DÖNEM : 20
CİLT : 61 YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
131 inci Birleşim
30 . 7 .
1998 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ
III. – GELEN KÂĞITLAR
IV. – YOKLAMA
V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Eğitim Bakanı
Hikmet Uluğbay’a dönüşüne kadar, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in vekâlet
etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1632)
2. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı
İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın vekâlet
etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1633)
3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Turizm Bakanı İbrahim
Gürdal’a, dönüşüne kadar, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun vekâlet
etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1634)
4. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Orman Bakanı Ersin
Taranoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1635)
5. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Savunma Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Refaiddin
Şahin’in vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi
(3/1636)
6. – Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay’ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden
çekildiğine ilişkin önergesi (4/376)
7. – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın, Azerbaycan
Nahcıvan Özerk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekiline
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1638)
8. – Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın, Bulgaristan’a yaptığı resmî geziye
katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1639)
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1303) (S. Sayısı : 721)
2. – Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/187) (S. Sayısı : 722)
3. – Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1461) (S. Sayısı : 723)
4. – Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1443) (S. Sayısı : 724)
5. – Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1444) (S. Sayısı : 725)
6. – Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1460) (S. Sayısı : 726)
7. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1501) (S. Sayısı : 727)
8. – İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1462) (S. Sayısı : 728)
9. – Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1516) (S. Sayısı : 729)
10. – Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1517) (S. Sayısı : 730)
11. – Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1550) (S. Sayısı : 731)
12. – Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1513) (S. Sayısı : 732)
13. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1554) (S. Sayısı : 736)
14. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1514) (S.
Sayısı : 737)
15. – İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1518) (S. Sayısı : 738)
16. – Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1587) (S. Sayısı : 739)
17. – İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1574) (S. Sayısı : 740)
18. – Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1585) (S. Sayısı : 741)
19. – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel
Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 Arkadaşının; Anavatan Partisi
Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup
Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup
Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin
Önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı : 744)
20. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel
Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı
İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul
Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya
Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)
21. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel
Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile
1111 sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S.
Sayısı : 338)
22. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya
Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan
Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının,
İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve
Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin
Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe
komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı
: 553)
23. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu
raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)
24. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına
Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217)
(S. Sayısı : 132)
25. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları
raporları (1/779) (S. Sayısı : 705)
26. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu
(1/638) (S. Sayısı : 383)
27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun
Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu
Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660)
28. – 3194 Sayılı İmar Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun
Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/746) (S.
Sayısı : 651)
X 29. – Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Giresun Milletvekili
Turhan Alçelik ve 5 Arkadaşının, Erzincan Milletvekilleri Tevhit Karakaya ile
Naci Terzi’nin, Erzurum Milletvekili İsmail Köse ile Aksaray Milletvekili Sadi
Somuncuoğlu’nun, Elazığ Milletvekili M. Cihan Paçacı’nın, Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili
Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Mardin Milletvekili Muzaffer Arıkan ve
Şırnak Milletvekili M. Salih Yıldırım’ın, Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt ile
Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Bolu Milletvekili Necmi Hoşver’in,
Kastamonu Milletvekilleri Nurhan Tekinel ile Haluk Yıldız’ın, Trabzon
Milletvekili Yusuf Bahadır’ın, Artvin Milletvekili Hasan Ekinci ve 4
Arkadaşının, Artvin Milletvekili Hasan Ekinci ve 4 Arkadaşının, İstanbul
Milletvekili Ali Topuz ve 7 Arkadaşının, Aksaray Milletvekili Nevzat Köse’nin,
Elazığ Milletvekilleri Ahmet Cemil Tunç, Ömer Naimi Barım ve Hasan Belhan’ın,
Sıvas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, Kastamonu Milletvekilleri Hadi Dilekçi
ile Fethi Acar’ın, Zonguldak Milletvekili Ömer Barutçu’nun, Tokat Milletvekili
Ali Şevki Erek ve 3 Arkadaşının, Sakarya Milletvekili Ertuğrul Eryılmaz’ın,
Malatya Milletvekili Miraç Akdoğan’ın, Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin,
Samsun Milletvekili Nafiz Kurt ile Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Niğde
Milletvekili Akın Gönen’in, Niğde Milletvekili Doğan Baran’ın, Amasya
Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz ve 4
Arkadaşının, Samsun Milletvekili Latif Öztek ve 2 Arkadaşının, Kütahya
Milletvekili İsmail Karakuyu’nun, Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu’nun,
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 17 Arkadaşının, Kilis Milletvekili Mustafa
Kemal Ateş ve 13 Arkadaşının, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Ankara
Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün ve Çankırı Milletvekili İsmail Coşar’ın;
Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam
Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1038, 2/1044, 2/1046,
2/1054, 2/1056, 2/1077, 2/1081, 2/1082, 2/1083, 2/1084, 2/1085, 2/1086, 2/1087,
2/1091, 2/1092, 2/1093, 2/1094, 2/1097, 2/1099, 2/1100, 2/1101, 2/1102, 2/1103,
2/1105, 2/1106, 2/1108, 2/1109, 2/1117, 2/1127, 2/1130, 2/1146, 2/1147, 2/1165,
2/1168) (S. Sayısı : 663)
30. – Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü
Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder
Sav ve Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanvekili Ordu Milletvekili Müjdat
Koç’un; Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin 21 inci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ve Birlikte
Yapılacak Mahallî İdareler Genel Seçimleri Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/1248) (S. Sayısı : 745) (GÜNDEME)
VII. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – 545 sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun
Teklifinin gündemdeki yeri ile gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 1998 tarihine
kadar tatile girmesine ve 1 Ekim 1998 tarihinden itibaren de çalışmalarına
mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-19.00 saatleri arasında
devam etmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerisi
B) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. – Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Anayasa Komisyonunun 744 Sıra
Sayılı Raporunun 48 saat geçmeden gündeme alınmasına ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. – Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz’un, Ankara Milletvekili Agâh
Oktay Güner’in gruplarına sataşması nedeniyle konuşması
2. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Ankara Milletvekili
Agâh Oktay Güner’in, gruplarına sataşması nedeniyle konuşması
3. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Halit
Dumankaya’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
4. – Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan’ın, Devlet Bakanı Hasan
Hüsamettin Özkan’ın şahsına sataşması nedeniyle
IX. – SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE
SEÇİM
1. – Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
X. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Rusya’dan Kıbrıs Rum
Kesimine S-300 füze rampaları taşıdığı iddia edilen Malta bandıralı gemiye
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Burhan Kara’nın yazılı cevabı
(7/5537)
2. – Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, Tokat’a bağlı bazı
köylerin yol ve sulama suyu sorunlarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5628)
3. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Askerlik Kanununda değişiklik
yapılması hakkındaki kanun tasarısına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat
Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/5639)
4. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, tarikatlara ve gruplara
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/5641)
5. – Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay-Samandağı İlçesinde vuku
bulan cinayete ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı
cevabı (7/5644)
6. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’ye bağlı bazı
ilçelerin afet kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5648)
7. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, Kocaeli-Gebze’ye bağlı bazı
köy arazilerinin kamulaştırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya
Temizel’in yazılı cevabı (7/5653)
8. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz’ın, Cumhuriyetin 75 inci yılı
kutlamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı
cevabı (7/5667)
9. – Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Erzurum’daki pancar
üreticilerinin bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/5685)
10. – Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz’ın, bazı ülkelerle yaptığımız
sosyal güvenlik anlaşmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Nami Çağan’ın yazılı cevabı (7/5775)
11. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Bandırma ve çevresinde
meydana gelen tabiî afetten zarar gören buğday üreticilerine yapılacak
yardımlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın
yazılı cevabı (7/5802)
12. – Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Biga ve Gelibolu’da yapılan
süne ilaçlamasında kullanılan ilaçlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5858)
13. – Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık’ın, yerel basının bazı
sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı
(7/5905)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.
Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan İlinde bir üniversite
açılmasına duyulan ihtiyaca ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı
Hikmet Uluğbay,
Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen deprem sonrası
yapılan çalışmaların yetersizliğine ilişkin gündemdışı konuşmasına, Bayındırlık
ve İskân Bakanı Yaşar Topçu,
Cevap verdiler.
İstanbul Milletvekili M. Sedat Aloğlu, Türk siyasetinin değişim
ihtiyacına ilişkin gündemdışı bir
konuşma yaptı.
Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı ve 20 arkadaşının, zeytin ve
zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılması ve izlenecek yeni
politikaların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/282) okundu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin,
sırasında yapılacağı açıklandı.
Meclis soruşturması komisyonlarında boş bulunan ve DTP Grubuna düşen
birer üyelik için 3 katı olarak gösterilen adaylar arasından ad çekme suretiyle
:
(9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, İzmir Milletvekili
Turhan Arınç,
(9/18) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, Ordu Milletvekili
Müjdat Koç,
(9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, Edirne
Milletvekili Erdal Kesebir,
Seçildiler.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmının :
1 inci sırasında bulunan 132,
2 nci sırasında bulunan 232,
4 üncü sırasında bulunan 553,
5 inci sırasında bulunan 631,
8 inci sırasında bulunan 705,
9 uncu sırasında bulunan 383,
Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,
3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra
sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,
Ertelendi;
6 ncı sırasında bulunan, Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu,
Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/628) (S. Sayısı : 382)
görüşmeleri tamamlanarak,
7 nci sırasında bulunan, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Bu Kanuna Ek Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Tasarısının (1/662, 1/666, 2/621, 2/434, 2/481) (S. Sayısı : 467)
yapılan görüşmelerinden sonra,
Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları bildirildi;
Gündemdeki diğer kanun tasarı ve teklifleriyle ilgili komisyon
yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmayacakları anlaşıldığından ve bu
hususta grupların da mutabakatı olduğundan,
Alınan karar gereğince, 30 Temmuz 1998 Perşembe günü saat 14.00’te
toplanmak üzere, birleşime 22.32’de son verildi.
Kamer Genç
Başkanvekili
Levent Mıstıkoğlu Abdulhaluk Mutlu
Hatay Bitlis
Kâtip Üye Kâtip Üye
Hüseyin Yıldız Ali Günaydın
Mardin Konya
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. – BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan :
Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’a, Maliye Bakanı
Zekeriye Temizel’in,
Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, Kültür Bakanı M. İstemihan
Talay’ın,
Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’a, İçişleri Bakanı Murat
Başesgioğlu’nun,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e,
Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun,
Başbakan Yardımcısı ve Millî Savunma Bakanı İsmet
Sezgin’e, Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in,
Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile
Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay’ın, Anayasa
Komsiyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Azerbaycan Nahçıvan Özerk Cumhuriyetine resmî bir
ziyarette bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’a refakat eden
heyete Kars Milletvekili Çetin Bilgir’in de,
Bulgaristan’a resmî bir ziyarette bulunan Başbakan A.
Mesut Yılmaz’a refakat eden heyete Bayburt Milletvekili Ülkü Güney’in de,
İştirak etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin
Başbakanlık tezkereleri kabul edildi.
İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in (3/1303) (S.
Sayısı : 721),
Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin (3/187) (S.
Sayısı : 722),
Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin (3/1461) (S.
Sayısı : 723),
Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun (3/1443) (S.
Sayısı : 724),
Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın (3/1444) (S. Sayısı :
725),
Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın (3/1460) (S.
Sayısı : 726),
Konya Milletvekili Veysel Candan’ın (3/1501) (S. Sayısı
: 727),
İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in (3/1462) (S.
Sayısı : 728),
Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin (3/1516) (S.
Sayısı : 729),
Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun (3/1517) (S.
Sayısı : 730),
Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in (3/1550) (S.
Sayısı : 731),
Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in (3/1513) (S.
Sayısı : 732),
Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in (3/1554) (S.
Sayısı : 736),
Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun
(3/1514) (S. Sayısı : 737),
İzmir Milletvekili H. Ufuk Söylemez’in (3/1518) (S.
Sayısı : 738),
Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun (3/1587) (S.
Sayısı : 739),
İçel Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar’ın (3/1574) (S.
Sayısı : 740),
Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin (3/1585) (S.
Sayısı : 741),
Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek
bulunmadığına ve haklarındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatlarının sona
ermesine kadar ertelenmesine ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyon raporları okundu; 10 gün içerisinde itiraz edilmediği
takdirde raporların kesinleşeceği bildirildi.
30.7.1998 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan
seçimlerin yenilenmesine ilişin Anayasa Komisyonunun 744 sıra sayılı raporunun
48 saat geçmeden gündeme alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul
edildi.
Alınan karar ve İçtüzüğün 93 üncü maddesi gereğince,
Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya
Milletvekili Mehmet Recai Kutan ve 3 arkadaşının; Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Partisi Grup
Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup
Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; seçimlerin yenilenmesine ilişkin
önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporunun (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı :
744) yapılan görüşme ve açık oylama neticesinde kabul edildiği açıklandı.
30 Temmuz 1998 Perşembe günlü Gelen Kâğıtlarda
yayımlanan 745 sıra sayılı Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı
ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 11 inci sırasına alınmasına
ve görüşülmesine, bu kısmın 12 nci sırasına kadar olan işlerin 30 Temmuz 1998
Perşembe günü saat 24.00’e kadar tamamlanmaması halinde, görüşmelere saat
24.00’ten sonra da devam edilmesine, 12 nci sıraya kadar olan işlerin bitiminde
TBMM’nin Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 5 inci maddelerine göre 1 Ekim 1998
tarihine kadar tatile girmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek
önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve CHP Grubuna düşen
bir üyelik için Manisa Milletvekili M. Erdoğan Yetenç Grubunca aday
gösterilerek seçildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmının :
1 inci sırasında bulunan 132,
2 nci sırasında bulunan 232,
4 üncü sırasında bulunan 553,
5 inci sırasında bulunan 631,
10 uncu sırasında bulunan 663,
Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,
3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı
kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,
Ertelendi;
6 ncı sırasında bulunan, Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Maddeler
Eklenmesine Dair (1/779) (S. Sayısı : 705),
7 nci sırasında bulunan, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında (1/638) (S. Sayısı : 383),
8 inci sırasında bulunan, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değişitirilmesine Dair (1/756) (S. Sayısı :
660),
9 uncu sırasında bulunan, İmar
Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair (1/746) (S. Sayısı : 651),
Kanun tasarıları ile
11 inci sırasında bulunan, Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Dönem Milletvekili Genel
Seçimleri ve Birlikte Yapılacak Mahallî İdareler Genel seçimleri Hakkında Kanun
Teklifinin (2/1248) (S. Sayısı : 745);
Yapılan görüşmelerden sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları
açıklandı.
Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz, Ankara Milletvekili Agâh Oktay
Güner’in konuşmasında FP’ye,
Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Ankara Milletvekili Agâh
Oktay Güner’in, konuşmasında DYP’ye,
Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Halit
Dumankaya’nın,
Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan’ın, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin
Özkan’ın,
Konuşmalarında şahıslarına;
Sataşılması nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Anayasa ve alınan karar gereğince, 1 Ekim 1998 Perşembe günü saat
15.00’te toplanmak üzere, birleşime 05.15’te son verildi.
Kamer Genç
Başkanvekili
Levent Mıstıkoğlu Abdulhaluk Mutlu
Hatay Bitlis
Kâtip Üye Kâtip Üye
Ünal Yaşar Hüseyin Yıldız
Gaziantep Mardin
Kâtip Üye Kâtip Üye
III. – GELEN KÂĞITLAR
30 . 7 . 1998 PERŞEMBE
Raporlar
1. – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet
Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 Arkadaşının;
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik
Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye
Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin
Yenilenmesine İlişkin Önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (4/371, 4/372,
4/373) (S. Sayısı : 744) (Dağıtma tarihi : 30.7.1998) (GÜNDEME)
2. – Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt
Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Partisi Grup Başkanvekili Gaziantep
Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara
Milletvekili Önder Sav ve Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanvekili Ordu
Milletvekili Müjdat Koç’un; Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 21 inci Dönem Milletvekili Genel
Seçimleri ve Birlikte Yapılacak Mahallî İdareler Genel Seçimleri Hakkında Kanun
Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1248) (S. Sayısı : 745) (Dağıtma tarihi
: 30.7.1998) (GÜNDEME)
Tasarılar
1. – 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/799)
(Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)
2. – Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malullü Gaziler,
Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanunun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/800) (İçişleri ve
Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)
3. – Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/801) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.7.1998)
Teklifler
1. – Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin; Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1250) (Plan ve
Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :
23.7.1998)
2. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin ve 27 Arkadaşının; Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ile Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1251) (Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1998)
3. – Tokat Milletvekili Ahmet Fevzi İnceöz ve 12 Arkadaşının; Orman
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1252) (Plan ve Bütçe
ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 23.7.1998)
4. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın; Hacıhamza Kasabasının
İlçe Olması Hakkında Kanun Teklifi (2/1253) (İçişleri ve Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
24.7.1998)
5. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un; Devlet Memurları Kanununa Ekli
I Sayılı Cetvelde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1254) (Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi : 28.7.1998)
6. – Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün; Özürlü Çocukların Tedavileri
Hakkında Kanun Teklifi (2/1255) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
7. – Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün; 19 Eylül Gününün İçinde
Bulunduğu Haftanın Gaziler Haftası İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi
(2/1256) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
8. – Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı ve 26 Arkadaşının; Yükseköğretim Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1257) (Milli Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
9. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 3 Arkadaşının; Milletvekili
Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/1258)
(Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
10. – Yozgat Milletvekili Yusuf Bacanlı’nın; Yozgat İline Bağlı Esenli
Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1259) (İçişleri ve Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
11. – Hatay Milletvekili Atila Sav’ın; Güzel Sanatlarla Bilim ve
Teknoloji Alanlarında Olağanüstü Yetenek Gösteren Çocukların Devletçe
Yetiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1260) (Plan ve Bütçe ve Milli
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi
: 30.7.1998)
Sözlü Soru Önergeleri
1. – Kilis Milletvekili Mustafa Kemal Ateş’in, Ravanda Kalesi’nin
turizme kazandırılması için yapılan çalışmalara ilişkin Turizm Bakanından sözlü
soru önergesi (6/1173) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
2. – Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir Atatürk
Stadyumunun aydınlatma sistemine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/1174) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
3. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, kamu kurum ve kuruluşlarına
ait sosyal tesislere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1175)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
4. – Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, Eti Holdingde yeni
bir yapılanmaya gidilip gidilmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından (Refaiddin
Şahin) sözlü soru önergesi (6/1176) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1. – Yozgat Milletvekili Kazım Arslan’ın, öğrenci alınırken tarikat
üyesi olup olmadıklarının araştırıldığı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5983) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)
2. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, aday bir meslek memuruna
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5984) (Başkanlığa geliş
tarihi : 27.7.1998)
3. – İstanbul Milletvekili Süleyman Arif Emre’nin, Batı Çalışma Grubunca
hazırlandığı ileri sürülen bir rapora ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/5985) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)
4. – Kayseri Milletvekili Recep Kırış’ın, gümrüğe terk edilmiş araçların
satışının Kayseri’de yapılmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5986) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
5. – Giresun Milletvekili Turhan Alçelik’in, fındıkta fon uygulamasına
gidileceği iddiasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5987) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
6. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın,
Ankara-Şereflikoçhisar-Devekovan Belediye Başkanının açığa alınmasının nedenine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5988) (Başkanlığa geliş
tarihi : 28.7.1998)
7. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5989) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
8. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara’ya bağlı bazı ilçe
belediyelerine yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5990) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
9. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Mamak Belediye Başkanı
tarafından gecekondu yapımına göz yumulduğu iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5991) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
10. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, büyükşehir belediyelerinin
borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5992) (Başkanlığa
geliş tarihi : 28.7.1998)
11. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, vakıfların kurduğu ticaret
şirketlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5993)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
12. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Muradiye Vakfı hakkındaki
bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Metin Gürdere) yazılı soru önergesi
(7/5994) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
13. – Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, Hatay’daki turistik tesis
sayısına ve yatak kapasitesine ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5995) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
14. – Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, genel nüfus sayımının sonuçlarına
ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Batallı) yazılı soru önergesi (7/5996)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
15. – Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, Kadıköy Cumhuriyet
Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilen bazı başvurulara ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5997) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
16. – Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, atari salonları ve
bilgisayar oyunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru
önergesi (7/5998) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
17. – Denizli Milletvekili M. Kemal Aykurt’un, Yargıtayca onaylanan bir
tahliye kararına uyulmadığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5999) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
18. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, İzmit-Yeniköy Belediyesi sınırları
içindeki arazide liman inşaatı için başvuru yapılıp yapılmadığına ilişkin Milli
Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6000)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
19. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, Kocaeli-Yeniköy Belediyesi
sınırları içindeki bir araziye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6001) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
20. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, İzmit-Büyükşehir Belediye
Başkanı hakkında görevini suistimalden dolayı bir işlem yapılıp yapılmadığına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6002) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.7.1998)
21. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, İstanbul Dolmabahçede
yapımı devam eden bir otel inşaatıyla ilgili Danıştay kararının uygulanmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6003) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.7.1998)
22. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, camilerin Diyanet ışleri
Başkanlığına devredilmesine dair kanun tasarısına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/6004) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
23. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Beyoğlu Belediyesi
tarafından yıkım kararı alınan bir otel inşaatıyla ilgili Danıştay kararının
tebliğinin geç yapıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6005) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
24. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Beyoğlu Belediyesince yıkım
kararı alınan bir otel inşaatıyla ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6006) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
25. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, İstanbul-Beyoğlu ilçesinden
Şişli ilçesi sınırlarına dahil edilen vakıflara ait bir arsaya ilişkin Devlet
Bakanından (Metin Gürdere) yazılı soru önergesi (7/6007) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.7.1998)
26. – İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Rus mafyası ile işbirliği
yaptığı ileri sürülen suç örgütlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6008) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
27. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Toplu Konut İdaresi ile Dünya
Bankası arasında imzalanan ikraz anlaşmasının uygulanmasına ilişkin Devlet
Bakanından (Refaiddin Şahin) yazılı soru önergesi (7/6009) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.7.1998)
28. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Toplu Konut İdaresi
Başkanlığı’na usulsüz personel alındığı iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (
Refaiddin Şahin) yazılı soru önergesi (7/6010) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.7.1998)
29. – İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Didim Kaymakamının yasa-dışı
uygulamalar yaptığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6011) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
30. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Bakanlık özel kaleminde şifre
memuru olarak görev yapan bir personelin mal varlığına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6012) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
31. – Kayseri Milletvekili Recep Kırış’ın, Kayseri’nin kalkınmada
öncelikli yöreler kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/6013) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
32. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, Başbağlar katliamının
faillerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6014)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
33.– Balıkesir Milletvekili Ahmet Bilgiç’in, Balıkesir’de yaşanan sel
felaketinde meydana gelen maddî hasara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6015) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
34. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, Kesintisiz sekiz yıllık
temel eğitim yasası uyarınca toplanan katkı paylarına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6016) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
35. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya-Tavşanlı-Balıkesir
yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6017)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
36. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, sütteki KDV oranının
düşürülmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6018)
(Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
37. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa ilinde trafosu
olmayan köylere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6019) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
38. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa il sınırları
içindeki köylerin telefon şebekesi ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6020) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
39. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa ve Diyarbakır
illerine 1997 yılı bütçesinden aktarılan kaynağa ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6021) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
40. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman’a serbest bölge
kurulmasına yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Işın Çelebi) yazılı
soru önergesi (7/6022) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
41. – Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, Adana Çatalan Barajı ve
hidroelektrik santralı projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6023) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
42. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Toplu Konut İdaresi’ne ait
bir taşınmazın satış ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6024) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)
43. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, İnsan Hakları Derneği
Başkanı hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6025)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
Meclis Soruşturması Önergeleri
1. – Konya Milletvekili Hüseyin Arı ve 56 arkadaşının S.S.K. Genel
Müdürlüğünce 1996 yılında özürlülerin memurluğa alınması için açılan sınavda
mevzuata aykırı ve usulsüz işlemler yapılmasına göz yumarak görevini ihmal
ettiği ve kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin T.C.K.’nun 230 ve 240 ıncı
maddelerine uyduğu iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Mustafa
Kul hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/34) (Başkanlığa geliş tarihi
: 28.7.1998)
2. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 57 arkadaşının, S.S.K.
Genel Müdürlüğünce 1996 Aralık ayında yapılan sınav sonucunda göreve başlatılan
personel hakkındaki hukuk dışı işlemlere göz yummak ve yanlı davranmak
suretiyle görevini ihmal ettiği ve kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin
T.C.K.’nun 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Nami Çağan hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci
maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/35)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
3. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi ve 54 arkadaşının, rüşvet almak ve
mezhepçiliğe ve bölgeciliğe dayalı kadrolaşmaya gitmek suretiyle görevini
kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin T.C.K.’nun 312 ve 240 ıncı maddelerine
uyduğu iddiasıyla Adalet Eski Bakanı Mehmet Moğultay hakkında Anayasanın 100
üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergesi (9/36) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)
4. – Manisa Milletvekili Erdoğan Yetenç ve 55 arkadaşının, Soma Elektrik
Anonim Şirketi (SEAŞ) bünyesinde haksız ve
partizanca atamalar yapmak ve yargı kararlarına uymamak suretiyle
Devleti zarara uğrattığı ve bu
eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Anayasanın 100 üncü ve
İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin
önergesi (9/37) (Başkanlığa geliş tarihi :
30.7.1998)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. – Balıkesir Milletvekili I. Önder Kırlı ve 20 arkadaşının, zeytin ve
zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılması ve izlenecek yeni
politikaların tespit edilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/282) (Başkanlığa geliş tarihi :
28.7.1998)
2. – Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci ve 24 arkadaşının, Burdur Gölü’nde
su seviyesinin azalması ve kirliliğe karşı alınacak tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/283) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.7.1998)
3. – Adana Milletvekili Yakup Budak ve 38 arkadaşının, Adana İlinin
ekonomik, sosyal, kültürel ve kentsel sorunları ile Adana’ya göçün getirdiği
sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/284) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.7.1998)
4. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem ve 53 arkadaşının, İstanbul
Dolmabahçe Stadyumu arkasında ruhsatsız olarak inşa edilmekte olan otelin
bulunduğu alanın Beyoğlu İlçesinden Şişli İlçesi sınırına dahil edilmesiyle
ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/285) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
30 Temmuz 1998 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay),
Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza başlıyoruz.
Bugün gündemimizin yoğun olması nedeniyle gündemdışı söz vermedim.
Değerli milletvekilleri, sunuşlarımız çok uzun; Divan Üyesi
arkadaşımızın oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; okutuyorum:
V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
gidecek olan Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’a dönüşüne kadar, Maliye Bakanı
Zekeriya Temizel’in vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1632)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine gidecek olan Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın dönüşüne
kadar; Milliî Eğitim Bakanlığına, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in vekâlet
etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize
sunarım.
Süleyman
Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
2. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı
İstemihan Talay’ın vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1633)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in dönüşüne kadar;
Dışişleri Bakanlığına, Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın vekâlet etmesinin,
Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman
Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
gidecek olan Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’a, dönüşüne kadar, İçişleri Bakanı
Murat Başesgioğlu’nun vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1634)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine gidecek olan Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın dönüşüne kadar;
Turizm Bakanlığına, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun vekâlet etmesinin,
Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman
Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
4. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar,
Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1635)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’in
dönüşüne kadar; Enerji ve Tabiî Bakanlığına, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun
vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu
bilgilerinize sunarım.
Süleyman
Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
5. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e,
dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in vekâlet etmesinin uygun
bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1636)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet
Sezgin’in dönüşüne kadar; Millî Savunma Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına,
Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine,
uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman
Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:
6. – Ankara Milletvekili M. Seyfi
Oktay’ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/376)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Partimiz Grup Yönetimine sunduğum gerekçeler nedeniyle Anayasa Komisyonu
üyeliğinden istifa ettim.
Gereğini arz ederim.
Saygılarımla. 30.7.1998
M. Seyfi Oktay
Ankara
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Sunuşlar” kısmının 1 ilâ 18 inci
sıralarında, Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonunun, bazı milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarına ilişkin
raporları vardır; okutup, ayrı ayrı bilgilerinize sunacağım:
VI. – KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. – İstanbul Milletvekili Tansu
Çiller’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1303) (S. Sayısı : 721) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 17.2.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İstanbul
Milletvekili Tansu Çiller’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun, 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 2.6.1998 günlü raporuyla
Hükümetin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyif suçu isnat olunan İstanbul
Milletvekili Tansu Çiller hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün, onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in sözleri, siyasî
eleştiri ve beyan sınırları içinde değerlendirilmiş ve bu nedenlerle, İstanbul
Milletvekili Tansu Çiller hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere, Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ
Sav
Hatay
Komisyon
Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
2. – Manisa Milletvekili Ekrem
Pakdemirli’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon
Raporu (3/187) (S. Sayısı : 722) (2)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 5.4.1996 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı, Komis-
(1) 721 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
(2) 722 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
yonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen
21.5.1998 günlü raporuyla, Cumhurbaşkanına gıyabında hakaret suçu isnat olunan
Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli hakkında kovuşturmanın, milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık
Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde
yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine
getirebilmelerini sağlamak amacıyla, bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların)
tanındığını, ancak, böyle farklı bir statünün onlara ayrıcalıklı ve hukukun
dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin
kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel
olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması
amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu
anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan
eylemin niteliği de dikkate alınarak, Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli
hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere
Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.
Atilâ
Sav
Hatay
Komisyon
Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
3. – Mardin Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1461) (S. Sayısı : 723) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 7.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Mardin
Milletvekili Süleyman Çelebi’nin yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü
raporuyla görevli memura aktif mukavemet suçu isnat olunan Mardin Milletvekili
Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın milletvekiliği sıfatının sona ermesine
kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini gözönüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle
ve isnat olunan eylemin niteleği de dikkate
alınarak
(1) 723 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Mardin
Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum :
4. – Kütahya Milletvekili İsmail
Karakuyu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon
Raporu (3/1443) (S. Sayısı : 724) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 1.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Kütahya
Milletvekili İsmail Karakuyu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü
raporuyla TSK’nin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif etmek suçu isnat
olunan Kütühya Milletvekili İsmail Karakuyu hakkındaki kovuşturmanın
milletvekiliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun beyanlarında tahkir
ve tezyif amacını değil kimi siyasal gelişmeleri eleştirmek kaygısının öne
çıktığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
AtilâSav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
5. – Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1444) (S.
Sayısı : 725) (2)
(1) 724 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
(2) 725 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 1.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Sıvas
Milletvekili Mahmut Işık’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmıştır, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelemek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü
raporuyla tehdit ve hakaret etmek suçu isnat olunan Sıvas Milletvekili Mahmut Işık
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereğini gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate
alınarak Sıvas Milletvekili Mahmut Işık hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
AtilâSav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
6. – Bursa Milletvekili İbrahim
Yazıcı’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1460) (S. Sayısı : 726) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 7.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Bursa
Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelemek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü
raporuyla mühür fekki suçu isnat olunan Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını; ancak, böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandı-
(1) 726 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
ğı ve bu
amacı taşadığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de
dikkate alınarak Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
Atilâ
Sav
Hatay
Komisyon
Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
7. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1501) (S.
Sayısı : 727) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 22.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Konya
Milletvekili Veysel Candan’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan hazırlık komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü
raporuyla neşir yolu ile hakaret suçu isnat olunan Konya Milletvekili Veysel
Candan hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını; ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate
alınarak Konya Milletvekili Veysel Candan hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve Üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
8. – İstanbul Milletvekili Meral
Akşener’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1462) (S. Sayısı : 728) (2)
(1) 727 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
(2) 728 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 8.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İstanbul
Milletvekili Meral Akşener’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü
raporuyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve
tezyif etmek suçu isnat olunan İstanbul Milletvekili Meral Akşener hakkındaki
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak, böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in beyanlarının tahkir ve
tezyif amacını değil, siyasî gelişmeleri eleştirme amacını taşıdığı
anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, İstanbul Milletvekili Meral Akşener hakkındaki
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
9. – Hakkâri Milletvekili Naim
Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon
Raporu (3/1516) (S. Sayısı : 729) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı İçtüzüğün 132 nci maddesine göre
kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen
22.6.1998 günlü raporuyla devletin askerî kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif
etmek suçu isnat olunan Hakkâri Milletvekili Naim Geylani hakkındaki
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
vermiştir.
Hakkâri Milletvekili Naim Geylani Komisyonumuza gelerek
sözlü savunma yapmış ve suç kastının olmadığını beyan etmiştir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine yasama görevlerini gereği gibi
(1) 729 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
yerine
getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların)
tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun
dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin
kamu yararına uygun bir biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel
olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınmasına
yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü madesinin de bu anlayışa
dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin
niteliği de dikkate alınarak Hakkâri Milletvekili Naim Geylani hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
10. – Manisa Milletvekili Abdullah
Akarsu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1517) (S. Sayısı : 730) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen
22.6.1998 günlü raporuyla tedbirsizlik sonucu ölüme neden olmak suçu isnat
olunan Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu, Komisyonumuza
yazılı olarak savunmasını vermiş ve olayda kusursuz bulunduğunu belirtmiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onlara ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını, tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü madesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate
alınarak Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu hakkındaki kovuşturmanın,
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ Sav Hatay
Komisyon
Başkanı ve üyeler
(1) 730 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
11. – Diyarbakır Milletvekili Salih
Sümer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1550) (S. Sayısı : 731) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 15.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen
15.7.1998 günlü raporuyla Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet
suçu isnat olunan Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer Komisyonumuza gelerek sözlü savunma
yapmıştır.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla, bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Komisyonumuz Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in eylemini
siyasî faaliyet kapsamında değerlendirmiş ve hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
12. – Bingöl Milletvekili Mahmut
Sönmez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1513) (S. Sayısı : 732) (2)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 inci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonununa incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen
25.6.1998 günlü raporuyla cereyan hırsızlığı suçu isnat olunan Bingöl
Milletvekili Mahmut Sönmez hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
(1) 731 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
(2) 732 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez Komisyonumuza gelerek
sözlü savunma yapmıştır.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık
Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde
yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini
sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak
böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi
için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka
yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır.
Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı
açıktır. Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’e isnat olunan suçun nitelemesi ile
oluşumunun farklılığı göz önünde tutulmuş ve milletvekilliği görevinin kamusal
özelliği dikkate alınarak, hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere
Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
13. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1554) (S.
Sayısı : 736) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 17.6.1998 tarihinde Karma Komisyon Başkanlığına gönderilen
Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkındaki Başbakanlık yazısı incelenmek üzere İçtüzüğün 132 nci maddesine göre
kurulan Hazırlık Komisyonuna verilmiştir.
Fezleke ve eki dosyada Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in
“Askerlikten kurtulmak için hile yapmak” suçunu işlediği iddia edilmektedir.
Bahattin Şeker’in bedelli askerlikten yararlanmak amacıyla Amman’da bir firmada
terzi olarak çalıştığına dair belgeleri ibraz ettiği, ancak beyanının aksine
Amman’da değil, Bozüyük’te bulunmaya devam ettiği belirtilmektedir. Bu arada,
Bozüyük’te ticarî ve sosyal faaliyetlerini sürdürdüğü, Bağ-Kur primlerini dahi
düzenli olarak ödediği; ayrıca suç tarihi itibariyle yüksek bir gelir seviyesiyle
toplumda seçkin bir yere sahip olan Bahattin Şeker’in yurt dışında terzi olarak
işçilik yapmasının hayatın olağan akışına da uymadığı fezlekede yer almaktadır.
Gerçeğe aykırı bilgi, belge ve beyanlarla yasal olarak hak etmediği bedelli
askerlik hizmetinden yararlanıp, öğrenim durumu itibariyle er olarak 18 aylık
askerlik yapması gerekirken, 2 ay süreyle askerlik yapmak suretiyle söz konusu
suçun işlendiği iddia edilmektedir.
Hazırlık komisyonu, 15.7.1998 tarihli toplantısında, dosyada yer alan iddiayı
ve destekleyen delilleri ciddî bulmuş, olayın kamuoyunda yarattığı etkiyi de
dikkate alarak adil bir yargılamanın sağlanması amacıyla, Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karar vermiştir.
Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker, karma komisyona gelerek sözlü
savunma yapmış ve iddia tarihindeki mevzuat itibariyle suçun oluşmadığını ve bu
konuda AYİM’deki davanın sürdüğünü, ayrıca
Yüksek Seçim Kurulunun,
milletvekilliği sıfatının iptaliyle ilgili karar verebilmek için
(1) 736
S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
AYİM’deki davanın sonuçlanmasını bekleme kararı aldığını belirtmiştir.
Ayrıca, bu konuyu yazılı olarak da Komisyonumuza sunmuştur.
Karma Komisyonumuz, fezleke ve eki dosyadaki bilgi ve belgeleri
incelemiş, savunmayı değerlendirmiştir. Yüksek Seçim Kurulunun, Millî Savunma
Bakanlığının Bahattin Şeker’in milletvekilliği sıfatının iptaline ilişkin
başvurusuyla ilgili kararını verebilmek için, Askerî Yüksek İdare Merkemesinde
görülen davanın sonuçlanmasını bekleme kararını dikkate alan komisyon, hazırlık
komisyonu raporunun aksine, Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker hakkındaki
kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine
karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile sunulur.
Atilâ
Sav
Hatay
Komisyon
Başkanı ve üyeler
BAŞKAN- Rapora muhalefet şerhi var, onu da okutuyorum efendim:
Karşı Oy Yazısı
Hava Kuvvetleri Komutanlığı 1 inci Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı
Askerî Savcılığınca Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker hakkında düzenlenen
iddianamede isnat olunan suç “askerlikten kurtulmak için hile yapmak” olarak
nitelenmiştir. İddianameye göre Bahattin Şeker, öğrenim durumu itibariyle er
olarak 18 aylık askerlik yapması gerekirken, iki ay süreyle kısa askerlik
yapmak için bazı belgeleri gerçek nitelikleri dışında kullanarak yapmaya mecbur
olduğu hizmetten daha kısa süre askerlik yapmış ve Askerî Ceza Kanununun 81
inci maddesi kapsamına giren bir suç işlemiştir.
Savcılığın bu nitelemesine göre isnat ağırdır ve ciddîdir.
Dosyada bulunan belgeye göre Millî Savunma Bakanlığınca Bahattin
Şeker’in dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarıldığı; bu nedenlerle Askerî
savcılıkça da soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bir yandan da Bahattin
Şeker’in yeniden askere alınması yolunda idarî işlem yürütüldüğü
anlaşılmaktadır.
Bahattin Şeker, Komisyondaki sözlü savunmasında bu idarî işleme karşı
Askerî Yüksek İdare Mahkemesine dava açtığını, yürütmenin durdurulmasını
istediğini belirtmiştir. Mahkemenin yürütmenin durdurma istemini kabul etmediği
anlaşılmaktadır.
Komisyondaki dosya cezayla ilgili soruşturmanın devamına veya
ertelenmesine yöneliktir. İdarî yargıda görülmekte olan davanın,
dokunulmazlıkla ilgisi yoktur.
Bahattin Şeker’in askerliği iptal olununca milletvekilliği sıfatını
kaybetmesi söz konusu olacaktır. İdarî dava bu sonucun iptaline yöneliktir.
Askerî savcılıkça yürütülen soruşturmada ise eylemin suç olup olmadığı
değerlendirilecektir. Soruşturma yürütülmezse ceza yargısı duracaktır.
Olay ve eylemin kamu düzeniyle ilgisi ve özel ağırlığı açıkça bellidir.
Bu durumda karma komisyonumuz delillerin takdirini ve hukukî nitelemesini
yapması kendisini yargının yerine koyarak karar vermesi anlamını taşıyacaktır.
Oysa bu konuda görev ve yetki yargınındır. Aklamayı ancak yargı kararı
sağlayabilir.
Bir milletvekilinin böylesine ağır bir suçlamanın baskısı altında
tutulması doğru değildir.
Anayasa Mahkemesince de kabul olunan ilkelere göre dokunulmazlığın adil
yargılanma olanağının önünü kapamaması için aranan unsurların hepsi Bahattin
Şeker dosyasında bulunmaktadır. Dokunulmazlığının kaldırılması ve sanık olma
durumundan kurtulmasının doğru olacağı düşüncesiyle çoğunluk oyuna karşıyız.
Atilâ Sav Seyfi Oktay Yalçın
Gürtan
Hatay
Ankara Samsun
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
14. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi
Hatipoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu
Karma Komisyon Raporu (3/1514) (S. Sayısı : 737) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen
Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkındaki Başbakanlık yazısı incelenmek üzere İçtüzüğün 132 nci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna verilmiştir.
Fezleke ve eki dosyada Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun
Almanya’nın Köln şehrinde verdiği konferansta halkı kin ve düşmanlığa sevk eden
çeşitli beyanlarıyla “halkı sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığı
gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği iddia
edilmektedir.
Hazırlık Komisyonu 22. 6. 1998 tarihli toplantısında suçu ve destekleyen
delilleri ciddî bularak, Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun yasama dokunulmazlığının
kaldırılmasının önerilmesine karar vermiş ve raporunu bu yolda düzenlemiştir.
Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu Komisyonumuza gelerek sözlü
savunma yapmış ve dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek bir suçu
bulunmadığını iddia etmiştir.
Karma Komisyonumuz yaptığı inceleme sonucunda; Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun
beyanlarını düşünce özgürlüğü çerçevesinde siyasî görüş ve düşünceleri açıklama
sınırı içinde değerlendirmiştir. Bu nedenle hazırlık komisyonu raporunun
aksine, Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygı ile arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum.
15. – İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1518) (S.
Sayısı : 738) (2)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 2. 6. 1998 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı incelenmek üzere İçtüzüğün 132 nci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna verilmiştir.
(1) 737 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
(2) 738
S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Fezleke ve eki dosyada İzmir Milletvekili Ufuk
Söylemez’in Türk Dış Ticaret Bankası A.Ş.’nin Cenevre’de bulunan yurtdışı
muhabiri nezdinde 15. 12. 1993 tarihinde açılan 6 000 000 dolarlık vadeli
mevduat hesabını Lapis Grubunun paravan şirketi olduğu anlaşılan bir firma
lehine hiçbir teminat ve yazılı belge alınmaksızın Banka yönetiminin bilgisi
dışında, kayıt dışı rehin ve temlik senedi ile açıktan kullandırmak suretiyle
“Hizmet nedeni ile emniyeti suiistimal” suçunu işlediği iddia edilmektedir.
Hazırlık Komisyonu 22. 6. 1998 tarihli toplantısında;
isnat edilen suçu, halen Meclis gündeminde bulunan ve yasama dokunulmazlığının
sınırlandırılmasına yönelik Kanun Teklifinde yer alan suçlar arasında bulunduğu
değerlendirmesi ile, İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasını önermeye karar vermiştir.
İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez Komisyonumuza yazılı savunma
göndererek; dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek veya suç sayılacak
yahut hukuka aykırı düşecek herhangi bir fiilin olmadığını belirtmiştir.
Fezleke ve dosyayı inceleyen Karma Komisyonumuz, Hazırlık Komisyonu
raporunun aksine, isnat edilen fiili ve dosyada yer alan bilgi ve belgeleri,
dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görmemiştir. Bu nedenle
İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere, Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Ufuk Söylemez’e isnat olunan eylem, 3182 sayılı Bankalar Kanununun 44 ve
86 ncı maddeleri yoluyla, TCK 510 uncu, 80 ve 522 nci maddelerine aykırı
davranışta bulunmaktır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
iddianameye göre, eylemin, hukuk nitelemesi “hizmet nedeniyle güveni kötüye
kullanmak”tır.
İddianameye göre, Ufuk Söylemez’in, Genel Müdürü bulunduğu Dışbankın,
Cenevre’de bulunan yurtdışı muhabiri (Handel Finanz CCF Bank” unvanlı bankada
bulunan repo parasından 6 milyon US Dolarlık bir kısmını, banka yönetiminin
bilgisi dışında, karar almadan, Bankalar Kanununun 44 üncü maddesinde
belirlenen sınırları aşarak, bankanın iştiraklerinden olan Lapis Grubuna dahil,
İnter Lapis unvanlı firmaya ödetmiştir. Bu işlem, Bankalar Kanununun 44 ve 52
nci maddelerine aykırıdır. Bu nedenle, yine aynı kanunun 79 ve 89 uncu
maddelerine göre suçtur. Bankalar Kanununa göre suç olan bu eylem, genel
hükümlere göre de hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmaktır.
Yine, iddianamede belirtildiği üzere, 3182 sayılı Bankalar Kanununun
86/1 inci maddesine göre “sorumlu kişilerin bu kanuna aykırılık teşkil eden
hareket ve fiilleri, başka kanunlara göre de cezayı gerektirdiği takdirde,
haklarında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesi uygulanır” hükmü
bulunmaktadır. Bu nedenle, Ufuk Söylemez hakkında TCK 510 uncu maddesi uyarınca
soruşturma başlatılmış ve dokunulmazlığının kaldırılması konusunun karara bağlanması
için fezlekeyle dosya Adalet Bakanlığına sunulmuştur.
Bankalardaki mevduat kamu varlığıdır, bu nedenle Hazine güvencesindedir.
Bankaların her türlü kredi işlemleri de bu nedenle özel yasayla düzenlenmiş ve
devlet denetimine alınmıştır. Kanuna, kredi ve ödünç verme ilkelerine aykırı
hareket edilmesi, kamuyu ilgilendiren, ciddî ve ağırlığı olan bir suçtur.
Görevi kötüye kullanma suçu ise, Anayasanın 76 ncı maddesinde “yüz kızartıcı
suçlar”dan sayılmıştır.
Bu durumuyla, isnadın ciddîliği kadar dosyada bulunan bilgi ve
belgelerle iddianın gerçeğe uygunluğu da bellidir. Bir milletvekilinin bu
ağırlıkta bir isnat altında tutulmaması gerekir. Adil yargılanma hakkından
yararlanmasının sağlanması ve onur ve şerefinin korunması için yargının önünün
açılması gerekir. Bu da, dokunulmazlığının kaldırılması ve soruşturmanın
yapılmasına olanak sağlanmasıyla olur. Hukuksal gereklerin dışına çıkılarak,
siyasal dayanışmayı amaçlayan çoğunluk kararına bu nedenle katılmıyoruz.
Zeki Çakıroğlu Ahmet Kabil Ali
Şahin
Muğla Rize Kahramanmaraş
Teoman
Akyurt Emin Karaa İrfan Gürpınar
Sakarya Kütahya Kırklareli
Yalçın Gürtan Atilâ Sav Metin
Bostancıoğlu
Samsun Hatay Sinop
Demir
Berberoğlu Mehmet Moğultay
Eskişehir İstanbul
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
16. – Bolu Milletvekili Mustafa
Karslıoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon
Raporu (3/1587) (S. Sayısı : 739) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 3.7.1998 tarihinde Karma
Komisyonumuza gönderilen Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı, Komisyonumuzca,
İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna, incelenmek üzere
verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 15.7.1998 günlü
raporuyla, görevi kötüye kullanmak suçu isnat olunan Bolu Milletvekili Mustafa
Karslıoğlu hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine
kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak, böyle
farklı bir statünün onlara ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için, Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır.
Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği dikkate
alınarak, Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu hakkındaki kovuşturmanın,
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
(1) 739 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki raporu okutuyorum:
17. – İçel Milletvekili D. Fikri
Sağlar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1574) (S. Sayısı : 740) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 25.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İçel
Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında
Başbakanlık yazısı, Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme
alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna
incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 15.7.1998 günlü
raporuyla 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Merkezî İstihbarat
Teşkilatı Kanununa muhalefet suçu isnat olunan İçel Milletvekili D. Fikri
Sağlar hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline
getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yaranına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasının 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın beyanları siyasî
eleştiri sınırları içinde görülmü, bu nedenlerle İçel Milletvekili D. Fikri
Sağlar hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine
karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz onulur.
Atilâ Sav Hatay Komisyo Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Son raporu okutuyorum:
18. – Mardin Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/1585) (S. Sayısı : 741) (2)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça, 3.7.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza
gönderilen Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci
maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.
Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen
15.7.1998 günlü raporuyla görevli memura mukavemet suçu isnat olunan Mardin
Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının
sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
(1) 740 S.
Sayılı Basyamazı tutanağa eklidir.
(2) 741 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu
inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri
üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak
amacıyla bazı bağışıklıklaın (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle
farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek
için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde
yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının
bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne
almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı
taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği dikkate
alınarak, Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın,
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.
Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa
saygıyla arz olunur.
Atilâ Sav Hatay Komisyon Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Sayın milletvekilleri, bu raporların hepsi de, kovuşturmanın,
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine dairdir. 10 gün
içerisinde itiraz olunmadığı takdirde, bu raporlar kesinleşmiş olacaktır.
Şimdi, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye
Partisi gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek
önerileri vardır; önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım:
VII. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – 545 sıra sayılı Seçim Kanunlarında
Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ile gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar
olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesine ve 1 Ekim 1998
tarihinden itibaren de çalışmalarına mutat olan salı, çarşamba ve perşembe
günleri 15.00-19.00 saatleri arasında devam etmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP
Gruplarının müşterek önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 30 Temmuz 1998 Perşembe Günü (bugün)
yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını
arz ederiz.
Saygılarımızla.
Dr. Ülkü Güney Metin Bostancıoğlu Müjdat Koç
ANAP Grup
Başkanvekili DSP Grup Başkanvekili DTP Grup Başkanvekili
Öneri:
30 Temmuz 1998 Perşembe günlü (bugünkü) gelen kâğıtlarda yayımlanan, 745
sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin, 48 saat
geçmeden, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmının 11 inci sırasına alınması...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, Danışma Kurulunun kararı var;
uyumlu bir karar var...
BAŞKAN – Efendim?..
TURHAN GÜVEN (İçel) – Danışma Kurulunda alınmış müşterek bir kararımız
var.
BAŞKAN – Önce grup önerisini oylayalım da, Danışma Kurulu...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, seçim tarihinin tespitiyle ilgili
Danışma Kurulunun müşterek bir kararı varken, evvela o okunur; çünkü, o, 48
saat geçmeden görüşülmesi kararıdır; uyum sağlanmayan karar da yoktur.
B) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. – Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin
Anayasa Komisyonunun 744 Sıra Sayılı Raporunun 48 saat geçmeden gündeme
alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
Danışma Kurulu Önerisi
30.7.1998
30.7.1998 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan
Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Anayasa Komisyonunun 744 Sıra Sayılı Raporunun
48 saat geçmeden günmede alınmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma
Kurulunca uygun görülmüştür.
Hikmet Çetin
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Lütfü Esengün Ülkü Güney
FP Grubu
Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Turhan Güven Metin Bostancıoğlu
DYP Grubu
Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
Önder Sav Müjdat Koç
CHP Grubu
Başkanvekili DTP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir.
Kabul edilen bu öneri gereğince, Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin
Anayasa Komisyonu Raporunun gündeme alınması kabul edilmiştir.
İçtüzüğümüzün 95 inci maddesi, bu konudaki Anayasa Komisyonu raporunun
gündemdeki bütün konulardan önce görüşüleceği hükmünü amir bulunmaktadır.
Bu nedenle, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
19. – Trabzon Milletvekili Yusuf
Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3
Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü
Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali
Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder
Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut
Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergeleri ve Anayasa Komisyonu
Raporu (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı : 744) (1)
(1) 744
S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın, Fazilet Partisi Genel
Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 arkadaşının, Anavatan Partisi
Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup
Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup
Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın, seçimlerin yenilenmesine ilişkin
önergeleri ile Anayasa Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Anayasa Komisyonu raporunu okutuyorum efendim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir şey arz edebilir miyim?
BAŞKAN – Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, müzakerelere başlamadan önce,
usul yönünden bir şey öğrenmek istiyorum. Daha sonra da, eğer, mümkünse usul
tartışması açılmasını öneriyorum.
Arz etmek istediğim husus şudur efendim: Değerli gruplarımızın ve
anamuhalefet partisi olarak bizim grubumuzun, bir de, değerli milletvekili
arkadaşlarımızın önergeleri Anayasa Komisyonuna intikal etti. Anayasa
Komisyonu, raporlarını hazırlarken bir hata işledi; dolayısıyla, hatası şudur:
En aykırı önerge kabul etmiş olduğu 25 Nisan önergesi, bize göre, teamüllere
göre ve hakikate göre en aykırı önerge değil...
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, dediğinizi anladım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – İzah edeyim.
BAŞKAN – Ama, onu, Anayasa Komisyonu raporunu görüştükten sonra
konuşabiliriz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim, bakınız, şimdi, siz, şayet,
bizim vermiş olduğumuz önergeyi işleme koyacaksanız ona göre müzakere etmemiz
gerekiyor.
BAŞKAN – Öyle bir peşin hüküm yok Sayın Kapusuz. Önce raporu müzakere
edelim, oylama sırasında bu hususu dikkate alacağız.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Usul yanlış.
BAŞKAN – Rica ediyorum...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Dinleyin lütfen... Acele etmeyin...
BAŞKAN – Sizi dinledim. Siz diyorsunuz ki, önerge verdim, bu önergemi
şimdi işleme koyun.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bakınız, bu, usulle ilgili bir
işlemdir. Elbette, müzakere öncesinde usul tartışılır, sonra müzakere edilir.
Siz, zatıâliniz, sonuna bırakacak olursanız, esastan sonra usul görüşülmez
efendim.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, biz, bugün bu Mecliste değiliz. Bir kanun
tasarısı ve teklifi önce tümü üzerinde müzakere yapılır, ondan sonra
maddelerine geçilir, hangi maddede önerge verilmişse, madde üzerindeki
müzakereler tamamlanır, önerge orada işleme alınır.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Yani, önergeyi işleme koyacaksınız.
BAŞKAN – Burada da önergeyi işleme alıp almayacağım konusunda, biz,
Anayasa Komisyonu raporu üzerindeki tartışmalar bitip de oylama sırasında bu
hususu görüşebiliriz; şimdi görüşemeyiz efendim, evvela raporu görüşüyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Peki efendim.
BAŞKAN – Komisyon raporunu okutmadan önce, komisyon raporunda Sayın
Mahmut Yılbaş’ın ismi “Yılmaz” olarak geçmiş, onu düzeltiyoruz.
Komisyon raporunu okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlıkça 27.7.1998 tarihinde Komisyonumuza havale edilen;
Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır; Fazilet Partisi Genel Başkanı
Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 arkadaşı ile Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup
Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup
Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin
Önergeleri (4/371, 4/372, 4/373) Komisyonumuzun 29.7.1998 tarihli toplantısında
görüşülmüştür.
Önergelerden 4/371 ile 4/373 Milletvekili Genel Seçiminin 25 Nisan 1999
Pazar günü, 4/372 ise 29 Kasım 1999 Pazar günü yapılmasına yöneliktir. 4/373
esas sayılı önerge ayrıca 25 Nisan 1999 Pazar günü Mahallî İdareler Genel
Seçimleri ile Milletvekili Genel Seçimlerinin birlikte yapılmasını
öngörmektedir.
Toplantıda öncelikle İçtüzüğün 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası
gereğince Danışma Kurulunun adı geçen üç önergenin havale tarihinden itibaren
kırksekiz saat geçmeden görüşülmesinin Anayasa Komisyonuna tavsiye edilmesi
hakkındaki kararı okundu.
Komisyonumuza 28.7.1998 tarihinde havale edilen ve havale tarihinden
itibaren kırksekiz saat geçmediği gibi Danışma Kurulunun tavsiye kararında da
yer almadığından gündeme alınmayan Erzurum Milletvekili İsmail Köse ile Aksaray
Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergesi
hakkında Komisyona bilgi verilmiştir. Bu önergede seçim tarihi 22 Kasım 1999
Pazar günü olarak belirlenmektedir.
Komisyonumuzda öncelikle seçim dönemi bitmeden seçimlerin yenilenmesi;
mutad zamandan önce yapılması önerisi oylanmış ve oybirliği ile kabul
edilmiştir.
Verilen bir değişiklik önergesi ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramına yakın olması nedeniyle seçimlerin 25 Nisan 1999 yerine 18 Nisan
1999’da yapılması önerilmiştir.
Seçimlerin tarihi ile ilgili olarak 4 öneri aykırılık sırasına göre oya
sunulmuştur. 25 Nisan 1999 öncelikle oya sunulmuş ancak kabul edilmemiştir.
Önergeyle getirilen 18 Nisan 1999 tarihi Komisyonumuzca kabul edilmiştir. Bu
nedenle, diğer tarihler ayrıca oylanmamıştır.
Yapılan görüşme ve oylamalar sonucunda Komisyonumuzca Miletvekili Genel
Seçimlerinin, Mahallî İdareler Genel Seçimleri İle birlikte 18 Nisan 1999 Pazar
günü yapılmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere Yüksek Başkanlığına
saygı ile sunulur.
Atilâ
Sav
Hatay
Komisyon
Başkanı ve üyeler
BAŞKAN – Muhalefet şerhi var; onu da okutuyorum:
MUHALEFET ŞERHİ
Ülkemiz 28 Şubat 1997 tarihinden beri olağanüstü bir devreden
geçmektedir. Bu sebepten normal demokratik şartlar yürürlükte değildir. Hemen
her konuda anormal uygulamalar yapılmaktadır.
Nitekim, 9 ay gibi uzun bir süre sonra yapılacak bir seçime “erken
seçim” adı verilerek Meclisimizden antidemokratik bir karar çıkartılması
istenmektedir.
Millet iradesinin tam ve kâmil manada tecelli etmesinin önlenmesi için
yapılacak veya yapılması muhtemel kanunsuz ve antidemokratik icraata, bu
anormal uzun vadeli, erken seçim modeli açık bir model oluşturmaktadır.
Bu model içerisinde, bir taşla birden fazla kuş vurulması neticesini
doğuracak şekilde, muhalefet veya bazı şahıs ve partileri haksız uygulamalara
maruz bırakacak tertipler yapılabilir.
Daha şimdiden kamuoyunun yerinde kalmasını arzu eylediği üç sayın bakan
seçim tarihinden 9 ay önce görevlerinden istifa etmek gibi bir emrivaki ile
karşı karşıya bırakılmıştır.
CHP Genel Başkanı tarafından, Sayın ANAP Genel Başkanına âdeta dayatılan
bu erken seçim modelinin diğer antidemokratik ve Anayasa dışı şartı ise
Başbakanın yılbaşında görevinden istifa etmesi hususudur. Böylece,
dayatmacıların maksatları kısmen de olsa ortaya çıkmış sayılabilir. Maksat
yapılacak seçime tamamen demokrasi dışı bir hükümet ile gitmektir.
Antidemokratik kanunları tasvip etmeyen bakanların işin başında
görevlerinden istifaya mecbur bırakılmaları ve bu anormal sürecin benzeri
hileli çeşitli operasyonların yapılmasına imkân sağlayacak şekilde mümkün
olduğu kadar uzun tutulmuş olması, demokrasimizin gelişmesi ve geleceği
konusunda yapılmak istenilenin tam tersine kuşkularla, belirsizliklerle dolu
bir ortam içerisine itilmek istendiğimizi göstermektedir.
Bu metotla belirsizlikler ve istikrarsızlar artacaktır; çünkü, Sayın
Başbakanın istifasından sonra, hangi vasıf ve karakterde bir hükümetin, kimler
tarafından kurulacağı ve bu Hükümetin teşkilinde hangi yöntemlerin uygulanacağı
meçhuldür.
Erken seçimlerin süresinin normal seçimlerin süresinden daha kısa
tutulması, ne kadar normal ve demokratik ise, usul ve mantıkdışı olarak sürenin
alabildiğince uzatılması o kadar antidemokratik olduğu kadar, aynı zamanda
Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı hürmetsizlik ifade eder. Zira, Nisan 1998
tarihine kadar Yüce Meclisin dilediği takdirde erken seçim kararı alma hak ve
inisiyatifine sahip iken bu hak ve inisiyatifin 9 ay önce peşinen Meclisin
elinden alınmasında, kısmen de olsa etkisiz hale getirilmesinde isabet yoktur.
Kaldı ki, erken seçim tekliflerinin gerekçelerinde Meclisimizin de yıprandığına
dair iddialar mevcuttur. Bu gerekçelere göre yıpranmış bir Meclisin en kısa
zamanda erken seçime gidilerek yenilenmesi ve yıpranmamış bir yeni Meclise
milletimizin bir an önce kavuşturulması gerekir.
Hal böyleyken tam tersine süresinin uzatılması gerekçeyle çelişki teşkil
etmektedir. Ayrıca, açık veya kapalı müdahale süreci sona ermedikçe bu şartlar
altında yapılacak herhangi bir seçimin demokratik gelişmemize katkıda
bulunacağını kabul etmek de mümkün değildir.
Seçim sürecinin bu suretle 9 ay
uzatılmış olması, ister istemez ülkemizi seçim ekonomisine mahkûm edecek,
zarara uğratacak, devlet bürokrasisinin hızını kesecek, bakanların etkinliğini
azaltacak, yatırımları sekteye uğratacaktır.
Neticede, kaybeden milletimiz ve memleketimiz olacaktır. Bu sebeplere
binaen erken seçimin mümkün olacak en kısa zamanda yapılmasında sayılamayacak
derecede faydalar vardır.
Seçime gidilirken normal demokratik yol ve metotlarla gidilmeyip,
memlekete zarar verecek şekilde antidemokratik yollardan gidilmesi, haksız
tertiplere ve uygulamalara açık olan bir usul getirilmiş olması dolayısıyla 18
Nisanda seçim yapılması hususunda, alınan karara muhalifim. 29.7.1998
Süleyman Arif
Emre İstanbul
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa Komisyonu raporunu dinlediniz.
Bu rapor üzerinde müzakere açacağım.
Rapor üzerinde, gruplar, Hükümet ve Komisyonun ve şahısları adına iki
milletvekilinin söz hakkı vardır. Gruplar, Hükümet ve Komisyonun konuşma
süreleri 20’şer dakika, şahısların konuşma süreleri 10’ar dakikadır.
Gruplar adına söz isteyen arkadaşımız varsa, onlara söz verelim; yoksa,
şahısları adına söz isteyen arkadaşlar var.
Gruplarımız herhalde konuşmak istemiyorlar...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Turhan Güven; buyurun
efendim. Nihayet, Doğru Yol Partisi Grubundan arkadaşımız cesaret gösterdi,
konuşmaya başlayacak.
Süreniz 20 dakika.
Tebrik ederim Sayın Güven.
TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Tebrik ediyor...
BAŞKAN – Cesaret göstermesini tebrik ediyorum.
DYP GRUBU ADINA TURHAN GÜVEN (İçel) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Huzurunuzu fazlaca işgal edecek değilim; ancak, Yüce Meclisin bugün
görüşmeye biraz evvel vermiş olduğu kararda, 1995 yılının 24 Aralığında yapılan
seçimlerden sonra teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir erken genel
seçim tarihini tespit olayı vardır. Bu, kaçınılmaz bir olay olarak önümüze
geldiği için, Türkiye’de, Anayasa ve mevcut kanunlar çerçevesinde beş yılda bir
yapılması lazım gelen milletvekili genel seçiminin, artık, tartışma
götürmeyecek bir boyuta ulaştığından, bir an evvel yapılmasında yarar görüldüğü
için, bütün partiler bu konuda birleşmişlerdir ve birlikte hareket etme kararı
almışlardır.
Erken genel seçim kaçınılmazdır; siyaset tıkanmıştır. Türkiye’de,
eskiden, -hoş dünyada da öyle ya- seçimlerden hükümet çıkarken; Türkiye,
hükümetlerden seçim çıkarmaya başlamıştır. İşte bunun için, Türkiye’de artık,
bir seçim de kaçınılmaz hale gelmiştir.
Değerli arkadaşlarım, aslında, 1999 yılını belki heder eder haldeyiz.
1998 yılının son aylarında bir seçim yapılması, çok daha iyi, milletin çok daha
hayrına bir olay olarak gelişirdi; fakat, partilerin anlaşmış oldukları bir
rakam, bir tarih huzurunuza gelmiştir. Başka birtakım rakamlar ve takvimler de
önünüze gelebilir; Yüce Meclisin, sağduyu içinde, bu tarih tespitini kendine
yakışır olgunlukta tayin ve tespit edeceğinden de şüphemiz yoktur.
Biliyorsunuz, seçime niye böyle geldik; değişen söylemler, birbirini
nakzeden beyanlar, tatile girmeden evvel mi tespit yapalım, tatilden sonra,
ekim ayında mı bir tespite doğru gidelim; mutabakat zabıtları, yazılı hale
gelen, altında imzalar olan birtakım tespitler... Ama, bütün bunlar bir anda
ortadan kalktı; bu defa, çok daha değişik bir beyanla, seçimlerin kasım ayında
yapılmasının Türkiye için çok daha uygun olacağını ifade eden beyanlar,
Koalisyonu oluşturan partilerin değerli grup başkanvekillerinin yan yana
gelerek yeni bir tarih tespiti olayı... Bütün bunlar kamuoyu önünde cereyan
etmiştir.
Neresinden bakarsanız bakın, nasıl yorumlarsanız yorumlayın, 20 nci
Dönem Millet Meclisi, aslında, bazı medyanın ifade ettiği gibi görüntü veren
bir meclis değildir; ama, yıpratılmıştır, yıpratılmak istenilmiştir; hatta,
bugün bir gazete sütununda, hepimize hitaben çok aşağılayıcı beyanlar vardır.
Elbette, siz değerli milletvekillerinin buna layık olan cevabı vereceğinden,
her birinizin, fert fert, bu konuda gereğini yapacağınızdan hiç kuşkum yoktur;
şahsen ben yapacağım, arkadaşlarım yapacak; ama, dilerim ki, bütün Parlamento,
kendi itibarını, kendi haysiyetini koruma hususunda, hiç değilse bu konuda
elbirliği yapsın; çünkü, süre gündeme geldiğine göre, Sayın Meclis Başkanından
başlamak üzere bütün parlamenterlerin burada kendilerine düşen görev, haklarını
aramaktır. Hiç kimsenin sizi küçük düşürmeye hakkı yoktur. Size diyorlar ki
“bırakıp gidemezsiniz” eğer, millî menfaatlar, yararlar bunu gerektiriyorsa,
işte, bugün burada bu karar alınacaktır; bunu söyleyenlerde, eğer biraz utanma
payı varsa, bilemiyorum ne yapacaklardır.
Değerli arkadaşlarım, erken genel seçim üzerine birtakım söylemler
gündeme geldiğinde “efendim, erken genel seçime ne gerek var, sandıktan nasıl
olsa aynı sonuç çıkar” gibi, kamuoyunu bazen müphemiyete iten, birtakım
soruları gündeme getiren ifadeler de vuku bulmuştur; ama, enteresandır ki, bir
gün “bu Hükümetin işi bitmiştir, artık yapacak bir görevi kalmamıştır”
diyenler, erken genel seçime de ihtiyaç görmediklerini ifade etmişlerdir. Hiç
kimse, bu değerli milletin oyunu kendi cebinde farz etmesin. Sandığa nasıl
girilir, sandıktan nasıl çıkılır; onu, sandık gösterecek, Türk vatandaşı, Türk
seçmeni gösterecektir. Hiç şüpheniz olmasın ki, bu millet, bu sandıkta, en
sağlıklı, en doğru kararı verecek ve kime güveniyorsa, bundan sonra da kime
güvenmesi lazım geliyorsa, ona oyunu verecektir.
Bu itibarla, bu erken genel seçimin, hem yüce ulusumuza hem ikibuçuk
yıldan beri görev ifa eden ve bir süre daha görev ifa edecek siz değerli
milletvekillerine hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güven.
Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Sayın Mahmut Yılbaş; buyurun
efendim. (DTP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; milletvekili seçimlerinin yenilenmesi konusunda verilmiş olan
önergeler ve bu konudaki Anayasa Komisyonu raporu üzerinde, Demokrat Türkiye
Partisi Grubunun düşüncelerini sunmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, geçmiş bir yıla baktığımızda, 54 üncü Hükümet
sonrasında, 55 inci Hükümetin kurulmasını takip eden aylarda, siyasî partiler,
Türkiye’de bir erken seçimin gerektiği konusunda politika üretmişler ve bu
politika sonunda, iktidar grubunu teşkil eden 3 siyasî parti ve bunları
dışarıdan destekleyen CHP’nin ortak önergesiyle, erken seçimin, mahallî
idareler seçimleriyle birlikte 18 Nisanda yapılması hususundaki önergelerine
ilaveten, Doğru Yol Partisinin
seçimlerin 25 Nisanda, Fazilet Partisinin de Kasım ayında yapılması hususundaki
önergeleri, Anayasa Komisyonunda birleştirilerek görüşülmüş ve seçimlerin 18
Nisanda yapılması kararlaştırılarak Yüce Meclise inmiş bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, siyasî partilerin erken seçime yaklaşımlarına ve
erken seçim konusundaki bir yıllık düşüncelerine baktığımızda -bu zaman dilimi
içerisinde sadece Demokrat Türkiye Partisi hariç olmak üzere- siyasî partiler,
değişik tekliflerde, değişik önergelerde bulunmuşlar ve bunlara uygun olarak da
politika üretmeye çalışmışlardır. Demokrat Türkiye Partisi, işin başından beri,
Türkiye’de, seçimle ilgili yapılmış olan Anayasa değişikliklerine uygun olarak
yasalarda değişiklik yapılmadan bir seçime gidilmesi halinde sonuçlarının adil
olmayacağı ve siyasî istikrarı sağlamakta yeterince başarılı olmayacağı
düşüncesini, her defasında, hem Sayın Genel Başkanı ve hem de yetkili kurulları
kamuoyuna sürekli sunma durumunda kalmışlardır; fakat, son aşamada, görülmüştür
ki, herkes görünürde bir erken seçimi istemesine rağmen, iç dünyasında, hem
bireylerin hem de siyasî partilerin buna muhalefet etmesine rağmen bu noktaya
kadar gelinmiştir. Kamuoyunda, Demokrat Türkiye Partisinin seçimden çekindiği,
sandıktan çekindiği gibi bir hava yaratılmaya çalışılmıştır. Demokrat Türkiye
Partisi, kuruluşuna onyedi ay önce başlamış olmasına rağmen, bunu, kısa sürede
tamamlayarak seçime -diğer partiler gibi- girebilecek hazır bir durumda
olmasından kaynaklanarak, erken seçim konusunda da diğer partilerle aynı
doğrultuda hareket etme gereğini duymuştur.
Değerli arkadaşlarım, 20 nci Dönem için Parlamentonun yenilenmesi
konusunda siyasî tercihler gündeme getirilmeye başlandığında, 1995 erken
seçimiyle ilgili olarak siyasî partiler hem düşüncelerini kamuoyuna yansıtırken
ve hem de 1995 yılıyla alakalı erken seçim kararı alınırken bu Genel Kurulda
nelerin üzerinde durulduğuna, nelerin gündeme getirildiğine şöyle bir göz
atmanın yerinde olacağı ihtiyacını hissettim ve 1995 yılında bir erken seçime
gidilirken, Türkiye’de siyasî tablonun bugünkünden farklı olmadığını gördüm.
Yine, siyasî partiler ve onların yöneticileri, bir erken seçime
yaklaşırken, gerçek düşüncelerini ortaya koymakta kendilerini yeterince özgür
hissetmemişlerdir; diğer siyasî partilerin, karşıtları olan siyasî partilerin
politikalarına karşı koyma konusunda yeterince özgür davranamamışlar ve o
akıntıya uyarak 1995 yılı 24 Aralığında bir erken seçime karar vermişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, burada o kadar enteresan konuşmalar olmuştur ki,
bir siyasî partinin sözcüsü çıkmıştır, demiştir ki: “Değerli milletvekilleri,
biz, şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yenilenmesi kararını almak
üzereyiz; ancak, görüyorum ki, 20 nci Dönemi bugünden tartışılır hale getirmiş
oluyoruz ve bugünden, geleceği görüyorum ki, 20 nci Dönem, süresini
tamamlamadan, yeniden bir erken seçime gitmek mecburiyetinde kalacaktır.”
Değerli arkadaşlarım, aynı sözcü şunu da ifade etmiştir: “Başbakanların
geniş yetkileri vardır; ama, Başbakanların, hiçbir zaman, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin özgür iradesine, öncelikle ve özellikle seçim konusunda dayatma
hakkı yoktur.” Bugün, maalesef, bütün siyasî partiler, ister iktidarda olsun
ister muhalefette olsun, kendi özgür iradelerini parlamentoya taşıyarak, seçim
tarihini tespitte bir bağımsız tutum içerisinde olmamışlardır.
Bunu, şunun için söylüyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi, elbette,
gelinen bu noktada kendini yenileyecektir; ama, yenilerken, Türkiye’nin
ihtiyacı olan istikrarı ve Türkiye’nin temsilde ihtiyacı olan adaleti
sağlayarak, 21 inci Döneme girmiş olmayacaktır değerli arkadaşlarım. Gönül
isterdi ki, burada, bir erken seçim kararından önce, biz milletvekilleri
olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, qTürkiye’nin ihtiyacı olan temsilde
adaleti ve yönetimde istikrarı sağlayacak seçim kanunlarında gerekli
değişimleri düşünürek, tartışarak, birbirimizle uzlaşarak getirip, ondan sonra,
haydi buyurun seçime... Çünkü, meydan da hazır, cazgır da hazır; ama, bugün,
meydan hazır değil; bugün, bu meydanda adil olan bir seçimi hazırlamak için
gerekli hakem müesseseleri kurulmuş değil. Yalnız, orta yerde dolaşan bir sürü
cazgır var. O cazgırlar “haydi er meydanına” deyip, bu milleti bir kez daha
seçimle baş başa bırakıp, kendi politikalarının açmazlarını bu seçimle açar
hale getirmeye çalışıyorlar.
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Cazgır kim, cazgır?
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Kim üzerine alırsa; belki hepimiz, belki
içimizden birileri.
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Ne münasebet, biz cazgır değiliz.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sayın milletvekili, sözümden alındığınıza
göre, öyle zannediyorum ki, bu konuda birincilik size ait.
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Onu siz iyi yapıyorsunuz.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, alacağımız bu kararla,
gerçekten çok enteresan bir sürece giriyoruz. Dünya parlamento tarihinde, ilk
kez, Türkiye, kendini dokuz ay öncesinden bir seçim kararıyla bağlayan bir
parlamentoyla karşı karşıya. Değerli arkadaşlarım, bu dokuz ay, dokuz saat
değil, dokuz gün değil, dokuz hafta değil. Değerli büyüklerimiz, siyasette “24
saat siyaset için çok uzun bir zamandır” diyorlar. 24 saatin çok uzun bir zaman
olduğu Türkiye’de, dokuz ay öncesinde, bir erken seçimle kendisini bağlayacak
olan bir parlamentonun, kendisini nasıl bu riske attığını, ileride, tarih
yazanlar mutlaka kaydedeceklerdir, mutlaka, bunun sonuçlarını değerlendireceklerdir.
HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Kasıma alalım...
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, oyun
içerisinde oyun oynanıyor. Bir taraftan, önerge verip 25 Nisanın, mahallî
idarelerle birleştirilmiş bir genel seçim için uygun olduğunu düşünen siyasî
parti temsilcileri, bugün, bu konuşmanın yapıldığı sırada, karşıdan laf atıp
“haydi gelin kasım ayına” diyebiliyorlar. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin
eksiklerinden bir tanesi odur... Nedir; Türkiye’de, siyaset yeterince açık,
yeterince şeffaf, yeterince sade yapılmıyor. İnsanlar, özellikle siyasetçiler,
mümkün olduğu kadar, kendi düşüncelerini, beyinlerinin en alt noktalarında
tuttuklarından, üst beyincikle
düşünmeyip alt beyincikle düşündüklerinden, bu siyaset karmaşasından
kendilerini kurtaramıyorlar.
İSMAİL KALKANDELEN (Kocaeli) – Senin gibi.
HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Önerge var.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Göreceğiz, 18 Nisanda bu ülkede seçim
olacak... Bu ülkede 18 Nisanda olacak
seçimlerin kimlere neler getireceğini, kimlerin, 18 Nisanda seçim yapılmasını
istemelerinden dolayı, beklentilerinin hangi ölçülerde gerçekleşeceğini,
yaşayanlar, hep birlikte görecekler; ancak, geriye dönüp bakıldığında, yapılan
hatanın düzeltilmesi imkânı da bulunamayacak.
AHMET BİLGİÇ (Balıkesir) – O oyunlara siz geliyorsunuz.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli dostum, eğer, sen, siyaseti ve
demokrasiyi, bir siyasî partinin ve onun yönetiminin bağımlısı olarak
düşünüyorsan, bu tür çıkışları yapmakta haklısın; ama, demokrasisi ve siyaseti
gelişmiş olan ülkelerin hiçbirinde bu zihniyet kalmamıştır. (DYP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar [!]) Siz, siyaseti, bu denli, artık bir bağımlılık
haline getirmiş olarak telakki ederseniz, bunun sonuçlarını sadece sizler
yaşamazsınız, ülkeye de yaşatırsınız. Sizlere bir şey demiyorum; ama, ülkeme
yazık oluyor.
NECMİ HOŞVER (Bolu) – Seçim geldi, seçim; yuvaya, yuvaya...
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tabiî, seçim kararı
alındıktan sonra, önümüzde bir hayli zaman var. İnşallah, o zaman dilimi
içerisinde, seçim yasalarıyla alakalı, biraz önce üzerinde durduğumuz, değerli
arkadaşlarımın “temsilde adalet” dediği konunun, Anayasamızın öngördüğü bu
kuralın ve yine Anayasamızın öngörmüş olduğu “siyasette istikrar” kuralının
yerine getirilmesi için, Siyasî Partiler Yasasında, seçimlerin temel
hükümleriyle ilgili yasada, milletvekillerinin seçimleriyle ilgili yasada
gerekli değişiklikleri yapabilme fırsatını buluruz ve birbirimizle uzlaşma
yollarını ararız. Aksi halde, bunu yapmadığımız takdirde, bugünden görüldüğü
kadarıyla, alacağımız kararla, 18 Nisanda birlikte yapılacak olan seçimin,
ülkeye, fazla hayırlar getirmeyeceği meydandadır.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılbaş.
Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın İsmail Kahraman; buyurun. (FP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
FP GRUBU ADINA İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; seçimlerin yenilenmesine ilişkin önergeler ve Anayasa
Komisyonunun raporu hususunda, Fazilet Partimizin görüşlerini arz etmek üzere
huzurunuzdayım; hepinize hürmetlerimi sunuyorum.
Seçime gitmek, millete gitmek demektir ve seçim, zamanı geldiğinde
yapılması icap eden, elzem olan, demokratik parlamenter sistemin bir gereğidir.
Elbette ki, gönül, seçimlerin zamanında yapılmasını, Anayasada öngörülen süre
neticesinde yapılmasını ister; fakat, ortaya çıkan zaruretler eğer seçimi
gerektiriyorsa ve bu zaruretler Parlamento tarafından takdir ve tespit
ediliyorsa, seçime gitmek elzemdir.
Demokrasilerde en üstün irade halkın iradesidir; hiçbir irade bunun
üzerine çıkamaz. Bu yüzdendir ki, Meclisimizde, egemenliğin milletin olduğu
nakşedilmiştir ve demokrasinin bu temel kaidesi “hâkimiyet milletindir” sözü
çok öncelere, Magna Carta’lara dayanan bir sözdür ve demokrasinin alfabesi olan
bir sözdür ve biz de, bu iradenin dışında bir başka iradenin varlığını, elbette
ki, kabul edemeyiz.
Gönlümüz, müddeti içerisinde yapılması gereken bir seçimi istemesine
rağmen, neden 24 Aralık 1995’ten sonra henüz müddetimiz dolmadan seçime
gidiyoruz? Zannediyorum ki, Parlamentomuzdaki üyelerimiz de, milletimiz de bunu
gönül hoşluğuyla karşılamıyor. Zira, belediyelerde veya diğer mahallî
idarelerde erken seçim istemeyen bir toplumuz; ama, milletvekili seçimine sıra
geldiğinde, maalesef, yenilen pehlivanın güreşe doymaması mı diyelim, ne
diyelim, hemen seçimin ertesi günü, seçimi kaybedenler, erken seçimden
bahsetmeye başlıyorlar. Düşününüz ki, 75 yıllık cumhuriyet dönemimizde 11 kere
erken seçim yapmışız. 1982 Anayasamızdan sonra, bugünkü bu 20 nci Döneme kadar
her dönemde de erken seçime gitmişiz. Tabiî, bu noktada, demokrasi olgunluğuna
ulaşmamış olduğumuzu, demokrasi kültürüne pek yatkın olamamış olduğumuzu görmek
gibi bir sıkıntıyı da ifade etmek zorundayız.
Türkiyemiz, henüz, kâmil manada bir demokrasiye geçebilmiş değil.
Anayasada ifadesini bulan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti kavramını tam
manasıyla özümseyebilmiş değiliz. Eğer bunu özümseseydik, 24 Aralık
seçimlerinden sonra, millet iradesinin gereğini yerine getirirdik ve ona göre
bir oluşum yapardık; dünyada, demokratik sistemi tatbik eden ülkelerde olmayan,
sadece İsrail’de olan “dönüşüm” gibi sözlere, en büyük partinin, grubu en büyük
olan partinin Meclis Başkanlığını alması gibi hususların, teamüllerin devamına
uygun hareket ederdik ve Parlamento aritmetiğinde depremler meydana getirecek,
bazı değişikliklere sebep teşkil edecek durumlara düşmezdik. Maalesef,
Parlamentomuzun, bu kısa zaman içerisinde, milletvekili sayısında yüzde 15’lik
bir değişiklik oldu; partilerinden ayrılan milletvekilleri oldu, başka
partilere giden milletvekilleri oldu ve hepimizin sıkıntısına, üzüntüsüne sebep
teşkil edecek bazı dayatmalar oldu. Gönlümüz, bunların olmamasını ister. Zira,
mevcut sistemler arasında, parlamenter demokratik sistem, en uygun, kalkınmaya
en elverişli, insan onuruna ve haysiyetine en münasip olan sistemdir.
Demokrasi, hepinizin malumu olduğu üzere, bir teamüller ve tahammüller
rejimidir. Eğer, teamüllere uymazsanız ve eğer, siz, millet iradesine tahammül
etmezseniz, o zaman, dayatmacı olursunuz; demokrat bir yapıya, demokrat bir
zihniyete ve demokrat bir kültüre sahip olamamış olursunuz. Bu eksikliğimizin
izale edilmesi ve giderilmesi, inşallah, zaman içerisinde olur ve olmalıdır ve
elbette ki, olacaktır. Zira, demokratik parlamenter sistemin dışında bir
sistemin Türkiye’ye gelmiş olması, Türkiyemiz için, istikbalinin kararması
demektir. Biz, bu yüzden, demokratik parlamenter sistemin yaşamasından yanayız
ve bunu yaşatmak için elimizden geleni, millet olarak da, milletin güçleri
olarak da, inşallah, devamlı olarak yapacağız ve takip edeceğiz.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki önerge, seçimlerin 1999 Nisanında
yapılmasını öngörüyor ve bizim önergemiz de, seçimlerin, 29 Kasım 1998’de
yapılmasını öngörüyordu. “25 Nisan 1999” tarihini içeren önerge, bilahara,
Anayasa Komisyonunda “18 Nisan 1999” olarak değiştirildi, yani, bir hafta
önceye alındı. Anayasa Komisyonundaki müzakerelerde, bendeniz de, Anayasa
Komisyonunun bir üyesi olarak hazır bulundum. İkazımıza rağmen “29 Kasım 1998”
tarihini içeren önergemiz, en aykırı önerge -seçim tarihine en uzak- olmasına
rağmen “daha sonra oylanmak üzere ele alınacak” denildi ve 18 Nisan önerisi en
aykırı önerge olarak kabul edildi. Fazilet Partisi olarak, -yine, önergemiz,
Sayın Genel Başkanımızın da imzasıyla Sayın Meclise arz edilmiş bulunuyor-
seçimin 29 Kasım 1998 tarihinde yapılmasını teklif ediyoruz ve Sayın
Başkanlıktan da önergemizi ona göre işleme almasını talep ediyoruz.
Şimdi, dokuz ay sonrası için bir seçim... 11 kere erken seçime gitmişiz;
ama, ikibuçuk ay evvel, üç ay evvel bu kararı almışız, daha uzun süreli bir
erken seçim kararı hiç almamışız. Dokuz aylık bir süre; düşününüz ki, 53 üncü
Hükümetin süresinin üç katı kadar bir süre sonra seçime gitmek gibi, hükümet
ömürlerini de katlayan bir süreyi öngörmek gibi bir tuhaf teklifle karşı
karşıyayız.
Erken seçim kararı alıyorsak, neden bunu bir an evvel fiiliyata döküp de
hemen yapmıyoruz?.. Dokuz ay sonraya niye bırakıyoruz?.. Bu sualler arasında,
Demokratik Sol Partinin lideri Sayın Ecevit’in daha önceki beyanından niye
caydığı da var. Zira, Sayın Ecevit “1999’a kalacak olan bir seçim, 1999 yılının
kayıp yıl olmasını doğurur” demişti; doğrudur. 1999 yılının bütçesi, malumlarınız,
1998 sonunda hazırlanacaktır. 1999’un nisanında seçim yapacaksınız, ondan sonra
gelen hükümete, daha önceki erken seçim yapan hükümetin bütçesini
bırakacaksınız; neden?.. Dokuz ay önceden seçim kararı vereceksiniz ve bu dokuz
aylık süre içerisinde seçim ekonomisi tatbik etmek zorunda kalacaksınız; zaten
sıkıntıda olan ekonomiyi daha bir çıkmaza sürükleyeceksiniz; neden?..
Bugüne kadar yapılmamış böylesine bir tasarrufun, böyle bir düşüncenin
altında acaba ne var? Hangi hesaplardır ki, böyle yanlışa iteklemektedir?
Doğrusu, bu, çok calibi dikkat bir sualdir ve birçok sebebe dayalı olduğu
muhakkaktır. Bu yanlıştan dönmek, zannediyorum, Meclisimizin, yerine getirmesi
gereken bir vazifedir; o yüzden, Fazilet Partimizin, 29 Kasım 1998 tarihinde
seçimin yapılması teklifine evet denilmesini ve kabul edilmesini beklemekteyiz.
Tabiî, dokuz ay sonraki bir seçim bazı hukukî zorlukları da meydana
getirmektedir. Hepinizin bildiği gibi, erken seçim kararı alınıp seçimlere
giderken, Anayasanın amir hükmü gereği, üç bakanın hükümetten ayrılması
gerekiyor; Adalet Bakanı, Ulaştırma Bakanı ve İçişleri Bakanı. Anayasa, bu üç
bakanın bağımsız olmasını ya da Parlamento dışından olmasını derc etmiş; ama,
naçiz kanaatim, Anayasanın bu maddesi, herhalde, bir gün gelecek, hükümet ömrü
kadar bir zaman önce seçime gidecek hükümetler olacak diye düşünmeyen insanlar
tarafından kaleme alındı. Öyle ki, 114 üncü maddede derpiş edilen hususta,
erken seçimin tarihinin, şimdiye kadar zaten üç ayı geçmemesi göz önüne
alındığı için bu hüküm konmuş. Onun müzakere zabıtlarında da bu husus belli.
Şimdi, dokuz ay evvelinden bir üst kamu görevlisi olan bakanı görevinden
alıyorsunuz; fakat, ona bağlı olan kamu görevlilerinin vazifelerinden
ayrılmasını 11 Ocak tarihine bırakıyorsunuz... Demek ki, 11 Ocak tarihine
kadar, 21 inci dönemde Meclise gelmek isteyen kamuda görevli kim olursa olsun,
onlar görevlerine devam edecek; fakat, bakanlar devam etmeyecek! İkilemi
görüyor musunuz?! Acaba, bu bakanların değiştirilmesi için mi dokuz ay önceye
alınmış bir tarih var; sebeplerden birisi de bu mu diye insan düşünmeden
edemiyor.
Burada, seçimin başlangıç tarihine kadar göreve devam meselesinde Yüksek
Seçim Kurulunun Sayın Başkanının bir görüşü vardı; fakat, Anayasanın bağlayıcı
bir hükmü dolayısıyla, bu, işleme konulamıyor. Orada da, Anayasada bir aksama
olduğu görülüyor. Anayasamızın, zaten, değişmesi gereken birçok hükmünden
birisi de anlaşılıyor ki -bugün, önümüze çıktı- budur; bu ve benzeri
eksikliklerin de, zaten, giderilmesi gerekir.
Gönül isterdi ki, 20 nci Dönem, bu aksaklıkları gideren, kâmil bir hukuk
devletine Türkiye’yi ulaştıran düzenlemeleri, tanzimleri de yerine
getirebilsin. Bilemem, önümüzdeki çalışma döneminde bunların ne kadarını
tamamlarız; ama, ne kadarını tamamlarsak, o kadar hayırlı iş yapmış olacağımızı
ifade etmek isterim.
Bu düzenlemeler yanında, adil, herkesin kabul edeceği bir seçimin
yapılması, elbette ki, hepimizin de arzusudur ve bu istikamette gereken boşluk
doldurmaları ve çalışmalarını yapmalıyız. Ne kadar birbirimize tahammül edersek
ve ne kadar adil olursak o kadar memleketimize ve milletimize faydalı oluruz.
İçinde bulunduğumuz konjonktür, Türkiye’nin lider ülke olmasını sağlayacak bir
konjonktürdür; fakat, Türkiye kendi içinde, huzur ve barış içinde olmalıdır ki,
kendi önüne konulan bu imkânlardan istifade edebilsin ve lider ülke konumuna
gelebilsin. Birbiriyle didişen, kavga eden ve birbirini didikleyen bir toplumun
dışa dönmesi, elbette ki, mümkün değildir. Hepimiz, bu necip milletin yücelmesi
ve yükselmesi için çalışan insanlarız ve partilerimiz, bu istikamette hareket
etmektedir. Birbirini karalamayan, birbirlerine tahammül eden ve ileriye bakan,
kendi gölgesiyle dövüşmeyen insanlar olmak durumundayız. Bize düşen bu ve bizim
misyonumuz da bu olmalıdır. 20 nci Dönemin de 21 inci Dönemin de elbette ki,
hedefi bu olmalı ve bu hedefe doğru yürümeliyiz.
Seçimlerin yenilenmesi hususundaki karara iştirak ediyoruz. Parlamento
aritmetiğinin değişmiş olması, milletin, yeniden, iradesini ortaya koyması ve o
irade istikametinde yeni bir oluşumun ve hükümetin işbaşına gelmesi elzemdir,
bunu defeatla ifade ediyoruz; fakat, bunun, daha sonraya bırakılmasının büyük
sakıncalar doğuracağını da ifade
ediyoruz. Mutlaka, kasım ayını geçirmemek durumundayız ve 29 Kasımda erken
seçime gitmeliyiz.
Yaz başında, nisan ayında yapılacak olan seçimde de, tarih itibariyle
yanlışlık olduğunu ifade etmek isterim. Bakınız, Kurban Bayramı 28 Marttadır.
28 Martta, Kurban Bayramı vesilesiyle Hicaz’a gidenlerin bir kısmı seçim tarihi olan 18 Nisandan sonra
döneceklerdir; onlardan 5’er milyon ceza alacağız. Teklifin birisi de budur.
Mazereti olsun ya da olmasın, 5 milyonluk bir cezayla derpiş ediyoruz.
Seçim, bir haktır ve seçimde oy kullanan insan, bu hakkını
kullanmaktadır. Seçime iştirak etmemiş olmak, seçimlere katılmamış olmak, iptal
rey vermek veya herhangi bir partiye vermek, aynı şekilde, insanların hakkıdır.
Bir seçime, isteyerek ve bir şuur, bir irade ortaya koyarak “katılmıyorum”
diyen insana “hayır, ille katılacaksın; gel buraya, rey vereceksin” denmiş
olması, kendi hakkının kullanılmasına müdahale etmektir, antidemokratiktir. Bu
noktadan, bu seçime iştirakte mecburiyeti öngören malî mükellefiyetin, külfetin
ortadan kaldırılması da icap etmektedir.
Seçim neticelerinin hayırlara tevlit olmasını, hayırlara vesile olmasını
ve yeni seçilecek olan parlamentonun ülkemize güzel hizmetler, iyi hizmetler
vermesini, Fazilet Partisi olarak niyaz ve temenni ediyoruz. Seçimlerin
olgunluk içerisinde geçmesini, adil bir ortamda, huzur içinde geçmesini temenni
ediyoruz. Özlediğimiz Türkiye’nin meydana getirilmesinde hizmet verecek
insanların görev almalarına vesile teşkil edecek bir seçim olmasını temenni
ediyoruz.
Mahallî seçimlerde ve genel seçimde bu güzel neticelerin alınması,
elbette ki, bizler gibi, hepinizin de dilek ve temennisidir. Bu temenniyi bir
daha dile getiriyorum ve seçimin yenilenmesi kararını alanlara, Fazilet Partisi
olarak teşekkürlerimizi sunuyor; Yüce Heyetinizi, en iyi dileklerimizle ve
saygılarımızla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kahraman.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Önder Sav.
Buyurun efendim.
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV (Ankara) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; 21 inci dönem milletvekili genel seçiminin 18 Nisan 1999 tarihinde
yapılmasına ilişkin muhtelif önergeler ve Anayasa Komisyonu raporunu
görüşmekteyiz. Bu görüşmeler sonunda alınacak karar eğer olumlu olacak olursa,
mahallî idareler seçimleriyle birlikte, milletvekili genel seçiminin de
yapılmasına ilişkin 127 nci maddeyi gündeme getirecek ve 1999’un Mart ayı
içinde yapılması Anayasa gereği olan mahallî idareler seçimleri, milletvekili
genel seçimleriyle birlikte, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılacaktır.
Kamuoyunda ve kimi yazılı ve görüntülü basın yayın organlarında
yazılanlar, yorumlar, açıklamalar, kimi yanlışları toplumun gündemine
getiriyor. Bir yanlış anlamayı düzeltmek gereği doğuyor: Mahallî idareler
seçimleri, erken seçim kararı alınmasına karşın, ayrı yapılabilir gibi düşünceler
var. Anayasanın 127 nci maddesi, oldukça net ve açıktır; mahallî idareler
seçimleri tarihinden önce alınacak olan bir milletvekili genel seçimi, zorunlu
olarak, mahallî idareler seçimleriyle milletvekili genel seçiminin birlikte
yapılması sonucunu doğuracaktır.
Erken seçim kararını alırken, bu noktaya, buralara nerelerden
geldiğimizi kısaca bir özetlemekte yarar var. 1995 Aralık seçimlerinden bu
yana, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bünyesinden, başta çekimser destekli bir
hükümet, sonra Refahyol Hükümeti, ondan sonra Anasol-D Hükümeti olmak üzere üç
hükümet çıkardı; iki yıl yedi aya üç hükümet sığdı. Hükümetler gelir gider;
kalıcı olan, kalıcı olması gereken, demokratik parlamenter rejimdir,
demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Demokrasiyi, bütün kurum ve
kurallarıyla yaşatmak, yaşamda tutmak önemlidir. 1991 yılından bu yana
koalisyon hükümetleriyle yaşamaya alışmış olan ülkemizde, hükümetler çözüm
üretemeyince, sorunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışında tartışılmaya,
sorunlara, Meclis çatısının dışında çözümler aranmaya başlanmıştır.
Siyasal yaşamımızda Türkiye Büyük Millet Meclisi en önemli organdır;
hükümetlere o vücut verir, ekonomik, toplumsal, siyasal olaylara orada çareler
aranır. Tıkanma noktasına gelinince, seçim, başvurulacak en önemli çözüm
aracıdır.
55 inci Hükümetin göreve başladığı 1997 Temmuz ayından bugüne,
ülkemizde, erken seçim çok ve sık konuşulur olmuştur. Önceleri, Sayın Başbakan,
1997 Eylül ayında, sonraları, 1998 bahar aylarında erken seçim yapılabileceğini
dile getirdi ve daha sonra, önce, mahallî seçimlerin, arkasından milletvekili
genel seçimlerinin yapılması bir boy tartışıldı.
Erken seçimin ilk önce dile getirilmesi ve zaman içerisinde de
Cumhuriyet Halk Partisinin erken seçim istemesi nedense, erken seçimi bizden
daha önce dile getiren siyasetçiler, siyasal partiler olmasına karşın,
Cumhuriyet Halk Partisi erken seçimi dile getirdiği zaman, Hükümetin önünü
tıkamakla suçlandı.
“İki seçimi bir arada yapmakta zorlanırız” diyenler “erken seçime değil,
erken seçimin aylarca önce ilanına karşıyız” diyenler, 1998 yılının başlarında
“erken seçim ekim, kasım aylarına yetişmez” diyenler, birdenbire, her nedense
hidayete erip “kasımda seçim yapalım” diye tutturdular ve sonra, görüş
değiştirip, erken seçim kararının dokuz ay öne alınmasının yararına inanır
oldular. Anavatan Partisi-Cumhuriyet Halk Partisi arasında imzalanan uzlaşma
tutanağına tepki duyanlar, Cumhuriyet Halk Partisini hiç hak etmediği ölçüde
acımasızca eleştirip, karalayanlar, kamuoyuna şikâyet edenler, ne garip
tecellidir ki, sonunda, hiçe saydıkları, yok saymak istedikleri uzlaşma
tutanağında yazılı olan bir tarihe, 18 Nisan 1999 tarihine rıza göstermek
durumunda kaldılar.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, siyasal olaylara ve gelişmelere
erken ve zamanında teşhis koymuş olmakla övünmüyoruz, övünmek de istemiyoruz,
keşke ikibuçuk yıla sığan üç hükümet aşınmasaydı, sağlıklı, kalıcı çözümler
üretseler, toplum ve ekonomi sarsılıp daralmasaydı, siyaset tıkanma noktasına
gelmeseydi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, normal süresini, erken seçime gerek
kalmadan tamamlayabilseydi; ama, olmadı, olamadı. Şimdi, bugünkü görşümeler
sonunda verilecek erken seçim kararı, belirsizlikleri, çelişkileri kaldıracak,
seçim karmaşası içindekileri de, seçimden kaçmak isteyenleri de demokratik
hizaya sokacaktır.
Türkiye cumhuriyeti tarihinde 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi
kadar milletvekili hareketinin, hareketliliğinin yaşandığı bir dönemi, bu
çatının hatırladığını sanmıyorum. 1995 Aralık ayında Türkiye Büyük Millet Meclisine
5 parti ile gelindi. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde 10 parti, 12
bağımsız üye var, 9 üyenin de yeri boş, 200’den fazla milletvekili, şu ya da bu
nedenle partisini değiştirmiş...
Türkiye Büyük Millet Meclisinde en çok üyesi olan bir parti, Anayasa
Mahkemesi kararıyla kapatıldı, yerine bir başka parti kuruldu. Bugün o
partimiz, 145 üyeyle en fazla milletvekilini bünyesinde bulunduran partidir.
Seçime girmemiş olan bir siyasal partinin bugün, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde 145 üyesi vardır.
Zamanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, 4 siyasal partiye
mensup 292 milletvekilinin imzaladığı, dokunulmazlıkla ilgili, Anayasanın 83
üncü maddesinin değiştirilmesine ilişkin olan ve 26 Şubat 1997 tarihinde
dağıtılmış bulunan, Anayasa Komisyonu raporu, birbuçuk yıla yakın zamandır
kanunlaştırılamamasının ayıbını, gündemdeki sırasını koruyarak, maalesef,
taşıyor.
Anayasada sayılan, bilgi edinme ve denetim yolları bir bir tıkanıyor,
örseleniyor, gücünü yitirmeye başlıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yerli
yersiz, Meclis soruşturmaları ve aşındırılan gensoru enflasyonunu yaşıyor.
Maalesef, hukuk unutuluyor, siyasî sonuç elde etme hırsı, hukukun önüne
geçiyor. Hukuk unutulunca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı zedeleniyor,
son gensorularda görüldüğü gibi, Hükümetin de itibarı zedeleniyor. Kimi zaman,
güvensizlik oyları, belki İçtüzükteki, Anayasadaki yetersayıya ulaşmıyor; ama,
güvensizlik oyları, Hükümete duyulan güvenoylarından fazla çıkıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunun yapımındaki yolsuzluk
söylentileri gerçeğe dönüşüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kısa süre önce
Başkanlığını yaptığı milletvekilinden hesap sorma durumuna geliyor,
dokunulmazlığının kaldırılması ve bağımsız yargıda hesap vermesi isteniyor.
Plan ve Bütçe Komisyonunda ciddî biçimde incelenen ve çok az ihtilaflı
maddesiyle buraya indirildiği söylenen Vergi Yasa Tasarısı, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin, bir aydan fazla, geceli gündüzlü zamanını alabiliyor. Kimi
zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı yetersayısı bulunamadan kapanıyor,
kimi zaman iki üç maddelik bir yasa teklifi ya da tasarısı Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bir ya da iki gününü alabiliyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, ister görelim ister görmezlikten gelelim,
güçsüzleşiyor, etkisizleşiyor ve maalesef, sıradanlaşma noktasına gidiyor.
Ciddî anketlerde, Türkiye’de, en güvenilen ve görevini gereği şekilde yaptığına
inanılan 5 kurum arasında, maalesef, Meclisimizin adı bile yok.
Türkiye Büyük Millet Meclisi itibar yitirince, yapay çözüm arayışları
başlamaktadır. Çoğunluk sistemi, başkanlık sistemi, iki turlu seçim, dar bölge
sistemleri, hatta, giderek, parlamentosuz yönetim kışkırtmaları ve hevesleri
ısıtılıyor. Aylarca, ülkenin büyük yerleşim yerlerinde, konutlarda, insanlar,
ışıklar söndürdü “Susurluk kepazeliği aydınlansın, çeteler bulunsun, hesap
sorulsun” diye bağırdı; tencere kapağı, tenekeler, davullar çaldı; ama, iki
yıla yakın bir süredir sesini, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve
Hükümete duyuramadı vatandaş.
“Mafyayla acımasız savaşa başladık; devlet içine sızmış güçlerin kim
olduklarını biliyoruz; Susurluk’u çözemezsek, iktidar bize haram olsun” diyen
siyaset adamları, maalesef, giderek, Türkiye Büyük Millet Meclisini de
yıpratmaya başladılar.
Cumhuriyet Halk Partisi, bu gerçekleri gördüğü ve tüm siyasal
partilerden önce gerekli teşhisi koyduğu için, çözümün, erken seçimde olduğunu
söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi, erken seçim dediği için Türkiye, bu noktaya
gelmedi; erken seçim, demokratik bir çözüm olduğu için, siyaset, tıkanmaya
başladığı için, seçim kaçınılmaz olmaya başladığı için Türkiye bu noktaya
geldi. Erken seçim konusunda, dün Cumhuriyet Halk Partisini eleştirenlerin,
bugün, biraz olsun yüzlerinin kızardığını, mahcup olduklarını görür gibiyim.
15 Haziran 1998 uzlaşma tutanağı, tıkanın Meclis çalışmalarının önünü
açmış, seçim tarihinin belirlenmesi için önemli katkı yapmıştır. Cumhuriyet
Halk Partisi, sorumlu, yapıcı bir muhalefet partisi olmanın gereğini yerine
getirmiştir.
Kimi çevreler ve kişiler için, demokrasi bir araçtır; kimi kişiler ve
çevreler, demokrasiyi bir araç olarak görebilirler; hatta, cumhuriyetimizi
törpülemenin, aşındırmanın, aşmanın bir aracı olarak görebilirler. Bizim için,
eksiksiz demokrasi, cumhuriyetin, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti
nitelikleriyle yaşatılması için vazgeçilmez bir amaçtır.
Daha çok demokrasi, daha sağlıklı demokrasi, daha güvenli, daha
güvenceli demokrasi için, daha işlevsel Meclis şarttır. Daha işlevsel bir
Meclis içinse, artık, erken seçim kaçınılmaz bir noktaya gelmiştir. Demokratik
yönetim, düzenli aralıklarla; ama, gerektiğinde, yine, demokratik kurumlar
işletilerek, erken yapılan, özgür ve adil seçimlerle ifadesini bulan, halk
iradesine dayalı olmak zorundadır; demokrasinin temsili ve çoğulcu karakteriyle
seçmene hesap verilmesini zorunlu kılar. Kimse, hukukun ve demokrasinin üstünde
olamaz, olmamalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, sivil ve askerlerin birlikte karar
oluşturduğu Millî Güvenlik Kuruluyla ters düşen, Silahlı Kuvvetleriyle tartışma
içinde olan, kendi yapması gereken işleri, alması gereken önlemleri ordunun
sırtına yıkma tembelliğine sığınan hükümetler yaratma anlayışından Meclis
kurtarılmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hukukun üstünlüğünün egemen
olduğu, hukukun siyasallaşmadığı, siyasetin, hukuk kalıpları içine çekildiği
bir ortamı yaratmalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Civan’ları, Edes’leri, Bezmen’leri,
Atığ’ları, Aslıtürk’leri kaçıran, yargılamayan sisteme payanda olmaktan, kimi
siyaset adamlarının rüşvet, haksız mal edinme, görevi kötüye kullanmak
suçlarından yargılanmaları gerekirken, onları koruyan, kollayan organ olarak
görülmekten bir an önce çıkarılmalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
Türkiye Büyük Millet Meclisi, “emekliyi, memuru, dargelirliyi, çalışanı
enflasyona ezdirmem” edebiyatı yapıp, onları yüzde 20 zamlara mahkûm eden
hükümetlere mahkûm ediliyorsa, kendisini süratle yenilemelidir. (CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Enflasyonla, ekonomik darboğazla, yolsuzluklarla, çetelerle başa
çıkamayan Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini yenileme kararı almalıdır.
Halkın yetkisini yenilemesine gereksinim vardır. Her seçim, bir yeni
soluklanma, bir yeni nefes alma yoludur. Demokrasilerde başvurulacak en
güvenli, en güvenceli yoldur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, korkmadan, çekinmeden, kendisini,
egemenliğin kayıtsız şartsız tek sahibi ulusuna teslim edebilmelidir, teslim
etmelidir.
Alınacak kararın, yüce ulusumuza, insanlarımıza, Türkiye Büyük Millet
Meclisine ve onun değerli üyelerine hayırlı olmasını diliyorum, hepinize
sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sav.
Gruplar adına başka konuşmak isteyen?.. Yok.
Şahısları adına söz isteyenler: Sayın Mehmet Ali Şahin, Sayın Hayrettin
Dilekcan, Sayın Gökhan Çapoğlu, Sayın Kâzım Arslan.
Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Şahin, süreniz 10 dakikadır.
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Muhterem Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Hiç şüphesiz, zamanından önce seçim kararı almak, seçilmiş bir organ
için herhalde takdir edilecek bir davranıştır. Gönül isterdi ki, şu Parlamento,
20 nci Dönem Meclisi, Anayasada öngörülen süre kadar görev başında kalabilsin;
ama, olmadı, olamıyor. Arkadaşlarımız da biraz önce ifade ettiler. 11 kez erken
seçime gitmişiz. 1982 Anayasasından sonra oluşan 4 parlamentonun -ki, bu, 4
üncü Parlamentodur- 4’ü de maalesef, seçim kararıyla millete gitmek zorunda
kalmıştır. Niçin, erken seçim kararı, şu anda, Meclisin gündemindedir? Biraz
sonra, muhtemelen, oylarımızla, Türkiye, erken seçime gidecektir.
Değerli arkaşlarım, 24 Aralık 1995 seçimleri sonucu, Parlamentoya
yansıyan millet iradesi, maalesef, tahribe yeltenilmiştir. Şu Meclisin en az
yüzde 15’i, şu anda, seçildikleri yerde değildir. Bu, kendiliğinden, gönül
rızasıyla olmuş bir durum değildir. Bu,
Parlamentodışı birtakım telkinlerle, maalesef, oluşmuş bir keyfiyettir.
Değerli arkadaşlarım, seçimi ilk gündeme getiren -hatırlayacaksınız- 54
üncü Cumhuriyet Hükümetiydi; ama, demokratik teammüller bir tarafa bırakılmak
suretiyle, o zaman seçime gidilemedi ve bu Azınlık Hükümeti kurduruldu. Bu
Azınlık Koalisyonu, dışarıdan destekli bir koalisyondur. Bu Hükümeti dışarıdan
destekleyen Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü Sayın Sav, biraz önce,
bu Hükümete verdi veriştirdi; ama, ben, bir arkadaşı olarak şunu ifade etmeden
geçemeyeceğim; biraz önce kendisini dinledim. Bu Hükümetin yapmış olduğu her
yanlışlığın bir bölümünün vebali de kendilerine gider; çünkü, bu Hükümet, kendi
destekleri olmasaydı kurulamayacaktı; bu Hükümet, kendisinin biraz önce ifade
ettiği yanlışlıkları, kendi destekleri olmasaydı, yapamayacaktı... (FP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti, bir yılı aşkın
süredir işbaşındadır. Maalesef, bu Hükümet, toplumda var olduğu iddia edilen
gerginliği düşürmek için işbaşına gelmiştir; ama, görünen o ki, toplumu daha da
germiştir. Özellikle “irtica ile mücadele” adı altında Parlamentoya sevk etmiş
olduğu birtakım kanun tasarıları, maalesef, toplumu germiştir. Bu ülkede
yaşayanların büyük bir çoğunluğu, irtica kavramı içerisinde kendisini hisseder
hale gelmiştir. “İrtica ile mücadele” adı altında Parlamentoya sevk edilen
tasarılarla neyin amaçlandığı, maalesef, bu Hükümetçe, topluma izah
edilememiştir. Büyük bir gerginlik yaşıyoruz. Türkiye, şu anda, âdeta, 1950’li
yıllarda, Amerika’yı kasıp kavuran Mc Carthy dönemine benzer bir süreci
yaşıyor, birileri bu sürece doğru Türkiye’yi itmeye kalkışıyor. İşte bu
dönemde, tam böyle bir noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, erken seçimi
gündeme getirmesi ve -biraz sonra, inşallah karar alacaktır- karar almış
olmasını, ben, Türkiye için olumlu, hayırlı bir karar olarak değerlendiriyorum.
Ayrıca, bu toplum, bu ülkede yaşayan insanların çocuklarını nerede
okutacakları, ne kadar okutacakları, çocuklarına hangi eğitimi verecekleri
konusunda da, maalesef, birtakım dayatmalarla karşı karşıya kalmış ve bu
Hükümetin övündüğü 8 yıllık kesintisiz eğitim, toplumu daha da germiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu toplumu daha fazla germeye hakkımız yoktur,
milletin hakemliğine başvurma zamanıdır. Bunu, sadece ben söylemiyorum, bunu
sadece biz söylemiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı geçenlerde ifade etti; “bu Hükümet
görevini tamamlamıştır” dedi. Evet, bu cümle Sayın Cumhurbaşkanına aittir.
Sayın Cindoruk, işbaşında bulunan 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin ortaklarından
birinin Genel Başkanıdır; o da, geçenlerde “bu Hükümet ömrünü tamamlamıştır”
ifadesini kullandı.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir noktada, seçime hemen gidilmelidir. Niye
hemen gidilmelidir; bana göre, şu noktada seçime gitmek memleketimiz için
hayırlıdır. Güzel bir sözümüz var milletimize ait: “Hayırlı işlerde acele
ediniz” diyor. O halde, biz, böyle hayırlı bir işte acele etmek ve sandığı,
milletin önüne bir an önce koymak mecburiyetindeyiz.
ZİYA AKTAŞ (İstanbul) – “Acele işe şeytan karışır” da diyorlar.
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, dokuz ay beklemek,
memleketimiz için hiç de hayırlı neticeler vermeyecektir. Bir defa, 1998 yılı
bütçesi, maalesef, bir seçim sathı mailinde tarumar edilecektir; ayrıca, 1999
yılı nisanında yaptığımızda, 1999 yılı bütçesi de maalesef, delik deşik
olacaktır. Böylece, Türkiye, âdeta, birbuçuk yıl zaman kaybetmiş olacaktır. O
halde, biz diyoruz ki -önergemiz var, ben de partimin bu konudaki önergesini
aynen paylaşıyorum- seçim bu yıl yapılmalıdır. Yani, bizim önergemiz
doğrultusunda, 29 Kasım 1998’de sandık, milletin önüne konulmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, seçime gitmek hiç şüphesiz ki, önemlidir; ama,
seçime gitmekten de önemli bir şey var; mutlaka, seçim neticelerini, samimî
olarak içimize sindirmek zorundayız. Bugün, Türkiye’nin yaşadığı en büyük
sıkıntılardan bir tanesi “seçimler sonucunda, falan siyasî parti, seçimlerden
birinci çıkarsa, o, bu ülkede iktidar olamaz” diyenlerin, hâlâ etkin ve yetkin
görevlerde bulunuyor olmasıdır. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Eğer bu seçim -tarihini biraz sonra bu Parlamento kararlaştıracak- bu Parlamentonun
kararlaştırdığı tarihte gidilecek olan seçim, millet iradesinin üstünlüğünü,
bir daha tahribe yol açmayacak şekilde hâkim kılacaksa, bu seçim, hiç şüphesiz
ki, Türkiye için önemli bir dönüm noktası olacak seçimdir.
Ben, gidilecek olan bu seçimin, memleketimize hayırlar getirmesini
diliyorum; Türkiye’yi sırtlayıp götürecek, sorunları çözecek ve özellikle barış
ve huzuru temin edecek bir iktidar çıkarmasını temenni ediyorum.
Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.
Hükümet adına, Adalet Bakanı Sayın Sungurlu; buyurun.
Süreniz 20 dakikadır.
ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Muhterem milletvekilleri, seçimlerin yenilenmesi kararını almak
üzereyiz. Biraz sonra, Yüce Parlamento uygun görürse, seçimlerin yenilenmesine
karar verecek ve bu Parlamentonun yasama görevinin ne zaman biteceği hususunu
kararlaştıracak.
Muhterem milletvekilleri, 1995 yılında seçimlere giderken, o zaman
birçok defa söylediğim bir söz vardı: “Keşke, Türkiye’de seçim altyapısı sağlam
olsa, bir ay içinde seçime gitme imkânımız olsa, süratle ve ucuz seçime gitme
imkânımız olsa, biz, 1995 yılındaki seçimleri, birkaç ay içinde iki veya üç
defa üst üste yapmak durumuyla, ülkemizde istikrarlı bir parlamentoyu kurma
şansına sahip oluruz” dedim. Maalesef, bugün, aradan geçen zamana rağmen, seçim
altyapısı yine hazır değildir; yine, Türkiye, süratli ve ucuz bir seçime gitme
şansına sahip değildir. Bu şansımızın olmayışı, bundan sonraki seçimlerde de
istikrarın gelip gelmeyeceği noktasında, elbette ki, Parlamentoyu ve bizleri
endişeye sevk etmektedir.
Muhterem milletvekilleri, bu seçime gitmek, bu seçim kararını almak ne
Anavatan Partisinin düşüncesidir ne de 55 inci Hükümetin düşüncesidir. Biz, 55
inci Hükümet olarak, erken seçime gitmek hususunda bir görüşün sahibi değiliz.
Biz, 2000 yılına kadar, bu Hükümetle icraata devam etmek istediğimizi devamlı
ifade ettik; ancak, Parlamentonun yapısı itibariyle, bizim buna gücümüzün
yetmediği açıktır. Parlamentoda muhalefeti teşkil eden partilerden Cumhuriyet
Halk Partisi, azınlık hükümeti olan bizim Hükümetimizi desteklemektedir; Doğru
Yol Partisi ve Fazilet Partisi, Hükümetin kurulduğu günden beri Hükümeti
desteklemediğini açıkça ifade etmiştir; yani, bir azınlık hükümetiyiz. Bu
azınlık hükümetinin devam etmemesi için, muhalefetin Cumhuriyet Halk Partisi
dışındaki kanadı, hergün için seçim istemektedir. O halde, bu Hükümeti destekleyen
Cumhuriyet Halk Partisi de muhalefet partileri tarafında olunca, seçim, ister
istemez bizim için bir zorunluluktur. O halde, biz, seçime zorunlu olarak
gidiyoruz. Bu seçim tarihinin 1999 yılı Nisan ayı oluşu, bu azınlık hükümetine,
çalışması için, Cumhuriyet Halk Partisinin biçtiği süredir. Bu itibarla, biz,
erken seçime, Parlamentoda, Parlamentoyu yenilemeye giderken, şartların icabı
gittiğimizi ifade ediyoruz; ama, bundan gocunmuyoruz; çünkü, biz, Anavatan
Partisi olarak, bundan önce üç defa daha erken seçime kendi rızasıyla gitmiş
bir partiyiz; bugün de, bu seçime, elbette ki, bütün siyasî partiler kendi
rızalarıyla gidecekler.
Muhterem milletvekilleri, bu seçimi millet istiyor mu? O, işin ayrı bir
tarafı; ama, zannediyorum ki, kamuoyu da bu erken seçime taraftar değildir;
çünkü, bu Hükümetin başarılarından ve bu Hükümetin icraatının iyi netice
verdiğinden, kamuoyu, gerek iç gerek dış bütün odaklar memnundur ve bunu ifade
ediyorlar.
NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Hangi odaklar?..
ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Devamla) – Milletimiz aynı
düşüncededir ve nitekim, enflasyon ve Türkiye’nin kredi itibarları da bunu
göstermektedir.
Muhterem milletvekilleri, 1995 yılında Parlamento seçime giderken şunlar
söyleniyordu: “Bu Parlamento yıprandı, bu Parlamento derhal seçime gitmelidir.”
Ben, o zaman, yine diyordum ki, bu Parlamentonun yıpranmış olduğu sözleri belki
doğrudur; ama, bu Parlamentonun yıpranmış olmasının bütün kusuru, bu
Parlamentoda değildir, bu milletvekillerinde değildir. İşte seçime gidiyoruz,
seçimden sonra gelecek olan Parlamentonun, bu Parlamentodan, yani 1991 yılında
seçilen Parlamentodan çok daha erken yıprandığını hep birlikte göreceğiz. Bu
itibarla, Parlamentoya dün ve bugün yüklenenlerin, Parlamentoyu yıpratmaya
çalışanların bu propagandalarında asıl mesele, millî iradeyi yıpratmaktır,
millî iradeyi zayıflatmaktır. Parlamentonun, bu hususta, her zaman için daha
farklı bir davranış ve görüş içinde olması lazım geldiğine inanıyorum.
Muhterem milletvekilleri, şimdi, yeni bir seçime gidiyoruz. Bu seçimden
sonra, ümit ediyorum ki, Parlamentomuz, güçlü ve itibarlı olarak teşekkül
edecektir. Bugüne kadar Parlamento üzerinde yaratılan spekülasyonların, bundan
sonra gelecek olan Parlamento üzerinde yaratılmamasını temenni ediyorum.
Muhterem milletvekilleri, bu defa, Sayın Başbakan, Cumhurbaşkanına çıkıp
“ben, ülkeyi idare edemiyorum” diye bir talepte bulunmadı; yani, Başbakan,
“ben, bu ülkeyi idareden âcizim” diye bir görüş bildirmedi. Bu defa, söylediğim
gibi, bu Hükümet, arkasındaki desteği bulamadığı için, Parlamentonun yeterli
desteğini bulamadığı için seçimlere gitme zorunluluğundadır; ancak, şunu
söyleyeyim ki, 1995 yılında, Anayasanın 127 nci maddesinde yaptığımız
değişiklik gereği, milletvekili seçimlerinden önceki veya sonraki bir yıl
içerisinde yapılacak olan mahallî idareler seçimleri, milletvekili seçimleriyle
birleştirilir. Bu defa, bir Parlamentoyu yenileme kararı aldığımızda, bu
seçimlerin 18 Nisanda yapılması halinde, Anayasa gereği, Parlamento hiçbir
karar almasa dahi, mahallî idareler seçimleri de birlikte yapılacaktır. Demek
ki, bundan sonra, eğer Parlamento bu kararı alırsa, Parlamento kendisini dört
yıldan önce yenilemediği sürece, bu seçimler, devamlı birlikte yapılma
durumuyla karşı karşıya kalabilir.
Muhterem milletvekilleri, biz, daha doğrusu ben, Adalet Bakanı olarak şu
hususu da Yüce Parlamentonun huzurunda ifade etmek istiyorum: Parlamentonun
desteğini gördük; gerçi, sevk ettiğimiz, hukuk reformu olarak sevk ettiğimiz
kanun tasarılarımızın birçoğu Adalet Komisyonundan geçmiş, diğerleri komisyonda, birçoğu da Meclisin
gündemindedir. Bunları gerçekleştirmeye, bunları kanunlaştırmaya,
yasalaştırmaya imkân bulamadık; ama, bütün icraatımızda, bütün çalışmalarımızda
millî iradeyi esas aldık. Millî iradeyi esas aldığımız için, millî iradenin
temsilcisi olan Parlamentoya bu saygı içerisinde hareket ettik ve Parlamentonun
da her zaman desteğini arkamızda bulduk. Bunun için, Yüce Parlamentoya teşekkür
ediyoruz, bu desteklerini bizim her zaman hissettiğimizi ifade etmek istiyoruz.
Muhterem milletvekilleri “bu Hükümet görevini tamamlamıştır” sözü Sayın
Cumhurbaşkanımızın sözüdür. Bu sözü, tabiî, istediğimiz şekilde
yorumlayabiliriz; bu Hükümetten bekleneni fazlasıyla bu Hükümet yapmıştır
manasını alıyoruz ve böyle değerlendiriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının söylediği
sözü başka türlü yorumlama şansı da yoktur. Doğrudur; bu Hükümet kendisinden
bekleneni fazlasıyla yapmıştır; ama, bu Hükümete Parlamento destek olmaya devam
etseydi, 2000 yılına kadar çok daha fazlasını yapabilecek durumdaydı ve
yapacaktı; ama, millî iradenin temsilcisi olan Yüce Parlamentonun, bugün
verdiği karar karşısında, bugün vereceği karar karşısında Anavatan Partisi
olarak da, Hükümet olarak da saygı duyuyoruz ve bugünkü kararın hayırlı uğurlu
olmasını diliyoruz.
1987 yılında, yine, erken seçime gidilirken, Hükümeti temsilen Adalet
Bakanı olarak, bu kanunun çıkmasında biz temsilci olmuştuk ve Parlamento, o
dönem, o kanunla kapanmıştı ve son toplantısı olmuştu; ama, şimdi, önümüzde
sekiz aylık, dokuz aylık bir zaman daha var. Parlamentomuz, bu süre içerisinde,
inşallah, yine hayırlı görevler yapacaktır.
Ben, Yüce Parlamentonun vereceği kararın, hayırlı, uğurlu olması
temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın Komisyon, konuşmak istiyor musunuz efendim?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ATİLÂ SAV (Hatay) – Hayır efendim.
BAŞKAN – Şahsı adına, Sayın Hayrettin Dilekcan; buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakika.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
erken seçim yapılmasına dair önerinin üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Öncelikle, erken seçimin gündeme gelmesinden sonra, ciddî olarak
önergelerin verilmesi ve bir erken seçim yapılması hususunda Parlamentonun
ittifak haline gelmesinden dolayı memnuniyetimi ifade etmek istiyorum. Tabiî,
seçimin tarihi üzerinde tartışmalar yapılabilir; ancak, gerçekten, Türkiye,
uzun süredir bir erken seçime ihtiyaç duyuyordu ve nitekim bu noktaya geldi.
Erken seçim, niçin yapılır, neden ihtiyaç duyulur; bu hususta, değerli
konuşmacı arkadaşlarımız ifadelerde bulundular; ancak, ben, benzer olmakla
birlikte, değişik hususlara da değinmek istiyorum: 55 inci Hükümet kurulurken
söylenilen sözlere baktığımızda, üç parti bir araya geldi, birkısım
milletvekilleri, seçilmiş oldukları partilerden ayrılmak suretiyle yeni
partiler kurdular veya partilerini değiştirdiler. Bu arada, dördüncü bir parti,
Cumhuriyet Halk Partisi de, kurulan bu Hükümete destek vereceğini, Hükümetin
içine girmeyeceğini ifade etti. Bunu ifade ederken de, bu Hükümetin, ülkeyi
seçime götürmesi gereken bir hükümet olduğunu, bu nedenle icra hükümeti
olamayacağını, kendisinin de, bu Hükümete, sadece seçimin altyapısı oluşturma
noktasındaki çalışmalar nedeniyle destek vereceğini ifade etmişlerdir. Ancak,
geldiğimiz noktaya baktığımızda, 55 inci Hükümet, bir yıldan fazla süredir
görevde; fakat, seçimin altyapısına ilişkin hiçbir kanun teklifini yasalaştırma
noktasında bir çalışmada bulunmadığını, Siyasî Partiler Yasasıyla ilgili uyum
kanununu henüz Parlamentodan geçirmediğini görüyoruz. Demek ki, bu Hükümet
kurulurken esas amaç, seçimin altyapısını oluşturmak değil, başka maksatlardı.
Hangi maksatlar olduğunu da, Meclise sevk edilen ve Meclisten geçen yasaları
incelediğimiz de görmekteyiz.
Bu Hükümet, Türkiye’de demokrasiyi geliştirmek, pekiştirmek,
yerleştirmek, ileri demokrasi uygulamasını sağlamak yerine, maalesef, yetmişbeş
yıldır verdiğimiz demokrasi mücadelesinde gelinen yeri tersine çevirmek
suretiyle antidemokratik yasaları memleketin gündemine sokarak, gerçekten,
baskıcı, zulüm anlayışını ülkede hâkim kılacak tarzda uygulamalar içine girdi.
Şimdi de, baktılar ki, hakikaten bu haliyle devam etmek mümkün değil... Mevcut
Hükümet de, kendisine dayatılan, kendisinden istenilenleri, arzu edilenleri
yerine getirme cesaretini göstermek durumundayken, maalesef gösteremedi.
“Maalesef” diyorum; çünkü, bu Hükümetin kuruluşu, zaten, birkısım odakların,
birkısım mihrakların iradeleriyle gerçekleşmişti.
Nitekim, bu Hükümetin kuruluş aşamasından sonra başarılı veya başarısız
olduğunun değerlendirmesini seçmenlerimiz ayrıca yapacak; ama, bazı odaklar “bu
Hükümeti biz kurduk, devamına veya gitmesine biz karar veririz der” gibi,
kamuoyunda, basın-yayın organlarında konuşmalar yapmakta ve onlar karar vermiş
olmalılar ki “bu Hükümetle 2000 yılına kadar gitmek mümkün değil; o zaman ne
yapmak lazım; bu Hükümete daha yaptıracağımız bazı işler var, bunları da dayatalım,
yaptıralım, ondan sonraki bir tarihte seçim yapalım...”
Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan, bir yıla yakın bir zaman dilimini
içerecek tarzda -ki, dokuz aylık bir süredir- erken seçim kararı alınıyor. Bu
arada, üç bakan, Anayasa gereği istifa edecek. Acaba, hiç düşündünüz mü, iki
yıl sonrasına dair bir erken seçim kararı almış olsak ve Anayasa gereği üç
bakan istifa etse, bu üç bakanlığı bürokratlar eliyle mi yürüteceğiz; siyasal
sorumluluğu olmayan kişiler eliyle mi yürüteceğiz? Bu, bu anlama gelmez mi?
Yani, zaten bir “ararejim hükümeti” denilirken, fiilen bürokrasi hükümeti
şeklindeki bir modelle mi erken seçime gideceğiz? Erken seçimden maksat nedir;
seçimler için belirlenen takvimin biraz daha kısalması anlamına gelmez mi?
Oysa, biz, adını “erken seçim” koyuyoruz; seçim takvimlerini uzatacak tarzda
kararlar alıyoruz. Bunun adına “erken” seçim denilmesi mümkün değil; ancak,
biz, behemehal, bir an önce, memleketin kurtulması açısından, seçimlerin nisan
ayında da olsa yapılmasına ihtiyaç duyulduğundan dolayı, teklife evet diyoruz;
ancak, değişiklik önergelerimiz var. Bu nedenle, seçimin, makul olan en kısa
sürede yapılmasını da öneriyor, teklif ediyoruz.
Getirilen öneriden sonra, peşine konulan bir kanun teklifi var.
Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır diyoruz; demokrasi, ancak
seçimle mümkündür diyoruz; seçimle mümkünse, seçim yasalarının da, bütün siyasî
organizasyonların, partilerin ittifakıyla, uzlaşısıyla çıkması gerekir. Oysa,
bugün, eklenen 10-11 maddelik seçim tadilatıyla ilgili kanun teklifi aceleye
getirilmiştir. Bu kadar aceleye getirilen bir yapıda, seçimin sağlıklı olması
da mümkün değildir. Eğer bir günde tartışılan kanun tasarısıyla seçim yapacak
olursak, seçim sonuçlarına yine itirazlar ortaya çıkacaktır.
Fazilet Partisi Grubu olarak bir teklif arz etmiştik, 48 saat dolmadığı
için, bu teklifin komisyonlarda gündeme alınması reddedildi. Parlamentoda
temsilcisi olan diğer partilerin de, bu konuda teklifleri vardı; bunlar da
gündeme alınmadı. O zaman, seçime gidilirken dahi, demokrasi geleneği bir
tarafa bırakılmak suretiyle, iktidar-muhalefet ayırımı tarzında, iktidarın
lehine düzenlemeler yapılarak seçime gidilmesi isteniliyor. Bu, gerçekten
yanlış, antidemokratik bir uygulamadır.
Değerli milletvekilleri, seçim niye yapılır; arkadaşlarımız, az önce
ifade ettiler. Parlamentoda destek bulamayan bir hükümet varsa, yeni hükümet
çıkarılamıyorsa acilen seçime gidilmesi gerekebilir. Mademki bu Hükümet “artık
bu ülkede, Parlamentoda desteğim kalmadı” diyorsa, yapması gereken; istifa
etmesi ve bir seçim hükümetinin kurulmasını sağlamak suretiyle seçime
gidilmesini sağlamaktır.
Seçimin yapılması için dokuz ay sonraya tarih belirleyeceksiniz, 1999
yılının bütçesini hazırlayacaksınız; seçimler yapılacak ve bir hükümet
kurulacak... Peki, bu hükümetin kurulması, programını hazırlaması, bütçe
tadilatı yapması bir yılın gitmesi demektir. 1999 yılı da gidecektir; 1998 yılı
zaten heder oldu, bir de 1999 yılını heder etme yetkisini bu millet size
vermedi. Mademki Cumhuriyet Halk Partisi, bu Hükümetten desteğini çektiğini
mademki açıkça söylüyor, şu tarihe kadar hükümete desteğimi devam ettireceğim,
bundan sonra desteğimi çekeceğim mantığı da olmaz. Geçmişte şöyle dediniz:
“Biz, seçimin altyapısını oluşturacağız, bunun için destek veriyoruz.” Seçimin
altyapısını iki yılda oluşturamayan bir Hükümete, siz, hâlâ destek vermeye, 9
ay daha süre vermeye devam ederseniz, burada, bir samimiyet tartışmasını
gündeme sokmak gerekir.
Kamuoyunda “bu seçim nisan ayında da yapılmaz. Yine, bu Hükümet, bu Hükümeti
destekleyenler ve bu Hükümetin kurulmasına Parlamento dışından müdahale edenler
devreye girer ve bu Hükümetin görev süresini uzatmak amacıyla, seçim tarihi
nisandan daha sonraki bir tarihe de ertelenir. “Maksat seçim yapmak değil;
Hükümet içerisinde tasfiyeyi düşündükleri; ancak, nezaketen, ayıp kaçar diye
yapamadıkları bakanlık tasfiyelerini, böyle bir düzenlemeyle yapmak istiyorlar”
diye konuşuluyor, çeşitli dedikodular üretiliyor; bu dedikoduların doğru
olduğuna inanmak istemiyoruz; ancak, uygulamalara baktığımız zaman, hakikaten,
o dedikoduları haklı çıkaracak tarzda görüntüler arz ediyor. Biz, bu
görüntülerden de toplumun rahatsızlık duyduğunu ifade etmek istiyoruz ve son
kez şunu öneriyoruz. Eğer...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Dilekcan, süreniz bitti efendim.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Sayın Başkan,
bağlıyorum.
BAŞKAN – Peki, bir dakika içerisinde bağlayın, yoksa
süreyi uzatmam.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Eğer, erken seçim
konusunda samimi isek, erken seçim mantığına uygun bir tarihte seçime
gidilmelidir. Ülkenin bir, birbuçuk senesi daha heder edilmemeli,
kaybedilmemelidir diyorum.
Erken seçim kararının da, ülkemize, milletimize
hayırlar getirmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dilekcan.
Sayın milletvekilleri, Anayasa Komisyonunun,
milletvekili genel seçimlerinin 18 Nisan 1999 tarihinde, mahallî seçimlerle
birlikte yapılmasına ilişkin 744 sıra sayılı raporu üzerindeki müzakereler
tamamlanmıştır.
Şimdi, bu raporla ilgili bazı arkadaşlarımızın vermiş
oldukları önergeler vardır; ancak, bu raporla ilgili olarak verilen önergeleri
işleme koymamız mümkün değildir.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Bir dakika efendim, ben, bir anlatayım da...
1995 yılında da seçim kararı alınırken, yine önergeler verilmiş, kabul
edilmemiş, işleme konulmamış. İçtüzüğümüzün 95 inci maddesinde seçimlerle
ilgili önergelerin Anayasa Komisyonuna gideceği, Anayasa Komisyonu raporunun
Genel Kurulda müzakere edileceği belirtilmiştir; bir.
İkincisi; önergeler konusunda, İçtüzüğümüzün 87 nci maddesinde,
biliyorsunuz, kanun tasarı ve teklifleri üzerinde önerge verileceği şeklinde
bir hüküm var. Ayrıca, olağanüstü halin ve sıkıyönetimin uzatılmasıyla ilgili
olarak önerge verilebileceği konusunda hükümler var. Bunun dışında, burada,
seçimlerin uzatılmasıyla ilgili ve Anayasa Komisyonu raporları üzerinde önerge
verilebileceği konusunda hiçbir açıklık yok. Geçmiş uygulamalarımızda bu...
Kaldı ki, İçtüzüğümüz yapılırken, 1977 yılında bir milletvekili
arkadaşımız, o zaman, seçimlerle ilgili alınacak kararların, kanunların
müzakere usulüne tabi olduğu şeklinde bir önerge veriyor; bu da kabul
edilmiyor. Dolayısıyla, hem bugünkü uygulamalarımız hem İçtüzükte açık hüküm
olmaması nedeniyle... Zaten, önerge verilmesi kabul edilseydi İçtüzüğe de bu
konulurdu; bu itibarla, bu önergeleri işleme koymuyorum.
Buyurun Sayın Kapusuz.
Bu konudaki kararım kesin de, siz, yine de bir açıklama yapın.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kürsüden mi Sayın Başkan?
BAŞKAN – Hayır efendim; yerinizden bir açıklama yapın.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Usul tartışması açmıyor musunuz?
BAŞKAN – Hayır, usul tartışması açmıyorum; ama, yerinizden iki cümle
söyleyebilirsiniz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce sizin de ifade
ettiğiniz gibi, İçtüzükte bu konuyla ilgili açık hüküm yoktur; dolayısıyla,
önerge Anayasa Komisyonuna verilir ve 95 inci maddeye göre öncelikli olarak
Genel Kurulda görüşülür diyor; fakat, önerge verilmez demiyor. Malumunuz, bir
komisyon, Genel Kurulun üzerinde değildir. Komisyon, ne suretle, hangi
çalışmayı yaparsa yapsın; ister seçim önergesi göndersin ister teklif ister
tasarı göndersin, son sözü Genel Kurul karara bağlar. Dolayısıyla, gelen bir
öneriyi, bir tasarıyı yahut da bir teklifi, özellikle, Genel Kurul kabul eder,
reddeder ve değiştirebilir. Dolayısıyla, Genel Kurulun böyle bir yetkisine
tecavüz etmek mümkün değildir. İçtüzükte, buna mâni bir hal söz konusu da
değildir. Biraz önce siz de dediniz, ister OHAL’in uzatılması olsun, ister
Çekiç Güç’ün uzatılması olsun, isterse sıkıyönetimlerle ilgili olsun, gelmiş
olan önergelerle ilgili olarak, Parlamentoda, her zaman için, tarih
değiştirilmiş, süre uzatılmış veyahut da kısatılmıştır. Önümüze gelmiş olan önerge,
bir seçim önergesidir; biraz large düşünmek mecburiyetindeyiz. Bu Genel Kurul,
komisyonda mutabakat sağlandı veyahut da sağlanmadı, son sözü söyleyecektir.
Komisyonda yapılan çalışmalar sırasında da usul hatası yapılmıştır. En aykırı
önerge...
BAŞKAN – Tamam efendim, dediğinizi anladım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Müsaade edin efendim... Genel Kurula ifade
ediyorum Sayın Başkan, bir saniye müsaade edin; bu, çok önemli bir konu.
BAŞKAN – Efendim, siz de önemsiyorsunuz, ben de önemsiyorum; ama, ben,
sizin dediklerinizi anladım, yani, bunu, yarım saat izaha gerek yok. Ben, size,
kısa açıklama yapmak üzere söz verdim. Bu konuda, hangi hallerde önerge
verileceğini İçtüzük hükümleri tadat etmiş. Hepimiz hukukçuyuz; İçtüzük, eğer,
bir konuda, belirli konuları kurala bağlamışsa, bağlamadığı konularda hüküm yok
veyahut da o konuda uygulama yapılmayacaktır demektir.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim...
BAŞKAN – Tamam efendim...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, çok önemli bir hususu arz
ediyorum.
BAŞKAN – Efendim, ben de önemsiyorum.
Sayın Kapusuz, kaldı ki, Genel Kurul, bu konuda karar verecek; isterse
Anayasa Komisyonunun raporunu reddedecek, isterse kabul edecek. Yani, artık,
bunun başka bir çaresi yok ki.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakınız, gereksiz yere, hiçbir
zaman olayı germeyelim. Ben, arz etmek istediğim hususu bir tamamlayayım; Genel
Kurulun oyuna sunun, ondan sonra, yanlış...
BAŞKAN – Efendim, usul müzakeresini açmıyorum dedim ve siz izah ettiniz;
yeter diyorum, buyurun...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, ama, bir önerge var orta yerde.
Bakınız, özellikle Anayasa Komisyonu bir yanlışlık yapmıştır.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, rica ediyorum... Efendim, ben, fikrimi izah
ettim, usul tartışmasını açmaya da gerek görmüyorum; konu çok açıktır ve geçmiş
uygulamalarımız bu şekildedir. İçtüzükte, Anayasa Komisyonu raporunun açık
oylamaya sunulacağı konusunda açık hüküm var; ben, şimdi, açık oylamanın
şeklini belirleyeceğim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz...
BAŞKAN – Efendim, ben yanlış yapmıyorum.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, önergelerin ne olduğunu bilmiyoruz
ki; okutun, bir duyalım.
BAŞKAN – Efendim, önergeleri işleme koymayacağıma göre, okutmaya da
gerek yok; rica ediyorum...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Olmaz ki Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, işleme konulmayacak bir önergeyi ben niye okutayım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Anayasa Komisyonunda yanlış yapılmıştır Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hayır, efendim...
Önergeleri işleme koyamayacağım için, arkadaşların isimlerini
okuyacağım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Genel Kurula bir önerge verilemez mi Sayın
Başkan? Tasarılarda veriliyorsa, tekliflerde veriliyorsa...
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, rica ediyorum...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – En aykırı önerge -Sayın Bakan bir açıklama
yaptı- 29 Kasım tarihli önerge...
BAŞKAN – Bakın, burada, sabahtan beri, hüzünlü bir sükûnet içerisinde müzakereleri dinledik; ama,
bırakın, bundan sonra da bunun oylamasını yapalım.
Salih Kapusuz, Hayrettin Dilekcan ve Şeref Malkoç arkadaşlarımız,
seçimin 29 Kasım 1998 tarihinde
yapılmasını istemişler. (FP sıralarından “işleme koyun” sesleri) Efendim,
işleme koymuyorum; ama, duyulmasında fayda var diyorum.
Sayın Ahmet Sezal Özbek, Sayın Haluk Yıldız, Sayın Hacı Filiz, Sayın
İlyas Yılmazyıldız, Sayın Nahit Menteşe de, seçimlerin 6 Aralık 1998 tarihinde
yapılmasını önermişler.
Yine, Sayın Cevher Cevheri, Sayın Nahit Menteşe, Sayın Ahmet Bilgiç,
Sayın Hacı Filiz, Sayın Ahmet Sezal Özbek, Sayın Haluk Yıldız, Sayın İlyas
Yılmazyıldız, diğer bir önergeyle de, 22 Kasım 1998 tarihini önermişlerdir.
Bu üç önergeyi, üzülerek, işleme koymuyorum.
Anayasa Komisyonu raporunun tümü üzerindeki görüşmeler bitmiştir.
Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekilinin ayağa kalkarak “ret”,
“kabul” veya “çekimser” demek suretiyle
yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmemiştir.
Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekillerinin, kürsüye konulacak
oy kutusuna oy pusulasını atması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylamaya başlıyoruz; yalnız, sayın genel başkanlar, isterlerse,
öncelikle oylarını kullanabilirler.
Sayın Ecevit, Sayın Başbakanın yerine de oy kullanıyor.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN – Salonda olup da oyunu kullanmayan sayın üye var mı?.. Yok.
Oy verme işlemi bitmiştir.
Kupalar kaldırılsın.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, seçimlerin yenilenmesine ilişkin Anayasa
Komisyonu raporunun yapılan açık oylamasına, 500 sayın milletvekili katılmış;
488 kabul, 12 ret oyu kullanılmak suretiyle, genel seçimlerin ve mahallî
seçimlerin 18 Nisan 1999 tarihinde yapılması kahir ekseriyetle kabul
edilmiştir. (Alkışlar)
Hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz. Diliyoruz ki, bu karar,
milletimize, memleketimize yararlı bir karar olacaktır efendim.
BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın
Başkan, Sayın Başbakanın yerine ve kendi adıma beyaz oy verdim.
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Ret oyu verenler açıklanabilir mi Sayın
Başkan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Benim
iradem dışında bir şey olduysa...
BAŞKAN – Efendim, zaten oylama açık.
Bir dakika...
Siz ayakta durmayın efendim, biz size bildirelim.
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Basılı pusula Sayın Genel Başkanımıza aittir.
BAŞKAN – Öyle mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Birisi yanlış ve çirkin bir oyun oynamış;
düzeltilmesini rica ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Mesele yok, bakarız efendim.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Var orada.
BAŞKAN – Tamam, bakalım.
Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Ecevit
Beyefendi, basılı oy pusulası kullanmış ve kabul oyu vermiş; ancak, her nasıl
olmuşsa, kendilerinin adına, bir de, böyle, beyaz bir kâğıtla oy kullanılmış,
imza atılmış; kendi imzası da değil. Aslında, kendileri, zaten kabul oyu
vermişler.
BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın
Başkan, o, zaten benim el yazım da değil. Sanırım, Mecliste, ilk defa yapılan
çok çirkin bir olay bu.
BAŞKAN – Efendim, siz, zaten, basılı oy pusulasıyla kabul oyu
kullanmışsınız; ama, bu, herhalde bir yerden karışmış. Biz, bunu iptal
ediyoruz.
Sonra, Sayın Ecevit, aynı zamanda, Sayın Başbakan Mesut Yılmaz’a
vekâleten de oy kulllanmış, ikisi de kabul oyudur; ama, inşallah... Neyse,
artık... Biz, bunu, çok şey etmiyoruz. Böyle bir yanlışlık olmuş. Dolayısıyla,
bu oy pusulasını, mükerrer ve yersiz, daha doğrusu, başkasının kullandığı bir
oy pusulası olarak kabul ediyoruz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın
Başkan, el yazısı benim el yazım değil. Belli ki, birisi çok çirkin bir oyun
oynamış.
BAŞKAN – Neyse... Böylesi olayların olmaması gerekir. Tabiî, bu çatı
altında görev yapan her arkadaşın, bir sorumluluk duygusu içerisinde hareket
etmesi gerekir; ama, birileri çıkıp başkalarının yerine oy kullanırsa, o da,
kişiliksizliklerini gösterir. Dolayısıyla, bu Yüce Meclisin aldığı bu kadar
kutsal bir kararın, böyle bazı seviyesiz davranışlarla zedelenmesi de hoş
karşılanabilecek bir davranış biçimi değildir.
Tekrar hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Yeni gelecek Meclisin de
ülke ve millete hizmet konusunda faydalı işler yapmasını diliyoruz.
Şimdi, sunuşlara kaldığımız yerden devam ediyoruz; “Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları” bölümüne dönüyoruz.
Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi
Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerileri
vardır; okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım efendim.
VII. – ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – 545 sıra sayılı Seçim Kanunlarında
Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ile gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar
olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesine ve 1 Ekim 1998
tarihinden itibaren de çalışmalarına mutat olan salı, çarşamba ve perşembe
günleri 15.00-19.00 saatleri arasında devam etmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP
Gruplarının müşterek önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 30 Temmuz 1998 Perşembe günü (bugün) yaptığı
toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını
arz ederiz.
Saygılarımızla.
Dr. Ülkü Güney Metin Bostancıoğlu Müjdat Koç ANAP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili DTP
Grubu Başkanvekili
Öneri:
30 Temmuz 1998 Perşembe günlü (bugünkü) Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 745
sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin, 48 saat
geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmının 11 inci sırasına alınması ve görüşülmesi; gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci
sırasına kadar olan işlerin 30 Temmuz 1998 Perşembe günü saat 24.00’e kadar
tamamlanmaması halinde, görüşmelere saat 24.00’ten sonra da edilmesi; 12 nci
sıraya kadar olan işlerin bitiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasanın
93 üncü, İçtüzüğün 5 nci maddelerine göre 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile
girmesi; 1 Ekim 1998 günü Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 4 üncü maddeleri
uyarınca çalışmalara devam edilmesi ve çalışmaların mutat olan salı, çarşamba
ve perşembe günleri 15.00-19.00
saatleri arasında yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Aslında, bu önerinin son kısımları, bana göre, yersiz. Zaten,
İçtüzük ve Anayasa gereği, 1 Ekimde Meclis toplanmak zorunda. Yani, böyle bir
karar alırsak ve bu arada olağanüstü toplanma için karar alma söz konusu
olursa, böyle bir şey yapamayız gibi olabilir. Bana göre, bu son ibarelere
gerek yok. Zaten, otomatikman 1 Ekimde Meclis toplanıyor. Biz, ayrıca “Meclis 1
Ekimde toplanır” diye bir karar alırsak, sanki bu arada hiç toplanmaz gibi bir
bağlantı da kurulabilir. Bence bu ifade gereksiz bir ifade olmuş.
Efendim, isterseniz düzeltebilirsiniz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Tasrih etmek için, daha net ve açık olsun diye o
şekilde yazmıştık...
BAŞKAN – Ama, İçtüzük hükmüdür, gerek yok ona.
Neyse...
Öneri üzerinde Sayın Kapusuz söz istediler.
Lehte mi, aleyte mi efendim?
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Aleyhte.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
Süreniz 10 dakika.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; verilmiş olan grup önerisiyle ilgili olarak, aleyhte söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce, 20 nci Dönemin milletvekilleri olarak, seçimlerin
birleştirilerek 18 Nisan 1999 yılında yapılmasıyla ilgili bir karar aldık. Biz,
Fazilet Partisi olarak -bu kadar geciktirilmiş bir karara karşı olduğumuz
halde, ısrarlı tutumlar ve birtakım usul yönünden farklı yaklaşımlar sebebiyle,
maalesef, dediğimiz tarihte değil de, Nisan 1999’da da olsa- bu erken genel
seçim kararının, memleketimize, milletimize, ülkemize, demokrasimize ve
Parlamentomuza hayırlı uğurlu olmasını Cenabı Hak’tan niyaz ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, elbette, bu kararın birçok anlamı var. Bunlardan bir
tanesinde, kanaatim odur ki, fiilen, Parlamento, bundan sonrası için, karar
olarak, kendi kendine son vermek mecburiyetinde ve Parlamentonun bundan sonraki
dönemini, âdeta, geçici bir görevde kalma süresi olarak görmek
mecburiyetindeyiz. Çünkü, siz, bir parlamento olarak, kendinizi fiilen sona
erdirmişsiniz, bir karar almışsınız; bundan sonra alacağınız bütün kararları bu
konumunuza göre düşünmek durumundasınız, böyle değerlendirmek
mecburiyetindesiniz.
Meclisin tatile girme süresi, uzun bir çalışma döneminde sonra, bugün
tekrar telaffuz edilmeye başlandı. Tabiî, Parlamentonun, mevcut çalışma
prosedürü ve planlamasına göre, normal olarak, perşembe ve cuma günü saat 24.00’e
kadar çalışma süresi vardı. Ne hikmetse, arkadaşlarımız, bugün saat 24.00’ten sonra sabaha kadar,
gerekirse, bir sonraki gün yine sabaha kadar çalışma kararı alıp, daha sonra da
Parlamentoyu tatile götürmek istiyorlar.
Tabiî, tatil de Parlamentonun hakkıdır. Birtakım çevrelerin, hükümetleri
bahane ederek kendileriyle ilgili
suiistimalleri, yolsuzlukları örtbas edebilmek için, sürekli olarak,
milletvekillerini ve Parlamentoyu hedef olarak göstermiş olmaları, elbette
yanlıştır; bunu tasvip etmemiz de mümkün değildir.
Ancak, birtakım kanun tasarıları, birtakım teklifler gündemde sırasını
almış olduğu halde, arkadaşlarımız, her nedense, sürekli değişiklik yapıyorlar.
Bir bakıyorsunuz bir düzenleme yapılıyor, arkasından, iki gün sonra, tekrar bir
düzenleme daha yapılıyor; bakıyorsunuz, iki gün sonra, tekrar bir düzenleme
daha... Daha önce “çalışmaları şu noktada bitireceğiz, gündemin şu maddesiyle
bitireceğiz” diyenler, bakıyorsunuz, ilaveler getiriyorlar; bu ilavelerin
sebebini de açıklayamıyorlar. Acaba, niçin bu kanun tasarıları görüşülmek
isteniyor da önceki kanun tasarıları görüşülmüyor, o kanun tasarıları değil de
niçin bunlar görüşülmek isteniyor. Bu konuyla ilgili, Parlamentonun, hakikaten,
sık sık gündem değişikliğine tabi tutulması, stresini artırmaktadır, verimsiz
hale getirmektedir.
Sıralamış oldukları kanun
tasarılarına baktığımızda, özellikle 2 tanesi, kendilerinin ifadesiyle,
irticayla mücadele paketi içerisinde bulunan kanun tasarılarındandır. Bunlardan
bir tanesi, camilerin Diyanete devredilmesi; ikincisi, cami yapımındaki imar
uygulamaları.
Değerli arkadaşlar, önceki gün de ifade ettim, siz, milletin camisini
irticayla beraber kullanmayın; kullanmaya da hakkınız yoktur, yanlış
yapıyorsunuz. Onun için, ben, arkadaşlarımıza şunu öneriyorum: Değil mi ki,
böyle bir hassas dönemde Parlamento seçimlere karar almıştır, o halde, geliniz
bu iki tasarıyı atlayalım, zamana havale edelim, diğer tasarıları, istediğiniz
zaman dilimi içerisinde çıkaralım ve bu çalışma dönemini sona erdirelim. Aksi
takdirde, bu milletvekilleri bölgelerine gittiği zaman -özellikle, İktidar ve
İktidara destek olan siyasî partiler için söylüyorum- emin olun, halk, size çok
ağır şeyler söyler. Bunun yaşanmaması için, bu yanlışlıkların da yapılmaması
için, lütfen, bu konuya duyarlılık göstermenizi istirham ediyorum.
Değerli Bakan, biraz önce, seçimlerle ilgili birkaç husus söyledi;
bunları düzeltmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, seçimlerin altyapısıyla
ilgiliydi. Seçimlerin altyapısı, hiçbir dönemde, bu dönemde olduğu kadar
hazırlıklı hale gelmemiştir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, geçen yıl
içerisinde, birinci olarak, nüfus tespitini yaptık, ikinci olarak da, seçmen
kütüklerini yeniledik; ama -değerli Bakan kaza geçirdi, Allah şifa versin;
sebebini Hükümetten öğrenmek istiyorum- siz, nüfus tespiti yapılmış olmasına
rağmen, bugüne kadar niçin nüfusu ilan etmiyorsunuz? Çok yanlış bir şey
yapıyorsunuz. Hem “bu ülkede nüfusta büyük değişiklikler olmuş, illerin nüfusu
yeniden gözden geçirilmeli ve belediyelere de, nüfuslarına göre, hakkaniyetle
pay verilmeli” diyorsunuz, milletin parasını bu noktada masraf ediyorsunuz, hem
de, bu neticelenmiş olmasına rağmen, bugüne kadar, bununla ilgili açıklamaları,
maalesef, engelliyorsunuz. Nüfus, Türkiye için önemli bir kriterdir.
MÜJDAT KOÇ (Ordu) – 15 Ağustosta...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Efendim, bugüne kadar çoktan açıklanması
lazımdı; üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen -hemen hemen
yaklaşıyor diyeceğim- maalesef, açıklanmamıştır. Bugün, bunun daha fazla tutulması
doğru değildir. Kamuoyu, bu konuda haklı taleplerini gündeme getirmektedir;
özellikle belediyeler, bu konuda haklı taleplerini gündeme getirmektedirler.
Derhal, nüfus tespitine göre, nüfusların ilan edilmesi lazım. Nüfus tespitinin
de, seçimlerin altyapısıyla çok yakından ilgisi ve alakası vardır; dolayısıyla,
seçimler açısından nüfus tespiti yapılmıştır.
Bir diğer husus da şudur: Seçimlerin, özellikle seçmen kütükleri
açısından, önemli bir ihtiyacı var; bu da hazırlanmıştır. Daha önceki seçimleri,
daha önceki seçim dönemlerini hatırlayacak olursanız, seçim kararı alındıktan
sonra, gündem maddelerinden, seçim kanunundaki maddelerden bir tanesi, Yüksek
Seçim Kuruluna verilen görevlerden bir tanesi, seçmen kütüklerinin şu kadar
zaman içerisinde yenilenmesi uygulamasının yapılmasıydı. Bugün için, bu
kütükler hazırdır ve yeni ilaveler, her zaman için, çok kısa bir sürede yerine
getirilebilir; ama, bakıyorsunuz, bu kadar hazır olan bir ortamda, birtakım
eksiklikler olsa bile, bunun olmadığını söylemek doğru değildir. Bunu,
hassasiyetle düzeltmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, elbette, gündemin bu şekliyle tanzimi, sabahlara
kadar çalışılması konusunda faydalı kanunlar -o bize göre uygun olmayan
kanunlar- tehir edilmek, üzerinden atlanmak kaydıyla, komisyon ve Hükümet
bulunmamak kaydıyla, diğer kanunları hızlı bir tarzda, birlikte, hatta başka
kanunları da ilave ederek çıkarmamız mümkündür.
Hatırladığıma göre,bir husus var ki, geçmişte sizlerin öne getirmiş
olduğunuz ve Türkiye’de önemli bir ihtiyaç olduğunu söylediğiniz akreditasyon
konseyinin kurulmasıyla ilgili tasarı, maalesef, gündeminizde yine yok. Öbür
tarafta, ithalatta haksız rekabetin önlenmesiyle ilgili tasarıyı öne
getirmiştiniz, bundan da vazgeçtiniz. Bunu da anlamamız mümkün değil. Yine, affın
konuşulduğu bir dönemde, haklarla ilgili birtakım düzenlemeler var; Türk Ceza
Kanununun 312 nci maddesi ve ilgili maddeleri. Bunlarla ilgili hususlardan yine
kaçıyorsunuz. Öbür tarafta, Şanlıurfa’nın büyükşehir olmasıyla ilgili bir
tasarı vardı; bunu gündeme alacaktınız, bundan da vazgeçiyorsunuz. Şimdi, geri
planda olması gereken birtakım konuları öne alıyorsunuz; önplanda, mevcut
gündemde olması gereken konuları da, maalesef, geriye gönderiyorsunuz.
Fazilet Partisi Grubu ve şahsım adına şunu ifade etmek isterim. Gelin,
milletin beklediği, ittifakla arzu ettiği ortak kanunlar, yararlı ve faydalı
kanunlar konusunda konsensüs sağlayalım; gerekirse, tatili bile tehir edelim.
Biraz önce, değerli bir grup yetkilisi arkadaşım bana şöyle bir espri
yaptı; dedi ki: “Sayın Kapusuz, senin deniz kaygın yok, sen istediğin kadar
‘çalışalım’ diyebilirsin; ama, benim deniz kaygım var, denize gideceğim.”
Elbette gidilebilir; bu gayet normal; ama, bu çalışmalardaki sıralamayı neye
göre yapmalıyız; ortak konsensüs, meydana getirdiğimiz bu tasarı ve tekliflere
göre yapmalıyız. Aksi takdirde, istenilen verimli sonucu almak mümkün olmaz.
Biz, faydalı olan kanunlarda katkı sağlayacağımızı; ama, faydasına
inanmadığımız, toplumun tepki gösterdiği, özellikle hassasiyet gösterdiği...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, süreniz doldu; ama, lütfen, 1 dakikada toparlayın.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Tamam Başkanım.
...camilerin irticayla irtibatlandırıldığı ve özellikle birtakım yanlış
yorumlamalar, yanlış uygulamalara ve bu kanun çıktıktan sonra bazı çevrelerin baskı kuracağı bir uygulamanın
olmaması için, o kanunların dışındaki diğer kanunlara destek vereceğimizi ifade
ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kapusuz.
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalman.
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Sayın Başkan, bugün bir gazetenin baş
manşetinde... (CHP sıralarından “Nedir bu” sesleri)
BAŞKAN – Bir dakika efendim...
Evet, buyurun, siz söyleyin.
LÜTFİ YALMAN (Konya) – ...milletvekillerine karşı “vekillerimiz maşallah
bukalemun gibi” denilerek, milletvekillerine ve Yüce Parlamentoya hakaret
edilmektedir.
Ben, bu Parlamentonun bir üyesi, bir milletvekili olarak, karşınızda,
öncelikle bu gazeteyi kınıyorum ve bunları, aynı zamanda -iyiniyetle
gazetecilik yapanları tenzih ederek- medyanın pislikleri olarak ilan
ediyorum ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı sıfatıyla bunları kınamanızı arz ediyorum.
Saygılarımla.
BAŞKAN – Efendim, zaten, zaman zaman, milletvekillerine bu tür hakaret
eden basın mensuplarını kınıyoruz. Aslında, bunlar, milletin vekilini,
milletvekilini kötüleyen, onlara hakaret eden kişiler, millete hakaret etmiş
oluyorlar. Bu Meclis, milletin temsilcisinindir. Bu milletin ferdi olanlar ve
doğru dürüst sorumluluk duygusu içerisinde hareket edenler, milletin
temsilcilerini kötüleyemezler, hakaret de edemezler. Şahsî suçlar işlenmiş
olabilir; her meslek grubunda şahsî suç işlenebilir; her grupta da vardır.
Kendilerinin içinde de her tip insan vardır; ama, yine de, en az kusurlu
insanlar, parlamenterlerdir. Bunu, herkesin bilmesini istiyorum.
Başka söz isteyen?..
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Lehte söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Sayın Güney, buyurun. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Muhterem arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Yüce Meclis, erken seçimle ilgili bir karar almıştır. Bu kararın,
ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Biz, bugün, Danışma Kurulunda, biraz önce burada konuşan değerli
meslektaşımın ifade ettiği konsensüsü çok zorladık ve dedik ki: Bu Meclis
kararını alıyoruz; Meclis kararıyla birlikte, bu çalışmamızda, bütün partiler
bir konsensüs halinde anlaşalım, neleri çıkaracağımıza karar verelim, Yüce
Kurulun önüne öyle gidelim ve son toplantımızı da böyle bir anlaşma içinde
bitirelim. Ben, bu konuda çok uğraşı verdim; ama, maalesef, buna muvaffak
olamadım.
Evvela, buradan bir düzeltme yapmak istiyorum: Bu Parlamento kendisini
feshetmemiştir, bu Parlamento devam ediyor. Eğer, değerli arkadaşım, Anayasanın
77 nci maddesinin üçüncü fıkrasını dikkatle okusaydı, oradaki “Yenilenmesine
karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer”
ibaresini dikkate alır ve burada, bunu, başka türlü ifade etmezdi. Bu açık. Demek ki, Parlamentomuz açıktır, sürüyor
ve karar aldığımız 18 Nisana kadar devam edecektir. Evvela, bu tespiti yapmamız
lazım.
İki: Burada “bu gündem her gün değiştiriliyor, her hafta değiştiriliyor;
bu kadar değiştirildiği için de iyi hazırlık yapılamıyor; gündemle bu kadar
uğraşmayalım” denildi.
Muhterem arkadaşlarım, biz, gündemde bir değişiklik getirmedik. Şimdi,
gündem hepinizin önünde; açın, bakın. Bizim, gündemde yeni bir değişiklik
önerimiz yok. Biraz sonra, seçimlerle ilgili kanun teklifini mutlaka görüşmemiz
ve çıkarmamız lazım; hepiniz bunu biliyorsunuz. Niye; o kanun teklifini, bu
karardan sonra bir düzenleme amacıyla yaptık. İçeriğini burada anlatmak
istemiyorum; o teklifin mutlaka kanunlaşması lazım. Peki, o teklifi hangi
sıraya koyacağız; mevcut tasarı ve tekliflerin önüne koyacağız. Biz de onu
yaptık, başka bir şey yapmadık. Sıralamaya baktığımızda, 6 ncı sıradaki, 7 nci
sıradaki, 8 inci sıradaki, 9 uncu sıradaki ve 10 uncu sıradaki tasarı ve
tekliflerin gündemdeki yerlerini değiştirmedik, önlerine de bir şey getirmedik;
dünkü sıralama ne ise, bugünkü sıralama da aynı. Biz ne yaptık; açıklayayım:
Yeni çıkardığımız karar doğrultusunda, seçimlere ilişkin kanun teklifini bugün
kanunlaştırmamız lazım -biliyorsunuz, bu karara muvazi önemli bazı maddeleri
ihtiva ediyor- onun için, o kanun teklifini öne almamız lazım; biz bunu yaptık
ve bir de -bize göre- önemli gördüğümüz, mevcut sıralamadaki 6 kanun tasarı ve
teklifinin görüşülmesini önerdik. Bunun ötesinde, geri sıralardaki bir tasarı
veya teklifi alıp buraya monte etmedik. Bunu, burada, altını çizerek ifade
ediyorum.
BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Hangisi daha önemli?
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Değerli kardeşim, sayın milletvekili, bu Yüce
Mecliste hepimizin öncelikleri farklı olabilir. Biz, parti gruplarının
iradelerine saygı duymalıyız. Zatıâlinizin, öncelikli gördüğü bir tasarı veya
teklif, bizim için öyle olmayabilir; ama, bizim öncelikle getirdiğimiz,
Hükümetin öncelikle görüşülmesini istediği bir tasarı veya teklife de, hayır
efendim, bunun hiçbir önceliği yoktur, ille filan gelecektir veya şu kanunu
çıkarın demek, bence yanlıştır.
İrtica yasaları... Bizim, şimdiye kadar, irtica yasası diye herhangi bir
telaffuzumuz olmamıştır. “İrtica yasası” tabiri, birtakım çevreler tarafından
sunî olarak yaratılmış, gündeme getirilmiştir. Biz, böyle bir şey demedik,
böyle bir şeyi de düşünmeyiz ve yapmayız; ancak “bu, irtica yasası” diye burada
konuştuğunuz ve bugün görüşeceğimiz tasarılarla, o müesseselerin, camilerin
yapımı ve düzenlemesi için bir disiplin getiriliyor ve o disiplin yetkisi de,
doğrudan doğruya Diyanet İşleri Başkanlığına veriliyor. Bunda rahatsız olunacak
hiçbir şey yoktur; buna sizin de katılacağınızı umut ediyorum; işin doğrusu
budur. Bir başıbozukluk disiplin altına alınıyor.
Eğer, tasarılarda içinize sindiremediğiniz hususlar varsa -ben, biraz
evvel, çok değerli arkadaşlarla da konuştum- biz, bu kanunlar çıkarılırken,
burada önerge vererek, maksadı aşan
veya yanlış getirilen bir husus varsa, onu düzeltmeye de hazırız; farklı
düşünmeyiz; ama, burada herhangi bir tasarı getirildiği zaman, bu, size göre
uygun değilse “hayır efendim, bu olmaz” demek, o zaman, bizim irademize karşı
saygısızlık olur diye düşünüyorum. Bu açıdan, şimdi getirmiş olduğumuz
sıralama, makul bir sıralamadır. Kanunlar çıkarılırken, her türlü önergelerde
anlaşmamız da her zaman mümkündür; bunu da yapabiliriz.
Bu çerçevede, Meclisin bu son
gününde, bu yasama yılının bu son gününde, son birleşiminde ve oturumunda,
umarım ki, konsensüs halinde -ben de Salih Beyin son laflarına katılıyorum-
sıraladığımız kanunları çıkaralım ve arkadaşlarımız, isteyen denize, isteyen
memleketine, isteyen yurtdışına gitsin; bugüne kadar çok sıkı olarak çalışmış,
büyük mesai vermiş olan bu Meclisin, tabiî ki, tatile de, dinlenmeye de hakkı
vardır; ama, bunu yaparken, hem birbirimizi kırmayalım hem de getirmiş
olduğumuz -altını çizerek, çok dikkatle ifade ediyorum- maksatlı olmayan,
ülkemizin yararına olan bu yasaları birlikte çıkaralım diyorum; hepinize
saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güney.
Sayın Kapusuz...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Yerimden bir şey söylemek istiyorum Sayın
Başkan...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, aleyhte söz istiyorum.
BAŞKAN – Peki; aleyhte konuşmak üzere, buyurun efendim. (FP sıralarından
alkışlar)
Sayın Esengün, süreniz 10 dakikadır.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İktidar partilerinin önerileri hakkında söz aldım. Bugünkü Danışma
Kuruluna Partimizi temsilen ben katıldım. Diğer grup başkanvekili
arkadaşlarımızın, biraz evvel huzurda okunan şekilde, bir teklifi oldu.
Teklifte şu var : 6,7,8,9,10 ve 11 inci sıradaki tasarılar görüşülsün. Bunlar
nedir:
Birisi, Altınova Beldesinin durumuyla ilgili olan ve her halükârda
çıkarılması gereken bir tasarı. Tabiî ki, destek vereceğiz; bugün görüşülmesi
lazımdır kanaatindeyiz.
Toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili bir kanun tasarısı var. Pek
acil olmamakla beraber, görüşülmesinde fayda var; yine de itirazımız yok.
Ancak, bu sayılan tasarılardan çok daha önce, bugün, Meclisi, kamuoyunu,
bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir erken seçim kararı alındı. Bugün gündemde
erken seçim var; 18 Nisan 1999 tarihinde Türkiye erken seçime gidecek.
Seçimle ilgili kanun teklifleri, dün, Anayasa Komisyonunda görüşüldü ve
Genel Kurula indi; 48 saat geçmeden gündeme alınması yolunda da mutabakatımızı
bildirdik.
Birinci teklifimiz “gelin, bütün
bunlardan önce, şu seçimle ilgili kanun teklifini bir görüşelim” oldu.
“Diğerleri de önemli; ama, mademki bugün Meclisimiz, kamuoyu, herkes seçimle
meşguldür, şu seçimle ilgili kanun teklifini öncelikle görüşelim, kalan zaman
içerisinde de diğer tasarılar görüşülsün” dedik.
Bakınız, biraz evvel Sayın Güney, irtica tasarısı olmadığından falan
bahsetti. Şimdi, bütün kamuoyu, bütün dünya, Türkiye, herkes biliyor ki, size
bazı çevreler tarafından bir paket dayatıldı, sayın bakanlar okumadan o
tasarılara imza attılar, komisyonlarda savunacak bakan bulamadınız; “onu kim
hazırlamışsa, gelsin, o hazır bulunsun” diye, bir sayın bakan doğruyu söyledi.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bu, Hükümetin tasarısıdır, dayatma değildir Sayın
Esengün.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Bunların nerede hazırlandığını pekala
bildiğimiz, maalesef, Hükümete ve Meclise dayatılan şu iki tasarı; birisi, 3194
Sayılı İmar Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı; diğeri de,
Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı.
Muhterem arkadaşlar, bakınız, bu iki kanun tasarısı olsun, buna benzer
irticayla mücadele -sözde, neyse bu irtica- bununla mücadele adı altında,
Hükümete ve Meclise dayatılan bu tasarıların geçmemesi için, biz, burada
elimizden geleni yapacağız; bu bizim için bir millî görevdir, inancımızın
gereğidir, şerefli bir görevdir. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Danışma Kurulunda da bunu dedik: Gelin, Meclis olarak tavrımızı koyalım;
hiçbir acelesi olmayan, hiçbir şekilde ülkenin ihtiyaç duymadığı, sadece bazı
çevrelerin dayatması sonucu buraya kadar gelmiş olan şu iki tasarıyı atlayalım,
hiçbir şey kaybetmeyiz. Camiler, bugüne kadar, yetmiş yıldan beri bu şekilde
idare edildi de, keşmekeş veya başıboşluk -Sayın Ülkü Güney Beyin tabiriyle-
oldu, şimdi ona disiplin getirilecek!.. Kimseyi aldatamazsınız.
Sonra ne var: Bazı illerin teşviklerle
ilgili yasadan istifade etmesine dair tasarı var; elhakk, görüşelim, doğrudur;
tasarıda ismi geçen bütün illerimizin beklentisidir.
Sonra da, Türk Ceza Kanununda zinanın suç sayılmaması yolunda Anayasa
Mahkemesinin aldığı karara karşılık getirilen bir tasarı var; onu da görüşelim.
Buna ilaveten, Meclis tatil olmasın, yarın da çalışma günümüz var. Sizin
büyük iddialarla getirdiğiniz, Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesi, 312 nci
maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde değişiklik yapan
tasarı... Bu tasarıyı Hükümet getirdi, bugün sahibi yok. Bugün, biz, muhalefet
olarak sahip çıkıyoruz, maalesef, iktidar kaçıyor bu tasarıdan. Bakınız, bu
maddelerden ceza almış fikir adamları var, siyaset adamları var, düşünürler
var, köşeyazarları var; gelin, şu tasarıyı bu gece görüşelim, onların affına
vesile olalım diyoruz; ama, İktidar, ama, özellikle Anavatan Partisi, bu konuda
bir türlü yanaşmıyor doğruya, güzele, hakka.
Sonra ne var: İthalatta haksız rekabetin önlenmesiyle ilgili fevkalade
önemli bir tasarı var; gelin, bunu yarın görüşelim.
Türkiye Akreditasyon Konseyi kurulmasına dair tasarı var; gelin, yarın
görüşüp çıkaralım; tatile pazartesi günü başlayalım; bu gece tatile girme
mecburiyetimiz yok.
Sonra, bakınız muhterem milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı
teşkilat kanununda değişiklik yapıyorsunuz, bütün camileri, mescitleri,
apartman altında özel şahısların yaptığı mescitlere varıncaya kadar, Diyanetin
emrine, Diyanetin denetimine vereceksiniz.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Doğru...
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Denetim olsun tabiatıyla. Bakınız, Diyanetin,
şiddetle kadroya ihtiyacı var, bugün, birçok mahallede, köyde, imam yok,
müezzin yok, vaiz yok. Biz hükümetteyken, 54 üncü Hükümet olarak, Meclise,
Diyanete 16 600 kadro tahsisi için yasa tasarısı sevk ettik, Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşüldü, gündeme girdi, şu anda gündemde bekliyor; bir yılı
aşkın zamandan beri 55 inci Hükümet, bu tasarıya elini dahi vurmaya cesaret
edemedi. Eğer Diyanet camiasını rahatlatmak istiyorsanız, eğer din hizmetleri
çok daha iyi yürütülsün istiyorsanız, gelin şu 16 600 tane kadroyu bugün
geçirelim Meclisten, o ihtiyaçları, o köy ve mahallelerin müezzin ve imam
ihtiyaçlarını karşılayalım; ama...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ebeler ve hemşirelerle ilgili olanı da getirelim.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – ...siz, isteneni yapıyorsunuz, sizi iktidar
edenlerin isteğini burada gerçekleştirmekle meşgulsünüz. (FP sıralarından
alkışlar) Siz, milletin hükümeti
değilsiniz, sizi millet iktidar etmedi; nasıl iktidar olduğunuzu, geçen sene
bugünlerde birlikte yaşadık. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞBAKAN YARDIMCISI VE MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET SEZGİN (Aydın) – Utan,
utan!..
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Meclisten güvenoyu almakla her şey bitmez. Bir
zamanlar, Naim Talû Hükümeti, öteki aradönem hükümetleri de, Meclisten, sözde,
güvenoyu almışlar idi!..
Ve bütün bunlara ilaveten, Sayın Kalemli’nin dokunulmazlığını niye
getirmediniz Meclise? Bunu da sormak, bizim hakkımızdır. (FP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Geliyor, o da geliyor...
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Meclis tatile girmeden evvel, o
dokunulmazlığın da burada görüşülmesi lazım gelir idi.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Geliyor bekle...
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Şimdi, siz, bütün bunları bir tarafa
bırakmışsınız , ille de “irticayla mücadele paketi” diye size dayatılan
paketten iki tanesini çıkarıp, gidip onlara “iki tanesini çıkardık” diyerek
tekmil verelim diye dayatıyorsunuz... (FP sıralarından alkışlar) ...ama,
unutmayın, seçim geliyor; korkunun ecele faydası yok; Anadolu tabiriyle, hana
geldik, yağmur durdu; 18 Nisanda seçim var; siz, her ne kadar, bu millete
“irticayla mücadele etmedik, sizin inancınıza karşı çıkmadık” falan deseniz
dahi, bu millet sizden bunun hesabını soracak. (ANAP sıralarından gürültüler)
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – İrticayla mücadele ediyoruz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – İrticayla mücadele ederiz.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Sizin, irticayla mücadele adı altında
yaptığınız, bu milletin inancıyla mücadeleden başka bir şey değildir. (FP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Biz, dini istismar etmeyiz!..
BAŞKAN – Bir dakika
arkadaşlar...
SAĞLIK BAKANI HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Sayın Başkan, sözünü geri
alsın.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt)– Sayın Başkan...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sandıkta görüşeceğiz sizinle ve onların hesabını
vereceksiniz.
BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika efendim...
Sayın Esengün, buyurun efendim.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum; ancak, Sayın
Başkan, daha 2 dakikam var.
BAŞKAN – Tamam, buyurun; ben kesmedim sözünüzü.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Bakınız, şu Meclis birbuçuk ay vergi
tasarısını görüştü gece 12.00’lere kadar ve hatta, gazetelerin yazdığına göre
de, sekiz aylık mesaiyi 36 günde yaptık. Güzel bir başarı ve ben, Meclisimizi
tebrik ederim; ancak, çıkardığınız vergi kanunu ilkönce Çankaya’ya takıldı.
Sayın Cumhurbaşkanı, 54 üncü Hükümet zamanında veto ederdi, size biraz daha
torpil geçti, veto etmedi kanun tasarısını; ama, haklı olarak, düşüncelerini,
çekincelerini işaret etti, Başbakanlığa yazı yazdı, şu kanunun şuralarını
düzeltin diye.
NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Hangi maddeleri?
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Onu Cumhurbaşkanından sor, öğrenirsin veya git
tezkereyi oku, neresi olduğunu öğrenirsin.
Bu kanun yarın yürürlüğe girdiğinde, başta muhasebeciler, malî
müşavirler olmak üzere, bütün vergi mükelleflerinden, esnaftan, tüccardan,
Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi mükelleflerinden nasıl feryatlar
yükseleceğini, yükseldiğini göreceksiniz.
O vergi kanunu için 35 gün emek sarf edildi; gelin, şu polislerin
askerliğini görevleri başında yapmasına
dair Sayın Güney’in teklifi vardı (FP sıralarından alkışlar) ...şunu da görüşüp
çıkaralım; niye sahip çıkmıyorsunuz, kendi getirdiğiniz teklifin arkasında niye
durmuyorsunuz? Şu kamu sendikaları, şu memurlara sendika hakkı verilmesiyle
ilgili tasarıyı yüzsüz gözsüz ettiniz, yarım bıraktınız...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Siz engellediniz.
BAŞKAN – Sayın Esengün, süreniz bitti; ama, son cümlenizi söyleyin
efendim, rica ediyorum.
LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Tamam.
Bir de, meşhur RTÜK yasa tasarısı vardı ki, o da, ayıp olarak size
yeter. Bu Meclisi bu şekilde aylarca oyaladınız, bu gece de alelacele tatile
girelim diyorsunuz. Varsa yüreğiniz, gelin, tatil yapmayalım, çalışmaya devam
edelim. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Esengün.
Şimdi, bu tezahüratınızı anlamadım. (FP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
Bir dakika arkadaşlar, bir dakika...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacı konuşmasında
“siz, irtiacayla mücadele edemezsiniz” diye bir laf etti. Biz, irticayla her
zaman mücadele ederiz; ama, biz bir şey yapmayız, hiçbir zaman dini siyasete
alet etmeyiz. (ANAP ve DSP sıralarından “Brova” sesleri, alkışlar, FP
sıralarından gürültüler)
SALİH KAPUSUZ ( Kayseri) – Sayın Başkan...
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Efendim, böyle bir usul yok. Rica ediyorum... Ne demek yani...
Olur mu yani... Şimdi burayı münazara yerine mı çevireceğiz... Sayın Kapusuz,
rica ediyorum... ( FP sıralarından gürültüler)
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Konuşacak...
BAŞKAN – Ne demek istiyorsunuz arkadaşlar.... İlkokul çocukları gibi
birisi buradan konuşursa, diğeri oradan konuşursa, o zaman bu Meclis,
çocukların meclisine döner arkadaşlar; rica ediyorum... ( FP sıralarından
gürültüler)
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Yorum getirme Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, siz birkaç defa söylediniz, rica ediyorum... Söz
vermiyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce, arkadaşımıza söz
vermeden önce, ben size işaret buyurdum.
BAŞKAN – Ama, arkadaşınız...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – O arkadaşım konuşmasını yaptı; ama, ben burada
söz hakkımı kaybetmem ki...
BAŞKAN – Canım, anladım da, ne söyleyeceksiniz, ne konuda söz
istiyorusunuz?.. (FP sıralarından gürültüler)
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Arkadaşlar, siz, Meclisle alay mı ediyorsunuz, Başkanlık
Divanıyla alay mı ediyorsunuz? Anlamıyorum yani!.. (FP sıralarından gürültüler)
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Söz istiyor, dinlemiyorsun.
BAŞKAN – Tamam canım, ne istiyorsanız söyleyin.
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) –
Söz istiyor; dinlemek zorundasınız.
BAŞKAN – Söyleyin...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, hepimiz bu memleketin birer
ferdiyiz. Bu memleketin inançları, hepimizin inançlarıdır, bu memleketin hiçbir
ferdi, bu memleketin, bu milletin inançlarıyla alay etmez. (FP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar) Bu inançlar, kimsenin inhisarı altında değildir.
Lütfen, buraya çıkarken, kendimizi böyle kusursuz, başkalarını illa işte, böyle
kusurlu diye ilan etmeyelim; herkes herkesi değerlendirir.
Sayın Güner, lehte mi konuşacaksınız?
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) - Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar, FP sıralarından
gürültüler)
Buyurun efendim, süreniz 10 dakika.
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Yüce Meclisin çatısı altında arı uğultusu çıkarmanın lüzumu yok. Bu,
ANAP’ın propagandasını sağlar.
Değerli arkadaşlarım, bu Hükümet kurulduğundan beri, bir siyasî partinin
sayın sözcüleri ve başka siyasî partilere mensup bazı arkadaşlarımız, bu
kürsüye çıkarak “emir komuta Hükümeti” demektedirler. (FP sıralarından “Çok
doğru” sesleri, gürültüler)
Şimdi, bakınız, Yüce Meclisi, dünkü müzakerelerde de, emir komuta
altında olmakla itham ettiniz; ama, hiç biriniz, hatta bu kürsüye çıkıp “bu
Meclisin çatısı altında bulunmaktan utanıyorum” diyen sayın parti genel başkanı
da, üç aylıklarını iade edip, hürriyeti seçmedi.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Ne demek istiyorsun sen!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, siz, milletvekilliğinin bütün maddî
ve manevî haklarından faydalanacaksınız, sonra, bu Meclise “emir ve komuta
Meclisi” diyeceksiniz. (FP ve DYP sıralarından gürültüler) Önce, kendinize çok
iyi dikkat edin.
Değerli arkadaşlarım, meclislerin onuru, meclislerin yüceliği, onun
üyelerinin, o meclise gösterdiği saygıyla ölçülür. Dinlemesini bilmeyenler,
konuşmasını da bilmezler. Hakikat gürültüyle mağlup edilemez. Sesiniz çok güçlü
olabilir; ama, mesele, hakikati görmek ve hakikati ifade etmektir.
MUHAMMET POLAT (Aydın) – Edebiyat da hiçbir şeyi halletmez!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Huzurunuza bir kanun tasarısı geliyor.
Gelen bu kanun tasarısını...
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Anadolu’ya git de Anadolu’yu gör!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Anadolu’nun her yerinde varız, her
yerinde; göreceğiz seçimlerde...
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Göreceğiz...Göreceğiz...
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin; rica ediyorum.
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakınız,
kendilerinden emin olan insanlar, tezlerini ifade ederler. Anadolu’nun,
Trakya’nın ne düşündüğü -biraz önce teklif etmiş olduğumuz kanunu kabul
ettiğiniz zaman- seçimde görülecektir; ancak, ben, şu gerçeği ifade etmek
istiyorum: Çatısı altında bulunduğunuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin
iradesini, yani, yegân yegân her birimizin iradesini ipotek altında göstererek,
önce, kendi kimliğinize hakaret etmekten vazgeçiniz, kendinize saygı duyunuz ve
kendinize saygılı olunuz. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
İkinci önemli mesele -bu kürsüde defalarca ifade ettim- hiç kimse, ben
diğer arkadaşımdan daha vatanperverim, ben diğer arkadaşımdan daha Müslümanım
demez. (ANAP sıralarından alkışlar) Müslümanın birinci özelliği, fitne
çıkarmamaktır.
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Doğru... Doğru...
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Fitne çıkararak, fesat çıkararak, İslamı
savunamazsınız. (ANAP sıralarından alkışlar) Bu memlekette bir Müslümanlık var;
bizim bin yıllık tarihimizden süzülmüş gelmiş, Hacı Bektaş Veli’nin, Hazreti
Mevlânâ’nın, Yunus Emre’nin gönül pınarından, gürül gürül, bizi dünyanın en
yüce şahsiyetine, en büyük peygamberine götüren Müslümanlık. Bir de, o
Müslümanlığı temsil ettiğini zannedenlerin, çok çirkin bir biçimde hezeyanları
var; bu hezeyanlar, irticadır. Burası İslamdır. Şimdi, gelin, önce, İslamı biz
ne ölçüde temsil ediyoruz diye düşünelim.
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Ne ilgisi var Sayın Başkan?!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu kürsüye çıkıp, sabahtan akşama kadar
iftira ederek ve bu Meclisi çalıştırmamak için, milletin milyarlarını,
durmadan, Meclisin çalışmasını sabote ederek, İslamı savunuyorum demek,
İslamdan nasip almamanın ifadesidir. (ANAP sıralarından alkışlar; FP
sıralarından gürültüler)
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Saboteyi siz yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar... Bir dakika...
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu ülkede,
ekonomiyle ilgili fikirler var; Anayasanın yasak ettiği ekonomiyle ilgili
düşünceler var. Bu ülkede, bir millet varlığı var; millet varlığını bölen
azınlık milliyetçiliği var. Bu ülkede, Yüce İslam dini var; Yüce İslam dinini
kendi öz kimliğinden saptırıp, kendi dalaletine alet etmek isteyenler var. (FP
sıralarından gürültüler)
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – O, sizsiniz, siz!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – İşte biz -açık söylüyorum- o Yüce İslama
hizmetin...
MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sen ne bilirsin İslamı?!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – ...irticayla ile mücadele etmekten
geçtiğine inanıyoruz. İslamın üzerine yığılmak istenen yalanları, iftiraları, o
kapkaranlık, İslamla alakası olmayan telakkileri ayırdığınız zaman, İslamın
güzelliğinde birleşmek mümkün. Ama, lütfen, bu sıralarda oturan herkesin, en az
sizin kadar Müslüman olduğunu, en az sizin kadar Allah’a inandığını kabul
ediniz. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
MUHAMMET POLAT (Aydın) – Aksini iddia eden var mı?!
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu büyük sevgiyi duymadan, bu büyük
hakikate saygı göstermeden; kusura bakmayın, gönülleri yıkarak Hakka varmak
mümkün değildir. Gelin, biraz, gönül denilen, Allah’ın yarattığı o büyük mekâna
saygılı olun. Bunu gürültüyle örtseniz de, hayatın gerçekleri size de
öğretecektir, hep beraber göreceğiz.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, kanunun ülkemize hayırlı olmasını
diliyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Efendim, kanun değil, öneri.
Efendim, öneri üzerindeki müzakereler bitmiştir.
VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. – Kayseri Milletvekili Salih
Kapusuz’un, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in gruplarına sataşması
nedeniyle konuşması
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Efendim, konuşmacı, Grup sözcümüzü ve
Grubumuzu itham ederek.
BAŞKAN – Sizin Grubunuzun hiç ismi geçmedi. (FP sıralarından gürültüler)
Bir dakika arkadaşlar... Bir dakika efendim...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – “Meclisin çalışmalarını engelleyerek, sabote
ederek, İslamı istismar ederek” gibi, bize yakışmayan ve bizim çalışmalarımızla
alakası olmayan...
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, sizin isminizi zikretmedi ama.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, bu bir sataşma
meselesidir.
BAŞKAN – Evet.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Bu konuda kati surette farklı yaklaşmanız
doğru değil efendim. (Gürültüler)
BAŞKAN – Efendim?..
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Efendim, bu bir sataşmadır, buna bizim cevap
hakkımız doğmuştur. Lütfen... Bu konuda, kesinlikle cevap hakkı istiyorum
efendim.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, yani, öyle bir tavırla çıkıyorsunuz ki, sanki
ben sizin emrinizdeyim, siz bana emir veriyorsunuz, ondan sonra da...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim; İçtüzüğün...
BAŞKAN – Bakın, bu huyunuzdan vazgeçin. Siz bana emrederseniz, ben size
emredecek vaziyetteyim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır, İçtüzüğün emrindesiniz, benim değil.
BAŞKAN – Ben, bu Meclisi yönetiyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – İçtüzüğün emrindesiniz.
BAŞKAN – Efendim, ısrar ederseniz, oylamaya sunarım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sorun efendim.
BAŞKAN – Ne?..
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – sorun efendim...
BAŞKAN – Sorarım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Ama, Sayın Başkan...
BAŞKAN – Ben, size sataşma olduğu...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz benim emrimde değilsiniz
İçtüzüğün emrindesiniz.
BAŞKAN – Efendim, ama, sizin bu davranışlarınız... Bakın, bana karşı
öyle hareket ediyorsunuz ki, siz farkında değilsiniz... (FP sıralarından
gürültüler) Bir dakika arkadaşlar...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Konuşmacıya müdahale mi ettik Sayın
Başkan...
BAŞKAN – Efendim, ben buradaki hiçbir konuşmacıya müdahale etmiyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim.
BAŞKAN – Bir dakika efendim...
Şimdi, Grubunuzun ismi zikredilmedi; “siz” derken, herhangi birisini
kastediyor; yani, ben o anlamda anladım; ama, ısrar ediyorsanız, oylamaya
sunacağım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sunarsınız efendim.
BAŞKAN – Peki efendim.
Ben bir sataşma olmadığı inancındayım; ama, arkadaşımız ısrar ediyor.
Sataşma olduğunu kabul edenler...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Bir dakika efendim...
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Ben bir grup adı anmadım efendim.
BAŞKAN – Arkadaşımız da diyor ki...
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Hiç kimsenin ismini telaffuz etmedim.
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bakın, bize de biraz yardımcı olun. Ben
Başkan olarak...
Sayın arkadaşımız Grubuna sataşma olduğu konusunda ısrarlı...
UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, grup adı verilmedi ki.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Bedük, bu konuyu karara bağlayayım, ondan sonra size söz
vereceğim.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Bir partinin genel başkanına atıf
yaparak bir açıklama yaptı.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Ortaya
laf söyledi, kim üstüne alınıyorsa alınsın.
BAŞKAN – Efendim “bir genel başkan” dedi de...
Sayın Kapusuz, peki, o zaman, 2 dakika size söz veriyorum, 2 dakika da
Sayın Bedük’e söz vereceğim. (ANAP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar,
gürültüler)
Bir dakika efendim... Konuyu bu şekilde uzatacağımıza, tatlılıkla
halledelim.
Sayın Kapusuz, rica ediyorum, yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere
buyurun; 2 dakika süreniz var.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biraz
önce konuşan değerli sözcü, talihsiz bir değerlendirme yapmıştır... (ANAP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar... Rica ediyorum canım... Arkadaşlar,
çalışacağız, rica ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, Fazilet Partisi olarak, değil
buradaki milletvekili arkadaşlarımızın, Türkiye’de yaşayan bütün
vatandaşlarımızın, en az bizim kadar Müslüman olduğunu, vatansever olduğunu,
inancına bağlı olduğunu kabul ederiz.
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Bir daha söyle, bir daha!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bizim konuşmalarımızda da, kati surette
“biz sizden daha çok Müslümanız, daha çok inanıyoruz” gibi bir tek cümle
duymadınız. (DSP sıralarından “Çok, çok” sesleri)
BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ama, yarası olan gocunur kabilinden... (FP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) ...bizim hassasiyet gösterdiğimiz,
milletimizin hassasiyet gösterdiği konularla ilgili olarak, sizler, yapmış
olduğunuz yanlışların karşılığı olarak feveran ediyorsunuz, konuyu
saptırıyorsunuz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sen saptırıyorsun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bakınız, biz, burada, millet için faydalı olan
bütün kanunların çıkması için her türlü desteği verdik, (ANAP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ama, sizin, halkı, milleti, esnafı ezmek için
getirmiş olduğunuz yasa tasarıları karşısında, İçtüzüğün bize vermiş olduğu
hakkı kullanmak mecburiyetindeyiz; çünkü, milletin temsilcileri olarak biz,
bunu ortaya koymak için buradayız.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ne alakası var?!.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız “Meclisi
engellemek” ile “İslamı istismar etmek”
gibi birtakım ifadelerin yakışıksız sözler olduğunu, bu memlekette istismarı
kimlerin yaptığını, biraz önceki konuşmalarla, orta yerde gördük, milletimiz de
gördü. Seçimler orta yere çıktıktan sonra, siz, seçimler konuşuluncaya kadar,
seçim kararı alınıncaya kadar, irticayla ilgili bir paketin olmadığını
söylemezken, şimdi, seçim kararı alındıktan sonra, millete gidileceğini
anladıktan sonra “irticayla ilgili böyle bir
paket yoktur” demeye başladınız.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – İrtacayla mücadele etmek var.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, bitti efendim. Ben, cümlenizi tamamlamanız
için sürenizi durdurdum. Sayın Kapusuz, bakın, beni zor duruma düşürmeyin.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Tamam Sayın Başkan, düşürmeyeceğim.
BAŞKAN – Lütfen, kürsüden inin efendim.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar...
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, bakın, rica ediyorum sizden.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz böyle bir şey!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN – Hayır; size süre vermeyeceğim. Cümlenizi bitirmeniz için eksüre
verdim.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız.. (DSP
sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Sayın Kapusuz, iner misiniz
efendim.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Hem İslam diyeceksiniz hem de Müslümanlara
zarar vereceksiniz. Elbette, böyle bir şeyi, milletimiz de biz de tasvip
etmeyiz. Kesinlikle, yapılan yanlış üzerinde de, Sayın Başkana yakışmayan...
(ANAP ve DSP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, bakın, oturuma ara vereceğim. Lütfen, iner
misiniz efendim.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Sayın Başkan, şunu söylüyorum...
BAŞKAN – Kürsüden iner misiniz Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, bu memlekette istismar edenlerin kim
olduğunu milletin bildiğine inanıyoruz. (FP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar; ANAP sıralarından “Yuh” sesleri)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öyle bir havaya sokuyorsunuz ki, bu
Meclisin yönetimini çekilmez hale getiriyorsunuz.
İktidar partisindeki kişiler, sorumluluk duygusu içindedir; hem
iktidarda olacaksınız hem bu Meclisi çalışamaz duruma sokacaksınız; olmaz.
(ANAP sıralarından gürültüler)
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Ne demek iktidar partisi?!.
BAŞKAN – Kürsüye çıkıp da sağa sola sataşma yok... Olur mu!..
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sen, Meclisi doğru dürüst yönet!..
İktidarın ne suçu var!..
BAŞKAN – Rica ediyorum... Seçim kararını aldık; bu olgunluk içerisinde
seçime gideceğiz; bu Meclis, olgunluğunu korumalıdır. Burada herkes bizi
seyrediyor arkadaşlar... (ANAP sıralarından gürültüler)
Rica ediyorum canım... Ama, şimdi, iktidar partisindekiler çıkıp da
muhalefete sataşırsa, ondan sonra onlara da söz hakkı doğar.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Ne demek o!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sataşma
nerede var!..
BAŞKAN – Rica ediyorum efendim... iktidarsanız, sorumluluğunuzu
taşıyın!..
2. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan
Bedük’ün, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in, gruplarına sataşması
nedeniyle konuşması
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bedük (DYP sıralarından alkışlar)
ABDULKADİR BAŞ (Nevşehir) – Başkan, hem sataşma yok diyorsun, ondan
sonra söz veriyorsun; nasıl oluyor?!.
BAŞKAN – Size sormadım beyefendi... Size sormadım...
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Kürsüyü 5 dakika işgal etti, ses
çıkaramadın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bedük.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biraz evvel çok talihsiz bir konuşma, çok yanlış bir
değerlendirmeyi duymanın, takip etmenin üzüntüsünü yaşadım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokrasinin beşiğidir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi,,, mukaddes bir çatıdır, halkın iradesinin temsil edildiği
yerdir. Sayın Genel Başkanımız, bu çatıyla ilgili yapmış olduğu değerlendirmede
-eğer daha evvelki konuşmaları da dikkatle takip edilmişse- 1995 seçimlerinden
sonra, halkın iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisindeki
milletvekili dağılımındaki değişiklik, o değişikliği meydana getiren olaylar,
demokrasi rejiminin dışına çıkan birkısım olaylar ve nihayet, Hükümetin oluşum
tarzı ve yine bu Hükümetin, yani 55 inci Hükümetin, kendilerine baskı
yapıldığını, bu sebeple de hükümet etmede sıkıntılarının bulunduğunu söyleyen
Sayın Başbakanın açıklamalarından sonra...
AHMET KABİL (Rize) – Öyle bir açıklama yok!..
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – ...Meclise yansıtılmasından duyduğu
üzüntüyü ifade etmişti; ama, biz, şunu söylüyoruz. Bu Mecliste gerçekten önemli
olaylar olmuştur; bu Meclise kırmızı koltuklar da gelmiştir. Biz, bu Meclisin
çatısı altında vuku bulan ihale yolsuzluklarından üzüntü duyuyoruz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ne alakası var!..
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Biz, özellikle, kamu çalışanları
sendikaları kanunu tasarısının öncelikle ve ivedilikle buraya getirilmesini
istiyoruz. Biz, polisin, özellikle askerlikle ilgili görüşülmekte olan kanun
tasarısının bir an evvel görüşülmesini istiyorduk; ama, ne yazık ki, siz
bunları getirmediniz, başka kanun tasarıları getirdiniz. İşte bu, dayatmadır;
işte bu, uzlaşma aramamanın sonucudur. Demokrasilerde uzlaşma esastır. Eğer
siz, uzlaşmayı sağlayabilseydiniz, buradan çok kanunlar çıkardı.
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkan, 5 dakika mı süre
verdiniz?!
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Ama, maalesef, uzlaşma değil, hep çamur,
hep iftira... Demokrasinin asla kabul etmeyeceği, zedelenmesine neden olan...
(ANAP sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz böyle şey...
BAŞKAN – Sayın Bedük, tamam efendim; süreniz doldu.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) –
... birkısım olayları getirip, pişirdiniz, önümüze koydunuz; onun için
söylüyorum. (ANAP sıralarından gürültüler)
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Çıkını anlat sen, çıkını...
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.
Efendim, müzakereler bitmiştir.
Öneriyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım:
Öneri:
30 Temmuz 1998 Perşembe günlü (bugünkü) gelen kâğıtlarda yayımlanan, 745
sıra sayılı Seçim Kanunlarında değişiklik yapan kanun teklifinin 48 saat
geçmeden, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 11 inci sırasına
alınması ve görüşülmesi; Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar olan işlerin 30 Temmuz 1998
Perşembe günü saat 24.00’e kadar tamamlanmaması halinde görüşmelere saat
24.00’ten sonra da devam edilmesi; 12 nci sıraya kadar olan işlerin bitiminde,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 5 inci maddelerine
göre, 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesi; 1 Ekim 1998 günü Anayasanın 93
üncü, İçtüzüğün 4 üncü maddeleri uyarınca çalışmalara devam edilmesi ve
çalışmaların, mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-19.00
saatleri arasında yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Aslında, bu önerinin son cümlesi bence gereksiz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Zararı da yok, faydası da yok.
BAŞKAN – Yani, Anayasa ve İçtüzüğe göre otomatikman o tarihte
toplanıyor; ama, şimdi, böyle bir karar alınca, sanki...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Fark etmiyor...
BAŞKAN – Ama, öyle toplanınca, o arada toplantıya çağırma hakkı da
doğuyor yani. Ama, böyle olunca, sanki, toplantıya çağırmama gibi...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Aynı şey, fark etmiyor.
BAŞKAN – Neyse, öyle yapalım.
Efendim, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Başbakanın Anayasanın 82 nci maddesine göre
verilmiş iki tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:
V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
(Devam)
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
7. – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Nami Çağan’ın, Azerbaycan Nahcıvan Özerk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete
katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1638)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Nami Çağan’ın görüşmelerde
bulunmak üzere bir heyetle birlikte 4-5 Temmuz 1998 tarihlerinde Azerbaycan
Nahçıvan Özerk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete Kars Milletvekili Çetin
Bilgir’in de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Mesut Yılmaz
Başbakan
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
8. – Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın,
Bulgaristan’a yaptığı resmî geziye katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1639)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 11 Temmuz 1998
tarihinde Bulgaristan’a yaptığım resmî ziyarete Bayburt Milletvekili Ülkü
Gökalp Güney’in de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Mesut Yılmaz
Başbakan
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.
IX. – SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE
SEÇİM
1. – Anayasa Komisyonunda açık bulunan
üyeliğe seçim
BAŞKAN – Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubuna düşen 1 üyelik için Manisa Milletvekili Erdoğan Yetenç aday
gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçeceğiz; ancak, gündüz çalışmamızın
bitmesine az bir zaman kalmıştır; bu itibarla, saat 20.00’de toplanmak üzere,
birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.37
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati
: 20.00
BAŞKAN :
Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER
: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Sabahki çalışmalarımızda gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçmiştik ve önce yarım kalan
işlerden başlamıştık.
Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
20. – Kütahya Milletvekili Mustafa
Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru
Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol
Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292
milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı
: 232)
(1. görüşme 20.11.1997 Perşembe günü tamamlanmıştır.)
BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
21. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve
Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek
Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan
Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)
BAŞKAN – 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile
1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,
maddeleri üzerindeki önergelerle birlikte, geçen birleşimde, İçtüzüğün 88 inci
maddesine göre komisyona geri verilmişti. Komisyon raporu henüz verilmediği
için teklifi görüşemiyoruz.
Aslında, bu teklifle ilgili olarak birçok insan bize telefon ediyor.
Özellikle polis kardeşlerimiz diyorlar ki: “Bu teklif niye getirilip
görüşülmüyor, siz mi görüşmüyorsunuz?” Biz, aslında, bu teklifin görüşülmesini
istiyoruz; ama, herhalde, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan görüştüler, bu kanun
teklifini geri aldılar. Bunu, rapor gelmediği için görüşmüyoruz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – 1 Ekimde görüşeceğiz efendim.
BAŞKAN – Biz de istiyoruz ki, bunu görüşelim. Hakikaten, şu anda
askerlik çağında...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kanun teklifini veren bendim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, zatıâliniz verdiniz de, Sayın Güney, kanun teklifini
vermek önemli; ama, onu görüştürmek de önemli. Şu anda askerlik çağında olan
genç polis kardeşlerimiz, bunun bir an önce çıkmasını istiyor.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bu konuda yorum yapmak...
BAŞKAN – Bu vesileyle, bize de zaman zaman telefon ediyorlar, “siz mi
engelliyorsunuz” diyorlar. Hayır diyorum, biz engellemiyoruz, Hükümet bize
getirirse, bunu 2 dakikada çıkararız yani.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bize daha fazla müracaat var...
BAŞKAN – Tamam... Yani, bir an önce gelsin de çıkaralım, yazık, bu arkadaşlarımız
bekliyorlar. Onlar da silahlı güçler, askerler de silahlı güçler; ha polis
görev yapmış, ha asker görev yapmış; ikisi de silahlı kuvvetler.
Evet, onu da erteledik bu nedenle...
22. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu
Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul
Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır
ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2
Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin
Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023,
2/1024) (S. Sayısı : 553)
BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının müzakeresine
başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
23. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)
BAŞKAN – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının müzakeresine
başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
24. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve
İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair 490 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun
tasarısının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
25. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve
190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması
Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu
Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve
Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/779) (S. Sayısı : 705) (1)
BAŞKAN – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları
raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon?.. Burada.
(1)
705 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım...
FİKRET KARABEKMEZ (Malatya) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Karar yetersayısı mı?.. Peki...
Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar
yetersayısı yoktur.
15 dakika ara vereceğim ve saat 20.20’de tekrar toplanacağız; eğer onda
da karar yetersayısı bulunamazsa, o zaman birleşimi de kapatabilirim; onu
bilesiniz.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kapatamazsınız.
BAŞKAN – Kapatırım, nasıl kapatamam efendim?!
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bitimine kadar diye karar aldık; onu, ayrıca
tartışırız.
BAŞKAN – Karar yetersayısı olmadığı için birleşime 15 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati
: 20.06
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati
: 20.20
BAŞKAN :
Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER
: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
Sayın milletvekilleri, 705 sıra sayılı yasa tasarısıyla ilgili komisyon
raporunun okunup okunmaması hususunda yapılan oylama sırasında karar yetersayısının
aranması istenmişti; yapılan oylamada karar yetersayısı bulunamadığı için
birleşime ara vermiştik.
Çalışmalarımıza devam ediyoruz.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
25. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve
190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması
Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu
Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve
Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/779) (S. Sayısı : 705) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu yeniden oylayacağım ve
karar yetersayısını arayacağım.
Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Divan üyeleri arasında bir anlaşmazlık var; raporun okunmasını kabul
etmeyenleri bir daha sayacağız.
Raporun okunmaması kabul edilmiştir ve karar yetersayısı vardır.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Yok ama, hadi neyse!
BAŞKAN – Doğrusunu saydım arkadaşlar...
“Neysesi” yok, Salih Kapusuz. Bizde, hile olmaz, onu bilesiniz yani.
(Alkışlar) Dürüstlük, bizim için en kutsal bir ibadettir, onu bilesiniz.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen var mı efendim? Yok.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – FP Grubu adına Sayın Osman Pepe konuşacak
Sayın Başkan.
BAŞKAN –Arkadaşlar, söz isteyenler bildirsinler; yani, ciddî bir şekilde
Meclis yönetimi yapıyoruz.
Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Osman Pepe; buyurun. (FP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
FP GRUBU ADINA OSMAN PEPE (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 705 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde Grubum adına, söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’de idarî yapılanmadaki sıkıntıları, idarî
yapılanmanın, şu anda Türkiye’de siyasî mülahazalarla nasıl içinden çıkılmaz
hale getirildiğini, biraz sonra gündeme getireceğimiz, görüşeceğimiz hususlarla
hep birlikte müşahede edeceğiz.
Türkiye’de, il, ilçe, belde yapılmasının herhangi ciddî bir kriteri,
maalesef, yok; yani, belde yapılması dahi mümkün olmayan yerlerin siyasî
mülahazalarla ilçe yapıldığı bir vakıadır günümüzde. Sadece siyasî parti
çıkarları doğrultusunda, oy kaygısıyla, birtakım il, ilçe vaatlerinin verildiği
hepimizin malumudur; ama, bunların ülke gerçekleriyle birebir örtüşmediğini,
bölge halkının, bu konuda, fevkalade rahatsız olduğunu, bu kararlar aşamasında,
aslında, referandum gibi son derece demokratik bir yöntemin geçerli olmadığını,
Ankara’da, Mecliste, siyasî çıkarlar doğrultusunda verilen kararların, halkın
vicdanında makes bulmadığını, hüsnükabul görmediğini hep birlikte esefle
müşahede ediyoruz.
İşte, bizim bölgemizde Karamürsel, Yalova, Altınova arasında söz konusu
olan sıkıntı da bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir. 6.6.1995 tarihinde
bir kanun hükmünde kararnameyle yapılan düzenlemeyle Karamürsel’in 13 köyü ve 3
beldesi alınarak Altınova İlçesi oluşturuldu; daha sonra da bunlar, oluşturulan
Yalova İline bağlandı.
Tabiî, Karamürsel’in, eli, ayağı budandı ve ayrıca, elinden ekonomik
imkânları alındı; 26 kilometrelik sahilimizden bize sadece 8 kilometrelik kısım
bırakıldı. 5 bin dönümlük hazine arazisinin tamamı Altınova’ya, ekonomik
kaynağımız olan 2 fabrikanın tamamı Altınova’ya, dolayısıyla, Yalova’ya
bırakıldı. İsmi Karamürsel Organize Küçük Sanayi Sitesi olan küçük sanayi
sitemiz dahi Altınova’ya, dolayısıyla, Yalova’ya bırakıldı. Taşıyıcılar
kooperatifi Karamürsel’den alınıp Altınova’ya, dolayısıyla, Yalova’ya
bırakıldı. Soğuk hava depolarından...
YÜKSEL YALOVA (Aydın) – Hepsi bize verilmiş.
OSMAN PEPE (Devamla) – Evet...Yüksel Yalova da, karşımda, kendisine
verilmiş olarak memnuniyetini ifade ediyor.
Değerli milletvekilleri, tabiî, Karamürsel’de bu yapılırken, Kilis’te
de, Osmaniye’de de ve diğer oluşturulan illerde de -buna inanıyorum- benzer
uygulamaları ve çarpıklıkları, maalesef, hep birlikte yaşadık.
Şimdi, ben, Kocaeli Milletvekili olarak, bir kanun hükmünde kararnameyle
Kocaeli’den alınıp Yalova’ya verilen bu toprakların, aslında, yine bir kanun
hükmünde kararnameyle alınıp asıl sahibine, asıl yerine verilmesinin en doğru
yöntem olduğuna inanıyorum. Çünkü, bu bölünme yapılırken, yöre halkının görüş
ve düşünceleri bir referandumla tespit edilmiş değildi; ama, şimdi,
zannediyorum, bize ölümü gösterip, hastalığa razı ediyorlar. Yani, “siz, eğer
referanduma evet demezseniz, zaten bunların tamamı elinizden gitti. Gelin,
referanduma he deyin ve bu iş burada bitsin...”
Tabiî, bizim arzumuz, temennimiz ve üzerinde bilhassa, ısrarla
durduğumuz, bir kanun hükmünde kararnameyle bu düzenlemenin yapılmasının en
adil çözüm olacağıdır. Eğer bu yöntem geçerli olmayacaksa, ben, bölge halkının,
yöre halkının kendi geleceklerini tayin etmeleri noktasında referandumun da bir
yol olduğuna inanıyorum; ama, bana göre, bu, işin en son noktasıdır ve bunu, en
son müracaat edilmesi gereken bir yöntem olarak değerlendiriyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, yöremizde, aslında, ilçe olmayı hak
etmiş olan, 100 binin üzerinde nüfusuyla Derince hakkında kanun teklifi var,
Darıca’yla alakalı, diğer beldelerimizle alakalı kanun teklifleri var; ama,
bunların hiçbirisi siyasî hesaplara uygun düşmediği için, elbette ki, kale
alınmıyor.
Yalnız, söz buraya gelmişken, biraz sonra görüşülecek olan Meclis
gündemindeki Hükümet tasarılarının, ülkenin gerçekleriyle birebir
örtüşmediğini, ülke gündemi ile Hükümetin gündeminin farklı olduğunu ifade
etmek istiyorum; çünkü, biraz sonra huzurumuza gelecek olan Meclis gündemindeki
kanun tasarılarının hiçbiri, milletimizin öncelikli olarak beklediği tasarılar
değildir.
Değerli milletvekilleri, bakın, ben, ülke gündemi ile Hükümetin
gündeminin farklı olduğunu söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin yaptırmış
olduğu bir kamuoyu araştırmasının sonucuna göre, Türkiye’nin en önemli
sorunlarının sıralaması şöyle: Birinci sırada anarşi ve terör, yüzde 23; ikinci
sırada, enflasyon ve hayat pahalılığı, yüzde 22; üçüncü sırada, demokrasi ve
insan hakları ihlali, yüzde 10; dördüncü sırada, işsizlik, yüzde 9; beşinci
sırada, devlet kurumlarındaki yolsuzluk, yüzde 8,4; altıncı sırada, eğitim ve
sağlık sorunları, yüzde 6,1; yedinci sırada, çevre kirliliği 3,4; sekizinci
sırada, irtica, laikliğin tehdit altında olması, yüzde 1. Cumhuriyet Halk
Partisi tarafından yaptırılan bir kamuoyu araştırmasında, ülke insanının,
sıralamayı nasıl yaptığını görüyoruz.
Burada, Hükümetin, kamu çalışanlarının sendikal hakları konusunda
duyarsız kaldığını ve yine, Türkiye’deki büyük çoğunluğu teşkil eden kesimlerin
beklentilerini, tasarı olarak Meclis gündemine taşımakta son derece duyarsız
davrandığını ifade ediyorum.
Değerli milletvekilleri, aslında, tabiî, bu tür, halkın çıkarlarına olan
kanun tasarıları üzerinde hep birlikte hareket etmemiz, ittifak etmemiz ve bir
an önce kanunlaşmasını sağlamamız, elbette ki, en güzel yöntemdir; ama,
maalesef, bazı milletvekili arkadaşlar, bunları, kendi yörelerinde, kendi ufak
siyasî hesaplarına da malzeme yapıyorlar. Bunu da, burada, Kocaeli Milletvekili
olarak dile getirmekte fevkalade fayda mülahaza ediyorum.
Burada, biraz sonra, hep birlikte karar altına alacağımız bu kanun
tasarısıyla, verecek olduğumuz bu kararla, inanıyor ve temenni ediyorum ki,
Karamürsel-Altınova ve Kocaeli-Yalova arasındaki bu sorun, orada yaşayan
hemşerilerimizin, oradaki değerli seçmenlerimizin istekleri doğrultusunda
tecelli etsin.
Bu duygu ve düşünceler içerisinde hepinize saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pepe.
Aslında, kanun tasarısının irticayla mirticayla ilgisi yok; basit, bir
mahallî olay.
OSMAN PEPE (Kocaeli) – Hükümetin gündeminde Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum...
Bakın, her şeyi yerli yerinde kullanırsak daha iyi olur. Bölgenizle
ilgili bir kanun çıkacak. Parlamento, bu saatte, tatile girerken, bu sıkıntıyı
gidermek için burada büyük bir özveride bulunuyor. Yani, her şeyi yerinde
kullanırsanız daha makul olur diyorum.
OSMAN PEPE (Kocaeli) – Sayın Başkan, böyle bir yorum yapmaya hakkınız
var mı? Ben yerinde kullandığıma inanıyorum.
BAŞKAN – ANAP Grubu adına, Sayın Yaşar Okuyan; buyurun.
ANAP GRUBU ADINA YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Anavatan Partisi Grubu adına saygıyla
selamlıyorum.
Şimdi görüşülmekte olan kanun tasarısı, üç yıldan bu yana il olan
Yalovamızın Altınova İlçesinde bir referandum yapılmasıyla ilgili.
Ben, şahsen, Yalova Milletvekili olarak, bu noktada, değerli Kocaeli
milletvekili arkadaşlarımızla da müteaddit defalar yaptığımız görüşmelerde,
işin ta başlangıcından bugüne kadar, esas, alınacak olan tek bir kararın
olduğunu ve o kararın da, o yörede yaşayan insanların kendi gelecekleriyle
ilgili kararı vermelerinin en doğrusu olduğunu ifade etmiştim. Belli bir
uzlaşmayla, bu, buraya kadar geldi.
Aslında, burada, Kocaeli milletvekili arkadaşlarımız konuşma noktasında
olmasaydı, ben de, Yalova Milletvekili sıfatımla bir konuşma yapmayı
düşünmüyordum; ama, benden önce konuşan değerli arkadaşım Sayın Pepe, işte
“kanun kuvvetindeki kararnameyle Yalova İline bağlanan Altınova İlçesinin, yine
kanun kuvvetinde kararnameyle geri verilmesi lazımdı” diyerek “ölümü gösterip,
sıtmaya razı ediyorlar” tarzında bir tabir kullandı; ben, bunu, doğru bir tabir
olarak görmüyorum.
Yalova’nın il olması noktasında, o günkü siyasî iktidar, Anavatan
Partisi değildi; benim partimin, burada, herhangi bir kusuru, kabahati, artısı
eksisi mevzubahis değil. O gün, Doğru Yol Partisi ile Cumhuriyet Halk
Partisinin İktidarı vardı. Kilis seçimleri çok önemliydi, Kilis belediye
seçimleri, o günkü siyasî iktidar tarafından çok önemseniyordu ve o noktada,
Karabük ve Yalova da dahil edilerek il oldu.
Tabiî, Yalova halkı, Yalova’yı il yapan herkese, bu konuda katkısı olan
herkese şükranlarını sunmuştur; ama, öyle alelacele il yapıldı ki, İçişleri
Bakanlığının koridorlarında geceyarısı öyle kararnameler oluşturuldu ki,
mesela, Altınova sınırları içerisinde olan Geyikdere Köyümüz unutuldu.
Geyikdere Köyünün etrafındaki bütün köyler, yerleşim merkezleri Yalova İline
bağlandı; ama, bu köy, üç yıldan beri orta noktada Kocaeli’ne bağlı olarak
kaldı; âdeta, bağımsız bir köy statüsü kazandı; çok ilginç bir şey... Sebep;
çünkü, geceyarısı, sabaha karşı, alelacele, Kilis’teki belediye seçimini nasıl
kazanırız... Bütün mesele oydu; ama, sonuçta, birtakım insanlar geldiler, orada
yaşayan insanları, şu yönde veya bu yönde telkine muhatap ettiler. İşte, niye
böyle oldu, niye şöyle oldu tarzında tartışmalar yaşandı ve üç yıldan bu yana
da bu tartışmalar... Aslında, Altınova’da yaşayan vatandaşlar arasında bu
tartışma yok; orada, sadece, bu tartışmayı, bir belediye başkanı arkadaşımız,
kendi adına yapıyor.
Şimdi, burada, en doğru karar nedir; en doğru karar, işte, huzurunuza
getirdiğimiz bu kanun teklifidir. Altınova’da yaşayan bütün vatandaşlarımıza
soracağız. Ben, Yalova Milletvekili olarak, tabiî ki, Yalova’da kalmasını
isteyeceğim; tabiî ki, Kocaeli milletvekili değerli arkadaşlarım da Kocaeli’nde
kalmalarını isteyecek. Bunun siyasî yönü yok; olmaması lazım; çünkü, her
partimizin, hem Yalova’da hem Altınova’da hem de Kocaeli’nde teşkilatları var,
milletvekilleri var. Şimdi, biz, burada siyasîler olarak, siyasî kimliğimizle,
milletvekili kimliğimizle bu tartışmada taraf olmak gibi bir yanlışlığın içine
düşemeyiz. En doğrusu, Tokmak’taki, Geyikdere’deki, Tavşanlı’daki, Hersek’teki,
Fevziye’deki, Karadere’deki, Çavuşçiftliği’ndeki, Aktoprak’taki, Tevfikiye’deki,
Örencik’teki, Havuzdere’deki, Ayazma’daki köylerde, Subaşı ve Kaytazdere beldelerinde yaşayanlara ve Altınova’daki
halkımıza sormamız lazım. Halkımız, Altınova’da yaşayan vatandaşlarımız, eğer,
referandum sonucunda, oylarıyla “Yalova” derlerse, hepimizin, verilecek karara
saygı duyması lazım; “Kocaeli” derlerse, yine, hepimizin, o karara saygı
duyması lazım. Biz, baştan beri bunu teklif ettik ve bunu savunduk.
İşte, bu kanun tasarısıyla bugün
gelinen nokta, bizim üç yıldan beri ortaya koyduğumuz bu görüşün doğrulandığı
bir noktadır. Biz, Yalovalılar olarak, Altınova’nın, Yalova’da kalmasını arzu
ediyoruz; çünkü, onlarla üç yıldır entegre olduk, bütünleştik. Bütün
köylerimizde, beldelerimizde, ilçemizde yaşayan insanlarımızla bir ihtilafımız
yok; ama, takdir, mutlaka, tabiî ki, orada yaşayan insanlarındır. Altınova
halkının iradesine şimdiden saygı duyuyorum ve Altınova halkı, eğer, bu
referandum sonunda tercihini Yalova’ya yapıyorsa, en azından, biz, kendimiz,
memnuniyetle, bu iradeyi saygıyla karşılayacağız; “Kocaeli” diyecekse, yine,
aynı şekilde saygıyla karşılayacağız.
Ben, bu referandumun, Altınova’da yaşayan bütün vatandaşlarımıza hayırlı
olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP
ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okuyan.
Maddenin tümü üzerinde başka söz isteyen?.. Yok.
Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
SEKİZ İLÇE VE ÜÇ İL KURULMASI VE 190 SAYILI KANUN
HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BU KARARNAMEYE GEÇİCİ
MADDELER EKLENMESİNE DAİR KANUN
TASARISI
MADDE 1. – 6 Haziran 1995 tarihli ve 550 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki 6 sayılı listeye ve 11 sayılı listenin Altınova
İlçesi kısmına Kocaeli İli Karamürsel İlçesi Merkez Bucağına bağlı Geyikdere
Köyü dahil edilmiştir.
Aynı Kanun
Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında zikredilen 11 sayılı
listeden Altınova İlçesi mevcut kasaba ve köyleriyle birlikte çıkarılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde
kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. – 550 sayılı Kanun Hükmünde Karanmameye
aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 6. – Altınova İlçesinin Yalova veya
Kocaeli İllerinden hangisine bağlanacağı 6 sayılı listede yazılı yerleşim
birimleri ile Altınova Belediye sınırları içinde yapılacak halkoylaması ile
belirlenir. Halkoylaması sonucu kesinleştikten sonra başkaca bir işlem
yapılmaksızın Altınova İlçesi, lehinde fazla oy çıkan İl’e bağlanır.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 7 nci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 7. – 6 sayılı listede yazılı yerleşim
birimlerinin Altınova veya Karamürsel ilçelerinden hangisine bağlanacakları, bu
birimlerde Geçici 6 ncı madde çerçevesinde yapılan halkoylaması sonuçları da
gözönünde bulundurularak, ilçelerin coğrafî bütünlüğüne uygunluk sağlayacak
şekilde, halkoylaması sonucunun kesinleştiği tarihten sonraki bir aylık süre
içerisinde İçişleri Bakanının teklifi üzerine müşterek kararnameyle belirlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Başkan
izninizle.
BAŞKAN – Sayın Komisyon, buyurun.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın
Başkan, bu maddenin bu şekilde düzenlenmesinde, tüm partilerimiz müştereken,
Kocaeli ve Yalova milletvekillerimiz müştereken aynı istikametli değerlendirme
yapmışlardır. Bunu, Genel Kurulumuzun bilgilerine arz ediyorum.
BAŞKAN – Bu kadar mı?!. (Gülüşmeler)
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Bu kadar.
BAŞKAN – Sayın Başkan, bunu zaten herkes biliyordu...
Madde üzerinde başka söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 8 inci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 8. – Halkoylaması bu Kanunun yürürlüğe
girmesini takip eden 60 günlük süreden sonraki ilk pazar günü Altınova İlçe
Seçim Kurulunca yapılır. Halkoylamalarında en son tespit edilen sandık seçmen
listesinde adları yazılı seçmenler oy kullanırlar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 9 uncu maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 9. – Altınova İlçesinin halkoylaması
sonucu Kocaeli İline bağlanması durumunda, bu ilçedeki Yalova İl Özel
İdaresinin özel hukuk hükümlerine tabi olanların haricindeki bütün nakit,
varidat, tahakkuk, tahsilat, bakaya muamele ve hesapları, menkul ve
gayrimenkulleri, hak, alacak ve borçları ve bunlarla ilgili defter, dosya ve
evrak, halkoylaması sonucunun kesinleşmesini takip eden doksanıncı günden
itibaren bağlanacağı il özel idaresine geçer ve bu tarihi takip eden on günlük
süre içinde devir ve teslimi yapılır. Gayrimenkullerin tapu kayıtları harçsız
olarak yeni ilin özel idareleri adına tashih ve tescil edilir. Özel idare
kadrolarında bulunup bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görev yapan memurlar,
kadroları ve her türlü özlük haklarıyla birlikte başkaca işleme gerek
kalmaksızın halkoylaması sonucunun kesinleştiği tarih itibariyle Kocaeli İl
Özel İdaresine devredilmiş sayılır. Bu personelin Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihi takip eden doksan günlük süre içindeki maaş ve ücretleri ile her türlü
özlük hakları halen bağlı bulundukları Yalova İl Özel İdaresince karşılanır.
Doksan günlük sürenin bitiminin maaş ve ücret ödeme tarihine denk gelmemesi
halinde bu süre peşin ödenmiş olan en son maaş ve ücretin ait olduğu zaman
sonuna kadar uzatılmış sayılır. Bu ödemeyi yapmış olan Yalova İl Özel İdaresince
herhangi bir iade talebinde bulunulmaz.
Yapılan halkoylaması neticesinde Altınova İlçesinin
Yalova İline bağlanması sonucu çıkarsa, 1 inci maddenin ikinci fıkrası ile bu
maddenin yukarıdaki hükümleri uygulanmaz.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen var mı? Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Şimdi, 2 nci maddeyi, kabul edilen geçici maddelerle birlikte oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. – Bu Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası
halkoylamasının kesinleştiği tarihten itibaren , diğer maddeleri yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen var mı? Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4. – Bu Kanun hükümlerini BakanlarKurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Kanunun, Yalovalılara ve Kocaelililere hayırlı ve uğurlu olmasını
diliyorum.
İnşallah, hangi il kendi menfaatına ise, oradaki halk, onu tercih eder.
26. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve
İçişleri Komisyonu raporu (1/638) (S. Sayısı : 383) (1)
BAŞKAN – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporunun
müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Raporun okunup okunmamasını oylarınıza sunup, karar
yetersayısını arayacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Efendim, raporun okunmaması kabul edilmiştir; karar yetersayısı
vardır.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, iyice sayalım.
BAŞKAN – Efendim, saydık; arkadaşınız da saydı.
Sayın Kapusuz, bu Divana biraz güvenin, rica ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Karar yetersayısı yok.
BAŞKAN – Var efendim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz de saydık.
BAŞKAN – Canım, arkadaşınızla beraber saydık, rica ediyorum...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz rica ediyoruz...
BAŞKAN – Beyler, burada herkes namusuyla görev yapıyor; herkesin, en az
sizin kadar namuslu olduğunu kabul edin canım. Burada, saydık ve karar
yetersayısı var; rica ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz de sayıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Canım, siz nasıl
sayıyorsunuz... Bakın, biz, buradan sayıyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sonradan
gelenleri de sayarsanız tamam olur.
BAŞKAN – Divan üyesi iki arkadaşımız var burada. Rica ediyorum, böyle
yapmayın; birbirimize biraz güvenmemiz lazım.
Ben, her vesileyle söyledim. Oturumu idare ederken, kendimi, Tanrı’nın
karşısında ibadet edercesine sorumluluk duygusu içinde hissediyorum; bu, çok
önemli bir görev; rica ediyorum.
(1)
383 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Sayın Kapusuz, bakın, ben, her zaman düşüncelerinize saygı duyuyorum;
ama, ben, size ne kadar saygı duyuyorsam, siz de bizim dürüstlüğümüze inanın ve
bize saygı duyun lütfen.
Tümü üzerinde söz isteyen?..
AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) – Grup adına söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Güryüz Ketenci;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Ketenci, süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul)– Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısıyla ilgili olarak Grubumuzun
görüşünü sunmak üzere söz aldım; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, bir temel hakkın,
Anayasayla güvence altına alınmış bir temel hakkın yaşama geçirilmesi ve
güvence altına alınmasını öngören bir yasadır. Yalnız ülkemizde değil,
çokpartili demokrasiyle yönetilen ülkelerin hemen hepsinde, toplantı ve gösteri
düzenleme hakkı, en temel haklardan biridir. Bugün, bu hak, Birleşmiş Milletler
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde,
Birleşmiş Milletler Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinde yer
alabilmişse, dünya bu noktaya birdenbire gelmedi. Dönüp, dünya siyasî tarihine
baktığımız zaman, daha 18 inci Yüzyılın sonlarında, 1789 büyük Fransız
devriminden bu yana, bu hak, evrimleşerek bu noktaya gelmiş, bütün demokratik
anayasalarda yer alabilmiştir.
İmparatorluk döneminde, 1876 Birinci Meşrutiyet Anayasasında bu hakka
yer verilebilmiş, 1908 İkinci Meşrutiyet Anayasasıyla da, bu özgürlüğün, ancak
özel bir kanunla düzenlenebileceği ifade edilmiştir; bu Kanunun adı da
Tecemmüat Kanunu ve İçtimai Umumiye Kanunudur.
Bu özel Kanun sayesinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, siyasal
ve toplumsal yaşamımızda yer alabilmiş ve bütün Osmanlılar, izinsiz toplantı ve
gösteri düzenleyebilme imkânına
kavuşabilmiştir. Esas itibariyle, cumhuriyet döneminde, 1924,1961 ve nihayet
1982 Anayasamızda, bu hak, güvence altına alınabilmiştir. Gelinen nokta
itibariyle, toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkı, bugün
demokrasilerin, “olmazsa olmaz” koşuludur; artık, çağdaş demokrasilerde, hiçbir
bahaneyle, bu hakkın engellenmesi kabul edilemez konumdadır.
Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasamızın 13 üncü maddesinde, genel
sınırlama nedenleri ve yöntemleri; 14 üncü maddesinde, temel hak ve
özgürlüklerin kötüye kullanılmasındaki sınırlamalar; 15 inci maddesinde, hak ve
özgürlüklerin kullanılmasının hangi özel koşullarda durdurulacağı
belirtilirken, 34 üncü maddeyle de, herkese, önceden izin almadan, silahsız ve
saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı sağlanmış, bu hakkın
kullanımının şekil, şartı ve usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür.
Hal böyleyken, 1983 yılında yürürlüğe girmiş olan 2911 sayılı Toplantı
ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, günümüzün koşullarında, toplumumuzun
demokratikleşme özlemlerini, ulusumuzun yaşamakta olduğu evrimleşme sürecini ve
taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerdeki boyutunu karşılayacak konumda
değildir. Aslında, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, demokratikleşme
paketi içerisinde bir bütün olarak bu Meclise getirilmeliydi, bizim istemimiz
ve özlemimiz budur; ancak, bugün önümüze getirilen tasarı, 2911 sayılı Yasanın
bir maddesinin değiştirilmesine yöneliktir. Değiştirilmek istenen, 23 üncü
maddenin (b) bendidir. Burada sözü edilen husus, toplantı ve gösteri yürüyüşü
sırasında, Anayasa ve yasayla düzenlenmiş bu hakkın kötüye kullanılmasını
önlemektir. Bazı kişilerin, özellikle, illegal örgüt militanlarının, bu hakkı
yasal sınırlar içerisinde kullanmak, demokratik taleplerini dile getirmek
isteyenlerin toplantılarını provoke ettikleri, özel işaret, maske, kolluk,
vesaire taktıkları geçtiğimiz süreçlerde görülmüş ve yaşanmıştır. Elbette,
bunların, toplantıyı yasadışına taşımalarına, olayları provoke etmelerine,
ajitasyon için özel giysi giymelerine, maske takmalarına, özel işaret
kullanmalarına mâni olunmalıdır ve bu yetki, şüphesiz, düzeni ve disiplini
sağlamakla görevli güvenlik güçlerinindir. Ancak, madde içinde kullanılmış bir
tabir, gerçekten, maksadı aşan, güvenlik güçlerinin taşıyabilecekleri yükün
üstünde bir yükü onları yüklemekte, onları daha ağır bir sorumluluk altına
sokmaktadır. Nedir o belirsizlik madde metni içinde; bakınız, aynen şöyle
denilmektedir: “Suç işlemek maksadıyla kurulmuş ve kurulduğu varsayılan
örgütler.” Öncelikle, bunların üzerinde durmak istiyorum: Suç işlemek
maksadıyla kurulmuş örgütler; nedir bunlar? Bunlar, değişik zaman dilimleri
içerisinde, mahkeme kararlarıyla suç işlemek amacına yönelik olarak
kuruldukları saptanan ve toplumun bütün kesimlerince, ama, bütün kesimlerince
yasadışı oldukları kabul edilen örgütlerdir. Bunları tek tek saymaya gerek yok,
bunların isimleri, siyasal ve toplumsal yaşamımızı yakından izleyen herkesçe
biliniyor. Bunun dışında “kurulduğu varsayılan örgütler” tabiri, muallak,
belirsiz, neyi kapsadığı belli olmayan bir ifadedir. Söylediğim gibi, bu ifade,
güvenlik güçlerini zor durumda bırakacak anlamdadır. Bu ifade, maddeden
çıkarılmalıdır. Madde metnine açıklık getirmenin yolu budur. Farklı yorumlara
ve algılamalara meydan vermemek için, bunun, madde metninden çıkarılmasının
zorunlu olduğunu ifade ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun dileği ve
özlemi budur.
Bu dileklerle, bu arzuyla hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ketenci.
Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Ömer Vehbi Hatipoğlu, buyurun efendim.
(FP sıralarından alkışlar)
Sayın Hatipoğlu, süreniz 20 dakika.
FP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak Fazilet
Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi şahsım
ve Fazilet Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, dünyaya gözlerine açan her insanın, doğuştan
beraberinde getirdiği, devredilemez, vazgeçilemez hakları vardır. Bunlar,
yeryüzünün neresine giderseniz gidiniz, medenî her insanın ortak değeri haline
gelmiş bulunan temel hak ve özgürlüklerdir. Aynı şekilde, dünyanın neresinde
olursa olsun ve kimin eliyle, hangi gerekçe ve sebebe dayandırılırsa
dayandırılsın, bu haklara yönelen her türlü saldırı, baskı ve kınama, çağdışı
ve antidemokratik olarak nitelendirilir.
İşte, demokratik bir toplum oluşturma hedefine ne kadar yaklaştığımızı
tespitte birinci temel ölçüt, bence budur; yani, temel hak ve özgürlüklerin ne
ölçüde güvence altına alındığı meselesi... Kısacası, günümüz dünyasında
çağdaşlığın, ilericiliğin, demokratlığın en anlamlı ölçütü, insanların temel
hak ve özgürlüklerine karşı takınılan tavırdır. Şurası da unutulmamalıdır ki,
insanoğlunun doğuştan sahip olduğu haklar, toplumların veya yönetici bir
azınlığın lütuf kabilinden verdiği, dilediği zaman da geri alabileceği veya
yasaklamalar koyabileceği türden ihsanlar değildir. İnsanın insan olduğu için
sahip olduğu ve kullanımı başkalarının iznine tabi olmayan haklardır; yani,
yeryüzünde, nasıl ki, herhangi bir insanın soluk almasına engel olamazsanız,
soluk almayı izne tabi tutamazsanız, inanmak, düşünmek ve inancının gereğini
yerine getirmek hakkını da engelleyemez, izne bağlayamaz, yasaklayamazsınız.
Buraya kadar sıraladığımız tespitlerde, hemen her kesimden milyonlarca
insanın hemfikir olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü, insana ve onun haklarına
saygı, dağarcığında insanlık onuru taşıyan her şuurlu şahsiyetin müştereğidir.
Tabiî ki, diktatörler, bu genellemenin dışında kalır. Bence, en önemli ve can
alıcı mesele, önceliklerin tespiti konusunda sergilenen tavırlar ve kamuoyuna
deklare edilen fikirlerdir. Önce ne gelir; devlet mi, millet mi, sistem mi,
insan mı? Daha açık bir ifadeyle, devlet mi millet için vardır, yoksa millet mi
devlet için vardır; sistem için mi insan vardır, insanlar için mi sistemler ve
düzenler var olmuşlardır?
Açıkça ifade edelim ki, biz, devleti, milletin teşkilatlanmış hukukî
otoritesi olarak anlıyoruz; yani, devlet, millet için vardır. Milletin
haklarını, düzen ve güvenini, refah ve mutluluğunu sağlamak amacıyla, milletin
kendi iradesiyle oluşturduğu hukukî teşkilat olan devlet, şüphesiz ki, millet
için ve milletin emrinde olmak için vardır. Bunun gibi, sosyal ve siyasal
sistemler de insan için vardır. İnsanın refah ve mutluluğunu sağlamak,
ihtiyaçlarına çözüm bulmak, temel hak ve özgürlüklerini teminat altına almak
amacıyla var olan sistemler, insanın hizmetinde ve emrindedir.
Sayın milletvekilleri, kısacası, terazinin bir kefesine insanı ve onun
temel hak ve özgürlüklerini koyduğunuzda, diğer kefesine, bunu engelleyebilecek
bir değer bulup, koyamazsınız; çünkü, yoktur.
Yine, eşitliğin bir yanına insan ve onun temel haklarını koyduğunuzda,
eşitliğin öbür yanına neyi koyarsanız koyun, bu reel bir işlem olamaz. Zira,
insanoğlu, binlerce yıllık tarihî geçmişinde bu haklarını kan pahasına
kazanmıştır. Kanın pahası ise henüz keşfedilmiş değildir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği gibi, vatandaşların
herhangi bir konu hakkında düşüncelerini ifade etmek, halkı aydınlatmak,
etkilemek ve kamuoyu oluşturmak suretiyle o konuyu benimsetmek maksadıyla
toplantılar ve yürüyüşler düzenlemek hakkı, insanların temel hak ve
özgürlükleri arasında yer almaktadır.
İnsanların bu temel hak ve özgürlükleri, uluslararası hukuk
metinlerinde, özellikle, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınmıştır.
Yine, bu haklar, dünya ölçeğinde hemen hemen bütün demokratik anayasalarda
benimsenmiştir. Zira, düşünce, düşünceyi ifade, örgütlenme ve kamuoyu
oluşturmak maksadıyla toplantı ve gösteri yapmak hakkı, demokrasinin olmazsa
olmaz şartlarındandır. Ancak, bu temel hakların kullanılmasında uyulması
gereken kurallar da -hukukun temel ilkelerine uygun olması koşuluyla- belirli
ilkelere bağlanmıştır. Bu nedenle de, gerek anayasalar ve gerekse de
uluslararası hukuk metinleri, toplantı ve gösteri yürüşünün silahsız,
saldırısız yapılması şartını, bu hakkın ayrılmaz bir ilkesi olarak
vurgulamaktadır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, bizim, toplum olarak, İkinci
Meşrutiyetten bu yana kabul edip, yasalarla düzenlediğimiz bir haktır. İkinci
Meşrutiyet Döneminde kabul edilen Tecammuat Kanunu ile İcmaati Umumiye Kanunu
bu ülkede kırk yıl yürürlükte kalmıştır. 1950’den sonra çıkarılan 6761 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, daha sonra 1963 tarihli ve 171 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Yasada
zaman zaman değişiklikler yapılmış; ancak, bu değişiklikler, her defasında,
Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Nihayet, 6.10.1983 tarih ve 2911 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.
İşte, bugün müzakere ettiğimiz yasa tasarısı, bu Kanunun bir maddesinde
değişikliği öngörmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yeri gelmişken, birazcık da bu
yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak bir iki konuya değinmek istiyorum:
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, Türk hukukunda, Anayasanın 34
üncü maddesiyle düzenlenmiştir. Buna göre “Herkes, önceden izin almadan,
silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına
sahiptir.” Anayasanın bu hükmü, toplantı ve gösterinin önceden izin almadan
düzenlenebileceğini öngörmüşse de, yine, aynı maddenin üçüncü fıkrasına
dayandırılarak, bu hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil ve şartları
gösteren 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu, ilke olarak, izin
sistemine dayandırılmıştır. Bu izin, yasada bildirim olarak da ifade edilmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle bu Hükümet döneminde, bu
yasanın uygulanması konusunda, hiç de tasvip edilemeyecek keyfîliklerin
yaşandığı bilinmektedir. Vatandaşların toplantı ve gösteri yapma talepleri,
hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir. Vatandaşlar, bu Hükümet döneminde,
bu en tabiî demokratik haklarını kullanmaktan mahrum bırakılmışlardır. Bunu, en
bariz bir şekilde, sekiz yıllık temel eğitimle ilgili olarak gösteri yapmak
isteyen ve yasanın öngördüğü prosedüre uygun olarak müracaat eden
vatandaşlarımızın bu taleplerinin valiliklerce reddedilmesi olayında yaşadık.
Bir hakkın kanun metninde yer alması tek başına hiçbir anlam ifade
etmez. Aslolan, bunun, uygulamada da geçerli olmasıdır. Aksi halde yönetimler,
vatandaşları yasadışı yollara başvurmaya teşvik etmiş olurlar. Bu ise, hiç
kimsenin tasvip etmediği gelişmelere yol açar. Bu nedenle, Hükümetler, yasalara
uygun bir şekilde demokratik tepki ve protestolarını gerçekleştirmek isteyen
vatandaşları engellemek şöyle dursun, onların, bunu, huzur ve güven ortamı
içinde gerçekleştirmelerine imkân hazırlamalıdır; yani, öncelikle, hükümetler,
demokrasiyi içlerine sindirecekler, vatandaşlarını potansiyel tehlike gibi
görme alışkanlığından vazgeçecekler ve ondan sonra da, vatandaştan, yasalara
uygun hareket etmelerini bekleyeceklerdir; yoksa “ben devletim, yaptım oldu”
mantığıyla hareket edilecek olursa, toplumsal barış yara almış olur, gerginlik
had safhaya ulaşır. Demokratik mecrada akması gereken toplumsal tepkiler, antidemokratik
ve yasadışı mecralara yönlendirilmiş olur. Sorumluluk ise, beceriksizce bu
gerginlik ortamını tırmandıran yönetimlerin üzerinde kalır.
Yine bu Hükümet döneminde sudan bahanelerle tırmandırılan gerginlikler
nedeniyle, devletin emniyet güçleriyle cami cemaati; yani mütedeyyin insanlar
karşı karşıya getirilmiştir. Neden; çünkü, bu insanların yasalar çerçevesinde
istedikleri toplantı ve gösteri yapma izni verilmemiş de ondan. Bu Hükümet
döneminde yalnızca camilerin çevresinde değil ve fakat, maalesef, üniversite
önlerinde de sık sık polis ve polis panzerleri görmeye alıştık. Okula
alınmadıkları için üniversite bahçelerinde oturma eylemi gerçekleştiren
öğrencilere yapılan müdahale kamu vicdanını derinden yaralamıştır; ama, bundan
da önemlisi, belki de, tarihte ilk kez, devletin resmî polisi, sınav
salonlarına girerek, başörtülü öğrencileri karga tulumba, hırpalayarak, rencide
ederek dışarı çıkarmış ve öğrenim özgürlüğünü hiçbir yasal gerekçesi olmamasına
rağmen engellemiştir.
Devletin emniyet güçlerini vatandaşların en temel haklarından biri olan
gösteri ve öğrenim hakkını kullananlar üzerine haksızca sevk etmenin
sorumluluğunu taşıyanlar, eminim ki, bugün olmasa da, yarın bağımsız yargı
önünde bunun hesabını vermek zorunda kalacaklardır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bu yasanın uygulanmasıyla ilgili
olarak muhatap olduğumuz en önemli problemlerden biri de, emniyet güçlerinin
zaman zaman göstericiler ve bu gösterileri izleyen basın mensuplarına karşı
takındıkları tavırlardır.
Elbette ki, polisimiz, çok büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır.
Özellikle toplumsal olaylarda yaşadığı stresi ve kimi zaman muhatap olduğu
saldırıları gözardı etmemiz mümkün değildir. Kendilerini çok iyi anlamamız ve
her türlü araç ve gereçle teçhiz etmemiz gerekir; ancak, yasal gösterilerde
haklarını arayan ve demokratik bir hakkı kullanan topluluklar üzerine de kimi
zaman acımasızca gidildiği herkesin malumudur. Türkiye, bu yakın dönemlerde,
devletin memuru olan polislerin, yine, devletin memurlarını başkentin meydanlarında,
şu Meclisin birkaç metre ötesinde, acımasızca copladığına şahit oldum. Bu
manzaralar, hiç de hak etmediğimiz görüntülerdir.
Olayları görüntülemeye çalışan basın mensuplarının nasıl
tartaklandıkları da, hafızalarda canlı bir şekilde duruyor.
Burada bir hakkı teslim etmek için ifade etmek isterim ki, Sayın
İçişleri Bakanının, Emniyet Teşkilatını daha duyarlı olma konusunda uyardığını
ve konuya özel bir ilgi atfettiğini biliyoruz; bu, memnuniyet vericidir; ama,
sorun, sadece Sayın Bakanının hassasiyetiyle çözülebilecek bir sorun değildir.
Bunun temelinde, yetersiz eğitim yatmaktadır. Bu nedenle, toplumsal olaylarla
ilgili görevlendirilecek polislerimizin, kitle psikolojisi konusunda yeterli
bir eğitime kavuşturulması da kaçınılmazdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; buraya kadar arz ettiğim
olumsuzlukların temelinde, yanlış devlet felsefesinin yattığına inanıyoruz.
Devletin, millet için var olduğu, aslolanın, insanın mutluluğu olduğu düşüncesi
kesin bir kabul haline getirilmedikçe, devletin gücünü elinde bulunduranlar,
otorite adına, vatandaşı coplamayı da doğal görür. Bu nedenle, öncelikle yanlış
devlet anlayışımızı düzeltmek ve bunu, devletin kolluk kuvvetlerine de
benimsetmek zorundayız diye düşünüyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; demokrasi, seçmenlerin belirli
aralıklarla temsilcilerini seçtikten sonra, öbür seçime kadar yönetimin
kayıtsız şartsız temsilcilere bırakıldığı bir rejim değildir. Vatandaşlar, iki
seçim arasında da toplum menfaatını veya kendi çıkarlarını ilgilendiren her konuda
seslerini duyurmak, fikirlerini açıklamak ve bunları karşılıklı tartışmak
suretiyle yönetimi etkilemeye çalışmak ve yönlendirmek imkânına sahip
olmalıdırlar. Zira, demokrasinin kaderi, demokrasinin güçlenerek yaşama şansı,
vatandaşların, toplumun bugünü ve geleceğiyle ilgili gelişmelere karşı
duyarlılık göstermesine ve siyasî hayata, giderek artan bir şekilde ve etkin
olarak katılmasına bağlıdır. Bu açıdan, vatandaşlar, kişisel olarak veya
mensubu bulundukları sivil toplum örgütleri aracılığıyla düşüncelerini ifade
etmek ve bu yolla kamuoyu oluşturmak gibi vazgeçilmez bir demokratik hakka
sahiptirler.
Her demokratik toplumda, düşünce ve bunu ifade etme özgürlüğü
olmaksızın, devlet yönetimi, yönetimdeki aksaklıklar ve bunların nasıl
düzeltileceği gibi konularda kamuoyu oluşturmak mümkün değildir. Vatandaşlar,
ancak fikirlerini hür bir şekilde açıklamak ve bunları karşılıklı tartışmak
suretiyle siyasî katılımı gerçekleştirebilir. Toplantı ve gösteri yapma
özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olmaksızın, düşünce özgürlüğü de tek başkına
bir anlam ifade etmez.
Tarihte, gelmiş geçmiş en güçlü diktatörler bile düşünce üzerinde
doğrudan etkili olamamışlardır ve doğal olarak da düşünceyi de
yasaklayamamışlardır; ancak, kitle haberleşme araçlarını sıkı bir şekilde
denetim altına alarak, örgütlenme, toplantı ve gösteri yapma hakkını kısarak
veya tamamen ortadan kaldırarak, vatandaşların düşüncelerini yaymalarını
engelleme yolunu seçmişlerdir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; müzakere etmekte olduğumuz yasa tasarısının
değişiklik gerekçesini incelediğimizde, toplantı ve gösterilerde, inisiyatifin
kötü niyetli kişi ve kuruluşlara bırakılmaması, art niyetli kişilerin hak ve
özgürlüklerin arkasına sığınarak, bu hakları kötüye kullanmasının engellenmesi
amacı taşıdığını görmekteyiz.
Gerçekten de gerekçede ifade edildiği gibi, son zamanlarda, bazı
toplantı ve gösterilerde yasadışı örgütlerin varlıklarını sürdürebilmek ve
yandaşlarını yüreklendirmek maksadıyla, örgüte ait amblem ve işaretleri
taşıyarak, âdeta özel üniformalar giyerek, tahrikçi ve tahripçi bir tavır
sergilediklerine tanık olmaktayız. Elbette ki, bu görüntüleri aklı başında hiç
kimsenin tasvip etmesi mümkün değildir. Türkiye, son yıllarda, yeryüzünde nesli
kurumuş, tarihin derinliklerine gömülmüş, çağdışı bir ideolojinin mensuplarının
gösterilerini ibretle izlemiştir.
Binlerce gencecik insanımızın, kızıl bayraklar altında, maskeli ve
üniformalı yürüyüşünü ibretle ve üzüntüyle müşahede ettik. Bu gencecik
çocuklarımız nerede, hangi mahfillerce hazırlanıp örgütlendiler; beyinleri
nasıl yıkandı, bunca üniforma nasıl gizlice dikilebildi, devletin istihbarat
birimleri neden bunu önceden istihbar edip gerekli önlemleri almadılar ve
herşeyden önemlisi, nasıl oluyor da, bizim gencecik insanlarımız, evlatlarımız,
çoğunluğu bir eğitim kurumuna devam etmekte olan bu insanlar, çağdışı bir
ideolojinin militanı haline gelebiliyorlar?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükümet, Takrirî Sükûnu çağrıştıran
ve adına irtica yasaları dedikleri baskı yasalarını bu Meclise sevkedeceğine,
bu soruların cevabını bulup, gerekli önlemleri almalıdır diye düşünüyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplantı ve gösterilerin, yasadışı
örgütlerin resmîgeçiti haline dönüştürülmesine elbette fırsat verilmemelidir;
ancak, bazı yasal gösterilerde, toplantı amacına uygun pankart ve afiş
taşıyanlara veya müzik yayını yapanlara karşı da güvenlik güçlerinin zaman
zaman fizikî güç uyguladıkları bilinmektedir. Bu da, bir temel hakkın
kullanılmasını fiilen imkânsız kılmaktadır.
Dolayısıyla, biz, bu konunun da bir çözüme kavuşturulması gerektiğine
inanıyoruz. Biz, yasa tasarısını bu yönüyle eksik görmekteyiz. Yine, yasa
tasarısında “kurulan yasadışı örgüt” veya “kurulmuş varsayılan örgüt” gibi son
derece muğlak tabirler kullanılmaktadır. Bu tür muğlak tabirlerin bir yasa
teklifinde bulunmaması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu vesileyle, Fazilet Partisi Grubunun bu tür bir yasal değişikliği
uygun gördüğünü; ancak, yasa metninde gerekli düzenlemenin yapılması
gerektiğini de vurguluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hatipoğlu.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Necati Çetinkaya; buyurun. (DYP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika Sayın Çetinkaya.
DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; konuşmalarıma başlamadan önce, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu
adına, hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.
Meclisin tatile gireceği bu son oturumunda, dileğim, ülkenin ve bu
ülkede yaşayan milletin menfaatına ve milletin tasvibine mazhar olacak
kanunların ve kararların çıkması, bunun dışında olanların da, bu Meclis
tarafından tasvip görmemesi.
Değerli arkadaşlar, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanununun 23 üncü maddesinde ve özellikle (b) bendindeki bazı eksiklikleri
gidermek üzere hazırlanan değişiklikle ilgili tasarı İçişleri Komisyonuna
geldiğinde de konuyla ilgili görüşlerimi belirtmiştim ve o sırada da, bunun
zaruretini arz etmiştim.
Gayet tabiî ki, düşünce hürriyeti, temel hak ve özgürlüklerin manzumesi
içindedir ve kişilerin vazgeçilmez haklarıdır.
Demokrasilerde, zaten, üç ana unsur vardır; din ve vicdan hürriyeti,
düşünce ve fikir hürriyeti ve teşebbüs hürriyetidir. Kişiler, bu üç hakkı,
hiçbir etki altında kalmadan, rahatlıkla ifade edebilmelidirler. İşte, modern
toplumlarda ve gerçek manada, devletin millet için var olduğunu kabul ettiğimiz
toplumlarda, orada, bu, saydığım, demokrasinin ana unsuru olan üç temel hak ve
hürriyetin, mutlaka ve mutlaka, insanlara verilmesi gerekir ve insanlar, bu
haklarını rahatlıkla ifade edebilmelidir. Kişi, düşüncesini rahatlıkla söz ve
yazıyla söyleyebilmelidir; inancını rahatlıkla söyleyebilmelidir. Zaten,
Anayasanın da temel hükmünde, bu, kişilerin vazgeçilmez hakkı olarak
verilmiştir.
Yine, teşebbüs hürriyetinde, kişiler, gerek kendi ferdî teşebbüslerinde
gerek bu teşebbüslerinin neticesinde devlete verebileceği ve devletin
kalkınmasına medar olacak her hususta, mutlaka, rahatlıkla teşebbüs hürriyetine
sahip olmalı. Yoksa, filan kişinin fikri ve düşüncesi şöyledir, öbür kişinin
böyledir diye değişik kategoriler içinde mütalaa edersek, o zaman, düşünce
hürriyeti, teşebbüs hürriyeti, kısmen askıya alınmış olur. Biz, bu hususta,
inanıyorum ki, Yüce Meclisin bütün üyeleriyle mutabıkız; ama, aslolan bir husus
daha vardır; devletin hayatiyetini devam ettirmesi. Devlet, bütünlüğünü devam
ettirdiği sürece ülkede yaşayan insanların temel hak ve özgürlüklerini ve
onların huzurunu, güvenliğini, emniyetini ve asayişini koruduğu sürece bir
görevini yerine getirmiş olur; eğer, devlet, ülkesinde yaşayan ve yönettiği
insanların hak ve hukukunu müdafaa sadedinde ihmal ve kusur gösterirse, o zaman, devlet yönetiminde aksaklık
vardır. Buna benzer olaylar Türkiye’de değişik zamanlarda yaşanmıştır. Evet,
Anayasanın 34 üncü maddesinin birinci fıkrası “Herkes, önceden izin almadan,
silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”
diyor; ama, silahsız ve saldırısız; fakat, aşağıda ne diyor “Şehir düzeninin
bozulmasını önlemek amacıyla yetkili idarî merci, gösteri yürüşünün yapılacağı
yer ve güzergâhı tespit edebilir.”
Şimdi, kişi, ben, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapacağım diyerek, şehrin
düzenini bozacak ve önceden, 2911 sayılı Kanunla ilan edilmeyen herhangi bir
yerde toplantı ve gösteri yürüyüşüne teşebbüs ederse, orada, toplantı ve
gösteri yürüyüşü hakkını ihlal etmiş olur. İşte, devlet, bu konuda gereken
hassasiyetin gösterilmesi yönünde bu düzeni kendisi sağlamalı ve önceden bunu
ilan etmelidir. Zaten, 2911 sayılı Kanunda da, uygulamada yıllarca gördüğümüz
olay; eğer, önceden belirtilen güzergâh ve yer dışına, toplantı ve gösteri
yürüyüşleri taştığı takdirde, Türkiye’de, fevkalade, telafisi mümkün olmayan,
son derece ciddî olaylar tezahür etmiştir. Örnek mi istiyorsunuz; örnek, bizzat
ailemin karşı karşıya kaldığı olaydır.
Bölge valisi olduğum sırada, sırf devletin üniter yapısını korumak ve
kollamak için, ülkenin millî birlik ve bütünlüğünü korumak için orada
gösterdiğimiz çalışmaların neticesinde, silahsız ve korumasız olarak ülkenin
emniyetine teslim edilen evlatlarımız, bizzat kendi evladım, diri diri
yakılmıştır; 13 kişi, o olayda diri diri yakılmıştır ve orada, maalesef, millî
ekonomiye büyük bir darbe vurulmuştur. Eğer, orada, şu kanunun bu maddesi, o
zaman, ciddî olarak alınmış olsaydı ve uygulanmış olsaydı... Çünkü, 150 metre
mesafeden el arabalarına doldurulmuş olan patlayıcı molotof kokteyleri ve
tahrip gücü yüksek olan bombalarla, maalesef, saldırıya geçilmiş ve o menfur
olay vuku bulmuştur.
Yine, bu konuda örnek, Kadıköy olayı vardır. Nedir Kadıköy olayı; 1996
yılı 1 Mayısında, biliyorsunuz, kanunda getirdiğimiz değişiklikle ilgili
olarak, maalesef, üniformalar giyilmiş; maalesef, toplantı, çığırından
çıkarılmış; işçi teşekküllerinin üçü bir araya gelerek, 1 Mayısı kutlamak için,
birlik içinde hareket ettikleri halde, toplantının mehabetini bozan gruplar
yürüyüşe geçmişler ve orada, devletin ve vatandaşın malına ve canına kasteden
son derece elim ve vahim olaylara sebebiyet vermişlerdir. Hiçbir yerde, bir
toplantı ve gösteri yürüşüyü yapılırken, kesinlikle can ve mal, hedef olarak
alınmaz. Orada can ve mal hedef
alınmıştır. Maske niye takılır?..
Değerli arkadaşlar, tatbikattan gelen, uygulamadan gelen bir arkadaşınız
olarak söylüyorum; Batı ülkelerinde yaptığımız incelemelerde, yüzünü kapatan,
maskeli olarak yürüyüş yapan her kişi, devletin millî birlik ve bütünlüğüne
yönelik bir harekete tevessül etmiş olarak kabul ediliyor; Almanya’da böyledir,
Fransa’da böyledir, İtalya’da böyledir. İşte, o gün de, o hareket aynen olmuştur
ve Kadıköy’de yaşanan o olay, vuku bulan o olay, hâlâ, gözlerimizin önünde
bütün canlılığını muhafaza etmektedir.
Devlet, işte, üniter yapısını korumak, millî birlik ve bütünlüğünü
muhafaza etmek ve ülkesinde yaşayan insanların huzur ve güvenini korumak ve
kollamak için, gayet tabiî ki, Anayasanın 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen bazı önleyici
tedbirleri getirmiştir ve serdetmiştir. Ne diyor: “Kanunun gösterdiği yetkili
merci, kamu düzenini ciddî şekilde bozacak olayların çıkması veya millî
güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi veya Cumhuriyetin ana niteliklerini yok
etme amacını güden fiillerin işlenmesinin kuvvetle muhtemel bulunması halinde,
belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir veya iki ayı aşmamak
üzere erteleyebilir. “ İşte, bunu aykırılık olarak görüyor Anayasa ve onun için
diyor ki, engelleyici hükümler kanunla düzenlenir. İşte, 2911 sayılı Kanun, bu
engelleyici hususları getirmiştir. Ne diyor, getirilen değişiklikte, 23 üncü
maddenin (b) bendi: “Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü
kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli
veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı,
yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve
benzeri maddeler ile suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan
örgütlere ait amblem ve işaretler taşınarak veya bu işaret ve amblemleri
üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini
gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek
toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik
taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu
nitelikte sloganlar söylenerek ve ses cihazları ile yayınlanarak.”
İşte, bu sayılan hususlarda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, amacını
taşmış ve Anayasanın, kanunun gösterdiği yetkili mercilerin yetkisini
kullanmayı gerektiren durum kendiliğinden vuku bulmuş oluyor, kendiliğinden
teşekkül etmiş oluyor. İşte, o yetkili merci, belirtilen hususlar mevcut olduğu
takdirde, toplum düzeninin, şehir düzeninin, şehir huzurunun ve güvenliğinin
sağlanması için, o zaman müdahale edecek ve dolayısıyla, bu şekil işaretler,
bereleyici, kesici, öldürücü maddeleri ve aletleri taşıyan, bu tür hareketlere
tevessül eden topluluklara, gayet tabiî ki, devlet, ferdin huzurunu ve güvenini
koruma babında, ülkenin huzurunu korumak için, şehir düzenini korumak için
müdahale etme hakkını yetkili mercilere vermiştir ve yetkili merciler, o zaman,
bu yetkilerini kullanarak, bu harekete tevessül edenler hakkında önleyici
tedbirlerini alacaktır.
İşte, bu konuda, gayet tabiî ki, mensubu bulunduğumuz ve mensubu olmakla
şeref duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekasının ve hayatiyetinin
idamesi hususunda, herkes, elinden gelen bütün gayreti göstermek
mecburiyetindedir. Demin, diğer gruplara mensup konuşmacı arkadaşlarımı zevkle
dinledim; herkes, bu hususta müttefiktir; herkesin, bu konuda, önleyici
tedbirlerin alınması ve dolayısıyla, gerekli olduğu takdirde, maddede
zikredilen üniforma, patlayıcı, bereleyici, zehirleyici gaz ve madde kullanan
toplulukların veyahut da fertlerin, bu tür toplantı ve gösteri yürüyüşlerine
müsaade edilmemesi hususunda fikir birliği içinde olduğunu gördüm ve bu konuda
da son derece memnun oldum. Tabiî ki, düşüncesini ifade sadedinde masumane bir
şekilde yapılan, ülkenin millî birlik ve bütünlüğüne zarar vermeyecek her türlü
hareketin devamlı olarak yanında olduk ve yanında olmaya da devam edeceğiz;
çünkü, aslolan, fikirlerin rahatlıkla söylenmesidir. Zaten, kimsenin, buna, en
küçük bir müdahalesi yoktur ve olamaz da; çünkü, sesli düşünülen yerlerde,
herkes, birbirini daha rahat anlayabilir. Bizim, toplum olarak en önemli
noksanlıklarımızdan birincisi, sabırsız olmamızdır. Sabır ve tahammül
gösteremiyoruz. Biz, zannediyoruz ki, doğruları, hep, yalnız kendimiz
söylüyoruz. Karşımızdakini dinleyebilmiş olsak, dinleme tahammülünü göstermiş
olsak, onun da, aynen, bizim gibi, doğruları düşündüğünü ve müdafaa ettiğini o
zaman göreceğiz ve o zaman toplumda bir konsensüs meydana gelir; ama, gelin
görün ki, sabırsız bir toplum olduk, sevgisiz bir toplum olduk. Birbirimizi
sevmeyen, birbirimize karşı peşin hükümlerle hareket eden ve dolayısıyla,
ülkenin birlik ve bütünlüğü için, toplumun huzuru ve sükûnu için, insanların
hayatlarının müreffeh sürdürülmesi için, gerektiğinde fedayı nefs sahibi
olarak, birbirimize karşı tahammül göstererek, birbirimizi kucaklayarak,
birbirimizi severek, sayarak ve barışçı olarak, affedici olarak bir tavır
sergilemediğimizden dolayıdır ki, toplum, maalesef, istenilen huzur ve sükûnu
yeteri derecede yakalayamamıştır. Bence, Türkiye’nin en önemli sıkıntılarından
birisi budur; birbirimizi anlayamamak, birbirimize tahammül edememek. Ben, sana
karşı, fikirlerinde saygılı olacağım; çünkü, senin fikirlerin, zaten, insanın
ve ülkenin huzuru ve sükûnu içindir; ama, sen de, sana saygılı olduğum derecede
bana saygılı olmak mecburiyetindesin. Fikirlerini tasvip etmesem bile,
fikirlerine karşı olsam bile, yani, sağdan soldan işitme ve fısıltı şeklinde
birbirimizi değerlendirirsek eğer, biraz önce bir arkadaşımızın söylediği gibi,
yanlış zehaba kapılmış oluruz.
Beyler, gerektiğinde, bu vatan için, bu topluluk için, bu ülke için, bu
bayrak için, evladımızı seve seve feda eder, kendimizi de feda ederiz ve
biliyorsunuz ki, bölge valisi olarak, şehit evladımın cenazesini Fatih Camiinin
avlusundan kaldırdığımda, cenazenin başında teröristlere şöyle seslendim: “Bir
değil, bin Ahmetim bu ülke için feda olsun; ama, geliniz, kanuna teslim olunuz.
Teslim olmadığınız sürece de, devletin pençesi devamlı olarak ensenizde
olacaktır.” Biz, bunu seslendik... Bunu
niçin söyledik; bu ülkenin birlik ve bütünlüğü için, ülkenin huzuru için,
ülkenin bölünmez bütünlüğü için...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, süreniz bitti efendim.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, benim sizden ricam,
bu konuda gerekli konsensüsü göstermek ve ülkenin birlik ve bütünlüğünü
sağlamak.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Şahsı adına, Sayın Halit Dumankaya; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, günümüzde moda olmuş, görüşmek için hangi kanun tasarısı gelirse
gelsin, irticayla alakalı olsun veya olmasın, buraya çıkan muhalefet
partilerinin bazı sözcüleri, her kanun tasarısının her maddesi üzerinde
irticadan bahseder; devamlı “irtica” der, der... Şimdi, bu kanun tasarısı
üzerinde konuşan konuşmacılar da, aynı şekilde, irticadan bahsettiler,
irticadan dem vurdular.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kim bahsetti?!
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, o, irticayla ilgili
denilen kanun tasarıları biraz sonra buraya gelecek, onlar üzerinde de
konuşacağız.
Bu kanun tasarısı da önemli bir kanun tasarısı; tek maddelik bir kanun
tasarısı; ama, temel hak ve özgürlüklerin arkasına sığınan artniyetli kişiler,
gösteri ve yürüyüşü sabote etmek için, devleti yıkmak için, devleti bölmek için
her türlü aracı meşru sayıyorlar. Devletimiz, elbette buna müsaade
etmeyecektir, Hükümetimiz, elbette buna müsaade etmeyecektir.
Bu tasarı, hayırlı bir tasarıdır. Ülkemize hayırlı olmasını diliyor;
hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Çok teşekkür ederim; en güzel konuşmanızı yaptınız Sayın
Dumankaya.
Sayın Bakan, konuşacaksınız, değil mi efendim?
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Evet efendim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerini, burada, birlikte
tamamlıyoruz.
Benden önceki konuşmacı arkadaşlarımız da ifade ettiler; 23 üncü maddede
bir değişiklik öngörüyoruz. Bu değişiklik, bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Bazı
yasadışı örgüt ve unsurlar, geçmişte, birtakım belirli günlerde, kendi
propagandalarını yapmak amacıyla, özel üniforma, çeşitli flama ve işaretlerle,
vatandaşlarımızın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kısıtlayacak, onları
sabote edecek davranış içerisinde bulunmuşlardır. Böyle bir ihtiyaç hasıl
olduğundan dolayı, huzurunuza bu değişiklik tasarısıyla gelmiş bulunuyoruz.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, temel hak ve özgürlükler arasında
saydığımız önemli haklardandır. Anayasamız ve kanunlarımız, bu hakkın en özgür
şekilde kullanılmasına imkân verecek düzenlemeleri içermektedir.
1997 yılında, açık ve kapalı olmak üzere, toplam 1 112 toplantı
gerçekleşmiştir. Bu toplantıların sadece 32’sinde olay zuhur etmiştir. 1 112
toplantıdan hiçbirisi, ne iptal edilmiştir ne de izin verilmemiştir.
1998 yılında, bugün itibariyle, 235 açık ve kapalı toplantı
gerçekleştirilmiştir. Bu toplantılara 385 777 vatandaşımız iştirak etmiştir. Bu
toplantılardan sadece 8’inde olay meydana gelmiştir. 235 toplantıya da idarî
makamlarca izin verilmiştir, hiçbirisi iptal edilmemiştir.
Umarım, bu değişiklik tasarısı, uygulamada görev yapan emniyet
teşkilatımıza, güvenlik güçlerimize bir kolaylık sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, toplumsal olaylar olarak nitelediğimiz
olayların, hemen hemen, tamamının arkasında sosyal olaylar yatmaktadır.
Neticede, bizim, en son gördüğümüz, yani, polis ile göstericinin, polis ile
memurun, polis ile öğrencinin karşılaşması, işin finalidir. Bu hadiselerin
gerisinde, mutlaka, sosyal olaylar vardır. Bu sosyal olaylar çözümlenmediği
sürece, elbette, toplumun gelişen dinamikleri içerisinde, zaman zaman, çeşitli
toplumsal olaylar olmaktadır; ama, memnuniyetle ifade edelim ki, son iki
yıldır, toplumsal olaylarda, Türk polisi, bütün tahriklere rağmen, bütün
provokasyonlara rağmen, bu gösterilerin, bu toplantıların kamu düzenini ihlal etmesine
izin vermemiştir. Kızılay gibi, Taksim gibi meydanlar, artık, devletin, kamu
otoritesinin her zaman hâkim olduğu yerlerdir ve bugüne kadar olduğu gibi,
bundan sonra da, idarecilerimiz tarafından, mülkî amirlerimiz tarafından izin
verilmeyen meydan ve alanlarda, özellikle izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü
yapılması mümkün olmayacaktır; güvenlik güçlerimizin bu tavrı, bundan sonra da
devam edecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, bugün, Yüce
Meclisimizin almış olduğu seçimlerin yenilenmesine dair kararın, Yüce
Parlamentomuza, şahıslarınıza ve partilerimize hayırlı olmasını diliyorum.
Ayrıca, İçişleri Bakanı olarak, huzurunuza getirdiğimiz her tasarıda,
bütün parti gruplarının sergilemiş olduğu büyük uzlaşma örneğine, hoşgörüye,
işbirliğine, Bakanlığım adına teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Şahsı adına, Sayın Aslan Polat; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Polat, konuşma süreniz 10 dakikadır; Sayın Bakan da, uzlaşmacı
tavrınızdan dolayı size teşekkür etti.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinize
saygılar sunuyorum.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum.
Toplantı ve gösterilerde, boğma teli, zincir gibi yaralayıcı maddelerin
taşınmasının yasaklanması gayet doğal bir şey. Zaten, toplantı ve gösteriden
esas maksat, bir insanın, karşısındakine, fikrini, demokratik olarak izah
edebilmesi ve anlatabilmesidir.
Demokratik bir hak kullanılırken, yaralayıcı, öldürücü maddelerin
kullanılması doğru değildir. Hatta, siz, bir hakkı kullanacağım diye, mesela,
1980 öncesinde olduğu gibi, 1 Mayıs günlerinde bütün insanları evlerine sokmaya
kimsenin de hakkı olmadığı bir gerçektir; çünkü, neden; bir hak kullanılırken,
herkes bundan bir zevk duymalı. İnsan, bir fikir olarak, fikrini izah edebilir;
ben, o fikire karşı olabilirim; ama, zaten, demokrat olabilmek, kendisine
aykırı fikirlere müsamaha gösterebilmektir. Yoksa, kendisini destekleyen,
kendisini öven fikirleri, demokrat olan olmayan, herkes beğenir. Bugün, dünyada
en demokrat olmayan ülke neresi; Irak’tan bahsediliyor... Saddam’ın orada da
gösteriler yapılıyor; ama, o gösteriler de ne oluyor; o lider alkışlanıyor, o
lider methediliyor.
Benim burada söylemek istediğim konular şu: Getirilen bu maddenin bir
kısmında, mesela, afiş diyor, pankart diyor, döviz diyor, resim diyor. Bunlar,
çok ileri fikirlerdir. Mesela, 1970’li yıllarda, bizim üniversitede okuduğumuz
zamanlarda, Che Guevara’nın resmi, birtakım gruplar için alkışlanan, birtakım
gruplar için son derece tehlikeli olan resimlerdi; ama, şimdi, bakıyoruz, Che
Guevara’nın resimleri ve müzikleri dünyada satış rekorları kırıyor; hiçbir
tepki de doğurmuyor. Mesela, bir Nâzım Hikmet’in şiirleri, Türkiye’de, en
radikal sağcı olduğu söylenen bir televizyonda okunuyor ve o televizyonda, çok
aşırı istekten tekrarlanma ihtiyacı hissediliyor.
Neyi söylemek istiyorum; şiirlerde, resimlerde, fotoğraflarda, böyle,
zamana göre değişebilecek fikirlerde çok baskıcı olmamak lazım; çünkü, burada,
öyle maddeler var ki, yarın, eğer, böyle, her afişten, her pankarttan, her
bezden, her dövizden, her renkten bir huy kapmaya kalkarsanız “birisi kırmızı
bant taktı, ben, bunu yasaklayacağım; biri yeşil bant taktı, ben, bunu
yasaklayacağım; biri falanın resmini astı, ben, bunu yasaklayacağım” derseniz,
bu gösteri yürüyüşleri demokrat olmaktan çıkar ve bir pandomime döner diye korkuyorum.
Sayın milletvekilleri, dikkat
etmemiz gereken önemli bir konu da şudur: İnsanlar, demokratik haklarını, dört
yılda, beş yılda bir, sadece oy sandıklarında kullanmazlar. Demokrat olan
insanlar, fikirlerini, gösteriyle, toplantıyla, yürüyüşle, halka izah
edebilirler. Mesela, bu Hükümet döneminde Sekiz Yıllık Eğitim Yasası çıktı.
Sekiz Yıllık Eğitim Yasası çıkmadan önce, bu Yasanın çıkmasını istemeyen
gruplar, Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinde gösteri yürüyüşü yapmak istediler;
toplantı için meşru olarak komite oluşturdular; Bakanlığa müracaat ettiler;
Bakanlık, 8 vilayetin 7’sinde bunu yasakladı. Ne oluyor o zaman; son derece
önemli bir kanun çıkacak, toplumun bir kesimi, burada, fikrini halka izah etmek
istiyor, toplantıyla, gösteriyle, yürüyüşle belirtmek istiyor; ama, siz buna
müsaade etmediğiniz zaman, o toplantı ve gösteriler yapılamadığı zaman ne
oluyor; tepki oluyor. Yoksa, zincirli, pankartlı, değnekli toplantıya herkes
karşı olabilir; ama, bir toplantıda zincir, pankart, demir yoksa...
Efendim, elbise konusunda da şunu söylemek istiyorum: Ben, kıyafetten,
elbiseden çekinmem; ama, o elbisenin üzerinde, bir suç örgütünün simgesi,
bayrağı varsa, zaten, o suçtur, ona kimse itiraz etmez. Yani, çok net olarak
söyleyeyim; bir insan, bugün, PKK’nın resmini, bayrağını taşırsa, zaten, devlet
buna müsaade etmez; o suçtur; ama, öyle, pankart, bayrak taşımadan, sadece,
misal, sekiz yıllık eğitimle ilgili olarak “imam-hatiplerin kapanmasını
istemiyorum” diye miting yapmak istedi; ama, siz buna müsaade etmediğiniz
zaman, bu gösteriler, mesela, bir cami çıkışına veya bir başka yere gidiyor ve
orada, üzücü olan, halkın istemediği olaylar meydana geliyor. Bir baraj gibi...
Nasıl, bir baraj yaparsınız, suyu tutarsınız; ama, ondan sonra, baraj su
dolduğu zaman, savağı açmak zorundasınız; açmazsanız, patlama meydana getirir.
Burada ne var; benim, burada, çok net olarak söylemek istediğim konu
şudur: Bu tip konularda, bu tip gösterilerde müsamahakâr olmak iyidir; silaha
başvurulmadığı müddetçe -1970’li yıllarda, 1 Mayıs veya bazı nevruz
gösterilerinde olduğu gibi- hoşgörülü olmak iyidir; ama, tekrar bahsediyorum,
gösteri yapacağım diye, dükkânları yağmalamak, dükkânları yakmak, kamu
mallarına zarar vermek çok yanlıştır.
Yalnız, Sayın Bakanım, sizden cevaplandırmanızı istediğim bir sorum var;
bu konuda bir endişem var. Bunu, sizin için söylemiyorum; sizin, o demokrat
kişiliğinizi herkes kabul ediyor. Bu Hükümette, keşke, herkes, sizin kadar veya
Adalet Bakanı kadar demokrat olsaydı. En çok üzüldüğüm de bu; yani, en demokrat
iki bakanın, seçim bahanesiyle değiştirilmesi. Buna üzüldüğümü de burada
belirtmek istiyorum.
Yalnız, şunu söylüyorum: Şimdi, burada “yüzleri gözleri örtülü”
deniliyor. Şimdi, bizim Anadolu’da, bir parti mitingi olduğu zaman, hanımların
çoğu çarşaf giyerler, ihram giyerler. Mesela, Erzurum’u alın; Erzurum’da,
Bayburt çarşafı meşhurdur. Burada, hanımlar, başları örtülü, çarşaflı veya bir
başörtüsüyle yüzünü örtmüş olarak bu mitinge, bu gösteriye geldikleri zaman,
güvenlik güçleri, bu kanuna dayanarak, bunlara müdahale edecek midir? Bu yönde
bir endişemiz vardır. Şundan dolayı endişemiz vardır: Bugünlerde, birtakım gazetelerde bazı yazılar çıktı: “80 valinin
40’ı irticacı diye atılacak.” Niye atılacakmış; hanımları başörtülüymüş diye.
Şimdi, hanımının başörtülü olmasından dolayı -gazete ifadesi doğruysa- bir
valinin, bir kaymakamın görevden atılabileceği bir ülkede, acaba, o gösteri ve
yürüyüşlere, toplantılara, Anadolu’da tesettürlü olan, inancından dolayı veya
yöresel kıyafet olarak çarşaf giyen, ihram giyen veya tesettür dediğiniz
eşarpla yüzünü biraz daha fazla örten hanımlar katıldıkları zaman, hiçbir
silaha, hiçbir tedbire, hiçbir şiddete başvurmadıkları zaman, o demokratik
haklarından mahrum edilecekler midir? Bu, bizim için büyük bir endişedir.
Şunu, tekrar söylemek istiyorum: Burada -gerçi, biraz sonra önergeler de
verilecektir- müzik olsun, bayrak olsun, bunlara dikkat etmek lazım. Tekrar
üzerine basarak konuşuyorum; Nâzım Hikmet’in şiirleri, Ruhi Su’nun şiirleri
veya Che Guevara’nın şiirleri veya sözleri, 1970’li veya 1980’li yıllarda büyük
tepki topluyordu; bugün, bütün toplum tarafından zevkle dinleniyor. Demek ki,
böyle, müzikten ve evrensel değerleri olan şeylerden huy kapmamalı. Yoksa, ben
de biliyorum; benim talebe olduğum dönemlerde, Kiziroğlu Mustafa Bey,
Dev-Sol’un en çok sevdiği şarkıydı; ama, bugün, bütün Türkiye bunu dinliyor.
Onun için, bu tip hareketlere, bu tip müziklere, böyle, çok da tepki
göstermemek gerektiğini düşünüyorum.
Yine de, şiddetin önlenmesi için... Hakikaten, gösteri yürüyüşlerinde
şiddet gibi şeylerin olmaması lazım; çünkü, herhangi birinin, demokratik bir
hakkı kullanırken, beni eve sokmaya, benim işyerimi harap etmeye hakkının
olmadığı doğru; ama, diğer taraftan, resim veya müzikte veya bir örtü meselesinde
biraz daha müsamahalı olmak gerektiğini düşünüyorum.
21 inci Yüzyıla girerken, birbirimize, böyle, şiddete başvurmayan her
türlü propagandada anlayış göstermemiz gerektiğine inanıyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat.
Tasarının tümü üzerindeki müzakereler bitmiştir.
Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunacağım; yalnız, maddelere
geçilmesi sırasında yoklama yapılması konusunda bir istek var. Yalnız, şu anda,
salonda, görülen bir çoğunluk var. 60 kişi sadece Fazilet Partisinden var. Onun
için, bu safhada bu yoklama talebini işleme koymuyorum.
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Nerede çoğunluk var?!.
BAŞKAN – Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Arkadaşlar, o zaman salonu boşaltsaydınız, çoğunluk olmazdı.
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Canım, yanlışı hep ben mi yapıyorum yani, biraz da siz
yapıyorsunuz.
1 inci maddeyi okutuyorum:
TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ KANUNUNUN BİR
MADDESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI
MADDE 1. – 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve
Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 23 üncü maddesinin (b) bendi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“b) Ateşli
silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya
taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve
boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü
zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile suç işlemek maksadıyla
kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere ait amblem ve işaret taşınarak
veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler
giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez
vesair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve
kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç
ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları
ile yayınlanarak,”
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın
Algan Hacaloğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 1 inci maddesi üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış
bulunuyorum; hepinize saygılarımı sunuyorum.
12 Eylül 1980’den sonra, 1982 Anayasası yapıldı. 1982 Anayasasından
sonra, o Anayasanın özgürlükleri sınırlayan anlayışıyla özdeşleşen bazı yasalar
uygulamaya konuldu. Aradan onbeş yıl geçti; Türkiye demokrasisi, hâlâ, bu
kısıtlayıcı, yasaklayıcı mantığı içeren yasalarla yönlendirilmekte,
yönetilmekte ve toplumun yapılanması bu yasalarla kıskaç altına alınmakta. Bu
yasalardan bir tanesi de, şu anda, bir maddesinde değişiklik yapmak üzere ele
almış bulunduğumuz 1983 tarihli 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Yasası.
Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarının ardında, benden evvel söz alan
değerli milletvekillerinin farklı üsluplar içinde dile getirdikleri
gerekçelerle çok haklı nedenler olabilir, vardır. Ancak, bu haklılık, hiçbir
şekilde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının, gerçekten,
demokratik bir toplumun hak ettiği, Batı demokrasilerinin içlerine
sindirdikleri bir yasa niteliğinde olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Bakınız, 2911 sayılı Yasayla, sadece ve sadece, Sayın Cumhurbaşkanına,
Sayın Başbakana, sayın bakanlara, devlet ve hükümet konularında bilgi, konuşma
ve toplumu aydınlatma konusunda toplantı yapmaları halinde, yasa kapsamı
dışında tutulup, izin alınmaması öngörülüyor. Bir de bir başka kesime bu hakkı
veriyor, o da, bize -milletvekillerine- izin alınmadan, toplumla sohbet
niteliğinde görüşme yapma hakkını veriyor. Peki, demokrasi, sadece Başbakanla,
Cumhurbaşkanıyla, milletvekilleriyle mi sınırlı?..
Bir muhtar, bir belediye başkanı, bir belediye meclis üyesi, bir il
genel meclisi üyesi, bugün kalkıp kendi mahallesinde “ben mahallemde dertleri
dinleyeceğim, halkla toplantı yapıp sohbet edeceğim” dese, eğer, oradaki savcı,
mülkî amir veya emniyet güçleri konuya biraz ters bakıyorlar veya o kişi
hakkında çok olumlu kanaat taşımıyorlarsa, o toplantı, Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşleri Kanununa aykırıdır ve bu Yasa gereği hakkında işlem yapılır.
Örgütlü toplum diyoruz; bugün, sivil toplum örgütlerinin hiçbir önderi,
genel başkanı, bırakınız onu, demokrasinin temel unsuru olan siyasî partilerin
genel başkanları, bir yere gidip “ben, otobüsümden indim, şurada bir topluluk
var, onlarla sohbet edeceğim” dese; eğer, oranın savcısı veya mülkî amiri bunu
içine sindirmezse yasayı uygular ve hakkında işlem yapabilir. Yani, bugün,
örgütlü toplumun tüm kesimleri, milletvekilleri dışındaki tüm seçilmişler,
halkla bir sohbet toplantısı yapmak isteseler dahi, bu yasanın gereği olarak, o
yerin mülkî amirinden izin almak zorundadırlar. Bu izin alınmadan, zaman zaman
bu temaslar yapılabiliyorsa, o, oradaki mülkî amirin iyi niyetinden kaynaklanır,
yasanın vermiş olduğu bir haktan değil. Böyle bir yasa olabilir mi?! Böyle bir
yasayı, 2000’li yıllara giderken içimize sindirmemiz mümkün olabilir mi?!
Değerli milletvekilleri, bakınız, mevcut yasa, kapalı toplantıların saat
23.00’te bitmesini öngörür. Biz, burada bir karar aldık; belirlediğimiz işleri
bitiremezsek, gerekirse sabaha kadar burada çalışacağız, burada toplanacağız.
Peki, bir siyasî parti, bir kapalı toplantı yapıyor ve saat 23.00’te toplantı
bitmedi... Görüşecek... Toplanacak... Konuşacak... Bu yasa izin vermiyor ve
“hayır, yapamazsınız” diyor. Eğer, mülkî amir size yan bakıyor, ters bakıyorsa,
gelir, o toplantınızı yasaklar, hakkınızda takibatta bulunur. Yasada deniliyor
ki, güneş doğmadan toplantıya başlayamazsın; sana ne, ben belki başlayacağım.
Yani, kapalı toplantının güneşle ne ilgisi var!.. Yani, dünyada güneşin altı ay
doğup, altı ay doğmadığı yerler var; yani , böyle bir yasayı oralarda nasıl
uygulayacaksınız?!. (ANAP sıralarından gürültüler) Hayır, tabiî, bu yasayı
oralarda uygulamak diye bir durum olamaz; ama, eğer, biz, demokratik bir toplum
olarak, uluslararası sözleşmelere taraf isek ve...
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Buradan, millî kanunlar çıkar.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Biliyorum, tabiatıyla, siz de bunu
biliyorsunuz çok değerli başkan, siz de biliyorsunuz; ama, uluslararası
sözleşmelere tarafız ve uluslararası sözleşmelere taraf olan bütün ülkeler,
aynı bazda demokrasi kurallarını sahiplenmek durumundalar. Tabiî, benim burada
söylemek istediğim, eğer, aynı demokrasi kurallarını sahipleniyorsak, böyle bir
kuralı, bir başka Batı demokrasisinin kabul etmesi mümkün mü!.. Kendimize göre,
böyle keyfî kurallar koymak, ancak ve ancak, 12 Eylülün kısıtlı demokrasi
ortamında kabul edilmiş, ancak, artık, hukukumuzdan ayıklamamız gereken
kurallardır.
Değerli arkadaşlarım, siyasî partilerin seçilmiş il ve ilçe örgütleri
vardır; siyasî partilerin il ve ilçe yöneticileri vardır ve bunlar, her türlü
sicil takibine uğrarlar. Bunların her türlü kimlik belgeleri, ilgili mülkî
amirlikte vardır; buna rağmen, sanki siyasî partiler, demokrasinin bütün
kurallarıyla oluşturulmuş, temel örgütleri değilmişçesine, eğer, siyasî
partiler bir toplantı yapma ihtiyacını duyarlarsa, yeniden siyasî partilerin, o
toplantıya ilişkin 7 kişilik bir uygulama, yürütme komitesi kurması
öngörülüyor.
Biz, bugün, özünde, esasında,
siyaseti küçümseyen, sivil toplum örgütlenmesini yeterince özümlemeyen,
demokrasinin çoğulculuk boyutunu algılayamayan ve bu boyutlarıyla Batı
demokrasi normlarından oldukça kopmuş, uzak kalmış anlayışı yansıtan bir yasayı
ele aldık. Bu yasada, son iki yıldır, benim seçim bölgem olan Kadıköy’de veya
İstanbul’da yapılan bir iki toplantıda, gerçekten hoş olmayan, gerçekten
sonunda belirli tansiyonların yükselmesi ve bir yerde, çatışma ortamının
doğmasına da katkıda bulunan, zaman zaman provokasyona zemin oluşturan
görüntülerin ortaya çıkmış olması nedeniyle, bir düzenleme yapma...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, süreniz bitti efendim.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) –Sayın Başkan, müsaade ederseniz bir cümleyle
bağlayayım.
BAŞKAN – Biz, kanunların görüşülmesi sırasında süre vermiyorduk; ama,
neyse... Bugün kuralı bozduk. Yalnız, son cümlenizi söyleyin.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Evet, lütfen...
Eğer, o anlayışla bu yasayı ele almış isek, benim şu söylediğim ve
söylemediğim alanları da kapsayan, bırakınız bu Anayasayı değiştirmeyi, bu
Anayasanın özüyle uyumlu, ancak, daha demokratik, daha özgürlükçü, sivil
toplumu daha önemseyen, siyasî partileri önemseyen, seçilmişleri önemseyen bir
düzenlemeyi yapma imkânı vardı. Bu konuda, biz, bir yasa teklifi vermiştik; iki
yıldır, bu yasa teklifi komisyonda bekliyor. Bundan evvel verilmiş bir
teklifti; o teklif, orada yatıyor; ama, bu teklif, onun önüne alınıyor ve
huzurunuza getiriliyor; umarım, yeni dönemde o da ele alınır.
Bu duygularla, hepinize saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hacaloğlu.
Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Ersönmez Yarbay; buyurun.
Süreniz 10 dakika efendim.
FP GRUBU ADINA ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz
almış bulunuyorum; Fazilet Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye’nin daha çok demokratikleşmesi gerekirken, daha çok insan
hakları konusunda ilerlemesi gerekirken, gösteri ve yürüyüşlerin teşvik
edilmesi gerekirken, maalesef, bugün, Meclisimizde, 12 Eylül 1980’den sonra
çıkarılan, o olağanüstü dönemde çıkarılan bir kanunun, bir maddesinin daha çok
ağırlaştırılması gündeme gelmiştir.
Biraz önce, Sayın Bakanın vermiş olduğu bilgiye göre, bütün Türkiye
çapında, 1997 yılında 1 112 toplantı ve gösteri yürüyüşü olmuş; 1998 yılında
235 toplantı ve gösteri yürüyüşü olmuş. Yılın ortasını geçmişiz; yani, 1998’in
yarısı bitmiş, Türkiye gibi demokratik olduğunu iddia eden, demokrasiyle
yönetildiğini iddia eden bir ülkede, sadece 235 tane izinli toplantı ve gösteri
yürüyüşü olmuş. Türkiye gibi 80 tane ili, 900’den fazla ilçesi, 3 binden fazla
beldesi olan bir memlekette, altı aylık bir zaman diliminde 235 toplantı ve
gösterinin olması, gerçekten, Türkiye için çok az bir rakamdır. İnsanlarımızın
gösteri ve yürüyüş yapmalarını, insanlarımızın talepkâr olmalarını, taleplerini
sokaklarda, meydanlarda dile getirmelerini teşvik etmeliyiz.
Bunları teşvik etmemiz gerekirken, getirilen bu kanun tasarısıyla,
özellikle, miting ve gösteri düzenleyenleri yıldıracak, onları, miting ve
gösteri düzenlemekten caydıracak yeni birtakım kısıtlamalar getiriyoruz.
Halbuki, biz, Türkiye olarak, milletvekilleri olarak, Meclis olarak, bu
gösterilerin ve mitinglerin birer karnaval havasında -başlarını örtsünler, ne
giyerlerse giysinler, ne yaparlarsa yapsınlar, hiç problem değil- geçmesi için
gereken tedbirleri almalıyız. Halkından korkan bir devlet, halkından çekinen
bir devlet olmamamız gerekiyor. Efendim, başını örtmüş, gizlenmiş, bilmem ne
yapmış, maske takmış, yanında şunu bulundurmuş, bunu bulundurmuş gibi birtakım gerekçelerle
özgürlükleri kısıtlamamamız gerekiyor. Bizde toplantı ve gösteri yapanların
sayısı zaten az; ben şahsen hükümet olsam, toplantı ve gösteri yapanlara,
yürüyüşlere katılanlara teşvik belgesi veririm. 65 milyonluk Türkiye’de, Sayın
Bakanın verdiği bilgiye göre, geçen sene 385 bin kişi sokağa çıkmış; bu, çok az
bir rakam ve bu kanunla biz, özgürlükleri daha da kısıtlıyoruz, insanları nefes
alamaz hale getiriyoruz.
Burada sayılan maddeler o kadar çok ki... Ateşli silahlar, zaten, başlı
başına bir suçtur, ayrıca Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun içerisine
koymaya gerek yok. Patlayıcı maddeler suçtur; yaralayıcı, bereleyici araçlar,
çubuklar vesaire, bunların hepsi suç aletleridir; dolayısıyla, bir toplantı
veya gösteri yürüyüşüne gittiğiniz zaman, polis barikatında bunlar, zaten
kontrol ediliyor ve polis barikatını aşmak zaten mümkün değil.
O sebeple, bu kanun tasarısı lüzumsuzdur ve gereksizdir. Bu kanun
tasarısının, Türkiye’de zaten az olan özgürlükleri daha da kısıtladığına
inanıyorum ve bu arada, Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin
kolaylaştırılması gerektiğine inanıyorum. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri için
7 kişilik bir tertip heyeti istiyorlar, bu 7 kişiden, cumhuriyet savcılığından
sabıka belgesi, nüfus cüzdanı, ikametgâh belgesi gibi bir sürü belge
isteniliyor. Şimdi, ayrıca, bu insanlara ek külfetler yükleniyor; kanun
tasarısının gerekçesinde şu var: “Düzenleme kurullarının, toplantı ve
gösterilerin kanunsuz hale dönüşmemesinde daha dikkatli olmaları ve
olumsuzlukları önlemeleri amaçlanmış ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşleri Kanununun 23 üncü maddesinin (b) bendinin değiştirilmesi uygun
görülmüştür.” Yani, düzenleme kurullarına ek bir külfet getiriliyor ve “bunları
siz takip edin” deniliyor ve emniyetin yapması gereken bir iş düzenleme
kurullarına ihale ediliyor. Türkiye’de, bir toplantı, gösteri yürüyüşü
düzenlemek isteyen 7 vatandaşın, zaten, bir araya getirilmesi, baskılar
sebebiyle, zor ve ayrıca, bunlara ek külfetler getirdiğiniz zaman, bu, şu
demektir: Altı ayda, 900 ilçesi, 80 ili, 3 bin beldesi olan Türkiye’de 235
toplantı ve gösteri oluyorsa, bu kanun çıktıktan sonra, bunun sayısı 100’e
insin.
O sebeple, bir eski Millî Eğitim Bakanı “keşke şu okullar olmasa, ne
güzel idare ederdim” demiş; bizim de, şu gösteriler, yürüyüşler olmasa, ne
güzel idare ederdik gibi bir anlayış içerisine girmememiz gerekir diye
düşünüyorum; özgürlüklerin genişletilmesinden korkmamamız gerektiğini
düşünüyorum; özgürlükler ne kadar genişletilirse, Türkiye’nin o kadar istikrara
kavuşacağına inanıyorum ve bu arada, varsayımlar üzerine bir hukuk devleti
oluşturulamaz; onu da özellikle ifade etmek istiyorum. Bakın, bu kanun
tasarısının 1 inci maddesinde “suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu
varsayılan örgütlere” deniliyor; şimdi, biz, varsayım üzerine insanları nasıl
cezalandırabiliriz?! Kim varsayacak; yani, burada, bu varsayımı kim yapacak?
Çünkü, çok önemli bir özgürlük, bir hak gaspediliyor ve bu gasıp da varsayım
üzerine yapılıyor. Dolayısıyla, bu konuda bir değişiklik önergesi verdik; yani,
en azından, bu kanun tasarısı kabul edilse bile, bu “kurulduğu varsayılan
örgütler” terimi buradan çıkarılmalıdır. Varsayımlar üzerine hukuk devletinde
işlem yapılamaz; eğer, biz, insanların beynini okumaya kalkar, insanların ne
düşündüklerini tahmin etmeye kalkarsak, o zaman, Türkiye’de, ne demokrasiyi
işletebiliriz, ne siyasî partileri işletebiliriz, ne de Meclisi işletebiliriz;
dolayısıyla, biz, beyinleri okumaktan çok, insanlar ne yaptı, hangi eylemleri
ortaya koydu ve bu eylemlerin cezası ne olmalıdır diye, onların üzerinde
durmalıyız; yoksa, varsayımlar üzerine birtakım örgütler icat edip, varsayımlar
üzerine birtakım suç örgütleri bulmak bizim görevimiz değildir. Tabiî, burada,
aynı zamanda mahkemenin, yargının görev alanını da ihlal var. Bir örgütün suç
örgütü olması için mahkeme kararı olması gerekiyor. Yürütme, kurulmuş herhangi
bir örgütü suç örgütü ilan edemez; burada mutlaka mahkeme kararı olması
gerekir, zaten bu, varsayım üzerine yapılamaz.
Ayrıca “kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz,
resim, levha, araç ve gereçler taşınarak” deniliyor. Bu nitelik de, yani,
kanunların hangi konuyu suç sayacağı niteliği de, mutlaka hâkim kararıyla
belirlenmelidir. Biz bu konuları yürütmeye, bakana, emniyete verdiğimiz takdirde,
Türkiye’nin başı beladan kurtulamayacaktır ve hiç kimse de Türkiye’de gösteri
ve yürüyüş yapma cesaretini, imkânını bulamayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de çok az gösteri ve yürüyüş olmasına
rağmen, bu gösteri ve yürüyüşlerde meydana gelen olay sayısı da çok az; biraz
önce Sayın Bakanın belirttiğine göre, 1 112 gösteri ve yürüyüşten sadece
32’sinde olay çıkmış. Bu 32 olayla ilgili olarak tutuklananlardan kaç kişi
mahkûm oldu, kaç kişi hapse girdi, onların sayısı da burada yok. 1998’de yapılan
235 gösteri ve yürüyüşten 8’inde olay çıkmış.
Bazı basın yayın organları, bazı gösteri ve yürüyüşleri yeni bir gösteri
ve yürüyüşmüş gibi, kasıtlı olarak tekrar tekrar göstererek kamuoyu oluşturmaya
çalışıyor; bizim bu tuzağa düşmememiz gerekiyor. Bir gösteri ve yürüyüşte olay
çıktı diye Türkiye yıkılmaz. Artık, Türkiye’nin yıkılmasından, bölünmesinden
korkan ülke idarecileri olmaktan çıkmalıyız. Türkiye bir bütündür ve hiç
kimsenin Türkiye’yi bölmeye ve yıkmaya gücü yetmeyecektir.
Dolayısıyla, biz, kanun maddelerini daha ağırlaştırarak, özgürlükleri
daha çok kısıtlayarak Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü koruyacağımızı
zannediyoruz; bu, çok yanlış bir kanaattir; bilakis, Türkiye’de özgürlükler
genişledikçe, insanların giyim ve kuşamlarıyla uğraşılmadıkça, insanların
inançlarına karışılmadıkça Türkiye birliğini ve bütünlüğünü daha da
sağlayacaktır; çünkü, çeşitli düşüncelerin varlığı, çeşitli grupların,
kliklerin varlığı, Türkiye’nin zenginliğidir; biz, bu zenginliklerin
yaşatılması için, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda özgürlükleri
kısıtlamak değil, bilakis özgürlükleri daha da genişletmek ve bu konuda
üzerimize düşen görevi yapmak durumundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yarbay, süreniz bitti; kişisel söz hakkınız var, onu da
veriyorum.
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, artniyetli unsurlar var diye 65 milyon insanın
özgürlüklerini kısıtlamayalım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarbay.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar bitmiştir.
Maddeyle ilgili olarak verilmiş 4 önerge vardır; geliş sırasına göre
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı kanun tasarısının 1
inci maddesinin (b) fıkrasındaki “veya kurulduğu varsayılan” ifadesinin
kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.
Kahraman
Emmioğlu Abdulkadir Öncel Yakup Budak Gaziantep Şanlıurfa Adana Ziyattin Tokar Hüseyin
Arı Ahmet Çelik Ağrı Konya Adıyaman
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 2911 sayılı Yasanın 23 üncü
maddesinin (b) bendinde sözü edilen “veya kurulduğu varsayılan” ibaresinin
madde metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.
Ahmet
Güryüz Ketenci Eşref Erdem Atilâ Sav
İstanbul Ankara Hatay
Celal Topkan
Adıyaman
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “veya kurulduğu varsayılan” ibaresinin
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Ersönmez
Yarbay Ahmet Aydın Sabahattin Yıldız
Ankara Siirt Muş
Rıza Ulucak Cevat Ayhan
Ankara Sakarya
BAŞKAN – Son önerge en aykırı önergedir, okutup işleme koyacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde
geçen “suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere”
ibaresinin “yasadışı örgüt ve unsurlara” biçiminde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Uğur Aksöz Abdullah Gül Ömer
Ertaş
Adana Kayseri Mardin
Turhan Güven Selahattin Beyribey
İçel Kars
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye
katılıyor mu efendim?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Sayın Başkanım,
mutabakat sağladık, buradaki “unsur” kelimesini “topluluk” yaparak katılıyoruz.
BAŞKAN – Hangi “unsur “kelimesini?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Efendim “yasadışı örgüt
ve unsurları” ifadesini...
BAŞKAN – “Benzeri maddeler ile” ibaresinden sonra gelen “suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya
kurulduğu varsayılan örgütlere” ibaresi kaldırılmak isteniyor...
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – O kısım kaldırılıyor,
orayı önergede getirilen “yasadışı örgüt ve unsurlar” ibaresindeki “unsur”
kelimesini “topluluklar” şeklinde değiştirmek suretiyle kabul ediyoruz.
BAŞKAN - Siz orayı bir okur musunuz Sayın Komisyon.
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Önergeyi “Görüşülmekte
olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde geçen ‘suç işlemek
maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere’ ibaresinin ‘yasadışı
örgüt ve topluluklar’ biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.”
şeklinde değiştirmek suretiyle katılıyoruz.
BAŞKAN - “Topluluklar” şeklinde değil de “örgüt ve topluluklara”
şeklinde olması lazım.
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Evet “örgüt ve
topluluklara” şeklinde.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Katılıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Önergeyi, Komisyon, çoğunluğu yok; benimsiyor; Hükümet
katılıyor.
Önergeyi, bu haliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Öteki önergeleri işleme koymaya gerek kalmamıştır; diğer 3 önergeyi
işlemden kaldırıyoruz.
Maddeyi kabul edilen...
IV. – YOKLAMA
(FP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
ASLAN POLAT (Erzurum) – Yoklama yapılmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Tamam tamam efendim... İsteyin, tamam...
Maddeyi kabul edilen bu önerge doğrultusunda oylarınıza sunmaya
başlarken, arkadaşlarımız yoklama istediler.
Ayağa kalkan arkadaşlarımızı tespit edelim.
SABRİ ERGÜL (İzmir) – Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şimdi, değerli milletvekilleri...
YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Oylandı, oylandı...
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Bizi, burada zor duruma sokmaya gerek
yok. Karar aldık, yarın akşam bu zamana kadar çalışacağız; ama, İktidar
Partilerindeki milletvekilleri gelsinler, burada bulunsunlar... Yani, biz,
kendi görevimizi istismar ederek kimseye destek de çıkmak istemiyoruz, kimseyle
kavga etmek de istemiyoruz.
NABİ POYRAZ (Ordu) – Balkondayız, balkonda...
BAŞKAN – Beyler, buradaysanız, yoklama yapacağız, burada olduğunuz
kanıtlanacak; 15-20 dakikanızı alır. Kusura bakmayın...
YAVUZ KÖYMEN (Giresun) – Efendim, biz, çoğunluğu görüyoruz.
BAŞKAN – Biraz önce işleme koymadım bir önergeyi ; ama, biraz önce, o
önergeyi işleme koymadığım zaman, Fazilet Partisinden burada 60 kişi vardı;
Doğru Yol Partisinden de 25 kişi vardı.
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkan, şu anda çoğunluk var.
BAŞKAN – Arkadaşlar, yoklama yapacağım; heyecanlanmanıza hiç gerek yok.
Bu yoklamada toplantı yetersayısı olursa, ikinci bir yoklama isteğini, o zaman
salona bakacağım, değerlendireceğim.
Şimdi, yoklama isteyen arkadaşları tespit ediyorum:
Sayın Salih Kapusuz?.. Burada.
Sayın Bahri Zengin?.. Burada.
Sayın Aslan Polat?.. Burada.
Sayın Yaşar Canbay?.. Burada.
Sayın Bedri İncetahtacı?.. Burada.
Sayın Alaattin Sever Aydın?.. Burada.
Sayın Ersönmez Yarbay?.. Burada.
Sayın Ali Oğuz?.. Burada.
Sayın Abdulkadir Öncel?.. Burada.
Sayın İsmail Özgün?.. Burada.
Sayın Osman Hazer?.. Burada.
Sayın Mehmet Aykaç?.. Burada.
Sayın Cemalettin Lafçı?.. Burada
Sayın Fethullah Erbaş?.. Burada.
Sayın Cafer Güneş?.. Burada.
Sayın Feti Görür?.. Burada.
Sayın Saffet Benli?.. Burada.
Sayın Abdullah Özbey?.. Burada.
Sayın Mustafa Yünlüoğlu?.. Burada.
Evet, tam 20 kişi.
Genel Kurul salonunda olan sayın milletvekillerinin yüksek sesle salonda
bulunduklarını belirtmelerini rica ediyorum; çünkü, ses gelmeyince, o zaman,
yanılıyoruz.
Evet, yoklamaya başlıyoruz.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız
vardır; çalışmalarımıza devam ediyoruz.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
26. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve
İçişleri Komisyonu raporu (1/638) (S. Sayısı : 383) (Devam)
BAŞKAN – 1 inci maddeyi, kabul edilen önerge
doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Sayın Ersönmez Yarbay, şahısları adına söz
istemişlerdir.
Buyurun Sayın Yarbay.
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; fazla
vaktinizi almayacağım, sadece bir konuya dikkatinizi çekmek üzere söz almış
bulunuyorum. O da şudur: Maalesef, Türkiye’de bürokrasi yeterince inisiyatif
kullanmamaktadır; yeterince inisiyatif kullanmış olsaydı, bu kanun tasarısının
buraya sevk edilmesine gerek yoktu. İnisiyatif kullanmadıkları için, bir olayla
karşılaştıkları zaman, hemen ilgili bakana, ilgili genel müdüre bir kanun
çıkarılması gerektiğini söylüyorlar ve Meclise de sık sık bu tür kanunlar
geliyor. Bence, Sayın Bakanların, yöneticileri inisiyatif kullanmaya
alıştırmaları ve böyle, başka kanunlarda cezaları olan birtakım yeni olayların,
sanki kanunlarda hiç cezası yokmuş gibi, Meclis gündemine getirilmemesi
konusunda gerekli titizliği göstermelerini diliyor; hepinize saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarbay.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Tasarının tümü kabul edilmiştir; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
Çalışmalarımıza devam ediyoruz.
27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu
ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (1)
(1)
660 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN – 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve
Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı
ve İçişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Raporun
okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul
edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyenleri belirliyoruz: Doğru Yol Partisi
Grubu adına Sayın Sabri Güner; şahısları adına, Sayın Halit Dumankaya, Sayın
Esat Bütün, Sayın Yalçın Gürtan, Sayın Musa Uzunkaya, Sayın Metin Bostancıoğlu,
Sayın Teoman Akgür, Sayın Rıza Akçalı, Sayın Mikail Korkmaz, Sayın Ömer
Özyılmaz, Sayın Hayrettin Dilekcan.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Sabri Güner; buyurun.
Süreniz 20 dakika efendim.
DYP GRUBU ADINA M. SABRİ GÜNER (Kars) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına, Yüce Heyetinizi ve
televizyonları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, keşke, camilerimize, irtica mihrakı olarak nitelendirilen
mabetlerimize ilişkin düzenlemelerin “irtica paketi” adı altında görüşülmesine
imkân veren bu tartışmalar yapılmasaydı. Bu imkânı verenler, bu aziz milletin
önünde buram buram ter dökeceklerdir. Bu tasarı, Meclis iradesinin dışında
hazırlanmıştır; kimse içine sindirememiştir.
Bunun böyle olacağı, diyanetimizin, millî eğitimimizin, kültürümüzün
sola teslim edildiği günden belliydi. Aldınız iki solu yanınıza, bir de,
kendinize kısa koltuk değneği buldunuz ve bazı kesimlerin kırk yıllık rüyasını
gerçekleştirmek için, bu aziz, bu necip milletin bütün mukaddesleriyle
oynadınız. Bu vebalin altından kalkamayacaksınız.
“Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” diye yakardığımız, her türlü
saldırıdan sakındığımız bu milletin mabetlerine müdahale etmeye keşke teşebbüs
etmeseydiniz. Bu tasarı kanunlaşsa da kanunlaşmasa da, böyle bir teşebbüste
bulunduğunuz için, ecdadımız ve bu aziz millet, sizi asla affetmeyecektir. (DYP
ve FP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu ülkede yaşayan herkes, 21 inci
Yüzyıla girerken Türkiye nasıl olmalıdır sorusuna şu cevabı vermelidir:
Türkiye, 21 inci Yüzyıla, çağdaş, üreten, gelirini hakça paylaşan, daha
kalkınmış, sorunları daha az, yarınına daha güvenle bakan; ama, en önemlisi,
insan hak ve özgürlükleri konusunda evrensel değerleri yakalamış olarak
girmelidir. Bu tespiti yaparken, sözlerimin başında “çağdaş” dedim ve cümlemin
sonunda da “insan hak ve özgürlükleri konusunda evrensel değerleri yakalamış
olmak” dedim. Demek ki, çağdaşlığın önşartı ve son durağı, insan hak ve
özgürlükleri konusunda evrensel değerleri yakalamaktır.
Türkiye 21 inci Yüzyıla bu değerlerle girmeye çalışırken, din ve kutsal
değerlerimizin irtica gibi mücerret bir mefhumla özdeşleştirilip potansiyel bir
tehlikeymiş gibi gösterilmeye çalışıldığı bir dönemi oluşturma çabalarına şahit
olmak, halkımızın çok büyük ekseriyetinin acı çekmesine sebep olmaktadır. Bu,
aziz milletimizin hak etmediği bir davranış tarzıdır. Halka tepeden bakan bu
jakoben anlayışın, toplumsal barışımızı bozacağından, zedeleyeceğinden
korkuyorum. Bu dayatmacı anlayışın, toplumsal gerginliği tırmandıracağından
korkuyorum. Bu jakoben anlayışın, Türkiye’yi, dünya kamuoyu önünde hak etmediği
bir şekilde küçük düşüreceğinden korkuyorum. Siz, bu davranış biçimiyle,
özgürlükleri askıya alıyorsunuz. Ne var ki, irticanın, ancak özgürlüklerin
askıya alındığı toplumlarda gelişme gösterdiğinin farkında bile değilsiniz.
Dindarın, ibadet ehlinin, bin yıllık tarihi olan tasavvuf ehlinin potansiyel
tehlike olarak görüldüğü bir devlet anlayışını hazmetmek mümkün değildir. (DYP
ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Korkunuzu, telaşınızı anlamak
mümkün değil. Bu milletin kutsal değerleriyle oynamaya devam ederseniz, halkın
önüne çıkmaya yüreğiniz yetmeyecektir, yüzünüz de olmayacaktır. (DYP ve FP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Bu tasarı “irtica paketi” adı altında kamuoyuna sunulmuş paketin bir
parçası olarak değerlendirilmektedir. Camilere, ibadet yerlerine, kul ile
Allah’ın yakınlaştığı yerlere, nasıl, irtica yuvası diyebilirsiniz! (DYP ve FP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu, kimsenin hakkı da değildir,
kimsenin haddi de değildir. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Bu davranış tarzıyla siz, devlet-birey gerilimini, dinci-laik gerilimini, önü
alınmayan bir sorun üretim zeminine dönüştürüyorsunuz. Bu, demokratik ilke ve
kurallara aykırı tek yanlı dayatmalarla siz, birer siyasî figür olmaktan öteye
gidemezsiniz. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Seçim yoluyla da gelmiş olsanız, halkın yerine düşünemezsiniz; çünkü, bu
halinizle, sadece kamu hizmeti görmek üzere yetki ve görev verilen unsurlar
görüntüsünü vermektesiniz.
Ürettiğiniz siyasa bu ise, bu siyasanın gerektirdiği siyasal
sorumluluğun hesabını halk önünde veremezsiniz.
Eğer bu önlemleri kriz çözücü sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; sonuç,
beklentinizi karşılamayacaktır. Kriz çözücü sandığınız bu kurgular, siyasal ve
toplumsal alanda daha derinleşen ve süreklileşen krizler getirecektir. Bu
tavırla, ne ulusal ne de uluslararası kamuoyunu ve ilgili çevreleri
aldatamayacaksınız. İlan edilmemiş bir olağanüstü hali, adı sivil ve olağan
rejim olan, fakat kendisi olağanüstü rejim niteliğine sahip bulunan
düzenlemeler ve uygulamalarla bütün ülkeye yaygınlaştırmak, mevcut krizi
derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarıyla getirilen düzenleme,
laiklik ilkesine de aykırı bulunmaktadır; çünkü, getirilen düzenlemeyle,
devletin din üzerindeki denetimi artırılmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de yaşayan
Müslümanların din anlayışları birbirinden farklıdır. Ülkemizde, üç mezhep üzre
ibadet eden insanların var olduğu, herkesçe bilinmektedir; Hanefî, Şafiî ve
Caferî Mezhepleri. Diyanet İşleri Başkanlığı, Hanefî ve Şafiî Mezheplerinin
ihtiyaçlarını karşılayacak görevli tayin etmekte; ancak, Caferî Mezhebinin
ihtiyaçlarını karşılayacak görevli tayin etmemektedir. Oysa, ülkemizde bu
mezhebin kurallarına göre ibadet yapmakta olan insanlar bulunmaktadır. Bu
tasarı kanunlaştığı takdirde, ülkemizde yaşayan Caferî Mezhebine tabi
milyonlarca insanın camileri kapatılacaktır. Yine, Diyanet İşleri Başkanlığının
kadro tahsis edemediği küçük yerleşim birimlerinde, yani mezra ve küçük
köylerdeki camiler de kapanacaktır. Bu tür zorlamalar, hakkın özünü örseler,
halkın da gönlünü örseler. İnsanların dinî inançlarına, ibadet serbestisine
müdahale, bir kanunla yapılsa bile, yanlıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; iktidar partileri, millî iradeye,
Anayasaya, hukukun temel ilkelerine, milletlerarası anlaşmalara, milletin temel
değerlerine, ülkenin huzur ve barışına ters düşen bu ve benzeri tasarılarla tam
bir teslimiyet içinde davranmayı, geçici bir iktidar hırsı ve menfaatı için
benimsemişlerdir.
“İrticayla mücadele paketi” adı altında kamuoyuna arz edilen bu ve
benzeri tasarıların, samimî ve samimî olmayan Müslümanları ayırt eden bir
özelliğe sahip olduğu iddiasının da, gerçekle hiçbir alakası yoktur; çünkü,
tasarılar, irticayı hiçbir unsuruyla tarif etmemekte ve temel hukuk kurallarına
aykırı olarak, vatandaşlarımızın çok büyük bir kesimini, potansiyel mürteci
olarak tasvir etmektedir. Aradönem düşüncesinin eseri olan bu tasarılar,
Türkiye’nin siyasî ve sosyal gerçekleriyle de asla bağdaşmamaktadır.
Bakınız, Nazizm ve Faşizmden sonra yetmiş yıl boyunca dünya
milletlerinin yaklaşık üçte birinin ortak paydası, komünizm idi. Bu sistem,
dine ve bütün mukaddes değerlere savaş açmıştı. Neticede, daha fazla
direnemedi, tarihin derinliklerine gömüldü.
Bu tasarıya oy verecek olan sayın milletvekilleri, sizi tekrar uyarıyorum; Hükümetin “irticayla
mücadele paketi” adı altında sunduğu tasarılar, aslında, demokrasi, özgürlükler
ve halkla mücadele paketidir. Tasarıların tamamına hâkim olan anlayış, bir
azınlık düşünce ve ideolojisinin halka rağmen iktidar yapılmasıdır. Bu
tasarıların tamamı, aziz milletimizin çokpartili siyasî hayata geçildiği günden
beri iktidardan uzaklaştırdığı despot, baskıcı, tepeden inmeci, halka tepeden
bakan, halkı hor ve potansiyel tehlike gören düşüncenin elli yıllık hülyasını
bir ararejim ortamında gerçekleştirme arzusundan başka bir şey değildir; bunu
gerçekleştirme arzusunun bir ifadesidir.
İrtica, sözlük anlamıyla “geriye dönüş” demektir ve irticada, daima, bir
yıkıcılık, bozgunculuk, bozuculuk anlamı saklıdır. Bu terim ile dini özdeşleştirmek,
yanlış bir önyargının ifadesidir. Din, bir gerilik olmadığı gibi, bugün bütün
uygar dünyada görüldüğü üzere, yaygın ve saygın bir kurumdur. Din gibi kutsal
bir kavramı bu kötü niteliklerle suçlamak, hak ile haksızlığı karıştırmaktır ve
açık hatadır. Böyle hatalarla, devleti ve bireyleri karşı karşıya getirirsiniz.
Dini ve dindarı disipline sokmak “benim istediğim şekilde dindar olacaksın,
benim çizdiğim çerçevede ibadet edeceksin” böyle bir devlet mantığı olur mu?!
Kendisini toplumun üstünde ve toplumdan ayrık gören bir grup elitist jakobeni
hoşnut etmek için bu milletin dinî duygularıyla oynamaya hakkınız yok.
Unutmayınız ki, geçici bir süre için güvence amacıyla özgürlüklerini
feda edenler, ne özgürlüğe ne de güvenceye layıktırlar; sonunda her ikisini de
yitirirler. İrticayla mücadele adı altında, irticayla mücadele maskesi altında,
milletimizin manevî değerlerini sinsice hedef alan bu tasarılara oy vermemek,
her parlamenterin vicdanî bir görevi olmalıdır; buna seyirci kalmak ise,
gelecekte telafisi mümkün olmayan tarihî bir hata olacaktır; mesullerini de,
milletimiz asla affetmeyecektir.
Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güneri.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Yusuf Öztop; buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili olarak, Cumhuriyet
Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesini değiştirmeyi öngören bir tasarıyı
görüşüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Osmanlı Devletinde din işleri, şeyhülislamlık
eliyle yürütülmüş; 1920-1923 Meclis hükümetleri döneminde, Şeriyye ve Evkaf
Vekâleti tarafından yürütülmüş; 1961 Anayasasıyla, din işleri, genel idare
içinde yer almış; 1965 yılında 633 sayılı Kanunla, Diyanet İşleri Başkanlığı
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla yeni bir düzenlemeye geçilmiş ve
Başbakanlığa bağlanmıştır. Ancak, zaman zaman, bu yasanın bazı maddeleri,
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Yine, 1982 Anayasası da, 136 ncı
maddesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığını genel idare içine almış; laiklik ilkesi
doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe
dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen görevleri
yerine getirmesi ilkesini getirmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bunları niçin söyledim; belki, bunları hepiniz
biliyorsunuz, sizler de biliyorsunuz; ama, bir şeyi anlatmak istedim: Daha
Osmanlı döneminden beri, cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu yana, Diyanet
İşleri Başkanlığı, din işleri, daima, devletin bir parçasıdır, devletin aslî
bir görevi olarak ortaya çıkmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanunun 1 inci maddesi, Diyanet İşleri Başkanlığının görevlerini şu
şekilde tanımlamaktadır: “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla
ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini
yönetmek.”
Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının, ilk iki görevini
başarıyla yerine getirdiğini söyleyebiliriz; ne yazık ki, ibadet yerlerini
başarıyla yönettiğini, denetleyebildiğini söyleyebilme şansına sahip değiliz.
Eğer bu görevi başarıyla yapmış olsaydı, Müslüm Gündüzler, Ali Kalkancılar,
Fadimeler ortaya çıkmaz; inanç sahibi pek çok vatandaşımız, kötü niyetli
kişilerce kandırılarak kötü yollara sürüklenmezdi. (FP sıralarından “Ne alakası
var” sesleri) Eğer ibadet yerleri iyi yönetilmiş ve iyi denetlenebilmiş
olsaydı, ibadet yerlerinde belli siyasî düşüncelerin propagandası yapılmayacak,
Millî Güvenlik Kurulu, irtica tehlikesini, şeriat tehlikesini, birinci
öncelikli tehlike olarak ilan etmeyecek ve 75 inci yıldönümünü kutlamaya
hazırlandığımız laik cumhuriyet, tartışma noktasına gelmeyecekti.
Değerli milletvekilleri, gelinen bu noktanın sorumluluğunu tümüyle
Diyanet İşleri Başkanlığına yüklemenin haksızlık olduğunu düşünüyorum; asıl
sorumlular, oy avcılığı uğruna dini siyasete alet eden, gelişmelere göz yuman,
seçim zamanlarında tarikat liderleriyle pazarlık yapan, kürsülerde, siyasî
kürsülerde, miting zamanlarında “bir elimde Kur’an, yüreğimde iman” diyerek,
dini siyasete alet edenlerdir. (FP sıralarından alkışlar [!]) Asıl sorumlular
“bize destek olursanız, bize oy verirseniz, İslam olursunuz; vermezseniz,
patates dininden olursunuz” diyenlerdir değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından
alkışlar; FP sıralarından alkışlar [!])
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Nereden öğrendin bunları sen?!
YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Niye alınıyorsunuz?! Kendinize buradan bir
sonuç mu çıkardınız; yoksa, bir ders mi
çıkardınız?! Alınmanızı gerektiren bir durum yok ki. Anlaşılıyor ki, sizi
ilgilendiren bir yanı var bu işin!
MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Moon tarikatı...
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim. Her grubun sözcüsü çıkıp
konuşuyor; niye müdahale ediyorsunuz... Biraz sabırlı olun, susmasını bilin,
dinlemesini de bilin!
YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemizde toplu ibadet,
Diyanete bağlı olan, Diyanet yönetiminde olan camilerde ve mescitlerde
yapılmaktadır; bir de, bunun dışında, Diyanete bağlı olmayan, özel ve
tüzelkişiler, kuruluşlar tarafından yaptırılan camilerde yapılmaktadır. Diyanet
İşleri Başkanlığının yönetim ve denetiminde olan camilerin görevlileri, Diyanet
İşleri Başkanlığınca görevlendirilmektedir. Diyanete bağlı olmayan cami ve
mescitlerin görevlileriyse, o cami ve mescidi yaptıran kişi ve kuruluşlarca
görevlendirilmektedir. Diyanete bağlı olmayan camilerde görevlendirilen imam ve
hatipler, çok zaman, bu görevleri yapmaya ehil kişiler değildir. O nedenle, bu
cami ve mescitler, çokça, ibadetle birlikte, ibadetdışı belli siyasî
düşüncelerin anlatıldığı, siyasî konuşmaların yapıldığı mekânlar haline
gelmektedir.
KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Hiç gittin mi?
YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Böylece, kutsal dinimizin mabedi, çeşitli siyasî
düşüncelerin yuvası haline dönüşebilmektedir. Bu durum ise, İslam Dininin,
barış, kardeşlik, eşitlik ve hoşgörü anlayışına temelden aykırıdır. O nedenle,
faal olan tüm camilerin Diyanet İşleri Başkanlığının yönetim ve denetimine tabi
olmasında zaruret vardır.
Değerli arkadaşlarım, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanunun -bugünkü haliyle- 35 inci maddesine göre, özel veya
tüzelkişiler tarafından yaptırılan ve idare edilen cami ve mescit
görevlilerini, Diyanet İşleri Başkanlığı lüzum gördüğü takdirde kadrosuna almak
yetkisini haizdir. Bu maddeyle, yasanın 1 inci maddesinde Diyanet İşleri
Başkanlığına verilen görevlerin yerine getirilmesi mümkün değildir. Bu maddeye
göre, özel ve tüzelkişiler tarafından yaptırılan camilerin yönetim yetkisi,
camiyi yaptıran özel ve tüzelkişilerde devam etmektedir. Diyanet İşleri
Başkanlığı, görev yapan kişiyi değiştirememektedir; sadece, özel ve
tüzelkişiler tarafından görevlendirilen görevliyi kadrosuna alabilmektedir.
O bakımdan, tasarıda öngörülen değişikliğin yapılmasında fayda olduğunu
düşünüyoruz. O nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu tasarıdaki
değişiklik önerisine destek vereceğimizi ifade ediyor; hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztop.
Gruplar adına başka söz talebi var mı?
MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Aykaç, grup adına mı efendim?
MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Evet.
BAŞKAN – Bize bildirin arkadaşlar.
MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Grup Başkanvekili burada Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Tamam, peki.
Buyurun Sayın Aykaç.
Süreniz 20 dakika.
FP GRUBU ADINA MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun
Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının geneli üzerinde, Fazilet
Partimiz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, ülkemizde her kurumun bir teşkilat
yasası vardır; Diyanet İşleri Başkanlığının da, kuruluş ve görevlerinden
bahseden bir teşkilat yasası vardır. Şimdi, biz şu anda, Diyanet İşleri
Başkanlığımızın teşkilat yasasının 35 inci maddesinde değişiklik yapılmak
istenen bir tasarıyı görüşüyoruz. Peki, değerli arkadaşlar, Diyanet İşleri
Başkanlığımızın teşkilat yasasının durumu nedir acaba, ona bir bakalım:
Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 3 Mart
1924 tarihinde, 429 sayılı Kanun olarak gündeme gelmiş. Diyanet İşleri
Başkanlığına, 1965 yılında, 633 sayılı Kanunla yeni bir kuruluş statüsü
belirlenmiş. Daha sonra, 633 sayılı Kanunun pek çok maddesini değiştiren
26.4.1976 tarih ve 1982 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş.
Diyanet İşleri Başkanlığı, yirmiki yıldır sıhhatli bir kuruluş
kanunundan mahrum olarak hizmet vermektedir. Bu durumda, Diyanet İşleri
Başkanlığının elinde, halen uygulanabilir ve ihtiyaçlara cevap verebilecek bir
teşkilat kanunu yoktur; bir kere, bu tespiti yaparak işe başlayalım değerli
arkadaşlar.
Bu bilgileri, bendeniz, bir gündemdışı konuşmamda dile getirmiştim ve bu
kanun tasarısı evvelemirde gelsin, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Diyanet İşleri
Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu ele alsın ve bu kanun,
Diyanet İşleri Başkanlığını siyasetin kaygan zemininden çıkarsın ve her çeşit,
dinî, ilmî ve idarî iş ve işlemlerinde, günlük siyasetin müdahalesi olmadan,
elindeki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde, Diyanet İşleri Başkanlığını çalışabilir bir statüye kavuştursun diye bir
temennide de bulunmuştum. Maalesef, şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığımız,
politikanın elinde oyuncak olmuş, garip bir kuruluş haline gelmiştir. Sayın
Bakanımı tenzih ederim...
REFİK ARAS (İstanbul) – Öyle bir şey yok.
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Ben, o kuruluşta 19 yıl görev yaptım, biliyorum
sayın milletvekilim.
TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – 19 yılda mı bu hale getirdiniz?
BAŞKAN –Arkadaşlar, müdahale etmeyin.
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şayet, 55 inci Anasol-D
Hükümeti, önümüze, 100 bine yakın insanın çalıştığı, görev yaptığı Diyanet
İşleri Başkanlığının teşkilat kanununu getirseydi, bu kanunun en güzel biçimde
olması için, hep beraber, canla başla çalışır ve bu kanunu çıkarırdık. Heyhat!
Ne ki, eğer Anasol-D Hükümetinin maksadı üzüm yemek olsaydı, bunu yapardı.
Maksat üzüm yemek olmayınca, maksat bağcıyı dövmek olunca, kadük, işler durumda
olmayan bir teşkilat yasasına -Diyanet İşleri Başkanlığının teşkilat yasasına-
bir madde ekliyorlar. Zaten yasanın kendisi doğru dürüst ortada yok. Siz,
yasayı çıkarmak varken, neden bu kadük yasayı düzeltmeye çalışıyor, üzerine bir
kambur ekliyorsunuz? Maksat, millete, memlekete faydalı işler yapmak olmayıp,
maksat bağcıyı dövmek olunca, işte Yüce Meclisin önüne böyle ucube bir yasa
tasarısı geldi. Tabiî ki, değerli arkadaşlar, kendisi ucube olan bir
hükümetten, doğru dürüst bir yasa tasarısı beklemek de, herhalde hayalcilik
olur diye düşünüyorum.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, Hükümete hakaret ediyor.
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Ama, çok şükür ki, bugün, zamanı geç de olsa
bir erken seçim kararı alınmıştır.
REFİK ARAS (İstanbul) – Gözünüz aydın!..
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bugün aldığımız bu kararın her ne kadar
neticesinden emin olmasak da, bir karar alınmıştır. Sizler, bunun hesabını bu
seçimde vereceksiniz!
REFİK ARAS (İstanbul) – Siz de, bunun hesabını bu seçimde vereceksiniz!
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tekrar
ediyorum, bugün önümüze gelen bu tek maddelik yasa tasarısı yerine, Diyanet
İşleri Başkanlığının kuruluş ve görevleri hakkındaki yasa tasarısı
getirilseydi, bunun en güzel şekilde çıkması için canla başla çalışırdık.
İlgili Sayın Devlet Bakanımız, bu yasa tasarısı İçişleri Komisyonunda
görüşülürken, bu teşkilat kanunu tasarısının hazır olduğunu ve en kısa zamanda
Genel Kurula getirileceğini de söylemişti. Şimdi, Sayın Bakandan, sözüne sahip
çıkıp, bir an önce, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş ve görevleri hakkında
yasa tasarısını Genel Kurula getirmesini istiyoruz.
REFİK ARAS (İstanbul) – “Ucube Hükümet yapamaz onu” dediniz ya!..
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Fazilet
Partisi olarak, bizim, bu yasa tasarısına karşı çıkmamızın en önemli
sebeplerinden birisi, şu ana kadar anlattığım husustur. Özetliyorum; Diyanet
İşleri Başkanlığının tutarlı bir teşkilat yasası yoktur; önce bunu ele alalım
diyoruz; bu değişikliği de orada görüşelim; bu, birinci husus.
Gelelim, Fazilet Partisi olarak bu yasa tasarısına karşı çıkmamızın
ikinci sebebine: Bilindiği gibi, Türkiye’de, bir yılı aşkın zamandır, irticayla
yatılıyor, irticayla kalkılıyor.
REFİK ARAS (İstanbul) – Sayenizde!..
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Evet, sayenizde de bu devam ediyor.
Şimdi, günde üç, beş, on memleket evladı can verirken, vefat ederken,
terör hadiselerinde öldürülürken, PKK terörü bile, her nedense, ülkede birinci
tehlike sayılmazken, bir mevhum, bir hayalî irtica tehlikesi, hâlâ, ülkemizin
gündeminde birinci tehlike olmaya devam ediyor.
Sayın Başbakanın “irtica ile mücadele ediyoruz ve bununla ilgili
birtakım yasa tasarılarını Meclis gündemine sevk ettik” diyerek saydığı yasa
tasarıları içerisinde, maalesef, bakıyoruz, bu yasa tasarısı da var. Hükümetin
sayın yetkilileri irticadan bahsediyorlar -güzel- ama, irticanın ne olduğunu
söylemiyorlardı. Şimdi biz anlıyoruz ki, irtica ile kastettikleri, irtica ile
mücadele derken bahsettikleri konu cami ve mescitleri sınırlandırmak, eğitim
kurumlarına müdahale etmekmiş. İrticadan maksadın, cami ile ilintili şeyler
olduğunu bu yasa tasarılarıyla anlıyoruz. Hayırlı olsun!
REFİK ARAS (İstanbul) – Sizin kafanız öyle diyor.
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bizim kafamız öyle değil, sizin sözcüleriniz
kendilerini ele veriyor.
Sayın Başbakanın bu dediklerini anlattık; gelelim, Sayın Başbakan
Yardımcısı Bülent Ecevit Beyefendiye; diyor ki: “İrticanın kaynağı, 8 yıllık
kesintisiz temel eğitimle yerinde kurutuldu.” 9 Temmuz tarihli gazetelerdeki
Sayın Ecevit’in beyanı, irticanın kaynağı, 8 yıllık kesintisiz temel eğitimle
kaynağında kurutulmuş...
Demek ki, imam-hatiplerin orta kısmını kapatırsanız, camileri ve
mescitleri tahdit etmeye yönelik dolambaçlı bu yasa tasarılarını getirirseniz
ve Kuran kurslarını işlevsiz hale getirirseniz, irticayı kökünden kurutmuş
oluyorsunuz!
İstanbul Valisi, dünkü yaptığı basın toplantısında ne diyor biliyor
musunuz; basın mensupları “irticayla mücadele kapsamında kaç tane Kuran kursu
kapattınız” diye soruyorlar “efendim, kapatmak çare değil; siz, bir Kuran kursu
kapatıyorsunuz, bütün evler Kuran kursu haline geliyor” diyor. Soruyorum size:
Siz, bu aziz milletin, Yüce Kitabını öğrenme isteğinden, ihtiyacından ne
istiyorsunuz?
Devletin valisi böyle beyanda bulunuyor. Bununla yeterli mücadele etmedi
diye çeşitli vali ve kaymakamlar fişleniyor, tayin ediliyor, yerleri
değiştiriliyor. Ne istiyorsunuz bu milletin, dinine olan bağlılığından, Kuran
kursu açmasından, camie olan bağlılığından, cami yapmasından!..
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ne alakası var bunun!.. Konuşmuş olmak için
konuşuyorsun.
YAKUP BUDAK (Adana) – İntikaliniz zayıf sizin...
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, benden sonra, Hükümet
temsilcileri çıkacaklar, diyecekler ki, bakınız bu yasa tasarısı 54 üncü
Hükümet zamanında gündeme geldi...
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Haa... Şimdi, yalana
gel...
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – ...ve Sayın Bakanın elinde iki tane belge var;
İçişleri Komisyonunda görüşürken, bize arz ettiler, sağ olsunlar; fakat “o
belgeleri bize verin, bakalım, ne var” dediğimizde, verdiler baktık ki, şu var:
54 üncü Hükümetin Sayın Adalet Bakanına “böyle bir yasa tasarısı sevk edilecek,
görüşünüz nedir” diye sorulmuş, Adalet Bakanının, Sayın Bakanın elindeki yazıda
ifadesi aynen şu: “Bu konu bizi alakadar etmiyor; özel ve tüzelkişilere ait
cami ve mescitlerin yönetiminin Diyanet İşlerine bağlanması konusu, Bakanlığımı
alakadar etmemektedir.” Eğer, bu ifadem yanlışsa, Sayın Bakan çıkar, burada
düzeltir...
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Öteki ifadeyi de
söyle...
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Gelelim öbür Bakanımızın ifadesine. 54 üncü
Hükümetin Sayın Maliye Bakanına da sorulmuş “böyle bir yasa tasarısı sevk
edilecek, görüşünüz nedir” diye, Sayın Maliye Bakanı da diyor ki: “Bu, kadroya
ihtiyaç duyulacağından, malî bir meseledir; Genel Kurul buna karar verir...”
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – İslamiyette yalan
olmaz; iyi dinleyeceksiniz, biraz sonra okuyacağım sana onu... Sayın Bakan da
burada, imzası da var...
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Evet, buyurun okuyun Sayın Bakanım, sizi de
dinleriz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, gelelim, bu teknik bilgileri, özellikle de,
Diyanet Teşkilatında çalıştığım için konunun teknik yönüne de vâkıf olduğum
için, bu şekilde önbilgileri verdikten sonra, şimdi yasa tasarısının içeriğine
geliyorum. Bakınız, ben burada hayalî konuşmuyorum; tamamıyla tasarıya bağlı
olarak konuşuyorum Sayın Bakanım, telaş etmeyin; siz de bu yasa tasarısını
içinize sindirerek getirmediniz. İrticayı önlemekle, camiin, mescidin ne
alakası var?
Siz de bunu isteyerek getirmediniz; ama, sizi Hükümete getirenler
“haydi, bir yıl oldu, hâlâ irtica yasalarını gündeme getirmediniz” diyorlar.
Siz de, bula bula, gariban bu iki yasa tasarısını getirdiniz; şimdi, onlara
tekmil vereceksiniz. (FP sıralarından alkışlar)
REFİK ARAS (İstanbul) – Çirkin ifade!
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tasarının içeriğine
bakalım. Bu yasa tasarısı ne diyor “ülkede bulunan özel ve tüzelkişilere ait
cami ve mescitlerin yönetimi, üç ay içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığına
devredilir” diyor.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Ne var, ne kötülük var bunda?
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Şimdi anlarsın ne olacağını Sayın Okuyan, iyi
dinle.
Değerli arkadaşlar, mevcut Diyanet Teşkilat Yasasının 35 inci maddesinde
de bu hüküm aynen var; niye değiştiriyorsunuz?
Konu şu: Şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığının yetkililerinden bir kısmı
burada oturuyor, ilgili Sayın Bakan da burada; Diyanet İşleri
Başkanlığının 20 bin kadroya ihtiyacı
var, bunu çıkardınız mı? Diyanet İşleri
Başkanlığına devredilmiş mevcut cami ve mescitlerin 20 bin adet kadroya
ihtiyacı var; bunu verdiniz de, bu arttı da, şimdi bunun dışındaki cami ve
mescitleri de mi Diyanete bağlıyorsunuz?
Birinci sakınca bu.
AYHAN FIRAT (Malatya) – Siz niye vermediniz?
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bizim zamanımızda, Diyanet İşleri Başkanlığına,
16 667 kadro tahsisi Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş ve Genel Kurul
gündemine alınmıştır. Sizden beklediğimiz,
gündemde bekleyen o hazır maddeyi getirin, görüşelim.
Hem bugünlerde seçim yaklaşırken -90 bin mi, 100 bin mi; sayısını tam
bilmiyorum- asgari, 80 bin civarında yeni kadro ihdas edip, devlete eleman
alınacağını sizlerden duyuyoruz, siz ilan ediyorsunuz. Bakın, bir tarafta
Diyanet İşleri Başkanlığı gibi çok önemli bir teşkilatın, 20 bin yeni kadroya
ihtiyacı var, siz, bunu çıkarmıyorsunuz, vermiyorsunuz; öbür taraftan, politik
olarak değerlendirebilmek için, seçim yatırımı yapabilmek için 80 bin yeni
kadro ihdas ediyorsunuz.
REFİK ARAS (İstanbul) – 35 bin... Doğrusunu söyle!..
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bu yoğurdun bolluğu nerede?!
REFİK ARAS (İstanbul) – Yanlış!
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Dün de bir yasa tasarısı geçirdiniz, belirli
bir kuruma trilyonları aktaracaksınız; peki, onunla enflasyon yükselmeyecek mi?
Memura, işçiye zam verirken “yarım puan bile yükseltmem; bu, enflasyonu
yükseltir” derken aklınız yerindeydi de, dünkü yasayı geçirirken, enflasyonu
yükselteceğine dair bilginiz yok muydu?
Değerli arkadaşlar, eğri oturup doğru konuşalım. Esas burada maksat...
Bizim de arzu ettiğimiz, Diyanet İşleri Başkanlığımız, kendisine bağlı olan
mescit ve camileri, güzel, elinde, mevcut, iyi bir teşkilat kanunu olmamasına
rağmen, bugüne kadar maharetle yönetmiştir, bundan sonra da yönetir. Ancak,
siz, Diyanetin ihtiyacı olan kadroları vermezseniz, o camileri ve mescitleri
Diyanete bağlamanızın ne anlamı olur? Yoksa, bunun anlamı şu mudur: Ey özel ve
tüzelkişiler, vakıflar, dernekler, siz durmadan cami yapıp duruyorsunuz...
Zaten, bu yasadan sonra sırada bekleyen yasa tasarısındaki -sıra gelirse, İmar
Yasasıyla ilgili konuşacağız- bir düzenlemede, bir engelleme de orada
getiriyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Yapılacak cami ve mescitlere imar izni verilmesi için, ilgili il ve ilçe
müftülerinin de görüşü alınması lazım.” Bununla işi daha da resmileştirip,
Hükümetin emri altında olan memurlar durumunda olan müftüleri sıkıştırarak, bu
izni de zorlaştırmak istiyorsunuz; biz, bunu da biliyoruz.
Değerli arkadaşlar, hadi diyelim, özel ve tüzelkişilere ait camilerin
yönetimini Diyanete verdiniz. Bunların sayısı, Diyanet teşkilatının
kayıtlarında 2-3 bin civarındadır. Peki, ya diyelim mescitler ne olacak?
Bakınız, yazlıklarda, yaylaklarda, mezralarda, yol güzergâhlarında çok sayıda
mescit var. İşhanlarının altında, apartmanların altında vatandaşlarımız, madem aynı apartmanda seksen aile, seksen
daire bir arada oturuyoruz; bu apartmanın altına, bir de, namazlarımızı
cemaatle beraber kılabilmek için mescit yapalım, burada kılalım diye gayret
göstermişler. Şimdi, siz, Genel Kurulun yanındaki mescidi de Diyanete bağlayıp,
görevli verebilecek misiniz? Görevli veremeyecekseniz, arkasından, buraların
kapatılması kararı gelmeyecek mi? Evet...
Hem şunu söyleyeyim ve sorayım sizlere: Sizce cami nedir, mescit nedir?
Türkiye’de cuma namazı kılınan ibadet yerlerine, Müslümanların ibadet yaptığı
yerlere cami; cuma namazı kılınamayacak evsafta olan, yeterli cemaati ve
görevlisi olmadığı halde veya olsa da, toplanamadığı halde cuma namazı
kılınamayan ibadet yerlerine, namaz kılınan yerlere de mescit denilir,
teamüldeki tarifi bu. Oysa ki, bunun, dini literatürde, Arapçadaki anlamında
durum böyle değil; Türkiye’de, bizim, küçüklerine mescit dediğimiz halde,
dünyadaki en büyük camiye de, Mescidi Nebeviye de, Mescidi Harama da mescit
deniliyor dinî ıstılahta.
TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Arapça açıklamak zorunda mısın?
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Şimdi siz bu işin içinden nasıl çıkacaksınız?
Cami, mescit...
Bir kere, değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısını getirenler, bu yasa
tasarısının ne getirdiğini ne götürdüğünü bilmeden, alelacele, işte, irticayla
mücadele edeceğiz diyerek ve bazı yerlere şirin gözükmek için, zavallı dinî
kurumumuz olan Diyanet İşleri Başkanlığını hedef seçmişler...
AYHAN FIRAT (Malatya) – Niye zavallı olsun?!.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aykaç, süreniz bitti; lütfen, son cümlenizi söyler
misiniz efendim.
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Evet, toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – “Toparlıyorum” değil, son cümlenizi söyleyin. Rica ediyorum
artık.
TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Saygusuz!.. Saygusuz!...
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Fazilet
Partisi olarak, bu tasarı, irtica paketi içerisinde sunulduğu için; irticayla,
cami ve mescitleri alakalı gibi gösterip, cami ve mescitlerle alakası, ilişkisi
bulunan, dinî duyarlılığı olan insanları irticanın içerisinde mütalaa ettiğiniz
için, biz, bu yasa tasarısına şiddetle karşı çıkıyoruz.
Eminiz ki, siz de bunu istemiyorsunuz; fakat, nerede hazırlandığı
bilinmeyen bu yasa tasarısı sizden istenildi; siz de, bunu, Genel Kurula
getirdiniz, dayattınız.
Herkesi rencide eden bu yasa tasarısını, maddelerine geçilmeden geri
çekmenizi diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aykaç.
Gruplar adına konuşmalar bitmiştir.
Birleşime, saat 24.00’e kadar ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 23.43
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 24.00
BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay),
Hüseyin YILDIZ (Mardin)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Sayın milletvekilleri, 660 sıra sayılı yasa tasarısının tümü üzerindeki
konuşmalara devam edeceğiz.
Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu
ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Sayın Bakan, bu safhada konuşmak istiyor musunuz
efendim?
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Şahsı
adına bir kişi konuştuktan sonra konuşacağım.
BAŞKAN – Peki, şahsı adına, Sayın Halit Dumankaya;
buyurun.
Süreniz 10 dakika.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem
milletvekilleri, bizleri televizyonlarının başında seyreden aziz vatandaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu yasa tasarısıyla ilgili olarak, burada, hem
Anamuhalefet Partisi hem de diğer muhalefet partileri konuştu. Şimdi, ben,
size, buradan, yasa tasarısını kısaca bir daha okumak istiyorum.
“Camilerin ibadete açılması ve yönetimi
MADDE 35.– Cami ve mescitler Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile
ibadete açılır ve Başkanlıkça yönetilir. Hakiki ve hükmî şahsılar tarafından
yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve
mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir.
Diyanet İşleri Başkanlığınca buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir.
Kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleri
ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle belirlenir ve bu yönetmeliği Diyanet
İşleri Başkanlığı hazırlar.”
Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısı bu. Bizi dinleyen vatandaşlarım da,
mütedeyyin insanlar da bunu dinlesin; burada konuşan arkadaşlar gerçekten bu
milleti, mütedeyyin insanları üzmüştür.
Değerli arkadaşlarım, dün burada askerlerle ilgili bir kanun tasarısını
görüştük; müzakereler sırasında bunu eleştirdiler ve “bu kanun tasarısını
buraya dayatmayla getirdiniz” dediler.
Değerli arkadaşlarım, ben hayatım boyunca hep belgeye dayanarak
konuştum. Dün çıkardığımız kanunun altında Turhan Tayan’ın imzası var. Turhan
Tayan hazırlayıp göndermiş ve 55 inci Hükümet de bunu çıkarmış, bakın, imzası
buradadır. Bunu bir tarafa koyuyorum ve şimdi, görüşmekte olduğumuz kanun
tasarısını ele alıyorum. Bu kanun
tasarısının da irticayla hiçbir alakası yoktur. Şimdi, irtica prim yapıyor, oy
primi yapıyor; kime yapıyor; sahte Atatürkçülere oy primi yapıyor, sahte
laiklere oy primi yapıyor, dini istismar edenlere oy primi yapıyor.
Şimdi, burada yapılan konuşmaları ele alıyoruz. Bu tasarıyla ilgili tek
kelime söylenmemiştir; ama, irtica prim yapıyor ya, onun için, tasarıyla ilgisi
olmayan şeyler söylenmiştir.
“Bu tasarı dayatmayla geldi” deniliyor. Bakınız, bu tasarıda, Refahyol
Hükümetinde Diyanet İşlerinden sorumlu olan Devlet Bakanı Sayın Nevzat Ercan’ın
imzası var, karşımda oturuyor. Bakın, bu imza Sayın Ercan’ın. Bu hazırlanmış,
Bakan Sayın Ercan, bunu Diyanetin Hukuk İşleri Başkanlığına sevk etmiş.
Yine, bu kanunun altında Sayın Abdüllatif Şener’in de imzası var.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Kanun değil, taslak...
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Kanun taslağının, kanun çalışmasının...
Düzelttim, değil mi?..
Bakınız, 11.4.1997 tarihinde, Sayın Abdüllatif Şener -o zamanki Bakan-
ne diyor: “İlgili yazı ekinde anılan 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında
Kanun Tasarısı taslağı incelenmiş ve kanunlaşmasında Bakanlığımızca sakınca
görülmemiştir.
Bilgilerini arz ederim.
Doç. Dr. Abdüllatif
Şener
Maliye
Bakanı”
Değerli arkadaşlarım, bunu Refahyolun Bakanı sevk
ettiği zaman irtica olmuyor, dinsizlik olmuyor...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Biz getirirsek dinden
çıkılıyor!..
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – ...ama, yine aynı şekilde,
55 inci Hükümetin Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, aynı gerekçelerle sevk
ettiği zaman, o, dine karşı oluyor...
Değerli arkadaşlarım, böyle çifte standart olur mu?
Böyle mi bu dine hizmet edeceğiz? (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Yine burada, diğer muhalefet partisi adına konuşan Sayın Sabri Güner “bu
tasarı, Meclis iradesinin dışında hazırlanmıştır.” diyor. Bu, bir iftiradır; en
azından Sayın Nevzat Ercan’a iftiradır, en azından Abdüllatif Şener’e
iftiradır. Niye iftiradır; eğer, bir dayatma varsa, onlara dayatılmış, 55 inci
Hükümete dayatılmamış ki. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, yanlış bir şey yaptı demiyorum Sayın Nevzat Ercan,
yanlış bir şey yaptı demiyorum Sayın Abdüllatif Şener; doğruyu yaptılar.
Diyanet İşleri Başkanlığı bunu hazırladı, buraya sundu, doğru yaptılar. Onların
yaptığı bu doğruyu, 55 inci Hükümet devam ettirdi. Bu şekildeki bir kınamayı
uygun bulmuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, camilerin yönetimi Diyanete verilmelidir.
Şimdi, bu tasarı, Mecliste görüşülürken, Diyanet İşleri Başkanı geldi, konuştu
ve dedi ki: “Almanya’ya gittim; bir mekânı ortadan bir tahta perdeyle
bölmüşler. Bir taraf falancanın camisi, öbür taraf falancanın camisi; elinle
vursan bu perde yıkılır. Topladım, bunları bir yere getiremedim. Halbuki,
camiler cem yeridir. İslam fıkhına göre, en azından 40 kişinin bir arada cuma
namazını kılması gerekir; ama, bir bölücülük almış gidiyor.”
ASLAN POLAT (Erzurum) – Hanefilerde öyle bir şey yok!
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, camilerin Diyanete
bağlanmasında ne mahzur var?
Bakınız, 1991 seçimleri arifesinde, Sultanbeyli’de esnaf geziyoruz. Bir
hoca benim kravatıma yapıştı ve “beynamaz” dedi. Arkasında olanlar “bu beynamaz
değil” dediler; ondan sonra hemen konuyu değiştirdi. Kendisini inceledim, o
hoca sabah namazını kıldırmamış, propaganda yapmak için sabah camiye gitmemiş.
Değerli arkadaşlarım, camiler müşterek yerlerimizdir. Bu camilerin,
Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmasında bir mahzur yoktur; eğer, Diyanet
İşleri Başkanlığı kadro verebilirse versin. Herkes, her yerde konuşuyor. Din
adamı olarak konuşmak çok önemlidir. Hiç olmazsa, konuşan bu kişiler, Diyanet
İşleri Başkanlığının imtihanına tabi tutulsun; Diyanet İşleri Başkanlığı onlara
bir sertifika versin. İslam fıkhında, bu sertifikayı almayan kişi cuma namazını
kıldıramaz.
Değerli arkadaşlarım, kısaca, şunu söylemek istiyorum: Eğer, kişiler,
dinin üzerinden ellerini çekmezlerse, göreceksiniz ki, hem ülkemiz hem dinimiz
hem insanlarımız bundan zarar görecektir. Değerli arkadaşlarım, bu maddeyle,
İslama hizmet ediliyor. Bu maddeyle, İslama darbe vurulmuyor. Bu maddeyle, her
şey kontrol altına alınıyor. Bu maddeyle, yetkisiz ve etkisiz kişiler kürsüye
çıkıp vaaz edemeyecek.
LÜFTİ YALMAN (Konya) – Şimdi de edilmiyor.
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Onlara bir sertifika verilecek. Onları,
Diyanet İşleri Başkanlığı kontrol edecek; ama, şimdi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Dumankaya, süreniz bitti; 1 dakikada tamamlayın efendim;
lütfen, son cümlenizi söyleyin.
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Şunun camii, bunun camii diyerek biri
öbürünün camisine gitmiyor; öbürü, kızdığı zaman, hemen bir başka yerde, hiç
lüzumu yokken, cami yapıyor.
Bu duygularla, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dumankaya.
VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
3. – Sıvas Milletvekili Abdullatif
Şener’in, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Şener.
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Dumankaya’nın, bana atfen, ismen, isnat
ettiği konuyla ilgili bir cümle...
BAŞKAN – Efendim?..
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Dumankaya, biraz önce yapmış olduğu konuşmada,
ismimi zikrederek...
BAŞKAN – O, sizin isminizi zikrederek bir yazıdan bahsetti. O yazının
gerçekdışı olduğunu mu söylüyorsunuz?
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Evet...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Ben, o yazıyı Sayın Bakana takdim edeyim.
BAŞKAN – Peki, o zaman, o yazının gerçekdışı olduğuna mahsus size 2
dakikalık...
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Hayır, gerçekdışı değil; bir açıklama yapmak
istiyorum.
BAŞKAN – Ama, yani...
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Onu çarpıtarak; yani, konunun...
BAŞKAN – Sayın Şener, Sayın Dumankaya dedi ki: “Sayın Şener’in
Bakanlığı zamanında böyle bir yazı yazılmış.”
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Evet. Bu yazının muhtevası hakkında, izin
verirseniz iki dakika küçük bir açıklama yapacağım.
BAŞKAN – Peki, çok kısa rica ediyorum.
Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın
Dumankaya’nın biraz önce ismimi zikrederek yapmış olduğu açıklama konusunda bir
kısa bilgi de ben vermek istiyorum.
Bildiğiniz gibi, bakanlıklar, kurumlar, kanun taslaklarını hazırlarken,
bu kanun taslağında geçen konularla ilişkili bulunan bakanlıkların da görüşünü
alır. Bu zikredilen, bugün de burada tartışmakta olduğumuz kanun tasarısı
üzerinde yapılan çalışmalar sırasında Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu
Devlet Bakanlığı, taslak halinde iken Maliye Bakanlığından da görüş istemiştir.
Bu görüşü niçin istemiştir; metne dikkat edilirse, deniliyor ki: “Diyanet
İşleri Başkanlığınca buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir.”
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Burada öyle bir şey yok.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Kadro tahsisiyle ilgili bütçe imkânları
içerisinde herhangi bir güçlük var mı, bunun yüküyle ilgili bir tıkanıklık
olabilir mi diye veya diğer teknik ayrıntılarıyla ilgili olarak bakanlığımızın
da görüşünün alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu taslak çalışmaları sırasında
ilgili bakanlıkların görüşü de alınırken, zaten o bakanlığın ilgi alanıyla
ilgili görüş alınır. Bizim, burada Maliye Bakanlığı olarak o dönemde verdiğimiz
görüş, Maliye Bakanlığını ilgilendiren teknik boyutlarıyla ilgilidir. Bunu
Genel Kurulun huzurunda açıklama lüzumunu hissettim.
Ancak, bu tasarının irticayla bağlantılı olarak burada sürekli
tartışılmasının sebebi, bildiğiniz gibi, Hükümet ile Genelkurmay arasında,
Başbakan ile Genelkurmay arasında çıkan bir ihtilaf sırasında, daha sonra,
Hükümet Meclise 8 kanun tasarısı gönderdi, Sayın Başbakan bu 8 kanun
tasarısının irticayla mücadele ile bağlantılı tasarılar olduğunu açıkladı,
kamuoyuna duyurdu ve o 8 tasarı içerisinde bu da vardı. Onun için, gerek
muhalefetteki arkadaşlarımızın, gerek iktidardaki arkadaşlarımızın bu tasarı
çerçevesinde irticayla mücadeleyi gündeme getirmelerinin sebebi, Sayın
Başbakanın o sırada yapmış olduğu açıklamadır.
Arz ederim. (FP sıralarından alkışlar)
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Yani, doğru bir hadisedir...
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu
ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (Devam)
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bir
açıklama yapabilir miyim?
BAŞKAN – Yerinizden mi Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, çok sevdiğimiz arkadaşlarımız burada sadece siyaset
yaptı. Sayın Dumankaya, burada, benim söyleyeceklerimin hepsini söyledi; ancak,
Sayın eski Bakanımız bir noktayı belirtmedi. 35 inci madde, noktasına,
virgülüne kadar, aynen arkadaşımızın imzaladığı şekilde getirilmiştir. Ben de zatı âlinizin imzasından sonra,
sadece Hikmet Sami Türk Bakanımızın görüşü eksik olduğu için, onu aldım ve her
tasarı gibi -hiç irticayla falan alakası yok- buraya gönderdim.
Arkadaşlar, burada İslam Dinini siyasete alet etmek doğru bir yaklaşım
değildir. (FP sıralarından “ne alakası var” sesleri, gürültüler)
NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Dinleyin, dinleyin.
BAŞKAN – Arkadaşlar, bir susun bakalım canım.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Değerli
arkadaşlar, ben hepinizi sabırla dinledim. Bir sabırsızlığım oldu, o arkadaşım
şimdi bana geldi, ben de kendisine, bir sabırsızlığım olduysa özür dilerim
diyorum; ama, o da, en azından yanlış şeyler söyledi, “Ucube” gibi laflar etti;
burada onu geri alması gerekir. Hiçbir hükümet ucube olamaz; bir kere bunu
hepimiz bilelim. Bu çatı altında ucubelere yer yoktur. (DSP sıralarından
alkışlar)
Şimdi, hep siz bize sordunuz, şimdi ben DYP temsilcilerine soruyorum:
Altı senedir siz hükümette idiniz, bu kadar savunduğunuz kadroları niye
almadınız, Teşkilat Yasasını niye değiştirmediniz?!
REFİK ARAS (İstanbul) – Cevap; yok!
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Biz geleli bir
sene oldu, hepsini bizden bekliyorsunuz.
Size bir tek şey söyleyeceğim: Bu yarım bıraktığınız tasarıyı
çıkaracağımız gibi, diğer Teşkilat Yasasını da, kadroları da çıkaracağız
kardeşlerim; hiç merak etmeyin. (DSP, FP ve ANAP sıralarından alkışlar) Onun
için, dini siyasete alet etmeyelim. Ben, o arkadaşın imzasına da sahip çıktım,
sizin imzanıza da sahip çıktım. Sizin görüşmenizde altına imza attığınız metni
okuyayım da bir yanlış anlaşılma olmasın.
“İlgi yazı ekinde anılan 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun
Tasarısı taslağı incelenmiş ve kanunlaşmasında Bakanlığımızca sakınca
görülmemiştir.” Şimdi de yasalaştırıyoruz biz bunu; başka hiçbir şekli yok.
MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Maliye tarafı...
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Maliye tarafı falan değil.
Sayın Bakan benim yerimdeydi, ben kalkacağım başka bir arkadaş gelecek.
Bunlar, sizin zamanınızda imzalanınca iyi, başka zamanda, biz tamamlayınca kötü
diye bir nokta olamaz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, ANAP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın Esat Bütün?..
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Vazgeçtim.
BAŞKAN – Vazgeçtiniz.
VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
4. – Sakarya Milletvekili Nevzat
Ercan’ın, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın şahsına sataşması nedeniyle
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Ercan, buyurun efendim.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) –Sayın Başkan, ismim kullanılarak şahsıma bir
sataşma oldu, söz istiyorum.
BAŞKAN – Arkadaşımızın da isminden bahsedilmek suretiyle kendisiyle
ilgili bir söz söylendi.
Sayın Ercan, çok kısa...
Buyurun efendim.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan tasarının özüne ilişkin herhangi bir itirazım yok; ancak,
şunu peşinen söyleyeyim ki, Diyanet İşlerinden sorumlu Devlet Bakanı olduğum
dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığı, teknik seviyede bir çalışma, bir hazırlık
yapmış. Diyanet İşleri Başkanlığının teknik seviyede yaptığı bu çalışmayla
ilgili, bittabiî, sorumlu Bakan olarak, ilgili bakanlardan görüş aldık; o aşamadadır.
Bu, bir hükümet tasarısına dönüşmemiştir ve Türkiye Büyük Millet Meclisine
sevki yapılmamıştır.
İBRAHİM YAVUZ BİLDİK (Adana) – Niye gerek gördün?
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin, rica ediyorum.
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Yani, sanki, böyle bir çalışma, tasarıya
dönüşmüş veya teklif şeklinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
indirilmiş gibi takdim ediliyor.
Değerli arkadaşlar, şunu söylemek istiyorum. O dönemde sorumlu bir bakan
olarak, bugün, itirazımız şu noktadadır: Türkiye, 28 Şubat sürecini yaşadı.
Bunu kabul edin, etmeyin; Türkiye, bir dayatmayla karşı karşıya.
REFİK ARAS (İstanbul) – Hiç öyle bir şey yok.
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Nasıl yok?!.
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin...
Sayın Bakan, siz konuşmaya devam edin de...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu dayatma, bu zincirin,
belki birinci halkası, burada, 8 yıllık kesintisiz eğitimle başladı. Bu, devam
edecekti. Şimdi, asıl itirazımız, bir bu noktadadır; yani, Millet Meclisinin
üzerinde, Parlamentodışı birtakım güçlerin dayatmasıdır. (DSP sıralarından
gürültüler)
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Ne dayatması!.. Yakışıyor mu!..
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Niye sabırsızlık gösteriyorsunuz?
Şimdi, Sayın Başbakan... (ANAP sıralarından gürültüler)
ALİ KEMAL BAŞARAN (Trabzon) – İmza sizin.
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin... Rica ederim...
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – İmza sizin, imzanızı inkâr mı
ediyorsunuz?!.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza sizin!..
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, arkadaşımız iki cümle söyleyip oturacak
canım...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Söyleyeyim söyleyeyim Sayın Okuyan... Müsaade
edin...
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Dayattılar mı?..
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Ben, ne diyorum; teknik seviyede bir çalışma,
Diyanet İşlerinden gelmiş bir çalışma, ilgili bakanlıklardan görüş alınma
aşamasındaki bir mesele, bugün, tasarıya dönüşmüş...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bunu, zorla mı yaptınız; dayattılar mı?..
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Bizim Hükümetimiz döneminde tasarıya dönüşmemiş;
bir teklif olarak da Meclisin gündemine inmemiş.
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – İmza sizin...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Niye bağırıp çağırıyorsunuz, tahammül
gösteremiyorsunuz?!.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza kimin?.. Bu imza kimin?..
BAŞKAN – Efendim, size söz hakkı verdim mi ben?..
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza sizin..
BAŞKAN – Lütfen susar mısınız... Sayın Okuyan, size konuşma hakkı
vermedim.
Sayın Ercan, siz de tamamlar mısınız...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Şimdi, bu tasarıyı da, görüştüğünüz dayatılan
birçok tasarıyı da ve 8 yıllık kesintisiz eğitimi de birbirinden ayıramazsınız.
Ayıramazsınız bunları!..
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, sataşmaya cevap versin.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Kim dayattı bunu?
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Bir Başbakan düşünün ki, kendi partisinin
Meclis grubunda, çıkıyor “içime sinmedi; ama, sırf İktidarda kalabilmek için...
(ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ercan, lütfen cümlenizi tamamlar mısınız.
NEVZAT ERCAN (Devamla) – ...çıkarmak zorundayız” diyebiliyor. (ANAP, DSP
ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Müsaade et, ben bitireceğim konuşmamı.
BAŞKAN – Tamam, bitirin...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Ama, lütfen sükûneti sağlayın.
BAŞKAN – Efendim, ne yapalım yani; herkes bu saatten sonra...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Kim dayattı bunu?! Bu imzayı kim attı?!
BAŞKAN – Efendim, cümlesini bitirsin arkadaşımız. (ANAP, DSP, CHP ve DTP
sıralarından gürültüler)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sataşmaya cevap versin Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Güney, rica ediyorum...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Müsaade edin...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bunu kim dayattı size?!
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Benim asıl itiraz ettiğim husus şudur...
BAŞKAN – Sayın Ercan, siz söyleyeceğinizi söylediniz. Son cümlenizi
söyleyin. Lütfen...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Müsaade edin, cümlemi tamamlayayım.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, gereksiz yere konuşuyor.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza kimin, bu imza?!
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Benim itirazım şudur: Siz ki, 10 adet Hükümet
tasarısını, bir paket halinde “irticayla mücadele” adı altında takdim ettiniz;
işte, esas düştüğünüz yanlış budur. (DYP sıralarından alkışlar; ANAP, DSP, CHP
ve DTP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Tamam Sayın Ercan, rica ediyorum efendim...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza kimin?!
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Siz, camiyi, Allah’ın evini, Beytullah’ın
şubesini bir irtica mihrakı olarak gördünüz. (DYP sıralarından alkışlar; ANAP,
DSP, CHP ve DTP sıralarından “Yuh” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar) Öyle
gördünüz... Siz öyle gördünüz...
BAŞKAN – Sayın Ercan, lütfen efendim... Bitti efendim... Lütfen... Rica
ediyorum...
NEVZAT ERCAN (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, herkes sükûneti muhafaza etsin. (ANAP, DSP,
CHP ve DTP sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar, lütfen... Rica ediyorum... Arkadaşlar, her ağızdan bir ses
çıkarsa ben ne yapayım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sözünü geri
alacak!
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Böyle, abuk sabuk konuşulur mu?!
BAŞKAN – Efendim, ben sözünü kestim; ne yapayım...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Bu imza kimin?! Bu imza kimin?!
BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Bu imza kimin?!
BAŞKAN – Bir dakika efendim... Rica ediyorum...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Şu imza onun imzasıdır. İnkâr mı ediyor?
BAŞKAN – Ben size söz verdim mi Sayın Dumankaya? Oturur musunuz
yerinize... Sayın Bakana söz verdim.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Bu imza onundur.
BAŞKAN – Sayın Dumankaya, lütfen oturur musunuz...
(ANAP sıraları ile DYP sıraları arasında yığılmalar, gürültüler,
karşılıklı konuşmalar)
Sayın milletvekilleri, lütfen, herkes yerine otursun. Lütfen, yerinize
oturur musunuz arkadaşlar... Sayın İdare Amirleri, lütfen... Arkadaşlar, rica
ediyorum... Lütfen, herkes yerine otursun...
Sayın Yavuz, yerinize oturur musunuz... Lütfen efendim...
Arkadaşlar, eğer, bitirmezseniz ara vereceğim. Lütfen, herkes yerine
otursun. (Gürültüler)
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 00.23
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma Saati
: 00.30
BAŞKAN :
Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER
: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Hüseyin YILDIZ (Mardin)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci
Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu
ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (Devam)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun efendim.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Biraz evvel burada konuşma
yapan sözcü, Grubumuza, milletvekillerimize, Hükümetimize çok ağır kelimelerle
ifadede bulunmuştur, iftira etmiştir, yanlış söylemiştir; imzasını da inkâr etmiştir.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – İmzamı inkâr etmedim. (ANAP ve
DYP sıralarından gürültüler)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Etmiştir.
Söz istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tamam, Sayın Güney.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bize söz vereceksiniz...
BAŞKAN – Sayın Güney...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Grubumuzu tezyif etmiştir,
istihfaf etmiştir.
BAŞKAN – Sizden rica ediyorum, bakın, bu saatte bir
hayli elektriklendi salon.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kesinlikle bunu kabul edemeyiz.
BAŞKAN – Sayın Güney, bir dakikanızı rica edeyim... Ben
o sırada mikrofonu kapatmıştım...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR
(Gaziantep) – Buna cevap verilecek...
BAŞKAN – Hayır, bir dakika...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR
(Gaziantep) – Hiç kimse bunun altında kalamaz.
BAŞKAN — Ben zabıtları getirteyim, inceleyim, o zaman
size söz vereceğim.... Bu oturum içinde cevap için size söz hakkı vereceğim.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, bir cümle
söyleyeyim...
BAŞKAN – Sayın Güney, zabıtları getirteceğim.
TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Niye
getirteceksin zabıtları?..
BAŞKAN – Bakın, inanınız, o sırada mikrofonu
kapatmıştım, gürültü de vardı, orada söylenenleri duymadım. Zabıtları
getirteyim...
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER
(Çanakkale) – Bütün Meclis de bunu açıkça duydu...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, sözcü, burada,
camileri, ibadethaneleri, bizim, irtica yuvası haline getirdiğimizi iddia
etmiştir, yanlış söylemiştir...
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ben öyle söylemedim.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yanlış söylemiştir, ona
yakışmaz... Bize yakışmaz. (DYP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Güney... Sayın Güney, rica ediyorum...
Ben zaptı getirteceğim...
VEYSEL ATASOY (Zonguldak) – Kendisi cevap versin.
BAŞKAN – Efendim, verecek, bir dakika...
VEYSEL ATASOY (Zonguldak) – Kaç tane, sataşmadan dolayı
söz verdiniz...
BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum... Bakın, bir dakika
size söz vereceğim... Zaptı getirteyim, söz vereceğim diyorum.
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Esat Bey, size söz vereceğim.
Sayın Bakan, buyurun, siz kısa bir şey söyleyecektiniz.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın
Başkanım, çok gergin bir ortamda bu yasa tasarısının görüşmelerini yürütmemiz
mümkün değil. Lütfen, sakin olalım.
Arkadaşımıza, Sayın Bakanımıza bir hususu soracağım.
“Dayatma” dedi; ben kendisine yakıştıramadım. Bana değil, size dayatılmış bu.
Çünkü, siz, iki sayın bakanımız imzalamışsınız, dayatma diyorsunuz... (DSP
sıralarından alkışlar)
İkincisi “içeriğine katılıyorum” dediniz; doğrudur,
içeriğine katılıyorsunuz...
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Özüne...
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Ama,
o zaman, sizin söylediğiniz tarz camileri... Sadece içeriğine katıldınız; ama,
bunu konuşuyoruz. O söyledikleriniz nereden çıktı?
NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ben öyle bir şey söylemedim.
BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen efendim...
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) –
Bakınız, arkadaşlarıma, bu çirkin davranışlar, yakışmıyor. Bize yakışan şey...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Böyle usul var mı yahu?
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) –
İçeriğine katıldınız; Bakanlık makamı, noter makamı değildir. İmzanız, imzamız
var, sahip de çıktık imzamıza.
BAŞKAN – Tamam, Sayın Bakan, onu zaten inkâr etmiyor
efendim.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Siz
iki kişiye sordunuz. Sorulması gerekir, içeriği de, her şeyi de. Biz de buna
sahip çıktık. Eksik olan üçüncü arkadaşımıza sorduk, cevabını aldık, buraya
getirdik.
BAŞKAN – Tamam Sayın Bakan, cevap verdiniz.
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Bunu
başka türlü tartışmaya mahal yok arkadaşlar.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Tamam efendim... Teşekkür ederim.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, böyle bir usul
var mı, yani, karşılıklı soru cevap?!.
BAŞKAN – Neyse, var-yok artık, bu safhada atladık
onu...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Bunu siz yaratıyorsunuz biraz
da... Yapmayın, rica ederim... İçtüzüğe göre hareket edin...
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Ben ne yapayım
yani... Sayın Bakan çıktı “bizim zamanımızda kanun taslağı haline gelmedi”
dedi. Sayın Bakan da “geldi” diyor. Ben, şimdi, ne yapayım... Ben hakem
değilim, evrakları incelemiyorum.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Soru-cevap; yeni bir usul
yaratıyorsunuz... Yok böyle bir şey!..
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bakın, benim de
durumumu...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz, yeni usul yaratmayın...
BAŞKAN – Şurada 550 kişi var; ben, 550 kişinin
sinirlerini burada yatıştıracak bir sinir yapısına sahip değilim. Rica ediyorum...
Biraz siz de bize yardımcı olun.
Buyurun Sayın Bütün.
Konuşma süreniz 10 dakika.
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; insanoğlu, ne çekerse dilinden, elinden çeker. Maalesef, biz
de, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, zaman zaman, kendimizi, mensubu
olduğumuz siyasî partileri ve şerefle görev yaptığımız hükümetleri zan altında
bırakacak şekilde, sırf siyasî amaçla birbirimizi suçluyoruz veya sırf siyasî
rant uğruna kendimize leke getiriyoruz.
Millî iradeye hiçbir dayatma yapılmaması lazım. Millî iradeye dayatma
yapıldığında da hep beraber ayağa kalkmamız lazım. Kaldı ki... (FP sıralarından
“ne alakası var” sesleri)
Ne alakası var, ne alakası yok; onu, arkadaşlarımız iyi
bilir.
BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum... Rica ediyorum
efendim...
ESAT BÜTÜN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlarımız, eğer
dayatmadan bahsederlerse, bu millet iradesine yapılmıştır, kime yapılıp
yapılmadığı önemli değildir. Bu size de yapılmışsa 28 Şubatta, size de yanlış
yapılmıştır.
Gerçekten, rutin olarak Diyanet İşleri Başkanlığının
hazırladığı ve bütün kanun tasarılarında olduğu gibi, o dönemin bakanları
tarafından da uygun görülen bir kanun tasarısını getirip, burada, millet
iradesine bir dayatma veya bir yanlış olarak takdim etmekle hiçbir şey
kazanamayız; ancak, kendi kendimize, millet iradesine gölge düşürürüz, bizi
buraya gönderen millete ve temsil ettiğimiz milletvekilliğine leke getiririz;
onun ötesinde bir yere varamayız.
Diğer taraftan, arkadaşlar, gerçekten, bütün siyasî partilerimizin,
bütün milletvekili arkadaşlarımızın kabul ettiği gibi, camiye, kışlaya, okula,
adalete, siyaset sokulmaması gerekir; çünkü, bunlar, hele dinimiz, yüce
dinimiz, tevhit dinidir, İslamdır, birlik dinidir, millî birlik ve
beraberliğimizin teminatıdır. Bu ülkede hiçbir siyasî parti, hiçbir kişi,
camileri irtica yuvası olarak göremez; kimsenin buna haddi yoktur, kimse de
bunu böyle takdim edemez. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Diğer taraftan, Anavatan Partisi, bu Meclisin meydanına
cami yapan bir partidir. İkincisi, Kocatepe Camiini bitirip törenle açan, onun
yetiştirdiği Cumhurbaşkanı... (FP ve DYP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ederim, müdahale etmeyin...
ESAT BÜTÜN (Devamla) – Arkadaşlar, bu şekilde
davranırsak, herhalde millet iradesine, herhalde kendimize iyilik yapmamış
oluruz.
Şimdi, gerçekten, bu ülkeye iyi hizmet etmek
istiyorsak, millet iradesine sahip çıkmak istiyorsak, dayatmalara ve başka
şeylere karşı durmak istiyorsak, önce, kendi kendimize saygı göstermeliyiz.
Yaptıklarımız yanlış da olsa, eksik de olsa, buna saygı göstermeliyiz ve
birbirimizi suçlamak uğruna, sırf siyasî rant uğruna, gerçekten, bugün, zaman
zaman, hiç tasvip etmediğimiz, hiç benimsemediğimiz olaylarla karşı karşıya
kalıyoruz. Oportünist davranan bazı arkadaşlarımız milletvekillerini suçluyor
veya sırf o bakanlar kurulu veya bu bakanlar kurulunu suçlamak uğruna, kendi
kendimizi âdeta mahkûm ediyoruz. İşte, biraz önce, burada yaptığımız konuşmayla
da bu Meclis bir şey kazandı mı, bu ülke bir şey kazandı mı, yüce dinimize,
camilerimize bir şey kattık mı? Ne oldu; yarın, yine, televizyonlarda, Meclisin
kavgalı, gürültülü ortamının görülmesini sağladık. Peki, biz, bununla nereye
varacağız?
Şimdi, gelin, gerçekten, bu kanun tasarısı üzerinde
değişiklik yapılması gerekiyorsa onları konuşalım, burada yanlışlık varsa onu
konuşalım, yanlış takdim edenleri konuşalım; ama, birbirimizi suçlayarak,
birbirimize hakaret ederek, birbirimize bu şekilde hitap ederek, millet
iradesine de, Türkiye Büyük Millet Meclisine de, siyasî partilerimize de itibar
geleceğine inanmıyorum.
Bakın, halkın yüzde 46’sı hiçbir siyasî partiye
güvenmiyor; neden güvenmiyor?
NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Size, size!..
ESAT BÜTÜN (Devamla) – Bize değil, bütün partilere
güvenmiyor. Yüzde 46’sı hiçbir siyasî partiye oy vermiyor, birinci parti yüzde
20’de kalıyor. Yarın göreceğiz, nisanda, yine o noktaya gelecek. Niçin bu hale
geldi; işte, yıllardır, kısır döngülerle, yapay gündemlerle, yanlış siyasî
çekişmelerle, birbirimize çamur atmalarla birbirimizi yıpratarak halkın
güvenini yitirmesine sebep olduk.
NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Sadede gel, sadede...
ESAT BÜTÜN (Devamla) – Siyasî iktidarlar muktedir
olamayınca, halkın güvenini ve iktidarını kaybedince, yapay baskılar gündeme
gelebilir. Eğer, siyasî partiler, halkın gündemi ile kendi gündemlerini beraber
yapabilse, halkın sorunlarını tartışabilse bu olaylarla karşı karşıya kalmayız.
NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – 10 dakika doldu.
ESAT BÜTÜN (Devamla) – Gelin, gecenin bu saatinde,
eğer, hayır söyleme imkânınız yoksa, susmasını bilelim diyorum; hepinize,
saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bütün.
Efendim, tasarının tümü üzerindeki konuşmalar
bitmiştir. Şimdi, maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
DİYANET İŞLERİ
BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNUN BİR MADDESİNİN
DEĞİŞTİRİLMESİNE DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. – 22.6.1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet
İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi başlığı
ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Camilerin ibadete açılması ve yönetimi
MADDE 35. – Cami ve mescitler Diyanet İşleri
Başkanlığının izni ile ibadete açılır ve Başkanlıkça yönetilir. Hakiki ve hükmi
şahıslar tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış
bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına
devredilir. Diyanet İşleri Başkanlığınca buralara imkânlar nispetinde kadro
tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların meslekî
ehliyetleri ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Sayın Tayyar Altıkulaç söz istemişlerdir.
Şahısları adına söz isteyenleri okuyorum: Sayın Halit
Dumankaya, Sayın Esat Bütün, Sayın Yalçın Gürtan, Sayın Musa Uzunkaya, Sayın
Mehmet Aykaç, Sayın Metin Bostancıoğlu, Sayın Teoman Akgür, Sayın Hayrettin
Dilekcan...
Buyurun Sayın Altıkulaç.
Süreniz 10 dakikadır efendim.
SABRİ ERGÜL (İzmir) - Diyanetten maaş almaya devam
ediyor musun?!.
DYP GRUBU ADINA TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 660 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci
maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.
Gecenin bu vaktinde, Parlamentonun, Yüce Meclisin
tansiyonunun da yüksek olduğu bir noktada, geniş değerlendirmelere ve irticayla
ilgili tartışmalara girmek yerine, teknik bazı hususlara ve gerçeklere
dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bu 1 inci maddeyle, 633 sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi
değiştiriliyor. Mevcut, yani, halen yürürlükte bulunan 35 inci maddede, özel ve
tüzelkişiler tarafından inşa edilen camilerin, bu özel ve tüzelkişilerce
yönetilebileceği hükme bağlanmış; ancak, bunlardan, Diyanet İşleri
Başkanlığınca lüzum görülenlerin de Başkanlık kadrosuna alınabileceği hususunda
Diyanet İşleri Başkanlığı yetkili kılınmış.
Aslını sorarsanız, bu madde üzerinde getirilen
değişikliğin içeriğiyle ilgili aykırı bir görüşüm -Sayın Nevzat Ercan’ın da
belirttiği gibi- bulunmamakla birlikte, bunu, tartışmaya değer bir değişiklik
olarak nitelendirmediğimi de huzurunuzda ifade etmek istiyorum. (ANAP
sıralarından alkışlar) Çünkü, 35 inci maddede “özel ve tüzelkişiler tarafından
yapılan camilerin yönetimleri, bu özel ve tüzelkişiler tarafından
yürütülebilir” deniliyor. Güzel güzel yürütülüyorsa mesele yok; yürütülmüyorsa,
Diyanet İşleri Başkanlığı, kendi disiplinine ve nizamına uymayan bu tür
yönetimleri kadrosuna almak yetkisini haiz bulunuyor. Ancak, Diyanet İşleri
Başkanlığı, bu tür münferit problemlerin üzerine gitmek yerine, bu işi, bir
yasal düzenlemeyle, 35 inci maddeyi değiştirmek suretiyle halletmek gibi bir
tercih içine girmiş ve Refahyol Hükümeti zamanında -biraz önceki tartışmada da
ifade edildiği gibi- bir teknik çalışma yapılmış, bir madde düzenlenmiş, bazı
bakanlıklardan görüş alınmış ve nihayet, tasarı haline gelmeden, hükümet
değişmiş. Bugünkü Hükümet, bunu bir tasarı haline dönüştürerek, Türkiye Büyük
Millet Meclisine sunmuş.
Şimdi, tabiî ki, işin sıkıntılı ve talihsiz yanı, ne
yazık ki, bu tasarının “irtica paketi” adı altında, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunulan tasarılar arasında yer almasıdır.
REFİK ARAS (İstanbul) – Doğru... Bravo...
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) – Ben, eminim ki, bu
tasarının, böylesine bir paket içerisinde takdim edilmiş olmasını, yalnız
muhalefet partileri değil, iktidarı oluşturan siyasî partilerimiz de tasvip
etmemektedir. Ne Anavatan Partisinin ne Demokratik Sol Partinin ne de
Cumhuriyet Halk Partisinin ve diğer siyasî parti temsilcilerimizin, bu
tasarıyı, irtica olayıyla ilişkili bir tasarı olarak değerlendirdiklerine
inanmak istemiyorum.
Şimdi, değişiklik, kime, neye hitap ediyor? Diyanet
İşleri Başkanlığının yönetiminde halihazırda 72 bin küsur cami var. Daha dün,
yetkili uzman arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre, özel ve tüzelkişiler
tarafından yönetilen camilerin toplam sayısı, şu anda Hükümet temsilcisi olarak
Sayın Bakanın yanında bulunan bir yetkili arkadaşımızın bana ifade ettiğine
göre 150-200 civarında.
BAŞKAN – 1 000 değil mi efendim?
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) – 150-200 civarında cami var
ki, bunların yönetimleri özel ve tüzelkişilerce fiilen yürütülüyor; ama, tabiî,
şahısların yaptırdıkları cami sayısı, mülkiyeti şahısların üzerinde bulunan
cami sayısı elbette bunun çok üstünde. Bugün, Diyanet İşlerinden teftişle
ilgili bir başka yetkili arkadaşımla görüşerek edindiğim bilgiye göre de, bu
150-200 cami içinde problem olan kaç cami var; bana söyledikleri “kesin bir şey
söylenemez.” Bir tahmin yapın dediğim zaman “15-20, belki biraz daha fazla
olabilir” dedi. Biraz daha fazla olursa, 20’dir, 25’dir, 30’dur.
İstanbul’da, Ankara’da, Karadeniz’de ve galiba Antalya
taraflarında, Türkiye’nin bazı yerlerinde münferit problemler var. Bazı
camilerde, yani, özel kişiler tarafından yönetilen bazı camilerde, Diyanet
İşleri Başkanlığının disiplinine uymayan, Diyanet İşleri Başkanlığının
takvimine uyarak ezan okumayan, ezanlar okunduktan sonra yahut okunmadan önce,
kendi başına buyruk bir anlayış ve tercihle ezan okuyarak birliği, beraberliği
bozan, verilen talimatlara uymayan bazı camiler var. Bunlar da, şikâyet konusu
olmuş, denetim konusu olmuş; buralara, imam tayin etmek suretiyle disiplin
altına alınmak istenmiş, karşı çıkılmış... Demek ki, problem, özel ve
tüzelkişiler tarafından yönetilen aşağı yukarı 150-200, siz deyiniz 500 cami
içerisinde 20-30 cami ile sınırlı, bunu biraz daha yükseltirseniz, 50 cami.
Bunu tartışıyoruz burada.
Aslında, biraz önce arz ettiğim gibi, Diyanet İşleri
Başkanlığı, 35 inci maddenin mevcut hükmünün kendine verdiği yetkiye dayanarak,
bu camilerin tamamını kadrosuna almak imkânına sahip. 35 inci madde bu yetkiyi
veriyor; ama, Diyanet, herhalde bunlarla çekişmeyi, sürtüşmeyi tercih etmemiş,
bir yasa değişikliğiyle bunu halletme yoluna gitmiş, bu tasarı da bugün
huzurlarınızda bulunuyor.
Şimdi, ben, esas, bu vesileyle, biraz önceki
konuşmalarda değinilen bir iki noktaya daha değinmek istiyorum. Diyanet İşleri
Başkanlığının 633 sayılı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun ondört onbeş
maddesi -bir konuşmacı arkadaşımın da belirttiği gibi- usul yönünden Anayasa
Mahkemesince iptal edilmiştir. Şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş
Yasasında atama maddesi yok. Bu da 21 inci maddeydi. Nitelikleri düzenleyen
madde yok, merkez kuruluşu yok, taşra kuruluşu yok, disiplin suç ve cezalarını
düzenleyen madde yok; yok, yok, yok... En önemli maddeler yok.
Tabiî, bu kanunun, bu eksikliğinin giderilmesi gerekir.
Ondokuz yıldır giderilmemiş bu. Burada, ben, açıkça, Sayın Özal’ı da rahmetle
anarak bir hatırayı kısaca arz etmek istiyorum -Sayın Keçeciler de işin
macerasını çok iyi bilirler- 1986 yılında görevi bırakmamın, ısrarla
emekliliğimi istememin temel sebeplerinden biri de, kanunsuz çalışmanın zorluğu
idi. Bunu, Başbakanken rahmetli Özal’la da oturduk, uzun uzun konuştuk “artık,
bunun sırası geldi Hocam, bu kanunu çıkaracağız” demiş olmasına, aradan bir yıl
geçmiş olmasına ve gerekli teknik bütün çalışmalar da tamamlanmış olmasına
rağmen, ne yazık ki, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelemedi, o günden bu
yana da gelemedi.
Değerli Sayın Bakanımız, biraz önceki açıklamalarında,
daha önceki hükümetler tarafından, bu konunun, yani Diyanet İşleri Bakanlığının
yasa probleminin çözümlenmesi işinin ele alınmadığına işaret ettiler, haklılar;
ancak, bu haklılık, kendilerinin, bu konuyu, bir yıldır Parlamentoya
getirmemesine meşruiyet kazandırmıyor. Konuyu, bütçe görüşmeleri sırasında da
dile getirdik, Sayın Bakan, söz verdiler, bugün de bu beyanlarını memnuniyetle
telakki etmiş bulunuyoruz. Yapılacak iş, belki partilerarası bir uzlaşma
çalışmasıyla, bir teknik heyetin çalışmasıyla, bu çok hassas konuyu, Türkiye’de
kavga ve tartışma konusu olmaktan çıkaracak bir düzenlemenin, daha fazla
gecikmeden, önümüzdeki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisine
getirilmesi ve bu konunun çözülmesidir.
Bir başka nokta, Diyanet İşleri Başkanlığının
halihazırda 9 bin civarında camisinde kadro yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Altıkulaç, süreniz bitti, lütfen, bir
dakikada tamamlayın.
TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) – Çalışayım efendim.
Konu irticayı önlemekse -ki, ben öyle bir
ilişkilendirmeden yana değilim- 9 bin küsur camide fiilen imam yok. Bu camilere
kadro verirsek, bunlara ehliyetli din görevlileri tayin edersek, sözünü
edebileceğimiz irticayı önlemekten söz edilebilir. Camide görevli yok; biz,
nihayet 20-30 caminin Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmasını, yani, bir
bakıma, ayrıcalık yapan, ikilik çıkaran, disiplinsizlik yapan bazı yönetimlere
müdahale edilmesini tartışıyoruz burada; ama, arz ettiğim gibi, 9 bin cami,
ehliyetsiz insanların elinde şu anda hizmet görüyor; esas problem budur.
Sayın Bakanımın tekrar dikkatine arz ediyorum, kadro
kanunu geldi buraya, indi. Şimdi, hemen önümüzde, 12 nci sırada, Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündeminde kadro kanunu var görüşülmek üzere. İçerisinde, Adalet
Bakanlığı var, Sayıştay Başkanlığı var, Vakıflar Genel Müdürlüğü var, Sağlık
Bakanlığı var; 78 bin civarında kadro planlaması var 12 nci sırada -dünkü
görüşmelerde galiba öne alındı bu kanun tasarısı- ama, ne yazık ki, Diyanet
İşleri Başkanlığı, kadro ihtiyacını karşılamak için bunlar arasında yok.
Tabiî, bugün çözülecek bir konu değil bu; daha fazla
gecikmeden, önümüzdeki yasama yılında, çalışmalara başlar başlamaz, Sayın
Bakanımızın ilgisine ben konuyu sunuyorum; bu kadro kanunu tasarısını da
öncelikle ele alalım, müzakere edelim, Diyanet İşleri Başkanlığının bu
ihtiyacını süratle karşılayalım, ehliyetli insanlarla 9 bin caminin ihtiyacını
karşılayalım ve bu tartışmalardan da Türkiye’yi kurtaralım.
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altıkulaç.
Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Lütfi Doğan;
buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Doğan, konuşma süreniz 10 dakikadır.
FP GRUBU ADINA LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte
olan 660 sıra sayılı kanun tasarı üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına
düşüncelerimi yüksek huzurunuzda sizlere arz etmek istiyorum; sözlerime
başlamadan önce, Yüksek Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Hocam, lütfen, biraz
yüksek sesle konuşur musunuz; işitemiyoruz.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Efendim, burada, gerçekten, son
derece önemli ve hepimizi yakından alakadar eden bir konu üzerinde
düşüncelerimizi dile getiriyoruz. Tabiî, belki, herkesin düşüncesi, bütün
arkadaşlarımızın düşüncesi, bu tasarının, milletimize, memleketimize, dinimize
en yararlı olacak şekilde kanunlaşmasını arzu etmekten ibarettir; bunda hiç
şüphe yok; ama, bazen, bakıyoruz ki, birbirimizi rencide edecek bir üslup
takınılabiliyor. Tabiî ki, niyetler halis olduğu için, bendeniz de, bu
gerginliğe mahal bırakmadan, birbirimizi, daima, tazimle, hürmetle
karşılamamızda büyük hayır var diye düşünüyorum. Zaten, hepinizin düşüncesinin
de bu olduğundan eminim; ancak, bunları dinlerken, bir şey hatırıma geldi.
Hepiniz çok iyi bilirsiniz; acaba, dünyada incinmemek mi daha çetindir,
incitmemek mi daha çetindir? Bana göre, her ikisi de çetin; ama, mümkün olduğu
kadar incinmemeye gayret edersek, zannediyorum ki, çok daha başarılı hizmetler
yapabiliriz.
Şimdi, buraya getirilen kanun tasarısında, Diyanet
İşleri Başkanlığının 633 sayılı Kanununun 35 inci maddesinde bir değişiklik
yapılması söz konusu. Aslında, bendeniz not aldım -hepinizin de bildiği gibi-
Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun, 1, 16,
18, 14 ve 35 inci maddelerinde, camilerin yönetimi, görevlilerinin denetimi,
ehliyetlerinin tespiti Diyanet İşleri Başkanlığına verilmiştir; bu, 633 sayılı
Kanunda böyle derpiş edilmiştir.
Daha önce konuşan değerli arkadaşım Sayın Altıkulaç da
işaret etti, aslında, 633 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, Diyanet İşleri
Başkanlığına bu görev verildiği için... Keşke, ta o zamandan bugüne kadar, bir
tamimle, bir genelgeyle, bu eksiklik giderilebilir ve daha buraya gelmeden,
kanun tasarısı haline gelmeden bu ihtiyaç giderilebilirdi; ancak, demek ki,
ihtiyaç duyuldu ve kanun tasarısı halinde buraya gelindi.
Şimdi, bu kanun tasarısının kanunlaşmasında şu yön
dikkate alındığı takdirde herhangi bir sakınca olmayacağı kanaatini taşıyorum.
O da şudur; bütün camilerimize, Türkiyemizdeki mescitlerimize, imkân olsa,
Diyanet İşleri Başkanlığı, en liyakatli, en ehliyetli kimseleri -imam, hatip,
müezzin- görevlendirme imkânı bulduğu zaman, hiç kimsenin bir diyeceği yoktur;
arzu edilen budur ve buna da büyük ihtiyaç vardır. Ümit ediyorum ki, Yüksek
Heyetiniz, az önce bu kadroları çıkaracağını müjdeleyen Sayın Bakanıma yardımcı
olacaksınız. Bendeniz, bunu sizlerden bekliyorum; inşallah, bunu
lütfedeceksiniz.
Ancak, bir mesele şu: Camilerde, halkımızı
aydınlatacak, din konusunda tenvir edecek, liyakatli insanlara ihtiyacımız
vardır. Mesela, az önce bu tasarıyla ilgili konuşmasını dinlediğim Cumhuriyet
Halk Partisinden değerli arkadaşım konuşurken -şahsen, söylemekten biraz da
üzülüyorum- benim de rencide olacağım bir üslup kullandı; bu,
kullanılmamalıydı... Neden; çünkü, CHP de, DSP de, ANAP da, DYP de, Fazilet
Partisi de, camiler mevzuunda, mukaddesatımız mevzuunda hepimizin düşünceleri
aynıdır ve şunu hepimiz biliriz; camilerimizde, imamlarımız, hatiplerimiz,
vaizlerimiz, müftülerimiz tarafından bize şu öğretilir: İslamiyet, Allah’ın
buyruklarına kayıtsız şartsız tazim etmek, Allah’ın yarattıklarına, şevkatli,
merhametli davranmaktır. O halde, bu gerçeği camilerimizde dinlemek, hepimize
huzur veriyor, hepimizi memnun ediyor.
Yine, camilerde dinlediğimiz bir başka konu şudur:
Kur’an’da, Allahü tealâ, insanlara “güzel konuşun” diye buyurmuştur. O halde,
bunu, camilerimizde bize telkin ettiklerine göre, buna gereken ihtimamı
göstermeli -geçenlerde de arz etmiştim- Ahmet Şemseddin Efendiler gibi alimler
yetiştirmeliyiz, Hoca Sadeddin Efendiler gibi bilginler yetiştirmeliyiz ve bu
çalışmanın önünü açmalıyız. İlimden insana zarar gelmez. İlim, hakikaten,
nerede olursa, bulunduğu yeri aydınlatır. Onun için, güzel söz söylemişler:
“Elden kaçırma asla kalbe hayat ilimdir; düşme sakın cehlin eline, insan için
ölümdür.” (Alkışlar)
Şimdi, bunu, hepimiz, elhamdülillah, biliyoruz; şunu da
biliyoruz. Camilerde görev yapan insanların asıl görevi, Diyanet İşleri
Başkanlığının asıl görevi şudur: Şu milletin bütün fertlerinin birbirine kardeş
olduğunu, birbirini sevmekle görevli bulunduğunu ve İslamiyette ayırıma yer
olmadığını, ayıran kimsenin, İslamiyetten, bir bakıma uzaklaşma bedbahtlığına
düştüğünü hatırda tutmalı.
Sonuç olarak; iyileştirmek, birleştirmek, sevmek,
sevdirmek, ilerletmek, yükseltmek; İslamın bize telkin ettiği budur, Diyanet
İşleri Başkanlığımızın görevi de budur; 633 sayılı Kanunla, bu görev, Diyanet
İşleri Başkanlığımıza verilmiştir; ancak, yine, az önce, Sayın Altıkulaç
arkadaşımızın beyan ettiği gibi, 633 sayılı Kanun, bugün ihtiyaçları
karşılamamakta, hatta, yıllar var karşılamamakta. Ben, şunu hatırlıyorum; 633
sayılı Kanunun ele alınmasında İsmet Paşanın -o zaman, zannediyorum Başbakandı-
bu kanunu çıkaracağım diye sözü vardı; kendileri ele aldılar, o zamanki devlet
bakanına hazırlattılar. Daha sonra, Sayın Süleyman Demirel Başbakan oldu;
hepsini saygıyla anmak bizim görevimiz. Sonuç, 633 sayılı Kanun, 15 Ağustos
1965 tarihinde yürürlüğe girdi.
Şimdi, Yüce Meclisimize düşen görev, hakikaten, Sayın
Devlet Bakanımız lütfetsin, delalet buyursunlar ve hepinizin katkılarıyla da,
Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş ve görevleriyle ilgili bu kanun
en güzel bir seviyeye yükselsin ve bugünün imkânlarını da elde ederek, bu büyük
millete hizmet etsin ve şunu tekrar arz etmek istiyorum: Camiler, nerede
ihtiyaç olursa, orada yapılmalı; ama, yapılan camide, elbette Diyanet İşleri
Başkanlığının izni olmalıdır. Hatta, şu konuyu hepiniz çok iyi bilirsiniz:
Herhangi bir camide cuma namazı kılınabilmesi için, bizzat, bugün devletin
görevlendirdiği Diyanet İşleri Başkanlığından izin alınması ve mümkünse,
Diyanet İşleri Başkanının kendisi, yoksa, yetki verdiği kimsenin cuma namazını
kıldırması lazım ki, namazımız tamam olsun.
O halde, demek ki, camiler, birleştiriyor,
iyileştiriyor, sevdiriyor, kalkındırıyor; ama, nefret yok, düşmanlık yok, kin
yok; yani, camiler, bunların olmadığı yerlerdir.
Bazen, bazı kimseler, biraz aşırı hassasiyet
gösterirler ve o hassasiyet göstermeleri de bilgi yönünden tenvir edilirse,
herkes gibi mutedil düşüneceklerdir.
Yine, izin verirseniz, değerli CHP’li konuşmacı
arkadaşıma şunu arz etmek istiyorum Yüksek Huzurunuzda...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Doğan, süreniz bitti efendim. Lütfen, 1
dakikada toparlayın efendim.
LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Eğer, biz, dinî bilgilerde, sosyal bilgilerde, fen
bilgilerinde, İslamiyetin bize tahmil ettiği görevi, hepimizin gönlüne rahatlık
verecek şekilde yerine getirmiş olsaydık, ne Ali Kalkancılar ne Gündüzler ne
şunlar ne bunlar ne de bu memleketi sıkıntıya, ıstıraba sürükleyen bu üzücü
hadiseler olmazdı. Bunların hepsi, ilmî yetersizlik ve yeterli ilim olmaması
sebebiyle meydana gelmiştir. Bunu kim telafi edecek; Yüce Heyetiniz, Diyanet
İşleri Başkanlığına da görev vereceksiniz. Hani, ne derler “kanayan bir yara
gördüm mü yanar ta ciğerim.” Nerede bir yanlış iş olursa, Diyanet İşleri
Başkanlığının bütün mensupları, acaba, ben görevimi yapmadığım için mi bu
yanlışlık oldu diye, bir ince düşüncenin içerisinde olacaktır; şimdi de yine
öyledir. Bu tasarıya, belki bir değişiklik, kısa bir ilave olacak ki, herhangi
bir yanlışlığa mahal kalmasın; ona da iltifat buyurmanızı sizlerden istirham
ediyorum.
Dinlemek lütfunda bulunduğunuz için hepinize
teşekkürlerimi arz ediyor, Sayın Başkanıma da teşekkür ediyorum. (“Bravo”
sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.
Şahısları adına, Sayın Halit Dumankaya; buyurun.
Süreniz 5 dakikadır.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden önce, Diyanet İşleri iki eski Başkanımız
konuştu; mütehassıs kişiler, olayı bütün detayıyla anlattılar. Ben, bu tasarıyı
incelerken, Sayın Hocam Lütfi Doğan’ı bulamadım, Sayın Tayyar Altıkulaç Hocama
gittim “burada noksanlar var mı, önergeyle değiştireceğimiz bir şey var mı”
dedim; “bir noksan yok” dedi; kendileri de burada detaylı anlattılar. Diyanet
İşleri yeni Başkanımızın da konuşması elimde; o da, o mealde bir konuşma
yapmıştır. O nedenle, fazla bir şey ilave etmeyeceğim.
İlave edeceğim bir konu şudur ki; eğer, burada, biz,
şimdi, Diyanet İşleriyle ilgili bir tasarıyı değil de, barajlarla ilgili bir
konuyu görüşmüş olsaydık, o zaman, değerli bakanlarımız, ellerindeki bu
imzaları alacaklardı “bu barajın temelini biz attık, bunun ihalesini biz
yaptık...” Şimdi, bundan kaçınıyorlar!
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dumankaya.
Sayın Bütün, konuşacak mısınız?
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Vazgeçtim.
BAŞKAN – Sayın Yalçın Gürtan?..
YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Vazgeçtim.
BAŞKAN – Sayın Musa Uzunkaya, buyurun. (FP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; 633 sayılı
Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi
olarak önümüze gelen 1 inci maddesiyle ilgili değişiklikle alakalı olarak söz
almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, az önce konuşan Diyanet İşleri eski
iki değerli Başkanımızın, muhterem hocalarımızın da ifade ettiği gibi, Diyanet
İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda esasen var olan;
içeride grup başkanvekili arkadaşlarımızla görüşmemizde de arz etmeye
çalıştığım gibi, bugün cuma namazı kılınan hiçbir cami ve mescit yoktur ki,
onlarla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığının o il ve ilçedeki müftüsünün
izni olmasın; hepsi izne tabidir; yani, cuma namazı kılınacaksa -aynı zamanda,
bu, şer’i bir ölçüdür ki- mahallin müftüsünün izni âmm dediğimiz genel izninin
olmaması, o mescitte ve camide cuma namazı kılınması için varit olsun; aksi
takdirde, orada cuma namazı olmaz.
Burada bizim endişemiz şu: Değerli hocalarımın da ifade
buyurduğu gibi –yine aynı şeyi söylüyorum- camiler, birlik mekânıdır, kardeşlik
mekânıdır. Elbette, biz, bu Yüce Meclisin çatısı altında ülkenin birliğini
temsil ediyoruz; mescitler ve camiler de, bulundukları mekânlarda, Allah’ın
beyti olan Beytullah’ın, yani Kâbetullah’ın birer şubesi olarak oradaki
cemaatlerin, insanların birliğini temsil ediyor. Eğer, mabetlerle ilgili bir
tartışmayı, burada birbirimizi kırıcı şekilde değerlendirir, Allah’ın, günde
birkaç defa ziyaretgâhı diye tavsif olunan kalplerin kırılmasına vesile olur ve
bunu da camiler adına yaparsak, elbette hoş bir şey olmaz. Ancak, burada, bazı
gerçekleri görmek, birkısım yanlış ve gelecekte endişe verici uygulamalara da
meydan vermemek gerekir diye düşünüyorum. Biz, bu endişemizi, az önce değerli
arkadaşlarımızla tartışırken ifade ettik.
Değerli Diyanet İşleri eski Başkanlarımızın ifade
ettikleri gibi, şu anda Türkiye’de 72 418 cami var; bunların 63 310 adedinde
Diyanet İşleri Başkanlığının hem kadrolu görevlisi var, hem de normal olarak
onların yönetimde söz sahibi oldukları bir yapılanması var; geride kalan 9 108
adet camimizde ise kadro yok. Az önce de ifade edildi; efendim, önceki
hükümetten kaldı, onlar verdi vermediyi bir tarafa bırakalım. Şu anda, gündemin
12 nci maddesi olarak -bu akşam 12 nci sırasına kadar görüşeceğiz- belki, yeni
yasama yılının başında -eğer, bir değişiklik olmazsa- bu Parlamento, birkısım
bakanlıkların talep ettiği kadrolarla ilgili tasarıyı görüşecek. Muhtemeldir
ki, hakikaten, ihtiyaca cevap veren; ama, siyaseten de, Hükümet -Sağlık
Bakanlığı en büyük personeli talep eden bir bakanlık olarak ve diğer birkısım
bakanlıklarda- yüzbine yaklaşan bir kadro istihdamına imkân hazırlayacak. Bu,
bir imkândır, vatandaşımızın talebine bir cevaptır; ama, topu, eski hükümete
atmanın mantığı da yoktur. Geçmiş hükümet döneminde, yine, elimde Diyanet
İşleri Başkanlığının kadro talebini ihtiva eden 16 667 adet -bunların 8 bin küsuru cami görevlisi olmak üzere,
camiler ve Kur’an kurslarının müezzin, kayyım, vaiz, hatip olmak üzere- kadro
talebi var. Geliniz, bu konuda hakikaten samimîysek -ki, bu konuda bir
tereddütüm de yoktur- Muhterem Bakanımdan istirham ediyorum; en azından, bu
konu, diğer bakanlıkların kadro talepleri öne çekilirken, Sayın Devlet
Bakanımız, bu kadronun öne çekilmesi konusunda niçin bir gayret göstermediler?
Bu sualimin cevabını da bize ikram eder, lütfederlerse, memnun olurum. Diğer
bakanlıklar, kadrolarını takip ederken, 17 667 adet, bir yıldır Genel Kurulda
sırasını bekleyen, hatta, son gelen kadro gibi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti; lütfen, son cümlenizi
söyler misiniz, rica ediyorum.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Cümlemi bağlıyorum.
274 üncü sıradan 12 nci sıraya değil, 171 inci sıradan
12 nci sıraya gelmesi gereken Diyanet kadrosuyla bu işin telafi edilmesi yoluna
gidilmesi, aksi takdirde, bu yasayla da bağlanması halinde, sayısız
mescitlerin, imamsız olarak kapanmak
gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalması endişemi burada arz ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Maddeyle ilgili 4 önerge vardır; geliş sırasına göre
okutuyorum :
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “cami ve
mescitler Diyanet İşleri
Başkanlığının izniyle ibadete açılır”
ibaresinin “Cuma ve bayram namazı kılınan camiler, Diyanet İşleri Başkanlığının
izniyle ibadete açılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Zülfikar Gazi Mehmet Aykaç Mustafa
Hasan Öz
Çorum Çorum Ordu
Şinasi Yavuz Ali Oğuz Zeki
Karabayır
Erzurum İstanbul Kars
Şaban Şevli Yakup Budak İbrahim
Ertan Yülek
Van Adana Adana
Sıtkı Cengil Ahmet Doğan Ahmet
Çelik
Adana Adıyaman Adıyaman
Sait Açba M.Ziyattin Tokar Celal Esin
Afyon Ağrı Ağrı
Murtaza
Özkanlı Cemalettin Lafçı Ömer Faruk Ekinci
Aksaray Amasya Ankara
Muhammet
Polat İsmail Özgün Musa Okçu
Aydın Balıkesir Batman
Alaattin Sever
Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata
Batman Bayburt Bingöl
Abdulhaluk
Mutlu Mustafa Yünlüoğlu Feti Görür
Bitlis Bolu Bolu
Altan
Karapaşaoğlu İsmail Coşar Ramazan Yenidede
Bursa Çankırı Denizli
Abdülkadir
Aksu Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu
Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır
Yakup
Hatipoğlu Ömer Naimi Barım Tevhit Karakaya
Diyarbakır Elazığ Erzincan
Abdulilah Fırat Hanifi Demirkol Kahraman
Emmioğlu
Erzurum Eskişehir Gaziantep
Mehmet Bedri
İncetahtacı Nurettin Aktaş Süleyman Metin Kalkan
Gaziantep Gaziantep Hatay
Mehmet Sılay Mustafa Köylü Mehmet
Emin Aydınbaş
Hatay Isparta İçel
Süleyman Arif
Emre Ali Coşkun Mehmet Fuat Fırat
İstanbul İstanbul İstanbul
Bahri Zengin Ekrem Erdem İsmail
Kahraman
İstanbul İstanbul İstanbul
Hüseyin
Kansu Osman Yumakoğulları Azmi Ateş
İstanbul İstanbul İstanbul
Sabri Tekir Hasan Dikici Mustafa
Kamalak
İzmir Kahramanmaraş Kahramanmaraş
Avni Doğan Fethi Acar Zeki
Ünal
Kahramanmaraş Kastamonu Karaman
Abdullah Gül Salih Kapusuz Memduh
Büyükkılıç
Kayseri Kayseri Kayseri
Kemal
Albayrak Mikail Korkmaz Cafer Güneş
Kırıkkale Kırıkkale Kırşehir
Mustafa
Kemal Ateş Osman Pepe Remzi Çetin
Kilis Kocaeli Konya
Veysel Candan Hüseyin Arı Lütfi
Yalman
Konya Konya Konya
Hasan
Hüseyin Öz Abdullah Gencer Ahmet Derin
Konya Konya Kütahya
Metin Perli Fikret Karabekmez Yaşar Canbay
Kütahya Malatya Malatya
Bülent Arınç Hüseyin Yıldız Sabahattin
Yıldız
Manisa Mardin Muş
Mehmet
Elkatmış Mehmet Salih Katırcıoğlu Hüseyin Olgun Akın
Nevşehir Niğde Ordu
Nezir Aydın Ahmet Demircan Latif
Öztek
Sakarya Samsun Samsun
Musa
Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu
Samsun Siirt Sıvas
Musa Demirci Abdulkadir Öncel Ahmet Karavar
Sıvas Şanlıurfa Şanlıurfa
Ahmet Feyzi
İnceöz Abdullah Arslan Bekir Sobacı
Tokat Tokat Tokat
Kemalettin
Göktaş İsmail İlhan Sungur Şeref Malkoç
Trabzon Trabzon Trabzon
Fethullah
Erbaş Maliki Ejder Arvas Kâzım Arslan
Van Van Yozgat
İlyas Arslan Abdullah Örnek
Yozgat Yozgat
BAŞKAN – Öteki önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “...buralara
imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir ve kadro tahsis edilinceye kadar
buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleriyle ilgili esas ve usuller
yönetmelikle düzenlenir” ibaresinin “bu cami ve mescitlere düzenlemenin
yapıldığı yıl kadro tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar meslekî
liyakatı sübut bulunanlar vekil din görevlisi olarak hizmeti yürütür” şeklinde
değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Yakup
Hatipoğlu Aslan Polat Kâzım Arslan
Diyarbakır Erzurum Yozgat
Zeki Karabayır Mustafa Hasan Öz Yakup Budak
Kars Ordu Adana
İ. Ertan Yülek Sıtkı Cengil Ahmet
Doğan
Adana Adana Adıyaman
Ahmet Çelik Sait Açba M.
Ziyattin Tokar
Adıyaman Afyon Ağrı
Celal Esin Murtaza Özkanlı Cemalettin
Lafçı
Ağrı Aksaray Amasya
Faruk Ekinci Muhammet Polat İsmail
Özgün
Ankara Aydın Balıkesir
Alaattin Sever
Aydın Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata
Batman Bayburt Bingöl
Abdulhaluk
Mutlu Mustafa Yünlüoğlu Feti Görür
Bitlis Bolu Bolu
Mehmet Altan
Karapaşaoğlu İsmail Coşar
Bursa Çankırı
Mehmet
Aykaç Zülfikar Gazi Ramazan Yenidede
Çorum Çorum Denizli
Abdülkadir
Aksu Sacit Günbey Vehbi Hatipoğlu
Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır
Ömer Naimi Barım Tevhit Karakaya Abdulilah Fırat
Elazığ Erzincan Erzurum
Şinasi Yavuz Hanifi Demirkol Kahraman
Emmioğlu
Erzurum Eskişehir Gaziantep
Bedri
İncetahtacı Nurettin Aktaş Metin Kalkan
Gaziantep Gaziantep Hatay
Mehmet Sılay Mustafa Köylü Emin
Aydınbaş
Hatay Isparta İçel
Süleyman Arif
Emre Ali Oğuz Ali Coşkun
İstanbul İstanbul İstanbul
Fuat Fırat Ali Şahin Mustafa
Baş
İstanbul İstanbul İstanbul
Bahri Zengin Ekrem Erdem İsmail
Kahraman
İstanbul İstanbul İstanbul
Hüseyin
Kansu Osman Yumakoğulları Azmi Ateş
İstanbul İstanbul İstanbul
Hasan Dikici Mustafa Kamalak Avni
Doğan
Kahramanmaraş Kahramanmaraş Kahramanmaraş
Fethi Acar Zeki Ünal Abdullah
Gül
Kastamonu Karaman Kayseri
Salih Kapusuz Memduh Büyükkılıç Kemal Albayrak
Kayseri Kayseri Kırıkkale
Mikail
Korkmaz Cafer Güneş Kemal Ateş
Kırıkkale Kırşehir Kilis
Osman Pepe Remzi Çetin Veysel
Candan
Kocaeli Konya Konya
Rıza Güneri Hasan Hüseyin Öz Abdullah Gencer
Konya Konya Konya
Ahmet Derin Metin Perli Fikret
Karabekmez
Kütahya Kütahya Malatya
Yaşar Canbay Bülent Arınç Hüseyin
Yıldız
Malatya Manisa Mardin
Sabahattin
Yıldız Mehmet Elkatmış Salih Katırcıoğlu
Muş Nevşehir Niğde
Hüseyin Olgun
Akın Nezir Aydın Ahmet Demircan
Ordu Sakarya Samsun
Latif Öztek Musa Uzunkaya Ahmet
Nurettin Aydın
Samsun Samsun Siirt
Memet Emin Aydın Temel Karamollaoğlu Musa Demirci
Siirt Sıvas Sıvas
Abdulkadir
Öncel Ahmet Karavar Ahmet Feyzi İnceöz
Şanlıurfa Şanlıurfa Tokat
Abdullah
Arslan Bekir Sobacı Kemalettin Göktaş
Tokat Tokat Trabzon
İlhan Sungur Şeref Malkoç Fethullah
Erbaş
Trabzon Trabzon Van
Şaban Şevli Maliki Ejder Arvas İlyas Arslan
Van Van Yozgat
Abdullah Örnek
Yozgat
BAŞKAN – Öteki önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı, Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “...izinli
veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay
içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” ibaresinin “izinsiz olarak
ibadete açılmış bulunan camilerin yönetimi kadroları verilmesi halinde Diyanet
İşleri Başkanlığına devredilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Yakup
Hatipoğlu Zülfikar Gazi Aslan Polat Kâzım
Arslan
Diyarbakır Çorum Erzurum Yozgat
Zeki Karabayır Mustafa Hasan Öz Yakup Budak Ertan
Yülek
Kars Ordu Adana Adana
Ahmet Doğan Ahmet Çelik Sait
Açba Osman Hazer
Adıyaman Adıyaman Afyon Afyon
Ziyattin Tokar Celal Esin Mehmet
Altınsoy Murtaza Özkanlı
Ağrı Ağrı Aksaray Aksaray
Cemalletin
Lafçı Ömer Faruk Ekinci Ersönmez Yarbay Rıza Ulucak
Amasya Ankara Ankara Ankara
Muhammet Polat İsmail
Özgün
Aydın Balıkesir
Musa Okçu Alaattin Aydın Suat
Pamukçu
Batman Batman Bayburt
Hüsamettin
Korkutata Abdulhaluk Mutlu Mustafa Yünlüoğlu
Bingöl Bitlis Bolu
Feti Görür İsmail Coşar Mehmet
Aykaç
Bolu Çankırı Çorum
Ramazan
Yenidede Abdülkadir Aksu Sacit Günbey
Denizli Diyarbakır Diyarbakır
Vehbi
Hatipoğlu Ahmet Cemil Tunç Naimi Barım
Diyarbakır Elazığ Elazığ
Tevhit
Karakaya Lütfü Esengün Abdulilah Fırat
Erzincan Erzurum Erzurum
Ömer
Özyılmaz Şinasi Yavuz Hanifi Demirkol
Erzurum Erzurum Eskişehir
Kahraman
Emmioğlu Bedri İncetahtacı Nurettin Aktaş
Gaziantep Gaziantep Gaziantep
Turhan Alçelik Lütfi Doğan Metin
Kalkan
Giresun Gümüşhane Hatay
Mehmet Sılay Mustafa Köylü Saffet
Benli
Hatay Isparta İçel
Emin
Aydınbaş Arif Emre Ali Oğuz
İçel İstanbul İstanbul
Ali Coşkun Fuat Fırat Bahri
Zengin
İstanbul İstanbul İstanbul
Ekrem Erdem İsmail Kahraman Azmi
Ateş
İstanbul İstanbul İstanbul
Sabri Tekir Hasan Dikici Avni
Doğan
İzmir Kahramanmaraş Kahramanmaraş
Fethi Acar Zeki Ünal Abdullah
Gül
Kastamonu Karaman Kayseri
Salih Kapusuz Memduh Büyükkılıç Kemal Albayrak
Kayseri Kayseri Kırıkkale
Mikail
Korkmaz Cafer Güneş Osman Pepe
Kırıkkale Kırşehir Kocaeli
Remzi Çetin Veysel Candan Hüseyin
Arı
Konya Konya Konya
Hasan
Hüseyin Öz Abdullah Gencer Ahmet Derin
Konya Konya Kütahya
Metin Perli Fikret Karabekmez Yaşar Canbay
Kütahya Malatya Malatya
Bülent Arınç Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış
Manisa Muş Nevşehir
Salih
Katırcıoğlu Hüseyin Olgun Akın Cevat Ayhan
Niğde Ordu Sakarya
Nezir Aydın Ahmet Demircan Latif
Öztek
Sakarya Samsun Samsun
Musa
Uzunkaya Nurettin Aydın Temel Karamollaoğlu
Samsun Siirt Sıvas
Musa Demirci Abdulkadir Öncel Ahmet Feyzi İnceöz
Sıvas Şanlıurfa Tokat
Abdullah
Arslan Bekir Sobacı Kemalletin Göktaş
Tokat Tokat Trabzon
İlhan Sungur Şeref Malkoç Şaban
Şevli
Trabzon Trabzon Van
Ejder Arvas Abdullah Örnek
Van Yozgat
BAŞKAN – Bu son önerge, en aykırı önergedir; bunu,
okutup, işleme başlayacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve
Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun
Tasarısında geçen “Hakikî ve hükmî şahıslar tarafından yapıldığı halde, izinli
veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay
içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir. Diyanet İşleri Başkanlığınca,
buralara, imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir” ibaresi yerine “Hakikî ve
hükmî şahsiyetlerin yaptırdıkları cami ve mescitleri Diyanet İşleri
Başkanlığına devretmeleri halinde, o yılın sonunda bu cami ve mescitlerin
ihtiyacı olan kadrolar ihdas edilerek, düzenli olarak her yılın başında
verilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Musa
Uzunkaya Abdulkadir Öncel Bülent Arınç
Samsun Şanlıurfa Manisa
İsmail
Kahraman Şinasi Yavuz Ersönmez Yarbay
İstanbul Erzurum Ankara
Osman Pepe Yakup Budak Ertan
Yülek
Kocaeli Adana Adana
Ahmet Doğan Ahmet Çelik Sait
Açba
Adıyaman Adıyaman Afyon
Celal Esin Murtaza Özkanlı Cemalettin
Lafçı
Ağrı Aksaray Amasya
Faruk Ekinci Muhammet Polat Alaattin
Aydın
Ankara Aydın Batman
Suat Pamukçu Hüsamettin Korkutata Abdulhaluk Mutlu
Bayburt Bingöl Bitlis
Mustafa
Yünlüoğlu Feti Görür Altan Karapaşaoğlu
Bolu Bolu Bursa
İsmail Coşar Mehmet Aykaç Ramazan
Yenidede
Çankırı Çorum Denizli
Sacit Günbey Vehbi Hatipoğlu Yakup
Hatipoğlu
Diyarbakır Diyarbakır Diyarbakır
Ömer Naimi Barım Tevhit Karakaya Lütfü Esengün
Elazığ Erzincan Erzurum
Abdulilah Fırat Aslan Polat Hanifi
Demirkol
Erzurum Erzurum Eskişehir
Kahraman
Emmioğlu Bedri İncetahtacı Nurettin Aktaş
Gaziantep Gaziantep Gaziantep
Metin Kalkan Mehmet Sılay Mustafa
Köylü
Hatay Hatay Isparta
Emin
Aydınbaş Arif Emre Ali Oğuz
İçel İstanbul İstanbul
Ali Coşkun Mehmet Fuat Fırat Bahri Zengin
İstanbul İstanbul İstanbul
Ekrem Erdem Hüseyin Kansu Azmi
Ateş
İstanbul İstanbul İstanbul
Sabri Tekir Mustafa Kamalak Avni
Doğan
İzmir Kahramanmaraş Kahramanmaraş
Fethi Acar Zeki Ünal Abdullah
Gül
Kastamonu Karaman Kayseri
Salih Kapusuz Memduh Büyükkılıç Kemal Albayrak
Kayseri Kayseri Kırıkkale
Mikail
Korkmaz Cafer Güneş Mustafa Kemal Ateş
Kırıkkale Kırşehir Kilis
Mustafa
Ünaldı Remzi Çetin Veysel Candan
Konya Konya Konya
Hüseyin Arı Hasan Hüseyin Öz Abdullah Gencer
Konya Konya Konya
Ahmet Derin Metin Perli Yaşar
Canbay
Kütahya Kütahya Malatya
Hüseyin Yıldız Sabahattin Yıldız Mehmet Elkatmış
Mardin Muş Nevşehir
Salih
Katırcıoğlu Hüseyin Olgun Akın Nezir Aydın
Niğde Ordu Sakarya
Ahmet
Demircan Latif Öztek
Samsun Samsun
Nurettin
Aydın Emin Aydın Temel Karamollaoğlu
Siirt Siirt Sıvas
Musa Demirci Ahmet Karavar Feyzi
İnceöz
Sıvas Şanlıurfa Tokat
Abdullah
Arslan Bekir Sobacı Kemalettin Göktaş
Tokat Tokat Trabzon
İlhan Sungur Şeref Malkoç Fethullah
Erbaş
Trabzon Trabzon Van
Şaban Şevli Ejder Arvas Kâzım
Arslan
Van Van Yozgat
İlyas Arslan Abdulhah Örnek
Yozgat Yozgat
BAŞKAN – Bu önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet katılmıyor.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunkaya.
Sayın Uzunkaya, süreniz 5 dakika.
Bundan sonra hiçbir arkadaşıma eksüre vermeyeceğim;
lütfen süresi içinde konuşmanızı tamamlayın.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, değerli
arkadaşlar; mezkûr 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanunun 35 inci maddesinde vaki olan bu değişiklikle ilgili önergemiz
üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tek paragraf halinde sunulan; ama,
dört ayrı hükmü ihtiva eden bu bir maddelik yasa değişikliğinde ince nüanslar
şeklinde gördüğümüz, haddizatında, uygulanırsa Diyanet açısından da sıkıntı
meydana getireceğini bildiğimiz bir iki önemli hususta tekliflerimiz oldu, bu
teklifler samimiydi. Biz, bu samimiyetimizi ifade için de, bu tasarı
görüşülürken, değerli grup başkanvekili arkadaşlarımızla içeride uzun süren bir
müzakeremiz oldu. Sayın Bakanımızın bir konudaki alınganlığı sonucu, üzerinde
âdeta müttehit ve müttefik olduğumuz bu değişikliğe itibar edilmedi. Ben,
temenni ediyorum ki, grup başkanvekillerimiz, hissiyatın dışında, meseleyi
objektif ölçüler içerisinde görerek, az önce, içeride, bizimle beraber aynı
görüşü serdettikleri noktada, değişiklik önergesini beraber hazırladığımız o
noktada bir anlayış birliğimiz burada olsa ve aynı değişiklikle oylanmış
olsaydı.
Bunun anlamı şudur: Haddizatında, Hükümeti oluşturan
partilerin büyük bir çoğunluğu bizim bu değişiklik talebimize katılmıştır;
yani, gereklilik duyduğu için katılmıştır; ama, bir başka nedenle, şu anda,
maalesef, varılan bu anlayışı veya anlaşmayı yerine getirmemek gibi bir
sıkıntıyla karşı karşıyadır. Umuyor ve temenni ediyoruz ki, bizim bu değişiklik
talebimiz, Hükümetin değerli üyeleri ve başta Sayın Bakanımız olmak üzere, Hükümet
partileri tarafından, burada, hüsnükabul görsün.
Değerli arkadaşlar, hakikî ve hükmî şahıslar tarafından
yapıldığı halde, izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve
mescitlerin yönetiminin üç ay içerisinde Diyanete devredilmesinin; ki, burada,
sadece camiler değil, yol güzergâhlarında olan, petrol tesislerindeki, dinlenme
tesislerindeki mescitlerle, işhanlarındaki, apartman altlarındaki mescitlerin
de yoğun sıkıntıyla karşı karşıya kalacağı ve yarın, bunlar için izin
verilemediğinde, son cümledeki gibi, mevcut görevlilerin imtihandan
geçirilerek, üç ay içerisinde veya yılbaşına kadar kadro verilemediği takdirde,
bu görevlilere yeterlik verileceğini varsayarsanız, az önce zikredilen
mescitler, bahis konusu olan 580, Diyanete intikal etmeyen kadronun dışında,
sayıları 5 binle, 10 binle ifade edilecek, günün belli vakitlerinde; yani,
özellikle mesai vakitlerinde namaz kılınan mescitlerdir.
Dolayısıyla, biz, burada, iki kavramın birbirinden
ayrılmasını istedik. Dedik ki, mescitler ve camiler kavramını ayıralım. Cuma
namazı kılınanlar ile kılınmayanları da ayıralım. Cuma namazı kılınamayan bu
tür mescitlerin devrinin Diyanete bir yük olmaktan öteye geçmeyeceği, malî
yönden de Diyanetin buraların giderlerini karşılamasının imkânsız olduğunu bilelim.
Değişiklik önergemizle, özellikle, devri söz konusu
olan bu mescitlere ve camilere, hemen akabinde, aynı yıl içerisinde, Diyanet
İşleri Başkanlığı kadro versin; idarelerinin de devri konusunda, yöneticileri,
dernekleri, varsa vakıfları, mütevellileri veya Diyanet İşleri Başkanlığının
Taşra Görev ve Çalışma Yönergesinin 68 nci maddesine göre, temsil heyetlerinin,
gönül rahatlığıyla, camilerin idaresinin Diyanete devri gibi bir imkân hâsıl
olsun.
Bizim istirhamımız, bu değişiklik önergemizdeki
talebimiz, şurada çıkarılırsa, 9 bine yakın kadro verilirse, sıkıntı, zaten
büyük oranda ortadan kalkmış olacaktır. Tabiatıyla, Diyanete devredilen
camilerin, üç ay içinde veya beş ay içinde, Diyanet tarafından da kadrolarının
imkân dahilinde verilmesi değil “kadroları, o yılın sonunda verilir” şeklinde
bir kayıt getirilsin istiyoruz. Eğer, Hükümetimiz, bunu kabul ederse, sadece bu
yıl için değil, bundan sonraki yıllar için de; yani, Türkiye genelinde yapılan,
yılda, ortalama 1 000- 1 500 civarındaki cami için, yılda ihdas edilecek
personel sayısı...
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, süreniz bitti efendim, rica
ediyorum...
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Cümlemi hemen bitiriyorum...
BAŞKAN - Hayır, uzatmayacağım, rica ediyorum; buyurun
efendim...
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – ...1 500 civarında bir
kadrodur.
Bunun ihdasını talep ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum.(FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim, sağ olun.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Öteki önergeyi işleme koyuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “izinli veya
izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay
içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” ibaresinin “izinsiz olarak
ibadete açılmış bulunan camilerin yönetimi, kadroları verilmesi halinde Diyanet
İşleri Başkanlığına devredilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Yakup Hatipoğlu (Diyarbakır) ve arkadaşları
BAŞKAN - Önergeye, Komisyon katılıyor mu efendim?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önergeye Komisyon ve Hükümet katılmıyor.
Gerekçeyi mi okuyalım?
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Konuşmak istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Sayın Mikail Korkmaz, buyurun efendim.
Süreniz, 5 dakika efendim.
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; gecenin bu saatinde, şayet, Türkiye gerçeklerini bilmeyen
insanlar, Türkiye’yi yönetmeyen insanlar, hayatın içinden gelmeyen insanlar bu
kanunları görüşmüş olsaydı, hepimiz birden gülerdik. Nedeni ise, görüşmüş
olduğumuz bu kanunlar, tamamen Osmanlı İmparatorluğunda mevcut bulunan
geleneklerden, cumhuriyetle şekillenen âdetlerden devam eden kanunlar ve
yönetmeliklerle tespit edilen uygulamalardır. Zaman zaman, bizler, devletin bir
tarafında görev yapan insanlarına itimat etmeyeceğiz, zaman zaman da onlara
devleti teslim edeceğiz.
55 inci Hükümet Kurulduğunda, Devlet Bakanım Sayın
Özkan’a -hatırlar mı, bilmiyorum- aynen şöyle dedim: Sayın Bakanım, size,
Diyanet İşleri Başkanlığını niye verdiler? Ben, size bir bilgi vereyim -her ne
kadar diyanetçi olmasam da, millî eğitimden geldim- Türkiye’nin en disiplinli,
devletin kurallarına en bağlı kurumu Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Onun için,
müsterih olunuz; belki de, bu Hükümetin en rahat bakanı siz olacaksınız; çünkü,
orada, şimdiye kadar hiçbir anarşik olaya karışmamış, devletin aleyhinde
bulunmamış imam-hatip mezunu insanlar görev yapmaktadır. Onun için, müsterih
olunuz; size hiçbir problem olmayacaklardır.
Türkiye, çifte standartı oynuyor. Bir taraftan o
insanların önü kesilirken, bir taraftan da Diyanet İşleri Başkanlığının emriyle
o insanlara görev verelim diyoruz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?..
BAŞKAN – Lütfen, önergenize bağlı konuşun; rica
ediyorum...
MİKAİL KORKMAZ (Devamla) – Aziz arkadaşlarım, lütfen
dikkat edelim; çifte standardı oynamayalım. Hangi parti olursa olsun, seçim
zamanı geldiği zaman, herkes aynı oyunu oynuyor. Belki, birileri çıkıyor,
burada, bir başka partiyi, başka bir şeyle kötüleyebiliyor. Halbuki, seçim
zamanı geldiği zaman, en uç parti de -ben, bizzat Kırıkkale’de gördüm- gitti,
bir başka tarikat şeyhinin elini öptü; en uç parti...
BAŞKAN – Lütfen, önergenize bağlı konuşur
musunuz...
MİKAİL KORKMAZ (Devamla) – Bunlar, Türkiye’nin sosyal
içerikli dokularıdır. Bu dokular, bu milletin yapısında vardır; millî ve manevî
değerlerine saygılı dokulardır. Biz, bu dokuları, Türkiye’ye zarar getirecek
dokular olarak kabul ettikçe huzuru bulamayız, insanları da kardeş yapamayız.
Onun için, Diyaneti elinde tutan
teşkilata güvenelim; o insanları yetiştiren okulları da bağrımıza basalım, daha
sonra da, millî birlik ve beraberliği meydana getirecek unsurların da o
okullardan çıktığını dikkate alırsak, gecenin bu vaktinde bunu görüşme
zahmetinde bulunmayız. Onun için, tamamlıyorum ve diyorum ki, siz, ne
yaparsanız yapınız -daha önceki arkadaşlar da konuştu- insanlar, yerin altında
da olsa, yerin üstünde de olsa ibadet edecek yerini bulacaktır. Bu, tarihî bir
oluşumdur, temel felsefeyi meydana getiren bir inanç sistemidir. Onun için, bu
sistemi, insanlara başka gözle bakarak yok etmeye çalışmayalım. Öyle iddia eden
de yoktur; ama, bazen öyle hatalar yapıyoruz ki, yanlış anlaşılıyor. Onun için,
bu çizgiye gelelim ve dolayısıyla, doğru işler yapalım.
Hepinize teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... önerge kabul edilmemiştir.
Öteki önergeyi işleme koyuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “buralara
imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir ve kadro tahsis edilinceye kadar
buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleriyle ilgili esas ve usuller
yönetmelikle düzenlenir” ibaresinin “bu cami ve mescitlere, düzenlemenin
yapıldığı yıl kadro tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar meslekî
liyakatı sübut bulanlar, vekil din görevlisi olarak hizmeti yürütür” şeklinde
değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Yakup Hatipoğlu (Diyarbakır) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmıyor.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Söz istiyorum.
BAŞKAN – Musa Bey, buyurun efendim.
Süreniz 5 dakika.
Sayın Uzunkaya, rica ediyorum, önergeye bağlı konuşun.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, değerli
milletvekilleri; şu önergelerimizin hepsinde samimî istek ve taleplerimizin
olduğunu arz etmek istiyorum.
Bir kere, şu ana kadar, bakın, Sayın Başkanım çok iyi
biliyorlar ve hakikaten bunu da kendilerine sual olarak tevcih ediyorum, biraz
sonra umarım ki kendileri cevap verirler; bizim, bugüne kadar, yurt dışına
giden din görevlilerimiz ile askere giden görevlilerimizin yerine, zaman zaman,
senede bir veya iki defa vekil imam verilirdi ve bizim bu vekil imamlarımıza
da, bütçeden, mevcut 657 sayılı Kanunun bir maddesine bağlı olarak, tıpkı vekil
öğretmenlerde olduğu gibi, askerlik veya yurtdışı süresince, üçte 2 maaş vermek
suretiyle, vekâlet verilirdi. Şimdi, biz diyoruz ki, hem bu vekâlet işini
canlandıralım hem de -mademki “yönetim devredildikten sonra, üç ay içerisinde
mevcut görevliler imtahandan geçirilir” deniliyor- bu işe bir ciddiyet
kazandıralım. Nedir o; bunlar, gerçekten imam-hatip mezunu ise, imamlık
yeterlik sınavını da kazanmış kişiler ise, bunlar, kadrosuzluktan dolayı göreve
atanamıyorlarsa, bunlara da vekil imamlık statüsü verelim; tıpkı, askere veya
yurt dışına din görevlisi olarak giden arkadaşlarımızın yerine, o süre zarfında
verdiğimiz vekil imam ve din görevlilerinde olduğu gibi. Böylelikle, bu
camilerimizi de imamsız bırakmamış oluruz.
Maalesef, Türkiye’nin bir gerçeği de şu: Biz, her şeyi
özelleştiriyoruz, Türkiye’nin yapısı, bugün, buna müsait mi değil mi, ayrı
konu. SEKA’nın 1 600 dönümlük bir arazisi, bir şirkete, bir holdinge tahsis
edilirken, Sayın Cumhurbaşkanı, geçen hafta, kalktı “gerekirse Çankaya’nın
bahçesini de veririm” dedi; bu, bir özelleştirme sembolüdür, takdir ederiz,
etmeyiz, ayrı bir konu; ancak, bu devlette her şey özelleştirilirken, nedense,
Anadolu’nun en ücra köşesindeki tüm mescitleri de, bir şekilde, devletin
aracılığıyla âdeta devletleştirme mantığı, bir başka açıdan geliştirilmeye
çalışılıyor. Devlet özelleştiriliyor, Çankaya’nın bahçesi özelleştirilmeye
hazırlanıyor; ama, biz, filan ilçenin dağ başındaki mescidi ile Ulusoy
firmasının Sungurlu tesislerindeki mescidini özelleştirmenin değil,
devletleştirmenin mücadelesini veriyoruz.
Değerli arkadaşlar, önce, bu insanlara güvenmemiz
lazım. Bakınız, şu ana kadar din hizmetlerinde resmî veya gayriresmî, eli
öpülesi ve her zaman saygıya seza olan o hoca efendilerden, ne devletine ne
milletine ne bayrağına ne sancağına ne askerine ne de polisine, sadece şahadet
mertebesine ulaştığı anda gözyaşlarıyla duygularını ifade eden muhabbetten
başka bir ifade olmamıştır.
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, önergeye bağlı konuşun
efendim; rica ediyorum...
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sayın Başkan konuyla alakalı
konuşuyorum.
BAŞKAN – Bu saatte önergeye bağlı konuşun. Bakın,
şurada, dinî konuları tartışıyoruz. Dürüst olmak, hepimizin görevi; kanunlara,
kurallara riayet etmek, hepimizin görevi.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sevgili Başkanım...
BAŞKAN – Siz, eğer, bir din adamı olarak...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, ne alakası var!
Hep böyle yapıyorsunuz!
BAŞKAN – Önergesiyle ilgili konuşsun! (FP
sıralarından gürültüler)
Sayın Kapusuz,
size ne oluyor?! Ben, arkadaşımızı konuya davet ediyorum. Siz, beni mi
idare ediyorsunuz?!
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Ne alakası var?!
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, ben, burada konuşan arkadaşı,
konuya bağlı konuşmaya davet ediyorum. Bu hakkım yok mu?!
Rica ediyorum, önergeye bağlı kalın.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, şu
aldığınız zaman hakkımı verecek misiniz?
BAŞKAN – Lütfen, önergeye bağlı konuşun.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın,
bu, önergenin dışında bir şey değil. Benim önergem açık. Zannediyorum, Sayın
Başkanım, önergeyi dikkatle izleyemediler.
Ben diyorum ki, orada fahri görev yapan insanlar,
liyakatları varsa -ki, Diyanet “bunu imtihan edeceğim” diyor; doğrudur, yapsın-
biz, bunlara resmî bir hüviyet kazandıralım. Bir de, aslî kadroyu veremiyorsak,
vekâletle kadro verelim de, vekil görevli kadrosuyla -mademki, bu camileri
biraz daha resmileştiriyorsunuz, devletleştiriyorsunuz; vatandaşın sırtından da
yükü alalım, malî külfeti alalım- bu insanlara vekil imamlık statüsünü verelim.
Talep, vatandaşın lehinedir, o camiin lehinedir. Eğer, Diyanetteki yetkili
kardeşlerimiz, idarecilerimiz, böyle talepte bulunuyorlarsa, onların da
menfaatınadır, uygundur, daha rahat murakabe edebilirler; ama, bu gerçeği
görmezden gelerek, camilerin kontrol edilmesini veyahut da -bir başka şekilde-
disipline edilmesini beklemek yanlış olur; hele hele, yönetimlerini devreden
çıkarırsanız... Yasada açık; tüzel ve özel kişilerin veya kişiliklerin
yaptırdığı camilerin yönetimini devralacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Pekâlâ, malî ihtiyaçlarını
nasıl karşılayacaksınız?
Değerli kardeşlerim, saygılar sunuyorum. (FP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Son önergeyi işleme koyuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına
Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri
Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin
Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “cami ve
mescitler Diyanet İşleri Başkanlığının izniyle ibadete açılır” ibaresinin “cuma
ve bayram namazı kılınan camiler Diyanet İşleri Başkanlığı izniye ibadete
açılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Zükfikar Gazi (Çorum) ve arkadaşları
BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önergeye Komisyon ve Hükümet katılmadı.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Musa Uzunkaya, buyurun efendim. (FP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
Önergelerinizin hepsini takip ediyorum; merak etmeyin.
Onun için, sizi konuya davet ediyorum.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Estağfurullah.
Değerli arkadaşlar, buradaki talebimiz de açık. Az önce
de ifade ettim; bizde, bilinen manada, her ne kadar Kur’an-ı Kerim’de mescit
kavramı, bugün, Anadolu insanının bildiği cami sözcüğünü ifade ediyor ise de,
haddizatında, Anadolu’daki yaygın olan bilgi ve malumat, mescitler, cuma namazı
kılınmayan, diğer bir ifadeyle, selatin camilerinden daha geri derecede olan;
yani, cuma vakitleri ve büyük
cemaatlerin geldiği camilerin dışındaki mekânlardır ve genelde düz zeminlerde
oluşan, kubbeli sistemin, Osmanlı sisteminin dışında inşa edilen mekânlardır.
Değerli arkadaşlar, burada, yasa tasarısıyla getirilmek
istenen hükümde, Diyanet İşleri Başkanlığının izni dışında veya izinli yapılan
cami ve mescit kavramından, mescidin ayrılmasının gerektiğini düşünüyoruz. Bunu
da ne şekilde ayırmak gerekir; kanaatimiz odur ki, içerisinde cuma namazı
kılınan; yani, daha önce de ifade ettiğim gibi, bizzat müftü efendilerin iznine
tabi olan ve cuma beratı diye bildiğimiz, camilerde asılı bulunan o cuma beratı
ve belgesinin bulunduğu mekânların dışındaki mescitlerde, hanlarda,
apartmanlarda, toplu konutların içerisinde yapılan mescitlerde veya yine, az
önce ifade ettiğim gibi, yol güzergâhlarındaki dinlenme tesislerinde bulunan
mescitleri bundan istisna edelim ve bunun da ölçüsünü şöyle getirelim diyoruz:
Cuma namazı kılınmayan mekânlar.
Dolayısıyla, bu mekânlara, eğer Diyanet İşleri
Başkanlığı kadro verebilecekse, hakikaten elinde bu imkân varsa -ki, gerçek, bu
imkânın olmadığı doğrultusundadır- samimiyetimle söylüyorum, Diyanet İşleri
Başkanlığının, henüz bu konuda bir tespiti yok. Az önce, Değerli Personel
Dairesi Başkanı arkadaşıma da sordum; 580 adet, Diyanete müracaat etmemiş,
kadro talebinde bulunmamış; ama, cami olarak inşa edilmiş mekân var. Halbuki,
mescitler, 580 ile değil, belki, 10-15 binle ifade edilebilecek sayıdadır.
Şimdi, bu yasa çıktı diyelim; bu yasa çıktığı takdirde, yarın birgün, bu
mescitlere, hangi imtihanla, hangi statüyle eleman vereceksiniz?.. Filan
şirketin falan yerdeki benzin tesislerinde veya sosyal tesislerindeki mescide,
filan üç tane apartmanın arasında yapılmış olan mescide hangi imkânlar
dahilinde kadro vereceksiniz veya orada, günlük vazifeli de olmadığı için, siz,
kimi imtihan edip de ona imamlık yetkisi, beratı vereceksiniz? Vermeyecekseniz,
o zaman, bu mescitlerin durumu ne olacak? Yani, bu tasarıda, bu mescitlerin
konumu nedir; ortaya çıkmıyor. Biz diyoruz ki, bu mescitler istisna tutulsun.
Demin, esasen, diğer gruplarla da anlaştığımız husus buydu; yani, müttefik
olduğumuz nokta buydu. Hiç olmazsa “bu mescitler, il ve ilçelerde müftülerin
izniyle, mevcut hali üzere bırakılır” gibi bir müeyyideyle serbest
bırakılsaydı, yarın, muhtemel bir kamu görevlisinin müdahalesi halinde...
Bakın, burada söylüyorum ve şu zabıtlara da kaydoluyor;
seçime dokuz ay daha var. Yani, demektir ki, bu hükümet -eğer devam ederse,
şartlar buna cevaz verirse- takriben dokuz ay daha icraatta kalacak ve bu dokuz
ay içerisinde, yani, şu anda tatile girerken çıkan bu yasa, yaz döneminde bile
sıkıntıları önünüze koyacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığından
kaynaklanmayabilir; ama, bir başka yerden, bir başka şekilde, herhangi bir
tesiste, herhangi bir apartmanın altında, burada toplu namaz kılıyorlar, burada
dört tane çocuk toplandı, Kur’an okuyor ve okutuyorlar diye, eğer buralara bir
şekilde müdahale edilirse, açık söylüyorum ve şurada samimî söylüyorum, bundan
en çok zarar görecek olanlar, değerli iktidar partilerine mensup
arkadaşlarımdır ve bunlara bir şekilde müdahale edilebilecektir. Siz, bunu,
kesin kayda bağlamadığınız müddetçe, bu sıkıntı gelecektir. Bu konuda da,
demin, aslında, anlaşma sağladığımıza da inanıyorum.
Değerli Bakanım “efendim, tüm partiler anlaşsın, ben
kabul ederim” dediler. Ben diyorum ki, burada yeterli çoğunluk varsa, hiçbir
konuşmayı ve üslubu da alınganlık vesilesi yapmaksızın, hiç olmazsa bu maddeye,
yani, bu değişiklik önergemize ve buna mümasil olan önerge ve değişikliklere,
Sayın Bakanımızın ve iktidar partilerinin muvafakat göstermesi lazımdır diyor;
bu vesileyle, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Madde 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Sayın Halit Dumankaya...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Arkadaşımız grup adına mı
konuşacak?!
BAŞKAN – Hayır efendim, siz, grup adına
bildirecekseniz...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Grubumuz adına Lütfü Doğan
Bey konuşacak.
BAŞKAN – Buyursun canım...
Yürürlük maddesi üzerinde Sayın Doğan’ı konuşturma
zahmetine katlandırmayın...