|
DÖNEM : 21 CİLT : 52 YASAMA
YILI : 3 T. B. M. M. TUTANAK
DERGİSİ 43 üncü
Birleşim 11 . 1 . 2001 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L E R Sayfa I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III. - YOKLAMALAR IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Kalkan'ın, konsolosluklarda çalışan
sözleşmeli personelin idarî ve hukukî durumlarından kaynaklanan sorunlarına
ilişkin gündemdışı konuşması 2.- Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu'nun, genel bütçeden
savunma harcamalarına ayrılan payın ve asker sayısının fazla olmasının
ekonomide yarattığı olumsuzluklara ilişkin gündemdışı konuşması 3.- Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün'ün, kamu kurumlarında çalışan
hukuk müşaviri ve avukatların sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı B) TEZKERELER VE ÖNERGELER 1.- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde boş bulunan yedek üyeliğe,
Anavatan Partisi Grubunca aday gösterilen Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün
üyeliğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/737) 2.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, (6/1039) numaralı sözlü
sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/280) 3.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/281) V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1.- İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili
Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili
Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının; Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve
İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu
(2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) 2.- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile
Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında
Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı:
568) 3.- Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433)
4.- İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/443) (S. Sayısı : 398) VI.- SORULAR VE CEVAPLAR A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk'un, et ithalatına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in cevabı (7/3019) 2.- Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Kırıkkale'de serbest
ticaret bölgesi kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Tunca
Toskay'ın cevabı (7/3202) 3.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Mercedes otobüslerin
benzin depolarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan
Tanrıkulu'nun cevabı (7/3125) TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı. Afyon Milletvekili Mehmet Telek, geçici işçi sorununa, İstanbul Milletvekili Yücel Erdener, tarımsal üretimin ve eğitimin 155
inci yıldönümünde tarımın durumuna, Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği
Projesine, İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar. Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun (6/553, 6/1035), Aksaray Milletvekili Murat Akın'ın (6/917, 6/918, 6/919), Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri
okundu; sözlü soruların; Anayasa Komisyonu Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin Genel Kurulda
görüşülmeyen komisyon metninin 13 ilâ 51 inci maddelerinin Komisyona geri
verilmesine ilişkin tezkeresi okundu; söz konusu teklifin görüşülmeyen komisyon
metninin 13 ilâ 51 inci maddelerinin, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre bir
defaya mahsus olmak üzere, Anayasa Komisyonuna, Geri verildiği bildirildi. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 217 nci sırasında yer alan 568 sıra sayılı kanun
tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, 131 inci sırasında yer alan 398 sıra
sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 206 ncı sırasında yer alan 549 sıra
sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 61 inci sırasında yer alan 202 sıra
sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 24 üncü sırasında yer alan 216 sıra
sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 23 üncü sırasında yer alan 205 sıra
sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 134 üncü sırasında yer alan 406 sıra
sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, 31 inci sırasında yer alan 418 sıra
sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 153 üncü sırasında yer alan 438 sıra
sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına, 30 uncu sırasında yer alan 402 sıra
sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına, 140 ıncı sırasında yer alan 413 sıra
sayılı kanun tasarısı ve teklifinin 14 üncü sırasına alınmasına; Genel Kurulun 10 Ocak 2001 Çarşamba günü 15.00 - 19.00, 20.00 - 23.00,
11 Ocak 2001 Perşembe günü de 13.00 - 19.00, 20.00 - 23.00 saatleri arasında
çalışmasına, tasarı ve tekliflerin görüşülmesinde soru-cevap işleminin 10
dakika ile sınırlandırılmasına, 10 Ocak 2001 Çarşamba günü sözlü soruların
görüşülmemesine ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi, yapılan
görüşmelerden sonra kabul edildi. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmında bulunan: Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının (1/650, 1/679) (S. Sayısı : 517) görüşmeleri tamamlanarak,
kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin Tasarının (1/53) (S.Sayısı : 433)
görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,
ertelendi; Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile
Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında
Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı:
568) bir süre görüşülerek 3 üncü maddesine kadar kabul edildi. Alınan karar gereğince, 11 Ocak 2001 Perşembe günü saat 13.00'te
toplanmak üzere, birleşime 23.15'te son verildi.
No. : 62 II. GELEN KÂĞITLAR 11.1.2001 PERŞEMBE Tasarılar 1.- Türk Polis Teşkilâtını Güçlendirme Vakfı Kanunu Tasarısı (1/803)
(Adalet ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001) 2.- İçişleri Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/804) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.1.2001) 3.- Avrupa Çevre Ajansına ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağına Türkiye
Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye
Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Kabul Edilmesi ile İlgili Müzakerelerin
Nihaî Senedinin ve Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Topluluğu Arasında Türkiye
Cumhuriyetinin Avrupa Çevre Ajansı ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağına Katılımı
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/805)
(Çevre ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.1.2001) 4.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/806) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001) Teklifler 1.- İstanbul Milletvekili Masum Türker ve 36 Arkadaşının; 657 Sayılı
Devlet Memurları Kanununun 36 ncı Maddesine Bir Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Teklifi
(2/653) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.12.2000)
2.- Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın; Manavgat Adı ile Bir İl ve
İki İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/654) (İçişleri ve Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001) 3.- İstanbul Milletvekili Nazire Karakuş ve 5 Arkadaşının; 657 Sayılı
Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/655) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.1.2001) 4.- İstanbul Milletvekili Perihan Yılmaz'ın; 12.4.1991 Tarihli ve 3713
Sayılı Terörle Mücadele Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi (2/656) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)
Rapor 1.- Telsiz Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/732) (S. Sayısı: 571) (Dağıtma tarihi:
11.1.2001) (GÜNDEME) BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati : 13.00 11 Ocak 2001 Perşembe BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne),
Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43 üncü Birleşimini açıyorum. III. - Y O K L A M A BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağım. Yoklama için 5 dakika süre veriyorum. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, çoğunluğumuz yoktur, birleşime 15 dakika
ara veriyorum. Kapanma Saati : 13.12 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 13.30 BAŞKAN: Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER: Şadan ŞİMŞEK (Edirne),
Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43 üncü
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. III . - YOKLAMA BAŞKAN - Elektronik cihazla, yeniden yoklama yapacağız. (Elektronik cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce, üç sayın arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim. Gündemdışı ilk söz, yurt dışındaki konsolosluklarda çalışan sözleşmeli
personelin durumu hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Hüseyin Kalkan'a
aittir. Sayın Kalkan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin
Kalkan'ın, konsolosluklarda çalışan sözleşmeli personelin idarî ve hukukî
durumlarından kaynaklanan sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması HÜSEYİN KALKAN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konsolosluklarda çalışan sözleşmeli personelin durumu hakkında gündemdışı söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kuruluş gayesi, yurt dışında çalışan, aynı zamanda, Türk ekonomisine
katkısı inkâr edilemeyecek olan insanlarımızın Türkiye ile ilgili işlerinde
hizmet etmek ve bulunduğu ülkedeki haklarının korunmasına yardımcı olmak,
yabancılarla olan ilişkileri belli ölçüler içinde yönlendirmek olması gereken
başkonsoloslukların, bu görevi yeterince başardığını söylemek mümkün değildir.
Böyle bir görev için, başkonsoloslukların kuruluş şekli, idarî yapısı, çalışan
personel kadrosu, çoğu zaman da binası yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle,
başkonsoloslukların yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Maalesef,
Dışişlerinde görevli kadrolar ile yabancı ülkelerde, özellikle de Avrupa
ülkelerinde çalışan vatandaşlarımız arasındaki diyalog, resmî makamlardan
kaynaklanan nedenlerden dolayı, bir türlü, istenilen seviyeye gelememektedir.
Vatandaşlarımızın kültür, anlayış ve hayat tarzları ile Dışişleri Bakanlığı
kadrolarının hayat tarzlarının farklılığı yüzünden, vatandaşlar ile görevliler
arasında aşılması güç engeller bulunmaktadır. Bu engellerin ortadan
kaldırılması için, ferdî ve bölgesel kalan, devamlılık arz etmeyen gayretler
istisna tutulursa, resmî kanallarla yapılan bir çalışma bulunmamaktadır. Yurt
dışında başkonsoloslukların yükünün en ağır kısmını omuzlarında taşıyan
sözleşmeli personelin hukukî statüsü bu tabloyu daha da karartmaktadır.
Görevleri icabı vatandaşlar ile yetkililer arasında köprü vazifesi görmesi
gereken sözleşmeli personel, idarî ve hukukî yönden tam bir kıskaç altına
alınmış bulunmaktadır. Sözleşme gereği kanunî hiçbir hakkı olmayan ve
sözleşmesinin iptal edilmesi başkonsolosun inisiyatifine, daha doğrusu, bir
çift sözüne bağlı olan bu personele daima şüpheyle bakılmaktadır. Resmen,
imtihan ve güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra göreve alınıp sözleşme
imzalanan sözleşmeli personelin her hareketinin altında birtakım şahsî
ilişkiler veya gayrikanunî bağlantılar olabileceği düşünülmektedir. Bu personelin
vaziyeti idare etmekten öteye bir şey yapmasını beklemek elbette zordur. Buna
rağmen, bulundukları görevin gereği köprü vazifesini yapmak, bu insanlardan
istenilebilmektedir. Bu insanların da şahsî kanaatlerinin veya siyasî
görüşlerinin -göreve karıştırmamak kaydıyla- olduğunun ve bunun da, her şeyden
önce tabiî bir hak olduğunun kabul edilmesi gerekir; ama, ne yazık ki, çoğu
zaman, bırakın iş hayatıyla ilgili konuları, insanların şahsî hayatıyla ilgili
konularda bile yön vermek isteyen, özel hayatlarını şu veya bu şekilde tanzim
etmek isteyen, emreden yetkililere de rastlanılmaktadır. Konsolosluklarda
çalışmakta olan sözleşmeli personel oldukça rahatsız durumdadır. Sözleşmeli personel, belli bir süre için ve özel ihtisas isteyen
konularda geçici olarak istihdam edilen kişi olarak tanımlanmaktadır. Bugün
konsolosluklarda çalışan sözleşmelileri bu tanıma yerleştirmek mümkün değildir;
çünkü, bunların çoğu, yıllardan beri sözleşmeli olarak çalışmaktadırlar. Her
yıl sözleşme yapmasından başka, kadrolu elemanlardan hiçbir farkı yoktur. Bu personelin ücretleri sözleşmeyle tespit edilmesine rağmen, personele
bu konuda söz hakkı verilmemektedir. Sözleşmeli personelin kanunî statüleri
belli değildir. Kadrolu olmadıklarından, memur statüsünde değillerdir; ama,
maaş bordrolarında katsayıları vardır. İşçi statüsünde değillerdir; ama, Sosyal
Sigortalar Kurumuna bağlıdırlar. Kanunen memur olmamalarına rağmen, kendilerine
memur muamelesi yapılır. Memurlara verilen özlük haklarının hiçbiri kendilerine
verilmezken, yıllık izinleri söz konusu olunca, memur olduklarına karar
verilmektedir. Sosyal Sigortalara bağlı olması nedeniyle işçi statüsünde olan
bu personel, emeklilik yaşına geldiğinde ikramiye alma hakkına sahip
değillerdir. Dışişleri Bakanlığının dış teşkilatlarının, özellikle de konsolosluk ve
başkonsoloslukların yeniden yapılandırılması gerekmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun efendim. HÜSEYİN KALKAN (Devamla) - Yeniden yapılanmada, konsolosluklarımıza
başvuran özellikle vatandaşlarımızın horlandığı ve aşağılandığı intibaını
silecek düzenlemeler yapılmalıdır. Bu yanlış tatbikatın silinmesini sağlayacak
sözleşmeli personelin; 1- Sözleşmeli personelin işçi mi memur mu olduğu, yani, statüsü net
belirlenmelidir. 2- Sözleşmelerdeki hukukdışı hükümler düzeltilmelidir. 3- Emeklilik durumunda, kazandırıldıkları statünün özel haklarının
tamamına sahip olmaları sağlanmalıdır. Avrupa Konseyinde bulunmam hasebiyle, yurt dışındaki bu sözleşmeli
personelin bu durumunu anlatmayı bir görev biliyorum; arz ettim. Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kalkan. Cevap verecek Sayın Bakan?.. Yok. Efendim, gündemdışı ikinci söz, ekonomik sorunlar hakkında söz isteyen
Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu'na aittir. Buyurun Sayın Seydaoğlu. (ANAP sıralarından alkışlar) 2.- Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah
Seydaoğlu'nun, genel bütçeden savunma harcamalarına ayrılan payın ve asker
sayısının fazla olmasının ekonomide yarattığı olumsuzluklara ilişkin gündemdışı
konuşması SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli
milletvekillerimiz; bütün Parlamentonun da, Türkiye'nin de takdiridir, bugün
Türkiye'nin en öncelikli, en özellikli sorunu ekonomik sorundur, toplumsal
barıştır, huzurdur, demokrasidir, insan hak ve temel hürriyetleridir. Dünyanın
da Türkiye'nin önüne dayattığı bu beş madde, maalesef, Türkiye'nin gerçeklerini
ortaya koymaktadır. Hepiniz bilmektesiniz ki, daha bir ay önce, şu Parlamento içerisinde
onaylanan 2001 yılı bütçesinin, yani, 48 katrilyon genel bütçenin yaklaşık
yüzde 20'si, yani 18'i, yalnız savunma bütçesine ayrılmıştır. 12 bakanlığın
bütçesine eşit bir rakam bu. Avrupa Birliğinin toplam sayısına eşit bir savunma
rakamı bu kaynağa ayrılmışken, kalkınmaya yüzde 2,5... Yani, bu, genel bütçe
içerisindeki pay. Böyle bir ülkenin geleceği gerçekten düşündürücüdür ve bugün, Türkiye,
Amerika gibi bir devletin asker sayısından fazla asker besliyor; 850 000
rütbesiz asker, 150 000 subayla, Rusya'nın asker sayısından büyük bir külfeti,
hiç yoktan, bu ülkenin musibeti olarak, sıkıntısı olarak, maalesef, içimize
sindiriyoruz. Değerli Parlamento, sayın arkadaşlarım; son 15 yıldır, güneydoğuda,
gerçekten, kabul edilir, devletin aslî görevi içerisinde terörle mücadele
altında, 160 milyar dolar para harcanmış. Bu, Türk parasıyla, bugünkü birim
fiyatıyla 105 katrilyon yapıyor; yani, bugünkü Türkiye'nin üç bütçesi kadar;
fakat, şu paranın nereye gittiği, nasıl kullanıldığı, ne bu Parlamento, ne Plan
ve Bütçe, ne Sayıştay bir gün bir hesap sormamıştır. Demokratik parlamenter
hukuk sisteminde bu 105 katrilyon paranın nerede, nasıl kullanıldığını başta
Türkiye'deki 65 milyon insanın ve bu Meclisin bilmesi kadar en doğal ve
demokratik hak yoktur; çünkü, şeffaf, demokratik bir hukuk devleti, rakamlar
açık, objektif olmalıdır. Buraya, Plan ve Bütçe Komisyonunun önüne bu rakamlar
geldiği zaman, bu paraların nerede, nasıl kullanıldığını, hükümet, hiç
tartışmadan, konuşmadan imza atmıştır, Sayıştay denetlemeden imza atmıştır;
fakat, bu 105 katrilyon para içerisinde binlerce yetim hakkı, 65 milyon insanın
hukuku var. Tek kelimeyle, teröre gitti bu para diye, maalesef, bu ülke
bütçesinden gitmiştir. Evet, dünyanın her yerinde terörle mücadele var. 45
devletin Irak'la yaptığı savaşın rakamından bu fazla. Yani, Körfez Savaşından 3
kat fazla bu paranın nerede, nasıl kullanıldığını, maalesef, Türkiye'de bilen
yok. Sayın arkadaşlar, düne kadar demokrat geçinen, maalesef, bazı yorgun
demokratlar, Avrupa Birliğine geçiş sürecinde Türkiye'nin önünü tıkayan...
Demokratik parlamenter sistemde en yüksek organ olan Parlamento üzerinde ismi
meçhul -meçhul diyorum- bazı karanlık kişilerin vesayet kurarak Parlamentoyu
töhmet altında bırakıp yeni bir alternatif arayışı içerisine girmesi de büyük
bir talihsizliktir. Türkiye, hiçbir zaman karanlık günleri bir daha
beklemeyecektir. Hiç kimse heveslenmesin; artık, 27 Mayıslar, 12 Eylüller, 21
Martlar yaşanmayacaktır. Burada hiç kimse bu Parlamentonun üzerinde hiçbir
baskı unsurunu veyahut tehdit unsurunu kullanmasın. Türkiye'de yolsuzluk var. Vardır; bu hükümet, bu Parlamento çıkarıyor,
başka güçler çıkarmıyor. Türkiye'de hukuk vardır, şeffaflık vardır, aydınlık
vardır; bunu çözecek merciler vardır, Parlamento vardır; soruşturma, araştırma
önergeleri vardır. Bunu gerekçe göstererek rejimi tehdit edip alternatif
üretmek isteyen güçler, bugünlerde yine de meydana çıkmış olabilir; ama, bunu
iyi bilsinler, Türkiye'nin tek alternatifi, tek kurtuluşu Avrupa Birliğine
geçiş yoludur, başka şansımız yoktur. Tekrar ediyorum: Avrupa Birliğinin bütün asker sayısından fazla asker
sayımız vardır. Bakınız, bugün doğuda, güneydoğuda bir uzatmalı çavuş 1 milyar net maaş
alıyor. Türkiye'nin 8 milyon resmî işsizi vardır. Halen asgarî ücretle çalışan
5 milyon işçimiz vardır. Bu şartlardan halen bütün kamuoyunun, medyayı da
kullanarak, medyayı tetikçi olarak kullanıp kamuoyunun dikkatlerini
Parlamentonun üzerine çekip, Parlamentoyu ve parlamenterleri... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Devamla) - 2 dakika daha verin Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun. SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Devamla) - ...Ve özellikle sivil demokratik bir
ülkeye bakın; son andıç raporuna bakın... Burası Türkiye Cumhuriyeti... Hepinizin malumatı; bir emekli orgeneral, bu Parlamentoda halen mevcut 5
milletvekili hakkında 5 maddelik bir infaz yasasını hazırlamış; diyor ki: 1- Bu milletvekillerini, basını kullanarak yıpratın. 2- PKK ile ilişkilerini kurup, yıpratın. 3- Mektup kampanyasını başlatın. 4- Ahlakî yönden medyayı kullanıp, onları yıpratın. Bu, Millî Güvenlik Kurulundaki bir belgedir. Size soruyorum: Dünyanın
hangi demokratik ülkesinde, o üniformayı taşıyan bir askerin asıl görevi
savaşken, kışlasıyken, göreviyken, özgür demokratik bir Parlamento üzerinde
böyle bir vesayet kurabilir? Arkadaşlar, bunlar, ciddî, tehlikeli şeylerdir.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, böyle şeyler yapılamaz ve ben, Sayın
Başbakana verdiğim soru önergesinin karşılığında, bana, üstü kapalı, muğlak,
Millî Savunma Bakanı vasıtasıyla "bu bir yanlıştır" diyor; yanlışlığın
dü-zelmesi konusunda, Genelkurmay, gerekeni yapacak... Arkadaşlar, Türkiye'nin en büyük organı -tekrar diyorum- Türkiye Büyük
Millet Meclisidir. Millî Güvenlik Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi
üze-rinde büyük bir güç değildir. Türkiye'nin, bütün sosyal, ekonomik,
kültürel, demokratik haklarını bu Parlamento çıkarmalıdır. Üzerimize tasfiye
veyahut deklare edilen kararlar, bence, artık, sürecini ve işlevini
yitirmiştir. Artık, 65 milyon insanın gerçek yönetimi, Türkiye Büyük Millet
Meclisi olmalıdır ve hukuk kuralları içerisinde, demokratik kurallar
içerisinde, dün, gerçekten irticayla uğraşan, evvelki gün örgütle uğraşan -PKK
örgütüyle- bugün, suni gündemi günübirlik saptırıp, asıl Avrupa Birliğine geçiş yolumuzda bizim önümüze taş koyan
karanlık güçlere dikkat edelim. Arkadaşlar, ben, bu duygularımla, özgür demokratik parlamenter
sisteminde, o üniformayı taşıyan bir generalin, kendi Parlamentosundaki bir
seçilmiş milletvekilinin infazı konusunda böyle bir belge düzenlemeye hakkı
yoktur. Bu bir hukuk skandalıdır; bu bir demokratik hak ve hukuk kuralıdır. Ben, bu duygularımla, 2001 yılı bütçesinin yüzde 20'sinin -beşte 1-
askerî harcamalar değil de; yani, Amerikan Ordusundan fazla bir orduyu
beslemeye, bu bütçenin, bu ülkenin külfeti yetmeyeceğini düşünerek, bu duygu ve
düşüncelerimle Yüce Meclisi selamlıyorum. Saygılar sunuyorum efendim. (ANAP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Seydaoğlu, ben, size, Anayasanın 6 ncı maddesini okuyayım
efendim: "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya
sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir
Devlet yetkisi kullanamaz." Saygılarımla efendim. (Alkışlar) Anayasanın 6 ncı maddesi efendim. SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - 6 ncı maddeye göre, bu konuşmamın
çelişkisi var mı efendim? BAŞKAN - Yani, ilişkilerin... Bendeniz, okumak mecburiyetinde kaldım
efendim. Teşekkür ederim. SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - Anlayayım efendim... 6 ncı maddeyle
benim konuşmamın çelişkisi var mı Sayın Başkan? BAŞKAN - Buyurun efendim. Türk Ordusu ile Rus Ordusunu niye mukayese ediyorsunuz efendim? Söz
istemenizin sebebi, ekonomik şartlar. SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - Türk Ordusunu tenzih ettim ben.
Burada bir generalin yaptığı hukukdışı bir kuralı diyorum. BAŞKAN - Efendim, neyse... Buyurun... Peki, teşekkür ederim. Ben de, Anayasanın 6 ncı maddesini size hatırlatmak mecburiyetinde
kaldım. Kendi anlayışım bu, devlet anlayışım... Efendim, gündemdışı üçüncü söz, kamu kurumlarında çalışan hukuk müşaviri
ve avukatların ekonomik sorunları hakkında söz isteyen, Erzurum Milletvekili
Lütfü Esengün'e aittir. Buyurun Sayın Esengün. 3.- Erzurum Milletvekili Lütfü
Esengün'ün, kamu kurumlarında çalışan hukuk müşaviri ve avukatların sosyal ve
ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Sümer
Oral'ın cevabı LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Ben, bugün, kamuda çalışan hukuk müşavirlerinin, özellikle Hazine
avukatlarının içerisinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, kısa da olsa,
dile getirmek için söz aldım. Bu zamanlamayı niye seçtim; çünkü, hükümet, daha
geçen hafta veya bayram öncesi, 4615 sayılı Yasayla yetki aldı. Bu yetkide de
ne diyor; hemen, yetki kanununun 1 inci maddesinden kısaca arz edeyim: Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak
ve kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, verimli ve ekonomik bir şekilde
yürütülmesini temin etmek amacıyla bunların idarî, malî ve sosyal hakları
arasındaki adaletsizlikleri gidermek üzere Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. Şimdi, bütün kamu görevlileri "acaba, bize de bir iyileştirme
yapılacak mı, bizim de içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntılar giderilecek
mi?" diye heyecanla bekliyor. Değerli milletvekilleri, biraz evvel, Sayın Başkan, Anayasanın 6 ncı
maddesini Sayın Seydaoğlu'na hatırlattı. Bu Anayasada gerçekten önemli
maddeler, güzel maddeler var; ama, Anayasaya yazmak başka onu tatbik etmek,
uygulamak, o yazılanlara itaat etmek, uymak başka. Bu Anayasada nice nice
hükümler var ki, maalesef, sadece yazıldığı gibi kalmış. Bakınız, Anayasanın 55 inci maddesi ne diyor: "Ücret emeğin
karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde
etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri
alır." Anayasanın emri bu; şu andaki uygulamanın ne olduğu da meydanda. Yeni bütçe kabul edildi, memurlara yüzde 10 zam yapılacak; öte taraftan,
bütün harçlar, vergiler, rüsumlar, hepsi, yüzde 50, yüzde 60, yüzde 70
artırıldı. Ya enflasyon gerçekten yüzde 10'dur, 20'dir, bütün zamlar ona göre
yapılır, memur maaş zammı da yüzde 10'da kalır, yok değilse, enflasyon
gerçekten yüzde 50 ise, çalışanın, emeklinin hakkını da o nispette artırmak,
vermek lazımdır. Dolayısıyla, Anayasaya bir şey yazmak marifet değil. Marifet,
Anayasaya uymak, Anayasanın hükmünü, emrini yerine getirmektir. Değerli arkadaşlar, şimdi, kamuda çalışan avukatların sorunlarına gelmek
istiyorum. Bu sorunları şu kalan 2,5 dakikalık süre içerisinde ifade etmek
mümkün değildir. Bugün birinci derecede çalışan bir kamu avukatı, kamunun, devletin,
Hazinenin hakkını müdafaa eden bir insan, sadece ve sadece, 300 milyon lira
civarında, hem de birinci derecede olmasına rağmen, maaş alıyor. Yarın emekli
olursa 200 milyon lira alacak bu arkadaşımız. Ömrü, devleti, kamuyu savunmakla
geçen bu insanların... Şimdi, bunların problemlerinin çözümü için alınması gereken kısa
tedbirleri arz edeyim: Bir defa, avukatların kamudaki statülerinin değişmesi lazım. Bunlar,
Maliye Bakanlığında üvey evlat muamelesi görüyorlar eskiden beri. Özellikle
Muhakemat Müdürlüğü, maliyecilerin o kendi arasındaki dayanışmalarının,
maalesef, dışında kalıyor. Dolayısıyla, bunları Maliye Bakanlığı bünyesinden
alıp, bütün kamu avukatlarını, bir başka genel müdürlük veya bir başka kurum
veya kuruluş altında toplamak mümkündür. Kurumların yaptığı yanlışlıkları, haksızlıkları savunan kişiler halinden
kamu avukatlarını kurtarmak lazım. Kamuda yapılan bütün keyfî muameleleri,
yanlışlıkları, her türlü haksız muameleleri, sonuçta, bu avukatlar savunmak
zorunda kalıyorlar. Bir başkası, bunların, behemehal, avukat olmaları hasebiyle baroya
kayıtlarının temini lazım ve baro aidatlarının da kurumlarınca ödenmesi
hakkaniyetin icabıdır; çünkü, zaten geçimlerini zor temin ediyorlar. Karşı taraftan alınan ücreti vekâletler adil şekilde taksim edilsin.
Asıl davaya giren, davada emek sarf eden, alınteri döken avukatların, o ücreti
vekâletten aldığı payın daha da fazla olması lazım. Bu avukatlara yeterli
ödeneğin zamanında verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Yolluklarının yeterli
olması lazım; şehir merkezinden yüzlerce kilometre ötedeki il veya ilçede dava
takip eden avukatın, o emeğinin karşılığını muhakkak ödemek hakkaniyetin icabı.
En önemlisi de, tabiatıyla, ücretler yeterli hale getirilsin. Devletin nasıl hâkimi, savcısı varsa, devlet hâkimlerinin, savcılarının,
sonuçta, yargı elemanlarının ekonomik durumlarını iyileştirmek için gayret sarf
ediyorsa -henüz netice alınmamış olmasına rağmen- devletin hâkimi ve savcısının
yanında bir de devletin avukatı var, devleti savunan kişiler var; bunların da,
en azından, ekonomik şartlarını, ekonomik durumlarını, hâkim ve savcıların
ekonomik seviyesine çıkarmak lazım. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yolsuzluklar ortaya
çıkıyor. Neticede, bu işler yargıya yansıyacak. Yargıda Hazineyi kim temsil
edecek, devleti kim temsil edecek; 300 milyon lira maaş verdiğiniz devlet
avukatı, Hazine avukatı. Öbür tarafta, yolsuzluğu yapan, sanık durumunda olan,
trilyonları, katrilyonları götüren insanların avukatlarının aldığı ücretle,
herhalde, Hazineyi temsil eden avukatların aldığı ücret arasında çok büyük
uçurumlar olacağı bir gerçektir. Ben, özellikle bu yetkinin devam ettiği, sayın
hükümet tarafından kamu görevlilerinin sosyal, ekonomik durumlarının
iyileştirilmesi için kanun hükmünde kararnamenin çıkarılacağı bugünlerde, bu durumu
sayın hükümetin bir defa daha bilgilerine arz etmek istedim. Sayın Bakanımız
burada, kendilerine teşekkür ediyorum; bu taleplerimizin yerine getirileceğine
dair yapılan çalışmalar hakkında bize bilgi vereceğini umut ederek, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (FP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Bakan, cevap verecekler mi efendim? MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Vereceğim. BAŞKAN - Buyurun.(ANAP sıralarından alkışlar) MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir)- Sayın Başkan, Erzurum Milletvekili
Sayın Lütfü Esengün'ün, kamuda çalışan avukatların, özellikle Hazine
avukatlarının ücret düzeyiyle ilgili olarak yapmış bulunduğu gündemdışı
konuşmayla ilgili söz almış bulunuyorum; sizi ve değerli milletvekili
arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, Sayın Esengün, Hazine avukatlarının ücret düzeyiyle ilgili
olarak görüş ve düşüncelerini ortaya koymuşlardır. Önce, Bakanlığımız
bünyesinde çalışan arkadaşlarımızın özlük haklarına karşı göstermiş olduğu
duyarlılıktan dolayı, ben de kendisine teşekkür etmeyi bir görev sayıyorum. Ayrıca, Sayın Esengün, konuşmalarının başında, devlet memurlarına,
özellikle 2000 yılı içerisinde yapılan ücret zamlarının enflasyonun altında
kaldığını ifade ettiler; ancak, kendilerinin de çok yakinen bilecekleri gibi,
biz, 2000 yılı içerisinde farklı bir uygulama ve model getirmiştik. Memurlara
verilen ücret zammı, kesinlikle cari yıl enflasyonunun altında kalmayacaktı ve
bunu da, bütçe kanununa özel bir madde yerleştirerek kanunî teminat altına
almıştık. Nitekim, bununla ilgili olarak, 2000 yılı içerisinde, biri Haziran
ayında olmak üzere, ikincisi de kasım ayında olmak üzere, iki defa ilave bir
düzenleme yaptık. Nitekim, kasım ayında, daha evvel temmuzda meydana
getirdiğimiz artışa, kasım enflasyonunu dikkate alarak, aralık 15'ten geçerli
olmak üzere, yüzde 5,2 oranında bir ilave zam
yapılmıştı ve 2001 yılındaki katsayı da tespit edilirken, bu aralık ayı
maaş miktarı esas alınarak uygula-nacaktır; çünkü, 2000'de getirdiğimiz ve
uyguladığımız bu sistemi 2001 bütçe kanununa da koyduk. Dolayısıyla, 2001 Ocak
ayındaki maaş artışları, aralık ayında memurun o 5,2 zamla birlikte eline geçen
miktarın üzerine uygulanacaktır. Eğer, yılı içerisinde enflasyon oranı, maaş
artışını yine geçerse, o fark yine verilecektir; çünkü, bütçe kanunuyla, o
yetki yine hükümete bırakılmıştır. Şimdi, bu artışların memurlarımızın satın alma gücü yönünden yeterlidir
diye, hiçbir zaman böyle bir görüş beyan etmedik; ama, mevcut bütçe imkânları
içerisinde, hiç değilse, cari yıl enflasyonunun altında tutmama gibi bir
uygulamayı başlatmış olduk. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 1965 yılında kabul edildiğini hepimiz biliyoruz. Bu kanunun malî
hükümleri ise, 1970 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Bu kanunun o
zaman için çıkarılmasındaki gerekçelere baktığımızda, bugün için aynı olayların
tekrar gündemde olduğunu görüyoruz. Nitekim, 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun gerekçesinde, kamu personelinin aylık ve özlük haklarının tek bir kanunla
belirlenmediği, aynı statüde bulunan personele farklı adlar altında ödemeler
yapıldığı ve kamuda ücret dengesinin bulunmadığı, temel kanun sayılabilecek
Memurin Kanununun 1961 Anayasası ve şartlara uygun olmadığı, personel rejiminde
ahenksizliklerin ve bozukluğun
bulunduğu hususlarına yer
verilerek, bu aksaklıkların giderilmesini sağlamak ve memurun verdiği hizmetin
devlet için taşıdığı değer esas alınarak yeni bir sistem geliştirildiği
belirtilmektedir. Bu, 657 sayılı Kanunun gerekçesinde yer alan hükümlerdir. Bu gerekçeyle çıkarılan 657 sayılı Kanunla, tüm memurların aylıkları,
derece ve kademe esasına dayalı tek bir ödeme unsuru olan göstergeyle
belirlenmeye başlanmış, farklı ödemelerin tamamı ise, yürürlükten kaldırılmış
idi. 1970 yılında, bir yandan 657 sayılı Kanunun kabulünden sonra doğan yeni
durumları değerlendirerek gerekli değişiklikleri yapmak, bir yandan da personel
reformu kavramını günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre yeniden ele alarak
ücret dengesini sağlamak amacıyla 1327 sayılı Kanun çıkarılmıştır; ancak, 1327
sayılı Kanunun parasal yönü ağır basmış ve 657 sayılı Kanunla oluşturulmaya
çalışılan personel rejimi ilkeleri ve getirdiği sistem yavaş yavaş geriye
kalmış ve bu sistemden uzaklaşılmaya başlanmıştır. 1975 yılına kadar çıkarılan 12 adet kanun hükmündeki kararnameyle, 1327
sayılı Kanunun büyük bir bölümü değiştirilmiştir. Böyle olunca da, bozulma,
önce ücret sisteminde başlamıştır. Bu durumu, 1975 yılında çıkarılan 1897
sayılı Kanun ve bundan sonra çıkarılan çok sayıda kanun ve kanun hükmünde
kararnameler izlemiştir. Bunun sonucunda, 657 sayılı temel Devlet Memurları
Kanunuyla kamu personel rejiminde giderilmesi hedeflenen dengesizliklere
yeniden dönülmüş ve çeşitli adlar altında, ekgösterge, hizmet tazminatları,
makam ve temsil tazminatları, taban ve kıdem aylığı gibi ödeme unsurları
yeniden ihdas edilmiştir. Bu durumun doğal sonucu olarak, gerek kurum içinde
gerek kurumlar arasında, aynı işi yapan kamu personeli arasında ücret
dengesizliği oluşmuş bulunmaktadır. Kamu avukatlarının şu an için yansıttıkları talepleri, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun ekli 1 sayılı cetvelde yer alan ekgösterge oranlarının
artırılmasıdır; talep budur. Ekgösterge dengesizliği, bilindiği gibi, hepimizin de kabul edeceği
gibi, sadece avukatlık hizmetleri sınıfında bulunan kamu personeli açısından
değil, tüm hizmet sınıfları açısından mevcuttur. Bu itibarla, sadece bu hizmet
sınıfında yer alan personelin ekgöstergelerinde yapılacak düzenlemeyle, kamu
personeli arasındaki ücret dengesizliğini gidermek, esasen, sadece bu sınıftaki
personel açısından da mümkün değildir. Bu tür düzenlemelerin, tüm kamu
personelini kapsayacak şekilde ele alınarak yapılması daha isabetli olacaktır.
Aksi halde, bu sınıf açısından dengesizliği giderdik derken, yeni bazı dengesizlikleri
de beraberinde yaratmış olacağız. Burada, bir başka hususu da vurgulamak istiyorum. Biraz önce anlatılan
seyir içerisinde, kamu personeli arasındaki ücret dengesizliğinin bir anda
oluşmadığı kesindir. Üst üste gelen sorunların, bir başka ifadeyle, yılların
birikiminin bir anda çözülmesini beklemek, kuşkusuz, doğru bir yaklaşım olmaz.
Ancak, hükümetimiz, bu konuya fevkalade duyarlıdır ve bu dengesizliği gidermeyi
amaçlayan kanunî düzenlemeleri yapmak üzere, Yüce Meclisimizden, kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi almıştır. Bu konudaki çalışmalarımızı, özellikle,
halen uygulanan enflasyonun aşağıya çekilmesini ve kamu maliyesini sağlığa
kavuşturmayı amaçlayan programda herhangi bir aksamaya meydan vermeden ve bütçe
imkânları çerçevesinde belli bir takvim içinde sonuçlandırma gayreti içindeyiz.
Bir personel reformunun sağlıklı olmasının, bir ülkede en önemli
konulardan biri olduğunun bilinci içerisindeyiz. Bugün, devlet bütçesinden,
trilyonlarca, katrilyonlarca maaş ödemesi yapılmaktadır; ama, eğer bu, adil bir
personel sistemine dayalı olarak yerine getirilmiyorsa, ne kadar ücret artışı
sağlarsanız sağlayın, memurlarda gerekli tatmini ve huzuru sağlayamazsınız;
çünkü, adalet unsuru, maaşın büyüklüğü kadar önemlidir. Siz de kabul
edeceksiniz, personel reformu, fevkalade dikkat edilmesi gereken bir reformdur
ve sonuç alınabilmesi için, boyutlarının mutlaka çok iyi tespit edilmesi
gerekir. Biz de, hükümet olarak, buna, bu anlayış içerisinde fevkalade önem
veriyoruz. Arkadaşlarımızın bu husustaki ilgisinden dolayı da, ayrıca
-başlangıçta da ifade ettiğim gibi- teşekkürlerimi sunmak istiyorum; çünkü,
kamu personelinin meselelerinin çözülmesi, bizim de en temel ilkemizdir. Değerli arkadaşlarımızın, hükümetin bu konudaki duyarlılığından kuşku
duymamalarını dileyerek, Sayın Başkan, size ve değerli arkadaşlarıma
saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır;
okutuyorum: B) TEZKERELER VE ÖNERGELER 1.- Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisinde boş bulunan yedek üyeliğe, Anavatan Partisi Grubunca aday gösterilen
Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün üyeliğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/737) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türk Grubunda Bursa Milletvekili
Kenan Sönmez'in istifasıyla boşalan yedek üyelik için, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin (a) fıkrası uyarınca, Anavatan Partisi Grup Başkanlığınca aday
gösterilen Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün üyeliği hususu Genel Kurulun
bilgisine sunulur. Ali Ilıksoy Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Vekili BAŞKAN-Bilgilerinize sunulmuştur. Sözlü sorunun geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum: 2.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un,
(6/1039) numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/280) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 421 inci sırasında yer alan
(6/1039) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. Sadık Yakut Kayseri BAŞKAN- Sözlü soru önergesi geri verilmiştir. Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum: 3.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden
çekildiğine ilişkin önergesi (4/281) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden
istifa ediyorum. Saygılarımla. Sadık Yakut Kayseri BAŞKAN- Bilgilerinize sunulmuştur. Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz. Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Tekliflerinin müzakeresine başlayacağız. V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1.- İzmir Milletvekili Rifat
Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili
Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya
Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul
Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;
Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay
Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307,
2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527) BAŞKAN - İçtüzük tekliflerinin görüşülmeyen maddeleri, geçen bir
birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre, Komisyona geri verilmişti;
Komisyon, raporunu henüz vermediğinden, teklifin müzakeresini erteliyoruz. Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon)
Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporunun müzakeresine
kaldığımız yerden devam ediyoruz. 2.- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı (1/789) (S. Sayısı: 568) (1) BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde. Hükümet?.. Yerinde. Komisyon ve Hükümet yerini almıştır. 2 nci madde kabul edilmişti. Şimdi, 3 üncü maddeyi okutuyorum: (1) 568 S. Sayılı Basmayazı, 10.1.2001 tarihli 42 nci
Birleşim Tutanağına eklidir. MADDE 3. - 209 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir. GEÇİCİ MADDE 2. - Sağlık Bakanlığına bağlı il düzeyindeki mevcut döner
sermayeli işletmelerden 1999 yılı gayri safi gelirleri 1 trilyon liranın
altında olanlar Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak birleştirilir ve birinci
basamak sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşlardaki Ana Çocuk Sağlığı, Sağlık
Ocağı ve Halk Sağlığı Laboratuvarları gibi koruyucu sağlık hizmetleri dışında
kalan tedavi hizmetlerini de kapsamak üzere her ilde bir adet döner sermayeli
işletme kurulur. Büyük illerde Sağlık Bakanlığının teklifi ve Maliye
Bakanlığının uygun görüşü üzerine birden fazla döner sermaye işletmesi
kurulabilir. Döner Sermaye işletmelerinin birleştirme ve kuruluş işlemleri 31.12.2002
tarihine kadar gerçekleştirilir. BAŞKAN - Geçici 2 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adana
Milletvekili Sayın Ali Gören, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA ALİ GÖREN (Adana) - Muhterem Başkanım, Saygıdeğer Bakanım
ve kıymetli bürokratları, değerli milletvekili arkadaşlarım; iki gündür
görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı çalışanlarına döner sermaye katkısıyla
ilgili kanun tasarısı üzerinde, Grubumuzun ve şahsımın görüşlerini belirtmek
üzere, söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, döner sermaye katkısıyla meslektaşlarıma bir
miktar imkân sağlanması yönünde atılmış olan bu adımı, tabî ki, ilk planda
takdir ediyor ve destekliyorum; ancak, bu, Anadolu'da söylediğimiz gibi
"ekmek yapamadık, bari kavurga yiyelim, herkese veremedik, hiç olmazsa bir
kısmına verelim ve neticesini görelim" gibi, fevkalade palyatif ve
şartlara göre hazırlanmış bir yasa tasarısı olması nedeniyle, biraz önce
bahsettiğim, fevkalade büyük sıkıtılar içinde, büyük özveriyle çalışan
arkadaşlarıma, meslektaşlarıma sağlanan katkının, bir avantaj sayılması
yanında, bir Anamuhalefet Partisi olarak, ciddî olarak ortaya koymamız gereken
aksaklıkları, ortaya koymamız gereken yönlerini, müsaadenizle vurgulamak
istiyorum. Değerli arkadaşlarım, döner sermaye uygulamasıyla ortaya çıkacak
mahzurları şu şekilde özetleyebiliriz: 1- Verilen miktar, verilecek miktar yetersiz ve kimlere ne kadar
verileceği kesin olarak belirsiz olması nedeniyle, ortada ciddî bir muğlaklık
söz konusudur. 2- Verilme işlemi genel olmayıp, kime, ne kadar verileceği halen belli
değildir ve bu, meslektaşlarımız arasında ciddî bir beklentiye ve sıkıntıya yol
açmaktadır. Bu kanunun uygulaması, her ne kadar yerel imkânlarla yapılacak bir
işlem olmasına rağmen, hastanelerde çalışan ve değişik kategoride bulunan
doktor, hemşire, sağlık memuru ve diğer standart memurlar, poliklinik
memurları, kliniklerde çalışanlar arasında, devletten gelen bir ulufe beklentisi
olduğundan, herkes bir beklenti içerisinde bulunmakta, emeğinin karşılığı
olduğu izlenimi yeterince insanların gönlüne sinmemiş bulunmaktadır.
Dolayısıyla, memurlar ve diğer sağlık personeli arasında, öteden beri, bu
kanunun ve bu işlemin uygulandığı yerlerde gördüğümüz aksaklıklar, burada daha
ciddî boyutlarda karşımıza çıkacak ve bir kaosa yol açma riski taşıyacaktır. 3- Döner sermayeden pay almayanların, alanlara karşı, insan olarak,
psikolojik etki altına gireceklerine; hasetlik, çekememezlik ve eşitsizliğe
isyan olaylarıyla karşı karşıya kalacağımıza işaret etmek istiyorum. 4- Ortaya çıkacak döner sermaye dağılımı, yetersiz ve dengesiz olması
nedeniyle, zaten ağır aksak giden, çok yerde çok ciddî boyutlarda aksayan
sağlık hizmetinin daha da aksamasına, bazı yerlerde tam bir çıkmaza girmesine
sebep olma riskini beraberinde taşımaktadır. 5 - Merkezî sistemle yürütülecek olan döner sermaye dağıtım ve
ayarlaması, merkezî bürokrasiyi, bugün altında bulunduğu yüke ilave olarak daha
başka ve fazla miktarda yük getirmesi nedeniyle daha da çalışamaz ve yük
altında ezilir hale getirecektir. 6 - Personeline döner sermaye payı verilen hastane ve kurumlara, diğer
kurumlardan, döner sermaye alamayan veya yeteri kadar alamayan kurumlardan bir
tayin ve nakil furyası başlayacak, yine torpiller, yine tarafkirlikler, yine
eşitsizlikler ortaya çıkacaktır. 7 - Sağlık ocağına gelen hastalardan -bugüne kadar uygulanmadığı şekilde
insanların önünü açtığınız zaman, uygulamada aşırıya kaçılabilir, olaylar
maksadını aşabilir- makbuz karşılığı da olsa, para istenmeye başlanacaktır.
Sağlık ocağında, bugünkü imkânsızlıklar içinde zaten bir şey yapılamazken,
sağlık ocağından hastaneye sevk edilen hastadan, hastaneye gelince para
istenecektir. Hastaneye gelince istenilen para yetmeyecek, hastaneye yatarken
para istenecektir, hastaneye yattıktan sonra ameliyat için para istenecektir. Dolayısıyla, zaten şu an için cebi delinmiş, beş kuruşu kalmamış
vatandaştan yine beklenenin, arzu edilenin ötesinde müthiş bir şekilde para
çekimi olacaktır. Tabiî ki, meslektaşlarımızı düşünmek öncelikli görevimiz, ben doktorum;
ancak, vatandaşın da cebinden müthiş bir para çekilip, meslektaşlarımıza hepsi
de aktarılmayacak olan ve biraz sonra söyleyeceğim ve herkesin gözünü açması
gereken mahzura işaret etmek zorundayız. 8 - Halktan toplanacak bu paranın -altını çizmek, bu hususa dikkatinizi
çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım, Muhterem Bakanım- bir miktarının, yüzde
50'sinin meslektaşlarımıza verilecek olması, gönlümüze bir miktar su serperken,
zaten her yerden, vergi açısından ve vergi yükü açısından sıkıştırılmış
vatandaştan toplanacak bu paranın yüzde 50'sinin de tekrar Maliyeye aktarılması
gibi bir yaklaşım ve Maliyeyi düşünen bir tarafının olup olmadığı -Sayın Maliye
Bakanım, karşımda duruyorsunuz- beni ciddî şekilde tedirgin etmektedir. Bu,
aynen Anadolu'da uygulanan ve hepimizin tenkit ettiği ağa ve marabaları durumu
hatırlatmaktadır. Ağanın tarlası vardır, marabaları çalıştırır yıl boyunca;
marabalar, yüzde 50'sini götürür ağaya teslim eder; ağa, oturduğu yerden
dünyanın malına sahip olurken, marabalar, ancak geçinebilecekleri kadar bir
miktara yıl boyunca talim etmek durumunda kalırlar. Bu kanun tasarısıyla ortaya
çıkan durumda böyle bir haksızlığı ve vatandaşın cebinden, Maliye lehine, meslektaşlarıma
para toplatmak gibi bir yanlış uygulamayı görüyor gibi oluyorum ve bundan da
ciddî olarak rahatsızlık duyuyorum. Değerli arkadaşlarım, anlattığım bu mahzurlarının ve şu an için izah
edemediğim diğer mahzurlarının söz konusu olduğu bir kanun tasarısını,
meslektaşlarım ve ben ilk planda cazip görürken, sanki bir tarafında iyilik
varmış gibi görürken, bu mahzurlarını dile getirdiğim ve sadece statükonun
korunmasıyla, bir miktar da hafif bir revizyon söz konusuymuş gibi gelirken,
değişimci kadroların bu hantallaşmış ve artık düzeltme kabul etmeyen bu
kanunlarla da altından kalkılması mümkün olmayan sistemi, akılcı, tutarlı ve
dengeli bir şekle sokmasını bekliyor ve bu kadroları, bu millet adına iştiyakla
intizar ediyoruz. Değerli arkadaşlarım, bu mahzurlarını söz konusu ettiğim, ilk planda
çalışanların küçük bir menfaatı için destekleyeceğimizi de ifade ettiğim bu
kanun tasarısıyla, şu an için konuştuğumuz, Sağlık Bakanlığının ve memleketimizin sağlık sorunlarının tamamıyla
düzelmeyecek olması söz konusu ise, diğer sistemler için de geçerli bu
önerilerimizi beraberinde getirmek mükellefiyeti omuzlarımızdadır. Değerli arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerini, bugünkü
anlayışla, merkezî sistemle yürütmeye kalktığı sürece, bu işlem yürütülmekle,
altından kalkılmaz bir hal almaktadır. Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerini
yerel yönetimlere devretmenin gayreti ve çalışması içinde olmalıdır. Bu kadar
personel, 210 000'i aşmış personel, sadece Ankara'da, Sağlık Bakanlığında, her
şey Bakanlıktan, her şey Ankara'dan, her şey Maliye Bakanlığından beklentisi
içerisindedir. Sağlık Bakanlığı bünyesine, bırakın personeli, personelin
dosyası sığmaz olmuştur. Adana'ya tayin olduğunu düşünen bir doktor veya hemşire "oh, ne
güzel, ben Adana'ya, 5 inci büyük ilimize tayin oldum" diye Adana'ya
keyifle vardığında, görev yerinin Tufanbeyli'nin Bozgüney Beldesi olduğunu
görünce, oraya gidip de, o mahrumiyet şartlarını görünce yıkılmakta, hayal
kırıklığına uğramakta, Adana'ya tayin olduğuna, talihine ve kaderine beddua
etmekte ve oradan bir an önce kaçmak ve yeni bir görev aramak derdine
düşmektedir. Ancak, yerel yönetimle bu imkânlar sağlanabilmiş olsaydı,
Adana'nın Tufanbeyli İlçesinin Bozgüney Beldesinde hizmet göreceğini bilen
insan, o göreve göre kendisini hazırlar, o görevi yapacaksa o göreve giderdi. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALİ GÖREN (Devamla) - Hemen tamamlıyorum efendim. BAŞKAN - Buyurun efendim, toparlayın. ALİ GÖREN (Devamla) - Aksi takdirde, buradan yapılan tayinle, orada
karşılaştığı hayal kırıklığını, maalesef, içine sindirememekte ve o görev yeri,
Ankara'dan, merkezden yapılacak yeni bir tayinle dolduruluncaya kadar, orada,
hizmet aksamaktadır. Onun için, bu görevlerin, bir an önce yerinden yönetime,
yerel yönetimlere, dengeli ve düzenli bir şekilde aktarılmasıyla ilgili bundan
sonra sayacağım diğer kriterleri, biraz sonra, kişisel görüşlerimi belirtirken
ifade etmek istiyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili Sayın
İbrahim Konukoğlu. Buyurun Sayın Konukoğlu. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon
Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, sosyal devlet anlayışında devletin temel
sorumluluk alanları arasında kabul edilen eğitim ve adalet gibi sağlık sektörü
de bu idarî yapılanmaya uygun bir temelde oluşturulmuştur. Genel idarî yapıdaki
bu sürece ilave olarak, sağlık sektöründe gerek sosyal sigorta kurumlarının
gerekse özel kuruluşların bulunmadığı ve kurulmasının da çok zor olduğu
cumhuriyetin ilk yıllarında, sağlık hizmetlerinin hemen hemen tamamının kamu
görevi olarak verilmesi düşünülmüş ve öyle öngörülmüştür. Bu yapı, devleti,
sağlık hizmetlerini hem finanse eden hem de sunan bir konuma getirmiştir.
Ancak, özellikle son otuz yıllık dönemde nüfusun artışı, yerel ihtiyaçların
çeşitlenmesi gibi nedenlerle, tek merkezden yönetimin zorluklarının ortaya
çıkmasının yanı sıra, geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında, sağlık
hizmetlerinin kullandığı kaynakların verimsizliği ve etkili olmaması, bu
sorunları daha da artırmıştır. Ülkemizde bu yapılanma ile yürütülen sağlık
hizmetleri, sorunları artarak günümüze kadar gelmiştir. Maalesef, şimdiye kadar
uzun vadeli, uyumlu ve istikrarlı sağlık politikaları hayata geçirilememiştir.
Oysa, sağlık politikasıyla çok sayıda kurum ve kuruluş ilgilenmektedir. Doğru Yol Partisi olarak, sağlık reformu yasa tasarısını hazırlayıp
vermiştik. Bu dönemde, 2000'li yılların teknolojik imkân ve ihtiyaçlarını da
yansıtarak tekrar revize ettik. Bu tasarıyı, sağlık hizmetlerinde akreditasyon
sisteminin kurulması gibi, çok büyük önem arz eden hususlarla destekledik.
Bunun yanı sıra, özel sağlık kuruluşlarından hizmet alınmasına imkân veren
gerekli düzenlemeleri de yaptık. Bu tasarıyla ilgili olarak, bizim görüş ve önerilerimiz, bu sorunların
geçici politikalarla çözülmesine çalışmak değildir. Gelin, döner sermayenin
sırtına yükleyerek günü kurtarmak yerine, canla başla çalışan fedakâr
doktorlarımızın ve sağlık personelimizin, reform yasasıyla hem ücretlerini hem
de çalışma koşullarını iyileştirelim. Türkiye'nin bu önemli gerçeğini ve eksikliğini, keşke, doktorlarımızın
ve sağlık personelimizin tepkileri ve protestoları olmadan daha evvel
çözebilseydik. Doğru Yol Partisi olarak
vermiş olduğumuz sağlık reformu tasarısını zamanında görüşebilseydik, yakın
zamanda yaşadığımız bu olaylara hiç meydan vermemiş olurduk. Uygulaması
öngörülen sosyal güvenlik reformu ve sağlık reformu bileşeni hayata
geçirilmediği sürece bir bacağı eksik kalacak ve sistemin verimsizliğine çözüm
yerine yük getirecektir. Doktorlarımız, hemşirelerimiz ve diğer sağlık personelimiz ile bu
hizmeti alan vatandaşlarımızın mevcut yapıdan memnun olmadığına, hepimiz, belki
her gün yaşayarak şahit oluyoruz. Doktorlarımız, almış oldukları eğitimin karşılığını alamamakta. Evet, bu
gerçeği biz yıllardır biliyoruz; hekimler, bugün, çok ciddî ekonomik sorunlar
yaşamaktadır. Kamuda çalışan hekim ve sağlık çalışanlarına reva görülen
yoksulluk sınırının altındaki ücret ve hekim işsizliği, yıllardır bizlerin
ayıbıdır. Ayrıca, sağlık sektörümüzde sorun sadece ücretler değildir. Ülkemizde,
sağlık alanında, hizmetin sunumuyla ilgili sorunlar vardır. Sağlık
hizmetlerinin sunumunda doğu ve güneydoğudaki manzara daha da kötüdür. Kısa bir
örnek vermek gerekirse, Türkiye genelinde uzman hekim başına düşen kişi sayısı
2 141 iken, Doğu Anadolu'da 5 309, Güneydoğu Anadolu'da 7 602'dir. Şırnak, Hakkâri
gibi illerimizde devlet hastanelerimiz pratisyen hekimlere emanet edilmiştir. Finansmanla ilgili sorunlar vardır. Diğer ülkelerle karşılaştırdığımız
zaman, sağlık hizmetlerine ayrılmış kaynaklar çok yetersizdir. Finansmanı
değerlendirirken kullanılabilecek en önemli göstergelerden birisi, sağlık
harcamalarının gayri safî millî hâsıla içindeki payıdır. Bu, yüzde 3'ler
civarında olup, bunun ancak yarısı kamu kaynaklarından karşılanmaktadır. Ülkemizde kişi başına düşen sağlık harcaması, son yıllarda, ortalama 150
dolar civarında seyretmektedir. Bu rakam, Batı ülkelerinde 1 500 dolar
civarındadır. Yönetimle ilgili sorunlar vardır; sağlık yönetimi, merkeziyetçi
ve çokbaşlıdır. Mevzuatla ilgili sorunlar vardır. Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki sağlık sorununu çok genel başlıklar
altında belirttik. Bu sorunların detayına inmeye, ülkemizde 2001 yılında
gerçekten insana üzüntü veren sağlık sektörümüzün tablosunu çizmeye, maalesef
vakit yeterli değil. Sağlık Bakanlığımız, hastane önlerindeki kuyrukları, bir nebze
de olsun, gidermek için, vardiyalı sistemi getirdi. Bu uygulamayı takdir
etmemek mümkün değildir. Sonuçta, vatandaş, sağlık hizmetlerinden daha geniş
bir zaman diliminde yararlanma imkânı buldu. Sadece vardiyalı çalışan
personelin ücretlerine ilave yapılması teşvik edicidir, gereklidir; fakat,
döner sermayeyle çalışmayan sağlık personelinin durumu ne olacaktır? Onların
mağduriyeti devam edecektir. Öncelikle, tüm sağlık personelimizin ücretlerini
makul seviyeye getirelim, sonra teşvik edici planlar yapıp uygulamaya koyalım. Geçen yıl 37 500 yeni kadro ihdas edilmişti; ama,bu kadrolar yetmedi.
Şimdi, tekrar, döner sermayeden istihdam edilmek üzere 9 110 kadro ihdas
edilmektedir. Bu kadrolar oluşturulurken, çağdaş gelişmelere uygun yeni
kadroların ihdas edilmesi gerekirdi. Özel sektörden satın alabileceğimiz
hizmetler için kadro tahsisinden vazgeçmeliyiz. Ayrıca, bu personel, nerede
kullanılacak; detayıyla belli değildir. Değerli milletvekilleri, dünyada hizmet sunumu alanında verimlilik ve
etkinliğin sağlanmasına yönelik olarak yapılan müdahaleler, yetki ve
sorumluluğun merkezî yönetimden hizmet birimlerine aktarılması şeklinde
olmuştur. Özellikle Batı Avrupa
ülkeleri, sağlık hizmetleri sunumunda, kontrollü bir rekabet
ortamı yaratılması yoluyla, sağlık sektörünün piyasa ekonomisine entegrasyonu
yönünde atılımlar yapmışlardır. Dünya Sağlık Örgütünün "herkes için sağlık" hedeflerine
ulaşabilmek için, birçok ülke, mevcut kaynaklarından en uygun şekilde
yararlanabilecekleri stratejiler geliştirme arayışına girmişler, sistemlerini,
bu doğrultuda yeniden organize etme ve maliyet etkili programlar geliştirme
çabalarına girmişlerdir. Yalnızca, gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş
ülkelerde de kaynakların kısıtlı olduğu ve hastalıkları önlemenin tedavi etmekten
daha ucuz olduğu gerçeğinden yola çıkarak, sağlık politikalarının, insanların
iyilik halini korumak ve sağlıklarını geliştirmek üzerine kurulması
gerekmektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti, halkının
daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmesi için gereken sağlık hizmetini sunacak
imkânlara sahiptir. Bu imkânların kullanılarak, gerekli kaynakların harekete
geçirilmesi, akılcı politikaların uygulanmasına bağlıdır. Bu hedeflere
ulaşabilmemiz için, öncelikle, kutsal görevi yerine getiren cefakâr sağlık
personelimizin insanca yaşamasına imkân verecek yeni düzenlemeler, bir an önce,
hayata geçirilmelidir. Doğru Yol Partisi olarak, bu temennilerimizle, tasarının sağlık
personeli ve milletimiz için hayırlı olmasını diler; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlarım. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Konukoğlu. Gruplar adına başka söz isteği?.. Yok. Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, buyurun. (FP sıralarından
alkışlar) ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Şimdi, Sayın Sağlık Bakanımız burada; bizi, kızmadan dinlesin. Dün "Devlet Planlama Teşkilatı, sizi sınıfta bırakıyor"
demiştim. Bugün de Erzurum Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu hocaları
sizi sınıfta bırakmışlar. Ben okuyacağım, siz cevap verin; eğer sizin dediğiniz
doğruysa, kabul ederim ve inşallah, sizin sınıf geçmenizi ben de çok istiyorum.
Şimdi, Sağlık Bakanlığının sağlık meslek liselerini açmayı isteme
gerekçeleri olarak "ülkemizde hemşirelerin, ebelerin, sağlık memurlarının
sayısı yeterli değildir. Bu nedenle, ulusal sağlık göstergelerini
düzeltemiyoruz. Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da bebek ölümlerini
önleyemiyoruz, aşılama yapamıyoruz" demişsiniz. Size, üniversite hocalarının cevabı şöyle: "Ülkemizde, 1998 yılı
itibariyle, hemşire 69 246, ebe 41 059, sağlık memuru 41 461'dir. Bunlardan,
hemşire mezunlarının 30 000'i işe yerleştirilememiştir; işsizdir veya asgarî
ücretle iş aramaktadır. Ayrıca, hemşireler eğitimlerine uygun olmayan işlerde
çalıştırılmaktadır. Başhekim sekreteri, klinik sekreteri, tıbbi cihaz
teknisyeni vesaire. Ebeler, ebelik hizmetlerinde değil, hastanelerde kadın doğum
kliniklerinde hemşirelik pozisyonlarında çalıştırılıyorlar. Hemşireler ve ebelerin, çalışma koşulları ve bunun gibi motivasyonlarını
bozan nedenlerle, erken emeklilik ve hatta, tükenmişlik nedeniyle başka işlere
geçişleri devam etmektedir." Yine "sağlık hizmetlerinin yürütülmesi görevi Sağlık Bakanlığına
verildiğinden, sağlık personeli yetiştirmek temel görevi olmalıdır"
demişsiniz. Size hocaların cevabı şu: "Bu durumda, Sağlık Bakanlığı, hekim,
eczacı, diyetisyen, psikolog ve bunun gibi sağlık personelini de yetiştirmeye
talip midir? Sağlık Bakanlığı bütçesi (sağlık meslek lisesi hemşirelik programı açık
olduğu yıllarda yüzde 3,8 iken) 2001 yılında yüzde 2,6'ya düşmüştür. Sağlık
Bakanlığı, uzun süreli ve yatılı eğitim veren hemşirelik, ebelik programlarını
bütçeye yük oluşturduğu için kapatmış iken, sekiz yıl artı beş yıllık programlar
artan bir yük oluşturmayacak mıdır? Sekiz artı beş yıllık programlardan mezun olanların diploması hangi
programlara denk sayılacaktır? Anadolu sağlık meslek liseleri gibi lise
diploması mı olacaktır?" Sizin karşı görüşünüz: "Üniversite bulunmayan yerlerde, hemşirelik,
ebelik programları yürütülememiştir." Hocalar da diyorlar ki: "Bu okulların o yörelerde açılması kararı,
Sağlık Bakanlığının tercihidir. Uygun değilse, Sağlık Bakanlığı, bu okulları
niye orada açmış ve sonra YÖK'e devretmiştir, orada devamını şart koşmuştur,
binanın değişmesini istememiştir?" "Öğretmen yoktur; meslek dersleri hiç verilememiştir"
demişsiniz. "Bu programlara öğretim elemanı yetiştiren temel / yegâne
kaynak olan (ve olması gereken) hemşirelik yüksekokulları ve mezunları görmezden
gelinmektedir" diye cevap veriyorlar size. Yine, sağlık meslek liseleri konusunda hocalar "Sağlık Bakanlığı,
okulların devir protokolüne göre 2 000 akademik kadroyu YÖK'e devredecekken,
bunu gerçekleştirememiştir; çünkü, kendi kadrosundaki sağlık eğitim enstitüsü
mezunlarının YÖK tarafından benimsenmesini, öğretim görevlisi olarak atanmasını
istemiştir, ancak, sağlık eğitim enstitüsü mezunu olanların, hemşirelik
yüksekokullarında değil, sağlık eğitim fakültelerinde lisans tamamlamalarını
projelendirmiştir" diyorlar. "Nitelikli mezun verilememiştir" diye sizin bir itirazınız
var. "Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğünün 1995 raporunda,
sağlık meslek liselerinin yüzde 60'ında meslek dersi öğretmeni bulunmadığı,
yüzde 40'ında ortalama 3 - 5 meslek dersi öğretmeni olduğu, kalitesiz eğitim
ya-pıldığı ve bu okulların kapatılması gerektiği belirtilmiştir" diyorlar.
"Öğrenci kontenjanı azdır (mezun sayısı azdır)" diye sizin bir
gerekçeniz var. Ona da "1998 - 1999 akademik ders yılında, tüm hemşirelik
programlarından 8 000 mezun (hemşire, ebe, sağlık memuru) verilmiştir, hiçbiri
devlet memurluğuna atanamamıştır; üstelik, 1995'ten beri, Sağlık Bakanlığı,
üniversite mezunlarının başvurusunu bile kabul etmemiştir. Gelecekte, her yıl
yüzde 20 kontenjan artırılacağı YÖK tarafından benimsenmiştir; ayrıca, yeni
açılacak okullar vardır" diyorlar. Yine siz "Sağlık Bakanlığı tarafından YÖK'e devredilen okul
binalarının kullanımı maksada uygun değildir" diyorsunuz. "Okul,
üniversite kampusü içine çekilmiş ve devredilen bina, uygulama - eğitim -
araştırma hastanesi yapılmışsa, bu da uygulamalı eğitimin gelişmesine hizmet
değil midir" diye cevap veriyorlar. Yine siz "286 sağlık meslek lisesinde 10 ayrı bölüm vardır, bunlar
arasında hemşirelik bölümü de vardır; bunların, yüzde 50'si eğitim - öğretime
uygun değildir" diyorsunuz... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika müsaade eder-seniz,
bitireyim. BAŞKAN - Buyurun. ASLAN POLAT (Devamla) - "Demek ki, Sağlık Bakanlığı YÖK ile
sözleşmesine tam uymamıştır. Üstelik, 1995'te kapatılmasına / iyileştirmesine
karar verdiği sağlık meslek liselerinden yüzde 50'sini, hâlâ, istenen yapıya ve
işleyişe ulaştıramamıştır. Sağlık Bakanlığının, bilimsel bir dayanağı olmadan (altyapı, eğitim
hizmeti, mezun kalitesi ve mezun sayısı yönünden) yetersiz olarak
nitelendirdiği sağlık yüksekokullarının hepsi, ancak 2000-2001 yılında mezun
verecektir. Bu kadar kısa sürede, eğitim kurumlarının afakî şekilde
değerlendirilmesi ve yıllarca denenmiş ve kendi raporlarında yapısal
yetersizliği belirtilmiş olan Sağlık Bakanlığının sağlık meslek lisesi
programlarının açılması isteği anlaşılmaz bir durumdur" diyorlar. Biz de, bu konuda sizin görüşünüzü bekliyoruz ki, kafamızda tam bir
netlik kazansın. Cevaplarınızı bekliyoruz. Saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Polat. İkinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker'de. Sayın Türker?.. Yok. Afyon Milletvekili Sayın Gaffar Yakın?.. Yok. Uşak Milletvekili Sayın Mehmet Yaşar Ünal?.. Yok. Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu?.. Burada. Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568
sıra sayılı, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme
(Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
üzerinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi, en içten saygılarımla selamlıyorum. Bugün, sağlık sorunları, gelişmiş ülkelerin bile en başta gelen
sorunlarıdır. Hep bildiğimiz, klasik bir söz vardır; bugünkü çağdaş devletin
temel görevlerinden biri sağlık, biri de eğitimdir. Yani, belli bir standartta,
devlet, sağlık hizmetlerini ve eğitim hizmetlerini vermek mecburiyetindedir. Biliyorsunuz, daha önce çıkarılan sekiz yıllık eğitimle, eğitimimiz,
gerçekten, çağdaş bir sürece girmiştir; ama, sağlık sorunlarımız her gün bir
arayış içindedir. Aşağı yukarı on yıllık bir başhekimlik hizmetim var. Ayrıca, iki dönem
de Türk Tabipler Birliği Bolu Tabipler Odası Başkanlığım var; yani, bu sağlık
sorunlarıyla hep iç içe yaşadık, çözüm aradık ve birçok süreci de yaşadık.
Örneğin, bir tamgün yasasının uygulanmasında aktif görev aldık ve o günün
koşullarında hastanemizde kaldık. O bölgede, Bolu Devlet Hastanesi, tek sağlık
kurulunu yapabilen hastane durumunda kaldı ve o gün de görev yaptık; yani,
sağlık sorunlarını çok yoğun bir şekilde yaşadık. Şimdi, burada, tabiî, biz de birtakım çözümler aradık; ama, hep, şu kürsüden
"ülkede bir genel sağlık sigortası istiyorum" demek için Meclise
geldim. Biliyorsunuz, başhekimlikte, o günlerde çeşitli süreçler yaşanmıştı.
Bir ara, beyan usulünü kabul edeceksiniz; bir ara, şunu kabul edeceksiniz,
etmeyeceksiniz... Böyle bir arayış içinde geçmiştir. Zannediyorum, 1992 veya
1993'te yeşil kart uygulaması başlamıştır; ama, yeşil kartta da bazı sıkıntılar
yaşanmıştır. Burada bir arz var, bir talep var. İşte, hekim arkadaşlar
hizmetini arz ediyor, sağlığı bozulan yurttaşlarımız da sağlık talep ediyor.
Bütün mesele, burada, bu dengeleri kurmak. Gerçekten, bugün, hekim arkadaşlarımızın, sağlık personelinin, yardımcı
sağlık personelinin aldığı ücretler, verdiği hizmetler karşısında çok az; bu,
herkes tarafından kabul ediliyor. Burada, verilen döner sermaye primleri kısmen
bu konuyu iyileştirme amacıyla getirilmiş, tasarı iyi niyetle hazırlanmış bir
yasa tasarısı; inşallah yasalaşacak. Ayrıca, hep, başhekimlik yaparken, bir hemşire veya bir yardımcı sağlık
personeline veya bir yardımcı personele "sen diyalizde mi çalışmak
istiyorsun, yoğun bakımda mı çalışmak istiyorsun, cildiye servisinde mi
çalışmak istiyorsun?.." Cildiye servisi daha rahat. Yoğun bakım, acil
poliklinik, ameliyathane daha uğraşı gerektiren bir servis oluyor. Burada,
onların döner sermaye primlerinin artırılması da, gerçekten, fonksiyonel bir
iyileştirme olmuş. Bu yönde, bir hekim olarak, Sayın Bakanıma şükranlarımı
sunuyorum. Ayrıca, gerçekten, başhekimlik sürecimizde de hep bunu tartışmışızdır.
Bir devlet hastanesinin başhekiminin muayenehanesinin olmaması lazım. Hatta,
hastanenin yanında bir lojmanın dahi olmasını düşünmüşüzdür. Burada da, yine,
muayenehane açmayacak başhekimlere döner sermaye primleri artırılıyor. O da
olumlu bir iyileştirmedir. Ayrıca, daha önce, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda
190 sayılı Kadro Kanunuyla ilgili yasa tasarısı görüşülürken, biz, şunu da
belirtmiştik: Birtakım hizmetleri, bugün -temizlik hizmetleri, yemek
hizmetleri, yemekhane hizmetleri- satın alınabiliyor; ama, şoför gibi, diğer
yardımcı personel gibi hizmetleri satın alamazsınız; bu kadrolara şoför kadrosu
da koyalım; çünkü, şoförler de hastanede çok önemli. En küçük bir hastanede,
bugün, 4-5 şoför çalıştırmak mecburiyetindesiniz; çünkü, 8 saat çalışacaklar,
gece de bulunduracaksınız. Zannediyorum, 700 şoför kadrosu var. Bu da olumlu. Her şeyden öncesi, burada, hastaların bir hekim seçme özgürlüğü
sağlanmıştır. Bu da, gerek hasta hakları ve hekimlik etik boyutundan gerek
hasta yönünden, arz yönünden, talep yönünden çok olumlu bir gelişmedir. Ben, bu
süreci, inşallah, bir genel sağlık sigortasının başlangıcı olarak kabul
ediyorum Sayın Bakanım ve diyorum ki, burada, sağlık hizmetlerini tek elde
toplayalım, belli bir yere kadar koruyucu hekimliği devlet üstlensin, arada bir
geçiş zonu oluşsun, kamu sağlığı polikliniklerini genişletelim, yayalım; orada,
kamuyla özerkleşmenin buluştuğu bir baz olsun ve hastanelerimizi de
özerkleştirelim diyorum... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika müsaade eder
misiniz. BAŞKAN - Buyurun efendim, estağfurullah. MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Gerçekten, sağlıkta çalışanlara ne kadar
ücret versek azdır. Bilmiyorum, Sayın Bakanım da çok sık karşılaşmıştır; zaman
zaman serviste bir hasta fenalaşır, hemşireyle, ekiple koşarsınız hastanın
başına; zaman zaman kaybettiğimiz, rahmetli olan hastalarımız da olmuştur ve
hemşireler, bir müddet, sanki o ölümün sebebi gibi, başlarını öne eğerler; ama,
siz "ne yapalım, biz hekimiz, sık sık bu konularla karşılaşacağız"
dediğiniz zaman şöyle bir bakışları vardır ve o anı yaşamak, gerçekten,
insanlık için çok değişik duyguların bir anda yaşandığı durumdur. Ben, yine, sağlıkta çalışanların, sağlıklarının bozulduğunu hisseden
veya sağlıkları bozulan kişilerin çok daha iyi hizmet almasını ve sağlıkta
çalışanların çok daha iyi ücret almasını, günün bir başlangıcı olarak kabul
ediyorum, bir süreç olarak kabul ediyorum. Böyle bir yasa tasarısını gündeme
getiren, başta, Sayın Bakanıma, Sağlık Bakanlığı bürokratlarına ve bu yasa
tasarısını kabul edecek değerli parlamenterlere, meslektaşlarım adına,
hastalarımız adına, ulusumuz adına teşekkür ediyorum. Bu yasa tasarısının, ülkemize, ulusumuza hayırlı olmasını diliyor,
hepinizi bir daha saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karslıoğlu. Efendim, sorulara geçiyoruz. Sayın Yalçınkaya?.. Yok. Sayın Mehmet Sadri Yıldırım, buyurun. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkanım, delaletinizle,
aşağıdaki soruları sormak istiyorum. Bu sabah, Türk-Sağlık-Sen Eskişehir Şubesi Başkanından bir faks aldım.
Burada, deniliyor ki: "Sağlık Bakanlığı hastaneleri, Sosyal Sigortalar,
üniversite hastanelerindeki doktorların, hemşirelerin, sağlık ve röntgen
teknisyenlerinin sağlık personeli olarak kabul edilip, müdüründen bulaşık
yıkayan personeline kadar, bütün bu çalışanların kabul edilmediği bir sağlık
politikasını kınıyoruz. Sağlık hizmetleri bir bütündür..." BAŞKAN - Efendim, soru soruyorsunuz... MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Soru efendim; soru soracağım, izah
edeceğim. BAŞKAN - Hayır, siz soruyu sorun, kınamayı sonra... Onlar, kendileri
kınasınlar... MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - "Sağlık hizmetleri bir
bütündür. Elektrikçisinin, ambulans şoförünün, sekreterinin, aşçısının olmadığı
bir hastanede, diğer sağlık personeli sayılan görevliler ne yapabilir." Sorular: 1- Sağlık hizmetlerini bir bütün olarak kabul ediyor musunuz? Şayet,
ediyorsanız, tüm sağlık kurumlarında çalışanları, bu yasadan adilane bir
şekilde yararlandırın. 2- Sizce, hastanelerde, sadece, doktor, hemşire, sağlık ve röntgen
teknisyenleri mi hastalık riski taşıyor; diğer çalışanlar bu riski taşımıyor
mu? 3- İki yıllık önlisanslarını tamamlamalarına rağmen, ekgöstergelerinde
artış olmayan sağlık hizmetleri personelinin mağduriyetleri ne zaman
giderilecek? 4- Devlet hastaneleri, doğumevleri ve Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı
sağlık birimleri, zaten, eşit olmayan döner sermaye katkı payı almaktayken,
YÖK'e bağlı üniversite hastanelerinde, döner sermayeden istifade edenlerin payları
artırılacak mı? 5- Genel sağlık sigortasını çıkarmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Sayın Gözlükaya, buyurun efendim. MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayan
Bakanımıza bir iki sorum olacak, kısaca arz edeceğim. Bu yasayla -inşallah hayırlı olacak bir yasadır- 9 100 yeni kadro
alınıyor. Sayın Bakan da dinlerse... Dinlemiyorlar efendim... Şimdi, bunlar, sözleşmeli olarak, ücretleri döner sermayeden ödenmek
üzere alınıyor. Bildiğiniz üzere, hastanelerimizin birçoğunda döner sermaye
geliri fazla, bazılarında da az. Birinci sorumu soruyorum: Döner sermaye geliri az olan hastanelerin
personel eksikliklerini nasıl karşılamayı düşünüyorsunuz? İkinci sorumu soruyorum: Bu 9 100 personeli kim alacak? Hastane mi alacak?
Bakanlık mı alacaktır? Her iki halde de, nasıl alınacaktır? Merkezî usulle mi
alınacak, yoksa mülakatı olan klasik usulle mi alınacaktır? Yasada sözleşmeli
olacağı belli ve ne zaman alınacaktır? Çünkü, burada bir endişe içerisindeyiz,
bu personelin alınma şeklini kesin olarak bilmemiz lazım, bir partizanlığı
önleme açısından. Bir de, Sayın Bakanımız bizlere birer yazı gönderdiler, şu anda, memur
alımları, tayin ve nakiller durdurulmuştur demektedirler. Bununla da ilgili bir
açıklama yaparlarsa, memnun olurum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim Sayın Gözlükaya. Sayın Polat, buyurun efendim. Kısa ve öz... ASLAN POLAT (Erzurum) - Çok kısa olacak Sayın Başkan... Sayın Bakanımızın, biraz evvel yapmış olduğum konuşmaya cevap vermesini,
bunu üniversite hocalarının da beklediğini belirtir, saygılar sunarım. BAŞKAN - Sizin konuşmanıza Sayın Bakan cevap versin... ASLAN POLAT (Erzurum) - Evet... BAŞKAN - Yazılı mı, sözlü mü?.. Onu söylemediniz... ASLAN POLAT (Erzurum) - Sözlü, sözlü... Burada... Bekliyoruz... BAŞKAN - Böyle bir soru olmaz; ama, artık, bilmiyorum... Sayın Karapaşaoğlu, buyurun efendim. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım, delaletinizle, şu
konuya bir açıklık getirmesini talep ediyorum Sayın Bakanımızdan. Şimdi, bakanlıkların meslek liseleri var. Sağlık Bakanlığımızın da
sağlık meslek lisesi var. Bu meslek liselerinde mesleğe dönük yoğunluklu eğitim
yapılır. Şimdi, bu meslek lisesi mezunlarının tekrar memur imtihanına alınarak
genel kültür imtihanında başarılı olmasını beklemek doğru bir anlayış mıdır;
yoksa, Sağlık Bakanımız, sağlıktan sorumlu Bakanımız doğrudan bu meslek lisesi
mezunlarını kendi hastanelerinde, kendi kurumlarında görevlendirmek gibi bir
girişim içinde midir efendim? BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Kemal Vatan, buyurun efendim. KEMAL VATAN (İzmir) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakandan
aşağıdaki sorularıma cevap bekliyorum. Çalışma yaşında ve sağlam durumda olup da iş aramayan ve çalışmaya hiç
niyeti olmayanlara verilen yeşilkartlar periyodik olarak kontrol ediliyor mu?
Gerçek hak sahibi olmayanlara verilen yeşilkartlardan hiç geriye alınan oldu
mu? Haksız yeşilkart veren komisyonun sorumluluğu var mıdır? Varsa, müeyyideler
nelerdir? Yeşilkart verme prosedürü kriterlerinin tekrar değerlendirilmesi
çalışmaları düşünülmekte midir? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim. Sayın Akın, size söz vereceğim; ama, kısa olursa... lütfen... Bakan Bey
cevap verebilsin, 5 dakika doldu. Buyurun. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanıma
aşağıdaki sorumu tevcih ediyorum. Sayın Bakanım, Aksaray İlinde kasabaların büyük bir kısmının ebe ve
hemşire açığı var. Bu alınacak olan personelden Aksaray Yenipınar, Kutluköy,
Camiliören, Camili Kasabaları gibi, Helvadere, Ihlara... Bir kere, Ihlara'da
malum Ihlara Vadisi var doktor açığı -sağolsun- bu yıl kapandı. Bu yardımcı
elemanlar dahil bunlardan Aksaray İlinin 80 tane sağlık ocağına kaç tane eleman
vereceksiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim. MURAT AKIN (Aksaray) - Bilhassa, Yenipınar Köyümüzü üç gün önce ziyaret
ettim, köye beş katlı çok güzel bina yapmışlar; ama, bir ebesi, bir hemşiresi,
bir doktoru yok; bilhassa onu istirham ediyorum Sayın Bakandan. BAŞKAN - Bu, sual de değil, talep oldu şimdi; sonra, sözünüzü kesince
vatandaş bana kızıyor. Sayın Bakan, buyurun. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri... BAŞKAN - Süreniz 4 dakika Sayın Bakan. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Kaç dakika efendim? BAŞKAN - 4 dakika. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Yeter mi dersiniz, çok soru var
ama. BAŞKAN - Yazılı cevap verebilirsiniz. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Peki; bir kısmına cevap vereyim
izin verirseniz. Sayın Gören, şartlara göre hazırlanmış bir yasa tasarısıdır diyor;
hayır, çalışmayı özendiren bir yasa tasarısıdır. Yine, sağlıkocaklarına gelen hastalardan, sosyal güvencesi olanlardan
birinci basamak tanı ve tedavi hizmeti verilenlerin, sadece, sevk kâğıdını veya
emekli karnesini ibraz etmesi söz konusudur. Sosyal güvencesi olmayan hiç
kimseden, sağlıkocaklarında ücret alınmayacaktır. Sayın Konukoğlu, kaynakların verimsiz kullanıldığını söyledi; biz aksini
iddia ediyoruz. Bu personeli nerede görevlendirecekler dediler. Şu anda,
Gaziantep'te ebe doluluk oranı yüzde 54, hemşire doluluk oranı yüzde 37'dir;
dolayısıyla, Gaziantep İli, standart kadrosunun yüzde 37'si ile çalışıyor,
orada görevlendireceğimiz açıktır. Yine, özel sağlık kuruluşları, akreditasyonla ilgili görüşler ifade
edildi, sağlık kuruluşlarının yerel yönetimlere teslim edilmesi söylendi. Şu
anda, Türkiye'de, belediyelere ait hastanelerin durumu hepinizin malumudur;
birçok hasta gidip orada tedavi olmak istemez. Özellikle Sayın Polat, üniversite hocalarından aldığı bir belge üzerinde
görüşlerini ifade ettiler. Üniversite hocaları, Türkiye'de kümülatif ebe
sayısının, geçmiş, sağlık meslek liselerine ait olanlarını veriyorlar. Bugün,
üniversitelerimiz yılda 800 sağlık elemanı yetiştirmek üzere öğrenci alıyorlar.
Sağlık Bakanlığına bağlı, şu anda faal olan 5 670 sağlıkocağımız, 11 000 sağlık
evimiz var. Yılda 800 öğrenci alarak-sağlık memuru, ebe, hemşire olarak- bunu
nasıl karşılayacaklar? Üniversiteler, acaba kendi hemşire ihtiyaçlarını
karşılayabiliyorlar mı? Sağlık Bakanlığı hastanelerinin, şu anda, ebe, hemşire
doluluk oranı üniversitelerden çok daha iyidir. Ayrıca, yüksek hemşire özelliğini taşıyan hemşirelerden, Erzurum Devlet
Hastanesinde kaç tanesi çalışıyor, kaç tanesi görev kabul etmiştir? Sayın
Polat'a, özellikle cevap olarak sormak istiyorum. Biz Sağlık Bakanlığı olarak, Türkiye'nin ihtiyaçlarını ortaya koymak
zorundayız. Dolayısıyla, iki yıl içerisinde 7 000 sağlık personeli emekli olan
bir bakanlık, geleceğe ait ihtiyaçlarını 800 öğrenciyle karşılayamaz. Sağlık
Bakanlığının, yardımcı sağlık personeline şu andaki ihtiyacı 76 000'dir.
Türkiye Büyük Millet Meclisine teşekkür ediyorum, 37 000'ini bir kanunla tahsis
etti; ancak, bunun sadece 9 600'ü yerleştirildi, 2 000'i de, zannediyorum,
Devlet Personel Başkanlığı tarafından, iki ay içerisinde yerleştirilecektir.
Dolayısıyla, iki yılda boşalan kadronun sadece yüzde 80'ini doldurabildik; bunu
ifade etmek isterim. Üniversiteler, kendi içlerine kapanmışlar, bu yolla üniversitelere
verilecek ödeneğin hesabını yapıyorlar; Türkiye'nin, kaç ebeye, kaç hemşireye,
kaç sağlık memuruna, kaç laboranta ihtiyacı var, bunu söylemiyorlar ve böyle
bir endişeleri de yoktur. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Ben teşekkür ediyorum. En son, yeşilkartlarla ilgili... MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, sorduğumuz sorulara, canlı
yayında cevap versin Sayın Bakan. Yazılı cevap... BAŞKAN - Süresi bitti efendim... Sayın Bakan, çok kısa olarak cevap verir misiniz efendim. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Kısa olarak cevap vereyim
efendim. Personelin nasıl alınacağı ile ilgili soru soruldu. Personel, merkezî
sınavla alınacaktır. Bir arkadaşımız, bu sınavların, genel kültür sınavı şeklinde olduğunu
söyledi. Evet, o konuda, ben de, sizinle aynı endişeyi taşıyorum. Yeni sınavın,
meslekî bilgiyi sorgulayan bir sınav olması zorunluluğu var. Devlet Personel
Başkanlığıyla görüşmelerimizi sürdürüyoruz; çünkü, müfredatı sorgulamayan bir
sınav yeteneği ölçemez. O konuda sizinle hemfikirim. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Bakanım, Aksaray'daki boş kadroları
dolduracak mısınız? SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Efendim, Aksaray'a yeni kurayla
personel gönderildi; ancak, sizin de ifade ettiğiniz gibi, hekim açığı yok;
ama, Türkiye genelinde doluluk oranında ciddî sıkıntılarımız var. Şu anda
hemşire doluluk oranı Aksaray'da yüzde 33, ebe doluluk oranı yüzde 26'dır
efendim. BAŞKAN - Sayın Bakanım, Sayın Gözlükaya'nın sormuş olduğu "nasıl
alacaksınız" konusuna açıklık getirebilir misiniz efendim. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Efendim, merkezî sınavla
alınacağına dair bağlayıcı hüküm var. Dolayısıyla, bunlar merkezî sınavla
alınacak; ancak, döner sermayeyle çalıştıracak hastane kendisi seçecek, kendine
uygun, imtihanı başarmış elemanlar arasından seçecektir. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. Efendim, geçici 2 nci madde üzerindeki görüşmeler, sorular bitmiştir. Geçici 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum: GEÇİCİ MADDE 3. - Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas
edilerek, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (1) sayılı cetvelin Sağlık
Bakanlığına ait bölümüne eklenmiştir. BAŞKAN - Geçici 3 üncü madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Gaziantep
Milletvekili Sayın İbrahim Konukoğlu buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon
Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının geçici 3 üncü
maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve
şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, geçici 3 üncü maddeyle 9 110 kadro ihdas
edilmektedir. Bu kadrolara, yaklaşık 5 000 hemşire, 1 000 sağlık memuru 700
şoför, 1 000 bilgisayar elemanı, 500-600 civarında da memur alınacaktır.
Yalnız, bu memurlar, sözleşmeli alınacak ve ücretleri döner sermaye tarafından
karşılanacaktır. Bu durumda, personel eksiği olan, ancak döner sermaye geliri
yetersiz olan hastaneler ve taşradaki kuruluşlara personel alma imkânı yoktur.
Alınacak olan bu sağlık elemanları, daha çok Ankara, İstanbul, İzmir gibi
merkezî yerlere ve döner sermaye gelirleri yüksek olan yerlere alınacaklardır. Bu personelin alınma şekli hakkında tereddütlerimiz vardı; Sayın
Bakan, bu tereddütlerimizi -kayda
geçmesi açısından söylüyorum- izale etti. Bunların, devlet memurluk sınavıyla
alınacaklarını ve sanıyorum, mülakat da yapılmayacağını belirttiler. Bu yüzden,
bu şekilde alınacak olmaları bizi rahatlattı. Bu 9 110 personelin, merkezî sistemle büyük şehirlerde istihdam
edilmesi, sorunu çözmüyor. Biliyoruz ki, Sağlık Bakanlığında büyük bir açık
var. Nitekim, geçen sene, 37 500 kadro isteği geldiğinde, biz, hekim kökenli
arkadaşlar, hep beraber, muhalefet iktidar demeden, bu 37 500 kadro için Sağlık
Bakanlığına destek olduk, hatta artırmaları yönünde de kendilerine ricada
bulunduk; ancak, bu 37 500 kadro hâlâ alınmamış, büyük bir açık var, bu 37 500
kadronun, maalesef, 9 100'ü bu şekilde taşrada, perifere veya ihtiyacı olan
yerlerde değil, daha çok merkezde görevlendirilecek. Tabiî, bu da hoş değil;
çünkü, döner sermaye geliri az olanlar ve taşradaki kuruluşlar, maalesef, büyük
bir personel sıkıntısı içerisindedir. Biraz önce Sayın Bakan, kendi memleketim
Gaziantep'te hemşire oranının yüzde 37 olduğunu, gerisi-nin boş olduğunu; ebe
oranının yüzde 54 olduğunu, yüzde 46'sının boş olduğunu ifade ettiler. Demek
ki, yarısı boş ve bunlar yine alınamayacak. Bu nedenle, buna, olumsuz oy
vereceğimizi belirtiyor, kanunun ülkemize, sağlık camiasına hayırlı olmasını
diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Konukoğlu. Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ali Gören. Buyurun efendim. FP GRUBU ADINA ALİ GÖREN (Adana) - Muhterem Başkanım, Muhterem Bakanım
ve değerli bürokratları, kıymetli arkadaşlarım; biraz önce, konuyla ilgili,
görüşülmekte olan döner sermaye yasa tasarısıyla ilgili görüşlerimin bir
kısmını açıklamıştım; tenkit ve katkı konusundaki görüşlerimden sonra,
önerilerimiz olduğunu ifade etmiştim. Bu önerileri kısmen izah ettim; şimdi,
devam ediyorum. Birinci olarak, Sağlık Bakanlığı hizmetlerinin yerel yönetimlere
devrinden bahsetmiştim ve bu hususta Adana'dan da bir örnek vermiştim. Muhterem
Bakanım, biraz önceki cevabında, belediye hastanelerindeki laçkalığı ve
işlemezlik özelliklerini vurguladılar. Tabiî ki, bunları ayrıca Muhterem
Bakanımızla da detaylı görüşmemiz gerekiyor. Sadece, bugün, belediye
hastanelerinde sürdürülen ve sadece belediye başkanlarının çiftliği mesabesinde
olan hastaneleri kastetmedik. Yerel yönetimler deyince, belediye başkanıyla,
valisiyle, sağlık müdürüyle ve yörenin ileri gelenleriyle oluşturulacak bir
bölgesel sağlık konseyinin, o bölgenin ihtiyaçlarını hem sorumlu hem yetkili
olarak en iyi şekilde uygulamasını amaçlayarak bahsettik ve bunun yararlarını
ve işleme kolaylıklarını da, her zaman ifade etmeye ve açıklamaya muktediriz. Ayrıca, Sağlık Bakanlığının, ülke genelinde, kaliteli, etkili, yeterli,
ulaşılabilir ve herkese eşit oranda uygulanan bir sağlık hizmetinin
yürütülmesinde standart belirlemeyi ve bu kaliteyi muhafaza etmeyi, hem kontrol
hem de tavsiye ederek, sağlamasının zaruretine de işaret ettik. Belediye
hastanelerindeki laçkalıktan, belediye başkanlarının ve o hastanelerin
işlemezliği kadar, bugün, Sağlık Bakanlığının da bir otorite olarak sorumlu
olduğunu ayrıca vurgulamamızda yarar var. Diğer bir konu olarak -üçüncü sırada- en önemli aksaklık unsurunu
vurgulamak istiyorum. Bugün, ülkemizde bir keşmekeş süregelmektedir; hasta
doktora para vermektedir, hasta hastaneye para vermektedir, hastane doktora
para vermektedir ve bu para ilişkisi, insanlar arasında kısmen açık kısmen
kapalı ortamlarda oluşmakta ve herkes birbirinden nasıl daha fazla para
alabileceğinin hesabını yapmaktadır. Değerli arkadaşlarım, arzu edilen ideal sistemde ve daha önce
hazırlanmasında da katkıda bulunduğum sağlık yasa tasarısında bu çok güzel
vurgulanmıştır. Doktor-hasta, hasta-hastane arasında para ilişkisinin kesin
olarak ortadan kalkması lazım ki, insanına göre, parasına göre, kesesine göre
değil; insan olma, vatandaş olma özelliği her şeyin üzerinde bir değer olarak
görülen bir anlayış meriyete, yürürlüğe girsin. Dolayısıyla, Muhterem
Bakanımdan ve özellikle değerli hükümet üyelerinden, hiç olmazsa, hazırlanmış
olan -eğer, bugün, halen daha, düzeltilmesi, revizyonu ihtiyacı varsa- sağlık
yasa tasarısının bu hükümetin bir katkısı olarak gündeme getirilmesini talep
ediyor ve muhalefet olarak da bizim desteklemek gibi bir erdemi göstereceğimizi
şimdiden ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, döner sermaye de verilse, bu para konusu gündemden
kalkmadığı müddetçe, muayenehaneler bu şekilde çalışmaya devam ettiği müddetçe,
muayenehanesi olan olmayan hekimler arasındaki, başhekimin alacağı yüzde 200'le
başhekim yardımcıları arasındaki çelişki, başhekimlerin amiri durumunda olan,
sicil amiri olan sağlık müdürlerinin "başhekimler alıyor, biz
almıyoruz" gibi, daha bugünden sakatlığı ve aksaklığı ortada, herkesin
gözüne batan bu sistemde çözüm getiremeyeceğimizi vurgulamak istiyorum. Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığına genel bütçeden
mümkün olduğu kadar artırımı sağlamakta ve bu artan miktarı, bugünkü hantal
işleyişe, 210 000 kişiyle yürüyemeyen, bir 10 000 kişi daha alınsa, 220 000
kişiyle nasıl yürüyeceği bir türlü izah edilemeyen hantal yapıya değil, yerel
yönetimlerin katkısıyla oluşturulan aktif bir yürütmeyle, özellikle temel
sağlık hizmetlerinin yürütülmesine yönlendirmekte yarar vardır. Sayın Bakanım, dün, konuşmasında çok güzel ifade buyurdular, yerel
olarak, İzmir'den, Elazığ'dan çok güzel örnekler verdiler. Demek ki, yerel
yönetimlere, yerel yetkililere yetki verildiğinde ve işlemler oralara havale
edildiğinde, fevkalade güzel bir şekilde işlemler yürüyecek, vatandaşımıza,
yetkililere hem sorumluluk hem yetki verildiğinde, bunun çok güzel örnekleri
her zaman için ortaya çıkabilecektir. Muhterem Başkanım, Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; bu
önerilerimiz ve başta yaptığımız tenkitlerin ışığında, eğer, şu an için ortaya
koyacak bir sağlık yasa tasarısını henüz netleştiremediysek, hiç olmazsa,
sağlık personeline verilmesi gereken miktarın, çok daha yaygın, özellikle genel
bütçeden çok daha aktif bir şekilde ücret verilmesi konusunda daha önce
verdiğimiz kanun teklifinde vurguladığımız üç unsur var. Bunu, sağlık personeli
değerli meslektaşlarım adına tekrar vurgulamakta yarar görüyorum. Bunlardan birincisi, sağlık personelinin ücretinin, yaygın bir şekilde,
genel bütçeden, esas maaşa yönelik olarak, mümkün olduğu kadar -biz, o zaman
yüzde 100 talep etmiştik- artırılması. İkincisi -özellikle altını çizerek vurguluyorum, defalarca da sayın
konuşmacılar tarafından ifade edildi- meslektaşlarımın maruz kaldığı bulaşıcı
hastalıkların (AIDS, tüberküloz, hepatit gibi ve buna benzer hastalıkların)
veya bulundukları ortamda kimyasal maddelere maruz kalmaktan dolayı
karşılaştıkları risklerin ve diğer yönden çalışmanın ağırlığı ile toksik
maddelerle karşılaşmalarından doğan risklerin sağlık personelinin bünyesinde
oluşturduğu tahribatın gözönüne alınmasıyla, diğer mesleklerde uygulanan
yıpranma zammının, özellikle çalışma sürelerine ilave edilmesini ve bu yönde sağlık
personelinin gözetilmesini özellikle arz ve rica ediyorum. Üçüncü olarak da, yine aynı kategoriden olmak üzere, nöbet sisteminin
Sağlık Bakanlığı bünyesinde çok adaletsiz bir şekilde yürütüldüğünü
dikkatlerinize sunmak istiyorum ve bu nöbetlerden birinden sonra maruz kaldığım
pnömoninin acısını halen duyuyor; bu işi, bu sıkıntıları yaşamış bir kardeşiniz
olarak nöbet sonrası iznin mutlaka sağlanmasını önemle altını çizerek
vurguluyorum arkadaşlar; çünkü, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde ve üniversitelerde,
sağlık sektörümüzde çalışan insanlar, bir gün boyunca çalışıyorlar, o gün,
akşam nöbete devam ediyorlar, gece boyunca hiç istirahat etmeden çalışmak
zorunda kalınabiliniyor, ertesi gün de yine akşama kadar, bu 36 saati bulan
çalışma süresi içerisinde tempoda bir yavaşlama dahi yapamazsınız, bu husus hiç
dikkate alınmaz. Arkadaşlarımızda, meslektaşlarımızda bu hususta çok ciddî bir
yıpranma söz konusudur.Özellikle, Muhterem Bakanımızın ve Bakanlık
yetkililerinin bugünden alacakları bir tedbirle, bir tamimle bunu ülke
genelinde çözebiliriz, halledebiliriz. Değerli arkadaşlarım, sözlerimin sonunda, Sağlık Bakanlığı bünyesinde,
eğer, biraz önce sıraladığımız
önerileri sağlayamıyorsak, tenkitleri dikkate alma imkânımız yoksa, şunu
bilelim ki, arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığı başında her ne kadar bu işte
iyiniyeti olduğunu iddia eden ve bunu göstermeye çalışan kardeşlerimiz de olsa,
meslektaşlarım da olsa, Sağlık Bakanlığı ve diğer bakanlıklar -hükümetimizin
dikkatine arz ediyorum- çok ciddî bir hantallaşmaya doğru, zaten bugün geldiği
hantallıktan daha ileriye gitmek üzeredir. BAŞKAN- Efendim, süreniz bitmek üzere; toparlarsanız minnettar kalırım. ALİ GÖREN (Devamla)- Bitirmek üzereyim efendim. Değerli arkadaşlarım, bu hantallığa çözüm bulamadığımız takdirde,
bakanlıkların bünyesindeki aksaklıkları ve sıkıntıları gidermek mümkün
olmamaktadır ve son günlerde devlet huzurunu kaçıran, devlet krizini gündeme
getiren olaylar her bakanlıkta söz konusu olabilir. Bu aksaklıkların bir
tarafından tutan bir gizli yetkili, bakanlarımızı dışlayıp "bakanın çizin
üstünü, düğmeye biz bastık" diye değişik ithamlarda bulunabilir.
Dolayısıyla, bu ağır aksak giden, hantal giden, bakanlarımızın kontrol
edemediği bu yapıyı kökünden değiştirmeye ve herkese yetki ve... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALİ GÖREN (Devamla)- Bitirmek üzereyim efendim; son cümlem. BAŞKAN- Efendim, maddeyle hiç alakalı olmayan düğme problemini açtınız;
bir. İkincisi, size cevap verecek insanlar burada olmayınca niye şey
yapıyorsunuz? Bir toparlarsanız memnun olurum efendim. ALİ GÖREN (Devamla)- Toparlayayım efendim. Efendim, son söz olarak, bu döner sermaye yasa tasarısını,
meslektaşlarımıza küçük bir katkı bile getirmesi pahasına desteklediğimizi ve
olumlu oy vereceğimizi; ancak, bünyesinde bulundurduğu mahzurların da,
Anamuhalefet Partisi Grubu adına konuşurken dikkate sunulmasının bir zaruret
olduğunu takdirlerinize arz ediyorum. Biraz önce söylemeye çalıştığım, hem Sağlık Bakanlığımızda hem de diğer
konulardaki hantallığın da hükümet tarafından dikkate alınarak, böyle palyatif
tedbirlerle çözülmeyecek kadar kompleks ve hantal bir özellik taşıdığını ve
bunun çözümünün bu Meclisin görevi olduğunu; hükümetin, bu hususta
sorumluluğunun her gün omuzlarında olduğunu hatırlatarak hepinize en derin
saygılarımı sunuyorum. Bir küçük hatırlatma. Dünkü konuşmalarda Muhterem Bakanımıza bir soru
soruldu. Deprem bölgesine Dünya Bankası tarafından gönderilen yüksek oranda bir
paranın sağlık sistemi için kullanılmadığı yönündeki soruya cevap alamadığını
söylememi arkadaşımız rica ettiler; bunu da buradan ifade ediyorum. Saygılar sunuyorum. BAŞKAN- Sayın Bakan, dün süresi bittiği için yazılı cevap vereceğini
ifade etmişti efendim. Bugün bu maddede varsa ifade edebilirler. ALİ GÖREN (Adana)- Ben kaçırdım efendim, sağ olun. BAŞKAN- Teşekkür ederim efendim. Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok. Şahsı adına, Antalya Milletvekili Sayın Nesrin Ünal; buyurun efendim. Süreniz 5 dakikadır. NESRİN ÜNAL (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; saygılarımla
selamlayarak, şahsım adına, 568 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 3 üncü maddesi hakkında sözlerime
başlıyorum. Tıp fakültelerindeki eğitimin ne kadar ağır olduğu ve sağlık
çalışanlarının da ne kadar zor şartlarda çalıştığını, hepimiz bilmekteyiz. Ben,
sizlere, bir gecelik nöbet karşılığı sağlık çalışanlarının kaç lira aldığını
söylemek is-tiyorum; uzman hekim 7 300 000 lira, pratisyen hekim 6 milyon lira,
lise mezunu hemşire 3,5 milyon lira, üniversite mezunu hemşire ise, bir gecelik
nöbet karşılığı, devletten, sadece 5 milyon lira almaktadır ve herkes sıcak
yatağında yatarken, çocukları evde hastayken, ateşliyken başkalarına emanet
eden bu insanlar, gelip, insanlarımıza şifa dağıtmaktadırlar; ama, biz,
bunların emeğinin karşılığını verememekteyiz. Bu kanunla, bir nebze de olsa hem bunların durumunun düzeltilmesi hem de
sağlık ocaklarından devlet hastanelerine döner sermaye almak için gelen
hekimlerin sayılarının düşürülmesi amaçlanmaktadır ve birinci basamak sağlık
hizmetleri de kuvvetlendirilecektir. Şu anda, Türkiye'de, ciddî şekilde yardımcı personel ihtiyacı vardır;
bunu, biz, Antalya'da bile yaşamaktayız Türkiye'nin en gözde şehri olmasına
rağmen. Ayrıca, ilçelerdeki ambulansları da, belediyelerden aldığımız geçici
şoförlerle çalıştırmaktayız. Bu yüzden, bu kadroların yeterli olduğuna
inanmıyorum ve Sağlık Bakanlığının daha çok kadroya ihtiyacı olduğuna
inanıyorum. Ayrıca, bu konuşmamla, kalkınmada öncelikli yörelerin düzeltilmesini
istiyorum; çünkü, Antalya'nın Gündoğmuş, Akseki ve İbradı ilçelerinin merkezle
aynı tutulması ya da Ankara'nın Güdül, Nallıhan, Çamlıdere gibi ilçelerinin
Ankara merkezle aynı tutulması, merkezlerde yığılmaya neden olmaktadır. Bu vesileyle, bu kanun tasarısının, hem
çalışanlara hem de milletimize
hayırlı olmasını diliyor, Sağlık
Bakanımıza da, bu adımdan dolayı teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Süreyi çok iktisatlı kullandığınız için, bir kere daha teşekkür
ediyorum; darısı Sayın Aslan Polat'ın başına. Sayın Polat, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Şimdi, tasarının bu maddesiyle 9 100 adet kadro ihdası var. Sayın Bakan,
hem burada hem de Plan ve Bütçe Komisyonunda -tasarıda da var- döner sermayeden
alınacak meblağla karşılamak üzere, 9 100 adet kadro aldığını söylüyor. Sayın
Bakana da, bunu niye böyle yaptığı söylendiği zaman, gerekçe olarak -ben, esas,
onun için biraz konuşacağım- İstanbul'dan misal verdi; İstanbul'daki birtakım
hastanelerdeki ebe ve hemşire açıklarından bahsetti ve şunu söyledi; aldığımız
37 000 adet kadroyu, ağırlıklı olarak, kalkınmada öncelikli yörelere vereceğiz;
İstanbul, Ankara gibi büyük vilayetlerimizde büyük açığımız var, buraları da
bunlardan karşılayacağız demek istedi. Yani, ne demek oluyor; bu 9 100 adet
kadronun büyük bölümü -para, döner sermayeler nerede; büyük illerde- büyük
illere alınacak demek oluyor bu. Öyle anladım ben; yanlış anladıysam düzeltsin. Yalnız, Sayın Bakanım, bakın, önümde, yine, bizzat Devlet Planlama
Teşkilatının verileri var; öyle muallak konuşmayalım; verilerden konuşalım.
Devlet Planlama Teşkilatı verilerinde "hekimlerimizin yüzde 40'ı, hastane
yataklarının da yüzde 38'i, nüfusun yüzde 25,6'sının yaşadığı 3 büyük ilde
toplanmıştır" deniliyor. Ne demektir bu; çok matematiksel bir oran var,
yüzde 25 nüfus olan yerde yüzde 40 doktor var. Ne demektir; yüzde 60 fazlalık
var; yani, Türkiye ortalamasına göre, sizin o boş dediğiniz yerlerde,
vilayetlerde, Türkiye ortalamasına göre yüzde 60 fazla doktor oluyor. Evet, İstanbul, Ankara, İzmir'e de doktor gelsin, ben bir şey demiyorum;
orada nüfus çok diye konuşuyoruz; ama, bu Türkiye ortalamasının üzerinde doktor
olduğunu, Devlet Planlama Teşkilatı, zaten orada tespit etmiş. Esas büyük açık,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu gibi kırsal bölgelerimizde. Bu,
matematiksel ispatıdır; sizin Devlet Planlamanın anketleridir. Onun için, siz,
doktor tahsis edecekseniz, önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kadrosunu tamamlayın
diyorum. Bakın, yine bir anket, Sağlık Bakanlığının anketlerinde deniliyor ki:
"10 000 kişiye düşen yatak sayısı olarak Marmara Bölgesinde 18,8; Ege'de
20, Doğu Anadolu'da 16, Güneydoğuda 10 hastane yatak sayısı var." Buna
göre, yine, Doğu ve Güneydoğuda 10 000 kişiye düşen yatak sayısı Türkiye'nin
batı ve Ege sahillerinden daha azdır. Onun için, siz evvela hizmete buralardan
başlayın. Sayın Bakanım, şimdi bir de "hep beni tenkit ediyorsun"
diyorsun. Hep tenkit etmem ben teşekkür de ederim. Mesela, bakın, bugün sizin
yanınıza geldik Köprüköy ilçe tipi sağlık ocağına 20 milyar lira para
vereceğinizi söylediniz; teşekkür ediyorum. Pazaryolu'nda bizim bir hemşerimiz hastaneye yatmıştı... Sizden lojman
için 50 milyar lira istedi, vereceğinizi söylediniz; teşekkür ediyorum. (MHP
sıralarından gürültüler, anlaşılmayan müdahaleler) BAŞKAN - Laf atmayın efendim... ASLAN POLAT (Devamla) - Yine, Aşkaleliler sizden bir böbrek diyaliz
bölümü açmanızı istediler... BAŞKAN - Sayın Polat, bir dakika... CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkanım, laf atmıyoruz; "parayı
teslim alıyor, Aslan reklam yapıyor" diyorum. BAŞKAN - Efendim, söz hakkınızı kullandığınız zaman söylersiniz. Sayın
Polat'ı rahat bırakın; fikrini söylemeyecek mi yani? Buyurun Sayın Polat. ASLAN POLAT (Devamla) - Tabiî Şimdi Aşkaleliler telefon açtılar, bir böbrek yetmezlikleri var, diyaliz
ünitesi istediler, o arada bir Aşkaleli olduğuyla övünen bir MHP'li
milletvekili arkadaşımız var, onun vasıtasıyla Bakana söyledik, o biraz pek
olumlu bakmadı ki, Bakan da ona pek olumlu bakmadı, öyle hissettim. Bu böbrek
ünitesi giderse Aşkale'ye o arkadaşın tesiriyle gidecek, gitmezse de onun
olumsuz bakmasından gitmeyecek; Aşkalelilere söylüyorum. Herkes yerini bilsin. Şimdi, ben Oltuluların sizden isteğini söylüyorum Sayın Bakanım.
Oltulular diyorlar ki: "Bizim 40 civarında fiilen diyaliz hastamız var,
Erzurum'a gidiyorlar, 20 civarında da hastamız var, Oltu'da diyaliz ünitesi
olmadığı için onlar da başka vilayetlere gittiler, 60 civarında diyaliz
hastamız var." Oltu'ya bir diyaliz ünitesinin kurulması çok acil ister.
Ben bunu üç yıldan beri söylüyorum hiçbir bakan şu ana kadar yapamadı. Eğer,
siz yaparsanız yine size buradan teşekkür ederim. Yine, Oltulular sizden, kollu röntgen cihazı, 1 adet dizel ambulans ve
Oltu'da 112 acil servisinin açılmasını istiyorlar. Ben bunları size Plan ve Bütçe Komisyonunda da dedim, şu ana kadar
yapmadınız o yüzden size ben zayıf verdim biraz önce; eğer yaparsanız ders
notunuzu yükseltiriz. Yine, Oltuluların sizden ek bina isteği var. "Eğer bunu
yapamayacaksınız, belediyenin tahsis ettiği 16 000 metrekare alana 200 yataklı
bir hastane yaparsanız daha çok memnun oluruz" diyorlar. Ve yine Oltulular
diyorlar ki: "Her ne kadar nüfusumuz 30 000 görünüyorsa da bizim sağlık ocağı
kayıtlarına göre 47 000 nüfusumuz var. Sayımda bunlar hep Olur ve Şenkaya'ya
gittikleri için biz burada noksan göründük, esas nüfusumuz fazla." Hınıslıların ihtiyacı çok önemli. Onlar da diyorlar ki: "Bizde bir
tek genel cerrahi uzmanımız yok." (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika ek süre verirseniz
bitiriyorum. BAŞKAN - Tabiî efendim; buyurun. ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Bakanım, ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda
bunları size söyledim, yine gelmemiş; yine sizin zayıfınızda. Tekrar ediyorum,
Hınıs'ta genel cerrahi uzmanı yok, çocuk cerrahi uzmanı yok, dahiliye uzmanı
yok; yalnız kadın doğum uzmanı var. Şimdi, sizden bu üç tanesini istiyoruz.
Hınıs da, bizim, vilayet olmak isteyen önemli bir ilçemizdir. Yine, Hınıslılar diyor ki: "Biz, 2000 yılında, döner sermayeden
250-300 milyar liralık bir gelir de çıkardık; ama, bizim yakınımızda bulunan
bir başka vilayete bağlı bir ilçe, döner sermayeden ancak 30 milyar lira elde
edebildi. Bizim döner sermayeden elde ettiğimiz gelirlerden onlara da gidecekse
bizim personelimizin morali bozulur." Buna da bir cevap vermenizi
istiyorlar. Netice olarak şunu söylüyorum: Devlet Planlama Teşkilatı, üniversite
hocaları zayıf not verebilir; ama, bu dediklerimi yaparsanız, ben, size, müspet
not vereceğimi bildirir, saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Polat. Görüşmeler tamamlanmıştır. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, benim de söz talebim vardı. BAŞKAN - Sorulara geçiyorum efendim. Buyurun Sayın Enginyurt; şimdi sorun bakalım efendim. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana sormak
istiyorum. Yaklaşık 150 000 civarında hemşire, sağlık meslek okullarından mezun
olduktan sonra gerek önlisans gerekse lisanslarını tamamladıktan sonra özlük
haklarında bu zamana kadar hiçbir değişikliğin olmadığını ifade ediyorlar. Bu
personelin özlük haklarında bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz? Bir de, Sayın Aslan Polat, hep, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da doktor
açığı olduğunu söylüyor; Korgan, Kumru, Aybastı, Ulubey, Gürgentepe ve Akkuş
Devlet Hastanelerine uzman doktor vermeyi düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Bedük, buyurun efendim. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın
Bakanımıza şu sorularımı arz ediyorum. Sağlık meslek lisesi mezunları halen önemli ölçüde iş beklemektedirler,
görev beklemektedirler ve sağlık meslek lisesi mezunları, merkezî sınav
sistemine tabi tutulduklarından, genel kültür üzerinden de değerlendirilmeye
tabi tutulmaktadırlar. Bu itibarla, sağlık meslek lisesi mezunları, diğer
meslek gruplarında olduğu gibi, kendi meslek alanlarıyla ilgili sınava tabi
tutulmadan, âdeta, sınav kazanamamış pozisyona düşmekte ve dolayısıyla, sağlık
meslek lisesi mezunlarını göreve almak istemenize rağmen, alamadığınızı geçen
dönem bana da ifade etmiştiniz. Şimdi sorum şu: Sağlık meslek lisesi
mezunlarına 37 000 kadro alınmış olunmasına rağmen bunların sadece 9 000'inin
doldurulmuş olunmasını yeterli buluyor musunuz? 37 000 kadro alınmış olunmasına
rağmen diğer kadroların doldurulması için gayretinizi olacak mı ve merkezî
sınav sisteminde, özellikle sağlık meslek lisesi mezunlarının özel soru
sistemine tabi tutulması için Devlet Personel Dairesini yönlendirmeye hükümet olarak
herhangi bir şekilde teşebbüsünüz olacak mı; birinci sorum bu. İkincisi, sağlık reformu ve genel sağlık sigortası ile ilgili olarak
uzun bir süre üzerinde çalışma yapılmış olan teklifimiz şu anda Sağlık
Komisyonundadır. Sağlık Bakanlığı olarak devletin devamlılığı esasından
hareketle, daha evvel, Doğru Yol Partisi zamanında hazırlanmış ve bugün Sağlık
Komisyonunda bekleyen kanun teklifleriyle ilgili çalışmanız var mı, bunu tekrar
gündeme getirmeyi düşünüyor musunuz ve bilimsel anlamda hazırlanmış olan bu
tekliflerle ilgili görüşünüz nedir? Diğer bir sorum; özellikle sivil toplum örgütlenmesi bakımından
söylüyorum: Hemşirelerin oda kurmalarıyla ilgili bir kanun teklifimiz şu anda
Sağlık Komisyonunda bulunmaktadır. Sivil toplum örgütü olarak bunların örgütlenmesinin
bir insanlık hakkı olduğu varsayımından hareketle, hemşirelerimizin, gerek
özlük hakları ve gerekse hizmetleri bakımından haklarını en iyi şekilde dile
getirmeleri ve takip etmeleri açısından, örgütlenme hakkı olarak
değerlendirdiğimiz odanın kurulması hususundaki görüşünüz nedir; şu anda Sağlık
Komisyonunda bulunan, hemşirelerimizin oda kurmalarıyla ilgili teklifimiz
hususunda bize bir desteğiniz olacak mı? Son sorum: Ankara Sincan Hastanesi 1996 yılı programına alındı; 1997
yılında temeli atıldı, subasman seviyesine kadar gelmiş olmasına rağmen
tamamlanmadı. Sayın Bakanım, başlanmış olan bir yatırımın tamamlanması,
devletin ciddiyeti bakımından da
fevkalade önemlidir. Ümit
ediyorum ki, sizler, bu hastanenin tamamlanması hususunda gayret göstereceksiniz.
Bu sene, özellikle 2001 yılında, Sincan Organize Sanayi Bölgesinin orada
olduğunu ve özellikle, önemli bir yerleşim alanı olduğunu düşünerek, buradaki
hastanemizin tamamlanması hususunda desteğiniz olacak mı? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Sayın Yıldız; buyurun efendim. SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakanıma 3
soru yöneltmek istiyorum; birincisi, yıllardır mütehassıs doktor açığı devam
eden Muş Devlet Hastanesinin doktor açığının, hiç olmazsa, büyük bir kısmını
önümüzdeki yıl içerisinde kapatmayı düşünüyor musunuz? İkincisi, Muş'a 150 kilometre uzaklıkta bulunan Malazgirt İlçemiz var;
beş yıldan fazla bir süredir, 50 yataklı bir devlet hastanesi tamamlanmış
olmasına rağmen, maalesef, 2 veya 3
doktorla hizmet vermeye çalışılmakta, doktorsuzluktan dolayı yatak
hizmetleri doğru düzgün verilememekte. Buraların sağlık ekibi veya doktor
ihtiyacını ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz? Aynı şekilde, Muş-Varto Devlet Hastanesi, doktor yokluğundan dolayı hizmet verememekte. Hasköy İlçemizde yeni
yapılmış olan 20 yataklı devlet hastanesi, maalesef, doktorsuzluk yüzünden
hizmet verememektedir. Bu ilçelere mütehassıs veya hiç olmazsa birkaç pratisyen hekimi bu yıl içerisinde atayacak mısınız? İlçe merkezlerinin dışında, beldelerde bulunan sağlık ocaklarımız ve
köylerdeki sağlık evlerimizde doktor ihtiyacı bir tarafa bırakılmış, maalesef;
muhtarlarımızın ve belediye başkanlarımızın, hiç olmazsa, bu sağlık ocaklarına
birer tane de olsa ebe ve hemşire talepleri vardır. Bu ihtiyaçların, Hiç
olmazsa acil olan kısımlarını bu yıl tamamlamasını sayın bakanımdan bekliyorum.
Saygılar sunuyorum. BAŞKAN- Sizinki biraz sual değil, yarım konuşma oldu efendim. Sayın Karslıoğlu, buyurun. MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu)- Sayın Başkanım, aşağıdaki sorularımı
aracılığınızla sayın bakanıma sunmak istiyorum: Sayın Bakanım, her şeyden önce, deprem bölgesinde verdiğiniz sağlık
hizmetinden dolayı size minnettarız. İki tane sorum var. Bir tanesi, şu an Bolu'ya fondan yapılacak
hastanenin ayrı bir yere yapılma düşüncesi var; fakat, şu anda, Bolu İzzet
Baysal Devlet Hastanesinin yapıldığı alan 130 000 metrekare; yani, 130 dönüm;
eğer, bu hastaneyi de ayrı bir yere yaparsak Bolu'da üç tane hastane olacak.
Bir bu hastane, bir İzzet Baysal Devlet Hastanesi, bir de Doğum ve Çocuk
Hastanesi. Bilmiyorum, bu fondan yapılacak hastaneyi de İzzet Baysal Devlet
Hastanesinin yanına yapamaz mıyız? İkincisi de -bu yönde de çok büyük hizmetleriniz geçti- Akçakoca
İlçesine 11 yıldan bu yana yapılmakta olan 100 yataklı devlet hastanesi,
katkılarınızla epey hızlanmış bir durumda; fakat, geçen hafta gittiğimde,
hastanenin açılması için biraz daha katkılarınıza ihtiyaç var; 11 yıl geçti,
artık, ilçe halkı bu işten sıkıldı. Bir an önce, Akçakoca Devlet Hastanesinin
açılmasını bilgilerinize arz ediyorum. Saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Bakan, 3,5 dakikanız var efendim; buyurun. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, sondan başlayarak
cevap vermek istiyorum. Akçakoca Devlet Hastanesinin inşaatıyla doğrudan ilgileniyorum.
Maalesef, o müteahhit geciktiriyor; ama, şu anda, tıbbî donanımı dahil her şeyi
hazır; zannediyorum yüzde 98-99'larda; bir an önce, o, çevre düzenlemesini
tamamlar ise, Akçakoca Devlet Hastanesi derhal hizmete girecektir. Bolu Devlet Hastanesinin zemin etütleri, yöre ihtiyacı bakımından nerede
uygun ise, oraya yapılacak. Sincan Devlet Hastanemizin inşaatıyla yakinen ilgileniyorum; ancak,
yüzde 45'ler düzeyinde zannediyorum. Bu dönemde, 3148 sayılı Yasayla ilgili
fonlardan ciddî bir destek vereceğiz. Hemşireler kanunuyla ilgili biz olur verdik. Hemşirelik ilgili biz olur
verdik; hemşirelik kanununun çıkması ve oda kurmalarıyla ilgili biz destek
veriyoruz ve takip ediyoruz. Sayın milletvekillerimizin bahsettiği Sağlık Reformu Yasa Tasarısı,
özellikle birbirini tamamlayan birçok yasalarla ilgilidir. Sağlık Sandığı Yasa
Tasarısını daha önce görüşmelere açmıştık; ilgili tenkit ve eleştirilerden
sonra yeniden düzenlendi; Bakanlar Kuruluna getirilerek, oradan Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine gelecektir. Özellikle bu kadroların nerede kullanılacağı, döner sermayesi büyük olan
üç büyük ilde mi kullanılacağı söylendi. Önümde, vardiya sistemiyle çalışan 65
hastanenin isimleri var; mesela, Bolu İzzet Baysal, Isparta, Kırıkkale, Samsun,
Aksaray, Afyon... Bunlardan herhangi birinin, bu personeli çalıştırabilecek
döner sermaye gelirleri var, oralar da çalıştırılacak. Sayın Polat'a gelince; biz, Çanakkale'den bahsediyoruz, o Boğazkale'den
bahsediyor. Biz, yardımcı sağlık personeli ortalamasını veriyoruz, o üç büyük
ildeki hekim sayısını veriyor. Burada, DPT'nin rakamlarını doğru veriyorsunuz
da, bahsedilen konuyla ilgili olanı vermiyorsunuz. Dolayısıyla, bizi
dinleyenler bakımından biraz şık olmuyor. Biz, İstanbul, Ankara, İzmir'de hekim
sayısının, standardın üzerinde olduğunu biliyoruz; ama, İstanbul'da ebe,
hemşire doluluk oranı yüzde 34'tür. Bizim, bugün, getirdiğimiz yasa
tasarısında, hekimle ilgili bir madde yoktur kadro bakımından; kadrolar,
yardımcı sağlık personeliyle ilgilidir. Yine, özellikle, yardımcı sağlık personeli sınavıyla ilgili
görüşlerinize -tekraren ifade ediyorum- biz katılıyoruz. 37 000 personelin 12
000'inin kadrosu tahsis edilmiştir; 25 000 personel, yine, kalkınmada öncelikli
yörelerde görevlendirilecektir. Burada bahse konu, döner sermayede çalışacak
personel de, vardiya sistemiyle çalışan hastanelerde görevlendirilecek. Uşak
var bunun içinde, Trabzon var, Malatya var, Elazığ var. Bunların da, yine,
birçoğu kalkınmada öncelikli yörelerdir. Dolayısıyla, kim çalıştırabilecek
döner sermayeye sahipse, o çalıştıracaktır. Döner sermayenin artırılmasını
teşvik eden, hizmetin kalitesinin artırılmasını teşvik eden bir yasa
tasarısıdır. Dolayısıyla, ben, bu yasa tasarısının, tüm sağlık çalışanlarına ve
tüm topluma büyük katkılar sağlayacağını, hizmet kalitesini artıracağını ve
hizmette bir yarışı başlatacağını, geçmişte yanlış uygulanan Tam Gün Yasasının
doğru biçimiyle uygulanacak bir modeli olacağını ifade ediyorum. Bunun, tüm insanlarımıza ve sağlık çalışanlarına hayırlı, uğurlu
olmasını diliyor, hepinizi, verdiğiniz katkılardan dolayı saygıyla
selamlıyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan, söz istemiştim... BAŞKAN - Sayın Gül, söz istediniz; ama, süremiz bitmişti efendim. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim süremiz bitmişti... SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) -
Sayın Başkan, Ankara'nın ilçeleri, geri
kalmış yöreler gibidir; onun için, kadro tahsislerinde Ankara'nın
ilçelerinin dikkate alınması hususunda Sayın Bakanıma özellikle ricada
bulunuyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. Sayın Gül, öbür maddede söz vereyim, süremiz bitti efendim. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan, karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum. BAŞKAN - Ne yapacağım ben?!. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Karar yetersayısı... BAŞKAN - Ama, daha bir şey söylemedim ki! MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Oylamadan evvel zabıtlara geçmesini
istiyorum... TURHAN GÜVEN (İçel) - Muhtemel söylemlerinize karşı bir tedbir... BAŞKAN - Tabiî efendim, hiç fark etmez... Tehdit ve şantajdan hiç
korkmam! Arkadaşlarımız dışarıdalar, şimdi gelirler efendim. Geçici 3 üncü maddeyi, ekli 1 sayılı listeyle birlikte oylarınıza
sunarken karar yetersayısının aranılmasını
istediler; onun için, oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve karar
yetersayısını arayacağım. Oylama için 2 dakika süre veriyorum. Oylamayı başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN- Sayın başkanlar... Sayın Çakan... Sayın Çakan, kaç dakika ara vereyim?.. ZEKİ ÇAKAN (Bartın)- 10 dakika ara verelim efendim. TURHAN GÜVEN (İçel)- Sayın Başkan, bize de sorun da uyum sağlayalım. ZEKİ ÇAKAN (Bartın)- Sayın Başkan, soru sordunuz, cevap veriyorum: 10
dakika ara verelim. İSMAİL KÖSE (Erzurum)- Sayın Başkan, 10 dakika ara verelim. MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli)- 5 dakika Sayın Başkan... BAŞKAN- Saat 15.50'ye kadar birleşime ara veriyorum. Teşekkür ederim. Kapanma Saati : 15.40 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati : 15.50 BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne),
Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43 üncü
Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum. Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme
(Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları
raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 2.- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
(1/789) (S. Sayısı : 568) (Devam) BAŞKAN - Komisyon?.. Burada. Hükümet?.. Burada. Komisyon ve Hükümet yerini almıştır. Tasarının geçici 3 üncü maddesinin oylamasında karar yetersayısı
bulunamamıştı. Şimdi, geçici 3 üncü maddeyi ekli (1) sayılı listeyle birlikte
oylarınıza sunacağım ve oylamayı elektronik cihazla yapacağım. Oylama için 2 dakika süre veriyorum. Oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Efendim, karar yetersayısı vardır, geçici 3 üncü madde kabul
edilmiştir. Şimdi, çerçeve 3 üncü maddeyi, kabul edilen geçici 2 nci ve 3 üncü
maddeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir. 4 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 4. - 209 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer
alan "muhasiplerin tayini Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının teklifi
üzerine Maliye Bakanlığınca ve" ibaresi metinden çıkarılmış ve 209 sayılı
Kanunun adında ve maddelerinde geçen "Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığı" ibareleri "Sağlık Bakanlığı" olarak değiştirilmiştir. BAŞKAN - 4 üncü madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Şanlıurfa
Milletvekili Sayın Mustafa Niyazi Yanmaz'a söz veriyorum. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 568 sıra sayılı yasa tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde,
Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, üzerinde görüştüğümüz tasarı, Sağlık Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Döner Sermaye
Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısıdır. Değerli arkadaşlar, burada, çok az bir süre önce 2001 yılı bütçesi
görüşüldü ve dolayısıyla, bu bütçe içerisinde, Sağlık Bakanlığı bütçesi de
görüşülmüş oldu. Hepimizin gördüğü gibi, 2001 yılı bütçesi içerisinde Sağlık
Bakanlığına ayrılan pay yüzde 2,6 civarında. Rakam olarak, maliyet olarak da 1
katrilyon 300 trilyon lira civarında bir bütçe ayrıldı Sağlık Bakanlığına.
Yine, ülkemizde, kişi başına düşen sağlık hizmeti, aşağı yukarı 200 dolar
civarında, 187 dolar deniliyor. Kıymetli arkadaşlar, ileri Batı ülkelerinde, çağdaş batı ülkelerinde,
gelişmesini tamamlamış ülkelerde bu rakam, genel bütçenin yüzde 8'i ilâ yüzde
11'i arasında ve yine, kişi başına düşen sağlık hizmeti de 2 000 dolarlar
civarındadır. Şimdi, dilimize pelesenk ettiğimiz, hepimizin çok söylediği, her şeyin
başı sağlık anlamı içerisinde, görüyoruz ki, Türkiye'de, her ne kadar biz, her
şeyin başı sağlık diyorsak da, sağlık sistemimizde ciddî bir çöküş var, bir
köhnemişlik var, bunların düzeltilmesi icap ediyor; çünkü, sağlık, her şeyin
başı olmaktan ziyade, sağlık ayağa düşmüş. Değerli arkadaşlar, getirilen bu yasa tasarısına, özellikle memurlar
cihetiyle bakmak lazım. Zaman zaman hepimizin yanına farklı kurumlarda çalışan
arkadaşlar yaklaşıyorlar. Mesela, bir emniyet mensubu yaklaşıyor, sayın vekilim,
bizim durumumuz ne olacak, maaşlarımızda bir iyileştirme olmayacak mı" ve
yine, kutsal bildiğimiz, hakikaten gelecek nesillerimizi emanet ettiğimiz bir
öğretmen yaklaşıyor "bizim maaş durumumuz ne olacak" diyor.
Özellikle, bu enflasyonist baskı ortamında, bu maaşlarla geçinmenin güçlüğünden
bahsediyorlar. Ben inanıyorum -ki, dün, Sayın Sağlık Bakanımız da konuştular burada-
hakikaten iyiniyetle hareket ediyorlar, olumlu adımları var; fakat, bu
iyiniyet, bazen çok meseleyi çözümlemiyor. Arkadaşlar, sağlık personeli de bu noktada birtakım protestolar yaptı,
yürüyüşler yaptı. Dolayısıyla, onların da, bu kutsal mesleği icra etmeleri
sebebiyle haklı birtakım istekleri, talepleri var. Hatırlarsınız, hepimizin
okul yıllarında, sınıfın en çalışkan öğrencisi, en parlak zekâlı öğrencisi,
hep, tıbbı tercih ederdi; 1970'li yıllarda, 1980'li yıllarda bu böyleydi;
fakat, şimdi gördüğümüz kadarıyla, belki bilgi teknolojisinden, ileri
teknolojiden olsa gerek, artık, çocuklarımız, genç zihinler, beyinler tıbbı,
doktorluğu pek tercih etmiyorlar. Sebebine gelince, 21 inci Yüzyılın
teknolojisi baz alındığı gibi, doktorluk mesleğinin de çok cazip olmadığı,
geçimlerini, ekonomik devrimlerini yapamadığı noktasında, o çocukların da, o
talebelerin de, öğrencilerin de ciddî ciddî endişeleri, kuşkuları var. Değerli arkadaşlar, şimdi, sağlık personelinin döner sermayesi var diye, Sağlık Bakanlığında döner sermaye
imkânı var diye, sağlık personeli bir nebze olsun bir rehabilitasyona gidecek,
maaşlarında bir iyileştirme olacak; ancak, emniyet mensuplarının, diğer düz
memurların, mühendislerin, öğretmenlerin bu tür imkânları olmadığı için, onlar,
hallerine razı olacaklar. Dolayısıyla, bizim hep şikâyet ettiğimiz, müşteki
olduğumuz konu sabit gelirlilerin, memurların maaşlarının yetmediği ve
özellikle işçiler ile memurlar arasında bir ücret dengesizliğinin olduğu
noktasında. Sağlık Bakanımız, kendisi de sağlıkçı olması hasebiyle, sağlık
meselelerini çok iyi bildiği için, insanların, sağlık çalışanlarının moral
değerini çok iyi bildiği için, onların motivasyonu açısından bu argümanı
önümüze getirdi. Bizim de, Fazilet Partisi Grubu olarak, bunun karşısına
çıkmamız mümkün değil. Değerli arkadaşlar, özellikle, bu yasa tasarısı iki noktada
düğümlenmekte. Birincisi, sağlık çalışanlarının döner sermayeyle durumlarının
iyileştirilmesi, durumlarının rehabilite edilmesi. Bir diğer konu da -yine,
yasa tasarısında var- 9 100 kişilik kadro ihdası. Şimdi, bu sağlık
çalışanlarının döner sermayeyle durumlarının iyileştirilmesi hakkındaki -biraz
önce, Sayın Bakanımız ifade ettiler ve o ifadeleri de zabıtlara geçti- konuda, dünden başlayarak bizim
tereddüdümüz, endişemiz vardı; o konuda biraz rahatladık. Özelikle, en alt
sosyal dilimde olan, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, parası da olmayan, yeşil
kartı da olmayan insanların, vatandaşlarımızın, sağlık ocaklarına gittiklerinde
ücretli muayene edilecekleri, ücretli tedavi edilecekleri noktasında
endişelerimiz vardı. Bu, yine, yasada, açıklığa vuzuha kavuşturulmuş değil;
ancak, biraz önce, Sayın Bakanımız, sorulara verdiği cevaplarda, kesinlikle, o
alt grupta, alt sosyal dilimde olan, hiçbir sosyal güvencesi olmayan
vatandaşlarımızdan para tahsil edilmeyeceği, ücret kesilmeyeceği noktasında
endişelerin gitmesi için beyanda bulundular. Şimdi, ben, burada, 224 numaralı Sağlık Hizmetlerin Sosyalleştirilmesi
Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinde "aşağıda zikredilen haller hariç
parasızdır" deniliyor. Değerli arkadaşlar, bakın, burada, (a) şıkkı, (b)
şıkkı, (c) şıkkı var. Özellikle, ben, bunlardan birini okuyayım: " Bölgede
yaşayan halkın çalışma saatleri nazarı itibara alınarak tayin edilen mesai
saatleri dışında ve tatil günlerinde nöbetçi olmayan hekim ve yardımcı sağlık
personeline muayene ve tedavi olmak isteyenler ücrete tabidir." Şimdi, modern çağda, 21 inci Yüzyılda, sosyal güvenlik kurumlarının,
genel sağlık sigortasının, bütün ülkelerde, gelişmiş ülkelerde geçerli olduğu
bir zamanda, benim endişem o ki, Türkiye'de, ülkemizde, sağlık, âdeta paralı
hale getiriliyor. Eğer, siz, herhangi bir kurumla bağlantılı değilseniz,
herhangi bir sosyal güvenceniz yoksa, eskaza hastalanırsanız, bu hastalanma,
rahatsızlanma, mesai saatleri dışında ise, siz, bir sağlık ocağına
gittiğinizde, sizden bir ücret talep edilecektir. Değerli arkadaşlar, zaten, sosyal güvenlik kurumlarına dahil olanların
belli bir geçim standardı var, refah düzeyi var. Mühim olan, bu alt sınırda
olan insanların parasız, ücretsiz muayene olabilmeleri. Arkadaşlar, bu döner sermayeyle sağlık personeline getirilebilecek
iyileştirme, sağlık personelinin, sağlık çalışanlarının meselelerinin radikal
çözümü değildir; bunlar, palyatif
tedbirlerdir. Yani bu döner sermayeyle bu insanların meselelerine,
problemlerine çözüm gelmeyecek. Şimdi, her ilde bir döner sermaye saymanlığı
kurulacak; ondan farklı olarak, büyük illerde belki birkaç döner sermaye
saymanlığı kurulacak. Değerli arkadaşlarım, şimdi, mesela, hastanede çalışan insanların döner
sermayeleri çok daha verimli, çok daha randımanlı; belki, gelirleri yoğunluk
itibariyle daha fazla olacak. Ancak, sağlık ocaklarında çalışan insanların,
personelin burada verimliliği düşük olacak. Bunlar da belki eskaza şöyle
düşünebilirler, o mantaliteye sahip olabilirler ki, biz de, döner sermayemizi
artırabilmek için paralı, ücretli tedaviye geçelim. Bu, ister istemez vatandaşımızı,
insanımızı rahatsız edecektir. Arkadaşlar, yasa tasarısında olayın düğümlendiği bir diğer konu 9 100
kişilik kadro ihdası. Değerli milletvekilleri, geçen yıl ben de sağlık komisyonundaydım, geçen
yıl, biz, Sağlık Bakanlığına 37 000 civarında kadro ihdas ettik, onun maliye
tarafından ne kadarına izin verildiğini bilemiyorum; fakat, burada, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanının gazetelere, medyaya yansıyan ifadesinde "biz, 32
000 çalışanla Sağlık Bakanının hizmet verdiği kesime hizmet verebiliyoruz"
diyorlar. Yani, bir yerde, ben ortalığı kızıştırmak istemiyorum, tahrik etmek
istemiyorum ama... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) - ...Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanının ifade etmek istediği şey şu idi: Biz, Sağlık Bakanlığının yarıya
yakın personeliyle 40 milyon insana hizmet veriyoruz. Arkadaşlar, şimdi, anlayamadığımız şey şu: Biz, bu 37 000 kişiyi geçen
yıl verdik, 9 000 kişi daha vereceğiz; bir müessese, bir kuruluş, bir bakanlık
eğer rantbl, rasyonel yönetilmiyorsa, orada hantallık söz konusu olur. Burada, Sağlık Bakanımızın, özellikle vardiyayla ilgili adımını biz
müspet karşılıyoruz, olumlu buluyoruz. Özellikle, ülkemizde, çok büyük paralar
verilerek ithal edilen tıbbî cihazlar, çok pahalı olan, MR gibi, tomografi
gibi, ultrason gibi tıbbî cihazlar, 8 saat mesaide çalıştırılıyor, 16 saat atıl
halde bırakılıyordu. Vardiyalı sistemle, bunun atıl halden kurtarılmış olması,
bir aktivite kazandırılmış olması, hakikaten, ülkemiz için bir kazanç ve
özellikle hasta olan vatandaşlarımız için büyük yığılmaları önleyecek bir
davranış biçimi; çünkü, siz bir MR çektirmek istediğinizde, bir tomografi
çektirmek istediğinizde, size üç ay, altı ay gün verilmekte Ben inanıyorum ki,
vardiyalı sistemle, bu, bir nebze olsun eritilebilecek ve insanlarımıza daha
kaliteli bir hizmet verilmeye çalışılacak; ancak, burada, Sağlık Bakanlığındaki
dağılımdaki dengesizlik şu: Batıda çok fazla personel varken; mesela, bir
ilimizde... Biz komisyonda konuşurken, orada bir milletvekili arkadaş
"bizim bir ilimizde, 100 000-150 000 nüfuslu bir ilde, 160 mütehassısımız
var" dedi. Değerli arkadaşlar, Şanlıurfa'nın Siverek İlçesinde, Şanlıurfa'nın
Viranşehir İlçesinde 100 000 üstünde nüfus var, toplasanız, parmakla saysanız 2
veya 3'ü geçmez mütehassıs sayısı. Burada, dağılımda büyük bir dengesizlik var. Biraz önce bir sayın
milletvekilimiz yerinden soru sordu, "sadece doğuda, güneydoğuda bu tür
sağlık problemleri var da Karadenizde yok mu" diye; doğrudur, orada da
var. Dağılımda bir dengesizlik var. Yani, bir sağlık reformunun getirilmesi
lazım, sağlıkta yapısal değişikliğe gidilmesi lazım. Bunda hepimiz hemfikiriz,
doğrudur; ancak, bu konu, eğer rantbl bir şekilde, rasyonel bir şekilde... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. 2,5 dakika fazla süre verdim size... MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - İkinci söz, Doğru Yol Partisi Grubuna ait. Bingöl Milletvekili Sayın Necati Yöndar; buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA NECATİ YÖNDAR (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı
Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner
Sermaye Hakkında Kanun ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinize saygılar sunarım. Bu kanun tasarısıyla, sağlık personelinin ücretlerine katkıda bulunmak
üzere, personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden sağlık
personeline yapılan eködemeler artırılmakta, Sağlık Bakanlığına bağlı il
düzeyindeki mevcut döner sermayeli işletmeler birleştirilerek, her ilde tek bir
döner sermaye işletmesi kurulmakta, büyük şehirlerde, ihtiyaç halinde, birden
fazla döner sermaye işletmesi kurulabilmesine imkân tanımakta ve Sağlık
Bakanlığının personel ihtiyacını karşılamak amacıyla, 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye eklenmek üzere, 9 110 adet kadro ihdas edilmektedir. Ülkemizde, sağlık hizmetlerinin en önemli sorunlarından biri, sağlık
personelinin ücret yetersizliğidir. Ağır bir hizmet yükü karşısında sağlık
personeline yapılan ücret ödemelerinin yetersizliği, sağlık personelini olumsuz
yönde etkilemekte ve hizmet kalitesinin artırılmasının önünde büyük bir engel
teşkil etmektedir. Her türlü koşulda, zaman ve mesaiye bağlı kalmaksızın, sürekli hizmet
üreten sağlık personelinin yeterli ve kaliteli bir sağlık hizmeti sunabilmesi
için, konumlarına ve çalışmalarına uygun bir ücret elde etmeleri gerekir. Sağlık personelinin ücret yetersizliği sorunu, artık dayanılmaz
boyutlara ulaşmıştır. Bu tasarıyla, sağlık personeline döner sermayeden verilen
ücretler artırılmaktadır. Sağlık personeline döner sermayeden verilen
ücretlerin artırılması olumlu bir düzenleme olmakla birlikte, sağlık
personelinin ücret yetersizliği sorununu çözememektedir. Bu, geçici bir
çözümdür, palyatif bir tedbirdir. Bu çözüm şekli, sorunu ertelemektedir. Aslında, ücret yetersizliği sorunu, tüm kamu personeli için de geçerli
olan bir husustur. Kamu personelinin ücret yetersizliği sorunu hükümet
tarafından gözardı edilmektedir. Kapsamlı bir ücret reformu yerine, özellikle
son yıllarda bazı kamu personeline döner sermaye kaynaklarından ek ödeme
yapılması yoluna gidilmektedir. Maaş dışı bu tür ek ödemeler, maaş tutarını
aşmaya başlamıştır. Bu suretle, kamu maaş sistemi giderek karmaşık ve düzensiz
bir hale gelmektedir. Bu itibarla, sağlık personeline döner sermayeden
verilecek ücretlerin artırılmasını olumlu karşılamakla beraber, bunun yetersiz
ve yanlış bir düzenleme olduğunu düşünüyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 4 üncü maddesiyle 209
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci
fıkrasında yer alan "muhasiplerin tayini Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca ve" ibaresi madde
metninden çıkarılmakta ve 209 sayılı Kanunun adında ve maddelerinde geçen
"Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı" ibareleri "Sağlık
Bakanlığı" olarak değiştirilmektedir. 209 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde, döner sermaye işletmelerinde
görevlendirilecek personelin atamaları düzenlenmektedir. Burada, saymanların,
Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca atanması
öngörülmektedir. Tasarının 4 üncü maddesi, bu ifadeyi madde metninden
çıkarmaktadır. Saymanlık hizmetlerinin kim tarafından ve nasıl yürütüleceği hususunda,
bu tasarının 2 nci maddesiyle 209 sayılı Kanuna eklenen ek 2 nci maddede
düzenleme yapılmaktadır. Buna göre, döner sermaye işletmelerinin saymanlık hizmetleri, Maliye
Bakanlığınca kurulacak döner sermaye saymanlığı ve Maliye Bakanlığınca atanacak
sayman ve saymanlık personeli tarafından yürütülecektir. Maliye Bakanlığınca
kadro tahsis edilerek atama yapılıncaya kadar, saymanlık işlemlerinin, bir
aksamaya meydan verilmeden yürütülmesi için, Sağlık Bakanlığınca, sayman
dışında yeteri kadar personel görevlendirilecek, saymanlık hizmeti bu şekilde
yürütülecektir. 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, saymanlık
kurma ve kapatma yetkisi Maliye Bakanlığına aittir. Genel bütçeli dairelerde, katma bütçeli idarelerde ve döner sermaye
işletmelerinin önemli bir kısmında, saymanlık hizmetleri, Maliye Bakanlığına
bağlı saymanlık tarafından yürütülmektedir. Döner sermaye işletmeleri ve saymanlıkların sayısı gitgide artmış ve bu
sayı, bugün 3 000 civarındadır. Maliye Bakanlığı, son yıllarda bazı döner sermaye işletmelerini
birleştirmek suretiyle, sayıyı azaltma gayreti içerisindedir. Döner sermaye işletmelerinin saymanlık hizmetlerinin Maliye Bakanlığına
bağlı saymanlıklar tarafından yürütülmesi, kamu harcama sisteminin bir
gereğidir. Malî mevzuatı bilen, saymanlık görevinin gerektirdiği niteliklere
sahip deneyimli personel Maliye Bakanlığında bulunmaktadır. Diğer yandan, saymanlık hizmetlerinin Maliye Bakanlığına bağlı
saymanlıklar tarafından yürütülmesi, malî kontrol ve denetim yapılması
açısından da gerekli görülmektedir. Maliye Bakanlığınca gerekli önlemler
alınarak sayman kadrolarına atama yapılmalı ve saymanlık personeli en kısa
sürede Maliye Bakanlığı tarafından atanmalıdır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Sağlık
Bakanlığına bağlı 609 adet döner sermayeli işletme faaliyet göstermektedir.
Mevcut mevzuatla bu sayının artma eğilimi göstereceği ve bunun sonucunda,
nitelikli personel istihdamının, döner sermayeli işletmelerin yeterli
denetiminin ve hizmet kalitesinin artırılmasının mümkün olamayacağı, bu
nedenle; 1- Döner sermayeli işletmelerin sayılarının azaltılarak, saymanlık
hizmetlerinin, yeterli muhasebe eğitimi almış, malî mevzuat yönünden gerekli
bilgiye sahip ve saymanlık görevinin gerektirdiği nitelikleri taşıyan
görevliler tarafından yürütülmesinin gerekli ve zorunlu görülmesi nedeniyle,
saymanlık hizmetlerinin ataması ve kadrosunun Maliye Bakanlığına ait personel
eliyle yerine getirilmesi, 2- Döner sermayeli işletmelerin hizmet kalitelerinin artırılabilmesi
için işlemlerin denetlenmesinin sağlanabilmesi, 3- İlave araç gereç, donanım ve personel harcamasına neden olacak
şekilde, kıt olan kamu kaynaklarının israfının engellenmesi amacıyla, Sağlık
Bakanlığına bağlı döner sermayeli işletmelerin il düzeyinde birleştirilmesi,
büyük illerde ise, birden fazla döner sermayeli işletme kurulmasının uygun ve
gerekli olduğu kanaatindeyiz. Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (FP
sıralarından alkışlar) TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, orada, halledilemeyecek bir şey
varsa müdahale edelim. BAŞKAN - Bilemiyorum, bir anlaşmazlık var ki anlaşılan, burada
toplandılar. Başkanlığı biraz rahat bırakırsanız, devam edeceğiz efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) - Kim rahatsız ediyorsa, onlar bıraksınlar. BAŞKAN - Bilemiyorum... (Ara
verin sesleri) Tabiî, ara vereceğim efendim o zaman. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, böyle bir ahvalde, uygulamalar
bilinir, zatıâliniz de çok iyi bilirsiniz; kısa bir süre verirsiniz, gruplar
-ama, bütün gruplar- iktidar ve muhalefet, aralarında istişare ederler... BAŞKAN - Bendeniz de öyle yapacağım efendim. Durumu çirkin gördüm; ama, hatibin konuşmasını da kesmek istemediğim
için... Gruplar adına yapılan konuşmalar bitti, şahıslar adına yapılacak
konuşmalara geçmeden önce... 10 dakika ara versem münasip midir efendim? YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Zatıâlinizin takdirine müdahale edemeyiz
efendim. İSMAİL KÖSE (Erzurum) - 10 dakika yeter Sayın Başkan. BAŞKAN - Efendim, 16.30'da toplanmak üzere birleşime ara veriyorum. Kapanma Saati : 16.20 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati : 16.55 BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne),
Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, 43 üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu
açıyorum. Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz. V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 2. - Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı (1/789) (S. Sayısı: 568) (Devam) BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerlerinde. Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun
efendim. Süreniz 5 dakikadır. MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinize saygılarımı sunuyorum. Sağlık Bakanlığını ilgilendiren bir değişiklik tasarısı üzerinde
görüşmeler yapıyoruz. Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarının ve
tesislerinin içerisinde faaliyet gösteren döner sermaye kuruluşlarının
dayandığı kanunda birtakım değişiklikler yapılıyor. Sağlık Bakanlığımız, bir süredir, Türkiye çapında vardiyalı sisteme
geçti ve 24 saat sağlık hizmeti sunuyor. Bu yeni sistem sebebiyle, Sayın
Bakanımıza teşekkürü ve takdirlerimizi konuşmamın başında ifade etmek
istiyorum. Ancak, üzerinde görüşmekte olduğumuz 4 üncü madde, hükümetten gelen
tasarıda yoktu; bu, Komisyonda metne eklenmiş. Burada yapılan değişiklikle ilgili, hemen düşüncelerimi ifade etmek
istiyorum. 209 sayılı Kanunda "muhasiplerin tayini Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca yapılır" deniliyor.
Tasarıyla bu hükmün çıkarılması teklif ediliyor. Aslında, bu çıktığı takdirde,
ne olacak; yine, bu muhasipleri Maliye Bakanlığı tayin etmiş olacak; ama,
Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren döner sermayelerin
muhasiplerinin, Sağlık Bakanının teklifi olmaksızın sadece Maliye Bakanı
tarafından atanmış olmasını, doğrusu, isabetli görmüyorum. O bakımdan, bunun
madde metninden çıkarılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim. Ayrıca, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının Sağlık Bakanlığına
çevrilmesi öneriliyor. Dokuz yıldır, zaten, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı,
Sağlık Bakanlığı olarak değiştirilmiş, 1991'de bir kanun hükmünde kararnameyle.
Bu değişikliğin de bir teknik değişiklik olduğu kanaatindeyim. Aslında, bu
madde olmasaydı bile, herhangi bir değişiklik olmayacaktı. Şimdi, değerli arkadaşlarım, sağlık, ülkemizin en önemli sorunu. Tarih
boyunca, milletimiz, sağlığa çok büyük önem vermiş. Bu alanda dünya çapında
birçok değerler yetiştirmişiz. Gerçekten, çok önemli tıp adamlarını
milletimizin yetiştirdiğini görüyoruz. Halkımız, varlıklı insanlarımız da,
eğer, bir vakıf kuracaklarsa, mal varlıklarını bir gaye için tahsis edeceklerse,
genellikle, bu, sağlık alanında olmuştur. Birçok vakıf hastaneleri vardır; bunlardan bir tanesi de, İstanbul'da,
Fatih'te Vatan Caddesi üzerinde bulunan Vakıf Gureba Hastanesidir. Tam birbuçuk
asırdır, 158 yıldır, gerçekten, fakire, garip insanlara, yoksul insanlara
sağlık hizmeti sunan Vakıf Gureba Hastanesiyle ilgili, şu anda, bize göre,
yasalara uymayan birtakım işlemler yapılmaktadır. Ağustos ayında, Bakanlar
Kurulu, bir kararnameyle, Vakıf Gureba Hastanesini, on yıllığına, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı Sosyal Sigortalar Kurumuna tahsis etti. Sayın
Sağlık Bakanımın da bu Bakanlar Kurulu kararının altında imzası vardır. O
nedenle, Sağlık Bakanlığıyla ilgili bir tasarı görüşülürken bunu gündeme
getirme ihtiyacını hissettim. Saygıdeğer arkadaşlarım, bu tahsis yasal değildir; çünkü, yasalara göre,
Vakıflar Genel Müdürlüğünün, vakıflar üzerinde sadece işletme hakkı olup, bunun
dışında, vakıflarla ilgili, onları devretmeye, kiralamaya, tahsise, bu
doğrultuda protokol tanzim ve imzaya yetkisi yoktur. Devlet Bakanı Sayın Yalova
ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Okuyan arasında bir protokol
imzalanmış ve bugün gazetelerin yazdığına göre, cumartesi günü, Sosyal
Sigortalar Kurumuna, Fatih'te bir tören yapılarak, bu, devredilecek. Ancak, bu
konu, yargıya gitmiştir. Danıştay 10. Dairesi, bundan bir ay önce yürütmenin
durdurulması kararı vermiştir. Bu Bakanlar Kurulu kararının altında imzası
bulunan Sayın Bakanım burada; demin ismini saydığım ilgili Bakanlarımız burada
yok. Biz, Danıştay 10. Dairesinin yürütmenin durdurulmasıyla ilgili bu
kararının uygulanmasını istiyoruz. Bugün gazetelerin yazdığına göre, bu yargı
kararını dinlemeyeceğini ifade eden Sayın Okuyan, davetiye dağıtmakta ve
cumartesi günü... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkanım, tamamlıyorum. BAŞKAN - Buyurun. MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Evet, çok teşekkür ederim. Sayın Yaşar Okuyan, cumartesi günü bu devir teslim törenini yapacağına
dair davetiyeler dağıtıyor. Bir tarafta yargı kararı, yürütmenin
durdurulması... Hiç şüphesiz ki, yasama organı, yürütme organı ve idare,
Anayasanın 138 inci maddesinin son fıkrasına göre yargı kararlarını uygulamak
durumundadır. Buradan, gıyabında, Sayın Yaşar Okuyan'dan, yargı kararına saygılı
olmasını; Sayın Bakanın şahsında, hükümetimizden, yargı kararına saygılı
olmalarını istirham ediyorum; çünkü, 158 yıldır, gerçekten hizmet eden, son
teknolojiye göre de 850 yatakla halkımıza hizmet sunan bu vakıf hastanesinin
böyle bir devrinin yasalara aykırı olduğu kanaatindeyim. Sayın Bakanımın
bilgisine arz ediyorum, hükümetin bilgisine arz ediyorum, sizlerin de
bilgilerine sunuyorum. Hepinize saygılar takdim ediyorum efendim. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin. Şimdi, söz sırası, Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu'na aittir. Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar) MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde söz
almış bulunmaktayım; hepinizi, en içten saygıyla selamlıyorum. Az önce de değindiğim gibi, bugün, sağlık sorunlarını tam çözen en
gelişmiş ülkelerin bile sağlık sorunları gündemdedir ve arayış içindedirler.
Bizim ülkemizde de böyle bir arayış var ve bu yasa tasarısında -daha önce, bu
konularda durmuştum- özellikle, bu maddeye bağlı olarak da, hastanelerdeki
personel dağılımı üzerinde duracağım. Bugün, bu kanun tasarısıyla, 6 000 hemşire kadrosu verilmektedir.
Hemşirelik, çok önemlidir. 18 Mart 1999 seçimleri çalışmalarımızda, bize, en
çok, sağlıkevlerinde hemşire olmadığından bahsedilmiştir; hâlâ da, birçok
sağlıkevimizde hemşire yoktur. Bir hemşirenin ne gibi bir fonksiyonu vardır, bir sağlıkevindeki bir
hemşirenin sağlığa kazanımı nedir? Örneğin, polikliniktesiniz, bir hasta geldi.
Hastaya bir film çektirdiniz, pnömoni olduğunu saptadınız. Hastaya, köyünüzdeki
sağlıkevinde iğne yapacak bir hemşire var mı diye soruyorsunuz; var dediği
zaman, onun ilacını veriyorsunuz, örneğin, iğnesini veriyorsunuz; gidin,
evinizde istirahat edin, bol gıdanızı alın, bu iğneleri yaptırın ve bana, on
gün sonra kontrole gelin diyorsunuz ve o hasta gidiyor, iğnelerini yaptırıyor;
on gün sonra, kontrole geldiği zaman, iki filmini karşılaştırıyorsunuz ve bu
hastanın tamamen iyileştiğini görüyorsunuz. Bu hasta, hastaneye yatsaydı, hem
devlete yüktü hem kendisinin daha fazla bir masrafı olacaktı; belki, hastanede,
evindeki kadar gıdasını alamayacaktı. Ayrıca, tabiî, burada, gerek sağlık yardımcı personeli ve gerekse
hekimler ve diğer çalışanlar için bir norm kadronun oluşturulması, belli bir
standardın oluşması, belirli bir motivasyon ve fonksiyonel dağılım da çok
önemli. Özellikle, bu döner sermaye yasasında, yoğun bakım, doğumhane, süt ve
yeni doğan servisi ve acilde çalışanların döner sermaye priminin artırılmasının
da yerinde olduğunu belirtmiştim. Ayrıca, hiç unutmam, tıp talebesiyken, rahmetli hocalarımızdan Prof. Dr.
İsmail Kazım Gürkan, eğitilmiş yardımcı sağlık personelinin ne kadar önemli
olduğunu anlatmıştı. Kendisinin, çok ileri ve zor bir göğüs ameliyatını
yaptığını ve göğüs ameliyatından sonra da, kapalı drenaj uyguladığını; fakat,
etrafı süpüren insanın gelip, o kapalı drenajdaki şişeyi, hasta yatağının
başındaki komodinin üzerine koyduğunu, hastanın boğularak öldüğünü belirtmişti.
Yani, tabiî, o çağdan bu çağa, çok büyük aşamalar kaydettik. Bugün, gerçekten,
acil servislerimizde, daha çağdaş bir yaklaşımla, gerek hasta kabulde gerekse
teknoloji ve donanımda büyük deneyimler kazandık. Yine, ben, Sayın Bakanıma seslenmek istiyorum. Biz, burada, 43 hekimiz
ve bunların içinde, başhekimlik yapan, bu sıkıntıları göğüsleyen, bu
sıkıntılarla yoğrulan birçok arkadaşımız var, 5 diş hekimi var ve 12 eczacı
arkadaşımız var. Yani, toplam olarak, Mecliste, sağlıktan gelen, 60 sağlık
personeli milletvekili arkadaşımız var. Yıllardır da, Sağlık Bakanlığımızın bir
birikimi, deneyimi var, yoğun çalışmaları var. Diyorum ki Sağlık Bakanıma, bu
21 inci Dönem Parlamentosu olarak, sağlığı tek elde toplayalım ve bir genel
sağlık sigortası çıkaralım. Artık, yeşil kartlıydın, sigortalıydın,
Bağ-Kurluydun yok; arkadaş, senin yanında sağlık numaran var mı, sağlık
kimliğin var mı, lütfen, o numarayı bana var deyip, onu otomasyona geçirelim,
hastaya ne gerekliyse o yapılsın diyorum. Tekrar, bu yasanın, başta, çalışanlarımıza, doktorlarımıza, yardımcı
sağlık personelimize, ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi bir daha
saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sorulara geçiyoruz. Sayın Enginyurt; buyurun. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana
sormak istiyorum, biraz evvel sormuştum; ama, cevabını alamadım. Hemşirelerin özlük haklarıyla ilgili ve yine, sağlık personelinin
ekgöstergelerinde artışla ilgili bir düzenleme düşünüyor musunuz? Çünkü, sağlık
personeli hastanede çalışmadığı için bu döner sermaye kanunundan istifade
edemeyecek. Dolayısıyla, bunlarla ilgili bir artış düşünüyor musunuz? Ve tekrar
ilave ediyorum, hemşirelerden önlisans ve lisans bitirenlerin özlük haklarıyla
ilgili bir çalışmanız var mı? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Yalçınkaya?.. Yok. Sayın Gül, buyurun efendim. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın Bakana soru
tevcih etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Yargı hakkı kutsal bir haktır.
Sayın Bakanımız bir Sınav Yönetmeliği çıkardı ve bu Sınav Yönetmeliği şef ve
şef yardımcıları için çıkarıldı. Bu
Sınav Yönetmeliğini Danıştay 5. Dairesi iki sefer iptal etti. Biraz evvel ifade
ettiğim gibi, sınav, hukuka aykırı olduğu için iptal etti. Bu arada, 75 kişi
şef ve şef yardımcısı olarak atandı ve şu anda, önümüzdeki pazartesi günü,
tekrar, şef ve şef yardımcılığı sınavı var. Bu, biraz evvel arz ve ifade
ettiğim 75 kişi, atanan şef ve şef yardımcıları, bu mevcut Sınav Yönetmeliğine
göre, sınav komisyonu üyeleridir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti
olduğuna göre ve Danıştay 5. Dairesi iki defa iptal etmiş olmasına rağmen,
Sayın Bakanım, siz, niçin, Danıştayın iptal etmiş olduğu bu yönetmeliğin 5, 6,
7, 8, 10 ve 11 inci maddelerini uygulamaya çalışıyorsunuz? Öte yandan, Sayın Müsteşarınızın, muhterem eşlerini şef yapmak için
müracaatta bulunduğu ve bunun için bu yönetmelikte ısrar etmiş olduğunuz ifade
edilmektedir. O itibarla, Türkiye'de, özenli olan bir sağlık kurumunda, böyle,
partizan mülahazalarla ve hukuka aykırı olarak bu sınavın yapılması noktasında
niçin ısrar ediyorsunuz? Teşekkür eder, saygılar sunarım. BAŞKAN - Sayın Zeki Çelik?.. Yok. Sayın Öztürk, buyurun. BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın
Bakanımdan sormak istiyorum. Her ne hikmetse, seneler önce -beş, altı, yedi sene önce- temelleri
atılmış sağlık ocaklarının ve hastanelerin tamamlanması 57 nci hükümete,
dolayısıyla, Sayın Bakanımıza nasip oluyor. Bu vesileyle, Rize'nin İkizdere
Kazasının sağlık ocağının temeli beş sene önce atılmış ve atılan temel aynen
kalmış. Sayın Bakanım, sağlık ocağı ne zaman bitirilecektir? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Çabuk, buyurun. İHSAN ÇABUK (ordu) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma soracağım soruyu,
biraz önce, Ordu Milletvekili Sayın Cemal Enginyurt sormuştur. BAŞKAN - Siz de aynı suali soruyorsunuz... İHSAN ÇABUK (Ordu) - Ben, Sayın Bakandan bu konuyu cevaplandırmasını
istiyorum; çünkü, şu anda, televizyonları başında bizden bunu bekleyenler var. BAŞKAN - Evet efendim; Ordu ile ilgili olduğu için, siz de iştirak edip,
soruyorsunuz, Sayın Bakan cevap verecek. Buyurun Sayın Bakan. İsterseniz, Sayın Çabuk'un sorularından başlayınız. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli üyeler;
şu anda, Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde 600'ü aşkın yatırım devam ediyor.
Bunlardan onüç ondört yıl devam eden hastaneler var. Göreve geldikten sonra
belirli bir planlama yaptık; bir öncelikler sırası oluşturduk; yüzde 80-90'ı
bitmiş yatırımları öne aldık, yüzde 70'in altında olanları da, farklı bir
primle çarpıp ödeneklerini göndermeye çalışıyoruz. Kaldı ki, Türkiye'de, nüfus değişimlerine bağlı olarak, daha evvel
sağlık ocağı ve hastane planlanan yerlerde, sağlıkevinin yeterli olacağı
kanaatine vardık. Dolayısıyla, ilgili yerlerde incelemeler yapılıyor,
bitirilmesi gereken tesisler en kısa zamanda bitiriliyor, İkizdere de bu
çerçevede ele alınacaktır. Sayın Gül "sınav iptal edilmiştir" diyor. Bir sınavın iptali
söz konusu değildir; yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. 24 Eylül 2000
tarihinde yabancı dil sınavı yapılmış, sonuçları ilan edilmiş, Ocak 2001'de
yürütmeyi durdurma kararı veriliyor. Burada durdurulacak bir işlem yoktur ve
devam eden bir işlem de yoktur. RAMAZAN GÜL (Isparta) - İki defa iptal kararı verildi. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Efendim, o kararın iptaliyle
ilgili de Danıştay Genel Kurulu karar vermiştir. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Danıştay 5. Dairesi, iki kez iptal kararı verdi.
SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - İptal yok efendim, yürütmeyi
durdurmadır. Yürütmeyi durdurmayı iptal olarak değerlendiremezsiniz. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sonuçları ilan edilmiştir.
Danıştay 5. Dairesi, şu anda, devam eden durumla ilgili görüşmeyi reddetmiştir;
onlar da birbirinden ayrı işlemlerdir efendim. Daha evvel atanan şeflerle ilgili, onların jüri üyesi olduğu ifade
edilmiştir. Üniversitelerimizde doçent ve profesör olanlar, uluslararası
sınavda kabul gören bir titre sahiptirler. Daha evvel atananların tamamı doçent
ve profesör titrine sahiptir, her sınavda jüri üyeliği yapma hak ve
salahiyetine sahiptir. Müsteşarın eşi, Başbakanın eşi devlette belli sınavlara giremez, belli
görevlere gelemez anlayışı hukukta yoktur. Daha evvel Başbakanlık yapan bir
parlamenter arkadaşımızın eşi Yargıtay üyesi olmuştur. Sınav, bir bilginin
yoklanmasına yönelik bir işlemdir; herkes kendi mesleğiyle ilgili sınavlara
girer ve hak ettiği yerlere gelir. Müsteşar olmak, anayasal bazı hakların eşler
tarafından kullanılmaması gibi bir nakısa oluşturmaz. Teşekkür ediyorum efendim. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Bakanım, benim sorum?.. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Bakanım, ben, bir şey söyleyebilir
miyim... SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Ordu'yla ilgili soruya gelince:
Ordu'da, şu anda... BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir dakika... Sayın Gül, böyle bir usulümüz yok efendim; sual sordunuz, Sayın Bakan
kendi takdirleriyle cevap verdi. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Bakan Yargıtayı niye karıştırdı?!. BAŞKAN - Efendim, onu bilemem, Sayın Bakanın takdiridir. Buyurun Sayın Bakan. TURHAN GÜVEN (İçel) - Örnek yanlış. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Ordu İlinde, şu anda, standart
uzman hekim kadrosu 279 iken, 147 çalışan uzman hekimimiz var. Doluluk oranı
yüzde 53'tür. Hemşirelerin ve sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili düzenleme,
Bakanlar Kuruluna verilen Yetki Kanunu
çerçevesinde Bakanlar Kurulunda görüşülecek ve karara bağlanacaktır. Bugün
geçen yasa, döner sermayeyle ilgilidir, özlük haklarıyla ilgili değildir. Hem
teknik elemanların hem sağlık çalışanlarının çeşitli adaletsizliklere sebep
olan ücret farklılıkları, Bakanlar Kuruluna verilen Yetki Kanunu çerçevesinde
Bakanlar Kurulu tarafından düzenlenecektir, Sağlık Bakanlığının böyle bir
yetkisi yoktur. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim efendim. Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır; ancak, madde üzerinde bir
adet önerge vardır; okutuyorum efendim: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin
metinden çıkarılmasını arz ederiz.
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan,
çoğunluğumuz hazır değil, takdire bırakıyoruz. BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu? SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Efendim, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmiş, madde metinden çıkarılmıştır efendim. Böylece, zaman israfı olmuştur. Efendim, tasarının 5 inci maddesini 4 üncü madde olarak okutuyorum: MADDE 4.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili
Sayın Veysel Candan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü
maddesi üzerinde Fazilet Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, aslında, tasarının mantığını anlamak mümkün değil.
2001 yılı bütçesi görüşülürken, IMF'ye verilen sözler doğrultusunda memur
maaşlarına zam yapamayan hükümet, "bütçeden veremiyorsak, halktan alıp,
sağlıkta çalışan doktorlara verelim" diyor. Mantık, esas bu. Aslında, bu tasarı, bir sağlık vergi kanunundan başka bir şey değildir.
Neden böyle olduğunu söyleyeceğim. Şimdi, döner sermayelerde vergiler
toplanıyor, yüzde 50'si Maliye Bakanlığına -bütçeye - aktarılıyor; yani, bir
nevi vergi; kalan yüzde 50'nin yüzde 35'i doktorlara, yüzde 15'i de onarım ve
bakıma. Bu itibarla, bu tasarı, bir sağlık vergisi ve aynı zamanda paralı
sağlık olayından ibarettir. Şimdi, ben şu konuyu merak ediyorum, Millî Eğitim Bakanı da bundan
sonra, öğretmenleri Kızılaya götürür, özel önlükler giydirir, kalemler, defterler,
silgiler alır ve onlar da yürürse, Millî Eğitim Bakanı da buraya gelir, özel
dershanelerle ilgili bir dönersermaye saymanlığı hazırlar ise,
yadırganmamalıdır diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, şimdi, tasarının ikinci çok önemli konusu, bir kere,
sağlık sorununa bu tasarı sathî bakmaktadır, sorunlara çözüm olmaktan çok
uzaktır. Yani, sağlık konusunda çalışanların belirli bir bölümünün ücretlerine
bir katkı sağlamaya yöneliktir. O açıdan, eğer, Türkiye'nin sağlık sorunlarına
bu gözlükle bakıyorsanız, çok yanlış ve eksik bakıyorsunuz. Halbuki, sağlık
konusunda, ilaç, hastane, fizikî yapılanma, cihaz gibi birçok sorunlar,
beraberinde vardır. Bu hükümetin çok büyük bir yanlışı var; bir kere daha altını çizerek
söylüyorum. Geçen hafta, biz, burada, İçtüzük Teklifini görüştük; 10 maddenin 3
tanesini çektiniz. Bu tasarıya bakıyoruz şimdi, 4 üncü maddeye geldik,
tasarının niçin gündeme geldiği belli, hükümet, burada, 9 110 tane kadro talep
ediyor. Hükümet ortakları anlaşamadılar. Peki, geri çekilen maddede ne
yazıyordu; bu saymanları Sağlık Bakanı talep etsin, Maliye Bakanı da onaylasın.
Peki, Sağlık Bakanı ortağın birinden, Maliye Bakanı da diğerinden olunca, ne
oldu; kadroları pazarlık edilemedi, anlaşamadılar. O zaman, siz, burada, tasarı
çıkarmıyorsunuz, kadroları doldurmaya yönelik pazarlık yapıyorsunuz. Hükümet,
burada, aslında, bana göre suçüstü yakalandı, fevkalade yanlış bir ortamda
yakalandı; çok yanlış... Peki, hükümet, bundan önce de böyle yanlış yaptı mı;
tabiî yaptı; İçtüzükte yaptı, vergi kanunlarında yaptı, yaptığı kanun hükmünde
kararnamelerde yaptı, yetki yasasında yaptı. Yani, kanun çıkarma tekniği,
uygulaması açısından, cumhuriyet tarihinin en beceriksiz hükümeti bu hükümet. Böyle, biraz acı söyleyince, belki daha dikkat edersiniz diye
söylüyorum. Değerli arkadaşlar, tasarıya bir bakalım... Tasarı gayet güzel amaçla
ortaya getirilmiş; sağlık kurumları ile rehabilitasyon merkezlerinde ücretlerin
iyileştirilmesi. Buna hiç kimsenin itiraz ettiği yok. Ücretleri iyileştirin de,
parayı kimden alıyorsunuz, ona bakalım şimdi. Gerekçe de, gayet masumane,
hastanelerde vardiya çalışması yapıyoruz... 65 hastanede yapıyorsunuz, bütün
Türkiye'ye uyguluyorsunuz! Orada, doktorlarımız 24 saat hizmet veriyorlar;
sağlık çok önemli bir konudur, çalışanı motive edelim... Gayet güzel, bunlara
kim itiraz edebilir!.. 250 - 300 milyon liraya doktor çalışır mı; tabiî
çalışmaz; 700 milyon verin, 1 milyar lira verin; ama, bütçeden verin; halktan
aldığınız parayla olmaz. Şimdi, metne bakıyoruz, gerekçede, yoğun bakım, yanık, diyaliz,
ameliyathane ve acil serviste çalışan sağlık personeli, bir de başhekimler...
Peki, tıp dediğiniz bunlardan ibaret mi? Bunun dışında kalanlar ne olacak? Bir
kere, konuya yaklaşım, mantalite yanlışlığı var. Aslında, bu tasarı yeni mi; hayır, mevcut bir uygulama var; yani, döner
sermaye zaten mevcutta uygulanıyor. Tabiî, daha önce -belki milletvekili
arkadaşlarımız metni okuma imkânı bulamadılar- eskiden döner sermayenin tamamı
doktorlara, yani, çalışanlara verilirdi. Hükümet bir uyanıklık yaptı; dedi ki,
biz, bunun yüzde 50'sine el koyuyoruz... Şimdi de el koyacak. Peki, o zaman
size şunu soruyorum: Doktorları çalıştırıyorsunuz da, niye yüzde 50'sine el
koyuyorsunuz! Madem çalışanları çok seviyorsanız, bu toplanan paranın tamamını
çalışanlara iade edin. Şimdi, tasarıya baktığımız zaman, tasarı, kendi içinde çelişkili.
Deniliyor ki, kaynak israfı önlenecek. Değerli arkadaşlar, her ilde bir tane
dönersermaye saymanlığı olacak veya büyük illerde iki üç tane olacak. Deniliyor
ki, sağlıkta açığı gidermek için 9 110 adet kadro talep edeceğiz. Peki, biraz
önce 4 üncü maddeyi çektiniz. Daha önce Sağlık Bakanlığı 37 000 kadro aldı,
yüzde 40'ı 2001 yılında serbest bırakıldı. Şimdi, geçmişteki döner sermaye
durumuna baktığımız zaman, mevcut 600 civarında döner sermaye var. Değerli arkadaşlar, 18 000'e yakın ana çocuk sağlığı, sağlık ocağı, hak
sağlığı birleştiriliyor ve döner sermaye işletmesi kuruluyor, yani, döner
sermaye ticarethanesi kuruyorsunuz; hepsi bu kadar. Yani, bundan sonra, artık,
parasız tedavi diye bir şey yok. Şimdi, ülkenin sağlık sorunları açısından konuyu değerlendirdiğimiz
zaman, bu yaklaşım konuyu çözer mi; bize göre çözmeyecektir. Bakın, bu tasarı
çıktıktan sonra, 2001 yılı sonunda oluşan döner sermayenin sonunda, doktorlar
beyaz önlükleri giyip, bu sefer Kızılay değil başka bir yerde yürüyüş
yapacaklar; çünkü, buradan gelen gelirler doktorları tatmin etmeyecektir.
Belirli yerde olanlar çok ücret alacaklar, sağlık ocağında olanlar hiç ücret
alamayacaklardır. Bir kere, eğer, burada, konunun üzerine ciddî yaklaşıyorsak,
buradaki doktorların özlük hakları hem kalıcı olmalı hem kapsamlı olmalıdır
değerli arkadaşlar. Şimdi, döner sermayeye bağlı kadro ihdas ediyorsunuz; fevkalade yanlış.
Türkiye'de, mevcut sistemde, mevcut bir personel rejimi var; siz, bunun
tamamını alt üst ediyorsunuz, döner sermayeye bağlı olarak. Şimdi, şöyle bir
soru soralım: Büyük hastanelerde normal ücretin dışında alınan döner sermaye
hisseleri normal ücretin üzerinde olduğu zaman ne olacak? Bazı hastanelerde de
bu olacak. Yani, siz, bir taraftan, fonlar iptal edilip bütçe içerisine
alınırken, yeni, ayrı bir bütçe, ayrı bir saymanlık geliştiriyorsunuz; bu,
fevkalade yanlıştır. Şimdi, döner sermayeler kaynak hazırlama yeri mi? Evvela, bu soruyu bir
cevaplandırmamız lazım. Hayır, katiyetle; piyasa şartlarında yapılamayan hizmet
döner sermayelerde yapılmalıdır. Halbuki, siz, burada, tamamen, doktorlara bir
kaynak bulalım, bunlar çok yürüdüler, yoruldular, ne yapalım, o zaman, bunlara,
döner sermayeyi genişletelim, genişletelim, ondan sonra, bir miktar para
verelim... Bu mantık yanlıştır. Döner sermayelerin, aslında, bir amacı daha vardır, kuruluş amacı;
kamuda atıl kapasitenin değerlendirilmesine yardımcı olmaktır. Değerli arkadaşlar, birinci basamak hizmet veren 18 000'e yakın kurumu
bunun içerisinde birleştirdiniz. Halbuki, burada, ayakta teşhis ve tedavide, o
dediğiniz sağlık ocaklarında hiçbir altyapı olmadığı için, doğru dürüst sağlık
hizmeti de yapılamayacaktır. Peki, burada, belirsizlikler vardır. Nelerdir onlar;
ücretler ne kadar artacak, kim ne kadar alacak, hiç belli değil ve şu anda,
döner sermaye içerisinde zaten birtakım problemler vardır, bu problemler de
artarak devam edecektir. Şimdi, ben, çok önemli bir konuya gelmek istiyorum. Aslında, döner
sermayede uygulanan fiyatları kim tespit edecek; Sağlık Bakanlığı. Yani, ne
olacak; eğer, döner sermayede alınan paralar kâfi gelmezse, hisseler kâfi
gelmezse taksimatta, hekimlerin itirazı yükselecek, Bakanlık birim fiyatları
yükseltecek. Peki, bu paralar kimden çıkacak; yine, sokaktaki vatandaştan
çıkacak. Değerli arkadaşlar, şimdi SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'a bağlı olan
vatandaşlar açısından durum ne olacak; Bağ-Kur belli bir ücret ödeyeceği için,
ekstra fiyatları yine cebinden ödeyecek; yani, burada, bir yerde, hastaneler,
doğrudan doğruya ticarethane haline gelecektir. Halbuki, Türkiye'deki
"devlet hastanesi" diye bildiğimiz Sağlık Bakanlığına bağlı
hastanelerin esas amacı, ücretsiz, parasız hizmet vermeye; yani, başka bir
ifadeyle, sosyal devlet olmaya yöneliktir. MEHMET TELEK (Afyon) - Dünyanın hiçbir yerinde yok. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Müsaade edin... Değerli arkadaşlar, bakın şimdi, yaptığınız yanlışa bakın. Bu
gerekçede... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) VEYSEL CANDAN (Devamla) - 5 dakikalık kişisel söz talebim var; müsaade
ederseniz, devam edeyim. BAŞKAN - Sizden sonra bir grup var efendim. Onun için, siz bir
toparlayın, yine, ben, size... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Efendim, işte, 5 dakikada bitirelim; madem,
zamandan tasarruf ediyoruz. BAŞKAN - Efendim, olmaz... Usulümüz... Zamandan tasarruf; ama, çaremiz
yok. Bir kere yaparsak, yol olur. Başka bir grup var. Keşke, ikinci sırada siz
söz isteseydiniz... Siz bir bitirin efendim. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, şunu da ifade
edeyim -ikinci konuşmamda ifade edeceğim- burada gerekçeye bakın: Veri
hazırlama ve programcı olarak 800 kişi alacağız diyorsunuz; artı, şoför olarak
da 750 kişi... Değerli arkadaşlar, küçülen devlette, modern, çağdaş devlette, bunlar,
dışarıdan satın alınacak hizmetlerdir ve ucuz hizmetlerdir; yani, siz,
tasarının başı ile sonunda ne getirdiğini ya tam bilmiyorsunuz ya da tasarı
çıktıktan sonra göreceksiniz gürültüleri. Ben, konuyu burada tamamlıyorum. Daha sonraki söz hakkımda konuşmak üzere, Muhterem Heyetinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubunda. Gaziantep Milletvekili Sayın İbrahim Konukoğlu; buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) -Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 568 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesi üzerinde
Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, getirilen kanun tasarısı sağlık personelinin
sorununu çözmekten uzaktır. Tasarının getirdikleri ve götürdükleri iyi
incelenmelidir. Tasarının getirdikleri kısaca şunlardır: Gece vardiyasında çalışanların döner sermayesi az miktarda
artırılmaktadır. Yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık,
diyaliz, ameliyathane ve acil serviste çalışan sağlık personelinin döner
sermayesi de artırılmaktadır; ancak, tabipler hariç tutulmaktadır. Herhalde
burada uzmanları kastetmektedirler. Muayenehane açmayan başhekimlere verilen
döner sermaye önemli ölçüde artırılmaktadır; doğrudur. Hastane doktorlarına
saat 16.00'dan sonra özel hasta muayenesi ve özel ameliyat imkânı
getirilmektedir. Sağlık ocakları, tedavi hizmetleri için paralı hale
getirilerek, sağlık ocaklarındaki sağlık personeli için ekgelir imkânı
sağlanmaktadır. Tasarının getirdiği bu imkânlar yanında mahzurlara da bakmak gerekir.
Mahzurlar şunlardır: Sağlık personelinin birkısmına ekgelir imkânı sağlanırken,
geriye kalan ihmal edilmektedir. Bu durum, bu imkândan faydalanamayanları
küstürecek ve daha da mutsuz edecektir. Getirilen sistemle sağlık personeline
verilen ekgelir imkânı tamamen halkın sırtına yüklenmekte ve sosyal devlet
ilkesi unutulmaktadır. Gece ve hafta sonu nöbet tutanlara hatta 24 saat nöbetten sonra 8 saat
daha çalışana herhangi bir katkı getirilmemektedir. Getirilen bu tasarıyla,
doktorlara saat 16.00'den sonra özel hasta muayenesi ve özel ameliyat imkânı
getirilmektedir. Hastalar geç randevularla özel muayene ve özel ameliyatı
tercihe zorlanabilir. Bu da hasta için ek ve fazla ödeme demektir. En önemli mahzur, koruyucu sağlık hizmetleri dışında, sağlık ocakları,
ana çocuk sağlığı ve halk sağlığı laboratuvarı gibi kurumlardaki hizmetlerin
paralı hale getirilmesidir. Değerli milletvekilleri, bundan böyle, sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı,
dispanserler ve halk sağlığındaki tedavi hizmetleri paralı hale gelmektedir.
Bir sağlık ocağına götürülen acil hasta, yolda bulunan kimsesiz bir hasta para
ödemek zorunda bırakılmaktadır. Dispansere başvuran ve genelde, fakirlikten ve
kötü yaşam koşullarının sebep olduğu veremli bir hasta bile para ödeme
durumunda kalacaktır; enjeksiyon için ocağa başvuran bir hasta para ödemek
zorunda kalmaktadır. Sayın Sağlık Bakanı, bunların yeşil kartı var, olmayan da
çıkarsın diyebilir; ama, eğer kartı yoksa ve yeni yeşil kart çıkarmanın zorluğu
göz önüne alınırsa durum daha iyi anlaşılacaktır. Sayın Sağlık Bakanımıza sormak istiyorum: Sağlık ocağı ve benzer
kuruluşlara ekonomik durumu iyi olan hastalar başvuruyor mu? Başvuran hastalar
-Sayın Bakanın da bildiği gibi- daha çok, fakir ve dargelirli hastalardır.
Dargelirli ve fakir halkımız, 57 nci hükümetin politikaları sayesinde zaten
perişan ve bitmiş durumdadır. Bu kanunla, bunlara, artık hasta olmayın, hasta
olursanız para ödemek zorundasınız deniliyor. Parası olmayan fakir hastalar,
tabir caizse, kendi haline terk ediliyor, paran yoksa öl deniliyor. Sosyal
devlet böyle mi olur?! Yetkililer, Anayasanın 56 ncı maddesini okumuyor mu? Bu kanun görüşülürken, Sağlık Komisyonunda, iktidar partileri mensubu
olan sayın milletvekillerinin de katkısıyla 2 nci maddeye bazı eklemeler
yapmıştık. Komisyonda oybirliğiyle "sosyal güvencesi olmayan ve ödeme gücü
olmadığı belirlenenlerden ücret alınmaz" diye bir ilave yapılmıştı; ancak,
görüyoruz ki, fakir halkımıza bu çok görülmüş ve bu madde kaldırılmış. Bu tasarıyla sağlık personelinin sorunları çözülmüyor, Türkiye'deki
sağlık sorunları çözülmüyor; sadece, fakir halkımıza yeni bir yük getiriliyor,
en kutsal insanlık hakkı olan yaşama hakkı gözardı ediliyor. Sayın Bakan bu tasarı üzerinde konuşurken "her hekime standart bir
sayı belirleyeceğiz" diyor; bir önceki yıl çok az ameliyat yapan bir hekim
ile çok fazla ameliyat yapan bir başka hekimin standardı nasıl belirlenecektir?
Ameliyatlar farklıdır; 15 dakikalık ameliyat vardır, 4-5 saat süren ameliyat
vardır. Yine, Sayın Bakan "döner sermaye gelirini artırmak için çok film ve
tetkik istenmesini önlemek için, bazı şartlar belirlenecek" diyor; bunu
önlemek mümkün değildir. Böyle bir sınırlama "şu kadar film çektiremezsin,
şundan fazla tetkik isteyemezsin" demek, ileride, teşhis ve tedavide
hatalara yol açacaktır; bunun sorumlusu kim olacaktır? Yine, Sayın Sağlık Bakanımız, konuşmasında, bir hastanenin, ilacı, eski
fiyatlardan, yüzde 33 daha fazla indirimle aldığını ifade ettiler. Bu, yabancı
ilaçta, en azından yüzde 53, yerli ilaçta yüzde 63 indirim demektir. Bu
ilaçların ya hammaddesi eksiktir ya da Sağlık Bakanlığı tarafından, bu ilaca,
maliyetine göre çok yüksek fiyat verilmiştir. Nitekim, aynı terkibe sahip ve
aynı firma tarafından üretilen, sadece ismi değişik olan ilaçlar, SSK'ya,
dörtte 1, beşte 1 fiyatına verilmektedir. Yine, ilaç satışlarında büyük promosyonlar vardır. Eczanelere, satışta
"mal fazlası" adı altında, neredeyse alınan ilaç sayısı kadar ilaç,
ücretsiz, üste verilmektedir. Bu nedenle, devlet, büyük vergi kaybına
uğramaktadır. Firmalar tarafından, hekimlere, televizyon, dolar bazında teşvik,
kongre daveti, yurtiçi ve yurtdışı geziler şeklinde büyük promosyonlar
uygulanmaktadır. Birkaç gün önce, özel bir hastanede ilaç alımı yapıldı; Türkiye'de ünlü
bir firma, ilaç için yüzde 72 indirim teklif etti. Değerli arkadaşlarım, yüzde
72 indirim, eczacı bu şartlarla aldığı takdirde, yüzde 257 kazanç demektir.
Sayın Sağlık Bakanımız firmanın ismini isterse, kendisine takdim edebilirim. Değerli milletvekilleri, bize bugün gelen bir faksta, bakın, bir sağlık
sendikası ne diyor: "Sağlık Bakanlığının 'sağlık çalışanlarına zam
yapacağım' aldatmacasıyla Meclise sunduğu değişiklik 'halktan alıp, çalışana
kısmen verme' adı altında, çalışan ile hastayı karşı karşıya getiren, özünde
ise, sağlığı, sağlıkta çalışanları alet eden, halkla karşı karşıya getiren bir
uygulamadır." Sanıyorum, Sayın Sağlık Bakanımıza da, aynı faks iletilmiştir. Sayın milletvekilleri, iktidar mensupları olarak ezici çoğunluğunuz var;
bu kanunu çıkarırsınız; ama, oylarıyla geldiğiniz o fakir halkımız, size,
sandıkta bunun cevabını verir. YALÇIN KAYA (İçel) - Demagoji yapma! İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) - Verecektir!.. Verecektir!.. O fakir halkı,
siz, buna mecbur ederseniz, verecektir! YALÇIN KAYA (İçel) - Vatandaş sizi getirdi getireceği yere!.. İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) - Demagoji yapmıyorum; fakir hastayı para
vermeye mecbur ediyorsunuz. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim. İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) - Doğru Yol Partisi Grubu olarak, bu
tasarıya olumsuz oy vereceğimizi ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar) YALÇIN KAYA (İçel) - Fakir halkı siz çok seviyorsunuz! BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim. YALÇIN KAYA (İçel) - Doğru söylemiyor Sayın Başkan. İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) - Doğru söylüyorum. BAŞKAN - Efendim, kendi fikriyatını söylüyor. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sendikanın yazısını okuyor. Sendikalaşmaya karşı
mısınız? BAŞKAN - Herkes fikrini söylemekte hürdür; beğenmezsiniz, ayrı. YALÇIN KAYA (İçel) - "Dörtte 1'i" diyor. BAŞKAN - Efendim, gruplar adına konuşmalar bitmiştir. Şimdi, şahısları adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat?.. Yok. Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından
alkışlar) MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568
sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım.
Sözlerime başlamadan önce hepinizi en içten saygıyla selamlıyorum. Yasa tasarısını iki günden beri görüşüyoruz. Zaten bu yasa çok da
detaylı bir yasa değil. Tekrar, döner sermaye gelirlerinin hastanedeki
personele fonksiyonel olarak dağıtılması ve ayrıca da sağlıkta çalışanların
ücretlerinin biraz iyileştirilmesi hakkında bir yasa. Aşağı yukarı detayları
görüşülmüş durumda; fakat, ben yine yeniliyorum, bu yasa bir genel sağlık
sigortasının sürecinin başlangıcıdır. İnşallah, bu, 21 inci Dönem Parlamentosu
ki, az önce de belirttiğim gibi, sağlıkta çalışan ve o sorunların içerisinden
gelen 60 parlamentere sahip bir Meclis ve sağlık sistemini tek elde toplayacak,
özerk hastaneleri gerçekleştirecek, koruyucu hekimliği kamunun daha ağırlıklı
bir şekilde görev alanına koyacaktır. Çünkü, çağımızın devletleri diyor ki:
"Globalleşme ve küreselleşme fiili bir durum, bunda yapılacak hiçbir şey
yok. Kamuya düşen, devletlere düşen sosyal devlet boyutunu öne çıkarmak, etkin
ve denetimli bir kamu hizmeti vermektir ve bu kamu hizmetinin de başında gelen
eğitim ve sağlıktır." Artık, dünyada son geçerli ve kalıcı reçete budur ve
Türkiye de bu yönde epey mesafe kat etmiştir ve Türkiye'de, gerek Sağlık
Bakanlığımız gerek Sağlık Bakanlığının değerli bürokratları gerek sağlıkta
çalışan değerli bilim adamları, deneyimli hekim arkadaşlarımız Türkiye'de bir
genel sağlık sigortasını çıkarabilecek birikime ve deneyime sahiptir. Ben, yine yeniliyorum, yeşil karttır, SSK'lıdır, devlet memurudur,
ücretlidir, değildir bitirilip, herkesin bir sağlık numarasının olacağı bir
Türkiye konumuna çok yakın bir zamanda ulaşacağımız inancıyla hepinizi bir daha
saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. İkinci söz, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan'ın. Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aslında,
biz, burada tasarıyı tenkit ederken ne istiyoruz: Tasarı adil olsun, herkesi
memnun etsin; eğer, hekimlerimize bir para verilecekse, onu, milletin cebinden
alıp vermeyin, Sağlık Bakanlığı bütçesinden verin diyoruz. Vatandaşın
ödemelerini azaltın, vatandaşın ödeme gücü yok; sağlığı, paralı hale, lüks hale
getirmeyin. Bizim, Fazilet Partisi olarak taleplerimiz bunlar. Şimdi, döner sermaye fiyatları yükselecek; SSK, Emekli Sandığı ve
Bağ-Kura üye oldukları halde ekstrem paralar ödenecek. Siz, 18 000 sağlık
ocağının hepsini paralı hale getiriyorsunuz; bunları söylüyoruz. Döner
sermayeler ticarethane haline gelecek. 9 110 tane kadroya ödeyeceğiniz parayı
da bu insanların cebinden alıp ödeme yapacaksınız. Ayrıca, gerekçede gösterdiğiniz iddialar doğru değil. Veri hazırlama
programcısı 800 kişi!.. Ne yapacaksınız, yeniden ordu mu kuruyorsunuz?! 800
kişi ne programı hazırlayacak? Biraz önce ifade ettim; niye anlaşamadınız burada; "birisi tayin
edecek, birisi onaylayacak" dendiği zaman. Biri diyor ki: "Yok, illa
bu 9 000 kişiyi ben alacağım; yani, benim kontrolümden geçecek." Madem iş
doğruysa, iki ortak anlaşırdı; biri teklif eder, biri de tayin ederdi. Değerli arkadaşlar, 750 kişi şoför alacaksınız... Hani devleti
küçültüyordunuz?! Nerede bu küçülme?! Bütün bunların maliyeti olan paraları
dönüp, tekrar vatandaştan alacaksınız. Sayın Bakanın konuşmalarını şöyle bir özet takip ettim. "Hastane
başhekimi tayin ettim, döner sermayeyi 650 milyardan 1 trilyona çıkardı"
diyor. O zaman şunu sormak lazım: Siz, tayin etmeden önceki o döner sermaye
müdürü veya başhekimle ilgili ne yaptınız? Niye onun döneminde bu rakam azdı
da, bu çok yaptı; o, usulsüzlük mü yaptı veya bu mu usulsüzlük yaptı? Her zaman,
parayı, çok almak, çok toplamak demek, iyi hizmet etmek anlamına gelmez; bu
bir. İki, Sağlık Bakanlığı bütçesinde 37 000 kişi var, bunun yüzde 40'ı
serbest kaldı... Siz, zaten, yeteri kadar serbest kalan bir kadro
kullanmışsınız, şimdi döner sermaye sayman ordusu meydana getirmeye
çalışıyorsunuz; bu, aslında, liberal ekonomilerde, çağdaş dünyada hiçbir zaman
tasvip edilen bir konu değil. Çok önemli bir konu: "Döner sermaye arpalık olur mu?" Arpalık
olmaz da, daha kötü şeyler de oluyor demek ki... Değerli arkadaşlar, bir kere milleti kandırmanın gereği yok.
Topladığınız paraların yüzde 50'sini, vergi gibi, devlete aktardıktan sonra
"doktorlara para veriyoruz" diye milleti aldatmanın bir anlamı yok.
Topladığınız paraların yüzde 50'sine Maliye Bakanlığı doğrudan el koyuyor.
Peki, dönün eskiye, bırakın bu yüzde 50 kesmeyi... Madem doktorları çok
seviyorsunuz, doktorların durumuna çok acıyorsunuz "sağlıktır, hayatımızı
onlara emanet ediyoruz" gibi gerekçe de çok, böyle ajite edilmiş ifadeler
var doğrusu... Sayın Bakan da, burada, aynen dedi ki: "Sağlıkçılar ağır şartlarda
çalışıyor." Doğrudur. Öğretmenler de ağır şartlarda çalışıyor. Bir millî
eğitim politikamız da var. Madem bir yetki yasanız var, o aldığınız yetkiye
göre düzeltirsiniz, herkes kendi bütçesinden parayı alır. Sayın Bakan, burada, hekimlerin hastalardan para aldığı zaman zaman
duyuluyor, bize de intikal ediyor, zor anlar yaşanıyor... Peki, o zaman,
yargıçlar da aynı şeyi söyledi, işte "vicdanıyla cüzdanı arasında..."
Bu ne biçim iş?! Yani, az para alıyor, kötü hizmet yapacak, çok para alıyor iyi
hizmet yapacak... Bu da, doğrusu, bana biraz garip geldi. Bence, burada asıl
olan şudur: Türkiye'nin gelir dağılımını iyi dengelememiz; bu dağılım
içerisinde hekimlere ne vermemiz, öğretmenlere ne vermemiz, daha başka
kurumlara ne vermemiz gerektiğini belirlememiz, hem adil, dürüst, saygılı,
ticaretten uzak, hem de yorgunluklarının, verdikleri emeklerinin karşılık
olması gerekir. Sayın Bakan, burada ifade ettiler: "Çalışanları çalışmayanlardan
ayıran bir tasarı..." Peki, yarın bu standartta da birtakım sıkıntılar
meydana getirecek. Aslında, keşke, bu yönetmelikler de beraberinde olsaydı;
standart nedir, hangisidir; ona da bakmamız gerekirdi. Yine, burada, Sayın Bakan ifade buyurdular: "İlaç alımı, aldık;
internete taşıdık, 39 trilyondu, 20 trilyonluk aldık.." Ben bir eczacıyım
ve serbest piyasada -ilaç alımı- yirmi yıl ticaret yaptım. Yüzde 33 indirim
yaptı... Pek iyi de, nereden indirim yaptın, hangi paradan indirim yaptın? En
son zamdan mı, efendim, daha önceki zamdan mı? Bugün piyasada üç tane fiyatla
ilaç satılıyor; orta, yeni, en son... Yani, mutlaka biz iyi niyetle bakarız;
ancak, öyle yüzde 33... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Candan, teşekkür edebilir miyim... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Cümlemi tamamlayayım...(MHP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN - Efendim, siz karışırsanız... VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bitiriyorum tamam... BAŞKAN - Buyurun. VEYSEL CANDAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, biz burada...
Mesela, bu ilaç örneğini vermemin sebebi şudur; belki, Sayın Bakan buradan
gidince, açar listelerine bir kere bakar, hangi fiyattan indirim yapılmıştır?..
Yani, illa her söylediğimizin altından bir şey çıkarmanın bir anlamı yok.
Eğer... Belki de katkıda bulunuruz; birisi Sayın Bakanın önüne... (MHP
sıralarından gürültüler) Oturduğun yerden konuşmak kolay da, gel buraya çık, konuş. Şimdi, Bakanın önüne getirir "bak, burada yüzde 33 indirim
yaptım" der; ama, devlet zararı vardır. (MHP sıralarından gürültüler) Bir
kere daha bak, ne zarar edersin. Teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. 4 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. 4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun. 6 ncı maddeyi 5 inci madde olarak okutuyorum efendim: MADDE 5.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN - Fazilet Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Veysel
Candan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; tasarının son maddesi -5 inci maddesi- üzerinde Fazilet Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Şimdi, aslında, Sağlık Bakanlığının getirdiği bu tasarı, çalışanlara
döner sermaye bazında, eskiye göre fazla iyileştirme olmamakla beraber,
birtakım yenilikler getireceği muhakkak. Bizim konuşmalarda uyarmaya
çalıştığımız konu, bir millî sağlık politikası içerisinde, sağlıkta çalışanlar,
hastanenin durumları, teknolojisi ve tedavi edilenler bazında SSK, Bağ-Kur,
Emekli Sandığı, SSK hastaneleri ve Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerimiz ve
özel hastanelerimizi de içine alan millî bir sağlık politikası; bu politika
içerisinde, ödeyemeyen, fakir olan insanların sosyal devlet ilkesinden
hareketle, tedavilerinin ücretsiz yapılması; daha sonra SSK, Bağ-Kur ve Emekli
Sandığına bağlı üyelerin ve hatta, diğer, 60 milyon, 65 milyon insanın rahat,
sağlıklı tedavi görebilmeleridir; bütün amaç, budur. Bu amaçları alt alta yazıp
ne yapmamız lazım geldiği noktasında bir sağlık politikası oluşturmamız
gerektiğini ben buradan vurgulamak istiyorum. Değerli arkadaşlar, aslında, ekonomide yanlış uygulanan politikalar...
Maalesef, iç ve dışborçların 120 milyar doları aştığı, ayda 80 trilyon, saatte
5 trilyon faiz ödendiği ülkemizde, Sağlık Bakanlığına ve benzeri bakanlıklara
ayrılan bütçe tabiî ki, yeterli değildir. Aslında, bu hükümetin suçu olmakla
birlikte, tamamen suçlu olduğunu söylemek de mümkün değildir. Geçmişe bağlı
yapılan yanlışlıklar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında birtakım hazine
garantili borçlanmalar, birtakım usulsüz yapılanmalar, maalesef, bugün içinde
bulunduğumuz şartları beraberinde getirmiş ve bir düyun-i umumiye gibi; yani,
bütün gelirleri, ödenen vergileri faize giden, açmazı olan bir ülke haline
gelmişiz. İşte, onun için, hazırlanacak kanun tasarıları, millî imkânlarımızın,
hazinenin, devlet imkânlarının 65 milyon insana eşit, adil ve herkesin istifade
edebilmesi yönünde tasarılar olmalı ve bu tasarılar, böyle, bir maddelik, bir
zümreyi değil, bütün insanları kapsamalıdır. Prensip olarak bu tespiti yaptıktan sonra, demin ifade etmeye çalıştığım
temel doğrular ölçüsünde, dünya ve Türkiye'de sağlıkta kişi başına ayrılan
bütçeye baktığımız zaman, ABD'de 1 914, İtalya'da 1 100, Yunanistan'da 735,
Almanya'da 1 830, Türkiye'de sadece 187 dolardır. İşte, bütün sıkıntı bu
tablonun içindedir. Değerli arkadaşlar, aslında, geçmişe bağlı sağlık konusundaki
organizasyonlarda, maalesef, fahiş hatalar vardır. Bugün sağlık imkânlarının
yüzde 40'lık bölümü, üç büyük şehirde toplanmıştır; bu, fevkalade yanlıştır.
Bütün tedavi olmak isteyenler, hemen hemen Ankara, İstanbul, İzmir gibi illere
gitmek zorundadırlar. Nüfusun hemen hemen yüzde 20'sinin sağlık güvencesi
yoktur. Sağlık standardımız, maalesef, çok düşüktür. Mesela, dünyada çocuk
ölümlerine baktığımız zaman, binde 35, yani, 1 000 doğan çocuktan 35'i
önlenebilir hastalıktan ölmektedir; bu, raporun verdiği dehşet verici
sonuçlardır. Hamile olan kadınlarımızın yüzde 32'sine, doğum öncesi bakım
yapılmamaktadır. Doğudaki çocukların yüzde 30'u, batıdakilerin yüzde 10'u
beslenme bozukluğuyla, anemiyle, kansızlıkla karşı karşıyadır. Ülkede nüfusun
yüzde 78'i yoksulluk, yüzde 40'ı açlık sınırındadır. Ülkemizde, 20 milyon
korunmaya muhtaç insan vardır. 100 000 civarında, sokaklarda barınan çocuklar
vardır. Peki, bu rakamları neden okuyorum; sizler de açıp bakabilirdiniz. Bu
rakamlardan giderek bir yere ulaşmaya çalışıyoruz. İşin vahameti, hükümetin
getireceği tasarılar, bu tablo içinde, bu tabloya cevap verecek nitelikte olmak
mecburiyetindedir de ondan. Çalışan çocuklarımızın sayısı 3,5 milyon. Toplam işgücünün yüzde 17'sini
bu çocuklar oluşturmaktadır; çalışma şartları fevkalade ağırdır. Çalışan
çocukların yüzde 30'u okula gitmemektedir, yüzde 25'i hasta veya yaralı
durumdadır. Her gün 3 000 genç sigara ve uyuşturucuya başlamaktadır. Her gün
120 çift boşanmaktadır. Yılda 2 000 intihar olayı olmakta ve bunların birçoğu
da ölümle sonuçlanmaktadır. Mahkemelerde yargılanan çocuk sayısı 12 000'dir. Bu
kötü tablo, bana göre, doğrudan, yıllara bağlı ihmal ve kötü yönetimle
ilgilidir; ülke, kötü yönetilmektedir. 55, 56 ve 57 nci hükümetler; yani, bu hükümet, 5 defa vergi kanunu
çıkarmış; ayrıca, IMF'yle yaptığı 18 inci stand-by anlaşmasında, fevkalade
zararlı, dışpolitikamızı yakından etkileyen, bunun dışında, IMF'nin bütün
taleplerini kabul ediyoruz gibi fevkalade onur kırıcı cümlelerle taviz vermiş
ve imza altına almıştır. Ülkemizde, bu politikalarla, fakir, daha fakir;
zengin, daha çok zengin olmaktadır. Şimdi, bu tablolar karşısında, hükümet diyor ki: "Ben, sağlığa
istenen parayı ayıramıyorum." Sayın Bakan, bu izahında kısmen haklı
olabilir; yani, "bütün bunlar benim dönemimde olmuyor" diyebilir;
ama, bir yasa tasarısı getirir; burada, 9 000 ekkadro, 40 000 kadro ister ve
bunlarda da, hükümet ortakları, sadece siyaseten anlaşamazsa, hükümetin bu
tasarıyı getirmekte ciddî olmadığı, samimî olmadığı ortaya çıkar; bu da,
fevkalade yanlıştır. Değerli arkadaşlar, bu tasarıyı, anamuhalefet partisi olarak tasvip
etmediğimizi, doktorların çok para almasını arzu etmemize rağmen, sağlıklı bir
yapı oluşturmadığı açısından tasvip etmediğimizi ifade etmek istiyorum. Peki, biz, böyle düşünüyoruz da, çalışanlar ne düşünüyor? Bir
milletvekili arkadaşım, bir rapor okudu. Ben de, bu kürsüye çıkmadan önce,
konuyu detayıyla araştırdım, tasarının gerekçesini okudum, hükümetin
taleplerini okudum, ne yapılmak istenildiğini de okudum; buraya çıkarken, bir
muhalefet milletvekili olarak değil, vicdanımın sesiyle, bu tasarıya,
acaba, ne tür bir katkıda
bulunabilirim diye çok kafa yordum ve geldim. Bakın, bu tasarıdan, sadece biz değil, bu mevzuda çalışan sağlık
personeli de şikâyetçi. Bu konuştuğum temel, ana öğeleri Sağlık Sendikasından
aldım da getirdim; ama, bir tanesi zahmet edip, bir faks çekti. Biraz önce
konuşan milletvekili arkadaşımı da teyit ediyorum, teşekkür ediyorum kendisine.
Bakın, aynen bir cümlede şöyle deniliyor; bunu, bu sağlık çalışanları adına
okuyorum tutanaklara geçmesi açısından: "Bugün Meclise sunulan tasarı,
devletin sosyal niteliğini yok etmekte ve toplumun sağlıklı yaşam hakkını
elinden almaktadır. Bu önerinin amacı -biz, bu öneriyi kabul edin diye değil,
dinleyin diye getirdik zaten- sağlık çalışanlarının bütçelerine katkı koymak
ise, eğer, siz, hakikaten doktorlara çok para vermek istiyor iseniz, bunun
yolu, vatandaşın parasız alması gereken birinci basamak sağlık hizmetlerini
vatandaşa paralı satmak değildir. Sağlık Bakanlığı, çalışanlarına ekonomik
katkı sunmak istiyorsa, bu katkı Sağlık Bakanlığı bütçesiyle yapılmalıdır.
Kaldı ki, tüm kamu çalışanları açlık sınırında yaşamaktadır ve kamu
çalışanlarına sunulacak en önemli katkı, bizlerin emeğine bedel biçilirken,
taraf olarak pazarlık şansımızın tanınmasıdır." Yani, bir yerde, bize de
sorun talebimizin ne olduğunu demek istiyorlar. Değerli arkadaşlarım, bir kere daha, bu muhalefetimizin nedenini ifade
ederek konuşmamı tamamlamak istiyorum. Biz de, ülkede, doktorlarımızın, hayatımızı emanet ettiğimiz değerli
hekimlerimizin yüksek ücret almasını istemekteyiz; ancak, yapılacak
uygulamalarda rahatsızlıkların olmaması, geriye dönüşün olmaması, 600
civarındaki döner sermayelerin büyük bir KİT oluşturmaması noktasında biz,
üzerimize düşen vicdanî sorumluluklarımızı bu kürsüden ifade ettiğimiz kanaatindeyim. Bu düşünceyle, Muhterem Heyetinize saygılar sunarım. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ederim. Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Murat
Akın. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Murat Bey doktor mu oldu ki,
sağlıkla ilgili konuşacak?! BAŞKAN - Hayır, Murat Bey doktor değil Maliyeci, biliyorsunuz. Tabiî,
saymanlık meselesi Maliyeyle ilgili olduğu için... (DSP sıralarından
gürültüler) Dinleyin efendim. İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Maliyecinin doktoru olmaz mı? BAŞKAN - Olur da, ama, yani, bırakın konuşsun; Doğru Yol Partisi Grubu
adına konuşuyor. Buyurun efendim. DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 568 sıra sayılı tasarının 6 ncı maddesi üzerinde söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, döner sermaye saymanlıkları,
hastaneler itibariyle, büyük illerde birden fazla olabilmekte; ancak, küçük
illerde ise, döner sermaye saymanlıkları tek olarak faaliyet göstermektedir.
Daha önceleri döner sermaye işletmelerine, bilindiği üzere, sayman ataması
Maliye Bakanlığı tarafından yapılmakta; ama, teklif, Sağlık Bakanlığı
tarafından yapılmaktaydı. Sağlık Bakanlığı tarafından tespit edilen kriterler
bazen Maliye Bakanlığınca kabul görmemekte ve bu nedenle, hastanelerimizde
saymanlık müdürlüğü kadroları uzun süre boş kalmaktaydı; ancak, bu tasarıyla,
saymanlık müdürü ve personeli Maliye Bakanlığı personeli sayılmakta ve
dolayısıyla, atama ve sicil durumları da, yine, tamamıyla Maliye Bakanlığı
tarafından yürütülecektir. Bu, oldukça olumlu bir uygulamadır ve geçmişteki
kopukluk giderilmektedir. Değerli milletvekilleri, döner sermaye saymanlıkları, sağlık personeline
geçici olarak bir iyileşme getirmekte; çünkü, doktorların özlük haklarına
taalluk eden bir uygulama, yeni bir hüküm getirmemektedir. Döner sermaye
saymanlıklarında toplanan hâsılat, bilindiği üzere, hastanelerin tamiratında ve
onarımında kullanılmakta, aynı zamanda, bu hâsılatın belirli bir kısmı da
oradaki -başta doktorlar olmak üzere- sağlık personeline aktarılmaktadır. Bu
da, personelin maaşına cüzî bir ilave, katkı sağlamak suretiyle, geçici de olsa
bir iyileşme yapmaktadır. Değerli milletvekilleri, bu hükümle, hastanelerde asistan durumunda olan
doktorların özlük haklarında yeni bir iyileştirici durum oluşmamakta, bilhassa,
muayenehanesi olmayan, hastanelerde çalışan ve uzman seviyesinde olmayan
doktorlar için, bu katkıyla, fevkalade iyileştirici bir durumun gelmesi söz
konusu olmamaktadır. Yine, 1'in 4'ünde ondört sene çalışan ve klinik şefi durumunda olan bir
doktorun aldığı 480 milyon lira maaş, bilindiği üzere, emekli olduğunda,
emekliliğine 300 milyon-350 milyon lira civarında yansımaktadır. Bu
doktorlarımız, döner sermaye saymanlıklarından intikal edecek hâsılattan bir
pay alma değil, bilhassa, emekli olduktan sonra, emekli maaşlarına getirilecek
bir iyileştirme; yani, bir hâkim ve savcının, bir generalin veya bir albayın
aldığı emekli maaşına yakın bir emekli maaşı istemektedirler ki, bu da
doktorların özlük haklarıyla ilgilidir. Sayın Bakanımızı tabiî ki tebrik ediyoruz, geçici de olsa bir
iyileşmedir; ancak, Sayın Bakanımız, bilhassa, Maliye Bakanlığından, hiç
olmazsa, doktorların özlük haklarına yönelik iyileştirici bir maaş rejimi
getirirse -kendisi de üniversiteden geldi, iyi bir doçent doktorumuzdur- sağlık
personeli kendisine, bilhassa doktor arkadaşları, dua ederler; ama, bu
getirilen ufak çaptaki iyileşme, yine de memnuniyet vericidir. Sayın Bakana ayrıca teşekkür ediyorum. Geçen sene ilimle ilgili 3
ambulans istemiştik; sağ olsun, 3 ambulansı tahsis ettiler. Ancak, bu yıl da 5
ambulans istiyorum Sayın Bakanım. Bilhassa, ilçelerimizde açılacak olan
hastaneler... Malum, 6 ilçemizdeki yeni hastane inşaatı tamamlandı. Bir tanesi,
Eskil İlçesinin hastanesi, zatıâlinizin de iştirakiyle açıldı. Oranın ebe ve
hemşire noksanlığı var. Sayın Bakanım, ayrıca, Ağaçören Hastanesi, birkaç aydır hazır, açılışı
bekliyor. Geçmişte, sayın bakanlarımızdan Doğan Baran Bey ve Halil Özsoy Bey,
sağ olsun, bu 6 ilçe hastanesinin temel atma ve inşaatlarına büyük katkı
sağladılar. Zatıâlinizin de bu hastanelerin demirbaş ve diğer tıbbî
cihazlarının alınmasında katkınız oldu. Hiç değilse Ağaçören, Sarıyahşi,
Ortaköy, Güzelyurt ve Gülağaç
devlet hastanelerinin de
kısa zamanda demirbaş ve
tıbbî cihaz noksanlıklarının
giderilerek açılması size nasip olsun. Eskil Devlet Hastanesinin açılışı, biraz önce ifade ettiğim gibi, sizin
iştirakinizle açıldı; ondan dolayı da teşekkür ediyorum. Ancak, hastane,
açıldıktan sonra birkaç gün kapalı kaldı. Sayın Bakanım, o da sansasyon
oluşturuyor. Hiç değilse, açıldığı zaman tekrar kapanmasın, açık hali devam
etsin. Ayrıca, Aksaray Devlet Hastanesinin bulunduğu o kampus alanında 8-10
tane, yine hastanenin müştemilatı sayılan doğumevi ve diğer bölümlerin inşaatı
devam ediyor. Sayın Bakanım, ayrılan ödenekler çok az miktarda ve hastanelerin
inşaatı, uzun süredir aynı şekliyle, çok az bir farkla devam ediyor. Bunun bu
yıl bitirilmesi hususunda biraz fazla ödenek ayırırsanız, yine müteşekkir
olurum. Yine, Sayın Bakanım, hastane başhekimimiz, il sağlık müdürü -daha
öncekilerin fevkalade hizmetleri oldu; Metin Bey olsun, Sağlık Müdürümüz Akın
Südemen Bey olsun- yeni Sağlık Müdürümüz de çalışmalarına devam ediyor; ancak,
biz milletvekilleri, oradaki sağlık müdürünü, başhekimi rahat bırakırsak, daha
iyi çalışacaklar. Bu hususta da, biz milletvekillerini ikaz ederseniz, o
hastanenin, doktorun, ebenin, hemşirenin işine müdahale etmezsek daha iyi
olacak. Bunu da, özel olarak sizinle konuşmuştum. Bilhassa, doktorlarımız,
bizim bu hastanenin içişlerine müdahale etmemizden çok mustarip. Eskiden bir
şey söylerlerdi "tuvalet onbaşısı" gibi, ikide bir hastanenin bu
işlerine karışmamız, arkadaşların çalışma rahatlığını, hareketlerini
daraltıyor. Bunu da, ayrıca, zatıâlinizden istirham ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. BAŞKAN - Sayın Akın, teşekkür ederim efendim. Madde üzerinde, gruplar adına istem bitti. Şahsı adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat?.. Yok. Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından
alkışlar) MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568
sıra sayılı kanun tasarısının son maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum. Zaten, konu enine boyuna tartışıldı; fakat, ben şunu belirtmek
istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, genç cumhuriyetin 3 numaralı
sayısıyla kurulmuş bir bakanlıktır, geçmişi çok köklü bir bakanlıktır; birçok
bakanlarımız gelmiştir. Cumhuriyet döneminde, Türk sağlık çalışanları, Türk
Halkına dünyaya örnek teşkil edecek başarılı hizmetler yapmıştır; Anadolu'da
bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği bir dönemde, Anadolu halkımızı, ulusumuzu
bulaşıcı hastalıklardan kurtarmıştır. Ben, burada, büyük emeği geçenleri
rahmetle anıyorum ki, bunların içinde büyük devlet adamı Refik Saydam, Dr.
Behçet Uz ve sağlıkta kalpaksız kuvayi milliye dediğimiz Prof. Dr. Nusret
Fişek'i, bir daha, rahmetle anıyorum ve yaşamını kaybeden diğer emeği geçenleri
de rahmetle anıyor, yaşamda olanlara da mutluluklar sağlıklar diliyorum. Evet, yani, bardak niye dolu diyebilirsiniz, yarı olduğunu da
düşünebilirsiniz; Türkiye, öyle bir günde. Bakın, ben, 18 Nisan Seçimlerinde
halka şunu söyledim: Türkiye, bir ulusal bağımsızlık harbi verdiği gibi, bir
ekonomik kurtuluş harbi de verecek ve burada, herkes, gerektiği yerde,
gerektiği zaman bulunacak. Türkiye, öyle bir dönemden geçiyor. Bugün, bütün
ücretlilerin ücreti azdır; gayet açık. Bu, sıkıntılı bir dönemdir; ama, ben,
sağlık teşkilatına, yani, sağlıkta çalışanlara, başta doktorlara, yardımcı
sağlık personeline, hemşirelere ve sağlık personeline 657'nin dışında bir ücret
sistemi getirilmesini arzuluyorum, gönlümde yatan budur ve inşallah, bunu da
gerçekleştireceğiz. Size, kısaca bir örnek vereyim, bir tablo çizeyim: Allah esirgesin; ama,
gecenin saat 3'ünde bir trafik kazası oldu. Bunu, biz, genel vücut travması
olarak kabul ediyoruz. Bu kişiye bir beyin cerrahı lazım olabiliyor, bir genel
cerrah lazım olabiliyor; çünkü, organlarında bir yırtılma olabilir. Bir
bevliyeci lazım olabiliyor, mesane rüptürü olabiliyor; bir dahiliyeci lazım
olabiliyor konsülte edecek ve bir ekip, gecenin saat 3'ünde başlıyor, 5'e, 6'ya
kadar o hastayla uğraşıyor ve onlara, hadi güle güle diyorsunuz. Böyle bir
meslek grubunun -tabiî, burada,
hemşiresi var, laborantı var, şoförü var, defalarca acil doktorları topluyor-
bu insanların, artık, ayrı bir ücret sistemini, özlük haklarını düzenleyen bir
yasanın çıkarılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Ayrıca, hep merak ettiğim bir konu vardır: Neden, sağlıkta çalışanlara
yıpranma payı verilmemektedir? Düşünün, bir hekim, eve gelir, acıkmıştır -şimdi araçlar düzeltildi, o zaman,
eskiden bozuk araçlar vardı, onun sesi mahalleye girdiği zaman duyulurdu- tam
yemeğe oturduğu zaman, aman doktor yetiş, hastaneye bir acil geldi... Yani, 24
saat kafası meşgul olan bir grup bu sağlık teşkilatı. Bilmiyorum, arkadaşlar
hep bardağın dolu olmadığını söylediler; ama, bardak yarı duruma geldi. Yani,
Türkiye belli bir mesafe katetti; ama, Türkiye'nin yapacağı... Yine
yeniliyorum; sağlık personelinin, doktorun, hemşirenin ve diğer personelin
özlük hakları ve ücretleri için ayrı bir sistemin kurulması lazım; ayrıca
ücretlendirilmesi lazım, bu personele yıpranma payı verilmesi lazım. Sağlıkta
çalışanların, ne kadar rahat koşullarda çalışırsa o kadar daha verimli
olacağına inanıyorum ve ben, Sayın Bakanıma, bu yasayla meslektaşlarıma belli
bir iyileştirme getirdiği için de, meslektaşlarım adına şükranlarımı sunuyorum.
Bu yasanın, başta sağlık çalışanlarına ve kendini hasta zanneden veya
hasta olan insanlarımıza ve ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan?.. Yok. Afyon Milletvekili Gaffar Yakın Bey, buyurun efendim. (DSP sıralarından
alkışlar) Herhalde siz de teşekkür edeceksinizdir, değil mi? Bir de, ayrıca, son
sözü istemişsiniz 86'ya göre. Buyurun. GAFFAR YAKIN (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye,
1980'li yıllardan sonra, birçok alanda büyük değişimlere uğradı. İktisadî
yapıda, bankacılıkta, ekonomide, özelleştirmede, sosyal yapıda birçok
değişimler yaşandı; ama, en az değişimlerin yaşandığı ve Türkiye'de en büyük
ihtiyacın en önemli kısmı olan sağlıkta maalesef çok büyük yapısal
değişiklikleri yaşayamadık. 1987 yılında Sayın Kalemli zamanında çıkarılan ve sağlıkta verimlilik
anlayışına göre hastane işletmeciliğinin temelleri atılan kanun, Anayasa Mahkemesinden
dönmesiyle birlikte, orada kaldı. Bugün, yine ilk defa, çok büyük reformlar, çok büyük değişiklikler
değil; ama, bu kanunla birlikte, Türkiye'de, sağlık alanında verimlilik esası
getiriliyor. Bugün hepimiz çok iyi biliyoruz ki, memurlarımıza yüzde 10 zam
yapabildik; ama, bu kanunla, belki farkındasınız, sağlık alanında çalışanların
maaşlarına asgarî yüzde 100 zam getirmiş bulunuyoruz; ama, bu parayı, kendileri
daha fazla çalışarak, daha fazla gayret ederek ve halihazırdaki mevcut ekonomik
imkânları harekete geçirerek elde ediyoruz; halkın cebinden, ekstradan bir para
çıkmıyor. Şimdi, sağlık alanında çalışan sağlık personeline yüzde 100'lük bir maaş
artışının ötesinde, eğer saat 16.00'dan sonra hastanelerde çalışırlarsa, hafta
sonunda çalışırlarsa, muayene ederlerse, ameliyat ederlerse, bu insanlar,
kazandıklarının, hastaneye kazandırdıklarının yüzde 50'sini de alabilecekler.
Yani, bugün, Meclis olarak, bütçeden, çalışın veya çalışmayın, sadece maaş
olarak para vermek yerine, sağlık personelini daha fazla çalışmaya, daha
bilgili olmaya, hastayı daha fazla memnun etmeye teşvik eden bir sistemin bir
başlangıcı oluşturuluyor. Bütün devlet hastanelerinde, biliyoruz ki, insanlarımız öğleden sonra az
çalışıyorlar, hafta sonlarında ameliyat etme imkânı yok, muayenehaneye koşuyor
veya özel hastanelere gidip ameliyat etme durumu var. Şimdi, doktor
meslektaşlarımız, alınlarının akıyla ve hiç kimse karşısında, bıçak parası, şu
bu demeden, devlet hastanelerinde ameliyatlarını rahatlıkla yapacaklar, hem
sağlık personeli kazanacak hem devlet kazanacak hem de vergiden, şuradan
buradan kaçırılmış bir kazanç olmayacak. Nereden bakılırsa bakılsın, en önemli husus, belki mütehassıs hekimler
birçok hastanede kendi imkânlarını çıkarabiliyorlar; ama, en fazla fakrü zaruret
içerisinde olan, sağlık ocağında çalışan doktorlar için yeni bir havuz sistemi
getirilmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) GAFFAR YAKIN (Devamla) - Bugün, kimse sağlık ocaklarında çalışmak
istemiyor; herkesin, devlet hastanelerinde nöbet tutup para kazanma arzusu var.
İşte, temel sağlık hizmetlerini yürütme mesuliyetinde olan pratisyen hekimlerin
çoğunlukla çalıştığı sağlık ocaklarına, yeni tedavi imkânları getirilmektedir.
Sağlık ocakları daha güçlü hale getirilecektir ve temel sağlık hizmetleri için
değil, aşılama için değil, gebe takibi için değil, çocukların bakımı için
değil; ama, tedavi edici hizmetleri yaptıklarında, röntgen ve laboratuvar
tetkikleri yaptıklarında para alacaklardır. Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin büyük bir
başarısıdır; bugün, zaten, halkımızın 90'ı, ister Emekli Sandığı ister Bağ-Kur
ister SSK ve yeşil kart vasıtasıyla olsun, sağlık sigortası kapsamındadır.
Dolayısıyla, bu kurumlardan para alınacaktır, yoksa, fakir olan insanlar-dan,
sağlık ocağına gelmiş olan insanlardan para alınmayacaktır. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. GAFFAR YAKIN (Devamla) - Bu, çok büyük bir reform değildir. Evet, yeni,
büyük reformların yapılması lazım ve ihtiyaçtır; Bakanlıkta hazır vaziyette
beklemektedir. Bu kanunları da, yani hastane işletmeciliğini, sağlık finansman
kanununu ve aile hekimliğini getirecek kanunları da en kısa zamanda getirmesi
dileğiyle, Sayın Bakana, Sağlık Bakanlığı personeline ve bu kanuna destek veren
tüm milletvekillerine teşekkür eder, saygılar sunarım. (DSP, MHP ve ANAP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Soru-cevap işlemine geçiyoruz. Efendim, sorular, çok kısa ve net olsun; yorumlu sorulara müsaade
etmeyeceğim. Sayın Yılmazyıldız, buyurun efendim. İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Evet, yorumsuz soracağım. Sayın Başkanım, Balıkesir Devlet Hastanesi Müdür Yardımcısı Mehmet Salih
Aslan, görme özürlü olduğu gerekçesiyle -bu konuyu yazılı da sormuştum- önce,
olmayan sağlık ocağına tayin edildi, sonra Balya'ya... Bu kürsüden birkaç defa
dile getirilince, ne hikmetse, tekrar, olmayan Balıkesir sağlık ocağına, şimdi
de Dursunbey'e tayin edildi. Sayın Bakan, sorduğum soru üzerine "mahkeme neticesini
uygulayacağım" dedi. Körler Federasyonunun da yazdığı yazı var; orada
"Senirkent'teki ikinci olay" deniliyor. Ayrıca, "asıl görme
engelli kim?!" diye basında da çıktı. Bu haksız uygulama ne zaman
düzeltilecek? Özellikle Ba-lıkesir'de, Susurluk, İvrindi, Dursunbey, Kepsut,
Bigadiç, Balya, Savaştepe, Sındırgı gibi dağlık ilçelerimizde, çok miktarda
uzman doktor eksikliği vardır. Örneğin, Susurluk'ta çocuk hastalıkları,
İvrindi'de doğum ve çocuk hastalıkları doktorları gibi. Bu eksiklikler ne zaman
giderilecektir? Yine, bayram münasebetiyle yaptığımız gezilerde, çok sayıda sağlık
ocağında ebe eksikliği vardı. Örneğin, bir Balya-Çamucu, en az 5 köye bakar;
aynı şekilde, Doğanlar köyündeki gibi 5 köye bakan sağlık ocakları vardır,
milyarlarca lira harcanmıştır; ama, ebe yoktur. Bu ebe eksikleri ne zaman
giderilecektir? Son olarak da, yine, Filiz Turan diye bir memur, devlet hastanesinde,
benzer şekilde, haksız uygulamalara uğramıştır. BAŞKAN - Hangi devlet hastanesinde efendim? İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Balıkesir Devlet Hastanesinde. Bununla ilgili düzeltme yapmayı düşünüyor mu? Mezun olduğu halde, uzun süredir işe giremeyen ebelerimizin,
hemşirelerimizin tayinini ne zaman yapmayı düşünüyor? Saygılar sunarım. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Yalçınkaya, buyurun. MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın
Bakanıma şu soruları yöneltiyorum: Urfa İli, Türkiye'nin sekizinci büyük şehridir. Bugün, 500 yataklı
hastane inşaatı, yedi yıldan beri, devam etmektedir. Urfalı hastalar, Ankara
hastanelerinde inim inim inlemektedirler; hasta sahipleri perişandır. Sayın
Bakanımızdan, bu hastanenin ne zaman bitirileceğini soruyorum. Bunun yanında, Akçakale, Ceylanpınar, Bozova, Suruç İlçelerinde
mütehassıs hekim, maalesef, bulunmamaktadır. Bunların artırılması veya
görevlendirilmesiyle ilgili ne gibi çalışmalar yapmaktadır? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Ben, teşekkür ediyorum efendim. Bugün, sizi çok aradık; hep, sual sordunuz, sonra gittiniz. Sayın Bedük, buyurun efendim. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın
Bakanımıza şu sorularımı ifade etmek istiyorum: Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin kalite ve standardını
yükseltmek fevkalade önemli ve bunun da en önemli unsuru çalışanlarıdır.
Teknolojideki, bilimdeki değişim ve gelişimi uygulayabilmek de, ancak
doktorlarımızın, hemşirelerimizin, sağlık personelimizin, tamamen, her türlü
ekonomik ve sosyal meselelerinin çözümlenmesiyle mümkündür. O sebeple,
doktorların, sağlık personelinin ücretlerinin artırılması şarttır, gereklidir
ve ona taraftarız. Sayın Bakanım, benim üzerinde durduğum nokta şu: Sağlık Komisyonunda
"sosyal güvencesi olmayanlar arasında, ödeme gücü olmadığı
belirlenenlerden ücret alınmaz" denilmiş. Daha sonra, Plan ve Bütçe
Komisyonunda bu çıkmış. Biraz evvelki izahatınızda, sosyal güvencesi olmayıp da
sağlık bakımından ücretini karşılayamacak durumlardan kesinlikle ücret
alınmayacak diyorsunuz. O halde, bu ifadeyi niye çıkardınız, niye buna itiraz
etmediniz? Bu, bende bir tereddüt doğuruyor ve şüphemi çekiyor. Dolayısıyla,
sağlık ocaklarında fakir ve fukaradan para alınacağı hususunda bir tereddütüm
doğmuştur. İkinci sorum: Ülkemizde 6 500 civarında sağlık ocağı var ve
köylerimizde, ilçelerimizde, kasabalarımızda SSK'lı hastalarımız var veya
yakınları var; ancak, bu SSK'ya tabi olan vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerini
sağlık ocakları veremiyor; çünkü, SSK buna itiraz ediyor. Getirdiğiniz bu
düzenlemeyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla, SSK ile anlaşmak
suretiyle, sağlık ocaklarımızda bu vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerini yerine
getirebilecek misiniz? Eğer getirirseniz -kuyrukları azaltmak bakımından
söylüyorum- o zaman, burada tedavi olmuş olan, daha doğrusu muayene olmuş olan
vatandaşlarımızın, ilaç hizmetlerinin çözümlenmesinde nasıl bir yöntem
düşünüyorsunuz? Sağlık ocaklarında ecza depoları yoktur. Ecza depoları olmadığı için,
ilaç ihtiyaçlarını karşılamak bakımından yine merkeze gelme gibi bir sorunla
karşı karşıya kalacaklardır. O sebeple, SSK'lı olan vatandaşlarımızın,
Bağ-Kurlu vatandaşlarımızın, özellikle sağlık ocaklarında, hem muayene hem de
tedaviyle ilgili olarak, ecza hizmetlerinin mutlak surette karşılanmasıyla
ilgili ne gibi tedbir düşünüyorsunuz? Son sorum, tekrar SSK'lı olanlarla ilgilidir. SSK, kendi ürettiği ilacın
bir başka yerden alınmasına karşıdır. Sağlık ocağında muayenesi yapılmış ve
reçetesi yazılmış olan bu vatandaşlarımızın, ilaç hizmetleriyle ilgili olarak
-nereden karşılayacak- bir kısmını SSK'dan, bir kısmını ecza deposundan veya
eczanelerden karşılama gibi bir durumla karşı karşıya kaldıklarında -30 - 40
kilometre mesafedeki, mesela bir Elmadağ'daki köylüyü düşünün, Haymana'daki,
Balâ'dakileri düşünün- bütün bunları hesaba kattığınızda, çok büyük sıkıntıyla
karşı karşıya kalacakları düşüncesiyle, bu konuda tedbir almayı düşünüyor
musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Bakan, 4 dakikanız var efendim. Çabuk cevap verir-seniz,
diğer arkadaşlara da sual sorma hakkı tanıyabilirim. Buyurun efendim. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkanım, saygıdeğer
milletvekilleri; özellikle Balıkesir İli için bilgi vermek istiyorum.
Türkiye'nin şanslı illerinden birisidir; ebe doluluk oranı yüzde 101, hemşire
doluluk oranı yüzde 68 civarındadır; uzman hekim ve pratisyen hekim bakımından
da şanslı bir ilimizdir. Urfa İlimiz, göreve geldiğimizden bu yana, 304 çalışan pratisyen
hekimiyle, yüzde 78'lik doluluk oranına sahip; yine, 111 uzman hekimiyle,
yüz-de 47'lik doluluk oranına sahiptir. Bu, büyük gayretin ve çabanın
sonucudur. Yine, kalkınmada öncelikli illerimize kuralar çekmeye devam
ediyoruz. Sayın Bedük, 224 sayılı Yasa ve Anayasamız, sağlık ocaklarında verilen
temel sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğunu amirdir; dolayısıyla, burada
hizmet alınması, temel sağlık için söz konusu değildir. Tedavi edici
hizmetlerde de -hemen yönergeyle bunu belirleyeceğiz- ödeme gücü olan, resmî
evrakı olan kişiler için bu söz konusu, sadece tedavi edici hizmetlerde söz
konusu. Yine, sağlık ocaklarını, nüfusu 5 000'in üzerinde olan yörelerde
açıyoruz. Dolayısıyla, nüfusu 5 000'in üzerinde olan yörelerde de eczaneler
açılabilir. SSK ile anlaşmamız var, sağlık ocaklarımızdan hizmet alabilirler;
ancak, reçetelerini tasdik ettirme zorunluluğu var. O, bizim yapabileceğimiz
bir iş değil; ancak, şu anda Türkiye genelinde, tüm sigortalılar, sağlık
ocaklarından hizmet alabilirler. Koruyucu sağlık hizmetleri ise, hangi sosyal
gruba ait olursa olsun, herkese verilmek zorundadır ve ücretsiz verilecektir. Zannediyorum, ambulans istekleriyle ilgili, 2001 yılı içinde yeni
ihalemiz olursa, her ile, nüfusuna göre ambulans da verilecektir; bunu arz
ediyorum efendim. Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Zeki Çelik, buyurun. Çok kısa sorarsanız efendim... MEHMET ZEKİ ÇELİK (Ankara) - Teşekkür ederim. Sayın Başkan, delaletinizle, Bakandan şu soruları sormak istiyorum: Ankara Şereflikoçhisar İlçemiz, trafik yoğunluğu çok yüksek bir karayolu
üzerinde bulunmakta, bu yolda da çok sayıda trafik kazası olmaktadır; ama,
Şereflikoçhisar Devlet Hastanesi, gerek uzman doktor gerekse tomografi ve
benzeri gibi imkânlardan mahrumdur. Dolayısıyla, burada, bu hizmet
sunulamamaktadır. Bu konuda, uzman tabip açığının giderilmesi ve diğer
hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili bir çalışma var mıdır? İkinci sorum: Haymana'da, Ankara Trafik Hastanesine bağlı bir hastane
açılmış; ama, burada da, hem doktor hem de diğer sağlık hizmetleri yönünden
eksiklikler vardır. Bunların giderilmesiyle ilgili nasıl bir çalışma
yapıyorlar? Üçüncü sorum: Şereflikoçhisar Sağlık Meslek Lisesinde 16 tane meslek
dersi hocası olması gerekirken, 6 tane olduğunu öğrendik. Bu durumda, sağlıklı
öğrenci yetiştirilmesi mümkün görünmüyor. Bu konuda tedbiriniz var mıdır? Dördüncü sorum: Ankara'nın Elmadağ, Haymana, Balâ İlçelerinde, yine,
uzman doktor ihtiyacı had safhadadır. Burası başkent ve Ankara; bu ihtiyaçlar
ne zaman karşılanacaktır? Beşinci sorum: Yine, Ankara'nın Polatlı, Balâ, Haymana, Şereflikoçhisar,
Elmadağ, Gölbaşı ve diğer birçok ilçelerinde ebe, hemşire ve sağlık memuru
açığı had safhadadır. Bu konuda bir girişimleri var mıdır? Altıncı sorum: Ankara'daki hastanelere taşradan sevk edilerek gelenler
olması sebebiyle, büyük bir yoğunluk yaşanmaktadır. Bunun mahzurlarının ortadan
kaldırılması amacıyla Mamak, Sincan, Çankaya, Keçiören ve Altındağ gibi merkez
ilçelerde ufak çapta müdahalelerin de yapılabileceği, 30 veya 50 kişi
kapasiteli yataklı hastane yapılması konusunda bir çalışma var mıdır? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim. 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Tasarının başlığının değiştirilmesiyle ilgili bir önerge vardır;
önergeyi okutup işleme koyacağım: Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının başlığının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ederiz.
"Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme
(Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Bazı Maddeleri
ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı" BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HAYRETTİN ÖZDEMİR (Ankara) -
Takdire bırakıyoruz. BAŞKAN - Hükümet?.. SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Katılıyoruz. BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir;
teşekkür ederim efendim. İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre söz talebi var. Edirne Milletvekili Sayın Ahmet Ertürk, lehinde konuşmak üzere, buyurun. Son söz olduğu için çok kısa süre veriyorum; biliyorsunuz, takdir
Başkanın. 3 dakika süre veriyorum. ALİ AHMET ERTÜRK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568
sıra sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme
(Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
konusunda şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Heyetinizi
ve ekranlardan bizleri izleyen başta sağlık çalışanlarıyla tüm halkımızı
saygılarımla selamlarım. Sağlık sistemimize ilişkin sorunlar, değişik partilerimize mensup
hatipler tarafından ayrıntılarıyla dile getirilmeye çalışıldı. Eleştirileriyle
katkıda bulunan arkadaşlarımıza teşekkür etmek isterim. Halihazırdaki
işleyişten, gerek halkımız gerekse sağlık çalışanlarının memnun olduğunu
söylemek, elbette ki mümkün değildir. Hükümetimiz, ülkemizdeki tüm sorunlara el atarak çözüme kavuşturmaya,
Türkiye'yi her alanda yeniden yapılandırmaya büyük bir kararlılıkla
çalışmaktadır; bu alandaki iradesi, tüm halkımız tarafından yeterince
anlaşılmakta ve desteklenmektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarıyla getirilmekte olan
değişiklik, elbette ki, tüm sorunları kökten çözen, sorunların tümünü kapsayan
bir düzenleme değildir; sorunlara kısa vadede bazı çözümler getirmektedir.
Bununla yetineceğimizi düşünerek insafsızca yapılan eleştiriler haksızdır. Asıl
hedefimiz, tüm halkımızı sağlık güvencesine kavuşturmayı amaçlayan, hasta-hekim
arasındaki para ilişkisini tümden kaldıran, ülkemize özgü koşullara uygun
çağdaş sağlık sistemi yapılanmasını sağlayan, kapsamlı ve kalıcı çözümler
üretmek olmalıdır. Bu konuda, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu
üyesi ve bir hekim olarak, hükümetimizin çalışmalarını, kararlılığının
varlığını bilmenizi isterim. Ayrıca, geçtiğimiz yıl çıkarmış olduğumuz Sosyal Güvenlik Reformu
Yasasına paralel olarak, böyle bir reformun sağlık alanında da yapılması bir
zorunluluk haline gelmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun. ALİ AHMET ERTÜRK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözünü ettiğimiz yasa değişikliğini -asıl sorunun çözümünü ertelemeye yönelik
olmadığını- daha önce yapılmış olan değişikliklerden doğan ihtiyaçları bir an
önce karşılamaya yönelik olumlu bir düzenleme olarak değerlendiriyorum. Her
yeni düzenlemede, yeni personel ihtiyaçlarının ortaya çıkması da çok doğaldır.
Yeni kadro ihdasını, bu anlamda gerekli görüyorum. Sağlık çalışanlarımızın gelirlerinde bir artış sağlayacak olan bu yasa
tasarısı, bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir. Önemli bir rahatlama
getireceğini anlamak da zor değildir. Ayrıca, hekimleri muayenehane açmaktan
caydıracak, hastanelerimizin daha verimli çalışmasına yol açacaktır. Esasen,
hepimizin takdir edeceği gibi, sağlık hizmetlerinin parayla ölçülmesini
zorlaştıran ulvî bir yanı da vardır. BAŞKAN - Sayın Ertürk, toparlıyorsunuz değil mi efendim. ALİ AHMET ERTÜRK (Devamla) - Teşekkür ederim; toparlıyorum Sayın Başkan. Ekonomik olarak rahatlayan hekimlerimiz, yaptıkları işin manevî hazzını
daha iyi duyumsayacaklardır. Hükümetimiz, sağlık hizmetlerinin kendine özgü
zorluklarının bilinciyle, bu düzenlemeyi getirmiştir. Sayın Bakanımıza, bu
bakımdan teşekkür etmek isterim. İlim Edirne'nin sorunlarına gösterdiği
duyarlılığın, bundan sonra da süreceğine inanıyorum. Sağlık çalışanları ve
diğer meslek gruplarındaki tüm çalışanlar için, eşit işe eşit ücret
çalışmalarının devam ettiği de bilinmektedir. Umuyorum ki, bu konudaki
çalışmalar da bir an önce sonuçlandırılacaktır. Bu yasa tasarısının, ülkemize, sağlık çalışanlarına, sağlık sistemimize,
genel olarak olumlu bir katkı getireceğine olan inancımla, oyumun lehte
olduğunu tekrar belirtmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Aleyhinde, Tekirdağ Milletvekili Sayın Fırat Dayanıklı; buyurun efendim.
BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum. Tasarının amacı ve kapsamı üzerinde konuşacak değilim; çünkü, çok
değerli hatipler, burada, iki günden beri, bu tasarıyı gerçekten enine boyuna
irdelediler; ancak, ben, bazı konuların altını çizmek ve sizleri, biraz da
olsun düşünceye sevk etmek istiyorum. Üzerinde durmak istediğim konu, aslında döner sermayeler. Ülkemizde,
döner sermaye uygulamaları konusunda, farklı, fakat önemli görüşler mevcut.
Bugün, değişik kuruluşlarda ve bakanlıklarda çok sayıda döner sermaye işletmesi
var. Örneğin, Millî Eğitim Bakanlığında 1 065, Sağlık Bakanlığında 598, Tarım
Bakanlığında 234, Orman Bakanlığında 75, Millî Savunma Bakanlığında 57 ve diğer
genel bütçeli idarelerde 252, yani toplam 2 549 adet döner sermaye işletmesi
mevcut. Dikkatinizi rica ediyorum; altını çizmek istediğim önemli bir husus var:
Bu işletmelerin, yani bu döner sermaye işletmelerinin 2000 yılındaki gideri,
Maliye Bakanlığına göre 4 katrilyon 780 küsur trilyon lira, oysa, geliri 300
trilyon lira; yani, geliri giderini sadece yüzde 6 olarak karşılıyor. Bu,
altını çizmek istediğim önemli bir husus. Tabiî ki, Sağlık Bakanlığının, döner
sermaye işletmelerinden, 2001 yılında 1 katrilyon liradan fazla gelir elde
edeceğini burada vurgulamak isterim. Bu rakam, Türk insanının sağlığı için
harcanan paradır, yani sağlığa ayrılan paradır. Yani, sağlığa ayrılan payı,
sadece bütçe içindeki değerlerle ifade etmek mümkün değildir. Burada, altını çizmek istediğim diğer bir husus ise, önemli bir
eleştiri; çünkü, 1980'li yıllarda kurulan fon sistemini tasfiye ediyoruz; ama,
bir yandan da, döner sermaye işletmelerini yaygınlaştırıyoruz ve gittikçe
sayısını artırıyoruz. Nitekim, bu devasa fonlar kapatılıyor; ama, küçük
bütçeciklerden oluşan bu döner sermaye işletmelerini yaratıyoruz. Yani, bu
döner sermaye işletmelerinin denetimi hususunda mutlaka bilgi işlem
teknolojileri kullanılarak yakın takip edilmelidir. Öte yandan, altını çizmek
istediğim diğer bir husus ise, döner sermaye işletmelerine, yani bu
saymanlıklara kalifiye eleman bulma konusunda, özellikle Maliye Bakanlığının
yaşadığı sıkıntılardır. Örneğin, Sağlık Bakanlığında 1 271 saymanlık kadrosu
var, bunların 470 tanesi boş. Maliye Bakanlığı, her biri ayrı ihale yapan,
tıbbî malzeme, ilaç alımı yapan döner sermayelerin birleştirilmesini talep
ediyor. Bu gerekçenin arkasındaki neden, herhalde, burada yaşanabilecek
usulsüzlükleri önlemek, bunları kontrol altına almak. Önümüzdeki kanuna göre,
bu saymanlıklar, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine birleştirilecek deniliyor,
bizim temennimiz de odur. Sağlık Bakanlığına bağlı döner sermayelerde yapılan
tüm ihalelerin... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın Başkanım, izin verirseniz... BAŞKAN - Bir aleyhe gelseniz... Buyurun, oyunuzun rengini... BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Tüm ihalelerin mutlaka internet
ortamında yapılması konusundaki çalışmayı takdirle karşılıyorum ve bunun bir an
önce mutlaka bitirilmesini talep ediyorum Sayın Bakanım. Değerli arkadaşlar, vurgulamak istediğim, altını çizmek istediğim önemli
bir husus da, burada hiç vurgulanmadı ama, pratikte ortaya çıkabilecek önemli
bir sorun. Şimdi, bu kanunla, döner sermaye gelirlerini teşvik ediyoruz; yani,
doktorların daha fazla hasta bakmalarını teşvik ediyoruz; ancak, döner sermaye
gelirlerinin artırılması için yapılacak, yapılabilecek gereksiz müdahale ve
tedavileri nasıl önleyebileceğiz? Henüz, hekimlerin yapacakları ameliyat ve
bakacakları hasta sayısında standartları oluşturamadık; bu sorunun üzerine bir
an önce gitmeliyiz ve bu konu da mutlaka halledilmelidir Sayın Bakanım. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika daha rica
edebilir miyim son söz olarak. BAŞKAN - Buyurun. BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın milletvekili arkadaşlarım, 9
000 kadro ihdas ediliyor. Bu kanunla, döner sermaye personeli diye ayrı bir
personel grubunu oluşturuyoruz; döner sermayeler, maaş ödemesi yapan bir yapıya
dönüştürülüyor; ihdas edilen kadrolarda, çözümleyici, programcı, veri hazırlama
ve kontrol işletmeni gibi 1970'lerde, 1980'lerde kalmış, tamamlanmış; ancak,
artık bugün fonksiyon ifade etmeyen kadrolar da var. Ancak, her şeye rağmen, ben, bu yasa tasarısının, Türkiye'deki sağlık
sistemi adına bir hamle olduğunu düşünüyorum ve bu tür hamlelerin, önümüzdeki
yıllarda, önümüzdeki günlerde daha çok sıklıkla tekrar edilmesini diliyorum ve
her halükârda, bu yasanın, milletimize, ulusumuza faydalar getirmesini diliyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Destekleyeceğimi de buradan tekrar ifade ediyorum, aleyhine söz alsak bile.
(DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Aleyhte söz aldı
"destekliyorum" diyor... BAŞKAN - Efendim, niçin aleyhte olduğunu da izah ettiler. TURHAN GÜVEN (İçel) - "Destekliyorum" diyemez... İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Aleyhte söz aldı... BAŞKAN - Efendim, aleyhte söz aldı, niçin aleyhte olduğunu da izah etti. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan "destekliyorum" diyemez... BAŞKAN - Efendim, aleyhinde... İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Hile yapıyor İçtüzüğe karşı; doğru
değil... TURHAN GÜVEN (İçel) - Son cümlesini geri alsın... İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, son cümleyi çıkarın... BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır;
hayırlı olsun. Ancak, Sayın Alçelik, Sayın Erbaş ve Sayın Akın'ın sualleri vardı,
vaktimiz olmadığı için onlara söz veremedim; lütfen, yazılı olarak Sayın Bakana
bildirirlerse, Sayın Bakan da cevap vereceklerini ifade ediyorlar. Efendim, çalışma süremizin dolmasına 10 dakika var... A. EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) - Devam edelim... YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Devam edelim Sayın Başkan. Yeni bir konuya
başlayalım, ondan sonra... BAŞKAN - Nasıl başlayayım efendim? A. EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) - 10 dakika, 10 dakikadır Sayın Başkan, bir
madde geçiririz. M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) - Verdiğiniz karar doğrudur Sayın Başkan. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Etki altında kalmadan verin kararınızı. BAŞKAN - Saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum efendim. Kapanma Saati : 18.48 Açılma Saati : 20.00 BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne),
Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 43 üncü Birleşimin Beşinci Oturumunu
açıyorum. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilatı Hakkında 189 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine
başlayacağız V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 3. - Kamu Kurum ve Kuruluşlarının
Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz. 4. - İspirto ve İspirtolu İçkiler
İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/443) ( S. Sayısı : 398) (1) BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet yerlerini almışlardır. Sayın milletvekilleri, komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu
oylarınıza sunuyorum: Okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun
okunması kabul edilmemiştir efendim. Şimdi, tasarının tümü üzerindeki görüşmelere başlıyoruz. Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Altan
Karapaşaoğlu; buyurun efendim. FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; 1942 yılında 4250 sayıyla yürürlüğe giren
İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu hakkında değişikliği öngören 398
sıra sayılı yasa tasarısıyla ilgili olarak, Grubumuz adına söz almış
bulunuyorum; Değerli Başkanımı, siz değerli sayın üyeleri ve Komisyonumuzu
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, geçtiğimiz yıl Plan ve Bütçe
Komisyonuna gelmiş, geçtiğimiz yıl komisyonlardan geçmiş, ancak, bugün Genel
Kurulumuza gelmiş olduğu için ve raporun okunması da uygun görülmediği için,
size, tasarı hakkında biraz detaylı bilgi vermek mecburiyeti hâsıl oluyor sanıyorum. Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla getirilmek istenilen şey, tasarının
genel gerekçesinde şu şekilde ifade ediliyor: "Türkiye ile Avrupa
Topluluğu arasında imzalanan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca 1998
yılı itibariyle ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin mevzuat uyumunun
tamamlanması gerekmektedir." (1) 398 S. Sayılı Basmayız Tutanağa eklidir. Sanayi Komisyonumuzun raporundaki ifadesi de şöyle: "Kanun
tasarının 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası; Türkiye ile Avrupa Topluluğu
arasında 1.1.1973 tarihinde imzalanan Katma Protokol ve 1996 yılında yürürlüğe
giren Gümrük Birliği kararına uyum sağlamak, ticaretin tamamen
serbestleştirildiği, uluslararası ticaret üzerindeki miktar kısıtlamasının ve diğer
engellerin yasaklandığı günümüzde alkol ve alkollü içki ticaretine kısıtlama ve
engel getirilmemesi gerektiği düşünülerek, ayrıca sipariş veren satıcılara
yerinde teslimi..." Rapor devam ediyor. Yani, şu anlaşılıyor, deniliyor
ki: Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle uyum sağlaması açısından, Dünya Ticaret
Örgütüne verdiğimiz taahhütler açısından, Türkiye'deki Tekel İdaresinin, tekel
özelliğinin kaldırılması veya özelleştirilmesi gerekir mesajı veriyor; her iki
gerekçede de. Şimdi, değerli arkadaşlar, bunu, biz, Grup olarak, tabii, uygun
görebiliriz. Yani, şunu demek istiyorum: Türkiye, bir taraftan özelleştirme
kapsamı içerisinde devletin sahip olduğu kurum ve müesseseleri özelleştiriyor,
bir taraftan da, özerkleştiriyor. Şimdi, bu yasa tasarısını bir iki açıdan ele almak mecburiyetimiz var.
Bunlardan bir tanesi, özelleştirmeden bahsettiğimize göre, hemen, yasanın
içeriğinde belirtilen Tekel İdaresiyle ilgili şu ifadelere bir göz atmamız gerekiyor. Değerli
arkadaşlar, bu yasa tasarısıyla yapılmak istenen şeyi şöyle ifade ediyor ve
diyor ki: "Tekel Genel Müdürlüğü, bu Kanunla kendisine verilen görevleri
doğrudan, bağlı ortaklıklar veya iştirakler kurmak veya kurulmuş ortaklıklara
katılmak suretiyle yerine getirir." Değerli arkadaşlar, bir defa, iştirakin
şekli ne olacak, nasıl olacak, ne kadar olacak ve ne için iştirak edecek?
Buradaki ifadeden algıladığımız şu: Kurulacak olan müesseselerde, kurulacak
olan ortaklıklarda denetim faaliyetini sürdürmek için deniliyor. Değerli arkadaşlar, biz, buradan, bir müddet önce bir yasa tasarısı
geçirdik, Akreditasyon Yasa Tasarısını geçirdik. Eğer, biz, Tekel Kurumumuzu,
Tekel İdaremizi özelleştiriyoruz; ama, denetimi de bu kurumun üzerinde
bırakıyoruz deseydik ve bu kurumu akredite eden, kurulacak müesseseleri
akredite eden, onların ürünlerini denetleyen, onların ithalatlarını,
ihracatlarını denetleyen bir kurum haline getirseydik, öyle sanıyorum ki, daha
doğru bir iş yapmış olurduk. Şimdi, firmaların denetlenmesi... O firmalara iştirak eden bir
müessesenin o firmaları denetlemesinin ben olanaksız olduğunu iddia ediyorum.
Bir firmanın ortakları kendi müesseselerini ancak ve ancak yatırımları
açısından veyahut da sermayeleri açısından denetleyebilirler; ama,
işletmelerine girip de üretimleri açısından denetlemeleri mümkün değildir.
Yani, söylemek istediğim şu: Sermaye açısından bir müessesenin denetlenmesi
ayrı şeydir, üretimlerinin denetlenmesi ayrı bir şeydir. Bir başka ifade de şöyle: "Üretici firmaların ise en az bir milyon
lire yıl kapasiteli yeni teknoloji ile kurulmuş entegre tesis kurmaları
şarttır." Güzel, yeni bir teknolojinin ülkemize gelmesini istiyoruz.
Yıllık en az 1 milyon litre ayrı ayrı üretim; yani, bir fabrika hem şarap
üretiyor hem de viski üretiyor; her ikisinden de 1 milyon litre/yıl olmak
üzere, satış veya dışalım miktarına ulaşan firmalar, bu faaliyetlerini yürütmek
ve fiyat belirlemekte serbesttir. Değerli arkadaşlar, şimdi şöyle düşünün: 1 milyon litre/yıl içki üreten
bir fabrika, faaliyetlerini ve fiyatlarını belirlemekte serbesttir demek,
dışarıdan gelecek olan o müesseselerin, fiyat yoluyla sürümlerini artırma
gayreti içine girebilecekleri anlamını taşır. Bu mantalite de, bizim Rekabet
Yasasına terstir; yani, şu ifadeyi Rekabet Yasasından ele alırsanız, Rekabet
Yasamıza da terstir. Ayrıca "bu şartları yerine getiremeyen firmaların ürettikleri veya
ithal ettikleri alkol ve alkollü içkilerin fiyatlandırılması, satış ve dağıtımı
Tekel Genel Müdürlüğü eliyle yapılır" deniliyor. Değerli arkadaşlarımız,
bu da serbest piyasa ekonomisi kurallarına aykırıdır. Bu yasa tasarısını ticarî
açıdan incelediğimiz zaman,
birtakım yasalarımıza aykırılık görüyoruz; sermaye açısından
incelediğimiz zaman, terslikler görüyoruz. Ayrıca, etik açıdan incelediğimiz
zaman da, şu manzarayla karşılaşmamız mümkün: Değerli arkadaşlar, bakın, o
konuda da, ben, size, kısaca, bu yasa tasarısının Anayasamızın bazı maddelerine
de aykırı düşeceğini iddia ediyorum. Neden?.. Anayasamızın 17 nci maddesinin
son paragrafında "herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve
geliştirme hakkına sahiptir" deniliyor. Bu ifade, dış etkileri de kapsar;
yani, toplumun içerisinde, toplumu yanlış bir yöne itebilme ihtimali olan,
topluma alkol alışkanlığını getirebilme ihtimali dahilinde olan bir girişimin
Anayasanın bu maddesiyle ters düştüğünü ifade etmek istiyorum. Ayrıca, Anayasamızın 58 inci maddesinin son paragrafında ifade aynen
şöyle: "Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden,
suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için
gerekli tedbirleri alır." Değerli arkadaşlar, bu gerekli tedbirler yurt içinde üretimi artırmaktan
mı geçer veya yurt içindeki üretime, yurt dışındaki üretim çeşitlerini
katmaktan mı geçer yoksa üretimi daha disiplin altına almaktan mı geçer veya
üretimi artırmamaktan mı geçer; ben bunu sizin takdirlerinize bırakıyorum,
kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum. Üstelik de, Anayasamızdaki ifadesinde
alkol düşkünlüğü diyor, biz de bu yasa tasarısıyla, ispirtolu içkiler tabiri
yerine, alkollü içkiler tabirini koyuyoruz; yani, Anayasamızın bu hükmüne
motamot aykırılığı kelime kelimesine uydurmuş oluyoruz. Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısında, iddia edilebilir ki, efendim,
biz, tekeli özelleştirmenin bir yolu olarak, yurt içerisinde yapılacak
yatırımlara dahil etmek suretiyle, bu kontrolleri yapıyoruz. Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Bütçesi -işte bütçe
önümüze geldi, görüştük, tartıştık ama- yatırım yapma imkânlarından yoksun. O
zaman yatırım yapma imkânlarından yoksun olan bu bütçeden ayrılacak paylarla veya
Tekelin kazanacağı paralarla, dışarıdan gelecek veya bir başka müteşebbis
tarafından yapılacak yatırıma ortak olacaksınız ve günün birinde de biz buradan
yine "özelleştirme" diye barbar bağıracağız. Diyeceğiz ki, bütün
devlet kurum ve kuruluşları özelleştirilsin. O zaman ne olacak; yatırım
yapanlara, Tekelin hisse senetleri, doğrudan verilmek suretiyle özelleştirmeyi
gerçekleştirmiş olacağız, önünde de hiçbir engel kalmamış olacak. Ayrıca,
denetleme kurumlarının denetiminden de kaçmış olabilir. Değerli arkadaşlar, bir başka konu; yasa tasarısının gerekçesinde
deniliyor ki "Tekelleşme, yaptığımız anlaşmalar gereği
kaldırılmalıdır" Çok doğru bir ifade ve buna katılıyoruz, tekelleşme
kaldırılmalıdır; ama, Tekel yasasının içerisinde öyle maddeler var ki, bir zamanlar
içki düşünülerek konulmuş,ama sonra gelişen teknoloji birtakım maddeleri,
birtakım malzemeleri de sanayie sokabildiği için, bu defa, sanayinin önüne bir
ticarî engel gibi gelmiş. Şimdi, bunlardan bir tanesi hakkında kısaca bir bilgi
vermek istiyorum ve bu bilgi ışığında da bir
önerge vermek istiyorum, arzu ediyorum. Sayın
Bakanımızdan, sayın bürokratlarımızdan da bu konuda bir anlayış bekliyorum;
tabiî, sizlerin müsaadesiyle. Değerli arkadaşlar, İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun 5
inci maddesi var. Bu 5 inci maddede deniliyor ki: "Metil alkol yapmak veya
yurda sokmak isteyenler, İnhisarlar İdaresinden müsaade almaya ve bu idarece
tayin edilecek şartlara riayete mecburdurlar." Ülkemizde gelişen sanayi
koşulları, kimya sanayii özellikle, metil alkolün sanayide kullanılmasını
gündeme getirmiştir ve bu metil alkolün, sanayi tipi olan, sanayide üretilmiş
tipi olan bu malzemeyle, pentaeritritol denilen, hem boya malzemesinde hammadde
olarak kullanılan ve üstelik de, ayrıca, patlayıcılarda kullanılan bir ana
hammaddeyi gündeme getirmiş, teknoloji bunu sağlamış ve bu işi de dünyada yapan
iki firma var, bellibaşlı, en büyüklerinden. Bunlardan birisi Degussa'dır,
hepinizin bildiği gibi. Birisi de yurdumuzda bulunuyor. Bu firmanın ismi veya sahipleri
çok önemli değil; ama, ülkemizde bulunuyor. Bu iki firma dünya piyasalarında
rekabet ediyor, yarışıyorlar; ancak, Türkiye'deki firma, Tekel İdaresinin ithal
ettiği malzemeyi ondan satın almak suretiyle hammadde olarak kullanıyor; yani,
Tekel İdaresi, kendi bürokratlarıyla, bildiği bir şekilde bu alımı yapıyor,
üzerine kârını koyuyor, bu firmaya satıyor. Bu firma da, Degussa'nın karşısına
geçerek dünyada rekabet yapacak. Bu
mümkün değil arkadaşlar. Bu, ticarette tekelciliği çağrıştırıyor. Ticarette tekelcilik
olmaz. Tekel İdaresi (İnhisarlar İdaresi) eğer bir denetim yapmak istiyorsa, bu
denetim organizasyonunu en ciddî biçimde yapabilir. Buna saygı duyarız; ama,
gelişen dünya ticaretinde, Türkiye'nin "bende varım" dediği
ticarette, eğer, o ticarete set koyacak mahiyette bir denetime girişmek
istiyorsa, bunun da karşısında oluruz. Değerli arkadaşlar, bu aksaklığı giderici mahiyette bir önerge
hazırladım; biraz sonra takdim edeceğim. Önergenin amacı da, Tekel idaremizin
kontrolünü engellemek değil, denetimini engellemek değil; sadece, ticarete,
sanayie ve ihracatımıza olumsuz etkisi olan bir konuyu düzeltmek açısındandır.
Dolayısıyla, ben, bu konuda, siz değerli milletvekili arkadaşlarımın
tasviplerini bekliyorum; ayrıca, Sayın Bakanımızın da onayını bekliyorum;
değerli bürokrat arkadaşlarımızın da, bu konuda hassas davranmalarını talep
ediyorum, istiyorum. Değerli arkadaşlar, Türkiye, çok önemli bir gelişme içerisinde; bu
gelişmeyi, hiç kimse inkâr edemez. Sanayimiz gelişiyor; ama, sanayimizin önünde
de çok ciddî engeller var; bu engellerin de, bir kısmı yasalardan geliyor, bir
kısmı da uygulamalardan geliyor. En azından yasalardan gelen birtakım
engelleri, birtakım açmazları bertaraf etmek, bizim görevimizdir.
Parlamenterler olarak, sanayicimizin yanında olduğumuzu, sanayicimizin
arkasında olduğumuzu belirtmemiz, ifade etmemiz gerekiyor. Yoksa, bir ülkede,
gelişen sanayiin önüne birtakım engeller koymak suretiyle, eğer, siz, o
sanayiciyi dışarıdaki sanayie mahkûm ediyorsanız, o zaman, sanayiin gelişmesini
bekleyemezsiniz. Bu, paralelinde ve beraberinde, istihdam açmazını getirir veya
bir başka deyişle de, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesini de engeller. Değerli arkadaşlar, sizlerin değerli katkılarıyla, bu açmazın
giderileceğine inanıyorum ve Sayın Bakanımızdan, ben, aslında, anlayış gördüm;
Sayın Bakanımız, bu konuda anlayışlı davrandığını ifade ediyor; bürokratlarıyla
da, inşallah, şimdi, istişare edeceklerdir. Bu önergeyi, bu konuşmayı
tamamladıktan sonra vereceğim; ama, ülkemizin çok ihtiyacı olan özelleştirmeyi,
devletin müesseselerinin başka yatırımlarına iştirak şekliyle değil de, o
yatırımları denetlemek şekliyle yaparsak ve yatırımları, özel sektörü biraz
daha özgür bırakırsak, öyle sanıyorum ki, Türkiye'deki sanayici arkadaşlarımız,
Türkiye'nin önünü açacaklardır. En ciddî biçimde sıkıntı içerisinde bulunan tekstil sanayimiz bile, en
ciddî sıkıntıları şu anda yaşamaktadır; bu haliyle bile, canlıdır, ayaktadır,
yıkılmamıştır, devrilmemiştir; ama, önünün açılması gerekmektedir. Değerli arkadaşlarım, bu görüşlerimi sizlere ifade ettim. Tekrar ifade
ediyorum; anlayışınızı bekliyor, saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. Efendim, şimdi, söz sırası Doğru Yol Partisi Grubunda. Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş; buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 398 sıra sayılı İspirto ve İspirtolu
İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısına
ilişkin, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülen tasarı, öteden beri, görüşülmesi gecikmiş bir tasarı; çünkü,
bu tasarıyla getirilen düzenlemeler, 1996 yılı başında yürürlüğe konulmuş olan,
1/95 sayılı, Avrupa Birliğine, gümrük birliğine uyum çerçevesinde, Türkiye'nin
taahhüt ettiği değişiklikleri içeren bir tasarı. Bu tasarıyla, ispirto ve ispirtolu içkiler sektöründeki liberalleşme ve
Avrupa gümrük birliğine uyum çerçevesinde, bu tür ürünlerin üretimi, dağıtımı,
satışı, ithali, ihracı konusundaki engellerin kaldırılması ve liberal bir
sistemle uyumlandırılması öngörülmüş. Ancak, tasarıyı bu şekliyle tanımlarken,
tasarının, neden Ocak 2001'de acilen gündeme getirildiği meselesinin başka bir
gerekçesi de var değerli arkadaşlarım. Yani, elimdeki metinden bakıyorum, 28
Aralık 2000 tarihinde, hükümetin, yaşadığımız bu derin kriz nedeniyle ve
Uluslararası Para Fonuna karşı alelacele üstlendiği taahhütleri içeren ikinci
niyet mektubunda açıkça bu tasarının 2001 yılı Ocak ayı sonuna kadar
yasalaştırılacağı taahhüdü var. Dolayısıyla, bu taahhüt çerçevesinde, bugüne
kadar gümrük birliğine uyum çerçevesinde çıkarılması gereken tasarı
geciktirilmiş ve bu taahhüdün gereği olarak şu anda acilen gündeme
getirilmiştir. Gayet açık şekilde niyet mektubunda hükümet "2000 yılı
başlarında Parlamentoya sunulan alkollü içkiler kanunu Ocak 2001 sonuna kadar
çıkarılacaktır" ifadeleriyle Parlamento adına bir görevlendirme
anlayışıyla bu taahhütte bulunmuş ve şu anda bu taahhüdün de gereğini yerine
getirmektedir. Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de ispirto ve ispirtolu içkiler ya da
bugünkü anlatımıyla alkollü içkiler sektöründeki tekelleşmenin tekel hakkı 4250
sayılı Kanunla hükümete verilmiştir. Hükümet de bu yetkisini bugüne kadar, bir
KİT statüsünde faaliyet gösteren Tekel İdaresi eliyle kullanmıştır. Şimdi
Tekelin, bu inhisar yetkisini devlet adına kullanan bir kurum olarak uygulamada
önemli değişiklikler geçirmesi gündemdedir. Tasarının detayındaki teknik
hükümlere girmek istemiyorum; ama, tekel değişikliği Türkiye'de tarım
sektöründe ve tarıma dayalı sanayide çok özel bir yeri olan tütün üretim
sektörünü ve tütünle beraber sigara sektörünü ve bunlarla bağlantılı da çok
geniş bir kitleyi yakından ilgilendirmektedir. Bunları konuşmadan, bu tasarının
detaylarını konuşmak durumunda değiliz diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım. Bakın, yine, biraz önce ifade ettiğim Uluslararası Para Fonuna karşı,
hükümetin yükümlülüğü olarak ifade edilen ve yazılı şekilde taahhüt edilen
Tekelle ilgili başka bir düzenleme var. Bu ikinci ek niyet mektubunda deniyor
ki: "Tekeli yeniden yapılandıran bir kararname ve Tekelin tüm tütün işleme
birimlerini Özelleştirme İdaresi portföyüne devrine izin veren Özelleştirme
Yüksek Kurulu kararı Ocak 2001 sonuna kadar çıkarılacaktır." Dolayısıyla,
gündemde, bütün bu alkollü içkiler sektörü yönüyle değerlendirdiğimiz
"Tekelin yeniden yapılandırılması bu ayın sonuna kadar yapılacaktır"
şeklinde Hükümetin açık bir taahhüdü vardır. Bu, idarî bir karardır;
Özelleştirme Yüksek Kurulu bu yönde bir karar verecektir. Yine, bu mektupta Tekelle ilgili çok özel bir düzenleme daha var, o da
şudur değerli arkadaşlarım: "Tütün için destekleme alımı politikalarını
ortadan kaldıran, tütün alımlarında ihale mekanizmasını oluşturacak tütün
kanunu, 2001 yılı ocak ayı sonuna kadar çıkarılacaktır." Dolayısıyla, ocak
ayı, Tekel düzenlemeleri ve bu sektörle ilgili düzenlemeler açısından fevkalade
ağır, öncelikli ve önemli taahhütlerin yerine getirilmesi gereken bir ay olarak
ortaya çıkmaktadır. Değerli arkadaşlarım, 2000 yılında yaklaşık 600 bin tütün üreticisi,
tütününü üretmiş ve Tekele satacak şekilde hazırlıklarını tamamlamıştır.
Önümüzde tütün piyasasının açılması için -normal şartlara göre- bir birbuçuk
aylık süre vardır; ama, hükümet, yaklaşık iki haftalık bir süre sonunda IMF'ye
taahhüt ettiği şekilde tütün kanununu çıkaracak ise, 2001 yılında Tekelin tütün
alımları yönünden nasıl bir rol ve sorumlululk üstleneceğini burada konuşmak
durumundayız. Tekel, bundan önceki yıllarda olduğu gibi, yine programın "hedef
enflasyon" diye tanımlanan ve kendi içerisinde fakirleştirme sonucu
yaratan uygulamasıyla yaklaşık 600 000 tütün üreticisine yüzde 10 fiyat
artışıyla destekleme uygulamasını devam ettirecek midir ettirmeyecek midir?
Bunun ettirilmeyeceği yönünde hükümetin açık taahhüdü vardır. 2001 yılı ocak
ayında bu kanun çıkacaktır, yürürlüğe konacaktır. Tekel, artık, tütün
üreticisini destekleme fiyatları yoluyla destekleme uygulamasından
vazgeçecektir; bunu taahhüt etmiştir. Peki, bu sistem kaldırılacak ise -kaldırılacağı taahhüt edilmiştir
Parlamento adına- acaba tütün alımlarında ihale mekanizması nasıl
çalıştırılacaktır? 2000 yılında elemeği, göznuruyla üretici tarafından
üretilmiş tütün, hangi piyasa sistemi içerisinde üreticiden alınacaktır. Bütün
bunlar şu anda IMF programı karşısında cevabı bulunması gereken unsurlardır. Ne yapacaktır?.. Tütün borsaları bu bir aylık süre içerisinde ne zaman,
ne şekilde oluşturulacak ve bunlara nasıl işlerlik kazandırılacaktır? Böylesine
"ihaleli sistem" dediğimiz sistemde üretici, hangi tabloyla karşı
karşıya kalacaktır? Yani, bundan çıkan sonuç şu: Çilekeş tütün üreticilerimizi,
tütünle ekmeğini kazanan, tütünden geçimini sağlayan 600 000'e yakın üreticiyi
çok zor ve çileli bir yıl beklemektedir; 2001 yılı böyle bir döneme işaret
etmektedir değerli arkadaşlarım. Yine, bu taahhütler çerçevesinde Tekelin işletmeleri Özelleştirme
İdaresine devredilecektir. Bu işletmelerin çok önemli bir kısmı, yaprak tütün
işletmeleridir. Bu işletmeleri, gerçekten, Tekel, hangi sistem içinde
özelleştirecektir? Tekel, bu işletmeleri özelleştirdiğinde, tütün destekleme
politikaları ve tütün üreticisiyle,
tütün üretimiyle ilgili uygulamaları neler olacaktır? Bütün bunlar, bu
taahhütler çerçevesinde açıkta kalmıştır ve bunlara açıklık getirilmesi
ihtiyacı, Tekelle ilgili bu tasarının görüşüldüğü bu ortamda gündemdedir. Tekel idaresi, tabiî ki, sadece tütün alımı yapmamaktadır. Türkiye'nin
çok özel ve millî kimliği haline dönüşmüş, rakı üretiminde kullanılan anason
için de bu fiyatların ne olacağı, desteklemenin ne olacağı, Tekelin bu
faaliyetleri devam ettirip ettirmeyeceği konusu ortadadır. Eğer, hükümet, bu
taahhütlerine uymayacak şekilde IMF'ye bu mektubu imzalayıp vermişse, bu, program için büyük bir risktir. Eğer, bu
kararları gerçekten taahhüt ettiği şekilde alacaksa, bilinmelidir ki,
Türkiye'deki tütün üreticisinin 2001 yılında hali perişandır. Anason üreticisi
için de, aynı perişan tablo 2001 yılında geçerli olacaktır değerli
arkadaşlarım. Burada şu hususa dikkatle işaret etmek ihtiyacı vardır: 2000 yılı
enflasyonunu hep birlikte gördük; devletin resmî rakamlarına göre bu enflasyon
oranı yüzde 39, bir hesaba göre; başka bir hesaba göre, yani, çiftçinin,
üreticinin yaşadığı enflasyon oranı ise yine İstatistik Enstitüsünün
rakamlarına göre yüzde 52. 2000 yılında tütüne verilen başfiyat ya da
destekleme fiyatındaki artış yüzde 25
ortalama. Enflasyon yüzde 52, yaşanan enflasyon anlamında, enflasyon yüzde 39, bir
şekilde taahhüt edilmiş enflasyon anlamında; yani, 25 ile 39 arasındaki fark,
net şekilde tütün üreticisinin kaybı. Yüzde 52'yi alırsak, yüzde 27'ye yakın
bir kayıp da, 2000 yılında tütün üreticisinin gerçek kaybı. 2001 yılında
fiyatlar yönünden nasıl bir tablo ortaya çıkacağı kesinlikle belirsiz; ama, çok
iyimser bir tahminle, Tekel, yine, tütün alımında destekleme fiyatı
uygulamasına gidecekse -onun da program adresi belli, IMF'ye karşı taahhütleri
belli Hükümetin- bu da, yüzde 10-12 düzeyinde bir rakam olacak. Hepimiz, Türkiye'nin bu en eski sektöründe, en geleneksel sektöründe
üretim yapan üreticileri temsil ediyoruz. Bunun haklı ve savunulabilir bir
tarafı olup olmadığını hep birlikte burada, her parti adına, her milletvekili
arkadaşımız sorgulamak ve bu sorulara bir şekilde tutarlı cevaplar bulmak
durumunda diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, tasarının tümü üzerindeki değerlendirmelere teknik
açıdan baktığımızda, getirilen düzenlemelerin doğru ve haklı yönleri var.
Türkiye, gerçekten piyasa sistemine geçişi özü itibariyle benimsiyorsa, bu
sektörde, alkol, ispirto ve ispirtolu içkiler diye kabul ettiğimiz ürünlerin,
tekel konusu olan ürünlerin, üretimi, dağıtımı, satışı, ithali, ihracı,
üretiminin denetlenmesi konusundaki engelleri büyük ölçüde kaldırmak
zorunda;ama, getirdiğimiz düzenlemelerde, tekelci yaklaşımın devam ettiğini
üzülerek görüyoruz.Yani "özel sektör bu alanda yatırım yapsın"
deniyor, tasarının temel amacı bu; ama, yatırım yapılmasını ve rekabeti
önleyecek özel düzenlemeler var, bunların geçiş süreleri de bir hayli uzun; altı
yıla kadar uzun bir süre daha Tekel, yani, bizim anladığımız anlamda Tekel
idaresi, hem bu piyasada büyük üretici olacak hem büyük dağıtım sistemlerinin
denetimini yapacak hem ticaretini yönlendirecek, fiyatlarını yönlendirecek hem
de üretimle ilgili kısıtlamaları denetlemeye, gözetlemeye devam edecek. Tekel,
bu sektörün, bu piyasanın hem büyük aktörü hem de denetleyicisi, gözetleyicisi
olarak mevcut faaliyetini, tekelci yapısını sürdürmeye devam edecek. Tabiî, bütün bunları yaparken, özelleştirme -bir anlamda- kargaşası
içinde yeniden yapılandırmaya çalışacağımız Tekel, bütün bu fonksiyonları, bu
geçiş döneminde nasıl icra edecektir; bunlarla ilgili de, tasarıda, doğrusu,
açık ve tutarlı hükümler yer almamaktadır. Çünkü, bu tasarının hazırlandığı günlerde,
değiştirmeden yasalaştırmaya çalıştığımız bu hükümler hazırlanırken, Tekelin
özelleştirilmesi ve tarımdaki destekleme fiyatları konusunda böylesine iddialı
hedefler, böylesine üreticiyi tedirgin edecek, perişan edecek düzenlemelere
ilişkin taahhütler ortada yoktu. Dolayısıyla, biz, bir şekliyle, Tekeli mevcut
yapısında, bir anlamda devlette büyük zararı da üreten kurum olarak yaşatmaya
niyetliyiz, öbür tarafta da, bu niyetle bağdaşmayan ve liberal uygulamalarla
birlikte ele almaya çalıştığınız özelleştirmeyi, fiyat sistemini, destekleme
sistemini değiştirmeye çalışıyoruz. 2001 yılının temel çelişkisi budur. 2001
yılının başında yürürlüğe koymaya çalıştığınız, yasalaşmasına çalıştığınız
tasarının ortaya koyduğu çelişki budur. Bu tasarı ve peşinden gelecek tütün
kanunu tasarısı, gerçekten, tütün üreticisi çiftçi için ve bu sektörde büyük
ağırlığa olan Tekel İdaresi için önemli sıkıntıları gündeme getirecektir.
İnşallah, hükümet, bu düzenlemeleri büyük bir sağduyuyla yapacak ve bu geçiş
dönemindeki sancıları, bu geniş kitleye, bu Türkiye'nin en cefakeş üretici
kitlesine yansıtmayacaktır. Benim temennilerim bunlar. Bu tasarı, bizim düşündüğümüz anlamda, bizim zihniyetimizi temsil eden,
liberal, açık sisteme geçişte önemli bir adım; gümrük birliğini, uygulamasını
tamamlayan bir tasarı. Bu nedenle, tasarıyı uygun görüyoruz; ama, bu tasarının
devamı niteliğinde olacak düzenlemelerin, Türk çiftçisine, Türk tarımına, Türk
tütün üreticisine ne büyük sıkıntılar getireceğinin ipuçlarını da bu tasarı
vesilesiyle ve hükümetin açık, resmî, net, internette yayınlanmış taahhütleri
çerçevesinde görüyoruz. Buna, hepimizin doğru bakması ve burada, büyük üretici
kitleye, tütün sektörüne, Tekele ve Tekelin faaliyet alanına giren işletmelere
getireceği risklere, sıkıntılara işaret etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Her şeye rağmen, liberalleşme, modernleşme, dışa açılma, gümrük
birliğini tamamlama yönünde getirilmiş bu düzenlemenin hayırlı olması dileğiyle
sözlerimi tamamlıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, DSP ve ANAP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kabataş. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Ali
Serdengeçti. Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) İktidar milletvekili olarak konuşuyorsunuz, süreniz malum Sayın Serdengeçti! MHP GRUBU ADINA ALİ SERDENGEÇTİ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Partim ve şahsım adına, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Saygıdeğer milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşı öncesi ve Birinci Dünya
Savaşından 1929 yılına kadar, özel sektör, yani, serbest piyasa ekonomisi
rüzgârları esmekteydi; ancak, 1929'da Wall Street hadisesinden sonra, dünyada,
devletçilik anlayışı, devlet ekonomisi hüküm sürmeye başladı. İşte bu rüzgârın
estiği dönemlerde, 1942 yılında, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler
İnhisarı Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun, amacına uygun bir şekilde
gerçekleştirilmiştir. İşte, bu dönemde, adıyla müsemma, Tütün, Tütün Mamulleri,
Tuz ve Alkollü İşletmeler Genel Müdürlüğü -kısa adı Tekel- tarafından, tek
elden bu içkilerin ithalatı, üretimi ve yurt içinde dağıtılmaları sağlandı. Tabiî ki, 1980'li yılların ikinci yarısından sonra da, dünya genelinde
esmeye başlayan özelleştirme rüzgârları ülkemizde, bizde de kuvvetlenmeye
başladı. İşte, bu gerçek ve bunun arkasından da Avrupa Birliğine girme
iddialarımız ve yaklaşımlarımız, neticede, Türkiye ile Avrupa Topluluğu
arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde, (1/95) nolu Ortaklık Belgesinde de bu
hususlar dile getirilmiş ve bunun neticesinde de, 1998 yılında tekelleşmiş olan
devlet teşekküllerinin rekabete açık bir şekle getirilmesi hususundaki
çalışmalar neticesinde, bugün, bu Kanunda değişiklik tasarısı gündeme gelmiştir
ve bu tasarı, şimdi bizlere takdim edilmektedir. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biliyorsunuz ki, bu içki hususunu
öven bir devlet yoktur; ancak, bunun istisnası vardır. Bu, özellikle,
demirperde ülkelerinde, yöneticileri ve yönetimi eleştirmemeleri yönünde,
insanlara içki alışkanlığı devlet tarafından bizatihi kazandırılmıştır. İşte,
daha sonra, bu alışkanlık neticesinde, o devletler ayakta kalamamışlardır. Aynı
şekilde, devletler için zararlı olan bu içkinin insanlar için de zararlı
olduğunu biliyoruz ve bu hususta da Türk tarihine baktığımız zaman, içki, her
zaman, yasaklamalara muhatap olmuştur. Mesela, IV.Murat zamanında içki içene
ölüm cezası verilmiştir; hatta "buyurun cenaze namazına" sözü de, o
dönemden kalma bir sözdür. Sakilik yapan bir hancı, o sırada IV. Murat da olaya
dahil olmuş ve daha sonra kendisinin kim olduğunu açıkladığında, o hancı
demiştir ki "buyurun cenaze namazına." Yine, bilinen bir diğer sözümüz "atın ölümü arpadan olsun"
şeklindedir. İşte, bu sözler, içki ne kadar zararlı olsa da, buna karşı bir
talebin olduğunu, ne denli kuvvetli bir talebin olduğunu da göstermektedir.
İşte, bütün bu arz-talebi düşündüğümüzde, böyle bir kanunun da kaçınılmaz
olduğunu düşünüyoruz. Bu kanunla nelerin getirildiğine baktığımızda da, bu kanunla,
tekelleşmiş olan Tekelimizin, yani, işletmelerimizin halka açılması yönünde,
ortaklıklar kurulması yönünde bir serbestlik getirilmektedir. Bunun yanında,
yine, özel şirketlerin, içkiyi, yani, ispirtolu içkileri ithal etmesine, yurt
içinde dağıtmasına ve yurt içinde üretmesine meydan verilmektedir. İşte, bu kanunla, aynı zamanda bundan önce getirilen yasaklar gibi bazı
yasaklar da getirilmektedir. Bu yasaklara baktığımızda, bunların, öğrenci
yurtlarında, eğitim öğretim alanlarında, spor komplekslerinde, kahvehanelerde,
kıraathanelerde, bezik ve briç salonlarında satılması yasaklanmıştır. Aynı
zamanda, akaryakıt istasyonlarında, hacim olarak yüzde 5'i aşmamak kaydıyla;
yani, yüzde 5'inden fazla alkol içerenlerin satılmaması yönünde, kanunda
yasaklamalar vardır. Yine, 18 yaşından küçüklere bu içkinin satılması
yasaklanmıştır. İşte, bütün bunları düşündüğümüzde, tabiî ki, içkiyi teşvik eden bir
unsur yok. Zaten, milletimiz refleks olarak buna karşıdır. Yine, hatırlayınız,
Birinci Dünya Savaşı yıllarında ülkemizin bazı bölümleri istila halindeydi;
işte, bu dönemde insanlarımız arasında da içki alışkanlığı yayılmıştı. İşte, bu
dönemde, 1919 yılında milletimiz, refleks olarak, gizli bir teşkilat olan
Hilali Ahzar Cemiyetini kurmuştur. Yine, devlet hayatına geçince de bu cemiyet
Yeşilay olarak faaliyetlerine devam etmiştir. İşte, 1953 yılından bu yana, martın birinci haftasında; yani, 1-7 Mart
tarihleri arasında Yeşilay Haftasını kutlamaktayız. İşte, bu çerçevede
düşündüğümüzde, yasaklamaları göz önüne aldığımızda, arz-talep hususlarını
düşündüğümüzde bu kanunun ancak bu şekilde çıkması gerektiği kanaatini
taşıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyor, bu kanunun
hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Sayın Serdengeçti, teşekkür ediyorum efendim. Söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın
Dedelek'te. Buyurun. ANAP GRUBU ADINA İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan, Yüce
Meclisimizin değerli üyeleri; İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla hedeflenen, alkol ve alkollü
içkilerin üretimi, satımı, ithali, dağıtımı ve fiyatlandırılmasına ilişkin usul
ve esaslar, alkollü içki sektörüne yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı
müteşebbislere yatırım yapma imkânı getirmek, üretimin belirli bir denetim
altında yapılmasını sağlamak amacıyla yeni düzenlemeler öngörmektir. İçki ithalinin serbest bırakılmasının haksız rekabete yol açmasını ve
millî çıkarlara zarar vermesini önlemek açısından, ithalat, dağıtım, satış ve
fiyatlandırmanın belirli bir disiplin içinde yapılması ve diğer taraftan, millî
içkimiz olan rakının Avrupa Topluluğunca tescilinin sağlanması ve üretimi
hakkında olabilecek tecavüzlerin önlenmesi amaçlanmaktadır. 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunuyla, her türlü
ispirto ve ispirtolu içkilerin yapılması, hariçten getirilmesi ve yurtiçinde
satılması hükümetin inhisarı altına alınmış ve bu inhisarın işletilmesi, Tütün,
Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri; yani Tekel Genel Müdürlüğüne
verilmiştir. Anılan yasada daha sonra yapılan değişikliklerle, bira, şarap,
viski ve tabiî köpüren şarapların yapılması, satılması ve ithali kısmen inhisar
kapsamından çıkarılmış; ancak, kanunun özünde esaslı bir değişiklik olmamıştır. Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan (1/95) sayılı Ortaklık
Konseyi Kararı uyarınca, ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin mevzuat
uyumunun tamamlanması gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere, Gümrük Birliği
sınırları içerisinde, kaynakların rasyonel kullanımı ve serbest pazar
koşullarının tam anlamıyla tesisi amacına yönelik olarak Tütün, Tütün
Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğüyle ilgili mevzuatta
ithalatı yasaklanan veya bu Genel Müdürlüğe bırakılan veya ithalatın
yapılmasını bir makamın iznine tabi kılan mevzuatın yeniden düzenlenmesi
gerekmiştir. 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda değişiklik
yapılması hakkında hazırlanan bu tasarıda, ispirto ve ispirtolu içkilerin
ithalatıyla ilgili inhisara son verilmekte, söz konusu ürünlerin yurt içinde
satılması yeni bir düzenlemeye tabi tutulmaktadır. İspirto ve ispirtolu içkilerle ilgili inhisar, bira ve her türlü şarap
hariç sadece bu ürünlerin ülke dahilinde yapılmasıyla sınırlandırılmaktadır. Değerli arkadaşlar, söz konusu kanun tasarısı, yukarıda belirtilen esas
ve endişeleri gidererek, günün koşullarına uygun bir hale getirilmek amacıyla
hazırlanmış olup, Yüce Meclisin tasvibine sunulmuş bulunmaktadır. Bunun bir an
önce yapılıp, düzenlenmesi noktasında Parti Grubu olarak desteklediğimizi ifade
ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Sayın Dedelek, çok teşekkür ederim efendim. Demokratik Sol Parti Grubu adına Bartın Milletvekili Sayın Cafer Tufan
Yazıcıoğlu. (DSP sıralarından alkışlar) DSP GRUBU ADINA CAFER TUFAN YAZICIOĞLU (Bartın) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önce şahsım ve Grubum adına
hepinize saygılar sunarım. Bu yasa, Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan (1/95) sayılı
Ortaklık Konseyi kararı uyarınca, ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin
mevzuatın, Avrupa Topluluğu mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesinin gereğini
yerine getiren bir yasadır. Bir diğer amaç da, kaynakların en verimli şekilde kullanılması ve
serbest piyasa koşullarının sağlanmasıdır. Devlet tekeli kaldırılmakta, ithalat serbest bırakılmakta, devletin,
tekel konusuna giren ürünlerin imalatında ve satışında, sadece düzenleyici ve
denetleyici bir rol oynaması gerektiği kabul edilmektedir. Bu kanun tasarısıyla, kendisine verilen görevlerin, doğrudan ve bağlı
ortaklıklar kurmak suretiyle yerine getirilmesini teminen Tekel Genel
Müdürlüğünün yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bira ve her türlü şarabın üretimine, fiyatlandırılması ve satılmasına
ilişkin serbestiler arasına söz konusu içkilerin dağıtımı da tasarıyla ilave
edilmektedir. Önemli bir değişiklik de, öğrenci yurtları, spor klüpleri, her
türlü öğretim ve eğitim kurumları, kahvehane, postane gibi salonlarda her türlü
alkollü içkinin, akaryakıt istasyonlarındaki mağaza ve lokantalarda ise yüzde
5'ten fazla alkol ihtiva eden içkilerin satışına ruhsat verilmeyecek olmasıdır.
Her türlü alkollü içkinin reklamı yasaklanmaktadır. Bu konuda, görsel ve
yazılı yayın araçlarının, televizyon, kablolu yayın, radyo ve kamu yayın
araçları şeklinde açıklığa kavuşturulduğu tasarıda görülmektedir. Alkollü içki sektöründe yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı
yatırımcılara imkân tanınmakta, ithalatçı firmaların kuruluş yeri nerede olursa
olsun, her satıcının sipariş verdiği ürünleri yerinde teslim etmeleri gerektiği
belirlenirken, üretici firmaların en az 1 milyon litre/yıl kapasiteli yeni
teknolojiyle kurulmuş entegre tesis kurmaları şartı getirilmekte, yıllık en az
1 milyon litre/yıl ayrı ayrı üretim, satış ve dışalım miktarına ulaşan
firmalara faaliyetlerini yürütmek ve fiyat belirlemekte serbesti
öngörülmektedir. Dışalım ve satış miktarı ölçüsü, geçici maddeyle, yıllara göre
yeniden düzenlenmektedir. Ülkemizin geleneksel ve özgün içkisi rakının, Avrupa Topluluğunca
tescili sağlanarak, koruma altına alınması amaçlanmaktadır. Tarıma dayalı bir
sektör olan içki sektöründe de kendi markamızı oluşturmalıyız. Hükümetimizin üretime ve üreticiye yeniden değer vermesine
şükranlarımızı arz ediyoruz; enflasyonu indirme konusundaki kararlılığını da
destekliyoruz. Anayasaya uygunluğu tartışma kabul etmez yasa tasarısını Grup olarak
desteklediğimizi arz eder, Genel Kurula saygılar sunarım. (DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, teşekkür ederim. Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır. Şahsı adına Sayın Musa Uzunkaya, buyurun efendim. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 398 sıra sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisar Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporları üzerinde,
şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu yasa, tabiî, uluslararası, Türkiye Cumhuriyeti
ile Avrupa Topluluğu arasındaki bir anlaşma, ki, (1/95) sayılı Ortaklık Konseyi
Kararı uyarınca, 1998 yılı itibariyle, ticarî nitelikli devlet tekellerine
ilişkin mevzuata uyulmasına dair bir çalışmanın sonucu olarak önümüze
getirildi. Tabiî, hem şahsen hem de parti olarak kanaatimi ifade etmek
istiyorum ki, uluslararası taraf olduğumuz anlaşmalara sadakat, her şeyden
önce, insan olarak ahde vefanın bir gereğidir. Elbette, buna taraf olmamız,
bunu benimsemiş olmamız doğru olanıdır; ancak, tabiî, Türkiye Cumhuriyetinin,
ekonomik alanda olduğu gibi, diğer değerler hususunda da, Avrupa Topluluğu
çerçevesinde, başta insan hakları olmak üzere, değişik alanlardaki taleplerini,
hükümetimizin, öncelikli olarak buraya getirmesi de en kalbî arzu ve temennimiz
idi. Yani, elbette tekelleşmeyi kaldırmak, hele ekonomide liberasyona gidilen
bir çağda tekelleşmeyi kaldırmak, bizim, ülke olarak hedefimiz olmalıdır. Ancak, bu yasada arzu edilen hedefe ulaşmanın yolu, kanaatimce, önce
temel insan hakları konusunda, Avrupa Topluluğunun, Avrupa Konseyinin, AİHM'in,
Batı'daki taraf olduğumuz ve imza attığımız anlaşmalarla kendimizi bağladığımız
alanlarda, hükümetimizin, çok acil ve ivedilikle yasaları Parlamentoya
getirmesidir. Ancak, bugün, tabiî, böyle bir konuyu, Tekelden sorumlu Sayın
Bakanımız, ivedilikle geçirmeyi hedeflemektedir. Halbuki, ben, yine,
Türkiye'nin gündeminin, özellikle, ispirtolu, alkollü içkilerin tartışıldığı
bir Büyük Millet Meclisi olarak değil; bugünkü Türkiye gündemini daha farklı
şeylerin işgal ettiğini düşünüyorum; yani, hükümetin de, Parlamentonun da bugün
burada konuşması gereken ve aziz milletin yine bizden beklediği farklı şeylerin
olduğunu düşünüyorum. Yani 550 parlamenteriyle gecenin geç saatlerine kadar
çalışma yapan Yüce Parlamentonun, ispirtolu içkileri nasıl tüketelim, nasıl
üretelim, nerede üretelim, tekelli mi olsun, ithal mi edilsin, özel sektör bu
konuda nasıl devreye girsin konusu, artık insanlarımızın "ekmek
bulamıyorlar, öyle ise pasta yesinler" denilen söze, telmihe atıfta
bulunduracak gibi, içmeye su bulamayan insanımıza; ama, tabiî elimizde
Yeşilayın da verileri var; çok enteresan veriler var, belki biraz sonra bazı
maddelerde temas edeceğim. Türkiye, tabiî alkol tüketiminde de dünya ülkeleri arasında fevkalade
üst düzeylere gelmiş, hatta o kadar ki, elimizdeki tespitlere bakılırsa Türkiye
israfta birinci, kumarda ikinci, alkolde üçüncü ve sigarada dünya dördüncüsü.
Bu raporlar, Yeşilayın hazırladığı ve zannediyorum birçok parlamenter
arkadaşımıza da gönderdiği raporlardır. 1992 yılında ABD'de sigaradan ölenlerin sayısı ele alınıyor, yine içki
tüketiminin vesile olduğu ölüm ve hastalıkların raporları da korkunç ve ürperti
verici boyutlardadır. Değerli arkadaşlar, bizim, bütün bunlar içerisinde herhalde en çok
dikkat etmemiz gereken şey, 21.6.1984 tarihinde, daha önce yapılan bir kanun
çalışmasında ispirto ile bira ve şarap dahil her çeşit ispirtolu içkinin radyo,
televizyon ve devlete ait her türlü kurum ve kuruluşlar aracılığıyla reklamının
yapılmaması hükmü cari olmasına rağmen; yani 1984'te böyle bir yasa söz konusu
olmasına rağmen, bugüne kadar da maalesef Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bu
kanun çerçevesinde yeterli dikkati hassasiyeti göstermemişlerdir. Anayasanın 58
inci maddesiyle, çok açık bir şekilde, alkol, içki ve uyuşturucu başta olmak
üzere her türlü kötü alışkanlıktan gençliğin korunması görevi devletimize ve
dolayısıyla hükümetimize verilmişken, maalesef, Türkiye'de hükümetlerimiz bu
konuda gerekli hassasiyeti göstermemiştir, gösterememiştir. Şu anda, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, devlet televizyonları ve özel
televizyonlarda hemen hemen hiçbir
film, hiçbir sahne yoktur ki, orada içilen, saf ve berrak, Anadolu'nun
pınarlarından akan bir bardak su gösterilsin, süt de gösterilmiyor; ama, adına
aslan sütü dedikleri, millî içki diye söylenen... Hatta, bir zamanlar
-kulakları çınlasın, şu anda buralarda yok- değerli bir arkadaşımız, o zaman
Tekelden sorumlu Bakan olan sevgili bir arkadaşım -ki, ağabeyi de müftüdür bu
arkadaşımın- Temel Eğitim Kanunu çıktığı zaman sordum, dedim ki "acaba
fetvayı sayın müftüden mi aldı 'efendim, içki içmek sevaptır' diye bir beyanda
bulundu" Basında okuduk; çünkü, içkiden kesilen kesintiler eğitime katkı
payı olacaktı, Şimdi, üzücü şeyler bunlar; yani niye; eğitime de katkı sağlayacak,
öyleyse bunu içmek sevaptır; çünkü, eğitime de pay gelecek!.. Değerli arkadaşlar, şunu söylemek istiyorum: Bugün, Türkiye
televizyonlarında, ister özel, ister devlet kanalları olsun, bu kanalların
hiçbirisinde bir film gösterime girmiyor ki, orada alkol tüketiminin teşviki, o sahnelerin cazibedar
sahneler haline getirilmiş olması gözden kaçmış olsun, hemen her sahnede var. Dahası, çok enteresandır; yani, biz, devlet eliyle, âdeta bu işin
teşvikçiliğini yapıyoruz diyorum. Mesela, yıl sonunda okul mezuniyet
merasimlerinde, değerli arkadaşlar, dikkat buyurunuz, artık üniversitelerin
değil, liselerin mezuniyet gecelerinde, öğretmenleriyle, idarecileriyle artık...
Halbuki yasada var; yani, kesinlikle kullanılması yasak, bulundurulması yasak,
okul kantinlerinde olması yasak... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Mezuniyet merasimlerinde, yani yılsonu
merasimlerinde bakıyorsunuz ki, İçkili, eğlenceli programlara öğretmenleriyle
beraber öğrencilerimiz de dahil ediliyor. Tabiî, benim burada, içki üretimiyle
alakalı söylemek istediğim farklı şeyler yok. Bakın, alkolizm, son asırlarda
bütün insanlığın korkulu rüyası olan ve bütün ülkeleri tedbire koşturan; fakat,
netice alınması ise pek de kolay olmayan ciddî bir sorundur. Nitekim, 1930'lu
yıllarda Men'i Müskirat Kanunu çıkarılmış; ama, uygulama tutmamış. Aynı
tarihlerde, buna muvazi olarak, Amerika'da içkiyle mücadele kanunu çıkmış. Hatta,
o gün, Amerika bütçesinden çok büyük oranda içkiyle mücadele, alkolle mücadele
uğruna, büyük kaynaklar aktarılmış; ama, muvaffak olunamamış. Neticede, Batı,
bugün geldiği ölçekleri itibariyle alkolü yeterli bulmaz hale gelmiş, korkunç
bir uyuşturucu hastalığı, dolayısıyla Türkiye'yi de narkotik alanda
ilgilendiren büyük bir uyuşturucu trafiğine ve karapara sıkıntılarının da
yaşanır hale gelmesine vesile olmuştur. Ülkemizde her geçen gün alkollü içki tüketiminin büyük sıçramalar
yaptığı ise, bütün kamuoyunun malumudur. Son yılların yıllık tüketimi 1 milyar
litre civarında olup, sıfır yaştan itibaren, kişi başına 16 litre alkol
düşmektedir. Yine ülkemizde 4 milyonu alkolik olmak üzere, toplam 17 milyon
alkol kullanan insan vardır ve daha önemlisi, alkol tüketiminde dünya
sıralamasında 3 üncü olduğumuz gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Ülkemizde genel olarak işlenen suçların yüzde 66'sı, trafik kazalarının
yüzde 61'i alkolden kaynaklanmaktadır. Yine, Dünya Sağlık Örgütünün raporlarına
göre, cinayetlerin yüzde 85'i, boşanmaların yüzde 80'i, ırza tecavüzlerin yüzde
50'si, şiddet olaylarının yüzde 50'si alkollü işlenmiştir, alkol sonucu işlenen
suçlardır. Trafik kazalarının -bugün yine Emniyet Genel Müdürlüğünden aldığım
raporlar içerisinde de var- çok büyük oranı, hatta bir yerde yüzde 70'e varan
rakamları, yine alkolden meydana gelmektedir. Son günlerde, feministler, birçok
çevreler, eşleri tarafından dövülme konusunda, haklı olarak, feryat ediyor; eş
dövme olaylarının yüzde 70'i... Siz, bir tarafta, Türkiye'de alkolü teşvik
edeceksiniz, alkollü olmayı çağdaşlık diye adlandıracaksınız; ama, öbür
tarafta, televizyonlardaki programlarda... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Konuşma sürem bitti mi Sayın Başkan? BAŞKAN - Efendim, süreniz bitti. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan. Bir taraftan, siz, eş dövme olayının, hakikaten ciddî bir yanlış
olduğunu, ahlakî bir bunalım olduğunu söyleyeceksiniz; ama, öbür taraftan,
Türkiye'de eşleri dövme hadisesinin arkasındaki nedenin, yüzde 70 alkol olduğu
gerçeğini görmeyeceksiniz. Yine, işe gitmeyenlerin -yani işlerini terk edenlerin- dürüst iş ve
imkânlarını terk edenlerin de yüzde 60'ı alkol hastalığından dolayı bu noktaya
gelmiştir. Değerli arkadaşlarım, bir iki hususta daha arzım olacak; ama, bilahara,
diğer maddelerde arz edeceğim. Bu tasarının, mahzurlarının göz önünde bulundurularak
değerlendirilmesini umuyor; saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Türker?.. MASUM TÜRKER (İstanbul)- Konuşmayacağım. BAŞKAN -Sayın Türker, teşekkür ederim. Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler bitmiştir. Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. 1 inci maddeyi okutuyorum: İSPİRTO VE İSPİRTOLU İÇKİLER İNHİSARI
KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI MADDE 1. - 8.6.1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler
İnhisarı Kanununun değişik 1 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir. "Amaç ve kapsam Madde 1. - Bu Kanunun amacı her türlü ispirto ve ispirtolu içkilerin
üretimi, iç ve dış alım ve satımı,
dağıtımı ve fiyatlandırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Kamu kurum ve kuruluşlarına mer'i mevzuatla denetim, kontrol ve diğer
hususlarda verilen yetkiler saklı kalmak kaydıyla, yukarıdaki faaliyetlere
ilişkin iş ve işlemler Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri (Tekel)
Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. Tekel Genel Müdürlüğü bu Kanunla
kendisine verilen görevleri
doğrudan veya bağlı ortaklıklar
kurmak suretiyle yerine getirir. İthalatçı firmaların, ülke genelinde kuruluş yeri nerede olursa olsun
her satıcının sipariş verdiği ürünleri yerinde teslim etmeleri, üretici
firmaların ise en az bir milyon litre yıl kapasiteli yeni teknoloji ile
kurulmuş entegre tesis kurmaları şarttır. Yıllık en az bir milyon litre yıl ayrı ayrı üretim, satış veya dış alım
miktarına ulaşan firmalar, bu faaliyetlerini yürütmek ve fiyat belirlemekte
serbesttir. Bu şartları yerine getiremeyen firmaların ürettikleri veya ithal
ettikleri ispirto ve ispirtolu içkilerin fiyatlandırılması, satış ve dağıtımı
Tekel Genel Müdürlüğü eliyle yapılır. Yurt içinde üretilen veya ithal edilen
ürünler arasında ayrım yapılmaz. İspirto, ispirtolu içki, bira ve şarap üretecek fabrikaların haiz
olmaları gereken teknik şartlar, kurulmaları, işletilmeleri ve denetlenmeleri
ile Tekel Genel Müdürlüğü tarafından satışı yapılan ürünlerin
fiyatlandırılmasına ilişkin esaslar, Bakanlar Kurulunca belirlenir. Üçüncü fıkrada belirlenen şartların yerine getirilip getirilmediğinin
tespiti ve takibi doğrudan Tekel Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. Bira ve her türlü şarap ve meyve şaraplarının üretimi,
fiyatlandırılması, dağıtılması ve satılması ile viski ve tabiî köpüren
şarapların ithali, fiyatlandırılması, dağıtılması ve satılması bu maddede
öngörülen şartlar aranmaksızın, bu kanun hükümlerine göre serbesttir. Kısmen
tahammür etmiş olmakla beraber, içki vasfını haiz bulunmayan şıra ve boza
gibi maddeler bu Kanun kapsamı
dışındadır. BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Ali Oğuz; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA ALİ OĞUZ (İstanbul) - Muhterem Başkan, değerli
arkadaşlarım; 398 sıra sayılı kanun tasarısının geneli üzerinde arkadaşlarımızı
dinledik, kıymetli fikirlerini huzurlarınızda sizlere arz ettiler. Birkısım
arkadaşlarımız, bu kanun tasarısının, özellikle ticarî faaliyetler ve sınaî
faaliyetler yönünü ele aldılar, bırkısım arkadaşlarımız, tütün üreticilerimize
getireceği zararları ve bu ay içerisinde tütün üreticimizin içerisine düşeceği
darlıkları ifade ettiler; birkısım arkadaşlarımız da, içkinin, özellikle bu
faaliyetin memleketimizdeki zararları üzerinde durdular. Ben de, sizlere, birkısım yönlerini, çıkaracağımız kanunun memleketimize
getireceği veya insanımıza getireceği zararları ifade etmek yönünde maruzatta
bulunacağım. Tasarının mahiyetini hepiniz biliyorsunuz, tasarı önümüzde. Özellikle,
ta 1943'ten beri kanunun tatbikatının devam ettiğini, Tekel Genel Müdürlüğü
eliyle bu faaliyetin yürütüldüğünü ifade ediyor ki, bu, Avrupa Birliği ve
gümrük birliği yönünde yaptığımız anlaşmaların mahiyetine uydurmak noktasında
aldığımız kararları ve anlaşmaların tatbikatının getirdiği neticeleri ifade
etmektedir. Madde gerekçesinde, Avrupa'yla vaki anlaşmamız sebebiyle, bu
faaliyetin, içki imalatının, satışının ve memleket içerisindeki
organizasyonu karşısındaki engellerin kaldırılması, rahat imalat yapılması,
ithalat yapılması, ihracatındaki engellerin kaldırılması şeklinde bir büyük
atılım ve büyük bir genişleme öngörülmektedir. Değerli arkadaşlarım, bir hayrın genişlemesi çok güzel bir şeydir, o
hayır genişlerse, memleketimizde herkes o hayırdan istifade eder; ama, bir
şerrin gelişmesi ve genişlemesi, bu memlekete, hayırdan çok zarar getirir. Biz,
eğer, mevcut faaliyetin ve üretimin önündeki engelleri kaldıracaksak, daha çok
üreteceğiz demektir; daha çok ürettikten sonra da, daha çok satacağız demektir;
daha çok sattıktan sonra da, daha çok içireceğiz demektir. Biz, şu elli yıllık
faaliyet içerisinde, ne kadar ürettiğimizi ve ne kadar içirdiğimizi
hesaplarsak, karşımıza çıkacak miktarlar, mutlaka, fevkalade yüksek olacaktır.
Nitekim, benden önce konuşan arkadaşım, memleketimizde, insanımızın ne kadar
içtiğini ve dünya istatistikleri içerisinde ne kadar tükettiğimizi ifade
ederken korkunç rakamlar verdi. İnsanımızın gerek maddî gerek manevî değerlerinin korunması hususunda
Anayasanın devlete ve hükümete verdiği vazifeyi şöyle bir düşündüğümüz zaman,
diyoruz ki, insanımızın hem maddî hem manevî değerlerini korumak devletin
görevidir. Manevî değerleri neyle koruyacağız?! Eğer içkiyi teşvik edeceksek,
onun reklamını yapacaksak veya reklam mahiyetindeki faaliyetlerimiz insanımıza
tesir edecekse, bunun neticesinde getireceği vahim şekilde ortaya çıkan korkunç
rakamlar, insanımızı perişan edecek demektir. Nitekim, trafik kazalarının büyük
bir kısmının alkolden kaynaklandığını; darp, ırza geçme, müessir fiil, adam
öldürme şeklindeki fiillerin de çoğunun içki sebebiyle olduğunu arkadaşlarımız
ortaya koydular. Alkolizmin getirdiği, memleketimizin, özellikle insanımızın ve
devletimizin, hatta, sağlık teşkilatımızın ve Sağlık Bakanlığımızın harcamaları
içerisinde, alkol tedavisinin yeri, Tekelin kazandığı ve getirdiği kazancın yanında
mukayese bile kabul etmez bir büyük rakam ifade ettiğini yine hepiniz
bilmektesiniz. Efendim, reklamını yapmıyoruz diyorlar, hatta, yasak diyorlar. Peki,
reklamını yapmıyorsak, yasaksa, televizyonda, özellikle radyolarda veya
resimlerde, canlı seyrettiğimiz filmlerde veya bölgesel veya belgesel
faaliyetleri gösteren reklamlarda, eğer sevinmişse bir insan veya bir aile,
bakıyorsunuz ki, onu içkiyle kutluyor veya üzülmüşse, yine teselliyi içkide
buluyor. Peki, hani reklamını yapmayacaktık... Bir taraftan övülme şeklinde
değil; ama, bir sahneyi görerek, sevinçte de, üzüntüde de içkiyle insanın
teselli bulacağı ve sevineceği konusunu reklam vasıtası yaparsak, o da bizatihi
hem de müessir bir reklamdır. Onun için, ben diyorum ki, her yönüyle -cezaevlerindeki suçlular
arasındaki istatistikleri ve bilgileri arkadaşım burada ifade etti, çok büyük
rakamlarla; hatta, eşini dövme fiilinin dahi içkili olanlar arasında daha çok
yaygın olduğu ifade edildi ki, bu, büyük bir gerçektir- hastalıkların mahiyeti
ve hastalıkların sebebi hastanelerde incelendiği zaman, ciğer hastalıkları,
mide hastalıkları, asabiyet ve daha birçok rahatsızlıklar, başta içki
alışkanlığından neşet eden alkolizmin getirdiği rahatsızlıklar yanında,
bunların hepsinin kökünün içki olduğunu görüyoruz. İnançlarımıza baktığımız zaman, ayeti kerimeyle, içkinin haram olduğu ve
zararlı olduğu, şeytan ameli olduğu ifade ediliyor. Hadislere baktığımız zaman,
bütün kötülüklerin anasının içki olduğu ifade ediliyor ki, bunlar, tabiî ki,
hikmetli sözlerdir. Gerek Cenabı Hak'kın gerekse Allah Resulünün bildirdiği,
zararları ifade edilen içkinin, önce alışkanlıkları bertaraf etmek hususunda
"içkiliyken namaza yaklaşmayın" şeklinde gelen ayeti kerimenin
arkasından, içkinin katresinin dahi haram olduğunu ifade eden ayetle, içki,
İslamda ve Müslümanlar arasında tamamen kaldırılmış ve zararları da bertaraf
edilmiştir. Hatta, son ayet geldiği zaman, Medine'de ve Mekke'de, İslamı kabul
etmiş insanların, yüzlerce, daha eski içkilerini, hurma şaraplarını veya
hurmadan elde edilen içkilerini sokaklara döktüğünü, İslam tarihçileri
"Mekke ve Medine sokakları içki çamuru haline geldi" şeklinde ifade
ederek, bir anda Müslümanların içkiyle nasıl alakalarını kestiklerini ifade
etmektedir. Bizde, memleketimizde, tabiî ki, yıllar yılı, bu, yasak olarak kabul
edildiği içindir ki, büyük bir gelişme göstermemiş; ama, neredeyse elli yıldan
bu tarafa, belki daha uzun, önce gizli olarak devam eden bu faaliyet, sonra
açığa çıkmış, teşvik edilmiş; bir zamanlar sefahat ehli insanların faaliyeti
gibi gösterilirken, neredeyse, muteber insanların, zengin insanların, makam ve
mevki sahibi insanların sofrasını süsleyen, modern olmanın, medenî olmanın,
mevki sahibi olmanın, büyük makam sahibi olmanın alameti sayılacak şartlar
içerisine girmiş ve onların sofralarında her zaman görülen bu içki, ondan
sonra, memleketimizin, neredeyse, orta halli sınıfına, arkasından da fakir
fukaranın sofrasına kadar ilerleyerek memleketimizde çok büyük bir tahribata
yol açmıştır. Bunun yanında, tabiî ki tütünün de, neredeyse içki kadar
zararlarını tıp mecmualarında görüyoruz. Ellerinin,
ayaklarının kesilmesiyle birlikte sakat kalan insanların, hastalıkları
sebebiyle, siroz veya benzeri ciğer hastalıkları, mide hastalıkları sebebiyle
hayatlarını kaybeden insanların, yine, hayat hikâyelerini tıp mecmualarından,
Yeşilay mecmualarından, hatta doktor arkadaşların verdiği bilgilerden
öğreniyoruz ki, bunların hepsi, içki sebebiyle insanların uğradığı felaketler
ve belalardır. Memleketimizi ve milletimizi, Cenabı Hak böyle bir felaketten
kurtarsın. Getireceğimiz kanunlar, bukabil felaketlerin kolaylaştırıcısı değil,
onun zeminini hazırlayan değil; ona engel olacak, tedbirler alacak, hele hele
küçükleri bu felaketten kurtaracak tedbirler olması lazım gelir diye düşünüyorum.
Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum efendim.
(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oğuz. Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubunda. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen;
buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 1 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu, bir uyum yasası; yani, Avrupa Birliğine
uyum sağlamak için çıkarılmak istenen bir yasa. Özellikle, 1/95 sayılı Ortaklık
Konseyi kararları gereğince, Avrupa alkollü içkiler mevzuatına uyabilmek için
çıkaracağımız bir yasa. Ancak, tabiî, bu tasarının, 1/95 Ortaklık Konseyi
kararlarına ve Avrupa mevzuatı kriterlerine uyuyor mu diye baktığımızda, tam
manasıyla cevap verdiği kanısında değilim. Değerli arkadaşlarım, burada, tabiî ki, tekelin, tekel olma vasfını, birtakım
yeni düzenlemelerle altı yıl koruyacağız. Bu, bence, kendimizi aldatma olur
diye düşünüyorum; çünkü, Avrupa Birliğine biz tam olarak üye olmadık. Altı yıl
daha tekel olma hakkımızı sürdürürüz düşüncesinden hareket edersek, Avrupa
Birliğiyle yaptığımız birçok anlaşmaları, Avrupa Birliği, kendine göre
yorumlar. Bu, bize farklı bir faturayı getirir. Bakın, son günlerde Avrupa Birliğiyle ilgili olarak üçüncü ülkelerden
ithal edilen mallar konusunda ortak bir gümrük tarifesine tabiyiz. Ülkemizi
önümüzdeki günlerde çok büyük tehlikeler beklemekte ve bu ortak gümrük birliği,
örneğin, Avrupa'nın Çin ile tekstil konusunda yapacağı bir serbest dolaşım
anlaşması, Türkiye'yi de bağlayan bir anlaşma olarak karşımıza gelecek.
Türkiye, bugünlerde, bu tür anlaşmalar konusunda direnmek ve hakkını korumak
durumunda; yani, kendi yerli sanayiini korumak durumunda. Eğer, bu tür, biz,
böyle kurnazlığa dayanır, o kriterlere uygun yasalar çıkaramazsak, çıkarmazsak,
onlara da, var olan haklarımızı koruyacak yeni önerileri, yeni önlemleri kabul
ettirmemiz o ölçüde zor olur diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, elbette ki, bu yasayla, bir ölçüde bir esneklik,
tekel anlayışına bir esneklik getirilmekle birlikte, serbest piyasa koşullarına
uygun bir yeniden yapılanma süreci görülmemektedir. Eğer, biz, gerçekten,
serbest piyasa ekonomisine inanıyorsak, bu serbest piyasa ekonomisinin
koşullarını yerine getirecek bir Tekelin yeniden yapılanma sürecini
gerçekleştirmek durumundayız ve Tekeli, devlet tekellerini, her alanda piyasa ekonomisinin
koşullarına uydurmak durumundayız. Ancak, burada, söz konusu olan alkollü
içecekler olduğu için, sosyal yararları ve zararları da düşünülerek, özellikle
gençlerimizi korumaya yönelik, serbest piyasa ekonomisinin koşulları ile sosyal
şartların yararları ve zararları göz önüne alınarak, bu, birlikte düşünülmesi
gereken bir düzenleme diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, ikinci olarak, özellikle bu yasanın çıkarılmasına
ve aciliyetine neden olan koşul, bizim, hükümetimizin, bundan takriben bir ay önce
piyasalarda oluşan kriz sonrası IMF'ye ikinci niyet mektubu olarak verdiğimiz
niyet mektubundaki taahhütlerimiz doğrultusunda bu yasa çıkarılmakta. Değerli arkadaşlarım, şimdi, ancak, Alkollü İçecekler Yasası değil, aynı
zamanda, Tütün Yasası da, 2001 yılının ocak ayı sonuna kadar IMF'ye verdiğimiz
niyet mektubu doğrultusunda çıkarılmak durumunda. Eğer hükümetimiz, bu iki
yasayı da çıkarmak durumundaysa ocak ayı içerisinde, bunun ikisini bir arada
getirip, işte, bugün ikisini bir arada görüşmemiz gerekirdi. Hatta, değerli
arkadaşlarım, Tekeli burada görüşüyorsak; yani, 36 000 çalışanı ve gerçekten
650 trilyona yakın görev zararıyla büyük bir kurumu yeniden yapılandırmak
istiyorsak, bütün olarak ele almalıyız, palyatif olarak, işimize geldiği zaman
cımbızla bir maddesini ayıklayarak, onu düzenleyerek, Türkiye'yi yeniden
yapılanma sürecine sokamayız. Bunu bir bütün içerisinde alıp, makro düzeyde ele
alıp, bu yasayı, bu çerçeve yasayı yeniden günün koşullarına göre
değerlendirip, bu Meclisten çıkarmak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu yasaları çıkarmak kolay; yani, burada
yasa çıkarmak, Tekel'i bütünüyle yeniden dizayn etmek, Tütün Yasasını da
yeniden çıkarmak kolay. Burada çoğunluğunuz var, iktidarın çoğunluğu var, bunu
çıkarabilirsiniz; ama, Türkiye'de, bu, milyonlarca insanı ilgilendiriyor.
Milyonlarca insanı ilgilendiren bu konuda yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Siz,
yarın, Tütün Yasasını değiştirdiğinizde, hükümetimizin verdiği taahhütler doğrultusunda tütün destekleme alımından
vazgeçtiğiniz zaman, peki, 600 000'i aşkın tütün üreticisini nereye
koyacaksınız; bu tütün üreticisini ne yapacaksınız; yeniden nasıl
yapılandıracaksınız? Değerli arkadaşlarım, çiftçiyi, tütün üreticisini ve bütün üreticileri
desteklemek zorundayız. Avrupa Birliği normlarında düşünürsek, serbest piyasa
ekonomisi koşullarında düşünürsek, dünyanın bütün ülkeleri, kendi üreticilerini
desteklemektedir; ama, bunu kurumsal bir anlayış haline getirmiş; yeni bir
anlayış içerisinde, yeniden yapılanma süreci içerisinde kendi üreticisine
destek vermeyi sürdürmekte. Şimdi, biz, özellikle, tütün borsalarını
kuracağımızı vaat ediyoruz. Değerli milletvekilleri, tütün borsalarını kurmak, öyle bir aylık, iki
aylık, üç aylık sürede olacak bir iş değil. Onun için, Tekel, özellikle, bizim
üzüm üreticisini de, anason üreticisini de, incir üreticisini de, tütün
üreticisini de ilgilendiren bir konu. Biz, eğer, yeniden yapılanma sürecine
gireceksek, önceden, bu üreticileri nasıl destekleyeceğimizi ve hangi
kurumlarla, hangi kaynaklarla destekleyeceğimizi çok açık seçik ortaya koymak
durumundayız; çünkü, Türkiye'nin üretim deseni de ona göre değişmekte. Yani,
bugün var olan ürünler arasındaki partiye göre, insanlar hangi ürünü
ekeceklerine karar vermektedir. Onun için de, biz, burada, yasayı koyan Türkiye
Büyük Millet Meclisi olarak, bu yeni kurumları oluşturup, üreticileri koruyacak
kaynakları bulduktan sonra, bu tür yasaları çıkarmak durumundayız. Değerli arkadaşlarım, kısacası, bu yasa tasarısı üzerinde söylenecek
temel iki nokta var. Birincisi, Avrupa Birliği uyum yasası doğrultusunda bu
yasa çıkmakta; ancak, bu uyum kriterlerine tam manasıyla uymamaktadır. Nedeni,
bizi Avrupa Birliğine almadılar diye, biz, bir müddet daha devlet tekellerini
sürdürme gayreti içerisindeyiz. Bunu hiç kimseye anlatamayız. Yarın bir başka
yerde, bunun faturası ağır olarak karşımıza çıkar. BAŞKAN - Sayın Dönen, toparlar mısınız. Süreniz bitmek üzere. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Bitiriyorum. İkincisi, biz, milyonlarca üreticiyi, çiftçiyi ilgilendiren bu yasa
tasarısını, neyi, kimi, nasıl, nerede destekleyeceğimizi, hangi kurumla, hangi
kaynaklarla destekleyeceğimizi tespit etmeden, IMF'ye verilmiş bir mektubun
sonucu alelacele alınmış bir karar gereği bunu çıkarıyoruz ki, bunun da Türk
üreticisine çok büyük fayda getireceğine ben inanmıyorum. Yine de, esneklik,
özellikle piyasa ekonomisi konusunda getirdiği esneklik bakımından bu yasa
tasarısını, atılmış önemli bir adım olarak kabul ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Dönen. Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok. Şahısları adına, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sıramı Ali Rıza Gönül Beye devrediyorum. BAŞKAN - Sayın Ali Rıza Gönül, buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar) Süreniz 5 dakika. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Yüce
Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Tabiî ki, bu, çok önemli bir yasa tasarısı; çünkü, Tekelin, Tekel Tütün
İşletmelerinin ve alkollü içkilerin, yani, ispirto ve ispirtolu içkilerin
dağıtımı, üretimiyle ilgili çok önemli bir yasa tasarısı. Bu yasa tasarısının,
şu anda hitap ettiği kesim, takriben, 600 000-700 000 üretici. Yine, biraz
sonra, bizzat okuyarak ifade edeceğim gibi, Türkiye'de, takriben, 600 000-700
000 tütün üreticisi var. Toplarsanız, 1 milyon civarında üreticiyi ilgilendiren
bir yasa tasarısı. Eminim ki, Anadolu'da, insanlar, üzüm üreticileri, tütün
üreticileri, şu an, bu yasa tasarısının görüşülmesini büyük bir heyecanla takip
etmektedirler. Bu insanların gelecekleri karanlıktır, gelecekleri çok kötüdür
gibi bir kara tablo çizmek istemiyorum; ama, geleceklerinden endişe
duyduğumuzu, gerek kişisel olarak gerekse Doğru Yol Partisi olarak endişe
duyduğumuzu, özellikle belirtmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, ben, tabiî ki, biraz sonra, birkaç defa, belki,
huzurlarınıza geleceğim ve sizleri meşgul edeceğim; çünkü, arz etmek istediğim
konuyu beş dakikaya sığdırmak mümkün değil. Öncelikle, ben, hükümetin vermiş
olduğu ikinci niyet mektubunun tarım bölümünü sizlere arz etmek istiyorum ve
bilahara, kürsüye geldiğimde de, gerek tütün üreticilerinin gerekse üzüm
üreticilerinin niçin geleceği karanlık olarak gördüklerinin izahını yapmaya
çalışacağım. Değerli arkadaşlarım, 57 nci, Sayın Ecevit Hükümetinin, 18.12.2000
tarihli ikinci niyet mektubu, Uluslararası Para Fonu Başkanı Sayın Köhler'e
yazılan bu mektubun 44 üncü bölümü, tarım politikalarını ifade etmektedir;
diyor ki veya diyoruz ki veya Sayın Ecevit Hükümeti diyor ki: "Tüm, dolaylı
destek politikalarından 2002 sonuna kadar kademeli olarak vazgeçilmesi ve
doğrudan gelir desteği sisteminin uygulanmasına geçilmesini amaçlayan tarım
politikalarının reformunda, program dahilinde, şimdiye kadar önemli ilerlemeler
kaydedilmiştir." Tabiî ki, zamanım çok kısa, 1 dakika 24 saniye kalmış;
bir kısmını geçiyorum. "İleriye baktığımızda, 2001 yılında, buğday destek
alım fiyatları, hedeflenen enflasyon seviyesini aşmayacak bir oranda
artırılacak ve dünya fiyatlarıyla arasındaki fark en fazla yüzde 20 olacaktır.
2001 bütçesinde ödenek ayrılmış bulunan doğrudan gelir desteği ulusal düzeyi
yaygınlaştırılacaktır ve 2001 Temmuz ayına kadar çiftçi kayıtlarının büyük
ölçüde tamamlanması beklenmekte olup, kayıtlı çiftçiler için ilk taksit ödemesi
2001" deyip, devam ediyor. Arkasından, şeker fabrikalarından en az 6
tanesinin özelleştirilmesinin taahhüdü yer alıyor ve Tekeli yeniden
yapılandıran bir kararname ve Tekelin tüm tütün işleme birimlerinin
Özelleştirme İdaresi portföyüne devrine izin veren Özelleştirme Yüksek Kurulu
kararı, 2001 yılı ocak sonuna kadar çıkarılacaktır. İki; 2000 yılı başlarında
Parlamentoya sunulan alkollü içkiler kanunu, 2001 yılı ocak sonuna kadar
çıkarılacaktır. Bu kanun tasarısının tümü üzerinde konuşan Sayın Kabataş'ın, işte, biraz
evvel bu kürsüden ifade ettiği, bu yasa tasarısını niye alelacele
getirdiğinizin en bariz örneği budur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Gönül, toparlar mısınız efendim. Buyurun. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, değerli milletvekilleri, bu, bir
lazimeden, bir gereklilikten doğduğu kadar, bir de ikincil iyi niyet
mektubundaki taahhütten doğmaktadır; onun izahı odur. Üçüncüsü de, tütün için destekleme alım politikalarını ortadan kaldıran
tütün alımlarında ihale mekanizmasını oluşturacak tütün kanunu 2001 ocak ayı
sonuna kadar çıkarılacaktır. Demek ki, bu ayın sonuna kadar tütün kanunuyla
ilgili yasa tasarısı da gelecektir. Şimdi, bu konuşmanın bu bölümünde şunu çok net, çok kesin olarak ifade
ediyorum: Doğru Yol Partisi, rekabete dayalı, liberal ekonomiden yanadır;
özelleştirmenin acilen yapılmasını, sağlıklı bir ekonomi için, geleceğimiz için
elzem görmektedir; yani, Türk ekonomisini ayağa kaldıracak her türlü liberal
düşüncenin hayatîyete geçirilmesinden yanadır; ancak, bu kararları alırken,
yabancı ülkelerin, tarımlarını nasıl koruduğunu da karşılaştırmalı olarak, Türk
çiftçisine... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Gönül toparlar mısınız lütfen. Buyurun. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - ...nelerin gerektiği konusunu arz etmek
suretiyle, biraz sonra Yüce Heyetinize düşüncelerimi arz etmek istiyorum. Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. 1 inci madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır. Soru kısmına geçiyorum. Sayın Levent; buyurun efendim. Kısa, öz ve yorumsuz lütfen MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma
şu sorumu yöneltiyorum: Bor Şarap Fabrikası on seneye yakın çalışmıyor.
Niğde'de üzümler toplanılıyor, Nevşehir'e gidiyor. Bu fabrikayı özelleştirmeyle
tüzelkişiliği haiz bir kuruluşa vererek, Tarım Bakanlığı desteğiyle Niğde'de ve
o yörede günlük 40 ton sütü işleyecek bir tesise çevirmek istiyoruz. Bu konuda
siyasî istismara meydan vermeden, çürümeye yüz tutmuş bu tesisi üretime sokmak
ve yeni bir yatırımı kazandırmak istiyoruz. Sayın Bakanım, bu yatırımı yapmak
sizi mutlu etmez mi? Yoksa, mutlu olmaya niyetiniz yok mu? Bu konuda
açıklamanızı bekliyorum. Saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim. Sayın Gül, buyurun efendim. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakanıma
soru tevcih etmek istiyorum. Birinci sorum, seçim bölgem Isparta'nın Senirkent İlçesiyle ilgili.
Malumunuz olduğu üzere, bu sene, Senirkent İlçesinde, kuruüzüm alım
kampanyasında, vatandaşın malını 350 000 TL'den aldılar. Daha sonra, kuruüzüm
alım fiyatını 400 000 lira olarak açıkladılar; fakat, bu esnada, kuruüzüm alım
kampanyası bitmişti. Arada 50 000 TL'lik bir fark var. Bu 50 000 TL'lik farkı
üreticiye ödeyecek misiniz? Bu, birinci sorum Sayın Bakanım. İkinci sorum ise, malumlarınız olduğu üzere, kendi seçim bölgenize suma
fabrikasını kurdunuz, hayırlı, uğurlu olsun, başarılar dileriz, Türk çiftçisine
de hayırlı olmasını dileriz. Seçim bölgem Isparta'da, suma fabrikasının
kurulması noktasında, konu, bugün kurulacak, yarın kurulacak diye yoğun bir
şekilde gündemde. Isparta'nın üzümleri malum; özellikle dimnit üzümleri ve
bunun alkol ve şeker oranları yüksek. Türkiye üzümünün yüzde 30'u Isparta'da
üretilmektedir. Bu durum karşısında, suma fabrikasının kurulması noktasında,
kendi seçim bölgenize kurduğunuz gibi, bizim seçim bölgemize de kurmayı
düşünüyor musunuz? Ne zaman kuracaksınız? Bu konuda, zatıâlinizin Genel Kurulda
bir müjde vermesini diliyorum. Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Geçer, buyurun. MUSTAFA GEÇER (Hatay) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakandan,
aşağıdaki soruların cevaplandırmasını arz ediyorum. Aşağı yukarı, dünyanın tüm ülkelerinde, alkol, içki tüketiminin
azaltılması için tedbirler alınırken, Türkiye'de alkollü içki tüketimi
tehlikeli boyutlara gelmişken -aşağı yukarı, dünyada üçüncü sıralarda yer
aldığımız ifade ediliyor- Yeşilay raporlarına göre, aile faciaları ve trafik
kazalarına daha yüksek oranda alkollü içki tüketenlerin sebebiyet verdiği
ortadayken; ayrıca, Anayasamızın 58 inci maddesinin ikinci fıkrasında,
gençlerin alkollü içkilerden korunması görevini devlet yüklenmişken; yani,
gençlerin alkollü içki tüketimini engellemesi devlete yüklenmişken, bu
tasarıda, ithalatçı firmaları, ülke genelinde, 1 milyon litre üretmek, almak
veya satmak kaydıyla, âdeta onları teşvik eder gibi, istediği fiyatları
belirleme yetkisi verilerek, alkollü içki üretimi ve tüketimi, dolayısıyla
tüketiminin yaygınlaştırılması teşvik edilmiyor mu? Burada kamu menfaati nedir,
bunu rica ediyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Sayın Bakan, buyurun efendim. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; önce, Sayın Levent'in sorusuna cevap vererek
başlamak istiyorum. Bor Şarap Fabrikası, rantabl olmadığı için kapatıldı. Bor
Şarap Fabrikasının binaları özelleştirme kapsamında, ihaleyle satılabilir.
Sadece Bor'da yapılacak yatırım değil, Niğde'nin ve Türkiye'nin her yerinde
yapılacak her yatırım, beni çok mutlu eder. Onun için, Sayın Levent'le
beraberce mutlu olalım; burayı, mahallî bir birliğe veya Sayın Levent'in de
tanıdığı insanları teşvik ederek, buranın satışını bir an önce gerçekleştirip,
Borlu vatandaşlarımızın imkânına sunacak bir yatırımı beraberce yönlendirmeye
çalışalım. Kuruüzüm ve yaşüzümde, Tekelin, devlet tarafından, Hazine tarafından bir
görevlendirilmesi yoktur. Bu, sadece, Tekelin kendi ticarî faaliyeti
içerisinde, kendi fiyat analizlerini yaparak verdiği bir fiyattır. Tekel Genel Müdürlüğü, kuruüzümün kilogramını bu
sene 350 000 lira olarak ilan etti ve 350 000 lira olarak da bitirdi, daha
sonra 400 000 liraya fiyat çıkmadı. Eğer, bir özel sektöre, kilogramı 400 000
liraya kuruüzüm satılmışsa, onu bilemiyorum. RAMAZAN GÜL (Isparta) - Kampanya bittikten sonra Sayın Bakanım?... DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Hayır, bir artış olmadı;
yani, kampanya bittikten sonra bir artışımız olmadı. Arkadaşlarımız, yine,
Isparta'da alınan üzümün miktarını vermişler. Onları zaten siz de biliyorsunuz,
653 189 kilogram kuruüzüm alınmış, alt ve üst mahsulün fiyatına göre, 371 889
lira ortalama bedel üzerinden 242 913 539 000 lira da üreticilerimize ödenmiş. Senirkent suma fabrikasıyla ilgili olarak şunu söylemek istiyorum: Bu,
sadece Tekelin kendisinin karar verdiği bir yatırım değildir, Devlet
Planlamadan izin alarak, Hazinenin görüşünü alarak yapılan bir yatırımdır suma
fabrikası. Devlet Planlama Teşkilatı da, Türkiye'deki üzümcülüğün gelişimine göre,
bölgelerarası dağılımına göre, mevcut suma fabrikalarının ve içki
fabrikalarının hinterlandına göre yeni izinler vermektedir. Bu çerçevede, aşağı
yukarı 60 000 ton üzümün olduğu Tarsus civarında bir suma fabrikasının
başlangıcı yapılmıştır ve o bölgedeki üreticilerimizi de rahatlatmıştır. Aynı
şekilde, Isparta yöresindeki üreticilerimizin müracaatları Tekel Genel
Müdürlüğünce değerlendirilmektedir. Ancak, Devlet Planlama uzmanlarıyla
görüştükten sonra burada böyle bir söz verebiliriz. Şu anda, Senirkent'te suma
fabrikası yapılacak veya yapılmayacak diye bir şey söylemem mümkün değil;
çünkü, elimizdeki raporlar, şu anda bu sözü etmemizi engellemektedir; ama,
arkadaşlarımızın görüşmeleri devam etmektedir. Tekel Genel Müdürlüğü, tabiî ki,
yatırımlarını bir taraftan kanunlar çerçevesinde, bir taraftan da Türkiye'nin
liberalleşen politikası çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir. Tüketimi artırıp artırmayacağı yolundaki soruya gelince; esasen, bu
kanun 1998 yılında sevk edilen ve de Türkiye'de yüzotuzaltı yıldır devam eden
devlet tekeline, inhisara son veren bir kanundur. Bu kanunla, devletin, içki yapıp içki satması önlenecektir. Artık,
devlet, sadece tek içki yapan, içki satan devlet olmaktan çıkarılacaktır.
Devletler içki yapıp içki satmamalı; bundan, sadece, vergilerini almalıdır.
Buradaki 1 milyon litre sınırının da, tüketimi artıran değil, tüketimi azaltan
etkisi yapar diye düşünüyorum; yani, tüketimi artıracak bir etkisi yoktur. Ülkemizde fazla tüketilip tüketilmediği konusunda, tabiî, değişik
rakamlar vardır; ama, ülkemizde, bugün, 70 milyon litresi rakı olmak üzere,
yaklaşık 90 milyon litre yüksek alkollü içki, 800 milyon litre bira, 30 milyon
litre de şarap tüketildiği görülmektedir. Bu, dünya ortalamasında birinci
sırada değildir. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Üçüncü sırada Sayın Bakan. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Tabiî, gönlümüz ister ki,
gençlerimizin ve insanlarımızın zararına olan bu madde tüketilmesin. Tekel
Genel Müdürlüğü de, bu maddenin fazlaca tüketilmemesi için ne bir çaba sarf etmekte
ne de yeni çıkarılacak kanunlarda, bu konuda teşvik edici bir unsura yer
vermemek için gerekli gayreti göstermektedir. Arz ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. Efendim, 1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. 1 inci maddeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir. 2 nci maddeyi okutuyorum efendim: MADDE 2. - 4250 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. "Madde 3. - İspirto ve ispirtolu içkilerinTürk Gıda Kodeksine uygun
olarak üretilmiş olması şarttır. Her türlü alkollü içki üretiminde, tarımsal kökenli etil alkol veya
distilatı dışındaki alkol ve alkol türevleri kullanılamaz. Üzüm kökenli bir
distilat olan suma veya tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın,
5000 litre veya daha küçük hacimli geleneksel bakır imbiklerde, anason tohumu
ile ikinci kez distile edilmesiyle üretilen rakının, Türkiye'de üretilmesi ve
üründeki toplam alkolün en az % 65'inin suma olması şarttır." BAŞKAN - Efendim, 2 nci madde üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına,
Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya; buyurun. FP GRUBU ADINA MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; ilgili yasanın 2 nci maddesi üzerinde, Grubum adına
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, tabiî, ben, 2 nci maddeye temas etmeden önce,
tasarının, hükümet tarafından gelen gerekçesindeki bir iki hususa dikkatinizi
çekmek istiyorum. Hükümetimizin getirdiği tasarının gerekçesinin bir bölümünde
"Düzenlemeler, alkol ve alkollü içkilerin insan ve toplum sağlığı
açısından önemi ve Tekel Genel Müdürlüğünün yıllardır bu sektörde yerine
getirdiği denetim ve vergi toplama işlevi dikkate alınarak yapılmış
bulunmaktadır." denilmektedir. Bir başka bölümde de "Kanun tasarısında, alkol ve alkollü içkilerin
satışı, ithali, dağıtımı ve fiyatlandırılması da mevzuat uyumu çerçevesinde
yeni esaslara bağlanmaktadır." deniliyor. Yine, geleneksel ve özgün bir içkimiz olan rakıya da uluslararası bir
patent kazandırma amacı olduğu ifade ediliyor. Madde gerekçesinin bir bölümünde
"İnsan ve toplum sağlığı açısından son derece önemli olan -ben, bu tabiri
bir türlü anlayamadım!- alkol ve alkollü içkilerin üretimi, alımı, satımı,
ithali, dağıtımı ve fiyatlandırılmasına ilişkin usul ve esaslar
düzenlenmektedir." denilmektedir. Şimdi, insan sağlığı için alkolün önemi!.. Arkadaşlar, bir şey anladınız
mı siz? Yani, alkolü, nasıl, sağlık için, insan sağlığına fayda sağlayan... İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - İlaç... İlaç için... MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Arkadaşlar, eski bir deyim var, derler ki,
zırva, tevil kabul etmez. Şimdi, Hükümetin bu gerekçesinin mantığı çok sakıncalı. Eğer bu
argümanla hareket ederseniz... Sayın Bakanım az önce ifade buyurdular, dediler
ki "biz, dünya birincisi değiliz" maşallah!.. Bu nüfusla, birinci
olduğumuz birçok konu var; trafik kazalarında dünya birincisiyiz, toplum adına
bir yığın felaketlerde dünya birincisiyiz, yolsuzluklarda dünya birincisiyiz.
Yani, düşünüyor musunuz, şu iki ay içerisinde, buffalodan alınız bilmem nereye
kadar, yığınla operasyon; hâlâ, memleket, tir tir titriyor bunlarla. Birinci
olduğumuz şeyler var. Ben, falan yaptı,
filan yaptı demiyorum; ama, yarası olanlar gocunur. Değerli arkadaşlar, bu kadar olumsuzlukların olduğu bir ülkede, dünyada,
nüfusuna, şartlarına göre de, alkol tüketiminde dünya üçüncüsüyüz! Yazık değil
mi bu ülkenin insanına, yazık değil mi bizim bütün değerlerimizle bu noktaya
gelmiş olmamıza ve yorumu doğrusu anlamak... İşte, tekrar ediyorum; bakın,
elimde şu gördüğümüz Anayasanın, birçok maddesini bendenizin de beğenmediği,
mutlaka değişmesini de... İki gün önce, Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasayla ilgili
yapılan bir oturumda da ifade ettiler; birçok maddesinin -başta Siyasî Partiler
Kanunu olmak üzere, basının tekelleşmesi olmak üzere- mutlaka ve behemehal
değişmesi lazım; Anayasada ciddî değişiklikler... Anayasanın 58 inci maddesinin
ikinci paragrafını az önce bir arkadaşım okudu: "Devlet, gençleri alkol
düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü
alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır."
Cehaletten korumak için gerekli tedbirleri aldık; okulların ve üniversitelerin
kapılarına polisleri diktik ve en son, bir provokasyon sonucu, İstanbul
İlahiyatını da polislendirdik, silahlandırdık. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Hadi oradan!.. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Evet, bu hale getirildi Türkiye. Değerli arkadaşlar, sonunda, bakınız, liselere varıncaya kadar... Şu
elimdeki, Aksiyon Dergisinin 6 Ocak 2001 tarihli sayısı. Ne deniliyor burada,
bakınız: "Liselerde uyuşturucu kullanımı giderek artıyor, okullarda
cinayetler çoğalıyor, alkol tüketimi, 15, 16, 17 yaşındaki insanlarda, 30
yaşından daha yukarı olanlardan daha fazla yaygın hale geldi." Ben,
özellikle değerli bakanlara ve hükümet erkanına, bu dergideki bu yazıyı da
okumalarını... İstanbul'daki liselerde, Anadolu'daki liselerde gayri ahlakî
eylemleri; içki tüketimini, alkol tüketimini; hatta, okul çıkışından sonra
-üzülerek söyleyeyim- birçok gençlerin, değişik amaçlarla, 16-17 yaşındaki
gencecik körpe yavruların, kızların kötü yollara düşürüldüğünü de,
belgeleriyle, bilgileriyle burası açıklıyor. Değerli arkadaşlar, esasen, hükümetlerin üzerine düşen bu. Bu kadar
usulsüzlüklerin yaşandığı bir ülkede, elbette, bu mantıkla bakılırsa, bunlar
sârî olabilir, çoğalabilir; ama,
bir şeyi beceremiyoruz... Bakın, uyumu sağlamaya
çalıştık. İşte, yukarısında, birinci paragrafında var. Diyoruz ki, işte, Avrupa
Topluluğuna giriyoruz... Değerli arkadaşlar, iki gün önce medyada izlediniz. Af buyurun, bir deli
dana krizi Almanya'da iki bakan götürdü; tarım bakanı ve sağlık bakanı istifa
etti. Hadiseler karşısında onurla istifa edebilme anlayışının darısı bizim
bakanların başına. (FP sıralarından "Amin" sesleri) Yani, yanlışları
yaptıklarında, ne zaman, bu memlekette, kabinede... Bu kadar olumsuzlukların
yaşandığı bir eğitim mantığı, bu kadar kötü gidişli bir ekonomi mantığı, bu
kadar sıkıntılara saplanmış bir Türkiye'nin... İşte görüyorsunuz, emniyet bir
tarafta, hükümet bir tarafta; ama, şu anda, hükümet içinde yaşanan sıkıntıları
görüyoruz. Değerli arkadaşlar, bütün bunların arkasında, şu gerekçedeki gerçekle,
bu adeseden bakılınca, hükümetin bakış açısı çok iyi tespit edilebiliyor; bu,
fevkalade yanlış bir şeydir. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Madde üzerinde konuşun. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, herhalde, sizin gönlünüze ve
arzunuza göre konuşmak üzere gelmedim. Arzunuza göre sözcünüzü gönderirsiniz, o
konuşur. (FP sıralarından alkışlar) MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Madde üzerinde konuşun; İçtüzük öyle
söylüyor. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Ben maddeme göre konuşuyorum. Ben diyorum ki,
şu maddeye... Arkadaşlarınızı gönderin konuşsun. Gönlünüze göre tarif edin,
eline verin raporu, şöyle konuşacaksınız... Zaten böyle çalışıyorsunuz! Verin
raporu, konuşsun istediği gibi. (FP sıralarından alkışlar) Ama, değerli
arkadaşlar... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Biz kimsenin eline vermiyoruz, sizin
elinize veriyorlar; o, size ait bir şey. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Benim burada ne konuşacağım sizi
ilgilendirmez. Benim ne konuşacağım
sizi ilgilendirmez Sayın Başkan. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) -
Sadece İçtüzüğe göre konuş. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Hayır, İçtüzüğü hatırlatmak senin görevin değil,
oradaki Başkanın görevi... Haddini bil... (FP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, şunu söylüyorum: Bir gerçeği... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Başkan... Başkan... Sayın Başkan,
İçtüzüğe göre konuşsun; lütfen... Madde üzerinde konuşsun... BAŞKAN - Efendim, maddeye gelir misiniz. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, ben maddeden çıkmadım ki... BAŞKAN - Efendim, ben, maddeye geleceğinizi görüyorum da, çabuk
gelirseniz daha iyi olur. ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, burada kaç tane başkan var?! MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, ben, maddenin üzerinde
konuşuyorum; ama, zaten, bu memlekette en büyük hatalardan birisi, eski
deyimiyle, bir tedahül var; herkes birbirinin işine müdahale ettiği için, şu
anda da Türkiye'de hükümetin işine müdahale edenler var. İşte, Türkiye'yi önce
bu müdahalelerden kurtarmak lazım, bu mantıktan kurtarmak lazım. Oradaki
Başkanın yetkisi belli, burada oturanın yetkisi belli, ama, Türkiye'yi, önce,
bu müdahalelerden kurtaramadık; sıkıntı burada, demokrasinin açmazı da burada;
bu müdahaleden ve müdahalecilikten kurtarmak... Değerli arkadaşlar "maddeye gel" diyor arkadaşım. Yahu, ben
maddenin içerisindeyim. Ben diyorum ki, bu maddede... Allahaşkına, bana tarif
eder misiniz, insan ve toplum sağlığı açısından son derece önemli olan alkol
üretimi... Yani, bunun neresinde?.. (DSP sıralarından gürültüler) MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Maddeyle ilgili konuş, maddeyle
ilgili... MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, 1994'te alkol tüketimi
-trilyon bazında- 21 trilyon 473 milyar, 1999 yılında 408 trilyon küsur...
Şimdi, alkol tüketiminde 20 kat -litre bazında da böyle- artışın olduğu bir
ülkede ve Anayasanın hükmünün cari olduğu bir yerde... Bakınız, benim şurada
farklı bir şey söylemem söz konusu
değil. Elbette, Türk
rakısıysa onun unvanı verilecek, uluslararası değeri
kazandırılacak. Yani, sizin, burada, bizim yaptığımız konuşmalarımıza, madde
üzerindeki konuşmalarımıza, mantığınıza yatan herhangi bir önergemize evet
dediğiniz vaki oldu mu; hayır... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Bu, sizin madde dışı davrandığınızı
gösteriyor. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Siz, kendi elinize ne verilmişse, hangi madde
verilmişse, o maddeyle geldiniz, o maddede, noktası virgülüne, burada,
değişikliğe razı... Öteden beri teamül olan, sizin uygulamanız bu. Dolayısıyla,
sizin buraya önşartlı ve yargılı olarak komisyonlardan getirdiğiniz, ne şekilde
getirdiğinizi de doğrusu anlayamadığımız bu maddelerde, Genel Kurulda şu
muhalefeti de dinliyoruz, hakikaten, söyledikleri iyi şeyler de var diye kabul
ettiğiniz, şu önergeye evet dediğiniz bir şey var mı? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSA UZUNKAYA (Devamla) - İşte, buradaki heyet değerli arkadaşımın
gözüne bakacak, oradaki heyet oradaki başkanın gözüne bakacak; sonuç bu. CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sizde de farklı olmuyor, siz de Avni Doğan'a
bakıyorsunuz. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlarım... BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, teşekkür ederim... Bilahara, her maddede
sözünüz var. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sözüm var da, selamlamama müsaade ederseniz
efendim... BAŞKAN - Tabiî efendim; buyurun, selamlayın. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, kişisel sözüm de var. Ben, yasanın gerçekten hayırlı olmasını temenni ederdim. Yasanın hayırlı
olmasının umulması, Türkiye'de alkol tüketiminin sıfırlanmasına bağlıdır. Ha,
üretilecekse, bu temennilerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Gruplar adına başka söz isteyen var mı? ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Talebiniz olmadığı için, sordum. Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül;
buyurun. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Grubum adına Yüce Heyetinizi selamlıyorum. Biraz evvel, 57 nci Sayın Ecevit Hükümetinin IMF'ye vermiş olduğu ikinci
niyet mektubundan tarım kesimini ilgilendiren konuları okuyarak Yüce Heyetinize
arz etmiştim ve orada ifade etmiştim ki: "500 000-600 000 üzüm üreticisinin
kulağı bizde; 2001 yılı ocak ayının sonuna kadar huzurunuza gelecek olan,
özellikle tütün üreticilerini ilgilendiren yasa tasarısı nedeniyle 500 000-600
000 ülkemiz tütün üreticisinin gözleri de bizde." Bir kısmını, zamanın darlığı nedeniyle ifade edememiştim. Bakınız,
mesele, sadece, üzüm üreticisi, tütün üreticisi filan değil; burada, bu niyet
mektubunun muhteviyatı dikkatlice okunduğunda, şekerpancarı üreticilerini
doğrudan ilgilendiren çok önemli mesele ele alınmış, buğday üreticileri için de
fevkalade önem taşıyan bazı meseleler ele alınmış, taahhütlerde bulunulmuş.
Sayın Ecevit Hükümeti, 45 inci bölümde diyor ki "ileriye baktığımızda,
2001 yılında buğday destek alım fiyatları hedeflenen enflasyon seviyesini
aşmayacak bir oranda artırılacak ve dünya fiyatlarıyla arasındaki fark en fazla
yüzde 20 olacaktır." Bu, gelecek sene buğday fiyatlarının 102 000-105 000
lira civarında olacağının ifadesidir. Şimdi, bu kürsüden, buğday üreticisine sesleniyorum, önümüzdeki yıl,
2001 yılında buğdaya verilecek olan fiyat, oluşturulacak fiyat, belki bu
söylediğim 102 000-105 000 liranın, bir iki bin lira üzerinde olur veya altında
olur. Değerli milletvekilleri, şimdi, şekerpancarı için böyle, buğday için
böyle. Pamuk, fındık bunun dışında mı, yağlı tohumlar dediğimiz ayçiçeği
fiyatları bunun dışında mı; hayır. Bunların da, bu esaslar içerisinde fiyatları
belirlenecek ve Türk üreticisi -üzülerek ifade ediyorum- kendi kaderine terk
edilecektir. Ben, Doğru Yol Partisinin bir milletvekili olarak, bir grup başkanvekili
olarak Grubum adına yapmış olduğum konuşmada, tarım satış kooperatiflerinin
yeniden oluşturulması, yapılanması, Birlikler Yasası adıyla andığımız yasa
tasarısının görüşülmesi sırasında da ifade ettim; "değerli arkadaşlarım,
fevkalade yanlış bir yoldayız ve yoldasınız. Türk tarımını ve Türk çiftçisini
kaderiyle karşı karşıya bırakıyorsunuz. Türk üreticisi, Türk çiftçisi, çok
yakın bir zamanda, gerek ulusal gerekse uluslararası büyük şirketlerin
kuracakları çiftliklerde ırgat olmaktan, işçi olmaktan öteye gidemeyecektir"
dedim. Siz, şimdi, efendim, liberal ekonomiyi savunuyorsunuz, piyasa
ekonomisini savunuyorsunuz, ondan sonra da gelip bu lafı ediyorsunuz diye bir
soru yöneltebilirsiniz. Doğrudur bu soru; ama, bu soru şu anda sizden gelmese
bile, ben bu sorunun sorulmuş olabileceğini düşünüyorum ve kendi beynimde de
bunu kendime soruyorum. İşte bu sorunun cevabı şudur: Avrupa'da İspanya, zeytin
üreticisine ne kadar, prim olarak, destek veriyor; 80-90 sentin üzerinde.
Amerika, pamuk üreticisine ne kadar destek veriyor; bizim verdiğimiz veya
vereceğinizi ilan ettiğiniz 8-9 sentin çok üzerinde, 25-30 sent, 40 sent
veriyor. Şimdi, Avrupa ülkeleri, gelişmiş ülkeler çiftçisine bu desteği
verirken, Türk pamukçusu, Türk yağlı tohumlar, ayçiçeği üreticisi, Türk zeytincisi,
Türk pamukçusu, fındıkçısı, buğdaycısı, bırakınız, hep birlikte primle
desteklenmeyi, desteklenmiş olanlar dahi, maalesef, ağır tarım girdilerinin
altından kalkamamaktadır. (MHP sıralarından gürültüler) BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Bu maddeyle ne ilgisi var? ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- Bu maddeyle ilgisi var sevgili arkadaşlarım. BAŞKAN- Hatibin sözüne müdahale etmeyin efendim. Ben şimdi anladım ki... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- Çünkü, bırakınız, alkollü içkileri, tamam, 1
milyon litre, ikinci yıl 500 000 litre, söyledim, bitti... (MHP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN - Sayın Gönül, bir dakika... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- Ama, Türk çiftçisinin, Türk tarımının ve tarım
üreticisinin... MİHRALİ AKSU (Erzincan)- Türk çiftçisi mi kaldı bu memlekette?! BAŞKAN- Sayın Gönül... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- ...sorunlarını, bir milletvekili olarak bu
kürsüden Yüce Heyetinize arz etmeyecek miyiz?! Bizim sesimizi mi kesmek
istiyorsunuz?! İstirham ediyorum!.. BAŞKAN - Sayın Gönül... MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Maddeyle ne alakası var?!.. Maddeyle ilgili
konuş!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - İstirham ediyorum!.. BAŞKAN - Efendim, müdahale etmeyin... Sayın Tarım Bakanı geldi; Sayın
Tarım Bakanı geldikten sonra, hitap şekli değişti. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, bu memleketin yüzde 47'si, yüzde 48'i
tarımda yaşıyorsa ve nüfusun yüzde 30-33'ü, yani, nüfusumuzun, takriben yüzde
35-40'ı kırsal alanda yaşıyorsa, siz, bunlara, bigâne kaldığınızı mı söylemek
istiyorsunuz?.. Hiç ilginizi çekmiyor mu?.. Türk çiftçisinin sorunları, hiç
sizin ilginizi çekmiyor mu?.. (DYP sıralarından alkışlar) İstirham ediyorum!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Siz bu memlekette çiftçi mi bıraktınız?!. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, şimdi, ben, burada, bir milletvekili olarak, Türk çiftçisinin ve
Türk tarımının içinde bulunduğu olası sıkıntıları ifade ediyorsam, yanlış mı
oluyor?.. Sizi rahatsız mı ediyor?.. OKTAY VURAL (İzmir) - Niye rahatsız etsin!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Hayır rahatsız etmiyor; ama, madde üzerinde
konuş. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sizi rahatsız mı ediyor?.. Gelin, o zaman, burada "bizi rahatsız ediyor; biz bunları konuşmak
istemiyoruz" deyin; millet de duysun!.. MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Rahatsız etmiyor... Madde üzerinde konuş!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Seçim zamanı hiç böyle söylemediniz ama...
"Alınterini değerlendireceğiz" dediniz ama... "Türk çiftçisinin
alınterini değerlendireceğiz, karşılığını vereceğiz" dediniz; şimdi de...
(MHP sıralarından gürültüler) Bakın, değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı, Manisa'nın Alaşehir'inin,
Sarıgöl'ün, Senirkent'in, Adıyaman'ın, Nevşehir'in üzüm üreticisini
ilgilendirmiyor diyebilir miyiz?.. Mümkün mü?.. Yani, yarın, bu insanlar çok
mağdur olduğu zaman, bir milletvekili olarak, milletin vekili olarak, bizlerin
yüreği sızlamaz mı? FARUK DEMİR (Ardahan) - Kendi
Grubuna konuş!.. BAŞKAN - Efendim, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sizin sızlamaz mı?!.. VAHİT KAYRICI (Çorum) - Bizim kırk senedir sızlıyor!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Ama, şimdi, izin verin... BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Tasarıyla ne alakası var?! ALİ RIZA
GÖNÜL (Devamla) - Ben, birtakım gerçekleri söylüyorum... BAŞKAN - Sayın Öztürk, bira, arpadan yapılmıyor mu?.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Altında, sizin imzalarınızın bulunduğu ikinci
iyi niyet mektubunu okuyorum; niye kızıyorsunuz bana?.. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Maddeye gel, maddeye!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Ben bir şey söylemiyorum ki... BAŞKAN - Efendim, hatip madde üzerinde konuşuyor. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sayın Başkanım, izin verin... BAŞKAN - Ben veriyorum efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, Türk tarımının meselelerini, biz,
burada konuşmayacağız da... BAŞKAN - Siz de cevap verin efendim... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, üzüm üreticisinden bahsediyorum. BAŞKAN - Bira, arpadan yapılmıyor mu? Ben niye yardım edeyim size? ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şarabın, şarap üretiminin esası olan üzüm
üretiminden bahsediyorum. FARUK DEMİR (Ardahan) - Kendi Grubuna konuş... BAŞKAN - Efendim, Genel Kurula döner misiniz... Teşekkür ederim. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Maddeye gelin diyoruz; siz, Grup
Başkanvekilisiniz... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim, Genel Kurula dönün. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, arkadaşlarım yakın diye onlara hitap
ediyorum. BAŞKAN - Anlınıyorlar efendim... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Tabiî, hayhay; rahatsız oluyorsanız bu tarafa
dönerim. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Kimse de yok sizin Grubunuzda... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Peki, ha hay... Hayhay efendim; peki; ama,
siz iktidarsınız; biraz daha hoşgörülü olacaksınız, bize karşı biraz daha rahat
olacaksınız. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sabır taşı çatladı. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sabır taşı çatladı; esnafın, çiftçinin,
emeklinin, memurun sabır taşı çatladı, gerçekten çatladı. Ne güzel; Grup
Başkanvekili olarak, Sayın Halıcı, siz ifade ediyorsunuz; teşekkür ediyorum
size. MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Altı ay bekleyin, enflasyon düşüyor. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şimdi, Tarım Bakanımız da, zannediyorum
burada. BAŞKAN - Tabiî efendim, zaten, Sayın Bakan geldikten sonra iş
şirazesinden çıktı. FARUK DEMİR (Ardahan) - Ne kadar ilgili olduğunuz belli. Üç kişiyle
ilgileniyorsunuz... Grubunuzda üç kişi var... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Gönül, bir istirhamım var efendim. Bir de Tarım Bakanına
cevap hakkı tanımayalım. Buyurun. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şimdi, sözü şuraya getirmek istiyordum.
Avrupa ülkelerinin tarıma verdiği, çiftçiye verdikleri destek ortada. BAŞKAN - Sayın Gönül, toparlar mısınız efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, Avrupa ülkesi çiftçilerinin, mazot
fiyatları... MUSTAFA YAMAN (Giresun) - Mazotun fiyatı kaç para, biliyor musun?.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Onu anlatmak istiyorum. İşte, traktör,
ekipman fiyatları ortada; efendim, gübre fiyatları ortada. Türkiye'de... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Hepinizi selamlıyorum. Cevabını, biraz sonra
tekrar geleceğim, anlatacağım. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Gönül, teşekkür ederim efendim. Sayın Gönül, arpayı anladık tabiî, bira, arpadan yapılıyor da, mazota
gelince, tabiî, infial duydular. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Efendim, mukayese yapıyorum... Devam
edeceğim... Devam edeceğim... BAŞKAN - Bir de amiyane tabir var tabiî; alkolle mazotu karıştırıyorlar;
onun için söylüyorum. Teşekkür ederim. Sayın Bakan, buyurun efendim. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım;
teknik bir madde olduğu için bir iki cümleyle bir açıklama yapmak istiyorum.
Değerli konuşmacıları da... Herhalde, maddeyi tam açıklıkla yazamadık... Bu kanun tasarısının Türk çiftçisini destekleyen tek maddesi 2 nci
maddedir. Üzerinde konuştuğunuz, "tarım sektörüne ne yaptınız"
dediğiniz kanun tasarısının tarım sektörünü destekleyen tek maddesi 2 nci
madde. Bu maddenin amacı, sadece tarımsal kökenli alkol kullanılması ve sadece,
bütün ülkelerin yaptığı gibi, bizim de geleneksel içkimiz olan rakıyı koruma
altına almak, standartlarını belirlemektir. Gerçi bir kanun için teferruatlı
yazılmıştır; ama, ileride, ola ki, Türkiye'de yetişen tarım ürünü dışında bir
tarım ürünü kullanılır veya dışarıdan, aynı içki, bir diğer komşumuzun
mahsulünden yapılır diye korkularak bu madde tanzim edilmiştir. Ben, sadece,
teknik bir madde olduğu için, zabıtlara geçmesi açısından, vaktinizi almadan
bunu arz etmek istedim. Teşekkür ederim efendim. (ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Hem teknik hem de millî bir madde efendim. Teşekkür ederim. Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya?.. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Konuşmuyorum efendim. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Amasya Milletvekili Sayın Gönül Saray; buyurun efendim. (DSP
sıralarından alkışlar) GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla,
hürmetle selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, yurdumuz, gurur duyduğumuz bir özelliğiyle
dünyada ön sıralardadır. Tüm dünya ülkeleri arasında, üzüm üretimi açısından
yurdumuz dördüncü sıradadır, ilk dört arasında yer almaktadır; ancak; dördüncü
sırada yer alan bu ülkede üretilen üzümlerin sadece ve sadece yüzde 2'si şarap
için işlenmekte ve şarapçılık endüstrimiz çok geri seviyelerde yer almaktadır. İhracatta adımız yok, şarapçılıkta adımız yok ve ürettiğimiz şarapları
da, sadece ve sadece, tankerlerle, Macaristan'ın, Fransa'nın ve şarap üreten,
İtalya gibi diğer ülkelerin kaliteli şaraplarına biraz daha kalite katmak
amacıyla, paçal yapmaları şeklinde gönderiyoruz. Maalesef, katmadeğeri çok
fazla olan, ülkemize çok büyük miktarda döviz katkısında bulunabilecek olan
şarapçılık endüstrimiz, millî bir konsensüs sağlanmadığı için, millî bir
endüstri haline gelemedi. ASLAN POLAT (Erzurum) - Allah'a şükür... GÖNÜL SARAY ALPHAN (Devamla) - Bu kanunla, özellikle 2 nci maddeyle,
Sayın Gönül'ün de üzerinde çok hassasiyetle durduğu, 600 000 üzüm üreticisine
de müjdeler vermek istiyoruz; çünkü, şarapçılık endüstrisini, teknolojisini,
knowhow'ını ve yabancı sermayeyi de getirecek olan bu kanun, Türk üzüm
üreticisinin önünü açacaktır. Bu nedenle, Sayın Bakanıma ve Sayın Bakanımın nezdinde 57 nci hükümete,
bu tasarıyı getirdiği için teşekkür ediyor ve kanunun hayırlı olmasını
diliyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Alphan. Şimdi sorulara geçiyoruz. Sayın Dayanıklı, buyurun efendim. BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, aracılığınızla şu
soruyu yöneltmek istiyorum: Bu maddenin gerekçesinin son cümlesinde
"Türkiye'de üretilen geleneksel ve özgün bir içki olan rakının koruma
altına alınması" ifadesi yer alıyor. Seçim bölgem olan Tekirdağ'da
üretilen rakı, üstün kalitesi ve özgün tadı nedeniyle herkes tarafından
beğeniliyor. Tekirdağ rakısı, ayrı bir marka olarak tüm Türkiye'ye ve dünyaya
sunuldu ve gerçekten çok beğenildi. Acaba, rakı, koruma altına alınırken, son yıl içinde, ayrı ve özgün bir
marka olarak ortaya konan Tekirdağ rakısı, uluslararası piyasada koruma altına
alınacak mıdır? Yani, madde 2'yle, Tekirdağ rakısının da dünyada tek olacağını
garanti altına alıyor muyuz? Alıyorsak, size, tüm Tekirdağlı hemşerilerim adına
şükranlarımı sunuyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim. Sayın Aydın, buyurun efendim. AHMET AYDIN (Samsun) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma,
kürsüde konuşan hatiplerimizin de ibret alması için bir iki sorum var. Değerli arkadaşlar, buğday fiyatı, çeltik fiyatı, mısır fiyatı, IMF ile
yapılan anlaşmalar dolayısıyla, yüzde 25-27 oranında bir artışla ayarlandı;
fakat, piyasada oluşan fiyatlar, buğdayda yüzde 40-50, mısırda yüzde 70,
çeltikte yüzde 60'tır. İnanmayanlar, borsaların ortalama fiyatlarını alır
öğrenir. Ben, Sayın Bakanımdan, tütünün fiyat artış oranının, net olarak,
ortalama ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Saygılar sunarım efendim. BAŞKAN - Bu suali kabul edersem, torpil yapmış olacağım... Buyurun Sayın Bakan. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Efendim, Sayın Dayanıklı'nın
sorusunun içerisinde zaten cevabı da var. Bizim, başta da söylediğimiz gibi,
bütün amacımız, tutturduğumuz standardı bütün dünyaya kabul ettirip, başka tür
markaların dışarıdan içeriye girmesini önlemekti. Tekirdağ rakısı da, yine, bir
pazarlama politikası sonucu olarak, bütün vatandaşlarımızın beğenisini kazanmış
bir markadır. Sayın Aydın'ın sorusuna yazılı cevap vereceğim. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. Madde üzerinde görüşmeler bitmiştir. Madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır; okutup, oylarınıza sunacağım. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 398 sıra ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler
İnhisar Kanununun bazı maddelerini yeniden düzenleyen tasarının 2 nci
maddesiyle değiştirilen 4250 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin sonuna aşağıdaki
fıkranın 3 üncü fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Etilenden elde edilen sanayi tipi etilalkolü, gıda sanayii dışında
kullanılmak üzere yurda sokmak isteyenler, Tekel Genel Müdürlüğünden müsaade
almaya ve bu idarece tayin edilecek şartlara riayete mecburdurlar. BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan... MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyorum... BAŞKAN - Sayın Akın, efendim, siz dışarıdaydınız... Sizden evvel bir
görüşme oldu da, onun için söylüyorum yani... Siz bir görüşün, Ali Rıza Bey
biliyor işi... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Ben izah ettim Sayın Başkan. BAŞKAN - İstirham ederim efendim... Komisyon katılıyor mu efendim? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan,
çoğunluğumuz hazır değil; takdire sunuyoruz efendim. BAŞKAN - Hükümet?.. DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılıyoruz. BAŞKAN - Efendim, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmiştir. Kabul edilen önergeyle ilgili... MURAT AKIN (Aksaray) - Karar yetersayısının aranmasını istiyorum. (DSP,
MHP ve ANAP sıralarından "Ooo" sesleri) BAŞKAN - Sayın Akın, sesinizi iyi duyamadım... Müsaade eder misiniz...
İstirham ederim... Kabul edilen önergeyle beraber maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Efendim, söz sıranız gelince, dışarıda oturmazsanız, vereceğiz;
ama, siz konuşmadınız diye de bunu istemeye
hakkınız yok... İstirham ederim. 3 üncü maddeyi okutuyorum efendim: MADDE 3. - 4250 sayılı Kanunun değişik 19 uncu maddesinin üç ve dördüncü
fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Öğrenci yurtları, spor kulüpleri, her türlü öğretim ve eğitim
kurumları, kahvehane, kıraathane, pastahane, bezik ve briç salonlarında alkollü
içkilerin satışı için ruhsat verilmez. Akaryakıt istasyonlarının mağaza ve
lokantalarında ise, hacmen % 5 alkolden fazla alkol içeren yüksek alkollü
içkilerin satışı için ruhsat verilmez." "Alkol, bira ve şarap dahil her çeşit alkollü içkinin televizyon,
kablolu yayın, radyo ve kamu yayın araçlarıyla reklamının yapılması, ayrıca,
içki satış yerleri ile tüm ticarî ve kamuya açık yerlerde, tüketilmek veya
beraberinde götürülmek üzere 18 yaşından küçüklere alkollü içecek satılması veya sunulması yasaktır. Ruhsatlı
bayiler, tüketici talepleri doğrultusunda alkollü içki bulundurur ve bunlara
satış mahallînde adil teşhir imkânı sağlarlar." BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman
Milletvekili Sayın Mahmut Göksu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) FP GRUBU ADINA MAHMUT GÖKSU (Adıyaman)- Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; 398 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde Grubum
adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz madde, nerelere içki ruhsatı
verilemeyeceğini saymaktadır. Tabiî, burada bunu sayarken, her gün değişik isim
ve unvanlarla, değişik salonların da açıldığını unutmamak lazım. Mesela
"...pastane, bezik ve briç..." diyor, ama, atari salonları, son
zamanlarda yaygın hale gelen internet kafeler ve benzeri salonlar var. Bana
göre, madem, teker teker tadat edilmiş, bunları da buraya eklemek ve
"benzeri salonlar"diye belirtmekte fayda var diyorum. Yine, maddenin devam eden ibaresinde "...hacmen yüzde 5 alkolden
fazla alkol içeren yüksek alkollü içkilerin satışı için ruhsat verilmez."
denmektedir. Nerede; akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında. Değerli arkadaşlar, burada, tabiî "yüzde 5" derken, birayı
kastetmektedir. Bira, yüzde 5'le yüzde 15 oranında alkol ihtiva eden bir içkidir.
Alkoliklerin yüzde 80'i, alkollü içkilere birayla başlamıştır. Dolayısıyla,
şehirlerarası seyahat eden bir şoför, yanına 20 şişe bira aldığı zaman, bunu
içince, fevkalade sarhoş olacaktır. Eğer, burada, biz, şehirlerarası yol
boyunca, bunların akaryakıt istasyonlarında ve mağazalarında da bunu
yasaklarsak, zannederim, olabilecek kazalara engel olmuş oluruz. Onun için, değerli arkadaşlar, bizim temel inancımızda "çoğu sarhoş
eden şeyin azı da yasaktır" ilkesi vardır. Eğer, biz "nasıl olsa bu
küçük bir şeydir" deyip bunun önünü açarsak, arkasından daha büyük
felaketlerin geldiğini de görürüz ve görmekteyiz. Bakınız, bir Batılı düşünür "Alışkanlıkların zincirleri, önce
duyulmayacak kadar hafiftir, sonra, kırılmayacak kadar da güçlüdür. "diyor
Dolayısıyla, birayla başlangıç yapan bir insan, önce, bunu duymayacak kadar
belki kendisine hafif gelecek; ama, daha sonra da, bu alışkanlığından hiçbir
zaman da kurtulamayacaktır;çünkü, artık, onda, bir bağımlılık meydana
gelmiştir. Bira, alkolizmin başlangıç içkisi olduğu gibi, tek başına da alkol
bağımlılığına sebep olmaktadır. Bir ülkede bira kullanımı ne kadar yüksekse,
alkol tüketimi ve alkol bağımlılığı da o kadar yüksektir. Onun için, burada,
yüzde 5'in altını çiziyor, özellikle, şehirlerarası yol boyunca, bunun da
yasaklanması gerektiğine inanıyoruz. Değerli milletvekilleri, ülkemizde, 5 milyon alkolik olmak üzere, toplam
20 milyon kişi alkol kullanmakta. Türkiye, maalesef, ülkemiz, bilim ve
teknolojide sıralamaya girememekle beraber, alkol tüketiminde dünyada üçüncü
sırada yer almaktadır ve her yıl, 1 milyondan fazla gencimiz alkolle
tanışmaktadır. Değerli arkadaşlar, benden önce konuşan arkadaşlarımız, yurdumuzda alkol
nedeniyle işlenen cinayetler, boşanmalar, eş dövmeler ve trafik kazalarının
oranlarını verdiler. Kısaca, yine, göz atarsak, genel suçların yüzde 66'sı,
cinayetlerin yüzde 85'i, boşanmaların ise yüzde 80'i alkol nedeniyle
olmaktadır. Bir profesör "aile geçimsizliği erkeği alkolik, kadını
kumarbaz yapıyor" diyerek, bunlar birbirini besleyen hastalıktır; aile
geçimsizliği ve alkol. Yine, trafik kazalarının yüzde 70'i... Değerli arkadaşlar, yüzde 70
deyip geçmemek lazım. Bakınız, sadece 1999 yılı trafik bilançosunda, alkol
nedeniyle 341 693 adet kaza meydana gelmiş, 6 236 kişi ölmüştür. Peki, bu kazalarda
yaralı ve sakat ne kadardır; 113 656 kişi sakat kalmıştır. Peki, bu kazaların
malî bilançosu, maddî hasar ne kadardır; tam 141 trilyon zarar meydana gelmiş;
tabiî, işgücü hariç. Şimdi, bütün bunlardan hareketle, eğer, bu zararlar meydana gelmemiş olsa,
yani, bu para iyi yolda kullanılmış olsa, ülkemizde neler yapılabilir; 23 876
kilometre asfalt yol, 300 yataklı ve tam donanımlı 1 085 hastane, 480 öğrenci
kapasiteli 11 395 ilköğretim okulu yapılabilir. İşte, bu da, alkolün, trafik
kazalarında ortaya çıkan bilançosudur. Değerli arkadaşlar, bunun zararını bilmeyen yoktur. Bir de, aile
bütünlüğümüzü bozması açısından alkolün üzerinde durulması lazım. Sayın Bakan
şunu söylüyor: "Burada, biz, Tekel olarak, zaten, bunu özendirici bir şey
yapmıyoruz; ama, birtakım müeyyideler ortaya koyarak..." Ki, üzerinde
konuştuğumuz maddede "alkol, bira ve şarap dahil her çeşit alkollü içkinin
televizyon, kablolu yayın, radyo ve kamu yayın araçlarıyla reklamının yapılması
yasaktır" deniliyor. Bunun müeyyidesini ise 4 üncü maddede görmekteyiz; 60
milyondan 600 milyona kadar ceza veriliyor; devamında da "ayrıca, bu fiili
işleyenlere ait işyerlerinin bir aydan üç aya kadar kapatılmasına
hükmolunur" deniliyor. Yani, bir televizyon bir içki reklamı yaptığı zaman
verilen 600 milyon lira ceza, çok bir ceza değildir. Bu üç aylık kapatma
cezası, sadece işyerlerine mi has olacak, yoksa, reklam yasağını delen birtakım
yayın kuruluşlarına da verilecek mi Sayın Bakanım? Değerli arkadaşlar, aile ile alkollü içki arasında çok yakın bir
münasebet vardır. Toplumumuzun hücresini temin eden, oluşturan aileye alkolün
tahribatı, tek kelimeyle çok korkunçtur. Başlıklar altında saymaya çalışacağım: Alkollü içki, ana rahminde cenini imha ediyor. Fransa'da, 300 000 çocuk,
sakat ve geri zekalı olarak doğuyor ve bu, maalesef, çocuğa, beşikten mezara
kadar da musallat olan bir hastalık oluyor. Alkol kullananların, doğum yapınca sütleri kesiliyor. Alkol, aile bütçesini sarsıyor. Alkolün psikolojik rahatsızlığa ve cinsel iktidarsızlığa sebep olduğu da,
yine, bilimsel bir gerçektir. Alkol, aşırı hayâ, edep, sadakat ve iffet duygularını yok ediyor. En
namuslu ve sadık kişilerin, en iğrenç ve ahlaksız işleri sarhoşluk sebebiyle
icra ettikleri çokça görülmektedir. İçki ile fuhuş, içki ile cinsî sapıklık arasında derin bir münasebet
vardır. Onbinlerce kötü yola düşmüş kadın üzerinde yapılan incelemede, bunların
yüzde 70'inin babalarının alkol kullandığı tespit edilmiştir. Değerli arkadaşlar, İngiltere'de en çok rastlanan suç, kadınların ırzına
tecavüzdür. Amerika'da ise bu suç, İngiltere'ye nazaran daha fazladır. Bir sene
içinde 250 000 kız veya kadının ırzına tecavüz edilmiş; bu suçu işleyenlerin
hemen hemen tamamı, bu suçu sarhoş iken işlemişlerdir. İşte, bundan dolayı
-bizim, temelde inancımızda da vardır- içki, bütün kötülüklerin anasıdır;
çünkü, içki içildiği zaman, alkol kullanıldığı zaman -insanı insan yapan en
kutsal değer akıldır- akıl nimeti elden gidiyor; akıl da olmayınca, bütün bu
kötülükler arka arkaya sıralanıyor. Yine, intihar olaylarında, içmeyenlere oranla 58 kat daha fazla
bulunmaktadır. Alkol, beyni on yılda yüzde 17 oranında küçültmekte ve bu oluşum
çocuklara da aynı şekilde intikal etmektedir. Kadınlarda ise, bu etkilenme 2
kat daha fazladır. Alkol kullanmada, ayrıca, insan vücudundaki kaslar harap
olmakta, organizmanın mikroplara karşı direnme gücü azalmakta, bütün
hastalıklara karşı, gerek hastalığa yakalanmada ve gerek tedavide, bünyenin
olumsuz bir vasat haline gelmesini hazırlamaktadır. Değerli arkadaşlar, aile varlığımız, başlıca, zina, fuhuş, alkolizm,
uyuşturucu bağımlılığı, kumar, aile içi şiddet, aşırı lüks ve eğlence
düşkünlüğü ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle yıkılmakta, zararlı yayınlar bu
şartları hazırlamakta ve yaygınlaştırmaktadır. BAŞKAN- Sayın Göksu, süreniz bitmek üzere; toparlayınız lütfen. MAHMUT GÖKSU (Devamla)- Aile varlığımızın korunabilmesi için, toplumda
bütün ahlakî değerlerin korunması şarttır. Ahlakî değerleri korumadan aile
varlığımızı da koruyamayız. Aşırı lüks, alkol, uyuşturucu, kumar ve zina gibi
nedenlerle her yıl onbinlerce aile yıkılmaktadır; yıkılan ailelere ait,
ülkemizde, 1 milyondan fazla çocuğumuz aile şefkatinden mahrum kalmaktadır. Alkolün getirdiği felaketin boyutları açıkça gözler önündeyken, medya ve
sanat çevreleri ile spor kulüplerinin alkollü içki reklamı yapmalarını
üzüntüyle karşılıyoruz. Devletini ve milletini seven herkesin, milyonlarca
şehidin kan ve canlarını verdikleri bu güzel ülkeye hep birlikte sahip çıkması
gerekmektedir. Ülkemizi topla, tüfekle yıkamayanların, alkolizm silahına
başvurduklarını hiç unutmamamız lazım. Değerli arkadaşlar, mahzurlarını da göz önünde bulundurarak, bu yasanın
çıkmasında fayda mülahaza etmekteyim. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN - Çıkmasında mı, çıkmamasında mı? MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Çıkmamasında. BAŞKAN - "Çıkması" dediniz. MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Düzeltiyorum o zaman. BAŞKAN - Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın
Ali Rıza Gönül'e söz veriyorum. Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) DYP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi gerek şahsım ve gerekse Grubum adına saygıyla
selamlıyorum. Biraz evvel, Türk tarımı ve Türk çiftçisiyle ilgili sözlerimi
tamamlayamamıştım. Şimdi, geri kalan bölümünü ifade etmek suretiyle,
gelecekteki Türk çiftçisi ve tarımı için karanlık bir tablo doğurabilecek,
yaratabilecek hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Dedim ki: "Türk çiftçisi, Türk tarımı bu şartlar altında, hükümetin
takip ettiği bu tarım politikasıyla, Avrupa ülkelerinin çiftçisi ve tarımıyla
rekabet edemez. Yine, eğer,
bir traktörün fiyatı 8-9
milyarı, 10 milyarı bulmuşken, mazot fiyatları ortada iken, gübre ve ilaç
fiyatları da bu denli yükselmiş iken, devlet desteğinin eksildiği, azaldığı ve
hatta iyi niyet mektubuyla sıfırlanacağı döneme girildiğinde, Türk çiftçisi
batma noktasına gelir." Herhalde bu sözlerimin siyasî bir yönü yok. Bugün,
Türk çiftçisinin yaşadığı bir gerçeği ifade etmeye çalıştım. "Bu kanun
tasarısıyla ve önümüzdeki günlerde gelecek olan kanun tasarısıyla, üzüm üreticisi yöreleri olan, işte, Manisa'nın
Alaşehir'i, Adıyaman yöresi, Isparta yöresi, Senirkent yöresi üreticileri
fevkalade dikkatli ve heyecanlıdır" dedim. "Yarın, tütün ve ürünleri
meselesi geldiğinde, Türkiye'nin tütün üretim ambarı olan Akhisarlılar,
Karadenizli tütün üreticileri, Bitlisli tütün üreticileri, Aydın'ın Yaykım
yöresindeki, Nazilli'nin Aşağıyakacık yöresindeki tütün üreticileri de aynı
hassasiyetle bunu takip edeceklerdir" dedim. Değerli arkadaşlarım, eğer, Türk çiftçisi, ürettiği tarım ürünlerinde,
dış ülkelerin, gelişmiş ülkelerin tarım üreticileriyle, çiftçileriyle rekabet
edemeyecekse, o zaman zararına niye üretsin? Neden üretsin? Bugün, endişemiz şudur: Arjantin, Şili, doğudaki yakın komşu İran,
dünyada fevkalade yüksek rekoltede üzüm üreten ülkeler. Bu ülkelerden daha ucuz
fiyatla üzüm ithali fevkalade yüksek noktalara ulaşırsa, o zaman Türk üzüm
üreticisi bundan zarar görmez diyebilir miyiz? Alaşehir üreticisi, Senirkent
üreticisi, Adıyaman üreticisi bundan zarar görmez diyebilir miyiz? Tarım
girdileri... Gönül Hanım, lütfen... Siz biraz evvel müjde verdiniz de, herhalde
batmanın müjdesini vermek istiyorsunuz. GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) - Arjantin Avrupa Birliği üyesi mi Sayın
Gönül? BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayın. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, eğer, daha ucuza ithalatla
fabrikaların şarap üretimi, bira üretimi, neyse yani, buğday üreticisi; daha
ucuza bu ithal ediliyorsa, biraz evvel ifade ettiğim gibi, Türk çiftçisi daha
pahalı mazotla, daha pahalı tarım girdileriyle,
ilaçla, gübre fiyatlarıyla üretim yapıyorsa, müteşebbis, yatırımcı, fabrikatör,
sizden, Türk çiftçisinden, üreticisinden mi alacak; yoksa, dışarıdan mı ithal
edecek? Haydi bunun cevabını verin bana. Elbette, verimli bir işletmecilik
açısından, dışarıdan ithal edecek. O zaman, Türk çiftçisi, üreticisi olan
üzümcüsü, tütüncüsü, pamukçusu, fındıkçısı, buğdaycısı neyse, bu ürünlerimizi
kime satacağız, nasıl işleyeceğiz. Ben, burada şunu demek istiyordum: Arkadaşlar, doğrudan destekleme falan
diye yeni bir program uygulanmak isteniyor, tabiî hükümetin kesin bir görüşü
olarak daha ifade edilmedi; ama, basına yansıyan yönüyle, eğer sulanabilir
araziye dekarında 5 dolar para vereceksek, Türkiye'de, verimli arazilerde ve
bölgelerde 100 dekardan fazla kimin toprağı var; 5 kere 100, 500 dolar. Siz,
500 dolar destekleseniz bu üretici, bu çiftçi acaba zararına mı, yoksa kârına
mı üretim yapar, bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum ben, bunu ifade etmek
istiyorum ben. Kısacası, Türk çiftçisinin içinde bulunduğu bu sıkıntılı dönemin ve
geleceğin, bu perspektiften baktığınız zaman çok olumlu, çok açık, çok net
görünmediğini ifade etmek istiyorum. Türk çiftçisi, elbette bir müjde bekliyor.
Bakın, Sayın Tarım Bakanımız da buradaydı biraz evvel...(DSP sıralarından
"Orada!.. Orada, yerinde!.." sesleri) Evet, tabiî ki... Kendilerinin, bir süre evvel bu kürsüden ifade
ettikleri bir beyanları oldu. Yanılmıyorsam, tarım ürünlerinde, KDV oranlarının
yüzde 16'dan yüzde 1'e indirilmesi için bir girişimde bulunduklarını
söylediler. Çiftçiye daha ucuz -hani bir ara halk arasında "mavi
mazot" falan dendi- mavi mazottan veya daha ucuz mazottan bahsedildi. Ben, Sayın Bakanımıza, o gün burada "Siz, çok iyi, müracaat
etmişsiniz, girişimde bulunmuşsunuz, bu taleplerinizi Bakanlar Kuruluna
sunmuşsunuz; ama, netice, netice... Eğer, Türk tarımı, Türk çiftçisi yine 440
000 liradan mazot alıyorsa, şu fiyatlardan, yüksek fiyatlardan tarım girdileri
devam ediyorsa, girişimde bulunmanız bir sonuçla neticelenmemiş ise laftan öte
gitmez" dedim oturduğum yerden. Sayın Bakanın bu girişimlerinin bir an
evvel sonuçlanmasını bekliyoruz, Türk çiftçisi bekliyor, Türk tarımı bekliyor.
Yoksa, o fiyatlarla siz, Fransız, İtalyan, Alman, Amerikan, İngiliz çiftçisi
ile Türk çiftçisini yarıştırabilir misiniz, rekabet ettirebilir misiniz;
ettiremediğiniz için, tabiî ki bugün Türk tarımı büyük sıkıntı içinde. Sayın
Köhler'e yazılan bu ikinci iyi niyet mektubunda da, karşılığında 5 milyar şu
kadar milyon dolar bir yardım hedefleniyor. Peki, yardım geldi, bitti; ondan
sonra ne olacak, ondan sonra ne yapacak, çiftçi ne yapacak, pamukçu ne yapacak,
buğdaycı ne yapacak, üzümcü ne yapacak?! Yani, zararına bu üretime devam
edemez; onu ifade etmek istiyorum. Biz, buradan, Türk çiftçisinin sorunlarını Yüce Heyetinize arz ederken,
gayet iyi niyetli olarak hareket ettiğimize ve o üslup içinde konuşmaya gayret
ettiğimize, lütfen, inanmanızı istiyorum. Yoksa, bundan siyasî olarak bir rant,
bir çıkar falan bekleme gibi bir niyetimiz yok. HASAN GÜLAY (Manisa) - Biraz niyetin var!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Nihayet, bakın, esnaf meselesi gelsin, esnaf
konusunu da konuşalım; onların sıkıntılarını da arz edelim. Diyebilir misiniz
esnaf sıkıntıda değil, küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri sıkıntıda değil;
faizler düşüktür, ödeme sıkıntısı içinde değillerdir demek mümkün mü?! Bunlar,
ulusun, milletin, toplumumuzun temel sorunları. Emekli maaşları, devlet
memurlarının içinde bulunduğu sıkıntılar hepimizin malumu. Onun için, ben,
sayın hükümetten, ilgili bakandan istirham ediyorum, bu kesimleri rahatlatacak,
ekonomik ve sosyal durumlarını güçlendirecek tedbirlerin alınmasını ve ilgili
yasaların süratle Meclise getirilmesini, arka sıralarda bekleyen, özellikle
esnafımızı ilgilendiren, vergi cezalarının faizlerinin affıyla ilgili, SSK
mensuplarının sorunlarını ilgilendiren yasa teklif ve tasarılarının bir an
evvel Yüce Heyetin huzuruna getirilmesini, yasalaştırılmasını ve bu insanların
hayat düzeylerinin düzeltilmesini talep ediyoruz millet adına, halk adına,
ilgililer adına. BAŞKAN - Sayın Gönül, toparlar mısınız efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gönül. Maddenin görüşmeleri tamamlanmıştır. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 4 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 4. - 4250 sayılı Kanunun 28 inci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. Madde 28 "19 uncu maddenin
birinci fıkrasına göre ruhsat almadan satış yapanlar ve aynı maddenin üç ve
dördüncü fıkralarındaki esaslara uymayanlar 60 milyon Türk Lirasından 600
milyon Türk Lirasına kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Bu miktarlar
Maliye Bakanlığınca her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılır.
Ayrıca, bu fiili işleyenlere ait işyerlerinin bir aydan 3 aya kadar
kapatılmasına hükmolunur." BAŞKAN - Madde üzerinde, gruplar adına söz isteyen?.. Yok. Şahıslar adına?.. Yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Teşekkür ederim. 5 inci maddeyi okutuyorum: MADDE 5. - 4250 sayılı Kanunun
6, 11, 14, 17, 18, 20, 21, 22, 23, 27, 32, 33, 41 ve 42 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. BAŞKAN - Madde üzerinde, gruplar adına söz isteyen?.. Yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Teşekkür ederim. Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum: GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki bir
milyon litre/yıl dışalım veya satış miktarı ölçüsü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihi izleyen birinci takvim yılı sonuna kadar bir milyon, ikinci takvim yılı
sonuna kadar dokuz yüz bin, üçüncü takvim yılı sonuna kadar sekiz yüz bin,
dördüncü takvim yılı sonuna kadar yedi yüz bin ve beşinci takvim yılı sonuna
kadar altı yüz bin litre/yıl olarak uygulanır. Altıncı yıldan itibaren
uygulanacak olan bu ölçüyü sıfıra indirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 6 ncı maddeyi okutuyorum: MADDE 6. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 7 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 7. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN - Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına Tokat
Milletvekili Sayın Ali Şevki Erek Bey; buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar) Sayın Bakan, buyurun. DYP GRUBU ADINA ALİ ŞEVKİ EREK (Tokat) - Çok değerli Başkanım, değerli
arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Tekel kanunu tasarısının son maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu
adına görüşlerimizi arz etmeye çalışacağız. Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bugünkü ortamında, gecenin bu saatinde
bu tasarının görüşülmesinin iki faydası var: Birincisi, biraz sonra temas
edeceğim, uyum mükellefiyetinin gereğinin uygulanması ki, bu doğrudur, uyum
sağlanacaktır. Bir diğer faydası, iç açıcı bir fayda değildir, insanı müsterih
kılacak bir fayda değildir. Bugün, şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu
birkısım büyük sıkıntılar, büyük depresyonlar, büyük huzursuzluklar, tabirimi
mazur görün, bir çıkmaz sokak içinde bulunma haleti ruhiyesi, bir kördüğüm, en
yüksek birimler arasındaki uyuşmazlık sebebiyle, bu kanunu, bu gece burada
konuşmakla belki bir ölçüde bu can sıkıcı ve gerçekten bütün vatandaşlarımızı
huzursuz edici ortamdan bir nebze de olsa ayrılmamızı sağladığı için bir fayda
sağladığı kanaatindeyim; ama, bu faydanın üzücü bir fayda olduğunu da burada vurgulamak
istiyorum. Değerli arkadaşlarım, şunu ifade etmek isterim. 4250 sayılı Kanunun
değişikliğine dair tasarının önemli bir meseleyi hallettiği ortada; ancak, şu
var, daha evvel 4250 sayılı Kanun tadilata uğramış, Tekel bir ölçüde
liberalizme doğru kaymış, bu kanunla liberal ölçü biraz daha genişleyecek,
dozajı biraz daha artacak. Bunu yapmak, 21 inci Yüzyılın gerekleri, bir. İki,
Türkiye Cumhuriyetinin 31 Aralık 1995 tarihinde kabul ettiği, 1 Ocak 1996
tarihinde girdiği gümrük birliğinin gereği, Ortak Konseyin kararı, Avrupa
Birliğiyle olan ilişkilerin mükellefiyetinin uygulanmasının sonucu. Değerli arkadaşlarım, bugün yaptığımız, 1 Ocak 1996'daki bir gereği
yerine getirmektir. Şurası kesin ki, burada dört yıllık bir gecikme var. Her
şeyden evvel, birinci uyumda zamanlama bakımından bir gecikmeye sahibiz; ancak,
bu mükellefiyetten sonra, bizi, önemli iki husus daha bekliyor. Cumhuriyet
hükümetinin IMF'ye verdiği birinci niyet mektubu. Birinci niyet mektubunun
iflasla, evet, iflasla sonuçlanması sonucunda, meselenin ayakta durabilmesi
konusunda, denize düşenin yılana sarılması misali ikinci niyet mektubunun -ki,
çok ağır mükellefiyetler içermektedir- verilmesi. 1 Ocak 1996'nın yükümlülükleri, birinci niyet mektubunun yükümlülükleri,
ikinci niyet mektubunun yükümlülükleri itibariyle, 4250 sayılı Yasanın çok
komplike bir değişiklikle, diğer bir ifadeyle, tamamının Türkiye Büyük
Millet Meclisine getirilmesi
daha iyi olurdu kanaatini taşıyoruz, daha isabetli
olurdu kanaatini taşıyoruz. Bakınız, bu üçüncü kademe değişikliği, öyle tahmin ediyoruz ki, verilen
ikinci niyet mektubunun gereği olarak, Ocak 2001'in sonuna doğru tütünle ilgili
yasa tasarıları da Yüce Meclisin huzuruna büyük bir ihtimalle gelecektir. Ne
gelecektir; işletmelerin Özelleştirme Yüksek Kuruluna devri; ne gelecektir;
desteklemenin, eğer Bakanlar Kurulu kararı dışında yasama organına ihtiyaç
duyuluyorsa, 2002 yılına kadar desteklemenin tamamen ortadan kaldırılması. Bir
diğer ifadeyle, başta tütün üreticisi olmak üzere, aynen pancarda olduğu gibi,
buğdayda olduğu gibi, enflasyonun çok altında ve çiftçiyi bertaraf eden,
çiftçiyi IMF'nin acımasız insafına terk eden uygulamalar önümüze gelecektir.
Onun için, bu tasarının son maddesinde, Doğru Yol Partisi olarak şunu ifade
ediyorum ki, arzulanan, yapılması gereken ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin
önüne gelmesi icap eden tasarı, 4250 sayılı Tekel Yasasının tümüyle, 21 inci
Yüzyılın şartlarına uygun olarak, gümrük birliğinin, Avrupa Birliğinin
standardına uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin vermiş bulunduğu
birinci ve ikinci niyet mektuplarının Türkiye'ye yüklediği mükellefiyetlerin
sonucuna uyumu sağlamak bakımından külliyen koordineli bir tadilata mazhar
olmasının icap ettiğini burada söylüyorum. Nitekim, çok değerli Tekel İdaresi, Tekeli 4 müstakil anonim şirkete
ayırarak yürütmeyi öngördüğünü, tütün alımını bu 4 müstakil anonim şirketin
dışında tuttuğunu, 4 müstakil anonim şirket çalışmalarının devam ettiğini yasa
tasarısının gerekçesinden öğreniyoruz; ama, daha evvel öğrendiğimiz hususlar
var ki, bu 4 anonim şirkete ayrılma keyfiyeti, 4250 sayılı Kanunun tümüyle ele
alınma mecburiyeti, tütün alımının ayrı bir bazda değerlendirilmesi gereği
bununla gelmemiş ve nihayet, biz burada çok komplike, çok büyük ve Türk
çiftçisini, Türk sanayiini çok yakından alakadar eden bir konunun tümüyle Yüce
Meclis önünde, önüyle arkasıyla, altıyla üstüyle, tam anlamıyla müzakeresini
başaramamış duruma düşüyoruz ve bir kısmını, belki yüzde 10'unu, yüzde 20'sini
bugün burada halle çalışıyoruz. 4250'nin tümüyle ele alınmamasını bir büyük
eksiklik olarak burada vurguluyorum. Bir büyük eksikliği ve bir büyük tehlikeyi de Yüce Meclisin huzurunda
dile getirmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Tekel Yasası görüşülürken, tütünü, burada
konuşmadan geçemeyiz; kotayı, burada, konuşmadan geçemeyiz; yüzde 10'u aşmayan
bir fiyat artırımını, burada, belirtmeden geçemeyiz. Önümüzdeki şubat ayında,
tütün piyasasında başfiyatın ilan edileceği günler gelecektir. IMF'ye
teslimiyetin tam gereği, bugüne kadar olduğu gibi, eğer, Türkiye'de yine
uygulanacaksa, pancar çiftçisinin başına gelen, tütün üreticisinin başına
gelen, diğer çiftçilerimizin başına gelen, yine, çiftçimizin başına, aynıyla
gelecektir. Değerli arkadaşlarım, alternatif ürünü getirme gereğini hepimiz kabul
ediyoruz. Stokların ne ölçüde olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Kabul
edemeyeceğimiz tek bir husus var. Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun yüzde 45'ini
teşkil eden ziraatle meşgul olan kesimi, sırf şu gaye için, enflasyonu düşürme
amacı uğruna, tedavi etmek yerine, ölümü tercih etmeye, rafa kaldırmaya razı
olmamız mümkün değildir. Bunun sıkıntıları, ileride giderek artacaktır. Değerli arkadaşlarım, IMF'nin aldığı tedbirler, malî tedbirlerdir. Türk
çiftçisinin hangi ıstıraplı duruma düştüğü, IMF'yi ilgilendirmez. IMF, sonuca
bakar; ama, bizim, malî sonucun dışında, öngördüğümüz başka hususlar da olmalı
diyorum. Bu konuyla meşgul olan çok değerli Tekel İdaresinin 4250 sayılı
Kanununun, komplike olarak, en kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisinin
önüne getirilmesini; özellikle, Özelleştirme Yüksek kuruluna devrinin ve tütün
politikasının, pancar politikasında olduğu gibi, çiftçiyi ayaklar altına
aldırmayacak bir düzeyde -IMF'ye rağmen- göz önünde tutulmasını, bu kanun
vesilesiyle, burada vurguluyorum. Değerli arkadaşlarım, benden evvel konuşanlar, çok önemli şekilde, şimdi
bahsedeceğim konuya temas ettiler. 14 saniyem var. Sayın Başkanımdan, affına sığınarak -bundan evvelki 3
maddede konuşmadık- 1 veya 2 dakika müsamaha göstermesini, saygıyla arz
ediyorum; çünkü, söyleyeceğimiz konu, gerçekten Türkiye Cumhuriyetinin
geleceğiyle ilgilidir. Türkiye Cumhuriyetini, milletimizi, her türlü sıkıntıya
rağmen, bugün ayakta tutan birkısım manevî donanım ve hasletlerdir. Biraz evvel, maddelerde, alkolün zararları dolayısıyla getirilen
yasaklamaları memnuniyetle okuduk. Anayasamızın 58 inci maddesinde, bir anayasa
hükmü olarak, gençliğin zararlı alışkanlıklardan, uyuşturucudan ve alkolden
masun kalmasının öngörüldüğünü hepimiz biliyoruz. Değerli arkadaşlarım, 21 inci Yüzyılın en büyük afetinin, cinayetlerin
yüzde 90'a varan sebebini alkole bağlayan bir yeni yüzyılda, bir büyük manevî
ejderha olarak dünya toplumlarını beklediği, bu arada dünyadan ayrı
konuşulamayacak bizim toplumumuzu da beklediği bir büyük tehlikedir. Değerli arkadaşlarım, yasalarda yazılı yasa maddeleriyle, maddî
yasaklarla bunun önüne geçemeyiz. Gayet tabiî ki, yurtlarda, okul civarında,
kahvehanelerde, pastanelerde veyahut uluslararası veya millî yollarda, petrol
istasyonlarında, şurada veya burada alkolü yasaklayıcı yasa maddeleri, şüphesiz
ki amaca yönelik sonuçları verecektir; ama, değerli arkadaşlarım, bizim, bu
büyük tehlike karşısında, milletimize, evlatlarımıza geleceğimize,
istikbalimize yapacağımız en büyük uygulama, bir eğitimdir, verebileceğimiz dört
dörtlük bir manevî donanımdır, bir yürek bağıdır, bir yürek sevgisidir, bir
Allah korkusudur, bir inançtır, bir duygudur ve bir eğitimdir. BAŞKAN - Sayın Erek, toparlar mısınız efendim. Çalışma süresi bitmek üzere, bu tasarıyı geçiremeyeceğiz. Buyurun. ALİ ŞEVKİ EREK (Devamla) - Şimdi bitiriyorum Sayın Başkanım. Bu bakımdan, meselenin Tekelden sorumlu olan bakanlık; bir, Bakanlar
Kurulu; iki, iktidarı muhalefetiyle tüm Türkiye Büyük Millet Meclisi; üç, tüm
eğitim kurumları; dört... Velhâsıl, 65 milyonun tamamı, bu büyük tehlike
karşısında. Evlatlarımızı, nesillerimizi, bu canavardan, bu vahşi saldırıdan,
bu büyük tehlikeden korumak ve kollamak için, acaba, nasıl bir etkili eğitim,
nasıl bir manevî donanım verebiliriz; etkili bir manevî donanımla, Türkiye
Cumhuriyetinin bekasını kavileştiririz? Bunun çareleri üzerinde düşünmenin,
Türkiyemizi, çok yakından alakadar eden bir konu olduğunu biliyorum. Bu Kanunun, Türkiye Cumhuriyetinin yararları doğrultusunda hizmet
vermesini dileyerek, Yüce Meclise ve Değerli Başkanıma sevgilerimi ve
saygılarımı sunuyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. Çalışma süremiz dolmak üzeredir. Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın'ın Sayın Bakana sualleri vardı;
uzun olduğu ve süremiz dolduğu
için vazgeçtiler, Sayın Bakana yazılı olarak verdiler, Sayın Bakan cevap
verecekler. Madde üzerindeki görüşmeler bitmiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir ve tasarı kanunlaşmıştır. Sözlü sorular ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 16
Ocak 2001 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati : 22.57 |
|