DÖNEM : 20 CİLT : 68 YASAMA YILI : 4

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

38 inci Birleşim

29. 12 . 1998 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

1.—Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, Doğu Anadoluda kış turizminde karşılaşılan problemler ve kış turizmindeki gelişme olanaklarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. — Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın, sınır ticareti muvacehesinde İran’dan elma ithal edildiğine, bunun da ülkemizdeki elma üreticilerini çok büyük sıkıntıya düşürdüğüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun cevabı

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. —İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 20 arkadaşının, mevzuata aykırı şekilde yapılan telefon dinleme olaylarının kimler tarafından, ne zaman ve nasıl yapıldığının saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/304)

C)TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. —Romanya’ya resmî ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e refakat eden heyete katılan milletvekilline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1859)

IV.—ÖNERİLER

A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.—786 sıra sayılı 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısının gündemdeki yerine ve gündemin 4 üncü sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

2.— 30.12.1998 Çarşamba ve 31.12.1998 Perşembe günleri Genel Kurul çalışmalarının yapılmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V.—GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A)GÖRÜŞMELER

1.—İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 19 arkadaşı, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 12 arkadaşı, Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşı, Kütahya Milletvekili Emin Karaa ve 22 arkadaşı, İzmir Milletvekili Işın Çelebi ve 25 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık ve 22 arkadaşı ile Hatay Milletvekili Fuat Çay ve 25 arkadaşının, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulusüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S. Sayısı :743)

VI. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.—Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı :232)

2. —1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya Kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/860) (S. Sayısı :786)

VII. —SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.—DSPGrup Başkanvekili Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu’nun, Adana Milletvekili İ. Ertan Yülek’in partisine sataşması nedeniyle konuşması

VIII.—SORULAR VE CEVAPLAR

A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.—Şırnak Milletvekili Bayar Ökten’in, TELEKOM’a alınan personele ilişkin sorusu ve Başbakan Mesut Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/6540)

2.—Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir Sosyal Hizmetler İl Müdürünün başka bir ile atanmasının nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin yazılı cevabı (7/6558)

3. —Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, bazı kuruluşlar tarafından düzenlenen Demokratik Eğitim Kurultayında yapılan konuşmaları içeren kitabın incelenip incelenmediğine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6561)

4. —Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, öğrenci taşıma servislerine ödenecek paralara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6562)

5.—Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Turkcell ve Telsim ile yapılan Gelir Paylaşımı Sözleşmesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yazılı cevabı (7/6568)

6.—Hatay Milletvekili Süleyman Metin Kalkan’ın, TRT ve Anadolu Ajansında yapılan atamalara ve çalışan personel sayısına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı (7/6576)

7.—İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6604)

8. —İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın, Güneydoğuda bozulmuş BCG aşısı kullanıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un yazılı cevabı (7/6607)

9.—Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın;

—Ağrı Havaalanı pistinin uzatılması projesinin 1999 yılı programına alınıp alınmayacağına,

—THY uçuş filosunda bulunan uçaklardan birine “Ağrı” adının verilip verilmeyeceğine,

İlişkin soruları ve Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yazılı cevabı (7/6610, 6611)

10.—Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, TBMM’nin 20 nci Dönem yasama ve denetim faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (8/6636)

I. —GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.

Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin’in, Kubilay’ın Menemen’de şehit edilişinin 68 inci Yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay,

Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, GAP’ın ülke ekonomisine etkileri ve bu projenin devamı için önümüzdeki bütçelere gerekli kaynakların konulmasına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım,

Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı’nın, Antep fıstığında kanserojen madde bulunduğuna dair yapılan spekülasyonlara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar,

Cevap verdiler.

Bakanlar Kurulunun yeniden teşkili için, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 uncu maddesi uyarınca, Muğla Milletvekili E. Yalım Erez’in görevlendirildiğine, seçilecek bakanların atanmaları yapıldıktan sonra, Bakanlar Kurulu listesinin ayrıca gönderileceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi,

Başbakanlığın :

TBMM İçtüzüğünün 78 inci maddesine göre, Genel kurul ve komisyonlarda bulunan tasarılardan bazılarının görüşülmesine devam edilmesine ilişkin tezkereleri ile,

Bazılarının görüşülmesine devam edilmesine dair ilgi yazının işlemden kaldırılmasına ilişkin tezkeresi,

(9/31) esas numaralı Soruşturma Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin tezkeresi,

İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in (9/29),

Afyon Milletvekili Yaman Törüner’in (9/31),

Esas numaralı Soruşturma Komisyonları üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin önergeleri,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Genel Kurulun 29.12.1998 Salı günkü birleşiminin saat 13.00’te başlamasının ve bu birleşimide sözlü sorular ile denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Danışma Kurulu önerisi ile,

Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 31.12.1998 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi, yapılan görüşmelerden sonra,

Kabul edildi.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporunun (S. Sayısı :743) görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

(9/33) ve (9/34) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonlarına, siyasî parti gruplarının güçleri oranında verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterdikleri adaylar arasından adçekmek suretiyle üye seçimi yapıldı; başkanlıkça, komisyonların başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

Grupların da mutabakatıyla, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili Meclis araştırması komisyonunun 743 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeyi yapmak ve alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 29 Aralık 1998 Salı günü saat 13.00’te toplanmak üzere, Birleşime 17.11’de son verildi.

Uluç Gürkan

Başkanvekili

Ünal Yaşar Haluk Yıldız

Gaziantep Kastamonu

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

II.—GELEN KÂĞITLAR

25.12.1998 CUMA No. :47

Rapor

1. — 1999 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya Kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/860) (S. Sayısı: 786) (Dağıtma tarihi : 25.12.1998) (GÜNDEME)

28.12.1998 Pazartesi

Yazılı Soru Önergeleri No. :48

1. — Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Emlak Menkul Değerler tarafından Başbakanlık emrine tahsis edilmek üzere araç satın alındığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6667) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.12.1998)

2. — Çankırı Milletvekili İsmail Coşar’ın, TBMM’nin 20 nci yasama dönemindeki faaliyetlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/6668) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.12.1998)

3. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, İstanbul eski belediye başkanının posterini dükkânına asan bir şahsın mahkûm edildiği yolundaki habere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6669) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.12.1998)

4. — İzmir Milletvekili Metin Öney’in, Devlet birimlerince veya bunların dışındaki kişilerce dinlenen telefonların kasetlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6670) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

5. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, İlkokulu üç yıl önce bitiren çocukların altıncı sınıfa kayıtlarının yapılmadığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6671) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

6. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya-Akşehir İlçesi Savaş Köyünde bulunan tarihî bir hamama ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/6672) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.1998)

7. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya-Akşehir Yayla Kasabası sağlık evinin personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6673) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

8. — Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Balıkesir-Kütahya arası posta treninin Soma’dan geçip geçmeyeceğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6674) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

9. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Bursa Valisinin İmam Hatip Lisesi öğretmen, öğrenci ve velileri üzerinde baskı uyguladığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6675) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

10. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya-Kadınhanı İlçesi Hacı Mehmetli Köyü Sağlık Evinin ne zaman hizmete açılacağına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6676) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

11. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya yöresindeki pancar üreticilerinin ürünlerine ucuz fiyat uygulandığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6677) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

12. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya-Akşehir İlçesi Karabulut Köyü çiftçilerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6678) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

13. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya-Akşehir İlçesi Engilli Köyü yoluna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6679) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

14. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, TÜMTİS ‘in aranmasına ve bazı yöneticilerinin gözaltına alınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6680) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

15. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Meriç Deltasındaki Gala Gölü’nün korunmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6681) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

16. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, TÜREV’in faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6682) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

17. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Muğla Erkek Öğrenci Yurduna ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6683) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

18. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Eğitime Katkı Payı Fonu’nda biriken paraların nerelerde kullanıldığına ve denetimine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6684) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

19. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, pamuk üreticilerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6685) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

20. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Kars SSK Hastanesinin doktor ve hizmetli ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6686) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

21. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, edebiyat fakültelerinden lisans diploması alan öğrencilerin lise öğretmeni olmalarını engelleyen bir Y.Ö.K.kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6687) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

22. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, İdil Kültür Merkezi’nin kurucusuna gözaltında işkence yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6688) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

23. — Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, zeytin bedellerinin ne zaman ödeneceğine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6689) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

29.12.1998 Salı

Tasarı No. : 49

1. — Balkan Ticareti Geliştirme Bölge Merkezi Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/862) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

Sözlü Soru Önergesi

1. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Berlin’de düzenlenen Türk Kültürünü Tanıtma etkinliklerine katılan sanatçılara ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/1252) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, kısa dönem dövizle askerlik yapan kişilere ilişkin Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6690) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.12.1998)

2. — Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey’in, üniversitelerden ilişiği kesilen öğretim üyelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6691)(Başkanlığa geliş tarihi : 22.12.1998)

3.— Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, gözaltındaki bir işadamına işkence yapıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6692)(Başkanlığa geliş tarihi : 22.12.1998)

4.— Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, yeni hizmete açılan okullara ve taşımalı eğitim uygulamasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6693) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

5. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Almanya-Berlin’de düzenlenen Türk Kültürünü Tanıtma etkinliklerine ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/6694)(Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

6. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya-Akşehir-Polatlı karayolunda Karabulut Köyü civarında meydana gelen kazalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6695)(Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

7. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Erzincan İlinde yatırım programında yer alan yol projelerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6696) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.12.1998)

8.— Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, doktorların çalışma şartlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6697)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

9. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, başörtüsü nedeniyle idare aleyhine açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6698)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

10. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Bursa Valisinin yayımladığı başörtüsü yasağı ile ilgili genelgeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6699)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

11.— Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, üretim ve pazar kapasitesinin artırılmasına yönelik önlemlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6700) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

12.— Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, açılmış olan memur sınavının iptal edilip edilmediğine ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/6701)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

13. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Başbakanlık Merkez Teşkilatında istisnaî kadrolara atanan kişilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6702)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

14. — Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, üniversitelerde yaşanan olaylara karşı alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6703)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

15. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Yozgat-Boğazlıyan-Uzunlu kasabasında bir şahsa ait arazilerin tapularının verilmemesinin nedenine ilişkin Devlet Bakanından (Işılay Saygın) yazılı soru önergesi (7/6704)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

16. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Yüksek Askerî Şûra kararlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6705)(Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

17.— Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün, R.T.Ü.K. tarafından iptal edilen yerel televizyonların frekans ihalelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6706) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

18.— İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, ITU’ın Türkiye’ye ayırdığı uydu yörüngelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6707)(Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

19.— Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey’in, İstanbul Üniversitesi ve Y.Ö.K. hesaplarının bulunduğu bankalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6708) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

20.— Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, et, kasaplık hayvan, peynir ve tereyağı ithaliyle ilgili kararnameye ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6709)(Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

21.— İçel Milletvekili Saffet Benli’nin, Samsun-Ankara karayolunda meydana gelen kazalara karşı alınacak tedbirlere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6710)(Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

22. — Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Meksika’daki Büyükelçiliğimizde meydana gelen yolsuzluklar hakkında yapılan işlemlere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6711)(Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

23. — Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, BOTAŞ’ın mavi akım projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6712)(Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

24. — Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız’ın, Erzincan’da okulların çalışma saatlerinin iftar saatine göre ayarlandığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6713)(Başkanlığa geliş tarihi : 25.12.1998)

Meclis Araştırması Önergesi

1. — İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 20 arkadaşının, mevzuata aykırı bir şekilde yapılan telefon dinleme olaylarının kimler tarafından ne zaman ve nasıl yapıldığının saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/304) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.12.1998)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.— Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin’in, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde çalışan mevsimlik işçilere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6533)

2.— Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Sıvas Demir Çelik İşletmesi A.Ş.’nin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6536)

3.— Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Devlet veya Vakıf yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının ve öğrencilerin sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6537)

4.— Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Trabzon Kalkınma Vakfının faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6539)

5.— Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Abdullah Öcalan’ın devlet bursu alıp almadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6542)

6.— Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, G.Ü. Mühendislik- Mimarlık Fakültesinde bir araştırma görevlisinin verdiği dilekçelerin işleme konulmadığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6543)

7.— Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, Diyarbakır Alatosun beldesinin doktor, sağlık elemanı, derslik ve öğretmen ihtiyacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6546)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 13.00

29 Aralık 1998 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38 inci Birleşimini açıyorum.

Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz verdim.

"Sınır ticareti muvacehesinde, İran'dan elma ithal edildiği görülmektedir. Bu, ülkemizdeki üreticileri çok büyük sıkıntıya düşürmektedir. Elma ithalatıyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gündemdışı konuşmak istiyorum" diye talepte bulunan, Denizli Milletvekili Sayın Gözlükaya'yı davet edeceğim.

Sayın Gözlükaya?.. Yok.

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

1.—Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, Doğu Anadolu’da kış turizminde karşılaşılan problemler ve kış turizmindeki gelişme olanaklarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Gündemdışı söz, Doğu Anadolu'da kış turizminde karşılaşılan problemler ve kış turizmindeki gelişme olanakları konusunda söz isteyen, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat'a verilmiştir.

Buyurun Sayın Polat. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Doğu Anadolu'da kış turizmi ve gelişme olanakları konusunda gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Ekonomik ve sosyal yönlerine ülke geneli açısından bakıldığında, net olarak negatif yönleri ağır basan bu bölge, 2 bin ilâ 3 bin metre yükseklikteki konumu, dağları, yaylaları, uzun süren kış şartlarıyla, kış turizminin gelişmesine son derece elverişli bir coğrafî yapıya sahiptir.

Erzurum-Palandöken, Kars-Sarıkamış, Bitlis-Altınkanbur ve Bingöl-Kurucadağ olmak üzere, 4 bölgede kayak spor merkezi mevcuttur.

Kalkınma planı hedeflerine uygun olarak, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından, 1993 yılında, Erzurum–Palandöken kış sporları merkezi ve turizm master planı çalışması yaptırılmış ve uygulamaya konulmuştur. Master plana göre, önümüzdeki on yılı aşkın süre içerisinde, aşamalı olarak yapılacak yatırımlarla, Palandöken, bir uluslararası kış sporları ve turizm merkezi olabilecektir.

Kış turizmi, turizm pazarlarında gittikçe artan oranda talep edilen turizm türleri arasında bulunmaktadır. Kış turizminde, tatil imkânlarını değerlendirmek isteyen çeşitli yaş gruplarından insanlar, kısa sürede ulaşabilecekleri kış turizm merkezlerine yönelmektedirler.

Konaklama, ulaşım, iletişim gibi altyapı hizmetlerinin, kış koşullarında sürekli ve kullanıma hazır tutulması gerektiği gibi, özellikle kayak pistleri, telesiyej ve teleski imkânlarının sağlanması ve kalitesinin de yüksek tutulması gerekmektedir.

Kış turizmi, odağında kayak sporunun bulunduğu bir turizm olup, kayağa uygun, kaliteli karın varlığı ve karın uzun bir süre yerde kalması da, kış turizmi açısından oldukça önemlidir.

Doğu Anadolu Bölgemiz, kışın, dört ilâ altı ay süreyle karlarla kaplı kalmaktadır. Bu süre, esasen, geleneksel yaz mevsimi turizm türlerinin süresine de eşittir.

Turizm sektörünün bir özelliği de, genellikle maddî yönden güçlü olan kişilerin yaptığı harcamaların orta ve düşük gelir grubunda olan kimselere gitmesiyle sosyal dengenin tesisine önemli katkıda bulunması; yine, pratik bir kural olarak, gecelemeli veya gecelemesiz yapılan turizm harcamalarının yaklaşık yüzde 50'sinin bölge halkına gelir olarak yansıdığı da kabul edilmektedir.

Turizm sektörü, turistik ihtiyaçların karşılanmasında ekonominin bütün sektörlerinden yararlandığı gibi, bazı sanayi kollarını içine almakta, bazılarına kendi ihtiyaçlarına göre şekil vermekte, bir kısmını da yeniden meydana getirmektedir.

Ülkemizde, şu an, kayak merkezlerinde 5 bin yatak arzı bulunmakta, planlaması süren 25 bin yatakla, bu sayının 30 bine yüksetilmesi öngörülmektedir. Mevcut yatak arzının yüzde 20'si bu bölgede olmasına rağmen, planlanan yatak arzının yüzde 60'ı bu bölgede gerçekleştirilecektir.

Ülkemizde mevcut 17 kayak merkezinde 13 başarı faktörü üzerinden yapılan değerlendirme sonuçlarına göre; birinci sırada 22 puanla Uludağ, ikinci sırada 17 puanla Palandöken, dördüncü sırada da 14 puanla Sarıkamış gelmekteydi; fakat, en son, 1998 yılında, yeniden, yerinde yapılan değerlendirmeler neticesinde, 13 başarı faktörü üzerinden yapılan değerlendirmelerde, birincinin Sarıkamış (28 puan), ikincinin Palandöken (27 puan), üçüncünün de Eciyes (24 puan) olarak sıralandıkları görülmektedir.

Bu bölgelerden Palandöken kış turizm merkezi; Erzurum Havaalanına yalnız 6 kilometre mesafede olması; işletmeye açık olan 630 yataklı beş yıldızlı oteline ilave olarak, 400 yataklı ikinci bir otelin bu yıl işletmeye açılmış olmasıyla 1 030 yatak arzına sahip olması; ayrıca, takriben 40 milyon dolar harcanarak bitirilmesi planlanan, 700 yataklı, beş yıldızlı üçüncü otelin de gelecek yıl hizmete girecek olması; yine, bu yıl hizmete açılan, saatte 1 500 kişi taşıma kapasitesini haiz gondol lifti, 4 telesiyej, 1 teleski ile 5 600 kişi/saatlik mekanik tesisleriyle, şu an dahi ülkemizin en önemli kış turizm merkezi olmuştur; fakat, bu bölgenin çok önemli sorunları da mevcuttur:

1 - Mevcut askerî havaalanına ilave olarak yapılan, 4 trilyon 329 milyar TL keşif bedelli yeni sivil havaalanı terminal binasının bir an önce bitirilerek hizmete açılması ve havaalanının, kışın her türlü hava şartlarında inişe açık hale getirilmesi.

2 - Mevcut Erzurum (Hınıs) Boğazında planlanan hedefe ulaşıldığı için, takriben 10 kilometre batısında bulunan Konaklı bölgesinin kış turizmine açılması gerekmektedir. Bu bölgede 14 adet otel tahsis alanı mevcut olup, bunlardan 5 adedinin tahsisi yapılmış, gerisi de yapılacakken, Akdeniz Bölgesindeki turizm alanlarındaki dağıtıma yapılan itiraz üzerine, tüm Türkiye'deki turizm alanlarıyla beraber bu bölgedeki tahsis işlemi de durmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti; size 1 dakika eksüre veriyorum; yalnız, uzatmayacağım sürenizi.

Buyurun.

ASLAN POLAT (Devamla) – Fakat, unutulmamalıdır ki, bu bölgede arazi ihalesi mümkün olmayıp, ancak tahsisle verilebilmektedir.

Ayrıca, bu bölgeye altyapı ödeneği olarak 1998 yılında tahsis edilen 400 milyar TL'nin ancak 50 milyar TL'sinin gönderilmiş olması da bölgede üzüntüyle karşılanmıştır. Yine de, Özel İdare Müdürlüğü ve diğer kamu teşkilatlarının çalışmalarıyla, büyük bir özveriyle, yol, su, elektrik gibi altyapı tesislerinde önemli bir gelişme sağlanmış; fakat, mekanik tesisler tüm otellerin katılımıyla müştereken yapılacağı için, tüm tahsisler yapılmadan bu altyapı tesislerine başlanamamaktadır. Onun için, bu otel tahsislerinin acilen yapılması ve baharla beraber inşaatlara başlanması şarttır. Ayrıca, çıkarılan teşvik kanununun bu bölgede yeterli işlerlik kazanabilmesi için, olağanüstü hal bölgelerinde sanayide uygulanan yüzde 50 elektrik indirimi, Doğu Anadolu'nun tümünde, sanayi ve turizm alanında acil olarak uygulamaya konulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat; süreniz bitti. Bugün, programımız biraz yoğun; ancak 1 dakika eksüre verebildim.

ASLAN POLAT (Devamla) – Peki efendim.

Saygılarımı sunarım.

2. — Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın, sınır ticareti muvacehesinde İran’dan elma ithal edildiğine, bunun da ülkemizdeki elma üreticilerini çok büyük sıkıntıya düşürdüğüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun cevabı

BAŞKAN – Sayın Gözlükaya yoktu; şimdi geldiler. Sayın Gözlükaya, elma ithalatıyla ilgili konuşma yapacaktır.

Buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elmacının sorunlarıyla ilgili gündemdışı söz aldım; Sayın Başkana teşekkür ediyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, Türkiye'de, tarım ürünleri içerisinde, elma, gerçekten, çok olan, son yıllarda da üretimi gittikçe artan bir ürünümüz. Yalnız, geçen yıl, ne acı ki, elma üreticilerimiz, İran'dan sınır ticareti sebebiyle ve Arjantin'den ithal edilen elma sebebiyle büyük zarara uğramışlardır. O günlerde 40-50 bin liraya mal olan elma, maalesef, 20 bin liraya alıcı bulamamış; hatta, bazı elmacılar, bunu, çöplüğe atmak, bazıları da hayvan yemi olarak satmak, kullanmak durumunda kalmışlardır ki, bunların fiyatları da 10 bin liraya kadar düşmüş; elmacılar, çok büyük zarara uğramışlardır.

Bu sene de, maliyeti 90 bin lira civarında olan elma, ekim ayında, süper elma 150 bin, birinci kalite elma 120 bin ve ikinci kalite elma 100 bin liradan alıcı bulurken, maalesef, iki aydan bu yana, elma alıcıları, tüccarlar dahi bu bölgelere -Denizli, elma üretiminde önde gelen illerimizden, özellikle Çivril İlçemiz elmacılıkla geçinen bölgelerimizden birisidir- gelmez olmuşlardır ve 90-100 bin liraya mal olan elmanın 100 bin liraya ancak alıcı bulabildiği belirtilmektedir, görülmektedir. Sebebini araştırdığımızda, olayın, tamamen, sınır ticareti muvacehesinde İran'dan elma gelmekte olduğunu, bunun bir kısmının, fabrikaların konsantre için evvelce yaptıkları anlaşmalar gereği geldiği; ama, konsantre miktarında birtakım aşmalar olduğunu bilerek, bunun iç tüketimde de kullanılacak şekilde piyasaya çok miktarda sürüldüğü ve bu bakımdan, Türk elmasının fiyatlarının düştüğü belirtilmektedir; görülmektedir. Bu bakımdan gündemdışı söz aldım.

Biz biliyoruz ki, 55 inci Hükümet çiftçiye şaşı bakar. Geçen yıl şaşı bakmıştır; üzümcüler, elmacılar, pamukçular -özellikle pamukçular- çok büyük mağduriyete uğramışlardır; keza, tütüncüler, istedikleri zaman paralarını alamamışlardır; ama, giderayak, istirham ediyoruz, diğer çiftçilerimiz yaşadı, elmacılarımız geçen seneki ıstırabı yaşamasınlar. Pamukçumuz halen bu ıstırabı yaşıyor; 200 bin liradan piyasa açıldı, 110 bin liraya pamuk satılacak; fakat, depolarda pamuk bekliyor. Bu bakımdan, en azından elmacımız bu zarara tekrar girmesin. Geçen yıla nazaran üretimimizde de büyük düşüşler vardır.

Hükümet indinde, gümrükten sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Rifat Serdaroğlu'yla şifahî görüştük; ilgilendiler; kendisine teşekkür ediyorum; sanıyorum biraz sonra da burada geniş bir açıklama yapacaklar; fakat, şunu belirtmek istiyoruz ki; elma ve diğer ürünlerle ilgili sınır ticaretinin suiistimal edilmemesi ve gerçekten, geçimini elma veya diğer ürünlerden sağlayan insanlarımızın, vatandaşlarımızın hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri gerekmektedir. Hükümetten ve ilgili bakanlardan ilgi bekliyoruz, tedbir bekliyoruz.

Bu duygularla, Yüce Meclise saygılar sunuyorum; teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gözlükaya.

Gündemdışı konuşmaya Sayın Rifat Serdaroğlu cevap vereceklerdir.

Buyurun.

DEVLET BAKANI RİFAT SERDAROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Gözlükaya'nın ifade ettiği gibi, geçen hafta sonu kendisiyle görüştük; konuyu inceledik. Şimdi bilgileri arz ediyorum.

1998 yılının ekim ayının sonuna kadar, Esendere Gümrük Müdürlüğünden 86 ton, Gürbulak Gümrük Müdürlüğünden 104 ton olmak üzere, toplam 190 ton elma, sınır ticareti kapsamında getirilmiş. Yaklaşık on onbir aylık bir sürede 190 ton elma... Bu, gerçekten, o ilin ihtiyaçlarına yeterli olan bir rakam. Yani, sınır ticareti kapsamında olması gereken kadar bir ithalat yapılmış; fakat, kasım ve aralık aylarında -aralık ayının 25'ine kadar aldığımız rakamlarda; ki, Sayın Gözlükaya'yı doğruluyor- yaklaşık 1 500 ton civarında elma, sınır ticareti kapsamında, Türkiye'ye ithal edilmiş.

Konuyu sınır valilerimizle görüştük. Yaklaşık dört gündür bu görüşmelerimiz devam ediyor. Sadece bir ilimizde 3 800 tonluk uygunluk belgesi verilmiş. Bu, tabiî, o sınır ilimizde yaşayan bütün vatandaşlarımızın, orada, sabah, öğle, akşam elma yeseler dahi tüketemeyecekleri kadar çok ciddî bir oran. Bu, elbette ki, bizim elma üreticilerimizi fevkalade rahatsız eden, onların ekonomik açıdan kaybına sebep olan bir olay.

Sınır ticaretine, 55 inci cumhuriyet hükümeti olarak, sınırdaki vilayetlerimizin ihtiyaçlarına cevap verecek ölçüde olumlu bakıyoruz; ama, onun ötesinde, elbette ki, kendi üreticimizi korumak, Hükümet olarak birinci derecede görevimizdir. Bu açıdan, konuda esas yetkili olan, Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığıdır. İlgili Bakan arkadaşımız Sayın Çelebi ile bu konuda uzun görüşmeler yaptık. Bugünkü tarih itibariyle bütün sınır valilerimize şöyle bir yazılı talimat gitti; bunu, Sayın Gözlükaya'ya da arz edeceğim: "İşbu yazımız tarihinden itibaren -bugünkü tarih itibariyle- sınır ticareti yoluyla elma ithalatı için uygunluk belgesi düzenlenmemesi ve valiliklerince daha önce düzenlenmiş belgeler kapsamında söz konusu ürünün fiilî ithaline izin verilmemesi" hususu, talimat olarak bütün valilere verilmiştir. Yani, bu 1 500 tonun bakiyesi olan, uygunluk belgesi verilmiş elma da girmeyecek Türkiye'ye. Üreticimiz, böylelikle zarara uğramamış olacak.

Gerçekten, haklı ikazı için, Sayın Gözlükaya'ya çok teşekkür ediyorum; bu konuda ikazda bulunan diğer milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

55 inci cumhuriyet hükümetinin çiftçiye şaşı baktığını ifade etti Sayın Gözlükaya; katılmak mümkün değil; görme bozukluğu olanlar 55 inci cumhuriyet hükümetine şaşı bakıyor; onu kabul edebilirim.

Tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.

Gündemdışı üçüncü söz "55 inci Hükümet, 29 Kasım 1998 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla, Slovak ve Çek Cumhuriyetlerinden canlı hayvan ve hayvan ürünleri ithalini gerçekleştirecek yönde karar almıştır. Bu karar, başta Doğu Anadolu olmak üzere tüm Türkiye'yi hayvancılık yönünden olumsuz yönde etkileyecektir; hayvancılığa, daha önce de olduğu gibi, büyük darbe vuracaktır. Bu konu ve Ardahan İlimizde mazot ithalinin serbest bırakılması konusunda gündemdışı söz istiyorum" diye talepte bulunan Ardahan Milletvekili Sayın Saffet Kaya'ya verilmiştir.

Sayın Kaya?.. Yok.

Sayın Kaya, herhalde bugün de mesainin 15.00'te başlayacağını zannettiği için, gelememiştir.

Bu itibarla, gündemdışı konuşmalar bitmiştir.

Bir araştırma önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. —İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 20 arkadaşının, mevzuata aykırı şekilde yapılan telefon dinleme olaylarının kimler tarafından, ne zaman ve nasıl yapıldığının saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/304)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1982 Anayasasının 22 nci maddesi, haberleşme özgürlüğünü tanımış ve güvence altına almıştır.

22 nci maddeye göre "herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."

Haberleşme özgürlüğünün sınırları vardır ve bu sınırlar da aynı maddede belirlenmiştir. "Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir."

Anayasanın bu hükmüne göre, "özel hayatın gizliliği" çerçevesinde, haberleşme özgürlüğü, bu arada, elbette, telefonla haberleşme özgürlüğü de korunmuş bulunmaktadır. 22 nci maddede öngörülen istisnalar dışında, yani, usulüne uygun hâkim kararı ya da acil durumlarda yetkili merciin emri olmadıkça kişiler tarafından da dinlenemez.

Haberleşme özgürlüğü İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesince de koruma altına alınmış, İnsan Hakları Divanı ise, kararlarında istisnaları dar yorumlayarak haberleşme özgürlüğünün alanını genişletmiştir.

Politik amaçlı telefon dinleme nedeniyle, İnsan Hakları Avrupa Divanı, iki davada Fransa'yı mahkûm etmiştir. Bunun üzerine, Fransa, telefon dinlenmesini önlemek amacıyla bir yasa çıkarmak zorunda kalmıştır.

Ülkemizde de haberleşme özgürlüğünün ihlali suç sayılmıştır ve TCK'nın 195-200 üncü maddelerinde düzenlenmiştir.

Anayasanın öngördüğü istisnalar dışında telefon dinleme, telefon görüşmelerini banda kaydetme ve bunları açıklama, özel yaşamın gizliliğine dokunma, haberleşme özgürlüğünün de ihlali demektir ve suç oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde basına yapılan açıklamalarda, bu özgürlüklerin açık biçimde ihlal edildiği ve suç işlendiği anlaşılmaktadır. Hukukdışı olan bu eylemlerin kimler tarafından, ne zaman ve nasıl yapıldığının saptanması, suçluların ortaya çıkarılması ve gerekli önlemlerin alınması için, Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca konunun araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1. Ercan Karakaş (İstanbul)

2. İ. Önder Kırlı (Balıkesir)

3. Ali Topuz (İstanbul)

4. Ali Rıza Bodur (İzmir)

5. Erdoğan Yetenç (Manisa)

6. Bekir Kumbul (Antalya)

7. Altan Öymen (İstanbul)

8. Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)

9. Yahya Şimşek (Bursa)

10. Tuncay Karaytuğ (Adana)

11. Bekir Yurdagül (Kocaeli)

12. Ali Dinçer (Ankara)

13. Mustafa Yıldız (Erzincan)

14. Algan Hacaloğlu (İstanbul)

15. Hilmi Develi (Denizli)

16. Mehmet Moğultay (İstanbul)

17. Nezir Büyükcengiz (Konya)

18. Veli Aksoy (İzmir)

19. Fikri Sağlar (İçel)

20. Mehmet Sevigen (İstanbul)

21. Ayhan Fırat (Malatya)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

C)TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. —Romanya’ya resmî ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e refakat eden heyete katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1859)

25.12.1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

3-4 Aralık 1998 tarihlerinde Romanya'ya resmî bir ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'e refakat eden heyete, Samsun Milletvekili Murat Karayalçın'ın da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Mesut Yılmaz

Başbakan

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

IV.—ÖNERİLER

A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.—786 sıra sayılı 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri kanunlaşıncaya kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısının gündemdeki yerine ve gündemin 4 üncü sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No : 151 Tarihi : 29.12.1998

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 294 üncü sırasında yer alan, 786 sıra sayılı 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya Kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına alınmasının ve 4 üncü sıraya kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması, Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Hikmet Çetin

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Salih Kapusuz Ülkü Güney

FP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Mehmet Gözlükaya Metin Bostancıoğlu

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Nihat Matkap

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

V.—GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI

VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A)GÖRÜŞMELER

1.—İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 19 arkadaşı, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 12 arkadaşı, Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşı, Kütahya Milletvekili Emin Karaa ve 22 arkadaşı, İzmir Milletvekili Işın Çelebi ve 25 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık ve 22 arkadaşı ile Hatay Milletvekili Fuat Çay ve 25 arkadaşının, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S. Sayısı :743)

BAŞKAN – Genel Kurulun 10.11.1998 tarihli 16 ncı Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 1 inci sırasında yer alan, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 743 sıra sayılı raporu üzerindeki görüşmelere başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

İçtüzüğümüzün 78 inci maddesi, Bakanlar Kurulunun herhangi bir sebeple çekilmesi halinde, yeni Bakanlar Kurulu güvenoyu alıncaya kadar, Anayasa ve İçtüzük değişiklikleri hariç, kanun tasarı ve tekliflerinin komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşülmesinin erteleneceğini; ancak, Bakanlar Kurulunun öncelikli olduğunu bir yazıyla Başkanlığa bildirdiği kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine devam olunacağını hükme bağlamıştır.

İçtüzüğün bu hükmü ve daha önce bilgilerinize sunulan Başkanlık tezkereleri uyarınca, bu kısımda yer alan kanun tasarı ve tekliflerini, gündemdeki sıralarına göre görüşmeye başlıyoruz.

VI. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.—Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı :232)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

2. —1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya Kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/860) (S. Sayısı :786) (1)

BAŞKAN – Biraz önce kabul edilen Danışma Kurulu önerisi gereğince, 1999 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeleri Kanunlaşıncaya Kadar Devlet Harcamalarının Yapılmasına ve Devlet Gelirlerinin Tahsiline Yetki Verilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler_ Kabul etmeyenler_ Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tümü üzerinde, gruplar adına söz isteyen var mı? Şimdiye kadar, gruplardan söz talebi gelmedi.

Şahısları adına, Sayın Recep Kırış, Sayın Aslan Polat, Sayın Yıldırım Aktürk, Sayın Halit Dumankaya, Sayın Veysel Candan söz istemişlerdir.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, Hükümet konuşmayacak mı?

BAŞKAN – Efendim, Hükümet konuşmayabilir; öyle bir usul yok. Bu, geçici bütçe.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Takdim etselerdi_

BAŞKAN – Sunuş konuşması yapmayabilir. Yani, bu, normal bir kanun tasarısı; daha doğrusu, geçici bir kanun; böyle bir şey yok; ama, isterse...

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Ama, bilgi versinler Meclise efendim.

BAŞKAN – Normal kanun prosedürüne tabi. Daha önceden, tabiî, Hükümet, önce, bütçe kanunu tasarısına başlanılırken bir takdim konuşması yapıyordu; ama, bu, bir geçici bütçedir. Şimdiye kadar, uygulamalarda böyle olmuştur; gruplar konuşur veya Hükümet, istediği her zaman konuşabilir.

Gruplar adına söz isteyen yoksa, şahıslara geçiyorum efendim...

NİHAT MATKAP (Hatay) – Grubumuz adına, Sayın Algan Hacaloğlu konuşacak efendim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Algan Hacaloğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Plan ve Bütçe Komisyonunda 27.10.1998 tarihinde başlanılan 1999 yılı konsolide bütçe görüşmeleri, diğer bütün bakanlık bütçeleri görüşülerek, Maliye Bakanlığı bütçesi dışında, 24 Kasım gününe kadar tamamlandı. Daha evvel yapılmış bulunan program gereğince, 24 Kasım günü, Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülecek, bütçe yasa tasarısı maddeleriyle değerlendirilecek, bağlanacak, bitirilecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunulacak idi. O noktaya gelinceye kadar, muhalefet partilerinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki üyeleri, bütün bakanlık bütçeleri üzerinde gerekli eleştirilerini yaptılar, önerilerini sundular, önergeler verdiler. O zeminde, iktidar partilerine mensup milletvekillerinin sayısal üstünlüğünün katkısı ve muhalefet partileri milletvekillerinin anlayışı çerçevesinde, bütün eleştirilere rağmen, bir hoşgörü ortamında, Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün bakanlık bütçeleri kabul edildi ve Maliye Bakanlığında noktalandı.

25 Kasım gününde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ihaleye fesat karıştırmak ve yolsuzluk iddiaları çerçevesinde, 55 inci Anasol-D Hükümetine, gensoru önergesiyle güvensizliğini bildirdi; bir anlamda, Hükümet, istifa etmek, gensoruyla düşürülmek noktasına geldi.

8 Aralık gününde, 55 inci Hükümetin Bakanlar Kurulu toplantısında, 1999 yılı için geçici bütçe tasarısı hazırlandı, kabul edildi; ancak, bu tasarı Meclise sunulmadı, on gün bekletildi. 18 Aralık gününde, bir çağrıyla, geriye bırakılmış olan Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülmek üzere, Plan ve Bütçe komisyonunda çalışmalar tekrar başlatıldı; ancak, o çalışmalara -bir anlayış çerçevesinde- Hükümetin talebi, Komisyon Başkanının değerlendirmesi çerçevesinde o akşam ara verildi; 21 Aralık günü de, 1999 yılı genel ve katma konsolide bütçe görüşmelerine devam edilmeyeceği ve yerine, geçici bütçe uygulamasına gidileceği ifade edildi.

Değerli arkadaşlarım, geçici bütçe, ülkemizde 7 defa çıkarılmıştır. 1949, 1965, 1970, 1974, 1988, 1992 ve 1996 yıllarında ülkemizde geçici bütçe uygulamaları olmuştur; ancak, bugüne değin uygulamaların ortaya koyduğu bir gerçek vardır; sadece, Anayasamızda bütçenin çıkarılmasına ilişkin yer alan özel kurallar çerçevesinde, süreler içerisinde, bütçe kanununun çıkarılmasının imkânsız olduğu durumlarda geçici bütçenin çıkarılması söz konusu olmuştur, olabilir.

1987 yılında, dönemin hükümeti, hükümet adına, dönemin Maliye ve Gümrük Bakanlığı, 16 Eylül 1987 tarihli ve 20768 sayılı yazısıyla, Danıştaydan, Kasım 1987 erken seçim kararı nedeniyle bütçe kanununun seçim sonrası yeni kurulacak hükümete bırakılmasının uygun olup olmadığını sormuştur. Danıştay 1. Dairesi, 1987/335 esas nolu kararıyla -aynen karardan okuyorum- şöyle demiştir: "Erken seçim kararı alınması, Bakanlar Kurulunun düşürülmüş olması ya da istifa etmiş bulunması gibi durumlar, bütçelerin ve millî bütçe tahmin raporlarının öngörülen sürede Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamasını haklı kılacak bir neden olarak kabul edilmemiştir. Anayasanın 162 nci maddesinin açık hükmü karşısında, işbaşındaki Bakanlar Kurulu, durum ne olursa olsun, yeni hükümetin kurulmasını beklemeden, Anayasa buyruğuna uyarak, 1988 yılı bütçe tasarılarını zamanında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmak zorundadır."

Bunu kim diyor; Danıştay 1. Dairesi. Ne zaman diyor; on yıl evvel, bir hükümetin "acaba, bütçe görüşmelerini erteleyebilir miyiz" diye sormuş olduğu bir soruya yanıt olarak diyor.

Değerli arkadaşlarım, peki, on yıl sonra, 1998 bütçesinde ne oldu: Hükümet, kendine özgü gerekçelerle, kendinden kaynaklanan sakıncalar nedeniyle, bütçe görüşmelerinin uygulamasında, sürecinde, bir süre imkânsızlığını bilerek yaratarak, kasıtlı bir davranışla, 1998 bütçesinin -Anayasal hüküm olmasına rağmen- görüşülmesini engellemiştir. Bu uygulamasıyla, Anasol-D Hükümeti, Anayasayı ihlal etmiştir. Bunu ben söylemiyorum; bunu, emsal olan, Danıştayın 1. Dairesinin gerekçeli kararına dayanarak, yorumlayarak söylüyorum.

55 inci Hükümet tartışmalara tahammül edememiştir. İçimize sindirmediğimiz bu bütçenin, onsekiz yıllık neoliberal rant ekonomisinin bir uzantısı olarak önümüze getirilmiş olan 1998 yılı bütçesinin, iktidar partilerine mensup 25, muhalefet partilerine mensup 15 üyeden oluşan Plan ve Bütçe Komisyonunda ve her halükârda Hükümetin iradesinin üstün olduğu bir platformda dahi tartışılmasını içine sindiremeyerek ve Genel Kurula indirildiği zaman yeni bir tartışma zemini yaratacağı endişesiyle bütçenin görüşmelerini engellemiş, bütçeyi geri çekmiştir. Esasında, bu son söylediğim cümleler bana ait cümleler değildir; yani, bütçe görüşmelerinden duyulacak rahatsızlığa ilişkin tespitler, tamamen o görüşmelerde ifade edilmiş, zabıtlara geçmiş olan hususlardır.

Değerli arkadaşlarım, ekbütçe, doğal olarak, zamanaşımı ortaya çıktığı için önümüzdedir. Ekbütçeyi görüşmek, değerlendirmek ve önümüzde kalmış olan iki üç günlük süre içinde uygulamaya geçirmek zorundayız; ancak, bir iki tespitimi de yapmak istiyorum:

Bilindiği gibi bütçeler, Anayasamız gereğince, kendi özel hukuku ve kuralları çerçevesinde tartışılır, değerlendirilir ve yasalaştırılır. Bütçe kanunuyla, bütçeyle ilgili olmayan hususların düzenlenmesi Anayasanın 161 inci maddesi gereğince imkânsızdır, olanaksızdır. Geçici bütçeler de, her ne kadar Anayasamızda ve diğer hukukumuzda açıkça belirtilmiş bir kavrama ve çerçeveye sahip olmamakla beraber, bütçe çerçevesinde kabul edilen yasalardır ve o bağlamda, geçici bütçelerde de Anayasanın bütçeye ilişkin amir hükümleri geçerlidir. Yani, nasıl ki bütçe yasalarıyla ilgili düzenlemeler Anayasanın 161, 162 ve 163 üncü maddeleriyle düzenlenmiş ise, geçici bütçe de aynı çerçevede ele alınmalıdır. Anayasa Mahkemesinin 1983/9 esas nolu kararı ve 1984/1 sayılı 26.11.1984 tarihli kararı, bütçe kanununa, bütçeyle ilgili hükümler dışında hiçbir hükmün konulamayacağını "bütçeyle ilgili hükümler" deyimini, malî nitelikteki hükümler anlamında değil; bütçenin uygulanmasıyla ilgili, uygulamayı kolaylaştırıcı ve açıklayıcı hükümler olarak anlaşılmasını öngörmektedir.

Bu çerçevede önümüze getirilmiş olan geçici bütçenin 5 inci maddesiyle kapsanmakta olan, 1998 yılı içerisinde Meclisimizde kabul edilen vergi tasarısının belirli maddelerini değiştirmek, ilave etmek, çıkarmak şeklindeki düzenlemeler Anayasaya aykırı bir yaklaşımdır. O nedenle, eğer, 5 inci madde Yüce Meclisimizce kabul edilirse, o maddeye yönelik olarak Anayasa Mahkemesine yapılabilecek herhangi bir anayasaya aykırılık iddiasıyla ilgili başvurunun çok ciddî, çok temel gerekçesi doğacaktır; çünkü, Anayasa Mahkemesi, bundan evvel, defaatle, birçok kereler, bu türden bütçe yasalarına yapılmış olan ilaveleri, anayasaya aykırılık nedeniyle, iptal etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, geçici bütçe, bir avans niteliğinde düzenlemedir. Yani, bu bütçeyle Hükümetimize, devletin zorunlu harcamalarının yapılması için bir olanak tanınacaktır. Yalnız, her ne kadar, geçici bütçenin savunulmasında, Sayın Maliye Bakanımız "biz geçici bütçe getirerek yeni bir gelenek yaratmak istiyoruz. Düşürülmüş bir hükümet olarak, bizden sonra kurulması kaçınılmaz olan yeni bir hükümetin bütçe yapma iradesine bir engel oluşturmak istemiyoruz" demişse de, geçici bütçenin çerçevesi içinde yer almakta olan gerek 5 inci madde gerekse 6 ncı madde çerçevesindeki düzenlemeler, esasında, bundan sonra gelecek olan hükümetlerin iktisat politikası uygulamalarına yönelik tercihlerine -eğer o mantık geçerliyse- ciddî bir engellemedir veya bir anlamda, gelecek hükümetlerin iktisat politikaları sürecindeki iradesine ipotek koyma anlamına çok rahatlıkla gelebilir. Dolayısıyla, buradaki mantık hatasının da altını çizmek istiyorum.

Geçici bütçe, 3 üncü maddesiyle, yılbaşında, enflasyon altında yıllardır ezilmekte olan ve 1998 yılında da enflasyon altında ezilen memurlarımızın, emeklilerimizin, kamu çalışanlarının ve orada oluşacak kriterlere göre toplusözleşmelerini yapacak olan işçilerimizin özenle, dikkatle bekledikleri bir düzenlemeyi öngörmekte. Düzenleme, memurlara yapılacak olan zam için bir genel ödenek çerçevesi yaratmakta ve bu konudaki kararı Bakanlar Kuruluna bırakmaktadır. Konunun Bakanlar Kuruluna bırakılması doğru bir yaklaşımdır; ancak, defaatle, Hükümetin, enflasyonun indirildiğine ilişkin, memurların, işçilerin, emeklilerin, çalışanların enflasyon altında ezdirilmediklerine ilişkin yapmış olduğu değerlendirmeler, Hükümetin, memurlarımıza yönelik yapacağı düzenleme konusunda, bizi, kuşku duyma konumuna çekmektedir. Zaten, Hükümet bu konudaki niyetini, sunmuş olduğu ve geri çektiği 1999 yılı tçesinde de ortaya koymuştur. 1999 yılı bütçesiyle, Hükümet, kamu çalışanlarına yüzde 25'lik bir zam öngörmüştür. Yüzde 25 zam, memurun, emeklinin, kamu çalışanlarının enflasyon altında ezilmesi demektir. Biz, Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak, Plan ve Bütçe Komisyonunda, bütçe çekilmeden evvel, Maliye bütçesi görüşmelerinde, zammın yüzde 40 olarak düzenlenmesini öngörmüş, bu konuda bir önerge vermiştik. Önergemiz, ne yazık ki, bütçenin geri çekilmiş olması nedeniyle uygulamaya konulamadı.

Ancak, herkesin şunu bilmesini istiyorum: Enflasyon konusunda, Hükümet tarafından birçok platformda dile getirilen rakamlar yanıltıcıdır. Bütün Batı ülkelerinde, enflasyon, uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksleriyle ölçümlenir. Devlet İstatistik Enstitüsünün, bütün milletvekillerine dağıttığını zannettiğim bir kitapçığında da bilimsel olarak ifade edildiği gibi, enflasyonun yüksek düzeyde oynadığı bizim gibi ülkelerde, enflasyonun, fiyat artışlarının refah düzeyine baskısını, etkisini gerçek anlamda ölçümlemek için, yıllık ortalama fiyat endeksleri kullanılır. O nedenle, eğer, yıllık ortalama fiyat endeksleri karşılaştırması yaptığımızda, Kasım 1998 sonu itibariyle son bir yıllık tüketici fiyat endekslerindeki yıllık ortalama artış yüzde 87,9 olmuştur; oysa, 1997 yılında bu rakam yüzde 83,5'tir. Yani, son bir yılda enflasyon azalmamış, artmıştır. Bu nedenle, Hükümetten istirham ediyoruz, bu konuda önerge de vereceğiz, ilgili madde üzerinde arkadaşım söz alacak; ama, lütfen -diğer politikalarınızı başka platformlarda tartışacağız, bütünüyle katılmadığımız iktisat politikalarınızı değerlendireceğiz- en azından, bu geçici bütçeyle, memurlarımızın, emeklilerimizin, çalışanlarımızın, işçilerimizin nefes almalarına imkân verin.

Bu duygularla, hepinize saygılar sunuyor, geçici bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hacaloğlu.

Gruplar adına başka söz talebi var mı?

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Abdüllatif Şener; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Şener, süreniz 20 dakika.

FP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi, DSP ve DTP'den oluşan 55 inci Yılmaz Hükümetinin huzurlarınıza getirdiği bu kanun tasarısı üzerinde görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Bu, 1999 bütçesine ilişkin bir kanun tasarısıdır; diğer bir ifadeyle, geçici bütçe kanunudur. 31 Aralık 1998 gününe kadar 1999 bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmesi gerekiyordu. O halde, burada, niçin asıl bütçeyi değil de bir geçici bütçe kanunu tasarısını görüşüyoruz sorusu önemli bir sorudur. Bu konuda değişik gerekçeler ileri sürebilir; Hükümet de, kendine göre birtakım mazeretler ve gerekçeler ortaya koyabilir; ancak, hemen belirtmek gerekir ki, aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine başlanılan 1999 bütçesini, Hükümetin, Genel Kurula getirecek cesareti yoktu, Genel Kurulda bu bütçe rakamlarını tartışması mümkün değildi, kamuoyu karşısında hesabını vermesi mümkün değildi. Bu bakımdan, yoğun bir bütçe müzakeresi içerisinde, Hükümetin onsekiz aydır milleti ezen, bunaltan, mahveden politikalarının, Genel Kurulda, canlı yayınlarda milletin huzurunda tartışılmasını arzu etmedikleri için, bundan çekinmiş oldukları için, bu geçici bütçe kanunu tasarısını görüşüyoruz.

Aslında, 55 inci hükümet, yeni kurulmuş bir hükümet olsaydı, daha yeni işe başlamış olsaydı, elbette, getirmiş olduğu rakamların fecaati karşısında mazur sayılabilirdi, enkaz rakamları devraldığını söyleyebilirdi; ama, yeni kurulmuş bir hükümet değildir. 1997 bütçesinin ikinci altı aylık dönemi bu Hükümet tarafından uygulanmıştır, 1998 bütçesini yine Anavatan Partisi, DSP ve DTP'den oluşan Sayın Yılmaz Hükümeti hazırlamıştır ve uygulamıştır, 1999 bütçesini de Meclise sunan yine Sayın Yılmaz Hükümetidir; ancak, belirttiğim gibi, 1999 bütçesini görüşmeye cesaret edememişlerdir; çünkü, 1999 bütçesi, verileriyle ve sonuçlarıyla birlikte, tamamen bu Hükümetin eseridir, onsekiz aydır milleti ezen, mahveden Yılmaz Hükümetinin, bir yıl daha bu milleti ezme ve bunaltma kararının açık ilanıdır.

Bu Hükümetin kuruluş biçimi, onsekiz aydır yaptıklarının temel dayanağıdır. Bu Hükümet sandıktan çıkmamıştı, milletvekili transferleri suretiyle kurulmuştu, millî irade çarpıtılarak kurulmuştu, bazı güç odakları, bu Hükümetin kurulmasına destek vermişti; onun için, icraatlarıyla, bütçeleriyle milleti ezdiler, onsekiz ay boyunca perişan ettiler, destekçileri, yandaşları da abat ettiler; bütçelerinin özeti budur. (FP sıralarından alkışlar)

Bu Hükümeti düşüren gensoru önergelerinin gerekçesi ise, onsekiz aylık icraatlarının, bütçelerinin âdeta özetidir. Nedir bu Hükümeti düşüren gensoru önergesinin gerekçesi; yolsuzluklardır. Nitekim, onsekiz ay boyunca, Türkiye'nin bir numaralı gündem maddesi yolsuzluklar olmuştur, soygunlar olmuştur, vurgunlar olmuştur. Yine, gensoru önergesinin gerekçesi nedir; çete-mafya ilişkilerinin, Hükümete kadar, bakanlara kadar, Başbakana kadar uzanmış olmasıdır. Nitekim, onsekiz ay boyunca ortaya çıkan hadiseler göstermiştir ki, devlet ihaleleri, çeteler tarafından, âdeta, paylaştırılırcasına ihale edilmiştir; özelleştirmelere, yine, çeteler ve mafyalar karar vermiştir.

Bu güç odaklarına dağıtılanlar nereden kaynaklanmıştır; milletin alınteri, elemeği yağmalanarak, âdeta peşkeş çekilmiştir.

İşte, onsekiz aylık Yılmaz Hükümetinin, icraatlarıyla, bütçeleriyle ortaya getirdiği tablo bundan ibarettir.

Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı, sadece geçici bütçe kanunu tasarısı değildir. Geçici bütçe, bildiğiniz gibi, önümüzdeki yıla ait bazı aylarda devlet gelirlerinin tahsiline, giderlerinin yapılmasına izin veren bir kanun tasarısı niteliğindedir, geleceğe dönüktür; ancak, bugün görüşmekte olduğumuz tasarı, aynı zamanda, bir ekbütçe kanunu tasarısıdır; yani, tasarının 4 üncü maddesinde açıkça görüldüğü gibi, kendi getirdikleri 1998 Bütçe Kanununa ilave, ödeneklerin yetmediğini ifade eden bir yama niteliğindedir. Böylece, bu Hükümet, bu İktidar, cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atmıştır; geçici ve ekbütçeleri aynı kanun tasarısında cem etmişlerdir. "Kendi hazırladığımız ve uyguladığımız 1998 yılı bütçesi gerçekçi çıkmadı, ödemeler yetmedi, iddialarımız fos çıktı, kusura bakmayın" deselerdi, ayrı bir ekbütçe kanunu getirselerdi, daha dürüst bir davranış olurdu.

Değerli arkadaşlarım, bütçeler, devletin gelecek bir yıldaki gelir ve gider tahminlerini gösteren belgelerdir; hükümetlerin yapmayı istedikleri, düşündükleri hizmetleri gösterir; kimlerden toplayıp kime dağıtacaklarını gösterir, Hükümetin neyi yapıp neyi yapmak istemediğini gösterir; doğrudan doğruya hükümetlerin tercihlerini gösterir. Bütçe uygulamaları sonuçlarıysa, kimden toplayıp kime dağıttıklarını ve ne yapıp ne yapmadıklarını gösterir.

Bu Hükümetin hazırlayıp uyguladığı 1998 yılı bütçesi, Meclise sunup görüşmediği 1999 yılı bütçesi, şu anda tartışmakta olduğumuz geçici ve ekbütçe tasarıları özü itibariyle aynıdır. Onun için, ben, burada, bu üçünü birbirinden ayırmak suretiyle değerlendirmeler yapmayı gerekli görmüyorum; her üç belge de bu Hükümetin onsekiz aydır ne yaptığını ne yapmadığını, kimi abat edip kimi berbat ettiğini, açıkça göstermektedir ve aynı politikalara devam edeceğinin ilanıdır. (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, onsekiz aydır Yılmaz Hükümetinin icraatta bulunduğu dönemde Türkiye'de kimler kaybetti, kimler kazandı: İşbaşına gelir gelmez ilk altı ayda, Hükümet, korkunç bir enflasyonist politika izlemiştir; fiyatları patlatmıştır, yüzde 78'le devraldığı tüketici fiyatlarını üç rakamlı hale getirmiştir, cumhuriyet tarihinin en korkunç üçüncü en yüksek enflasyonunu bu ülkeye yaşatmıştır, bütün dar ve sabit gelirlileri enflasyonist politikasıyla ezmiştir; arkasından, başka bir yörüngeye, çizgiye girmiş, enflasyonla mücadele adı altında talebi kısmaya yönelik uygulamış olduğu politikalarla, yine, dar ve sabit gelirlileri ezmeye devam etmiştir; enflasyonist politika izlerken de dar ve sabit gelirlileri ezmiş, perişan etmiştir, enflasyonla mücadele edeceğim derken de yine dar ve sabit gelirlileri ezmiştir, perişan etmiştir. İşte Hükümetin temel tercihi bu olmuştur.

Kimler kazandı, kimler kaybetti; bu İktidar döneminde memurlar kazanmışlar mıdır değerli arkadaşlarım; evet, TEFE ve TÜFE diye iki ayrı enflasyon göstergesi var; toptan eşya fiyatlarını yıllık hedefler olarak ilan edip, sanki, memurlar, bir kamyon dolusu un, bir kamyon dolusu şeker alıyormuşçasına, enflasyon hesaplarını toptan eşya fiyatlarından yapmışlardır ve ücret artışlarını da toptan eşya fiyatları üzerinden yapmışlardır. Bunun sonucunda memur ezilmiştir ve mutfak bir yangın yerine dönmüştür; üstelik, hedefler de sürekli aşılmıştır, enflasyonun altında maaş artışları yapılmıştır memura. Nitekim, DPT'nin yayımlamış olduğu raporlar bunu doğrulamaktadır. Memur maaşlarında reel olarak yüzde değişmelere baktığımızda, memur maaşları 1995 yılında yüzde 5 civarında azalmışken, 1996 ve 1997 yılında, yani, Refahyol Hükümetinin vermiş olduğu maaş artışlarıyla, maaş zamlarıyla, memur maaşları 1996'da yüzde 7,6; 1997'de de yüzde 16,5 artmıştır. 1998'de ise, bu Hükümetin icraatta bulunduğu dönemde memur maaşları reel olarak yüzde 0,7 azalmıştır.

Birbuçuk yıl boyunca, kümülatif olarak, enflasyon, bu İktidar döneminde yüzde 150'ye yakın bir düzeye ulaşmıştır ve memur bu Hükümet döneminde enflasyona ezdirilmiştir, perişan edilmiştir ve şimdi 1999 yılında uygulanacak olan geçici bütçeyle de memura yüzde 25 vereceğiz demektedirler; yani, şu ana kadar onsekiz aydır ezdiğimiz, perişan ettiğimiz memuru, biz 1999'da işbaşında kalırsak ezmeye devam edeceğiz demek istemektedirler; yani, 55 inci Yılmaz Hükümetinin devri iktidarında memur kaybetmiştir.

İşçiler de kaybetmiştir. Refahyol döneminde, 500 bin kamu işçisiyle, davullu zurnalı, toplu iş sözleşmeleri yapılmıştır; ancak, bu İktidar döneminde, enflasyon rakamları altında ve ekonomik krizin vurduğu darbeyle işçiler de perişan olmuştur ve bu İktidar döneminde uygulanan yanlış politikalar sebebiyle, milyonlarca işsize yüzbinlerce yeni işsiz eklenmiştir. Dolayısıyla, onsekiz aydır işbaşında bulunan 55 inci Yılmaz Hükümeti döneminde işçiler de kaybetmiştir.

Memurlar, işçiler kaybetti; ama, acaba emekliler kazandı mı diye düşüneceksiniz; önümüzde rakamlar var; maalesef, 55 inci Yılmaz Hükümeti döneminde emekliler de kaybetmiştir. Yine Devlet Planlama Teşkilatının rakamlarına göre, Emekli Sandığı emeklilerinin maaşları 1996'da yüzde 22, 1997'de yüzde 8 artmışken, bu İktidar döneminde, 1998'de, Emekli Sandığı emeklilerinin maaşı yüzde 6 reel azalmıştır.

SSK emeklilerinin maaşları da, yine aynı şekilde 1996 ve 1997 yıllarında Refahyol döneminde yapılan zamlarla yüzde 20 ve yüzde 13 reel artmış; ama, bu İktidar döneminde, SSK emeklilerinin maaşı da yüzde 7 reel olarak azalmıştır.

Bağ-Kur emeklileri de Refahyol döneminde yüzde 58 ve yüzde 27 reel iyileştirmeye ulaşmıştır. Ancak, Yılmaz Hükümeti döneminde Bağ-Kur emeklileri de kaybetmiştir ve maaşları yüzde 7 azalmıştır. Açıkça görülen tablo ortadadır. Bu İktidar, memurlara kaybettirmiştir. Bu İktidar, işçilere kaybettirmiştir. Bu İktidar, tüm emeklilere kaybettirmiştir.

Acaba, köylü ve çiftçi bu Hükümet döneminde kazandı mı diye bakıyoruz; maalesef, köylü ve çiftçi, bu Hükümet döneminde kaybetmiştir. Kaybedenler arasına, bir başka zümre, bir başka gelir grubu olarak, köylüler ve çiftçiler de eklenmiştir. 1997 ve 1998 tarım maliyetleri ve ürün bedelleri kıyaslandığında, bu, açıkça görülecektir.

Üretim dönemi fiyatları itibariyle, bu İktidar döneminde, mazot, bir yıllık, yüzde 90 civarında zam görmüştür; gübre fiyatları, yüzde 113 ile yüzde 250 arasında artmıştır; ziraî ilaç fiyatları, yine, üretim dönemleri itibariyle, 1997'den 1998'e, yüzde 133 ile yüzde 170 arasında artmıştır ve bu İktidar, ilk işbaşına geldiğinde temel icraat olarak, ziraî kredi faizlerine yüzde 77 ile yüzde 174 arasında zam yapmıştır.

Bütün tarımsal girdiler, köylüyü, çiftçiyi mahvedecek derecede yükseltilmiş ve artırılmıştır; ancak, ürün bedellerine baktığımızda, bu İktidarın, köylüyü ve çiftçiyi de mahvettiğini açıkça görürüz. Buğday yüzde 60 artmış; yaş çay yaprağı yüzde 56, şekerpancarı yüzde 50 ancak zam görebilmiş. Hem enflasyonun altında rakam hem de tarım girdilerindeki zamların, şişkinliklerin yarısını bile karşılamayan fiyat artışları... Üstelik, şekerpancarı, 4 400 lirayken, Refahyol döneminde, yüzde 150 zamla 11 000 liraya çıkarılmıştır...

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) – Biz çıkardık!..

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Ama, bu İktidar, 16 500 lira vermek suretiyle, yüzde 50 ancak artırmıştır; yani, Refahyol'un 3 verdiğine Yılmaz Hükümeti 1 vermiştir ve hâlâ, pancar söküm avansları da ödenmemektedir.

Aynı şekilde üzüm, aynı şekilde pamuk üreticisi de, bu İktidar döneminde perişan edilmiştir, mahvedilmiştir. Pamuk, geçen seneki fiyattan alıcı bulamamaktadır. Pamuk üreticisi, âdeta, tarlasından kovulmuştur, ezilmiştir, mahvedilmiştir.

Fındık üreticisi, Refahyol döneminde gülmüştü; 106 bin ton alım yapılmıştı Refahyol döneminde, paraları da düzenli olarak ödenmişti. Ancak, bu İktidar, bunun yarısı kadar alım yapmamıştır; alımlar yapılmadığı için, fındık üreticisi tüccarın eline düşmüştür; fiyatlar yarı yarıya düşmüş, yarı yarıya azalmıştır. Üstelik, devlet, aldığı fındıkların parasını da üreticiye henüz ödememiştir.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Zeytinyağı...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Yine, zeytinyağı üreticisi de bu İktidar döneminde mahvedilmiştir, perişan edilmiştir. Birkaç tüccar kazansın diye ithalat kapıları sonuna kadar açılmış ve Türkiye'deki zeytin üreticisi, âdeta, tarlasından kovulur duruma getirilmiştir.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Fındık paraları...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Evet, fındık paraları verilmez, diğerleri ödenmez... Bu İktidarın köylüye bakışı budur. Bu Hükümet, 29 Kasım 1998 günü bir kararname çıkarmış ve bu kararnameyle, Refahyol dönemindeki bir temel icraatı değiştirmiştir. Refahyol döneminde, canlı hayvan, et, tereyağı ve peynir ithali yasaklanmıştı, Türkiye'de hayvancılık yapanların yüzü gülmüştü, köylünün yüzü gülmüştü; ancak, bu Hükümet, çıkarmış olduğu kararnameyle, üç ay önceden başlamak üzere, et, tereyağı, peynir ithalini serbest bırakmıştır. Neden üç ay önceden yürürlüğe giriyor kararname?! Yoksa, bazı tüccarlar ithalatını daha önceden yaptılar da, meşruiyetini geriden mi sağlıyorsunuz?! Ama, bu karar, Türkiye'de hayvancılığı mahvedecek, çökertecek, yanlış bir karardır.

Evet, değerli arkadaşlarım, bu İktidarın onsekiz aylık döneminde, bütün bu kesimler mahvolmuştur; en fazla perişan olan kesimlerden biri de esnaf ve sanatkârdır, işadamlarıdır ve sanayicilerdir. Esnaf kepenk kapatmaktadır; çekler, senetler ödenemez olmuştur ve ekonomik kriz, esnafı, sanatkârı, sanayiciyi, işadamını vurmuştur, perişan etmiştir. İşyerleri kapanıyor, içeride talep daralması, dışarıda talep daralması, âdeta iflaslar yaşanıyor. Bu iflaslar, sadece son birkaç ayda ortaya çıkmamıştır; onsekiz aydır uygulanan yanlış ekonomik politikaların Türkiye'yi getirdiği nokta iflaslardır, kapanan işyerleridir, sokağa bırakılan çalışanlardır. Bu, doğrudan doğruya Hükümetin izlemiş olduğu yanlış politikaların ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Daha ilk göreve geldikleri andan itibaren, sermayeyi rengine göre ayırıp bölücülük yapmak kimsenin haddine olmaması gerekirdi; ama, Anadolu sermayesi, âdeta tehlike ilan edilmiştir ve bu yanlış, ayırımcı tutum ve davranışlar sonucunda, bugün, Anadolu'da sanayileşme çabası içerisinde bulunan illerde üst üste kurulan, açılan fabrikalar batma noktasına gelmiştir. Kamu borçlanma faiz oranları yüzde 150'ye çıkmışken, elbette ki, ülkedeki bütün tasarrufları devlet emerse, toplarsa, sanayici de, işadamı da kendi işini çevirebilmek için düşük maliyetli kredi bulamayacaktır. İşte bu temel yanlışlar, doğrudan doğruya, Hükümetin, İktidarın, onsekiz aydır işbaşında bulunan Yılmaz Hükümetinin icraatlarıdır.

Değerli arkadaşlarım, kaybedenleri sıraladım; onsekiz aydır bu ülkede -tekrar ediyorum- memurlar kaybetmiştir; onsekiz aydır bu ülkede işçiler kaybetmiştir; onsekiz aydır bu ülkede Bağ-Kur emeklisi, Emekli Sandığına tabi emekli ve SSK emeklisi kaybetmiştir; onsekiz aydır bu ülkede köylü kaybetmiştir, çiftçi kaybetmiştir, hayvancılıkla uğraşanlar kaybetmiştir ve onsekiz aydır bu ülkede esnaf ve sanatkârlar kaybetmiştir, işadamları kaybetmiştir.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Kazanan da var!..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şener, süreniz bitti; ancak, 1 dakika eksüre vereceğim, daha fazla vermeyeceğim. Rica ediyorum, tamamlayınız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – 1997'de Türkiye ekonomisi yüzde 8 büyümüştür, 1998'de yüzde 4,5 büyümüştür. Başbakana soruyorum, ekonomiden sorumlu tüm bakanlarına soruyorum: Bir ülkede ekonomi büyürken herkesin kaybetmesi mümkün müdür?! Herkesin kaybetmesi mümkün müdür?!

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Kim kazanmıştır?

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Memur kaybetti, işçi ve emekli kaybetti; köylü, esnaf, sanatkâr ve işadamı kaybetti. Bu ülkede onsekiz aydır kim kazandı? (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Çete ve mafya...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Vurguncular, soyguncular, işbirlikçiler, çeteler ve mafyalar kazanmıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından "Bravo" sesleri ve alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Rıza Akçalı; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA RIZA AKÇALI (Manisa) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, geçici bütçeyle ilgili bir müzakere yapıyoruz. Halbuki, bir taraftan, hükümet kurulmasıyla ilgili çalışmalar devam ediyor; bir başbakan adayı, siyasî partileri dolaşıyor ve burada, acilen çıkarılması gereken yasaları ortaya koyuyor, bunların isimlerini alt alta yazıyor. Her nedense, bunların içerisinde, bütçe diye bir kanunun çıkarılması yok. 55 inci hükümet, güvensizlik oyuyla düştükten sonra, yine, birtakım yasaları gündeme getirdi; acilen bunları çıkaralım Meclisten diye siyasî parti gruplarını dolaştı. Her ne hikmetse, orada da 1999 bütçe yasasının çıkarılması yok. Peki, Türkiye, bütçesiz idare edilebilecek hale mi geldi?! O zaman, hiç kimsenin önceliğinde bütçe yoksa, başka yasalar Türkiye için öncelikli ise, demokrasinin vazgeçilmez temel işlevi olan ülkenin bütçesini hazırlamak, tartışmak, müzakere ederek neticeye bağlamak, çağdaş, gelişmiş demokrasilerin en temel özelliği ise ve en ciddî tartışmalar bütçe üzerinde yapılıyor ise, bugün, böylesine bir bütçe tasarısının Mecliste konuşulmasından kaçmanın anlamını acaba Hükümet açıklayabilecek mi? 1999 için bir bütçe hazırlığı, Plan ve Bütçe Komisyonunda tamamlanmıştı; güvensizlik oylaması, gensoru oylaması yapılmadan bir gün önce bütçe kanunu tamamlanıyordu; ama, o gün ara verildi, gensoru oylaması beklendi, daha sonra da bütçe yasasının getirilmesinden vazgeçildi.

Şimdi, altı aylık bir bütçeyle Türkiye bir belirsizliğe itilmek isteniyor. Makro dengeleri zaten altüst olmuş; ama, bu yetmezmiş gibi, yeni belirsizlikler içerisinde yetkiyi tamamıyla Bakanlar Kuruluna veren, bir anlamda Meclis denetimini, Meclis inisiyatifini devredışı bırakan, hatta, 18 Nisan seçimlerinden sonrasını da ipotek altına alan anlayışta hazırlanan bir geçici bütçe. Bunu anlamak mümkün değildir.

Tabiî, bu bütçeyi burada konuşmak, elbette doğru. İyi de, bugün Türkiye'de bütçeden daha önemli işler var. Türkiye'nin gündeminde, bugün, rakamlar üzerinde konuşmaktan daha fazla ihtiyaç duyduğumuz temel birtakım yaklaşımları ortaya koymakta, sanıyorum ki zaruret var.

55 nci Hükümet, onsekiz ay önce, bir temel misyonla göreve gelmişti : Bir, irticayla mücadele; iki, çetelerle mücadele; üç, enflasyonla mücadele. Bakıyoruz, irticayla mücadele konusunda, bu süre içerisinde irticaî -bizzat Genelkurmay Başkanlığının tespiti- faaliyetlerin arttığı tespiti 55 nci Hükümetin hanesine yazılmış durumda.

İkincisi, çetelerle mücadele; temel misyon olarak ortaya koydukları ikinci konu bu. Orada da, çetelerle ahbap-çavuş ilişkileri içerisinde suçüstü yakalanma çıktı işin sonunda. Çakıcı-Eyüp Aşık kasetleri, ağabey-kardeş münasebetleri; Başbakanın bilgisi dahilinde defalarca yapılan görüşmeler; daha sonra, Korkmaz Yiğit ile Çakıcı arasındaki münasebetlerin kasetleri; daha sonra, Başbakan ile Korkmaz Yiğit arasındaki sıkı fıkı ilişkiler ve Türkbank ihalesinde ihaleye fesat karıştırılma iddiasıyla gündeme getirilen bir gensoruyla, 315 güvensizlik oyuyla düşürülen bir Hükümet...

Burada, keşke bunlar yanlış olsaydı, keşke bunlar yalan olsaydı, keşke bunlar düzmece olsaydı demek geçiyor içimizden; ama, bir tarafta, milletvekilliği düşmüş, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanan -bu ilişkilerinden dolayı- bir Eyüp Aşık var; beri tarafta -ihaleye fesat karıştırıldığı için- hakkındaki iddialarla Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından tutuklanmış bir kişi var. İhalenin bir tarafı tutuklu -ihaleye fesat karıştıranların- ama, diğer tarafı, güvensizlik oyuyla ve ihaleye fesat karıştırılması iddiasıyla Mecliste mahkûm edilmiş.

Şimdi, böyle bir tablodan sonra, Türkiye, yeni bir dönemi arıyor, yeni bir istikrar dönemini arıyor. Bu döneme baktığımızda, bu 315'lik irade, her ne hikmetse, Türkiye'yi yönetmeye ehil görülmüyor; yine, Türkiye'yi yönetmek üzere, başbakanlık görevi, bu hakkında yolsuzluk iddiası olan Hükümetin üyelerine aktarılıyor; yani, 55 inci Hükümet, bir şekilde tekrar diriltilmeye, 55 inci Hükümetin omurgası, ekseni muhafaza edilerek, tekrar görev yaptırılmaya çalışılıyor. Türkiye'de bu tabloyu görüyoruz.

Bunun anlamı, Meclis iradesini, Meclisin millet adına kullandığı bu iradeyi veto etmektir. Bu, Meclisin parlamenter, demokratik hayatına suikast anlamına gelir.

Şimdi, efendim, düşürenler bir araya gelip de bir formül ortaya koyamıyorlar... Düşürenlere bir inisiyatif verdiniz de bir formül ortaya koyamadılar mı?! (DYP sıralarından alkışlar) Bundan önceki görevlendirmeler hangi formülü ortaya koymuşsa, şu andaki görevlendirme hangi formülü ortaya koymuşsa, düşüren irade de aynı formülü ortaya koyar, ondan daha şanslı, ondan daha fazla imkân içerisinde bir hükümet oluşturabilir; ama, bunu ortadan kaldırırsanız, böyle bir inisiyatifi vermezseniz, ondan sonra da kalkıp "efendim, bir araya gelip de hükümet oluşturamıyorlar" derseniz... Bunu, belki birtakım gerekçelerle izah etmeye çalışabilirsiniz, "ben yaptım oldu" diyebilirsiniz "verdimse ben verdim" de diyebilirsiniz; ama, bunlar, hakkı hak olmaktan çıkarmaz. Bunları tarih kaydedecektir. Tarihin kaydı içerisinde, gerçekler, hak, demokrasi çizgisinde meseleye bakış ortaya konacaktır. Elbette, burada, Doğru Yol Partisi olarak bizim de kendi misyonumuzdan aldığımız ruhla ortaya koyduğumuz tavır, bir kere daha, açıklıkla meydana çıkacaktır. 1977'de söylediğimiz gibi, o günkü genel başkanımızın söylediği gibi bir haysiyet mücadelesi yapıyoruz. Haysiyet mücadelesi yapmayanların yaşamaya hakları yoktur; bunu söylemeye devam ediyoruz.

Beri taraftan, bu düşüren iradeye inisiyatif vermiyorsunuz, bir bağımsız başbakan tayin ediyorsunuz, bu bağımsız başbakanla hükümet kurulması çalışmalarını başlatıyorsunuz; ama, bunun hemen arkasından bir başka açıklama yapıyorsunuz...

METİN ÖNEY (İzmir) – Muhatap biz değiliz.

RIZA AKÇALI (Devamla) – ..."10 Ocak geldiği gün, bir geçici seçim hükümeti kurmayacağım, kurdurmayacağım" diyorsunuz.

Bunun tercümesi nedir? Bunun tercümesini bir yapalım isterseniz. Bir taraftan diyorsunuz ki: 55 inci Hükümet, sen rahat ol, sen işine devam edebilirsin; yeni kurulacak hükümet eğer senin doğrultunda olmazsa, senin ekseninde olmazsa, senin omurgana sahip olmazsa, bunu reddetme hakkın var; çünkü, sen seçimlere kadar görev başındasın, bunun teminatıyım.

Beri taraftan, düşüren iradeye de diyorsunuz ki: Siz de zorluk çıkarmayın, güçlük çıkarmayın, her şeye karşı çıkmayın; yoksa, düşürdüğünüze mahkûm olmak zorunda kalırsınız. Yani, kırk katır mı, kırk satır mı; bunun arasında bir tercih yapınız.

Şimdi, bir görevlendirme yapıldı. Bu görevlendirme, bağımsız bir milletvekiline yapıldı. Bu görevlendirmeyle ilgili isim önemli değil; ama, işin prensibiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum...

Ondan önce şunu söylemek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi bir seçim kararı aldı, 18 Nisanda seçim yapılacak; 500 milletvekili katıldı, 12'si ret, geri kalanı kabul dedi.

Şimdi, soruyorum: Herhangi bir basın mensubu veya üçüncü bir kişi, milletvekili arkadaşlarımıza, 18 Nisanda seçim yapılacak mı diye sorduğu zaman ne cevap veriyor arkadaşlarımız; "vallahi, iyi saatte olsunlar bilir, biz bilemeyiz." İşte, bu hale gelmiş bir Meclis, kendi meşruiyet alanını daraltmış bir Meclis... Halbuki, verilecek cevap şu olmalı: Elbette 18 Nisanda seçim yapılacak; çünkü, o kararı alan benim iradem, bu Meclisin iradesi ve o iradeyle de 18 Nisanda seçimi yapacağız. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) İşte, bunu diyemediğimiz zaman, yığınakta yanlış yapmışız demektir, yığınakta hata yapmışız demektir ve oradan yeni yanlışlıkların kapısını açmışız demektir. Bu olaylar karşısında, bu gelişen hadiseler karşısında, bu görevlendirmeler karşısında, duruşunuz eğer demokrasinin yanındaysa, duruşunuz eğer demokrasiden, parlamenter sistemin geleneklerinden, kurallarından yanaysa, buna itirazlarınız olacaktır, bunu içinize sindiremeyeceksinizdir; ama, eğer, 28 Şubatı temel veri olarak kabul ettiyseniz, bunu içinize sindirmişseniz, o zaman, önünüze gelecek her hükümet formülüne kayıtsız şartsız evet diyeceksinizdir; yok, eğer -bu ikisinden- nerede olduğunuza karar verememişseniz, o zaman, bir gün evet diyeceksiniz bir gün hayır diyeceksiniz, ne diyeceğiniz belli olmayacaktır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bir görevlendirme yapılmıştır, bununla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) – Bütçeden bahset...

RIZA AKÇALI (Devamla) – Bütçeye de geleceğiz, bütçeye de geleceğiz... Bunlar, bütçeden daha önemli Türkiye için.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim...

RIZA AKÇALI (Devamla) – Eğer bütçe önemli olsaydı, buraya 1999 bütçesini getirirdiniz, günlerce konuşurduk, her bakanlık bütçesiyle ilgili görüşlerimizi ortaya koyardık. Demek ki, bütçe önemli değil. Bütçe gündemde yok, hiç kimse bütçeyi konuşmuyor. Bütçe, ne Hükümetin gündeminde var, ne yeni hükümet kuracak bakanların gündeminde var. Onun için, ben de, bu gündemle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Bütçenin konuşulacak bir tarafı yok zaten. Bütçeye, geçen seneki rakamları, daha doğrusu, bütçenin altı aylık rakamını alıp koymuşsunuz, birtakım başka inisiyatifleri almışsınız; bu arada, promosyona yine bir imkân sağlayacak şekilde, cezalarını 77 fiyatlarında tutmuşsunuz... Bunlar olmuş, bunları yapmışsınız. Bunun yanında, 1998 bütçesindeki faizlerden ve carî giderlerden dolayı ödeyemediğiniz, açıkta kalan kısmını da, bir ek bütçe yapmadan, bu bütçenin içerisine ilave ederek, sözde bir muhasebe hilesiyle kapatmaya çalışmışsınız. Bunlar var bütçenin içerisinde. Yedek ödenekleri, haddinden fazla artırarak, partizanca harcamalara kullanmak üzere bir kenara koymuşsunuz. Bütçede bunlar var; ama, bana göre, Türkiye'nin bugünkü temel meselelerindeki tavrımız, yaklaşımımız, bu Parlamentoyu daha sivil yapmak üzere, bu Parlamentonun kendi meşruiyet alanını genişletmek üzere alacağımız tavır, bunların hepsinden çok daha önemli.

İşte, bir başbakan adayı, 1 Mayısta Trabzon'da bir konuşmayla perdeyi açıyor ve diyor ki: "Türkiye'nin sorunlarının ve değişiminin önündeki tek engel ve en büyük engel bugünkü siyasal anlayıştır. Siyaset, maalesef, bugün, devlet imkânlarını bölüşmenin, paylaşmanın, haksız kazanç sağlamanın ve haksız tayin yapmanın bir aracı haline gelmiştir..." Uzayıp gidiyor. "Ya değişim ya ölüm. Siyaset, bugün, işsiz güçsüz, mesleksiz insanların işi haline gelmiştir. Bugün siyaset diye icra edilen zavallılık, liderlerin kısır tartışmasından kaynaklanmaktadır." Ondan sonra diyor ki: "Zihnim berrak, ne yapmam gerektiğini biliyorum; yürümem gerekiyor."

Gazeteciler, kiminle yürüyorsun diye soruyor; "Benim ekibim var, ekiple yürüyorum" diyor. Ekip diye saydığınız kimdir diyorlar. "İşte; DİSK, Türk-İş, TOBB, TESK, TİSK; ben onlarla beraberim. Arkamda değiller, yan yanayız. Ben onların dediklerini dile getiriyorum. Bu, bir takım oyunudur, takım işidir" diyor.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, şimdi, size soruyorum; genel başkanlar, sizlere soruyorum: Sizler bu takımın üyesi misiniz? Sizler bu takımın neresindesiniz; içinde var mısınız, yok musunuz? (DYP ve FP sıralarıdan "Bravo" sesleri, alkışlar)

Çiftçiler, memurlar, emekliler, dullar, yetimler, Anadolumuzun yiğit ve mert insanları, esnaflar; sizler bunun içerisinde var mısınız; bu ekibin içerisinde sizler de yoksunuz. Öğrenciler, sizler de yoksunuz. Demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasî partiler, sizler de bu takımın içerisinde, bu ekibin içerisinde yoksunuz.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Onlar hiç yok zaten, onlar hiç sayılmıyor.

RIZA AKÇALI (Devamla) – Yine, 13 Kasım Odalar Birliği Konsey Toplantısı...

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Siz var mısınız?

RIZA AKÇALI (Devamla) – Biz olmadığımız için itiraz ediyoruz, siz itiraz etmiyorsunuz da onun için söylüyorum. İşte, biz, bu yanlışlığa itiraz ediyoruz.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim efendim.

RIZA AKÇALI (Devamla) – Dinleyin, ölçüleri koymaya çalışıyorum. Sivil toplum kuruluşları, elbetteki siyasetten talepleri olan kuruluşlardır, siyasetle ilgili birtakım görüşlerini ifade edebilirler, siyasetle ilgili etik anlamda sözler söyleyebilirler; ama, sivil toplum kuruluşlarının hükümetler yıktığı, hükümetler kurduğu, Başbakanlar tayin ettiği rejimin adı demokrasi olmaz. O, olsa olsa ara rejim olur, olsa olsa sanal demokrasi olur. (DYP sıralarından alkışlar)

Devam ediyorum. 13 Kasım Odalar Birliği Konsey Toplantısı; "Başbakanlığa adayım, hodri meydan" ve alkışlanıyor.

Değerli milletvekilleri, bir kişi, bir bağımsız milletvekili çıkıyor, Başbakanlığa aday olduğunu, Başbakanlığa talip olduğunu söylüyor ve alkışlanıyor. Her nedense, bu Parlamentoda bulunan siyasî partilerin genel başkanları -hepsi yüzde 20'ler civarında oy almış genel başkanlar- Başbakanlığı talep edemiyorlar, kınanacaklarından korkuyorlar ve talep ettikleri zaman da "canım, bu Başbakanlık hırsı da niye bu kadar çoktur" gibi bir eleştiriye tabi kılınıyorlar. Bunu içinize sindirebiliyor musunuz? Bu Parlamentonun üyesi olarak, bir siyasî partinin üyesi olarak, parlamenter demokrasinin, partiler demokrasisinin cari olduğu bir sistemin üyeleri olarak bunu içinize sindirebiliyor musunuz? Biz, demokrasi noktasından, bunu içimize sindiremiyoruz. (DYP sıralarından alkışlar)

Bu "hodri meydan" sözünden sonra, günler geçiyor, çeşitli toplantılarda bu talep tekrarlanıyor; deniyor ki: "Ben Başbakanlığa adayım, ben Başbakanlığa adayım." Daha sonra, 23 Aralığa geliyoruz. 5'li inisiyatif adına, o gün, Rıdvan Budak çıkıyor, Bayram Meral çıkıyor, Refik Baydur çıkıyor ve diyorlar ki: "Evet, birçok Başbakan adayı var, hepsi iyi de, en iyisi Yalım Erez; biz onu istiyoruz." Aynı gün, gazete manşetleri "Yalım Erez Başbakan gibi" diyor küçücük yazıyla ve beklenen saat geliyor, o gün saat 16.00'da Yalım Erez'e Başbakanlık görevi veriliyor.

Şimdi, soruyorum bu Parlamentoya: Başbakanların tayininde Yüce Meclis nerede?!.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akçalı, süreniz bitti, 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Konuşmasını bitirsin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum, 1 dakikadan fazla veremem.

RIZA AKÇALI (Devamla) – Ondan sonra, büyük bir güvenle, büyük bir edayla çıkıyor ve diyor ki: "Ben, 40 yılda yapılamayanları 30 günde yapacağım."

Bunun tercümesini yapalım: 40 yıldır bu Parlamentoya gelen bütün genel başkanlar, bütün milletvekilleri beceriksizdir, bu kanunları çıkaramamıştır. Ben, geleceğim, 30 günde bu 40 yılın beceriksizliğini sileceğim...

Değerli milletvekilleri, bunu içinize sindirebiliyor musunuz, böyle bir hakarete sizler layık mısınız; bunu sormak istiyorum.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – 5 günlük mesaisi var, gerisi seçim zaten.

RIZA AKÇALI (Devamla) – Ve yine, Sayın Erez'in Başbakanlık görevindeki meşruiyetini, sizlerin sorgulamasına açmak istiyorum. Yönetimlerdeki meşruiyetin kaynağı seçimdir, halktır, seçmendir. Eğer, siyasî partiler, siyasî parti mensupları, siyasî parti genel başkanları belirli reyi aldılar ve belirli çoğunluğa sahip oldularsa, bu yönetme hakkının meşruiyetini elde etmiş olurlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Akçalı, kusura bakmayın...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Cümlesini tamamlasın arkadaşımız...

BAŞKAN - Olur mu canım! Herkese 1 dakika eksüre verdim. Rica ediyorum...

TAHSİN IRMAK (Sıvas) – 1 dakika süre daha verin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, rica ediyorum... Ben söyledim, ikaz ettim; 1 dakika veriyorum... O zaman burayı yönetemeyiz. Buyurun, siz yönetin.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Cümlesini tamamlasın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Olmaz efendim... Rica ediyorum... Hayır.

TAHSİN IRMAK (Sivas) – Sayın Başkanım, ramazan hayrına verin

BAŞKAN - Hayır, kesinlikle... Rica ediyorum...

RIZA AKÇALI (Devamla) – Çok az kalmıştı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, hayır... Maddede çıkıp konuşacaksınız.

RIZA AKÇALI (Devamla) – Çok az kaldı efendim.

BAŞKAN - Sayın Akçalı, bakın, ben burayı tarafsız yönetmek zorundayım. Şimdi, ben, kendi partimin milletvekillerine özel bir statü uygulayamam ki. (DYP ve FP sıralarından "Bravo Başkan" sesleri, alkışlar)

DSP Grubu adına, Sayın Metin Şahin; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; geçici bütçe üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık bir aydır, 1999 bütçesini hangi koşullarda görüşeceğimizi tartışmaktaydık; ancak, bugün, artık bu tartışmaları geride bırakarak, altı aylık geçici bütçeyi yaşama geçirmek üzere bir arada bulunuyoruz ve umuyorum, akşam da, bunu en iyi şekilde sonuçlandıracağız.

Bu olaya, yani geçici bütçe olayına, bazı arkadaşlarımızın yaptığı gibi öfkeyle, polemikle ya da karamsarlıkla yaklaşmayacağız; aksine, geçici bütçeyi serinkanlılıkla ele alacağız ve neden geçici bütçe yapıldığının haklılığını ortaya koymaya çalışacağız.

Hepinizin bildiği gibi, bütçeler, devletin genel ve katma bütçeli kuruluşlarının bir yıl süreyle yapacağı harcamalarını, yani giderlerini ve gelirlerini gösteren belgelerdir. Bu belgeleri şekillendiren en temel husus, bütçeyi hazırlayan hükümetin politik yaklaşımları, tercihleri ve öncelikleridir. Özetle, bütçeler, hükümetlerin kendilerini yansıtan belgeleridir; bir anlamda, hükümetlerin programının maddî dayanağıdır. Konuya böyle yaklaşıldığında, 1998 yılı bütçesinin başarıyla uygulanmasında esas olan ilke ve hedeflerin 1999 bütçesinde de yer aldığını bilmekteyiz.

Bu temel tespitleri gözler önüne serdikten sonra, bir de, ortaya çıkan son gelişmeleri şöyle gözden geçirmek gerekiyor:

Ülkede her şey olumlu giderken ve 1999 yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, Cumhuriyet Halk Partisi, Fazilet Partisi ve Doğru Yol Partisi bir gensoru vererek 55 inci Hükümeti düşürdü. Bu durumda, tabiî, ortaya tuhaf bir hal çıkmıştı... Neden; çünkü, Hükümet, Parlamentoda çoğunluğunu kaybetmişti; bir taraftan da bütçesinin görüşülmesi gibi bir durumla karşı karşıya bulunuyordu. Yani, Hükümet hem çoğunluğunu kaybetmişti hem de bu bütçeyi savunup, bunun arkasında durarak Parlamentoda yasalaştırma gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kalmıştı. İşte, böyle bir çelişkinin ortaya çıkması nedeniyle bütçenin görüşülmesi devam edemedi ve bir geçici bütçe hazırlama mecburiyeti ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlar, geçici bütçe yapılması bugünkü ortamda doğrudur ve yerindedir. Aksini düşündüğümüzde, yani eleştiri yapan diğer partilerin tutumlarıyla olayı değerlendirdiğimizde, şöyle bir soru ortaya çıkıyor: 55 inci cumhuriyet hükümetinin bütçesini eğer destekliyor ve onaylayalım diyorsanız; yani, bir anlamda politikalarını onaylıyor iseniz -çünkü, giriş konuşmamdaki ifadelerimde bunu anlatmaya çalıştım- bir bütçe, bunu hazırlayan hükümetin siyasî belgesidir. Siz, siyasî belgesini onaylamaya kalktığınız bir hükümeti eğer Parlamentoda düşürdüyseniz, nasıl oluyor da "onun bütçesini destekleyelim" diyorsunuz ve nasıl "bunu geçirelim" diyorsunuz?! Gerçekten, bunu anlamak mümkün değildir değerli arkadaşlar. Bu, gerçekten bu kadar açık ve çıplaktır. Eğer bir hükümete güveniyorsanız bütçesine de güveneceksiniz, eğer bir hükümete güvenmiyorsanız "bütçesini de çıkaralım" demenizin, çok samimî ve doğrultu tutarlılığı bakımından uygun olmadığı kanısındayım.

Değerli arkadaşlar, geçici bütçeler -daha önce ilk konuşmayı yapan arkadaşımız da ifade etti- Türkiye'de ilk kez yapılıyor değildir, daha önce 12 kez geçici bütçe yapılmış ta 1920'lerden başlamak üzere ve en sonuncusu da 1996 bütçesi, gerçek anlamda sonuçlandırılamamış ve geçici bütçe olarak uygulamaya konulmuş. O nedenle, bu konuda geçmiş örnekler var ve bugün biz de, daha önce 12 kez yapılmış olan geçici bütçelerden bir yenisini, yani 13 üncüsünü yapacağız.

Değerli arkadaşlar, Hükümetin düşürüldüğü bu ortamda geçici bütçe yapılmasını gerektiren önemli bir diğer husus da, siyasî nezakettir. Çok yakında kurulması beklenen bir hükümetin önüne kendi programıyla uyumlu olup olmadığı belli olmayan bir bütçeyi koymak ve al, bunu uygula demek, herhalde doğru bir tutum olmazdı. Bu bakımdan, Hükümet, Komisyon görüşmelerinde de ifade ettiği gibi, gerçekten siyasî bir nezaket örneği göstermiş ve bunun bir gelenek olarak Parlamentoda yer almasını istemiştir. Bu tutumu nedeniyle, gerçekten, Hükümeti kutlamak gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yeni hükümet, yani 56 ncı hükümet eğer kısa süre içerisinde kurulursa, yeni bütçeyi de -yani 1999 yılı bütçemizi- eğer mevcut şekliyle benimserse, bunun Parlamentodan geçirilmesi çok zaman almayacaktır; sanıyorum Plan ve Bütçe Komisyonunda bir günlük bir çalışmayla ve Genel Kurulda da -Genel Kurulun takdir ettiği bir sürede- on onbeş günlük bir süre içerisinde bu bütçe sonuçlandırılacaktır. Bu bakımdan, endişeyi gerektirecek bir durum yoktur.

Değerli arkadaşlar, şu anda görüştüğümüz geçici bütçe, 1999 yılı bütçesi, yani esas bütçemiz kanunlaşıncaya kadar, devlet harcamalarının yapılmasına ve devlet gelirlerinin tahsiline olanak ve yetki vermektedir. Bu yetki, 30 Haziran 1999'a kadardır; yani, altı aylık bir geçici bütçe olarak uygulanacaktır.

Bu geçici bütçeyle, önümüzdeki altı aylık sürede, personel maaş ödemeleri yapılabilecektir; sosyal güvenlik kuruluşlarının ihtiyaçları karşılanacaktır; borç faiz ödemeleri sürdürülecektir; gerekli diğer transferler yapılabilecektir; sürdürülen yatırımlar ile yeni yatırımlara ödenek ve kaynak kullandırılabilecektir; harcamayı gerektiren diğer hususlar için ise, Maliyeye yeterli yedek ödenek tahsis edilmektedir. Görüldüğü gibi, bu geçici bütçede tüm ihtiyaçlar gözetilmiştir ve yeterli ölçülerde yer almıştır.

Bu geçici bütçeyle tahsis edilen altı aylık ödenekler toplamı, 11 katrilyon 889 trilyon 194 milyar Türk Lirasıdır. Asıl bütçede öngörülen ödenekler ise -hatırlanacağı üzere- 23 katrilyon 650 trilyon Türk Lirasıydı. Görüldüğü üzere, geçici bütçeyle tahsis edilen miktar, asıl bütçede yer alan miktarın yüzde 50'sinden biraz fazla durumdadır; yani, bu yönüyle de bütçede herhangi bir kısıntı söz konusu değildir; ödeneklerde yeterli bir ölçü konulmuştur, tutturulmuştur.

Umuyoruz ki, bu geçici bütçe bugün sonuçlanacak ve tüm çalışanlar ile emekliler yeni yıla zamlı maaşla gireceklerdir.

Ayrıca, bu geçici bütçeyle, Hazineye, 1 Ocak 1999–30 Haziran 1999 dönemine ilişkin olarak, altı aylık ödenekler toplamının yarısına kadar net borçlanma yetkisi verilmiştir. Yine, sermayelerinin yüzde 50'den fazlası belediyelere ait iştiraklerin uluslararası bankalardan borçlanmaları halinde, Hazine garantisi, 500 milyon Amerikan Dolarıyla sınırlandırılmıştır.

Bir başka husus: Bu geçici bütçeyle, 1998 yılı mahsulü pamuk ve zeytinyağına verilmesi kararlaştırılan prim ödemelerinin yapılması ve hayvancılığı desteklemek üzere 5 trilyon liraya kadar ödeme yapılması için Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. Böylece, pamuk ve zeytinyağı üreticilerimizin ve hayvan yetiştiricilerimizin herhangi bir mağduriyete düşmemeleri güvence altına alınmıştır.

Bu geçici bütçeyle, ihracatın desteklenmesi amacıyla, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından Eximbanka kaynak aktarmaya olanak sağlanmıştır. Böylece, dolaylı olarak, Eximbankın yetersiz olan sermayesi güçlendirilmiş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu geçici bütçe tasarısının 6 ncı maddesiyle, Türkiye'de yıllardır sorun olan geçici işçilerin çalışma sürelerinin artırılması amacıyla, 30 trilyon lirayı aşmamak üzere ödenek tahsisi konusunda Maliye Bakanlığına ve dolayısıyla Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir.

Bugüne kadar bazı kurumlarda çalışmadan ücret alan ve "geçici işçi" adıyla çalışanların olduğu kısmen doğrudur; ancak, biz şimdi, hizmetine ihtiyaç duyulan, sosyal güvenlik haklarından sınırlı olarak yararlanan geçici işçilerimizin oniki aya kadar çalışmalarına, bir ölçüde çare üretmiş oluyoruz.

Bilindiği gibi, sosyal bir yara olan geçici işçi sorununu çözmek için, geçtiğimiz yaz bir yasa çıkarmıştık ve 16 bin dolayındaki geçici işçimizi, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün bünyesindeki kuruluşlarda sürekli olarak çalışabilme olanağına kavuşturmuştuk.

Şimdi, geçici bütçede yer alan bu düzenlemeyle ve Maliye Bakanlığımızın belirleyeceği usuller dahilinde, 30 bin dolayındaki geçici işçimizi de huzurlu ve verimli bir çalışma ortamına kavuşturmayı hedefliyoruz. Sanıyorum, tüm parti gruplarımız da bu konuya olumlu yaklaşacaklardır.

Değerli arkadaşlar, özetlememiz gerekirse, 1999 yılı için getirilen geçici bütçe, asıl bütçe kadar yeterli ödeneğe sahiptir. Hizmetler aksamayacaktır. Çalışanlarımız ve emeklilerimiz, normal bütçe döneminde olduğu gibi, maaş ve ücretlerini, 1 Ocak 1999'dan geçerli olmak üzere zamlı olarak alacaklardır.

Değerli arkadaşlar, 1999 yılına, böyle geçici bütçeyle değil, normal bütçeyle girilmesini, Demokratik Sol Parti olarak elbette ki bizler de arzu ederdik; ancak, buna imkân verilmediğini ve 55 inci cumhuriyet hükümetinin haksız ve zamansız düşürüldüğünü herkesin kabul etmesi gerekir. Bu haksızlığa ve yanlışlığa karşı, 55 inci cumhuriyet hükümetinin, gerek içeride ve gerekse dışarıda sorunları dikkatle takip edip çözümler üretmesini, görevden hiç ayrılmayacakmış gibi son ana kadar büyük bir sorumlulukla ve özenle ülkemiz ve halkımız için çalışmasını takdirle karşılıyoruz.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın bu aşamasında, Demokratik Sol Parti Grubu üyeleri olarak 55 inci hükümetle birlikte çok emek verdiğimiz, önemli mesafeler aldığımız ve üzerinde hassasiyet gösterdiğimiz bazı konuları, yakında göreve başlaması beklenen 56 ncı hükümetin dikkatine sunmak istiyorum.

Enflasyonla mücadele olumlu sonuçlar vermektedir ve enflasyon yüzde 50'lere inmiştir. Bu mücadelede, bugüne kadar titizlik gösterilen bütçe disiplininden ayrılınmamalıdır.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitimde sağlanan olumlu gelişmeler takip edilmeli, daha da ileriye götürülmelidir.

55 inci hükümet zamanında, yani gerek 1997'de gerekse 1998 yılında, üreticimize, ürün bedellerinin, geciktirilmeden ve aksatılmadan ödendiğini unutmamak gerekir. 1999'da da, çiftçilerimizin ürün bedelleri, aksama olmaksızın ödenmelidir.

Esnaf ve sanatkârlarımıza, KOBİ'lere ayrılan krediler, sonuna kadar kullandırılmıştır. 1999'da, yükseltilen limitler de dikkate alınarak, bu kaynaklar, sonuna kadar kullandırılmaya devam edilmelidir.

Güneydoğu ihmal edilmemelidir. Terörün açtığı yaraların sarılması sürdürülmeli, bu bölgede yaşamın normale döndürülmesi çalışması aksatılmamalıdır.

Organize suç örgütlerine, yani çetelere, mafyalara ve bölücü teröre karşı yapılan başarılı mücadele aynen sürdürülmelidir.

Bütün dünya, büyük ve güçlü Türkiye gerçeğini öğrenmeye başlamıştır. Bu saygın ve çok yönlü dışpolitika mutlaka sürdürülmelidir.

Sayın milletvekilleri, yukarıda saydığım politikaların başarıyla yürütülebilmesi için gerekli maddî olanaklar -geçici de olsa- bu bütçede vardır. Demokratik Sol Parti Grubu olarak, 1999 yılı geçici bütçesine olumlu oy vereceğiz.

Demokratik Sol Parti Grubu olarak, sayın milletvekillerimizin ve sevgili yurttaşlarımızın yeni yılını kutluyor ve hayırlı ramazanlar diliyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

ANAP Grubu adına, Sayın Esat Bütün; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

ANAP GRUBU ADINA ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyor, içinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayının ve yaklaşan yeni yılın Türk Milletine hayırlar getirmesini diliyorum.

Gerçekten, bugün bir kere daha ortaya çıkmıştır ki, muhalefet ne yaptığını bilmiyor; bir taraftan, ülkenin sorunlarını kucaklayıp çözüme götüren 55 inci Hükümeti düşürüyor, diğer taraftan, buraya geliyor, diyor ki "bütçeyi niye getirmediniz?" Biliyorsunuz, bütün bütçe oylamaları, aynı zamanda güvenoyu niteliğindedir. Şimdi siz, düşürdüğünüz Hükümetin burada bütçesini onaylayarak tekrar güvenoyu verirseniz, bu durumda, daha önce düşürdüğünüzdeki gerekçeyi nasıl izah edeceksiniz?!

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Güvenoyu vereceğimiz belli değil; görüşülsün.

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Burada, aslında, 55 inci hükümet, Meclis iradesine saygı göstererek ve gelecekteki hükümetlerin de inisiyatiflerini engellememek için gerçekten centilmenlik örneği göstererek, Meclisin öncelikle ittifakını, uzlaşmasını aramış, bu noktayı bulduğu anda bütçeyi getirmek istemiş, ama, bunun olmadığını görerek, kendi durumunu da bilerek, bütçeyi getirmemiş, ülkeyi bütçesiz bırakmamak için geçici bütçeyi getirmiştir. Şimdi bu gerçekler ortadayken, bizi, burada "neden Hükümet geçici bütçe getirdi" diye eleştirmeniz, gerçekten bugün Türkiye'deki sıkıntıların da bir diğer nedenidir.

Hükümeti düşürdünüz, hükümet kurma planınız yok; neden düşürdüğünüzü bilmiyorsunuz; çünkü "bütçeyi getir" diyorsunuz.

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Yolsuzluktan düştü, yolsuzluktan...

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Oradan konuşmanın anlamı yok. Siz, zaten her zaman, ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Biraz önce, çıktınız, yıllardır demokrasi kahramanı yaptığınız "Baba" dediğiniz insanı burada eleştirdiniz; artık, onu savunmak da bana kaldı. (ANAP sıralarından alkışlar)

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Baba'yı size verdik, Baba sizin olsun artık.

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Öyle diyemezsiniz. Bir taraftan "Demokrat Partinin, Adalet Partisinin devamıyım" diyeceksiniz, işinize geldiği zaman sahip çıkacaksınız; diğer taraftan, işinize gelmediği zaman inkâr edeceksiniz; bu, doğru değildir.

Bakın, 1995 yılında, Sayın Cumhurbaşkanı, o zaman, Sayın Tansu Çiller'e, hükümet kurma görevini, azınlık olmasına rağmen verdi, azınlık hükümetini tasdik etti; ama, güvenoyu alamadı, tekrar yeni bir hükümet kuruldu. Bugün için de geçerli olan budur; Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasada yazılı olan yetkileri gereğince, hükümet kurulmasıyla ilgili atamayı yapmıştır, bütün cumhurbaşkanlarının yaptığı gibi bugün de yapmıştır. Nitekim, Sayın Ecevit'e vermiştir; kuramamıştır, iade etmiştir. Bugün Sayın Yalım Erez'dir; eğer Parlamento çoğunluğuna dayalı bir hükümet kuramazsa, o da iade eder; bir başkasına verir. Bu, gayet demokratik bir yoldur; ama, muhalefet, şimdi, bir plansızlık, bir dağınıklık içinde köşke çıktığında, gerçekten alternatif bir koalisyon ortaya koydu da, Cumhurbaşkanı görev vermediyse... O zaman konuşma hakkınız yok; orada başka burada başka şekilde konuşulmasını doğru bulmuyorum.

ASLAN POLAT (Erzurum) – 280 imza verilmişti; o, ne olacak?

ESAT BÜTÜN (Devamla) – 280 imzayı, güvenoylamasında gördük; 281 kabul oyu aldı 55 inci hükümet, ret oyu 256'da kaldı; yani, 280 demekle 280 olmuyor ki...

ASLAN POLAT (Erzurum) – O zaman imza verenlere sor...

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Onu siz kendi arkadaşlarınıza soracaksınız.

Diğer önemli bir olay da... Gerçekten ben bugün burada, ülke sorunlarını kapsayan teknik bir konuşma yapacaktım; ancak, muhalefetin birtakım açıklamalarına, 55 inci hükümetle ilgili olaylara da cevap vermek istiyorum.

Şimdi, ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi, bildiğiniz gibi, enflasyondur. Geçtiğimiz bütçelerde, Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı, bütün bütçe konuşmasını enflasyon konusu üzerine yönlendirmişti ve konuşmasının tamamı âdeta oydu; ama, bu konu bugün gündeme gelmiyor. Neden; çünkü, enflasyon konusundaki düşüş açık ve nettir. Bugün, bakın, tüketici fiyatları endeksi yüzde 70'lere, toptan eşya fiyatları endeksi yüzde 50'lere düşmüştür; her şeye rağmen düşmüştür, dünyadaki krize rağmen düşmüştür, Türkiye'nin ekonomik daralmasına rağmen düşmüştür ve enflasyon konusu bugün gündeme gelmemiştir. Bu enflasyon düşüşü sürerkenken, hâlâ, enflasyon yüksektir demek, diğer taraftan, gerçekten teknik bir kişi olduğuna inandığım Fazilet Partisi sözcüsünün "cumhuriyet tarihinin en yüksek enflasyonu bu Hükümet döneminde" demesi, yine, Doğru Yol Partisini kayırma anlamına geldi; 1994 yılında yüzde 149 olduğunu unuttu herhalde veya onu görmezlikten geldi; bu mübarek ramazan günü de bunu tabiî burada hatırlatmak istiyorum

ASLAN POLAT (Erzurum) – Esat Bey, sözcü "üçüncü" dedi, sen üçü anlayamadın; tutanaklarda var, değiştirme ifadesini.

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Yok yok "en yüksek enflasyonu" dedi.

Diğer taraftan, gerçekten, bugün Türkiye'deki ekonomik durumumuz, bildiğiniz gibi, sağlıklıdır demek, doğru değil. Bir ülkenin iktisadî büyüme ve kalkınmasının hızı, seviyesi, o ülkede uygulanmakta olan makro iktisat, eğitim, dışticaret, sanayileşme politikalarına, o ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine bağlı olmakla birlikte, dünyadaki ekonomik değişme ve gelişmelerle de yakından ilgilidir. Bu etkenler, dışticaret, sermaye akımları, döviz kurları, faiz politikaları ve genel iktisat politikalarını doğrudan etkilemektedir.

Türkiye, yüksek enflasyonla 1979 yılından itibaren karşılaşmıştır. O günden bugüne kadar -ondokuz yıldır- enflasyon, yüzde 40'larla yüzde 50'ler arasında devam etmektedir. Latin Amerika ülkelerinde bile, daha dün dağılan Sovyet bloğundaki ülkelerde bile enflasyon düşürülürken, ülkemizde enflasyonun düşürülememiş olması, gerçekten çok çarpıcı ve üzüntü verici bir örnektir.

Bugün, dünyada gelir dağılımındaki adaletsizlik devam etmekte; buna karşılık da dünyada globalleşme meydana gelmektedir. Dünyada bir taraftan ekonomik entegrasyona, diğer taraftan iktisadî ve siyasî globalleşmeye gidildiği bir ortamda, gelir dağılımındaki adaletsizlik de derinleşerek artmaktadır. Dünya nüfusunun 6 milyara yaklaştığı, dünya ticaretinin de 30 trilyon dolara ulaştığı günümüzde, maalesef, gelir dağılımındaki adaletsizlik de aynı büyüklükte artmaktadır. Gelişmiş 26 ülkenin nüfusu dünya nüfusunun sadece yüzde 16'sına tekabül ettiği halde, bu 26 ülkenin, dünya üretiminin yüzde 81'ini gerçekleştirdiği, fert başına millî gelirinin de 6 ilâ 23 bin dolar olduğu bir gerçektir. Dünya nüfusunun geriye kalan yüzde 84'ü, dünyadaki üretimin sadece yüzde 19'una sahiptir.

20 nci Yüzyılın son çeyreğinde ve 21 inci Yüzyılın başında teknoloji ve haberleşmedeki baş döndürücü gelişmelerin sonucunda dünya iyice küçülmüştür. Küreselleşme "ekonomik ve siyasî sınırların giderek ortadan kalkması ve neticesinde maddî ve manevî değerlerin millî sınırları aşarak dünya çapında yayılmasıyla, ülkeler ve milletler arasındaki iktisadî, siyasî, sosyal ve kültürel temas ve etkinliklerin artmasıdır" diye tarif edilebilir.

İktisadî küreselleşmenin en başarılı olduğu sahalar, yatırım, üretim ve finans piyasalarıdır. Bu gelişmelerin sonucu, iktisadî serbestleşme, serbest pazar ekonomisi, siyasî anlamda demokratikleşme, normalleşme ve hukukun üstünlüğü kavramlarını insanlığın ortak değeri olarak ortaya çıkarmıştır.

Bir ülkenin ekonomik performansını belirleyen, ne teknoloji ne de doğal kaynaklarının zenginliğidir, iktisadî örgütlenmesidir. Bugün, dünyadaki kamu harcamalarının büyük bir çoğunluğuna baktığımızda, ülkeler arasında yine farklılıkları görürüz. Kamu harcamalarında OECD ortalaması yüzde 41 civarında, Avrupa Birliği ortalaması da yüzde 51 civarındadır. Az gelişmiş ülkelerin tamamına yakınında kamu harcamalarının tamamını devlet finanse etmektedir. Ülkemizdeki kamu harcamalarının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 35'ler civarındadır. Bu da göstermektedir ki, Türkiye, en kısa zamanda, kamu harcamaları konusunda dünya ortalamasını yakalamak zorundadır.

Bugün, dünyadaki gelişmiş ülkelerde kamu harcamalarının yüzde 50'si, yüzde 60'ı, mahallî idareler ve yerel yönetimler tarafından yapılmaktadır. İşte burada, 55 inci hükümetin bir başarısı daha ortaya çıkmıştır, sizin engellediğiniz bir başarısı daha ortaya çıkmıştır; mahallî idareler reform yasa tasarısı hazırlanmıştır. Eğer siz, özellikle Cumhuriyet Halk Partililer -sözleşme gereği, Hükümet zaten yılbaşında anlaşarak istifa edecekti- muhalefetin ve çetelerin isteğine uyup, 55 inci hükümeti düşürmeseydiniz, mahallî idareler reform yasası çıkacaktı ve Türkiye de kamu harcamalarında dünya ortalamasına yaklaşacak ve kamu harcamalarının yüzde 50'sini mahallî idarelere bırakacak, yani, artık Türkiye'nin Ankara'dan yönetilemediği gerçeği karşısında yetkiler mahalline devredilecekti; bunu engellediniz.

Diğer bir önemli husus, bildiğiniz gibi -yine, özellikle, burada iki muhalefet partisine sesleniyorum; yine yaptıklarını bilmiyorlar- şimdi burada yüksek enflasyondan, kamu kesimine, kamu çalışanlarına az para verilmesinden bahsedenler, daha 1991 seçimlerine giderken, o dönemde dengeleri sağlanmış olan sosyal güvenlik dengelerini altüst ederek, birkaç oy uğruna, oportünistçe meydanlara çıktılar, dediler ki: "Biz, emeklilik yaşındaki sınırlamayı kaldıracağız." Kaldırdınız da ne oldu; gencecik insanlar, 38 yaşında bayanlar, 43 yaşında tam olgunluk çağında erkekler emeklilikle karşı karşıya kaldılar. Ne yaptınız; 1992 yılında, sosyal güvenlik kuruluşları fazla verirken, açık vermeye başladı ve bu beş yıllık açık 3 katrilyon lirayı buldu.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kim yaptı bunu?

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Bunu, DYP ve o zamanki SHP şimdiki CHP iktidarları yaptı.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Başbakan kimdi, başbakan?

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Şimdi burada kalkıp ekonomideki dengesizliklerden bahsederken geçmişte yaptıklarını unutanlar, milletin de unuttuğunu zannediyorlar.

Bugün, eğer siz, bu 3 katrilyon lirayı, kazanılmış gelirlerden alınan vergi gelirlerinden değil, yüzde 100'leri aşan faizlerle borçlanarak ödüyorsanız, bunu halktan, daha acı faturayla, o genç yaşta emekli ettiğiniz insanlardan, daha acı faturayla çıkarıyorsunuz demektir; çünkü, bu borçlanmadan kaynaklanan 3 katrilyon liranın karşılığında, ranta 4 katrilyon lira para aktarmak zorunda kalıyorsunuz; bunu da, yeniden halktan çıkarıyorsunuz demektir.

İşte siz, 55 inci hükümeti zamansız ve plansız düşürerek, bu sosyal güvenlik reformunu da engellediniz. Eğer bu sosyal güvenlik reformu çıkmış olsaydı, bugün bütçemizde oluşan en büyük kara delik kapanmış olacaktı. 1998 yılında 1,4 katrilyon lira ayrılan bu sosyal güvenlik açıklarına, 1999 yılı bütçesinde 2,5 katrilyon lira civarında bir ödenek ayrılması planlanmaktadır.

Şimdi siz, ülkenin gündemini kaybettirdiniz, ülkenin hükümetini düşürdünüz, ülkenin bütçesini engellediniz, ondan sonra çıkıp burada...

ASLAN POLAT (Erzurum) – İnanıyor musun bu dediklerine?

ESAT BÜTÜN (Devamla) – ...kamu çalışanlarına az para veriliyor, bütçeyi neden getirmediniz deme hakkınız yoktur. Diğer taraftan, hükümet düşürme gerekçelerindeki davranışlarınız da doğru değildir. Hükümetin düşmesini en başta çeteler istedi; çağrı yaptılar Fransa'dan. Arkasından, o bahsettiğiniz kasetlerden önce çetelerle mücadele başlamıştı. Failî meçhul cinayetler bugün işlenmemektedir; onlar rahatsızlık duydular, onlar çağrı yaptılar...

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kiminle görüştüler?

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Kiminle görüşülürse görüşülsün, kiminle ne yapılırsa yapılsın, önemli olan onların üzerine gidilmesidir. Onların üzerine gidiliyor mu?..

MEHMET GÖZLÜKAYA ( Denizli) – Korkmaz Yiğit ile...

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Korkmaz Yiğit ile görüşenler ve ne için görüştükleri ortadadır. Mahkemeye gitmiştir, cevabını mahkeme verecektir. Eğer Hükümet, Korkmaz Yiğit'in üstüne gitmeseydi o bant çıkmazdı. Zaten banttaki ilk konuşmasında da -dikkat ederseniz- "korkarım ki bu bant yayınlanmak zorunda kalmaz" diyor. Şantajla, Hükümete bir tertiple hazırlandığı ortadadır. O tertibi yapanlar halk tarafından görülmüştür; onun hesabını da halka vereceklerdir.

Diğer taraftan, 55 inci Hükümet, bildiğiniz gibi, gerçekten, sermaye piyasalarını yakından ilgilendiren Bankalar Kanunuyla ilgili düzenlemeleri getirecekti. Hepiniz burada çıkıyor rant ekonomisinden bahsediyorsunuz, bir taraftan da bütün bankaları 1994