DÖNEM : 20                                        CİLT : 71                                    YASAMA YILI : 4

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

59 uncu Birleşim

20. 3. 1999 Cumartesi

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A)  TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Bulgaristan’a gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1943)

B)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. — Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, yargı mensuplarının tabi olduğu mevzuatın gözden geçirilerek yargıya güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)

IV. — GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) GÖRÜŞMELER

1. — Kars Milletvekili Y. Selahattin Beyribey ve 30 arkadaşının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasının sivil darbe girişimi olarak nitelendirdikleri ve demokratikleşme çabalarını engelleyici tutum

sergiledikleri iddiasıyla Başbakan Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında verdikleri gensoru (11/22)

 

V. — SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. — Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün’ün, Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın üyesi bulunduğu 54 üncü hükümete ve partisine sataşması nedeniyle konuşması

2. — İstanbul Milletvekili Altan Öymen’in, Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın, ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüşü kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

3. — Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın, İçel Milletvekili Halil Cin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI. — SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. — Adalet Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim


I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Elektronik cihazla yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından, 20 Mart 1999 Cumartesi günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 15.29’da son verildi.

 

                                                              Yasin Hatiboğlu                                                                                                 Başkanvekili

                       Ali Günaydın                                                             Hüseyin Yıldız                                        Konya                     Mardin                                    Kâtip Üye                               Kâtip Üye

 

 

 

 

                                                                                                                        No. : 73

II. — GELEN KÂĞITLAR

20.3.1999 CUMARTESİ

 

Meclis Araştırması Önergesi

1. — Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, yargı mensuplarının tabi olduğu mevzuatın gözden geçirilerek yargıya güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.3.1999)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

20 Mart 1999 Cumartesi

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Hüseyin YILDIZ (Mardin), Ahmet DERİN (Kütahya)

 

BAŞKAN – Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59 uncu Birleşimini açıyorum.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yoklama yapalım Sayın Başkan lütfen...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, nerede var efendim; başınızı kaldırın bir bakın... Salona bakar mısınız efendim...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, yeterli çoğunluk yoktur.

BAŞKAN – Gündemdışı söz talebinde bulunan arkadaşlarıma bu imkânı tanıyamadım, özür diliyorum.

Doğrudan gündeme geçiyoruz.

"Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları" bölümüne geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Bulgaristan’a gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1943)

                                                                                                                19 Mart 1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bulgaristan Cumhurbaşkanı Petar Stoyanov'un davetlisi olarak 22-23 Mart 1999 tarihlerinde Bulgaristan'a resmî bir ziyarette bulunacağımdan, dönüşüme kadar Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 106 ncı maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hikmet Çetin vekâlet edecektir.

Bilgilerinize sunarım.

                                                                                                        Süleyman Demirel                                                   Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Şimdi, bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. — Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, yargı mensuplarının tabi olduğu mevzuatın gözden geçirilerek yargıya güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son günlerde, kamuoyunda yargının siyasallaştığı noktasında kanaat oluşmaya başladığı bilinmektedir. Bunlara en son örnek de Sayın Vural Savaş ve Sayın Nuh Mete Yüksel'in tutum ve davranışları gösterilmektedir.

Konuyu özetlemek gerekirse; tahkikat safhasında gizli olması gereken bilgilerin basına sızdırıldığı ve davayı etkileyecek yönde açıklamalarda bulunulduğu; yargıtay Başsavcısı Sayın Vural Savaş örneğinde olduğu gibi, basın yayın yoluyla hakaret ederek tarafsızlığını yitirdiği görülmektedir. Şu cümleler Sayın Savaş'a aittir: "Paralı ve çok etkili dış güçlerle işbirlikçi, birbirlerine çamur atarak politika yapmayı alışkanlık haline getiren tüm politikacılar" diyerek tarafsızlığını yitirdiği ve tüm siyasîlerin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu; yine bir açıklamasında Sayın Savaş, Siirt İlimizi kastederek "yabancı ülkelerin kışkırtmalarıyla devletimize karşı silahlı isyanlara katılmış kişilerin bulunduğu bir yöre" nitelemesinde bulunmuştur.

Ayrıca, tebliğnamenin 11 inci sayfasında "suç işleyen siyasîleri cezalandırmaktan çekinen hâkimlerin bulunduğu ülkelerde hukukun siyasallaşmasından söz edilebilir" diyerek temyiz incelemesi yapacak Yargıtay ceza dairesi hâkimlerine açıkça bir telkin ve tavsiye olmaktan öte, tehdit niteliğini taşıdığı; yani, özetle, temyiz incelemesi yapan hâkimlere, mahkûmiyet cezasını onaylamazsanız siyasîlerden korkan hâkimler olacaksınız tehdidinde bulunmaktadır.

Yine, Sayın Savcı Savaş'ın çıktığı bir televizyon programında, devam eden bir davayla ilgili olarak, sanığın savunma kapsamında sunduğu mütalaaların dikkate alınmayacağı ve mahkûm olacağını açıkça ifade etmesi, yargıyı önceden etkilemeye yönelik bir davranıştır.

Yine, bazı davalar devam ederken iddianameler duruşmada okunmadan çok önce devletin ajansı tarafından bütün basın yayın organlarına fakslandığı gözlenmektedir. Yine, müzakerelerin gizli olması Yargıtay Kanunu 30 ve 33 üncü maddelerinde özellikle vurgulandığı halde, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararını ne zaman ve nasıl onaylayacağı konusunda basın yayın organlarında günler öncesinden yayınlanmıştır.

Ayrıca Sayın Savaş'ın tatile giderken dava dosyasını da beraberinde götürerek sanık avukatlarının dosyayı incelemeye fırsat vermediği, yapılan tespitler arasındadır.

Maalesef, benzer olaylar DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel için de söylenmektedir. Tahkikat safhasında kanunca gizli kalması gereken bilgi ve belgelerin basına sızdığı, önyargılı ve mahkemeleri yönlendirici açıklamalarda bulunduğu söylenmektedir.

Son olarak, TBMM'de Sayın Yıldırım Aktürk'ün, Yargıtay Başsavcısının TCK'nın 312 nci maddesiyle ilgili girişimleri, Diyarbakır DGM'nin bir davayla ilgili olarak gerekçeli kararın yazımında hukuk ihlalini ortaya koyması ve hükümetin başı olan Başbakana müracaatla TCK'nın 312 nci maddesindeki yeni düzenlemeyi durdurduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda anlattığımız gelişmeleri toplumda bağımsız yargıya güveni zedeleyici gelişmeler olarak görmekte ve endişe duymaktayız. Anayasada sayılan devletin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti olma ilkesi çok önemli bir temel prensip olup, hiçbir yetkilinin bunu sarsmaya hakkı yoktur. Yukarıda saydığımız zevat, bu hareket ve davranışlarıyla yargıya güveni sarsıcı tutum ve davranış içerisindedirler.

Bu sebeple:

1. Yargı mensuplarının bağlı olduğu yasa ve yönetmeliklerinin yeniden gözden geçirilmesi ve ek alınacak önlemlerin tespiti.

2. Hukukun siyasallaşmasını önleyici ne tür tedbirlerin alınması gerektiği,

3. Yargıya güven artırıcı ektedbirlerin tespiti,

4. Yargı-siyaset ilişkisinde durum tespiti,

5. Yargı-medya ilişkileri, bilgi ve belge aktarımında yapılan yasa ihlalleri ve benzeri konuların değerli hukukçu bilim adamlarımız ve baroların görüşleri alınarak, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 18.3.1999

1. Veysel Candan               (Konya)

2. Mustafa Köylü              (Isparta)

3. Sıtkı Cengil                    (Adana)

4. Ahmet Karavar              (Şanlıurfa)

5. Ahmet Demircan           (Samsun)

6. Hayrettin Dilekcan        (Karabük)

7. Bekir Sobacı                   (Tokat)

8. Osman Pepe                  (Kocaeli)

9. Sabahattin Yıldız           (Muş)

10. Ekrem Erdem                  (İstanbul)

11. Ahmet Doğan                 (Adıyaman)

12. Naci Terzi                      (Erzincan)

13. Osman Yumakoğulları    (İstanbul)

14. Ahmet Cemil Tunç         (Elazığ)

15. Yakup Budak                 (Adana)

16. Zülfikar Gazi                  (Çorum)

17. Ramazan Yenidede         (Denizli)

18. Hasan Dikici                   (Kahramanmaraş)

19. Hasan Hüseyin Öz         (Konya)

20. Murtaza Özkanlı            (Aksaray)

21. Mehmet Elkatmış           (Nevşehir)

22. Abdullah Arslan             (Tokat)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

IV. — GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI

A) GÖRÜŞMELER

1. — Kars Milletvekili Y. Selahattin Beyribey ve 30 arkadaşının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasının sivil darbe girişimi olarak nitelendirdikleri ve demokratikleşme çabalarını engelleyici tutum sergiledikleri iddiasıyla BaşbakanBülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında verdikleri gensoru (11/22)

BAŞKAN – Bu kısımda yer alan Kars Milletvekili Sayın Beyribey ve 30 arkadaşının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasını sivil darbe girişimi olarak nitelendirdikleri ve demokratikleşme çabalarını engelleyici tutum sergiledikleri iddiasıyla Başbakan Sayın Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca verdikleri ve Genel Kurulun 18.3.1999 tarihli 57 nci Birleşiminde gündeme alınması kabul edilen (11/22) esas numaralı gensoru üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

Hükümet?.. Hazır.

Görüşmelerde, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer sayın üyeye, hükümet adına bir sayın üyeye ve şahısları adına iki sayın üyeye söz vereceğim.

Konuşma süreleri; siyasî parti grupları ve hükümet için 20'şer dakika, şahıslar için 10'ar dakikadır.

Şimdi, söz alan üyeleri okuyorum: Efendim, henüz gruplar adına bir talep yok; kişisel söz talebinde bulunan, Sayın Aktürk ve Sayın Cin.

İlk söz grupların, malumu faziletleri. Şimdi, gruplardan acaba hangi grubumuz parmak kaldıracak, şöyle bir geziniyorum.

Efendim, DTP de grup oldu zannediyorum; Sayın Yılbaş, isterseniz sizinle bir bismillah diyelim, yeni grupsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Cin söz istemiş, zaten grup başkanvekili.

BAŞKAN – Kim istemiş efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Cin söz istemiş, kendisi de grup başkanvekilidir; dolayısıyla, öncelikle ona söz verin.

BAŞKAN – Sayın Genç, yani, söz olsun diye mi konuşuyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır; siz, söz olsun diye konuşuyorsunuz.

BAŞKAN – Ben ismini okudum; ama, kişisel söz talebinde bulunan diye takdim ettim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kişisel söz talebinde bulundu; ama, şimdi grup başkanvekili, ben onu diyorum.

BAŞKAN – Grup adına konuşmayacaksa, nasıl getireceğim Sayın Genç. Yani, izin verin de ben bari İçtüzüğü uygulayayım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, siz yönetiyorsunuz da, yani...

BAŞKAN – Efendim, gruplar adına söz talebi var mı?

ALTAN ÖYMEN (İstanbul) – Var efendim.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Öymen işaret buyurdular.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – DYP Grubu adına, Sayın Gözlükaya.

Evet, biz, bir kere başlayalım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz ve ifade etmek üzere, Sayın Altan Öymen; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALTAN ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın arkadaşlarım; gensoru önergesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Öngörüşmeler sırasında belirttiğimiz gibi, biz, bu gensoru önergesini mantıklı bulmuyoruz, ciddî bulmuyoruz, reddedilmesi gerektiğine inanıyoruz. Seçime kadarki zamanda -ki, artık, dört hafta kalmıştır- ülkemize yeni bir hükümet değişikliğinin sorunlarını da eklemek istemiyoruz. Hele, hükümeti düşürüp arkasından da seçimi erteleriz hesaplarını, fevkalade yanlış ve sakıncalı buluyoruz.

Tabiî, bu demek değil ki, biz, bu hükümeti ve bu hükümeti kuran koalisyonu, her tavrı dolayısıyla destekliyoruz; bu, değişik bir şey. Daha önce, bu hükümetin kuruluşu sırasında da belirttiğimiz gibi, bu hükümetin ve bu koalisyon partilerinin tavırlarıyla ilgili olarak bazı sorunlarımız var. Bu sorunların başında, o zaman da arkadaşlarımızın belirttiği gibi, yolsuzluklarla mücadele konusunda, gereken dikkati ve azmin gösterilmemesi vardır. Bundan önce, öngörüşmeler sırasında etraflıca anlatmaya çalıştım, bu Meclisimizin, bu yasama döneminin sırtında, soruşturma açtırıp, sonra soruşturmaları aklamak gibi bir yük vardır. Daha bu yasama dönemi başlar başlamaz bu mekanizma işlemeye başlamıştır; önce, Refah Partisinin Doğru Yol Partisi Genel Başkanı hakkındaki soruşturma önergesi, arkasından, Doğru Yol Partisinin Refah Partisi Genel Başkanı hakkındaki soruşturma önergesi, sonra, bu önergelerin karşılıklı, bir silah gibi kullanılarak bunların üzerinde bir hükümet bina edilmesi, sonra, o hükümetin üyesi partilerin bu yolsuzlukları karşılıklı olarak aklaması... Bundan sonra da, ikinci safhada, 55 inci hükümet kurulmuştur. 55 inci hükümet, aynı şekilde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı hakkında soruşturma önergesi vermiş; o, Anavatan Partisi Genel Başkanı hakkında soruşturma önergesi vermiş ve özetle, üç yıl süreyle, bu soruşturma önergelerinin gölgesi altında kalmıştır ülkemizin siyaseti; her köşede bu konuşulmuştur, her köşede bu iddia öne sürülmüştür. Parti liderlerinin birbirleri hakkında bu soruşturma önergeleri dolayısıyla söylediği sözler, koca koca kitaplar oluşturacak kadar fazladır. Ben, bir ara, merak edip, bunları bir araya getirmiştim, hakikaten çok enteresan sözler vardır. Fakat, günün birinde, bu koalisyon, geçen koalisyon sırasında da bu önergelerin birdenbire işlemden kaldırıldığı görülmüştür; bunu, öngörüşmeler sırasında anlattım.

Arkadaşlar, bunlar, belki, İçtüzük hükümlerine, Anayasa hükümlerine aykırı değildir, onlara uygun cereyan ediyor işler; fakat, demokrasinin mantığına aykırıdır, demokrasinin dayandığı ilkelere aykırıdır ve demokrasi açısından olmayacak şeylerdir. İşte, biz, bu olmayacak şeylerin, akla hiç yakın gelmeyen, mantığa yakın gelmeyen bu şeylerin tekrar etmemesi, bunların üstüne yenilerinin eklenmemesi, yeni taktiklerin, yeni çelişkilerin, yeni çifte standartların, yeni mekanizmaların -bu gibi- eklenmemesi lazım geldiği fikrindeyiz; bu hareketi de bunun için tasvip etmiyoruz. Yalnız, şunu da bu arada belirtelim: Dediğimiz aklama paklama sürecinin etkileri, hâlâ, bu hükümet zamanında da devam etmektedir.

Şimdi, size bir noktayı hatırlatıyorum: İki soruşturma önergesi kaldı geriye. Bu aklama anlaşmalarının uygulanmasından sonra -herhalde o anlaşmalar yetişmedi- iki komisyonda, o sırada karar alınmıştı. Yani, komisyon kararı, bu aklama anlaşmalarına uygun bir şekilde çıkmamıştı, soruşturma önergelerine muhatap olan siyasetçilerin Yüce Divana gönderilmesi yolunda çıkmıştı. Bunlardan biri, Kurtköy ihalesiyle ilgili soruşturma önergesiydi, bir tanesi de, Sayın Yaşar Topçu hakkında bir başka soruşturma önergesiydi. Bu önergeler, komisyonlara geldi, komisyonlarda karar alındı "bunlar ciddîdir, muhakeme yoluna gitmeleri lazımdır, Yüce Divana sevk edilmelidir bu arkadaşlarımız" diye karar çıktı.

Şimdi, bu kararın, Anayasaya göre, Meclis İçtüzüğüne göre, bir raporunun Meclis Başkanlığına iletilmesi lazım ve Anayasanın 100 üncü maddesine göre, bu, acil meselelerden; hemen yapılması lazım bu işin; İçtüzük de üstüne madde koymuş, yedi gün içinde, gelen raporun -rapor gelecek çok acil bir şekilde- Meclise sevk edilerek, Meclis içinde yedinci gün -hatta gün de tasrih etmiş- geldiğinden yedi gün sonra, bunun Mecliste görüşülmesi lazım; ama, 17 Aralık 1998 tarihinde alınıyor karar komisyonların bir tanesinde, bu kararın raporu hâlâ Meclis Başkanlığına iletilmiş değil.

Şimdi, Meclis Başkanı, bunun üzerine, ocak ayının başında bir yazı yazıyor komisyon başkanlarına -bunlardan Sayın Mesut Yılmaz'la ilgili komisyonun, bu Kurtköy ihalesiyle ilgili komisyonun Başkanı Demokratik Sol Partili arkadaşımız Sayın Necati Albay'a bir mektup yazıyor- diyor ki: "Bu rapor hâlâ gelmedi, halbuki Anayasa diyor ki, iki ay süresi vardır komisyonun, iki ay biter bitmez bu raporun bana gelmesi lazım; bu iki ay uzatılabilir; uzatılmış, onun sonunda bu raporun bana gelmesi lazım; hâlâ gelmedi, gönderin şunu." Cevap yazıyor Başkan, diyor ki: "Muhalefet şerhleri daha bana gelmedi, onun için raporu size gönderemedim." Başkan yine yazıyor, diyor ki: "Muhalefet şerhlerinin gelmesine gerek yok bu kadar uzadığına göre, muhalefet şerhi olmadan gönderin." Ona da cevap alamıyor ve 17 Aralıktan bu yana rapor hâlâ ortada yok, komisyonun kararının Anayasada, İçtüzükte yazılı olan şekilde işleme konulması bir türlü mümkün olmuyor. Bu, bir soruşturma işleminin fiilen durdurulması demektir, Anayasanın ve İçtüzüğün gereklerine rağmen. Gerçi, burada bir yaptırım yok, müeyyide yok; yani, bir komisyon başkanı yazmazsa bu raporu, yahut yazılmış raporu Meclis Başkanına vermezse Anayasada "acil olarak" denildiği halde, ne olacak, bu yazılmamış, bunun tedbiri yok; Meclis Başkanı da zaten bu tedbiri arıyor. Genel Kurulumuza doğrudan bir yazı yazmış -bu da nadir görülen bir şey, okuyacağım şimdi oradan- bu yazıda diyor ki: "Ne yapılacağı konusunda bir görüşme açılsın Mecliste." Şimdi, böyle bir durum var. Sayın Necati Albay, komisyonun birinin başkanı o, Sayın Yaşar Topçu'yla ilgili olan komisyonun Başkanı da Anavatan Partisinden arkadaşımız Ordu Milletvekili Sayın Şükrü Yürür. Onlar burada mıdır bilmiyorum. Ben, bu konuyu merak ediyorum, nasıl izah ediyorlar, başkanı bulundukları komisyonlarda alınan bu kararla ilgili raporun, Anayasa ve İçtüzük hükümlerine rağmen, Meclis Başkanlığına, üç ayı aşkın zamandan beri Meclis Başkanlığına hâlâ intikal ettirilmemiş olmasını?..Başlangıçta "muhalefet şerhleri gelmedi" diyorlardı, şimdi, geldi mi gelmedi mi, nasıl izah ediyorlar, çok merak ediyorum. Eğer buradalarsa, rica edeceğim, kürsüden bunu açıklasınlar.

Gerçi, grup adına söz hakkı burada nizama konulmuştur; ama, İçtüzüğün 69 uncu maddesi, sataşma halinde kendilerine söz imkânı verir. Beni, kendilerine sataşmış telakki edin. Daha ağır kelimelerle sataşmaya üslubum pek müsait değil; ama, sataşmış telakki ederek -eğer buradalarsa- bunu açıklasınlar; bu nasıl oluyor?

Arkadaşlar, bu, yolsuzlukların önlenmesi yolunda siyasî partilerin ve tabiî, hükümet partisinin göstermeleri gereken hassasiyetle hiç bağdaşmayacak bir şeydir. Sadece kendilerinin değil, bu partilerin genel başkanlarının da bu konuda söyleyecek sözleri olması gerekir. Yani, bu bir partisel tutum mudur? Bir komisyon başkanı, bir komisyon kararını böyle hasıraltı ediyorsa, bundan da sayın genel başkanların, o komisyon başkanlarının genel başkanının haberi varsa, bu konuda belki bir tavır almaları gerekir; bunu, burada onların da izah etmeleri gerekir. Bu bakımdan, bu gensoru müzakereleri sırasında, Sayın Başbakan da konuşacaksa, herhalde, kendisinin de bu konuya biraz açıklık getirmesi gerekir, eğer Sayın Yılmaz buradaysa, onun da getirmesi gerekir. 

Arkadaşlar, daha komisyonlardaki bu aklama paklama işleri, anlaşması sırasında şöyle bir noktaya varılmıştı, daha doğrusu, bu anlaşmanın esası diye kamuoyuna izah edilirken, nasıl izah edeceğiz bunu, bunun gerekçesi, diye bir formül ortaya konulmuştu. Hatta bu formül, inanılacak şey değil ama, ilk bu aklamayı yapan iki komisyonun raporlarına aynı kelimelerle geçirilmişti. Yani, bir yandan Sayın Çiller'i aklayan, bir yandan Sayın Yılmaz'ı aklayan iki komisyon vardı; bunlar toplanıyorlar, raporlarını yazıyorlardı; raporlarına son paragraf olarak bir şey eklediler; ikisi de ayrı ayrı eklediler ama aynı metni eklediler. Bu metin nasıldı, onu burada okuyayım... Bitiriyor raporu "Sayın Çiller'in" ve "Sayın Yılmaz'ın Yüce Divana sevk edilmesine gerek yoktur" diyor ve ikisi de hemen ikisi de aynı metne devam ediyor. "Parlamentoyu adlî yetkileri kullanan organ olmaktan kurtaracak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Anayasanın 100'üncü maddesi bu çerçeve içinde yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca, Parlamento gündeminde bulunan dokunulmazlık değişikliği (Anayasa madde 83) mutlaka gerçekleştirilmelidir. Başbakan, bakan ve milletvekilleriyle ilgili suçlamaların yeri Parlamento olmamalıdır. Bağımsız yargı çözümü bu statüler bakımından da gerçekleştirilmelidir."

Bunun altında, tabiî, tüm komisyon üyelerinin imzaları var. Bu komisyon üyelerinden de bir kısmı bugün Parlamentoda; yeni oluşan grupların her birinden var bu üyeler arasında, partilerden var; partilerden olup da şimdi imzacı olan arkadaşlarımızdan da var. Herkes şunda ittifak ediyor ki, hele bu soruşturma hikâyeleri bu şekilde yürümez olduktan sonra komisyonlar yoluyla, bu Anayasanın 83 üncü maddesiyle 100 üncü maddesinin mutlaka değiştirilmesi lazım ve hemen değiştirilmesi lazım. Tabiî, bu sadece komisyon üyelerinin imzaları tahtında ortaya çıkmış bir taahhüt değil, buna genel başkanlar da o zaman iştirak etmişlerdir. Bugünkü Hükümet Başkanı Sayın Ecevit'in demeci vardır; "biz, 83'ü de, 100'ü de hemen değiştirmek için elimizden geleni yapacağız" diyor, hatta, partilerle temas edeceğini bildiriyor. Anavatan Partisi Grup Başkanvekilinin de aynı şekilde beyanları var; hatta, geçen defa da işaret ettim, "bir hafta içinde biz bu işi halledeceğiz" diyor. O bir hafta geçeli epey oldu.

Bu arada arkadaşlar, bütün bu hadise devam ederken, burada, bir şey daha oldu dün ve evvelki gün, bir gün önce. Malum, Anayasanın 83 üncü maddesi ve 100 üncü maddesi değişecek; biri, Meclisimizin gündeminde ikinci sırada, öteki, Anayasa Komisyonunun gündeminde. İkisi de görüşülsün diye bir hareket bir türlü ortaya çıkmadı aylardan beri. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak burada çok uğraştık, hatta, burada eylemler yaptık, dışarıda eylemler yaptık, yine bir hareket çıkmadı. Hele 100 üncü madde komisyondaydı; Komisyon Başkanı Sayın Atilâ Sav burada; bu kararı alan arkadaşlarımızı çağırdı; yani, ille 100 üncü madde değişmelidir diye imza atan arkadaşlarımızı komisyona; büyük bir kısmı gelmedi, komisyonda çoğunluk olmadı, 100 üncü maddenin görüşülmesi mümkün olmadı.

83 üncü madde ise, dün, bu imzacı milletvekillerimizin açtığı süreç içinde, tesadüfen ve hayırlı bir şekilde buraya geldi birdenbire; çünkü, Meclis açılınca, başka bir şey olmazsa, gündemdeki sıraya göre gidiliyor; ikinci sıraya gelindi, Komisyon Başkanımız Atilâ Sav, kalktı geldi, oraya oturdu, görüşülmeye başlandı -iki gün önce oluyor bu- görüşüldü; zaten kısa bir görüşmeydi hep belirttiğimiz gibi ve bu, bir madde değişikliğiydi. 83 üncü madde, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının sınırlandırılmasını sağlayacak bir şekilde düzenlenmişti; fakat, bunun birinci görüşmeleri sırasında, bazı arkadaşlarımız tereddüt izhar etmişlerdi; yani, bu dokunulmazlık sınırlanıyor; ama, o sınırlanan şekli içinde, milletvekiline yine de bir teminat verilsin, teminatı artırılsın diye. Bunu sağlayan partilerarası bir teklif de vardı burada, o da görüşüldü, hatta Büyük Birlik Partisinden arkadaşlarımız geldiler, onların da önergeleri vardı; ama, o partilerarası komisyonca hazırlanan önerge, onların da tereddütlerini karşılayacak ölçüdeydi ve o önerge de kabul edildi; yani, şimdi, bir tek, oylama kaldı iki gün önceki görüşmeler sırasında. Tam o oylamaya geçileceği sırada, Sayın Başkan "efendim, bu, gizli oylamadır, gizli oylama için tertibat almak lazım; onun için -daha vakit vardı, saat 18.30 civarındaydı- bunu erteleyelim" dedi, ertelendi. Dünkü birleşimde ise burada çoğunluk bulunamadı. İki defa yoklama yapıldı, 174'e çıkıldı, 184'e çıkılamadı.

Arkadaşlar, burada, hükümet düşsün  mü düşmesin mi yahut seçimler ertelensin mi ertelenmesin mi konularıyla bununla ilgili oylamalar olduğu zaman maşallah 400'ü aşıyoruz, 500'e doğru yaklaşıyoruz; ama, kendimizin vaat ettiği bu soruşturma meselelerinde, yolsuzluğa karşı mücadele meselelerinde çok önemli bir yeri olan Anayasanın 83 üncü maddesinin değiştirilmesi konusunda 184'e varamıyoruz; bu, büyük bir çelişkidir ve bu kolay kolay izah edilecek bir şey değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Unutmamak lazımdır ki, Anayasa değişikliğini öngören önerge, ilk defa Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiştir; ama, buna, sonradan, diğer partiler de ayrı ayrı önergelerle katılmışlardır ve katılan bu partilerin sonradan hazırladıkları metinlerin birleştirilmesi gibi bir süreçten geçilmiştir. Bu da kolay olmamıştır; biri o şekli tercih etmiştir, biri öteki şekli tercih etmiştir ve nihayet bunlar birleştirilmiştir, altına, başta Meclis Başkanı, arkadan 4 parti lideri; Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Sayın Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, partilerin Parlamentodaki temsilcileri, sırasına göre imza atmışlardır. Bunun arkasına da, 292 milletvekili imza atmıştır. Böyle bir önergenin görüşülmesi fırsatı geldiği zaman, burada, 184 oya çıkılamaması da, bu Meclisin yasama dönemi açısından büyük bir şansızlıktır.

Tabiî, iyi temennilerle bağlamak bütün konuşmaları daha iyi bir şeydir.

AHMET KABİL (Rize) – Siz kaç kişi geldiniz?

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Biz epey geldik; ama, benim asıl söylemek istediğim şudur: Bu iş ciddiye alınsa, hele... Sayın Başkan diyor ki: "Gelecek celsede bu görüşülecek, şimdi, gizli oy için hazırlık yapmam lazım." O zaman, parti liderleri, buna gerçekten taraftar olan, hele komisyonlarda, bu aklama anlaşmasını imzalayan partilerin liderleri harakete geçip, kendi mensuplarını buraya toplamak ve diğer partilerle de uzlaşmak için bir çaba göstermeliydi. Asıl, bu, onlara düşerdi, bu da gerçekleşmedi.

Bu gensorunun oylaması yapılacak. Orada, ister istemez, herkes girecek oy kullanacak; önergeyi verenler ve onu destekleyenler, hükümetin düşürülmesini sağlamak için; biz dahil, diğer arkadaşlarımız da böyle bir sonuç alınmaması için. Çünkü, biz "seçimler yaklaşmıştır" dedik daha önceki gerekçemizde. Ben temenni olarak diyorum ki, o toplantıda hiç olmazsa -ilgili İçtüzük maddesiyle Danışma Kurulu toplanıyor- önerelim ve o sırada bütün arkadaşlarımız gelsin, şu 83 üncü maddeyi buradan çıkaralım, bu Meclis, giderayak hayırlı bir iş yapmış olsun. Hayırlı işler de çok yaptı tabiî, onları da sayabiliriz; ama, o kadar hayırlı olmayan işler, o hayırlı işlerin üzerine bir gölge düşürdüğü için, yeni bir hayırlı işe daha ihtiyaç var, o hayırlı işi yapalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, toparlar mısınız efendim.

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Bu, buradan, bütün parti liderlerimize, bütün grup başkanvekillerimize ve bütün milletvekillerimize, hangi gruplardan, hangi yeni gruplardan olursa olsun, bir çağrıdır Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılmış. Öbür gün galiba gensoru oylaması yapılacak. Danışma Kurulu yoluyla, 83 üncü maddenin de görüşülmesi belki mümkün olur ve bunu, o gün sağlayabiliriz. Eğer yapabilirsek, çok iyi bir iş yapmış oluruz.

Ayrıca, tabiî, şu noktayı belirtmek istiyorum: Demin, 69 uncu maddeye göre sataştım bazı arkadaşlarıma; Sayın Necati Albay'a, Sayın Şükrü Yürür'e ve partilerin genel başkanlarına. Eğer bu sataşmaya karşılık, Sayın Başkandan müsaade alarak, burada bir açıklama yaparlarsa aydınlanmış oluruz. Nasıl, böyle, üç aydır rapor gönderilemiyor bir türlü Millet Meclisi Başkanına, onu öğrenmiş oluruz. Ayrıca, bunların muhatapları var tabiî; Sayın Yaşar Topçu, geçen birleşimlerden birinde, Cumhuriyet Halk Partisi nerede diye soruyordu: Cumhuriyet Halk Partisi burada da, kendisi nerede?! Eğer buradaysa, ona da sataşmış kabul edin, o da gelsin, konuşsun. (CHP sıralarından alkışlar) Ayrıca, bu 83 üncü madde için o da uğraşsın; mademki, komisyon yoluyla hakkında bir soruşturma yapılması mümkün olmuyor, 83 üncü maddenin değiştirilmesi yoluyla, belki, adlî merciler önünde bu soruşturmanın yapılmasını tercih edebilir kendisinin aklanması için. O konuda da, burada hazır bulunsun 83 üncü madde görüşülecekse...

Teşekkür ederim, saygılar sunarım arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öymen, teşekkür ediyorum.

Sayın Öymen, efendim, tahrike rağmen, sataşmadan söz talebi yok; üzgünüm...

ALTAN ÖYMEN (İstanbul) – Yok mu efendim?..

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – İltifat saymışlar o zaman!

BAŞKAN – Görüşlerini ifade etmek üzere, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Gözlükaya; buyurunuz efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Altan Öymen'i dinlediniz. Nasıl, bütçe görüşmeleri sırasında bütçeden başka her şey görüşülürse, bugün, Sayın Öymen de, gensoru dışında birçok konuya temas ettiler; ama, gensoruya iki cümleyle değindiler. Çok şükür ki, bu gensoruyu desteklemediklerini ifade ettiler.

Bunu şunun için söyledim: Bu gensoru, o kadar, toplumun, Meclisin dikkatini çekmemiştir ki, ne burada konuşacak sözcüler, konuşacak bir şey bulmaktadırlar ne de gruplar buna ilgi göstermektedir. Usulen verilmiş, başka amaçlarla verilmiş bir gensorunun esas görüşmelerini yapıyoruz.

Ben, sözlerimin başında şunu ifade etmek istiyorum: Bu gensorunun gerekçesi yok. Zaten, gerekçesinin olmadığını da, gensoruyu verenler, öngörüşme sırasında belirlediler. Neyle; oylarıyla... Bu gensoruya gerek yoktur... Önce "bu Meclisin açılmasına sebep olan genel görüşmeye gerek yoktur" dediler; şimdi, bu gensoruya kadar geldik.

Bu gensorunun bir tek sebebi görünüyor önergede; Sayın Başbakan, Meclisin açılmasıyla ilgili genel görüşme çağrısında bulunulduğu zaman, güya "bu, bir sivil darbedir" demiş; bunun üzerine bu imzacı arkadaşlarımız bu gensoruyu vermişler. Sonra, Sayın Başbakan burada dedi ki "bu, dilimin ucuna o zaman geliverdi; aslında, ben darbelere karşıyım" anlamında bir laf ettiler.

Değerli arkadaşlarım, gensoruların bir ciddiyeti olmalı. Anayasamıza bu usul konulurken, bu denetleme yolu konulurken herhalde şunlar düşünülmüş olmalı: Bir hükümet ki, ülkeyi yurt dışında iyi temsil edemiyor, yurt dışında ülkenin itibarını zaafa uğratıyor; bir hükümet ki, içeride vatandaşları birbirine kırdırıyor; yolsuzluklar almış gitmiş; mafyayla işbirliği yapan bir hükümettir, bu hükümetin ayakta kalmaması lazımdır anlayışıyla, gerekçeleriyle bir hükümet için gensoru önergesi verilebilir; ama, burada böyle bir şey yok. Tek sebep, sadece "bir sivil darbe" denmiş. Tabiî, asıl amaç ayrı. Bu gensoru verilip, Hükümet eğer düşürülebilirse... Bunun düşürülüp düşürülmeyeceğini, bu gensoruyu verenler dahi anladılar ki, bugüne kadar çıkan bütün grup sözcüleri bu gensoruya menfi oy vereceklerini ve gensoruyla Türkiye'nin sorunlarının halledilemeyeceğini açıkça belirttiler. Bu durumda, neticede, pazartesi günü bir oylama yapacağız; inşallah, 276'yı bulmaları da mümkün olmayacak.

Denilebilir ki, bu Hükümet düşmeli midir düşmemeli midir? Doğru Yol Partisi olarak şunu açıkça söylüyoruz: Bu Hükümet, Sayın Başbakanın da kabul ettiği ifadeyle, ülkeyi seçime sağ salim götürsün; çünkü, artık, Türkiye'de, seçimden başka laf edilemez hale geldi ve Meclis de çalışamaz hale geldi; tek çözüm, seçimdir. Bu düşünceyle, o günün şartlarında, bu hükümete, Doğru Yol Partisi destek verdi ve işbaşına getirdi.

Şimdi, ülkenin, acil, seçime ihtiyacı olduğu kanaatindeyiz. Kanaatindeyiz; çünkü, Türkiye'de, seçim lafının bir yıl daha yapılması, ülkeyi, çok büyük kargaşaya götürecektir.

Ben, bu gensoruyu veren arkadaşlarımıza veya haklarını Anayasa veya İçtüzük çerçevesinde aramaya çalışan arkadaşlarıma herhangi bir şey söyleyecek değilim; ama, ben, bu ülkenin, bundan sonra bir kargaşaya tahammülü olmadığı kanaatimi ifade etmek istiyorum. Şurada, seçime 29 gün kaldı. Ayın 25'inde, seçim için, gümrüklerde oy kullanılmaya başlanacak. Seçim yasalarımızda, oy kullanılmaya başlanıldığından itibaren de seçimlerin ertelenmesiyle ilgili bir şey söz konusu değil.

Bu bakımdan, bu gensoru veya başka türlü getirilebilecek önerilerin artık, önemi olmadığını belirtiyorum. Gelin, hep birlikte, kaderimize razı olup, bu ülkeyi seçime götürelim diyorum. Aksi halde, Türkiye'de, azmakta olan terörü önleyemeyeceğimizi, bozulmakta olan ekonomiyi tamamen bozma yoluna gideceğimizi ve bunun vebali altında kalacağımızı ifade ediyorum.

Vicdanlarımıza danışırsak, yeni bir hükümet buhranının da gereksiz olduğunu, hepimizin kabul edeceğini sanıyorum; çünkü, gerçekten, bir ay için bir hükümet boşluğu doğacak, bir hükümet kurulacak. Diyelim ki, bu hükümet gensoruyla düştü, yeni hükümeti kim kuracak, belli değil, belirsiz. Nasıl kurulacak, ne zaman kurulacak, o da belirsiz. O bakımdan, biz, bu gensoruyu hep birlikte reddedelim ve Meclisin de itibarını koruyalım diyor, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gözlükaya, teşekkür ediyorum.

Efendim, Grup görüşlerini ifade etmek üzere, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Ömer Vehbi Hatipoğlu; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım ve Fazilet Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz, bugün, burada, Başbakan Sayın Bülent Ecevit ve Bakanlar Kuruluyla ilgili olarak verilmiş olan gensoruyu müzakere ediyoruz. Konu hepinizin malumu; bu çatı altında, üç yılı aşkın bir süredir birlikte görev yaptığımız 116 değerli arkadaşımız, demokratik ve yasal haklarını kullanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırmıştır. Bu talep, Meclis Başkanlığınca da uygun görülmüş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi 13.3.1999 günü olağanüstü toplantıya çağrılmıştır. Ancak, Başbakan Sayın Bülent Ecevit, bu girişimi, bence, talihsiz bir değerlendirmeyle "sivil darbe" olarak nitelendirmiştir. Sayın Başbakan, birçoğu bu azınlık hükümetine güvenoyu vermiş bulunan arkadaşlarının davetini pekâlâ anlayışla karşılayabilir, herhalde bu arkadaşların bize bir söyleyecekleri var diye düşünüp, bu davete icabet edebilirdi; ama, Sayın Ecevit'in, kendisine güvenoyu vermiş milletvekillerini dahi dinlemeye tahammülü yok. Doğrusu, onun bu tahammülsüzlüğünü, öteden beri bildiğimiz nezaketiyle de telif etmemiz mümkün değildir.

Hükümet, bununla da yetinmemiş, toplanan Meclisin çıkarmak istediği yasaların müzakeresini de engelleme yolunu seçmiştir. İmzacı milletvekillerinin Meclis gündemine taşımak istedikleri tasarıların hemen hemen tamamı, bu Başbakanın imzasını taşıyan tasarılar olmasına rağmen, buna engel olmuş, böylece de, hükümet, demokratikleşmenin ve özgürlüklerin önüne set çekmek gibi bir hatalı tavrı inatla sürdürmüştür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi, olağanüstü toplantıya çağrıldığı günden bu yana, gerek bu çatının altında yapılan müzakerelerde ve gerekse çeşitli medya kuruluşlarında yapılan programlarda ortaya konan yorumlar bizce son derece yararlı olmuştur. Bu müzakereler, bir yandan, partilerimizin demokrasi anlayışının, kamuyou önünde bir kez daha açık seçik görülmesine neden olmuş; öte yandan, hukukun siyasallaşmasının hangi boyutlara taşındığını gözler önüne sermiştir.

Biz, Fazilet Partisi olarak, ilk günden beri tavrımızı net olarak ortaya koyduk, dedik ki: "Hem Meclisin çalışmasına, demokratikleşmeyle ilgili yasaların çıkarılmasına evet, hem de hukukî ve demokratik altyapısı sağlamlaştırılmış seçime evet." Ama, çeşitli çevreler, bizim bu açık ve net tavrımıza rağmen, partimizin, seçimleri istemediği şeklinde spekülatif haberler yaymaya çalıştılar ve bir yığın ithamlarda bulundular. Ne dediler; "Fazilet Partisi seçimlerden kaçıyor." Başka ne dediler; "Fazilet Partisi, Sayın Erbakan'ı ve Sayın Tayyip Erdoğan'ı kurtarmanın peşinde."

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 18 Mart 1999 Cumartesi günü yaptığı olağanüstü toplantıda çalışmaya devam kararı vermesi üzerine, adeta bir bardak suda koparılmak istenen fırtınalarla Fazilet Partisi hedef haline getirilmek istendi.

Geride bıraktığımız bir hafta içerisinde yaşanan olaylar, ülkemizde, zaman zaman, siyasetin ne kadar haksız zeminlere kaydırılmak istendiğinin acı bir örneği olarak karşımızda durmaktadır. Bunun içindir ki, Fazilet Partisi adına, aşağıdaki hususların bir kere daha ifadesini gerekli görüyorum.

Fazilet Partisinin, demokratikleşme, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi ve Siyasi Partiler Kanunuyla ilgili istekleri yeni değildir. Fazilet Partisinin bu istekleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden çalışmaya başlamasıyla ortaya çıkmış da değildir. Fazilet Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden çalışmaya başlamasına, bu yolda yeni fırsatların doğmasına vesile olabileceğini düşünmüş ve bunun için yeniden çalışmaya devam isteğine destek olmuştur. Ortada, kimsenin yadırgayacağı, yadırgaması gereken bir husus da yoktur.

Fazilet Partisinin isteklerinin yerine getirilmesi için seçimlerin ertelenmesine de gerek yoktu. Bugünkü Hükümet ve onu oluşturan siyasî partiler bloku, Fazilet Partisinin bu noktadaki isteklerine "evet" demiş olsalardı, geride bıraktığımız haftalar içerisinde çok önemli mesafeler alınmış, hatta, bu isteklerin çok önemli bir bölümü ikmal de edilmiş olurdu.

Fazilet Partisinin 312'yle ilgili talebi, bu maddenin tamamen ortadan kaldırılması doğrultusunda da olmamıştır. Esasen, 312'yle ilgili değişiklik çalışmaları, bununla ilgili yasama faaliyetleri çerçevesinde belirli bir noktaya da gelmiştir. Şu anda Hükümet, önünü açsa, kendi hazırladığı 312 nci madde değişikliği, Mecliste yarım saatte yasalaşacak noktaya gelebilir.

Yine, Siyasî Partiler Kanunundaki değişiklik ise, Fazilet Partisi için de; ama, onun dışında bütün partiler için de önemlidir. Burada yapılacak olan, 1995'te gerçekleşen anayasa değişikliğine paralel değişiklikleri, Siyasî Partiler Yasasında da gerçekleştirmektir. Bu yapılmadığı için, ortada büyük bir hukukî boşluk vardır. Bu hukukî boşluk, siyasî partilerin kaderleriyle ilgili olan boşluktur. İşte, bu boşluk bulunduğu için, kimi partiler, meydanlarda vatandaşı tehdit etmeye kalkışmakta, "oy verseniz de, falanca partiler kapanır" gibi, son derece çirkin oyunlara başvurmaktadırlar. Böyle bir ortamda yapılacak seçimin kime ne faydası olacak?.

Bu arada, Sayın Genelkurmay Başkanının nerede ve nasıl söylediği de pek anlaşılamayan bazı sözleri üzerinde de durmak istiyorum: Sayın Genelkurmay Başkanımızın bu sözleri de maksatlı bir sömürünün aracı haline getirilmek istenmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanı, seçimlerin ertelenmesinin karışıklıklara yol açabileceğinden endişe ettiğini söylemiştir. Söz konusu olan, bir olasılıktır. Doğaldır ki, kaosu hiç kimse istemez; ancak, ortaya konulan, bir ihtimale karşı duyulan endişedir. Eğer, seçim ertelenecekse, bu iradeyi ortaya Türkiye Büyük Millet Meclisi koyar. (FP sıralarından alkışlar) Bu Meclis, bu yolda karar verirken,  herkesin düşüncelerini ve endişelerini gözönünde de bulundurur; ancak, kararı, o verir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin vereceği karara hiç kimsenin de itirazı olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyetin de, demokrasinin de özüdür, özetidir, ruhudur; bu noktada bir ihtilaf olması mümkün değildir; Sayın Genelkurmay Başkanı da  dahil, hiç kimsenin bu konuda farklı düşünmesi de mümkün değildir. Acı ve ibret numunesi olan, bu beyan değil, ama, böyle bir beyanı Meclis iradesinin karşısına koymaya yeltenen birtakım işgüzarların ortaya koydukları gaflettir, gayretlerdir. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aradan geçen şunca zaman, Fazilet Partisinin tavrıyla ilgili iddiaları geçersiz kılmıştır. Fazilet Partisi, seçimden kaçmaz. Biz, seçimden niçin kaçalım ki? Asıl, seçimden kaçmak isteyen sizlersiniz. Her şey aziz milletin gözleri önünde cereyan ediyor. Miting meydanlarında, hemşerim Mahsun Kırmızıgül olmasa, çıkacak cesaretiniz yok; miting meydanlarında adam bulamıyorsunuz . Kim seçimden kaçacak? (FP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Esasa gel...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Allahaşkına, bu meydanlara çıkıp da siz ne anlatacaksınız? Önce ANAP'lı arkadaşlarıma sormak istiyorum; siz, ne anlatacaksınız? "Biz, sağın büyük partisi olarak, merkez partisi olarak, Türkiye'yi yönetme cesaret ve yeterliliğine sahip olamadığımız için 60 milletvekilli DSP'ye iktidar verdik" diye mi anlatacaksınız?

NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Adil düzeni anlatacağız!..

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla)  – Hem, millet size niye oy versin ki? Nasıl olsa, o oyları toplayıp gelecek ve yine alkışlar arasında, Ecevit'e takdim edeceksiniz. Siz, allahaşkına, miting meydanlarında kendi partinize mi  yoksa Ecevit'e mi oy talep edeceksiniz? Bunu, gerçekten merak ediyorum. İktidarlarınız dönemindeki zam, zulüm ve kıyımları anlatarak mı milletten oy talep edeceksiniz? Yoksa, siz, kapatılan imam hatip okulları, kilit vurulan Kur'an kursları, üniversite kapılarından saçları başları yolunarak uzaklaştırılan başörtülü genç kızları, şiir okuduğu için mahkûm edilen belediye başkanını anlatıp, milletin sizi alkışlayacağını mı zannediyorsunuz! İşte meydan, işte sandık; hep birlikte göreceğiz...

Bütün bu görüşmeler boyunca, sizin, benim de içtenlikle katıldığım bir ifadeniz oldu; dediniz ki: "Millet seçim istiyor" doğru söylediniz. Evet, millet seçim istiyor; ama, millet, altyapısı oluşturulmuş, demokratik altyapısı oluşturulmuş seçim istiyor. Neden bu seçimi istiyor? Mevcut Hükümete ve onun destekleyicisi partilere soruyorum: Millet, niçin seçim istiyor allahaşkına?! Millet sizden kurtulmak için seçim istiyor, gayet tabiî, seçim istiyor; kendisini bunaltan ekonomik politikalarınızdan kurtulmak için seçim istiyor; millet bu baskıdan, bu zulümden kurtulmak için, gayet tabiî ki, seçim istiyor.

Esnaf, evet esnaf seçim istiyor; çünkü, siz, esnafa kepenk kapattırdınız; çünkü, esnaf, birçok günde siftah yapamadan dükkânını kapatmak zorunda kalıyor; çünkü, siz, esnafa kan kusturdunuz, kan...

Sizin reform diye çıkardığınız şu vergi kanunları, esnaf, sanatkâr ve işadamlarını batırdı. Veresiye kazancından peşin vergi alıyorsunuz esnafın... Götürü usule tabi küçük esnaf, evraklarla, belgelerle uğraşmaktan, üç beş kuruşluk alışveriş yapamaz hale geldi, para kazanamaz hale geldi. Bütün vergi mükelleflerine potansiyel suçlu gözüyle baktınız. Bu Vergi Kanunuyla, alışverişi, ticareti öldürdünüz.

İşadamları seçim istemekte haksız mı; çünkü, onlar da sizin hükümetinizden bıktılar. İmalat yok, yatırım yok, ticaret yok. Firmalar işçilerine 2001, 2002 yılının izinlerini, zorunlu izinlerini kullandırıyorlar. Bu ülkede, sizin devri iktidarınızda binlerce işyeri kapandı, var olan milyonlarca işsizin yanına yüzbinlerce işsiz daha katıldı; çekler, senetler ödenmiyor, tahsil edilemiyor. Siz, çiftçi seçim istiyor; doğru... Çiftçi de seçim istiyor, neden; çünkü, siz, çiftçinin masraflarını kat kat artırdınız.

Dünya petrol fiyatları düşerken, siz, haftada bir zam yapmayı bırakın, haftada iki, haftada üç defa zam yapıyorsunuz. 55 inci Hükümet işbaşına geldiğinde hampetrolün varil fiyatı 25 dolarken, şimdi 13 dolara düştü; peki, siz neden zam yapıyorsunuz? Siz, 93 bin liralık benzini 243 bin liraya çıkardınız; benzini, mazotu üçe katladınız.

Uzun lafın kısası, Türkiye'de, insanlar, sizden, sizin ekonomi politikalarınızdan, sizin baskılarınızdan bıktığı için seçim istiyor ve bu seçim de, elbette yapılacaktır.

Kotalara getirdiğiniz sınırlamalardan bahsetmiyorum, et ithalatıyla ilgili aldığınız kararlardan bahsetmiyorum, hayvancılığı nasıl öldürdüğünüzden bahsetmiyorum; ama, siz, esnafa da, işçiye de, memura da, emekliye de kan kusturtunuz. Şimdi soruyorum, bütün bir halkı böyle batırdınız da, allahaşkına, siz, kimi kurtardınız? Bu sorunun cevabını da bir bulmaya çalışın. Çalışmadan, bir emek harcamadan devleti hortumlayanları siz kurtardınız.

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Birbirlerini kurtardılar...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Ha, bir de birbirinizi kurtardınız, doğru.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi gelelim 312 nci maddeye. Bu Hükümet, gerçekten de, demokratikleşmenin önünü tıkamak için elinden gelen gayreti göstermektedir. Bunun en açık örneğini, Türk Ceza Yasasının 312 nci maddesinin değiştirilmesi konusunda görmek mümkündür. Bilindiği gibi, bundan önceki hükümet döneminde, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin değiştirilmesine ilişkin yasa taslağı Meclise sevk edilmiş, komisyonlarda hep birlikte görüşülmüş ve nihayet Genel Kurula indirilmiştir. Bu Yasanın, Eşber Yağmurdereli'nin aldığı mahkûmiyet kararı üzerine değiştirilmek istendiği malumunuzdur; ancak, bir süre sonra, Hükümet, kendi hazırladığı bu yasa tasarısının görüşülmesini engellemek yoluna girmiştir. Peki, ne oldu da bu tavır değişikliği gerçekleşti; bu sorunun cevabını, birkaç gün önce bu çatının altında Sayın Yıldırım Aktürk ve Sayın Hikmet Sami Türk'ün ifşaat niteliğindeki açıklamalarıyla öğrenmiş bulunuyoruz. Eşber Yağmurdereli'yi kurtarmak için hazırlanan yasa tasarısı, Tayyip Erdoğan'ı mahkûm etmek için rafa kaldırılıyor. Hani siz "kişiye göre kanun çıkmaz, Erbakan'ı kurtarmak için kanun yapılmaz" diyordunuz. Kişiye göre kanun çıkmaz diyerek FP'yi eleştirmeye kalkanlara sesleniyorum: Skandal niteliğindeki bu ifşaatı dinledikten sonra, sizin, hiç mi yüzünüz kızarmadı allahaşkına?! (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Peki, ya bir başbakanın, Cumhuriyet Başsavcısının, kapalı kapılar ardındaki telkinleri ve yine, skandal niteliğindeki açıklamaları üzerine takındığı tavırlara ne demeli?! Şimdi, kalkmış, bu yasanın değiştirilmemesi gerektiğini, bu yasa olmazsa, laik cumhuriyeti korumada devletin acze düşeceğini buyuruyorsunuz; çıkıp, bu kürsüden bu yasanın gerekliliğini savunuyorsunuz... Bu yasa tasarısı Meclise sevk edilirken, komisyonlarda görüşülürken aklınız nedereydi? Yoksa, o zaman uyarı almamıştınız da, ondan mı yürekli birer demokrat oluvermiştiniz?! Siz nerede, demokrasi nerede, demokrat olmak nerede!.. (FP sıralarından "Bravo" sesleri)

AHMET KABİL (Rize) – Ama, siz karşıydınız...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Hem, bu iddiada da gerçeklik payı yoktur. Bu yasanın, laik cumhuriyeti korumakla da hiçbir alakası yoktur. Şimdi, sayıyorum size: Haluk Gerger, Oral Çalışlar, Fikret Başkaya, Eşber Yağmurdereli, Yaşar Kemal, Akın Birdal, laik cumhuriyeti yıkmak teşebbüsünde bulundukları için mi bu yasadan mahkûm oldular, bu yasayla yargılanıyorlar? Bu yasanın, ne zaman, nerede, hangi vatan evladının önüne, hangi kurgu ve yorumlarla getirilip, konulacağını tahmin edebilmek bile imkânsız hale gelmiştir. Böyle sübjektif ceza yasası olmaz.

Evet, Tayyip Erdoğan'ın mahkûmiyeti uğruna bu yasadan vazgeçtiniz. Vazgeçtiniz de ne oldu?.. Henüz 40 yaşındaki başarılı bir siyasetçi, şiir okudu diye ömürboyu siyaset yasağıyla cezalandırılınca, bunu, siz içinize sindirebildiniz mi? Sayın Başbakan sindiremediğini ifade buyuruyor. Vicdanınız müsterih mi allahaşkına?! Milletin gözünün içine baka baka "oh oldu" diyebiliyor musunuz?

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Diyorlar... Diyorlar...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Siz, kapalı kapılar ardındaki müzakereler sonucu bu yasayı değiştirmekten vazgeçtiniz; ama, merak etmeyin, millet de kapalı sandıklara atacağı, o, anasının ak sütü gibi helal oylarıyla Tayyip'e ve daha nice fikir ve siyaset erbabına özgürlüğün kapısını aralayacaktır. (FP sıralarından alkışlar)

Ne acıdır ki, bu yasa, uygulamada sübjektif değerlendirmeler, indi mütalaalarla bir baskı rejimi kurmanın aracı haline getirilmiştir. Demokratik tepkilerini, siyasal karar organına iletmek isteyen insanların ortaya koydukları her eylem biçimi 312 kapsamına alınıp mahkûm ediliyor. Peki, bununla nereye varılacak? El ele tutuşmak suç, şiir okumak suç, düşüncesini ifade etmek suç, kitap yazmak suç, dernek kurmak suç, vakıf yöneticisi olmak suç. Siz, bununla nereye varmak istiyorsunuz Allah aşkınıza?!.

Beyler, Türkiye'yi bir sağırlar ve dilsizler ülkesi haline getirmek kimsenin işine yaramaz. Beyler, düşünceyi yasaklamak çağdışıdır. Biz, hatalı, hatta yanlış düşüncelerin bile doğruyu bulmaya katkısı olacağını bilerek tahammül etmeyi öğrenmek durumundayız. Hatalı olanı dinlemeden doğru olanı nasıl tespit edeceğiz?!. Zaten, demokrasinin de en temel özelliği bu değil midir? Tek tip insan, tek tip giysi, tek çeşit yemek, tek tip düşünce olur mu?!. Olursa, buna demokrasi denir mi; olursa, buna insanlık denilir mi?!. Böyle bir anlayışla ne toplumsal barış sağlanır, ne de sevgi toplumu oluşur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu Hükümet, gerçekten de demokrasi özürlüdür. Kendisine destek veren partilerin bile onun ara rejim hükümeti olduğu konusunda bir kuşkuları yoktur. Seçim yasaklarının başladığı ve seçim güvenliğinden, yalnızca, Yüksek Seçim Kurulunun sorumlu ve yetkili olduğu bir dönemde, Sayın Başbakan genelgeler yayımlıyor; valilere, kaymakamlara, emniyet yetkililerine hafiyelik görevi veriyor. Siyasetçilerin peşine düşün diyor; konuşmalarını izleyin, kayıt altına alın, bir yanlış mı yaptılar hemen enselerinden yakalayıverin!.. Evet, hazır savcılarımız idamlık iddianameler hazırlamaya başlamış, siz de boş durmayın diyor valilere, kaymakamlara...

Evet, siyaset tehlikeli bir meslek haline getirildi. Kimin, yarın, nerede, hangi iddialarla suçlanacağı belli değil. Hukuk rafa kaldırıldı. Siyasetçiler kurgu filmindeki gibi kurgulanmış, beş, on, hatta yirmi yıl önce söyledikleri iddia edilen sözler dolayısıyla itham ediliyor, suçlanıyorlar. Kol kırmak, kafa koparmak, idam sehpalarında sallandırılmak tehditleri vakayi adiye haline getirildi. Peki, bu şartlar altında nasıl seçim yapacağız?!. Ne diyeceksiniz millete; neyin seçimine gidiyoruz diyeceksiniz?!. Siyasetçinin güvencesi ne?!. Sanmayın ki, kendi adıma, kendi partim adına endişe duyuyorum. Bu güvence, yarın sizin için de gerekli olacak. Bugün benim mum ışığıyla aradığım adaleti, hukuku, Allah korusun, yarın siz, gün ışığında aramaya kalkışırsanız hiç şaşırmayınız. Ben, bu güvenceyi, sadece Fazilet Partisi adına değil, bütün siyasî partiler adına arıyorum.

NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Seçim yapmayalım mı demek istiyorsun?!

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Seçimi yapacağız; gelin, altyapısını, demokratik kanunları, yasaları çıkaralım, hemen seçim yapalım.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Sen seçime girmiyor musun?

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Siz, seçimden kaçıyorsunuz; biz seçimden kaçmıyoruz. Siz, sadece seçimden kaçıyor değilsiniz; demokrasiden kaçıyorsunuz, milletten kaçıyorsunuz; milletten kaçıyorsunuz siz.(FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Kendine güven...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bizim demokrasimiz özürlü bir demokrasidir. Demokrasinin zaman zaman kesintiye uğradığı, uğratıldığı herkesin malumudur. Bu nedenle de, muhtıra, darbe siyasî yasak gibi, demokratik bir ülkede telaffuzu bile yakışık almayan sözcükler, ne yazık ki, günlük konuşmalarımıza girmiş bulunuyor. Ben, bundan, bir siyasetçi olarak, utanç duyuyorum. Zannederim ki, demokrat olduğunu iddia eden hiç kimse bu sözcüklerden pek haz duymaz.

Şimdi, deniliyor ki, Sayın Erbakan'ın siyasî yasağını kaldırmak için mücadele veriliyor. Soruyorum size, veriliyorsa ne oluyor? Dün, bugünkü Başbakanlık koltuğunda oturan zat siyasî yasaklıydı; bugün Çankaya'da oturan Sayın Demirel siyasî yasaklıydı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARİS ÖZDEMİR (Batman) – Başkan, süre bitti.

BAŞKAN – Üç yıl üç ay oldu, hâlâ, Başkanlığa karşı nasıl hitap edileceğini öğrenme becerisini gösteremeyen arkadaşlarım var; üzgünüm; umuyorum, 21 nci Dönemde daha dikkatli olur; inşallah üçüncü okuyuşunda öğrenir...

Buyurun efendim.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Zannederim ki, demokrat olduğunu iddia eden hiç kimse bu sözcüklerden haz duymaz dedim.

Şimdi Cumhurbaşkanlığı köşkünde bulunan Sayın Cumhurbaşkanımız da dün siyasî yasaklıydı; hatta, öyle bir siyasî yasaklı dönemi vardı ki, gazetelerde Süleyman Demirel sözcüğüne ambargo konulmuştu, o isim bile telaffuz edilemiyordu. Dün, siyasî yasaklı haline getirilen, Zincirbozanlara sürgünlere gönderilen Demirel, bugün, Cumhurbaşkanı, Sayın Ecevit de Başbakandır ve bu iki siyasetçi de, yasakların kaldırılması için her türlü mücadeleyi yaptılar. Peki, Sayın Erbakan siyasî yasaklı olunca mücadele etmeyecek mi; siyasî yasağı  kalkmayacak mı? Bugün yasaklı olan Sayın Erbakan'ın yarın hangi makamda olacağını kim bilir? Kim karar verecek buna; mahkemeler mi karar verecek, yoksa, bu aziz millet mi karar verecek; kuşkusuz, aziz millet karar verecek. (FP sıralarından alkışlar)

"Efendim, Fazilet Partisi Sayın Erbakan'ın siyasî yasaklılığına karşı çıkıyor; o halde, Refah Partisinin devamı mı?" Böyle gülünç iddialarla ortaya çıkıp, kimsenin kafasını bulandırmaya kalkışmayın. Fazilet Partili her milletvekili, eğer, bugün, siyasî yasaklı konumunda Sayın Ecevit olsaydı aynı mücadeleyi verirdi, Sayın Yılmaz da olsaydı aynı mücadeleyi verirdi. Biz "bu ülkede siyasî yasak olmasın" diyoruz.

Ha, siz, siyasî yasak koymakla da kalmamışsınız. Beyler, bir duygu sömürüsüne girecek değilim, buna bizim ihtiyacımız da yok, gerek de yok; ama, yetmiş küsur yaşındaki bir siyasetçiyi, otuz yıl bu ülkenin kaderi üzerinde -şöyle veya böyle, beğenseniz de beğenmeseniz de- etkili olmuş bir siyasetçiyi, üç günde bir, onbeş yıl önce, yirmi yıl önce yapıldığı iddia edilen kasetler yüzünden mahkemenin huzuruna çıkarıp, getirmek, kime ne yarar sağlayacak allahaşkınıza? Siz, bundan mutlu oluyor musunuz? Ben mutlu olmuyorum, acı duyuyorum. Buna Sayın Ecevit muhatap olsaydı, onun için de acı duyardım. Bir milletvekili olarak, bir vefa borcunun gereği olarak, bu siyasî yasakların karşısında direnmek gerektiğini ifade ediyorum. Bunun partiyle, particilikle ne alakası var allahaşkınıza?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmamı burada noktalarken, Meclisin açıldığı günden bu yana, şu son toplantıdan bu yana, ifade edilen sözcükleri, ortaya konulan tavırları, Türk siyasî nezaketiyle ve siyaset etiğiyle asla bağdaştırmadığımı ifade ederek sözlerimi bitirmek istiyorum. Elbette bu ülkede birçok insan olabilir, bu ülkede, Egesellere özenen insanlar da olabilir, bu ülkede idam sehpalarından bahsederek, aba altından sopa göstererek milletin hür iradesi üzerine ipotek koymaya yeltenenler de olabilir; ama, unutmayınız ki, bu ülkede, demokrasiye aşık, inandığı uğurda hayatını feda etmekten asla vazgeçmeyecek milyonlar da vardır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Hatipoğlu, teşekkür ediyorum.

Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini arz ve ifade etmek üzere Sayın Temizel; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Sayın Bülent Ecevit hakkında verilen ve geçtiğimiz günlerde gündeme alınan gensoru önergesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına, söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 16 Şubat günü, bu Mecliste, 18 Nisan seçimlerinden sonra toplanılmak üzere ara verme kararı aldıktan sonra, büyük bir çoğunluğumuz gibi, benim de içimde bir burukluk vardı. Bu burukluk, çok büyük ölçüde 20 nci Dönem milletvekilleri olarak görevlerimizi gereğince yapıp yapmadığımız, ülkenin çözüm bekleyen sorunlarına gerçekçi yaklaşımlar getirip getirmediğimiz konularından kaynaklanıyordu.

Belki sizler de düşündünüz, hatta yapılan konuşmalardan hâlâ düşündüğünüz de ortaya çıkıyor. Keşke şu yasaları çıkartıp öyle tatile girseydik; 20 nci Dönem Meclisi, kendisinden beklenenleri hiç değilse büyük ölçüde yerine getirseydi diye düşündünüz. Ancak, herhangi bir şey yapma olanağı kalmamıştı.

Bugün, bu Mecliste, şu yapılmadı, bu yapılmadı diyen insanların çok fazla geriye değil, sadece dört hafta geriye dönerek, Meclisin o günkü yapısına bir bakmalarını istiyoruz. Mecliste toplantı yetersayısını sağlama olanağı kalmamıştı. Defalarca yapılan yoklamalar, yoklamalardan sonra bir daha yapılan yoklamalar Meclisi çalıştırmaktan alıkoydu. Bu koşullar altında ne yapılabilirdi: Bu koşullar altında yapılacak olan, zaten, bir yıl önce alınmış seçim kararı gereği olarak Meclisin bir an önce tatile girmesiydi ve seçimlerin de demokratik bir sistem içerisinde, sağlıklı bir şekilde, esenlikle sağlanmasıydı, yapılmasıydı. Demokrasinin bir süreç olduğunu, yeni kurulacak Meclisin çalışma bakımından bizden daha şanslı olmasını dileyerek ve Mecliste sağlayamadığımız çoğunluğun, seçimlerden sonra toplanacak Mecliste halk tarafından sağlanacağı inancıyla Meclisi tatile soktuk. Evet, bu Mecliste sağlayamadığımız çoğunluğun, şu anda, birkaç gün öncesini unutarak, çok ağır suçlamalara neden olarak ileri sürdüğümüz görüşlerin, halk tarafından, önümüzdeki Mecliste sağlanacak olan çoğunlukla giderilebileceğini umduk ve bu inancımızı da sürekli koruduk, hâlâ da koruyoruz.

Meclisten ayrılırken başka arkadaşlar düşündüler mi bilmiyorum; ama, ben, inşallah, seçimlerden önce bu Meclisi bir defa daha toplamak zorunda kalmayız diye bu Meclisten ayrıldım; çünkü, İçtüzüğümüz, her ne kadar çok açık olarak belirtmiyorsa da, ancak olağanüstü durumlarda -ki, Allah göstermesin, öyle durumları Türkiye'ye göstermesin- öyle bir durum olması halinde Meclisin toplanmasını öngörüyordu. Elbette ki, biz de, Meclisin, ülkenin böyle bir durumla karşılaşmasından sonra toplanmasını kesin olarak arzu etmiyorduk.

Değerli milletvekilleri, 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi çok yoğun şekilde eleştirildi; bundan sonra da eleştirilmeye devam edecek; ancak, bu Meclisin sadece olumsuz tarafları sergilenmemeli, olumlu olarak yaptığı işler de hatırlanmalı. 20 nci Dönem, çok önemli çalışmalar da gerçekleştirdi. 20 nci Dönem Meclis, 4208 sayılı Karapara Aklama Suçları Hakkındaki Yasayı gerçekleştirdi, 20 nci Dönem Meclisi Trafik Yasasını çıkardı, 20 nci Dönem Meclisi Haller Yasasını çıkardı, Mera Yasasını çıkardı, 4325 sayılı Olağanüstü Hal Bölgesi ve Gelişmekte Olan Yörelerde Yatırımların Teşvikine Dönük Yasayı çıkardı, Sekiz Yıllık Temel Eğitim Yasasını çıkardı, vergi reformunu çıkardı, vergi reformunu gerçekleştirdi; biraz önce, anlamsız şekilde ve doğru olmayan bir şekilde eleştirilen Vergi Yasasını çıkardı.

Başlangıçta, şunu kendimiz de çok açık olarak itiraf edelim ki, birçok konuda bu Mecliste mutabakat sağlanıyordu, bu konularda sağlanan mutabakat çerçevesinde de Genel Kurul üreticiydi, üretkendi, yasalar çıkartıyordu. Komisyonlardan tam mutabakat halinde geçirilen bazı yasalar bir türlü Genel Kurulun gündemine, bu çıkartılan yasaların dışında, maalesef alınmadı. Bu, birden bire oluşan olayı anlamak mümkün değildi, Meclis üretimden düşürüldü. Bugün, özellikle 54 üncü hükümet döneminde tam bir mutabakat içerisinde hazırlanmış olan gümrük yasasının Genel Kuruldan geçirilmemesinin anlamını hâlâ kavrayabilmiş değilim. Hiç kimsenin tek bir itirazı yoktu, neredeyse İçtüzüğün 91 inci maddesi uyarınca temel yasalar kapsamında, geneli üzerinde konuşulup oylanacak bir yasaydı; ama görüşülmedi, neden görüşülmedi?.. Bunun mutlaka ve mutlaka yanıtının verilmesi lazım.

Bankalar yasası. Bankalar yasasının hangi zorunluluklardan kaynaklandığını hepimiz çok çok iyi biliyorduk, çok iyi biliyorduk. Nitekim, konuştuk, niye çıkarttığımız konusunda veya niye çıkartılması gerekliliği konusunda mutabakat sağladık; peki, bu yasayı niye görüşemedik Genel Kurulda? Defalarca şurada belirli sayıda insan oturdu, çoğunluk sağlamaya çalıştı, toplantı yeter sayısını sağlayamadı. Bu görüşmeyi yapmamakla Meclis ülkeye ne kazandırdı, bunun da yanıtını vermek gerek. Neler engel oldu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tam mutabakat halinde hazırlanmış olan Bankalar yasasının görüşülmesine?

Değerli milletvekilleri, 20 nci Dönem Meclisinin bir unvanı daha oldu, bilmiyorum, bu, gerçek anlamda bilimsel bir araştırmaya veya tam bir tesbite dayanmıyor; ama, 20 nci Dönem Meclisi, bana göre, en fazla soruşturma yapılan; fakat, en az sonuç alınan bir Meclis oldu. Yolsuzluk, usulsüzlük iddiaları havalarda uçuştu, Meclis, zamanının büyük bir kısmını bu soruşturmalara ayırdı; ancak, Meclisin bu konulardaki başarısı, sivil yurttaş girişimleri kadar bile olamadı. Bu da, Meclisimizin, 20 nci Dönem çalışmaları için, altı çizilmesi gereken bir olay.

Ancak, 20 nci Dönem Meclisi, demokrasimiz adına da sevinilecek bazı gelenekler oluşturdu; azınlık hükümetleri demokratik sistemimizde yer buldu, uzlaşma kültürü gerçekten gelişti, uzlaşıldı, birçok konuda uzlaşıldı.

Şu anda, Başbakan hakkında ve hükümet hakkında verilen gensorusunu görüştüğümüz 56 ncı hükümet de, bu kültür gereği olarak oluştu, kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 61 üyesi olan bir parti, 306 oyla güvenoyu alarak, ülkeyi seçimlere taşıma sorumluluğunu üstlendi. Bugün "61 milletvekiliyle yarım yamalak hükümetler kurulmuştur" diye Başbakanı eleştirenler, hükümete güvenoyu vermiş olan 306 milletvekilini yok sayıyorlar; demokratlık adına demokrasiyi çiğniyorlar. 306 milletvekilinin verdiği güvenoyuyla güvenoyu almış ve çalışmaya başlamış bir hükümet, eğer ararejim hükümetiyse, bu insanların demokratlığından da, demokrasi mücadelesinde de kuşku duymak bizim hakkımız.

Birkaç gün önceki gensoru görüşmeleri karşısında, Sayın Ecevit, Parlanmento çoğunluğuna karşı mücadele etmekle suçlandı.

Değerli arkadaşlar, Sayın Ecevit, Parlamento çoğunluğuna karşı mücadele etmiyor. Sayın Ecevit, ülkenin istikrar içerisinde yönetilmesi için mücadele ediyor. İstikrarsızlığın ve belirsizliğin, ülkeyi, ekonomik olarak, sosyal olarak nerelere sürükleyebileceğini görüyor, onun önünü kesmek için çabalıyor, onun mücadelesini veriyor. Ülkeyi esenlik içerisinde seçimlere götürmeye söz vermiş biri olarak, kararlılıkla, verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyor. Böylece, verdiği bir sözü kararlılıkla yerine getirmeye çalıştığı için, ülkenin bir belirsizliğe sürüklenmemesi için uğraşması nedeniyle, gensoru verilen ilk Başbakan unvanını da kazanmış oluyor.

Değerli milletvekilleri, bugün gensorusunu görüştüğünüz bu hükümet ne yaptı; gerçekten bu hükümet ne yaptı? Devletin yükümlülüklerini mi yerine getirmedi? 56 ncı hükümet kurulduğu zaman, görev süresi olarak belirlenmiş olan dört ay içerisinde 24,5 milyar dolar borç ödemesi söz konusu idi, bu yükümlülüklerini ocak ayında 6,8 milyar dolar, şubat ayında 5,7 milyar dolar olmak üzere, kuruşu kuruşuna yerine getirdi. Mart ayı boyunca 5 milyar dolar, nisan ayında da 6,7 milyar dolarlık bu yükümlülüklerini yine yerine getirecek. Üstelik, bu yükümlülüklerin -yine bazı arkadaşlarımızın gerçekten çok sorumsuzca ifade ettiği gibi- devletin devamlılığı gereği, ta 1977 yılının haziranından geldiği, bunun tutarının da 1,6 katrilyon lira olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Devlette bir devamlılık vardır ve üstelik, devleti yönetenlerin kim olduğu, ne zaman yaptıklarına bakılmaksızın bu yükümlülükler yerine getirilir. Dolayısıyla, bir hükümetin "şu kadar fazla borç ödüyorsanız onu siz yaptınız" diye suçlanması gerçekten tutarlı değildir.

Peki, ne yaptı bu hükümet; buğday üreticisine, pamuk üreticisine, şekerpancarı üreticisine, kısacası tüm çiftçilerimize karşı yükümlülüklerini mi yerine getirmedi?! Aksine, 485 trilyon lira kaynak yarattı ve bunu çiftçimize ödedi. Kalan yükümlülüklerini de, zamanı geldiğinde, kuruşu kuruşuna yerine getirecek.

Peki, ne yaptı bu hükümet; binlerce kişiyi