DÖNEM : 21 CİLT : 4 YASAMA YILI : 1

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

24 üncü Birleşim

27 . 6 . 1999 Pazar

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili (2), sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/239)

2. – 86 ncı Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen 189 sayılı Tavsiye Kararı ile “Çalışmaya İlişkin Temel Haklar ve İlkeler” başlıklı ILO bildirgesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulacağına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/240)

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1; 1/2, 1/3, 3/122; 1/4, 3/123) (S. Sayıları: 3, 4, 8, 9)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1. – İçişleri Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – İçişleri Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Emniyet Genel Müdürlüğü

1. – Emniyet Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Emniyet Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

b) Jandarma Genel Komutanlığı

1. – Jandarma Genel Komutanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Jandarma Genel Komutanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

c) Sahil Güvenlik Komutanlığı

1. – Sahil Güvenlik Komutanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sahil Güvenlik Komutanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

B) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

1. – Ulaştırma Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Ulaştırma Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Telsiz Genel Müdürlüğü

1. – Telsiz Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Telsiz Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

C) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI

1. – Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Bayındırlık ve İskân 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Karayolları Genel Müdürlüğü

1. – Karayolları Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Karayolları Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

D) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1. – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

1. – Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

b) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

1. – Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

E) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI

1. – Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Tarım Reformu Genel Müdürlüğü

1. – Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

F) SAĞLIK BAKANLIĞI

1. – Sağlık Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sağlık Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü

1. – Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

G) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

1. – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

H) TURİZM BAKANLIĞI

1. – Turizm Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Turizm Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in Gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

3. – Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

4. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın partisinin ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendilerine atfetmesi nedeniyle konuşması

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 10.00’da açılarak üç oturum yaptı.

Birinci ve İkinci Oturum

Macaristan’a gidecek olan Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’na, Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1; 1/2; 1/3, 3/122; 1/4, 3/123) (S. Sayıları: 3, 4, 8, 9) görüşmelerine devam olunarak;

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü,

Vakıflar Genel Müdürlüğü,

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı,

Adalet Bakanlığı,

Yargıtay Başkanlığı,

Çevre Bakanlığı,

Millî Savunma Bakanlığı,

Orman Bakanlığı,

Orman Genel Müdürlüğü,

1999 malî yılı bütçeleri ile 1997 malî yılı kesinhesapları kabul edildi.

Nejat Arseven Başkanvekili Burhan Orhan Cahit Savaş Yazıcı Bursa İstanbul Kâtip Üye Kâtip Üye

Üçüncü Oturum

1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1; 1/2; 1/3, 3/122; 1/4, 3/123) (S. Sayıları : 3, 4, 8, 9,) görüşmelerine devam olunarak;

Dışişleri Bakanlığı,

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,

1999 malî yılı bütçeleri ile 1997 malî yılı kesinhesapları kabul edildi.

27 Haziran 1999 Pazar günü saat 10.00’da toplanmak üzere birleşime 00.25’te son verildi.

Ali Ilıksoy Başkanvekili Hüseyin Çelik Mehmet Ay Van Gaziantep Kâtip Üye Kâtip Üye

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 10.00

27 Haziran 1999 Pazar

BAŞKAN : Başkanvekili Mehmet Vecdi GÖNÜL

KÂTİP ÜYELER : Vedat ÇINAROĞLU (Samsun), Mehmet ELKATMIŞ (Nevşehir)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24 üncü Birleşimini en iyi dileklerimle açıyor, saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının, komisyonun görev bölümüne dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

II. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili (2), sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/239)

17.6.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu başkan, başkanvekilleri (2), sözcü ve kâtip seçimi için 17.6.1999 Perşembe günü saat 13.00'te toplanmış ve kullanılan 19 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda ad ve soyadı belirtilen üyeler karşılarında gösterilen oyları alarak başkan, başkanvekili (2), sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize sunulur.

Saygılarımla.

Mehmet Mail Büyükerman İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Geçici Başkanı

Başkan: Dr. Sema Pişkinsüt Aydın (18) oy Başkanvekili: Sebgetullah Seydaoğlu Diyarbakır (19) oy Başkanvekili: Metin Ergun Muğla (18) oy Sözcü: Bahri Zengin İstanbul (18) oy Kâtip: Faruk Demir Ardahan (17) oy

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kâtip üyenin istifası nedeniyle, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının kâtip seçimine dair bir ek tezkeresi daha vardır; okutuyorum:

 

26.6.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu kâtip seçimi için 26.6.1999 Cumartesi günü saat 13.00'te toplanmış ve kullanılan 16 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda ad ve soyadı belirtilen üye karşısında gösterilen oyu alarak kâtip seçilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Saygılarımla.

Dr. Sema Tutar Pişkinsüt Aydın Komisyon Başkanı

Kâtip: Mustafa Eren Karabük (16) oy

BAŞKAN– Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün dört tur görüşme yapacağız.

Dokuzuncu tur görüşmelerine başlıyoruz.

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

l.- 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1; 1/2; 1/3, 3/122; 1/4, 3/123) (S.Sayısı: 3, 4, 8, 9) (1)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1. – İçişleri Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – İçişleri Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Emniyet Genel Müdürlüğü

1. – Emniyet Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Emniyet Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

b) Jandarma Genel Komutanlığı

1. – Jandarma Genel Komutanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Jandarma Genel Komutanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

c) Sahil Güvenlik Komutanlığı

1. – Sahil Güvenlik Komutanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sahil Güvenlik Komutanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

B) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

1. – Ulaştırma Bakanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Ulaştırma Bakanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

a) Telsiz Genel Müdürlüğü

1. – Telsiz Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Telsiz Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN – Dokuzuncu turda, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Telsiz Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, soru sormak isteyen milletvekillerinin kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyecek şekilde hazırlayacakları sorularını, gruplar adına yapılacak konuşmalar bitinceye kadar yazılı olarak Başkanlık Divanına göndermeleri gerekmektedir. Gruplar adına yapılacak konuşmalar tamamlandıktan sonra gönderilecek sorular kabul edilmeyecektir.

Dokuzuncu turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Grupları adına: Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Faruk Çelik, Tokat Milletvekili Sayın Bekir Sobacı; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Tokat Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Balak, Manisa Milletvekili Sayın Mustafa Enöz; Anavatan Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Cengiz Altınkaya, Antalya Milletvekili Sayın Cengiz Aydoğan; Demokratik Sol Parti Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Cihan Yazar, Ordu Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Konyalı, Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Vural; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Kemal Çelik, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız.

Şahısları adına: Lehte, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; aleyhte, Çankırı Milletvekili Sayın Hüseyin Karagöz.

İlk söz, Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Faruk Çelik'e aittir.

Süreyi eşit mi paylaşıyorsunuz?

FARUK ÇELİK (Bursa) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; şahsım ve Fazilet Partisi Grubu adına Yüce Meclise ve aziz vatandaşlarıma saygılarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı, ülkenin huzur ve güvenini, emniyet ve asayişini sağlamak ve kamu düzenini korumakla görevli en önemli bakanlıklarımızdan biridir. İnsan bünyesinde yaşam için nasıl vazgeçilemeyecek organlar var ise, devlet yönetiminde de İçişleri Bakanlığı bu mesabededir. Takriben dörtyüz yıllık geleneği olan bu Bakanlığımıza bağlı çok önemli genel müdürlükler, genel komutanlıklar vardır ve Bakanlığımız, hizmetlerini bu birimlerle yürütmektedir.

Bakanlık mensupları arasında istisnalar çıksa da, kanaatimiz odur ki, tamamına yakınının milletimize hizmetten başka amaçları yoktur; bu vesileyle, huzur ve güven ortamının tesisi için hayatlarını kaybeden güvenlik mensuplarına Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip bir ülkedir; herkesin gözü bu topraklarda... Tarih boyunca işimiz zordu, bugün de işimiz zor, yarın da işimiz zor olacaktır; çünkü, güzel bir ülkeye sahibiz ve kıtalararası köprü olan bir ülke sahibiyiz.

Bildiğiniz gibi, uzun süredir terör belasıyla mücadele eden güvenlik güçlerimiz, önemli başarılar elde etmişlerdir. Hele, teröristbaşının ele geçirilmesiyle, güneydoğuda sosyal ve ekonomik açıdan bozulan dengelerin kurulması için önemli bir fırsat elde edilmiştir. Hükümet, bir daha güvenlik güçlerine ihtiyaç duyulmayacak şekilde, bu bataklığı kurutacak tedbirleri almalıdır.

Bildiğiniz gibi, 56 ncı hükümetin Başbakanı Sayın Ecevit döneminde, güneydoğu için, Türkiye'nin bir günde ödediği faiz tutarı olan yaklaşık 40 trilyon lira ayrılmıştı ve bu 40 trilyon lira da üç yıl içerisinde güneydoğudaki durumun düzeltilmesi için kullanılacaktı; ama, geliniz görünüz ki, bu para gitmediği gibi, eğer, bundan sonra da, güneydoğu hadiselerinde, güneydoğunun rehabilitesi konusunda 57 nci hükümet de böyle bir yol izleyecekse, bu yolun çıkış yolu olmadığını ifade etmek istiyorum; daha ciddî, daha köklü tedbirler alınması gerektiğini burada belirtiyorum.

Güneydoğu meselesinin bundan sonra da güvenlik güçlerinin sırtından götürülmesi doğru değildir; bölgede gerekli altyapı hazırlanmalı, normalleşmeye bir an önce dönülmelidir.

Değerli milletvekilleri, sosyal devlet, sorunlarını her gün aza indirgeyen, her gün sorunlarını çözen devlettir. Ülkemizin yönetim yapısına baktığımız zaman, maalesef, aşırı merkeziyetçi bir yapı içerisinde olduğunu müşahede etmekteyiz, görmekteyiz ve bu aşırı merkeziyetçi yapı neticesinde de, ülkemiz, pek çok tehlikeli sonuçlarla karşı karşıya kalmıştır. Merkeziyetçi anlayış, bir taraftan havaleciliği, diğer taraftan bedavacılığı, diğer taraftan ihaleciliği, son olarak da karşımıza çeteciliği beraberinde getirmiştir. Ayrıca, inisiyatifin merkezde olması sonucu, âdeta bir kurtarıcı kültürü oluşmuş; dolayısıyla, merkez, kurtarıcı rolünü üstlenmiş, aşırı yük altındaki siyaset, siyasetçi, bürokrat ve bürokrasi, âdeta sürmenaj olmuştur.

Devletin küçültülmemesi, hizmetlerin mahalline bırakılmaması, kaynak israfına sebep olmaktadır. Problemlerin çözülmemesi, fertleri de, müesseseleri de psikolojik yorgunluğa, yılgınlığa, bezginliğe ve ümitsizliğe sevk etmektedir; bu da, İçişleri Bakanlığının yükünü artırmaktadır.

Bakınız, toplumumuzda intiharların artması, boşanma davalarının artması, trafik kazalarındaki korkunç tablo, uyuşturucu kullananların sayısının artmasının yanında, yaş ortalamasının düşmesi, hırsızlık, gasp ve cinnet olaylarına baktığımızda ise her yıl artarak devam ettiğini görmekteyiz. Birkaç rakam vermek istiyorum:

Bakınız, boşanma davalarında son üç yıl, 1996, 1997 ve 1998 yıllarında 329 292; takriben 330 000 dava açılmıştır; bu, aile yapımızın hangi noktada olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Trafik kazalarına baktığımızda ise, 1968-1977 yılları arasındaki dokuz yıl içerisinde 48 bin ölü, yine 1985-1994 yılları arasında ise 72 000 ölüm vakası gerçekleşmiştir, meydana gelmiştir. İntiharlara baktığımızda ise, yine çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız; 1997-1998 yılları arasında 10 464 kişi intihar etmiştir, hayatına kıymıştır, hayatına son vermiştir.

21 inci Yüzyıla girerken bu tablolar hepimizi düşündürmeli. Bu tabloların durup dururken meydana gelmediğini düşünmemiz gerekiyor. Aziz milletimiz de, bizi, bu Yüce Parlamentoya gönderirken, bu tablolara, bu yanlış gidişata dur dememiz için göndermiştir; çözüm mercii burasıdır ve bu olumsuz gelişmeler, devlet anlayışımızda yeni bir yapılanmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. İnşallah, 21 inci Dönem parlamenterleri olarak, yerinden yönetim, yerel yönetimler reformunu gerçekleştiririz ve çağdaş yönetim anlayışıyla, inşallah, Türkiye'yi iç içe getirmiş oluruz; Türkiye'yi, bu sıkıntılardan, elbirliğiyle, birlikte kurtarırız.

Değerli milletvekilleri, güvenlik güçlerimizin, bir yandan kanun hâkimiyetini tesis ederken, öte yandan temel hak ve özgürlükleri de özenle korumak gibi görevleri vardır. Gösteri ve yürüyüş, düşünce ve düşünceyi ifade, haberleşme hürriyeti, hatta, özel hayatın gizliliği gibi haklar neredeyse ihlal edilmekte ve kullandırılmamaktadır. Bazı şüpheli şahıslar bahane edilerek, işte, Cumhurbaşkanının dinlenildiği, Başbakanın dinlenildiği, milletvekillerinin, Genelkurmay Başkanlığının, gazete yöneticilerinin ve gazetecilerin dinlenildiğini gazetelerde manşet manşet takip ediyoruz, okuyoruz. Biz, tabiî, buradan Sayın Bakanımıza ve Bakanlığımıza soruyoruz: Kim bunlar; kimin adına kimi dinliyorlar? Bu sorunun mutlaka cevabı alınmalıdır. Vatandaşın güvenliğinin teminine görevli memur, vatandaşın özgürlüklerini tehdit eden bir unsur haline gelmemelidir; gelmişse, problem, sanıldığı kadar da küçük bir problem değildir. Problemlerin boyutu çok daha üst düzeylerde, çok daha büyüktür diye ifade etmek istiyorum.

Bunların kim olduğu mutlaka ortaya çıkmalıdır. Bu telekulak hadiseleriyle ne yapılmak isteniliyor, Türkiye nereye sürüklenmek isteniliyor; özellikle, Sayın Bakanımız kurumun içinden geldiği için, inşallah bu karanlık noktaları ortaya çıkaracak ve toplumun bu konuda rahatlamasına vesile olacaklardır.

Değerli milletvekilleri, bir hususu daha belirtmek istiyorum: Bir toplumda eğer hukukî müeyyideler artıyorsa, o toplumda ahlakî özellikler geriliyor demektir. Hukukî müeyyideler, aslında, insanların özgürlüklerini sınırlayan birer temel taşlardır. Hukukî müeyyidelerle toplumsal huzuru temin etmek mümkün değildir; aslolan, ahlakî müeyyideleri önplana çıkarıp, toplumsal huzuru sağlamamız gerekiyor. Eğer, biz, huzur ve barış ortamı istiyor isek, İçişleri Bakanlığının yükünü hafifletmek istiyor isek, hukukî mevzuata boğulmayan, ahlakî değerleri önplana çıkaran bir sisteme geçmeliyiz; bu, hem Bakanlığımızın iç eğitimi açısından son derece önemlidir hem de ülkemizin genel eğitim sistemi açısından son derece önemlidir. Aksi takdirde, telekulak, en yetkililer tarafından gerçekleştiriliyorsa, o olayı gerçekleştiren en yetkilinin üzerine bir başka yetkiliyi de koyamayacağınıza göre, hukukî müeyyideler bir yerde tıkanıp kalıyor ve ahlakî müeyyidelerin önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımızın içerisinde son günlerde yapılan bir değişiklikle, kaymakam adaylarının stajının en önemli bir bölümü ve dört ayı aşan bir bölümü, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince gerçekleştirilmektedir. Oysa, Bakanlığın, Eğitim Dairesi Başkanlığı ve eğitim tesisleri vardır; kaymakam adaylarının neye ihtiyaç duyduklarının en iyi bu birim tarafından bilinip yürütülmesi gerekir. Son günlerde, vali yardımcılarına da iki grup halinde, anılan sekreterlikçe oriyentasyon kursları düzenlendiği dikkate alınırsa "hizmetiçi eğitim konusunda, Eğitim Daire Başkanlığının yetersiz mi kaldığı" sorusu aklımıza gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, 1 dakika süre veriyorum.

Buyurun efendim.

FARUK ÇELİK (Devamla) – Sayın Bakandan rica ediyorum, bu birimi, görevini yapacak güce kavuştursunlar diyorum.

Değerli milletvekilleri, bir önemli konuya daha temas etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, bu vatan için şehit olanların, bizleri istikbali için, ülkenin istikbali için şehit olanların dul ve yetimlerine, gazilere, yeteri kadar sahip çıkmadığımız da ortadadır. Şehitlerin yaptıklarına bizim karşılık vermemiz mümkün değildir; ama, hiç olmazsa, onların yakınlarına, onurlu bir şekilde bu toplumun içerisinde yaşamalarına olanak sağlayalım diyorum ve netice olarak, onaltı yıldır devam eden terörle mücadele ve olağanüstü halin, yöre vatandaşları üzerindeki psikolojik etkileri, kapatılan siyasî partiler, nereden düğmeye basıldığı belli olmayan son günlerdeki Fethullah Hoca Efendi ile ilgili ithamlar, değerlendirmeler, insan haklarını hiçe sayan bazı uygulamalar, hukukun siyasallaşması görüntüsü, geniş halk kitlelerimizin devletimize olan güvenini sarsmaktadır. Bundan dolayı, şu hususları, Sayın Başkanımızın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Arkadaşınızın süresini kullanmak isterseniz, buyurun efendim.

FARUK ÇELİK (Devamla) – 1 dakikasını kullanıyorum efendim.

Milleti hiçe sayarak, devlet yönetimi olmaz aziz kardeşlerim; olur; olmaz diye bir şey yok; olur da, bunun adı demokrasi olmaz.

Bildiğiniz gibi, bugünlerde, geniş halk kitleleri "irtica" diye bir tehlikeden bahsedilerek rahatsız ediliyor. İrticadan İslamiyeti anlayacaksak, yazık; çünkü, İslamiyet, hepimizin de ifade ettiği gibi, aydınlıktır. İrticadan İslamiyeti kastetmiyorsak, böyle bir tehlikenin olmadığını ifade etmek istiyorum; çünkü, biz de halkın içerisindeyiz. İnanç değerlerimiz, dolayısıyla millî değerlerimiz, devletimizin hiçbir kurumuyla çatışmaz; vatandaşımıza güvenmeliyiz diyorum ve bu konuda, her kesime, hepimize, bütün bakanlıklara, İçişleri Bakanlığımıza da önemli görevler düştüğünü ifade ediyorum.

Son olarak da, olumsuzların en aza indirgendiği, güçlü, huzurlu, mutlu ve umutlu 21 inci Yüzyıl Türkiyesi temennisiyle, İçişleri Bakanlığı bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Fazilet Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Tokat Milletvekili Sayın Bekir Sobacı.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Sobacı, süreniz 9 dakikadır.

FP GRUBU ADINA BEKİR SOBACI (Tokat) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerime başlamadan önce, geçen hafta pazar günü, Tokat'ta meydana gelen çok yoğun bir dolu afetinde zarar gören hemşerilerime geçmiş olsun diyorum. Ülke ekonomisine ve Tokat ekonomisine 7-8 trilyon kadar katkı sağlayacak tarımsal üretimi yok eden bu afetle ilgili olarak, ilgili bakanlık, hükümet ve kuruluşlarımızın dikkatini çekiyorum; teşekkürler ediyorum.

Ulaştırma, ekonominin temelidir ve ulaştırmanın ana öğeleri, karayolu, demiryolu, deniz ulaşımı, hava ulaşımı ve de çağımızın en hızlı gelişen sektörü olan iletişim ve haberleşmedir.

Türkiye açısından ulaştırma sektörüne, uluslararası boyutu, ulusal boyutu ve ülkemizin jeostratejik önemi bakımından ikisinin kesiştiği kombine taşımacılık açısından üç boyutlu bakmak mümkündür.

Türkiye, jeostratejik açıdan önemlidir diyoruz yıllardır. Allah bize bu ülkeyi bahşetmiş; ama, gelişen keşifler, yatırımlar ve teknoloji, jeostratejik konumdan ülkeleri hızla uzaklaştırmaktadır; bir Süveyş Kanalının yatırımı, Cebelitarık'ın önemini azalttığı gibi...

İşte bu açıdan baktığımız zaman, işin lafla geçiştirilecek zamanı yoktur ve maalesef, uluslararası ulaştırma politikaları açısından Türkiye geç kalmıştır özellikle transit taşımada.

21 inci Yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde, dünya gayri safî millî hâsılasının, üretiminin yüzde 67'si Asya'da yapılacaktır. İşte Türkiye, Asya'da oluşacak -Çin ortada, Ortaasya cumhuriyetleri ortada- bu büyük üretimin taşınmasında, intikalinde nasıl bir pay alacaktır; uzun vadeli projeksiyonları nedir; yatırım planlamaları nedir? Maalesef, bu noktada, Türkiye, transit taşımacılıkta, 1980'li yıllarda elde ettiği gelirden hızla kayıplar yaşamaktadır. Bu noktada, güzergâh değişiklikleri Türkiye'yi vurmuştur.

İran onbeş yılda -devrimden sonra- Güney İran'daki Benderabbas Limanından, kuzeydoğudaki Meşhed'e ve Türk cumhuriyetlerine, zor coğrafî şartlarda, 1 500 kilometre demiryolu yaptı; ama, biz, elliyedi yılda 1 300 kilometre demiryolu yapabildik. Bugün, Dubai gibi önemli ticaret merkezlerine, Ortaasya transit taşımacılığını İran çekmiştir.

Şimdi, İran yayılmacılığını önlemenin yolu laf değildir; yatırımdır. (FP sıralarından alkışlar) İşte bu noktada, düşmanlıklardan ziyade, Batının bize yaptığı gibi, çoğu kere, dostluk anlaşmalarıyla ülkelerin önüne geçilir; bu, bir diplomasi ayağıdır. Burada dikkatlerinizi çekiyorum; işte bu noktada da, Türkiye, maalesef, gerekeni yerine getirmemiştir.

Yine, 1980'li yıllarda, ülkemize çok büyük döviz kazandığımız, Karadeniz limanlarımızı canlı tutan, karayollarını TIR'larla dolduran transit Avrupa-Asya taşımacılığı da sona ermiştir, TIR'ların sayısı azalmıştır; niye; İran, Köstence, Batı Karadeniz ve Gürcistan Soçi limanlarını kullanarak, oradan da Bakü'de kendi Hazar kıyılarında Bender Anzali'yle, doğuda da Bender Türkmen Limanını kullanarak, bu transit taşımacılığı kendi ülkesine kaydırmıştır. İşte Türkiye, bu transit taşımacılığa karşı yatırım yapmak zorundadır, Kars-Tiflis yeterli değildir.

15-17 Aralık 1997'de İstanbulda yapılan İkinci Demiryolu Kongresinde, maalesef, Türkiye transit demiryolu yatırımları konusunda hiçbir önermede bulunulmamıştır, yeni ara hatlar önerilmiştir.

Cumhurbaşkanımıza da bir vesileyle ifade etmiştim; bu noktada Türkiye'nin yapacağı, doğudan batıya en kısa güzergâhta bir transit demiryolu yatırımıdır arkadaşlar. Bunun da güzergâhı, şu anda TTEK Projesi olarak bilinen Bakü-Tiran E-80 karayoludur. Buna paralel yapılacak bir demiryolu, Erzincan'dan, Kelkit Vadisinden Niksar-Erbaa-Taşova-Merzifon-Osmancık-Tosya-Gerede'den Arifiye'ye bağlanacak olan en kısa güzergâh olan demiryolu transit taşımacılığı, aynı zamanda, Zonguldak-Filyos yöresinde düşündüğümüz sanayi havzasını ve bu paralel yola dikey inen Samsun-Sıvas demiryolu ve Zonguldak-Çerkeş demiryoluyla da ülkemiz çok büyük bir hareketlilik kazanacaktır. Sayın Bakanımız ve ilgili kuruluşların bu projeye dikkatlerini arz ediyorum.

Bu yatırımlar hangi bütçe imkânlarıyla yapılacak dersek; dün burada iki bakanımız konuştu -53 üncü ve 55 inci hükümetlerin ekonomi kaptanlarıydılar- hep şikâyet ettiler; ama, şikâyet ettikleri konularda yaraları kendileri derinleştirdi. Şikâyet etmeye hakları yok. O noktada, çok manidar bir anekdotu da Yüce Heyetinize arz etmek istiyorum:

Refahyol döneminde Avrupa'daki işçilerimizin biriktirdiği paralardan yüzde 10 faizle 1,5 milyar dolar para geldi. Bugün, bankalar, dolar bazında yüzde 30 faiz veriyor ve bu konjonktürde Refahyol döneminin Ziraat Bankası yöneticileri, bu 1,5 milyar doları niye getirdin diye devlet güvenlik mahkemesinde yargılanmaktadır. Hangi zalim el, gizli güç bu yargılamayı sağlamaktadır?!

Şimdi, bu noktada, yine, Sayın Bakanımızın, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşmaları gerçekten müspet ifadeler içeriyor. İnşallah, bundan sonra yapılacak ihalelerde, Türkiye'deki güçlü lobilerin ve tezgâhtarların oyununa gelmez. Ben, özellikle güveniyorum ve itimadımız tamdır.

Türkiye'de, önce, reel ekonomiyi ve üreteni sevmek lazım. Bunu becerebilirsek, şu anda birer dünya şirketi olma noktasında olması gereken TÜLOMSAŞ, TÜVASAŞ, TÜDEMSAŞ gibi kuruluşlar, bugün büyükşehirlerin raylı sistemlerini kurabilirdi, damgasını vurabilirdi; bize de milyarlarca dolar döviz getirebilirdi; ama, bugün, hâlâ, Türkiye, demiryolu rayı ithal eden bir ülkedir. Türkiye'deki demir-çelik sektörünün teknoloji birikiminin, demiryolu rayı üretiminin üstesinden gelebileceğine inanıyorum ve zararın neresinden dönülürse kârdır diye düşünüyorum.

Yine, ülkemizde, Arifiye-Sincan hızlı demiryolu projesi var; Sayın Bakanımızın tutanaklardan gördüğüm ifadelerinde "bu proje, şu anda revize ediliyor, yeni bir projeyle hazırlanıyor..." Şimdi, Türkiye'de yatırımların uzun sürdüğünü zaten biliyoruz; acaba, bir yığınak hatası mı vardı bu projenin, yirmibeş yıl önce projelendirilirken?!. Milyonlarca doları şu anda çöpe atmakla karşı karşıya kaldık! Teknolojik gelişmeler, bu proje hazırlanırken, fizibilitesi göz önüne alınmamalı mıydı; onun için, bu noktada da, Bakanımızdan, inşallah, doyurucu bilgiler istiyoruz.

Yine, bu projenin devamı olan İstanbul demiryolu Boğaz tüpgeçişi... Çok önemli bir projedir; ama, Türkiye'de, maalesef, Sarıyer ve Beykoz ormanlarının arazilerini yağmalayan ve peşkeş çektirmek isteyen lobi, üçüncü köprüde ısrar ediyor. Yapılan objektif değerlendirmeler, Türkiye'de köprülerin İstanbul trafiğine çare olmadığını göstermiştir. Birinci köprü kurulduktan sonra, 1972-1974 arasında Boğazdan geçiş yapan araç sayısı yüzde 170 artmış, insan sayısı sadece yüzde 4 artmış; biri aritmetik dizi, biri geometrik dizi... İkinci köprü açıldıktan sonra araç sayısı yüzde 1180 artmış, insan sayısı sadece yüzde 170 artmış. Köprü çare değil; bunu bütün bağımsız kuruluşlar ortaya koymuştur. Onun için, Boğaz geçişi, sadece bir demiryolu transit geçişi değil, toplutaşıma raylı sistemini de içermelidir ve burada Sayın Bakanımızdan bir istirhamım var; malumuâlileri, kendi ifadeleri "Halkalı-Gebze demiryolunu metro şekline çevireceğiz" diyor; güzel bir fikir; ama, şu anda İstanbul'daki Gebze-Halkalı demiryolu malumuâliniz ki, hep, sahil kesiminden gitmektedir. Avrupa yakasında hızlı tramvay ve metro yatırımları bir noktada trafiği rahatlatmıştır; ama, Asya yakasında E-5 güzergâhının güneyi şu anda zaten imara meşbudur, doymuştur; ama, kuzey kesimi, özellikle, Gebze hattına doğru çok yoğun bir nüfus kesafeti arz etmektedir ve Gebze kuzeyindeki organize sanayi bölgeleri, orada çok büyük bir nüfus yoğunluğunu da karşımıza çıkaracaktır. Şimdi, Sayın Bakanımdan istirhamım şudur: İstanbul Büyükşehir Belediyesi birkaç yıl önce, E-5 güzergâhı üzerinde, orta refüjde raylı sistem taşımacılığıyla ilgili bir proje hazırladı; ama, siyasî amaçlarla tasdik edilmedi. Şimdi, düşündüğünüz bu sistemle Boğaz tüp geçişiyle beraber eğer, bu projeyi tevhidini ve telifini sağlarsak, hem o nüfus kesafetinin olduğu bölgeye yakın bir taşımacılığı elde etmiş hem de verimliliğin artmış olacağını düşünüyorum.

Vakit yetmediği için, Hava Yollarına kısaca bir bakmak istiyorum. Türk Hava Yollarının ve özel sektörün yaptığı yatırımlarla filoda koltuk sayısı artmıştır, sevindiricidir; ama, karşımızda, Türk Hava Yollarındaki uçak alımlarındaki şaibe, Kurtköy Havaalanı, ulaştırma sektöründe bir leke olarak karşımızda durmaktadır.

Şimdi, bu noktada, Türk Hava Yolları, geçen yıllarda Avrupa'daki kendi işadamlarımızın acentelerini zarara soktu. Ben biliyorum ki, çok insan, tutuklanmamak için oradan kaçtı, geldi. Teşvik primi veriyordu. Türk Hava Yolları; o acenteleri uyarmadığı için Alman maliyecilerle başını derde sokmuştur ve yazık oldu. Onun için, yöneticilerin daha dikkatli olmasını arzu ediyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sobacı, 1 dakika süre veriyorum; buyurun.

BEKİR SOBACI (Devamla) –  3 dakika mümkün mü efendim?

Çorlu Havalanı Rus charter uçaklarına açılması olumludur; ancak, bu yetmez. İtalya, şu anda havaalanları, otelleriyle, 1 milyon metrekarelik Rus pazarı inşa etti. Biz, kaçırdığımız Rus pazarını... Çorlu Havaalanının etrafının bir serbest bölge gibi-ki, Çerkezköy, Çorlu bir tekstil ve deri bölgesidir- olmasını sağlarsak kaçan pazarı yeniden elde etmiş oluruz diye düşünüyorum.

Şimdi, bu noktada kısa keseceğim. Bizim devletimiz büyük bir devlettir; Türkiye, on sene içerisinde dünya devleti olur; Osmanlı yıkıntı döneminde, Hicaz demiryolu gibi bir ağır projeyi gerçekleştirmiştir. Genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının düyunu umumiyesini omuzladı; ama, onun bıraktığı çekirdek coğrafya olarak bizler, onun bıraktığı tarihî mirası da omuzlamakla müşterisi olmak, onun ısrarcısı olmak zorundayız. Dün Mostar'da köprüyü uçuran Sırp, seksen doksan sene önce Hicaz demiryollarını uçuran Lawrance, bizi oralardan bu eserleri yok ederek kovmak istemiştir; ama, heyhat!.. Şimdi ülkemde Lawrance yok; ama, on asırdır bu ülkenin oluşturduğu barış köprülerini uçuran Levantenler, Sabbatayistler ve yerli Lawranceler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sobacı.

BEKİR SOBACI (Devamla) – Bir fetret dönemini yaşıyoruz. Nasıl ki, millî mücadele bir fetret dönemiydi, Nene Hatunlarla, Şahin Beylerle, Sütçü İmamlarla, Gazi Mustafa Kemal'le bu fetret dönemi aşıldı, bu fetret dönemi de aşılacak ve hepimiz huzura, rahata kavuşacağız.

Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sobacı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk söz, Tokat Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Balak'a ait. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Balak, Partinizden iki arkadaşımız söz almış; süreyi eşit mi paylaşacaksınız?

HASAN HÜSEYİN BALAK (Tokat) – Sayın Başkan, eşit kullanıyoruz.

BAŞKAN – Eşit kullanıyorsunuz.

Peki, buyurun efendim.

Süreniz 10 dakikadır.

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN BALAK (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı ve ona bağlı kuruluşlar hakkında, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

3046 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunla, içgüvenlik kuruluşları, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü, yurdun içgüvenlik ve asayişini, kamu düzeni ve genel ahlakı, Anayasada yazılı hak ve hürriyetleri korumak, sınır, kıyı, karasularımızın muhafaza ve emniyetini sağlamak, karayolları trafik düzenini sağlamak ve denetlemek, suç işlenmesini önlemek, suçluları takip etmek ve yakalamak, her türlü kaçakçılığı men ve takip etmekle görevlendirilmiştir.

Aynı kanunun 29 uncu maddesin göre, içgüvenlik kuruluşları, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığıdır.

Günümüzde, Emniyet Genel Müdürlüğü 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunuyla, Jandarma Genel Komutanlığı 2803 sayılı Jandarma Görev ve Yetkileri Kanunuyla, Sahil Güvenlik Komutanlığı da 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunuyla görevini sürdürmektedir.

Jandarma ve Sahil Güvenlik teşkilatı, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yer alması sebebiyle, ben, burada, bilhassa Emniyet teşkilatıyla ilgili görüşlerimi açıklayacağım. Zira, polis, nüfus kesafetinin ağırlıklı olduğu şehir merkezlerinde görev yapmaktadır. 1997 yılında yapılan nüfus sayımı göz önüne alınacak olursa, kentsel kesimde; yani, polis sorumluluk bölgesinde yaşayan insan sayısının 41 milyon 257 bin kişiye ulaştığı ve polisin, Türkiye nüfusunun yüzde 65'ine hizmet götürdüğü görülmektedir.

Avrupa standartlarına göre her 250 kişiye bir polis düşmesi lazım gelirken, ülkemizde 418 kişiye bir polis düşmektedir. Demek ki, ülkemizin yüzde 65'ine hizmet götüren Emniyet teşkilatı, bu hizmetini, 1937 yılında çıkarılan Emniyet Teşkilat Kanununa bağlı olarak ifa etmektedir. Bu durum ise, hizmetin aksamasına sebebiyet vermektedir. Hızla gelişen polis teşkilatının bu kanunla yürütülmesi mümkün görülmemektedir. Her ne kadar, 3201 sayılı Kanunda bugüne kadar bazı değişiklikler yapılmışsa da, hızla gelişen ve büyüyen Emniyet teşkilatına uyum sağlayamamıştır. Bu sebeple, 3201 sayılı Kanunun, günümüzün gelişen ve değişen şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Yukarıda belirtildiği gibi Emniyet teşkilatı, İçişleri Bakanlığı bağlı kuruluşları içerisinde, altmışiki yıldır aynı kanunla yönetilmeye çalışılan yegâne teşkilattır. Nitekim, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, kamu hizmetlerinde etkinliğin artırılması projesi ve kamu kesiminde ücret adaletinin sağlanması (adalet ve güvenlik hizmetleri) açıklama bölümünde; "güvenlik hizmeti veren kuruluşların yeniden yapılandırılması için master planı hazırlanması ve 1999 yılı sonuna kadar, İçişleri Bakanlığının 3152 sayılı, Emniyet Genel Müdürlüğünün 3201 sayılı, Jandarma Genel Komutanlığının 2692 sayılı teşkilat kanunları, bu kuruluşların, bugünün ve geleceğin ortaya koyacağı her ortamda başarılı olmalarını sağlayacak bir yapıya kavuşturulacaktır" denilmesine rağmen, böyle bir çalışmanın olmadığı, teessürle müşahede edilmiştir.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu coğrafî konumu, stratejik ve jeopolitik konumu, ülkemizin hızla kalkınma gayreti, dışgüçler tarafından gıptayla karşılanmasına rağmen, yine, bu güçler tarafından engellenmek istenmektedir. İnsanlarımızı ve ülkemizi bölmeye yönelik faaliyetlerinde, yerli işbirlikçilerini de yanlarına alarak ülkemiz üzerindeki kötü emellerini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Bu sebeple, ülkemiz, yıllardır, iç ve dışkaynaklı terör olaylarına sahne olmaktadır. Güçlendirilmiş, güçlü bir polis teşkilatı, bu sorunu halledecek güçte olacaktır.

Ülkemizde terör olayları ne zaman gündeme gelse, Avrupa "insan hakları" kavramıyla karşımıza çıkmakta ve içgüvenlikten sorumlu kuruluşlar, işkence, kötü muamele, zorla göç gibi konularla suçlanmaktadır.

Hızla artan nüfusumuz, diğer yandan, çeşitlenen suçlar ve yeni suç teknikleri ve insan kaynakları sorunları karşısında, polisimizin suç ve suçlularla hukuk kuralları içerisinde mücadele edebilmesi için, teknik açıdan kendini yenilemesi ve suçlunun kullandığı teknolojiden daha üstün bir teknolojiye sahip olması gerekmektedir.

Meydana gelen bir suçun aydınlatılmasına, sanıklarının tespitine yarayan her türlü ispat vasıtası olarak tarif edilen delilin, hukuka uygun yollardan elde edilmesi için, gelişmiş ülkeler polisi tarafından kullanılan teknolojinin Emniyet teşkilatı tarafından da kullanılması, insan hakları kapsamında zikredilen tüm iddiaları çürütecektir.

Emniyet teşkilatının ihtiyacı olan, araç-gereç, bina, personel ve elinde bulunan projeleri gerçekleştirmesi için paraya ihtiyacı vardır. Güvenlik hizmetleri pahalı hizmetlerdir.

Emniyet teşkilatının devlet bütçesinden aldığı payın, yıllar itibariyle yapılan bütçe incelemelerine göre, yüzde 3 olduğu hayretle müşahede edilmiştir. Halbuki, genel bütçeden ayırılan bu payın yüzde 10'lar seviyesine yükseltilmesi lazım gelmektedir.

İçişlerine bağlı içgüvenlik kuruluşlarından sadece Emniyet teşkilatı 657 sayılı Kanuna tabiîdir; diğer kuruluşlar ise, kendi özel kanunlarına tabidir. 19.2.1980 tarihinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa eklenen ek geçici 54 üncü maddesiyle Emniyet teşkilatı personel kanunu çıkarılmasına imkân sağlanmıştır; ancak, aradan ondokuz yıl geçmesine rağmen, bu çalışma gerçekleşememiştir. Bir an önce çıkarılması gereken Emniyet teşkilatı personel yasası, Emniyet teşkilatı mensuplarımızın tüm özlük haklarının, daha verimli, etkin ve hızlı bir şekilde yasal çerçevede düzenlenmesine imkân sağlayacaktır.

Emniyet teşkilatı mensuplarına, aylık, ekgösterge, kıdem ve taban- aylığı, fazla mesai ücreti, emniyet hizmetleri makam tazminatı ile iş riski ve iş güçlüğü teminindeki güçlük zammı ve tayın bedeli ödenmektedir. Emniyet teşkilatı mensuplarına verilen maaş bordroları incelendiğinde, aylık ödeme ve ekgöstergelerinin çok düşük olduğu görülmektedir.

Aylık tazminat ve zamların tespitinde, hizmetin özelliği, sürekliliği ve hayatî riski göz önüne alınarak, polisin lehine bir durum yaratılması lazım gelirken, aksine değerlendirme yapılarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki diğer meslek sınıfları, ücret yönünden polisin önüne geçmiştir. Polis memurlarına yüzde 77 ile yüzde 93 oranı arasında emniyet hizmetleri tazminatı ödenirken, öğretmenlere yüzde 85 ilâ yüzde 100 oranında eğitim hizmetleri tazminatı ödenmektedir.

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, kamu kesimininde ücret adaletinin sağlanması amacıyla, adalet ve güvenlik hizmetleri zikredilmiş olup, uygulamada, sadece adaletle ilgili kuruluşlara imkân sağlandığı görülmüştür.

Diğer taraftan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Personeli Ekgösterge Cetveline bakıldığında, daire başkanının ekgöstergesinin 7 000, müdürün ekgöstergesinin 4 800 ilâ 6 400 arasında, müdür yardımcılarının 5 500, yükseköğrenim gören rehber, kalemkâr, kalfanın 5 500, 2 nci derece kalfanın 4 800, aşçıbaşı, şef garson, başbahçıvan, başbekçi (2 nci derece) için ekgöstergenin 3 900, şef, amir için 5 500 ekgöstergedir. Bu personelin hayatî riskinin, bir polis memurunun hayatî riski ve çalışma saatleriyle karşılaştırılıp kıyaslanması asla mümkün değildir. Emniyet örgütünde çalışan yüksek tahsilli bir polis memurunun ekgöstergesi, hâlâ 800'dür.

Diğer yandan, ekgöstergelerin düşük olması, polis emeklilerinin maaşını da olumsuz yönde etkilemektedir. Emekliye ayrılan bir polis, çalışırken aldığı maaşın yarısını almaktadır.

Mevcut sisteme göre, Emniyet teşkilatında üst düzey yönetici durumunda olan emniyet amiri ve yukarı rütbelerdeki ihtiyaç fazlası yığılmalar, büyük olumsuzluklar yaratmaktadır. Bu olumsuzlukların giderilmesi için yasal düzenlemeler gerekmektedir. Aksi halde, bu boşluk, siyasal baskılarlarla doldurdulmaya çalışılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Balak, 1 dakika eksüre veriyorum, buyurun efendim.

HASAN HÜSEYİN BALAK (Devamla) – Halen, emniyet müdürü unvanını haiz 3 000'den fazla personel bulunmasına rağmen, aktif hizmetleri ihtiva eden makam sayısı 500 civarındadır. Üst rütbelerde yığılma olmasına mukabil, alt rütbelerde sayısal azalmaların görüldüğü dikkati çekmektedir. Bu hususun da, en kısa zamanda, yasal düzenlemeyle, halli cihetine gidilmesi gerekmektedir.

Polisin çalışma saatleri düzene sokulmamıştır. Büro hizmetleri haricindeki bütün personele 24 saat görev verilmekte veya 12 saat çalıştırılmakta, 12 saat ise istirahat ettirilmektedir. Yani, diğer devlet memurlarına göre, haftada 24 saat fazla çalışmaktadırlar. Çoğu zaman, fevkalade hallerde, hafta tatillerinin kesilmesi gelenek halini almıştır. Bayram yok, hafta tatili yok, gece yok, gündüz yok, kelle koltukta mütemadiyen çalış... Maddî durumu bozuk olduğu için, yıllık izninde seyahat edemez. Çoluk ve çocuğunun kıyafetinin bozukluğundan dolayı, arada bir de olsa polisevlerine gidemez, mahcubiyet duyar, sürekli olan görevi esnasında çoluk çocuğunun rızkını düşünerek, bir simitle nefsini köreltir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Balak, süreniz dolmuş bulunuyor. Arkadaşanızın süresinden kullanmak isterseniz...

HASAN HÜSEYİN BALAK (Devamla) – Sayın Başkanım, 1 dakika rica edeyim.

BAŞKAN – Hayhay; buyurun efendim.

HASAN HÜSEYİN BALAK (Devamla) – Hastalanan eş ve çocuklarını görev sebebiyle doktora götürmekte güçlük çeker. Baba sevgisine muhtaç olan çocukları, babalarını, ya uyurken yatakta ya işe giderken kapıda görür. Huzurlu bir aile ortamı yoktur. Evde, mütemadiyen koca yolu bekleyen bir hanım, baba ve şefkat bekleyen çocuklar. İşte, şimdiye kadarki hükümetlerin polise verdiği değer!..

Bunca olumsuzluğa rağmen, polisimiz, vicdanında tecelli eden vatan ve millet aşkıyla hareket edip, hamiyetleri icabı sessizce görevlerine devam etmektedir.

Bu teşkilatın bütün sorunlarına, Milliyetçi Hareket Partisi olarak vâkıfız. Tek başımıza iktidar olduğumuzda, bu sorunlara mutlaka çözüm getireceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, bütçenin, devletimiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diler, hepinize saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Balak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, ikinci söz, Manisa Milletvekili Sayın Mustafa Enöz'ün. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Enöz.

Süreniz 9 dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığı 1999 malî yılı bütçesi hakkında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ulaşım ve haberleşme, insanoğlunun var olduğu andan itibaren, yemek, içmek gibi doğal ve vazgeçilmez, zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir. İnsanlar, toplum halinde yaşamaya başladıkları andan itibaren, birbirleriyle haberleşme ihtiyacını duymuşlar, sosyal ilişkiler yanında, mal ve hizmetlerin talep edilen yerlere ulaştırılması için en uygun yolları ve vasıtaları aramışlardır.

Teknolojik gelişmeler, ulaştırma ve haberleşme sistemlerini de etkilemiş, toplumlararası siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler büyük ölçüde gelişme göstermiştir.

2000'li yıllara hazırlandığımız şu günlerde, ulaştırma sistemi, tüm dünyayla birlikte, bizim için de son derece önemlidir. Ülkemiz kaynaklarının etkin ve verimli şekilde kullanılması, bölgelerimiz arasındaki gelişmişlik farkının en aza indirilmesi, ekonomik bütünleşmenin sağlanması, ülke bütünlüğünün korunması için ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin en iyi şekilde verilmesi gerekmektedir.

Ülkemizin ekonomik kalkınmasında, ulaştırma ve haberleşmenin rolü çok büyüktür. Ulaştırma sektörü, tarım, sanayi, turizm, ithalat ve ihracat gibi diğer sektörlerin altyapısını da oluşturmaktadır. İyi bir ulaştırma sistemi bulunmayan bir ülkenin, kalkınmış bir ülke olarak vasıflandırılması da mümkün değildir.

Ulaştırma Bakanlığımız, millî gelirden kendisine tahsis edilen sınırlı bütçe imkânlarıyla, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerini en iyi şekilde vermenin gayreti içinde olmuştur ve olmaya da devam edecektir.

Hizmet bakanlıklarımızdan olan Ulaştırma Bakanlığına, 1999 yılı için genel bütçeden ayrılan toplam 49 trilyon 745 milyar lira ödeneğe baktığımızda, bunun, 10 trilyon 225 milyar lirasının cari giderlere, 31 trilyon 935 lirasının yatırım giderlerine, 5 trilyon 363 milyar lirasının da transfer giderlerine ayrıldığını görmekteyiz. Yani, Bakanlık, bütçesinin yüzde 68 gibi büyük bir bölümünü, kamulaştırma ve yatırıma kanalize etmiştir. Ancak, Ulaştırma Bakanlığına 1999 yılı için öngörülen bu ödeneği yeterli bulmak da mümkün değildir.

Bir önceki yıla, yani 1998 yılına bakıldığında, mukayese edildiğinde, yüzde 58'lik bir artış yapılmıştır; ancak, zaten yetersiz olan bütçenin bu artışı da ihtiyacı karşılayamamaktadır.

İmkânlar zorlanarak, bu, hizmet ve yatırımcı bakanlığımıza, özellikle demiryolu sektörü olmak üzere, genel bütçeden daha fazla ödenek ayrılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz kalkınmasının sağlanabilmesi için, deniz ve demiryolu ulaşımına ağırlık verilmelidir. Ülkemizde, hızlı elektrifikasyon temin edilmiş trenyolu ağı geliştirilmelidir. İç alanlarda yolcu ve yük nakliyatının, karayolu yerine demiryoluna kaydırılması şarttır. Bu, hem ekonomik olacak hem de karayolu politikalarının faturalarının azaltılmasına da katkı sağlayacaktır.

Ülkemizde demiryolları ihmal edilmiştir. Bu ihmal sonucu, karayoluna dayalı olarak yürütülen yanlış ve çarpık ulaşım politikaları nedeniyle meydana gelen trafik kazalarında, her yıl, yaklaşık 10 000'e yakın vatandaşımız ölmekte, 100 000'den fazla insanımız da yaralanmaktadır. Yılda, 1,5-2 katrilyon lira tutarında da maddî kayıplarımız olmaktadır. Bugün, ülkemizde, yolcu ve yük taşımalarının yüzde 90 gibi büyük bir bölümü karayoluyla gerçekleştirilmektedir. Ulaşımın karayolları ağırlıklı olması nedeniyle, enerji savurganlığımız her geçen gün biraz daha artmakta, akaryakıt tüketimi fazlalaştıkça, petrol yönünden dışa bağımlılığımız da gün geçtikçe artarak, petrol tekellerine daha çok döviz öder hale gelmekteyiz. Demiryolu, karayoluna göre çok daha güvenlidir, daha az enerji tüketilmektedir. Demiryolu yapım maliyeti, karayolu yapımından da daha ucuzdur. Çok daha az toprak kaybı meydana gelmekte, daha uzun ömürlü ve ekonomik olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün yeniden yapılanması konusundaki çalışmaların, bir an evvel, gerçekleştirilmesini de arzu etmekteyiz. Öte yandan, mevcut demiryolu altyapısının rehabilitasyonu da tamamlanmalıdır. Ülkemiz ekonomisine sağlayacağı katkıların yanı sıra, siyasî özellikleri de bulunan, 93 kilometrelik kısmı ülkemiz sınırları içerisinde, 32 kilometrelik kısmı ise Gürcistan sınırları içerisinde kalan toplam 125 kilometre uzunluğundaki, Türkiye'yi Kafkasya üzerinden Ortaasya'ya, oradan da Çin'e bağlayacak olan Türkiye - Gürcistan yeni demiryolu projesinin; ayrıca, Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine demiryoluyla bağlayacak olan demiryolu boğaz tüp geçişi ve demiryolu banliyö hatlarının metroya dönüştürülmesi projesiyle, iki yaka birleştirilecektir. Büyük önem arz eden bu projelerin daha fazla sürüncemede bırakılmamasını ve derhal hayata geçirilmesini de arzu etmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hava ulaşımındaki çok önemli gelişmeleri görmemek mümkün değildir. Ancak, bunlar, tabiî ki yeterli de değildir. Dışhatlarda başarıyla çalışan Türk Hava Yolları ile bazı özel havayolu şirketlerimiz mevcut; ama içhatlardaki gelişmeler arzu edilen seviyede de değildir. İçhatlarda sivil hava ulaşımına açık havaalanı bulunan illerimize Türk Hava Yollarının yanı sıra özel hava yolu şirketlerinin de tarifeli uçak seferleri koymalarını arzu ediyoruz. Bu konuda Ulaştırma Bakanlığımızın gerekli yardım ve destekleri yapacağına da inancımız tamdır.

Özellikle turizm ve ihracat potansiyeli yüksek bölgelerimizdeki havaalanları yatırımlarına öncelik verilerek, mevcut havaalanlarımızın hizmet kapasitelerinin ve şartlarının yükseltilmesine yönelik çalışmaları da memnuniyetle karşılamaktayız. Ayrıca, diğer illerde kurulması düşünülen havaalanları için gerekli yatırımların bir an önce hayata geçirilmesini de bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeye sahip olmamıza rağmen, deniz ulaşımı ve nakliyatı için altyapımız bütünüyle yetersizdir. Bunun için, limanların geliştirilmesi, denizyollarının canlanması, limanlar ile demiryolları bağlarının artırılması şarttır. İç bölgelerin en kısa yollarla limanlara bağlanması ve limanların altyapı imkânlarının geliştirilmesiyle bu alanda bir devrim yaşanabilir. Ülkemiz etrafının denizlerle çevrili olması nedeniyle, limanlarımız da çok önem taşımaktadır. Bir taraftan mevcut limanların kapasiteleri artırılırken, yeni limanların yapılması da zorunlu görülmektedir.

Ulaştırma Bakanlığımızın sınırlı bütçe imkânlarıyla bu yatırımları tamamlamak, elbette ki zordur. Yeni hizmete verilen Antalya Dışhatlar Terminal Binasında olduğu gibi, özellikle, turizm bakımından, yat limanı yapılmasında da yap-işlet-devret modelini destekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Enöz, 1 dakika süre veriyorum; buyurun efendim.

MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, elektronik haberleşme sistemlerinin, günümüz insanının hayatının hemen her safhasına girmiş olduğunu ve hatta, bu hayatın vazgeçilmez bir unsuru olduğunu iddia etmek mümkündür. Hatta, daha da ileri giderek, gelecekte, ülkelerin ekonomilerini birinci derecede haberleşmenin etkileyeceğini söylemek de mümkündür. Günümüzde, iletişim sektörünün etkisiyle, dünyamız her gün biraz daha küçülmektedir. Yeni dünyanın bir ucunda olan bitenleri anında izlemek imkânlarına da sahibiz.

Ülkemiz, haberleşme alanında, özellikle son yıllarda büyük mesafeler katetmiştir. Dünyanın birçok ülkesiyle ya da gelişmiş birçok ülkeyle birlikte en son haberleşme teknolojisi ülkemize getirilmiş, insanlarımızın hizmetine sunulmuştur. Bu konu, elbette, üzerinde önemle durulacak bir konudur ve sevinilecek de bir konudur; ancak, burada bizleri üzen, maalesef, son teknoloji bu sistemlerin büyük çoğunluğunun, serbest rekabetin verdiği rehavet içerisinde, yurt dışından, çok büyük miktarlarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – ... dövizler ödenmek suretiyle ithal edilmiş olmasıdır.

Ulaştırma Bakanlığımızın bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Enöz, teşekkür ediyoruz efendim.

Anavatan Partisi Grubu adına, ilk söz, Aydın Milletvekili Sayın Cengiz Altınkaya'ya aittir.

Buyurun Sayın Altınkaya. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA CENGİZ ALTINKAYA (Aydın) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşları olan; Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının 1999 yılı bütçeleri üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi, en içten saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığımız, devletimizi devlet yapan kavramların konuşulduğu, görüşüldüğü, bu program ve siyasetin hazırlandığı, yürütüldüğü önemli bir birimimizdir ve çok geniş bir alana ve kitlelere hizmet vermektedir. Yine, yurdumuzun içgüvenliği ve asayişin sağlanması, kamu düzeninin korunması gibi, devlet ve toplum hayatımız bakımından önemli görevler yürütmektedir.

Coğrafî konumumuz ve bölgedeki özelliğimiz nedeniyle, Emniyet Genel Müdürlüğümüz, Jandarma Genel Komutanlığımız ve Sahil Güvenlik Komutanlığımız, huzurun sağlanması ve ülke bütünlüğümüz açısından hayatî görevleri de üstlenmiş bulunmaktadır.

Ülkemizin bütünlüğü ve güvenliğinin sağlanması esnasında, yapmış oldukları mücadelede şehit düşen emniyet mensuplarımıza, askerlerimize ve vatandaşlarımıza, bu vesileyle, Allah'tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Şehit yakınlarımıza ve gazilerimize, devletimizin bugüne kadar sahiplendiği düzeyin daha da ileriye gitmesi, elbette ki hepimizin beklentisidir, arzusudur ve şehit yakınlarımız için, gazilerimiz için, devletimiz ne yapsa -Anavatan Partililer olarak düşüncemiz- azdır. Güvenlik güçlerimizi, gerek Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde gerekse yurdumuzun diğer yerlerinde canlarını hiçe sayarak sürdürdükleri bu görevlerden ötürü kutluyor ve onları saygıyla selamlıyorum.

Emniyet Genel Müdürlüğümüzün, yasalardan kaynaklanan, adlî, idarî, siyasî ve trafikle ilgili görevleri vardır. İdarî görevleri; asayiş, amme ve şahıs emniyeti ile mesken masuniyetini korumak, halkın can ve malını muhafaza etmektir. Siyasî görevlerine baktığımızda; anayasal rejimimizi korumak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek ve bütünlüğünü bozmak isteyen her türlü bölücü ve bölgeci mihraklara karşı tedbirler almak olduğunu görmekteyiz. Ayrıca, trafikle ilgili görevlerine baktığımızda ise, duran ve akan trafiği düzenlemek ve yönetmek gibi çok ciddî görevleri de üstlenmişlerdir.

rüldüğü gibi, tüm bu görevler, toplumun her kesimiyle ilgili görevler olup, çalışma şartları açısından, 24 saat, gece gündüz, yaz kış demeden çalışmayı gerektirmektedir.

Bu görevleri yerine getirmekle yükümlü olan Bakanlığımızın ve bağlı kuruluşlarımızın 1999 yılı bütçe tekliflerine baktığımızda ise, toplam 1 katrilyon 135 trilyon lira civarında bir ödenek tahsis edildiğini görmekteyiz. Bu ödeneklerle, büyük çapta, personel giderleri karşılanmaktadır. Örneğin, Emniyet Genel Müdürlüğü, 1999 yılında, 580 trilyon lira kullanacaktır. Bu miktarın 480 trilyon lirası personel ödemelerine, ancak 36 trilyon lira kadarı da yatırımlara ayrılabilmektedir. Elbette ki, gönül isterdi ki, bu önemli kuruluşlarımızın yatırım ödenekleri çok daha yüksek düzeylerde yapılabilsin; ancak, inanıyoruz ki, bütçenin elverdiği imkânlar ölçüsünde, kendilerine tahsis edilen bu ödeneklerle, bu kuruluşlarımız, görevlerini en iyi şekilde yürüteceklerdir.

Bu kuruluşlarımızın daha dinamik bir yapıya kavuşturulması, elbette ki, beklentimizdir ve kaçınılmazdır. Hizmet gecikmeleri, malzeme ve zaman kayıpları mutlaka önlenmeli ve bu çerçevede, bugüne kadar alınmış olan tedbirlere ilave olarak da Emniyet teşkilatının ciddî boyutlu ekipman ve teçhizatla donatılması gerekmektedir. Bu amaçla, teşkilatın güçlendirimesi için hazırlanan plan dahilinde, helikopter, zırhlı araç, deniz botu, haberleşme otomasyon, kriminal laboratuvarlar, teknik bürolar, trafik, kaçakçılık, asayiş ve istihbarat projeleri gerçekleştirilerek, hizmetlerin yüksek teknolojiyle yürütülmesine de bir an önce geçilmelidir diye düşünüyoruz.

Hizmetlerin oluşturulması, geliştirilmesi, yeni merkezlerin oluşturulması, suç işleyen ve suça yönelen çocuklara ilişkin özel önlemlerin alınmasıyla ilgili çalışmaların yapılması ve insan hakları konusunda eğitimlerin tamamlanması da, elbette ki önümüzdeki dönemin hizmetleri olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 57 nci hükümetimiz, 21 inci Yüzyıla girerken, demokrasimizin eksikliklerini gidermeyi, insan haklarını geliştirmeyi, düşünce ve özgürlüğün önündeki engelleri kaldırmayı, organize suç örgütleriyle, çetelerle ve yolsuzluklarla mücadeleyi her türlü yasal imkân ve vasıtalardan yararlanarak sürdürmeyi öncelikli görevleri arasında saymış ve bu hususlar hükümet programında yer almıştır.

Bu amaçla, güvenlik güçlerinin sorumlulukları gözden geçirilerek, etkin, tarafsız, insan haklarına saygılı güvenlik hizmeti verilmesi için yasal düzenlemelere de başlanılmaktadır.

Halkımızın ve kentlerimizin terör ve suç örgütlerinden ve her türlü yasadışı eylemlerden korunmasına özen gösterilmekte ve bu hususlarda gerekli tedbirler alınmaktadır. Bölücü akımlara ve her türlü teröre karşı, devlet güvenlik güçlerinin özverili ve başarılı mücadelesi, kesin sonuç alınıncaya kadar kararlılıkla sürdürülecektir. Bu çerçevede, 55 inci hükümet döneminde alınan kararlardan ve atılan adımlardan taviz verilmeden mücadelenin sürdürülmesi esas alınmalıdır.

Güvenlik güçlerinin harekât yeteneğini ve etkinliğini artırıcı yatırımlara öncelik verilmeli ve bu yatırımlar aksatılmadan gerçekleştirilmelidir. Yine 55 inci hükümetin başlattığı yatırım projeleri de aksatılmadan sonuçlandırılmalıdır.

Diğer yandan, Mahallî İdareler Yasasında, günün ihtiyaçlarına cevap verecek; hatta, çağın ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir düzenleme yapılması artık zaruret haline gelmiştir ve bütün toplumda, artık, bu konuda herkes hemfikirdir; çünkü, Türkiye'de, yönetim sorunları ve sıkıntıları duvara dayanmıştır. Bütün siyasî parti sözcülerimizin, bu konudaki duyarlı davranışları, ifadeleri ve yaklaşımları memnuniyet vericidir. İnşallah, bakanlık düzeyinde hazırlanmış olan ve geçmiş hükümetler zamanında da çeşitli uzlaşma hükümleri ilave edilerek 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş olan; ama, seçim nedeniyle kadük olan mahallî idareler reformu, bu dönem, hep birlikte yapacağımız çalışmalarla kanunlaşsın ve ülkemizin yönetim sorunları, en az onbeş yirmi yıl ülkenin önünü açacak şekilde bertaraf edilsin; yerel yönetimler, çağdaş, daha etkili, daha iyi kaynak kullanan, bölge önceliklerini yerinde tespit eden, daha demokrat, daha katılımcı, daha şeffaf ve yerinden denetlenebilir bir şekle kavuşsun. Buna, Türkiye'nin önemle ihtiyacı var; çünkü, bugün ortaya çıkmış olan birçok sıkıntının, hatta dava konusu edilmiş olan problemlerin, daha doğmadan yerinde çözülecek olması, ülkemizde, hem toplum huzurunu hem de kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacaktır ve bu konuda atılacak her adım, herhalde, Allah katında büyük bir sevap olarak da kayda geçecektir.

Değerli milletvekilleri, bilgi ve teknolojinin ülke sınırlarını aştığı bu küreselleşme döneminde, ülkemizde de, emniyet hizmetlerine özel bir önem verilmesini Sayın Bakanımızdan bekliyoruz. İçişleri Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarına, 1999 yılı çerçevesinde, üstün başarılar diliyoruz.

Sözlerimi bitirmeden önce, yine, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün önemli hizmetlerinden birisi olan trafik konusunda, kısaca bir iki hatırlatmada bulunmak istiyorum. Yapılan istatistikler ve elde edilen donelere göre, son yıllarda, trafik kazalarında, ölümlü kaza oranında bir azalmayı nispeten görmekteyiz. Özellikle, şehiriçi kazalarında, 1994 yılını endeks kabul ettiğimiz takdirde, örneğin, 1998 yılında, şehiriçinde, ölümlü kazalarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altınkaya, 1 dakika süre veriyorum; buyurun efendim.

CENGİZ ALTINKAYA (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

... ölüm endeksi 1998 yılında 66'ya kadar düşmüştür. Özellikle şehir içine tekrar döndüğümüz zaman -1994 yılını 100 kabul edersek- önceki yıllarda 108 olan, 106 olan, 1993'te 115 olan endeks, bakınız, 1998'de 66'ya kadar düşürülebilmiştir. Bu konuda, tabiî, bu sonucu elde eden, tedbirleri alan, uygulayan, şehiriçi hem altyapı hem de trafik denetleme olaylarını yürütenleri tebrik etmek istiyorum. Türkiye'de trafik kazalarında kayıp sayımız, 7 000'lerden, 7 500'lerden -ki, bu rakam 1986'nın rakamı- 1998'de 4 852'ye kadar düşmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altınkaya, arkadaşınızın 1 dakikasını verebilirim; buyurun efendim.

CENGİZ ALTINKAYA (Devamla) – Bütün bu hizmetleri, insanımızın huzuru için, daha sağlıklı ve uzun ömürlü yaşaması için yaptığımıza göre, trafik konusunda ele alınacak her türlü projeyi, her türlü iyileştirmeyi sonuna kadar destekleyeceğimizi bir kere daha ifade ediyorum.

Sözlerime son verirken, 1999 yılı bütçemizin, ülkemize, milletimize, İçişleri Bakanlığımıza ve bağlı kuruluşlarımıza hayırlı uğurlu olması temennisiyle saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altınkaya.

Anavatan Partisi Grubu adına ikinci söz, Antalya Milletvekili Sayın Cengiz Aydoğan'ın.

Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA CENGİZ AYDOĞAN (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli dinleyenler; Ulaştırma Bakanlığı bütçesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, sözlerime başlarken, sizleri şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Bütçesini görüşmekte olduğumuz Ulaştırma Bakanlığı, çok geniş bir alana ve kitlelere hizmet veren, şu anda 12 genel müdürlüğü ve 200 bine yakın çalışanı bünyesinde barındıran büyük bir kuruluştur; ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin teknik, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlara, kamu yararına ve millî güvenlik amaçlarına uygun olarak yürütülmesi ve geliştirilmesi için görevlendirilmiştir.

21 inci Yüzyıl bilgi çağı olacaktır. Bilgiye en hızlı ulaşan ve en iyi değerlendiren, en güçlü olacaktır. Bu çerçevede, tüm ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler, süratli, güvenli ve yeterli ulaştırma ve haberleşme hizmetleriyle gerçekleşebilecektir.

Ulaştırma ve haberleşme sektörünün gelişiminde cumhuriyetin kuruluşundan beri etkin faaliyet gösteren Bakanlık, önemli yatırımlar gerçekleştirmiştir. Son dönemde gündeme getirilen projeler, ülkemiz ulaştırma sektörü açısından büyük önem arz etmektedir. Avrupa Birliğiyle entegrasyon açısından ulaştırma politikalarında uyum sağlanmasının yanı sıra, bağımsız Türk devletleriyle gelişen ekonomik ve uluslararası ilişkilerin gerektirdiği ulaştırma altyapısındaki eksikliklerin bir an önce giderilmesi ve ülke yararları doğrultusunda ve ülke olanakları ölçüsünde yeni ulaşım hatlarının vakit kaybedilmeden tesisi gereklidir.

Coğrafî konumu itibariyle Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Uzakdoğu ulaşım yollarının kesiştiği bir bölgede bulunan ülkemizde, taşıma türlerinin hemen hemen hepsi ayrı ayrı önem arz etmektedir. Bu nedenle, demiryollarımızın modernizasyonu ve yeterli duruma getirilmesi başta olmak üzere, tüm havayolu, karayolu, denizyolu sistemlerinin geliştirilmesine, büyük projelerin bir an önce tamamlanmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, İstanbul Boğazı tüp geçiş projesinin hayata geçirilecek olması, Alanya-Antalya demiryolu hattının yap-işlet-devret metoduyla yapılabilmesi için YPK'dan izin alınması, Ankara-İstanbul hızlı demiryolu projesine ağırlık verilmiş olmasını öğrenmek sevindiricidir.

Bakanlığımız, hayata geçireceği bu projelerle Asya ve Avrupa'yı demiryoluyla birbirine bağlayacak, İstanbul'un trafik sorununa kalıcı bir çözüm getirecek, mevcut yükü azaltacak, trafik kazalarını ve hava kirliliğini azaltıp, daha kısa sürede, daha çok yolcu taşınmasını sağlayacaktır.

Türkiye'deki demiryolu sistemlerinin en kısa zamanda daha çağdaş ve verimli hale getirilmesi amacıyla, Bakanlığın gündeminde bulunan projeler ve demiryolu hatlarının tamamlanması için gerekli olan finansmanın sağlanması, en büyük dileğimizdir. Demiryolu taşımacılığının ülke genelinde yaygınlaşmasıyla enerji, döviz, zaman tasarrufu sağlanacak; gürültü ve hava kirliliğinde de azalma meydana gelecektir.

Bakanlık, işletmecilik standartları bakımından yeterli düzeyde olmayan demiryollarını yeniden yapılandırmalıdır. Türkiye'de demiryolunun ulaştırma sektörü içindeki pazar payı, özellikle son kırk yıl içinde giderek azalmış, yurtiçi yük taşımalarında yüzde 7'ye, yolcu taşımalarında ise yüzde 4'e düşmüştür. Buna karşın, karayolunun taşıma payı aynı oranda yükselmiştir. Oysa, gerekli olan, karayolu ile demiryolunun birbirlerini dengeli ve mantıklı bir çerçevede tamamlamalarının planlanması ve bunun sağlanmasıdır.

Demiryolu sektöründe Trabzon-Sarp, Çanakkale-Biga-Bandırma, Karadeniz Ereğlisi-Adapazarı, Çankırı-Çorum, Isparta-Antalya-Alanya, Kars-Tiflis, Van Gölü kuzey geçişi, Bandırma-Bursa-Ayazma-İnönü demiryolu etüt ve projelerinin tamamlanması ve bu projelerin inşaatlarına başlanılması önem arz etmektedir.

1999 yılında 27 adet projeyle sürdürülecek demiryolu çalışmalarının da, mevcut olan ve yeni planlananlarla düşünülen hedef, 2 000 kilometrelik yeni hattın yapılmasıyla toplam 12 508 kilometrelik ulusal ağa sahip olarak, Ortaasya ve Ortadoğu ile irtibat kurarak, başta Karadeniz, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere, bütün Anadolu'ya ekonomik canlılık kazandırmak olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin dışa açılan kapıları durumunda olan hava meydanlarımız, özellikle turizm hareketleri açısından büyük önem arz etmektedir. Ulaştırma Bakanlığının son yıllarda gerçekleştirdiği havaalanı projeleri, ülkemizin bu sektördeki büyük bir eksikliğini gidermiştir. Diğer taraftan, Ulaştırma Bakanlığının, her ile bir stol havaalanı yapımı ile, askerî havaalanlarından sivil havacılık alanlarında yararlanılmasına yönelik yürüttüğü faaliyetleri olumlu buluyor ve destekliyoruz.

Bu çerçevede, Gazipaşa, Kaş Havaalanı gibi havaalanlarının da bir an önce tamamlanarak hizmete verilmesi için, Bakanlığımızdan gerekli ödeneğin tahsisini talep etmekteyiz.

Mevcut ,yılda 40 milyon yoluculuk kapasitenin, hedeflenen yılda 80 milyon yolcuya bir an önce ulaşabilmesi için, yap-işlet-devret metotlarından yararlanılmasında fayda vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç tarafı denizlerle çevrili ve 8 300 kilometre uzunluğunda kıyı şeridine sahip bulunan ülkemiz, denizin sunduğu avantajlardan en iyi şekilde faydalanmalıdır. Bu amaçla, Ulaştırma Bakanlığı, Karadeniz Bölgesinde Filyos Limanı, Marmara Bölgesinde Tekirdağ Limanı, Ege Bölgesinde Kuzey Ege Limanı, Akdeniz Bölgesinde de Mersin Konteyner Limanı ile İskenderun Limanı tevsi projelerini başlatmış bulunmaktadır. Bu projelerin gerçekleşmesiyle, hizmet vermekte olduğu uluslararası ticaret ve içticarette en ucuz taşımacılık olan deniz ulaştırması sektörünün gelişmesine imkân sağlanmış olacaktır.

Ulaştırma Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünce, Samsun, Haydarpaşa, Derince, İzmir, Mersin ve İskenderun Limanlarında mevcut kapasiteyi artırıcı ve iyileştirici yatırımlara devam edilmelidir. Bu limanlarımızdan özellikle İstanbul bölgesine hizmet veren Haydarpaşa ve Derince Limanları, her türlü ekipman ve teçhizat yönünden takviye edilmelidir.

Mevcut 50 milyon ton/yıllık kapasitenin, hedeflendiği gibi, 2015 yılına kadar özel sektör imkânlarıyla birlikte 400 milyon ton/yıla ulaşabilmesi, denizciliğimizin gelişmesi ve uluslararası alanda rekabet edilebilir bir düzeye gelebilmesi için her türlü tedbir alınmalıdır.

Ulaştırma Bakanlığınca başlatılan ve genel bütçe imkânlarıyla gerçekleştirilmesi -Alanya ve Gazipaşa yat limanlarında da olduğu gibi- uzun yıllar alacak olan yat limanlarını bir an önce hizmete vermek amacıyla, yap-işlet-devret modelinin bu sektörde de hızla uygulamaya konulması gereklidir.

Yat turizminin, ülkemizle, gerek istihdam gerekse döviz girdisi sağlaması imkânları göz önünde bulundurularak bu sektördeki projeler hızlandırılmalı, 10 500 yatlık kapasite hedeflendiği gibi 25 000 yat kapasitesine ulaştırılmalıdır. Ayrıca, uygun durumda bulunan balıkçı barınaklarının yat limanı ve yat yanaşma yerlerine dönüştürülmesine yönelik projeler tespit edilerek, bu yöndeki çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Yine, Ulaştırma Bakanlığınca yapımları gerçekleştirilen balıkçı barınaklarıyla ilgili projelerin, ülkemiz balıkçılığı açısından ve kıyı kesiminde yaşayan halka ve balıkçılara hizmet vermesi bakımından bir an önce tamamlanarak, sürüncemede bırakılmadan, ekonomiye kazandırılması önem arz etmektedir. Balıkçı barınağı inşaatlarının, Alanya balıkçı barınağı inşaatında da olduğu gibi, uzun yıllar sürdüğü hepimizin malumudur. Balıkçı barınakları için yeterli ödeneğin ayrılması ve projelerin bir an önce bitirilerek halkın hizmetine sunulması gereklidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilim ve teknolojiden tam olarak yararlanabilmek için, ulaştırma ve haberleşme yatırımlarına çok özel bir önem verilmesi gereklidir. Ulaştırma Bakanlığının da bu sorumluluk ve bilinç içerisinde görevlerini yürüteceğini ümit ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, 1 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun efendim.

CENGİZ AYDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Bilgi toplumunu oluşturabilmek amacıyla, üretilen bilginin yaygın kullanımına imkân veren bir enformasyon altyapısının kurulabilmesi için bilgi ağı planlamasına bir an önce başlanmalıdır. Bu ağın, küresel bilgi ağlarıyla bütünleşmesi için gerekli kriterlere uyum sağlanmalı ve yasal altyapı ivedilikle hazırlanmalıdır.

Globalleşen dünyamızda yeni teknolojiler hızla yayılmakta ve ülkemiz insanı da, bu hizmetlerin geciktirilmeden sunulmasını beklemektedir. Ulaştırma Bakanlığının bünyesinde hizmet veren Haberleşme Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması ve sektörde düzenleyici bir kurum haline getirilmesi oldukça gecikmiştir. Bu Genel Müdürlük, çağın gereklerine uygun olarak bir an önce yapılandırılmalı ve haberleşme sektöründeki yerini almalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi ve teknolojinin ülke sınırlarını aştığı bu kültürel, siyasal ve ekonomik küreselleşme döneminde, ülkemizde de, ulaştırma ve haberleşme yatırımlarına özel bir önem verileceğini umuyor; ulaştırma camiasının, başta Sayın Bakanı olmak üzere, tüm çalışanlarına başarılar diliyorum.

Sözlerime son verirken, Ulaştırma Bakanlığının 1999 yılı bütçesinin ülkemize ve Bakanlığımıza hayırlı olması dileğiyle hepinize, tekrar, şahsım ve Grubum adına saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydoğan.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, ilk söz, Manisa Milletvekili Sayın Cihan Yazar'a aittir.

Sayın Yazar, Grubunuzdan üç sözcü var, 20 dakikalık süreyi nasıl paylaşacaksınız efendim?

M. CİHAN YAZAR (Manisa) – 7'şer dakika olarak paylaşacağız .

BAŞKAN – Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA M. CİHAN YAZAR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İçişleri Bakanlığının terör, uyuşturucu ve mahallî idarelerle ilgili konuları üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüş ve düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanlığı, yurdun içgüvenliğinin ve asayişinin sağlanması, kamu düzeninin korunması, genel yönetimle ilgili verimli çalışan bir taşra yönetim mekanizmasının tesis edilmesi, mahallî idarelerimiz açısından yön verici düzenlemelerin yapılması, kaçakçılığın men ve takibi ile devlet ve toplum hayatımız bakımından önem arz eden hizmetleri yerine getirmekle görevli bir bakanlıktır. Bakanlığın teşkilatı ve bu teşkilatın her kademesindeki mensupları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, demokratik, laik ve sosyal devlet anlayışına, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık, temel hak ve özgürlüklere saygı ilkelerini esas alarak, etkin ve tarafsız bir hizmet yarışı içinde bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, devletimiz, tam onbeş yıldır terör konusunda amansız bir mücadele vermektedir. Güvenlik güçlerimiz, vatanın bölünmez bütünlüğü, hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlüklerine saygı esasına dayalı demokrasi ilkelerine bağlı kalarak, amansız bir mücadeleyi sürdürmektedir. Bu anlayış ve inanç sonucu, terör, biçimi ve teröre sağlanan destek ne olursa olsun, sonuçta devletin sarsılmaz gücü karşısında yok olacaktır.

Devletimiz, doğu ve güneydoğu bölgelerimizde terör belasını yok edebilmek için bütün gücünü kullanmaktadır. Örgüt, büyük sıkıntılar içerisindedir; bu yüzden, eylemlerini batı illerimize ve Karadeniz Bölgesine sıçratma gayreti içerisine girmiştir.

Her geçen gün deneyim kazanan, modern silah ve teçhizatlarla donatılan güvenlik güçlerimiz, gerektiğinde sınırötesi harekâtları gerçekleştirerek, teröristleri adım adım izlemektedir. Ne yazık ki, terör örgütü, konuyu uluslararası platforma taşımakta, eylemlerini insan hakları savunuculuğu ve hak mücadelesi olarak göstermeye çalışarak, asıl amacı olan, devletimizi bölme gayesini perdelemektedir.

Bu arada, terör örgütlerini karşılarına almamak düşüncesiyle terörist eylemlere gözyuman dost ve komşu devletlerin, bu tutumlarını şiddetle kınıyoruz.

Bütün olumsuzluklar karşısında dahi, güvenlik güçlerimiz, kararlı ve başarılı mücadelesiyle örgütü çökertmiş ve can çekişme noktasına getirmiştir. Terör örgütünün başı yakalanmış ve bağımsız Türk adaletine teslim edilmiştir.

Terörle mücadelede başarıda, güvenlik güçlerimizin yanı sıra, hükümetimizin çok önem verdiği ekonomik, sosyal ve eğitim amaçlı çalışmaların da büyük bir önem taşıyacağı inancındayız. İşsizliğin azaltılması, yöre halkının yaşam düzeyinin yükseltilmesi için alınan 193 sayılı teşvik tedbirlerinin, eğitimde başlatılan büyük hamlenin, bu mücadelede bizi başarıya götüreceğine olan inancımız tamdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerimizin sürdürdükleri bu mücadelenin, elbette bir bedeli vardır. Bu bedel, maddî kaynaklardan da öteye, verilen şehitlerimiz ve yaralılarımızdır. 1998 yılı ocak ayından günümüze kadar yurt düzeyinde meydana gelen toplam 4 448 terör nitelikli olayda, subay, assubay, polis, erbaş, er ve geçici köy korucusu olmak üzere, 495 şehit verdik; yaralı sayımız ise 1 316'dır. Aynı dönem içerisinde, 201 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 742 vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu dönem içerisinde, 2 019 terörist ölü, 164 terörist yaralı, 21 800 militan ve sempatizan da sağ olarak ele geçirilmiştir. Kalplerimizde yaşattığımız şehitlerimize, terörist saldırılarda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Sol Parti Grubunun uyuşturucuyla ilgili görüşlerine gelince: "Altın Hilal" bölgesinden, yani, Pakistan ve Afganistan'dan Avrupa'ya, Türkiye, İran ve Bağımsız Devletler Topluluğu üzerinden taşınan uyuşturucunun, ancak çok küçük bir kısmı yakalanabilmektedir. Ülkemizde uyuşturucu trafiğini tahrik eden en önemli faktörlerden biri terördür; çünkü, terör, parasal ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü uyuşturucu ticaretinden elde etmektedir. Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Programı tarafından yayımlanan rapora göre, uyuşturucu ticaretinde dönen para 500 milyar dolardır. Bu miktar, dünya toplam ticaretinin yüzde 8'ini oluşturmaktadır; bu da, terör odakları için çok büyük bir cazibe taşımaktadır.

Uyuşturucu ticareti ve uyuşturucu kullanımında hızlı bir artış olduğu da bilinen bir gerçektir. Son yıllarda, kokain üretiminde 2, eroin üretiminde 3 kat artış olduğu belirlenmektedir. Dünya genelinde, 13 milyon eroin bağımlısı, 8 milyon da kokain bağımlısı olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, terör örgütünün işini son derece kolaylaştırmaktadır. Kahraman güvenlik güçlerimiz, PKK'nın ana beslenme damarlarından olan uyuşturucu madde kaçakçılığı bağlantılarını çökertmekte üstün bir başarı sağlamaktadır. 1998 yılı ocak ayından itibaren, ülke düzeyinde toplam 2 700 olayda, 6 336 kilogram esrar, 4 570 kilogram eroin, 754 kilogram bazmorfin, 145 kilogram afyon sakızı, 604 kilogram kokain, 18 bin kilogram asitanhidrit ele geçirilmiş ve faili durumunda bulunan toplam 6 912 sanık adlî mercilere sevk edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mahallî idarelerle ilgili olarak Demokratik Sol Partinin görüşlerine gelince. Anayasamızda, mahallî idareler il, belediye veya köy halkının mahallî hizmetlerini gören kamu tüzelkişileri olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte mahallî hizmetler, ağırlıklı olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yazar, 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun efendim.

M. CİHAN YAZAR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

...merkezî idare tarafından yürütülmektedir. İdare sistemimizin iki unsuru olan merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki hizmetin niteliğine ve ülke gerçeklerine uygun bir görev bölüşümü sağlamak; etki, yetki, teşkilat ve malî imkânlara kavuşturmak suretiyle idare sistemimizi sağlıklı bir yapıya dönüştürmek ve sonuçta toplumsal mutluluğu sağlamak mümkün olacaktır.

Demokratik Sol Parti, 21 inci Yüzyıla güçlü, özerk, demokratik, katılımcı bir mahallî idare reformuyla girmeye hazırlanmaktadır. 55 inci cumhuriyet hükümeti tarafından merkezî idare ile mahallî idareler arasında görev bölüşümü ve hizmet ilişkilerinin esaslarının düzenlenmesi ve çeşitli konularda mahallî idarelerle ilgili değişiklikler yapılması hakkında kanun tasarısı hazırlanmıştır. Tasarının kanunlaşmasıyla ülkemizde gerçek bir idarî reform ve yapısal dönüşüm yolunda önemli bir adım atılmış olacaktır.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclise partim ve şahsım adına teşekkür edip saygılarımı sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yazar teşekkür ediyor, ayrıca geçmiş olsun diyoruz.

Demokratik Sol Parti Grubu adına ikinci söz, Ordu Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Konyalı'ya aittir.

Buyurun Sayın Konyalı. (DSP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 7 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ KONYALI (Ordu) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; Demokratik Sol Parti Grubu adına, İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşlerimizi ifade etmek için huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi ve televizyonları başında bizi izleyen değerli yurttaşlarımızı en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Yurdun bütünlüğü ve ulusun birliği için aziz canlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyorum; gazilerimize de, geçmiş olsun dileklerimle birlikte, bundan sonraki yaşamlarında da sağlık ve mutluluklar diliyorum ve 57 inci hükümete de şükranlarımı sunuyorum, programında şehit ve gazilerimizin konut edinme sorunlarına çözüm getirme aşamasına girdiği için.

Değerli milletvekilleri; bugün İçişleri Bakanlığının bütçesini görüşürken, İçişleri Bakanlığı bütçesinde yüzde 59, bağlı kuruluşlar olarak Bakanlık Teşkilat Yasasında yer alan Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinde yüzde 71, Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinde yüzde 79 ve yine, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesinde de yüzde 79'luk bir artış olduğunu; reel artışın da yüzde 9, yüzde 21, yüzde 29 olduğunu görüyoruz. Tabiatıyla, bu en mükemmeli değil, cumhuriyet hükümetinin verdiği en mükemmel ödenek değil; ama, şu kıt kaynakla içinde, ekonominin içinde bulunduğu darboğazlara karşın, bu durumda verilen en iyidir diye düşünüyorum; hayırlı olsun.

Değerli milletvekilleri, Yüce Mecliste İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken her zaman güvenlik güçleri ağırlık kazanır; özellikle de polis burada masaya yatırılır eksisiyle artısıyla. Neden bu böyledir; oysa, yasanın verdiği yetki nedeniyle -ki İçişleri Bakanlığının da en büyük özelliği bu- bir tür, mülkî idare amirleri vasıtasıyla diğer bakanlıkların taşra teşkilatı üzerinde denetimi, yönetimi ve değerlendirmeleri var.

Ayrıca, yine mülkî idare amirlerimizin, yani, vali ve kaymakamlarımızın, genel güvenlik, kamu güvenliği, kamu esenliği, tasarrufa müteallik hizmetleri, artı, sahil ve kıyı güvenliği gibi, güvenlik açısından da sorunlarının en önemlisini, en değerlisini yerine getirmek durumundadırlar. O halde, izninizle, polis ile mülkî idare amirlerini, burada birlikte değerlendirelim diye düşünüyorum.

Konuşmamın başında, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi üzerinde görüşürken de ifade ettiğim gibi, Jandarma Genel Komutanlığının ve Sahil Güvenlik Komutanlığının, bildiğiniz gibi, eğitimi, öğretimi Genelkurmayca sağlanıyor; ama, yüzelli yılı aşan bir süredir, jandarma teşkilatımızın, polis teşkilatının olmadığı kırsal kesimde ve henüz yeni kurulan ilçelerde kamu güvenliğini ve esenliğini sağladığı, Sahil Güvenlik Komutanlığının da, sahil kesiminde, eskiden jandarmanın olan görevleri, kıyı kesiminden karasularına kadar her türlü zabıta görevlerini ve kurtarma işlemlerini yaptığı malumlarınız.

Polis teşkilatımızın, son derece ağır, son derece meşakkatli bu görevlerinin yanı sıra, aldığı ücretin çok düşük olduğu ve kadro eksikliği nedeniyle üç vardiyayı iki vardiyaya sığdırmak suretiyle yorgun, bitkin düştüğü, son hizmet yaptığım iki yerde de, yüzde 25 - 30 eksik kadroyla çalıştığı tarafımızdan gözlemlenmiştir.

Polisin bu kadar eleştirilme nedenlerinden biri veya bu kadar Meclis gündeminde olmasının nedenlerinden biri ve birincisi, kanımca, bireyin içgüdüsünde olan güvenlik, toplumun öncelikli görevlerinden olan güvenlikten kaynaklanması, artı, 1970'li yıllardan sonra ülkemizin içerisinde bulunduğu terör ve anarşiden ve 1984'lerden sonra da, ülkenin ayrı bir bölgesi ve ayrı bir etnik grubu gözetilerek yurdun birliği, bütünlüğünün girdiği tehlike.

Polisin, başka doğal görevleri de çok önemli, terör ve anarşi dışındaki olağan görevleri de çok daha karmaşık; çünkü, demokratik bir ülkede, anayasanın öngördüğü temel hak ve özgürlüklerin söz konusu olduğu bir ülkede, polisin görevi kıldan ince, kılıçtan keskindir. Çünkü, polis, hem can ve mal güvenliğini sağlayacak hem suçluyu takip edecek hem terör ve anarşiyi önleyecek; ama, hem de insan haklarını zedelemeyecek. Polis, hem ruhsatsız yerleri men edecek hem kaçakçılığın men ve takibini yapacak, ama, hem serbest ticaret özgürlüğünü engellemeyecek; hem lâik cumhuriyeti koruyacak, ama, din ve vicdan özgürlüğünü zedelemeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Konyalı, 1 dakika süre veriyorum; buyurun efendim.

HASAN FEHMİ KONYALI (Devamla) – O halde, polisin, bugün, bu üstün görevlerini ifade ederken ve büyük bir feragatla ifa ederken, eğitim düzeyinin yüksek olması, çıtayı yukarıya kaldırmamız gerektiğini, ideal olanın da askerî liseler gibi dört yıllık polis kolejlerinin yaygın hale getirilmesi olduğunu ifade ediyor; eğitim süreci içerisinde, polise temel hak ve özgürlükler ve demokrasi kültürünün aşılanmasını, ama, seçiminin de, özellikle polis amirlerinin seçiminin de mülkî idare amirleri valilerle birlikte, artık siyasetten arındırılmasını, ister adına konsey deyin, ister şûra deyin, ama, mutlaka tarafsız bir komisyonca adayların tespitini, ama, tasarrufun yine hükümete bırakılmasını ve bu görevlilere, gerek mülkî idare amirlerine gerek polis teşkilatımıza, devlet ve hükümet mümessilliği ve 24 saat, yaz kış demeden, gece gündüz demeden çalışan bu feragatlı görevlilere kendi görevleriyle mütenasip ücret ödenmesini, ama, bunun, hiç değilse önümüzdeki yıllar içinde değerlendirilmesini diliyorum ve İçişleri Bakanlığının böyle üç beş dakikada görüşülmeyeceğini takdirlerinize bırakarak, Yüce Meclise en derin saygıylarımı sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Konyalı.

Demokratik Sol Parti Grubu adına son söz, Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Vural'ın.

Buyurun Sayın Vural. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 6 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA MUSTAFA VURAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığının 1999 yılı bütçesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken, Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizin yepyeni bir ulaştırma politikasına gereksinmesi vardır. Tercihlerini bugüne kadar karayolu üzerine yapan Türkiye, değişen ve gelişen dünya konjonktüründe bu tercihini yeniden gözden geçirmek, çağdaş uygulamalara uygun politikalar geliştirmek zorundadır. Bu politikaların da demiryolu ve denizyolu ağırlıklı olması ,çağımızın bir gerçeğidir.

Gerçi "1983-1993 Ulaştırma Anaplanı" adı altında, ülkemize özgü koşullar bağlamında ulusal bir plan yapılmıştır. Ne var ki, bu plan, gerçekleşme şansına kavuşamamıştır. Eğer anaplan uygulanabilseydi, bugüne kadar döviz karşılığı satın alınan milyonlarca metreküp petrol tasarrufu sağlanacak, trafik kazalarında binlerce kişinin ölümü, onbinlerce kişinin de yaralanması önlenmiş olacaktı. Bu olumsuzlukların ve tıkanıklıkların ülkemize maliyeti ise, milyarlarca Amerikan Doları olmuştur. Bu ürkütücü tablo, Türkiye'nin acilen yeni bir ulaştırma master planı hazırlamasını zorunlu kılmaktadır.

Gerek hükümet protokolü ve programında gerekse Ulaştırma Bakanı Sayın Öksüz'ün Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunuş metninde, 57 nci hükümetin demiryolu taşımacılığı ile kıyı şeridinde denizyolu taşımacılığına verdikleri önem sevindiricidir.

Daha çağdaş daha güvenli ve daha ucuz taşımacılık için, yolcu ve yük taşımacılığının yüzde 90'ının yapıldığı karayollarımız üzerindeki yükün azaltılarak demiryollarına kaydırılması ve demiryollarının taşıma payının artırılması için de altyapı yatırımlarına hız verilmesi gerekmektedir. Özellikle, kıyı bölgelerimizde deniz taşımacılığına, yat turizminin geliştirilmesi için de yat limanları yapımına özel önem verilmelidir.

Hava ulaşımı yaygınlaştırılmalı, sivil havacılık sektörünün içine düştüğü sıkıntılardan bir an evvel kurtarılması sağlanmalıdır.

Ayrıca, kent içi ulaşımında da -özellikle büyük kentlerimizde- raylı sisteme dayanan toplutaşıma sistemlerinin geliştirilmesi gerekir. İstanbul'a önerilen "zemin altından Boğaz geçişi projesi"ni de, Demokratik Sol Parti olarak doğru buluyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu vesileyle, gecikmiş bir teşekkürümü de yerine getirmek istiyorum. Seçilmeden önceki görevim nedeniyle birçok yabancı havayolu şirketiyle seyahat etme fırsatı buldum. Kişisel inancım odur ki, Türk Hava Yollarının seyahat ettiğim bu şirketlerden aşağı kalır yeri yoktur; özellikle de, uçaklarının yeniliği ve personelinin içtenliğiyle de çoğundan üstündür. Eksikliklerini de bilerek, Türk Hava Yollarının bugünkü duruma gelmesinde emeği geçen herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Seçim çevrem Antalya'daki yatırımlarla ilgili görüşlerimi de aktarıp, iletişim konusuna değinmek istiyorum. Ulaştırma Bakanlığı çalışma programında, Antalya-Alanya arasında planlanan 121 kilometre uzunluğundaki demiryolu ihalesinin 1 Temmuz 1999 tarihinde yapılacak olmasından, Antalya Havalimanı uçak ve yolcu trafiğini rahatlatmak için planlanan Gazipaşa Havaalanının bir an evvel tamamlanmasına gösterilen çabadan ve stol tipi havaalanı olarak planlanan Kaş Havaalanı proje ve ihale çalışmalarının hızlandırılmasından duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; iletişimde teknolojik gelişmenin hızı, baş döndürüyor; yaşadığımız şu günlerde de, baş ağrıtıyor. Türkiye, gerek teknoloji ve gerekse hizmet itibariyle, bu gelişimin gerisinde kalmamalıdır; zira, toplumumuz, şehirde olsun kırsal alanda olsun, çağdaş teknolojinin özelliklerini ve zorunluluklarını artık algılamıştır. Hem seçim kampanyası döneminde hem de seçimlerden sonra yurttaşlarımızın şikâyetleri, özellikle kırsal alanda, kapasitesi yetersiz, teknolojisi geri telefon santrallerinin yarattığı sorunlara ilişkindir.

2000 yılında üçüncü haberleşme uydusunu da uzaya atacak olan Türkiye, yerdeki iletişim sorunlarını çözecek teknolojik yatırımları kısa sürede tamamlamalıdır. Ülkemiz, hem kablolu TV hem de internet altyapısı konusunda önemli yatırımlar yapmıştır ve yapmaktadır; ancak, nedendir bilinmez, hizmeti sunmada yavaş kalındığı da yaşanan bir gerçektir. Sokak başlarına kadar getirilebilen dağıtım kutularından abonelere ulaşılmakta yetersiz kalınması, hizmet karşılığı elde edilecek kazançlardan, ülke bütçesini yoksun bırakmaktadır.

İletişim sistem ve hizmetlerinin gelişmesine katkıda bulunacak her yaklaşım desteklenmelidir. Kamu kaynaklarının sınırlı ve yetersiz olduğu dikkate alınarak, ulusal güvenliğimizi de göz önünde tutarak, özel sektör ve yabancı sermaye, yatırımlara katılmaya çağrılmalıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemin ekonomik güçlüklerini biliyorum; bu güçlüklerin üstesinden kısa sürede geleceğine de inanıyorum. Ben, ülkemin geleceğine umutla bakıyorum.

Tüm içtenliğimle, Ulaştırma Bakanlığı bütçesinin ulusumuza ve Bakanlığımıza hayırlı olmasını diler, Grubum ve şahsım adına hepinize saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ediyorum ve özellikle zamanı iyi kullandığınız için, ayrıca teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son söz, Doğru Yol Partisinin.

Doğru Yol Partisinde ilk söz, Antalya Milletvekili Sayın Kemal Çelik'te.

Buyurun Sayın Çelik. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Çelik, zamanı eşit mi kullanacaksınız?

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Evet efendim.

BAŞKAN – Süreniz 10 dakika, buyurun.

DYP GRUBU ADINA KEMAL ÇELİK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının bütçesi üzerinde görüş ve düşüncelerimi açıklamak üzere, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi, en samimî duygularımla selamlıyorum.

Hepinizin çok iyi bildiği gibi, İçişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyetinin en temel bakanlıklarından biridir. İçişleri Bakanlığı menupları, çok iyi bir şekilde, Bakanlıkça hazırlanan çok önemli bir eğitimden geçtikten sonra görev alırlar. İçişleri Bakanlığı denilince, genellikle, sadece, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı olarak bilinir; ama, İçişleri Bakanlığının başka görevleri, ülke için çok önemli başka birimleri de vardır. Merkezî idarenin, taşra teşkilatının temsilcisi olan, devletin ve hükümetin temsilcisi olan vali ve kaymakamlarımız da, İçişleri Bakanlığına bağlı teşkilatların başındaki mensuplarımızdır. Yine, mahallî idareler teşkilatı da İçişleri Bakanlığına bağlıdır.

Bu kadar önemli görev ve fonksiyonu ifa eden İçişleri Bakanlığının bütçesi, ne kadar artırılırsa artırılsın, maalesef, son derece düşüktür. İçişleri Bakanlığının bu hakkını hepimiz teslim edelim, bu görev ve fonksiyonlarını teslim edelim. Şu da görülüyor ki, Türkiye'de en çok eleştirilen bakanlık da İçişleri Bakanlığıdır. Tabiî ki, çalışan bakanlık eleştirilecektir; biraz sonra biz de eleştireceğiz.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, ülkemiz, onbeş yıldan bu yana, dünyanın en kanlı terör örgütünün saldırısına maruz; 30 bin civarında polisimiz, askerimiz ve vatandaşımız PKK tarafından katledilmiş, şehit olmuşlardır; ama, şu da bir gerçek ki, Türkiye Cumhuriyeti, onbeş yıldan bu yana, terörle mücadelede her zaman kararlı bir şekilde çalışmıştır; cumhuriyet hükümetlerinin hepsi, terörle mücadelede son derece başarılı adımlar atmışlardır. Ülkenin birlik ve beraberliğinin ve üniter yapısının bozulmaması için, İçişleri Bakanlığı mensupları, askeri, polisi, üzerine düşeni en iyi şekilde yerine getirmiştir. Özellikle 1993'ten sonra, modern teknik ve cihazlarla, o günkü hükümetimizin sağladığı imkânlarla, terörle mücadelede çok önemli mesafeler alınmıştır. Hatırlayacaksınız o günleri; okullar kapalı, saat 15.30'dan sonra dışarıya çıkılamaz, maalesef, gazeteler dağıtılamaz haldeyken, devlet, kararlı bir şekilde, güvenlik güçlerine sağladığı destekle bu mücadelenin üstesinden gelmiş ve o gün başlatılan, o tarihlerde kararlı bir şekilde başlatılan mücadele sonucu, bugün, terör örgütünün başı, İmralı'da hesap verir hale gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, teröristle mücadeleyi çok başarılı yürüttük; ama, teröristle mücadele yapılırken, terörle mücadeleyi de hiçbir zaman gözardı etmememiz gerekiyor; yani, teröre maruz kalan o bölgenin ekonomik ve sosyal konuları üzerinde durmamız, vatandaşlarımızın, özellikle gençlerimizin terör örgütüne meylini önleyici ekonomik ve sosyal tedbirleri almamız gerekiyor, oradaki işsizliği gidermeye yönelik tedbirleri özellikle almamız gerekiyor.

Burada görülen bir şey var; her cumhuriyet hükümeti, o bölgeye büyük imkânlar sarf etmiştir; ama, görülen sıkıntı şu: Bölgeye verilen krediler, sağlanan imkânlar, maalesef, merkeziyetçi yapımız nedeniyle, o bölgede kalmıyor, başka yerlere kayabiliyor. Doğuya gittiğiniz zaman görürsünüz ki, her yerde yarım kalmış tesisler vardır. Her dönemde, yarım kalmış tesisler için paketler açılır; ama, o paketlerden de hiçbir şey çıkmaz.

Şimdi, yapılması gereken şu: Bizim, orada, devletimizin temsilcisi olan valiler var. Valilere güvenelim; kredilerde, yatırımlarda, merkeziyetçiliği bırakalım ve bu yatırımların bitirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması yetkilerini, doğrudan doğruya valilere verelim. Bu konu son derece önemli. Artık ihaleler merkezden yapılırken, o ihalelerin, oraya harcanan paraların yerinde kalmadığını görüyoruz. Bu nedenle, devletin ve hükümetin temsilcisi olan valilere öncelikle güvenelim.

Değerli arkadaşlarım, terörle mücadelede bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri de şudur: Haklı mücadelemizi dünyaya anlatamıyoruz. Maalesef, dünya, bugün, Türkiye'yle ilgili insan hakları, işkence ithamlarında bulunuyor; polisimiz, askerimiz, hak etmediği ithamların altında kalıyor; ama, biz, dünyaya haklılığımızı ilan edemiyoruz. İşte, bu İmralı'daki karardan sonra, şu şekilde karar verirseniz Avrupa Birliğine giremezsiniz, şu şekilde karar verirseniz Avrupa Konseyinden çıkarsınız gibi şeyler oluyor. Bu nedir; bu, biz kendimizi dışarıda iyi anlatamıyoruz, onun için...

Geçenlerde de söyledim; maalesef, özellikle 55 ve 56 ncı hükümetlerimiz, Avrupa'yla ilişkilerini kopardılar "Avrupa defterini kapattık" dediler; bugün, haklı mücadelemizi bile, maalesef, anlatamaz hale geldik. Onun için, dışarıya haklılığımızı anlatalım, daha çok çalışalım.

Bakınız, bir gazetemizde Avrupa'daki patronların başı, önemli bir şahıs diyor ki: "Türkiye bazı haklar sağlamalıdır o bölgede." Birisi soruyor: "Acaba, PKK terör örgütü Türkiye'de kaç insanın, kaç askerin, polisin canını aldı, biliyor musunuz?" "Hayır, onların, öyle, bir kişiyi öldürdüklerini, askeri öldürdüklerini bilmiyorum" diyor. Yani, bütün hükümetlerle temas halinde olan bu kişinin, etkili bir kişinin bile, maalesef, bundan haberi yok. Bu konuyu son derece iyi anlatmamız gerekiyor.

Kuzey Irak konusu da terörle mücadelede çok önemlidir. Geçenlerde anlattım. Kuzey Irak' konusunda, maalesef, Türkiye, 1996'daki Barzani ve Talabani'yi Ankara'da buluşturma sürecini, Ankara sürecini çok iyi değerlendirememiş ve Washington'da, Kuzey Irak'la ilgili federe devletin temelleri atılır olmuştur. Bu, bizim, terörle mücadelemiz açısından büyük bir zafiyetin yanında, Türkiye'nin geleceği açısından da son derece tehlikeli bir durumdur.

Değerli arkadaşlarım, polis, jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, gerçekten, görevlerini gayet güzel yaptılar. Jandarmamız, kırsal kesimde her zaman başarılı oldu; gayet disiplinli bir şekilde görevini yürütüyor. Sahil Güvenlik Komutanlığımız, sahillerimizin güvenliği açısından da, hiçbir probleme meydan vermeyecek şekilde başarılı sonuçlar alıyor. Ancak, özellikle son günlerde, polisimizi yıpratıcı beyanlar çok fazla. Bunlara, tabiî ki, İçişleri Bakanlığı gerekli cevabı verecek.; ama, şurada... Geçenlerde bir televizyon programında, bana "Sayın İçişleri Bakanı, Emniyet kahvehaneye dönmüş dedi; siz ne diyorsunuz" diye sordular. Tabiî, ben buna son derece üzüldüm; böyle bir beyanın olabileceğini düşünemiyorum, ben duymadım, ama, söylenmişse yanlış söylenmiş dedim. İnşallah söylenmemiştir. Bana göre talihsiz bir beyandır. Bunu ifade etmek istiyorum.

Biliyorsunuz, son günlerde bir telekulak olayı var. Bu konu, müfettişler tarafından soruşturuluyor. Mülkiye müfettişlerinin en doğruyu bulacağını biliyorum. Yargıya intikal etti, o konu yargıda da çözülecek; ama, şunu hatırlatmak istiyorum: 11 kişiyi Sayın Bakanımız görevinden aldı, görevden uzaklaştırdı. Bana göre, zamanında alınmıştır, doğru bir karardır; ama, şunu da hatırlatmak istiyorum sayın milletvekillerimize: Bu 11 kişi, 55 inci hükümet döneminde alınmıştır ve bu dönemde de görevlerine son verilmiştir. Bu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bakanlığımızın yapacağı da şudur: Bu dinleme olayını daha iyi araştırmalı ve kamuoyuna aydınlatmalıdır. Kamuoyunda şu var: Polis herkesi dinliyor. Vatandaşlar bize de "beni de dinliyorlar mı" diye soruyor; ama, polis herkesi dinlemez, polis suçluları dinler ve mahkeme kararıyla dinler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, 1 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun efendim.

KEMAL ÇELİK (Devamla) – Münferit bazı hatalar, yanlışlar olmuş olabilir, yanlışlıkla izlenmeler olmuş olabilir; ama, bu konuda, bana göre, polisi yıpratmadan... Çünkü, şu var; bazıları da diyor ki: "İşte, bu, münferit olaydır." Evet, münferit olay olduğu için bunu söyleyeceğiz; yani, Emniyet Teşkilatında, her zaman polis dinleyici değildir; amirlerimiz de, gayet iyi biliyorum ki, bu konuda, astlarına hiçbir zaman emir falan da vermezler. Yani, Türk Milleti, bu konuda, aslında, müsterih olmalıdır; münferit olaylarda üzerine gidilmiştir, bundan sonra da gidilecektir.

Bu konuda, maalesef, Türkiye'de şu var: Enformasyon hukuku Türkiye'de gelişmemiştir. Emniyet Genel Müdürlüğümüz, özellikle üniversitelerle işbirliği yaparak, Türkiye'de enformasyon hukukunu geliştirmeli ve yeni bir hukukî düzenlemeye gidilmelidir. Yani, biliyorsunuz, bilgisayar suçları var, dinleme olayları daha çok teknik olmuş, teknolojik suçlar var; bu konularda, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü üzerine düşen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, mutakabatınız varsa, arkadaşınızın süresini kullanabilirsiniz.

KEMAL ÇELİK (Devamla) – 1 dakika, müsaade ederseniz...

BAŞKAN – 1 dakika...

Buyurun efendim.

KEMAL ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, zaman kısa; ama, bazı önerilerimi burada belirtmek istiyorum:

Organize suçlarla mücadele yasası bir an önce bitirilmelidir; çok önemli bir konudur.

Bir de, şehit askerlerin tıpkı yaşıyormuş gibi terfi ettirilerek, ailelerinin maaş almalarına ilişkin bir tasarının Meclise sunulduğunu duyduk. Şehit polis ailelerinin de bu imkândan faydalanması yönünde bir düzenleme yapılması çok önemli. Şehit aileleri bize bunu ilettiler.

Değerli arkadaşlarım, polislerin maaşları son derece düşük; polislerimiz İstanbul'a gitmek istemiyor. Polislerin maaşı, tabiî, bu arada, diğer tüm güvenlik birimlerimizin maaşı, bana göre, son derece önemlidir.

Bir de, polisler, branşlaşma ve uzmanlaşmayı esas alan bir eğitimden geçirilmeli ve o eğitimden çıktıktan sonra polisin branşı ve uzmanlık alanı belirlenmelidir.

Kimlik bildirme kanunu son derece önemli. Artık, bilgisayar teknolojisine geldiğimiz şu günlerde, nüfus hareketlerini izleyebilecek, Hakkâri'den buraya hareket eden, otelde kalan bir kişinin, hangi otelde kaldığını bilebilecek şekilde bir iletişim ağı, bir an önce kurulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, sözümü daha fazla uzatmak istemiyorum; arkadaşımın zamanı az kaldı.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Gruplar adına son söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız'ın.

Buyurun Sayın Yılmazyıldız. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika.

DYP GRUBU ADINA İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığının 1999 malî yılı bütçesi üzerinde, DYP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclise saygılarımı sunarım.

Ulaştırma Bakanlığı, çok geniş bir kitleye hizmet eden, şu anda, bağlı ve ilgili kuruluşlar dahil 12 genel müdürlüğü ve 210 000 civarında çalışanı bünyesinde barındıran, ülkemizin, haberleşme ve ulaştırma hizmetlerini yerine getiren büyük bir teşkilattır. Bu Bakanlığın genel bütçeden 1999 malî yılı için almış olduğu ödeneğe baktığımızda, 57 nci hükümetin bu Bakanlığa 1999 malî yılı bütçesinden ayırmış olduğu ödenek miktarı, 49 trilyon 745 milyar liradır. Bunun yatırımlar için ayrılan bölümü, 31 trilyon 935 milyar Türk Lirasıdır.

Biz, DYP olarak, bu bakanlığımız vasıtasıyla, bir çok projeyi daha önce hayata geçirdik; birçoğunu da bitirmemize rağmen, açılışları bize nasip olmamıştır; ancak, açılışlarının yapılması da, Doğru Yol Partisi olarak, bize mutluluk vermektedir.

Ulaştırma Bakanlığımıza, 1999 malî yılı bütçesinden tahsis edilen ödeneğin ne kadar küçük ve yetersiz olduğunu görmek açısından bir kıyaslama yapmak gerekirse, ülkemizin ödemiş olduğu birbuçuk günlük dışborç faizine tekabül etmektedir; yani, ülkemizin ödediği birbuçuk günlük dışborç faizi, az önce bahsettiğim 12 genel müdürlüğü bünyesinde barındıran Ulaştırma Bakanlığının bütçesi oluşturmaktadır. Gerek ulaştırma gerekse haberleşme yönünden bu kadar önemli olan bakanlığımıza genel bütçeden ayrılan ödeneklerle hizmetlerin ne derece sağlıklı yürütüleceğinin kuşkusunu taşımaktayım.

Bilindiği gibi, çağımızda, tüm ekonomik, sosyal, kültürel ve turistik faaliyetler, süratli, güvenli ve yeterli ulaştırma ve haberleşme sektörüyle mümkün olabilmektedir. Küreselleşme olgusu içinde, serbest piyasa ekonomisini tercih etmiş olan ülkemizin, uluslararası ilişkiler ve diğer sektörlerin menfaatları ve uyumları açısından makro seviyede dengeli bir ulaştırma politikası üretmesi, buna paralel olarak yatırımlarını dinamik bir yapı içerisinde programlayıp realize etmesi ve bu husustaki zamanlamaya itina göstermesi zorunluluğu vardır.

Ulaştırma sektörünün alt sektörlerini oluşturan, karayolu, havayolu, denizyolu ve demiryolu sistemleri birbirinden bağımsız olarak düşünülemez. Ülkemizin tüm demiryolları, tüm ulaştırma limanları, yat limanları, balıkçı barınakları ve hava meydanları inşaatlarını gerçekleştirmek üzere görevli olan bir genel müdürlüğün 197 projesi için 31 trilyon 710 milyar TL ödenek ayrılmış bulunmaktadır. Ayrılan bu ödeneklerle, ortalama her proje için 161 milyar Türk Lirası ödenek ayrılmış olmaktadır ki, bununla, hiçbir ulaştırma altyapısının kısa zamanda ve hatta, orta vadede yapımı mümkün değildir.

Günümüzde en küçük bir havaalanının bile yaklaşık 25 trilyon Türk Lirasına mal olduğu düşünülürse, bu ödeneklerle, 1 havaalanının 155 yılda; yaklaşık olarak 2,5 trilyon Türk Lirasına mal olan balıkçı barınağının 15-16 yıl gibi bir zamanda bitirilmesi mümkün olabilecektir.

Buradan çok açık bir şekilde görüleceği gibi, ülkemizin ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin yürütülmesiyle görevli ve sorumlu bulunan bir bakanlığın hizmet yapısının ne derece zor ve hatta, imkânsız olduğu ortadadır.

Demiryollarımız, dünyanın en geri kalmış demiryolu şebekesine sahip olup, yolcu taşımacılığında yüzde 4'lük ve yük taşımacılığında da yüzde 5'lik bir paya sahiptir. Bu nedenle, zararın her yıl katlanarak devam etmesi kaçınılmaz bir neticedir. Bu durumdan bir an önce kurtarılabilmesi için, özellikle iki metropolü birbirine bağlayacak olan Ankara-İstanbul hızlı demiryolu, bir an önce ele alınarak gerçekleştirilmelidir. Kısa vadade bu yapılmazsa, mevcut Ankara-İstanbul demiryolu, en kısa zamanda rehabilite edilmelidir.

Diğer taraftan, iki kıtayı birbirine, gerçek anlamda birbirine bağlayacak olan boğaz tüpgeçidinin bir an önce hayata geçirilmesi çok büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizin, Gürcistan üzerinden Ortaasya Türk cumhuriyetlerine bağlanmasını sağlayacak Kars-Tiflis demiryolu projesinin, mümkün olan en kısa zamanda ele alınarak ihalesi yapılmalı; böylece, demiryollarımız dinamik bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün malî yapısı düzeltilerek, sürekli zarar eden, yükümlülüklerini karşılayamayan, gelir yaratamayan, faiz ve kur farklarının altında ezilen, faaliyet dışı giderlerdeki artışı önlenemeyen büyük işletmecilik sıkıntılarını ortadan kaldırmak için yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

Demiryollarımızın, rehabilitasyon programı dahilinde elektrifikasyon ve sinyalizasyon tesisleri yenilenmeli, anahat yük lokomotifleri ihalesi sonuçlandırılmalıdır.

Bölgemiz için hayatî öneme sahip Bandırma-Bursa-Osmaneli demiryolu hattının etüt projesi artık bu yıl tamamlanmalıdır. Balıkesir İlindeki Savaştepe-Soğucak arası 27 kilometrelik yol yenilenmesi için 2 trilyonluk bir ödenek gerekmektedir; bu tamamlanmalıdır. Özellikle, Bandırma-İzmir arasındaki demiryolunun mutlaka iyileştirilmesi lazım. İstanbul'dan Bandırma'ya kadar 1 saat 45 dakikada hızlı feribotla geliyorsunuz; ama, Bandırma'dan İzmir' 6 saatte zor varıyorsunuz.

Bunun dışında, karayollarımızın hali içler acısıdır. Trafik kazalarında büyük can ve mal kayıpları ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun değiştirilmesi, ancak karayollarının yükünün hafifletilmesiyle mümkündür. Yük ve insan taşımacılığında en güvenli ve en ucuz yol olan demiryolu taşımacılığını geliştirmemiz gerekir. Tüm dünyanın benimsediği en güvenli ve en ucuz taşımacılık olan demiryolu taşımacılığı hayata geçirilmeli, mevcut demiryollarının iyileştirilmesinin yanı sıra yeni demiryolları yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; limanlarımıza gelince: Ülkemizde kamu limanlarının mevcut kapasitesi 40-50 milyon ton/yıl civarında olup, buna, kamu iskeleleri, özel sektör liman ve iskeleleri ve akaryakıt tahliyesi de eklendiğinde yaklaşık 200 milyon ton/yıl civarında bir kapasiteye ulaşmaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili ve yaklaşık 8 300 kilometrelik bir kıyı şeridi olan ülkemizin, bu kadar düşük kapasiteli limanlarla Avrupa ülkeleriyle rekabet etmesi mümkün değildir.

Limanlarımızda, 2015 yılına kadar 200 milyon ton/yıl ilave kapasite artırımıyla 400 milyon ton/yıla ulaşılması planlanmıştır. Halen en önemli limanlarımızı işletmekte olan Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünce, Samsun, Haydarpaşa, Derince, İzmir, Mersin ve İskenderun Limanlarında, mevcut kapasiteyi artırıcı ve iyileştirici ekipman ve tesisat yatırımları gerçekleştirilmelidir.

Bandırma Limanı, ülkemizin dördüncü büyük limanıdır. Çevresinde büyük sanayi kuruluşları bulunmaktadır. Yakın bir zamanda, Balıkesir ve Gönen deri oranize sanayi bölgeleri de hizmete girecektir. Bursa-Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi de bu limanden istifade etmektedir. Limanın konteyner altyapısı bittiği halde, bu limana tahsis edilen grenler, Derince ve Samsun Limanlarına kaydırıldığı için, konteyner yüklemesi yapılamamaktadır. Bir an önce, bu grenlerin temin edilerek, Bandırma Limanının da konteyner yüklenebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Erdek feribot İskelesi ve çekek yeri inşaatı da kısa zamanda tamamlanmalıdır. Bu limanın, özellikle, İzmir'e doğru bağlantısını sağlayan Susurluk ve Bandırma, Karacabey ve Bursa'ya doğru bağlan