DÖNEM : 20 CİLT : 71 YASAMA
YILI : 4
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
59 uncu
Birleşim
20. 3. 1999 Cumartesi
İ Ç İ N D E
K İ L E R
I. —
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — GELEN KÂĞITLAR
III. —
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. — Bulgaristan’a gidecek olan
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in
vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1943)
B)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. — Konya Milletvekili Veysel
Candan ve 21 arkadaşının, yargı mensuplarının tabi olduğu mevzuatın gözden
geçirilerek yargıya güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)
IV. —
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
GÖRÜŞMELER
1. — Kars Milletvekili Y.
Selahattin Beyribey ve 30 arkadaşının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
olağanüstü toplantıya çağrılmasının sivil darbe girişimi olarak
nitelendirdikleri ve demokratikleşme çabalarını engelleyici tutum
sergiledikleri iddiasıyla Başbakan Bülent Ecevit ve
Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında verdikleri gensoru (11/22)
V. —
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. — Erzurum Milletvekili Lütfü
Esengün’ün, Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın üyesi bulunduğu 54 üncü
hükümete ve partisine sataşması nedeniyle konuşması
2. — İstanbul Milletvekili Altan
Öymen’in, Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın, ileri sürmüş olduğu görüşten
farklı bir görüşü kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
3. — Aydın Milletvekili Yüksel
Yalova’nın, İçel Milletvekili Halil Cin’in şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
VI. —
SEÇİMLER
A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1. — Adalet Komisyonunda açık
bulunan üyeliğe seçim
I. — GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te
açılarak iki oturum yaptı.
Elektronik cihazla yapılan
yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı
anlaşıldığından, 20 Mart 1999 Cumartesi günü saat 15.00’te toplanmak üzere,
birleşime 15.29’da son verildi.
Yasin Hatiboğlu Başkanvekili
Ali
Günaydın Hüseyin
Yıldız Konya Mardin Kâtip Üye Kâtip Üye
No.
: 73
II. — GELEN
KÂĞITLAR
20.3.1999
CUMARTESİ
Meclis
Araştırması Önergesi
1. — Konya Milletvekili Veysel
Candan ve 21 arkadaşının, yargı mensuplarının tabi olduğu mevzuatın gözden
geçirilerek yargıya güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/312) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.3.1999)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati
: 15.00
20 Mart 1999
Cumartesi
BAŞKAN :
Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP ÜYELER
: Hüseyin YILDIZ (Mardin), Ahmet DERİN (Kütahya)
BAŞKAN – Çalışmalarımızın
hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 59 uncu Birleşimini açıyorum.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yoklama
yapalım Sayın Başkan lütfen...
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın
Başkan, nerede var efendim; başınızı kaldırın bir bakın... Salona bakar mısınız
efendim...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın
Başkan, yeterli çoğunluk yoktur.
BAŞKAN – Gündemdışı söz talebinde
bulunan arkadaşlarıma bu imkânı tanıyamadım, özür diliyorum.
Doğrudan gündeme geçiyoruz.
"Başkanlığın Genel Kurula
Sunuşları" bölümüne geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri,
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. —
Bulgaristan’a gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar,
TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1943)
19
Mart 1999
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Petar
Stoyanov'un davetlisi olarak 22-23 Mart 1999 tarihlerinde Bulgaristan'a resmî
bir ziyarette bulunacağımdan, dönüşüme kadar Cumhurbaşkanlığına, Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 106 ncı maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Hikmet Çetin vekâlet edecektir.
Bilgilerinize sunarım.
Süleyman
Demirel Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Şimdi, bir Meclis araştırması
önergesi vardır; okutuyorum:
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. — Konya
Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, yargı mensuplarının tabi olduğu
mevzuatın gözden geçirilerek yargıya güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Son günlerde, kamuoyunda yargının
siyasallaştığı noktasında kanaat oluşmaya başladığı bilinmektedir. Bunlara en
son örnek de Sayın Vural Savaş ve Sayın Nuh Mete Yüksel'in tutum ve
davranışları gösterilmektedir.
Konuyu özetlemek gerekirse;
tahkikat safhasında gizli olması gereken bilgilerin basına sızdırıldığı ve
davayı etkileyecek yönde açıklamalarda bulunulduğu; yargıtay Başsavcısı Sayın
Vural Savaş örneğinde olduğu gibi, basın yayın yoluyla hakaret ederek tarafsızlığını
yitirdiği görülmektedir. Şu cümleler Sayın Savaş'a aittir: "Paralı ve çok
etkili dış güçlerle işbirlikçi, birbirlerine çamur atarak politika yapmayı
alışkanlık haline getiren tüm politikacılar" diyerek tarafsızlığını
yitirdiği ve tüm siyasîlerin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu; yine bir
açıklamasında Sayın Savaş, Siirt İlimizi kastederek "yabancı ülkelerin
kışkırtmalarıyla devletimize karşı silahlı isyanlara katılmış kişilerin
bulunduğu bir yöre" nitelemesinde bulunmuştur.
Ayrıca, tebliğnamenin 11 inci
sayfasında "suç işleyen siyasîleri cezalandırmaktan çekinen hâkimlerin
bulunduğu ülkelerde hukukun siyasallaşmasından söz edilebilir" diyerek
temyiz incelemesi yapacak Yargıtay ceza dairesi hâkimlerine açıkça bir telkin
ve tavsiye olmaktan öte, tehdit niteliğini taşıdığı; yani, özetle, temyiz
incelemesi yapan hâkimlere, mahkûmiyet cezasını onaylamazsanız siyasîlerden
korkan hâkimler olacaksınız tehdidinde bulunmaktadır.
Yine, Sayın Savcı Savaş'ın çıktığı
bir televizyon programında, devam eden bir davayla ilgili olarak, sanığın
savunma kapsamında sunduğu mütalaaların dikkate alınmayacağı ve mahkûm olacağını
açıkça ifade etmesi, yargıyı önceden etkilemeye yönelik bir davranıştır.
Yine, bazı davalar devam ederken
iddianameler duruşmada okunmadan çok önce devletin ajansı tarafından bütün
basın yayın organlarına fakslandığı gözlenmektedir. Yine, müzakerelerin gizli
olması Yargıtay Kanunu 30 ve 33 üncü maddelerinde özellikle vurgulandığı halde,
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararını ne zaman ve nasıl onaylayacağı
konusunda basın yayın organlarında günler öncesinden yayınlanmıştır.
Ayrıca Sayın Savaş'ın tatile
giderken dava dosyasını da beraberinde götürerek sanık avukatlarının dosyayı
incelemeye fırsat vermediği, yapılan tespitler arasındadır.
Maalesef, benzer olaylar DGM
Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel için de söylenmektedir. Tahkikat safhasında
kanunca gizli kalması gereken bilgi ve belgelerin basına sızdığı, önyargılı ve
mahkemeleri yönlendirici açıklamalarda bulunduğu söylenmektedir.
Son olarak, TBMM'de Sayın Yıldırım
Aktürk'ün, Yargıtay Başsavcısının TCK'nın 312 nci maddesiyle ilgili girişimleri,
Diyarbakır DGM'nin bir davayla ilgili olarak gerekçeli kararın yazımında hukuk
ihlalini ortaya koyması ve hükümetin başı olan Başbakana müracaatla TCK'nın 312
nci maddesindeki yeni düzenlemeyi durdurduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda anlattığımız gelişmeleri
toplumda bağımsız yargıya güveni zedeleyici gelişmeler olarak görmekte ve
endişe duymaktayız. Anayasada sayılan devletin temel niteliklerinden biri olan
hukuk devleti olma ilkesi çok önemli bir temel prensip olup, hiçbir yetkilinin
bunu sarsmaya hakkı yoktur. Yukarıda saydığımız zevat, bu hareket ve
davranışlarıyla yargıya güveni sarsıcı tutum ve davranış içerisindedirler.
Bu sebeple:
1. Yargı mensuplarının bağlı
olduğu yasa ve yönetmeliklerinin yeniden gözden geçirilmesi ve ek alınacak
önlemlerin tespiti.
2. Hukukun siyasallaşmasını
önleyici ne tür tedbirlerin alınması gerektiği,
3. Yargıya güven artırıcı
ektedbirlerin tespiti,
4. Yargı-siyaset ilişkisinde durum
tespiti,
5. Yargı-medya ilişkileri, bilgi
ve belge aktarımında yapılan yasa ihlalleri ve benzeri konuların değerli
hukukçu bilim adamlarımız ve baroların görüşleri alınarak, Anayasanın 98,
İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz
ederiz. 18.3.1999
1. Veysel Candan (Konya)
2. Mustafa Köylü (Isparta)
3. Sıtkı Cengil (Adana)
4. Ahmet Karavar (Şanlıurfa)
5. Ahmet Demircan (Samsun)
6. Hayrettin Dilekcan (Karabük)
7. Bekir Sobacı (Tokat)
8. Osman Pepe (Kocaeli)
9. Sabahattin Yıldız (Muş)
10. Ekrem Erdem (İstanbul)
11. Ahmet Doğan (Adıyaman)
12. Naci Terzi (Erzincan)
13. Osman Yumakoğulları (İstanbul)
14. Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)
15. Yakup Budak (Adana)
16. Zülfikar Gazi (Çorum)
17. Ramazan Yenidede (Denizli)
18. Hasan Dikici (Kahramanmaraş)
19. Hasan Hüseyin Öz (Konya)
20. Murtaza Özkanlı (Aksaray)
21. Mehmet Elkatmış (Nevşehir)
22. Abdullah Arslan (Tokat)
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve
Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında
yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, gündemin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
IV. —
GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
GÖRÜŞMELER
1. — Kars
Milletvekili Y. Selahattin Beyribey ve 30 arkadaşının, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasının sivil darbe girişimi olarak
nitelendirdikleri ve demokratikleşme çabalarını engelleyici tutum
sergiledikleri iddiasıyla BaşbakanBülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu üyeleri
hakkında verdikleri gensoru (11/22)
BAŞKAN – Bu kısımda yer alan Kars
Milletvekili Sayın Beyribey ve 30 arkadaşının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
olağanüstü toplantıya çağrılmasını sivil darbe girişimi olarak
nitelendirdikleri ve demokratikleşme çabalarını engelleyici tutum
sergiledikleri iddiasıyla Başbakan Sayın Bülent Ecevit ve Bakanlar Kurulu
üyeleri hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca
verdikleri ve Genel Kurulun 18.3.1999 tarihli 57 nci Birleşiminde gündeme
alınması kabul edilen (11/22) esas numaralı gensoru üzerindeki görüşmelere
başlıyoruz.
Hükümet?.. Hazır.
Görüşmelerde, İçtüzüğün 72 nci
maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer sayın üyeye, hükümet adına
bir sayın üyeye ve şahısları adına iki sayın üyeye söz vereceğim.
Konuşma süreleri; siyasî parti
grupları ve hükümet için 20'şer dakika, şahıslar için 10'ar dakikadır.
Şimdi, söz alan üyeleri okuyorum:
Efendim, henüz gruplar adına bir talep yok; kişisel söz talebinde bulunan,
Sayın Aktürk ve Sayın Cin.
İlk söz grupların, malumu
faziletleri. Şimdi, gruplardan acaba hangi grubumuz parmak kaldıracak, şöyle
bir geziniyorum.
Efendim, DTP de grup oldu
zannediyorum; Sayın Yılbaş, isterseniz sizinle bir bismillah diyelim, yeni
grupsunuz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, Sayın Cin söz istemiş, zaten grup başkanvekili.
BAŞKAN – Kim istemiş efendim?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Cin
söz istemiş, kendisi de grup başkanvekilidir; dolayısıyla, öncelikle ona söz
verin.
BAŞKAN – Sayın Genç, yani, söz
olsun diye mi konuşuyorsunuz?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır; siz,
söz olsun diye konuşuyorsunuz.
BAŞKAN – Ben ismini okudum; ama,
kişisel söz talebinde bulunan diye takdim ettim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Kişisel söz
talebinde bulundu; ama, şimdi grup başkanvekili, ben onu diyorum.
BAŞKAN – Grup adına
konuşmayacaksa, nasıl getireceğim Sayın Genç. Yani, izin verin de ben bari
İçtüzüğü uygulayayım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, siz
yönetiyorsunuz da, yani...
BAŞKAN – Efendim, gruplar adına
söz talebi var mı?
ALTAN ÖYMEN (İstanbul) – Var
efendim.
BAŞKAN – Efendim, Sayın Öymen
işaret buyurdular.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın
Başkan...
BAŞKAN – DYP Grubu adına, Sayın
Gözlükaya.
Evet, biz, bir kere başlayalım.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini arz ve ifade etmek üzere, Sayın Altan Öymen; buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALTAN ÖYMEN
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın arkadaşlarım; gensoru önergesi üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım;
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Öngörüşmeler sırasında
belirttiğimiz gibi, biz, bu gensoru önergesini mantıklı bulmuyoruz, ciddî
bulmuyoruz, reddedilmesi gerektiğine inanıyoruz. Seçime kadarki zamanda -ki,
artık, dört hafta kalmıştır- ülkemize yeni bir hükümet değişikliğinin
sorunlarını da eklemek istemiyoruz. Hele, hükümeti düşürüp arkasından da seçimi
erteleriz hesaplarını, fevkalade yanlış ve sakıncalı buluyoruz.
Tabiî, bu demek değil ki, biz, bu
hükümeti ve bu hükümeti kuran koalisyonu, her tavrı dolayısıyla destekliyoruz;
bu, değişik bir şey. Daha önce, bu hükümetin kuruluşu sırasında da
belirttiğimiz gibi, bu hükümetin ve bu koalisyon partilerinin tavırlarıyla
ilgili olarak bazı sorunlarımız var. Bu sorunların başında, o zaman da
arkadaşlarımızın belirttiği gibi, yolsuzluklarla mücadele konusunda, gereken
dikkati ve azmin gösterilmemesi vardır. Bundan önce, öngörüşmeler sırasında
etraflıca anlatmaya çalıştım, bu Meclisimizin, bu yasama döneminin sırtında,
soruşturma açtırıp, sonra soruşturmaları aklamak gibi bir yük vardır. Daha bu
yasama dönemi başlar başlamaz bu mekanizma işlemeye başlamıştır; önce, Refah
Partisinin Doğru Yol Partisi Genel Başkanı hakkındaki soruşturma önergesi,
arkasından, Doğru Yol Partisinin Refah Partisi Genel Başkanı hakkındaki
soruşturma önergesi, sonra, bu önergelerin karşılıklı, bir silah gibi
kullanılarak bunların üzerinde bir hükümet bina edilmesi, sonra, o hükümetin
üyesi partilerin bu yolsuzlukları karşılıklı olarak aklaması... Bundan sonra
da, ikinci safhada, 55 inci hükümet kurulmuştur. 55 inci hükümet, aynı şekilde,
Doğru Yol Partisi Genel Başkanı hakkında soruşturma önergesi vermiş; o,
Anavatan Partisi Genel Başkanı hakkında soruşturma önergesi vermiş ve özetle,
üç yıl süreyle, bu soruşturma önergelerinin gölgesi altında kalmıştır ülkemizin
siyaseti; her köşede bu konuşulmuştur, her köşede bu iddia öne sürülmüştür.
Parti liderlerinin birbirleri hakkında bu soruşturma önergeleri dolayısıyla
söylediği sözler, koca koca kitaplar oluşturacak kadar fazladır. Ben, bir ara,
merak edip, bunları bir araya getirmiştim, hakikaten çok enteresan sözler
vardır. Fakat, günün birinde, bu koalisyon, geçen koalisyon sırasında da bu
önergelerin birdenbire işlemden kaldırıldığı görülmüştür; bunu, öngörüşmeler
sırasında anlattım.
Arkadaşlar, bunlar, belki, İçtüzük
hükümlerine, Anayasa hükümlerine aykırı değildir, onlara uygun cereyan ediyor
işler; fakat, demokrasinin mantığına aykırıdır, demokrasinin dayandığı ilkelere
aykırıdır ve demokrasi açısından olmayacak şeylerdir. İşte, biz, bu olmayacak
şeylerin, akla hiç yakın gelmeyen, mantığa yakın gelmeyen bu şeylerin tekrar
etmemesi, bunların üstüne yenilerinin eklenmemesi, yeni taktiklerin, yeni
çelişkilerin, yeni çifte standartların, yeni mekanizmaların -bu gibi-
eklenmemesi lazım geldiği fikrindeyiz; bu hareketi de bunun için tasvip
etmiyoruz. Yalnız, şunu da bu arada belirtelim: Dediğimiz aklama paklama
sürecinin etkileri, hâlâ, bu hükümet zamanında da devam etmektedir.
Şimdi, size bir noktayı
hatırlatıyorum: İki soruşturma önergesi kaldı geriye. Bu aklama anlaşmalarının
uygulanmasından sonra -herhalde o anlaşmalar yetişmedi- iki komisyonda, o
sırada karar alınmıştı. Yani, komisyon kararı, bu aklama anlaşmalarına uygun
bir şekilde çıkmamıştı, soruşturma önergelerine muhatap olan siyasetçilerin
Yüce Divana gönderilmesi yolunda çıkmıştı. Bunlardan biri, Kurtköy ihalesiyle
ilgili soruşturma önergesiydi, bir tanesi de, Sayın Yaşar Topçu hakkında bir
başka soruşturma önergesiydi. Bu önergeler, komisyonlara geldi, komisyonlarda
karar alındı "bunlar ciddîdir, muhakeme yoluna gitmeleri lazımdır, Yüce
Divana sevk edilmelidir bu arkadaşlarımız" diye karar çıktı.
Şimdi, bu kararın, Anayasaya göre,
Meclis İçtüzüğüne göre, bir raporunun Meclis Başkanlığına iletilmesi lazım ve
Anayasanın 100 üncü maddesine göre, bu, acil meselelerden; hemen yapılması
lazım bu işin; İçtüzük de üstüne madde koymuş, yedi gün içinde, gelen raporun
-rapor gelecek çok acil bir şekilde- Meclise sevk edilerek, Meclis içinde
yedinci gün -hatta gün de tasrih etmiş- geldiğinden yedi gün sonra, bunun
Mecliste görüşülmesi lazım; ama, 17 Aralık 1998 tarihinde alınıyor karar
komisyonların bir tanesinde, bu kararın raporu hâlâ Meclis Başkanlığına
iletilmiş değil.
Şimdi, Meclis Başkanı, bunun
üzerine, ocak ayının başında bir yazı yazıyor komisyon başkanlarına -bunlardan
Sayın Mesut Yılmaz'la ilgili komisyonun, bu Kurtköy ihalesiyle ilgili
komisyonun Başkanı Demokratik Sol Partili arkadaşımız Sayın Necati Albay'a bir
mektup yazıyor- diyor ki: "Bu rapor hâlâ gelmedi, halbuki Anayasa diyor
ki, iki ay süresi vardır komisyonun, iki ay biter bitmez bu raporun bana
gelmesi lazım; bu iki ay uzatılabilir; uzatılmış, onun sonunda bu raporun bana
gelmesi lazım; hâlâ gelmedi, gönderin şunu." Cevap yazıyor Başkan, diyor
ki: "Muhalefet şerhleri daha bana gelmedi, onun için raporu size
gönderemedim." Başkan yine yazıyor, diyor ki: "Muhalefet şerhlerinin
gelmesine gerek yok bu kadar uzadığına göre, muhalefet şerhi olmadan
gönderin." Ona da cevap alamıyor ve 17 Aralıktan bu yana rapor hâlâ ortada
yok, komisyonun kararının Anayasada, İçtüzükte yazılı olan şekilde işleme
konulması bir türlü mümkün olmuyor. Bu, bir soruşturma işleminin fiilen
durdurulması demektir, Anayasanın ve İçtüzüğün gereklerine rağmen. Gerçi,
burada bir yaptırım yok, müeyyide yok; yani, bir komisyon başkanı yazmazsa bu
raporu, yahut yazılmış raporu Meclis Başkanına vermezse Anayasada "acil
olarak" denildiği halde, ne olacak, bu yazılmamış, bunun tedbiri yok;
Meclis Başkanı da zaten bu tedbiri arıyor. Genel Kurulumuza doğrudan bir yazı
yazmış -bu da nadir görülen bir şey, okuyacağım şimdi oradan- bu yazıda diyor
ki: "Ne yapılacağı konusunda bir görüşme açılsın Mecliste." Şimdi,
böyle bir durum var. Sayın Necati Albay, komisyonun birinin başkanı o, Sayın
Yaşar Topçu'yla ilgili olan komisyonun Başkanı da Anavatan Partisinden
arkadaşımız Ordu Milletvekili Sayın Şükrü Yürür. Onlar burada mıdır bilmiyorum.
Ben, bu konuyu merak ediyorum, nasıl izah ediyorlar, başkanı bulundukları
komisyonlarda alınan bu kararla ilgili raporun, Anayasa ve İçtüzük hükümlerine
rağmen, Meclis Başkanlığına, üç ayı aşkın zamandan beri Meclis Başkanlığına
hâlâ intikal ettirilmemiş olmasını?..Başlangıçta "muhalefet şerhleri
gelmedi" diyorlardı, şimdi, geldi mi gelmedi mi, nasıl izah ediyorlar, çok
merak ediyorum. Eğer buradalarsa, rica edeceğim, kürsüden bunu açıklasınlar.
Gerçi, grup adına söz hakkı burada
nizama konulmuştur; ama, İçtüzüğün 69 uncu maddesi, sataşma halinde kendilerine
söz imkânı verir. Beni, kendilerine sataşmış telakki edin. Daha ağır
kelimelerle sataşmaya üslubum pek müsait değil; ama, sataşmış telakki ederek
-eğer buradalarsa- bunu açıklasınlar; bu nasıl oluyor?
Arkadaşlar, bu, yolsuzlukların
önlenmesi yolunda siyasî partilerin ve tabiî, hükümet partisinin göstermeleri
gereken hassasiyetle hiç bağdaşmayacak bir şeydir. Sadece kendilerinin değil,
bu partilerin genel başkanlarının da bu konuda söyleyecek sözleri olması
gerekir. Yani, bu bir partisel tutum mudur? Bir komisyon başkanı, bir komisyon
kararını böyle hasıraltı ediyorsa, bundan da sayın genel başkanların, o
komisyon başkanlarının genel başkanının haberi varsa, bu konuda belki bir tavır
almaları gerekir; bunu, burada onların da izah etmeleri gerekir. Bu bakımdan,
bu gensoru müzakereleri sırasında, Sayın Başbakan da konuşacaksa, herhalde,
kendisinin de bu konuya biraz açıklık getirmesi gerekir, eğer Sayın Yılmaz
buradaysa, onun da getirmesi gerekir.
Arkadaşlar, daha komisyonlardaki
bu aklama paklama işleri, anlaşması sırasında şöyle bir noktaya varılmıştı,
daha doğrusu, bu anlaşmanın esası diye kamuoyuna izah edilirken, nasıl izah
edeceğiz bunu, bunun gerekçesi, diye bir formül ortaya konulmuştu. Hatta bu
formül, inanılacak şey değil ama, ilk bu aklamayı yapan iki komisyonun
raporlarına aynı kelimelerle geçirilmişti. Yani, bir yandan Sayın Çiller'i
aklayan, bir yandan Sayın Yılmaz'ı aklayan iki komisyon vardı; bunlar
toplanıyorlar, raporlarını yazıyorlardı; raporlarına son paragraf olarak bir
şey eklediler; ikisi de ayrı ayrı eklediler ama aynı metni eklediler. Bu metin
nasıldı, onu burada okuyayım... Bitiriyor raporu "Sayın Çiller'in" ve
"Sayın Yılmaz'ın Yüce Divana sevk edilmesine gerek yoktur" diyor ve
ikisi de hemen ikisi de aynı metne devam ediyor. "Parlamentoyu adlî
yetkileri kullanan organ olmaktan kurtaracak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç
vardır. Anayasanın 100'üncü maddesi bu çerçeve içinde yeniden düzenlenmelidir.
Ayrıca, Parlamento gündeminde bulunan dokunulmazlık değişikliği (Anayasa madde
83) mutlaka gerçekleştirilmelidir. Başbakan, bakan ve milletvekilleriyle ilgili
suçlamaların yeri Parlamento olmamalıdır. Bağımsız yargı çözümü bu statüler
bakımından da gerçekleştirilmelidir."
Bunun altında, tabiî, tüm komisyon
üyelerinin imzaları var. Bu komisyon üyelerinden de bir kısmı bugün
Parlamentoda; yeni oluşan grupların her birinden var bu üyeler arasında,
partilerden var; partilerden olup da şimdi imzacı olan arkadaşlarımızdan da var.
Herkes şunda ittifak ediyor ki, hele bu soruşturma hikâyeleri bu şekilde
yürümez olduktan sonra komisyonlar yoluyla, bu Anayasanın 83 üncü maddesiyle
100 üncü maddesinin mutlaka değiştirilmesi lazım ve hemen değiştirilmesi lazım.
Tabiî, bu sadece komisyon üyelerinin imzaları tahtında ortaya çıkmış bir
taahhüt değil, buna genel başkanlar da o zaman iştirak etmişlerdir. Bugünkü
Hükümet Başkanı Sayın Ecevit'in demeci vardır; "biz, 83'ü de, 100'ü de hemen
değiştirmek için elimizden geleni yapacağız" diyor, hatta, partilerle
temas edeceğini bildiriyor. Anavatan Partisi Grup Başkanvekilinin de aynı
şekilde beyanları var; hatta, geçen defa da işaret ettim, "bir hafta
içinde biz bu işi halledeceğiz" diyor. O bir hafta geçeli epey oldu.
Bu arada arkadaşlar, bütün bu
hadise devam ederken, burada, bir şey daha oldu dün ve evvelki gün, bir gün
önce. Malum, Anayasanın 83 üncü maddesi ve 100 üncü maddesi değişecek; biri,
Meclisimizin gündeminde ikinci sırada, öteki, Anayasa Komisyonunun gündeminde.
İkisi de görüşülsün diye bir hareket bir türlü ortaya çıkmadı aylardan beri.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak burada çok uğraştık, hatta, burada eylemler
yaptık, dışarıda eylemler yaptık, yine bir hareket çıkmadı. Hele 100 üncü madde
komisyondaydı; Komisyon Başkanı Sayın Atilâ Sav burada; bu kararı alan
arkadaşlarımızı çağırdı; yani, ille 100 üncü madde değişmelidir diye imza atan
arkadaşlarımızı komisyona; büyük bir kısmı gelmedi, komisyonda çoğunluk olmadı,
100 üncü maddenin görüşülmesi mümkün olmadı.
83 üncü madde ise, dün, bu imzacı
milletvekillerimizin açtığı süreç içinde, tesadüfen ve hayırlı bir şekilde
buraya geldi birdenbire; çünkü, Meclis açılınca, başka bir şey olmazsa,
gündemdeki sıraya göre gidiliyor; ikinci sıraya gelindi, Komisyon Başkanımız
Atilâ Sav, kalktı geldi, oraya oturdu, görüşülmeye başlandı -iki gün önce
oluyor bu- görüşüldü; zaten kısa bir görüşmeydi hep belirttiğimiz gibi ve bu,
bir madde değişikliğiydi. 83 üncü madde, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının
sınırlandırılmasını sağlayacak bir şekilde düzenlenmişti; fakat, bunun birinci
görüşmeleri sırasında, bazı arkadaşlarımız tereddüt izhar etmişlerdi; yani, bu
dokunulmazlık sınırlanıyor; ama, o sınırlanan şekli içinde, milletvekiline yine
de bir teminat verilsin, teminatı artırılsın diye. Bunu sağlayan partilerarası
bir teklif de vardı burada, o da görüşüldü, hatta Büyük Birlik Partisinden
arkadaşlarımız geldiler, onların da önergeleri vardı; ama, o partilerarası
komisyonca hazırlanan önerge, onların da tereddütlerini karşılayacak ölçüdeydi
ve o önerge de kabul edildi; yani, şimdi, bir tek, oylama kaldı iki gün önceki
görüşmeler sırasında. Tam o oylamaya geçileceği sırada, Sayın Başkan
"efendim, bu, gizli oylamadır, gizli oylama için tertibat almak lazım;
onun için -daha vakit vardı, saat 18.30 civarındaydı- bunu erteleyelim"
dedi, ertelendi. Dünkü birleşimde ise burada çoğunluk bulunamadı. İki defa
yoklama yapıldı, 174'e çıkıldı, 184'e çıkılamadı.
Arkadaşlar, burada, hükümet
düşsün mü düşmesin mi yahut seçimler
ertelensin mi ertelenmesin mi konularıyla bununla ilgili oylamalar olduğu zaman
maşallah 400'ü aşıyoruz, 500'e doğru yaklaşıyoruz; ama, kendimizin vaat ettiği
bu soruşturma meselelerinde, yolsuzluğa karşı mücadele meselelerinde çok önemli
bir yeri olan Anayasanın 83 üncü maddesinin değiştirilmesi konusunda 184'e
varamıyoruz; bu, büyük bir çelişkidir ve bu kolay kolay izah edilecek bir şey
değildir. (CHP sıralarından alkışlar)
Unutmamak lazımdır ki, Anayasa
değişikliğini öngören önerge, ilk defa Cumhuriyet Halk Partisi tarafından
verilmiştir; ama, buna, sonradan, diğer partiler de ayrı ayrı önergelerle
katılmışlardır ve katılan bu partilerin sonradan hazırladıkları metinlerin birleştirilmesi
gibi bir süreçten geçilmiştir. Bu da kolay olmamıştır; biri o şekli tercih
etmiştir, biri öteki şekli tercih etmiştir ve nihayet bunlar birleştirilmiştir,
altına, başta Meclis Başkanı, arkadan 4 parti lideri; Anavatan Partisi Genel
Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Tansu Çiller,
Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Sayın Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, partilerin Parlamentodaki temsilcileri,
sırasına göre imza atmışlardır. Bunun arkasına da, 292 milletvekili imza
atmıştır. Böyle bir önergenin görüşülmesi fırsatı geldiği zaman, burada, 184
oya çıkılamaması da, bu Meclisin yasama dönemi açısından büyük bir
şansızlıktır.
Tabiî, iyi temennilerle bağlamak
bütün konuşmaları daha iyi bir şeydir.
AHMET KABİL (Rize) – Siz kaç kişi
geldiniz?
ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Biz epey
geldik; ama, benim asıl söylemek istediğim şudur: Bu iş ciddiye alınsa, hele...
Sayın Başkan diyor ki: "Gelecek celsede bu görüşülecek, şimdi, gizli oy
için hazırlık yapmam lazım." O zaman, parti liderleri, buna gerçekten
taraftar olan, hele komisyonlarda, bu aklama anlaşmasını imzalayan partilerin
liderleri harakete geçip, kendi mensuplarını buraya toplamak ve diğer
partilerle de uzlaşmak için bir çaba göstermeliydi. Asıl, bu, onlara düşerdi,
bu da gerçekleşmedi.
Bu gensorunun oylaması yapılacak.
Orada, ister istemez, herkes girecek oy kullanacak; önergeyi verenler ve onu
destekleyenler, hükümetin düşürülmesini sağlamak için; biz dahil, diğer
arkadaşlarımız da böyle bir sonuç alınmaması için. Çünkü, biz "seçimler
yaklaşmıştır" dedik daha önceki gerekçemizde. Ben temenni olarak diyorum
ki, o toplantıda hiç olmazsa -ilgili İçtüzük maddesiyle Danışma Kurulu
toplanıyor- önerelim ve o sırada bütün arkadaşlarımız gelsin, şu 83 üncü
maddeyi buradan çıkaralım, bu Meclis, giderayak hayırlı bir iş yapmış olsun.
Hayırlı işler de çok yaptı tabiî, onları da sayabiliriz; ama, o kadar hayırlı
olmayan işler, o hayırlı işlerin üzerine bir gölge düşürdüğü için, yeni bir
hayırlı işe daha ihtiyaç var, o hayırlı işi yapalım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, toparlar
mısınız efendim.
ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Bu,
buradan, bütün parti liderlerimize, bütün grup başkanvekillerimize ve bütün
milletvekillerimize, hangi gruplardan, hangi yeni gruplardan olursa olsun, bir
çağrıdır Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılmış. Öbür gün galiba gensoru
oylaması yapılacak. Danışma Kurulu yoluyla, 83 üncü maddenin de görüşülmesi
belki mümkün olur ve bunu, o gün sağlayabiliriz. Eğer yapabilirsek, çok iyi bir
iş yapmış oluruz.
Ayrıca, tabiî, şu noktayı
belirtmek istiyorum: Demin, 69 uncu maddeye göre sataştım bazı arkadaşlarıma;
Sayın Necati Albay'a, Sayın Şükrü Yürür'e ve partilerin genel başkanlarına.
Eğer bu sataşmaya karşılık, Sayın Başkandan müsaade alarak, burada bir açıklama
yaparlarsa aydınlanmış oluruz. Nasıl, böyle, üç aydır rapor gönderilemiyor bir
türlü Millet Meclisi Başkanına, onu öğrenmiş oluruz. Ayrıca, bunların
muhatapları var tabiî; Sayın Yaşar Topçu, geçen birleşimlerden birinde,
Cumhuriyet Halk Partisi nerede diye soruyordu: Cumhuriyet Halk Partisi burada
da, kendisi nerede?! Eğer buradaysa, ona da sataşmış kabul edin, o da gelsin,
konuşsun. (CHP sıralarından alkışlar) Ayrıca, bu 83 üncü madde için o da
uğraşsın; mademki, komisyon yoluyla hakkında bir soruşturma yapılması mümkün
olmuyor, 83 üncü maddenin değiştirilmesi yoluyla, belki, adlî merciler önünde
bu soruşturmanın yapılmasını tercih edebilir kendisinin aklanması için. O
konuda da, burada hazır bulunsun 83 üncü madde görüşülecekse...
Teşekkür ederim, saygılar sunarım
arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Öymen, teşekkür
ediyorum.
Sayın Öymen, efendim, tahrike
rağmen, sataşmadan söz talebi yok; üzgünüm...
ALTAN ÖYMEN (İstanbul) – Yok mu
efendim?..
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – İltifat
saymışlar o zaman!
BAŞKAN – Görüşlerini ifade etmek
üzere, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Gözlükaya; buyurunuz
efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA
(Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Altan Öymen'i
dinlediniz. Nasıl, bütçe görüşmeleri sırasında bütçeden başka her şey
görüşülürse, bugün, Sayın Öymen de, gensoru dışında birçok konuya temas
ettiler; ama, gensoruya iki cümleyle değindiler. Çok şükür ki, bu gensoruyu
desteklemediklerini ifade ettiler.
Bunu şunun için söyledim: Bu
gensoru, o kadar, toplumun, Meclisin dikkatini çekmemiştir ki, ne burada
konuşacak sözcüler, konuşacak bir şey bulmaktadırlar ne de gruplar buna ilgi
göstermektedir. Usulen verilmiş, başka amaçlarla verilmiş bir gensorunun esas
görüşmelerini yapıyoruz.
Ben, sözlerimin başında şunu ifade
etmek istiyorum: Bu gensorunun gerekçesi yok. Zaten, gerekçesinin olmadığını
da, gensoruyu verenler, öngörüşme sırasında belirlediler. Neyle; oylarıyla...
Bu gensoruya gerek yoktur... Önce "bu Meclisin açılmasına sebep olan genel
görüşmeye gerek yoktur" dediler; şimdi, bu gensoruya kadar geldik.
Bu gensorunun bir tek sebebi
görünüyor önergede; Sayın Başbakan, Meclisin açılmasıyla ilgili genel görüşme
çağrısında bulunulduğu zaman, güya "bu, bir sivil darbedir" demiş;
bunun üzerine bu imzacı arkadaşlarımız bu gensoruyu vermişler. Sonra, Sayın
Başbakan burada dedi ki "bu, dilimin ucuna o zaman geliverdi; aslında, ben
darbelere karşıyım" anlamında bir laf ettiler.
Değerli arkadaşlarım, gensoruların
bir ciddiyeti olmalı. Anayasamıza bu usul konulurken, bu denetleme yolu
konulurken herhalde şunlar düşünülmüş olmalı: Bir hükümet ki, ülkeyi yurt
dışında iyi temsil edemiyor, yurt dışında ülkenin itibarını zaafa uğratıyor;
bir hükümet ki, içeride vatandaşları birbirine kırdırıyor; yolsuzluklar almış
gitmiş; mafyayla işbirliği yapan bir hükümettir, bu hükümetin ayakta kalmaması
lazımdır anlayışıyla, gerekçeleriyle bir hükümet için gensoru önergesi
verilebilir; ama, burada böyle bir şey yok. Tek sebep, sadece "bir sivil
darbe" denmiş. Tabiî, asıl amaç ayrı. Bu gensoru verilip, Hükümet eğer
düşürülebilirse... Bunun düşürülüp düşürülmeyeceğini, bu gensoruyu verenler
dahi anladılar ki, bugüne kadar çıkan bütün grup sözcüleri bu gensoruya menfi
oy vereceklerini ve gensoruyla Türkiye'nin sorunlarının halledilemeyeceğini
açıkça belirttiler. Bu durumda, neticede, pazartesi günü bir oylama yapacağız;
inşallah, 276'yı bulmaları da mümkün olmayacak.
Denilebilir ki, bu Hükümet düşmeli
midir düşmemeli midir? Doğru Yol Partisi olarak şunu açıkça söylüyoruz: Bu
Hükümet, Sayın Başbakanın da kabul ettiği ifadeyle, ülkeyi seçime sağ salim
götürsün; çünkü, artık, Türkiye'de, seçimden başka laf edilemez hale geldi ve
Meclis de çalışamaz hale geldi; tek çözüm, seçimdir. Bu düşünceyle, o günün
şartlarında, bu hükümete, Doğru Yol Partisi destek verdi ve işbaşına getirdi.
Şimdi, ülkenin, acil, seçime
ihtiyacı olduğu kanaatindeyiz. Kanaatindeyiz; çünkü, Türkiye'de, seçim lafının
bir yıl daha yapılması, ülkeyi, çok büyük kargaşaya götürecektir.
Ben, bu gensoruyu veren
arkadaşlarımıza veya haklarını Anayasa veya İçtüzük çerçevesinde aramaya
çalışan arkadaşlarıma herhangi bir şey söyleyecek değilim; ama, ben, bu
ülkenin, bundan sonra bir kargaşaya tahammülü olmadığı kanaatimi ifade etmek
istiyorum. Şurada, seçime 29 gün kaldı. Ayın 25'inde, seçim için, gümrüklerde
oy kullanılmaya başlanacak. Seçim yasalarımızda, oy kullanılmaya
başlanıldığından itibaren de seçimlerin ertelenmesiyle ilgili bir şey söz
konusu değil.
Bu bakımdan, bu gensoru veya başka
türlü getirilebilecek önerilerin artık, önemi olmadığını belirtiyorum. Gelin,
hep birlikte, kaderimize razı olup, bu ülkeyi seçime götürelim diyorum. Aksi
halde, Türkiye'de, azmakta olan terörü önleyemeyeceğimizi, bozulmakta olan
ekonomiyi tamamen bozma yoluna gideceğimizi ve bunun vebali altında
kalacağımızı ifade ediyorum.
Vicdanlarımıza danışırsak, yeni
bir hükümet buhranının da gereksiz olduğunu, hepimizin kabul edeceğini
sanıyorum; çünkü, gerçekten, bir ay için bir hükümet boşluğu doğacak, bir
hükümet kurulacak. Diyelim ki, bu hükümet gensoruyla düştü, yeni hükümeti kim
kuracak, belli değil, belirsiz. Nasıl kurulacak, ne zaman kurulacak, o da
belirsiz. O bakımdan, biz, bu gensoruyu hep birlikte reddedelim ve Meclisin de itibarını
koruyalım diyor, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
(DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Gözlükaya, teşekkür
ediyorum.
Efendim, Grup görüşlerini ifade
etmek üzere, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Ömer Vehbi Hatipoğlu; buyurun.
(FP sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ
HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım ve Fazilet
Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biz, bugün, burada, Başbakan Sayın
Bülent Ecevit ve Bakanlar Kuruluyla ilgili olarak verilmiş olan gensoruyu
müzakere ediyoruz. Konu hepinizin malumu; bu çatı altında, üç yılı aşkın bir
süredir birlikte görev yaptığımız 116 değerli arkadaşımız, demokratik ve yasal
haklarını kullanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisini olağanüstü toplantıya
çağırmıştır. Bu talep, Meclis Başkanlığınca da uygun görülmüş ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi 13.3.1999 günü olağanüstü toplantıya çağrılmıştır. Ancak,
Başbakan Sayın Bülent Ecevit, bu girişimi, bence, talihsiz bir değerlendirmeyle
"sivil darbe" olarak nitelendirmiştir. Sayın Başbakan, birçoğu bu
azınlık hükümetine güvenoyu vermiş bulunan arkadaşlarının davetini pekâlâ
anlayışla karşılayabilir, herhalde bu arkadaşların bize bir söyleyecekleri var
diye düşünüp, bu davete icabet edebilirdi; ama, Sayın Ecevit'in, kendisine
güvenoyu vermiş milletvekillerini dahi dinlemeye tahammülü yok. Doğrusu, onun
bu tahammülsüzlüğünü, öteden beri bildiğimiz nezaketiyle de telif etmemiz
mümkün değildir.
Hükümet, bununla da yetinmemiş,
toplanan Meclisin çıkarmak istediği yasaların müzakeresini de engelleme yolunu
seçmiştir. İmzacı milletvekillerinin Meclis gündemine taşımak istedikleri
tasarıların hemen hemen tamamı, bu Başbakanın imzasını taşıyan tasarılar
olmasına rağmen, buna engel olmuş, böylece de, hükümet, demokratikleşmenin ve
özgürlüklerin önüne set çekmek gibi bir hatalı tavrı inatla sürdürmüştür.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi, olağanüstü toplantıya çağrıldığı
günden bu yana, gerek bu çatının altında yapılan müzakerelerde ve gerekse
çeşitli medya kuruluşlarında yapılan programlarda ortaya konan yorumlar bizce
son derece yararlı olmuştur. Bu müzakereler, bir yandan, partilerimizin
demokrasi anlayışının, kamuyou önünde bir kez daha açık seçik görülmesine neden
olmuş; öte yandan, hukukun siyasallaşmasının hangi boyutlara taşındığını gözler
önüne sermiştir.
Biz, Fazilet Partisi olarak, ilk
günden beri tavrımızı net olarak ortaya koyduk, dedik ki: "Hem Meclisin
çalışmasına, demokratikleşmeyle ilgili yasaların çıkarılmasına evet, hem de
hukukî ve demokratik altyapısı sağlamlaştırılmış seçime evet." Ama,
çeşitli çevreler, bizim bu açık ve net tavrımıza rağmen, partimizin, seçimleri
istemediği şeklinde spekülatif haberler yaymaya çalıştılar ve bir yığın
ithamlarda bulundular. Ne dediler; "Fazilet Partisi seçimlerden
kaçıyor." Başka ne dediler; "Fazilet Partisi, Sayın Erbakan'ı ve
Sayın Tayyip Erdoğan'ı kurtarmanın peşinde."
Türkiye Büyük Millet Meclisinin,
18 Mart 1999 Cumartesi günü yaptığı olağanüstü toplantıda çalışmaya devam
kararı vermesi üzerine, adeta bir bardak suda koparılmak istenen fırtınalarla
Fazilet Partisi hedef haline getirilmek istendi.
Geride bıraktığımız bir hafta
içerisinde yaşanan olaylar, ülkemizde, zaman zaman, siyasetin ne kadar haksız
zeminlere kaydırılmak istendiğinin acı bir örneği olarak karşımızda
durmaktadır. Bunun içindir ki, Fazilet Partisi adına, aşağıdaki hususların bir
kere daha ifadesini gerekli görüyorum.
Fazilet Partisinin,
demokratikleşme, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi ve Siyasi Partiler
Kanunuyla ilgili istekleri yeni değildir. Fazilet Partisinin bu istekleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden çalışmaya başlamasıyla ortaya çıkmış da
değildir. Fazilet Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden çalışmaya
başlamasına, bu yolda yeni fırsatların doğmasına vesile olabileceğini düşünmüş
ve bunun için yeniden çalışmaya devam isteğine destek olmuştur. Ortada,
kimsenin yadırgayacağı, yadırgaması gereken bir husus da yoktur.
Fazilet Partisinin isteklerinin
yerine getirilmesi için seçimlerin ertelenmesine de gerek yoktu. Bugünkü
Hükümet ve onu oluşturan siyasî partiler bloku, Fazilet Partisinin bu noktadaki
isteklerine "evet" demiş olsalardı, geride bıraktığımız haftalar
içerisinde çok önemli mesafeler alınmış, hatta, bu isteklerin çok önemli bir
bölümü ikmal de edilmiş olurdu.
Fazilet Partisinin 312'yle ilgili
talebi, bu maddenin tamamen ortadan kaldırılması doğrultusunda da olmamıştır.
Esasen, 312'yle ilgili değişiklik çalışmaları, bununla ilgili yasama
faaliyetleri çerçevesinde belirli bir noktaya da gelmiştir. Şu anda Hükümet,
önünü açsa, kendi hazırladığı 312 nci madde değişikliği, Mecliste yarım saatte
yasalaşacak noktaya gelebilir.
Yine, Siyasî Partiler Kanunundaki
değişiklik ise, Fazilet Partisi için de; ama, onun dışında bütün partiler için
de önemlidir. Burada yapılacak olan, 1995'te gerçekleşen anayasa değişikliğine
paralel değişiklikleri, Siyasî Partiler Yasasında da gerçekleştirmektir. Bu
yapılmadığı için, ortada büyük bir hukukî boşluk vardır. Bu hukukî boşluk,
siyasî partilerin kaderleriyle ilgili olan boşluktur. İşte, bu boşluk bulunduğu
için, kimi partiler, meydanlarda vatandaşı tehdit etmeye kalkışmakta, "oy
verseniz de, falanca partiler kapanır" gibi, son derece çirkin oyunlara
başvurmaktadırlar. Böyle bir ortamda yapılacak seçimin kime ne faydası olacak?.
Bu arada, Sayın Genelkurmay
Başkanının nerede ve nasıl söylediği de pek anlaşılamayan bazı sözleri üzerinde
de durmak istiyorum: Sayın Genelkurmay Başkanımızın bu sözleri de maksatlı bir
sömürünün aracı haline getirilmek istenmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanı,
seçimlerin ertelenmesinin karışıklıklara yol açabileceğinden endişe ettiğini
söylemiştir. Söz konusu olan, bir olasılıktır. Doğaldır ki, kaosu hiç kimse
istemez; ancak, ortaya konulan, bir ihtimale karşı duyulan endişedir. Eğer,
seçim ertelenecekse, bu iradeyi ortaya Türkiye Büyük Millet Meclisi koyar. (FP
sıralarından alkışlar) Bu Meclis, bu yolda karar verirken, herkesin düşüncelerini ve endişelerini
gözönünde de bulundurur; ancak, kararı, o verir. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin vereceği karara hiç kimsenin de itirazı olmaz. Türkiye Büyük Millet
Meclisi, cumhuriyetin de, demokrasinin de özüdür, özetidir, ruhudur; bu noktada
bir ihtilaf olması mümkün değildir; Sayın Genelkurmay Başkanı da dahil, hiç kimsenin bu konuda farklı
düşünmesi de mümkün değildir. Acı ve ibret numunesi olan, bu beyan değil, ama,
böyle bir beyanı Meclis iradesinin karşısına koymaya yeltenen birtakım
işgüzarların ortaya koydukları gaflettir, gayretlerdir. (FP sıralarından
alkışlar)
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; aradan geçen şunca zaman, Fazilet Partisinin tavrıyla ilgili
iddiaları geçersiz kılmıştır. Fazilet Partisi, seçimden kaçmaz. Biz, seçimden
niçin kaçalım ki? Asıl, seçimden kaçmak isteyen sizlersiniz. Her şey aziz milletin
gözleri önünde cereyan ediyor. Miting meydanlarında, hemşerim Mahsun Kırmızıgül
olmasa, çıkacak cesaretiniz yok; miting meydanlarında adam bulamıyorsunuz . Kim
seçimden kaçacak? (FP sıralarından alkışlar)
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir)
– Esasa gel...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Allahaşkına, bu meydanlara çıkıp da siz ne anlatacaksınız? Önce ANAP'lı
arkadaşlarıma sormak istiyorum; siz, ne anlatacaksınız? "Biz, sağın büyük
partisi olarak, merkez partisi olarak, Türkiye'yi yönetme cesaret ve yeterliliğine
sahip olamadığımız için 60 milletvekilli DSP'ye iktidar verdik" diye mi
anlatacaksınız?
NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Adil
düzeni anlatacağız!..
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU
(Devamla) – Hem, millet size niye oy versin
ki? Nasıl olsa, o oyları toplayıp gelecek ve yine alkışlar arasında, Ecevit'e
takdim edeceksiniz. Siz, allahaşkına, miting meydanlarında kendi partinize
mi yoksa Ecevit'e mi oy talep
edeceksiniz? Bunu, gerçekten merak ediyorum. İktidarlarınız dönemindeki zam,
zulüm ve kıyımları anlatarak mı milletten oy talep edeceksiniz? Yoksa, siz,
kapatılan imam hatip okulları, kilit vurulan Kur'an kursları, üniversite
kapılarından saçları başları yolunarak uzaklaştırılan başörtülü genç kızları,
şiir okuduğu için mahkûm edilen belediye başkanını anlatıp, milletin sizi
alkışlayacağını mı zannediyorsunuz! İşte meydan, işte sandık; hep birlikte
göreceğiz...
Bütün bu görüşmeler boyunca,
sizin, benim de içtenlikle katıldığım bir ifadeniz oldu; dediniz ki:
"Millet seçim istiyor" doğru söylediniz. Evet, millet seçim istiyor;
ama, millet, altyapısı oluşturulmuş, demokratik altyapısı oluşturulmuş seçim istiyor.
Neden bu seçimi istiyor? Mevcut Hükümete ve onun destekleyicisi partilere
soruyorum: Millet, niçin seçim istiyor allahaşkına?! Millet sizden kurtulmak
için seçim istiyor, gayet tabiî, seçim istiyor; kendisini bunaltan ekonomik
politikalarınızdan kurtulmak için seçim istiyor; millet bu baskıdan, bu
zulümden kurtulmak için, gayet tabiî ki, seçim istiyor.
Esnaf, evet esnaf seçim istiyor;
çünkü, siz, esnafa kepenk kapattırdınız; çünkü, esnaf, birçok günde siftah yapamadan dükkânını kapatmak zorunda
kalıyor; çünkü, siz, esnafa kan kusturdunuz, kan...
Sizin reform diye çıkardığınız şu
vergi kanunları, esnaf, sanatkâr ve işadamlarını batırdı. Veresiye kazancından
peşin vergi alıyorsunuz esnafın... Götürü usule tabi küçük esnaf, evraklarla,
belgelerle uğraşmaktan, üç beş kuruşluk alışveriş yapamaz hale geldi, para
kazanamaz hale geldi. Bütün vergi mükelleflerine potansiyel suçlu gözüyle
baktınız. Bu Vergi Kanunuyla, alışverişi, ticareti öldürdünüz.
İşadamları seçim istemekte haksız
mı; çünkü, onlar da sizin hükümetinizden bıktılar. İmalat yok, yatırım yok,
ticaret yok. Firmalar işçilerine 2001, 2002 yılının izinlerini, zorunlu
izinlerini kullandırıyorlar. Bu ülkede, sizin devri iktidarınızda binlerce
işyeri kapandı, var olan milyonlarca işsizin yanına yüzbinlerce işsiz daha
katıldı; çekler, senetler ödenmiyor, tahsil edilemiyor. Siz, çiftçi seçim
istiyor; doğru... Çiftçi de seçim istiyor, neden; çünkü, siz, çiftçinin
masraflarını kat kat artırdınız.
Dünya petrol fiyatları düşerken,
siz, haftada bir zam yapmayı bırakın, haftada iki, haftada üç defa zam
yapıyorsunuz. 55 inci Hükümet işbaşına geldiğinde hampetrolün varil fiyatı 25
dolarken, şimdi 13 dolara düştü; peki, siz neden zam yapıyorsunuz? Siz, 93 bin
liralık benzini 243 bin liraya çıkardınız; benzini, mazotu üçe katladınız.
Uzun lafın kısası, Türkiye'de,
insanlar, sizden, sizin ekonomi politikalarınızdan, sizin baskılarınızdan
bıktığı için seçim istiyor ve bu seçim de, elbette yapılacaktır.
Kotalara getirdiğiniz
sınırlamalardan bahsetmiyorum, et ithalatıyla ilgili aldığınız kararlardan
bahsetmiyorum, hayvancılığı nasıl öldürdüğünüzden bahsetmiyorum; ama, siz,
esnafa da, işçiye de, memura da, emekliye de kan kusturtunuz. Şimdi soruyorum,
bütün bir halkı böyle batırdınız da, allahaşkına, siz, kimi kurtardınız? Bu
sorunun cevabını da bir bulmaya çalışın. Çalışmadan, bir emek harcamadan
devleti hortumlayanları siz kurtardınız.
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) –
Birbirlerini kurtardılar...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Ha, bir de birbirinizi kurtardınız, doğru.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; şimdi gelelim 312 nci maddeye. Bu Hükümet, gerçekten de,
demokratikleşmenin önünü tıkamak için elinden gelen gayreti göstermektedir.
Bunun en açık örneğini, Türk Ceza Yasasının 312 nci maddesinin değiştirilmesi
konusunda görmek mümkündür. Bilindiği gibi, bundan önceki hükümet döneminde,
Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin değiştirilmesine ilişkin yasa taslağı
Meclise sevk edilmiş, komisyonlarda hep birlikte görüşülmüş ve nihayet Genel
Kurula indirilmiştir. Bu Yasanın, Eşber Yağmurdereli'nin aldığı mahkûmiyet
kararı üzerine değiştirilmek istendiği malumunuzdur; ancak, bir süre sonra,
Hükümet, kendi hazırladığı bu yasa tasarısının görüşülmesini engellemek yoluna
girmiştir. Peki, ne oldu da bu tavır değişikliği gerçekleşti; bu sorunun
cevabını, birkaç gün önce bu çatının altında Sayın Yıldırım Aktürk ve Sayın
Hikmet Sami Türk'ün ifşaat niteliğindeki açıklamalarıyla öğrenmiş bulunuyoruz.
Eşber Yağmurdereli'yi kurtarmak için hazırlanan yasa tasarısı, Tayyip Erdoğan'ı
mahkûm etmek için rafa kaldırılıyor. Hani siz "kişiye göre kanun çıkmaz,
Erbakan'ı kurtarmak için kanun yapılmaz" diyordunuz. Kişiye göre kanun
çıkmaz diyerek FP'yi eleştirmeye kalkanlara sesleniyorum: Skandal niteliğindeki
bu ifşaatı dinledikten sonra, sizin, hiç mi yüzünüz kızarmadı allahaşkına?! (FP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Peki, ya bir başbakanın,
Cumhuriyet Başsavcısının, kapalı kapılar ardındaki telkinleri ve yine, skandal
niteliğindeki açıklamaları üzerine takındığı tavırlara ne demeli?! Şimdi,
kalkmış, bu yasanın değiştirilmemesi gerektiğini, bu yasa olmazsa, laik cumhuriyeti
korumada devletin acze düşeceğini buyuruyorsunuz; çıkıp, bu kürsüden bu yasanın
gerekliliğini savunuyorsunuz... Bu yasa tasarısı Meclise sevk edilirken,
komisyonlarda görüşülürken aklınız nedereydi? Yoksa, o zaman uyarı almamıştınız
da, ondan mı yürekli birer demokrat oluvermiştiniz?! Siz nerede, demokrasi
nerede, demokrat olmak nerede!.. (FP sıralarından "Bravo" sesleri)
AHMET KABİL (Rize) – Ama, siz
karşıydınız...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Hem, bu iddiada da gerçeklik payı yoktur. Bu yasanın, laik cumhuriyeti korumakla
da hiçbir alakası yoktur. Şimdi, sayıyorum size: Haluk Gerger, Oral Çalışlar,
Fikret Başkaya, Eşber Yağmurdereli, Yaşar Kemal, Akın Birdal, laik cumhuriyeti
yıkmak teşebbüsünde bulundukları için mi bu yasadan mahkûm oldular, bu yasayla
yargılanıyorlar? Bu yasanın, ne zaman, nerede, hangi vatan evladının önüne,
hangi kurgu ve yorumlarla getirilip, konulacağını tahmin edebilmek bile
imkânsız hale gelmiştir. Böyle sübjektif ceza yasası olmaz.
Evet, Tayyip Erdoğan'ın
mahkûmiyeti uğruna bu yasadan vazgeçtiniz. Vazgeçtiniz de ne oldu?.. Henüz 40
yaşındaki başarılı bir siyasetçi, şiir okudu diye ömürboyu siyaset yasağıyla
cezalandırılınca, bunu, siz içinize sindirebildiniz mi? Sayın Başbakan
sindiremediğini ifade buyuruyor. Vicdanınız müsterih mi allahaşkına?! Milletin
gözünün içine baka baka "oh oldu" diyebiliyor musunuz?
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) –
Diyorlar... Diyorlar...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Siz, kapalı kapılar ardındaki müzakereler sonucu bu yasayı değiştirmekten
vazgeçtiniz; ama, merak etmeyin, millet de kapalı sandıklara atacağı, o,
anasının ak sütü gibi helal oylarıyla Tayyip'e ve daha nice fikir ve siyaset
erbabına özgürlüğün kapısını aralayacaktır. (FP sıralarından alkışlar)
Ne acıdır ki, bu yasa, uygulamada
sübjektif değerlendirmeler, indi mütalaalarla bir baskı rejimi kurmanın aracı
haline getirilmiştir. Demokratik tepkilerini, siyasal karar organına iletmek
isteyen insanların ortaya koydukları her eylem biçimi 312 kapsamına alınıp
mahkûm ediliyor. Peki, bununla nereye varılacak? El ele tutuşmak suç, şiir
okumak suç, düşüncesini ifade etmek suç, kitap yazmak suç, dernek kurmak suç,
vakıf yöneticisi olmak suç. Siz, bununla nereye varmak istiyorsunuz Allah
aşkınıza?!.
Beyler, Türkiye'yi bir sağırlar ve
dilsizler ülkesi haline getirmek kimsenin işine yaramaz. Beyler, düşünceyi
yasaklamak çağdışıdır. Biz, hatalı, hatta yanlış düşüncelerin bile doğruyu
bulmaya katkısı olacağını bilerek tahammül etmeyi öğrenmek durumundayız. Hatalı
olanı dinlemeden doğru olanı nasıl tespit edeceğiz?!. Zaten, demokrasinin de en
temel özelliği bu değil midir? Tek tip insan, tek tip giysi, tek çeşit yemek,
tek tip düşünce olur mu?!. Olursa, buna demokrasi denir mi; olursa, buna
insanlık denilir mi?!. Böyle bir anlayışla ne toplumsal barış sağlanır, ne de
sevgi toplumu oluşur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu Hükümet, gerçekten de demokrasi özürlüdür. Kendisine destek
veren partilerin bile onun ara rejim hükümeti olduğu konusunda bir kuşkuları
yoktur. Seçim yasaklarının başladığı ve seçim güvenliğinden, yalnızca, Yüksek
Seçim Kurulunun sorumlu ve yetkili olduğu bir dönemde, Sayın Başbakan
genelgeler yayımlıyor; valilere, kaymakamlara, emniyet yetkililerine hafiyelik
görevi veriyor. Siyasetçilerin peşine düşün diyor; konuşmalarını izleyin, kayıt
altına alın, bir yanlış mı yaptılar hemen enselerinden yakalayıverin!.. Evet,
hazır savcılarımız idamlık iddianameler hazırlamaya başlamış, siz de boş
durmayın diyor valilere, kaymakamlara...
Evet, siyaset tehlikeli bir meslek
haline getirildi. Kimin, yarın, nerede, hangi iddialarla suçlanacağı belli
değil. Hukuk rafa kaldırıldı. Siyasetçiler kurgu filmindeki gibi kurgulanmış,
beş, on, hatta yirmi yıl önce söyledikleri iddia edilen sözler dolayısıyla
itham ediliyor, suçlanıyorlar. Kol kırmak, kafa koparmak, idam sehpalarında
sallandırılmak tehditleri vakayi adiye haline getirildi. Peki, bu şartlar
altında nasıl seçim yapacağız?!. Ne diyeceksiniz millete; neyin seçimine
gidiyoruz diyeceksiniz?!. Siyasetçinin güvencesi ne?!. Sanmayın ki, kendi
adıma, kendi partim adına endişe duyuyorum. Bu güvence, yarın sizin için de
gerekli olacak. Bugün benim mum ışığıyla aradığım adaleti, hukuku, Allah
korusun, yarın siz, gün ışığında aramaya kalkışırsanız hiç şaşırmayınız. Ben,
bu güvenceyi, sadece Fazilet Partisi adına değil, bütün siyasî partiler adına
arıyorum.
NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Seçim
yapmayalım mı demek istiyorsun?!
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Seçimi yapacağız; gelin, altyapısını, demokratik kanunları, yasaları çıkaralım,
hemen seçim yapalım.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir)
– Sen seçime girmiyor musun?
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Siz, seçimden kaçıyorsunuz; biz seçimden kaçmıyoruz. Siz, sadece seçimden
kaçıyor değilsiniz; demokrasiden kaçıyorsunuz, milletten kaçıyorsunuz;
milletten kaçıyorsunuz siz.(FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir)
– Kendine güven...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bizim demokrasimiz özürlü bir
demokrasidir. Demokrasinin zaman zaman kesintiye uğradığı, uğratıldığı herkesin
malumudur. Bu nedenle de, muhtıra, darbe siyasî yasak gibi, demokratik bir
ülkede telaffuzu bile yakışık almayan sözcükler, ne yazık ki, günlük
konuşmalarımıza girmiş bulunuyor. Ben, bundan, bir siyasetçi olarak, utanç
duyuyorum. Zannederim ki, demokrat olduğunu iddia eden hiç kimse bu
sözcüklerden pek haz duymaz.
Şimdi, deniliyor ki, Sayın
Erbakan'ın siyasî yasağını kaldırmak için mücadele veriliyor. Soruyorum size,
veriliyorsa ne oluyor? Dün, bugünkü Başbakanlık koltuğunda oturan zat siyasî
yasaklıydı; bugün Çankaya'da oturan Sayın Demirel siyasî yasaklıydı...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FARİS ÖZDEMİR (Batman) – Başkan,
süre bitti.
BAŞKAN – Üç yıl üç ay oldu, hâlâ,
Başkanlığa karşı nasıl hitap edileceğini öğrenme becerisini gösteremeyen
arkadaşlarım var; üzgünüm; umuyorum, 21 nci Dönemde daha dikkatli olur;
inşallah üçüncü okuyuşunda öğrenir...
Buyurun efendim.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) –
Zannederim ki, demokrat olduğunu iddia eden hiç kimse bu sözcüklerden haz duymaz
dedim.
Şimdi Cumhurbaşkanlığı köşkünde
bulunan Sayın Cumhurbaşkanımız da dün siyasî yasaklıydı; hatta, öyle bir siyasî
yasaklı dönemi vardı ki, gazetelerde Süleyman Demirel sözcüğüne ambargo
konulmuştu, o isim bile telaffuz edilemiyordu. Dün, siyasî yasaklı haline
getirilen, Zincirbozanlara sürgünlere gönderilen Demirel, bugün, Cumhurbaşkanı,
Sayın Ecevit de Başbakandır ve bu iki siyasetçi de, yasakların kaldırılması
için her türlü mücadeleyi yaptılar. Peki, Sayın Erbakan siyasî yasaklı olunca
mücadele etmeyecek mi; siyasî yasağı
kalkmayacak mı? Bugün yasaklı olan Sayın Erbakan'ın yarın hangi makamda
olacağını kim bilir? Kim karar verecek buna; mahkemeler mi karar verecek,
yoksa, bu aziz millet mi karar verecek; kuşkusuz, aziz millet karar verecek.
(FP sıralarından alkışlar)
"Efendim, Fazilet Partisi
Sayın Erbakan'ın siyasî yasaklılığına karşı çıkıyor; o halde, Refah Partisinin
devamı mı?" Böyle gülünç iddialarla ortaya çıkıp, kimsenin kafasını
bulandırmaya kalkışmayın. Fazilet Partili her milletvekili, eğer, bugün, siyasî
yasaklı konumunda Sayın Ecevit olsaydı aynı mücadeleyi verirdi, Sayın Yılmaz da
olsaydı aynı mücadeleyi verirdi. Biz "bu ülkede siyasî yasak olmasın"
diyoruz.
Ha, siz, siyasî yasak koymakla da
kalmamışsınız. Beyler, bir duygu sömürüsüne girecek değilim, buna bizim
ihtiyacımız da yok, gerek de yok; ama, yetmiş küsur yaşındaki bir siyasetçiyi,
otuz yıl bu ülkenin kaderi üzerinde -şöyle veya böyle, beğenseniz de beğenmeseniz
de- etkili olmuş bir siyasetçiyi, üç günde bir, onbeş yıl önce, yirmi yıl önce
yapıldığı iddia edilen kasetler yüzünden mahkemenin huzuruna çıkarıp, getirmek,
kime ne yarar sağlayacak allahaşkınıza? Siz, bundan mutlu oluyor musunuz? Ben
mutlu olmuyorum, acı duyuyorum. Buna Sayın Ecevit muhatap olsaydı, onun için de
acı duyardım. Bir milletvekili olarak, bir vefa borcunun gereği olarak, bu
siyasî yasakların karşısında direnmek gerektiğini ifade ediyorum. Bunun
partiyle, particilikle ne alakası var allahaşkınıza?
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; konuşmamı burada noktalarken, Meclisin açıldığı günden bu
yana, şu son toplantıdan bu yana, ifade edilen sözcükleri, ortaya konulan
tavırları, Türk siyasî nezaketiyle ve siyaset etiğiyle asla bağdaştırmadığımı
ifade ederek sözlerimi bitirmek istiyorum. Elbette bu ülkede birçok insan
olabilir, bu ülkede, Egesellere özenen insanlar da olabilir, bu ülkede idam
sehpalarından bahsederek, aba altından sopa göstererek milletin hür iradesi
üzerine ipotek koymaya yeltenenler de olabilir; ama, unutmayınız ki, bu ülkede,
demokrasiye aşık, inandığı uğurda hayatını feda etmekten asla vazgeçmeyecek
milyonlar da vardır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Hatipoğlu, teşekkür
ediyorum.
Demokratik Sol Parti Grubunun
görüşlerini arz ve ifade etmek üzere Sayın Temizel; buyurun. (DSP sıralarından
alkışlar)
DSP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Başbakan Sayın Bülent Ecevit hakkında verilen ve geçtiğimiz
günlerde gündeme alınan gensoru önergesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu
adına, söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 16 Şubat
günü, bu Mecliste, 18 Nisan seçimlerinden sonra toplanılmak üzere ara verme
kararı aldıktan sonra, büyük bir çoğunluğumuz gibi, benim de içimde bir
burukluk vardı. Bu burukluk, çok büyük ölçüde 20 nci Dönem milletvekilleri
olarak görevlerimizi gereğince yapıp yapmadığımız, ülkenin çözüm bekleyen
sorunlarına gerçekçi yaklaşımlar getirip getirmediğimiz konularından
kaynaklanıyordu.
Belki sizler de düşündünüz, hatta
yapılan konuşmalardan hâlâ düşündüğünüz de ortaya çıkıyor. Keşke şu yasaları
çıkartıp öyle tatile girseydik; 20 nci Dönem Meclisi, kendisinden beklenenleri
hiç değilse büyük ölçüde yerine getirseydi diye düşündünüz. Ancak, herhangi bir
şey yapma olanağı kalmamıştı.
Bugün, bu Mecliste, şu yapılmadı,
bu yapılmadı diyen insanların çok fazla geriye değil, sadece dört hafta geriye
dönerek, Meclisin o günkü yapısına bir bakmalarını istiyoruz. Mecliste toplantı
yetersayısını sağlama olanağı kalmamıştı. Defalarca yapılan yoklamalar,
yoklamalardan sonra bir daha yapılan yoklamalar Meclisi çalıştırmaktan
alıkoydu. Bu koşullar altında ne yapılabilirdi: Bu koşullar altında yapılacak olan,
zaten, bir yıl önce alınmış seçim kararı gereği olarak Meclisin bir an önce
tatile girmesiydi ve seçimlerin de demokratik bir sistem içerisinde, sağlıklı
bir şekilde, esenlikle sağlanmasıydı, yapılmasıydı. Demokrasinin bir süreç
olduğunu, yeni kurulacak Meclisin çalışma bakımından bizden daha şanslı
olmasını dileyerek ve Mecliste sağlayamadığımız çoğunluğun, seçimlerden sonra
toplanacak Mecliste halk tarafından sağlanacağı inancıyla Meclisi tatile
soktuk. Evet, bu Mecliste sağlayamadığımız çoğunluğun, şu anda, birkaç gün
öncesini unutarak, çok ağır suçlamalara neden olarak ileri sürdüğümüz
görüşlerin, halk tarafından, önümüzdeki Mecliste sağlanacak olan çoğunlukla
giderilebileceğini umduk ve bu inancımızı da sürekli koruduk, hâlâ da
koruyoruz.
Meclisten ayrılırken başka
arkadaşlar düşündüler mi bilmiyorum; ama, ben, inşallah, seçimlerden önce bu
Meclisi bir defa daha toplamak zorunda kalmayız diye bu Meclisten ayrıldım;
çünkü, İçtüzüğümüz, her ne kadar çok açık olarak belirtmiyorsa da, ancak
olağanüstü durumlarda -ki, Allah göstermesin, öyle durumları Türkiye'ye
göstermesin- öyle bir durum olması halinde Meclisin toplanmasını öngörüyordu.
Elbette ki, biz de, Meclisin, ülkenin böyle bir durumla karşılaşmasından sonra
toplanmasını kesin olarak arzu etmiyorduk.
Değerli milletvekilleri, 20 nci
Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi çok yoğun şekilde eleştirildi; bundan sonra
da eleştirilmeye devam edecek; ancak, bu Meclisin sadece olumsuz tarafları
sergilenmemeli, olumlu olarak yaptığı işler de hatırlanmalı. 20 nci Dönem, çok
önemli çalışmalar da gerçekleştirdi. 20 nci Dönem Meclis, 4208 sayılı Karapara
Aklama Suçları Hakkındaki Yasayı gerçekleştirdi, 20 nci Dönem Meclisi Trafik
Yasasını çıkardı, 20 nci Dönem Meclisi Haller Yasasını çıkardı, Mera Yasasını
çıkardı, 4325 sayılı Olağanüstü Hal Bölgesi ve Gelişmekte Olan Yörelerde
Yatırımların Teşvikine Dönük Yasayı çıkardı, Sekiz Yıllık Temel Eğitim Yasasını
çıkardı, vergi reformunu çıkardı, vergi reformunu gerçekleştirdi; biraz önce,
anlamsız şekilde ve doğru olmayan bir şekilde eleştirilen Vergi Yasasını
çıkardı.
Başlangıçta, şunu kendimiz de çok
açık olarak itiraf edelim ki, birçok konuda bu Mecliste mutabakat sağlanıyordu,
bu konularda sağlanan mutabakat çerçevesinde de Genel Kurul üreticiydi,
üretkendi, yasalar çıkartıyordu. Komisyonlardan tam mutabakat halinde geçirilen
bazı yasalar bir türlü Genel Kurulun gündemine, bu çıkartılan yasaların
dışında, maalesef alınmadı. Bu, birden bire oluşan olayı anlamak mümkün
değildi, Meclis üretimden düşürüldü. Bugün, özellikle 54 üncü hükümet döneminde
tam bir mutabakat içerisinde hazırlanmış olan gümrük yasasının Genel Kuruldan
geçirilmemesinin anlamını hâlâ kavrayabilmiş değilim. Hiç kimsenin tek bir
itirazı yoktu, neredeyse İçtüzüğün 91 inci maddesi uyarınca temel yasalar kapsamında,
geneli üzerinde konuşulup oylanacak bir yasaydı; ama görüşülmedi, neden
görüşülmedi?.. Bunun mutlaka ve mutlaka yanıtının verilmesi lazım.
Bankalar yasası. Bankalar
yasasının hangi zorunluluklardan kaynaklandığını hepimiz çok çok iyi
biliyorduk, çok iyi biliyorduk. Nitekim, konuştuk, niye çıkarttığımız konusunda
veya niye çıkartılması gerekliliği konusunda mutabakat sağladık; peki, bu yasayı
niye görüşemedik Genel Kurulda? Defalarca şurada belirli sayıda insan oturdu,
çoğunluk sağlamaya çalıştı, toplantı yeter sayısını sağlayamadı. Bu görüşmeyi
yapmamakla Meclis ülkeye ne kazandırdı, bunun da yanıtını vermek gerek. Neler
engel oldu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tam mutabakat halinde hazırlanmış
olan Bankalar yasasının görüşülmesine?
Değerli milletvekilleri, 20 nci
Dönem Meclisinin bir unvanı daha oldu, bilmiyorum, bu, gerçek anlamda bilimsel
bir araştırmaya veya tam bir tesbite dayanmıyor; ama, 20 nci Dönem Meclisi,
bana göre, en fazla soruşturma yapılan; fakat, en az sonuç alınan bir Meclis
oldu. Yolsuzluk, usulsüzlük iddiaları havalarda uçuştu, Meclis, zamanının büyük
bir kısmını bu soruşturmalara ayırdı; ancak, Meclisin bu konulardaki başarısı,
sivil yurttaş girişimleri kadar bile olamadı. Bu da, Meclisimizin, 20 nci Dönem
çalışmaları için, altı çizilmesi gereken bir olay.
Ancak, 20 nci Dönem Meclisi,
demokrasimiz adına da sevinilecek bazı gelenekler oluşturdu; azınlık
hükümetleri demokratik sistemimizde yer buldu, uzlaşma kültürü gerçekten
gelişti, uzlaşıldı, birçok konuda uzlaşıldı.
Şu anda, Başbakan hakkında ve
hükümet hakkında verilen gensorusunu görüştüğümüz 56 ncı hükümet de, bu kültür
gereği olarak oluştu, kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 61 üyesi olan
bir parti, 306 oyla güvenoyu alarak, ülkeyi seçimlere taşıma sorumluluğunu
üstlendi. Bugün "61 milletvekiliyle yarım yamalak hükümetler
kurulmuştur" diye Başbakanı eleştirenler, hükümete güvenoyu vermiş olan
306 milletvekilini yok sayıyorlar; demokratlık adına demokrasiyi çiğniyorlar.
306 milletvekilinin verdiği güvenoyuyla güvenoyu almış ve çalışmaya başlamış
bir hükümet, eğer ararejim hükümetiyse, bu insanların demokratlığından da,
demokrasi mücadelesinde de kuşku duymak bizim hakkımız.
Birkaç gün önceki gensoru
görüşmeleri karşısında, Sayın Ecevit, Parlanmento çoğunluğuna karşı mücadele
etmekle suçlandı.
Değerli arkadaşlar, Sayın Ecevit,
Parlamento çoğunluğuna karşı mücadele etmiyor. Sayın Ecevit, ülkenin istikrar
içerisinde yönetilmesi için mücadele ediyor. İstikrarsızlığın ve belirsizliğin,
ülkeyi, ekonomik olarak, sosyal olarak nerelere sürükleyebileceğini görüyor,
onun önünü kesmek için çabalıyor, onun mücadelesini veriyor. Ülkeyi esenlik
içerisinde seçimlere götürmeye söz vermiş biri olarak, kararlılıkla, verdiği
sözü yerine getirmeye çalışıyor. Böylece, verdiği bir sözü kararlılıkla yerine
getirmeye çalıştığı için, ülkenin bir belirsizliğe sürüklenmemesi için
uğraşması nedeniyle, gensoru verilen ilk Başbakan unvanını da kazanmış oluyor.
Değerli milletvekilleri, bugün
gensorusunu görüştüğünüz bu hükümet ne yaptı; gerçekten bu hükümet ne yaptı?
Devletin yükümlülüklerini mi yerine getirmedi? 56 ncı hükümet kurulduğu zaman,
görev süresi olarak belirlenmiş olan dört ay içerisinde 24,5 milyar dolar borç
ödemesi söz konusu idi, bu yükümlülüklerini ocak ayında 6,8 milyar dolar, şubat
ayında 5,7 milyar dolar olmak üzere, kuruşu kuruşuna yerine getirdi. Mart ayı
boyunca 5 milyar dolar, nisan ayında da 6,7 milyar dolarlık bu yükümlülüklerini
yine yerine getirecek. Üstelik, bu yükümlülüklerin -yine bazı arkadaşlarımızın
gerçekten çok sorumsuzca ifade ettiği gibi- devletin devamlılığı gereği, ta
1977 yılının haziranından geldiği, bunun tutarının da 1,6 katrilyon lira
olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Devlette bir devamlılık vardır ve
üstelik, devleti yönetenlerin kim olduğu, ne zaman yaptıklarına bakılmaksızın
bu yükümlülükler yerine getirilir. Dolayısıyla, bir hükümetin "şu kadar
fazla borç ödüyorsanız onu siz yaptınız" diye suçlanması gerçekten tutarlı
değildir.
Peki, ne yaptı bu hükümet; buğday
üreticisine, pamuk üreticisine, şekerpancarı üreticisine, kısacası tüm
çiftçilerimize karşı yükümlülüklerini mi yerine getirmedi?! Aksine, 485 trilyon
lira kaynak yarattı ve bunu çiftçimize ödedi. Kalan yükümlülüklerini de, zamanı
geldiğinde, kuruşu kuruşuna yerine getirecek.
Peki, ne yaptı bu hükümet; binlerce kişiyi