DÖNEM : 21 YASAMA YILI : 1

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 4

 

22 nci Birleşim

25 . 6 . 1999 Cuma

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1; 1/2; 1/3; 3/122; 1/4, 3/123) (S. Sayıları : 3, 4, 8, 9)

A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1. – Türkiye Büyük Millet Meclisi 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Türkiye Büyük Millet Meclisi 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

B) CUMHURBAŞKANLIĞI

1. – Cumhurbaşkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Cumhurbaşkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1. – Sayıştay Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sayıştay Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1. – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

E) BAŞBAKANLIK

1. – Başbakanlık 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Başbakanlık 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

F) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI

1. – Denizcilik Müsteşarlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Denizcilik Müsteşarlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

G) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. – Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

H) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

1. – Dış Ticaret Müsteşarlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Dış Ticaret Müsteşarlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

I) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLÂTI MÜSTEŞARLIĞI

1. – Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

J) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. – Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

K) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI

1. – Gümrük Müsteşarlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Gümrük Müsteşarlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

L) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1. – Hazine Müsteşarlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Hazine Müsteşarlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

M) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. – Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

N) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. – Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

O) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI

1. – Danıştay Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Danıştay Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Trabzon Milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 10.00’da açılarak iki oturum yaptı.

1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1; 1/3, 3/122; 1/2; 1/4, 3/123) (S. Sayıları : 3, 8, 4, 9) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi ve tasarıların 1 inci maddeleri okundu.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un kendisine sataşmada bulunması nedeniyle bir konuşma yaptı.

25 Haziran 1999 Cuma günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşime 18.45’te son verildi.

Yıldırım Akbulut

Başkan

Tevhit Karakaya Melda Bayer

Erzincan Ankara

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

No. : 17

II. – GELEN KÂĞITLAR

25 . 6 . 1999 CUMA

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Seyit Ömer TEAŞ ile SLİ Açık Ocak İşletmelerinin özelleştirilmesi için açılan ihaleye ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/92) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.6.1999)

2. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Azot Sanayi Gübre Fabrikalarında teknik amonyum nitrat üretiminin durdurulmasının nedenine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/93) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.6.1999)

3. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, baş müdürlüklerin bölge müdürlüklerine dönüştürülmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/94) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.6.1999)

4. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, ÖSS soru kitapçıklarının çalınması olayıyla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/95) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.6.1999)

5. – Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Siirt 50. yıl SSK Hastanesi’nin sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/96) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.6.1999)

6. – Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey’in, Dicle Üniversitesi Hastanesinde Bağ-Kur’lu hastalara bakılmadığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/97) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.6.1999)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 10.00

25 Haziran 1999 Cuma

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Sebahattin KARAKELLE (Erzincan)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22 nci Birleşimini açıyorum.

Sayın milletvekilleri, 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün dört tur görüşme yapacağız.

Birinci tur görüşmelere başlıyoruz.

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1; 1/2; 1/3, 3/122; 1/4, 3/123) (S.Sayısı: 3, 4, 8, 9) (1)

A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1. – Türkiye Büyük Millet Meclisi 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Türkiye Büyük Millet Meclisi 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

B) CUMHURBAŞKANLIĞI

1. – Cumhurbaşkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Cumhurbaşkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1. – Sayıştay Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sayıştay Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1. – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN – Birinci turda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, soru sormak isteyen milletvekillerinin kısa, gerekçesiz ve kişisel görüşleri ileri sürmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyecek şekilde hazırlayacakları sorularını, gruplar adına yapılacak konuşmalar bitinceye kadar yazılı olarak Başkanlık Divanına göndermelerini rica ediyorum. Gruplar adına yapılacak konuşmalar tamamlandıktan sonra gönderilecek sorular kabul edilmeyecektir.

(1) 3, 4, 8 ve 9 S. Sayılı Basmayazılar 24.6.1999 tarihli 21 inci Birleşim tutanağına eklidir.

Birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Gruplar: Anavatan Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır; Demokratik Sol Parti Grubu adına, Kütahya Miletvekili Emin Karaa, Karabük Milletvekili Erol Karan, İstanbul Milletvekili Osman Kılıç, İstanbul Milletvekili Necdet Saruhan; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya; Fazilet Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak, İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu, Konya Milletvekili Faruk Bal, Van Milletvekili Ayhan Çevik, Kayseri Milletvekili Sadık Yakut.

Şahıslar : Lehinde, Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı; aleyhinde, Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman.

Birinci turda, Anavatan Partisi Grubu adına, Ertuğrul Yalçınbayır.

Buyurun Sayın Yalçınbayır. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı ve Sayıştay Başkanlığı bütçeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi, sevgi ve saygıyla selamlarım.

Üzerinde konuşacağımız bütçelere baktığımızda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasamayı; Cumhurbaşkanlığı, Anayasamızdaki düzenlemesi itibariyle, yürütmeyi, yürütmenin içinde olmayı; Anayasa Mahkemesi, yargıyı ve Sayıştay, yine, yargının içinde, Türkiye Büyük Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan bir organı temsil ediyor ve kuvvetler ayrılığı prensibinin tezahür ettiği bir bütçeyi tartışıyoruz. Buradaki kuvvetlerin birbirine üstünlüğü yok; kuvvetlerin birbiri arasında medenî ilişkiler var. Bu, Anayasamızın “Başlangıç” kısmında da açıklıkla belirtilmiştir.

Üzerinde konuşacağım ilk bütçe, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin 70 trilyon 927 milyar 750 milyon olarak teklif edildiğini görmekteyiz ve bütçe teklifi dört ayrı programdan oluşuyor; yönetim ve destekleme hizmetleri, yasama hizmetleri, millî saraylar (köşkler, kasırlar) bunların idare ve korunması ve bu bütçeler arasındaki transferler. Bu programlar itibariyle ve genel politika itibariyle konuşmalarımı sürdüreceğim.

21 inci Dönem başladı. 21 inci Dönemde, şu ana kadar dört kanun çıkarıldı. Bunlardan biri Anayasa değişikliğiyle ilgili, diğer üçü, Bankalar Kanunu, DGM'lerle ilgili uyum kanunu ve üçüncü başbakan yardımcılığı ihdası hakkındaki kanun. İlk kanunun anayasa değişikliğiyle ilgili olması fevkalade önemli. 345 milletvekilinin teklifiyle başlayan süreç, 423 milletvekilinin kararıyla sonuçlandı. 423'ün üzerindeki milletvekillerinin de bu konudaki kuralların genişletilmesine dair taleplerinin varlığını bilmemiz, bizi, daha da umutlandırmıştır. Anayasa değişiklikleri hususunda, 21 inci Dönemin daha etkili ve verimli çalışmalar yapacağını ümit ediyoruz. Daha sonraki konuşmalarımda bunların üzerinde de duracağım.

21 inci Yüzyıl, bir yarışma yüzyılı, rekabet ve kalite yüzyılı. Türkiye, bu rekabete hazırlanırken yapısal reformlarını gerçekleştirmek zorunda ve Türkiye'nin sorunları, ertelenmeye tahammülü olmayan sorunlar. Devletin hantallaştığı, merkeziyetçiliğin hizmet sunumunu zorlaştırdığı hepimizce biliniyor. Devlet yönetiminin yeni bir anlayışla ele alınması gereği hususunda herkes ittifak halinde. Yasama, yürütme ve kamu yönetimi anlayışının kamunun yararı ve bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ve dünya standartlarını yansıtan biçimde düzenlenmesi, yönetimde yapısal reform ve ekonomide yapısal reform, çağdaş cumhuriyetin temel hedefleri arasında. Devletin, siyasî partilerimizin ve toplumun bilgi birikimi, bunları gerçekleştirmeye fevkalade müsait. Hangi düzenlemelerin yapılacağı, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının 1999 yılı programında da belli, Meclise sevk edilen 20 nci Dönemdeki kanun tasarı ve teklifleriyle de belli. Eğitimden çevreyle ilgili kurumsal düzenlemelere kadar, 20 başlık altında bunları sıralamak mümkün. Her alanda dünya standartlarını yakalayan, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını teminat altına alan kurumları kuran bir Türkiye, 21 inci Yüzyıla imzasını koyacak bir Türkiye'dir.

20 nci Döneme baktığımızda, 249 kanunun çıkarıldığını, 1552 tasarı ve teklifin kadük olduğunu görmekteyiz. Bunlar, bir bilginin, birikimin ürünleri olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin raflarında durmaktadır. Bunların harekete geçirilmesi, hem Bakanlar Kurulunun hem de sizlerin bunları yenilemesiyle olacaktır. Yine, kanun hükmünde kararnamelerin çokluğu, önümüzdeki en önemli işlerdendir.

Kadük haline gelen 20 nci Döneme ait bazı kanun teklif ve tasarılarını -kamuya da moral vermek açısından- sıraladığımızda, geçen dönemin sonuç alamayan, ama çalışan bir dönem olduğunu da göreceğiz. Anayasanın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83 üncü maddesi, memur sendikaları, merkezî idareye ait yetkilerin çoğunun yerel yönetimlere devri, sosyal sigortalardan emekli olacakların yaşları, Memurin Muhakematı Hakkında Kanun, ithalatta haksız rekabetin düzenlenmesi, Sermaye Piyasası Kanunu, Siyasî Partiler Kanunu, Anayasaya uyum kanunları, gümrük mevzuatının yeniden düzenlenmesi, örgütlü suçlarla mücadele, olağanüstü hal bölgesindeki yatırımların teşvikiyle ilgili kanun teklif ve tasarıları, adliye mahkemelerinin kuruluşları, yargıda reformu içeren kanun teklif ve tasarıları, hayvanların korunması, pişmanlık yasası ve buna benzer birçok yasa; bunlar bizim malvarlığımız. Bunları harekete geçirmek, etkin ve verimli hizmet yapabilmek Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün değiştirilmesiyle mümkün olacaktır. Bununla ilgili çalışmalar öteden beri sürdürülmektedir. Ümit ediyoruz ki, bu dönemde bunlar gerçekleşecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince sık sık başvurulan, toplumun güncel sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyan ve ilgili bakanlıkları denetleyen bir müessesedir. Bu yönü itibariyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi, toplumun sorunlarını süratle Meclise yansıtmaktadır; ancak, sonuç alabilmek oldukça zor olmuştur. Bunun nedeni, demokrasideki, yönetimdeki zafiyetimiz idi; ama, uzlaşmacı bir anlayışla kurulan bu hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugüne kadar sürdürdüğü çalışmalar içinde muhalefetin fazlaya ait taleplerini ileriye sürmesi, pozitif bir muhalefet yapması, alternatifler sunması, Türkiye'nin umududur ve bu uzlaşmanın sadece hükümet itibariyle değil, tüm partiler itibariyle ve toplum itibariyle olacağını ümit ediyoruz.

Geçen dönemin en önemli konularından biri, yine, bu döneme aktarılacak olan soruşturmalardır. Soruşturmaları düzenleyen Anayasanın 100 üncü maddesi, zaman zaman suiistimal edilmiştir. Bu suiistimalin önlenmesi bakımından, Anayasanın 100 üncü maddesinde de gerekli değişikliğin yapılacağını ümit ediyoruz.

Yasama dokunmazlığı itibariyle, 20 nci Dönemde her ne kadar Anayasanın 83 üncü maddesinin ikici tur görüşmeleri yapılmadıysa, geçmediyse de, Türkiye Büyük Millet Meclisi, dokunulmazlıkların kaldırılması hususunda geçmiş dönemlerden çok daha aktif olmuştur ve birçok milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmış, bununla ilgili ilke, Anayasanın 76 ncı maddesinde belirtilen seçilme yeterliğiyle sınırlandırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünde bekleyen hususlardan biri de, dokunulmazlık müessesenin, kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılmasıdır. Buna dair anayasa değişiklik teklifi, herhalde, önümüzdeki günlerde gelecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde geçen dönem uyum komisyonu olarak çalışan komisyonun, Sayın Başkanımızın davetleriyle, bu dönemde, yine çalışacağını ve olumlu üretimler yapacağını ümit ediyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli hadiselerinden biri de, siyasî ahlak yasa tasarısı veya teklifleridir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, geçen dönemde buna dair birçok çalışma yapılmış ve Meclisin komisyonlarında -Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonunda- gerek 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gerek 3069 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ile Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun gerekse 3671 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin Ödenek, Yolluk ve Emekliliklerine Dair Kanun ve buna bağlı olarak Anayasanın 83 üncü ve 100 üncü maddelerinin değiştirilmesi ve yine, geçen dönemde, Sayın Cindoruk tarafından verilen kamu yönetiminde ahlak yasa teklifi, fevkalade önemlidir.

21 inci Dönemin, gerek mal bildirimlerinin gizliliği, sürekliliği, denetimi ve kamu vicdanını yaralayan, özellikle 3671 sayılı Yasanın uygulanmasından kaynaklanan boşluğu doldurmak için, bir düzenleme yapması gerekmektedir. 3671 sayılı Yasa uyarınca, geçen dönem milletvekilleri 15 Nisanda maaşlarını aldılar, üç ay yerine üç gün çalıştılar. Bunun, toplum vicdanını nasıl yaraladığını hepimiz biliyoruz; ancak, 3671 sayılı Yasanın 6 ncı maddesine göre, verilenlerin geri alınması mümkün değil. Bu nedenle, bunları haksız zenginleşme sayamayız; ama, 6 ncı maddeyi yeniden düzenleme veya seçim tarihini belirlerken bu hususa dikkat etme gereği ortadadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, geçmiş dönemlerde, zaman zaman itibar kaybetmiştir; buna dair yapılan kamuoyu yoklamaları, bu hükmü doğrulamaktadır. Atatürk'ün 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisini açarken söylediği gibi, bu Meclisin varlığı, her şeyden evvel, meşruluk ve sorumluluk esaslarının milletçe itibar ve saygı gösterilmesinin şart sayıldığının bir delilidir. Meclisin varlık sebebinin milletçe itibar ve saygı görmesi şartına bağlanması, fevkalade önemli bir hadisedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarının yükseltilebilmesi, demokratikleşme, Anayasa değişiklikleri, Siyasî Partiler Kanunundaki değişiklikler, Seçim Kanunundaki değişiklikler, Meclisin yeniden yapılanması, insan haklarına saygı, sosyal ve ekonomik hakların güvence altına alınması ve mahallî idarelerin güçlendirilmesi gibi yasaların çıkarılmasıyla da mümkündür. Meclisin itibar ve saygı görmesi, ülkede huzurun sağlanması, ekonominin istikrara kavuşması, kamu açıklarının azaltılması, kamu mallarına haksız el uzatmaların önlenmesi, enflasyon canavarının yenilmesi, insanca yaşamak için yatırımlara yeterince payın verilmesiyle de mümkün olacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin faaliyetleri arasında yönetim ve destek hizmetlerine baktığımızda, Mecliste epey personelin çalıştığını görüyoruz. Norm kadroların tespitiyle bunun yeniden düzenlenmesi ve gözden geçirilmesi hususunda çalışmaların başlatıldığını biliyoruz. 2919 sayılı Kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan kişilere sağladığı avantajın zaman zaman yöneticiler tarafından suiistimal edildiğini gördük. Meclise başka kurumlardan gelip, iki gün üç gün çalışıp emekli olanları gördük. Bunların Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesine ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına ne kadar zarar verdiğini, geçen dönemde yapmış olduğumuz denetim müesseselerinin işletilmesi suretiyle de gördük. 2919 sayılı Kanun, fevkalade geniş takdir yetkisi veriyor Başkanlığa. Bu takdir yetkisinin objektif kurallarla, kendileri tarafından, başlangıçta peşin olarak konulmasının gereğini ifade etmek istiyorum. Yerel yönetim reformu yapıldığı takdirde, Türkiye Büyük Millet Meclisine her gün gelen onbin kişi yerine çekilecek. Bunu yapmak zorundayız biz. Buraya yurdun çeşitli yerlerinden gelen kişilerin herhangi bir şeyi de elde etmeden, edemeden, birçok masraflar ederek yerlerine döndüklerini biliyoruz. Eğer, yerel demokrasileri güçlendirirsek, yerinden yönetimleri güçlendirirsek, ümit ediyorum ki, bunun da önüne geçilmiş olacaktır.

Millî saraylar, köşk ve kasırlar itibariyle, bu değerler, bizim, atalarımızdan ödünç aldığımız ve gelecek nesillere devredeceğimiz değerlerdir, emanetlerdir. Bu emanetlerin korunması hususunda çok daha dikkatli davranılmasını diliyoruz. Dolmabahçe Sarayında yaşanan tehlikeyi ve tehdidi, yıkılma tehdidini hep birlikte gördük. Bu konuda denetim yapan basın görevlilerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonuyla ilgili iddialar yargı mercii önündedir. Bunun üzerinde herhangi bir şey söylemek istemiyorum; ancak, Genel Kurul salonu, uygulanan son teknolojiyle, Meclisin çalışmasına hız kazandırmıştır.

Dış ilişkileri düzenleyen 3620 sayılı Kanunun uygulanması itibariyle kısaca şunu söylemek istiyorum: Dostluk grupları daha etkin ve verimli çalışmalıdır. Geçen dönem İtalya ile aramızda yaşanan olayda gördük ki, İtalya Parlamentosu Dostluk Grubunda sadece üç kişi var. Bizim, bu konudaki kulis faaliyetlerini iyi yapmamız ve kendi lobilerimizi oluşturmamızda dostluk gruplarının çok önemli rolleri bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı bütçesi 24 trilyon 120 milyar lira teklif edildi. Şüphesiz ki, Cumhurbaşkanlığı, milletimizin her zaman için güven duyduğu, onurlu bir görevdir ve Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; yeminine göre de tarafsızdır. Yine, Cumhurbaşkanı, Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlamak görevi altındadır; yasama, yürütme ve yargının, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak, ahenk içinde çalışmalarının yürütülmesinden de sorumlu olandır.

Geçen dönem, Cumhurbaşkanlığına bağlı olan Devlet Denetleme Kurulunun, demokratikleşme yolunda engel oluşturan yasaların ayıklanıp düzeltilmesiyle ilgili inceleme ve araştırma raporu, nedense, yeterince tartışılamamıştır. Bu raporun ve diğer hususların güncelleştirilerek, Türkiye'nin 21 inci Yüzyıla hazırlanması zarureti ortadadır.

Sayıştayın görevlerini hepimiz biliyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmanın çok önemli bir görev olduğu belli. Demokrasilerde, denetim en önemli hadise.

Anayasa Mahkemesi bütçesine süratle geçmek istiyorum. Daha kaliteli demokrasi için daha kaliteli yasaları çıkarmamız gerekiyor. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, hukukun üstünlüğünü benimsemiş, özgürlük, çoğulculuk, farklılıklarla kaynaşma ve onları özendirme, yasama ve yürütmede, yargıda katılımcılık özelliklerindendir.

İnsan hakları ve özgürlüklerinin koruyucusu, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin güvencesi, Anayasa Mahkemesidir. Toplumsal örgütlenmenin ulaştığı çağdaş düzen, çoğulcu, demokratik hukuk devletidir. Hukuk devleti, çağdaş devletin belirleyicisidir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulünün 50 nci yılında olunması, temel hak ve özgürlükler, Anayasamızdaki insan haklarına saygının vazgeçilmez bir nitelik olması ve maalesef, 1982 Anayasasında özgürlüklerin önemli ölçüde sınırlandırılması... Bizim süratle bunları ortadan kaldırmamız gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, bir dakikanız kaldı efendim.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Anayasalar ve yasalarda insan hak ve özgürlüklerine verilen değer, ulusların kültür ve uygarlık alanındaki durumlarını da göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Anayasanın geçici 15 inci maddesini kaldırmak zorundayız, geçici 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasını kaldırmak zorundayız; çünkü, biz, geçende, Anayasanın 143 üncü maddesini değiştirirken, âdil yargılanma hakkının, tarafsız mahkeme, bağımsız mahkeme boyutunun çok küçük bir adımını attık. Bu adımı, tüm mahkemeler itibariyle, tüm hak arama mercileri itibariyle, bizim, daha büyük atmamız gerekmektedir. Kişinin mahkemede hak arama özgürlüğünü ve adil bir şekilde yargılanmasını güvence altına alan, imzaladığımız uluslararası normlara aykırı olan geçici 15 inci maddenin üçüncü fıkrasını kaldıralım artık. 668 kanun, 100'ün üzerinde kanun hükmünde kararname ve kararlar... Bunlar hakkında yargı denetimi yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Sayın Başkanım, 1 dakika daha rica edebilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Artık, biz, trenttir, konjonktürdür, bu gibi kısıtlamaları kaldıralım. İnsan hakları, her zaman, her yerde, kayden ve fiilen ve şimdi olmalı; 21 inci Yüzyıla biz ancak böyle gireriz. Bunun önündeki engellerin neler olduğunu tek tek biliyoruz. Bu bilgi birikimimizi, demokratik cesaretimizi bu Meclisin ortaya koyması lazım. Kurumlar ve kurallar manzumesi içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi serbest iradesiyle -ama, birtakım hususları tabiî ki değerlendirerek; fakat, konjonktüre ve trende takılmayarak- insan hakları önündeki engelleri kaldırmalıdır.

163 üncü maddenin yeniden geri gelmesi, 140'ın, 141'in, 142'nin yeniden geri gelmesi... Bunlar, olacak şeyler değil. Biz çağdaş devlet olacaksak, demokratik hak ve özgürlükleri sınırlandırmak yerine genişletmek zorundayız, bireyin hukukunu yüceltmek zorundayız, devletin karşısında bireyi korumak zorundayız. Bu Meclisin bunları gerçekleştirebileceğine inanıyor; hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bazı sayın milletvekillerinin, Genel Kurulda, defaatle ikazlara rağmen, cep telefonlarını kapatmadıklarını görmekteyiz. Bu durum, gerek konuşmakta olan hatibin gerekse dinleyen üyelerin dikkatlerini dağıtmaktadır. Bu nedenle, sayın milletvekillerinin cep telefonlarını Genel Kurul salonunda kapalı tutmalarını önemle rica ediyorum.

Şimdi, söz sırası Demokratik Sol Partinin; yalnız, burada, 4 üye söz almış, konuşma süreleri 5'er dakikadır.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Emin Karaa; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA EMİN KARAA (Kütahya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1999 yılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Radyo Televizyon Üst Kurulu bütçeleri üzerinde Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

18 Nisan seçimlerinden bu yana üç ay gibi bir süre geçti; 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama dönemi, geçen dönemlerle karşılaştırıldığı zaman, aslî görevine çok hızlı bir şekilde başladı. Meclisimiz, acilen yapılması gereken Bankalar Kanunu değişikliğini, devlet güvenlik mahkemelerinin kuruluşunu düzenleyen Anayasanın 143 üncü maddesi değişikliğini, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş Kanunu ile Askerî Hâkimler Kanunundaki değişikliği çok kısa bir sürede, büyük bir çoğunlukla gerçekleştirerek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin isterse çok kısa sürede neleri başarabileceğini göstermiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama görevini en iyi biçimde yerine getirebilmek için, gerekli olan her olanağa sahiptir. Sekreterler ve danışmanlar, deneyimleriyle, milletvekillerine her türlü bilgi, araştırma ve dokümanı en kısa zamanda toplayabilirler. Dahası, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye'nin en büyük arşiv, dokümantasyon merkezi ve kütüphanesine sahiptir. Bu çatı altında, yaklaşık 30 bin ciltlik kitap, 60 bin ciltlik sürekli yayın ve her yıl ortalama 7 bin yayın ilavesiyle milletvekillerinin yasama ve yürütmeyi denetleme çalışmalarında etkin şekilde enforme edilmelerine yönelik olarak kütüphane, dokümantasyon, enformasyon ve araştırma hizmetleri vardır. Kısacası, milletvekillerine çalışabilmeleri için, Türkiye Büyük Millet Meclisinde her türlü olanak sağlanmıştır. Ne var ki, nasıl çalışabilecekleri, ne zaman okuyup araştırma yapabilecekleri hiç hesaba katılmamıştır.

Hepinizin bildiği ve yakından yaşadığı üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisine, her gün, yurdun her yanından binlerce vatandaş akın etmektedir. Sabahın erken saatlerinden itibaren, o küçücük, 6 metrekarelik odalar, koridorlar, bahçeler, kulisler ve de 4 büyük lokantasında insanlardan geçilmiyor. Elbette, hakkı çiğnenen, hukuku zedelenen vatandaşlar ile illerinde sorunlarını çözemeyenler, iş arayanlar, hastaları bulunanlar, belediye başkanları, muhtarlar çözüm için Meclise geleceklerdir, geliyorlar ve milletvekillerinden medet umuyorlar; ama, ne çare!.. Bu akından, bu hücumdan hepimiz bunalıyoruz, boğuluyoruz; elimizde tılsımlı değnek olduğunu zanneden seçmenlerimizin beklentilerine cevap vermekte zorlanıyoruz. Yazı da yazsak, kart da yazsak, ilgili bakanlığa ya da kamu kuruluşuna bizzat gidip takipçi de olsak, nereye kadar... Böyle, kaç kişinin işini görebiliriz.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; sistem bozuktur. Sistem değişmedikçe, ufacık bir sorun bile Ankara'dan, o da torpille çözüldükçe, kimsenin kimseyi kınaması, eleştirmesi mümkün değildir. Vatandaş milletvekiline, milletvekili bürokrata ya da bakana rica, minnet, torpil, yalvarış... Herkes bunalmış, herkes sıkılmış. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu konuda üzerine düşeni yapmalı, böyle gelmiş böyle gider anlayışına seyirci kalmamalıdır Sayın Başkanım.

Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye'nin en büyük KİT'i durumundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisini özelleştiremeyeceğimize göre, A'dan Z'ye kadar elden geçirilmesi gerekmektedir. Bu sorun, masaların, koltukların değişmesiyle, salonun yenilenmesiyle düzeltilecek bir sorun değildir; her şeyden önce, Meclis İçtüzüğünün tekrar gözden geçirilmesinde büyük yarar vardır. Meclisin etkinliğini, milletvekillerinin etkinliğini, yasaların hızla çıkarılmasına olanak sağlayacak şekilde yeniden değerlendirmeye almak lazımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN KARAA (Devamla) – 1 dakika eksüre verirseniz, konuşmamı tamamlayacağım efendim.

BAŞKAN – Efendim, yalnız, Sayın Genel Kurula bir ricamız var: 6 günde bütçenin bitmesi gerekiyor ve aylardır geçici bütçeyle idare edilen Türkiye’de, bu bütçenin çıkarılması bekleniyor; sayın üyelerin, lütfen, öngörülen süre içinde konuşmalarını bitirmelerini rica ediyorum.

Buyurun efendim.

EMİN KARAA (Devamla) – Her gün binlerce insanın Türkiye Büyük Millet Meclisine yurdun her yerinden gelmek zorunda kalmasını önlemek amacıyla, milletvekillerinin her ay üç hafta Mecliste, bir hafta da yörelerinde çalışmasına olanak sağlanacak bir düzenleme getirilmesi mutlaka gerekmektedir. Böyle bir kural konulduğunda da, artık, Meclise kesinlikle ziyaretçi alınmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, kısa zamanda bu tür bir değişiklik sağlanmazsa, bilinmelidir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin bunca yıldır olageldiğince ne okumaya ne araştırmaya ne de kanun teklif ve tasarılarına eğilecekleri zamanları hiç olmayacaktır. Bu kadar zaman darlığı içinde Türkiye Büyük Millet Meclisini anlatma imkânım elbette yoktur.

Bir de, benim bu konuşma sürem içinde, RTÜK vardı. RTÜK için söyleyebileceğim, sadece, bu kurulun, yasanın zorunlu kıldığı görevlerini yerine getirmediğidir.

Türkiye Büyük Milllet Meclisi bütçesinin ve 1999 yılı bütçesinin Türkiye için hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karaa.

Şimdi söz sırası, Karabük Milletvekili Sayın Erol Karan'da.

Buyurun Sayın Karan. (DSP sıralarından alkışlar)

EROL KARAN (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1999 yılı Cumhurbaşkanlığı bütçesiyle ilgili Demokratik Sol Partinin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının temel hedefi, kamu harcamalarının sağlam gelir kaynaklarıyla finanse edilmesi ve ekonominin verimliliğinin artırılması suretiyle, enflasyonun daha da aşağılara çekilmesi ve kamuda harcamaların disipline edilerek, bütçe açığının kontrol altına alınması olarak belirlenmiştir.

Cumhuriyetimiz, iç ve dış sorunların yoğunlaştığı bir dönemden geçiyor. Cumhuriyetimizin üzerine kurulduğu değerlere içeriden ve dışarıdan yoğun saldırılar var. Bu ortamda, Sayın Cumhurbaşkanımızın yürütmeyle ilgili görevleri önem kazanmıştır; Anayasamızda tanımlanan Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalma, laik cumhuriyeti, milletin bağımsızlığını, egemenliğini koruma ve devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlama görevleri çerçevesinde yürütme görevini yerine getirmektedir. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı, hiçbir sürece karışmamak biçiminde algılanmamalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı, laikliği, demokrasiyi, milletin egemenliğini korumaktan yana taraf olmak zorundadır. Herkesin takdir ettiği devlet adamlığı ve siyasetteki deneyimiyle Sayın Cumhurbaşkanımız, devletimizi bu ilkeler çerçevesinde temsil etmektedir.

Organize suç örgütleri, Türkiye gündeminin önemli sorunlarından biridir. Çeteler, bürokratlar ve siyasetçilerle bağlantı kurarak, devlet içinde örgütlenmişler, bu bağlantılarla güçlenmişlerdir. Çete -bürokrat- siyasetçi ilişkileri, kamu kurumları içerisinde denetim mekanizmalarını baltalamış kurumların içdenetim birimlerini baskı altına almış veya onların raporlarının gözardı edilmesini sağlamıştır. Devlet içerisinde etkinliklerini artıran çetelerle savaşta 55 inci ve 56 ncı hükümetler önemli adımlar atmış, kararlı bir tutum sergilemiştir; elbette, bu kararlı tutum 57 nci hükümette de devam edecektir; ancak, tüm kamu kurumlarında, denetim birimlerinin yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu ortamda, Cumhurbaşkanlığına bağlı çalışan Devlet Denetleme Kuruluna önemli görevler düşüyor. Yürütmenin gücünden etkilenmeyen, bağımsız bir denetleme organı olan Devlet Denetleme Kurulunun daha verimli çalışmasını diliyoruz.

Cumhurbaşkanlığı bütçesi, rakamlara dayanarak nesnel ölçütlerle değerlendirdiğimizde, geçtiğimiz yıla göre yüzde 25 oranında artırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı bütçesi, bir önceki yılın bütçesini enflasyon oranında artıralım mantığıyla yapılmamıştır; harcamaların ve yatırımların fizibilite ve ekspertizi yapılmış, belirlenen miktara göre bütçesi hazırlanmış ve Maliye Bakanlığının genel bütçe disiplinine uygun olarak Meclise sunulmuştur.

Cumhurbaşkanlığı bütçesinin Sayın Cumhurbaşkanımıza ve ulusumuza hayırlı olmasını diliyor ve saygılar sunuyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Osman Kılıç'ta. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA OSMAN KILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1999 yılı Sayıştay bütçesi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli bir yüksek mahkemedir.

Bağımsız bir yargı organı olan Sayıştay, malî ve idarî bağımsızlık açısından irdelendiğinde, dolaylı da olsa, bu alanlarda bağımsızlığının yürütme gücü tarafından gölgelendiği görülecektir. Örneğin, Sayıştayın öngördüğü bütçeler, yürütmeye bağlı bütçe idareleri tarafından değiştirilebilmekte, bütçeleri büyük ölçüde kesintilere uğramaktadır.

Diğer yandan, Sayıştayın idarî yönden bağımsızlığı, özellikle yürütmeye karşı bağımsızlığı irdelendiğinde görülecektir ki, bu alanda da tam bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir. Sayıştay başkan ve üyelerinin seçimi, kendi kurumu içinde değil, çeşitli aşamalarla elimine edilen adaylar arasından, Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılmaktadır. İdarî ve malî bağımsızlığı olmayan bir kurumun, hele denetim ve yargı kurumunun, ne ölçüde yansız ve yeterli görev yapacağını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerektir.

Bu koşullar altındaki Sayıştayımızın mevcut görünümü çok iç açıcı değildir. Örneğin, 1998 faaliyetlerinin belirtildiği rapora göre, kapsam içindeki 11 638 saymanlıktan 1998 yılı denetim programına alınan saymanlık sayısı sadece 1 503'tür. Yine Sayıştay verilerine göre, Sayıştay, mevcut denetim alanını, gider itibariyle yüzde 86, işlem itibariyle yüzde 51, hesap sayısı itibariyle yüzde 21 oranında inceleyebilmektedir.

Sayıştayımızla ilgili altı çizilmesi gereken bir diğer husus, denetim kapsamında olan kamu kaynaklarının boyutudur. Bu aşamada kamu adına kullanılan kaynakların ancak yüzde 51'i Sayıştay denetimi alanı içinde, yüzde 49'u ise denetim alanı dışındadır.

Kanaatimce, denetimde birliğin, eşgüdümün sağlanması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bunun için, tüm kamu dışdenetim kurumlarının bir çatı altında toplanması ve tüm kamu kaynağı kullanan kuruluşların da bu dışdenetim kurumunca denetiminin sağlanması son derece yararlı olacaktır. Özellikle Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun, Demokratik Sol Partinin çok önceden öngördüğü gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisine şeklen bağlı özerk bir statüye kavuşturulması veya Sayıştay içinde konuşlandırılması sağlanmalıdır.

Son yıllarda büyük kamu malî kaynağı kullanılan belediyeler hakkında yoğun usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları bulunmaktadır. Mahallî idareler, dış denetimleriyle ilgili yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar, geçici olarak Sayıştay denetimi kapsamına alınmıştır; ancak, yaklaşık 3 bin civarındaki mahallî idareler saymanlığından ancak 179'u 1998 yılı inceleme programına alınabilmiştir. Bu demektir ki, mahallî idareler, neredeyse, dışdenetim kapsamı dışında kalmaktadır. Bu nedenle, bu idareler, sürekli olarak Sayıştay denetimi kapsamına alınmalı, bunun getireceği maliyetler ve yükler için Sayıştaya gereken takviye yapılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, klasik Sayıştay denetimi olan hesaplar ve belgeler üzerinden yapılan işlem denetiminden, süratle performans denetimine; yani, kaynakların verimli, etkin, tutumlu kullanılması denetimine geçmemiz gereklidir. Bu alanda, 4149 sayılı Yasayla Sayıştaya verilen performans denetimi olanağı son derece isabetli olmuştur. Halen, performans denetimi için, altyapı, eğitim ve örnek uygulamalar çalışmalarını sürdüren Sayıştayın, bu denetimi yaygınlaştırarak uygulaması bir zorunluluktur. Böylelikle, kamu adına kullanılan paranın karşılığının en uygun koşullarda mal ve hizmete dönüşüp dönüşmediği incelenecek ve yetkililer bundan sorumlu olacaklardır. Sayıştayımızın bu olumlu çizgisini geliştirerek zenginleştireceğine ve kamu harcamalarının verimli kullanılması yolunda sorumluları yönlendireceğine inanıyorum.

Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakanımızın bir vesileyle geçtiğimiz günlerde değindiği gibi, gerek siyasî işlevli gerek din işlevli pek çok kuruluş, devlette, kamu kuruluşlarında kadrolaşmak amacı ve gayreti taşımaktadır. Maalesef, özellikle denetim ve yargı kuruluşlarına sızmak, bu çevrelerin ana hedeflerindendir. Son günlerde medyada yayınlanan kasetlerde dinî cemaat liderlerinin adalette ve mülkiyede kadrolaşmayı özellikle teşvik edici çağrıları hafızamızdadır; Sayıştayımız hakkında da bu yönde haberler basın yoluyla kamuoyuna yansımaktadır.

Sayın milletvekilleri, özellikle yargı kurumlarımızı yasama ve yürütme erkinden tamamen bağımsızlaştırmalı ve her türlü kadrolaşma girişimine karşı korumalıyız. Denetim, adalet, güvenlik hizmetlerinde siyasî ve maddî mülahazaların etkili olması en büyük tehlikedir. İnanıyorum ki, Yüce Meclis, bu alandaki öncelikli anayasal ve yasal düzenlemeleri yapacak, denetim ve yargı organlarımızın tam anlamıyla bağımsızlığını sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN KILIÇ (Devamla) – Sayın Başkan, 1 dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

OSMAN KILIÇ (Devamla) – Bu anlamda, Demokratik Sol Parti, yıllardır gündeminde tuttuğu, Anayasanın 159 uncu maddesi değişikliğiyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsızlığına katkı vererek; Anayasanın 83 üncü ve 100 üncü maddelerinin değişikliğiyle, milletvekili, bakanlar ve başbakanların, bağımsız yargı önünde yargılanmasını sağlayarak; 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname değişikliğiyle, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunu bağımsız hale getirerek ve Memurin Muhakematı Kanunu değişikliğiyle, memurların yargılanmasına yeni düzenlemeler getirerek, yargı bağımsızlığına ve demokratikleşmeye önemli katkılar sağlayacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime Büyük Önder Atatürkümüzün sözleriyle son verirken, 1999 yılı bütçemizin, ülkemize ve milletimize, Sayıştay camiamıza hayırlı olmasını diliyor, sizlere saygılar sunuyorum.

"Her şey kanun yapmaktan ibaret değildir; bilakis, o kanunları tatbik etmek ve ettirmekten ibarettir. Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima kuvvetlidir."

Saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Necdet Saruhan'da.

Buyurun Sayın Saruhan. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA NECDET SARUHAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi 21 inci Dönem yasama çalışmalarımızın ülkemize ve ulusumuza hayırlı olması dileğiyle, Demokratik Sol Parti Grubu ve şahsım adına Yüce Kurulunuza saygılarımı arz ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, Anayasa Mahkememiz, siyasî partilerin hesaplarını denetlemek; kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün ve kanun kuvvetindeki kararnamelerin Anayasaya uygunluğunu denetlemek ve incelemek; keza, gerektiğinde Yüce Divan olarak görev yapmak yetkilerini haiz, çok yüce ve çok saygın bir denetim ve yargı organımızdır.

Değerli milletvekilleri, birkaç gün önce, Anayasa Komisyonu Başkanımızla birlikte bir heyet halinde Anayasa Mahkememiz Başkanına bir nezaket ziyareti yaptık. Bu ziyaret sırasında edindiğimiz bilgilere göre, Anayasa Mahkememiz, Avrupa ülkeleri arasında iş yoğunluğu en fazla olan mahkemedir. Yine, Anayasa Mahkememiz, geçen adlî yılda, kendisine intikal eden davalardan 92'sini karara bağlamıştır. Bu davaların yüzde 80'i, itiraz yoluyla Anayasa Mahkememize gelmiş olan davalardır; yani, yerel mahkemelerde görülen davalar sırasında tarafların itirazları veya sayın yargıçlarımızın Anayasaya aykırılık görmeleri halinde resen Anayasa Mahkemesine intikal ettirdikleri davaların oranı yüzde 80'dir.

Bunun yanı sıra, Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi üye sayısının beşte 1'inin de açabileceği, yine, siyasî partilerin ve sair yetkili kurumların açabilecekleri iptal davaları nedeniyle Anayasa Mahkememize yapılan başvuru sayısı ise oldukça azdır.

Sayın milletvekilleri, bu denli önemli yetki ve görevlere sahip bulunan Anayasa Mahkememizin, bilgi çağına ve yaklaşmakta olan 21 inci Yüzyılın teknolojisine ayak uydurabilmesi için, olabildiğince yüksek oranda ekonomik olanaklara kavuşturulması şarttır.

Yine, 11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşmasına rağmen, çalışma hızı ve başarı grafiği çok yüksek olan Anayasa Mahkememizin, daha da başarılı olabilmesi için, daha da verimli olabilmesi için, behemehal, Anayasa Mahkemesi üyelerimizin ve Anayasa Mahkemesi çalışanlarımızın, özellikle özlük haklarının mümkün olduğunca iyileştirilmesi gerekir.

Bu arada, hemen, bir Anayasa Mahkemesi başkanımızın bir anısını arz etmek istiyorum. Geçen yıl Varşova'da yapılan konferansta, maalesef, Anayasa Mahkememiz üyelerine verilen yolluk ve harcırahlar, maalesef otel paralarını dahi karşılamamıştır.

Sayın milletvekilleri, adalet, gerçek ve tüzelkişiler için, en azından, su kadar, hava kadar, eğitim kadar, sağlık kadar önemlidir. Büyük Atatürk'ün "adalet mülkün temelidir" özdeyişindeki "mülk" sözcüğünün, taşınır veya taşınmaz mallar, yani malvarlığı olarak değil, varlığın devam ettirilebilmesi ve yaşamın devam ettirilebilmesi anlamında alınması gerekir. Demokrasiye giden yol, hukuktan ve adaletten geçer. Bu bakımdan, gerek Anayasa Mahkememize gerek diğer adalet kurumlarımıza ayrılan bütçe paylarının olabildiğince yüksek olması ve yüksek tutulması, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmayı hedefleyen ülkemiz bakımından gereklidir.

Sayın milletvekilleri, arz etmeye çalıştığım bu durumlara karşın, 1999 bütçesinden Anayasa Mahkememize ayrılan toplam 871 milyar 500 milyon liralık pay, bir önceki seneye göre yüzde 58,9 oranında artırılarak bu rakama varılmış olmasına karşın, yeterli değildir; hukukçu olarak, benim gönlümde yatan, beynimde düşündüğüm oranda değildir; Demokratik Sol Partinin gönlünde yatan oranda değildir. Ancak, sayın arkadaşlarım, Türkiye, dünya ekonomik krizinin yansımaları ve geçmişten gelen ekonomik sorunlarımızın gittikçe birikmesi sonucu, şu an, bir ekonomik kriz sürecinden geçmektedir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti 57 nci Hükümetinin Programında değinilmiş olduğu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET SARUHAN (Devamla) – Efendim, kısa bir süre lütfederseniz...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

NECDET SARUHAN (Devamla) – ...yine, Sayın Adalet Bakanımızın, gerek huzurda gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda ısrarla vurgulamış oldukları gibi, kamu harcamalarında savurganlığa son vermek, yine, zorunlu harcamalarda dahi tasarruf yoluna gitmek durumundayız. Bu nedenle, ben, Anayasa Mahkememizin, kendisine ayrılmış olan bu kısıtlı bütçe payıyla, geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük başarılara imza atacağına inanıyor; bu vesileyle, Anayasa Mahkememizin ve tüm adalet kurumumuzun saygıdeğer yargıçlarına, savcılarına ve çalışanlarına, Demokratik Sol Parti Grubu ve şahsım adına saygılarımı, teşekkürlerimi iletirken; Yüce Heyetinize, beni dinleme nezaketi gösterdiği için saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya'da.

Buyurun Sayın İyimaya. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerimin başında, Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı bütçesi vesilesiyle, başkanlık sistemi tartışmasını, Yüce Türk Milletinin kürsüsüne taşımak istiyorum.

Aziz arkadaşlar, ülkemizde 1982 yılından bu yana süren ve son yıllarda yoğunluk kazanan başkanlık sistemi tartışmasını, kendi boyutunda doğru teşhis etmek zorundayız. Şu soruların objektif cevaplarını ortaya koymak gerekir: Başkanlık sistemi tartışması, toplumun bir talebi olarak mı, şahsî iktidarın arzuları çerçevesinde mi gündeme gelmiştir; ülkenin ve siyasetin içinde bulunduğu sorunların çözümü için yegâne çare başkanlık sistemi midir; krizlerin günah keçisi olarak gösterilen parlamenter sistem, bu noktada hangi konumdadır?

Değerli milletvekilleri, meşhur söyleyiştir; her sorunun, kolay, basit ve fakat mutlaka yanlış çözümleri vardır. Türkiye'de yapılan başkanlık sistemi tartışması da, kolay ve basit seviyede yürütülen bir tartışmadır. Sorunların derinine inmeyenler veya inemeyenler, siyasetçiler, aydınlar, zayıf alternatifleri çözüm diye sindirirler ve tez elden yapıya eklerler; daha büyük sorun yarattıklarını, önceden değil, zamanı ve sancısı gelince, ancak fark edebilirler. 1876 yılından bu yana, protez ve çok anayasalı yapı özelliği taşımamız, bu kolaycılığın ürünü değil midir?..

Sistem analizine geçmeden önce, şu üç gerçeği vurgulamak zorundayım:

Demokrasi tarihi, bir sistemden öbür sisteme geçişin, hemen hemen, hiç olmadığını göstermektedir. Başkanlık sisteminden parlamenter sisteme, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş denemesi, yok denecek kadar azdır. Böyle bir deneme, bilinmezliklerle ve belirsizliklerle dolu maceralı bir yolculuktur.

Her sistemin iyi ve kötü tarafları vardır. Hükümet sistemlerinin o ülkedeki uygulanma süreci, uyum ve düzeltme kabiliyeti yönünden bulunmaz bir fırsat oluşturur. Başka sisteme geçiş yerine, onun iyileştirilmesi üzerinde durulmalıdır. Değerli arkadaşlar, medeniyet, sabrın ve deneyin semeresidir. Parlamenter sistemimizin ya da Türk tipinin aksayan yanlarını gidermek dururken, bir başka sistem arayışı, deneyciliğin güvenli alanından denenmemişin muhatarasına imrenmek değil de nedir; orada bir saltanat köşkünü kapma pahasına, milleti meçhul bir tecrübe galerisinden geçirmeye hakkımız var mıdır!

Üzüntüyle belirteyim ki, Türk parlamenter sisteminin sorunlarıyla ilgili ciddî bir araştırma yok gibidir. Üniversitelerdeki birkaç önemli tez de, yıllar geçmesine rağmen, henüz yayımlanmamıştır. Meselenin deney, somut sorunlar evreninde derinliğine incelenmesi yapılmadan, demokrasinin kaderini yakından ilgilendiren bir konuda kamuoyu oluşturulmasına yönelik çabaları, panelleri, konferansları, büyük sorumluluk duygusuyla bağdaştıramıyorum.

Millet tarafından seçilen ve bütün bakanların kendisine bağlı olduğu başkan, feshedilemeyen parlamento, yani, yürütme organı ile yasama organının sert bir biçimde ayrılması modeli, içinde bulunduğumuz bunalımın çaresi olarak takdim edilmek isteniyor. Hiçbir şekilde düşürülemeyen, görev süresi sabit, güçlü başkan, istikrarsızlığı, koalisyonların baş edemediği büyük sorunları çözer deniyor; bu sistemin, siyasî sorumluluğun net olarak belirlenmesi; erken seçim ve ekonomisinin yokluğu; denge, fren mekanizmasında özgürlüklere müdahale olunamazlık; bağdaşmazlık sebebiyle milletvekillerinin kendilerini gerçek yasamaya hasretmeleri, ömür boyu iktidarlara kapılarını kapatması; parçalı siyasetten iki partili yapıya geçiş sağlaması, gibi yararları üzerinde duruluyor.

Aziz arkadaşlarım, sistemlerin adaptasyonları, yaldızlanan faydalarına kapılarak kararlaştırılabilecek işlerden değildir. Başkanlık sistemi veya herhangi bir sistem, yalnızca mekanik bir bakışla değil, sosyal yapının bütünü içerisinde ele alınmalıdır. Bu sistemin talihsiz bir kazaya uğramadığı tek ülke olan Amerika'nın dinamikleriyle ülkemiz dinamiklerinin karşılaştırılması, bizi, bu sistemi redde götürür; güçlü federalist; yumuşak partiler yapısı, anayasa bilinci, pragmatist uzlaşma kültürü, demokrasi zihniyeti; yönlendirilmesi zor, gerçeği cımbızla ayıklayan bir kamuoyu, darbe geleneğinin yokluğu; bunları gözardı edemeyiz.

Türkiye, yığılan ve çözülemeyen sorunlar yumağını aşma taahhüdünün umutlu yönlendirmesiyle veya kriz aradönem süreçlerinde başkanlık sistemine geçiş tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Böyle bir sistemin yaşama geçirilmesi halinde, Türkiyemizde neler olabileceğini kaba bir tahminle görür gibiyim. Bakanlıkların, yani yürütme gücünün tamamını elinde tutan kudretli bir devlet başkanını ve çoğunluğu devlet başkanının partisinden olmayan bir parlamentoyu düşünün; devlet başkanıyla parlamento arasında kriz belirdi; yürütmenin muhtaç olduğu kanunlar çıkarılamıyor veya başkan veto ediyor; bu krizin bir yıl, üç yıl süreceğini varsayın; kutuplaşmış karşıt meşruiyette krizi nasıl aşacaksınız? Bu krizi yaşayan ülkeler, aşamadılar; ülkelerine acılar çektirdiler ve demokrasiye veda ettiler. Bu sistemdeki kriz, hareketsizliğe yol açıyor; aksi, askerî darbeleri davet ediyor; rejimi, başkancı veya totaliter yapıya dönüştürüyor.

Türkiye'de başkanlık sistemi, bize has kriz yeteneğimizle düşünüldüğünde, en demokrat bir devlet başkanını dahi, çok kısa sürede despotlaştırabilecektir. Türk Milleti, böyle bir deneye müstahak değildir.

212 yıllık Amerika başkanlık sistemi tarihinde, prosedürünün sonuna kadar işletildiği suçlandırma örneği tek olmasına -belki, Clinton'da iki diyelim- karşın, ülkemizde, devlet başkanlarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde suçlandırılmasının sulandırılması yaşanacak; sunî krizler, gerçek kriz etkisi doğuracaktır.

Geçen yasama döneminde de soruşturmaları, gücün, parmağın ve siyasetin emrine vererek, bunun kanıtını yaratmış değil miyiz! Başkanlık sistemi, sosyal yapıdaki farklılığı, çoğulculuğu ve eğilim çeşitliliğini, temsil edilemezliğin direncinde keskinleştirecektir.

O halde, çare nedir: Sualin tek ve kaçınılmaz cevabı, parlamenter sisteme devamdır. Deneme, yanılma ve düzeltme yönteminin şaşmaz sürecinde ve evrim kanunları içinde parlamenter sistemi korumak, bir demokrasi şartıdır. Parlamenter sisteme kalıcı türden yüklenebilecek veya düzeltme yoluyla bertaraf edilemeyecek kusurlar yoktur. Sorunlar, parlamenter sistemin çok genel yapısı içerisinde çözülebilir; ama, sorunların kaynağı, sistemin kendisi değil, sorunların karakterleridir. Ekonominin yarısından fazlasını kontrol altında tutan, çetelerin içine sızdığı hantal devletten liberal devlete geçiş bir genel sorundur. Hangi sistemi benimserseniz benimseyin, bu sorun durdukça, benimsenen sistemin yozlaşması kaçınılmazdır. Bu yozlaşmadan, başkanlık sistemine geçişin kanıtını çıkaramayız.

Her on yıllarda, komünizm, faşizm, laisizm adlarıyla sendrom ve paranoya üreten evrensel devlet siyaseti, evrensel demokrasi standartları ve insan hakları bakımından bir genel sorundur. Bu sorunun yansımalarını parlamenter sisteme yüklemek, bir analiz hatasıdır. Sermaye ve ideoloji devletinin sarmaş dolaş ilişkisini çözemezseniz, devlet zihniyetini demokratikleştiremezsiniz, mutlakiyetten kurtulamazsınız, cumhuriyetle buluşamazsınız. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Evrimin öğretici ve dönüştürücü sabır ve tahammülünü yaşamak ve kamuoyuna sunmak yerine, bilimsel dirençleri, sıfırın altında güdümlü ve brifing komutlu aydınların veya biricik ordumuzun kurtarıcılığını darbelerle yahut postmodern usullerle sisteme yüklerseniz, bu genel bir sorundur. Bunun sonuçlarından, evrensel globalin dışında bırakılma kaderinden, Türkiye'yi, herhangi bir sistem kurtaramaz. Bu militer tavır, siyaseti, siyasal kültürü ve siyasete katılmayı katleder. Gelenek zincirini ve kurumsallaşmayı kılıcın acı darbesiyle yok eder; kaht-ı rical dediğimiz kadro yokluğu bundandır.

Türk parlamenter sisteminin yapısal ve işlevsel bir kusuru yok mudur?! Arkadaşlar, beşerin ve uygarlığın hiçbir eseri mükemmel olamaz. Şurası muhakkaktır ki, parlamenter sistemimizin güncel ve kronik sorunları, mekanik düzeltmelerle ve kimi eklemelerle aşılabilir. Türkiye, sistem değişikliği gibi maceraya ve lükse muhatap kılınamaz.

Değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası, Cumhurbaşkanına verdiği yetkiler itibariyle başkanlık sistemine doğru güçlü adımlarla doludur. Bu Anayasa, Parlamentoyu fesihte, başbakana ve muhalefet liderine danışmayı dışlayan tavrıyla, halk çoğunluğuna ve seçilmiş iktidara güvenmeyen bir zihniyeti simgeler. Cumhurbaşkanına bağlı kuruluşlar ve Cumhurbaşkanının yetkileri düşünüldüğünde, sistemimizin, bir anayasa mühendisliği sakatlığını taşıdığı rahatlıkla söylenebilir. Esasen, günümüzde fiilî bir başkanlık rejiminin uygulandığını ve parlamenter sistemin fiilen terk edilmiş olduğunu ifade etmek, abartılı bir yanlış sayılmaz. Yaşanan bunca krizler karşısında işletilmesi gereken hakem işlevinin, genellikle ve çoğu zamanlarda askıya alınması, Çankaya mesajlarının süratle yasa tasarılarına dönüşmesi, hükümetle geliştirilen ilişkiler yumağının demokrasi ve sistem standartları karşısındaki karakteri başka bir şekilde yorumlanamaz. Ünlü bunalım siyasetinin ayrıntılı manzaralarını görebildiğimiz kadar seyrediyoruz. Belki de, bu tür alıştırma ve sınamalarla, başkanlık sistemine geçişin örtülü bir stratejisi uygulanıyor.

Değerli arkadaşlar, Türk parlamenter sistemini belli noktalarda gözden geçirmek gerekir. Sorunun üzerinde yıllarca yoğunlaşan bir milletvekili olarak, bu konudaki birkaç önerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kurucu güvensizlik kurumu mutlaka getirilmelidir. Almanya ve İspanya'da uygulanmakta olan bu sisteme göre, güvenoyu alabilecek bir alternatif hükümet modeli oluşturulmadıkça, güvensizlik önergesi verilemeyecektir. Güvensizlik önergesiyle görevdeki hükümetin düşürülmesi, önerge verenlerin ikame hükümetimiz var diyebilmelerine ve bu alternatifi gerçekleştirmelerine bağlıdır.

O dönem Anayasasında bu yönde bir hüküm olsaydı, 31. 12. 1977 tarihinde Demirel hükümeti düşürülemeyecek, güvenoyu alamayan bir hükümeti Türkiye yaşamayacaktı.

Cumhurbaşkanı, parlamenter sistemin hakem kurumudur. Neoparlamentarizmin yapısına uygun ve güncel siyasetin dışında kalacak şekilde cumhurbaşkanının anayasal konumu gözden geçirilmeli ve bağlı kuruluşlar o yapının dışına çıkarılmalıdır. Hakem işlevine anayasal seviyede somut içerik kazandırılmalıdır.

Güvenoyuna mazhar bir hükümet çıkaramaması, önemli işlevleri yerine getirememesi, örneğin cumhurbaşkanını seçememesi ve benzeri kriz hallerinde ayrıntılı kayıt aranmaksızın, belki de, iktidarın ve muhalefetin başına bağlayıcı olmayan bir danışmayla, Meclisi fesih yetkisini cumhurbaşkanına tanımak gerekir.

Kayıtsız fesih yetkisi, yalnızca kriz çözen değil, hükümetin görev süresini uzatan, parlamentoda milletvekili akışkanlığını aza indiren ve koalisyonlarda uyumu sağlayan yapısıyla, kriz önleyen bir mekanizmadır. Hatta, hükümetlerin belli sayıda, ard arda, kısa sürelerde sona ermesi hali de fesih kapsamına alınabilir. Bakan olan milletvekilleri, bakanlıkları döneminde, Türkiye Büyük Millet Meclisince izinli sayılmalı, nispî bağdaşmazlık sistemine geçilmelidir.

Değerli arkadaşlar, ordu dahil, güzel, mükemmel, büyük ordumuz dahil tüm kurumları, yapısal, işlevsel standartlar, yerindelik, demokratiklik, hukukun üstünlüğü ve benzeri ölçütler temelinde dış denetimin içine alacak bir mekanizma, anayasal mekanizma mutlaka oluşturulmalıdır. Bu kurum, öngörülecek bu mekanizma, parlamentoya bağlanabilir. Bu denetim, devletin bürokratik devlet olma karakterini göçertecek, devleti şeffaflaştıracak, bürokrasinin doruğunda veya içinde oturanları kişisel otorite olmaktan çıkaracak ve çeteleşmekten kurtaracaktır.

Temel hak ve özgürlükler ile devletin yeniden yapılanması konularında zorunlu, diğer konularda seçenekli halkoylamasına başvuru mekanizmasına gidilmelidir. Belli tür hükümet tasarrufları içinde aynı yöntem düşünülmelidir. Halkoylaması, demokrasiyi, sandık demokrasisinden katılım demokrasisine dönüştürecek, sistem mühendislerinin koruyuculuk komedilerini halk iradesiyle eritecektir. Bu ve benzeri önlemlerle parlamenter sistemin kusurları giderilebilecek ve siyasal istikrar sağlanacaksa, yönetemezlik aşılacaksa ki, öyledir; başkanlık sistemine geçişin iştahlı senfonileri hâlâ niye?..

Değerli arkadaşlar, ne siyasî akıl, ne sistem geleneklerimiz ve ne de kutupçu yapımız başkanlık hükümetini kaldırabilecek bir toplumsal ortamı vaat etmiyor. Tecrübesine, devlet adamlığına, büyük hizmetlerine hayranlıkla hürmet ettiğimiz, siyasetin ve tarihin de kaydettiği ve fakat her fani gibi tenkitten asla mahrum olmayacak olan Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, bir dönem bu tür tartışmalara anlamlı bir nokta koymuşlardı ve "Özal sultan olmak istiyor" demişlerdi. Bu söz, başkanlık sistemine, her nasılsa, geçilmesi halinde seçimlere katılmamayı içeren ahlakî bir taahhüt olarak algılanmalıdır. Toplum, kamuoyu, söze, bu anlamı yüklemeli ve çözücü hafızasına kaydetmelidir. Tekrar ediyorum : "Özal sultan olmak istiyor." Bu söz o gün için doğruydu, bugün için doğrudur, yarınlar için de doğru olacaktır.

BAŞKAN - Sayın İyimaya, burada kendisini müdafaa edemeyecek kişiler hakkında görüşmemek gerektiğini sanıyorum.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Kürsü dokunulmazlığının ve millî irade arzularının, zannediyorum, hangi üslup içerisinde dile getirileceği noktasında tam bir kanaatim vardır, teşekkür ediyorum.

Görüşülmekte olan bütçeleri vesilesiyle ifade edelim ki, bugünkü yapısı ve işleyişi içinde Türk Parlamentosu, ülkeyi ve toplumu tam bir demokrasiye taşıma kapasitesiyle mücehhez değildir; bu konuda yapabildiklerimiz hiç mesabesinde kalmıştır. Parlamentoyu diğer kuvvetlerin bağımlılığından kurtaracak, kurumsallaşma ve verim sorunlarına katkı sağlayacak yasama akademisi mutlaka kurulmalıdır; Başkanımızın engin tecrübeleri ve çalışkanlığı, zannediyorum, bu semereyi Türk anayasal sistemine bir organ, bir müessese olarak hediye edecektir.

Negatif yasama yetkisini kullanan Anayasa Mahkememizi, anasayal demokrasimizin vazgeçilmez kurumu olarak görürken, kriz dönemlerinde dahi insanı ve özgürlükleri öne alan yorum anlayışını kökleştirmesini diliyoruz.

Devlet muhasebesinin kurumsal denetim organı olarak Sayıştayın, gerçek denetimin hukukî araçlarıyla donatılması elzemdir.

İletişim özgürlüğünün ulaştığı gelişme seviyesine göre RTÜK alanı reformcu bir yaklaşımla yeniden ele alınmalıdır.

Müzakere konusu bütçelerin, kurumlarımız ve milletimiz için hayırlı olmasını Cenabı Hak'tan diliyor, Yüce Parlamentoyu, Partim ve şahsım adına gönülden selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İyimaya.

Şimdi, söz sırası, Fazilet Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mustafa Kamalak'ta.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay Başkanlığı bütçeleri üzerinde, Fazilet Partimizin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken hepinizi hürmetle selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay, bilindiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan bir organdır. 133 yıldan beri bu görevi güçlükle yapmaktadır. Güçlükle yapmaktadır; çünkü, gerçekten, kamu mallarını denetlemek son derece zor bir görevdir. Sayıştay Başkanımızın -değerli hocamızın- veciz ifadesiyle belirttiği gibi, eğer, bu denetim, alımlar, satımlar, bir kimsenin kendi parasıyla yapılıyorsa, burada, hem kalite hem de fiyat önem arz etmektedir. Eğer, alımlar, harcamalar bir kimsenin kendi parasıyla başkası adına yapılıyorsa, burada, kalite değil, sadece fiyat önem arz etmektedir. Eğer, harcamalar başkasının parasıyla, başkasının adına yapılıyorsa, bu durumda, ne fiyat ne de kalite önem arz etmektedir; yani, her ikisinin de önemi yoktur. İşte, Sayıştay, bu noktada, uygun fiyatla en üstün kaliteyi yakalama denetimini yapma mecburiyetindedir.

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay, bu denetimi yaparken, birtakım güçlüklerle karşılaşmaktadır. Her şeyden önce, Sayıştayımızın bugün için bir hizmet binası yoktur. Yedi ayrı işhanında, parça parça hizmet ifa etmeye çalışmaktadır. Bu münasebetle, inşaası, oniki yıldan beri devam etmekte olan hizmet binasının, bir an önce tamamlanması gerekmektedir

Ayrıca, Sayıştayda, birtakım eleman yetersizlikleri vardır. Bu noksanlıkların da, bir an önce giderilmesi icap etmektedir.

Sayıştay bütçemizin, Sayıştay camiamıza ve tüm çalışanlarına hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, üzerinde söz aldığım diğer bir yüksek kuruluşumuz da Anayasa Mahkemesidir. Hepinizin malumları olduğu üzere, Anayasa Mahkemesi, ülkemizde ilk defa, 1961 Anayasasıyla kurulmuş yüksek bir mahkemedir. Onbir asıl ve dört yedek üyeden oluşmaktadır.

Başlıca görevleri; cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini ve birtakım yüksek yargı organlarının hâkim ve savcılarını Yüce Divan sıfatıyla yargılamak, siyasî parti kapatma davalarına bakmak, siyasî partilerin malî denetimlerini yapmak, milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına veya düşürülmesine dair Meclis kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlamak, Uyuşmazlık Mahkemesi başkanını kendi üyeleri arasından seçmek, kanunları, kanun hükmünde kararnameleri ve Meclis İçtüzüğünü anayasal bakımdan denetlemek.

Değerli arkadaşlarım, kanaatimce, Anayasa Mahkemesinin en önemli görevlerini, hukuk devleti bakımından, bu son görev, yani, Anayasaya uygunluk denetimi teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, bugün için, Anayasaya uygunluk denetimi yaparken, yazık ki, Anayasadan kaynaklanan birtakım engellerle karşılaşmaktadır. Bu engelleri, hukuk devleti kavramı açısından, insan hakları bakımından ve hâkimlerin dokunulmazlığı, bağımsızlığı açısından kabul etmek mümkün değildir. Bu münasebetle, değerli arkadaşlarım, bu engelleri, elbirliğiyle bir an önce kaldırmamız gerekmektedir.

Nedir bu engeller? Değerli arkadaşlarım, bu engellerin başlıcaları;

1. Anayasanın geçici 15 inci maddesi.

2. Olağanüstü dönemlerde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler.

3. Birkısım idarî işlemlere karşı yargı yolunun kapatılmış bulunmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, zaman dar olduğu için, kısaca ana hatlarıyla arz edeyim. Anayasanın geçici 15 inci maddesine göre, 12 Eylül rejimi döneminde çıkarılmış olan kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Millî Güvenlik Konseyi kararlarının ve bildirilerinin Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez, iddia edilemez.

Değerli arkadaşlarım, bu yasağı Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile insan hakları kavramıyla ve Anayasanın hiyerarşik bakımdan üstün norm olması prensibiyle bağdaştırmak mümkün değildir. Bilindiği gibi, Anayasanın 11 inci maddesine göre, kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Anayasanın 138 inci maddesine göre de, hâkimler, Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre karar verirler, hüküm tesis ederler. Eğer bir mahkeme, eğer bir hâkim davayı görürken, önüne, 12 Eylül döneminde çıkarılmış bir kararname yahut bir bildiri geldiği zaman, görse ki o bildiri kesin olarak Anayasaya, kanunlara ve vicdanî kanaatine aykırıdır; ama, öyle de olsa Anayasayı bir tarafa bırakmak mecburiyetinde, kanunları rafa kaldırmak mecburiyetinde, vicdanını bir tarafa itmek zorunda; çünkü, o bildirinin Anayasaya aykırı olduğu iddia edilememektedir. Bu durumda ona göre karar verecektir.

Değerli arkadaşlarım, bunu, sanıyorum hiçbirimizin, hatta hiçbir vatandaşın vicdanen kabul etmesi mümkün değildir. O halde kadıralım. Deniliyor ki, efendim, haklısın kaldıralım; ama, şartlar müsait değil.

Değerli arkadaşlarım, bu şartlar ne zaman müsait olacak... Bu Meclisin üzerinde daha üstün bir güç mü vardır... Bu Meclis, millî iradeyi temsil eden bu Yüce Heyetiniz, bu Anayasayı baştan sona yeniden yazacak güçte değil midir... Kaldıralım o halde. (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, öbür taraftan, Anayasanın 2 nci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasanın 105 ve 125 inci maddelerine göre de, hukuk devletinin başının, yani cumhurbaşkanının tesis ettiği işlemlere karşı yargı yolu kapalıdır.

Değerli arkadaşlarım, düşünebiliyor musunuz, bir hukuk devleti tasavvur edin ki, çıkarmış olduğu kanunlara göre, kendi kurduğu mahkemeler nezdinde, kendisinin yetiştirmiş olduğu hâkimler huzurunda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – ... kendisinin tesis ettiği işlemlere karşı, kendi vatandaşlarının hak aramasını engellemektedir. Bu devlete, hukuk devleti demek mümkün mü; elbette değil. O halde, değerli arkadaşlarım, gelin, bu yasakları kaldıralım.

Değerli arkadaşlarım, devletimiz çok güçlüdür. Bakın, telekulaklar devlet kanalına giriyor -birileri vasıtasıyla- çeteler üniformalı vesaire vesaire. Buna rağmen, devlet, devlet güvenlik mahkemeleri kuruyor, özel mahkemeler. Biz diyoruz ki, bu ülkenin, devlet güvenlik mahkemelerine ihtiyacı yok; ama, insan hakları mahkemesine ihtiyacı vardır. (FP sıralarından alkışlar) Gelin, insan hakları mahkemesini kuralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Başkan ikaz etti, sürem doldu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa Mahkemesi bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin'de.

Buyurun Sayın Şahin. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; üç önemli kurumumuzun bütçeleri üzerinde Fazilet Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Evet, bir bütçe kanun tasarısını görüşüyoruz; ama, şöyle sol tarafıma, hükümet koltuklarına bakıyorum, hiçbir hükümet üyesi yok.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Bir sayın bakan geldi.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Bu tasarı nereden gelmişti; hükümetten gelmişti.

Evet, bir bakanımız orada...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Kural böyle.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Bu üç önemli kurumumuzun; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK'ün bütçeleri üzerinde görüşlerimizi arz edeceğim; ancak, her bir bütçe için sürem 3 veya 3,5 dakika. Bu kadar kısa bir süre içerisinde neler söylenebilir, takdirlerinize bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1999 bütçesinden Türkiye Büyük Millet Meclisine ne ayrılmış, Cumhurbaşkanlığına ne ayrılmış, Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanlığına ne ayrılmış; bu ödenekler yeter mi yetmez mi, ben bunlar üzerinde durmak istemiyorum. Bunları önemsiz gördüğüm için değil, asıl, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla maalesef işletilemediği ülkemizde, bu kurumlarımız işlevlerini tam olarak yapabiliyorlar mı yapamıyorlar mı, yerine getirebiliyorlar mı getiremiyorlar mı, anayasal konumlarına uygun hareket edebiliyorlar mı edemiyorlar mı, itibarları nedir, bütçelerinin ne kadar olduğundan ziyade, bu kurumlarımızın itibarları nedir sorusunun cevabının daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, mensubu bulunmakla şeref duyduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı kazanan bir Meclistir, cumhuriyeti kuran bir Meclistir, gazi bir Meclistir. Bu münasebetle, bu Meclisi kuran, bu Mecliste görev yapan, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm büyüklerimizi rahmetle ve şükranla anmayı bir vazife sayıyorum.

Bu Meclis, milleti temsil eder; millet iradesini temsil eder. Bu Meclisteki 550 kişilik tablo, 65 milyonun küçültülmüş halidir. Burası millettir. Burada, 550 kişi değil, aslında, 65 milyon vardır. Parlamenter demokrasiyle yönetilen ülkelerde en üstün irade, millet iradesidir. Millet iradesi üstünde başka iradelerin olmadığı rejimin adıdır cumhuriyet ve özellikle demokratik cumhuriyet. (FP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet adına yasama görevini yapar, denetim görevini yapar; ülke için yararlı gördüğü, istediği kanunu, Anayasaya uygun olmak koşuluyla, çıkarır, değiştirir, gerekirse kaldırır. Türkiye'de, kuralları, burası koyar; ama, değerli arkadaşlarım, maalesef, özellikle son yıllarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında kural koyan, hatta, Meclisin koymuş olduğu kuralları değil, kendi koydukları kuralları uygulayan kişi ve kurumlar ortaya çıktı; YÖK gibi. Halbuki, demokratik ülkelerde, herkes, tüm kişi ve kurumlar, milletin emrindedir; millete ve onu temsil eden şu Meclise karşı sorumludur. Meclis, kimseden emir almaz, kimsenin emrinde olamaz.

Son bir iki haftadır kanun çalışması yapıyoruz; anayasa değişikliği üzerinde çalıştık; bundan sonra da çalışacağız. Anayasa değişikliğinin ve kanun değişikliklerinin veya yeni kanunların daha mükemmel olması için, hükümete, hükümetteki bakan arkadaşlarımıza teklifler götürüyoruz. Bize söyledikleri şu; çok üzüldüğüm için ifade ediyorum: "Sayın vekilim son derece haklısınız; ama, şimdi konjonktür müsait değil. Şu anda, bunu yapamayız."

Değerli arkadaşlarım, bu konjonktür denen şey nedir; yapamayız diyen kişi, nereye dayanarak bunu söyleyebiliyor? Bu sorunun cevabını bulup, bu cevaba göre şu Parlamentoya saygınlık kazandırmadıktan sonra, bu ülkede iki yakamızın bir araya gelmeyeceğini bilmek mecburiyetindeyiz. (FP sıralarından alkışlar)

Peki, sonra ne oluyor? İki öğretmen bir kitap yazmışlar; ortaöğretimde, yazılı sınavlarda sorulan ilginç soruları ve ilginç cevapları içeren bir kitap. Birkaç tane baskı yaptı. Kitabın ismi de "Yine mi Yazılı Var." Lise son sınıfta, yazılı sınavında şöyle bir soru soruluyor: "Demokraside kuvvetler ayrılığı kaça ayrılır" Lise son sınıf öğrencisinin verdiği cevap: "3'e ayrılır; Deniz Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri."

Şimdi, hiç şüphesiz ki, çocuklarımızı da, demokrasiye güvenen, Parlamentonun işlevine inanan gençler olarak yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Bütün bu tablodan çocuklarımız da etkileniyor, bunu söylemek istiyorum.

Milletimiz, doğrusu, bu Meclisten, şu 21 inci Dönem Parlamentosundan çok şeyler bekliyor; ama, benim kaygılarım var, endişelerim var. Niçin? Lütfen hatırlayınız. Meclisin açıldığı gün, Sayın Başbakan Bülent Ecevit geldi buraya, bir cümle söyledi. Ne dedi: "Burası devletin en yüce kurumudur."

Değerli arkadaşlarım, duvarında "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" yazılı bir çatı altında "burası devletin en yüce kurumudur" denilemez. Burası, milletin en yüce kurumudur. (FP sıralarından alkışlar) Bu ülkede, hükümet sorumluluğunu üstlenmiş olan kişinin, önce bunu içine sindirmesi gerekir. (FP sıralarından alkışlar)

Herşeyin yerli yerine oturduğu, sistemin saat gibi çalıştığı bir demokratik düzen tesisinde, hepimize büyük sorumluluklar düşüyor; en fazla da, şimdi bütçesini görüşmekte olduğumuz Cumhurbaşkanlığı makamına düşüyor, Cumhurbaşkanımıza düşüyor.

Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, çok tecrübeli bir devlet adamı oturuyor. Türkiye'de, demokrasinin, millî iradenin kıymetini onun kadar bilen, bilebilecek olan ikinci bir kişinin zor bulunacağını düşünüyorum. Çok badireler atlatmıştır, şimdi de bu makamdadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın tüm tecrübesini ortaya koyarak, Türkiye'nin içersinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulması için üzerine düşeni yapma noktasında daha hassas davranacağına, Fazilet Partisi Grubu olarak inanmak istiyoruz. Özellikle, bulunduğu makamın özelliği gereği, kamuoyunda "tarafsızlığına gölge düşürüyor" yorumlarına yol açmayacak uygulama ve davranışlara daha da özen göstermesini bekliyoruz.

Bu noktada, Sayın Cumhurbaşkanımdan bir istirhamım var : Sayın Cumhurbaşkanımız, bilindiği gibi, bir anayasal kurum olan Millî Güvenlik Kurulunun da başkanıdır. Dün akşam bazı televizyon kanallarında gösterildi, bugün de birçok gazetede haber olarak yayımlandı; güya, Millî Güvenlik Kuruluna bir rapor sunulmuş. Basından aldığım kadarıyla, bu raporda, “Fethullah Gülen Raporu” diye sunulan bu metinde "İslam'a, Sevgili Peygamberimize ve diğer semavî dinlere hakaret dolu ifadeler var" deniliyor. Bu rapor, bugün, bazı gazetelerde yayımlandı. Üzülerek, Millî Güvenlik Kuruluna sunulduğu iddia edilen raporun iki cümlesini okumak istiyorum: "Bugünkü modern insanlık, hâlâ, bundan 1 400 - 2 000 yıl önce, birkaç hayal ve rüya görüp 'ben Allah'ı gördüm, O'nunla konuştum veya 'ben peygamberim' demiş olan birkaç hayalperest ve dengesize mahkûmdur." Cümlelerden biri bu. Diğer bir cümleyi okuyorum: "Türkiye ise, bugün, hâlâ, bundan 1 400 yıl önce yaşamış olan Muhammet adlı Arap bir hikâyecinin hikâyeleriyle korkutulup, maddî, manevi sömürülmektedir. Muhammet öldükten sonra, hikâyeleri, yandaşlarınca bir kitapta toplanmış ve insanlar, bu kitaba bir kutsallık vererek tapmışlardır." Sayın Cumhurbaşkanıma, buradan, milletim ve buradaki vekil arkadaşlarım adına seslenmek istiyorum; böyle bir rapor doğru mudur, böyle bir rapor takdim edilmiş midir? Diyeceklerdir ki "Millî Güvenlik Kurulu görüşmeleri gizlidir, mahremiyeti vardır." Ama, artık basına yansıdı, tefrika halinde gazetelerde yayımlanıyor. Böyle bir rapor gerçek midir? Eğer gerçekse, bu raporu, hangi densiz veya densizler hazırlamıştır? (FP ve MHP sıralarından alkışlar) Sayın Cumhurbaşkanımızın, bu konulardaki hassasiyetini biliyorum; bunu açıklamasını, kamuoyunu tatmin etmesini beklemek herhalde hakkımızdır. Bu milletin yüzde 99'u Müslümandır, Allah'a inanır, son Peygamber Hazreti Muhammet'e (sallallahu aleyhi ve sellem) iman eder, Müslümandır; hiç kimse, dininden, inancından bu milleti koparamaz. Dinimiz, milletimiz için elbette bir iman ve ahlak kaynağıdır ve aynı zamanda dinimiz, millî birlik ve bütünlüğümüzün en sağlam unsurlarındandır ve temelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, süreniz bitti; 1 dakika ilave ettim efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tamam efendim; tamamlıyorum.

İslamiyeti sarsmaya yönelen her vehim hareket, aynı zamanda millî bütünlüğümüze kasteden bölücü bir harekettir. O nedenle, Sayın Cumhurbaşkanımızın, basına da yansıyan bu raporla ilgili, kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapmasını ve sorumlular varsa, bunların derhal yargıya teslim edilmesini millet adına beklemek herhalde görevimizdir. Bize göre de asıl irtica işte budur; asıl, Millî Güvenlik Kurulu bu irticayı gündemine almalıdır. (FP sıralarından alkışlar)

Evet, sürem doldu. Bir talebimiz daha vardı Genel Kuruldan; o da, önümüzdeki yıl cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Gelin, 2000'li yıllarda halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanıyla yeni bir yüzyıla girelim ve halk tarafından seçilecek bu cumhurbaşkanı, ikinci defa seçilebilme şartını da taşısın; şimdiki Cumhurbaşkanımız da, eğer gerek görüyorsa, halk tarafından yapılacak bu seçime katılma imkânı bulsun. Fazilet Partisi olarak zaten programımızda var.

Bunu da teklif ediyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Orhan Bıçakçıoğlu... (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmamın başında, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, millî iradenin tecelligâhı olan bu yüce çatı, herkese ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına örnek olmak zorundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, gerek kurum bazında gerekse milletvekilleri bazında kamuoyunun ve özellikle medyanın yakın mercekleri altında tutulmaktadır.

Meclisimizin milletimiz nazarında itibarını sürdürmesi ve güvenini artırması için hepimize büyük görevler düşmektedir. Son zamanlarda, Meclisin personel politikası ve bazı milletvekillerinin tavır ve davranışları medyada sık sık yer almakta ve bazen de haklı eleştirilere konu edilmektedir. Basınımız, bu tür haber ve yayınlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetini hedef alan ve genellemelere dayalı ifadelerden kaçınmalıdır. Bu kürsüden konuşan değerli milletvekilleri unutmamalıdırlar ki, sadece oy aldıkları 6-7 000 seçmenin değil, 65 milyonun milletvekilleridirler. Tüm Türkiye'nin milletvekilidir; doğusuyla batısıyla, güneyiyle kuzeyiyle her bölgenin milletvekilidir. Sizin seçim bölgenizde yol yok da benim seçim bölgemde yol var mı?! Sizde fabrika yok da benimkinde var mı?!

Bu kürsünün, bu Parlamentonun saygınlığını, her zaman, her yerde korumalıyız. Her ağzınıza geleni, uzatılan her mikrofona söyleyemezsiniz. Bu kürsüden konuşurken de, düşünüp taşınıp öyle konuşmalısınız. Toplumun önünde olan kişiler olarak dikkat etmek zorundayız. Belki, değerli hanımefendilerin 57 nci hükümette yer almayışını buradan söylemek espri konusu olarak algılanabilir; ama, önümde Meclis tutanağı var; size iki cümle okuyorum: "Biz isterdik ki, bu hükümetin içerisinde birkaç tane Alevî temsilcisi olmalıydı." Bu, haddini aşan söz değil, çizmeyi aşan haldir. Bu gibi konuşmaların bu kürsüden yapılmasını arzu etmiyoruz; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun çıkarmış olduğu 57 nci hükümet, 65 milyonun, Alevîsiyle, Sünnîsiyle herkesin Meclisidir, herkesin hükümetidir. Bunun altını çiziyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, idarî teşkilatı bakımından da diğer bakanlıklara ve kuruluşlara örnek teşkil etmelidir. Bu yüce kurum, milletvekilleri yakınlarının doldurulduğu, gizli işsizlik ordusunun yaşandığı bir kurum olmaktan çıkarılmalıdır.

Meclisimiz kendi içerisinden yönetici adaylarını yetiştirmeli; dışarıdan bürokrat transferlerinin önüne geçilmelidir. Bu açıdan, Türk siyasal hayatında önemli bir yeri bulunan Sayın Başkanımız Yıldırım Akbulut'a büyük bir sorumluluk düşmektedir; çünkü, Meclisimizin idarî teşkilat yapısı ve personel rejimi bir an önce gözden geçirilmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama çalışmalarında etkinliğinin artırılması için, öncelikle milletvekillerinin iyi bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, Mecliste yetişmiş teknik personele görev düşmektedir.

Ayrıca, milletvekillerimize rahat bir çalışma ortamı sağlanabilmesi için, halkla ilişkiler binasındaki odaların genişletilmesi gerekiyorsa genişletilsin, ilave bina yapılması gerekiyorsa ilave binalar yapılsın.

Meclisin yasama faaliyetlerinde etkinliğini artırabilmesi için, 1973 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü de gözden geçirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 inci Yüzyılın eşiğinde bulunuyoruz. Şu günlerde Meclisimiz her bakımdan örnek bir kuruluş haline getirilmelidir. Bu çerçevede yapılacak çalışmalara her türlü destek ve yardımı esirgemeyeceğimizi ve sorumluluk bilinci içerisinde hareket edeceğimizi bilmenizi isterim.

Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin Meclisimize ve milletimize hayırlara vesile olmasını Cenabı Hak'tan niyaz ediyorum; Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bıçakçıoğlu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Sayın Başkan, arkadaşımız konuşmasında bana sataştı.

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) – Sataşma yok Sayın Başkan, tutanaklardan okudum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanaklardan okusun efendim...

BAŞKAN – Sayın Genç...

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Benim bu kabinede bir Alevî temsilcisinin olmaması sözlerimi, haddini aşan, çizmeyi aşan bir tabir olarak karşıladı.

Müsaade ederseniz... Dün de, burada, ben, Diyanet işleri Başkanlığı bütçesi müzakere edilirken, geneli üzerinde konuşurken, Alevîlere de...

NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, polemik yapıyor...

KAMER GENÇ (Tunceli) –  ... yani, Alevî derneklerine de bütçeden para verilmesini...

BAŞKAN – Sayın Genç, müsaade ederseniz, tutanakları getirteyim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, arkadaş, zaten kendisi kabul ediyor.

BAŞKAN – Ama, size bir sataşma yapmadı...

NAZİF OKUMUŞ (İstanbul) – Tutanaklardan okudu Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, sataşma benim sözümedir ve dedi ki "kendisi, işte, burada 'bir Alevî temsilcisinin olmamasını' demekle, haddini aşan değil, çizmeyi aşan bir davranıştır."

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Kendi kendine gelin güvey olmasın bu Mecliste!..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada, bunun, haddini ve de çizmeyi aşmayan bir konu olduğunu, müsaade ederseniz, kürsüden...

BAŞKAN – Yerinizden mi, kürsüden mi?.. (MHP sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kürsüden efendim.

BAŞKAN – 2 dakika...

KAMER GENÇ (Tunceli) – 3 dakika normalde Sayın Başkan.

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Sataşma yok Sayın Başkan... Sataşma yok...

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz... Sayın milletvekilleri, o takdir hakkı Başkanlığındır.

Buyurun Sayın Genç.

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Biz, bu Meclise sadece Kamer Genç'i dinlemeye gelmedik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çok dinleyeceksiniz daha!.. Merak etmeyin!..

AHMET ÇAKAR (İstanbul) – Sen de bizi dinleyeceksin...

BAŞKAN – Sakin olun lütfen...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha, çok dinleyeceksiniz!..

BAŞKAN – Sakin olun lütfen...

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Daha yeni geldiniz; size tavsiyem, bu kadar sabırsızlık göstermeyin.

BAŞKAN – Buyurun.

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Trabzon Milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu çatı altında yalnız sizin değil herkesin yeri vardır.

Bakın, ben, size baştan beri çok toleranslı davrandım. Burada, çok uzlaşmacı bir tavır içinde davranıyoruz; ama, siz, burada, her kürsüye çıktığınızda bize sataşırsanız, elbette ki, biz de bunun karşılığını veririz.

BAŞKAN – Sayın Genç, yeni bir sataşmaya müsaade etmeyelim.

KAMER GENÇ (Devamla) –  Sayın Başkan, şimdi, ben, hükümet programı üzerinde yaptığım konuşmada -elbette ki, Türkiye, bir dengeler ülkesidir- bu hükümette bir kadın bakanın olmamasını yerdim. Bunun yanında da, işte, hükümet programında "Alevî ve Sünnî kardeşliği pekiştirilecektir" şeklinde bir ifade vardı. Ben dedim ki, elbette ki, Alevî vatandaşlarımızın da bu hükümette bir temsilcisi olsaydı daha iyi olurdu, daha şık olurdu.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki, herkes bu memleketin evladıdır. Biz, bu memlekette ayrımcılık yapmıyoruz. Bu memlekette uzlaşma, barış içinde yaşamak zorundayız. Tabiî ki, bu uzlaşmanın, barışın, hoşgörünün olabilmesi için, birbirimize karşı da bu duygular içinde hareket etmemiz lazım; ama, sizin hoşunuza gitmeyen bir söz söylendi diye, böyle "haddini aştı, çizmeyi aştı" diye tehdit ederseniz, biz kimsenin tehditlerinden de korkmayız; onu herkes bilsin. Biz, bu salonda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ferdi olarak, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan her Türk vatandaşımızın hakkını savunuyoruz. Onun için, bizim düşüncelerimizi beğenmeyebilirsiniz; bunda ne bir ayırımcılık vardır... Bu, benim, samimî bir inancım.

Dün, dedik ki; bu bütçede 172 trilyon Diyanet İşleri Başkanlığına veriliyor; bu memlekette Alevî vatandaş da vergi veriyor, Sünnî vatandaş da veriyor.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Camiye gitsinler...

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, diyanet işleri teşkilatında 90 000'in üzerinde personel istihdam ediliyor; Alevî vatandaşlardan bir bekçi dahi, bir odacı dahi istihdam edilmiyor. Ben, bu ayırımcılıktan vazgeçilmesini istiyorum.

Türkiye'de, barışı, huzuru, demokrasinin standartlarını ancak bu şekilde yüceltebiliriz. Türkiye, diktatör bir ülke değildir; demokrasiyle idare edilen bir devlettir. Anayasanın 10 uncu maddesinde, herkes din, mezhep, ırk ayırımı gözetilmeden kanun önünde eşittir; idare makamları ve idare, eylem ve işlemlerinde Anayasanın eşitlik ilkesini uygulamak zorundadır deniliyor. Anayasanın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuk devleti olduğu söyleniyor. Bunları söylüyoruz; bunlarda da hiç hoşunuza gitmemizlik yapmayın, gitmesin bu konular. Bunlar normal şeylerdir. Bunları birbirimize anlatacağız.

Biraz da, özellikle MHP'li arkadaşlardan rica ediyorum; böyle ikide bir bizi hedef seçip de, buralarda çıkıp konuşmayın. Siz benim muhalefetimi görmemişsiniz. 1987'de ANAP sıralarında 292 milletvekili vardı; ben, tek başıma onlara muhalefet ettim ve bu Mecliste onlara çok dersler verdim. Rica ediyorum, birbirimize karşı anlayışla hareket edelim.

Saygılar sunuyorum efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkan, sataşma var. Anavatan Partisine ders verdiğini iddia ediyor Sayın Kamer Genç.

Yerimden iki cümle söyleyeceğim müsaade ederseniz...

BAŞKAN – Buyurun.

BEYHAN ASLAN (Denizli) – Anavatan Partisinin, Kamer Genç'ten ders almaya ihtiyacı yoktur. Anavatan Partisini bütün millet tanımış ve onbeş yıla damgasını vurmuştur.

Saygılarımla arz ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Eski yöneticilerine sorabilirsin.

CAHİT TEKELİOĞLU (İçel) – Sayın Başkanım, benim bir sorum olacak bir tespit babında.

Bizim, Alevî kesime herhangi bir karşıtlığımız yok; fakat, o kesimi temsilen hükümette bir üye bulunacaksa, mevcut hükümet üyeleri acaba kimin temsilcileri? Ben, bunun cevabını sizden ya da sayın konuşmacıdan istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilim, bugün önemli bir kandil günü. Mübarek kandilde, bu tür çatışmaların devam etmesi yanlış olur kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. – 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1; 1/2; 1/3, 3/122; 1/4, 3/123) (S.Sayısı: 3, 4, 8, 9) (Devam)

A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1. – Türkiye Büyük Millet Meclisi 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Türkiye Büyük Millet Meclisi 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

B) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1. – Cumhurbaşkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Cumhurbaşkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. – Sayıştay Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Sayıştay Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1. – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1999 Malî Yılı Bütçesi

2. – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 1997 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Van Milletvekili Sayın Ayhan Çevik'in; buyurun, Sayın Çevik. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AYHAN ÇEVİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayıştay ile alakalı düşüncelerimi aktarmak için söz almış bulunmaktayım. Konuşmamın başında Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hukuk devletinin temel taşlarından biri olan Sayıştay, 1862 yılında kurulmuş ve yüz yılı aşkın onurlu mazisiyle varlığını sürdüregelmiştir. Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin, gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyen ve sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan, kanunlarla verilen inceleme, denetleme görevlerinde ana koordinatörlük görevini üstlenen, tarafsız ve bağımsız olan anayasal bir kuruluşumuzdur. Varlığını Anayasanın 160 ıncı maddesinden almakta olup, mevzuatı 832 sayılı Sayıştay Kanununda belirlenmiştir. Hem denetim hem de yargı görevlerini üstlenen Sayıştayın, kamu kaynaklarının usulüne ve mevzuata uygun kullanımını sağlamakta gösterdiği çabalar takdire şayandır.

Ülkemizin en büyük problemi olan yolsuzluklar ve usulsüzlüklerle mücadelede etkin görevleri üstlenen Sayıştay murakıplarına büyük görevler düşmektedir. Yolsuzluğun en büyük ve olumsuz etkisi, siyasal düzenin, devlet ve yönetimin yasallığını ve saygınlığını zedelemesidir.

Yasalar beğenilsin veya beğenilmesin, devletin ve toplumun temel omurgasıdır. Yolsuzluğun yaygınlaşması, toplumu, kural tanımamaya ve karmaşaya iter, kuralsızlığı körükler; kısacası, özünde kuraldan sapmayı sağlar, vatandaşların yönetimlere olan bağlılığını, yönetimlerin ise yönetme kapasitelerini azaltır. Bu koşullarda kamu yönetiminden beklenen fonksiyonların verimli bir şekilde yapılması imkânsızlaşır; bürokrasi, kalkınmanın etkin bir aracı olmaktan çıkar, engeli durumuna düşer.

Milliyetçi Hareket Partisinin seçim bildirgesinde de belirlendiği üzere Türkiye'nin en büyük ve en önemli sorunu olan yolsuzlukla mücadele çalışmalarının özünü, yine, bu kuruluşumuz yapmaktadır. Yolsuzlukla mücadelenin sürekli ve düzenli olması halinde etkisinin artacağı şüphesizdir. Bu arada, kamu işlemlerinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması durumunda, yolsuzluğa yönelme ihtimalinin azalacağı da bir gerçektir. Ancak, bunun tam manasıyla ortadan kaldırılması da, en etkin tedbirlerle bile mümkün olamamaktadır. Önlemler, birbirini tamamlayıcı ve destekleyici nitelikte olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde, yolsuzlukların, gazete ve televizyonlar tarafından ortaya çıkarıldığı, sıklıkla görülmektedir; en azından, kamuoyu böyle algılamaktadır. Demek ki, denetim mekanizmasının bundan sonraki dönemlerde daha etkin çalışmasının gerekliliği söz konusudur. Denetimlerin zamanında, yerinde ve etkili bir şekilde yapılması, bugüne kadar bir türlü kapanmak bilmeyen bütçe açıklarının da daha rahat kapanmasını sağlayacaktır.

1998 yılı içerisinde, risk unsurları göz önüne alınarak, 1 503 saymanlık hesabı, denetim programına alınmıştır. 1998 yılında, 8 adet yargılama dairesinde incelenen 2 482 rapordan 1 369'unda yer alan 7 769 değişik konu yargılanmıştır; 1 130 adet ilam düzenlenmiş, 291 milyar lira tutarında tahsilat, 3,5 trilyon liralık tazmin hükmü verilmiştir. Daireler Kurulunca, 61 malî yönetmelik ve bu nitelikteki düzenleyici tasarruflar hakkında görüş bildirilmiş ve 24 adet sözleşme dosyası görüşülerek sonuçlandırılmıştır. Temyiz Kurulunca, 154 dosya temyizen incelenerek karara bağlanmıştır.

1998 yılı sonunda, mahallî idarelerle birlikte, 25 887 adet sözleşme dosyası gelmiş, bunlardan 3 178 adedi tescil, 22 709 adedi kayıt işlemine tabi tutulmuştur. Tescile tabi sözleşmelerden 3 032 adedi tescil edilmiş, 140 adedi mevzuata aykırı görülerek iade edilmiştir. Yine, aynı yıl, 13 katrilyon lira tutarında ödeme emri incelenerek vize işlemine tabi tutulmuştur. Bu çalışmalarına rağmen, dünyada yaygınlık kazanan, kamu kaynaklarının ne derece rasyonel kullanıldığını belirleyen performans denetimine bir an önce geçilmesi temennimizdir.

Sayıştay Başkanlığının 1999 yılı bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kalan süreyi, Sayın Faruk Bal adına Kayseri Milletvekili Sayın Sadık Yakut kullanacaklardır.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakikadır efendim.

MHP GRUBU ADINA SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Ben, 1999 malî yılı bütçesiyle ilgili olarak hem Cumhurbaşkanlığı hem de Anayasa Mahkemesiyle ilgili Grubumuz ve şahsımın görüşlerini belirteceğim.

Bilindiği üzere, Cumhurbaşkanlığı, Anayasamızın 101, 102, 103, 104, 105, 106 ve 107 nci maddelerinde düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 104 üncü maddesine bakıldığında, cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin çok geniş olduğu görülecektir. Cumhurbaşkanının, tek başına yaptığı işlemlerden sorumlu olmadığı gibi, resen yaptığı bu işlemler dışındaki kararlardan ise başbakan ve ilgili bakanın sorumlu olacağı yine Anayasamızda açıkça belirtilmiştir.

Sayın milletvekilleri, son günlerde dile getirilen işlemlerin kesin olduğu yeni idarî kurumlar, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan yaklaşımlardır. İnsan haklarına saygılı, çağdaş hukuk devletlerinde kimse idarî işlemlerin yargı denetiminden geçmesinden rahatsızlık duymaz, duyamaz; çünkü, idare, hukuka saygı duyar, hukuka uyar, bunu vatandaşına deklare eder; der ki. Ben, devlet olarak hukuka uygun davranıyorum; eğer, aksini düşünürsen bağımsız yargıya git, konu olduğun idarî işlemi dava et. Yargı denetimi sonunda idarî işlem iptal olursa, yargı kararına uyar, uyacağını da önceden düzenler, taahhüt eder. Bağımsız yargı yolu kapalı kesin idarî işlem fikri çağdaş bir yaklaşım değildir.

Sayın milletvekilleri, Anayasamızın, cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104 üncü maddesinde, diğer görevleri yanında yargıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Askerî Yargıtay üyelerini, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçme görevleri vardır. Bunlardan Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi dışındaki diğer yüksek mahkeme üyelerinin mahkemelerin genel kurulları tarafından doğrudan seçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Başkan, sayın üyeler; milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olan herkes cumhurbaşkanı seçilebilmelidir. Ayrıca, Anayasamızda bu kadar geniş yetkiler verilen cumhurbaşkanını halk seçmelidir. Cumhurbaşkanlığı seçimi iki turlu olmalı; birinci turda hiçbir adayın oyların yüzde 51'ini alamaması halinde, en fazla oyu alan üç adayın katılacağı ikinci tur oylamada en fazla oy alan adayın halk tarafından cumhurbaşkanı olarak seçilmesi tartışmaya açılmalıdır; bu şekil de, doğrudan demokrasi adına kimsenin itiraz edemeyeceği bir sistem ve görüştür.

Sayın Başkan, sayın üyeler; çağımız süre çağıdır; en doğru kararları almanız yetmez, en doğru kararları en kısa sürede almanız ve uygulamanız gerekmektedir. Cumhurbaşkanlığı kurumu, parlamenter demokrasinin geçerli bulunduğu ülkemiz bakımından, son yıllarda belli çevrelerce eleştiri konusu yapılmaktadır. Bu eleştiriler, parlamenter demokrasinin tıkandığı, dolayısıyla, başkanlık sistemi veya yarı başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği noktasında odaklaşmaktadır. Sayın milletvekilleri, başkanlık sistemi federatif bir devlet yapısını gerekli kılmaktadır; ülkemizin içinde bulunduğu hassas dönem dikkate alındığında, böyle bir sistemin uygulamaya konulması önemli sakıncalara yol açacaktır. Yarı başkanlık sistemi ise, uygulama itibariyle, mevcut cumhurbaşkanlığı kurumunun statüsünde fazla bir değişikliği getirmediğinden, sistem değişikliğiyle umulan amacın gerçekleşmesine imkân sağlamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Anayasamızda yer alan yargı yolunu kapayan işlemler kategorisine cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler de alınmıştır. Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bu düzenlemenin, Anayasamızın 125 inci maddesinde düzenlenmiş bulunan "idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır" kuralına aykırılık oluşturduğu tenkitleri yapılmaktadır. Bütün bu nedenlerle, cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerin yargı denetimi kapsamına alınması, çağdaş, demokratik hukuk devleti anlayışının zorunlu bir gereği olarak tartışılabilmektedir. Bununla birlikte, Yüksek Askerî Şûra kararları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları gibi yargı denetimi kapsamında bulunmayan işlemlerin de yargı denetimine tabi hale getirilmesi, hukuka bağlılığın ve hukukun üstünlüğünün bir icabı görüşü şiddetle savunulmaktadır.

Yine bu vesileyle belirtmekte yarar görüyorum ki, mevcut Anayasamızın geçici 15 inci maddesiyle yargı denetimine kapatılan Millî Güvenlik Konseyi dönemine ilişkin işlem ve kararların da, artık yargı denetimine açılması fikri, hukuk devleti adına, üzerinde durulmaya değer bir konudur.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak Grubumun ve şahsımın görüşlerini belirteceğim.

Anayasa Mahkemesi, birbirinden oldukça farklı görevleri ifa etmektedir. Bu görevlerin ilki Anayasaya uygunluk denetimidir; kanunların Anayasaya uygun olup olmadığına karar verir; esas varlık sebebi budur. Kanunların Anayasaya uygunluğu, kendiliğinden, öngörülen şekilde gelmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin, Anayasaya uygunluk bakımından yaptığı denetim yanında, siyasî partilerin kapatılması davaları ile Yüce Divan sıfatıyla cezaî yargılama yapışı en önemli görevlerindendir. Yüce Divan sıfatıyla yapılan üst düzey kamu görevlilerinin yargılanması için ayrı bir mahkemeye ihtiyaç duyulmasının gerisinde, kaliteli bir yargılama sağlama çabası olsa gerekir. Bu kişileri kayırma değil, kayırılmalarını önlemek için genel mahkemeler yerine "Yüce Divan" adı verilen özel bir mahkemede yargılanmaları öngörülmüş olmalıdır. Amaç, daha adil, daha kaliteli yargılamayı sağlamak olmak gerekir.

Sayın milletvekilleri, Yüce Divanın yapmakla görevli olduğu ceza yargılaması "suç" adı verilen ve toplumda düzeni bozduğu varsayılan bir eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırıldığı bir faaliyettir. İşlenmiş olan bir suç varsa, bunun en kısa sürede tespiti ve suçlunun cezalandırılması, toplumdaki düzenin sağlanması için gereklidir. Ancak, unutulmamalıdır ki, ceza adaleti mekanizmaları, suçlu olmayanların da karışabileceği, masum kişilerin itibarlarının zarara uğrayabileceği bir süreçtir. Yüce Divan görevini yerine getirmekle yetkili kılınan Anayasa Mahkemesi üyelerinin, asıl görevleri ve uzmanlık alanları Anayasaya uygunluk denetimi yapmak olduğundan ve Yüce Divan olarak ceza yargılaması hizmeti sunma faaliyeti çok seyrek olarak önlerine geldiğinden dolayı, ceza yargılaması, yapabilme ehliyetleri, kimilerince ve kimi zamanlarda sorgulanmaktadır. Bu sorgulamada getirilen gerekçeler ise, ceza yargılaması uzmanlık gerektiren teknik bir iştir, genel ceza mahkemesinde hâkimler, daha mesleklerinin başında ceza ve hukuk hâkimi olarak ayrılmakta, ceza hâkimi olanlar, sulh ceza mahkemelerinden başlayarak asliye ceza mahkemeleri, ağır ceza mahkemeleri ve Yargıtay ceza daireleri tetkik hâkimi ve Yargıtay ceza mahkemesi üyeliği gibi aşamalardan geçerek, ceza yargılaması hizmeti sunma konusunda uzmanlaşmış olduklarıdır.

Sayın milletvekilleri, mevcut Yüce Divan yapısında üyelerden birçoğunun hukukçu olmayışları, Anayasaya uygunluk denetimi hizmeti açısından bir eksiklik yaratmayacağı kuşkusuzdur; ancak, yargılamada asıl olanın, çağımızdaki yargı sonucunun, adaleti tam yansıtsa bile...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SADIK YAKUT (Devamla) – Şahsım ve Grubum adına hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar bitmiştir ve dolayısıyla soru sorma süresi de tamamlanmış oluyor.

Şimdi, şahısları adına, lehte, Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Bedri İncetahtacı; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır efendim.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığı bütçeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım. Elbette, Türkiye'de yaşayan bütün vatandaşlarımız gibi, ben de, ülkemizin daha ileriye gidebilmesi için ciddî değişiklikler yapılması kanaatindeyim; ama, Türkiye'de mevcut olan imkânlardan da yeterince faydalanılmadığı, mevcut olan imkânlardan, fırsatlardan istifade edilmediği kanaatindeyim. Bu beş bütçenin tamamı üzerinde ortak birtakım noktalar arayarak sözlerime başlayacağım.

Muhterem milletvekilleri, her anayasanın, her hukukî metnin anahtar kavramları, anahtar cümleleri vardır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının da, bütün Anayasayı ihtiva eden, onu açıklayan belli birtakım anahtar maddeleri vardır. Bunlardan bir tanesi Anayasamızın 2 nci maddesidir. Genelde bu maddeyi kullanırken "Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti" deriz; ancak, bu, o maddeyi sadece son cümlesiyle değerlendirmek olmaktadır. Halbuki madde, daha uzundur. Öncelikle, isterseniz, bu maddeyi dikkatlerinize arz etmek istiyorum: "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir." Ne demek bu, maddeyi açıkladığımız zaman ne çıkar karşımıza; Türkiye, sosyal, demokratik, lâik bir hukuk devleti olacaktır. Neden olacaktır; toplumun huzurunu temin etmek için olacaktır. Niçin olacaktır bütün bu özellikler bu devlette; adaleti temin etmek için olacaktır. Niçin olacaktır; insan hakları var olsun diye olacaktır.

Eğer, bu özellikler var olduğu halde, toplumda millî dayanışma yoksa, toplumun huzuru yoksa, toplumun içerisinde adalet anlayışı zedelenmişse ve insan hakları ihlal ediliyorsa, değerli milletvekilleri, Cumhuriyetimizin nitelikleri konusunda, müesseselerin ve bu müesseseleri temsil eden şahısların görevlerini bihakkın yerine getirdiklerini söylemek mümkün değildir.

Eğer bir Cumhurbaşkanı, eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi, eğer Sayıştay, Anayasa Mahkemesi ve elbette RTÜK, bu saydığım hedefleri tahakkuk ettirmek için icraat yapıyorlarsa, o zaman bu maddenin gereğini yerine getirmişlerdir; bunu tahakkuk ettirdikleri ölçüde de başarıyı elde etmişlerdir. Aksi takdirde, bu maddeleri savunarak, toplumda olması gereken özellikleri meydana getirdiğimizi söyleyerek görevimizi yapmış sayılmayız.

Değerli milletvekilleri, anlıyoruz ki, hepimizin görevi toplumun huzurunu sağlamak, toplumda adalet anlayışını ihya etmek ve insan haklarına saygılı bir toplum meydana getirmektir. Bu, Anayasanın amir hükmüdür. Bunun dışında hiçbir hareket alanımız yoktur. Hepimizin hedefi bu olmalıdır; çünkü, bu, Anayasanın amir hükmüdür; biraz evvel de bahsetmiştim.

Eğer böyleyse, dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir; her şeyden evvel, hepimizin, öncelikle hukukun üstünlüğünü temin etmemiz gerekir. Hepimizin, iki seneden beri Türkiye'yi inim inim inleten ve Susurluk olayıyla ortaya çıkan çetelerle mücadeleyi en başat görevimiz olarak önüne koyması gerekir. Bu mücadeleden hiçbirimizin sarfınazar etmemesi gerekir. Kurumlarda, yargı kurumlarında meydana gelen adalete karşı güvensizliği ortadan kaldıracak yasama ve yargı organları arasında çok ciddî işbirliğinin behemehal yapılması gerekir. Bu açıdan, bu bütçenin verildiği kurumlar konusunda hepimizin dikkatli davranması gereken hususlar vardır. Çok mühim bir tespit vardır: Bütçeyi veren kurum, onun akibetinden de sorumludur. Türkiye Büyük Millet Meclisi kurumlara bütçeyi dağıtmaktadır ve Anayasada yazılı olan esaslara bağlı kalmalarını göz önünde bulundurarak bu bütçeyi vermektedir; öyleyse, hem bütçenin harcanmasından hem de bu kurumların Anayasaya sadakatle bağlı kalmasından sorumludurlar.

Muhterem milletvekilleri, bu genel girişten sonra, bazı özel hususlara da değinmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığı konusunda, önümüzdeki günlerde çok ciddî tartışmalar yapacağız. Sanıyorum eylül ayından itibaren, Türkiye, yeni cumhurbaşkanı seçimlerinin tartışmasına girecektir. Sayın Büyük Millet Meclisi Başkanımız burada bulunuyor; kendisinden, bu tartışmaların sağlıklı yapılacağı birtakım platformlar oluşturmasını arz ediyorum; çünkü, bu konuda bir fikrî birliktelik henüz sağlanamamıştır. Cumhurbaşkanlığı müessesesinin, Türkiye'nin hukukî yapısı içerisinde daha iyi görev, daha iyi işlev yapabilmesi için nasıl birtakım değişiklikler yapılması gerektiği konusunda, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi ve akademik çevreler olmak üzere, ciddî, sağlıklı ve elbette sadece Türkiye'nin çıkarlarını düşünen tartışmalar yapmak zorundayız.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, Türk siyasetine yön vermek için bazı gayretler içerisinde olduğunu görüyor ve bu hakkı kullanmasından dolayı kendisine saygı duyuyorum; ancak, ben temenni ederdim ki, bir parlamenter olarak, Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye hakkındaki görüşlerini, belli birtakım televizyon kanallarından değil de bizatihi Türkiye Büyük Millet Meclisinden öğrenelim; yani, temenni ederdik ki, Çankaya'nın, Türkiye Büyük Millet Meclisine mesafesi, TRT'den daha yakın olsun. (FP sıralarından alkışlar)

Şahsî kanaatim olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ferdi olarak, ben de, önümüzdeki dönem, cumhurbaşkanımızın halk tarafından seçilmesinden yanayım; ama, elbette, bu konuyu destekleyen ve karşı çıkan fikirlerin tartışıldığı özgür platformların oluşturulmasını da temenni ediyorum.

Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi meselesine gelmek istiyorum; vaktim az kaldı. Sayın milletvekilleri, bakın, içinde bulunduğumuz bu salon hiçbir geleneği sembolize etmemektedir. Daha önce içinde bulunduğumuz salon, dünyadaki demokratik geleneğe işaret eden bir salondu. İngiltere'de, kulise çıkıp başınızı yukarıya kaldırdığınız zaman orada birtakım borular görürsünüz; bu borular, Avam Kamarasının, yani, milletin gerçek temsilcilerinin, Lordlar Kamarası karşısında üstünlüğünü ortaya koyan birer semboldü. O borular çalınarak, Lordlar Kamarasındaki üyeler, Avam Kamarasının üstünlüğünü tanımışlardı; demokrasinin sembolüdür. Bana şimdi söyleyebilir misiniz, bu salon neyi temsil etmektedir, bu salondaki hangi işaret neyi sembolize etmektedir? Bu, hiçbir zaman hayırlı bir değişiklik olmamıştır.

Dün, değerli bir milletvekili, bütçe konuşmalarında 1912 ve 1957 seneleri dışında böyle çok saygılı, muhtevalı konuşmalar yapılmadığından bahsetti; doğru olabilir, bu tespitini tartışabiliriz; ama, bunu sağlayacak en önemli mekanizmalardan biri de, içinde bulunduğumuz salonun düzenlenmesidir ve elbette, milletvekillerinin, bu kürsüye geldikleri zaman özgürce konuşma imkânına sahip olmalarıdır. Bakınız, tekrar, sizin vicdanlarınıza sual tevcih etmek istiyorum; buraya geldiğimiz zaman, İçtüzüğümüze göre ve Anayasamıza göre dokunulmazlığımız ve sorumsuzluğumuz olduğu halde, çok rahat konuştuğumuz kanaatinde değilim; birtakım manevî baskıların üzerimizde olduğunu hissediyorum. Halbuki, burada, özgür bir şekilde, hiçbir kaygı duymadan, Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda, her şeyi rahatlıkla konuşabilmeliyiz. (FP sıralarından alkışlar) Konuştuktan sonra da, hiçbir hukukî, hiçbir manevî takibata uğramayacağımızdan da emin olarak bu kürsüden ayrılmalıyız. Bunu temin etmek, başta, Sayın Başkanın ve Başkanlık Divanının görevidir; ama, hepimizin de görevidir. Bu vesileyle, bunu da dile getirmek istiyorum.

Muhterem milletvekilleri, Türkiye'de olup biten her şeyin sorumlusu sizlersiniz, bizleriz; bu doğrudur. Mademki, Türkiye'de parlamenter bir sistem vardır, öyleyse, sorumluluk bizde olmalıdır; ama, yetki de bizde olmalıdır. Eğer, bir ülkede, sorumluluk bir tarafa yüklenmiş; ama, o sorumluluk yüklenen taraftan yetkiler alınmışsa, buradan, herhangi bir faydalı icraatın çıkması mümkün değildir. Biz, gerek İçtüzüğümüzde gerek bazı yasalarımızda yapacağımız düzenlemelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sorumlu