DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 4
T.B.M.M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 66
21 inci Birleşim
19 . 11 . 1998 Perşembe
İÇİNDEKİLER
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) GÖRÜŞMELER
1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 19 arkadaşı, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 12 arkadaşı, Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşı, Kütahya Milletvekili Emin Karaa ve 22 arkadaşı, İzmir Milletvekili Işın Çelebi ve 25 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık ve 22 arkadaşı ile Hatay Milletvekili Fuat Çay ve 25 arkadaşının, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis araştırması komisyonu raporu (S. Sayısı 743)
B) ÖNGÖRÜŞMELER
1.– Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde Devletin menfaatini gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/19)
2.– Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında Gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/20)
3.– Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Oya Araslı, Ankara Milletvekili Önder Sav ve Hatay Milletvekili Nihat Matkap’ın, mafya ve çete liderleri ile yakın ilişki içinde olduğu ve TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/21)
IV. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Kayseri Milletvekili Memduh Büyükkılıç’ın, yangınla sonuçlanan otobüs kazalarına karşı alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6203)
2. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, okullardaki öğretmen açığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6209)
3. – Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt’un, ataması yapılmayan bir öğretmene ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/6211)
4. – Mardin Milletvekili Hüsey
in Yıldız’ın, başörtüsü yasağını protesto eyleminde gözaltına alınan veya tutuklananlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6286)5. – Aydın Milletvekili Fatih Atay’ın, Kuşadasıspor-Göztepespor maçında bir spor muhabirinin emniyet görevlilerince tartaklandığı iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş’ın yazılı cevabı (7/6317)
6. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in yazılı cevabı (7/6
378)7. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/6381)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Başbakan A.Mesut Yılmaz, bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan'ın yakalanması ve Türkiye'ye iadesi için yapılan çalışmalara ilişkin gündemdışı bir açıklamada bulundu; DYP Grubu adına Çorum Milletvekili Bekir Aksoy, DSP Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Tahir Köse, FP Grubu adına Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, ANAP Grubu adına İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Altan Öymen ve şahsı adına da Kayseri Milletvekili Recep Kırış aynı konuda görüşlerini açıkladılar.
Yapılan konuşmalardan sonra:
Milletlerarası terörizmin, insan haklarını ve demokrasiyi tehdit eder boyutlara vardığına; kabul edilmiş anlaşmalara rağmen, bazı ülkelerin, terörizmi dış politika aracı olarak kullanıp, hoşgörü ile bakarak himaye ettiklerine; NATO müttefiki İtalya'nın, teröre kanat gerdiğine; TBMM'nin, İtalyan Parlamentosunu, Avrupa Konseyi Terörle Mücadele Anlaşmasına uymaya davet ettiğine; 30 bine yakın insanın öldürülmesinden sorumlu bir hareketin başını himaye etmenin, İtalya'nın medenî dünya içindeki yerini sarsacağına; yaşama hakkı tanımayan, uyuşturucu madde kaçakçılığı, sabotaj, terör, suikast ve toplu öldürme olaylarını yapan terör örgütüne kucak açmanın, insan haklarına ters düşeceğine ve İtalya'ya olan güvenin sarsılmasına sebep olacağına; TBMM'nin, İtalyan Parlamentosu ve Hükümetini, içine düştükleri kabul edilemez durumdan bir an önce kurtarmaya davet ettiğine; bu davranışın, teröristi, caniyi, himaye, tasvip hatta aynı suça iştirak anlamını taşıdığına; TBMM'nin, temsil ettiği Büyük Türk Milleti ile tam birlik ve beraberlik içinde, terörle mücadelede, terörün kökünü kurutmada ve sorumlularından hesap sormada kararlı olduğuna,
İlişkin, TBMM bildirisi okundu; Başkanlıkça, gereğinin yapılacağı bildirildi.
Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç'ın, tarımda girdi maliyetleri ve çiftçi sorunlarına,
Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan'ın, pancar çiftçisinin söküm avanslarına,
İlişkin gündemdışı konuşmalarına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar cevap verdi.
Özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) (S.Sayısı: 743) Hükümet ve Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
(9/28) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, siyasî parti gruplarınca gösterilen üyeler seçildiler.
Başkanlıkça, (9/28) esas numaralı Meclis Soruşması Komisyonu üyelerinin başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmaları için toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.
19 Kasım 1998 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.l5'te son verildi.
Yasin HATİBOĞLU
Başkanvekili
Hüseyin YILDIZ Ali GÜNAYDIN
Mardin Konya
Kâtip Üye Kâtip Üye
No : 26
II. – GELEN KAĞITLAR
19 . 11 . 1998 PERŞEMBE
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Mardin-Ortaköy Beldesi ile Kızıltepe İlçesi Dikmen Beldesinin şebeke tevsii projesi için ödenek tahsisi yapılıp yapılmadığına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1236) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
2.-Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Mardin-Kızıltepe İlçesine bağlı bazı köylerdeki tarımsal sulamalar nedeniyle ihtiyaç duyulan elektrik dağıtım hatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (6/1237) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1.-Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, Tokat-Çelikli-Artova arasına fiber optik kablo yapılıp yapılmayacağına ve DDY ve DHİ’ne ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6531) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)
2.- Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, Muğla İli Yatağan İlçesi Akçay Deresinde kirliliğe yol açan bir fabrikaya ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/6532) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)
3.- Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin’in, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde çalışan mevsimlik işçilere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6533) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)
4.- İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, İçel’in Baharlı havaalanı çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi 7/6534) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)
5.- İçel Milletvekili Oya Arsalı’nın, Mersin’de Devlet Tiyatrosu açılıp açılmayacağına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/6535) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.1998)
6.- Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Sıvas Demir Çelik İşletmesi A.Ş.’nin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6536) (Başkanlığa geliş tarihi:16.11.1998)
7.- Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Devlet veya Vakıf yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının ve öğrencilerin sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6537) (Başkanlığa geliş tarihi:16.11.1998)
8.- Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın’ın, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde çalışan mevsimlik işçilerin sözleşmelerinin iptal edilmesinin nedenine ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/6538) (Başkanlığa geliş tarihi:16.1
1.1998)9.- Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Trabzon Kalkınma Vakfının faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6539) (Başkanlığa geliş tarihi:17.
11.1998)10.- Şırnak Milletvekili Bayar Ökten’in, TELEKOM’a alınan personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6540) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
11.- Ağrı Milletvekili Celal Esin’in, Ağrı-Patnos’a bağlı bazı köylerin belde yapılmasıyla ilgili bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6541) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
12.- Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Abdullah Öcalan’ın devlet bursu alıp almadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6542) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
13.- Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, G.Ü. Mühendislik- Mimarlık Fakültesinde bir araştırma görevlisinin verdiği dilekçelerin işleme konulmadığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6543) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.19
98)14.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Öncel’in, işadamı Nesim Malki cinayetini soruşturanların başka bir yere sürüldükleri iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6544) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
15.- Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, dört yıllık okullardan mezun olup pedagojik formasyon eğitimi alan kişilerin sınıf öğretmenliğine alınıp alınmayacağına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6545) (Başkanlığa geliş tari
hi: 17.11.1998)16.- Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, Diyarbakır Alatosun Beldesinin doktor, sağlık elemanı, derslik ve öğretmen ihtiyacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6546) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
17.- Ağrı Milletvekili M.Sıddık Altay’ın, Ağrı Merkeze ve ilçelerine bağlı bazı köylerin belde yapılması için bir çalışma olup olmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6547) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
18.- Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, Hatay bölgesinde çıkan orman yangınlarının nedenine ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/6548) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
19.- Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, Hatay İlindeki okullardaki öğretmen açığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6549) (Başkanlığa geliş tarihi:17.11.1998)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Bakırköy Belediyesince Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçe duvarlarının yıkılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6027)
2. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, SSK Müdürlerinin ABD gezisine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önerge
si (7/6029)3. - Niğde Milletvekili Doğan Baran’ın, Niğde’deki elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6031)
4. - Kırşehir Milletvekili Cafer Güneş’in, Kırşehir’de üniversite kurulmasına ve şeker fabrikası inşaatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6032)
5. - Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, memur maaşlarına yapılan zammın geç ödenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6034)
6. - Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, bir holdingin kayırıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6035)
7. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara-Keçiören Etlik Lisesinde usulsüz diploma verildiği iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6042)
8. - Tokat Milletvekili Hanefi Çelik’in, Şanlıurfa İlinde tarımda kullanılan elektrikle ilgili karşılaşılan sorunlara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6043)
9. - İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Mersin’deki elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6047)
10. - İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Karayolları 5. Bölge Müdürlüğünde çalışan bir sendika yöneticisinin görev yerinin değiştirilmesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6048)
11. - Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün fındık üretimine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6050)
12.- Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, okul ihalelerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6051)
13. -Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, genel af tartışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6052)
14. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Barutsan A.Ş. Sıvı Patlayıcı Üretim Tesisi Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6055)
15. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara-Polatlı-Sivrihisar yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/6059)
16. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara Çevre Yolunun Samsun ve Konya yolu bağlantılarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/6060)
17. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, şeriatçı olduğu ileri sürülen personel hakkında yapılan işlemlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6062)
18.- Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Ermenek-Mut yolunun Manavgat burnu mevkiindeki çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6064)
19.- Karaman Milletvekili Abdullah Ö
zbey’in, Karaman-Bucakışla-Ermenek karayolu projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6065)20.- İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, yargı organı mensuplarının protokoldeki yerlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6066)
21. - İçel Milletvekili Turhan Güven’in, Alaattin Çakıcı ile görüştüğü ileri sürülen Devlet Bakanı Eyüp Aşık hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6069)
22. -İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, köprü geçiş ücretlerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6071)
23. -İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, bazı MİT görevlileri hakkında ileri sürülen iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6072)
24. - Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, Gün Sazak cinayetinin faillerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6075)
25. -Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, YÖK’ün ünivesite adaylarına gönderdiği bir duyuruya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6078)
26. - Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’ye bağlı bazı köylere yapılacak köy konaklarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6079)
27. - Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale-Keskin ve Delice ilçelerinin kapalı spor salonu inşaatlarına ilişkin Devlet Bakanından (Yücel Seçkiner) yazılı soru önergesi (7/6082)
28. - İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, yasa dışı suç örgütleriyle ilişkisi olan bazı şahıslara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6090)
29. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, işitme engelli öğrencilerin eğitimine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6096)
30. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, işitme engellilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6097)
31. - İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, promosyon kampanyalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6100)
32. - Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara Hastanesiyle ilgili yolsuzluk iddiaları konusunda yapılan soruşturmaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6101)
33. -Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, İstanbul Üniversitesinde türbanlı öğrencilere şantaj ve baskı ile belge imzalatıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6103)
34. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Fethullah Gülen ve cemaati hakkında ileri sürülen bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6104)
35. -Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, “Götürü Bedel - Anahtar Teslimi İhalesi” ne ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6107)
36. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’deki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6115)
37. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’deki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6116)
38. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yapılan ihalelerdeki iskonto miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6120)
39. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir-Acıgöl İlçesi hükümet konağı inşaatı ihalesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6121)
40. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir’de açılan ihalelere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6122)
41. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, basında yer alan bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/6124)42. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, spor kulüplerine yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6126)
43. - Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Nevşehir genelinde yapılan ihalelere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6127)
44. - Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, Balıkesir ve Giresun SEKA kağıt fabrikalarındaki üretime ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6130)
45. - Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, Trabzon Akçaabat Devlet Hastanesinde başhemşire olarak görevli bir personele yapılan uygulamaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6133)
46. -Afyon Milletvekili Sait Açba’nın, Afyon’daki bazı karayolları için ayrılan ödeneğe ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6135)
47. -Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, büyük kentlerdeki gecekondulaşma sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6137)
48. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Eğitim-Sen kongresinde meydana gelen olaylara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6138)
49.- Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6145)
50. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, fonlardan belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6148)
51. -Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici’nin, taşımalı eğitime ve diğer bazı eğitim sorunlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önerg
esi (7/6151)52. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, irtica ve terör olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6155)
53. - Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Niğde Üniversitesi öğrencilerinin yurt ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6157)
54. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, ANAP ile FP yöneticileri arasındaki görüşmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6163)
55. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, doğal afetten zarar gören yerleşim birimlerine yapılan yardımlara ve alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6167)
56. - Balıkesir Milletvekili Ahmet Bilgiç’in, Ankara Trafik Hastanesinin temizlik ve güvenlik işlerini yürüten firma elemanlarının hasta ve yakınlarına kötü muamele yaptıkları iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6172)
57. - Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu’nun, mali milat nedeniyle bankalara yatırılan kıymetlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6173)
58.– Ankar
a Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara Meteoroloji Meslek Lisesi’nin Giresun Bulancak’a taşınmasının nedenine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6174)59. - Kırşehir Milletvekili Cafer Güneş’in, gazilerin aylıkları hakkındaki kanun teklifine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6176)
60. -Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici’nin, İTO Başkanının ihalelerle ilgili bazı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6179)
61.– İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Alaattin Çakıcı ile ilişkisi olduğu ileri sürülen kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6182)
62. -Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, İmam Hatip Okullarında öğrenim gören öğrencilerin sayısına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6188)
63.– Konya Milletvekili Mehmet Ali Yavuz’un, Maliye eski Bakanlarına araç tahsisi yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6189)
64.– İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, TÖBANK, ODİBANK ve HİSARBANK’ın yöneticileri hakkında açılan davalara ve TÖBANK’ın tasfiye işlemlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6192)
65.– Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, ABD seyahatine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6194)
66.– İçel Milletvekili Safet Benli’nin, İçel’in Mut İlçesindeki Gezende Hidroelektrik Santralinden enerji nakline ne zaman başlanacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6195)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
Tarih : 19 Kasım 1998 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Hüseyin YILDIZ (Mardin)
BAŞKAN – Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün, özel gündemle toplanıyor; onun için, gündemdışı söz verme imkânını bulamadım; talepte bulunan arkadaşlarım kusura bakmasın; anlayışlarına sığınıyoruz.
Şimdi, doğrudan, gündeme ve gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A) GÖRÜŞMELER
1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 19 arkadaşı, Konya Milletvekili Veysel Candan ve 12 arkadaşı, Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşı, Kütahya Milletvekili Emin Karaa ve 22 arkadaşı, İzmir Milletvekili Işın Çelebi ve 25 arkadaşı, Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık ve 22 arkadaşı ile Hatay Milletvekili Fuat Çay ve 25 arkadaşının, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı 743)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun, 10 Kasım 1998 tarihli 16 ncı Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 1 inci sırasında yer alan özelleştirme uygulamalarıyla ilgili usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak, alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/19, 29, 40, 88, 98, 127, 150, 166) esas numaralı Meclis araştırması komisyonunun 743 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye başlayacağız.
Sayın Komisyon hazır mı? Komisyon hazır değil.
Müzakere ertelenmiştir.
B) ÖNGÖRÜŞMELER
1.– Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde Devletin menfaatini gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/19)
2.– Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında Gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/20)
3.– Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Oya Araslı, Ankara Milletvekili Önder Sav ve Hatay Milletvekili Nihat Matkap’ın, mafya ve çete liderleri ile yakın ilişki içinde olduğu ve TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/21)
BAŞKAN – Özel gündemin öngörüşmeler bölümünde yer alan, Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Sayın Bedük, Denizli Milletvekili Sayın Gözlükaya ve İçel Milletvekili Sayın Güven'in, çete ve mafya liderleriyle doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde, özellikle Türkbankın satışı ihalesinde, devletin menfaatını gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Sayın Taner ve Başbakan Sayın Yılmaz haklarındaki (11/19) esas numaralı; Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Sayın Esengün, Kayseri Milletvekili Sayın Kapusuz ve Sıvas Milletvekili Sayın Şener'in çete ve mafya liderleriyle doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle Türkbankın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Sayın Taner ve Başbakan Sayın Yılmaz haklarındaki (11/20) esas numaralı; Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Sayın Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Sayın Araslı, Ankara Milletvekili Sayın Sav ve Hatay Milletvekili Sayın Matkap'ın, mafya ve çete liderleriyle yakın ilişki içinde olduğu ve Türkbankın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan Sayın Yılmaz hakkındaki (11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.Konuları aynı olan bu önergelerin birleştirilerek görüşülmesi Genel Kurulun 17 Kasım 1998 tarihli 19 uncu Birleşiminde kabul edilmiş idi.
Hükümet hazır.
Sayın milletvekilleri, önergeler daha önce bastırılıp dağıtıldığı için tekrar okutmuyorum.
Anayasanın 99 uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden birer sayın üyeye, siyasî parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına, Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.
Konuşma süreleri, önerge sahipleri için 10'ar dakika; gruplar ve Hükümet için, daha önce alınan karar uyarınca, 30'ar dakikadır.
Söz isteyen sayın milletvekillerinin isimlerini okuyacağım; ama, daha önce, önerge sahiplerinden söz talebi olacak mı? Daha sonra, gruplara geçeceğim; geçince, bir daha söz veremem.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Ali Rıza Gönül konuşacaklar efendim.
BAŞKAN – Sayın Ali Rıza Gönül, önerge sahibi sıfatıyla mı?..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Evet.
BAŞKAN – Sayın Esengün, zatıâliniz mi konuşacaksınız?
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Evet.
BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Esengün konuşacak.
Yalnız, imzası olmayan sayın üyenin söz söyleme imkânı yok.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Grup adına...
BAŞKAN – Tamam efendim, grup adına...
Sayın Matkap, Sayın Baykal grup adına mı konuşacak; önerge sahibi sıfatıyla mı?..
NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkanım, biz, grup adına ilk sözü aldık. Zaten, önerge sahipleri adına üçüncü konuşmacı oluyor; ikisini birden birleştirip konuşacak.
BAŞKAN – Yani, ikisinde de Sayın Baykal mı konuşacak?
NİHAT MATKAP (Hatay) – Evet; yani, birleştirip konuşma şansımız var.
BAŞKAN – Tamam.
Efendim, okuyorum: Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Deniz Baykal, Sayın Ali Rıza Gönül, Sayın Lütfü Esengün söz talebinde bulunmuşlardır.
Gruplar adına, yalnız, Cumhuriyet Halk Partisinden söz talebi geldi.
Sayın Baykal hazır mı?
NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkanım, kişisel söz talebini, önce, önergelerin sırasına göre vermeniz gerekiyor. Önce, Doğru Yol Partisi sayın temsilcisi; sonra, Fazilet Partisi sayın temsilcisi; sonra...
BAŞKAN – Efendim, müsaade buyurun... Yok öyle bir şey Sayın Matkap.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Burada önerge sahibi konuşur.
BAŞKAN – Efendim, önerge sahibi sıfatıyla konuşacak arkadaşımız, eğer, onun grubu ilk sözü almışsa, önerge sahibi sıfatıyla kazandığı süre ile grup süresini birleştirme imkânımız var.
Şimdi, diyelim ki, önerge sahibi sıfatıyla konuşmalar bitti; grupla nasıl denkleştireceğiz, birleştireceğiz; mümkün değil...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, önerge sahibi olarak sadece ben konuşacağım; diğer önerge sahipleri, grup konuşmalarıyla birleştirerek konuşacaklar.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Siz konuşun o zaman...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Önerge sahibi olarak müstakilen ben konuşacağım.
BAŞKAN – Tamam efendim; sonra, grubunuz adına ayrıca konuşulacak; onda bir beis yok efendim.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Diğerleri, DYP ve CHP birleştirerek konuşacakları için...
BAŞKAN – Efendim, diğerleri nasıl birleştirecek?..
Şimdi, önerge sahibi sıfatıyla yapılacak olan konuşmaları öncelikle vermemiz lazım; sizinki doğru; siz hangi saat konuşursanız konuşun; çünkü, Grubunuz ayrı konuşacak...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Evet.
BAŞKAN – Şimdi, hem önerge sahibi sıfatıyla hem de grubu adına aynı şahıs, konuşacaksa, bunu, ancak bir grup için yapabiliriz; ikinci grup için yapamayız.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, bizim hem önergemiz var; önerge sahibi sıfatıyla Sayın Ali Rıza Gönül konuşacak. Ayrıca, grubumuz adına da yine Sayın Ali Rıza Gönül konuşacak.
BAŞKAN – Ayrı ayrı zamanlarda veririz; birleştiremeyiz efendim.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Birleştiriyoruz efendim.
BAŞKAN – Siz birleştirirsiniz de, biz birleştiremeyiz!..
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Takdirlerinize bırakıyoruz efendim.
NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Esengün, efendim, şimdi, bakın...
Sayın milletvekilleri, Sayın Gönül; Sayın Esengün'e söz verirsem, o, önerge sahibi sıfatıyla konuşup yerine çekilecek; sonra, sizin, önerge sahibi sıfatıyla, grubunuzdan zatıâliniz konuşacaksınız, sizi davet edeceğim; ama, önerge sahibi sıfatıyla davet edeceğim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkanım...
BAŞKAN – Çünkü, önerge sahibi sıfatıyla yapılacak konuşmalar bitmiş olmuyor.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkanım, gerekli pusulayı Başkanlığınıza, zatıâlinize vermişler; yani, bu konuşma haklarını bana devrediyorlar.
BAŞKAN – Ona bir şey demiyorum efendim; hakkınız var; ayrı ayrı konuşacaksınız.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Hayır, ikisini de...
BAŞKAN – İkisini birleştiremeyiz efendim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkanım, bugüne kadar hep birleştiriyorduk; yani, ben, sakıncası olduğu kanaatinde değilim.
BAŞKAN – Sayın Gönül, anlatamıyorum.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Ben anlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, önerge sahibi sıfatıyla konuşmalar bitmeyince gruplara geçemiyoruz. Anlatabiliyor muyum? Halbuki, birleştirerek ilk konuşmayı Sayın Baykal i
stedi.ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, birleştirerek ancak bir grup konuşabilir zaten. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok.
BAŞKAN – Ben de onu anlatıyorum efendim.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Tartışılacak bir şey yok.
NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkanım, grup adına ilk söz alan ancak birleştirebilir.
BAŞKAN – Efendim, ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Sayın Gönül, ben onu anlatmaya çalışıyorum.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, bir tek grup mu konuşacak o zaman?
BAŞKAN – Birleştirmeyi bir gr
up için yapabiliriz; bu, siz olursunuz, o olur, fark etmez.Grup adına ilk söz talebi kiminse, onun konuşmasını birleştirebiliriz. Onu da, daha önce Sayın Baykal; yani, CHP istemiş. İlan ettik ya!..
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Tamam Sayın Başkan; anlaşılmıştır.
BAŞKAN – Önerge sahibi sıfatıyla, Sayın Lütfü Esengün. (FP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner aleyhlerinde verdiğimiz gensoru üzerinde, önerge sahibi sıfatıyla söz almış bulunuyorum; hepinizi hürmetle selamlarım.
Bugün Yüce Mecliste, Hükümet aleyhinde verdiğimiz bir gensorunun öngörüşmelerini yapıyoruz. Maalesef, gündem, yine yolsuzluklar, hırsızlıklar, yine, yutulan, hortumlanan devlet malları, devlet paraları.
Biz, bu gensoruyu, sırf Hükümeti düşürmek için vermedik; siyaseten Hükümeti mağlup etmek için de vermedik. Bu Hükümetin, nasıl boğazına kadar yolsuzluklara battığını kanıtlamak için verdik; bundan sonra gelen hükümetler ders alsın diye verdik; tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için verdik (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve milletten aldığımız vekâletin gereğini yerine getirmek için verdik ve şu anda, huzur içinde şerefli bir görev yaptığımız kanaatindeyim.
Sayın milletvekilleri, bu Hükümet, Türk siyaset tarihine, yolsuzluklara en fazla bulaşmış bir hükümet olarak geçecektir. Bu Hükümet, tarihte, peşkeşle, ihale özelleştirme yolsuzluklarıyla, çete ve mafya ilişkileriyle anılacaktır ve Başbakan ve bakanları hakkında en çok soruşturma açılan Hükümet olarak anılacaktır. İşin vahim tarafı da, açılan soruşturmaların hepsinin gerekçesi yolsuzluktur, ihaleye fesat karıştırmadır, görevi suiistimaldir.
Bu Hükümet döneminde Bayındırlık Bakanlığı, yolsuzlukların kol gezdiği bir yer haline gelmiştir. Özelleştirme tam bir rezalettir. Şişli Belediye Başkanı çaldığı paraları çuvallarla götürürken, bu Hükümet, yasal işlem yapmak bir tarafa, oralı dahi olmamıştır. Bu konuda, Yüce Meclise, Fazilet Partili milletvekilleri olarak verdiğimiz, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin de ayrıca verdiği araştırma önergeleri, gündemin 200 üncü sırasında aylardan beri beklemektedir.
Sayın milletvekilleri, bu Hükümet, birbuçuk yıl önce, medya patronlarının desteğiyle kuruldu. Hatırlanırsa, bir medya patronu, Başbakanı, evinde kabul etti; daha hükümet kurmadan, Sayın Başbakan, medya patronuyla görüşerek işe başladı; onyedi ay boyunca da patronların desteği hiç eksik olmadı! Hükümetin bütün başarısızlıkları başarı gibi gösterilmeye çalışıldı. Geniş halk kitleleri -işçi, esnaf, köylü, memur- inim inim inlerken, kartel medyası, Hükümete methiyeler dizdirmeye devam etti, gerçekler halkımızdan gizlendi; Hükümet, medya desteğiyle ayakta tutulmaya çalışıldı; ancak, Hükümet ile medya patronları arasındaki kirli ilişkiler su yüzüne çıkmaya başlayınca, işler, işte o zaman karıştı. Medya patronlarının desteğiyle kurulan Hükümet, şimdi, bir diğer medya patronunun ifşaatlarıyla çatırdıyor, yıkılıyor. Sonuç olarak, bu Hükümeti
kartel medyası kurdu, kartel medyası yıkıyor. Ne demek bu; su testisi, su yolunda kırılır demek. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)Muhterem milletvekilleri, buna, ilahî adalet denir. Medyayı arkasına alıp, milletine "yarasa" diyen bir Başbakanı, ilahî adalet, bir başka patronun ifşaatlarıyla, işte böyle zelil eder, rüsva eder. (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Sayın milletvekilleri, yolsuzluklarla mücadele ettiğini ifade eden bu Hükümetin iktidarı döneminde, sözde, Susurluk yirmi günde çözülecekti; müfettişler tayin edildi, reklamlar yapıldı, raporlar hazırlandı. Bu işi çözemezse, Başbakanlık haram olacaktı Sayın Başbakana! Şimdi ne var ortada; koskoca bir hiç. Tam onyedi aydır o haram koltukta oturan bir Başbakan var sadece.
Çete mensuplarına kırmızı pasaport verenler kimlerdi; bunların hakkında ne gibi işlemler yapıldı? Susurlukla ilgili kaç kişi mahkûm edildi; şu anda kaç kişi tutuklu bulunuyor?
Nereden bakılırsa bakılsın, çetelerle mücadele adına tam bir fiyasko var ortada; ama, bunun yanında, faili meçhul 5 bin cinayet, hâlâ, failinin bulunmasını bekliyor; hâlâ, kayıp kişilerin akıbetlerinin ne olduğunun merakı içinde yakınları.
Şimdi, Sayın Başbakan, kanaatimizce şu soruları cevaplandırmak mecburiyetindedir:
Alaattin Çakıcı aylardan beri tutuklu olduğu halde, en azından ifadesinin alınması için niçin hiçbir teşebbüste bulunmamaktadır bu Hükümet?
Daha önemlisi, aylardan beri dile getirilip de bir türlü Sayın Başbakanın yanaşmadığı, bizatihi Sayın Başbakanın şahsını ilgilendiren bir konu; Kasım 1996'da Budapeşte'de ne işiniz vardı Sayın Başbakan; yakıt ikmali için gidildiğini iddia ettiğiniz Budapeşte'nin Hilton Otelinde ne işiniz vardı? Yumruklandıktan sonra Macar polisine niçin şikâyette bulunmadınız da apar topar Türkiye'ye döndünüz? Yumruk atan şahıs aleyhindeki şikâyetten niçin vazgeçtiniz? Acaba, bu vazgeçmede, bu olaylarda, Alaattin Çakıcı'nın bir rolü var mı? ANAP'lı üç milletvekili Budapeşte'ye neyi araştırmaya gitti?
Şu Budapeşte meselesini, açık seçik, milletin önünd
e, cesaretle bir ortaya koyun; bütün millet bunu sizden bekliyor.Eyüp Aşık'ın bir kanun kaçağıyla defalarca görüşmesine nasıl müsaade ettiniz? Bu görüşmelerin sebebi ve muhtevası neydi? Eyüp Aşık, işin vahametinden dolayı istifa ederken, aynı basireti, siz, hâlâ niçin göstermediniz?
Erol Evcil'in uçağını kullanan milletvekilleri ve bakanlar kimlerdir? Daha dün akşam, Erol Evcil, 55 milyon dolarlık karaparadan -bu rüşvet midir, komisyon mudur, nedir; ama, listeyi gördüğünü söylüyor- hisse alan bir bakanın hâlâ bakanlık görevinde olduğunu ifade ediyor ve milletvekillerinin olduğunu söylüyor. Bu bakan kimdir; bu milletvekilleri kimlerdir? Haa, bu beni ilgilendirmez derseniz, sizi ilgilendiren, hem de çok yakinen ilgilendiren bir konu var; Erol Evcil'den, Bursa il teşkilatının -akaryakıt ihtiyacı başta olmak üzere- akaryakıt ihtiyacını karşılayan, diğer ihtiyaçlarını da ya Evcil'den ya bir başka mafya babasından karşılar! Bu Bursa il örgütü hakkında ne yaptınız? (FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
POA
Ş ihalesi, sizi vicdanen rahatsız etmiyor mu?En önemlisi de, Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesinde mafya bağlantısını bildiğiniz halde, Korkmaz Yiğit'e niçin yardımcı ve destek oldunuz; böyle pis bir ihaleyi nasıl onayladınız?
Sayın milletvekilleri, sorulacak çok sual var; söylenecek çok şey var. İşte, bugün, biz, bu önergeyi vermekle, bu hesapları sormaya, bu soruları sormaya Millet Meclisimizi davet ettik ve inşallah, bu hesaplar bugün burada görülecek.
Gensorunun verilmesini -tabiî, tarih itiba
riyle- gerektiren ve bardağı taşıran son damla, Korkmaz Yiğit isimli şahsın, bir video kasetiyle yaptığı açıklamalar oldu. Adı geçen şahıs, açıklamalarında, yer, kişi, zaman, mekân göstererek olayları anlatmaktadır. Başbakanın ve Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner'in, Türkbank ihalesinin kendisinde kalması için aktif çaba gösterdiklerini, finansman ve kredi temininde nasıl yardımcı olduklarını, fiyat ayarlamalarındaki rollerini açık seçik itiraf etmektedir. Bu, tam manasıyla bir suçlunun samimî itiraflarıdır.Sayın Başbakan, buna karşılık savunmasını, o gün bir özel televizyona çıkarak yaptı "komplodur" dedi, çetelerle savaşta komploya uğramış olduğunu ifade etti. Bunun, kesinlikle istifa sebebi olmayacağını ifade ederek, istifa etmemekte ve suçsuz olduğunda ısrar etti. Bu da, tam manasıyla, suçunu inkâr eden bir suçlunun psikolojisidir ve tabiatıyla, kimseyi de inandıramadı o gece.
Tabiî, şimdi, sadece, ortada Korkmaz Yiğit'in söyledikleri var; ama, bu işin, bir de İstanbul DGM'de yürütülen soruşturması var. Yarın, İstanbul DGM savcısının yürüttüğü soruşturmanın dosyası mahkemeye geldiğinde, soruşturma açığa çıktığında, açıklandığında neler olacak bilemiyoruz; ama, zannediyorum ki, Korkmaz Yiğit'in söylediklerinden çok çok daha fazlası o soruşturma dosyasında hem adaletin hem milletin önüne serilecek. "Bu konuda hiçbir rolüm yok" diyor "hepsi yalandır, iftiradır" diyor Sayın Başbakan ve bu işe bulaşmış bakanlar. Hepsi yalan, hepsi iftira; ama, ortada bir gerçek var; o da Türkbank ihalesinin Korkmaz Yiğit'e verilmiş olması; bunun neresi yalan, bunu nasıl inkâr edeceksiniz!
Aziz arkadaşlar, Korkmaz Yiğit, ihaleye fesat karıştırmaktan ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmaktan yargılanmaktadır. Bu şahsın suçlarında, fiilerinde, ifadelerinde ismi geçen bir başbakanın görevde kalması, görevine devam etmesi fevkalade mahzurludur; hem işbaşında kalması hem Korkmaz Yiğit'in iddialarının üstüne gitmesi mümkün değildir...
BAŞKAN – Sayın Esengün, ben size 2 dakika süre vermiştim; onu kullandınız; toparlar mısınız.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
Hükümetin görevden uzaklaştırılması, çetelerle mücadelenin önünü açacaktır.
Sayın milletvekilleri, her zaman ifade ettiğimiz gibi, cumhuriyete ve devlete yönelik en önemli tehdit, yolsuzluk ve hırsızlıklardır; bütçe açığının, hayat pahalılığının ve halkımızı canından bezdiren yoksulluğun, fakirliğin ve ekonomik sıkıntıların en önemli sebebi budur. Sunî gündemler, hassas günlerde tezgâhlanan ve tezgâhlanacak olan senaryolar, hep bu yolsuzluk, hırsızlık ve rant dağıtımını örtüp, halkın dikkatini başka yönlere çekmek içindir.
Bu Hükümetin hırsızlıklar, yolsuzluklar ve çetelerle mücadele edemeyeceği açıkça ortaya çıkmıştır. Hükümetin kendisi, bizatihi, bu olayların tarafıdır. Bu Hükümet, zaten, siyaseten ve fiilen çoktan bitmiştir; bu Hükümetin vücudunun kimyası da, fiziği de bozulmuştur. (FP sıralarından alkışlar)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?!.
BAŞKAN – Sayın Esengün...
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Sayın Başbakana düşen görev, önümüzdeki hafta çarşamba günü gensoru münasebetiyle vereceğimiz güvensizlik önergesinin oylamasını beklemek olmamalıdır. Sayın Başbakan, bugün, Meclisin iradesi, 276 ve daha fazla bir oyla gensoruların kabulü yönünde tecelli ederse, hemen istifa etmelidir; siyasî ahlakın gereği de budur.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Anayasayı okumamışsın.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Hepinizi, önergemize destek vereceğiniz ümidiyle saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Esengün, teşekkür ediyorum.
Sayın Gönül, önerge sahibi sıfatıyla. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Gönül, süreniz 10 dakikadır; ben, arkadaşıma 2 dakika eksüre verdim, size de vereceğim; peşin mi vereyim sonra mı ilave edeyim; yani, 10 dakika bitince mi ilave edeyim?
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – 10 dakika bitince ilave edin.
BAŞKAN – Peki.
Buyurun efendim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bugün, üç siyasî parti grubumuz tarafından verilmiş üç gensoru önergesinin görüşmelerini yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu önergelerin, tek bir ortak amacı vardır ki, o da, siyasî sonuç alınmak üzere 55 inci Hükümetin düşürülmesidir; ama, bu üç önergenin muhteviyatı tetkik edildiğinde, müşterek olan inanç, amaç ve ifade, bu Hükümetin başında bulunan Sayın Başbakanın ve Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Taner'in görevlerini kötüye kullandıklarıdır.
Tabiî ki, önerge sahibi adına belirlenen 10 dakika ile gruplar adına yapılacak görüşmeler için öngörülen 30 dakika içerisinde, bu Hükümetin kurulduğu günden bu yana yaptığı icraatları tek tek incelemek, yanlışları, yolsuzlukları, suiistimalleri ve görevi kötüye kullanma amacını güden davranışlarını ortaya koymak mümkün değildir. O nedenle, gerek bu ilk 10 dakikalık süre içerisinde gerekse Grubum adına yapacağım 30 dakikalık süre içerisinde, başlıklarıyla ve ana hatlarıyla düşüncelerimizi Muhterem Heyetinize arz edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bugün, bizce tarihî bir gündür. İnanıyorum ki, demokratik siyasî hayatımızın özel bir günü olarak belleklerde kalacak, hatırlanacak ve Türk siyasî tarihine anlamlı bir gün olarak yazılacaktır. Yazılacaktır; çünkü, 75 yıllık cumhuriyet dönemimizde ve elli yılı aşan çokpartili demokratik parlamento döneminde, ilk defa, üç siyasî parti, aynı anda, ayrı ayrı, bir cumhuriyet hükümeti aleyhine gensoru önergeleri vermişlerdir.
Hafızalarınızı biraz tazelemek istiyorum. Anasol-D Hükümeti olarak isimlendirilen 55 inci Hükümet, biliyorsunuz ki, biliyoruz ki, bir azınlık hükümetidir.
Yine b
iliyoruz ki, bu Hükümet, kamuoyunda, kuruluşu itibariyle, kuruluş yöntemi itibariyle ve haklı olarak, meşruiyeti itibariyle uzun uzun tartışılmıştır. Denilmiştir ki; bu Hükümet, Parlamentodışı güçlerin baskı ve dayatmasıyla kurulmuştur, kurdurulmuştur. Denilmiştir ki; bu Hükümet, partisinden koparılıp götürülen milletvekillerinin desteğiyle kurulmakla, siyasî ahlaka da uygun değildir. Yine denilmiştir ki; bu Hükümet, demokratik teamül ve geleneklere aykırı verilen bir görevlendirmeyle millî iradeye baskın çıkılmıştır. Ve yine denilmiştir ki; halk desteğinden yoksun, millî iradenin çarpıtılmasıyla kurdurulmuş bu Hükümetin istikrarı sağlaması ve halk için olumlu icraat yapması mümkün değildir, yapamaz.Bunları, bugün ben söylüyor değilim. Bunları, o gün, değişik siyasî partiler, bu partilerin genel başkanları, sözcüleri, yetkilileri, köşe yazarları, basın mensupları ve tümüyle, özüyle halk söyledi, "bu Hükümet meşru değildir" dedi.
Değerli milletvekilleri, Sayın Yılmaz, bu Hükümeti kurup Yüce Meclisten güvenoyu isterken, halletmek için hükümet kurduğunu ifade etmişti. Neyi halletmek içindi; bunları da tek tek saymıştı.
Birincisi, kurumlararası uyumu sağlamak, irticayı önlemek, ülkeyi ve milleti selametle seçime götürmek;
İkincisi, hani o "20 günde çözerim" falan diye bas bas bağırdıkları Susurluk olayını çözüme kavuşturmak;
Üçüncüsü de, memura "niye duruyorsunuz, hakkınızı almak için yürüsenize" diye tahrik ve teşvikte bulunduğu, kendisinden sızlandığı enflasyonu ve hayat pahalılığını durdurmak içindi.
Peki, Sayın Başbakan bunları söyledi de ne oldu?.. Hâlâ, irtica öncelikli ve birinci tehdit olarak ifade edilmekte; çözemezsem bu başbakanlık bana haram olsun mu olmasın mı tartışmalarına çanak tuttukları o meşhur ve malum Susurluk konusunda sonuç alıcı önemli bir adım atılamamış; dargelirli, çalışan, fakir fukara, çiftçi, esnaf, memur, ensflasyonun altında ezilmiştir. Zam, kıyım, sürgün, insanımızın kaderi sayılmış ve öyle yapılmıştır, öyle olmuştur.
İhracat düşmüş, enflasyon yükselmiş, bütün sektörlerde ekonomik bunalım doğmuş; işyerleri kapanır, işletmeler iflas noktasına gelerek, çalışanlar sokağa bırakılmaya başlanmıştır.
Karteller ile tekelciler ve havuz müteahhitleriyle oluşturulan ekonomik çeteleşmeyle tarihimizin en büyük vurgunu ve talanı gerçekleştirilmiştir.
Korumacılık, kayırmacılık Hükümetin temel politikası haline getirilmiş; ülkemiz yalnızlığa itilmiş, değerler ve ilkeler gözardı edilerek, gerek ekonomik gerekse dışpolitikada ortaya koskoca kara bir tablo çıkmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yukarıda dedim ki, halk desteğinden yoksun olan bu Hükümet, geldiği nokta itibariyle, bugün, belirli bir çevreye büyük servetler kazandırmakta, hakkını kabul edelim ki, başarılı olmuştur. Bu belli çevrelere banka kurma izinleri bedava verilmiş ve böylece, devletin Hazinesine girmesi gereken milyarlarca lira, milyonlarca dolar bu çevrelerin ceplerine pompalanmıştır. İhaleler paylaştırılmıştır; turizm ve orman alanları ve hazine arazileri hatırlı holdinglere, partizan kişilere peşkeş çekilmiştir. Enerji santralları, dağıtım şebekeleri patronlara diyet borcu olarak verilirken, eş, dost, bacanak, aranılır ve güvenilir memur olmuşlardır.
Sayın milletvekilleri, bu iktidar döneminde, açıkça görülmüştür ki, siyaset bir sektör haline getirilmiş, ülke, siyasetten pay almayı hedefleyen iş çevreleri ile ekonomiden pay isteyen siyaset çevrelerinin elinde kalmıştır. Birbiri ardına gelen skandalların ortaya koyduğu gerçek, nasıl bir siyasal, ekonomik düzenin kurulduğunu gösterir olmuştur. İşte, böyle bir anlayışın ve ekonomik düzenin uygulanır olduğu sistemde, haliyle, halkın çıkarları olamazdı; dönüp bakarsak geriye ve günümüze, olmadığını da açıklıkla görürüz ve görmekteyiz.
Bir dönem Susurluk'u siyasal amaçları için kullanan, çetelerle mücadeleyi kendisine bayrak edindiğini söyleyen Sayın Yılmaz'ın, ardı ardına patlayan kaset skandallarıyla ne duruma düştüğünü hep birlikte gördük. Bir bakanı, çete başı ilan ettikleri Alaattin Çakıcı ile arasında kuryelik yaparken suçüstü yakalanmışsa ve kendisi de Alaattin Çakıcı ile ağabey-kardeş ilişkisi içine girmişse, bunun sorumluluğu, elbette, Sayın Yılmaz'a aittir.
BAŞKAN – Sayın Gönül, ilave süre verdim zatıâlinize, lütfen toparlayın efendim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – O nedenledir ki, varmış gibi gösterilen ve öyle ifade edilen gensoru krizinin mimarı, aslında, Sayın Yılmaz'ın ta kendisidir.
Sayın Ecevit "böyle bir ortamda hükümet krizi çıkarmak sorumsuzluktur" diyor. Siz hangi ortamdan bahsediyorsunuz Sayın Ecevit? Eğer, bahsettiğiniz ortamın içinde Çakıcı, Sayın Yılmaz, Sayın Aşık ilişkileri varsa -ki, var- bunun savunuculuğunu mu üstleniyorsunuz? (DYP sıralarından alkışlar) Eğer, bu ortamın içinde Türkbank ihalesindeki rezalet varsa -ki, var- ortaya çıkan gerçeklerin aksini iddiayla özelleştirmedeki yanlışlığın doğru olduğunu mu savunmaya çalışıyorsunuz? Bu saatten sonra o çirkinliği siz de değiştiremezsiniz. Eğer, iddianız gibi, ortada bir sorumsuzluk varsa, bunun sahibi ve adresi bellidir; Hükümetiniz ve Başbakan Sayın Yılmaz'dır.
Bu Hükümet kurulurken
veya kurdurulurken, hiç kimse Sayın Yılmaz'a devleti talan ettir demedi. Hiç kimse de, özelleştirme ihalelerine girecek taliplilerle görüş, kapalı kapılar ardında konuş, sonra da devletin ilgili bürokratını arayıp; bu, bizim çocuktur...(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Sayın Başkan...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz böyle şey!
BAŞKAN – Sayın Gönül, ben, zatıâlinize ilave 2 dakika vermiştim; lütfen, saygı sunup, Genel Kurulu selamlayın efendim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Gönül.
Önerge sahiplerinden, grup konuşmasını da birleştirmek suretiyle, hem önerge sahibi sıfatıyla hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Baykal; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, burada görüşmekte olduğumuz gensoru, bence, sadece bir bankanın satışıyla ilgili olarak ortaya çıkmış olaylar konusunda değildir. Bugün, burada ele aldığımız konunun bunu aşan bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Bugün, bu gensoruda, aslında, bir banka satışı olayını değil, bir hükümet etme anlayışını, bir hükümet etme üslubunu, bir hükümet etme tercihini değerlendiriyoruz. Türk Ticaret Bankası etrafında ortaya çıkan olaylar, aslında, buna yol açan temel anlayışın, temel zihniyetin bu konuda somutlaşmış olmasından başka bir anlam taşımıyor.
Bu anlayış, bu zihniyet, hükümet etme anlayışı, daha önce çok değişik vesilelerle ortaya çıkmıştı; çeşitli durumlarda bunu görmüştük, incelemiştik; şimdi, çok açık, net bir biçimde, bu konu, Türk Ticaret Bankasının satışı dolayısıyla, bütün kanıtlarıyla, delilleriyle, ayrıntılarıyla ortaya çıkmıştır. Konu -tekrar belirtmek istiyorum- bir banka konusu değildir, bir hükümet etme zihniyeti, bir hükümet anlayışı, bir hükümet uygulaması, üslubu etrafında yaşanıyor.
Bu üslubun ilk işaretleri, bu Hükümet işbaşına geldiği ilk günlerde ortaya çıkmıştır. Hatırlayacaksınız; bu Hükümetin kuruluşundan çok kısa bir süre sonra, Türk Hava Yollarına bir yönetim kurulu ataması ihtiyacı ortaya çıkmıştı ve bu atama, birdenbire kamuoyumuzun dikkatini çekmeye başlamıştı. Çünkü, yapılan atama, Türk Hava Yolları gibi, Türkiye'nin, gerçekten iftihar ettiği, hepimizin başarısıyla övündüğü bir büyük millî kuruluşun yönetimini, uzmanlık alanı olarak, teknik bilgisiyle, getireceği katkılarla daha da geliştirecek bir atama niteliğinde ortaya çıkmamıştı; Sayın Başba
kanın bir yakını, güvendiği bir yakını, bir akrabası olarak gözükmüştü.Bu konu tartışılınca, Sayın Başbakan "ben, güvendiğim birisini oraya atıyorum" demişti; yani, Türk Hava Yolları yönetimine, Sayın Başbakan, güvendiği bir aile yakınını atama hakkını kendisinde görüyordu ve bunu da bir meşru savunma diye ifade edebiliyordu
.Bilmenizi isterim, yanlış, o noktada başlamıştır. O noktada ortaya çıkan bu anlayış, devlet sorunlarına, kamu görevlerine, önümüzde duran ciddî sorunlara yaklaşırken, bu kişisel, bu şahsî, bu ailesel, bu sübjektif güven arayışını esas alan tercihle yönelme anlayışı, bu Hükümeti, bu noktaya getirmiştir. İşin aslında, özünde, sanıyorum o olay vardır.
Değerli arkadaşlarım, bu yaklaşım, Türk Hava Yollarının o meşhur atamasında kendisini göstermiştir. Tek bir kriter vardır; Sayın Başbakanın güvendiği insan olması. Sayın Başbakanın da güveneceği, çok yakından tanıdığı bir aile yakını olarak ortaya çıkmıştır.
Başlangıçta fazla önemsenmedi, bir başbakanın özel bir hassasiyetidir denildi, bir kenara bırakıldı; ama, o üslup sürekli olarak kendisini gösterdi. Nasıl gösterdi o üslüp kendisini -pek çok olayda bunun yansımalarına hep birlikte tanık olduk- ihaleler, İhale Yasasının temel kurallarına göre değil, istisnaî uygulamalarına göre şekillendirilir ve işletilir hale geldi. Artık, temel uygulama, davetiye usulü haline geldi; kimin davet edileceğini de, çoğu kere, kendisine ihale verilecek olanlar belirlemeye başladı. Bu, Türkiye'de, herkesin bildiği, herkesin tanık olduğu, çok somut bir ger
çek halinde, bir iş dünyası gerçeği, bu Hükümetin kendine özgü bir uygulaması olarak ortaya çıktı. Hangi ihalenin kime verileceği, artık, önceden rahatlıkla tahmin edilebilir, bilinir hale geldi. Noterden yapılan tespitler, delil niteliğini, kamuoyunu heyecanlandıracak önemli bir tespit olma özelliğini kaybetmeye başladı. "Herkes biliyordu; ne olmuş bunda" denilmeye başlandı. Hangi ihale kime verilecek, müteahhitler arasında ihale nasıl paylaştırılacak; bunun kararları, İhale Yasasının gereklerine göre değil, belli bir siyasî merciin takdirine, belirlemesine göre işlemeye başladı.Bunlar, iş dünyasının acı gerçekleridir; ama, bunların acı olduğunu, yaşarken fark etmemişizdir, doğal karşılanmıştır ve olay öyle gitmiştir. "Falan ihaleyi şuna vereceksiniz, filan ihaleyi buna vereceksiniz" kararları, siyasî otorite tarafından alınır hale gelmeye başlamıştır. Bu, ihalelerde böyle olmuştur, tahsislerde böyle olmuştur. Yapılacak tahsislerin kimlere verileceği siyasî takdirle belirlenmeye başlamıştır. Siyasî takdir, çok doğal olarak, kendi deneyim çerçevesi içinde, kendi bilgi alanı içinde ve kendi tercih çerçevesi içinde işlemeye başlamıştır. Şikâyet edenleri tatmin etmek için onlara ayrı ihaleler verilmesi, yaygın bir uygulama haline gelmiştir ve Türkiye'de, hukuk, kural, düzen, devlet anlayışı bir yana bırakılmıştır; Türkiye'de, kişisel takdir, siyasî tercih, iktidar belirlemesi, temel bir hükümet etme üslubu halinde ortaya çıkmaya başlamıştır. "Falan işe sen karışma, bırak; onu, filan alacak..." Bu, günlük müteah
hit sohbeti haline gelmiştir. Defalarca, buraya, bu konular getirilmiştir; her birisi, bir biçimde örtbas edilmiştir; çeşitli iddialarla, savunmalarla konunun bu özü gözden kaçırılmıştır; ama, olay, bu olmuştur. Hükümet olmak, iktidar olmak, bunu kullanmaktır anlayışı; bunu kullanmaya yönelmeyen iktidarın bir anlamı yoktur, hangi ihaleyi, kime vereceğimi elbette ben takdir edeceğim anlayışı, işte, bir güve gibi bu Hükümetin ta başından beri içine girmeye başlamıştır. Şahsileşme, keyfileşme, siyasallaşma, bireyselleşme, sübjektifleşme ve bu arada da kendi özel çevrenin getireceği ölçüler, anlayışlar, takdirler devreye girmeye, maalesef, başlamıştır.Elimizde noter tespitleri var; hiç kimsenin aldırdığı yok. BOTAŞ'la ilgili gaz ihaleleri önceden noterde tespit ettirildi, üstelik, bilgisayara geçmiş noterde tespit edildi; ki, daha sonradan yapıldı denilmesin diye; hepsi orada duruyor, hepsi de aynen çıkmıştır. Hepsini de kimin alacağı önceden bilinen şekilde dağıtılmıştır. Ee, dağıtılır, bizim hükümet etme anlayışımız bu, biz böyle hükümet ederiz derseniz, birazdan konuşacağımız noktaya kaçınılmaz olarak gelirsiniz ve gelmişsinizdir.
Bu yaklaşım, kendisini özelleştirme uygulamalarında göstermiştir, şeffaf olduğu söylenen özelleştirme uygulamalarında göstermiştir. POAŞ'ın satışı bunun çok tipik bir örneğidir. Bu yaklaşım, tayinlerde kendisini göstermiştir. Devlet kadrolarına atama yapılırken bu ölçüler esas alınmaya başlanmıştır, her düzeyde siyasî belirleme, tayinin temel unsuru haline dönüşmeye başlamıştır. Bazı tayin girişimleri başarıya ulaşmış, bazıları başarıya ulaşamamıştır; ama, daima, böyle bir arayış, siyasî istila, devleti, kamuyu, hukuku, idareyi, toplumun ortak yararını, kamu çıkarlarını kişisel, siyasal hesaplara göre etkileme, yönlendirme çabası, her aşamada kendisini ortaya koymuştur.
Değerli arkadaşlarım, bu uygulamanın sonucu, bu Hükümetin özel himayesine mazhar müteahhitler tarifinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Özel etkinliği olan, özel ağırlığı olan müteahhitler kendisini göstermeye başlamıştır ve bu çerçevede, ibretle izlenmesi gereken bir olay, bir süre önce, meşhur Bolu Tünelinin müteahhidi Astaldi Firmasının "ben, bu işi gereğince yapıyorum, yapacağım; ama, bürokratik bazı sıkıntılarım var. Bana teknik katkı vereceği için değil, muhtaç olduğum finansman gücünü bana getireceği için değil, sadece, karşı karşıya kaldığım bürokratik sıkıntıları aşmama yardımcı olacak diye, ben, ortak alıyorum" açıklamasıyla, kendisine, bu himayeye mazhar müteahhitlerden birini ortak aldığını resmen ilan
etmiştir. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Niye ilan etmiştir; bir ciddî firma olarak, bu aşamada niye ortak aldığını açıklamak zorunda hissetmiştir kendisini, savunma sadedinde söylemiştir ve bu, bir gerçektir. Bu, Türkiye'deki iş hayatının, bu Hükümetin getirdiği gelenekler, âdetler, ölçüler içinde şekillenen iş hayatının, çok doğal bir parçası haline, ne yazık ki, gelmiştir.Değerli arkadaşlarım, ayrıntılarına girmek istemiyorum, çeşitli ihalelerle ilgili bildiklerimizi, bildiklerinizi, bir de ben, burada, bu kürsüde dile getirerek zamanınızı almak istemiyorum; ama, bu söylediklerimin tümünün doğru olduğundan hiç kuşku duymuyorum. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Bu, bir yönetim üslubu olarak ortaya çıkmıştır. Eğer, merak ediyorsanız, ayrıntılarını konuşuruz, sizinle, teker teker, her ihaleyle ilgili, noter listelerini de getiririz, gerçekleri de ortaya koyarız.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, Ticaret Bankası satışı, bu anlayışın, bu zihniyetin, tipik, somut, kamuoyunun görmezlikten gelemeyeceği bir büyük örneği olarak ortaya çıkmıştır.
Şimdi, Ticaret Bankası olayıyla ilgili olarak, elde, bu banka ihalesini almış olan kişinin ortaya koyduğu açıklamalar var. Bu açıklamalar ayrıntılı; bütün Türkiye bu açıklamaları izledi. Bu açıklamalarda tarih söyleniyor, saat söyleniyor, kişi söyleniyor, yer söyleniyor; çok somut, ayrıntılı bir oluşum hikâye ediliyor. Daha sonra, bu iddialarla ilgili olarak, ilgili insanların yaptıkları açıklamalar, bu iddiaların, esas itibariyle, ana çerçevesiyle ciddiye alınması gereken, çok önemli gerçekleri ortaya koyan iddialar olduğunu kanıtlıyor. Yapılan açıklamaların önemli bir kısmı bunu doğrulamıştır; bir kısmı tevil etmiştir, tevil etme çabası içinde bazı açıklamalar çok net bir şekilde fotoğraflanmıştır. İşin özünü doğru kılarak "ama, falan..." diye, hafif saptırma çabalarıyla olayın özünün doğru olduğu açıkça anlaşılmıştır. İtiraf edilmiştir, ilgili kişiler bu itirafı yapmışlardır ve durum, artık, ayan beyan ortaya çıkmıştır.
Nedir ortaya çıkan manzara? Bu manzaraya girmeden önce şu tespiti yapmak isterim: Bu iddiaları itibardan düşürmek için çok sık kullanılan bir tez var, deniliyor ki: "Kendisi suçlu, sanık konumunda olan ve hesap verme durumuna sürüklenmiş olan, maddî ve manevî açıdan bittiğini kendisi itiraf eden bir insanın sözleri ciddiye alınır mı; onlar ciddiye alınarak muhakeme yürütülür mü; o nedenle, onların bir geçerliliği yoktur" deyip, iddiaları topyekûn ortadan kaldırma çabasının var olduğunu görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bir defa, hepimiz şunu bilelim: Bütün dünyada temiz toplum arayışı, olayın içinde yer almış, çoğu sanık, suçlu durumundaki insanların itirafıyla sağlanmıştır; İtalya'da da böyle olmuştur, dünyanın her yerinde de böyle olmaktadır, Türkiye'de de böyle olmaktadır. Türkiye'de bir büyük temiz toplum dalgası dipten geliyor, yükseliyor. Bunun önünde durmak mümkün değildir. Buna herkes katkı yapıyor, herkes katkı yapacak; olayın içindeki sanıklar da katkı yapacak, mafya liderleri de katkı yapacak, işbirliği içinde olanlar da katkı yapacak; kimisi i
ntikam almak için yapacak, kimisi korktuğundan dolayı yapacak; kimisi içini, vicdanını ferahlatmak için yapacak. Niçin yaparsa yapacak; ama "bunlar sanıktır, suçludur, olayların içindedir, bunların söyledikleri ciddiye alınmaz" diye, onların iddialarını bir kenara bırakarak konuyu aydınlatmak mümkün değildir. Bu argümanı, hiç kimse, hiçbir savunma için kullanmasın. Sık sık kullanılıyor: "Bitmiş insanların sözleriyle harekete geçiyor..." Kimin sözüyle harekete geçeceğiz?! Bu olayda, bunlar itiraf, delil... Böyle oluyor.Bakınız, Alaattin Çakıcı'nın bir kaseti çıktı. Şimdi, o kasette söz konusu edilen Bakan hakkında dava açıldı. Nasıl açılıyor dava; işte, bununla açılıyor. Arkasından, Korkmaz Yiğit'in kaseti çıktı; Türkiye deprem geçiriyor; iş dünyası, işadamları, siyaset, herkes... İhmal etmeye imkân var mı?! Büyük gerçekler ortaya konmadı mı?! Elbette, konulacak. Bakın, dün, Erol Evcil, televizyonda çok önemli şeyler söyledi; doğrudur yanlıştır, bilmem; ama "canım, o söyledi, önemi yok" deyip geçiştirecek miyiz bunu?! Bu ne mantık?! Bu ne akıl?! Bunların üzerine yürüyeceğiz, bunları aydınlatacağız.
Ortaya atılan iddialar çok açık ve bunlar doğrulanmıştır. Bütün bu tartışmaların sonunda ayakta kalan şu tabloya dikkatinizi çekiyorum: İhalenin yapılacağı, Ticaret Bankası satışının yapılacağı günün gecesi -sabah banka satışı var- Ankara'nın bir lokantasında, Sayın Başbakanın güvenilir işadamı arkadaşıyla bankayı almaya talip olan işadamı bir aradalar. Gece saat 01.00. Ne yapıyorlar acaba? Neyle meşguller? Sabahleyin ihale var, 8 saat sonra ihale var. Bir televizyon şirketinin satışıyla ilgili kâğıtları birbirlerine teati ediyorlar. Bu yalan mı; o saatte orada oldukları yalan mı; o saatte, orada, o kâğıtları birbirlerine verdikleri, televizyon satışı işleminin son aşamasını gerçekleştirdikleri yalan mı; doğru. Herkes söylüyor, herkes kabul ediyor. Bu oldu. (ANAP sıralarından gürültüler)
Peki, düşünün manzarayı. Sabahleyin banka ihalesi var, gündüzler torbaya girmiş, gece saat 1'de televizyon satışıyla ilgili son işlemler yapılıyor. Yapılırken, Sayın Başbakanın güvendiği işadamı arkadaşının telefonu çalıyor. Telefonda, Sayın Başbakan, kendisini konuta çağırıyor. Bu yalan mı; doğru. (DYP sıralarından "doğru, doğru" sesleri) Sayın Başbakanın işadamı arkadaşı, bankayı alacak olan işadamına "sen oteline geç, çıkınca yanına gelirim" diyor. Yani, işlem bitmemiş. Televizyon satışıyla ilgili kâğıtlar teati edilince, her iş bitmemiş. O, oteline geçiyor, öbürü de konuta gidiyor.
Konuttaki manzara ne: Gece saat 2. Bir başka banka talibi işadamı, Sayın Başbakanla bir aradalar. Şimdi, bu işadamı arkadaşını Sayın Başbakan niye çağırdı konusunda iki versiyon var, bunun iki biçimi var, iki şekilde bu anlatılıyor:
Sayın Başbakan, ben, Korkmaz Yiğit'in, Alaattin Çakıcı'yla ilişkisi olduğu konusunda, şimdi, burada, beraber olduğum Zorlu'dan iddialar duydum, böyle bir durum var mı, ne dersin acaba diye işadamı arkadaşına soruyor. Kim soruyor; Başbakan soruyor. Kaçta s
oruyor; gece saat 2'de soruyor. Sabah 9'da ihale var. Saat 9'daki ihaleden önce Sayın Başbakan, Kamuran Çörtük'e "Korkmaz Yiğit'in Çakıcı'yla ilişkisi var mı" diyor. Bu, ne bilinmez ilişkiymiş?! "Bunu sormak için çağırdım" diyor. Peki, soruyor da ne oluyor? Zorlu "var" diyor o ilişki, MİT "var" diyor, Emniyet Genel Müdürlüğü "var" diyor; bu ilişkiyi, zatıâliniz biliyorsunuz. Bu ilişkiyi bile bile, ihaleden önce, televizyon kanalı satışının muhatabı durumunda olan bir kişiyi konuta çağırıp, ona, gece saat 2'de "ilişkisi varmış, ne dersin" diyor. Sonra ne oluyor?.. Bu bir versiyon, Sayın Başbakanın versiyonu; ama, Sayın Başbakan şunu da kabul ediyor: "Zorlu'yla yaptığım konuşmada, 505 milyon dolarlık teklif yapmayı kabul etti; 505 milyon dolara kadar çıkacağını söyledi" diyor. Bu bilgiyi de, güvendiği işadamı arkadaşına veriyor. O işadamı arkadaşı -ki, o bankadaki rakibinin masasından kalkmıştır- birazdan rakibinin odasına gidecektir. İhaleye fesat karıştırma, bu değil de ne acaba?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) 505 milyon dolara kadar çıkacağı bilgisi, Kâmuran Çörtük tarafından, bir süre sonra, oteldeki Korkmaz Yiğit'e intikal ettiriliyor.Değerli arkadaşlarım, bu ne bu: Bu, ANAP usulü devlet etme, hükümet etme yöntemi; bu, ANAP usulü iktidar anlayışı!.. (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bir de şu düşünce var: Deniliyor ki: "Efendim, bunlar yanlış usuller, biliyoruz, biz de söylüyoruz; anlatamıyoruz. Ne yapalım, bizimkiler meraklı bu işlere, dedektiflik özlemi var içlerinde, bastıramıyorlar; bir türlü olayların içine giriyorlar, şahsî ilişkiler kuruyorlar; bundan ibaret..." Hayır, bundan ibaret değil; bundan ibaret olduğunu kimseye kabul ettiremezsiniz, kimseye kabul ettiremezsiniz. "Yani, olay sadece bir şahsî merak, bir kişisel saplantı, bir üslup, bireysel bir anlayış; ondan ibaret..." Hayır, ondan ibaret değil; bunun, eti kemiği var, bunun içeriği var. O masada televizyon kanalı satışı konuşuluyor. Hangi televizyon kanalının satışı; Genç-TV'nin satışı. 29 milyon dolara satıyor, öbürü de alıyor. Bu olayların bu kadar içinde olan kişinin,
Sayın Başbakanın güvendiği işadamının bankayı almaya yönelik bir girişimi yok; ama, bankayı almaya yönelik olanlarla sabahlara kadar içlidışlı ilişkileri var ve onlardan birisinden televizyon alıyor. Kaça alıyor; 29 milyon dolara alıyor. 29 milyon doları da, kendisine televizyon kanalını satacak olan kişinin bankasından alıyor, kredi olarak. Siz, Türk Milletini, aklını, mantığını, sağduyusunu kaybetmiş mi zannediyorsunuz?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bütün bunları göreceğiz de, canım, bir şey yokmuş diyeceğiz; Sayın Başbakan Yardımcısının, bu manzara karşısında "tatmin oldum" sözüyle, biz de milletçe tatmin olacağız; olur mu öyle şey?! (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Daha sonra ortaya çıkıyor ki, 500 milyon dolarlık Bankekspresin 350 milyon dolarlık kısmı boşaltılmıştır. Şimdi ortaya çıkıyor ve onunla ilgili soruşturma yürüyor.Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, bütün bankaların yüzde 100 mevduat garantisini devlet vermiş. Ekonomiden sorumlu Sayın Devlet Bakanı, 62 nci maddeye tabi kaç tane banka olduğunu ilan etmiş. Bütün bankalar uzun süredir devletin gözetimi altında; olağanüstü hal ilan edilmiş bankalarda, sıkıyönetim ilan edilmiş; bankalardan kuş uçması mümkün değil, yaprak kıpırdaması mümkün değil. Devletin bankalar yeminli murakıpları bütün bankalarda cirit atıyor, Başbakanlık müfettişleri her adımı izliyor. Bir bankanın 10 milyon doların üzerinde kredi vermesi, Merkez Bankasına bildirmeden bunu yapması mümkün değil. Hepsi, kime verildi, niçin verildi, biliniyor. 500 milyon dolarlık mev
duatı olan bir bankanın 350 milyon doları bir gecede mi boşaltıldı, bana söyler misiniz; bir gecede mi boşaltıldı? O boşaltılırken, bütün bu Türk Ticaret Bankası satış süreci, medyaya girme olayları, gazete alma olayları, televizyon alma olayları nerelerden finanse edildi; bu finansmana kimler göz yumdu? Bütün bunların ortaya çıkması gerek miyor mu?Değerli arkadaşlarım, durum çok açıktır, çok nettir. Türkiye, bu banka satışında, uzun süredir bildiği ilişkileri, yer yer tahmin ettiği ilişkileri, yer yer delillendirdiği ilişkileri, aklı başında, iyi niyetli, dürüst, namuslu hiçbir kimsenin inkâr edemeyeceği kadar açık, net ve somut bir biçimde önünde bulmuştur. O nedenle, biz, sadece Ticaret Bankası satışını değil, Türkiye'deki bir zihniyeti, bir siyaset etme zihniyetini, piyasayla, iş dünyasıyla, özelleştirmeyle, ihaleyle, Bakanın, Başbakanın, Hükümetin, siyasî kadroların ilişkileri konusunda ortaya çıkan bir yanlışlığı tespit ediyoruz ve bunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayıyla, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bilgisi içinde yürütülmesinin mümkün olmadığını ortaya koyuyoruz; koymak zorundayız.Bu tabloyu gördükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, sanki hiçbir şey olmamış gibi, bu azınlık Hükümetinin bu kabul edilemez yanlış uygulamalarına, kamuya zarar veren uygulamalarına, moral içeriği olmayan, yasalara açıktan aykırı bu uygulamalarına göz yummasını beklemek kesinlikle mümkün değildir. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir sorumluluğa Hükümet ortakları kendilerini razı edebilirler; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, buna kendisini razı etmesi mümkün değildir. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bir süre önce, ihale zarfı orada açıldı, burada açıldı diye kıyameti koparanların, şimdi, bu manzara karşısında içine girdikleri anlayışı kavramak gerçekten mümkün değil. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu ihaleyle, Sayın Başbakan kendisini iki gerekçeyle ilgilenmiş olarak takdim ediyor. Bir, şu: "Olabildiğince yüksek bir fiyata banka satılsın istedim; bunun için ilgilendim" diyor. İki "Çakıcı bu işe karışmasın istedim" diyor.
Şimdi, olabildiğince yüksek fiyatla satılmak istendi, gelinen nokta ortada... Bitti, satılamadı, perişan oldu, bir daha o şekilde satma imkânı da yok. Bir özelleştirme uygulaması iflas etti. Yani "yüksek fiyatla satacağız" dediniz, banka kamunun elinde kaldı, banka yaralandı, büyük sıkıntılar ortaya çıktı, satış gerçekleştirilemedi.
İkinci amaç "Çakıcı'yla ilişkisi olmasın" denildi. Çakıcı'yla ilişkisi bilinen, söylenen, Başbakanın da bildiğini inkâr edemeyeceği kişiye, yine, Başbakanın onayıyla verildi. Emniyetin yazılarına rağmen verildi, MİT'in uyarılarına rağmen verildi...
İBRAHİM YILMAZ (Kayseri) – Kim verdi o kişiye banka kurma iznini?
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu ilişkiyi bildiğini çok çeşitli platformlarda Sayın Başbakan ifade etti, itiraf etti. En son olarak, konutta düzenlediği gazetecilerle yüzleşme toplantısında, Hazine Müsteşarı, kendisine"niye bilgi vermediniz Sayın Başbakana bu konuda" diye sorulduğu zaman "Sayın Başbakan, bize, MİT'in bu konuda kendisini uyardığını ifade etti" dedi. Hazine Müsteşarı Sayın Başbakanın bildiğini biliyor, hepimiz biliyoruz, resmî yazılar var. Yazılar, özel kalem müdüründe mi kaldı, müdür yardımcısında mı kaldı; kozmik büroda mı kaldı... Bütün bunlar niçindi; ilişkiyi biliyoruz bilmiyoruz... Son gecesine kadar biliyorsunuz. İşadamları sizi uyarıyor. Bu konuda, kesinlikle inandırıcı olmamıştır. Bu ilişki resmen ortaya çıktıktan sonra bile -dikkatinizi çekerim- yani, ihale 4 Ağustosta y
apılmıştır, 13 Ekimde kaset yayınlandı, 5 Ekimde Sayın Başbakan kasetin muhteviyatından haberdardı, 5 Ekimden 13 Ekime kadar geçen günler boyunca bunu iptal etmek için somut hiçbir girişime yönelmedi. Sayın Başbakanın bunu iptal etmesi, ancak, kasetin bütün Türkiye'nin bilgisine intikal ettiğini öğrenmesinden sonra, kendisine kasetin verilmesi üzerine gerçekleştirilebildi.Değerli arkadaşlarım, durum çok açıktır ve maalesef...
BAŞKAN – Sayın Baykal, efendim, ben, 10 dakika eksik vermiştim zatıâlinize. Şimdi, o, 10 dakikayı ilave ediyorum. (DSP sıralarından gürültüler)
Müsaade buyurun efendim, müsaade buyurun_ Sayın Baykal, önerge sahibi sıfatıyla ve grup adına konuşuyor; 40 dakika süresi var. Rica ediyorum_
Buyurun efendim.
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu konu, Türkiye'nin çok önemli bir konusudur. Konu, bütün boyutlarıyla inceleniyor, incelenecek. Bu konuyla ilgili, ihaleye fesat karıştırma davası yürüyor. Tabiî, ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla, bu bankaya talip olan, demin anlattığım ilişkilerin içindeki kişi sorgulanıyor, dava açılacak; ama, herkesin aklına şu geliyor: İhaleye fesat karıştırma bir insanın tek başına, kendi başına işleyebileceği suçlardan değildir. İhaleye fesatı bir kişi, tek başına, kendi başına karıştıramaz. İhaleye fesat karıştırma, birileriyle işbirliği yaparak, ortaklaşa çabalar içine girerek, teşrikimesai ederek gerçekleştirilir. Acaba, bu kişi ihaleye fesatı, kimlerle işbirliği yaparak, kimlerle teşrikimesai yaparak, kimlerle beraber gerçekleştirmiştir; bu soruyu sormayacak mıyız? (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bu olayı, demin anlattığım çerçeve içerisinde, görmezlikten gelmemiz mümkün değildir; bu, Türkiye'nin bir aklanma mücadelesinin kritik aşamasındaki bir konudur. Bakınız, çetelerle ilişki konusunda da, yolsuzluklar konusunda da, ne yazık ki, siyasal bağlantıları bir türlü ortaya koyamıyoruz; siyasal bağlantının altına kadar işleri getiriyoruz; ama, siyasal bağlantı bir türlü kurulamıyor. Siyasal bağlantı kurulmadan da, bu konuların tam aydınlığa çıkarılması mümkün değildir. Şimdi geldiğimiz nokta bu açıdan büyük önem taşıyor. Bu konu, her platformda ele alınacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi görevini yapacaktır; bu bilgiye sahip olduktan sonra yapılması gereken görevi yapacaktır. Bazıları diyor ki: "Efendim, kritik bir dönemden geçiyoruz; anladık, yanlışlıklar var 'masum yanlışlıklar da değil' diyorsunuz; hadi onu da kabul ettik; ama, ne olur, Hükümeti değiştirmeyin, bırakın, Hükümet devam etsin; bu işin de he
sabı sorulsun."Değerli arkadaşlarım, bu nasıl olacaksa!.. Bu Hükümetten hesap sorulmasın diyebilen henüz tam çıkmadı. Hükümetin kendi içinden o sesler geliyor; ama, Hükümetin dışında, inanıyorum, bu Parlamentoda, her siyasî partiden milletvekili arkadaşlarım, kendi vicdanında, bu meselenin takip edilmesi gerektiğini görüyor, halk görüyor, toplum görüyor; bunu görmezlikten gelmek mümkün değil. (CHP sıralarından alkışlar) Partizanlıkla, parti dayanışmasıyla, bu kadar önemli gerçekleri örtbas etmeyi kabul etmemiz mümkün olabilir mi?! Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir geleneği var, şanlı bir tarihi var, onurlu bir geçmişi var; bunun içinde görev almış herkes, kendi hükümeti dahi olsa, bu yanlışlıklara bulaşmış bütün siyasî kadrolar hakkında hesap sorulması gerektiğine inanacaktır, onun gereğini yapacaktır; bu güvenle konuşuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Peki, bunu yapalım; ama, Hükümet kalsın... İşte, bunu anlamak mümkün değil!.. Yani, şimdi, bu olayla ilgili soruşturmalar yapılacak, bu soruşturmalar yapılırken, Başbakan görevine devam edecek, Sayın Güneş Taner görevine devam edecek ve bunun soruşturması yapılacak!.. Meclis, gensoru önergesini kabul etse, o anda Hükümetin istifa etmesi gerekmiyor mu... O iş ayrı, Türkiye'de siyasî denetim mekanizması ayrı; gensoruyla siyasî denetim mekanizması yapıyoruz. Soruşturma konusu da elbette gündeme gelecektir; bu Mecliste gelmezse, gelecek Mecliste gelecektir; Türkiye bu konuyu unutamaz, unutmamalıdır. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar)
"Bu konuyu ele alırsak, güç bir dönemin içinden geçiyoruz, bu dönemde başımıza sıkıntılar gelir, Türkiye hükümetsiz kalır..." Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de 55 tane hükümet geldi geçti; hiçbir zaman, Türkiye hükümetsiz kalmadı; Türkiye, hükümetsiz falan da kalmaz. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Türkiye bir hukuk devleti, bir anayasa rejimimiz var bizim; hükümetlerin nasıl geleceği, nasıl gideceği belli; biten hükümet gider; bu Hükümet de bitmiştir, gidecektir. (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) Yani, tuz kokmuş... Canım, idar
e ediver, etin üstüne atıver... Etin üstüne atarsanız, eti de kokutursunuz. Tuz kokmuşsa, tuzu değiştireceksiniz. Hükümet yanlışsa, hükümeti değiştireceksiniz. Türkiye duracak, Meclis duracak, Anayasa duracak, hukuk duracak, ahlak duracak, moral duracak; bunu sağlamanın başka yolu yoktur, hükümetin değişmesi gerekiyorsa hükümet değişecektir."Efendim, hükümet değişirken o arada sıkıntı olur mu?.." Hiçbir şey olmaz, olması için bir neden yoktur.
Bakınız, 1995 seçiminden sonra, Türkiye, yeni hükümeti kuramadığı dönemde, son dönemlerin en önemli sorunlarından biriyle karşı karşıya geldi; Kardak kriziyle karşı karşıya geldik. O dönem işbaşında bulunan Hükümet, Kardak krizini, sanki dün güvenoyu almış bir hükümet gibi üstlendi, gereğini yaptı, yeni hükümete durumu teslim etti. (DYP sıralarından alkışlar) Yani, hükümetler, yerlerine yenileri gelinceye kadar görevlerine devam ederler, edeceklerdir elbette.
Siyasî bağnazlıkla gerçekleri göremez hale düşmekten kendinizi sakınınız. Gerçekleri inkâr etme noktasına kadar bağnazlığınız sizi getirmesin. Bugün içine girdiğiniz o bağnazlıktan, bir süre sonra tam farklı noktalara gitmek durumunda kalırsınız. (CHP sıralarından alkışlar)
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Bunları sizden öğrenecek değiliz.
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye, gerçekten önemli sorunlarla karşı karşıya; ama, bu sorunların hepsini kendi platformunda göğüsleyecek deneyime, güce, birikime sahiptir.
Türkiye'nin, şu sırada, önemli dışpolitika, içpolitika sorunları var. Dünya, bir ekonomik kriz yaşıyor; bu krizin Türkiye'ye yansıması var. Türkiye, Güneydoğu Anadolu'da ondört yıldan beri götürdüğü mücadelenin yeni bir aşamasıyla karşı karşıya; bu aşamadan kaynaklanan güçlükler var, sorunlar var; bütün bunları biliyoruz; ama, bütün bunlar, şimdi konuştuğumuz konunun örtbas edilmesine, görmezlikten gelinmesine bizi götürürse, biliniz, bu sorunların altından hiçbir zaman kalkamazsınız. Bütün sorunları, kendi platformlarında, kendi zeminlerinde göğüsleyip çözmeye çalışacağız. Hükümetle ilgil
i bu tabloyu görmezlikten gelmemizi, kimse bizden isteyemez; eğer isterlerse, bu, kendi başbakanlığı sırasında, kendi kabinesinde yer almış iki bakanın, bütün kamuoyunun bildiği, uyardığı, gereken telkinleri yaptığı halde "canım, önemli değil, ben tatmin oldum" deyip görmezlikten gelen yaklaşımıyla, içine düştüğü duruma düşülmesine benzer. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, iki bakanı Yüce Divanda mahkûm olmuş tek başbakan vardır (CHP ve DYP sıralarından alkışlar) ve o mahkûmiyetin, neden, nasıl, niçin ortaya çıktığı da Sayın Başbakanın tümüyle bilgisi içindedir. Kendisine, uyarılar, örgüt tarafından yapılmıştır, Bakanlar Kurulunda yapılmıştır, parti grubunda yapılmıştır, kamuoyunda yapılmıştır. Bütün dünyanın bildiği gerçekleri bilmezlikten gelerek, bugün olduğu gibi, idareimaslahatçı bir tavrın içine girilerek zaman geçirilmiştir; ama, bir süre sonra, o iki bakan, Yüce Divanda mahkûm olmuştur. Bizim bu duruma düşmemizi, kimse bizden beklemesin. Biz, böyle bir duruma düşmeyi kesinlikle kabul etmeyiz.Değerli arkadaşlarım, konuşmamı bitirirken, bir önemli noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Roma'da yaşanan yeni tablo, Türkiye bakımından özel bir dikkatle izlenmesi gereken önem taşıyor. İtalya'da kendisini gösteren yeni anlayış, Türkiye bakımından ciddî sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Öyle anlaşılıyor ki, PKK'nın lideri Öcalan, Roma'da İtalya Hükümetinin misafiri konumundadır.
YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Öcalan'ı lider olarak mı görüyorsun?!
A. TURAN BİLGE (Konya) – Lider sözünü geri al!
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu, Türkiye için kesinlikle kabul edilemez bir tablo oluşturuyor. Bu tablo karşısında, Türkiye'nin, sabırla uzun dönemli bir mücadele içine girmesi kaçınılmaz gözüküyor. Bu müzakereyi götürürken, bence, gözden uzak tutmamamız gereken iki temel nokta var; bunlardan birisi şudur:
İçinde bulunduğumuz bu durum karşısında, sorunu, sıkıntıyı Türkiye'nin içine nakletme sonucunu verecek davranışlardan uzak durmak zorundayız. Türkiye'nin bu konudaki en büyük gücü, Türküyle, Kürtüyle, Arabıyla, Çerkeziyle tam bir dayanışma içinde, aynı devletin birer parçası olmanın bilinci içinde barış ve huzur içinde yaşıyor olmasıdır.
BAŞKAN – Sayın Baykal...
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bitiriyorum.
BAŞKAN – İlave 2 dakika süre verdim efendim; bilesiniz diye söylüyorum.
DENİZ BAYKAL ( Devamla) – Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ama, toparlayın lütfen...
Buyurun.
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu gerçeği kesinlikle unutmamalıyız. Türkiye'nin dünyadaki en büyük gücü, Anadolu'da yaşayan, değişik kökenlerden gelen milyonlarca insanın kardeşlik içinde bir arada yaşıyor olmasıdır. (CHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bunun bozulmasına, bunun sarsılmasına kesinlikle izin veremeyiz, vermemeliyiz. Bu, bizim işimizdir; en büyük gücümüzdür, dayanağımızdır. Bu noktada bir hataya sürüklenmemeliyiz; bu noktalarda provokasyonlara gelmemeliyiz; tertiplere karşı duyarlı olmalıyız, uyanık olmalıyız; bunu fevkalade önemli sayıyorum.
İkinci temel nokta, bu davada biz, İtalya'nın karşısında haklıyız ve İtalya'nın karşısında da güçlüyüz. Bilinmesi gerekiyor ki, İtalya, bu tavrıyla; yani, bir teröriste misafir muamelesi yaparak dünya içerisinde güç bir konuma sürüklenmiştir; hızla tecrit edilmesi kuvvetle muhtemeldir; hepsi bize bağlıdır. İtalya'nın içinde de bu politikayı kabul ettirmekte bir süre sonra güçlükler ortaya çıkacaktır.
Avrupa bu politikayı kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Çeşitli Avrupa ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası anlaşmalar, bu konuda, İtalya'yı haksız konuma sokmuştur. İtalya haksızdır, İtalya yanlıştır. Türkiye haklıdır, Türkiye güçlüdür; yeter ki, bunun gereğini yapmanın yolunu bulabilelim. Bunun yolu da topyekûn düşmanlık kampanyaları açmaktan geçmez. Haklılığımızı, yapılanın yanlışlığını, başta İtalya'nın iyi niyetli halkının çoğunluğu olmak üzere, bütün dünyaya anlatmalıyız, anlatabiliriz. Avrupa Parlamentosundaki sosyalist gruba bu konudaki haklılığımızı anlatmayı başaran Türkiye'nin, İtalya'nın namuslu, dürüst, iyi niyetli, barışsever halkının çoğunluğuna bunu anlatmayı başaramaması kesinlikle
kabul edilemez. Bu anlatılabilir; yeter ki, tuzağa düşmeyelim, gereksiz husumet kampanyalarının parçası haline girmeyelim, düşmanlıklara yönelmeyelim, kendimizden, haklılığımızdan emin olarak durumu ortaya koyalım.Terör, dünyanın bir numaralı derdi, NATO'nun bir numaralı sorunu. NATO Bakanlar Konseyine bu konuyu götürelim. NATO içerisinde, İtalya, yalnız kaldığını görsün, tecrit olduğunu görsün; terörizm konusundaki tavrının kabul edilmediğine tanık olsun. Bunları yapmalıyız, bunları yapmamız halinde, inanıyorum, bu sorunları aşarız. Bu sorunlar, Türkiye'nin ulusal sorunlarıdır, büyük devlet sorunlarıdır. Bu konularda Türkiye'nin bir zafiyet içerisine girmesi açısından hiçbir haklı tereddütün dayanağı yoktur. Türkiye, bu sorunları aşacaktır, hükümet sorununu da aşacaktır. Türkiye, hiçbir hükümete mahkûm değildir. Hiçbir hükümete mahkûm değildir.
YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Size de mahkûm değil.
DENİZ BAYKAL (Devamla) – Eğer, Türkiye'de yeni bir hükümetin oluşması gerektiğini Türkiye Büyük Millet Meclisi tespit edecek olursa, yenisinin kurulacağından kimsenin kuşku duymaması gerekir inancındayım.
Bu duygularla hepinizi selamlıyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar, FP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Baykal, teşekkür ediyorum efendim.
Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Ali Rıza Gönül.
Sayın Gönül, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Herkes, hukuka saygılı ve yasaların çizdiği sınırlar içinde yaşamak ve davranmak zorundadır. Sayın Başbakan da, her istediğini yapan, yapabilen bir kişi değildir; hukukun içinde, yasalarla kendisine verilen yetkileri kullanmak zorundadır; çünkü, devletimiz, aşiret değil, hukuk devletidir.
Bu Hükümet kurulurken veya kurdurulurken, hiç kimse, Sayın Yılmaz'a "devleti talan ettir" demedi; hiç kimse özelleştirme ihalelerine girecek taliplilerle görüş, kapalı kapılar ardında konuş, sonra da devletin ilgili bürokratını arayıp "bu bizim çocuktur, şu fiyatlardan kendisine şu bankayı verin, fazla da hırpalamayın" diyerek ihaleye fesat karıştır dememiştir; hele hele özelleştirme ihalelerinde hiçbir yetki ve sorumluluğu olmayan bir işadamını, holding patronunu kendisine danışman yapmasını ve kurye gibi kullanmasını Sayın Yılmaz'a söylememiştir. Kimse de, Sayın Yılmaz'a, devletin istihbarat birimlerinin ilettiği bilgileri gözardı etmesini s
öylemedi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının sırtından nüfuz ticareti yapmasına fırsat vermesini de tavsiye etmedi. Onun içindir ki, gensoru krizinin mimarı da bir başka yerde aranmamalıdır. Bu kişi de, bizzat Sayın Başbakanın kendisidir.Değerli milletvekilleri, hepimiz, halkımız, Susurluk olayını, Budapeşte'de Sayın Başbakana yapılan menfur yumruklu darp fiilini, Türkiye'ye gelen sanığın affedilişini, Çakıcı ve Korkmaz Yiğit kasetlerinin içeriğini detaylarıyla bilmekteyiz. Bu ilişkiler yumağı ve devlet ihalelerindeki yolsuzluk, usulsüzlük iddialarının vardığı boyutlar içinde, Yüce Meclis, Sayın Başbakan hakkında altı kez Meclis soruşturması açılması kararı alarak, güvensizliğini izhar etmiştir; evet, bir değil, iki değil, üç değil, tam altı kez önüne getirilen iddiaları ciddî ve incelemeye gerekli bulduğuna, soruşturmaya değer bulduğuna karar vermekle, demokratik teamüllere göre hiçbir yanlış yoruma mahal bırakmayacak açıklıkta güvensizliğini belirtmiştir.
Türkbank ihalesi iddialarının ciddiyeti -yayınlanan kasetle- soruşturma niyetlerini gensoru önergesine taşıyan ve bardağı da taşıran son damla olmuştur. Her ne kadar, Sayın Başbakan, iddiaların düzmece olduğunu ve malum gerekçelerle siyasî kin ve garezden dolayı suçlandığını ileri sürse de, inandırıcı olamamıştır. Korkmaz Yiğit'in, kasette belirttiği gün, mekân, saat ve kişiler, Sayın Başbakan ve Sayın Taner tarafından ortaklaşa kabulle paylaşılmaktadır. Yani, iddiaların büyük bölümünde, doğruluk açısından, taraflar arasında bir pürüz yoktur, konuşmaların olduğu da kabullenilmektedir; ancak, savunmada "öyle konuşulmadı, böyle konuşuldu" şeklinde, muhtevasında ayrılık ve aykırılık görülmektedir ki, bu olay, kanaatimizce, hadisenin özünü ve gerçek yönünü saptırmak istenmesinden kaynaklanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan, Korkmaz Yiğit'in Alaattin Çakıcı'yla ilişkisi olduğuna ve kendisinin bu ihaleye sokulmasının sakıncalı bulunduğuna dair Emniyetten bir bilgi notunun geldiğini itiraf ediyor; ancak, 30 Haziranda, Korkmaz Yiğit, Başb
akana geliyor "hakkındaki bilginin doğru olmadığını ve kendisine iftira edildiğini" söylüyor. Nasıl oluyor da bir Başbakan, kendisine gelen resmî bilgiye değil de, ilgilinin açıklamasına itibar ediyor? Bu sorunun cevabını, Sayın Yılmaz mutlaka vermek zorundadır.Gerçek şu ki: Sayın Başbakan, büyük bir medya grubuna sahip olacağını düşündüğü Korkmaz Yiğit'i siyasî çıkarları için kendine bağlamanın hesaplarını yapmış ve bu hesap içerisinde, devletin kendisine ulaştırdığı çok önemli bir istihbaratı hasır altı etmişt
ir.İşin en acı tarafı, Korkmaz Yiğit'in yemini, devletin istihbaratını çürüten bir delil niteliğini kazanmış olmasıdır. Başbakanın açıklamalarındaki bu tutarsızlık, Korkmaz Yiğit'in açıklamalarına inandırıcılık kazandırmaktadır.
Sayın Başbakan "elimde kesin delil yoktu, bu yüzden ihaleye girmesine izin verdim" diyor. Bu açıklama, önceki beyanlarıyla tamamen zıt ve tezat teşkil etmektedir. "Korkmaz Yiğit'i ihaleye sokmayın" talimatını verirken, elinizde başka bir delil mi vardı? Kaldı ki, böyle bir bilgi alan Başbakanın, gereğini yapması için başka bir delile de ihtiyacı yoktur.
Korkmaz Yiğit, yaptığı açıklamada, satış bedelinin belli bir rakamı aşmayacağı yönünde Başbakandan ve Devlet Bakanı Güneş Taner'den teminat aldığını, katılımcıların zorlamasıyla bu rakamın aşılması üzerine aradaki farkın temini için kendisine kolaylık sağlamaya söz verildiğini, ayrıca, hangi katılımcının ne fiyat teklif edeceğinin Başbakan tarafından kendisine iletildiğini, yer, zaman ve tanık bildirerek ileri sürmüştür. Başbakan, bu iddianın yer, zaman ve tanıklarla ilgili kısmını doğrulamış, sadece muhtevasını yalanlamıştır. Sayın Başbakan "Zorlu'ya 500 milyon doların üzerine çıkması telkininde bulundum, onlar 505'e çıkarız dediler. Gece 12 ile 1 arasında ise Çörtük'ü aradım; o sırada, televizyon pazarlığı için Yiğit'le berabermiş, pazarlık yapıyormuş. Çörtük'e dedim ki: 500'ün altında vermeyiz, ciddîyse üzerine çıkması lazım. Böyle bir şey söylendi, ilişkiyi herkes biliyormuş; böyle bir şey varsa girmesin" açıklamasını yapmıştı
r.Bu sözler benim sözlerim değildir değerli arkadaşlarım; bu sözler, açık oturumda, televizyon programında konuşan Sayın Yılmaz'ın sözleridir. Bu açıklama, Korkmaz Yiğit'in söylediklerini aynen doğrulamaktadır.
Başbakan, katılımcılardan aldığı bu son derece özel bilgileri nasıl oluyor da Kamuran Çörtük adında bir işadamına söyleyebiliyor? Bu kadar önemli bir ihale öncesinde böyle bir bilginin komisyon değeri hakkında Sayın Başbakanın bir fikrinin olmaması mümkün değildir. Kamuran Çörtük kimdir, Başbakanın nesidir, hangi sıfatla bu çok özel bilgilere ortak edilebilmektedir? Sayın Başbakan, Korkmaz Yiğit aleyhindeki bir bilgiyi, Korkmaz Yiğit'le iş görüşmesi yapan bir işadamına hangi düşünceyle aktarabilmektedir? Kamuran Çörtük, bu ihalede, kamuoyunun bilmediği bir görev ve misyon mu yüklenmiştir?
Korkmaz Yiğit'in açıklamalarında, Devlet Bakanı Güneş Taner'in, kendisine, bankalardan kredi temini sözü verdiği, bu amaçla, Yapı Kredi Bankasıyla da bizzat görüşmeler yaptığı iddiası yer almaktadır. Korkmaz Yiğit, hem medya hem de banka sahibi olmaya parası yetişmeyince Güneş Taner'in devreye girdiğini, yardım etmek istediğini, Bakanın evinde Yapı Kredi Bankası sahibi ve yetkilileriyle bir toplantı yaptıklarını, daha sonra, Sayın Güneş Taner'in bu işi bizzat takip ettiğini söylemiştir.
Sayın Başbakan ve Sayın Bakan, açıklama durumunda oldukları her ilişkiyi "tesadüf" kelimesiyle geçiştirmek istemektedirler. Devletin istihbarat birimlerince kaydedildiği anlaşılan bir konuşmanın neden Başbakana değil de bir muhalefet partisi milletvekiline verildiği sorusu hâlâ aydınlanamamıştır. Sayın Başbakan, böyle bir delilin arayışı içinde olduğunu söylüyor. O delil devletin elinde mevcut; ama, Başbakan o delile ulaşamıyor. Sayın Başbakan, kendisinden bu bilgiyi esirgeyerek -kendi deyimleriyle- hata yapmalarına sebep olan ilgililer hakkında hiçbir işlem yapmıyor. Başbakanın bu tutarsızlığının sebebini anlamak da mümkün değildir. Ya bu delil kendisine ulaştırıldığı halde Başbakan tarafından hasıraltı edilmiştir ya da Sayın Baş
bakanın Korkmaz Yiğit'le bir çıkar ilişkisine girdiği bürokrasi tarafından tespit edildiği için eldeki bu delil Başbakandan korunmuştur; olayın bir başka izahı yoktur.Değerli milletvekilleri, şu anda, Sayın Başbakanın bütün konuşmaları, kanaatimizce, bu olayı kabul noktasındadır; çünkü, yer ve zamanı kabul eden Sayın Başbakanın artık bu aşamadan sonra söylediği her söz, bir biçimde, tevil yollu ikrar mahiyetini taşımaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu konulardaki söylemek istediklerimiz, şüphesiz bunlarla bağlı değildir. Özellikle belirtmek ve üzerinde durmak istiyorum ki, dün akşam, bir televizyon kanalında yeni bir kaset yayınlandı. Bu kasette, Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi olarak suçlanan ve halen yurt dışında bulunan Erol Evcil'le yapılmış mülakat yer alıyordu. Umut ederim ki, Sayın Başbakan ve bakanlar seyretme imkânı bulmuşlardır. Tabiî ki, doğrudur veya yanlıştır gibi peşin bir hükümle olayı ele almadığımızı ve serinkanlı olarak değerlendirmeye çalıştığımızı da, özellikle belirtmek isterim;
ancak, Erol Evcil'in söyledikleri, Korkmaz Yiğit'in iddialarını teyit eder mahiyetteydi. Erol Evcil, iktidar partisi il başkanıyla arasındaki ilişkiyi ifade ederken, özellikle Korkmaz Yiğit'in Türk Ticaret Bankası ihalesine girmesinde Alaattin Çakıcı'nın etkisinin olduğunu, holding sahibi, işadamı aynı kişinin ihaleye girmesini kesinlikle önlediğini, adı geçen kişinin Kamuran Çörtük olduğunu ve Kamuran Çörtük'ün, Korkmaz Yiğit'in ihaleye girmesinde ve bankayı almasında fevkalade yardımlarının olduğunu iddiayla açık açık anlatmıştır; hatta, Kamuran Çörtük'ün, Korkmaz Yiğit'in bankayı almasındaki hizmetlerinin karşılığı olarak bizzat Alaattin Çakıcı'nın kendisini aradığını -Kamuran Çörtük'ü aradığını- ve ona teşekkür ettiğini de beyan etmiştir.Yine, Erol Evcil'in, izleyenleri hayretler içinde bırakan açıklamalarında, ihalenin 500 milyon dolar civarında sonuçlanacağının malum çevrelerde açıkça ve uluorta konuşulduğunu belirterek "ben bu satışın olamayacağına inanıyordum, bu ihale olamaz diyordum
" sözü üzerine sunucunun "niçin" sorusuna verdiği cevap daha içler acısı ve hayret uyandırıcıydı. Neydi bu cevap? Erol Evcil'in cevabı aynen şöyle oldu: "Bütün bu dedikoduları, bu ilişkileri ve konuşulanları, ihaleden önce Başbakan ve Bakan biliyordu."Değerli milletvekilleri, Korkmaz Yiğit'in açıklamaları ile Erol Evcil'in açıklamalarının birbirini tamamladığını ve üst üste çakıştığını söylemek, her halde haksızlık olmaz ve yanlış değerlendirme de sayılmaz kanaatindeyim.
Açıklamaların içinde bir başka önemli bölüm vardı ki, bunu da herhalde kamuoyu ibretle izledi. Öldürülen Nesim Malki'nin İsviçre'deki hesabına kaynağı belirsiz bir yerden 55 milyon dolar paranın girdiğini ve özellikle bu paranın kimlere dağıtıldığını içeren belgeyi bizzat Nesim Malki'nin kendisine gösterdiğini beyan ediyordu. Sunucunun ısrarlı soruları karşısında, Erol Evcil, özellikle "Türk Hava Yolları uçak alım konusuyla ilgili mi; bu konuda dağıtılan avanta mı" şeklindeki soruya hayır dememiş; ama, gülümsemeyle, sanki onaylarmış gibi bir görüntü se
rgilemiştir. Bilahara, yine Erol Evcil, ısrarlar sonucu, gördüğü belgedeki isimlerden birinin bugün Kabinede bakan olduğunu, bir diğerinin de milletvekili olduğunu açıkça ifade etmiştir.Değerli milletvekilleri, acaba, bu bakan ve milletvekili kimdir ve kimlerdir? Yüce Heyetimiz ve milletimiz, doğrusuyla yanlışıyla bunu öğrenme hakkına sahiptir ve öğrenmek istemektedir. (DYP ve CHP sıralarından alkışlar) Yüce Meclis, inanıyoruz ki, bu iddiaların üzerine bütün ciddiyetiyle gidecek, bu iddiaların doğruluk derecesini araştıracaktır. Temiz toplum özlemi içerisinde olan kamuoyu, bunu beklemektedir.
Gerçeklerin bütün çıplaklığıyla gün yüzüne çıkabilmesi için, yani, araştırma ve soruşturmanın her türlü etkinin dışında selametle yapılabilmesi için, Hükümetin istifa etmesi veya bu gensoruyla mutlaka düşürülmesi gerekmektedir. Ancak, görülüyordu ki, sizi, yani, Hükümeti savunmak isteyen malum basın organları, kişiler, köşe yazarları ve de belli patronlar dahi, sizi, maalesef, savunamaz hale gelmişlerdi. Hatta, Mesut Yılmaz istifa etmelidir diyenler de olmuştu. Tabiî ki, Apo'nun İtalya'ya geçmesiyle birlikte, bu çevreler birden ağız değiştirdiler. Sayın Başbakan mutlaka bunların etkisinde kaldı ki, son günlerde vermiş olduğu beyanatlar, tamamen aynı yönü ve aynı niteliği taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısaca bu konuya da değinmek istiyorum. Aslında, hepiniz bilmektesiniz ki, Apo, İtalya'da yakalanmamıştır; siyasî sığınma amacıyla gittiği gerçeği, su yüzüne çıkmıştır; bir hapishanede değil bir hastanede bulunmakta ve misafir muamelesi görmektedir. Olay, Türk Hükümetinin bilgisi ve inisiyatifi dışında gelişmiştir. Bu konuda, Türk Hükümetinin siyasî bir hedefi de olmamıştır. İtalyan yetkililerinin "Apo'nun terörizmi reddetmesi halinde sığınma hakkı verebiliriz" demelerinden anlaşılıyor ki, Apo, belli bir planın parçası olarak veya belirtildiği gibi, davet üzerine İtalya'ya gitmiştir. Dost, müttefik bir ülkeye yakışmayan bu tutum ve davranış, İtalya Devletinin tarihinde kara bir leke olarak kalacak ve
bu ayıp onlara yetecektir. Bazı malum çevreler, bu gelişmeyi, Hükümetin gensorudan kurtuluşunu sağlamada bir vasıta olarak görmüş, düşünmüş ve yeğlemişlerdir; üzücü olan da budur.Değerli milletvekilleri, PKK olayı, millî bir olaydır. Bugüne kadar da hep bu anlayış içinde ele alınmış ve herkesçe böyle götürülmüştür; bedeli çok ağır ödenerek, uzun mücadele sonucu, amaçlanan askerî hedefe varılmıştır. Özellikle belirtmek isteriz ki, Türkiye Suriye'yi savaşla tehdit ettiğinde, hiçbir siyasî parti veya hiçbir kesim, devletimizin irade bütünlüğünü zedeleyecek bir tutum içine girmemiştir; Türkiye Büyük Millet Meclisinden müşterek bir karar çıkarılmış ve müşterek bir irade ortaya konulmuştur. Bugüne kadar, teröre destek vermiş Suriye'ye savaşma tehdidinde bulunulup baskı uygulanırken ve de Apo bu ülkeden çıkarılırken başarının kime ait olacağı gibi bir ayrıntı hiçbirimizin aklına da gelmemiştir, bunu da zaten ayıp sayarız; ama, eğer bir yanlış, yolsuz ve usulsüz işlem ve ilişkilerinizden dolayı muhatap olduğunuz
gensoruyu "hiçbir hükümetin yapamadığını ben başardım, Suriye'yi tehdit ettim, işi bitirdim" diyerek geçiştirmeye çalışırsanız, hatalarınızı ve bahusus bu önergedeki doğruları örtemezsiniz, gizleyemezsiniz. Hiç kimse, bu olayı, siyasî çıkar sağlamaya yönelik olarak kullanamaz ve kullanmamalıdır. Başarı ve zaferin onuru, devletimize, milletimize, özellikle şehit ve gazilerimize aittir.Vurgulamak isteriz ki, bu noktada millet olarak yapmamız gereken şey, Suriye'ye karşı gösterdiğimiz birlik ve kararlılığımızı İtalya'ya karşı da göstermek ve bu caninin Türkiye'ye teslimini sağlamaktır.
Sayın milletvekilleri, kısaca, idam cezasının kaldırılması konusuna da değinmek istiyorum. Apo'nun, Türkiye'ye, idam cezası kalktığında iade edileceği sözü, tam bir yutturmacadır, aldatmacadır ve yanlıştır.
Hükümete soruyorum: Gerçekten, İtalyan Hükümeti yetkilileri tarafından, size "Ceza Kanununuzda idam cezası öngörülüyor, bu nedenle size teslim edemiyoruz" şeklinde bir uyarı veya iyiniyetli bir itiraz olmuş mudur? Görüyoruz ki, son gelişmelere ve İtalyan yetkililerinin beyanlarına göre, Apo'nun siyasî sığınma talebinin kabul edileceğine dair ciddî gelişmeler yaşanmaktadır. Eğer İtalyan Hükümetinin iyiniyetli itirazı olsaydı, inanıyoruz ki, Yüce Meclis, bir günde, idam cezasını Ceza Kanunumuzdan çıkarır, itirazın gerekçesini ortadan kaldırırdı. Bu nedenledir ki, Yüce Meclis, Hükümetin Meclise sevk etmeyi düşündüğü idam cezasının kaldırılması konusundaki yasa tasarısını ciddiye almayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Hükümetin ömrü tamamlanmıştır. Hiçbir gerekçe bu Hükümetin ömrünü uzatamaz. Hükümetin kendisi başlıbaşına bir sorundur ve Türkiye için bir kriz haline gelmiştir.
Buradan, Doğru Yol Partisi Grubu adına açıkça sesleniyorum ki, bu Hükümetin düşürülmesi halinde, bazı malum çevrelerin yazdıkları, söyledikleri ve iddia ettikleri gibi bir kaos doğmayacaktır. Bu Meclis, kendi iradesiyle çoğunluğa dayalı yeni bir hükümet formülü üretecek ve kendi içinden çıkaracaktır. Bundan, hiçbir kimsenin endişesi de olmamalıdır, şüphesi de olmamalıdır, kaygı da duymamalıdır.
Şu an birleştirilerek görüşülen gensoruların arkasında çoğunluk desteğinin olduğu hepimizce bilinmektedir. Bu durumda, Sayın Yılmaz'a düşen görev, siyasî ve demokratik teamüllere göre, bu görüşmeye mahal kalmadan istifa etmek olmalıydı. Ne yazık ki, Sayın Başbakan, böyle bir davranış biçimi sergileyemedi; bilakis "gücünüz yetiyorsa düşürün beni" diyerek, meydan okumayı tercih etti.
Sayın Yılmaz, bu, meydan okuma değil, siyasî ve demokratik teamülleri ve kuralları yok farz eden bir davranış biçimidir. Bu, sizin, açıkça bir hezeyanınızdır.
Ben de diyorum ki: Şurasında ne kaldı, bir hafta sonra güvensizlik önergesi oylanacaktır. Çoğunluk iradesi gensoru yönünde tezahür ettiğinde, Sayın Yılmaz, o koltukta oturmaya acaba senin gücün, o gün, o zaman yetecek midir?!.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Gönül, teşekkür ediyorum efendim.
Buyurun Sayın Taner.
DEVLET BAKANI GÜ
NEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Sözcü, konuşması sırasında "Sayın Başbakan ve Sayın Bakan geçiştirmek istemektedirler" diye bir ibare kullandı. Malumuâliniz, bu görüşmeler...SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz olur mu canım!..
BAŞKAN – Efendim, müsaade buyurun. Bir sayın üye, yerinden kısa bir beyanı olduğunu ifade etti; İçtüzüğün 60 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre kendisine imkân tanıdım.
Lütfen efendim, bir cümleyle...
Buyurun.
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Efendim, bu şartlarda, benim, geçiştirmek suretiyle, makamdayken görevimi yapmadığımı ifade etmiştir; oysa, durum böyle olmamaktadır. Müsaade ederseniz, 3 dakika içerisinde, geçiştirme...
BAŞKAN – Efendim, ona izin veremem; 2 dakikada, yerinizden buyurun.
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Efendim, müsaade ederseniz, arz edeyim.
Efendim, kaset açıklandıktan... ("Mikrofonu açın, duyamıyoruz" sesleri)
BAŞKAN – Bir dakika efendim, mikrofon açılsın d
a...Efendim, lütfen çok kısa... Ben size sataşmadan söz vermedim.
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Hayır efendim, sataşmayla ilgili bir şey yok.
BAŞKAN – Tamam efendim. Sayın Hükümet, zaten, görüşlerini ifade edecek.
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Hükümet ifade edecektir.
Sayın Başbakanın Amerika'dayken beni araması üzerine, biz, işlemleri zaten durdurduk. Kaset açıklandıktan iki saat sonra, fiilen, ortada bir delil olduğu ve bununla ilgili bir araştırma istendiği için, tamamıyla, yani, hukuken de durdurulma yoluna gidilmiştir. Ertesi gün, Hükümetin isteği üzerine, Merkez Bankası tarafından Devlet Güvenlik Mahkemesine suç duyurusunda bulunulmuştur. 16 Ekimde, Hazine, elinde hiçbir bilgi ve belge olmadığından dolayı hareketlerinde bir eksiklik olmadığını basın açıklamasıyla duyurmuş; 20 Ekimde, İçişleri Bakanına, bu konuda ifade edilen yazının neden Hazineye gönderilmediği sorulmuş; ayın 20'sinde, Başbakanlık Teftiş Kurulu göreve çağrılmış; 9 Ekimde de, Korkmaz Yiğit'in sahibi bulunduğu
Bankekspres...BAŞKAN – Sayın Taner, son cümlenizi söyleyin.
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Bitiriyorum, son cümlemi söylüyorum efendim.
BAŞKAN – Buyurun efendim, son cümlenizi...
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkanım... Sayın Başkan...
BAŞKAN – Efendim, böyle bir usulümüz yok. Bir talebiniz oldu, ben size...
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN – Bitiriniz efendim.
DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – 20 Kasımda, Cumhuriyet Başsavcılığına Bankekspres ilgili suç duyurusunda bulunarak, demin ifade ettikleri durum ortaya çıkmıştır.
Bilgilerinize arz ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Topçu, siz bir talepte bulunuyorsunuz; talebinizde diyorsunuz ki: "Sayın Baykal, Bolu tüneli ve otoyol ihaleleri hakkında tam anlamıyla ve tamamen yanlış, yanıltıcı bilgiler verdi." (CHP sıralarından gürültüler)
Efendim, müsaade buyurun.
Sayın Topçu, siz, İçtüzüğü iyi bilen bir arkadaşımızsınız. 69 uncu madde gayet açık; bir sayın üye, ya adınızdan söz ederek size rencide edici söz söylemiş olmalı ya da sizin buradaki bir görüşünüzü tam tersyüz ederek size izafe etmiş olmalı. Tutanağı da getirttim, baktım. Zaten, hem sizin beyanınızda böyle bir iddia yok hem de tutanakta böyle bir iddia yok. Onun için, size söz verme imkânım yok.(Gürültüler)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Bolu tüneliyle ilgili...
BAŞKAN – Efendim...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Hayır, size hitap ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim, bana söyley
in.BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Otoyol ihalelerini Bayındırlık Bakanlığı yapar. Bayındırlık Bakanı benim. Yani, bir insanı tarif etmek ile ismini söylemek arasında bir fark yok. Sadece bir dakika, bir düzeltme için, yanlış bir beyan da olduğu için... Tamamen yanlış; yani, hilafi hakikat bir beyan.
BAŞKAN – Anlıyorum efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İzin verirseniz, buradan da düzeltirim.
BAŞKAN – Efendim, bu imkânım yok... Bu mantığı... Sayın Topçu...
BA
YINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Buradan düzelteyim.BAŞKAN – Efendim, buyurun, oradan...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Otoyol ihaleleri, Sayın Deniz Baykal'ın söylediği gibi davet usulüyle yapılmamıştır, ilanla yapılmıştır.
BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İkincisi; Bolu tünelinde, Bolu tüneli işine o firmanın girmiş olmasının bizimle bir alakası yok. Geçmişte, iki firma, birbirinin taşeronluğunu ve müteahhitliğini yapmıştır. Bunları çarpıtmaya da lüzum yok.
BAŞKAN – Sayın Topçu, teşekkür ediyorum efendim.
Sayın milletvekilleri, Sayın Şahin'i davet edeceğim; ancak, izninizle, bir 10 dakika ara vereceğim.
Saat 17.15'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 17.02
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 17.19
BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Hüseyin YILDIZ (Mardin)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Gö
rüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)
B) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam)
1.– Doğru Yol Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve özelleştirmelerde özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde Devletin menfaatini gözetmeyerek görevlerini kötüye kullandıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/19)
2.– Fazilet Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, çete ve mafya liderleri ile doğrudan ilişki içinde oldukları ve görevlerini kötüye kullandıkları, kamu ihaleleri ve özellikle TÜRKBANK’ın satışı ihalesine fesat karıştırdıkları iddialarıyla Devlet Bakanı Güneş Taner ve Başbakan A. Mesut Yılmaz haklarında Gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/20)
3.– Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile Grup Başkanvekilleri İçel Milletvekili Oya Araslı, Ankara Milletvekili Önder Sav ve Hatay Milletvekili Nihat Matkap’ın, mafya ve çete liderleri ile yakın ilişki içinde olduğu ve TÜRKBANK’ın satışı ihalesinde bir işadamına fiyat teklifi ve para ve kredi temini konularında yardımcı olmak suretiyle ihaleyi yönlendirdiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme (11/21)
BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Metin Şahin'de.
Sayın Şahin, buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Sayın Mesut Yılmaz ile Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner hakkında verilen gensorular üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, Demokratik Sol Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, görüştüğümüz gensoru önergeleri, hepimizin hatırlayacağı üzere, 10 Kasım akşamı işadamı Korkmaz Yiğit'in, kendisinin hazırladığı ve yine kendisine ait olan bir televizyonda yayınlattığı bantın alınmış görüntülerinin izlenmesinden sonra verilmiştir. Yani, kaset yayınlanmış, hemen bir gün sonra Doğru Yol Partisi ile Fazilet Partisi, arkasından bir gün sonra da Cumhuriyet Halk Partisi bu gensoru önergelerini vermişlerdir. Önergelerde, devletin menfaatı değil, mafya ve mafyayla ilişkisi olan kişilerin menfaatının gözetildiği, bu kişilere Türk Ticaret Bankası ihalesinde, kredi bulma, para temin etme sözünün verildiği, karşılığında da menfaat temin edildiği ve bu nedenle de görevin kötüye kullanıldığı, Hükümetin Alaattin Çakıcı'yı takip etmekte başarısız olduğu gibi iddialar yer almaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu önergelerden birinin girişinde "Hükümetlerin en önemli görevlerinin, ülkede huzuru, barışı, adaleti temin etmek, ekonomiyi düzeltmek ve kanunsuzluklarla mücadele etmek olduğu" ifadesi yer almaktadır ki, bu doğrudur.
Bu görüş, aslında, 55 inci Hükümetin kuruluş aşamasında, gerek koalisyon protokolünde gerekse Hükümet Programında açıkça belirtilmişti. Yine, bu protokolün 5 inci sayfasında "Hükümetimiz, organize suç örgütleriyle kararlılıkla mücadele edecek, terör ve bö
lücü eylemlerle mücadele kesintisiz ve kararlı bir biçimde sürdürülecek" denilerek taahhütte bulunulmuştur. Bugün gelinen noktada herkes şunu teslim etmektedir ki, 55 inci Hükümet bu taahhüdünü başarıyla yerine getirmenin huzuru içindedir.Tüm cumhuriyet hükümetleri içinde, çetelerle, mafyalarla, karaparayla, özetle organize suçlarla mücadele eden, onları ortaya çıkaran, sanıklarını adalete teslim eden kimdir, hangi hükümettir diye bir soru sorulsa, öyle sanıyorum ki, 55 inci Cumhuriyet Hükümetidir diye açıkça ifade edilecektir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
Şimdi elimde, organize suçlarla ilgili, Hükümetin 15 Ocak 1998 ilâ 9 Kasım 1998 tarihi itibariyle elde ettiği sonuçları açıkça gösteren bir liste var. Burada, 115 organize suç aydınlığa kavuşturulmuş ve bu olaylarla ilgili 684 sanık yakalanmıştır. Bunları görmezden gelenlere, duymazdan gelenlere, kendi hükümetleri döneminde "fasa fiso" diyenlere, terör ve çetelere bulaşanlara "kahraman" diyenlere, "yolsuzlukla mücadele edeceğiz" diye hükümet olan, ama bizzat kendi partililerinin yolsuzluklarını yaşayan ve özür dilemek zorunda kalan sosyal demokratlara...
TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – O zaman sen de oraya aittin!..
METİN ŞAHİN (Devamla) – ...55 inci Cumhuriyet Hükümeti zamanında gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yapılan operasyonlarda ortaya çıkarılan bu çetelerin bazılarını buradan duyurmak isterim:
Bu listede, demin söylediğim gibi, 115 organize suç örgütünün adı var ve bunlardan bazıları: Hakkâri Yüksekova Çetesi, Ahmet Develi Özcan Çetesi, Eyüp Atmaca Çetesi, Flash TV olaylarının sanıkları, Alaattin Çakıcı'nın İstanbul'daki bir kolu, Nihat Özbir, İnsan Hakları Derneği Başkanına yapılan suikast girişiminin sanıkları, Kürşat Yılmaz, Sedat Peker, Malki cinayeti sorumluları, Baybaşinler, Sedat Şahin, kumarhaneler kralı Topal cinayeti sanıkları, Alaattin Çakıcı ve son olarak Altınoluk'taki Sarı Avni; hepsini saymıyorum.
Şimdi, halk arasında bir söz var "yiğidi öldür; ama, hakkını yeme" derler. Değerli arkadaşlar, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti -bütün bu gerçekler ortada- mafya ve çetelere karşı çok başarılı bir sınav vermiştir. Bu 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin düşürülmesiyle, mafya ve çeteler, organize suç örgütleri, herhalde, kırılan umutlarını yeniden tazeleyecekler, yeni komplolara girişecekler ve ülkemize ve demokrasimize zarar vereceklerdir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bu görüşümüzde haksız olduğumuz söylenemez; çünkü, bir mafya babasının ocağına düşmüş, onunla içli dışlı olmuş, ama karanlık ilişkilerinin tespit edildiğini anlayan işadamı Korkmaz Yiğit, hazırladığı
bantla -ne yazık ki- bu Hükümeti düşürmeye istekli yandaşlar bulmuştur. Bu kişinin mafyayla ilişkileri açıkça bilindiği halde, demokrasiyi koruma yükümlülüğü altında olan partilerimizden üçü bu kasete sarılmışlar ve Hükümeti düşürmeye karar vermişler.MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Başka hangi ciddî kasete sarılacağız?
METİN ŞAHİN (Devamla) – Uydurma bahanelerle Hükümeti düşürmek için açılan kampanyada da, Cumhuriyet Halk Partisi, başı çeken bir görünüm sergilemektedir.
Öyle anlaşılıyor ki, Korkmaz Yiğit olayı, Türk siyasetinde bir ibret belgesi olarak yer alacaktır. Bu olay, sadece ibret belgesi olarak değil, aynı zamanda ülkeyi yönetmeye talip bazı lider ve siyasetçilerin güvenilmezliklerinin ve sorumsuzluklarının göstergesi olarak da tarihe geçecektir.
Gelin, şimdi, 10 Kasım akşamını birlikte hatırlayalım: İşadamı Korkmaz Yiğit, tutuklanacağını anlamış olacak ki, bir kaset hazırlıyor ve tutuklandıktan sonra kendi televizyonunda açıklama ve sözde itiraflarda bulunuyor. Bandın yayın süresi yaklaşık 2 saat
tutuyor. Bant yayına giriyor ve 30 dakika ya olmuş ya olmak üzere; altyazıyla, hemen tüm TV'lerde, Sayın Baykal'ın, Sayın Başbakanın istifasını istediği belirtiliyor.NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) – O, ikinci yayın; o kaset, ikinci yayın için.
METİN ŞAHİN (Devamla) – Arkasından, Sayın Çiller'in benzer açıklaması ve bunların arkasında da, Sayın Başbakanla olan randevularını iptal ettikleri, altyazıyla geçiyor. Hayrola Sayın Baykal ve Sayın Çiller, bu acelecilik nedendir?!. Daha kasetin dörtte üçü yayınlanmamış; kalan kısmında neler var, bilinmiyor; hangi açıklamalar yapılacak, neler anlatılacak, belli değil.
İSMET ATTİLA (Afyon) – Belli, belli; gelişinden belli!..
METİN ŞAHİN (Devamla) – Herkeste bir kuşku; acaba, Sayın Baykal bu banttan da ve içindekilerden de, daha önce 13 Ekimde açıklanan kasetteki gibi, haberdar mıydı? Bu kuşku çok yersiz sayılamaz; çünkü, bantlarla çok içli dışlı bir lider durumunda Sayın Bayk
al.Sayın milletvekilleri, Türkbankın hisselerinin satışını ve başlangıcından günümüze kadar olanları hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Türkbank ihalesi 4 Ağustos 1998'de yapılıyor. İhalede en yüksek parayı, 600 mi