DÖNEM : 21
CİLT : 3 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
21 inci Birleşim
24 . 6 . 1999 Perşem
be
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — GELEN KÂĞITLAR
III. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. — 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1) (S. Sayısı : 3)
2. — 1997 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 1997 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/3, 3/122) (S. Sayısı
: 8)3. — Katma Bütçeli İdareler 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/2) (S. Sayısı : 4)
4. — 1997 Malî Yılı Katma Bütçeye DahilKuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkinSayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 1997 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/4, 3/123) (S. Sayısı : 9)
IV. — SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. — Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Ordu Milletvekili Cemal E
nginyurt’un şahsına sataşması nedeniyle konuşmasıV. — SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Çiğli Kaymakamı tarafından FP Genel Başkanlığına çekilen telgrafa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/1)
2. — Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, İstanbul’da bir gazete sahibinin evinde yapıldığı iddia edilen toplantıya ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/11)
3. — Bursa Mille
tvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu’nun, çifte vatandaşlık sahibi milletvekili ve bürokratlara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/12)4. — KaramanMilletvekili Zeki Ünal’ın, izin almadan yabancı ülke vatandaşı olan kişiler hakkında yapılacak işlemlere ilişkinBaşbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yazılı cevabı (7/18)
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın’ın, vergi kanunlarında değişiklik yapan 4369 sayılı Kanunun uygulamada yarattığı sorunlara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Maliye Bakanı Sümer Oral cevap verdi.
Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk, memur ve işçi emeklilerinin hayat şartlarına,
Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş da, İran’da yapılan İslâm Konferansına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve 19 arkadaşının, köylerin sorunlarının araştırılarak köy kalkınması ile ilgili alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi (10/16)
,Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu ve 36 arkadaşının, telefonların yasadışı olarak dinlendiği iddialarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi (10/17),
İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak ve 23 arkadaşının, bazı basın kuruluşlarının kamu imkânlarından, baskı kurmak suretiyle yararlandıkları iddialarının araştırılması (10/18),
Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki örgörüşmelerin, sırasında yapılacağı açıklandı.
23.6.1999 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 7 sıra sayılı, Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 3046 Sayılı Kanunda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden, gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleriyle Komisyonlardan GelenDiğer İşler” kısmının 1 inci sırasına alınmasının ve 1 inci ve 2 nci sıradaki kanun tasarılarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
Kuzeyden Keşif Herakâtının görev süresinin 30.6.1999 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 3046 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/374) (S. Sayısı : 7) yapılan görüşmelerden, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının da (1/346) (S. Sayısı : 5) elektronik cihazla yapılan açık oylamadan,
Sonra kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
Alınan karar gereğince, 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarını görüşmek için, 24 Haziran 1999 Perşembe günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşime 20.03’te son verildi.
Nejat Arseven
BaşkanvekiliHüseyin Çelik Levent Mıstıkoğlu Van Hatay Kâtip Üye Kâtip Üye
No. : 16
II. — GELEN KÂĞITLAR
24 . 6 . 1999 PERŞEMBE
Sözlü Soru Önergesi
1.— İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, eğitime katkı payı adı altında toplanan paranın miktarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/7) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
Yazılı Soru Önergeleri
1.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Şırnak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde su ve kanalizasyon alt yapı sorunları ile ilgili bir çalışma olup olmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/71) (Başkanlığa geliş t
arihi : 22.6.1999)2.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Şırnak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu yıl beklenen buğday üretimi açığına, canlı hayvan sayısına ve hububat ekimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/72) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
3.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Şırnak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin okul ve öğretmen ihtiyacının karşılanması için alınan önlemlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/73) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
4.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Şırnak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki eğitim hastanesi ile sağlık personeli sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/74) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
5.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Şırnak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin havaalanı ve demiryolu ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/75) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
6.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Şırnak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki karayollarının ıslahı ile ilgili bir çalışma olup olmadığına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/76) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
7.— Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda’nın, Dicle Ilısu Barajı projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/77) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
8.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK ile bir şirket arasında 1 inci Dünya Hava Oyunlarının düzenlenmesiyle ilgili yapıldığı iddia edilen bir sözleşmeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/78) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
9.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’na pilot alımlarında uygulanan kıstaslara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/79) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
10.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’nda işine son verilen paraşütçü ve pilotlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/80) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
11.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, zirai ilaçlama ve orman yangını ile mücadele uçağı üretim projesi çerçevesinde THK’nın batık bir şirketle anlaşma yapıp yapmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/81) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
12.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’nun 1996 yılında Vakıflar Bankası’ndan aldığı krediye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/82) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
13.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, Atilla Taçoy’un başkan olduğu tarihten itibaren THK’nın gelir ve harcamaları ile bugünkü varlıklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/83) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
14.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün THK uçakları ile ilgili raporlarına uyulup uyulmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/84) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
15.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, Atilla Taçoy’un başkan olduğu tarihten itibaren THK’na alınan personele ve bunlara yapılan ödemelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/85) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
16.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, Atilla Taçoy’un THK’nun gelirlerini ve imkanlarını kişisel çıkarları için kullandığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/86) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
17.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, Efes Havaalanında kaz, ördek, tavuk ve at yetiştirildiği iddiasına ve bazı personele zam yapılıp yapılmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/87) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
18.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’nun 1 inci Dünya Hava Olimpiyat Oyunlarına talip olup olmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/88) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
19.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK tarafından toplanan fitre, zekat, kurban derileri ve bağırsaklardan elde edilen gelirlerden diğer kuruluşların payının ödenmediği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/89) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
20.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’ca gerçekleştirilen uçuşlarda 1990 yılından bugüne kadar meydana gelen kazalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/90) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.1999)
21.— İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, THK’nun uçak üretimi konusunda bir İngiliz firmasıyla ilgili yerlerden görüş almadan anlaşma yapıp yapmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/91) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.6.199
9)BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 10.00
24 Haziran 1999 Perşembe
BAŞKAN : Yıldırım AKBULUT
KÂTİP ÜYELER : Tevhit KARAKAYA (Erzincan), Melda BAYER (Ankara)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçiyoruz.
III. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
1. — 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1) (S. Sayısı : 3)
2. — 1997
Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 1997 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/3, 3/122) (S. Sayısı : 8)3. — Katma Bütçeli İdareler 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/2) (S. Sayısı : 4)
4. — 1997 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 1997 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/4, 3/123) (S. Sayısı : 9) (1)
BAŞKAN – Gündemimize göre, 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarılarının görüşmelerine başlıyoruz.
Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?.. Hazır.
Sayın milletvekilleri, kanun tasarıları ve komisyon raporları bastırılıp dağıtılmıştır.
Komisyon raporlarının okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım : Raporların okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi, bütçe kanunu tasarılarının sunuş konuşmasını yapmak üzere, hükümete söz vereceğim.
Buyurun Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarını görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
Sayın Başkan, bütçelerin devlet hayatındaki anlam ve önemini, bütün değerli üyelerin çok iyi takdir ettiklerini biliyorum. Bütçeler, devletin ekonomiden aldığı kaynakları nasıl kullanacağını belirleyen; bu kullanımı bir plan, program ve disipline bağlayan
belgelerdir.Bütçelerin uygulanması, milletimizin, siz değerli temsilcileri vasıtasıyla verdiği yetkiyle, kanunla mümkün bulunmaktadır. Kamuya tahsis edilen kaynakların ülke için en verimli ve en tasarruflu şekilde, yerli yerinde kullanılması, vatandaşlarımıza harcanan her kuruşun hesabının verilmesi, hükümetlerin sorumluluklarının başında gelir.
Bütçeler, sadece devlet için değil, tüm ülke ekonomisi için de büyük önem taşır. Bütçeler, ülkede alınacak bütün ekonomik kararlar için en temel göstergedir, ülke ekonomisindeki dengelerin oluşumunda en önemli faktördür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1999 Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarını normal zamanından altı ay kadar bir süre sonra global dünyanın, global ekonominin yaşadığı derin bir krizin olumsuzluklarından yavaş yavaş arınmaya başladığı bir dönemde sunuyoruz.
Hepinizin bildiği üzere, 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1997 Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarıları, 55 inci hükümet tarafından, süreleri içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu; ancak, Plan ve Bütçe Komisyonunda kuruluşların bütçeleri görüşülmüş ise de, Maliye Bakanlığı bütçesi ile maddelerin müzakeresi ve oylaması yapılamamış, 18 Nisan 1999 genel seçimleri nedeniyle de, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 77 nci maddesi uyarınca, söz konusu tasarılar hükümsüz kalmıştır.
Diğer yandan, 1999 malî yılında bütçe uygulamalarının kesintiye uğramaması için, 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya Kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair 4387 sayılı Kanun çıkarılarak yürürlüğe konulmuştur. Bütçe uygulamasına geçici olarak yetki veren bu Kanunun yürürlüğü 30 Haziran 1999 tarihinde sona ermektedir. Bu nedenle, 1 Temmuz 1999 tarihinden itibaren bütçe uygulamalarının devam edebilmesi için, 1999 Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarının bu tarihe kadar kanunlaşıp yürürlüğe konulması zorunlu bulunmaktadır.
28 Mayıs 1999 tarihinde göreve başlayan 57 nci hükümetin önünde 1999 bütçesiyle ilgili olarak iki seçenek bulunmaktaydı. Bunlanlardan birincisi, yeni bir bütçe kanunu tasarısı hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmaktı; ikinci seçenek ise, İçtüzüğün 77 nci maddesinde yer alan "Bir yasama döneminde sonuçlandırılamamış olan kanun tasarı ve teklifleri hükümsüz sayılır; ancak, hükümet veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bu tasarı veya teklifleri yenileyebilirler" hükmünün tanıdığı imkândı.
Hükümet her iki seçeneği de değerlendirmiştir. Takdir edeceğiniz üzere önümüzdeki zaman son derece sınırlı idi. Ne kadar yoğun bir çalışma içerisine girilirse girilsin, yeni bir tasarı hazırlığı için, kuruluşlarla tek tek bütçe görüşmeleri yapılıp değerlendirilmesi ve yeni tasarının Mecliste müzakeresinin bir aylık süre içerisinde tamamlanabilmesi mümkün görülememiştir. Normal bir bütçe takvimi en az altı aylık bir süreyi gerektirmektedir. Hükümet ve Parlamentonun yoğun çalışması ile bu süre yarı yarıya kısaltılsa dahi ve 4387 sayılı Kanunun yürürlüğü iki ay uzatılsa bile, bütçe yılının sekiz ayı geçmiş olacak; önümüzde, sadece dört aylık bir süre kalacaktır. Bu dönem de, 2000 yılı bütçe hazırlık çalışmalarının en yoğun şekilde cereyan edeceği bir dönemdir; iki bütçe üst üste çakışacaktır. Malî yılın bitimine üç dört ay kala yürürlüğe giren bir bütçe kanunu, ge
rçekte bütçe değil, bir kesinhesap kanununa dönüşecektir.Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; işin bir de ekonomik yönü vardır; asıl önemli olan da budur. Bütçenin bir ekonomik bütünlüğü vardır; uygulamadan sonra bütçe yapılmaz, uygulanmak üzere bütçe yapılır. Bütçe, bütün ekonomiye bir mesaj verir.
Bir diğer önemli nokta da, ülkenin hâlâ bütçesiz kalmasının toplum bilincinde yarattığı psikolojik faktördür. Ekonomide belirsizlik ve beklentinin tahribatı büyüktür. Bunu bir an önce ortadan kaldırmak gerekme
ktedir.Yukarıdan beri izah etmeye çalıştığım bütün bu nedenlerle, hükümetimiz, 1999 yılı için yeni bir bütçe kanun tasarısı hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmak yerine, müzakeresi yarım kalmış bulunan tasarıyı, İçtüzüğün 77 nci maddesinin verdiği imkân çerçevesinde yenileme seçeneğini tercih etmiş bulunmaktadır.
Sayın Başkan, Anayasamız, Yüce Meclisin Plan ve Bütçe Komisyonuna bütçe kanun tasarılarında her türlü değişikliği yapma imkânını vermektedir.
Huzurunuza getirilen tasarılar, Plan ve Bütçe Komisyonunda, değerli komisyon üyelerinin çok yoğun ve özverili çalışmalarıyla, başından sonuna kadar tekrar incelenmiştir.
Bütçe uygulamasına geçici olarak yetki veren 4387 sayılı Kanunun beş aylık uygulama sonuçları değerlendirilmiş, ekonominin ve kamuya hizmet götüren dairelerin bugünkü ihtiyaçları göz önünde tutulmuştur. Huzurlarınızdaki tasarılara, kamunun ve ekonominin güncel ihtiyaçlarına uygun bir yapı ve içerik kazandırılmıştır.
Bu vesileyle, Plan ve Bütçe Komisyonunun kıymetli üyelerine huzurlarınızda bir kere daha teşekkürlerimi sunarım.
Sayın Başkan, 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları, Yüce Meclisin değerli üyelerinin yapıcı katkılarıyla daha da olgunlaşarak, ülke ihtiyaçlarına uygun bir nitelik kazanacaktır. Değerli üyelerin yoğun ve özenli çalışmalarıyla, tasarının 1 Temmuz 1999 tarihine kadar kanunlaşacağına inancım tamdır. Kamuoyunun bizden beklentisi de budur. Bu yoldaki çabalarınız için, Sayın Başkan, size ve değerli üyelere şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; 1999 yılı bütçesine geçmeden önce, sizlere, dünyadaki ve ülkemizdeki ekonomik durum hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.
Hepinizin bildiği üzere, 1997 yılında Asya'da, ardından 1998 yılında Rusya'da ortaya çıkan krizler nedeniyle yükselen pazar ekonomilerine güveni iyice sarsılan yabancı yatırımcılar, bu ekonomilerden kaçmaya başlamışlardır. Bu kaçış, bütün borsalarda menkul kıymet değerlerinin düşmesine, faizlerin yükselmesine, borçlanma maliyetlerinin artmasına, talebin daralmasına, üretimin azalmasına, işsizliğin ve enflasyonun artmasına neden olmuştur. Global kriz, önce finans kesimini, daha sonra da özellikle gelişmekte olan ülkelerde reel kesimi ciddî şekilde etkilemiştir. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, bu global krizin yayılmasını önlemek, olumsuz etkilerini asgariye indirmek ve gidermek için çaba göstermişlerdir.
Diğer taraftan, Asya krizi nedeniyle azalan talep sonucunda petrol ve petrol dışı malların fiyatlarında önemli düşüşler olmuştur. 1997 yılına kıyasla 1998 yılında petrol fiyatları yüzde 32,1, petrol dışındaki malların fiyatları ise yüzde 14,8 oranında düşmüştür.
Bu durum ise, ihracatçı ülkeleri, dışgelirlerini azaltması nedeniyle olumsuz etkilerken, ithalatçı ülkelerin ekonomilerini olumlu etkilemiştir; ancak, ihracatçı ülkelerin gelirlerinin düşmesi, bu ülkelerin dıştaleplerinin de azalmasına sebep olmuştur.
Bu gelişmeler sonucunda:
1997 yılında yüzde 4 civarında olan dünya üretimi ortalama büyüme hızı, 1998 yılında yüzde 2,5'e düşmüştür.
Gelişmiş ülkelerin büyüme hızı 1997 yılında yüzde 3,2 iken, 1998 yılında yüzde 2,2'ye inmiştir.
Son yıllarda yüzde 6 civarında büyüme gösteren gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı ise, 1998 yılında, neredeyse bunun yarısı olan yüzde 3,3'e düşmüştür.
Öte yandan, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra serbest piyasa ekonomisine geçmeye çalışan ülkelerde, uzunca bir süre yaşanan gerilemeden sonra, 1997 yılında büyüme başlamış ve ortalama büyüme hızı yüzde 2,2 oranında gerçekleşmişti; ancak, 1998 yılın
da, özellikle Rusya'daki durumun etkisiyle, bu olumlu gelişme devam etmemiştir.1999 yılında ise, dünya üretimi ortalama büyüme hızının yüzde 2,3'e, gelişmiş ülkelerin ortalama büyüme hızının yüzde 2'ye, gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme hızının yüzde 3,1'e düşeceği, geçiş sürecindeki ülkelerin ortalama büyüme hızının ise binde 9 oranında daralacağı tahmin edilmektedir.
Diğer taraftan, 1998 yılında, krizlerin etkisiyle dünya ticaret hacmindeki artış hızı önemli oranda yavaşlamış; 1997 yılında yüzde 9,9 iken 1998 yılında yüzde 3,3'e inmiştir.
Bu çerçevede:
Gelişmiş ekonomilerin 1997 yılında yüzde 10,3 olan ihracat hacmi artışı, 1998 yılında azalarak yüzde 3,2 olmuştur. 1997 yılında yüzde 9,1 olan ithalat hacmi artışı, 1998 yılında yüzde 4,7'ye düşmüştür.
Gelişmekte olan ülkelerin 1997 yılında yüzde 11,4 olan ihracat hacmindeki artış, 1998 yılında yüzde 2,2'ye inmiştir. 1997 yılında yüzde 11,2 olan ithalat hacmi artışı ise, 1998 yılında binde 7 gerilemeye dönüşmüştür.
Geçiş sürecindeki ülkelerin 1997 yılında yüzde 6,2 olan ihracat hacmi artışı, 1998 yılında yüzde 4,1'e düşmüş; 1997 yılında yüzde 9,3 olan ithalat hacmi artışı ise, 1998 yılında yüzde 1,2'ye düşmüştür.
1999 yılında ise, dünya ticaret hacmindeki artışın yüzde 3,8 dolayında olacağı, gelişmiş ülkelerin ihracat haciminin yüzde 2,8, ithalat hacminin yüzde 5 artacağı; gelişmekte olan ülkelerin ihracat hacmi artışının yüzde 4,6'ya, ithalat hacmi artışının ise yüzde 2,6'ya yükseleceği; geçiş sürecindeki ülkelerin ihracat hacmi artışının yüzde 6,4 olacağı, ithalat hacminin ise binde 2 daralacağı tahmin edilmektedir.
Kriz sonrası üretimlerinde önemli daralmalar yaşayan Asya ülkelerinde ekonomik faaliyetler, 1998 yılının sonlarından itibaren yavaş yavaş canlanmaya başlamıştır.
1999 yılının bugüne kadar olan gelişmelerine bakıldığında, krize giren Asya ülkelerinden Kore, Filipinler ve Tayland'da ekonomik faaliyetlerin krizin etkisinden kurtularak canlanma belirtileri gösterdiği, Japonya'daki durgunluğun aşılmaya başlandığı, Brez
ilya'daki krizin kontrol altına alındığı, uluslararası finans piyasalarında güvenin yeniden sağlanmaya başlandığı, petrol fiyatlarındaki yükselmenin ihracatçı ülkelere olumlu yansıyacağı; ancak, Rusya'daki belirsizliğin devam ettiği gözlenmektedir.Olumlu gelişmelerin sürmesi halinde, 1999 yılında dünya ekonomisinin genel olarak daha yüksek bir büyüme hızına ulaşması mümkündür. Dünya ekonomisindeki yavaşlamanın 2000 yılından itibaren iyileşmeye dönüşeceği tahmin olunmaktadır.
Dünya ekonomisinde yaşanan bu gelişmeler, şüphesiz, ülkemiz ekonomisini de yakından ilgilendirmekte ve etkilemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde ise, 1998 yılında, enflasyonda kalıcı bir düşüşü sağlamayı ve makro ekonomik dengelerde istikrarı oluşturmayı temel hedef alan bir program uygulamaya konulmuştur. Yılın ilk yarısında hedefler tutturulmuş ve gelişmeler olumlu yönde giderken Rusya'da başlayan ve dünyaya yayılan kriz, içte ve dışta tüm finansal piyasaları olumsuz yönde etkilemiş; yabancı yatırımcıların borsa ve içborçlanma piyasalarından çekilmeleri, faiz oranlarının yükselmesine ve hisse senetleri fiyatlarının hızla düşmesine neden olmuştur.
Bu duruma ülkenin seçim ortamına girmesinin de eklenmesiyle, 1998 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomik faaliyetler duraklamaya, son çeyreğinde de gerilemeye başlamıştır; ancak, kararlılıkla uygulanan programın, global krizin Türkiye'ye bulaşma etkisini dengelemede önemli ölçüde katkısı olmuş ve yıl sonu itibariyle program hedeflerine büyük ölçüde ulaşılmıştır.
1997 yılında yüzde 8,3 olan gayri safî millî hâsıla artış hızı, 1998 yılının ilk çeyreğinde yüzde 9,2, ikinci çeyreğinde yüzde 4,4, üçüncü çeyreğinde yüzde 2,4 ve dördüncü çeyreğinde de yüzde 0,7 olmuştur. Böylece, 1998 yılında gayri safî millî hâsıla büyüme hızı, hedefin 0,8 puan üzerinde olan yüzde 3,8 seviyesinde gerçekleşmiştir.
Sektörler itibariyle büyüme hızları, tarımda yüzde 7,6; sanayide yüzde 1,8; hizmetlerde ise, yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmiştir.
1997 yılında 3 080 dolar civarında olan kişi başına gayri safî millî hâsıla ise, 1998 yılında yüzde 4,7 artışla 3 224 dolara yükselmiştir.
1998 yılında, kamu sabit sermaye yatırımları yüzde 15,1 oranında artarken, özel sabit sermaye yatırımlarının yüzde 6,7 oranında gerilemesi sonucu toplam sabit sermaye yatırımları da, yıllık bazda, yüzde 2,4 oranında gerilemiştir.
Devlet İstatistik Enstitüsünün aylık üretim endeksleri ile kapasite kullanım anketlerine göre, 1999 yılının ilk üç aylık döneminde de, özellikle özel sektör üretimindeki gerilemenin devam ettiği; ancak, nisan ayında ekonomide bir canlanmanın başladığı, bunun mayıs ayında da sürdüğü anlaşılmaktadır.
1997 yılında ihracatımız yüzde 13,1 artışla 26,3 milyar dolar, ithalatımız da yüzde 11, 3 artışla 48,6 milyar dolar olmuş ve dışticaret hacmi yüzde 11,9 artarken ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 54,1 seviyesinde gerçekleşmiştir.
1998 yılı sonunda ise, ihracatımız, bir önceki yıla göre yüzde 2,7 artarak 27 milyar dolar; ithalatımız ise, yüzde 5,4 azalarak 45,9 milyar dolar olmuştur. Dışticaret hacmi yüzde 2,6 oranında azalırken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 58,7'ye çıkmıştır.
1998 yılında ihracat artışının düşük kalmasında, dıştalepteki olumsuz gelişmeler ile ihracat fiyatlarında gözlenen yüksek oranlı düşüşler etkili olmuştur.
1998 yılında, OECD ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 9 artışla 15,6 milyar dolardan 17 milyar dolara çıkarken, OECD üyesi olmayan ülkelerden Afrika ve Amerika ülkelerine yapılan ihracatta artış, diğerlerinde azalış yaşanmıştır.
1998 yılı temmuz ayının ortalarından itibaren krize giren Rusya Federasyonuna 1997 yılında 2,1 milyar dolar ihracat gerçekleştirilmişken, 1998 yılı ihracatı, yüzde 34,5 azalışla 1,3 milyar dolarda kalmıştır.
Diğer taraftan, 1998 yılında bavul ticareti yüzde 36,9 azalarak 3,7 milyar dolara gerilemiştir.
1997 yılında 2,6 milyar dolar açık veren cari işlemler dengesi, 1998 yılında, dışticaretteki 14,3 milyar dolarlık açığa karşılık, turizm, işçi, faiz ve diğer kalemlerden sağlanan 16,2 milyar dolarlık gelirle 1,9 milyar dolar fazla vermiştir.
199
9 yılının ocak-mart döneminde ise, ihracatımız, geçen yıla göre yüzde 10,4 azalışla 6 milyar dolar, ithalatımız ise, yüzde 30,6 azalışla 7,9 milyar dolar olmuş; ithalatın ihracattan daha yüksek oranda azalması sebebiyle de, dışticaret açığımız, yüzde 60,2 oranında azalarak 1,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Dışticaret hacmi ise, yüzde 23,1 azalarak 13,9 milyar dolarda kalmıştır.1999 yılının ilk üç ayında, toplam ihracat içinde yüzde 87 payı olan imalat sektörü ihracatı yüzde 10,6 ve yüzde 11,7 payı olan tarım ve ormancılık sektörü ihracatı yüzde 5,5 azalırken, ithalat içinde yüzde 68 payı olan aramalları ithalatı yüzde 30,9; yüzde 19,6 payı olan sermaye malları ithalatı yüzde 33,4 ve yüzde 11,5 payı olan tüketim malları ithalatı yüzde 26,6 azalmıştır.
1998 yılının ilk üç aylık döneminde 1,1 milyar dolar olan bavul ticareti, 1999 yılının aynı döneminde yüzde 60,4 azalarak 444 milyon dolara gerilemiştir.
Yılın ilk üç aylık dönemi itibariyle 1998 yılında 1,1 milyar dolar açık veren cari işlemler dengesi, 1999 yılında dışticaretteki yüzde 61,4 azalmayla 1,2 milyar dolar olan açığa, turizm, işçi, faiz ve diğer kalemlerden sağlanan ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,8 artışla 2,2 milyar dolara ulaşan gelirlerin katkısıyla, 996 milyon dolar fazla vermiştir.
Brüt uluslararası rezervlerimiz, 1997 yılı sonunda 27,2 milyar dolar iken, 1998 yılı sonunda 29,5 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakamlara göre, rezervlerimizde, bir yıl içerisinde 2,3 milyar dolar artış olmuştur.
28 Mayıs 1999 tarihi itibariyle, bankalarımızda 10,1, Merkez Bankasında 22,8 milyar dolar olmak üzere, toplam brüt rezervlerimiz, 33 milyar dolar düzeyindedir. 11 Haziran 1999 tarihi itibariyle, sadece Merkez Bankasının döviz rezervleri 21,6 milyar dolardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, çok uzun bir süredir yüksek enflasyonla yaşamaktadır. Bu durum, ekonomide ciddî belirsizliklere, kaynakların rasyonel kullanılmamasına ve gelir dağılımının dargelirliler aleyhine daha da bozulmasına yol açmaktadır.
1998 yılının en öncelikli hedefi, enflasyonun düşürülmesi idi ve toptan eşya fiyatlarındaki artışın, yıl sonunda yüzde 50 oranına inmesi hedef olarak alınmıştı. Global krize rağmen, uygulanan politikalar sonucunda, 1998 yılı sonunda toptan eşya fiyatları, bir önceki yıla göre 36,7 puan azalışla, yüzde 91'den yüzde 54,3'e inmiş ve hedefte, sadece 4,3 puan sapma olmuştur. Hedef rakama ise, 1999 Ocak ayında ulaşılmıştır.
Toptan eşya fiyatlarındaki yıllık artış, şubat ayında yüzde 48,3'e, mart ayında da yüzde 48,2'ye inmiştir; nisan ayında tekrar yüzde 50'ye çıkmış, mayıs ayında da bu seviyeyi korumuştur.
Tüketici fiyatlarındaki yıllık artış ise, 1998 yılı sonunda bir önceki yıla göre 29,4 puan azalışla yüzde 99,1'den yüzde 69,7'ye inmiş, Ocak 1999'da yüzde 65,9'a, şubat ayında yüzde 63,9'a ve mart ayında da yüzde 63,5'e inmiştir. Ancak, nisan ayında yüzde 63,9'a yükselmiş ise de, mayıs ayında yüzde 63'e inmiştir.
12 aylık ortalamalara göre ise, 1998 Aralık ayında, toptan eşya fiyatları, yüzde 81,8'den yüzde 71,8'e, tüketici fiyatları da yüzde 85,7'den yüzde 84,6'ya gerilemiştir. Toptan eşya fiyatları, 1999 Mayıs ayında yüzde 57'ye, tüketici fiyatları ise yüzde 71,3'e inmiştir.
Bir önceki aya göre artışlarda, her iki fiyat endeksi de, 1998 Şubat ayından itibaren bir önceki yıl seviyelerinin altında kalırken, 1999 Nisan ayında geçen yıl seviyesinin üstünde gerçekleşmiş, mayıs ayında tekrar altına inmiştir.
Nisan ayındaki artışta, uluslararası hampetrol fiyatlarındaki gelişmenin etkisiyle, petrol ürünleri alt sektöründe kaydedilen yüzde 10,9 oranındaki artışın etkisi olmuştur.
1999 yılının mayıs ayı sonunda toptan eşya fiyatları, 1998 sonuna göre yüzde 21, tüketici fiyatları ise yüzde 21,5 oranında artış göstermiştir.
Bu dönemde toptan eşya fiyatları, kamu kesiminde yüzde 27,2, özel sektörde ise yüzde 19,3 oranında artmıştır.
57 nci hükümet olarak bizim hedefimiz de, kronik enflasyonun süratle tek haneli düzeye indirilmesidir. 1998 yılında başlatılan mücadele, aynı kararlılıkla sürdürülecektir.
Enflasyonla mücadelem
izde, dargelirlilerimizin içinde bulunduğu durum mutlaka göz önünde bulundurulacaktır.Sayın Başkan, değerli miletvekilleri; şimdi biraz da borçlarımız hakkında bilgi vermek istiyorum.
Ülkemizin, özel sektör borçları da dahil, 1997 yılında 91 milyar dolar olan dışborç stoku, 1998 yılının sonunda 102,7 milyar dolara yükselmiştir.
Dış borcun yüzde 73,5'i orta ve uzun vadeli olup, tutarı 75,4 milyar dolardır. 27,2 milyar dolar olan kısa vadeli borcun oranı ise yüzde 26,5'tir.
Orta ve uzun vadeli dışborç içinde, konsolide bütçe, yerel yönetimler, fonlar, üniversiteler ve kamu iktisadî teşebbüslerinden oluşan kamu kuruluşlarının borç tutarı 39,9 milyar dolar, özel sektör borçlarının tutarı 23,8 milyar dolar ve Merkez Bankasının borç tutarı da 11,7 milyar dolardır.
Diğer taraftan, 1998 yılında ödenen dışborç anapara ve faiz tutarı 12,5 milyar dolardır. 1999 yılının ocak-mayıs döneminde ise 3,5 milyar dolarlık ödeme yapılmıştır.
Ülkemiz, uzun süreden beri, net dışborç ödeyicisi durumunu korumaktadır.
Dışborç stokumuzun gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 50 düzeyindedir.
1997 yılı sonunda 6,3 katrilyon lira olan içborç stokumuz, 1998 sonunda 11,6 ve 1999 yılı mayıs ayında da 16 katrilyon liraya yükselmiştir. Bu tutarın yüzde 26'sı bono, yüzde 74'ü ise tahvildir.
Devlet iç borçlanmalarında, 1996 yılında yıllık ortalama vade 188 gün iken, 1997 yılında 264 ve 1998 yılında da 226 gün olmuş; 1996 yılında ağırlıklı yıllık bileşik faiz oranı yüzde 132 iken, 1997 yılında yüzde 107,2 ve 1998 yılında da yüzde 115,8 olmuştur.
1998 yılında, temmuz ayına kadar faiz oranlarında düşüş gözlenirken, Rusya'da başlayan ve dünyaya yayılan global krizin, borçlanma maliyetini artırması nedeniyle, bu ayın ortalarından itibaren faiz oranları yükselmeye başlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halen ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntıların temelinde yatan en önemli neden, kamu kesiminin finansman modelidir. Kamu finansman yapısı fevkalade sağlıksızdır. Bu yapı, bu model düzeltilmediği sürece, ekonomideki sorunlara kalıcı ve köklü çözüm bulmak son derece güç olacaktır. Türkiye'de uzun bir süredir, kamu kesiminin borçlanma ile finansmanına dayalı bir model uygulanmaktadır.
Türkiye'nin 1998 yılı sonu itibariyle içborç stokunun gayri safi millî hâsılaya oranı yüzde 21,9'dur. Bu oran, 1990 yılında yüzde 14,4 idi.
Millî gelire oranı itibariyle bakıldığı zaman, içborç stoku korkulacak boyutlarda değildir, Maastricht Antlaşmasında öngörülen düzeyin altında bir seviyededir. Ne var ki, Türkiye'de malî piyasalar yeterince gelişmiş, yeterince derinlik kazanmış değildir. Bu piyasalara, devletin, yüksek rakamlara varan bir taleple girmesi, kıt tasarruf kaynakları üzerindeki arz-talep dengesini ciddî biçimde bozmaktadır.
Kamu kesiminin, sağlıklı kaynaklar yerine borçla finansmanı, bir yandan malî piyasaların kaynaklarının büyük ölçüde devlet tarafından kullanılmasına, diğer yandan faiz hadlerinin aşırı şekilde yükselmesine yol açmaktadır.
Uygulanan model, hem özel ekonomiyi hem de devlet bütçesini olumsuz şekilde etkilemektedir. Devlet, bu piyasaların diğer müşterilerini, özel yatırımcıları, ticarî kredi ihtiyacı içinde olanları piyasanın dışına itmektedir. Diğer bir ifadeyle, özel ekonomiye yeterince kaynak kalmamakta, kalan yetersiz miktardaki kaynağın maliyeti de yükselen faizler nedeniyle artmaktadır.
Malî imkânları olanların, bunu yatırıma, üretime yönlendirmelerinin alternatif maliyeti de artmaktadır. Devlete borç vermek daha kârlı bir hale gelmektedir.
Firmalar, kaynak yetersizliği nedeniyle, faaliyetlerini optimum düzeylerde sürdürememekte; artan finansman maliyetleri, Türk özel sektörünün üretim ve işletme maliyetlerini yükseltmekte, rekabet gücünü olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu sistem, özellikle, dış piyasalara açılma çabası içinde olan Türk ekonomisi için bir engel teşkil etmektedir.
Borçlanma esasına dayanan bu finansman modeli, kamu kesimini de devlet bütçesini de bir çıkmazın içine sürüklemektedir.
Bütçeye baktığımız zaman, gayet iyi bilindiği gibi, bütçe giderlerinin en önemli kalemini borç faizleri meydana getirmektedir. Faiz ödemeleri bugün bütçenin taşıyamayacağı bir düzeye erişmiş ve âdeta bütçeleri kilitlemiştir.
Böylece, ekonomik politikanın en etkin bir aracı olan bütçeler, bu özelliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bütçelere bu temel özelliğin mutlaka yeniden kazandırılması gerekir.
Vergi gelirlerinin bütçe giderlerini karşılama oranının giderek küçülmesi, bütçe uygulamalarında izlenen en çarpıcı gelişmedir. Vergi gelirlerinin bütçe giderlerine oranı 1985 yılında yüzde 71 iken, 1990 yılında yüzde 66,4'e, 1995 yılında yüzde 62,9'a ve 1998 yılında yüzde 59, 2'ye düşmüştür.
Bu gelişmelere paralel olarak, bütçe açıklarını makul düzeyde tutma imkânı da ortadan kalkmıştır. Bütçe açıklarının gayrî safî millî hâsılaya oranı 1985 yılında yüzde 2,2, 1990 yılında yüzde 3, 1995 yılında yüzde 4 ve 1998 yılında yüzde 7 olmuştur.
Bu gelişmeler, bütçenin ne ölçüde tıkanmış olduğunu ortaya koyan ciddî ve önemli göstergelerdir.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; görüldüğü gibi, bütçe hizmetleri borçla karşılanmaya başlanmış ama, bu iş o kadar ileri götürülmüş ki, faizini de ödemek için yeniden borçlanmak mecburiyeti ortaya çıkmıştır.
Mevcut bütçe yapısı içinde, borç idaresinin sadece faiz ödemeleri bölümünü görüyoruz. Bunun ayrıca anapara bölümü de var. Onu ödemek için de yine borç alıyoruz.
Bu finansman modelinin çarpıcı bir yönü de, yüksek faiz oranları nedeniyle, aynen özel kesim üretim ve işletme maliyetlerinin artması gibi, kamu hizmet maliyetlerinin de artmasıdır.
Bütçenin bu sağlıklı olmayan finansman yapısından bahsederken bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Bu da, bütçelerimizin son yıllarda faizdışı dengede fazla vermiş olmasıdır. Bunu önemsiyoruz.
Bütün bunlara rağmen, kamu finansmanını sağlıklı hale dönüştürmenin yolunun, kamunun borçlanma ihtiyacını küçültmekten geçtiğini bir kere daha belirtmek isterim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1999 yılı bütçesine geçmeden önce, bütçeyle birlikte görüşülecek olan 1997 yılı kesinhesabına ilişkin bazı bilgiler vermek istiyorum.
1997 yılı bütçesi, yarısı 54 üncü hükümet, yarısı da 55 inci hükümet tarafından uygulanmış bir bütçedir. 6 katrilyon 255 trilyon lira gelir ve bu tutarda da gider gösterilerek denk olması öngörülen bu bütçe, 700 trilyon lirası ilk altı ayında olmak üzere, 2 katrilyon 235 trilyon lira açık vermiştir. Bu nedenle, 1,8 katrilyon lira eködenek alınmıştır.
1997 yılı bütçesinde giderler 8 katrilyon 50 trilyon lira, gelirler 5 katrilyon 815 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir.
1997 bütçesinin faiz ödemeleri hariç dengesi ise
42,8 trilyon lira fazla vermiştir.1997 yılı bütçesinde giderlerin gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 27,4, gelirlerin oranı ise yüzde 19,8'dir. Vergi gelirlerinin gayri safî millî hâsılaya oranı da yüzde 16,1 olmuştur.
1998 yılında bütçe, disiplinli bir uygulama sonucu hemen hemen hedeflerine ulaşmıştır.
1998 yılı için bütçe açığının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 8,1 olarak öngörülmüş, bu rakam daha da azalarak yüzde 7'ye düşmüştür.
1998 yılı bütçesinde faizdışı fazla, gayri safî millî hâsılanın yüzde 3,9'u olan 1,9 katrilyon lira olarak öngörülmüş iken, gerçekleşme 2,5 katrilyon lira olmuş ve gayri safî millî hâsılaya oranı da yüzde 4,7'ye yükselmiştir.
Ancak, global kriz nedeniyle dış borçlanmanın zorlaşması ve dış borçların ödenebilmesi için içeriden borç alınması, içborç faiz oranlarını, dolayısıyla da bütçedeki faiz ödemelerini büyük ölçüde artırmıştır.
1998 yılı bütçesi, personel giderleri ile faiz ödemeleri dışında, hedeflendiği gibi gerçekleşmiştir.
1998 yılında bütçe giderleri yüzde 93,6 artışla 15,6 katrilyon lira, gelirler ise yüzde 104,4 artışla 11,9 katrilyon lira olmuştur.
Vergi gelirleri ise, programlanan 8,9 katrilyon lirayı 333 trilyon lira aşarak, yüzde 94,6 artışla 9,2 katrilyon lira düzeyinde gerçekleşmiştir. 1997 yılında vergi gelirlerinin gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 16,1 iken, 1998 yılında bu oran 1,3 puan artışla yüzde 17,4'e yükselmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1999 bütçesine geçmeden önce, sizlere, 4387 sayılı Geçici Bütçe Kanununa göre bugüne kadar yapılan bütçe uygulamaları hakkında da bilgi vermek istiyorum.
4387 sayılı Kanunla, 30 Haziran 1999 tarihine kadar 11 katrilyon 889 trilyon liralık harcama yetkisi verilmiştir.
Mayıs ayı sonu itibariyle beş aylık dönemde gerçekleşen harcama 10 katrilyon 155 trilyon liradır. Bunun; 2 katrilyon 561 trilyon lirası personel giderlerine, 352 trilyon lirası diğer cari giderlere, 294 trilyon lirası yatırımlara, 4 katrilyon 298 trilyon lirası borç faizlerine, 1 katrilyon 91 trilyon lirası sosyal güvenlik kuruluşlarına, 534 trilyon lirası vergi iadelerine, 360 trilyon lirası fonlara, 664 trilyon lirası da diğer transfer kalemlerine ait bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1999 yılının ilk beş aylık dönemine ilişkin vergi tahsilat sonuçları da alınmış olup, bu veriler, yılın tamamında vergi gelirlerinin ne düzeyde gerçekleşeceği konusunda bize bir tahmin olanağı vermektedir.
Genel olarak 1998 yılı sonlarına doğru kendisini etkili bir şekilde hissettirmeye başlayan krizlerin ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin vergi gelirlerine de yansıdığını görüyoruz.
1999 yılı ilk beş aylık vergi geliri tahsilatı 4 katrilyon 833 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Bu sonuç, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 48,8 düzeyinde bir artışı ifade etmektedir. 1999 yılının ilk beş aylık döneminde vergi gelir artış oranları enflasyon düzeyinin altında seyretmiştir.
Gelir Vergisi artış oranlarının yüzde 39,4 gibi düşük bir düzeyde kalmasında, kuşkusuz, vergi oranlarında yapılan ciddî indirimlerin payı büyük olmuştur.
İlk dört ayda düşük düzeyde seyreden Kurumlar Vergisi, mayıs ayında yeni geçici vergi rejimine göre tahsil edilen kurumlar geçici vergi geliri nedeniyle yüzde 105,5 oranında artış göstermiştir.
Dahilde alınan Katma Değer Vergisi ilk beş ayda yüzde 57,7, ithalde alınan Katma Değer Vergisi ise yüzde 28,1 artış göstererek, ekonomideki yavaşlamanın etkisini anında yansıtmışlardır. Yılın ilk beş ayında ithalatta görülen gerileme ise, ithalde alınan Katma Değer Vergisindeki artışın çok düşük düzeyde kalmasına neden olmuştur.
Vergi gelirinde önemli bir yere sahip olan Akaryakıt Tüketim Vergisindeki artış, gerek dünya petrol fiyatlarının tahminin altında seyretmesi gerek ürünler düzeyindeki Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonunun düşük tutulması nedenleriyle yüzde 52,8 düzeyinde gerçekleşmiştir.
Diğer vergiler ise, ortalama olarak yüzde 49,6 oranında artmıştır.
Bütçe tasarısıyla, vergi gelirleri toplamında, 1998 yılı gerçekleşme büyüklüklerine oranla, yıllık olarak yüzde 57,4 artış öngörülmüştür. Buna mukabil ilk beş ayda gerçekleşen artış, yüzde 48,8'le, daha düşük bir düzeyde seyretmektedir.
Bu gelişmeler sonucunda 1999 yılı ocak-mayıs döneminde bütçe açığı 4 katrilyon liranın biraz üzerinde gerçekleşmiştir. Faiz hariç bütçe dengesi ise 285 trilyon lira fazla vermiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ekim 1998 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarında; konsolide bütçe harcamaları 23,7 katrilyon lira, bütçe gelirleri 18,1 katrilyon lira, bütçe açığı 5,5 katrilyon lira, faizdışı bütçe fazlası ise 3,4 katrilyon lira olarak öngörülmekteydi.
Bugüne kadar olan gelişmeler dikkate alınarak yapılan tahminlere göre, içinde bulunduğumuz ekonomik konjonktür nedeniyle, vergi gelirlerinin tasarıda öngörülenin bir miktar altında gerçekleşmesi beklenmektedir.
Yine, başta özellikle, borç faizleri ve personel giderleri olmak üzere, bir kısım ödenek kalemlerinde tasarıdaki rakam ve büyüklüklerin içinde kalınamayacağı, öngörülen ödeneklerin yetersiz kalacağı anlaşılmıştır.
Plan ve Bütçe Komisyonunda, ilk beş aylık dönem gerçekleşmeleri ve yıl sonu projeksiyonları göz önünde bulundurularak yapılan değerlendirmeler sonucunda bütçe büyüklükleri yeniden belirlenmiştir. Buna göre; bütçe ödenekleri, tasarıya göre yüzde 15,3 artışla 27,3 katrilyon lira, bütçe gelirleri de 18 katrilyon lira olarak revize edilmiştir.
Bütçe ödeneklerinin; 6,9 katrilyon lirası personel giderlerine, 2,4 katrilyon lirası diğer cari giderlere, 1,4 katrilyon lirası yatırım harcamalarına, 16,6 katrilyon lirası da transfer giderlerine ayrılmıştır.
Transfer giderlerinin; 10,3 katrilyon lirası faiz ödemeleri, 2,4 katrilyon lirası sosyal güvenlik kuruluşlarının finansman açıkları, 3,9 katrilyon lirası diğer transferler içindir.
Bütçe gelirlerinin ise; 14,2 katrilyon lirası vergi gelirlerinden, 1,9 katrilyon lirası vergidışı normal gelirlerden, 1,9 katrilyon lirası özel gelirler ve fonlardan, 80 trilyon lirası da katma bütçe gelirlerinden oluşmaktadır.
Bu rakamlar çerçevesinde ve bazı ödeneklerden yapılacak kanunî kesintiler dikkate alındığında, bütçe açığının 9,1 katrilyon liraya ulaşması beklenmektedir. Bunun gayri safî millî hâsılaya oranı ise yüzde 11,6'dır. Buna göre, faiz hariç bütçe dengesi de 1,2 katrilyon lira fazla vermektedir ve bu rakam, gayri safî millî hâsılaya oranlanırsa, yüzde 1,5 olacaktır.
Bütçenin faizdışı dengesinin fazla vermesi, borç ödeme kabiliyetimizin devam ettiğini ifade etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1998 yılı bütçesinde başarıyla uygulanan ve 4387 sayılı Geçici Bütçe Kanunuyla 1999 yılının ilk yarısında da uygulanmasına devam olunan; devletin kendi parasına faiz ödemesini önleyen kamu haznedarlığı; hazinenin sağlıklı bir nakit planlaması yapmasına imkân vermek ve kuruluşların ödeneklerini daha verimli kullanabilmelerini sağlamak amacıyla ödenek kullanımının ayrıntılı harcama programlarıyla önceden belirlenmesi; iç borçlanmaya sınır getirilerek, gereksiz borçlanma yapılmasının önlenmesi; dış borçlanmalarda Hazine garantisinin kontrol altına alınması; yeterli ödeneği olmayan yatırımlara başlanılmaması; hedeflerin ve gerçekleşmelerin kamuoyuna açıklanması uygulamaları, devlete olan güveni artırmak, malî disiplini sağlamak, kaynak israfını önlemek ve kamu finansman yapısını daha sağlıklı hale getirmek amacıyla, 1999 yılının ikinci yarısında da aynen sürdürülecektir.
Global ekonomik krizden etkilenmekte olan ihracatçımıza ekfinansman imkânı sağlanması, küçük ve orta boy işletmelere verilmekte olan yatırım ve işletme kredilerinin yükseltilmesi ve geri kalmış yörelerdeki yarım kalmış yatırımların tamamlanması yanında turizmimizin desteklenmesi amacıyla ekkaynaklar sağlanmıştır.
Ayrıca,bazı kamu hizmetlerinin fiyatlandırılması imkânı getirilerek, kurumların kaynak yaratmalarını sağlayıcı tedbirler de alınmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin uzun yıllar içinde bulunduğu yüksek enflasyon, artan kamu harcamaları, yüksek miktarlarda borçlanma ve faiz ödemeleri, vergi gelirlerinin önemini giderek artırmıştır.
Bilindiği gibi, Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi, kronik hale dönüşen, sosyal ve ekonomik hayatı çarpıtan yüksek enflasyon oranıdır. Enflasyonla mücadelede kamu harcamalarının sağlam gelir kaynaklarıyla karşılanması gerekli olup, en sağlam gelir kaynağı da vergi gelirleridir.
Vergi gelirlerinin son 10 yıllık seyri izlendiğinde, bu konuda gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşabilmek için önemli yol katedildiği; ancak, henüz yeterli bir düzeye gelinememiş olduğu ortadadır.
Vergi ve benzeri gelirlerin gayri safî millî hâsılaya oranı giderek yükselmiş ve 1998 yılında yüzde 21,6 düzeyine ulaşmıştır. OECD ülkeleri ortalamasına baktığımızda, bu oranın daha yüksek bir yerde, yüzde 27,9 seviyesinde olduğunu görmekteyiz.
Vergi oranlarının önemli ölçüde düşürülmesi, kayıtlı sisteme geçmeye dönük teşvikler ve vergi kimlik numarası uygulaması, verginin tabana yayılması ve mükelleflerin sisteme uyum sağlamaları için uygun bir ortam yaratmıştır.
Kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınmasını hızlandırmak amacıyla vergi kimlik numarası uygulamasının, başta bankacılık sistemleri olmak üzere, daha fazla ekonomik işleme yaygınlaştırılması için çalışmalar sürdürülecektir.
Vergi sistemini adaletli ve etkin hale getirmek için geçen yıl yapılan değişikliklere ek olarak, bu yıl da dolaylı vergilerdeki dağınıklığı giderip, verimliliği artıracak özel tüketim vergisi tasarısının hazırlanıp kanunlaştırılması için gerekli çalışmalar başlatılacaktır.
Vergilemede felsefemiz, verginin tabana yayılması ve kayıtdışı çalışan, vergi vermeyen grupların mutlaka vergi kapsamına alınmasıdır; ama, vergi olayına sadece fiskal açıdan bakmıyoruz. Verginin ekonomik ve sosyal boyutunu, en az fiskal boyutu kadar önemsiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi sisteminin sağlıklı ve etkin işlemesinin en önemli şartı, güçlü bir vergi idaresidir. Kanunlar çok mükemmel olsa bile, altyapısı, uygulama gücü ve insan kaynakları itibariyle kuvvetli bir vergi idaresi olmadığı sürece, vergi sisteminin başarılı çalışması mümkün değildir.
Bu kapsamda çeşitli projeler hayata geçirilmiş, önemli bir kısmı da halen devam etmektedir. Özellikle, kayıtdışı ekonomiyi küçültmek amacıyla geçen yıl kanunlaşan vergi düzenlemelerinin bazı maddeleri, kanunun ana maksadından uzaklaşılmaksızın yeniden ele alınarak, düzenlemelere ekonomik boyut ve sadelik kazandırılacaktır.
1999 yılında, vergi idaresini otomasyona geçirip güçlendirmeyi, bilgisayarlı denetim tekniklerini yaygınlaştırmayı ve böylece, vergi idaresinin etkinlik ve verimliliğini artırarak, vergi gelirlerinde daha fazla artış sağlamayı planlamaktayız.
Vergi uygulamalarında kolaylık sağlayıcı pratik tedbirlere önem verilecek, vatandaşlarımızın bu yoldaki şikâyetlerinin önlenmesine büyük çaba gösterilerek, idare-mükellef ilişkileri daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde, kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin aylıkları konusunda kısaca bilgi vermek istiyorum.
Bütçe kanunu tasarısında, çalışanların ve emeklilerin aylıklarında, 1999 yılının ilk altı aylık dönemi için yüzde 25 oranında bir maaş artışı öngörülmüş idi. Ancak, bütçe kanunu tasarısının yasalaşmaması üzerine, 4387 sayılı Geçici Bütçe Kanununun verdiği yetkiye istinaden, Bakanlar Kurulu, maaş artış oranını ortalama yüzde 27,5 seviyesinde belirlemiştir. İçinde bulunduğumuz yıl yürürlüğe giren vergi dilim ve oranlarındaki değişikliğin sağladığı ilave artışla birlikte 1999 yılının ilk yarısı için ortalama toplam maaş artışı yüzde 30 seviyelerinde gerçekleşmiştir.
65 yaşın üzerindeki 900 000 muhtaç vatandışımıza ödenen aylıklar ile 50 000 civarındaki gazimize ödenen aylıklara esas göstergeler de, anılan Bakanlar Kurulu kararıyla ayrıca artırılmış olduğundan, muhtaç vatandaşlarımıza ve gazilerimize genel zam oranının üzerinde, yüzde 52 ile yüzde 71 oranları arasında bir artış sağlanmıştır.
Bütçe kanunuyla, 1999 yılının ilk altı ayında uygulanan katsayılar belirlenmiştir. Temmuz ayından geçerli olmak üzere, 1999 yılının ikinci altı ayı için uygulanacak katsayılar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 154 üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca belirlenecektir.
Hükümet olarak gerçekleştireceğimiz artışlar, çalışanlarımız ve emeklilerimizin içinde bulunduğu durum ile enflasyon düzeyi ve bütçenin dengeleri göz önüne alınarak belirlenecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurlarınıza gelen 1999 bütçesi, Plan ve Bütçe Komisyonunda, bütün gelişmeler dikkate alınarak değerlendirilmiş, bütçe büyüklükleri ve dengeleri gerçekçi bir boyuta çekilmiştir.
Bütçe, netice itibariyle bir tahmindir. Asıl sonuçlar uygulama ile alınacaktır. Bütçenin uygulanmasında önceliklerin doğru tespitine büyük önem verilecektir. Vatandaşın dişinden tırnağından kısarak ödediği verginin her kuruşu, mutlaka, yerli yerine harcanacaktır.
57 nci hükümet olarak, disiplinli ve kararlı bir uygulama ile Yüce Meclisin kabul ettiği hedefleri gerçekleştirme azim ve gayreti içinde olacağız.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, ekonomideki sorunların en önemli nedeni, yukarıda da ifade ettiğim gibi, kamu maliyesinin içinde bulunduğu sağlıksız durumdur. Bu tablonun böyle gitmesi de, esasen mümkün değildir. Kamu açıklarının küçültülmesi ve malî dengelerin, kalıcı bir biçimde, yeniden kurulmasında zaruret vardır.
Yapısal değişiklikler başta olmak üzere, kamu açıklarını daraltmaya yönelik gelirler ile giderlere ilişkin tedbirlerin süratle ve eşzamanlı olarak gerçekleştirilmesine büyük önem veriyoruz. Malî politikalara ağırlık kazandırılacaktır.
Bu çerçevede, kamu harcamalarında rasyonelliğin sağlanması amacıyla gider kanunlarında yapılması gereken değişiklikleri belirleyecek çalışmalar Maliye Bakanlığında başlamış bulunmaktadır.
Ekonomik politikalarımızın temel amacı, ekonomiye yeni bir atılım kazandırmak, ülkede yatırım ve üretim iklim ve şevkini sağlamak ve korumaktır.
Türkiye, geçen yılın son yarısını seçim ve hükümet tartışmalarının yarattığı belirsizlik ve kararsızlık ortamında geçirdi; bu yılın ilk yarısı da yine seçim ve geçici bütçe ortamında belirsizlikle geçti. Şimdi, 21 inci Dönem Parlamentosu ve 57 nci hükümet
le beraber bu belirsizlikler ortadan kalkmış, halkımızın uzun süredir beklediği siyasî iktidar ortamı sağlanmıştır.Kaynaklarımızın etkili ve verimli bir şekilde kullanıldığı, rekabetçi bir pazar ekonomisi içinde istikrarlı bir büyümenin sağlanması; gelir dağılımındaki adaletsizliklerin ve bölgelerarası gelişmişlik farkının giderilmesini amaçlayan bir sosyal devlet anlayışı temel ilkelerimiz olacaktır.
Şu anda görüşmekte olduğumuz 1999 yılı bütçesi, bir yandan 20 inci yüzyılın tam 76 yılını kapsayan cumhuriyetimizin bu yüzyıldaki son bütçesi, bir yandan da yeni yüzyıla yansıyacak olan yine cumhuriyetimizin ilk bütçesi olmak gibi iki anlamlı özelliği birlikte taşımakta ve hepimize yaşatmaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve cumhuriyet hükümetleri olarak, dünyayı etkileyen büyük, küçük ekonomik krizlerin yaratacağı çalkantıların ülkemizin ekonomik gücünü zaafa uğratmasına ve tüketmesine asla izin vermeyelim.
Olacağı görme yeteneği 21 inci yüzyılın en önemli değeri olacaktır. "Bugünü tüketmeden yarını yaratmak" ilkesi hepimizin hedefi olsun. Bu anlayışa dayalı bir bütçe kavramını yeni yüzyıl için yeni bir adım sayalım.
Sayın Başkan, yapacağınız çalışmalar için size ve değerli milletvekillerine şimdiden teşekkür ediyorum.
1999 bütçesinin devletimize ve yüce milletimize hayırlı olmasını diler; saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclisteki görüşmelerimizin daha sağlıklı bir biçimde devam edebilmesi amacıyla, lütfen, telefonlarımızı kapatalım efendim. (Alkışlar)
Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 16.6.1999 tarihli 16 ncı Birleşimde alınan karara uygun olarak, basılıp dağıtılan programa göre yapılacaktır.
Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde, siyasî parti grupları ve hükümet adına yapılacak konuşmalar 1'er saat (bu süre, birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmalar 10'ar dakikadır.
Şimdi, bütçenin tümü üzerinde, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırayla okuyorum : Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Oktay Vural; Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Güneş Taner, Sayın Agâh Oktay Güner; Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Ertuğrul Kumcuoğlu, Sayın Ali Günay; Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdüllatif Şener.
Şahısları adına; lehinde, Sayın Orhan Bıçakçıoğlu, Sayın Yılmaz Karakoyunlu; aleyhinde, Sayın Kamer Genç, Sayın Ali Coşkun.
DYP Grubu, henüz konuşmacısını belirlememiştir, bize ulaştığı takdirde Yüce Meclise duyuracağız.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Oktay Vural; buyurun efendim. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarılarının tümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, tüm Grup adına, milletvekillerimiz adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Devlet bütçeleri, devletin sadece gelir ve giderlerini gösteren bir belge değildir; aynı zamanda, siyasal tercihlerin ortaya konmasının fırsatı ve belgesidir. Bu sebeple de bütçeler, çok geniş bir şekilde, tüm kamu kesimince tartışılmakta, siyasî tercihlerin ele alınması suretiyle, Meclis Genel Kurullarında değerlendirilmektedir. Bu yönüyle, 57 nci hükümetin Yüce Meclise sunduğu 1999 yılı bütçesinin değerlendirmesinin, bu bütçeyi Meclise arz eden hükümetin kuruluş ve bütçenin hazırlanış şartları, hükümet programı, iç ve dış dünyada yaşanan ekonomik ve siyasî gelişmeler dikkate alınarak yapılması gerekir.
Sayın milletvekilleri, yeni bir yüzyılın eşiğinde yapılan 18 Nisan seçimleri sonucunda, milletimiz, 20 nci Yasama Dönemine son noktayı koymuştur. Bu seçim, yeni bir dönemin siyaset aktörlerini, siyaset anlayışını ve hareket tarzlarını belirleyerek, sosyal ve siyasî tarihimizdeki güzide yerini almıştır. Milletimiz, bu önemli seçimlerde, Milliyetçi Hareket Partisine büyük bir teveccüh göstermiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, oylarını, yüzde 125 ile en fazla artıran parti olmuştur. Böylece, Yüce Türk Milleti, Milliyetçi Hareket Partisine, Türk siyasetinin geleceği açısından çok önemli göre
v ve sorumluluklar yüklemiştir.Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin siyaset anlayışının çerçevesini, Genel Başkanımız şu şekilde çizmiştir: "Bizler, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, her şartta ve zamanda hem kişisel hem de kolektif anlamda görev ve sorumluluklarımızın bilincinde olacağız. Türkiye'ye ve dünyaya, gerektiğinde ,sade bir vatandaşımızın gözüyle, içeriden, gerektiğinde de kuşbakışı bakmaya devam edeceğiz. Millî ve manevî hassasiyetlerimizi hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz; onların istismarına da, karalanmasına da karşı çıkacağız. Bizler, Milliyetçi Hareket camiası olarak, hem ülke sathında hem de Yüce Meclisin bünyesinde, kardeşliğin, huzurun, uzlaşma ve hoşgörünün öncüsü olmaya devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyetinin kıyamete kadar var olması için, her vatandaşımızın mutluluğu için elimizden geleni yapacağız. Partimiz, Türk insanı için makul olanın anlayışı şeklinde özetleyebileceğim çizgisinden taviz vermeyecektir. İnsanımız, şimdi, seçtiği Meclisin verimli, uzlaşmacı ve sev
iyeli bir çalışma temposu ortaya koymasını beklemektedir; çünkü, karşılıklı anlayış ve işbirliği havasının hâkim olmadığı zamanlarda yaşanılan sıkıntıların tekrarlanmasını arzu etmiyor. Kurulan hükümetin de, aynı şekilde, uzun ömürlü ve uyumlu bir karaktere sahip olmasını, başarılı bir yönetim sergilemesini bekliyor."İşte bu siyaset anlayışının bir sonucu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi, üzerine düşen sorumluluğun idraki içerisinde, geçmişin derinliklerinde ve gerisinde kalmış tartışmalara girmeden, önyargısız ve aşırı duygusal olmadan, siyasette belirlemiş olduğu saygı, nezaket ve üslup dengesini oluşturarak, 57 nci cumhuriyet hükümetinde yer almıştır. İstikrarlı ve uzun vadeli hükümet arayışlarının bir sonucu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokratik Sol Parti ve Anavatan Partisi hükümeti kurularak, Türkiye Büyük Millet Meclisinden büyük ekseriyetle güvenoyu almıştır.
Koalisyon hükümetleri uzlaşma ve hoşgörüyü gerektirir. Bir program çerçevesinde bir araya gelen siyasal partilerin, kendi programlarında öngördükleri şekilde bir idare tarzı sergilemeleri mümkün değildir. Bu bakımdan, siyasî iktidarı paylaşan partilerimizin hepsi, kendi yönetimlerinde olan kamu alanları içerisinde hükümetin protokolünü tatbik etmeli, karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü s
ergilemelidirler.Değerli milletvekilleri, 1999 yılı bütçesinin huzurlarınıza getirilme süreci ve bugüne kadar hükümetimizin meselelere bakış açısı dikkate alındığında, hem yeni koalisyon hükümetinin bir araya gelme temelini oluşturan siyaset anlayışının hem de bize güvenen, artık toplum hayatında kardeşlik ve istikrar arayan milletimiz için iktidar ortağı olan Milliyetçi Hareket Partisinin yaklaşımının izlerini taşımaktadır.
Bilindiği gibi, tartıştığımız 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ve 1997 Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarıları, mevzuata uygun olarak, 17 Ekim 1998'de Yüce Meclise sunulmuştur. 55 inci hükümetin güvensizlik oyuyla düşürülmüş olması sebebiyle, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler tamamlanamamış ve Meclis Genel Kurulunda ele alınamamıştır; ancak, bütçe uygulamalarının kesintiye uğramaması için, 4387 sayılı Kanunla, bütçe uygulamasına 30 Haziran 1999 tarihine kadar yetki verilmiştir. Bu durumda, ya geçici bütçenin iki ay daha uzatılması ya da yeni bir bütçenin hazırlanması gerekmekteydi. Uzun ömürlü ve istikrarlı bir hükümetin, henüz kuruluş aşamasında, geçici bütçe uygulamasını sürdürmesi, ekonomik belirsizliklerin devamına sebebiyet verecek, beklentilerin oluşturabileceği tahribat büyüyebilecekti. Diğer taraftan, ülkemizin bütçesiz
kalması, toplumda, siyasî otoritenin bir zaafı olarak algılanacaktı. Şüphesiz, böyle bir ortam, bu hükümetin kurulmasına yol açan 18 Nisan 1999 seçimlerinden önce siyasete ve onun kurumlarına duyulan güvensizliğin daha da derinleşmesine sebebiyet verebilirdi. Bu bakımdan, geçici bütçe uygulamasına gitmemek, yeni kurulan hükümetin doğru bir tercihi olarak ortaya çıkmıştır.Sayın milletvekilleri, diğer taraftan, yeni bir bütçe hazırlanması, bütçe bütünlüğünü zedeleyebilecektir. Bütçe yılının yarısını aştıktan sonra siyasî iktidarın değişmesi sebebiyle yeni bir bütçe uygulaması da söz konusu olmamıştır. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi neredeyse tamamlanmış, hazırlanmış olduğu dönemin hükümeti tarafından makroekonomik dengeler ve politikalar üzerine oturtulmuş olduğu dikkate alındığında, bütçe bütünlüğünün bozulmaması amacıyla, 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının hükümet tarafından Meclis gündemine alınmasını, Milliyetçi Hareket Partisinin son derece büyük önem verdiği devlette devamlılık ilkesinin bi
r tezahürü olarak görüyoruz. Şüphesiz, böyle bir tasarrufun, yeni bir bütçe yaparak siyasî tercih ve yaklaşımlarımızın tam manasıyla yansıtılması imkânını daralttığını kabul etmekle beraber, yeni bir bütçede de, yılın yarısından fazlasının geçmiş olduğu gerçeği karşısında, bu tercihlerimizi tam manasıyla yansıtabilmenin mümkün olmadığını düşünüyoruz.1999 yılı bütçesinin değerlendirilmesinde, bu hususların dikkate alınmasında büyük fayda vardır. Böyle olmakla beraber, geçici bütçe uygulamasının sonuçlarına göre, yeni Meclisin oluşturduğu Plan ve Bütçe Komisyonunda, temel bütçe hedefleri ve büyüklükleri ve 1999 yılının ilk beş ayındaki gelişmeler dikkate alınarak, bu gelişmeler doğrultusunda, bütçe revize edilmiştir.
Bütçe kadar, bütçe uygulaması da son derece önemlidir. Bu bakımdan, görüşülen bütçenin 1999 yılının kalan bölümünde, 57 nci Hükümetin program çerçevesindeki uygulamaları daha fazla önem kazanmaktadır.
Bütçenin hazırlanmasında olmasa bile, uygulamasında, bu hükümetin önünde fırsatlar bulunmaktadır. Kaynakların kullanımında etkinliğin temini, borç yönetiminde etkinlik, israfın önlenmesi, yatırımların tamamlanması gibi uygulamalar ağırlık kazanmalıdır. Zaten, 57 nci Hükümet Programında, 1999 yılında öncelikli hedefin, ülkemizin istikrar içinde büyümesinin altyapısının geliştirilmesi olacağı, bu çerçevede, üretime ve dışsatıma dayalı, sağlam ve sağlıklı kaynaklarla finanse edilen, dengeli ve sürekli bir büyüme stratejisi oluşturulacağı ifade edilmiştir. Bu yaklaşımı gerçekçi bulmaktayız. Önemli ol
an, bu yaklaşımı yansıtan araçların önümüzdeki dönemde gündeme getirilmesidir.Sayın milletvekilleri, bütçe ilkelerinin biri, önceden izin ilkesidir. Bu ilke, malî yıla ait harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, yasama organınca, o dönem başlamadan önce, bir bütçe kanunuyla yürütme organına verilmesi gereğini belirtir. 1999 yılının ortasında Meclis gündemine getirilen, 1998 yılında hazırlanmış ve kısmen, komisyonda zorunlu olarak yılın ilk beş ayındaki gelişmelere göre revize edilmiş 1999 yılı bütçesi, bir bakıma, dengeleri önceden belirlenmiş ve büyük ölçüde harcanmış bir bütçedir. 1999 malî yılı bütçesinin Meclise getirilmesi kadar, bu bütçenin hazırlanma şartlarının da dikkate alınması gerekmektedir. 55 inci hükümet 1999 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısını Plan ve Bütçe Komisyonuna sunarken, zamanın Maliye Bakanı, dünya ekonomisinin 1999 yılındaki beklentiler açısından durgunluk sürecinin devam edeceğini, bu durgunluğun yükselen pazar ekonomilerindeki yansımalarının uluslararası sermayenin hareketlerini azaltacağını, bu pazarlarda ihracat ve üretim finansman imkânlarını zayıflatacağını ifade etmiştir. Görüşülmekte olan bütçe, yukarıda özetle sunulan bir dünya konjonktüründe hazırlanmıştır; bugün de bu şartların tam olarak geçtiği söylenemez. Dünya ekonomisindeki bu yavaşlamanın 2000 yılından itibaren iyileşmeye dönebileceği tahmin edilmektedir.
Global krizin ülke ekonomisini etkilemiş olduğu bir vakıadır. Globalleşme vetiresi, herhangi bir ülkede meydana gelen ekonomik krizin etkisinin kısa bir süre içerisinde ülkemize kadar yansıması gerçeğini de karşımıza getirmiştir. Şüphesiz, bu krizlerden gerekli dersi çıkarmak kadar, krizlerden faydalanma imkânı da bulunmaktadır. Uluslararası ekonomik ve malî şartların bozulma sebepleri, Uzakdoğu Asya ülkeleriyle Jap
onya'daki durgunluk ve Rusya'daki borç krizidir.1980'lerde meydana gelen borç krizinden çok farklı bir krizle karşı karşıya bulunmaktayız. Global üretim tahmin edilenden fazla düşmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin ticaret, ihracat, dış borç temin imkânı daralmaktadır. Finansal kriz, yabancı sermaye akışını da azaltmaktadır. Bu bakımdan kullanılacak politik araçlar çok farklı olacaktır. Destekleyici, makro, kurumsal ve borç yeniden yapılanması araçlarına ihtiyaç vardır.
Global krizden çeşitli sosyal sonuç ve dersler çıkarmak, bunlara göre hareket etmek gereklidir. Krizlerde yoksulların durumu odak noktası olmuştur. Bu bakımdan yoksulu korumaya yönelik politikalara önem verilmelidir.
Krizden alınması gereken bir başka ders ise, sosyal güvenliktedir. Sosyal güvenliğin ikame edilmesi mümkün olmamakla beraber, sosyal güvenlik sisteminin planlanması artık bir zorunluluk halini almıştır.
Günümüzde, krizleri öngörebilme sezgisi, büyük bir önem arz etmektedir. Dünyadaki ekonomik gelişmelerin yakından takibi, bir erken uyarı sisteminin kurulması, gerekli tedbirlerin zamanında alınması için şarttır. Krizleri öngörebilme yeteneğinin gelişmesi, krizin avantajlarını, dezavantajlarını avantaja dönüştürebilme imkânlarını da beraberinde getirebilecektir. Ülkemizi bugüne kadar etkilemiş olan krizin boyutlarının ve manasının zamanında algılanamamasının, krizin ülkemize yansıma derecesini etkilemiş olabileceğini düşünüyoruz.
Global krizden alınacak bir başka ders de, finansal serbestleştirmenin kurumsal kapasiteye göre uyumlaştırılmasının gerekli olduğudur.
Sayın milletvekilleri, Türkiye ekonomisi, 1999 yılına, hepimizin malumu olduğu üzere durgunluk konjonktürü içinde girmiştir. Bir yanda 1998 yılının ortalarından itibaren, özellikle reel sektörün lokomotif işkollarında meydana gelen ağırlıklı olarak global kriz kaynaklı olumsuzluklar, diğer yanda başta enflasyon olmak üzere kronikleşmiş bir dizi yapısal sorunlarımız ve maalesef, bu sorunları hızlandıran siyasî istikrarsızlık, söz konusu konjonktürün belirleyici faktörleri olmuştur. Ekonomimizin içinde bulunduğu bu süreç, sebep ve sonuç dünyasında dolaşabilenler için hiç de şaşırtıcı değildir. Mevsimlik ekonomi politikalarının başarısını kalıcı göstermeye çalışan miyop bir anlayışla birleşen siyasî istikrarsızlık, bu
uyarıların gerektiği ölçüde dikkate alınmasını engellemiştir.Türkiye ekonomisi; değerli kur, yüksek faiz, sıcak para üçgeni içinde yüksek enflasyonla beslenerek, gelişimini sürdürmüştür. Yüksek faizli içborçlanma politikasıyla görünürde oluşturulan sunî dengelerin ve yüksek büyüme oranlarının sürdürülebilir olmadığı ve er geç bir daralma sürecinin çıktığı, 1994'te olduğu gibi, 1998'de de doğrulanmıştır. Bu bakımdan, 57 nci Hükümet Programında dengeli ve sürekli bir büyüme stratejisinin oluşturulmasına yöne
lik taahhüt, son derece yerindedir.Sayın milletvekilleri, global krizin etkisini küçümsememekle birlikte, Türk ekonomisinin düzlüğe çıkabilmesinin, çoğu kamu kesimiyle ilgili yapısal sorunların çözümüne bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bu sorunlarımız halledilmedikçe, yeni ekonomi anlayışının özünü oluşturan rekabet gücünün geliştirilmesindeki teknoloji ve verimlilik şeklindeki önkoşulların hak ettiği önceliği alamayacağından endişe duymaktayız.
Globalleşmenin ekonomik boyutunu vurgulayan ve yeni ekonomik düzenin eksenini serbestleştirme uygulamaları teşkil etmektedir. Serbestleştirmenin nihaî hedefi, devletin ekonomik faaliyet alanının küçültülmesidir; ancak, bu küçültme süreci boyunca, devletten, toplum refahını artırmak için sosyal nitelikli hizmetlerin sürdürülmesi beklenmektedir. Yoksullukla mücadelenin esası da budur. Bu beklentiyi gerçekleştirebilecek en etkin araç olarak da devlet bütçesi gelmektedir.
Bu noktada, globalleşmenin, gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde olduğu gibi, Türkiye açısından da bir açmazı söz konusudur. Bütçenin refah iktisadına yönelik sosyal fonksiyonunu yerine getirebilmesi, öncelikle malî fonksiyonuna, bir başka ifadeyle, sürdürülebilir bir gelir- harcama düzeyine bağlıdır. Oysa, bilindiği gibi, sürekli borçlanmaya dayalı bir finansman modelinin yol açtığı kartopu etkisiyle bütçe, malî fonksiyonunu dahi yerine getirememektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şüphesiz, bugün, Meclis Genel Kurulunda görüşmelerine başladığımız bütçe politikasının, bu ekonomik sorunların çözüme kavuşturulmasının en etkili araçlarından birini teşkil etmesi gerekir. Maalesef, Maliye Bakanımızın, gerek şimdi gerek Bütçe Plan Komisyonuna sunuşunda belirttiği gibi, bütçe politikası, ekonomi politikasının en etkin aracı olma hüviyetini kaybetmiştir. Yıllardan beri, bütçeler, âdeta, faiz harcamalarını ödeme bütçesi haline gelmiştir. Kamu kesiminin borçla finansmanı, yüksek faizler nedeniyle, bir yandan tasarrufların yatırımlara transferini engelleyerek özel sektörün üzerinde dışlama etkisi mey
dana getirmekte, üretim ve işletme maliyetleri artmakta ve rekabet gücü olumsuz bir şekilde etkilenmektedir; diğer yandan, rant ekonomisinin boyutlarını genişleterek gelir dağılımının daha da bozulmasına neden olmaktadır. Çarpıcı bir bulgu olarak, devletin 100 lira vergi toplamak için katlandığı işlem maliyetleri arasında eşdeğer içborçlanma maliyetinin giderek daha fazla arttığı gözlemlenmektedir.Ekonomik sıkıntıların temelinde, kamu finansman modeli yatmaktadır. Ekonomik ve malî istikrarın bir önşartı olan malî bütçe disiplini, bugün gelinen noktada, esas itibariyle, içborçlanma sorununun çözümüne bağlıdır. İçborç sorunu çözülmedikçe, özelleştirmeden ve vergilerden elde edilecek ilave gelirler bütçedeki açıkların kapatılmasına yetmeyecektir. Türkiye'de 1998 sonu itibariyle dışborç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 50, içborç stokunun oranı ise yüzde 21,9'dur. Toplam yüzde 71,9'luk bu oran, gelişmiş ülke ortalamalarının oldukça üstündedir. Maastrich kriterlerine göre borç stokunun GSMH'ye oranı yüzde 60'ı geçmemelidir. Dışborcun net kaynak transferi, içborcun da yüksek faiz oranları nedeniyle tasarruf kaynakları üzerinde arz kaydırıcı etkisi dikkate alındığında, yatırımların neden arzulanan düzeye ulaşmadığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Hazinenin toplam borcu 1997 yılında 6,3 katrilyon lira, 1998 yıl sonunda 11,6 katrilyon lira idi. Bu borç stoğu, yaklaşık, her ay, 1 katrilyon lira artmaya başlamıştır. Nisan 1999'da 15,4 katrilyon olan içborç stoku, bugün, 18 katrilyon liraya dayanmıştır
. Bugün, içborç stokunun ulaştığı rakam, 1999 yılında devletin tüm vergi gelirlerinin üzerinde bir rakamdır. 1999 yılının ilk beş ayında borç faiz ödemeleri tüm 1999 yılı için öngörülen faiz ödemelerinin yüzde 48'ini aşmıştır. Şüphesiz, bu artıştaki temel sebep, borçlanma faiz oranının, tahmin edilenin üzerinde artmasıdır. Bu durumda, 1999 bütçesinde öngörülen faiz ödeme ödeneği, yılın ekim ayı ortalarında bitmiş olacaktı; Plan ve Bütçe Komisyonunda, bu gelişmelerin ışığında, zorunlu olarak, tasarıdaki faiz ödemeleri ödeneği artırılmıştır.Millî gelire oranla bakıldığında, içborç stoku endişe verecek miktarlarda değildir. Ancak, önemli olan, bu stokun her ay 1 katrilyon lira büyümesi, borcun kısa vadeli olması ve faizin yüksekliğidir.
Sayın milletvekilleri, bütçenin ekonomik fonksiyonunu yerine getirebilmesinin önkoşulu, kamu finansmanının sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasından geçmektedir. Bu yapının oluşturulabilmesi için, açıkların finansmanında borçlanma hacminin kademeli olarak kü
çültülmesi gerekmektedir. İçborç sorununun çözümünde kısa vadede yapılacak olan, borçlanmada vadeyi uzatan, maliyeti düşüren borçlanma tekniklerinin geliştirilmesidir.Mevcut, sabit nominal faizli borçlanma, âdeta, enflasyon üzerinde yapılan bir spekülasyona dayanmakta, bu spekülatif oyundan devlete borç verenler kazançlı çıkmaktadır. 1998 yılında, devlete, içborçlanma yoluyla borç veren kesimler, ortalama yüzde 30, yüzde 40 reel faiz elde etmişlerdir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlarda ve dünyanın başka ülkelerinde, spekülatif alanlar dışında hiçbir ekonomik faaliyet, yüzde 30, yüzde 40 reel getiri getiremez.
İçborç stokunu orta ve uzun vadede azaltmak için, özelleştirmenin, arazi satışlarının hızlandırılması, buradan elde edilen gelirlerin büyük ölçüde içborçların azaltılmasında kullanılması ve vergi tabanının genişletilerek ekonomik faaliyetlerin genişletilmesi suretiyle vergi gelirlerinin artırılması gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, global krizin ortaya çıkardığı bir sonucun, finansal serbestleştirme olduğunu ifade etmiştim. Türkiye, 1980'lerin başında, 1994'te ve nihayet 1998'de bankacılık sektöründeki boşlukların sıkıntılarını çok çekmiştir. Şüphesiz, ülkemizin içinde bulunduğu siyasî yapı, buna ilişkin tedbirlerin önceden alınması imkânını daraltmıştır. Yeni kurulan 57 nci hükümetin, bankacılık sektöründe düzenleme yapmak üzere Bankalar Kanununu yeniden yasalaştırmasını son derece yerinde buluyoruz. Böylelikle, global krizden alınan bir dersin gereğini, biraz gecikmeyle de olsa, yerine getirmiş olduk. Ban
ka kurma, kredi verme esasları yeniden belirlenmiş ve denetime önem veren bir yapıya kavuşturulmuştur. Bankacılık sektörünün düzenlenmesinin siyasî otoriteden ayrı bir kuruma bırakılmış olması, sektörü baskılardan uzaklaştıracaktır. Bankacılık Kanununda yaptığımız yeni düzenlemenin malî piyasalarda güven ve itibar tesis edeceğine, denetim ve gözetim yetkisinin daha etkin olarak kullanılmasına yol açacağına ve orta vadede reel faizleri düşüreceğine inanmaktayız.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu finansmanının sağlam kaynaklara dayanması gerektiği açıktır. Bu bakımdan, vergi gelirlerinin önemi daha da artmış bulunmaktadır. Vergi ve benzeri gelirlerin gayri safî millî hâsılaya oranı 1998 yılında yüzde 21,6'ya ulaşmış olmasına rağmen, yüzde 27,9 olan OECD ülkeleri ortalamasının altında gerçekleşmektedir. 1999 yılının ilk beş aylık vergi tahsilatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 49 düzeyinde artmıştır. Bu artış oranı, enflasyon düzeyinin altında kalmıştır. 1999 yılının ilk beş ayında, Maliye 4,8 k
atrilyon vergi toplayabilmiştir. Vergi gelirlerinin tasarıda öngörülen miktarın altında gerçekleşeceği dikkate alınarak, bütçede vergi gelirleri -335 trilyon eksiğiyle- 14 katrilyon 535 trilyondan 14 katrilyon 200 trilyona düşürülmüştür. Harcamalar, geçen yıla göre yüzde 81,5 artarken, vergi gelirleri yüzde 49 artmıştır; reel olarak vergi gelirleri düşmüş demektir.Vergi gelirlerinin azalmasındaki temel sebep, ekonomimizin içinde bulunduğu durumdur. Özellikle, mal ve hizmetlerden alınacak vergi miktarında komisyonda yapılan eksiltme, ekonomik durgunluğun bir neticesi olarak değerlendirilebilir. Bu gelişmeler, verginin, gelir yönü kadar, ekonomik ve sosyal politikanın da en önemli araçlarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim, 57 nci hükümet programında bu husus vurgulanırken, ekonomide canlılığın korunmasında vergi politikalarının uygulanmasının da dikkate alınacağı ifade edilmektedir. Bu yaklaşımın, Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durumda, acilen ele alınması gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, ekonominin içinde bulunduğu şartlarda, durgunluğa giren sektörlere ve dargelirlilere yönelik uygulanabilecek nispeten genişletici bir maliye politikasının enflasyonist etkilerini sıkı para politikalarıyla nötralize etmek gerçekçi bir politika olarak değerlendirilebilir. Bu tip bir politikayla enflasyonu makul düzeyde tutarken ekonomiyi durgunluktan çıkarmak da mümkündür. Hükümet programında yer aldığı gibi, vergiyi tabana yayarak, bir yandan durgunluk içindeki sektörlerde gelir etkisi meydana getirirke
n, diğer yandan dargelirlilerin satın alma güçlerini korumak inceayar politikasının bir yönüdür.Sayın milletvekilleri, vergilemede adalet ilkesini önplana alan dolaysız vergilere dayalı bir politikanın sonuçları için zamana ihtiyaç vardır. Bu bakımdan, harcamaya yönelik politikaların da geliştirilmesi kaçınılmazdır; çünkü, bütçe açığının sürdürülebilirliği kısa vadede harcama reformunun gerçekleştirilmesine bağlıdır; aksi takdirde, geriye kalan yegâne araç, kolaycı bir yöntem olan ve her zaman dargelirlilerin aleyhine olan dolaylı vergi kullanımıdır. Nitekim, 57 nci hükümet programında, kamu harcamalarında savurganlığı önleyecek, ihalelere gölge düşürmeyecek, yolsuzluklara imkân tanımayacak, kamudan haksız kaynak transferine yol açmayacak gider reformu yapılacağı vurgulanmıştır. Kısa dönemde enflasyonu azaltmak, orta, uzun dönemde verimi artırmaya yönelik harcama reformunda harcamalar kesinlikle gelirlerle ilişkilendirilmeli, harcamalar üzerinden vergi veren vatandaşların dolaylı kontrolü sağlanmaladır. Bu
yaklaşım, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe üzerindeki kontrolünün artırılması yoluyla gerçekleştirilebilir. Bu bakımdan, kamu harcamalarının bütçe disiplini içine alınması gereklidir.Değerli milletvekilleri, Türkiye'deki sosyal güvenlik sistemi en önemli karadelik halini almıştır. Sosyal güvenlik kurumlarının Hazineden finansmanı, erken emeklilik kanununun yıkıcı etkisini gösterdiği 1992 yılında başlamıştır. 1992-1998 döneminde 8,6 milyar dolar aktarılan sosyal güvenlik kuruluşlarına, 1999 yılı için öngörülen rakamla birlikte yaklaşık 4,5 katrilyon ayrılmış olacaktır; bu da bütçe açığının yarısını kapatabilecek bir rakamdır. Tedbir alınmadığı takdirde 3 milyar dolar olan açığın 2010 yılında 7,5 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir. Sosyal güvenlik kurumlarındaki kriz emekliye yansımakta olup, reel alım gücünü azaltmaktadır. Global krizden çıkarılan sonuçlardan birinin de, planlı bir sosyal güvenlik sistemine duyulan ihtiyaç olduğunu daha önce ifade etmiştim; bu bakımdan, hükümet programında
belirtildiği gibi, bir sosyal güvenlik reformunun gerçekleştirilmesini kaçınılmaz görmekteyiz.Bankalar Yasasında olduğu gibi, sosyal güvenlik ve tarımsal destekleme reformlarının gerçekleştirilmesi, antienflasyonist politikaların başarısında büyük önem taşımaktadır. Bu reformların hayata geçirilmesi, Ululslararası Para Fonuyla, malî destek içeren bir anlaşmanın yapılmasını da mümkün kılarak, reel faizlerin düşürülmesinde doğrudan bir etki sağlayabilecektir.
Sayın milletvekilleri, bir yandan verimsiz kamu harcamalarını kısarak enflasyonla mücadel ederken diğer yandan da altyapı ve yenileme yatırımlarına hız kazandıracak eğitim ve sağlık harcamalarını gelişmiş ülke düzeylerine çıkarabilecek ilave kaynakların bulunması zorunludur. İlave reel kaynakların bulunabilmesi ise, ekonominin yeniden yapılanması ve deregülasyon politikalarına işlerlik kazandırılmasına bağlıdır.
Gerek enflasyonla gerekse yoksullukla mücadelede kalıcı başarıların sağlanması, uzun dönemli etkin harcama politikasyıyla doğrudan ilişkilidir. Uzun dönemde kamusal kaynakların daha verimli hale gelebilmesi için, kaynak transferinin, azalan ve sabit maliyetle faaliyet gösteren sanayilere transferi zorunludur. Bu noktada, tarım ve sanayi sektörlerine doğrudan gelir transferi sisteminin uygulanması yönteminin kullanılması mümkündür. Bu yöntemle, bir yandan KOBİ'ler tekelci eğilimlere karşı korunurken,; diğer yandan, tarım sektöründe de uluslararası piyasalara yönelik, kalite yönlü primli üretim sistemi teşvik edilebilecektir. Bu politikalar bir
yandan tarım ve sanayi sektöründe gelir dağılımını iyileştirirken, diğer yandan, reel sektörlerin büyümesine bağlı olarak istihdamın genişlemesine, bir başka ifadeyle, işsizliğin azaltılmasına imkân sağlayacaktır.Sayın milletvekilleri, içborçlanmanın dozunu azaltıp, terkibini değiştirebildiğimiz ölçüde, bütçenin kabul edilebilir bir açıkla sürdürülmesi, bir yandan, az yönlü politikanın uygulama imkânını artırırken, diğer yandan da, transfer harcamalarının gerçek işlevine dönmesini sağlayarak, orta vadede yoksullukla mücadele programımıza katkı sağlaması mümkün olabilecektir.
Kamu maliyesi açısından anahtar büyüklük, bütçenin faiz öncesindeki durumudur. Faiz öncesi dengede açık verilmesi, devletin, ücret ve maaşlarını bile borçlanarak ödediği anlamına geldiğinden, yakın bir krizin en belirgin işaretidir. Nitekim, 1993 yılında, bütçenin faiz öncesi açığı, gayri safî millî hâsılanın yüzde 1'ine ulaşmıştı, 1994 ve sonrasında fazlalar belirdi. 1994 ve 1995'te yüzde 3,5; 1996'da yüzde 1,8 1997'de binde 2 ve 1998' de yüzde 4,7 faizdışı bütçe fazlası olmuştur. 1999 yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulduğunda, faizdışı bütçe fazlasının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 4,3 öngörülmüştü. Ancak, Plan ve Bütçe Komisyonunda, 1999 yılının ilk beş ayındaki gelişmelere göre revize edildikten sonra, faizdışı bütçe fazlası yüzde 1,5'e düşmüştür. Faizdışı bütçe fazlasının faiz ve diğer transfer ödemelerinin artması nedeniyle azalmış olmasını dikkatle takip edilmesi gereken bir uyarı olarak değerlendirmek gerekir
. 57 nci hükümetin, Türkiye'nin, faizdışı bütçede açık vermesi sonucunu doğuracak bir konjonktüre girmemek için gerekli tedbirleri alması kaçınılmazdır.Sayın milletvekilleri, enflasyonla mücadele politikalarının etkenliği, bir yandan bütçe, KİT, sosyal güvenlik, kamu bankaları ve yerel yönetim açıklarının azaltılmasına, diğer yandan da serbest rekabet piyasasının etkin ve işler hale getirilmesine bağlıdır. Diğer bir ifadeyle, yukarıda tanımladığımız politikalar çerçevesinde, hem talep hem de arz yönlü politikalara ihtiyaç vardır.
Enflasyonla mücadelede bütçe açıkları ve bütçe arasındaki ilişki, gerek teorik gerek ampirik açıdan doğrulanmıştır. 1999 Malî Yılı Bütçe Kanun Tasarısında açık 5 katrilyon 520 trilyon lira öngörülmüştü. 1999 yılının ilk beş ayında, yıl sonunda öngörülen bütçe açığının yüzde 73'üne ulaşılmıştır. Esas itibariyle transfer harcamalarının artırılması, kısmen de vergi gelirlerinin azaltılmasıyla komisyonda revize edilen bütçede açık 5,5 katrilyondan 9,2 katrilyona çıkmıştır. Bu noktada, bütçenin enflasyonla mücadele aracı olma özelliğine Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok önem vermekteyiz. Zira, bütçe, hükümet programında yer aldığı şekliyle, dargelirliyi ve üretken kesimleri mağdur etmeden enflasyonla mücadelenin etkin bir aracı olarak görülmektedir. Bütçeyi bir ekonomik istikrar aracı olarak kullanırken bütçedışı kaynaklara başvurulmamalıdır. Merkez Bankası kaynaklarına hiçbir şart ve biçimde başvurulmayacağına dair güvence hükümet programında verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, devletin bütçe aracılığıyla çözmesi gereken sorunlardan biri de devlet üretiminin sınırlarıdır. Devlet bütçesi içinde yer alan ve kamu tarafından yerine getirilmesi gereken hizmet ve yatırımların bu bütçe imkânları ölçüsünde tam manasıyla yerine getirilebil
mesi oldukça zordur.Devlet Planlama Teşkilatı 1999 yılı programına göre, kamunun, temeli atılmış, ancak tamamlanmamış 5 556 yatırımı olup, bunların tamamlanabilmesi için yaklaşık 200 milyar dolar kaynağa ihtiyaç vardır. Mevcut trende bakıldığında her yıl yaklaşık 10 milyar dolar kaynak ayrıldığında söz konusu yatırımların tamamlanması uzunca bir süre alacaktır. Bu husus dikkate alındığında, hükümet programında yer alan "kaynakların verimli ve tutumlu kullanılmasını sağlamak amacıyla başlamış veya planlanmış kamu yatırımlarında kesin öncelikler belirlenecektir" yaklaşımının ne kadar gerekli olduğu görülmektedir. Bu hususun önümüzdeki dönemdeki ekonomik programda dikkate alınması gerekmektedir.
Bütçeler, yıllardan beri bir faiz bütçesi haline gelmiştir. Bütçede yatırımlara ayrılan pay yüzde 5'tir. Milletimizin sahip olduğu kaynakların borç faizi ödemelerine gitmesi, sadece özel sektöre giden kaynakları azaltmamakta; fakat, aynı zamanda devletin yüklendiği hizmetler için yeterince yatırım yapmaması sonucunu doğurmaktadır.
1999 yılı bütçesinde yılın ilk beş ayındaki faiz oranındaki artışlardan kaynaklanan ilave artış 1,4 katrilyon liradır; oysa, 1999 yılı bütçesinde öngörülen yatırım da 1.4 katrilyon liradır. Eğer,. hiç olmazsa faizlerdeki artış gerçekleşmemiş olsaydı, önümüzde duran bütçe dengesi içinde 310 000 konut yapılabilir, konut sorunu çözüm yoluna konulabilirdi; her birisi 300 yataklı, tanesi 2 trilyon 666 milyar lira değerinde 526 hastane yapılabilir, böylelikle önümüzdeki sağlık sistemi rahatlatılırdı; kilometresi 1 trilyon 250 milyar liradan 1 120 kilometre otoyol yapılarak ülke kalkınması için gerekli ulaşım altyapısı tamamlanırdı; İstanbul için hayal edilen ve yaklaşık 1,3 milyar dolar krediye ihtiyaç duyan İstanbul tüpgeçit projesinden iki tan
esi tamamlanırdı; her bir ihracatçıya ve KOBİ'ye 50 milyar kredi verilmiş olsaydı, 28 000 işletmeye kredi verilebilirdi; her bir kişiye imalat sanayiinde iş imkânı bulmak için 42 milyarlık yatırım yapılmasına ihtiyaç olduğu durumda, yaklaşık 33 300 kişiye istihdam imkânı sağlanırdı. Şüphesiz, sayın bakanlarımız, bu yatırımları gerçekleştirebilecekleri bütçe imkânları olması halinde, kendilerine verilen görevleri layıkıyla yerine getirebilme fırsatını bulmanın sevincini yaşayacaklardı. Devlete bütçeyle verilen görevlerin tam manasıyla yerine getirilebilmesinin, borç, faiz ödemelerindeki iyileştirmeden geçtiği açıktır.Sayın milletvekilleri, devlete verilen görevleri yerine getirmek için yeterli kaynak bulmak bir sorun olmakla beraber, devletin görev tanımlarının da yeniden çizilmesi gerektiği aşikârdır. Bu çerçevede, kamunun yürüttüğü bazı faaliyetlerin kamu dışına çıkarılması bir zaruret halini almıştır. Özelleştirme, bugüne kadar ekonomik politikaların en önemli unsuru olarak siyasî iktidarlar tarafından ortaya konulmuş olmasına rağmen, arzu edilen hedefe ulaşılmış değildir. Şüphesiz, özelleştirme politikası bir taraftan kamu ekonomisinin sınırlarını diğer taraftan kamu harcamalarını ve gelirlerini doğrudan ilgilendirmekte önemli siyasî ve ekonomik tercihleri ortaya koyan bir politikadır.
1994 yılından bu yana 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu çıkarılmış olmakla birlikte, özelleştirme ve özerkleştirme konusunda vaatler ya hiç uygulamaya konulamamış ya da dar anlamda net sonucu ekonomiye yansımayan özelleştirmeye konu olabilmiştir. Nitekim, 57 nci hükümetin son yaptığı Özelleştirme Yüksek Kurulu toplantısında, bugüne kadar yapılan özelleştirme gelirlerinin, özelleştirme için yapılan harcamalara eşit olduğu ortaya konmuştur. Ülke kalkınmasında tarihsel fonksiyonu bilinen KİT'ler, son yirmi yıldır ekonominin karşı karşıya bırakıldığı yüksek enflasyon, döviz ve faiz kısır döngüsü sonucunda gerekli ikame ve idame yatırımlarının zamanında yapılamaması, popülist idarî tasarruflar sonucunda, iktisadî performansı düşük
düzeye gelmiş, ekonominin karadeliği haline dönüştürülmüştür.Rasyonelleri oluşturulmamış, güven vermeyen uygulamalar, hazır ve kolaycı heveslerle verilmiş beyanatlar, eksik ve çekirdeği doldurulmayan hukukî düzenlemelerden dolayı, yüksek yargının sık sık iptalleriyle karşılaşılmıştır. Özelleştirme sürecindeki her bir iptal kararı, kamuoyunda istikrarsız, güvensiz çağrışımlar yaptırarak, istenen zaman ve şartlarda özelleştirmenin gerçekleştirilmesini engellemiştir. Bu hususlar dikkate alındığında, 57 nci hükümetin, Özelleştirme Yüksek Kurulunda, özelleştirmenin masaya yatırılarak, yeni bir stratejinin tespitine yönelik uygulaması son derece yerindedir. Bu çalışmayla, kamuoyu önündeki tüm tartışmalar dikkate alınacak ve objektif kriterlerle tespit edilen öncelikler ve rasyoneller, kanunların verdiği yetki çerçevesinde hükümete sunulacaktır. Hükümet de uygulama serbestiyetine güven içinde kavuşmuş olacaktır. Böylece, yeniden yapılanma sürecinde, spekülatif rahatsızlıklar ve verimsiz, başarısız uygulamalardan arındırılmış, kamu vicdanının güvenini kazanmış ve beklentilere orta vadede cevap verebilen kalıcı uygulamalar ortaya konabilecektir.
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, üzerinde önemle durduğumuz hususlardan biri gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Yıllardan beri devam eden yüksek enflasyon ve borçlanma politikası gelir dağılımını daha da bozmuştur. Dünyada kişisel gelir dağılımındaki adaletsizlik sıralamasını hesaplayan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansının 1997 raporuna göre, yoksulluk açısından, 92 ülke arasında Türkiye 26 ncı sırada bulunmaktadır. Türkiye'den daha adil bir gelir dağılımına sahip ülkeler arasında Madagaskar, Hong Kong, Nijerya, Bolivya ve Nepal yer almaktadır.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatının insanî yoksulluk raporuna göre, sosyal imkânlar yoksulluğu bakımından, 1996 yılına göre, Türkiye, gelişmekte olan ve azgelişmiş 101 ülke arasında 31 inci sıradadır. Türkiye'de gelir dağılımı araştırma sonuçlarına göre, kişisel gelir dağılımında, nüfusun, en alt yüzde 20'lik kesiminin aldığı pay yüzde 4,9 iken, en üst yüzde 20'lik kesiminin millî gelirden aldığı pay yüzde 54,9'dur. En fakirle en zengin arasında 11 kattan daha fazla bir fark vardır. Şüphesiz, böyle bir adaletsizlik, yıllardan beri uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların sonuçlarıdır. Böyle bir yapı, toplumsal huzursuzlukların kaynağını teşkil edebilecek niteliktedir.
Kamu kesiminin borçlanma politikası, kaynaklarımızın, tasarruf meyli yüksek olan zengin kesime akmasına, buna mukabil, kaynak oluşturmak için, dargelirlilerin gelir artışlarını sınırlamaya yol açmakta, böylece, gelir dağılımı politikasını daha da bozmaktadır. Borçlanma politikasındaki iyileşmelerin, gelir dağılımındaki adalete katkıda bulunacağını düşünüyoruz.
Bununla beraber, gelir dağılımı adaletsizliğinde, sabit ve dargelirlilerin aleyhine tecelli eden dolaylı vergi uygulaması da önemli bir yer tutmaktadır. Toplam vergi gelirleri içerisinde dolaysız vergi miktarı dolaylı vergiden daha azdır. Bu hususu önümüz
deki dönemlerde dikkate almak gerekmektedir.Daha önce ifade ettiğim gibi, global krizin ortaya çıkardığı derslerden biri de, yoksulu korumaya yönelik politikaların geliştirilmesi gereğidir. Zaten 57 nci hükümet programı, yoksulluğa karşı önlemleri hızlandıracağını ifade etmiştir. Bu bakımdan, 1999 malî yılı bütçesinde, kamu çalışanlarına, emeklilere, muhtaç vatandaşlarımıza, gazilerimize, şehit dul ve yakınlarına maaş artışlarının, imkânların azamileştirilmesi suretiyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Hükümetten, memurlarımızın içinde bulunduğu geçim sıkıntısını ve ekonomik şartları gözden uzak tutmamasını istiyoruz.
Memurlarımızın gelir dağılımı açısından iyileştirilmesi yanında, gerek kurumlararası gerekse kurumiçi gelir adaletsizliklerini de gidermeye yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, memur haklarının korunmasına yönelik memur sendika yasasının Meclis gündemine getirilmesinin de önem taşıdığını belirtmek istiyoruz.
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin son derece önemli gördüğü bir husus da, yolsuzlukla mücadeledir. Rüşvet ve yolsuzluk açısından, Uluslararası Şeffaflık Kurumunun 1998 verilerine göre, Türkiye, 85 ülke arasında yolsuzluğun yüksek olduğu grupta 32 nci sırada yer almaktadır. Türkiye, gizlilik ve örtbasın yaygın olduğu ülkeler arasında 3 üncü sırada yer almaktadır; Kolombiya en başta yer alırken, onları Polonya ve Türkiye izlemektedir. Bütçe, yasama organı tarafından, yürütmeye, devletin gelirlerini toplama ve giderlerini yapma yetkisinin verilmesidir. Milliyet
çi Hareket Partisi olarak, bu bütçenin uygulanması yetkisini verirken, hükümetimizin bu bütçenin uygulanmasında yolsuzlukla mücadeleyi öncelikli olarak hedeflemiş olmasının güvenini hissediyoruz. Bu mücadelenin hükümet programında belirtilen tedbirlerle güçlendirilmesi de, siyasete olan güveni artıracaktır.Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türk cumhuriyetleriyle olan ilişkilerimizin geliştirilmesine de büyük bir önem veriyoruz. Türk cumhuriyetlerine 1996 yılında 917 milyon dolar olan ihracatımız, 1997 yılında 1 milyar dolara yükselmiş, geçen yıl ise, 992,5 milyon dolara inmiştir. Bu yılın ocak-şubat döneminde yapılan ihracatta yüzde 41,2 oranında gerileme yaşanırken, ithalatta yüzde 50,1 azalma olmuştur.
Türk cumhuriyetlerinde yapılan yatırımlarda da geçen yıl önemli düşüşler yaşanmıştır. Türkiye için önemli bir pazar olan Türk cumhuriyetleriyle ticarî ilişkilerde istikrar sağlanarak ticarî potansiyelin artırılması için KOBİ'lerin ortak yatırımı teşvik edilmeli ve tarıma dayalı sanayilerde yatırım yapılmalıdır. Bu çerçevede, ulaşım ve enerji alanlarında işbirliğimiz ve altyapımız geliştirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, sanayileşmiş 8 ülkenin son olarak Köln'de yaptığı zirvenin sonunda yer alan ortak açıklamada Kıbrıs sorununa da yer verilmiştir. 8 ülke, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinden, Kıbrıs'taki tarafları 1999 sonbaharında görüşmelere davet etmesini talep etmiş ve kasım ayında yapılacak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Zirvesine kadar bir sonuç alma ümidini dile getirmiştir. 8 sanayileşmiş ülkenin Kıbrıs'a müdahil olmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Bugüne kadar, Kıbrısla ilgili görüşmelerin başarıya ulaşmamasının sebebi, çözüm istemeyen Kıbrıs Rum tarafıdır. Şüphesiz, çözümsüzlük üretmede, Kıbrıs Rum tarafının tanınmış olması ve Lüksemburg Zirvesiyle başlayan Avrupa Birliği ve dolayısıyla Yunanistan'la başlayan bütünleşme süreçleri önemli faktörlerdir. Kıbrıs sorunu Türkiye'nin millî bir davasıdır. Bu meselenin çözüme kavuşturulması, üçüncü t
araflarca değil, ancak ve ancak iki devlet arasında sağlanabilir ve Türkiye ile Yunanistan arasında dengeleri koruduğu takdirde kalıcı olabilir. Şüphesiz, görüşmelerin sonuç almasına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin sanayileşmiş 8 ülke tarafından tanınmış olmasının büyük bir katkıda bulunabileceğini bize tavsiyede bulunan ülkelere hatırlatmakta büyük bir fayda görüyoruz.Sayın milletvekilleri, Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu dışında Ege sorunları, Batı Trakya Türk azınlığına uygulanan sistemli baskı politikası ve başta PKK terör örgütü olmak üzere Türkiye aleyhtarı faaliyetlere Yunanistan tarafından sağlanan destekler gibi sorunlar bulunmaktadır.
Yunanistan, Türkiye'yi Batı'dan ve Balkanlardan soyutlama, Türkiye çevresinde bir Ortodoks mihveri, Güney Kıbrıs Yönetimiyle bir tek Helen alanı ve Türkiye'nin ilişkilerinin hassas olduğu Ermenistan, İran ve Suriye'yle bir dostluk ittifakı kurma politikası takip etmektedir. Yunanistan, bölücü örgüt PKK'ya ve bölücübaşına açıkça destek vermiştir. Bebek katili Öcalan, Suriye'den çıktıktan sonra üç kez Yunanistan'a gitmiş, bu sürede Yunan devlet yetkililerinden destek görmüştür. Teröristbaşı, Kenya'da saklandığı Yunan ininden kahraman güvenlik görevlilerimizin bir operasyonuyla ülkemize getirilmiştir; Kenya'da bulunan 3 PKK'lı terörist ise, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri tarafından Atina'ya getirilmiştir.
Yunanistan'ın, terörizmi destekleyen bir ülke olduğu açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Yunanistan'ın, Türkiye aleyhtarı faaliyetlerine son vermeden, PKK'ya verdiği desteği kesmeden bir diyaloğu anlamlı görmemekteyiz. Bu ülkenin bize zarar veren faaliyetlerini sona erdirecek uluslararası çabaların artırılması gerektiği kanaatindeyiz.
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi, bireylerin haklarını kullanma hürriyetinin birbiriyle çatışan ve birbirini kısıtlayan bir niteliğe sahip olduğunu değil, ancak birlikte var olan ve genişleyen bir özelliğe sahip olduğunu düşünmektedir. Demokrasi, sadece siyasî bir rejim değil, aynı zamanda bir hayat tarzıdır. Bu bakımdan, sosyal ve siyasî hayatın demokratikleşmesinin gereğine inanmaktayız. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hükümetimizden, demokratikleşme ve insan haklarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeleri hazırlayarak Meclis gündemine getirmesini bekliyoruz. Bu çerçevede, devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili anayasa değişikliğinin Yüce Meclis tarafından gerçekleştirilmesini, partilerarası uyum ve uzlaşmanın bir zaferi olarak telakki etmekteyiz.
1982 Anayasasında dördüncü değişikliğin yeni bir hükümetin ilk ayında yapılmış olması son derece önemlidir. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, hükümet dışında, bu tasarıya destek olan tüm partilere ve değerli milletvekillerine de teşekkür ediyoruz. 57 nci hükümeti de, bu konuda partilerarası bir uzlaşmayı temin etmesi açısından kutluyoruz; bu anlayışın devam edeceğine inanıyoruz. 21 inci Dönem Meclisin, Türk siyasî tarihine, iktidar ve muhalefet anlayışını terk etmeden, ülke menfaatına olan önemli meselelerde uzlaşm
a temin edilebilen bir meclis olarak geçmesini diliyoruz.DGM'lerle ilgili düzenleme, hem sivilleştirme hem de uluslararası sözleşmelere uyum bakımından son derece önemli bir adımdır. Bu değişikliğin sadece bölücübaşının devam eden yargılanma süreciyle alakalı olmadığı açıktır. Bu değişiklikte, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin haksız yere töhmet altında bırakılmasının devam etmemesini temin etmenin de bir zorunluluk teşkil ettiğini düşünüyoruz. Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, bölücübaşı hakkında bağımsız yargının vereceği karara, eğer gerekiyorsa, Yüce Meclisin katılacağına olan inancımızı tekrar ediyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, 129 değerli milletvekiliyle, yargı kararının arkasında olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne kasteden terör hareketini akamete uğratacak, bu konuda kamuoyunu rahatsız edecek hiçbir hukukî tedbiri bir mücadele aracı olarak görmediğimizi de ifade etmek istiyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 57 nci hükümet, Milliyetçi Hareket Partisinin Türk siyasî hayatında örnek teşkil edecek bir olgunluk ve uzlaşma anlayışı içinde, uzun ömürlü ve istikrarlı bir hükümet olmak amacıyla kurulmuştur. Bu hükümetin kuruluşunda ortaya konulan anlayış birliği, 1999 malî yılı bütçesinin Meclise sunulmasında da kendisini göstermiştir. Bir uzlaşma ve atılım hükümeti olarak kurulan 57 nci hükümet, kuruluşundaki temel esasları dikkate alarak, bugüne kadar kurulma amacına yönelik uygulamalarla temayüz etmiştir. 57 nci hükümet
, siyasî, sosyal ve ekonomik istikrarın sağlanması istikametinde süratle harekete geçmiş, DGM'lerle ilgili anayasa değişikliğini gerçekleştirmiş, DGM'lerin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile Askerî Hâkimler Kanununu, Bankalar Kanununu yasalaştırmış, ekonomik ilişkilerimizi geliştirmeye yönelik Karadeniz Ekonomik İşbirliği Anlaşmasını onaylamıştır. Diğer taraftan, ekonomimizin içinde bulunduğu sorunların çözüm yollarını aramaya, vergi yasalarında yapılacak iyileştirmelere, özelleştirme politikalarının tespitine yönelik yaklaşımları güven verici ve gerçekçidir. Memur maaş zamları için de imkânlar zorlanmaktadır. Turizmde meydana gelen krizi aşmaya yönelik acil çözüm bulma girişimleri takdire şayandır. Sosyal güvenlik reformlarına yönelik çalışmalar tamamlanmaktadır. Bütün bu hususlar hükümetimizin gündemini oluşturmaktadır.Tarım sektöründe hububat fiyatlarının yüzde 51'in üzerinde artırılarak deflatörün 7 puan üzerinde bir fiyat verilmesi ve çiftçilerimize peşin ödeme esası getirilmesi, mevcut ekonomik şartlar içerisinde tarım kesimini memnun etmiştir.
Bu yaklaşımlarıyla, 57 nci hükümet, sunî gündemlerle değil, milletimizin gündeminde yer alan sorunlarla uğraşmayı öncelikli hedef saymıştır; bu yaklaşımlarını son derece olumlu bulmaktayız. Hükümetin uyumlu ve başarılı çalışmalarının sunî gündemlerle gözardı edilmeyeceğine ve bu gündemlerle uyumun bozulmayacağına inanıyoruz. 21 inci Dönem Meclisi, ülke ve millet gündemindeki sorunları çözmeye yönelik çalışmalarını yoğunlaştırmıştır; bu yaklaşım Türk Milletinin özlem duyduğu yaklaşımdır. Meclis çalışmalarının daha da yoğunlaşması gerektiği kanaatindeyiz. Milletimize verilen her taahhüde ve sözüne sadık kalan Partimiz, yine millete verilmiş bir söz olan 57 nci hükümet programı ve protokolünde yer alan taahhütlerin yerine getirilmesinin takipçisi olacaktır.
Sayın milletvekilleri, gerek dünya ekonomisindeki gelişmeler gerekse ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durum son derece önemli ekonomik meselelerimizin bulunduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu konjonktürde ekonomik istikrarı temin edecek tedbir ve uygulamaların başarı şansı siyasal ve toplumsal uzlaşmaya bağlıdır. 57 nci hükümetin kurulmasına esas olan uzlaşma mantığı ve yaklaşımı ekonomik meselelerimizin çözümünün anahtarıdır. Uzlaşmaya dayalı uzun vadeli bir hükümet, siyasî istikrarı ve buna paralel ekonomik istikrarı temin edecektir. Ekonomik kesimlerin, hükümetimizin aldığı tedbirlere desteğini temin etmek kaçınılmazdır. Bu çerçevede, sadece siyasî iktidara değil, muhalefete, sivil toplum kur
uluşlarına ve medyaya da görev düşmektedir. Zira, ülke meselelerinin çözüme kavuşturulmasında herkesin ve her kesimin yapacağı görevler bulunmaktadır.Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hükümetten, ekonomik ve sosyal konseye işlerlik kazandırmasını bekliyoruz. Bu konseyin genişletilerek iktidar, muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek ülke meselelerine çözüm arama ve uzlaşma platformu olmasını önemsiyoruz. Meselelerimizin çözüm yoluna kavuşturulmasının, istikrarlı ve uyumlu bir hükümet yapısından geçtiği düşünüldüğünde, uyumu bozmaya yönelik girişimlerin Hükümet ortakları tarafından ciddiye alınmaması, başarılarının güvencesini teşkil edecektir. Bu bakımdan, uzlaşma ortamını ortadan kaldıracak yaklaşımlardan kaçınmak, siyasî iktidarı oluşturan partiler kadar, diğer siyaset aktörleri bakımından da gereklidir.
57 nci hükümetin kuruluşundaki uzlaşma anlayışı ve ülke meselelerinin çözümüne yönelik kısa vadede yürüttüğü çalışmalar, kamuoyunun desteğini haklı kılmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son derece önemli iç ve dış sorunlarla karşı karşıya bulunduğumuz açıktır. Bu sorunlarımızın bir anda çözülmesinin mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz. Sorunlarımızı çözmek için birlik ve beraberliğe ve hoşgörüye ihtiyacımız vardır. Toplumsal değerlerin ayrışma noktası olarak kullanılmasını, toplumda gerilimin yükselmesini ve buna bağlı olarak ortaya çıkabilecek cepheleşmeleri önleyici tutum izlemek, hepimizin görevidir. Bu şekilde, toplumsal değerler etrafında birleşilerek, huzur ortamı
gelişmiş olacaktır. Bu ortamın gelişmesini bozacak gündemlerin, sorunlarımızın çözümüne katkı sağlamayacağı açıktır. Şahsî tartışmalara girmeden, iktidar-muhalefet didişmesi yapmadan; ama, birbirimizi denetleyerek, ülke sorunlarının çözümünde işbirliği yaparak bu ülkeye hizmet etmek şerefi hepimize ait olacaktır.Bu düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, 1999 malî yılı bütçesinin, ülkemizin içinde bulunduğu sorunların çözümüne vesile olmasını, milletimizin lehine hayırlı sonuçlar doğurmasını Cenabı Haktan diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Güneş Taner. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Taner, süreyi herhalde eşit paylaşıyorsunuz?
ANAP GRUBU ADINA GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Evet efendim; yalnız, yarım saatlik konuşma süremin bitimine 3 dakika kala bana ihtar ederseniz efendim, ona göre toparlayayım.
BAŞKAN – Peki.
Buyurun efendim.
GÜNEŞ TANER (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; televizyonlarından bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı, Anavatan Partisi Grubu adına, saygıyla selamlıyorum.
Her sene bütçeler yapılır, her sene bütçelere üzerinde hamasi görüşler, konuşmalar yapılır. Türkiye'nin geçmişine baktığımız zaman, nadir senelerde, yapılan bütçelerin sene bittiğinde hedeflerine yaklaşıldığı görülmüştür. Demek ki, Türkiye, içerisinde bulunduğu şartlardan dolayı, Türkiye, eski alışkanlıklarından dolayı, bir türlü, arzu ettiği bütçeyi, arzu ettiği hedefleri yakalamakta zorluk çekmektedir ve netice olarak da, bundan, gerek siyasetçiler, ama, büyük çapta da vatandaşlar şikâyetçi olmaktadırlar.
Bugün, bizden evvelki konuşmacılarımız, Türkiye'nin 1999 yılı bütçesiyle ilgili görüşlerini ifade ederlerken, 1998 yılının, 1997 yılının nasıl geçtiğini, bu dönemler içerisinde sadece Türkiye değil; ama, dünyada oluşan krizin Türkiye'yi ne kadar etkilediğini; ama, o gün hükümette bulunan kişilerin, o şartlar altında hangi kararları, hangi zorluklarla ve hangi müşkülat içerisinde aldıklarını ve Türkiye'nin geçmişten gelen zorluklarına ilaveten bir dünya krizinin Türkiye'ye çarpmasına rağmen, 1998 senesinde, Türkiye'nin, uzun yıllardır geçmişinde olmayan bir ekonomik performansı sergileyebildiğini ve bu sergilemeyi de, sadece siyasetçilerin kendilerini övgüleriyle değil, dünya, uluslararası ortamda, internet aracılığıyla, bizlerin ifadelerinden ziyade, bu işte eksper, işleri bu olan uluslararası kuruluşlar -ki, bunlar, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu veya dünyanın ileri gelen çokuluslu bankaları olsun- ifade
etmişlerdir.Sizi, çok uzağa değil, bundan altı ay evveline bir götürmek istiyorum ve 1998 senesi krizinin, 1997'de başlayan bir Asya krizinin, o dönemde yüzde 9 civarında büyüyen dünya ticaretine nasıl sekte vurduğunu hatırlatmak istiyorum; arkasından gelen bir Körfez krizini, arkasından, Türkiye'yi, bir sel, bir deprem, bir selin daha vurduğunu ve son olarak da, ağustos ayında, Rusya krizinin, dünyaya etkisini ve Türkiye'ye etkisini hatırlatmak istiyorum ve bu konjonktür içerisinde, hükümetin, hangi kararları, hangi imkânları aldığını ve geçmişten gelen zararları kapatmaya çalışmak için neler yaptığını hatırlatmak istiyorum.
Geçmiş dönemlerde, çeşitli siyasî maksatlarla geride bırakılan, zarurî hale gelen kamu fiyat ayarlamalarının yapılması; kamu çalışanları ve emeklilerinin ücret ayarlamaları; 1997 senesinde enflasyon üstü 8,1 verilen ücret artışı, 1998'de, enflasyon çıktıktan sonra, yüzde 10,1'lik iyileştirme... Yani, zaman zaman, herkes "işçiyi, memuru, çalışan kesimi ezdirmeyeceğiz, ezdirmeyeceğiz ve bu niyetle bütçe yapıyoruz" diyor; ama, geçmiş bütçelere bakıldığı zaman, maalesef, bunun, yerine getirilmediği görülüyor; ama, 1998 senesinde, bu uygulamanın, verilen sözlerin ve vaatlerin yerine getirildiğini, burada ifade etmek istiyorum.
Hazine, Merkez Bankasıyla yapmış olduğu protokolde, bugün geldiğimiz serbest piyasa rejiminin temelini teşkil etmiştir. İçborç Danışma Komitesinin tahsisi, içborç programının ilanı; yani, herkesin merakla beklediği "bu ay Hazine ne kadar para borçlanacak
veya borçlanmayacak" yerine, Interbank başta olmak üzere, Türkiye'de ve uluslararası piyasalarda, herkesin görebileceği bir şeffaflıkta ve dünyada bu uygulamaya paralel olarak diğer gelişmekte olan ülkelerden istenen bir şekilde, Türkiye, bir uygulamaya geçmiştir. Ziraat Bankası ve Halk Bankasının kredi faizlerinin düzenlenmesi, vergi reformu, malî sektör reformunun hazırlanması, tarımsal destekleme programı, teşvik sisteminin düzenlenmesi, Merkez Bankası para programının yapılması, ilan edilmesi ve buna uyulması ve buna uyulduğunun da, Uluslararası Para Fonu tarafından, gelip, üzerine mühür basılarak, âdeta bir noter gibi bütün dünyaya ilan edilmesi...Özelleştirme programı : Çok tartışıldı, çok konuşuldu, çok tenkit edildi; ama, ilk defa olarak, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, özelleştirmenin konsept olarak başladığı, harekete geçtiği tarihten itibaren, ilk sekiz senede 500 milyon dolarlık özelleştirme yapılırken, 1998 senesi içerisinde, sadece 2 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştır. Bu özelleştirmenin şeklini beğenmeyebilirsiniz, usulünü tasvip etmeyebilirsiniz; yanlış yapılmışsa, yapılan yanlışlar düzeltilmelidir; ama, bundan sonrası planlanıp, bundan sonrası için harekete geçilmelidir. Bugünden yarına, önümüzdeki yirmi sene içerisinde mükemmel bir özelleştirme yapacağız diye eğer beklerseniz ve bu özelleştirme yapılmazsa, bu, doğru bir işlem olmaz.
Sürdürülebilir açık: Biraz evvel, Maliye Bakanı burada bahsettiler, Türkiye'nin tarihihinde, ender sürelerde yüzde 4,7 civarında faizdışı fazla verilmiştir. Dileriz, 1999 senesinde de, hükümet, bu yaptığı programla, yine faizdışı fazla verir ve bu rakamı artırır.
Şeffaflık ve Uluslararası Para Fonu ile yakın izleme anlaşması: Bu anlaşma, Türkiye'ye, beş kuruş krediyi IMF'den getirmemiştir; ama, IMF ile yapmış olduğunuz anlaşmada, uluslararası piyasalara bağrınızı açıp, bizim, kimseden saklayacak bir şeyimiz yok demeniz, size, 2 milyar doları aşkın bir kredi imkânını, 1998 krizi içerisinde, dünya piyasalarından borçlanabilme imkânını getirmiş ve 1997'de de, bugün ve bugünden sonra başlayacak olan imkânları da hazırlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe, çok önemli bir planlama aracıdır. Alınan kararlar ve uygulamalar ile sadece devletin işleyişini değil, tüm ülkenin, ekonomik, sosyal ve kültürel kaderini tayin ederken, uluslararası etkinliğinizi ve millî savunma harcamalarıyla ülkenin geleceğini tayin ve tespit edersiniz. Vatandaşlarımızın hür teşebbüs gücünü destekler veya engellersiniz. Özel teşebbüse, küresel rekabet içerisinde destek olabileceğiniz kadar, köstek olabilirsiniz. İyiniyet şart; ama, yeterli değildir. Öncelikleri doğru tayin etmek, uygulamaları ise vakit geçirmeden yapmak durumundasınız. Hiçbir şey yapmamak, en az yanlış yapmak kadar tehlikelidir.
Hükümetler çözüm ve üretim merciidir. Hükümetlerin mazeret gösterme lüksü ve hakkı hiç yoktur.
Basit bir tarifle, bütçe, gelirler ve giderler dengesi optimizasyonudur. Bazı bütçeler, gelirlerin ve kaynakların esiri olurlar; bazı bütçeler ise harcamaların ve borçların eseri olurlar, gelecekten yerler; ama, önünde sonunda fatura ödemekten kaçmak mümkün değildir. Fatura her zaman vatandaşa çıkar; netice itibariyle ya vergiler artırılır veya enflasyon vergisi, dargelirliyi ve sabit ücretliyi silip süpürür.
Önce, hangi koşullar içinde yeni bütçemizi yapıyoruz, beraberce bir göz atalım. Bugün ülkemizde hiçbir kimse hayatından memnun değildir. İşsizlik vardır, piyasalarda durgunluk vardır. Kredi maliyeti, taşınmayacak kadar artmış, faizi kabul edilse bile, kredi imkânı ortadan kalkmıştır. Kapasite kullanım oranları tehlikeli seviyeye düşmüştür. Tekstil sektörü, demir-çelik sektörü, imalat sanayii ve turizm sektörü kriz yaşamaktadır. Esnaf, hayatından bezmiş ve geleceğinden kuşkuludur. İşçi, memur ve emekli, umutsuzluk içerisindedir. Özel sektör ve devlet yatırımları âdeta durmuştur. Dış piyasalardan kredi bulmak zorlaşmış ve kredi faizleri de dünya piyasalarının üç veya dört misline yaklaşmıştır. Hazine, çok yüksek faizlerle borçlanabilmektedir. Özelleştirme durmuştur. Yabancı sermaye yatırım yapmaya
çekinmektedir. Sermaye ürkmüş, kaçmış ve gelecekle ilgili karar aşamasındadır. Devlet, piyasalara ve bankalara borçlu, devlet bankalarına verdiği görevlerin maliyetlerini karşılayamayacak durumdadır. Ne olmuştur, neden olmuştur ve kim yapmıştır; artık, önemli değildir. Bu cümleleri, bir müdafaa etmek, biz bunu iyi yaptık; onlar, bunu kötü yaptı; şu, doğru yaptı; bu, yanlış yaptı demek için söylemiyorum; ama, bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bizden sonra çıkacak olan bazı muhalefet partisi milletvekilleri derler ki, "yahu, Hükümetin ortaklarından biri çıktı, Türkiye'nin durumu perişan bunları bunları söyledi" söyledi de, bunları kim yaptı?..SABAHATTİN YILDIZ (Muş) – Siz yaptınız...
GÜNEŞ TANER (Devamla) – Buraya, Türkiye nasıl geldi : Bakınız, 1992'de SSK'da yapılan kanun değişikliğinin, Türkiye'ye yıllar içinde getirdiği açık, bugün bütçe açığımız içerisinde, yaklaşık, 2,5 katrilyon lirasını SSK'da yapılan o günkü yanlış ortaya koymaktadır.
1994 senesinde sübvansiyonlu kredi verilmeye başlanmıştır; Ziraat Bankasına verilmiştir, Halk Bankasına verilmiştir. Ondan sonra gelen hükümetler demişlerdir ki, bizim elimizde bütçe imkânlarımız yetmiyor; kütlü pamuğa Ziraat Bankası para versin" Kütlü pamuğa, Ziraat Bankası para vermiştir; görev zararı vermişlerdir,ama, Ziraat Bankasına para ödenmemiştir. Bugün Ziraat Bankasının, Halk Bankasının devletten alacağı toplam görev zararı, yaklaşık 5 katrilyon liraya gelmiştir. Niye verilmiştir; şüphesiz, iyi niyetle verilmiştir, o günkü hali çözmek için verilmiştir; ama, bugün geldiği, biriktiği nokta, Türkiye'yi bir darboğaza getirmiştir; bunu ifade etmek için söylüyorum.
Devlet, 1994'te krize girmiştir. Krize girince, bankalar kapanmaya başlamıştır; bankalara destek çıkılmıştır; bankalara garanti verilmiştir. Sene 1994, sene 1999... Bankaların üzerindeki garanti kaldırılmamış; ama, bakın ne olmuştur: Türkiye'deki her bankanın mevduatı devlet tarafından garanti edildiği için, bugün, yüksek mevduat vermek, mevduata yüksek faiz vermek, çok büyük akıllılıktır; çünkü, nasıl olsa, devlet garanti ediyor; o zaman, kim daha yüksek verirse, o daha fazla kendini fonlayacaktır. ama, bunun bir maliyeti vardır. O maliyetten dolayı banka zaafa düşerse, o zaman siz ne yapacaksınız? Siz gelip bankayı tasfiye etmeye kalktığınız takdirde, işte, 1994'te verilen kararname, sizi, bu bankadaki bütün mevduatı defaten ödemeye mecbur edecektir.
Bakın, size garip bir rakam vereyim. Üç tane banka -çok konuşulmuştur, işte "devlet hortumlanmıştır" diye- parası verilmiştir. Bu üç tane bankanın mevduatı 3,5 milyar dolardır. Siz, Hükümet olarak diyebilirdiniz ki "kardeşim, bankaları tasfiye edelim, biz de bu paraları verelim." Bu vatandaşın parasını, 3,5 milyar doları, ya devletin olmayan kasasından, olmayan imkânlarından, bütçe açığına bütçe açığı katarak, para basarak ödeyeceksiniz -üzerine oturmak olmaz- veya Mevduat Sigorta Fonundan bu bankaya kaynak vereceksiniz, bankayı zapturapta alıp, ayakta tutmaya çalışacaksınız. Bu, basit bir matematik, bir finans hadisesidir. Elinizde imkân varsa tercihen bunu
yaparsınız; ama, yoksa, bu noktaya gelirsiniz.İşte, gelmiş olduğumuz bu noktada, ben burada kimseye "o yanlıştır, bu yanlıştır" demek istemiyorum, durum tespiti yapmak istiyorum. Günün birinde hesabı kesmemiz lazım. Bakmamız lazım, nereye kadar yanlış yapılmıştır, bu yanlışlar hangi noktaya getirmiştir, bu noktadan sonra, acaba bu yanlışları, geriye açıp da konuşmak yerine, bugün yeni bir şeyler yaparak, Türkiye'yi bugünkü halden kurtarabilir miyiz; mesele, budur.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara)– Kendi yap
tıklarından bahset.AHMET İYİMAYA (Amasya) – Mirasından bahset.
GÜNEŞ TANER (Devamla) – 1999 senesinin ilk dört ayında, dünyada petrol fiyatları yaklaşık yüzde 70 artmıştır. Bu artan petrol fiyatlarını siz, tabiî, piyasaya yansıtacaksınız. Yansıttığınız zaman, her yüzde 10'luk bir petrol artışının, toptan eşya endeksine 3 puan civarında bir etki edeceğini kabul edeceksiniz. Yani, 1999 senesinin tümünü göze alırsanız, yüzde 70'lik fiyat artışı, aylık yüzde 4, yüzde 5 civarındaki kur artışı -dövizle alıyorsunuz petrolü- bunu üst üste koyduğunuz zaman, 1999 senesindeki enflasyonun, sadece, yaklaşık yüzde 40-45'inin petrol fiyatlarının artışlarından geleceğini kabullenip, elinizdeki diğer imkânlarla enflasyonu, hayat pahalılığını elde tutabilmek için bir mücadele vereceksiniz. Yani, Türkiye'nin, Hükümetin, bugün elinde ki bu imkânları kullanması ve mücadele yaparken, bunu, kolaylıkla ve rahatlıkla yapması mümkün değildir; bunu ifade etmek için söylüyorum.
Peki, nedir mesele... Mesele, 1994-1997 seneleri içer
isinde, Türkiye -demin, Maliye Bakanı bahsetti- dışarıya 12 milyar dolar net para ödemiştir. Yani, dışarıdan borç alacağımıza, kendi imkânlarımızı, içerideki kaynaklarımızı kullanmışız, dışarıya, uluslararası piyasalara bu parayı ödemişiz. Dikkatinizi çekiyorum, 12 milyar dolar... Peki, bu, hangi 12 milyar dolar; işte, bugün, hükümetin, Uluslararası Para Fonundan, uluslararası piyasalardan aradığı 12 milyar dolar... Ah, şu 12 milyar doları bulabilsek de, bu 12 milyar doları içpiyasada borçlarımızı ödemek için kullansak da, faizleri aşağıya düşürebilsek...Faizler diyoruz... Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şu anda, devletin, 16 katrilyon içborcu vardır; faizler yüzde 100, yüzde 110 civarındadır. Enflasyonun yüzde 50 olduğu bir yerde, yaklaşık yüzde 50 yüzde 60'lık reel faiz ne demektir bilir misiniz; sadece ve sadece, faizi 10 puan düşürdüğünüz zaman 1,6 katrilyon bütçe açığından tasarruf ediyoruz. Bakınız, bütçe açığını Sayın Maliye Bakanı çıkardı; 9,2 civarında tutmaya çalışacak, kendisine şans diliyorum, arzu ediyorum gönlümce, inşallah burada tutar; ama, siz, bu faizleri 10 puan, 20 puan aşağıya düşürdüğünüz takdirde, olması gereken yere; yani, 40-50 puan aşağıya indirebildiğiniz takdirde önümüzdeki altı ay içerisinde, bütçe açığınızın yüzde 60'ını bir anda ortadan yok ediyorsunuz. Kalkıp, sosyal güvenlik yasasını çıkarabilirseniz, o zaman, Türkiye'yi hayatında görmediği bir denk bütçeyi yakalayabilecek iktidar dönemiyle karşı karşıya bırakırsınız.
Peki, neler yapılmalıdır... Mesele, hükümetin alacağı kararlar ve uygulamalarla çözüm getirmesinde ve bir an evvel icraata başlamasında yatmaktadır. Kanaatimizce, kaybedilecek zaman kalmamıştır, bıçak kemiğe dayanmıştır.
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Sayın Bakan, dayanmamış, kemiği kesmiş...
GÜNEŞ TANER (Devamla) – Peki, Türkiye bu girdaptan çıkabilir mi, bu sorunlar aşılabilir mi sorusu çok önemlidir. Biz, Anavatan Partisi olarak, bütün bu sorunların çözümü olduğuna inanıyoruz. Kurulan 57 nci hükümetin arkasındaki siyasî desteğin getireceği
istikrarla, sorunların üstesinden gelineceğini biliyoruz.Yapılacakları, satırbaşlarıyla, sırasıyla bir gözden geçirelim : Asya ve Rusya krizlerinin ülkemize getirdiği konjonktürel etki, ekonominin soğumasına, ihracat pazarlarımıza talep daralmasına ve rekabetin artmasına sebep olmuştur. Küresel gelişmeler sermaye piyasalarını etkileyerek, yabancı portföy yatırımcılarının kaçışını teşvik etmiştir. Vergi düzenlemelerinin getirmek istediği denge bozulmuş, karamsarlık ve kuşku piyasalara hâkim olmuştur.
Değişen koşullara uymak ve yeni çözümleri uygulama ihtiyacı kendini göstermektedir. Bu ortamda, Vergi Yasasında yapılacak düzenlemeler ile devlet ve vatandaş arasında barışı sağlayıp yeni bir denge yaratmalıyız.
Reel faizin üzerindeki stopajı artıralım; ama, beyannamelerle olan ilişkisini keselim.
Menkul kıymetlere talep yaratmak için yeni teşvikler sağlayalım.
Mevduat artışını özendirmek ve vadelerinin uzamasını sağlamak için tedbir alalım.
Nereden buldun yerine, yatırım yapanları teşvik edelim.
Sermaye artırmak isteyenlere kolaylık sağlayalım.
Özelleştirmeyle, önümüzdeki üç ay içerisinde, 3 milyar dolarlık kaynak sağlayalım.
Rusya krizi döneminde piyasalardan çekilen 8 milyar doların Türk Lirası karşılığını sisteme geri vererek, faizlerin aşağıya çekilmesine imkân sağlayalım.
Bankacılık sistemini, zorlayarak değil, teşvik ederek, sistemdeki sermaye artışını hızlandıralım.
Karşılık kararnameleriyle, tekstil, turizm ve zorda olan diğer sektörlerin sistemle olan kavgasını ortadan kaldıralım.
Otomotiv sektöründek
i alım vergilerini aşağıya çekerek -Maliye Bakanımız bunu sevmeyecektir- vatandaşlarımız