullarda
barındırmaktadırlar. Değerli arkadaşlarım, bu kamu görevlileri en fazla 28
metrekarede çocuklarıyla beraber kalmaktadırlar. Yıkılan kamu binalarının
yerine yenileri yapılmadığı için, görev yaptıkları yerler de sağlıksızdır.
Mesela, ağır ceza mahkemesi olan Düzce Adliyesindeki hâkimler, adliye
görevlileri, kışın soğuğu, yazın sıcağında son günlere kadar konteynerlerde
görev yaptılar. Bu kamuda görev yapan bütün arkadaşlarımız, büyük bir
fedakârlık ve özveri içinde görevlerini sürdürmektedirler. Onun için, ben
diyorum ki, bu bölgede olağan duruma gelinceye kadar, Erzincan, Tunceli,
Gümüşhane depremlerimde olduğu gibi, en yüksek devlet memurunun aldığı maaşın
brütünün yüzde 50'sini geçmemek şartıyla, bunlara tazminat verilmeye devam
edilmelidir; ta ki, bu bölge normal duruma gelinceye kadar. Tabiî, bu barınma yardımlarını alanlar, yalnızca,
bölgenin dışına çıkan kamu görevlileri değildir. Bu belirlenmiş, kiracı veya ev
sahibi olunmasına bakılmadan, konutu orta veya ağır hasarlı olan herkese bu
barınma yardımı verilmektedir. Bana göre, bu kalıcı konutlar; yani,
barınılabilir şekildeki bu kalıcı konutlar, teslim edilinceye kadar, bunlara
da, barınma yardımı devam etmelidir. 12 Kasımda yerle bir olan ve televizyonlarda
"çocuklarım yanıyor, kurtarın" feryatları eden Kaynaşlı halkının
kalıcı konutlarının yeri, daha yeni tespit edilmiştir. Yani, insanlarımız isyan
etmiyorsa, feryatlarını buralara kadar ulaştırmıyorlarsa, gerçekten, bu
felaketin Allah'tan geldiğine tevekkül etmiş ve kabul ettiklerindendir. Yoksa,
iki seneye yakın bir zamanda, bütün yerle bir olan bir ilçenin kalıcı konut
yerleri daha yeni tespit edilmiş, inşaatları başlamamışsa, o insanların, bugün,
barınma yardımlarını -yani, biz buna halk arasında kira yardımı diyoruz- nasıl
keseceksiniz?! Onun için, hükümetimizin bunu dikkate almasını istiyoruz. Halkımız, yurtiçinden, yurtdışından yapılan yardımların
ve deprem vergilerinin akıbetini, deprem bölgesi milletvekili olarak, bize,
devamlı sormakta; bu paralar nereye gitti, nereye harcandı deniliyor. Tabiî,
hepimiz biliyoruz; esasında, bu içeriden ve dışarıdan gelen yardımlar, ülkeyi,
1999 sonunda ekonomik krizden kurtarmıştır. MEHMET ARSLAN (Ankara) - Toplanan vergiler... NECMİ HOŞVER (Devamla) - Evet... Toplanan para, 3,5
katrilyon... Hesap et bakayım kaç dolar? Kaç dolar ettiğini o günkü parayla bir
hesap edin. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Resmî rakamlar... NECMİ HOŞVER (Devamla) - Ben iddia ediyorum; siz,
olmadığını söylersiniz. Alınan deprem vergileri de, ülkeyi, 2000'in başındaki
ekonomik krizden kurtarmıştır. Eğer, 2000'in sonunda böyle bir vergi geliri
daha olsaydı, yardımlar daha olsaydı, 2000 sonundaki kasım krizini ülkemiz
yaşamazdı; bu kadar basit. M. ZEKİ SEZER (Ankara) - Peki, o kadar bina neyle
yapıldı?! NECMİ HOŞVER (Devamla) - Binaların yapıldığı kaynaklar
belli arkadaşlar; gidin sorun. BEKİR GÜNDOĞAN (Tunceli) - Marmara Bölgesi yeniden inşa
edildi, o nasıl oldu?! NECMİ HOŞVER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, demin,
size bağlı... BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, ben,
hükümetin yaptıklarını görmemezlikten gelen bir insan değilim; tasvip etmeyen
de bir insan değilim; ama, bakan "okuyun" diyor. Bakın, şu tasarının
2 nci maddesi var, o maddeyi incelerseniz görürsünüz ki, Bayındırlık Bakanı
by-pass yapılmış. Şimdi, bu, yapılan konutların, kimler tarafından
yapıldığı, liste, burada var. Onları mı soruyorsunuz? Değerli kardeşlerim,
değerli milletvekili arkadaşlarım; bakın, Dünya Bankasının yaptıkları var,
Avrupa Konseyi Kalkınma Bankasının yaptıkları var... M. ZEKİ SEZER (Ankara) - Kaç tane? NECMİ HOŞVER (Devamla) - İşte, hepsini onlar
yaptırıyor, kaç tane değil. Bilin diye, onun için söyledim. Devletin.. BEKİR GÜNDOĞAN (Tunceli) - Tamam, o raporlar doğrudur;
ama, çarpıtmamak gerekiyor. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Efendim, bakanımız burada,
cevap verecek size; Bayındırlık Bakanı da burada, o da cevap verecek. ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Bayındırlık Bakanı yok Necmi
Bey. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Bilesiniz diye söylüyorum; bu,
Afet İşleri Genel Müdürlüğünden aldığımız rapor. Onun için, rahat olun, rahat
olun sevgili kardeşlerim, rahat olun. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım; lütfen... NECMİ HOŞVER (Devamla) - Efendim, biz, diyoruz ki,
çekilen acılar, dökülen gözyaşları boşa gitmesin. Eğer, bu bölgede oturmaya
karar vermiş insanlarımız varsa, bunların geleceğini biz, hazırlamak
mecburiyetindeyiz. Bakın, konuşuyorsunuz; ama, dedik ki, memur tayinleri
var, Sayın Başbakanımıza kadar çıktık; Sayın Başbakanımıza, bu memur
tayinlerinde, deprem bölgesinde memur imtihanlarını kazanan gençlerimiz,
aldıkları puana bakılmadan, tayin edilsin; hiç olmazsa, bir aileyi bu bölgeden
kurtarmış oluruz dedik. Millî Eğitim Bakanına, şurada... 12 Kasım depremi
olmuş, ondan sonra öğretmen alınıyor. Sayın Millî Eğitim Bakanına gittim
-benim, kendi hemşerim diye gittim; yani, ben de Pazarlıyım, o da Pazarlı-
dedim ki, Sayın Millî Eğitim Bakanım, öğretmen olma vasfını haiz gençlerimizi,
deprem bölgesindeki gençlerimizi kuraya tabi tutmayın. Burada, barakalarda,
çadırlarda, prefabrikelerde kalan aileler var, bunları, hiç olmazsa, bir aileyi
kurtarmış oluruz dedik; yine de kuraya tabi tuttu. Değerli milletvekilleri, eğer, bölgenin insanları
feryat etmiyorsa, demin de söyledim, yani, her şeyin dört dörtlük olduğunu
söylemek mümkün değil; ama, biz... Soruyorum, deprem bölgesindeki bir gencin üniversite
imtihanlarına hazırlanması ve diğer, beraber girdiği gençlerle psikolojik
yapıları bir midir; yani, barakada, çadırda kendisini imtihana yetiştiren bir
öğrenci, kardeşini, anasını, babasını, yakınlarını kaybeden bir genç,
üniversite imtihanına girdiği zaman, diğerleriyle eşit şartlarda mı üniversite
imtihanına girmiş oluyor?! Bunu da dedik yetkililere; efendim, bizim bölgeye
ayrı bir kontenjan tanıyın; hiç olmazsa, bir ekpuan verin; devletin şefkat
elini, biz, bu insanımız üzerinde hissetsin dedik. KEMAL KÖSE (Kocaeli) - Mümkün değil efendim! NECMİ HOŞVER (Devamla) - Mümkün tabiî, mümkün olmayan
diye bir şey yok canım burada. Akşam verildi kanun tasarısı, sabah çıkarıyoruz.
Değerli kardeşim, ben, burada, eski milletvekiliyim; nelerin mümkün olup
olmadığını gayet iyi biliyorum. Bu işleri benim kadar bilen de çok az kişi
vardır. Eğer, bilmiyorlarsa bana gelsinler, ben onlara yardımcı olurum. KAMER GENÇ (Tunceli) - Hükümete bilgi ver; hükümete
danışmanlık yap! NECMİ HOŞVER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 17 Ağustos ve 12 Kasım tarihlerinde büyük felakete uğrayan
bölgemiz ve bölge insanımıza, dünya ve Türk Halkı ve devletimiz, başta hükümet
olmak üzere, bütün birimleri yardıma koşmuşlardır. Deprem felaketini bizzat
yaşamış bir milletvekili olarak, her kesime şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle, bazı tespitlerimi belirtmek istiyorum. En
acılı ve sıkıntılı günlerimizde, her an depremzedelerin yanında olarak, bütün
gayretiyle hizmet veren Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın'a, aldığı
tedbirlerle noksansız sağlık hizmeti veren sağlık teşkilatından dolayı Sağlık
Bakanı Sayın Osman Durmuş'a, her an yanımızda olan ve bölge milletvekillerinden
olan Devlet Bakanı Sayın Hasan Gemici'ye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Sayın Yaşar Okuyan'a ve depremzedeye, aylarca günde üç öğün sıcak aş veren Türk
Kızılayı ve Kızılhaç Federasyonuna, bölge halkı adına şükranlarımı sunuyorum. Bölgemizde yapılan hizmetler yetersiz kalmıştır. Afet
bölgesi ilan edilmediği için, problemlerimiz artmıştır. Tabiî, bilhassa İzmit,
Adapazarı ve Körfez emsal gösterilerek, benim seçim bölgem olan Düzce, Bolu
afet bölgesi ilan edilmemiştir. Her şeyini yitiren bölge insanımızın sosyal ve ekonomik
sorunları gün geçtikçe büyümeye başlamıştır. Yıkılan, hasara uğrayan işyerleri
nedeniyle, sanayi tesislerinde çalışan binlerce insanımız işsiz kalmıştır.
Yıkılan ve hasara uğrayan işyerleri ve sanayi tesisleri, yeterli desteği
bulamadığı için, faaliyetlerine tam olarak başlayamamışlardır. Kalıcı toplu
işyerlerinin de yeri tespit edilemediği için, toplu iş merkezleri inşa
edilememiştir. Malî milat ilan edilmemiştir. Mutlaka, malî milat ilan edilerek,
geriye dönük defter kayıtları sorulmamalıdır. Değerli milletvekili arkadaşlarım, depremi yaşamayan
insanlara, bizim bölgenin ciddiyetini, sorunların ciddiyetini anlatmanın zor
olduğunu biliyoruz; çünkü, bugüne kadar bazılarına bunu anlatabildik,
bazılarına anlatamadık. Dilerim, Allah'tan, dünya bir daha böyle felaketleri
görmesin. Bir dakika önce bölgenin en zengini olan, bir dakika sonra ekmeğe
muhtaç hale gelmiştir. Değerli milletvekilleri, bölgemizin problemleri alaya
alınacak kadar hafif konular değildir. Hiç kimse bizim bölgemizdeki meselelerde
siyaset yapmayı ya da siyasete alet etmeyi düşünmemiştir. Benim arkadaşlarım
var burada; ben, bölgemde, bu konuları bir gün bile siyasete alet etmemişimdir.
Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanı, bütçenin görüşülmesinde, cennette yer tarif
eder gibi, kalıcı konutları tarif etti. Bütün milletvekili arkadaşlarımız
birbirimize sorduk, dedik ki: "Senin orası mı?" O dedi: "Hayır, benim
orada yok, senin orada mı?" "Benim orada da yok." Gittiğimiz
zaman, halk dedi ki: "Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanının tarif ettiği
yer neresi?" Ben "gelin arkadaşlar arabaya" dedim, aldım
götürdüm kalıcı konutların bulunduğu yere "işte, burası tamamen yapılıp
bittikten sonra, Sayın Bakanın cennette bir yer gibi tarif ettiği yer burası
olacaktır" dedim. Yani, bu meselelerde siyaset yapmanın anlamı yok,
siyaset yapmadık. MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Bolu'da gördük biz o evleri,
çok güzel evler. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Evlerimiz güzel, teslim
edildi, daha hâlâ elektrik falan bağlanmadığı için kimse oturmuyor sevgili
kardeşim. Evlerimiz için bir şey söylemiyorum. Bakın, Bolu'da teslim edilen kalıcı konutlar... Bizim
Düzce'dekilerde problem yok. Düzcemizde dört beş katlı kalıcı konutlar yapıldı.
Bu beş katlı kalıcı konutlar da belki çok sağlamdır, zemini de sağlamdır; ama,
benim insanımın orada oturma psikolojisi yoktur; yani, o sağlığa sahip
değildir. Ben, geçen gün Halk Bankasına gittim, genel müdür bir arkadaşım
emekli oluyordu, kapısından içeriye adımımı atamadım, depremi yaşayan bir insan
olarak o binadan içeriye giremedim. Onun için diyorum ki, bizim problemlerimizi,
bizim yaşadıklarımızı size anlatmak gerçekten zor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Hoşver, lütfen tamamlar mısınız. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Peki Sayın Başkanım. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bakanlara söylediğin sözleri
geri al; çünkü, onlar, ona layık değil Necmi Bey. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Sayın Başkanım, 2-3 dakika
daha verebilir misiniz? BAŞKAN - 2 dakika vereyim efendim, buyurun. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
bilhassa seçim bölgem Düzce ve Bolu için verdiğim bir kanun teklifime, bütün
gruplar ve bütün milletvekili arkadaşlarım destek verdiniz, gündeme alındı; sağ
olun, eksik olmayın, hepinize şükranlarımı sunuyorum. Heyetlerimiz geldi, Sayın Başbakanıma gittik, Başbakan
Yardımcılarımıza gittik "bizi, İzmit ve Sakarya'yla bir tuttunuz; ama,
bizim bölgemiz gerçekten mağdur oldu, hele Düzce 2 sefer darbe yedi, tamamen
yok oldu. Sadece İzmit'teki bir Lassa, Düzce'nin bütün sanayiine bedel,
Adapazarı'ndaki bir Toyota Düzce'nin bütün sanayiine, Bolu'nun bütün sanayiine
bedel. Gelin, hiç olmazsa bu teklifte bize yardımcı olun, bu teklifi öne alalım
-demin nasıl alındıysa; mesela, şu anda 644 sıra sayılı kanun tasarısını görüşüyoruz-
eğer, şey olursa, bu hemen öne alınır, görüşülebilir, hiç olmazsa, bizim oraya
gelecek olan yatırımcıları teşvik etmiş oluruz" dedik; bu olmadı. YALÇIN KAYA (İçel) - Düzce'nin il olması iyi destek
olmadı mı? NECMİ HOŞVER (Devamla) - Tabiî, onların hepsi iyi oldu;
ama, öyle bir zamanda oldu ki, o da, üçüncü bir deprem oldu; yani, yapılaşma o
kadar zor ki. Çok değerli bir vali tayin edildi, hükümete de
şükranlarımı sunuyorum; o kadar bilgi ve tecrübe birikimine sahip bir valimiz
var; ama, valiye gerekli destek verilmediği için, orada çaresiz, sorunlarla
boğuşmakta bugüne kadar ona da köklü bir destek verilmemiştir. Bakınız, öncelikli iller 18 Ocakta belirlendi
"artık, Düzce'de hiçbir şey kalmamış; hiç olmazsa Düzce İli, Bolu İli
buraya girer" dedik; baktık ki, onlar da girmemiş. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Hoşver, lütfen, son cümleniz efendim... NECMİ HOŞVER (Devamla) - Sayın Başkanım, müsamahanıza
çok teşekkür ediyorum. Daha konularımız var; Düzce üniversitesi var; değerli
arkadaşımın verdiği kanun teklifi gündemde... BAŞKAN - Maddelerde konuşursunuz efendim. NECMİ HOŞVER (Devamla) - Hiç olmazsa Düzce
üniversitesini kuralım işsizliğe bir nebze faydası olur dedik; ama, çare...
İnşallah, sizlerin sayesinde bu isteklerimiz olacak. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (DYP, MHP
ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hoşver. Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini, Bolu Milletvekili
Sayın İsmail Alptekin ifade edecekler. Buyurun Sayın Alptekin. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. FP GRUBU ADINA İSMAİL ALPTEKİN (Bolu) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 644 sıra sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler
Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında, Fazilet Partisinin görüşlerini arz
etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, yasa gerekçesinde de görüldüğü
gibi, 17 Ağustos 1999 tarihinde, Marmara Bölgesini kapsayan ve yüzyılın en
şiddetli ve yıkıcı depremi vuku bulmuştur. İşte, bu deprem felaketi nedeniyle,
hizmet bina ve tesislerinin tamamının tahrip olması sonucu başka bölgelere
nakledilen kamu personeline, Başbakanlıkça uygun görülecek fonlardan, yine,
Başbakanlıkça belirlenecek miktarda ve bir yıl süreyle geçici barınma yardımı
yapılması 25.9.1999 tarihinde kararlaştırılmış ve Resmî Gazetede yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. İşte, bugün müzakere ettiğimiz yasa, süresinin
hükümetçe üç ay uzatılması isteğiyle gelmiş; ancak, Plan ve Bütçe Komisyonu bu
süreyi altı ay daha uzatılması yönünde uygun görerek karar vermiştir. Ayrıca,
yine, komisyon, haklı olarak ve yerinde bir kararla, 7269 sayılı Yasanın geçici
19 uncu maddesini de değiştirmek suretiyle, tasarıya 2 nci madde olarak
eklemiştir. Şu ana kadar ifade ve izah ettiğim husus, yasanın hukukî bir
izahıdır. Değerli milletvekilleri, 25.9.1999 tarihinde böyle bir
yasaya niçin ihtiyaç duyulmuştur, neden çok önemli bir ihtiyaçtır ve böyle bir
yasa çıkarılmıştır, müsaadenizle, bu konuyu biraz açmak istiyorum. O büyük
afeti yeniden yaşamak ve sizlerin de acı ve ıstıraplarınızı tekrar tazelemek
istemiyorum; ancak, bazı gerçekleri de anlatabilmek için, kısaca, izninizle,
geriye dönerek, durumu özetlemek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 17 Ağustos gece
yarısı, yerin yarıldığı, gökyüzünün alev topu halini aldığı, bilinmez âlemden
korkunç seslerin ve çığlıkların yükseldiği Marmara Bölgesi, ifade ve izahtan
âciz olduğumuz dehşet tablosu yaşamıştır. Bu, insanların, her şeyi unutup can
derdine düştüğü, akşam milyarder yatıp sabah -eğer sağ kalkmışsa- ekmek, çorba
ve su kuyruğuna girdiği acı bir tablodur. Bu acı ve dehşet verici manzarada ise, hayat devam
ediyor ve kamu hizmetleri başta olmak üzere, her türlü yardım ve hizmetlerin
devam etmesi gerekiyor. İşte bu zor noktada, yıkılan evini, harap olan
eşyalarını ve belki de kaybettiği yakınlarının acısını kalbine gömerek, mesai
tanımadan çalışan kamu görevlileri ve memurlarımıza böyle bir destek yapılmalı
idi ve de yapıldı. Bunu, hepimiz, ama hepimiz gönülden destekledik ve bugün de
destekliyoruz. Bu vesileyle, bugüne kadar deprem bölgemizde fedakârane çalışan
bütün kamu personeline, yürekten teşekkür ediyorum. Burada, bölgeyle ilgili bir konuya açıklık getirmemiz
lazım diye düşünüyorum. Yapılan bu barınma yardımı, aylık miktar itibariyle,
bize göre yetersizdir; günün şartlarına uygun miktara çıkarılmalıdır. Bu
konuda, sayın hükümetin, biraz sonra, bizi rahatlatacak bir açıklama getirmesi
gerekir diye düşünüyorum. 17 Ağustos ve 12 Kasım zelzelesinden sonra, çeşitli
nedenlerle, önemli sayıda kamu personeli ve memur bölgeden ayrılmış, nakl olmuş
ve tayin edilmiştir. Halen, özellikle, sağlık kesiminde, hastanelerde, sağlık
ocaklarında, okullarda ve eğitim kurumlarında ve diğer kurumlarda önemli
miktarda personel açığı vardır. Değerli arkadaşlar, işte, bu personel açığının varlığı
karşısında hizmetlerin aksamaması ve bu açığın kapatılması için, bölgede
çalışmaya özendirici tedbirler alınmalı, maaşlarına ilaveten tatmin edici,
hatta, yüzde 100'e varan tazminat ödenmelidir. Zira, bölge halkı mağdur olmuştur
ve hizmetler aksamaktadır. Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos 1999'dan bugüne
kadar, bölgede durum nedir; ekonomi ne noktadadır, sosyal durum hangi noktaya
gelmiştir; barınma, tamamen, hakikaten istenilen noktaya getirilebilmiş midir;
altyapı hizmetleri nasıldır; yatırımlar ve kalkınma hamleleri açısından
gelişmeler ne noktadır; bunlara kısaca bir göz atmamız gerekiyor. Değerli arkadaşlar, deprem bölgesi, Türkiye genelinde
en kalkınmış sayılacak durumdayken ve o büyük felaketin, bölgeyi, âdeta yerle bir
etmiş olması karşısında, insanlar, her yönüyle yeniden hayata dönmeyle karşı
karşıya kalmış; yani, sıfırdan başlamıştır. Depremde ilk şok atlatıldıktan
sonra, herkes dönüp geriye bakmış, hasar ve zarar tespiti yaptığında, işte,
işin vahameti ve sıkıntı o zaman görülmüştür. Şu veya bu şekilde karınlar
doyurulmuş, çadırlarda barınma sağlanmıştır. Bundan sonra ne olacak sorusunun
cevabı ise, ciddî manada, bugüne kadar tatmin edici bir şekilde, yetkililer,
sorumlular ve sayın hükümet tarafından verilememiştir. Bölgenin tamamında konut açığı hâlâ çözülememiştir.
Yine, gerek basından gerekse bölge milletvekili olarak, dolaylı yollardan
edindiğimiz bilgilere göre, bu bölgede konut yapımı için ihale almış, iş almış
müteahhitlerin bir kısmı, kendi ifadelerine göre, büyük zararla işi kapatmış,
bir kısmı ise işi yarım bırakmıştır. Bunu anlamak mümkün değildir. Ümit
ediyorum ki, yine, bu kanun vesilesiyle, hükümet adına Sayın Bakanımız bu
konuda bir açıklama yapacaktır. Misal olsun diye ifade etmek gerekirse; Bolu'da,
yıkılan konut sayısı 2 500 civarındadır; yapılan ve halen eksikler sebebiyle
oturulamayan konut sayısıysa 1 460 civarındadır. Halen, 500 hasarlı konut
vardır. Bu hasarlı konutların akıbeti ise, belirsizdir. Bir ayrı yaraysa, orta hasarlılara takdir edilen 2
milyar lira yardımdır. Siz de takdir edersiniz ki, 2 milyar lirayla -hele,
bugünün parasıyla- orta hasarlı bir binanın bu hasarlarının düzeltilmesi, tamir
edilmesi ve güvenle içine girilip oturulması mümkün değildir. Bu, bölge için,
ciddî manada bir yaradır. Hükümet, bu konunun üzerinde, nedense, ciddîyetle ve
hassasiyetle durmamaktadır. Ben, rica ediyorum, istirham ediyorum -bölgeye
gittiğimiz zaman, en fazla bu konu üzerinde duruluyor- orta hasarlı binaların
durumuna bir çözüm bulunmalıdır. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Bina başına mı, daire başına
mı? İSMAİL ALPTEKİN (Devamla) - O, sorunlu bir bina için. Değerli arkadaşlar, yine, bölgemizde üniversiteler var;
binlerce, onbinlerce öğrencimiz bu üniversitelerde okuyor. Üniversite
binalarımız ve yurtlarımız çok önemli miktarda hasar gördü. Üniversite
öğrencilerimizin yurt meselesi hâlâ çözülememiştir değerli arkadaşlar. Bu,
bölgenin bir yarasıdır. Ülkenin değişik bölgelerinden okumak için gelen
evlatlarımızın barınma problemlerinin çözülememiş olması hasebiyle, kendileri
kadar, bu gençlerin babalarını, annelerini, ebeveynlerini ve üniversite
yönetimini de ilgilendirmekte, onları psikolojik olarak sıkıntıya sokmakta ve
eğitimin kalitesini de fevkalade düşürmektedir. Öncelikle, üniversitelerimizin
bu ihtiyaçlarının bir an önce karşılanmasını diliyoruz. Bir diğer enteresan durum ise -yine, misal olsun diye
ifade ediyorum- Ankara-İstanbul arasında bir metropol il olan ve gerçekten,
yıllardır, mesire yerleriyle, otelleriyle, yaylalarıyla en fazla değerli
misafirlerimizi barındıran Bolu İlinin bir öğretmen evi hâlâ yoktur; bir
okullar şehridir. Bu noktada, hakikaten, hükümetin ve Sağlık Bakanlığının,
meseleye acilen eğilmesi lazım. Değerli arkadaşlar, şimdi, deprem bölgesini, sanayii,
ticareti, turizmi ve hayvancılığı yönünden yeniden canlandırıcı, takviye edici
ve onlara her yönüyle yardım edici bir çalışma yapılmalı ve buradaki, bu
sektörler canlandırılmalıdır. Bölge, bildiğiniz gibi, aynı zamanda, çok güçlü bir
sanayi bölgesi idi. Buralarda organize sanayi bölgeleri var, KOBİ'ler var,
fabrikalar var. Burada üretiliyor, ihraç ediliyor, yurt içerisinde kullanılıyor
ve binlerce, onbinlerce insan çalışıyor. Halbuki, şu anda, organize sanayi
bölgeleri yüzde 30, yüzde 40 kapasitelerle çalışmaktadır; organize sanayi
bölgelerine ve KOBİ'lere, hükümetin, gerekli ve ilgisi şu ana kadar
görülememiştir. Bu bölgelerde en üst düzeyde KOBİ'lere kredi verilmeli,
desteklenmeli ve faizler, mutlaka, makul seviyelere çekilmelidir. Değerli arkadaşlar, geçmişte hatırlarsınız, zelzele
bölgesi illeri kurultayları oluşturuldu. Bolu'da, Düzce'de, Adapazarı'nda,
Sakarya'da oluşturuldu ve bu kurultaylar toplanarak, hiçbir parti ve düşünce
farkı gözetmeksizin, odalarıyla, tüccarıyla, siyasetçisiyle ve bürokratıyla,
Ankara'ya gelerek, hükümetimize, bölgenin problemlerini anlattılar; Sayın
Başbakanla görüştüler, yardımcılarıyla görüştüler ve ilgili bakanlarla
görüştüler. Bölge problemleri anlatıldığı zaman, sayın hükümet "sonuna
kadar destekleyeceğini, her yönüyle destek ve yardımda bulunacağını" ifade
ettiği halde, ben üzülerek ifade ediyorum ki, bölgeye ciddî manada, bu noktada
bir yardım oluşmamış ve ulaşmamıştır. Yine, misal olarak, Bolu ve Düzce bölgesi, sanayi,
ticaret, turizm yönünden çok elverişlidir, sadece bir sanayi ile ayakta
kalamaz, turizmle de kalamaz, tarımla da kalamaz. Bunun üçünün bir arada
gitmesi lazım. Bu bölgede, yine il kurultayı ile Sayın Başbakanımıza, Bolu,
Gerede, Yeniçağ bölgesinin organize sanayiinin alt yapısı ve arsa bedeli için
gerekli olan paranın bir an önce ödenmesi halinde, bölgede yatırımların
artacağı, canlanma olacağı noktasındaki talebimiz Sayın Başbakanca alınmış ve
2000 yılında bu paranın mutlaka ödeneceği ve bölgenin sanayi yönünden takviye
edileceği ifade edilmiş olduğu halde, bugüne kadar, bizim öğrendiklerimize
göre, o bölgelerdeki organize sanayilere herhangi bir aktarma yapılamamıştır.
Sayın hükümetin bu noktada da bir açıklama getirmesini diliyorum, talep
ediyorum. Değerli arkadaşlar, bölgemizin ve Türkiye'nin en önemli
meselelerinden birisine birkaç cümleyle değinmek istiyorum. Burada daha
önceleri konuşuldu; Türkiye'nin beyaz et ihtiyacının yüzde 30'undan fazlasını
karşılayan bölgemizin, tavukçuluk ve hindicilik maalesef çökmüştür, artık, yok
olmuştur; köylerde bütün kümesler boştur. Emin olun, köylünün her şeyi olan
kümes sahipleri, bugün ziyaret ettiğiniz zaman, âdeta, evlerinden bir cenaze
çıkmış gibi yas tutmaktadırlar, büyük bir sıkıntı ve matem içerisindedirler.
Halbuki, hükümetimizin az bir desteği, az bir takviyesi bu işi halledecekti.
Halletmenin ötesinde, köylü, kendi parasıyla yem almak istedi; ama, yemi de
bulamadı. Televizyon ekranlarından içiniz burkularak, üzülerek seyrettiğiniz
gibi, o kümeslerdeki milyonlarca civciv yemsizlikten öldü; artık, o bölgede
beyaz et yetiştiriciliği olayı böylece noktalanmış oldu. Bugün, bölge, büyük bir ekonomik ve sosyal çöküş
içerisindedir. Ümit ediyorum ki, bu bir derstir, bundan sonraki olaylarda
hükümetimiz beklenen zamanda gerekli tedbiri alabilir. Yine, bölge, yatırımlar açısından cazip hale
getirilmeli, dışarıdan sermayenin gelip yatırım yapması için özel bir statü
uygulanmalı, bu özel statü, bu bölgede en az beş yıl devam etmelidir. Bölgede, son çıkarılan pancar yasasıyla, pancar
üreticisi büyük bir darbe almıştır. Bu yetmiyormuş gibi, yine öğrendiğimize
göre, pancar üreticisinin tohum paraları da şu ana kadar ödenmemiştir. Bu
konuda sayın hükümetin bize gerekli açıklamayı yapacağını ümit ediyorum. Değerli arkadaşlar, hâsılı, zelzele bölgesinde sanayi
durmuş, ziraat, desteksizlikten durmuş ve gizli bir işsizlik başlamıştır.
Fonların kaldırılmasıyla, bölgemiz için çok önemli olan orman köylüsü kendi
kaderine terk edilmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi, yayla evleri meselesi
çözülmemiştir ve hâlâ yayla evleri meselesi yüzünden köylü son derece sıkıntılı
durumdadır, devletle bürokrasiyle karşı karşıyadır. Bölgede, tarıma uygulanan kredi faizleri düşürülmeli ve
destek artırılmalıdır. Kredi ve faiz borçları da imkân dahilinde, özellikle
bölgede mutlaka ertelenmelidir. Bölgedeki yapılaşma sırasında malzeme alımı ve bu
malzemelerin nakliyesi için bölge nakliyecilerine öncelik verilmesi ısrarla
istendiği halde, maalesef, bu noktada başarılı olunamamıştır. Oraya gelen
müteahhitler her şeyini dışarıdan getirmektedir, zaruret halinde, sadece ekmeğini,
suyunu, belki de sebzesini oradan almaktadır, dolayısıyla, bölgeye ciddî manada
bir ekonomik girdi sağlanamamıştır. Değerli arkadaşlar, bu arada, afet kararnamesinde,
Bayındırlık Bakanlığının belediyelerimize uyguladığı adaletsizliği burada
tekrar etmek istemiyorum. Zira, öylesine büyük bir adaletsizlik yapıldı ki, bu,
herkesi; ama, her düşüncede herkesin vicdanını yaraladı; bu adaletsizlik,
toplum vicdanında, zaten, yerini aldı. Değerli milletvekilleri, tabiî, bu arada, benden önce
konuşan değerli arkadaşım meseleleri izah ederken, hizmet eden bakanlarımıza,
hükümetimize teşekkürlerini sundu; o, onların kendi takdiri; ama, unutmayalım
ki, 17 Ağustos depreminden sonra, 18 Ağustosta, bölgeye, belediyelerimiz yardım
elini uzatmasaydı; bölgeye, gönüllü kuruluşlar yardım elini uzatmasaydı; bizim
inancımızın, bizim geleneğimizin, bizim göreneğimizin gereği, insanlarımız, bir
yumurtasının yarısını oradaki insanlara vermek için koşmasaydı, orada,
durumların çok daha vahim olacağını biliyoruz ve hepimiz bunu gözlerimizle de
gördük. Dolayısıyla, bu insanlara, bu yardım eden kurumlara da burada bir
teşekkür edilmesini biz beklerdik. Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, Fazilet Partisi,
bu tasarıyı desteklemektedir ve yardımların daha da artırılmasını ayrıca
temenni etmektedir; ancak, yukarıda özet olarak ifade ettiğimiz gibi, bölgede
sanayi, ekonomi, tarım iyi değildir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Alptekin, lütfen toparlar mısınız. İSMAİL ALPTEKİN (Devamla) - Toparlıyorum. Gerçekler, bölgenin gerçekleri, hükümetin, oturduğu
makam ve koltuklardan gördüğü gibi güllük gülistanlık da değildir. Değerli arkadaşlar, devlet, mutlaka adil olmalıdır ki,
her şey adalet içerisinde yerini bulsun. Adil olmayan icraatların toplum
vicdanında ortaya çıkaracağı yaralar ileride sarılamayacak noktalara gelir ve
neticede haksızlık ve zulüm ortaya çıkar. Bir Anadolu sözünü ve ifadesini hepiniz biliyorsunuz.
Bilindiği gibi, yanlış teraziyle doğru tartı tartılamıyor; mutlaka, adaletle,
hoşgörüyle yaklaşmak ve oradaki insanların çığlıklarını, dertlerini ve
isteklerini öncelikle değerlendirmek, önce hükümetin, sonra hepimizin
görevidir. Ben, bu noktada, hükümetin, kendine düşeni yapacağını
düşünüyor, temenni ediyor ve bu kanunun da milletimize ve bölgemize hayırlı
olması dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Alptekin. Şahıslar adına söz talep eden sayın milletvekillerinin
isimlerini okuyorum: Sayın Polat, Sayın Çelik ve Sayın Genç. İlk söz, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat'a ait. Sayın Aslan Polat?.. Yok. O zaman, ilk söz, Ankara Milletvekili Sayın Zeki
Çelik'e ait. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. MEHMET ZEKİ ÇELİK (Ankara) - Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri, 644 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak
Tedbirlere Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Deprem bölgesinde oluşan maddî ve psikolojik
olumsuzluklar nedeniyle, kamu görevlilerimiz, o bölgeden ayrılmayı tercih
etmişlerdir. Bundan dolayı, deprem bölgelerinde, özellikle başta, öğretmenler
olmak üzere, çok yoğun kamu personeli açığı ortaya çıkmıştır. Bu bölgede kamu
personelini tutabilmek için, onları özendirici tedbirler alınmalıdır. Şu anda kendilerine verilen ilave imkânların
yetersizliği söz konusudur. Bu imkânların artırılarak, bilhassa depreme maruz
kalan kamu personelinin bölgede kalması sağlanmalıdır. Değerli milletvekilleri, yardım süreci 13.10.2000
tarihinde dolmuştur. Şimdi, bu tasarıyla, bu süre uzatılmak istenmektedir.
Zaten altı aylık bir süredir yardım alamıyorlar; üç ay daha yardım yapılması,
kime ne yarar sağlayacak, bunu anlamak mümkün değil. Çünkü, depremde birçok
zarar vardır ki, süreyle sınırlı değildir. Deprem, insanlarda, psikososyal
etkiler meydana getiren bir hadisedir. Bunun için de tedbir alınmalıdır.
Olumsuz etkilerin giderilmesi için, halka ve çocuklara yönelik rehabilitasyon
çalışmaları yeterli değildir. Marmara ve Bolu depremlerinin psikososyal etkileriyle
ilgili 1 420 öğrenciyle yapılan görüşme sonucunda, bunların yüzde 35'inin
evinde hasar meydana geldiği, yüzde 23'ünün depremde yakınlarını kaybettiği,
yüzde 15'inin de yakınlarının tedavi gerektirecek şekilde yaralandığı ortaya
çıkmıştır. Bu çalışmada, 15 yaşından küçükler grubunun yüzde
20'sinde de depresyon olduğu, yüzde 12'sinin parçalanmış, ezilmiş cesetler
gördüğü, bir kısmının enkaz kaldırma çalışmalarına katıldığı, bir kısmının da
enkaz altında ve cesetlerle uzun süre beraber yattığı ortaya çıkmıştır. Felaket
karşısında insanların yaşadığı korkunun dehşete dönüşmesi, ümitsizlik ve
çaresizlik duygularının gelişmesi ruh sağlığı açısından önemlidir. Çünkü,
ümitsizlik ve çaresizlik duygularının uzun süreli ve şiddetli olması, ruh sağlığı
alanında travma sonrası stres bozukluğunun gelişmesine yol açabilir. Bozukluğun
olumsuz etkileri ise, ömür boyu devam edebilir; felaketlere uğrayan çocukların
aile bireylerinden birdenbire koparılmaları ve yatılı okullara yerleştirilmeleri
de çocuklarda olumsuz gelişmelere neden olmaktadır. Değerli milletvekilleri, tabiî ki, bu felaketleri
yaşayan gençlerimizde, bilhassa, televizyonlarda depremin feci sahnelerinin
tekrar tekrar gösterilmesi, yaşadıkları her sahnede olumsuzlukları tekrar
tekrar yaşamaları ve televizyonlarda, medyada bunların çokça yer almış olması,
büyük sıkıntılar meydana getirmiştir. Dolayısıyla, bu olumsuz etkilerin ortadan
kaldırılması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bilhassa medyaya,. bu konuda
büyük görev düşüyor. Değerli milletvekilleri, tok, açın halinden anlamaz
diye bir atasözü var; sıcak yuvalarında oturan bizler, iki büyük depremde
evlerini ve her şeylerini yitiren acılı insanların durumunu unutuyoruz. İskân
sorunu hâlâ çözülememiştir. Bedeli verilerek, isteyenin kendi evini yapma
imkânı yetersiz kalmıştır; geçici iskânla zaman ve maddî kaynak heba edilmiş,
kalıcı konutların sorunu da devam etmektedir. Hükümet tarafından daha önce
yapılan açıklamalarda, depremzedelerin kalıcı konutlara geçen kasım ayında kavuşacağı
vurgulanmıştı; sonra, takvim değişti ve bu, yılbaşı olarak açıklandı. Yılbaşı geçti, bayramlar geçti, hâlâ,
çadırlarda oturan insanlar var. Bu arada, Sayın Bakan, basına bu işi alan,
kalıcı konutları alan müteahhitlerin zarar ettiğini de iftiharla basına
açıklıyor; bu, nasıl mantıktır, bunu ifade etmekte zorlanıyoruz?!. Depremzedelere verilecek olan birçok kalıcı deprem
konutu, müteahhitlerin, tabiî, düşük fiyatlarla alması sonucu hâlâ
bitirilememiştir; ekonomik sıkıntıların had safhaya çıktığı bu kriz
şartlarında, bitirilmesi de mümkün görülmemektedir ve henüz bu noktada da bir
hareket yok. Sadece, birkaç yüz konut, geçtiğimiz günlerde kura çekilerek
verilmiş, gerisi ne oldu, daha belli değil. Bakınız, 2001 yılının yarısına geliyoruz, hükümetin, bu
konuda, artık, ciddî ve tutarlı açıklamalar yapması gerekir. Kamuoyu,
gelişmeleri bilmelidir. O insanlar, iki yaz, iki kış mevsimini çadırlarda ve
barakalarda geçirdiler. Şimdi, onbinlerce depremzede aile adına, hükümeten
yeniden soruyorum : Deprem konutları ne durumda, hangi aşamada? Sahiplerine
teslim edilenler kaç adettir? Kaç tanesinin yapımı sürdürülüyor; bunlar ne
zaman bitecek; bölgeler itibariyle, halkımıza ne zaman teslim edilecek? Gecikmelerin
nedenleri nelerdir? Değerli milletvekilleri, depremler nedeniyle büyük
acılar yaşadık; ancak, toplumsal hafızanın iyice zayıfladığını biliyoruz.
"Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür"diye bir söz var; yani, biz, her şeyi çok çabuk unuturuz. Soruyorum
size, yaşadığımız iki acı, iki büyük deprem felaketine rağmen, deprem, bizim
gündemimizde midir; hayır; çünkü, unuttuk; çünkü, günübirlik yaşıyoruz ve günü
kurtarmaya çalışıyoruz. Afetler olmadan önce yapılacak çalışmalar ve alınacak
tedbirlerle zararların azaltılması yerine, bugüne kadar, hep, yara sarmakla
uğraşmışız. Afete karşı alınacak tedbirlerin ekonomik yatırım bakımından geri
dönen en ucuz yatırım olduğu unutulmamalıdır ve eğer, deprem öncesi hazırlık
yapılmadığında, ölüm ve yaralanmaların arttığını tecrübeyle görmüş bulunuyoruz.
Bunun için, öncelikle, depremin etkilerini azaltmayı öğrenmeliyiz. Daha birkaç gün içerisinde, Düzce'de ve diğer
illerimizde de değişik büyüklüklerde depremler meydana gelmiştir. Türkiye, bir
deprem bölgesidir; o zaman, bunu kabullenmemiz ve buna göre de tedbir almayı
hiçbir zaman elden bırakmamamız gerekmektedir. O halde, kentleşmeden
sanayileşmeye, şehircilikten tarıma kadar her konuda plansız ve programsız
olduğumuzu bilmemiz ve buna göre tedbir almamız gerekiyor. Ancak, geldiğimiz
noktada şunu söylememiz mümkün değil; çünkü, hâlâ, bu konuda yeterli tedbir
almış gözükmüyoruz. Depreme karşı tedbir ve deprem sonrası kurtarma çalışmaları
bilgili insanlar, sertifikalı teknik elemanlarla sağlanır. İlk eğitimden
itibaren, halkın ve kamuoyunun bilgilendirilmesi, bilime ehemmiyet verilerek,
bilimsel verilere göre hareket edilmesi ve devamlı takiple yapılması
gerekmektedir. Halen yürürlükte olan deprem haritası esas alındığında,
ülkemiz topraklarının yüzde 96'sının farklı oranlarda deprem tehlikesine sahip
bölgeler içerisinde olduğu ve nüfusumuzun da, yüzde 98'inin bu bölgelerde
yaşadığı görülmektedir. Nüfusu 1 milyondan fazla olan 11 ilimiz de dahil olmak
üzere, 56 vilayetimiz, sanayi tesislerinin de yüzde 75'i deprem riski olan bu
bölgelerdedir. Değerli arkadaşlar, Marmara depreminde, devletimiz ve
halkımız gerçekten hazırlıksız yakalanmıştır. En büyük eksiklik, koordinasyon
olmayışıydı, çekip çeviren olmayışıydı ve enformasyon olmayışıydı, çok
başlılıktı. Deprem riskini unutmadan sürekli tedbir almak, ilgili kurum ve
kuruluşların bir deprem anında nasıl sevk ve idare edileceği, hâlâ muammadır.
Bu kurumlardan azamî verim alınabilmesi için, kurumlar, imaj ve dekor
tutkusundan kurtulup saydamlaşmalıdır. Değerli arkadaşlar, bütün mesele, insan unsuruna gelip
dayanmaktadır. İnsanı eğitmediğimiz sürece, hiçbir sorunun üstesinden
gelemeyiz. Şu anda, enkaz altında her şeyini bırakan, gece zengin yatıp sabah
fakir kalkan bölge halkımız, büyük bir azimle hayat mücadelesini devam
ettiriyor, hafızalarda ve fotoğraflarda kalan güzelliklerin tekrar
canlandırılmasına çalışıyor; ancak, hükümetin bu çabalara katkısının yeterli
olmadığını söylemek durumundayım. Ayrıca, Büyük Millet Meclisi, 1997 yılında ve
geçtiğimiz yıl iki tane komisyon kurmuş ve bu komisyonun hazırlamış olduğu
çalışmalar, maalesef, hâlâ gündeme getirilememiştir. Bu konuda gerekli
tedbirlerin alınmasını dileyerek bu konuşmayı yaptım; inşallah, bundan sonraki
çalışmalara ışık tutar diyor, kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik. Tasarının tümü üzerindeki son konuşma, Tunceli
Milletvekili Sayın Kamer Genç'e ait. Buyurun Sayın Genç. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın milletvekilleri, 17 Ağustos depreminden sonra
getirilen kanun tasarısında hükümetin gerekçesi şuydu: Belli yerlerdeki kamu
görevlileri belirli yerlere aktarılmış; bunlar, tabiî, mekânlarını değiştirdiği
ve çoğu da çok düşük ücret alan insanlar olduğu için -böyle, çok mütevazı
gerekçeyle- bu insanlar orada kalıyor, böyle mutazarrır oluyor; dolayısıyla,
bunlara bir yardım yapalım... Çok güzel bir gerekçe; ama, işin esası öyle
değil. Bakın, bu 17 Ağustos depremi olduktan sonra, Dünya
Bankası, Türkiye'ye bir kredi verdi ve kredi verirken, Erzincan, Adana
depremlerinde proje yönetimini yürüten kurul çok başarılı bir faaliyette
bulundu; bu proje yönetimini, yine, bunlar yapsın" dedi. Bunun üzerine,
Sayın Başbakan, tuttu -o zamanki proje yönetimi de Toplu Konuttaydı- Toplu
Konutla ilgili bir genelge yayımladı; Toplu Konuttaki o proje yönetimini
Başbakanlığa aldı. Bunun altında neler olduğunu ben biliyorum da, zamanım
yeterse açıklarım. Sonra, Sadi Somuncuoğlu "benim denetimimdeki bir şeyi
nasıl alırsınız" dedi. Sırf, Beyefendiyi de, Sayın Somuncuoğlu'nu da
memnun etmek için, Başbakan, ikinci bir genelge yayımladı; güya, bunun
koordinatörü Sayın Somuncuoğlu olacaktı; ama, tabiî, esas işin arkasında başka
güçler vardı. Maliye Bakanlığında, Erkan Kahraman diye, bugünkü müsteşarın
yeğeni vardı. Bugünkü Müsteşar, Sayın Özkan ile Sayın Mesut Yılmaz'ın yakın
arkadaşı. Tuttular, Maliye Bakanlığından birinci gün getirdiler bunu geçici
görevle, ikinci gün bu projenin başına geçirdiler ve bugün aldığı para ayda 5
000 dolar. Sorabilirsiniz... Benim dediklerime hep "yalan" diyorsunuz
da... AYDIN TÜMEN (Ankara) - Kim dedin, kim?.. KAMER GENÇ (Devamla) - Erkan Kahraman canım; sen,
iktidar partisi milletvekilisin, git sor. Şimdi, bu kanunu, aslında, o fakir fukara memurun
aldığı maaş devam etsin diye değil, proje yönetimindeki -bugünkü belirli
bakanların belirli akraba grubu, yani, bugünkü hükümetin bir akraba grubu var;
işte, ANAP'ın içinde İçişleri Bakanı, Enerji Bakanı, devlet bakanları arasında
çok yakın akrabalar var, böyle bir akrabalar hükümeti teşekkül etmiş- ayda 5
000-6 000 dolar alan insanların aldığı maaşı uzatmak için getiriyorlar; yoksa,
ayda 150 milyon, 200 milyon maaş alan memuru kimse düşünmez, hele sizin
hükümetiniz hiç düşünmez! Aslında, 18 Nisan seçimlerinden sonra, Türkiye'de üç
deprem oldu. Sizin iktidara gelmeniz birinci depremdi; ikincisi, 17 Ağustos
depremiydi; üçüncüsü de 12 Kasım depremiydi. Bunların hepsini, zamanı gelince
biz şey ederiz... Şimdi, bu, Başbakanın denetimine verildi ya; bunlar,
bir proje yaptılar. Bu proje, Dünya Bankasının verdiği krediye göre, 2 oda 1
salon. İhaleyi belirli kişilere verdiler. Bu ihaleyi verirken, bunların
aralarında ihtilaf çıktı. Siz, iktidar partisi milletvekillerisiniz, gidin,
araştırın bunları, size bir delil veriyorum. Müteahhitler arasında ihtilaf
çıkınca... Tabiî, bunlar belirli kişiler. Yani, ben, isim söyleyince, hep bana
saldırıyorsunuz. Sonra, Bayındırlık Bakanlığı da aynı konuda bir proje yaptı; 3
oda 1 salon yaptı. Baktılar ki, Bayındırlık Bakanlığının yaptığı 3 oda 1
salonun maliyeti, 2 oda 1 salonun maliyetinden çok daha düşük. (MHP
sıralarından "Bravo" sesi) "Bravo"su yok; Bayındırlık
Bakanı da bu hükümetin ortağı değil mi?! Sizin "bravo" demenize gerek
yok; bunun sorumluluğu da, suiistimali de, her şeyi de size ait. Ondan sonra,
bunlar, hâlâ, projeyi açıklamadılar. Değerli arkadaşlar, bakın, ben, size şunu söylüyorum:
Dünya Bankası kaç milyar dolar kredi verdi, hangi müteahhitlere verdi; gidin
araştırın. Biraz önce, ANAP Grup Başkanvekili çıkıyor, hep kirli şeylerden
bahsediyor... Tabiî, siz, kirli şeyler yaparsanız, ben, herhalde, temiz
şeylerden bahsetmem, değil mi?.. Yani, kirli şeyler yapmayın, ben de temiz
şeylerden bahsedeyim. ALİ KEMAL BAŞARAN (Trabzon) - Saçmalıyorsun! KAMER GENÇ (Devamla) - Siz kirli şeyler yaparsanız,
benim, çıkıp da kirlilerinizi temiz gösterecek halim yok ya! Onun için, bakın, değerli milletvekilleri, gerçekten,
Türkiye'de çok büyük suiistimaller yapıldı. İnanmanızı istiyorum; Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, tarihinde bu kadar tahrip edilmedi, kaynaklarını yok
etmedi. Yani, inanınız ki, bir memleket, dünya devletleri arasında, bu kadar
kişiliksiz, yeteneksiz ve değersiz gösterilmedi. Alın Fransız gazetelerini,
okuyun, hepinizin okuma yazması var; Türkiye'yle ilgili neler söyleniyor...
Niye söyleniyor; işte, sizin yönetiminizdeki basiretsizlik ve başarısızlıklar
söyleniyor. Keşke, ben, çıkıp da şurada... Ben de isterim... Hepiniz, kişisel
olarak benim dostlarımsınız; ama, sizin icraatlarınız, inanınız ki, bizde,
çıldıracak kadar, kin ve nefret duygusunu uyandırıyor; ama, yine, bunları
burada dile getirmek de istemiyoruz, kendimizi çok da şey ediyoruz. Değerli milletvekilleri, bakın, bu kanunda... Sormak
istiyorum; işte, hükümet burada oturuyor efendim, söylesin; yani, bu hükümette,
bu proje yönetiminde kaç kişi çalışıyor, hükümetin kaç tane adamı var ve her
birisi kaç lira alıyor? Bu, Erkan Kahraman dediğimiz, Başbakanlık Müsteşarının
yeğeni, Maliye Bakanlığından, bir gün geldi, bugün 5 000 dolar alıyor; onun
süresini uzatmak için getirdiniz mi getirmediniz mi? Veya, onun gibi kaç tane
adam... Yahu, niye elini açıyorsun?! Bakanın burada, senin
Başbakan Yardımcın Mesut Bey de bunu çok iyi biliyor, bununla yakın ilişki
içinde. AHMET KABİL (Rize) - Onunla ne alakası var? Burada
olmayan birisinin ismini niye zikrediyorsun? KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tabiî
ki, deprem üzerinden, depremdeki olaylar üzerinden, hakikaten, rant sağlanmaz;
ama, sizin iktidarınız zamanında, ülke batağa giderken, döviz sattınız; 3
günde -işte söylüyorum- 5 milyar
dolar. 5 milyar doları bankalara sattınız ve 5 milyar dolarda 2 milyar dolar
kâr ettiniz. Yani, siz, şimdi bu kanunları çıkarıyorsunuz da, kimden
ne alıyorsunuz? 2 milyarı getirenlerin yakasına yapışın, getirin bakalım. BAŞKAN - Sayın Genç, konuya gelelim efendim. KAMER GENÇ (Devamla) - Konuyla ilgili Sayın Başkanım. Şimdi, bu kanunu niye getiriyorlar; "bu kanunları
çıkarırsak, IMF, Dünya Bankası bize kredi verir, para verir; ekonomiyi
düzeltiriz." Biz, bu arkadaşlara bazı şeyleri söylemek istiyoruz; fakat,
bakın, anlamanız lazım. Anlamıyorsunuz; neyse... Yalnız, burada, kişisel
konuştuğum için, kendi bölgemle ilgili de bir şeyler söyleyeyim. Benim bölgemde, 1992 yılında deprem oldu, Erzincan
depremi, Tunceli depremi oldu. Sayın Bakan burada olsaydı, söylerdik kendisine;
rica ediyorum, Tunceli Merkezde, Pülümür'de, Ovacık'ta, Mazgirt'te, Nazimiye'de
22 evin, 25 evin hak sahipliği tescil edilmiş, borçlanmış bu insanlar;. 5
milyar, 10 milyar para vererek bu insanların evleri yapılmıyor... Yani, bunu da
istemek benim hakkım değil mi? Bakın, Çemişkezek'te,1995 yılında 14 ev yandı;
geldiler, tespit ettiler. Ne olur o insanların da evlerini yapın arkadaşlar;
bu, afete giriyor. Bir anda, enerji ihalelerinde bir yandaş holdinge 240 milyon
doları, yani 240 trilyon lirayı, Mavi Akımda 339 trilyon lirayı veriyorsunuz
da, Tunceli'deki veyahut da doğu ve güneydoğudaki insanlara, başka yerdeki
insanlara da bir şey verseniz, ne olur; herhalde elleriniz kırılmaz değil mi,
elleriniz daha da sağlamlaşır. Değerli milletvekilleri, onun için, biz burada
gerçekleri söylüyoruz, bu memleket bizimdir, inanmanızı istiyorum. Bu
memlekette, bu çatı altında eğer
sağlıklı kanunlar çıkarırsak, sağlıklı düşünürsek, objektif düşünürsek Türkiye'nin
geleceğini selamete kavuştururuz. Arkadaşlar, yoksa, ne olacak, biz, bugün parti olarak
varız, yarın yoğuz. Bu çatının altından kimler geldi, kimler geçti; ne insanlar
geldi, ne saygıdeğer insanlar geldi. İşte görüyorsunuz, Türkiye Cumhuriyetini
kuran Ulus'taki Mecliste, o küçük tahta sıraların üzerinde, eli öpülecek çok
değerli liderlerimiz, büyüklerimiz ne kadar şerefle, onurla, haysiyetle,
dürüstlükle çalıştılar. Biz niye bunları takip etmiyoruz, biz niye cebimizi
dolduruyoruz?.. Bakın, bunlar önemli... VAHİT KAYRICI (Çorum) - Herkes dürüst ve haysiyetli,
demagoji yapma! KAMER GENÇ (Devamla) - Bana kızabilirsiniz, benim için
önemli değil. Ben bir ferdim, ben bugün varım, yarın yoğum... VAHİT KAYRICI (Çorum) - Her birimiz öyleyiz, hiçbirimiz
kalıcı değiliz. KAMER GENÇ (Devamla) - Ama, gelin, müşterek bir aklı
selimde birleşelim; yani, siyasî partilerin şeyini bırakmayalım. Bakın, milletvekillerine, parlamenterlere çok büyük
tepki var. Bunu bir şey edelim. Yani,. bu memlekette bazı şeyler yapılmışsa,
bunları görelim. (MHP sıralarından gürültüler) VAHİT KAYRICI (Çorum) - Sayın Genç, hiçbir şey olmamış
gibi konuşuyorsunuz; ama, bu Meclisi bu hale getiren sizsiniz... KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, Sayın MHP'liler, bunlara
çok karşı çıkıyorsunuz.. BAŞKAN - Meclise hitap edin Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) - Biraz önce, Gazipaşa'dan bir
MHP'li bana telefon etti. "Kırk senedir bana 'kızıl kurt' diyorlardı"
dedi, "ben onlara oy verdim; bundan sonra oy verirsem elim kırılsın"
dedi. İsmini de size söyleyeceğim. (MHP sıralarından gürültüler) VAHİT KAYRICI (Çorum) - Sana da aynısını söylüyorlar!
Meclisin kürsüsünden yakışmaz kardeşim; ayıp! Bu kadar olur mu?! KAMER GENÇ (Devamla) - Niye itiraz ediyorsunuz!.. Ben
burada yalan mı söylüyorum, ben kötü şeyler mi söylüyorum?! Bayındırlık Bakanı,
çıksın, burada, belediyelere... Belediyelere niye farklı para veriyor?!. Hangi
belediyelerde afet olmuş da veriyor?! Türkiye Cumhuriyeti, eğer, bir hukuk
devletiyse, bu hukuk devletinde eşit kurallar uygulamak lazım; yani, benim
belediyem, senin belediyen olur mu?! Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti devletinin
vatandaşları değil miyiz; niye bazı belediyelere iltimas geçiyoruz da öte
tarafta insanların boğazını sıkıyoruz?! (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) - Niye bunu yapıyoruz?! Bunu
yapan, beyler, efendiler... BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen, bir parti grubuna hitap
etmeyin; tekrarlamayın lütfen. Sözünüzü tamamlayın diye mikrofonu açıyorum. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sizin zamanınızda afet kararnamesi
yok muydu?! KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
milletvekili olmanın en büyük özelliklerinden birisi, milleti temsil etmek.
Türk Milleti, Türk Halkı dürüst bir halktır, onurlu bir halktır, dünya
milletleri içinde saygıdeğer bir halktır. Bu saygıdeğer, dürüst halkın
temsilcilerinin de kusursuz insan olması lazım, objektif işler yapması lazım.
Eğer, benim menfaatıma geliyorsa, ben istediğim keyfiliği yapayım, benim
menfaatıma gelmiyorsa ben bunu boğayım derseniz, bu, memlekete yapılacak en
büyük ihanettir. Ben, size bir şeyler söylüyorum; ister anlayın ister
anlamayın. Benim bir lafım var; anlayana sivrisinek saz, anlayamayana davul
zurna az. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından gürültüler) Onun için, siz bunu
bilirsiniz, anlamazsınız. Bakın, bunları size niye söylüyorum; bakın, bu memleket
çok şey kaybediyor, çok şey... VAHİT KAYRICI (Çorum) - Kaybediyor işte; senin gibi,
otuz senedir bu hale getirenler yüzünden. KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, çok şey
kaybediyor. Böyle, bu saatlerde, 2 Başbakan Yardımcısının veyahut da 2
müsteşarın 2 adamına 5 000 dolar, 10 000 dolar para vereceğiz diye, bu Meclisi,
bu memleketi bu kadar masraflara sokmayın; rica ediyorum. Anlayın; gelen
kanunların kimler için geldiğini anlayın; ondan sonra gelin müzakere edin... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) - Bize laf bırakmayın; kendi
adamlarınızı kendiniz tenkit edin. Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Genç. Sayın milletvekilleri... BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, söz istiyorum. BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslan; önce, lütfen, söz isteme
gerekçenizi söyler misiniz Sayın Başkan? BEYHAN ASLAN (Denizli) - Efendim, Sayın Genç, hem
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili diye hitap etmiş hem de Sayın Genel
Başkanımızın bir arkadaşından bahsetmiştir. Her kimse!.. Bu nedenle, Grubumuza
bir sataşma yaptı. BAŞKAN - Açıklamak için söz istiyorsunuz... BEYHAN ASLAN (Denizli) - Açıklamak için söz istedim. BAŞKAN - Buyurun efendim; lütfen kısa olsun. BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi, bu kanunun metni bellidir. Aslında, ben, Sayın Kamer
Genç'in buradaki abartılı beyanlarını, bu konuşmasını muhatap alıyor değilim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Niye cevap veriyor Sayın
Başkan?! BEYHAN ASLAN (Denizli) - Bu kanunun metni bellidir.
Ben, vatandaşlarımız dinliyorlar, kafalarında bir istifham yaratmaması için söz
aldım; yoksa, kendisini muhatap almıyorum. Burada, hiçbir milletvekili, Meclisin itibarını zedeleyici,
sarsıcı beyanlarda bulunamaz. Burada, asılsız iddia ve iftiralarla,
milletvekillerinin ve siyasetin itibarını zedelemek hiç kimsenin hakkı
değildir. Bizim, Meclisin itibarı, bugün, eğer tartışılıyorsa, bu kürsülerden
iddia, iftira ve yalana dayalı abartılı beyanlar yüzündendir. Bizim çok ciddî
beyanlarda bulunmamız lazım; bizi vatandaş dinliyor. Bu saçma sapan beyanların
ciddî olduğunu sanan insanlara hitap etmek için ben söz aldım. Metin bellidir. Burada, deprem bölgesinde görev yapan
insanlarımıza verilecek, onlara yapılacak yardım, onlara ödenecek ücretle
ilgili bir yasa tasarısıdır. Bu nedenle, bu konuyu açıklama ihtiyacını duydum. Sonra, bu Erkan Kahraman isimli müşaviri, biz,
hiçbirimiz tanımıyoruz. Kimdir, nedir?.. Bu konuda, eğer bir bildiği varsa,
Grup olarak, defalarca bu arkadaşımıza
söylüyoruz, diyoruz ki, Anavatan Partisinin Genel Başkanı hakkında, Anavatan
Partisinin yöneticileri hakkında bir bildiğin varsa, savcılar orada; eğer,
şikâyet etmezsen namertsin. Buna rağmen, defalarca, buradan, bu kürsüden,
Anavatan Partisine karşı, rüyasında mı görüyor, neresinde görüyorsa, devamlı
itham ve iftiralarda bulunuyor. Şimdi, bütün bu iftira ve ithamlar... BAŞKAN - Efendim, siz de sataşmayın lütfen. Siz de
sataşmayın... BEYHAN ASLAN (Denizli) -Sataşmıyorum, gerçek bu
efendim. Bütün bu itham ve iftiralar, kamuoyunu yanıltmaktan ibarettir diye
düşünüyorum. Vatandaşın kafasında istifham kalmasın diye söz aldım. Teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslan. Zaten, fasılasız olarak sekiz saattir çalışıyoruz.
Bunun, herhalde başka bir amacı olamaz. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bakın, bana
ithamlarda bulundu. BAŞKAN - Sayın Genç, efendim, uzatmasak iyi olur. KAMER GENÇ (Tunceli) - Uzatmasak da... Ben, tabiî,
saygı duyuyorum size, bu kürsüde hakikaten çok zor durumdasınız... İsterseniz,
mikrofonu bir açarsanız, iki cümle söyleyeceğim. BAŞKAN - Çok kısa... KAMER GENÇ (Tunceli) - Çok kısa. Şimdi, Sayın Başkanım, diyor ki "ispatlamazsa
namerttir." Peki, ben size, isim veriyorum; bu Proje Yönetiminin
Başkanlığına gelen Erkan Kahraman... BAŞKAN - Tamam efendim, söylediniz zaten. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bir şey söyleyeceğim ama. Erkan Kahraman 5 000 dolar almıyorsa ve orada, kendi
yakınları, yani kimin yakını olduğu, Başbakan Müsteşarının yeğeni değilse ben
namerdim, eğer o ise, 5 000 dolar alıyorsa kendisi namertliği kabul ediyor mu
efendim? BAŞKAN - Estağfurullah, böyle konuşmalar yapmayalım
efendim. BEYHAN ASLAN (Denizli) - Bize ne Erkan Kahraman'dan!.. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Şimdi, tasarının tümü üzerindeki konuşmalar
tamamlanmıştır. Sorulara geçiyoruz. İlk soru Sayın Sadri Yıldırım'a ait; buyurun. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan,
delaletinizle Sayın Bakandan aşağıdaki soruları sormak istiyorum. 1. Deprem bölgesindeki esnafa, çiftçiye yeni kredi
sağlanmış mıdır? Miktarı ne kadardır? 2. Depremde hayatını kaybedenlerin yakınlarına veya
sakat kalanlara maddî yardım yapılmış mıdır? Yapılmışsa ne kadar yapılmıştır? 3. Deprem bölgelerinde konutları ve işyerleri hasara
uğrayanlara maddî yardım yapılmış mıdır? Yapılmışsa ne kadar yapılmıştır? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Levent, buyurun. MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Bakanıma aşağıdaki sorularımı yöneltiyorum; yalnız, bu
sorularıma yazılı cevap verilmesini istirham ediyorum. 1. Sayın Bakan, mayısta güller açacak demiştiniz. Yani
mayısta kalıcı konutları teslim edebilecek misiniz? Konutlar ne durumdadır? 2. Kaç aileye barınma yardımı verildi? Kurası çekilmiş;
ama, evi henüz tamamlanmamış vatandaşlarımıza barınma yardımı devam edecek mi? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Zorlu?.. Yok. Buyurun Sayın Bakan. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; sayın milletvekillerimizin sordukları sorulara cevap
veriyorum. Sayın Sadri Yıldırım'ın, esnafa yapılan yardımlarla
ilgili sorusu oldu. Şu anda söyleyebileceğim rakamlar, depremle birlikte, 17
Ağustos ve 12 Kasım depremleriyle birlikte işyerleri zarar gören esnaf,
sanatkâr ve küçük ve orta ölçekli sanayicilerin, o gün için Halk Bankasına olan
14,5 trilyonluk borçları ertelenmiştir. Onun dışında, yine, esnaf, sanatkâr ve küçük ve orta
ölçekli işletmelere 60 trilyon liraya yakın, düşük faizli ve uzun vadeli kredi
sağlanmıştır. Yine Sayın Sadri Yıldırım'ın sormuş olduğu, deprem
bölgesine yapılan sosyal yardımlarla ilgili bilgi vermek istiyorum: Depremde yaşamını kaybeden 12 265 insanımızın
yakınlarına toplam 8 trilyon 658 milyar lira ölüm yardımı yapılmıştır. Depremle
birlikte sakat kalan 215 yurttaşımıza 73 milyar 900 milyon lira yardım
yapılmıştır. Yine, depremde işyerleri hasar gören 14 527 esnafımıza
4 trilyon 22 milyar lira yardım yapılmıştır. Ayrıca, az
hasarlı konutların onarılması için, toplam 92 166 aileye, bir defaya mahsus
olmak üzere 600 milyon lira yardım yapılmıştır. Bu ölüm yardımı, ölen kişi başına 750 milyon liraydı,
sakatlık yardımı da, sakatlık durumuna göre 200 milyon lira ile 500 milyon lira
arasında değişiyordu. Yine deprem bölgesinde, toplam 133 000 aileye, 18 ay
müddetle aylık 100 milyon lira barınma yardımı yapılmıştır. Bu yardımların, karşılıksız sosyal yardımların bugünkü
tutarı 309 trilyon lirayı aşmış durumdadır ve bu yardımlardan, toplam 412 974
aile yararlanmıştır. Bir aileyi 4 ya da 5 kişi olarak düşündüğümüzde, 2 milyona
yakın insanımız, devletin bu karşılıksız sosyal yardımlarından yararlanmış
durumdadır. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Mükerrem Levent'in
sorularına yazılı olarak cevap vereceğiz, zaten kendisi de öyle istedi; ancak,
izin verirseniz, ben, biraz önce yapılan konuşmalarla ilgili çok kısa
açıklamalar yapmak istiyorum; çünkü, tasarının bundan sonraki maddelerinin
görüşülmesine zemin teşkil etmesi açısından bazı açıklamalar yapmam gerekiyor. Sayın Necmi Hoşver, görüşmekte olduğumuz tasarıya esas
olan barınma yardımlarının kime verildiğini sordu; hatta "ben bunu
araştırdım, bu yardımlardan yararlanan bir insana rastlamadım" diye
konuştu. Bu yardımlar, Bakanlığıma bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Fonu tarafından yapılmıştır; yaklaşık 3 000 kamu görevlisi bu
yardımlardan yararlanmıştır. Ben, Sayın Hoşver'e, yarın, bu konudaki kesin
rakamı, hatta istiyorsa, kimlere yapıldığı konusunda bilgi verebilirim. Ayrıca, yine Sayın Hoşver, Kaynaşlı'da inşaatlara
başlanamaması konusunu dile getirdi. Doğrudur; ama, bu, Bayındırlık
Bakanlığımızın yahut da oradaki kamu görevlilerinin eksikliğinden
kaynaklanmamaktadır. Sayın Hoşver'in de çok iyi bileceği gibi, Kaynaşlı'da,
coğrafî konum itibariyle, bütün aramalara rağmen, konutların yapılacağı
-jeolojik açıdan- sağlam yer bulunamamıştır. Bulunan yer de, Kaynaşlı Halkı
tarafından, yerleşim merkezlerine uzak olduğu için, kabul edilmemiştir. Çok
uzun arayışlar sonunda, yerleşim yeri yeni tespit edilebilmiştir ve orada bu
inşaatların yapımına yakın bir zamanda başlanacaktır. Ayrıca, bu ihtimal de
düşünülerek, Düzce'deki 7 000 konuttan, Kaynaşlılı hak sahibi insanların,
istedikleri takdirde, konut alabilme imkânları hâlâ mevcuttur; ama, Kaynaşlı'da
da bu konutlar yapılacaktır. Sayın Zeki Çelik, bu depremlerle ilgili, doğal
afetlerle ilgili "biz, her depremde, her doğal afet sonrasında yara
sarıyoruz; ama, önlemleri yeteri kadar almıyoruz" dedi. Gerçekten, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleriyle
birlikte, hükümetimizce, devletimizce, sivil toplum kuruluşlarının da
desteğiyle, milletimizin de işbirliğiyle, o bölgedeki insanlarımızın
yaralarının sarılması yolunda çok başarılı çalışmalar yapılmıştır; ama,
baktığımız zaman, bu tür afetlerde, tekrar aynı yıkıntıları, aynı sorunları
yaşamamak için de çok önemli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Depremin etkilerini azaltmak için, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde kurulan -o zaman, bir deprem komisyonu kurulmuştu ve
hatırlayacaksınız, bazı önlemler önerilmişti- deprem komisyonu tarafından 38-39 madde olarak belirtilen
önlemlerden, şu an için, 30'a yakını yerine getirilmiştir ve geri kalan
önlemlerin de 2001 yılı içerisinde yerine getirilmesine çalışmaktayız. Size, bu konuda yapılan önemli yasal düzenlemeleri
bildirmek istiyorum. Yapı Denetimi Hakkında Kanun çıkarılarak, uygulamaya
başlanmıştır. Ayrıca, Zorunlu Deprem Sigortası Kanunu çıkarılmıştır ve
uygulanmaktadır. Uzman mühendislikle ilgili kanun hükmünde kararname çıkarılmış
ve uygulanmaktadır. Ayrıca, sivil savunma ve afet öncesi planlama konusunda tüm
illerde teşkilatlar kurulmuştur ve eğitimler yapılmaktadır. Deprem anında ve
sonrasında yaşanan sorunların azaltılması için de 20 adet kanun hükmünde kararname
çıkarılmıştır ve şu anda uygulamadadır. Ayrıca, yine, hepimizin bildiği, bu
konularda çok önemli bir yasal düzenleme olan 2886 sayılı Devlet İhale
Kanununun değiştirilmesiyle ilgili yeni ihale kanunu tasarısı da Parlamentoya
sunulmak üzeredir. Sayın Çelik, yine, bu konutlarla ilgili bilgi istedi.
Konut inşaatları, bu aydan itibaren, peyderpey teslim edilmeye başlanacaktır ve
büyük bir ihtimalle, mayıs, haziran aylarında, hak sahipleri, bu konutlarına
yerleşmiş olacaklardır. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine, Sayın Hoşver'in,
yurtiçi ve yurtdışı deprem yardımlarının akıbetiyle ilgili sorusu oldu
"bunların akıbeti nedir" diye sordu; hatta "3,5 katrilyon liraya
yakın para toplandı, bu paralar nerededir" diye de sordu. Hatırlayacaksınız,
geçtiğimiz ay, Sayın Koray Aydın'la ilgili, Parlamentomuzda, Genel Kurulumuzda
bir gensoru önergesi görüşülmüştü. Gerek o gensoru önergesinin görüşmeleri
sırasında gerekse 2001 yılı bütçe görüşmeleri sırasında, bu rakamlar, Genel
Kurulda, çok net bir şekilde, hükümetimiz ve hükümet ortağı partilerin grup
sözcüleri tarafından açıklanmıştır. Ben, şu anda hatırlayabildiklerimi size
söylemek istiyorum. Depremde, yurt içinden ve yurt dışından toplanan bağışların
toplamı 189 trilyon liradır Sayın Hoşver, depremle ilgili vergiler hariç. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Yanlışlık olmasın?!.. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Depremle
ilgili, yurt içinden ve yurt dışından... KAMER GENÇ (Tunceli) - Dünya Bankasından ne kadar kredi
verildi? DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın Genç,
izin verirseniz açıklayacağım. Depremle ilgili, 189 trilyon lira, yurt içinden ve yurt
dışından bağış toplanmıştır. Hatta, zannediyorum, bunun 60 ya da 80 trilyon
lirası da İstanbul Menkul Kıymetler Borsasınındır. Bakın, biraz önce, depremle ilgili olarak yapılan
karşılıksız sosyal yardımların tutarını verdim; 309 trilyon lira. Bu,
gerçekten, çok önemli bir rakamdır; bir sosyal devlet olan Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin, vatandaşına yaptığı yardımdır. Ama, orada, iki senedir bu
sıkıntılar yaşanıyor. Orada, çadırların kurulması, o insanların temel
ihtiyaçlarının karşılanması, gıdası, barınması, orada yıkılan okulların yapımı,
tahrip olan enerji tesislerinin yeniden devreye konulması ve devletin diğer
bütün hizmetlerini düşündüğümüz zaman -ki, bunun toplam maliyetinin 2,2
katrilyon lirayı geçtiğini ben şu anda hatırlıyorum- bu toplanan bağışlarla ve
çıkarılan vergi düzenlemeleriyle birlikte elde edilen gelirin de toplam 2,1
katrilyon lira olduğunu hatırlıyorum... BAŞKAN - Sayın Bakan, vaktimiz tamamlandı; lütfen
toparlar mısınız efendim. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Toparlıyorum
Sayın Başkan. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sayın Başkan, Sayın Bakan bana
yazılı olarak cevap verebilir mi acaba? DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın Başkan,
ben, burada, başka bir şeyi ifade etmek istiyorum. Bakın, biraz önce dedim ki, gensoruda bu görüşüldü,
bütçede bu rakamlar verildi ve bu rakamlar verildiği halde, bilindiği halde,
çıkıp da, bu kürsüde, bu paraların akıbeti nedir diye her seferinde sormak ve
bu konuda bir şaibe, tereddüt yaratmak, gerçekten, belki hükümeti yıpratmak,
bundan bir siyasî sonuç almak hesap edilebilir; ama, şunu bilmeliyiz ki, burada
yıpranan sadece hükümet değildir. Burada, sistemimizi yıpratıyoruz, rejimimizi
yıpratıyoruz; burada, Parlamentomuzu, siyasetimizi ve siyaset kurumunu zaafa
uğratıyoruz. Ben, bu konularda daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi, burada, akrabalıklardan söz ediliyor. Yine,
geçen hafta bir gensoru vardı; bir milletvekilimiz, gensoruya konu olan bir
bakanımızın başka bir bakanımızla bacanak olması konusunu burada soruyor.
Halbuki, bir milletvekilimiz, istediği takdirde, bir saat içerisinde, bunu,
İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşlerinden öğrenebilir. Bunu,
öğrenebileceği bir konuyu burada söyleyip bu kadar tereddüt yarattıktan sonra,
gerçekten, bundan hep birlikte zarar görüyoruz. Yani, burada, siyaset adına vur
kaç yapılıyor ve bundan, gerçekten, hep birlikte... Ondan sonra
milletvekillerine, ondan sonra bu siyaset kurumuna neden bu kadar güvensizlik
var diye, kendi kendimize üzülüyoruz. Ben, sayın milletvekillerimizin, çok kolayca
öğrenebilecekleri, bakanlarımızdan, devletin ilgili kurumlarından
öğrenebilecekleri konularda burada tereddüt yaratmamalarını rica ediyorum;
çünkü, bakın, o bilgileri ben yarın arkadaşlarıma verebilirim, onlar
öğrenebilirler bunu; ama, bu akşam, bu kürsüden yapılan konuşmaları
televizyondan izleyen insanların bunu öğrenme şansları olmayabilir; gerçekten
memleket bu kadar kötü mü, her şey bu kadar olumsuz mu diye karamsarlığa
kapılabilirler. Bu insanları bu kadar üzmeye, bu kadar karamsar duruma
getirmeye hakkımız yok diye düşünüyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve ANAP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, aslında, Sayın
Bakanın bu konuşmayı kürsüden yapması lazımdı. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, süremiz biraz aştı;
ama, Sayın Bakan da tümü üzerindeki 20 dakikalık süresini kullanmamıştı; onu
hatırlatırım. Sayın milletvekilleri, maddelere geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul
edilmiştir. İlk madde, bazı matbaa hataları olduğu için,
düzeltilerek okunacaktır; o şekilde okutuyorum; dikkatlerinizi çekerim: UMUMÎ HAYATA
MÜESSİR AFETLER DOLAYISIYLA ALINACAK TEDBİRLERLE YAPILACAK YARDIMLARA DAİR
KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
TASARISI MADDE 1. - 15.5.1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumî
Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara
Dair Kanunun geçici 18 inci maddesinde yer alan "bir yılı" ibaresi
"18 ayı" olarak değiştirilmiştir. BAŞKAN - Madde üzerinde ilk söz, Eskişehir Milletvekili
Mehmet Sadri Yıldırım'a aittir. Sayın Yıldırım, Doğru Yol Partisinin
görüşlerini dile getirecekler. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 644 sıra sayılı Umumî Hayata Müessir
Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Doğru Yol
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, her yerleşim yeri doğal
çevrenin bir parçasıdır. Düzenli, dengeli ve sağlıklı yerleşimin baş koşulu,
yer seçiminin uygun yapılmasına bağlıdır. Oysa, ülkemizin deprem bölgesi olduğu
gerçeğini gözardı ederek, plansız, programsız yapılanmalar nedeniyle, millet
olarak çok büyük acılar çekmekteyiz. Ülkemiz, doğal afetler ve jeolojik nedenlerden kaynaklanan
ve yarattığı sonuçlar açısından da doğal afetlerin en acımasızı olan
depremlerin yoğun olarak yaşandığı ülkelerden biridir. Yüzde 92'si deprem
bölgesi içinde olan ülkemizde nüfusun yüzde 95'i deprem tehlikesi altında
yaşamaktadır. Sanayimizin yoğun olduğu kentlerimizin yüzde 75'i, barajlarımızın
yüzde 41'i, birinci ve ikinci derecede tehlikeli deprem bölgelerinde yer
almaktadır. Bu verilere bakıldığında, ülkemizde bir yılda 1,1 yıkıcı deprem olduğunu
da eklersek, bu konuda ciddî kuralların konulmasının ne kadar zorunlu olduğu
kendiliğinden anlaşılır. Ülkemizde, sadece son elli yılda depremlerden 60 000
kişi hayatını kaybetmiş, 400 000 konut yıkılmıştır. Yalnızca depremlerin yol
açtığı ekonomik değer kaybının en az 20 Atatürk Barajını yapabilecek boyutta
olduğu anlaşılır. Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos ve 12 Kasım
depreminden sonra, hükümet, deprem vergisi adı altında 9 kalem ekvergi
belirtmiş olup, maalesef, 4 katrilyona yakın deprem vergisi toplamıştır. Bu
vergilerle deprem bölgelerinin imar ve inşaı ve o bölgedeki insanların
yaralarının sarılması için gerekli harcamalarını yapılması gerekirken,
maalesef, hükümet bütçe açıklarına ve başka amaçlarına kullanmıştır. Halen,
bugün de bu insanlarımız mağdur ve perişandır. Hükümet, bu bölgeye ve bölge
insanına yeterli ilgi ve destek vermemiştir. Deprem sonrası, hâlâ deprem şokunu
atamamış olan, uzatılacak her yardım eline ve her türlü yardıma muhtaç durumda
bulunan bölge insanımız ve tüm milletimiz, hükümetin sağduyusuna güvenerek
beklenti içinde bulunmaktadır. Depremi bizzat yaşamış ve bugüne kadar görevine devam
edenler ile depremden sonra bölgemize gelen ve sağlıksız koşullar altında görev
yapmakta olan kamu personeline verilen tazminatın normal şartlara dönülmeden
kesilmesi büyük haksızlıktır. Bölgede yapılan hizmetler yetersiz kalmış,
insanlarımız mağdur edilmiş ve Türk Milleti, televizyonlardan, bölge halkının
çilesini, çaresizliğini üzülerek izlemiştir. Eskişehir'de de 17 Ağustos depremi olmuş, 33
vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlerce bina oturulamaz hale gelmiştir. Bu
hükümet tarafından, bölge insanına kucak açılmamış, halen yardım yapılmamış,
ilimiz afet bölgesi kapsamına da alınmamıştır. Sayın Hükümet, deprem bölgesine öncelik verilmeli,
depremzedelere ve zarar görenlere geçinmeleri ve insanca yaşamaları için ne
gerekliyse yapılmalıdır. Ölenlerin mirasçılarına, sakat kalanlara, mesken ve
işyerleri hasar görenlere mutlaka yardım yapılmalıdır; ancak, halen yardım
yapılmayan mağdur insanlar vardır; bunlara acilen yardım yapılmalıdır; çünkü,
hepimizin, o günleri hatırladığımızda, depremzedelerin ve yakınlarını
kaybedenlerin feryatları ve çığlıkları halen kulaklarında çınlamaktadır. Allah,
bir daha o günleri göstermesin, ülkemizi ve insanlarımızı depremden ve tabiî
afetlerden korusun. Bu konuda siyaset yapmıyorum; ama, şunu özellikle
belirtmek istiyorum ki, hükümet, beceriksizliğini depremde göstermiş ve sınıfta
kalmıştır. Hükümet, devleti küçük düşürmüş, vatandaşın devletine olan güvenini
sarsmıştır. Günlerce, vatandaşın "devlet nerede" diye bağırmalarını
halen unutamadım ve unutmak da mümkün değil. Bilakis, enkazları kaldırmadan
Meclisi çalıştırdığınızı, bu millet unutmuş değil, unutmaz da; çünkü, depremde
hükümet görevini yapmamıştır, milletin gönlünde de sınıfta kalmıştır. Maalesef,
Sayın Hükümet hatasını deprem sonrası dahi telafi etmemiştir; ama,
depremzedelerin yardımlarına koşan devletlere, yardım eden hayırsever
vatandaşlara, şirketlerimize, belediyelerimize teşekkür ediyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Yıldırım, lütfen toparlayınız... MEHMET SADRİ YILDIRIM (Devamla) - Bu yardımlar Türk
Milletinin birlik ve beraberliğini göstermiştir. Allah'ın bu millete bir daha deprem ve afet
göstermemesini diliyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım. İkinci söz, Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya
Milletvekili Sayın Nezir Aydın'a ait. Buyurun Sayın Aydın. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA NEZİR AYDIN (Sakarya) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, 7269 sayılı Yasada değişiklik
yapılmasına dair kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Fazilet Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tasarının bu maddesiyle, 7269 sayılı Umumî Hayata
Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair
Kanunun geçici 18 inci maddesindeki "bir yılı" ifadesi "18
ayı" olarak değiştirilmektedir. Şimdi, depremin en yoğun yaşandığı Sakarya İlinin bir
milletvekili olarak şunu net bir şekilde ifade etmek istiyorum ki; sadece,
burada, belki Koray Aydın Beyi ayırmak lazım biraz, günahları ile sevapları
tartıldığında belki sevapları biraz daha fazla gelir; ama, onun dışında,
hükümetin, 57 nci hükümetin ekonomideki geldiği nokta ile deprem bölgesinde
geldiği nokta aynıdır değerli arkadaşlarım. Neden bunu ifade ediyorum; çünkü,
deprem bölgesini şu anda gezen bir insanın göreceği manzarayla, onlara çare olması
gereken kanunların gelmesi gereken şu Meclise gelen yasa, o kadar enteresandır
ki... Gelen yasa nedir; geçici 18 inci madde ne; aynen şu:
"17 Ağustos 1999 tarihinde vuku bulan deprem nedeniyle hizmet, bina ve
tesislerinin tamamının tahrip olması sonucu başka bölgelere nakledilen kamu
personeline, Başbakan onayıyla belirlenecek miktarda bir yılı geçmemek
üzere..." Şimdi, bu altı ay daha uzatılıyor; hükümet "üç ay"
demiş de, Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlar, sağ olsunlar, altı aya
çıkarıvermişler; bu uzatılmış oluyor. Değerli arkadaşlar, soruyorum ben Sayın Bakana: Deprem
bölgesinde, bu kanun hükmünde kararname muvacehesince -13 Ekim 1999 tarihinde
resmî gazetede yayımlanarak bu kararname çıkmış- o tarihten beri şurada
ifadesini bulan, daireleri yıkılıp başka yerlere gönderilen memurlar kaç
kişidir; kaç para maaş verilmiştir; kaç para toplam ödeme yapılmıştır ve hangi
ihtiyaçtan doğmuştur bunu, altı ay ilerletmek veya altı ay uzatmak? Halbuki,
yalnız bu değil ki... 57 nci Hükümet, depremden sonra bir kararname çıkardı;
aynı, hinterland içerisinde depremi yoğun bir şekilde yaşamış Sakarya'da,
Kocaeli'nde, Bolu'da; -bilahara, 12 Kasım depremi de geldi; ayrı mesele- 50'şer
milyon lira tazminat... Kimlere; kamu çalışanlarına; gerçekten, zor şartlarda
çalışıyorlardı. İki komşu ilçe yan yana; 50'şer milyon lira tazminat, bir
tanesindeki kamu görevlilerine yok, yanındaki ilçedeki kamu görevlilerine var;
yanındakine altı ay süreyle var, öbür yanındakine sekiz ay süreyle var, öbür
yanındakine on ay süreyle var. Verilen para, önemli bir para değil; ama, bunun,
burada çalışan kamu görevlilerinin moral motivasyonu yönünden oldukça önemli
olması gerekiyordu. Halbuki, Erzincan yasası olarak bilenen 3838 sayılı Yasa
var; bakın, orada ne kadar güzel hazırlanmış bu. Deniliyor ki: "Afete
maruz bölgede çalışan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi personele,
bütçe kanunlarında yer alan fazla çalışma ücretinin iki katını geçmemek üzere
fazla çalışma ücreti ödenir. Ayrıca, bu bölgede çalışan her statüdeki personele, en
yüksek devlet memuru aylığının brüt tutarının yüzde 50'sini geçmemek kaydıyla
tazminat ödenir." Bitti. Aynı şey, belediyeler için de söz konusu. Bu
yasada diyor ki: Belediyeler ve özel idareler -orada da üç vilayetteydi bu
afat; Allah ülkemize bir daha göstermesin- kanun yürürlükte olduğu sürece 3 kat
olarak pay alırlar. Bir defada mesele hallolmuştur ve 3838 sayılı Yasanın
yürürlük süresi de beş yıldır; bütün mesele bitmiştir. Ama, bizde ne oluyor;
aman yarabbim, altı ayda bir kararname. Yok, 1,5; ertesi kararname 2; 1,10;
1,22; o kadar hassas, o kadar büyük adalet terazisiyle yapılıyor ki bunlar(!)
Ondan sonra, Sakarya'nın birçok ilçesi, depremin en yoğun yaşandığı ilçelerden,
maalesef, Karasu ve Kocaali İlçeleri -ki, deprem bölgesi içerisindedir-
Sakaryamızda, 3 üncü derecede... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Aydın, lütfen toparlayınız. NEZİR AYDIN (Devamla) - Toparlıyorum efendim. 1 inci derecede Merkez, 2 nci derecede Akyazı, 3 üncü
derecede Kocaali ve Karasu, sahildeki ilçeler. Sayısız binalar yıkılmıştır, 30'un
üzerinde ölü olmuştur, şehit vardır. Öyle olduğu halde, maalesef, son
kararnamede, bunlar, kararname dışı bırakılmıştır. Bir de enteresan tarafı, uzmanları diyor ki, 4
şiddetinde bir depremin yaptığı tahribat, açık bir kapta masa üzerinde su
varsa, o suyu döker; 3 şiddetinde bir deprem ise, aynı açık bir kapta masa
üzerindeki bir suyu sadece çalkalandırır, dökmez; ama, enteresandır,
Erzurum'daki -yanlış anlamasınlar, her yer fazla para alsın, onun için
söylemiyorum, bir kıyaslama yapıyorum- Palandöken depremi diye anılan deprem 3
şiddetindedir, Sakarya'daki 9 şiddetindedir en az; Sakarya'daki ilçeler afet
dışındadır; ama, Erzurum belediyeleri, ilçeleri ve büyükşehir, afet içindedir. Yani, her zaman söylüyoruz, bunları anlamak ve bunları
bilmek için, gerçekten deprem bölgesine gitmek gerekiyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Son cümleniz... NEZİR AYDIN (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum. Değerli arkadaşlarım, şu anda yağmur yağdığı zaman
Sakarya'nın hiçbir mahallesinde sokaklarda gezilememektedir. Güneş açtığı
zaman, yine gezilememektedir; bu defa da toz toprak yığını halindedir, çukurlar
vardır. Yani, hangi tarafını anlatabilirim, bilemiyorum ki!.. Ama, bütün
bunların içerisinde, bütün bunlarda, bizim getirdiğimiz uğraştığımız yasa... Sayın Bakan az önce 15 dakika anlattılar. Sayın Bakan,
Sayın Cevat Ayhan Beyin, Meclis tatile çıkmadan, 28 soruluk bir soru önergesi
vardı, hâlâ cevap verilmemiştir, ilgi ve bilginize... Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydın. 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2 nci maddeyi okutuyorum : MADDE 2. - 7269 sayılı Kanunun değişik geçici 19 uncu
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Geçici Madde 19. - 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999
tarihlerinde vuku bulan depremlerin yol açtığı hasarların giderilmesi amacıyla
Dünya Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve
benzeri uluslararası finans kuruluşlarından sağlanacak olan dış kredi ve
hibelerle finanse edilecek geçici 13 ve 14 üncü maddeler kapsamındaki tüm işler
Başbakanlık tarafından koordine edilir ve Başbakanlıkça görevlendirilen bir
kurum veya kuruluş tarafından yürütülür." BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun
görüşlerini, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa ifade edecekler. Buyurun Sayın Fatsa. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak
Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair -644
sıra sayılı- kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu, saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, 2 nci madde, 7269 sayılı Kanunun
değişik geçici 19 uncu maddesini değiştirmektedir. Geçici 19 uncu madde de
"17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde vuku bulan depremlerin yol
açtığı hasarların giderilmesi amacıyla Dünya Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma
Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve benzeri uluslararası finans kuruluşlarından
sağlanacak olan dış kredi ve hibelerle finanse edilecek geçici 13 ve 14 üncü
maddeler kapsamındaki tüm işler Başbakanlık tarafından koordine edilir ve Başbakanlıkça
görevlendirilen bir kurum veya kuruluş tarafından yürütülür"
denilmektedir. Değerli arkadaşlar, geçici 13 ve 14 üncü maddelerde,
deprem bölgesinde, bütün altyapı, prefabrike ve kalıcı konut yapımı, yerleşim
yerlerinin belirlenmesi, yer ve malzeme kiralanması, araştırma, sondaj, imalat,
keşif, etüt, harita, plan, proje, müşavirlik ve benzeri hizmetleri yapmaya ve
yaptırmaya Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yetkili iken, görüşmekte olduğumuz bu
yasa tasarısının 2 nci maddesiyle, bu yetki, Bayındırlık ve İskân Bakanlığından
alınarak Başbakanlığa verilmektedir. Bu değişiklikle, Başbakanlık, bütün
yetkileri kendi uhdesinde toplamaktadır. Değerli arkadaşlar, bu uygulamadan anlaşılıyor ki,
Başbakan, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının deprem bölgesindeki hizmetlerinden
hoşnut değildir, rahatsızdır; bundan dolayı, yetki, Bayındırlık ve İskân
Bakanlığından alınıyor. Bu, açık bir güvensizliktir. Acaba, hizmetlerin
yürütülmesiyle ilgili bu yetki, Başbakanlık tarafından kime ve kimlere
verilecektir; bu konu açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu yönüyle bakıldığında,
endişe verici bir durum söz konusudur; çünkü, afet dönemlerinde, vatandaşın
kimden yardım isteyeceği açıklığa kavuşturulmamıştır. Değerli arkadaşlar, 17 Ağustos depreminin üzerinden
yaklaşık iki yıl geçmiş olmasına rağmen, afet bölgesindeki altyapı hizmetleri
tamamlanamamıştır. Bu bölgede, hâlâ prefabrike konutlarda afetzedeler iskâna
mecbur edilmektedir. Geçen bunca zaman içerisinde, bütün afetzedelerin kalıcı
konutlara kavuşturulması gerekirdi. Hükümet, bu işi becerememiştir. Bu
beceriksizliği, yetki devri yapmak suretiyle telafi edemezsiniz, bu mümkün de
değildir. Değerli arkadaşlar, bölgede ticarî hayat çökmüştür.
İşçi, esnaf, çiftçi, memur ve tüm afetzede vatandaşlar perişandır. Bölge
sefalete sürüklenmiştir. Bölgenin her alanda desteklenmesi gerekirdi.
Anayasanın 119 uncu maddesine göre, deprem bölgesinin afet bölgesi ilan
edilmesi gerekirdi; tüm uyarılarımıza rağmen, bunu yapmadınız. Rantiyeye, batık
bankalara katrilyonlar aktarılırken, afetzedeleri mağdur, çaresiz bırakmanız,
anlaşılır gibi değildir. Zaten, ekonomik uygulamalarınızla da bütün ülkeyi afet
bölgesi haline getirerek, 70 milyon afetzede meydana getirdiniz. Değerli arkadaşlar, doğal afetler, insanlığın zaman
zaman karşı karşıya kaldığı felaketlerdir. Afet bölgesi, 20 milyon insanın
yaşadığı, 6 ili kapsayan 7,4 şiddetindeki deprem felaketiyle âdeta bir faciaya
dönüşmüştür. Yasa ve yönetmeliklere uymamanın zararlarını, sebep olanlar değil,
vatandaşımız çekmiştir ve çekmektedir. Bu düşüncelerle, çıkacak olan bu yasanın hayırlı
olmasını temenni eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Tunceli Milletvekili
Sayın Kamer Genç; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) Konuşma süreniz 5 dakikadır. DYP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 644 sıra sayılı yasa tasarısının 2 nci maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, evvela, bu maddenin bu metne
girmesi, İçtüzüğün 35 inci maddesine aykırıdır. İçtüzüğün 35 inci maddesinde
der ki: "Komisyonlar, kendilerine havale edilen kanun tasarı veya
tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul edebilirler..." Kendileri bir madde
ilave edemezler; ama, tabiî, bizde hukuk hiç dinlenmiyor ki, Meclis Başkanları,
Başbakanlar, burada, Anayasayı, İçtüzüğü dinlemediklerine göre, komisyonları da
dinlemiyor. Yalnız, o kadar... Yani, çok kötü bir madde yazılmış ki, diyor ki
"...hibelerle finanse edilecek geçici 13 ve 14 üncü maddeler kapsamındaki
tüm işler..." Bu geçici 13, 14 üncü madde, hangi kanunun geçici 13, 14
üncü maddeleri, bunları belirtmek lazım; yani, komisyon... PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HAYRETTİN ÖZDEMİR
(Ankara) - Yukarıda var Kamer Bey bak, 7269... KAMER GENÇ (Devamla) - Yok efendim, yok yani. Şimdi, bu kanun, müstakil bir kanun geçiyor. Onun için;
yani, bunları, biraz, doğru dürüst kanunlar üzerinde kafanızı yorun da, bir
şeyler yazın, burası ciddî bir müessesedir. Şimdi, değerli milletvekilleri, tabiî ki, deprem,
Türkiye'de çok büyük bir tahribat yaptı; yapınca, tabiî, halkımızın
yardımseverliği, dar günde insanlarının yardımına koşma içgüdüsü ve şevki
karşısında büyük bir... Bu enkazların kaldırılması birçok hayırsever
vatandaşımız tarafından bedava yapılmaya başlandı; fakat, bu iktidarın bazı
bakanları, hemen, "yahu, burada bir rant var; niye, bedava bunları
kaldırsınlar" dediler. Bunu İzmitlisi biliyor, Sakaryalısı biliyor,
Düzcelisi biliyor, Bolulusu biliyor; yani, bunlar hepsini biliyor, o insanlar
da bizi dinliyorlar. Hemen tuttular, bu enkaz kaldırmayı kendi yandaşlarına
ihale ettiler. HASARİ GÜLER (Adıyaman) - Nereden biliyorsun?! KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, ben gayet iyi
biliyorum, gidin, o halka karşı konuşun. Arkasından altyapı yapılma meselesi yapıldı. Altyapıda
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 14 tane firma çağırdı, 14'üne de iş verdi. HASARi GÜLER (Adıyaman) - Yok öyle bir şey. KAMER GENÇ (Devamla) - Sorun yani, ben, yalan... 14'üne
iş verdi, çok da büyük maliyetlerle verdi. Şimdi, bakın, Erzincan depremi, Tunceli Pülümür ve
Gümüşhane depremi olduğu zaman Doğru Yol ile SHP o zaman iktidardaydı; yani, bu
acılı günde, o zaman iktidarda olan Doğru Yol Partisi de SHP de bundan bir rant
elde edeyim, kazanç sağlayayım hükmü altında, düşüncesi altında koşmadılar, çok
objektif, çok güzel kanunlar düzenleyerek, kısa zamanda da bu işleri yaptılar
ve çıt çıkmadı; ama, siz Dünya Bankasından aldığınız krediyi kime verdiniz,
soruyorum. Biraz önce ANAP'lı Grup Başkanvekili bana soruyor; kime verdiniz o
kredileri? Kendi yandaş müteahhitlerinize vermediniz mi?! O inşaatlar teslim
edilmedi mi? BAŞKAN - Sayın Genç... KAMER GENÇ (Devamla) - Bu maddeyle ilgili; bakın Sayın
Başkanım, bu maddeyle ilgili... BAŞKAN - Hayır efendim; yani, sataşmaya meydan vermeyin
lütfen. KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, rica ediyorum; yani,
bir grup adına konuşurken grubun ağırlığını ve saygınlığını bilerek
konuşuyorum, kişisel şeye gitmiyorum; ama, yani, burada, orada Dünya
Bankasından alınan büyük kredileri birtakım yandaş müteahhitlere verdiler; o
müteahhitlerin de şimdi burada ismini söylemiyorum; ama, belirli partilerin de
çok yandaş insanları ve bu evler yapılmadı hâlâ, çok büyük suiistimaller
yapıldı buraya. Şimdi, Sayın Bakan burada diyor ki: "Vur kaç yapıp
gidiyorlar." Sayın Bakan, burada vur kaç yok. İktidarınız o kadar vur
kaçlarla dolu bir iktidar ki, yani bizim buna gücümüz yetmiyor. Bakın, eskiden iktidara gelen partilerin beş senede ya
bir tane ya iki tane suiistimali yakalanırdı; ama, sizin her tarafınız
suiistimal kardeşim. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Senin yukarıdan aşağı her
tarafın suiistimal. KAMER GENÇ (Devamla) - Onun için, bunları dile getirmek
mümkün değil; yani, siz orada çok şey ediyorlar... Çok suiistimal yaparsak, her
gün, birisi, bir suiistimal söylenir o söylenince ötekisi unutulur, o
söylenince ötekisi unutulur. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Suiistimalin büyüğü başınızda
oturuyor. Ayıptır!.. KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
vallahi, billahi halk bizi dinliyor, tillahi halk bizi dinliyor, bizim burada
birbirimize bağırmamıza gerek yok; yani, bakın, şu tasarıyı getirmekteki
amacınız hakikaten küçük memura, küçük işçiye; yani az gelirliye, kamu
görevlisine para... Yani, bunların süresini uzatmayı hedefleseydiniz saygı
duyardık; ama, inanmanızı istiyorum... Zaten böyle kişilerin menfaatı söz
konusu olsaydı, bu tasarı gelmezdi. Yahu, 300 milyon, 400 milyon veya 200
milyon alan personelin kim hakkını korur; ama, tabiî, 5 000 dolar; yani, 6
milyar, 7 milyar lira para alanların menfaatı olduğu için, bu, öncelikle geldi,
hemen gündeme girdi. Yoksa, bu saatte, böyle küçük memurların biz ne zaman
hakkını savunduk?! Polisin, işçinin, öğretmenin, küçük memurun ne zaman burada
hakkını savunduk. Siz getiriyorsunuz ancak büyük holdinglerin menfaatını
savunuyorsunuz. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Holdinglerin menfaatını
savunanları biz biliyoruz. KAMER GENÇ (Devamla) - Büyük menfaat gruplarının
hakkını savunuyorsunuz, size de yakışan budur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın genç, size süre vereceğim; fakat, bakın,
şahsa hitap ederek konuşma yapıyorsunuz. Grup adına konuştuğunuzu, zaten,
herhalde siz de biliyorsunuz, hepimiz de biliyoruz. Mikrofonunuzu 1 dakika için açıyorum, buyurun. ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) - Sayın Başkan, konuyla ilgili hiç
konuşmadı. KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, tabiî ki, gurup
adına konuştuğumun farkındayım. Grubumuzun da benimsediği ve şiddetle karşı
çıktığı düşünceleri burada dile getirmek de bizim görevimiz. Ben, bunları, bu
arkadaşlara söylüyorum ki, yani, yarın, siz, burada muhalefete düştüğünüz zaman
vallahi, billahi söz söyleme hakkınız olmaz. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Biz, muhalefete düştüğümüz
zaman sizin gibi yapmayız. KAMER GENÇ (Devamla) - Ayrıca, biz, zaten seçime
gittiğimiz zaman... Şimdi, bakın, şu anda, çok çelişkili bir durum var. Şimdi,
milletin menfaati... Üç tane koalisyon partisinin menfaatı çatışıyor. Eğer,
seçime gitseniz bittiniz; seçime gitmezseniz millet bitti. Onun için, size,
şunu söyleyeyim: Seçime gittiğimiz zaman, hepinizden inanmanızı istiyorum,
bugünkü bakanlarınızın büyük bir kısmı Yüce Divana gidecek. Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Genç. Sayın milletvekilleri, 2 nci madde üzerindeki
müzakereler tamamlanmıştır. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 3 üncü maddeyi okutuyorum : MADDE 3.- Bu Kanun 13.10.2000 tarihinden geçerli olmak
üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 4 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 4.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. Sayın Seven'i dinlemeden, hiçbir kanunu bitirmek mümkün
değildir. Buyurun Sayın Seven. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Bu Kanun, memleketimize hayırlı
olsun diyorum. Cenabı Allah'tan şunu niyaz ediyorum ki, bir daha bu tür
felaketlerle karşı karşıya gelmeyelim. Hayırlı akşamlar diliyor, saygılar sunuyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun. Sayın Bakanımız teşekkür konuşması yapacaklar. Buyurun. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Bugün için, Dünya Bankası kredisiyle 12068 konut
inşaatı devam etmektedir ve Bayındırlık Bakanlığının yaptırdığı konut sayısı 25
000'dir. 2 500 konut da hibe yoluyla yapılmaktadır. Krediler sorulmuştu; Dünya Bankasından 752 000 dolar,
Avrupa Konseyi Kalkınma Bankasından 300 milyon dolar, Avrupa Yatırım
Bankasından 600 milyon Euro kredi temin edilmiş ve bu krediler kullanılmaktadır.
Burada, yine, milletvekili arkadaşlarımızın bir iddiası
da, o bölgenin afet bölgesi ilan edilmediği konusuydu. O bölgeler, depremin
hemen sonrasında, Bayındırlık Bakanlığımızın kararıyla afet kapsamına
alınmıştır. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Hayır öyle bir şey yok. Sayın
Bakan, olur mu öyle şey?!. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Afet kapsamı başka, afet
bölgesi başka! BAŞKAN - Efendim, Sayın Bakanı dinleyelim lütfen. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Bir bakan yanlış şey söyler mi?! DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Devamla) - Sayın Başkan... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Acil bölge ilan edildi, afet
bölgesi ilan edilmedi. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Devamla) - Sayın Hoşver... BAŞKAN - Sayın Bakana müsaade edelim efendim. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Devamla) - Şimdi, bu
konuda... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sayın Başkanım, bir bakan, bu
kadar milletin içinde yanlış bilgi veremez. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Yanıltıyor Sayın Başkanım, afet
bölgesi başkadır, afet ilan etmek başkadır. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Olur mu öyle şey?!. Afet bölgesi
olmadığını biliyor. BAŞKAN - Efendim... DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Devamla) - Sayın Başkan,
izin verirseniz... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Bütün bakanlar böyle mi yapıyor?! DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Devamla) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim, müsaade edin; sizin ikazınız üzerine
belki düzeltecektir. Buyurun Sayın Bakan. RAMAZAN GÜL (Isparta) -17 Ağustostan beri afet bölgesi
ilan edilmesi noktasında, hükümete bizim arzımız vardır. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Olur mu Sayın Başkanım?! Bir
devlet bakanı, bu işlerle yakından ilgili bir devlet bakanı, burası afet
bölgesi diyebilir mi?! BAŞKAN - Efendim, bilineni herkes biliyor; Sayın Bakanı
dinleyelim. Buyurun efendim. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Öyle şey olur mu yahu!.. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın Başkan,
eğer bittiyse milletvekillerimizin konuşmaları, ben cevap vereceğim. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Yazılı cevap verin, ben şey
yapacağım. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - İzin verir
misiniz... NECMİ HOŞVER (Bolu) - "Acil bölge ilan edildi"
deyin hiç olmazsa; afet bölgesi başka şey... M. ZEKİ SEZER (Ankara) - Ne fark var? NECMİ HOŞVER (Bolu) - Çok fark var. BAŞKAN - Efendim, dinleyelim Sayın Bakanı. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Ama, bakın, bu
konuda, Sayın Başkan, gerçekten, o bölge insanlarında da, başından beri bu konu
hep böyle speküle edilmiştir. O konuda... (DYP ve FP sıralarından gürültüler) NECMİ HOŞVER (Bolu) - Ne speküle edilecek canım!.. NEZİR AYDIN (Sakarya) - Yanlış bilgilendiriyor... RAMAZAN GÜL (Isparta) - Afet bölgesi ilan edildiği
zaman, konut kredisi konur, vergi avantajı konur, oradaki memurlar daha fazla
maaş alır. Otomatikman bunlar... BAŞKAN - Sayın Bakanın sözünü kesmeyelim efendim;
sonra, gerekirse konuşursunuz, lütfen dinleyelim... NECMİ HOŞVER (Bolu)
- Sayın Başkan, yanlış bilgilendiriyor, yanlış!.. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Yanlış bilgilendiriyor,
yanlış!.. M. ZEKİ SEZER (Ankara) - Yani, senin söylediğin doğru,
başkasının ki yanlış, öyle mi?! SALİH DAYIOĞLU (İzmir) - Ayıp be!.. BAŞKAN - Lütfen dinleyelim... DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın
Başkan... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Yanlış bilgilendiriyor, yanlış!.. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Sayın
milletvekilim izin verir misiniz, konuşabilir miyim?.. Eğer, varsa
konuşacağınız, buyurun konuşun; ben, ondan sonra cevap vereyim size. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Tamam; konuşun. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Ben, üçbuçuk
yıldır, bu konularla ilgili görev yapıyorum ve bu görev sırasında, gerek Batı
Karadeniz sel felaketinde gerek Adana depreminde, Ege sel felaketinde ve
Türkiye'deki 17 Ağustos, 12 Kasım depremlerinde, yani, bütün bu çalışmalarda
görev almış bir insanım ve bu konulardaki yasal düzenlemeleri de, hem
geçmişiyle hem bugünüyle bilen bir insanım; buna itimat etmenizi istiyorum. Şimdi, eğer, bu bölge, afet bölgesi ilan edilmediyse... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Böyle bir şey olur mu?! DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - İzin verin... Pekâla, bu sosyal yardımlar, hangi kanuna göre yapıldı?
Esnafların bu kredileri neye göre ertelendi? KOBİ'lerin kredileri neye göre
ertelendi? Yine, bu... NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sayın Bakan, sen izah et bu
konuları bakalım... DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Bir dakika... Hepsi, 7269 sayılı Kanun neye göre uygulandı? İşte afet
bölgesi olduğu için... NEZİR AYDIN (Sakarya) - Niye o zaman ikide bir karar
alıyorsunuz?! DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Bir dakika...
Bir dakika sayın milletvekilim... 7269 sayılı Kanunun uygulanması için, önce o bölgenin
afet bölgesi kapsamına alınması gerekir ki, o yapıldı, ondan sonra ona göre bu
konutlar yapılıyor. NECMİ HOŞVER (Bolu) - Böyle bir şey olur mu?! DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Şimdi, yine,
bu Bağ-Kur, sigorta ertelemeleri neye göre yapıldı? Yani, ben, arkadaşlarımızın
bu konuyu incelemelerini rica ediyorum. Erzincan depremiyle ve Gümüşhane depremiyle ilgili
yapılan kanunî düzenlemeler ne ise, bu depremle ilgili onun daha ötesine geçen
yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu konuyu incelemenizde yarar vardır. Ayrıca, Sayın Genç, burada, gerçekten, çok iddialı bir
şekilde, Erkan Kahraman isimli bir görevliyle ilgili iddialarda bulundu, 5 000
dolar, 6 000 dolar ifadesiyle. Eğer, yetişebilseydi, o memurun bordrosu buraya
geliyordu. Onu, ben, yarın Sayın Genç'e takdim edeceğim; bordrosu 2 milyar
liraymış ve ücreti de Dünya Bankası projesi kapsamında ödeniyormuş. KAMER GENÇ (Tunceli) - Ama... DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Bir dakika... Bordrosu da, belki şu anda gelmek üzeredir. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Bakan, 2 milyar lira o
zaman 5 000 dolara tekabül ediyordu. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım efendim. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Şimdi, ben, şu
anda ilgili, bunu bilebilecek bir insanı evinden arattırarak bunu öğrendim;
bordrosunu gönderiyorlardı, yetişmedi buraya. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Bakan, 2 milyar lira o
zaman 5 000 dolara karşılık geliyordu. BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederseniz efendim; Kanun
kabul edildi zaten. DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) - Teşekkür
ediyorum. Sayın Başkan, son olarak söylemek istediğim şu: Deprem
bölgesiyle ilgili, tabiî ki, yapılanlara dört dörtlük demek mümkün değildir;
ancak, arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, o bölgede, insanlık tarihinin
yaşadığı en büyük felaket yaşandı, o bölgede, insanlık tarihinin en büyük
insanî dayanışması yaşandı ve o bölgede, yapılan işler ve alınan sonuçlar, hem
devlet olarak hem millet olarak gurur duymamızı gerektirecek sonuçlardır. Zaman
içerisinde bu daha da iyi anlaşılacaktır; ama, bu demek değildir ki, oradaki
insanların acıları yüzde yüz dinmiştir; ama, o çabalar da, yapılan işler de, o
bölge insanı tarafından da takdir edilmektedir. Ben, Sayın Başkana, sayın milletvekillerine ve bu
kanuna katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan. Sayın milletvekilleri, aldığımız karar gereğince
çalışmalara devam ediyoruz. Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısının müzakerelerine başlayacağız. 9. -
Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı : 653) BAŞKAN - Komisyon?... Yok Hükümet?... Yok. Bu saatten sonra da gelmeyecekleri anlaşılmıştır. Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için,
20 Nisan 2001 Cuma günü, saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyor,
hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Kapanma Saati : 22.02 |
|