|
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III. - YOKLAMALAR IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1. - Adıyaman Milletvekili Mahmut Nedim Bilgiç’in, Güneydoğu Anadolu
Bölgesi antepfıstığı üreticilerinin sorunları ile alınması gereken önlemlere
ilişkin gündemdışı konuşması 2. - Hakkâri Milletvekili Mecit Piruzbeyoğlu’nun, Hakkâri İlinin
sorunları ile alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
SağlıkBakanı Osman Durmuş’un cevabı 3. - Ankara Milletvekili Ayşe Gürocak’ın, Tevhidi Tedrisat Kanununun
kabulünün 77 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim
Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1. - Balıkesir Milletvekili Hüseyin Kalkan ve 21 arkadaşının,
Balıkesir’in Dursunbey İlçesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/181) C) TEZKERELER VE ÖNERGELER 1. - Aksaray Milletvekili Murat Akın’ın (6/1170) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/319) 2. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın (6/1184) esas numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/320) 3. - Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin, 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanununun Geçici 41 inci Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin
(2/443) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/321) 4. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, 657 sayılı DevletMemurları
Kanununa Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/581) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/322) 5. - Yozgat Milletvekili Mesut Türker’in, Yükseköğretim Kurumları
Teşkilâtı Hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulüne Dair 2809 sayılı Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin
(2/256) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/323) D) ÇEŞİTLİ İŞLER 1. - Genel Kurulu ziyaret eden Kuzey KıbrısTürk Cumhuriyeti
MeclisBaşkanı Ertuğrul Hasiboğlu ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “hoş
geldiniz” denilmesi V. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS
SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI A) GÖRÜŞMELER 1. - Konya Milletvekili Veysel Candan ve 29 arkadaşının, deprem
konutlarıyla ilgili ihalelerin yapılış şekli ve altyapı hizmetlerinde
uyguladığı yanlış politikalarla devleti zarara uğrattığı ve afet
kararnameleriyle belediyeler arasında partizanlık yaptığı iddialarıyla
Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/8) VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR 1. - Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, MHP Grubu adına konuşan
Kocaeli Milletvekili Kemal Köse’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması 2. - Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan’ın, MHP Grubu adına konuşanKocaeli
Milletvekili Kemal Köse’nin, bakanlığı döneminde afet sebebiyle çıkarılan bir
kararname hakkında doğru olmayan beyanlarda bulunduğu iddiasıyla açıklaması 3. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Bayındırlık ve İskân
Bakanı Koray Aydın’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması 4. - Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Bayındırlık ve İskân Bakanı
Koray Aydın’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması 5. - Kocaeli Milletvekili MehmetBatuk’un, Bayındırlık ve İskân Bakanı
Koray Aydın’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması 6. - Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin’in, Bayındırlık ve İskân Bakanı
Koray Aydın’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. - İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun; İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı’nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Ankara Milletvekili
Yıldırım Akbulut’un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım’ın; Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy,Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven’in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak
Milletvekili Hasan Gemici’nin ve İzmirMilletvekili Işılay Saygın’ın; Türkiye
BüyükMillet Meclisi İçtüzüğünde DeğişiklikYapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442,
2/449) (S. Sayısı : 527) 2. - Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu Tasarısı ve
Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşlerkomisyonları raporları
(1/693) (S. Sayısı : 580) 3. - Hayvan Islahı Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonu Raporu (1/630) (S. Sayısı : 418) VIII. - SORULAR VE CEVAPLAR A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1. - Antalya Milletvekili Mehmet Zeki Okudan’ın, Fona devredilen
bankaların faizle para topladıkları iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve
DevletBakanı Recep Önal’ın cevabı (7/3293) 2. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 1999 - 2000 yıllarında
ek vergilerle Deprem Fonuna sağlanan gelirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve
Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/3391) 3. - Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, Bağ-Kur emeklilerinin
maaşından yapılan kesintiye ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/3423) 4. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 2001 yılında Erzincan
İline yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Abdulhaluk Mehmet
Çay’ın cevabı (7/3465) 5. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 2001 yılında Erzincan
İline yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve DevletBakanı Şuayip Üşenmez’in
cevabı (7/3493) 6. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 2001 yılında Erzincan
İline yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın
cevabı (7/3468) 7. - Antalya Milletvekili Mehmet Baysarı’nın, meslek liselerinden diğer
liselere öğrenci nakli yapan müdürlere verilecek cezalara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı (7/3474) 8. - Gaziantep Milletvekili Ali Özdemir’in, bakanlıkça Gaziantep’te
yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin
Bostancıoğlu’nun cevabı (7/3410) 9. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Talim ve Terbiye Kurulunca
dördüncü sınıf öğrencilerine tavsiye edildiği iddia edilen bir kitaba ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun cevabı (7/3422) 10. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan-Üzümlü
DevletHastanesinin sağlık personeli sorununa ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı
Osman Durmuş’un cevabı (7/3398) 11. - İzmir Milletvekili Kemal Vatan’ın, eski bakan ve müsteşarların
isimlerinin sağlık kuruluşlarına verilmesine ilişkin sorusu ve SağlıkBakanı
Osman Durmuş’un cevabı (7/3383) 12. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, 2001 yılında Erzincan
İline yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun
cevabı (7/3454) 13. - Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, Adıyaman Telekom
Bölge Müdürlüğünce yapılan bir ihaleye ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Enis
Öksüz’ün cevabı (7/3414) I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak üç oturum yaptı. Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan’ın dış ticaretteki gelişmelere ilişkin
gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Tunca Toskay, cevap verdi; Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Ankara İlinin genel
sorunlarına, Ardahan Milletvekili Faruk Demir de Ardahan İlinin düşman işgalinden
kurtarılışının 80 inci yıldönümüne, İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar. İtalyan Senatosu Başkanvekili ve Avrupa - Akdeniz Kadın Parlamenterler
Forumu Başkanının vaki daveti üzerine Malta’ya gidecek olan dört kadın
parlamenterden oluşan Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ve, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanının beraberinde
bir parlamento heyetiyle Tükiye’ye davetlerine, İlişkin Başkanlık tezkereleri GenelKurulun bilgisine sunuldu. Kars Milletvekili İlhan Aküzüm ve 32 arkadaşının, Ermenilerin Kars
İlinde yerli halka yaptıkları mezalimin araştırılması ve bölge üzerindeki
emellerine karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/178), BitlisMilletvekili İbrahim Halil Oral ve 35 arkadaşının, Ermenilerin
Bitlis İlinde yerli halka yapmış oldukları mezalimin araştırılması ve Bitlis
üzerindeki emellerine karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
(10/179), Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 31 arkadaşının, Adıyaman İli Besni
İlçesindeki ta-rihî ve kültürel varlıkların korunması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla (11/180), Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri okundu; önergelerin,
gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı. Sinop Milletvekili Yaşar Topçu’nun Adalet Komisyonu üyeliğinden
çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu. DevletBakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın, temaslarda
bulunmak üzere bir heyetle birlikte 10-12 Ocak 2001 tarihlerinde Almanya’ya
yaptığı resmî ziyarete, İstanbul Milletvekili Cavit Kavak’ın da iştirak
etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Başbakanlık tezkeresi, kabul edildi. Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan GelenDiğer işler”
kısmında bulunan : TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve
Anayasa Komisyonu Raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325,
2/442, 2/449) (S.Sayısı : 527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere
ilişkin Komisyon raporu henüz hazırlanmadığından, Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu Tasarısı (1/693)
(S. Sayısı : 580) ile, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye (1/53) (S. Sayısı : 433), Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Jandarma Teşkilât, Görev ve
Yetkileri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 629 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye (1/759) (S. Sayısı : 572), Emniyet Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 611 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye (1/727, 1/660, 1/795) (S. Sayısı : 576), Millî Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme
Başkanlığının Kuruluşu ve Görevleri Hakkında 613 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye (1/752) (S.Sayısı : 577), Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 621 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye (1/728) (S. Sayısı : 591) Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Nakdî Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 624 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye (1/757, 2/603, 2/605) (S.Sayısı : 592), Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
612 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye (1/725, 1/701, 1/731, 1/627, 1/793,
1/794) (S. Sayısı : 607), Başbakanlık Teşkilâtı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda DeğişiklikYapılmasına Dair 626 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye (1/758) (S. Sayısı : 609), İlişkin kanun tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, Ertelendi; Hayvan Islahı Kanunu Tasarısının (1/630) (S. Sayısı : 418) görüşmelerine
başlanarak, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı; istem üzerine yapılan
yoklamalar sonucunda, Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı
anlaşıldığından; Alınan karar gereğince, 27 Şubat 2001 Salı günü saat 14.00’te toplanmak
üzere, birleşime 17.55’te son verildi. Nejat Arseven Başkanvekili
No. : 93 II. - GELEN
KÂĞITLAR 26.2.2001
PAZARTESİ Rapor 1.- Eşyanın
Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında
Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 614) (Dağıtma
tarihi: 26.2.2001) (GÜNDEME) Sözlü Soru
Önergeleri 1.- Amasya
Milletvekili Akif Gülle'nin, sel felaketine uğrayan Amasya-Yeşil Yenice ve
Suluova'nın Yardım kararnamesi kapsamına alınmamasına ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1260) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 2.- Bursa
Milletvekili Faruk Çelik'in, Türk Denizcilik Sektörüne ilişkin Devlet
Bakanından (Ramazan Mirzaoğlu) sözlü
soru önergesi (6/1261) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 3.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, deniz
taşımacılığına ilişkin Devlet Bakanından (Ramazan Mirzaoğlu) sözlü soru önergesi (6/1262) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.2.2001) 4.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, amatör sporlar
ve tesisleşmeye ilişkin Devlet
Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi (6/1263) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.2.2001) 5.- Bursa Milletvekili
Faruk Çelik'in, sanayicilerin
faaliyet dışı gelirlerine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1264) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.2.2001) 6.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, belediyelerin çöp sorununa ilişkin Çevre Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1265) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 7.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, doğalgaz kullanımına ve enerji kaynaklarına
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1266)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 8.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, Bursa'daki
arıtma projelerine ilişkin Çevre Bakanından sözlü soru önergesi (6/1267)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 9.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, Kalkınmada
Gençlik Projesine ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi
(6/1268) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 10.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, havaalanlarına
iniş ve kalkış yapan uçaklardan alınan ücrete ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1269) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.2.2001) 11.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, Bursa'daki köy
yollarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi
(6/1270) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 12.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, huzurevlerinde
öğretmen istihdamına ve Bursa Sırameşeler spor salonuna ilişkin Devlet
Bakanından (Hasan Gemici) sözlü soru önergesi(6/1271) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.2.2001) 13.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, petrol
şirketlerine ödendiği iddia edilen fazla paralara ilişkin Devlet Bakanından
(Recep Önal) sözlü soru önergesi (6/1272) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 14.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, kaçak olarak
çalıştırılan çocuklara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1273) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 15.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, gelir vergisine
ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1274) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.2.2001) 16.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, Köy Hizmetleri
için alınacak araçlara ve köy yolarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa
Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/1275) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 17.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, personel
sayısına ve niteliklerine ilişkin Çevre
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1276) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 18.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmam Hatip
liselerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1277)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 19.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, Bursa İlindeki işitme engelli öğrencilere
ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1278) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.2.2001) 20.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, baraj
projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1279) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 21.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, gelir
dağılımına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Devlet Bahçeli)
sözlü soru önergesi (6/1280) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) Yazılı Soru
Önergeleri 1.-
Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş'ın, son ekonomik krize ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3744) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.2.2001) 2.- Aksaray
Milletvekili Ramazan Toprak'ın, demiryolu taşımacılığıyla ilgili altyapı
yatırım çalışmalarına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3745) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 3.- Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, kamu açıklarının finansmanında Merkez
Bankası kaynaklarının kullanılıp kullanılmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru
önergesi (7/3746) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 4.- Aksaray
Milletvekili Ramazan Toprak'ın,
deniz taşımacılığıyla ilgili altyapı yatırım çalışmalarına ilişkin
Devlet Bakanından (Ramazan Mirzaoğlu) yazılı soru önergesi (7/3747) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.2.2001) 5.- Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın,
mesleki ve teknik eğitimi özendirme konusunda çalışma yapılıp
yapılmadığına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3748) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.2.2001) 6.- Van
Milletvekili Fethullah Erbaş'ın,
medya gruplarının kamu bankalarından kullandıkları kredilere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3749) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001) 7.- Kırıkkale
Milletvekili Kemal
Albayrak'ın, Kırıkkale SSK Hastanesinin
tomografi cihazı ihtiyacına ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3750)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.2.2001)
No. : 94 27.2.2001
SALI Raporlar 1.- Giresun
Milletvekili Rasim Zaimoğlu'nun, Şebinkarahisar Adı İle Yeni Bir İl Kurulması
Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme
Alınmasına İlişkin Önergesi (2/48) (S. Sayısı: 620) (Dağıtma tarihi: 27.2.2001)
(GÜNDEME) 2.- Kastamonu
Milletvekili M. Hadi Dilekçi'nin, İğdir Adıyla Bir İlçe Kurulmasına İlişkin
Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına
İlişkin Önergesi (2/305) (S. Sayısı: 621) (Dağıtma tarihi: 27.2.2001) (GÜNDEME) 3.- Tokat
Milletvekilleri Reşat Doğru ve Lütfi Ceylan'ın, Kuzey Anadolu Fay Zonu Üzerinde
Bulunan Yerleşim Alanlarında Depreme Karşı Alınması Gereken Tedbirler Hakkında
Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına
İlişkin Önergesi (2/580) (S. Sayısı: 622) (Dağıtma tarihi: 27.2.2001) (GÜNDEME) Yazılı Soru
Önergesi 1.- Bursa Milletvekili Hayati Korkmaz'ın, ithalatçı
firmaların serbest bölgelerde şube açtıkları iddiasına ilişkin Devlet
Bakanından (Tunca Toskay) yazılı soru önergesi (7/3751) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26.2.2001) Meclis
Araştırması Önergesi 1.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Kalkan ve 21 arkadaşının, Balıkesir'in Dursunbey İlçesinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/181) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.2.2001) Geri Alınan
Yazılı Soru Önergesi 1.- Sivas
Milletvekili Musa Demirci, TRT'ye ayrılan ödeneğe ve reklam gelirlerine ilişkin
Devlet Bakanından yazılı soru önergesini 27.2.2001 tarihinde geri almıştır
(7/3444) Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, Köylere Hizmet Fonundan Adıyaman İli
köylerine yapılan yardımlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3265) 2.- Balıkesir
Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'ın,
Bakanlığın 2000 Malî yılı Bütçesinden ve yardım fonlarından belediyelere
yapılan yardımlara ilişkin Çevre
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3275) 3.- Gaziantep
Milletvekili Nurettin Aktaş'ın,
Gaziantep-Nizip İlçesinde otoyol
inşası için kamulaştırılan arazilerin bedellerine ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3278) 4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in, Boğaz
Köprüsü geçiş ücretlerine yapılan zamma
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3280) 5.- İstanbul
Milletvekili Celal Adan'ın,
Boğaz Köprüsü geçiş ücretlerinde yapılan artışa ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3281) 6.- Çankırı Milletvekili
Hüseyin Karagöz'ün, Bakanlığın Çankırı İlindeki yatırım projelerine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3285) 7.- Antalya Milletvekili Mehmet Zeki Okudan'ın,
Antalya-Serik-Gebiz ve Kemer
ilçelerinin uğradığı sel felaketine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan)
yazılı soru önergesi (7/3288) 8.- Hatay Milletvekili Metin Kalkan'ın, Suriye
sınırında bekletilen Türk tırlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3295) BİRİNCİ
OTURUM Açılma Saati
: 14.00 27 Şubat 2001
Salı BAŞKAN :
Başkanvekili Ali ILIKSOY KÂTİP ÜYELER
: Melda BAYER (Ankara), Mehmet BATUK (Kocaeli) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 65 inci Birleşimini açıyorum. III. - Y O K
L A M A BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapılacaktır. Yoklama için 5 dakikalık süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen arkadaşlarımız olursa, yoklama
pusulalarını teknik personel vasıtasıyla Başkanlığımıza göndermelerini rica
ediyor ve yoklama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
bulunamamıştır. Birleşime, saat 14.30'da toplanmak üzere, ara
veriyorum. Kapanma Saati
: 14.07 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati
: 14.30 BAŞKAN :
Başkanvekili Ali ILIKSOY KÂTİP ÜYELER
: Melda BAYER (Ankara), Mehmet BATUK (Kocaeli) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 65 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. III. - Y O K
L A M A BAŞKAN - Birinci oturumda toplantı yetersayısı
bulunamamıştı. Şimdi, yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım ve
5 dakikalık süre vereceğim. Bu arada, sisteme giremeyen sayın milletvekillerinin,
teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen
arkadaşımız olursa, belirtilen süre içerisinde yoklama pusulalarını
Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica ediyorum. Yoklama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız
vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz
vereceğim. Gündemdışı ilk söz, güneydoğu fıstık üreticilerinin
ekonomik ve sosyal durumları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mahmut
Nedim Bilgiç'e aittir. Buyurun Sayın Bilgiç. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR 1. - Adıyaman
Milletvekili Mahmut Nedim Bilgiç’in, Güneydoğu Anadolu Bölgesi antepfıstığı
üreticilerinin sorunları ile alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ağırlıklı olarak Adıyaman,
Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Mardin ve Siirt İllerinde
antepfıstığı ekimi yapan 400 000 ilâ 500 000 kişilik çiftçimiz çok zor durumda
bulunmaktadır. Bunların durumunu Genel Kurulda tespit etmek için söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, fıstık çiftçiliği son derece
ağır bir daldır; yani, fıstık ağacının ekimiyle üretimi arasında en az on yıl
zaman vardır. On yıl içerisinde yetişen ağaç ürün vermeye başlar ve iki yılda
bir ürün alınır; yani, çiftçi bir yıl ürün alır, iki yıl harcar. Fıstık üretimi
yapan çiftçi, bu ziraatı -saydığım bu bölgede bütün dağ taş, kıraç- fıstıktan
başka hiçbir ürün alınamayan bölgede yapmaktadır. Değerli milletvekilleri, tabiî ki, bu saydığım bölgenin
tamamında sorunlar ve sıkıntılar aynıdır; ama, fıstık üreticilerinin isteği ve
talebi üzerine kendi bölgeme yapmış olduğum ziyarette gördüğüm manzara içler
acısıdır. Adıyaman'ın Besni İlçesinin Hüveydi bölgesinde, Eskiköy'den başlayıp,
Sarı Yaprak, Suvarlı ve Köseceli beldelerinde ve onlara bağlı 45'e yakın köy ve
mezrada fıstık üretimi yapılmaktadır. Burada aşağı yukarı 40 000 kişi bu işi
yapmaktadır. Değerli milletvekilleri, önemli bir sorunu anlatmaya
çalışıyorum; yani, 500 000 vatandaşımızın, Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki
ekmeğiyle ilgili ekonomik ve sosyal meseleye değinmek istiyorum ve altını
çizerek söyleyeyim ki, bu işi çok önemli sayıyorum. Burada en önemli mesele, bu arazilerde, fıstık
üretiminden başka hiçbir şey yapma imkânının olmamasıdır arkadaşlar; dağ taş ve
melengiç ağacı, çalı çırpı, vatandaş, bunun içerisinde, dişiyle tırnağıyla iki
yıl çalışıp, bir yıl ürün alıp iki yıl harcamakta; evine götürdüğü ücret de
asgarî ücret. Son yıllarda sıkıntıya giren fıstık üreticisinin
durumu, bu yıl felaket. On gün önce kendi bölgeme gidip, fıstık üreticisi
arkadaşlarla görüştüğümde, işlerinin içler acısı olduğunu, son derece büyük
sıkıntı içerisinde olduklarını gördüm. Geçen yıl kilogramı 3 500 000 liraya
satılan fıstık, bu yıl 1 200 000 liraya kadar düşmüş; bunun sebebi de,
Güneydoğu Birliğin, destekleme alımını zamanında yapmaması ve alımı da sonuna
kadar sürdürmemesidir. 2 milyon lira başfiyat verilmiş, çiftçinin kilogram için
almış olduğu fiyat 1 750 000 - 1 850 000 civarında. Şu anda fiyat, destekleme
alımı çekildiği için 1 200 000 lira civarında. Değerli arkadaşlarım, gerek kalibrasyon gerekse analiz
sisteminin çok ince hatlarına kadar uygulanması, çiftçinin elindeki fıstığın
alınamaması gibi bir sıkıntı ortaya çıkarmıştır. Bu sıkıntının temelinde,
birincisi, destekleme alımını tam yapmamak, ikincisi, İran'dan sınır
ticaretiyle gelen fıstığın önüne geçememek, üçüncü ve en önemlisi de, dünyadaki
ihracat pazarımızın kaybedilmesi vardır. Şu anda 50 000 ton olan rekoltenin 10
000 tonu iç tüketimle gitmiş, geriye kalan 40 000 ton çiftçinin ve köylünün
elindedir. Buna, acil çözüm bulmak mecburiyetindeyiz. Biraz sonra, gündemdışı konuşmaların rutin cevabını
vermekle yetinen hükümet üyeleri, değerli bakanımız, cevabını verirken, umut
ediyorum ki, buna bir çözüm getirir. Ben bir çözüm öneriyorum: Şu anda, Türk Lirası, dolar
karşısında yüzde 30-40 değer kaybetmiş durumda. Eximbankı çalıştırmak
suretiyle, fıstık ihracatçısına, Güneydoğu Birlik aracılığıyla, Eximbank
kredisi vermek suretiyle ihracata açıp, eldeki 40 000 ton fıstığı mutlaka ihraç
edip, hem ülkeye döviz sokalım hem de çiftçinin elindeki 40 000 tonu ve
tüccarın elindeki 40 000 tonu iyi fiyatla değerlendirelim. Çiftçimiz, köylümüz
son noktada. Değerli arkadaşlarım, bütün çiftçiler, tütüncü,
fıstıkçı, pamukçu, kuru ziraat yapanların hepsi sıkıntıda ve hepsinin sıkıntısı
çok büyük. Bu olayı, bu meseleyi rutin tedbirlerle çözme imkânına sahip
değiliz; mutlaka ve mutlaka çok köklü ve radikal tedbirler almak durumundayız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun Sayın Bilgiç, 1 dakika içerisinde
toparlayınız efendim. MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) - Fıstık için alınacak
tedbirlerin, mutlaka ve mutlaka, ihracatın önünü açacak şekilde, Eximbank
kredisi vermekten geçeceğine inanıyorum. Arkadaşlar, yalnız, meseleler çok büyüdü, sorunlar
büyüdü. Biz, burada, defalarca söyledik; bu işin sosyal yönünü, işin odak noktasında
olan insanı ve istihdamı, üretimi unuttuk. Bunları gözardı ederek, ülkedeki
problemleri çözmemiz mümkün değil. İktisadî meseleleri, iktisadî unsurları
yalnız tek başına uygulayarak, ülkenin meselelerini çözme imkânına sahip
değiliz. Artık, ne yapıp yapıp, bu ülke, bu meseleleri çözmek durumundadır. Ülke ateşin içerisindedir. Hükümetimiz, bu işin
içerisinden çıkmakta sıkıntı çekmektedir; çünkü, güven unsuru içte ve dışta
kaybolmuştur. Kendi içerisinde revizyon yapamıyorsa, Meclis içerisindeki iradeyle,
mutlaka ve mutlaka, yeni, güven verecek bir hükümet kurulmalıdır. Ülke,
dışarıda ve içeride güveni tazelemek suretiyle, bir yılda, iki yılda, neyse, bu
meseleler çözülüp, seçime öyle gidilmelidir. Bu işin altına bütün partiler
elini koymalıdır. Bu mesele, millî bir meseledir, devlet meselesidir; yalnız
fıstıkçının, yalnız tütüncünün meselesi değil, ülkenin... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) - Peki; teşekkür
ediyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bilgiç. Gündemdışı ikinci söz, Hakkâri İlinin sorunları
hakkında söz isteyen Hakkâri Milletvekili Mecit Piruzbeyoğlu'na aittir. Buyurun Sayın Piruzbeyoğlu. (ANAP sıralarından
alkışlar) Süreniz 5 dakikadır. 2. - Hakkâri
Milletvekili Mecit Piruzbeyoğlu’nun, Hakkâri İlinin sorunları ile alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un
cevabı MECİT PİRUZBEYOĞLU (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hakkâri İlimizin genel sorunlarını arz etmek üzere söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Değerli milletvekilleri, Hakkâri İlimiz, İran ve Irak
sınırında bulunan dağlık bir bölgede olup, en geri kalmış bir ilimizdir;
ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. 1980 yılından evvel, halk, tarım ve
hayvancılıkla geçinimini rahatlıkla sağlıyordu. Hakkâri İlimiz, 1978'ten bu yana sıkıyönetimle,
olağanüstü halle yönetilmektedir. Sağlık ve eğitim sorunları son derece
zayıftır; ulaşım ise, çok kötü bir durumdadır. 1983 yılından itibaren, terörün başlamasıyla, halkın
geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık tamamen yok olmuştur; halk, ekonomik
yönden güç durumda kalmıştır. Bu nedenlerle, Hakkâri, Türkiye'de, terörden en
çok zarar gören ilimiz olmuştur. Köylerinin yüzde 80'i hiçbir hukuk kuralı
uygulanmadan boşaltılmış, köylerden göç eden insanların yüzde 85'i Hakkâri
Merkez ve Yüksekova İlçelerine yığılmıştır. Böylece, Hakkâri Merkezin nüfusu 7
000'den 70 000'e, Yüksekova'nın nüfusu ise, 10 000'den 90 000'e çıkmıştır. Bu
göçler sonucunda halkın yüzde 80'i işsiz kalmıştır. Eğitim büyük ölçüde aksamış, okulların yüzde 90'ı 13
sene kapalı kalmıştır. Yeniden açılan okullarda ise, branş öğretmeni sayısı çok
yetersiz; şu anda dahi, 450 branş öğretmeni eksiğimiz vardır. Sağlık sorunları da oldukça çoktur. İlimizde, halen, 4
uzman doktor bulunmaktadır. Yani, Hakkâri'de 33 000 kişiye bir uzman doktor
düşmektedir. Değerli milletvekilleri, terörle mücadelede askerî
başarı sağlanmıştır; ancak, dünyanın hiçbir yerinde, terörle mücadelede, askerî
başarıyla yetinilmemiştir. Terörle mücadelenin kalıcı olabilmesi için, askerî
başarıların ekonomik tedbirlerle takviye edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde,
askerî başarılar kalıcı olmayacaktır. Terörün büyük ölçüde bittiği, huzurun avdet ettiği
1997, 1998 yıllarının başlarından itibaren, o zamanki hükümet, sığır ticaretini
serbest bırakmış ve halkın büyük bir bölümü sığır ticareti yaparak, devlete yük
olmadan, geçimlerini rahatlıkla sağlıyorlardı. Bu uygulamadan, Maliyenin
kayıtlarına göre, 1999 yılında, sadece, Esendere Sınır Kapısından devlete 6
trilyon 913 milyar lira vergi ve fon geliri sağlanmıştır. Sağlanan bu
gelirlerle, vali ve kaymakamlarımız, merkezî idareye hiç yük olmadan, ilin
sorunlarını gidermeye çalışmışlardır. 1999 yılı sonlarından itibaren sınır
ticareti tamamen yasaklanmıştır ve merkezden de, ekonomik sıkıntı nedeniyle,
Hakkâri İlimize herhangi bir yardım yapılamamıştır. Değerli milletvekilleri, bu sorunları, diğer
milletvekili arkadaşlarım, defalarca, bu kürsüden, veciz bir şekilde dile
getirmişlerdir. Bize göre acilen alınması gereken tedbirleri şöyle
sıralayabiliriz: Köye dönüşler hızlandırılmalı ve kendi evini yapana yardım
yapılmalıdır. Sayın milletvekilleri, Değerli Bayındırlık Bakanımızın ifadesine
göre, deprem bölgesinde evini yapana 6 milyar lira para yardımı yapılmaktadır,
Hakkâri'de ise bu yardım 750 milyon lirayla sınırlandırılmıştır. Bu durum,
eşitlik ve hukuk ilkelerine kesinlikle uymamaktadır. Bu eşitsizliğin
giderilmesi gerekmektedir. Zira, Hakkâri İlimiz de ondört yıl süren bir terör
depremi yaşamıştır. Belli bir zamanla sınırlı olmak üzere, sınır
ticaretleri serbest bırakılmalı,
hayvan geçişleri kontrollü bir şekilde serbest bırakılmalıdır.
Tarım ve hayvancılık devlet tarafından desteklenerek,
yöre halkı tüketici olmaktan çıkarılıp üretici duruma getirilmelidir. Bununla birlikte, bölgeye, dirayetli, tecrübeli, halkı
seven ve sevebilen, halkı potansiyel suçlu görmeyen yöneticilerin gönderilmesi
zarurîdir. Değerli milletvekilleri, Hakkâri halkı perişan bir
durumdadır. 57 nci hükümete çağrımız, yerinden olmuş, köylerinden olmuş, her
şeyini kaybetmiş bu insanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Meclise şükranlarımı
sunarım. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Piruzbeyoğlu. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan,
yanıt vermek istiyorum. BAŞKAN - Yanıt vermek üzere, Sağlık Bakanı Sayın Osman
Durmuş. Buyurun Sayın Bakanım. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hakkâri Milletvekili Sayın Mecit Piruzbeyoğlu
tarafından sorulmakta olan Hakkâri İlimizin Sağlık Bakanlığımızla ilgili
durumunu açıklamak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum; Yüce Heyeti-nizi
saygıyla selamlıyorum. Bakanlığımız 2000 yılı yatırım programında, Hakkâri
İlinde 1 adet devlet hastanesi, 4 adet sağlık ocağı yer almış olup, Şemdinli
Devlet Hastanesi program ödeneği olan 14 milyar 865 milyon Türk Lirasına
ilaveten 40 milyar Türk Lirası daha ödenek gönderilerek hastane inşaatı
bitirilmiştir. Sağlık ocaklarına ise; 4 nolu Merzan Sağlık Ocağı yılı
ödeneği 8 milyar 235 milyon, Yüksekova 3 nolu Yeşildere Sağlık Ocağı yılı
ödeneği olan 8 milyar 235 milyon, Şemdinli Derecik Sağlık Ocağı yılı ödeneği 7
milyar 769 milyon Türk Lirası gönderilmiş olup, Taşbaşı Sağlık Ocağının ihalesi
yapılarak inşaatına başlanıldığı Valilikçe Bakanlığımıza bildirilmediğinden
dolayı, yıl ödeneği gönderilememiştir. 2001 yılı yatırım programında devam eden projelerin
2001 yılı payları ise; Taşbaşı Sağlık Ocağına 61 milyar, 4 nolu Merzan Sağlık
Ocağına 23 milyar, Yüksekova 3 nolu Sağlık Ocağına 26 milyar, Şemdinli Derecik
Sağlık Ocağına 24 milyar olup, Maliye Bakanlığının serbest bırakması oranlarına
göre gönderilecektir. Ayrıca, 4 nolu Sağlık Ocağı için gönderilen 20 milyar
Türk Lirasının Yüksekova Sağlık Ocağında kullanılması Valilikçe talep edilmiş
ve Şubat 2001 tarih ve 635 sayılı yazımızla uygun görüldüğü bildirilmiştir. Valiliğin 4.1.2001 tarih ve 69 sayılı yazılarıyla
sağlık ocağı inşaatının
bitirilerek geçici kabulünün yapıldığı bildirilmiştir. Sayın milletvekilleri, 2001 yılında Bakanlığımıza bağlı
sağlık kuruluşlarının onarımı için talep edilen 57 milyar 195 milyon Türk
Lirası ödeneğin bütçe imkânları dahilinde gönderilmesi planlamaya alınmıştır. 2000 yılında Hakkâri İlimizdeki sağlık kuruluşlarının
onarımı için 82 milyar 204 milyon Türk Lirası gönderilmiştir. Şu anda, Hakkâri Devlet Hastanesinde, Ankara'nın birçok
hastanesine eşdeğer laboratuvar imkânları vardır ve hastanemiz, diyaliz merkezi
dahil, halkın hizmetindedir. Halen, Sağlık Bakanlığımıza bağlı 4 baştabip 1 baştabip
yardımcısı, 13 uzman, 61 pratisyen, 7 diş tabibi, 2 biyolog, 3 psikolog, 1
diyetisyen -bu sayılar artırılabilir- toplam 764 personelimiz Hakkâri İlinde
görev yapmaktır. Maliye Bakanlığından kadro gönderilmesi halinde standart
kadrolar doldurulacaktır. Ezcümle şunları ifade etmek isterim: Hakkâri İlimiz
bugüne kadar 1998 yılının kadrolarıyla mukayese edildiğinde yüzde 70'ler
oranında daha ciddî doluluk oranına sahiptir. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, DSP ve
ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakanım. Böylece gündemdışı konuşma yanıtlanmıştır. MECİT PİRUZBEYOĞLU (Hakkâri) - Sayın Başkan, ben,
Hakkâri'de sağlık ocağı yoktur demedim; doktor yok diyorum. Doktor olsa, sağlık
ocağı olmasa bile, Sayın Bakanıma, ben, yer bulurum. Biz doktor istiyoruz. BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz. Gündemdışı üçüncü söz, Tevhidi Tedrisat Yasasının
kabulünün 77 inci yıldönümü nedeniyle söz isteyen Ankara Milletvekili Ayşe
Gürocak'a aittir. Buyurun Sayın Gürocak. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. 3. - Ankara
Milletvekili Ayşe Gürocak’ın, Tevhidi Tedrisat Kanununun kabulünün 77 nci
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî EğitimBakanı Metin
Bostancıoğlu’nun cevabı AYŞE GÜROCAK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyetimizin üç temel yasasının kabulünün
yıldönümünün arifesindeyiz. Bunlardan Tevhidi Tedrisat Kanununun; yani, Öğretim
Birliği Yasasının 77 nci yıldönümünü 3 Mart 2001'de kutlayacağız. Bu yasa,
başta eğitim, öğretim kurumları olmak üzere, tüm toplumsal hayatımızda köklü
bir değişim yaratmak için çıkarılmış ve cumhuriyetimizin temel taşlarını yerli
yerine oturtmakta önemli bir işlev görmüştür. Başta, Atatürk olmak üzere,
cumhuriyetimizi kuranlar bağımsız ve güçlü bir devlet kurmanın, çağdaş
bilgilerle donatılmış, özgür düşünceli bireyler yetiştirmenin, ulusal eğitim
sisteminin ve müfredat sisteminin kurulmasından geçtiğini görmüşlerdir. Atatürk
15 Temmuz 1921'de Ankara'da gerçekleştirilen ilk maarif kongresinde yaptığı
konuşmada bu gerçeğin altını çiziyor ve şöyle diyordu: "Yüzyılların
yüklemiş olduğu derin bir idarî ihmalin, devlet yapısında oluşturduğu yaraları
tedavi etmek için en büyük çabanın kültür yolunda harcanması gerekmektedir.
Ülke birliğinde millî eğitime dayanak olacak temellerin kurulması için ulusal
eğitim programının bir an önce oluşturulması zorunludur." Tevhidi
Tedrisat Kanunu, işte
bu zorunluluğu yerine getiriyordu. Bu yasa, cumhuriyetin
ilk yıllarındaki bütün ekonomik zorluklarına rağmen gerçekleştirilen eğitim
seferberliği ve harf devrimiyle yaratılan öğrenmenin kolaylaştırılması, gerçek
bir eğitim devriminin temel taşıydı. Bizzat Atatürk, 1 Mart 1924'te Türkiye
Büyük Millet Meclisini açarken yaptığı konuşmada ülkenin genelinde saptanan
eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ilkesinin bir an önce uygulanması
gerektiğini belirterek, bu yolda gecikmenin zararlarının ivedi kararlarına
neden oluşturduğunu hatırlatıyordu. Bu yasayla, eğitimdeki sistemsizlik sona erdirilmiş,
ülkemiz insanlarına ortak duygu, düşünce ve değerleri kazandıracak bir eğitim
sisteminin temelleri atılmıştır. Bu yasayla, Osmanlı Devletinin genel eğitim
veren kurumları ve dine dayalı eğitim veren sıbyan okulları ve medreseler
kapatılarak karmaşık yapıya son verilmiştir. Yine bu yasayla, din hizmetlerini
yürütecek imam ve hatip gibi memurları yetiştirmek üzere imam-hatip okulları,
din uzmanları yetiştirmek üzere ilahiyat fakülteleri kurulabilmiştir. Tüm
bunlardan başka, genel eğitim ve öğretim veren bütün eğitim kurumları Millî
Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Böylece, amaçlarının dışına çıkmaya başlayan
azınlık okullarının dinsel ve siyasal amaçlarla yaptıkları eğitim de
denetlenebilmiştir. Yine bu yasayla, kadın-erkek bütün herkese eşit eğitim
hakkı tanınmış; bu sayede, kadınların, erkeklerle eşit birey olarak eğitim
hakkından yararlanması yönünde ilerici bir adım atılmıştır. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özetle altını
çizmek istediğim konu şudur: Öğretimde birlik prensibi, cumhuriyetimizin temel
prensiplerinden biridir. Tevhidi Tedrisat Kanunu ile eğitim sistemimizi
zümrelere ve kültürlere bölünmüş olmaktan kurtararak, eğitim kurumlarında dinî
görüş ile laik görüş arasındaki ikiliğe son vererek, inançlara saygılı, fakat,
laik görüşe dayalı eğitim birliği sağlanmıştır. Şimdi, bize düşen, öncelikle bu
prensibi korumak ve canlı tutmaktır; öğretimde birlik ile hayat boyu öğrenme
arasında doğru ve sağlıklı bağlar kurmaktır; eğitimde fırsat ve davranış
eşitliğini, öğretimde birlik prensibimizle kaynaştırmaktır; bilgi toplumu
insanını yetiştirirken, aynı zamanda, ona, öğretimde birlik prensibinin ulusal
değerlerini kazandırmaya devam etmektir. Yetmişyedi yıl önce Tevhidi Tedrisat Kanununu çıkaran,
55 inci hükümet döneminde de sekiz yıllık temel eğitimi kanunlaştıran Yüce
Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gürocak. Gündemdışı konuşmayla ilgili olarak görüşlerini ifade etmek
üzere, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Metin Bostancıoğlu. Buyurun Sayın Bostancıoğlu. (DSP sıralarından alkışlar)
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Kurtuluş Savaşının sonunda, Atatürk'ün
önderliğinde, her alanda, çağdaş anlamda, yeni bir yapılanma sürecine
girilmiştir. Bu yapılanmada, eğitim, Atatürk'ün gündeminde, her zaman, özel bir
yer almıştır. 23 Nisan 1920'de yeni Türk Devletinin temelleri
atılırken, Atatürk "eğitim, ulus olmanın, bayındır bir vatan kurmanın
temel şartıdır" diyerek, eğitimin önemini vurgulamış ve hedeflediği
ulusal, demokratik, laik eğitim sistemiyle, düşüncesi, vicdanı ve kültürü özgür
bireylerden oluşan çağdaş bir ulus yaratmanın yolunu açmıştır. Bağımsızlık savaşının en bunalımlı günlerinde, maarif
kongresini ve heyeti ilmiye adı altında da bilim kurullarını toplamıştır. Bu
danışma toplantılarında, ilköğretim programları, sınıf mevcutları, zorunlu
eğitimin tamamlanması, küçük yerleşim birimleri için yatılı bölge okullarının
açılması, ilk, orta ve lise eğitim öğretim süreleri, öğretmenlik mesleği, Talim
ve Terbiye Dairesinin kurulması gibi, eğitim tarihimiz açısından önemli
kararlar alınarak yürürlüğe konulmuştur. Her biri ayrı ayrı önemli ve değerli olan ve birbirinin
tamamlayıcısı durumunda bulunan bu işlerin arasında en önde geleni, ülkenin
insan gücünü hazırlayacak olan eğitim sistemini birleştirerek, tamamen devletin
gözetim ve denetimi altına alan, o günkü adıyla Tevhidi Tedrisat Kanunu; yani,
Öğretim Birliği Yasasıdır. Sayın milletvekilleri, ülkenin, Öğretim Birliği
Yasasından önceki eğitim durumuna genel olarak bakıldığında, bu yasanın niçin
gerekli olduğunu daha iyi görebiliriz: Osmanlı Devletindeki bütün sosyal
kurumlarda olduğu gibi, eğitim öğretim işleri de dinsel esaslara göre
düzenlenmişti; geleneksel öğretim kurumu olan medreselerde İslami bilimler
ağırlıklı olarak yer alırken, pozitif bilimler ikinci plana itilmişti; öğretim
dili olarak yabancı bir dil,
Arapça egemendi; okullarda,
deneye dayanan bilimler ve çağdaş araştırma yöntemleri hiç yoktu; resim,
müzik, heykel gibi güzel sanatlar alanında herhangi bir eğitim yapılmıyordu;
kadınların ise, eğitimde yeri yoktu. 18 inci Yüzyılın sonlarına doğru, Avrupa ülkelerinde,
bilimsel ve teknolojik gelişmelerin çok ileri boyutlara gitmesi sonucu bu
şekildeki eğitim sisteminde de yenilikler yapılması gereği ortaya çıktı. Bu
dönemde, Batı eğitim sistemine uygun olarak açılan askerî okulların yanı sıra,
iptidai, rüştiye, idadi okulları açılmaya başlanmıştır. Yani, iptidai, ilkokul;
rüştiye, ortaokul; idadi de lise. Bunu, 1863 yılında açılan darülfünun, yani
üniversite izlemiştir; ancak, bunlar sayısal olarak çok yetersizdi ve ülke
geneline yayılmamışlardı. Aynı dönemde ise, her türlü azınlık ve etnik gruplar
kendi özel okullarına sahip oldukları gibi, ülkenin pek çok yerinde
yabancıların açmış olduğu misyoner okulları da bulunuyordu. Bu okulların eğitim
ve öğretimleri üzerinde ise yeterli ulusal denetim kurulamamıştı. Hatta bu
okullar devlet aleyhine zararlı çalışmalar içine de girmişlerdi. 3 Mart 1924'te
Tevhidi Tedrisat Kanununun -bugünkü adıyla Öğretim Birliği Yasasının-
çıkarılmasıyla, çok çeşitli, kişi, kurum, vakıf ve oluşumların kontrol ve
yönetiminde ve çok farklı program ve yöntemlerle eğitim uygulamalarını sürdüren
eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Böylece, eğitimin tek
elden yürütülmesine başlanmıştır. Öğretim Birliği Yasasının hemen arkasından çıkarılan
1924 Anayasasıyla da her türlü eğitim ve öğretimin hükümetin denetim ve
gözetiminde olacağı, yasa çerçevesinde yapılacağı ve serbest olduğu, her kadın
ve erkeğin ilköğretimini yapmaları zorunluluğu getirilmiştir. Öğretim Birliği Yasasıyla, laik cumhuriyetin dışında
yönetim arayışında olanların hesaplarına son veren yasal engel getirilmiştir.
Kadınlarımızın, geleneksel yapıdan da kaynaklanan nedenlerle dışlanmalarına son
verilerek, toplum yaşamının her aşamasında aktif olarak katılabilecekleri
eğitim ortamları açılmıştır. Okul sistemleri ve eğitim programlarında birliğe
gidilerek, insanımızın, çağdaş bilgi ve becerilerle donatılmaları
sağlanmıştır. Eğitim ortamlarında oluşturulan kültürel çatışmaya
son verilerek, bilimi ve
bilimsel yöntemleri esas alan demokratik, laik eğitim programları
gerçekleştirilerek çağdaş insangücünün
yetiştirilmesine başlanmıştır. Öğretim Birliği Yasasının gereği gibi
uygulanabilmesi için de 1926 yılında Maarif Teşkilatı Kanunu çıkarılmıştır. Sayın milletvekilleri, Öğretim Birliği Yasası, tarihsel
süreç içinde önemini korumaktadır. Öğretim Birliği Yasası, ülkemizin eğitim ve
öğretim düzeyinin yükseltilmesi, kültürel bütünlüğün geliştirilmesi,
öğrencilerimizin, özgüvene sahip, ülkesini seven ve yücelten, Atatürk
ilkelerini benimsemiş bireyler olarak yetiştirilmesinde, birleştiriciliğini ve
koruyuculuğunu halen sürdürmektedir. Öğretim Birliği Yasasını çıkaran Yüce Meclisimizin
üyelerini, titizlikle uygulayan Atatürk'ün Millî Eğitim Bakanı Mustafa
Necati'yi, daha sonra, eğitimimizde çok önemli ilk yapı taşlarını koyan
unutulmaz Millî Eğitim Bakanı
Hasan Ali Yücel'i
ölümünün kırkıncı yılında
saygıyla anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan. Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutup,
bilgilerinize sunacağım. B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1. - Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Kalkan ve 21 arkadaşının, Balıkesir’in Dursunbey İlçesinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/181) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Dursunbey, Balıkesir İlinin en büyük toprak genişliğine
sahip ilçesidir. Bu genişliğin içinde 104 köyü vardır. Dursunbey'in köylerinde
yaşayan insanlarımız, mahrumiyet içinde yaşamlarını İdame ettirmeye
çalışmaktadırlar. Altyapı bakımından da Dursunbey Doğu ve Güneydoğu
Anadolumuzun birçok ilçesinden daha geri durumda olması araştırılarak, alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün
104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz
ederiz.
Gerekçe: Dursunbey İlçesi, coğrafî konum itibariyle kuzey
yarımkürede 40 derece doğu meridyenleri ile 28 derece kuzey paralelleri
arasında yer alan 1 952 km2 yüzölçümlü ve 630 metre rakımlı dağlık ve çok
engebeli bir yapıya sahiptir. Topraklarının 124 645 hektarı ormanlıktır. Bunun 73 842 hektarı prodüktif, 52 166
hektarı ise bozuk orman alanıdır. İlçenin doğusunda Tavşanlı, Simav,
batısında Kepsut, kuzeyinde Orhaneli,
güneyinde Sındırgı ve Bigadiç İlçeleri bulunmaktadır. Dursunbey İlçesi genel olarak dağlık olup bu dağlar
derin vadilerle yarılmıştır. Dağlar doğu-batı istikametinde uzanmakta olup en
yüksek dağı 1 665 metre yüksekliğinde Alaçam Dağıdır. 1997 nüfus tespit sonuçlarına göre; İlçe merkezinin nüfusu: 13 527, Köylerin nüfusu ise, 31 965 olup, toplam nüfus 45
492'dir. Bu oran, son yedi yılda yüzde 20 azalmıştır. İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve orman ürünleri
sanayii üzerine kurulmuş olup, 23 901
hektar kültür arazisinden 1 950 hektarında sulu tarım, 21 951 hektarında ise
kuru tarım yapılmaktadır. Köylerimizde hayvancılık ilçe merkezine nazaran
gelişmiş olmasına rağmen, bundan da halkımız pek fazla gelir sağlayamamaktadır.
İlçemizde 20 650 adet büyükbaş, 72 500 adet küçükbaş hayvan bulunmaktadır.
Büyükbaş hayvanların yüzde 14'ü saf ırk, yüzde 37'si melez, yüzde 49'u ise
yerli ırktır. Sunî tohumlama çalışmalarıyla, yerli ırk sayısı azaltılmaya
çalışılmaktadır. Topraklarımızın 124 645 hektarı -73 842 hektarı
prodüktif, 52 166 hektarı bozuk orman alanı- ormanlık arazi olan ilçemizde 2
adet orman işletme müdürlüğü bulunmakta olup, orman ürünlerinden elde edilen
gelir, 1998 yılı sonu itibariyle, 2 179 615 822 000 Türk Lirasıdır. Bunların
dışında bulunan ORÜS İşlet Müdürlüğü, 1997 yılının son aylarında
özelleştirilmiş ve işçiler işten çıkarılmıştır. Halkın büyük bir kısmı orman
işçisi olup, bir kısmı da orman ürünlerine dayalı sahalarda faaliyet
göstermektedirler. İlçede ormana dayalı sanayi kollarının geliştirilmesi
çalışmalarına başlanmalıdır. Dursunbey İlçesinin dışarıya açılabilmesi için,
Dursunbey-Tavşanlı, Dursunbey-Simav karayollarının bir an önce açılması
gerekmektedir. Açılacak olan Dursunbey-Tavşanlı yolu, Çanakkale-Ankara
bağlantısını sağlayacak en kısa yol olacaktır. İşsizlik had safhada olup, halk ilçeyi terk edip büyük
şehirlere yerleşmektedir. Bu göçü tersine çevirebilmek için, bir an önce,
ilçemizin kalkınmada öncelikli ilçeler statüsüne alınması gerekmektedir. Turizm açısından büyük bir değere sahip olan ilçemizde
dağ turizminin geliştirilmesi için gerekli çalışmalara acilen başlanılmalıdır. İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfınca
geliştirilmeye başlanılan seracılık, amerikanasması, kiraz, badem, ceviz
yetiştiriciliği projeleriyle, fakir halkın geliri artırılmaya çalışılmaktadır. 5 Nisan 1994 kararlarıyla, ilçemiz ekonomisi tamamen
çökmüş, ilçede bulunan tek fabrika kapanmış ve şahıslara ait kereste
ticarethaneleri de çalışamaz duruma gelmiş ve ucuz işçi çalıştırma yollarına
başvurmaktadırlar. Buralarda çalışan halk, her türlü sosyal güvenceden
yoksundur. Dursunbey'in, içinde bulunduğu sorunlardan bir an önce
kurtulması için, sorunlar ve çözüm yollarını yerinde tespitiyle ilgili bir
Meclis araştırma komisyonunun kurulması, Dursunbeyimiz ve bölgemiz için yararlı
olacağı kanaatindeyiz. BAŞKAN - Önerge bilgilerinize sunulmuş olup, gündemdeki
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır. Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair önergeler
vardır, okutuyorum : C) TEZKERELER
VE ÖNERGELER 1. - Aksaray
Milletvekili Murat Akın’ın (6/1170) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/319) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 519 uncu
sırasında yer alan (6/1170) esas
numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. Murat Akın Aksaray BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir. Diğerini okutuyorum: 2. - Samsun
Milletvekili Musa Uzunkaya’nın (6/1184) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/320) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 532 nci
sırasında yer alan (6/1184) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. Musa Uzunkaya Samsun BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir. İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş, üç adet,
doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır, ayrı ayrı okutup işleme alacağım ve
oylarınıza sunacağım. İlk önergeyi okutuyorum: 3. - Manisa
Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Geçici
41 inci Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin (2/443) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/321) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Geçici 41 inci
Maddesinin değiştirilmesine dair kanun teklifimin süresi içinde ilgili
komisyonlarda sonuçlandırılmaması nedeniyle İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca
doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunu arz ederim. 8.11.2000 Ekrem Pakdemirli Manisa BAŞKAN - Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Pakdemirli;
buyurun. Süreniz 5 dakikadır. EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa)- Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; 2547 sayılı Kanunun Geçici 41 inci Maddesinin değişikliğiyle ilgili
kanun teklifim maalesef, ilgili komisyonlarda görüşülememiştir. Özetle, bildiğiniz gibi, 1950'li yıllarda
üniversitelerle ilgili yapılan düzenlemede, üniversite öğretim üyelerinin
emeklilik yaşı, bir ayrıcalıkla, 67 yaş olarak tespit edilmiş; normal
memurların 65; ama, üniversite öğretim üyelerinin emeklilikleri de 67 yaş
sınırına getirilmişti. Aradan yıllar geçti; neslimizin, insanlığın ortalama
yaşı arttı. Türkiye'de bile, bugün, ortalama yaşımız 69 yaştır; yani, ömür de
uzamıştır. Şimdi, üniversitelerde öğretim üyeleri fevkalade zor ve
pahalı bir yetiştirmeye tabidir. Bu kanun teklifimle, sağlığı yerinde olan
arkadaşların, üniversite öğretim üyelerinin, 72 yaşına kadar görevde
kalmalarını teklif ediyorum. Bundan, aşağı yukarı 200-225 üniversite öğretim
üyesinin istifade edeceğini zannediyoruz. Bu bir ilave üniversite demektir.
Böyle yetişmiş, 67 yaşına kadar gelmiş ve kanundan dolayı, sağlığı yerinde
olmasına rağmen kanundan dolayı emekli olacak olan arkadaşlarımızın eğitim
camiasına tekrar kazandırılmasında büyük yarar görüyorum. Bakın, iki önemli, herkesçe bilinen örneği hatırlatmak
istiyorum; birisi De Bakey'dir; Amerika'da, hâlâ, kalp ameliyatı yapmaktadır ve
85 yaşındadır, üniversitedeki yerini korumaktadır. Yakından bir örnek
veriyorum: Gazi Ata Yaşargil, 1927 doğumlu; demek ki, 74 yaşındadır. Şu anda,
Arkansas Eyaletinde Little Rock'ta, beyin cerrahi kliniğinin hem direktörüdür
hem de hocasıdır, ameliyatlarını yapmaktadır. Yani, sağlığı yerinde olan arkadaşlarımızın -fevkalade
pahalı bir yetiştirmeden geçmiş- yetişme ortamlarını gençlere aktarabilme, o
tecrübeyi aktarabilme imkânını verebilmemiz için bu kanun teklifini verdim.
Maalesef, ekim ayına kadar, bu kanun teklifim herhangi bir işlem görmedi;
müracaatım üzerine, bugün, buraya geldi. Sakın, şöyle bir intiba doğmasın; Ekrem Pakdemirli de
üniversiteden gelmektedir; onun için emeklilik yaşını artırmak istiyor; böyle
bir şeyim yok. Ben, çok iyi biliyorum ki, tıpta, mühendislikte, hukukta ve
sosyal bilimlerde, bugün 66-67 yaşına gelmiş olan çok çok değerli
arkadaşlarımız var; çok sağlamdırlar, zindedirler. Zinde bir insanı niye
kaybedelim?! Biliyorsunuz, geçen yıl da, enerjisi yerindedir, zinde
bir siyasetçidir diye, Anayasayı bile değiştirmek istedik. Bizim Anayasayı
değiştirmeyle ilgili bir talebimiz yok; istediğimiz, sadece, 67 yaşına gelmiş
olan sağlıklı bir kimsenin çalışma süresinin daha da uzatılabilmesi. Tabiî, bu
da, kendi isteğiyle olur. Bazı arkadaşlar diyebilir ki, ben, 67 yaşına geldim,
zindeyim; ama, çalışmak istemiyorum, teşekkür ederim, köşeme çekilmek
istiyorum... Ama, bu ekonomik ortamda ve fevkalade cüzi maaş verdiğimiz
şartlarda çalışmak isteyen sağlıklı arkadaşlarımızın önünü kesmeyelim diyorum. Bunun için, bu kanun teklifime destek vermenizi talep
ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz. Başka söz isteği?.. Yok. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. İkinci önergeyi okutuyorum: 4. - Samsun
Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, 657 sayılı DevletMemurları Kanununa Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/581) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/322) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Vermiş olduğum (2/581) esas nolu kanun teklifimin,
süresi içinde ilgili komisyonlarda görüşülemediği için doğrudan gündeme
alınması için gereğini arz ederim. 28.11.2000 Musa Uzunkaya Samsun BAŞKAN - Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Uzunkaya,
buyurun. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakikadır efendim. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; önergem üzerinde söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, verdiğim önergenin amacı, 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa bir madde ilave edilerek, bugüne kadar var
olan bir eksikliğin, bir yanlışlığın, bize göre, giderilmesine katkı
sağlamaktır. Hadise, bilindiği üzere şudur: Çeşitli nedenlerle
memuriyetten ayrılan; fakat, daha sonra, yeniden memuriyete dönenlerin, bu iki
memuriyet dönemleri arasında kalan sürelerini hizmet sürelerine saydırabilmelerini
temin amacına matuf bir önergedir. Bilindiği gibi, SSK'ya tabi çalışanlar için geçmişte
buna benzer uygulamalar yapılmıştır; ancak, memurlar için, ne hikmetse, bugüne
kadar böyle bir uygulama yapılmamıştır. Bu haksızlığı ortadan kaldırmak ve
sayıları onbinlere vardığını sandığım bu durumdaki memurların haklarını
kendilerine teslim etmek üzere, memuriyet hizmetleri arasında kalan, memuriyet
dışında geçen sürelerin, kesenek ve karşılıkları kendileri tarafından ödenmek
şartıyla, hizmet sürelerinden sayılması imkânı getirilmektedir; bu şekilde de,
bir eşitsizlik ve adaletsizlik de ortadan kaldırılmış olacaktır. Askerlik sürelerinin borçlanmak suretiyle hizmete
sayılması örneğinde olduğu gibi, burada da, memuriyet hizmetleri arasındaki
herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmaksızın geçen süreler hizmet
sürelerine eklenmiş olacaktır. Bir örnek olarak söylüyorum: Lise mezunu durumundaki
iki memurun ikisi de üniversiteyi kazanıyor ve birisi üniversiteye devam
edebilmek için istifa ediyor, diğeri ise görevine devam edi-yor; yani,
çalışıyor. Zannımca, bu durumda olan arkadaşlardan Parlamentoda milletvekili
arkadaşlarımız da vardır. Üniversiteyi kazandıkları dönemde memuriyetten
ayrılmak zorunda kalanlar için, dört senelik, beş senelik bir boşluk meydana
geliyor. Bu boşluk diğer kurumlarda, SSK'da kapatılabildi; ama, 657'ye tabi
olan memur arkadaşlarımız için, maalesef, bugüne kadar böyle bir imkân
kullanılamadı. Malumdur ki, çalışarak okuyanlar için, hem çalıştıkları
kurumlarda ve hem de çalışırken öğretimlerine devam etmeleri açısından,
kendilerini fevkalade rahatsız edici bir zemin oluşmakta; yani, hem memur hem
öğrencilik statüsü zaman zaman sıkıntılara vesile olmaktadır. Bunun için de,
ihtiyaç olmadığı halde, birçoğu çalıştığı kurumlarda, çok kere, gece .bekçisi
veya nöbetçi memur olarak görevlendirilmektedir; yani, kendi rahat ederken, bir
anlamda da idareyi sıkıntıya sokmaktadır. Öte yandan, okumak için memuriyet
görevinden istifa ederek ayrılanlar, Türkiye şartlarında devlet görevinden
istifaen ayrılanlar lehine bir fedakârlık etmiş sayılabilirler. Bu şekilde
tahsilini tamamlayarak yeniden memuriyete dönmüş olanların, diledikleri
takdirde, tahsilde geçen sürelerini hizmete saydırmaları, onların en tabiî
hakkı olacaktır kanaatimi ifade etmek istiyorum. Bilindiği üzere, yürürlükteki yasaya göre, çalışanlar
erkekse 60, kadınsa 55 yaşında emekli olabilmekteydi. Bu son uygulama,
getirilmek istenen uygulamaydı. Teklifimizin kabulü halinde, yaş hadlerine göre
bir erken emeklilik burada söz konusu değil. Tekrar ediyorum; burada, sadece,
aradaki boşluğun, primlerinin bizzat mükellef tarafından ödenmesi suretiyle
-üstelik de burada devlet maliyesine bir katkı sağlanması söz konusu olacaktır-
hizmet süresi açısından çalışanlar lehine bir artış sağlanmış olacak; memur,
sadece, emeklilik sürelerindeki artıştan yararlanmış olacaktır, Hazine ise,
primden faydalanmış olacaktır. Değerli arkadaşlar, memurların mevcut hali her türlü
izahtan varestedir, durumları herkesin malumudur. Teklifimiz, çalışan memurlara
maaş açısından ek ve büyük bir artış getirmeyecek; ancak, emekli olanlar,
hizmet sürelerinin bu şekilde artırılmış olmasıyla, biraz daha fazla emekli
maaşı almaya hak kazanmış olacaklardır. Hükümetin, bir müddet önce memurların durumlarının
iyileştirilmesi amacıyla almış olduğu yetkide, kanunda -bilebildiğim kadarıyla-
böyle bir değişikliğin amaçlandığını hatırlamıyorum, böyle bir şeyin var
olduğunu da zannetmiyorum. Eğer, böyle bir şey varsa, bu, zaten, benim
teklifimle örtüşür anlamına gelmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Fakat, tahmin ederim ki,
böyle bir değişiklik, hükümetin çalışması içerisinde bulunmamaktadır. Onun
için, Yüce Heyetinizin, bütün partilerin, bu teklifimize olumlu bakılacağını
umuyorum. Bu teklifimiz, bu konuda bir fırsat olarak da değerlendirilebilir.
İnanıyorum ki, binlerce memur, hem borçlanması gereken devreyle ilgili,
devlete, Hazineye büyük miktarda para -aradaki süre karşılığı prim- ödemiş
olacak hem de emekliliğine sayılacak bu süreden dolayı, emeklilik sürelerini
daha rahat bir şekilde doldurma fırsatını kullanmış olacaktır. Teklifimizin kabulü istikametinde oy kullanmanızı
umuyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Uzunkaya. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmemiştir. 3 üncü önergeyi okutuyorum: 5. - Yozgat
Milletvekili Mesut Türker'in, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı
Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/256), doğrudan Gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/323) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Yozgat Bozok Üniversitesi kurulmasıyla ilgili vermiş
olduğum kanun teklifi Millî Eğitim Komisyonunda beklemektedir. İçtüzüğün 37 nci maddesine göre, teklifimin Genel
Kurula gönderilmesini saygılarımla arz ederim. 29.11.2000 Mesut Türker Yozgat BAŞKAN - Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Türker;
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. MESUT TÜRKER (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan
gündeme alınması konusunda vermiş olduğum önergeyle ilgili söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. Değerli milletvekilleri, Yozgat İlimiz, doğu ile batı
arasında önemli bir geçiş noktasını teşkil etmektedir. Yozgat İlimiz, tarihin
geçmiş dönemlerinde de medeniyet merkezleri oluşturmuş, dünya medeniyetinin
gelişmesine katkısı olmuş önemli bir ilimizdir. Alacahöyük, Yazılıtaş, Alişar
gibi yerleşim merkezleri, Milattan Önce 2000-3000'li yıllarda, gerçekten önemli
medeniyet merkezleri oluşturmuşlardır. Daha sonraki dönemlerde, Yozgat İlimiz, dünya
medeniyetine ve de bağlı oldukları devletlere önemli katkılarda bulunmuş,
medeniyetin gelişmesine ciddî emeği geçmiş olan bir ilimizdir. Daha sonraki dönemlerde ise, Anadolu'da Türklüğün
yayılması, Anadolu'da Türklüğün zafere ulaşması konusunda da, Yozgat İlimiz
önemli katkılarda bulunmuş ve 1071 yılından itibaren Anadolu'nun Türkleşmesinde
Yozgat İlimizin ciddî gayretleri ve destekleri olmuştur. Daha sonraki dönemlerde Sakarya'da, Çanakkale'de,
Dumlupınar'da İstiklal Savaşında Yozgat insanı üzerine düşen görevi, devletine,
milletine gerekli yerde yapılması gereken fedakarlığı fazlasıyla yapmıştır;
ancak, üzülerek ifade etmek isterim ki, bunların karşılığı olarak, Yozgat
İlimiz, beklediği, hak ettiği yatırımları, hak etmiş olduğu hizmetleri maalesef
alamamıştır. Yozgat insanımızın, çok önemli hasletleri, çok önemli
özellikleri vardır. Her zaman, gerekli yerde devletine, ülkesine, milletine
fedakarlığı yapar, her türlü hizmette bulunur; ama, istemeyi bilmez, hak
ettiklerini gerekli yerlerde, gerekli ortamlarda gündeme getirmemiştir; ama,
artık, Yozgat İlimiz de, evrensel medeniyete katkıda bulunabilmek için, 21 inci
Yüzyılda insan onuruna yakışacak şekilde yaşayabilmek için, çağdaş milletler,
çağdaş insanlar seviyesine ulaşabilmek için hak ettiği hizmetleri, hak ettiği
yatırımları almak istemektedir. Özellikle, Yozgat İlimiz, millî kültüre vermiş
olduğu katkılarla sembol olmuş bir ilimizdir. O yüzden de, Yozgat'a kurulacak
bir üniversitenin, millî kültürümüzün gelişmesi açısından; aynı zamanda, Yozgat
insanımızın, ülkesine, milletine daha fazla hizmet etmesi konusunda da bir
vesile teşkil edeceğini düşünüyoruz. En son yapılan Millî Eğitim Komisyonu
toplantısında da söylendiği gibi, Yozgat İlimiz, üniversite kurulması açısından
tüm kriterleri fazlasıyla taşımaktadır; o bakımdan, Yozgat İlimiz, artık
üniversite kurulmasını çoktan hak etmiştir. Yüce Meclisin -iktidarıyla muhalefetiyle- tüm
üyelerinden, Yozgatımızın yıllar boyu beklediği, hak etmiş olduğu üniversitenin
kurulmasında katkılarını bekliyoruz, desteklerini bekliyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Türker. Milletvekili sıfatıyla, Sayın Mehmet Çiçek; buyurun.
(FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika Sayın Çiçek. MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Sayın Başkanım, saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım; Yozgat'ta, Bozok Üniversitesi adıyla bir üniversite
kurulmasıyla ilgili Yozgat Milletvekilimiz Sayın Mesut Türker ve arkadaşlarının
vermiş olduğu kanun teklifiyle ilgili görüşlerimi arz etmek üzere
huzurlarınızda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Saygıdeğer arkadaşlarım, benden önce, sizlere,
Yozgat'ın konumuyla ilgili düşünce ve kanaatlerini aktaran milletvekilli
arkadaşım Mesut Beyin de belirttiği gibi, Yozgat, tarih boyu kendisine düşen
görevleri eksiksiz yerine getirmiş, Anadolu'nun ortasında, Ankara'nın hemen
yakınında bir il olmuş olmasına rağmen -arkadaşımın kanaatine aynen iştirak
ediyorum- devletten, devletinden kendisine intikal etmesi lazım gelen
hizmetlerin aşağı yukarı hiçbirini alamamış ve kalkınmada öncelikli yöre
statüsünde mütalaa edilen, bu statüden sonra kalkınmasına hız verilen bir
ilimiz. Bu ilimizin en büyük şanssızlığı, Kayseri gibi,
cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren kalkınmasını hızla tamamlayan bir ilin
inisiyatifinde, âdeta, hegemonyasında kalmış olmasıdır. Üniversite konusunda da aynı bahtsızlığı ve şanssızlığı
yaşıyoruz. Erciyes Üniversitesine bağlı, Erciyes Üniversitesinin intikal
ettirebildiği imkânlardan yararlanan bir fakülteler topluluğuyla karşı
karşıyayız. Yozgatımız, merkez ilçeleriyle birlikte 14 ilçesi, 65 belediyesi,
576 köyü olan bir ilimizdir. İl merkezinde, mühendislik ve mimarlık
fakültesinde mobilya mühendisliği, inşaat mühendisliği, jeoloji mühendisliği,
mimarlık bölümleri ve iktisadî ve idarî bilimler fakültesi ve fen fakültesi,
meslek yüksek okulu, Sağlık meslek yüksekokulu, Sivas Akdağmadeni'nde meslek
yüksekokulu bulunan ve böylelikle altyapısı aşağı yukarı tamamlanmış bir
ilimizdir; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonumuzun,
üniversitelerin açılmasıyla ilgili almış olduğu genel değerlendirmede ve kıstasta
arkadaşlarımız gerçekten objektif, güzel bir çalışma yapmışlar; bu çalışmalarda
da belirlenen kıstaslara eksiksiz uyan bir konuma sahiptir. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bundan dolayı,
İlyas Arslan ve tarafımızdan verilen ve sizler tarafından kabul edilen Yozgat
Bozok üniversitesinin gündeme alınıp, kanunlaştırılması konusunda irade
beyanında bulundunuz, o gündeme alındı, ben bu teklifin de yüksek
müsaadelerinizle ve teveccühlerinizle gündeme alındığı takdirde, bir
haksızlığın giderileceğine inanıyorum. Saygıdeğer arkadaşlarım, eğitim ülkemizin en temel
problemlerinden birisidir. Bu temel problemi halletmenin yegâne ve tek yolu da,
belli merkezlerde birleşmiş olan, toplanmış olan üniversite anlayışının
Anadolu'nun dört bucağına yayılmasıdır. Problem ancak böyle çözülecektir.
Altyapısı tamamlanmış, her türlü ihtiyaçları görülmüş, ihtiyaçları karşılanmış
olan üniversitelerin önü açıldığı takdirde, demin de ifade ettim, devlet
üniversitesi ve ileri teknoloji enstitüsünün kuruluşunda aşağıdaki kriterler
göz önünde bulundurulmalıdır deniyor; bundan, üniversite kurulacak ilin genel
nüfusunun 250 000 veya yükseköğrenim öncesi okullaşma oranının yüzde 20 olması
kıstas olarak kabul edilmiş, arkasından üniversite ve ileri teknoloji enstitüsü
kurulacak ilde iki fakülde ve bir yükseköğretim kurumu olması arzu edilmiş. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Çiçek, 1 dakika içinde toparlayınız. MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan. Bu kıstaslar, bu miyar, ölçü göz önünde bulunacak
olursa, Yozgat'ın hiçbir eksikliğinin olmadığı ayan beyan açığa çıkacaktır. Sizlerin teveccühleriniz, Yozgatlımızı, Yozgat'ta bu
üniversitenin açılmasını hasretle bekleyen hemşerilerimizi memnun edecektir. Bu
konuda bize destek vereceğinize inanıyor, vermiş olduğunuz karardan dolayı
hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çiçek. Sayın Kayalar, söz isteğiniz var; ama, milletvekili
sıfatıyla ancak bir arkadaşımıza söz verebiliyoruz. LÜTFULLAH KAYALAR (Yozgat) - İçtüzük 60 ıncı maddeye
göre... BAŞKAN - Sanıyorum Yozgat'la ilgili temennilerinizi
ifade edeceksiniz. Çok kısa olmak üzere, buyurun. LÜTFULLAH KAYALAR (Yozgat) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. Sayın Başkanım, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri;
gerçekten, değerli milletvekili arkadaşlarımızın da izah ettikleri gibi,
Yozgat'ta, şu andaki yükseköğretimle ilgili olan kurumlar, fakülte ve
yüksekokullar bir üniversite altyapısını oluşturabilecek düzeye ulaşmış
bulunmaktadırlar. Esasen, bu, bugün değil, 1991 yılındaki zamanın Türkiye
Cumhuriyeti hükümetinin kanun tasarısı içerisinde, Türkiye genelinde çıkarmak
istediği tasarı içerisinde, Yozgat'ta bir üniversite açılması yer almaktaydı;
ancak, erken seçim nedeniyle bu gerçekleşememişti, bu kanun çıkmamıştı. Daha
sonra, 1992 yılında, Türkiye genelinde bir yeni üniversite kanunu çıktı, 27
ilimizde yeni üniversite kuruldu. O
zaman bunda yer almamıştı. O günden bu
güne, altyapısı hazır olan, kent olarak çok büyük bir birlikteliğin ve isteğin,
arzunun bulunduğu ve gerçekten, Ankara'ya yakınlığı, şu andaki Kayseri Erciyes
Üniversitesine yakınlığı, şehrin gelişmişliği göz önüne alınırsa, Türk
eğitimine, Türk gençlerine güzel bir şehirde, rahat imkânlar içerisinde öğrenim
yapabilme imkânını, her türlü altyapısıyla verebilecek olan bir gelişme
içerisindedir. Daha önce, geçtiğimiz dönemde de, gene Yozgat'ta bir
üniversite kurulmasıyla ilgili kanun teklifinin -bugünkü gibi- gündeme alınması
oylanmış; ama, gene bir erken seçim nedeniyle kanunlaşamamıştı. Ümit ediyorum
ki, bu kanun teklifi, bugün, Yüce Meclisimizin değerli katkılarıyla gündeme
alınma imkânını bulur ve daha sonra da, gene değerli hükümetimizin
destekleriyle kanunlaşma imkânı doğar diyorum ve Yüce Meclisimizin takdirine
arz ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kayalar. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. (Alkışlar) Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmına geçiyoruz. Bu kısmın 1 inci sırasında yer alan, Konya Milletvekili
Veysel Candan ve 29 arkadaşının, deprem konutlarıyla ilgili ihalelerin yapılış
şekli ve altyapı hizmetlerinde uyguladığı yanlış politikalarla devleti zarara
uğrattığı ve afet kararnameleriyle belediyeler arasında partizanlık yaptığı
iddialarıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın hakkındaki (11/8) esas
numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelere başlıyoruz. V. - GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI A) GÖRÜŞMELER 1. - Konya
Milletvekili Veysel Candan ve 29 arkadaşının, Deprem Konutlarıyla İlgili
İhalelerin Yapılış Şekli ve Altyapı Hizmetlerinde Uyguladığı Yanlış
Politikalarla Devleti Zarara Uğrattığı ve Afet Kararnameleriyle Belediyeler Arasında
Partizanlık Yaptığı İddialarıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın
Hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8) BAŞKAN - Hükümet?.. Hazır. Önerge, daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve okunduğu
için yeniden okutmuyorum. Sayın milletvekilleri, Anayasanın 99 uncu maddesine
göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasî parti grupları adına
birer üyeye ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri; önerge sahibi için 10 dakika, gruplar
ve hükümet için 20 dakikadır. Şu ana kadar, sadece, önerge sahibi sıfatıyla Kocaeli
Milletvekili Sayın Mehmet Batuk'un ismi intikal etmiştir. Önerge sahibi sıfatıyla Sayın Batuk; buyurun. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân
Bakanı Sayın Koray Aydın hakkında vermiş olduğumuz gensoru önergesinin
öngörüşmeleri esnasında, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, parlamentoların en önemli görevi
kanun yapmaktır; ama, bunun yanında, en az onun kadar önemli diğer bir
görevleriyse denetim görevlerini yerine getirmektir. Şu anda, gensoru
önergemizle, biz, bu denetim görevimizin yerine getirilmesi için huzurlarınızdayız;
hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, 21 inci Dönem Parlamentomuzda,
zaman zaman, bu görevimizi yerine getirirken, iktidar gruplarının, ne yazık ki,
bizim feryatlarımıza olumlu yankı
vermediklerini görüyoruz; ama,
bunun sonucu olarak da bütün millet olarak, ıstıraplarımızın arttığını,
sıkıntılarımızın çoğaldığını müşahede etmekten de üzüntü duyuyoruz. Yaklaşık üç ay kadar önce -kasım ayında- bankaların
içerisinde bulunduğu durum ve ekonomik yapıyla ilgili verdiğimiz gensoru
önergemizi, bu Mecliste, iktidar grupları reddetmişlerdi. Şu anda geldiğimiz
nokta itibariyle bakıldığında, bu gensorunun reddedilmiş olmasının doğru ve
haklı olduğunu, herhalde, kimse iddia edemez. Değerli arkadaşlar, şu anda ülkemizin içerisinde
bulunduğu şartları, vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları bir bir saymamıza ne
yazık ki, süremiz yetmemektedir. Millî Güvenlik Kurulu toplantısında Sayın Başbakana
karşı söylenilen sözlerle ilgili, Başbakan Yardımcısı Sayın Hüsamettin Özkan
Bey "Sayın Başbakanın kilitlendiğini gördüm ve dayanamayarak müdahale
ettim" demişti. Sayın Özkan, keşke, Sayın Başbakanın kendisi kilitlenseydi
de ülkeyi kilitlemeseydi! Sadece, Sayın Başbakanın kendisi kilitlenseydi de hep
beraber, yardımcı olmak için çalışsaydık da ülkeyi kilitlemeseydi, önünü
tıkamasaydı, bu yaşadığımız felaketleri karşımıza getirmeseydi! Değerli arkadaşlar, bu felaketlerin, iki bürokratın
görevden alınmasıyla atlatılması mümkün değildir. Hazine Müsteşarı ile Merkez
Bankası Başkanına, bunun sorumluluğu ihale edilemez. Sizler ve hepimiz,
milletin karşısına geçerek oy istedik ve dedik ki "biz, ülkeyi
yöneteceğiz." Eğer bu bürokratlar ülkeyi yönetecek idiyse, sizler
milletten ne diye oy istediniz? Millet, sizi seçmesinin karşılığını nasıl
görecek? Elbette, kamu bankalarından sorumlu olan Sayın Bakanlar, Hazineden
sorumlu olan Sayın Bakan ve Sayın Başbakan çıkıp sorumluluğu üstlenmelidir. Değerli arkadaşlar, biz, Sayın Aydın'la ilgili gensoru
önergemiz üzerine konuşuyoruz. Hatırlayacaksınız, yaklaşık iki ay kadar önce,
deprem sonrası felaket bölgesinde yapılan çalışmaların eksikliklerinin tespiti
ve bu hususta, hem hükümete hem kamuoyuna doyurucu bilgiler verilmesi hususunda
araştırma yapılması için bir araştırma önergesi vermiştik. İktidar çoğunluğu,
iktidar gruplarının yetkilileri, Meclis gündemini, hemen hemen her hafta
yeniden tanzim etmektedirler. Araştırma önergemizi verdikten sonra üç defa
yeniden gündem belirlemesi yapılmış olmasına rağmen, araştırma önergemizin
gündeme alınması hususunda bir ilgi görmediğimizi üzülerek ifade etmek isterim.
Sayın iktidar gruplarının yetkilileri, hayvan haklarını
bile -elbette görüşmemiz lazım, ama- öncelikli hususlar arasında
değerlendirebiliyorlar. Türkiye'de yaşayan insanımızın hakkı yok mu?
Depremzedenin hiç mi hakkı yok? Bunları konuşmayı gündeme aldırmayacaksınız;
ama, siz, çok daha başka, çok daha ilgisiz, halkın gündeminden uzak hususları
gündeme aldırmak için çalışacaksınız; bunu, milletimiz çok yakından
değerlendirmektedir. Değerli arkadaşlar, Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanı
deprem bölgesine elbette bazı icraatlar yapıyor. Hükümetin bazı yatırımları
var. Bunları yok saymamız mümkün değil. Zaman zaman konuştuğumuzda da, bu
yapılanların az olmadığını ifade ediyorlar. Elbette yapılanları inkâr etmek
gibi bir lüksümüz yok; ama, bu milletin, o bölgedeki felaketten sonra,
yapılmasını istediği şeylerin ne kadarını yaptığımız da tartışma konusudur. Değerli arkadaşlar, Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanı,
çok ciddî şekilde partizanlık
yapmaktadır. Özellikle, afet bölgesindeki uygulamaları ve afet
kararnameleriyle belediyelere sağladığı imkânlar hususunda, Parlamentomuzun
büyük çoğunluğunun -biraz sonra sayacağım örneklerden de göreceksiniz ki-
ittifakıyla, bu partizanlığı ortada durmaktadır. Bu hükümetin kuruluşu
esnasında çok yoğun destekleri olan ve sürekli hükümeti destekleyen
gazetelerimiz bile, artık dayanamıyorlar. İşte, geçen hafta bir gazetemiz
"Olmadı Koray Bey" diye yazıyor, o bile isyan ediyor ve içeride, çok
ilginç rakamlarla yapılan partizanlıkları ortaya koyuyor. Deprem bölgesindeki bütün belediyelere, afetten dolayı
yapılan yardımların -bunların içerisinde MHP'li belediyelerimiz de var-
toplamının 1 katını, başka bölgelerimizdeki sadece 5 ildeki MHP'li belediyelere
yardım olarak vermektedirler. Gazetede yazdığı için okuyorum: "Deprem
bölgesinde, Kocaeli, İstanbul, Sakarya, Yalova, Bolu ve Düzce illerinde,
afetten dolayı yardım yapılan belediyelere -bunların içerisinde MHP'li
belediyeler de var- yapılan yardım 11 trilyon lira civarında. Ama, başka
illerdeki, yalnızca 5 ilimizdeki MHP'li belediyelere yapılan yardım:
Antalya'daki 4 tane MHP'li belediyeye 1,3 trilyon lira; Tokat'taki 4 tane
MHP'li belediyeye 760 milyar lira; Mersin'deki 2 tane MHP'li belediyeye 840 milyar
lira; Kırıkkale'deki 1 tane MHP'li belediyeye 760 milyar lira; Yozgat'taki 4
tane MHP'li belediyeye 575 milyar lira; Osmaniye'deki 3 MHP'li belediyeye 875
milyar lira." Yani, afet bölgesi dışındaki yalnızca 5 ilimizdeki MHP'li
belediyelere, afet bölgesindeki bütün belediyelere yapılan yardım kadar yardım
yapılmaktadır. Bunun izahı mümkün değil arkadaşlar! Bunu izah edecek bir
babayiğit varsa, gelsin, hepimize izah etsin. Değerli arkadaşlar, bu hususta bir başka örnek daha
zikretmek isterim. Bir başka gazetemiz, Fatsa Güneş Gazetesi... Burada,
Doğru Yol Partisinin Fatsa İlçe Başkanı bir ilan veriyor ve bölgesindeki, bu
ilanı vermesine sebep olan olay şu: Ordu İli İkizce İlçesi Belediyesi, Ordu İli
Mesudiye İlçesi Belediyesi, Ordu İli Fatsa İlçesi Geyikçeli Belediyesi, Ordu
ili Fatsa İlçesi Hatipli Belediyesi, yani, Ordu İlindeki bütün MHP'li
belediyeler, bu afet kapsamından yararlandırılıyor. Buna karşın, gerçekten o
bölgede afet olmuş, toprak kayması olmuş, bu afetin merkezi olan Ulubey
Belediyesi (DYP'li) ve Korgan Belediyesine (Fazilet Partili) hiç yardım
yapılmamış. Bunun üzerine, Doğru Yol Partisi İlçe Başkanı şöyle bir ilan vermiş
gazeteye: "Vatandaşlarımıza acilen duyurulur: İktidar Partilerine,
özellikle Milliyetçi Hareket Partisine bağlı beldeler süratle afet bölgesi
olmaktadır. Can ve mal güvenliğiniz açısından, muhalefet partilerinin belediye
başkanlığını kazandığı beldelere göç etmeniz önemle duyurulur. Süha Topaloğlu, Doğru Yol Partisi Fatsa İlçe
Başkanı." (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, bu hususta çok sayıda örnek var
elimde; ama, özellikle, Demokratik Sol Parti Sakarya Milletvekili Sayın Ramis
Savaş'ın, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bayındırlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili
söylediği bir sözü nakletmek isterim: "Belediyelere afet nedeniyle
verilecek katkı paylarının belirlenmesinde hatalı uygulamalara halen devam
edilmektedir." Bunu, Aralık 2000 tarihinde Sayın Savaş söylüyor
Komisyonda. "2000 yılının ilk altı ayı için yayımlanan kararnamede,
Adapazarı'na bitişik Serdivan Belediyesi tamamen unutulmuştur. Bu son
kararnamede, Sayın Bakanın 'deprem bölgesinde hiçbir belediye kapsam dışında
bırakılmayacak' talimatına rağmen, Adapazarı Merkez Belediyesi, kendi ilçem Geyve
Belediyesi, Merkez Hanlı Belediyesi, Kocaali İlçesi Ortaköy Belediyesi
kararname kapsamı dışında bırakılmıştır" diyor Sayın Ramis Savaş,
Demokratik Sol Parti Sakarya Milletvekili. Değerli arkadaşlar, bugün basına yansıdı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Batuk, 1 dakika içinde toparlar mısınız
efendim... MEHMET BATUK (Devamla) - Pek çok belediye başkanımız,
Danıştaya, bu kararnamelerin iptali için dava açmışlardır. Bunlar arasında,
Anavatan Partili Ankara Avşar Belediye Başkanı Ali Coşkun da bulunmaktadır ve
yine, bugün basından öğrendiğimize göre, Samsun'daki Anavatan Partili 17
belediye başkanımız, bu kararnamelerin adil olmadığını, hatalı olduğunu,
düzeltilmesi gerektiğini kamuoyuna açıklamışlar ve kendi partisi idaresi
nezdinde girişimde bulunacaklarını ifade etmişlerdir. Evet, değerli arkadaşlar, pek çoğunu sayamadığım
uygulamalarıyla, Sayın Bayındırlık Bakanı, devlete olan güveni ve adalete olan
itimadı sarsmıştır. Yoğun bir partizanlık içinde bulunmaktadır. Kendisi
hakkında verdiğimiz gensoru önergesine desteklerinizi bekliyoruz. Biraz önce
söylediğim gibi, Demokratik Sol Partili arkadaşım, Anavatan Partili belediye
başkanları ve Doğru Yol Partili İlçe Başkanı ve milletin tercümanı olarak biz
Fazilet Partililer bu hususun takipçisi olacağımızı ifade ediyor, önergemize
desteklerinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Batuk. Şu ana kadar gruplar adına bir söz isteği yok. BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Fazilet Partisi Grubu adına
Sayın Veysel Candan konuşacaklar. BAŞKAN - Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Veysel
Candan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Bayındırlık Bakanı Sayın Koray Aydın hakkında
görüşülmekte olan gensoru önergesine ilişkin, Fazilet Partisinin görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Muhterem Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, kürsüye çıkmadan biraz önce
tarafıma iki tane not iletildi. Tabiî, bu notlar fevkalade üzücü. Bir tanesi,
Sayın Bakan tarafından "eğer, şahsımı hedef alırlarsa, ben de yapacağımı
bilirim" tehdidi ulaştı. Tabiî, bizim bu tür tehditlere hiç aldırış
etmeyeceğimizi herkesin bilmesini, bir kere, buradan kamuoyuna ifade etmek
istiyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bir diğer çok önemli konu da, bir parti grubunda
"biz de olayları biliyoruz, Bayındırlık Bakanlığında haksızlık ve
usulsüzlükler olduğunu biliyoruz; ancak, olumlu oy vermek mecburiyetinde
değiliz, reddetmek mecburiyetindeyiz" dediler. Biraz önce, hükümet
ortaklarından bir gruptan da bu bilgi geldi; ama, ben, konuşmamda hep şunu
söyleyeceğim: Hep vicdanlarınızı ortaya koyarak oy vereceksiniz değerli
arkadaşlarım. Şimdi, gensoru neyi ifade etmektedir ve ne amaçla
verdiğimizi ortaya koymaya çalışacağım. Gensorunun amacı, Bayındırlık Bakanının
deprem bölgesinde görevini ihmal ve kötüye kullandığının tespitidir. Bunu,
biraz sonra örnekleriyle, canlı belgeleriyle ortaya koyacağım. Ayrıca, kalıcı
ve prefabrike konutlarda ihale usulsüzlükleri; ayrıca, altyapı ihalelerinde davet
usulüyle kamuyu zarara sokmak; ayrıca, otoyol ihalelerinde Devlet İhale
Kanununun 2886/44'ü istismar edilerek belli kişilere menfaat sağlamak; illerde
MHP'li müteahhitlere ihale vermek; bazı birim fiyatlarını yüksek tutarak kamuyu
zarara sokmak; hazırladığı Afet Kararnamesiyle Bakanlar Kurulunu yanıltarak
partizanlık yapmak. Ben, burada, şunu, hemen konuşmamın başında ifade
ediyorum: Sayın Bakanla ilgili olarak burada ortaya koyacağım bilgi ve
belgelerin, özellikle kamuoyunda cevaplanmasını talep ediyorum. Yoksa, buraya
çıkar, konuyla ilgisi olmayan, Bayındırlık Bakanlığının faaliyet raporlarıyla
ilgili bilgi arz ederse, bunları, şimdiden kabul etmeyeceğimizi ifade ediyorum. Değerli arkadaşlar, aslında, bu konuların, yani
usulsüzlüklerin, yani yolsuzlukların kamuoyunda yaygın ve yoğun bir şekilde
odak haline geldiğinin miladına baktığımız zaman, Turizm Bakanlığında bir
bürokratın Bayındırlık Bakanlığına müsteşar yardımcısı olarak atanmasıyla
başlamaktadır. Değerli arkadaşlar, şimdi, size, bir bilgi arz
edeceğim. Bu bilgide, bugün, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olan
zatla ilgili olarak Ankara Valiliğine bir yazı yazılmış; aynen denili-yor ki:
"Teftiş Kurulu ve Bakan onayı var. Bu, yukarıda adı verilen şahıs,
birtakım usulsüzlüklere ve yolsuzluklara neden olduğu anlaşıldığından, adı
geçene, bundan böyle malî işlemlerle ilgili hiçbir görev verilmemesi
gerekmektedir. Kadir Yıldırım, Personel Daire Başkanı." Bu, Ankara
Valiliğinin yazdığı yazıdır. Peki, Sayın Bakan ne yaptı; Sayın Bakan, aldı bu
kişiyi, müsteşar yardımcısı yaptı. Değerli arkadaşlar, basına bu nasıl intikal etti:
"Kedi yine geri döndü"... Nasıl intikal etti: "Skandal
atama..." Değerli arkadaşlarım, bakın, insaflı bir MHP
milletvekili, bu bürokrat hakkında ne söylüyor: "İhalelerde yüzde alıyor
diye iddialar var." Söyleyen bir MHP'li milletvekili. Basında tekzip
edilmedi. O açıdan, Bayındırlık Bakanlığındaki usulsüzlük ve yolsuzlukların
çıkış noktası, milat olarak kabul edilebilir. Yalnız, konuşmama başlarken, hemen şunu ifade edeyim.
Anayasanın 38 inci maddesine göre beraatı zimmet esastır; yani, bütün bunlar
yargıya gidecek, yargı son sözü söyleyecek. Dikkat edilirse, biz, gensorumuzda
"bunlar iddia ediliyor" dedik. O açıdan, Sayın Bakan, buraya çıkıp bu
belgenin yanlış olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti valiliğinin bu belgesinin yanlış
olduğunu, bize, burada, ispat etmek mecburiyetindedir değerli arkadaşlar. (FP
sıralarından alkışlar) Şimdi, deprem bölgesinde yapılan işler... Toplanan
vergi miktarı 3,2 milyar dolar, dış krediler 3,7 milyar; toplam 6,9 milyar
dolar. Yani, yaklaşık 7 katrilyon, bu hükümet, deprem için para topladı. BAŞKAN - Sayın Candan, bir dakikanızı rica edebilir
miyim... IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) D) ÇEŞİTLİ
İŞLER 1. -
GenelKurulu ziyaret eden Kuzey KıbrısTürk Cumhuriyeti MeclisBaşkanı Ertuğrul
Hasiboğlu ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “hoş geldiniz” denilmesi. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Meclis Başkanımız Sayın Ertuğrul Hasiboğlu ve arkadaşları Genel
Kurulumuzu onurlandırmışlardır; kendilerine, Meclis adına, hoş geldiniz
diyorum. (Alkışlar) V. - GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI (Devam) A) GÖRÜŞMELER
(Devam) 1. - Konya
Milletvekili Veysel Candan ve 29 arkadaşının, Deprem Konutlarıyla İlgili
İhalelerin Yapılış Şekli ve Altyapı Hizmetlerinde Uyguladığı Yanlış
Politikalarla Devleti Zarara Uğrattığı ve Afet Kararnameleriyle Belediyeler Arasında
Partizanlık Yaptığı İddialarıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın Hakkında
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8) (Devam)
Sayın Candan, buyurun. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, toplanan
para 6,9 milyar dolar, yaklaşık 7 katrilyon. Bölgeye ancak 1/3'ü... Diğerleri
ise bütçe açıklarında kullanılmıştır. İşte, onun için, deprem bölgesinde
insanlar afettedir. İşte, onun için, deprem bölgesinde evler yapılamamıştır.
Onun için, insanlar hâlâ gecekondu önleme bölgesinde oturmaktadır. Değerli arkadaşlar, şimdi, altyapı ihalelerine gelmek
istiyorum. Şu elimdeki belge, altyapıda yapılan ihalelerle ilgilidir; takribî
toplam 200 trilyon. Sayın Başbakanın açıkladığı, bunun da ilave bir bölümü var,
340 trilyon iş yapılmıştır. Deprem bölgesinde yapılan bu işlerin tamamında
indirim ortalaması 17 ilâ 20'dir ve bu yapılan işin miktarı 340 trilyon ise, 17
ilâ 20 şu anlama gelir: Bir önceki dönemde, bakınız, ihaleler 40 ve 50'yle
verilmiştir. Mesela Muğla kanalizasyonu 63.45, Turgutreis Muğla 47 ve Maçka
Trabzon yüzde 50'yle... Bunlar, yumuşak toprak, kolay yapılan kanalizasyon
ihaleleridir. Öyle olmasına rağmen burada yapılan ihalelerde, altyapı
ihalelerinde, tamamen ahbap çavuş ilişkisi, tamamen davet usulü... Değerli arkadaşlar, davet ile ilan arasında bir hafta
vardır. Biri onbeş günde, biri bir haftada yapılır. Halbuki siz davet ederken
ne yapıyorsunuz; 5 adam çağırıyorsunuz ve onlara bir tane iş veriyorsunuz.
Dikkat çeken şu: Her davete katılanın burada mutlaka bir tane iş aldığını
görüyoruz. O 5 kişinin 4'ü çıkıyor, öbür 5'in içine girip ona iş veriliyor ve
böylece, burada yaklaşık (takribî), devlet, kamu zararı 100 trilyon... Sayın
Bakan bunun hesabını verecek. Bu, basında çıktı, kendisine soruluyor, "niye
böyle yapıyorsunuz" deniliyor, bir cevap veriyor; eğer, burada da öyle
cevap verecekse, bu, Muhterem Heyete saygısızlık olur; çünkü, verdiği cevaba
göre, 20'yle iş alanlar gidiyor, onlar hiçbir ses çıkarmıyor, halbuki 40'la
alanlar tasfiye ediyormuş. Ben baktım, yüzde 40'la ihale alan herkes işi
tamamlamış. Demek ki, Sayın Bakanın bu söylediği doğru değil. Değerli arkadaşlar, tabiî, usulsüzlükler yapılmaya
başlayınca birbirini takip ediyor. Kanunların ne kadar sulandırıldığını,
kanunların ne kadar hiçe sayıldığını bu ihalelerde görmek mümkün. Kanun diyor
ki, muhammen bedelle biten bir işi yüzde 30 artırabilirsin. Bakan bunu
kullanıyor. Eğer depremse, biraz daha artır, 40 yaparsın; ama, Bakan ne yapmış;
bir tane iş vermiş 880 milyara, artış 265 milyar olması gerekirken, 1,9
trilyonluk bir ihale işi daha... Sözleşme imzalamış. Bu, ihaleyi
sulandırmaktır. Bu, ihalede usulsüzlüğe kapı açmaktır. Yine, ikinci bir iş. 1,3 trilyonluk bir işe, artı 400
milyar vermesi gerekirken, 1,2 trilyonluk bir iş daha yapıyor. Değerli arkadaşlar, isterseniz, bütün yakınlarınıza,
müteahhitlere sorun, bu şu anlama gelir: İşi sulandırmak, işi birtakım rüşvet
olaylarına karıştırmak isterseniz bu yol takip edilir; ama, tekrar ifade
ediyorum, bütün bunlar, mutlaka, yargıda konuşulacaktır. Değerli arkadaşlar, bu ihalelerin hepsine avans
verilmiş. Yüzde 30 avansla veriliyor ve avans verilmesine rağmen, bütün bu
işleri yapan firmalarla, maalesef, çok üzülerek söylüyorum, sıkılarak
söylüyorum, ciddî anlamda komisyonlar, rüşvetler döndüğü iddia ediliyor. Bakın,
burada, bununla ilgili bir belge daha okuyacağım değerli arkadaşlar. Şimdi, demek oluyor ki, altyapı ihalelerinde
ciddiyetsizlik var, altyapı ihalelerinde davet usulü ihlali var, Devlet İhale
Kanununun sulandırılması var. Sayın Bakan buraya çıkar da, benim her işim
usulüne uygun, 2886 davete müsaade ediyor, yüzde 30 artırmaya da müsaade
ediyor; ben bunları yaptım, kim olsa yapardı... Hayır, her yapılan ihale kanunî
olabilir; ama, çıkıp, onun, makul bir
cevabını vereceksiniz; bunu neden böyle yaptığınızın cevabını
vereceksiniz. (FP sıralarından alkışlar) İşte, biz, burada bunu soruyoruz
değerli arkadaşlar. Şimdi, usulsüzlüklere bakın: Prefabrik konut
ihalelerine bakıyoruz, 26 000 konut var, 25 tane firma var. Çağırılıyorlar,
Bakanlıkta pazarlık ediliyor ve o insanlara ihale veriliyor; hepsi de ihale
alıyor. Peki, merak edersiniz diye söylüyorum, ihaleyi kimler almış; bakın
şimdi: İlk yönetmelikte deniliyor ki "bu ihaleler, ancak, prefabrike
işiyle uğraşan uzmanlara verilir." Sonra o yönetmelik kaldırılıyor, para
kasası yapanlara ihale veriliyor, sebze satanlara ihale veriliyor, marangozlara
ihale veriliyor, inşaatla ilgisi olmayanlara ihale veriliyor. Daha kimlere
ihale veriliyor; yeterlik belgesi olmayanlara ihale veriliyor, iflas edenlere
ihale veriliyor, mahkeme kararıyla
ceza alanlara ihale
veriliyor, yer tespiti yapılmayan yerlere ihale yeri gösteriliyor ve 26
000 konut, böylece 25 firmaya dağıtılıyor. Değerli arkadaşlarım, bakın örnek vereceğim: Batık,
piyasaya borçlu, şaibeli kişiye, Gebze Çayırova'da 1 002 konut, Toprak
Mahsulleri Ofisi ile mahkemelik olan mahkeme kararıyla tazminat cezası alan
firmaya 1 900 konut. İflas edene -nasıl iflas etmiş; Millî Eğitim Bakanlığından
okul ihalesi almış, bunu yapmamış, iflas ettim demiş bırakmış- işi yarım
bırakana, okul yapmayana 1 000 konut ihalesi veriliyor. Değerli arkadaşlar, kalıcı konutlar, halen yer tespiti
yapılmamış olanlar, birçok bölgede yüzde 70, yüzde 80'i ancak bitirilmiştir,
altyapı yoktur. Çok enteresandır, bütün ihaleler davete çevrilmiştir; bu da
fevkalade zararlıdır, tehlikelidir diye düşünüyoruz değerli arkadaşlar. Şimdi, evvela, altyapı olarak, Devlet İhale Kanunu
2886/44'ü bir tanımlamamız lazım. Burada diyor ki; belli istekliler arasında
kapalı teklif usulüyle ihaleye çıkmadan, bir şirkete işin verilmesidir. Ancak,
bu şirkette teknik yeterlilikleri ve güçleri idarece kabul edilecek; yani, araç
parkı olacak, daha önce iş yapmış olacak, belgesi olacak, birtakım şartlar
aranılacak. Halbuki öyle mi; bu konularda, idare, tam yetkili kılınıyor.
Yapılan işlemlere bakıyorsunuz, devlet adamlığı ciddîyetiyle bağdaşmıyor. Diyor
ki orada, bütün bunları bir tarafa koyuyoruz; bu yeterlidir, bana göre
yeterlidir bu, bize yeterlidir... Kanunları bir tarafa atıyoruz ve
sulandırıyoruz. Halbuki, Mühendisler Odası aynen diyor ki: "Her ihalede,
itiraz olursa, mutlaka, makul bir cevabı idarenin; yani, bakanlığın vermesi
gerekir." Peki, size bir tane ihale örneği vereceğim, Sayın
Bakan, bu ihale örneğini burada bir cevaplasın: İhale yeri, Kıbrıs; işin cinsi,
karayolu inşaatı; usulü, özel davet; ihale tarihi, 22.12.2000; muhammen bedeli,
8,5 trilyon; indirim, 20; alıcı firma, Kolin İnşaat. Şimdi, bu ihale yapılmadan iki ay önce, müteahhitlik
yapan bir firma şikâyet ediyor ve diyor ki, ben de Kıbrıs'ta iş yapıyorum, 140
kilometre iş tamamladım, Türkiye'de yeterlilik belgem var, bu yapacağınız
inşaat benim şantiyemden geçiyor; ben de girmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, müteahhitlerin ifadesi şu:
Karayolları ve İller Bankasına gider listeler; orada, bazılarının üzeri
çizilir, bazıları da altına ilave edilir, Sayın Bakan onay verir, onlar davet
edilir. Sayın Bakan'a soruyorum: Siz, hangi yetkiyle ihale
edilecek firmaları davet etme, çizme yetkisine sahipsiniz? Bunu burada
cevaplamak mecburiyetindesiniz. (FP sıralarından alkışlar) Şimdi, netice ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar; bu
firma, Bayındırlık Bakanlığına bir dilekçe yazıyor; Maliye Bakanlığına,
Başbakana, Cumhurbaşkanına, her tarafa yazıyor ve diyor ki, bbu ihaleyi, yüzde
20 civarında, filan inşaat alacak; ben, buna davetli olmamama rağmen, yüzde
38,75 veriyorum. Tabiî, davet edilmediği için teklifi geçersiz; ama, netice ne
oluyor biliyor musunuz arkadaşlar; tabiî, hükümetin diğer ortağı Maliye Bakanı,
dur bakalım, bu ihale böyle olmaz diyor ve şu anda, ihale, yapılmadan
bekletilmektedir. Peki, beklemede idarenin zararı nedir; bir yıl attığınız
zaman, birim fiyatlar arttığına göre, idare de zarar görür değerli arkadaşlar.
Şimdi, Sayın Bakanın, gelecek, burada, bu ihaleyi niye böyle yaptığını bir bir
izah etmesi gerekir. Değerli arkadaşlar, şimdi, benzeri, jandarma hizmet
binası; 150 milyarlık bir inşaat. Burada da bir ihbar oluyor, hem de vilayete.
Vilayet, komisyona havale ediyor. Maalesef, yüzde 8 indirimle, bir önceki
şirket, aynı şartlarda, yani, yüzde 8 indirimle işi alıyor. Buna benzer birçok
ihale örnekleri, maalesef, bakanlığın çok yanlış uygulamalar içerisinde
olduğunu göstermektedir. Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, size, burada bir mektup
okuyacağım. Bu, bir müteahhitten; tabiî, taraflı olabilir; ama, çektiğimiz
fotoğrafa baktığımız zaman, Bayındırlık Bakanlığının yaptıklarıyla örtüşüyor.
Diyor ki: "İller Bankasında uzun süredir iş yapan bir firmayım. Daha
önce, ihaleler, ilan yoluyla
yapılırdı, yeterlilik alan firmalar girerdi. Böyle olunca, bir işe 50-100 kişi
teklif verir, indirim asgarî yüzde 30 ilâ yüzde 50 olurdu. Halbuki, şimdi,
İller Bankasına 5-6 firma davet ediliyor. İndirimler yüzde 10-17. İlanlar
tamamen kaldırıldı. Davet edilen firmadan, karne, iş bitirme sorulmuyor. Hangi
partili olursanız olun fark etmez, iş başlarken, önce, komisyonlar, rüşvetler
yüzde 10-15'ti; şimdi, yüzde 20'ye çıktı. Bunun hakkından gelmek mümkün değil,
İller Bankasından listeyi isteyin, kimse, bakın, göreceksiniz." Bu mektup,
bizim, biraz önce buraya getirdiğimiz İller Bankasında yapılan altyapı
ihaleleriyle tıpatıp örtüşüyor maalesef, tıpatıp örtüşüyor. Değerli arkadaşlar, şimdi, bu hazırlık sırasında, zaman
zaman, bize bürokratlar geldi, tarafsız olmak, dikkatli olmak için... Maalesef,
üzülerek söylüyorum "ihalelerde komisyon alındığını Bakanlığın çaycıları
bilmektedir, çayhanede konuşuluyor" diyorlar. (MHP sıralarından "Vay
anasını!" sesleri) Evet, evet... İhalelerde, müteahhitlerin listesi yüzde
100 bakan tarafından verilir diyorlar. Şimdi, özetle söylemek gerekirse,
Bakanlığın ihalelerle ilgili notu sıfırdır. Bunun başka izahı yoktur. Değerli arkadaşlar, şimdi, Bakanlıkta fahiş birim fiyat
skandalından bahsedeceğim sizlere. Bakın, şimdi, elimde, Bakanlığın yayımladığı
birim fiyatlar listesi var; bütün arkadaşlar bakabilir. Galvanizli kafes tel;
2000'in kilogram fiyatı 500 000 lira, 2001'de 1 500 000 lira; artış yüzde 300.
Galvanizli telin kilogramı 290 000 lira, artışla 415 00 lira, yani artış yüzde
43... Aynı notları aldım, okuyorum. Bakın, o gelen bürokrat "ismimi
vermenize lüzum yok, biz de çoluk çocuk sahibiyiz, ekmeğimizle... Yüksek Fen
Kuruluna müracaat yapıldı, bu artışta bir yanlışlık var denildi; buna rağmen,
ikazımıza rağmen değiştirilmedi" diyor. Peki, bunun malî faturası nedir,
ne getirecek; yani, bu değiştirilse ne olur dedim; "sayın milletvekilim,
geçen yıl yapılan otoyol ihaleleri var, bu çerçeve demir, galvanizler, bunlar
otoyolların kenarına konulur, o yolların parası ödenmedi, şimdi ödenecek"
dedi. Merak ettim, ne ödeyeceksiniz diye sordum; "takribî 60 ilâ 65
trilyon ödeme yapılacak" dedi. Şimdi, soruyorum Sayın Bakana: Bütün birim fiyatlar
yüzde 30-35; galvanizli telde ne oldu?! Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna
sordum, alüminyum tesislerine sordum, hepsine sordum; ama, maalesef, "bir
yanlışlık var, Bakanlık bunu düzeltmeli dediler. Peki, bürokrat düzelt diyor,
Bakan düzeltmiyor! Şimdi, gelip buraya, bunu şu gerekçeyle yüzde 300 artırdım
veya hakikaten yanlış yapılmış, düzeltiyorum diyecek. O zaman, biz de kendisini
tebrik edeceğiz. Değerli arkadaşlar, bir konu üzerinde durmak istiyorum.
İller Bankası Macunköy tesisleri... Raporda, onarıma gerek yok deniliyor;
onarım yapılıyor, 3,5 trilyon harcanıyor. Merak ettim neye harcanmış diye.
Mutfağına tencere, tava... Buyurun!.. Tencere, tava ve inşaat malzemeleri...
Mutlaka, bu onarımın bir teftiş kurulu raporundan geçmesi lazım. Sayın Bakan,
haberiniz var mı; yoksa, burada bir kere daha öğrenmiş olacaksınız. Değerli arkadaşlar, ben, afet kararnamesine gelmek
istiyorum. Şimdi, bilindiği gibi, belediye-ler, mücavir alan içerisinde
nüfuslarına göre pay almaktadırlar. Bu pay, bu kanunu, Başbakan, bakan, hiçbir
kimse, yetki delemez; ama, bu hükümet çok akıllı davrandı ve bu payları bir
delme yolu aradı ve afet kararnamesi hemen imdada yetişti. Öyle bir afet
kararnamesi ki, adı da üstünde, kendisi afet! Öyle bir afet ki; afet... (FP
sıralarından alkışlar) Birileri için afet, birileri için de kıyak. Değerli arkadaşlar, şimdi, çok enteresan, rakamlara
baktım eski bir belediye başkanı için. İnsan bir usulsüzlük yapar da, biraz
usturuplu olur! Adamın geliri 1 trilyon; 350 milyar, 500 milyar alıyorsunuz... Peki, siz, para verecektiniz de, başka
fondan, başka hazineden, başka yerden
verseydiniz. Niye, bu belediyenin hakkını alıp, Faziletli belediyenin
hakkını alıp ona veriyorsunuz? Peki, bankaları hortumlayanlara hesap sorsanız,
alsanız o parayı da, MHP'li belediye başkanlarınıza verseniz olmaz mı?! (FP
sıralarından alkışlar) Tutuyorsunuz, öbür belediyelerden alıyorsunuz... Şimdi, milletvekili arkadaşlarımız, belki, dönen çarkı
bilmiyorlar. Bakın, ben, burada izah ediyorum. Benim, bir belediye olarak 1
trilyon gelirim varsa, bunun 300 ilâ 500 milyarını, yüzde 50'sini alıp MHP'li
belediyeye veriyorlar. Burada, arkadaşımız birçok belediye örneği verdi, ben,
onlara girmeyeceğim; ama, yaptığınız iş yanlış, yaptığınız iş yanlış... Bir
kere değil bin kere yanlış. (FP sıralarından alkışlar) Ben baktım, acaba,
sadece Fazilete mi yanlış yapıyorlar diye... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Candan, 2 dakika içerisinde
toparlayınız. 2 dakika eksüre veriyorum. VEYSEL CANDAN (Devamla) - 2 dakika da süre uzar mı, 4
dakika vereceksiniz Başkanım. BAŞKAN - Niçin?.. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Kestiniz sözümü. BAŞKAN - Sayın Candan, 1 dakika bile sürmedi; ama, ben,
size 3 dakika eksüre veriyorum. Buyurun. MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Konya'da belediye
başkanlığını... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Oradan konuşma huyundan
vazgeçeceksiniz. Çaresi yok; gelip, burada konuşacaksınız. BAŞKAN - Sayın Candan, 3 dakika içerisinde toparlayınız. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın,
biraz sonra, Bakanınız gelip sorduğuma cevap verecek. Ben size şunu söyleyeyim; yani, bir belediyenin hakkını
alıp diğer belediyeye para vermekle, o belediyenin hizmetleri hiçbir zaman
artmaz; çünkü, o adamın rızası yok. Siz zannediyor musunuz, öyle yapınca, o
belediyeler... Bakın, bir tanesini öğrendim, hepsiyle araç alıp parkta
yatırıyormuş; araca yatırıyor verdiğiniz paraları! Örnekleri var... Bir
arkadaşımız yazmış bana, diyor ki: "Tokat'ın ilçelerinde, Turhal hariç
deprem olmadı. Sorun meteorolojiye, sorun Kandilli Rasathanesine, ne deprem var
ne yağmur var; ama, il belediyesinin -Tokat il belediyesinin- 3 katı, 5
katı para alıyor. Yahu, bu adalette
nerede görülmüş?! Nasıl taksim ediyorsunuz bunu?! Yaptığınız iş yanlış; kabul
edeceksiniz. Belki, Bakan da çıkacak, burada, biraz sonra "doğrudur, ben
bazı hatalar yapıldığını kabul ediyorum" demek mecburiyetinde kalacak,
elimdeki bilgiler bu. Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, ben, size, bu belediyelerle
ilgili detaya fazla giremeyeceğim, vaktim daraldı; ama, bir belediye başkanın
feryadını -biraz önce DSP'li milletvekili arkadaşım da aynı şeyi okudu-
okuyorum: "Allahaşkına buna mâni olun. Sesimizi, feryadımızı, çığlığımızı
duyun. Bizler, hâlâ, bu ülkede, hak karşısında şapka çıkaracaklar olduğuna
inanıyoruz." Bu ah ve bu çığlık, bu hükümeti batırmaya yeter. (FP
sıralarından alkışlar) Şimdi, değerli arkadaşlar, sayısal çoğunluğunuza
dayanarak gensoruyu reddedebilirsiniz. Biraz önce grupta bana geldiği gibi,
genel başkanın söylediği gibi "hayır, bu gensoruyu reddedeceksiniz,
usulsüzlük olsa da reddedeceksiniz..." Bir genel başkana yakışmaz bir
şekilde... Hatta, MHP'liler diyebilir, biz Enerji Bakanını kurtardık, siz de
bizi kurtarın. Bu da olabilir, takas da yapabilirsiniz, o da serbest. SEDAT ÇEVİK (Ankara) - Bizim kimsenin kurtarmasına
ihtiyacımız yok. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Ama, bir gün, bu yolsuzluklar
mutlaka ortaya çıkacak; önünde de çıkacak, sonunda da çıkacak. (FP sıralarından
alkışlar) Değerli arkadaşlar, beyaz enerji operasyonu olduğu
zaman, Sayın Başbakanımız dedi ki "denetimin denetimi mi olur." MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Konya'daki arsalardan
bahset. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bak!.. Dinle!.. Beyaz enerji operasyonundan sonra... Biraz önce not
iletildi "bu olaylar da DGM'ye intikal etti, biz de gönderdik"
deniliyor. O zaman, demek ki, yargı çalışınca kim ne yaptıysa ortaya dökülecek
değerli arkadaşlar. Onun için, ben şunu söylüyorum: Grupta bize iletilen bu
haber güvenilir kaynaktan geldiğine göre, yolsuzluk hükümetin içinde; bu
hükümet, fiilî olarak yolsuzluğu temsil etmektedir. (FP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) VEYSEL CANDAN (Devamla) - Beyaz enerjiden... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sesini kısıyorlar... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Candan, size 3 dakika eksüre verdim,
bitti efendim. (FP sıralarından gürültüler) MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Gensoru bu Sayın
Başkan; ne zaman konuşacak hatip?.. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ben, 2 dakikayı, 3
dakikaya ilave ettim, Sayın Ercan da bu olaya tanıktır. Teşekkür ederim efendim. VEYSEL CANDAN (Devamla) - 1 dakika konuşacağım... 1
dakika vereceksiniz, 2 dakikasını kestiniz, 1 dakika vermiyorsunuz. BAŞKAN - Sözünüzü 2 dakika kesmedim. Ulusal bir davada,
bir heyete hoşgeldiniz demek, söz kesmek değildir. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bakın, Meclis Başkanının
tarafsız olmadığının bir tespitidir bu, kayıtlara geçmesi açısından... (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Efendim, size, 2 dakika yerine 3 dakika
verdiğimi söyledim. (FP sıralarından gürültüler) VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim... BAŞKAN - Sayın Candan, benim bugüne kadar prensibim
değil efendim VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim. BAŞKAN - Sürenizi verdim, yeterli... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim. BAŞKAN - İçtüzüğün ve benim verdiğim süre tamam... (FP
sıralarından gürültüler) VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle... Bir cümle... BAŞKAN - Efendim, süre verdim, mikrofonu açmıyorum. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim. BAŞKAN - Mikrofonu açmıyorum efendim. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim. BAŞKAN - Efendim, mikrofonu açmıyorum. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim. BAŞKAN - Diğer arkadaşlara 2 dakika vereceğim, hükümet
de dahil... (FP sıralarından gürültüler) VEYSEL CANDAN (Devamla) - İşin vahameti nereden meydana
geliyor; benimle tartışırken 5 dakika harcıyor; ama, bana 1 dakika süre
vermiyor; kahrolsun böyle adalet, yıkılsın böyle adalet...(FP sıralarından
alkışlar) Son söz, yargıda konuşulacaktır. Söylediklerimin
hepsinin belge ve bilgileri Bakanın emrine hazırdır. Burada kimseyi suçlamak
için değil, gerçekleri ortaya koymak için söyledim; ama, ben yine ifade
ediyorum, son söz yargıda konuşulacaktır. Söylediklerimizin hepsinin
arkasındayız. MÜCAHİT HİMOĞLU (Erzurum) - Konya'ya geleceğim. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Gel, gel; bekliyorum... BAŞKAN - Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Nevfel
Şahin konuşacaklar. Buyurun Sayın Şahin. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika efendim. DYP GRUBU ADINA NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın hakkında
verilen gensoru önergesinin öngörüşmelerinde Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım
adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; benden önce
konuşan arkadaşlarımın söylediklerini tekrar etmemeye çalışacağım. Gerçekten de
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, deprem bölgesinde görevlerini yerine
getirmemiştir; ihalelerde emanet usulünü sıkça kullanarak kamuyu zarara
sokmuştur. Yine, 2000 yılında, Bayındırlık birim fiyatlarını yüzde 65 gibi
yüksek bir rakamda tutarak -enflasyonun yüzde 39 olduğu bir yılda- yüzde 26
gibi, bazı kamu ihalelerinde yüksek fiyat vermekten dolayı kamuyu zarara
sokmuştur. Yine, belediyelerde partizanlık yaparak, kendi partisine ait
belediyelerde afet kararnamesi katsayısını yükselterek, diğer belediyelerin
haklarını kullanmıştır. Değerli milletvekilleri, milletimiz, Deprem Vergisi,
İletişim Vergisi ve geçici vergiler olmak üzere, 2000 yılında, 3 katrilyon lira
civarında ilave bir vergi vermiştir; ama, bakıyoruz ki, deprem bölgesinde,
hâlâ, vatandaşlarımız çadırlarda yaşamakta, barakalarda yaşamakta, yine,
sağlıksız bir şekilde yapılan baraka tipinde prefabrike evler yüzde 50 oranında
boş. Yine, kalıcı konutların yüzde 30'u hâlâ teslim
edilmemiş durumda. Milletimiz bunca sıkıntı çekerken, yine, deprem bölgesinde,
özellikle Sakarya İlinin altyapı çalışmaları sağlıklı bir şekilde
yapılmadığından dolayı, yağmur yağdığında, ortalığı sel basmakta, Sakarya'da
vatandaşlarımız sokakta dolaşamamaktadır. Nedir bu sıkıntı; milletimiz, 3
katrilyona yakın ilave vergi vermiş; ama, deprem bölgesinde harcanan para üçte
1 bile değil. Nereye gitti bu paralar, hangi kaynakta kullanıldı bu paralar? Yine, Sayın Bakan, 2000 yılı Bayındırlık fiyatlarını
tespit ederken, 1999 yılına göre 2000 yılını yüzde 65 zamlı tespit etmiştir.
Siz hükümet olarak, Kasım 1999'da bir ekonomik programı uygulamaya
koyuyorsunuz; çalışanlara, memurumuza, emeklimize, işçimize yüzde 25 zammı reva
görüyorsunuz, yine sanayiciye "enflasyon sizin yüzünüzden artıyor, yüzde
25'ten fazla zam yapamazsınız" diyorsunuz; ama, hükümet olarak, 57 nci
hükümet olarak, uyguladığınız programa siz uymuyorsunuz, Bayındırlık birim
fiyatlarını yüzde 65 zamlı tespit ediyorsunuz. Memur, işçi, emekli Kızılay Meydanında hakkını ararken,
onları, copla sindirmeye çalışıyorsunuz; ama, Türkiye'de 25 000-30 000 kişiye
menfaat sağlamak için, hükümet olarak, siz, kendi uyguladığınız ekonomik
programa uymuyorsunuz. Sayın Başbakanın bundan haberi var mı; ekonomiden
sorumlu Devlet Bakanının bundan haberi var mı; Başbakan yardımcılarının haberi
var mı; sayın milletvekilleri, sizin haberiniz var mı? Yani, 1999 yılında bu
masayı 100 liraya yaptırırken, 2000 yılında bu masayı 165 liraya
yaptırıyorsunuz. İşte, sizin, hükümet içerisindeki farklı farklı
uyumsuzluklarınız!.. Bunu, sadece, Yüksek Fen Kurulu tespit ediyor, Bayındırlık
Bakanı onaylıyor. Yüksek Fen Kurulunun getirdiği yüzde 35'lik zam teklifini
Bayındırlık Bakanı geri çevirerek "bunu, yüzde 65'e çıkarın" diyor.
Peki, 2000 yılında enflasyon için sizin tespit ettiğiniz rakam kaç; yüzde 39.
Demek ki, devlet hizmetlerini, enflasyonun yüzde 26 üzerinde zamlı şekilde
yapıyorsunuz. Buraya gelmeden önce Devlet Planlama Teşkilatına sordum
2000 yılında konsolide bütçenin, belediyelerin, özel idarelerin, KİT'lerin,
Türkiye genelinde yaptığı yatırım ne kadar diye, aldığım cevap 8 katrilyon
lira. 8 katrilyon lira devlet olarak, hükümet olarak yatırım yapıyorsunuz,
enflasyonun yüzde 26 üzerinde fazla para ödüyorsunuz, milletten topladığınız 3
katrilyon vergi, 2 katrilyon lira yandaş müteahhitlere peşkeş çekiyorsunuz. Kim
bunun hesabını verecek?! Sayın Başbakan bunun hesabını versin! Millet adına
söylüyorum, Başbakan yardımcıları versin! Sayın Bakan versin! (DYP sıralarından
alkışlar) Bu 2 katrilyonun hesabını kim verecek?! Bu 2 katrilyonun hesabını...
Buradan sesleniyorum sivil toplum örgütlerine, memurlara, işçilere, emeklilere,
siz, yüzde 65 zam veriyorsunuz kendi hizmetinizi yaptırmak için; ama, bize,
yüzde 25 zammı fazla görüyorsunuz... Herkesi, bende dahil, bu hükümeti
mahkemeye vermeye davet ediyorum. EROL AL (İstanbul) - Ver o zaman. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) - Millet adına söylüyorum, sizin
yaptığınız uyumsuzluk, ekonomik programın başarısızlığa uğramasının bir tane
nedeni de bu. İşte, milletin cebinden topladığınız 3 katrilyon vergiden, 2
katrilyon lira gibi bir parayı, yandaşlara peşkeş çekiyorsunuz; onun için,
deprem bölgesindeki hizmetler yürümüyor. Yine, Sayın Bakanın çok sık bir şekilde kullandığı 44
üncü madde var. İhaleler şeffaf olmalı, ihaleler serbest rekabet kurallarına
göre olmalı; ama, Sayın Bakan göreve geldiğinden bugüne kadar, deprem
bölgesinde özellikle, deprem bölgesi olmayan ve özellikle İller Bankası ve
diğer genel müdürlük ihalelerinde sık sık davetiye usulüne kullandı. İmar
Kanununun 44 üncü maddesine bakarsanız, davetiye usulü, uçak alımlarında, gemi
alımlarında, teknoloji alımlarında, özel ihtisas isteyen yüksek teknoloji
kullanılması gereken işlerde kullanılır; ama -ufak ufak 20 tane maddenin
sayıldığı ve hangi işlerde kullanılacağının belirtildiği bu maddede- bunlardan
bir iki tanesine uyum sağlayarak, davetiye usulünü kullanmıştır ve burada,
yandaş müteahhitleri çağırmıştır. Benden önce konuşan sözcünün söylediği gibi,
Bayındırlık Bakanlığında ihalelerin satıldığı, yüzde 10 peşinle satıldığı yaygın
bir şekilde söylenilmektedir; bunu, Anadolu'nun her köşesinde, Ankara'nın her
köşesinde görebilirsiniz. İşte, bizim bir milletvekili arkadaşımız, Balıkesir
Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, Nisan 2000'de Bayındırlık Bakanına soru
önergesiyle müracaat ediyor "Genel Müdürlükte, Yapı İşlerinde, İller
Bankasında, Karayollarında ve Bakanlığınıza bağlı genel müdürlüklerde hangi
ihaleleri yaptınız, İhale Yasasının hangi maddesine göre yaptınız, keşif bedeli
nedir, indirim oranı nedir" diye soruyor; ama, Sayın Bayındırlık
Bakanından cevap yok. Nasıl, siz, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve millet
adına denetim görevini yapan milletvekillerine hesap vermezsiniz? Aradan üç ay
geçiyor, Bayındırlık ve İskân Bakanına tekrar soru soruyor; yine cevap yok. Son
olarak, 11 Kasımda soru önergesine çeviriyor; Sayın Bakandan yine cevap yok!
Buradan Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum: Devlet Denetleme Kurulunu, Bayındırlık
ve İskân Bakanlığındaki bütün ihaleler için harekete geçirsin. Türkiye bir
hukuk devleti olmak mecburiyetinde. (DYP sıralarından alkışlar) Yolsuzluklardan
temizlenmeden Türkiye'yi bir noktaya götürmek mümkün değil. İşte,
hazırladığınız ekonomik program çöktü. Türkiye, yolsuzluklarda dördüncü sırada;
bu, utanç verici bir durum. 1998 yılı araştırmalarında, 1999 yılı araştırmalarında,
2000 yılı araştırmalarında, uluslararası araştırma kuruluşlarında, Türkiye,
Rusya'dan, Çin'den, Endonezya'dan sonra yolsuzlukta dördüncü sırada. Sayın
milletvekilleri, siz bundan utanç duymuyor musunuz? MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Sizin zamanınızda oldu. NEVFEL ŞAHİN (Devamla) - Bizim zamanımızda mı
incelenmiş bu? 1998, 1999 ve 2000 yıllarında, Türkiye, yolsuzluk şampiyonu
olmuş. Şimdi, burada, herkes, bu gensoruya ret cevabı vermeyen
milletvekilleri, bunun hesabını sormak mecburiyetinde. Siz, 2000 yılında
memura, işçiye, emekliye vermediğiniz 2 katrilyon lira parayı, 15 000, 20 000
civarındaki kişilere verdiniz, hizmet yapan kişilere verdiniz. Sayın milletvekilleri, şimdi, bunun hesabını herkes
vermek mecburiyetinde. Eğer, bunun hesabını vermezseniz, Türkiye'yi bir noktaya
götürmeniz mümkün değildir. Şimdi, belediyeler konusuna gelmek istiyorum. Bütün
tabiî afetler kararnamesini inceledim; bu kadar yolsuzluğun, bu kadar
partizanlığın yapıldığı hiçbir dönemi görmedim. MHP'li belediyelerin hepsinin
katsayısı 2'den yukarı, afet olmayan yerlerde de. Yine, İçişleri Bakanlığına verdiğimiz bir soru
önergesiyle, şu şu belediyelerde afet oldu mu diye sorduğumuz ve İçişleri
Bakanlığının "olmadı" dediği 140'a yakın belediye afet kapsamı içerisine
alınmış; yine, MHP'li belediyelere, bu dağıtılan paraların sayısı bakımından,
parasal kaynak bakımından yüzde 40'ların üzerinde... DSP'li belediyelerin
sayısı az. Ne fay hatlarına bakılmış ne deprem bölgelerine bakılmış; tamamen,
partizanca bir uygulama içerisine girilmiştir. Son olarak, Çanakkale'den de bir belediye afet kapsamı
içerisine alındı. Tam, Marmara Denizinden Saros Körfezine doğru geçen fay
hattının üzerinde olan Evreşe Belediyesi deprem ve afet kapsamı içerisine
alınmadı, Doğru Yol Partili olduğu için; ama, 15 kilometre uzaklığındaki
ANAP'lı Gökçeada Belediyesi, son kararnamede afet kapsamı içerisine alındı ve
katsayı 2,21; ANAP'lı belediye başkanı da on gün önce MHP'ye geçti! Yavaş yavaş
partizanca bir tavır ve belediye başkanları afet kapsamı içerisine alınarak
transferlere başlanıldı. İstanbul'da büyük bir depremin olacağını ve İstanbul
için önlemin alınması gerektiğini, İstanbul'un nüfusunun 10 milyon olduğunu
herkes bilmekte. İstanbul'da, Adalar, Avcılar, Şişli Belediyeleri afet kapsamının
içerisinde, katsayısı çok düşük, 1,21 katsayılarıyla; ama, Bakırköy yok,
Bahçelievler yok, Kadıköy yok... Mademki, böyle bir düşünceniz var, 10 milyon
insanın yaşadığı İstanbul için bir afet çalışması yapın; oradaki belediyeleri
afet kapsamı içerisine alıp, onların katsayısını yükseltin. İstanbul'da 10 000'e yakın kamu binası var. Bunlara
deprem güvenliğiyle ilgili çalışmalar yapmak lazım; ama, görüyoruz ki, bu afet
kapsamı meselesi tamamen partizanca bir uygulamaya dönüşmüş ve Türkiye'de
Bakanın ne kadar belediyesi varsa, sırayla, ikinci kararnamede yoksa üçüncü
kararnameye, üçüncü kararnamede yoksa dördüncü kararnameye alınarak, partizanca
bir uygulama yapılmaktadır. Yine, partizanca uygulamalardan bir tanesi, İller
Bankasında, Bakanın belediyelerinin borcu var; bu borçlar kesilmiyor, hem de
birbuçuk yıldır kesilmiyor; diğer belediyelerin borçları teker teker kesiliyor
ve İller Bankası, bankalardan yüksek
faizle para alarak,
bankalardan aldığı bu
paraları diğer belediyelere de ödetmekte. Diğer belediyelerden aldığı
payları kararnameyle diğer belediyelere verdiği yetmiyormuş gibi, şimdi
borçlarını da ödemeyerek, diğer belediyelerin haklarını almakta ve faizleri de
bu belediyelere yüklemektedir. Ben, burada, Sayın Bakana bir soru da sormak istiyorum:
İller Bankası Trabzon Hizmet ve Lojman Binasıyla ilgili Yüksek Denetleme Kurulu
raporunu niçin bekletmekte ve orada yapılan usulsüzlüklerin, usulsüzlükleri
yapan kişilerin, sorumluların cezalandırılması için bu raporu niçin
bekletmektedir? Bu rapor uzunca bir süredir beklemektedir. Yine, Bakanın seçim bölgesi olan Ankara'da bir ilçede
yapılan otel ve kaplıca inşaatı, standardı çok yüksek olan, özel birim
fiyatlarla yaptırılmakta ve iç donanımına kadar, çatalını, kaşığını, bıçağını,
tabağını almaya kadar, özel bir uygulama yapılmaktadır. Haymana İlçesinde
yapılan bu otel, özel birim fiyatlarla yapılmakta, döşemeleri, duvarları,
imalatları özel birim fiyatlarla yapılarak, özel bir uygulama yapılmaktadır.
Şimdi, diğer illerde yapılan uygulamalara burada niçin uyulmuyor?.. Niçin özel
birim fiyatlarla, özel uygulamalara burada önem veriliyor?.. Yine, buradan açık açık soruyorum: Ödemiş İçmesuyu
Projesinin müteahhidi işi devretmek isteyince, araya bazı yetkili kişiler
giriyor ve MHP'li bir müteahhide zorla iş devrediliyor. Şimdi, Bayındırlık
Bakanlığında bu uygulamalar sık sık yapılmaktadır. İlk defa, cumhuriyet
tarihinde partizanlığın bu kadar yapıldığı teknik bir bakanlık var. Bayındırlık
Bakanlığında partizanlık az yapılır, konular daha ziyade teknik konulardır,
hizmet konularıdır; ama, üzülerek söylüyorum ki, bütün bayındırlık müdürleri,
il müdürleri değiştirildi. İlk defa, bu kadar büyük bir değişikliğe niçin
gidildi? Bayındırlık Bakanlığında, teknik hizmetleri yürüten bu bakanlıkta,
senelerdir tecrübe sahibi olmuş, bilgi birikimi sahibi olmuş bu arkadaşlarımız
niçin değiştirildi? Ama -benden önce bahsedilen- Turizm Bakanlığında görev
yaparken, akçeli işlere karışması yasaklanan, bu konuda raporları olan,
uyarılan bir Bürokrat Bayındırlık Bakanlığına getiriliyor ve bu projelerde
uygulamadan sorumlu kişi yapılıyor. Bunlar fevkalade önemli meseleler. Ben konuşmamı daha fazla uzatmak istemiyorum... MUSTAFA VERKAYA (İstanbul)- Uzat!.. Uzat!.. 10 dakika
daha süre verelim!.. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Sayın Şahin, 2 dakika içerisinde toparlar
mısınız. NEVFEL ŞAHİN (Devamla)- Biz, Bayındırlık Bakanı
hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınmasına Doğru Yol Partisi
olarak kabul oyu vereceğiz; çünkü, Türkiye'nin yolsuzluklardan arınmasını
istiyoruz ve bu konuda, herkesin, bütün milletvekili arkadaşlarımızın,
Meclisimizin hassas olmasını istiyoruz. Kim yolsuzluk yapmışsa, gelsin, yargıda
hesabını versin; hangi bürokrat yapmışsa, hangi bakan yapmışsa, gelsin,
hesabını versin. Bayındırlık Bakanlığındaki bu kadar dedikoduya son vermemiz
lazım. Gerçekten de, dedikodular ayyuka çıkmış, milletimiz bunlardan rahatsız
olmuş. NİDAİ SEVEN (Ağrı)- Milletvekilisiniz, belgeniz varsa,
savcılığa götürün. Götürmezseniz, suçlusunuz. NEVFEL ŞAHİN (Devamla)- Gerekirse, savcılığa da
şikâyette bulunacağız. Ben, konuşmama son verirken, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Şahin. Demokratik Sol Parti Grubu adına, Yalova Milletvekili
Sayın Hasan Suna; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika efendim. DSP GRUBU ADINA HASAN SUNA (Yalova)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Konya Milletvekili Veysel Candan ve 29 arkadaşının,
deprem konutlarıyla ilgili ihalelerin yapılış şekli ve altyapı hizmetlerinde
uyguladığı politikalarla devleti zarara uğrattığı ve afet kararnameleriyle
belediyeler arasında partizanlık yaptığı iddialarıyla Bayındırlık ve İskân
Bakanı Koray Aydın hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri
uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi üzerinde Demokratik Sol Parti
Grubunun görüşlerini sunmak üzere karşınızdayım; Yüce Heyetinizi, Grubum ve
şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, sözünü ettiğimiz önergenin konusunu
oluşturan olayı hatırlatmayı, konuyla ilgili bilgilerin tazelenmesi açısından
faydalı buluyorum. Benim için acı verici bir anı tazeleme olsa da, yapılan ya
da yapılamayanların daha iyi anlaşılması için bu tespiti yapmalıyız diye
düşünüyorum. 17 Ağustos 1999; saat 03.02; insanlar en tatlı
uykusunda; ilk patlama merkezi Gölcük; ardından, beş on saniye arayla Arifiye,
o hat boyunca iki merkez daha... 50 saniye süreyle, 7,4 şiddetle bölge
sallanıyor. Bir merkezden gelen dalgalar yeryüzünü sallarken, beş on saniye
arayla arkadan gelen sismik dalgalar silkeliyor, burkuyor, yöre halkının
deyimiyle, yıkmaya çalışıyor, yıkıyor. Ardından, 12 Kasım 1999; Bolu ve Düzce bir kere daha
sallanıyor; şiddet 7,2; çekirdek derinliği 10 kilometre; dünyanın, en büyük ve
en yaygın alanını etkileyen depremi. Ardı ardına gelen bu iki felakette 18 373 vatandaşımızı
kaybediyoruz, 48 901 vatandaşımız da yaralanıyor; 15 944 işyeri, 96 808 konut
yıkık; 16 815 işyeri, 107 331 konut
orta hasarlı; 15 754 işyeri, 124 033 konut az hasarlı olmak üzere, toplam 376
685 hasarlı konut ve işyeri tespit ediliyor. Ayrıca, yıkılan ve hasar gören
yüzlerce okul, resmî bina, zarar gören sanayi kuruluşları, tahrip olan kent
altyapıları, yollar, kanalizasyon, içmesuyu şebekeleri... Bolu'dan Bağcılar'a kadar,
Düzce, Sakarya, İzmit, Körfez, Gölcük, Karamürsel, Yalova'yı direkt; Zonguldak,
Eskişehir, Bursa'yı kısmen etkileyen büyük bir felaket... Biraz da, bu iki depremden etkilenen bölgenin
özelliklerinden bahsetmek gerekiyor. Bu bölge, ülkemizin en gelişmiş, en çok
üretilen, en çok ihracat yapılan ve de çok vergi toplanan bir bölgemiz. Türkiye
ekonomisi için böylesine önemli bir bölgenin maddî kayıplarını karşılamak için
onca kaynağa ihtiyaç duyulurken, öbür yandan, bölgede sanayi ve ticaret
faaliyetlerinin durmasıyla, devletin ana gelir kaynağı da, âdeta, kurumuş
oluyor. Oysa, ülkemizde, felaket tarihinden dört ay önce genel seçimler
yapılmış; Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Anavatan
Partisinden oluşan uzlaşma hükümeti kurulmuş; yirmibeş yıllık devam eden kronik
enflasyonla mücadele başlamıştır. Böylesine bir ortamda yaşanan felaketin
bizlerden aldığı canlarımızı geri getirmek mümkün değildir. Onlara, Allah'tan
rahmet, yakınlarına sabırlar dilemekteyiz; ama, maddî kayıplarımızı, eskiden
daha nitelikli olarak, hükümetimiz, yerine koymak için, büyük bir çaba sarf
etmektedir. Çarpık yapılaşmanın ürünü yıkılmış binaların yerine,
hükümetimiz, bilimsel kurallara uyarak, sağlam zeminde, sağlam binalar
yapmıştır. Halkımız bu konutlara şimdiden "villa" adını vermiştir. Kalıcı konutlar, yapılacakları alanların yer seçimi,
zemin etütleri bilimsel kurallara uygun olarak yapılmış, sağlam zeminlerde, tüm
bölgede, maksimum üç katlı, hektar başına 150-200 kişi düşecek şekilde düşük
yoğunluklu, okul, hastane, resmî kurum, alışveriş ve eğlence merkezi, kentsel
sosyal, teknik donatıları olan, geniş kentsel mekânlı ve bol yeşil alanlı,
geniş, devamlı ve alternatifli trafik sistemi olan, blokları, komşuluk
üniteleri oluşturacak şekilde, kaliteli bir yaşam çevresi oluşturacak şekilde
ve sonraki yapılaşmalara örnek olacak, öncülük edecek özellikte planlanmış ve
uygulanmıştır. Bu özelliklerde inşa edilmiş olan kalıcı konutların kuraları
çekilmiş, önümüzdeki nisan ayında hak sahipleri yeni binalarına
taşınacaklardır. Düşününüz, bir gece, uyku saatinde, 50 saniyede, bir
bölgede 376 685 işyeri ve konut hasar görüyor, binlerce insan aynı anda enkaz
altında, yaygın bir alanda arama ve kurtarma çalışmaları yapılıyor, ardından
hasar tespit çalışmaları hızla bitirilip enkaz çökertme ve kaldırma işlemleri
tamamlanıyor, yaralılar tedavi ediliyor, yiyecek giyecek ihtiyaçlarını
karşılamak için, valiliklere, 4,9 trilyon acil yardım gönderiliyor; barınma
sorunları, geçici olarak çadır, ardından 44 000 prefabrik konut yapılarak
çözülüyor. Bu hizmetler için de 128,5 trilyon para ödeniyor. Kentlerin çökmüş altyapıları, yol, kanalizasyon ve su
şebekeleri, hızla, 79,3 trilyon lira harcanarak yenileniyor. Binaları yıkılmış
ya da orta hasarlı olanlara, aylık 100 milyon lira barınma yardımı olarak,
Sosyal Yardımlaşma Vakfından 193 trilyon lira ödeme yapılıyor. Az hasarlılara,
onarım için, konut başı 600 milyon lira onarım yardımı olarak, 52,2 trilyon
lira ödeme yapılıyor. Sakat kalanlara, sakatlık yardımı olarak 83,7 milyar,
yakınlarını kaybeden afetzedelere, ölüm yardımı olarak, Sosyal Yardımlaşma
Fonundan 9 trilyon, işyerini kaybeden afetzedelere, işyeri yardımı olarak, 5,3
trilyon lira, başka ilden ya da oturduğu ilden konut alacaklara 6'şar milyar
lira olmak üzere, 22,9 trilyon lira, evini yapana yardım metoduna girenlere
6'şar milyar lira, orta hasarlı konutu güçlendirecek hak sahiplerine 2'şer
milyar lira kredi olmak üzere, bugüne kadar, Sosyal Yardımlaşma Fonundan 58
trilyon lira ödeme yapılıyor. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan,
bölgeye, bugüne kadar 271 trilyon lira aktarılmış, bundan 414 834 aile
yararlanmıştır. Çankırı depremiyle birlikte, bu miktar 273 724 600 000 000
liraya ulaşmıştır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığımız, bugüne kadar, afet
bölgesi çalışmalarında, kalıcı konut maliyetleri dışında, 681 trilyon lira
harcama yapmıştır. Okulları yıkılmış, depremden zarar görmüş öğrencilere,
başka illerde misafir öğrenci olarak okuma imkânı tanınmış, üniversitede okuyan
öğrencilerden üniversite harcı alınmamış, deremde zarar görmüş okullar hızla
güçlendirilmiş, yıkılanların yerine çağdaş teknolojilerle yenileri yapılmıştır.
Öyle ki, hem deprem öncesi derslik sayısı aşılmış hem de deprem öncesi sınıf
başına düşen öğrenci sayısı aşağıya çekilmiştir. Böylesine büyük bir felaketin
yaraları bu kadar başarılı bir şekilde nasıl sarılmıştır; devletle millet el
ele vermiş, tüm imkânlar seferber edilerek bu sonuca ulaşılmıştır. 57 nci
hükümetimizin, Sayın Başbakanımız ve bakanlarımızın tutarlı çalışmalarıyla Türk
Halkı ve dünya kamuoyuna verdiği güven, bu olumlu sonucu doğurmuştur. Deprem bölgesi halkı, devletimize yardıma koşan tüm
kişi ve kuruluşlara, yabancı ülkelere dua etmektedir. Felaket bölgesi halkı, gece-gündüz, yaz-kış demeden,
felaket bölgesi yaralarını sarmaya çalışan 57 nci hükümetimize, Başbakanımız
Sayın Bülent Ecevit'e ve çok çalışkan bakanlarımıza sonsuz şükranlarını
sunuyor, onların taltif edilmesini, taçlandırılmalarını istiyor. Biz de, Demokratik Sol Parti Grubu olarak, 17 Ağustos
felaketi sonrası çalışmalarda, hükümetimizi ve bakanlarımızı çok başarılı
buluyoruz. Bu konuda gensoru açılmasına gerek olmadığına inanıyoruz. Bu duygularla, Grubum ve şahsım adına Yüce Heyetinize
saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Suna. ANAP Grubu adına Bartın Milletvekili Sayın Zeki Çakan;
buyurun efendim. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır Sayın Çakan. ANAP GRUBU ADINA ZEKİ ÇAKAN (Bartın) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan ve 29
arkadaşının, deprem konutlarıyla ilgili ihalelerin yapılış şekli ve altyapı
hizmetlerinde uyguladığı politikalarla devleti zarara uğrattığı ve afet
kararnameleriyle belediyeler arasında partizanlık yaptığı iddialarıyla,
Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önerge üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere
söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere,
17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara Bölgesinde meydana gelen deprem, İstanbul,
Kocaeli, Sakarya, Bolu, Yalova, Bursa ve Eskişehir İllerinde büyük oranda can
ve mal kaybına neden olmuştur. Bu depremin hemen ardından 12 Kasım 1999 tarihinde
Bolu ve Düzce'de meydana gelen deprem, yeniden can ve mal kaybına neden olmuş,
milletimizi derin üzüntüye boğmuştur. Böyle bir felaketin bir daha
yaşanmamasını niyaz eder, hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan bir
kez daha rahmet dilerim. Değerli milletvekilleri, çağımız boyunca, milletimizin
karşılaştığı en büyük afet olan bu depremler, çok geniş bir alanda hasara ve
tahribata yol açmış, ülkemiz nüfusunun büyük bir bölümünü etkilemiştir. Tabiî
ki, bu arada, deprem bölgesindeki yerlerin yol, su şebekesi, kanalizasyon,
elektrik, doğalgaz, telekomünikasyon gibi alt ve üstyapı tesislerinin tamamına
yakın bir bölümü hasara uğramıştır. Bu iki depremde, 18 373 vatandaşımız hayatını
kaybetmiş, 48 901 vatandaşımız da yaralanmıştır. Ayrıca, 96 808 konut ile 15
944 işyeri yıkılmıştır. 107 331 konut ile 16 815 işyeri orta hasar, yanı sıra,
124 033 konut ile 15 754 işyeri az hasar görmüş bulunmaktadır. Özetlersek; 328
172 hasarlı konut, 48 513 hasarlı işyeri olmak üzere, toplam, 376 685 konut ve
işyeri hasar görmüştür. Değerli milletvekilleri, depremden bir gün sonra,
Gölcük'e giderek, burada hayatını kaybeden Bartın İl Başkanımız rahmetli Avni
Çelebi ve arkadaşlarının enkaz altından çıkarılması çalışmalarında bizzat
bulunarak, iki gün boyunca, o acı anı, şahsen yaşadım. Allah, böyle bir
felaketi ülkemize bir daha göstermesin. Bu kadar büyük can ve mal kaybının olduğu bu depremin
oluşundan kısa bir süre sonra, 57 nci hükümet, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının
gerekli işbirliği ve koordinasyonunu sağlayarak, 20 nci Yüzyılın ülkemiz
tarihindeki en büyük felaketlerinden biri olan depremin yaralarını sarmak için
çalışmalara süratle başlamıştır. İlgili tüm Bakanlık personeli bölgeye intikal
etmiş ve oluşturulan, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkeziyle temasa geçilerek,
öncelikle "acil yardım ödeneği" adı altında, valiliklerin acil
ihtiyaçlarına yönelik olarak kullanılmak üzere, 4 trilyon 9 milyar lira acil
yardım ödeneği gönderilmiştir. Sayın milletvekilleri, zaman zaman, böyle büyük
afetlerle ilgili çalışmalarda aksaklık da olabilir; fakat, Anavatan Partisi
Grubu olarak, biz, inanıyoruz ki, bu iki felaket karşısında 57 nci hükümet ve
ilgili bakanlıklar, üzerlerine düşen görevi yerine getirebilmek için tüm
gayretlerini sarf etmişlerdir. Bu çalışmaların
ilk etabında, bölgeye bağlantıyı sağlayan ve depremde büyük hasara uğrayan
otoyolun onarımına süratle başlanılmış ve çok kısa bir süre içinde, yeniden
inşa edilmiştir. Yolların açılmasını müteakip temin edilen araçlarla, Kızılay
ve ilgili kuruluşlardan temin edilen çadır, battaniye, yiyecek ve tıbbî
malzemelerin bölgeye intikali sağlanarak dağıtılmaya başlanmıştır. Ağır kış şartları da dikkate alınarak, afetzede
vatandaşlarımızın geçici iskânlarını sağlamak amacıyla, 44 107 prefabrike konut
yaptırılarak 149 000 afetzedenin geçici iskânı sağlanmıştır. Ayrıca, Kocaeli
İlinde 6 722, Sakarya İlinde 2 214, Düzce İlinde 7 000, Bolu İlinde 1 453,
İstanbul İlinde 650, Yalova İlinde 5 120 olmak üzere, toplam 23 164 kalıcı
konutun ihalesi yapılmış ve yapımına başlanılmıştır. Değerli milletvekilleri, burada, tek tek rakamlara
inmek istemiyorum; ama, inanıyorum ki, bu felaket karşısında, imkânlar
çerçevesinde yapılması gerekenler yapılmış ve bundan sonra da yapılmaya devam
edilecektir. Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos 1999 ve ardından 12
Kasım 1999 depremleriyle yaşadığımız felaket, dar bir bölgeyi değil, hatta, bir
kasabayı, kenti değil, ülkemizin sanayi bakımından en gelişmiş; fakat, hızla
yayılan ve kontrolsüz bir bölgesini kapsaması, kaliteli bir kent-yaşam kurgusuyla
oluşturulacak planlı gelişme yolunda önemli adımlar atma ve bilinçlendirme
gereğini doğurmuştur. Bu depremlerden alacağımız çok dersler vardır.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, yeni yerleşimlerin yer seçimi ve planlama
çalışmalarında, bu bilinçle hareket etmek mecburiyetindedir. Jeolojik ve
jeoteknik etütler yapılarak yerleşime uygun alanlar belirlenmeli ve afete
duyarlı planlamayla kaliteli bir yaşam çevresi oluşturma yolundaki çalışmalar,
başladığı gibi, taviz verilmeden devam ettirilmelidir. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gensoru
önergesinde Bakanlığın yapmış olduğu ihalelerle ilgili bazı iddialarda
bulunulmaktadır. Burada çıkan, özellikle muhalefet partisine mensup
milletvekili konuşmacı arkadaşlarımız, iddialarını dile getirmişlerdir. Kim, ne
biliyorsa, bu kürsüye çıkıp, hem bilgisiyle hem belgesiyle, bunu, net olarak
ortaya koymalıdır -Anavatan Partisi Grubu olarak, bunu, baştan beri söylüyoruz-
aksi takdirde, bu suçlamalar sadece suçlayanları bağlar. Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, doğal afet
nedeniyle altyapı hasarına uğrayan belediyelere, 4123 sayılı Kanun uyarınca,
altyapı hasarlarının telafisi amacıyla -2380 sayılı Kanun uyarınca İller
Bankasından almış oldukları payları, Bakanlar Kurulunca azamî 5 katına kadar
artıracak- yardım yapılmaktadır. Bu yardımların yapılma şeklî, Tabiî Afet
Nedeniyle Gelir Kaybı, Alt ve Üstyapı Hasarına Uğrayan Belediyelerin Yapmaları
Gereken İşlemler Hakkındaki Tebliğ uyarınca gerçekleştirilmektedir. Bu tebliğde
belirtilen hususlara, maalesef, zaman zaman gereken özen gösterilememiştir. Bu
kararnamelere giren belediyeler tespit edilirken daha hassas davranılmalı ve
tüm Bakanlar Kurulu üyeleri, bu kararnameleri daha iyi irdelemeliydi. Geçmişte iki dönem belediye başkanlığı yapmış bir kişi
olarak, belediyelerimizin sıkıntısını çok yakından bilmekteyim. Gerçekten,
bugün, belediyeler, çok büyük maddî sıkıntı içerisindedir. Dolayısıyla, afet
kapsamı içerisine alınan belediyelere fazla ödeme yapılırken, diğer
belediyelerin hakları da gasp edilmektedir. Burada çok adaletli davranmak
mecburiyeti vardır; çünkü, İller Bankası payı artırılan belediyelerin artırım
oranları tutarı kadar diğer belediyelerden de hisse azalması olmaktadır. Burada
doğruyu söylemek gerekirse, Bayındırlık Bakanlığına bağlı bazı bürokratların,
hatta Sayın Bakanın da bu dağılımdaki bazı yanlışlıklar gözünden kaçmış
olabilir; fakat, Bakanlar Kurulu üyeleri bu konuda daha özenli davranmak
durumunda olmalıydılar. Umarım, bir yanlışlık yapılmışsa en kısa süre
içerisinde düzeltilmesi cihetine gidilir. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bundan sonra bu kararnamelerin çıkmaması dileğimizdir.
Şayet çıkacaksa, çok dar kapsamlı olmalı ve müracaatlar çok detaylı şekilde
incelenerek, gerçekten, afetten büyük zarar gören belediyeler göz önünde
tutulmalıdır. Ancak, her halükârda, bu belediyelere yapılacak yardım bütçeden
yapılmalı, diğer belediyelerin haklarına dokunulmamalıdır. (FP sıralarından
alkışlar) Değerli milletvekilleri, söz belediyelerimizden
açılmışken, mahallî idareler reformu kanun tasarısı bir an önce Genel Kurula
gelmeli ve mahallî idarelere bir nebze de olsa nefes aldırılmalıdır. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Sayın Başkan, bakanlara doğru
söyle!... ZEKİ ÇAKAN (Devamla)- Ben nereye okuyacağımı
biliyorum... ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Biliyorsun; ama, yapmıyorsun!.. ZEKİ ÇAKAN (Devamla)- Ben, Genel Kurula hitap
ediyorum... Lütfen... Siz konuştunuz, müdahale etmeyin!.. Müdahale etmeden
dinlerseniz daha iyi anlayacağınızı umuyorum. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon)- Güzel de, kime dert
yanıyorsun?! İktidarda olduğunu unutuyorsun herhalde Sayın Başkan!.. ZEKİ ÇAKAN (Devamla)- Bildiğiniz gibi, Anavatan Partisi
Grubu olarak, mahallî idareler reform tasarısına aşırı önem vermekteyiz.
Ayrıca, koalisyon protokolünde ve hükümet programında bu konu dile getirilmiş
ve bir an önce çıkması karar altına alınmıştır. Değerli milletvekilleri, idarî sistemin aşırı
merkeziyetçiliği, kaynak yetersizliği, bazı konularda görev ve yetki
yetersizliği, aşırı vesayet, nitelikli personel yetersizliği, özellikle, il
özel idareleri için teşkilat yetersizliği, açıklık ve demokratik katılım
yetersizliği, rasyonel olmayan hizmet alanları, mahallî idareleri içinden
çıkılmaz bir duruma getirmiştir. Şunu açıklıkla ifade ediyorum ki, mahallî idareler
reform tasarısı, mahallî idarelerin ihtiyacına cevap verecek şekilde, maalesef,
düzenlenememiştir. Dileğim odur ki, tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine
gönderildiğinde, komisyonlarda ve Genel Kurulda sağlanacak katkılarla, arzu
edilen seviyeye gelebilsin. Değerli milletvekilleri, Anavatan Partisi, 57 nci
hükümet kurulduğundan bu yana her zaman, koalisyon protokolünün ve hükümet
programının uygulanmasına özen göstermiştir ve göstermeye devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, siyasî ve ekonomik istikrara
her zamankinden fazla ihtiyacımız olduğu bu dönemde, böyle bir gensoruya
Anavatan Partisi Grubu olarak olumlu oy vermeyeceğimizi belirtir, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlarım. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Çakan. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kocaeli
Milletvekili Kemal Köse. (MHP sıralarından alkışlar) Sayın Köse, süreniz 20 dakika. MHP GRUBU ADINA KEMAL KÖSE (Kocaeli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Konya Milletvekili Veysel Candan ve 29
arkadaşının, deprem konutlarıyla ilgili ihalelerin yapılış şekli ve altyapı
hizmetlerinde uygulandığı yanlış politikalarla devleti zarara uğrattığı ve afet
kararnameleriyle belediyeler arasında partizanlık yaptığı iddialarıyla
Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın hakkında verilen gensoruyla ilgili
olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, söz almış bulunmaktayım;
konuşmama başlamadan evvel hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoruyu veren
partimizin grup sözcüsünü ve Doğru Yol Partisinin grup sözcüsünü dinlediğimde,
asrın felaketi diye nitelendirdiğimiz, 18 473 vatandaşımızın ölümüyle, 48 901
vatandaşımızın da yaralanması ve sakat kalmasıyla, 366 685 konut ve işyerimizin
ağır, orta ve hafif hasar görmesiyle sonuçlanan ve tahribatı çok büyük olan,
Türkiye'nin ekonomik yönden en önemli ve dinamik bölgesini; yani, Marmara
Bölgesini vuran, asrın felaketi olarak nitelendirdiğimiz bu büyük depremden
sonra, sanki hiçbir şey yapılmamış gibi bir tavır ortaya konulmasına gerçekten
üzüldüğümü beyan ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Fazilet Partisinin hazırlamış olduğu gensoru
önergesinin gerekçesi 190 kelime ve bu gerekçenin sonunda deniliyor ki:
"Bütün bunların sorumlusu 57 nci hükümetin Bayındırlık Bakanı Sayın Koray
Aydın'dır. Gensoru açılması halinde pek çok konu aydınlığa kavuşacak, kamuoyu
bilgilenmiş olacak ve bu işin siyasî sorumluları da ortaya çıkmış
olacaktır." Bilgilenmek üzere gensoru verilmez; eğer bilgilenmek
istiyorsanız araştırma önergesi verirsiniz, soru önergesi verirsiniz;
Bayındırlık Bakanı gelir, burada size hesap verir. (MHP sıralarından alkışlar)
Ama, siz, Meclisin denetim hadisesini kötüye kullanarak, çok büyük bir örneğe
daha imza attınız. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Biz biliyoruz, kamuoyu da
bilsin istiyoruz. Gerçi, şimdi kamuoyu da biliyor. KEMAL KÖSE (Devamla) - Bayındırlık ve İskân Bakanının
deprem bölgesine zamanında müdahale etmediğini söylüyorsunuz. İşte, 6,9
katrilyondan bahsediyorsunuz; nereye dayandığını az sonra göreceğiz. 26 000
prefabrike konut yaptınız -bunları da zamanında çok söylediniz; bunlar çok
lüzumsuzdu- bu kadar prefabrike konuta ne gerek vardı" diye kıyametler
kopardığınız günleri şimdi gibi hatırlıyorum. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Doğru... KEMAL KÖSE (Devamla) - Ona da cevap vereceğim. Yine "altyapı hizmetlerinde yüzde 30 peşin
verilmiş" şeklinde ve buna benzer iddialarınız var. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Bu da doğru... KEMAL KÖSE (Devamla) - Bu kadar büyük iddialarınızı bir
sayfaya mı sığdırdınız?!. Çok hafif bu, çok... Çok hafif... (MHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) DOĞAN BARAN (Niğde) - 500 kelimeyi geçemez, sen
bilmiyor musun?! ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - İçtüzüğü öğrensen böyle
konuşmazdın! DOĞAN BARAN (Niğde) - Öğren de gel!.. KEMAL KÖSE (Devamla) - Madem ki, bu kadar büyük
iddialarınız vardı, o zaman, bunu bir sayfaya sığdırmanın, 190 kelimeyle ifade
etmenin doğru olmadığı kanaatini taşıyorum ben. BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Önergede kaç kelime olur?! KEMAL KÖSE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım... ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - İçtüzüğü öğren de gel!.. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... KEMAL KÖSE (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri... ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Arkadaşımız yenidir,
öğrenecek, öğrenecek!.. KEMAL KÖSE (Devamla) - Asrın felaketi -ismi üzerinde,
bugüne kadar Türkiye'de olan depremlerin 10 katı büyüklüğünde- Türkiye'nin en
dinamik bölgesini vurmuş.
Ben, bu depremde
hayatını kaybeden bütün vatandaşlarıma Cenabı Allah'tan gani gani rahmet
diliyorum; yaralılara acil şifa diliyorum. Şimdi, bu deprem, öyle kelimelerle ifade edilecek bir
deprem değil, bu yaşayan bilir; ben, bölgenin milletvekiliyim. Öyle bir gece
gelip, çadırda yatarak benim insanımın çilesini bilemezsiniz... (MHP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bilemezsiniz... Diyorsunuz
ki: "Prefabrikeleri niye yaptınız?" Değerli arkadaşlarım, Japonya'da, Kobe depremi, 17
Ocakta gerçekleşti. 17 Ocağın önü yazdı. Dünyanın en büyük devletlerinden
birisi olan Japonya'nın, hemen, alelacele ilk yaptığı iş, prefabrikeleri
planlamak oldu. Önü de yaz olmasına rağmen, prefabrikelerini yedi ayda bitirmek
suretiyle halkına teslim etti. 17 Ağustos-12 Kasım, kışın başlangıcı demek
değil mi? Biz, 44 107 prefabrike evi yapmasaydık da, benim vatandaşım, delik
olan çadırlarda perişan mı olsaydı?! (MHP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Vatandaşı zaten perişan
ettiniz; bunu siz, oradaki vatandaşa sorun Sayın Hatip. DOĞAN BARAN (Niğde) - Sabırlı ol, sabırlı. KEMAL KÖSE (Devamla) - Onun için, ben, hükümetimizin
prefabrikeler konusunda göstermiş olduğu bu nazik davranışa, yürekten teşekkür
ediyorum, Allah razı olsun hükümetimizden. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından
alkışlar) Şimdi, diyorsunuz ki... Hani vicdanınız yok mu sizin?!
Sanki hiçbir şey yapılmamış... Değerli arkadaşlarım, büyük Türk Milleti, bizi şu anda
takip ediyor ve dinliyor. 7 366 binanın enkazını kaldırmış bu Bayındırlık
Bakanlığı. (MHP sıralarından alkışlar) Yine, 1 200 mimar ve mühendisimiz -Allah
onlardan razı olsun- günlerce çoluk çocuklarından uzak bir şekilde, 130 000
vatandaşımızın hak sahipliğini gerçekleştirmek üzere, gece gündüz bölgede
mücadele etmiştir. Bayındırlık Bakanlığımızın üç genel müdür yardımcısı ve bir
müsteşar yardımcısı, aylardan beri bölgede, çocuklarından uzak, yuvalarından
uzak... Şimdi, geliyorsunuz, burada, onları suçluyorsunuz; Allah'a reva mı bu?!
Allah'a reva mı bu?! (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Kardeşim yolsuzluk ayrı... KEMAL KÖSE (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, 43
015 konutun altına 57 nci cumhuriyet hükümeti imza atıyor. Söylemesi kolay 43
015'i... Bakın, benim önümde belgeler var, bilgiler var: 1967 Muş-Varto
depremi, 1967 Hınıs ve Tekman depremlerinden bugüne kadar geçen otuzdört yılda,
muhtelif sebeplerden dolayı afetlere maruz kalmış 12 351 vatandaşım, benim
devletimden hâlâ konut bekliyor. Bunu gördükten sonra, yapılan işin büyüklüğünü
anlamak için kâhin olmaya gerek yok diye düşünüyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) Değerli arkadaşlarım, öyle kolay değil; 26 bölgede 43
015 konut yapılıyor. Bunların, harita, plan, kadastro, imar çalışmaları ve
istimlak çalışmaları öyle kolay değil ve diyorsunuz ki prensip olarak, Marmara
Bölgesi, birinci derece deprem bölgesidir, bir daha deprem olduğu vakit benim
vatandaşım enkazın dibinde kalmasın diye en güzel yerleri seçmek mecburiyetinde
olduğunuz istikamette, bunlar öyle kolay şeyler değil. Otururken, konuşurken
kolay; ama, icra ederken kolay değil. Ben, burada, Türkiye'nin gerçekten en deneyimli
bakanlığı olan Bayındırlık Bakanlığına bağlı Teknik Araştırma Uygulama Genel
Müdürlüğünün, Karayolları Genel Müdürlüğünün, İller Bankası Genel Müdürlüğünün,
Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün, Afet İşleri Genel Müdürlüğünün, Bayındırlık
Bakanlığının bütün personelini ve Bayındırlık Bakanını tebrik ediyorum. (MHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) Başka bir şey söylenmez buna... Kaldı ki, 43 015 konut, şehrin en mutena yerlerinde
yapılmış şehirden uzak olmasın diye; bunların yol, kanalizasyon, altyapı
çalışmaları; PTT, elektrik, su, doğalgaz... Bunlar kolay işler değil, biraz
vicdan sahibi olmalıyız değerli arkadaşlarım. ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Mevzu o değil... KEMAL KÖSE (Devamla) - Şimdi, günlerce konuşuldu,
aylarca konuşuldu, denildi ki: "Efendim, 57 nci cumhuriyet hükümeti,
deprem münasebetiyle topladığı paraları batık bankalar için kullanıyor; işte,
bütçe açıklarında kullanıyor." Vallahi ve billahi ve tillahi yalandır,
iftiradır. (MHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ASLAN POLAT (Erzurum) - Yapmayın... KEMAL KÖSE (Devamla) - İftira olduğunu, size,
belgelerimle ifade edeceğim. Değerli arkadaşlarım, bakın, deprem sabahından
bugüne kadar, muhalefet partilerimiz çıktılar, dediler ki: "Sakın ha bu
hükümete güvenmeyin -dünyaya ve Türk kamuoyuna bunu deklare ettiler- sakın ha
bunlara para vermeyin; bunlar, sizden topladıkları paraları, sizden aldıkları
bağışları bütçe açıklarında kullanacaklar, batık bankaları kurtarmakta
kullanacaklar." Bunlar, bu fitnede de çok başarılı oldu. Ne yapalım; bağış
almayalım... Vergi yasası çıkaracağız burada, ona karşı çıkın... Ne yapalım; 66
000 vatandaşımız enkazın dibinde kalmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de kalsın,
57 nci cumhuriyet hükümeti de enkazın dibinde mi kalsın?! Buna müsaade
etmeyiz... (MHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; FP sıralarından
alkışlar [!]) BEKİR SOBACI (Tokat) - İhalenin yağlısını mı aldın?! KEMAL KÖSE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın,
Sayın Veysel Candan diyor ki: "6,9 katrilyon para topladılar." Yok
böyle bir şey. Benim elimde belge var, bütçe genel müdürlüğünün belgesi. 15
Şubat itibariyle, konsolide bütçe deprem gelirlerimiz 1 katrilyon 512 trilyon
541 milyar, bütçedışı deprem gelirlerimiz -işte, bu bağışlar ve bunun içinde
olan- 176 trilyon 697 milyar lira, toplam dış finansman, dışardan aldığımız
finansmanımız da 644 trilyon 678 milyar. Yani bugüne kadar depremle ilgili
toplanan para 2 katrilyon 333 trilyon 916 milyar lira. Depremde harcadığımız
para nedir diye sorarsanız; konsolide bütçe harcaması 1 katrilyon 356 trilyon
489 milyar, bütçe dışı fonların harcaması 205 trilyon 319 milyar, bağış ve
hibelerden harcamalar 166 trilyon 866 milyar, proje kredilerinden harcamalar
258 trilyon 679 milyar lira, KİT ve diğer özel bütçeli kurumlardan 110 trilyon
973 milyar lira; yani 2 katrilyon 098 trilyon 336 milyar lira da para
harcamışız. Yani 2,3 katrilyon gelmiş, 2,1 katrilyon da para harcamışız. Öyle,
işkembei kübradan atmak
kolay, 6,9 katrilyon; nerede, bana belgesini göster!
(MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Şimdi, bir diğer konu. Deniliyor ki, partizanlık
yaptınız. Değerli arkadaşlarım, 57 inci cumhuriyet hükümeti
partizanlık yapmamıştır, yapmaya da tenezzül etmemiştir. (MHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar; DYP ve FP sıralarından "Oooo"
sesleri, alkışlar [!]) Dinlemesini bilin... Ben sizi dinledim, siz de beni
dinleyin. Bakın, belgelerle konuşacağız. Ben, Milliyetçi Hareket
Partisinin Kocaeli Milletvekiliyim; yani 10 000 insanın hayatını kaybettiği bir
ilin mebusu olarak karşınızdayım.
Hepinize saygı duyuyorum, hepinizi seviyorum. Yalnız bu
hükümet partizanlık yapmamıştır. SUAT PAMUKÇU (Bayburt) - Kararnameye bak, kararnameye. KEMAL KÖSE (Devamla) - Fazilet Partisinin Derince
Belediye Başkanlığının zararı 4 trilyon 198 milyar lira. Hükümetin, Fazilet
Partisinin Derince Belediyesine verdiği para 4,4 trilyon lira. (MHP
sıralarından alkışlar) Nerede bunun partizanlık?!. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Tahsil edin bari... KEMAL KÖSE (Devamla) - Dinleyelim... Yine, depremin en büyük vurgun yediği yer, depremin ana
merkezi Gölcük. Gölcük Belediye Başkanlığı kimin; Fazilet Partisinin çok
değerli bir belediye başkanı; zararı 8,5 trilyon; Gölcük Belediyesine
verdiğimiz ise 9,5 trilyon. Nerede partizanlık yapıyoruz?! (MHP sıralarından
alkışlar) Yine saymaya devam edeyim, bunların sayısı çok fazla... Kaldı ki, Bolu, Düzce, Sakarya, Gölcük ve Yalova
Belediye Başkanları: Bolu, Demokratik Sol Partili, Düzce, Fazilet Partili;
Sakarya, Fazilet Partili; Gölcük, Fazilet Partili; Yalova, Anavatan Partili. Bu
beş belediyemizin belediye meclislerinde her biri bir karar alıyor; Koray
Aydın'a fahrî hemşerilik beratı veriyor. Yine, değerli arkadaşlarım, deprem haricinde, bölgede
çok büyük yatırımlar olmuştur. Ben size örnekler vereyim: Yapılan -depremin
haricinde- kanalizasyon, arıtma ve bunun gibi tesisler için Bayındırlık ve
İskân Bakanlığının harcadığı para -depremden sonra- tam 210 trilyon lira. Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, doğruları ortaya koymak
gerçekten iyi bir şey; ama, yalana, iftiraya dayanan, suizanlara dayanan
hadiselerle, bu kadar çalışkan bir bakanı, bu kadar çalışkan bir bakanlığı...
Biz, bu depremin üstesinden gelen bu Bakanlar Kuruluna teşekkür etmekten başka
ne yapabiliriz... Evet, teşekkür
etmemiz lazım. (MHP sıralarından alkışlar) SUAT PAMUKÇU (Bayburt) - Varsın sana hayırlı olsun!.. KEMAL KÖSE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, diyorsunuz
ki, devlet zarara uğratıldı, ihaleler düşük tenzilatlarla verildi... Çok güzel
bir atasözü var: Aş taşarken kepçeye paha biçilmezmiş. Bu, eski Sayın
Cumhurbaşkanımızın sözüdür. Ne gerekiyorsa devlet yapmalıdır. Yani, benim
insanım sokakta, milyonlarca vatandaşım sokakta, çadır bulamıyorsunuz... Biz,
Amerika'ya sipariş verdik, çadır dikip bize gönderin diye. İşte, bugün
Hindistan'ın halini görüyorsunuz. Tabiî, böyle büyük bir depremin karşısında hazırlıklı
olmak mümkün değildi. Ne yapacaktık biz; ihaleye çıkaracaktık, 75 gün
bekleyecektik, beylerin keyfi gelecekti, benim vatandaşım orada perişan
olacaktı; bunun hesabını kim verecekti?! (MHP, DSP ve ANAP sıralarından
alkışlar) Onun için, yapacağımız tek şey şuydu: Önümüzün kış olması sebebiyle
süratle karar vererek -zaten, sırayla çadırkent, prefabrikekent ve kalıcı konut
diye mükemmel bir planlama yapılmıştı- bu işin üstesinden gelmeliydik ve bunu
yaptı Bakanlık. Şimdi geliyorsunuz... Bana söyler misiniz Fazilet Partililer: İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin İSKİ'sinde, Ankara Büyükşehir Belediyesinin ASKİ'sinde
ne yapıyorsunuz ihaleleri verirken; çıkarıyor musunuz, yoksa, siz de mi davet
ediyorsunuz?! Aciliyetiniz neydi sizin?! (MHP, DSP ve ANAP sıralarından
alkışlar) Verdiğiniz ihaleleri yüzde 11, yüzde 12'yle veriyorsunuz;
aciliyetiniz neydi?! (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - MHP'yle karıştırıyorsun! KEMAL KÖSE (Devamla) - Kaldı ki, prefabrike konutlar 60
günde bitirilecek. Benim devletim 30 Kasım demiş, devletin verdiği sözün ne
kadar önemli olduğunu... 30 Kasım dediği ve gerçekleştirdiği için Başbakanıma,
yardımcılarına, bakanlarıma ve Meclise teşekkür ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP
sıralarından alkışlar) Kaldı ki, bu kadar aciliyetimiz olmasına rağmen, yüzde
14 tenzilatla vermişiz, Ankara ve İstanbul'dan daha büyük tenzilat. Altyapıları
yüzde 22 tenzilatla vermişiz; süratle bitirilmesi gerekir. Ben her hafta
bölgeme gidiyorum... Değerli arkadaşlarım, bir şey daha söyleyeceğim: Biz
deprem konutu yapmadık, deprem villası yaptık; Allah razı olsun hükümetimizden;
villa yaptık, villa!.. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Dubleks mi?! KEMAL KÖSE (Devamla) - Yapılan konutlar 10-12 milyar
lira civarında. Benim bölgemde şu anda o villalara 40-50 milyar lira değer
biçiliyor. Emlakçiler fıldır fıldır dönüyor. Çok affedersiniz, tavuk kümesi
yapmadık, vatandaşımıza villa yaptık; Türk insanı buna layıktır, benim halkım
buna layıktır. Onun için, Bakanlığa teşekkür etmekten başka, minnet duygularımı
arz etmekten başka bir şey söyleyecek durumda değilim. Kaldı ki, İller Bankasının her sene denetlenmesi...
İşte, onunla ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulunun bende bir raporu var -fazla
vaktinizi almak istemiyorum- ne diyor: "İller Bankası, faaliyetlerini, arz
edildiği şekilde, kanun, tüzük, yönetmelik hükümlerine uygun olarak, belirtilen
resmî denetimlere tabi ve kamuoyuna açık bir şekilde yürütmektedir ve bunda da
bir sıkıntı yoktur." Her şey açık ve meydanda. Değerli arkadaşlarım, yine, diyorsunuz ki:
"Partizanlık yapıyorsunuz." Bakalım, partizanlığı kim yapıyor?
Refahyol iktidarı zamanında, Refah Partili belediyelere afet payları verilmiş.
Ne zaman verilmiş; 10.6.1997 gün ve 23015 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmış.
Bakalım, partizanlığı kim yapıyor?! MUSTAFA VERKAYA (İstanbul) - Söyleme, yüzleri
kızaracak. KEMAL KÖSE (Devamla) - Refah Partili belediyelere
verilen yüzde 36, Doğru Yol Partili belediyelere verilen yüzde 30, MHP'li
belediyelere de yüzde 2,6 vermişsiniz. Allah razı olsun!.. ASLAN POLAT (Erzurum) - Kaç belediyeniz vardı ki
MHP'li?! KEMAL KÖSE (Devamla) - Nerede, bu partizanlığı kim
yapıyor?! (MHP sıralarından alkışlar, FP sıralarından gürültüler) ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Yok, belediyeniz yok. KEMAL KÖSE (Devamla) - Kim yapıyor?! MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Kaç tane belediyeniz
vardı sanki?! KEMAL KÖSE (Devamla) - Yapmayın. MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Seni oraya kim çıkardı?
ASLAN POLAT (Erzurum) - Kaç belediye?! KEMAL KÖSE (Devamla) - Olmadı... Daha durun. Öyle
bağırmak yok. Dinleyeceksiniz. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - MHP'nin belediyesi yoktu ki... KEMAL KÖSE (Devamla) - 1999 senesinde çıkan, bizim
hükümetimizin çıkardığı afet kararnamesinde, Milliyetçi Hareket Partisinin
belediyelerine verdiği pay yüzde 25, Fazilet Partili belediyelere verdiği pay
yüzde 21. Neresinde bunun partizanlık?! (MHP sıralarından
alkışlar) Yetmedi... Yetmedi daha... Daha durun. 2000 yılında çıkan afet kararnamesine göre... ASLAN POLAT (Erzurum) - Çok yanlış söylüyorsun; yapma
bunu. KEMAL KÖSE (Devamla) - Dinlemesini bilin beyefendi. 2000 yılında yayımlanan afet kararnamesine göre, MHP'li
belediyelere verilen pay yüzde 39, Fazilet Partili belediyelere verilen pay
yüzde 26. (FP sıralarından gürültüler) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Köse, 2 dakika içinde toparlar mısınız. KEMAL KÖSE (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. Yine, bu yeni kararnamede de aynı gerçekleri görmek
mümkün. 57 nci cumhuriyet hükümeti, hele hele, depremle ilgili
olarak, afetle ilgili olarak, prensip olarak şunu kabul etmiştir: Afet için
ayırım olmaz. O parti bu parti denilmez. Afet afettir. Mağdur olanların hepsi
bizim vatandaşımızdır. Niye ayırım yapalım?! (MHP sıralarından alkışlar) Şimdi, Gölcük Belediye Başkanımızın çok güzel bir
yazısı var burada, Sayın Bakana hitaben, onu okuyup vaktinizi almak
istemiyorum. Ayrıca, belediye meclisinin aldığı bir karar var. Orada bir müze
açıyorlar; onun adını da "Koray Aydın Müzesi" yapmışlar, onu da
bilgilerinize arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, şimdi, sonuç olarak şunu
söylüyorum. Gerçekten, asrın felaketi karşısında, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin, 57 nci cumhuriyet hükümetimizin, bakanlarımızın hepsinin ayrı ayrı
ortaya koydukları vatanperverliğe yürekten teşekkür ediyorum. Devletimiz ve milletimiz hiçbir şeyden kaçınmadı. Bu
kadar kısa zamanda bu kadar büyük yarayı sardıysak, bununla ancak iftihar
edilir diye düşünüyorum. Bayındırlık ve İskân Bakanımız hakkında gensoru
önergesi değil, kendisine şükran plaketi vermenizi dilerdim. Onun için, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu
verilen gensoruyu şiddetle reddedeceğimizi beyan ediyorum. Beni dinlediniz;
hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Köse. Sayın Arınç, "MHP adına konuşan sayın sözcü,
partimizi ve partimiz grup sözcüsünü işaret ederek, haksız ve yanlış
sataşmalarda bulunmuştur" diyorsunuz. Hangi konularda efendim, o konuya açıklık getirir
misiniz? BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkanım, değerli
konuşmacı, gensoru önergesini veren partimizi, konuşma yapan arkadaşımızı hedef
alarak "Veysel Candan"
diyerek "Fazilet Partisi" diyerek, birtakım açıklamalarda bulundu; onlar konusunda kısa bir
konuşma yapmak istiyorum. BAŞKAN - Buyurun Sayın Arınç. (FP sıralarından
alkışlar) Yeni bir sataşmaya sebebiyet vermeyecek şekilde,
lütfen, 3 dakika içerisinde toparlayınız. VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1. - Manisa
Milletvekili Bülent Arınç’ın, MHP Grubu adına konuşan Kocaeli Milletvekili
Kemal Köse’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; biraz evvel Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşma yapan
değerli arkadaşımızı, grup başkanvekili olmama rağmen yerimden tanıyamadım.
Albümü getirttim; Kemal Köse olduğunu, Kocaeli milletvekili olduğunu öğrendim.
(MHP sıralarından gürültüler) Değerli arkadaşlarım, sanıyorum, değerli arkadaşımız,
yemin töreninden sonra, kürsüye ikinci defa çıkıyor. Bunu, şunun için
söylüyorum... (MHP sıralarından "Alakası yok!" sesleri) Şu alakası var: Değerli arkadaşlarım, şüphesiz, her
arkadaşımız, burada konuşma yapacak, partileriyle ve şahıslarıyla ilgili
görüşlerini ifade edecek; ama, burası bir miting meydanı değil. (FP
sıralarından alkışlar) Miting meydanında konuşurcasına, el kol hareketleriyle,
topluluğu harekete geçirmek için mitinglerde kullanılabilecek bir üslubu burada
kullanmaması gerekir. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Öğrenecek... BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Tabiî, bu konuda, yeni olduğu
için, birkaç şeyi hatırlatmam gerekiyor. Bir tanesi şudur: Pek çok iddialarda
bulunduğumuzu söyledi ve arkasından "bütün bu iddialarınızı bir sayfaya mı
sığdırdınız" dedi. Ola ki, aynı şekilde düşünen arkadaşlarımız vardır
İçtüzüğü zahmet edip açmamış oldukları için, ben hatırlatayım: Gensoru
önergelerinde 500 kelimeye kadar önergenizi izah etmek zorunluluğu vardır; bu
da, herhalde bir sayfa tutuyor; ama, bununla ilgili iddiaların, konuşanlar ve
bu önergeyi gündeme getirenler açısından, açıklanmasını ve belgelenmesini
isterseniz, burada yapacağınız şey, gensorunun gündeme alınmasıdır ve müteakip
toplantıda, bu belgelerin, daha rahat bir ortam içerisinde ve zaman içerisinde
ortaya konulmasıdır. Sayın Bakanı takdir edebilirsiniz, biz de takdir
ederiz; Sayın Bakanın çok çalışkan olması, şu kadar prefabrike konut yapması, o
bakanlıkta, yolsuzluk ve usulsüzlük yapılmayacağı anlamına gelmez; bu, hiçbir
bakanlık için geçerli bir mazeret değildir. Bu bir denetim mekanizmasıdır; bu
mekanizmayı, her parti harekete geçirebilir. Gensoru önergesi vermek, her
siyasî partinin belli sayıdaki üyesinin bir görevidir. Sayın Bakanı savunmak
için de "vallahi, billahi, tallahi" diye yemin etmeye gerek yok;
elinizdeki belgelerle çıkar, konuşursunuz, bunun mukabilini size söylerler.
Daha sonra da bu konuda, elbette, Sayın Genel Kurul karar verir. Onun için, iddiada bulunan arkadaşımızı, işkembei
kübradan atmakla suçlamak, Sayın Ecevit'in tabiriyle "terbiyedışı"
bir konuşmadır. (FP sıralarından alkışlar) O yüzden, dikkatlerinize sunuyorum. Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partili
belediyeler de bizim belediyelerimizdir; ama, rakamları doğru yerde ve
zamanında kullanın. Eğer Refahyol hükümeti zamanına ait bir rakam vermek
istiyorsanız, o tarihte kaç belediyeniz olduğunu söylerseniz gerçekçi
olursunuz. (MHP sıralarından gürültüler, FP sıralarından alkışlar) Bugün,
Fazilet Partili belediyeler, Türkiye'de 28 milyon nüfusun kapladığı bölgedir;
MHP'li belediyeler 10 milyon nüfusa hizmet ediyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Bu orantılar içerisinde bu
önergeyi dikkate alırsanız, çok daha gerçekçi olur. Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) CEVAT AYHAN (Sakarya) - Sayın Başkan, 54 üncü hükümetin
afet kararnamesiyle ilgili, MHP sözcüsü arkadaşımız bir sataşmada bulundu;
tavzihte bulunmak istiyorum. BAŞKAN - Sataşma değil de efendim, verdiği rakamlarda
bir yanlışlık mı var? CEVAT AYHAN (Sakarya) - Yanlış... Yanlış... ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Sayın Başkan, sataşma
resmen... (MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir dakika bekler
misiniz. CEVAT AYHAN (Sakarya) - Soru değil... Sataşmada
bulundu, yanlış beyanda bulundu. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Sayın Başkan, bakandı o
dönemde, bakandı... CEVAT AYHAN (Sakarya) - O kararnameyi hazırlayan benim. BAŞKAN - Sayın Ayhan, verilen rakamları kabul etmiyor
musunuz? CEVAT AYHAN (Sakarya) - Hayır, kabul etmiyorum. BAŞKAN - O konuyla ilgili olarak, 2 dakika içinde
efendim... (FP sıralarından alkışlar) Sayın Ayhan, sadece, verilen rakamların doğru
olmadığıyla ilgili olmak üzere... Yeni bir sataşmaya neden olmayalım. Zaten
yapmazsınız efendim. Buyurun. 2. - Sakarya
Milletvekili Cevat Ayhan’ın, MHP Grubu adına konuşan Kocaeli Milletvekili Kemal
Köse’nin, bakanlığı döneminde afet sebebiyle çıkarılanbir kararname hakkında
doğru olmayan beyanlarda bulunduğu iddiasıyla açıklaması CEVAT AYHAN (Sakarya) - Müsterih olun, bir sataşmaya
neden olmam Sayın Başkan. Muhterem Başkan, muhterem üyeler; değerli MHP sözcüsü
arkadaşımız burada konuşurken, Refahyol hükümeti döneminde afetle ilgili olarak
belediyelere verilecek olan yardımlarla ilgili çıkarmış olduğumuz kararname
hakkında doğru olmayan beyanlarda bulundu; bunu tavzih etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, 54 üncü hükümetten önce, afet vukuu
halinde, bir esasa müstenit olmadan, takdire bağlı olarak belediyelere katsayı
tahsis edilir ve ona göre İller Bankasının yardımları düzenlenirdi. İlk defa,
54 üncü hükümet zamanında, biz, 1997'nin 31 Martında, tabiî afet nedeniyle
gelir kaybı ve altyapı hasarına uğrayan belediyelerin yapmaları gereken
işlemler hakkında bir tebliğ neşrettik. Bizim hükümetten sonraki hükümetler
zamanında da, tekrar, yeni düzenlemelerle devam eden bir tebliğdir; bugün de
yürürlüktedir esas itibariyle. İlk defa getirdiğimiz esas şudur: Belediyelerin
altyapı kaybına, hasarına maruz kalmaları halinde, su şebekesi, kanalizasyon,
yol ve binalarıyla ilgili, ilgili yerlere, İller Bankasına ve Karayollarına
müracaat ederler; hasar tespiti yapılır; ne kadar hasar meydana gelmişse, bu,
kuruşu kuruşuna ödenir belediyelere, katsayılar artırılarak. Getirdiğimiz usul
budur. Nitekim, bizim zamanımızda çıkan kararnameye bakarsanız, 10 Haziran 1997
tarihli kararnamede, belediyelerle ilgili 1,23, 2,13, 2,79... Fevkalade hassas
hesapla bunları şey yaptık. DSP'li Zonguldak Belediyesi "tasmanla ilgili bizde
hasar var, altyapıda" dediler, derhal uzmanları yolladık; İller
Bankasındaki arkadaşlarımız. Hasar tespiti yapıldı. O zamanki rakamla,
hatırlıyorum, 90 milyar civarında bir para ödedik bu katsayıyı tashih ederek ve
bizim kararnameyle ilgili en ufak bir itiraz olmadı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - 1 dakika içerisinde toparlayınız efendim. CEVAT AYHAN (Devamla)- Şimdi, bakın, göreceksiniz
burada; arkadaşların da elinde vardır. Bizim bir arkadaşımız, Ahmet
Sünnetçioğlu-doktor, Bursa Milletvekili- İçişleri Bakanlığına sordu:
"1999'da, 2000 yılında, bu yıllarda, bütün belediyelerde, 3 000 belediyede
hangisinde hasar oldu, afet oldu, hangisinde olmadı." Bunlar tespit
edildi, çıkarıldı. Bayındırlık Bakanlığından, afet kararnamesine aldığı
yüzlerce belediye ve bunların en çoğu da MHP'li belediyelerdir. İçişleri
Bakanlığının valiliklerden alınan raporlara göre bir afet yok; ama, afet
kararnamesine girmiş. Tartışma konusu budur. Yani, birinin hakkıysa sonuna
kadar verirsiniz; hakkı değilse bir kuruş da vermezsiniz. Yani "bu
belediyeyi sevdim, buna iki katsayısı; bunu sevmedim, sıfır verdim..."
Şimdiki uygulama hakkında tereddütler bunlardır, esas itibariyle; bunun
tartışılması lazım diyorum. Hepinizi hürmetle selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz. V. - GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI (Devam) A) GÖRÜŞMELER
(Devam) 1. - Konya
Milletvekili Veysel Candan ve 29 arkadaşının, Deprem Konutlarıyla İlgili
İhalelerin Yapılış Şekli ve Altyapı Hizmetlerinde Uyguladığı Yanlış
Politikalarla Devleti Zarara Uğrattığı ve Afet Kararnameleriyle Belediyeler Arasında
Partizanlık Yaptığı İddialarıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın
Hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8) (Devam) BAŞKAN - Hükümet adına, Bayındırlık ve İskân Bakanı
Sayın Koray Aydın; buyurun. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika Sayın Bakanım. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Ankara) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Fazilet Partisi Konya
Milletvekili Sayın Veysel Candan ve arkadaşlarının vermiş olduğu gensoruyla
ilgili söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu gensoru, alelacele, sıra savmak
için hazırlanmış bir gensorudur; hazırlanışı bile hatalarla doludur. Bakınız,
madde gerekçesi olarak ortaya konulan konulardan en önemli iddia olarak ortaya
koydukları bir konu hakkında, gerekçede ne söylüyorlar. "Bölgede altyapı
hizmetleri davet usulüyle yapılmış, indirimler düşük tutulmuş ve yüzde 30 peşin
avans ödenerek idare trilyonlarca lira zarara uğratılmıştır." Arkadaşlar, böyle önemli bir konu hakkında gensoru
hazırlanırken biraz duyarlı, dikkatli, araştırmacı, konuya ehemmiyet veren, onu
ciddiye alan bir tavırla konunun üzerine gidilmesi lazım. Söyleyin allahaşkına,
hangi altyapı ihalesinde yüzde 30 avans verildi; verilmedi. Peki, böyle bir
fahiş hatayı bu gensoruyu hazırlayarak ortaya koyan arkadaşın, bu işi
incelemeye hiç mi zamanı olmadı, hiç mi bakmadı?! (MHP sıralarından alkışlar) BEKİR ONGUN (Aydın) - Aceleye gelmiş! BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI
KORAY AYDIN (Devamla) -
"Aceleye gelmiş" diyerek, bu gensorunun verilişindeki
tutarsızlığı ortadan kaldıramazsınız. Ben, başlangıç itibariyle, bu gensoruya
kocaman bir çarpı işareti koyuyorum ve bunu da bir vesile kabul ederek, 57 nci
cumhuriyet hükümetinin deprem ve deprem bölgesiyle ilgili yaptıklarını burada
size anlatmaya ve aktarmaya çalışacağım. (FP sıralarından "iddialara cevap
verin" sesleri) Değerli arkadaşlar, bahsedilen konuların hepsini not
aldım. Zaten zamanım da yetmeyecek. Hiç hazırlanmamış arkadaşlar; çünkü bir
tane doğru bilgi yok, söylediklerinin hepsi hiçbir esasa dayanmıyor. Bir de,
bilgi almadan, araştırılmadan, bu işlere zamanları olmadığı için, bir araştırma
yapılmadan da ortaya konuldukları için, hiçbir tanesi de doğru değil. Biraz
sonra onlara da değineceğim. Değerli arkadaşlar, 17 Ağustosta bir deprem yaşadık.
Allah bir daha böyle bir felaketi göstermesin. Kolay değil; yüzbinlerce insan
açıkta kaldı. Tam 376 000 dairemiz, ağır, orta ve az hasarlı oldu. 18 000 küsur
insanımızı kaybettik. O büyük bir felaketti ve o felaketin ilk günlerinde en
temel problem, sığınacak bir çadır bulmaktı. Dünya ülkelerinin karış karış
taranıp çadır tedarik edilmeye çalışıldığı, insanların açıkta kaldığı bir
dönem... Tabiî, bu dönemi iyi anlamak, iyi hissetmek için o dönemin şartlarını
ve o dönemde çekilenleri çok iyi bilmek lazım. Ben, bu önergeye imza koyan hiçbir arkadaşımın,
depremin ilk bir ayından sonra o bölgeye bir gün dahi gittiğine inanmıyorum.
İçlerinde oraya gitmiş bir kişi bile yoktur. BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Var, var... Nereden biliyorsun?
Bir kişi var. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bu kadar büyük bir felaketin ortaya koyduğu böyle bir tablo
karşısında en önce yapılması gereken iş, açıkta kalan bu insanların çilesini,
ıstırabını ortadan kaldıracak bir çabayı ve gayreti ortaya koymaktır;
hükümetimiz de öyle yapmıştır. 57 nci cumhuriyet hükümetinin aldığı en doğru
karar, yaptığı en doğru iş, 17 Ağustosta deprem olması, önümüzün de kış olması
dolayısıyla, bu kadar geniş kapsamlı, büyük bir olayın arkasından hemen kalıcı
konut yapmanın mümkün olmadığı -şimdi hele daha iyi anlaşıldığına göre, o
insanlara, kalıcı konutları yapılıncaya kadar geçen süreyi geçirebilecekleri,
başlarını yağmurdan, çamurdan, kendilerini soğuktan koruyabilecekleri geçici
barınma yerleri hazırlamaktır. Zaten, özellikle Kobe'nin yeniden
yapılandırılmasında önemli rol alan Ashio, biliyorsunuz, TÜSİAD'ın davetlisi
olarak İstanbul'a geldi, konferanslar verdi ve "prefabrike konut
şarttır" dedi. Onlar, ocak ayında orada deprem olmasına rağmen, önü yaz
olmasına rağmen, tam 32 000 prefabrike konutu yedi ay gibi bir sürede yaparak
geçici barınma problemlerini hallettiler, daha sonra da gerçek bir planlamayla,
akılcı bir planlamayla kalıcı konut organizasyonunu yaptılar. Biz de benzer yolu seçtik ve doğru olanını yaptık.
Eylül ayının başında, hemen prefabrike konut yapmaya karar verdik. Prefabrike
konut yapımıyla ilgili olarak geniş çaplı bir araştırma yaptık. Baktık ki,
Türkiye'de bu konuyla ilgi imalat yapan kuruluşların kapasiteleri, bu kadar
geniş çaplı bir imalatı yapmaya müsait değil. Zor bir karardı. Aslında, çok
rizikolu bir karardı; ama, ben, her akşam saat 7'de bakanlıkta yaptığımız
koordinasyon toplantılarında arkadaşlarıma şunu söyledim: Hiç korkuya, yeise
kapılmaya gerek yok. Türk insanının müteşebbis gücüne güvenelim. Belli
kriterleri ortaya koyup ortaya çıkalım. Bu insanlar çıkar, bu boş kapasiteyi
doldurur; biz de bunu başarır, yaparız. Bu inançla yola çıktık ve prefabrike konutla ilgili
projeleri, bilfiil, bakan olarak ben, oturdum, fiyat analizlerine varıncaya
kadar kendim yaptım. Çok cüzî bir müteahhit kârı koyarak, 1,5 milyar liralık
subasmanıyla beraber fiyat ilan ettim, basın toplantısı yaptım, televizyonlara
çıktım; Türkiye'de kim kendine güveniyor, bu fiyattan ben bu evleri yaparım
diyorsa gelsin, bakanlık olarak bize müracaat etsin; biz, bunların
müracaatlarını değerlendirerek bu işleri gerçekleştireceğiz dedim. Gazeteyle
ilana çıktım. Bütün teknik şartnameler, Resmî Gazetede yayımlandı -çünkü,
gerekçedeki iddialardan bir tanesi de o; onun da geçerli olmadığını anlatmak
için bunlara değiniyorum- ve firmalar müracaat etti. Bunlar arasından, ilk
etapta 25, daha sonra da, boşluğu kapatmak üzere, belli firmalara da yetki
vererek, 30 firmaya bunu bölüştürdük. Bunlar içerisinde -özellikle, burada
söylenilmiş olan, iddia olarak ortaya konulan ve Sayın Veysel Candan'ın biraz
önce, hararetli bir şekilde saydığı- soyguncu, devleti dolandırmış, iflas etmiş
insanlara ihale verildiği söyleniyor. Peki, Sayın Veysel Candan, biz bunlara
ihaleyi verdik de, bu prefabrike konutları birbuçuk ayda cinler ile periler mi
yaptı?! (MHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Cinler ile
periler mi geldi, birbuçuk ayda, destan yazarak, o alanları bir şantiyeye
çevirerek, gece gündüz, sabahlara kadar çalışarak o prefabrike evleri cinler
ile periler mi yaptı; bizim seçtiğimiz müteahhitler yaptı. BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Başkaları da yapardı canım. VEYSEL CANDAN (Konya) - Soruma cevap değil bunlar. BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de bununla ilgili olarak, özellikle, başlangıçta
konuşulanları hatırlatmakta yarar görüyorum; çok çabuk unutuluyor. 13 Eylül,
Akşam Gazetesi "Prefabrike zora girdi. Depremzedeler için yapılması
planlanan prefabrike konutlar iyice açmaza girdi. Bu defa da konutlar için
belirlenen bedel -yani, benim bakan olarak ilan ettiğim 1,5 milyarı söylüyor-
bu işi üstlenmek isteyen firmalar tarafından düşük bulundu; böyle olursa zarar
ederiz" diyor, arkasından, Türkiye Gazetesinde Mehmet Ali Kışlalı,
haftanın sohbetinde, sektör yetkilileriyle konuşuyor, soruyor, onlar da
"bu iş çadırla olmaz" ve -en sonunu okuyorum- "Bakanlığın
verdiği fiyatlarla bizim mal etmemiz mümkün değil" diyorlar, arkasından,
Fazilet Partili değerli bir milletvekili arkadaşım basın toplantısı yapı-yor,
"bu Bayındırlık Bakanı acemi, ne yaptığının farkında değil; ilan ettiği
fiyatlarla bu evleri yapması mümkün değil. Bu işi yapacak bir kişi bulamaz"
diye açıklama yapıyor; ama, sizin, o acemi dediğiniz Bayındırlık Bakanı, kılı
kırk yararak ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir organizasyonla bu
işin üstesinden gelmeyi başarıyor değerli arkadaşlar. (MHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) Şimdi, prefabrike konut denilince işin ne olduğu
anlaşılamıyor. Haritasını yapacaksın, imar planını yapacaksın, içmesuyu
projesi, kanal projesi, saha drenajı projesi, yağmursuyu projesi, bütün bu
işleri yapacaksın; işi de birbuçuk ay gibi kısa bir sürede tamamlayacaksın. Değerli arkadaşlar, zemin incelemeye zamanınız yok;
artık, bir saatle, dakikalarla yarışıyorsunuz. Ne yaptık; arkadaşlarla yaptığım
toplantıda, bütün geçici iskân alanlarındaki altyapılarla ilgili paçal bir
fiyat oluşturduk, 755 893 liralık paçal bir fiyat. Bütün bölgeleri örnek vereceğim. Bolu bölgesi, 755 000
lira. Küsurat rakamlarını okumayacağım bundan sonra. Bankanın yaptığımız
işlerinde aynı rakam, Bolu da, 1 024 000 lira. Dikkat edin, 1 024 000, 755
000... Şimdi, kalıcı konutlardaki rakamımız, 954 000; çünkü, onlarda zemin
etütleri yaptık, arazinin analizini çıkardık, gerçekçi bir rakama yönelebildik.
Düzce, eski iş, 1 024 000 liraya; Akçakoca'da 2 122 000
liraya. Geçici iskânlardaki ortalamamız metreküp kazı birim fiyatıdır bu
verdiğim rakamlar- 716 000 lira. Kalıcı konutlarda, şimdi, 1 655 000 lira;
çünkü, Düzce'de belirlediğimiz alanın altı kayalık. Düzce milletvekili
arkadaşlarım biliyor. Arkadaşlar merak edip bir bölgeye giderlerse görürler,
sabahlara kadar kompresörlerle kaya kırıp, o sağlam zeminde konut inşa
ediyoruz. Bakın, Sakarya bölgesi, yine aynı şekilde, Bakanlığın
yaptığı devam eden işlerinde 1 632 000 lira. Bizim geçici konutlarla ilgili
rakamımız, yine, 805 000 lira. Şimdi, kalıcı konut ortalamamız 1 160 000
lira. Kocaeli bölgesi, yine, aynı şekilde. Değerli arkadaşlar, bunları niye söylüyorum biliyor
musunuz; biz, o tek fiyat belirleyip işe girince, müteahhitler, altyapı
ihalelerindeki kırımlarını ona göre ayarladılar. Tabiî, değerli arkadaşlarımın, bu konular üzerinde
zamanları olmadığını ben biliyorum; zaman ayırıp gerekli bir inceleme
yapamayıp, özellikle de, Bakanlık olarak bize müracaat edip, bizden bu
bilgileri alsalar, biraz önce, burada çıkıp yaptıkları konuşmaların hiçbirini
yapmazlardı. Bu, bir bilgi eksikliğinden, konunun teknik boyutunu
kavrayamamaktan veya işine geldiği gibi konuşmaktan kaynaklanıyor. Değerli arkadaşlar, bakınız, buradaki iddialardan bir
tanesi de, bu altyapı ihaleleriyle devletin zarara uğratıldığı. Yani, söyledim
ya şimdi, hesap kitap yapmazsan bu şekilde iddialarda bulunabilirsin. Değerli arkadaşlar, bu prefabrike konutlar ve onların
altyapıları, iddia ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugüne kadar mal
ettiği en ucuz konutlardır, en ucuz altyapıdır. Niye; bilirsiniz, özellikle
müteahhitlik sektöründe çalışan arkadaşlar iyi bilirler, en tatlı müteahhitlik
kârları eskalasyonlardır. Müteahhitler eskalasyonlardan para kazanır. İşleri,
getirirler, kasım, aralığa kadar oyalarlar; ocak ayında, şubat ayında
istihkakları yapar, o yılın eskalasyonunu kâr olarak ceplerine koyarlar. Peki,
biz ne yaptık; sektörün içinden gelen ve bu yolları bilen bir insan olarak,
biz, yaptığımız bütün altyapı ihalelerini, 1999 yılı sonunda sonuçlandırdık,
hakedişe bağladık ve hiç kimseye, bir kuruş 2000 yılı eskalasyonu vermedik.
Verseydik ne olurdu?.. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Sayın Bakan, hiçbiri doğru
değil. Her yerde tutanak yapılır; doğru değil. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Verseydik ne olurdu?.. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Her sene sonunda, durum tespit
tutanağı yapılır, gelecek seneye bırakılmaz. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Oturduğun yerden, arkadaşım, konuşma, beni dinle; daha sonra, söylediğine de
cevap veririm. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Bu işi en iyi bilen konuşuyor
burada. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Bakın değerli arkadaşlar, böyle yaptık da ne oldu; 57 trilyon lira keşif
bedelli bu altyapı ihalelerini, eğer biz ibadet vecdi içerisinde çalışıp 30
Kasımda bitirmeseydik, hele müteahhitler de bir fırsat bulup bunu ocak ayına
sarkıtsaydılar, 2000 yılı eskalasyonu yüzde 65'i alır ve bu işi 90-95 trilyon
liraya mal ederdik. Burada, devletimiz, yaptırmış olduğu en doğru, en kârlı işi
yaptırmıştır ve bu işten, devlet olarak biz kârlı çıktık. Değerli arkadaşlar, onun için, şimdi bu gerekçenin
hangi maddesi doğru allahaşkına; bir tane doğru paragrafı var mı?! Biraz önce,
bir arkadaşım burada dedi ki, "2000 yılında yüzde 65 eskalasyon, memura
yüzde 25 zam verdiler; müteahhitlerin cebine para koydular." Yahu, böyle
bilgi eksikliği olur mu?! Madem bu teknik konular hakkında bir bilgin yok,
çıkıp burada, bilmediğin konu hakkında ne diye konuşuyorsun?! (MHP sıralarından
alkışlar) Değerli arkadaşlar, yıl içi eskalasyon rakamları, bir
önceki yılın artışları için verilir. Değerli arkadaşım bunu bile bilmiyor;
bilmediği bir konu hakkında geliyor, bir de, çok büyük bir iş bulmuş gibi, onu
da bir suçlama aracı olarak kullanıyor burada. ASLAN POLAT (Erzurum) - Bakanım, kira artışlarında niye
yapmadınız bunu? BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Yani, bu, konu sıkıntısı çekmenin, söylenecek hiçbir şey bulamamanın bir
ürünüdür. Değerli arkadaşlar, geçici iskân konutlarına ait tam 98
adet sahada çalıştık, 11 920 000 metrekare alanda çalıştık ve bu alanı dantel
gibi ördük. 5,7 milyon metreküp kazı yaptık, 6 milyon metreküpe yakın dolgu
yaptık, 375 kilometre kanalizasyon borusu döşedik; söyleyince kolay, Ankara'dan
Kocaeli'ye kadar gidiyor bu. 656 kilometre içmesuyu borusu döşedik; buradan
Edirne'ye kadar gidiyor, Ankara-Edirne arası. 725 kilometre bordür döşedik;
yaklaşık Ankara-Giresun arası, sayın Giresun milletvekilim. 363 kilometre de
yol yaptık; yaklaşık, yine Ankara-Kocaeli arası. Yani, bu kadar işi ne kadar
zamanda yaptınız derseniz, biz, bu kadar işi birbuçuk ayda yaptık arkadaşlar.
(MHP sıralarından alkışlar) Bunlar yapılacak dediğimizde, bunların
olabileceğine kimse ihtimal veriyor muydu? Çünkü, normal çalışma hızıyla bu
işlerin yapılması düşünüldüğünde, bu işleri bir senenin içerisinde
yapamazsınız; ama, o dönemin şartları içerisinde, Bakanlık ve Bakanlığımda
çalışan bütün arkadaşlarımla beraber, sürekli deprem bölgesinde o insanların
çektiği ıstırabı, sıkıntıyı görüp yaşayan insanlar olarak, onların çilesine ve
ıstırabına son verebilmek için, bu görevi bir ibadet vecdi içerisinde yaptık
değerli arkadaşlarım. Değerli arkadaşlar, kalıcı konutlarla ilgili olarak,
geçici iskânla ilgili işlemler tamamlanırken, her zaman, esas hedefimizin
kalıcı konutlar olduğunu söyledik. Türkiye, hep bir yanlışı tekrarladı; bu
işleri alelacele, aceleye getirip ciddî bir planlama yapmadan, ciddî bir
organizasyon kurmadan, ilk önüne çıkan yerde, ilk önüne çıkan usul ve esasla
olaya yaklaştı; ama, biz, o kolaycılığa düşmedik. Deprem bölgesini 5'e ayırdık.
5 müşavirlik ihalesi yaparak, onlara, 5 bölge için 6-7 ayrı tipte konut projesi
çizdirdik, her yer için ayrı, Osmanlı-Selçuklu mimarisi ile modern mimarimizin
senteziyle oluşturulmuş bir mimarî tarzıyla bu projeleri çizdirdik ve bunların
ihalelerini, bu geçtiğimiz yılın altıncı, yedinci ve sekizinci aylarında
yaptık. Bu konutların bir kısmını yedinci ayda, bir kısmını da sekizinci ve
dokuzuncu aylarda yapmaya başladık. Başlangıçta, işin ne olduğunu kimse
anlayamadı, yine kavrayamadı; ama, şimdi, eserler bölgede ortaya çıktı, herkes
görüyor. Cumartesi, pazar günleri orası miting alanı gibi. Bütün depremzede
vatandaşlarımız, çoluk çocuğu, akrabasıyla bölgeyi geziyor, o modern kent
parçalarındaki yükselmiş, kendisi için yapılmış çağdaş evleri görüyor ve onlara
bir ad da koyuyor. Hem depremzede vatandaşlarımızın söyleyişiyle hem de
basınımızın söylemesiyle bunlar bir deprem konutu değildir, bunlar birer deprem
villasıdır; çünkü, yapılış tarzı, işe verilen ciddiyet, önem ve her şeyden
önemlisi de, kurduğumuz kontrol sisteminin bugüne kadar yapılmış en kapsamlı,
en geniş kontrol teşkilatı olması, kaliteye önem veren bir anlayış nedeniyle,
Türkiye'nin en kaliteli binaları orada yükseliyor. Bizim ortalama maliyetimiz
10 milyar lira. Şimdi, en kötüsüne 40 milyar lira alıcı var. Özellikle, deniz
manzaralı, yüksek yerlerde yaptığımız konutlarda bu fiyat 60-70 milyara
çıkıyor. Bu ne demek; Bakanlığın iş bilmesi sayesinde, depremzede
vatandaşımızın 10 milyar lira olarak kendisine ödemesi gereken paranın -ki,
bunu ilk iki yıl ödemeden, 20 yıla varan vadeyle, hiç de faiz oluşmadan
ödeyecek- daha başlangıçta, kasasına 30-40 milyar lira olarak, bir ekgelir
olarak girmesi demektir. Bunun, bu arkadaşlarımız farkında değiller; ama,
deprem bölgesinde yaşayanlar farkında. Ben, cuma günü deprem bölgesindeydim; yine, deprem
bölgesini gezdim. Vatandaşlarımızın, özellikle deprem alanındaki
hareketliliğini, orada, bizi gördükleri sırada, bize minnet ve şükran
ifadelerini görüp duydukça, bizim yeni işler yapmak için hevesimiz ve iştahımız
artmıştır. Değerli arkadaşlar, kalıcı konutlar bu anlayışla
yapılmıştır ve gerçekleştirilmiştir. Bir hususun daha altını çizerek söylüyorum
değerli arkadaşlar. Hiç kimse bunun farkında değil, biz, geçici konut
alanlarını oluştururken bir şeye daha dikkat ettik. Şehir imar alanları,
mücavir alanları; bu imar alanlarını bizim yaptığımız konut alanlarına
getirerek, orada yolu, caddesi, sokağı, her şeyi şehir imar planına uygun
şekilde projelendirdik. Bir risk aldık. Bazı arkadaşlarımız dedi ki:
"Bunlara kalıcı altyapı yaparsak bu sürede bunu yetiştiremeyiz." Ben
de dedim ki: "Biz, uzun vadede, bu alanları, imar parselleri olarak
kullanıp, yeni yerleşim alanları olarak değerlendirebiliriz. O zaman risk
alacağız, kalıcı altyapı yapacağız." Doğru olanını yaptık, kalıcı altyapı
yaptık. Şimdi, bizim 95 ayrı alanda yapmış olduğumuz prefabrike evlerden iki
tanesini kaldırdınız mı bir tane parsel adası oluşacak ve biz, buraları yakında
hükümetin gündemine getireceğiz; bölgede, 200 000-300 000 bin insanı
barındıracak, altyapısı hazır yerlere yeni bir konut hamlesi başlatarak, doğan
konut açığını ortadan kaldıracak ciddî bir adımı da atmış olacağız. Şimdi, değerli arkadaşlar, devleti zarara uğratmak...
Devletin neresi zarara uğramış?! Her bahsettiğim konuda, devletin bütün
menfaatları korunarak, olaylar uzun vadeli perspektifte değerlendirilerek, her
kör kuruşun hesabı yapılarak işin üzerine gidilmiştir ve bunda da başarılı
olunmuştur. Başarılı olunduğunu, aslında, bizim söylememize gerek yok; gazete
haberleri burada. Zamanım sınırlı; o bakımdan, onlara değinemeyeceğim. Değerli arkadaşlar, özellikle, bu anlayışla çalışıp
üretmiş olduğumuz bu alanlarda, önümüzdeki günlerde yeni bir konut hamlesini
başlatmakta kararlıyız. Şimdi kalıcı konutlar ortaya çıkmaya başladı. Bakın,
Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye Büyükelçisi, geçen gün deprem bölgesini
ziyaret etti; Hürriyet Gazetesinden aldım "deprem sonrası buradaki
çalışmalar takdire şayan, çok önemli gelişmeler kaydedilmiş" diyor. Japon
heyet gelip bölgeyi geziyor. Özellikle, kalabalık bir heyetti bunlar.
"Tokyo Üniversitesi Onursal Başkanı Prof. Dr. Okoda 'yaptığımız
incelemelerde gördük ki, yapılan işler son derece hızlı ve titiz bir şekilde
yapılmış. Türk hükümetinin, yaraların sarılmasındaki hızlı çalışmalarını
takdirle karşılamak lazım. Biz bile, bu kadar kısa sürede, böyle büyük işlerin
altından kalkamazdık dedi" diyor. Çok sayıdaki yerel gazetede de benzeri
haberler var. Bölgeye gelen
Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, Amerika'nın çeşitli üniversitelerinden gelen
ilim heyetleri, artık, bölgeyi bir laboratuvar olarak görüyor ve sürekli olarak
inceleme amacıyla geldikleri bölgede 57 nci cumhuriyet hükümetinin yapmış
olduklarını takdir eden ifadeleri basınımıza ve medyamıza yansıyor. Değerli arkadaşlar, bakınız, Afet Kararnamesiyle ilgili
olarak da değinmek istediğim konular var. Fazilet Partisinin çok değerli Genel
Başkanı, bundan iki hafta evvel Köşke çıktığında, Bayındırlık ve İskân Bakanı
hakkında bir gensoru verileceğini ifade ederek, özellikle örnek olarak Bozüyük
İlçesi ile Gölcük'ü karşılaştırarak, orada bütün medyaya yansıyan bir konuşma
yaptı. Değerli arkadaşlar, o bahsettiği "ne oldu"
dediği Bozüyük'e -şunlar fotoğraflar, fazla getirdim, bütün grup
başkanvekillerine ve 20 civarında milletvekili arkadaşa dağıtacağım- bakın
allahaşkına; caddelerde asfalt yok, her taraf sökülmüş, evlerin birinci
katlarının tamamı su altında, kaldırım diye bir şey kalmamış. Bütün resimler
burada... MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - İcraatın içinden... BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
...ve buna bağlı olarak, valilikten geçmiş, sel hasarlarıyla ilgili olarak
-şunlar- birim analizlerine kadar yapılmış -bunlar şimdi değil, bunlar, olay
olduktan sonraki bir ay içerisinde olmuş- ciddî ve titiz bir çalışma yapılarak
burası Afet Kararnamesine alınmış. Yani, şimdi, burada afet oldu, burası
Milliyetçi Hareket Partili belediye diye ne yapacağız biz şimdi?! Değerli
arkadaşlar, Allah bir yere afet göstermesin, hiç kimsenin başına afet gelip bu
kararname kapsamına girmesin; ama, bu kararnameyle ilgili olarak söylenecek çok
söz var. Herkes, bulunduğu yere göre çeşitli örnekler veriyor; ama, biraz önce
Sayın Bakan çıktı "Kocaeli Milletvekili Sayın Kemal Köse'nin verdiği
rakamlar doğru değil" dedi. Hepsi doğrudur Sayın Bakan; yayınladığımız
kararnamede, Fazilet Partili belediyelerin oranı yüzde 36'dır, Doğru Yol
Partili belediyelerin oranı yüzde 30,6'dır, gerisini okumuyorum, çünkü, pek bir
şey kalmadı zaten, oranın tamamını kaplamışsınız. Peki bu bir ayırım mıdır? Değerli arkadaşlar, ben bunu hiçbir zaman bir Bakan
olarak o şekilde değerlendirmedim, bu iddialar gündeme geldiği için söylüyorum.
Biz, hiçbir belediyeyi birbirinden ayıramayız, bilmeyiz hangi partili olduğunu,
ona hakkımız da yok. DOĞAN BARAN (Niğde) - Kimseyi inandıramazsınız! BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Bizim, deprem bölgesinde, bütün belediyelerle ilgili olarak yaptığımız
çalışmalarda temel ilkemiz budur. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Muhalefet
belediyeleri maaş ödeyemiyor, maaş! BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) - O
belediye başkanları kendi partilerinin genel merkezine ulaşamamalarından
şikâyetçidirler; ama, bize ulaşamamaktan şikâyetçi değillerdir. (MHP, DSP ve
ANAP sıralarından alkışlar) Çünkü, biz o insanlarla et ve tırnak gibi olduk,
aynı kaderi paylaşıyoruz. Biz, öyle arada, canımız sıkılınca "şu deprem
bölgesinde bir gün çadırda kalalım" diye oraya gitmiyoruz, biz her hafta
bölgedeyiz. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) DOĞAN BARAN (Niğde) - Senin görevin o, tabiî
gideceksin. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) - O
insanlar, Bakanlığa açtıkları telefonlar ve gönderdikleri telgraflarla, en
kolay ulaşılabilir insan olarak bizim olduğumuzu biliyorlar; çünkü, öyle bir
sistem kurduk ki, her telefon edeni, her satır yazı yazanı, oluşturduğumuz
ilgili birimle, sonuna kadar araştırma yaparak, eğer yapabileceğimiz,
üretebileceğimiz bir çözüm varsa, onu çözmeye de... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Aydın, 2 dakika içinde toparlar mısınız
efendim. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, biraz önce, milletvekili arkadaşlarımızdan birisi,
Kıbrıs'ta yapılan bir ihaleyi örnek verdi. Biz, Karayollarında 50 tane ihale
yapmışız bugüne kadar, bunların 3 tanesini davet usulüyle yapmışız. Bahsettiği,
Kıbrıs'ta yapılan bir ihale; bu ihale Kıbrıs koordinatörlüğüne bağlı. Biz de
onların aracılığıyla bu ihaleyi yapıyoruz. Kıbrıs'ta yapılması dolayısıyla bu
ihalenin davet usulü yapılmasına karar verdik. Orada iş yapan firmaları
çağırdık, Türkiye'nin de en büyük firmalarını çağırarak bu ihaleyi yaptık. Bir
firma "beni niye çağırmadınız" diye buna itiraz etti. O firma... Değerli arkadaşlar, ben ilk Bakan olduğumda, seçim
bölgem olan Polatlı'ya gidiyordum, Polatlı-Sivrihisar arası yeni yapılmıştı,
köstebek yuvası gibi bir yoldan gittim, hırsla Ankara'ya geldim "bu yol
daha yeni yapıldı, bir ay önce bitti, "nedir bu yolun hali" diye
sordum. Derhal soruşturma başlattım; 12 kilometre asfaltı söktürdüm, yeni
baştan döktürdüm. O "beni niye çağırmadınız" diyen müteahhit, o
söktürdüğüm asfaltların sahibi olan müteahhittir. (MHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) Ne yapacaktık yani; devletin her kör kuruşunu istismar
ederek devletin pa-rasını talan eden bir anlayışı temsil eden insanlara yeni
haklar mı tanıyacaktık?! En doğru olanını yaptık ve yaptığımız ihaleye onu
davet etmedik. VEYSEL CANDAN (Konya) - Bakanlık niye durdurdu ihaleyi? BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, şimdi, bunları gelip bize sorsalar, bu bilgileri bizden
alsalar, ümit ediyorum ki, arkadaşlarımız, art niyetli olmadıkları için, bu
konuda herhangi olumsuz bir şey de söylemeyecekler. Yine Veysel Candan arkadaşımız, galvanizli trabize
telin -zor söylüyorum, dikkat edin- birim fiyatı daha önce 500 000 liraymış; bu
yıl 1,5 milyon lira oldu-ğunu söyledi. Evet, oldu; ne anlatır bu? ASLAN POLAT (Erzurum) - Galvanizli dikenli tel ne oldu? BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Neyi an-latır?.. İşin üreticisi olan yerden, Makine ve Kimya Endüstrisinden
fiyat alınmış; birim fiyatlar artırılmış. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Bakanım, dikenli teldeki
artış ne kadar? BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Hayır yani, bu neyi anlatır, bir de ben onu anlayamadım; yani, bu böyle
çıkarsa, neyi an-latır? Bir yolsuzluğa mı delildir bu; neye delildir? ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Bakanım, bir poz üzerinde
dikenli telde-ki artış kaç lira? VEYSEL CANDAN (Konya) - Ona göre ödeme yapacaksınız. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bakınız, Doğru Yol Partisi adına, burada, benim çok
sevdiğim, kıymet verdiğim arkadaşım Nevfel Şahin Konuştu. Biliyorsunuz, Nevfel
Şahin, benden önce Bakanlık yapan Sayın Yaşar Topçu hakkında verilen soruşturma önergesine 56 arkadaşıyla
imza koymuş ve bu işin öncülüğünü yapmış bir arkadaşımızdır, kendisini
kutluyorum; ama, aynı soruşturma önergesi görüşülürken, bu DYP sırala-rında bir
Allah'ın kulu oturmuyordu Sayın Nevfel Şahin, siz neredeydiniz?! (MHP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Siz neredeydiniz?! Verdiğiniz soruşturma önergesinin arkasında durmayıp,
burasını ıssızlar yurduna çevirmeye ne hakkınız vardı?! (MHP sıralarından
"Bravo" sesleri alkış-lar) NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Yüce Divana sevk kararı
aldırdık geçen dö-nem; oylanmadı... Kaç ay bekledi, kaç ay! BAŞKAN - Sayın Aydın, toparlar mısınız efendim. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI KORAY AYDIN (Devamla) -
Efendim, Trabzon'da İller Bankası Bölge Müdürlüğü ihalesi yapılmış... Ee, ne
olmuş?!. Bu ihale bizden önce yapılmış, bizden önce teslim alınmış, ben Bakan
bile değilim; soruşturma açtırmışız, oradan çıkan sonuçları rapor halinde
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna göndermişiz. Bunları sorsanız bize,
öğrenirsiniz, bunu bilme-den de konuşmazsınız burada. Değerli arkadaşlar, şimdi burada, ihalelerin yüksek
kırımıyla ilgili, Sayın Veysel Candan çok veciz bir konuşma yaptı; ben de
kendisini hayretle dinledim. Halbuki, ben, kendisinin mühendis olduğunu
biliyorum. Değerli arkadaşlar, o bahsettikleri yüzde 60'lı
ihaleler bir faciadır. Allah, İller Bankasını öyle faciadan korusun. O yapılan
ihalelerin hepsi, belediye meclislerinde alınan kararlarla iptal edildi. Niye;
belediye meclisleri karar aldı, bu kadar kırımla bu iş yapılır mı diye tam 32
tane ihaleyi iptal ettiler. Benden önce olmuş bunlar. Çok kırım, işin iyi
yapıldığını, devletin kâr ettiğini göstermez. O işlerin iptal edilmeyenlerinin
hepsi bir iki sene içerisinde tasfiyeye uğrayacak ve devlet bundan müthiş bir
zarara uğrayacak; ama, bizim yaptığımız akılcı ihalelerle, işi zamanında,
zemininde yapan bir anlayışla ortaya koyduğumuz dinamik çaba, devletimiz için
en kârlı yoldur, en doğru olan yoldur değerli arkadaşlar. Özellikle Veysel Candan arkadaşımız, her konuşmasında,
"ihaleye davet ettikleri üç dört kişi, üç dört kişi" diyor. Değerli
arkadaşlar, bizim yapmış olduğumuz davetli ihalelerde üç dört kişiyle yapılan
tek ihalemiz yoktur; her ihalemiz, İller Bankasında, en az oniki onüç kişinin
katılımıyla yapılır. Zaman var, söyleyeyim; şu Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanlığının ihaleleri; şu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının bugüne
kadar yaptığı ihaleler; hepsi davetiye usulü yapılmış, hepsi. Sizin
belediyeleriniz yolsuzluk mu yapıyor Sayın Veysel Candan? (MHP sıralarından
alkışlar) Ama, biraz önce, davet usulüyle yapılan ihalelerde bizi suizan
altında bırakacak ve bizi suçlayacak ifadelerde bulunarak, özellikle bu konuda
çok ciddî suçlamalarda bulundunuz. Değerli arkadaşlar, bakın, size bir ayetten örnek
vereyim; Hucerat Suresi
12 nci ayette deniliyor ki: "Zannın çoğundan sakının;
zira, zannın bazısı vardır ki günahtır." Cenabı Allah, bizi, bilerek
insanları zan altında bırakan kullarından eylemesin. Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla, muhabbetle
selamlıyorum değerli arkadaşlarım. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan. Sayın Mehmet Ali Şahin, seçim bölgenize uğradığınızı mı
söylemek istiyorsunuz? MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - İsteğimi pusulaya yazdım. BAŞKAN - Efendim, 1 dakika içerisinde, bölgenize
uğradığınızı yerinizden ifade edebilir misiniz. MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, oradan ifade
etmek istiyorum. BAŞKAN - Buyurun Sayın Şahin. (FP sıralarından
alkışlar) 2 dakika süre veriyorum. EROL AL (İstanbul) - Sayın Başkan, böyle bir usul var
mı?! Her isteyene söz veriyorsunuz. BAŞKAN - Efendim, bütün milletvekilleri, elbette ki
kendi bölgelerine uğramışlardır... Sayın Şahin, ikinci bir uzatma yapmayacağım, sataşmaya
sebebiyet vermeyin ve 2 dakika içerisinde toparlayın. VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam) 3. - İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın,
konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; çok teşekkür ediyorum. Sayın Bakan, konuşmasında "bu önergenin altında
imzası bulunan arkadaşlardan hiçbiri, deprem olduktan bir ay sonrasından
itibaren hiçbir deprem bölgesine uğramamışlardır" diye bir ifade kullandı.
Şu önergenin altında benim de imzam var. Sayın Bakan bilesiniz ki, ben, deprem
bölgesinde oturuyorum, sizin deprem bölgesi kapsamına almadığınız İstanbul
Avcılar'da oturuyorum. İstanbul'un Avcılar İlçesi, depremden en çok zarar gören
ilçelerden biridir, 1 000'e yakın insan hayatını kaybetmiştir; ama,
Kocaeli'nin, Adapazarı'nın ve Yalova'nın ve buralarda oturan insanların
yararlandığı imkânlardan yararlandırılmamıştır bilinçli olarak. Benim evim de
hasar gördü; komşularla birlikte, kendi paramızla o hasarı düzelttik. Ayrıca, geçtiğimiz yaz, Adapazarı'ndaydım, Ozanlar
Mahallesindeydim. Önerge sahiplerinden biri olarak söylüyorum: Ozanlar
Mahallesinde, depreme maruz kalmış ailelerin çocuklarını, Fatih Belediyemiz ve
Fatih ilçe teşkilatımızla birlikte sünnet ettirdik ve ben de bizzat paramla
katkıda bulundum. Şimdi, Sayın Bakana şunu söylüyorum: Eğer, biz,
hiçbirimiz oralara gitmemiş olsaydık, yapılan bu yanlışlıklar, yolsuzluk
iddiaları, suiistimal iddiaları meşru mu sayılacaktı?! Siz, asıl, bu iddialarla
ilgili burada bilgi vermeliydiniz. Şimdi, Sayın Bakan, konuşmasını, Hucerat Suresinden bir
ayet okuyarak tamamladı. Gayet iyi hatırlıyorum; bir uçak düşmüştü, bizim bir
uçağımız, karakutusu açıldı; karakutusu açıldığında, düşerken pilotun son
sözleri şu şekildeydi "ya Allah, bismillah..." Saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Candan, hangi konuda efendim?.. VEYSEL CANDAN (Konya) - Oraya yazdım efendim. BAŞKAN - 2 dakika içinde konuşmak için, buyurun. (FP
sıralarından alkışlar) Sayın Candan, süreyi 2 dakikadan fazla uzatmıyorum. 4. - Konya
Milletvekili Veysel Candan’ın, Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın,
konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; aslında, hayat tecrübedir ve de güzel şeydir. Konuşmama başlarken
demiştim ki, Sayın Bakan buraya çıkıp faaliyet raporunu okursa, kabul değil,
sorulara cevap versin. Şu valilik yazısıyla malî işlerde görevlendirilmesi
sakıncalı olan adam nerede?.. Cevap yok. Yani, burada faaliyet raporu okudu;
ama, inşallah, uçak kazasına uğramaz!.. Şimdi, ben, sizinle, KİT Komisyonunda yaşadığım bir
hatırayı paylaşmak istiyorum. Komisyonda Ziraat Bankası yolsuzluklarını
anlatırken, Genel Müdüre dedim ki; bu verdiğiniz, usulsüz kredidir; bakın, bu
arkadaş bakandır, bakan oldu, kabinede, Ziraat Bankasından sorumlu, kendi
borcunu kendi imzasıyla uzatıyor; bu yakışıksız. Konuşmamı bitirirken, sakın
biraz sonra bana vereceğiniz cevapta "bizim usulsüz bir işimiz yok"
deme dedim. Toplantı bitti, Sayın Genel Müdür milletvekillerine cevap veriyor;
dedi ki: "Sayın Candan, bir parlamenterle ilgili, bakanla ilgili bir soru
sordu..." O aile fotoğrafındaydı, şimdi yurtdışında; tabiî, böyle
yapanların, zaten, soluğu yurt dışında alması mukadderdir. Sonunda dedi ki bana
"bizim her yaptığımız iş, usulüne uygun." Sayın Bakan konuşurken onu
hatırladım; her işiniz uygun da... Bakın, ben, burada bir galvanizli telden
bahsettim, "anlamadım" diyor. Tabiî, anlamazsın... Birim fiyatı
olarak ilan edilmiş ve buna göre bakanlık para ödeyecek; niye yüzde 300 zam
verdin; onu söyle diyorum burada, ne diyorum ben?! Söylediğim bu... Parayı ona
göre ödeyeceksin. (FP sıralarından alkışlar) ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Cevap verdi... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Şimdi, Sayın Bakan gensoru
önergesini beğenmedi, herhalde harfleri pek hoşuna gitmedi, gözünde miyop,
astigmat vardı, rakamları beğenmedi, yazış üslubunu beğenmedi. Ben ne
yazacaktım?! O müsteşar yardımcısının adını burada yazacaktım, Sayın Bakan da,
öyle, hazırlık mı yapıp gelecekti?! Kaldı ki, İçtüzük açık "500
kelime" diyor, biz o hakkımızı kullandık. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) VEYSEL CANDAN (Devamla) - Peki, şimdi söylüyorum: Sayın
Bakan, yü-reğiniz yetiyorsa, bu Meclisin huzuruna çıkın, gensoruya kabul oyu
verin, o zaman belgeleri bir kere daha konuşalım. Haydi, yüreğiniz yetiyorsa
gelin!.. Hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından
alkışlar; MHP sıra-larından gürültüler) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Candan. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Batuk, buyurun efendim. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Sayın Başkan, kürsüden ifade
edeyim. BAŞKAN - Yerinizden efendim, yerinizden buyurun. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Kürsüden izah edeyim, müsaade
ederseniz. (DSP ve MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Hayır efendim, yerinizden buyurun... MEHMET BATUK (Kocaeli) - Açıklık getirmek istiyorum. BAŞKAN - Konu ne, neyi açıklayacaksınız; onu söyleyin. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Önerge sahibi olarak... (DSP
ve MHP sırala-rından gürültüler) BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen... MEHMET BATUK (Kocaeli) - Önerge sahipleri olarak
hepimizi suçladı Sa-yın Bakan. Sayın Başkanım... (DSP ve MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Sayın Batuk, neyi açıklayacaksınız? Efendim,
neyi açıklayacak-sınız; açıklanacak şeyi söyleyin de, söyleyeyim size. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Sayın Başkanım, Sayın Bakan,
önerge sahiplerini suçlayıcı bir ifadede bulundu. (DSP ve MHP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN - Siz bölgenize gittiniz değil mi efendim? MEHMET BATUK (Kocaeli) - Gittim Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın Batuk, siz, sonradan imza attınız;
lütfen... lütfen... MEHMET BATUK (Kocaeli) - Sayın Başkan, Sayın Bakan
önerge sahiple-rinin tamamını ve şahsımı da -içerisinde olduğum için-
suçlamıştır bölgede bu-lunmamakla; bunu tavzih edeceğim. BAŞKAN - Hayır... Lütfen... Efendim, lütfen... Bakın,
bütün arkadaşlara söz verdim. MEHMET BATUK (Kocaeli) - Sayın Başkan, Sayın Bakanın
diğer beyanla-rına da kuşkuyla bakmamızın sebebini izah edeceğim. BAŞKAN - Sayın Batuk, siz seçim bölgenize gittiniz mi? MEHMET BATUK (Kocaeli) - Evet efendim. BAŞKAN - 1 dakika içerisinde ifade edin. Buyurun Sayın Batuk. (DSP ve MHP sıralarından
gürültüler) 5. - Kocaeli
Milletvekili Mehmet Batuk’un, Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın,
konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması MEHMET BATUK (Kocaeli) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Bakanın bir
beyanını düzeltmek için söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum. Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan "bu önergede
imzası bulanan hiçbir milletvekili, depremden bir ay sonrasından itibaren hiç
bölgeye gitmemiştir" ifadesini kullandılar. Şimdi, benim burada ifade edeceğim şudur: Ben, dün
değil önceki gün, pa-zar günü Gölcük'teydim, her hafta oradayım. Arkadaşlar,
bunun tanığı, Milliyetçi Hareket Partisinin Kocaeli Milletvekili Kemal Köse
Beydir; biraz önce burada ko-nuşan arkadaşımız... Eğer, Sayın Bakan bu şekilde
konuşmaya devam ederse, diğer beyanlarında da gerçekdışı beyanlar olduğu
kuşkusunu doğuracaktır. Bu tür beyanlardan kaçınılmasını temenni ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar) NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Sayın Başkan, söz istiyorum. BAŞKAN - Hangi konuda efendim?.. NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Sayın Başkan, Sayın Bakan
ismimden bahsederken, hem gensoruda... BAŞKAN - 2 dakika içinde toparlayınız efendim; buyurun.
(DYP ve FP sıralarından alkışlar; DSP ve MHP sıralarından gürültüler) Konuşsun... Konuşsun efendim. 6. - Çanakkale
Milletvekili Nevfel Şahin’in, Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın’ın,
konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Bayındırlık Bakanlığında bu dedikodular had safhaya ulaşınca,
biz, Sayın Bakana, İlyas Yılmazyıldız kanalıyla 3 tane soru önergesi
verdirerek, Sayın Bakandan cevap istedik; ama, maalesef, bugüne kadar, o soru
önergelerine bir cevap gelmedi, denetimden kaçtı. İkinci bir şey: "Bayındırlık birim fiyatları 2000
yılında yüzde 65 olarak hesaplandı, 1999'a göre hesap edilir" dedi.
Halbuki, 2000 yılının sonunda enflasyon yüzde 39; ama, bu sene Bayındırlık
birim fiyatları katsayısı yüzde 23. Şimdi, 2000 yılında, siz, işçi ücretlerini, memur
ücretlerini yüzde 25'le sınırlıyorsanız, kirayı sınırlıyorsanız, o zaman,
Bayındırlık birim fiyatlarını yüzde 65 yapamazsınız, onu da en azından
enflasyon kadar yapmak mecburiyetindesiniz, yüzde 39'u geçemezsiniz. Yaşar Topçu hakkında benim oy kullanmadığımı söyledi.
Evet, ben, Sayın Yaşar Topçu için Karadeniz sahil yolları ve İzmit Körfez
Geçişi konusunda önerge verdim, Sayın Mesut Yılmaz için de önerge verdim.
Komisyonlar kuruldu, gittim, soruşturma komisyonlarında iddiamızı tekrarladık;
ama, maalesef, 21 inci Dönemde, iktidar partilerinin oylarıyla aklandı. O
kabahati siz kendinizde... (MHP sıralarından gürültüler) Evet, evet, evet...
Bizim 85 milletvekilimiz vardı, sizin 351 milletvekiliniz var. Eğer
Yaşar Topçu aklanmışsa,
sizin oylarınızla aklanmış,
benim oyumla aklanmamıştır. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) MUSTAFA VERKAYA (İstanbul) - Oylamada neredeydin?.. V. - GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI (Devam) A) GÖRÜŞMELER
(Devam) 1. - Konya
Milletvekili Veysel Candan ve 29 arkadaşının, Deprem Konutlarıyla İlgili
İhalelerin Yapılış Şekli ve Altyapı Hizmetlerinde Uyguladığı Yanlış
Politikalarla Devleti Zarara Uğrattığı ve Afet Kararnameleriyle Belediyeler Arasında
Partizanlık Yaptığı İddialarıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın
Hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/8) (Devam) BAŞKAN - Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın
hakkındaki (11/8) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamaması
hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmaması
hususunu oylarınıza sunacağım: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul
edenler... Etmeyenler... Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul
edilmemiştir. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar; FP ve DYP sıralarından
alkışlar [!]) Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz. Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız. VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1. - İzmir
Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;
Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un;
Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in;
İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili
Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik
Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232,
2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) BAŞKAN - 10.01.2001 tarihli 42 nci Birleşimde İçtüzüğün
88 inci maddesi-ne göre komisyona geri verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin görüşülmeyen
maddeleriyle ilgili Komisyon raporu Başkanlığa henüz verilmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz. Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu
Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2. - Bireysel
Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve
Sağlık, Aile,Çalışma ve Sosyal İşlerkomisyonları raporları (1/693) (S. Sayısı :
580) BAŞKAN- Komisyon?.. Yok. Hükümet?.. Yok. Ertelenmiştir. Hayvan Islahı Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve
Köyişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. 3. - Hayvan
Islahı Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/630)
(S. Sayısı : 418) (1) BAŞKAN- Komisyon?.. Hazır. Hükümet?.. Hazır. Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmış,
maddelerine geçilmesi hususunun oylamasında kalmıştık. CEVAT AYHAN (Sakarya)- Karar yetersayısının
aranılmasını istiyoruz. BAŞKAN- Karar yetersayısını arayacağım. Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesi hususunu
oylarınıza sunacağım. Oylamayı elektronik cihazla yapacağım. Oylama için 5 dakikalık süre veriyorum. Oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının maddelerine
geçilmesi kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır. (1) 418 S.
Sayılı Basmayazı, 23.2.2001 tarihli 64 üncü Birleşim Tutanağına eklidir. 1 inci maddeyi okutuyorum: HAYVAN ISLAHI KANUNU TASARISI BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Tanımlar Amaç MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; her türlü hayvansal üretim
ve bu üretimi etkili kılan faaliyetler ile yarış müsabaka ve iş maksadıyla yetiştirilen
hayvanların verimlerinin artırılması için yapılacak ıslah çalışmalarını, evcil
ve yabani hayvanların gen kaynaklarının korunmasını, hayvansal üretimin
ekonomik olmasını ve rekabet gücünün artırılmasını, bu hususlarla ilgili
faaliyetleri ve soy kütüğü kayıtlarının tutulması ile hayvan ırklarının
ıslahını, damızlıkların sağlıklı ve hijyenik koşullarda yetiştirilmesini ve
hastalıklardan ari bir şekilde üreticilere
intikalini ve korunmasını
sağlamaktır. BAŞKAN - 1 inci maddeyle ilgili olarak, Doğru Yol
Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın Zeki Ertugay. Buyurun Sayın Ertugay. (DYP sıralarından alkışlar) Sayın Ertugay, süreniz 5 dakikadır. DYP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hayvan Islahı Kanunu Tasarısının 1 inci maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere söz almış
bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu 1 inci madde, amaç maddesi. Bu madde kanunun
amacını, kapsamını ifade etmektedir. Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Hayvan Islahı Kanunu
Tasarısı, gerçekten, komisyonda üzerinde çok fazlaca durularak detaylı olarak
bir çalışma yapılmış ve iyice süzgeçten geçirilerek ülkemiz şartlarına uygun
hale getirilmiştir. Geçen, tümü üzerindeki görüşmeler sırasında düşüncelerimi
arz etmiştim; ancak, burada da bir vesileyle bir hakkı yerine getirmek
istiyorum. Tarım Komisyonu eski Başkanımız, rahmetli Turan
Bilge'nin, bu yasa tasarısının bu hale gelmesinde, Komisyon Başkanı olarak
emeği çoktur. Bu vesileyle kendisini huzurlarınızda rahmetle anıyorum. Değerli arkadaşlar, tasarının bu kısmında, 1 inci
maddede "hayvansal üretimin ekonomik olması" ve "rekabet gücünün
artırılması" ifadeleri de geçmektedir. Tabiî, bu, aynı zamanda bir
amaçtır; ancak, bu hayvansal üretimin ekonomik olması ve üreticinin rekabet
gücünün, hayvansal üretimin, hayvansal ürünlerin rekabet gücünün artırılması
hususu, Hayvan Islahı Kanunuyla sağlanabilecek bir husus değildir; yani, bu,
yasadan ziyade, hükümetin, siyasî iradenin, alınacak ekonomik önlemlerle,
ekonomik tedbirlerle, köylünün, çiftçinin ürünlerini değerlendirme konusunda,
bu kesimin desteklenmesi konusunda ortaya koyacağı siyasî iradeyle ve siyasî
tercihle ilgilidir. Onun için, bu Yüce Mecliste yaptığımız çeşitli
konuşmalarda, her vesileyle, hükümetin, yaptığı uygulamalarda, tarımı ihmal
ettiğini, tarımı tasfiye ettiğini; IMF tavsiyeleri ve dayatmaları sonucunda
alınan kararların, Türk çiftçisini, Türk üreticisini mağdur ettiğini ve tarımın
tasfiyesine yol açtığını bu sebeple ifade ettik. Aynı hususları tekrar arz
etmek istiyorum. Eğer, siz, tarımınızı ve bu kesimi cidden
destekleyemiyorsanız bu üretimden vazgeçiyorsunuz demektir. Bugün, bırakın
desteklemeyi, köylünün hakkı olan dahi verilmemektedir. Bakın, zaman zaman burada polemik konusu oluyor;
elbette ki, tarımsal ürünlerin ithalatının sınırsız olması Türk tarımını
öldürmüştür; bu da, özellikle 80'li yıllarda başlayan, her şeyi kâr-zarar
hesabına göre değerlendiren anlayışın ürünüdür; ancak, bugün, tarımsal ürün
ithalatında, âdeta, zaman zaman, geçmiş dönemleri de aratacak derecede
uygulamalar olmaktadır. 1995 yılında bu ülkeye 1 000 ton süttozu ithal
edilirken, bugün bu miktar 50-55 bin tonlardadır. Geçen oturumda arz ettiğim
gibi, üretici, bir taraftan, sütünü değerlendiremeyip, alnının terinin
karşılığını alamayıp nehirlere dökerken ve gerçekten hakkı gasp edilirken,
diğer taraftan, sütün temel işlendiği maddelerden biri olan ve birçok süt
mamulün hammaddesi sayılan süttozunun ithal ediliyor olması, Türk tarımına
vurulmuş olan önemli diğer darbelerden biridir. Şimdi zamanın elvermediğini biliyorum; bu bakımdan, düşüncelerimi ilerleyen maddelerde ifade
edeceğim. 57 nci hükümetin gündeme getirdiği teşvik ve destekleme
modeli, maalesef, gelişmiş ülkelerde örneği hiç görülmeyen, çağdışı bir
uygulamadır ve böyle bir desteklemeden bahsedilemez. Üreticiyi, üretimden
vazgeçirecek, boş toprağını veya boş bırakması için âdeta teşvik eden dönüm
başına bir miktar para verilmesi şeklinde destekleme... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ZEKİ ERTUGAY (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun. ZEKİ ERTUGAY (Devamla) - ... sahibi olduğu toprağın dönümü başına öngörülen 5
dolarlık destek, âdeta "Türkiye'de üretim yapmayın, karşılığını biz size
verelim" demektir. Bu, her yönden büyük sakıncalar ihtiva etmektedir ve
gerçekten Türk tarımında şu anda pilot uygulama olarak yürütülen bu
desteklemenin, genişletilmesi ve uygulamaya yurt sathında sokulması halinde
Türk tarımı için hem büyük istismarların olacağı hem büyük faciaların meydana
gelebileceği bir uygulamanın başlangıcı olacaktır. Bu hususa hükümetin
hassasiyetlerini özellikle istirham ediyorum ve bundan sonraki maddelerde
görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ertugay. Fazilet Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın
Ejder Arvas, buyurun. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GURUBU ADINA MALİKİ EJDER ARVAS (Van) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri, 418 sıra sayılı Hayvan Islahı Kanunu Tasarısı üzerinde
Fazilet Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Muhterem Heyetinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Hayvan Islah Kanunu Tasarısı,
hakikaten, ülkemiz açısından çok önem arz eden bir tasarıdır. Bugün, dünya
ülkeleri arasında, hayvancılık sektöründen gayri safî millî hâsılaya en yüksek
katkıyı yapan ülkelerden biriydik; ama,
ne yazık ki, son zamanlarda, gayri safî
millî hâsılaya katkısını bırakalım bir tarafa da... Türkiye, eskiden kırmızı
ette olsun, gıda maddelerinde olsun bütün dünya devletlerine cevap verebilecek
kapasiteye sahip bir ülkeydi; ama, ne yazık ki, şu anda hormonlu etin, miadı
geçmiş gıda maddelerinin pazaryeri
olmuştur. Buna üzülüyoruz, Türkiye buna layık değildir,
insanımız buna layık değildir. Değerli milletvekilleri, 1980 öncesinde, büyükbaş
hayvan sayısına bakarsak, 16 milyon büyükbaş hayvanımız vardı; maalesef, bugün
12 milyonun altına düşmüştür. Küçükbaş hayvan sayısına bakacak olursak, 1980
öncesinde 68 milyonken, bugün 48 milyona düşmüştür. Bu ne demektir; 1980
öncesinde hayvancılık sektörünün gayri safî millî hâsılaya katkısı, tarım ve
hayvancılıkta yüzde 25'lerin üzerindedir; maalesef, bugün yüzde 14'lere kadar
düşmüştür. Bu, tarım ve hayvancılığın yok olmasına delalettir. Türkiyemiz,
insanımız buna layık değildir. Onun için, Hayvan Islahı Kanunu Tasarısını -Doğru Yol
Partisinden değerli konuşmacımız, hocamız buna değindiler- güzel bir elekten
geçirdik Tarım Komisyonu üyeleri olarak; inşallah, bundan sonra, çıkacak bu
yasa, bihakkın uygulanır da -o zavallı köylümüz- Atatürk'ün, şehirlinin
efendisi köylüdür sözü yerde kalmaz. Bakın, kapısına haciz giden ve köyünü terk
edip, arazisini işleyemeyen ve şehirlerin varoşlarında sürüm sürüm sürünen
insan, şehirlinin efendisi olabilir mi! Kapısına haciz giden ve inim inim
inleyen köylü, şehirlinin efendisi olabilir mi; soruyorum... Onun için, bakın, hayvan destekleme fonuna gelince...
Bölgemizde -Van bölgesinde- çiftçilerimizin yüzde 20'si bu hayvan yardımını
daha alamamış. Hayvancılık sektöründe uğraşı veren insanlarımızın yüzde 20'si
alamamış. Küpeleme olayında vatandaş, il müüdürlüğünde ve
bilgisayar kayıtlarında, küpelenen hayvanım el değiştiriyor, bölgemiz fakir
bölge; ayaküstü uğraşan insanlar elden ele satış yapıyorlar; üç-beş gün
saklamak kaydıyla kendi geçimini temin etmek kaydıyla el değiştiriyor. Küpesini
elinde bulunduran çiftçi üreticimiz, bu küpesi olduğu halde yardımdan
faydalanamamıştır. Bunu da Sayın Bakanıma buradan duyurmak istiyorum. Ben,
bununla ilgili yazılı soru önergesi verdim, maalesef, cevabını alamadım. Değerli arkadaşlar, bakın, avucumuz içi kadar bir yer
olan Hollanda, bugün, Ankara, Sakarya, Bolu nüfusuna sahip olmayan bir ülke;
yüzölçümü de yine öyle; 31 milyar dolarlık ihracat yaparken; biz, hormonlu eti
insanımıza yedirmeye layık bir toplum muyuz?!. Onun için, tarım ve hayvancılık tek kurtuluş
çaremizdir. İstihdamın yüzde 45'i tarım ve hayvancılıktadır. Eğer, buna da
yönelmezsek... Bakın, "kara çarşamba" diyoruz; kara çarşambada,
Türkiye, 12 milyar dolar zarara uğradı. Bunun hiç olmazsa yarısını tarım
sektörüne aktarmış olsaydık, tarım sektörü ayağı kalkardı. Onun için,
Türkiye'nin kurtuluşu tarım ve hayvancılıktadır. Bakın, dünyanın hiçbir ülkesi, köylüsünden
hayvancısından vergi almamaktadır. Bitişiğimizde bulunan İran, yıllar öncesi
"hayvancılık" dendiği zaman mahzundu, yoksundu, hatta bizim
Türkiye'den gayri resmî yollardan giden hayvanları, o ilin makamları ödüllendirirlerdi;
ama, gelin görün ki, şimdi dünyanın süper... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Arvas, 1 dakika içinde toparlayın. MALİKİ EJDER ARVAS ( Devamla)- Tamamlıyorum. Gelin, görün ki, şu anda İran, dünyanın süper hayvanını
yetiştiriyor. Gıda maddeleri açısından, narenciye açısından ileri gitmiş;
bakın, Türkiye'ye elma ihraç ediyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin tek ümit kaynağı tarım ve hayvancılıktı, o da
olmayınca, sınır ticareti... Sınır ticaretini de elinden aldınız. Onun için,
hayvancılık sektörüne önem vermemiz lazım; ama, Tarım Bakanlığı bütçesine ayrılan bu payın da,
buna cevap verecek
kapasitede olmadığını şimdiden görüyorum. Allah yardımcımız olsun; Allah
köylümüzün, çiftçimizin yardımcısı olsun diyorum. Bu vesileyle, çıkacak bu kanunun, tüm ülkemize,
insanlığa hayırlara vesile olmasını temenni eder; hepinize saygılar sunarım.
(FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Arvas. 1 inci maddeyle ilgili önerge yok. İLYAS ARSLAN (Yozgat) - Sayın Başkan, karar
yetersayının aranılmasını istiyorum. BAŞKAN - 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum, karar
yetersayısını arayacağım: 1 inci maddeyi kabul edenler... Etmeyenler... 1 inci
maddenin kabul edilebilmesi için karar yetersayısı yoktur. Birleşime, saat 20.00'de toplanmak üzere ara veriyorum. Kapanma Saati
: 18.42 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati
: 20.00 BAŞKAN :
Başkanvekili Ali ILIKSOY KÂTİP ÜYELER
: Mehmet BATUK (Kocaeli), Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65 inci
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. Sayın milletvekilleri, görüşmelere kaldığımız yerden
devam edeceğiz. VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
(Devam) 3. - Hayvan
Islahı Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/630)
(S.Sayısı: 418) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ?..Burada. Hükümet ?..Burada. Hayvan Islahı Kanunu Tasarısının 1 inci maddesinin
oylamasında kalmıştık. 1 inci maddenin ilk oylamasında karar yetersayısı
bulunamamıştı. Şimdi, elektronik cihazla oylama yapacağım ve karar
yetersayısını arayacağım. 5 dakika süre veriyorum. Oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 1 inci maddenin
oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştır. Sayın Grup Başkanvekilleri, kaç dakika ara verelim? MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - 30 dakika yeter Sayın
Başkan. OKTAY VURAL (İzmir) - Saat 20.30'a kadar ara verelim
Sayın Başkan. BAŞKAN - Saat 20.30'da toplanmak üzere, birleşime ara
veriyorum. Kapanma Saati
: 20.07 DÖRDÜNCÜ
OTURUM Açılma Saati:
20.30 BAŞKAN:
Başkanvekili Ali ILIKSOY KÂTİP ÜYELER:
Mehmet BATUK (Kocaeli), Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 65 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. Görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz. VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
(Devam) 3. - Hayvan
Islahı Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/630)
(S.Sayısı: 418) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ?..Burada. Hükümet ?..Burada. Hayvan Islahı Kanunu Tasarısının 1 inci maddesinin
oylamasında kalmış ve 1 inci maddenin ilk oylamasında karar yetersayısı
bulunamamıştı. Şimdi, elektronik cihazla oylama yapacağım ve karar
yetersayısını arayacağım. Bu arada, sisteme giremeyen arkadaşımız olursa,
belirtilen süre içerisinde teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen
sisteme giremeyen arkadaşımız olursa, aynı süre içerisinde oy pusulalarını
Başkanlığımıza göndermelerini; vekâleten oy kullanacak sayın bakanların, hangi
bakana vekâleten oy kullandıklarını, oyun rengini ve imzasını havi oy
pusulalarını yine aynı süre içerisinde Başkanlığımıza ulaştırmalarını rica
ederim. Oylama için 5 dakika süre veriyorum. Oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 1 inci maddenin yapılan
oylamasında karar yetersayısı vardır; 1 inci madde kabul edilmiştir. (DSP, MHP
ve ANAP sıralarından alkışlar) 2 nci maddeyi okutuyorum: Kapsam MADDE 2. - Bu Kanun; tek tırnaklı, kanatlı hayvanlar,
suda yaşayan hayvanlar, arı ve ipek böceği ile her türden hayvanların ıslahına,
evcil ve yabani hayvanların gen kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, kamu
sektörü ve özel sektör tarafından yapılan suni tohumlama, tabiî tohumlama ve
embriyo transferi, genetik kopyalama ve diğer biyoteknolojik faaliyetlere, soy
kütüğü kayıtlarının tutulmasına, damızlık hayvanlar ile sperma, embriyo,
yumurta, balık ve diğer suda yaşayan hayvanların larvalarının ithaline,
ihracına dair hükümler ile damızlık yetiştiriciliği yapılan her türlü ahır,
tavla, ağıl, kümes, kuluçkahane, laboratuvar gibi hayvancılık işletmelerine ait
ünitelerin asgari teknik, sağlık ve hijyen koşullarına uygunluk yönünden
kontrol, tescil ve ruhsatlandırılmasına, hayvan yetiştiricilerinin ıslah amaçlı
örgütlemelerine dair hükümleri kapsar. BAŞKAN - 2 nci maddeyle ilgili olarak Doğru Yol Partisi
Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Baysarı. Buyurun Sayın Baysarı. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. DYP GRUBU ADINA MEHMET BAYSARI (Antalya) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 418 sıra sayılı, Hayvan Islahı Kanun
tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Kanunun bu maddesiyle her türden evcil ve yabani
hayvanların gen kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, kamu sektörü ve özel
sektör tarafından yapılan tohumlama, genetik kopyalama, soy kütüğü kayıtlarının
tutulmasının, damızlık hayvanlarla, embriyo, larva ve yumurtaların ithaline ve
ihracına dair hükümler ve hayvan yetiştiriciliği yapılan her tür ünitelerin
teknik ve sağlık koşullarına uygunluk yönünden kontrol ve ruhsatlandırılmasına,
hayvan yetiştiricilerinin ıslah amaçlı örgütlenmelerine dair hükümleri
kapsamaktadır. Soy kütüğü kayıtlarının tutulmasıyla laboratuvarlar ve
üretim ünitelerinin kontrolü, ruhsatlandırılması, damızlık hayvanlarla, larva
ve yumurta embriyolarının ithal ve ihracına dair hükümlerin devlet tarafından
yapılması doğrudur. Ancak, artık, devlet her türlü hayvan üreticiliğinden,
yetiştiriciliğinden, damızlık bile olsa vazgeçmek zorundadır. Bunların
ticaretinden vazgeçerek, bunların kontrolünü yapmalı ve bu yetiştiriciliği özel
sektöre devretmeli, sadece kontrol amaçlı denetimlerini yapmalıdır. Bugün hem özelleştirmeden bahsedeceğiz hem de devleti
daha fazla üreticiliğe ve
yetiştiriciliğe zorlayacağız!.. Bu zihniyetin terk edilmesi lazım
geldiğine inanıyorum. Bu işleri devletin yapması yerine, özel sektörü bu
konuda teşvik ederek daha verimli bir üretim sağlamak zorundayız. Devlet hayvan
ıslahıyla uğraşmamalı, bunun denetimini yapmalı. Yine, hayvan yetiştiricilerinin ıslah amaçlı
örgütlenmelerine dair hükümler gayet güzel; ancak, artık, günümüzde, örgütlü
toplumun yaratılması gerekliliği vardır. Bu örgütlenmeyi sağlamak, tabiî ki,
yetmiyor. Bu örgütlerin demokratik olarak çalışmalarını sağlamak da
hükümetlerin ve bizlerin görevidir. Eğer, siz, bugün ziraat odalarında olduğu
gibi, bu örgütlerin seçimlerine müdahale ederseniz ve seslerini kesmeye
kalkarsanız, bu örgütlenmenin de hiçbir faydası olmayacaktır. Yine, bugün yapıldığı gibi, konuşan ve eleştiren sivil
toplum örgütlerini müfettişlere denetleterek baskı altında tutmaya kalkarsak,
bu yapacağımız örgütlenmenin, bu yapacağımız çalışmaların, sivil toplum örgütü
yaratmanın hiçbir manası kalmayacaktır. Ayrıca, tarımı korumak, sadece kanun çıkarmakla ve bunu
kâğıt üzerinde bırakmakla yeterli olmuyor. Sadece ıslah amaçlı ve tarımı
destekleyici amaçlı kanunları çıkarırken, çevreyi de korumak zorundayız. Bugün,
Antalya'nın iki ilçesinde ihale edilen elektrik santralları, bölgedeki ekolojik
dengeyi tamamen bozacak niteliktedir. Yine, ayrıca, Antalya'nın Korkuteli
İlçesinde kurulacak olan bir çimento fabrikası, oradaki tarımsal üretimimizi
tamamen bitirme noktasına getirecektir. Bu şartlar altında, eğer, tarımı, kanunlarla, bir
yerden koruma altına alıp öbür taraftan uygulamada hem çevreyi hem de tarımsal
dengeyi bozacak uygulamaları yaptığımız takdirde, bugün çıkaracağımız
kanunların çok büyük faydası olmayacağı kanaatindeyim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıklı kanun
çıkarmak çok önemli olduğu gibi, bu kanunların yürütülmesini sağlamanın da çok
daha önem taşıdığı kanaatindeyim. Eksik bile olsa, bu kanunun çıkarılmasına karşı
olmadığımızı ifade etmek istiyorum. Hayvan Islahı Kanunu, eksiğimizi
tamamlayacak bir kanundur; ancak, bugünkü hükümetin sağlıklı bir uygulama
yapamayacağı yolunda tereddütlerimizi de sizlere ifade etmek istiyorum. Eğer bu
tereddütleri, vatandaşlara güven verecek şekle getirmezsek, vatandaşın
kafasından çıkarmazsak, bugün çıkaracağımız kanunların da çok büyük faydası
olmayacağı kanaatindeyim. Bu duygularla, bu kanunun hayırlı olmasını diliyor,
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Baysarı. Fazilet Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili
Ali Sezal; buyurun Sayın Sezal. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA ALİ SEZAL (Kahramanmaraş) - Sayın
Başkanım, değerli milletvekilleri; 418 sıra sayılı, Hayvan Islahı Kanunu
Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunun kapsamıyla ilgili 2
nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; gördüğüm
kadarıyla, tasarıda, gruplar arası bir ittifak var; bütün gruplarımız bu
yasanın çıkmasında ittifak halindeler. Zannediyorum, ülkemizin böyle bir yasaya
da ihtiyacı var; ancak, kapsamla ilgili maddeye baktığımızda, "tek
tırnaklı, kanatlı hayvanlar, suda yaşayan hayvanlar, arı ve ipekböceği ile her
türden hayvanların
ıslahına..." diye başlıyor, neslin korunması, ıslahı,
geliştirilmesiyle ilgili kamu sektörü ve özel sektör tarafından yapılan sunî
tohumlamalardan, genetik kopyalamaya ve diğer biyoteknolojik faaliyetlere,
soykütüğünden sağlık koşullarına, hayvan yetiştiricilerinin ıslah amaçlı
örgütlemelerine kadar devam ediyor. Ancak, ben tasarıyı elime aldığımda, hayvan
ıslahı dediğimde, ilk aklıma gelen, çift tırnaklı hayvanların ıslahıdır. Yine,
sayın hükümetin kabul ettiği metinde, özetle
"Bu kanun; tek tırnaklı, çift tırnaklı, kanatlı hayvanları
kapsar" diyor. Sayın Bakanım, bu tasarı Komisyonda görüşülürken "çift
tırnaklı" tabiri çıkarılmış. Benim ilk aklıma gelen çift tırnaklıdır,
bunun, bu kapsama tekrar eklenmesi lazım diyorum. Yanlışlığa Parlamentodan başlarsak, bu tasarı çıkacak,
genel müdürlüklere, müdürlüklere, köy muhtarlarına varana kadar ortada hiçbir
şey kalmayacak; buna özellikle değinmek istiyorum. Aslında, 1960 yılından beri elimizde bazı kanunlar ve
bazı yönetmelikler de var. Yapılabilecek çok şeyler vardı, bazı şeyler de
yapılmıştır. Hükümetle ilgili diye, yıllar itibariyle bahsediyorum. Mesela, şu
andaki çift tırnaklı hayvan varlığımızın yüzde 16'sı kültür ırkı, yüzde 47'si
melez, yüzde 37'si de yerli ırk olarak gösteriliyor; fakat, gördüğüm kadarıyla
ıslahını yapmış çiftçi de perişan. Mesela tavukçularımız, şu anda dünya çapında
tavukçuluk yapıyorlar; dün televizyondan üzülerek izledim, büyük bir firmamız
kapanmak üzere. Tavuk üretimi yapıyor, yumurta üretimi yapıyor; fakat zararda,
kapatıyor firmasını. Bunu, 30-35 litre süt alan çiftçimiz için de
söyleyebiliriz. Yine bundan yıllarca önce, zannediyorum Bahri Dağdaş
döneminde, dekarda 300 kilogram olan buğdayımız, 600-700 kilograma kadar
çıkarıldı; ama, buğday üreticimiz de perişan. Yani, kanunları çıkarmak, ıslahı
yapmak bir şeye yetmiyor; bunun siyasal olarak da desteklenmesi lazım. Bir
defa, tarım girdilerimizin satıştan daha ucuz olması lazım. Çiftçi, üretici 30
litre süt alıyor; fakat, sütün litresi köyde 150 000 lira; bir bardak çay, bir
pet şişe su fiyatına, çiftçimizin kalkınmasına imkân yok. Çiftçimizi, diğer
yandan fiyat politikalarımızla desteklememiz lazım. Geçen gün Adana'daydım, bir tavuk üreticisi kardeşim
"bu yılki zararım 1 trilyon lira" diyor. Çiftçi iflas ediyor. Eğer,
doğudan kaçak et girmeye devam ederse -ki, elimde bir belge var, geçen yıl
itibariyle doğudan giren büyükbaş ve küçükbaş hayvanların sayısının bir milyon
adet civarında olduğundan bahsediliyor- dışarıdan bu şekilde giriş olursa,
çiftçimizin girdisi de fazla olursa, bu çiftçinin kalkınmasına, kanaatimce,
imkân yoktur efendim. Bu tasarı Mecliste kabul edilecek, öyle anlaşılıyor;
fakat, Parlamentoya geldiğimizden bugüne değin, zannediyorum, 250'ye yakın
kanun çıkardık; ama, ülkenin geldiği nokta meydanda. Çiftçilerimizin diğer
kanunlarla desteklenmesi lazım. Bunun için de, evvela, şu dışarı verdiğimiz,
kaçağa verdiğimiz girdileri, eğer çiftçilerimize verebilirsek, zannediyorum,
bütün çiftçilerimiz kalkınacak. Bu ülkenin gıdaya ihtiyacı var, temiz gıdaya
ihtiyacı var, hormonsuz gıdaya ihtiyacı var; ülkemiz de buna sahip. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun Sayın Sezal. ALİ SEZAL (Devamla) - Meralarımız ölmüş; çiftçi, hayvanına
yedirmek için saman
bulamıyor. Buğday fiyatları saman fiyatının altına düşmüş. Maalesef, bu
şartlarda çiftçimizin kalkınmasına imkân yoktur. Bir genel politika olarak, hem
besiciliği hem tavukçuluğu hem arıcılığı hem de bunun yanında diğer tarım
ürünlerini, devlet olarak desteklememiz lazım. Zannediyorum, çiftçimizi
kalkındırırsak, hem sağlıklı gıda elde edeceğiz hem de ülkemiz kalkınacak. Çiftçi, bu milletin temel direğidir, temel
harcıdır. Maalesef, çiftçilerimiz batıyor, sanayicilerimiz
de batıyor. Kanunun ötesinde, hükümetimizin birçok tedbiri alması lazım diyor,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Başka söz isteği?.. Yok. 2 nci maddeyle ilgili olarak bir önerge vardır;
önergeyi okutup işleme alacağım, daha sonra da oylarınıza sunacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 418 sıra sayılı Hayvan Islahı Kanunu
Tasarısının 2 nci maddesinin ilk cümlesindeki "Bu Kanun; tek
tırnaklı..." ibarelerinden sonra gelmek üzere "çift tırnaklı"
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederim. Hüsnü Yusuf Gökalp Tarım ve Köyişleri Bakanı Sivas BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeyi katılıyor mu efendim? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Katılıyoruz
efendim. BAŞKAN - Sayın Bakan?.. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) -
Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümetin ve Komisyonun katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2 nci maddeyi bu değişiklik doğrultusuna oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3 üncü maddeyi okutuyorum: Tanımlar MADDE 3. - Bu Kanunda geçen ifadelerden; Bakanlık : Tarım ve Köyişleri Bakanlığını, Taşra kuruluşu : Tarım ve Köyişleri Bakanlığının il ve
ilçe müdürlükleri ile konu ile ilgili diğer kuruluşlarını, Ön soy kütüğü : Ana ve babası belirli, ancak
ebeveynlerinin verim kayıtları olmayan, mensup olduğu ırkın özelliklerini
taşıyan hayvanlar için oluşturulacak geçici kayıt sistemini, Soy kütüğü : Pedigri düzenlemeye esas olacak bilgilerin
düzenli olarak toplandığı veri tabanını, Pedigri : Soy kütüğüne kayıt edilen damızlıklarla,
safkan atların numara, isim, orijin, ırk, renk, eşkal, cinsiyet, doğum tarihi,
verim kayıtları, yetiştirici ve sahibi ile hayvanın cetlerine ait bilgileri ve
verimlerini belirten belgeyi, Eneme-iğdiş etme : Erkek hayvanın dölleme yeteneğini
kalıcı olarak gidermeyi, Don : At ve diğer memelilerde vücudu örten kıllara
hakim olan veya bu kıllardan çoğunluğa yakın kısmının müşterek olarak
gösterdiği rengi, Zootekni : Hayvan yetiştirmesi, ıslahı,
bakımı-beslenmesi, yem üretimi, hastalıklardan koruma gibi hususları
düzenleyerek hayvanlardan daha yüksek ve ekonomik verim elde etmeyi sağlayacak
teknoloji ve uygulamaları, Damızlık : Yetiştirildiği ülkede veya yörede ırkına
veya tipine özgü özellikleri gösteren yüksek verimli, hastalıklardan ari,
damızlık belgesi veya saf ırk sertifikası bulunan hayvanları, Damızlık işletmesi : Damızlık hayvanların
yetiştirildiği, Bakanlıkça tescil edilmiş işletmeleri, Damızlık sertifikası : Ana ve babası bilinen, ancak
cetlerinin verim kayıtları bilinmeyen
damızlık hayvanlara Bakanlıkça veya yetki verilen kuruluşlarca verilen
belgeyi, Damızlık belgesi : Pedigri belgeleri bulunan
damızlıklardan Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikteki kriterlere uygunluğu
Bakanlıkça onaylanan belgeyi, Birlik : Hayvancılık konularında faaliyet gösteren
yetiştirme, hayvansal üretim, ıslah ve pazarlama amaçlı kurulan birlikleri, Suni tohumlama : Uygun tohumlama zamanında olduğu
belirlenen dişi hayvanların genital kanallarına spermaların hijyenik koşullarda
nakledilmesini, Embriyo transferi : Sağlıklı ve yüksek verimli
dişilerden elde edilen embriyoların taze veya dondurularak uygun dönemdeki dişi
hayvanların döl yatağına uygun teknik ve hijyenik koşullarda aktarımını, Genetik kopyalama : Damızlık hayvanlara ait bir
genomdan biyoteknolojik yöntemler kullanılarak onun tüm genotipik özelliklerini
taşıyan bir canlının elde edilmesini, Sperma : Sağlıklı ve damızlık niteliği taşıyan erkek
hayvanlardan belirli yöntemlerle alınan ejekülatların spermatolojik muayeneleri
yapıldıktan sonra taze ya da dondurulmuş
sperma porsiyonlarını, Döl kontrolü (Progeny testing) : Soy kütüğü ve verim
kayıtlarının düzenli tutulduğu, yeterli teknik alt yapı, uzman personel ve
hayvan varlığına sahip kuruluşlar
tarafından yürütülen ve
damızlıkları döllerinin verimlerine göre seçmeyi sağlayan uygulamaları, İfade eder. BAŞKAN - 3 üncü maddeyle ilgili olarak, Doğru Yol
Partisi Grubu adına, Ardahan Milletvekili Saffet Kaya. Buyurun Sayın Kaya. (DYP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. DYP GRUBU ADINA SAFFET KAYA (Ardahan) - Sayın Başkan,
teşekkür ederim. 3 üncü maddeyle ilgili olarak, Doğru Yol Partisi adına
söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, gerçekten, ta 1920'lerden beri gelen, tarımla
ilgili millî politikalarımızda geçmişin de hataları olmasına rağmen -bunun da
özellikle altını çizmek istiyorum- maalesef, hayvancılık, son üç yılında, her
geçen gün gerilemiş, her geçen gün millî gelire katkısı bir nispet düşmüş. Bu
da şunu göstermekte: Türkiye'de uygulanan tarım politikalarının son üç yılda,
maalesef, iyi bir noktaya gitmediği, rakamlarıyla varittir. Ancak, Sayın
Bakanımızın son zamanlarda damızlıkla ilgili çalışmaları var; iyi çalışmaları
kutlamak istiyorum, onu da huzurunuzda ifade etmek istiyorum. Özellikle ifade etmek istiyorum ki, gayri safî millî
hâsıladaki tarım sektörünün payı,
hiç şüphesiz ki, küçümsenmeyecek
kadar önemlidir. Gayri safî millî hâsılada payı her 3 lirada 1 lira olduğunu
düşünürsek, tarım sektörünün, hayvancılığın, ülke adına ne kadar ciddî yarar
sağladığı da çok açıktır. Ancak, son zamanlarda uygulanan hükümet
politikalarında da gördüğümüz şekliyle, Avrupa'da, Amerika'da çiftçi veya tarım
sektörüyle uğraşanlarda fert başına düşen millî gelir yaklaşık olarak 7 000
dolar olmasına rağmen, son üç yılda çiftçimiz için fert başına düşen pay 200
dolardan -üzülerek söylüyorum, rakamlarıyla çok açıktır- 50 dolara kadar
düşmüştür. Tabiî, bu yanlışlıklar içinde işaret etmek istediğimiz en önemli
konu da şudur: IMF politikalarıyla birlikte tarım sektörü tasfiye edilmiştir...
Bir anlamda diyoruz ki, tarım sektöründen sanayi
toplumuna geçelim. Bu geçiş süresi içinde tarım sektörünü yok ederek, sanayi
toplumuna geçebilmenin hiçbir esprisi yoktur. Bir anlamda, hayvancılıkla
uğraşan 20 milyona yakın insanımız var ve bu 20 milyona yakın insanımız
demek, sosyoekonomik
politikalarda, hiç şüphesiz ki, Türkiyemizin işsizliğine, ekonomik girdisine ve
millî gelirimize çok büyük bir katkısı vardır; ama, biz, bunu, böyle büyük bir
potansiyeli maalesef geriye iterek, bugün hayvancılıktaki girdilerimizde
-ihracat noktasında meseleyi ele aldığımızda- gerileme görüyoruz son üç yıldan
beri. Bu gerileme de çok açıktır, millî gelirimizde yüzde 6 payı olan
hayvancılık girdisinin, son zamanlarda, daha da aşağıya, yüzde 1,5, yüzde
2'lere düştüğü rakamlarla açıktır. Bunu, özellikle, hükümetin ve Sayın
Bakanımızın dikkatine sunmak istiyorum. Bir de, Türkiye coğrafyası, yüzde 65'iyle tarım
sektörüyle karakterize olmuş, bir anlamda, geçim, işsizlik ve gelir noktasında
çok büyük bir etken oluşturmuştur. Doğuda, yüzde 65'i hayvancılıkla karakterize
olan bir coğrafyada, hiç şüphesiz ki, hayvancılık, oranın, geçim ve gelir
kaynağıdır. Şimdi, biz, bunları, vatandaşımızın, çiftçimizin
elinden alırsak, o zaman, gizli bir işsizliğin doğacağı çok açıktır. 20 milyona
yakın vatandaşımıza, bugün, orta işletmeli şirketler kurmasından dolayı,
maalesef, sermaye imkânını sunamıyoruz. Sermaye imkânlarımızı sunamadığımız
için, bu insanlarımızı, çiftçilik bağlamında da teşvik edemiyoruz, üretim
bağlamında da teşvik edemiyoruz. Teşvik etmememiz demek, dolayısıyla, millî
gelirimize çok ciddî bir kayıp demek. Bu, son dönemlerde, hükümetimizin,
maalesef, hayvancılığa ve tarım sektörüne verdiği önemin yeterli olmadığı
rakamlarla, açık ve gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Tarım sektörüyle ilgili, hayvancılıkla ilgili, sayın
Bakanlığımızın, değerli Bakanımızın, zannediyorum ki, önümüzdeki günler içinde,
çalışmalarında şunlar olmalıdır: Örgütlenme, eğitim çalışmaları, pazarlama
aktiviteleri, girdi temini. Bunlarla birlikte, damızlık üretimiyle ilgili de,
çok ciddî çalışmaları serdetmesi, mutlaka ve mutlaka Tarım Bakanlığımızın
olmazsa olmaz gereğidir. Eğer, eğitimde, biz, hayvancılık noktasında
insanlarımızı, çiftçimizi eğitemezsek -pazarlamada, bugün, dünya
sıralamalarında çok çok gerideyiz- pazarlama faktöründe, eğer, biz, çiftçimizi,
gerçekten o aktivite içine sokamazsak... Diğer şekliyle, örgütlenmede,
maalesef, Türkiye, yine, tarım ülkeleri arasında en gerilerde, bugün,
İsviçresi, Hollandası, Almanyası ve Amerikası her bağlamda örgütlenmiş durumda;
fakat, Türkiye'de, halen daha örgütlülüğü görebilmek hiç mümkün değil. Örgütlü
olmayan toplumlar, maalesef, her zamanki gibi, ne demokrasinin teminatı
olabiliyor ne de bu konuda, örgütlü olmayan tarım sektörü de, hakkını,
üretimini, maalesef, ne koruyabiliyor ne de kollayabiliyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - 1 dakika içerisinde toparlayın. SAFFET KAYA (Devamla) - Tarım politikaları, bu manada
-son dönemde verdiğimiz destekleri de geriye çekersek- bir anlamda, doğu ve
güneydoğuda kaçak hayvan girişine de, şu veya bu şekilde, şu veya bu
sebeplerden izin vererek, oradaki üreticileri, gerçekten kaderiyle baş başa
bırakırsak, işte, burada, çok düşündürücü sonuçlar karşımıza çıkar. Bir dönem,
iki yıl önce, ben, buradan bir bakanımıza seslendiğimde, ben, oradaki kaçak
hayvan girişini engelleyemiyorum, buna gücüm yetmiyor ifadesini sayın bakana hatırlatmıştım;
siz, Türkiye Cumhuriyetinin bakanısınız, bu ifade size kesinlikle yakışmıyor ve
doğru değil... Kaçak hayvan girişini önlemek zorundasınız; çünkü, doğudaki
hayvancılık, kaçak hayvan girişiyle, maalesef, hezeyan noktaya gelmiştir. Onun ötesinde de, yalnızca bunlar, bu palyatif çözümler
yetmez. Biz, 1950'lerden sonra, İran'a, Irak'a, Suriye'ye hayvan ihraç ederken,
bugün, üzülerek söylüyorum ki, yanlış politikalarımız, 1980'lerdeki yanlış
politikalar da buna dahil edilmek koşuluyla, o bölgelerden hayvan girişine... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz. SAFFET KAYA (Devamla) - Sayın Başkan, saygılarımı
sunabilir miyim? BAŞKAN -Sayın Kaya, bugüne kadar mikrofon açmadım. SAFFET KAYA (Devamla) - Peki efendim. Saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. Fazilet Partisi Grubu adına, Karaman Milletvekili Zeki
Ünal; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika. FP GRUBU ADINA ZEKİ ÜNAL (Karaman) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 418 sıra sayılı Hayvan Islahı Kanun Tasarısının 3 üncü
maddesi üzerindeki görüşlerimi arz etmek üzere, Fazilet Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum. Değerli milletvekilleri, bu maddede, kanun tasarısında
geçen bazı teknik terim ve ifadeler yer almaktadır. Bunların içerisinde iki
terim diğerleriyle birlikte düşünülürse, ülke hayvancılığının geliştirilmesi,
dolayısıyla, protein açığının kapatılması açısından fevkalade önemlidir.
Bunlardan birincisi sunî tohumlama, öbürü ise embriyon transferidir. Değerli milletvekilleri, dünyada ilk sunî tohumlama
uygulamasının, 13 üncü Yüzyılda, Arap aşiretlerince, kısraklarda uygulandığı
literatürlerde yer almaktadır. Bilimsel olarak ilk defa İtalya'da uygulandığı,
Birinci Dünya Harbinden sonra da Rusya'da, Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde
uygulama alanı bulduğu görülmektedir. Yurdumuzda sunî tohumlama metodunun uygulanması 1925
yılında Karacabey Harasında başlatılmıştır. Gerçek anlamda halk koyunlarında
1948 ve sığırlarında 1949'da başlayan sunî tohumlama uygulamaları, sürekli
olarak, günümüze kadar yapılagelmiştir. Ülkemizde dondurulmuş spermanın 1972
yılından itibaren kullanılmaya başlamasıyla birlikte, bu uygulama başarılı bir
şekilde devam etmektedir. Sunî tohumlama yöntemiyle, üstün özelliklere sahip
boğaların tohumlarını yaygın bir şekilde kullanmak mümkündür. Sunî tohumlama,
uygun teknik ve yöntemlerle erkekten alınan spermanın, yine, uygun teknik ve
yöntemlerle aynı cinsten dişilere nakledilmesidir. Tabiî, çiftleşmeyle, verim
yönü yüksek bir boğadan yılda ortalama olarak 60 ilâ 100 inek
tohumlanabilirken, sunî tohumlama uygulamasıyla, aynı boğadan, pratik olarak, 6
000 ilâ 10 000 düşük verimli inek tohumlanabilmektedir. Spermanın dondurularak yıllarca muhafaza edilebilmesi
ve kısa zamanda her tarafa gönderilebilmesi veya satın alınabilmesi önemli bir
avantajdır. Bu yöntemle, yetiştiriciler, boğa bulundurma külfetinden kurtulmuş
olacaklardır. Çeşitli fiziksel ve biyolojik nedenlerle aşım yapamayan
üstün özelliklere sahip damızlıklardan yararlanma imkânı diğer bir avantajdır.
Aynı zamanda et, süt, yumurta, yapağı gibi yönlerden verimleri düşük ırkların,
yüksek verimli hayvanlarla ıslahı çok az masrafla ve kısa sürede, ancak, sunî
tohumlamayla mümkün olabilmektedir. Üstün damızlık boğaların sunî tohumlamada yaygın
kullanımıyla pek çok ülkede sığır ıslahında önemli ilerlemeler kaydedilmiş
olmasına rağmen, sığırlarda üreme hızının düşük, jenerasyonlar arası sürenin
uzun olması gibi genetik ilerlemenin önündeki bazı engeller aşılamamıştır. Embriyo naklî alanındaki gelişmeler, teknolojinin
pahalı ve uygulamasının özel uzmanlık gerektirmesi gibi nedenlerle hayvan
yetiştiriciliğine aynı hızla yansımamıştır. Hayvancılığı geleneksel olarak
sürdüren ve nüfus artış hızı yüksek olan ülkelerde hayvansal üretimde maksimum
artış sağlayacak yeni teknolojilerin kullanılması büyük önem taşımaktadır.
Tekniğine uygun yapılan bir embriyo transferinde bir yılda, bir vericiden 30 ya
da daha fazla yavru elde etmek mümkünken; embriyo nakli daha çok koyun, keçi,
inek gibi, verimi için beslenen hayvan türlerinde uygulanmaktadır. Türkiye'de sığırlarda ilk taze embriyo nakli 1987'de,
dondurulmuş embriyo nakli ise, 1994'te gerçekleştirilmiştir. Halen ülkemizde
embriyo nakli deneysel olarak tüm türlerde devam etmekte olup, henüz, Avrupa ve
Amerika'da olduğu gibi, halka inememiştir. Hayvancılığı geliştirmek için, mutlaka, bu teknik
tedbirlerin yanında, finansman kaynağına da ihtiyaç vardır. Bakanlık, gerekli
kaynağı bulmakta zorlandığı gibi, üreticiler de kronikleşen sorunlar nedeniyle,
aldıkları krediyi ödeyemez hale gelmişlerdir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ünal, bir dakika içerisinde
toparlayınız. Buyurun efendim. ZEKİ ÜNAL (Devamla) - Peki efendim. Ülke genelinde olduğu gibi, Karaman'daki üreticiler de,
maalesef, zor durumdadır. Hatta aldıkları krediyi ödeyemez hale gelmişlerdir;
bir kısmı şu anda icradadır, bir kısmı da, maalesef, hapistedir. Bakanlığın
buna mutlaka bir çare bulması lazımdır. Bizim de desteklediğimiz bu yasa tasarısının
kanunlaşması ve yeterli kaynak bulunması halinde hayvancılık ve hayvan ıslahı
konusunda önemli adımların atılacağı kanaatindeyim. Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederiz. Maddeyle ilgili önerge yok. ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Sayın Başkan... BAŞKAN- Sayın Ünal, buyurun. ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Sayın Başkanım, zamanı
değerlendirmek için ben soru sormaktan vazgeçtim; başka zaman soracağım. BAŞKAN- Soru sorma yok zaten efendim; soru sorma
eskidendi. 3 üncü maddeyle ilgili görüşmeler tamamlanmıştır. III. -
YOKLAMA BAŞKAN- Bir yoklama isteği var. Şimdi, yoklama isteminde bulunan sayın
milletvekillerinin salonda hazır bulunup bulunmadıklarını tespit edeceğim: Sayın Mahmut Göksu?.. Burada. Sayın Ali Sezal?.. Burada. Sayın Ahmet Karavar?.. Burada. Sayın Latif Öztek?.. Burada. Sayın İsmail Özgün?.. Burada. Sayın İlyas Arslan?.. Burada. Sayın Bekir Sobacı?.. Burada. Sayın Cevat Ayhan?.. Burada. Sayın Zeki Ünal?.. Burada. Sayın Aslan Polat?.. Burada. Sayın Musa Demirci?.. Burada. Sayın Turhan Güven?.. Burada. Sayın Yıldırım Ulupınar?.. Burada. Sayın Nurettin Atik?.. Burada. Sayın Necati Yöndar?.. Burada. Sayın Mehmet Sadri Yıldırım?.. Burada. Sayın Teoman Özalp?.. Burada. Sayın Saffet Kaya?.. Burada. Sayın Mehmet Baysarı?.. Burada. Sayın Ahmet İyimaya?.. Burada. Sayın Yahya Çevik?.. Burada. Sayın milletvekilleri, elektronik cihazla yoklama
yapacağım. İsmini okuduğum arkadaşlarımın sisteme girmelerine
gerek yok. ALİ IŞIKLAR (Ankara)- Sayın Başkan, 2 parti ancak 20
kişi ediyor! BAŞKAN- Efendim, ben İçtüzüğü uyguluyorum. Yoklama için 3 dakikalık süre vereceğim; bu arada,
sisteme giremeyen arkadaşımız olursa, teknik personelden yardım istemelerini,
buna rağmen giremezlerse, yine aynı sürede, yoklama pusulalarını Başkanlığımıza
göndermelerini rica ediyorum. Yoklama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız
yoktur. Bu saatten sonra toplantı yetersayısına erişmek de bir hayli güç
gözükmektedir. Bu nedenle, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek
üzere, 28 Şubat 2001 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum. Kapanma Saati
: 21.13 |
|