DÖNEM : 20                                        CİLT : 61                                     YASAMA YILI : 3

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

131 inci Birleşim

30 . 7 . 1998  Perşembe

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. – BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ

III. – GELEN KÂĞITLAR

IV. – YOKLAMA

V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A)  TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’a dönüşüne kadar, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1632)

2. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1633)

3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’a, dönüşüne kadar, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1634)

4. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1635)

5. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1636)

6. – Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay’ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/376)

7. – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın, Azerbaycan Nahcıvan Özerk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1638)

8. – Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın, Bulgaristan’a yaptığı resmî geziye katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1639)

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1303) (S. Sayısı : 721)

2. – Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/187) (S. Sayısı : 722)

3. – Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1461) (S. Sayısı : 723)

4. – Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1443) (S. Sayısı : 724)

5. – Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1444) (S. Sayısı : 725)

6. – Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1460) (S. Sayısı : 726)

7. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1501) (S. Sayısı : 727)

8. – İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1462) (S. Sayısı : 728)

9. – Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1516) (S. Sayısı : 729)

10. – Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1517) (S. Sayısı : 730)

11. – Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1550) (S. Sayısı : 731)

12. – Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1513) (S. Sayısı : 732)

13. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1554) (S. Sayısı : 736)

14. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının  Kaldırılması  Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1514) (S. Sayısı : 737)

15. – İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1518) (S. Sayısı : 738)

16. – Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1587) (S. Sayısı : 739)

17. – İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1574) (S. Sayısı : 740)

18. – Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1585) (S. Sayısı : 741)

19. – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı : 744)

20. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

21. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

22. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)

23. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)

24. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

25. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/779) (S. Sayısı : 705)

26. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu (1/638) (S. Sayısı : 383)

27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660)

28. – 3194 Sayılı İmar Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/746) (S. Sayısı : 651)

X 29. – Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Giresun Milletvekili Turhan Alçelik ve 5 Arkadaşının, Erzincan Milletvekilleri Tevhit Karakaya ile Naci Terzi’nin, Erzurum Milletvekili İsmail Köse ile Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, Elazığ Milletvekili M. Cihan Paçacı’nın, Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Mardin Milletvekili Muzaffer Arıkan ve Şırnak Milletvekili M. Salih Yıldırım’ın, Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt ile Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Bolu Milletvekili Necmi Hoşver’in, Kastamonu Milletvekilleri Nurhan Tekinel ile Haluk Yıldız’ın, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın, Artvin Milletvekili Hasan Ekinci ve 4 Arkadaşının, Artvin Milletvekili Hasan Ekinci ve 4 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve 7 Arkadaşının, Aksaray Milletvekili Nevzat Köse’nin, Elazığ Milletvekilleri Ahmet Cemil Tunç, Ömer Naimi Barım ve Hasan Belhan’ın, Sıvas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, Kastamonu Milletvekilleri Hadi Dilekçi ile Fethi Acar’ın, Zonguldak Milletvekili Ömer Barutçu’nun, Tokat Milletvekili Ali Şevki Erek ve 3 Arkadaşının, Sakarya Milletvekili Ertuğrul Eryılmaz’ın, Malatya Milletvekili Miraç Akdoğan’ın, Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, Samsun Milletvekili Nafiz Kurt ile Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Niğde Milletvekili Doğan Baran’ın, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın, Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz ve 4 Arkadaşının, Samsun Milletvekili Latif Öztek ve 2 Arkadaşının, Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun, Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu’nun, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 17 Arkadaşının, Kilis Milletvekili Mustafa Kemal Ateş ve 13 Arkadaşının, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün ve Çankırı Milletvekili İsmail Coşar’ın; Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1038, 2/1044, 2/1046, 2/1054, 2/1056, 2/1077, 2/1081, 2/1082, 2/1083, 2/1084, 2/1085, 2/1086, 2/1087, 2/1091, 2/1092, 2/1093, 2/1094, 2/1097, 2/1099, 2/1100, 2/1101, 2/1102, 2/1103, 2/1105, 2/1106, 2/1108, 2/1109, 2/1117, 2/1127, 2/1130, 2/1146, 2/1147, 2/1165, 2/1168) (S. Sayısı : 663)

30. – Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ve Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanvekili Ordu Milletvekili Müjdat Koç’un; Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 21 inci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ve Birlikte Yapılacak Mahallî İdareler Genel Seçimleri Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1248) (S. Sayısı : 745) (GÜNDEME)

VII. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – 545 sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ile gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci  sırasına  kadar  olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesine ve 1 Ekim 1998 tarihinden itibaren de çalışmalarına mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-19.00 saatleri arasında devam etmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerisi

B) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. – Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Anayasa Komisyonunun 744 Sıra Sayılı Raporunun 48 saat geçmeden gündeme alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz’un, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

2. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in, gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

3. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4. – Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan’ın, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın şahsına sataşması nedeniyle

IX. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

X. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Rusya’dan Kıbrıs Rum Kesimine S-300 füze rampaları taşıdığı iddia edilen Malta bandıralı gemiye ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Burhan Kara’nın yazılı cevabı (7/5537)

2. – Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, Tokat’a bağlı bazı köylerin yol ve sulama suyu sorunlarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5628)

3. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Askerlik Kanununda değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarısına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/5639)

4. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, tarikatlara ve gruplara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/5641)

5. – Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay-Samandağı İlçesinde vuku bulan cinayete ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/5644)

6. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’ye bağlı bazı ilçelerin afet kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5648)

7. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, Kocaeli-Gebze’ye bağlı bazı köy arazilerinin kamulaştırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/5653)

8. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz’ın, Cumhuriyetin 75 inci yılı kutlamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı (7/5667)

9. – Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Erzurum’daki pancar üreticilerinin bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/5685)

10. – Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz’ın, bazı ülkelerle yaptığımız sosyal güvenlik anlaşmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın yazılı cevabı (7/5775)

11. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Bandırma ve çevresinde meydana gelen tabiî afetten zarar gören buğday üreticilerine yapılacak yardımlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5802)

12. – Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Biga ve Gelibolu’da yapılan süne ilaçlamasında kullanılan ilaçlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5858)

13. – Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık’ın, yerel basının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı (7/5905)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.

Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan İlinde bir üniversite açılmasına duyulan ihtiyaca ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay,

Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen deprem sonrası yapılan çalışmaların yetersizliğine ilişkin gündemdışı konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu,

Cevap verdiler.

İstanbul Milletvekili M. Sedat Aloğlu, Türk siyasetinin değişim ihtiyacına ilişkin gündemdışı  bir konuşma yaptı.

Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı ve 20 arkadaşının, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılması ve izlenecek yeni politikaların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/282) okundu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Meclis soruşturması komisyonlarında boş bulunan ve DTP Grubuna düşen birer üyelik için 3 katı olarak gösterilen adaylar arasından ad çekme suretiyle :

(9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, İzmir Milletvekili Turhan Arınç,

(9/18) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, Ordu Milletvekili Müjdat Koç,

(9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna, Edirne Milletvekili Erdal Kesebir,

Seçildiler.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan 132,

2 nci sırasında bulunan 232,

4 üncü sırasında bulunan 553,

5 inci sırasında bulunan 631,

8 inci sırasında bulunan 705,

9 uncu sırasında bulunan 383,

Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,

Ertelendi;

6 ncı sırasında bulunan, Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/628) (S. Sayısı : 382) görüşmeleri tamamlanarak,

7 nci sırasında bulunan, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Bu Kanuna Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısının (1/662, 1/666, 2/621, 2/434, 2/481) (S. Sayısı : 467) yapılan görüşmelerinden sonra,

Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları bildirildi;

Gündemdeki diğer kanun tasarı ve teklifleriyle ilgili komisyon yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmayacakları anlaşıldığından ve bu hususta grupların da mutabakatı olduğundan,

Alınan karar gereğince, 30 Temmuz 1998 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 22.32’de son verildi.

Kamer Genç

Başkanvekili

              Levent Mıstıkoğlu   Abdulhaluk Mutlu

              Hatay                       Bitlis

Kâtip Üye               Kâtip Üye

Hüseyin Yıldız           Ali Günaydın

            Mardin                     Konya

Kâtip Üye               Kâtip Üye

 

 

II. – BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan :

Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’a, Maliye Bakanı Zekeriye Temizel’in,

Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın,

Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’a, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun,

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun,

Başbakan Yardımcısı ve Millî Savunma Bakanı İsmet Sezgin’e, Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in,

Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile

Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay’ın, Anayasa Komsiyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Azerbaycan Nahçıvan Özerk Cumhuriyetine resmî bir ziyarette bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’a refakat eden heyete Kars Milletvekili Çetin Bilgir’in de,

Bulgaristan’a resmî bir ziyarette bulunan Başbakan A. Mesut Yılmaz’a refakat eden heyete Bayburt Milletvekili Ülkü Güney’in de,

İştirak etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Başbakanlık tezkereleri kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in (3/1303) (S. Sayısı : 721),

Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin (3/187) (S. Sayısı : 722),

Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin (3/1461) (S. Sayısı : 723),

Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun (3/1443) (S. Sayısı : 724),

Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın (3/1444) (S. Sayısı : 725),

Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın (3/1460) (S. Sayısı : 726),

Konya Milletvekili Veysel Candan’ın (3/1501) (S. Sayısı : 727),

İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in (3/1462) (S. Sayısı : 728),

Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin (3/1516) (S. Sayısı : 729),

Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun (3/1517) (S. Sayısı : 730),

Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in (3/1550) (S. Sayısı : 731),

Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in (3/1513) (S. Sayısı : 732),

Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in (3/1554) (S. Sayısı : 736),

Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun (3/1514) (S. Sayısı : 737),

İzmir Milletvekili H. Ufuk Söylemez’in (3/1518) (S. Sayısı : 738),

Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun (3/1587) (S. Sayısı : 739),

İçel Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar’ın (3/1574) (S. Sayısı : 740),

Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin (3/1585) (S. Sayısı : 741),

Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek bulunmadığına ve haklarındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatlarının sona ermesine kadar ertelenmesine ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon raporları okundu; 10 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde raporların kesinleşeceği bildirildi.

30.7.1998 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan seçimlerin yenilenmesine ilişin Anayasa Komisyonunun 744 sıra sayılı raporunun 48 saat geçmeden gündeme alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Alınan karar ve İçtüzüğün 93 üncü maddesi gereğince, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Mehmet Recai Kutan ve 3 arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Partisi Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; seçimlerin yenilenmesine ilişkin önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporunun (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı : 744) yapılan görüşme ve açık oylama neticesinde kabul edildiği açıklandı.

30 Temmuz 1998 Perşembe günlü Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 745 sıra sayılı Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 11 inci sırasına alınmasına ve görüşülmesine, bu kısmın 12 nci sırasına kadar olan işlerin 30 Temmuz 1998 Perşembe günü saat 24.00’e kadar tamamlanmaması halinde, görüşmelere saat 24.00’ten sonra da devam edilmesine, 12 nci sıraya kadar olan işlerin bitiminde TBMM’nin Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 5 inci maddelerine göre 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve CHP Grubuna düşen bir üyelik için Manisa Milletvekili M. Erdoğan Yetenç Grubunca aday gösterilerek seçildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan 132,

2 nci sırasında bulunan 232,

4 üncü sırasında bulunan 553,

5 inci sırasında bulunan 631,

10 uncu sırasında bulunan 663,

Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,

Ertelendi;

6 ncı sırasında bulunan, Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Maddeler Eklenmesine Dair (1/779) (S. Sayısı : 705),

7 nci sırasında bulunan, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında (1/638) (S. Sayısı : 383),

8 inci sırasında bulunan, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değişitirilmesine Dair (1/756) (S. Sayısı : 660),

9 uncu  sırasında bulunan, İmar Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair (1/746) (S. Sayısı : 651),

Kanun tasarıları ile

11 inci sırasında bulunan, Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ve Birlikte Yapılacak Mahallî İdareler Genel seçimleri Hakkında Kanun Teklifinin (2/1248) (S. Sayısı : 745);

Yapılan görüşmelerden sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.

Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in konuşmasında FP’ye,

Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in, konuşmasında DYP’ye,

Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın,

Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan’ın, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın,

Konuşmalarında şahıslarına;

Sataşılması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Anayasa ve alınan karar gereğince, 1 Ekim 1998 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 05.15’te son verildi.

Kamer Genç

Başkanvekili

              Levent Mıstıkoğlu   Abdulhaluk Mutlu

              Hatay                       Bitlis

Kâtip Üye               Kâtip Üye

Ünal Yaşar         Hüseyin Yıldız

        Gaziantep                    Mardin

Kâtip Üye               Kâtip Üye

 

 

 

III. – GELEN KÂĞITLAR

30 . 7 . 1998 PERŞEMBE

Raporlar

1. – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı : 744) (Dağıtma tarihi : 30.7.1998) (GÜNDEME)

2. – Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Partisi Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ve Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanvekili Ordu Milletvekili Müjdat Koç’un; Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 21 inci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ve Birlikte Yapılacak Mahallî İdareler Genel Seçimleri Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1248) (S. Sayısı : 745) (Dağıtma tarihi : 30.7.1998) (GÜNDEME)

Tasarılar

1. – 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/799) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :  27.7.1998)

2. – Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malullü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/800) (İçişleri ve Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  27.7.1998)

3. – Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/801) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına)  (Başkanlığa geliş tarihi :  29.7.1998)

Teklifler

1. – Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1250) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :  23.7.1998)

2. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin ve 27 Arkadaşının; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ile Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1251) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  23.7.1998)

3. – Tokat Milletvekili Ahmet Fevzi İnceöz ve 12 Arkadaşının; Orman Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1252) (Plan ve Bütçe ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  23.7.1998)

4. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın; Hacıhamza Kasabasının İlçe Olması Hakkında Kanun Teklifi (2/1253) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  24.7.1998)

5. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un; Devlet Memurları Kanununa Ekli I Sayılı Cetvelde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1254) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  28.7.1998)

6. – Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün; Özürlü Çocukların Tedavileri Hakkında Kanun Teklifi (2/1255) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  28.7.1998)

7. – Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün; 19 Eylül Gününün İçinde Bulunduğu Haftanın Gaziler Haftası İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1256) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :  28.7.1998)

8. – Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı ve 26 Arkadaşının;  Yükseköğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1257) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

9. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 3 Arkadaşının; Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik  Yapılması Hakkında Kanun  Teklifi (2/1258) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

10. – Yozgat Milletvekili Yusuf Bacanlı’nın; Yozgat İline Bağlı Esenli Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1259) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  29.7.1998)

11. – Hatay Milletvekili Atila Sav’ın; Güzel Sanatlarla Bilim ve Teknoloji Alanlarında Olağanüstü Yetenek Gösteren Çocukların Devletçe Yetiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1260) (Plan ve Bütçe ve  Milli  Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :  30.7.1998)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Kilis Milletvekili Mustafa Kemal Ateş’in, Ravanda Kalesi’nin turizme kazandırılması için yapılan çalışmalara ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1173) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

2. – Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir Atatürk Stadyumunun aydınlatma sistemine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1174) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

3. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesislere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1175) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

4. – Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, Eti Holdingde yeni bir yapılanmaya gidilip gidilmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından (Refaiddin Şahin) sözlü soru önergesi (6/1176) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Yozgat Milletvekili Kazım Arslan’ın, öğrenci alınırken tarikat üyesi olup olmadıklarının araştırıldığı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5983) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)

2. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, aday bir meslek memuruna ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5984) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)

3. – İstanbul Milletvekili Süleyman Arif Emre’nin, Batı Çalışma Grubunca hazırlandığı ileri sürülen bir rapora ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5985) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.7.1998)

4. – Kayseri Milletvekili Recep Kırış’ın, gümrüğe terk edilmiş araçların satışının Kayseri’de yapılmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5986) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

5. – Giresun Milletvekili Turhan Alçelik’in, fındıkta fon uygulamasına gidileceği iddiasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/5987) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

6. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara-Şereflikoçhisar-Devekovan Belediye Başkanının açığa alınmasının nedenine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5988) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

7. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5989) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

8. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara’ya bağlı bazı ilçe belediyelerine yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5990) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

9. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Mamak Belediye Başkanı tarafından gecekondu yapımına göz yumulduğu iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5991) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

10. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, büyükşehir belediyelerinin borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5992) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

11. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, vakıfların kurduğu ticaret şirketlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5993) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

12. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Muradiye Vakfı hakkındaki bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Metin Gürdere) yazılı soru önergesi (7/5994) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

13. – Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, Hatay’daki turistik tesis sayısına ve yatak kapasitesine ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5995) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

14. – Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, genel nüfus sayımının sonuçlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Batallı) yazılı soru önergesi (7/5996) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

15. – Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilen bazı başvurulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5997) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

16. – Mardin Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, atari salonları ve bilgisayar oyunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi (7/5998) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

17. – Denizli Milletvekili M. Kemal Aykurt’un, Yargıtayca onaylanan bir tahliye kararına uyulmadığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5999) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

18. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, İzmit-Yeniköy Belediyesi sınırları içindeki arazide liman inşaatı için başvuru yapılıp yapılmadığına ilişkin Milli Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6000) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

19. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, Kocaeli-Yeniköy Belediyesi sınırları içindeki bir araziye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6001) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

20. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, İzmit-Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında görevini suistimalden dolayı bir işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6002) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

21. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, İstanbul Dolmabahçede yapımı devam eden bir otel inşaatıyla ilgili Danıştay kararının uygulanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6003) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

22. – Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, camilerin Diyanet ışleri Başkanlığına devredilmesine dair kanun tasarısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6004) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

23. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Beyoğlu Belediyesi tarafından yıkım kararı alınan bir otel inşaatıyla ilgili Danıştay kararının tebliğinin geç yapıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6005) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

24. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Beyoğlu Belediyesince yıkım kararı alınan bir otel inşaatıyla ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6006) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

25. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, İstanbul-Beyoğlu ilçesinden Şişli ilçesi sınırlarına dahil edilen vakıflara ait bir arsaya ilişkin Devlet Bakanından (Metin Gürdere) yazılı soru önergesi (7/6007) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

26. – İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Rus mafyası ile işbirliği yaptığı ileri sürülen suç örgütlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6008) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

27. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Toplu Konut İdaresi ile Dünya Bankası arasında imzalanan ikraz anlaşmasının uygulanmasına ilişkin Devlet Bakanından (Refaiddin Şahin) yazılı soru önergesi (7/6009) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

28. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na usulsüz personel alındığı iddialarına ilişkin Devlet Bakanından ( Refaiddin Şahin) yazılı soru önergesi (7/6010) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

29. – İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Didim Kaymakamının yasa-dışı uygulamalar yaptığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6011) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

30. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Bakanlık özel kaleminde şifre memuru olarak görev yapan bir personelin mal varlığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6012) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

31. – Kayseri Milletvekili Recep Kırış’ın, Kayseri’nin kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6013) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

32. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, Başbağlar katliamının faillerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6014) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

33.– Balıkesir Milletvekili Ahmet Bilgiç’in, Balıkesir’de yaşanan sel felaketinde meydana gelen maddî hasara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6015) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

34. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, Kesintisiz sekiz yıllık temel eğitim yasası uyarınca toplanan katkı paylarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6016) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

35. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya-Tavşanlı-Balıkesir yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6017) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

36. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, sütteki KDV oranının düşürülmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6018) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

37. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa ilinde trafosu olmayan köylere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6019) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

38. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa il sınırları içindeki köylerin telefon şebekesi ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6020) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

39. – Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Karavar’ın, Şanlıurfa ve Diyarbakır illerine 1997 yılı bütçesinden aktarılan kaynağa ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6021) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

40. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman’a serbest bölge kurulmasına yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Işın Çelebi) yazılı soru önergesi (7/6022) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

41. – Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, Adana Çatalan Barajı ve hidroelektrik santralı projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6023) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

42. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Toplu Konut İdaresi’ne ait bir taşınmazın satış ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6024) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1998)

43. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, İnsan Hakları Derneği Başkanı hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6025) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.7.1998)

 

Meclis Soruşturması Önergeleri

1. – Konya Milletvekili Hüseyin Arı ve 56 arkadaşının S.S.K. Genel Müdürlüğünce 1996 yılında özürlülerin memurluğa alınması için açılan sınavda mevzuata aykırı ve usulsüz işlemler yapılmasına göz yumarak görevini ihmal ettiği ve kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin T.C.K.’nun 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Mustafa Kul hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/34) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

2. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 57 arkadaşının, S.S.K. Genel Müdürlüğünce 1996 Aralık ayında yapılan sınav sonucunda göreve başlatılan personel hakkındaki hukuk dışı işlemlere göz yummak ve yanlı davranmak suretiyle görevini ihmal ettiği ve kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin T.C.K.’nun 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/35) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

3. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi ve 54 arkadaşının, rüşvet almak ve mezhepçiliğe ve bölgeciliğe dayalı kadrolaşmaya gitmek suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin T.C.K.’nun 312 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Adalet Eski Bakanı Mehmet Moğultay hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/36) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.7.1998)

4. – Manisa Milletvekili Erdoğan Yetenç ve 55 arkadaşının, Soma Elektrik Anonim Şirketi (SEAŞ) bünyesinde haksız ve  partizanca atamalar yapmak ve yargı kararlarına uymamak suretiyle Devleti zarara uğrattığı  ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/37) (Başkanlığa geliş tarihi :  30.7.1998)

 

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1. – Balıkesir Milletvekili I. Önder Kırlı ve 20 arkadaşının, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılması ve izlenecek yeni politikaların tespit edilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/282) (Başkanlığa geliş tarihi :  28.7.1998)

2. – Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci ve 24 arkadaşının, Burdur Gölü’nde su seviyesinin azalması ve kirliliğe karşı alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/283) (Başkanlığa geliş tarihi :  29.7.1998)

3. – Adana Milletvekili Yakup Budak ve 38 arkadaşının, Adana İlinin ekonomik, sosyal, kültürel ve kentsel sorunları ile Adana’ya göçün getirdiği sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/284) (Başkanlığa geliş tarihi :  29.7.1998)

4. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem ve 53 arkadaşının, İstanbul Dolmabahçe Stadyumu arkasında ruhsatsız olarak inşa edilmekte olan otelin bulunduğu alanın Beyoğlu İlçesinden Şişli İlçesi sınırına dahil edilmesiyle ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/285) (Başkanlığa geliş tarihi :  29.7.1998)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

30 Temmuz 1998 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşimini açıyorum.

Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza başlıyoruz.

Bugün gündemimizin yoğun olması nedeniyle gündemdışı söz vermedim.

Değerli milletvekilleri, sunuşlarımız çok uzun; Divan Üyesi arkadaşımızın oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; okutuyorum:

V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A)  TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’a dönüşüne kadar, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1632)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın dönüşüne kadar; Milliî Eğitim Bakanlığına, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

         Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki tezkereyi okutuyorum:

2. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1633)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

         Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki tezkereyi okutuyorum:

 

3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’a, dönüşüne kadar, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1634)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın dönüşüne kadar; Turizm Bakanlığına, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

         Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki tezkereyi okutuyorum:

4. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1635)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’in dönüşüne kadar; Enerji ve Tabiî Bakanlığına, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

         Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki tezkereyi okutuyorum:

5. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1636)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in dönüşüne kadar; Millî Savunma Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

         Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:

6. – Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay’ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/376)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Partimiz Grup Yönetimine sunduğum gerekçeler nedeniyle Anayasa Komisyonu üyeliğinden istifa ettim.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.                                                                                            30.7.1998

M. Seyfi Oktay

             Ankara

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Sunuşlar” kısmının 1 ilâ 18 inci sıralarında, Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonunun, bazı milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarına ilişkin raporları vardır; okutup, ayrı ayrı bilgilerinize sunacağım:

 

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1303) (S. Sayısı : 721) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 17.2.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun, 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 2.6.1998 günlü raporuyla Hükümetin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyif suçu isnat olunan İstanbul Milletvekili Tansu Çiller hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün, onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in sözleri, siyasî eleştiri ve beyan sınırları içinde değerlendirilmiş ve bu nedenlerle, İstanbul Milletvekili Tansu Çiller hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona  ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere, Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

          Atilâ Sav

              Hatay

       Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

2. – Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/187) (S. Sayısı : 722) (2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 5.4.1996 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli’nin yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı, Komis-

                                    

(1) 721 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(2) 722 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

yonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 21.5.1998 günlü raporuyla, Cumhurbaşkanına gıyabında hakaret suçu isnat olunan Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli hakkında kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla, bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak, böyle farklı bir statünün onlara ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate alınarak, Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

          Atilâ Sav

              Hatay

       Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

3. – Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1461) (S. Sayısı : 723) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 7.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla görevli memura aktif mukavemet suçu isnat olunan Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın milletvekiliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini gözönüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu  amacı  taşıdığı  açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteleği de dikkate  alınarak

                                   

(1) 723 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum :

4. – Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1443) (S. Sayısı : 724) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 1.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla TSK’nin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif etmek suçu isnat olunan Kütühya Milletvekili İsmail Karakuyu hakkındaki kovuşturmanın milletvekiliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun beyanlarında tahkir ve tezyif amacını değil kimi siyasal gelişmeleri eleştirmek kaygısının öne çıktığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

           AtilâSav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

5. – Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1444) (S. Sayısı : 725) (2)

                                   

(1) 724 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(2) 725 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 1.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmıştır, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelemek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla tehdit ve hakaret etmek suçu isnat olunan Sıvas Milletvekili Mahmut Işık hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereğini gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate alınarak Sıvas Milletvekili Mahmut Işık hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

           AtilâSav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

6. – Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1460) (S. Sayısı : 726) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 7.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelemek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla mühür fekki suçu isnat olunan Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını; ancak, böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandı-

                                   

(1) 726 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

ğı ve bu amacı taşadığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate alınarak Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

          Atilâ Sav

              Hatay

       Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

7. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1501) (S. Sayısı : 727) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 22.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Konya Milletvekili Veysel Candan’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan hazırlık komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla neşir yolu ile hakaret suçu isnat olunan Konya Milletvekili Veysel Candan hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını; ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate alınarak Konya Milletvekili Veysel Candan hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve Üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

8. – İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1462) (S. Sayısı : 728) (2)

                                   

(1) 727 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(2) 728 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 8.5.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif etmek suçu isnat olunan İstanbul Milletvekili Meral Akşener hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak, böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in beyanlarının tahkir ve tezyif amacını değil, siyasî gelişmeleri eleştirme amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, İstanbul Milletvekili Meral Akşener hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

Atilâ Sav                                                       Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer raporu okutuyorum:

9. – Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1516) (S. Sayısı : 729) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla devletin askerî kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçu isnat olunan Hakkâri Milletvekili Naim Geylani hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Hakkâri Milletvekili Naim Geylani Komisyonumuza gelerek sözlü savunma yapmış ve suç kastının olmadığını beyan etmiştir.

Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine yasama görevlerini gereği gibi

                                   

(1) 729 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun bir biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınmasına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü madesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate alınarak Hakkâri Milletvekili Naim Geylani hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer raporu okutuyorum:

10. – Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1517) (S. Sayısı : 730) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 22.6.1998 günlü raporuyla tedbirsizlik sonucu ölüme neden olmak suçu isnat olunan Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu, Komisyonumuza yazılı olarak savunmasını vermiş ve olayda kusursuz bulunduğunu belirtmiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onlara ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını, tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü madesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği de dikkate alınarak Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay

       Komisyon Başkanı ve üyeler

                                   

(1) 730 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer raporu okutuyorum:

11. – Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1550) (S. Sayısı : 731) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 15.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 15.7.1998 günlü raporuyla Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet suçu isnat olunan Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer Komisyonumuza gelerek sözlü savunma yapmıştır.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla, bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Komisyonumuz Diyarbakır Milletvekili Salih Sümer’in eylemini siyasî faaliyet kapsamında değerlendirmiş ve hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer raporu okutuyorum:

12. – Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1513) (S. Sayısı : 732) (2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 inci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonununa incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 25.6.1998 günlü raporuyla cereyan hırsızlığı suçu isnat olunan Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

                                   

(1) 731 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(2) 732 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez Komisyonumuza gelerek sözlü savunma yapmıştır.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’e isnat olunan suçun nitelemesi ile oluşumunun farklılığı göz önünde tutulmuş ve milletvekilliği görevinin kamusal özelliği dikkate alınarak, hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

Atilâ Sav                                                       Hatay                                 Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

13. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1554) (S. Sayısı : 736) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 17.6.1998 tarihinde Karma Komisyon Başkanlığına gönderilen Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki Başbakanlık yazısı incelenmek üzere İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna verilmiştir.

Fezleke ve eki dosyada Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in “Askerlikten kurtulmak için hile yapmak” suçunu işlediği iddia edilmektedir. Bahattin Şeker’in bedelli askerlikten yararlanmak amacıyla Amman’da bir firmada terzi olarak çalıştığına dair belgeleri ibraz ettiği, ancak beyanının aksine Amman’da değil, Bozüyük’te bulunmaya devam ettiği belirtilmektedir. Bu arada, Bozüyük’te ticarî ve sosyal faaliyetlerini sürdürdüğü, Bağ-Kur primlerini dahi düzenli olarak ödediği; ayrıca suç tarihi itibariyle yüksek bir gelir seviyesiyle toplumda seçkin bir yere sahip olan Bahattin Şeker’in yurt dışında terzi olarak işçilik yapmasının hayatın olağan akışına da uymadığı fezlekede yer almaktadır. Gerçeğe aykırı bilgi, belge ve beyanlarla yasal olarak hak etmediği bedelli askerlik hizmetinden yararlanıp, öğrenim durumu itibariyle er olarak 18 aylık askerlik yapması gerekirken, 2 ay süreyle askerlik yapmak suretiyle söz konusu suçun işlendiği iddia edilmektedir.

Hazırlık komisyonu, 15.7.1998 tarihli toplantısında, dosyada yer alan iddiayı ve destekleyen delilleri ciddî bulmuş, olayın kamuoyunda yarattığı etkiyi de dikkate alarak adil bir yargılamanın sağlanması amacıyla, Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karar vermiştir.

Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker, karma komisyona gelerek sözlü savunma yapmış ve iddia tarihindeki mevzuat itibariyle suçun oluşmadığını ve bu konuda AYİM’deki davanın sürdüğünü, ayrıca  Yüksek  Seçim  Kurulunun,  milletvekilliği  sıfatının  iptaliyle ilgili karar verebilmek için

                                   

(1) 736 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

AYİM’deki davanın sonuçlanmasını bekleme kararı aldığını belirtmiştir. Ayrıca, bu konuyu yazılı olarak da Komisyonumuza sunmuştur.

Karma Komisyonumuz, fezleke ve eki dosyadaki bilgi ve belgeleri incelemiş, savunmayı değerlendirmiştir. Yüksek Seçim Kurulunun, Millî Savunma Bakanlığının Bahattin Şeker’in milletvekilliği sıfatının iptaline ilişkin başvurusuyla ilgili kararını verebilmek için, Askerî Yüksek İdare Merkemesinde görülen davanın sonuçlanmasını bekleme kararını dikkate alan komisyon, hazırlık komisyonu raporunun aksine, Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.

          Atilâ Sav

              Hatay

       Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN- Rapora muhalefet şerhi var, onu da okutuyorum efendim:

Karşı Oy Yazısı

Hava Kuvvetleri Komutanlığı 1 inci Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Savcılığınca Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker hakkında düzenlenen iddianamede isnat olunan suç “askerlikten kurtulmak için hile yapmak” olarak nitelenmiştir. İddianameye göre Bahattin Şeker, öğrenim durumu itibariyle er olarak 18 aylık askerlik yapması gerekirken, iki ay süreyle kısa askerlik yapmak için bazı belgeleri gerçek nitelikleri dışında kullanarak yapmaya mecbur olduğu hizmetten daha kısa süre askerlik yapmış ve Askerî Ceza Kanununun 81 inci maddesi kapsamına giren bir suç işlemiştir.

Savcılığın bu nitelemesine göre isnat ağırdır ve ciddîdir.

Dosyada bulunan belgeye göre Millî Savunma Bakanlığınca Bahattin Şeker’in dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarıldığı; bu nedenlerle Askerî savcılıkça da soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bir yandan da Bahattin Şeker’in yeniden askere alınması yolunda idarî işlem yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

Bahattin Şeker, Komisyondaki sözlü savunmasında bu idarî işleme karşı Askerî Yüksek İdare Mahkemesine dava açtığını, yürütmenin durdurulmasını istediğini belirtmiştir. Mahkemenin yürütmenin durdurma istemini kabul etmediği anlaşılmaktadır.

Komisyondaki dosya cezayla ilgili soruşturmanın devamına veya ertelenmesine yöneliktir. İdarî yargıda görülmekte olan davanın, dokunulmazlıkla ilgisi yoktur.

Bahattin Şeker’in askerliği iptal olununca milletvekilliği sıfatını kaybetmesi söz konusu olacaktır. İdarî dava bu sonucun iptaline yöneliktir.

Askerî savcılıkça yürütülen soruşturmada ise eylemin suç olup olmadığı değerlendirilecektir. Soruşturma yürütülmezse ceza yargısı duracaktır.

Olay ve eylemin kamu düzeniyle ilgisi ve özel ağırlığı açıkça bellidir. Bu durumda karma komisyonumuz delillerin takdirini ve hukukî nitelemesini yapması kendisini yargının yerine koyarak karar vermesi anlamını taşıyacaktır. Oysa bu konuda görev ve yetki yargınındır. Aklamayı ancak yargı kararı sağlayabilir.

Bir milletvekilinin böylesine ağır bir suçlamanın baskısı altında tutulması doğru değildir.

Anayasa Mahkemesince de kabul olunan ilkelere göre dokunulmazlığın adil yargılanma olanağının önünü kapamaması için aranan unsurların hepsi Bahattin Şeker dosyasında bulunmaktadır. Dokunulmazlığının kaldırılması ve sanık olma durumundan kurtulmasının doğru olacağı düşüncesiyle çoğunluk oyuna karşıyız.

Atilâ Sav Seyfi Oktay           Yalçın Gürtan

              Hatay                     Ankara                     Samsun

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

14. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının  Kaldırılması  Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1514) (S. Sayısı : 737) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 2.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki Başbakanlık yazısı incelenmek üzere İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna verilmiştir.

Fezleke ve eki dosyada Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Almanya’nın Köln şehrinde verdiği konferansta halkı kin ve düşmanlığa sevk eden çeşitli beyanlarıyla “halkı sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği iddia edilmektedir.

Hazırlık Komisyonu 22. 6. 1998 tarihli toplantısında suçu ve destekleyen delilleri ciddî bularak, Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasının önerilmesine karar vermiş ve raporunu bu yolda düzenlemiştir.

Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu Komisyonumuza gelerek sözlü savunma yapmış ve dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek bir suçu bulunmadığını iddia etmiştir.

Karma Komisyonumuz yaptığı inceleme sonucunda; Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun beyanlarını düşünce özgürlüğü çerçevesinde siyasî görüş ve düşünceleri açıklama sınırı içinde değerlendirmiştir. Bu nedenle hazırlık komisyonu raporunun aksine, Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum.

15. – İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1518) (S. Sayısı : 738) (2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 2. 6. 1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı incelenmek üzere İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna verilmiştir.

                                   

(1) 737 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(2) 738 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Fezleke ve eki dosyada İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in Türk Dış Ticaret Bankası A.Ş.’nin Cenevre’de bulunan yurtdışı muhabiri nezdinde 15. 12. 1993 tarihinde açılan 6 000 000 dolarlık vadeli mevduat hesabını Lapis Grubunun paravan şirketi olduğu anlaşılan bir firma lehine hiçbir teminat ve yazılı belge alınmaksızın Banka yönetiminin bilgisi dışında, kayıt dışı rehin ve temlik senedi ile açıktan kullandırmak suretiyle “Hizmet nedeni ile emniyeti suiistimal” suçunu işlediği iddia edilmektedir.

Hazırlık Komisyonu 22. 6. 1998 tarihli toplantısında; isnat edilen suçu, halen Meclis gündeminde bulunan ve yasama dokunulmazlığının sınırlandırılmasına yönelik Kanun Teklifinde yer alan suçlar arasında bulunduğu değerlendirmesi ile, İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını önermeye karar vermiştir.

İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez Komisyonumuza yazılı savunma göndererek; dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek veya suç sayılacak yahut hukuka aykırı düşecek herhangi bir fiilin olmadığını belirtmiştir.

Fezleke ve dosyayı inceleyen Karma Komisyonumuz, Hazırlık Komisyonu raporunun aksine, isnat edilen fiili ve dosyada yer alan bilgi ve belgeleri, dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görmemiştir. Bu nedenle İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere, Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

Karşı Oy Yazısı

Ufuk Söylemez’e isnat olunan eylem, 3182 sayılı Bankalar Kanununun 44 ve 86 ncı maddeleri yoluyla, TCK 510 uncu, 80 ve 522 nci maddelerine aykırı davranışta bulunmaktır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianameye göre, eylemin, hukuk nitelemesi “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak”tır.

İddianameye göre, Ufuk Söylemez’in, Genel Müdürü bulunduğu Dışbankın, Cenevre’de bulunan yurtdışı muhabiri (Handel Finanz CCF Bank” unvanlı bankada bulunan repo parasından 6 milyon US Dolarlık bir kısmını, banka yönetiminin bilgisi dışında, karar almadan, Bankalar Kanununun 44 üncü maddesinde belirlenen sınırları aşarak, bankanın iştiraklerinden olan Lapis Grubuna dahil, İnter Lapis unvanlı firmaya ödetmiştir. Bu işlem, Bankalar Kanununun 44 ve 52 nci maddelerine aykırıdır. Bu nedenle, yine aynı kanunun 79 ve 89 uncu maddelerine göre suçtur. Bankalar Kanununa göre suç olan bu eylem, genel hükümlere göre de hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmaktır.

Yine, iddianamede belirtildiği üzere, 3182 sayılı Bankalar Kanununun 86/1 inci maddesine göre “sorumlu kişilerin bu kanuna aykırılık teşkil eden hareket ve fiilleri, başka kanunlara göre de cezayı gerektirdiği takdirde, haklarında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesi uygulanır” hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle, Ufuk Söylemez hakkında TCK 510 uncu maddesi uyarınca soruşturma başlatılmış ve dokunulmazlığının kaldırılması konusunun karara bağlanması için fezlekeyle dosya Adalet Bakanlığına sunulmuştur.

Bankalardaki mevduat kamu varlığıdır, bu nedenle Hazine güvencesindedir. Bankaların her türlü kredi işlemleri de bu nedenle özel yasayla düzenlenmiş ve devlet denetimine alınmıştır. Kanuna, kredi ve ödünç verme ilkelerine aykırı hareket edilmesi, kamuyu ilgilendiren, ciddî ve ağırlığı olan bir suçtur. Görevi kötüye kullanma suçu ise, Anayasanın 76 ncı maddesinde “yüz kızartıcı suçlar”dan sayılmıştır.

Bu durumuyla, isnadın ciddîliği kadar dosyada bulunan bilgi ve belgelerle iddianın gerçeğe uygunluğu da bellidir. Bir milletvekilinin bu ağırlıkta bir isnat altında tutulmaması gerekir. Adil yargılanma hakkından yararlanmasının sağlanması ve onur ve şerefinin korunması için yargının önünün açılması gerekir. Bu da, dokunulmazlığının kaldırılması ve soruşturmanın yapılmasına olanak sağlanmasıyla olur. Hukuksal gereklerin dışına çıkılarak, siyasal dayanışmayı amaçlayan çoğunluk kararına bu nedenle katılmıyoruz.

Zeki Çakıroğlu Ahmet Kabil                 Ali Şahin

              Muğla                         Rize      Kahramanmaraş

           Teoman Akyurt Emin Karaa         İrfan Gürpınar

            Sakarya                  Kütahya                 Kırklareli

Yalçın Gürtan Atilâ Sav Metin Bostancıoğlu

            Samsun                      Hatay                       Sinop

              Demir Berberoğlu Mehmet Moğultay

          Eskişehir                   İstanbul

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

16. – Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1587) (S. Sayısı : 739) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 3.7.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı, Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna, incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 15.7.1998 günlü raporuyla, görevi kötüye kullanmak suçu isnat olunan Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz, bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak, böyle farklı bir statünün onlara ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine, yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için, Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır.

Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği dikkate alınarak, Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                Komisyon Başkanı ve üyeler

                                   

(1) 739 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Öteki raporu okutuyorum:

17. – İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1574) (S. Sayısı : 740) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 25.6.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı, Komisyonumuzun 14.5.1998 tarihli toplantısında gündeme alınmış, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 15.7.1998 günlü raporuyla 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Merkezî İstihbarat Teşkilatı Kanununa muhalefet suçu isnat olunan İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıkların (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yaranına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasının 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın beyanları siyasî eleştiri sınırları içinde görülmü, bu nedenlerle İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz onulur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                 Komisyo Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Son raporu okutuyorum:

18. – Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1585) (S. Sayısı : 741) (2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça, 3.7.1998 tarihinde Karma Komisyonumuza gönderilen Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık yazısı Komisyonumuzca, İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan Hazırlık Komisyonuna incelenmek üzere verilmiştir.

Hazırlık Komisyonu, inceleme sonucunu özetleyen 15.7.1998 günlü raporuyla görevli memura mukavemet suçu isnat olunan Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

                                   

(1) 740 S. Sayılı Basyamazı tutanağa eklidir.

(2) 741 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Dosyada bulunan belge ve bilgiler ile Hazırlık Komisyonu raporunu inceleyen Karma Komisyonumuz bütün demokratik ülkelerde yasama meclisleri üyelerine, yasama görevlerini gereği gibi yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla bazı bağışıklıklaın (dokunulmazlıkların) tanındığını, ancak böyle farklı bir statünün onları ayrıcalıklı ve hukukun dışında bir grup haline getirmek için olmadığını; tersine yasama görevinin kamu yararına uygun biçimde yapılabilmesi için Meclis çalışmalarına engel olunmaması ve bağımsızlıklarının bir başka yönden de güvence altına alınması amacına yöneldiğini göz önüne almıştır. Anayasanın 83 üncü maddesinin de bu anlayışa dayandığı ve bu amacı taşıdığı açıktır. Bu nedenlerle ve isnat olunan eylemin niteliği dikkate alınarak, Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi hakkındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

Raporumuz Genel Kurulun bilgilerine sunulmak üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla arz olunur.

Atilâ Sav                                                      Hatay                                 Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, bu raporların hepsi de, kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine dairdir. 10 gün içerisinde itiraz olunmadığı takdirde, bu raporlar kesinleşmiş olacaktır.

Şimdi, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır; önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım:

VII. – ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – 545 sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ile gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesine ve 1 Ekim 1998 tarihinden itibaren de çalışmalarına mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-19.00 saatleri arasında devam etmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 30 Temmuz 1998 Perşembe Günü (bugün) yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

Dr. Ülkü Güney           Metin Bostancıoğlu            Müjdat Koç

ANAP Grup Başkanvekili    DSP Grup Başkanvekili DTP Grup Başkanvekili

Öneri:

30 Temmuz 1998 Perşembe günlü (bugünkü) gelen kâğıtlarda yayımlanan, 745 sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin, 48 saat geçmeden, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 11 inci sırasına alınması...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, Danışma Kurulunun kararı var; uyumlu bir karar var...

BAŞKAN – Efendim?..

TURHAN GÜVEN (İçel) – Danışma Kurulunda alınmış müşterek bir kararımız var.

BAŞKAN – Önce grup önerisini oylayalım da, Danışma Kurulu...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, seçim tarihinin tespitiyle ilgili Danışma Kurulunun müşterek bir kararı varken, evvela o okunur; çünkü, o, 48 saat geçmeden görüşülmesi kararıdır; uyum sağlanmayan karar da yoktur.

B) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. – Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Anayasa Komisyonunun 744 Sıra Sayılı Raporunun 48 saat geçmeden gündeme alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

Danışma Kurulu Önerisi

30.7.1998

30.7.1998 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Anayasa Komisyonunun 744 Sıra Sayılı Raporunun 48 saat geçmeden günmede alınmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

   Hikmet Çetin

           Türkiye Büyük Millet Meclisi

            Başkanı

Lütfü Esengün            Ülkü Güney

FP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Turhan Güven Metin Bostancıoğlu

DYP Grubu Başkanvekili    DSP Grubu Başkanvekili

Önder Sav            Müjdat Koç

CHP Grubu Başkanvekili    DTP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu öneri gereğince, Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Anayasa Komisyonu Raporunun gündeme alınması kabul edilmiştir.

İçtüzüğümüzün 95 inci maddesi, bu konudaki Anayasa Komisyonu raporunun gündemdeki bütün konulardan önce görüşüleceği hükmünü amir bulunmaktadır.

Bu nedenle, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

19. – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 Arkadaşının; Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergeleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (4/371, 4/372, 4/373) (S. Sayısı : 744) (1)

                                   

(1) 744 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın, Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 arkadaşının, Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın, seçimlerin yenilenmesine ilişkin önergeleri ile Anayasa Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Anayasa Komisyonu raporunu okutuyorum efendim.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir şey arz edebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, müzakerelere başlamadan önce, usul yönünden bir şey öğrenmek istiyorum. Daha sonra da, eğer, mümkünse usul tartışması açılmasını öneriyorum.

Arz etmek istediğim husus şudur efendim: Değerli gruplarımızın ve anamuhalefet partisi olarak bizim grubumuzun, bir de, değerli milletvekili arkadaşlarımızın önergeleri Anayasa Komisyonuna intikal etti. Anayasa Komisyonu, raporlarını hazırlarken bir hata işledi; dolayısıyla, hatası şudur: En aykırı önerge kabul etmiş olduğu 25 Nisan önergesi, bize göre, teamüllere göre ve hakikate göre en aykırı önerge değil...

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, dediğinizi anladım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – İzah edeyim.

BAŞKAN – Ama, onu, Anayasa Komisyonu raporunu görüştükten sonra konuşabiliriz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim, bakınız, şimdi, siz, şayet, bizim vermiş olduğumuz önergeyi işleme koyacaksanız ona göre müzakere etmemiz gerekiyor.

BAŞKAN – Öyle bir peşin hüküm yok Sayın Kapusuz. Önce raporu müzakere edelim, oylama sırasında bu hususu dikkate alacağız.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Usul yanlış.

BAŞKAN – Rica ediyorum...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Dinleyin lütfen... Acele etmeyin...

BAŞKAN – Sizi dinledim. Siz diyorsunuz ki, önerge verdim, bu önergemi şimdi işleme koyun.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bakınız, bu, usulle ilgili bir işlemdir. Elbette, müzakere öncesinde usul tartışılır, sonra müzakere edilir. Siz, zatıâliniz, sonuna bırakacak olursanız, esastan sonra usul görüşülmez efendim.

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, biz, bugün bu Mecliste değiliz. Bir kanun tasarısı ve teklifi önce tümü üzerinde müzakere yapılır, ondan sonra maddelerine geçilir, hangi maddede önerge verilmişse, madde üzerindeki müzakereler tamamlanır, önerge orada işleme alınır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Yani, önergeyi işleme koyacaksınız.

BAŞKAN – Burada da önergeyi işleme alıp almayacağım konusunda, biz, Anayasa Komisyonu raporu üzerindeki tartışmalar bitip de oylama sırasında bu hususu görüşebiliriz; şimdi görüşemeyiz efendim, evvela raporu görüşüyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Peki efendim.

BAŞKAN – Komisyon raporunu okutmadan önce, komisyon raporunda Sayın Mahmut Yılbaş’ın ismi “Yılmaz” olarak geçmiş, onu düzeltiyoruz.

Komisyon raporunu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkanlıkça 27.7.1998 tarihinde Komisyonumuza havale edilen;

Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır; Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve 3 arkadaşı ile Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney, Demokratik Sol Parti Grup Başkanvekili Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Önder Sav ile Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergeleri (4/371, 4/372, 4/373) Komisyonumuzun 29.7.1998 tarihli toplantısında görüşülmüştür.

Önergelerden 4/371 ile 4/373 Milletvekili Genel Seçiminin 25 Nisan 1999 Pazar günü, 4/372 ise 29 Kasım 1999 Pazar günü yapılmasına yöneliktir. 4/373 esas sayılı önerge ayrıca 25 Nisan 1999 Pazar günü Mahallî İdareler Genel Seçimleri ile Milletvekili Genel Seçimlerinin birlikte yapılmasını öngörmektedir.

Toplantıda öncelikle İçtüzüğün 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince Danışma Kurulunun adı geçen üç önergenin havale tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülmesinin Anayasa Komisyonuna tavsiye edilmesi hakkındaki kararı okundu.

Komisyonumuza 28.7.1998 tarihinde havale edilen ve havale tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmediği gibi Danışma Kurulunun tavsiye kararında da yer almadığından gündeme alınmayan Erzurum Milletvekili İsmail Köse ile Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun; Seçimlerin Yenilenmesine İlişkin Önergesi hakkında Komisyona bilgi verilmiştir. Bu önergede seçim tarihi 22 Kasım 1999 Pazar günü olarak belirlenmektedir.

Komisyonumuzda öncelikle seçim dönemi bitmeden seçimlerin yenilenmesi; mutad zamandan önce yapılması önerisi oylanmış ve oybirliği ile kabul edilmiştir.

Verilen bir değişiklik önergesi ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına yakın olması nedeniyle seçimlerin 25 Nisan 1999 yerine 18 Nisan 1999’da yapılması önerilmiştir.

Seçimlerin tarihi ile ilgili olarak 4 öneri aykırılık sırasına göre oya sunulmuştur. 25 Nisan 1999 öncelikle oya sunulmuş ancak kabul edilmemiştir. Önergeyle getirilen 18 Nisan 1999 tarihi Komisyonumuzca kabul edilmiştir. Bu nedenle, diğer tarihler ayrıca oylanmamıştır.

Yapılan görüşme ve oylamalar sonucunda Komisyonumuzca Miletvekili Genel Seçimlerinin, Mahallî İdareler Genel Seçimleri İle birlikte 18 Nisan 1999 Pazar günü yapılmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere Yüksek Başkanlığına saygı ile sunulur.

          Atilâ Sav

              Hatay

       Komisyon Başkanı ve üyeler

BAŞKAN – Muhalefet şerhi var; onu da okutuyorum:

MUHALEFET ŞERHİ

Ülkemiz 28 Şubat 1997 tarihinden beri olağanüstü bir devreden geçmektedir. Bu sebepten normal demokratik şartlar yürürlükte değildir. Hemen her konuda anormal uygulamalar yapılmaktadır.

Nitekim, 9 ay gibi uzun bir süre sonra yapılacak bir seçime “erken seçim” adı verilerek Meclisimizden antidemokratik bir karar çıkartılması istenmektedir.

Millet iradesinin tam ve kâmil manada tecelli etmesinin önlenmesi için yapılacak veya yapılması muhtemel kanunsuz ve antidemokratik icraata, bu anormal uzun vadeli, erken seçim modeli açık bir model oluşturmaktadır.

Bu model içerisinde, bir taşla birden fazla kuş vurulması neticesini doğuracak şekilde, muhalefet veya bazı şahıs ve partileri haksız uygulamalara maruz bırakacak tertipler yapılabilir.

Daha şimdiden kamuoyunun yerinde kalmasını arzu eylediği üç sayın bakan seçim tarihinden 9 ay önce görevlerinden istifa etmek gibi bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılmıştır.

CHP Genel Başkanı tarafından, Sayın ANAP Genel Başkanına âdeta dayatılan bu erken seçim modelinin diğer antidemokratik ve Anayasa dışı şartı ise Başbakanın yılbaşında görevinden istifa etmesi hususudur. Böylece, dayatmacıların maksatları kısmen de olsa ortaya çıkmış sayılabilir. Maksat yapılacak seçime tamamen demokrasi dışı bir hükümet ile gitmektir.

Antidemokratik kanunları tasvip etmeyen bakanların işin başında görevlerinden istifaya mecbur bırakılmaları ve bu anormal sürecin benzeri hileli çeşitli operasyonların yapılmasına imkân sağlayacak şekilde mümkün olduğu kadar uzun tutulmuş olması, demokrasimizin gelişmesi ve geleceği konusunda yapılmak istenilenin tam tersine kuşkularla, belirsizliklerle dolu bir ortam içerisine itilmek istendiğimizi göstermektedir.

Bu metotla belirsizlikler ve istikrarsızlar artacaktır; çünkü, Sayın Başbakanın istifasından sonra, hangi vasıf ve karakterde bir hükümetin, kimler tarafından kurulacağı ve bu Hükümetin teşkilinde hangi yöntemlerin uygulanacağı meçhuldür.

Erken seçimlerin süresinin normal seçimlerin süresinden daha kısa tutulması, ne kadar normal ve demokratik ise, usul ve mantıkdışı olarak sürenin alabildiğince uzatılması o kadar antidemokratik olduğu kadar, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı hürmetsizlik ifade eder. Zira, Nisan 1998 tarihine kadar Yüce Meclisin dilediği takdirde erken seçim kararı alma hak ve inisiyatifine sahip iken bu hak ve inisiyatifin 9 ay önce peşinen Meclisin elinden alınmasında, kısmen de olsa etkisiz hale getirilmesinde isabet yoktur. Kaldı ki, erken seçim tekliflerinin gerekçelerinde Meclisimizin de yıprandığına dair iddialar mevcuttur. Bu gerekçelere göre yıpranmış bir Meclisin en kısa zamanda erken seçime gidilerek yenilenmesi ve yıpranmamış bir yeni Meclise milletimizin bir an önce kavuşturulması gerekir.

Hal böyleyken tam tersine süresinin uzatılması gerekçeyle çelişki teşkil etmektedir. Ayrıca, açık veya kapalı müdahale süreci sona ermedikçe bu şartlar altında yapılacak herhangi bir seçimin demokratik gelişmemize katkıda bulunacağını kabul etmek de mümkün değildir.

Seçim sürecinin  bu suretle 9 ay uzatılmış olması, ister istemez ülkemizi seçim ekonomisine mahkûm edecek, zarara uğratacak, devlet bürokrasisinin hızını kesecek, bakanların etkinliğini azaltacak, yatırımları sekteye uğratacaktır.

Neticede, kaybeden milletimiz ve memleketimiz olacaktır. Bu sebeplere binaen erken seçimin mümkün olacak en kısa zamanda yapılmasında sayılamayacak derecede faydalar vardır.

Seçime gidilirken normal demokratik yol ve metotlarla gidilmeyip, memlekete zarar verecek şekilde antidemokratik yollardan gidilmesi, haksız tertiplere ve uygulamalara açık olan bir usul getirilmiş olması dolayısıyla 18 Nisanda seçim yapılması hususunda, alınan karara muhalifim. 29.7.1998

Süleyman Arif Emre                                          İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa Komisyonu raporunu dinlediniz. Bu rapor üzerinde müzakere açacağım.

Rapor üzerinde, gruplar, Hükümet ve Komisyonun ve şahısları adına iki milletvekilinin söz hakkı vardır. Gruplar, Hükümet ve Komisyonun konuşma süreleri 20’şer dakika, şahısların konuşma süreleri 10’ar dakikadır.

Gruplar adına söz isteyen arkadaşımız varsa, onlara söz verelim; yoksa, şahısları adına söz isteyen arkadaşlar var.

Gruplarımız herhalde konuşmak istemiyorlar...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Turhan Güven; buyurun efendim. Nihayet, Doğru Yol Partisi Grubundan arkadaşımız cesaret gösterdi, konuşmaya başlayacak.

Süreniz 20 dakika.

Tebrik ederim Sayın Güven.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Tebrik ediyor...

BAŞKAN – Cesaret göstermesini tebrik ediyorum.

DYP GRUBU ADINA TURHAN GÜVEN (İçel) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Huzurunuzu fazlaca işgal edecek değilim; ancak, Yüce Meclisin bugün görüşmeye biraz evvel vermiş olduğu kararda, 1995 yılının 24 Aralığında yapılan seçimlerden sonra teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir erken genel seçim tarihini tespit olayı vardır. Bu, kaçınılmaz bir olay olarak önümüze geldiği için, Türkiye’de, Anayasa ve mevcut kanunlar çerçevesinde beş yılda bir yapılması lazım gelen milletvekili genel seçiminin, artık, tartışma götürmeyecek bir boyuta ulaştığından, bir an evvel yapılmasında yarar görüldüğü için, bütün partiler bu konuda birleşmişlerdir ve birlikte hareket etme kararı almışlardır.

Erken genel seçim kaçınılmazdır; siyaset tıkanmıştır. Türkiye’de, eskiden, -hoş dünyada da öyle ya- seçimlerden hükümet çıkarken; Türkiye, hükümetlerden seçim çıkarmaya başlamıştır. İşte bunun için, Türkiye’de artık, bir seçim de kaçınılmaz hale gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, aslında, 1999 yılını belki heder eder haldeyiz. 1998 yılının son aylarında bir seçim yapılması, çok daha iyi, milletin çok daha hayrına bir olay olarak gelişirdi; fakat, partilerin anlaşmış oldukları bir rakam, bir tarih huzurunuza gelmiştir. Başka birtakım rakamlar ve takvimler de önünüze gelebilir; Yüce Meclisin, sağduyu içinde, bu tarih tespitini kendine yakışır olgunlukta tayin ve tespit edeceğinden de şüphemiz yoktur.

Biliyorsunuz, seçime niye böyle geldik; değişen söylemler, birbirini nakzeden beyanlar, tatile girmeden evvel mi tespit yapalım, tatilden sonra, ekim ayında mı bir tespite doğru gidelim; mutabakat zabıtları, yazılı hale gelen, altında imzalar olan birtakım tespitler... Ama, bütün bunlar bir anda ortadan kalktı; bu defa, çok daha değişik bir beyanla, seçimlerin kasım ayında yapılmasının Türkiye için çok daha uygun olacağını ifade eden beyanlar, Koalisyonu oluşturan partilerin değerli grup başkanvekillerinin yan yana gelerek yeni bir tarih tespiti olayı... Bütün bunlar kamuoyu önünde cereyan etmiştir.

Neresinden bakarsanız bakın, nasıl yorumlarsanız yorumlayın, 20 nci Dönem Millet Meclisi, aslında, bazı medyanın ifade ettiği gibi görüntü veren bir meclis değildir; ama, yıpratılmıştır, yıpratılmak istenilmiştir; hatta, bugün bir gazete sütununda, hepimize hitaben çok aşağılayıcı beyanlar vardır. Elbette, siz değerli milletvekillerinin buna layık olan cevabı vereceğinden, her birinizin, fert fert, bu konuda gereğini yapacağınızdan hiç kuşkum yoktur; şahsen ben yapacağım, arkadaşlarım yapacak; ama, dilerim ki, bütün Parlamento, kendi itibarını, kendi haysiyetini koruma hususunda, hiç değilse bu konuda elbirliği yapsın; çünkü, süre gündeme geldiğine göre, Sayın Meclis Başkanından başlamak üzere bütün parlamenterlerin burada kendilerine düşen görev, haklarını aramaktır. Hiç kimsenin sizi küçük düşürmeye hakkı yoktur. Size diyorlar ki “bırakıp gidemezsiniz” eğer, millî menfaatlar, yararlar bunu gerektiriyorsa, işte, bugün burada bu karar alınacaktır; bunu söyleyenlerde, eğer biraz utanma payı varsa, bilemiyorum ne yapacaklardır.

Değerli arkadaşlarım, erken genel seçim üzerine birtakım söylemler gündeme geldiğinde “efendim, erken genel seçime ne gerek var, sandıktan nasıl olsa aynı sonuç çıkar” gibi, kamuoyunu bazen müphemiyete iten, birtakım soruları gündeme getiren ifadeler de vuku bulmuştur; ama, enteresandır ki, bir gün “bu Hükümetin işi bitmiştir, artık yapacak bir görevi kalmamıştır” diyenler, erken genel seçime de ihtiyaç görmediklerini ifade etmişlerdir. Hiç kimse, bu değerli milletin oyunu kendi cebinde farz etmesin. Sandığa nasıl girilir, sandıktan nasıl çıkılır; onu, sandık gösterecek, Türk vatandaşı, Türk seçmeni gösterecektir. Hiç şüpheniz olmasın ki, bu millet, bu sandıkta, en sağlıklı, en doğru kararı verecek ve kime güveniyorsa, bundan sonra da kime güvenmesi lazım geliyorsa, ona oyunu verecektir.

Bu itibarla, bu erken genel seçimin, hem yüce ulusumuza hem ikibuçuk yıldan beri görev ifa eden ve bir süre daha görev ifa edecek siz değerli milletvekillerine hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güven.

Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Sayın Mahmut Yılbaş; buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekili seçimlerinin yenilenmesi konusunda verilmiş olan önergeler ve bu konudaki Anayasa Komisyonu raporu üzerinde, Demokrat Türkiye Partisi Grubunun düşüncelerini sunmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçmiş bir yıla baktığımızda, 54 üncü Hükümet sonrasında, 55 inci Hükümetin kurulmasını takip eden aylarda, siyasî partiler, Türkiye’de bir erken seçimin gerektiği konusunda politika üretmişler ve bu politika sonunda, iktidar grubunu teşkil eden 3 siyasî parti ve bunları dışarıdan destekleyen CHP’nin ortak önergesiyle, erken seçimin, mahallî idareler seçimleriyle birlikte 18 Nisanda yapılması hususundaki önergelerine ilaveten,  Doğru Yol Partisinin seçimlerin 25 Nisanda, Fazilet Partisinin de Kasım ayında yapılması hususundaki önergeleri, Anayasa Komisyonunda birleştirilerek görüşülmüş ve seçimlerin 18 Nisanda yapılması kararlaştırılarak Yüce Meclise inmiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, siyasî partilerin erken seçime yaklaşımlarına ve erken seçim konusundaki bir yıllık düşüncelerine baktığımızda -bu zaman dilimi içerisinde sadece Demokrat Türkiye Partisi hariç olmak üzere- siyasî partiler, değişik tekliflerde, değişik önergelerde bulunmuşlar ve bunlara uygun olarak da politika üretmeye çalışmışlardır. Demokrat Türkiye Partisi, işin başından beri, Türkiye’de, seçimle ilgili yapılmış olan Anayasa değişikliklerine uygun olarak yasalarda değişiklik yapılmadan bir seçime gidilmesi halinde sonuçlarının adil olmayacağı ve siyasî istikrarı sağlamakta yeterince başarılı olmayacağı düşüncesini, her defasında, hem Sayın Genel Başkanı ve hem de yetkili kurulları kamuoyuna sürekli sunma durumunda kalmışlardır; fakat, son aşamada, görülmüştür ki, herkes görünürde bir erken seçimi istemesine rağmen, iç dünyasında, hem bireylerin hem de siyasî partilerin buna muhalefet etmesine rağmen bu noktaya kadar gelinmiştir. Kamuoyunda, Demokrat Türkiye Partisinin seçimden çekindiği, sandıktan çekindiği gibi bir hava yaratılmaya çalışılmıştır. Demokrat Türkiye Partisi, kuruluşuna onyedi ay önce başlamış olmasına rağmen, bunu, kısa sürede tamamlayarak seçime -diğer partiler gibi- girebilecek hazır bir durumda olmasından kaynaklanarak, erken seçim konusunda da diğer partilerle aynı doğrultuda hareket etme gereğini duymuştur.

Değerli arkadaşlarım, 20 nci Dönem için Parlamentonun yenilenmesi konusunda siyasî tercihler gündeme getirilmeye başlandığında, 1995 erken seçimiyle ilgili olarak siyasî partiler hem düşüncelerini kamuoyuna yansıtırken ve hem de 1995 yılıyla alakalı erken seçim kararı alınırken bu Genel Kurulda nelerin üzerinde durulduğuna, nelerin gündeme getirildiğine şöyle bir göz atmanın yerinde olacağı ihtiyacını hissettim ve 1995 yılında bir erken seçime gidilirken, Türkiye’de siyasî tablonun bugünkünden farklı olmadığını gördüm.

Yine, siyasî partiler ve onların yöneticileri, bir erken seçime yaklaşırken, gerçek düşüncelerini ortaya koymakta kendilerini yeterince özgür hissetmemişlerdir; diğer siyasî partilerin, karşıtları olan siyasî partilerin politikalarına karşı koyma konusunda yeterince özgür davranamamışlar ve o akıntıya uyarak 1995 yılı 24 Aralığında bir erken seçime karar vermişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, burada o kadar enteresan konuşmalar olmuştur ki, bir siyasî partinin sözcüsü çıkmıştır, demiştir ki: “Değerli milletvekilleri, biz, şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yenilenmesi kararını almak üzereyiz; ancak, görüyorum ki, 20 nci Dönemi bugünden tartışılır hale getirmiş oluyoruz ve bugünden, geleceği görüyorum ki, 20 nci Dönem, süresini tamamlamadan, yeniden bir erken seçime gitmek mecburiyetinde kalacaktır.”

Değerli arkadaşlarım, aynı sözcü şunu da ifade etmiştir: “Başbakanların geniş yetkileri vardır; ama, Başbakanların, hiçbir zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisinin özgür iradesine, öncelikle ve özellikle seçim konusunda dayatma hakkı yoktur.” Bugün, maalesef, bütün siyasî partiler, ister iktidarda olsun ister muhalefette olsun, kendi özgür iradelerini parlamentoya taşıyarak, seçim tarihini tespitte bir bağımsız tutum içerisinde olmamışlardır.

Bunu, şunun için söylüyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi, elbette, gelinen bu noktada kendini yenileyecektir; ama, yenilerken, Türkiye’nin ihtiyacı olan istikrarı ve Türkiye’nin temsilde ihtiyacı olan adaleti sağlayarak, 21 inci Döneme girmiş olmayacaktır değerli arkadaşlarım. Gönül isterdi ki, burada, bir erken seçim kararından önce, biz milletvekilleri olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, qTürkiye’nin ihtiyacı olan temsilde adaleti ve yönetimde istikrarı sağlayacak seçim kanunlarında gerekli değişimleri düşünürek, tartışarak, birbirimizle uzlaşarak getirip, ondan sonra, haydi buyurun seçime... Çünkü, meydan da hazır, cazgır da hazır; ama, bugün, meydan hazır değil; bugün, bu meydanda adil olan bir seçimi hazırlamak için gerekli hakem müesseseleri kurulmuş değil. Yalnız, orta yerde dolaşan bir sürü cazgır var. O cazgırlar “haydi er meydanına” deyip, bu milleti bir kez daha seçimle baş başa bırakıp, kendi politikalarının açmazlarını bu seçimle açar hale getirmeye çalışıyorlar.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Cazgır kim, cazgır?

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Kim üzerine alırsa; belki hepimiz, belki içimizden birileri.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Ne münasebet, biz cazgır değiliz.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sayın milletvekili, sözümden alındığınıza göre, öyle zannediyorum ki, bu konuda birincilik size ait.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Onu siz iyi yapıyorsunuz.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, alacağımız bu kararla, gerçekten çok enteresan bir sürece giriyoruz. Dünya parlamento tarihinde, ilk kez, Türkiye, kendini dokuz ay öncesinden bir seçim kararıyla bağlayan bir parlamentoyla karşı karşıya. Değerli arkadaşlarım, bu dokuz ay, dokuz saat değil, dokuz gün değil, dokuz hafta değil. Değerli büyüklerimiz, siyasette “24 saat siyaset için çok uzun bir zamandır” diyorlar. 24 saatin çok uzun bir zaman olduğu Türkiye’de, dokuz ay öncesinde, bir erken seçimle kendisini bağlayacak olan bir parlamentonun, kendisini nasıl bu riske attığını, ileride, tarih yazanlar mutlaka kaydedeceklerdir, mutlaka, bunun sonuçlarını değerlendireceklerdir.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Kasıma alalım...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, oyun içerisinde oyun oynanıyor. Bir taraftan, önerge verip 25 Nisanın, mahallî idarelerle birleştirilmiş bir genel seçim için uygun olduğunu düşünen siyasî parti temsilcileri, bugün, bu konuşmanın yapıldığı sırada, karşıdan laf atıp “haydi gelin kasım ayına” diyebiliyorlar. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin eksiklerinden bir tanesi odur... Nedir; Türkiye’de, siyaset yeterince açık, yeterince şeffaf, yeterince sade yapılmıyor. İnsanlar, özellikle siyasetçiler, mümkün olduğu kadar, kendi düşüncelerini, beyinlerinin en alt noktalarında tuttuklarından,  üst beyincikle düşünmeyip alt beyincikle düşündüklerinden, bu siyaset karmaşasından kendilerini kurtaramıyorlar.

İSMAİL KALKANDELEN (Kocaeli) – Senin gibi.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Önerge var.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Göreceğiz, 18 Nisanda bu ülkede seçim olacak...  Bu ülkede 18 Nisanda olacak seçimlerin kimlere neler getireceğini, kimlerin, 18 Nisanda seçim yapılmasını istemelerinden dolayı, beklentilerinin hangi ölçülerde gerçekleşeceğini, yaşayanlar, hep birlikte görecekler; ancak, geriye dönüp bakıldığında, yapılan hatanın düzeltilmesi imkânı da bulunamayacak.

AHMET BİLGİÇ (Balıkesir) – O oyunlara siz geliyorsunuz.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli dostum, eğer, sen, siyaseti ve demokrasiyi, bir siyasî partinin ve onun yönetiminin bağımlısı olarak düşünüyorsan, bu tür çıkışları yapmakta haklısın; ama, demokrasisi ve siyaseti gelişmiş olan ülkelerin hiçbirinde bu zihniyet kalmamıştır. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar [!]) Siz, siyaseti, bu denli, artık bir bağımlılık haline getirmiş olarak telakki ederseniz, bunun sonuçlarını sadece sizler yaşamazsınız, ülkeye de yaşatırsınız. Sizlere bir şey demiyorum; ama, ülkeme yazık oluyor.

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Seçim geldi, seçim; yuvaya, yuvaya...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tabiî, seçim kararı alındıktan sonra, önümüzde bir hayli zaman var. İnşallah, o zaman dilimi içerisinde, seçim yasalarıyla alakalı, biraz önce üzerinde durduğumuz, değerli arkadaşlarımın “temsilde adalet” dediği konunun, Anayasamızın öngördüğü bu kuralın ve yine Anayasamızın öngörmüş olduğu “siyasette istikrar” kuralının yerine getirilmesi için, Siyasî Partiler Yasasında, seçimlerin temel hükümleriyle ilgili yasada, milletvekillerinin seçimleriyle ilgili yasada gerekli değişiklikleri yapabilme fırsatını buluruz ve birbirimizle uzlaşma yollarını ararız. Aksi halde, bunu yapmadığımız takdirde, bugünden görüldüğü kadarıyla, alacağımız kararla, 18 Nisanda birlikte yapılacak olan seçimin, ülkeye, fazla hayırlar getirmeyeceği meydandadır.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılbaş.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın İsmail Kahraman; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

FP GRUBU ADINA İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçimlerin yenilenmesine ilişkin önergeler ve Anayasa Komisyonunun raporu hususunda, Fazilet Partimizin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; hepinize hürmetlerimi sunuyorum.

Seçime gitmek, millete gitmek demektir ve seçim, zamanı geldiğinde yapılması icap eden, elzem olan, demokratik parlamenter sistemin bir gereğidir. Elbette ki, gönül, seçimlerin zamanında yapılmasını, Anayasada öngörülen süre neticesinde yapılmasını ister; fakat, ortaya çıkan zaruretler eğer seçimi gerektiriyorsa ve bu zaruretler Parlamento tarafından takdir ve tespit ediliyorsa, seçime gitmek elzemdir.

Demokrasilerde en üstün irade halkın iradesidir; hiçbir irade bunun üzerine çıkamaz. Bu yüzdendir ki, Meclisimizde, egemenliğin milletin olduğu nakşedilmiştir ve demokrasinin bu temel kaidesi “hâkimiyet milletindir” sözü çok öncelere, Magna Carta’lara dayanan bir sözdür ve demokrasinin alfabesi olan bir sözdür ve biz de, bu iradenin dışında bir başka iradenin varlığını, elbette ki, kabul edemeyiz.

Gönlümüz, müddeti içerisinde yapılması gereken bir seçimi istemesine rağmen, neden 24 Aralık 1995’ten sonra henüz müddetimiz dolmadan seçime gidiyoruz? Zannediyorum ki, Parlamentomuzdaki üyelerimiz de, milletimiz de bunu gönül hoşluğuyla karşılamıyor. Zira, belediyelerde veya diğer mahallî idarelerde erken seçim istemeyen bir toplumuz; ama, milletvekili seçimine sıra geldiğinde, maalesef, yenilen pehlivanın güreşe doymaması mı diyelim, ne diyelim, hemen seçimin ertesi günü, seçimi kaybedenler, erken seçimden bahsetmeye başlıyorlar. Düşününüz ki, 75 yıllık cumhuriyet dönemimizde 11 kere erken seçim yapmışız. 1982 Anayasamızdan sonra, bugünkü bu 20 nci Döneme kadar her dönemde de erken seçime gitmişiz. Tabiî, bu noktada, demokrasi olgunluğuna ulaşmamış olduğumuzu, demokrasi kültürüne pek yatkın olamamış olduğumuzu görmek gibi bir sıkıntıyı da ifade etmek zorundayız.

Türkiyemiz, henüz, kâmil manada bir demokrasiye geçebilmiş değil. Anayasada ifadesini bulan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti kavramını tam manasıyla özümseyebilmiş değiliz. Eğer bunu özümseseydik, 24 Aralık seçimlerinden sonra, millet iradesinin gereğini yerine getirirdik ve ona göre bir oluşum yapardık; dünyada, demokratik sistemi tatbik eden ülkelerde olmayan, sadece İsrail’de olan “dönüşüm” gibi sözlere, en büyük partinin, grubu en büyük olan partinin Meclis Başkanlığını alması gibi hususların, teamüllerin devamına uygun hareket ederdik ve Parlamento aritmetiğinde depremler meydana getirecek, bazı değişikliklere sebep teşkil edecek durumlara düşmezdik. Maalesef, Parlamentomuzun, bu kısa zaman içerisinde, milletvekili sayısında yüzde 15’lik bir değişiklik oldu; partilerinden ayrılan milletvekilleri oldu, başka partilere giden milletvekilleri oldu ve hepimizin sıkıntısına, üzüntüsüne sebep teşkil edecek bazı dayatmalar oldu. Gönlümüz, bunların olmamasını ister. Zira, mevcut sistemler arasında, parlamenter demokratik sistem, en uygun, kalkınmaya en elverişli, insan onuruna ve haysiyetine en münasip olan sistemdir. Demokrasi, hepinizin malumu olduğu üzere, bir teamüller ve tahammüller rejimidir. Eğer, teamüllere uymazsanız ve eğer, siz, millet iradesine tahammül etmezseniz, o zaman, dayatmacı olursunuz; demokrat bir yapıya, demokrat bir zihniyete ve demokrat bir kültüre sahip olamamış olursunuz. Bu eksikliğimizin izale edilmesi ve giderilmesi, inşallah, zaman içerisinde olur ve olmalıdır ve elbette ki, olacaktır. Zira, demokratik parlamenter sistemin dışında bir sistemin Türkiye’ye gelmiş olması, Türkiyemiz için, istikbalinin kararması demektir. Biz, bu yüzden, demokratik parlamenter sistemin yaşamasından yanayız ve bunu yaşatmak için elimizden geleni, millet olarak da, milletin güçleri olarak da, inşallah, devamlı olarak yapacağız ve takip edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki önerge, seçimlerin 1999 Nisanında yapılmasını öngörüyor ve bizim önergemiz de, seçimlerin, 29 Kasım 1998’de yapılmasını öngörüyordu. “25 Nisan 1999” tarihini içeren önerge, bilahara, Anayasa Komisyonunda “18 Nisan 1999” olarak değiştirildi, yani, bir hafta önceye alındı. Anayasa Komisyonundaki müzakerelerde, bendeniz de, Anayasa Komisyonunun bir üyesi olarak hazır bulundum. İkazımıza rağmen “29 Kasım 1998” tarihini içeren önergemiz, en aykırı önerge -seçim tarihine en uzak- olmasına rağmen “daha sonra oylanmak üzere ele alınacak” denildi ve 18 Nisan önerisi en aykırı önerge olarak kabul edildi. Fazilet Partisi olarak, -yine, önergemiz, Sayın Genel Başkanımızın da imzasıyla Sayın Meclise arz edilmiş bulunuyor- seçimin 29 Kasım 1998 tarihinde yapılmasını teklif ediyoruz ve Sayın Başkanlıktan da önergemizi ona göre işleme almasını talep ediyoruz.

Şimdi, dokuz ay sonrası için bir seçim... 11 kere erken seçime gitmişiz; ama, ikibuçuk ay evvel, üç ay evvel bu kararı almışız, daha uzun süreli bir erken seçim kararı hiç almamışız. Dokuz aylık bir süre; düşününüz ki, 53 üncü Hükümetin süresinin üç katı kadar bir süre sonra seçime gitmek gibi, hükümet ömürlerini de katlayan bir süreyi öngörmek gibi bir tuhaf teklifle karşı karşıyayız.

Erken seçim kararı alıyorsak, neden bunu bir an evvel fiiliyata döküp de hemen yapmıyoruz?.. Dokuz ay sonraya niye bırakıyoruz?.. Bu sualler arasında, Demokratik Sol Partinin lideri Sayın Ecevit’in daha önceki beyanından niye caydığı da var. Zira, Sayın Ecevit “1999’a kalacak olan bir seçim, 1999 yılının kayıp yıl olmasını doğurur” demişti; doğrudur. 1999 yılının bütçesi, malumlarınız, 1998 sonunda hazırlanacaktır. 1999’un nisanında seçim yapacaksınız, ondan sonra gelen hükümete, daha önceki erken seçim yapan hükümetin bütçesini bırakacaksınız; neden?.. Dokuz ay önceden seçim kararı vereceksiniz ve bu dokuz aylık süre içerisinde seçim ekonomisi tatbik etmek zorunda kalacaksınız; zaten sıkıntıda olan ekonomiyi daha bir çıkmaza sürükleyeceksiniz; neden?..

Bugüne kadar yapılmamış böylesine bir tasarrufun, böyle bir düşüncenin altında acaba ne var? Hangi hesaplardır ki, böyle yanlışa iteklemektedir? Doğrusu, bu, çok calibi dikkat bir sualdir ve birçok sebebe dayalı olduğu muhakkaktır. Bu yanlıştan dönmek, zannediyorum, Meclisimizin, yerine getirmesi gereken bir vazifedir; o yüzden, Fazilet Partimizin, 29 Kasım 1998 tarihinde seçimin yapılması teklifine evet denilmesini ve kabul edilmesini beklemekteyiz.

Tabiî, dokuz ay sonraki bir seçim bazı hukukî zorlukları da meydana getirmektedir. Hepinizin bildiği gibi, erken seçim kararı alınıp seçimlere giderken, Anayasanın amir hükmü gereği, üç bakanın hükümetten ayrılması gerekiyor; Adalet Bakanı, Ulaştırma Bakanı ve İçişleri Bakanı. Anayasa, bu üç bakanın bağımsız olmasını ya da Parlamento dışından olmasını derc etmiş; ama, naçiz kanaatim, Anayasanın bu maddesi, herhalde, bir gün gelecek, hükümet ömrü kadar bir zaman önce seçime gidecek hükümetler olacak diye düşünmeyen insanlar tarafından kaleme alındı. Öyle ki, 114 üncü maddede derpiş edilen hususta, erken seçimin tarihinin, şimdiye kadar zaten üç ayı geçmemesi göz önüne alındığı için bu hüküm konmuş. Onun müzakere zabıtlarında da bu husus belli.

Şimdi, dokuz ay evvelinden bir üst kamu görevlisi olan bakanı görevinden alıyorsunuz; fakat, ona bağlı olan kamu görevlilerinin vazifelerinden ayrılmasını 11 Ocak tarihine bırakıyorsunuz... Demek ki, 11 Ocak tarihine kadar, 21 inci dönemde Meclise gelmek isteyen kamuda görevli kim olursa olsun, onlar görevlerine devam edecek; fakat, bakanlar devam etmeyecek! İkilemi görüyor musunuz?! Acaba, bu bakanların değiştirilmesi için mi dokuz ay önceye alınmış bir tarih var; sebeplerden birisi de bu mu diye insan düşünmeden edemiyor.

Burada, seçimin başlangıç tarihine kadar göreve devam meselesinde Yüksek Seçim Kurulunun Sayın Başkanının bir görüşü vardı; fakat, Anayasanın bağlayıcı bir hükmü dolayısıyla, bu, işleme konulamıyor. Orada da, Anayasada bir aksama olduğu görülüyor. Anayasamızın, zaten, değişmesi gereken birçok hükmünden birisi de anlaşılıyor ki -bugün, önümüze çıktı- budur; bu ve benzeri eksikliklerin de, zaten, giderilmesi gerekir.

Gönül isterdi ki, 20 nci Dönem, bu aksaklıkları gideren, kâmil bir hukuk devletine Türkiye’yi ulaştıran düzenlemeleri, tanzimleri de yerine getirebilsin. Bilemem, önümüzdeki çalışma döneminde bunların ne kadarını tamamlarız; ama, ne kadarını tamamlarsak, o kadar hayırlı iş yapmış olacağımızı ifade etmek isterim.

Bu düzenlemeler yanında, adil, herkesin kabul edeceği bir seçimin yapılması, elbette ki, hepimizin de arzusudur ve bu istikamette gereken boşluk doldurmaları ve çalışmalarını yapmalıyız. Ne kadar birbirimize tahammül edersek ve ne kadar adil olursak o kadar memleketimize ve milletimize faydalı oluruz. İçinde bulunduğumuz konjonktür, Türkiye’nin lider ülke olmasını sağlayacak bir konjonktürdür; fakat, Türkiye kendi içinde, huzur ve barış içinde olmalıdır ki, kendi önüne konulan bu imkânlardan istifade edebilsin ve lider ülke konumuna gelebilsin. Birbiriyle didişen, kavga eden ve birbirini didikleyen bir toplumun dışa dönmesi, elbette ki, mümkün değildir. Hepimiz, bu necip milletin yücelmesi ve yükselmesi için çalışan insanlarız ve partilerimiz, bu istikamette hareket etmektedir. Birbirini karalamayan, birbirlerine tahammül eden ve ileriye bakan, kendi gölgesiyle dövüşmeyen insanlar olmak durumundayız. Bize düşen bu ve bizim misyonumuz da bu olmalıdır. 20 nci Dönemin de 21 inci Dönemin de elbette ki, hedefi bu olmalı ve bu hedefe doğru yürümeliyiz.

Seçimlerin yenilenmesi hususundaki karara iştirak ediyoruz. Parlamento aritmetiğinin değişmiş olması, milletin, yeniden, iradesini ortaya koyması ve o irade istikametinde yeni bir oluşumun ve hükümetin işbaşına gelmesi elzemdir, bunu defeatla ifade ediyoruz; fakat, bunun, daha sonraya bırakılmasının büyük sakıncalar   doğuracağını da ifade ediyoruz. Mutlaka, kasım ayını geçirmemek durumundayız ve 29 Kasımda erken seçime gitmeliyiz. 

Yaz başında, nisan ayında yapılacak olan seçimde de, tarih itibariyle yanlışlık olduğunu ifade etmek isterim. Bakınız, Kurban Bayramı 28 Marttadır. 28 Martta, Kurban Bayramı vesilesiyle Hicaz’a gidenlerin bir kısmı  seçim tarihi olan 18 Nisandan sonra döneceklerdir; onlardan 5’er milyon ceza alacağız. Teklifin birisi de budur. Mazereti olsun ya da olmasın, 5 milyonluk bir cezayla derpiş ediyoruz.

Seçim, bir haktır ve seçimde oy kullanan insan, bu hakkını kullanmaktadır. Seçime iştirak etmemiş olmak, seçimlere katılmamış olmak, iptal rey vermek veya herhangi bir partiye vermek, aynı şekilde, insanların hakkıdır. Bir seçime, isteyerek ve bir şuur, bir irade ortaya koyarak “katılmıyorum” diyen insana “hayır, ille katılacaksın; gel buraya, rey vereceksin” denmiş olması, kendi hakkının kullanılmasına müdahale etmektir, antidemokratiktir. Bu noktadan, bu seçime iştirakte mecburiyeti öngören malî mükellefiyetin, külfetin ortadan kaldırılması da icap etmektedir.

Seçim neticelerinin hayırlara tevlit olmasını, hayırlara vesile olmasını ve yeni seçilecek olan parlamentonun ülkemize güzel hizmetler, iyi hizmetler vermesini, Fazilet Partisi olarak niyaz ve temenni ediyoruz. Seçimlerin olgunluk içerisinde geçmesini, adil bir ortamda, huzur içinde geçmesini temenni ediyoruz. Özlediğimiz Türkiye’nin meydana getirilmesinde hizmet verecek insanların görev almalarına vesile teşkil edecek bir seçim olmasını temenni ediyoruz.

Mahallî seçimlerde ve genel seçimde bu güzel neticelerin alınması, elbette ki, bizler gibi, hepinizin de dilek ve temennisidir. Bu temenniyi bir daha dile getiriyorum ve seçimin yenilenmesi kararını alanlara, Fazilet Partisi olarak teşekkürlerimizi sunuyor; Yüce Heyetinizi, en iyi dileklerimizle ve saygılarımızla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kahraman.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Önder Sav.

Buyurun efendim.

Süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV (Ankara) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 21 inci dönem milletvekili genel seçiminin 18 Nisan 1999 tarihinde yapılmasına ilişkin muhtelif önergeler ve Anayasa Komisyonu raporunu görüşmekteyiz. Bu görüşmeler sonunda alınacak karar eğer olumlu olacak olursa, mahallî idareler seçimleriyle birlikte, milletvekili genel seçiminin de yapılmasına ilişkin 127 nci maddeyi gündeme getirecek ve 1999’un Mart ayı içinde yapılması Anayasa gereği olan mahallî idareler seçimleri, milletvekili genel seçimleriyle birlikte, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılacaktır.

Kamuoyunda ve kimi yazılı ve görüntülü basın yayın organlarında yazılanlar, yorumlar, açıklamalar, kimi yanlışları toplumun gündemine getiriyor. Bir yanlış anlamayı düzeltmek gereği doğuyor: Mahallî idareler seçimleri, erken seçim kararı alınmasına karşın, ayrı yapılabilir gibi düşünceler var. Anayasanın 127 nci maddesi, oldukça net ve açıktır; mahallî idareler seçimleri tarihinden önce alınacak olan bir milletvekili genel seçimi, zorunlu olarak, mahallî idareler seçimleriyle milletvekili genel seçiminin birlikte yapılması sonucunu doğuracaktır.

Erken seçim kararını alırken, bu noktaya, buralara nerelerden geldiğimizi kısaca bir özetlemekte yarar var. 1995 Aralık seçimlerinden bu yana, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bünyesinden, başta çekimser destekli bir hükümet, sonra Refahyol Hükümeti, ondan sonra Anasol-D Hükümeti olmak üzere üç hükümet çıkardı; iki yıl yedi aya üç hükümet sığdı. Hükümetler gelir gider; kalıcı olan, kalıcı olması gereken, demokratik parlamenter rejimdir, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Demokrasiyi, bütün kurum ve kurallarıyla yaşatmak, yaşamda tutmak önemlidir. 1991 yılından bu yana koalisyon hükümetleriyle yaşamaya alışmış olan ülkemizde, hükümetler çözüm üretemeyince, sorunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışında tartışılmaya, sorunlara, Meclis çatısının dışında çözümler aranmaya başlanmıştır.

Siyasal yaşamımızda Türkiye Büyük Millet Meclisi en önemli organdır; hükümetlere o vücut verir, ekonomik, toplumsal, siyasal olaylara orada çareler aranır. Tıkanma noktasına gelinince, seçim, başvurulacak en önemli çözüm aracıdır.

55 inci Hükümetin göreve başladığı 1997 Temmuz ayından bugüne, ülkemizde, erken seçim çok ve sık konuşulur olmuştur. Önceleri, Sayın Başbakan, 1997 Eylül ayında, sonraları, 1998 bahar aylarında erken seçim yapılabileceğini dile getirdi ve daha sonra, önce, mahallî seçimlerin, arkasından milletvekili genel seçimlerinin yapılması bir boy tartışıldı.

Erken seçimin ilk önce dile getirilmesi ve zaman içerisinde de Cumhuriyet Halk Partisinin erken seçim istemesi nedense, erken seçimi bizden daha önce dile getiren siyasetçiler, siyasal partiler olmasına karşın, Cumhuriyet Halk Partisi erken seçimi dile getirdiği zaman, Hükümetin önünü tıkamakla suçlandı.

“İki seçimi bir arada yapmakta zorlanırız” diyenler “erken seçime değil, erken seçimin aylarca önce ilanına karşıyız” diyenler, 1998 yılının başlarında “erken seçim ekim, kasım aylarına yetişmez” diyenler, birdenbire, her nedense hidayete erip “kasımda seçim yapalım” diye tutturdular ve sonra, görüş değiştirip, erken seçim kararının dokuz ay öne alınmasının yararına inanır oldular. Anavatan Partisi-Cumhuriyet Halk Partisi arasında imzalanan uzlaşma tutanağına tepki duyanlar, Cumhuriyet Halk Partisini hiç hak etmediği ölçüde acımasızca eleştirip, karalayanlar, kamuoyuna şikâyet edenler, ne garip tecellidir ki, sonunda, hiçe saydıkları, yok saymak istedikleri uzlaşma tutanağında yazılı olan bir tarihe, 18 Nisan 1999 tarihine rıza göstermek durumunda kaldılar.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, siyasal olaylara ve gelişmelere erken ve zamanında teşhis koymuş olmakla övünmüyoruz, övünmek de istemiyoruz, keşke ikibuçuk yıla sığan üç hükümet aşınmasaydı, sağlıklı, kalıcı çözümler üretseler, toplum ve ekonomi sarsılıp daralmasaydı, siyaset tıkanma noktasına gelmeseydi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, normal süresini, erken seçime gerek kalmadan tamamlayabilseydi; ama, olmadı, olamadı. Şimdi, bugünkü görşümeler sonunda verilecek erken seçim kararı, belirsizlikleri, çelişkileri kaldıracak, seçim karmaşası içindekileri de, seçimden kaçmak isteyenleri de demokratik hizaya sokacaktır.

Türkiye cumhuriyeti tarihinde 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi kadar milletvekili hareketinin, hareketliliğinin yaşandığı bir dönemi, bu çatının hatırladığını sanmıyorum. 1995 Aralık ayında Türkiye Büyük Millet Meclisine 5 parti ile gelindi. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde 10 parti, 12 bağımsız üye var, 9 üyenin de yeri boş, 200’den fazla milletvekili, şu ya da bu nedenle partisini değiştirmiş...

Türkiye Büyük Millet Meclisinde en çok üyesi olan bir parti, Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı, yerine bir başka parti kuruldu. Bugün o partimiz, 145 üyeyle en fazla milletvekilini bünyesinde bulunduran partidir. Seçime girmemiş olan bir siyasal partinin bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 145 üyesi vardır.

Zamanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, 4 siyasal partiye mensup 292 milletvekilinin imzaladığı, dokunulmazlıkla ilgili, Anayasanın 83 üncü maddesinin değiştirilmesine ilişkin olan ve 26 Şubat 1997 tarihinde dağıtılmış bulunan, Anayasa Komisyonu raporu, birbuçuk yıla yakın zamandır kanunlaştırılamamasının ayıbını, gündemdeki sırasını koruyarak, maalesef, taşıyor.

Anayasada sayılan, bilgi edinme ve denetim yolları bir bir tıkanıyor, örseleniyor, gücünü yitirmeye başlıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yerli yersiz, Meclis soruşturmaları ve aşındırılan gensoru enflasyonunu yaşıyor. Maalesef, hukuk unutuluyor, siyasî sonuç elde etme hırsı, hukukun önüne geçiyor. Hukuk unutulunca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı zedeleniyor, son gensorularda görüldüğü gibi, Hükümetin de itibarı zedeleniyor. Kimi zaman, güvensizlik oyları, belki İçtüzükteki, Anayasadaki yetersayıya ulaşmıyor; ama, güvensizlik oyları, Hükümete duyulan güvenoylarından fazla çıkıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunun yapımındaki yolsuzluk söylentileri gerçeğe dönüşüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kısa süre önce Başkanlığını yaptığı milletvekilinden hesap sorma durumuna geliyor, dokunulmazlığının kaldırılması ve bağımsız yargıda hesap vermesi isteniyor.

Plan ve Bütçe Komisyonunda ciddî biçimde incelenen ve çok az ihtilaflı maddesiyle buraya indirildiği söylenen Vergi Yasa Tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bir aydan fazla, geceli gündüzlü zamanını alabiliyor. Kimi zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı yetersayısı bulunamadan kapanıyor, kimi zaman iki üç maddelik bir yasa teklifi ya da tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ya da iki gününü alabiliyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, ister görelim ister görmezlikten gelelim, güçsüzleşiyor, etkisizleşiyor ve maalesef, sıradanlaşma noktasına gidiyor. Ciddî anketlerde, Türkiye’de, en güvenilen ve görevini gereği şekilde yaptığına inanılan 5 kurum arasında, maalesef, Meclisimizin adı bile yok.

Türkiye Büyük Millet Meclisi itibar yitirince, yapay çözüm arayışları başlamaktadır. Çoğunluk sistemi, başkanlık sistemi, iki turlu seçim, dar bölge sistemleri, hatta, giderek, parlamentosuz yönetim kışkırtmaları ve hevesleri ısıtılıyor. Aylarca, ülkenin büyük yerleşim yerlerinde, konutlarda, insanlar, ışıklar söndürdü “Susurluk kepazeliği aydınlansın, çeteler bulunsun, hesap sorulsun” diye bağırdı; tencere kapağı, tenekeler, davullar çaldı; ama, iki yıla yakın bir süredir sesini, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Hükümete duyuramadı vatandaş.

“Mafyayla acımasız savaşa başladık; devlet içine sızmış güçlerin kim olduklarını biliyoruz; Susurluk’u çözemezsek, iktidar bize haram olsun” diyen siyaset adamları, maalesef, giderek, Türkiye Büyük Millet Meclisini de yıpratmaya başladılar.

Cumhuriyet Halk Partisi, bu gerçekleri gördüğü ve tüm siyasal partilerden önce gerekli teşhisi koyduğu için, çözümün, erken seçimde olduğunu söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi, erken seçim dediği için Türkiye, bu noktaya gelmedi; erken seçim, demokratik bir çözüm olduğu için, siyaset, tıkanmaya başladığı için, seçim kaçınılmaz olmaya başladığı için Türkiye bu noktaya geldi. Erken seçim konusunda, dün Cumhuriyet Halk Partisini eleştirenlerin, bugün, biraz olsun yüzlerinin kızardığını, mahcup olduklarını görür gibiyim.

15 Haziran 1998 uzlaşma tutanağı, tıkanın Meclis çalışmalarının önünü açmış, seçim tarihinin belirlenmesi için önemli katkı yapmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, sorumlu, yapıcı bir muhalefet partisi olmanın gereğini yerine getirmiştir.

Kimi çevreler ve kişiler için, demokrasi bir araçtır; kimi kişiler ve çevreler, demokrasiyi bir araç olarak görebilirler; hatta, cumhuriyetimizi törpülemenin, aşındırmanın, aşmanın bir aracı olarak görebilirler. Bizim için, eksiksiz demokrasi, cumhuriyetin, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti nitelikleriyle yaşatılması için vazgeçilmez bir amaçtır.

Daha çok demokrasi, daha sağlıklı demokrasi, daha güvenli, daha güvenceli demokrasi için, daha işlevsel Meclis şarttır. Daha işlevsel bir Meclis içinse, artık, erken seçim kaçınılmaz bir noktaya gelmiştir. Demokratik yönetim, düzenli aralıklarla; ama, gerektiğinde, yine, demokratik kurumlar işletilerek, erken yapılan, özgür ve adil seçimlerle ifadesini bulan, halk iradesine dayalı olmak zorundadır; demokrasinin temsili ve çoğulcu karakteriyle seçmene hesap verilmesini zorunlu kılar. Kimse, hukukun ve demokrasinin üstünde olamaz, olmamalıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde, sivil ve askerlerin birlikte karar oluşturduğu Millî Güvenlik Kuruluyla ters düşen, Silahlı Kuvvetleriyle tartışma içinde olan, kendi yapması gereken işleri, alması gereken önlemleri ordunun sırtına yıkma tembelliğine sığınan hükümetler yaratma anlayışından Meclis kurtarılmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu, hukukun siyasallaşmadığı, siyasetin, hukuk kalıpları içine çekildiği bir ortamı yaratmalıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Civan’ları, Edes’leri, Bezmen’leri, Atığ’ları, Aslıtürk’leri kaçıran, yargılamayan sisteme payanda olmaktan, kimi siyaset adamlarının rüşvet, haksız mal edinme, görevi kötüye kullanmak suçlarından yargılanmaları gerekirken, onları koruyan, kollayan organ olarak görülmekten bir an önce çıkarılmalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Türkiye Büyük Millet Meclisi, “emekliyi, memuru, dargelirliyi, çalışanı enflasyona ezdirmem” edebiyatı yapıp, onları yüzde 20 zamlara mahkûm eden hükümetlere mahkûm ediliyorsa, kendisini süratle yenilemelidir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Enflasyonla, ekonomik darboğazla, yolsuzluklarla, çetelerle başa çıkamayan Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini yenileme kararı almalıdır. Halkın yetkisini yenilemesine gereksinim vardır. Her seçim, bir yeni soluklanma, bir yeni nefes alma yoludur. Demokrasilerde başvurulacak en güvenli, en güvenceli yoldur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, korkmadan, çekinmeden, kendisini, egemenliğin kayıtsız şartsız tek sahibi ulusuna teslim edebilmelidir, teslim etmelidir.

Alınacak kararın, yüce ulusumuza, insanlarımıza, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onun değerli üyelerine hayırlı olmasını diliyorum, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sav.

Gruplar adına başka konuşmak isteyen?.. Yok.

Şahısları adına söz isteyenler: Sayın Mehmet Ali Şahin, Sayın Hayrettin Dilekcan, Sayın Gökhan Çapoğlu, Sayın Kâzım Arslan.

Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Şahin, süreniz 10 dakikadır.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Muhterem Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Hiç şüphesiz, zamanından önce seçim kararı almak, seçilmiş bir organ için herhalde takdir edilecek bir davranıştır. Gönül isterdi ki, şu Parlamento, 20 nci Dönem Meclisi, Anayasada öngörülen süre kadar görev başında kalabilsin; ama, olmadı, olamıyor. Arkadaşlarımız da biraz önce ifade ettiler. 11 kez erken seçime gitmişiz. 1982 Anayasasından sonra oluşan 4 parlamentonun -ki, bu, 4 üncü Parlamentodur- 4’ü de maalesef, seçim kararıyla millete gitmek zorunda kalmıştır. Niçin, erken seçim kararı, şu anda, Meclisin gündemindedir? Biraz sonra, muhtemelen, oylarımızla, Türkiye, erken seçime gidecektir.

Değerli arkaşlarım, 24 Aralık 1995 seçimleri sonucu, Parlamentoya yansıyan millet iradesi, maalesef, tahribe yeltenilmiştir. Şu Meclisin en az yüzde 15’i, şu anda, seçildikleri yerde değildir. Bu, kendiliğinden, gönül rızasıyla olmuş bir durum değildir. Bu,  Parlamentodışı birtakım telkinlerle, maalesef, oluşmuş bir keyfiyettir.

Değerli arkadaşlarım, seçimi ilk gündeme getiren -hatırlayacaksınız- 54 üncü Cumhuriyet Hükümetiydi; ama, demokratik teammüller bir tarafa bırakılmak suretiyle, o zaman seçime gidilemedi ve bu Azınlık Hükümeti kurduruldu. Bu Azınlık Koalisyonu, dışarıdan destekli bir koalisyondur. Bu Hükümeti dışarıdan destekleyen Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü Sayın Sav, biraz önce, bu Hükümete verdi veriştirdi; ama, ben, bir arkadaşı olarak şunu ifade etmeden geçemeyeceğim; biraz önce kendisini dinledim. Bu Hükümetin yapmış olduğu her yanlışlığın bir bölümünün vebali de kendilerine gider; çünkü, bu Hükümet, kendi destekleri olmasaydı kurulamayacaktı; bu Hükümet, kendisinin biraz önce ifade ettiği yanlışlıkları, kendi destekleri olmasaydı, yapamayacaktı... (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 55 inci Cumhuriyet Hükümeti, bir yılı aşkın süredir işbaşındadır. Maalesef, bu Hükümet, toplumda var olduğu iddia edilen gerginliği düşürmek için işbaşına gelmiştir; ama, görünen o ki, toplumu daha da germiştir. Özellikle “irtica ile mücadele” adı altında Parlamentoya sevk etmiş olduğu birtakım kanun tasarıları, maalesef, toplumu germiştir. Bu ülkede yaşayanların büyük bir çoğunluğu, irtica kavramı içerisinde kendisini hisseder hale gelmiştir. “İrtica ile mücadele” adı altında Parlamentoya sevk edilen tasarılarla neyin amaçlandığı, maalesef, bu Hükümetçe, topluma izah edilememiştir. Büyük bir gerginlik yaşıyoruz. Türkiye, şu anda, âdeta, 1950’li yıllarda, Amerika’yı kasıp kavuran Mc Carthy dönemine benzer bir süreci yaşıyor, birileri bu sürece doğru Türkiye’yi itmeye kalkışıyor. İşte bu dönemde, tam böyle bir noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, erken seçimi gündeme getirmesi ve -biraz sonra, inşallah karar alacaktır- karar almış olmasını, ben, Türkiye için olumlu, hayırlı bir karar olarak değerlendiriyorum.

Ayrıca, bu toplum, bu ülkede yaşayan insanların çocuklarını nerede okutacakları, ne kadar okutacakları, çocuklarına hangi eğitimi verecekleri konusunda da, maalesef, birtakım dayatmalarla karşı karşıya kalmış ve bu Hükümetin övündüğü 8 yıllık kesintisiz eğitim, toplumu daha da germiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu toplumu daha fazla germeye hakkımız yoktur, milletin hakemliğine başvurma zamanıdır. Bunu, sadece ben söylemiyorum, bunu sadece biz söylemiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı geçenlerde ifade etti; “bu Hükümet görevini tamamlamıştır” dedi. Evet, bu cümle Sayın Cumhurbaşkanına aittir. Sayın Cindoruk, işbaşında bulunan 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin ortaklarından birinin Genel Başkanıdır; o da, geçenlerde “bu Hükümet ömrünü tamamlamıştır” ifadesini kullandı.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir noktada, seçime hemen gidilmelidir. Niye hemen gidilmelidir; bana göre, şu noktada seçime gitmek memleketimiz için hayırlıdır. Güzel bir sözümüz var milletimize ait: “Hayırlı işlerde acele ediniz” diyor. O halde, biz, böyle hayırlı bir işte acele etmek ve sandığı, milletin önüne bir an önce koymak mecburiyetindeyiz.

ZİYA AKTAŞ (İstanbul) – “Acele işe şeytan karışır” da diyorlar.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, dokuz ay beklemek, memleketimiz için hiç de hayırlı neticeler vermeyecektir. Bir defa, 1998 yılı bütçesi, maalesef, bir seçim sathı mailinde tarumar edilecektir; ayrıca, 1999 yılı nisanında yaptığımızda, 1999 yılı bütçesi de maalesef, delik deşik olacaktır. Böylece, Türkiye, âdeta, birbuçuk yıl zaman kaybetmiş olacaktır. O halde, biz diyoruz ki -önergemiz var, ben de partimin bu konudaki önergesini aynen paylaşıyorum- seçim bu yıl yapılmalıdır. Yani, bizim önergemiz doğrultusunda, 29 Kasım 1998’de sandık, milletin önüne konulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, seçime gitmek hiç şüphesiz ki, önemlidir; ama, seçime gitmekten de önemli bir şey var; mutlaka, seçim neticelerini, samimî olarak içimize sindirmek zorundayız. Bugün, Türkiye’nin yaşadığı en büyük sıkıntılardan bir tanesi “seçimler sonucunda, falan siyasî parti, seçimlerden birinci çıkarsa, o, bu ülkede iktidar olamaz” diyenlerin, hâlâ etkin ve yetkin görevlerde bulunuyor olmasıdır. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Eğer bu seçim -tarihini biraz sonra bu Parlamento kararlaştıracak- bu Parlamentonun kararlaştırdığı tarihte gidilecek olan seçim, millet iradesinin üstünlüğünü, bir daha tahribe yol açmayacak şekilde hâkim kılacaksa, bu seçim, hiç şüphesiz ki, Türkiye için önemli bir dönüm noktası olacak seçimdir.

Ben, gidilecek olan bu seçimin, memleketimize hayırlar getirmesini diliyorum; Türkiye’yi sırtlayıp götürecek, sorunları çözecek ve özellikle barış ve huzuru temin edecek bir iktidar çıkarmasını temenni ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Hükümet adına, Adalet Bakanı Sayın Sungurlu; buyurun.

Süreniz 20 dakikadır.

ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, seçimlerin yenilenmesi kararını almak üzereyiz. Biraz sonra, Yüce Parlamento uygun görürse, seçimlerin yenilenmesine karar verecek ve bu Parlamentonun yasama görevinin ne zaman biteceği hususunu kararlaştıracak.

Muhterem milletvekilleri, 1995 yılında seçimlere giderken, o zaman birçok defa söylediğim bir söz vardı: “Keşke, Türkiye’de seçim altyapısı sağlam olsa, bir ay içinde seçime gitme imkânımız olsa, süratle ve ucuz seçime gitme imkânımız olsa, biz, 1995 yılındaki seçimleri, birkaç ay içinde iki veya üç defa üst üste yapmak durumuyla, ülkemizde istikrarlı bir parlamentoyu kurma şansına sahip oluruz” dedim. Maalesef, bugün, aradan geçen zamana rağmen, seçim altyapısı yine hazır değildir; yine, Türkiye, süratli ve ucuz bir seçime gitme şansına sahip değildir. Bu şansımızın olmayışı, bundan sonraki seçimlerde de istikrarın gelip gelmeyeceği noktasında, elbette ki, Parlamentoyu ve bizleri endişeye sevk etmektedir.

Muhterem milletvekilleri, bu seçime gitmek, bu seçim kararını almak ne Anavatan Partisinin düşüncesidir ne de 55 inci Hükümetin düşüncesidir. Biz, 55 inci Hükümet olarak, erken seçime gitmek hususunda bir görüşün sahibi değiliz. Biz, 2000 yılına kadar, bu Hükümetle icraata devam etmek istediğimizi devamlı ifade ettik; ancak, Parlamentonun yapısı itibariyle, bizim buna gücümüzün yetmediği açıktır. Parlamentoda muhalefeti teşkil eden partilerden Cumhuriyet Halk Partisi, azınlık hükümeti olan bizim Hükümetimizi desteklemektedir; Doğru Yol Partisi ve Fazilet Partisi, Hükümetin kurulduğu günden beri Hükümeti desteklemediğini açıkça ifade etmiştir; yani, bir azınlık hükümetiyiz. Bu azınlık hükümetinin devam etmemesi için, muhalefetin Cumhuriyet Halk Partisi dışındaki kanadı, hergün için seçim istemektedir. O halde, bu Hükümeti destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi de muhalefet partileri tarafında olunca, seçim, ister istemez bizim için bir zorunluluktur. O halde, biz, seçime zorunlu olarak gidiyoruz. Bu seçim tarihinin 1999 yılı Nisan ayı oluşu, bu azınlık hükümetine, çalışması için, Cumhuriyet Halk Partisinin biçtiği süredir. Bu itibarla, biz, erken seçime, Parlamentoda, Parlamentoyu yenilemeye giderken, şartların icabı gittiğimizi ifade ediyoruz; ama, bundan gocunmuyoruz; çünkü, biz, Anavatan Partisi olarak, bundan önce üç defa daha erken seçime kendi rızasıyla gitmiş bir partiyiz; bugün de, bu seçime, elbette ki, bütün siyasî partiler kendi rızalarıyla gidecekler.

Muhterem milletvekilleri, bu seçimi millet istiyor mu? O, işin ayrı bir tarafı; ama, zannediyorum ki, kamuoyu da bu erken seçime taraftar değildir; çünkü, bu Hükümetin başarılarından ve bu Hükümetin icraatının iyi netice verdiğinden, kamuoyu, gerek iç gerek dış bütün odaklar memnundur ve bunu ifade ediyorlar.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Hangi odaklar?..

ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Devamla) – Milletimiz aynı düşüncededir ve nitekim, enflasyon ve Türkiye’nin kredi itibarları da bunu göstermektedir.

Muhterem milletvekilleri, 1995 yılında Parlamento seçime giderken şunlar söyleniyordu: “Bu Parlamento yıprandı, bu Parlamento derhal seçime gitmelidir.” Ben, o zaman, yine diyordum ki, bu Parlamentonun yıpranmış olduğu sözleri belki doğrudur; ama, bu Parlamentonun yıpranmış olmasının bütün kusuru, bu Parlamentoda değildir, bu milletvekillerinde değildir. İşte seçime gidiyoruz, seçimden sonra gelecek olan Parlamentonun, bu Parlamentodan, yani 1991 yılında seçilen Parlamentodan çok daha erken yıprandığını hep birlikte göreceğiz. Bu itibarla, Parlamentoya dün ve bugün yüklenenlerin, Parlamentoyu yıpratmaya çalışanların bu propagandalarında asıl mesele, millî iradeyi yıpratmaktır, millî iradeyi zayıflatmaktır. Parlamentonun, bu hususta, her zaman için daha farklı bir davranış ve görüş içinde olması lazım geldiğine inanıyorum.

Muhterem milletvekilleri, şimdi, yeni bir seçime gidiyoruz. Bu seçimden sonra, ümit ediyorum ki, Parlamentomuz, güçlü ve itibarlı olarak teşekkül edecektir. Bugüne kadar Parlamento üzerinde yaratılan spekülasyonların, bundan sonra gelecek olan Parlamento üzerinde yaratılmamasını temenni ediyorum.

Muhterem milletvekilleri, bu defa, Sayın Başbakan, Cumhurbaşkanına çıkıp “ben, ülkeyi idare edemiyorum” diye bir talepte bulunmadı; yani, Başbakan, “ben, bu ülkeyi idareden âcizim” diye bir görüş bildirmedi. Bu defa, söylediğim gibi, bu Hükümet, arkasındaki desteği bulamadığı için, Parlamentonun yeterli desteğini bulamadığı için seçimlere gitme zorunluluğundadır; ancak, şunu söyleyeyim ki, 1995 yılında, Anayasanın 127 nci maddesinde yaptığımız değişiklik gereği, milletvekili seçimlerinden önceki veya sonraki bir yıl içerisinde yapılacak olan mahallî idareler seçimleri, milletvekili seçimleriyle birleştirilir. Bu defa, bir Parlamentoyu yenileme kararı aldığımızda, bu seçimlerin 18 Nisanda yapılması halinde, Anayasa gereği, Parlamento hiçbir karar almasa dahi, mahallî idareler seçimleri de birlikte yapılacaktır. Demek ki, bundan sonra, eğer Parlamento bu kararı alırsa, Parlamento kendisini dört yıldan önce yenilemediği sürece, bu seçimler, devamlı birlikte yapılma durumuyla karşı karşıya kalabilir.

Muhterem milletvekilleri, biz, daha doğrusu ben, Adalet Bakanı olarak şu hususu da Yüce Parlamentonun huzurunda ifade etmek istiyorum: Parlamentonun desteğini gördük; gerçi, sevk ettiğimiz, hukuk reformu olarak sevk ettiğimiz kanun tasarılarımızın birçoğu Adalet Komisyonundan geçmiş,  diğerleri komisyonda, birçoğu da Meclisin gündemindedir. Bunları gerçekleştirmeye, bunları kanunlaştırmaya, yasalaştırmaya imkân bulamadık; ama, bütün icraatımızda, bütün çalışmalarımızda millî iradeyi esas aldık. Millî iradeyi esas aldığımız için, millî iradenin temsilcisi olan Parlamentoya bu saygı içerisinde hareket ettik ve Parlamentonun da her zaman desteğini arkamızda bulduk. Bunun için, Yüce Parlamentoya teşekkür ediyoruz, bu desteklerini bizim her zaman hissettiğimizi ifade etmek istiyoruz.

Muhterem milletvekilleri “bu Hükümet görevini tamamlamıştır” sözü Sayın Cumhurbaşkanımızın sözüdür. Bu sözü, tabiî, istediğimiz şekilde yorumlayabiliriz; bu Hükümetten bekleneni fazlasıyla bu Hükümet yapmıştır manasını alıyoruz ve böyle değerlendiriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının söylediği sözü başka türlü yorumlama şansı da yoktur. Doğrudur; bu Hükümet kendisinden bekleneni fazlasıyla yapmıştır; ama, bu Hükümete Parlamento destek olmaya devam etseydi, 2000 yılına kadar çok daha fazlasını yapabilecek durumdaydı ve yapacaktı; ama, millî iradenin temsilcisi olan Yüce Parlamentonun, bugün verdiği karar karşısında, bugün vereceği karar karşısında Anavatan Partisi olarak da, Hükümet olarak da saygı duyuyoruz ve bugünkü kararın hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

1987 yılında, yine, erken seçime gidilirken, Hükümeti temsilen Adalet Bakanı olarak, bu kanunun çıkmasında biz temsilci olmuştuk ve Parlamento, o dönem, o kanunla kapanmıştı ve son toplantısı olmuştu; ama, şimdi, önümüzde sekiz aylık, dokuz aylık bir zaman daha var. Parlamentomuz, bu süre içerisinde, inşallah, yine hayırlı görevler yapacaktır.

Ben, Yüce Parlamentonun vereceği kararın, hayırlı, uğurlu olması temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Komisyon, konuşmak istiyor musunuz efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI ATİLÂ SAV (Hatay) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Şahsı adına, Sayın Hayrettin Dilekcan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

HAYRETTİN DİLEKCAN (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; erken seçim yapılmasına dair önerinin üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Öncelikle, erken seçimin gündeme gelmesinden sonra, ciddî olarak önergelerin verilmesi ve bir erken seçim yapılması hususunda Parlamentonun ittifak haline gelmesinden dolayı memnuniyetimi ifade etmek istiyorum. Tabiî, seçimin tarihi üzerinde tartışmalar yapılabilir; ancak, gerçekten, Türkiye, uzun süredir bir erken seçime ihtiyaç duyuyordu ve nitekim bu noktaya geldi.

Erken seçim, niçin yapılır, neden ihtiyaç duyulur; bu hususta, değerli konuşmacı arkadaşlarımız ifadelerde bulundular; ancak, ben, benzer olmakla birlikte, değişik hususlara da değinmek istiyorum: 55 inci Hükümet kurulurken söylenilen sözlere baktığımızda, üç parti bir araya geldi, birkısım milletvekilleri, seçilmiş oldukları partilerden ayrılmak suretiyle yeni partiler kurdular veya partilerini değiştirdiler. Bu arada, dördüncü bir parti, Cumhuriyet Halk Partisi de, kurulan bu Hükümete destek vereceğini, Hükümetin içine girmeyeceğini ifade etti. Bunu ifade ederken de, bu Hükümetin, ülkeyi seçime götürmesi gereken bir hükümet olduğunu, bu nedenle icra hükümeti olamayacağını, kendisinin de, bu Hükümete, sadece seçimin altyapısı oluşturma noktasındaki çalışmalar nedeniyle destek vereceğini ifade etmişlerdir. Ancak, geldiğimiz noktaya baktığımızda, 55 inci Hükümet, bir yıldan fazla süredir görevde; fakat, seçimin altyapısına ilişkin hiçbir kanun teklifini yasalaştırma noktasında bir çalışmada bulunmadığını, Siyasî Partiler Yasasıyla ilgili uyum kanununu henüz Parlamentodan geçirmediğini görüyoruz. Demek ki, bu Hükümet kurulurken esas amaç, seçimin altyapısını oluşturmak değil, başka maksatlardı. Hangi maksatlar olduğunu da, Meclise sevk edilen ve Meclisten geçen yasaları incelediğimiz de görmekteyiz.

Bu Hükümet, Türkiye’de demokrasiyi geliştirmek, pekiştirmek, yerleştirmek, ileri demokrasi uygulamasını sağlamak yerine, maalesef, yetmişbeş yıldır verdiğimiz demokrasi mücadelesinde gelinen yeri tersine çevirmek suretiyle antidemokratik yasaları memleketin gündemine sokarak, gerçekten, baskıcı, zulüm anlayışını ülkede hâkim kılacak tarzda uygulamalar içine girdi. Şimdi de, baktılar ki, hakikaten bu haliyle devam etmek mümkün değil... Mevcut Hükümet de, kendisine dayatılan, kendisinden istenilenleri, arzu edilenleri yerine getirme cesaretini göstermek durumundayken, maalesef gösteremedi. “Maalesef” diyorum; çünkü, bu Hükümetin kuruluşu, zaten, birkısım odakların, birkısım mihrakların iradeleriyle gerçekleşmişti.

Nitekim, bu Hükümetin kuruluş aşamasından sonra başarılı veya başarısız olduğunun değerlendirmesini seçmenlerimiz ayrıca yapacak; ama, bazı odaklar “bu Hükümeti biz kurduk, devamına veya gitmesine biz karar veririz der” gibi, kamuoyunda, basın-yayın organlarında konuşmalar yapmakta ve onlar karar vermiş olmalılar ki “bu Hükümetle 2000 yılına kadar gitmek mümkün değil; o zaman ne yapmak lazım; bu Hükümete daha yaptıracağımız bazı işler var, bunları da dayatalım, yaptıralım, ondan sonraki bir tarihte seçim yapalım...”

Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan, bir yıla yakın bir zaman dilimini içerecek tarzda -ki, dokuz aylık bir süredir- erken seçim kararı alınıyor. Bu arada, üç bakan, Anayasa gereği istifa edecek. Acaba, hiç düşündünüz mü, iki yıl sonrasına dair bir erken seçim kararı almış olsak ve Anayasa gereği üç bakan istifa etse, bu üç bakanlığı bürokratlar eliyle mi yürüteceğiz; siyasal sorumluluğu olmayan kişiler eliyle mi yürüteceğiz? Bu, bu anlama gelmez mi? Yani, zaten bir “ararejim hükümeti” denilirken, fiilen bürokrasi hükümeti şeklindeki bir modelle mi erken seçime gideceğiz? Erken seçimden maksat nedir; seçimler için belirlenen takvimin biraz daha kısalması anlamına gelmez mi? Oysa, biz, adını “erken seçim” koyuyoruz; seçim takvimlerini uzatacak tarzda kararlar alıyoruz. Bunun adına “erken” seçim denilmesi mümkün değil; ancak, biz, behemehal, bir an önce, memleketin kurtulması açısından, seçimlerin nisan ayında da olsa yapılmasına ihtiyaç duyulduğundan dolayı, teklife evet diyoruz; ancak, değişiklik önergelerimiz var. Bu nedenle, seçimin, makul olan en kısa sürede yapılmasını da öneriyor, teklif ediyoruz.

Getirilen öneriden sonra, peşine konulan bir kanun teklifi var. Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır diyoruz; demokrasi, ancak seçimle mümkündür diyoruz; seçimle mümkünse, seçim yasalarının da, bütün siyasî organizasyonların, partilerin ittifakıyla, uzlaşısıyla çıkması gerekir. Oysa, bugün, eklenen 10-11 maddelik seçim tadilatıyla ilgili kanun teklifi aceleye getirilmiştir. Bu kadar aceleye getirilen bir yapıda, seçimin sağlıklı olması da mümkün değildir. Eğer bir günde tartışılan kanun tasarısıyla seçim yapacak olursak, seçim sonuçlarına yine itirazlar ortaya çıkacaktır.

Fazilet Partisi Grubu olarak bir teklif arz etmiştik, 48 saat dolmadığı için, bu teklifin komisyonlarda gündeme alınması reddedildi. Parlamentoda temsilcisi olan diğer partilerin de, bu konuda teklifleri vardı; bunlar da gündeme alınmadı. O zaman, seçime gidilirken dahi, demokrasi geleneği bir tarafa bırakılmak suretiyle, iktidar-muhalefet ayırımı tarzında, iktidarın lehine düzenlemeler yapılarak seçime gidilmesi isteniliyor. Bu, gerçekten yanlış, antidemokratik bir uygulamadır.

Değerli milletvekilleri, seçim niye yapılır; arkadaşlarımız, az önce ifade ettiler. Parlamentoda destek bulamayan bir hükümet varsa, yeni hükümet çıkarılamıyorsa acilen seçime gidilmesi gerekebilir. Mademki bu Hükümet “artık bu ülkede, Parlamentoda desteğim kalmadı” diyorsa, yapması gereken; istifa etmesi ve bir seçim hükümetinin kurulmasını sağlamak suretiyle seçime gidilmesini sağlamaktır.

Seçimin yapılması için dokuz ay sonraya tarih belirleyeceksiniz, 1999 yılının bütçesini hazırlayacaksınız; seçimler yapılacak ve bir hükümet kurulacak... Peki, bu hükümetin kurulması, programını hazırlaması, bütçe tadilatı yapması bir yılın gitmesi demektir. 1999 yılı da gidecektir; 1998 yılı zaten heder oldu, bir de 1999 yılını heder etme yetkisini bu millet size vermedi. Mademki Cumhuriyet Halk Partisi, bu Hükümetten desteğini çektiğini mademki açıkça söylüyor, şu tarihe kadar hükümete desteğimi devam ettireceğim, bundan sonra desteğimi çekeceğim mantığı da olmaz. Geçmişte şöyle dediniz: “Biz, seçimin altyapısını oluşturacağız, bunun için destek veriyoruz.” Seçimin altyapısını iki yılda oluşturamayan bir Hükümete, siz, hâlâ destek vermeye, 9 ay daha süre vermeye devam ederseniz, burada, bir samimiyet tartışmasını gündeme sokmak gerekir. 

Kamuoyunda “bu seçim nisan ayında da yapılmaz. Yine, bu Hükümet, bu Hükümeti destekleyenler ve bu Hükümetin kurulmasına Parlamento dışından müdahale edenler devreye girer ve bu Hükümetin görev süresini uzatmak amacıyla, seçim tarihi nisandan daha sonraki bir tarihe de ertelenir. “Maksat seçim yapmak değil; Hükümet içerisinde tasfiyeyi düşündükleri; ancak, nezaketen, ayıp kaçar diye yapamadıkları bakanlık tasfiyelerini, böyle bir düzenlemeyle yapmak istiyorlar” diye konuşuluyor, çeşitli dedikodular üretiliyor; bu dedikoduların doğru olduğuna inanmak istemiyoruz; ancak, uygulamalara baktığımız zaman, hakikaten, o dedikoduları haklı çıkaracak tarzda görüntüler arz ediyor. Biz, bu görüntülerden de toplumun rahatsızlık duyduğunu ifade etmek istiyoruz ve son kez şunu öneriyoruz. Eğer...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dilekcan, süreniz bitti efendim.

HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bağlıyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika içerisinde bağlayın, yoksa süreyi uzatmam.

HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Eğer, erken seçim konusunda samimi isek, erken seçim mantığına uygun bir tarihte seçime gidilmelidir. Ülkenin bir, birbuçuk senesi daha heder edilmemeli, kaybedilmemelidir diyorum.

Erken seçim kararının da, ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dilekcan.

Sayın milletvekilleri, Anayasa Komisyonunun, milletvekili genel seçimlerinin 18 Nisan 1999 tarihinde, mahallî seçimlerle birlikte yapılmasına ilişkin 744 sıra sayılı raporu üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Şimdi, bu raporla ilgili bazı arkadaşlarımızın vermiş oldukları önergeler vardır; ancak, bu raporla ilgili olarak verilen önergeleri işleme koymamız mümkün değildir.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir dakika efendim, ben, bir anlatayım da...

1995 yılında da seçim kararı alınırken, yine önergeler verilmiş, kabul edilmemiş, işleme konulmamış. İçtüzüğümüzün 95 inci maddesinde seçimlerle ilgili önergelerin Anayasa Komisyonuna gideceği, Anayasa Komisyonu raporunun Genel Kurulda müzakere edileceği belirtilmiştir; bir.

İkincisi; önergeler konusunda, İçtüzüğümüzün 87 nci maddesinde, biliyorsunuz, kanun tasarı ve teklifleri üzerinde önerge verileceği şeklinde bir hüküm var. Ayrıca, olağanüstü halin ve sıkıyönetimin uzatılmasıyla ilgili olarak önerge verilebileceği konusunda hükümler var. Bunun dışında, burada, seçimlerin uzatılmasıyla ilgili ve Anayasa Komisyonu raporları üzerinde önerge verilebileceği konusunda hiçbir açıklık yok. Geçmiş uygulamalarımızda bu...

Kaldı ki, İçtüzüğümüz yapılırken, 1977 yılında bir milletvekili arkadaşımız, o zaman, seçimlerle ilgili alınacak kararların, kanunların müzakere usulüne tabi olduğu şeklinde bir önerge veriyor; bu da kabul edilmiyor. Dolayısıyla, hem bugünkü uygulamalarımız hem İçtüzükte açık hüküm olmaması nedeniyle... Zaten, önerge verilmesi kabul edilseydi İçtüzüğe de bu konulurdu; bu itibarla, bu önergeleri işleme koymuyorum.

Buyurun Sayın Kapusuz.

Bu konudaki kararım kesin de, siz, yine de bir açıklama yapın.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kürsüden mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Hayır efendim; yerinizden bir açıklama yapın.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Usul tartışması açmıyor musunuz?

BAŞKAN – Hayır, usul tartışması açmıyorum; ama, yerinizden iki cümle söyleyebilirsiniz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce sizin de ifade ettiğiniz gibi, İçtüzükte bu konuyla ilgili açık hüküm yoktur; dolayısıyla, önerge Anayasa Komisyonuna verilir ve 95 inci maddeye göre öncelikli olarak Genel Kurulda görüşülür diyor; fakat, önerge verilmez demiyor. Malumunuz, bir komisyon, Genel Kurulun üzerinde değildir. Komisyon, ne suretle, hangi çalışmayı yaparsa yapsın; ister seçim önergesi göndersin ister teklif ister tasarı göndersin, son sözü Genel Kurul karara bağlar. Dolayısıyla, gelen bir öneriyi, bir tasarıyı yahut da bir teklifi, özellikle, Genel Kurul kabul eder, reddeder ve değiştirebilir. Dolayısıyla, Genel Kurulun böyle bir yetkisine tecavüz etmek mümkün değildir. İçtüzükte, buna mâni bir hal söz konusu da değildir. Biraz önce siz de dediniz, ister OHAL’in uzatılması olsun, ister Çekiç Güç’ün uzatılması olsun, isterse sıkıyönetimlerle ilgili olsun, gelmiş olan önergelerle ilgili olarak, Parlamentoda, her zaman için, tarih değiştirilmiş, süre uzatılmış veyahut da kısatılmıştır. Önümüze gelmiş olan önerge, bir seçim önergesidir; biraz large düşünmek mecburiyetindeyiz. Bu Genel Kurul, komisyonda mutabakat sağlandı veyahut da sağlanmadı, son sözü söyleyecektir. Komisyonda yapılan çalışmalar sırasında da usul hatası yapılmıştır. En aykırı önerge...

BAŞKAN – Tamam efendim, dediğinizi anladım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Müsaade edin efendim... Genel Kurula ifade ediyorum Sayın Başkan, bir saniye müsaade edin; bu, çok önemli bir konu.

BAŞKAN – Efendim, siz de önemsiyorsunuz, ben de önemsiyorum; ama, ben, sizin dediklerinizi anladım, yani, bunu, yarım saat izaha gerek yok. Ben, size, kısa açıklama yapmak üzere söz verdim. Bu konuda, hangi hallerde önerge verileceğini İçtüzük hükümleri tadat etmiş. Hepimiz hukukçuyuz; İçtüzük, eğer, bir konuda, belirli konuları kurala bağlamışsa, bağlamadığı konularda hüküm yok veyahut da o konuda uygulama yapılmayacaktır demektir.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim...

BAŞKAN – Tamam efendim...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, çok önemli bir hususu arz ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, ben de önemsiyorum.

Sayın Kapusuz, kaldı ki, Genel Kurul, bu konuda karar verecek; isterse Anayasa Komisyonunun raporunu reddedecek, isterse kabul edecek. Yani, artık, bunun başka bir çaresi yok ki.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakınız, gereksiz yere, hiçbir zaman olayı germeyelim. Ben, arz etmek istediğim hususu bir tamamlayayım; Genel Kurulun oyuna sunun, ondan sonra, yanlış...

BAŞKAN – Efendim, usul müzakeresini açmıyorum dedim ve siz izah ettiniz; yeter diyorum, buyurun...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, ama, bir önerge var orta yerde. Bakınız, özellikle Anayasa Komisyonu bir yanlışlık yapmıştır.

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, rica ediyorum... Efendim, ben, fikrimi izah ettim, usul tartışmasını açmaya da gerek görmüyorum; konu çok açıktır ve geçmiş uygulamalarımız bu şekildedir. İçtüzükte, Anayasa Komisyonu raporunun açık oylamaya sunulacağı konusunda açık hüküm var; ben, şimdi, açık oylamanın şeklini belirleyeceğim.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz...

BAŞKAN – Efendim, ben yanlış yapmıyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, önergelerin ne olduğunu bilmiyoruz ki; okutun, bir duyalım.

BAŞKAN – Efendim, önergeleri işleme koymayacağıma göre, okutmaya da gerek yok; rica ediyorum...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Olmaz ki Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, işleme konulmayacak bir önergeyi ben niye okutayım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Anayasa Komisyonunda yanlış yapılmıştır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, efendim...

Önergeleri işleme koyamayacağım için, arkadaşların isimlerini okuyacağım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Genel Kurula bir önerge verilemez mi Sayın Başkan? Tasarılarda veriliyorsa, tekliflerde veriliyorsa...

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, rica ediyorum...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – En aykırı önerge -Sayın Bakan bir açıklama yaptı- 29 Kasım tarihli önerge...

BAŞKAN – Bakın, burada, sabahtan beri, hüzünlü bir sükûnet  içerisinde müzakereleri dinledik; ama, bırakın, bundan sonra da bunun oylamasını yapalım.

Salih Kapusuz, Hayrettin Dilekcan ve Şeref Malkoç arkadaşlarımız, seçimin  29 Kasım 1998 tarihinde yapılmasını istemişler. (FP sıralarından “işleme koyun” sesleri) Efendim, işleme koymuyorum; ama, duyulmasında fayda var diyorum.

Sayın Ahmet Sezal Özbek, Sayın Haluk Yıldız, Sayın Hacı Filiz, Sayın İlyas Yılmazyıldız, Sayın Nahit Menteşe de, seçimlerin 6 Aralık 1998 tarihinde yapılmasını önermişler.

Yine, Sayın Cevher Cevheri, Sayın Nahit Menteşe, Sayın Ahmet Bilgiç, Sayın Hacı Filiz, Sayın Ahmet Sezal Özbek, Sayın Haluk Yıldız, Sayın İlyas Yılmazyıldız, diğer bir önergeyle de, 22 Kasım 1998 tarihini önermişlerdir.

Bu üç önergeyi, üzülerek, işleme koymuyorum.

Anayasa Komisyonu raporunun tümü üzerindeki görüşmeler bitmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekilinin ayağa kalkarak “ret”, “kabul” veya “çekimser”  demek suretiyle yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekillerinin, kürsüye konulacak oy kutusuna oy pusulasını atması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylamaya başlıyoruz; yalnız, sayın genel başkanlar, isterlerse, öncelikle oylarını kullanabilirler.

Sayın Ecevit, Sayın Başbakanın yerine de oy kullanıyor.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Salonda olup da oyunu kullanmayan sayın üye var mı?.. Yok.

Oy verme işlemi bitmiştir.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, seçimlerin yenilenmesine ilişkin Anayasa Komisyonu raporunun yapılan açık oylamasına, 500 sayın milletvekili katılmış; 488 kabul, 12 ret oyu kullanılmak suretiyle, genel seçimlerin ve mahallî seçimlerin 18 Nisan 1999 tarihinde yapılması kahir ekseriyetle kabul edilmiştir. (Alkışlar)

Hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz. Diliyoruz ki, bu karar, milletimize, memleketimize yararlı bir karar olacaktır efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Başbakanın yerine ve kendi adıma beyaz oy verdim.

ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Ret oyu verenler açıklanabilir mi Sayın Başkan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Benim iradem dışında bir şey olduysa...

BAŞKAN – Efendim, zaten oylama açık.

Bir dakika...

Siz ayakta durmayın efendim, biz size bildirelim.

ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Basılı pusula Sayın Genel Başkanımıza aittir.

BAŞKAN – Öyle mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) –  Birisi yanlış ve çirkin bir oyun oynamış; düzeltilmesini rica ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mesele yok, bakarız efendim.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul)  – Var orada.

BAŞKAN – Tamam, bakalım.

Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Ecevit Beyefendi, basılı oy pusulası kullanmış ve kabul oyu vermiş; ancak, her nasıl olmuşsa, kendilerinin adına, bir de, böyle, beyaz bir kâğıtla oy kullanılmış, imza atılmış; kendi imzası da değil. Aslında, kendileri, zaten kabul oyu vermişler.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın Başkan, o, zaten benim el yazım da değil. Sanırım, Mecliste, ilk defa yapılan çok çirkin bir olay bu.

BAŞKAN – Efendim, siz, zaten, basılı oy pusulasıyla kabul oyu kullanmışsınız; ama, bu, herhalde bir yerden karışmış. Biz, bunu iptal ediyoruz.

Sonra, Sayın Ecevit, aynı zamanda, Sayın Başbakan Mesut Yılmaz’a vekâleten de oy kulllanmış, ikisi de kabul oyudur; ama, inşallah... Neyse, artık... Biz, bunu, çok şey etmiyoruz. Böyle bir yanlışlık olmuş. Dolayısıyla, bu oy pusulasını, mükerrer ve yersiz, daha doğrusu, başkasının kullandığı bir oy pusulası olarak kabul ediyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın Başkan, el yazısı benim el yazım değil. Belli ki, birisi çok çirkin bir oyun oynamış.

BAŞKAN – Neyse... Böylesi olayların olmaması gerekir. Tabiî, bu çatı altında görev yapan her arkadaşın, bir sorumluluk duygusu içerisinde hareket etmesi gerekir; ama, birileri çıkıp başkalarının yerine oy kullanırsa, o da, kişiliksizliklerini gösterir. Dolayısıyla, bu Yüce Meclisin aldığı bu kadar kutsal bir kararın, böyle bazı seviyesiz davranışlarla zedelenmesi de hoş karşılanabilecek bir davranış biçimi değildir.

Tekrar hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Yeni gelecek Meclisin de ülke ve millete hizmet konusunda faydalı işler yapmasını diliyoruz.

Şimdi, sunuşlara kaldığımız yerden devam ediyoruz; “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” bölümüne dönüyoruz.

Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerileri vardır; okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım efendim.

VII. – ÖNERİLER (Devam)

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. – 545 sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ile gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesine ve 1 Ekim 1998 tarihinden itibaren de çalışmalarına mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-19.00 saatleri arasında devam etmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 30 Temmuz 1998 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

Dr. Ülkü Güney           Metin Bostancıoğlu Müjdat Koç                                ANAP Grubu Başkanvekili    DSP Grubu Başkanvekili DTP Grubu Başkanvekili

Öneri:

30 Temmuz 1998 Perşembe günlü (bugünkü) Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 745 sıra sayılı Seçim Kanunlarında Değişiklik Yapan Kanun Teklifinin, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 11 inci sırasına alınması ve görüşülmesi; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar olan işlerin 30 Temmuz 1998 Perşembe günü saat 24.00’e kadar tamamlanmaması halinde, görüşmelere saat 24.00’ten sonra da edilmesi; 12 nci sıraya kadar olan işlerin bitiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 5 nci maddelerine göre 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesi; 1 Ekim 1998 günü Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 4 üncü maddeleri uyarınca çalışmalara devam edilmesi ve çalışmaların mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri  15.00-19.00 saatleri arasında yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Aslında, bu önerinin son kısımları, bana göre, yersiz. Zaten, İçtüzük ve Anayasa gereği, 1 Ekimde Meclis toplanmak zorunda. Yani, böyle bir karar alırsak ve bu arada olağanüstü toplanma için karar alma söz konusu olursa, böyle bir şey yapamayız gibi olabilir. Bana göre, bu son ibarelere gerek yok. Zaten, otomatikman 1 Ekimde Meclis toplanıyor. Biz, ayrıca “Meclis 1 Ekimde toplanır” diye bir karar alırsak, sanki bu arada hiç toplanmaz gibi bir bağlantı da kurulabilir. Bence bu ifade gereksiz bir ifade olmuş.

Efendim, isterseniz düzeltebilirsiniz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Tasrih etmek için, daha net ve açık olsun diye o şekilde yazmıştık...

BAŞKAN – Ama, İçtüzük hükmüdür, gerek yok ona.

Neyse...

Öneri üzerinde Sayın Kapusuz söz istediler.

Lehte mi, aleyte mi efendim?

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Aleyhte.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Süreniz 10 dakika.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; verilmiş olan grup önerisiyle ilgili olarak, aleyhte söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, 20 nci Dönemin milletvekilleri olarak, seçimlerin birleştirilerek 18 Nisan 1999 yılında yapılmasıyla ilgili bir karar aldık. Biz, Fazilet Partisi olarak -bu kadar geciktirilmiş bir karara karşı olduğumuz halde, ısrarlı tutumlar ve birtakım usul yönünden farklı yaklaşımlar sebebiyle, maalesef, dediğimiz tarihte değil de, Nisan 1999’da da olsa- bu erken genel seçim kararının, memleketimize, milletimize, ülkemize, demokrasimize ve Parlamentomuza hayırlı uğurlu olmasını Cenabı Hak’tan niyaz ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, elbette, bu kararın birçok anlamı var. Bunlardan bir tanesinde, kanaatim odur ki, fiilen, Parlamento, bundan sonrası için, karar olarak, kendi kendine son vermek mecburiyetinde ve Parlamentonun bundan sonraki dönemini, âdeta, geçici bir görevde kalma süresi olarak görmek mecburiyetindeyiz. Çünkü, siz, bir parlamento olarak, kendinizi fiilen sona erdirmişsiniz, bir karar almışsınız; bundan sonra alacağınız bütün kararları bu konumunuza göre düşünmek durumundasınız, böyle değerlendirmek mecburiyetindesiniz.

Meclisin tatile girme süresi, uzun bir çalışma döneminde sonra, bugün tekrar telaffuz edilmeye başlandı. Tabiî, Parlamentonun, mevcut çalışma prosedürü ve planlamasına göre, normal olarak, perşembe ve cuma günü saat 24.00’e kadar çalışma süresi vardı. Ne hikmetse, arkadaşlarımız, bugün  saat 24.00’ten sonra sabaha kadar, gerekirse, bir sonraki gün yine sabaha kadar çalışma kararı alıp, daha sonra da Parlamentoyu tatile götürmek istiyorlar.

Tabiî, tatil de Parlamentonun hakkıdır. Birtakım çevrelerin, hükümetleri bahane ederek  kendileriyle ilgili suiistimalleri, yolsuzlukları örtbas edebilmek için, sürekli olarak, milletvekillerini ve Parlamentoyu hedef olarak göstermiş olmaları, elbette yanlıştır; bunu tasvip etmemiz de mümkün değildir.

Ancak, birtakım kanun tasarıları, birtakım teklifler gündemde sırasını almış olduğu halde, arkadaşlarımız, her nedense, sürekli değişiklik yapıyorlar. Bir bakıyorsunuz bir düzenleme yapılıyor, arkasından, iki gün sonra, tekrar bir düzenleme daha yapılıyor; bakıyorsunuz, iki gün sonra, tekrar bir düzenleme daha... Daha önce “çalışmaları şu noktada bitireceğiz, gündemin şu maddesiyle bitireceğiz” diyenler, bakıyorsunuz, ilaveler getiriyorlar; bu ilavelerin sebebini de açıklayamıyorlar. Acaba, niçin bu kanun tasarıları görüşülmek isteniyor da önceki kanun tasarıları görüşülmüyor, o kanun tasarıları değil de niçin bunlar görüşülmek isteniyor. Bu konuyla ilgili, Parlamentonun, hakikaten, sık sık gündem değişikliğine tabi tutulması, stresini artırmaktadır, verimsiz hale getirmektedir.

 Sıralamış oldukları kanun tasarılarına baktığımızda, özellikle 2 tanesi, kendilerinin ifadesiyle, irticayla mücadele paketi içerisinde bulunan kanun tasarılarındandır. Bunlardan bir tanesi, camilerin Diyanete devredilmesi; ikincisi, cami yapımındaki imar uygulamaları.

Değerli arkadaşlar, önceki gün de ifade ettim, siz, milletin camisini irticayla beraber kullanmayın; kullanmaya da hakkınız yoktur, yanlış yapıyorsunuz. Onun için, ben, arkadaşlarımıza şunu öneriyorum: Değil mi ki, böyle bir hassas dönemde Parlamento seçimlere karar almıştır, o halde, geliniz bu iki tasarıyı atlayalım, zamana havale edelim, diğer tasarıları, istediğiniz zaman dilimi içerisinde çıkaralım ve bu çalışma dönemini sona erdirelim. Aksi takdirde, bu milletvekilleri bölgelerine gittiği zaman -özellikle, İktidar ve İktidara destek olan siyasî partiler için söylüyorum- emin olun, halk, size çok ağır şeyler söyler. Bunun yaşanmaması için, bu yanlışlıkların da yapılmaması için, lütfen, bu konuya duyarlılık göstermenizi istirham ediyorum.

Değerli Bakan, biraz önce, seçimlerle ilgili birkaç husus söyledi; bunları düzeltmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, seçimlerin altyapısıyla ilgiliydi. Seçimlerin altyapısı, hiçbir dönemde, bu dönemde olduğu kadar hazırlıklı hale gelmemiştir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, geçen yıl içerisinde, birinci olarak, nüfus tespitini yaptık, ikinci olarak da, seçmen kütüklerini yeniledik; ama -değerli Bakan kaza geçirdi, Allah şifa versin; sebebini Hükümetten öğrenmek istiyorum- siz, nüfus tespiti yapılmış olmasına rağmen, bugüne kadar niçin nüfusu ilan etmiyorsunuz? Çok yanlış bir şey yapıyorsunuz. Hem “bu ülkede nüfusta büyük değişiklikler olmuş, illerin nüfusu yeniden gözden geçirilmeli ve belediyelere de, nüfuslarına göre, hakkaniyetle pay verilmeli” diyorsunuz, milletin parasını bu noktada masraf ediyorsunuz, hem de, bu neticelenmiş olmasına rağmen, bugüne kadar, bununla ilgili açıklamaları, maalesef, engelliyorsunuz. Nüfus, Türkiye için önemli bir kriterdir.

MÜJDAT KOÇ (Ordu) – 15 Ağustosta...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Efendim, bugüne kadar çoktan açıklanması lazımdı; üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen -hemen hemen yaklaşıyor diyeceğim- maalesef, açıklanmamıştır. Bugün, bunun daha fazla tutulması doğru değildir. Kamuoyu, bu konuda haklı taleplerini gündeme getirmektedir; özellikle belediyeler, bu konuda haklı taleplerini gündeme getirmektedirler. Derhal, nüfus tespitine göre, nüfusların ilan edilmesi lazım. Nüfus tespitinin de, seçimlerin altyapısıyla çok yakından ilgisi ve alakası vardır; dolayısıyla, seçimler açısından nüfus tespiti yapılmıştır.

Bir diğer husus da şudur: Seçimlerin, özellikle seçmen kütükleri açısından, önemli bir ihtiyacı var; bu da hazırlanmıştır. Daha önceki seçimleri, daha önceki seçim dönemlerini hatırlayacak olursanız, seçim kararı alındıktan sonra, gündem maddelerinden, seçim kanunundaki maddelerden bir tanesi, Yüksek Seçim Kuruluna verilen görevlerden bir tanesi, seçmen kütüklerinin şu kadar zaman içerisinde yenilenmesi uygulamasının yapılmasıydı. Bugün için, bu kütükler hazırdır ve yeni ilaveler, her zaman için, çok kısa bir sürede yerine getirilebilir; ama, bakıyorsunuz, bu kadar hazır olan bir ortamda, birtakım eksiklikler olsa bile, bunun olmadığını söylemek doğru değildir. Bunu, hassasiyetle düzeltmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, elbette, gündemin bu şekliyle tanzimi, sabahlara kadar çalışılması konusunda faydalı kanunlar -o bize göre uygun olmayan kanunlar- tehir edilmek, üzerinden atlanmak kaydıyla, komisyon ve Hükümet bulunmamak kaydıyla, diğer kanunları hızlı bir tarzda, birlikte, hatta başka kanunları da ilave ederek çıkarmamız mümkündür.

Hatırladığıma göre,bir husus var ki, geçmişte sizlerin öne getirmiş olduğunuz ve Türkiye’de önemli bir ihtiyaç olduğunu söylediğiniz akreditasyon konseyinin kurulmasıyla ilgili tasarı, maalesef, gündeminizde yine yok. Öbür tarafta, ithalatta haksız rekabetin önlenmesiyle ilgili tasarıyı öne getirmiştiniz, bundan da vazgeçtiniz. Bunu da anlamamız mümkün değil. Yine, affın konuşulduğu bir dönemde, haklarla ilgili birtakım düzenlemeler var; Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi ve ilgili maddeleri. Bunlarla ilgili hususlardan yine kaçıyorsunuz. Öbür tarafta, Şanlıurfa’nın büyükşehir olmasıyla ilgili bir tasarı vardı; bunu gündeme alacaktınız, bundan da vazgeçiyorsunuz. Şimdi, geri planda olması gereken birtakım konuları öne alıyorsunuz; önplanda, mevcut gündemde olması gereken konuları da, maalesef, geriye gönderiyorsunuz.

Fazilet Partisi Grubu ve şahsım adına şunu ifade etmek isterim. Gelin, milletin beklediği, ittifakla arzu ettiği ortak kanunlar, yararlı ve faydalı kanunlar konusunda konsensüs sağlayalım; gerekirse, tatili bile tehir edelim.

Biraz önce, değerli bir grup yetkilisi arkadaşım bana şöyle bir espri yaptı; dedi ki: “Sayın Kapusuz, senin deniz kaygın yok, sen istediğin kadar ‘çalışalım’ diyebilirsin; ama, benim deniz kaygım var, denize gideceğim.” Elbette gidilebilir; bu gayet normal; ama, bu çalışmalardaki sıralamayı neye göre yapmalıyız; ortak konsensüs, meydana getirdiğimiz bu tasarı ve tekliflere göre yapmalıyız. Aksi takdirde, istenilen verimli sonucu almak mümkün olmaz. Biz, faydalı olan kanunlarda katkı sağlayacağımızı; ama, faydasına inanmadığımız, toplumun tepki gösterdiği, özellikle hassasiyet gösterdiği...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, süreniz doldu; ama, lütfen, 1 dakikada toparlayın.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Tamam Başkanım.

...camilerin irticayla irtibatlandırıldığı ve özellikle birtakım yanlış yorumlamalar, yanlış uygulamalara ve bu kanun çıktıktan sonra bazı  çevrelerin baskı kuracağı bir uygulamanın olmaması için, o kanunların dışındaki diğer kanunlara destek vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kapusuz.

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalman.

LÜTFİ YALMAN (Konya) – Sayın Başkan, bugün bir gazetenin baş manşetinde... (CHP sıralarından “Nedir bu” sesleri)

BAŞKAN – Bir dakika efendim...

Evet, buyurun, siz söyleyin.

LÜTFİ YALMAN (Konya) – ...milletvekillerine karşı “vekillerimiz maşallah bukalemun gibi” denilerek, milletvekillerine ve Yüce Parlamentoya hakaret edilmektedir.

Ben, bu Parlamentonun bir üyesi, bir milletvekili olarak, karşınızda, öncelikle bu gazeteyi kınıyorum ve bunları, aynı zamanda -iyiniyetle gazetecilik yapanları tenzih ederek- medyanın pislikleri olarak ilan ediyorum  ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatıyla bunları kınamanızı arz ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Efendim, zaten, zaman zaman, milletvekillerine bu tür hakaret eden basın mensuplarını kınıyoruz. Aslında, bunlar, milletin vekilini, milletvekilini kötüleyen, onlara hakaret eden kişiler, millete hakaret etmiş oluyorlar. Bu Meclis, milletin temsilcisinindir. Bu milletin ferdi olanlar ve doğru dürüst sorumluluk duygusu içerisinde hareket edenler, milletin temsilcilerini kötüleyemezler, hakaret de edemezler. Şahsî suçlar işlenmiş olabilir; her meslek grubunda şahsî suç işlenebilir; her grupta da vardır. Kendilerinin içinde de her tip insan vardır; ama, yine de, en az kusurlu insanlar, parlamenterlerdir. Bunu, herkesin bilmesini istiyorum.

Başka söz isteyen?..

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Lehte söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Güney, buyurun. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Muhterem arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Yüce Meclis, erken seçimle ilgili bir karar almıştır. Bu kararın, ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Biz, bugün, Danışma Kurulunda, biraz önce burada konuşan değerli meslektaşımın ifade ettiği konsensüsü çok zorladık ve dedik ki: Bu Meclis kararını alıyoruz; Meclis kararıyla birlikte, bu çalışmamızda, bütün partiler bir konsensüs halinde anlaşalım, neleri çıkaracağımıza karar verelim, Yüce Kurulun önüne öyle gidelim ve son toplantımızı da böyle bir anlaşma içinde bitirelim. Ben, bu konuda çok uğraşı verdim; ama, maalesef, buna muvaffak olamadım.

Evvela, buradan bir düzeltme yapmak istiyorum: Bu Parlamento kendisini feshetmemiştir, bu Parlamento devam ediyor. Eğer, değerli arkadaşım, Anayasanın 77 nci maddesinin üçüncü fıkrasını dikkatle okusaydı, oradaki “Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer” ibaresini dikkate alır ve burada, bunu, başka türlü  ifade etmezdi. Bu açık. Demek ki, Parlamentomuz açıktır, sürüyor ve karar aldığımız 18 Nisana kadar devam edecektir. Evvela, bu tespiti yapmamız lazım.

İki: Burada “bu gündem her gün değiştiriliyor, her hafta değiştiriliyor; bu kadar değiştirildiği için de iyi hazırlık yapılamıyor; gündemle bu kadar uğraşmayalım” denildi.

Muhterem arkadaşlarım, biz, gündemde bir değişiklik getirmedik. Şimdi, gündem hepinizin önünde; açın, bakın. Bizim, gündemde yeni bir değişiklik önerimiz yok. Biraz sonra, seçimlerle ilgili kanun teklifini mutlaka görüşmemiz ve çıkarmamız lazım; hepiniz bunu biliyorsunuz. Niye; o kanun teklifini, bu karardan sonra bir düzenleme amacıyla yaptık. İçeriğini burada anlatmak istemiyorum; o teklifin mutlaka kanunlaşması lazım. Peki, o teklifi hangi sıraya koyacağız; mevcut tasarı ve tekliflerin önüne koyacağız. Biz de onu yaptık, başka bir şey yapmadık. Sıralamaya baktığımızda, 6 ncı sıradaki, 7 nci sıradaki, 8 inci sıradaki, 9 uncu sıradaki ve 10 uncu sıradaki tasarı ve tekliflerin gündemdeki yerlerini değiştirmedik, önlerine de bir şey getirmedik; dünkü sıralama ne ise, bugünkü sıralama da aynı. Biz ne yaptık; açıklayayım: Yeni çıkardığımız karar doğrultusunda, seçimlere ilişkin kanun teklifini bugün kanunlaştırmamız lazım -biliyorsunuz, bu karara muvazi önemli bazı maddeleri ihtiva ediyor- onun için, o kanun teklifini öne almamız lazım; biz bunu yaptık ve bir de -bize göre- önemli gördüğümüz, mevcut sıralamadaki 6 kanun tasarı ve teklifinin görüşülmesini önerdik. Bunun ötesinde, geri sıralardaki bir tasarı veya teklifi alıp buraya monte etmedik. Bunu, burada, altını çizerek ifade ediyorum.

BAYAR ÖKTEN (Şırnak) – Hangisi daha önemli?

ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Değerli kardeşim, sayın milletvekili, bu Yüce Mecliste hepimizin öncelikleri farklı olabilir. Biz, parti gruplarının iradelerine saygı duymalıyız. Zatıâlinizin, öncelikli gördüğü bir tasarı veya teklif, bizim için öyle olmayabilir; ama, bizim öncelikle getirdiğimiz, Hükümetin öncelikle görüşülmesini istediği bir tasarı veya teklife de, hayır efendim, bunun hiçbir önceliği yoktur, ille filan gelecektir veya şu kanunu çıkarın demek, bence yanlıştır.

İrtica yasaları... Bizim, şimdiye kadar, irtica yasası diye herhangi bir telaffuzumuz olmamıştır. “İrtica yasası” tabiri, birtakım çevreler tarafından sunî olarak yaratılmış, gündeme getirilmiştir. Biz, böyle bir şey demedik, böyle bir şeyi de düşünmeyiz ve yapmayız; ancak “bu, irtica yasası” diye burada konuştuğunuz ve bugün görüşeceğimiz tasarılarla, o müesseselerin, camilerin yapımı ve düzenlemesi için bir disiplin getiriliyor ve o disiplin yetkisi de, doğrudan doğruya Diyanet İşleri Başkanlığına veriliyor. Bunda rahatsız olunacak hiçbir şey yoktur; buna sizin de katılacağınızı umut ediyorum; işin doğrusu budur. Bir başıbozukluk disiplin altına alınıyor.

Eğer, tasarılarda içinize sindiremediğiniz hususlar varsa -ben, biraz evvel, çok değerli arkadaşlarla da konuştum- biz, bu kanunlar çıkarılırken, burada önerge vererek, maksadı  aşan veya yanlış getirilen bir husus varsa, onu düzeltmeye de hazırız; farklı düşünmeyiz; ama, burada herhangi bir tasarı getirildiği zaman, bu, size göre uygun değilse “hayır efendim, bu olmaz” demek, o zaman, bizim irademize karşı saygısızlık olur diye düşünüyorum. Bu açıdan, şimdi getirmiş olduğumuz sıralama, makul bir sıralamadır. Kanunlar çıkarılırken, her türlü önergelerde anlaşmamız da her zaman mümkündür; bunu da yapabiliriz.

 Bu çerçevede, Meclisin bu son gününde, bu yasama yılının bu son gününde, son birleşiminde ve oturumunda, umarım ki, konsensüs halinde -ben de Salih Beyin son laflarına katılıyorum- sıraladığımız kanunları çıkaralım ve arkadaşlarımız, isteyen denize, isteyen memleketine, isteyen yurtdışına gitsin; bugüne kadar çok sıkı olarak çalışmış, büyük mesai vermiş olan bu Meclisin, tabiî ki, tatile de, dinlenmeye de hakkı vardır; ama, bunu yaparken, hem birbirimizi kırmayalım hem de getirmiş olduğumuz -altını çizerek, çok dikkatle ifade ediyorum- maksatlı olmayan, ülkemizin yararına olan bu yasaları birlikte çıkaralım diyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güney.

Sayın Kapusuz...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Yerimden bir şey söylemek istiyorum Sayın Başkan...

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, aleyhte söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki; aleyhte konuşmak üzere, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Esengün, süreniz 10 dakikadır.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İktidar partilerinin önerileri hakkında söz aldım. Bugünkü Danışma Kuruluna Partimizi temsilen ben katıldım. Diğer grup başkanvekili arkadaşlarımızın, biraz evvel huzurda okunan şekilde, bir teklifi oldu. Teklifte şu var : 6,7,8,9,10 ve 11 inci sıradaki tasarılar görüşülsün. Bunlar nedir:

Birisi, Altınova Beldesinin durumuyla ilgili olan ve her halükârda çıkarılması gereken bir tasarı. Tabiî ki, destek vereceğiz; bugün görüşülmesi lazımdır kanaatindeyiz.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili bir kanun tasarısı var. Pek acil olmamakla beraber, görüşülmesinde fayda var; yine de itirazımız yok.

Ancak, bu sayılan tasarılardan çok daha önce, bugün, Meclisi, kamuoyunu, bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir erken seçim kararı alındı. Bugün gündemde erken seçim var; 18 Nisan 1999 tarihinde Türkiye erken seçime gidecek.

Seçimle ilgili kanun teklifleri, dün, Anayasa Komisyonunda görüşüldü ve Genel Kurula indi; 48 saat geçmeden gündeme alınması yolunda da mutabakatımızı bildirdik.

 Birinci teklifimiz “gelin, bütün bunlardan önce, şu seçimle ilgili kanun teklifini bir görüşelim” oldu. “Diğerleri de önemli; ama, mademki bugün Meclisimiz, kamuoyu, herkes seçimle meşguldür, şu seçimle ilgili kanun teklifini öncelikle görüşelim, kalan zaman içerisinde de diğer tasarılar görüşülsün” dedik.

Bakınız, biraz evvel Sayın Güney, irtica tasarısı olmadığından falan bahsetti. Şimdi, bütün kamuoyu, bütün dünya, Türkiye, herkes biliyor ki, size bazı çevreler tarafından bir paket dayatıldı, sayın bakanlar okumadan o tasarılara imza attılar, komisyonlarda savunacak bakan bulamadınız; “onu kim hazırlamışsa, gelsin, o hazır bulunsun” diye, bir sayın bakan  doğruyu söyledi.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bu, Hükümetin tasarısıdır, dayatma değildir Sayın Esengün.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Bunların nerede hazırlandığını pekala bildiğimiz, maalesef, Hükümete ve Meclise dayatılan şu iki tasarı; birisi, 3194 Sayılı İmar Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı; diğeri de, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı.

Muhterem arkadaşlar, bakınız, bu iki kanun tasarısı olsun, buna benzer irticayla mücadele -sözde, neyse bu irtica- bununla mücadele adı altında, Hükümete ve Meclise dayatılan bu tasarıların geçmemesi için, biz, burada elimizden geleni yapacağız; bu bizim için bir millî görevdir, inancımızın gereğidir, şerefli bir görevdir. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Danışma Kurulunda da bunu dedik: Gelin, Meclis olarak tavrımızı koyalım; hiçbir acelesi olmayan, hiçbir şekilde ülkenin ihtiyaç duymadığı, sadece bazı çevrelerin dayatması sonucu buraya kadar gelmiş olan şu iki tasarıyı atlayalım, hiçbir şey kaybetmeyiz. Camiler, bugüne kadar, yetmiş yıldan beri bu şekilde idare edildi de, keşmekeş veya başıboşluk -Sayın Ülkü Güney Beyin tabiriyle- oldu, şimdi ona disiplin getirilecek!.. Kimseyi aldatamazsınız.

Sonra ne var: Bazı illerin teşviklerle ilgili yasadan istifade etmesine dair tasarı var; elhakk, görüşelim, doğrudur; tasarıda ismi geçen bütün illerimizin beklentisidir.

Sonra da, Türk Ceza Kanununda zinanın suç sayılmaması yolunda Anayasa Mahkemesinin aldığı karara karşılık getirilen bir tasarı var; onu da görüşelim.

Buna ilaveten, Meclis tatil olmasın, yarın da çalışma günümüz var. Sizin büyük iddialarla getirdiğiniz, Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesi, 312 nci maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde değişiklik yapan tasarı... Bu tasarıyı Hükümet getirdi, bugün sahibi yok. Bugün, biz, muhalefet olarak sahip çıkıyoruz, maalesef, iktidar kaçıyor bu tasarıdan. Bakınız, bu maddelerden ceza almış fikir adamları var, siyaset adamları var, düşünürler var, köşeyazarları var; gelin, şu tasarıyı bu gece görüşelim, onların affına vesile olalım diyoruz; ama, İktidar, ama, özellikle Anavatan Partisi, bu konuda bir türlü yanaşmıyor doğruya, güzele, hakka.

Sonra ne var: İthalatta haksız rekabetin önlenmesiyle ilgili fevkalade önemli bir tasarı var; gelin, bunu yarın görüşelim.

Türkiye Akreditasyon Konseyi kurulmasına dair tasarı var; gelin, yarın görüşüp çıkaralım; tatile pazartesi günü başlayalım; bu gece tatile girme mecburiyetimiz yok.

Sonra, bakınız muhterem milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilat kanununda değişiklik yapıyorsunuz, bütün camileri, mescitleri, apartman altında özel şahısların yaptığı mescitlere varıncaya kadar, Diyanetin emrine, Diyanetin denetimine vereceksiniz.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Doğru...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Denetim olsun tabiatıyla. Bakınız, Diyanetin, şiddetle kadroya ihtiyacı var, bugün, birçok mahallede, köyde, imam yok, müezzin yok, vaiz yok. Biz hükümetteyken, 54 üncü Hükümet olarak, Meclise, Diyanete 16 600 kadro tahsisi için yasa tasarısı sevk ettik, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, gündeme girdi, şu anda gündemde bekliyor; bir yılı aşkın zamandan beri 55 inci Hükümet, bu tasarıya elini dahi vurmaya cesaret edemedi. Eğer Diyanet camiasını rahatlatmak istiyorsanız, eğer din hizmetleri çok daha iyi yürütülsün istiyorsanız, gelin şu 16 600 tane kadroyu bugün geçirelim Meclisten, o ihtiyaçları, o köy ve mahallelerin müezzin ve imam ihtiyaçlarını karşılayalım; ama...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ebeler ve hemşirelerle ilgili olanı da getirelim.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – ...siz, isteneni yapıyorsunuz, sizi iktidar edenlerin isteğini burada gerçekleştirmekle meşgulsünüz. (FP sıralarından alkışlar)  Siz, milletin hükümeti değilsiniz, sizi millet iktidar etmedi; nasıl iktidar olduğunuzu, geçen sene bugünlerde birlikte yaşadık. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET SEZGİN (Aydın) – Utan, utan!..

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Meclisten güvenoyu almakla her şey bitmez. Bir zamanlar, Naim Talû Hükümeti, öteki aradönem hükümetleri de, Meclisten, sözde, güvenoyu almışlar idi!..

Ve bütün bunlara ilaveten, Sayın Kalemli’nin dokunulmazlığını niye getirmediniz Meclise? Bunu da sormak, bizim hakkımızdır. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Geliyor, o da geliyor...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Meclis tatile girmeden evvel, o dokunulmazlığın da burada görüşülmesi lazım gelir idi.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Geliyor bekle...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Şimdi, siz, bütün bunları bir tarafa bırakmışsınız , ille de “irticayla mücadele paketi” diye size dayatılan paketten iki tanesini çıkarıp, gidip onlara “iki tanesini çıkardık” diyerek tekmil verelim diye dayatıyorsunuz... (FP sıralarından alkışlar) ...ama, unutmayın, seçim geliyor; korkunun ecele faydası yok; Anadolu tabiriyle, hana geldik, yağmur durdu; 18 Nisanda seçim var; siz, her ne kadar, bu millete “irticayla mücadele etmedik, sizin inancınıza karşı çıkmadık” falan deseniz dahi, bu millet sizden bunun hesabını soracak. (ANAP sıralarından gürültüler)

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – İrticayla mücadele ediyoruz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – İrticayla mücadele ederiz.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Sizin, irticayla mücadele adı altında yaptığınız, bu milletin inancıyla mücadeleden başka bir şey değildir. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Biz, dini istismar etmeyiz!..

BAŞKAN –  Bir dakika arkadaşlar...

SAĞLIK BAKANI HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt)– Sayın Başkan...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sandıkta görüşeceğiz sizinle ve onların hesabını vereceksiniz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika efendim...

Sayın Esengün, buyurun efendim.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum; ancak, Sayın Başkan, daha 2 dakikam var.

BAŞKAN – Tamam, buyurun; ben kesmedim sözünüzü.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Bakınız, şu Meclis birbuçuk ay vergi tasarısını görüştü gece 12.00’lere kadar ve hatta, gazetelerin yazdığına göre de, sekiz aylık mesaiyi 36 günde yaptık. Güzel bir başarı ve ben, Meclisimizi tebrik ederim; ancak, çıkardığınız vergi kanunu ilkönce Çankaya’ya takıldı. Sayın Cumhurbaşkanı, 54 üncü Hükümet zamanında veto ederdi, size biraz daha torpil geçti, veto etmedi kanun tasarısını; ama, haklı olarak, düşüncelerini, çekincelerini işaret etti, Başbakanlığa yazı yazdı, şu kanunun şuralarını düzeltin diye.

NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Hangi maddeleri?

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Onu Cumhurbaşkanından sor, öğrenirsin veya git tezkereyi oku, neresi olduğunu öğrenirsin.

Bu kanun yarın yürürlüğe girdiğinde, başta muhasebeciler, malî müşavirler olmak üzere, bütün vergi mükelleflerinden, esnaftan, tüccardan, Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi mükelleflerinden nasıl feryatlar yükseleceğini, yükseldiğini göreceksiniz.

O vergi kanunu için 35 gün emek sarf edildi; gelin, şu polislerin askerliğini görevleri  başında yapmasına dair Sayın Güney’in teklifi vardı (FP sıralarından alkışlar) ...şunu da görüşüp çıkaralım; niye sahip çıkmıyorsunuz, kendi getirdiğiniz teklifin arkasında niye durmuyorsunuz? Şu kamu sendikaları, şu memurlara sendika hakkı verilmesiyle ilgili tasarıyı yüzsüz gözsüz ettiniz, yarım bıraktınız...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Siz engellediniz.

BAŞKAN – Sayın Esengün, süreniz bitti; ama, son cümlenizi söyleyin efendim, rica ediyorum.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) – Tamam.

Bir de, meşhur RTÜK yasa tasarısı vardı ki, o da, ayıp olarak size yeter. Bu Meclisi bu şekilde aylarca oyaladınız, bu gece de alelacele tatile girelim diyorsunuz. Varsa yüreğiniz, gelin, tatil yapmayalım, çalışmaya devam edelim. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Esengün.

Şimdi, bu tezahüratınızı anlamadım. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bir dakika arkadaşlar, bir dakika...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacı konuşmasında “siz, irtiacayla mücadele edemezsiniz” diye bir laf etti. Biz, irticayla her zaman mücadele ederiz; ama, biz bir şey yapmayız, hiçbir zaman dini siyasete alet etmeyiz. (ANAP ve DSP sıralarından “Brova” sesleri, alkışlar, FP sıralarından gürültüler)

SALİH KAPUSUZ ( Kayseri) – Sayın Başkan...

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, böyle bir usul yok. Rica ediyorum... Ne demek yani... Olur mu yani... Şimdi burayı münazara yerine mı çevireceğiz... Sayın Kapusuz, rica ediyorum... ( FP sıralarından gürültüler)

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Konuşacak...

BAŞKAN – Ne demek istiyorsunuz arkadaşlar.... İlkokul çocukları gibi birisi buradan konuşursa, diğeri oradan konuşursa, o zaman bu Meclis, çocukların meclisine döner arkadaşlar; rica ediyorum... ( FP sıralarından gürültüler)

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Yorum getirme Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, siz birkaç defa söylediniz, rica ediyorum... Söz vermiyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce, arkadaşımıza söz vermeden önce, ben size işaret buyurdum.

BAŞKAN – Ama, arkadaşınız...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – O arkadaşım konuşmasını yaptı; ama, ben burada söz hakkımı kaybetmem ki...

BAŞKAN – Canım, anladım da, ne söyleyeceksiniz, ne konuda söz istiyorusunuz?.. (FP sıralarından gürültüler)

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Arkadaşlar, siz, Meclisle alay mı ediyorsunuz, Başkanlık Divanıyla alay mı ediyorsunuz? Anlamıyorum yani!.. (FP sıralarından gürültüler)

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Söz istiyor, dinlemiyorsun.

BAŞKAN – Tamam canım, ne istiyorsanız söyleyin.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) –  Söz istiyor; dinlemek zorundasınız.

BAŞKAN – Söyleyin...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, hepimiz bu memleketin birer ferdiyiz. Bu memleketin inançları, hepimizin inançlarıdır, bu memleketin hiçbir ferdi, bu memleketin, bu milletin inançlarıyla alay etmez. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu inançlar, kimsenin inhisarı altında değildir. Lütfen, buraya çıkarken, kendimizi böyle kusursuz, başkalarını illa işte, böyle kusurlu diye ilan etmeyelim; herkes herkesi değerlendirir.

Sayın Güner, lehte mi konuşacaksınız?

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) - Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar, FP sıralarından gürültüler)

Buyurun efendim, süreniz 10 dakika.

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yüce Meclisin çatısı altında arı uğultusu çıkarmanın lüzumu yok. Bu, ANAP’ın propagandasını sağlar.

Değerli arkadaşlarım, bu Hükümet kurulduğundan beri, bir siyasî partinin sayın sözcüleri ve başka siyasî partilere mensup bazı arkadaşlarımız, bu kürsüye çıkarak “emir komuta Hükümeti” demektedirler. (FP sıralarından “Çok doğru” sesleri, gürültüler)

Şimdi, bakınız, Yüce Meclisi, dünkü müzakerelerde de, emir komuta altında olmakla itham ettiniz; ama, hiç biriniz, hatta bu kürsüye çıkıp “bu Meclisin çatısı altında bulunmaktan utanıyorum” diyen sayın parti genel başkanı da, üç aylıklarını iade edip, hürriyeti seçmedi.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Ne demek istiyorsun sen!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, siz, milletvekilliğinin bütün maddî ve manevî haklarından faydalanacaksınız, sonra, bu Meclise “emir ve komuta Meclisi” diyeceksiniz. (FP ve DYP sıralarından gürültüler) Önce, kendinize çok iyi dikkat edin.

Değerli arkadaşlarım, meclislerin onuru, meclislerin yüceliği, onun üyelerinin, o meclise gösterdiği saygıyla ölçülür. Dinlemesini bilmeyenler, konuşmasını da bilmezler. Hakikat gürültüyle mağlup edilemez. Sesiniz çok güçlü olabilir; ama, mesele, hakikati görmek ve hakikati ifade etmektir.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Edebiyat da hiçbir şeyi halletmez!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Huzurunuza bir kanun tasarısı geliyor. Gelen bu kanun tasarısını...

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Anadolu’ya git de Anadolu’yu gör!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Anadolu’nun her yerinde varız, her yerinde; göreceğiz seçimlerde...

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Göreceğiz...Göreceğiz...

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin; rica ediyorum.

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakınız, kendilerinden emin olan insanlar, tezlerini ifade ederler. Anadolu’nun, Trakya’nın ne düşündüğü -biraz önce teklif etmiş olduğumuz kanunu kabul ettiğiniz zaman- seçimde görülecektir; ancak, ben, şu gerçeği ifade etmek istiyorum: Çatısı altında bulunduğunuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini, yani, yegân yegân her birimizin iradesini ipotek altında göstererek, önce, kendi kimliğinize hakaret etmekten vazgeçiniz, kendinize saygı duyunuz ve kendinize saygılı olunuz. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İkinci önemli mesele -bu kürsüde defalarca ifade ettim- hiç kimse, ben diğer arkadaşımdan daha vatanperverim, ben diğer arkadaşımdan daha Müslümanım demez. (ANAP sıralarından alkışlar) Müslümanın birinci özelliği, fitne çıkarmamaktır.

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Doğru... Doğru...

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Fitne çıkararak, fesat çıkararak, İslamı savunamazsınız. (ANAP sıralarından alkışlar) Bu memlekette bir Müslümanlık var; bizim bin yıllık tarihimizden süzülmüş gelmiş, Hacı Bektaş Veli’nin, Hazreti Mevlânâ’nın, Yunus Emre’nin gönül pınarından, gürül gürül, bizi dünyanın en yüce şahsiyetine, en büyük peygamberine götüren Müslümanlık. Bir de, o Müslümanlığı temsil ettiğini zannedenlerin, çok çirkin bir biçimde hezeyanları var; bu hezeyanlar, irticadır. Burası İslamdır. Şimdi, gelin, önce, İslamı biz ne ölçüde temsil ediyoruz diye düşünelim.

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Ne ilgisi var Sayın Başkan?!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu kürsüye çıkıp, sabahtan akşama kadar iftira ederek ve bu Meclisi çalıştırmamak için, milletin milyarlarını, durmadan, Meclisin çalışmasını sabote ederek, İslamı savunuyorum demek, İslamdan nasip almamanın ifadesidir. (ANAP sıralarından alkışlar; FP sıralarından gürültüler)

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Saboteyi siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar... Bir dakika...

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu ülkede, ekonomiyle ilgili fikirler var; Anayasanın yasak ettiği ekonomiyle ilgili düşünceler var. Bu ülkede, bir millet varlığı var; millet varlığını bölen azınlık milliyetçiliği var. Bu ülkede, Yüce İslam dini var; Yüce İslam dinini kendi öz kimliğinden saptırıp, kendi dalaletine alet etmek isteyenler var. (FP sıralarından gürültüler)

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – O, sizsiniz, siz!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – İşte biz -açık söylüyorum- o Yüce İslama hizmetin...

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sen ne bilirsin İslamı?!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – ...irticayla ile mücadele etmekten geçtiğine inanıyoruz. İslamın üzerine yığılmak istenen yalanları, iftiraları, o kapkaranlık, İslamla alakası olmayan telakkileri ayırdığınız zaman, İslamın güzelliğinde birleşmek mümkün. Ama, lütfen, bu sıralarda oturan herkesin, en az sizin kadar Müslüman olduğunu, en az sizin kadar Allah’a inandığını kabul ediniz. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Aksini iddia eden var mı?!

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bu büyük sevgiyi duymadan, bu büyük hakikate saygı göstermeden; kusura bakmayın, gönülleri yıkarak Hakka varmak mümkün değildir. Gelin, biraz, gönül denilen, Allah’ın yarattığı o büyük mekâna saygılı olun. Bunu gürültüyle örtseniz de, hayatın gerçekleri size de öğretecektir, hep beraber göreceğiz.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, kanunun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, kanun değil, öneri.

Efendim, öneri üzerindeki müzakereler bitmiştir.

 

VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz’un, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Efendim, konuşmacı, Grup sözcümüzü ve Grubumuzu itham ederek.

BAŞKAN – Sizin Grubunuzun hiç ismi geçmedi. (FP sıralarından gürültüler) Bir dakika arkadaşlar... Bir dakika efendim...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – “Meclisin çalışmalarını engelleyerek, sabote ederek, İslamı istismar ederek” gibi, bize yakışmayan ve bizim çalışmalarımızla alakası olmayan...

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, sizin isminizi zikretmedi ama.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, bu bir sataşma meselesidir.

BAŞKAN – Evet.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Bu konuda kati surette farklı yaklaşmanız doğru değil efendim. (Gürültüler)

BAŞKAN – Efendim?..

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Efendim, bu bir sataşmadır, buna bizim cevap hakkımız doğmuştur. Lütfen... Bu konuda, kesinlikle cevap hakkı istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, yani, öyle bir tavırla çıkıyorsunuz ki, sanki ben sizin emrinizdeyim, siz bana emir veriyorsunuz, ondan sonra da...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim; İçtüzüğün...

BAŞKAN – Bakın, bu huyunuzdan vazgeçin. Siz bana emrederseniz, ben size emredecek vaziyetteyim.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır, İçtüzüğün emrindesiniz, benim değil.

BAŞKAN – Ben, bu Meclisi yönetiyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – İçtüzüğün emrindesiniz.

BAŞKAN – Efendim, ısrar ederseniz, oylamaya sunarım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sorun efendim.

BAŞKAN – Ne?..

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – sorun efendim...

BAŞKAN – Sorarım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Ama, Sayın Başkan...

BAŞKAN – Ben, size sataşma olduğu...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz benim emrimde değilsiniz İçtüzüğün emrindesiniz.

BAŞKAN – Efendim, ama, sizin bu davranışlarınız... Bakın, bana karşı öyle hareket ediyorsunuz ki, siz farkında değilsiniz... (FP sıralarından gürültüler) Bir dakika arkadaşlar...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Konuşmacıya müdahale mi ettik Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, ben buradaki hiçbir konuşmacıya müdahale etmiyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Bir dakika efendim...

Şimdi, Grubunuzun ismi zikredilmedi; “siz” derken, herhangi birisini kastediyor; yani, ben o anlamda anladım; ama, ısrar ediyorsanız, oylamaya sunacağım.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sunarsınız efendim.

BAŞKAN – Peki efendim.

Ben bir sataşma olmadığı inancındayım; ama, arkadaşımız ısrar ediyor.

Sataşma olduğunu kabul edenler...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir dakika efendim...

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Ben bir grup adı anmadım efendim.

BAŞKAN – Arkadaşımız da diyor ki...

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Hiç kimsenin ismini telaffuz etmedim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bakın, bize de biraz yardımcı olun. Ben Başkan olarak...

Sayın arkadaşımız Grubuna sataşma olduğu konusunda ısrarlı...

UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, grup adı verilmedi ki.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bedük, bu konuyu karara bağlayayım, ondan sonra size söz vereceğim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Bir partinin genel başkanına atıf yaparak bir açıklama yaptı.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Ortaya laf söyledi, kim üstüne alınıyorsa alınsın.

BAŞKAN – Efendim “bir genel başkan” dedi de...

Sayın Kapusuz, peki, o zaman, 2 dakika size söz veriyorum, 2 dakika da Sayın Bedük’e söz vereceğim. (ANAP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Bir dakika efendim... Konuyu bu şekilde uzatacağımıza, tatlılıkla halledelim.

Sayın Kapusuz, rica ediyorum, yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere buyurun; 2 dakika süreniz var.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biraz önce konuşan değerli sözcü, talihsiz bir değerlendirme yapmıştır... (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar... Rica ediyorum canım... Arkadaşlar, çalışacağız, rica ediyorum.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, Fazilet Partisi olarak, değil buradaki milletvekili arkadaşlarımızın, Türkiye’de yaşayan bütün vatandaşlarımızın, en az bizim kadar Müslüman olduğunu, vatansever olduğunu, inancına bağlı olduğunu kabul ederiz.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Bir daha söyle, bir daha!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bizim konuşmalarımızda da, kati surette “biz sizden daha çok Müslümanız, daha çok inanıyoruz” gibi bir tek cümle duymadınız. (DSP sıralarından “Çok, çok” sesleri)

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ama, yarası olan gocunur kabilinden... (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) ...bizim hassasiyet gösterdiğimiz, milletimizin hassasiyet gösterdiği konularla ilgili olarak, sizler, yapmış olduğunuz yanlışların karşılığı olarak feveran ediyorsunuz, konuyu saptırıyorsunuz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sen saptırıyorsun.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bakınız, biz, burada, millet için faydalı olan bütün kanunların çıkması için her türlü desteği verdik, (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ama, sizin, halkı, milleti, esnafı ezmek için getirmiş olduğunuz yasa tasarıları karşısında, İçtüzüğün bize vermiş olduğu hakkı kullanmak mecburiyetindeyiz; çünkü, milletin temsilcileri olarak biz, bunu ortaya koymak için buradayız.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ne alakası var?!.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız “Meclisi engellemek”  ile “İslamı istismar etmek” gibi birtakım ifadelerin yakışıksız sözler olduğunu, bu memlekette istismarı kimlerin yaptığını, biraz önceki konuşmalarla, orta yerde gördük, milletimiz de gördü. Seçimler orta yere çıktıktan sonra, siz, seçimler konuşuluncaya kadar, seçim kararı alınıncaya kadar, irticayla ilgili bir paketin olmadığını söylemezken, şimdi, seçim kararı alındıktan sonra, millete gidileceğini anladıktan sonra “irticayla ilgili böyle bir  paket yoktur” demeye başladınız.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – İrtacayla mücadele etmek var.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, bitti efendim. Ben, cümlenizi tamamlamanız için sürenizi durdurdum. Sayın Kapusuz, bakın, beni zor duruma düşürmeyin.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Tamam Sayın Başkan, düşürmeyeceğim.

BAŞKAN – Lütfen, kürsüden inin efendim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar...

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, bakın, rica ediyorum sizden.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz böyle bir şey!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Hayır; size süre vermeyeceğim. Cümlenizi bitirmeniz için eksüre verdim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız.. (DSP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Sayın Kapusuz, iner misiniz efendim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Hem İslam diyeceksiniz hem de Müslümanlara zarar vereceksiniz. Elbette, böyle bir şeyi, milletimiz de biz de tasvip etmeyiz. Kesinlikle, yapılan yanlış üzerinde de, Sayın Başkana yakışmayan... (ANAP ve DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, bakın, oturuma ara vereceğim. Lütfen, iner misiniz efendim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Sayın Başkan, şunu söylüyorum...

BAŞKAN – Kürsüden iner misiniz Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, bu memlekette istismar edenlerin kim olduğunu milletin bildiğine inanıyoruz. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; ANAP sıralarından “Yuh” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öyle bir havaya sokuyorsunuz ki, bu Meclisin yönetimini çekilmez hale getiriyorsunuz.

İktidar partisindeki kişiler, sorumluluk duygusu içindedir; hem iktidarda olacaksınız hem bu Meclisi çalışamaz duruma sokacaksınız; olmaz. (ANAP sıralarından gürültüler)

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Ne demek iktidar partisi?!.

BAŞKAN – Kürsüye çıkıp da sağa sola sataşma yok... Olur mu!..

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sen, Meclisi doğru dürüst yönet!.. İktidarın ne suçu var!..

BAŞKAN – Rica ediyorum... Seçim kararını aldık; bu olgunluk içerisinde seçime gideceğiz; bu Meclis, olgunluğunu korumalıdır. Burada herkes bizi seyrediyor arkadaşlar... (ANAP sıralarından gürültüler)

Rica ediyorum canım... Ama, şimdi, iktidar partisindekiler çıkıp da muhalefete sataşırsa, ondan sonra onlara da söz hakkı doğar.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Ne demek o!..

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sataşma nerede var!..

BAŞKAN – Rica ediyorum efendim... iktidarsanız, sorumluluğunuzu taşıyın!..

2. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Ankara Milletvekili Agâh Oktay Güner’in, gruplarına sataşması nedeniyle konuşması

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bedük (DYP sıralarından alkışlar)

ABDULKADİR BAŞ (Nevşehir) – Başkan, hem sataşma yok diyorsun, ondan sonra söz veriyorsun; nasıl oluyor?!.

BAŞKAN – Size sormadım beyefendi... Size sormadım...

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Kürsüyü 5 dakika işgal etti, ses çıkaramadın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bedük.

SAFFET  ARIKAN BEDÜK  (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel çok talihsiz bir konuşma, çok yanlış bir değerlendirmeyi duymanın, takip etmenin üzüntüsünü yaşadım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokrasinin beşiğidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi,,, mukaddes bir çatıdır, halkın iradesinin temsil edildiği yerdir. Sayın Genel Başkanımız, bu çatıyla ilgili yapmış olduğu değerlendirmede -eğer daha evvelki konuşmaları da dikkatle takip edilmişse- 1995 seçimlerinden sonra, halkın iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekili dağılımındaki değişiklik, o değişikliği meydana getiren olaylar, demokrasi rejiminin dışına çıkan birkısım olaylar ve nihayet, Hükümetin oluşum tarzı ve yine bu Hükümetin, yani 55 inci Hükümetin, kendilerine baskı yapıldığını, bu sebeple de hükümet etmede sıkıntılarının bulunduğunu söyleyen Sayın Başbakanın açıklamalarından sonra...

AHMET KABİL (Rize) – Öyle bir açıklama yok!..

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – ...Meclise yansıtılmasından duyduğu üzüntüyü ifade etmişti; ama, biz, şunu söylüyoruz. Bu Mecliste gerçekten önemli olaylar olmuştur; bu Meclise kırmızı koltuklar da gelmiştir. Biz, bu Meclisin çatısı altında vuku bulan ihale yolsuzluklarından üzüntü duyuyoruz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ne alakası var!..

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Biz, özellikle, kamu çalışanları sendikaları kanunu tasarısının öncelikle ve ivedilikle buraya getirilmesini istiyoruz. Biz, polisin, özellikle askerlikle ilgili görüşülmekte olan kanun tasarısının bir an evvel görüşülmesini istiyorduk; ama, ne yazık ki, siz bunları getirmediniz, başka kanun tasarıları getirdiniz. İşte bu, dayatmadır; işte bu, uzlaşma aramamanın sonucudur. Demokrasilerde uzlaşma esastır. Eğer siz, uzlaşmayı sağlayabilseydiniz, buradan çok kanunlar çıkardı.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkan, 5 dakika mı süre verdiniz?!

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Ama, maalesef, uzlaşma değil, hep çamur, hep iftira... Demokrasinin asla kabul etmeyeceği, zedelenmesine neden olan... (ANAP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Olmaz böyle şey...

BAŞKAN – Sayın Bedük, tamam efendim; süreniz doldu.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) –  ... birkısım olayları getirip, pişirdiniz, önümüze koydunuz; onun için söylüyorum. (ANAP sıralarından gürültüler)

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Çıkını anlat sen, çıkını...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Efendim, müzakereler bitmiştir.

Öneriyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım:

Öneri:

30 Temmuz 1998 Perşembe günlü (bugünkü) gelen kâğıtlarda yayımlanan, 745 sıra sayılı Seçim Kanunlarında değişiklik yapan kanun teklifinin 48 saat geçmeden, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle  Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 11 inci sırasına alınması ve görüşülmesi; Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasına kadar olan işlerin 30 Temmuz 1998 Perşembe günü saat 24.00’e kadar tamamlanmaması halinde görüşmelere saat 24.00’ten sonra da devam edilmesi; 12 nci sıraya kadar olan işlerin bitiminde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 5 inci maddelerine göre, 1 Ekim 1998 tarihine kadar tatile girmesi; 1 Ekim 1998 günü Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 4 üncü maddeleri uyarınca çalışmalara devam edilmesi ve çalışmaların, mutat olan salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-19.00 saatleri arasında yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Aslında, bu önerinin son cümlesi bence gereksiz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Zararı da yok, faydası da yok.

BAŞKAN – Yani, Anayasa ve İçtüzüğe göre otomatikman o tarihte toplanıyor; ama, şimdi, böyle bir karar alınca, sanki...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Fark etmiyor...

BAŞKAN – Ama, öyle toplanınca, o arada toplantıya çağırma hakkı da doğuyor yani. Ama, böyle olunca, sanki, toplantıya çağırmama gibi...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Aynı şey, fark etmiyor.

BAŞKAN – Neyse, öyle yapalım.

Efendim, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Başbakanın Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş iki tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

 

V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

 

A)  TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

7. – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın, Azerbaycan Nahcıvan Özerk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1638)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Nami Çağan’ın görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 4-5 Temmuz 1998 tarihlerinde Azerbaycan Nahçıvan Özerk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete Kars Milletvekili Çetin Bilgir’in de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Mesut Yılmaz

         Başbakan

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

8. – Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın, Bulgaristan’a yaptığı resmî geziye katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1639)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 11 Temmuz 1998 tarihinde Bulgaristan’a yaptığım resmî ziyarete Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Mesut Yılmaz

         Başbakan

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

IX. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Manisa Milletvekili Erdoğan Yetenç aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçeceğiz; ancak, gündüz çalışmamızın bitmesine az bir zaman kalmıştır; bu itibarla, saat 20.00’de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.37

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sabahki çalışmalarımızda gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçmiştik ve önce yarım kalan işlerden başlamıştık.

Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

20. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

(1. görüşme 20.11.1997 Perşembe günü tamamlanmıştır.)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakeresi ertelenmiştir.

21. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

BAŞKAN – 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, maddeleri üzerindeki önergelerle birlikte, geçen birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilmişti. Komisyon raporu henüz verilmediği için teklifi görüşemiyoruz.

Aslında, bu teklifle ilgili olarak birçok insan bize telefon ediyor. Özellikle polis kardeşlerimiz diyorlar ki: “Bu teklif niye getirilip görüşülmüyor, siz mi görüşmüyorsunuz?” Biz, aslında, bu teklifin görüşülmesini istiyoruz; ama, herhalde, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan görüştüler, bu kanun teklifini geri aldılar. Bunu, rapor gelmediği için görüşmüyoruz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – 1 Ekimde görüşeceğiz efendim.

BAŞKAN – Biz de istiyoruz ki, bunu görüşelim. Hakikaten, şu anda askerlik çağında...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kanun teklifini veren bendim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, zatıâliniz verdiniz de, Sayın Güney, kanun teklifini vermek önemli; ama, onu görüştürmek de önemli. Şu anda askerlik çağında olan genç polis kardeşlerimiz, bunun bir an önce çıkmasını istiyor.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bu konuda yorum yapmak...

BAŞKAN – Bu vesileyle, bize de zaman zaman telefon ediyorlar, “siz mi engelliyorsunuz” diyorlar. Hayır diyorum, biz engellemiyoruz, Hükümet bize getirirse, bunu 2 dakikada çıkararız yani.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bize daha fazla müracaat var...

BAŞKAN – Tamam... Yani, bir an önce gelsin de çıkaralım, yazık, bu arkadaşlarımız bekliyorlar. Onlar da silahlı güçler, askerler de silahlı güçler; ha polis görev yapmış, ha asker görev yapmış; ikisi de silahlı kuvvetler.

Evet, onu da erteledik bu nedenle...

22. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)

BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakeresi ertelenmiştir.

23. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)

BAŞKAN – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakeresi ertelenmiştir.

24. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakeresi ertelenmiştir.

25. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/779) (S. Sayısı : 705) (1)

BAŞKAN – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

                                    

(1) 705  S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım...

FİKRET KARABEKMEZ (Malatya) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yetersayısı mı?.. Peki...

Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.

15 dakika ara vereceğim ve saat 20.20’de tekrar toplanacağız; eğer onda da karar yetersayısı bulunamazsa, o zaman birleşimi de kapatabilirim; onu bilesiniz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kapatamazsınız.

BAŞKAN – Kapatırım, nasıl kapatamam efendim?!

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bitimine kadar diye karar aldık; onu, ayrıca tartışırız.

BAŞKAN – Karar yetersayısı olmadığı için birleşime 15 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 20.06

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.20

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, 705 sıra sayılı yasa tasarısıyla ilgili komisyon raporunun okunup okunmaması hususunda yapılan oylama sırasında karar yetersayısının aranması istenmişti; yapılan oylamada karar yetersayısı bulunamadığı için birleşime ara vermiştik.

Çalışmalarımıza devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

25. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/779) (S. Sayısı : 705) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu yeniden oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Divan üyeleri arasında bir anlaşmazlık var; raporun okunmasını kabul etmeyenleri bir daha sayacağız.

Raporun okunmaması kabul edilmiştir ve karar yetersayısı vardır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Yok ama, hadi neyse!

BAŞKAN – Doğrusunu saydım arkadaşlar...

“Neysesi” yok, Salih Kapusuz. Bizde, hile olmaz, onu bilesiniz yani. (Alkışlar) Dürüstlük, bizim için en kutsal bir ibadettir, onu bilesiniz.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen var mı efendim? Yok.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – FP Grubu adına Sayın Osman Pepe konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN –Arkadaşlar, söz isteyenler bildirsinler; yani, ciddî bir şekilde Meclis yönetimi yapıyoruz. 

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Osman Pepe; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

FP GRUBU ADINA OSMAN PEPE (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde Grubum adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de idarî yapılanmadaki sıkıntıları, idarî yapılanmanın, şu anda Türkiye’de siyasî mülahazalarla nasıl içinden çıkılmaz hale getirildiğini, biraz sonra gündeme getireceğimiz, görüşeceğimiz hususlarla hep birlikte müşahede edeceğiz.

Türkiye’de, il, ilçe, belde yapılmasının herhangi ciddî bir kriteri, maalesef, yok; yani, belde yapılması dahi mümkün olmayan yerlerin siyasî mülahazalarla ilçe yapıldığı bir vakıadır günümüzde. Sadece siyasî parti çıkarları doğrultusunda, oy kaygısıyla, birtakım il, ilçe vaatlerinin verildiği hepimizin malumudur; ama, bunların ülke gerçekleriyle birebir örtüşmediğini, bölge halkının, bu konuda, fevkalade rahatsız olduğunu, bu kararlar aşamasında, aslında, referandum gibi son derece demokratik bir yöntemin geçerli olmadığını, Ankara’da, Mecliste, siyasî çıkarlar doğrultusunda verilen kararların, halkın vicdanında makes bulmadığını, hüsnükabul görmediğini hep birlikte esefle müşahede ediyoruz.

İşte, bizim bölgemizde Karamürsel, Yalova, Altınova arasında söz konusu olan sıkıntı da bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir. 6.6.1995 tarihinde bir kanun hükmünde kararnameyle yapılan düzenlemeyle Karamürsel’in 13 köyü ve 3 beldesi alınarak Altınova İlçesi oluşturuldu; daha sonra da bunlar, oluşturulan Yalova İline bağlandı.

Tabiî, Karamürsel’in, eli, ayağı budandı ve ayrıca, elinden ekonomik imkânları alındı; 26 kilometrelik sahilimizden bize sadece 8 kilometrelik kısım bırakıldı. 5 bin dönümlük hazine arazisinin tamamı Altınova’ya, ekonomik kaynağımız olan 2 fabrikanın tamamı Altınova’ya, dolayısıyla, Yalova’ya bırakıldı. İsmi Karamürsel Organize Küçük Sanayi Sitesi olan küçük sanayi sitemiz dahi Altınova’ya, dolayısıyla, Yalova’ya bırakıldı. Taşıyıcılar kooperatifi Karamürsel’den alınıp Altınova’ya, dolayısıyla, Yalova’ya bırakıldı. Soğuk hava depolarından...

YÜKSEL YALOVA (Aydın) – Hepsi bize verilmiş.

OSMAN PEPE (Devamla) – Evet...Yüksel Yalova da, karşımda, kendisine verilmiş olarak memnuniyetini ifade ediyor.

Değerli milletvekilleri, tabiî, Karamürsel’de bu yapılırken, Kilis’te de, Osmaniye’de de ve diğer oluşturulan illerde de -buna inanıyorum- benzer uygulamaları ve çarpıklıkları, maalesef, hep birlikte yaşadık.

Şimdi, ben, Kocaeli Milletvekili olarak, bir kanun hükmünde kararnameyle Kocaeli’den alınıp Yalova’ya verilen bu toprakların, aslında, yine bir kanun hükmünde kararnameyle alınıp asıl sahibine, asıl yerine verilmesinin en doğru yöntem olduğuna inanıyorum. Çünkü, bu bölünme yapılırken, yöre halkının görüş ve düşünceleri bir referandumla tespit edilmiş değildi; ama, şimdi, zannediyorum, bize ölümü gösterip, hastalığa razı ediyorlar. Yani, “siz, eğer referanduma evet demezseniz, zaten bunların tamamı elinizden gitti. Gelin, referanduma he deyin ve bu iş burada bitsin...”

Tabiî, bizim arzumuz, temennimiz ve üzerinde bilhassa, ısrarla durduğumuz, bir kanun hükmünde kararnameyle bu düzenlemenin yapılmasının en adil çözüm olacağıdır. Eğer bu yöntem geçerli olmayacaksa, ben, bölge halkının, yöre halkının kendi geleceklerini tayin etmeleri noktasında referandumun da bir yol olduğuna inanıyorum; ama, bana göre, bu, işin en son noktasıdır ve bunu, en son müracaat edilmesi gereken bir yöntem olarak değerlendiriyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, yöremizde, aslında, ilçe olmayı hak etmiş olan, 100 binin üzerinde nüfusuyla Derince hakkında kanun teklifi var, Darıca’yla alakalı, diğer beldelerimizle alakalı kanun teklifleri var; ama, bunların hiçbirisi siyasî hesaplara uygun düşmediği için, elbette ki, kale alınmıyor.

Yalnız, söz buraya gelmişken, biraz sonra görüşülecek olan Meclis gündemindeki Hükümet tasarılarının, ülkenin gerçekleriyle birebir örtüşmediğini, ülke gündemi ile Hükümetin gündeminin farklı olduğunu ifade etmek istiyorum; çünkü, biraz sonra huzurumuza gelecek olan Meclis gündemindeki kanun tasarılarının hiçbiri, milletimizin öncelikli olarak beklediği tasarılar değildir.

Değerli milletvekilleri, bakın, ben, ülke gündemi ile Hükümetin gündeminin farklı olduğunu söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin yaptırmış olduğu bir kamuoyu araştırmasının sonucuna göre, Türkiye’nin en önemli sorunlarının sıralaması şöyle: Birinci sırada anarşi ve terör, yüzde 23; ikinci sırada, enflasyon ve hayat pahalılığı, yüzde 22; üçüncü sırada, demokrasi ve insan hakları ihlali, yüzde 10; dördüncü sırada, işsizlik, yüzde 9; beşinci sırada, devlet kurumlarındaki yolsuzluk, yüzde 8,4; altıncı sırada, eğitim ve sağlık sorunları, yüzde 6,1; yedinci sırada, çevre kirliliği 3,4; sekizinci sırada, irtica, laikliğin tehdit altında olması, yüzde 1. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yaptırılan bir kamuoyu araştırmasında, ülke insanının, sıralamayı nasıl yaptığını görüyoruz.

Burada, Hükümetin, kamu çalışanlarının sendikal hakları konusunda duyarsız kaldığını ve yine, Türkiye’deki büyük çoğunluğu teşkil eden kesimlerin beklentilerini, tasarı olarak Meclis gündemine taşımakta son derece duyarsız davrandığını ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, tabiî, bu tür, halkın çıkarlarına olan kanun tasarıları üzerinde hep birlikte hareket etmemiz, ittifak etmemiz ve bir an önce kanunlaşmasını sağlamamız, elbette ki, en güzel yöntemdir; ama, maalesef, bazı milletvekili arkadaşlar, bunları, kendi yörelerinde, kendi ufak siyasî hesaplarına da malzeme yapıyorlar. Bunu da, burada, Kocaeli Milletvekili olarak dile getirmekte fevkalade fayda mülahaza ediyorum.

Burada, biraz sonra, hep birlikte karar altına alacağımız bu kanun tasarısıyla, verecek olduğumuz bu kararla, inanıyor ve temenni ediyorum ki, Karamürsel-Altınova ve Kocaeli-Yalova arasındaki bu sorun, orada yaşayan hemşerilerimizin, oradaki değerli seçmenlerimizin istekleri doğrultusunda tecelli etsin.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pepe.

Aslında, kanun tasarısının irticayla mirticayla ilgisi yok; basit, bir mahallî olay.

OSMAN PEPE (Kocaeli) – Hükümetin gündeminde Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum...

Bakın, her şeyi yerli yerinde kullanırsak daha iyi olur. Bölgenizle ilgili bir kanun çıkacak. Parlamento, bu saatte, tatile girerken, bu sıkıntıyı gidermek için burada büyük bir özveride bulunuyor. Yani, her şeyi yerinde kullanırsanız daha makul olur diyorum.

OSMAN PEPE (Kocaeli) – Sayın Başkan, böyle bir yorum yapmaya hakkınız var mı? Ben yerinde kullandığıma inanıyorum.

BAŞKAN – ANAP Grubu adına, Sayın Yaşar Okuyan; buyurun.

ANAP GRUBU ADINA YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Anavatan Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Şimdi görüşülmekte olan kanun tasarısı, üç yıldan bu yana il olan Yalovamızın Altınova İlçesinde bir referandum yapılmasıyla ilgili.

Ben, şahsen, Yalova Milletvekili olarak, bu noktada, değerli Kocaeli milletvekili arkadaşlarımızla da müteaddit defalar yaptığımız görüşmelerde, işin ta başlangıcından bugüne kadar, esas, alınacak olan tek bir kararın olduğunu ve o kararın da, o yörede yaşayan insanların kendi gelecekleriyle ilgili kararı vermelerinin en doğrusu olduğunu ifade etmiştim. Belli bir uzlaşmayla, bu, buraya kadar geldi.

Aslında, burada, Kocaeli milletvekili arkadaşlarımız konuşma noktasında olmasaydı, ben de, Yalova Milletvekili sıfatımla bir konuşma yapmayı düşünmüyordum; ama, benden önce konuşan değerli arkadaşım Sayın Pepe, işte “kanun kuvvetindeki kararnameyle Yalova İline bağlanan Altınova İlçesinin, yine kanun kuvvetinde kararnameyle geri verilmesi lazımdı” diyerek “ölümü gösterip, sıtmaya razı ediyorlar” tarzında bir tabir kullandı; ben, bunu, doğru bir tabir olarak görmüyorum.

Yalova’nın il olması noktasında, o günkü siyasî iktidar, Anavatan Partisi değildi; benim partimin, burada, herhangi bir kusuru, kabahati, artısı eksisi mevzubahis değil. O gün, Doğru Yol Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin İktidarı vardı. Kilis seçimleri çok önemliydi, Kilis belediye seçimleri, o günkü siyasî iktidar tarafından çok önemseniyordu ve o noktada, Karabük ve Yalova da dahil edilerek il oldu.

Tabiî, Yalova halkı, Yalova’yı il yapan herkese, bu konuda katkısı olan herkese şükranlarını sunmuştur; ama, öyle alelacele il yapıldı ki, İçişleri Bakanlığının koridorlarında geceyarısı öyle kararnameler oluşturuldu ki, mesela, Altınova sınırları içerisinde olan Geyikdere Köyümüz unutuldu. Geyikdere Köyünün etrafındaki bütün köyler, yerleşim merkezleri Yalova İline bağlandı; ama, bu köy, üç yıldan beri orta noktada Kocaeli’ne bağlı olarak kaldı; âdeta, bağımsız bir köy statüsü kazandı; çok ilginç bir şey... Sebep; çünkü, geceyarısı, sabaha karşı, alelacele, Kilis’teki belediye seçimini nasıl kazanırız... Bütün mesele oydu; ama, sonuçta, birtakım insanlar geldiler, orada yaşayan insanları, şu yönde veya bu yönde telkine muhatap ettiler. İşte, niye böyle oldu, niye şöyle oldu tarzında tartışmalar yaşandı ve üç yıldan bu yana da bu tartışmalar... Aslında, Altınova’da yaşayan vatandaşlar arasında bu tartışma yok; orada, sadece, bu tartışmayı, bir belediye başkanı arkadaşımız, kendi adına yapıyor.

Şimdi, burada, en doğru karar nedir; en doğru karar, işte, huzurunuza getirdiğimiz bu kanun teklifidir. Altınova’da yaşayan bütün vatandaşlarımıza soracağız. Ben, Yalova Milletvekili olarak, tabiî ki, Yalova’da kalmasını isteyeceğim; tabiî ki, Kocaeli milletvekili değerli arkadaşlarım da Kocaeli’nde kalmalarını isteyecek. Bunun siyasî yönü yok; olmaması lazım; çünkü, her partimizin, hem Yalova’da hem Altınova’da hem de Kocaeli’nde teşkilatları var, milletvekilleri var. Şimdi, biz, burada siyasîler olarak, siyasî kimliğimizle, milletvekili kimliğimizle bu tartışmada taraf olmak gibi bir yanlışlığın içine düşemeyiz. En doğrusu, Tokmak’taki, Geyikdere’deki, Tavşanlı’daki, Hersek’teki, Fevziye’deki, Karadere’deki, Çavuşçiftliği’ndeki, Aktoprak’taki, Tevfikiye’deki, Örencik’teki, Havuzdere’deki, Ayazma’daki köylerde,  Subaşı ve Kaytazdere beldelerinde yaşayanlara ve Altınova’daki halkımıza sormamız lazım. Halkımız, Altınova’da yaşayan vatandaşlarımız, eğer, referandum sonucunda, oylarıyla “Yalova” derlerse, hepimizin, verilecek karara saygı duyması lazım; “Kocaeli” derlerse, yine, hepimizin, o karara saygı duyması lazım. Biz, baştan beri bunu teklif ettik ve bunu savunduk.

 İşte, bu kanun tasarısıyla bugün gelinen nokta, bizim üç yıldan beri ortaya koyduğumuz bu görüşün doğrulandığı bir noktadır. Biz, Yalovalılar olarak, Altınova’nın, Yalova’da kalmasını arzu ediyoruz; çünkü, onlarla üç yıldır entegre olduk, bütünleştik. Bütün köylerimizde, beldelerimizde, ilçemizde yaşayan insanlarımızla bir ihtilafımız yok; ama, takdir, mutlaka, tabiî ki, orada yaşayan insanlarındır. Altınova halkının iradesine şimdiden saygı duyuyorum ve Altınova halkı, eğer, bu referandum sonunda tercihini Yalova’ya yapıyorsa, en azından, biz, kendimiz, memnuniyetle, bu iradeyi saygıyla karşılayacağız; “Kocaeli” diyecekse, yine, aynı şekilde saygıyla karşılayacağız.

Ben, bu referandumun, Altınova’da yaşayan bütün vatandaşlarımıza hayırlı olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okuyan.

Maddenin tümü üzerinde başka söz isteyen?.. Yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

SEKİZ İLÇE VE ÜÇ İL KURULMASI VE 190 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BU KARARNAMEYE GEÇİCİ MADDELER  EKLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. – 6 Haziran 1995 tarihli ve 550 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki 6 sayılı listeye ve 11 sayılı listenin Altınova İlçesi kısmına Kocaeli İli Karamürsel İlçesi Merkez Bucağına bağlı Geyikdere Köyü dahil edilmiştir.

Aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında zikredilen 11 sayılı listeden Altınova İlçesi mevcut kasaba ve köyleriyle birlikte çıkarılmıştır.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. – 550 sayılı Kanun Hükmünde Karanmameye aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 6. – Altınova İlçesinin Yalova veya Kocaeli İllerinden hangisine bağlanacağı 6 sayılı listede yazılı yerleşim birimleri ile Altınova Belediye sınırları içinde yapılacak halkoylaması ile belirlenir. Halkoylaması sonucu kesinleştikten sonra başkaca bir işlem yapılmaksızın Altınova İlçesi, lehinde fazla oy çıkan İl’e bağlanır.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 7 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 7. – 6 sayılı listede yazılı yerleşim birimlerinin Altınova veya Karamürsel ilçelerinden hangisine bağlanacakları, bu birimlerde Geçici 6 ncı madde çerçevesinde yapılan halkoylaması sonuçları da gözönünde bulundurularak, ilçelerin coğrafî bütünlüğüne uygunluk sağlayacak şekilde, halkoylaması sonucunun kesinleştiği tarihten sonraki bir aylık süre içerisinde İçişleri Bakanının teklifi üzerine müşterek kararnameyle belirlenir.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Başkan izninizle.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Başkan, bu maddenin bu şekilde düzenlenmesinde, tüm partilerimiz müştereken, Kocaeli ve Yalova milletvekillerimiz müştereken aynı istikametli değerlendirme yapmışlardır. Bunu, Genel Kurulumuzun bilgilerine arz ediyorum.

BAŞKAN – Bu kadar mı?!. (Gülüşmeler)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Bu kadar.

BAŞKAN – Sayın Başkan, bunu zaten herkes biliyordu...

Madde üzerinde başka söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 8 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 8. – Halkoylaması bu Kanunun yürürlüğe girmesini takip eden 60 günlük süreden sonraki ilk pazar günü Altınova İlçe Seçim Kurulunca yapılır. Halkoylamalarında en son tespit edilen sandık seçmen listesinde adları yazılı seçmenler oy kullanırlar.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 9 uncu maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 9. – Altınova İlçesinin halkoylaması sonucu Kocaeli İline bağlanması durumunda, bu ilçedeki Yalova İl Özel İdaresinin özel hukuk hükümlerine tabi olanların haricindeki bütün nakit, varidat, tahakkuk, tahsilat, bakaya muamele ve hesapları, menkul ve gayrimenkulleri, hak, alacak ve borçları ve bunlarla ilgili defter, dosya ve evrak, halkoylaması sonucunun kesinleşmesini takip eden doksanıncı günden itibaren bağlanacağı il özel idaresine geçer ve bu tarihi takip eden on günlük süre içinde devir ve teslimi yapılır. Gayrimenkullerin tapu kayıtları harçsız olarak yeni ilin özel idareleri adına tashih ve tescil edilir. Özel idare kadrolarında bulunup bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görev yapan memurlar, kadroları ve her türlü özlük haklarıyla birlikte başkaca işleme gerek kalmaksızın halkoylaması sonucunun kesinleştiği tarih itibariyle Kocaeli İl Özel İdaresine devredilmiş sayılır. Bu personelin Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden doksan günlük süre içindeki maaş ve ücretleri ile her türlü özlük hakları halen bağlı bulundukları Yalova İl Özel İdaresince karşılanır. Doksan günlük sürenin bitiminin maaş ve ücret ödeme tarihine denk gelmemesi halinde bu süre peşin ödenmiş olan en son maaş ve ücretin ait olduğu zaman sonuna kadar uzatılmış sayılır. Bu ödemeyi yapmış olan Yalova İl Özel İdaresince herhangi bir iade talebinde bulunulmaz.

Yapılan halkoylaması neticesinde Altınova İlçesinin Yalova İline bağlanması sonucu çıkarsa, 1 inci maddenin ikinci fıkrası ile bu maddenin yukarıdaki hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen var mı? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, 2 nci maddeyi, kabul edilen geçici maddelerle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. – Bu Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası halkoylamasının kesinleştiği tarihten itibaren , diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen var mı? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. – Bu Kanun hükümlerini BakanlarKurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kanunun, Yalovalılara ve Kocaelililere hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

İnşallah, hangi il kendi menfaatına ise, oradaki halk, onu tercih eder.

26. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu (1/638) (S. Sayısı : 383) (1)

BAŞKAN – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Raporun okunup okunmamasını oylarınıza sunup, karar yetersayısını arayacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Efendim, raporun okunmaması kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, iyice sayalım.

BAŞKAN – Efendim, saydık; arkadaşınız da saydı.

Sayın Kapusuz, bu Divana biraz güvenin, rica ediyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Karar yetersayısı yok.

BAŞKAN – Var efendim.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz de saydık.

BAŞKAN – Canım, arkadaşınızla beraber saydık, rica ediyorum...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz rica ediyoruz...

BAŞKAN – Beyler, burada herkes namusuyla görev yapıyor; herkesin, en az sizin kadar namuslu olduğunu kabul edin canım. Burada, saydık ve karar yetersayısı var; rica ediyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Biz de sayıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Canım, siz nasıl sayıyorsunuz... Bakın, biz, buradan sayıyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sonradan  gelenleri de sayarsanız tamam olur.

BAŞKAN – Divan üyesi iki arkadaşımız var burada. Rica ediyorum, böyle yapmayın; birbirimize biraz güvenmemiz lazım.

Ben, her vesileyle söyledim. Oturumu idare ederken, kendimi, Tanrı’nın karşısında ibadet edercesine sorumluluk duygusu içinde hissediyorum; bu, çok önemli bir görev; rica ediyorum.

                                  

(1) 383 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Sayın Kapusuz, bakın, ben, her zaman düşüncelerinize saygı duyuyorum; ama, ben, size ne kadar saygı duyuyorsam, siz de bizim dürüstlüğümüze inanın ve bize saygı duyun lütfen.

Tümü üzerinde söz isteyen?..

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) – Grup adına söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Güryüz Ketenci; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ketenci, süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul)– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde  Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla  ilgili olarak Grubumuzun görüşünü sunmak üzere söz aldım; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, bir temel hakkın, Anayasayla güvence altına alınmış bir temel hakkın yaşama geçirilmesi ve güvence altına alınmasını öngören bir yasadır. Yalnız ülkemizde değil, çokpartili demokrasiyle yönetilen ülkelerin hemen hepsinde, toplantı ve gösteri düzenleme hakkı, en temel haklardan biridir. Bugün, bu hak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, Birleşmiş Milletler Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinde yer alabilmişse, dünya bu noktaya birdenbire gelmedi. Dönüp, dünya siyasî tarihine baktığımız zaman, daha 18 inci Yüzyılın sonlarında, 1789 büyük Fransız devriminden bu yana, bu hak, evrimleşerek bu noktaya gelmiş, bütün demokratik anayasalarda yer alabilmiştir.

İmparatorluk döneminde, 1876 Birinci Meşrutiyet Anayasasında bu hakka yer verilebilmiş, 1908 İkinci Meşrutiyet Anayasasıyla da, bu özgürlüğün, ancak özel bir kanunla düzenlenebileceği ifade edilmiştir; bu Kanunun adı da Tecemmüat Kanunu ve İçtimai Umumiye Kanunudur. Bu özel Kanun sayesinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, siyasal ve toplumsal yaşamımızda yer alabilmiş ve bütün Osmanlılar, izinsiz toplantı ve gösteri  düzenleyebilme imkânına kavuşabilmiştir. Esas itibariyle, cumhuriyet döneminde, 1924,1961 ve nihayet 1982 Anayasamızda, bu hak, güvence altına alınabilmiştir. Gelinen nokta itibariyle, toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkı, bugün demokrasilerin, “olmazsa olmaz” koşuludur; artık, çağdaş demokrasilerde, hiçbir bahaneyle, bu hakkın engellenmesi kabul edilemez konumdadır.

Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasamızın 13 üncü maddesinde, genel sınırlama nedenleri ve yöntemleri; 14 üncü maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasındaki sınırlamalar; 15 inci maddesinde, hak ve özgürlüklerin kullanılmasının hangi özel koşullarda durdurulacağı belirtilirken, 34 üncü maddeyle de, herkese, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı sağlanmış, bu hakkın kullanımının şekil, şartı ve usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür.

Hal böyleyken, 1983 yılında yürürlüğe girmiş olan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, günümüzün koşullarında, toplumumuzun demokratikleşme özlemlerini, ulusumuzun yaşamakta olduğu evrimleşme sürecini ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerdeki boyutunu karşılayacak konumda değildir. Aslında, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, demokratikleşme paketi içerisinde bir bütün olarak bu Meclise getirilmeliydi, bizim istemimiz ve özlemimiz budur; ancak, bugün önümüze getirilen tasarı, 2911 sayılı Yasanın bir maddesinin değiştirilmesine yöneliktir. Değiştirilmek istenen, 23 üncü maddenin (b) bendidir. Burada sözü edilen husus, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında, Anayasa ve yasayla düzenlenmiş bu hakkın kötüye kullanılmasını önlemektir. Bazı kişilerin, özellikle, illegal örgüt militanlarının, bu hakkı yasal sınırlar içerisinde kullanmak, demokratik taleplerini dile getirmek isteyenlerin toplantılarını provoke ettikleri, özel işaret, maske, kolluk, vesaire taktıkları geçtiğimiz süreçlerde görülmüş ve yaşanmıştır. Elbette, bunların, toplantıyı yasadışına taşımalarına, olayları provoke etmelerine, ajitasyon için özel giysi giymelerine, maske takmalarına, özel işaret kullanmalarına mâni olunmalıdır ve bu yetki, şüphesiz, düzeni ve disiplini sağlamakla görevli güvenlik güçlerinindir. Ancak, madde içinde kullanılmış bir tabir, gerçekten, maksadı aşan, güvenlik güçlerinin taşıyabilecekleri yükün üstünde bir yükü onları yüklemekte, onları daha ağır bir sorumluluk altına sokmaktadır. Nedir o belirsizlik madde metni içinde; bakınız, aynen şöyle denilmektedir: “Suç işlemek maksadıyla kurulmuş ve kurulduğu varsayılan örgütler.” Öncelikle, bunların üzerinde durmak istiyorum: Suç işlemek maksadıyla kurulmuş örgütler; nedir bunlar? Bunlar, değişik zaman dilimleri içerisinde, mahkeme kararlarıyla suç işlemek amacına yönelik olarak kuruldukları saptanan ve toplumun bütün kesimlerince, ama, bütün kesimlerince yasadışı oldukları kabul edilen örgütlerdir. Bunları tek tek saymaya gerek yok, bunların isimleri, siyasal ve toplumsal yaşamımızı yakından izleyen herkesçe biliniyor. Bunun dışında “kurulduğu varsayılan örgütler” tabiri, muallak, belirsiz, neyi kapsadığı belli olmayan bir ifadedir. Söylediğim gibi, bu ifade, güvenlik güçlerini zor durumda bırakacak anlamdadır. Bu ifade, maddeden çıkarılmalıdır. Madde metnine açıklık getirmenin yolu budur. Farklı yorumlara ve algılamalara meydan vermemek için, bunun, madde metninden çıkarılmasının zorunlu olduğunu ifade ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun dileği ve özlemi budur.

Bu dileklerle, bu arzuyla hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ketenci.

Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Ömer Vehbi Hatipoğlu, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Hatipoğlu, süreniz 20 dakika.

FP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak Fazilet Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi şahsım ve Fazilet Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, dünyaya gözlerine açan her insanın, doğuştan beraberinde getirdiği, devredilemez, vazgeçilemez hakları vardır. Bunlar, yeryüzünün neresine giderseniz gidiniz, medenî her insanın ortak değeri haline gelmiş bulunan temel hak ve özgürlüklerdir. Aynı şekilde, dünyanın neresinde olursa olsun ve kimin eliyle, hangi gerekçe ve sebebe dayandırılırsa dayandırılsın, bu haklara yönelen her türlü saldırı, baskı ve kınama, çağdışı ve antidemokratik olarak nitelendirilir.

İşte, demokratik bir toplum oluşturma hedefine ne kadar yaklaştığımızı tespitte birinci temel ölçüt, bence budur; yani, temel hak ve özgürlüklerin ne ölçüde güvence altına alındığı meselesi... Kısacası, günümüz dünyasında çağdaşlığın, ilericiliğin, demokratlığın en anlamlı ölçütü, insanların temel hak ve özgürlüklerine karşı takınılan tavırdır. Şurası da unutulmamalıdır ki, insanoğlunun doğuştan sahip olduğu haklar, toplumların veya yönetici bir azınlığın lütuf kabilinden verdiği, dilediği zaman da geri alabileceği veya yasaklamalar koyabileceği türden ihsanlar değildir. İnsanın insan olduğu için sahip olduğu ve kullanımı başkalarının iznine tabi olmayan haklardır; yani, yeryüzünde, nasıl ki, herhangi bir insanın soluk almasına engel olamazsanız, soluk almayı izne tabi tutamazsanız, inanmak, düşünmek ve inancının gereğini yerine getirmek hakkını da engelleyemez, izne bağlayamaz, yasaklayamazsınız.

Buraya kadar sıraladığımız tespitlerde, hemen her kesimden milyonlarca insanın hemfikir olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü, insana ve onun haklarına saygı, dağarcığında insanlık onuru taşıyan her şuurlu şahsiyetin müştereğidir. Tabiî ki, diktatörler, bu genellemenin dışında kalır. Bence, en önemli ve can alıcı mesele, önceliklerin tespiti konusunda sergilenen tavırlar ve kamuoyuna deklare edilen fikirlerdir. Önce ne gelir; devlet mi, millet mi, sistem mi, insan mı? Daha açık bir ifadeyle, devlet mi millet için vardır, yoksa millet mi devlet için vardır; sistem için mi insan vardır, insanlar için mi sistemler ve düzenler var olmuşlardır?

Açıkça ifade edelim ki, biz, devleti, milletin teşkilatlanmış hukukî otoritesi olarak anlıyoruz; yani, devlet, millet için vardır. Milletin haklarını, düzen ve güvenini, refah ve mutluluğunu sağlamak amacıyla, milletin kendi iradesiyle oluşturduğu hukukî teşkilat olan devlet, şüphesiz ki, millet için ve milletin emrinde olmak için vardır. Bunun gibi, sosyal ve siyasal sistemler de insan için vardır. İnsanın refah ve mutluluğunu sağlamak, ihtiyaçlarına çözüm bulmak, temel hak ve özgürlüklerini teminat altına almak amacıyla var olan sistemler, insanın hizmetinde ve emrindedir.

Sayın milletvekilleri, kısacası, terazinin bir kefesine insanı ve onun temel hak ve özgürlüklerini koyduğunuzda, diğer kefesine, bunu engelleyebilecek bir değer bulup, koyamazsınız; çünkü, yoktur.

Yine, eşitliğin bir yanına insan ve onun temel haklarını koyduğunuzda, eşitliğin öbür yanına neyi koyarsanız koyun, bu reel bir işlem olamaz. Zira, insanoğlu, binlerce yıllık tarihî geçmişinde bu haklarını kan pahasına kazanmıştır. Kanın pahası ise henüz keşfedilmiş değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği gibi, vatandaşların herhangi bir konu hakkında düşüncelerini ifade etmek, halkı aydınlatmak, etkilemek ve kamuoyu oluşturmak suretiyle o konuyu benimsetmek maksadıyla toplantılar ve yürüyüşler düzenlemek hakkı, insanların temel hak ve özgürlükleri arasında yer almaktadır.

İnsanların bu temel hak ve özgürlükleri, uluslararası hukuk metinlerinde, özellikle, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınmıştır. Yine, bu haklar, dünya ölçeğinde hemen hemen bütün demokratik anayasalarda benimsenmiştir. Zira, düşünce, düşünceyi ifade, örgütlenme ve kamuoyu oluşturmak maksadıyla toplantı ve gösteri yapmak hakkı, demokrasinin olmazsa olmaz şartlarındandır. Ancak, bu temel hakların kullanılmasında uyulması gereken kurallar da -hukukun temel ilkelerine uygun olması koşuluyla- belirli ilkelere bağlanmıştır. Bu nedenle de, gerek anayasalar ve gerekse de uluslararası hukuk metinleri, toplantı ve gösteri yürüşünün silahsız, saldırısız yapılması şartını, bu hakkın ayrılmaz bir ilkesi olarak vurgulamaktadır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, bizim, toplum olarak, İkinci Meşrutiyetten bu yana kabul edip, yasalarla düzenlediğimiz bir haktır. İkinci Meşrutiyet Döneminde kabul edilen Tecammuat Kanunu ile İcmaati Umumiye Kanunu bu ülkede kırk yıl yürürlükte kalmıştır. 1950’den sonra çıkarılan 6761 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, daha sonra 1963 tarihli ve 171 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Yasada zaman zaman değişiklikler yapılmış; ancak, bu değişiklikler, her defasında, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Nihayet, 6.10.1983 tarih ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. İşte, bugün müzakere ettiğimiz yasa tasarısı, bu Kanunun bir maddesinde değişikliği öngörmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yeri gelmişken, birazcık da bu yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak bir iki konuya değinmek istiyorum: Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, Türk hukukunda, Anayasanın 34 üncü maddesiyle düzenlenmiştir. Buna göre “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Anayasanın bu hükmü, toplantı ve gösterinin önceden izin almadan düzenlenebileceğini öngörmüşse de, yine, aynı maddenin üçüncü fıkrasına dayandırılarak, bu hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil ve şartları gösteren 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu, ilke olarak, izin sistemine dayandırılmıştır. Bu izin, yasada bildirim olarak da ifade edilmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle bu Hükümet döneminde, bu yasanın uygulanması konusunda, hiç de tasvip edilemeyecek keyfîliklerin yaşandığı bilinmektedir. Vatandaşların toplantı ve gösteri yapma talepleri, hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir. Vatandaşlar, bu Hükümet döneminde, bu en tabiî demokratik haklarını kullanmaktan mahrum bırakılmışlardır. Bunu, en bariz bir şekilde, sekiz yıllık temel eğitimle ilgili olarak gösteri yapmak isteyen ve yasanın öngördüğü prosedüre uygun olarak müracaat eden vatandaşlarımızın bu taleplerinin valiliklerce reddedilmesi olayında yaşadık.

Bir hakkın kanun metninde yer alması tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Aslolan, bunun, uygulamada da geçerli olmasıdır. Aksi halde yönetimler, vatandaşları yasadışı yollara başvurmaya teşvik etmiş olurlar. Bu ise, hiç kimsenin tasvip etmediği gelişmelere yol açar. Bu nedenle, Hükümetler, yasalara uygun bir şekilde demokratik tepki ve protestolarını gerçekleştirmek isteyen vatandaşları engellemek şöyle dursun, onların, bunu, huzur ve güven ortamı içinde gerçekleştirmelerine imkân hazırlamalıdır; yani, öncelikle, hükümetler, demokrasiyi içlerine sindirecekler, vatandaşlarını potansiyel tehlike gibi görme alışkanlığından vazgeçecekler ve ondan sonra da, vatandaştan, yasalara uygun hareket etmelerini bekleyeceklerdir; yoksa “ben devletim, yaptım oldu” mantığıyla hareket edilecek olursa, toplumsal barış yara almış olur, gerginlik had safhaya ulaşır. Demokratik mecrada akması gereken toplumsal tepkiler, antidemokratik ve yasadışı mecralara yönlendirilmiş olur. Sorumluluk ise, beceriksizce bu gerginlik ortamını tırmandıran yönetimlerin üzerinde kalır.

Yine bu Hükümet döneminde sudan bahanelerle tırmandırılan gerginlikler nedeniyle, devletin emniyet güçleriyle cami cemaati; yani mütedeyyin insanlar karşı karşıya getirilmiştir. Neden; çünkü, bu insanların yasalar çerçevesinde istedikleri toplantı ve gösteri yapma izni verilmemiş de ondan. Bu Hükümet döneminde yalnızca camilerin çevresinde değil ve fakat, maalesef, üniversite önlerinde de sık sık polis ve polis panzerleri görmeye alıştık. Okula alınmadıkları için üniversite bahçelerinde oturma eylemi gerçekleştiren öğrencilere yapılan müdahale kamu vicdanını derinden yaralamıştır; ama, bundan da önemlisi, belki de, tarihte ilk kez, devletin resmî polisi, sınav salonlarına girerek, başörtülü öğrencileri karga tulumba, hırpalayarak, rencide ederek dışarı çıkarmış ve öğrenim özgürlüğünü hiçbir yasal gerekçesi olmamasına rağmen engellemiştir.

Devletin emniyet güçlerini vatandaşların en temel haklarından biri olan gösteri ve öğrenim hakkını kullananlar üzerine haksızca sevk etmenin sorumluluğunu taşıyanlar, eminim ki, bugün olmasa da, yarın bağımsız yargı önünde bunun hesabını vermek zorunda kalacaklardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bu yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak muhatap olduğumuz en önemli problemlerden biri de, emniyet güçlerinin zaman zaman göstericiler ve bu gösterileri izleyen basın mensuplarına karşı takındıkları tavırlardır.

Elbette ki, polisimiz, çok büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır. Özellikle toplumsal olaylarda yaşadığı stresi ve kimi zaman muhatap olduğu saldırıları gözardı etmemiz mümkün değildir. Kendilerini çok iyi anlamamız ve her türlü araç ve gereçle teçhiz etmemiz gerekir; ancak, yasal gösterilerde haklarını arayan ve demokratik bir hakkı kullanan topluluklar üzerine de kimi zaman acımasızca gidildiği herkesin malumudur. Türkiye, bu yakın dönemlerde, devletin memuru olan polislerin, yine, devletin memurlarını başkentin meydanlarında, şu Meclisin birkaç metre ötesinde, acımasızca copladığına şahit oldum. Bu manzaralar, hiç de hak etmediğimiz görüntülerdir.

Olayları görüntülemeye çalışan basın mensuplarının nasıl tartaklandıkları da, hafızalarda canlı bir şekilde duruyor.

Burada bir hakkı teslim etmek için ifade etmek isterim ki, Sayın İçişleri Bakanının, Emniyet Teşkilatını daha duyarlı olma konusunda uyardığını ve konuya özel bir ilgi atfettiğini biliyoruz; bu, memnuniyet vericidir; ama, sorun, sadece Sayın Bakanının hassasiyetiyle çözülebilecek bir sorun değildir. Bunun temelinde, yetersiz eğitim yatmaktadır. Bu nedenle, toplumsal olaylarla ilgili görevlendirilecek polislerimizin, kitle psikolojisi konusunda yeterli bir eğitime kavuşturulması da kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; buraya kadar arz ettiğim olumsuzlukların temelinde, yanlış devlet felsefesinin yattığına inanıyoruz. Devletin, millet için var olduğu, aslolanın, insanın mutluluğu olduğu düşüncesi kesin bir kabul haline getirilmedikçe, devletin gücünü elinde bulunduranlar, otorite adına, vatandaşı coplamayı da doğal görür. Bu nedenle, öncelikle yanlış devlet anlayışımızı düzeltmek ve bunu, devletin kolluk kuvvetlerine de benimsetmek zorundayız diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; demokrasi, seçmenlerin belirli aralıklarla temsilcilerini seçtikten sonra, öbür seçime kadar yönetimin kayıtsız şartsız temsilcilere bırakıldığı bir rejim değildir. Vatandaşlar, iki seçim arasında da toplum menfaatını veya kendi çıkarlarını ilgilendiren her konuda seslerini duyurmak, fikirlerini açıklamak ve bunları karşılıklı tartışmak suretiyle yönetimi etkilemeye çalışmak ve yönlendirmek imkânına sahip olmalıdırlar. Zira, demokrasinin kaderi, demokrasinin güçlenerek yaşama şansı, vatandaşların, toplumun bugünü ve geleceğiyle ilgili gelişmelere karşı duyarlılık göstermesine ve siyasî hayata, giderek artan bir şekilde ve etkin olarak katılmasına bağlıdır. Bu açıdan, vatandaşlar, kişisel olarak veya mensubu bulundukları sivil toplum örgütleri aracılığıyla düşüncelerini ifade etmek ve bu yolla kamuoyu oluşturmak gibi vazgeçilmez bir demokratik hakka sahiptirler.

Her demokratik toplumda, düşünce ve bunu ifade etme özgürlüğü olmaksızın, devlet yönetimi, yönetimdeki aksaklıklar ve bunların nasıl düzeltileceği gibi konularda kamuoyu oluşturmak mümkün değildir. Vatandaşlar, ancak fikirlerini hür bir şekilde açıklamak ve bunları karşılıklı tartışmak suretiyle siyasî katılımı gerçekleştirebilir. Toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olmaksızın, düşünce özgürlüğü de tek başkına bir anlam ifade etmez.

Tarihte, gelmiş geçmiş en güçlü diktatörler bile düşünce üzerinde doğrudan etkili olamamışlardır ve doğal olarak da düşünceyi de yasaklayamamışlardır; ancak, kitle haberleşme araçlarını sıkı bir şekilde denetim altına alarak, örgütlenme, toplantı ve gösteri yapma hakkını kısarak veya tamamen ortadan kaldırarak, vatandaşların düşüncelerini yaymalarını engelleme yolunu seçmişlerdir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; müzakere etmekte olduğumuz yasa tasarısının değişiklik gerekçesini incelediğimizde, toplantı ve gösterilerde, inisiyatifin kötü niyetli kişi ve kuruluşlara bırakılmaması, art niyetli kişilerin hak ve özgürlüklerin arkasına sığınarak, bu hakları kötüye kullanmasının engellenmesi amacı taşıdığını görmekteyiz.

Gerçekten de gerekçede ifade edildiği gibi, son zamanlarda, bazı toplantı ve gösterilerde yasadışı örgütlerin varlıklarını sürdürebilmek ve yandaşlarını yüreklendirmek maksadıyla, örgüte ait amblem ve işaretleri taşıyarak, âdeta özel üniformalar giyerek, tahrikçi ve tahripçi bir tavır sergilediklerine tanık olmaktayız. Elbette ki, bu görüntüleri aklı başında hiç kimsenin tasvip etmesi mümkün değildir. Türkiye, son yıllarda, yeryüzünde nesli kurumuş, tarihin derinliklerine gömülmüş, çağdışı bir ideolojinin mensuplarının gösterilerini ibretle izlemiştir.

Binlerce gencecik insanımızın, kızıl bayraklar altında, maskeli ve üniformalı yürüyüşünü ibretle ve üzüntüyle müşahede ettik. Bu gencecik çocuklarımız nerede, hangi mahfillerce hazırlanıp örgütlendiler; beyinleri nasıl yıkandı, bunca üniforma nasıl gizlice dikilebildi, devletin istihbarat birimleri neden bunu önceden istihbar edip gerekli önlemleri almadılar ve herşeyden önemlisi, nasıl oluyor da, bizim gencecik insanlarımız, evlatlarımız, çoğunluğu bir eğitim kurumuna devam etmekte olan bu insanlar, çağdışı bir ideolojinin militanı haline gelebiliyorlar?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükümet, Takrirî Sükûnu çağrıştıran ve adına irtica yasaları dedikleri baskı yasalarını bu Meclise sevkedeceğine, bu soruların cevabını bulup, gerekli önlemleri almalıdır diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplantı ve gösterilerin, yasadışı örgütlerin resmîgeçiti haline dönüştürülmesine elbette fırsat verilmemelidir; ancak, bazı yasal gösterilerde, toplantı amacına uygun pankart ve afiş taşıyanlara veya müzik yayını yapanlara karşı da güvenlik güçlerinin zaman zaman fizikî güç uyguladıkları bilinmektedir. Bu da, bir temel hakkın kullanılmasını fiilen imkânsız kılmaktadır.

Dolayısıyla, biz, bu konunun da bir çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz. Biz, yasa tasarısını bu yönüyle eksik görmekteyiz. Yine, yasa tasarısında “kurulan yasadışı örgüt” veya “kurulmuş varsayılan örgüt” gibi son derece muğlak tabirler kullanılmaktadır. Bu tür muğlak tabirlerin bir yasa teklifinde bulunmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu vesileyle, Fazilet Partisi Grubunun bu tür bir yasal değişikliği uygun gördüğünü; ancak, yasa metninde gerekli düzenlemenin yapılması gerektiğini de vurguluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hatipoğlu.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Necati Çetinkaya; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika Sayın Çetinkaya.

DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; konuşmalarıma başlamadan önce, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına, hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

Meclisin tatile gireceği bu son oturumunda, dileğim, ülkenin ve bu ülkede yaşayan milletin menfaatına ve milletin tasvibine mazhar olacak kanunların ve kararların çıkması, bunun dışında olanların da, bu Meclis tarafından tasvip görmemesi.

Değerli arkadaşlar, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 23 üncü maddesinde ve özellikle (b) bendindeki bazı eksiklikleri gidermek üzere hazırlanan değişiklikle ilgili tasarı İçişleri Komisyonuna geldiğinde de konuyla ilgili görüşlerimi belirtmiştim ve o sırada da, bunun zaruretini arz etmiştim.

Gayet tabiî ki, düşünce hürriyeti, temel hak ve özgürlüklerin manzumesi içindedir ve kişilerin vazgeçilmez haklarıdır.

Demokrasilerde, zaten, üç ana unsur vardır; din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve fikir hürriyeti ve teşebbüs hürriyetidir. Kişiler, bu üç hakkı, hiçbir etki altında kalmadan, rahatlıkla ifade edebilmelidirler. İşte, modern toplumlarda ve gerçek manada, devletin millet için var olduğunu kabul ettiğimiz toplumlarda, orada, bu, saydığım, demokrasinin ana unsuru olan üç temel hak ve hürriyetin, mutlaka ve mutlaka, insanlara verilmesi gerekir ve insanlar, bu haklarını rahatlıkla ifade edebilmelidir. Kişi, düşüncesini rahatlıkla söz ve yazıyla söyleyebilmelidir; inancını rahatlıkla söyleyebilmelidir. Zaten, Anayasanın da temel hükmünde, bu, kişilerin vazgeçilmez hakkı olarak verilmiştir.

Yine, teşebbüs hürriyetinde, kişiler, gerek kendi ferdî teşebbüslerinde gerek bu teşebbüslerinin neticesinde devlete verebileceği ve devletin kalkınmasına medar olacak her hususta, mutlaka, rahatlıkla teşebbüs hürriyetine sahip olmalı. Yoksa, filan kişinin fikri ve düşüncesi şöyledir, öbür kişinin böyledir diye değişik kategoriler içinde mütalaa edersek, o zaman, düşünce hürriyeti, teşebbüs hürriyeti, kısmen askıya alınmış olur. Biz, bu hususta, inanıyorum ki, Yüce Meclisin bütün üyeleriyle mutabıkız; ama, aslolan bir husus daha vardır; devletin hayatiyetini devam ettirmesi. Devlet, bütünlüğünü devam ettirdiği sürece ülkede yaşayan insanların temel hak ve özgürlüklerini ve onların huzurunu, güvenliğini, emniyetini ve asayişini koruduğu sürece bir görevini yerine getirmiş olur; eğer, devlet, ülkesinde yaşayan ve yönettiği insanların hak ve hukukunu müdafaa sadedinde ihmal ve kusur gösterirse, o zaman, devlet yönetiminde aksaklık vardır. Buna benzer olaylar Türkiye’de değişik zamanlarda yaşanmıştır. Evet, Anayasanın 34 üncü maddesinin birinci fıkrası “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” diyor; ama, silahsız ve saldırısız; fakat, aşağıda ne diyor “Şehir düzeninin bozulmasını önlemek amacıyla yetkili idarî merci, gösteri yürüşünün yapılacağı yer ve güzergâhı tespit edebilir.”

Şimdi, kişi, ben, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapacağım diyerek, şehrin düzenini bozacak ve önceden, 2911 sayılı Kanunla ilan edilmeyen herhangi bir yerde toplantı ve gösteri yürüyüşüne teşebbüs ederse, orada, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal etmiş olur. İşte, devlet, bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmesi yönünde bu düzeni kendisi sağlamalı ve önceden bunu ilan etmelidir. Zaten, 2911 sayılı Kanunda da, uygulamada yıllarca gördüğümüz olay; eğer, önceden belirtilen güzergâh ve yer dışına, toplantı ve gösteri yürüyüşleri taştığı takdirde, Türkiye’de, fevkalade, telafisi mümkün olmayan, son derece ciddî olaylar tezahür etmiştir. Örnek mi istiyorsunuz; örnek, bizzat ailemin karşı karşıya kaldığı olaydır.

Bölge valisi olduğum sırada, sırf devletin üniter yapısını korumak ve kollamak için, ülkenin millî birlik ve bütünlüğünü korumak için orada gösterdiğimiz çalışmaların neticesinde, silahsız ve korumasız olarak ülkenin emniyetine teslim edilen evlatlarımız, bizzat kendi evladım, diri diri yakılmıştır; 13 kişi, o olayda diri diri yakılmıştır ve orada, maalesef, millî ekonomiye büyük bir darbe vurulmuştur. Eğer, orada, şu kanunun bu maddesi, o zaman, ciddî olarak alınmış olsaydı ve uygulanmış olsaydı... Çünkü, 150 metre mesafeden el arabalarına doldurulmuş olan patlayıcı molotof kokteyleri ve tahrip gücü yüksek olan bombalarla, maalesef, saldırıya geçilmiş ve o menfur olay vuku bulmuştur.

Yine, bu konuda örnek, Kadıköy olayı vardır. Nedir Kadıköy olayı; 1996 yılı 1 Mayısında, biliyorsunuz, kanunda getirdiğimiz değişiklikle ilgili olarak, maalesef, üniformalar giyilmiş; maalesef, toplantı, çığırından çıkarılmış; işçi teşekküllerinin üçü bir araya gelerek, 1 Mayısı kutlamak için, birlik içinde hareket ettikleri halde, toplantının mehabetini bozan gruplar yürüyüşe geçmişler ve orada, devletin ve vatandaşın malına ve canına kasteden son derece elim ve vahim olaylara sebebiyet vermişlerdir. Hiçbir yerde, bir toplantı ve gösteri yürüşüyü yapılırken, kesinlikle can ve mal, hedef olarak alınmaz. Orada can ve mal  hedef alınmıştır. Maske niye takılır?..

Değerli arkadaşlar, tatbikattan gelen, uygulamadan gelen bir arkadaşınız olarak söylüyorum; Batı ülkelerinde yaptığımız incelemelerde, yüzünü kapatan, maskeli olarak yürüyüş yapan her kişi, devletin millî birlik ve bütünlüğüne yönelik bir harekete tevessül etmiş olarak kabul ediliyor; Almanya’da böyledir, Fransa’da böyledir, İtalya’da böyledir. İşte, o gün de, o hareket aynen olmuştur ve Kadıköy’de yaşanan o olay, vuku bulan o olay, hâlâ, gözlerimizin önünde bütün canlılığını muhafaza etmektedir.

Devlet, işte, üniter yapısını korumak, millî birlik ve bütünlüğünü muhafaza etmek ve ülkesinde yaşayan insanların huzur ve güvenini korumak ve kollamak için, gayet tabiî ki, Anayasanın 34 üncü maddesinin dördüncü  fıkrasında belirtilen bazı önleyici tedbirleri getirmiştir ve serdetmiştir. Ne diyor: “Kanunun gösterdiği yetkili merci, kamu düzenini ciddî şekilde bozacak olayların çıkması veya millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi veya Cumhuriyetin ana niteliklerini yok etme amacını güden fiillerin işlenmesinin kuvvetle muhtemel bulunması halinde, belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir veya iki ayı aşmamak üzere erteleyebilir. “ İşte, bunu aykırılık olarak görüyor Anayasa ve onun için diyor ki, engelleyici hükümler kanunla düzenlenir. İşte, 2911 sayılı Kanun, bu engelleyici hususları getirmiştir. Ne diyor, getirilen değişiklikte, 23 üncü maddenin (b) bendi: “Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere ait amblem ve işaretler taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek ve ses cihazları ile yayınlanarak.”

İşte, bu sayılan hususlarda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, amacını taşmış ve Anayasanın, kanunun gösterdiği yetkili mercilerin yetkisini kullanmayı gerektiren durum kendiliğinden vuku bulmuş oluyor, kendiliğinden teşekkül etmiş oluyor. İşte, o yetkili merci, belirtilen hususlar mevcut olduğu takdirde, toplum düzeninin, şehir düzeninin, şehir huzurunun ve güvenliğinin sağlanması için, o zaman müdahale edecek ve dolayısıyla, bu şekil işaretler, bereleyici, kesici, öldürücü maddeleri ve aletleri taşıyan, bu tür hareketlere tevessül eden topluluklara, gayet tabiî ki, devlet, ferdin huzurunu ve güvenini koruma babında, ülkenin huzurunu korumak için, şehir düzenini korumak için müdahale etme hakkını yetkili mercilere vermiştir ve yetkili merciler, o zaman, bu yetkilerini kullanarak, bu harekete tevessül edenler hakkında önleyici tedbirlerini alacaktır.

İşte, bu konuda, gayet tabiî ki, mensubu bulunduğumuz ve mensubu olmakla şeref duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekasının ve hayatiyetinin idamesi hususunda, herkes, elinden gelen bütün gayreti göstermek mecburiyetindedir. Demin, diğer gruplara mensup konuşmacı arkadaşlarımı zevkle dinledim; herkes, bu hususta müttefiktir; herkesin, bu konuda, önleyici tedbirlerin alınması ve dolayısıyla, gerekli olduğu takdirde, maddede zikredilen üniforma, patlayıcı, bereleyici, zehirleyici gaz ve madde kullanan toplulukların veyahut da fertlerin, bu tür toplantı ve gösteri yürüyüşlerine müsaade edilmemesi hususunda fikir birliği içinde olduğunu gördüm ve bu konuda da son derece memnun oldum. Tabiî ki, düşüncesini ifade sadedinde masumane bir şekilde yapılan, ülkenin millî birlik ve bütünlüğüne zarar vermeyecek her türlü hareketin devamlı olarak yanında olduk ve yanında olmaya da devam edeceğiz; çünkü, aslolan, fikirlerin rahatlıkla söylenmesidir. Zaten, kimsenin, buna, en küçük bir müdahalesi yoktur ve olamaz da; çünkü, sesli düşünülen yerlerde, herkes, birbirini daha rahat anlayabilir. Bizim, toplum olarak en önemli noksanlıklarımızdan birincisi, sabırsız olmamızdır. Sabır ve tahammül gösteremiyoruz. Biz, zannediyoruz ki, doğruları, hep, yalnız kendimiz söylüyoruz. Karşımızdakini dinleyebilmiş olsak, dinleme tahammülünü göstermiş olsak, onun da, aynen, bizim gibi, doğruları düşündüğünü ve müdafaa ettiğini o zaman göreceğiz ve o zaman toplumda bir konsensüs meydana gelir; ama, gelin görün ki, sabırsız bir toplum olduk, sevgisiz bir toplum olduk. Birbirimizi sevmeyen, birbirimize karşı peşin hükümlerle hareket eden ve dolayısıyla, ülkenin birlik ve bütünlüğü için, toplumun huzuru ve sükûnu için, insanların hayatlarının müreffeh sürdürülmesi için, gerektiğinde fedayı nefs sahibi olarak, birbirimize karşı tahammül göstererek, birbirimizi kucaklayarak, birbirimizi severek, sayarak ve barışçı olarak, affedici olarak bir tavır sergilemediğimizden dolayıdır ki, toplum, maalesef, istenilen huzur ve sükûnu yeteri derecede yakalayamamıştır. Bence, Türkiye’nin en önemli sıkıntılarından birisi budur; birbirimizi anlayamamak, birbirimize tahammül edememek. Ben, sana karşı, fikirlerinde saygılı olacağım; çünkü, senin fikirlerin, zaten, insanın ve ülkenin huzuru ve sükûnu içindir; ama, sen de, sana saygılı olduğum derecede bana saygılı olmak mecburiyetindesin. Fikirlerini tasvip etmesem bile, fikirlerine karşı olsam bile, yani, sağdan soldan işitme ve fısıltı şeklinde birbirimizi değerlendirirsek eğer, biraz önce bir arkadaşımızın söylediği gibi, yanlış zehaba kapılmış oluruz.

Beyler, gerektiğinde, bu vatan için, bu topluluk için, bu ülke için, bu bayrak için, evladımızı seve seve feda eder, kendimizi de feda ederiz ve biliyorsunuz ki, bölge valisi olarak, şehit evladımın cenazesini Fatih Camiinin avlusundan kaldırdığımda, cenazenin başında teröristlere şöyle seslendim: “Bir değil, bin Ahmetim bu ülke için feda olsun; ama, geliniz, kanuna teslim olunuz. Teslim olmadığınız sürece de, devletin pençesi devamlı olarak ensenizde olacaktır.”  Biz, bunu seslendik... Bunu niçin söyledik; bu ülkenin birlik ve bütünlüğü için, ülkenin huzuru için, ülkenin bölünmez bütünlüğü için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, süreniz bitti efendim.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, benim sizden ricam, bu konuda gerekli konsensüsü göstermek ve ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlamak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına, Sayın Halit Dumankaya; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, günümüzde moda olmuş, görüşmek için hangi kanun tasarısı gelirse gelsin, irticayla alakalı olsun veya olmasın, buraya çıkan muhalefet partilerinin bazı sözcüleri, her kanun tasarısının her maddesi üzerinde irticadan bahseder; devamlı “irtica” der, der... Şimdi, bu kanun tasarısı üzerinde konuşan konuşmacılar da, aynı şekilde, irticadan bahsettiler, irticadan dem vurdular.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kim bahsetti?!

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, o, irticayla ilgili denilen kanun tasarıları biraz sonra buraya gelecek, onlar üzerinde de konuşacağız.

Bu kanun tasarısı da önemli bir kanun tasarısı; tek maddelik bir kanun tasarısı; ama, temel hak ve özgürlüklerin arkasına sığınan artniyetli kişiler, gösteri ve yürüyüşü sabote etmek için, devleti yıkmak için, devleti bölmek için her türlü aracı meşru sayıyorlar. Devletimiz, elbette buna müsaade etmeyecektir, Hükümetimiz, elbette buna müsaade etmeyecektir.

Bu tasarı, hayırlı bir tasarıdır. Ülkemize hayırlı olmasını diliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim; en güzel konuşmanızı yaptınız Sayın Dumankaya.

Sayın Bakan, konuşacaksınız, değil mi efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerini, burada, birlikte tamamlıyoruz.

Benden önceki konuşmacı arkadaşlarımız da ifade ettiler; 23 üncü maddede bir değişiklik öngörüyoruz. Bu değişiklik, bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Bazı yasadışı örgüt ve unsurlar, geçmişte, birtakım belirli günlerde, kendi propagandalarını yapmak amacıyla, özel üniforma, çeşitli flama ve işaretlerle, vatandaşlarımızın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kısıtlayacak, onları sabote edecek davranış içerisinde bulunmuşlardır. Böyle bir ihtiyaç hasıl olduğundan dolayı, huzurunuza bu değişiklik tasarısıyla gelmiş bulunuyoruz.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, temel hak ve özgürlükler arasında saydığımız önemli haklardandır. Anayasamız ve kanunlarımız, bu hakkın en özgür şekilde kullanılmasına imkân verecek düzenlemeleri içermektedir.

1997 yılında, açık ve kapalı olmak üzere, toplam 1 112 toplantı gerçekleşmiştir. Bu toplantıların sadece 32’sinde olay zuhur etmiştir. 1 112 toplantıdan hiçbirisi, ne iptal edilmiştir ne de izin verilmemiştir.

1998 yılında, bugün itibariyle, 235 açık ve kapalı toplantı gerçekleştirilmiştir. Bu toplantılara 385 777 vatandaşımız iştirak etmiştir. Bu toplantılardan sadece 8’inde olay meydana gelmiştir. 235 toplantıya da idarî makamlarca izin verilmiştir, hiçbirisi iptal edilmemiştir.

Umarım, bu değişiklik tasarısı, uygulamada görev yapan emniyet teşkilatımıza, güvenlik güçlerimize bir kolaylık sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, toplumsal olaylar olarak nitelediğimiz olayların, hemen hemen, tamamının arkasında sosyal olaylar yatmaktadır. Neticede, bizim, en son gördüğümüz, yani, polis ile göstericinin, polis ile memurun, polis ile öğrencinin karşılaşması, işin finalidir. Bu hadiselerin gerisinde, mutlaka, sosyal olaylar vardır. Bu sosyal olaylar çözümlenmediği sürece, elbette, toplumun gelişen dinamikleri içerisinde, zaman zaman, çeşitli toplumsal olaylar olmaktadır; ama, memnuniyetle ifade edelim ki, son iki yıldır, toplumsal olaylarda, Türk polisi, bütün tahriklere rağmen, bütün provokasyonlara rağmen, bu gösterilerin, bu toplantıların kamu düzenini ihlal etmesine izin vermemiştir. Kızılay gibi, Taksim gibi meydanlar, artık, devletin, kamu otoritesinin her zaman hâkim olduğu yerlerdir ve bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da, idarecilerimiz tarafından, mülkî amirlerimiz tarafından izin verilmeyen meydan ve alanlarda, özellikle izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılması mümkün olmayacaktır; güvenlik güçlerimizin bu tavrı, bundan sonra da devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, bugün, Yüce Meclisimizin almış olduğu seçimlerin yenilenmesine dair kararın, Yüce Parlamentomuza, şahıslarınıza ve partilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Ayrıca, İçişleri Bakanı olarak, huzurunuza getirdiğimiz her tasarıda, bütün parti gruplarının sergilemiş olduğu büyük uzlaşma örneğine, hoşgörüye, işbirliğine, Bakanlığım adına teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahsı adına, Sayın Aslan Polat; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Polat, konuşma süreniz 10 dakikadır; Sayın Bakan da, uzlaşmacı tavrınızdan dolayı size teşekkür etti.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Toplantı ve gösterilerde, boğma teli, zincir gibi yaralayıcı maddelerin taşınmasının yasaklanması gayet doğal bir şey. Zaten, toplantı ve gösteriden esas maksat, bir insanın, karşısındakine, fikrini, demokratik olarak izah edebilmesi ve anlatabilmesidir.

Demokratik bir hak kullanılırken, yaralayıcı, öldürücü maddelerin kullanılması doğru değildir. Hatta, siz, bir hakkı kullanacağım diye, mesela, 1980 öncesinde olduğu gibi, 1 Mayıs günlerinde bütün insanları evlerine sokmaya kimsenin de hakkı olmadığı bir gerçektir; çünkü, neden; bir hak kullanılırken, herkes bundan bir zevk duymalı. İnsan, bir fikir olarak, fikrini izah edebilir; ben, o fikire karşı olabilirim; ama, zaten, demokrat olabilmek, kendisine aykırı fikirlere müsamaha gösterebilmektir. Yoksa, kendisini destekleyen, kendisini öven fikirleri, demokrat olan olmayan, herkes beğenir. Bugün, dünyada en demokrat olmayan ülke neresi; Irak’tan bahsediliyor... Saddam’ın orada da gösteriler yapılıyor; ama, o gösteriler de ne oluyor; o lider alkışlanıyor, o lider methediliyor.

Benim burada söylemek istediğim konular şu: Getirilen bu maddenin bir kısmında, mesela, afiş diyor, pankart diyor, döviz diyor, resim diyor. Bunlar, çok ileri fikirlerdir. Mesela, 1970’li yıllarda, bizim üniversitede okuduğumuz zamanlarda, Che Guevara’nın resmi, birtakım gruplar için alkışlanan, birtakım gruplar için son derece tehlikeli olan resimlerdi; ama, şimdi, bakıyoruz, Che Guevara’nın resimleri ve müzikleri dünyada satış rekorları kırıyor; hiçbir tepki de doğurmuyor. Mesela, bir Nâzım Hikmet’in şiirleri, Türkiye’de, en radikal sağcı olduğu söylenen bir televizyonda okunuyor ve o televizyonda, çok aşırı istekten tekrarlanma ihtiyacı hissediliyor.

Neyi söylemek istiyorum; şiirlerde, resimlerde, fotoğraflarda, böyle, zamana göre değişebilecek fikirlerde çok baskıcı olmamak lazım; çünkü, burada, öyle maddeler var ki, yarın, eğer, böyle, her afişten, her pankarttan, her bezden, her dövizden, her renkten bir huy kapmaya kalkarsanız “birisi kırmızı bant taktı, ben, bunu yasaklayacağım; biri yeşil bant taktı, ben, bunu yasaklayacağım; biri falanın resmini astı, ben, bunu yasaklayacağım” derseniz, bu gösteri yürüyüşleri demokrat olmaktan çıkar ve bir pandomime döner diye korkuyorum.

 Sayın milletvekilleri, dikkat etmemiz gereken önemli bir konu da şudur: İnsanlar, demokratik haklarını, dört yılda, beş yılda bir, sadece oy sandıklarında kullanmazlar. Demokrat olan insanlar, fikirlerini, gösteriyle, toplantıyla, yürüyüşle, halka izah edebilirler. Mesela, bu Hükümet döneminde Sekiz Yıllık Eğitim Yasası çıktı. Sekiz Yıllık Eğitim Yasası çıkmadan önce, bu Yasanın çıkmasını istemeyen gruplar, Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinde gösteri yürüyüşü yapmak istediler; toplantı için meşru olarak komite oluşturdular; Bakanlığa müracaat ettiler; Bakanlık, 8 vilayetin 7’sinde bunu yasakladı. Ne oluyor o zaman; son derece önemli bir kanun çıkacak, toplumun bir kesimi, burada, fikrini halka izah etmek istiyor, toplantıyla, gösteriyle, yürüyüşle belirtmek istiyor; ama, siz buna müsaade etmediğiniz zaman, o toplantı ve gösteriler yapılamadığı zaman ne oluyor; tepki oluyor. Yoksa, zincirli, pankartlı, değnekli toplantıya herkes karşı olabilir; ama, bir toplantıda zincir, pankart, demir yoksa...

Efendim, elbise konusunda da şunu söylemek istiyorum: Ben, kıyafetten, elbiseden çekinmem; ama, o elbisenin üzerinde, bir suç örgütünün simgesi, bayrağı varsa, zaten, o suçtur, ona kimse itiraz etmez. Yani, çok net olarak söyleyeyim; bir insan, bugün, PKK’nın resmini, bayrağını taşırsa, zaten, devlet buna müsaade etmez; o suçtur; ama, öyle, pankart, bayrak taşımadan, sadece, misal, sekiz yıllık eğitimle ilgili olarak “imam-hatiplerin kapanmasını istemiyorum” diye miting yapmak istedi; ama, siz buna müsaade etmediğiniz zaman, bu gösteriler, mesela, bir cami çıkışına veya bir başka yere gidiyor ve orada, üzücü olan, halkın istemediği olaylar meydana geliyor. Bir baraj gibi... Nasıl, bir baraj yaparsınız, suyu tutarsınız; ama, ondan sonra, baraj su dolduğu zaman, savağı açmak zorundasınız; açmazsanız, patlama meydana getirir.

Burada ne var; benim, burada, çok net olarak söylemek istediğim konu şudur: Bu tip konularda, bu tip gösterilerde müsamahakâr olmak iyidir; silaha başvurulmadığı müddetçe -1970’li yıllarda, 1 Mayıs veya bazı nevruz gösterilerinde olduğu gibi- hoşgörülü olmak iyidir; ama, tekrar bahsediyorum, gösteri yapacağım diye, dükkânları yağmalamak, dükkânları yakmak, kamu mallarına zarar vermek çok yanlıştır.

Yalnız, Sayın Bakanım, sizden cevaplandırmanızı istediğim bir sorum var; bu konuda bir endişem var. Bunu, sizin için söylemiyorum; sizin, o demokrat kişiliğinizi herkes kabul ediyor. Bu Hükümette, keşke, herkes, sizin kadar veya Adalet Bakanı kadar demokrat olsaydı. En çok üzüldüğüm de bu; yani, en demokrat iki bakanın, seçim bahanesiyle değiştirilmesi. Buna üzüldüğümü de burada belirtmek istiyorum.

Yalnız, şunu söylüyorum: Şimdi, burada “yüzleri gözleri örtülü” deniliyor. Şimdi, bizim Anadolu’da, bir parti mitingi olduğu zaman, hanımların çoğu çarşaf giyerler, ihram giyerler. Mesela, Erzurum’u alın; Erzurum’da, Bayburt çarşafı meşhurdur. Burada, hanımlar, başları örtülü, çarşaflı veya bir başörtüsüyle yüzünü örtmüş olarak bu mitinge, bu gösteriye geldikleri zaman, güvenlik güçleri, bu kanuna dayanarak, bunlara müdahale edecek midir? Bu yönde bir endişemiz vardır. Şundan dolayı endişemiz vardır:  Bugünlerde, birtakım gazetelerde bazı yazılar çıktı: “80 valinin 40’ı irticacı diye atılacak.” Niye atılacakmış; hanımları başörtülüymüş diye. Şimdi, hanımının başörtülü olmasından dolayı -gazete ifadesi doğruysa- bir valinin, bir kaymakamın görevden atılabileceği bir ülkede, acaba, o gösteri ve yürüyüşlere, toplantılara, Anadolu’da tesettürlü olan, inancından dolayı veya yöresel kıyafet olarak çarşaf giyen, ihram giyen veya tesettür dediğiniz eşarpla yüzünü biraz daha fazla örten hanımlar katıldıkları zaman, hiçbir silaha, hiçbir tedbire, hiçbir şiddete başvurmadıkları zaman, o demokratik haklarından mahrum edilecekler midir? Bu, bizim için büyük bir endişedir.

Şunu, tekrar söylemek istiyorum: Burada -gerçi, biraz sonra önergeler de verilecektir- müzik olsun, bayrak olsun, bunlara dikkat etmek lazım. Tekrar üzerine basarak konuşuyorum; Nâzım Hikmet’in şiirleri, Ruhi Su’nun şiirleri veya Che Guevara’nın şiirleri veya sözleri, 1970’li veya 1980’li yıllarda büyük tepki topluyordu; bugün, bütün toplum tarafından zevkle dinleniyor. Demek ki, böyle, müzikten ve evrensel değerleri olan şeylerden huy kapmamalı. Yoksa, ben de biliyorum; benim talebe olduğum dönemlerde, Kiziroğlu Mustafa Bey, Dev-Sol’un en çok sevdiği şarkıydı; ama, bugün, bütün Türkiye bunu dinliyor. Onun için, bu tip hareketlere, bu tip müziklere, böyle, çok da tepki göstermemek gerektiğini düşünüyorum.

Yine de, şiddetin önlenmesi için... Hakikaten, gösteri yürüyüşlerinde şiddet gibi şeylerin olmaması lazım; çünkü, herhangi birinin, demokratik bir hakkı kullanırken, beni eve sokmaya, benim işyerimi harap etmeye hakkının olmadığı doğru; ama, diğer taraftan, resim veya müzikte veya bir örtü meselesinde biraz daha müsamahalı olmak gerektiğini düşünüyorum.

21 inci Yüzyıla girerken, birbirimize, böyle, şiddete başvurmayan her türlü propagandada anlayış göstermemiz gerektiğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat.

Tasarının tümü üzerindeki müzakereler bitmiştir.

Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunacağım; yalnız, maddelere geçilmesi sırasında yoklama yapılması konusunda bir istek var. Yalnız, şu anda, salonda, görülen bir çoğunluk var. 60 kişi sadece Fazilet Partisinden var. Onun için, bu safhada bu yoklama talebini işleme koymuyorum.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Nerede çoğunluk var?!.

BAŞKAN – Maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Arkadaşlar, o zaman salonu boşaltsaydınız, çoğunluk olmazdı.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Canım, yanlışı hep ben mi yapıyorum yani, biraz da siz yapıyorsunuz.

1 inci maddeyi okutuyorum:

TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ KANUNUNUN BİR MADDESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. – 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 23 üncü maddesinin (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b)  Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak,”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Algan Hacaloğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinize saygılarımı sunuyorum.

12 Eylül 1980’den sonra, 1982 Anayasası yapıldı. 1982 Anayasasından sonra, o Anayasanın özgürlükleri sınırlayan anlayışıyla özdeşleşen bazı yasalar uygulamaya konuldu. Aradan onbeş yıl geçti; Türkiye demokrasisi, hâlâ, bu kısıtlayıcı, yasaklayıcı mantığı içeren yasalarla yönlendirilmekte, yönetilmekte ve toplumun yapılanması bu yasalarla kıskaç altına alınmakta. Bu yasalardan bir tanesi de, şu anda, bir maddesinde değişiklik yapmak üzere ele almış bulunduğumuz 1983 tarihli 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası.

Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarının ardında, benden evvel söz alan değerli milletvekillerinin farklı üsluplar içinde dile getirdikleri gerekçelerle çok haklı nedenler olabilir, vardır. Ancak, bu haklılık, hiçbir şekilde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının, gerçekten, demokratik bir toplumun hak ettiği, Batı demokrasilerinin içlerine sindirdikleri bir yasa niteliğinde olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Bakınız, 2911 sayılı Yasayla, sadece ve sadece, Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Başbakana, sayın bakanlara, devlet ve hükümet konularında bilgi, konuşma ve toplumu aydınlatma konusunda toplantı yapmaları halinde, yasa kapsamı dışında tutulup, izin alınmaması öngörülüyor. Bir de bir başka kesime bu hakkı veriyor, o da, bize -milletvekillerine- izin alınmadan, toplumla sohbet niteliğinde görüşme yapma hakkını veriyor. Peki, demokrasi, sadece Başbakanla, Cumhurbaşkanıyla, milletvekilleriyle mi sınırlı?..

Bir muhtar, bir belediye başkanı, bir belediye meclis üyesi, bir il genel meclisi üyesi, bugün kalkıp kendi mahallesinde “ben mahallemde dertleri dinleyeceğim, halkla toplantı yapıp sohbet edeceğim” dese, eğer, oradaki savcı, mülkî amir veya emniyet güçleri konuya biraz ters bakıyorlar veya o kişi hakkında çok olumlu kanaat taşımıyorlarsa, o toplantı, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırıdır ve bu Yasa gereği hakkında işlem yapılır.

Örgütlü toplum diyoruz; bugün, sivil toplum örgütlerinin hiçbir önderi, genel başkanı, bırakınız onu, demokrasinin temel unsuru olan siyasî partilerin genel başkanları, bir yere gidip “ben, otobüsümden indim, şurada bir topluluk var, onlarla sohbet edeceğim” dese; eğer, oranın savcısı veya mülkî amiri bunu içine sindirmezse yasayı uygular ve hakkında işlem yapabilir. Yani, bugün, örgütlü toplumun tüm kesimleri, milletvekilleri dışındaki tüm seçilmişler, halkla bir sohbet toplantısı yapmak isteseler dahi, bu yasanın gereği olarak, o yerin mülkî amirinden izin almak zorundadırlar. Bu izin alınmadan, zaman zaman bu temaslar yapılabiliyorsa, o, oradaki mülkî amirin iyi niyetinden kaynaklanır, yasanın vermiş olduğu bir haktan değil. Böyle bir yasa olabilir mi?! Böyle bir yasayı, 2000’li yıllara giderken içimize sindirmemiz mümkün olabilir mi?!

Değerli milletvekilleri, bakınız, mevcut yasa, kapalı toplantıların saat 23.00’te bitmesini öngörür. Biz, burada bir karar aldık; belirlediğimiz işleri bitiremezsek, gerekirse sabaha kadar burada çalışacağız, burada toplanacağız. Peki, bir siyasî parti, bir kapalı toplantı yapıyor ve saat 23.00’te toplantı bitmedi... Görüşecek... Toplanacak... Konuşacak... Bu yasa izin vermiyor ve “hayır, yapamazsınız” diyor. Eğer, mülkî amir size yan bakıyor, ters bakıyorsa, gelir, o toplantınızı yasaklar, hakkınızda takibatta bulunur. Yasada deniliyor ki, güneş doğmadan toplantıya başlayamazsın; sana ne, ben belki başlayacağım. Yani, kapalı toplantının güneşle ne ilgisi var!.. Yani, dünyada güneşin altı ay doğup, altı ay doğmadığı yerler var; yani , böyle bir yasayı oralarda nasıl uygulayacaksınız?!. (ANAP sıralarından gürültüler) Hayır, tabiî, bu yasayı oralarda uygulamak diye bir durum olamaz; ama, eğer, biz, demokratik bir toplum olarak, uluslararası sözleşmelere taraf isek ve...

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Buradan, millî kanunlar çıkar.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Biliyorum, tabiatıyla, siz de bunu biliyorsunuz çok değerli başkan, siz de biliyorsunuz; ama, uluslararası sözleşmelere tarafız ve uluslararası sözleşmelere taraf olan bütün ülkeler, aynı bazda demokrasi kurallarını sahiplenmek durumundalar. Tabiî, benim burada söylemek istediğim, eğer, aynı demokrasi kurallarını sahipleniyorsak, böyle bir kuralı, bir başka Batı demokrasisinin kabul etmesi mümkün mü!.. Kendimize göre, böyle keyfî kurallar koymak, ancak ve ancak, 12 Eylülün kısıtlı demokrasi ortamında kabul edilmiş, ancak, artık, hukukumuzdan ayıklamamız gereken kurallardır.

Değerli arkadaşlarım, siyasî partilerin seçilmiş il ve ilçe örgütleri vardır; siyasî partilerin il ve ilçe yöneticileri vardır ve bunlar, her türlü sicil takibine uğrarlar. Bunların her türlü kimlik belgeleri, ilgili mülkî amirlikte vardır; buna rağmen, sanki siyasî partiler, demokrasinin bütün kurallarıyla oluşturulmuş, temel örgütleri değilmişçesine, eğer, siyasî partiler bir toplantı yapma ihtiyacını duyarlarsa, yeniden siyasî partilerin, o toplantıya ilişkin 7 kişilik bir uygulama, yürütme komitesi kurması öngörülüyor.

 Biz, bugün, özünde, esasında, siyaseti küçümseyen, sivil toplum örgütlenmesini yeterince özümlemeyen, demokrasinin çoğulculuk boyutunu algılayamayan ve bu boyutlarıyla Batı demokrasi normlarından oldukça kopmuş, uzak kalmış anlayışı yansıtan bir yasayı ele aldık. Bu yasada, son iki yıldır, benim seçim bölgem olan Kadıköy’de veya İstanbul’da yapılan bir iki toplantıda, gerçekten hoş olmayan, gerçekten sonunda belirli tansiyonların yükselmesi ve bir yerde, çatışma ortamının doğmasına da katkıda bulunan, zaman zaman provokasyona zemin oluşturan görüntülerin ortaya çıkmış olması nedeniyle, bir düzenleme yapma...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, süreniz bitti efendim.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) –Sayın Başkan, müsaade ederseniz bir cümleyle bağlayayım.

BAŞKAN – Biz, kanunların görüşülmesi sırasında süre vermiyorduk; ama, neyse... Bugün kuralı bozduk. Yalnız, son cümlenizi söyleyin.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Evet, lütfen...

Eğer, o anlayışla bu yasayı ele almış isek, benim şu söylediğim ve söylemediğim alanları da kapsayan, bırakınız bu Anayasayı değiştirmeyi, bu Anayasanın özüyle uyumlu, ancak, daha demokratik, daha özgürlükçü, sivil toplumu daha önemseyen, siyasî partileri önemseyen, seçilmişleri önemseyen bir düzenlemeyi yapma imkânı vardı. Bu konuda, biz, bir yasa teklifi vermiştik; iki yıldır, bu yasa teklifi komisyonda bekliyor. Bundan evvel verilmiş bir teklifti; o teklif, orada yatıyor; ama, bu teklif, onun önüne alınıyor ve huzurunuza getiriliyor; umarım, yeni dönemde o da ele alınır.

Bu duygularla, hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hacaloğlu.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Ersönmez Yarbay; buyurun.

Süreniz 10 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Fazilet Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin daha çok demokratikleşmesi gerekirken, daha çok insan hakları konusunda ilerlemesi gerekirken, gösteri ve yürüyüşlerin teşvik edilmesi gerekirken, maalesef, bugün, Meclisimizde, 12 Eylül 1980’den sonra çıkarılan, o olağanüstü dönemde çıkarılan bir kanunun, bir maddesinin daha çok ağırlaştırılması gündeme gelmiştir.

Biraz önce, Sayın Bakanın vermiş olduğu bilgiye göre, bütün Türkiye çapında, 1997 yılında 1 112 toplantı ve gösteri yürüyüşü olmuş; 1998 yılında 235 toplantı ve gösteri yürüyüşü olmuş. Yılın ortasını geçmişiz; yani, 1998’in yarısı bitmiş, Türkiye gibi demokratik olduğunu iddia eden, demokrasiyle yönetildiğini iddia eden bir ülkede, sadece 235 tane izinli toplantı ve gösteri yürüyüşü olmuş. Türkiye gibi 80 tane ili, 900’den fazla ilçesi, 3 binden fazla beldesi olan bir memlekette, altı aylık bir zaman diliminde 235 toplantı ve gösterinin olması, gerçekten, Türkiye için çok az bir rakamdır. İnsanlarımızın gösteri ve yürüyüş yapmalarını, insanlarımızın talepkâr olmalarını, taleplerini sokaklarda, meydanlarda dile getirmelerini teşvik etmeliyiz.

Bunları teşvik etmemiz gerekirken, getirilen bu kanun tasarısıyla, özellikle, miting ve gösteri düzenleyenleri yıldıracak, onları, miting ve gösteri düzenlemekten caydıracak yeni birtakım kısıtlamalar getiriyoruz. Halbuki, biz, Türkiye olarak, milletvekilleri olarak, Meclis olarak, bu gösterilerin ve mitinglerin birer karnaval havasında -başlarını örtsünler, ne giyerlerse giysinler, ne yaparlarsa yapsınlar, hiç problem değil- geçmesi için gereken tedbirleri almalıyız. Halkından korkan bir devlet, halkından çekinen bir devlet olmamamız gerekiyor. Efendim, başını örtmüş, gizlenmiş, bilmem ne yapmış, maske takmış, yanında şunu bulundurmuş, bunu bulundurmuş gibi birtakım gerekçelerle özgürlükleri kısıtlamamamız gerekiyor. Bizde toplantı ve gösteri yapanların sayısı zaten az; ben şahsen hükümet olsam, toplantı ve gösteri yapanlara, yürüyüşlere katılanlara teşvik belgesi veririm. 65 milyonluk Türkiye’de, Sayın Bakanın verdiği bilgiye göre, geçen sene 385 bin kişi sokağa çıkmış; bu, çok az bir rakam ve bu kanunla biz, özgürlükleri daha da kısıtlıyoruz, insanları nefes alamaz hale getiriyoruz.

Burada sayılan maddeler o kadar çok ki... Ateşli silahlar, zaten, başlı başına bir suçtur, ayrıca Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun içerisine koymaya gerek yok. Patlayıcı maddeler suçtur; yaralayıcı, bereleyici araçlar, çubuklar vesaire, bunların hepsi suç aletleridir; dolayısıyla, bir toplantı veya gösteri yürüyüşüne gittiğiniz zaman, polis barikatında bunlar, zaten kontrol ediliyor ve polis barikatını aşmak zaten mümkün değil.

O sebeple, bu kanun tasarısı lüzumsuzdur ve gereksizdir. Bu kanun tasarısının, Türkiye’de zaten az olan özgürlükleri daha da kısıtladığına inanıyorum ve bu arada, Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kolaylaştırılması gerektiğine inanıyorum. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri için 7 kişilik bir tertip heyeti istiyorlar, bu 7 kişiden, cumhuriyet savcılığından sabıka belgesi, nüfus cüzdanı, ikametgâh belgesi gibi bir sürü belge isteniliyor. Şimdi, ayrıca, bu insanlara ek külfetler yükleniyor; kanun tasarısının gerekçesinde şu var: “Düzenleme kurullarının, toplantı ve gösterilerin kanunsuz hale dönüşmemesinde daha dikkatli olmaları ve olumsuzlukları önlemeleri amaçlanmış ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 23 üncü maddesinin (b) bendinin değiştirilmesi uygun görülmüştür.” Yani, düzenleme kurullarına ek bir külfet getiriliyor ve “bunları siz takip edin” deniliyor ve emniyetin yapması gereken bir iş düzenleme kurullarına ihale ediliyor. Türkiye’de, bir toplantı, gösteri yürüyüşü düzenlemek isteyen 7 vatandaşın, zaten, bir araya getirilmesi, baskılar sebebiyle, zor ve ayrıca, bunlara ek külfetler getirdiğiniz zaman, bu, şu demektir: Altı ayda, 900 ilçesi, 80 ili, 3 bin beldesi olan Türkiye’de 235 toplantı ve gösteri oluyorsa, bu kanun çıktıktan sonra, bunun sayısı 100’e insin.

O sebeple, bir eski Millî Eğitim Bakanı “keşke şu okullar olmasa, ne güzel idare ederdim” demiş; bizim de, şu gösteriler, yürüyüşler olmasa, ne güzel idare ederdik gibi bir anlayış içerisine girmememiz gerekir diye düşünüyorum; özgürlüklerin genişletilmesinden korkmamamız gerektiğini düşünüyorum; özgürlükler ne kadar genişletilirse, Türkiye’nin o kadar istikrara kavuşacağına inanıyorum ve bu arada, varsayımlar üzerine bir hukuk devleti oluşturulamaz; onu da özellikle ifade etmek istiyorum. Bakın, bu kanun tasarısının 1 inci maddesinde “suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere” deniliyor; şimdi, biz, varsayım üzerine insanları nasıl cezalandırabiliriz?! Kim varsayacak; yani, burada, bu varsayımı kim yapacak? Çünkü, çok önemli bir özgürlük, bir hak gaspediliyor ve bu gasıp da varsayım üzerine yapılıyor. Dolayısıyla, bu konuda bir değişiklik önergesi verdik; yani, en azından, bu kanun tasarısı kabul edilse bile, bu “kurulduğu varsayılan örgütler” terimi buradan çıkarılmalıdır. Varsayımlar üzerine hukuk devletinde işlem yapılamaz; eğer, biz, insanların beynini okumaya kalkar, insanların ne düşündüklerini tahmin etmeye kalkarsak, o zaman, Türkiye’de, ne demokrasiyi işletebiliriz, ne siyasî partileri işletebiliriz, ne de Meclisi işletebiliriz; dolayısıyla, biz, beyinleri okumaktan çok, insanlar ne yaptı, hangi eylemleri ortaya koydu ve bu eylemlerin cezası ne olmalıdır diye, onların üzerinde durmalıyız; yoksa, varsayımlar üzerine birtakım örgütler icat edip, varsayımlar üzerine birtakım suç örgütleri bulmak bizim görevimiz değildir. Tabiî, burada, aynı zamanda mahkemenin, yargının görev alanını da ihlal var. Bir örgütün suç örgütü olması için mahkeme kararı olması gerekiyor. Yürütme, kurulmuş herhangi bir örgütü suç örgütü ilan edemez; burada mutlaka mahkeme kararı olması gerekir, zaten bu, varsayım üzerine yapılamaz.

Ayrıca “kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak” deniliyor. Bu nitelik de, yani, kanunların hangi konuyu suç sayacağı niteliği de, mutlaka hâkim kararıyla belirlenmelidir. Biz bu konuları yürütmeye, bakana, emniyete verdiğimiz takdirde, Türkiye’nin başı beladan kurtulamayacaktır ve hiç kimse de Türkiye’de gösteri ve yürüyüş yapma cesaretini, imkânını bulamayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de çok az gösteri ve yürüyüş olmasına rağmen, bu gösteri ve yürüyüşlerde meydana gelen olay sayısı da çok az; biraz önce Sayın Bakanın belirttiğine göre, 1 112 gösteri ve yürüyüşten sadece 32’sinde olay çıkmış. Bu 32 olayla ilgili olarak tutuklananlardan kaç kişi mahkûm oldu, kaç kişi hapse girdi, onların sayısı da burada yok. 1998’de yapılan 235 gösteri ve yürüyüşten 8’inde olay çıkmış.

Bazı basın yayın organları, bazı gösteri ve yürüyüşleri yeni bir gösteri ve yürüyüşmüş gibi, kasıtlı olarak tekrar tekrar göstererek kamuoyu oluşturmaya çalışıyor; bizim bu tuzağa düşmememiz gerekiyor. Bir gösteri ve yürüyüşte olay çıktı diye Türkiye yıkılmaz. Artık, Türkiye’nin yıkılmasından, bölünmesinden korkan ülke idarecileri olmaktan çıkmalıyız. Türkiye bir bütündür ve hiç kimsenin Türkiye’yi bölmeye ve yıkmaya gücü yetmeyecektir.

Dolayısıyla, biz, kanun maddelerini daha ağırlaştırarak, özgürlükleri daha çok kısıtlayarak Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü koruyacağımızı zannediyoruz; bu, çok yanlış bir kanaattir; bilakis, Türkiye’de özgürlükler genişledikçe, insanların giyim ve kuşamlarıyla uğraşılmadıkça, insanların inançlarına karışılmadıkça Türkiye birliğini ve bütünlüğünü daha da sağlayacaktır; çünkü, çeşitli düşüncelerin varlığı, çeşitli grupların, kliklerin varlığı, Türkiye’nin zenginliğidir; biz, bu zenginliklerin yaşatılması için, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda özgürlükleri kısıtlamak değil, bilakis özgürlükleri daha da genişletmek ve bu konuda üzerimize düşen görevi yapmak durumundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yarbay, süreniz bitti; kişisel söz hakkınız var, onu da veriyorum.

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, artniyetli unsurlar var diye 65 milyon insanın özgürlüklerini kısıtlamayalım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarbay.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar bitmiştir.

Maddeyle ilgili olarak verilmiş 4 önerge vardır; geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin (b) fıkrasındaki “veya kurulduğu varsayılan” ifadesinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

        Kahraman Emmioğlu Abdulkadir Öncel Yakup Budak                                               Gaziantep                  Şanlıurfa                      Adana                                Ziyattin Tokar Hüseyin Arı Ahmet Çelik                                                         Ağrı                     Konya               Adıyaman

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2911 sayılı Yasanın 23 üncü maddesinin (b) bendinde sözü edilen “veya kurulduğu varsayılan” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

             Ahmet Güryüz Ketenci Eşref Erdem                 Atilâ Sav

           İstanbul                    Ankara                      Hatay

Celal Topkan

Adıyaman

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “veya kurulduğu varsayılan” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Ersönmez Yarbay         Ahmet Aydın     Sabahattin Yıldız

             Ankara                         Siirt                        Muş

Rıza Ulucak           Cevat Ayhan

             Ankara                   Sakarya

BAŞKAN – Son önerge en aykırı önergedir, okutup işleme koyacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde geçen “suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere” ibaresinin “yasadışı örgüt ve unsurlara” biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Uğur Aksöz Abdullah Gül              Ömer Ertaş

              Adana                   Kayseri                    Mardin

Turhan Güven Selahattin Beyribey

                   İçel                        Kars

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye  katılıyor mu efendim?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Sayın Başkanım, mutabakat sağladık, buradaki “unsur” kelimesini “topluluk” yaparak katılıyoruz.

BAŞKAN – Hangi “unsur “kelimesini?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Efendim “yasadışı örgüt ve unsurları” ifadesini...

BAŞKAN – “Benzeri maddeler ile” ibaresinden sonra  gelen “suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere” ibaresi kaldırılmak isteniyor...

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – O kısım kaldırılıyor, orayı önergede getirilen “yasadışı örgüt ve unsurlar” ibaresindeki “unsur” kelimesini “topluluklar” şeklinde değiştirmek suretiyle kabul ediyoruz.

BAŞKAN - Siz orayı bir okur musunuz Sayın Komisyon.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Önergeyi “Görüşülmekte olan 383 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde geçen ‘suç işlemek maksadıyla kurulmuş veya kurulduğu varsayılan örgütlere’ ibaresinin ‘yasadışı örgüt ve topluluklar’ biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.” şeklinde değiştirmek suretiyle katılıyoruz.

BAŞKAN - “Topluluklar” şeklinde değil de “örgüt ve topluluklara” şeklinde olması lazım.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKIN GÖNEN (Niğde) – Evet “örgüt ve topluluklara” şeklinde.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi, Komisyon, çoğunluğu yok; benimsiyor; Hükümet katılıyor.

Önergeyi, bu haliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Öteki önergeleri işleme koymaya gerek kalmamıştır; diğer 3 önergeyi işlemden kaldırıyoruz.

Maddeyi kabul edilen...

IV. – YOKLAMA

(FP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ASLAN POLAT (Erzurum) – Yoklama yapılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam tamam efendim... İsteyin, tamam...

Maddeyi kabul edilen bu önerge doğrultusunda oylarınıza sunmaya başlarken, arkadaşlarımız yoklama istediler.

Ayağa kalkan arkadaşlarımızı tespit edelim.

SABRİ ERGÜL (İzmir) – Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, değerli milletvekilleri...

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Oylandı, oylandı...

BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Bizi, burada zor duruma sokmaya gerek yok. Karar aldık, yarın akşam bu zamana kadar çalışacağız; ama, İktidar Partilerindeki milletvekilleri gelsinler, burada bulunsunlar... Yani, biz, kendi görevimizi istismar ederek kimseye destek de çıkmak istemiyoruz, kimseyle kavga etmek de istemiyoruz.

NABİ POYRAZ (Ordu) – Balkondayız, balkonda...

BAŞKAN – Beyler, buradaysanız, yoklama yapacağız, burada olduğunuz kanıtlanacak; 15-20 dakikanızı alır. Kusura bakmayın...

YAVUZ KÖYMEN (Giresun) – Efendim, biz, çoğunluğu görüyoruz.

BAŞKAN – Biraz önce işleme koymadım bir önergeyi ; ama, biraz önce, o önergeyi işleme koymadığım zaman, Fazilet Partisinden burada 60 kişi vardı; Doğru Yol Partisinden de 25 kişi vardı.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkan, şu anda çoğunluk var.

BAŞKAN – Arkadaşlar, yoklama yapacağım; heyecanlanmanıza hiç gerek yok. Bu yoklamada toplantı yetersayısı olursa, ikinci bir yoklama isteğini, o zaman salona bakacağım, değerlendireceğim.

Şimdi, yoklama isteyen arkadaşları tespit ediyorum:

Sayın Salih Kapusuz?.. Burada.

Sayın Bahri Zengin?.. Burada.

Sayın Aslan Polat?.. Burada.

Sayın Yaşar Canbay?.. Burada.

Sayın Bedri İncetahtacı?.. Burada.

Sayın Alaattin Sever Aydın?.. Burada.

Sayın Ersönmez Yarbay?.. Burada.

Sayın Ali Oğuz?.. Burada.

Sayın Abdulkadir Öncel?.. Burada.

Sayın İsmail Özgün?.. Burada.

Sayın Osman Hazer?.. Burada.

Sayın Mehmet Aykaç?.. Burada.

Sayın Cemalettin Lafçı?.. Burada

Sayın Fethullah Erbaş?.. Burada.

Sayın Cafer Güneş?.. Burada.

Sayın Feti Görür?.. Burada.

Sayın Saffet Benli?.. Burada.

Sayın Abdullah Özbey?.. Burada.

Sayın Mustafa Yünlüoğlu?.. Burada.

Evet, tam 20 kişi.

Genel Kurul salonunda olan sayın milletvekillerinin yüksek sesle salonda bulunduklarını belirtmelerini rica ediyorum; çünkü, ses gelmeyince, o zaman, yanılıyoruz.

Evet, yoklamaya başlıyoruz.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

26. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu (1/638) (S. Sayısı : 383) (Devam)

BAŞKAN – 1 inci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Sayın Ersönmez Yarbay, şahısları adına söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Yarbay.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; fazla vaktinizi almayacağım, sadece bir konuya dikkatinizi çekmek üzere söz almış bulunuyorum. O da şudur: Maalesef, Türkiye’de bürokrasi yeterince inisiyatif kullanmamaktadır; yeterince inisiyatif kullanmış olsaydı, bu kanun tasarısının buraya sevk edilmesine gerek yoktu. İnisiyatif kullanmadıkları için, bir olayla karşılaştıkları zaman, hemen ilgili bakana, ilgili genel müdüre bir kanun çıkarılması gerektiğini söylüyorlar ve Meclise de sık sık bu tür kanunlar geliyor. Bence, Sayın Bakanların, yöneticileri inisiyatif kullanmaya alıştırmaları ve böyle, başka kanunlarda cezaları olan birtakım yeni olayların, sanki kanunlarda hiç cezası yokmuş gibi, Meclis gündemine getirilmemesi konusunda gerekli titizliği göstermelerini diliyor; hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarbay.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarının tümü kabul edilmiştir; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Çalışmalarımıza devam ediyoruz.

27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (1)

                                  

(1) 660 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyenleri belirliyoruz: Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Sabri Güner; şahısları adına, Sayın Halit Dumankaya, Sayın Esat Bütün, Sayın Yalçın Gürtan, Sayın Musa Uzunkaya, Sayın Metin Bostancıoğlu, Sayın Teoman Akgür, Sayın Rıza Akçalı, Sayın Mikail Korkmaz, Sayın Ömer Özyılmaz, Sayın Hayrettin Dilekcan.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Sabri Güner; buyurun.

Süreniz 20 dakika efendim.

DYP GRUBU ADINA M. SABRİ GÜNER (Kars) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına, Yüce Heyetinizi ve televizyonları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, keşke, camilerimize, irtica mihrakı olarak nitelendirilen mabetlerimize ilişkin düzenlemelerin “irtica paketi” adı altında görüşülmesine imkân veren bu tartışmalar yapılmasaydı. Bu imkânı verenler, bu aziz milletin önünde buram buram ter dökeceklerdir. Bu tasarı, Meclis iradesinin dışında hazırlanmıştır; kimse içine sindirememiştir.

Bunun böyle olacağı, diyanetimizin, millî eğitimimizin, kültürümüzün sola teslim edildiği günden belliydi. Aldınız iki solu yanınıza, bir de, kendinize kısa koltuk değneği buldunuz ve bazı kesimlerin kırk yıllık rüyasını gerçekleştirmek için, bu aziz, bu necip milletin bütün mukaddesleriyle oynadınız. Bu vebalin altından kalkamayacaksınız.

“Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” diye yakardığımız, her türlü saldırıdan sakındığımız bu milletin mabetlerine müdahale etmeye keşke teşebbüs etmeseydiniz. Bu tasarı kanunlaşsa da kanunlaşmasa da, böyle bir teşebbüste bulunduğunuz için, ecdadımız ve bu aziz millet, sizi asla affetmeyecektir. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu ülkede yaşayan herkes, 21 inci Yüzyıla girerken Türkiye nasıl olmalıdır sorusuna şu cevabı vermelidir: Türkiye, 21 inci Yüzyıla, çağdaş, üreten, gelirini hakça paylaşan, daha kalkınmış, sorunları daha az, yarınına daha güvenle bakan; ama, en önemlisi, insan hak ve özgürlükleri konusunda evrensel değerleri yakalamış olarak girmelidir. Bu tespiti yaparken, sözlerimin başında “çağdaş” dedim ve cümlemin sonunda da “insan hak ve özgürlükleri konusunda evrensel değerleri yakalamış olmak” dedim. Demek ki, çağdaşlığın önşartı ve son durağı, insan hak ve özgürlükleri konusunda evrensel değerleri yakalamaktır.

Türkiye 21 inci Yüzyıla bu değerlerle girmeye çalışırken, din ve kutsal değerlerimizin irtica gibi mücerret bir mefhumla özdeşleştirilip potansiyel bir tehlikeymiş gibi gösterilmeye çalışıldığı bir dönemi oluşturma çabalarına şahit olmak, halkımızın çok büyük ekseriyetinin acı çekmesine sebep olmaktadır. Bu, aziz milletimizin hak etmediği bir davranış tarzıdır. Halka tepeden bakan bu jakoben anlayışın, toplumsal barışımızı bozacağından, zedeleyeceğinden korkuyorum. Bu dayatmacı anlayışın, toplumsal gerginliği tırmandıracağından korkuyorum. Bu jakoben anlayışın, Türkiye’yi, dünya kamuoyu önünde hak etmediği bir şekilde küçük düşüreceğinden korkuyorum. Siz, bu davranış biçimiyle, özgürlükleri askıya alıyorsunuz. Ne var ki, irticanın, ancak özgürlüklerin askıya alındığı toplumlarda gelişme gösterdiğinin farkında bile değilsiniz. Dindarın, ibadet ehlinin, bin yıllık tarihi olan tasavvuf ehlinin potansiyel tehlike olarak görüldüğü bir devlet anlayışını hazmetmek mümkün değildir. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Korkunuzu, telaşınızı anlamak mümkün değil. Bu milletin kutsal değerleriyle oynamaya devam ederseniz, halkın önüne çıkmaya yüreğiniz yetmeyecektir, yüzünüz de olmayacaktır. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bu tasarı “irtica paketi” adı altında kamuoyuna sunulmuş paketin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Camilere, ibadet yerlerine, kul ile Allah’ın yakınlaştığı yerlere, nasıl, irtica yuvası diyebilirsiniz! (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu, kimsenin hakkı da değildir, kimsenin haddi de değildir. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu davranış tarzıyla siz, devlet-birey gerilimini, dinci-laik gerilimini, önü alınmayan bir sorun üretim zeminine dönüştürüyorsunuz. Bu, demokratik ilke ve kurallara aykırı tek yanlı dayatmalarla siz, birer siyasî figür olmaktan öteye gidemezsiniz. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Seçim yoluyla da gelmiş olsanız, halkın yerine düşünemezsiniz; çünkü, bu halinizle, sadece kamu hizmeti görmek üzere yetki ve görev verilen unsurlar görüntüsünü vermektesiniz.

Ürettiğiniz siyasa bu ise, bu siyasanın gerektirdiği siyasal sorumluluğun hesabını halk önünde veremezsiniz.

Eğer bu önlemleri kriz çözücü sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; sonuç, beklentinizi karşılamayacaktır. Kriz çözücü sandığınız bu kurgular, siyasal ve toplumsal alanda daha derinleşen ve süreklileşen krizler getirecektir. Bu tavırla, ne ulusal ne de uluslararası kamuoyunu ve ilgili çevreleri aldatamayacaksınız. İlan edilmemiş bir olağanüstü hali, adı sivil ve olağan rejim olan, fakat kendisi olağanüstü rejim niteliğine sahip bulunan düzenlemeler ve uygulamalarla bütün ülkeye yaygınlaştırmak, mevcut krizi derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarıyla getirilen düzenleme, laiklik ilkesine de aykırı bulunmaktadır; çünkü, getirilen düzenlemeyle, devletin din üzerindeki denetimi artırılmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de yaşayan Müslümanların din anlayışları birbirinden farklıdır. Ülkemizde, üç mezhep üzre ibadet eden insanların var olduğu, herkesçe bilinmektedir; Hanefî, Şafiî ve Caferî Mezhepleri. Diyanet İşleri Başkanlığı, Hanefî ve Şafiî Mezheplerinin ihtiyaçlarını karşılayacak görevli tayin etmekte; ancak, Caferî Mezhebinin ihtiyaçlarını karşılayacak görevli tayin etmemektedir. Oysa, ülkemizde bu mezhebin kurallarına göre ibadet yapmakta olan insanlar bulunmaktadır. Bu tasarı kanunlaştığı takdirde, ülkemizde yaşayan Caferî Mezhebine tabi milyonlarca insanın camileri kapatılacaktır. Yine, Diyanet İşleri Başkanlığının kadro tahsis edemediği küçük yerleşim birimlerinde, yani mezra ve küçük köylerdeki camiler de kapanacaktır. Bu tür zorlamalar, hakkın özünü örseler, halkın da gönlünü örseler. İnsanların dinî inançlarına, ibadet serbestisine müdahale, bir kanunla yapılsa bile, yanlıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; iktidar partileri, millî iradeye, Anayasaya, hukukun temel ilkelerine, milletlerarası anlaşmalara, milletin temel değerlerine, ülkenin huzur ve barışına ters düşen bu ve benzeri tasarılarla tam bir teslimiyet içinde davranmayı, geçici bir iktidar hırsı ve menfaatı için benimsemişlerdir.

“İrticayla mücadele paketi” adı altında kamuoyuna arz edilen bu ve benzeri tasarıların, samimî ve samimî olmayan Müslümanları ayırt eden bir özelliğe sahip olduğu iddiasının da, gerçekle hiçbir alakası yoktur; çünkü, tasarılar, irticayı hiçbir unsuruyla tarif etmemekte ve temel hukuk kurallarına aykırı olarak, vatandaşlarımızın çok büyük bir kesimini, potansiyel mürteci olarak tasvir etmektedir. Aradönem düşüncesinin eseri olan bu tasarılar, Türkiye’nin siyasî ve sosyal gerçekleriyle de asla bağdaşmamaktadır.

Bakınız, Nazizm ve Faşizmden sonra yetmiş yıl boyunca dünya milletlerinin yaklaşık üçte birinin ortak paydası, komünizm idi. Bu sistem, dine ve bütün mukaddes değerlere savaş açmıştı. Neticede, daha fazla direnemedi, tarihin derinliklerine gömüldü.

Bu tasarıya oy verecek olan sayın milletvekilleri, sizi  tekrar uyarıyorum; Hükümetin “irticayla mücadele paketi” adı altında sunduğu tasarılar, aslında, demokrasi, özgürlükler ve halkla mücadele paketidir. Tasarıların tamamına hâkim olan anlayış, bir azınlık düşünce ve ideolojisinin halka rağmen iktidar yapılmasıdır. Bu tasarıların tamamı, aziz milletimizin çokpartili siyasî hayata geçildiği günden beri iktidardan uzaklaştırdığı despot, baskıcı, tepeden inmeci, halka tepeden bakan, halkı hor ve potansiyel tehlike gören düşüncenin elli yıllık hülyasını bir ararejim ortamında gerçekleştirme arzusundan başka bir şey değildir; bunu gerçekleştirme arzusunun bir ifadesidir.

İrtica, sözlük anlamıyla “geriye dönüş” demektir ve irticada, daima, bir yıkıcılık, bozgunculuk, bozuculuk anlamı saklıdır. Bu terim ile dini özdeşleştirmek, yanlış bir önyargının ifadesidir. Din, bir gerilik olmadığı gibi, bugün bütün uygar dünyada görüldüğü üzere, yaygın ve saygın bir kurumdur. Din gibi kutsal bir kavramı bu kötü niteliklerle suçlamak, hak ile haksızlığı karıştırmaktır ve açık hatadır. Böyle hatalarla, devleti ve bireyleri karşı karşıya getirirsiniz. Dini ve dindarı disipline sokmak “benim istediğim şekilde dindar olacaksın, benim çizdiğim çerçevede ibadet edeceksin” böyle bir devlet mantığı olur mu?! Kendisini toplumun üstünde ve toplumdan ayrık gören bir grup elitist jakobeni hoşnut etmek için bu milletin dinî duygularıyla oynamaya hakkınız yok.

Unutmayınız ki, geçici bir süre için güvence amacıyla özgürlüklerini feda edenler, ne özgürlüğe ne de güvenceye layıktırlar; sonunda her ikisini de yitirirler. İrticayla mücadele adı altında, irticayla mücadele maskesi altında, milletimizin manevî değerlerini sinsice hedef alan bu tasarılara oy vermemek, her parlamenterin vicdanî bir görevi olmalıdır; buna seyirci kalmak ise, gelecekte telafisi mümkün olmayan tarihî bir hata olacaktır; mesullerini de, milletimiz asla affetmeyecektir.

Saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güneri.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Yusuf Öztop; buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesini değiştirmeyi öngören bir tasarıyı görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Osmanlı Devletinde din işleri, şeyhülislamlık eliyle yürütülmüş; 1920-1923 Meclis hükümetleri döneminde, Şeriyye ve Evkaf Vekâleti tarafından yürütülmüş; 1961 Anayasasıyla, din işleri, genel idare içinde yer almış; 1965 yılında 633 sayılı Kanunla, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla yeni bir düzenlemeye geçilmiş ve Başbakanlığa bağlanmıştır. Ancak, zaman zaman, bu yasanın bazı maddeleri, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Yine, 1982 Anayasası da, 136 ncı maddesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığını genel idare içine almış; laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirmesi ilkesini getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bunları niçin söyledim; belki, bunları hepiniz biliyorsunuz, sizler de biliyorsunuz; ama, bir şeyi anlatmak istedim: Daha Osmanlı döneminden beri, cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu yana, Diyanet İşleri Başkanlığı, din işleri, daima, devletin bir parçasıdır, devletin aslî bir görevi olarak ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi, Diyanet İşleri Başkanlığının görevlerini şu şekilde tanımlamaktadır: “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek.”

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının, ilk iki görevini başarıyla yerine getirdiğini söyleyebiliriz; ne yazık ki, ibadet yerlerini başarıyla yönettiğini, denetleyebildiğini söyleyebilme şansına sahip değiliz. Eğer bu görevi başarıyla yapmış olsaydı, Müslüm Gündüzler, Ali Kalkancılar, Fadimeler ortaya çıkmaz; inanç sahibi pek çok vatandaşımız, kötü niyetli kişilerce kandırılarak kötü yollara sürüklenmezdi. (FP sıralarından “Ne alakası var” sesleri) Eğer ibadet yerleri iyi yönetilmiş ve iyi denetlenebilmiş olsaydı, ibadet yerlerinde belli siyasî düşüncelerin propagandası yapılmayacak, Millî Güvenlik Kurulu, irtica tehlikesini, şeriat tehlikesini, birinci öncelikli tehlike olarak ilan etmeyecek ve 75 inci yıldönümünü kutlamaya hazırlandığımız laik cumhuriyet, tartışma noktasına gelmeyecekti.

Değerli milletvekilleri, gelinen bu noktanın sorumluluğunu tümüyle Diyanet İşleri Başkanlığına yüklemenin haksızlık olduğunu düşünüyorum; asıl sorumlular, oy avcılığı uğruna dini siyasete alet eden, gelişmelere göz yuman, seçim zamanlarında tarikat liderleriyle pazarlık yapan, kürsülerde, siyasî kürsülerde, miting zamanlarında “bir elimde Kur’an, yüreğimde iman” diyerek, dini siyasete alet edenlerdir. (FP sıralarından alkışlar [!]) Asıl sorumlular “bize destek olursanız, bize oy verirseniz, İslam olursunuz; vermezseniz, patates dininden olursunuz” diyenlerdir değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar; FP sıralarından alkışlar [!])

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Nereden öğrendin bunları sen?!

YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Niye alınıyorsunuz?! Kendinize buradan bir sonuç  mu çıkardınız; yoksa, bir ders mi çıkardınız?! Alınmanızı gerektiren bir durum yok ki. Anlaşılıyor ki, sizi ilgilendiren bir yanı var bu işin!

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Moon tarikatı...

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim. Her grubun sözcüsü çıkıp konuşuyor; niye müdahale ediyorsunuz... Biraz sabırlı olun, susmasını bilin, dinlemesini de bilin!

YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemizde toplu ibadet, Diyanete bağlı olan, Diyanet yönetiminde olan camilerde ve mescitlerde yapılmaktadır; bir de, bunun dışında, Diyanete bağlı olmayan, özel ve tüzelkişiler, kuruluşlar tarafından yaptırılan camilerde yapılmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığının yönetim ve denetiminde olan camilerin görevlileri, Diyanet İşleri Başkanlığınca görevlendirilmektedir. Diyanete bağlı olmayan cami ve mescitlerin görevlileriyse, o cami ve mescidi yaptıran kişi ve kuruluşlarca görevlendirilmektedir. Diyanete bağlı olmayan camilerde görevlendirilen imam ve hatipler, çok zaman, bu görevleri yapmaya ehil kişiler değildir. O nedenle, bu cami ve mescitler, çokça, ibadetle birlikte, ibadetdışı belli siyasî düşüncelerin anlatıldığı, siyasî konuşmaların yapıldığı mekânlar haline gelmektedir.

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Hiç gittin mi?

YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Böylece, kutsal dinimizin mabedi, çeşitli siyasî düşüncelerin yuvası haline dönüşebilmektedir. Bu durum ise, İslam Dininin, barış, kardeşlik, eşitlik ve hoşgörü anlayışına temelden aykırıdır. O nedenle, faal olan tüm camilerin Diyanet İşleri Başkanlığının yönetim ve denetimine tabi olmasında zaruret vardır.

Değerli arkadaşlarım, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun -bugünkü haliyle- 35 inci maddesine göre, özel veya tüzelkişiler tarafından yaptırılan ve idare edilen cami ve mescit görevlilerini, Diyanet İşleri Başkanlığı lüzum gördüğü takdirde kadrosuna almak yetkisini haizdir. Bu maddeyle, yasanın 1 inci maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığına verilen görevlerin yerine getirilmesi mümkün değildir. Bu maddeye göre, özel ve tüzelkişiler tarafından yaptırılan camilerin yönetim yetkisi, camiyi yaptıran özel ve tüzelkişilerde devam etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, görev yapan kişiyi değiştirememektedir; sadece, özel ve tüzelkişiler tarafından görevlendirilen görevliyi kadrosuna alabilmektedir.

O bakımdan, tasarıda öngörülen değişikliğin yapılmasında fayda olduğunu düşünüyoruz. O nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu tasarıdaki değişiklik önerisine destek vereceğimizi ifade ediyor; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztop.

Gruplar adına başka söz talebi var mı?

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aykaç, grup adına mı efendim?

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Evet.

BAŞKAN – Bize bildirin arkadaşlar.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Grup Başkanvekili burada Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Buyurun Sayın Aykaç.

Süreniz 20 dakika.

FP GRUBU ADINA MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının geneli üzerinde, Fazilet Partimiz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, ülkemizde her kurumun bir teşkilat yasası vardır; Diyanet İşleri Başkanlığının da, kuruluş ve görevlerinden bahseden bir teşkilat yasası vardır. Şimdi, biz şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığımızın teşkilat yasasının 35 inci maddesinde değişiklik yapılmak istenen bir tasarıyı görüşüyoruz. Peki, değerli arkadaşlar, Diyanet İşleri Başkanlığımızın teşkilat yasasının durumu nedir acaba, ona bir bakalım:

Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 3 Mart 1924 tarihinde, 429 sayılı Kanun olarak gündeme gelmiş. Diyanet İşleri Başkanlığına, 1965 yılında, 633 sayılı Kanunla yeni bir kuruluş statüsü belirlenmiş. Daha sonra, 633 sayılı Kanunun pek çok maddesini değiştiren 26.4.1976 tarih ve 1982 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş.

Diyanet İşleri Başkanlığı, yirmiki yıldır sıhhatli bir kuruluş kanunundan mahrum olarak hizmet vermektedir. Bu durumda, Diyanet İşleri Başkanlığının elinde, halen uygulanabilir ve ihtiyaçlara cevap verebilecek bir teşkilat kanunu yoktur; bir kere, bu tespiti yaparak işe başlayalım değerli arkadaşlar.

Bu bilgileri, bendeniz, bir gündemdışı konuşmamda dile getirmiştim ve bu kanun tasarısı evvelemirde gelsin, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu ele alsın ve bu kanun, Diyanet İşleri Başkanlığını siyasetin kaygan zemininden çıkarsın ve her çeşit, dinî, ilmî ve idarî iş ve işlemlerinde, günlük siyasetin müdahalesi olmadan, elindeki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde, Diyanet İşleri Başkanlığını  çalışabilir bir statüye kavuştursun diye bir temennide de bulunmuştum. Maalesef, şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığımız, politikanın elinde oyuncak olmuş, garip bir kuruluş haline gelmiştir. Sayın Bakanımı tenzih ederim...

REFİK ARAS (İstanbul) – Öyle bir şey yok.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Ben, o kuruluşta 19 yıl görev yaptım, biliyorum sayın milletvekilim.

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – 19 yılda mı bu hale getirdiniz?

BAŞKAN –Arkadaşlar, müdahale etmeyin.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şayet, 55 inci Anasol-D Hükümeti, önümüze, 100 bine yakın insanın çalıştığı, görev yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığının teşkilat kanununu getirseydi, bu kanunun en güzel biçimde olması için, hep beraber, canla başla çalışır ve bu kanunu çıkarırdık. Heyhat! Ne ki, eğer Anasol-D Hükümetinin maksadı üzüm yemek olsaydı, bunu yapardı. Maksat üzüm yemek olmayınca, maksat bağcıyı dövmek olunca, kadük, işler durumda olmayan bir teşkilat yasasına -Diyanet İşleri Başkanlığının teşkilat yasasına- bir madde ekliyorlar. Zaten yasanın kendisi doğru dürüst ortada yok. Siz, yasayı çıkarmak varken, neden bu kadük yasayı düzeltmeye çalışıyor, üzerine bir kambur ekliyorsunuz? Maksat, millete, memlekete faydalı işler yapmak olmayıp, maksat bağcıyı dövmek olunca, işte Yüce Meclisin önüne böyle ucube bir yasa tasarısı geldi. Tabiî ki, değerli arkadaşlar, kendisi ucube olan bir hükümetten, doğru dürüst bir yasa tasarısı beklemek de, herhalde hayalcilik olur diye düşünüyorum.

MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, Hükümete hakaret ediyor.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Ama, çok şükür ki, bugün, zamanı geç de olsa bir erken seçim kararı alınmıştır.

REFİK ARAS (İstanbul) – Gözünüz aydın!..

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bugün aldığımız bu kararın her ne kadar neticesinden emin olmasak da, bir karar alınmıştır. Sizler, bunun hesabını bu seçimde vereceksiniz!

REFİK ARAS (İstanbul) – Siz de, bunun hesabını bu seçimde vereceksiniz!

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tekrar ediyorum, bugün önümüze gelen bu tek maddelik yasa tasarısı yerine, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş ve görevleri hakkındaki yasa tasarısı getirilseydi, bunun en güzel şekilde çıkması için canla başla çalışırdık. İlgili Sayın Devlet Bakanımız, bu yasa tasarısı İçişleri Komisyonunda görüşülürken, bu teşkilat kanunu tasarısının hazır olduğunu ve en kısa zamanda Genel Kurula getirileceğini de söylemişti. Şimdi, Sayın Bakandan, sözüne sahip çıkıp, bir an önce, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş ve görevleri hakkında yasa tasarısını Genel Kurula getirmesini istiyoruz.

REFİK ARAS (İstanbul) – “Ucube Hükümet yapamaz onu” dediniz ya!..

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Fazilet Partisi olarak, bizim, bu yasa tasarısına karşı çıkmamızın en önemli sebeplerinden birisi, şu ana kadar anlattığım husustur. Özetliyorum; Diyanet İşleri Başkanlığının tutarlı bir teşkilat yasası yoktur; önce bunu ele alalım diyoruz; bu değişikliği de orada görüşelim; bu, birinci husus.

Gelelim, Fazilet Partisi olarak bu yasa tasarısına karşı çıkmamızın ikinci sebebine: Bilindiği gibi, Türkiye’de, bir yılı aşkın zamandır, irticayla yatılıyor, irticayla kalkılıyor.

REFİK ARAS (İstanbul) – Sayenizde!..

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Evet, sayenizde de bu devam ediyor.

Şimdi, günde üç, beş, on memleket evladı can verirken, vefat ederken, terör hadiselerinde öldürülürken, PKK terörü bile, her nedense, ülkede birinci tehlike sayılmazken, bir mevhum, bir hayalî irtica tehlikesi, hâlâ, ülkemizin gündeminde birinci tehlike olmaya devam ediyor.

Sayın Başbakanın “irtica ile mücadele ediyoruz ve bununla ilgili birtakım yasa tasarılarını Meclis gündemine sevk ettik” diyerek saydığı yasa tasarıları içerisinde, maalesef, bakıyoruz, bu yasa tasarısı da var. Hükümetin sayın yetkilileri irticadan bahsediyorlar -güzel- ama, irticanın ne olduğunu söylemiyorlardı. Şimdi biz anlıyoruz ki, irtica ile kastettikleri, irtica ile mücadele derken bahsettikleri konu cami ve mescitleri sınırlandırmak, eğitim kurumlarına müdahale etmekmiş. İrticadan maksadın, cami ile ilintili şeyler olduğunu bu yasa tasarılarıyla anlıyoruz. Hayırlı olsun!

REFİK ARAS (İstanbul) – Sizin kafanız öyle diyor.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bizim kafamız öyle değil, sizin sözcüleriniz kendilerini ele veriyor.

Sayın Başbakanın bu dediklerini anlattık; gelelim, Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit Beyefendiye; diyor ki: “İrticanın kaynağı, 8 yıllık kesintisiz temel eğitimle yerinde kurutuldu.” 9 Temmuz tarihli gazetelerdeki Sayın Ecevit’in beyanı, irticanın kaynağı, 8 yıllık kesintisiz temel eğitimle kaynağında kurutulmuş...

Demek ki, imam-hatiplerin orta kısmını kapatırsanız, camileri ve mescitleri tahdit etmeye yönelik dolambaçlı bu yasa tasarılarını getirirseniz ve Kuran kurslarını işlevsiz hale getirirseniz, irticayı kökünden kurutmuş oluyorsunuz!

İstanbul Valisi, dünkü yaptığı basın toplantısında ne diyor biliyor musunuz; basın mensupları “irticayla mücadele kapsamında kaç tane Kuran kursu kapattınız” diye soruyorlar “efendim, kapatmak çare değil; siz, bir Kuran kursu kapatıyorsunuz, bütün evler Kuran kursu haline geliyor” diyor. Soruyorum size: Siz, bu aziz milletin, Yüce Kitabını öğrenme isteğinden, ihtiyacından ne istiyorsunuz?

Devletin valisi böyle beyanda bulunuyor. Bununla yeterli mücadele etmedi diye çeşitli vali ve kaymakamlar fişleniyor, tayin ediliyor, yerleri değiştiriliyor. Ne istiyorsunuz bu milletin, dinine olan bağlılığından, Kuran kursu açmasından, camie olan bağlılığından, cami yapmasından!..

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ne alakası var bunun!.. Konuşmuş olmak için konuşuyorsun.

YAKUP BUDAK (Adana) – İntikaliniz zayıf sizin...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, benden sonra, Hükümet temsilcileri çıkacaklar, diyecekler ki, bakınız bu yasa tasarısı 54 üncü Hükümet zamanında gündeme geldi...

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Haa... Şimdi, yalana gel...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – ...ve Sayın Bakanın elinde iki tane belge var; İçişleri Komisyonunda görüşürken, bize arz ettiler, sağ olsunlar; fakat “o belgeleri bize verin, bakalım, ne var” dediğimizde, verdiler baktık ki, şu var: 54 üncü Hükümetin Sayın Adalet Bakanına “böyle bir yasa tasarısı sevk edilecek, görüşünüz nedir” diye sorulmuş, Adalet Bakanının, Sayın Bakanın elindeki yazıda ifadesi aynen şu: “Bu konu bizi alakadar etmiyor; özel ve tüzelkişilere ait cami ve mescitlerin yönetiminin Diyanet İşlerine bağlanması konusu, Bakanlığımı alakadar etmemektedir.” Eğer, bu ifadem yanlışsa, Sayın Bakan çıkar, burada düzeltir...

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Öteki ifadeyi de söyle...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Gelelim öbür Bakanımızın ifadesine. 54 üncü Hükümetin Sayın Maliye Bakanına da sorulmuş “böyle bir yasa tasarısı sevk edilecek, görüşünüz nedir” diye, Sayın Maliye Bakanı da diyor ki: “Bu, kadroya ihtiyaç duyulacağından, malî bir meseledir; Genel Kurul buna karar verir...”

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – İslamiyette yalan olmaz; iyi dinleyeceksiniz, biraz sonra okuyacağım sana onu... Sayın Bakan da burada, imzası da var...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Evet, buyurun okuyun Sayın Bakanım, sizi de dinleriz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, gelelim, bu teknik bilgileri, özellikle de, Diyanet Teşkilatında çalıştığım için konunun teknik yönüne de vâkıf olduğum için, bu şekilde önbilgileri verdikten sonra, şimdi yasa tasarısının içeriğine geliyorum. Bakınız, ben burada hayalî konuşmuyorum; tamamıyla tasarıya bağlı olarak konuşuyorum Sayın Bakanım, telaş etmeyin; siz de bu yasa tasarısını içinize sindirerek getirmediniz. İrticayı önlemekle, camiin, mescidin ne alakası var?

Siz de bunu isteyerek getirmediniz; ama, sizi Hükümete getirenler “haydi, bir yıl oldu, hâlâ irtica yasalarını gündeme getirmediniz” diyorlar. Siz de, bula bula, gariban bu iki yasa tasarısını getirdiniz; şimdi, onlara tekmil vereceksiniz. (FP sıralarından alkışlar)

REFİK ARAS (İstanbul) – Çirkin ifade!

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tasarının içeriğine bakalım. Bu yasa tasarısı ne diyor “ülkede bulunan özel ve tüzelkişilere ait cami ve mescitlerin yönetimi, üç ay içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” diyor.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Ne var, ne kötülük var bunda?

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Şimdi anlarsın ne olacağını Sayın Okuyan, iyi dinle.

Değerli arkadaşlar, mevcut Diyanet Teşkilat Yasasının 35 inci maddesinde de bu hüküm aynen var; niye değiştiriyorsunuz?

Konu şu: Şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığının yetkililerinden bir kısmı burada oturuyor, ilgili Sayın Bakan da burada; Diyanet İşleri Başkanlığının  20 bin kadroya ihtiyacı var, bunu çıkardınız mı?  Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmiş mevcut cami ve mescitlerin 20 bin adet kadroya ihtiyacı var; bunu verdiniz de, bu arttı da, şimdi bunun dışındaki cami ve mescitleri de mi Diyanete bağlıyorsunuz?

Birinci sakınca bu.

AYHAN FIRAT (Malatya) – Siz niye vermediniz?

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bizim zamanımızda, Diyanet İşleri Başkanlığına, 16 667 kadro tahsisi Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş ve Genel Kurul gündemine alınmıştır. Sizden beklediğimiz,  gündemde bekleyen o hazır maddeyi getirin, görüşelim.

Hem bugünlerde seçim yaklaşırken -90 bin mi, 100 bin mi; sayısını tam bilmiyorum- asgari, 80 bin civarında yeni kadro ihdas edip, devlete eleman alınacağını sizlerden duyuyoruz, siz ilan ediyorsunuz. Bakın, bir tarafta Diyanet İşleri Başkanlığı gibi çok önemli bir teşkilatın, 20 bin yeni kadroya ihtiyacı var, siz, bunu çıkarmıyorsunuz, vermiyorsunuz; öbür taraftan, politik olarak değerlendirebilmek için, seçim yatırımı yapabilmek için 80 bin yeni kadro ihdas ediyorsunuz.

REFİK ARAS (İstanbul) – 35 bin... Doğrusunu söyle!..

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Bu yoğurdun bolluğu nerede?!

REFİK ARAS (İstanbul) – Yanlış!

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Dün de bir yasa tasarısı geçirdiniz, belirli bir kuruma trilyonları aktaracaksınız; peki, onunla enflasyon yükselmeyecek mi? Memura, işçiye zam verirken “yarım puan bile yükseltmem; bu, enflasyonu yükseltir” derken aklınız yerindeydi de, dünkü yasayı geçirirken, enflasyonu yükselteceğine dair bilginiz yok muydu?

Değerli arkadaşlar, eğri oturup doğru konuşalım. Esas burada maksat... Bizim de arzu ettiğimiz, Diyanet İşleri Başkanlığımız, kendisine bağlı olan mescit ve camileri, güzel, elinde, mevcut, iyi bir teşkilat kanunu olmamasına rağmen, bugüne kadar maharetle yönetmiştir, bundan sonra da yönetir. Ancak, siz, Diyanetin ihtiyacı olan kadroları vermezseniz, o camileri ve mescitleri Diyanete bağlamanızın ne anlamı olur? Yoksa, bunun anlamı şu mudur: Ey özel ve tüzelkişiler, vakıflar, dernekler, siz durmadan cami yapıp duruyorsunuz... Zaten, bu yasadan sonra sırada bekleyen yasa tasarısındaki -sıra gelirse, İmar Yasasıyla ilgili konuşacağız- bir düzenlemede, bir engelleme de orada getiriyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Yapılacak cami ve  mescitlere imar izni verilmesi için, ilgili il ve ilçe müftülerinin de görüşü alınması lazım.” Bununla işi daha da resmileştirip, Hükümetin emri altında olan memurlar durumunda olan müftüleri sıkıştırarak, bu izni de zorlaştırmak istiyorsunuz; biz, bunu da biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, hadi diyelim, özel ve tüzelkişilere ait camilerin yönetimini Diyanete verdiniz. Bunların sayısı, Diyanet teşkilatının kayıtlarında 2-3 bin civarındadır. Peki, ya diyelim mescitler ne olacak? Bakınız, yazlıklarda, yaylaklarda, mezralarda, yol güzergâhlarında çok sayıda mescit var. İşhanlarının altında, apartmanların altında vatandaşlarımız,  madem aynı apartmanda seksen aile, seksen daire bir arada oturuyoruz; bu apartmanın altına, bir de, namazlarımızı cemaatle beraber kılabilmek için mescit yapalım, burada kılalım diye gayret göstermişler. Şimdi, siz, Genel Kurulun yanındaki mescidi de Diyanete bağlayıp, görevli verebilecek misiniz? Görevli veremeyecekseniz, arkasından, buraların kapatılması kararı gelmeyecek mi? Evet...

Hem şunu söyleyeyim ve sorayım sizlere: Sizce cami nedir, mescit nedir? Türkiye’de cuma namazı kılınan ibadet yerlerine, Müslümanların ibadet yaptığı yerlere cami; cuma namazı kılınamayacak evsafta olan, yeterli cemaati ve görevlisi olmadığı halde veya olsa da, toplanamadığı halde cuma namazı kılınamayan ibadet yerlerine, namaz kılınan yerlere de mescit denilir, teamüldeki tarifi bu. Oysa ki, bunun, dini literatürde, Arapçadaki anlamında durum böyle değil; Türkiye’de, bizim, küçüklerine mescit dediğimiz halde, dünyadaki en büyük camiye de, Mescidi Nebeviye de, Mescidi Harama da mescit deniliyor dinî ıstılahta.

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Arapça açıklamak zorunda mısın?

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Şimdi siz bu işin içinden nasıl çıkacaksınız? Cami, mescit...

Bir kere, değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısını getirenler, bu yasa tasarısının ne getirdiğini ne götürdüğünü bilmeden, alelacele, işte, irticayla mücadele edeceğiz diyerek ve bazı yerlere şirin gözükmek için, zavallı dinî kurumumuz olan Diyanet İşleri Başkanlığını hedef seçmişler...

AYHAN FIRAT (Malatya) – Niye zavallı olsun?!.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aykaç, süreniz bitti; lütfen, son cümlenizi söyler misiniz efendim.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Evet, toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – “Toparlıyorum” değil, son cümlenizi söyleyin. Rica ediyorum artık.

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Saygusuz!.. Saygusuz!...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Fazilet Partisi olarak, bu tasarı, irtica paketi içerisinde sunulduğu için; irticayla, cami ve mescitleri alakalı gibi gösterip, cami ve mescitlerle alakası, ilişkisi bulunan, dinî duyarlılığı olan insanları irticanın içerisinde mütalaa ettiğiniz için, biz, bu yasa tasarısına şiddetle karşı çıkıyoruz.

Eminiz ki, siz de bunu istemiyorsunuz; fakat, nerede hazırlandığı bilinmeyen bu yasa tasarısı sizden istenildi; siz de, bunu, Genel Kurula getirdiniz, dayattınız.

Herkesi rencide eden bu yasa tasarısını, maddelerine geçilmeden geri çekmenizi diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aykaç.

Gruplar adına konuşmalar bitmiştir.

Birleşime, saat 24.00’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.43
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 24.00

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Hüseyin YILDIZ (Mardin)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, 660 sıra sayılı yasa tasarısının tümü üzerindeki konuşmalara devam edeceğiz.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Sayın Bakan, bu safhada konuşmak istiyor musunuz efendim?

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Şahsı adına bir kişi konuştuktan sonra konuşacağım.

BAŞKAN – Peki, şahsı adına, Sayın Halit Dumankaya; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri, bizleri televizyonlarının başında seyreden aziz vatandaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa tasarısıyla ilgili olarak, burada, hem Anamuhalefet Partisi hem de diğer muhalefet partileri konuştu. Şimdi, ben, size, buradan, yasa tasarısını kısaca bir daha okumak istiyorum.

“Camilerin ibadete açılması ve yönetimi

MADDE 35.– Cami ve mescitler Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile ibadete açılır ve Başkanlıkça yönetilir. Hakiki ve hükmî şahsılar tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir. Diyanet İşleri Başkanlığınca buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleri ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle belirlenir ve bu yönetmeliği Diyanet İşleri Başkanlığı hazırlar.”

Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısı bu. Bizi dinleyen vatandaşlarım da, mütedeyyin insanlar da bunu dinlesin; burada konuşan arkadaşlar gerçekten bu milleti, mütedeyyin insanları üzmüştür.

Değerli arkadaşlarım, dün burada askerlerle ilgili bir kanun tasarısını görüştük; müzakereler sırasında bunu eleştirdiler ve “bu kanun tasarısını buraya dayatmayla getirdiniz” dediler.

Değerli arkadaşlarım, ben hayatım boyunca hep belgeye dayanarak konuştum. Dün çıkardığımız kanunun altında Turhan Tayan’ın imzası var. Turhan Tayan hazırlayıp göndermiş ve 55 inci Hükümet de bunu çıkarmış, bakın, imzası buradadır. Bunu bir tarafa koyuyorum ve şimdi, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısını  ele alıyorum. Bu kanun tasarısının da irticayla hiçbir alakası yoktur. Şimdi, irtica prim yapıyor, oy primi yapıyor; kime yapıyor; sahte Atatürkçülere oy primi yapıyor, sahte laiklere oy primi yapıyor, dini istismar edenlere oy primi yapıyor.

Şimdi, burada yapılan konuşmaları ele alıyoruz. Bu tasarıyla ilgili tek kelime söylenmemiştir; ama, irtica prim yapıyor ya, onun için, tasarıyla ilgisi olmayan şeyler söylenmiştir.

“Bu tasarı dayatmayla geldi” deniliyor. Bakınız, bu tasarıda, Refahyol Hükümetinde Diyanet İşlerinden sorumlu olan Devlet Bakanı Sayın Nevzat Ercan’ın imzası var, karşımda oturuyor. Bakın, bu imza Sayın Ercan’ın. Bu hazırlanmış, Bakan Sayın Ercan, bunu Diyanetin Hukuk İşleri Başkanlığına sevk etmiş.

Yine, bu kanunun altında Sayın Abdüllatif Şener’in de imzası var.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Kanun değil, taslak...

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Kanun taslağının, kanun çalışmasının... Düzelttim, değil mi?..

Bakınız, 11.4.1997 tarihinde, Sayın Abdüllatif Şener -o zamanki Bakan- ne diyor: “İlgili yazı ekinde anılan 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı taslağı incelenmiş ve kanunlaşmasında Bakanlığımızca sakınca görülmemiştir.

Bilgilerini arz ederim.

Doç. Dr. Abdüllatif Şener

             Maliye Bakanı”

Değerli arkadaşlarım, bunu Refahyolun Bakanı sevk ettiği zaman irtica olmuyor, dinsizlik olmuyor...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Biz getirirsek dinden çıkılıyor!..

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – ...ama, yine aynı şekilde, 55 inci Hükümetin Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, aynı gerekçelerle sevk ettiği zaman, o, dine karşı oluyor...

Değerli arkadaşlarım, böyle çifte standart olur mu? Böyle mi bu dine hizmet edeceğiz? (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Yine burada, diğer muhalefet partisi adına konuşan Sayın Sabri Güner “bu tasarı, Meclis iradesinin dışında hazırlanmıştır.” diyor. Bu, bir iftiradır; en azından Sayın Nevzat Ercan’a iftiradır, en azından Abdüllatif Şener’e iftiradır. Niye iftiradır; eğer, bir dayatma varsa, onlara dayatılmış, 55 inci Hükümete dayatılmamış ki. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, yanlış bir şey yaptı demiyorum Sayın Nevzat Ercan, yanlış bir şey yaptı demiyorum Sayın Abdüllatif Şener; doğruyu yaptılar. Diyanet İşleri Başkanlığı bunu hazırladı, buraya sundu, doğru yaptılar. Onların yaptığı bu doğruyu, 55 inci Hükümet devam ettirdi. Bu şekildeki bir kınamayı uygun bulmuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, camilerin yönetimi Diyanete verilmelidir. Şimdi, bu tasarı, Mecliste görüşülürken, Diyanet İşleri Başkanı geldi, konuştu ve dedi ki: “Almanya’ya gittim; bir mekânı ortadan bir tahta perdeyle bölmüşler. Bir taraf falancanın camisi, öbür taraf falancanın camisi; elinle vursan bu perde yıkılır. Topladım, bunları bir yere getiremedim. Halbuki, camiler cem yeridir. İslam fıkhına göre, en azından 40 kişinin bir arada cuma namazını kılması gerekir; ama, bir bölücülük almış gidiyor.”

ASLAN POLAT (Erzurum) – Hanefilerde öyle bir şey yok!

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, camilerin Diyanete bağlanmasında ne mahzur var?

Bakınız, 1991 seçimleri arifesinde, Sultanbeyli’de esnaf geziyoruz. Bir hoca benim kravatıma yapıştı ve “beynamaz” dedi. Arkasında olanlar “bu beynamaz değil” dediler; ondan sonra hemen konuyu değiştirdi. Kendisini inceledim, o hoca sabah namazını kıldırmamış, propaganda yapmak için sabah camiye gitmemiş.

Değerli arkadaşlarım, camiler müşterek yerlerimizdir. Bu camilerin, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmasında bir mahzur yoktur; eğer, Diyanet İşleri Başkanlığı kadro verebilirse versin. Herkes, her yerde konuşuyor. Din adamı olarak konuşmak çok önemlidir. Hiç olmazsa, konuşan bu kişiler, Diyanet İşleri Başkanlığının imtihanına tabi tutulsun; Diyanet İşleri Başkanlığı onlara bir sertifika versin. İslam fıkhında, bu sertifikayı almayan kişi cuma namazını kıldıramaz.

Değerli arkadaşlarım, kısaca, şunu söylemek istiyorum: Eğer, kişiler, dinin üzerinden ellerini çekmezlerse, göreceksiniz ki, hem ülkemiz hem dinimiz hem insanlarımız bundan zarar görecektir. Değerli arkadaşlarım, bu maddeyle, İslama hizmet ediliyor. Bu maddeyle, İslama darbe vurulmuyor. Bu maddeyle, her şey kontrol altına alınıyor. Bu maddeyle, yetkisiz ve etkisiz kişiler kürsüye çıkıp vaaz edemeyecek.

LÜFTİ YALMAN (Konya) – Şimdi de edilmiyor.

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Onlara bir sertifika verilecek. Onları, Diyanet İşleri Başkanlığı kontrol edecek; ama, şimdi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dumankaya, süreniz bitti; 1 dakikada tamamlayın efendim; lütfen, son cümlenizi söyleyin.

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Şunun camii, bunun camii diyerek biri öbürünün camisine gitmiyor; öbürü, kızdığı zaman, hemen bir başka yerde, hiç lüzumu yokken, cami yapıyor.

Bu duygularla, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dumankaya.

VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Dumankaya’nın, bana atfen, ismen, isnat ettiği konuyla ilgili bir cümle...

BAŞKAN – Efendim?..

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Dumankaya, biraz önce yapmış olduğu konuşmada, ismimi zikrederek...

BAŞKAN – O, sizin isminizi zikrederek bir yazıdan bahsetti. O yazının gerçekdışı olduğunu mu söylüyorsunuz?

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Evet...

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Ben, o yazıyı Sayın Bakana takdim edeyim.

BAŞKAN – Peki, o zaman, o yazının gerçekdışı olduğuna mahsus size 2 dakikalık...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Hayır, gerçekdışı değil; bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Ama, yani...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Onu çarpıtarak; yani, konunun...

BAŞKAN – Sayın Şener, Sayın Dumankaya dedi ki: “Sayın Şener’in Bakanlığı zamanında böyle bir yazı yazılmış.”

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Evet. Bu yazının muhtevası hakkında, izin verirseniz iki dakika küçük bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Peki, çok kısa rica ediyorum.

Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Dumankaya’nın biraz önce ismimi zikrederek yapmış olduğu açıklama konusunda bir kısa bilgi de ben vermek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, bakanlıklar, kurumlar, kanun taslaklarını hazırlarken, bu kanun taslağında geçen konularla ilişkili bulunan bakanlıkların da görüşünü alır. Bu zikredilen, bugün de burada tartışmakta olduğumuz kanun tasarısı üzerinde yapılan çalışmalar sırasında Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığı, taslak halinde iken Maliye Bakanlığından da görüş istemiştir. Bu görüşü niçin istemiştir; metne dikkat edilirse, deniliyor ki: “Diyanet İşleri Başkanlığınca buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir.”

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Burada öyle bir şey yok.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Kadro tahsisiyle ilgili bütçe imkânları içerisinde herhangi bir güçlük var mı, bunun yüküyle ilgili bir tıkanıklık olabilir mi diye veya diğer teknik ayrıntılarıyla ilgili olarak bakanlığımızın da görüşünün alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu taslak çalışmaları sırasında ilgili bakanlıkların görüşü de alınırken, zaten o bakanlığın ilgi alanıyla ilgili görüş alınır. Bizim, burada Maliye Bakanlığı olarak o dönemde verdiğimiz görüş, Maliye Bakanlığını ilgilendiren teknik boyutlarıyla ilgilidir. Bunu Genel Kurulun huzurunda açıklama lüzumunu hissettim.

Ancak, bu tasarının irticayla bağlantılı olarak burada sürekli tartışılmasının sebebi, bildiğiniz gibi, Hükümet ile Genelkurmay arasında, Başbakan ile Genelkurmay arasında çıkan bir ihtilaf sırasında, daha sonra, Hükümet Meclise 8 kanun tasarısı gönderdi, Sayın Başbakan bu 8 kanun tasarısının irticayla mücadele ile bağlantılı tasarılar olduğunu açıkladı, kamuoyuna duyurdu ve o 8 tasarı içerisinde bu da vardı. Onun için, gerek muhalefetteki arkadaşlarımızın, gerek iktidardaki arkadaşlarımızın bu tasarı çerçevesinde irticayla mücadeleyi gündeme getirmelerinin sebebi, Sayın Başbakanın o sırada yapmış olduğu açıklamadır.

Arz ederim. (FP sıralarından alkışlar)

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Yani, doğru bir hadisedir...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (Devam)

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Yerinizden mi Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, çok sevdiğimiz arkadaşlarımız burada sadece siyaset yaptı. Sayın Dumankaya, burada, benim söyleyeceklerimin hepsini söyledi; ancak, Sayın eski Bakanımız bir noktayı belirtmedi. 35 inci madde, noktasına, virgülüne kadar, aynen arkadaşımızın imzaladığı şekilde getirilmiştir.  Ben de zatı âlinizin imzasından sonra, sadece Hikmet Sami Türk Bakanımızın görüşü eksik olduğu için, onu aldım ve her tasarı gibi -hiç irticayla falan alakası yok- buraya gönderdim.

Arkadaşlar, burada İslam Dinini siyasete alet etmek doğru bir yaklaşım değildir. (FP sıralarından “ne alakası var” sesleri, gürültüler)

NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Dinleyin, dinleyin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir susun bakalım canım.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, ben hepinizi sabırla dinledim. Bir sabırsızlığım oldu, o arkadaşım şimdi bana geldi, ben de kendisine, bir sabırsızlığım olduysa özür dilerim diyorum; ama, o da, en azından yanlış şeyler söyledi, “Ucube” gibi laflar etti; burada onu geri alması gerekir. Hiçbir hükümet ucube olamaz; bir kere bunu hepimiz bilelim. Bu çatı altında ucubelere yer yoktur. (DSP sıralarından alkışlar)

Şimdi, hep siz bize sordunuz, şimdi ben DYP temsilcilerine soruyorum: Altı senedir siz hükümette idiniz, bu kadar savunduğunuz kadroları niye almadınız, Teşkilat Yasasını niye değiştirmediniz?!

REFİK ARAS (İstanbul) – Cevap; yok!

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Biz geleli bir sene oldu, hepsini bizden bekliyorsunuz.

Size bir tek şey söyleyeceğim: Bu yarım bıraktığınız tasarıyı çıkaracağımız gibi, diğer Teşkilat Yasasını da, kadroları da çıkaracağız kardeşlerim; hiç merak etmeyin. (DSP, FP ve ANAP sıralarından alkışlar) Onun için, dini siyasete alet etmeyelim. Ben, o arkadaşın imzasına da sahip çıktım, sizin imzanıza da sahip çıktım. Sizin görüşmenizde altına imza attığınız metni okuyayım da bir yanlış anlaşılma olmasın.

“İlgi yazı ekinde anılan 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı taslağı incelenmiş ve kanunlaşmasında Bakanlığımızca sakınca görülmemiştir.” Şimdi de yasalaştırıyoruz biz bunu; başka hiçbir şekli yok.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Maliye tarafı...

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Maliye tarafı  falan değil.

Sayın Bakan benim yerimdeydi, ben kalkacağım başka bir arkadaş gelecek. Bunlar, sizin zamanınızda imzalanınca iyi, başka zamanda, biz tamamlayınca kötü diye bir nokta olamaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, ANAP ve DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Esat Bütün?..

ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Vazgeçtiniz.

VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4. – Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan’ın, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın şahsına sataşması nedeniyle

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Ercan, buyurun efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) –Sayın Başkan, ismim kullanılarak şahsıma bir sataşma oldu, söz istiyorum.

BAŞKAN – Arkadaşımızın da isminden bahsedilmek suretiyle kendisiyle ilgili bir söz söylendi.

Sayın Ercan, çok kısa...

Buyurun efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının özüne ilişkin herhangi bir itirazım yok; ancak, şunu peşinen söyleyeyim ki, Diyanet İşlerinden sorumlu Devlet Bakanı olduğum dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığı, teknik seviyede bir çalışma, bir hazırlık yapmış. Diyanet İşleri Başkanlığının teknik seviyede yaptığı bu çalışmayla ilgili, bittabiî, sorumlu Bakan olarak, ilgili bakanlardan görüş aldık; o aşamadadır. Bu, bir hükümet tasarısına dönüşmemiştir ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sevki yapılmamıştır.

İBRAHİM YAVUZ BİLDİK (Adana) – Niye gerek gördün?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin, rica ediyorum.

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Yani, sanki, böyle bir çalışma, tasarıya dönüşmüş veya teklif şeklinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine indirilmiş gibi takdim ediliyor.

Değerli arkadaşlar, şunu söylemek istiyorum. O dönemde sorumlu bir bakan olarak, bugün, itirazımız şu noktadadır: Türkiye, 28 Şubat sürecini yaşadı. Bunu kabul edin, etmeyin; Türkiye, bir dayatmayla karşı karşıya.

REFİK ARAS (İstanbul) – Hiç öyle bir şey yok.

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Nasıl yok?!.

BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin...

Sayın Bakan, siz konuşmaya devam edin de...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu dayatma, bu zincirin, belki birinci halkası, burada, 8 yıllık kesintisiz eğitimle başladı. Bu, devam edecekti. Şimdi, asıl itirazımız, bir bu noktadadır; yani, Millet Meclisinin üzerinde, Parlamentodışı birtakım güçlerin dayatmasıdır. (DSP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Ne dayatması!.. Yakışıyor mu!..

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Niye sabırsızlık gösteriyorsunuz?

Şimdi, Sayın Başbakan... (ANAP sıralarından gürültüler)

ALİ KEMAL BAŞARAN (Trabzon) – İmza sizin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin... Rica ederim...

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – İmza sizin, imzanızı inkâr mı ediyorsunuz?!.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza sizin!..

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, arkadaşımız iki cümle söyleyip oturacak canım...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Söyleyeyim söyleyeyim Sayın Okuyan... Müsaade edin...

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Dayattılar mı?..

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Ben, ne diyorum; teknik seviyede bir çalışma, Diyanet İşlerinden gelmiş bir çalışma, ilgili bakanlıklardan görüş alınma aşamasındaki bir mesele, bugün, tasarıya dönüşmüş...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bunu, zorla mı yaptınız; dayattılar mı?..

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Bizim Hükümetimiz döneminde tasarıya dönüşmemiş; bir teklif olarak da Meclisin gündemine inmemiş.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – İmza sizin...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Niye bağırıp çağırıyorsunuz, tahammül gösteremiyorsunuz?!.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza kimin?.. Bu imza kimin?..

BAŞKAN – Efendim, size söz hakkı verdim mi ben?..

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza sizin..

BAŞKAN – Lütfen susar mısınız... Sayın Okuyan, size konuşma hakkı vermedim.

Sayın Ercan, siz de tamamlar mısınız...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Şimdi, bu tasarıyı da, görüştüğünüz dayatılan birçok tasarıyı da ve 8 yıllık kesintisiz eğitimi de birbirinden ayıramazsınız. Ayıramazsınız bunları!..

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, sataşmaya cevap versin.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Kim dayattı bunu?

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Bir Başbakan düşünün ki, kendi partisinin Meclis grubunda, çıkıyor “içime sinmedi; ama, sırf İktidarda kalabilmek için... (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ercan, lütfen cümlenizi tamamlar mısınız.

NEVZAT ERCAN (Devamla) – ...çıkarmak zorundayız” diyebiliyor. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Müsaade et, ben bitireceğim konuşmamı.

BAŞKAN – Tamam, bitirin...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Ama, lütfen sükûneti sağlayın.

BAŞKAN – Efendim, ne yapalım yani; herkes bu saatten sonra...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Kim dayattı bunu?! Bu imzayı kim attı?!

BAŞKAN – Efendim, cümlesini bitirsin arkadaşımız. (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından gürültüler)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sataşmaya cevap versin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Güney, rica ediyorum...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Müsaade edin...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bunu kim dayattı size?!

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Benim asıl itiraz ettiğim husus şudur...

BAŞKAN – Sayın Ercan, siz söyleyeceğinizi söylediniz. Son cümlenizi söyleyin. Lütfen...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Müsaade edin, cümlemi tamamlayayım.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, gereksiz yere konuşuyor.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza kimin, bu imza?!

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Benim itirazım şudur: Siz ki, 10 adet Hükümet tasarısını, bir paket halinde “irticayla mücadele” adı altında takdim ettiniz; işte, esas düştüğünüz yanlış budur. (DYP sıralarından alkışlar; ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam Sayın Ercan, rica ediyorum efendim...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bu imza kimin?!

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Siz, camiyi, Allah’ın evini, Beytullah’ın şubesini bir irtica mihrakı olarak gördünüz. (DYP sıralarından alkışlar; ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından “Yuh” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar) Öyle gördünüz... Siz öyle gördünüz...

BAŞKAN – Sayın Ercan, lütfen efendim... Bitti efendim... Lütfen... Rica ediyorum...

NEVZAT ERCAN (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, herkes sükûneti muhafaza etsin. (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, lütfen... Rica ediyorum... Arkadaşlar, her ağızdan bir ses çıkarsa ben ne yapayım.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sözünü geri alacak!

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Böyle, abuk sabuk konuşulur mu?!

BAŞKAN – Efendim, ben sözünü kestim; ne yapayım...

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Bu imza kimin?! Bu imza kimin?!

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Bu imza kimin?!

BAŞKAN – Bir dakika efendim... Rica ediyorum...

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Şu imza onun imzasıdır. İnkâr mı ediyor?

BAŞKAN – Ben size söz verdim mi Sayın Dumankaya? Oturur musunuz yerinize... Sayın Bakana söz verdim.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Bu imza onundur.

BAŞKAN – Sayın Dumankaya, lütfen oturur musunuz...

(ANAP sıraları ile DYP sıraları arasında yığılmalar, gürültüler, karşılıklı konuşmalar)

Sayın milletvekilleri, lütfen, herkes yerine otursun. Lütfen, yerinize oturur musunuz arkadaşlar... Sayın İdare Amirleri, lütfen... Arkadaşlar, rica ediyorum... Lütfen, herkes yerine otursun...

Sayın Yavuz, yerinize oturur musunuz... Lütfen efendim...

Arkadaşlar, eğer, bitirmezseniz ara vereceğim. Lütfen, herkes yerine otursun. (Gürültüler)

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.23

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 00.30

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Hüseyin YILDIZ (Mardin)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131 inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

27. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/756) (S. Sayısı : 660) (Devam)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Biraz evvel burada konuşma yapan sözcü, Grubumuza, milletvekillerimize, Hükümetimize çok ağır kelimelerle ifadede bulunmuştur, iftira etmiştir, yanlış söylemiştir; imzasını da inkâr etmiştir.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – İmzamı inkâr etmedim. (ANAP ve DYP sıralarından gürültüler)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Etmiştir.

Söz istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Güney.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bize söz vereceksiniz...

BAŞKAN – Sayın Güney...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Grubumuzu tezyif etmiştir, istihfaf etmiştir.

BAŞKAN – Sizden rica ediyorum, bakın, bu saatte bir hayli elektriklendi salon.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kesinlikle bunu kabul edemeyiz.

BAŞKAN – Sayın Güney, bir dakikanızı rica edeyim... Ben o sırada mikrofonu kapatmıştım...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Buna cevap verilecek...

BAŞKAN – Hayır, bir dakika...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Hiç kimse bunun altında kalamaz.

BAŞKAN — Ben zabıtları getirteyim, inceleyim, o zaman size söz vereceğim.... Bu oturum içinde cevap için size söz hakkı vereceğim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, bir cümle söyleyeyim...

BAŞKAN – Sayın Güney, zabıtları getirteceğim.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Niye getirteceksin zabıtları?..

BAŞKAN – Bakın, inanınız, o sırada mikrofonu kapatmıştım, gürültü de vardı, orada söylenenleri duymadım. Zabıtları getirteyim...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Bütün Meclis de bunu açıkça duydu...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, sözcü, burada, camileri, ibadethaneleri, bizim, irtica yuvası haline getirdiğimizi iddia etmiştir, yanlış söylemiştir...

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ben öyle söylemedim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yanlış söylemiştir, ona yakışmaz... Bize yakışmaz. (DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Güney... Sayın Güney, rica ediyorum... Ben zaptı getirteceğim...

VEYSEL ATASOY (Zonguldak) – Kendisi cevap versin.

BAŞKAN – Efendim, verecek, bir dakika...

VEYSEL ATASOY (Zonguldak) – Kaç tane, sataşmadan dolayı söz verdiniz...

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum... Bakın, bir dakika size söz vereceğim... Zaptı getirteyim, söz vereceğim diyorum.

ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Esat Bey, size söz vereceğim.

Sayın Bakan, buyurun, siz kısa bir şey söyleyecektiniz.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok gergin bir ortamda bu yasa tasarısının görüşmelerini yürütmemiz mümkün değil. Lütfen, sakin olalım.

Arkadaşımıza, Sayın Bakanımıza bir hususu soracağım. “Dayatma” dedi; ben kendisine yakıştıramadım. Bana değil, size dayatılmış bu. Çünkü, siz, iki sayın bakanımız imzalamışsınız, dayatma diyorsunuz... (DSP sıralarından alkışlar)

İkincisi “içeriğine katılıyorum” dediniz; doğrudur, içeriğine katılıyorsunuz...

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Özüne...

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Ama, o zaman, sizin söylediğiniz tarz camileri... Sadece içeriğine katıldınız; ama, bunu konuşuyoruz. O söyledikleriniz nereden çıktı?

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ben öyle bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen efendim...

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Bakınız, arkadaşlarıma, bu çirkin davranışlar, yakışmıyor. Bize yakışan şey...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Böyle usul var mı yahu?

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – İçeriğine katıldınız; Bakanlık makamı, noter makamı değildir. İmzanız, imzamız var, sahip de çıktık imzamıza.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Bakan, onu zaten inkâr etmiyor efendim.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Siz iki kişiye sordunuz. Sorulması gerekir, içeriği de, her şeyi de. Biz de buna sahip çıktık. Eksik olan üçüncü arkadaşımıza sorduk, cevabını aldık, buraya getirdik.

BAŞKAN – Tamam Sayın Bakan, cevap verdiniz.

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Bunu başka türlü tartışmaya mahal yok arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Tamam efendim... Teşekkür ederim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı, yani, karşılıklı soru cevap?!.

BAŞKAN – Neyse, var-yok artık, bu safhada atladık onu...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Bunu siz yaratıyorsunuz biraz da... Yapmayın, rica ederim... İçtüzüğe göre hareket edin...

BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Ben ne yapayım yani... Sayın Bakan çıktı “bizim zamanımızda kanun taslağı haline gelmedi” dedi. Sayın Bakan da “geldi” diyor. Ben, şimdi, ne yapayım... Ben hakem değilim, evrakları incelemiyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Soru-cevap; yeni bir usul yaratıyorsunuz... Yok böyle bir şey!..

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bakın, benim de durumumu...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Siz, yeni usul yaratmayın...

BAŞKAN – Şurada 550 kişi var; ben, 550 kişinin sinirlerini burada yatıştıracak bir sinir yapısına sahip değilim. Rica ediyorum... Biraz siz de bize yardımcı olun.

Buyurun Sayın Bütün.

Konuşma süreniz 10 dakika.

ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanoğlu, ne çekerse dilinden, elinden çeker. Maalesef, biz de, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, zaman zaman, kendimizi, mensubu olduğumuz siyasî partileri ve şerefle görev yaptığımız hükümetleri zan altında bırakacak şekilde, sırf siyasî amaçla birbirimizi suçluyoruz veya sırf siyasî rant uğruna kendimize leke getiriyoruz. Millî iradeye hiçbir dayatma yapılmaması lazım. Millî iradeye dayatma yapıldığında da hep beraber ayağa kalkmamız lazım. Kaldı ki... (FP sıralarından “ne alakası var” sesleri)

Ne alakası var, ne alakası yok; onu, arkadaşlarımız iyi bilir.

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum... Rica ediyorum efendim...

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlarımız, eğer dayatmadan bahsederlerse, bu millet iradesine yapılmıştır, kime yapılıp yapılmadığı önemli değildir. Bu size de yapılmışsa 28 Şubatta, size de yanlış yapılmıştır.

Gerçekten, rutin olarak Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı ve bütün kanun tasarılarında olduğu gibi, o dönemin bakanları tarafından da uygun görülen bir kanun tasarısını getirip, burada, millet iradesine bir dayatma veya bir yanlış olarak takdim etmekle hiçbir şey kazanamayız; ancak, kendi kendimize, millet iradesine gölge düşürürüz, bizi buraya gönderen millete ve temsil ettiğimiz milletvekilliğine leke getiririz; onun ötesinde bir yere varamayız.

Diğer taraftan, arkadaşlar, gerçekten, bütün siyasî partilerimizin, bütün milletvekili arkadaşlarımızın kabul ettiği gibi, camiye, kışlaya, okula, adalete, siyaset sokulmaması gerekir; çünkü, bunlar, hele dinimiz, yüce dinimiz, tevhit dinidir, İslamdır, birlik dinidir, millî birlik ve beraberliğimizin teminatıdır. Bu ülkede hiçbir siyasî parti, hiçbir kişi, camileri irtica yuvası olarak göremez; kimsenin buna haddi yoktur, kimse de bunu böyle takdim edemez. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Diğer taraftan, Anavatan Partisi, bu Meclisin meydanına cami yapan bir partidir. İkincisi, Kocatepe Camiini bitirip törenle açan, onun yetiştirdiği Cumhurbaşkanı... (FP ve DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ederim, müdahale etmeyin...

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Arkadaşlar, bu şekilde davranırsak, herhalde millet iradesine, herhalde kendimize iyilik yapmamış oluruz.

Şimdi, gerçekten, bu ülkeye iyi hizmet etmek istiyorsak, millet iradesine sahip çıkmak istiyorsak, dayatmalara ve başka şeylere karşı durmak istiyorsak, önce, kendi kendimize saygı göstermeliyiz. Yaptıklarımız yanlış da olsa, eksik de olsa, buna saygı göstermeliyiz ve birbirimizi suçlamak uğruna, sırf siyasî rant uğruna, gerçekten, bugün, zaman zaman, hiç tasvip etmediğimiz, hiç benimsemediğimiz olaylarla karşı karşıya kalıyoruz. Oportünist davranan bazı arkadaşlarımız milletvekillerini suçluyor veya sırf o bakanlar kurulu veya bu bakanlar kurulunu suçlamak uğruna, kendi kendimizi âdeta mahkûm ediyoruz. İşte, biraz önce, burada yaptığımız konuşmayla da bu Meclis bir şey kazandı mı, bu ülke bir şey kazandı mı, yüce dinimize, camilerimize bir şey kattık mı? Ne oldu; yarın, yine, televizyonlarda, Meclisin kavgalı, gürültülü ortamının görülmesini sağladık. Peki, biz, bununla nereye varacağız?

Şimdi, gelin, gerçekten, bu kanun tasarısı üzerinde değişiklik yapılması gerekiyorsa onları konuşalım, burada yanlışlık varsa onu konuşalım, yanlış takdim edenleri konuşalım; ama, birbirimizi suçlayarak, birbirimize hakaret ederek, birbirimize bu şekilde hitap ederek, millet iradesine de, Türkiye Büyük Millet Meclisine de, siyasî partilerimize de itibar geleceğine inanmıyorum.

Bakın, halkın yüzde 46’sı hiçbir siyasî partiye güvenmiyor; neden güvenmiyor?

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Size, size!..

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Bize değil, bütün partilere güvenmiyor. Yüzde 46’sı hiçbir siyasî partiye oy vermiyor, birinci parti yüzde 20’de kalıyor. Yarın göreceğiz, nisanda, yine o noktaya gelecek. Niçin bu hale geldi; işte, yıllardır, kısır döngülerle, yapay gündemlerle, yanlış siyasî çekişmelerle, birbirimize çamur atmalarla birbirimizi yıpratarak halkın güvenini yitirmesine sebep olduk.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – Sadede gel, sadede...

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Siyasî iktidarlar muktedir olamayınca, halkın güvenini ve iktidarını kaybedince, yapay baskılar gündeme gelebilir. Eğer, siyasî partiler, halkın gündemi ile kendi gündemlerini beraber yapabilse, halkın sorunlarını tartışabilse bu olaylarla karşı karşıya kalmayız.

NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) – 10 dakika doldu.

ESAT BÜTÜN (Devamla) – Gelin, gecenin bu saatinde, eğer, hayır söyleme imkânınız yoksa, susmasını bilelim diyorum; hepinize, saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bütün.

Efendim, tasarının tümü üzerindeki konuşmalar bitmiştir. Şimdi, maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNUN BİR MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. – 22.6.1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Camilerin ibadete açılması ve yönetimi

MADDE 35. – Cami ve mescitler Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile ibadete açılır ve Başkanlıkça yönetilir. Hakiki ve hükmi şahıslar tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir. Diyanet İşleri Başkanlığınca buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleri ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Tayyar Altıkulaç söz istemişlerdir.

Şahısları adına söz isteyenleri okuyorum: Sayın Halit Dumankaya, Sayın Esat Bütün, Sayın Yalçın Gürtan, Sayın Musa Uzunkaya, Sayın Mehmet Aykaç, Sayın Metin Bostancıoğlu, Sayın Teoman Akgür, Sayın Hayrettin Dilekcan...

Buyurun Sayın Altıkulaç.

Süreniz 10 dakikadır efendim.

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Diyanetten maaş almaya devam ediyor musun?!.

DYP GRUBU ADINA TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 660 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.

Gecenin bu vaktinde, Parlamentonun, Yüce Meclisin tansiyonunun da yüksek olduğu bir noktada, geniş değerlendirmelere ve irticayla ilgili tartışmalara girmek yerine, teknik bazı hususlara ve gerçeklere dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu 1 inci maddeyle, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi değiştiriliyor. Mevcut, yani, halen yürürlükte bulunan 35 inci maddede, özel ve tüzelkişiler tarafından inşa edilen camilerin, bu özel ve tüzelkişilerce yönetilebileceği hükme bağlanmış; ancak, bunlardan, Diyanet İşleri Başkanlığınca lüzum görülenlerin de Başkanlık kadrosuna alınabileceği hususunda Diyanet İşleri Başkanlığı yetkili kılınmış.

Aslını sorarsanız, bu madde üzerinde getirilen değişikliğin içeriğiyle ilgili aykırı bir görüşüm -Sayın Nevzat Ercan’ın da belirttiği gibi- bulunmamakla birlikte, bunu, tartışmaya değer bir değişiklik olarak nitelendirmediğimi de huzurunuzda ifade etmek istiyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) Çünkü, 35 inci maddede “özel ve tüzelkişiler tarafından yapılan camilerin yönetimleri, bu özel ve tüzelkişiler tarafından yürütülebilir” deniliyor. Güzel güzel yürütülüyorsa mesele yok; yürütülmüyorsa, Diyanet İşleri Başkanlığı, kendi disiplinine ve nizamına uymayan bu tür yönetimleri kadrosuna almak yetkisini haiz bulunuyor. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı, bu tür münferit problemlerin üzerine gitmek yerine, bu işi, bir yasal düzenlemeyle, 35 inci maddeyi değiştirmek suretiyle halletmek gibi bir tercih içine girmiş ve Refahyol Hükümeti zamanında -biraz önceki tartışmada da ifade edildiği gibi- bir teknik çalışma yapılmış, bir madde düzenlenmiş, bazı bakanlıklardan görüş alınmış ve nihayet, tasarı haline gelmeden, hükümet değişmiş. Bugünkü Hükümet, bunu bir tasarı haline dönüştürerek, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuş.

Şimdi, tabiî ki, işin sıkıntılı ve talihsiz yanı, ne yazık ki, bu tasarının “irtica paketi” adı altında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan tasarılar arasında yer almasıdır.

REFİK ARAS (İstanbul) – Doğru... Bravo...

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) – Ben, eminim ki, bu tasarının, böylesine bir paket içerisinde takdim edilmiş olmasını, yalnız muhalefet partileri değil, iktidarı oluşturan siyasî partilerimiz de tasvip etmemektedir. Ne Anavatan Partisinin ne Demokratik Sol Partinin ne de Cumhuriyet Halk Partisinin ve diğer siyasî parti temsilcilerimizin, bu tasarıyı, irtica olayıyla ilişkili bir tasarı olarak değerlendirdiklerine inanmak istemiyorum.

Şimdi, değişiklik, kime, neye hitap ediyor? Diyanet İşleri Başkanlığının yönetiminde halihazırda 72 bin küsur cami var. Daha dün, yetkili uzman arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre, özel ve tüzelkişiler tarafından yönetilen camilerin toplam sayısı, şu anda Hükümet temsilcisi olarak Sayın Bakanın yanında bulunan bir yetkili arkadaşımızın bana ifade ettiğine göre 150-200 civarında.

BAŞKAN – 1 000 değil mi efendim?

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) – 150-200 civarında cami var ki, bunların yönetimleri özel ve tüzelkişilerce fiilen yürütülüyor; ama, tabiî, şahısların yaptırdıkları cami sayısı, mülkiyeti şahısların üzerinde bulunan cami sayısı elbette bunun çok üstünde. Bugün, Diyanet İşlerinden teftişle ilgili bir başka yetkili arkadaşımla görüşerek edindiğim bilgiye göre de, bu 150-200 cami içinde problem olan kaç cami var; bana söyledikleri “kesin bir şey söylenemez.” Bir tahmin yapın dediğim zaman “15-20, belki biraz daha fazla olabilir” dedi. Biraz daha fazla olursa, 20’dir, 25’dir, 30’dur.

İstanbul’da, Ankara’da, Karadeniz’de ve galiba Antalya taraflarında, Türkiye’nin bazı yerlerinde münferit problemler var. Bazı camilerde, yani, özel kişiler tarafından yönetilen bazı camilerde, Diyanet İşleri Başkanlığının disiplinine uymayan, Diyanet İşleri Başkanlığının takvimine uyarak ezan okumayan, ezanlar okunduktan sonra yahut okunmadan önce, kendi başına buyruk bir anlayış ve tercihle ezan okuyarak birliği, beraberliği bozan, verilen talimatlara uymayan bazı camiler var. Bunlar da, şikâyet konusu olmuş, denetim konusu olmuş; buralara, imam tayin etmek suretiyle disiplin altına alınmak istenmiş, karşı çıkılmış... Demek ki, problem, özel ve tüzelkişiler tarafından yönetilen aşağı yukarı 150-200, siz deyiniz 500 cami içerisinde 20-30 cami ile sınırlı, bunu biraz daha yükseltirseniz, 50 cami. Bunu tartışıyoruz burada.

Aslında, biraz önce arz ettiğim gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı, 35 inci maddenin mevcut hükmünün kendine verdiği yetkiye dayanarak, bu camilerin tamamını kadrosuna almak imkânına sahip. 35 inci madde bu yetkiyi veriyor; ama, Diyanet, herhalde bunlarla çekişmeyi, sürtüşmeyi tercih etmemiş, bir yasa değişikliğiyle bunu halletme yoluna gitmiş, bu tasarı da bugün huzurlarınızda bulunuyor.

Şimdi, ben, esas, bu vesileyle, biraz önceki konuşmalarda değinilen bir iki noktaya daha değinmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının 633 sayılı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun ondört onbeş maddesi -bir konuşmacı arkadaşımın da belirttiği gibi- usul yönünden Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Şu anda, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş Yasasında atama maddesi yok. Bu da 21 inci maddeydi. Nitelikleri düzenleyen madde yok, merkez kuruluşu yok, taşra kuruluşu yok, disiplin suç ve cezalarını düzenleyen madde yok; yok, yok, yok... En önemli maddeler yok.

Tabiî, bu kanunun, bu eksikliğinin giderilmesi gerekir. Ondokuz yıldır giderilmemiş bu. Burada, ben, açıkça, Sayın Özal’ı da rahmetle anarak bir hatırayı kısaca arz etmek istiyorum -Sayın Keçeciler de işin macerasını çok iyi bilirler- 1986 yılında görevi bırakmamın, ısrarla emekliliğimi istememin temel sebeplerinden biri de, kanunsuz çalışmanın zorluğu idi. Bunu, Başbakanken rahmetli Özal’la da oturduk, uzun uzun konuştuk “artık, bunun sırası geldi Hocam, bu kanunu çıkaracağız” demiş olmasına, aradan bir yıl geçmiş olmasına ve gerekli teknik bütün çalışmalar da tamamlanmış olmasına rağmen, ne yazık ki, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelemedi, o günden bu yana da gelemedi.

Değerli Sayın Bakanımız, biraz önceki açıklamalarında, daha önceki hükümetler tarafından, bu konunun, yani Diyanet İşleri Bakanlığının yasa probleminin çözümlenmesi işinin ele alınmadığına işaret ettiler, haklılar; ancak, bu haklılık, kendilerinin, bu konuyu, bir yıldır Parlamentoya getirmemesine meşruiyet kazandırmıyor. Konuyu, bütçe görüşmeleri sırasında da dile getirdik, Sayın Bakan, söz verdiler, bugün de bu beyanlarını memnuniyetle telakki etmiş bulunuyoruz. Yapılacak iş, belki partilerarası bir uzlaşma çalışmasıyla, bir teknik heyetin çalışmasıyla, bu çok hassas konuyu, Türkiye’de kavga ve tartışma konusu olmaktan çıkaracak bir düzenlemenin, daha fazla gecikmeden, önümüzdeki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmesi ve bu konunun çözülmesidir.

Bir başka nokta, Diyanet İşleri Başkanlığının halihazırda 9 bin civarında camisinde kadro yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altıkulaç, süreniz bitti, lütfen, bir dakikada tamamlayın.

TAYYAR ALTIKULAÇ (Devamla) – Çalışayım efendim.

Konu irticayı önlemekse -ki, ben öyle bir ilişkilendirmeden yana değilim- 9 bin küsur camide fiilen imam yok. Bu camilere kadro verirsek, bunlara ehliyetli din görevlileri tayin edersek, sözünü edebileceğimiz irticayı önlemekten söz edilebilir. Camide görevli yok; biz, nihayet 20-30 caminin Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmasını, yani, bir bakıma, ayrıcalık yapan, ikilik çıkaran, disiplinsizlik yapan bazı yönetimlere müdahale edilmesini tartışıyoruz burada; ama, arz ettiğim gibi, 9 bin cami, ehliyetsiz insanların elinde şu anda hizmet görüyor; esas problem budur.

Sayın Bakanımın tekrar dikkatine arz ediyorum, kadro kanunu geldi buraya, indi. Şimdi, hemen önümüzde, 12 nci sırada, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde kadro kanunu var görüşülmek üzere. İçerisinde, Adalet Bakanlığı var, Sayıştay Başkanlığı var, Vakıflar Genel Müdürlüğü var, Sağlık Bakanlığı var; 78 bin civarında kadro planlaması var 12 nci sırada -dünkü görüşmelerde galiba öne alındı bu kanun tasarısı- ama, ne yazık ki, Diyanet İşleri Başkanlığı, kadro ihtiyacını karşılamak için bunlar arasında yok.

Tabiî, bugün çözülecek bir konu değil bu; daha fazla gecikmeden, önümüzdeki yasama yılında, çalışmalara başlar başlamaz, Sayın Bakanımızın ilgisine ben konuyu sunuyorum; bu kadro kanunu tasarısını da öncelikle ele alalım, müzakere edelim, Diyanet İşleri Başkanlığının bu ihtiyacını süratle karşılayalım, ehliyetli insanlarla 9 bin caminin ihtiyacını karşılayalım ve bu tartışmalardan da Türkiye’yi kurtaralım.

Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altıkulaç.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Lütfi Doğan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Doğan, konuşma süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte olan 660 sıra sayılı kanun tasarı üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına düşüncelerimi yüksek huzurunuzda sizlere arz etmek istiyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüksek Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Hocam, lütfen, biraz yüksek sesle konuşur musunuz; işitemiyoruz.

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Efendim, burada, gerçekten, son derece önemli ve hepimizi yakından alakadar eden bir konu üzerinde düşüncelerimizi dile getiriyoruz. Tabiî, belki, herkesin düşüncesi, bütün arkadaşlarımızın düşüncesi, bu tasarının, milletimize, memleketimize, dinimize en yararlı olacak şekilde kanunlaşmasını arzu etmekten ibarettir; bunda hiç şüphe yok; ama, bazen, bakıyoruz ki, birbirimizi rencide edecek bir üslup takınılabiliyor. Tabiî ki, niyetler halis olduğu için, bendeniz de, bu gerginliğe mahal bırakmadan, birbirimizi, daima, tazimle, hürmetle karşılamamızda büyük hayır var diye düşünüyorum. Zaten, hepinizin düşüncesinin de bu olduğundan eminim; ancak, bunları dinlerken, bir şey hatırıma geldi. Hepiniz çok iyi bilirsiniz; acaba, dünyada incinmemek mi daha çetindir, incitmemek mi daha çetindir? Bana göre, her ikisi de çetin; ama, mümkün olduğu kadar incinmemeye gayret edersek, zannediyorum ki, çok daha başarılı hizmetler yapabiliriz.

Şimdi, buraya getirilen kanun tasarısında, Diyanet İşleri Başkanlığının 633 sayılı Kanununun 35 inci maddesinde bir değişiklik yapılması söz konusu. Aslında, bendeniz not aldım -hepinizin de bildiği gibi- Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun, 1, 16, 18, 14 ve 35 inci maddelerinde, camilerin yönetimi, görevlilerinin denetimi, ehliyetlerinin tespiti Diyanet İşleri Başkanlığına verilmiştir; bu, 633 sayılı Kanunda böyle derpiş edilmiştir.

Daha önce konuşan değerli arkadaşım Sayın Altıkulaç da işaret etti, aslında, 633 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığına bu görev verildiği için... Keşke, ta o zamandan bugüne kadar, bir tamimle, bir genelgeyle, bu eksiklik giderilebilir ve daha buraya gelmeden, kanun tasarısı haline gelmeden bu ihtiyaç giderilebilirdi; ancak, demek ki, ihtiyaç duyuldu ve kanun tasarısı halinde buraya gelindi.

Şimdi, bu kanun tasarısının kanunlaşmasında şu yön dikkate alındığı takdirde herhangi bir sakınca olmayacağı kanaatini taşıyorum. O da şudur; bütün camilerimize, Türkiyemizdeki mescitlerimize, imkân olsa, Diyanet İşleri Başkanlığı, en liyakatli, en ehliyetli kimseleri -imam, hatip, müezzin- görevlendirme imkânı bulduğu zaman, hiç kimsenin bir diyeceği yoktur; arzu edilen budur ve buna da büyük ihtiyaç vardır. Ümit ediyorum ki, Yüksek Heyetiniz, az önce bu kadroları çıkaracağını müjdeleyen Sayın Bakanıma yardımcı olacaksınız. Bendeniz, bunu sizlerden bekliyorum; inşallah, bunu lütfedeceksiniz.

Ancak, bir mesele şu: Camilerde, halkımızı aydınlatacak, din konusunda tenvir edecek, liyakatli insanlara ihtiyacımız vardır. Mesela, az önce bu tasarıyla ilgili konuşmasını dinlediğim Cumhuriyet Halk Partisinden değerli arkadaşım konuşurken -şahsen, söylemekten biraz da üzülüyorum- benim de rencide olacağım bir üslup kullandı; bu, kullanılmamalıydı... Neden; çünkü, CHP de, DSP de, ANAP da, DYP de, Fazilet Partisi de, camiler mevzuunda, mukaddesatımız mevzuunda hepimizin düşünceleri aynıdır ve şunu hepimiz biliriz; camilerimizde, imamlarımız, hatiplerimiz, vaizlerimiz, müftülerimiz tarafından bize şu öğretilir: İslamiyet, Allah’ın buyruklarına kayıtsız şartsız tazim etmek, Allah’ın yarattıklarına, şevkatli, merhametli davranmaktır. O halde, bu gerçeği camilerimizde dinlemek, hepimize huzur veriyor, hepimizi memnun ediyor.

Yine, camilerde dinlediğimiz bir başka konu şudur: Kur’an’da, Allahü tealâ, insanlara “güzel konuşun” diye buyurmuştur. O halde, bunu, camilerimizde bize telkin ettiklerine göre, buna gereken ihtimamı göstermeli -geçenlerde de arz etmiştim- Ahmet Şemseddin Efendiler gibi alimler yetiştirmeliyiz, Hoca Sadeddin Efendiler gibi bilginler yetiştirmeliyiz ve bu çalışmanın önünü açmalıyız. İlimden insana zarar gelmez. İlim, hakikaten, nerede olursa, bulunduğu yeri aydınlatır. Onun için, güzel söz söylemişler: “Elden kaçırma asla kalbe hayat ilimdir; düşme sakın cehlin eline, insan için ölümdür.” (Alkışlar)

Şimdi, bunu, hepimiz, elhamdülillah, biliyoruz; şunu da biliyoruz. Camilerde görev yapan insanların asıl görevi, Diyanet İşleri Başkanlığının asıl görevi şudur: Şu milletin bütün fertlerinin birbirine kardeş olduğunu, birbirini sevmekle görevli bulunduğunu ve İslamiyette ayırıma yer olmadığını, ayıran kimsenin, İslamiyetten, bir bakıma uzaklaşma bedbahtlığına düştüğünü hatırda tutmalı.

Sonuç olarak; iyileştirmek, birleştirmek, sevmek, sevdirmek, ilerletmek, yükseltmek; İslamın bize telkin ettiği budur, Diyanet İşleri Başkanlığımızın görevi de budur; 633 sayılı Kanunla, bu görev, Diyanet İşleri Başkanlığımıza verilmiştir; ancak, yine, az önce, Sayın Altıkulaç arkadaşımızın beyan ettiği gibi, 633 sayılı Kanun, bugün ihtiyaçları karşılamamakta, hatta, yıllar var karşılamamakta. Ben, şunu hatırlıyorum; 633 sayılı Kanunun ele alınmasında İsmet Paşanın -o zaman, zannediyorum Başbakandı- bu kanunu çıkaracağım diye sözü vardı; kendileri ele aldılar, o zamanki devlet bakanına hazırlattılar. Daha sonra, Sayın Süleyman Demirel Başbakan oldu; hepsini saygıyla anmak bizim görevimiz. Sonuç, 633 sayılı Kanun, 15 Ağustos 1965 tarihinde yürürlüğe girdi.

Şimdi, Yüce Meclisimize düşen görev, hakikaten, Sayın Devlet Bakanımız lütfetsin, delalet buyursunlar ve hepinizin katkılarıyla da, Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş ve görevleriyle ilgili bu kanun en güzel bir seviyeye yükselsin ve bugünün imkânlarını da elde ederek, bu büyük millete hizmet etsin ve şunu tekrar arz etmek istiyorum: Camiler, nerede ihtiyaç olursa, orada yapılmalı; ama, yapılan camide, elbette Diyanet İşleri Başkanlığının izni olmalıdır. Hatta, şu konuyu hepiniz çok iyi bilirsiniz: Herhangi bir camide cuma namazı kılınabilmesi için, bizzat, bugün devletin görevlendirdiği Diyanet İşleri Başkanlığından izin alınması ve mümkünse, Diyanet İşleri Başkanının kendisi, yoksa, yetki verdiği kimsenin cuma namazını kıldırması lazım ki, namazımız tamam olsun.

O halde, demek ki, camiler, birleştiriyor, iyileştiriyor, sevdiriyor, kalkındırıyor; ama, nefret yok, düşmanlık yok, kin yok; yani, camiler, bunların olmadığı yerlerdir.

Bazen, bazı kimseler, biraz aşırı hassasiyet gösterirler ve o hassasiyet göstermeleri de bilgi yönünden tenvir edilirse, herkes gibi mutedil düşüneceklerdir.

Yine, izin verirseniz, değerli CHP’li konuşmacı arkadaşıma şunu arz etmek istiyorum Yüksek Huzurunuzda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğan, süreniz bitti efendim. Lütfen, 1 dakikada toparlayın efendim.

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Eğer, biz, dinî bilgilerde, sosyal bilgilerde, fen bilgilerinde, İslamiyetin bize tahmil ettiği görevi, hepimizin gönlüne rahatlık verecek şekilde yerine getirmiş olsaydık, ne Ali Kalkancılar ne Gündüzler ne şunlar ne bunlar ne de bu memleketi sıkıntıya, ıstıraba sürükleyen bu üzücü hadiseler olmazdı. Bunların hepsi, ilmî yetersizlik ve yeterli ilim olmaması sebebiyle meydana gelmiştir. Bunu kim telafi edecek; Yüce Heyetiniz, Diyanet İşleri Başkanlığına da görev vereceksiniz. Hani, ne derler “kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.” Nerede bir yanlış iş olursa, Diyanet İşleri Başkanlığının bütün mensupları, acaba, ben görevimi yapmadığım için mi bu yanlışlık oldu diye, bir ince düşüncenin içerisinde olacaktır; şimdi de yine öyledir. Bu tasarıya, belki bir değişiklik, kısa bir ilave olacak ki, herhangi bir yanlışlığa mahal kalmasın; ona da iltifat buyurmanızı sizlerden istirham ediyorum.

Dinlemek lütfunda bulunduğunuz için hepinize teşekkürlerimi arz ediyor, Sayın Başkanıma da teşekkür ediyorum. (“Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Şahısları adına, Sayın Halit Dumankaya; buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce, Diyanet İşleri iki eski Başkanımız konuştu; mütehassıs kişiler, olayı bütün detayıyla anlattılar. Ben, bu tasarıyı incelerken, Sayın Hocam Lütfi Doğan’ı bulamadım, Sayın Tayyar Altıkulaç Hocama gittim “burada noksanlar var mı, önergeyle değiştireceğimiz bir şey var mı” dedim; “bir noksan yok” dedi; kendileri de burada detaylı anlattılar. Diyanet İşleri yeni Başkanımızın da konuşması elimde; o da, o mealde bir konuşma yapmıştır. O nedenle, fazla bir şey ilave etmeyeceğim.

İlave edeceğim bir konu şudur ki; eğer, burada, biz, şimdi, Diyanet İşleriyle ilgili bir tasarıyı değil de, barajlarla ilgili bir konuyu görüşmüş olsaydık, o zaman, değerli bakanlarımız, ellerindeki bu imzaları alacaklardı “bu barajın temelini biz attık, bunun ihalesini biz yaptık...” Şimdi, bundan kaçınıyorlar!

Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dumankaya.

Sayın Bütün, konuşacak mısınız?

ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Sayın Yalçın Gürtan?..

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Sayın Musa Uzunkaya, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 633  sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesi olarak önümüze gelen 1 inci maddesiyle ilgili değişiklikle alakalı olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, az önce konuşan Diyanet İşleri eski iki değerli Başkanımızın, muhterem hocalarımızın da ifade ettiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda esasen var olan; içeride grup başkanvekili arkadaşlarımızla görüşmemizde de arz etmeye çalıştığım gibi, bugün cuma namazı kılınan hiçbir cami ve mescit yoktur ki, onlarla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığının o il ve ilçedeki müftüsünün izni olmasın; hepsi izne tabidir; yani, cuma namazı kılınacaksa -aynı zamanda, bu, şer’i bir ölçüdür ki- mahallin müftüsünün izni âmm dediğimiz genel izninin olmaması, o mescitte ve camide cuma namazı kılınması için varit olsun; aksi takdirde, orada cuma namazı olmaz.

Burada bizim endişemiz şu: Değerli hocalarımın da ifade buyurduğu gibi –yine aynı şeyi söylüyorum- camiler, birlik mekânıdır, kardeşlik mekânıdır. Elbette, biz, bu Yüce Meclisin çatısı altında ülkenin birliğini temsil ediyoruz; mescitler ve camiler de, bulundukları mekânlarda, Allah’ın beyti olan Beytullah’ın, yani Kâbetullah’ın birer şubesi olarak oradaki cemaatlerin, insanların birliğini temsil ediyor. Eğer, mabetlerle ilgili bir tartışmayı, burada birbirimizi kırıcı şekilde değerlendirir, Allah’ın, günde birkaç defa ziyaretgâhı diye tavsif olunan kalplerin kırılmasına vesile olur ve bunu da camiler adına yaparsak, elbette hoş bir şey olmaz. Ancak, burada, bazı gerçekleri görmek, birkısım yanlış ve gelecekte endişe verici uygulamalara da meydan vermemek gerekir diye düşünüyorum. Biz, bu endişemizi, az önce değerli arkadaşlarımızla tartışırken ifade ettik.

Değerli Diyanet İşleri eski Başkanlarımızın ifade ettikleri gibi, şu anda Türkiye’de 72 418 cami var; bunların 63 310 adedinde Diyanet İşleri Başkanlığının hem kadrolu görevlisi var, hem de normal olarak onların yönetimde söz sahibi oldukları bir yapılanması var; geride kalan 9 108 adet camimizde ise kadro yok. Az önce de ifade edildi; efendim, önceki hükümetten kaldı, onlar verdi vermediyi bir tarafa bırakalım. Şu anda, gündemin 12 nci maddesi olarak -bu akşam 12 nci sırasına kadar görüşeceğiz- belki, yeni yasama yılının başında -eğer, bir değişiklik olmazsa- bu Parlamento, birkısım bakanlıkların talep ettiği kadrolarla ilgili tasarıyı görüşecek. Muhtemeldir ki, hakikaten, ihtiyaca cevap veren; ama, siyaseten de, Hükümet -Sağlık Bakanlığı en büyük personeli talep eden bir bakanlık olarak ve diğer birkısım bakanlıklarda- yüzbine yaklaşan bir kadro istihdamına imkân hazırlayacak. Bu, bir imkândır, vatandaşımızın talebine bir cevaptır; ama, topu, eski hükümete atmanın mantığı da yoktur. Geçmiş hükümet döneminde, yine, elimde Diyanet İşleri Başkanlığının kadro talebini ihtiva eden 16 667 adet -bunların  8 bin küsuru cami görevlisi olmak üzere, camiler ve Kur’an kurslarının müezzin, kayyım, vaiz, hatip olmak üzere- kadro talebi var. Geliniz, bu konuda hakikaten samimîysek -ki, bu konuda bir tereddütüm de yoktur- Muhterem Bakanımdan istirham ediyorum; en azından, bu konu, diğer bakanlıkların kadro talepleri öne çekilirken, Sayın Devlet Bakanımız, bu kadronun öne çekilmesi konusunda niçin bir gayret göstermediler? Bu sualimin cevabını da bize ikram eder, lütfederlerse, memnun olurum. Diğer bakanlıklar, kadrolarını takip ederken, 17 667 adet, bir yıldır Genel Kurulda sırasını bekleyen, hatta, son gelen kadro gibi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti; lütfen, son cümlenizi söyler misiniz, rica ediyorum.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Cümlemi bağlıyorum.

274 üncü sıradan 12 nci sıraya değil, 171 inci sıradan 12 nci sıraya gelmesi gereken Diyanet kadrosuyla bu işin telafi edilmesi yoluna gidilmesi, aksi takdirde, bu yasayla da bağlanması halinde, sayısız mescitlerin, imamsız olarak  kapanmak gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalması endişemi burada arz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyle ilgili 4 önerge vardır; geliş sırasına göre okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “cami ve mescitler  Diyanet İşleri Başkanlığının  izniyle ibadete açılır” ibaresinin “Cuma ve bayram namazı kılınan camiler, Diyanet İşleri Başkanlığının izniyle ibadete açılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Zülfikar Gazi Mehmet Aykaç Mustafa Hasan Öz

             Çorum                     Çorum                        Ordu

Şinasi Yavuz Ali Oğuz        Zeki Karabayır

          Erzurum                   İstanbul                        Kars

Şaban Şevli Yakup Budak İbrahim Ertan Yülek

                  Van                      Adana                      Adana

Sıtkı Cengil Ahmet Doğan            Ahmet Çelik

              Adana               Adıyaman               Adıyaman

Sait Açba M.Ziyattin Tokar                Celal Esin

              Afyon                         Ağrı                         Ağrı

          Murtaza Özkanlı  Cemalettin Lafçı Ömer Faruk Ekinci

           Aksaray                   Amasya                    Ankara

      Muhammet Polat İsmail Özgün             Musa Okçu

              Aydın                  Balıkesir                    Batman

Alaattin Sever Aydın               Suat Pamukçu             Hüsamettin Korkutata

            Batman                   Bayburt                      Bingöl

      Abdulhaluk Mutlu        Mustafa Yünlüoğlu         Feti Görür

                Bitlis                        Bolu                        Bolu

               Altan Karapaşaoğlu İsmail Coşar        Ramazan Yenidede

               Bursa                    Çankırı                    Denizli

      Abdülkadir Aksu Sacit Günbey Ömer Vehbi Hatipoğlu

       Diyarbakır               Diyarbakır               Diyarbakır

              Yakup Hatipoğlu       Ömer Naimi Barım Tevhit Karakaya

       Diyarbakır                      Elazığ                  Erzincan

Abdulilah Fırat Hanifi Demirkol                Kahraman Emmioğlu

          Erzurum                 Eskişehir               Gaziantep

Mehmet Bedri İncetahtacı Nurettin Aktaş       Süleyman Metin Kalkan

        Gaziantep               Gaziantep                      Hatay

Mehmet Sılay Mustafa Köylü Mehmet Emin Aydınbaş

              Hatay                     Isparta                          İçel

Süleyman Arif Emre Ali Coşkun Mehmet Fuat Fırat

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Bahri Zengin Ekrem Erdem     İsmail Kahraman

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

           Hüseyin Kansu          Osman Yumakoğulları Azmi Ateş

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Sabri Tekir Hasan Dikici   Mustafa Kamalak

                İzmir      Kahramanmaraş      Kahramanmaraş

 

Avni Doğan Fethi Acar                Zeki Ünal

Kahramanmaraş            Kastamonu                  Karaman

Abdullah Gül Salih Kapusuz                 Memduh Büyükkılıç

            Kayseri                   Kayseri                   Kayseri

              Kemal Albayrak      Mikail Korkmaz        Cafer Güneş

          Kırıkkale                 Kırıkkale                   Kırşehir

           Mustafa Kemal Ateş  Osman Pepe    Remzi Çetin

                 Kilis                    Kocaeli                     Konya

Veysel Candan Hüseyin Arı           Lütfi Yalman

             Konya                     Konya                     Konya

              Hasan Hüseyin Öz Abdullah Gencer           Ahmet Derin

             Konya                     Konya                  Kütahya

Metin Perli Fikret Karabekmez          Yaşar Canbay

          Kütahya                  Malatya                  Malatya

Bülent Arınç Hüseyin Yıldız     Sabahattin Yıldız

            Manisa                    Mardin                        Muş

           Mehmet Elkatmış    Mehmet Salih Katırcıoğlu Hüseyin Olgun Akın

          Nevşehir                       Niğde                        Ordu

Nezir Aydın Ahmet Demircan             Latif Öztek

            Sakarya                    Samsun                    Samsun

               Musa Uzunkaya    Ahmet Nurettin Aydın                      Temel Karamollaoğlu

            Samsun                         Siirt                        Sıvas

Musa Demirci Abdulkadir Öncel       Ahmet Karavar

                Sıvas                  Şanlıurfa                  Şanlıurfa

Ahmet Feyzi İnceöz       Abdullah Arslan Bekir Sobacı

               Tokat                      Tokat                      Tokat

       Kemalettin Göktaş İsmail İlhan Sungur             Şeref Malkoç

           Trabzon                  Trabzon                  Trabzon

         Fethullah Erbaş Maliki Ejder Arvas Kâzım Arslan

                  Van                          Van                     Yozgat

İlyas Arslan      Abdullah Örnek

             Yozgat                     Yozgat

BAŞKAN – Öteki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “...buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir ve kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleriyle ilgili esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir” ibaresinin “bu cami ve mescitlere düzenlemenin yapıldığı yıl kadro tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar meslekî liyakatı sübut bulunanlar vekil din görevlisi olarak hizmeti yürütür” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

              Yakup Hatipoğlu       Aslan Polat Kâzım Arslan

       Diyarbakır                  Erzurum                     Yozgat

Zeki Karabayır Mustafa Hasan Öz          Yakup Budak

                 Kars                        Ordu                      Adana

İ. Ertan Yülek Sıtkı Cengil          Ahmet Doğan

              Adana                      Adana               Adıyaman

Ahmet Çelik Sait Açba  M. Ziyattin Tokar

        Adıyaman                     Afyon                         Ağrı

Celal Esin Murtaza Özkanlı      Cemalettin Lafçı

                 Ağrı                  Aksaray                   Amasya

Faruk Ekinci Muhammet Polat           İsmail Özgün

             Ankara                      Aydın                  Balıkesir

Alaattin Sever Aydın               Suat Pamukçu             Hüsamettin Korkutata

            Batman                   Bayburt                      Bingöl

      Abdulhaluk Mutlu        Mustafa Yünlüoğlu         Feti Görür

                Bitlis                        Bolu                        Bolu

Mehmet Altan Karapaşaoğlu İsmail Coşar

               Bursa                    Çankırı

           Mehmet Aykaç        Zülfikar Gazi          Ramazan Yenidede

             Çorum                     Çorum                    Denizli

      Abdülkadir Aksu Sacit Günbey      Vehbi Hatipoğlu

       Diyarbakır               Diyarbakır               Diyarbakır

Ömer Naimi Barım            Tevhit Karakaya Abdulilah Fırat

               Elazığ                  Erzincan                  Erzurum

Şinasi Yavuz Hanifi Demirkol                Kahraman Emmioğlu

          Erzurum                 Eskişehir               Gaziantep

                Bedri İncetahtacı Nurettin Aktaş Metin Kalkan

        Gaziantep               Gaziantep                      Hatay

Mehmet Sılay Mustafa Köylü       Emin Aydınbaş

              Hatay                     Isparta                          İçel

Süleyman Arif Emre Ali Oğuz              Ali Coşkun

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Fuat Fırat Ali Şahin           Mustafa Baş

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Bahri Zengin Ekrem Erdem     İsmail Kahraman

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

           Hüseyin Kansu          Osman Yumakoğulları Azmi Ateş

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Hasan Dikici Mustafa Kamalak             Avni Doğan

Kahramanmaraş     Kahramanmaraş      Kahramanmaraş

Fethi Acar Zeki Ünal          Abdullah Gül

      Kastamonu                  Karaman                   Kayseri

Salih Kapusuz                 Memduh Büyükkılıç    Kemal Albayrak

            Kayseri                   Kayseri                 Kırıkkale

              Mikail Korkmaz        Cafer Güneş   Kemal Ateş

          Kırıkkale                   Kırşehir                        Kilis

Osman Pepe Remzi Çetin        Veysel Candan

            Kocaeli                     Konya                     Konya

Rıza Güneri Hasan Hüseyin Öz     Abdullah Gencer

             Konya                     Konya                     Konya

Ahmet Derin Metin Perli Fikret Karabekmez

          Kütahya                  Kütahya                  Malatya

Yaşar Canbay Bülent Arınç        Hüseyin Yıldız

           Malatya                    Manisa                    Mardin

        Sabahattin Yıldız         Mehmet Elkatmış          Salih Katırcıoğlu

                 Muş                  Nevşehir                       Niğde

Hüseyin Olgun Akın Nezir Aydın     Ahmet Demircan

                Ordu                   Sakarya                    Samsun

Latif Öztek Musa Uzunkaya Ahmet Nurettin Aydın

            Samsun                    Samsun                         Siirt

Memet Emin Aydın            Temel Karamollaoğlu         Musa Demirci

                  Siirt                        Sıvas                        Sıvas

      Abdulkadir Öncel            Ahmet Karavar        Ahmet Feyzi İnceöz

          Şanlıurfa                  Şanlıurfa                      Tokat

          Abdullah Arslan Bekir Sobacı  Kemalettin Göktaş

               Tokat                      Tokat                  Trabzon

İlhan Sungur Şeref Malkoç       Fethullah Erbaş

           Trabzon                  Trabzon                          Van

Şaban Şevli Maliki Ejder Arvas            İlyas Arslan

                  Van                          Van                     Yozgat

       Abdullah Örnek

        Yozgat

BAŞKAN – Öteki önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “...izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” ibaresinin “izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan camilerin yönetimi kadroları verilmesi halinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

              Yakup Hatipoğlu   Zülfikar Gazi Aslan Polat          Kâzım Arslan

       Diyarbakır                     Çorum                  Erzurum                     Yozgat

Zeki Karabayır Mustafa Hasan Öz Yakup Budak             Ertan Yülek

                Kars                       Ordu                      Adana                      Adana

Ahmet Doğan Ahmet Çelik Sait Açba          Osman Hazer

        Adıyaman               Adıyaman                     Afyon                     Afyon

Ziyattin Tokar Celal Esin Mehmet Altınsoy    Murtaza Özkanlı

                Ağrı                        Ağrı                  Aksaray                  Aksaray

       Cemalletin Lafçı Ömer Faruk Ekinci      Ersönmez Yarbay Rıza Ulucak

           Amasya                    Ankara                    Ankara                    Ankara

                    Muhammet Polat           İsmail Özgün

                                          Aydın                  Balıkesir

Musa Okçu Alaattin Aydın         Suat Pamukçu

            Batman                    Batman                   Bayburt

      Hüsamettin Korkutata Abdulhaluk Mutlu Mustafa Yünlüoğlu

              Bingöl                       Bitlis                        Bolu

Feti Görür İsmail Coşar       Mehmet Aykaç

                 Bolu                    Çankırı                     Çorum

          Ramazan Yenidede Abdülkadir Aksu          Sacit Günbey

             Denizli               Diyarbakır               Diyarbakır

               Vehbi Hatipoğlu     Ahmet Cemil Tunç    Naimi Barım

       Diyarbakır                      Elazığ                      Elazığ

              Tevhit Karakaya        Lütfü Esengün   Abdulilah Fırat

          Erzincan                  Erzurum                  Erzurum

               Ömer Özyılmaz       Şinasi Yavuz            Hanifi Demirkol

          Erzurum                  Erzurum                 Eskişehir

        Kahraman Emmioğlu       Bedri İncetahtacı Nurettin Aktaş

        Gaziantep               Gaziantep               Gaziantep

Turhan Alçelik Lütfi Doğan          Metin Kalkan

            Giresun             Gümüşhane                      Hatay

Mehmet Sılay Mustafa Köylü             Saffet Benli

              Hatay                     Isparta                          İçel

                Emin Aydınbaş Arif Emre                  Ali Oğuz

                   İçel                   İstanbul                   İstanbul

Ali Coşkun Fuat Fırat           Bahri Zengin

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Ekrem Erdem İsmail Kahraman              Azmi Ateş

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Sabri Tekir Hasan Dikici             Avni Doğan

                İzmir      Kahramanmaraş      Kahramanmaraş

Fethi Acar Zeki Ünal          Abdullah Gül

      Kastamonu                  Karaman                   Kayseri

Salih Kapusuz                 Memduh Büyükkılıç    Kemal Albayrak

            Kayseri                   Kayseri                 Kırıkkale

              Mikail Korkmaz        Cafer Güneş Osman Pepe

          Kırıkkale                   Kırşehir                    Kocaeli

Remzi Çetin Veysel Candan            Hüseyin Arı

             Konya                     Konya                     Konya

              Hasan Hüseyin Öz Abdullah Gencer           Ahmet Derin

             Konya                     Konya                  Kütahya

Metin Perli Fikret Karabekmez          Yaşar Canbay

          Kütahya                  Malatya                  Malatya

Bülent Arınç Sabahattin Yıldız   Mehmet Elkatmış

            Manisa                        Muş                  Nevşehir

                 Salih Katırcıoğlu Hüseyin Olgun Akın    Cevat Ayhan

               Niğde                        Ordu                   Sakarya

Nezir Aydın Ahmet Demircan             Latif Öztek

            Sakarya                    Samsun                    Samsun

               Musa Uzunkaya  Nurettin Aydın            Temel Karamollaoğlu

            Samsun                         Siirt                        Sıvas

Musa Demirci Abdulkadir Öncel Ahmet Feyzi İnceöz

                Sıvas                  Şanlıurfa                      Tokat

          Abdullah Arslan Bekir Sobacı  Kemalletin Göktaş

               Tokat                      Tokat                  Trabzon

İlhan Sungur Şeref Malkoç               Şaban Şevli

           Trabzon                  Trabzon                          Van

Ejder Arvas      Abdullah Örnek

                  Van                     Yozgat

BAŞKAN – Bu son önerge, en aykırı önergedir; bunu, okutup, işleme başlayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısında geçen “Hakikî ve hükmî şahıslar tarafından yapıldığı halde, izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir. Diyanet İşleri Başkanlığınca, buralara, imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir” ibaresi yerine “Hakikî ve hükmî şahsiyetlerin yaptırdıkları cami ve mescitleri Diyanet İşleri Başkanlığına devretmeleri halinde, o yılın sonunda bu cami ve mescitlerin ihtiyacı olan kadrolar ihdas edilerek, düzenli olarak her yılın başında verilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

               Musa Uzunkaya Abdulkadir Öncel           Bülent Arınç

            Samsun                  Şanlıurfa                    Manisa

               İsmail Kahraman      Şinasi Yavuz      Ersönmez Yarbay

           İstanbul                  Erzurum                    Ankara

Osman Pepe Yakup Budak             Ertan Yülek

            Kocaeli                      Adana                      Adana

Ahmet Doğan Ahmet Çelik                 Sait Açba

        Adıyaman               Adıyaman                     Afyon

Celal Esin Murtaza Özkanlı      Cemalettin Lafçı

                 Ağrı                  Aksaray                   Amasya

Faruk Ekinci Muhammet Polat        Alaattin Aydın

             Ankara                      Aydın                    Batman

Suat Pamukçu             Hüsamettin Korkutata  Abdulhaluk Mutlu

           Bayburt                      Bingöl                       Bitlis

           Mustafa Yünlüoğlu         Feti Görür             Altan Karapaşaoğlu

                 Bolu                        Bolu                       Bursa

İsmail Coşar Mehmet Aykaç  Ramazan Yenidede

             Çankırı                     Çorum                    Denizli

Sacit Günbey Vehbi Hatipoğlu    Yakup Hatipoğlu

       Diyarbakır               Diyarbakır               Diyarbakır

Ömer Naimi Barım            Tevhit Karakaya        Lütfü Esengün

               Elazığ                  Erzincan                  Erzurum

Abdulilah Fırat Aslan Polat      Hanifi Demirkol

          Erzurum                  Erzurum                 Eskişehir

        Kahraman Emmioğlu       Bedri İncetahtacı Nurettin Aktaş

        Gaziantep               Gaziantep               Gaziantep

Metin Kalkan Mehmet Sılay       Mustafa Köylü

              Hatay                      Hatay                     Isparta

                Emin Aydınbaş Arif Emre                 Ali Oğuz

                   İçel                   İstanbul                   İstanbul

Ali Coşkun Mehmet Fuat Fırat           Bahri Zengin

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Ekrem Erdem Hüseyin Kansu              Azmi Ateş

           İstanbul                   İstanbul                   İstanbul

Sabri Tekir Mustafa Kamalak             Avni Doğan

                İzmir      Kahramanmaraş      Kahramanmaraş

Fethi Acar Zeki Ünal          Abdullah Gül

      Kastamonu                  Karaman                   Kayseri

Salih Kapusuz                 Memduh Büyükkılıç    Kemal Albayrak

            Kayseri                   Kayseri                 Kırıkkale

              Mikail Korkmaz        Cafer Güneş        Mustafa Kemal Ateş

          Kırıkkale                   Kırşehir                        Kilis

           Mustafa Ünaldı Remzi Çetin        Veysel Candan

             Konya                     Konya                     Konya

Hüseyin Arı Hasan Hüseyin Öz     Abdullah Gencer

             Konya                     Konya                     Konya

Ahmet Derin Metin Perli          Yaşar Canbay

          Kütahya                  Kütahya                  Malatya

Hüseyin Yıldız Sabahattin Yıldız   Mehmet Elkatmış

            Mardin                        Muş                  Nevşehir

                 Salih Katırcıoğlu Hüseyin Olgun Akın    Nezir Aydın

               Niğde                        Ordu                   Sakarya

             Ahmet Demircan         Latif Öztek

            Samsun                    Samsun

           Nurettin Aydın Emin Aydın                       Temel Karamollaoğlu

                  Siirt                         Siirt                        Sıvas

Musa Demirci Ahmet Karavar           Feyzi İnceöz

                Sıvas                  Şanlıurfa                      Tokat

          Abdullah Arslan Bekir Sobacı  Kemalettin Göktaş

               Tokat                      Tokat                  Trabzon

İlhan Sungur Şeref Malkoç       Fethullah Erbaş

           Trabzon                  Trabzon                          Van

Şaban Şevli Ejder Arvas          Kâzım Arslan

                  Van                          Van                     Yozgat

İlyas Arslan     Abdulhah Örnek

             Yozgat                     Yozgat

BAŞKAN – Bu önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet katılmıyor.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunkaya.

Sayın Uzunkaya, süreniz 5 dakika.

Bundan sonra hiçbir arkadaşıma eksüre vermeyeceğim; lütfen süresi içinde konuşmanızı tamamlayın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, değerli arkadaşlar; mezkûr 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesinde vaki olan bu değişiklikle ilgili önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tek paragraf halinde sunulan; ama, dört ayrı hükmü ihtiva eden bu bir maddelik yasa değişikliğinde ince nüanslar şeklinde gördüğümüz, haddizatında, uygulanırsa Diyanet açısından da sıkıntı meydana getireceğini bildiğimiz bir iki önemli hususta tekliflerimiz oldu, bu teklifler samimiydi. Biz, bu samimiyetimizi ifade için de, bu tasarı görüşülürken, değerli grup başkanvekili arkadaşlarımızla içeride uzun süren bir müzakeremiz oldu. Sayın Bakanımızın bir konudaki alınganlığı sonucu, üzerinde âdeta müttehit ve müttefik olduğumuz bu değişikliğe itibar edilmedi. Ben, temenni ediyorum ki, grup başkanvekillerimiz, hissiyatın dışında, meseleyi objektif ölçüler içerisinde görerek, az önce, içeride, bizimle beraber aynı görüşü serdettikleri noktada, değişiklik önergesini beraber hazırladığımız o noktada bir anlayış birliğimiz burada olsa ve aynı değişiklikle oylanmış olsaydı.

Bunun anlamı şudur: Haddizatında, Hükümeti oluşturan partilerin büyük bir çoğunluğu bizim bu değişiklik talebimize katılmıştır; yani, gereklilik duyduğu için katılmıştır; ama, bir başka nedenle, şu anda, maalesef, varılan bu anlayışı veya anlaşmayı yerine getirmemek gibi bir sıkıntıyla karşı karşıyadır. Umuyor ve temenni ediyoruz ki, bizim bu değişiklik talebimiz, Hükümetin değerli üyeleri ve başta Sayın Bakanımız olmak üzere, Hükümet partileri tarafından, burada, hüsnükabul görsün.

Değerli arkadaşlar, hakikî ve hükmî şahıslar tarafından yapıldığı halde, izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetiminin üç ay içerisinde Diyanete devredilmesinin; ki, burada, sadece camiler değil, yol güzergâhlarında olan, petrol tesislerindeki, dinlenme tesislerindeki mescitlerle, işhanlarındaki, apartman altlarındaki mescitlerin de yoğun sıkıntıyla karşı karşıya kalacağı ve yarın, bunlar için izin verilemediğinde, son cümledeki gibi, mevcut görevlilerin imtihandan geçirilerek, üç ay içerisinde veya yılbaşına kadar kadro verilemediği takdirde, bu görevlilere yeterlik verileceğini varsayarsanız, az önce zikredilen mescitler, bahis konusu olan 580, Diyanete intikal etmeyen kadronun dışında, sayıları 5 binle, 10 binle ifade edilecek, günün belli vakitlerinde; yani, özellikle mesai vakitlerinde namaz kılınan mescitlerdir.

Dolayısıyla, biz, burada, iki kavramın birbirinden ayrılmasını istedik. Dedik ki, mescitler ve camiler kavramını ayıralım. Cuma namazı kılınanlar ile kılınmayanları da ayıralım. Cuma namazı kılınamayan bu tür mescitlerin devrinin Diyanete bir yük olmaktan öteye geçmeyeceği, malî yönden de Diyanetin buraların giderlerini karşılamasının imkânsız olduğunu bilelim.

Değişiklik önergemizle, özellikle, devri söz konusu olan bu mescitlere ve camilere, hemen akabinde, aynı yıl içerisinde, Diyanet İşleri Başkanlığı kadro versin; idarelerinin de devri konusunda, yöneticileri, dernekleri, varsa vakıfları, mütevellileri veya Diyanet İşleri Başkanlığının Taşra Görev ve Çalışma Yönergesinin 68 nci maddesine göre, temsil heyetlerinin, gönül rahatlığıyla, camilerin idaresinin Diyanete devri gibi bir imkân hâsıl olsun.

Bizim istirhamımız, bu değişiklik önergemizdeki talebimiz, şurada çıkarılırsa, 9 bine yakın kadro verilirse, sıkıntı, zaten büyük oranda ortadan kalkmış olacaktır. Tabiatıyla, Diyanete devredilen camilerin, üç ay içinde veya beş ay içinde, Diyanet tarafından da kadrolarının imkân dahilinde verilmesi değil “kadroları, o yılın sonunda verilir” şeklinde bir kayıt getirilsin istiyoruz. Eğer, Hükümetimiz, bunu kabul ederse, sadece bu yıl için değil, bundan sonraki yıllar için de; yani, Türkiye genelinde yapılan, yılda, ortalama 1 000- 1 500 civarındaki cami için, yılda ihdas edilecek personel sayısı...

BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, süreniz bitti efendim, rica ediyorum...

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Cümlemi hemen bitiriyorum...

BAŞKAN - Hayır, uzatmayacağım, rica ediyorum; buyurun efendim...

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – ...1 500 civarında bir kadrodur.

Bunun ihdasını talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.(FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim, sağ olun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Öteki önergeyi işleme koyuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” ibaresinin “izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan camilerin yönetimi, kadroları verilmesi halinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                                        Yakup Hatipoğlu                                                                                                            (Diyarbakır)                                                                                                                                          ve arkadaşları

BAŞKAN - Önergeye, Komisyon katılıyor mu efendim?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeye Komisyon ve Hükümet katılmıyor.

Gerekçeyi mi okuyalım?

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Konuşmak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Mikail Korkmaz, buyurun efendim.

Süreniz, 5 dakika efendim.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde, şayet, Türkiye gerçeklerini bilmeyen insanlar, Türkiye’yi yönetmeyen insanlar, hayatın içinden gelmeyen insanlar bu kanunları görüşmüş olsaydı, hepimiz birden gülerdik. Nedeni ise, görüşmüş olduğumuz bu kanunlar, tamamen Osmanlı İmparatorluğunda mevcut bulunan geleneklerden, cumhuriyetle şekillenen âdetlerden devam eden kanunlar ve yönetmeliklerle tespit edilen uygulamalardır. Zaman zaman, bizler, devletin bir tarafında görev yapan insanlarına itimat etmeyeceğiz, zaman zaman da onlara devleti teslim edeceğiz.

55 inci Hükümet Kurulduğunda, Devlet Bakanım Sayın Özkan’a -hatırlar mı, bilmiyorum- aynen şöyle dedim: Sayın Bakanım, size, Diyanet İşleri Başkanlığını niye verdiler? Ben, size bir bilgi vereyim -her ne kadar diyanetçi olmasam da, millî eğitimden geldim- Türkiye’nin en disiplinli, devletin kurallarına en bağlı kurumu Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Onun için, müsterih olunuz; belki de, bu Hükümetin en rahat bakanı siz olacaksınız; çünkü, orada, şimdiye kadar hiçbir anarşik olaya karışmamış, devletin aleyhinde bulunmamış imam-hatip mezunu insanlar görev yapmaktadır. Onun için, müsterih olunuz; size hiçbir problem olmayacaklardır.

Türkiye, çifte standartı oynuyor. Bir taraftan o insanların önü kesilirken, bir taraftan da Diyanet İşleri Başkanlığının emriyle o insanlara görev verelim diyoruz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?..

BAŞKAN – Lütfen, önergenize bağlı konuşun; rica ediyorum...

MİKAİL KORKMAZ (Devamla) – Aziz arkadaşlarım, lütfen dikkat edelim; çifte standardı oynamayalım. Hangi parti olursa olsun, seçim zamanı geldiği zaman, herkes aynı oyunu oynuyor. Belki, birileri çıkıyor, burada, bir başka partiyi, başka bir şeyle kötüleyebiliyor. Halbuki, seçim zamanı geldiği zaman, en uç parti de -ben, bizzat Kırıkkale’de gördüm- gitti, bir başka tarikat şeyhinin elini öptü; en uç parti...

BAŞKAN – Lütfen, önergenize bağlı konuşur musunuz...

MİKAİL KORKMAZ (Devamla) – Bunlar, Türkiye’nin sosyal içerikli dokularıdır. Bu dokular, bu milletin yapısında vardır; millî ve manevî değerlerine saygılı dokulardır. Biz, bu dokuları, Türkiye’ye zarar getirecek dokular olarak kabul ettikçe huzuru bulamayız, insanları da kardeş yapamayız. Onun için,  Diyaneti elinde tutan teşkilata güvenelim; o insanları yetiştiren okulları da bağrımıza basalım, daha sonra da, millî birlik ve beraberliği meydana getirecek unsurların da o okullardan çıktığını dikkate alırsak, gecenin bu vaktinde bunu görüşme zahmetinde bulunmayız. Onun için, tamamlıyorum ve diyorum ki, siz, ne yaparsanız yapınız -daha önceki arkadaşlar da konuştu- insanlar, yerin altında da olsa, yerin üstünde de olsa ibadet edecek yerini bulacaktır. Bu, tarihî bir oluşumdur, temel felsefeyi meydana getiren bir inanç sistemidir. Onun için, bu sistemi, insanlara başka gözle bakarak yok etmeye çalışmayalım. Öyle iddia eden de yoktur; ama, bazen öyle hatalar yapıyoruz ki, yanlış anlaşılıyor. Onun için, bu çizgiye gelelim ve dolayısıyla, doğru işler yapalım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... önerge kabul edilmemiştir.

Öteki önergeyi işleme koyuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “buralara imkânlar nispetinde kadro tahsis edilir ve kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların meslekî ehliyetleriyle ilgili esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir” ibaresinin “bu cami ve mescitlere, düzenlemenin yapıldığı yıl kadro tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar meslekî liyakatı sübut bulanlar, vekil din görevlisi olarak hizmeti yürütür” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                                        Yakup Hatipoğlu                                                                                                            (Diyarbakır)                                                                                                                                          ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmıyor.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Söz istiyorum.

BAŞKAN – Musa Bey, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

Sayın Uzunkaya, rica ediyorum, önergeye bağlı konuşun.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; şu önergelerimizin hepsinde samimî istek ve taleplerimizin olduğunu arz etmek istiyorum.

Bir kere, şu ana kadar, bakın, Sayın Başkanım çok iyi biliyorlar ve hakikaten bunu da kendilerine sual olarak tevcih ediyorum, biraz sonra umarım ki kendileri cevap verirler; bizim, bugüne kadar, yurt dışına giden din görevlilerimiz ile askere giden görevlilerimizin yerine, zaman zaman, senede bir veya iki defa vekil imam verilirdi ve bizim bu vekil imamlarımıza da, bütçeden, mevcut 657 sayılı Kanunun bir maddesine bağlı olarak, tıpkı vekil öğretmenlerde olduğu gibi, askerlik veya yurtdışı süresince, üçte 2 maaş vermek suretiyle, vekâlet verilirdi. Şimdi, biz diyoruz ki, hem bu vekâlet işini canlandıralım hem de -mademki “yönetim devredildikten sonra, üç ay içerisinde mevcut görevliler imtahandan geçirilir” deniliyor- bu işe bir ciddiyet kazandıralım. Nedir o; bunlar, gerçekten imam-hatip mezunu ise, imamlık yeterlik sınavını da kazanmış kişiler ise, bunlar, kadrosuzluktan dolayı göreve atanamıyorlarsa, bunlara da vekil imamlık statüsü verelim; tıpkı, askere veya yurt dışına din görevlisi olarak giden arkadaşlarımızın yerine, o süre zarfında verdiğimiz vekil imam ve din görevlilerinde olduğu gibi. Böylelikle, bu camilerimizi de imamsız bırakmamış oluruz.

Maalesef, Türkiye’nin bir gerçeği de şu: Biz, her şeyi özelleştiriyoruz, Türkiye’nin yapısı, bugün, buna müsait mi değil mi, ayrı konu. SEKA’nın 1 600 dönümlük bir arazisi, bir şirkete, bir holdinge tahsis edilirken, Sayın Cumhurbaşkanı, geçen hafta, kalktı “gerekirse Çankaya’nın bahçesini de veririm” dedi; bu, bir özelleştirme sembolüdür, takdir ederiz, etmeyiz, ayrı bir konu; ancak, bu devlette her şey özelleştirilirken, nedense, Anadolu’nun en ücra köşesindeki tüm mescitleri de, bir şekilde, devletin aracılığıyla âdeta devletleştirme mantığı, bir başka açıdan geliştirilmeye çalışılıyor. Devlet özelleştiriliyor, Çankaya’nın bahçesi özelleştirilmeye hazırlanıyor; ama, biz, filan ilçenin dağ başındaki mescidi ile Ulusoy firmasının Sungurlu tesislerindeki mescidini özelleştirmenin değil, devletleştirmenin mücadelesini veriyoruz.

Değerli arkadaşlar, önce, bu insanlara güvenmemiz lazım. Bakınız, şu ana kadar din hizmetlerinde resmî veya gayriresmî, eli öpülesi ve her zaman saygıya seza olan o hoca efendilerden, ne devletine ne milletine ne bayrağına ne sancağına ne askerine ne de polisine, sadece şahadet mertebesine ulaştığı anda gözyaşlarıyla duygularını ifade eden muhabbetten başka bir ifade olmamıştır.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, önergeye bağlı konuşun efendim; rica ediyorum...

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sayın Başkan konuyla alakalı konuşuyorum.

BAŞKAN – Bu saatte önergeye bağlı konuşun. Bakın, şurada, dinî konuları tartışıyoruz. Dürüst olmak, hepimizin görevi; kanunlara, kurallara riayet etmek, hepimizin görevi.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sevgili Başkanım...

BAŞKAN – Siz, eğer, bir din adamı olarak...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, ne alakası var! Hep böyle yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Önergesiyle ilgili konuşsun! (FP sıralarından gürültüler)

Sayın Kapusuz,  size ne oluyor?! Ben, arkadaşımızı konuya davet ediyorum. Siz, beni mi idare ediyorsunuz?!

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Ne alakası var?!

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, ben, burada konuşan arkadaşı, konuya bağlı konuşmaya davet ediyorum. Bu hakkım yok mu?!

Rica ediyorum, önergeye bağlı kalın.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, şu aldığınız zaman hakkımı verecek misiniz?

BAŞKAN – Lütfen, önergeye bağlı konuşun.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu, önergenin dışında bir şey değil. Benim önergem açık. Zannediyorum, Sayın Başkanım, önergeyi dikkatle izleyemediler.

Ben diyorum ki, orada fahri görev yapan insanlar, liyakatları varsa -ki, Diyanet “bunu imtihan edeceğim” diyor; doğrudur, yapsın- biz, bunlara resmî bir hüviyet kazandıralım. Bir de, aslî kadroyu veremiyorsak, vekâletle kadro verelim de, vekil görevli kadrosuyla -mademki, bu camileri biraz daha resmileştiriyorsunuz, devletleştiriyorsunuz; vatandaşın sırtından da yükü alalım, malî külfeti alalım- bu insanlara vekil imamlık statüsünü verelim. Talep, vatandaşın lehinedir, o camiin lehinedir. Eğer, Diyanetteki yetkili kardeşlerimiz, idarecilerimiz, böyle talepte bulunuyorlarsa, onların da menfaatınadır, uygundur, daha rahat murakabe edebilirler; ama, bu gerçeği görmezden gelerek, camilerin kontrol edilmesini veyahut da -bir başka şekilde- disipline edilmesini beklemek yanlış olur; hele hele, yönetimlerini devreden çıkarırsanız... Yasada açık; tüzel ve özel kişilerin veya kişiliklerin yaptırdığı camilerin yönetimini devralacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Pekâlâ, malî ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaksınız?

Değerli kardeşlerim, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi işleme koyuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına

Görüşülmekte olan 660 sıra sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “cami ve mescitler Diyanet İşleri Başkanlığının izniyle ibadete açılır” ibaresinin “cuma ve bayram namazı kılınan camiler Diyanet İşleri Başkanlığı izniye ibadete açılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                                        Zükfikar Gazi                                                                                                                                                  (Çorum)                                                                                                                                          ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

DEVLET BAKANI HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeye Komisyon ve Hükümet katılmadı.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Musa Uzunkaya, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

Önergelerinizin hepsini takip ediyorum; merak etmeyin. Onun için, sizi konuya davet ediyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Estağfurullah.

Değerli arkadaşlar, buradaki talebimiz de açık. Az önce de ifade ettim; bizde, bilinen manada, her ne kadar Kur’an-ı Kerim’de mescit kavramı, bugün, Anadolu insanının bildiği cami sözcüğünü ifade ediyor ise de, haddizatında, Anadolu’daki yaygın olan bilgi ve malumat, mescitler, cuma namazı kılınmayan, diğer bir ifadeyle, selatin camilerinden daha geri derecede olan; yani, cuma vakitleri ve  büyük cemaatlerin geldiği camilerin dışındaki mekânlardır ve genelde düz zeminlerde oluşan, kubbeli sistemin, Osmanlı sisteminin dışında inşa edilen mekânlardır.

Değerli arkadaşlar, burada, yasa tasarısıyla getirilmek istenen hükümde, Diyanet İşleri Başkanlığının izni dışında veya izinli yapılan cami ve mescit kavramından, mescidin ayrılmasının gerektiğini düşünüyoruz. Bunu da ne şekilde ayırmak gerekir; kanaatimiz odur ki, içerisinde cuma namazı kılınan; yani, daha önce de ifade ettiğim gibi, bizzat müftü efendilerin iznine tabi olan ve cuma beratı diye bildiğimiz, camilerde asılı bulunan o cuma beratı ve belgesinin bulunduğu mekânların dışındaki mescitlerde, hanlarda, apartmanlarda, toplu konutların içerisinde yapılan mescitlerde veya yine, az önce ifade ettiğim gibi, yol güzergâhlarındaki dinlenme tesislerinde bulunan mescitleri bundan istisna edelim ve bunun da ölçüsünü şöyle getirelim diyoruz: Cuma namazı kılınmayan mekânlar.

Dolayısıyla, bu mekânlara, eğer Diyanet İşleri Başkanlığı kadro verebilecekse, hakikaten elinde bu imkân varsa -ki, gerçek, bu imkânın olmadığı doğrultusundadır- samimiyetimle söylüyorum, Diyanet İşleri Başkanlığının, henüz bu konuda bir tespiti yok. Az önce, Değerli Personel Dairesi Başkanı arkadaşıma da sordum; 580 adet, Diyanete müracaat etmemiş, kadro talebinde bulunmamış; ama, cami olarak inşa edilmiş mekân var. Halbuki, mescitler, 580 ile değil, belki, 10-15 binle ifade edilebilecek sayıdadır. Şimdi, bu yasa çıktı diyelim; bu yasa çıktığı takdirde, yarın birgün, bu mescitlere, hangi imtihanla, hangi statüyle eleman vereceksiniz?.. Filan şirketin falan yerdeki benzin tesislerinde veya sosyal tesislerindeki mescide, filan üç tane apartmanın arasında yapılmış olan mescide hangi imkânlar dahilinde kadro vereceksiniz veya orada, günlük vazifeli de olmadığı için, siz, kimi imtihan edip de ona imamlık yetkisi, beratı vereceksiniz? Vermeyecekseniz, o zaman, bu mescitlerin durumu ne olacak? Yani, bu tasarıda, bu mescitlerin konumu nedir; ortaya çıkmıyor. Biz diyoruz ki, bu mescitler istisna tutulsun. Demin, esasen, diğer gruplarla da anlaştığımız husus buydu; yani, müttefik olduğumuz nokta buydu. Hiç olmazsa “bu mescitler, il ve ilçelerde müftülerin izniyle, mevcut hali üzere bırakılır” gibi bir müeyyideyle serbest bırakılsaydı, yarın, muhtemel bir kamu görevlisinin müdahalesi halinde...

Bakın, burada söylüyorum ve şu zabıtlara da kaydoluyor; seçime dokuz ay daha var. Yani, demektir ki, bu hükümet -eğer devam ederse, şartlar buna cevaz verirse- takriben dokuz ay daha icraatta kalacak ve bu dokuz ay içerisinde, yani, şu anda tatile girerken çıkan bu yasa, yaz döneminde bile sıkıntıları önünüze koyacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığından kaynaklanmayabilir; ama, bir başka yerden, bir başka şekilde, herhangi bir tesiste, herhangi bir apartmanın altında, burada toplu namaz kılıyorlar, burada dört tane çocuk toplandı, Kur’an okuyor ve okutuyorlar diye, eğer buralara bir şekilde müdahale edilirse, açık söylüyorum ve şurada samimî söylüyorum, bundan en çok zarar görecek olanlar, değerli iktidar partilerine mensup arkadaşlarımdır ve bunlara bir şekilde müdahale edilebilecektir. Siz, bunu, kesin kayda bağlamadığınız müddetçe, bu sıkıntı gelecektir. Bu konuda da, demin, aslında, anlaşma sağladığımıza da inanıyorum.

Değerli Bakanım “efendim, tüm partiler anlaşsın, ben kabul ederim” dediler. Ben diyorum ki, burada yeterli çoğunluk varsa, hiçbir konuşmayı ve üslubu da alınganlık vesilesi yapmaksızın, hiç olmazsa bu maddeye, yani, bu değişiklik önergemize ve buna mümasil olan önerge ve değişikliklere, Sayın Bakanımızın ve iktidar partilerinin muvafakat göstermesi lazımdır diyor; bu vesileyle, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Sayın Halit Dumankaya...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Arkadaşımız grup adına mı konuşacak?!

BAŞKAN – Hayır efendim, siz, grup adına bildirecekseniz...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Grubumuz adına Lütfü Doğan Bey konuşacak.

BAŞKAN – Buyursun canım... 

Yürürlük maddesi üzerinde Sayın Doğan’ı konuşturma zahmetine katlandırmayın...<