DÖNEM : 21 CİLT : 1 YASAMA
YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
10 uncu Birleşim
3 . 6 .
1999 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — YOKLAMA
III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — İstanbul Milletvekili Ediz Hun’un, Dünya Çevre Gününe ilişkin
gündemdışı konuşması ve Orman Bakanı Nami Çağan’ın cevabı
2. —Konya Milletvekili Remzi Çetin’in, üniversitelerde meydana gelen
olaylara ilişkin gündemdışı konuşması
3. —Ankara Milletvekili Oya Akgönenç Muğisuddin’in, Balkanlardaki
gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması
B)ÇEŞİTLİ İŞLER
1. —Plan ve Bütçe Komisyonuna üye seçimi yapılacağı güne ilişkin
Başkanlık açıklaması
IV. —ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. —Bakanlar Kurulu Programının görüşülme günü, saati ve konuşma
süreleriyle, gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
I. —GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, TEDAŞ tarafınadan yapılan enerji
dağıtım ihaleleri ile devir işlemlerinde yanlış ve usulsüz uygulamalar
bulunduğu iddialarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım
Yücelen cevap verdi.
Ankara Milletvekili Birkan Erdal, Konya Milletvekili Veysel Candan’ın
konuşmasında şahsına,
Erzurum Milletvekili İsmail Köse
de Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna,
Sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.
İstanbul Milletvekili A. Ziya Aktaş,
Bartın Milletvekili Zeki Çakan,
İçel Milletvekili TurhanGüven,
İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman,
Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin konuşmasında diğer parti gruplarını
ilzam edici ifadeler kullanması nedeniyle açıklamada bulundular.
Manisa Milletvekili M.Necati Çetinkaya, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
istikrarlı çalışabilmesi için yapılması gerekenlere ve demokrasinin önemine,
Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt da, fındık üreticilerinin sorunlarına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Başkanlıkça,
Plan ve Bütçe Komisyonunda 1 üyelik için aday olmak isteyen bağımsız
milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine,
Bakanlar Kurulu Programının görüşmelerinde söz talebinde bulunan
milletvekillerinin konuşma sıralarına,
İlişkin duyuruda bulunuldu.
Başkanlık Divanında boş bulunan üyelikler için yapılan seçim sonucunda:
Başkanvekilliğine, DSP Grubundan Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy,
Kâtip Üyeliklere,
DSPGrubundan Ankara Milletvekili Melda Bayer,Edirne Milletvekili Şadan
Şimşek, İstanbul Milletvekili Cahit Savaş Yazıcı,
DYPGrubundan; Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle,Van
Milletvekili Hüseyin Çelik,
İdare Amirliklerine,
DYP Grubundan Ardahan Milletvekili Saffet Kaya,
DSP Grubundan İzmir Milletvekili Hakan Tartan,
Seçildiler.
3 Haziran 1999 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime
16.27’de son verildi.
Yıldırım Akbulut
Başkan
Tevhit Karakaya Mehmet Ay
Erzincan Gaziantep
Kâtip Üye Kâtip Üye
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
3 Haziran 1999 Perşembe
BAŞKAN : Yıldırım AKBULUT
KÂTİP
ÜYELER : Mehmet AY (Gaziantep), Tevhit KARAKAYA (Erzincan)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 10 uncu Birleşimini açıyorum.
II. —YOKLAMA
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğiz. Bu süre
içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır
bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen
üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere geçiyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline söz
vereceğim.
İlk olarak, Dünya Çevre Günü dolayısıyla gündemdışı söz
isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Ediz Hun'u davet ediyorum.
Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — İstanbul Milletvekili Ediz Hun’un,
Dünya Çevre Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Orman Bakanı Nami Çağan’ın
cevabı
EDİZ HUN (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; 21 inci Yasama Döneminin hayırlı olması temennisi içinde,
kurulmuş olan yeni hükümetimizi candan kutluyor; ülkemiz için çok başarılı
çalışmalar gerçekleştireceğinden emin olarak, sizleri saygı ve sevgilerimle
selamlıyorum.
Her yıl büyük bir coşku içinde kutladığmız Dünya Çevre
Gününün anlamı çok derindir. 5 Haziranlar, aslında, tüm günlerimizin
beklentisini yansıtmakta ve insanlığı, geleceğe yönelik, doğaya daha müşfik,
hoşgörülü ve sevgiyle yaklaşmaya yönlendirme çabasını sergilemektedir.
Varoluştan itibaren, gezegenimiz, değişken denge
sistemleriyle çeşitli evrelerden geçmiş ve insanoğlunun hızlı gelişim ve
değişimiyle bugünkü çağdaş (muasır) seviyeye ulaşılabilmiştir. İnsan -bilimsel
adıyla homosapiens- bu, mucize sayılabilecek tekâmül zincirinin son halkasını
oluşturmakta ve şüphesiz, doğanın en mükemmel, müstesna varlığını temsil
etmektedir. Benliğinde mevcut bulunan düşünce kudretiyle zaman ve mekânı ele
geçirmiş olan insan, uzakla yakını birleştiren, geçmişle geleceği birbirine
bağlayan olağanüstü bir yeteneğin sembolü sayılmalıdır; ancak, bütün bu üstün
değerlere rağmen, insanoğlunun özellikle son yarım yüzyılda karşı karşıya
kalmış olduğu nüfus artışı ve buna paralel gelişme göstermiş olan enerji
alışverişindeki hızlı büyüme, doğal denge sistemlerinin bozulmasına ve
yüzyıllardır düzenini muhafaza edebilmiş çeşitli ekosistemlerin yıkıma
uğramasına, büyük bir pres altında kalmasına sebebiyet vermiştir.
Bugün, günümüzde, çevrenin önemi, anlamı çok derindir,
biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi.
Bizim, dünyadaki yaşamın içindeki mevcudiyetimizin
önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Hızlı bir gelişme içinde yolumuza
devam ediyoruz. Bugün, insanoğlu, 5,8 milyarlık nüfusuyla, toplam alanın yüzde
44'ünü kullanmaktadır. Önümüzdeki kırkbeş elli yıl içinde nüfus ikiye
katlanacaktır ve bu durumda, toplam kullanılabilir alanın tamamı kullanılıyor
olacaktır. O halde, kaynakların sınırsız olduğunu düşünmek, bizi büyük bir
yanılgı içine sevk eder.
Ne yapmamız lazım? Her şeyden evvel, artık, hepimiz,
sorumluluğumuzun idraki içinde, bir bütünün parçaları olarak, bir bütünü teşkil
ederek, doğanın tahribine neden olan davranışlara karşı ortak hedeflerimizi
belirlemek durumundayız. Özellikle de, bunun için, çevre kirlenmeden
önlemlerini almamız gerekmektedir. Alternatif enerji sistemlerine, diğer
tanımıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermemiz lazım. Temiz
teknoloji seçmemiz ve kirliliğin ticaretini yapanlara asla müsamaha
göstermememiz gerekmektedir. Her zaman, her kesimde, her sektörde çevre
eğitimine ağırlık vermemiz gerekiyor.
Hulasa etmem gerekirse, ekolojik dengenin yürümesi,
ilerleyebilmesi geleceğe yönelik planlarla gerçekleştirilmelidir. Unutmamalıyız
ki, doğa, en temel, ancak, en sınırlı ve en kısıtlı sermayemizdir.
Değerli arkadaşlarım, ekonomik büyümeye gelecek yüzyıl
içinde sınırlama getirmek zorunda kalacağız. Yaşamımızı yalnız ekonomik
rakamlardan oluşan bütçeler değil, biyofiziksel bütçe, diğer bir ifadeyle,
doğadan ne kadar kaynak kullanıp çevremize hangi ölçüde atık bırakabileceğimizi
gösteren bütçeler belirleyecektir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EDİZ HUN (Devamla) – Özür dilerim; vaktimi mi geçirdim?
Bir yanlışlık mı oldu efendim?
BAŞKAN – Devam edin efendim...
EDİZ HUN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bugün, büyümenin çevre maliyeti, üretimden elde edilen
kazançtan çok daha yüksektir. Ekonomiyi, artık kendi sistemleri içinde değil,
ekolojik ekonomi kavramı içinde; yani, tüm canlıların yaşam ağından oluşan
sistemler zinciri içinde mütalaa etmemiz gerekmektedir; bunun için de,
sağduyuya ihtiyacımız var.
Yine unutmamalıyız ki değerli arkadaşlarım, ülkelerin
kalkınması ve gelişimi, özgür bir ortamda fikrî kudretin ortaya çıkaracağı
değişimle mümkün olabilir. Gerçek insanlık hazzı, şüphesiz, gelecek nesillerin
mutluluğunu şimdiden hazırlamakla tadılabilir.
Bu duygularımı Yüce Meclisimizin siz çok değerli
üyeleriyle paylaşıyor olmanın mutluluğu, kıvancı ve sevinci içinde, sizlere
derin saygılarımı arz ediyorum efendim.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
ORMAN BAKANI NAMİ ÇAĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, söz
istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
ORMAN BAKANI NAMİ ÇAĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; çevre konusunda duyarlılığını ve uzmanlığını bildiğimiz
Sayın Ediz Hun'un 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yaptığı konuşmaya,
Hükümetimiz adına, teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
Günümüz dünyasının en önemli gündemini oluşturan çevre,
dünyada var olan tüm değerleriyle korunması gereken bir bütündür. Çevrenin
bozulması ve çevre sorunlarının ortaya çıkması, genellikle insan kaynaklı
etkilerin, doğanın ilişkiler sistemini ve dengelerini bozmasıyla başlamıştır.
Çevre konusu, artık, bölgesel olmaktan çıkmış evrensel bir boyut kazanmıştır.
Günümüzde yaklaşık 6 milyar insanın bugününü ve yakın geleceğini önemli ölçüde
etkileyen çevre sorunları, artık, dünyada farklı sosyal ve siyasal özelliklere
sahip ülkelerin üzerinde anlaşmak zorunda kaldıkları ortak bir konu haline
gelmiştir.
Yüzyılımızın ancak ikinci yarısında boyutlarını, sınır
tanımazlığını ve ivediliğini fark edebildiğimiz çevre sorunlarının çözümü için,
dünya ülkeleri bir dizi çabanın içine girmiştir. Çevreyle ilgili uluslararası
politikaların belirlenmesinin dönüm noktası olan 5 Haziran 1972 Stockholm
Konferansı böyle bir çabanın ürünüdür. Bu konferans, 113 ülkenin çevre
konusunda yaygın bir platform oluşturması kadar, sorunlara evrensel ve
uluslararası düzeyde sahip çıkılması zorunluluğunu göstermesi açısından da son
derece önemlidir. Konferansın açıldığı gün olan 5 Haziranın Dünya Çevre Günü
olarak kabul edilmesi ve çevre gibi çok önemli ortak bir sorunda tüm dünya
ülkelerinin birleşmesi sevindirici bir gelişmedir.
Ülkemizde de sanayileşmeye ve kentleşmeye paralel
olarak çeşitli çevre sorunları vardır ve bu sorunlar gittikçe karmaşık bir hal
almaktadır. Sonuçları doğrudan canlı yaşamını etkileyen, maliyeti çok yüksek
olan çevre kirlenmesi, sadece devletlerin değil, tek tek herkesin üzerinde
düşünmesi gereken yaşamsal bir sorundur. Tüketim anlayışından ekonomik
faaliyetlere ve yaşam tarzına kadar hemen her alanda her sorumlu bireyin çevre
için yapabileceği bir şey mutlaka bulunmaktadır. Çocuklarımıza, dünyamıza ve
gelecek kuşaklara karşı sorumluluk duyuyorsak, hiç olmazsa yaşadığımız yöreyi
koruyarak dünyanın kurtarılmasına katkıda bulunabiliriz.
Bugünkü ve gelecek kuşakların ihtiyaç ve beklentilerini
tehlikeye atmadan karşılamak şeklindeki tanımlama, kalkınma kavramına ilişkin
bir tanımlamadır. Bu çerçevede, kalkınma kavramı, sadece uluslararası alanda
adaletli bir kaynak dağılımını değil, aynı zamanda, Sayın Ediz Hun'un da
belirttiği gibi, kuşaklar arasında kaynakların adaletli dağılımını da
kapsamaktadır.
Ülkemizde henüz sekiz yıl geçmişi olan Çevre Bakanlığı,
çevreye ilişkin tutarlı, bütüncül politikalar üretmek, çevre kirlenmesini
engellemek, yanlış ve sorumsuz kullanımdan dolayı zarar gören çevreyi
iyileştirmek, çevre bilincinin oluşması ve toplumun daha geniş kesimlerine
ulaşacak eğitim faaliyetlerinde bulunarak, görev ve sorumluluğunu yerine
getirmek için çaba göstermektedir. Çevre alanında faaliyette bulunan gönüllü
kuruluşların sorumlu çabaları da her türlü takdirin ötesindedir. Bununla
beraber, çevre kirliliği, ulusları ve kuşakları aşan evrensel bir kavram haline
gelmiştir.
Çevre kirlenmesi, yok olan canlı türleri, bozulan
ekolojik denge gibi insan faaliyetlerindan doğan olumsuz sonuçları
tartıştığımız ve çareler aradığımız 5 Haziran Dünya Çevre Günü, kirlenmenin,
bozulmanın azalacağı, doğanın özenle korunacağı günlerin hazırlayıcısıdır. Her
yıl olduğu gibi bu yıl da, 5 Haziran Dünya Çevre Günü, çeşitli faaliyetlerle
değerlendirilecektir. Çevre Bakanlığının organizasyonunda yapılacak
toplantılarda çevre konusu tartışılacaktır.
Bu vesileyle, Yüce Meclisimizin değerli üyelerine,
korunan bir çevrede mutlu bir yaşam dileyerek, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz,
üniversitelerimizde meydana gelen olaylarla ilgili olarak, Konya Milletvekili
Sayın Remzi Çetin'e aittir.
Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
2. —Konya Milletvekili Remzi Çetin’in,
üniversitelerde meydana gelen olaylara ilişkin gündemdışı konuşması
REMZİ ÇETİN (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.
Demokrasi, insan hakları ve istikrar, birbirini
tamamlayan unsurlardır; birinin eksikliği diğerini de engeller. Ülkemizde bu
unsurların eksikliği, geleceğimizi ipotek altına almıştır. Maalesef, demokrasi
ve demokratikleşmeye yönelik müdahaleler artmış, Türkiye, vatandaşını sürekli
tehdit unsuru olarak gören ve onu istediği yönde şekillendirmeye çalışan bir
ülke konumuna getirilmiştir. Hepimizin ağzımızdan düşürmediği demokrasi tam
olarak hayata geçirilememektedir.
Bütün bu menfi gelişmelerden üniversitelerimiz de
payını almış ve Türk üniversiteleri, insan hakları ihlallerinin en ağır şekilde
cereyan ettiği mahaller haline gelmiştir. Halbuki, üniversiteler, yükseköğretim
gençliğine eğitim ve öğretim veren, bilim üreten ve ürettiği bilimi çeşitli
yollarla yayan, yaptıkları araştırmalarla ülkenin bilimsel ve teknolojik
ortamını oluşturan, ekonomik ve toplumsal konularla ilgili önderlik yapan, tüm
görüşlerin açıkça ve kaygısız olarak tartışıldığı en üst düzey bilimsel
kuruluşlardır. Ar-ge harcamalarının, gayri safî yurtiçi hâsıla içerisindeki
payı binde 4,5 mertebesindedir. Bu rakam, gelişmiş ülkelere göre çok düşük bir
rakamdır. Ar-ge harcamalarının ve çalışmalarının yüzde 60'tan fazlasını
üniversitelerimiz yapmaktadır. Ülkemizde, yaklaşık 22 000 araştırma personeli
bulunmakta olup, 10 000 iktisaden faal nüfusa düşen toplam ar-ge personeli ve
araştırmacı sayısı 9,6 ve 7,9 olarak hesaplanmıştır. Üniversitelerimizle ilgili
rakamları incelediğimiz zaman, her bakımdan, beklenenin altında olduğu
görülmektedir.
Üniversitelerimiz, özellikle YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve
İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu gibi bazı rektörlerimizin
marifetiyle, bilim yuvası olma özelliğinden hızla uzaklaştırılmış, insan
haklarının, sivil özgürlüklerin ve evrensel diyalog kriterlerinin yok edildiği,
insan haysiyetine saygının olmadığı, laikliğin en fazla ihlal edildiği, bir
hürriyetler sistemi olan demokrasinin rafa kaldırıldığı yerler durumuna
gelmiştir. Basit gerekçelerle, öğretim elemanlarının üniversiteyle ilişikleri
kesilmektedir.
Kemal Alemdaroğlu, son marifetleriyle, kılığından
kıyafetinden dolayı birkısım öğrencilerin kütüphanelere bile girmesini
yasaklamıştır. Bilim öğrenmek isteyenlere kütüphaneyi kapatan bir kimsenin
bugün en büyük geçmişe sahip bir üniversitemizde rektör olması büyük bir
talihsizliktir.
Alemdaroğlu'nun marifetleri bitmek bilmiyor. Son
yayımladığı kılık kıyafet genelgesinden bazı paragraflar vereceğim; bu cümleler
erkeklere ait olanlarıdır. Kız öğrencilerimizin çektikleri yetmiyormuş gibi,
şimdi de sıra profesör, doçent ve tüm öğretim elemanlarına gelmiştir. İşte,
size bazı paragraflar: "Erkekler; elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade;
ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet ve atkılı ayakkabı
giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. Saçlar
kulağı kapatmayacak şekilde uzatılabilir, temiz, bakımlı ve taranmış olur. Her
gün sakal traşı olunur ve sakal bırakılmaz. Bıyık tabiî olarak bırakılır,
uzunluğu üst dudak boyunu geçemez (DSP sıralarından alkışlar) üstten alınmaz,
yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir. Kravat
takılır. Kravatı örtecek şekilde balıkçıyaka veya benzeri süveterler giyilmez.
Bina içinde gömleksiz, kravatsız ve çorapsız dolaşılmaz."
Değerli milletvekilleri, bu hitap... (DSP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Lütfen... Lütfen efendim...
REMZİ ÇETİN (Devamla) – ...profesör, doçent, yardımcı
doçent seviyesinde belirli bir kimliğe ve kişiliğe sahip insanlara
yapılmaktadır. Bunun rencide edici bir tutum olup olmadığını yüksek
takdirlerinize bırakıyorum. Şu anda yüzlerce öğrenci hakkında disiplin
soruşturmaları devam etmektedir. Geçen günlerde 23 hemşire Selçuk Üniversitesi
Hastanesinden atılmıştır. Üniversite hocalarımız gözlem raporları tutmaya
mecbur edilmişlerdir. Buna göre, bir öğretim elemanı derse girdiğinde, önce bu
gözlem formunu dolduracak; yani, kılık kıyafetine göre öğrencileri tasnif
edecek, sonra dersini anlatacak ve ders çıkışında bu formu bölüm başkanına veya
dekana teslim edecek. Bu formun dipnotunda -form burada elimizdedir, gözlem
formudur, öğrenciye ve hocaya ait kimlik sütunları bulunmaktadır ve ayrıca bir
de düşünce sütunu bulunmaktadır, oraya artık hoca ne yazarsa...- şöyle
denilmektedir: "Bu form, her ders için, dersi veren öğretim elemanı
tarafından eksiksiz doldurulup, günlük olarak, fakülte dekanlığına veya
yüksekokul müdürlüğüne teslim edilecektir." Ayrıca, bir de düşünceler
kısmı var, orası da dolacak; daha da vahimi, bu görevi ihmal eden öğretim
elemanları da soruşturmaya tabi tutulacaktır. Tıpkı öğrenciler gibi, artık,
hocalar da disiplin soruşturması kapsamına alınmış durumdadır. Bundan böyle,
ar-ge çalışmaları yerine, hocalarımız, öğrencilerini ihbar etme faaliyetini öne
almak zorunda olacaklardır; çünkü, Gürüzler, Alemdaroğlular böyle istiyor.
Değerli arkadaşlarım, kılık kıyafetinden dolayı
binlerce kamu personelini işten çıkarmak veya istifa mecburiyetiyle karşı
karşıya bırakmak, binlerce öğrencimizin öğretim kurumlarıyla ilişiğini kesmek
bir marifetse, bunu başarmışlardır, sadistçe zevk alabilirler; ancak, bir
hürriyetler sistemi olan demokrasinin nimetlerini katlederek bunu yapmak ciddî
bir hukuksuzluk, kanunsuzluk ve temel insan haklarını hiçe sayma örneğidir.
Sayın Ecevit ve Sayın Cem, her ikisi de yeni kabinenin
elemanlarıdır; geçmişte, bugün tartışma konusu yaptığımız hususlarda gerçek bir
demokrat gibi görüş belirtmişlerdir. Sayın Ecevit 9 Şubat 1989'da bir gazeteye
verdiği beyanatta, kılık kıyafete ideolojik amaçla bile olsa kısıtlama getirilemeyeceğini
ifade etmiştir. Sayın Cem, dış dünyayla en fazla temas eden birisi olarak,
dünyadaki uygulamaları da yakinen bilmesi münesebetiyle "Gelecek İçin
Denemeler" isimli kitabında, çağdaş ve demokrat yorumuyla "laiklik,
başörtüsü kullananın da kullanmayanın da ortak güvencesi olabilmelidir"
demektedir. Dün bu görüşleri savunan sayın siyasîlerin bugün de bunları
savunmalarını beklerdik; maalesef, öyle olmadığını üzülerek görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Parlamentoya büyük görevler
düşmektedir. Parlamentonun itibar kazanması, yetkilerini tam kullanması,
üstünde başka bir gücün olmadığı gerçeğinin tam tesis edilmesi, 550
milletvekilinin boynuna borçtur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika daha veriyorum.
REMZİ ÇETİN (Devamla) – Parlamentoya güveni yeniden
tesis etmeliyiz. Bu kurumların Meclisin üstünde yetki kullanmasının önüne
mutlaka geçmeliyiz.
Son olarak "kamu alanı-sivil alan" ayırımına
gidip, insanlarımızı çift kişilikli olmaya itemeyiz. Türkiye Cumhuriyeti, bir
egemenler cumhuriyeti değildir; bu cumhuriyeti millet kurmuştur, yaşatacak olan
da millettir. (FP sıralarından alkışlar) Bugünün dünyasında, insan hakkı,
devlet hakkının da üzerindedir noktasına ve anlayışına gelinmiştir. İnsana ait
özgürlükler, devlet egemenliğinden daha yüksek bir mana ifade eder; zira,
devlet, millet içindir.
Hepinizi saygıyla selamlarım. (FP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz,
Balkanlardaki gelişmelerle ilgili olarak, Ankara Milletvekili Sayın Oya
Akgönenç'e aittir.
Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
3. —Ankara Milletvekili Oya Akgönenç
Muğisuddin’in, Balkanlardaki gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Ankara) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum ve bu
konuşma imkânını tanıyan Sayın Başkana da özellikle teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmamın konusu, Sırbistan ve Kosova'da
olanlarla Yunanistan'daki gelişmeler olacaktır. Kosova'daki gelişmeler bir
tesadüf değildir. Kosova'yı tamamen Sırplaştırmak ve oranın esas sahibi olan
Arnavutlardan arındırmak için yapılan bu özel planın ideolojik çerçevesi ve
şablonu Sırp akademisyenler tarafından hazırlanmış, Sırp-Ortodoks kilisesi
tarafından manevî zemini pekiştirilmiştir. Bu plan, Miloseviç gibi, büyük
siyasî hayaller peşinde koşan Balkan tipi küçük bir diktatörün idaresinde 1989 yılında yürürlüğe geçirilmiştir.
Kosova'da bulunan zengin altın madenlerinin de ekonomik faktör olduğu dikkatten
kaçmamalıdır.
Burada özellikle dikkatinizi çekmek istediğim hususlar,
bu olaylardaki vahamet ve sergilenen kin ve nefretin ölçüsüzlüğüdür. Bu
gelişmelerin direkt ve dolaylı etkileriyle diğer politik gelişmeler büyük bir
dikkatle izlenmelidir.
Doğrudan etkiler:
1. Kosova, son derece tehlikeli gelişmelerin âdeta
kangrene dönüşmüş olduğu noktadır. Burada hem bir ırk yok edilmeye
çalışılmaktadır hem de hiçbir sınır tanımayan saldırgan bir ırkçılık, tüm
medenî dünyaya meydan okur hale gelmiştir.
2. Kosova'dan sonra kuzeyindeki Sancak da aynı
tehlikeli akıbetle karşı karşıyadır. Sancak'ın yüzde 90'ından fazlası Boşnak
kökenli insanlardan oluşmakla beraber, Sırplar yönetime hâkimdir ve Kosova'daki
uygulamaları burada da sessizce yürütmektedirler.
Arkadaşlar, ben bizzat hem Kosova'da hem Bosna'da hem
de Balkanların bütün bölgelerinde bulundum; dolayısıyla, bu, aynı zamanda kendi
gözlemlerim ve izlemlerimdir.
3. Kosova'nın güneybatısındaki Makedonya ise üçüncü
tehlikeli noktadır. Bu ülkenin de yüzde 49'u Arnavuttur; arada küçük bir Türk
azınlık da mevcuttur. Makedonya'da Slav asıllı Makedonlar, âdeta Sırpları
taklit eden bir hava ve tutuma girmişlerdir. Kerhen, Batı'nın insanî yardım
gayretlerinin Makedonya toprakları üzerinde oluşmasına rıza göstermektedirler.
Kısaca, diyebilirim ki, Makedonya son derece kaygan bir zemindir. Özellikle
onun oluşumunda Türkiye'nin büyük bir payı vardır. Türkiye bu konuda çok
dikkatli olmalıdır.
4. Macar çoğunluğu olan Voyvodino ile Sırp baskısından
bıkan Karadağ'da da olayların patlak vermesi an meselesidir. Yani, bir tanesi
düşünce hepsini etkileyen ve domino etkisi olarak bilinen olaylar zinciri
Balkanları her an tehdit etmektedir. Balkanlarda tehlike sadece Kosova'da
olmayıp, ondan çok daha geniş bir alanı tehdit etmekte ve çok daha yakınımızda
bulunmaktadır.
Şimdi dolaylı etkilere geçmek istiyorum.
Yunanlılar, bir NATO ülkesi olmalarına rağmen, sürekli
olarak Sırplara yardım etmişlerdir. Bu, bütün Batı güçlerince bilinmektedir.
Kendi topraklarını sığınmacılara açmayan Yunanistan,
Arnavutluk'ta göstermelik ufak bir çadırkent kurmuşsa da, Avrupa'dan gelen
yardımları aldıktan ve Avrupa basınında epey ses getirdikten sonra, görevlileri
toplayıp Yunanistan'a dönmüş ve kamptakileri aç, biilaç ve korumasız olarak
kendi kaderlerine terk etmişlerdir.
Şu anda düşünmemiz gereken hususlar:
1. Yunanlıların aniden ve sebepsiz olarak İzmir'in
Çeşme Koyunda üstünde yaşanılmayan ufacık bir adaya Yunan bayrağı dikme
operasyonu hiç de tesadüfî bir olay değildir arkadaşlar.
Burada iki ana hedef güdülmektedir: Birincisi, iki gün
sonra Avrupa'da toplanacak olan Avrupa Birliği Zirvesi arifesinde, Türkleri
saldırgan politika izleyen bir ülke konumuna getirmek amacı; ikincisi de,
Türkiye'nin NATO'nun kullanımına açtığı hava üslerine karşın -biliyorsunuz,
Bandırma ve diğer yerlerde 3 tane üs açılmıştır- Türk askerî güçlerinin ve Türk
hükümetinin dikkatini başka bir yöne çekmek ve böylece Sırplara yardım etmek
gayreti.
2. Kendisi de bir NATO ülkesi olduğu halde, NATO
operasyonuna katılmak üzere İtalya'ya gidecek olan Türk uçaklarına Yunanistan
üzerinden geçiş izni verilmemektedir. Bu bir engellemedir; bu, Bosna-Hersek
olaylarında da aynen tekrarlanmıştır.
Aslında, İstanbul'dan Sarayevo'ya birbuçuk iki saatte
varabilirsiniz; fakat, Yunanlıların bu uygulaması yüzünden benim ilk gittiğim
yıl -askerî uçakla gitmiştim- tam beşbuçuk saatte Bosna'ya varabildik; çünkü,
Karadeniz üzerinden gitmek, dönmek icap etti.
3. Yunanlıların Ruslarla yapmakta oldukları askerî
anlaşmalar ve Girit'e yerleştirdikleri S-300'ler de dikkate alınacak olursa,
Yunanlıların, şu sırada Türkleri âdeta bir kıskaç içerisine aldıkları gibi bir
düşünce ve abartılı bir güven duygusu içerisine girdikleri rahatça
gözlenebilir.
4. Buna bir de Güney Kıbrıs üzerinden Suriye ile giriştikleri
işbirliği durumu eklenince, Türkiye aleyhine bazı sistematik gelişmelerin
vahameti kolayca ortaya çıkmaktadır.
5. Rusya'nın yanı sıra Ermenistan'la da işbirliği
anlaşması imzalayan Yunanistan, sürekli olarak, İran'a da birlikte çalışma
çağrıları yapmakta ve bunu sağlamak için çaba sarf etmektedir.
Apo davasının başladığı ve Türkiye ile dünyanın tüm
dikkatlerinin bu önemli davaya çevrildiği şu sırada, Apo'nun dış mihraklarla
yapmış olduğu açıklamaları bu perspektiften incelemeye almakta fayda görmekteyim.
Türkiye içinde partiler ve kurumlar arasında bazı
politik sıkıntıların yaşandığı görüntüsünün medya kanalıyla dış dünyaya
yansıdığı bir ortamda, Yunanistan, muhakkak, durumu kendi şartlarına, kendi
emellerine uygun bulmuş olmalı ki, bu girişimlerini daha da hızlandırmış, daha
da artırmış bulunmaktadır.
6. Sistematik olarak geliştirilen Yunan planı,
Sırpların Kosova planı ve uygulamalarıyla çok yakından bağlantılıdır. Olaylar,
âdeta 1829 Yunan isyanını hatırlatmaktadır. O zaman da bölge içinde en büyük
destek ve gayretin Sırplar tarafından Yunanlara verildiğini hatırlamakta yarar
vardır. Dış odaklar da, kendi politikalarının bir parçası olarak, Balkanların
bu küçük aktörlerini başarıyla kullanmışlardır. Bu paralelliğin gözden
kaçmaması gerektiğine inanmaktayım.
7. Bosna-Hersek'ten sonra, Kosova üzerinde de gizli bir
Avrupa-Amerika güç çekişmesinin olduğu bilinmektedir. Gelişmelerde, Avrupa
devletlerinin ve NATO üyelerinin olaylara karşı tepki ve tutumlarını dikkatle
izlemekte fayda vardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, tamamlayınız efendim. Hayli aştınız
süreyi.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) – Bize çok uzakmış
gibi görünen olayların, tahminimizden de yakın tehlikeli oluşumların bir
parçası olması ihtimali de oldukça fazladır.
8. Diğer taraftan, Türk hükümetinin aylarca önce
başlattığı Balkan çevik gücünün, neden Kosova'daki olayların durdurulmasında
veya en azından enterne edilmesinde kullanılmadığı merak edilecek bir husustur.
Kosova gelişmelerinde, Bosna'dakinin tersine, hiçbir
rolümüzün olmaması gariptir. Bosna, Zenica'daki başarılı birliğimizin IFOR ve
SFOR güçleri içinde yer alması, Arnavutluk olaylarında Türk birliğinin son
derece etkili ve başarılı bir operasyon yürütmesine rağmen, Türkiye, Kosova
olayının hiçbir diplomatik sahasında bulunmamaktadır; acaba, bu, nasıl izah
edilebilir?
Balkanlar ise, Türkiye'nin stratejik çıkarları
açısından son derece önemli bir bölgedir.
Sonuç olarak: Tehlikeli gelişmeleri ve birbiriyle
ilgisizmiş gibi görünmesine rağmen birçok olayın birbiriyle bağlantılı olduğunu
ve tehlikeli bir yönde gelişmelerin bulunduğunu dikkatlerinize sundum. Bu
sebeple, bir an önce, yetkililerin, davet edilerek, Genel Kurula hitap etmeleri
ve pek çok hususta Meclisi aydınlatmalarının yararlı olacağına inanmaktayım.
Olayları, bilgi ve kararlarınıza arz ediyorum.
Teşekkür ederim. (FP, MHP, ANAP ve DYP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Danışma Kurulunun önerileri vardır; önce okutup, işleme
alacağım; sonra, ayrı ayrı okutup,
oylarınıza sunacağım:
IV. —ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. —Bakanlar Kurulu Programının görüşülme
günü, saati ve konuşma süreleriyle, gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına
ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 4 Tarih: 2.6.1999
Danışma Kurulunun 2.6.1999 Çarşamba günü yaptığı
toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun
görülmüştür.
Yıldırım Akbulut
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
DSP Grubu
Başkanvekili MHP Grubu Başkanvekili
Fikret
Uzunhasan İsmail Köse
FP Grubu
Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
İsmail
Kahraman Beyhan Aslan
DYP Grubu Başkanvekili
Nevzat Ercan
Öneriler :
1. 4 Haziran 1999 Cuma günü okunacağı Başbakan
tarafından belirlenen Bakanlar Kurulu Programının okunmasının ve 7 Haziran 1999
Pazartesi günü yapılacak olan program görüşmeleri ile görüşmelerin bitiminden
bir tam gün geçtikten sonra yapılacak güven oylamasının, gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve bu günlerde sunuşlar ve
işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç başkaca konuların görüşülmemesi; 8
Haziran 1999 Salı günü Genel Kurul çalışması yapılmaması önerilmiştir.
2. 7 Haziran 1999 Pazartesi günü yapılacak olan
Bakanlar Kurulu Programı üzerindeki görüşmelere saat 14.00'te başlanması;
hükümet ve siyasî parti grupları adına yapılacak konuşmaların 50'şer dakika (bu
süre, birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların
10'ar dakika olması, görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin
uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Birinci öneriyi okutuyorum:
1. 4 Haziran 1999 Cuma günü okunacağı Başbakan
tarafından belirlenen Bakanlar Kurulu Programının okunmasının ve 7 Haziran 1999
Pazartesi günü yapılacak olan program görüşmeleri ile görüşmelerin bitiminden
bir tam gün geçtikten sonra yapılacak güven oylamasının, gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve bu günlerde, sunuşlar ve
işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç başkaca konuların görüşülmemesi; 8
Haziran 1999 Salı günü Genel Kurul çalışmaları yapılmaması önerilmiştir.
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci öneriyi otuyorum:
2. 7 Haziran 1999 Pazartesi günü yapılacak olan
Bakanlar Kurulu Programı üzerindeki görüşmelere saat 14.00'te başlanması;
hükümet ve siyasî parti grupları adına yapılacak konuşmaların 50'şer dakika (bu
süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların
10'ar dakika olması, görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin
uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim"
kısmına geçeceğiz.
Bu kısımda, komisyonlara üye seçimi yer almaktadır.
III. —
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1. —Plan ve Bütçe Komisyonuna üye seçimi
yapılacağı güne ilişkin Başkanlık açıklaması
BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonu için, Demokratik Sol
Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi, adaylarını bildirmişler;
bağımsızlara düşen 1 üyelik için de, Tunceli Milletvekili Sayın Bekir Gündoğan
aday olmuştur.
1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu
Tasarılarının bir an önce görüşülmesini teminen, Plan ve Bütçe Komisyonun
süratle teşekkül ettirilmesi gerekmektedir.
Adaylarını bildirmemiş olan siyasî parti gruplarının
adaylarını bildirmelerine imkân sağlamak için, Plan ve Bütçe Komisyonuna üye
seçimini bugünkü birleşimde yapmayacağız; ancak, konunun beklemeye tahammülü
olmaması nedeniyle, bu seçim yarınki birleşimde yapılacaktır.
Genel Kurulun bilgilerine önemle arz ediyorum.
Siyasî parti gruplarının, diğer komisyonların
üyelikleri için de adaylarını bir an önce bildirmelerini rica ediyorum.
Sayın milletvekilleri, gündemimizde görüşülecek başka
konu bulunmamaktadır.
Başbakan Sayın Bülent Ecevit tarafından kurulan
Bakanlar Kurulu Programının okunması ve Plan ve Bütçe Komisyonuna üye seçimi
yapmak için, 4 Haziran 1999 Cuma günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum.
Kapanma Saati : 15.48
Birleşim 10 un sonu