|
DÖNEM
: 21 YASAMA
YILI : 3 T. B. M. M. TUTANAK DERGİSİ CİLT : 44 15 inci Birleşim 14 . 11 . 2000 Salı İ Ç İ N D E K İ L E R Sayfa
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN KÂĞITLAR III.- YOKLAMA IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1.- Ardahan Milletvekili Saffet Kaya'nın, Ardahan İlinin
sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması 2.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Fransa
Senatosunda kabul edilen sözde Ermeni soykırımı tasarısına ilişkin gündemdışı
konuşması ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in cevabı 3.- Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan'ın, deprem bölgesindeki
bazı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Koray Aydın'ın cevabı B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER 1.- Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay'ın, Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi
(4/232) 2.- Muğla Milletvekili Hasan Özyer'in (6/877) esas numaralı
sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/233) 3.- Almanya Federal Cumhuriyeti Parlamentosu himayesinde
Berlin'de düzenlenecek Kadın Erkek İçin Eşit Fırsatlar Parlamenter Komiteleri
Ağı 2000 Yılı Konferansına, vaki davet üzerine, TBMM'yi temsilen katılacak
heyete ilişkin Başkanlık Tezkeresi (3/696) 4.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın vaki davetine icabetle KKTC'nin 17 nci kuruluş yıldönümü
kutlamalarına TBMM Başkanı Vekili Murat Sökmenoğlu'nun katılmasına ilişkin
Başkanlık Tezkeresi (3/697) 5.- Bazı milletvekillerinin izinli sayılmalarına ilişkin
Başkanlık Tezkeresi (3/698) 6.- Kahramanmaraş Milletvekili Metin Kocabaş'a ödenek ve
yolluğunun verilebilmesine ilişkin Başkanlık Tezkeresi (3/699) 7.- Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'ın, Muhtar
Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifinin (2/306) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/234) 8.- Çorum Milletvekili Melek Denli Karaca'nın, Yükseköğretim
Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/260) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/235) 9.- Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak'ın, Yükseköğretim
Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin
(2/450) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/236) C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri
Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve İçel
Milletvekili Turhan Güven'in, cezaevlerinin içinde bulunduğu genel durum
konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14) V.- ÖNERİLER A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ 1.- (8/14) esas numaralı genel görüşme önergesinin
gündemdeki yeri ve görüşme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi B) SİYASÎ PARTİ GRUBU
ÖNERİLERİ 1.- Genel Kurulun
çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine
ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi VI.- AÇIKLAMALAR VE
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.- Hatay Milletvekili Mehmet Dönen'in, Ankara Milletvekili
Aydın Tümen'in, konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması VII.- SEÇİMLER A) KOMİSYONLARDA AÇIK
BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM 1.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş
bulunan üyeliğe seçim VIII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİYLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar
Kabinesi Arasında Savunma Sanayii Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/357) (S.Sayısı : 97) 2. - Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarıları ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/650, 1/679) (S.Sayısı : 517) 3.- Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında
189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S.
Sayısı : 433) 4.- Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Tasarısı
ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/775) (S.Sayısı: 537) IX.- SORULAR VE CEVAPLAR A) YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI 1.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, TEFE ve TÜFE
hesaplamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Tunca Toskay'ın cevabı (7/2262) 2.- Konya Milletvekili Veysel Candan'ın, Talim ve Terbiye
Kurulunun yabancı dil öğretimi konusunda alınan bir karara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2320) 3.- Batman Milletvekili Burhan İsen'in, Talim ve Terbiye
Kurulunca yabancı dil öğretimi konusunda alınan bir karara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2321) 4.- Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun, Talim
ve Terbiye Kurulunca yabancı dil öğretimi konusunda alınan bir karara ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2322) 5.- Ağrı
Milletvekili Musa Konyar'ın, Talim ve Terbiye Kurulunca yabancı dil öğretimi
konusunda alınan bir karara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin
Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2323) 6.- Bitlis Milletvekili Yahya Çevik'in, Talim ve Terbiye
Kurulunca yabancı dil öğretimi konusunda alınan bir karara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2324) 7.- Antalya Milletvekili Salih Çelen'in, Talim ve Terbiye
Kurulunca yabancı dil öğretimi konusunda alınan bir karara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2325) 8.- Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas'ın, Talim ve Terbiye
Kurulunca yabancı dil öğretimi konusunda alınan bir karara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2328) 9.- Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın,
Anadolu Liseleri Yönetmeliğinde yıl sonu ortalamasının yükseltilmesi ile ilgili
olarak yapılan değişikliğe ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin
Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2352) 10.- Balıkesir Milletvekili Agâh Oktay Güner'in, Talim ve
Terbiye Kurulunca yabancı dil öğretim etkinlikleri programı ile ilgili olarak
aldığı karara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun
cevabı (7/2356) 11.- Tokat Milletvekili M.Ergün Dağcıoğlu'nun, Anadolu
Liselerindeki ders geçme notunun değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2359) 12.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Uzaktan
Eğitim Vakfına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun
cevabı (7/2360) 13.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, özelleştirilen kurum
ve kuruluşlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın
cevabı (7/2370) 14.- Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın, din kültür
ve ahlak bilgisi derslerinin Çıraklık Eğitimi ders programından çıkarıldığı
iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı
(7/2386) 15.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın; Elektriğe yapılan zamma, Karaman'a bağlı bazı köylerin kuyu ihtiyacına, Karaman'a bağlı bazı köylerin enerji sorunlarına, Karaman'a bağlı bazı köylerin trafo sorunlarına Karaman-Merkez-Bölükyazı ve Çiğdemli köylerinin su ücreti
sorununa, İlişkin soruları ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
M.Cumhur Ersümer'in cevabı (7/2391, 2476, 2478, 2480, 2496) 16.- Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun,
üniversiteye giriş sınavı sistemine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin
Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2411) 17.- Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın, ders
kitaplarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı
(7/2435) 18.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın,
Karaman-Merkez-Kızılyaka Köyünün ilköğretim okuluna ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2452) 19.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın,
Karaman-Merkez-Eğilmez Köyünün ilköğretim okulu ihtiyacına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2456) 20.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın,
Karaman-Merkez-Burhan Köyü İlkokulunun bakım ve onarımına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2488) 21.- Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas-Kangal
Termik Santralinin çevreye verdiği zararlara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'in cevabı (7/2509) 22.- Mardin Milletvekili Metin Musaoğlu'nun, Mardin-Nusaybin
İlçesine yeni bir lise açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2512) 23.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, deprem
bölgesindeki ihtiyacı karşılamak üzere ücretsiz bastırılan kitapların
dağıtımına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı
(7/2546) 24.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Selçuk
Üniversitesi Rektörlüğünce öğrenci affının hukuka aykırı uygulandığı iddiasına
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2587) 25.- Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, öğrenci
yurtları ile yüksek öğretim kurumlarındaki öğrenci sayısına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2601) 26.- Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Gülnar ve
Anamur İlçeleri arasında bulunan karayoluna ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Koray Aydın'ın cevabı (7/2603) 27.- Gaziantep Milletvekili Ali Özdemir'in, merkez ve taşra
teşkilâtı yönetici seçme sınavına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin
Bostancıoğlu'nun cevabı (7/2605) 28.- Afyon Milletvekili İsmet Attila'nın; Afyon-Sandıklı-Karadirek Kasabasının sağlık sorunlarına, Afyon-Sandıklı-Kusura Kasabasının sağlık sorunlarına, Afyon-Sandıklı-Yavaşlar Kasabasının sağlık sorunlarına, Afyon-Evciler-Gökçek Kasabasının sağlık sorunlarına, Afyon-Sinanpaşa-Güney Kasabasının sağlık sorunlarına, İlişkin soruları ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı
(7/2607, 2608, 2610, 2621, 2622) 29.- Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük'ün, Ankara
Eryaman 4 üncü Etap sakinlerinin bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Faruk Bal'ın cevabı (7/2611) 30.- Karabük Milletvekili Mustafa Eren'in, Karabük'te sağlık
yüksek okulu açılıp açılmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Sağlık Bakanı
Osman Durmuş'un cevabı (7/2626) 31.- Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, sokakta yaşayan
kişilere ve ailelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici'nin cevabı
(7/2636) 32.- Afyon Milletvekili İsmet Attila'nın,
Afyon-İhsaniye-Yaylabağı Kasabası Sağlık Ocağının personel ihtiyacına ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı (7/2637) 33.- Ankara Milletvekili M.Zeki Çelik'in, Bolu İlindeki
Bayazıt Camiinin tamirine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın
ce-vabı (7/2682) 34.- İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın'ın, Bakırköy Devlet
Hastanesinin eğitim hastanesine dönüştürüleceği iddialarına ilişkin sorusu ve
Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı (7/2683) 35.- Afyon Milletvekili İsmet Attila'nın,
Afyon-İhsaniye-Kayıhan Kasabasının sağlık personelinin başka yerde
görevlendirilmesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un cevabı
(7/2691) 36.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, TRT Kurumuna ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen'in cevabı (7/2708) 37.- Gaziantep Milletvekili Mustafa Taşar'ın, Gaziantep'te
Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün yürüttüğü projelere ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Şuayip Üşenmez'in cevabı (7/2783) X.- KAMU İKTİSADİ
TEŞEBBÜSLERİNİN DENETİMİNE AİT 1997 YILI KOMİSYON RAPORU 1.- Kamu İktisadî Teşebbüslerinin Denetimine Ait 1997 Yılı
Komisyon Raporu (1) (1) Kamu İktisadî
Teşebbüslerinin Denetimine Ait 1997 Yılı Komisyon Raporu Zaptın Sonuna Eklidir 5 I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı. Kültür Bakanı M. İstemihan Talay, Türkiye Cumhuriyetinin
kurucusu Büyük Önder Atatürk'ün ölümünün 62 nci yıldönümü nedeniyle gündemdışı
konuşma yaptı; ANAP İstanbul Milletvekili Ediz Hun, MHP Hatay Milletvekili
Mehmet Şandır, FP İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin, DYP Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Sağlam ve DSP Ankara Milletvekili Ayşe Gürocak grupları
adına, Eskişehir Milletvekili Mehmet Mail Büyükerman da şahsı adına birer
konuşma yaptılar; Mardin Milletvekili Mustafa Kemal Tuğmaner, Mardin İlinin
ihtiyaçları ve sorunlarına, Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu, üretimde marka ve
patentlerin önemine, İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar; Adıyaman Milletvekili Mahmut Nedim Bilgiç'in, Güneydoğu
Anadolu Bölgesi ve Adıyaman'da tütün üreticilerinin ekonomik ve sosyal
sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Çevre Bakanı Fevzi Aytekin cevap
verdi. Anayasa, Adalet, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm, Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Tarım, Orman ve Köyişleri, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme, Dilekçe, Kamu İktisadî Teşebbüsleri, İnsan Haklarını İnceleme, Komisyonları Geçici Başkanlıklarının, Komisyonların başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimlerine ilişkin tezkereleri ile Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan, Konya Milletvekili Hüseyin Arı ve Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, Dilekçe; Tokat Milletvekili Bekir Sobacı'nın, Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler; İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu'nun, Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabiî Kaynaklar ve Bilgi; Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol ve Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme; Komisyonları üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin
önergeleri, Genel Kurulun bilgisine sunuldu. Çocuk sağlığı önplanda olmak üzere koruyucu sağlık
hizmetlerinin boyutlarını yerinde incelemek ve tıbbî malzeme götürmek için,
çocuk sağlığı hizmetlerinde deneyimli doktorlardan oluşacak bir Parlamento
heyetinin Irak'a ziyaret gerçekleştirmesine ve İçinde bulunduğu siyasî ve askerî koşulların ulusal
güvenliğimiz, bölgesel barış ve istikrar bakımından olası sonuçları konusunda
istişarelerde bulunmak ve temaslar yapmak üzere, ziyaret takviminin diplomatik
kanallar yoluyla belirlenmesini müteakip, beş milletvekilinden oluşacak bir
Parlamento heyetinin Irak'a resmî ziyarette bulunmasına, İlişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının: 1 inci sırasında bulunan, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının
Yurtdışı Teşkilatı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili
(1/53) (S. Sayısı : 433), 2 nci sırasında bulunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/650, 1/679) (S. Sayısı : 517), Kanun Tasarıları, Komisyon yetkilileri ve Hükümet temsilcisi
Genel Kurul salonunda hazır bulunmadıklarından, ertelendi; 3 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Ukrayna Bakanlar Kabinesi Arasında Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/357) (S. Sayısı :
97) görüşmelerinden sonra yapılan açık oylamalarında toplantı yetersayısı
bulunmadığı anlaşıldığından, 14 Kasım 2000 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşime 18.17'de son verildi. Murat Sökmenoğlu Başkanvekili Hüseyin Çelik Melda Bayer Van Ankara Kâtip Üye Kâtip
Üye No. : 26 II. - GELEN KÂĞITLAR 10.11.2000 CUMA Tasarı 1.- Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/777) (Plan ve Bütçe ve Anayasa
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
7.11.2000) Teklifler 1.- Bursa Milletvekili
Turhan Tayan'ın; 02.09.1983 Tarih ve 78 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim
Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Ek Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/606) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 2.11.2000) 2.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Ali Şahin'in; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi (2/607) (Anayasa ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
2.11.2000) 3.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Kaya ve 12 Arkadaşının; 5 İlçe ve Elbistanafşin Adıyla Bir
İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/608) (İçişleri ve Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
3.11.2000) 4.- Eskişehir
Milletvekili M.Sadri Yıldırım'ın; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının
Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/609) (İçişleri ve Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.11.2000) 5.- Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin İçtüzük Teklifi (2/610) (Anayasa Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 7.11.2000) 6.- Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın;
Bankalar Kanununa İki Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/611) (Plan ve
Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi : 7.11.2000) 7.- Tekirdağ Milletvekili
Nihan İlgün'ün; Yükseköğretim Kurumları
Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/612)
(Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) Sözlü Soru Önergeleri 1.- İstanbul Milletvekili
Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde EMİM adlı bir birim
olup olmadığına ilişkin Maliye
Bakanından sözlü soru önergesi (6/922) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 2.- İstanbul Milletvekili
Ayşe Nazlı Ilıcak'ın, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlandığı ileri sürülen
"ANDIÇ" lara ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/923) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 3.- Sakarya Milletvekili
Nevzat Ercan'ın, kamu bankalarından
kredi kullandırılan firma ve kişilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/924)
(Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 4.- Hakkâri Milletvekili
Hakkı Töre'nin, hayvan sayımı ve
küpelenmesine ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/925) (Başkanlığa geliş tarihi :
9.11.2000) 5.- Hakkâri Milletvekili Hakkı Töre'nin, Hakkâri Barajı Projesine ilişkin Devlet
Bakanından (Recep Önal) sözlü soru önergesi (6/926) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 6. - Hakkâri Milletvekili
Hakkı Töre'nin, Hakkâri - Şemdinli -
Derecik beldesi arasında yapılacak karayolu ihalesine ilişkin Devlet Bakanından
(Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/927) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 7.- Van Milletvekili Fethullah Erbaş'ın, köy okullarının sorunlarına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/928) (Başkanlığa geliş
tarihi : 9.11.2000) 8.- Van Milletvekili Fethullah Erbaş'ın, ilköğretimde önerilen ders
kitaplarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/929)
(Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 9.- Van Milletvekili Fethullah Erbaş'ın, ilköğretim masraflarının
devlet tarafından karşılanmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/930) (Başkanlığa geliş tarihi :
9.11.2000) 10.- Van Milletvekili Fethullah Erbaş'ın, zorunlu eğitim
uygulamasına uymayan velilerin cezalandırılmalarına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/931) (Başkanlığa geliş ta-rihi : 9.11.2000) Yazılı Soru Önergeleri 1.- Ankara Milletvekili
Saffet Arıkan Bedük'ün, DMS sonuçları hakkındaki iddialara ve Görevde Yükselme
Yönetmeliğinin uygulanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2908)
(Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 2.- Ankara Milletvekili
Saffet Arıkan Bedük'ün, 19.9.2000 tarihli ve 6521 sayılı Genelgeden pancar
üreticilerinin faydalanmama nedenine ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal)
yazılı soru önergesi (7/2909) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 3.- Çanakkale
Milletvekili Sadık Kırbaş'ın, özelleştirme kapsamına alınan KİT'lerde çalışan
personele ilişkin Devlet Bakanından (Yüksel Yalova) yazılı soru önergesi
(7/2910) (Başkanlığa geliş tarihi :
8.11.2000) 4.- Ankara Milletvekili
Cemil Çiçek'in, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankalara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2911) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 5.- Ordu Milletvekili
Eyüp Fatsa'nın, Ordu İlindeki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2912) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 6.- Afyon Milletvekili
İsmet Attila'nın, Afyon Yavaşlar Barajı ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2913) (Başkanlığa geliş tarihi
: 8.11.2000) 7.- Şanlıurfa
Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, Şanlıurfa'da anıtsal koruma kapsamında
bulunan Hızmalı Köprü'ye ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2914) (Başkanlığa geliş tarihi :
8.11.2000) 8.- Aksaray Milletvekili
Ramazan Toprak'ın, dış ticaret açığına ilişkin Devlet Bakanından (Tunca Toskay)
yazılı soru önergesi (7/2915) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 9.- Aksaray Milletvekili
Ramazan Toprak'ın, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankalara
ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) yazılı soru önergesi (7/2916)
(Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 10.- Adana Milletvekili
Ali Gören'in, ders kitaplarında evrim teorisine yer verilmesine ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2917) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 11.- Erzincan
Milletvekili Tevhit Karakaya'nın, 19.9.2000 tarihli ve 6521 sayılı Genelgeden
pancar üreticilerinin yararlanıp yararlanmadığına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2918) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 12.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, Osmanlı arşivlerine ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2919) (Başkanlığa geliş tarihi :
8.11.2000) 13.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, Trabzon'da yakalanan tarihi eser kaçakçılarına ilişkin Kültür
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2920) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 14.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, müze ve saraylardaki yazma eserlerin envanterine ilişkin
Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/2921) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 15.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, taşınır kültür varlığı kolleksiyonerlerine ilişkin Kültür
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2922) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 16.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, kolleksiyonerlik belgesi iptal edilen bir işadamına ilişkin
Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/2923) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.11.2000) 17.- Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın, Türk- İş ile yapılan protokole ve Şeker-İş
ko-lunda çalışan işçilere ilişkin
Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2924) (Başkanlığa
geliş tarihi : 9.11.2000) 18.- Manisa Milletvekili
Bülent Arınç'ın, Gediz Ovasındaki Demirköprü Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2925) (Başkanlığa geliş tarihi :
9.11.2000) 19.- Manisa
Milletvekili Bülent Arınç'ın, Ege'yi Trakya, Marmara ve Karadeniz'e
bağlayan yolların proje ve ödeneğine
ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2926) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 20.- Manisa Milletvekili Bülent Arınç'ın, özürlü vatandaşların gelir vergisi muafiyetine
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2927) (Başkanlığa
geliş tarihi : 9.11.2000) 21.- Manisa
Milletvekili Bülent
Arınç'ın, Manisa-Akhisar Rehabilitasyon
Merkezi projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2928)
(Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 22.- Aksaray
Milletvekili Ramazan Toprak'ın, faaliyetlerini durduran şirketlere ilişkin
Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2929) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 23.- Aksaray
Milletvekili Ramazan Toprak'ın, eğitime katkı payı adı altında toplanan
paralara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2930) (Başkanlığa geliş tarihi :
9.11.2000) 24.- Manisa Milletvekili
Rıza Akçalı'nın, Batı Trakya Türkleri
Dayanışma Derneği Başkanına vize verilmemesinin nedenine ilişkin Devlet Bakanından (Rüştü Kâzım
Yücelen) yazılı soru önergesi (7/2931) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 25.- Osmaniye
Milletvekili Şükrü Ünal'ın, Osmaniye ve Kadirli organize sanayi bölgesi projelerine ilişkin
Sanayi ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2932) (Başkanlığa geliş ta-rihi : 9.11.2000) 26.- Osmaniye
Milletvekili Şükrü Ünal'ın, Osmaniye
SSK Hastanesi projesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2933) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 27.- Osmaniye
Milletvekili Şükrü Ünal'ın, Osmaniye İli ile çevresinde yürütülecek
çalışmalara ilişkin Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2934) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) 28.- Osmaniye
Milletvekili Şükrü Ünal'ın, Osmaniye İli ve ilçeleri arasında ulaşımı
sağlayan yollara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2935) (Başkanlığa geliş ta-rihi :
9.11.2000) 29.- Osmaniye
Milletvekili Şükrü Ünal'ın, Osmaniye-Yarpuz Vilayet Konağı ve Kadirli-Karatepe
Açık Hava Müzesine ilişkin Kültür
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2936) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.11.2000) No. : 27 13.11.2000 PAZARTESİ Raporlar 1.- Türkiye Vakıflar
Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısı ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/709)
(S. Sayısı: 536) (Dağıtma tarihi : 13.11.2000) (GÜNDEME) 2.- Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim
Şirketi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/775) (S.
Sayısı: 537) (Dağıtma tarihi:
13.11.2000) (GÜNDEME) Sözlü Soru Önergesi 1.- Balıkesir
Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'ın, pancar üreticilerinin kredi borçlarına
ilişkin Devlet Bakanından (Recep Önal) sözlü soru önergesi(6/932) (Başkanlığa
geliş tarihi:10.11.2000) Yazılı Soru Önergeleri 1.- Diyarbakır
Milletvekili Seyyit Haşim Haşimi'nin, Kırıkkale Üniversitesi'nde bir öğretim
üyesinin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2937) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 2.-Erzincan Milletvekili
Sebahattin Karakelle'nin, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan geçici işçilere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2938) (Başkanlığa geliş
tarihi:10.11.2000) 3.- Aksaray Milletvekili
Murat Akın'ın, Aksaray İlindeki imam hatip ihtiyacına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(H.Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi
(7/2939) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 4.- Aksaray Milletvekili
Murat Akın'ın, Aksaray Havaalanı
Projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2940) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 5.- Aksaray Milletvekili
Murat Akın'ın, şeker pancarı üretiminde
uygulanan kotaya ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2941) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 6.- Aksaray Milletvekili
Murat Akın'ın, Aksaray İlinin bazı
sağlık sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2942) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 7.- Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün'ün, pancar üreticilerinin kredi borçlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2943) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 8.- Aksaray Milletvekili
Ramazan Toprak'ın, üreticilerin Ziraat Bankasına olan kredi borçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2944) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 9.- Adana Milletvekili
Yakup Budak'ın, Ziraat Bankası'nca kredi verilen küçük ve orta ölçekli
işletmelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2945)
(Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) 10.- Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, Sayıştay denetimine ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2946) (Başkanlığa geliş
tarihi:10.11.2000) 11.- Konya Milletvekili
Özkan Öksüz'ün, üniversite kampüslerindeki başörtüsü yasağına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2947) (Başkanlığa geliş tarihi:10.11.2000) Genel Görüşme önergesi 1.- Doğru Yol Partisi
Grubu adına, Grup başkanvekilleri Sakarya Milletvekli Nevzat Ercan, Aydın
Milletvekili Ali Rıza Gönül ve İçel Milletvekili Turhan Güven'in cezaevlerinin içinde bulunduğu genel durum
konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir
genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14) (Başkanlığa geliş
tarihi:10.11.2000) Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- Erzincan Milletvekili
Tevhit Karakaya'nın, Bolu Dağı Tüneline ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2177) 2.- Konya Milletvekili
Veysel Candan'ın, deprem nedeniyle Bolu Tüneli inşaatında meydana gelen hasara
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2183) 3.- Şanlıurfa
Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, bazı belediyelerin böbrek hastalarına
verdiği hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2185) 4.-Tekirdağ Milletvekili
Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Tekirdağ Konteyner Limanı yapımına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2205) 5.- Erzurum Milletvekili
Aslan Polat'ın, Bolu Tüneli ile ilgili Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmaya
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2206) 6.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Bolu Tüneli inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2235) 7.- Sakarya Milletvekili
Cevat Ayhan'ın, deprem felaketinden sonra çeşitli kuruluşlarca düzenlenen
yardım kampanyalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2243) 8.- Erzurum Milletvekili
Aslan Polat'ın, afet konutları ihalesinin Sayıştay denetimine tâbi tutulmadığı iddiasına ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2246) 9.- Afyon Milletvekili
Halil İbrahim Özsoy'un, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Çevre
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2250) 10.- Afyon Milletvekili
Halil İbrahim Özsoy'un, belediyelere proje karşılığı yapılan yardımlara ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2251) 11.- Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, İller Bankası'nca uygulanan faiz oranlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2254) 12.- Hatay Milletvekili
Mustafa Geçer'in, deprem bölgesinde verilen ihalelere ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2267) 13.- Sinop Milletvekili
Kadir Bozkurt'un, deprem bölgesinde yaptırılacak konutlarda kullanılacak
malzemeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2278) 14.- Erzurum Milletvekili
Aslan Polat'ın, açık ve davet usulüne
göre yapılan ihalelere ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2326) 15.- Kırıkkale
Milletvekili Hacı Filiz'in, Kırıkkale Delice İlçesi Büyükyağlı
Belediyesinin açık pazar yeri proje
ödeneğine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2333) 16.- Kırıkkale
Milletvekili Hacı Filiz'in, Kırıkkale
İline bağlı ilçe belediyelerinin borçlarına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2334) 17.- Elazığ Milletvekili
Latif Öztek'in, dış kredilere bağlı
projelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2336) 18.- Erzurum Milletvekili Aslan Polat'ın, teknik
personelin ücretlerinde iyileştirme
yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2337) 19.- Balıkesir
Milletvekili İlhan Aytekin'in, LPG ve araç muayene ücretlerine yapılan zamlara
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2341) 20.- Karaman
Milletvekili Zeki Ünal'ın, LPG ve araç
muayene ücretlerine yapılan zamlara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2347) 21.- Burdur Milletvekili
Hasan Macit'in, Burdur Bayındırlık ve İskân Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2355) 22.- Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'ın, bağlı ve
ilgili genel müdürlüklerin Türkiye genelindeki ihalelerine ve Balıkesir - Gömeç ilçesindeki afet
çalışmalarına ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2358) 23.- Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın, Cumhurbaşkanınca imzalanmayan KHK'ye ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (A. Mesut Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/2366) 24.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk'un, zorunlu
kesintisiz eğitim uygulamasına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2368) 25.- Ankara Milletvekili
Uluç Gürkan'ın, afet bölgesi kapsamına alınan Belediyelere İller Bankasınca, yapılan yardımlara
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2369) 26.- Diyarbakır
Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun, Marmara depreminden sonra yapılan
çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2373) 27.- Diyarbakır
Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun, misyoner kuruluşların ülkemizdeki
faaliyetlerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2374) 28.- Erzurum Milletvekili
Aslan Polat'ın, deprem konutları için yapılan ihalelere ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2376) 29.- .Sivas Milletvekili Musa Demirci'nin, ABD
Büyükelçisinin ülkemizde büro açma talebine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2385) 30.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, üniversite giriş sınavı
tercihlerinde uygulanan alan
sınırlamasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2392) 31.- Siirt Milletvekili
Ahmet Nurettin Aydın'ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizdeki illerimizin
eğitim sorunlarına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2401) 32.- Çankırı Milletvekili Hüseyin Karagöz'ün, Çankırı'da
depremden zarar gören bazı ibadet yerlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/2409) 33.- Ankara Milletvekili
M. Zeki Çelik'in, Osmanlı belge ve arşivlerinin korunmasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2415) 34.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Batı Çalışma Grubu ve Başbakanlık Takip Kurulu'na ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2420) 35.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman-Merkez-Yılangömü Köyünün içme suyu sorununa ilişkin
Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/2423) 36.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman-Merkez-Yılangömü ve Yuvatepe köyleri içme suyu depolarına
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2426) 37.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, öğretmenlik sınavı sonrasında
Talim Terbiye Kurulu'nun aldığı kararla mağdur edilen adayların durumuna
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2440) 38.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, İstanbul'da bulunan köprü ve viyadüklerin
depreme dayanıklı olup olmadığına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2441) 39.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, deprem araştırmalarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2442) 40.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in,
İstanbul'daki camilerin ihtiyaçlarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı
soru önergesi (7/2445) 41.- Samsun Milletvekili
Musa Uzunkaya'nın, irticai faaliyette bulunan kamu görevlilerinin işten
çıkarılmasına yönelik hazırlanan KHK'ye ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2460) 42.- Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, Amasya'nın
bazı beldelerinde yaşanan afet
sebebiyle çıkarılan 2000/1042 sayılı Kararnamenin objektif uygulanmamasına
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2462) 43.- Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın, Amasya'da afet
kapsamına alınan belediyelere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2463) 44.- Karabük Milletvekili
Mustafa Eren'in, Karabük-Yenice
İlçesinin afet bölgesi kapsamına
alınıp alınmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2464) 45.- Karabük Milletvekili
Mustafa Eren'in, Karabük'ün afet bölgesi kapsamına alınıp alınma-yacağına
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2465) 46.- Karabük Milletvekili Mustafa Eren'in, Karabük-Yenice
İlçesinin afet bölgesi kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2466) 47.- Karabük Milletvekili Mustafa Eren'in,
Karabük'ün afet bölgesi kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2467) 48.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, özel dersane ve sürücü kurslarında uygulanan başörtüsü yasağına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2474) 49.- Kütahya Milletvekili
Ahmet Derin'in, Kütahya İlinin afet kapsamına ne zaman alınacağına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2481) 50.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in, eğitim sistemine ve sorunlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2484) 51.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in, bir okul
müdürü hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2485) 52.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman-Merkez-Çiğdemli, Üçbaş, Demiryurt ve Salur köylerinin köy
konağı ihtiyacına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2491) 53.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman'a bağlı bazı köylerin eğitim sorunlarına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2499) 54.- Rize Milletvekili
Mehmet Bekaroğlu'nun, Milletvekillerinin Hükümeti denetleme faaliyetine ve
gazetecilerin MİT ile ilişkilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2504) 55.- Nevşehir
Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, 12
Eylül 1980 harekatıyla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2505) 56.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman'a bağlı bazı köylerin içme suyu sorunlarına ilişkin
Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/2510) 57.- Mardin Milletvekili
Metin Musaoğlu'nun, Mardin-Ömerli çevre yolu projesine ilişkin Bayındırlık ve
ıskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2517) 58.- Samsun Milletvekili
Musa Uzunkaya'nın, özelleştirilen bankalara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2519) 59.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Karaman İli'ne
bağlı bazı köylerin okul, lojman ve öğretmen ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2534) 60.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman-Ayrancı-Kayaönü Köyünün elektrik trafo-suna ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2553) 61.- Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, eğitimdeki
sorunlara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2563) 62.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman Merkez'e bağlı bazı köylerin imam ve cami taleplerine
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı
soru önergesi (7/2566) 63.- Ankara Milletvekili
Eyyüp Sanay'ın, bağış adı altında toplanan paralara ve görevine son verilen
öğretmenlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2573) 64.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman- Sarıveliler -Civler ve Çukurbağ köylerinin okul sorununa
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2576) 65.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman- Sarıveliler-Çevrekavak Köyünün içinden geçen karayoluna
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2582) 66.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman-Başyayla-Üzümlü Köyünün imam ihtiyacına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru
önergesi (7/2599) 67.- Sivas Milletvekili
Abdüllatif Şener'in, Halkbank ve Ziraat
Bankasının görev zararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2604) No. : 28 14 . 11 . 2000 SALI Raporlar 1.- Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanunu, Finansman Kanunu ile 4306 ve 4481 Sayılı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve
Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/776)
(S. Sayısı: 539) (Dağıtma tarihi: 14.11.2000) (GÜNDEME) 2.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun, kamu iktisadi teşebbüslerinin
1994, 1995, 1996, 1997 ve 1998 yıllarına ait bilanço ve netice hesapları ile
faaliyet raporlarından denetimleri tamamlananlara dair raporu (Sayı 1-114)
(Dağıtma tarihi: 14.11.2000) (Rapor, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14.11.2000
tarihli 15 inci Birleşim Tutanak Dergisine eklenmiştir.) Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın ,
Bankaların kredi kartlarını usul dışı kullandırdıkları yönündeki şikayetlere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2443) 2.- Amasya Milletvekili
Ahmet İyimaya'nın, bazı bankaların faaliyetlerini durduran Bakanlar Kurulu
kararının sızdırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2606) 3.- İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı'nın, ders kitaplarına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2612) 4.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, ilköğretim ve ortaöğretimde öğrencilerin devamsızlıklarına ve eğitimin diğer sorunlarına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2614) 5.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın, Karaman-Kazımkarabekir-Özyurt Köyüne ne zaman elektrik hattı
çekileceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2617) 6.- Karaman Milletvekili
Zeki Ünal'ın,
Karaman-Kazımkarabekir-Özyurt Köyünün imam talebine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısında (H.
Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/2619) 7.- Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük'ün,
elektrik enerjisi üretimine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2624) 8.- İstanbul Milletvekili
Tansu Çiller'in, ABD Kongresindeki sözde Ermeni soykırımı karar tasarısı
konusunda hükümetin izlediği politikaya ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2627) 9.- Trabzon Milletvekili
Şeref Malkoç'un, yayın yapmak için başvuruda bulunan TV. ve radyo
kuruluşlarından istenen belgelere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2631) 10.- Trabzon Milletvekili
Şeref Malkoç'un, 2000 yılı birinci atama döneminde branş öğretmenlerine
getirilen taban puanına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2632) 11.- Konya Milletvekili
Teoman Rıza Güneri'nin, başörtüsü yasağına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2635) 12.- Hatay Milletvekili Metin Kalkan'ın, enerji
krizinin demir çelik sektörünü ve İsdemir'i nasıl etkileyeceğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2646) 13.- Van
Milletvekili Maliki Ejder Arvas'ın,
Van-Bahçesaray İlçesinin karayolu ihtiyacına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2647) 14.- Sivas
Milletvekili Musa Demirci'nin,
imam-hatip liselerinde ve özel dersaneler ile sürücü kurslarında başörtüsü
yasağı getirildiği iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2650) BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 14 Kasım 2000 Salı BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP ÜYELER:Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Cahit Savaş
YAZICI(İstanbul) BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 15 inci Birleşimini en iyi dileklerimle açıyor, saygılar
sunuyorum. Sayın milletvekilleri,
yoklama yapacağız; ancak, yoklama yapmadan evvel, yoklama hakkında küçük bir
bilgi sunmak istiyorum: Başkanlık Divanının 3
Kasım 2000 günkü toplantısında, birleşimlerin açılmasından sonra, tereddüt
halinde, mutlaka, yoklama yapılmasında mutabık kalınmıştır. Bilindiği gibi, İçtüzüğün
57 nci maddesine göre, yoklamanın ad okunarak yapılması mümkündür; ancak,
bilgisayar, elektronik cihaza girerek yoklamaya katılanların isim listesini,
yoklamanın hemen akabinde Başkanlığa ulaştırabilmektedir. Nihaî yoklama listesi,
anılan bu liste ile elektronik cihaza giremeyen sayın milletvekillerinin
yoklamaya katılma amacıyla doldurdukları yoklama pusulalarının
karşılaştırılması sonucu elde edilmektedir. Yoklama sonrası ve
oturumun devamında Genel Kurula katılan sayın milletvekillerinin de, bu
iştiraklerini, yoklama pusulası doldurmak suretiyle belgelendirmelerini
engelleyen herhangi bir İçtüzük hükmü mevcut değildir. Nitekim, bugüne kadar
uygulama da bu istikamette cereyan etmiştir. Ancak, bu pusulaların, sayın
milletvekilleri tarafından, Başkanlık kürsüsüne veya görevli kavaslara Genel
Kurul Salonunda ve bizzat vermeleri, tabiîdir. İçtüzüğümüzün 135 inci
maddesi gereğince "Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak, bir
ay içerisinde beş birleşim günü katılmayan sayın üyelerin milletvekilliklerinin
düşebileceğini" ve yine 138 inci maddesi gereğince "bir yasama yılı
içinde izinsiz veya özürsüz kırkbeş birleşimden fazla yok sayılan
milletvekilinin yolluklarının üç aylığının kesileceğini" yeri gelmişken
hatırlatmama müsaadelerinizi istirham ediyorum. III.- Y O K L A M A BAŞKAN - Şimdi,
elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için 5 dakika
süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim. Gündemdışı ilk söz,
Ardahan İlinin sorunları hakkında söz isteyen, Ardahan Milletvekili Sayın
Saffet Kaya'ya aittir. Buyurun Sayın Kaya.(DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR 1.- Ardahan
Milletvekili Saffet Kaya'nın, Ardahan İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması SAFFET KAYA (Ardahan) -
Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Ardahan İlimizle ilgili sorunların
içeriği noktasında gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi, en
derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, 2001
yılı bütçesine baktığımızda, 2000 yılındaki bütçeyle eşdeğer olduğunu görüyoruz
ve bütçede -bizi ilgilendiren boyutuyla- doğuya, Doğu Anadolu'ya ve Türkiye'ye
yapılan yatırımlar noktasında meseleyi irdelediğimizde, yalnız ve yalnız
yatırım için ayrılan ödeneğin 3,5 katrilyon olduğunu görüyoruz. Bu bütçenin,
yani 2001 yılı bütçesinin kesinleşmesi halinde, yine benim doğum, Doğu
Anadolum, görüyoruz ki, yatırımlardan payını almıyor ve birinci öncelikli
yatırımlardan nasibini almıyor. Maalesef, 57 nci hükümet olarak, Anasol-M
hükümeti olarak, hizmette, sınıfta kaldığınız çok çok açık. Bütçe ortada,
yapılanlar ortada ve bölgemizin makûs talihiyle, kaderiyle başbaşa kaldığı, son
derece açık ve net olarak rakamlarıyla ortada. Tabiî, benim bölgemde,
Ardahan İlimde, serhat ilimizde ciddî problemler var. Çıldır İlçemiz,
Ardahanımızın en şirin ilçelerinden biri olmakla birlikte, uzun yıllardan beri,
Aktaş kapısının açılması noktasında büyük bir beklenti içerisinde ve defalarca,
Sayın Başbakana, Sayın Dışişleri Bakanımıza, sayın bakanlarımıza ve hükümete
seslendik; gelin, bu Aktaş kapısını açalım, bölgenin makûs kaderinin
değişmesinde, gerçekten büyük bir umuttur, büyük bir gelecektir; bu geleceğe,
bu insanlara ve bölgenin daha da okozyon hali gelmesine vesile kılsın diye
buradan seslendik; fakat, Aktaş kapımız, halen, daha açılmadı ve faaliyet yok. Ben, Sayın Dışişleri
Bakanımıza ve Sayın Başbakanımıza, buradan, tekrar sesleniyorum, hükümete
tekrar sesleniyorum. Çıldırımızın ve Ardahanımızın umudu olan Aktaş kapısının
altyapısı gerçekleşmiştir. 1996 yılında altyapıyı gerçekleştirdik. Gürcistan
yolumuzu, hemen hemen tamamladık. Şu anda, kapılarımız da tamam haldedir. Bir
an önce bu kapının açılmasının öneminin altını, özellikle bölge adına, tekrar
tekrar çiziyorum. Tabiî, 1996-1997
yıllarında, bölgemiz için çok önemli olan Tiflis-Kars demiryolumuzun mutlaka
ihaleye verilmesi gibi bir güncel vardı; fakat, zaman içerisinde, üç dört
yıllık süre içerisinde, Tiflis-Kars demiryolunun da gündemden çıkarıldığını,
yatırıma konulmadığını görüyoruz; bundan dolayı da, hükümetin, tekrar, bu ciddî
eksiğini gündeme getirmeyi bir borç biliyorum, bölgem adına, Çıldırım adına ve
Ardahanım adına. Tabiî, yine, 1996
yılında, Doğru Yol Partisinin hükümet olduğu dönem içerisinde, stol tarzı
havalimanımız vardı. Bu kürsüden Ulaştırma Bakanımıza defaatle söyledim, 2001
yılı bütçesi oluşmadan önce de havalimanımızın yapılması noktasında kendisine
bilgi arz ettim. Görüyorum ki, yine havalimanımıza ödenek konulmamış ve yine
görüyoruz ki, organize sanayi sitemizin, 1996 yılında, tekrar Doğru Yol
Partisinin iktidarı döneminde gerçekleşmiş olan ve bölgenin kaderiyle çok
eşdeğerde olan organize sanayi sitemizin, maalesef, ödeneği 1 milyon lira
olarak konulmuş. Bu, açık ve net olarak,
benim Ardahanımla ve Doğu politikalarıyla, maalesef sınıfta kaldığınızın çok
açık işaretidir. Yine, 1996 yılında
-bakın, onu da açık olarak ifade ediyorum- 4 barajımızı, bizzat Plan ve Bütçe
Komisyonundan geçirdiğimiz Durançam, Köroğlu, Beşikkaya ve Burmadere
barajlarımız, hem enerji olarak hem tarımın gelişmesi noktasında çok büyük
katkıda bulunacak bu barajlarımız, şu anda, ödenek noktasında, hükümetin samimî
bakmamasından dolayı, görüyoruz ki, maalesef ödenekleri yeterli değil. Tekrar, buradan hükümete
seslenmek istediğim şey, bölgemizde uluslararası kayak merkezi olan Yalnızçam
Nahiyemizde, fizibilite çalışmaları bitirilmiş olan kayak merkezimize de şu
anda ödenek konulmamış durumdadır. Ben, buradan, tekrar hükümete sesleniyorum;
aciliyet teşkil eden bu yatırımlara mutlaka ve mutlaka, bölgenin kalkınması
adına ödenek konulması mecbur hale gelmiştir. Ardahan, Türkiye'de en
çok göç veren illerden biri iken, 1996-1997 yıllarında sınır ticaretinden mazot
ithaliyle ilgili çok ciddî bir gelişme sağlamıştı ve göç veren bir il değil,
göç alan bir il haline gelmesine rağmen, 55, 56 ve 57 nci hükümetler döneminde
mazot ithali tamamiyle durdurulmuş, bölgenin gelişmesine çok ciddî manada engel
olunmuştur. Bu da, maalesef hükümetinizin en ciddî yanlışlarından biri
olmuştur. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Kaya,
lütfen tamamlayınız. SAFFET KAYA (Devamla) -
Ve tabii, yine, 2005 yılında bitecek olan Bakû - Ceyhan Boru Hattımızın
rafinerisinin Ardahan'da kurulması, hiç şüphesiz ki, olmazsa olmaz şartıdır.
Yine, doğalgazla ilgili enerji çevrim santralımızın Ardahan'da kurulması,
olmazsa olmaz şartı; çünkü, aynı gü-zergâhtır. Tabiî, burada görülen
tablo şudur ki, bölgemizi, Doğu Anadolumuzu hiçe sayan bu anlayışınızı,
gerçekten, bölge halkımız yadırgamaktadır ve çok açık söylüyorum, bu hükümetin
istifası, halkımızın, bir anlamda düğün ve bayramı olacaktır; çünkü, halkımıza
verilen hiçbir şey yoktur. Halka sırtını dönen bir hükümetin, maalesef, ülkeyi
sefalete ve yokluğa ittiği de çok açıktır; çünkü, bölgemizde, her iki çiftçiden
birisi icralıktır, her iki esnaftan birisi icralıktır ve memurumuzun yüzde
46'sı icralık duruma gelmiştir. Tablo budur. Bana göre, bu, cumhuriyet tarihinin
en basiretsiz uygulaması olmuştur. Bundan geri dönmeniz, vatandaşa eğilmeniz,
Türkiye'nin sorunlarına eğilmeniz, olmazsa olmaz şartınızdır, hükümet olarak
anlayışınızdır. Bunların hiçbiri, maalesef yerine gelmemiştir. Bölgemizin sorunlarıyla
ilgili olarak, yine, esnaflarımızın kredi faizlerinin ertelenmesi, olmazsa
olmaz şartıdır. Kuraklıkla ilgili bir
mücadele vermiştik; bu mücadelede, ancak beş ay sonra netice alabildik. Hükümete, tekrar, bu
sorunlara dikkat çekerek, konuları arz etmek istiyorum. Doğumuza, Ardahanımıza,
serhat ilimize daha da çok sahip çıkmasını arz ediyorum. Saygı sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. Hükümetten cevap?.. Yok. Sayın milletvekilleri,
gündemdışı ikinci söz, Fransa Senatosunda kabul edilen sözde Ermeni soykırımı
tasarısı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı'ya
aittir. Buyurun Sayın Akarcalı.
(ANAP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. 2.- İstanbul Milletvekili
Bülent Akarcalı'nın, Fransa Senatosunda kabul edilen sözde Ermeni soykırımı
tasarısına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in
cevabı BÜLENT AKARCALI
(İstanbul) - Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlarım; hepinizi, sevgiyle,
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım,
geçen hafta, Fransız Senatosu, olmamış bir soykırımı olmuş gibi kabul etti. Daha önce, aynı teklif, iki kez, aynı Senato tarafından reddedilmişti. Peki, iki oylama arasında ne gibi gelişme olmuştu
da Fransız Senatosu "hayır"
dediğine "evet" demişti; yeni
büyük bulgular, tarihî belgeler mi ele
geçmişti; tabiî ki hayır. Olmayanın,
zaten nesini bulabilirsiniz ki; ama,
aradaki temel fark "bu teklife karşıyız" diyen Fransız sosyalist
Başbakanı Jospin ile Fransız Cumhurbaşkanı Chirac'ın içpolitika gerekçesiyle
tavır değiştirmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu teklifin Senatoda oylanmasına,
Fransız Cumhurbaşkanı ve Başbakanı açık bir şekilde göz yummuşlardır. Onların
da göz yummaları, temsil ettikleri, edildikleri gruplar tarafından bir destek
olarak yorumlanmış ve bu sonuç ortaya çıkmıştır. Değerli arkadaşlarım,
Senato İçtüzüğüne göre, Başbakan Jospin isteseydi, bu konunun gündeme alınmasını engelleyebiliyordu, hükümetin buna
yetkisi vardı; ancak, hükümet bu yetkiyi
kullanmadı. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da,
etkileyebileceği merkez sağ partileri etkilemedi. Bunları bildirmemdeki
neden şudur: Hükümetimizin Fransa'ya
yönelik politikalarında neye dikkat etmesi gerektiğidir. Yani, mesele
"biz elimizden geleni
yaptık, Fransız Senatosuna hâkim olamadık" meselesi değildir. Olay, doğrudan doğruya, Fransız Devletini temsil eden Cumhurbaşkanı ve hükümetini temsil eden Başbakanın
tavırlarından kaynaklanmıştır; en azından, duyarsızlıklarından kaynaklanmıştır. Değerli
arkadaşlarım, işin önemi şudur: Eğer bugün, şu anda Mecliste bulunan
arkadaşlarımız kendi aralarında konuşmayı bir an için kesip, burada, bu Ermeni meselesinde az da olsa konuşulacak konuya dikkat ederlerse,
bugün, Türkiye'de, şu anda, İstanbul'da nasıl hakaret edildiğini duyabilirler.
Tabiî, Türkiye'ye yapılan bu hakaretler
hepimizi aynı ölçüde ilgilendirmektedir; ama, buna rağmen, hâlâ,
aralarında konuşan arkadaşlarımız devam ediyorlar. Değerli arkadaşlarım,
Fransız Senatosunun aldığı bu karara karşı, eğer, devletimiz çok ciddî bir
tutum içine girmezse, takınacağı tutum, alacağı kararlar ve uygulamalar çok
ciddî bir emsali aleyhimize oluşturacaktır. Fransa'nın aldığı bu karardan
sonra, biz, hızlı ve ciddî yaptırımlara gitmediğimiz takdirde, diğer bütün
parlamentolarda "Türkiye nasıl olsa hiçbir tepki vermiyor, birkaç klasik
beyanat dışında Türkiye hiçbir şey yapmıyor" denilerek çok kısa sürede
aleyhimize diğer kararlar çıkacaktır. Ben, bunu, maalesef, yıllardır
söylüyorum, Fransız Senatosuyla ilgili olarak bundan önce iki defa da
belirtmiştim; ancak, ne yazık ki, kendi kendime konuşup, kendi kendime dinler
durumda da oluyorum. Değerli arkadaşlarım,
Fransa'da alınmış olan Fransız Senatosundaki karar, bir emsal karardır;
bununla, Türkiye ölçülmek istenmektedir. Şu anda, benzer öneriler, benzer
teklifler Alman Meclisi Bundestag'da vardır. Bugün, Strasbourg'da, Avrupa
Parlamentosunda görüşülmekte olan Türkiye raporuna konulmak istenmektedir.
Geçen hafta İtalya'da zar zor önlediğimiz, tekrar önümüze konulacaktır; ama,
Fransız Senatosunun bu kararı almasından bu yana, bir iki tepki dışında, ben,
maalesef, ne yapılacağı konusunda hiçbir şey duymadım. Gönlüm dilerdi ki, bu
gibi önemli konular tartışılırken, burada, hükümet daha geniş bir şekilde
temsil edilsin, Dışişleri Bakanlığı, bu konuya, mektup yazmanın ötesinde bir
duyarlılık göstersin. Aksi takdirde, ortaya çıkacak vahametli durumu geriye
döndürme imkânı, maalesef, olmayacaktır. Değerli arkadaşlarım,
bakınız, küstahlık hangi ölçüye varıyor... Buraya girmeden önce, Fransa'dan,
yüreği Türkiye ateşiyle dolu bir vatandaşımız telefon etti. Şu anda Fransız
televizyonlarında İstanbul'daki Fransız millî takımının küstah oyuncularının Türkiye'ye
yönelik küstah ve hakaret dolu beyanatları verilmektedir. Emmanuel Petit
adındaki bir oyuncu, Türkiye'ye gelmiş ve kaldığı otelden, Fransız
televizyonlarına, spora siyaseti karıştırarak .... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Bülent Bey,
biraz müsaade eder misiniz... Sayın milletvekilleri,
Sayın Akarcalı, sizler adına ve bir heyet başkanı olarak gittiği Fransa'dan
yaptığı temasların sonucunu, zannediyorum, sizlere naklediyor. Bu sebeple,
süresini bir miktar daha uzatacağım. Buyurun efendim. BÜLENT AKARCALI (Devamla)
- Sağ olun Sayın Başkanım; saygılar sunarım. Şu anda, Emmanuel Petit
adındaki oyuncunun Fransız televizyonlarına geçmiş olan beyanatı şudur:
"Biz, buraya Senato kararını benimseyerek geldik." Bunlar, diplomat
veya siyasetçi değil, sporculardır. Küstahlığa bakınız!.. Ermeni asıllı Youri Djorkaeff'in de
Türkiye'ye gelmesini engelledik; çünkü, Türkiye'ye gelseydi, öldüreceğinizden
korkuyorduk." Bunlar, biraz önce,
İstanbul'daki bir otelde söylenmiş ve Fransız kanalları aracılığında Fransa'ya
iletilmiştir. Şimdi, karşımızdaki
küstahlığı gösteriyorum, spora siyasetin nasıl karıştırılma cüretine
erişildiğini gösteriyorum. Bunlara karşı tavır almadığımız takdirde, tabii ki,
bunlar, devam edecektir. Fakat, bizi ayrıca üzen
bir nokta şu olmuştur değerli arkadaşlarım: Fransız Senatosu, olmamışı olmuş
gibi kabul ederken, maalesef, Türk basını da, özellikle bir gazete de, olmamışı
olmuş gibi göstermede Fransa'dan geri kalmamıştır. 9 Kasım Perşembe günkü
Milliyet Gazetesi "Fransız kaldılar" diye şu manşeti vermiştir
değerli arkadaşlarım. Aslında, Fransız kalan gazetenin kendisi oldu ya da
gazete yönetiminin kendisi oldu; bunu da birazdan açıklayacağım. Gazete, buradaki, birinci
sayfadaki yazısında şunu demektedir: "Türkiye'den gönderilen heyetteki 5
milletvekili ise Paris'e üç gün önce gittikleri için kimseyle görüşemedi,
senatoya bile uğramadılar; hatta, Ermeniler olay çıkarabilir korkusuyla oylamayı
Büyükelçilikten izlemeyi tercih etti-ler." Bu manşeti attıktan
sonra, iç sayfalarda benim ve diğer arkadaşlarımın görüşünü veriyor; ama,
tabiî, vatandaş bu manşeti okuduğu için, içerideki ayrıntı kendi aklında
kalmayabiliyor. Değerli arkadaşlarım, bu
haber, arkadaşlarımı ve beni gerçekten üzmüş ve derinden yaralamıştır. Böyle
bir haberi okuduktan sonra, böyle bir heyete katılmış olan milletvekillerinin
ve onların yakınlarının büyük bir teessür içinde olmaması imkânsızdır ve diliyorum
ki, bu gazetenin sorumluları, sahibi de dahil olmak üzere, bu 5 milletvekili
arkadaşımın bu derin teessürünü ve temsil ettikleri Türkiye Büyük Millet
Meclisine yönelik bu haksız ithamı, meslek ahlaklarına olan saygıları gereği
düzelteceklerdir. (Alkışlar) Düzeltmedikleri takdirde de, biz, buradan, bunu,
vatandaşımıza aktarmış oluyor. Değerli arkadaşlarım, bu
haberdeki tek doğru nokta, beş milletvekilinin Paris'e gitmiş olmasıdır. Ne
zaman gittikleri yanlıştır ve gerisi tümüyle gerçek dışıdır, hayaldir,
senaryodur. Milletvekilleri bütün günlerini Senatoda geçirmiştir; senatörlerle
ve uzmanlarla görüşmüşlerdir; öğle yemeğini dahi senatörler ve uzmanlarla
yemişlerdir ve onlarla birlikte kanun teklifinin karşısına nasıl çıkılacağını,
bu kanuna karşı çıkan senatörlerin bilgilerini ve yapacakları çalışmaların
nasıl olacağını, o senatörlerle birlikte bir çalışma şeklinde yapmışlardır. Değerli arkadaşlarım, bu
heyeti oluşturanlar kimlerdir: DSP'den Ertuğrul Kumcuoğlu arkadaşımız, eski
müsteşar, büyükelçi; Fazilet'ten Abdüllatif Şener arkadaşımız, grup
başkanvekili, Maliye Bakanı; DYP'den Kamer Genç arkadaşım, yıllarca Meclis
Başkanvekilliği yapmış; ben Bülent Akarcalı, Anavatan Partisinden; MHP'den
Seydi Karakuş arkadaşımız, daha siyasette, Mecliste yeni olduğu için görevlerde
bulunamadı; ama, en az bizim kadar bu duyarlılıkla çalıştı. Böylesi geçmişi
olmuş olan arkadaşları, acaba, bir gazetenin yöneticilerinin bu kadar ucuz, bu
kadar kolay harcamaya hakları var mıdır arkadaşlarım! (Alkışlar) Biz,
milletvekilliğini yaparken, bu gibi yerlerde arkamızda Türk basınını
görmeyeceksek, kimleri göreceğiz?! Onun için, bunları, yalnız ve yalnız,
teessürümüzü, tekrarının olmamasını temenni etmek için dile getiriyoruz değerli
arkadaşlarım. Bütün yaptığımız görüşmeler, kimlerle konuştuğumuz, nerede
olduğumuzda yalnız da değildik. Olayın gereğinden dolayı, Büyükelçilik
diplomatları bizimle olmuşlardır ve bütün görüşmeleri tutanaklara
geçirmişlerdir. Değerli arkadaşlarım,
şöyle özetleyeyim: Bu gibi seyahatler, Meclisin kendi iradesiyle de olmuyor;
Dışişleri Bakanlığının talebi üzerine yapılmaktadır. Dışişleri Bakanlığı talep
etmiştir, Meclis Başkanlığı her gruptan bir milletvekili almıştır. Bu seyahatimiz,
tümüyle, Dışişleri Bakanlığının ve konunun büyük bir bilgiyle sahibi olan Paris
Büyükelçiliğimizin yaptığı program çerçevesinde yürütülmüştür. Bütün bunları
bilmezlikten gelerek, âdeta Fransa'daki Ermenilere destek çıkar gibi, Türkler
bu konuyla ilgilenmiyor, Türk milletvekillerinin bu konuya duyarlılığı yokmuş
gibi mesajları vermenin gerçekten harksızlığını, vebalini, meslekî açıdan
taşımak da kolay olmasa gerektir. Değerli arkadaşlarım,
akşam saat 7-7.30'da Senatodan ayrıldıktan sonra, topluca, büyükelçi-liğe
gidilmiştir. Büyükelçiyle birlikte kısa bir yemekten sonra, Büyükelçinin
evinde, rezidansında değil -Fransa'daki Büyükelçimizin evi ile çalışma
mekânları ayrı ayrıdır- bürosuna geçilmiştir ve bürosundan, yalnız olaylar
takip edilmemiş, bu konuya destek vereceklerle temas yürütülmüştür. Nedenine gelince:
Sabahleyin ilk yaptığımız görüşmede, Fransız-Türk Dostluk Grubu Başkanı Senatör
De Long'a Senatoya gidip görüşmeleri izlemeyi bizzat biz teklif ettik ve
Senatör buna destek vereceğini, kendisinin yardımcı olacağını belirtti; ancak,
öğleden sonra görüştüğümüz Senato Başkanının diplomatik danışmanı ve diğer
teknik kişiler bunu duydukları zaman bembeyaz kesildiler. Söyledikleri aynen şu
oldu: "Siz karşınızdaki provakatörlerin, ajitatörlerin, buraya gelmiş
olanların neler yapacağını bilmiyorsunuz. Bunlar, bizim kendi senatörlerimize;
yani, Türkiye'ye destek vermiş senatörlerimize olmadık hakaretleri yaptılar,
yapıyorlar. Sizin orada bulunmanızı, Türkiye'ye yönelik çok büyük hakaretlere
vesile kılacaklardır. Lütfen gelmeyiniz." Bunları diyerek, bizden
gelmememizi rica etmişlerdir. Biz de, Elçiliğimizle yaptığımız görüşme sonunda,
karşımızda olan bu eşkıya çetesine, bu çapulculara fırsat vermemek için oraya
gitmemişizdir. Değerli arkadaşlarım,
burada, içinizde, bu 550 milletvekilinden, onsekiz yıldır içinde olduğum bu
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu konulardan korkacak bir tane milletvekili
görmedim ben. (Alkışlar) Ama, yazanların kendisi korkabilir; çünkü, korkmasalardı
gazetelerinde en azından derlerdi ki: Ey Fransa'da yaşayan Türkler, siz de
ayağa kalkın. Hiçbir görevi yapmadılar; yalnız, en ucuz yol olarak,
milletvekillerini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini bu duruma düşürmeye
çalıştılar. BAŞKAN - Sayın Akarcalı,
lütfen toparlayın. BÜLENT AKARCALI (Devamla)
- 1 dakika içinde bitiriyorum Sayın Başkanım. Değerli arkadaşlarım,
bütün bu temaslar esnasında, Milliyet Gazetesinden hiç kimse bizimle orada
temasa geçmemiştir. Kim olduğunu dahi bilmiyoruz; ancak, uzaktan, gazeteci
olduğunu belirten birkaç kişi fotoğraflarımızı çekmiştir, o kadar; ama, ertesi
gün, Türkiye'den bir hanım gazeteci arayarak bunlar hakkında bilgi istemiştir. Konumu şöyle bitiriyorum:
Yalanı, uydurma haberleri televoleci gazetecilik anlayışıyla Türk kamuoyuna
yansıtanlar ile hiçbir gerçeği yansıtmayan haberleri yaratarak kullananları
kınıyor ve Türk kamuoyunu, işlerin olduğu gibi değil, kendi işlerine geldiği
gibi yönlendirmeye kalkanları üzüntüyle karşılıyorum. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bu konuya gerekli duyarlılığı göstererek, meslek ahlakı
ve hukukî açıdan bu konuyu da ele alacağına inancımı burada tazeliyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar) Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Akarcalı. Sayın Akarcalı'nın, bu
asılsız Ermeni iddialarıyla ilgili konuşmasına hükümet adına, Devlet Bakanı
Sayın Şükrü Sina Gürel cevap verecekler. Buyurun Sayın Bakan.
(DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Konuşma süreniz 20 dakika
efendim. DEVLET BAKANI ŞÜKRÜ SİNA
GÜREL (İzmir) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri;
Sayın Akarcalı'nın biraz önce yaptığı konuşmayla değindiği konu, bizim de,
hükümet olarak son derece önem verdiğimiz bir konudur ve bunu Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine getirdiği için, Sayın Milletvekiline, hükümet adına, çok
teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepimizin de bildiği gibi, Türkiye, aslında çok büyük bir
haksızlık ve insafsızlıkla, kimi Batılı parlamentoların, siyasal çevrelerin her
zaman saldırısına uğramıştır. Özellikle
bu konu, sözde Ermeni soykırımı konusu, kimi Batılı siyasal çevrelerin, her
zaman, Türkiye'yle ikili ilişkilerine vereceği zararı bile düşünmeden gündeme
getirebildikleri bir konu olmuştur. Ne yazık ki, aynı konuda
bir girişim, Fransız Senatosunda da 8 Kasım günü gerçekleşmiştir. Elimde,
Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve bu konunun Fransa'dan nasıl
geliştiğini ayrıntılarıyla belirten bir not var; ama, ona hiç değinmeyeceğim ve
sadece hükümetimizin bu konudaki genel görüşlerini, hem de Fransız
dostlarımızın da duyması dileğiyle, burada, huzurunuzda dile getireceğim. Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; Osmanlı Hükümeti, hepimizin de bildiği gibi, savaş devam ederken,
yurdun bir kısmını da işgal altına almaya çalışan düşmanla işbirliği yapan kimi
unsurları barındıran bir nüfusu, yine Osmanlı Devletinin bir başka bölgesine
zorunlu göçe tabi tutmuştur ve bu zorunlu göç sırasında da, bu zorunlu göçe
tabi tutulan nüfustan bir bölümü, yolda, çeşitli nedenlerle, hem doğa koşulları
hem de çevre koşulları ve çevreden kendilerine, zaten savaş hali içerisindeki
asayişsiz ortam içerisinde yapılan saldırılarla zarar görmüşlerdir; ancak, bu,
hiçbir şekilde, hiçbir zaman, Osmanlı Devletinin kimi ülkelerin 19 uncu
Yüzyılda kendi toprak genişlemelerini sağlamak için, kimi ülkelerin de 20 nci
Yüzyılda insanlığın yüzkarası olarak giriştikleri soykırım çabalarına benzer
bir soykırım çabası olmamıştır ve üstelik, müttefikler, Birinci Dünya Savaşının
sonunda Osmanlı Devletinin pek çok bölgesini işgal ettiklerinde, İstanbul'u
işgal altında tutabildiklerinde, İstanbul'daki Osmanlı resmî arşivlerine
elkoyup istedikleri incelemeleri yapabildikleri halde ve yine, sözde Ermeni
soykırımı iddialarıyla sorumlu tuttukları Osmanlı görevlilerini Malta'ya sürgün
edip yargılamaya kalkıştıkları halde, bir soykırıma ilişkin herhangi bir kanıt
bulamamışlardır ve yine, bu husus, yabancı ilgililerce ve Osmanlı Devletini
işgalden sorumlu Batılı yetkililerce çok açıkça da ifade edilmiş, tarihin
belleğine yazılmıştır. Dolayısıyla, şimdi
Fransız Senatosunda, şimdi İtalyan Parlamentosunda, şimdi Amerika Birleşik
Devletleri Kongresinde, yeniden, bu kanıtlanmamış, kanıtlanmasına imkân olmayan
iddiaları gündeme getirip güncelleştirmek ne amaç taşıyabilir? Şimdi, daha önce
Fransa Meclisinin de kabul etmiş olduğu bir kararı, Fransız Senatosu da, tarihi
yorumlamaya kalkışarak, haksızca ve insafsızca kabul etmiş, vermiştir. Bunun
dostça bir davranış olduğunu kimse ileri süremez; ancak, tarihten düşmanlık
çıkarmak da, değerli milletvekilleri, bizim işimiz değildir. Biz de, şimdi,
İtalyanların Kuzey Afrika'da ne yaptığını, Fransızların Afrika'da, Ruanda'da,
hatta Madagaskar'da ne yaptıklarını, Amerika Birleşik Devletlerinin kendi
kıtasında kimlere karşı soykırıma giriştiğini belgeleyip, araştırıp, ortaya
dökmeye mi kalkışalım Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak?! (DSP, MHP ve ANAP
sıralarından alkışlar) Bizim Türkiye
Büyük Millet Meclisimiz de tarihçi rolüne soyunup, bu konularda araştırmalara
mı girişsin?! Değerli milletvekilleri,
bizim, bu alanda, tarihten, insanlıktan, insanlığın belleğinden
saklayabileceğimiz, saklamak isteyeceğimiz herhangi bir suçumuz, kusurumuz
yoktur. Biz, başkaları gibi, insanlığa karşı suç işlemiş bir ulus değiliz.
(DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Fransız dostlarımız da bilsin ki,
Senatonun bu haksız ve insafsız kararı, zaten dostluğumuza büyük zarar
vermiştir; ancak, şimdi, Fransa'nın Sayın Cumhurbaşkanının, Fransa'nın sayın
hükümet üyelerinin ve dost Fransız Meclis ve Senato üyelerinin, artık,
üzerlerine düşen bir görev vardır. İkili ilişkileri-mize daha çok zarar
verilmesini engellemek, Fransız sorumlularının üzerine düşen bir görevdir. Biz,
Fransa'nın ve başkalarının dostluğuna çok önem veriyoruz; ama, iyiniyetten yoksun
davranışları da görünce, tepkimizi aynıyla göstermek kararlılığında olduğumuzun
da bilinmesi isteriz. Eminim, bizim dostluğumuza da Fransız dostlarımız aynı
değeri verdiklerini bundan sonra göstereceklerdir. Bu dilek ve düşüncelerle,
tekrar, Sayın Akarcalı'ya, bu konuyu gündeme getirdiği için teşekkür ediyorum
ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bu konuda
üzerine düşen bütün görevleri gereği gibi yerine getireceğinden herkesin emin
olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. (DSP,
MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Bakana
teşekkür ediyorum. Gündemdışı üçüncü söz... SAFFET KAYA (Ardahan) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Kısa bir söz
talebiniz mi var efendim? SAFFET KAYA (Ardahan) -
Evet efendim. Araya girip... BAŞKAN - Çok kısa olmak
kaydıyla, buyurun efendim. SAFFET KAYA (Ardahan) -
Sayın Başkan, bölgemizin meseleleriyle ilgili, az önce Yüce Parlamentoya ve
sayın hükümete sorunları arz ettim; ancak, görüyorum ki, bölge sorunlarımızla
ilgili, daha doğrusu Ardahan değil, Doğu Anadolu'yla ilgili sorunlara hükümet
yetkililerinden yanıt veren olmadı. Bu konuda, hükümetin sorunlara karşı
hassasiyet göstermemesi noktasını kamu vicdanına bırakıyorum. Arz ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum. Sayın Büyükerman söz
istiyorlar. Yerinizden, çok kısa olmak
kaydıyla... Yerinizden efendim... Yerinizden... MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN
(Eskişehir) - Fark eder mi efendim?.. BAŞKAN - Sayın
Büyükerman, mikrofonu açmayacağım. MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN
(Eskişehir) - Başaramıyorum efendim. BAŞKAN - Sayın
Büyükerman, mikrofonu açmayacağım. MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN
(Eskişehir) - Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanını ve sayın
milletvekillerini saygılarımla selamlıyorum. Ermeni soykırımı
konusunda... BAŞKAN - Sayın
Büyükerman, zatıâliniz, 60 ıncı maddeye göre yerinizden, çok kısa olmak
kaydıyla söz istediniz; ben de, yerinizden, söz verdim, Sayın Kaya'ya verdiğim
gibi. Ya yerinizden oturur konuşursunuz yahut da ikinci arkadaşa rica ederim. İBRAHİM YAŞAR DEDELEK
(Eskişehir) - Sayın Büyükerman, buyurun, benim sıramdan konuşun. BAŞKAN - Buyurun efendim. MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN
(Eskişehir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ermeni soykırımı konusunda
konuşmak için söz istemiştim; ancak, şimdi verilebildi. Ben, ailece Ermeni
zulmünden zarar görmüş bir kimseyim. Şebinkarahisar, Ermenilerin ekseriyetli
olduğu, kalabalık olduğu bir ortamdı 1915 yıllarında ve orada, Ermeniler, zulüm
yapı-yorlardı ve kan döküyorlardı, insanları sebepli sebepsiz öldürüyorlardı ve
pek çok aileyle birlikte benim ailem de Şebinkarahisar'dan bağını bahçesini,
toprağını, evini barkını, tezgâhını bırakıp Türklerin fazla olduğu Suşehri'ne
göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu bir gerçektir; ama, şimdi, olaylar tersine
döndürülüyor ve Türklerin zulüm yaptığı şeklinde tecelli ediyor. Yine, Yozgat'ın Boğazlıyan
Kaymakamı Kemal Beyin başına gelenleri hatırlatmak isterim: Orada, Ermeniler
Türklere zulüm yaptığı için bunun cevabını vermek durumunda kalan mülkî amir
Kaymakam Kemal Bey -Rusların Ortodoksların devamlı hamisi kesilmelerinden
dolayı- bir mahkeme kararıyla, divanıharbin verdiği kararla, siyasî bir kararla
idama mahkûm edildi ve Beyazıt meydanında idam edildi. Yıllar sonra, Kaymakam
Kemal Beyin Boğazlıyan'da heykelini yaptılar. Bunlar, gerçek tarihlerdir. Yine, o günlerin Talat
Paşası Berlin'de, Cemal Paşası Tiflis'te Ermeniler tarafından katledildi-ler ve
son yıllarda, bizim, Türk Devletinin, Türk Milletinin temsilcileri,
büyükelçileri, memurları, Ermeniler tarafından kurşunlandılar. Bu çok yakın hadiseler
unutuluyor; fakat, küllenmiş, âdeta tarihin derinliklerine gömülmüş olaylar
çarpıtılmak suretiyle ortaya çıkarılıyor. Bunlar, gerçek olmayan, siyasî
olaylardır. BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Büyükerman. MEHMET MAİL BÜYÜKERMAN
(Eskişehir) - Ben de teşekkür ediyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, gündemdışı son söz, deprem bölgesindeki gelişmeler hakkında
söz isteyen Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan'a aittir. Buyurun Sayın Ayhan. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakikadır. 3.- Sakarya
Milletvekili Cevat Ayhan'ın, deprem bölgesindeki bazı sıkıntılara ilişkin
gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın'ın cevabı CEVAT AYHAN (Sakarya) -
Muhterem Başkan, muhterem üyeler; deprem bölgesi milletve-kili olarak, 17
Ağustos ve 12 Kasım'da meydana gelen depremlerde hasar gören 5 ildeki (Yalova,
Kocaeli, Sakarya, Düzce ve Bolu) son durum hakkında bilgi arz etmek ve sıkıntıları
ifade etmek için söz almış bulunuyorum. Hepinizi hürmetle selamlarım. Muhterem arkadaşlar,
depremden bugüne 15 ay geçti; ama, maalesef, deprem bölgesinin sıkıntıları da
devam ediyor. Depremin boyutları büyük;17 000 ölü, 23 000 yaralı, 284 000 ev ve
42 000 işyeri hasar görmüş... Tabiî, bu boyuttaki bir depremin yaralarının sarılması
için çok daha büyük bir azimle, kararlılıkla çalışılması gerekirdi; ama, bir
yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, bölge milletvekili olarak, bölgede
sıkıntıların had safhada devam ettiğini görüyorum. Nitekim, 12 Kasım Düzce
depreminin yıldönümü münasebetiyle -Düzce, Bolu, Adapazarı bölgesinde yine
yaşanan- halkın, insanların televizyonlardaki haykırışlarını gördünüz,
dinlediniz. Afet anında zorluklar
yaşadık, doğrudur. Kamu kurumları gerekli refleksi gösteremediler, bu
büyüklükteki bir afet için hazır değildiler; ama, ondan sonraki hizmetlerde de,
maalesef, gerekli olan şeyleri yapamadık değerli arkadaşlar. Bugün durum nedir diye
baktığınız zaman -tek kelimeyle söyleyeyim- bu bölgenin insanı, depremdezeler,
ikinci bir kışı da çadırlarda ve barakalarda geçirmek durumundadırlar. Kalıcı
konutlar, maalesef, yetişmeyecek. Kalıcı konutlar, ancak 2001 yılının baharında
hizmete girerse, bunu da memnuniyetle karşılamak lazım. Gezdim, gördüm;
Yalova'dan başlayıp bütün bölgedeki kalıcı konut inşaatlarını da yerinde
gördüm,.mahallinde ziyaretler yaptım. Maalesef, bunlar yetişmedi; onu da ifade
edeyim. Bunların yetişmeyeceği belli idi. 1999 yılının ekim ayında, Dünya
Bankası Başkan Yardımcısı geldiğinde burada feryat etti; "size ev
yapacağız, arsa veremiyorsunuz" dedi. Türkiye Odalar Birliği Başkanı Fuat
Miras (TOBB) "5 000 ev yapacağım, arsa verin" dedi, bir türlü arsa
gösterilemedi ve bugün, TOBB' da bundan vazgeçmiş vaziyette; çünkü, artık,
iş çevrelerinde de yardım
duygusu yavaş yavaş, afetten
sonra, tabiîdir, insanîdir, zayıflamaktadır. Şimdi, baktığınız zaman,
tabiî, bölgede, büyük ölçüde konut açığı var. Orta ve ağır hasarlı binaları
esas alırsanız, bölgede aşağı yukarı 200 000'e yakın konut ihtiyacı var ve
bölgede, konut meselesinin başka boyutları da var, hak sahipliğinin ötesinde
çok katlı binalar var. Bir bölgede, Adapazarı'nda veya bir başka yerleşim
yerinde, jeolojik etütlerle, çalışmalarla, demişsiniz ki, burada iki katlı
binaya müsaade edilir. Bölgede beş katlı binalar var, orta hasarlılar var,
hasarsızlar var. Bunlar ne olacak? Bölgeyi gezer-seniz göreceksiniz. Bu binalar
boştur, bu binalarda kimse oturamamaktadır. Onun için, burada yapılması gereken
şey -ben, geçmiş dönemde defaatle buradan arz ettim- mutlaka yüksek katların
indirilip, bunların hak sahibi yapılması ve güvenli konutlar haline
getirilmesidir.. Hükümetin meseleyi bu boyutta görmesi gerekir; ama, maalesef,
bugüne kadar bu yapılmadı. Değerli arkadaşlar,
bakın, Gölcük'te, özel sektöre ait bir firma, beş ayda yüzlerce evi yaptı ve
teslim etti. Yani, teknik olarak bunları yapmak mümkündür; ama, para
koyacaksınız ve yönetim iradesini, siyasî iradeyi koyacaksınız. Başlangıçtan
beri benim ifadem, arzım, talebim, bölgeyle ilgili bir deprem bakanı tayin
edin, kabinede en güçlü arkadaşı -dışarıdan birini getirerek gerekirse- deprem
bakanı olarak tayin edin, bu bölgeye yirmidört saat görevi olan bir arkadaş
verin idi. Tabiî, uzun uzun konuşacak vaktim yok şimdi; ama, bu yapılmadı.
Bugün dahi bu ihtiyaçtır değerli arkadaşlar. Maalesef, bölge halkı bu ıstırabı
çekiyor. Bölge perişandır. Şehirlerde ve kasabalarda kanalizasyonlar
yapılmamış, bir çok yerde sular akmıyor, sokaklar harabe halinde; yani,
kanalizas-yon gölcükleri sokaklara hâkim... Bölge bu kadar feci bir manzara
içindedir, vaziyet içindedir. İnsanlarımız sabırlıdır, gayret ediyor.
Yollarıyla, her şeyiyle bölge haraptır. Hak sahipliği bina
inşaatlarını dahi başlatamamış. Mesela, sadece Sakarya'da 7 200 hak sahibi var,
6 200'ü başlamış, 1 000 tane konut açığı var, doğrudan doğruya hak sahipleriyle
ilgili. Ayrıca, diğer genel konut açığı da bütün deprem bölgesinin genel meselesidir.
Kiralık ev bulmak mümkün değil; çalışacak insan ev bulamıyor, doktor bulamıyor,
öğretmen bulamıyor, polis bulamıyor, memur bulamıyor, sanayici bulamıyor.
Bölgede kalmak zor. Onun için, bölgede hizmetler de yürümüyor değerli
arkadaşlarım. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen
toparlayınız efendim. CEVAT AYHAN (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkan. Evet, çok katlı binalar
ne olacak dedim. Kooperatif binalarının durumu ne olacak! Yarım, bunlar
bitirilmemiş vaziyettedir. İşyerleri ne zaman yapılacak? İşyerlerinin kredi
talepleri var, ekonomi çökmüş bölgede. Sadece Sakarya'ya 100 trilyon lira kredi
talebi var; verilen 15 trilyon liradır. Esnaf başına 750 milyon verilmiş, bir
750 milyon daha verilecek. Bu, zaten harçlık olarak harcandı; şimdi bunlar geri
isteniyor. Bu kredilerin ertelenmesi lazım, ilave kredi talebinin karşılanması
lazım. Bölgenin ayağa kalkması için de, tekrar ifade ediyorum, burada çok
söyledim, bölgede en az üç yıl vergi, SSK primleri ve Bağ-Kur primlerini muaf
hale getireceksiniz. Biz, bunu, Erzincan'da yaptık, doğuda yaptık. Bu bölgede
de bunu yapmak gerekir. Bölgede kamu hizmeti
açığı var; zira, memurlar ev bulamıyor, bölgeye kimse gelmiyor. Yurt yok,
talebeler çadırlarda farelerle boğuşuyorlar. Bunları, talebelerin şikâyeti
olarak siz televizyonlarda hep beraber seyrediyorsunuz. Bölgedeki memurlara
tazminat vermek lazım. Hükümet, maalesef, bunu, baştan beri çok dar tuttu ve
bitirdi. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ayhan,
lütfen... Son cümleniz için açıyorum. CEVAT AYHAN (Devamla) -
Son cümlemi söyleyeyim efendim. Hükümetin bölgeyi dikkate
alıp, gerekirse bölgede Bakanlar Kurulu toplantısı yapıp, bölgenin yaralarını
acele sarması lazım. Bölge hep artısı olan, devlete veren; ama, bu felakette,
devletten hizmet bekleyen bir bölgedir. Hepinizi hürmetle
selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Ayhan. Gündemdışı konuşmaya,
hükümet adına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Koray Aydın cevap verecekler. Buyurun efendim. (MHP
sıralarından alkışlar) Sayın Bakan, süreniz 20
dakika. BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI KORAY AYDIN (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; Sakarya Milletvekilimiz Sayın Cevat Ayhan'ın yaptığı gündemdışı
konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Değerli arkadaşlar, Pazar
günü 12 Kasımdı. Bolu ve Düzce'de yaşadığımız ikinci deprem felaketinin birinci
yılı için ben ve Bakanlığıma mensup arkadaşlarımız, beraber, deprem bölgesinde
bulunduk. Her zaman olduğu gibi, yine vatandaşlarımızın arasında, onların
problemlerini yerinde, birinci ağızdan dinleyerek, kendilerine yardımcı
olabilecek bir anlayışımızı, yine bu felaket dolayısıyla, o bölgede
vatandaşlarımızla beraber olarak sürdürdük. Değerli arkadaşlar, bu
büyük felaketin boyutlarını zaman zaman hatırlayarak, yapılanları buna göre
değerlendirmekte fayda olduğuna inanıyorum. Şu anda bölgede kalıcı konut için
tam 56 000 adet hak sahibi vardır. Bu 56 000 hak sahibinin 3 000 adedi devletin
verdiği, vereceği 6 milyar lirayla hazır konut alma seçeneğine müracaat etmiş,
16 000 adedi yine devletin verdiği 6 milyar lirayla evini yapana yardım
metoduyla kendi evini kendi yapma yolunu seçmiş, geriye kalanın 23 000 adedi
Bakanlığımız tarafından yürütülen konut projesi, 11 500'ü ve daha sonra ilave
olan 3 000 ile beraber de 14 500'ü Başbakanlık Proje Uygulama Birimi tarafından
yürütülen konutlar olmak üzere, tam 56 000 konutluk dev bir proje yürüyor.
Söylerken dile kolay! 56 000 rakamı zikredilirken ağızdan çok kolay çıkıyor;
ama, bunun karşılığı, yaklaşık 300 000 insanın barınacağı yeni yerleşim
yerlerinin inşa edilmesi demektir. Değerli arkadaşlar, bu 3
000 kişinin, ben konut alacağım diye yaptığı seçeneğe karşılık, Bakanlık
olarak, bugüne kadar bunlara tam 18 trilyon 650 milyar lira para ödenerek,
bunların bugüne kadar konut sahibi olmaları sağlanmıştır ve bu, aşağı yukarı,
sıfırlanmış vaziyettedir ve bu konuda da vatandaşlarımız büyük bir memnuniyet
içerisindedir. Geri kalan 16 000 konutluk EYY (evini yapana yardım) metoduyla
yapılacak evlerle ilgili olarak, başlangıçta, kırsal alanda 3,5 milyar lira,
şehir merkezinde 6 milyar lira olarak belirlenmiş olan rakamı, daha sonra,
vatandaşların arasında sürekli dolaşarak, onlardan aldığımız talebe uygun
olarak, hepsini 6 milyar liraya çıkararak vatandaşlarımızın bu konudaki
istekleri de yerine getirilmiş ve şu anda da bu 16 000 konutluk EYY metoduyla
yapılacak evlerin inşaı bölgede devam etmektedir. Bununla ilgili olarak da
hiçbir parasal sıkıntımız yoktur, günübirlik ödeme yapabilmekteyiz. Bakanlığın üstlenmiş
olduğu ve Başbakanlık uygulama biriminin yürütmüş olduğu diğer konut
hamleleriyle ilgili olarak, şunu, her zaman burada ifade ettik, söyledik: Biz,
bugüne kadar yapılan hataları tekrarlamayacağız, popülist olmayacağız, günü
kurtarma içerisinde olmayacağız; geleceği düşüneceğiz, vatandaşlarımıza olan
sorumluluğumuzu müdrik insanlar olarak, sürekli deprem felaketi ve psikolojisi
altında olan vatandaşlarımıza gelecek korkusu yaşatmayacak bir planlama
yapacağız dedik ve ona uygun hareket ettik. Bilimin ışığında, bütün bölgede
aylarca süren jeolojik ve jeoteknik çalışmalarla, şehirlerin büyüme
istikametlerini, geleceklerini taşıyabileceğimiz alanları belirleyerek ve
oralarda şehirlerin geleceğini kurtaracak bir planlama yaparak, topyekûn bir
planlama sürdürdük. Alanlar belirlendi, imar çalışmaları tamamlandı. Bu
alanlarda yaşayan insanların şehir merkezlerine olan ulaşım problemleri de
dahil olmak üzere, peyzaj da dahil olmak üzere, hepsi bir bütün halinde
düşünülerek, geniş bir planlama içerisinde hareket edildi. Buna paralel olarak,
bölgede, uluslararası kuruluşlardan temin edilen kredilerin kullanılabilir hale
gelmesinden itibaren de -Sayın Bakanımız biraz önce özel sektörün tamamladığını
söyledi; onun hepsi 110 konuttur- biz, bütününü aynen o özel sektörün bitirdiği
süreye de dahil ederek, 150 günlük bir takvimi esas alarak, bölgede o büyük
inşa hareketini başlattık ve bugün, zamana uygun olarak, hiçbir aksaklık
meydana gelmeden projemiz yürümekte, devam etmektedir. Uluslararası kuruluşların
paraları çantada hazır değildir. Bunu, Sayın Bakanımızın benden daha iyi
bildiğini biliyorum. Bunlar, ancak müzakerelerle, takip edilerek, belli bir
süreç işletilerek alınabilen kredilerdir. Bu süreç de -aynen demin söylediğim
gibi- işletilmiş, uluslararası kuruluşların "kredi kullanabilir, ihaleye
çıkın" talimatını verdikleri andan itibaren de ihaleye çıkılmıştır.
Dolayısıyla, bir gecikme söz konusu değildir; kredilere uygun olarak, iş, zamanında
yürütülmektedir ve hiçbir aksama da meydana gelmemiştir. Değerli arkadaşlar,
bugün, güzel bir tesadüf, ben buraya gelmeden evvel, saat 13.00'te, Avrupa
Konseyi Kalkınma Bankasının Genel Guvernörü ve Kredi Kuruluşunun Genel
Müdürüyle Bakanlıkta bir toplantı yaptık. Kendileri üç gündür Türkiye'deler.
Bugüne kadar verdikleri en büyük kredi dilimi olduğu için, bugüne kadar
gönderilen iş ilerleme takvimleri ve her ay gönderdikleri temsilcilerin
kendilerine aktardıkları bilgilerin etkisinde kalarak, Avrupa Konseyi Kalkınma
Bankasının en üst düzey yöneticileri, dünyada yürüttükleri bu en büyük projeyi
yerinde incelemek üzere Türkiye'ye geldiler; Sakarya'ya uğradılar, Bolu'da
inceleme yaptılar, bugün de Bakanlığıma geldiler. Kendilerinin söyledikleri
enteresandır. Burada, bunları size aktarmakta fayda görüyorum. Birinci olarak
"bizim, dünyada yürüttüğümüz en büyük toplukonut projesidir bu.
Dolayısıyla, bir model oluşması bakımından yakından takip ediyoruz. Bölgeye
gittiğimizde bir yardımcınızı gördük" dediler. Bahsettikleri kişi, bizim
Müsteşar Muavinimizdir; projenin başından beri bölgede kalmaktadır, bölgede
yatıp kalkmaktadır, üç genel müdür yardımcımızla beraber bölgede görev
yapmaktadır. "Yerinden yönetim anlayışınız fevkalade güzel, olayı merkeze
taşımamışsınız" dedi-ler. İkinci olarak "bölgedeki müteahhitlerle,
kontrol kuruluşlarıyla yaptığımız toplantılarda bir şey tespit ettik. Yaptıkları ve yürüttükleri projeden heyecan
duyan, istekli, arzulu bir toplulukla karşılaştık. Bu da, projenin başarılı
yürütülmesindeki en önemli etkenlerden bir diğeri" dediler. Başkan
"bir konuya daha temas edeceğim; zaman ve kalite mevhumunu bu kadar iç içe
mezcederek, hem hızlı proje hem de kaliteli proje yapıldığı için de, proje
yüklenicilerini ve yürütücülerini tebrik ediyorum" dedi ve bu projenin de
dünyaya örnek bir numune olarak gösterilmesi için merkezlerine bilgi
vereceklerini söyledi. Evet arkadaşlar, biz,
hiçbir zaman, yaptıklarımızla ilgili aşağılık kompleksine kapılmamalıyız. Biz,
Türk Milleti olarak, bu büyük deprem felaketinin üstesinden geldik; bunu kabul
edelim. Eksiklikler olabilir, sıkıntılar olabilir; ama, bölgede yürüyen büyük
bir inşa hareketi vardır ve bu büyük inşa hareketinin arkasında da 57 nci
cumhuriyet hükümetinin kararlılığı ve halkın yanındaki tutumu vardır. Bakın, her depremden
sonra en kronik problem orta hasarlılardır. Bugüne kadar Türkiye'nin yaşadığı
bütün deprem felaketlerinin ardından, orta hasarlıların problemi, kimi üç sene
sonra, kimi dört sene sonra, kimi de beş sene sonra çözümlenebilmiştir. Bakın,
Adana depreminin orta hasarlılarının ihalesini, yine, Bakan olarak ben yaptım, şimdi sürüyor, bitme noktasına
geldi. Erzincan depremi de aynı; orta hasarlıların onarım projesi yıllarca
sürdü. Bugün, bölgede, tam 54 000 adet orta hasarlı binanın onarımı için
karşımızda hak sahibi var. Bakın, 56 000 adet kalıcı konut hak sahibi, tam 54
000 adet de orta hasarlı konut hak sahibi var. Değerli arkadaşlar,
bizim, seri bir şekilde, depremin hemen arkasından oluşturduğumuz model, kurmuş
olduğumuz koordinasyon ve işleyişteki çabukluk sayesinde, bugün, orta
hasarlıların yapımında, şu anda, bölgede, tam yüzde 50 seviyesine yaklaştık;
bu, müthiş bir başarıdır. Şu ana kadar, tam 44 trilyon lira para ödedik orta
hasarlı konutların yapımı için. Banka sistematiği içerisinde çalışıyoruz. Gelen
hakediş günlük ödenmektedir. Bununla ilgili, Maliye Bakanlığı ve Hazine
Müsteşarlığımızla oluşturduğumuz koordinasyonla, nakit para akışında günlük
çalışıyoruz, istihkaklar günlük ödeniyor ve şu an, bölgede, orta hasarlıların
onarımı da dahil olmak üzere, gelen hakedişler günlük ödeniyor. Bunlar, kurulan
organizasyonun ve işleyişindeki başarının önemli göstergeleridir. Şu an yüzde
50 seviyesine gelmiş olan orta hasarlıların onarımını, bu işin yürütülmesi
vatandaşlara ait olduğu için, onların sürati ölçüsünde, kısa sürede
tamamlayabileceğimizi ümit ediyorum. Herhalde, önümüzdeki yılın ortalarında,
vatandaşlarımız bu konudaki gayretlerini sürdürdükleri takdirde, orta hasarlı
gibi, kronik, çözümlenemez, halledilemez gibi bir temel problemi inşallah
kökünden çözmüş olacağız. Biraz önce sayın
bakanımın burada ifade etmiş olduğu, bölgede iki kat üstü binaların
tıraşlanarak, ilgililerin hak sahibi yapılması, öyle kolay bir iş değildir. Laf
olarak söylenince, herkese sevimli gelir, vatandaşa sevimli gelir; ama, bunun
uygulanabilirliği noktasında da daha gerçekçi düşünmek gerektiğine inanıyorum. Değerli arkadaşlar, bunu
uyguladığınız takdirde, bölgede, tahmin ediyorum, 100 000'e yakın yeni hak
sahibi çıkar; yani, şu ana kadar yapılmış olandan fazla hak sahibi çıkar.
Burası bir köy değildir, burası bir mahalle değildir, burası bir belde, bucak,
ilçe değildir, burası bir il de değildir; burası, Türkiye nüfusunun çok yoğun
olarak yaşadığı bölgedir ve geçmişten kaynaklanan hatalarla, kat sayısının,
neredeyse binaların tamamının iki kat üzerinde olması dolayısıyla, bu talebi şu
aşamada uygulanabilir görmediğimi burada ifade etmek istiyorum. Bunun yerine,
oradaki konutların, kurulmuş sistem içerisinde, bütün sivil toplum
örgütlerinin, bütün belediyelerin katılımıyla, ortak denetleme oluşturmak
suretiyle, iyi ve kaliteli bir şekilde yapılması için gayretlerimizi
birleştirmenin daha doğru bir yol olacağını düşünüyorum. Değerli arkadaşlar,
bakın, şu geride bırakılan süre içerisinde, 57 nci cumhuriyet hükümeti olarak,
alınan bütün kararların arkasında olduk; yerine getirilmeyen tek söz, tek vaat
yoktur. Barınma yardımı, sakatlık, ölüm yardımı vesaire olmak üzere, vatandaşa
ödeneceği söylenen yükümlülüklerin hükümet olarak arkasında durduk. Bir banka
sistematiği içerisinde, aylık, belli günler içerisinde, bu söylediğim
kalemlerden, vatandaşa bugüne kadar tam 235 trilyon lira nakit para ödenmiştir.
İşte bu para bölge ekonomisine girmiştir; bu para bölgede kullanılmıştır,
bölgede ticarî hayatın canlanmasına, hayat akışının hızlanmasına çok büyük
katkı sağlamıştır ve biliyorsunuz, bu aralık ayının sonuna kadar, bu aylık 100
milyon liralık ödemelerin devamı yönünde bir karar aldık, aralık ayı sonuna
kadar da bu ödemelere devam edeceğiz, sürdüreceğiz. Şimdi, sayın bakanımızın
biraz önce söylemiş olduğu "kanalizasyon gölcükleri yolları doldurdu"
lafı doğrudur; ama, bölgede başlayan o büyük inşa hareketinin bir ürünüdür.
Kendisinin milletvekili olduğu Sakarya İlinin kanalizasyon ve su şebekesini,
tam 130 trilyon lira harcayarak yeniliyoruz. Her tarafı kazdık, her taraf delik
deşik; doğrudur; ama, ben, hep Sakaryalı vatandaşlarımıza söyledim: Bir şehrin
geleceğini kurtarıyoruz, bir şehrin geleceğini kurtarma faaliyetinde şu
çektiğimiz sıkıntıları çekmeye hazır mıyız diye sorduğumda, bütün
vatandaşlarımız "biz bunu çekmeye hazırız, tünelin ucunu da
görüyoruz..." Zaten yüzde 60 seviyesinde bitirilmiş olan o büyük
kanalizasyon ve su projesi bitmiş olduğunda, inşallah, Sakarya'nın mevcut
bulunduğu yerin de çok temel bir problemi çözülmüş olacaktır. Bu, sadece Sakarya'da
yürütülen bir proje değildir. Gölcük'ü de aynı şekilde, hem kanalizas-yonuyla
hem suyuyla yeniden inşa ediyoruz; bu sadece Gölcük'te yürütülen bir proje de
değildir, bölgede yer alan 27 belediyeyi içerisine alan çok kapsamlı bir projedir
ve 57 nci cumhuriyet hükümetinin bölge insanına olan yaklaşımının tabiî bir
sonucudur. Değerli arkadaşlar, bütün
bu çalışmaları bir bütün içerisinde ele alarak değerlendirmek lazım. Ben,
sürekli deprem bölgesindeyim, orada vatandaşların içerisindeyim, yerel
televizyonlara çıkıyorum, vatandaşlarla bire bir temastayım. Vatandaş
bağırdığında bizi yanında bulabiliyor, varsa bir sıkıntısı bize söyleyebiliyor.
Bütün temel problemleri yerinde tespit ederek, çözümünü yerinde üreterek,
oradaki insanlara kalbimizi, gönlümüzü açarak, çok kapsamlı ve güzel bir
projeyi o insanlarla birlikte yürütüyoruz. Bugüne kadar 57 nci
cumhuriyet hükümeti olarak bu işte sağlanmış olan başarıda halkımızın bize
duyduğu büyük güvenin rolü vardır. Onun için, halkımızın bize güveniyle,
bizimle gayretlerini birleştirmesiyle yürüttüğümüz o bölgedeki o büyük inşa
hareketini inşallah önümüzdeki yılın ortalarında bitirmiş olduğumuzda,
hepimizin yüzünü güldüren, Türk Milleti olarak o büyük deprem felaketini
yaşadığımızda, belki de, düşmanlarımızın, acaba Türkler bunun altında mı kalır
diye beklemelerine karşılık, Türk Milletinin, böyle zor anlarda kabiliyetini,
cesaretini ve organizasyon kabiliyetini devreye sokarak bu işlerin nasıl
üstesinden gelebildiğini, inşallah, dost-düşman herkese göstereceğiz. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum değerli arkadaşlar. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan. Sayın milletvekilleri,
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır. Komisyondan istifa
önergesi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım: B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER 1.- Erzurum
Milletvekili Zeki Ertugay'ın, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu
üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/232) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Üyesi bulunduğum Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonundan istifa ediyorum. Gereğini arz ederim. Saygılarımla. 10.11.2000 Zeki
Ertugay Erzurum BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. Sözlü soru önergesinin
geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum: 2.- Muğla
Milletvekili Hasan Özyer'in (6/877) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/233) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 365 inci sırasında yer (6/877) esas numaralı sözlü soru
önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz
ederim. Hasan
Özyer Muğla BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir. Bir genel görüşme
önergesi vardır; okutuyorum: C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Doğru
Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan,
Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve İçel Milletvekili Turhan Güven'in,
cezaevlerinin içinde bulunduğu genel durum konusunda genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/14) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Adalet, bir devletin
temel direğidir. Toplum, hukuk ve ahlak kurallarının en üst seviyede
uygulandığı ölçüde sosyal barışı ve mutluluğu yakalar. Suç, toplum düzenini
bozan bir aykırı davranıştır. Hukuku çiğneyenleri ölçülü şekilde cezalandırmak,
sürekli düzenin bir sağlık şartıdır. Suçlu, ceza uygulandığı
zaman ancak yaptığının karşılığını bulmuş olur. Öte yandan, suçluyu topluma
kazandıracak iyileştirici önlemler, infaz rejiminin ana hedeflerinden biridir. Türkiye, evrensel
standartlarda ceza infaz kurumlarını oluşturamamış ender ülkelerden birisidir. Ecevit Hükümetleri, bu
konuda başarılı sınav veremeyen ve Başbakanın kendi deyimiyle "devleti acz
içinde" gösteren talihsiz bir iktidar serüveninin ortak adıdır. Yaşanan, cezaevlerinde
birkaç kişinin öldürülmesi hadisesi değildir. Hükümetin zamanında ve etkili
önlemler almaması sebebiyle, cezaevlerinin suç işleme özgürlüğünün odağı haline
getirildiği bir dehşeti, milletçe yaşıyoruz. Hiçbir suçlunun ve
yakınlarının yaşam güvencesinin olmadığı, dışarıdaki çetelere veya mafyaya
telefonla komutların yağdırıldığı, mahkûmların akıl almaz işkencelere maruz
bırakıldığı, müdürlerin kimi suçlularla dışarıda yemek yiyebildiği, burada
ifade edilmesini beklediğimiz devlet otoritesi açısından kaçındığımız olayların
meydana geldiği bir mekanın adına ceza infaz kurumu diyemeyiz. Kavramları zorlayan bu
dehşetin yeni adını, sorunun aslî faili olan Başbakanımızın keşfetmesini
merakla bekliyoruz. KİT'lere binlerce kişi
alınırken cezaevine eğitilmiş personel almayı hatırına getirmeyen, imtiyazlı
ailelere bankalar yoluyla milyonlarca dolar hortumlanırken yeni cezaevlerine
kaynak düşünmeyen, yıllarca sözünü edip koğuş sisteminden oda sistemine geçmek
gibi bir yapay tedbiri alamayan, kimi cezaevlerinde hükümlüleri sayıp
arayamayan bir hükümeti, elbette ki, tebrik edemeyiz. Gücünü, hasta
tutukluların giderlerini ödetmek için kullanabilen bu iktidardan, ancak bu
kadarı beklenebilir. Zamanı, zemini ve
şartları yokken bir af beklentisinin yaratılması ve gerçekleştirilememesi, bu
noktada, özel şekilde değerlendirilmelidir. Yüce Meclisimizin konuya
el koyması gerekir. Sorunun bütün uzantılarıyla tartışılması gerekir. Başbakanın
itiraf ettiği devlet aczinin, bizce hükümet aczinin açılması gerekir. Hükümetin ortak
sorumluluğunun belirlenmesi gerekir. Cezaevlerinde cezalarını
çeken vatandaşlarımızın, başta yaşama hakkı olmak üzere, tüm insanî haklarının
nasıl çiğnendiğinin ve dehşet tablosunun ortaya konması gerekir. Bu düşüncelerle, konunun,
Anayasa ve İçtüzük hukuku çerçevesinde ve siyasal denetim kapsamında ele
alınmasını dilemekteyiz. Bu itibarla,
cezaevlerinin içinde bulunduğu genel durumunun ve bu konuda alınması gereken
önlemlerin tartışılması için, Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 101, 102 ve 103
üncü maddeleri gereğince bir genel görüşme açılmasını, Grubumuz adına arz ve
teklif ederiz. Saygılarımızla. Nevzat Ercan Ali Rıza Gönül Turhan Güven Sakarya Aydın İçel DYP Grup Başkanvekili DYP
Grup Başkanvekili DYP Grup Başkanvekili BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur. Önerge, gündemde yerini
alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır. Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım : V. -
ÖNERİLER A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ 1.- (8/14)
esas numaralı genel görüşme önergesinin gündemdeki yeri ve görüşme gününe
ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma Kurulu Önerisi No. : 53 Tarihi:13.11.2000 13.11.2000 tarihli gelen
kâğıtlarda yayımlanan ve okunmuş bulunan (8/14) esas numaralı
"Cezaevlerinin İçinde Bulunduğu Genel Durum ve Bu Konuda Alınması Gereken
Önlemler Konusundaki" genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinin
21.11.2000 Salı günkü birleşimde yapılmasının, genel görüşme açılması kabul
edildiği takdirde, genel görüşmenin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmında yer almasının ve görüşmelerinin 28.11.2000 Salı günkü
birleşimde yapılmasının, 21.11.2000 Salı günkü birleşimde sözlü soruların
görüşülmemesinin Genel Kurulun onayına sunulması, Danışma Kurulunca uygun
görülmüştür. Murat Sökmenoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Vekili Aydın Tümen İsmail
Köse DSP Grubu Başkanvekili MHP
Grubu Başkanvekili Yasin Hatiboğlu Beyhan
Aslan FP Grubu Başkanvekili ANAP
Grubu Başkanvekili Ali Rıza Gönül DYP Grubu Başkanvekili BAŞKAN - Söz isteyen?..
Yok. Danışma Kurulu önerisini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Demokratik Sol Parti,
Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır; okutup işleme alacağım;
sonra, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım: Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulunun
14.11.2000 Salı günü yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında
oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerilerinin, Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla. Aydın Tümen İsmail Köse Beyhan Aslan DSP Grup Başkanvekili MHP Grup
Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili Öneriler: 1-13 Kasım 2000 tarihli
gelen kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan 537 sıra sayılı kanun
tasarısının, 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3 üncü sırasına, aynı tarihli
gelen kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan 536 sıra sayılı kanun
tasarısının 48 saat geçmeden 4 üncü sırasına, 14 Kasım 2000 tarihli gelen
kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan 539 sıra sayılı kanun
tasarısının, 48 saat geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına, 143 üncü sırasında yer
alan 416 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 199 uncu sırasında yer
alan 531 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 195 inci sırasında yer
alan 527 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci sırasına, 68 inci sırasında yer
alan 257 sıra sayılı karma komisyon raporunun 9 uncu sırasına, 69 uncu
sırasında yer alan 271 sıra sayılı karma komisyon raporunun 10 uncu sırasına,
70 inci sırasında yer alan 290 sıra sayılı karma komisyon raporunun 11 inci
sırasına, 71 inci sırasında yer alan 291 sıra sayılı karma komisyon raporunun
12 nci sırasına, 78 inci sırasında yer alan 322 sıra sayılı karma komisyon
raporunun 13 üncü sırasına, 79 uncu sırasında yer alan 323 sıra sayılı karma
komisyon raporunun 14 üncü sırasına, 80 inci sırasında yer alan 324 sıra sayılı
karma komisyon raporunun 15 inci sırasına, 81 inci sırasında yer alan 325 sıra
sayılı karma komisyon raporunun 16 ncı sırasına, 82 nci sırasında yer alan 326
sıra sayılı karma komisyon raporunun 17 nci sırasına, 83 üncü sırasında yer
alan 327 sıra sayılı karma komisyon raporunun 18 inci sırasına alınması
önerilmiştir. 2- 14 Kasım 2000 Salı
günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının, 15 Kasım 2000 Çarşamba günü
de sözlü soruların görüşülmemesi; 14 Kasım 2000 Salı günü de kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi; Genel Kurulun 14 Kasım 2000 Salı günü 15.00-19.00,
20.00-24.00 saatleri arasında çalışması, 15 Kasım 2000 Çarşamba ve 16 Kasım
2000 Perşembe günleri de 14.00-19.00, 20.00-24.00 saatleri arasında çalışması
ve 16 Kasım 2000 Perşembe günü, gündemin 8 inci sırasına kadar olan tasarıların
görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde 24.00'ten sonra da
çalışmalara devam edilerek görüşmelerin bitirilmesine kadar çalışma süresinin
uzatılması, tasarı ve tekliflerin görüşülmesinde soru-cevap işleminin 10
dakikayla sınırlandırılması öne-rilmiştir. BAŞKAN - Söz talebi?.. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Buyurun Sayın
Yasin Hatiboğlu. (FP sıralarından alkışlar) Sayın Hatiboğlu, lehte mi
aleyhte mi konuşacaksınız efendim? Vazifeten soruyorum. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Önerinin aleyhinde; ama, Yüce Parlamentonun lehinde konuşacağım. BAŞKAN - Süreniz 10
dakika efendim; buyurun. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan, Yüce Heyetin değerli üyeleri; saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
üzülerek ifade edeyim, gündemsizlik gündem haline geldi; yani, bu, ne yönetim
anlayışıdır ki, istisnalar kural, kurallar istisnaya dönüştürüldü. Doğrudur,
İçtüzüğümüzün 19 uncu maddesi... İhtiyaç halinde çok önemli bir mesele gelebilir.
Diyelim ki, gündemde, sıralanmıştır, 300 tane kanun teklif ve tasarısı vardır;
ama, ülkenin öyle ihtiyacı olan bir mesele, bugün komisyondan çıkar gelir ki,
bunu 391 inci sıraya koymaya, orada bekletmeye gönlünüz ve ülke çıkarları izin
vermeyebilir. İşte o zaman Danışma Kurulu toplanır, 391 inci sıradaki o çok
önemli konuyu alır 1 inci sıraya getirir. Bu, istisnadır; ama, görüyoruz ki, bu
üçlü çok değerli, her birine şahsen saygı duyduğum grupların yöneticileri, her
gün bir Danışma Kuruluyla hem bizi hem sizi meşgul ediyor. Dün bir Danışma Kurulu
yaptık, Sayın Gönül, değil mi efendim?
Sayın Köse, dün bir Danışma Kurulu yaptık ve ben, yani başına geleceği
önceden kestirmiş gibi de dedim ki: Yahu, değerli dostum, alnından öptüğüm
kardeşim, yarın da bir Danışma Kurulu yaparsınız diye endişe duyuyorum; gelin,
gelmişken, yarını da bugün konuşalım... "Hayır..." İşte, dün Doğru
Yol Partisi Grubunun verdiği genel görüşmeyi konuştuk, olur dedik, muvafakat
ettik -çok önemli bir konudur- ve kalktık geldik, bu sabah çağırdılar
"buyurun, gelin." Neye?.. Danışma Kuruluna... Değerli milletvekilleri,
gündem, bir kurulun -bırakın, böyle parlamento gibi yüce bir kurulu bir kenara
koyun- bir ailenin bile planlamasıdır, programlamasıdır. Sabah hangi çocuk
hangi okula gidecek, sabah hangi delikanlı hangi dükkânı açacak, sabah hangi
evlat hangi tarlaya çift sürmeye gidecek; bunlar bir gün öncesinden, üç gün
öncesinden belirlenir. Planlı ve programlı giderseniz, ülkeyi bir yere
götürürsünüz. Planlı ve programlı olmaz, akşam gördüğünüz rüyaya göre ya da iyi
saatte olsunların işaretine göre düzenleme yapmaya kalkarsanız, bu yürümez. Bakınız, niye böyle yapılıyor?..
Ben, değerli grupların yöneticilerine saygı duyuyorum, onların şahıslarına,
kişiliklerine bir şey demiyorum; ama, çok yanlış olduğunu söylüyorum. Niye yapılır bu? Aklıma
geleni söylüyorum... İnşallah, lehinde konuşurken "hayır, öyle
değildir" derler, hem bizi hem Yüce Heyetinizi hem de bizi buraya gönderip
aş, ekmek, iş, huzur, refah, saadet bekleyen insanlarımızın gönüllerini
rahatlatırlar. Bendenize göre, ikide bir
gündem değişikliği, denetimden kaçmaktır. Niye denetimden kaçmaktır? Bakınız,
bugünü (salı gününü) heba ettik. Denetim vardı, ne oldu?.. Hatta arkadaşlarım
hatırlayacaklardır, dün kendilerine rica ettim, dedim ki: Yapmayın; ben sizi
biliyorum, biz kırk kişiyiz, birbirimizi tanırız; siz yarın bir Danışma Kurulu
diyeceksiniz; ama, şu başladığımız kömür işletmesiyle ilgili genel görüşmeyi
bir bitirelim dedim, "peki" dediler. Öyle değil mi efendim?! Ee,
şimdi kaldırıyoruz... Sayınız çok olabilir
beyefendiler, beyler... Milletvekili hanımefendiler, beyefendiler, sayınız çok
olabilir; ama, çok haklı olmazsınız sayınız çoktur diye. Denetimden kaçıyorsunuz. Ben size rakam vereyim;
384 tane sözlü soru var; ne zaman görüşeceğiz bunları?! 138 tane araştırma
önergesi, genel görüşme var; ne zaman görüşeceğiz bunları?! Gerek Anayasaya
gerekse İçtüzüğe bakınız lütfen, denetim, Parlamentonun kanun yapma sorumluluğundan,
yetkisinden önce gelir. Kanun yapmak her iktidarın görevidir; ama, denetime
boyun eğmek, faziletli iktidarın göre-vidir. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
Bunu yapın istiyoruz biz; siz denetimden kaçıyorsunuz... Başka ne vardır; baskın
kanunları geçirmek. Ee, şimdi, biz,
buna hazırlanabildik mi?! Gruplar, teklif sahipleri, siz buna hazır mısınız,
bunlara hazır mısınız; hayır. Ben söyleyeyim, çıkacak buraya; hatta, çıkmıyorsunuz
da kürsüye... Bakalım bir, ne çemberde pehlivansınız bu konuda bir görelim; şu
kürsüye gelin, getirdiğiniz tasarı ve teklifleri anlatın, bu ülkeye ne
getiriyor, bize ne kazandıracak, niye gece sabahlara kadar çalışıyoruz, bunu
getirin. Yollarda perişan olan ellibin memurumuzun derdine ne devadır bu; bunu
anlatın. Soyulan, vurulan bankaların önüne ne engeldir; anlatın. Henüz
fiyatları belirlenmemiş, pancar ekicimizin hangi derdine devadır; bunu
söyleyin. Gelin lütfen... Yok bunların hiçbirisi, yapmayın... Bakın, İçtüzük... Ben
başta söyledim, gündem değişmez mi; değişir; ama, bakın bir şey var değerli
milletvekilleri, 49 uncu maddeyi birlikte okuyalım:"Danışma Kurulunun
teklifi ve Genel Kurulun onayıyla 6 ncı ve 7 nci kısımların her biri için
haftanın belli bir gününde belli bir süre ayrılabilir." Bakınız, nedir bu
6 ncı, 7 nci; 6 ncı, genel görüşme ve Meclis araştırması; 7 nci bölüm ise sözlü
sorular. Deniyor ki, Danışma Kurulunun teklifi, Genel Kurulun kararıyla haftada
belli bir gün ayrılır. Dikkat buyurunuz, haftadan kaldırılır demiyor; bundan
kaçarsınız demiyor, bundan vazgeçersiniz demiyor; yanlış anlamayalım bunu lütfen. Şu olur; salı günü
görüşmezsiniz de, perşembe görüşürsünüz; çarşamba günü sözlü sorular olmaz da,
cuma olur; Tüzüğün anlamı bu; bundan kaçamazsınız;çok açık ve net. Bir kere daha okuyorum:
" Danışma Kurulunun teklifi ve Genel Kurulun onayı ile 6 ncı ve 7 nci
kısımların her biri için haftanın belli bir gününde belli bir süre
ayrılabilir." Yapmayın!.. AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Ayrılır demiyor; ayrılabilir... YASİN HATİBOĞLU (Devamla)
- Efendim, var olanı söylüyor; değiştirecekseniz, ayırarak değiştireceksiniz. Bir başka şey; değerli
kardeşlerim, bakınız, gerçekten hatırlayacaksınız; biz, bu sene, 29 Haziran
2000 tarihinde tatile girerken, Fazilet Partisi olarak bir önerge verdik; dedik ki: Yapmayın;
geliniz, 21 gün, 3 hafta çalışalım, çok önemli konular var, bunları görüşüp
tatile öyle gidelim; siz, kanun çıkarmak istemiyor musunuz?! Ee, biz de bunu
söyledik. Neyi çıkaracaktık biz;
çok önemli, trafikle ilgili Meclis araştırması; az mı önemli bu?!. Anapara ve
nemaların hak sahiplerine ödenmesi... Memurlarımız perişan; yollarda aç, susuz,
biilaç; bunu çözelim, bu problemi ortadan kaldıralım dedik; rıza göstermediniz.
Bir başka şey daha;
tekstil sektörü; bizim can damarımız; açsızlıktan, işsizlikten perişanız; bizi
biraz da, omurgamızı ayakta tutabilecek olan, tekstil sektörüdür; gelin bu
meseleleri görüşelim dedik, gelmediniz. Şimdi kalkmışsınız "banka...
Efendim, para yok." Ne yapacaksın parayı? Vardı 12 milyar dolar, ne oldu?
Ne oldu? Ne yapacaksın bu parayı ? Keşke bu parayı bu milletin ihtiyacı-na
kullanabilsek, bir diyeceğimiz yok. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) -
Yasin Bey, o tarafa konuşun. YASİN HATİBOĞLU (Devamla)
- Ben, Genel Kurula konuşurum, herkes payını alır. MEHMET EMREHAN HALICI
(Konya) - Konuşmacıya sataşmayın. YASİN HATİBOĞLU (Devamla)
- Doğru söylüyor. Değerli milletvekilleri,
bakınız, denetimden kaçma kimseye bir şey kazandırmadı. Şu siyasî tarihimize,
geriye doğru lütfen bir bakın, geriye doğru bir bakın; bize bir şey
kazandırmadı denetimden kaçmak. Bugünkü Danışma Kurulu
önerisinde, soruları 10 dakikayla tahdit ediyoruz. Ee, insaf etmek lazım ya!
Bunun neresinde, Danışma Kuruluna bu hakkı, bu yetkiyi kim verdi, bana söyler
misiniz?! Danışma Kurulunun el atabileceği konu, 29 ayrı maddede düzenlenmiştir;
Danışma Kurulu şöyle olur, Danışma Kuruluna müracaat edilir, Danışma Kurulu
görüş bildirir gibi, 29 ayrı yerde. Bunun içerisinde soruyla ilgili bir husus
yok. Siz, soruları kısıtlar, kısarsanız, soru da sormayın demektir. Eh, o
zaman, muhalefet, iktidar milletvekilleri, bence, sayın hükümet ne arzu ederse
ona uysun gitsin ve böylece de, parlamenter hükümet yerine, hükümet
parlamentosu modelini uygulayalım gitsin!.. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Hatiboğlu,
lütfen tamamlayınız. YASİN HATİBOĞLU (Devamla)
- Benim kısaca ifadem şudur, maruzatım şudur: Teşekkür ediyorum; yani,
bilesiniz ki, kimseyi kırmak için falan söylüyor değiliz, ama, bu ülke bizim
ülke-miz, bu insanlar bizim insanlarımız, acılı, ıstıraplı insanlar, yapmayın!
Bir meseleyi görüştüğümüz zaman, demeli ki göğsünü gere gere kahvedeki adam,
o taş oynarken, taşı bırakıp
dönüp: "Hey ceddine rahmet ya;
parlamento böyle olur işte. Bak, ben de bunu bekliyordum." Şunu dedirtelim
istiyorum. Bu Danışma Kurulu önerisi buna müsait değil, buna uygun değil; onun
için, biz, aleyhinde oy kullanacağız. Bizi anlayışla karşılarsınız diye
düşünüyorum. Saygı sunuyorum Sayın
Başkanım. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Hatiboğlu. Buyurun Sayın Gönül. Lehte mi, aleyhte mi
efendim? ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Aleyhte... BAŞKAN - Süreniz 10
dakika efendim. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli konuşmacının
biraz evvel bu kürsüden ifade ettiği gibi, gerçekten hiç alışık olmadığımız ve
son, 57 nci hükümetin kuruluşundan bu yana Meclis çalışmalarında takip edilen
yeni usul ve esaslar, bizi, fevkalade, üzmekte ve hayretlere düşürmektedir. Yürekten katılıyorum,
gerçekten, bu Mecliste, kurallar istisna, istisnalar da kural haline geldi.
Sözlü soruların görüşülmesini erteliyorsunuz, genel görüşmeyi, gündemden
çıktıktan on gün sonra Meclis gündemine alınmasını lütfen kabul ediyorsunuz.
Meclis araştırmalarını, bırakınız gündeme alıp konuşmayı, yarım kalanların
tamamlanmasına da izin vermiyorsunuz. Siz, buradan açıkça deyin ki, biz,
Meclisin ve Mecliste muhalefet partilerinin getirecekleri denetim yollarını
kapatı-yoruz ve denetim de yaptırmıyoruz; açıkça bunu söyleyin, daha samimî bir
ifade olur. Dün, Doğru Yol Partisi
Grubu olarak, Danışma Kurulunu toplantıya çağırdık. Cezaevlerinin halini, siz,
değerli milletvekili arkadaşlarıma bu kürsüden tekrar ifade etmeme gerek var
mı; yanı-yor, yıkılıyor, devlet acze düşürülüyor; bırakınız, dışarıdaki insanların
can güvenliğini sağlamayı, devletin mutlak teminatında olması gereken içerideki
tutuklu ve mahkûmların can emniyeti ortadan kalkmış; toplum günlerdir
ayaküstünde tedirgin ve endişeli, yarın bu genel görüşmeyi yapalım diye Danışma
Kurulunu toplantıya çağırıyoruz; yetiştiremeyiz, hazırlanamayız gerekçesiyle,
bir hafta sonra, 8-9 gün sonra görüşülmesi yolunda iradenizi izhar ediyorsunuz;
ama, görüşülmesi daha dün akşam bitmiş ve bu gece baskıya girmiş olan kanun
tasarıları için saat 11.00'de Danışma Kurulunu toplantıya çağırıyorsunuz,
15.00'ten itibaren görüşülmek üzere önerinizi getiriyorsunuz. Sizin mazeretinizi, biz,
muhalefet olarak yerinde buluyoruz, hoşgörüyle karşılıyoruz, peki di-yoruz;
ama, bizim en tabiî hakkımız olan bu yasaların çıkmasında olumlu katkılarımızı
ifade etmek, ortaya koymak için hazırlanma gayretlerimize ve talebimize ret
cevabı veriyorsunuz; yani, bize gelince başka türlü, size gelince başka türlü. Değerli arkadaşlarım,
gerçekten, burada mutlak bir çoğunluğa sahip olabilirsiniz; ama, biz, bu
Parlamentonun geçmişinde ve geleceğinde, burada oturanların, günü geldiğinde bu
tarafa geçtiğini çok gördük. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Bir gün oradan buraya
geçersiniz; ama, biliriz ki, biz, sizin yaptığınız bu yanlışı tekrar etmeyiz;
çünkü, yanlış emsal olmaz. İHSAN ÇABUK (Ordu) - Sizi
de görürüz. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Bizi, sizin görüp görmemeniz önemli değil... İHSAN ÇABUK (Ordu) - Halk
da görüyor... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- ...millet sizi görüyor, millet. İHSAN ÇABUK (Ordu) -
Millet sizi gördüğü için oradasınız. MAHMUT ERDİR (Eskişehir)
- Gördüğünden oradasınız işte. BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Şimdi, Meclisin gündeminde ne var; bankalarla ilgili yasa tasarıları var.
Siz, önce şu batık bankaların paralarını tahsil etmekle ilgili gerekli
işlemleri yapın, halkın, milletin kör kuruşunun hesabını vermek için üzerinize
düşeni yapın, öncelikle milletin gündeminde olan konuları buraya getirin. MAHMUT ERDİR (Eskişehir)
- Kararnameyi siz çıkardınız. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Ne var milletin gündeminde; milletin gündeminde, evvela yolsuzluklar var,
rüşvet olayları var, banka soygunları var, cezaevleri meselesi var. Memur ve
işçi, yollara dökülmüş, emekli, sokaklara ve caddelere dökülmüş; geçinemiyorum
diye durmadan bağırıyor. Türk Halkının gündeminde, bugün ekonomi var ve
mutfakta aş yerine pişen taş var. Önce, bu meseleleri çözüme kavuşturacak
konuları bu Meclisin gündemine getiriniz. Çiftçi ne yapıyor?!. Esnaf ne
yapıyor?!. Memur, emekli ne yapıyor?!. Değerli arkadaşlarım, siz
ve biz, hepimiz, başımızı kaldırıp, öncelikle, buna bakmalıyız ve kulak
vermeliyiz. Esnaf, siftah etmeden dükkânını kapatıyor, vergisini ödeyemez hale
gelmiş; Halk Bankasından kredi alabilmesi için, Bağ-Kur'a borcunun olmadığına
dair belge getirmeye mecbur ediliyor. Siz söyler misiniz, bu ekonomik paketin
getirdiği noktada, borcu olmayan esnafın olduğunu iddia edebilir misiniz?!.
Bunu çözün!.. Çiftçiye olan destek
kalktı, sübvansiyonları sıfıra indirdiniz. Üreten insanların üretmesinin yolunu
kapatıyorsunuz; ürettiğinin de alınterinin karşılığında satmasını
sağlayamadınız. Yokluk ve yoksulluk, Anadolu'da kol geziyor. Onun için,
sizlerden istirhamımız, öncelikle, milletin gündemiyle Meclisin gündemini
birleştiriniz, onları çakıştırınız. (DYP sıralarından alkışlar) Biz isterdik
ki, şu ifade ettiklerimizin Meclis gündemine alınmak suretiyle, daha verimli,
halk için, millet için daha faydalı olacak yasalar görüşülsün. Bir eğitim
reformu getirilsin, bir adalet reformu geti-rilsin, bir tarım reformu
getirilsin. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN
(Balıkesir)- Gelecek... Gelecek... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)-
Yoksulu, fakir fukarayı ezen değil, onun cebine bir kuruş daha fazla para
koyacak, onun sofrasındaki bir dilim ekmeği artıracak yasa tasarılarını getirin
isterdik; ama, getirdiğiniz bu ilk iki tasarının arkasına üçüncü bir tasarıyı
eklemekte hiç beis görmüyorsunuz. Motorlu Kara Taşıtlar Vergisiyle ilgili
tasarı kabul edilecek; tabiî ki, bu çoğunluğunuzla kabul edeceksiniz. Bu kanun
tasarılarıyla halktan yine para toplamayı, daha çok almayı getiriyorsunuz. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Olandan alacağız... ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Bu memlekette bugüne kadar çıkardığınız yasalar hep ace-leye geldi Sayın
Köse. Olandan, olmayandan diye ayırmadınız, olandan da aldınız; ama, olmayandan
da aldınız. Şimdi, şu kanun tasarısıyla da siz, yine, birçok vergiyi devam
ettiriyorsunuz. Bakalım olmayan insanlardan neyi alacaksınız. ORHAN BIÇAKÇIOĞLU
(Trabzon) - Siz, 5 Nisanda aldınız onu!.. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Olmayanlardan, olmayan neyi alacaksınız, onu merakla bekliyoruz. İHSAN ÇABUK (Ordu) -
Alınacak, rahat ol. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Onun için, değerli milletvekilleri, baskın şeklinde Meclisin gündemiyle her
gün oynamak, fayda değil zarar getirir. Yanlış yaptığınızı bu kürsüden geçmişte
söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz; çünkü, biz bundan yorulmayacak
ve yorgunluk da duymayacağız. Aceleye getirip çıkarıyorsunuz, sonra da
geliyorsunuz buraya "bu eksikti, bunu yanlış yaptık" diyerek tekrar
Meclis gündeminde görüşmeye açıyorsunuz. Eğer, siz bu konuyu bilmiyorsanız, o
zaman, bizim yapıcı olan katkılarımıza ve uyarılarımıza kulak vermelisiniz. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen
toparlayınız. ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)
- Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Toparlıyorum tabiî ki. Biz bu sözleri söylemeye
devam edeceğiz. Niçin; siz bu yanlışı
yaptığınız sürece... Aceleye getireceksiniz, çıkaracaksınız; yanlış
yaptığınızı, eksik yaptığınızı göreceksiniz; ama, biz, ülkemiz, milletimiz ve
halkımız için olumlu katkılarımızı yine sizin yanınıza koyacağız. Meclisin hızlı çalışması
önem taşır; ama, verimli ve faydalı çalışması da esastır. O nedenle, bu
getirmiş olduğunuz öneriyi özünde kabul etmek mümkün değil. Grup olarak hayır
diyeceğimizi Yüce Heyetinize saygıyla arz ederim. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Ali Rıza
Gönül'e teşekkür ediyorum. Başka söz talebi?.. AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Söz istiyorum. BAŞKAN - Buyurun efendim.
(DSP sıralarından alkışlar) Aleyhte konuşmalar
bittiğine göre, lehte konuşacaksınız herhalde. Süreniz 10 dakika
efendim. AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; iktidarı oluşturan 3 siyasî partinin grupları olarak
huzurunuza getirmiş olduğumuz öneri hakkında kısa bir açıklamada bulunmak
istiyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Muhalefet partilerinin
temsilcileri Sayın Hatiboğlu ve Sayın Gönül, Danışma Kurulunda ifade ettikleri
konuları burada da ifade etmeye çalıştılar. Tabiî, muhalefetin en doğal
hakkının eleştirme olduğunu biliyoruz ve bu haklarını en iyi şekilde
kullanmaları için, biz iktidar partisi grupları olarak, elimizden gelen gayreti
de sarf ettiğimizi ifade etmek istiyorum. ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) -
Onu da kaldırın!.. AYDIN TÜMEN (Devamla) -
Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti olarak, birtakım siyasî
partilerimizin komisyon üyelerini bildirmediği dönem içerisinde, Parlamentonun
daha fazla aç kapa yapmaması amacıyla, 15 gün önce Danışma Kurulunu topladık.
Bu Danışma Kurulunda, eski komisyon başkanının nezaretinde, 18 tane
uluslararası anlaşmayı gündemin ön sırasına alma önerisi getirdik ve bu esnada
da eleştirildik. Niye eleştirildik; gündemde daha farklı konular var, halkın
konularını getirmiyorsunuz dediler; ama, bizim, Parlamentoyu çalıştırma
niyetimiz olduğu halde, bizi eleştiren siyasî partili arkadaşlarımız ve
gruplarımız, daha komisyon üyelerini bildirmediklerinin farkında bile
değillerdi. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Koalisyon ortağınız bildirmedi. AYDIN TÜMEN (Devamla) -
Şimdi, Parlamentoyu çalıştırmak istiyoruz; artık, gündemi doldurmaya
çalışıyoruz; yıllardır siz muhalefet partili milletvekili arkadaşlarımızın da
ifade etmeye çalıştığı konuları, Parlamentonun gündemine getiriyoruz; ama, yine
de gündemi bir türlü sizlere beğendiremiyoruz. Biz, bu gündemimizin, vatandaşın
gündemi olduğunu gayet iyi biliyoruz. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Sürekli Danışma Kurulunun
toplandığı ifade ediliyor. Danışma Kurulu, en son 15 gün önce toplandı. İkinci
Danışma Kurulu önerisi de, Doğru Yol Partisinden gelmişti, o da dün toplandı.
Danışma Kuruluna getirilen bu önergede, cezaevleriyle ilgili konularda bir
genel görüşme yapılması isteniyordu. Bu konuda da, iktidarı oluşturan siyasî
partiler olarak bizler, katkıda bulunabileceğimizi ifade ettik ve genel görüşme
önerisinin de, önümüzdeki hafta yer alması konusunda anlaşmaya vardık. Bu
konuda, aramızda, çok fazla bir sorun çıkmadı. Doğal olarak, muhalefetin de
denetim hakkını kullanması konusunda biz elimizden gelen gayreti ve çabayı
gösteriyoruz. Tabiî, dün gelen Danışma
Kurulu önerisinde, gündemi oluşturmak maddesi olmadığı için, bir ikinci
toplantı önerisi bizden geldi ve bununla ilgili bugün toplandık. Değerli arkadaşlarım,
1995 yılından beri Parlamentodayım. Bu dönem içerisinde sanıyorum 6 hükümet
oluştu ve her oluşan hükümetin programında, kamu bankalarının özelleştirilmesi
gündemdeydi. Bunu, her hükümet de kendi programına aldı; ama, bugüne kadar bu
gerçekleştirilemedi; işte, şu anda, Parlamentonun önünde. Yaz tatiline girmeden
önce, hükümete vermiş olduğumuz yetki yasası, eğer Anayasa Mahkemesinde iptal
edilmemiş olsaydı, bu, kanun hükmünde kararname olarak çıkacaktı ve zaman
kazanılmış olunacaktı; ama, olmadı, şu an önümüzde. Yıllardır sürekli olarak
eleştirdiğimiz kamu bankaları, hükümetlerin veya siyasîlerin inisiyatifinden
çıksın dediğimiz kamu bankalarının özelleştirilmesi, bugün önümüzde ve
inanıyorum ki, bu konuda muhalefet partilerinin de çok iyi ve olumlu katkıları
olacak. Değerli arkadaşlarım,
Sayın Gönül, özellikle, bu kamu bankalarının özelleştirilmesi konusunda ve
bankacılık sektörü konusunda, iktidarı çok ciddî bir şekilde itham altında
bırakacak sözler sarf etti. Ben, kendisine bir noktayı hatırlatmak istiyorum:
1994 yılında, pamuk üreticilerinin primlerini, o zamanki hükümeti oluşturan
siyasî partiler, Ziraat Bankasının kasasından ödediler ve Ziraat Bankası, o
günlerin vebalini üstünden bir türlü atamadı ve hâlâ kendini toparlayamadı. MEHMET DÖNEN (Hatay) -
Ondan evvel olmadı mı? AYDIN TÜMEN (Devamla) -
Evet, o dönem içerisinde... TURHAN GÜVEN (İçel) - Siz
niye devam ediyorsunuz?! MEHMET DÖNEN (Hatay) -
Size yanlış bilgi vermişler. AYDIN TÜMEN (Devamla) - O
dönem içerisinde, Ziraat Bankasını, Hazinenin bir kasası gibi kullanmaya
kalkarsanız, işte bankacılık sektörünün gelebileceği nokta da budur. (DSP
sıralarından alkışlar) MEHMET DÖNEN (Hatay) - Ne
kadar ödenmiş o zaman Ziraat Bankasından? BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım. AYDIN TÜMEN (Devamla) -
Memurların ciddî anlamda sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Aslında, toplum
kesiminin birçok sıkıntısı var. Bunu gidermenin en önemli yolu da, enflasyonu
düşürebilmektir. Biz, enflasyonun yüzde 150 olduğu zamanlarda, işçiye ve memura
sıfır zam önerildiğini de biliyoruz; ama, biz, bunu yapmadık ve biz, bütün
sıkıntıyı hakça paylaştırmak için çaba sarf ediyoruz. (DSP sıralarından
alkışlar) ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Halka çektiriyorsunuz halka... Vatandaşa çektiriyorsunuz! SAFFET ARIKAN BEDÜK
(Ankara) - Memurlar yollarda, meydanlarda... AYDIN TÜMEN (Devamla) -
Bu tasarıların görüşülmesi için zaman yetmediğini ifade etti Sayın Gönül; ama,
bu tasarılar komisyonda görüşülürken, muhalefet partilerinin sayın
milletvekilleri de oradaydı; bunlar, enine boyuna tartışıldı ve oradan çıktı.
Sanıyorum, kendilerinin de bilgisi vardır ve gruplarının da bilgisi vardır. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Muhalefetleri var Sayın Tümen. AYDIN TÜMEN (Devamla) -
Sayın Gönül, bundan sonraki Parlamento çalışmaları da, yine, aynı hızda, aynı
süratle yapılacaktır ve bunu, tekrar, buradan hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Teşekkür ederim. (DSP
sıralarından alkışlar) TURHAN GÜVEN (İçel) -
Fazla hız trafik kazası doğurur, çok hızlı gidiyorsunuz! BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Tümen. Sayın Köse, buyurun
efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Herhalde lehte
konuşacaksınız; çünkü, son konuşma. Evet, buyurun. Süreniz 10 dakika. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öneri üzerinde, ben de, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu olarak, düşüncelerimi arz etmek için huzurunuzdayım; Yüce
Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; değerli muhalefet sözcülerimiz, önerilen süre uzatılmasının
yararı olmadığını, görüşeceğimiz yasaların ülkemize, milletimize yararlı
olmayacağını ifade ettiler; ancak, hangi konuların görüşüleceğinden
bahsetmediler. İzin verirseniz, bendeniz de, bu görüşeceğimiz tasarılar ve
konularla ilgili bilgi arz etmek istiyorum. Değerli DSP Grup
Sözcümüzün de ifade ettiği gibi, birinci derecede önemli olan, kamu
bankalarının özelleştirilmeleriyle ilgili kanun tasarısıdır. Yıllardan bu yana
ve şu anda da ülkemizin en önemli gündemini işgal eden banka soygunlarıyla
ilgili konuları yakinen ve üzüntüyle takip ediyoruz. Her konuşmacı, özellikle
kamu bankalarında suiistimallerin olduğunu ve müteşebbisin önünü kestiğini, hür
teşebbüs kaidelerinin tam anlamıyla uygulanmasına engel olan, rekabeti ortadan
kaldıran bir sistem oluşturduğunu ifade etmesine rağmen... Bugün, kamuoyumuzun
önüne, Yüce Meclisimizin önüne, çok geç kalmış bir konuyu yasalaştırmak üzere
getirmiş bulunuyoruz. Bir başka konu da bununla
beraber gündeme gelmiş oluyor; o da şu: Ülkemiz, tabiî, dünyanın ekonomik
kurumlarıyla işbirliği içerisinde ve ekonomik yardım alabilmesi için bazı
sistematik çalışmaları da yapmak mecburiyetindedir. Geçmiş hükümetlerden, bu
talep edilen kredilerin alı-nabilmesi için bazı kuralların, bazı konuların
yerine getirilmesi istenmiş, yerine getirilmediği için de bu kredilerden
istifade edilememiştir. Şimdi, hükümetimiz
önümüze bir imkân getiriyor. Bir taraftan kamu bankalarının özelleşti-rilmesi
sağlanıyor, işte hepimizin şikâyetçi olduğu ve siyasetçinin elinin içerisinde
olduğu, haksız, yanlış uygulamalar sonucunda hâlâ raflarda bekleyen dosyaların hesabı
sorulmamasına rağmen, bugün hükümetimiz cesaretle bir olayı gündeme getiriyor
ve muhalefet olarak daha çok destekle-meniz gerekirken, daha çok üzerinde
titizlikle davranmanız gerekirken buna karşı çıkıyorsunuz, bunu anlamak çok
zor. ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Biz, size anlatamıyoruz herhalde. İSMAİL KÖSE (Devamla) -
Kamuoyuna, vatandaşa duyduğum saygıdan dolayı bunu açıklamak mecburiyetindeyim.
Çünkü, burada kanundan bahsedilmiyor, getirilenden bahsedilmiyor, yalnız gece
12.00'ye kadar burada oturacağız!.. Bu milletvekillerine, hükümetin, desteği
olan bu üç siyasî partinin insan haklarına aykırı hareketinin cevabını nasıl
bulacağız; yani bizim zorumuz nedir ki; bu milletvekillerini gece saat 12.00'ye
kadar burada oturtmak için, boşu boşuna böyle bir öneri getirelim?.. Değerli milletvekilleri,
getirdiğimiz öneriye çok iyi bakmamız lazım. Önerinin içeriğini okumamız lazım.
Ülkeye, vatandaşa ne getiriyor, çiftçiye ne vereceğiz, nereden vereceğiz? Hangi
kasamızda ne kadar dolarımız var? Değerli milletvekilleri,
işte, karşılığı burada, 2,5-3 milyar dolar dışarıdan gelecek olan destek, işte
bugün çıkaracağımız bu yasa tasarısında mevcut. Bir başka şeyi daha arz
edeceğim... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Hangi tasarıda var bu Sayın Köse? İSMAİL KÖSE (Devamla) -
Biraz sonra Sayın Bakanı dinlediğiniz zaman, hangi kaynaktan, nereden ne
geleceğini öğreneceksiniz. İkinci konu... (FP
sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım efendim. MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
11 milyar dolar bankalara gitti, ne yaptınız?!. ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Kime peşkeş çekeceksiniz? İSMAİL KÖSE (Devamla) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bakın Türkiye Vakıflar Bankasının
hisselerinin devri konusunda bir kanun tasarısı getiriyoruz. Bu ne demektir...
(FP sıralarından gürültüler) İzin verir misiniz, bakın, ben dinledim sizi. Eyüp Sultanı bilirsiniz,
ben her İstanbul'a gittiğimde yüreğim sızlar, on senedir Eyüp Sultanı onarım
için iskeleyi kurar vakıflar, para olmadığı için bir sonraki seneye kalır.
Şehzadebaşı'nı bilenler bilir, İstanbul Şehzadebaşı Camiinde, iskele, tam onbeş
sene camiin duvarlarında kaldı; vakıfların parası yok. İşte, bugün
çıkaracağımız bu yasa tasarısıyla, o ecdadın bize bırakmış olduğu miras yerde
kalmayacak, onarılacak ve bizden sonraki nesillere devredilecek. ALİ RIZA GÖNÜL(Aydın) -
Hiç alakası yok söylediklerinizin... İSMAİL KÖSE (Devamla) -
Buna mı karşı çıkıyorsunuz?! Yani, vakıfların eserine, hem Fazilet Partisi hem
de Doğru Yol Partisi, bu eserlerin yapılmasına ve onarılmasına karşı çıkıyor.
Bunun mantığı nerede değerli milletvekilleri... (MHP sıralarından alkışlar) TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, takıyye yapıyorlar. T. RIZA GÜNERİ (Konya) -
Cami istismarı yapıyorsunuz... İSMAİL KÖSE (Devamla) -
Sayın milletvekilleri, bir başka önemli konu: Geçtiğimiz ay içerisinde
Ulaştırma Bakanımız Fransa'ya gitti, bir uydu fırlattık "Türk Uydusu"
adını da verdiler biliyorsunuz, inşallah, o uyduyu fırlatma noktasına geleceğiz,
Allah nasip edecektir. Şimdi, bu uydularla
ilgili bir sözleşme yapılacak; yani, uluslararası kurallar neyse, neyi
gerektiriyorsa onu yapmak mecburiyetindeyiz. Ne yapmışız, uydularla ilgili iki
tane sözleşmeyi gündemimize almışız. Bir başka konu:
İçtüzüğümüzde değişiklik yapmamız gerekiyor; beş grubun temsilcisinin iştirak
ettiği, Anayasa Komisyonundan çıkıp önümüze gelen İçtüzük, tam 30 senedir
konuşulur bu Mecliste, kesinlikle bir değişiklik yapılmamıştır. TURHAN GÜVEN (İçel) -
1996'da yaptık... İSMAİL KÖSE (Devamla) -
21 inci Döneme nasip oldu, kapsamlı ve çok iyi bir uzlaşma ne-ticesinde,
İçtüzüğün 51 maddesi üzerinde anlaşılmış ve gündemimize getirilmiştir. Bu konu üzerinde görüşlerimizi ortaya
koyacağız ve inşallah, İçtüzükteki değişiklikler yapılacak. T. RIZA GÜNERİ (Konya) -
Hafızanızı kontrol edin Sayın Köse. İSMAİL KÖSE (Devamla) -
Netice itibariyle, milletvekillerimizin her gün onur ve haysiyetleriyle
uğraşan, az önce de Fazilet Partisi Grup Başkanvekilimizin ve Anavatan
Partisinden çok değerli bir milletvekilimizin Fransa'daki çalışmaları
sonucunda, milletvekillerimizle ilgili, basında yanlış ortaya konulan konular
var. Ne yapmışız; diyoruz ki
biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, bu mukaddes çatının altında olan
değerli milletvekillerimizin haysiyetini koruyacağız. Size haysiyetli bir
hareketin örneğini veriyorum. Sayın Aydın Ayaydın, Meclis Başkanlığına müracaat
ediyor "benim 11 tane dokunulmazlıkla ilgili dosyam var, Genel Kurula
getirin, bu dokunulmazlık dosyalarım görüşülsün, Genel Kurul bir kanaate
varsın" diyor. Biz de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve diğer DSP ve
ANAP Grubu olarak diyoruz ki: Milletvekili, milletvekilliğini engelleyen
herhangi bir suç işlemişse ve dokunulmazlık dosyası da komisyondan çıkmışsa, bu
Meclisin gündeminde niçin beklesin?! Niçin, hem milletvekilimiz hem Meclisimiz
töhmet altında kalsın?! İşte, onları getirdik. Değerli milletvekilleri,
getirmiş olduğumuz konular, Meclisin itibarını koruyacak ve Türk Milletini ve
devletimizi ekonomik yönüyle güçlendirecek yasa tasarılarıdır. Bu bakımdan, biz
bu önerilerimizin doğru olduğunu, süre itibariyle bunların çıkmasının gerektiğini
söylüyoruz; çünkü, arkasından bütçe gelecektir, onun süresi tahditlidir, yani
onun dışında bir çalışma imkânımız olma-yacaktır. Bir de, şimdiden
muhalefet partilerine şu müjdeyi veriyorum: Allah nasip ederse, bu yasama yılı
sonuna kadar, gece ve gündüz çalışmak durumunda olacağız. Şimdiden sizi
bilgilendiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Köse. MEHMET DÖNEN (Hatay) -
Sayın Başkan, izninizle Sayın Tümen, az önce bir konuşması içerisinde, 1994
yılında Ziraat Bankasının ödediği pamuk primlerinin, Ziraat Bankasının bu
duruma gelmesine, çökmesine neden olduğunu bildirdi. O dönemde ben bakandım... BAŞKAN - Efendim, grup
başkanvekilleriniz uygun görüyorsa... MEHMET DÖNEN (Hatay) -
Ben bakandım... ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) -
Evet efendim, o dönemde kendileri bakandı. BAŞKAN - Evet, o zaman
bakandınız. Çok kısa olmak üzere,
buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar) VI.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.- Hatay
Milletvekili Mehmet Dönen'in, Ankara Milletvekili Aydın Tümen'in, konuşmasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; burada, tabiî, biraz sonra çok önemli yasa
tasarılarını görüşeceğiz; Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankası ve
Emlak Bankasının özelleştirilmesine ilişkin yasa tasarılarını enine boyuna tartışacağız;
ama, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Sayın Aydın Tümen, az önce burada
dedi ki: "Ziraat Bankasının bugünkü zararı..." Ne kadar zarar?
Kimilerine göre, bugün, özellikle görev zararı olarak belirlenen 20 milyar
dolar, kimine göre 25 milyar dolar... Bu rakamlarda bir zararı var Ziraat
Bankasının. Bunu, 1994 yılında 3 000 lira olan pamuk primine bağlamak, ya olayı
bilmemek... 3 000 lira, pamuk primi 3 000 lira o zaman. 6 000 lira pamuk
fiyatı... AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Toplamı ne kadar?.. MEHMET DÖNEN (Devamla) -
Toplamı ne yapar? Türkiye'nin toplam pamuk üretimi ne kadar; o yılı kesin, net
bilmiyorum; ama, Türkiye'nin 850 ila 1 milyon ton arasında -1 milyon tonu çok
az bulmuştur ama, 850 bin ton civarında- bir pamuk üretimi var. Çarptığınızda
rakamı bulursunuz. Bu para 3,5 trilyon civarındadır. Şimdi, sizin söylediğiniz
para 20 milyar dolar... 20 milyar dolar neresi?.. Şimdi de pamuk primleri
ödeniyor. Primleri nereden ödüyorsunuz? AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Hazineden... MEHMET DÖNEN (Devamla)
-Hazineden mi? BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım efendim. MEHMET DÖNEN (Devamla) -
Şimdi, ödenen primler, görev zararı olarak, yani, çiftçiyi desteklemeye
yönelikse, bunu... AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Ziraat Bankasının görevi değildir. Sayın Dönen, Ziraat Bankasının görevi değildir.
MEHMET DÖNEN (Devamla) -
Bakın, o zaman da biz, Destekleme Fonundan ödedik. Destekleme Fonunda para
olmadığı dönemlerde, bu, çeşitli bankalardan alınmış olabilir, alınır. Bu,
Merkez Bankasından, Hazineden de alınabilir; ama, bu, esas olarak Destekleme Fonundan
ödendi, oradan ödenir ve burada, esas olarak oradan ödendi. Demek istediğim şu:
Şimdi, bu konuyu, eğer, enine boyuna konuşmak istiyorsanız, sizin kendi
grubunuzda olan, o dönem bakanlık yapan Sayın Tahir Köse'ye sorabilirsiniz.
Tahir Köse, bu konuyu iyi bilir; çünkü, o primin yarısını ben uyguladım,
yarısını da o uyguladı, ikimiz uyguladık. Ona sorarsanız, ne kadar ve nereden
harcadığını bilir. Teşekkür ederim. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Dönen. AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Sayın Başkan, ben Ziraat Bankasının bugünkü durumunu sadece buna bağlamadım,
bir örnek olarak verdim. Ziraat Bankasının bu duruma düşmesinin bir önreği
olarak verdim. Örnektir sadece. Yani, siyasî bir karar olarak... BAŞKAN - Anlaşıldı
efendim. Konumuz, bugün, o değil;
ama, müşterek önerge, bankalar konusunu ihtiva ettiği için buna da girmiş
olduk. V.-
ÖNERİLER (Devam) B) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam) 1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile
gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP ve ANAP
Gruplarının müşterek önerisi BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lehte ve aleyhte ikişer konuşma yapılmış oldu. Şimdi,
öne-rileri ayrı ayrı okutacağım. Öneriler 2 maddeden müteşekkildir; her
maddeyi, okunması bittikten sonra tartışmasız, söz vermeksizin, ayrı ayrı
oylatacağım. Şimdi, 1 inci maddeyi,
oylatmak üzere okutuyorum: Öneriler: 1 - 13 Kasım 2000 tarihli
gelen kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan 537 sıra sayılı kanun
tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3 üncü sırasına, aynı tarihli
gelen kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan 536 sıra sayılı kanun
tasarısının, 48 saat geçmeden 4 üncü sırasına, 14 Kasım 2000 tarihli gelen
kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan 539 sıra sayılı kanun
tasarısının, 48 saat geçmeden bu kısmın 5 inci sırasına, 143 üncü sırasında yer
alan 416 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 199 uncu sırasında yer
alan 531 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 195 inci sırasında yer
alan 527 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci sırasına, 68 inci sırasında yer
alan 257 sıra sayılı karma komisyon raporunun 9 uncu sırasına, 69 uncu
sırasında yer alan 271 sıra sayılı karma komisyon raporunun 10 uncu sırasına,
70 inci sırasında yer alan 290 sıra sayılı karma komisyon raporunun 11 inci
sırasına, 71 inci sırasında yer alan 291 sıra sayılı karma komisyon raporunun
12 nci sırasına, 78 inci sırasında yer alan 322 sıra sayılı karma komisyon
raporunun 13 üncü sırasına, 79 uncu sırasında yer alan 323 sıra sayılı karma
komisyon raporunun 14 üncü sırasına, 80 inci sırasında yer alan 324 sıra sayılı
karma komisyon raporunun 15 inci sırasına, 81 inci sırasında yer alan 325 sıra
sayılı karma komisyon raporunun 16 ncı sırasına, 82 nci sırasında yer alan 326
sıra sayılı karma komisyon raporunun 17 nci sırasına, 83 üncü sırasında yer
alan 327 sıra sayılı karma komisyon raporunun 18 inci sırasına alınması
önerilmiştir. BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, önerinin 1 inci maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir. 2 nci öneriyi okutuyorum
: 2- 14 Kasım 2000 Salı
günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının, 15 Kasım 2000 Çarşamba günü
de sözlü soruların görüşülmemesi; 14 Kasım 2000 Salı günü de kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi; Genel Kurulun 14 Kasım 2000 Salı günü 15.00-19.00,
20.00-24.00 saatleri arasında çalışması, 15 Kasım 2000 Çarşamba ve 16 Kasım
2000 Perşembe günleri de 14.00-19.00, 20.00 - 24.00 saatleri arasında çalışması
ve 16 Kasım 2000 Perşembe günü, gündemin 8 inci sırasına kadar olan tasarıların
görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde 24.00'ten sonra da
çalışmalara devam edilerek görüşmelerin bitirilmesine kadar çalışma süresinin
uzatılması, tasarı ve tekliflerin görüşülmesinde soru-cevap işleminin 10
dakikayla sınırlandırılması öne-rilmiştir. BAŞKAN - Önerinin 2 nci
maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım. Sırasıyla okutuyorum : IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam) 3.- Almanya
Federal Cumhuriyeti Parlamentosu himayesinde Berlin'de düzenlenecek Kadın Erkek
İçin Eşit Fırsatlar Parlamenter Komiteleri Ağı 2000 Yılı Konferansına, vaki
davet üzerine, TBMM'ni temsilen katılacak heyete ilişkin Başkanlık Tezkeresi
(3/696) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Almanya Federal
Cumhuriyeti Parlamentosu himayesinde 17 - 18 Kasım 2000 tarihlerinde Berlin'de
düzenlenecek olan "Kadın Erkek İçin Eşit Fırsatlar" Parlamenter
Komiteleri Ağı 2000 Yılı Konferansına TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu Başkanı Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu Almanya Federal
Cumhuriyeti Parlamentosu ilgili komisyon başkanı Christel Hanewinckel
tarafından 14 Haziran 2000 tarihli yazıyla ismen davet edilmektedir. Söz konusu davete Türkiye
Büyük Millet Meclisini temsilen Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu'nun icabet etmesi hususu, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 6 ncı
maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur. Murat
Sökmenoğlu Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı
Vekili BAŞKAN - Tezkereyi kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Tezkere kabul edilmiştir. İkinci tezkereyi
okutuyorum : 4.- Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın vaki davetine icabetle
KKTC'nin 17 nci kuruluş yıldönümü kutlamalarına TBMM Başkan Vekili Murat
Sökmenoğlu'nun katılmasına ilişkin Başkanlık Tezkeresi (3/697) 13.11.2000 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'ın vaki davetine icabetle, KKTC'nin 17 nci Kuruluş Yıldönümü
kutlamalarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Vekili M. Murat Sökmenoğlu'nun katılması hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesi
uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur. Ömer
İzgi Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, bazı sayın
milletvekillerinin izinli sayılmalarına
dair bir tezkeresi vardır; okutup, ayrı
ayrı oylarınıza sunacağım: 5. - Bazı milletvekillerinin izinli sayılmalarına ilişkin
Başkanlık Tezkeresi (3/698) 13.11.2000 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Aşağıda adları yazılı
sayın milletvekillerinin, hizalarında
gösterilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları Başkanlık Divanının 3.11.2000
tarihli toplantısında uygun görülmüştür. Genel Kurulun
onayına sunulur. Ömer
İzgi Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı "Aydın Milletvekili
Ali Rıza Gönül, hastalığı nedeniyle 3.6.2000 tarihinden geçerli olmak üzere 21
gün" BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. "İstanbul
Milletvekili Aydın Menderes, hastalığı nedeniyle 6.6.2000 tarihinden geçerli olmak üzere 21 gün" BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. "Kahramanmaraş
Milletvekili Metin Kocabaş, hastalığı nedeniyle 1.10.2000 tarihinden geçerli
olmak üzere 61 gün" BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. "Malatya Milletvekili
Namık Hakan Durhan, hastalığı
nedeniyle 19.6.2000 tarihinden geçerli olmak üzere 12 gün" BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. "Samsun Milletvekili
Yekta Açıkgöz, hastalığı nedeniyle
9.6.2000 tarihinden geçerli
olmak üzere 19 gün" BAŞKAN -Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. "Trabzon
Milletvekili Ali Kemal Başaran, hastalığı nedeniyle 25.10.2000 tarihinden
geçerli olmak üzere 12 gün" BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. "Şanlıurfa
Milletvekili Necmettin Cevheri, mazereti nedeniyle 15.6.2000 tarihinden geçerli
olmak üzere 25 gün" BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, bir milletvekiline ödenek ve
yolluğunun verilebilmesi için bir tezkeresi daha vardır; okutup oylarınıza
sunacağım: 6. - Kahramanmaraş Milletvekili Metin Kocabaş’a ödenek ve
yolluğun verilebilmesine ilişkin Başkanlık Tezkeresi (3/699) 3
Kasım 2000 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna Hastalığı nedeniyle bu
yasama yılında aralıksız olarak iki aydan fazla izin alan Kahramanmaraş
Milletvekili Metin Kocabaş'a İçtüzüğün 154 üncü maddesi gereğince ödenek ve
yolluğunun verilebilmesi Başkanlık Divanının 3.11.2000 tarihli toplantısında
uygun görülmüştür. Genel Kurulun onayına
sunulur. Ömer
İzgi Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri,
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergeleri
vardır. 3 adet olan bu önergeleri ayrı ayrı okutup, işleme alacağım ve
oylarınıza sunacağım. İlk önergeyi okutuyorum : 7.-
Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız'ın, Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik
Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/306)
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/234) 24.3.2000 Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına (2/306) esas nolu, Muhtar
Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Teklifim komisyona havale edildiği tarihten itibaren 45 gün geçtiği halde
görüşülmemiştir. İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine
alınmasını arz ederim. Saygılarımla. İlyas
Yılmazyıldız Balıkesir BAŞKAN - Görüşmeyi arzu
ediyor musunuz Sayın Yılmazyıldız? İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Evet. BAŞKAN - Buyurun efendim.
Sayın Yılmazyıldız,
süreniz 5 dakikadır. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yasama yılında
verdiğim 29.8.1977 tarihli ve 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik
Yasasının 1 inci Maddesinin Birinci Fıkrasında Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifim 45 gün geçtiği halde komisyonlarda görüşülmediği için, İçtüzüğün
37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması için söz almış bulunuyorum;
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. Sayın milletvekilleri,
ülke genelinde sayıları 50 000'e ulaşan muhtarlarımız, demokratik sistem
içerisinde seçimle işbaşına gelen kamu görevlilerimizdir. Vatandaşlarımızın
başvurduğu ilk devlet kapısı muhtarlıklarımızdır. Muhtarlarımız,
vatandaşlarımızla sürekli iç içe yaşayarak devlet ile vatandaş arasında köprü
vazifesini görmektedirler. Verdiğim kanun teklifi,
ülkemizde 36 000 köy muhtarı, 14 000'den fazla mahalle muhtarını
ilgilendirmektedir. Bugün, nüfusumuzun yüzde 46'sını teşkil eden insanların,
kırsal kesimde, köyde yaşadığı ve idaresinin de muhtarlara verildiği dikkate
alınırsa, kanun teklifimin önemi ortaya çıkacaktır. Köy muhtarlarının iki
önemli görevi bulunmaktadır; birincisi, devlet işleri, ikincisi, köy işleridir.
Bu görevler arasında, hükümet tarafından bildirilecek kanunları, nizamları köy
içinde anlatan, asker toplayan, bakaya ve kaçakları hükümete haber veren, doğan
ve ölenleri, nikâhlananları, boşananları kaydetmeye kadar yaklaşık yüzelli
görev ve sorumlulukları vardır. Muhtarlarımız, kamu adına
vatandaşların sorunlarıyla direkt muhatap durumundadır; ancak, muhtarlarımızın
bugün aldığı 47 280 000 liralık düşük maaşları, yerine getirdikleri vazife ve
taşıdıkları sorumluluklarla orantılı değildir. Bu maaş, özellikle köy muhtarlarımızın
yol paralarını bile karşılayamamaktadır. Yaz tatilinde, Balıkesir
İlinde, 19 ilçe, 34 belde ve 1 000'e yakın köyümüzde 1 350 muhtarımız-la
yaptığımız toplantılarda, muhtarlarımız, son derece mustarip olduklarını,
özellikle muhtarların yetki ve salahiyetleriyle ilgili yasanın çok yetersiz
olduğunu, acilen değişmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Bildiğiniz üzere,
muhtarlarla ilgili, özellikle mahalle muhtarlıklarıyla ilgili... Mahalle
muhtarlıkları, 1913 ve 1934 yıllarında iki defa lağvedilmiş; ancak, doğan
boşluğun yeri bir türlü doldurulamayınca, tekrar 1944 yılında ihdas edilmiştir.
Bütün bunları dikkate
aldığımızda, büyük sıkıntılar
içerisinde hizmet veren muhtarlarımızın maaşları, verdiğim kanun teklifinin
kabul edilmesi halinde, yapılacak değişiklikle, gösterge rakamı 3 000'den 9
000'e yükseltilerek, alacakları maaş da 141 184 000 lira olacaktır. Muhtarlarımızın diğer
çözülmesi gereken problemleri şunlardır: Çalışacakları doğru düzgün büroları
yoktur. Ayrıca, özellikle şehirlerde mahalle muhtarları, belediye
başkanlarından âdeta hizmet dilenmektedirler. Şehirlerde belediye meclislerinde
mutlaka temsil edilmeleri gerekir. İl genel meclisinde köy muhtarlarının temsil
edilebilmeleri gerekmektedir. Bütün ilgili kanunlarda bu düzenlemeler
yapılmalıdır diyorum. Açık ve demokrat bir
toplum olmanın temel koşulu, demokratik ve yasal süreci tabandan başlatmaktır.
Bu sebeple, muhtarlara görev ve sorumluluklarına paralel ve günün şartlarına
uygun bir maaş verilmesi için kanun teklifimizin doğrudan gündeme alınması için
desteklerinizi beklemekteyim. Özellikle iktidara mensup arkadaşlarımız,
muhalefete mensup bir milletvekili olmam hasebiyle... AYDIN TÜMEN (Ankara) -
Desteklediğimizi ifade ederseniz... İLYAS YILMAZYILDIZ
(Devamla) - Tabiî. Eğer, kabul ederseniz, siz de desteklediğinizi göstermiş
olacaksınız. Çünkü, Muhittin Büyükaslan diyor ki: "Biz, köy ve mahalle
muhtarları olarak sokağa dökülmek istemiyoruz, sorumlu insanlarız."
Görüyorsunuz, memurların hali ortada; aynı sorunların hiç olmazsa bunda
olmaması için, ben, destekleyeceğinizi ifade etmenizden memnuniyet duydum.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Yılmazyıldız. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir miyim? BAŞKAN - Milletvekili
olarak 5 dakika konuşma hakkınız var, arzu ederseniz kürsüye gelin. Buyurun Sayın Köse. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; değerli milletvekilimiz Sayın Yılmazyıldız Beyin önerisine
müspet olarak yaklaştığımı ifade etmek istiyorum; ancak, mahallî idarelerle
ilgili çok kapsamlı bir kanun tasarısı şu anda hükümetin önündedir ve kanun
hükmünde kararname çıkarmak üzere bir hazırlığı olmasına rağmen, yetki kanunu
iptal edildiği için, o, gündemden kalkmıştır. Çok kısa süre içerisinde mahallî
idarelerin tümünü, yalnız muhtarlarımız değil, belediyelerimiz, il özel
idarelerimiz olmak kaydıyla, tüm mahallî idarelerimizi ilgilendiren çok
kapsamlı bir kanun tasarısı Yüce Meclisin önüne gelecektir. Değerli arkadaşımızın
vermiş olduğu bu öneri tabiî gündemde yerini alacaktır; ancak, inanı-yorum ki,
onun teklifini de içeren, çok daha kapsamlı, muhtarlarımızın sosyal haklarını
içeren, ödenekleriyle ilgili ve diğer taraftan il genel meclis üyelerimizin,
belediye meclis üyelerimizin, belediye başkanlarımızın, il özel idaresiyle,
belediyelerle olan ekonomik ve malî desteklerin neler olması gerektiğini ve
hangi ölçülerde, hangi imkânların mahallî idarelerimize aktarılacağı konusunda
çok tafsilatlı ve kapsamlı bir kanun tasarısı Yüce Meclisimizin önüne
gelecektir. Buradan değerli
muhtarlarımıza şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten hizmetlerin
götürülmesinde, yine, her ne kadar 36 000 gözüküyorsa da, mezrasıyla,
yaylasıyla, meskûn sahası itibariyle 40 000'in üzerinde kırsal kesimde yerleşim
merkezi olan ülkemizdeki muhtarın sorumluluğu, yapmış olduğu görevi gözardı
etmemiz mümkün değildir. O itibarla, hem Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem
hükümet olarak bu işe müspet yaklaştığımızı ve arkadaşımızın bu önerisine de
müspet oylarımızla katkıda bulunacağımızı ifade ediyor; saygılar sunuyorum.
(MHP ve DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Köse. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Sayın Başkan, Sayın Köse hükümet adına mı konuşuyor, grubu adına mı konuşuyor? İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Şahsım adına... BAŞKAN - Efendim,
milletvekili olarak konuşuyor; şahsı adına... TURHAN GÜVEN (İçel) - O
zaman müsaade buyurun... Bir teklifin üzerine
böyle bir konuşma hangi usulde var, bana söyler misiniz?.. BAŞKAN - Efendim, öneri
sahibi, daha doğrusu 37 nci maddeye göre talep sahibi ve bir milletvekili... TURHAN GÜVEN (İçel) -
Katıldığını beyan ettiler, tamam da... BAŞKAN - Hatırlarsanız,
bir milletvekili olarak, milletvekili sıfatıyla söz veriyorum dedim. Konuşmanın
içeriğine müdahale etme imkânım yoktur. TURHAN GÜVEN (İçel) -
Hükümet ve Grubum adına diyor da, onun için müdahale ediyorum... Hükümet ve
Grubum adına diyor efendim... BAŞKAN - Evet efendim,
konuşmanın içeriğine müdahale imkânım yok. TURHAN GÜVEN (İçel) - O
zaman biz de katılıyoruz, biz de söyleyelim... MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Efendim, yerimden bir iki cümleyle görüşlerimi açıklayabilir
miyim?.. BAŞKAN - Yerinizden
efendim... 60 ncı maddeye göre; çok
kısa lütfen... MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Ben de, Sayın
Yılmazyıldız'a bu teklifi ve doğrudan gündeme alınma önergesi sebebiyle
teşekkür ediyorum. Gerçekten, muhtarlarımız,
devleti temsil ediyorlar. Belki de, devletimizin en uç noktadaki
temsilcileridir, büyük sorumlulukları var; ama, "aslan yattığı yerden
belli olur" derler. Muhtarlarımıza ve muhtarlık müessesesine devlet olarak
gerekli desteği veremediğimizi de belirtmek istiyorum. Mahalle veya köy
muhtarımızın eğer bir muhtarlık binası varsa ve eğer imkânı varsa
telefon parasını kendi öder, elektrik parasını kendi öder. O bakımdan,
muhtarlarımızın ekonomik durumlarının, devlet desteklerinin artırılması
teklifi, muhtarlarımıza bir yardım değil, doğrudan doğruya devletin temsiline
bir yardımdır; o bakımdan, ben kişisel
olarak bu öneriyi destekliyorum. Fazilet Partisindeki arkadaşlarımız da -Grup
Başkanvekilimiz de burada- biz de bu öneriye olumlu oy vereceğiz. BAŞKAN - Teşekkür ederim. SÜLEYMAN YAĞIZ (İstanbul)
- Sayın Başkan, ben de söz alabilir miyim? BAŞKAN - Oturduğunuz
yerden efendim, çok kısa... SÜLEYMAN YAĞIZ (İstanbul)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın İlyas Yılmazyıldız'ın önerisine
ben de destek veriyorum. Sanıyorum, Grubumuz da bu konuda gereken desteği
verecektir. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim
efendim. MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Eskişehir) - Sayın Başkan... BAŞKAN - Sayın Yıldırım,
çok kısa efendim... MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Eskişehir) - Sayın Yılmazyıldız'ın verdiği önergeyi destekli-yorum. Ben de bu
şekilde bir kanun teklifi verdim. Hakikaten, hem şehirlerdeki muhtarlarımız hem
de köy muhtarlarımız sıkıntı içindedir.
Biraz evvel de arkadaşımın izah ettiği gibi, mesela, Eskişehir'de muhtarlar
birliğinin binası yok; kendi ceplerinden verdiği paralarla oturuyorlar...
İsabetli bir öneridir; Doğru Yol Partisi olarak hepimiz destekliyoruz. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... İttifakla kabul edilmiştir. İLYAS YILMAZYILDIZ
(Balıkesir) - Sayın Başkan, desteklediği için Yüce Parlamentoya teşekkür
ediyorum. BAŞKAN - Biz de teşekkür
ediyoruz. İkinci doğrudan gündeme
alınma önergesini okutuyorum : 8.- Çorum
Milletvekili Melek Karaca'nın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve
190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifinin (2/260) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/235) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına (2/260) esas numaralı,
Çorum'da Çorum Üniversitesi adıyla bir üniversite kurulmasına dair kanun
teklifim, komisyona havale edildiği tarihten itibaren 45 gün geçtiği halde
halen görüşülmemiştir. İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince teklifimin doğrudan
Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim. Melek
Denli Karaca Çorum BAŞKAN - Önerge sahibi
Sayın Karaca; buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. MELEK DENLİ KARACA
(Çorum) - Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; bugün Orta
Karadenizin İçanadolu'ya açılan kapısı konumunda olan Çorum ilimizin en önemli
meselelerinden birini teşkil eden Çorum Üniversitesinin kurulmasının zarureti
ve bu konuyla ilgili kanun teklifimin doğrudan gündeme alınması hakkında
konuşmak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum; hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. Sözlerime başlamadan
evvel, iddialı olarak ifade ediyorum ki, her türlü iktisadî ve sosyal imkânlara
sahip, ülkemizin en çağdaş kentlerinden biri olan Çorum İlimiz, bağımsız bir
üniversiteyi fazlasıyla hak etmiş durumdadır. Zira, 12 820 kilometrekare genişliğindeki
toprakları, 81 vilayetimiz içerisinde 20 nci sırada olması ve 14 ilçe, 743 köyüyle
neredeyse büyük bir şehir statüsüne yaklaşmakta olan Çorum İlindeki bu
potansiyel, elbette ki, beraberinde hızlı bir sana-yileşme sürecinin
başlamasına da sebebiyet vermiştir. Şu anda, özel teşebbüse ait 182 fabrika
faaliyet göstermektedir ve sadece toprak sanayiine ait 57 fabrikasıyla Türkiye
ortalamasında yüzde 15'lik bir paya sahiptir. Ayrıca, devlete ait şeker
fabrikaları ile 1992'de özelleştirilen çimento fabrikası da anılmaya değerdir. Çorum, böylesine bir
potansiyel güce sahip olmasına karşılık, cumhuriyet döneminin en çok ihmal
edilen bir kenti durumunda kalmıştır. Çorum, devletine bağlılığı, yasalarına
saygısı ve vatandaşlık bilinciyle hiçbir zaman tahriklere kapılmamış, devletin
bekası, milletin birliği ve beraberliği için, son onbeş yılda, 124 evladını da
şehit olarak vermiştir. Böyle bir ilimizin artık ihmal edilmişlikten kurtulması
gerekmektedir. Devletimizin vefa borcu ve aslî görevleri arasında olarak
Çorum'a getirilecek hizmetlerin 57 nci hükümetimiz tarafından ele alınması ve
icra edilmesi, aynı zamanda, koalisyon protokolünün muhtevasına da uygun
düşecektir. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; arz ettiğim bu genel gerekçelerin yanı sıra, bir de
madal-yonun diğer yüzü vardır ki, o da, Çorum'daki ortaöğretim kurumlarının
durumu ve öğrenci kapasitesidir. Çorum'un merkez ve ilçelerinde, 18 genel lise,
4 Anadolu lisesi, 1 fen lisesi, 28 meslek li-sesi ve 1 de özel lise olmak
üzere, 52 ortaöğretim kurumu mevcuttur. Bütün bu kurumlarda, toplam 97 150
öğrenci eğitim görmektedir. Ayrıca, Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait 750 öğrenci
kapasiteli yurt mevcut olup, 1 000 öğrenci kapasiteli yurdun da inşaatı halen
devam etmektedir. Çorum, ayrıca, sağlık
açısından da bölgeye hizmet veren bir il durumundadır. Bölge hastanesi
konumundaki Devlet Hastanesi ve diğer hastanelerdeki toplam 2 000 yatak
kapasitesiyle, Yozgat, Amasya, Merzifon ve ilçelere de hitap eder durumdadır. İşte, bu aktivitelerin
yükseköğretime taşınması durumunda, İç Anadolu ve Orta Karadeniz Bölgelerinin
öğrenci potansiyeli, Ankara, Samsun'dan sonra, Çorum'da toplanacak ve Çorum,
bir eğitim ve kültür merkezi haline gelecektir. Çorum'da, halen, Gazi Üniversitesine
bağlı 4 fakültede eğitim ve öğretim devam etmektedir. Bunlardan, yalnız
Mühendislik Fakültesinin 1 000'in üzerinde öğrencisi mevcuttur. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Çorum İlini, İç Anadolu, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgelerine
hitap eden bir kültür merkezi haline getirecek üniversitenin açılması için
gerekli olan altyapı da mevcuttur. İlimize 8 kilometre mesafede, Çorum-Ankara
karayolu bitişiğinde, 2 000 dönümlük Hazine arazisi, Çorum Üniversitesine
tahsis edilmiştir. Çorum'da üniversite kurulduğu takdirde, yeni tesisler
yapılmasına kadar, üniversite öğretim üyelerini, personelini ve öğrencileri
barındıracak yeterince imkân vardır. Başta vilayet olmak üzere, kamu kurumları,
sivil toplum kuruluşları ve tümüyle Çorum halkı, üniversite için her türlü
fedakârlığı yapmaya hazırdır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifimizin
öne alınması ve kabulüyle, Çorum ve çevresinin, yükseköğrenim gençliğine imkân
hazırlanarak, orta ve doğu Karadeniz'e açılan Çorum'daki potansiyel aktivite
eğitim hizmetleriyle desteklenmiş olacaktır. Çorum, Yozgat, Amasya, Merzifon ve
çevresinin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkı sağlanacaktır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Karaca,
lütfen, tamamlayınız. MELEK DENLİ KARACA
(Devamla) - Peki efendim. Sanayileşme atılımları
yapan Çorumlu işadamları ve mahallî kuruluşlar teşvik edilecektir. Kanun
teklifinin kabulü ve kesinleşmesiyle, kadro alamayan birçok akademisyen ve
bilim adamımıza kadro imkânı sağlanacaktır ve en nihayet, 1983'ten beri askıda
kalmış olan Çorum üniversitesi hayata geçirilmiş olacaktır. Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; buraya kadar sıraladığım gerekçe ve zaruretler doğrultusunda,
devletimiz, gençlerimizin okumaları ve ilim irfan sahibi olmaları için her
türlü imkânı seferber etmek mecburiyetindedir. Ülkesine ve milletine faydalı
olmak isteyen gençlerimizi görmezden gelemeyiz. Bu itibarla, YÖK tarafından
yapılan altyapı sıralamasında Türkiye genelinde ikinci sırada olan ilimizin bir
an önce üniversiteye kavuşturulmasını özlemle bekliyoruz. Biz istiyoruz ki,
Atatürk'ün yaktığı ilim meşalesi, Çorum üniversitesi adıyla kurulacak olan bu
ilim ve irfan ocaklarında, Çorum toprak ve semalarında ebet müebbet yansın. Sözlerime son verirken,
kanun teklifinin öne alınmasını ve kabulünü, yüksek takdir, tasvip ve
tensiplerinize arz ediyorum. Yüce Meclisi bir defa daha saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Karaca. Şahsı adına, Sayın Yasin
Hatiboğlu, buyurun efendim. YASİN HATİBOĞLU (Çorum) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çorum üniversitesi bugünün meselesi
değildir, hemen her yeni dönemde, Çorum üniversitesini biz gündeme getiririz,
hatta 20 nci Dönemdeydi, üniversite kurulması kararına ramak kalmışken, bazı
milletvekili arkadaşlarımızın, belki de kendi bölgelerini çok aşırı
sevdiklerinden dolayı -Çorum'u kıskandıklarından demiyorum- bazı dayatmalar
yaptılar "ya bize de olur, ya oraya da olmaz" diye, maalesef, bunun
kadrine uğradı Çorum. Değerli milletvekilleri,
artık, üniversiteler sıradan kuruluşlar değildir, onların neyi hedeflediği,
hedefini nasıl gerçekleştireceği, bunun için hangi imkânlara ihtiyaç olduğu çok
enine boyuna konuşulur ve tartışılır olmalıdır. Biz, başka bölgelere üniversite
kurulmasın demiyoruz; eğer şartları varsa, hani mümkünse her köye kuralım; ama,
şartlar olmalıdır. Şimdi, öyle talepler var ki -ben, o illeri ifade edecek
değilim- yani, orada gerçekten iyi yerleşmiş bir lise kurmak uygundur; ama, bir
üniversite kurmaya imkân yoktur, ihtiyaç da yoktur. Çorum, bu değildir. Çorum'a
hangi açıdan bakarsanız bakın, gerçekten, Devlet Planlamanın sıralamasında,
Yüksek Öğretim Kurulunun sıralamasında birinci sıradadır. Coğrafî yapı itibariyle,
maddî katkıları itibariyle Çorum'u artık bekletmek haksızlıktır. Bir
havaalanımız inşallah bitmek üzeredir, Devlet Demiryollarımızın Çorum'u
gü-zergâh seçtiğini hepimiz biliyoruz. Öğrenci potansiyelimiz, kapasitemiz
ortadadır. Sanayileşme; Türkiye'deki sanayileşmiş bölgeler ve beldeler
sayılırken eskiden Gaziantep, Kayseri, Denizli diye sayılırdı, şimdi
değiştirdik onu Çorum, Denizli, Gaziantep, Kayseri diye sayar olduk. Yani,
Çorum'un bu kadar gelişmişliğine karşı, Çorum'un ülke ekonomisine bu kadar
katkısına karşı, biz bir üniversiteyi esirgersek, Çorum'u ve Çorumluyu üzeriz,
kırarız, yazık ederiz. Onun için, ben, arkadaşlarımdan, doğrudan gündeme
alınması konusunda destek bekliyorum. Bilmiyorum başka
bölgelerdeki imkânlar nedir; arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, 2 000 dönüm
-sıfırlarını sıralarsanız İstanbul'a tren yolu olur- yerimiz hazır merkez için;
Alaca'da yüksekokul için çok büyük bir yer var, İskilibimizde var,
Sungurlumuzda var, Osmancığımızda var. Yani, ilçeleri-mizde de, kurulacak yüksekokullar
için yeteri kadar arazimiz tahsis edilmiştir. Bu kadar teşne ve bu kadar hazır
bir ili geri çevirirsek, korkarım ki, dualarımız kabul olmaz, geri çevrilir.
Onun için, benim istirhamım şudur: Çorum'a bir üniversite kurulması konusunda,
Yüce Heyetiniz, lütfen, yalnız bugün değil, bundan sonraki her ihtiyaç halinde
bize destek veriniz. Bakınız, halen faaliyette
olan fakültelerimiz var, Gazi Üniversitesine bağlı. Buradan, Plan ve Bütçe
Komisyonundan yalvar yakar para alıyoruz. Kime alıyoruz; üniversiteye alıyoruz.
Hangi üniversite bu; Gazi Üniversitesi. Taksimatı kim yapıyor, harcamayı kim
yapıyor; Gazi Üniversitesi yapıyor. Kime harcıyor önce; öz evlat deyip, kendi
fakültelerine harcıyor ve yazık oluyor bize. Onun için, benim istirhamım,
lütfen, desteğinizi esirgemeyiniz. Bir milletvekili olarak konuşuyorum; ama,
yani, grup başkanvekilliği sıfatımı da orada bırakamadım, onu da beraber
getirdim, böylece rica ediyorum, saygı sunuyorum efendim. Yüce Heyeti selamlıyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Hatiboğlu. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... İttifakla kabul edilmiştir. Üçüncü önergeyi
okutuyorum : 9.- Hakkâri
Milletvekili Evliya Parlak'ın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/450) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/236) Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına 12.2.2000 tarihinde
verdiğimiz, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifimiz, havale edildiği Plan ve Bütçe Komisyonunda bugüne
kadar görüşülmemiştir. Kanun teklifimizin,
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul Gündemine alınmasını arz
ederim. Saygılarımla. Evliya
Parlak Hakkâri
BAŞKAN - Sayın Parlak,
söz istiyor musunuz? EVLİYA PARLAK (Hakkâri) -
Evet Sayın Başkan. BAŞKAN - Sayın Parlak,
önerge sahibi olarak konuşacaklar. Buyurun. Süreniz 5 dakika efendim.
EVLİYA PARLAK (Hakkâri) -
Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; sözlerime başlarken hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar,
Hakkâri milletvekilleri olarak, kavuştuğumuz huzur ve güven ortamı içerisinde,
Hakkâri'de, eğitim ve öğretimini yıllardan beri başarıyla sürdüren meslek
yüksekokulu yanında, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı olarak yeni bir
eğitim fakültesinin kurulmasını, geçtiğimiz yasama yılında teklif etmiş idik. Valiliğimiz, gerçekten,
bütçe olanaklarımızı da çok iyi bildikleri için, birlikte düşündük ve eğitim
fakültesinin uzun yıllar tedrisatını, yurtlarını karşılayacak binalarını da, il
imkânları içerisinde temin ettikten sonra bu kanun teklifini verdik ve gerekçemizde
de arz etmiştik. Bu arada, Yüzüncü Yıl
Üniversite Senatosu, YÖK Genel Kurulu, değerli bakanımız, Başbakanımızın da
talimatlarıyla, bakanlık olarak, aynı konuda bir tasarı hazırlığına girdiler,
Devlet Planlama Teşkilatından, Devlet Personel Dairesinden, Maliye Bakanlığından
gerekli olumlu görüşler alındıktan sonra, haziran ayının sonunda -Bakanlar
Kurulunca tasarı halinde Meclise sunulma çalışması da sürdürülürken-
hükümetimize, hepimizin bildiği gibi, bir kanun hükmünde kararname çıkarma
yetkisini verdik. Gerçekten, 57 nci hükümet, bu kanun hükmünde kararname
yetkisini kullanırken çıkarmış olduğu 17 kararnameden biri olan ve 12 Eylül
2000 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 612 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle,
birçok ilde olduğu gibi Hakkari'de de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı
olarak bir eğitim fakültesi kurulması kararlaştırılmıştı; ama, hepimizin
bilgisi dahilinde olduğu gibi, Anamuhalefet Partisinin başvurusu üze-rine önce
yetki kanunu, bilahara bütün bu 17 kanun hükmünde kararname iptal edildi. İptal
edilen 612 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili, 10 Kasım 2000 tarihli
Resmî Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararında da, zaten yürürlüğe
girebilmesi için hükümete bu boşluğu doldurma imkânını tanıyabilmek açısından
altı aylık bir süre verilmiştir. Yüce Genel Kuruldan
istirhamımız şudur: Bu kanun hükmünde kararname iptal olmasaydı zaten biz kanun
teklifimizi geri çekecektik; ama, şu anda bir boşluk doğmuştur ki, tahmin
ediyorum, değerli hükümet üyeleri ve Bakanlar Kurulunun, daha önce kanun
hükmünde kararnameyle karara bağladığı bu ve buna benzer eğitim ve öğretim
kurumlarını kısa sürede, yine yasa tasarısı halinde veya böyle, milletvekilleri
tarafından verilen tekliflere sahip çıkmak suretiyle, yine bu altı ay dolmadan
kanunlaştırma yoluna gireceğine olan inancımı taşıyorum. Yüce Genel Kurula,
özellikle hükümeti oluşturan partilere, Anamuhalefet Partisine, hiç olmazsa bu mağduriyetimizi
gidermesi açısından ve diğer muhalefet partisine mensup arkadaşlara da
sesleniyorum; bizim bu teklifimizin de oybirliğiyle gündeme alınmasını istirham
ediyor; Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ediyorum
Sayın Parlak. MECİT PİRUZBEYOĞLU
(Hakkâri)- Sayın Başkan, ben de konuşmak istiyorum. BAŞKAN- Peki, buyurun
efendim. Sayın Piruzbeyoğlu,
süreniz 5 dakika. MECİT PİRUZBEYOĞLU
(Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hakkâri İlimizde bir eğitim
fakültesinin kurulmasıyla alakalı teklifin gündeme alınması konusunda söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
bilindiği gibi Hakkâri, Türkiye'nin en geri kalmış ve çok sorunlu bir ilidir.
Öncelikli sorunlarımızdan birisi de eğitim sorunudur. Hakkâri İlimizde ilkokul,
ortaokul ve lise bulunmaktadır. Bütün Hakkârililer, çocuklarını okutmak için
hiçbir fedakârlıktan kaçınmamaktadırlar; ancak, 20 yıldır tarım ve hayvancılığa
dayalı ekonomisi, terör nedeniyle bitmiştir, işsizlik had safhadadır.
Üniversite çağına gelen Hakkârili gençlerimiz, üniversite imtihanlarını
kazansalar bile, maalesef, maddî imkânsızlıklar nedeniyle diğer illere
gönderilmemektedir. Hakkârililerin yüzde 85'i acıklı durum içerisindedir. Değerli milletvekilleri,
biz, sizden Türkçe eğitim istiyoruz. Bunu bizden esirgemeyeceğinize inanıyorum.
Hakkâri İlimizde bir eğitim fakültesinin açılmasıyla ilgili teklifimizin
gündeme alınmasını takdirlerinize sunar, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Mecit Piruzbeyoğlu. HAKKI TÖRE (Hakkâri) -
Söz istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Çok kısa olmak
kaydıyla buyurun Sayın Töre. HAKKI TÖRE (Hakkâri) -
Sayın Başkan, Hakkâri İlinde Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı eğitim
fakültesinin kurulmasını destekliyorum. Bütün arkadaşlara
teşekkür ediyorum. (Alkışlar) İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan, biz de destekliyoruz. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri,
gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz. VII.-
SEÇİMLER A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM 1.- Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim BAŞKAN - Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan ve Doğru Yol Partisi Grubuna
düşen bir üyelik için Siirt Milletvekili Sayın Takiddin Yarayan aday
gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayın milletvekilleri,
gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmında yer alan Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kabinesi Arasında Savunma Sanayii
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açık
oylamasına başlıyoruz. VIII. -
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER 1.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kabinesi Arasında Savunma Sanayii
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî
Savunma ve Dışişleri Komisyonları raporları (1/357) (S.Sayısı: 97) (1)
(1) 97 S. Sayılı
Basmayazı 9.11.2000 tarihli 14 üncü Birleşim Tutanağına eklidir. BAŞKAN - Daha önce
yaptığımız oylamada, açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması
tarafınızdan kabul edilmişti. Şimdi, oylamayı
tekrarlayacağız. 5 dakika süre veriyorum. (Elektronik cihazla
oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, açık oylama şu şekilde cereyan etti: Katılan üye : 242 Çekimser : 1 Ret : 3 Kabul : 235 Mükerrer : 3 Böylece, tasarı kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun. Alınan karar gereğince,
sözlü sorular ve diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam
ediyoruz. Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız. Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarıları ve Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının
müzakerele-rine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarıları ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve
Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/650, 1/679) (S.Sayısı: 517) BAŞKAN - Komisyon?..
Mevcut değil. Hükümet?.. Mevcut değil. Ertelenmiştir. Kamu Kurum ve
Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilatı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ve Dışişleri Komisyonu raporunun müzakerelerine başlayacağız. Hükümet, 6.6.2000 tarihli
105 inci Birleşimde temsil edilmediğinden, 62 nci madde gereğince, hükümetin
varlığını aramayacağım; ancak, komisyonun varlığı şart. 3.- Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilatı Hakkında
189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53)
(S.Sayısı: 433) BAŞKAN - Komisyon?.. Yok. Ertelenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
müza-kerelerine başlıyoruz. 4.- Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Tasarısı
ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/775) (S.Sayısı: 537) (1) (1) 537 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir. BAŞKAN - Komisyon?..
Mevcut. Hükümet?.. Mevcut. Komisyon raporunun okunup
okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Komisyon raporunun okunmasını kabul
edenler... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Oylamaya geçildi... SALİH KAPUSUZ (Kayseri) -
Hayır, geçilmemiştir. BAŞKAN - ... Komisyon
raporunun okunmasını kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Karar yetersayısı vardır. Efendim, karar
yetersayısı istenilmiştir. Bildiğiniz gibi, tek bir milletvekilinin, oylamaya
geçerken karar yetersayısı istemesi, bunu aramamız için yeterlidir. Tüzükteki
ifade "oylamaya geçerken" şeklindedir. Sayın milletvekilleri,
raporu okumadık; ancak, bir basım hatasını düzeltmek istiyorum. Muhalefet şerhi yazan
milletvekillerimizden Sayın Kemal Kabataş'ın adı Kemal, soyadı Atahan olarak
yazılmıştır. Kabataş olarak düzeltilmesi gerektiğini hususunu, zabıtlara
geçmesi bakımından ve raporun düzeltilmesi bakımından arz ediyorum. Sayın milletvekilleri,
537 sıra sayılı tasarının tümü üzerinde söz isteyenler: Doğru Yol Partisi Grubu
adına, Sayın Kemal Kabataş, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Veysel Candan;
şahısları adına, Sayın Aslan Polat, Sayın Cevat Ayhan, Sayın Masum Türker ve
Sayın Aydın Ayaydın. Şimdi, ilk sözü, Doğru
Yol Partisi Grubu adına, Doğru Yol Partisinin görüşlerini ifade edecek olan
Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş'a veriyorum. Buyurun efendim. (DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. DYP GRUBU ADINA KEMAL
KABATAŞ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 537 sıra sayılı
tasarı üzerinde Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz
almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Gerçekten, önümüzde yer
alan ve çok kısa bir metin olarak gözüken tasarı, düzenlediği konu ve içeriği
itibariyle fevkalade önemli, belki de Türk finans kesiminin içerisinde
bulunduğu tabloyu ortaya koyma açısından en büyük fırsatı yaratan bir tasarı
olma özelliği taşıyor. Tasarının, sadece satır
aralarına ve iktidar partisine mensup değerli arkadaşlarımızın birer slogan
olarak ifade ettiği görüşlere bakılırsa, doğru, haklı, yerinde düzenlemeler
içermektedir. Buradaki ilkeleri tartışmayalım. Biz, kamu bankalarının özelleştirilmesi
konusundaki ilkeye, görüşe, ihtiyaca canı gönülden katılıyoruz ve
destekliyoruz. Özelleştirme, bizim her zaman arkasında durduğumuz,
desteklediğimiz, devleti yeniden yapılandırma, küçültme, devleti ticarî
faaliyetler dışına taşıma anlayışının çok verimli ve çok çağdaş bir
yöntemidir;ama, lütfen, kamu bankaları açısından, nasıl bir tabloyla karşı
karşıya kaldığımızı "özerkleştirme ve özelleştirme" başlığı altında
getirilen düzenlemenin içeriğinin ne olduğunu ve özelleştirmeye yaklaşım ve
sonuç alma açısından ne anlama geldiğini, lütfen, tüm üye arkadaşlarım dikkatle
dinlesin ve incelesin; çünkü, konu çok önemli değerli arkadaşlarım; yani, amaç
hâsıl oluyor mu, olmuyor mu, gerçekten bunlara bakmak, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin ve teker teker, bu yüce çatı altında görev yapan üye
arkadaşlarımızın görevi haline gelmiştir. Sağda solda, bu konuda çeşitli
görüşler, yorumlar ve değerlendirmeler yapılmaktadır. Ben, size, bana ulaşan
bilgilere ve kendi değerlendirmelerime göre, kamu bankaları konusundaki gerçek
tabloyu ve bu tabloyu ortadan kaldırmak için önerilen model hakkındaki gerçek
değerlendirmeleri sunmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de kamu bankalarının tüm bankacılık sektörü içindeki payı, 30 Haziran
2000 tarihi itibariyle yüzde 40 düzeyinde. Yani, bütün bankacılık sektörünün
toplam 59,6 katrilyonluk mevduatı var. Bu mevduatın 23,1 katrilyonu 3 kamu bankası
üzerinde; yani, 65 mil-yon, yeni sayıma göre 70 milyon insanın, çeşitli
şekillerde tasarruf ederek bankacılık sistemine aktardığı 100 liranın, yaklaşık
40 lirası kamu bankaları tarafından kullanılıyor. Kamu bankaları
mevduatının sadece ve sadece 7,3 katrilyonu, yani, yüzde 32'si, bu ülkede
ekonomiye katkı sağlayacak faaliyetlerde kullanılmak üzere krediye
dönüştürülüyor; yani, yüzde 68'i vatandaştan ve sistemden toplanan kaynak,
sistem dışında kalıyor. Bu oran, Türkiye'nin bankacılıkta duayen kurumu olan
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında, yani, yaklaşık 11 katril-yon mevduat
toplayan Ziraat Bankasında, sadece 3,2 katrilyonluk krediye dönüşüyor. Halk
Bankasından, bu ülkede yaşayan vatandaşın 6,6 katrilyon kaynağını toplayan ve
yöneten Halk Bankasından, kredi olarak 1,3 katrilyon ekonomiye yansıyor; sadece
yüzde 20 oranında... Aynı oran, özel bankalarda, yüzde 60 ilâ 70 oranına kadar
çıkıyor. Peki, Türkiye'nin millî
kurumları, Türkiye'nin millî ekonomisine neden hizmet veremez hale gelmiş?
Bunu, çok açık ölçülerde ortaya koymak zorundayız. Değerli arkadaşlarım,
neden, 3 banka, 23 katrilyon kaynak topluyor, 23 katrilyon kaynağa el koyuyor;
sadece, karşılığında, 7 katrilyon kredi açıyor? Aradaki fark nereye gidiyor;
aradaki fark, maalesef, kamu işletmeciliğinin ve kamu finans yönetiminin siyasî
yönetimlerle birlikte yarattığı büyük verimsizliği, büyük kayıpları finanse
etmek için kullanılıyor. Elimizdeki rakamlara
bakıyoruz değerli arkadaşlarım -bunlar bilanço rakamları, gerçeği fazla ifade
etmiyor olabilir, onlara da değineceğim- bu 3 bankanın, bugüne kadar, çeşitli
adlarla verilmiş görevler ya da bu görevler gerekçe gösterilerek, gerçekdışı düzenlemeler
ve uygulamalar nedeniyle yaklaşık 11,5 katrilyonluk birikmiş zararı var. Sonuçta, 11,5 katrilyon;
yani, 20 milyar dolarlık bir birikmiş zarardan söz ediyoruz. Bu birikmiş zarar,
bu 3 bankanın alacağı, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesinin de borcudur. Peki, bu
borcu her sene erteleyen, bu borcu her sene tahsil edemeyen banka yönetimleri
ne yapacaktır; gayet tabiî ki, bu borcun ticarî şartlarda gerektirdiği
maliyetler kadar, Hazine adına borç yazmak zorunda kalacaklardır. Yapılan da bu
olmuştur. Bugün, Hazinenin, sadece bu 3 bankaya 11,5 katrilyon borcu vardır ve
bu 11,5 katrilyonluk borcu finanse etmek için, ülkeden, vatandaştan 23
katrilyon toplayan bankalar, bu ülkeye hizmet anlamında, sadece 7 katrilyon
kredi verebilmektedir değerli arkadaşlarım. Tabiî ki, tablo
vahimleşiyor. Bu vahim tabloya değinmeden, bir hususa işaret etmek istiyorum.
Burada tartışma konusu oldu; Sayın Tümen'in de ifadeleriyle, gerçek rakamlar
şunlar: 1993'ten ya da 1994'ten, pamuk desteklemesi için Ziraat Bankasından
verilen kredi ya da sağlanan destek 4,6 trilyon, yanlış ifade etmiyorum,
trilyon. Bugünkü değeri 6,4 katrilyon. Faiz nasıl hesaplanıyor; ticarî esaslara
göre faiz, artı, 20 puan; sonra da bileşik. Herhalde, aritmetik dilinde
yüzdelerle ifade edilemeyecek bir getiri sağlamış 4,6 katrilyonla Ziraat
Bankası. Değerli arkadaşlarım,
bunların hiçbirisi yanlış değil; çünkü, sizin operasyonel zararlarınız, büyük
zararlarınız, bilanço tekniği içinde bir yerde gösterilmek zorunda. İşte,
devlet de o parantezi açmış, demiş ki, ticarî kredi faizleri, artı, 20 puan,
artı, compounded, bileşik faiz. Yani, Türkiye'de ve dünyada eşi görülmemiş bir
alacak büyüklüğüne ulaşmış. Dolayısıyla, burada siyasete yer yok, siyasetin
konuşulacağı bir konu değil; sistemin yarattığı bir tablo. Bu tabloya başka
ilaveler yapı-yoruz son günlerde değerli arkadaşlarım; 11,5 rakamına 7,4 daha
eklemek zorundayız. Hazine, Türkiye'nin en büyük tasfiye kurumu haline
dönüşüyor; yani, 19,6 katrilyon. 19,6 katrilyonun bir yıl ertelenmesinin ticarî
şartlarda maliyeti 7,6 katrilyon yüzde 40 faizle değerli arkadaşlarım. Bunu,
siz, isteseniz de istemeseniz de, kabul etseniz de etmeseniz de, ticarî olarak,
banka bilançolarında göstermek, bu dengeyi tutturmak zorundasınız. İstediğiniz
kadar kanun yapın, istediğiniz kadar kararname çıkarın, bu tablo, ekonomiyi
felç eden tablodur, kamu finans dengelerini felç eden tablodur. Bugün, Ziraat Bankası,
çiftçiye hizmet etmek üzere kurulmuş duayen kuruluş, küçük çiftçiyle gerçekten
mahkemeliktir; 8 milyona yakın icra dosyası olduğundan söz ediliyor. Bu tabloyu
çözemeyen devlet, kıyısında köşesinde oturan, çalışan, ekmeğinin peşinde koşan
insanlara hapsen tazyikin ne olduğunu öğretmiştir değerli arkadaşlarım. Bugün,
hepinizin çevresinde var; küçücük, kendi geçimi derdinde koşan insanlar,
çiftçilerimiz, vatandaşlarımız hapsen tazyikin ne olduğunu herkes kadar
öğrenmişlerdir. Mal bildirimi ve icra takipleriyle karşı karşıyadır. Bu
kurumlar bu ke-simi cezalandırmak için yaratılmamıştır; ama, bugün geldiğimiz
nokta maalesef budur. Değerli arkadaşlarım,
tablo bu. Tablodan çıkış için önümüze konulan tasarı ne getiriyor? Buna, doğru
bakmak ve çözüm olup olmadığı konusunu da doğru teşhis etmek zorundayız. Ne
yapıyoruz; TC Ziraat Bankasını ve diğer iki bankamızı AŞ'ye dönüştürüyoruz; Türk
ticaret hukukuna tabi ve daha ilginci, yeni bankalar kanununa tabi, özel hukuk
hükümlerine tabi bir banka haline getiriyoruz. Önce özerkleştiriyoruz.
Özerkleştirme ve özelleştirmeye hazırlama süremiz 3 artı 1,5; 4,5 yıla kadar
gidiyor. Değerli arkadaşlarım,
ortada oluşmuş 10,5 katrilyonluk zarar var. Bu zararı ticarî faizlerle
büyütürsek bu rakam zaten 30-40 katrilyonu bulur. Maksimum dörtbuçuk yıl sonra, özelleştirme için, Özelleştirme
İdaresi hisse satışına yetkili hale gelecek. Sonra, bu dönemde ne olacak?..
Banka, işte, anasözleşmesi olacak, genel kurulu olacak, genel kurulunda,
hazineden sorumlu sayın bakanın görevlendirdiği bir kişi, bankanın, yaklaşık 13
katrilyonluk aktifleri hakkında ya da özkaynakları hakkında, mal sahibi olarak,
hisseder olarak oy kullanacak. Bütün bunlar yeni değil, bütün bunların hepsini
biliyoruz, Türkiye'nin KİT yönetiminde bunların hepsi yaşanmıştır. Burada çok
ciddî bir erteleme yaratıldığını ve sorunun büyütülmekte olduğunu lütfen kabul
edin. Türkiye'nin bu ağır yükü, bu işe doğrudan ve gerçekçi anlamda neşter
vurmadan taşınma kabiliyeti kalmamıştır. Türkiye'nin yıllık bütçe açığı 11,5
katrilyon, Türkiye'nin bu sistemde oluşmuş stok açığı 11,5 katrilyon; bunun,
diğer fona devreden bankalarla birlikte yarattığı açık ve maliyetle beraber
baktığınızda 8 katrilyon. 11,5 katrilyon bütçe açığınız varsa, 8 katrilyon da
burada varsa, siz, millî gelire oran olarak, hiçbir zaman, yüzde 18-20'nin
altında bir kamu sektörü borçlanma büyüklüğüne ulaşamazsınız. Bununla da hayal
ettiğiniz enflasyon düzeyine inemezsiniz; iniyor gibi görünse de, bu, kalıcı
olamaz. O zaman, ben, şunu
öneriyorum: Burası, bu sorunların çözüleceği mekân, zemin. Türkiye Büyük Millet
Meclisi, olaya doğru anlamda ve şimdi müdahale etmek durumundadır. Bu, bir
sorumluluktur. Bakın, acelesi olduğunu biliyorum, olayın IMF programıyla
bağlantısını biliyorum, malî sektör reform kredisiyle ilişkisini biliyorum.
Sonuçta, biz, 20 milyar doları konuşuyoruz, buradan gelecek kredi -ne zaman
geleceğini de çok iyi bilemiyoruz- 750 milyon dolar Dünya Bankasından ve
cofinansman olarak da, benim bildiğime göre, 750 milyon dolar Japonya'dan
gelecek. Değerli arkadaşlarım,
bunların gelmesine itirazımız yok; ama, biz, olayı, taşıdığı ağırlık ve
bütünlük içinde değerlendirip değerlendirmediğimizi doğruca ortaya koymak
zorundayız. Şu tablo, yani dörtbuçuk
yıl süreyle Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu, kendi kanunundan doğan
yetkilerle, teorik olarak, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Bankalar
Kanununda belirtilen rasyoları tutturamıyorsa ve objektif uygulama içinde
olacaksa, Ziraat Bankasını, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna taşıyacaktır.
Peki, sonuçta, bence Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu da yetmiyor. Hazine,
kendisi, bütün bu dolaylı bağlantılarla, bizzat bir tasfiye fonu haline
dönüşmüş vaziyette değerli arkadaşlarım. Her şey yönetiliyor, sonuçlar ortada
kalıyor; bu sonuçları, son nokta olarak, Hazine, kendi üstlenmek zorunda
kalıyor. Başka bir noktaya özenle
işaret etmek istiyorum değerli arkadaşlarım: Kamu bankalarının 11,5 katrilyon
lira olan bugünkü düzeydeki açığı finanse edilmek için, bankalar, faiz maliyeti
ne olursa olsun, piyasalardan TL mevduat toplamak zorundadır. O nedenle,
faizleri, kabul edilebilir, enflas-yonla uyumlu düzeyde kalıcı bir yapıda -bu
bankacılık yapısı devam ettiği sürece- sürdürmek ve bu seviyelere çekmek mümkün değildir. Yani, kamu
bankalarındaki bu aşırı finansman ihtiyacı, fon ihtiyacı, özel sektör bankalarının
faiz maliyetlerini -çünkü onlar da bu rekabetin içindedirler- maalesef
yükseltiyor, onların da malî dengelerini bozmaya devam ediyor. Tekrar vurgulamak
istiyorum: Böylesine önemli bir konuyu "yeniden yapılandırıyor ve
özerkleştiriyoruz" diye... Biz bu sloganları çok dinledik; 1980 sonrası
dönemde, 1990 sonrası dönemde çok konuştuk; ama, bunların çözüm olmadığı,
sorunu daha da büyüttüğü, bu tasarının, bu yönde atılmış yasal bir ilk adım,
ilk düzenleme olmasına rağmen, sorunu çözmeyeceğini düşünüyorum. 11,5 katrilyonu ne zaman
ve ne şekilde kim ödeyecek; gelin, bunu takvime bağlayalım. Bu bankaların özelleştirilmesiyle ilgili
esaslar neler olacaksa Bakanlar Kurulu Belirleyecekmiş. Buraya yazalım bu
ilkeleri. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu ilkeleri bilmeye, herkesin ve her
kesimin, tüm sektörü bu kadar yakından ilgilendiren konularla ilgili ilkeleri
bilmeye hakkı vardır diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım,
Türkiye yeni bir noktaya geldi. Bütçe alanında, bütçenin çok daraltılmış
alanında Maliye Bakanlığının ve değerli bürokrasisinin gösterdiği olağanüstü
çaba, sadece kısmî iyileştirmelerle belli bir noktaya ulaşmıştır. Burada
herkesi canından bezdiren ve artık, adını bile hatırlayamadığımız salgın, daha
doğrusu, salma niteliğindeki vergiler sürekli yürürlükte olamaz. Dolayısıyla,
bütçedeki iyileşmenin, gözüken iyileşmenin sürdürülebilirliği tartışmalıdır;
ama, Türkiye artık bütçesini unutup, kamu bankalarında ve bankacılık sektöründe
karşı karşıya bulunduğu bu çok ağır tabloyu doğru görmek, doğru teşhis etmek ve
çözümleri de bu sağlıklı yaklaşım içinde
aramak zorundadır. Aksi halde, korkarım ki, bu ülkeyi ve hepimizi yakından
ilgilendiren program konusunda, istikrar programının başarısı konusunda çok
gecikmiş ve hepimizi de üzecek olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalma riskimiz
vardır. Bu ayrıntılarla sizi
yormak istemiyorum; ama, bu tabloyu, her birimizin, milletvekili olarak, bu
ülkede yaşayan ve sorumluluk taşıyan her birimizin ayrı ayrı bilmesi ve
çözümler üzerinde düşünmesi gerekir diye düşünüyorum. Bunu, sadece, bir
tasarıya muhalefet anlamında değil, bir gerçeği tespit, bir çözüm arayışının yolunu açma çabası olarak
değerlendiriyorum. Her şeye rağmen,
tasarının -burada iyileştirelim, düzeltelim, uygulanabilir hale getirelim
temennim gerçekleşmese bile- bu yöndeki düşüncelerin bir ilk adımı olması
nedeniyle, sektöre ve Türkiye'ye hayırlı
olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP, DSP ve FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kabataş. Fazilet Partisi Grubunun
görüşlerini Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan ifade edecekler. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika
efendim. FP GRUBU ADINA VEYSEL
CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 537
sıra sayılı Kanun Tasarısıyla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonu raporu üzerinde
Fazilet Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; muhterem
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmeleri dikkatle
izliyorum. Grup sözcülerinin
açıklamaları, gerek önümüzdeki kanun tasarısının muhteviyatı açısından gerekse
amacı açısından söylenenler, sözcülerin konuya gereği kadar vâkıf olmadıklarını
göstermektedir. Evvela, biz, burada kamu
bankalarını özerkleştirip veya özelleştiriyor muyuz?.. Bu bankalar zaten
özerktir, anonim şirket statüsündedir. Yani, biz, burada yeni bir özerkleştirme
veya özelleştirme yapmıyoruz, yeniden birtakım yapılanma yapıyoruz; bu, bir. DSP sözcüsü arkadaşım
"efendim, yıllardır bekliyordu, biz yeni getirdik" diyor. Halbuki, kanun 1994'te çıkmış ve o metnin içerisinde "iki yıl içerisinde
kamu bankaları özelleştirilmelidir"diyor; yani -biraz sonra ifade
edeceğim- bu yapılan çalışma da özelleştirme
değil, siyasallaştırmadır. MHP sözcüsü arkadaşım da,
Vakıflar Bankasıyla ilgili aynı yanlışa düşüyor; "vakıfların
gayrimenkullerini tahmil edeceğiz,
bakın, işte, Sultanahmet'te, Eyüpsultan'da hep binalar yıkılıyor"
diyor. Burada yapılan iş, aslında, doğru olan, vakıf mallarını devletten
ayırmak, ayrı bir müessese haline getirmek, onları kendi başına serbest
bırakmak ve amaçları doğrultusunda hizmet etmektir. Halbuki, biz biliyoruz ki, bugüne kadar vakıf gayrimenkulleri,
tapuları bile satılarak amacı dışına getirilmiştir. Yani, konuya burada
yanlış bakmamak lazım. Belki, bir yerde de Vakıflar Bankasına sahip çıktığınız
zaman -ki, en son batan Etibankın Vakıflar Bankası parasıyla alındığını da,
raporlara baktığımız zaman onu da görüyoruz- demek ki, mevcut Vakıflar Bankasına
da iki yıldır hiç sahip olmamışsınız ve birisi malı götürmüş. Şimdi, efendim, hakikaten
biz burada ne yapıyoruz; konuya iyi eğilmemiz lazım. Bir kere, biraz sonra
ifade edeceğim kanun metnini, tasarıyı tam okudum. Şimdi, orada itirazlarımı
ortaya koyacağım. Bizim burada yaptığımız,
aslında, siyasetin, siyasî iradenin bankalara daha fazla müdahale imkânını
ortaya koyuyoruz. Neden diyeceksiniz; şimdi, Hazine hisselerini bakanlar temsil
edecek, yani, yüzde 99'unu bakan temsil edecek. Ziraat Bankası Sayın Recep
Önal'a ait olacak, bütün yetki ve sorumluluk onda, Halk Bankası Sayın Özkan,
Emlak Bankası Sayın Faruk Bal. Hükümet değiştiği zaman, tekrar oturulacak,
pazarlıklar yapılacak, bölüşülecek; çünkü, yönetim kurulunda Hazineyi tek
temsil eden kişi bakan; dikkat edin arkadaşlar. Yani, o zaman, siyaset ne kadar
müdahil oluyor içine; tamamen içine giriyor. Hatırlarsınız, bir
bakanımız ifade etmişti, diyordu ki "Emlak Bankasının yönetim kurulu
toplantısını parti il binasında yapıyorduk." Bundan sonra, herhalde, genel
merkeze taşınacak demektir! Şimdi, peki, doğrusu ne
olmalıydı; bu özerkleştirmenin doğrusu ne olmalıydı: SPK, Rekabet Kurulu,
Bankacılık Düzenleme Kurulu ve Hazine Müsteşarlığından oluşan bir heyete,
siyasî müdahale olmadan bu heyete teslim edilmeliydi. Öyle bir teklif olsaydı,
daha akılcı, daha mantıklı olabilirdi. Değerli arkadaşlar,
tasarının içerisinde neler var: Bakın, hükümet bu tasarıyı getirirken bir
gerekçe ortaya koymuş; kamu bankaları, banka sektörünün yüzde 40'ını temsil
etmektedir, hacim olarak, parasal olarak; dolayısıyla, bu kamu bankalarında bir
arıza varsa, olursa, bankacılık sektörünü etkilemektedir -bu doğrudur-
dolayısıyla, burada, bir yeniden yapılanmaya gitmek lazım diyor. Tespit doğru,
teşhis doğru, hükümetin yaptığı uygulama yanlış. Şimdi, bir kere, diyor
ki, biz kamu bankalarını malî ve idarî yapıdan güçlendireceğiz. Şimdi, şurada
sorsak, Komisyon adına oturan arkadaşımıza sorsak "Bu kamu bankalarının
dışborçları, dış şubelerin açtığı kredilerin toplamı nedir?" diye, Sayın
Bakan bize cevap veremez; bankayı yönetenler de bilmiyor. Dört yıl, KİT
Komisyonunda, bu üç bankanın hesaplarını denetleyen komisyonun içinde bulundum;
hesapları ibra edilmedi. Denildi ki, bu Ziraat Bankası devleti temsil ediyor,
aman ha, ibra etmez, savcılığa gönderirsek, devletin itibarı sarsılır. Peki,
şimdi soruyorum hükümete, şartlı ibra edilen Emlak Bankası hesapları hakkında
ne yaptınız; hiçbir şey yapmadınız. İki yıl önce KİT Komisyonundaki üye
arkadaşlar "işte, şu dört tane maddeyi şart koşuyoruz, bunlar
düzeltilmeden hesapları ibra etmiyoruz" dediler. Ben, buraya gelmeden önce
baktım, bu maddelerle ilgili en ufak bir işlem yapmamışsınız; hükümetin
kabahati ve suçu budur işte. Yine burada deniliyor ki,
biz, kamu bankalarını rehabilite eder, iyileştirirsek, tüm sektör de iyileşir.
Siz, alacağınızı bilmeden, borcunuzu bilmeden, dış şubelerdeki hesapların ne
olduğunu tam olarak ortaya koymadan, nasıl olacak da, aldığınız sağlıklı
kararlar da ortaya çıkacak! Şimdi, değerli
arkadaşlar, kamu bankalarının özel bankalarla rekabet edebilmesi için, biz,
özel hukuk hükümleri getireceğiz; bu, doğrudur, bunu getireceksiniz. Ayrıntılı
hükümlerini de anasöz-leşmede yazacağız, bu da doğru; peki, burada deniliyor
ki, yıllık faaliyet raporları da, yine özel bağımsız firmalarla denetlenecek.
Peki denetledik, onlar da Bankalar Yüksek Kurulunun önüne konuldu; o da tamam.
Peki, siyasî irade, Etibankta olduğu gibi, Bankkapitalde olduğu gibi, 16 ay
bekletir de müdahale etmezse, yargıya gitmesiyle murakıp raporu arasında
birbuçuk yıl olursa, siz buna nasıl müdahale ediyorsunuz; nasıl müdahale
edeceksiniz? Murakıp raporlarının verildiği tarih-te müdahale edilmiş olsaydı,
bu bankalardaki zarar yüzde 50 az olacaktı değerli arkadaşlar. O açıdan, bence bu
tasarı, aslında, siyasetin ve hükümetin bankaların içine daha fazla sızması...
Belki milletvekilleri veyahut ilgililere kredi aracılığı için gelen insanlar,
bundan sonra daha başka yöntemler geliştirecekler diye düşünüyorum. Şimdi, yine maddenin bir
yerinde deniliyor ki, biz bunu 4046 sayılı Yasaya göre özelleştirerek
satacağız, bankayı iyileştirdik, yeniden yapılandırma yaptıktan sonra. Peki,
size iki tane örnek vereceğim: Siz, Etibankı -özelleştirmeyi bilmediğinizi,
yanlış yaptığınızı söyleyeceğim- kaça sattınız; 155 milyon dolara. Kime
sattınız; bir girişim grubu deniliyor. Kim bu girişim grubu; o dönemde ticarî
hayatı tehlikede olan Cavit Çağlar, Dinç Bilgin grubu deniliyor. Kişiler bizi
ilgilendirmiyor. O günkü murakıp raporlarında, bunlara vermeyin, bunlar
batıktır deniliyor. Siz, buna rağmen, şu anda hükümet ortağı olan bir partinin,
o grupta ekonomi danışmanlığı yaptığı dönemde ve onun da imzasıyla 155 milyon
dolara batık firmaya sattınız ve o firma birkaç ay sonra diğer ortağına
devretti. O da, bu bankayı, el konulmadan bir hafta önce başka bir gruba sattı.
Siz, buna özelleştirme mi diyorsunuz? Şimdi, burada, genel
görüşme açılmasının öngörüşmesinde dedik ki, bankaların siyaset ayağını
açıklayalım. Peki, niye karşı çıktınız? Eğer, siyaset ayağı açıklansaydı, o
milletvekilinin ismi burada okunacaktı, partisi de okunacaktı, ona destek veren
siyasî irade de burada konuşulacaktı. Bir şeye ya sahip çıkarsınız ya göz
yumarsınız; ikisi de suçtur. Onun için, hükümet ortaklarından hiçbirinin
diğerine göre daha özel bir durumu yoktur arkadaşlar. Diğer, eksik gördüğümüz,
yanlış gördüğümüz konulardan bir tanesi. Deniliyor ki "geçmiş görev zararları
belirli esas ve sürelerce ödenecek." Biraz önce, milletvekili arkadaşımız
ifade etti; o süre nedir, evvela onu bir bilelim? Yani, bir grubun dediği gibi
yirmi yılda mı ödeyeceksiniz? O zaman, siz, eğer öyle bir program
getiriyorsanız, zaten, baştan, çıkardığınız tasarı batıktır ve bir işe
yaramayacaktır. Deniliyor ki arkadaşlar,
yeni görevlendirme yapılırsa, bedeli önceden ödenip, sonra görev ve-rilecek.
Bu, doğrudur. Peki, siz üç yıldır hükümettesiniz, neden "görev
zararı" adı altında birsürü paralara göz yumdunuz, usulsüzlüklere göz
yumdunuz? Geçmişte yaptıklarınız, geleceğin örneğidir. O açıdan da, burada
olumlu olmasına rağmen, inandırıcı değildir. Değerli arkadaşlar, biz,
bu tasarıya olumlu oy vermeyeceğiz. Gerekçesini ifade edeceğim: Bir kere,
burada ciddî bir yenilik yoktur. Eğer, siz, bu tasarıda ciddîyseniz,
samimîyseniz, kamu bankalarını siyasetten ayıralım diyorsanız, Rekabet Kurulu,
Hazine, Sermaye Piyasasına teslim edeceksiniz ve siyaset, bu işten çıkacak.
Eğer, siz, samimiyseniz, bunu yapmak mecburiyetindesiniz. Şimdi, bize göre, bu
tasarıyla, eğer kanunlaşırsa ki, bize gelen bilgilerde, sayın bakanların buna
müdahale ettiği ve tasarının da, Hazineden sorumlu tek yetkili bakanın olması
yönünde değiştiril-diğidir; bu da çok tehlikelidir. Ne kadar dürüst bir insan
idareye gelirse gelsin, şaibe altından kurtulamaz. Şimdi, değerli
arkadaşlar, aslında, bankalarda soygun, bilimsel bir faaliyettir bana
göre!.. Bakın, şimdi, evvela, bir
gazete açacaksınız, ulusal bir televizyon kuracaksınız; sonra, o programla,
hükümeti destekleyeceksiniz, hükümetin bütün icraatlarına müspet diyeceksiniz;
sonra, o hükümet, bu yaptığınıza karşı size bir banka kurma izni verecek;
sonra, o izinle, yüksek faizle para toplayacaksınız; sonra, şirketlerinize o
paraları aktaracaksınız; sonra, bankalar murakıplar raporuna göre, bankanıza el
konulacak ve sonra da, çıkıp diyeceksiniz ki, bütün borçlarımı ödemek
istiyorum... Bakın, en son el
koyduğunuz banka Etibankın borcunu ödeyebilmesi için, masaya 500 milyon dolar
koyması lazım. Öyle, yirmi yıl ödeyeceğimle olmaz bu iş...
"Ödeyeceğim" diyor ve herkes de altını okumuyor. Ne zaman ödeyecek?
Yirmi yıl sonra ödeyecek. Peki, 6,1 milyar doların devlete getirdiği yük nedir,
faiz nedir bunu hesapladınız mı?.. Değerli arkadaşlar,
bakın, acı bir rapordan örnek okuyacağım: Bir hükümet kuruluyor, bir kişi bakan
oluyor. O bakanın Ziraat Bankasına borcu vardır. O bakan, Ziraat Bankasından
sorumlu Devlet Bakanı oluyor ve kendi borcunu kendi imzasıyla yirmi yıl uzatıyor,
on yıl uzatıyor. Siz de buna "bankalar operasyonu" diyorsunuz!..
Böyle şey olmaz. Bu işin siyaset ayağı açıklanmadan bir yere varmak mümkün
değildir değerli arkadaşlar. (FP sıralarından alkışlar) Ben, burada, hiç kimseyi
suçlamıyorum, yanlış yapan fatura ödesin diyorum. Hiçbir partiye de
suçlamıyorum. Her partide kendine göre insanlar olabilir. Değerli arkadaşlar,
şimdi, bakın, buraya çıkan arkadaşları
anlamak mümkün değil. Öyle önemli şeyler söylüyorlar ki, efendim, biz,
özerkleştiriyoruz... Kardeşim, zaten, anonim şirket. Zaten, bu bankaların
ikisi; yani, Emlak ve Halk Bankası, Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT
Komisyonunda Yüksek Denetleme Kurulunun raporlarıyla getiriliyor. Siz, bundan
sonra Meclisi de by-pass edeceksiniz. Demin sordum, tekrar soruyorum, Sayın
Bakan cevap versin; bankalarla ilgili şartlı ibralarda ne yaptınız; hiçbir şey
yapmadınız. Sordum, hiçbir şey yapılmadığını öğrendim. Şimdi diyor ki
"efendim, zaman üç yıl, üç yılda özelleştireceğiz." Sizden öncekiler
de zaten "iki yıl" demiş, ama, altı yıl olmuş, onlar bir şey
yapmamış. Bir de artı yüzde 50 koyduk, o artı yüzde 50 hangi akla ve mantığa
göre, bu da belli değil, yani, dörtbuçuk yıl. Arkadaşlar, dörtbuçuk yılda
dünyada ekonominin normları değişir, bankacılık değişir, hesaplar değişir,
kitaplar değişir. Bu, işi zamana yaymaktır ve beceriksizliktir. Değerli arkadaşlar,
bakın, size enteresan bir misal vereceğim, Meclis zabıtlarında vardır. 25
Haziran 1999'da "kamu bankalarını ve usulsüz kredileri araştıralım"
diye bir araştırma önergesi vermişiz, aradan 16 ay geçmiş, şimdi 22 nci
sırasında bekliyor. Bu önergeyi verdikten sonra 7 bankaya el konulmuş. Şimdi ben, grup
sözcülerine soruyorum, neden buraya çıkıp da "efendim, biz, milletin
lehine madde getiriyoruz, siz hâlâ bunu istemiyorsunuz; Eyüpsultan Camiini
tamir edeceğiz..." Mantığa bakın, hiç anlamadım. Yani, Eyüpsulan Camiinin
tamiratıyla Vakıflar Bankasının hisse senedi satışını anlamak mümkün değil,
olsa olsa bu iyi bir yaklaşım, çok hüsnüniyetli bir yaklaşımdır. Değerli arkadaşlar,
aradan 16 ay geçiyor ve "kamu bankalarını ve usulsüz kredileri
araştıralım" diye vermiş olduğumuz araştırma önergesini Genel Kurulda hâlâ
müzakere edemiyoruz. Değerli arkadaşlar, demin
de ifade ettim, banka mı alacaksınız; bir bankayı almak için öbür devlet
bankasından kredi alarak bu bankayı
alıyorsunuz, yani, devletin malıyla devleti satın alıyor-sunuz; buna kim
razı olabilir, söyler misiniz? Değerli arkadaşlar
"geçmiş görev zararları belli esas ve usullerle ödenecek" deniliyor;
bu esas ve usulleri de bilmemiz lazım; yani, hangi şartlarda, hangi şekilde,
nasıl ödeneceği, kaynağının nereden bulunacağı... Bana söyler misiniz, buradaki
kaynağı nereden bulacaksınız? İşçi ve memurdan kestiğiniz 6 katrilyonu ödemek
için bütçede para yok; nereden bulacaksınız bunları? Bunların karşılığının
gösterilmesi lazım. Yarın, siyasî irade kendine göre bir yönetmelik hazırlar,
kendine göre bir esas getirir ve onlar da yolsuzluğa ve usulsüzlüğe açılırsa, o
kapı açılırsa, bunun sorumlusu kim olacak? Bizim memleketimizde, batıranlara,
para götürenlere, banka soyanlara zaten bir şey olduğu filan yok. Siz, o
bağıranlara, gürültü edenlere hiç bakmayın; göreceksiniz, yarın, 6 ay sonra
hepsi çıkacak, belki de toplum acıyacak, Sayın Bakanın dediği gibi, belki de
herkes karşısında saygı duracak. Burada, önemli konulardan
bir tanesi personel. Öyle enteresan personel mevzuatı getiriliyor ki; burada,
evvela, yönetim kurulu karar verecek, ondan sonra Başbakan, Bakanlar Kurulu
karar verecek. Bakın, yukarıdan beri saymaya çalıştığım müteaddit maddelerin
hepsinde siyasî irade vardır, hepsinde siyasî tercih vardır. O açıdan, hem
hükümetin başı ağrıyacak hem ilgili bakanın başı ağrı-yacak ve hem de bu
bankanın, bu şartlarda, özerkleştirilmesi ve sonra özelleştirilmesi hiçbir
zaman mümkün olmayacak. Bakın, tekrar tekrar
söylüyorum, altını çiziyorum; bu, sizin getirdiğiniz tasarı fiyaskodur. Ben
bunu bir muhalefet olarak söylemiyorum; buna inanarak söylüyorum, konuyu
uzmanlarıyla tartışarak, konu hakkında detaylı bilgi alarak geldim, onun için
söylüyorum; bu işin sonunda hiçbir şey çıkmayacak. KİT Komisyonunda da çok
bağırdık "Ziraat Bankasını batırıyorsunuz, Emlak Bankasını
batırıyorsunuz" diye söyledik; o zaman da hiç kimse seslenmedi; ama, ne
zamanki zarar 10 milyar dolar olunca herkesin sesi çıktı. Bakın arkadaşlar; elimde
Yüksek Denetleme Kurulunun raporu var. 1998 bilançosuna göre, zararı 32 505 293
000 000 lira, KİT Komisyonuna verilen rapora göre zarar bu, 1998 raporunu
söylüyorum. Değerli arkadaşlar, orada
müzakere edilmiş, Komisyondaki sözcüler söz almış, tartışmalar büyümüş ve en
sonunda, oturmuşlar demişler ki... Kaldı ki, hemen parantez açıp söyleyelim,
birbuçuk yıldır bu bankalarla görüşülmüyor, komisyona da getirilmiyor arkadaşlar.
Efendim, biz yoğun çalışıyoruz ne yapalım, sıra gelmiyor... Hayır, akçeli işler
önce görüşülür, irade koyarsınız, öne getirirsiniz. Türkiye'nin, bugün, 40
milyar dolara varan banka batıkları, Türkiye'nin, önümüzdeki on, belki de yirmi
yıllık ekonomik hayatını felç etti, belki de ekonomimiz yirmi yıl düzelme
şansına sahip değil, bir sürü sıkıntı çekiyoruz. Bakın, orada denilmiş ki,
"soruşturma sonuçları saklı kalmak kaydıyla şartlı ibra ediyoruz."
Peki, şimdi, başa dönüyorum ve tekrar soruyorum: Bununla ilgili ne yapıldı;
hiçbir şey yapılmadı. Değerli arkadaşlar, ben
baktım, kamu bankalarının kredilerden dolayı uğratıldıkları zararlara baktım.
Çok enteresan bir misal veriyorum -firma adını vermeyeceğim, bende saklı- bir
adam, Emlak Bankasından A ve B firmalarına dolar bazında kredi alıyor; beş yıl,
on yıl ödeyemiyor; dolar, 60 000, 80 000, 100 000 veya 200 000 lira iken. Aynı adam, üçüncü bir
firma kuruyor, o firmaya yirmi yıl vadeli 5 milyon dolar kredi alıyor ve önceki
borçlarını ödüyor. Banka genel müdürü de bize diyor ki "batık kredileri
kurtardık." Böyle memleket olur mu, böyle yönetim olur mu?.. Eğer, bakan,
oradaki genel müdürü, bu şartlarda tutabiliyorsa, tabiî ki, kamuoyunda, herkes,
her şeyi söyler. Ona niye hesap sormuyoruz?.. Üç firma da aynı adamın ve bu
adam, on yıldır kredi borcunu ödemiyor. Arkadaşlar, dahasını
söyleyeyim... Vakıflar Bankası haczetmiş, haciz devam ederken Halk Bankasından
kredi almış; Halk Bankasına iflas belgesi, beyannamesi vermişken, Emlak
Bankasından kredi almış... Böyle şey olur mu arkadaşlar?.. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
İsimleri DGM savcılığına verin efendim! VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, ben, konuyu burada ajite etmiyorum, gerçekleri söylüyorum. Şimdi, bankacılık
sektöründeki arızaya baktığımız zaman -Türkiye'de 80 banka var- evvela, burada,
hesap vermesi gerekenler kimler biliyor musunuz; banka kurma izni verenlerdir.
Evvela, onlar niye izin verdiler, bu hesabın verilmesi lazım. Şimdi, bu bankaların
aktif büyüklüğüne baktığımız zaman... Sayın Başkan, 1 dakika ek
süre verirseniz, tamamlayacağım. O konuya girmeyelim, 1
dakikamızı normal kullanalım... Şimdi, hep merak
etmişimdir; işsizlik artıyor, asgarî ücret 80 milyon, sokakta memurlar
yürüyor... (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Candan,
lütfen toparlayınız. VEYSEL CANDAN (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkan. ...batık bankalar
gidiyor, KDV'ler gidiyor, hayalî ihracatlar gidiyor, her gün bir operasyon
devam ediyor; her gün, toplum rahatsız, bizler de rahatsızız, milletvekili
olarak rahatsızız; zorunlu tasarruf ortada, her şey ortada; ama, ben bakıyorum
ki, medyada, ekonomi, güllük gülistanlık gösteriliyor. Anladım ki, geri planda,
o medya patronlarının kredi alışverişleri var. Değerli arkadaşlar, ben,
şuna inanıyorum ki; bu makamı işgal eden, oturan, seçilerek gelmiş değerli
milletvekili arkadaşlarımızın her birisi, benim şu söylediğim görüşlere
katılıyorlar; ben, onu gayet iyi biliyorum. Herkes de iyi niyetle memleketine
hizmet ediyor; ama, lütfen, söylediklerimi dikkate alarak bir kere daha
düşünmenizi istirham ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Candan. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan... BAŞKAN - Grup adına
konuşma hakkınız var Sayın Başkan... İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Buradan bir şey ifade edeceğim efendim. BAŞKAN - Yerinizden
söyleyeceksiniz; peki, buyurun efendim. Sataşma mı var? İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Hayır efendim, sataşma yok. BAŞKAN - Yok; kısa olarak
bir fikir... Evet, buyurun efendim. İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Sayın Başkan, teşekkür ederim. Sayın Candan'ı dikkatle
dinledim, kendisine teşekkür ediyorum; gerçekten çok önemli şeyler söyledi.
Sizin aracılığınızla, Sayın Başkanımızın aracılığıyla, Sayın Candan'dan, bu
banka soyanlar, bu hırsızlığı yapanlar kimlerse, bunların isimlerinin DGM savcılığına
bildirilmesi gerekir. Özellikle Sayın Candan'dan istirham ediyorum, çok önemli,
millî bir görev yaptı; ama, bu isimlerin açıklanmasını ve Meclis Başkanlığımız
vasıtasıyla DGM savcılığına bildirilmesini istirham ediyorum. Teşekkür ederim. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. VEYSEL CANDAN (Konya) -
Sayın Başkan, müsaade eder misiniz... BAŞKAN - Sayın Candan,
efendim, oturduğunuz yerden, mikrofondan... Yalnız, çok kısa olmak
kaydıyla; çünkü, vaktimiz daraldı, hiç olmazsa grup adına bir konuşmacıyı daha
dinleyelim. TURHAN GÜVEN (İçel) - O
zaman, Sayın Köse gitsin savcılığa efendim... O da vatandaş olarak gitsin
ihbarda bulunsun; engel mi var yani! Savcılığa suç ihbarını herkes yapar. BAŞKAN - Sayın Candan,
kürsüye gelin hemen, vakit geçirmeyelim... Çok kısa... VEYSEL CANDAN (Konya) -
Değerli Grup Başkanvekilimizin hassasiyetine teşekkür ediyorum. Bu söylediğim konular,
ilgili banka raporları, Başbakanlığa bağlı Yüksek Denetleme Kurulunun 1996,
1997, 1998 yılları raporlarında vardır, firma adları orada yazılıdır, o
şirketlerin sahipleri de bellidir. Bankacılık Kanununa göre de daha fazla
açıklama olmaz denilmektir ve benim görev yaptığım süre içerisinde de, bunların
birçok bölümü için savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur sayın milletvekilim;
konu budur. Teşekkür ediyorum, sağ
olun. (FP sıralarından alkışlar) İSMAİL KÖSE (Erzurum) -
Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Candan. SALİH KAPUSUZ (Kayseri) -
İktidarın elinde var bu bilgiler... Şayet, iktidar olmak, bunlardan mahrum
olmak anlamına geliyorsa, o başka... MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
İktidarın bilgisi var da ilgisi yok efendim. DEVLET BAKANI FARUK BAL
(Konya) - Sayın Başkan, söz istiyorum... BAŞKAN - Çok kısa olmak
kaydıyla, yerinizden Sayın Bakanım; buyurun efendim. DEVLET BAKANI FARUK BAL
(Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Veysel Candan
Beyefendiye de teşekkür ediyorum. Emlakbankın
ve ismimi zikrederek ifadede bulunduğu için cevap verme ihtiyacını
hissediyorum. Bizim göreve başladığımız tarih itibariyle zamanaşımına
uğramamış, KİT Komisyonunda görüşülüp de şarta bağlı tüm şirketler hakkında,
yöneticileri hakkında tahkikat izni verilmiştir. Teşekkür ederim. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bal. Tasarının tümü üzerinde,
Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini, İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi
ifade edecekler. Buyurun efendim. (ANAP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika. ANAP GRUBU ADINA IŞIN
ÇELEBİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bankacılık sektörü ve malî
sektörün tümü, burada da hassasiyetle durulduğu gibi, açıklığın, dürüstlüğün ve
şeffaflığın geçerli olması gereken çok önemli bir sektör ve burada, üç kamu
bankasının performansı ve özellikle mevduatların yüzde 40'ı toplanan bu üç
bankadaki gelişmeler malî sektördeki yapıyı da belirlemektedir. Ancak, ben,
geçmişi de bir parça tartışacağım; ama, bizim buradaki temel görevimiz, bu
yasada ileriye bakmamızın gerekli olduğunu bana göstermektedir. Eğer, biz bu ülkede
istikrarı sağlayacaksak, öncelikle malî sektörde bu istikrarı sağlayacağız.
Dünyada, 1990'dan sonraki uygulamalara bakıyorum, Arjantin'de, Meksika'da,
Brezilya'da, İsrail'de ve son Asya krizinde Kore'de, malî sektördeki problemler
krizi daha çok büyütmüş. Onun için, bu getirilen yasa çok gerekli bir yasa ve
malî sektörün sağlıklı yapıya kavuşturulmasını, rekabetin uluslararası şartlara
uyum sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesini ve kamu bankalarının, özel
bankalarla aynı yasal çerçeve içinde hareket etmesini temin edecek bir yasa. Bu anlamda, bu yasanın
gerekliliği çok açık ve enflasyonun yüzde 100 olduğu dönemden yüzde 35'lere ve
daha sonra tek haneli rakamlara yöneldiğimiz bir istikrar programı
uygulanırken, faizlerin -ki, yıllarca bu yüksek faizden şikâyet ettik, rant
ekonomisi dedik- yüzde 120'lerden yüzde 40'lara, yüzde 30'lara düştüğü bir
dönemde, düşük enflasyon ortamında yeni bir bankacılık anlayışına gerek olduğu
çok açık. Bu bankacılık anlayışının
temeli ise, artık, kamu kesimi finansman açığını, yani bütçe açıklarını finanse
eden bir bankacılık değil, büyümeyi finanse eden bir bankacılığa geçişi şart
koşmaktadır. Bu nedenle, biz, Bankalar Kanununu 1999 yılının aralık ayında
çıkardık; bu nedenle, biz, Kore'de şeffaflığın sağlanması, İngiltere'de
şeffaflığın sağlanmasına dönük piyasalardaki denetim kuruluşlarının benzerini,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluyla 1 Eylül 2000 de hayata geçirdik ve
şimdi bunun üçüncü aşaması olan kamu bankalarının mevduatının yüzde 40'ını
oluşturan üç bankanın özerk hale getirilip özelleştirilmesini ve piyasa
koşullarında işlem yapmasını sağlayacak bir yasal düzenleme getiriyoruz. Tabiî,
bence, bunun dördüncü ayağı, Merkez Bankasının özerk ve bağımsız olmasıdır. Bu
da, mutlaka yapılması gereken önemli bir adımdır. Şimdi, burada, bugün, bu
yasayı getirmeseydik, bu yasayı getirmediğimiz takdirde, 1999 Aralığında
çıkardığımız Bankacılık Yasasıyla, -ki, bugün, birçok yanlış işi ortaya
çıkarmaktadır, zayıf işlemleri ortaya çıkarmaktadır- şeffaflığı ve açıklığı
getiren, denetimi getiren mekanizma, 1 Eylülde özerk bir kurum olarak
Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu devreye girmiştir. Bu yasa gelmeseydi,
bu kamu bankaları, bu gelişen yeni ortama uyum sağlayamazlardı. Bu nedenle, kamu
bankalarının yenilenmesi ve özel bir yapıda görev yapar hale gelmeleri şarttır.
Aksini düşünebiliyor musunuz... 20 milyar dolar görev zararından söz
ediyorsunuz. Bu 20 milyar dolar görev zararı nereden geliyor?.. 1993'de kütlü
pamuktan, o 4,5 trilyon dediğiniz ödeme, katlanarak, stoktaki faizin faizi
oluşarak işte 4,5 katrilyona gelmiş, faizin faizi tahakkuk ederek. Halk
Bankasındaki esnaf kredilerine verilen faiz farkının görev zararı kapsamındaki
4-5 katrilyonluk ödeme, TÖBANK'ın ve diğer bankaların özelleştirilmesinden
doğan görev zararları birikmiş; yani, ne olmuş; hükümetlerin talimatıyla bu
kamu bankaları işlem yapmış ve bu bankaların borçları, alacakları, ticarî banka
kurallarına göre işlemesi, sözde kâğıt üzerinde gerekli, faizin faizi, bugün,
20 milyar dolarlık bir görev zararı getirmiş. Şimdi, değerli arkadaşlar,
bu yapı sürebilir mi sizce?.. Hükümetler karar verecek, uygulayacakları
politikayı, kaynak bulamayacaklar, kamu bankalarına ödetecekler, faizler
yükselecek, kamunun açığı olacak, o kamu bankaları kanalıyla daha yüksek faiz
ödeyerek borçlanacaklar ve o açıklarını kapatacaklar... Böyle bir mekanizmada,
faiz yarışını sürdüren bir kısır döngüde, "kütlü pamuğa bu parayı
ödeteceğim" deyip, Ziraat Bankasına "sen öde, ben sana öderim"
denilmiş, hâlâ ödenmemiş. Rusya'ya buğday satacaksınız, Toprak Mahsulleri
Ofisine parayı ödemeyeceksiniz, bir başka kamu bankasına ödeteceksiniz, o
parayı ödemeyeceksiniz. "Bak, ben ne kadar iyiyim, esnafı düşünürüm"
deyip, bankaya, "esnafa bu krediyi ver" diyeceksiniz; ama, o bankanın
parasını ödemeyeceksiniz. O bankaya faizin faizi çalışacak; böyle bir görev
zararı oluşacak ve piyasalar çarpılacak ve böyle bir faiz yarışında... Bir de,
1994 yılında tasarruf mevduatına sınırsız güvence getireceksiniz, inanılmaz bir
yarış ve kötü bankacılığı teşvik edeceksiniz... Böyle bir yapı olamaz. Kötü
bankacılık, sonuçta böyle yolsuzluğu, böyle düzensizliği, böyle anlamsız bir
yapıyı getirir. Bu yapıda kim sorumlu; bu
yapıda, Türkiye'deki bu yapıyı isteyen, teşvik eden herkes sorumlu. Bunu, tarih
tarih de anlatabilirim. Değerli arkadaşlar, bu
kanun gerekli. Neden gerekli?... Şimdi, dünyadaki gelişmelere bakı-yoruz...
Maalesef, meseleleri, burada, dünyadaki bu gelişmelerden soyut olarak
tartışıyoruz. Bence, dünyadaki gelişmeleri de doğru analiz etmek lazım. Yeni
teknoloji ve bilgi ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler, girişimciliği ve
rekabeti artırıyor, piyasaların etkinliğini artırıyor. Bu da, her sektörde
iyileşmeyi, bir devrim niteliğindeki reformları beraberinde getiriyor; çünkü,
internet altyapısındaki gelişme, üstyapı kurumlarında hızlı bir değişikliğe yol
açıyor. Bundan da en çok et-kilenen finans sektörü. Şimdi, Morgan Stanley ile
Chase yakın bir tarihte birleştiler; 660 milyar dolarlık kuvvetli bir yapı
oluştu. Uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak için Manufacture Hannover
Trust ile Chemical Bank birleşti ve güçlü bir yapı oluştu. Şimdi, düşünebiliyor
musunuz, bir bankanın yapısı 660 milyar dolar, Türkiye'deki bankaların aktif
toplamı 140 milyar dolar... Bunun, acele 300 milyar dolara çıkması lazım ve en
azından, buraya, 40-50 milyar dolarlık bir taze kaynak girişi olması lazım;
çünkü, özkaynakları son derece yetersiz. Bu bankacılık sisteminde,
özkaynakların gayri safi millî hâsılaya oranı yüzde 2,5-3 oranında, kredilerin
ve mevduatın gayri safi millî hâsılaya oranı yüzde 50 oranında. Küçük ve orta
ölçekli işletmelere verilen krediler ise, yüzde 5 düzeyinde. Yani, özkaynağı
olmadan bankacılık sektörü yürümeye çalışıyor. Bu yeni şartlarda, malî
verimlilik dediğimiz, reel sektöre de kaynak aktarmayı gerekli kılan bir
yapıyı, Türkiye'de görmezlikten gelemeyiz, sırtımızı dönemeyiz. Yüksek
enflasyon döneminde, yüksek faizle devlet kâğıtları alıp satıp kârlılık
olabiliyordu; ama, bu kötü bankacılığı teşvik eden bir sistemi, kötü ekonomik
koşulların kredilerin kötü kullanımına yol açan bir sistemi beraberinde
getirdiğini söyledim. Nitekim, tasarruf mevduatı üzerindeki sınırsız güvence,
böyle bir kötü yapıyı da beraberinde teşvik etti. Şimdi, biz, bazı kararlar
aldık. Bu sınırsız mevduat güvencesini 100 milyara indirdik, 50 milyara
indiriyoruz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu devreye girdi, Bankalar
Kanunu devreye girdi ve bugün, en önemli nokta, makroekonomik istikrarı sağlamaya
dönük atılan adımlar. Bu yapı, düşük enflasyon ortamı, iyi risk yönetim
sistemini de beraberinde getiriyor, iyi ve sağlıklı kredi mekanizmasını ve
bankacılığını da beraberinde getiriyor. Bankaların kaynak mevduat maliyetinin
etkisini gayet iyi ölçecek yeni yapılanmalara ihtiyaç var ve bankacılıkta
kaynak kullanımı etkinliğini ve gider kontrolünü artırmaya dönük yeni
yapılanmalar gerekli hale geldi ve böyle bir yapılanma şart. O nedenle bu
yasaya ihtiyaç var. Kamu bankalarında bunu yapmak lazım. Bu, yeniden yapılanma
(rehabilitasyon) dediğimiz işlemlerle ilgili, tasarıda bir madde var. Bu
tasarıyı hazırlayan arkadaşlara, o anlamda teşekkür ediyorum. Bu maliyet ve gelir
oranlarının ve verimliliğin, mutlaka dikkate alınan bir yapıya ihtiyaç olduğunu
belirttim. Şimdi, burada, eğer,
Ziraat Bankasının ve Halk Bankasının, biraz önce söylediğim gibi, görev
zararlarını tasfiye edip yeni bir yapılanmaya geçmediğimiz zaman, bu, inanılmaz
ölçüde katlanan acayip bir yapıyı beraberinde sürdürmeyi zorunlu kılıyor. O
nedenle de, bu, kökleşmiş kötü yapıyı, kanserleşmiş hücreleri de kökünden
alacak şekilde tasfiye etmeyi gerekli kılmaktadır. Bu kararların detayına
girmeyeceğim, Resmî Gazetede ilan edildiği tarihleri söyleyebilirim; 21 Mayıs
1993, 12 Eylül 1993, Ekim 1993; bütün bu kararların kökü oralarda. Şimdi, bu kararla, hem
Avrupa Birliği sürecinde hem makro ekonomik istikrarın uygulandığı bir süreçte,
kamu bankalarıyla özel bankaların aynı şartlarda çalışma ortamı oluşturulmaya
çalışılı-yor; ama, burada, çok haklı bir uyarı oldu. 1994 yılındaki Özelleştirme
Kanununda, kamu bankalarının özelleştirilmesiyle ilgili bir madde var; iki yıl
içerisinde özelleştirilmesi. Olmadı. Neden olmadı -bugün, geriye dönüp
bakıyorum- çünkü, o günkü enflasyon ortamı yüzde 150, faiz-ler inanılmaz
artmış, reel faizler yüzde 30'a, 40'a varmış, inanılmaz bir kaotik ortam,
mevduata yüzde 100 güvence getirilmiş, inanılmaz bir faiz yarışı başlamış.
Bugün batan 10 bankanın 6'sının izni o dönemde verilmiş arkadaşlar. 2'si
eskiden verilmiş, 6'sı o dönemde verilmiş. Her şeyi, isterse-niz burada
araştıralım, tartışalım; biz, her şeye
hazırız, hodri meydan. H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir)
- Geçen yüzyılı bırak, bu yüzyıla bak. IŞIN ÇELEBİ (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, malî sektörde bozulmayı açan bu yapı, 20
milyar dolarlık görev zararı, kütlü pamukta, 1993 yılının ekiminde kasımında
verilmiş ve bugüne kadar ödenmemiş. 1993 yılında, Halk Bankasına, esnaf kredilerine
verilen farkı, hâlâ bugüne kadar ödenmemiş, TÖBANK'la olan işlemler bugüne
kadar ödenmemiş. Bu bankalara bu yük getirildiği zaman, halkın sırtına biniyor
bunlar, vergilerine biniyor. Bugün 20 milyar dolar dediğiniz, o günkü
hatalardan, o TÖBANK'ın, Sümerbankın kime devrinden; Halk Bankasına devrinden.
Sümerbankın yükü, o günkü parayla 15 trilyon lira, TÖBANK'ın yükü 5 trilyon
lira. Sonra, siz, o Sümerbankı, özelleştirme adı altında, 1995 yılında
götürdünüz, verdiniz. Ne oldu; bugünkü problemlerin kaynağı oradan geldi. H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir)
- Bilmediğin konuyu konuşma, açıklarız... IŞIN ÇELEBİ (Devamla) -
Hodri meydan; burada, her şeyi açıkça tartışalım. Malî sektörde, bugün,
kötü bankacılığı teşvik eden politik tercihlere, artık, çıkaracağımız bu
kanunla dur deme zamanı geldi. Değerli arkadaşlarım,
düşük enflasyon sürecinin, rekabete uyumu ve verimliliği beraberinde
getirdiğini biraz önce belirttim. Şunu çok açık söylüyorum: Kore'de de
gördüğümüz gibi, uluslararası bankacılık şartlarını, mutlaka Türkiye'de de
oluşturmak zorundayız; açıklığı, şeffaflığı ve denetimi oluşturmak zorundayız.
Bunu oluşturmazsak, bu düşük enflasyon sürecinde, bankacılık sektörünün büyümeyi
finanse etmesini sağlayamayız. Malî yapıyı güçlendirmemiz ve rekabete bu
anlamda uyum sağlanması kesin olarak gerekli. Burada belirttim,
istikrar programı uygulanıyor ve makroekonomik dengelerde belli bir istikrar
oluşturulmaya çalışılıyor. Hatırlarsınız, enflasyon, yüzde 100'lerdeydi iki üç
sene önce, bugün yüzde 50'lere indi, oradan yüzde 35'e inecek, gelecek sene
yüzde 20'nin altına inecek, tek haneli rakama inecek. Bu yapıda, bankacılık,
artık sadece kamunun açığını finanse eden bir kurum değil; bankacılık, kurumsal
bankacılığıyla, yatırım bankacılığıyla, bireysel bankacılığıyla, küçük ve orta
ölçekli işletmeleri, yatırımları, büyümeyi finanse eden bir kurum haline
gelecek; yani, risk yönetimi iyi olan, verimliliği dikkate alan bankacılık
haline gelecek. Bu uygulama, bu kanun, ona da ışık tutan, ona da yol gösteren
bir uygulama. Bunu yapmak zorundayız. Merkez Bankasını da, bu sürede,
özerkleştirmek, bağımsız hale getirmek zorundayız. Asya krizi ve Rusya krizi
bize çok şey öğretti; 1997'nin ikinci yarısında başlayan Asya krizi ve 1998'in
ikinci yarısında başlayan Asya krizi
bize çok şey öğretti. Reel ekonomi ile malî sistemin uyumlu olmasının şart
olduğunu gösterdi. Kore'de, 1997 ve 1998'de batan bankaların, sigorta
şirketlerinin, leasing kuruluşlarının durumunu biliyoruz ve Güney Kore'de, 1998
yılında kurulan malî denetim komisyonunun ve sonra da İngiltere'deki malî
hizmetler otoritesinin yararlı olduğuna ve Bankacılık Denetleme ve Düzenleme
Kurulunun Türkiye'ye çok önemli
yenilikler getireceğine inanıyorum. Bu yapının devreye
girmesi, malî sektörün açıklığını, şeffaflığını ve dürüst insanların rekabette
güçlü olmasını sağlayacak mekanizmaları beraberinde getirecektir; bu yapı,
uluslararası şartlara uyumu beraberinde getirecektir. Bu yapının oluşmasında
imzası olan bizler, bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Ben, artık şunu çok net
söylüyorum: Hükümetlerin talimatlarıyla, kamunun borçlarını ödemek için veya
politikacıların dediklerini yapmak için, kamu bankalarının yüksek faizlerle
borç alarak bu borçları ödeyeceği bir yapının, bu fasit dairenin kırılması gerektiğine
inanıyorum. Bu yapının kırılmasında, aldığımız birçok kararın yanında, bu da
çok temel taşlardan biri. Bu piyasalarda bozulmayı sona erdirmek zorundayız. Bu
nedenle, piyasalarda kamu-özel banka farkı kalmamalıdır. Herkes aynı şartta,
aynı statüde, kim daha iyi çalışıyorsa,
kim daha rekabete uyum sağlıyorsa, kim kendini bu şartlara, uluslararası
rekabet şartlarına uyduruyor ve buna adapte ediyorsa, onların başarılı olma
şansı vardır. Ben bir kez daha açıkça
söylüyorum; bugün, açıklık, şeffaflık ve denetim ve dürüstlük, bu ülkenin çok
arzu ettiği ve özlediği tanımlar, kavramlardır. Bunun, bankacılık sektöründe,
1999 Aralığında çıkardığımız yasayla,
1 Eylülde devreye giren
Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kuruluyla gerçekleşmekte olduğunu görmek beni
memnun etmektedir ve Anavatan Partisi Grubunu memnun etmektedir. Biz, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin her türlü
denetimi yapmasına saygı duyuyoruz,
bunun da gerekli olduğuna inanıyoruz.
Bu anlamda, bu tasarıyı getiren arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Bu konudaki
çalışmalara burada yapacağımız katkılarla,
bu yasanın daha gelişmesini de sağlayacağız. Hepinize saygılar
sunuyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Çelebi. Sayın milletvekilleri,
çalışma süremizin tamamlanmasına 5 dakika kalmıştır. Grupları adına konuşma 20
dakika sürdüğü için, bir yeni konuşma imkânımız yoktur. Bu sebeple, birleşime,
saat 20.00'de tekrar toplanmak üzere ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.55 İKİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 20.00 BAŞKAN:
Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL KÂTİP
ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Melda BAYER (Ankara) BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
15 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. VIII. -
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam) 4.- Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında
Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/775) (S. Sayısı : 537)
(Devam) BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde. Sayın milletvekilleri, hatırlanacağı
üzere, 537 sıra sayılı kanun tasarısının tümü üzerindeki görüşmelere başlamış
ve üç parti sayın sözcülerini dinlemiştik. Şimdi, sıra, Demokratik Sol Parti Grubu
adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Necdet Tekin'de. Buyurun efendim. (DSP sıralarından
alkışlar) Süreniz 20 dakika. DSP GRUBU ADINA NECDET TEKİN (Kırklareli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim
Şirketi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Demokratik Sol Parti Grubu adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi en derin saygılarımla selamlıyorum. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu
yasa tasarısı, gerçekten, Türk bankacılık sistemi için çok önemli bir yasa
tasarısıdır. Bu nedenle, önce, diğer arkadaşlarımın yaptığı gibi ben de bir
tespit yapmak istiyorum. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası, Türk
bankacılık sisteminin yaklaşık yüzde 40'ına hükmetmektedir. Açıkçası bu üç
banka, tüm bankacılık sisteminin temel direğidir, belirleyicisidir. Şimdi,
buna, bir anlamda, devletin elinde bulunan Vakıfbankı da dahil edersek, Türk
bankacılık sisteminde, aktif, mevduat ve kredi büyüklüğü değerleri yönünden
baktığımızda, bu sektörün yaklaşık yüzde 50'sine hükmettiğini görürüz. Durum
böyle olunca, bankacılık sistemi açısından bu durum, Türkiye Cumhuriyetinin
bankacılık sisteminde çok sağlıklı bir durum değildir. Yani, kamu, mevcut
bankacılık sisteminin yarısına hâkim. Bu durum, sağlıklı bir durum değildir. Bu
bankaların, adını saydığım bu üç bankanın hapşırmasıyla bankacılığın ve
bankacılık sisteminin hastalanması da kaçınılmazdır. Bunlar, bilindiği gibi,
kamu bankalarıdır. Bu tablo, bize, adı geçen kamu bankalarıyla ilgili karar
alırken, iktidarıyla muhalefetiyle son derece dikkatli davranmamızın
gerektiğini de göstermektedir. Gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse
burada konuşma yapan arkadaşlarım, özerkleştirme değil ille de hemen
özelleştirme diyorlar. Ülkemizde kamu bankalarının verimsiz çalıştığı doğrudur,
zaman zaman siyasî baskılarla bankacılık işlevlerinin yozlaştırıldığı da
olmuştur; ancak, devlet güvencesi, mevduat güvencesi, mevcut bankacılık
yasaları ve son yaşanan banka kriz-leri doğrultusunda bu kamu bankalarını
rehabilite etmeden, yani, önce özerk yapıya kavuşturmadan özel sektöre
devretmek, bizce, kuzuyu kurda teslim etmeye benzeyecektir. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; daha
ayrıntılı açıklamalara girmeden, bu ve benzeri konularda, KİT'lerin
özelleştirilmelerinde veya bankaların özelleştirilmelerinde bilim dünyasının bu
konuya nasıl baktığını bir örnekle saptamak istiyorum. 24-27 Aralık 1997
tarihinde yapılan Türkiye Sorunlarına Çözüm Konferansında Prof. Dr. Ruşen
Gezici, bakınız, ne diyor: "Özelleştirmede model arayışı bildirisinde,
bugün, artık, özelleştirmenin gereğine inanmayan, uygulamalara esastan karşı
çıkan hiçbir siyasal görüş yoktur." Bu Meclisimizde de hiçbir karşı
siyasal görüş, bankaların da KİT'lerin de özelleştirilmesi konusunda, yok;
ancak, yöntemde bazı şeyler var. Sayın Gezici devam ediyor... "Türkiye
gibi uzun yıllar süren başarılı karma ekonomik tecrübesi bulunan bir ülkede,
KİT'lerin, artık, ekonomiye yük olup olmadığının tespitinden önce, büyük hizmet
vermiş bu kuruluşların özerk bir yönetimle ıslah edilmeleri
gerekmektedir." Bu, bilim adamlarından bir tanesinin görüşü; zamanınızı
almamak için diğerlerini söylemek istemiyorum. Mensubu bulunduğum ve mensubu bulunmaktan
şeref duyduğum partimin, Demokratik Sol Partinin Genel Başkanı, Başbakanımız
Sayın Bülent Ecevit ve 1995 ve 1999 seçim bildirgelerinde partim bu konuya
nasıl bakmış, ona da değinmek istiyorum. Partim, seçim bildirgelerinde, KİT'lerin
ve kamu bankalarının iyileştirilmesi için, önce özerkleştirilmesini, sonra da
özelleştirilmesinin -ve hatta- kendi kendilerine yapılacağını vurgulu-yor;
ayrıca "Demokratik Sol Parti iktidarında ulusun birlikte sermayedarı
olduğu KİT'ler siyasî arpalık olmaktan kurtarılacak, ulusa yeniden etkin ve
verimli bir biçimde mal ve hizmet üreten kuruluşlar haline gelmeleri
sağlanacaktır. Bu amaçla, her şeyden önce bu kurumlar özerkleştirilecek ve
yetenekli ve profesyonel yöneticileriyle yönetimleri güvence altına
alınacaktır. Demokratik Sol Parti, ticaret bankacılığı yapan kamu bankalarının
özelleştirilmesine yol açacak özel görevi bulunan kamu bankalarının ise
yönetimlerini özerkleştirecek, bu kurumların siyasî iktidarların değil, gerçek
sahibi olan halkın hizmetinde ve ülkemiz yararına görev yapmalarını, böylece
yönetimlerinin karar ve işlevlerinin kamusallaştırılmasını
gerçekleştirecektir" diyor ve devamla "sigorta -ki, bu önemli, daha
Türkiye'nin gündemine gelmedi- leasing, factoring gibi malî kesimin diğer
kurumları ise geliştirilecek, desteklenecek, izlenmeye ve gözetilmeye,
bankacılık sisteminin bütünü içerisinde devam edilecektir. Öncelikle,
bankacılık kesiminin lokomotifi durumundaki kamu bankalarının uluslararası
bankacılık normlarına göre çalışabilir hale gelmesi amaçlanmaktadır" diyor
ve bu ilkeleri sayıyor. İşte, bugün, yapılmak istenen, yapmak istediğimiz şeyde
budur. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; diğer
yandan, adı geçen üç bankayı kendi özkaynaklarıyla ve gerçek değerleriyle
alabilecek güçte özel sektör kuruluşu var mıdır?! Akıl ve mantık, bu bankaların
öncelikle politik müdahalelerden kurtarılmasını emretmekte değil midir?! Son
yıllarda bankacılık sektöründe meydana gelen olumsuz gelişmeler, sistemin
kırılganlığını göstermiştir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun anında
ve yerinde yaptığı gözetim ve müdahaleler, kamuoyuna ve bankacılık sektörüne,
sistemin yeniden yapılandırılmasının bir gereklilik olduğunu da göstermiştir.
Peki, bu yapılandırmada Türk bankacılık sisteminin yüzde 50'sini oluşturan kamu
bankalarının yeri ne olmalıdır. Bu, cevabı araştırılması ve bulunması gereken
önemli bir sorudur. İşte, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı, bu sorunun
cevabını veren ve yasa haline getirmede öncülük eden kuralları ve prensipleri
koymaktadır; çünkü, tüm Türk bankacılık sektörünün rehabilitasyonunun, bu üç
bankanın rehabilitasyonundan geçeceği artık bir gerçektir. Ziraat Bankası, Halk
Bankası, Emlak Bankasının içinde yer almadığı bir yeniden yapılandırma
programı, Türk bankacılık sistemini düzlüğe çıkaramayacaktır. İşte, bu kanun
tasarısıyla bu yapılmak istenmektedir. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
arkadaşlarımız, tasarıda yeniden yapılandırma konusunda pek çok kayda değer
ilke yer almıyor şeklinde bazı eleştirilerde bulundular. Tasarı incelendiğinde,
bu ilkelerin son derece sağlıklı olarak yer aldığı görülmektedir. Bu ilkelerin
ilki şudur: Banka personelinin emeklilik, ölüm gibi hallerinde özlük hakları
korunarak boşalan kadroları iptal edilmiş olacak, emekli olanlar aynı
bankalarda üç yıl içinde istihdam edilemeyeceklerdir. Bu, temel bir ilkedir. Bu yasa tasarısıyla ikinci olarak, bu üç
bankada çalışan personelimize, en yüksek devlet memuru maaşının -ekgösterge
dahil- yüzde 180'i oranında bankacılık tazminatı getirilerek, kamu bankalarında
çalışan personelin beklentileri de yerine getirilmektedir. Üçüncü olarak, bankaların, bu kanun
yürürlüğe girdiği tarihte, Hazinede birikmiş olan görev zararı alacakları,
yeniden yapılandırma programında belirtilen esas ve süreler dahilinde itfa
edilecektir. Dördüncü olarak, devlet, yeniden
yapılandırma döneminde, bankalara -ki, bu çok önemlidir- bedelini önceden
ödemeden hiçbir malî görev veremeyecektir. Yani, bundan sonra, görev zararları
giderek azalacaktır. Özetlersek, kamu bankaları, bu yasayla
yeniden yapılandırılmaktadır; idarî yapıları siyasî et-kilerden arındırılmış
kişi ve yöntemlerle güçlendirilmektedir; malî yapıları, uygulanacak reel
bankacılık kurallarıyla kuvvetlendirilecektir. Bu sayede, tüm sektörün
rehabilitasyonu sağlanacağı gibi, bankacılık sistemi bütünüyle kuvvetlenecek;
sektör, rekabete açık ve Türk bankacılığının Avrupa Birliği normlarında
bankacılık yapmasına doğru gidecektir. Bunun da, öncelikle, bu üç bankanın
yönetimlerinin ve onların işlevlerinin özerkleştirilmesinden geçtiği
unutulmamalıdır. Getirilen düzenleme, Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankasının, çağdaş
bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve
özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde idarî ve malî yönden yeniden
yapılandırılmasıdır. Satırbaşlarıyla, bu yasanın diğer önemli
konularına değinirsek: Hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin yapılması ve
hisselerinin yüzde 100'üne kadarının özel sektöre satılabilmesine olanak
tanınmaktadır. Bankacılık sektöründeki diğer özel bankalar gibi, bu üç kamu
bankasının özel hukuk hükümlerine ve Bankalar Kanunu hükümlerine tabi kılınması
ile bankacılık faaliyetlerine ilişkin diğer ayrıntılı hususların
anasözleşmelerinde düzenlenebilmesi hükme bağlanmaktadır. Tüm bankacılık
sistemindeki bankaların yıllık faaliyetlerinin bağımsız denetim kuruluşlarınca
izlenerek rapora bağlanmasına ve bu raporların söz konusu bankaların genel
kurullarına sunulabilmesine olanak tanınmaktadır. Kamu bankası olmaları
nedeniyle bu bankaların mevzuat açısından tabi oldukları kısıtlamalar
kaldırılarak diğer özel bankalarla rekabet edebilme olanakları da
getirilmektedir. Açıkçası, öncelikle özerkleştirilerek
özelleştirilmesi programlanan, planlanan bu üç kamu bankasının, üç yıllık
yeniden yapılandırma sürecinde, hükümetin takip ettiği ekonomik istikrar programına
paralel olarak bankacılık sisteminde meydana gelebilecek -ki, son günlerde
olduğu gibi- olumsuz gelişmelerden etkilenmemesi amaçlanmıştır. Bu yasa
tasarısının adı geçen üç kamu bankasının özelleştirilmesi için öngörülen üç
yıllık süre sonunda görev zararlarının tasfiye edilmesi, yönetimlerinin ıslahı,
bankacılık rasyolarının Avrupa Birliği bankacılık sistemindeki rasyolarla aynı
düzeye getirilebilmesiyle yeniden yapılandırmanın Türk bankacılık sisteminde
yer alan tüm kamu ve özel bankaların bankacılık ilke ve kurallarına uygun hale
getireceği, tüm bankaların özerk ve evrensel yönetim ilkelerine uygun ve
ülkenin sınırlı kaynaklarının etkin ve verimli şekilde kullanılabileceği
rekabete açık bir bankacılık sistemini amaçladığı da dikkatli incelenirse
görülecektir. Sonuç olarak, sayın milletvekilleri,
Demokratik Sol Partinin seçim bildirgelerinde vaat ettiği soyulmayan,
soydurulmayan hakça bir düzene bankacılık sistemini getirmeyi amaçladığı bu
kanun tasarısını getirmenin mutluluğunu yaşadığımı belirterek, şahsım ve partim
Demokratik Sol Parti olarak bu kanun tasarısına olumlu oy vereceğimizi
bildirir, Yüce Meclisinizi en derin saygılarımla selamlarım. (DSP ve MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tekin. Gruplar adına son söz, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına, Uşak Milletvekili Sayın Armağan Yılmaz'a ait. Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP ve DSP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakikadır. MHP GRUBU ADINA ARMAĞAN YILMAZ (Uşak) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası,
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketinin
özerkleşmesi ve özelleştirilmesiyle ilgili kanun tasarısı hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisinizi, sevgi ve
saygılarımla selamlarım. Söz konusu bankalar, kurulduğundan
itibaren Türkiye ekonomisine önemli katkıları olmuş; özellikle de diğer, kâr
amaçlı özel bankaların vermekte imtina ettiği ihtisas kredileri, orta ve uzun
vadeli yatırım kredilerini kullandırarak, ekonomide üretim ve istihdam
artışında başrolü oynamışlardır. Bunun yanı sıra, bu bankalar devlet kasası
gibi kullanılmış, tüm ödeme ve tahsilat gibi kamu hizmetleri bunların üzerinden
yerine getirilmiştir. Zaman içerisinde, bu bankalar, çeşitli nedenlerden
dolayı, özellikle de banka yöneticilerinin tayin ve terfilerinin siyasî
mülahazalarla yapılır hale gelmesi, dolayısıyla da, bağımsız idarî ve ekonomik
kararlar alınamaması, içinde bulundukları finans sektöründe gelişen teknolojiye
ayak uyduramamaları, sektörde rekabet gücünden yoksun kalmaları, ekonomik ve
insan kaynaklarını rantabl şekilde kullanamamaları, yeni fonların
yaratılamaması, öz kaynaklarının erozyona uğraması gibi nedenlerle Hazineyle
cari hesap şeklinde çalışır hale gelmiş; yıllardır oluşan zararlar kamufle
edilerek, dolaylı olarak Hazineye mal edilir duruma getirilmiştir. Diğer taraftan, kamu bankaları, ekonomiye
yük haline gelmiştir dedik. Peki, bu duruma nasıl gelmiştir veya
getirilmiştir? Günümüzde özel bankaların içinin nasıl boşaltıldığı, kamuoyu
gözü önünde yeterince tartışılmaktadır ve görülmektedir; ancak, kamu
bankalarının zararları görülmemekte ve tartışılmamaktadır. Kamu bankalarında "görev zararı"
denilen bir kavram vardır. Yılsonu bilançosu çıkarıldığında gerçek zarar tespit
edilmekte, Hazineyle mutabakata varılarak, yine devlet tarafından bu bankalarca
kullandırılan kredilere -örneğin, Ziraat Bankası tarafından kütlü pamuğa
verilen, Halk Bankası tarafından esnaf ve sanatkârlara kullandırılan kredilere-
zararı telafi edecek ilave faiz oranı üzerinden tahakkuk yapmak ve Hazinenin
hesabına borç yazılmak suretiyle zarar telafi edilmektedir. Ayrıca, bazı özel sektör firmalarına
kullandırılan kredilerin vadesinde ödenmediğinde faiz tahakkuk ettirilmemesi
sebebiyle gelir kaybına sebebiyet verilmekte; bu durum, netice hesaplarını,
yani kârı, doğrudan etkilemektedir. Diğer taraftan, daha önce batmış olan özel
bankalardan İstanbul Bankası, Hisarbank ve Öğretmenler Bankası gibi bankaların
külfeti de kamu bankalarına bindirilmiştir. Bu gibi durumlar da, yıllarca kamu
bankalarının durumunun bozulmasına yol açmıştır. Bankacılık sektörü, kaynak yetersizliği
gibi bazı eksiklikleri olmasına rağmen, Avrupa Birliğine entegre olmuş önde
gelen sektörlerimizden bir tanesidir. Son haliyle kamu bankaları, sektörün
yaklaşık yüzde 40'ını oluşturmaktadır ve bu hantal ve verimsiz haliyle millî
ekonomiye yük olduğu gibi, sektörün dinamizmini de bozmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
nedenle, söz konusu yasa tasarısının Meclis gündemi-ne getirilmesi, büyük bir
cesaret işi olup, ekonomi için reform niteliğindedir. Bu tasarı, bankaların
yeniden düzenlenmesiyle ilgili yapılan çalışmaların devamı niteliğinde olup,
kamu bankalarının sektördeki yeri ve önemi dikkate alındığında, bu bankaların
içinde yer almadığı bir yeniden yapılandırma programının amacına ve başarıya
ulaşması mümkün değildir. Tasarıda, kamu bankalarının kendilerini
rehabilite edebilmeleri için üç yıllık bir süre ve-rilmektedir. Bu süreyi çok
iyi şekilde değerlendirmek gerekir. Bugüne kadar devlet statüsünde çalışan bu
bankalar, diğer özel bankaların uymakta olduğu kanunlara tabi olacaktır. Bu
nedenle, anasözleşme dahil tüm yönetmelikler tekrar gözden geçirilerek norm
kadroların yapılması, ücret sisteminin tespit edilmesi, aktif bankacılıktan
uzak kalan personelin rekabet ortamında yeni sisteme uyum sağlaması amacıyla
yapılacak eğitimler, gelir kalemlerini artırarak bankacılık enstrümanlarının
uygulamaya geçirilmesi, personelin motive edilmesi gibi teknik çalışmalar
önemli hale gelecektir. Burada banka yönetimi ve özellikle de Bakanlar Kuruluna
da önemli görevler düşmektedir. Zira, kanunun 2 nci maddesinin birinci
fıkrasında "etkin, verimli ve özerk bir şekilde çalışmalarının sağlanması
amacıyla yeniden yapılandırılmalarına ilişkin usul ve esaslar Bakanlar
Kurulunca belirlenir", yine aynı maddenin üçüncü fıkrasında "yeniden
yapılandırma sürecinde, bankaların özel hukuk hükümlerine göre, yeni istihdam
edilecek personele ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir"
denilerek, Bakanlar Kuruluna yetki ve sorumluluk verilmektedir. Kanun yürürlüğe
girdiğinde, tabiî ki, Bakanlar Kurulumuzun, bu hususta gereken hassasiyeti
göstererek modern işletmecilik esasları doğrultusunda belirtilen hususlarda
kriterler belirleyeceğinden hiçbir şüphemiz yoktur. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu
çerçevede bankaların bugüne kadar oluşan ve tahsil edemediği alacaklarını daha
etkin ve daha çabuk tahsil edebilmeleri, bu bankaların yeniden
yapılandırılmaları bakımından çok önem taşımaktadır. Bunu teminen bu bankalara,
alacaklarını 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre
takip edebilme yetkisinin de verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bugüne kadar Ziraat Bankası ile Halk
Bankası, yaptıkları görevler nedeniyle uğradıkları zararlarını Hazine adına
bilançolarına alacak olarak yansıtmışlardır. Emlak Bankası da, ülkemizin
şehirleşmesi adına çok önemli bir görev ifa etmiş; ancak, bu görevden doğan
zararları sinesine çekmiştir. Kanuna göre, Ziraat ve Halk Bankasının mevcut
zararları ödenecek, böylelikle bu bankalar rehabilite edilecektir; ancak, Emlak
Bankası için böyle bir hüküm yoktur. Bu kanunla yeniden yapılandırılması
istenilen bankalarda, çalışan ve emekliliğini hak etmiş personelin emekli
olması, yeniden yapılandırmanın ilk ayağıdır. Her üç bankanın personelinin
oluşturduğu sosyal yardım ve güvenlik vakıfları vardır. Yoğun emeklilik, bu
vakıf ve sandıkları kaynak bakımından zora sokacaktır. Eğer bu vakıf ve
sandıklar emekli olanlara ödemelerini yapamaz ise, arzu edilen emeklilik yeter
sayıda olmayacaktır. Bu konuda da, gerekli dikkatin gösterileceği
kanaatindeyim. Bunların, bu hususların yerine
getirilmesinin, ileride doğabilecek tereddüt ve sorunların gide-rilmesinde
önemli katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Yasanın ekonomimize, milletimize
hayırlara vesile olmasını temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP ve DSP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmaz. Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmış bulunuyor. Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Erzurum
Milletvekili Sayın Aslan Polat'a ait. Buyurun Sayın Polat. Süreniz 10 dakika. (FP sıralarından
alkışlar) ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Bugün, 537 sıra sayılı, üç bankanın,
Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankasının özelleştirilmesiyle ilgili
kanun tasarısını görüşüyoruz. İktidar mensubu arkadaşlar, bilhassa gündemin
yeniden düzenlenmesiyle ilgili konuşan arkadaşlar diyorlar ki, çok önemli kanun
tasarıları getirdik, bu çok önemli kanun tasarılarını getirdiğimiz için de
Meclisi günlerce çalıştıracağız. Şunu açık ve net söyleyeyim. Burada, Meclisin
çalışması mı, yoksa by-pass edilmesi
mi... Bunu halkın dikkatine sunacağım. Türkiye'de finans sektörünün yüzde 40'ını-
dikkat edin, yüzde 40'ını oluşturan bu 3 bankanın özelleştirilmesi için kanun
tasarısı getiriyoruz. Getirdiğimiz kanun tasarısının gerekçesi yalnız şu kadar,
iki satır, Meclise verilen bilgi sadece şu iki satır; deniliyor ki: Bu 3 banka,
finans sektörümüzün yüzde 40'ını karşılar, bunları özelleştireceğiz. Başka bir
bilgi yok. Şimdi, şu kadar bilgiyle -Allah'ını seven söylesin- ilkokuldaki
çocuğunuz öğretmeninin karşısına gitse, hoca ona fırça atar, bu ne biçim bilgi
der. Siz, Meclise bilgi vermiyorsunuz. Bakın, ben, bunu anlatmak istiyorum; bu,
Meclise verdiğiniz ciddiyettir, ciddiyet! Finans sektörünün yüzde 40'ını
özelleştireceğim, Türkiye'nin bu sektördeki en önemli bankaları olan Ziraat
Bankasını, Halk Bankasını özelleştireceğim diyorsunuz; ama, gerekçesinde bilgi
yok. Şu gerekçede ne var; Allah'ını seven söylesin. Bu neyi gösteriyor; bu,
biz, bu kanun tasarısını iş olsun diye getirdik bu Meclise ve bu gece saat
12'ye kadar da bunu tutacağız, bir an evvel bunu bitireceğiz, halkın gözünün
önünden bu konuları kaçıracağız demektir. Biz bunu defalarca söyledik; Plan ve
Bütçe Komisyonunda da söyledik, burada da söyledik. Dedik ki, getirdiğiniz
kanunlardaki gerekçeleri bilelim. Plan ve Bütçe Komisyonunda, bakan sadece
bunun üzerinde bir bilgi verdi, dedi ki "3 bankanın görev zararı 11
katrilyonun da biraz üzerindedir." O da ne kadar, onu da söylememiştir; o
kadar, global bir laf, 11 katrilyonun biraz üzerindedir. Bakın, şimdi, bizi halk da dinliyor; bunun
için, böyle özelleştirmeler yaptığınızdan dolayı da... Bir taraftan
özelleştiriyorsunuz, öbür taraftan da, özelleştirdiğiniz bankaları, tekrar,
kamunun, bankacılık fon denetimine alıyorsunuz. Bunun da bütün sebebi, bu
ciddiyetsiz çalışmalardır. Şimdi, bunu söyledikten sonra, birkaç
konuyu daha söylemek istiyorum. Burada en önemli gerekçelerden bir tanesi
şudur: Diyorsunuz ki "bundan sonra, biz, hiçbir kamu bankasına, ödeneğini
önceden vermeden görev yüklemeyeceğiz." Bunun maksadı nedir; sizin getirdiğiniz
bütçede de, sizden evvel gelen bütçelerde de, kamu açıkları gayri safî millî
hâsılanın yüzde 10'u civarında gezdiği müddetçe, siz bu bankalara önceden para
veremeyeceğiniz için, bu bankaların kuruluş gerekçeleri olan işlevlerinde görev
vermeyeceksiniz demektir. Nedir bunlar; Halk Bankasının esnaf ve sanatkâra
vereceği kredi desteğini, Ziraat Bankasının ziraatçılara, çiftçilere vereceği
çiftçi desteğini doğru dürüst vermeyeceksiniz demektir. Şimdi, orada,
gerekçede, biz, bundan sonra, doğrudan gelir desteğine döneceğiz diyorsunuz;
ama, dünkü gazeteleri açın -sizin Bakanınız, MHP'li arkadaşlarım- Tarım ve
Köyişleri Bakanı diyor ki: "Bu bütçeden bana verilen bu ödenekle, ben,
doğrudan gelir desteğini uygulayamam." Gazetelerde var, açın, bakın.
"IMF'ye... Benim bu desteği sağlamam için istediğim kredinin onda 1'ine
yakın miktar verilmiş, ben, bu krediyle doğrudan gelir desteğini
uygulayamam" diye, Tarım Bakanının gazetelerde beyanatı var; yanlışsa,
düzeltsin. Şimdi, bakın, size yine bazı şeyler
söyleyeceğim. Şimdi, getirmişsiniz, bu hesabı özelleştiri-yoruz. Şurada bizi
dinleyen bütün halk bilir ki, en ufak bir bakkal bile hesabında tasfiyeye
gitse, oturur, bütün borçlarını, geleceklerini açar, bakar. Siz getirin
bakalım, şu 3 tane bankanın bu görev zararları içerisinde, henüz kredi zamanı
gelmediği için zarar gösterilmeyen ne kadar kredi var, onu da bir öğrenelim.
Bunları kime vermişsiniz; batan bankalara mı vermişsiniz, yoksa, direkt,
birinci derecede, layık olan esnaf veya çiftçiye mi vermişsiniz; bunu da bir
öğrenelim, hiçbir bilgi yok. Yani, bu 11 katrilyon liralık paranın ne kadarı
batan bankalara kredi olarak verilmiş, ne kadarı çiftçilere, ne kadarı esnafa
veya ne kadarı çiftçi veya esnaf olmayan bireysel vatandaşlara verilmiş; bu da
yok. Mesela, gazetelerde bir beyanat var, deniliyor ki: "Sadece Halk
Bankasının iki şubesi, İstanbul Levent ve Bursa Şubesi, batan iki bankanın
-birisi şu anda nezarette olan, birisi de fon desteğine alınan iki bankanın
sahiplerine- birine 100 küsur milyon dolar, birine 150 milyon dolar kredi açmış
ve bu kredileri, üç yıldan beri, yapılan bütün sözleşmelere rağmen
ödeyememişler, faiz-leriyle beraber 500 milyon dolara çıkmış." Bütün
Gazetelerde beyanat var. Şimdi, bunlar nedir, kimlere verilmiş, bunları bir
öğrenelim; yanlışsa, yanlışını öğrenelim. Biz, bunları Plan ve Bütçe
Komisyonunda da sorduk, Bakandan net bir cevap alamadık. Sadece "bakarız,
o kadar değil" gibi ifadeler kullandı; net bir cevap vermedi. Burada da
beklerim, varsa, alalım. Şimdi, bakın, ben size yine bazı rakamlar
vereyim. Şimdi, Halk Bankası diyor ki: Ben, bu sene 1,7 katrilyon lira kredi
verdim, bunun 1,2 katrilyon lirasını esnaf ve KOBİ'lere, 400 küsur trilyon lira
da bireysel verdim. Zaten, bireysellerin iki tanesini ben size söyledim; fakat,
burada benim dikkatimi çeken bir şey var: Doğu Anadolu'ya ne kadar verdiniz
diye sorduğumuz zaman "37 tril-yon lira esnafa, 100 küsur trilyon lira da
KOBİ'lere verdik" diyorlar. Dolayısıyla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Halk
Bankasının toplam verdiği kredi, toplam dağıttığı kredinin yüzde 8'i civarında;
ama, Halk Bankası yüzde 8 verirken, ticarî bankalar bu bölgeye yüzde 3 vermiş. Şimdi, bakın, bir şey anlatalım; bir
taraftan diyoruz ki, doğu ile batı bölgelerimiz arasında büyük bir gelişmişlik
farkı var. Bunu önlemek için, Halk Bankası gibi, Yatırım Bankası gibi bankalar
kuruyoruz. Bunların verdiği kredi bile -ki, normal, diğer bankaların 3 katı
olmasına rağmen- yüzde 8'le son derece az. Şimdi, bir de, bu bankaları, biz, o
görevlerinden alıp da özelleştirdiğimiz zaman, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu
unuttunuz mu diye size sorarlar sayın milletvekilim, benden çok size sorarlar.
Bütün bu iktidar grubunun mesuliyetini siz taşıyorsunuz, size sorarlar. Bunu
her yerde sorarlar; Erzurum'da da sorarlar, İspir'de de sorarlar, Aşkale'de de
sorarlar... Şimdi, bunu böyle dediğimiz zaman, bunu öğrenmek, düşünmek
zorundayız. Bakın, Ziraat Bankası var. Ziraat Bankası
da kredi dağıtmış. Ziraat Bankası kredi dağıttığı zaman, 3,5 katrilyon kredi dağıtmış,
2,5 katrilyon lirasını çiftçiye verdim diyor, 900 katrilyon lirasını bireysel
dağıttım diyor. Demek ki, bu bankaların görev zararları, sadece dağıtılan
kredilerden kaynaklanan zararlar, buradan anladığım kadarıyla, sadece bu esnafa
ve çiftçiye verdiği kredi-lerden dolayı değil; yani, bireysel sektörlere de
verilmiş krediler. Bunlardan ne kadar zarar etti, bunu da öğrenmek istiyoruz. Şimdi, bir şey daha söylemek istiyorum.
Tabiî, bu bankalar batarken rapor verilmiyor mu; ve-riliyor. Mesela, Egebank
ile ilgili, 27.4.1999 tarihinde, 25.5.1999 tarihinde, bundan tam birbuçuk yıl
önce, bankalar yeminli murakıplarının iki tane raporu var; deniliyor ki: Bu
bankalar hem mevduatları topluyor hem haksız yere kredi veriyor, batmak
durumundadır, kötü durumdadır, birbuçuk yıl evvel krediyi vermiş... Hem de ceza
maddesi de yazılmış "510 uncu maddeye aykırı kredi veri-yor"
deniliyor. Şimdi, birbuçuk yıl önce bu rapor size
veriliyor, ancak birbuçuk yıl sonra bunlar işleme konulduğu için,
tutuklanmaları veya hapse falan girmeleri meydana geliyor. O birbuçuk yılda da
devlet ne kadar zarar etti; ben bunu öğrenmek isterim, bunun da bilgisini
alalım; yani, şu birbuçuk yılda, o raporun verilişinden fona devredildiği
müddete kadar geçen zaman içerisinde, bu bankalara halktan ne kadar mevduat
topladılar veya ne kadar daha zarar ettiler; bunu da öğrenmek isteriz. Şimdi, deniliyor ki: Efendim, birbuçuk
yıl, çok vakit geçmemiştir, biz bunu aldık, inceledik, mahkemeye verdik,
mahkemede bunu duydunuz. Yahu, birbuçuk yıl... Ben, o gün Mecliste de söyledim,
sizin elinize, işinize gelen bir rapor geçtiği zaman, İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanına, sabahı beklemediniz, gece gittiniz evinde tebliğ ettiniz,
sabahtan işe gidemesin diye; o kadar acele ettiniz. İşinize geldi mi, bir
raporu birbuçuk senede fondan dışarı çıkarırsınız; işinize geldi mi, bir genel
başkanın, başbakanın altı yıl evvel konuştuğu bantları, onbeş dakikalık
bantları kırkbeş dakika olarak çoğaltıp mahkûm ettirmeye de uğraşıyorsunuz;
ama, işinize geldiği zaman, yeminli murakıplar "devlet, bu bankalar
batıyor, mevduata aykırı para topluyor" dediği zaman, bunu birbuçuk senede
bile işleme sokmuyorsunuz. Ee, bunu halk biliyor tabiî, herkes görüyor
bunları... Bunları herkes görüyor ve dinliyor. Şimdi, bakın, siz, yine, gelmişsiniz,
burada diyorsunuz ki, bu hükümet döneminde Bankalar Üst Kurulu diyor ki:
"Hazineden bana 6,1 milyar dolar para ver, bu batan bankaları revize
edeyim." 6,1 milyar dolar... Nedir bu 6,1 milyar dolar; bu sene sizin bütün
yatırımlara ayırdığınız paranın 1,5 katı; 1,5 katı... Şimdi 1,5 katı kadar
parayı, o 6,1 milyar doları verseniz, bizim Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu ben
batının seviyesine getiririm. Ama, bakın, Doğu Anadolu'ya, Güneydoğu Anadolu'ya
veya tüm Türkiye'deki yatırımlara ayrılan paranın 1,5 katını fondaki dört veya
beş bankanın revize edilmesi için alıyorsunuz; bunu normal karşılıyorsunuz.
Peki, o normalse, o parayı bize verin, biz Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu
kalkındıralım. Onlara niye vermiyorsunuz?! Yani, şimdi, millet sizin bu verdiklerinizi
görüyor yahu... İki kişiye gelince var, milletin çoğunluğuna gelince yok. Ha, bunları niye söylüyorum, biliyor
musunuz; şunun için söylüyorum: İsterseniz, sabaha kadar çalışalım, biz
çalışmaktan korkan insanlar değiliz; ama, çalıştığımız şey bir şeye yarasın.
Otomatiğe bağlıyorsunuz burada milletvekillerini, biz ne önerge versek, ne
konuşsak, hiçbir şey yok; nasıl olsa oy çoğunluğumuz var, "kabul
edenler", "etmeyenler", "kabul edilmiştir" deyin,
ondan sonra da bu bankaları bir taraftan özelleştirin, bir taraftan
devletleştirin; tam bir devridaim var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Polat, lütfen toparlayınız. ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkan,
hemen bitireceğim. Hem de her devletleştirildiğinde,
yuvarlanarak, yükü daha da çok olarak yüklersiniz. Şimdi, ben size bir şey soruyorum: Şu
gerekçeden, şu üç satırlık gerekçeden, şimdiye kadar özelleştirdiği bankalardan
sekiz on tanesini kamu denetimine alan bu hükümetin -ki, bu kadar yanlış yapan
şeyin- Türkiye'nin en büyük 3 tane bankasını -ki, bunlar taa Osmanlı döneminde
kurulan, Ziraat Bankası gibi bankaları- nasıl özelleştireceği hakkında bir
bilgimiz var mı? Sonra geldi dedi-ler ki, biz, bunları, her şeyi konuşalım.
Beni bırak, gazeteciler bile şurada... Bugün bile, bakın Milliyet Gazetesinde
var "Interbank 64 üncü madde kapsamındayken mi Etibanka verildi" diye
soru soruyor ve bir takvim veriyor. Bu takvime baktığınız zaman son derece
insanı şüpheye düşüren ifadeler oluyor. Bunlar için araştırma önergesi veririz,
araştırmayı konuşmayız, efendime söyleye-yim, getirip, dört satırlık bir
maddeyle bu bankaları özelleştirirsiniz; ondan sonra da "biz çok
çalışıyoruz" dersiniz. Çok çalıştığınızı da, beraber saçım ak mı kara mı
diye, bu seçim sandıklarında önünüze konulur, o zaman görürüz. Hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Polat. Tasarının tümü üzerinde, Hükümet adına,
Devlet Bakanı Sayın Recep Önal konuşacaklar. Buyurun Sayın Bakan. (DSP, MHP ve ANAP
sıralarından alkışlar) Süreniz 20 dakika efendim. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankası,Türk bankacılık
sisteminin -hepiniz söylediniz- yüzde 40'ını oluşturmaktadır. Bu nedenle, söz
konusu 3 kamu bankasının performansı, tüm banka sistemini yakından
ilgilendirmektedir ve sistemin belirleyicisi olmaktadır. Bu bankaların malî
yapılarındaki değişimler, sektöre de aynen yansımaktadır. Son yıllarda bankacılık sektöründe meydana
gelen olaylar, sistemin kırılganlığını ortaya koymuş, sektörün yeniden
yapılandırılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede ilk
aşamada sektörün düzenlenmesinden ve denetiminden sorumlu olmak üzere,
bildiğiniz gibi, bağımsız bir yapıya sahip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurumu oluşturulmuş ve söz konusu kurum faaliyetlerine başlamıştır. Bu bağlamda, kamu bankalarının sektördeki
yeri ve önemi dikkate alındığında, malî sektörde, kamu bankalarının içerisinde
yer almadığı yeniden yapılandırma programının amaca ulaşamayacağı açıktır. Bu
kanun tasarısının amacı, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması yoluyla,
gerek idarî gerekse malî yapılarının güçlendirilmesi ve nihaî olarak,
özelleştirilmelerinin sağlanmasıdır. Bu suretle tüm sektörün rehabilitasyonu
mümkün olabileceği gibi, Avrupa Birliğiyle gerçekleşecek üyelik öncesinde
sistemin bütünüyle sağlıklı bir yapıya kavuşması ve ulusal rekabet gücümüzün
artması sağlanacaktır. Bu tasarı, yürütülmekte olan enflasyonla
mücadele ve yeniden yapılandırma programı ve bu çerçevede uluslararası
kuruluşlara verilen taahhütlerle de tam bir uyum göstermektedir. Amaç, kamu bankalarının da özel sektör
bankalarıyla aynı yasal çerçeve içerisinde hareket etmesi olduğundan, kanun
tasarısında genel hükümlere yer verilmiş, detay hükümlerin ise bu bankalar için
yapılacak ana sözleşmelerde düzenlenmesi öngörülmüş ve bu şekilde tasarı,
ileride yeni bir yasal düzenleme yapılmasına gerek kalmayacak bir biçimde
hazırlanmıştır. Tasarının yürürlüğe girmesiyle, kamu
bankalarına, malî yapılarını bütünüyle bozan görevler, kaynak tahsisi
yapılmaksızın verilmeyecektir. Şimdi arkadaşlar "ne yapıyorsunuz"
diye soruyorlar. Pamuk primlerini nereden verdik; hazineden ödedik; Ziraat
Bankası, sırayla bilgisayardan takip etti, pamuk primlerini ödedi. Yani, parayı
bizden aldı. Hiç, kendi kaynaklarından kullan, daha sonra ben sana, yazarım
tahtaya, alırsın haftaya demedik, anında ödedik. Buna ek olarak, mevcut durumda, 30 Haziran
2000 tarihi itibariyle 11 katrilyon lirayı aşan stok görev zararlarının
tasfiyesine ilişkin bir programın hazırlanmasına da olanak sağlanmaktadır.
Böylece, uzun süredir gündemi işgal eden önemli bir sorun da ortadan
kaldırılmış olacaktır. KİT statüsündeki bankalarımızın, bu yasa
tasarısıyla, özel hukuk hükümlerine tabi olmaları sağlanacaktır. Amacımız, kamu
bankalarını özelleştirerek, devletin finans kesiminden tümüyle çe-kilmesidir. Özelleştirme işlemleriyle ilgili
gerekli süreyi asgarîye indirebilmek
için, bu bankalarımızın, özelleştirilmeden önce yeniden yapılandırılmaları
öngörülmektedir. Yeniden yapılandırma döneminde özel hukuk hükümlerinin geçerli
olması, hükümetimizin bu konudaki kararlılığının somut bir göstergesidir. Sonuç olarak, tasarının uygulamaya
konulmasıyla, Türk bankacılık sistemindeki reformun tamamlanması mümkün olacak
ve bu suretle, sistem, çağdaş ve bağımsız bir yapıya kavuşacaktır. Bu yasa tasarısıyla, kamu iktisadî
teşebbüslerine ilişkin 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde
faaliyet gösteren Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve
Emlak Bankasının yeniden yapılandırılması ve özelleştirilmelerinin önündeki
engellerin kaldırılması amaçlanmaktadır. Bankalar, 233 sayılı KHK dışına
çıkarılarak, özel kanuna tabi olacaklar; yeniden yapılandırma süresince de bu
özel kanunlara tabi olma hükmü devam edecektir. Bankaların, özelleştirilmelerinden önce
yeniden yapılandırılmaları öngörülmektedir; özelleştirme işlemleri için gerekli
süre, böylece asgarîye indirilmektedir. Yeniden yapılandırma için, Bakanlar
Kurulu kararıyla düzenleme yetkisi verilmektedir. Hazinece Dünya Bankasından
sağlanacak malî sektör kredisi dışındaki 500 milyon dolar krediyle, yeniden
yapılandırmanın finansman boyutu da sağlanmış olacaktır. Yapılacak planlara bağlı olarak,
bankaların Hazineden olan görev zararlarının Hazinece tasfiyesi de
öngörülmektedir. Bütçe kanunuyla, özel tertip devlet tahvili ihraç yetkisi
alınmaktadır; bu tahvillerle görev zararı tasfiye edilecektir. Yeniden yapılandırma süresince,
emekliliğini kazanmış personelin emekliliğinin cazip hale getirilmesi için,
yüzde 30 daha fazla ödeme öngörülmektedir. Ayrıca, mevcut çalışanların hakları
korunmakta, yönetimlerin uygun görmesi halinde, özel hükümlere göre,
emeklilikleri saklı kalmak üzere çalışabilmelerine olanak sağlanmaktadır.
Bunlar, talepleri halinde ise, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına
nakledileceklerdir. Yeniden yapılandırma süresince, sınırlı sayıda
nitelikli yeni personel istihdamı da öngörülmektedir. Yeniden yapılandırma
sonucunda öngörülen yapıya gelen bankalar, 4046 sayılı Yasa çerçevesinde,
Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla, özelleştirme kapsamına ve programına
alınarak özelleştirileceklerdir. Yeniden yapılandırma ve özelleştirme
süresi üç yıl olarak planlanmıştır. Sadece Ziraat Bankası için, bizim
beklentimize göre, bu süre, birbuçuk yıl daha uzatılabilecektir. Genellikle arkadaşlarımızın konuştuğu
görev zararı stoku... Biz, şeffaf bir hükümetiz. Sayın Fazilet Partisi
yetkililerine, görev zararı stokunun 3 banka için dökümünü az evvel verdim;
ellerinde tarih tarih var. Hükümetlerce uygulanan politikalar çerçevesinde,
kamu bankalarına yıllardır verilen görevler nedeniyle oluşan görev zararları,
bütçe kısıntıları ve ekonomimizin içinde bulunduğu darboğaz nedeniyle, bugüne
kadar ödenememiştir. Bildiğiniz gibi, ilk ödemeyi, bu sene biz yaptık ve mevcut
stok görev zararının yüzde 15'ini, özel tertip devlet tahvilleriyle tasfiye
ettik. Ödenemeyen, yıllarca yürütülen faizler
nedeniyle, özellikle piyasa faizlerinin yüksekliği sonucu önemli boyutlara
ulaşan görev zararları, bu kanun tasarısının yasalaşmasıyla birlikte tasfiye
edilebilecek ve yılların biriktirdiği bu önemli sorun ortadan kaldırılmış
olacaktır. Ziraat Bankasının tarımsal destekleme
politikaları, doğal afetler sonucu yapılan borç ertelemeleri nedeniyle görev
zararları tutarı 1995 yılında 92 trilyon lirayken, 2000 yılı sonu itibariyle
yaklaşık 8 katrilyon lira düzeyine ulaşacaktır. Hazine tarafından, 1997-2000
döneminde, bankaya, görev zararları için, nakit ya da tahvil şeklinde
ödenebilen miktar ise toplam 1,4 katrilyon lira düzeyinde olabilmiştir. Halk Bankasının ise, esnafın, KOBİ'lerin,
genç, kadın ve girişimcinin ucuz kredi imkânlarıyla desteklenmesi amacıyla,
hükümetlerin bankaya verdiği görevler çerçevesinde oluşan görev zararları 1995
yılında 76 trilyon lirayken 2000 yılı sonu itibariyle 6,2 katrilyon lira
düzeyine ulaşmaktadır. Bu dönemde Hazine imkânlarıyla ödenebilen tutar sadece
983 trilyon lira düzeyinde olabilmiştir. Her iki bankanın görev zararlarının, 2000
yılı sonu itibariyle, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası için 11,4 milyar
dolar, Halk Bankası için 8,8 milyar dolar olmak üzere toplam 20,2 milyar dolar
düzeyinde olacağı öngörülmektedir. Emlak Bankasına 92/3744 sayılı Bakanlar
Kurulu kararıyla Denizcilik Bankasının devri nedeniyle ve tabiî afetlere
ilişkin mevcut borçlarının ertelenmesi sonucu, verilen görevlere ilişkin olarak
bankanın doğan görev zararı alacağı, 31.12.1999 tarihi itibariyle, sadece 5
trilyon liradır. Söz konusu meblağ, nakit olarak ödenebilecek boyuttadır. Bu
nedenle, Emlak Bankası için tahville ödeme öngörülmemektedir. Bankaların görev zararları ezbere de
ödenmemektedir. Bankaların görev zararlarının Hazine tarafından
karşılanabilmesi için, öncelikle, bankalar yeminli murakıplarının bu hesapların
doğruluğunu belirlemesi gerekmektedir ve ödeme bundan sonra yapılmaktadır.
Bizim beklentimize göre, bu yeniden yapılandırma dönemi sırasında, belirttiğim
rakamlardaki görev zararı stokunun tümü temizlenmiş ve bu bankalarımızın malî
yapıları güçlü hale getirilmiş olacaktır. Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve
ANAP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Tasarının tümü üzerindeki son konuşma,
şahsı adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan'a ait. Buyurun Sayın Ayhan. (FP sıralarından
alkışlar) Süreniz 10 dakika efendim. CEVAT AYHAN (Sakarya) - Muhterem Başkan,
muhterem üyeler; 537 sıra sayılı, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak
Bankasının önce özerkleştirilmesi, bilahara özelleştirilmesiyle ilgili kanun
tasarısının geneli üzerinde şahsen söz almış bulunuyorum. Değerli arkadaşlar, bankalar, hepimizin
bildiği gibi, genel fonksiyonu itibariyle, tasarrufları toplayıp ticaret ve
yatırıma yöneltmek, piyasanın nakit ihtiyacını karşılamak ve bu şekilde
tasarruf-ların yatırıma yönelmesiyle ekonominin büyümesine, iktisadî hayatın
gelişmesine hizmet etmek için kurulur ve çalıştırılırlar. Ziraat Bankası da
1870'li yıllarda, o zaman, Emanet Sandıkları adı altında, tarımın desteklenmesi
için, Rumeli'de başlayan, geliştirilen, bilahara Ziraat Bankasına dönüştürülen,
bugün, beldelere kadar teşkilatı olan Türkiye'nin en büyük bankası. Halk
Bankası da esnafın desteklenmesi için kurulmuş olan bir bankadır. Tabiî, özerkleştirme ve özelleştirme, bu
bankaların verimli çalışması için gereklidir. Yani, Türkiye'nin bugün geldiği
noktada, devletin küçülmesi, devletin üretimden, sanayiden, ticaretten, malî
sektör dahil, çekilmesi, bunları hep özel sektöre bırakması, ama bunları,
toplum, amme menfaatına, kamu yararına denetlemesi, temel bir yaklaşımdır.
Hakikaten, uzun yıllar tartıştıktan sonra, bugün, Türkiye'de herkesin geldiği
nokta budur. Bu bir zarurettir. Üstelik, uluslararası toplumun bir parçası
olarak ve Avrupa Birliğine üyelik yolunda ilerleyen bir Türkiye olarak da
küresel rekabete açık hale geliyoruz, yani bütün kurumlarımızla, malî sektörde,
hizmet sektöründe, sanayi ve ticarette olduğu gibi, uluslararası rekabete
açılıyoruz. Avrupa Topluluğuna girsek de girmesek de, aşağı yukarı, bugünkü
taahhütlerimiz Türkiye'yi bu noktaya getirmiş bulunmaktadır. Yani, korumalı
ekonomi, iktisadî hayat, bundan sonra yok; sanayide de yok, ticarette de yok,
malî sektörde de yok, hizmet sektöründe de yok, hiçbir yerde yok... Türkiye'nin kendi kendine çekidüzen verme
ihtiyacı... Niye bu kanun acele? Tabiî, bu istikrar tedbirlerinin ana gayesine
bakmak lazım. İstikrar tedbirlerinin,
enflasyonun düşürülmesi, iktisadî hayatın, ekonominin sağlıklı bir yapıya
kavuşturulması için fevkalade acı bir ilaç halinde uygulandığı bir dönemdeyiz.
Bunun sıkıntısı, çiftçide, emeklide, memurda, esnafta, her vatandaş
topluluğunda hissediliyor, yaşanıyor. Temennimiz, bir an önce, bu sıkıntılı
dönemden çıkıp, sıhhatli bir ekonominin nimetlerinden de bu sıkıntıyı çeken
vatandaş kitlesinin faydalanacağı noktaya gelmemizdir. Bu istikrar tedbirleri çerçevesinde
Türkiye'nin yoluna devam edebilmesi için -gelip duvara dayandıktan sonra-
İçborçlarını, süratle, dışborçlara çevirmesi lazım, maliyeti düşük olan
dışborçlara çevirmesi lazım. Halen, aşağı yukarı 32 katrilyon mertebesinde, 47
milyar dolar içborç var ve çok yüksek faizlerle alınan içborçlardır bunlar. Bir bilgi olsun diye arz edeyim: 2000
yılında 9 aylık dönemde 47 milyar dolarlık içborç stokuna ödediğimiz faiz, 27,3
milyar dolardır, tam söylüyorum; yani, 9 ayda ödenen içborç faizi 27 milyar 300
milyon dolardır, 47 milyar dolarlık borç için ödenen. Haziran sonu itibariyle,
106 milyar dolarlık dışborç için ise, yine 2000 yılında ödenen faiz 1,7 milyar
dolardır. Yani, mukayese edilmeyecek derecede, fevkalade fahiş bir faiz yükü
altında Türkiye bunalmaktadır. Yani, rakamlar bunlar. Tabiî, süratle, Türkiye'nin bu yüksek
faizli içborçlardan kurtulup, düşük faizli dışborca dönmesi birinci hedeftir.
Tabiî, asıl kurtuluş da, bu içborç stokunun anaparalarını da ödeyip, bu yükün
altından kurtulmaktır. Çünkü, önümüzdeki dönem, hükümetin bütçesinde de aşağı
yukarı 16 katril-yon liralık faiz görünüyor. Bunun da yine yüzde 90'ına yakın
kısmı, 90 küsuru içborç faizidir. Sözü oralara dağıtmak istemiyorum da,
söylemek istediğim, yani, bu banka özelleştirilmesi, bildiğiniz gibi, malî
sektör reformuyla ilgili Dünya Bankasının vereceği aşağı yukarı 1,5 milyar
dolar mertebesindeki bir kredinin önşartıdır. Hükümet de bunu acele yapmak
istiyor. Tabiî, 1,5 milyar dolar, Türkiye'nin işini halledecek mi; etmeyecek;
ama, referans kredisi olacağı için, bunun arkasından hükümetin de beklediği,
uluslararası piyasalardan içborcu işte
dışborca tahvil edecek olan düşük faizli uzun vadeli krediler
bulabilmesidir. Tabiî, bu krediler sadece içborcu ikame için gerekli değil, dışticarette de büyük
açıklar var; yani, sekiz aylık dönemde, ocak-ağustos döneminde dışticaretteki
açık 17 milyar dolardır. Türkiye'nin dışticaretinin finansmanda geçmişte
yaşadığı sıkıntılar dikkate alınırsa, tabiî, bunun finansmanına devam etmesi de
yine kolay dışkredi bulabilmesine bağlıdır. Bütün bu şartlar tabiî, bu reformu yahut
da çıkarılacak bu kanunla bu bankaların önce özerkleştirmesini sonra özelleştirilmesini gündeme getirdi.
Biz, buna itiraz etmiyoruz esas itibariyle, bunun yapılması lazım; ama, bu
süre, uzundur. Bunu biz, itiraz gerekçemizde, muhalefet şerhimizde zikrettik. 3
sene, yüzde 50'si 1,5 sene eder, dolayısıyla, toplam, 4,5 sene uzun bir süredir. Hatırlıyorum, bunu daha önce "2
senede yapılacak"diye Özelleştirme Kanununa koymuştuk; ama, maalesef,
geçmişte yapılmadı. Yani, bunu daha kısa zamana önergeyle getirmek lazım. Şimdi, bütün bunları yaparken tabiî, bir
şeyi de dikkatten kaçırmamak lazım; yani"zaruretler memnuyu mübah
kılar" diyor Mecellede; yani, bu bir zaruret demin ifade ettiğim
şartlarla. İçborç yükü, dışborç zarureti, dışticaretin finansmanı vesaire; ama,
şimdi, burada bir büyük sual kalıyor kafamızda; biz, muhalefet şerhinde onu da
zikrettik. Nedir o sual; takımın desteklenme meselesi var ve esnaf ve
sanatkârın desteklenme meselesi var. Bildiğimiz gibi bu destekler, fiyat
destekleriyle oluyor, gübre desteğiyle oluyor, kredi desteğiyle oluyor. Esnafta
da bu, kredi desteğidir esas itibariyle; ama, tarımda, gübreyle, alımda
destekleme fuyatıyla, krediyle destekliyoruz. Şimdi, bunlar özerkleşip
özelleşir ise, bizim tabiî, bunlara, yine hazineye para koyup tarıma da,
sanayiye de kredi desteklerini vermek mümkün, bunu yapmak da gerekir.
Türkiye'de tarım modernize oluncaya kadar, gelişmiş ülkelerin tarımıyla
kalitede, verimlilikte rekabet edebilir duruma gelinceye kadar bu desteklerin
mutlaka devam etmesi lazım. Yani, tarım da serbest rekabete açılacak; ayakta
duramayız, Allah korusun, sonra felaket olur. Şimdi, burada, bir açık nokta var; onu,
ben, hükümete hatırlatıyorum tabiî. Değerli Tarım Bakanlığı camiasının da bunu
not etmesi lazım. Proje kredileri meselesini nasıl düzenleyeceksiniz; yani,
sektöre para verebilirsiniz, üretim miktarına göre, şuna göre, buna göre veya
üretim desteği dersiniz, yeni bir politika getirirsiniz; yani, sektöre girdi
desteği verebilirsiniz veya üretimini desteklersiniz; ama, bir de sektörün
modernizasyonu için, hem esnafta, KOBİ'lerde hem de tarımda projeleri tanıyan,
ekspertiz eden, değerlendiren, ekonomisini tartan ve bu proje faydalıdır, bu
proje teknoloji getirir, bu proje üretimi artırır, kaliteyi geliştirir diye
karar verecek birimlere ihtiyaç var; yani, bu birimlere, buna göre proje
desteği vereceksiniz. Halen Ziraat Bankası, kendi bünyesinde bu hizmetleri
yapıyor; ama, Ziraat Bankasını özelleştirdiğiniz zaman, artık bundan çıkacak,
ticarî bir banka haline gelecek, yani, bunu devletin... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ayhan, lütfen toparlayınız. CEVAT AYHAN (Devamla) - Bitiriyorum. ... hangi kamu kurumu yapacak veya bunu
birtakım özel kurumlara, birtakım vakıflara yahut da sektör kurumlarına mı
havale edeceksiniz, süratle bunların düzenlemesini yapmak lazım; bu ortada
kalır sonra, boşlukta kalır. Yani, biz, acele bir fırtınadan kurtulalım derken,
bir başka fırtınaya gelir dalarız; çünkü, tarım sektörü Türkiye nüfusunun
yarısıdır. Esnaf dediğiniz zaman, KOBi'ler dediğiniz zaman, üretim yapan çok
büyük bir nüfus kesimidir ve bunları da bir tarafa bırakamayız hakikaten. Bugün
İtalya'da KOBİ'ler, ihracatın yüzde 30'unu, 40'ını teşkil etmektedir. Yani,
bunlara da bilgili, şuurlu bir destek vermeye ve devam etmeye mecburuz. Bu
boşluklar var; bu tasarıya bakarken bunları gördüm. Bunları hatırlatma
meyanında da burada zikredeyim dedim. Hayırlı olmasını diliyorum; hepinizi
hürmetle selamlıyorum.(Alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan. Tasarının tümü üzerindeki müzakereler
tamamlanmış bulunuyor. Şimdi sorulara geçiyoruz. Sayın Demirci, buyurun efendim. MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Bakana sorularımı arz etmek istiyorum. Ziraat Bankası, kuruluş gayesine uygun
olarak, çiftçilerimize bitkisel ve hayvansal kredi vermektedir; bu banka
özelleştirildiğine göre sorumu arz ediyorum: 1- Çiftçilerimize bundan böyle hangi banka
veya kurum kredi verecektir? 2- Çiftçilerimizi, yine kredi olarak,
tarım kredi kooperatifleri, Ziraat Bankalarından aldıkları kaynaklara bir iki
puan ilave etmek suretiyle bitkisel üretimde ve hayvancılıkta desteklemektedir.
Bundan böyle tarım kredi kooperatifleri, kaynağını, hangi bankadan, hangi
kurumdan alacaktır? 3- Dünyada bütün çiftçiler desteklenir;
ama, şimdi çiftçilerimizi destekleyen bu kurum özelleştirildiğine göre, açık
olarak öğrenmek istiyoruz ki, çiftçilerimiz bundan sonra desteklenmeyecek
midir, hükümet olarak bundan vaz mı geçiyorlar veya bilmediğimiz bir
mekanizmayı harekete geçirmek suretiyle mi çiftçilerimiz desteklenecektir, bu
mekanizma nedir? Bunları öğrenmek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Uzunkaya, buyurun efendim. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan,
delaletinizle Sayın Bakandan suallerimin cevaplandırılmasını arz ediyorum. Evvela, tabiî bu bankaların
özerkleştirilmesine ve özelleştirilmesine ilişkin tasarının bankaların
içlerinin boşaltıldığı, sahiplerinin adliye koridorlarında koşuşturduğu bir
dönemde tartışılıyor olması, Türk toplumunun oldukça dikkatini çeken bir durumdur.
Ben, Sayın Bakandan -hükümet üyesi olan
bir başka özelleştirmeden sorumlu bakanı da ilgilendirdiği; ama, hükümet adına
oturduğu için- soruyorum: Şu ana kadar özelleşen devlet bankalarının sayısı
kaçtır? Temin edilen gelir ve bilahara,
özelleştikten sonra tekrar devletleştirilen bankalara ödenen paranın miktarı
nedir? Esasen, şahsen, bu bankaların özelleşmesi
ve özerkleşmesinden yanayım; ancak, endişe edi-yoruz, yarın bu bankaların
tekrar geri alınmayacağı konusunda, bir şekilde içleri boşaltılarak, yaşanan örneklerde
olduğu gibi geri alınmayacağı konusunda Sayın Bakanımız güvence verebilirler
mi? Daha önce, haziran ayında, yetki yasası
görüşülürken, kendilerinin oturduğu makamda bir değerli bakanımız oturuyordu
"off-shore'zedelere devlet tarafından para ödenmeyecektir" dedi ve
Meclis zabıtlarına kaydoldu; ama, geçenlerde Sayın Başbakan ve ilgili bakanlar
"her birine 20'şer milyar ödenecek" dedi; 6 ay sonra, bakanların
sözleri birbirlerini inkâr ediyor, nakzediyor. BAŞKAN - Sorunuzu lütfen... MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Hükümet
içerisindeki bu tutarsızlık çerçevesinde, bakanın verebileceği söz ne kadar
güvenli olur bilemiyorum; ama, yarın bu bankaların içi boşaltılacak mı veya
tekrar alınacaksa, hükümet böyle bir zararı ödemeyi taahhüt eder mi? Bir diğer husus da, bu bankaların şu anda
çalışanlarının sayısı ne kadardır? Daha önceki özelleşen kurumlarda olduğu
gibi, özelleşme yasasına rağmen... Çünkü, bakana sordum, aldığım cevaplar var;
işçiler, mutlaka mağdur edilmemesi şartına rağmen, kapı önüne konulmuştur.
Yanılmıyorsam, bu bankaların binlerce çalışanı var. Biraz açıklama yaptı; ama,
net bir açıklaması yok, çalışanların ne olacağı konusunda net bir bilgi
verebilir; çalışanları, bu özelleşme sonucu düştükleri endişeden, korkulu
handikaptan kurtarabilir mi? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Ayhan, buyurun. CEVAT AYHAN (Sakarya) - Muhterem Başkanım,
delaletinizle, Muhterem Bakana tevcih etmek istediğim soru şudur: Yanlış
anlamadıysam, Ziraat Bankasının görev zararı 11 katrilyon dediler; eğer doğru
hatırlıyorsam -doğru bilgileri alacağım- Halk Bankasının da aşağı yukarı 6,5-7
katrilyon. Bu bankaların bugünkü değerleri nedir; yani, bunların kıymetleri
nedir, borçları nedir, alacakları nedir, sabit kıymetleri nedir? Bu yola
çıkarken bunların ekspertiz edilmiş olması lazım. Halk Bankasının, Ziraat
Bankasının ve Emlak Bankasının bugünkü değerleri nedir, varlıklarının değeri
nedir? Yani, aktifleri, pasifleri, farkı nedir onu soruyorum bir başka lisanla. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN- Teşekkür ediyorum. Sayın Akın, buyurun. MURAT AKIN (Aksaray)- Sayın Başkan,
aracılığınızla, Sayın Bakanıma aşağıdaki soruları tevcih ediyorum. Sayın Bakanım, Sayın Başkan, Ziraat
Bankasının 30.9.2000 tarihi itibariyle oluşan kârı, 104 trilyon 733 milyar
lira. 1999 yılında, aynı dokuz aylık dönem için oluşan kâr ise, 40 trilyon 168
milyar lira. Yani, geçen yılın dokuz aylığına nispeten bu yıl yüzde 209,7'lik
gelir artışına sebep nedir? Acaba, buna bankanın İstanbul Şubesinin
ticarî amaçla verdiği ve uzun yıllardır tahsil edemediği ticarî kredilerden
tahsil edeceği, takipteki alacaklarının temerrüt faizleri mi dahil, yoksa,
küçük çiftçilere verilmiş de, üç gün, beş gün veya üç ay, doksan gün süreyle
tahsili gecikmiş, takibe alınmış o fukara çiftçilerin tahsil edilmeyen borç
faizleri mi gözüküyor? BAŞKAN- Sayın Akın, lütfen, çabuk sorun;
çünkü, zamanımız daralıyor. MURAT AKIN (Aksaray)- İkinci sorum:
19.9.2000 tarihi itibariyle Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü 6521 sayılı bir
genelge çıkardı. Bu genelgede, Ziraat Bankasına olan borçlarla, yine, tarım
kredi kooperatiflerine olan borçların; yani, çiftçilerin borçlarının 31.1.2001
tarihine kadar taksitlendirme veya tecil, buna benzer talepte bulunmaları
şartıyla geriye dönük kanunî takibe alınan süreden itibaren ödenecek süreye
kadar defaten ödenirse yüzde 55, bir yıl süreyle ödenirse yüzde 65, iki yıl
süreyle ödenirse yüzde 65 gibi bir taksitlendirme faiziyle tahsil edileceği
belirtilmişti; ancak, 31.1.2001 tarihinde pancar müstahsili pancar bedellerini
tahsil etmediği için bu taksitlendirmeyi ve faiz indirimini -mahsulünün
bedelini almadığı için- ödemesi mümkün olmayacaktır. Bu süreyi pancar
müstahsilinin pancar bedelini alma tarihi olan 31.04.2001 tarihine kadar
uzatacak mısınız? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Son soru Zeki Ertugay Beyin, buyurun. ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sayın Başkan,
aracılığınızla Sayın Bakanın cevaplaması dileğiyle sorumu soruyorum. Bilindiği gibi, tarımsal desteklemenin en
önemli yollarından biri tarımsal kredi desteğidir. 2000 yılı bütçesinde
öngörülen tarımsal kredi desteği bir önceki yıla göre yüzde 50 oranında
azaltılmıştı ve ülkemizde özellikle tarım nüfusunun fazlalığı ve üreticinin
durumu göz önünde bulundurulduğu zaman 2001-2002 yılları için bu destekleme,
kredi desteği daha büyük bir önem arz etmektedir. Bu getirilen yeni
düzenlemeyle, Ziraat Bankasının kuruluş esprisi ve amacı doğrultusunda, zaten son yıllarda üreticinin bankası
olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiş olan bu bankanın, yeni düzenlemeyle,
desteklemelere esas olmak üzere, yeni bir destekleme politikası öngörülüyor mu;
bunun cevaplandırılmasını istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Bakanım, 2 dakikamız var. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Arkadaşlarımın sorduğu soruları hızlı bir
şekilde cevaplandırmaya çalışayım. Sayın Uzunkaya "özelleştirilen devlet
bankası sayısı kaçtır" dediler. Benim bildiğim kadarıyla, son yıllarda
özelleştirilen 2 tanedir; birisi Sümerbank, diğeri Etibank. "Bunlar tekrar
devletleştirilmiştir..." Hayır, öyle bir şey yok; bunlar fona alınmıştır,
fonun bir tüzelkişiliği vardır, devletle ilgisi yoktur, kamunundur,
Türkiye'nindir. "Off-shore'zedeye para
ödenecek-ödenmeyecek..." Bildiğiniz gibi, Bakanlar Kurulumuzun bir
tasarısı vardır, Meclise sunulmuştur; Yüce Meclis gerekli kararı verecektir. Kamu bankalarındaki personel sayısına
gelince. İzin verirseniz, yuvarlak olarak söyleyeyim; Ziraat Bankasında 38 000
veya 40 000'e yakın personel vardır. Eğer, bu bankalarda çalışan arkadaşlarımızın
sayısı yarıya veya üçte bire indirilse bile, bu bankalar çok rantabl
çalışabilecek durumdadır; ama, istihdam olanaklarımızı düşündüğümüzde, bunun
önemli fonksiyon gördüğünü düşünüyoruz. Halk Bankasında 12 000 civarında, Emlak
Bankasında ise 7 600 civarında personel var. Bu personelimiz için öngördüğümüz
durum şudur: İsteyen mevcut statüsüyle devam edecektir, isteyen özel hukuk
statüsüne geçip, daha yüksek ücret alacaktır, isteyen de yüzde 30 fazlasını
alıp -eğer emeklilik hakkını elde etmişse- ayrılabilecektir. "Ben özel
sektörde, özel hukuk hükümlerine göre çalışmak istemiyorum" diyen
personelimizi de, öbür kamu kurumlarına veya diğer yerlere nakletme imkânımız
vardır, eğer tasarımız burada kanunlaşırsa. Sayın Ayhan, görev zararlarıyla ilgili
soruya tekrar değindiler. Görev zararlarıyla ilgili -dikkat ettinizse- kesin
rakamlar vermekten kaçındım; "yaklaşık şu kadardır" demeye çalıştım.
Elinizdeki rakamlar, bankalardan alınmış, bilançolarından alınmış rakamlar
yanında; yani, T harfiyle gösterdiğimiz tahminî rakamlar yanında, murakıp
incelemesi yapılmış, rapora bağlanmış, kesinleşmiş rakamlar da ayrıca
gösterilmektedir. Yani, bankanın kendi bilançosuna yazdığı rakam muhakkak
ödenecektir diye bir kural yoktur, murakıp incelemesi yapılacaktır. Gerçekten,
verilen bu zarar, kamu göreviyle ilgili midir değil midir, uygulanan faiz oranı
doğru mudur değil midir bunlar belirlendikten sonra ödeme yapılacaktır. Onun
için, görev zararı rakamlarında aşağıya yukarıya doğru değişimler
olabilecektir, elinizdeki tablo bunu göstermektedir. Bankaların aktifi pasifi böyle ezbere
bilinebilecek bir şey değildir. Bildiğiniz gibi, malî yapı, belirli kesitler
itibariyle hesaplanmaktadır. Hatta, bunun için özel incelemeler yapıp, bütün
aktifler pasifler değerlendirilip, bankanın gerçek durumunun saptanması
gerekmektedir. Onun için, görev zararının, bankaların bilançolarının yüzde
30'unu, yüzde 40'ını bulduğu ve bu görev zararının da henüz kesinleşmediği bir
ortamda, kesin rakamlar vermek mümkün değildir. Sayın Akın "bir bankamızda yüzde 200
gelir artışı var; bu, temerrüt faizlerinden mi" diyorlar. Bilemiyorum, ben
incelemiş değilim. Yalnız, özellikle şunu söylemek istiyorum: Aşağı yukarı 18
Nisan Seçimlerinden sonra kurulmuş olan 57 nci cumhuriyet hükümeti döneminde,
kamu bankalarına ne personel alımı konusunda ne kayırmalı kredi verilmesi
konusunda ne de karşılıksız görev zararı konusunda hiçbir popülist talimat
verilmemiştir. Onun için, bunların, gerçek faaliyetlerini yürütecek bir ortam
içinde olduklarını söyleyebilirim. Taksitlendirmeyle ilgili uygulanan faizler
tamamen hesap işi. Bankanın kendi mensupları yanında, hazinemiz, birlikte
çalışarak bu taksitlendirme bedellerini belirlemektedirler. Gene, bir arkadaşımız "pancar
müstahsili parasını alamadı, o tarihe kadar uzatılabilir mi?" dediler.
Bununla ilgili müracaatlar bize geldi, Ziraat Bankasına gönderdik, inceleniyor. Son konuşan arkadaşımız da, tarımsal
destek, küçük esnaf ve sanatkârın desteği ne olacak diye bir genel soru
sordular. Dünyanın her yerinde tarım desteklenmektedir. Amerika Birleşik
Devletlerinde de, Avrupa Birliğinde de en büyük destekler tarıma verilmektedir.
Bizim de amacımız, tarımsal desteği sonuna kadar sürdürmektir. Yalnız, bugüne
kadar olduğu gibi, aracılara gitmeyecektir destek, gerçek hak sahibine
gidecektir. (DSP sıralarından alkışlar)
Dikkat ettiyseniz, ilan ettiğimiz fiyatlar ve ödeme takvimimiz, buğdayda
yaptığımız, şekerpancarında yaptığımız, pamukta ve diğer kalemlerde, primlerde
yaptığımız ödemelere baktığınızda, hepsi düzgündür; hakkaniyete uygun ödeme
yapılmıştır, bilgisayardaki kayıt
numarasına göre ödeme yapılmaktadır, kimsenin sırası öne alınmamaktadır
ve bu tutumumuz devam edecektir. Dolayısıyla, parasını, gerekirse bütçeden
vererek, gerekirse kredi desteği vererek, yine doğrudan gelir desteği sistemini
bir senede değil, program döneminde,
iki senede yaygınlaştırarak, tarımsal desteğimizi, küçük esnaf ve sanatkâr
desteğimizi sonuna kadar sürdürmek kararlılığındayız. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum, süremizi
biraz aştık. Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler ve sorular tamamlanmıştır. SÜLEYMAN METİN KALKAN (Hatay) - Karar
yetersayısının aranmasını istiyoruz. BAŞKAN - Maddelere geçilmesini oylarınıza
sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım. Maddelere geçilmesini kabul edenler... KAMER GENÇ (Tunceli) - Divan'da hep
iktidar var Sayın Başkan, biraz da muhalefet olsun. BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkanım,
Bakanlar Kurulu tek bakanla temsil edildiği için karar yetersayısı yoktur
efendim. BAŞKAN - Maddelere geçilmesi kabul
edilmiştir; karar yetersayısı vardır. 1 inci maddeyi okutuyorum: TÜRKİYE
CUMHURİYETİ ZİRAAT BANKASI, TÜRKİYE HALK BANKASI ANONİM ŞİRKETİ VE TÜRKİYE
EMLAK BANKASI ANONİM ŞİRKETİ
HAKKINDA KANUN TASARISI MADDE 1. - 1. Bu Kanunun amacı, Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye
Emlak Bankası Anonim Şirketinin (bankalar) çağdaş bankacılığın ve uluslararası
rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını
sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına ilişkin
düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabî
gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesidir. 2. Bankalar, anonim şirket
statüsündedirler. Bu Kanunda yer alan hükümler dışında 4389 sayılı Bankalar
Kanunu ile genel hükümlere tabidirler. 3. Bankaların çalışma konuları ve
amaçları, merkezleri, sermaye miktarları, hisseleri, genel kurulları, yönetim ve
denetim organları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile faaliyetlerine devir,
birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer esaslar, ana sözleşmelerinde
gösterilir. 4. Bankaların yıllık faaliyetleri 4389
sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin 2 numaralı fıkrasında belirtilen
bağımsız denetim kuruluşlarınca incelenerek rapora bağlanır. Bu raporlar
bankaların genel kurullarına sunulur. 5. 233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 399 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri
Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, 3346
sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince
Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu,
6245 sayılı Harcırah Kanunu ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile bunların ek ve
değişikliklerine ilişkin hükümler ile 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının
Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 13 üncü maddesi bankalar hakkında uygulanmaz. BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde ilk söz,
Doğru Yol Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen'e ait. (DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakika. Buyurun efendim. DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan tasarının 1 inci maddesi
üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, Grubum ve şahsım
adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, burada, az önce
konuşan arkadaşların konuşmalarını, özellikle iktidar gruplarına mensup
arkadaşların konuşmalarını dinlediğim de, gördüm ki, bu yasa tasarısı üzerinde
konuşan yok, olması gereken üzerinde; yani çağdaş bankacılık, özel bankacılık,
kamunun bankacılık sektöründen artık çıkması üzerine konuşuyorlar; ama ben
yasaya baktığımda böyle bir şey yok. Bir defa tasarının şablon olarak
hazırlanmasına iyi bakarsanız, tasarı gibi hazırlanmamış; yani bir kuruma
sunulacak mektup gibi hazırlanmış; az sonra da bu konuya değineceğim niye böyle
hazırlanmış. Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakanla
konuşurken, bunların dili üzerinde belirli konuları dile getirdiğimizde, bunun
tercüme edilip, belirli kuruluşlara sunulacağını, yani Dünya Bankasına
sunulacağını ve kredi alınacağını söyledi. Onun için de, çok fazla, hatta dili
üzerinde bile oynayamadık. Demek ki, çıkacak bu yasayla, burada söylenilen,
amaç kapsamı içerisindeki faaliyetleri yerine getirilemeyecek. Şimdi diyoruz ki, biz, bu bankaları önce
özerkleştireceğiz, sonra da özelleştireceğiz. Değerli arkadaşlarım, biz bu
bankaları ne yapıyoruz, bir bakana bağlıyoruz. Şimdi, bakana bağlı bir bankanın
özerk olması mümkün mü, böyle bir şey olur mu... Yani, genel kurulun
yöneticilerini atama kararı burada zikrediliyor. Değerli arkadaşlarım, genel
kurula zaten bakan hâkim değil mi, bağlı bakan; hâkim. O zaman, bunu biz
özerkleştirmiyoruz, bir bakana, siyasî bir vasfı olan yürütme organının üyesine
bağlıyoruz. Birincisi bu, özerk falan olduğu yok. İkincisi, biz bunu özelleştirmeye
gerçekten niyetli miyiz diye ona bakıyorum. Süre olarak, 3 yıl artı yüzde 50
kadar artırma süresi koyuyoruz, bakıyoruz ki 4,5 yıl. 4,5 yılda, bu Parlamento,
21 inci Dönemi bırakın, 22 nci Dönem de kendi süresini yarılıyor; yani, demek
ki, bu hükümeti teşkil eden, bu yürütmeyi içinden çıkaran bu Parlamento seçime
gidene kadar, yine bu bankalar, bu siyasî erkin elinde olacaktır, sistem devam
edecektir. (DYP sıralarından alkışlar) Az önce burada, Sayın Işın Çelebi'nin
söylediği, diğer konuşmacı sayın arkadaşlarımızın söylediği bir amaç, doğru bir
amaç; çağdaş bir bankacılığa yönelmek, gerçekten, dünyadaki var olan finans
sektörüne uyum sağlayacak yeni kriterlere bunları kavuşturmak hepimizin amacı,
doğru amaç; ama, bu yasa o doğru amaca hizmet eden bir yasa mı; hayır. O zaman,
biz bunu ne özerkleştiriyoruz ne de özelleştireceğiz. Peki, bu bankaları özelleştireceksek,
4046'ya göre kurulan Özelleştirme Kuruluna devredin bakalım; yeniden
yapılanmalarını Özelleştirme İdaresi sağlasın. Hayır... Bakın, az önce
arkadaşlarımız, bizi, bu bankaları siyasî amaçlarla kullanmakla suçladı. Halbuki,
şu hükümetin koalisyon yapısına bakarsanız, koalisyonun her üyesine bir banka
verildi; öyle olmadı mı?! Niye bu bankalar, tek elde toplanmadı da, her biri
koalisyonun bir başka ortağına verildi?! Bir pazarlık konusu! Tabiî ki, biz
buna hoşgörüyle yaklaşıyoruz. Şimdi, bu yeniden yapılandırma sürecinde de, bu
bankalar, yine o partinin bakanlarına bağlı kalacak. Görülen bu, amaç bu. Değerli arkadaşlarım, bir başka konuya
değinmek istiyorum. Az önce burada konuşan arkadaşlarımız, bu iktisat
politikasının, yani bu izlediğiniz ekonomik politikanın özellikle Güney
Amerika'da -İsrail dahil- birçok ülkede
uygulandığını söyledi. Değerli arkadaşlarım, bu uygulanan ülkelerin hepsinde,
bankacılık konusunda, özellikle finans alanında çok önemli sorunlar çıktı.
Özellikle bu iktisat politikasını izleyen ülkeler, ulusal gelirinin yüzde
20'sine yakınını bankacılık sektörünün rehabilitasyonu için harcamak zorunda
kaldılar. Şimdi düşünün, sizin izlediğiniz bu ekonomik politika gereği, bu
bankaların rehabilitasyonu için size gerekli olan para 50 milyar dolar. Bu
parayı bulup, bu bankaların işler hale getirilmesi gerekir. Zaten ortada görev
zararı diye söylenilen 20 milyar dolar var. Özellikle, 10 milyar dolar
civarında, bu batan bankaların karşılanması gereken zararları var. Sonuç olarak, baktığınızda, bu var olan,
şu anda ayakta duruyormuş gibi gözüken bankaların da yeniden rehabilitasyonu
için size kaynak gerekir. Bu bankaların birçoğunun içi boşaltıldı, doğru; ama,
birçoğu da izlediğiniz ekonomik politikanın sonucu olarak battı. (DYP
sıralarından alkışlar) Bunu da görmek zorundasınız. Bu izlediğiniz politikanın
sonucu olan yapıyı yeniden rehabilite edebilmeniz için de size çok önemli
kaynaklar gerekmektedir. Değerli arkadaşlarım, az önce burada
konuşan arkadaşlarımızın birisi, bu bankaların -doğrudur siyasîler tarafından
kullanıldığı- şimdi, bizim, 1974 yılında, pamuk desteleme primi olarak
verdiğimiz... ORHAN BIÇAKÇOĞLU (Trabzon) - 1994... MEHMET DÖNEN (Devamla) - 1993, 1994
yıllarında verdiğimiz destekleme
priminden kaynaklanan zarar olduğunu; yani, bugün var olan bu Ziraat Bankasının
üzerindeki 5 katrilyona yakın görev zararının o dönemden kaldığını;yani, suçu,
o günkü iktidara atarak... ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Bir kısmı... MEHMET DÖNEN (Devamla) - Bir kısmı değil
ama, burada, aşağı yukarı bütünü olarak ifade etti arkadaş. Siz "bir
kısmı" diyorsunuz, belki bir kısmı... Değerli arkadaşlarım, biz, tabiî ki, bu
paraları üreticiye verdik, biz yemedik. Sonuçta, üreticiye verdik. Soydurmadık
da kimseye... AYDIN TÜMEN (Ankara) - Kaynak
yaratacaksınız, öyle vereceksiniz. Yoksa, ödeyeceksiniz Ziraat Bankasına. O,
çiftçinin parası... MEHMET DÖNEN (Devamla) - Siz söyleyin, ben
karşılık vereyim; buyurun. BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım efendim.
Karşılıklı değil... AYDIN TÜMEN (Ankara) - O, çiftçinin
parası... MEHMET DÖNEN (Devamla) - İşte, onu
söyleyeceğim. Şimdi, anlatacağım ne olduğunu... Değerli arkadaşlarım, biz, bu paraları
gerçekten çiftçiye verdik ve çiftçiye verdiğimiz bu kaynaklarla da ciddî üretim
artışı sağladık, ciddî ihracat sağladık. Türkiye'nin özellikle tekstil alanında
ihracat patlaması yaptığı bir dönemi yaşattık. (DYP sıralarından alkışlar)
Şimdi, o zaman verdiğimiz para, topu topu 4,6 trilyon lira. Peki, 4,6 trilyon lira olan bu kaynak,
2000 yılında; yani, altı yıl içerisinde -ki, birçoğu da sizin iktidarınız
döneminde, sizin ertelediğiniz bir kaynak bu kaynak- 5 katrilyon lira nasıl
oldu? SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - 6,4
katrilyon lira. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Yani, bunun
olmasının temelinde yatan neden, uyguladığınız en yüksek ticarî faizin 20 puan
üzerinde faiz uygulayarak ve diğer operasyonlardan olan zararları da onun
içerisine katarak, bilançoda bunları balans etmeye yönelik operasyonlardır.
Yoksa, bunların hepsi çiftçiye verilmiş değil, buradan... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayalım. MEHMET DÖNEN (Devamla) - Bitiriyorum efendim.
Son günlerde, özellikle çok büyük oranda
bir çiftçi ve esnaf düşmanlığı var; bu kesim, bu kaynakların hepsinin onlara
gittiği gibi çok önemli bir suçlamayla karşı karşıya; ama, iyi hesap
ettiğinizde görülüyor ki, çiftçinin de cebine giren bir şey yok; buradaki,
diğer operasyonlardan kaynaklanan zararları da balans etmek için yapılan bir
sistem hatası. Elbette ki, bu sistem düzelmeli, bu sistem
gerçekten yeniden yapılanmaya muhtaç bir sistem; ama, az önce de söylediğim
gibi, bu yasa tasarısı yeniden yapılandırma yasası değil. Burada, önemli olan
bir tek şey yapılıyor; bu bankalar, özellikle kamu hukukundan çıkarılarak özel
hukuka geçi-riliyor. Burada yapılan bu. Değerli arkadaşlarım, bu görüş ve
düşüncelerle, biz, bunun için bu yasa tasarısına -aslında ilke olarak, biz,
kamunun elinde banka kalmamasını istiyoruz, ilke olarak bunların
özelleştirilmesinden yanayız; ama- bu amaca yönelik olmadığı için karşı olduğumuzu,
bu maddeye karşı olduğumuzu söylüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dönen. Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Ali Coşkun; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. FP GRUBU ADINA ALİ COŞKUN (İstanbul) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Aslında, bu yasa tasarısıyla, kamu
bankalarını, önce güzelleştirme, sonra da özelleştirme amacı güdüldüğü
gerekçesinde yazıyor; ama, Değerli Mehmet Dönen'in de belirttiği gibi, bu
tasarı, bu gerekçeye uygun değil. Değerli arkadaşlarım, güven ve itibarı
sağlayan müesseseler olan bankaların ekserisi, rehabilite edilme durumuna
gelmiştir; üzülerek belirtiyorum, bunların da başında kamu bankaları
gelmektedir. Özellikle, defalarca bu kürsüden arz ettiğim gibi, mevcut 81
bankadan bu 4 bankanın, toplam bankalar varlığının yüzde 40'ını teşkil etmesi,
hakikaten, bu sektörü ve -ekonominin lokomotifi olan bankaların ekonomiye olan
olumsuz etkileri dolayısıyla da- ülkemizdeki ekonomik sorunları daha da içinden
çıkılmaz hale getirmiş durumdadır. Bu bakımdan, prensip olarak, biz, daha
önceki konuşmalarımızda da belirttiğimiz gibi, bankaların, kamu bankalarının
özelleştirilmesinden yanayız. Kamu bankalarının görev zararlarının, bu
olayda, hakikaten fevkalade etken olduğunu vurgulayarak sözlerime devam etmek
istiyorum. Bu bakımdan, yapılacak özelleştirmeye karşı değiliz. Konuşmama, bir sitem, bir de soruyla devam
etmek istiyorum. Sitemim: Bütün bu bankalar hakkında yapılan yorumların,
kamuoyundaki endişelerin kalkması bakımından iyi niyetle vermiş olduğumuz
genel görüşmeyi, iktidar kanadının, sayısal
çoğunluğuna sığınarak
reddetmesini, hakikaten,
kınayarak belirtmek istiyorum. Aslında, sosyal demokrat anlayışı da,
milliyetçilik anlayışı da, halkın ya da milletin menfaatlarını korumakla olur. Siz, bu tutumunuzla, maalesef, kendinize zarar getirdiniz. Bunu,
halkın arasından bir arkadaşınız olarak, son gezilerimde halkın gösterdiği tepki olarak bilgilerinize sunmak istiyorum. Sorum ise
şudur: 1994 yılında 27
Kasım tarihinde çıkarılan 4046 sayılı
Yasaya göre, iki yıl içinde kamu bankalarının özelleştirilmesi kanunlaşmıştı. İki yıl geçti; fakat, gerçekleştirilemedi. 4232 sayılı Yasayla, tekrar iki yıl süre
tanındı ve 1998 yılının 27 Kasımında bu süre de doldu. Ondan sonra da iki yıl geçti. IMF ile Dünya
Bankasıyla yapılan anlaşmaların üzerinden neredeyse bir yıl geçiyor. IMF iyi niyetinde, kamu bankalarının
özerkleştirilmesi ya da özelleştirilmesi taahhüdünde bulunduğumuz halde, bunun
neden yapılmadığını, şimdiye kadar, Değerli Bakanımız da, başka yetkililer de açıklayamamıştır. Bu
ayıbı kapatmak için, bilindiği gibi, kanun hükmünde kararname çıkarıldı. Sayın
Cumhurbaşkanımızın bunu reddetmesi ve
Fazilet Partisinin Anayasa Mahkemesine götürmesiyle, Anayasa Mahkemesinin iptal
etmesiyle, bu meseleyi gündeme taşıdık. Şimdi, buradan samimiyetle soruyorum Sayın Bakana: Amaç, hakikaten
bunları özelleştirme midir, yoksa, Dünya Bankasının malî sektör uyum kredisinden yararlanmak için bir göz boyamacılık, kendimizi aldatmacılık mı yapıyoruz; 1,5
milyar doları alabilmek için mi bunu yapıyoruz? Bu yasa tasarısını
incelediğimizde, ben, inanıyorum ki, Sayın Bakanın da içine sinmemiştir; çünkü,
değerli Bütçe Komisyonundan geçişinde de Bütçe Komisyonu üyelerinin içine
sinmediği ortadadır. Değerli arkadaşlarım, özerkleştirmeye
gelince... Tabiî ki, önce güzelleştirip, sonra özelleştirmek lazım; ama,
hatırlıyorum, 1964 yılında KİT'leri de özerkleştirdik; ama, KİT'lerin bugün ne
hale geldiğini görüyoruz; çünkü, orada da KİT'ler ne kadar özerkleştirilse de
siyasî otoritenin emrine verilmişti ve yıllar yılı, koalisyonlarda pazarlık
konuları yapılmış ve KİT'ler bir rant kaynağı olarak kullanılmıştı. Şimdi de
kamu bankalarını görüyoruz, koalisyondaki her partiden bir partiye bu bankalar
tamamen teslim edilmiş durumda. Şimdi, üç ay içinde bu yasa çıktıktan
sonra anasözleşmesi hazırlanacak ve genel kurulu yapılacak. Genel kurulda
anasözleşme oylanacak, yeni yönetim teşekkül edecek, o güne kadar da mevcut
yönetimler devam edecek. Şimdi, bu genel kuruldaki delegeleri kim tayin edecek,
yönetim kurulu üyeleri nasıl seçilecek; yani, bu nasıl özerkleşme, yani, siyasî
otoritenin emrinden çıkmıyor ki bunlar. Yine rant aracı olarak bunların
kullanılacağından eminiz. Şimdi, arkadaşlarım, alınmazsanız bir şey
söylemek istiyorum. 1940'lı yılların sonunda, bir değerli politikacı
"hamam eski hamam, tellaklar değişti" demiş. Ben, şimdi, bu yasaya
göre yorumluyorum. Hamam eski hamam; tellaklar da eski tellaklar. Bunları nasıl
temizleyecek, bu bankaları bu hale getirenler?! (FP sıralarından alkışlar)
Bunları söylediğimiz zaman, belki, arkadaşlarımız darılıyorlar; kendilerine
büyük saygı duyuyoruz; ama, bu yaptıkları doğru değildir. Dayatmacı zihniyetle,
bir, iki, üç, hep böyle sayısal çoğunlukla bunları geçirirsiniz, ama, bu
millet, sizden bu hesabı sorar. Dost acı söyler. Bunu, tekrar hatırlatmak
istiyorum iktidar kanadındaki arkadaşlara. Arkadaşlarım, Ziraat Bankası, tarım
politikaları için kurulmuş bir banka. Arkadaşımız söyledi; sual sordular, tam
cevabı alamadık. Evet, Ziraat Bankasını özelleştirelim; ama, IMF'de de niyet
mektubunda olan, Dünya Bankasının da şart koştuğu hususlar var. Bu tarım
politikalarını değiştirmeden, sağlıklı bir yapıya kavuşturmadan Avrupa
Birliğinin kapısında beklerken, Avrupa Birliğinde bütün tarım ürünleri sübvanse
edilirken bu politikaların nasıl uygulanacağını, bize, Sayın Bakanın
açıklaması, bizi ikna etmesi gerekirdi. Bu konuda da bir şey görmüyoruz. Süre 3 yıl; 1,5 yıl da hükümetin uzatma
süresi var. Dolayısıyla, arkadaşlar, endişemiz odur ki, bu, mevcut hükümetin
yönetiminden dışarıya çıkmayacaktır. Bu, özerkleştirme değildir. Kendimizi de
aldatmayalım. Şimdi, IMF programına göre kredi
sübvansiyonlarının gayri safî millî hâsılada yüzde 0,6; yani, binde 6'ya
düşmesi lazım. Şu anda, batık kredileri bilemiyoruz; ama, görev zararlarını
yaklaşık olarak biliyoruz -Sayın Bakanın verdiği notlara baktık, ayrıca, KİT
Komisyonunun raporundan aldım- 20 milyar dolar civarında; batık bankalar 10
milyar dolar; bilemediğimiz batık krediler de var. Bütün bunlar 40 milyar
dolar. 40 milyar dolar, gayri safî millî hâsılanın yüzde 20'sidir. Dolayısıyla,
yüzde 20'lik gayri safî millî hâsıla içindeki bir pay, bu ekonomiyi değil,
milleti mahveder, perişan eder; çünkü -bütçe huzurunuza gelecek- bütçenin
ilgili maddelerinde de güvenilir açıklamalar göremedik. Vergi gelirlerinin
artırıldığı görülüyor. Evet, şu anda, vergi yasaları Meclise sevk edildi; ama,
bunlarla da bu açığı kapatmamız mümkün değildir. Arkadaşlar, sadece, Ziraat Bankasının
görev zararına bakarsak 1997 yılında 925 trilyon lira, 1998 yılında 2 katrilyon
365 trilyon lira, 1999 yılında 5 katrilyon 978 trilyon lira. Bütçe kanunundaki
maddeye istinaden 918 trilyon lira kütlü pamuk için sübvansiyon karşılığı ödeme
yapılmış. Esas kritik nokta bu. Sayın Bakan da açıkladı, teşekkür ederiz. Bu
ödeme, hazinenin devlet içborç senetleri verilerek yapılmıştır; yani, bunlar
bir içborçtur. Şimdi, hazine bunları içborçla karşılamaya kalkarsa, geçen sene
alınan kararlar doğrultusunda, 2000 yılındaki politikalarda, bu hazine
politikalarında, içborçların azaltılması dışborçların artırılması şeklinde bir
yola gidilmişti... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Coşkun, lütfen,
toparlayınız... ALİ COŞKUN (Devamla) - Bitiriyorum... 2000 yılında içborcun azaltılma
politikasına rağmen 1999 yılında bütün borçlar içinde dışborç yüzde 10,6 iken,
2000 yılında yüzde 17'ye çıkmıştır, 2001 yılında yüzde 17,6 hedeflenmiştir,
2001 yılında 34,5 katrilyon lira borç ödenecektir; faizler hariç, ana borç
ödenecektir. Dolayısıyla bütçe politikaları tamamen altüst olacaktır; çünkü,
bütçe kendi içinde dengeli değildir ve güven vermemektedir. Bu bakımdan, son olarak şunu belirtmek
istiyorum: Bu kanun tasarısı iki ayaklıdır. Hem bir taraftan -demin arz ettiğim
kanuna göre- özelleştirme kanunu var, oraya bu bankaları devretmiyoruz hem bir
taraftan Bankalar Düzenleme Denetleme Üst Kurulu var, oraya yetki vermiyoruz.
Yine, bu işin otoritesi hükümetin emrinde. Dolayısıyla, bu, üç ayaklı bir
sisteme doğru gidiyor. En azından iki ayak var: Biri Bankalar Üst Kurulu;
çünkü, bu yasanın dışındaki hususlarda orası yetkili deni-yor, diğer hususlarda
Sayın Bakan yetkili... Anadolu'da bir tabir vardır: "Çatal kazık yere
batmaz." Bundan sonuç alamazsınız. Tekrar söylüyorum, millet bunun
hesabını sorar. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Coşkun. Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini
İzmir Milletvekili Sayın Işın Çelebi ifade edecekler. Buyurun Sayın Çelebi. (ANAP sıralarından
alkışlar) Konuşma süreniz 10 dakika. ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; burada, daha önce de belirttiğimiz gibi,
toplam mevduatın yüzde 40'ını oluşturan üç bankanın, özelleşti-rilmesi,
özerkleştirilmesi gibi ciddî konuları konuşuyoruz; ama, ne yazık ki, çok özür
diliyorum, hükümet sıralarında bu konuya yeterince ilgi gösterilmediğini
görüyorum. Bunu, milletvekilleri, arkadaşlar adına, hükümete ciddî bir eleştiri
olarak yöneltiyorum. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu
kadar önemli bir konu konuşulurken, bu konuda burada arkadaşların olmamasını
bir eksiklik olarak görüyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bizim bu şeyleri
söyleyeceğimizi farkettiler de önceliği alıyorlar. IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Bunu, şahsım adına
söylüyorum aynı zamanda. Bu kamu bankalarının genel müdürlerini
burada görmemek de beni ayrıca üzmüştür, onu da antrparantez belirtmek
istiyorum. Bu Parlamento Türk Halkını temsil etmektedir ve burada, bir topluma
ait, kamuya ait, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olan önemli bankaların
konusu tartışılmaktadır. Bu Parlamentonun ciddiye alınması, her şeyden önce,
bizim bu halka duyduğumuz saygının bir gereğidir. KAMER GENÇ (Tunceli) - Güneş Bey de yok!..
Güneş Taner Bey nerede?!. IŞIN ÇELEBİ (Devamla) - Çünkü, sonuçta,
memurlara yapılan yüzde 10 ücret ayarlamaları var. Bu ücret ayarlamaları
karşısında Türkiye'de gelir dağılımı bozulurken ve 20 milyar dolarlara varan
çok ciddî görev zararları konuşulurken, burada, ne yazık ki, bu konunun daha
ciddiye alınmasını beklerdim. Bu yasada görüyorum ki, özelleştirme
gerçekleşecek mi diye endişem var. Burada şunu da belirteyim, üç yıl çok uzun
bir vade; bunun altını çok çizerek vurgulamak istiyorum. Hiçbir müeyyidesi yok.
Üç yıl sonra özelleştirme yapılmadı mı ne olacak, sorumlular hakkında ne
yapılacak? Çünkü, 4046 sayılı Yasada iki yıl içinde özelleştirilecek denildi;
hiçbir şey olmadı, kimseye de bir şey olmadı, lafta kaldı, havada kaldı; oysa
-2 nci maddeye ilişkin; ama, bunu bu vesileyle belirtmek istiyorum- 4046 sayılı
yasada da, bugünkü yasa tasarısında da hiçbir yaptırım hükmü yok. Yani, ben, bu
nedenle, yasa tasarısında, maddelerde, bu anlamda bir takviye yapılması
gerektiğine inanıyorum. İkincisi, bankaların bakan temsiliyle
ilgili 3 üncü maddede mutlaka değişiklik yapılması lazım ve bakanlar temsil
etmemeli. Siyasetten arındırılmalı bu bankalar, politikacılardan arındırılmalı.
Temelinde, siyasetin artık karışmayacağı bir bankacılık düzenine, sistemine
ihtiyaç var. Bu hedefi gütmeli bu bankalar. Evet, çağdaş bankacılık amaç olarak
belirlenmelidir, amaç olmalıdır ve oradan geriye gelerek bugün düzenlemeler
yapılmalıdır; o hedefe ulaşabilmek için bugünden atılacak adımlar
belirlenmelidir. Bu yasa tasarısı buna hizmet etmelidir, burada yapacağımız düzenlemelerle
bu yasa tasarısını bu hale sokmamız gerekiyor. Burada, mutlaka şunu belirtmek lazım:
Faizler, enflasyonun düşüşüyle beraber tek haneli rakamlara inecektir, o zaman
özel sübvansiyonlu kredilere ihtiyaç olmadığı için hem bireysel bankacılık hem
gelişen kurumsal bankacılık tarım sektöründen esnafa kadar çok çeşitli alanda
kredi kaynaklarını tahsis etmek durumdadır. Bankacılığın bu anlamda yeniden
yapılanması ve Türkiye'nin büyümesine hizmet eden bir bankacılık anlayışının
doğması önemlidir ve bu çerçevede vadeli işlem piyasalarını geliştirmek çok
önem taşır. Örneğin, İzmir vadeli işlem piyasasını yıl sonunda mutlaka devreye
sokmak gerekir, ki 6 aylık, 1 yıllık kontratların satışıyla finansman imkânları
sağlanıp, tarımın kaynak bulmasında yardımcı birtakım piyasalar oluşturmak
gerekir; bu kararları da beraberinde getirmek gerekir. O nedenle, benim düşüncem şudur: Bu
kanunun paralelinde, bu kanunu takviye edecek, esnafın, küçük ve orta ölçekli
sanayicinin yatırım yapma gücünü artıracak, risk sermayesi gibi yeni kavramları
devreye sokacak yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Bu yasal düzenlemeleri devreye
sokmak lazım, vadeli işlem piyasalarını devreye sokmak lazım tarım sektörü
için. Bunları takviye ederek bu yasa tasarısını güçlendirmek lazım. Bu anlamda,
bu madde nedeniyle de düşüncelerimizi aktarmayı yararlı buldum. Teşekkür ederim efendim. (ANAP, MHP ve FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çelebi. Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok. Şahıslar adına ilk söz, Bursa Milletvekili
Sayın Altan Karapaşaoğlu'na ait. Buyurun Sayın Karapaşaoğlu. (FP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın
Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz, kamu
bankalarının özelleştirilmesiyle ilgili yasa tasarısının 1 inci maddesiyle
ilgili olarak kişisel söz almış bulunuyorum, kişisel görüşlerimi belirteceğim. Değerli arkadaşlar, biraz önceki
arkadaşlarımızın ifadelerine ben de katılmak istiyorum; zira, bu düzenleme,
arkasından gelen diğer maddeleri de incelediğiniz zaman, süratli bir şekilde
bankaların konumlarının iyileştirilmesi ve özelleştirme işlemlerine bir an önce
geçilmesiyle ilgili olarak ters orantılı birtakım maddeler içeriyor. Mesela,
biraz sonra yine konuşacağız, 2 nci maddede, üç yıl içinde -Bakanlar Kurulunun
gerek gördüğü halde de yarısı kadar uzatılır deniliyor; dörtbuçuk yıl içinde-
sermayesinin yüzde 50'den fazlasının özelleştirilmiş olması gerekiyor ifadesi
kullanılıyor burada; ama, yasa tasarısının 4 üncü maddesine baktığımız zaman, 4
üncü maddede de deniliyor ki: "Bu Kanun, bankalar hakkında
sermayelerindeki kamu payı yüzde 50'nin altına düşünceye kadar uygulanmak üzere
yayımı tarihinde yürürlüğe girer." Demek oluyor ki, arkadaşlar, burada, bu
bankanın sermayesindeki kamu payının yüzde 50'nin altına düşünceye kadar bu
banka devletin elinde kalacak ve burada herhangi bir süre sınırlaması da yok.
Dolayısıyla, burada bir meçhul var; yani, burada da, bir önceki, 2 nci maddeye
paralel bir düzenleme yapılması lazım. Kaldı ki, dörtbuçuk yıl gibi bir süre
çok uzun bir süredir. Tabiî, ülkemizde, şimdi, bankalarla ilgili
çok yoğun tartışmalar var. Bu yoğun tartışmaların ışığı altında, şimdi bizi
burada izleyen vatandaşlarımız
-inanın, samimî söylüyorum- ne konuştuğumuzu anlayamıyorlar, bir açmazın
içerisine düşmüşler. Şu yasa tasarısının görüşülmeye başlanmasından bu tarafa,
birkaç telefon geldi; ne konuşuyorsunuz orada, neden bahsediyorsunuz, devletin
bankalarına ne yapmayı tasarlıyorsunuz, meramınızı düzgünce anlatın da biz de
anlayalım diyorlar. Değerli arkadaşlar, bizim bu yasadan
amacımız, devletin elindeki kamu bankalarının özelleşti-rilmesi; ama, bu
özelleştirmeyi yaparken, evvela, şu bankalara bir iyileştirme işlemi yapalım,
düzene girsinler, ondan sonra vatandaşa satalım yahut sermayedara satalım
veyahut da yabancı sermayeye satalım gibi bir gayret içerisindeyiz. Ama,
kamudan sesler geliyor; olur mu böyle şey diyorlar. Neden olur mu böyle şey
diyorlar, onu söyleyeyim size: Mesela, Ziraat Bankasıyla ilgili
vatandaşlarımız, hani, bu Ziraat Bankası, tarım kesimiyle ilgili olarak
birtakım işlemler yapacaktı, tarım kesimine hizmet edecekti; siz, şimdi,
anladığımız kadarıyla, bu bankayı elimizden almak suretiyle, herhangi bir
sermaye grubuna satacaksınız, ne olacak ve nereden destekleneceğiz diyorlar.
Burada gerekmez miydi, bu yasanın içerisinde gerekmez miydi, bu banka
özelleştirildiği zaman, çiftçimizin ihtiyaçları şu şekilde giderilecek,
sübvansiyonlar şu şekilde yapılacak veya yapılmayacak veya altyapı yatırımları
desteklenecek gibi, kamuoyunu da tatmin edici birtakım hükümler içermesi
gerekmez miydi? Ayrıca, esnafımızdan sesler geliyor; biz,
yaklaşık 3,5 milyon esnaf, Türkiye'nin ekonomisine katkıda bulunuyoruz
diyorlar. KOBİ niteliğindeki işletmelerden sesler geliyor; bizler, Halk Bankası
vasıtasıyla bu ihtiyaçlarımızı, yeterli olmasa da belli ölçüde gideriyorduk;
ama, siz, şimdi bunu özerkleştiriyorsunuz, özelleştiriyorsunuz, bir sermaye
grubuna satma gayreti içine giriyorsunuz, neden bu bankayı esnaf teşekküllerine
satma gibi bir tasarınız yok, neden böyle bir düşünceniz yok diye soruyorlar. Değerli arkadaşlar, özelleştirme güzel bir
şey; yalnız, dünyanın ekonomik gidişini, dünyanın ekonomi konusundaki aldığı
tavrı takip etmek mecburiyetindeyiz. Burada birkaç defa belirtildi. Şimdi,
artık, insanların en tabiî haklarından biri olarak, iktisadî kalkınmaları;
yani, ekonomik kalkınmaları bir insan hakkı olarak görülüyor. Dolayısıyla... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Karapaşaoğlu, lütfen
toparlayınız. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) -
...sosyal düzen daha ağırlıklı olarak kamuoyunda tartışılmaya başlamıştır.
Evet, bu bankaları özelleştirelim, özelleştirelim ama, işlevlerini nasıl
bırakacaklar, nasıl bir başka kurum ve kuruluş tarafından yerine getirilecektir
gibi tedbirleri de arkasından getirip buraya monte etmek lazım; yani, amacına
uygun şekilde özerkleşti-rilmesi, özelleştirilmesi lazım. Tabiî, bizim tuhafımıza giden bir konu da
şu: Bir tarafta Özelleştirme İdaresi var, özelleştirme işlemlerini yürütüyor,
devlete ait kurum ve kuruluşları satıyor, pazarlıyor; bir tarafta da bankaların
özelleştirilmesi özel bir biçimde bakanlıklara yahut da hükümete bırakılıyor. Değerli arkadaşlar, bu da, vatandaşımızın
aklına, bu bankaların, daha istismar edilmeye devam edileceği mesajını veriyor.
Böyle yapıyorsunuz demiyorum; ama, bu mesajı vatandaşa veriyor. Bunun da
giderilmesi lazım, bu konuda da biraz daha hassas davranılması lazım diyor,
saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın
Karapaşaoğlu. Madde üzerindeki son söz, Sakarya
Milletvekili Sayın Cevat Ayhan'a ait. CEVAT AYHAN (Sakarya) - Konuşmayacağım
Sayın Başkan. Söz hakkımı Kamer Genç'e veriyorum. BAŞKAN - Sizin talebiniz yok efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Şimdi istiyorum... BAŞKAN - Sayın Masum Türker konuşmazsa... KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, ben
şimdi istiyorum... Arkadaş söz sırasını bana veriyor; yani, İçtüzük böyle... BAŞKAN - Efendim, sırada Masum Türker var,
zatıâlinizin müracaatı yok. Siz de soru sorarsınız. Buyurun Sayın Türker. (DSP sıralarından
alkışlar) MASUM TÜRKER (İstanbul) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarı üzerinde çok tartışmalar
yapılıyor. Buradaki özerkleştirme, eğer dikkat edilirse, bu maddede, Meclis
denetiminin dışına çıkarılarak, bankaların serbest rekabet edebilme ölçülerine
getirilmesi ilk etapta planlanıyor; biraz evvel söylendiği gibi, bir bakanın
yetkisinde bırakılmıyor. Şu anda bir bakanın kontrolündedir; yine, bir bakan
değil, bakan adına herhangi birisi Genel Kurulda temsil edecektir. Bu bir
süreçtir; yeniden yapılandırmayla ilgili yetkiyi, biz, burada, ciddî bir
şekilde hükümete devrediyoruz ve burada yapılacak çalışmaların olumlu olup
olmaması... Türkiye'de öteden beri söylenen "kamu bankalarının üzerinde
siyasetin eli var, siyaset yönlendiriyor, siyaset nedeniyle boşaltıldı
gibi" düşüncelere son verilecek. Orada, direkt kendisinden bireysel
olarak, siyasî sorumlu olacak kişiler belirlenmiş oluyor; olaya bu şekilde
bakmak gerekir. Ciddî bir konuyu da şurada dile getirmek
istiyorum: Özelleştirme İdaresine verseydik farklı mı olacaktı? Özelleştirme
İdaresi de yine bir bakanın denetimindedir, ha orada, ha şu anda bir bankada
sorumlu bakan denetiminde olsun, aynı değerlendirmek gerekir. Burada bazı maddeler tekrar gibi
gözüküyor, bunun temel nedeni, Türkiye'de yeniden yapılandırmanın
yapılmayacağına dair geçmiş dönemdeki siyasî düşüncelerin hiç yürürlüğe
konulmamasından kaynaklanıyor; yoksa, bağımsız denetimi buraya koymak gereksiz.
Bankalar Kanununda var, ona da atıfta bulunmuştur. Eğer, bu yapılan
düzenlemeden sonra hayırlı sonuçlar alınırsa, sanı-yorum ki, ülke için, bu
siyasî kadro, 21 inci Dönem, kendisindeki mevcut bir yetkiyi özelleştirme adına
devretmiş olacaktır. Saygılar sunarım. (DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. 1 inci madde üzerindeki müzakereler
tamamlanmış oldu. Şimdi sorulara geçiyoruz. İlk soru, Sayın Genç'in. Buyurun efendim. Soruları, lütfen, kısa tutalım; çünkü, 10
dakikayla sınırlı. KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim. Sayın Başkan, bu iktidarın en büyük
özelliği muhalefeti susturmaktır. Kendilerini tebrik edi-yoruz. Gerçekten, bu
susturma eylemlerine devam etsinler; ama, millet de, bir gün bunları
susturacaktır. Çünkü, bu kadar pislikler üzerine iktidar olmak mümkün değildir.
Birinci sorum: Bankalardan sorumlu sayın
devlet bakanına soruyorum. Bankalardan sorumlu olan devlet bakanının istifa
etmesi için nasıl bir olay olması lazım, bunu öğrenmek istiyorum. Yani, bir
memleketin, bütçesinin üçte birine yakın bir parası bankalarda batırılmışsa, bu
bankalardan sorumlu bakan yerinde oturuyorsa, ben kendilerini çok büyük şevkle
tebrik ediyorum. İkinci sorum: Türkiye Emlak Bankasının,
Türkiye Halk Bankasının, yabancı kredi sağlanması konusunda Türkiye'de hangi
firmalara, holdinglere teminat mektubu vermiştir ve bu teminat mektuplarının,
firmalar ve holdingler itibariyle miktarı şu anda kaç liradır? Yabancı
bankalara verilen teminat mektuplarından hangi holdingler paralarını
ödememiştir? Türkiye Halk Bankası ve Emlak Bankası bunların ne kadarını
ödemiştir? Üçüncü sorum Sayın Başkan: Etibank, devlet
tarafından fona devredilmeden önce, Etibanka, Halk Bankası tarafından 187 000
000 dolar kredi verilmiş midir? Sayın Başkan, ayrıca, kendi ilimle ilgili
ufak bir husus söyleyeceğim. Tabiî, benim ilim olağanüstü hal bölgesinde olduğu
için, oraya doğru dürüst memur gönderilmemiştir. Oraya gönde-rilen banka
müdürleri, oraya gönderilen 150 milyar veya 60 milyarlık zirai kredi finansmanı
üzerinde, bazı kamu görevlileriyle anlaşarak, muhtarlar adına hileli imza atmak
suretiyle para ve-rilmiştir. Fakat, Ziraat Bankası Genel Müdürüne soruyorum
"biz, ziraî kredi için her ilçeye belli bir para ayırdık" diyor. İşte,
Hozat İlçesi, özellikle vurgulamak istiyorum, oraya giden banka müdürü birtakım
insanlarla anlaşmış, muhtarların da sahte imzasını atarak Ziraat Bankasından
para çekmiş; ama, esas hak sahibi çiftçiye de kredi vermiyor. Bu olur mu?
Ziraat Bankası yöneticileri... Burada vatandaşın bir günahı var mıdır, yok
mudur? Oraya gönderilen ve suiistimal yapan bir kamu görevlisinin suçu, muhtaç
çiftçiye veya arıcılıktan kredi almak isteyen, işte, çiftçilikten kredi almak
isteyen... BAŞKAN- Sayın Genç... KAMER GENÇ (Tunceli)- Efendim; ama, önemli
yani... Bu da çok önemli; benim ilimin önemli bir sorunu. BAŞKAN- Üç dakika oldu... KAMER GENÇ (Tunceli)- Sayın Başkan, bir
dakika yani, şimdi... BAŞKAN- Üç dakika oldu... Evet, çabuk
bitirelim lütfen... KAMER GENÇ (Tunceli)- Yani, başka soru
soracak olan da belki yoktur... BAŞKAN- Var efendim, dört kişi var. KAMER GENÇ (Tunceli)- Peki, yani, ben
başka arkadaşlarımın hakkını da almak istemiyorum... BAŞKAN- Arkadaşlarımızın hakkına tecavüz
ediyorsunuz da onun için... KAMER GENÇ (Tunceli)- Başka maddelerde
konuşayım, peki efendim; ama, sorularımıza cevap verirlerse tabiî... Teşekkür ederim. BAŞKAN- Oldu, teşekkür ederim. Sayın Coşkun, buyurun efendim. ALİ COŞKUN (İstanbul)- Sayın Başkan,
delaletinizle Sayın Bakanın şu hususu açıklamasını arz ediyorum: Konuşmamda da
belirttim; ama, genel görüşmede, konuşmada kürsüden sorduğum hiçbir sual
cevaplanmadığı için burada tekrarlamak istiyorum. Sayın Bakana şahsî saygım
sonsuz; ama, biz burada bankacılık sistemini tartışıyoruz. BAŞKAN- Hemen soruyu soralım, vakit
geçiyor efendim. ALİ COŞKUN (İstanbul)- Birinci sorum:
Özelleştirme neden 4046 sayılı Yasaya göre yapılmıyor? İkinci sorum: Sayın Masum Türker,
hakikaten, bu konuyu içimizde en iyi bilen arkadaşlardan birisidir, dedi ki
"bir bankanın inisiyatifinde değil" 5 inci maddeye gelmedik; ama,
okuyorum, Sayın Bakan bunu nasıl yorumlayacak "bankalardaki kamu
hisseleri, bankanın ilgili olduğu bakan tarafından temsil edilir." Yani,
koalisyon hükümetlerinde hangi bakan o bankadan sorumluysa orada temsil edilir.
Bu bakımdan, aşağıda geçici maddede de zaten "bütün personel aynı şekilde
görevlendirilmiş olur" diyor. Değişen hiçbir şey yoktur. Üçüncü sorum: Hakikaten, esnafın ve
ziraatçının tabiî hakkı olan desteklemeler, hangi kaynaktan sağlanacaktır?
Çünkü, IMF niyet mektubunda da, tarım politikasının prim esasına göre
düzenlenmesi taahhüdü vardır. Bu konuda Dünya Bankasından yardım alınacaktır,
kredi alınacaktır; ama, böyle bir düzenleme yapılmadan bu bankalar nasıl
devreden çıkacak? Bunu açıklarsa memnun olacağım. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Akın, buyurun. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan,
aracılığınızla Sayın Bakanımıza aşağıdaki sorularımı tevcih ediyorum. Döviz ihracat kredilerinde aksama olan
firmalardan İstanbul şubesinin 3983 sabit sayılı müşterisi firmaya, Rusya
Federasyonunda gerçekleştireceği 5 adet benzin pompası tesis ve montajı işi
için talep ettiği 3 milyon dolar kredi tahsis edilmiştir. Bu tahsil edildi mi
halen? İkinci sorum: Yine, İstanbul bireysel bankacılık
şubesinin 172 sabit sayılı müşterisi firmaya tahsis edilen 3,5 milyon dolarlık
kredi tahsil edildi mi? Üçüncü sorum: İzmir şubesinin 86 sabit
sayılı yeni müşterisi firmaya, yönetim kurulunun 98 sayılı kararıyla 5,5 milyon
dolar (A) grubu kısa vadeli TL ve dövize endeksli işletme kredisi, 4,5 milyon
dolar (D) grubu döviz ihracat kredisi, 4 milyon dolar (E) grubu dış kredi veya
kabul kredisi tahsis edilmiştir. Bu tahsil edildi mi? BAŞKAN - Sayın Akın, iki kişi daha var. MURAT AKIN (Aksaray) - Son sorum: Alanya
şubesinin 692 sabit sayılı yeni müşterisi firmaya, yönetim kurulunun 98 sayılı
kararıyla (D) grubu 500 000 dolar tutarında ihracat kredisi tahsis edilmiş,
yine 6 ay vadeli 425 000 dolar tutarında döviz kredisi tahsis edilmiştir.
Bunlar tahsil edildi mi? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Yıldırım, buyurun efendim. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın
Başkanım, delaletinizle Sayın Bakandan bir soru sormak istiyorum. Biraz evvelki
cevabında, Sayın Bakanımız, çiftçiyi desteklediklerini, tarım çiftçisine,
pancar çiftçisine desteğin devam edeceğini söyledi. Herhalde Sayın Bakanımız
bilmiyor, halen pancar fiyatları açıklanmamıştır. Pancar sökümünün yüzde 80'i
bitmiştir. Bu nedenle... BAŞKAN - Sorunuz... Soru soracaksınız ya
efendim!.. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Soru
işte efendim; bunu soruyorum. Ben, bu pancar fiyatının ne zaman açıklanacağının
Bakan tarafından açıklanmasını istiyorum. BAŞKAN - Sayın Ertugay, buyurun efendim. ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan. Biraz önce, kanunun tasarısının tümü
üzerindeki görüşmeler sırasında Sayın Bakana sorduğum sorunun cevabını
alamadım. Müsaadenizle, bir kısa açıklama yapıp, sonra, tekrar sorumu yöneltmek
istiyorum. BAŞKAN - Çok kısa lütfen. ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Dünyanın her
yerinde tarımsal desteklemelerin, özellikle gelişmiş ülkelerde artarak devam
ettiği bilinmektedir, bunu Sayın Bakan da teyiden ifade etmiştir; ama, bir
gerçek var ki, 2000 yılı bütçesiyle birlikte, stand-by anlaşmasıyla da öngörüldüğü
şekilde, Türkiye'deki tarımsal desteklemeler planlı, programlı bir şekilde
azaltılmakta ve sonuçta kaldırılmaktadır; kredi desteği de böyledir, girdi
desteği de böyledir, ürün destekleme fiyatlarının açıklanması şekliyle verilen
destekleme de böyledir. Bu politika 2001 yılında da aynı şekilde devam edecek
mi? Bunun için, Ziraat Bankası, sadece kâr-zarar hesabı olarak, yani, bir
tüccar zihniyetiyle meseleye yaklaşan bir kurum olarak çalışmasına devam mı
edecek, yoksa, gerçekten, Türk çiftçisinin emrinde, dünyadaki gelişmiş ülkelere
paralel olarak kredi desteğine devam mı edecek? Bunun net cevabını rica
ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Buyurun Sayın Bakanım. 1 dakikamız kaldı maalesef. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Efendim, teşekkür ediyorum. Tarımsal destek devam edecektir, kuşkunuz
olmasın ve bütçemize konularak devam edecektir; ama, söylediğim şu: Hiçbir
zaman aracıya, tüccarlaşmış çiftçiye destek verilmeyecektir, gerçek, ihtiyaç
sahibi köylümüze, çiftçimize verilecektir. (DSP sıralarından alkışlar) Bizim, bütçede öngördüğümüz, ödenek
olarak, sadece 1 katrilyondur; bunu göreceksiniz. Bu, yerli yerine
kullanılacaktır. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Bakan,
bunlarda mı devlet sırrı oldu?! DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Pancar
taban fiyatıyla ilgili kararname imzada dolaşmaktadır, her şey belirlenmiştir
ve önümüzdeki günlerde açıklanacaktır. Sayın Akın, gitti, bize, Yüksek Denetleme
Kurulu raporundan bir şeyler okumaya çalıştı. Yüksek Denetleme Kurulu
raporları, zaten, başka bir komisyonumuzda Meclis adına değerlendirilmektedir.
İstiyorlarsa, onlarla ilgili konuları yazılı olarak kendisine cevaplayabilirim. Sayın Coşkun "özelleştirme neden
4046'ya göre yapılmıyor" dedi. Herhalde, bu yasayı okumamışlar. Bizim,
yeniden yapılandırma bittikten sonra, 4046'ya göre, Özelleştirme İdaresine
devredeceğimiz, buradaki önerimizde açık açık yazılı. Bakan temsili olayı... Belki biraz sonra
önerge gelecek; onu çıkaracağız, hiç sorun değil bizim için. Öyle, sizin
düşündüğünüz gibi amacımız yok hükümet olarak. Bankaları elimizde tutalım,
onları, oyuncağımız gibi elimizden bırakmayalım düşüncemiz yok. Nasıl,
bankacılığın düzenlemesini, denetlemesini bağımsız bir kuruma devretme
cesaretini biz göstermişsek, bu bankaların özerkleştirilmesini ve
özelleştirmesini de yapacağımızı göreceksiniz. (DSP sıralarından alkışlar) ALİ COŞKUN (İstanbul) - Genel kurulu nasıl
yapacaksınız?! DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Göreceksiniz... ALİ COŞKUN (İstanbul) - Tek başınıza mı
genel kurul yapacaksınız?! DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Sayın
Genç'inkilere yazılı cevap vereyim müsaade edersiniz; çünkü, hiç ilgisi yok
olayla. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bakın, bankaları
batıran, bazı holdinglere verilen hatır teminat mektuplarıdır. Bankaları alan
kişiler, gitmişler, Emlak Bankasından, Halk Bankasından teminat mektupları
yazmışlar, yabancı bankalara vermişler ve iflas etmişler. Bunu söylesinler
efendim. BAŞKAN - Sayın Genç, yazılı olarak
alırsınız, elinizde delil olur. KAMER GENÇ (Tunceli) - Yazılı değil...
Kaçıyorlar efendim... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Efendim, nereden öğrendiniz?.. Onların, hepsi, Yüksek Denetleme Kurulu
raporlarında var, benim, mahkemeye verdiğim raporlarda var; gidip oradan
öğrenip, gelip bana söylüyorsunuz. KAMER GENÇ (Tunceli) - Yüreğiniz varsa,
söyleyin. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Bakan,
raporların neticesi ne oldu? KAMER GENÇ (Tunceli) - Devlet bankalarını
böyle batırdınız. BAŞKAN - Sayın Genç, Sayın Bakanın takdiri
o istikamette ise, yapacak bir şey yoktur. KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bu,
takdire dayanmaz. Bu, hırsızlıkları gizlemek demektir. MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) -
Bağırma! DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Sayın
Başkanım, izin verirseniz şunu söyleyeyim; bizim mahkemeye sevk ettiğimiz,
aleniyete düşmüş raporlardan alıp, buraya getirip bize söylüyorlar, Yüksek
Denetleme Kurulunun yayınladığı raporlardan, burada numara vererek söylüyorlar;
hepsinin gereği yapılacaktır, içiniz rahat olsun. MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Bakan,
paralar ne oldu, paralar?!. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan,
Etibanka 187 milyon dolar kredi vermiş mi, vermemiş mi; söylesin işte. BAŞKAN - Sayın Genç, Sayın Bakan arzu
ederse söyler, arzu etmezse söylemez. Sayın Bakanım, tamam mı efendim? DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Efendim, söylenebilecek her şeyi burada söylü-yorum, söylenemeyecek şeyler
varsa, özel olarak yazılı da vereceğim kendilerine. (DYP ve FP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... MUZA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Bakan tüm
sorulara cevap versin efendim. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başbakan
Yardımcınızın almış olduğu kredi 79 milyar mı, değil mi?.. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, soru için
ayrılan zamanı doldurmuş olduk. Şimdi, görüşmekte olduğumuz madde üzerinde
bir önerge vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan, Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin beşinci fıkrasına
"bankalar hakkında uygulanmaz" ibaresinden önce gelmek üzere,
aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz. "ve 6762 sayılı Türk Ticaret
Kanununun 277 nci maddesi." Aydın Tümen İsmail Köse Yaşar Dedelek Ankara Erzurum Eskişehir Oktay Vural Süleyman Yağız İzmir İstanbul BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu
efendim? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN
ŞAHİN (Antalya) - Çoğunluğumuz hazır değil, takdire sunuyoruz efendim. BAŞKAN - Sayın hükümet katılıyor mu
efendim? MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Onlar
"evet" demeye hazırlar zaten. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Katılıyoruz efendim. BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı,
hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. Şimdi, görüşmekte olduğumuz 1 inci
maddeyi, biraz önce kabul edilen önerge istikametinde değiştirilmiş şeklini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 1 inci madde kabul
edilmiştir. 2 nci maddeyi okutuyorum: MADDE 2. - 1. 4059 sayılı Hazine
Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında
Kanunun 2 nci maddesinin (b) fıkrası uyarınca bankaların (bağlı ortaklık ve
iştiraklerindeki payları dahil) etkin, verimli ve özerk bir şekilde çalışmalarının
sağlanması amacıyla yeniden yapılandırılmalarına ilişkin usul ve esaslar
Bankalar Kurulunca belirlenir. 2. Yeniden yapılandırma işlemlerinin
tamamlanmasını müteakiben bankaların hisse satış işlemleri 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükümleri çerçevesinde
sonuçlandırılır. Yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri bu Kanunun
yürürlüğe girmesinden itibaren 3 yıl içinde tamamlanır. Bakanlar Kurulu bu süreyi bir defaya
mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatılır. 3. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte mevcut personeli hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi
oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunur. Bunlardan uygun görülenler
istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel hukuk hükümlerine
göre çalıştırılabilir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu
ile ilgileri devam eden personelin özel hukuk hükümlerine göre çalışacakları
süreler kazanılmış hak aylıklarında değerlendirilir ve emeklilik işlemlerinde söz
konusu kanunun ek 48 inci maddesinin (b) fıkrası ile ek 68 inci maddesi
hükümleri uygulanır. Bu kadro ve pozisyonlar emeklilik, istifa, ölüm ve sair
nedenlerle boşaldıkları takdirde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş
sayılır. Özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılacak personelin kadro sayısı ve
unvanları ile ücret ve sair malî hakları bankaların genel kurullarınca tespit
olunur. Yeniden yapılandırma sürecinde bankalarca özel hukuk hükümlerine göre
yeni istihdam edilecek personele ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca
belirlenir. BAŞKAN - 2 nci madde hakkında ilk söz,
Doğru Yol Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ufuk Söylemez'e ait. Buyurun Sayın Söylemez. (DYP sıralarından
alkışlar) Süreniz 10 dakika efendim. DYP GRUBU ADINA H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer
üyeleri; görüşülmekte olan kamu bankalarının özelleşmesine ilişkin kanun
tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; konuşmamın başında, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum
efendim. Değerli milletvekilleri, kamu bankalarının
özelleşmesi, yıllardır gündemde olmasına rağmen, aslında, kolektif bir
sorumlulukla, arzu edilen bir noktaya, maalesef, getirilememişti. Kamu bankalarının özelleşmesi konusunda
yasal çerçevede ilk adım, hepinizin bildiği gibi, 1994 yılında, Doğru Yol
Partisinin içinde bulunduğu koalisyon tarafından çıkarılan Özelleştirme
Kanununa eklenen bir maddeyle ilk yasal çerçeve konulmuştur. Burada, Ziraat
Bankası ve Halk Bankası dışında kalan bankaların iki yıl içinde özelleşmeye
hazırlanmaları önkoşul olarak getirilmişti. Ancak, o konuda da, erken seçimler,
siyasal istikrarsızlık nedeniyle istenilen bir noktaya gelinemedi. Bugün getirilen kanun tasarısında, yine
bir hataya düştüğümüzü maalesef görüyorum. Aynı, geçen yıl Bankalar Kanunu
çıkarken, bir panik nedeniyle getirilen o Bankalar Kanununda, aceleye
getirilen, iyi tartışılmayan kanunda yapılan hatayı, korkarım, bugün, kamu
bankalarının özelleşmesiyle ilgili, son derece önemli, yapısal, bankacılık
sisteminin yeniden yapılandırılmasının temel taşı olan bir hadiseyi, yine, bir
telaş içinde; yani, 10 bankanın battığı ve bankacılıkta derinleşen bir krizin
olduğu bir günde, birazcık da Dünya Bankası malî uyum kredisini alabilmek,
IMF'ye "işte, bu işi yapıyoruz" diyebilmek için olsa gerek, aceleye
getirerek, detayları üzerinde hiç konuşmayarak, bir çerçeve kanunla
geçiştirmeye çalışıyoruz. İnşallah, yanılırız. İnanın, bu konuda
yanılmak istiyorum; inanın, Bankalar Kanununda yaptığımız ikazların,
gerçeklerin altı ay sonra ortaya çıkmış olmasından mutlu değiliz. Kamu
bankalarında, maalesef, aynı sıkıntıyı yaşamanın endişesi ve sıkıntısı içindeyiz.
Ben, meslek yaşamıma, Ziraat Bankasında
müfettiş muavini olarak başladım. Yedi sene Ziraat Bankası müfettişliği yaptım
Türkiye'nin her yerinde ve Ziraat Bankası mensuplarının, Türk tarımına ve
çiftçiye yaptıkları; yani, Ziraat Bankasının yaptığı katkıyı bizzat yaşadım; en
ücra köşede, en büyük mahrumiyet koşullarında, o personelin, o çiftçiye yaptığı
desteği bugün şükranla anmak zorundayım. Çok kısa bir süre, altı-yedi ay kadar da
Halk Bankası Genel Müdürlüğünde de bulundum. O bankanın da, milyonu aşan esnaf
ve sanatkâr kooperatiflerine yaptığı desteğin, tek destek olduğunu, tek
finansman desteği olduğunu gördük, küçük ve orta boy işletmelere yapılmış en
büyük desteği veren bankalar olduğunu gördük. Esnaf ve sanatkâr ile çiftçi ve tarım
kesiminin tek finansörü olan Ziraat Bankası ve Halk Bankasının
özelleştirilmesi, kâğıt üzerinde de olsa, öyle kolay gözükmüyor. Bunların tek
bir kişi veya gruba satılabilmesi mümkün değildir. Esnaf ve sanatkârın ve bunların
üst örgütlerinin, odalar ve borsalar birliğinin, küçük ve orta boy işletmelerin
temsilcilerinin, esnaf merkez birliklerinin bu özelleşmede mutlaka aktif rol ve
pay almaları gerekir. Ne kadar miktarın, bu banka çalışanlarının vakıflarına
aktarılacağının çerçeve kanunda belirtilmesi gerekmektedir. Ne kadarının halka
arz edileceğinin ve ne kadarının da yurt dışından bir ortak grubun bulunması...
Yani, özellikle halk bankaları vardır, halk bankacılığı dünyada yaygındır,
bunların Dünya Halk Bankaları Birliğine katılımının sağlanacağının, mutlaka
burada çerçeve olarak konması lazımdır; aynı Telekomda yaptığımız gibi; yani,
yüzde 5'i Telekom çalışanlarına, yüzde şu kadarı kamuya arz, yüzde şu kadarı
blok satış olacak diye burada konuşmalıydık. Aksi takdirde, bu kanun çok
havada, çok muğlak, günü kurtarmaya yönelik bir kanun olur. Bakın, bu kanun Türk esnaf ve sanatkârını,
Türk tarımını ve çiftçisini derinden etkileyecektir. Türk tarımında kapsamlı
bir reform yapılmadan, kamu bankasını özelleştiriyorum derseniz, bir ayağı
eksik ve sakat olur; dolayısıyla, yanlış doğar. Gelin, Halk Bankasının, Ziraat
Bankasının, sabahtan akşama, kâğıt üzerinde bir kişiye veya gruba satılmasının
mümkün olmadığını bilerek, bunların, önce yönetim özelleşmesiyle başlattığımız
modelini devam ettirelim. Hatırlayın, 1996 yılında ilk kez yönetimin
özelleşmesi modelini, biz, Halk Bankasında uyguladık. Türkiye Esnaf ve
Sanatkârlar Konfederasyonunun bir temsilcisini ve Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliğinin bir değerli temsilcisini Halk Bankası yönetimine alarak, yönetimin
özelleşmesi modelini ilk kez. hayata geçirdik. Bu, Ziraat Bankası için de
yapılabilir. Bunların vakıfları vardır. Bakınız, bu kamu sermayeli 4 bankada
yaklaşık 75 000'e yakın personel çalışıyor. 7 000 küsur banka şubesinin 3 000'e
yakını, 2 900 küsuru bu 4 bankada. Yani, bankacılık sisteminin bütün yükünü,
sıkıntısını bu kamu bankaları taşıyor. Elbette, Türkiye'de, bankacılığın,
kredinin, mevduatın yüzde 50'sinden fazlasını taşıyan bu bankaların,
Türkiye'nin sorunlarının da, bankacılıkta yaşanan krizlerin, sıkıntıların da
yarısından fazlasını taşıması kaçınılmazdır. Kamu bankalarının özelleşmesi, o
anlamda, hem siyasetçiyi hem banka çalışanlarını bir günah keçisi olmaktan
çıkaracak ve bu bankaların da gerçek rekabet koşullarında; ama, hedef
kitlelerine uygun hizmet üretmesine, kredi dağıtmasına da imkân verecektir diye
düşünüyorum. Bu bankaların kendine özgü yapısına uygun
yeni bir bankacılık düzenlemesine ihtiyaç vardır; ama, bu kanun tasarısı, bu
haliyle, inanın, bu imkânı bize vermeyecektir. Bakınız, bu bankaların, 20 milyar dolara
yakın görev zararı var. Bu bankaların görev zararı, aslında, esnaf ve
sanatkârla, çiftçimize verilen düşük faizli kredilerin faiz farklarından ve
bunlara yürütülen faizlerden gelmektedir. 20 milyar dolar gerçekten büyük bir
rakamdır; ama, bütçeye bunlarla ilgili ne kadar para ayıracağız? "3
yıl" diyorsunuz. 20 milyar dolar Sayın Bakan... 20 milyar doların sadece
finansman masrafları 2-3 milyar dolar eder senede. Yani, basit bir faizle, 20
milyar dolar artı 2-3 milyar dolarlık finansman giderini koyun bunun, 22-23
milyar dolar eder. Seneye 2001 bütçesine ne kadar koyuyoruz, kamu bankalarının
açıklarını kapatabilmek için? 2 yıl, 3 yıl içinde bu 20-25 milyar doları
kapatabilecek miyiz? Ne kadarını halka arz edeceğiz? Tahminî değeri nedir?
Auditing, rating işleri konusunda ne tür maddeler getirmiştir? Bu sürelere
uyulmadığı takdirde hangi önlemler ve hangi yaptırımlar vardır?.. Bunların
hepsi muğlaktır. Bu, tamamen IMF ve Dünya Bankasının gözünü boyamaya yönelik bir
kurnazlıktır. Kamu bankalarının özelleşmesi gibi ciddî
bir konuda, hassas bir konuda, bana göre, hiçbir siyasal iktidarın da, ben bunu
yaptım, ben başarılıyım demesine gerek yok. Bu -tekrar ediyorum- aynı Bankalar
Kanunu gibi, ortak sorumluluğumuzdur. Yoksa, sen banka izni verdin, ben banka
izni verdim dersek, burada çok başka yerlere gideriz. 1991 seçimlerinden önce 6 bankaya izin
verildi, bunların 3 tanesi, 1994 krizinde kepenklerini kapatmak zorunda kaldı.
1999 seçimlerinden önce, 6 tane küçük yatırım bankasına izin verildi; bugün, bu
bankalar, birer tabela bankası olarak kaldı. Şimdi, bunları tartışmaya girersek, bunun
altından kimse çıkamaz. Gelin, kamu bankalarının gerçek
niteliklerini, sorumluluklarını ve hedef kitlelere yönelik hizmetlerini doğru
koyalım ve amacı doğru olan, ama, yöntemi yanlış olan bu özelleştirme kanununa
da çekidüzen verelim; ilgili bakan da bu sorumluluktan kurtulsun. Özelleştirme
Yüksek Kurulu, hiç olmazsa bir kuruldur. Her partinin bir bakanı vardır ve
Sayın Bakan da böyle ağır bir yükten kurtulur. Ben diyorum ki, Özelleştirme
Yüksek Kuruluna verelim bunu. Bu bankaların genel kurullarına atanacak kişileri
Yüce Meclis seçsin. Ben, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu
oluşturulurken de, bunu, siyasal iktidar seçmesin, tarafsız, objektif, meslekî
bilgi ve ihtisası olan güvenilir kişilerden Yüce Meclis seçsin ve bu kurumlar
ve kurullar, Yüce Meclise hesap versin diye teklifte bulunmuştum; bu teklifimi
tekrar ediyorum. Parlamento, her şeyi, birtakım kurullara havale ederek, bu
sorumluluktan kurtulamaz, kurtulmamalıdır. Sorumluluk, milletin vekili olarak
bizlerdedir. Kurullara ve kurumlara havale edilen işlemlerin tüm denetiminin bu
Parlamentoda olması, demokrasinin kaçınılmaz adımıdır ve bana göre alfabesidir.
Gelin, bu bankalara atanacak yönetimlerin, bu bankaların genel kurullarını
oluşturacak kişilerin atamalarında Meclisi de yetkili kılalım; denetimini
Meclisimiz yapsın. İlgili meslek kuruluşlarını; esnaf odalarını, ziraat
odalarını, çiftçi ve esnaf temsilcilerini de, gelin, bu yönetim kurullarında,
genel kurullarda alalım. Bu kamu bankalarının, sabahtan akşama, kâğıt üzerinde
satılmasının imkânsız olduğunu biz de
biliyoruz. Yani, bu tasarıyla, IMF'yi falan kandıracağımızı sanıyorsak, bana
göre, biz, olsa olsa, kendimizi kandırırız. IMF, Dünya Bankası, dünyadaki
birçok bankacılık krizine, benzer metotlarla müdahale etmiştir. Bunların, nasıl
bir gözboyama olduğunu, bu işin nasıl bir aysberg olduğunu en az bizim kadar,
onlar da iyi biliyor. Bu, böyle, bankacılık krizi çıktığı zaman, bankalar
kanununu getirin, bankalar battığı zaman, kamu bankalarıyla ilgili eleştiriler
yoğunlaştığı zaman, hemen kamu bankalarını şeklen özelleştirelim... Bu, günü
kurtarmaktır. Bunlar, temel yasalardır, yapısal değişikliklerdir. Yapısal
değişiklikler, böyle, el çabukluğuna veya üstünkörü geçmeye gelmez. Ortak
sorumluluk, kolektif sorumluluğumuz vardır. IMF'ye verilen ek niyet mektubunda,
ben bunu yapmazsam şu saate kadar, sen de bana 750 milyon dolar krediyi verme
diyemezsiniz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen, toparlayınız Sayın
Söylemez. H. UFUK SÖYLEMEZ (Devamla) - Tamamlıyorum
Sayın Başkan. Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
tarımda kapsamlı bir tarım reformu yapmazsanız, küçük ve orta boy işletmeleri
ihmal ederseniz, ekonominizi daraltır, ihracatınızı ihmal ederseniz, kamu
bankalarını da kredi veremeyecek duruma getirir ve sadece görev zararları
nedeniyle günah keçisi haline getirirseniz ve çok geciktikten sonra, yıllarca
bekledikten sonra, böyle bir çerçeve kanunuyla hiçbir detaya girmeden, hiçbir
taahhütte bulunmadan, hiçbir yaptırımı olmayan böyle bir kanun çıkarırsanız,
bunun adı, maalesef, ne özelleştirme olur ne özerkleştirme olur. Keşke
yanılsak; keşke, özelleştirme, kamu bankalarında yürüse; çünkü, biz,
özelleştirmenin en önemli malî reform olduğunu biliyoruz; çünkü, devletin,
ticaret, üretim ve bankacılıktan mümkün olduğu hızla ve süratle çekilmesinin
doğru olduğuna inanıyoruz; ama, regülasyonun altyapısının doğru kurulmasını
düşünüyoruz. Çiftçi ne olacak? Esnaf ne olacak? Bunların finansmanını kim
sağlayacak? Kamu bankalarının açıkları için, bütçeye, ne kadar, kim fon koyacak?
Bunları kim yönetecek? Bunların yönetiminden Meclise hesap verilecek mi? Zaman
ve süresi içinde gerçekleşmeyen işlemler için, bu Meclis hesap sorabilecek mi?
Bunların hepsi ve bir düzine soru daha sorulabilir; ama, maalesef, kanun
alelacele hazırlanmış; böylesi önemli, kapsamlı ve ciddî bir konunun üç dört
maddeyle geçiştirileceği, gerçekten, çalakalem bir yasa tasarısı haline gelmiştir.
Ben, yine de, Meclisimizin, bu görüşmeler
sırasında vereceği önergeler ve yapacağı düzeltmelerle, kanunun, mümkün olan en
iyi şekilde çıkmasına gayret göstereceğine inanıyorum. Tekrar ediyorum, bu, hükümetin
özelleştirme kanunu değildir. Bu kamu bankalarının özelleşmesi, hepimizin ortak
sorumluluğudur. Ben, diğer maddelerde de konuşmak üzere,
hepinize, nezaket ve sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Doğru Yol
Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum efendim. Sağ olun. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Söylemez. Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa
Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU
(Bursa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; devletin elinde
bulunan bankaların özelleştirilmesiyle ilgili 537 sıra sayılı kanun tasarısının
2 nci maddesiyle alakalı olarak Grubum adına söz almış bulunuyorum. Evela bu tasarıyla, 2 nci maddeyle ilgili
olarak bir tenakuzu tekrar burada belirtmekte yarar var. 2 nci maddenin ikinci
pragrafının son satırında "yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 3 yıl içinde tamamlanır. Bakanlar
Kurulu bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatır"
deniyor; ama, aynı tasarının 4 üncü maddesinde de "Bu Kanun, bankalar
hakkında sermayelerindeki kamu payı yüzde 50'nin altına düşünceye kadar
uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer" diyor. Değerli arkadaşlar, burada bu iki ifadeyi
yan yana getirip bir arada tetkik ettiğiniz zaman her iki maddenin birbirini
engelleyici özellikler taşıdığını göreceksiniz. Sayın Bakanım, belki bir önergeyle bu iki
ifadeyi birbirine adapte etmek lazım; öyle zannediyorum. Bir de bu 2 nci maddenin son pragrafında
"ilişkin usul ve esaslar Bankalar Kurulunca belirlenir" diyor. Bu,
"Bakanlar Kurulunca" mıdır acaba? Çünkü, ifadenin gelişi bakanları
hatırlatıyor. Bir başkası da, üçüncü paragrafın ikinci
satırında, personelle ilgili olarak "bunlardan uygun görülenler"
ifadesi. Bankanın yönetimini ilgilendiriyor herhalde. Arkasından hemen
"istekleri halinde" diyor. Personeli ilgilendiriyor. Buradaki
ifadenin "uygun görenler istekleri halinde" olması
şeklinde.düzenlenmesi gerekecek kanaatini taşıyorum. Bunun da bir tetkik
edilmesi lazım. BAŞKAN - Sayın Karapaşaoğlu, dördüncü
sıradaki "Bankalar Kurulu" "Bakanlar Kurulu" olacak. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) -
Evet; burada bir yanlış ifade var, baskı hatası var. BAŞKAN - Evet; baskı hatası var; onu böyle
okuduk ve oylarken de öyle oylayacağım efendim. Buyurun efendim. MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) -
Teşekkür ederim efendim. Bir diğeri de, dediğim gibi, çalışanlar
ile yönetimi ilgilendirdiği için cümlenin bir akış içerisinde düzenlenmesi
lazım. Değerli arkadaşlar, bu tasarının geneliyle
ilgili görüşmeler yapılırken, Veysel Candan arkadaşımız burada bazı konuları
dile getirdiğinde, Sayın İsmail Köse arkadaşımız da "müşahhas deliller
verin de üzerine gidelim, isimleri söyleyin" demişlerdi. Ben, hem
tutanaklara geçmesi bakımından hem de değerli arkadaşımız İsmail Köse'nin bir
araştırma yapmasını temin etmek açısından, bir raporu, isimsiz olarak, burada
okuyacağım müsaadenizle; kendileri bilahara ilgilenirler. "Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulunca hazırlanmış 1998 yılı denetim raporunda yer alan Türkiye Halk
Bankasınca kullandırılmış batık ve tahsili mümkün olmayan kredileri haiz liste
raporumuza ek yapılmıştır. Halk Bankasınca yayınlanan 1999 yılı
bilançosunda, takipteki krediler brüt 143 trilyon, ayrılan karşılıkların
düşülmesinden sonra ise net 66 trilyon olarak gözükmektedir. Oysa, bankaya
ilişkin 1998 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporu incelenecek olursa, durumun
hiç de böyle olmadığı görülecektir. Yapılan bilanço makyajlarıyla rakam oldukça
düşük gösterilmiştir. Rapor ekinde yer alan tablodan da görüleceği üzere, Halk
Bankasının gerçek takibi 747 785 330 Amerikan Doları, 231 681 942 Alman Markı
ve 28 milyar 726 milyon Türk Lirasıdır; yani, yaklaşık olarak 608 trilyon
düzeyindedir. Bu rakamlar 1998 yılı itibariyle takibe intikal etmiş anapara
tutarlarıdır, yani faizler hariçtir. 1999 ve 2000 yılında usulsüz olarak
verilen krediler ile daha önceki yıllarda verilmiş ödenmeyen, ancak, çeşitli
hileli yollarla takibe alınmayarak bekletilen krediler ve temerrüt faizi
rakamları dikkate alındığında, bu meblağın 1 katrilyona yaklaşacağı tahmin
edilmektedir. Batık bankalardan Egebank, İnterbank, Bank
Ekspres, Etibank ve Bankkapital'in sahiplerine veya bunların sahip olduğu
holdinglerin diğer şirketlerine Halk Bankasınca yüksek montanlı krediler
verilmiştir. Tabloda görülen batık firma sayısı 134 olup, bu firmalardan
kredilendirilmelerinde usulsüzlük görülerek Bankalar Yeminli Murakıplar
Kurulunca hakkında soruşturma yapılması istenen firma sayısı 58'dir. Hakkında
soruşturma yapılması istenen 58 firmadan sadece 11'i hakkında soruşturma
yapılmış, yapılan soruşturma sonucunda banka genel müdürü ile yönetim kurulu
üyeleri ve diğer personel Ceza Kanunu açısından suçlu görülerek, hazırlanan raporlar
suç duyurusu olarak savcılıklara intikal ettirilmiştir. Banka genel müdürü ve yönetim kurulu
üyelerinin yargılanabilmesi için, savcılar tarafından bankanın bağlı olduğu
bakandan izin istenmiş; fakat, bu dosyalardan sadece ikisi hakkında,
gazete-lerde konunun gündeme gelmesi nedeniyle, zorunlu olarak izin verilmiştir.
Diğerleri hakkında nedendir bilinmez, halen izin verilmemiştir. Bu, ister
istemez değişik düşünceye sebep olmaktadır. Örnek olarak vermek gerekirse,
1998/65477, 1998/75674, 1998/78507, 1998/87242, 1998/89503 nolu hazırlık
soruşturması yapılmış dosyalar bu şekilde izin için beklemektedir. İki dosya için ise kamuoyunu uyutmak ve
baskıyı hafifleterek olayı zamana yayıp unutturmak için izin verildiği kanısı
hâkimdir. Anılan dosyalar nedeniyle, genel müdür ve
yönetim kurulu üyeleri, izin verilmediği için yargılanamazken, müdür düzeyinde
olan yetkililerin, halen, yargılanması devam etmektedir. Beyoğlu Şubesi Müdürü
Mehmet Çalışkan, Garibaldi Firmasına verilen usulsüz kredi nedeniyle, 11 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Hakkında soruşturma yapılması istenen 58
işlemden 47'si hakkında ise, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu bakan
talimatıyla herhangi bir işlem yapılmamıştır. Dosyalar, soruşturma talimatı
için beklemektedir. Devlet Bakanı tarafından Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu Başkanlığına hitaben yazılan yazıda, raporlarda Ceza Kanunu açısından
değerlendirme yapılmaması, raporların yeniden gözden geçirilmesi istenmiştir.
Bu şekilde, yolsuzluklar örtbas edilmeye çalışılmıştır." denilmektedir. Sayın İsmail Köse'ye bu notu da, kürsüden
indikten sonra takdim edeceğim efendim. Gerekli araştırmaları yapacaktır
inşallah, kendisinden bekliyoruz ve kamuoyuna da duyurulması gerekiyor. Değerli arkadaşlar, burada, genel
görüşmeyle ilgili tartışmaları yaptığımız zaman, bunu ifade etmeye çalışmıştık.
Bu işin bir siyasî boyutu vardır, bir
bürokrat boyutu vardır, bir de üçüncü tarafı olan işveren tarafı vardır, iş
sahibi tarafı vardır. Bizler, daima iş sahiplerinin üzerine yürüdük, gittik veyahut
da o istikamete doğru gidiliyor. Bürokrasi tarafı ne oluyor; siyasetçi tarafı
ne oluyor; bunların da üzerine gidilmesi lazım. Bizleri izleyen
vatandaşlarımıza bu mesajları verebilmemiz lazım. Değerli arkadaşlarım, vatandaşlarımız,
gerçekten, bizden, bu konunun sonuna kadar araştırılmasını bekliyorlar,
istiyorlar. Ben, bu tasarı vesilesiyle bu konuyu gündeme getirdim, zira, bir
cevap vermek gerekiyordu. Sabrınıza teşekkür ediyorum, Değerli
Başkanıma da saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın
Karapaşaoğlu. Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok. Şahıslar adına yapılan söz taleplerini
sırasıyla okuyorum: Sayın Budak, Sayın Ayhan, Sayın Türker, Sayın Polat, Sayın
Genç. İlk söz, Adana Milletvekili Sayın Yakup
Budak'a ait. Buyurun efendim. Süreniz 5 dakikadır. YAKUP BUDAK (Adana) - Sayın Başkan,
değerli üyeler; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim
Şirketi, Emlak Kredi Bankası Anonim Şirketi Hakkındaki Kanun Tasarısı üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 537 sıra sayılı bu kanun tasarısı, bir
çerçeve kanun tasarısıdır ve Halk Bankası, Emlak Bankası, Ziraat Bankası
özerkleştirilmekte ve bunların yeniden
yapılandırılması için de, yönetimi, Bakanlar Kurulunla devredilmektedir;
belirli bir süre sonra da Özelleştirme İdaresine devredileceği bu maddede ifade
edilmektedir. Göründüğü kadarıyla, bu kadar zarar etmiş,
bu kadar bataklıkların içerisine saplanmış kamu bankalarının, böyle, üç dört
maddelik kanunlarla, tasarılarla düzeltilmesi, iyileştirilmesi de mümkün
değildir. Burada bizi izleyen vatandaşlarımız
-durmadan "görev zararı" deniliyor- zannedecekler ki, 20 milyar dolar
civarındaki zarar, çiftçilere verilmiş, çiftçilere verilen zarar da, hazinece
de ödenmediği için, bu bankalar zarar etmiş diye düşünecekler. Eğer, biz, 20
milyar dolar civarındaki parayı çiftçimize aktarabilmiş olsaydık, onların
ihtiyaçlarını giderebilmiş, ürün desteklemelerini yapabilmiş olsaydık, çiftçilerimizin
durumlarının çok iyi olması lazım gelirdi. Gördüğümüz kadarıyla, bu görev
zararları arttıkça, bizim çiftçimizin durumu da her gün daha kötüleşmiş, daha
zora ve dara girmiştir. Dolayısıyla, buna "görev zararı"
dememek lazım; buna "görev zararı" demeden önce "yanlış
uygulamaların, hukukî boşlukların ve aynı zamanda iktidarların, özellikle de bu
hükümetin yanlış uygulamalarının neticesi" demek gerekir. Niye; çünkü, Ziraat Bankası, Halk Bankası,
Emlak Bankasının bu zararları içerisinde, TÖBANK'ın da zararı var, Denizcilik
Bankasının da zararı var, Sümerbank'ın da zararı var. Yani, birtakım bankalar
batırılmış, içi boşaltılmış, kamuya devredilmiş; onlara da, sanki, çiftçiye
ödenen, desteklemeye ödenen görev zararı gibi telakki ettiriliyor ve 20 milyar dolar civarında da "görev
zararı" var deniliyor. Hazineyle ilgili sorumlu bakanlar, hükümetler,
Ziraat Bankasının ve diğer bankalarının borçlarını ödemedikleri için, Ziraat
Bankası, elbette, piyasadan, Interbank'tan repo yapmak suretiyle borçlanıyor; dolayısıyla
da, bu borçlar katlanmak suretiyle günümüze geliyor. Şimdi, burada, üç yıl
içerisinde Bakanlar Kurulunca belirlenecek usul ve esaslar dahilinde, bu
bankaların özerkleştirileceği ifade ediliyor. Türkiye'de bunun bir ilk uygulaması olacak
zannediyorum. Şimdiye kadar da, onlarca kamu iktisadî teşekkülü Özelleştirme
İdaresine devredildi. Acaba, Özelleştirme İdaresine devredilen kamu iktisadî
teşebbüslerinin durumları iyileşmiş midir, kötüleşmiş midir, ne durumda
bulunmaktadır? Benim korkum, Bakanlar Kurulunun idaresine verilen bu
bankalarımız da, tıpkı Özelleştirme İdaresinde olduğu gibi -üç yıl sonra,
dörtbuçuk yıla kadar süresi var, ondan sonra daha da uzatılabilecek- ve bundan
sonra da, eğer gerçekleştirilebilirse, belirlenebilirse, bu hususlar dahilinde
Özelleştirme İdaresine devredilecek. Özelleştirme İdaresine devredilecek de ne
olacak; Özelleştirme İdaresi de, bir süre önce olduğu gibi, birtakım insanlara
satacak, ondan sonra da, bu hükümetin yaptığı gibi, özelleştir, sonra
devletleştir politikası takip edilecek. Onun için, bu bir kısır döngüdür. Dünya
Bankasından alınacak kredi limitine IMF'nin rapor verebilmesi için, alelacele,
üç beş maddelik bir kanun tasarısı getirilmiştir ve milletimiz de, IMF de
uyutulmaya çalışılmaktadır. Bununla bu konunun halledilmesi ve problemin
çözülmesi de mümkün değildir. Bir de yadırgadığım bir husus vardır:
Maalesef, özelleştirmeye ve özerkleştirilmeye dahil olan kurumlarda çalışan
personel çok mağdur edilmiştir. Aynı kaygıları, Ziraat Bankası, Emlak Bankası, Halk
Bankası personeli için de taşıdığımızı ifade etmek istiyorum. Ayrıca, bu
bankaların hizmetlerinden faydalanan emeklilerimiz ne olacak, işçilerimiz ne
olacak, memurlarımız ne olacak, aynı zamanda, bu kredilerden istifade eden
esnaf ve sanatkârımızın durumu ne olacak ve tarım sektöründe tarım
işletmelerimiz bundan nasıl etkilenecek, maalesef, bu konularda hiçbir ifade
yer almamaktadır. Dolayısıyla, buna çerçeve tasarısı da denilebilir; ama, bu
haliyle de oldukça yetersiz, muğlak, anlaşılmaz ve gelecekte problemleri daha
da artıracak bir mahiyet arz etmektedir. Sayın Bakanımın bir hususunu da
yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Birtakım arkadaşlarımız Sayın Bakana
sorular yöneltiyorlar; Sayın Bakan, efendim bunu, Yüksek Denetleme Kurulunun
raporlarından aldığınızı söylüyorsunuz diyorlar. Önemli olan, raporlarda
yazılanların doğru veya yanlış olduğunun Sayın Bakan tarafından ifade edilmesi
gerekir. Elbette, milletvekili arkadaşlarımız bu bankaların içerisine
girecekler, kendileri bu araştırmaları yapacak değiller... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Budak lütfen toparlayınız. YAKUP BUDAK (Devamla) - Elbette, Devlet
Denetleme Kurulunun raporlarına istinaden birtakım iddialarda bulunacak;
iddialar değil bunlar, müfettiş raporlarıdır. Sayın Bakanım, Devlet Denetleme
Kurulunun raporlarından söylüyorsunuz diyorlar; elbette oradan söyleyecekler.
Sayın Bakana sormak istiyorum, bu söylenilenler, müfettiş raporlarında olanlar
doğru mudur, yanlış mıdır? Sayın Bakanımız, eğer, doğruysa "doğrudur"
der, yanlışsa yanlış olduğunu ifade eder ve bunun belgelerini de Meclise sunar.
Yoksa, sayın milletvekillerinin sorularını -bilmiyorum Sayın Bakanın, böyle bir
istihzayla karşılayacağını zannetmiyorum; ama, ben ifadelerinden ve üslubundan
onu anladım- efendim, Devlet Denetleme Kurulunun raporlarından okuyorsunuz,
söylüyorsunuz diyor; bu raporlar hakkında ne yapılmıştır, bu müfettiş
raporlarının neticesi ne olmuştur, ilgililer hakkında hangi işlemler
yapılmıştır, Sayın Bakanın bunlara cevap vermesi gerekir; bunlara cevap
verilmediği sürece de, bu iddialar söylenilecektir, müfettiş raporları da
elbette halkın ve Meclisimizin gündeminde olacaktır. Ben, bu vesileyle, bu yasanın eksik
haliyle de, yine, bankacılık sektörümüze, bankacılık sistemimize bir adım
teşkil ettiğini düşünüyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Budak. İkinci söz, Sakarya Milletvekili Sayın
Cevat Ayhan'a ait. CEVAT AYHAN (Sakarya) - Kamer Bey
konuşacak. BAŞKAN - Sıranızı Sayın Genç'e
veriyorsunuz. Buyurun Sayın Kamer Genç. (DYP
sıralarından alkışlar) Süreniz 5 dakika efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti bizim devletimizdir, bizim, bu devletin ve bu milletin kişiliğine,
niteliğine uygun, yaraşır bir yönetim, bir davranış biçiminde olmamız lazımdır.
Bizim burada konuşmalarımız, kimseye husumet beslemekten kaynaklanmıyor. Burada
hangi dürüst adama sen hırsızsın dedik; diyemeyiz de, bizim vicdanımız buna
elvermiyor; ama, çok önemli bir meseleyi burada tartışıyoruz, Türkiye ekonomisi
batırılmış, batmış... Bakın, geçen hafta 5 grubun temsilcileri
olarak Fransa'ya gittik, Fransız Senatosu Başkanı bize randevu vermedi, Fransa
Senatosunda grup başkanları bize randevu vermedi. Bu, nereden kaynaklanıyor?
Bu, önemli bir olay. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin itibarıdır. Neden
randevu vermedi; çünkü, adamların, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iyi
yönetilmediğinin ve öteden beri, Osmanlı Devletinden kaynaklanan hasta devlet
gibi görmeye başladıklarının bir delilidir. Bunları çok önemsemek lazım. Arkadaşlar, bakın, bu devlet bizim. Burada
memleketimize kim haksızlık yapıyorsa, kim bu memleketin 1 kuruşunu çalıyorsa,
onun yakasına yapışmak zorundayız. Manşetleri parayla almayın, parayla satın
alarak kendinizi yüceltemezsiniz. Bu halk, sefaletten, açlıktan kırılıyor.
Ben, bugün Tunceli'den geliyorum. Dün, Ovacık İlçesinde, on senedir, tek gözlü
barakada çamur içinde yaşayan insanlar için, işte, burada defalarca söylediğim
bir temel ancak atıldı; 580 milyar lira! Şimdi, bunları niye söylüyorum: Değerli milletvekilleri, bakın, bankalar
batırılmış... EROL AL (İstanbul) - Yirmi yıldır
milletvekilisin, sen ne yaptın?! KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, sen kimden
yanasın kardeşim?! Şimdi, sen, anlamazsın bunları!.. EROL AL (İstanbul) - Neyi anlamam?! BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım. KAMER GENÇ (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, şimdi, bakın, bu bankaların... (DSP sıralarından gürültüler)
Yani, çok gülüyorsunuz, utanılacak vaziyete gülüyorsunuz. Bu bankaların önemli
bir şeyi var; yurtdışı kredilerini, çıksın, bu bakan açıklasın burada.
Bankaların, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetiminden kaçırılması için,
yurtdışı kredileri Başbakanlık Denetleme Kurulunun denetiminden kaçırılıyor.
Bakın, Halk Bankasının Levent Şubesinde batırılan kredi 150 trilyon liradır;
çıksın, desin ki, hayır... Efendim, burada, bazı bankalar alınıyor... YEKTA AÇIKGÖZ (Samsun) - Kim soymuş? KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, kim
soymuşsa çıksın; kim soyuyorsa Allah belasını versin! Yahu, siz iktidarsınız,
siz gelip de insanların yakasına yapışmıyorsanız...Hırsızların ortağı sizsiniz,
sizsiniz... (DSP sıralarından gürültüler, DYP sıralarından alkışlar) Yani, daha
geçen, yani on onbeş... M. ZEKİ SEZER (Ankara)- Densizlik etme!... KAMER GENÇ (Devamla)- Bir dakika
efendim... Bir dakika... Şimdi, bakın... Bir dakika efendim... M. ZEKİ SEZER (Ankara)- Densizlik etme!.. KAMER GENÇ (Devamla)- Şimdi, bakın...
Efendim, bir dakika... M. ZEKİ SEZER (Ankara)- Niye yakalamadınız
şimdiye kadar?.. Biz yakalıyoruz, sen uyuyordun Mecliste... KAMER GENÇ (Devamla)- Daha geçen, bu kısa
zamanda, bir holdingin, bir banka patronuna, Vakıflar Bankasından 150 milyon,
İş Bankasından, bir başbakan yardımcısının desteğiyle 75 milyon kredi verdiniz
mi vermediniz mi; çıksın, burada bir söylesinler... Vakıflar Bankasından
sorumlu olan bakan şimdi burada; 150 milyon dolar kredi verildi mi verilmedi
mi?... Ama, burada, çıkıp da "verilmedi" dediği zaman ve biz onu
ispatladığımız zaman da, sizin Grup olarak bu hükümetten çekilmeniz lazım. İHSAN ÇABUK (Ordu)- Açıkla!.. KAMER GENÇ (Devamla)- Değerli
milletvekilleri, aslında zamanımız çok dar tabiî. Bakın, Işın Çelebi şimdi
burada çıkıyor, yiğitlik yapıyor. Şimdi, Cavit Çağlar'ın sahip olduğu
İnterbank, 64 üncü maddeye göre el konulan bir banka ve buna rağmen, tutuyor işte,
kararnameyle, Etibankı kendisine veriyor. Bu suç değil midir?!.. Bu suç değil
midir arkadaşlar?!. Şimdi, keşke, aslında zaman tahdit
edilmesin, burada biz bu meseleleri tartışalım. Değerli milletvekillerimiz, bakın,
halkımız çok zor durumda. Devletimiz çok zor durumda. Ekonomi batmış...
Gitmişiz IMF'ye teslim olmuşuz. Memura 10 kuruşluk zam vermiyoruz; ama,
devletten katrilyonlar gidiyor... Bu bankaların görev zararlarını kim almış?
Ziraat Bankası, çiftçiye kredi vermek üzere kurulmuş bir bankadır. Kime para
veriyor; hangi holdinglere kredi vermiş; hangi holdingler batırmış bu
kredileri? Bunları çıkaralım; bunlar devlet sırrı değil; ekonomik sır da değil.
Bunları niye saklıyoruz? Kimin menfaatına saklıyoruz? Sayın Bakana sordum; yahu
siz, bir devlet bankasından sorumlu olan bakan hangi olay olursa istifa eder?..
Arkadaşlar, şimdi, dünyadaki devletlerin büyümesinin tek nedeni, o devleti
yöneten insanların yüz kızartıcı olmasa bile, şaibe kabilinde, söylenti
kabilinde bir olay çıktığı zaman, o makamı terk ederler. (DYP sıralarından
alkışlar) Çünkü, bilirler ki, o devletin kusursuz insanlar tarafından
yönetilmesi lazım. Hani hükümetiniz?.. Hani hükümetiniz?.. Biz, burada bunları
söylüyoruz. Hani Başbakan?... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN- Sayın Genç, lütfen toparlayınız. KAMER GENÇ (Devamla)- Efendim, hani
Başbakan?.. Başbakan gelecek, burada oturacak... M. ZEKİ SEZER (Ankara)- Seni mi dinleyecek
Başbakan burada?... KAMER GENÇ (Devamla)- Meclisin saygınlığı
gereği gelip, oturacak... M. ZEKİ SEZER (Ankara)- Biz yakalıyoruz
da, senin haberin yok!.. BAŞKAN- Sayın Genç, lütfen toparlayınız. KAMER GENÇ (Devamla)- Şimdi, biz, buradan
söylüyoruz ve bu, tutanaklarda kalıyor. Değerli milletvekilleri, bakın, gidin,
dışarıdaki ülkelerin parlamentolarını seyredin. Bakanlar Kurulu, Parlamentoya
duyduğu saygının gereği, başta, Başbakan olmak üzere, bütün kadrolarıyla
buradadır. (DSP sıralarından gürültüler) Bana laf atabilirsiniz, ama, laf atmakla
bazı şeyleri örtemezsiniz. Bakana soru soruyoruz "efendim, bunu yazılı
cevaplayacağım" diyor. İnanmanızı istiyorum ki, banka satın alan
birçok holding bu bankaları satın almak için ya Emlak Bankasından ya Ziraat
Bankasından ya da Halk Bankasından teminat almış, o teminat mektuplarını
getirip yabancı bankalara vermişler, o teminat mektuplarını bu özel holdingler,
bu özel kişiler zamanında ödememiş ve devlet bankaları bu paraları ödemiş.
İşte, bu zararlar buradan kaynaklanıyor. Soruyorum, Etibanka el konulmadan önce 187
milyon dolar verdiniz mi vermediniz mi? Yahu, bir rakam... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Genç, süreniz bitti, iki
defa eksüre verdim, yine bitti; lütfen... KAMER GENÇ (Devamla) - Tamam Sayın Başkan. Şimdi, bizi susturmak kolay arkadaşlar.
Siz, bir partinin genel sekreterisiniz. Bir milletvekili çıkıyor halkın hakkını
savunuyorsa niye karşı çıkıyorsunuz. BAŞKAN - Sayın Genç, karşılıklı konuşmayın
efendim, kuliste karşılıklı konuşursunuz. KAMER GENÇ (Devamla) - Ben, burada, halkın
menfaatlarını konuşuyorum;siz, susturmaya kalkıyorsunuz. M.ZEKİ SEZER (Ankara) - Sen halkın
menfaatı için konuşmuyorsun, hakaret ediyorsun. KAMER GENÇ (Devamla) - Beni susturmaya
kalkıyorsanız, arkanızda büyük ayıplar var demektir; ayıbınız yoksa, gelin,
tartışalım. (DSP sıralarından gürültüler, DYP ve RP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Sayın Genç, yeter artık! KAMER GENÇ (Devamla) - Bu halkın hakkına
el uzatan adamların burnundan fitil fitil çıkaracağız. (DYP ve RP sıralarından
alkışlar, DSP sıralarından gürültüler) M.ZEKİ SEZER (Ankara) - Getiriyoruz biz
zaten... HASAN GÜLAY (Manisa) - Biz, yakalıyoruz;
biz yakalayıp, biz, hesabını soruyoruz. BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerindeki müzakereler tamamlanmış bulunuyor. Sorular var. Soruların 10 dakikayla
sınırlandırıldığını tekrar hatırlatarak, soru sahiplerinin sorularını çok kısa
ve net sormalarını istirham ediyorum. MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Kimse cevap
vermiyor ki Sayın Başkan! BAŞKAN -Sayın Saffet Arıkan Bedük, buyurun
efendim. SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın
Başkan, delaletinizle Sayın Bakanıma iki soru sormak istiyorum. Birinci sorum: Türk çiftçisinin en büyük
destekçisi olan Ziraat Bankasının özelleştirilmesi halinde çiftçilerimizin
Ziraat Bankasından, bugüne kadar yapmış olduğu desteği, hangi kaynaklardan ve
hangi usulle yapma imkânı olacaktır? Çiftçimiz desteksiz mi bırakılacaktır? Avrupa Birliğine girmemiz söz konusu
olduğu bir dönemde, Avrupa Birliğine dahil olan ülkeler, 2006 yılına kadar
çiftçisini destekleme kararı aldı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, biz,
çiftçimizi desteklemeyecek miyiz? IMF'nin sunmuş olduğu program çerçevesinde,
bu destekten vaz mı geçilmektedir? Birinci sorum bu. İkinci sorum: Ziraat Bankasının
özelleştirilmesi söz konusu olduğunda, çiftçilerimizi temsil edecek bir kişinin
yönetimde olup olmayacağı hususunda herhangi bir tedbiriniz var mıdır? Üçüncü sorum: Türkiye Halk Bankası da,
esnaf ve sanatkârlarımızın desteklenmesi hususunda üzerine düşen görevi
yapmıştır. Esnaf ve sanatkârın, küçük ve orta boy işletmelerin desteklenmesi
hususunda, Halk Bankasının özelleştirilmesinden sonra yapılacak olan işlemler
nedir ve yönetimde, esnafın, sanatkârın veya küçük ve orta boy işletmelerin
temsilcisinin olması hususunda bir tedbir düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Ali Uzunırmak, buyurun. ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Sayın Başkan;
aracılığınızla Sayın Bakandan sormak istediğim iki konu var. 1- Bugün batık hale gelen kredilerin asıl
veriliş tarihleri hangi hükümetler zamanındadır ve miktarları nelerdir? 2- Görev zararlarının, hükümetlere göre,
dolar bazındaki, bugüne intikalleri nelerdir? Hangi hükümetler zamanında, görev
zararlarının miktarları nelerdir? Bunların açıklanmasını rica ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Yıldırım, buyurun efendim. MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın
Başkan, Sayın Bakandan şu hususu sormak istiyorum: Ziraat Bankası
özelleştirildiği takdirde, çiftçi için ne düşünüyorsunuz? İkinci sorum: Ziraat Bankası, Halk Bankası
ve Emlak Bankasını özelleştirdiğiniz takdirde, satışları ne şekilde yapmayı
düşünüyorsunuz? BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Nidai Seven, buyurun efendim. NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Bakanıma şu soruyu sormak istiyorum: 2000 yılında 2
kararname çıkarıldı ve vadesi, 1999 yılına ve 2000 yılına sarkan ziraî krediler
ile hayvansal kredilerin ödeme süresinin 1 yıl faizsiz ertelenmesi kabul
edildi. 1999 yılından beri - 93, 94, 95 ve 96
yıllarında- özellikle Ağrı çiftçisi borç altına girmiş ve borçlar affedilecek
diye parasını ödeyememiştir. Bunlarla ilgili borç affı söz konusu olacak mı? Bu
konuda bilgi rica ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Bakanımız, 6,5 dakikamız var; bu
defa rahat cevap verebileceksiniz. Buyurun efendim. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Efendim, öncelikle, izin verirseniz,
maddenin geneli hakkında konuşan arkadaşlarımızın söylediği bir iki nokta var,
o konuda cevap vermek istiyorum. Bu bankalarla ilgili olarak, Yüksek
Denetleme Kurulu raporlarında prosedür şöyle işlemektedir: Yüksek Denetleme
Kurulu, raporlarını, bu bankaların kamu adına sahibi olan Hazineye
göndermektedir, raporlar Hazineye gelmektedir. Hazineye geldikten sonra, eğer,
cezaî bir işlem gerektiriyorsa, bu bankaların ilgili olduğu bakana gönderilip,
ondan, 233 sayılı KHK'ye göre, yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürün
eylemleri dolayısıyla yargıya intikal ettirilip ettirilmemesi konusunda görüşü
sorulmaktadır. Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadî
Kuruluşları Genel Müdürlüğüne, Yüksek Denetleme Kurulundan ve Bankalar Yeminli
Murakıplarından, KİT statüsündeki kamu bankalarıyla ilgili olarak, bu türden
gelmiş olan bütün raporlar hakkında işlem yapılmıştır. KİT Genel Müdürlüğünde
bekleyen hiçbir rapor yoktur. Bu raporlardan, Bakanlığıma bağlı olan
bankalarla ilgili olanlarının tümü, ilgili bakan olarak tarafımdan yargıya sevk
edilmiştir. Halk Bankasıyla ilgili olanlar, ilgili bakanlığa gönderilmiş ve
onların da tamamı sevk edilmiştir; bekleyen rapor yoktur. Bu konuda da, Hazine
Müsteşarlığı Kamu İktisadî Kuruluşları Genel Müdürlüğü, Yüksek Denetleme Kurulu
raporlarıyla ilgili yapılan işlemler hakkında, dönemler itibariyle, Kamu
İktisadî Kuruluşları Komisyonuna yazılı bilgi sunmaktadır; yapılan bütün
işlemlerin ayrıntısı açıklıkla verilmektedir. Bu nedenle, gazetelerdeki uydurma
haberlere bakıp da, Sayın Karapaşaoğlu'nun dediği gibi, yok Ceza Kanununa göre
buna bakmayın denilmiş, yok 1998 hazırlık soruşturması beklemektedir... Bunlar,
kesinlikle yalandır, böyle bir şey yoktur; varsa, getirsinler, birlikte işlem
yapalım. KAMER GENÇ (Tunceli) - O yazı nereden
çıktı Sayın Bakan? DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Uydurma
gazete haberleriyle işlem yapamayız, kusura bakmayın. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Gazete haberlerinin
hepsi uydurma mı Sayın Bakan?! DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Bu
konudakiler uydurma. KAMER GENÇ (Tunceli) - Gazetelerde sizin
aleyhinize hiç yazı yazılmıyor... BAŞKAN - Sayın Bakan sizi dinledi, siz de
lütfen Sayın Bakanı dinleyin efendim. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Tabiî, doğru... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Sayın
Genç, yurtdışı krediler açıklansın diyor. Bir bankanın normal işleyen
kredilerini kim açıklayabilir! Varsa bir kabahati, bir suçu... KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır, batan
krediler... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Bakan
da açıklayamaz efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Bakan değil, batan
krediler... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Mevzuatı bilmeniz lazım. Bir kanuna aykırılık varsa, kredide aşım varsa, bir
sahtekârlık varsa, bunlar, gayet tabiî yargıya intikal ettirilecektir, yargıya
intikal ettirildiğinde de aleniyete gelecektir. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, kim
yargıya intikal ettirecek! Bakanın intikal ettirmesi lazım. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Bunlar
keyfî değildir, Türkiye'deki mevzuatın gereğidir. Şimdi, Sayın Bedük'ün sorduğu sorulara
geliyorum. Ziraat Bankası özelleştirildiğinde ne olacak, Halk Bankası
özelleştirildiğinde ne olacak; bu yeni yapılandırmada, bu kurumların yönetim
kurullarına, tarımdan ya da esnaf ve sanatkârlardan, KOBİ'lerden temsilci
koyabilecek miyiz diye soruyorlar. Gayet haklı bir soru. Şimdi, Ziraat Bankası veya Halk Bankası,
bu sektörlerin desteklenmesi, kamuca gözetilmesiyle ilgili, aracı kurumlara
devlet görev vermektedir, gerektiğinde kaynağını sağlamaktadır ve bu aracı
kurumlarla destekleme yapılmaktadır; ama, bunların yaptıkları destekleme,
sadece kredi desteklemesidir. Halbuki, köylünün, KOBİ'nin, küçük esnaf ve
sanatkârın desteği sadece bunlarla ilgili değildir. Dolayısıyla, zaten faiz
hadleri tek haneli rakamlara geldiğinde, bu, faizle, krediyle yapılan
desteklemenin bir anlamı kalmayacaktır. Ayrıca, tarımın yeniden yapılandırılması,
küçük esnaf ve sanatkâr kesiminin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili olarak
önemli çalışmalar yürütülmektedir. Bildiğiniz gibi, üretici birlikleriyle
ilgili kurullar oluşmaktadır ve kurullar içinde de, bu üretici birliklerimiz
yeniden yapılandırılacaktır, tarım satış kooperatiflerinin yeniden
yapılandırılması söz konusu olacaktır ve diğer birliklerin, satıcı
birliklerinin de örgütlenmesi söz konusu olacaktır. Asıl destek, girdi desteği,
gübre desteği, başka destekler, devletçe tahsis edilecek kaynaklardan,
bütçeden, bu organizasyon içinde dağıtılmaya devam edilecektir. Şunu tekrar söylemek istiyorum: Avrupa
Birliğinde, Amerika'da tarımsal destekler sürmektedir, hiçbir zaman azalmadan
sürmektedir. Onların, bütün dünyada yapılan bir işlemin Türkiye'de terk
edilmesi gibi bir şey söz konusu değildir. Bu bankalarımız -yine, statülerine
baktığınızda göreceksiniz- ana statüleri yapıldığında, tarım alanıyla, küçük
esnaf ve sanatkâr, KOBİ'ler alanıyla ilgilenmeye devam edecek bir amaçlar
dizisi içinde karşınıza gelecektir. Sayın Uzunırmak, söylediği bu görev
zararlarıyla ilgili, veriliş tarihlerine göre ayrıntılı bilgi istiyorlar.
Bunları tarihsel olarak söyleyebilirim; 1991-1994 döneminde, 1995'te, 1996'da,
1997'de, 1998'de, 1999'da ve 2000 yılında yapılmış olan görev zararı tahakkuk
rakamları elimizde vardır; yalnız, kendileri diyorlar ki, hükümetler
itibariyle, ayrı ayrı ve Amerikan Doları bazında bunları döker misiniz... Bunu,
izin verirlerse, hazırlatalım, yazılı olarak kendilerine sunalım; çünkü, şu
anda, bunu verebilecek durumda değiliz. Sayın Yıldırım, bu bankaların satış
sistemleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz dediler. Biz daha çok finansal kaynak
sağlayan bir kurumla ilgili olduğumuz için, bu bankalarımızın yeniden
yapılandırılmasıyla büyük ölçüde ilgiliyiz. Özelleştirme, yani satış işlemi ise
Özelleştirme İdaresinin ihtisası konusundaki bir alan. Dolayısıyla, biz,
yeniden yapılandırmayı, finansal zafiyeti ortadan kaldırdıktan sonra, bunların,
bütün finansal rasyolar bakımından, malî bünyeleri uygun hale geldikten sonra,
özelleştirmeyle ilgili işlemlerin gerçekleştirilmesi için Özelleştirme
İdaresine devretmek kararındayız. Satışla ilgili, şu anda bizim söyleyeceğimiz
bir şey yok. Yalnız, şunu söylemek istiyorum: Yeniden
yapılandırma döneminin azamî üç sene içinde bitirilmesi kararlılığındayız.
Yani, bu bankalarımızdan en hızlı yapılandırılabilecek olanlardan başlayarak ve
bizim, yine, beklentimize göre, Ziraat Bankasında biraz işler uzayabilecektir;
ama onun da yeniden yapılandırılmasını üç yıl içinde tamamlama gayreti
içindeyiz. Arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; birçok
notlar aldım. Burada, dövizle, görev zararlarıyla, kredilerle ve diğer
konularla ilgili cevap veremediğim birtakım bilgileri alıp, size yazılı olarak
vermeye çalışacağım. Teşekkür ederim efendim. BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, ben
Sayın Işın Çelebi'ye sataştım efendim, bana cevap vermek istemiyor mu?
(Gülüşmeler) 64 üncü madde kapsamına alınan bir banka
patronuna banka satmıştır dedim. Bu, eleştiridir, suçtur hem de. Sayın
Çelebi'nin bana cevap vermesi... Sataşmadan söz verin efendim (Gülüşmeler) BAŞKAN - Sataşmak serbest, cevap vermek
takdirlerine maruzdur. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Sükût ikrardan
gelir. BAŞKAN - Efendim, madde üzerinde 1 adet
önerge var, önergeyi okutuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasının
aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz. "Madde 2. 1-
Bankaların (bağlı ortaklık ve iştiraklerindeki payları dahil) etkin, verimli ve
özerk bir şekilde çalışmalarının sağlanması amacıyla yeniden
yapılandırılmalarına ilişkin usul ve esaslar, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı
ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci
maddesinin (b) fıkrası uyarınca ve mevcut yönetim düzenlemeleri dikkate
alınarak, Bakanlar Kurulunca belirlenir." Aydın Tümen İsmail Köse Oktay Vural Ankara Erzurum İzmir Süleyman Yağız İ. Yaşar
Dedelek İstanbul Eskişehir BAŞKAN -.Sayın Komisyon katılıyor mu
efendim? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN
ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkanım, çoğunluğumuz hazır değil, takdire
bırakıyoruz. BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu? DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Katılıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı,
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, bir
şey arz edebilir miyim müsaade ederseniz... BAŞKAN - Buyurun efendim. TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, şimdi
bakın, her maddede, hükümet ortaklarının imzasıyla, grup başkanvekillerinin
imzasıyla bir önerge veriliyor. Bu, işin ne kadar aceleye getirildiğinin en
güzel örneğidir. Şimdi, benim bir teklifim var. Bundan
sonraki maddelerde yine böyle önergeler geleceği anlaşılıyor; uygulama hariç.
Komisyon bu tasarıyı geri çekse de, şu önergelerin ışığı altında yeni bir
düzenleme getirse olmaz mı? Biz de bundan kurtuluruz hiç değilse, önergeleri
işleme koymaktan kurtuluruz. BAŞKAN - Efendim, Tüzüğümüzün bir imkânını
hatırlattı, bütün tecrübesiyle, Sayın Güven. Takdir, tabiî, kendilerinindir. TURHAN GÜVEN (İçel) - Tabiî
kendilerinin... Ben hatırlatayım da, onlar yapmasın. BAŞKAN - Komisyon Başkanı Sayın Şahin söz
istemişlerdir. Buyurun efendim. PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN
ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkanım, bu 2 nci maddenin 2 nci bendinin son
cümlesindeki bir ifade "uzatılır" şeklinde tamamlanmaktadır. Bunun,
redaksiyonla "uzatılabilir" şeklinde düzenlenmesini öneriyoruz;
çünkü, tasarının aslı böyleydi. "Uzatılır" şeklinde, yazılı olarak
geçmiş efendim. BAŞKAN - Hükümet buna katılıyor mu
efendim? TURHAN GÜVEN (İçel) - Bu, redaksiyon
değil. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Katılıyoruz efendim; çünkü, bizim teklifimizde, zaten "uzatılabilir"
diye buradaki metinde görülüyor. TURHAN GÜVEN (İçel) - Bu, redaksiyon
değildir efendim. "Yapılabilir" ile "yapılır" aynı şey
değil. "Uzatılır" emirdir "uzatılabilir" takdire bağlıdır. BAŞKAN - Aslı nasıl, ona bakıyorum...
Efendim, hükümetten gelen şekli "uzatılabilir." Binaenaleyh, burada
bir maddî hata olduğu anlaşılıyor; çünkü, diğer sayfaya bakarsanız
"uzatılabilir" şeklinde. TURHAN GÜVEN (İçel) - Öyle kalır o...
Yani, neresi doğru ki. BAŞKAN - Evet "uzatabilir"
şeklinde. Yani, emir sıygasından ihtimal sıgasına geçmesi düşünülmüş. Şimdi de
o tekrar gündeme getiriliyor. Efendim, bir başka düzeltme vardı, o,
önergeyle tekrar düzelmiş oldu: "Bankalar Kurulu" "Bakanlar
Kurulu" olarak düzeltilmiş oldu. 4
üncü satırın sonundaki "uzatılır"ı da "uzatılabilir"
şeklinde bir tashihatla, bu şekliyle... MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) -
"Uzatabilir..." BAŞKAN - "Uzatabilir" şekliyle;
yani, ilk geldiği şekliyle bu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Madde, değişik şekliyle kabul edilmiştir. 3 üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 3. - 1. Bankaların bu Kanun
yürürlüğe girdiği tarihte Hazineden olan birikmiş görev zararı alacakları
yeniden yapılandırma programında belirtilen esas ve süreler dahilinde itfa
olunur. Çeşitli kanun ve kararnamelerle bankalara verilmiş olan görevler
program dönemi sonunda yürürlükten kalkar. Devlet yeniden yapılandırma
döneminde bankalara bedelini önceden ödemeden görev veremez. 2. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte çalışmakta olan personeline en yüksek Devlet memuru aylığının (ek
gösterge dahil) brüt tutarının % 180'ini geçmemek üzere görev ve unvanlarına
göre yönetim kurullarınca belirlenecek miktarda bankacılık tazminatı ödenir. Bu
personele bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar bankalarca kendi iç
mevzuatına göre yol parası, geçici görevlendirme ve ikâmet gideri olarak
yapılmış olan ödemeler bu Kanuna göre yapılmış sayılır. Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihe kadar yapılmış olan bu tür ödemeler, damga vergisi hariç
herhangi bir vergiye tabi tutulmaz ve bundan sonra her ne ad altında olursa
olsun, bu mahiyette ödeme yapılmaz. 3. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
teşkilâtı, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte hiçbir hukukî merasime tabi
olmaksızın anonim şirket olarak ticaret siciline resen tescil olunur. Bankanın
mevcut sağlık yardım sandığı da bu Kanunla tüzel kişilik kazanır. Sandığın
organları, kaynakları ile çalışma usul ve esaslarını düzenleyen ana statüsü
Banka yönetim kurulunun onayı ile yürürlüğe girer. 4. Bu Kanun çerçevesinde yapılacak
işlemler ve bu işlemlere ilişkin olarak düzenlenecek kağıtlar, her türlü vergi,
resim ve harçtan müstesnadır. Ticaret siciline tescil ve Sermaye Piyasası
Kurulu kayıt işlemlerinden ücret alınmaz. Bankalar hakkında 4077 sayılı
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 29 uncu maddesi, 3572 sayılı İşyeri Açma
ve Çalıştırma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulüne Dair Kanunun 3 üncü maddesi ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanununun 81 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. 5. Bankalardaki kamu hisseleri, Bankanın
ilgili olduğu Bakan tarafından temsil edilir. BAŞKAN - 3 üncü madde üzerinde ilk
söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'a ait. Buyurun efendim. (DYP sıralarından
alkışlar) Süreniz 10 dakikadır. DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM
(Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim
Şirketi Hakkındaki Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinize ve aziz milletime
saygılarımı sunu-yorum. Değerli milletvekilleri, Türk ekonomisi
için çok önemli olan Türk bankacılık sisteminin yaklaşık yüzde 40'ını teşkil
eden üç kamu bankasının özelleştirilmesine ilişkin yasa tasarısını
görüşü-yoruz. Son yıllarda, bankacılık sektöründe
meydana gelen olumsuz gelişmeler, bu sektörün de diğer kurum ve kuruluşlar gibi
yeniden yapılandırılması gereğini ortaya çıkarmıştır. Ancak, ne var ki, benim
endişem, önce özelleştiriyorsunuz, sonradan tekrar devletleştiriyorsunuz.
Burada, zararını vatandaşa yüklüyorsunuz. Onun için, çok dikkatli olmalısınız.
Bunun sorumlusu hükümettir, iktidar partileridir; çünkü, vatandaşın bu yükü
çekecek gücü kalmamıştır. Değerli milletvekilleri, her üç bankanın
ülkemize faydalı olarak özelleştirilmesi için, önce özerklik, sonra
özelleştirme yapılmalıdır; çünkü, yukarıda da beyan ettiğim gibi, önce
özelleştirir, sonra devletleştirirseniz, bu yanlış olur. Yani, zararı, devlete
ve vatandaşa yüklersiniz. Öyleyse, bu üç bankanın özelleştirilmesi durumunu iyi
temellere oturtmak gerekir. Bunu yapabilmek için bankaların durumunu
çok iyi bilmemiz gerekir. Yani, bu bankaların kaynakları nedir, nerelere
kullanmışlardır, ne kadar batık parası vardır, batma ihtimali olan ne vardır,
batan bankalara buralardan ne kadar plasman ayrılmıştır, görev zararlarının
boyutu ne ölçüye varmıştır, bu görev zararlarından tahakkuk eden ve etmeyen ne
kadardır; hükümet, bu hususlarda, açıkça, hem millete hem de Yüce Meclise bilgi
vermeliydi; ama, maalesef, hiçbir bilgi ve-rilmemiştir. Değerli milletvekilleri, ülkemizde son iki
yıldır büyük ekonomik sıkıntı var, finans sıkıntısı var. Biz, iki senedir, bu
kürsüden milletin sıkıntısını, esnafın, çiftçinin, tüccarın ve sanayicinin
sıkıntısını söylüyoruz; ama, dinleyen kim?! Hükümet, ne bizi dinliyor ne
milleti ne memuru ne işçiyi ne de emekliyi dinliyor. Yine soruyorum; acaba, sayın hükümet, bu
sıkıntıları giderecek ne tedbir almıştır? Kamunun kaynak israfını önleyecek
hangi tedbirleri almıştır? Bunu, milletin öğrenmesi ve Meclisin bilmesi
gerekir. Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisi
özelleştirmeye karşı değildir, olamaz da; çünkü, Türkiye'nin selameti
özelleştirmededir; ancak, böyle özelleştirmede değil; çünkü, bu özelleştirme,
acele olarak, IMF'nin emriyle getirilmiş bir özelleştirmedir. Hükümetin, bu özelleştirmenin gerekçesini,
teferruatlı ve bankaların görev ve fonksiyonlarını açıkça belirtmesi gerekirdi;
ama, gelin görün ki, ülkenin temelini, toplumun bütün kesimlerini, yani 70 milyonu
ilgilendiren tasarının gerekçesini, sayın hükümet, 12 satırla, 122 kelimeyle
izah etmiştir. İşte, tasarının gerekçesi budur. Hükümetin, bu bankalara verdiği
değer budur. Değerli milletvekilleri, hükümet, bu
bankaları özelleştirmek için dörtbuçuk senelik zaman istiyor. Ben, hükümetin,
bu hususta samimî olmadığını söylüyorum. Bu, bir aldatmacadır; sıkıntıyı
atlatmak için yapılmıştır. Tekrar soruyorum, Halk Bankasının
özelleştirilmesi halinde esnafın durumu ne olacak? KOBİ'ler nereden kredi
alacak? Esnaf nereden kredi alacaktır? Hükümetin bu husustaki kararı ve
düşüncesi nedir; cevabını bekliyorum; hükümet açıklamalıdır. Eğer, Halk Bankası özelleştirilecekse, bu bankanın esnafa
verilmesi gerekir; yani, esnaf birliklerine satılmalıdır. Böyle olursa, biz,
Halk Bankasının özelleştirilmesinden yanayız, değilse karşıyız; çünkü, esnaf perişan
olur. Şu anda, esnaf, krediyle ayakta duruyor. Esnaf olmazsa vergiyi nereden
toplayacaksınız?.. Onun için, bunları iyi düşünmek gerekir. Değerli milletvekilleri, Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankasının durumu ise, daha değişiktir, daha kötüdür; çünkü,
çiftçinin bu bankayı satın alacak maddî durumu yoktur. Öyleyse, Ziraat
Bankasını özelleştirdiğiniz takdirde, görevi ve fonksiyonları nedeniyle üç
önemli soru gündeme gelecektir: Birincisi, çiftçinin durumu ne olacaktır?
İkincisi, her ilçede olan ve açılan Ziraat Bankası şubelerinin durumu ne
olacaktır? Üçüncüsü, binlerce personelin durumu ne olacaktır? Yani, çiftçi
nereden kredi alacaktır? Yoksa, hükümet, çiftçiyi gözden çıkarmış mıdır?
Hükümet, bu hususu da açıklamalıdır ve bu sorulara cevap vermelidir. Bunu iyi
düşünmek gerekir; çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının sahibi
çiftçidir; çiftçinin sahibi de Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasıdır. Eğer
çiftçiyi düşünmeden bankayı özelleştirirseniz, çiftçiyi yok etmiş sayılırsınız. Yine, yukarıda beyan ettiğim gibi, binbir
güçlükle, devlet imkânlarını zorlayarak
her ilçede açılan Ziraat Bankası şubelerinin durumu ne olacak? Bu ilçeler
bankasız mı kalacak? Eskişehir'in Günyüzü
İlçesine Ziraat Bankası şubesi açtırmak
için iki sene uğraştık; Mihalgazi İlçesine, keza, iki sene uğraştık; Han
İlçesine de halen açtıramadık. Onun
için, bunlar çok hassas konulardır; hükümet bu hususları yeniden
gözden geçirmelidir. Değerli milletvekilleri, ülkenin ekonomisi
gün geçtikçe kötüye gidiyor; bunu herkes biliyor, siz de biliyorsunuz. 1999
yılında ülkeyi yüzde 6,4 küçülttünüz. Keza, 2000 yılında da büyümeyi
gösterecek, esnafta, çiftçide ve
sanayicide hiçbir gelişme yoktur. Eğer özelleştireceğiniz bu bankaları altı
ay sonra tekrar devletleştirecekseniz, gelin vazgeçin, bu tasarıyı çekin.
Bizim endişelerimiz bunadır; yoksa, biz, Doğru Yol Partisi olarak
-yine söylü-yoruz- özelleştirmeye karşı değiliz; ancak, her üç bankanın görev ve fonksiyonları
nedeniyle, altyapısı yeniden hazırlanarak, sağlam gerekçelerle yasa tasarısı
hazırlanarak yeniden getirilmelidir diyor,
Doğru Yol Partisi Grubu ve
şahsım adına, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım. İkinci
söz, Fazilet Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan
Polat'a ait. Buyurun Sayın Polat. Süreniz 10 dakika. FP GRUBU ADINA ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; he-pinizi saygıyla selamlıyorum. 537 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü
maddesi üzerinde Fazilet Partisi
Grubu adına söz almış
bulunuyorum; tekrar,
hepinize saygılar sunuyorum. Tasarının bu maddesi, bence özelleştirmenin en önemli maddesi. Ne
diyor: "Bankaların bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte Hazineden olan
birikmiş borçları ve görev zararları yeniden yapılandırma programında belirtilen esas ve süreler dahilinde ödenir. Çeşitli kanun ve kararnamelerle
bankalara verilmiş olan görev zararları
program dönemi sonunda yürürlükten
kalkar. Devlet, yeniden yapılandırma döneminde bankalara bedelini önceden
ödemeden görev veremez." Bu ne demektir; bundan sonra, sayın çiftçiler,
sayın esnaf ve KOBİ'ler, siz, artık, bir daha, Halk Bankası veya Ziraat
Bankasından aldığınız kredileri unutun; bu hükümet sizi orada da unuttu;
Akbanktan, İş Bankasından, özel bankalardan şimdi nasıl kredi alabiliyorsanız,
bundan sonra da ancak öyle kredi alabilirsiniz; çünkü, bu bankalar, artık,
birer anonim şirket olacaklar, aynı o yapıya dönecekler demektir. Burada esasında bir konu var ki, o, çok
önemli bir konu, onu anlatmak istiyorum biraz. Bu bankalar kurulurken,
Türkiye'de, çiftçiler, esnaf ve sanatkârlar gibi, Türkiye'nin en mağdur olan
kesiminin desteklenmesi için kurulmuştu. Hep, özelleştirme özelleştirme
deniyor. Ben, özelleştir-meye karşı olduğumdan söylemiyorum. Özelleştirirken,
bu bankaların bu kesim için tespit edilen görevlerini de nasıl
uygulayacaklarını burada belirtmek gerekirdi. Şimdi, çok net bir şey
söyleyeceğim; birincisi, diyorsunuz ki "biz, bu görev zararlarını
kapatacağız." Nasıl kapatacaksınız? 20 milyar dolar görev zararı var;
bunları siz neyle ödeyeceksiniz?.. Paranız var da, niye, o zaman, yatırıma 4
milyar dolardan fazla para koymuyorsunuz da 4 milyar dolarla kesiyorsunuz... Bu
20 milyar doları nereden bulup da bunlara ödeyeceksiniz?.. "Yok, biz,
bunlara kâğıt vereceğiz; onlar repoda bunları kullanacaklar, işte böyle
ödeyeceğiz..." Yani, böyle, o kadar basit değil. Birincisi, bu bankalarda, eğer, bir görev
zararı varsa -ki, var, 11,5 katrilyon- bu parayı da bulacağınızı söylüyorsanız
-ki, faizleri reele getirmek için, bu, baskı yapmasın diye diyorsanız,
doğrudur- o zaman, bu paraları nereden bulacağınızı söyleyeceksiniz. Bunu Plan
ve Bütçe Komisyonunda da defalarca söyledik. Sayın Bakanın verdiği cevap ancak
şu kadar: "Müfettiş göndereceğiz, bakacaklar; eğer, o görev zararları
doğruysa ödeyeceğiz." Bu kadar... Nasıl ödeyeceksiniz, o belli değil.
Niye? İşte, hükümet burada mı? En önemli kanun tasarısı; Türk finansmanının
yüzde 40'ını taşıyan bankalar özelleştirilecek; bir tane bakan var mı burada?!
Şu milletvekillerini televizyon bir gösterse de halk sizi bir görse! Hepiniz
dışarıda oturmuş çay içiyorsunuz. Şuraya bak, 30 kişi yoksunuz. Verdiğiniz önem
bu sizin. (MHP sıralarından "sizin sıralarda kaç kişi var" sesleri) Çiftçinin, esnafın, köylünün kanunu
görüşülürken, onların problemini çözmek için konuşanları dinlemek lütfunda bile
bulunmuyorsunuz. Bulunmuyorsunuz işte... Bakın, akşama kadar, oturmuşsunuz,
orada, dışarıda çay içmeyi, bu bankaların özelleştirilmesini konuşmaktan daha
önemli görüyorsunuz. Bakın, ben burada gerçekleri konuşuyorum; bunlar, acı da
olsa gerçekler; işte, bunu anlatıyorum ben size. Bakın, yine ben size bir şey söyleyeyim.
Biz, bunu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da Bakana sorduk. Sayın Faruk Beye değil,
Recep Beye söyledik. Recep Beyin söylediği sadece iki kelime: "Müfettiş
göndereceğiz, borçlar tamamsa ödeyeceğiz." Bu kadar; gerisi belli değil.
Tutanaklar var bizde; açın, bakın. MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Orada oturuyor. ASLAN POLAT (Devamla) - Pardon, yan
tarafta... (Gülüşmeler) Olabilir, iki bakan olsun. Şimdi, meseleyi değiştirmeden beni
dinleyin; işi değiştirmeyin. Şimdi, bakın, bir şey daha söyleyeceğim.
Şu anda, Türkiye'de bu batan bankaları bırakın. İşte, Ziraat Bankası, Halk
Bankasının 11,5 katrilyon borcu var; kamu bankası... Fona da 10 tane banka
almışsınız; 6,1 milyar dolar da bunlar için para istiyorsunuz; bunlar da kritik
bankalar. Peki, sağlam bankalarınızın durumu ne? Hadi, bir de ona bakalım.
Araştırmalar var; deniliyor ki: "1999'un altıncı ayında bu bankaların -şu
anda- reel olarak dövizleri ve alacakları 45 milyar 293 milyon dolar."
Peki, bu bankaların döviz borcu ne kadar;. 55,3 milyar dolar. Yani, bu
bankaların -Türk bankaları- 1999'un altıncı ayında 10 milyar dolar döviz borcu
var. Siz, şimdi tutuyorsunuz, biz tasarruf tedbirleri yapıyoruz diye finansı
kısıyorsunuz, sözümona finans kesimini küçültüyorsunuz; fakat, bir de
bakıyorsunuz ki, araştırmalara göre, 2000 yılının altıncı ayında, yani bir sene
sonra, bankaların döviz alacağı -6,6 milyar dolar artıyor- 51,933 milyar dolar
olurken, bankaların döviz borcu bu sefer 71,085 milyar dolara çıkıyor; yani,
döviz borcu 15,731 milyon dolar artıyor ve ikisinin farkı 9 milyar dolar.
Bankalar bir senede hemen hemen 10 milyar dolara yakın döviz olarak
borçlanmışlar. Şimdi, siz, bir taraftan diyorsunuz ki, biz borç ödeyeceğiz.
Bakın, dikkat edin. Sağlam bankalarınız bile 9 küsur milyar dolar borçlanmış;
Fondaki bankalar için 6 milyar dolar istemişsiniz; bu özelleştireceğiniz
bankaların görev zararı için de "20 milyar dolar borcu var,
ödeyeceğiz..." Peki, bunlar nasıl olacak dediğimiz zaman, üç satırlık bir
gerekçe: "Ödeyeceğiz." Sadece bu; başka bir şey yok. Niye?.. Çünkü,
ödeyemeyeceğiniz belli. Sizin, bu kanunu çıkarmadaki bütün gayeniz, belki
IMF'den bir 3 milyar dolar para alır mıyız... Yoksa, bakın, bu gerekçelerle
ödeyemezsiniz. Size bir şey söylüyoruz. Bunlara bakmanın manası yok ki! Alın,
bakın; işte!.. Rakamları görüyoruz, rakamlar size gösteriyor. Bakın, size, yine, bir iki şey söyleyeyim.
Bu ticaretle bir şey olmaz. Şurada, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları
var. Ne diyor Devlet İstatistik Enstitüsü; diyor ki: Ağustos ayında ihracat,
geçen sene deprem olduğu için, Türkiye'nin yüzde 6,4 gerileyen ekonomisindeki
ihracata göre bile yüzde 2,2 küçüldü. Yani, 1999 yılının ağustos ayında deprem
olmuş, ihracat falan küçülmüş, Türk ekonomisi elli yıllık cumhuriyet tarihinin
en büyük küçülmesini yaşamış; fakat, ağustos ayındaki ihracat, ona göre bile
yüzde 2,2 küçülmüş, ithalatınız ise yüzde 53 artmış. Niye yüzde 53 artmış?
İthalatın ihracat dengesi de yüzde 140,9 artmış. Niye artmış; çünkü, paranız
artık aşırı değerlen-meye başlamış, devalüasyon kapıda bekliyor, aşırı değerlenmiş.
İşte, bu rakamlar sizin... Bu bakan da, MHP'ye bağlı devlet bakanı. Onun
gönderdiği Devlet İstatistik raporları... Bu, şimdi, burada neyi gösteriyor; bu çok
net bir şeyi gösteriyor. Türkiye'de durum kötüye gidiyor. İhracat yapamıyorsun,
ithalat yapıyorsun. Niye; çünkü, Almanya'dan veya Avrupa'dan bir malı ithal
etmek, Türkiye'de o malı üretmekten çok daha ekonomik oluyor, çok daha ucuz
oluyor. Halk da, onun için, bunları, kalkıyor, bu sefer ithal ediyor. İthal
etmesi ne demek; Türkiye'de sanayiin çalışmaması, eldeki tüketimin Türk
sanayiciye değil, Avrupalılara ödenmesi demektir. Bu gidiş, gidiş değil. Bu
gidişin gidiş olmadığını rakamlar gösteriyor. Bakın, şimdi, Ziraat Bankasını
özelleştiriyorsunuz; özelleştirin. O karar sizin. Onu halkla konuşacağız. Peki
çiftçiye destek vermezseniz, çiftçinin durumu kötüyü gidiyor. İşte rakamlar!..
Yine, Devlet İstatistik rakamları; bakın... Bunu artık herkes biliyor. Diyor ki
bu istatistik rakamları -en son ay, ekim ayı- 2000 Ekim ayında gelen en son
bildiride... ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Eylül ayını
söyle... ASLAN POLAT (Devamla) - Efendim, ekim
ayını göndermişsiniz, daha kasım ayı değil. Efendim, en son ekim ayını
konuşuyorum. Biz geçtik, çok geride kalmayın. Ekim ayında diyorsunuz ki, yüzde 59,6
oniki ayda TÜFE'deki artış. Ortalama artış 59,6. İşte, burada yazıyor. Peki,
aynı dönemde, çiftçinin eline geçen fiyatlarda oniki ayda ortalama artış ne;
yüzde 42. Aradaki fark nedir; yüzde 17. Sizin de rakamlarınıza göre, çiftçi
fakirleşmiş. Demek ki, bu çiftçiye bir destek lazım. Siz ne kadar iyiye gidiyor
deseniz de, işte, devletin rakamları yahu bunlar! Sizin bakanlığınız bütün
millete... Siz de alın, bir okuyun; akşama kadar kulislerde çay içmeyin de
bunlara bakın.(MHP ve ANAP sıralarından gülüşmeler) İşte görürsünüz o zaman
bunları; görürsünüz! (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Sizinkiler
de evde yatıyor. ASLAN POLAT (Devamla) - İşte, bu da
gösteriyor ki, çiftçi de fakirleşiyor. Peki, siz Ziraat Bankasını da özelleştirmediğiniz
zaman, çiftçiye, kredini git de Akbank'tan, İş Bankası'ndan, Yapı Kredi'den al
denildiği zaman, nasıl alacak?! Bakın, yine ben size bir şey söyleyeyim.
Şimdi, siz, burada, görev zararları diyorsunuz ya, bunların da gerçeğini
açıklayın. Bakın, anlatayım: Sizin Tarım Bakanınız Erzurum'a geliyor; diyor ki:
"Ben, 1998 yılındaki, güneydoğudaki pamuk alımlarını araştırdım, 106
trilyon lira civarında fazladan, haksız yere ödeme yapılmış." ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Açıkladı da,
hangi hükümet vardı?! ASLAN POLAT (Devamla) - Kim 1998 yılında
iktidarda? Seninle ortağın, ikinizden biri; biz değil yani; ya siz ya siz. Şimdi "bunlara 106 trilyon lira fazla
ödenmiş" diyor. İşte, görev zararı bunlar. Şimdi, bunları, gelip, çiftçiye
verdim diye... Yine, Tarım Bakanı ne diyor biliyor musunuz?.. Yine bu yıllarda
hayvancılık kredisi olarak Doğu Anadolu'da -bilhassa Erzurum'da, sizin
vilayetten veriyorum diyor- verilen krediler, çiftçiye değil, kuyumculara
verilmiş. Yani, çiftçiler, bilmeden banker veya kuyumcu olmuş, kredi almışlar.
Bunları sizin bakan açıkladı. Listeyi bana ver, kime verilmişse onu takip
edeceğim dedim, vermedi. Yine de istiyorum; versin, takip edeceğim. Şimdi, burada neyi söylüyorum. Bu
verdiğiniz görev zararları, esas çiftçilere verilen değil... Şimdi, siz...
Çiftçiler fakirleştikçe bankayı özelleştir, onları destekleme... Türkiye market
zengini oldu, süpermarket, hipermarket zengini oldu. Bu marketlere teşvik
indiriminden teşvik verin, yatırım indiriminden 50-100 milyon dolar civarında yatırım
düşmelerini sağlayın, bütün çiftçileri
-ellerini açın- mahcup edin, ondan sonra da, kalkın, biz bunları
özelleştirdik deyin... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen toparlayınız. ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bakın, bunlar acı rakamlar; ama, Türkiye'nin gerçekleri.
Şimdi size ben en son bir şey daha
söyleyeyim, bırakayım. Araştırmalar var. Türkiye sizin de bizim de... 1991
yılından 2000 yılına kadar, on yılda Türkiye'de 156 milyar dolar faiz ödenmiş.
Bu ödenen faizlere karşılık, aynı on yılda yapılan kamu yatırımlarının tümü 28
milyar dolar. Türkiye'de, demek ki hemen hemen bütün yatırımların 5 mislinden
fazla faize para gitmiş. Ne kadar zamanda; on yılda. Peki, sizin bu faizleri çok indirdim diye
övündüğünüz bu yılda ne olmuş? Şu anda, siz, 12 ayda 4 milyar dolar yatırım
yapacağım demişsiniz; fakat, eylül ayına göre, yaptığınız yatırım daha bunun
yarısı miktarında. Yarısının yapılacağı da şüpheli, ben ona da inanmıyorum;
ama, o 9 ayda ödediğiniz faiz, 29 milyar dolar, 7 katından fazla; yani, faize
ayırdığınız para, yatırıma ayırdığınızın 7 katından fazla. Şimdi, ben neyi söylüyorum, sadece benim
veya sizin, hepimizin... Neyse... Bir rakam daha vereyim. Siz, on yılda -siz
derken, tabiî, bu on yıldaki hükümetler, 1991'den 2000'e kadarki bütün
hükümetleri söylüyorum- 47 milyar içborç için tam 137 milyar dolar faiz
ödenmiş. İşte, o faiz alanlar, televolelerde akşama kadar eğleniyorlar; onlar,
o bankalar, o televizyonlara hep reklam verdikleri için, onlara bu dünya, düzen
iyi gösteriliyor. Esasında, iyi gösterildiğinden değil; o reklam veren
insanlar, o büyük şirketler, radyo ve televizyonlar onların elinde, dünyayı
tozpembe gösteriyor; ama, bir Kızılay'da 50 000 memur açım diye günlerce
yatıyor, Türk tarihinde ilk defa çiftçiler greve gidiyor, işçiler greve
gidiyorlar; ama, o gazeteleri açtığın zaman, en büyük sorun irtica! Sanki, o
bankaları o irticalar soymuş; sanki, o bankaları soyanlar o irticalar. Bir şey daha söyleyeceğim. Bu bankalar
özelleştirildiği zaman, bunların doğudaki şubeleri ne olacak? Mesela,
Erzurum'daki Halk Bankası ile Ziraat Bankası şubeleri ne olacak? (MHP
sıralarından "İspir'deki ne olacak?" sesleri) İspir'dekini de
kapatırsınız. O zaman, İspir'e gelir, sizinle görüşürüz. Hepinize saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Polat. ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Dışarıda çay
içiyorlar dediler, burada kendilerinden kimse yok. Zabıtlara geçmesi için
söylüyorum. TURHAN GÜVEN (İçel) - Siz oturmalısınız,
siz hükümetsiniz. BAŞKAN - Çay içme sataşma sayılmaz
efendim. Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok. Şahıslar adına yapılan talepleri sırasıyla
okuyorum: Sayın Polat, Sayın Derin, Sayın Türker, Sayın Genç, Sayın Ayhan,
Sayın Uzunkaya, Sayın Akın. Sayın Polat, konuşacak mısınız? ASLAN POLAT (Erzurum) - Konuşma hakkımı
Musa Beye devrediyorum. BAŞKAN - Peki efendim. Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya
şahsı adına konuşacak.(FP sıralarından alkışlar) Buyurun efendim. Süreniz 5 dakika. MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ilgili yasa tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde şahsım
adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabiî, bugün görüşülmekte olan, tek bu
yasa tasarısı. Milletimiz, haftanın bu ilk yasa görüşmesinde, muhtemeldir ki,
şu saatlerde, eğer televizyonların diğer programlarından TRT 3'e yönelmişlerse,
dikkat, ibret ve hayretle bu Meclisi izliyorlardır. Niye?.. Türkiye'nin birçok
meydanında, işsizler, çalıştığı halde ücretini alamayanlar, 6 katrilyondan
fazla kesintileri devletin kasasında, kesesinde bekleyenler ve bütün bu
paraları özelleşen bankalarla hortumlayıp götürenler, Ankara'daki
cezaevlerinden İstanbul'daki cezaevlerine kadar banka batıranların -âdeta,
dramatize edilen değil, ama- üzücü senaryolarını bu millet ibretle izlerken,
şimdi, zannediyorum, bu Meclise bakarken şöyle diyordur: Eyvah, yine yandık!..
Her birimiz, gözümüzü açtığımızda, Anadolu'da, her sokakta veya her ilde,
ilçede bir Ziraat Bankası tabelası görüyorduk. Neticede, iyidir, kötüdür, ama
devletin bankasıdır diye umutla ona bakıyordu insanlar. Şimdi, şöyle bakıyor:
Halkbank, esnafın, KOBİ'lerin ve benzeri Anadolu sermayesinin biraz daha
teraküm edeceği, Anadolu sermayesinin canlanabileceği, desteklerin
alınabileceği bir banka. Ziraat Bankası, öteden beri bahis konusu edildi. Sayın
Bakana sorular soruluyor. Hatta, bendeniz de demin sordum; dedim ki: Bu
devletleşen bankaları sonradan özelleştiriyoruz, sonra tekrar devlet alıyor...
"Hayır, devlet almıyor" dedi Bakanımız. Peki, geçtiğimiz hafta, Sayın
Bakan, Zekeriya Temizel Bey başta olmak üzere, siz, Başbakanla bir araya
geldiniz, Hazineden 6,1 milyar doları niçin istediniz? Acaba, Kızılay'da
bekleyen işçilere para ödemek için mi istediniz bunları?! Batırdınız bankaları,
batırttınız; tekrar, dönüyorsunuz, onların borcunu ödemek için Hazineden para
istiyoruz, milleti vergi... Bakın, bu yasaların ardından -millete müjdeliyorum
hükümet adına- acil görüşülecek, bu
hafta görüşülecek yasalardan biri de, vergi yasası, taşıt alım vergilerinin
artırılması yasası. Bunların, bu hükümetin iki tane kantarı
var; biri ver kantarı, biri al kantarı. Vaktiyle, böyle bir vatandaş varmış,
oğluna iki tane terazi kullandırıyormuş. Buğdayı satın alırken az ölçen bir
terazisi var; satarken de çok ölçüyor. "Oğlum, ver kantarı" diyor...
Ver kantarı, satma kantarı, fazla tartıyor. Al kantarını da alırken... Az
tartıyor. Şimdi, millete verirken az veren, milletten alırken çok toplayan bir
hükümet. Şimdi, bu bankaları özelleştirmek suretiyle, hakikaten, milletimizin
bu bankalara olan umudu ve güveni de tamamen gidiyor. Temelde, özelleşmesine
elbette taraftarız; ama, Türkiye'deki zenginlerin, zengin zannettiğimiz, bir
bakanımızın çok güzel ifadesiyle, karşılarında yaka iliklediğimiz, adam
zannettiğimiz insanların ne menem soyguncu çıktıklarını bu millet gördü. Peki,
yarın, bunları alacakların ne olacağını nereden bileceğiz? Aşağı yukarı, belki
50 milyar, 60 milyar dolardan fazla -kesin bir rakam söyleyemedi Sayın Bakan-
kıymet ifade eden bu bankaları Türkiye'de kimler alacak? Ne kadar peşin parayla
vereceksiniz? Yurtdışı konsorsiyumlarla, ortaklıklar mı alacak? Yeni
hortumlamalar çıkarsa, bu bankalar yeniden soyulursa, bu milletin sırtına yeni
yeni banka vergileri yükleyecekseniz, bu milletin ahından ve ilahi adaletin
hakkınızda bu zulmünüzden dolayı tecellisinden korkmayacak mısınız? Aziz kardeşlerim, bakın, şu memleketin
-hele hele bugünlerde- sayısız bankaların soygununa şahit olduğu bir zeminde,
böyle bir özelleştirmenin hükümeti biraz daha dikkatli hareket etmeye zorlaması
gerektiğini düşünüyorum. Bakın, yine bu maddede de değişiklik
önergesi hemen önümüze geldi. Satışlar peşin olacak... Devlet, yeniden
yapılandırma döneminde, bankalara bedelini önceden ödemeden görev veremez.
Peki, Sayın Bakan, bu satışları peşin mi yapacaksınız, on yıl vadeli mi
satacaksınız? Evet, merak ediyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, lütfen
toparlayınız; 1 dakika eksüre veriyorum. Buyurun. MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkanım,
bitiriyorum. Mademki tek bir işi... Yani, ona devlet
olarak hiçbir görev tahmil edemeyeceksiniz. Peki, soruyorum: Bu bankaları
özelleştirirken, bankaları satarken, her birini peşin parayla mı vereceksiniz ve
gerçek kıymetine ne derece yakın bir ölçeği yakalamayı hedefliyorsunuz? Biz
temenni ediyoruz ki, bu yasalar -yani, özelleştirme yasaları- çok sağlıklı bir
şekilde, IMF'in dayatmalarıyla değil, ifade edildiği gibi 3-4 milyarlık
gelebilirse -geleceğine de ihtimal vermiyoruz, hâlâ birkısım yeni şartlar bize
koşuyorlar- birkısım dış şartlara bağlı değil... İşte, Doğu Almanya'yı üç, dört
senede özelleştiren bir Batı Almanya örneği var; ama, tek bir tane yolsuzluk ve
ahlaksızlık yok. Özelleşmenin başladığı 1984 yılından beri devletin
özelleştirmeden sağladığı gelir 6 milyar dolar civarında -rakamı yanlış
söylüyor olabilirim- giderleri, Sayın Keçili de dahil yapılan reklamlara ödenen
paralar, özelleşmeden gelenlerden daha fazla. Şimdi, soruyorum Sayın Bakana:
Nail Keçili'ye, bunlardan, bugüne kadar özelleşen kurumlardan, devlet, ne kadar
para ödemiştir? Saygılar sunuyor, yasanın hayırlı olmasını
diliyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Madde üzerinde son konuşma, Kütahya
Milletvekili Sayın Ahmet Derin'e ait. Buyurun Sayın Derin. Süreniz 5 dakikadır efendim. AHMET DERİN (Kütahya) - Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan 537 sıra sayılı yasa tasarısının
3 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, he-pinizi
saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, bu tasarıyla, kurumu yeniden
yapılandırabilecek bir özerk yapı oluşturmak; bunun için de, özel hukukun
geçerli olabileceği bir yasayı burada görüşüyoruz. Önce özerkleştireceğiz,
sonra da özelleştireceğiz. Şimdi, önce şunu bir sormamız lazım: Bu
ülkede özel banka kaç tane? Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu oluşturulmuş ve
mevduatı yüzde 100 devlet garantisinde olan hangi banka özeldir? Şu özel banka
dediğimiz batan 10 bankanın durumu nasıldır? Mevduatlar yüzde 100 devlet
garantisinde; ancak, bankanın veznesinde ve kasasında duran ve yetkili imza
kim; bir şahıs. Bu nasıl oluyor da özel banka oluyor; önce bunu bir
değerlendirmemiz lazım, özel bankalara bir sistem getirmemiz lazım.
Türkiye'deki özel bankaların yüzde 99'u holding bankası. Tüketici kredisi ve
kredi kartlarının dışında, kendi holding ortakları veya şahısları dışında hangi
yatırımcıya, reel ekonomiye kredi vermişler de fabrika, tesis kurmuşlar, hangi
projeyi desteklemişler? Bu açıdan, mevduatlarda yüzde 100 devlet güvencesi olan
bir ülkede özel bankacılık sistemi yok demektir. Bir bu açıdan bakıyorum. Diğer bir yönden, bankacılık niçin
kurulmuştur; yastık altındaki veya tasarruf edilen paraların yatırıma
dönüşebilmesi için uygulanan bir argüman. Ülkemizde -borsa, henüz yerine
oturamamış, kapasitesi veya ekonomiye katkısı çok cüzî- hâlâ daha en büyük argüman
bankalar. Bankalar; ama, bankalar krediyi reel... Holdinglerin dışında... Holding bankaları, sadece tüketici
kredilerinin dışındaki tüm mevduatları topluyor, bunları hayalî şirketlerine
pompalıyor, belli bir dönem sonra da diyor ki "bu banka battı." Yani,
birilerine kredi verip de tahsilatını yapamadığından dolayı mı battı; hayır,
kendisi içini boşalttı da onun için battı. Gösteremezler ki, reel ekonomiye
kredi verdik de tahsilini gerçekleştiremedik. Devlet bankası olan Halk
Bankasının, Ziraat Bankasının, Kalkınma Bankasının ve Eximbankın dışında hangi
özel banka, kendi holdinginin dışındaki kişilere veya firmalara, uzun dönemli,
orta vadeli veya uzun vadeli bir kredi vermiştir? Bu açıdan, ülkemizde henüz
özel bankacılık sistemi oturmamıştır, yoktur, hâlâ daha kamunun sırtındadır.
Önce, bunun hukukî altyapısını oluşturmamız lazım ki, bankaları özelleştirelim
diyelim. Şu anda özelleştirme demek, belli bir
holdinge, holdingin kuruluşlarına finansmanın tamamını vermekten başka hiçbir
anlam ifade etmiyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Derin, lütfen toparlayınız. AHMET DERİN (Devamla) - Diğer bir yönü
daha: Bu bankalar, paralarını biriktirdikleri ve kendi kullanamadıkları veya
diğer -holding değil de; yani, gayrimeşru bir düşünceyle değil de- bankacılık
hizmetlerini yapmak isteyen bankalar ne yapıyor; kamuya para satıyor, reel
ekonomiye kredi vermiyor; yani, banka kuruluş fonksiyonunu yerine getiremiyor.
Bu açıdan, öncelikle, bu bankaları özelleştirmeden önce, mademki özel hukuk
biçimine getiriyoruz, özel bankaların ücret noktasına orada çalışanları
getiriyoruz, öyleyse, şu bankacılık sisteminin hukukî altyapısını oluşturduktan
sonra bu bankaları satarsak veya birilerine verirsek, devletin elinden
çıkarırsak, belki özel bankacılık sistemini kurmuş oluruz diye düşünüyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) AHMET DERİN (Devamla)- Sayın Başkanım,
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar) BAŞKAN- Teşekkür ediyorum efendim. Sayın Mahmut Göksu, soru soracaksınız
zannediyorum. Buyurun. MAHMUT GÖKSU (Adıyaman)- Sayın Başkanım,
delaletinizle aşağıdaki suallerimin Sayın Bakanım tarafından
cevaplandırılmasını arz ederim. Bugün, burada bankalar mevzuunu
konuşmaktayız Sayın Bakanım. Vatandaş bize hep bu soruları soruyor, onlar adına
da biz size iletmeye çalışıyoruz. Birinci sorum: Bir bakkal dükkânı bile
kasası açık verirse kapanır ve tasfiye edilir; ancak, içi boşaltılan, kasası
açık veren bankalar, Hazineden para pompalanarak sistem içinde yerini koruyor.
Bu bir haksız rekabet değil midir? Batırılmış bankaları yaşatmaya çalışmak
yerine hemen tasfiyeye gitmek daha akılcı bir çözüm değil midir? İkinci sorum: İki yıldır uygulanan
istikrar programının piyasalara menfi etkisiyle binlerce esnaf, işçi işini
kaybetti, halk yoksullaştı. Bu yolsuzluklar halkı daha da yoksullaştırırken,
esnaf, işçi ve çiftçi büyük sıkıntı içerisindeyken, soyguncuların boşalttığı
paraların karşılanması Anayasamızdaki eşitlik ilkesine ters değil midir? Üçüncü sorum: Daha önce devralınan Türk
Ticaret Bankası ve diğer sekiz bankadan sadece Egebank ve Sümerbank hakkındaki
şahıslar hakkında cezaî soruşturma devam etmekte, diğerleri piyasada gözükmemektedir.
Biliyorsunuz, batık bankaların, sermaye,
siyaset ve bürokrat uzantıları vardır. Sadece sermaye uzantıları gözüküyor;
ama, arkadaşlarımızın da konuşmalarında dile getirdikleri gibi, siyaset ve
bürokrat uzantılarından ses seda yoktur. Bunların ortaya çıkarılması için bir
çalışmanız var mı? Diğer bir sorum: Batık bankaların
raporlarının tanzim edildiği ve operasyonların yapıldığı tarihlerde, Hazine
Müsteşarı Yener Diçmen 4 Mayıs 1999 tarihinde istifa etti. Hazineden sorumlu
Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay, 6 Temmuz 1999'da intihara teşebbüs etti. Bu
istifanın ve intihar gi-rişiminin içi boşaltılan bankalarla alakası var mıdır? Diğer bir sorum: Özelleştirilen bazı kamu
bankaları, soyulduktan sonra tekrar devletin kucağına, yani Tasarruf Mevduat
Sigorta Fonuna terk edilmektedir. İçi doldurulmak için hangi kaynaklar
kullanılacaktır? Daha açık ifadeyle, kimin parasını kime veriyorsunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Kamer Genç, buyurun efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan. Aracılığınızla Sayın Bakana birkaç soru
sormak istiyorum. Sayın Bakan biraz önce yaptığı açıklamada,
kendisinin denetim elemanlarına bir yazı yazıp da, denetim elemanlarının,
yalnız Bankalar Kanununa göre denetim yapmaları, Türk Ceza Kanununa göre
denetim yapmamaları konusunda bir yazısının olmadığını iddia ettiler. Halbuki,
ben, daha önce katıldığım bir televizyon programında, Vatandaşın Vergisini
Koruma Derneğinin Başkanı olan bir arkadaşımız, Sayın Bakanın imzasını taşıyan
bir yazı gösterdi. Bu yazıda, banka denetim elemanlarının, Türk Ceza Kanununa
göre inceleme yapmamaları konusunda açıkça talimat verildiği görülüyordu. Eğer,
bu yazı sahte ise, Sayın Bakan, bu sahte belgeyi kamuoyuna açıklayan ilgili bu
kişi hakkında niye mahkemeye başvurmuyor, hakkını aramıyor? 2- Bilindiği üzere, bir banka vardı
"Isparta'nın nesi meşhurdur? Bilmem şusu meşhurdur" diye sürekli
reklam yapıyor, 250 markınıza, dolarınıza faiz veriyordu. Ben, o banka Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmeden iki ay önce bu kürsüden Bakana bir soru
sordum, dedim ki: Sayın Bakan, haksız bir para toplanıyor; bu paralar
batırılıyor mu, batırılmıyor mu? Tutanaklarda vardır. Sayın Bakan "biz
takip ediyoruz, batırılmıyor" dedi; ama, arkasından banka battı, Sayın
Bakan da yerinde oturuyor. Peki, ne olacak yani, bunun bir sorumluluğu yok
mudur? Sayın Bakan, o zaman, bir milletvekiline gerçekdışı beyanatta bulunmanın
bir sorumluluğunu taşıyor mu, taşımıyor mu? BAŞKAN - Bana sormuyorsunuz değil mi? KAMER GENÇ (Tunceli) - Siz iletin oraya,
siz oraya iletin, tamam mı efendim. Üçüncü olarak, teknik bir soru soruyorum
maddeyle ilgili. Maddede deniliyor ki: "Bankaların bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte Hazineden olan birikmiş görev zararı alacakları yeniden
yapılandırma programında belirtilen esas ve süreler dahilinde itfa olunur." Bu yeniden yapılandırma programı ve
süreleri kaç yıldır? Hangi yılda ne kadar görev zararı ödenecek? Yani, eşit mi
itfa olunacak, yoksa, birinci, ikinci, üçüncü yıllarda?... Kendilerine göre üç
yıl, bir de yüzde 50 uzatılıyor, dörtbuçuk yıl. Yani, dörtbuçuk yıla eşit görev
zararı mı taksim edecek, yoksa, son yıla mı bırakılacak? Yani, şimdi, kanun
yapma tekniğine aykırı, yasa yapmanın bir anlamı... Yasama meclisi kendi
yetkisini belirler ve yürütmeye direktif verir. Yoksa, eğer, yürütmenin
takdirine bırakırsa, yürütme, bana böyle takdir verilmiştir, birinci, ikinci,
üçüncü yılda yapmam, sonuncu yılda da ben hükümetten düştüm, başkası gelsin
yapsın der. Böyle bir sakıncası olur. Bu konuda açıklama yapmasını istiyorum. Bir de, bu kanunda geçen "en yüksek
devlet memuru aylığı" kavramı çok müphem bir kavramdır. Biliyorsunuz,
işte, milletvekilleri de en yüksek devlet memuru maaşına göre maaş alır der;
ama, bu, en yüksek devlet memuru kimdir, Genelkurmay Başkanı mıdır, Başbakanlık
Müsteşarı mıdır?.. Onu diyeceğine "falancanın maaşının yüzde 180'i
verilir" şeklinde bir belirtme yapmalarını düşünüyorlar mı? Saygılar sunarım efendim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın Korkutata, buyurun efendim. HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Sayın
Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum. Bankaların bugün
gerçekten sıkıntı içerisinde olduğu ve bankaların içinde, bazı bilinmezlerin
veya karanlıkların döndüğü söyleniyor. Elbette ki, bunlar özel banka olduğu
zaman, hemen onlara el koyma yetkimiz var hükümet olarak; fakat, devlet
bankaları olunca, bunlara kim ne yapacak, acaba ne yapmayı düşünürler? İnsanın
aklına geliyor; acaba, bir madde koyup da, muhalefet de iktidara el koysa olur
mu diye, insanın aklından geçiyor. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Millet, iktidara el
koyacak, sen merak etme. HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Tabiî,
millet adına. Şimdi, Sayın Bakanıma şunu sormak
istiyorum: Bu bankaların, bilhassa devlet bankalarının 10 milyon dolardan daha
fazla verdikleri kredilerin, bir sefere mahsus olmak üzere, açıklanması ve bu
10 milyon dolardan daha fazla kredi alan kişilerin de, bu kredi karşılığında
nasıl bir teminat verdiklerinin açıklanmasıyla, bankacılık sektörünün daha
güçlü olacağı sanılıyor ve böyle söyleniyor bu işi bilenler tarafından. Acaba,
böyle bir teklif getirmeyi düşünüyorlar mı? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, soru sorma işlemi
tamamlandı. Sayın Bakanın sorulara cevap verebilmesi
için, cevap süresi kadar, çalışma müddetimizin uzatılması hususunu oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN
ŞAHİN (Antalya) - Maddeyi bitirelim Sayın Başkan. BAŞKAN - Daha 3 önerge var; o zaman, saat
yarımı buluruz. Buyurun Sayın Bakanım. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Efendim, ben, soruları birkaç grupta
toplayabiliyorum. Birincisi, bu 8 bankayla ilgili operasyon sonucu, Bankacılık
Denetleme ve Düzenleme Kurulunun, Bankalar Kanunundaki bir hükme dayanarak,
Hazine Müsteşarlığından istediği borç konusu. Bankacılığı bilmeyenler için,
tabiî, burada, bu kadar nakit mi veriliyor gibi bir yanlış anlama oluyor; bunu
verecek bir imkân hiçbir yerde yok. Onun için, bankacılıkta, bildiğiniz gibi,
olay, iki kademelidir. Yani, bir kredi, önce tahsis edilir, line açılır, ondan
sonra o line içinde kredi kullanılır veya kullanılmaz. Bankacılık Denetleme ve
Düzenleme Kuruluna tahsis edilmiş olan 6,1 milyar dolarlık line, bu
kapsamdadır, bir kredi tahsisi anlamındadır Bankalar Kanunu bakımından. Bunun
ne kadarının kullanılacağı, zaman içinde, bankaların ihtiyacına göre ortaya
çıkacaktır. İkincisi, bu bankalarımızın hiçbir
likidite ihtiyacı yoktur, para ihtiyacı yoktur; bunların malî yapılarının düzgün
hale getirilmeye ihtiyacı vardır. Onun için, bunların aktiflerine, belirli
çürük alacaklarının çıkarılıp, onun yerine birtakım kağıtların konulması
lazımdır. Bu kağıtlar özel kâğıtlardır, nasıl ki, bizim görev zararı karşılığı
kamu bankalarına verdiğimiz özel kâğıt gibi; bunlar, sadece bilançoda
görülürler ve belli yerlerde kullanılabilirler; yani, nakde dönüşmeleri çok
ender hallerdedir. Onun için, kimseye 6,1 milyar dolar filan ne kimsenin verme
imkânı vardır ne de verilmiştir; böyle bir para söz konusu değildir; bunların
hepsi, bankacılık usulleri çerçevesinde bir line tesisidir şu anda. MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Bıraksaydınız o
zaman devam etselerdi, niye el koydunuz Sayın Bakan? DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Bir
başka konu, deniliyor ki: "Bu görev zararı teknik olarak dörtbuçuk yılda
nasıl tasfiye edilecek?" Aynı şekilde, Hazine, özel tertip tahvil ihraç
edecektir ve bu bankaları yeniden yapılandırma kurullarının göstereceği
ihtiyaca göre, o bankaların malî yapılarının geldiği duruma göre ihtiyacı olan
özel tertip devlet tahvilleri, bu üç senelik yeniden yapılandırma döneminde
verilecektir. Eğer, bankanın yeniden yapılandırılması bir senede bitmişse, bir
senede verilecektir; iki senede bitiyorsa, iki senede verilecektir, üç senede
bitiyorsa, üç senede verilecektir. Her 3 bankamız için ayrı ayrı değerleme ve
operasyon yapılacaktır. Sayın Korkutata dedi ki: "İşte, bir
defaya mahsus, şu kadar doları aşan krediler açıklanabilir mi?" Kanun
çıkarırsanız açıklanabilir. TURHAN GÜVEN (İçel) - Getirin, 5 dakikada
çıkaralım. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Şu
andaki mevzuata göre bunu kimse açıklayamaz; ama, bankaların denetim ve
düzenlemesi ve kredi verme usulleri, nasıl teminat alacakları ve nasıl
verecekleri, hepsi, Yüce Meclisimizden çıkmış olan Bankalar Kanununda açık açık
gösterilmiştir. Şimdi, Sayın Genç dedi ki, Yüksek
Denetleme Kuruluna ben bir talimat vermişim; böyle bir talimat verme imkânım
yok. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Bakan, şu
imza sizin mi?! DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Yapılan
işlem şudur; basına açıkladım, okusaydınız görecektiniz; açıklayayım, size bir
daha anlatayım da bilin: Yeminli Murakıplar Kurulu hazine müsteşarının da
parafını alarak müracaat etmiştir, demiştir ki; benim iş yüküm çok ağır; ben,
bankaların denetleme işini yapmak durumundayım; ama, bana, herkesin
bakabileceği, bir müfettişin bakabileceği ceza hukukuyla ilgili konular da
gelmektedir. Halbuki, bizim Ceza Kanununa baktığınızda, ceza hukukuyla ilgili
bir konuyu kim görürse, hangi devlet memuru görürse, bunu rapora bağlayıp
üstüne vermek durumundadır, bu, hemen, yargıya intikal ettirilmek durumundadır.
Yani, ille de bunun yeminli murakıp tarafından yapılmasına gerek yoktur; ama,
Yüksek Denetleme Kurulu, böyle bir mesuliyete girmek istemediği için veya
bilemem hangi nedenle, her şeyi yeminli murakıplara gönderir hale gelmiştir.
Onun için de, yeminli murakıpların bu müracaatını kabul ettim, Sayın Başbakana
arz ettim; bunlar, Bankalar Kanunu çerçevesinde olmayan önerileri kendileri
incelesinler ve mahkemeye sevk etsinler... KAMER GENÇ (Tunceli) - Ceza Kanununu
değiştirmeye hakkınız var mı? DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Bankalar Kanununa göre incelemeyi başkası yapamadığına göre, bankalar yeminli
murakıpları Bankalar Kanununa göre incelemeyi yapsın ve daha etkin çalışsın,
başka işlerle meşgul edilmesin dedik ve bu onay Sayın Başbakan tarafından uygun
görüldü ve yine, Başbakanlık aracılığıyla Yüksek Denetleme Kuruluna tebliğ
edildi. Bizim yaptığımız işlem yeni bir işlem de
değildir; şimdi dağıtacağım... Bakınız, 11.1.1995 tarih, Başbakanlık
Müsteşarlığı, 146 sayılı onay. İlgililer de burada; Sayın Ali Naci Tuncer
müsteşarvekili, onay almış, aynı şekilde, çok net ve doğrudur. KAMER GENÇ (Tunceli) - Yanlış yapmışlar... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
Okuyayım, okuyayım; vereceğim size. KAMER GENÇ (Tunceli) - Ceza Kanununu
yürürlükten kaldıramazsınız Sayın Bakan. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Çok
kısa, okuyayım... Bakın, bilmediğiniz şeyleri konuşuyorsunuz. KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben biliyorum. Siz
benden bir şeyler öğrenin... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) -
"Türkiye Emlak Bankasının 1993 yılı faaliyetleri hakkında Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulunca hazırlanan raporda belirtilen hususlardan Bankalar
Kanunu kapsamına giren faaliyetlere ilişkin olanların Hazine Müsteşarlığı
Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu Başkanlığınca -benim söylediğim gibi-
Bankalar Kanunu kapsamı dışındaki faaliyetlere ilişkin bulunan 18, 19 ve 27 nci
maddelerdeki hususların ise Banka Teftiş Kurulunca incelenmesini -YDK
tarafından da değil, bankanın kendi teftiş kurulu yapsın diyor; daha alt bir
organ- 72 sayılı Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 30 uncu maddesine göre, olurlarınıza arz ederim." Ondan sonra, olur, Sayın Tansu Çiller.
Dağıtıyorum huzurunuzda... Onun için, insanlara çamur atmayınız
lütfen. KAMER GENÇ (Tunceli) - Çamur değil
canım... DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Bilerek
yapınız ve elinizdeki belgeyi tümüyle ortaya koyunuz. Başbakanlık onayını da açıkladım, basına
verdim, yazdığım yazıların metnini de verdim. Buna rağmen, bunu konuşuyorsunuz;
ayıplıyorum sizi... (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) Teşekkür ederim Sayın Başkan. BAŞKAN - Teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, zannediyorum, Sayın
Tuncer 69 uncu maddeye göre söz istiyor. Aynı oturum içinde söz verilmek
mecburiyeti olduğu için, kendisine söz veriyorum. Buyurun efendim. ALİ NACİ TUNCER (Trabzon) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Bakanın okuduğu onay, doğrudur, bizden
çıktı. Olay şöyleydi: Yüksek Denetleme Kurulu
Emlak Bankasının denetimini yaparken, Bankalar Kanununa aykırı bazı işlemlerin
olduğunu, bir de bazı projelerin kârlı ve rantabl olmadığını... Bir usulsüzlük
yok; ancak, bu proje yapıldığı zaman kârlı olmadığını ifade etmişti. Bunun
üzerine, Bankalar Kanununa aykırı bir işlemin olup olmadığını Hazine
Müsteşarlığına gönderdik, "inceleyin, bankalar mevzuatına aykırı olarak
bir işlem yapılmış mıdır" dedik. Bu işlem, tazminî mahiyette de
olabileceği gibi, cezaî mahiyette de olabilirdi; yani, bankalar yeminli
murakıpları, eğer, Bankalar Kanununa aykırı bir işlemi buldularsa ve bu suç
teşkil ediyorsa, bunu da bildireceklerdi ve bu kısım yargıya intikal edecekti. Diğer ikinci husus neydi; şu proje kârlı
değildir... Bankaya gönderdik, bunu tetkik et, teftiş kuruluna gönder, bu işle
ilgili ihtisas sahibi olanlarla bu projeye bak, eğer zarara gidecek bir proje
ise, bu projeden vazgeç, değilse, yapmaya devam et. Şimdi, anlayamadım, Sayın Bakanım, burada
ne gibi bir aksaklık gördü de, Genel Kurula bunu getirdi?! Ortada... (DSP
sıralarından "öyle bir şey demedi" sesleri) Efendim, Sayın Bakan
diyor ki: "Cezaî kovuşturmaları bankalar yeminli murakıpları
yapmasın." Bir tahkikatı yürütürken, eğer bir kasıt, eğer bir ihmal varsa,
eğer bir suiistimal varsa, cezaî müeyyideyi de gerektirir. Sen bunu ayırıp da,
yalnız, Bankalar Kanununun şu maddesi gereğince şu kadar zarara uğramıştır
diyemezsin. Tahkikat bir bütündür. Tahkikatın bütünlüğünde cezaî soruşturma
varsa, ilgili mercilere intikal etti-rilir, eğer cezaî sorumluluk yoksa,
tazminatı ilgilendirir; yani, Sayın Bakanımın ne ifade ettiğini -özür dileyerek
ifade ediyorum- anlayamadım. Tabiî başta söyledi "doğruyu yaptılar"
dedi; ama, biz doğruyu yaparken, yalnız Bankalar Kanununa aykırı işlemi tespit
edin de, cezaî yöne dokunmayın demedik. Sayın Kamer Genç diyor ki: "Siz
şöyle bir talimat verdiniz. Siz bunun cezaî kısmına hiç dokunmayın." Bir
tahkikatı cezaîsi ayrı, hukukîsi, yani maddî durumu ayrı olabilir mi?! Eğer
suçun içerisinde cezayı ilgilendiren bir kısım varsa, o mercilere ihbar edilir,
yoksa, ihmal yoksa, tedbirsiz-likten meydana gelmiş bir şey varsa,
düzeltilebilecek bir hataysa, o da düzeltilir; ama "cezaî kovuşturma
yapma" diye bir emir verilebileceğini tahmin etmiyorum; zaten Sayın Bakan
da "ben vermedim" diyor. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tuncer. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Sayın
Başkan, bir tek kelime efendim. BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan. Lütfen son olsun. DEVLET BAKANI RECEP ÖNAL (Bursa) - Ben
daha evvel yapılan işlemin aynı işlem olduğunu ve tamamen katıldığımı söyledim.
Bu işin muhatabı Sayın Genç'tir. Yani, doğrudur. Bankalar yeminli murakıpları,
bankacılıkla ilgili... Gayet tabiî, cezaî işlemdir; Bankalar Kanunu baştan
aşağıya ceza hukukuyla ilgilidir. Kimse, bunu yapmayın diyemez. Mademki
bilmiyor Sayın Genç, yarın ona, Başbakanlık onayının metnini, tasdikli
suretini, yazdığım yazıların tam metnini vereceğim, herkes vicdanını ona göre
ayarlayacak ve burada konuşacak. Yarın getireceğim; çünkü, kanun tasarısı
görüşülmeye devam ediliyor. Hepinize dağıtacağım. Şu onaydan hiç farkı yoktur. KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, ben
bugün Sayın Bakana cevap vermeyeceğim, yarın cevap vereceğim. BAŞKAN -Peki efendim, yarın gelince ona
göre davranırsınız. Sayın milletvekilleri, bugün aldığımız
karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 15 Kasım
2000 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyor, hepinize
hayırlı akşamlar diliyorum. Kapanma
Saati: 00.15 |
|