DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 3

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

CİLT : 61

 

130 uncu Birleşim

29 . 7 . 1998 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – YOKLAMALAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan İlinde bir üniversite açılmasına duyulan ihtiyaca ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın cevabı

2. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen deprem sonrası yapılan çalışmaların yetersizliğine ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı

3. – İstanbul Milletvekili M. Sedat Aloğlu’nun Türk siyasetinin değişim ihtiyacına ilişkin gündemdışı konuşması

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı ve 20 arkadaşının, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılması ve izlenecek yeni politikaların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/282)

IV. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – (9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2. – (9/18) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

3. – (9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

3. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)

4. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)

5. – 211 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/628) (S. Sayısı : 382)

6. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

7. – Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Kanuna Bir Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Aynı Kanunun Ek 17 nci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Kırklareli Milletvekili A. Sezal Özbek’in, Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay ve 7 Arkadaşının ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in benzer mahiyetteki kanun teklifleri ve Millî Savunma ve Plan ve Bütçe komisonları raporları (1/662, 1/666, 2/621, 2/434, 2/481) (S. Sayısı : 467)

8. – Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/779) (S. Sayısı : 705)

9. – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu (1/638) (S. Sayısı : 383)

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen depremden zarar gören vatandaşlara yapılacak yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin yazılı cevabı (7/5810)

2. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen deprem felaketinden sonraki hasar tespit çalışmalarına ve geçici afet konutları yapılmasına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı (7/5811)

3. – Ankara Milletvekili Ali Dinçer’in, Ankara Atatürk Kültür Merkezi alanı projesine ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5836)

4. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Savunma Sanayi Müsteşarlığının yaptığı Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı İhalesi hakkındaki bazı iddialara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in yazılı cevabı (7/5857)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.

Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün hububat alımlarına ve çiftçilerin içinde bulunduğu sıkıntılara,

Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, hastalıklı buğday tohumlarının TİGEM tarafından çiftçilere satılması ve Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından yapılan buğday alımlarında çiftçilerin karşılaştığı sorunlara,

İlişkin gündemdışı konuşmalarına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar;

İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci’nin, TSE’deki kadrolaşma ve keyfî yönetime ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu,

Cevap verdiler.

Sıvas Milletvekili Musa Demirci, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar’ın, Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın gündemdışı konuşmasına verdiği cevabın 54 üncü Hükümet dönemine ilişkin kısmının gerçekleri yansıtmadığı iddiasıyla bir açıklama yaptı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hikmet Çetin’in vekâlet edeceğine,

Yunanistan’a (Gümülcine) gidecek olan Devlet Bakanı Eyüp Aşık’a, Devlet Bakanı Burhan Kara’nın vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna,

İlişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Kars Milletvekili Sabri Güner ve 26 arkadaşının, İzmit Körfez Geçiş Projesi ihalesinde mevzuata aykırı davranmak suretiyle usulsüzlük yaptığı ve devleti zarara uğrattığı iddiasıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/18) okundu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününün Danışma Kurulu tarafından tespit edilerek Genel Kurulun onayına sunulacağı bildirildi.

Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin ve 55 arkadaşının, İzmit Körfez Geçiş Projesi ihalesinde devletin zarara uğratılmasına göz yumarak görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilşikin önergesi (9/33) okundu; önergenin, Anayasanın 100 üncü maddesine göre, en geç bir ay içinde olmak üzere, Danışma Kurulu tarafından tespit edilecek görüşme gününün Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, (9/30) esas numaralı Meclis soruşturması önergesindeki imzalarını geri çektiklerine ilişkin önergeleri okundu; yetersayıda imza kalmadığından, soruşturma önergesinin işlemden kaldırıldığı, Başkanlıkça bildirildi.

Adıyaman Milletvekili Celal Topkan ve 20 arkadaşının, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan bazı kamu yatırımlarının özelleştirilmesi sonucu bu bölgedeki illerde ortaya çıkan işsizlik ve bunun getirdiği sorunlar ile istihdamın geliştirilmesi konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/281) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Seçimlerle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 inci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ve Birlikte Yapılacak Mahallî İdareler Genel Seçimleri Hakkında Kanun Teklifinin Başkanlıkça havale edildiği Anayasa Komisyonundaki görüşmelerine kırksekiz saat geçmeden başlanmasının Komisyona tavsiye edilmesine ve gündemdeki bazı kanun tasarılarının yerlerinin değiştirilmesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerileri, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildi.

(9/16) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan ve DTP Grubuna düşen 1 üyeliğe, Grubunca 3 kat olarak gösterilen adaylar arasından Çanakkale Milletvekili A. Hamdi Üçpınarlar seçildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan 132,

2 nci sırasında bulunan 232,

4 üncü sırasında bulunan 553,

5 inci sırasında bulunan 631,

Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,

Ertelendi;

6 ncı sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Yatırımlarda Devlet Yardımları Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/722) (S. Sayısı : 643),

7 nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/777) (S. Sayısı : 713),

8 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Arasıdaki Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/798) (S. Sayısı : 734),

Yapılan açık oylamalarından sonra;

9 uncu sırasında bulunan, Tuz Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/696) (S. Sayısı : 492),

10 uncu sırasında bulunan, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/549) (S. Sayısı : 291),

Yapılan görüşmelerinden sonra,

Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.

11 inci sırasında bulunan, 211 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/628) (S. Sayısı : 382) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı; maddelerine geçilmesinin oylanmasından önce, istem üzerine yapılan yoklama sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı ve ikinci yoklamada da toplantı yetersayısının bulunamayacağı hususunda grupların da mutabakatı olduğu anlaşıldığından;

Alınan karar gereğince, 29 Temmuz 1998 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 23.20’de son verildi.

Kamer Genç

Başkanvekili

Abdulhaluk Mutlu Levent Mıstıkoğlu

Bitlis Hatay

Kâtip Üye Kâtip Üye

Hüseyin Yıldız Ali Günaydın

Mardin Konya

Kâtip Üye Kâtip Üye

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

29 Temmuz 1998 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130 uncu Birleşimini açıyorum.

II. – YOKLAMA

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, Genel Kurul salonunda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklama sırasında Genel Kurul salonunda bulunmayıp, sonradan gelen milletvekillerinin Divana pusula göndermelerini rica ediyorum.

Sonradan pusula gönderen arkadaşların isimlerini okuyorum:

Erkan Mumcu?.. Burada.

Erkan Kemaloğlu?.. Burada.

İbrahim Çebi?.. Yok.

Cumhur Ersümer?.. Burada.

Erol Çevikçe?.. Burada.

Sayın Çebi yeni geldi.

Enis Sülün?.. Yok. (Gürültüler)

Nerede Enis Sülün? Allah Allah!.. Herkesin dili var, başkasının yerine konuşmaya hakkınız yok. Enis Sülün buradaysa, buyursun “buradayım” desin.

Yusuf Namoğlu?.. Yok.

Mustafa Kul?.. Burada.

Adem Yıldız?.. Burada, kendisini Adem Yıldız sanan birisi var mı? Yok.

Hasan Gülay?.. Burada.

Mehmet Ali Bilici?.. Burada.

Hasan Denizkurdu?.. Burada.

Sadi Somuncuoğlu?.. Burada.

Hikmet Aydın?.. Burada.

Cemal Alişan?.. Yok.

Tahir Köse?.. Burada.

Işılay Saygın?.. Burada.

Recep Mızrak?.. Burada.

Ahmet Alkan?.. Burada.

Turhan Arınç?.. Burada.

İbrahim Yılmaz?.. Burada.

Zerrin Yeniceli?.. Burada.

Halil Çalık?.. Burada.

Ali Doğan?.. Burada.

Mustafa Güven Karahan?.. Burada.

Mete Bülgün?.. Burada.

İlhan Aküzüm?.. Burada.

Ataullah Hamidi?.. Burada.

Kubilay Uygun?.. Burada.

Tekin Aksoy?.. Burada.

Ahat Andican?.. Burada.

Ali Talip Özdemir?.. Yok.

Cavit Çağlar?.. Kendisini Cavit Çağlar yerine koyup da, pusula gönderen arkadaş buradaysa, o kalksın ayağa... Yok.

Cefi Jozef Kamhi?.. Yok.

Meclisi bu duruma çevirmeye kimsenin hakkı yok.

Sebgetullah Seydaoğlu?.. Burada.

İsmet Sezgin?.. Burada.

Atilla Mutman?.. Burada.

Muzaffer Arslan?.. Burada.

Abdulbaki Gökçel?.. Burada.

Mehmet Sağdıç?.. Burada.

Emre Gönensay?.. Burada.

Hüsnü Sıvalıoğlu?.. Burada.

Mehmet Büyükyılmaz?.. Burada.

Mahmut Bozkurt?.. Burada.

Sami Küçükbaşkan?.. Yok.

Safa Giray?.. Burada.

Bekir Kumbul?.. Burada.

Yusuf Öztop?.. Burada.

Evren Bulut?.. Burada.

Mustafa İlimen?.. Burada.

Hayati Korkmaz?.. (Gürültüler)

Çıkmasın canım, şu anda yok, gelirse şey edelim.

İbrahim Özsoy?.. Burada.

Uğur Aksöz?.. Burada.

Cevdet Akçalı?.. Burada.

Aslan Ali Hatipoğlu?.. Yok.

Necati Güllülü?.. Burada.

Uluç Gürkan?.. Burada.

Önder Sav?.. Burada.

Ali Kemal Başaran?.. Burada.

Mehmet Seyfi Oktay?.. Burada.

Ali Rıza Bodur?.. Burada.

Emin Karaa?.. Burada.

Biltekin Özdemir?.. Burada.

Biz, zaten, Biltekin Özdemir’i var diye yazmıştık.

Haluk Müftüler?.. Burada.

Cengiz Altınkaya?.. Burada.

Burhan Kara?..

Hayati Korkmaz’ı var diye yazıyoruz.

Toplantı yetersayımız vardır, çalışmalarımıza başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşımıza gündemdışı söz vereceğim.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan İlinde bir üniversite açılmasına duyulan ihtiyaca ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın cevabı

BAŞKAN – Birinci gündemdışı sözü, Ardahan Üniversitesiyle ilgili olarak, Ardahan Milletvekili Sayın Saffet Kaya’ya veriyorum.

Buyurun Sayın Kaya.

Süreniz 5 dakika.

SAFFET KAYA (Ardahan) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Ardahan Üniversitemizle ilgili gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Huzurunuzda, serd etmeye çalıştığım üniversitemizle ilgili Yüce Meclisinizin takdirini almak için birkaç kelime arz etmek istiyorum; bu vesileyle, Ardahan halkımızın, Yüce Parlamentoya sevgi ve saygılarını da arz etmek istiyorum.

Ardahan İlimiz, 1926 yılında il unvanı elinden alınmış, tenzili rütbeyle uzun yıllardan beri Kars’a bağlı ilçe; ama, 1992 yılında il unvanına tekrar kavuşmuş, daha yeni il olmuştur. Kars’a bağlı bir ilçe olarak, maalesef, devlet yatırımlarından payını alamamış; hatta, eğitimde, en gerilerde kalmış bir ilimiz; yine, kamu yatırımlarında en geri kalmış, göçte ise en başlarda yer alan bir ilimiz olmuştur. 1995’e kadar kendi il hakkıyla birlikte, iki milletvekilini Parlamentoya göndermesi sürecinden sonra, 53 üncü ve 54 üncü Hükümet döneminde, gerçekten, Ardahan İlimizden iki milletvekilimizin çalışmaları ve benim de, Plan ve Bütçe Komisyonunda olmam nedeniyle, millî eğitime çok ciddî öncelik vererek, 40’a yakın okul yaptırma konusunda çalışmalarımızı icra ettik.

Hemen hemen her ilçemizde, çok programlı lise, yatılı bölge okulu gibi okullarımızı gerçekleştirdik. Ardahan’ın, eğitimde en gerilerde olan makûs talihini, bu esareti kırmak için elimizden gelen etkinliği 53 üncü ve 54 üncü Hükümet döneminde fazlasıyla yerine getirdik. Bugün, çok programlı lisede, yatılı bölge okulunda ve spor komplekslerinde belki en sorunsuz il, Ardahan olmuştur; ancak, Ardahan İlimiz, bir üniversiteye kavuşmak zorundadır; çünkü, meseleye Türkiye genelinde baktığımızda, toplumumuzun yüzde 18’inin, yüzde 20’sinin branşlaşmış insan olduğunu; ama, Avrupa normlarına baktığımızda, toplumların tamamının yüzde 90-95’inin branşlaşmış, titr sahibi olduğunu görmekteyiz.

Bu cümleden olarak, Ardahan İlimizde en kısa zamanda bir üniversite kurulmasının Yüce Meclisimizin, çok değerli milletvekili arkadaşlarımızın takdiri olduğunu düşünüyorum.

Tabiî, Ardahanımızın, eğitim sıralamasında en gerilerde yer almasını kırabilmesinin, Yüce Meclisimizin çok ciddî destekleriyle aşılabileceğini de, huzurlarınızda, Yüce Parlamentoya arz etmek istiyorum.

Tabiî, üzülerek söylüyorum ki, Ardahan İlimiz -önceki yıllarda- kamu yatırımlarında en geri kalmış illerden birisiydi; Ardahan, makus talihiyle başbaşa bırakılmış bir ildi.

Ardahan İlimizin bu kaderini değiştirmek mecburiyetindeyiz; Ardahan İlimizin, eğitimde en gerilerde yer almasını değiştirmek, bu esaretten kurtarmak zorundayız. Bu konuda, Yüce Parlamentomuza, şüphesiz, çok büyük sorumluluk düştüğünü, tüm milletvekili arkadaşlarımızın takdirine sunuyorum.

Ben, Ardahan’da, ayrıca, kendi imkânlarımla, bölgeme katkıda bulunmak amacıyla bir yüksekokul yaptırdım. Hiç şüphesiz, eğitime yatırım, insana yatırım, vazgeçilmez bir unsurdur. Kaldı ki, kalkınmamış bölgelerde eğitime ve insana yatırım yapmak, her şeyden elzemdir.

Ardahan İlimizde bir sorun olduğunda her zaman dile getirdim. Bu sorun da, yalnızca Ardahan’ın meselesi değil, tüm Türkiye’nin meselesidir. Ardahan’da bir göç varsa, Ardahan’da bir işsizlik varsa, Ardahan’da devlet yatırımları istenilen şekilde gitmiyorsa, bunu, yalnız Ardahan’ın meselesi olarak görmemek lazım, tüm Türkiye’nin meselesi olarak ele almak lazım.

Tabiî, Ardahanımız, yakın bir zamanda yaşamış olduğu afetle ilgili yarasını daha sarmış değil; Ardahan’ı afet bölgesi ilan ettik.

Yine, Ardahanımızın umudu olan mazot ithaliyle ilgili Bakanlar Kurulunun almış olduğu karar, gerçekten, Ardahan’ı büyük bir üzüntüye sevk etmiştir. Bugün, değerli bakanlarımızla da toplantı yaptık. Tabiî, Ardahan, ciddî bir endişe içinde, ciddî bir yeis içinde.

Diyoruz ki: Ardahanımızın önünü açalım; Ardahanımızın sınır ticaretiyle ilgili gelişmesine imkân sağlayalım; halkımızın gerçekten önünü açıp, oradaki iç dinamikleri faaliyete geçirelim; ekonomik rantını, ekonomik akarını geliştirelim; eğitimini iyi bir noktaya taşıyalım; sosyal ve kültürel noktada Türkiye’de en ileri iller noktasına taşıyalım.

Bu cümleden olarak, Ardahanımıza bir üniversite kurulması için -ehemmiyetine binaen- verdiğimiz teklifin Yüce Parlamentomuzca kabulü halinde, minnet duygularımı, bir kez daha sizlere arz etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum; sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay; buyurun efendim.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayın Saffet Kaya’ya, konuşması sırasında, sadece Ardahan’ın üniversite sorununu değil, tüm ülkemizdeki yükseköğrenim kurumlarına olan gereksinimin de altını çizmesi nedeniyle ayrıca teşekkür ediyorum.

Hepimizin de bildiği üzere, her yıl üniversite çağına giren çocuklarımızın sayısı 1,3 milyon civarındadır. Burada, çağdaş ülkelerde olduğu gibi, yüzde 35 düzeyinde üniversiteye devamı öngörürsek, her yıl, aşağı yukarı üniversite düzeyinde 455 bin çocuğumuza okuma fırsatını hazırlamak durumundayız.

ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) – Bizim köylerimizde hoca yok, hoca! Bizim köylerimiz boş...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Olaya bu bağlamda baktığımız takdirde, elbette, ilköğretim ve ortaöğretim yatırımlarında olduğu gibi, üniversite düzeyindeki yatırımlara da önem vermek durumundayız.

Aynı çerçevede, tabiatıyla, bütün bu yatırımları yaparken, iki şeyi gözetmek durumundayız. Birincisi, üniversite eğitimi görmüş veya lise ve dengi düzeyde eğitim görmüş çocuklarımızın, o kurumları bitirdiği vakit, o diplomalarıyla bir yerde işe başlayabilmeleri. Zira, üniversite mezuniyetinden sonra işsiz kalmak veya lise dengi düzeyinde eğitim aldıktan sonra işsiz kalmak, bu çocuklarımızın yaşama bakış açılarını da etkilemektedir. O açıdan baktığımızda, kuracağımız üniversitelerin, mutlaka, çağın bilgisini vermesi ve çocuğun, okulunu bitirdiği vakit herhangi bir işe başlayabilecek konumda olması gerekir.

Doğrudur, biraz evvel söylediğimiz sayılar çerçevesinde, sadece Ardahan değil, muhtemelen, Türkiye’nin her ilinde bir üniversite olduktan maada, bazı illerinde birden çok üniversiteye de ihtiyacımız vardır.

Bu çerçevede, yıllardan beri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurduğu hükümetlerin uygulama planları çerçevesinde aldığı kararlara bir nebze göz atmakta fayda var. Ben, burada, bu bilgileri verirken, sizin ortaya koyduğunuz ihtiyacı reddetmek veya yadsımak amacıyla konuşmuyorum; ama, alacağımız kararlarda, mevcut durumu bildiğimiz takdirde, gerçekçi adımları daha sağlıklı atarız anlayışıyla bir bilgilendirme olarak bu konuşmayı yapıyorum.

Yasayla veya Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş olup, henüz faaliyete geçirilememiş birimlerin sayıları şöyledir: Fakülte olarak, 91 fakülte kurulmuş; eğitim faaliyetine henüz geçirilememiş. Nedenini söyleyeceğim; fizikî altyapı olduğu kadar, eğitim kadrolarının henüz hazır olmaması. Yüksekokul olarak, benzeri şekilde, 53 yapılanmaya izin verilmiş ve dolayısıyla, iki kurum bazında, yani fakülte ve yüksekokul bazında 144 kurum kurulmuş; fakat, faaliyete geçirilememiş bulunuyor.

Aynı şekilde, 2809 sayılı Kanunun ek 30 uncu maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla kurulması önerilen birimler ve sayıları da şöyledir: 13 fakülte, 8 yüksekokul, toplam 21 adet.

Kanun tasarısıyla kurulması önerilen birimlerin sayısı: 1 üniversite, 3 fakülte, 7 enstitü. Bunlar da fizikî altyapı ve öğretim kadrosuna ihtiyaç gösteriyor.

Aynı şekilde, yeni üniversite ve mevcut üniversitelere bağlı olarak yeni birimlerin kurulması için, değerli milletvekillerimizce öneride bulunulan birimlerin sayısı; üniversite olarak 37, fakülte olarak 18, yüksekokul olarak 4.

Bütün bu sayıları üst üste topladığımız takdirde, 200’ü aşkın kurum, yasal zeminde, ya kurulma izni çıkmış veya Yüce Meclis tarafından kurulmasına karar verilme noktasındadır.

Tabiatıyla, bu kararları aldıktan sonra, vatandaşlarımıza bu kararlarımızda inandırıcı olabilmemiz için, ismini verdiğimiz bu üniversitelerin veya fakültelerin toplumca kabul edilebilir bir süre içinde yaşama geçirilmesi gerekir. Eğer, bunu gerçekleştiremiyorsak, Yüce Mecliste aldığımız veya Bakanlar Kurulunda aldığımız kararlar da, bir süre sonra, toplumda inandırıcılığını yitiriyor. O nedenle ben bu bilgileri verdim. Ülkemizin her tarafında, gençlerimize gereken hizmeti verebilmek için elbirliğiyle çalışmamız gerekir. O nedenle de, ülkemizin kaynaklarını geliştirmek ve geliştirilen kaynakları da, ülkemizin geleceği olan, okulöncesinden başlayıp üniversite sonrasına değin eğitim vereceğimiz çocukların yatırımına tahsis etmemiz gerekir. O nedenle, konuyu gündeme getirdiğiniz için tekrar teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

SAFFET KAYA (Ardahan) – Ben de teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Fakat, ülkemizde, üniversiteye yönelik, muhtelif hükümetlerimiz tarafından yapılan çalışmaların boyutu budur. Bu kararları almış olmamıza rağmen, biraz evvel de ifade ettiğim gibi, 200’ü aşkın kurumu da henüz yaşama geçiremedik. O nedenle, bu kurumları önerirken, Mecliste kabul ederken, bunların, gerek fizikî altyapıları gerekse de, üstyapısı dediğimiz, eğitim kadrolarını oluşturma konusunda tamamlayıcı önlemleri birlikte almamız, inandırıcılığımızı artıracak unsurların başında gelmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.

2. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen deprem sonrası yapılan çalışmaların yetersizliğine ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı

BAŞKAN – İkinci gündemdışı konuşma, Adana’da meydana gelen deprem sonrası yapılan çalışmalarla ilgili gündemdışı söz isteyen, Adana Milletvekili Sayın Yakup Budak’a verilmiştir.

Buyurun Sayın Budak. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerime başlarken, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Malumlarınız olduğu üzere, 27 Haziranda Adanamızda büyük bir deprem olmuş; 145 civarında vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 2 binin üzerinde insanımız da yaralanmıştı. Bunun yanında, yaklaşık olarak 26 bin ev oturulamaz durumdaydı, 49 bin civarında ev de az hasarlı durumdaydı.

O günlerde, gerçekten, mahallî idarelerimiz, belediyelerimiz, valilik, çalışmalarda büyük gayretler sarf ettiler; vatandaşımızın dertlerine çare bulmak, yaralarını sarmak için büyük bir uğraşı verdiler ve o günlerde de, yine, devletimizin büyükleri, bakanlarımız, Cumhurbaşkanımız, bölgemize geldiler, afet bölgesini gezdiler, devletin şefkat elinin bu bölgeye uzanacağını, vatandaşın dertlerine çare bulunacağını, yaralarının bir bir sarılacağını ifade ettiler. Hatta, bazı bakanlarımızın, depremin dehşeti karşısında, facianın büyüklüğü karşısında gözyaşlarını tutamadıklarını, gazetelerden, fotoğraflarıyla birlikte gördük.

Depremin üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen, maalesef, verilen sözlerin yerine getirilmesi noktasında büyük sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Maalesef, çok yetersiz sayıda çadır dağıtılmıştır. Bugün, Ceyhan’da, Adana’da, vatandaşımız hâlâ çadırlardadır. Bunun yanında, çadırın dışında da hiçbir şey verilmemiştir. Binlerce insanımız çadırda, belki yaz gününde idare ediyor; ama, önümüzdeki günlerde bir kış var. Dolayısıyla da, bu insanların dertlerine çare olabilecek çözümleri şimdiden almamız gerekir. Böyle denildiği zaman, belki de yetkililer “efendim, biz şunları planladık, şunları programladık, Bakanlar Kurulundan şu şu kararları çıkardık” diyeceklerdir.

Bakanlar Kurulundan kararların çıkarılması, kararnamelerin çıkarılması, maalesef, yeterli değildir. Esnafın derdine çare olmasını düşündüğümüz Halk Bankası kaynakları hâlâ harekete geçirilememiştir. Gerçi, Başbakanın imzasından çıkmıştır; ama, uygulamaya geçmemiştir. Uygulamaya geçmeyen kararların -vatandaşın derdi yanında- hangi manası, hangi çaresi olabilir?

Bunun yanında, Adanamızda, maalesef, konut noktasında da ciddî sıkıntılar yaşanmaktadır. 6 bin civarında vatandaşımıza, şehir merkezinde 350 milyon lira, köylerde de 250 milyon lira, yıllık, kira olarak verilmiştir.

Bunun yanında, öyle köylerimiz var ki, yüzde 80’i yıkılmıştır. Yürekli gibi, Suluca gibi, Kürkçüler gibi, Kılıçlı gibi köylerimizdeki evlerin yüzde 80’i yıkılmıştır. Sadece evler yıkılmamıştır; aynı zamanda, çiftçimizin alet ve edevatını, traktörünü, hayvanını koyabileceği ahırları, depoları da yıkılmıştır. Bu insanlar büyük bir mağduriyet içerisindedir; fakat, malesef, Hükümet, gerekli duyarlılığı, Adana’ya ve Adana depreminde göstermemiştir. Bunun nereden anlıyoruz; işte, üzerinde çok durduklarını söyledikleri bir Bakanlar Kurulu kararnamesi çıkarılmıştır. 7.7.1998’de çıkarılan Bakanlar Kurulu kararnamesinde, diğer sel felaketine ve deprem felaketine uğrayan iller sıralanıyor, oralarda, altı ay süreyle, özel idarelerin alacakları payların 4 kat artırılması öngörülüyor; halbuki, parantez içerisinde de “Adana hariç, Adana’ya, dört ay süreyle, paylar 2 kat artırılacaktır” deniliyor. Adana’ya büyük bir haksızlık yapılıyor. Ben, bu ayırımın sebebini ve nedenini bir türlü anlayamadım. Aynı zamanda, 1992’de, Erzincan depreminde, Gümüşhane depreminde, bu kapsam içerisine belediyeler de alınmıştı. 1995’teki Dinar depreminde de, özel idarelerin yanında, belediyelerin aldıkları paylar, hasarın cinsine göre, nev’ine göre, 3 kat, 4 kat, 5 kat artırılmıştı. Halbuki, son çıkarılan kararnamede, belediyelerin alt ve üst yapılarında büyük hasarlar meydana gelmesine rağmen, özellikle Ceyhan’da çok büyük sıkıntılar olmasına rağmen, maalesef, belediyelerin adı hiçbir şekilde geçmemektedir.

Muhterem arkadaşlar, aynı zamanda, belediyeler, deprem nedeniyle, Emlak Vergisi gibi birçok konudan da mahrum kalmışlardır; çünkü, yaklaşık olarak 70 bine yakın ev oturulamaz, kullanılamaz hale gelmiştir; dolayısıyla, bu noktada da çıkarılan kararnamede hiçbir açıklık bulunamamaktadır.

Bunun yanında, esnafımızın hali perişandır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Budak, konuşma süreniz bitti; lütfen, toparlar mısınız efendim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – 863 fabrika ve işyeri tahrip olmuş, kullanılamaz hale gelmiştir. Devlet, maalesef, bu noktada da elini uzatmamıştır. Esnafımız, sanayicimiz “biz, hibe istemiyoruz; yeter ki, bizim yaramıza, derdimize çare olabilecek uzun vadeli krediler verilsin” demektedir. Bu sanayicilerimizin yurtdışı bağlantıları vardır. Aynı zamanda, buralarda, binlerce işçimiz çalışmaktadır ve bu işçilerin de derdine çare olmak açısından, muhakkak surette, ne yapılması lazım gelir; bunlara, kredilerin açılması lazım gelir.

Toplu Konut İdaresi de 5 bin konut yapılacağını ifade etmiştir. Aslında, 5 bin konutun Adana’da yapılması kararı bu Hükümet zamanında çıkmış değildir, 54 üncü Hükümet zamanında çıkmıştır; ama, maalesef, hâlâ, deprem olmasına rağmen uygulamaya geçilmemiştir. Dolayısıyla, çadırdaki vatandaşlarımızın derdini düşünmemiz, Adana’da depreme uğrayan vatandaşlarımızın, kış gelmeden, bir an önce yaralarının sarılması ve işlerine, aşlarına, evlerine kavuşması noktasında büyük bir gayret gösterilmesi gerektiği kanaatimi ifade ediyor; bu noktada da, Genel Kurulumuzun gerekli desteğini bekliyoruz.

Muhterem arkadaşlar, belediyelerimizin çok büyük zararları olmuştur. Adana denildiği zaman, birçok insanımızın aklında eski Adana yer almaktadır. Eski Adana, Türkiye’nin 4 üncü büyük vilayetiydi; ama, bugün, Adana, maalesef, ilk 10’a bile giremiyor; gayri safî millî hâsılada kişi başına düşen gelir 22 nci sıraya kadar düşmüştür. Adana’da bir Hakkâri vardır, Adana’da bir Şırnak vardır, Adana’da bir Bitlis, bir Mut vardır; dolayısıyla, Adana’nın sorunlarının halledilmesi, güneydoğu sorunuyla da bağlantılıdır; çünkü, Adana, büyük ölçüde de göç almıştır, göçün getirdiği problemlerle de karşı karşıyadır. Dolayısıyla, sadece, Adana’daki deprem değil, aynı zamanda bu göçün getirdiği ekonomik, sosyal sıkıntıları giderebilecek bir yapının oluşturulması noktasında gayret sarf edilmesi lazım geliyor; ama, bu Hükümet, maalesef, milletin derdine eğileceği yerde, kendi derdini çözme yolundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Budak, teşekkür ederim.

YAKUP BUDAK (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, cevap mı vereceksiniz?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Evet, bir cümleyle_

BAŞKAN – Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu, gündemdışı konuşmaya cevap verecektir.

Buyurun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; bir ay önce Adana’da meydana gelen deprem sebebiyle değerli arkadaşımızın yapmış olduğu konuşmaya cevap değil, sadece bir hususa dikkatlerinizi çekip, bir cümle söyleyip kürsüden ayrılmak istiyorum; çünkü, Meclisimiz, bu konuyu dört beş defa konuştu. O mahallin milletvekili arkadaşlarımız, buradan seslerini duyurmak için -her hadisede böyledir- sürekli bu konuyu buraya getiriyorlar.

Arkadaşımız “bir ay evvel oldu, boyutu çok büyük” dedi. Doğru; Türkiye’de, ilk defa, milyonun üzerinde nüfusu olan bir şehirde 6,3 şiddetinde bir deprem oluyor; yani, 1800’lerdeki İstanbul depreminden bu yana, böyle bir şey olmuş değil.

İSMAİL İLHAN SUNGUR (Trabzon) – Erzincan depremi var.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Erzincan, Adana gibi bir yer değil. Adana, büyük şehir, milyonun üzerinde nüfusu var.

100 bin işyeri ve konuttan müracaat gelmiştir.

İSMAİL İLHAN SUNGUR (Trabzon) – Erzincan depremi daha şiddetlidir beyefendi!

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Sevgili kardeşim, milyonluk şehirlerde böyle bir deprem olmadı diyoruz! Erzincan’ın nüfusunu hepimiz biliyoruz. Dinlemiyor musunuz canım!

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmek zorunda değilsiniz canım.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Milyonluk şehir diye ısrarla söylüyorum kardeşim.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Kızma Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Kızmıyorum... Erzincan’ın nüfusunun ne olduğunu biliyoruz.

Şimdi, arkadaşımız diyor ki, çok büyük... Doğru, 100 bin konuttan müracaat var. Bu 100 bin konutu, Bayındırlık Bakanlığı memurları, görevlileri, mektup dağıtır gibi dolaşamaz; ama, 11 günde 180 ekip dolaştı. Şimdi, olay, hak sahipliğinin kesin tespiti safhasında. Hak sahipliği tespiti yapılmadan, konutlara, işyerlerine başlanamaz.

Buradan konuşmak iyi de, arkadaşlarımız, buraya gelmeden evvel, bu işlerin prosedürünün ne olduğunu falan da biraz araştırmaları lazım; yani, olayı biraz daha ciddî boyutlarda ele almaları lazım.

Şu anda, 22 bin konut ve işyeri oturulamaz durumda. Bunların hak sahipliğini tespit etmek o kadar kolay değil. Bunlar yapılmadan, kime ev yapacağınızı bilmeden, kime işyeri yapacağınızı bilmeden işe başlayamazsınız. Buna rağmen, arkadaşımızın söylediği kararlar alınmıştır. Bu iş için 5 trilyon lira ayrılmıştır. Toplu Konut İdaresinin imkânları da buraya kullanılacak, biz de kullanacağız. Evini kendisi yapmak isteyene, yardım metodundan para vereceğiz; hayır, benimkini devlet yapsın diyorsa, ona da onu yapacağız. Ben, Meclis tatilinden sonra, Adana’ya gidip, bu işleri organize etmek için birkaç gün orada kalacağım. Benim burada belirteceğim bu; daha fazla, sizin vaktinizi almak istemiyorum.

Bu, belediye meselesi istismar ediliyor; Erzincan depreminde, Dinar depreminde belediyelere pay verildi, şimdi niye verilmiyor deniliyor. Ben, bir tanesini söyleyeyim: Adana Büyükşehir Belediye Başkanı beni aradı “benim bir zararım yok” dedi.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Yani “istemem” diyor...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – “Zararım yok” diyor. Erzincan’da da, Dinar’da da, belediyenin bütün binaları yıkıldığı için payı artırıldı. O kanuna göre, zarar görmeyen belediyeye yardım yapamazsınız. Belediyenin bizatihi kendisi zarar görecek; altyapısında zarar yok, üstyapısında zarar yok... Şimdi deniliyor ki, niye siz bunlara bir şey vermiyorsunuz?.. Zararı olan belediyelere veriyoruz; selden, depremden, heyelandan, şu veya bu şekilde zarar görüp de bizatihi belediye mallarını, mamelekini kaybetmiş olan belediyelere veriyoruz. Şimdi bir ek kararname çıkaracağız, hazırlık yapıyoruz; ama, Adana’da böyle bir şey yok. Olmayan şey verilmez ki...

VEYSEL CANDAN (Konya) – Geç kaldınız ama...

BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Hayır, geç kalmadık; tespitler bitmedi. İlk afetin arkasından, sürekli, ardı ardına afetler geldiği için -daha biri bitmeden öteki geliyor- mecburen, onu da beklemek zorunda kalıyorsunuz, haydi bunu da katalım, her seferinde olmasın diye.

Saygı sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.

Aslında, sayın milletvekilleri...

YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir dakika efendim...

1992 yılında, Erzincan depremiyle beraber, Tunceli’de de bir deprem oldu. 1992 yılında hak sahipliği tespit edilmiş olan, Tunceli’nin Nazımiye, Pülümür, Ovacık İlçelerinde, daha bugüne kadar yapılmayan konutlar var.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Doğru söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Gidiyoruz, hep “para yok” diyorlar. Ama, rica ediyorum Sayın Bakan, buna da bir el uzatın efendim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) –Sen, yine kıyak çektin oradan Tunceli’ye!

BAŞKAN – İnanınız, çok zor durumda insanlar.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Doğrudur efendim; alacağınız var.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

YAKUP BUDAK (Adana) – Sayın Bakana açıklamaları için teşekkür etmek istiyorum; ama...

BAŞKAN – Efendim, böyle bir usulumüz yok...

YAKUP BUDAK (Adana) – Bunun yanında, prosedürü öğrenmeleri gerekir dedi; biz, prosedürü biliyoruz. 54 üncü Hükümet zamanında...

BAŞKAN – Hayır; yani, önce borçlanılacak, hak sahipliği tespit edilecek... Bunları, o anlamda söyledi.

Arkadaşlar, rica ediyorum; bunda, istismar edilecek bir şey yok

YAKUP BUDAK (Adana) – 5 bin civarında, Dünya Bankasından kredisi çıkan...

BAŞKAN – Tamam Sayın Budak, verecekler efendim, merak etmeyin. İşte, devletin imkânları... Büyük bir deprem...

YAKUP BUDAK (Adana) – Sadece binalar değil, belediyenin, emlak gelirlerinde, diğer gelirlerinde çok büyük kayıpları olduğunu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, doğru, haklısınız.

YAKUP BUDAK (Adana) – Teşekkür ederim.

3. – İstanbul Milletvekili M. Sedat Aloğlu’nun Türk siyasetinin değişim ihtiyacına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Gündemdışı son konuşma, Türkiye siyasetinde değişim ihtiyacı ve seçimler konusunda söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Sedat Aloğlu’na verilmiştir.

Buyurun Sayın Aloğlu

Süreniz 5 dakika efendim.

M. SEDAT ALOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, bana bu imkânı tanığıdınız için. Meclisin seçkin üyelerine saygılarımı sunuyorum, sabırla Genel kurulda oturup bu konuşmaları dinleyen üyelere de tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Meclisimizin bu dönemi, Türkiye siyasetinde ilginç bazı izler bırakacaktır. Bunları, önem sırasına göre değil; ama, aklıma geldiği sırayla, şu şekilde sıralamak istiyorum:

En yüksek oranda yeni milletvekilinin girdiği meclislerden biri budur.

Eğitim seviyesinin yüksekliği bakımından, hakikaten, dikkati çeken bir Meclis oluşturduk; ama, partilerinden istifa eden milletvekillerinin çokluğu bakımından da iz bırakacağız.

Parti değiştirme rekorunu elinde bulunduran bir milletvekilinin aramızda olduğu bir meclisiz.

Ayrıca, en fazla üyeye sahip partinin kapatılması gibi bir olay da yaşandı bu dönemde.

Yeni kurulan bir partinin, yani, seçimlere girmemiş olan bir partinin bu Mecliste en fazla grup üyesine sahip olması da diğer ilginç bir izdir.

Yine, yeni kurulan, yani seçime girmemiş olan bir partinin Hükümet ortağı olmuş olması da, bu Meclisin ilginç anılarından biri olacak.

Ayrıca, bir yılı aşkın, muhtemelen birbuçuk yıl süreyle bir azınlık hükümetiyle çalışma, yine, bu Meclisin ilginç anılarından biri olarak Türk siyaset tarihine geçecek.

Muhtemelen yarın, bunlara, bir, hatta iki tane yenisi ekleniyor. Dönem sonuna iki seneyi aşkın zaman varken seçim kararı alan bir Meclis olacağız; ayrıca, dokuz ay sonrası için seçim kararı alan bir Meclis olacağız. Bunların ikisi de, gerek Türk siyasetinde gerekse Batı siyasetinde, hakikaten, çok ilginç örneklerdir.

Sayın milletvekilleri; seçim kararı bence doğrudur ve gereklidir. Siyasetin doğası, mevcut bu Meclisten, daha uzun vadeli yarar beklemeyi, maalesef, umutsuz kılmaktadır. Zoraki veya iradî; ben, iktidar partilerinin vardıkları uzlaşmayı güzel bir örnek olarak görüyorum. Meclisler, hele iktidarlar, erken seçimden kaçarlar anlayışı böylece yıkılmış olacaktır. Bu uzlaşmaya ulaşan taraflara tebrik ve teşekkürlerimi, müsaadeleriyle sunmak istiyorum.

MUSA OKÇU (Batman ) – Başka çareleri yok...

M. SEDAT ALOĞLU (Devamla) – Zoraki veya iradî diye ifade kullandım Sayın Milletvekili.

Ancak, gönül rahatlığıyla, seçimler, ülkemize hayırlı olsun diyebilmek için başka bazı olgular da gereklidir diye düşünüyorum.

Halkımızın büyük bir bölümü de, seçim tarihinden daha fazla, seçimlerin nasıl yapılacağı endişesini taşımaktadırlar. Demokrasilerde kamuoyunun aynası ve temsil organları sayılan medya ve sivil toplum örgütleri, bu endişeyi devamlı dile getirmektedirler.

Sayın üyeler, kabul etmemiz gerekir ki, milletimiz, siyasetimizin bugünkü tablosundan memnun değildir. Türk siyaseti bir değişim ihtiyacı, hatta gereği içerisindedir. Bu değişimi sağlamadan gidilecek seçimlerin milletimizde yaratacağı hayal kırıklığını, hatta küskünlüğü tahmin etmek de zor değildir. Önümüzdeki seçimlerin sonuçları ülkemizi çok önemli ölçüde etkileyecektir. Bu etkinin olumlu veya olumsuz yönde olması, bu Meclisin sorumluluğundadır. Türkiye’de siyaset, en az güven duyulan bir alan; bunu daha da dibe götürme sorumluluğuna, herhalde, hiçbir üyemiz katlanmak istemez. Dolayısıyla, seçimlere kadar geçecek olan dönem içerisinde, bu Mecliste temsil edilen partilere düşen, Türk siyasetinin ihtiyacı olan değişimleri sağlamaktır.

Türkiye’nin en başarılı, Türkiye’nin en fazla tanınan işadamlarından birisinin, Türkiye’nin en mütevazı, en centilmen sayılan bir parti başkanının yanında “padişah” benzetmesini yapmasını, bir sefer düşünmemiz lazım. Bunun medyada da yansımasını ve kamuoyunda da geniş yankı bulmasını, hatta kubullenmesini de iki sefer düşünmemiz lazım.

BAŞKAN – Sayın Alaoğlu, süreniz bitti; size 2 dakika süre veriyorum; lütfen, tamamlayın.

M. SEDAT ALOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, ben diyorum ki, bu dönem ile seçimler arasında, liderlerimize çok büyük görev düşmektedir. Türk siyasetindeki sıkıntılara bakmış olduğumuz zaman, genel olarak, iki ana problem görmekteyiz; bu, lider sultası ve siyasî tablonun parçalanmışlığıdır. Bu derece gözükmeyen; ama, belki aynı ölçüde önemli olan, Parlamentoyla, yani yasama ile yürütme arasındaki ilişki; bir anlamda, yürütmenin yasama üzerindeki avantajıdır. Bunların hepsinin, mümkün olduğu kadar, bu dönemde, değişmesi lazımdır inancındayım ve burada, yine, siyasî liderlerimize -her ne kadar onları kritik etsek de- çok büyük iş düşmektedir inancındayım. Çok bilinen bir lafı, bir miktar değiştirerek şöyle söylemek istiyorum: “Ainesi iştir liderin lafa bakılmaz.” Yani, liderlerimiz “biz padişah değiliz, padişah benzetmesi doğru değildir” diyerek bizi inandıramazlar; biz, onların bundan sonraki icraatlarına çok dikkatle bakacağız.

Ben, amatör bir siyasetçi olarak, mütevazı düşüncelerimi, siyaset ihtiyacındaki mütevazı düşüncelerimi bir çalışma haline getirdim; bu düşüncelerimi, gayet tabiî ki, zaman darlığı bakımından, burada sunma imkânını bulamıyorum; ama, bunları, belki bir nebze katkıda bulunabilirim umuduyla, sayın liderlerimize takdim edeceğim.

Umut ediyorum ki, ekim ayından itibaren seçim dönemine kadar geçecek olan zaman içerisinde, bu Meclis, Türk siyasetinin ihtiyacı olan, en azından, asgarî değişiklikleri de sağlar ve halkımızın huzuruna daha az sıkıntıyla ve daha açık alınla çıkma imkânını bulur.

Beni sabırla dinlediğiniz için, hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.

Teşekkür ederim efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aloğlu.

Yalnız, bu Meclis, halkın huzuruna açık alınla çıkıyor; gayet iyi çalışan bir meclis; bunu bilesiniz.

Gündemdışı konuşmaya cevap verme konusunda, herhalde, Hükümetin bir düşüncesi yok.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı ve 20 arkadaşının, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılması ve izlenecek yeni politikaların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/282)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başta Balıkesir İlimizin Edremit, Ayvalık ve Burhaniye İlçeleri olmak üzere, ülkemizin çeşitli yörelerinde sayıları 400 bine varan aile, geçimini büyük ölçüde zeytincilikten sağlamaktadır. Ayrıca, zeytinyağ ve sabun sanayiinde onbinlerce işçimiz çalışmaktadır. Zeytincilik, 1 milyon 200 bin tarım işçisine de mevsimlik iş olanağı sağlamaktadır.

Ülkemizde 90 milyon zeytin ağacı bulunmaktadır. Zeytinlikler 28 milyon hektarlık tarım alanlarımızın yüzde 4’ünü oluşturmaktadır. Zeytin ve zeytinyağı, halkımızın beslenmesinde önemli bir besindir. Türkiye, dünyada zeytin ağacı ve üretim potansiyeli bakımından da dördüncü sırada yer almaktadır. Zeytinyağlarımızın rakip ülkelerinkinden üstünlüğü tartışmasızdır. Ancak, dışsatımda yetersiz kaldığımız da ortadadır. Dökme zeytinyağı konusunda belirgin bir politikamızın olmaması, ambalajlama ve pazarlama yönlerinden yetersiz politikalar sonucu dünya piyasalarında rekabet edilememektedir. Bugün, yalnızca Tariş’in elinde 100 bin tonun üzerinde zeytinyağı stokunun varlığı bunun sonucudur.

Halkımızın, zeytinyağı yerine, büyük ölçüde dışalım kaynaklı, kısmen ucuz, ama sağlık yönünden sakıncalı yağlara özendirildiğini gözlemlemekteyiz. Her yıl, ortalama 1 milyon 200 bin ton sıvı yağ gereksiniminin 500-600 bin tonunu dışalımdan sağlayan ülkemizde 200-250 bin tonun üstünde zeytinyağı stoku bulunması düşündürücüdür.

Tariş, geçen yıl, beş asit zeytinyağının kilosunu 290 bin lira olarak saptamıştır. Bu fiyat, bir önceki yıla ait fiyattan yalnızca 10 bin lira fazladır. Oysa, 1997 yılında bir kilo zeytinyağının maliyeti 577 bin lira olmuş, yıllık enflasyon yüzde 100’lerde gerçekleşmiş, kredi faizleri yüzde 50’den yüzde 75’e çıkarılmıştır. Bu tablo içinde üreticimiz, geçen yıl yalnızca 10 bin lira artışla hayal kırıklığına uğramıştır.

Zeytin üretimimiz, çağdaş üretim-bakım-gübreleme-ilaçlama yöntemleri yerine, büyük ölçüde ilkel ve geleneksel yollarla yapılmaktadır. Buna, zeytinyağının, işlenme, paketlenme ve pazarlanmasındaki geri teknoloji ve yöntemler de eklenince, zeytinciliğimiz ve zeytinyağcılığımız ciddî darboğazlara girmektedir. Zeytinciliğimizin geliştirilmesi, üretim niceliğinin ve niteliğinin artırılması, üreticimizin, AB’ye üye İspanya, İtalya ve Yunanistan’da olduğu gibi desteklenmesine bağlıdır.

Türkiye’nin, zeytincilik, zeytinyağcılık konusunda üretimden dışsatıma uzanan ulusal nitelikte, gerçekçi bir politikası yoktur. Bu eksiklik nedeniyle, hükümetler, ilgili kişi ve kuruluşlar, giderilmesi güç hatalar yapabilmektedir. Hataların faturasını ise başta zeytincilikle geçimini sağlayan ve alınterinin karşılığını alamayan üreticilerimiz ve ülkemiz ödemektedir. Zeytinciliğimiz gelişmemekte, üretim artırılamamakta, dış pazarlarda rakip ülkelerle yarışılamamaktadır.

Tariş’in ve üreticinin elindeki stoklar ne olacaktır?

Dökme zeytinyağı dışsatımına izin verilecek midir, verilmeyecekse belli bir sürede eldeki bozulmaya yüz tutacak zeytinyağları ne olacaktır?

Ürünü değerlendirilmeyen, zarar eden üreticinin, zeytinliklerini kesmeye kalkışmasının ya da üretime yanaşmayacak olmasının sorumlusu kim olacaktır?

Halkımızın zeytinyağı kullanmaya özendirilmesi konusunda, Hükümet ve ilgili kuruluşlar hangi önlemleri almalıdır?

Türkiye de, zeytin üreticisi için, Avrupa ülkelerinde görülen çok yönlü destekleme ve prim uygulamasına geçecek midir? Üreticilerin yok yıllarında ağaç başına prim istekleri konusunda ne yapılabilir?

Enflasyonun yüzde 90’larda seyrettiği ortamda, Tariş’in, geçen yıl zeytinyağına verdiği 10 bin lira gibi komik zammı dikkate alarak, bu yılki ürüne hangi fiyat verilmelidir?

Bu ve benzeri konuların açıklığa kavuşturulmasını, zeytin üreticileri, Tariş ortakları, zeytin, zeytinyağı sanayici ve tüccarları beklemektedir.

Bu nedenlerle, Anayasamızın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca, TBMM’de zeytincilik sorunlarının ve politikalarının ele alınacağı bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.

1. İ.Önder Kırlı (Balıkesir)

2. Ahmet Küçük (Çanakkale)

3. Zeki Çakıroğlu (Muğla)

4. Sabri Ergül (İzmir)

5. Ali Dinçer (Ankara)

6. Mahmut Işık (Sıvas)

7. Bekir Kumbul (Antalya)

8. Yusuf Öztop (Antalya)

9. Orhan Veli Yıldırım (Tunceli)

10. Veli Aksoy (İzmir)

11. Şahin Ulusoy (Tokat)

12. Mustafa Yıldız (Erzincan)

13. Metin Arifağaoğlu (Artvin)

14. Yahya Şimşek (Bursa)

15. Erdoğan Yetenç (Manisa)

16. Haydar Oymak (Amasya)

17. Bekir Yurdagül (Kocaeli)

18. Ali Haydar Şahin (Çorum)

19. Tuncay Karaytuğ (Adana)

20. Erol Çevikçe (Adana)

21. Atilâ Sav (Hatay)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IV. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – (9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Kanuna ve genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Turizm eski Bakanı ve Başbakan A.Mesut Yılmaz hakkında kurulan (9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda boş bulunan ve Demokrat Türkiye Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için seçim yapacağız.

Demokrat Türkiye Partisi 1 üyelik için yasa gereği 3 aday göstermiştir. Gösterilen adaylar: Çanakkale Milletvekili Hamdi Üçpınarlar, İzmir Milletvekili Turhan Arınç, İzmir Milletvekili Mehmet Köstepen. Bu arkadaşlar arasından birisini kurayla belirleyeceğiz.

Evet, çekilen kura neticesinde, İzmir Milletvekili Sayın Turhan Arınç çıkmıştır. Böylece, bu komisyonda boş bulunan ve Demokrat Türkiye Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için seçim yapılmıştır.

2. – (9/18) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – İstanbul Kurtköy Havaalanı ihalesi için hazırlanmış olan protokol hükümlerini dikkate almadan ihalenin NATO ENF Dairesi tarafından gerçekleştirilmesini sağlamak suretiyle görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Başbakan A.Mesut Yılmaz hakkında kurulan (9/18) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda boş bulunan ve Demokrat Türkiye Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için seçim yapacağız.

Yine, bu parti, 1 üyelik için 3 aday göstermiştir; bu 3 aday arasından kurayla birisini seçeceğiz.

Evet, kura neticesinde, Ordu Milletvekili Sayın Müjdat Koç bu komisyona üye seçilmiştir. Böylece, bu komisyonda boş bulunan ve Demokrat Türkiye Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için seçim yapılmıştır.

3. – (9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Karadeniz sahil yolunun devamı olan yolların ihalesinde usulsüzlük yaparak devleti zarara uğrattığı iddiasıyla, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında kurulan (9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda boş bulunan ve Demokrat Türkiye Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için seçim yapacağız.

Demokrat Türkiye Partisinin 1 üyelik için, 3 kat olarak gösterdiği adaylar şunlar: Çanakkale Milletvekili Hamdi Üçpınarlar, Edirne Milletvekili Erdal Kesebir, Samsun Milletvekili Cemal Alişan .

Şimdi, bu milletvekillerinin arasından, ad çekmek suretiyle, 1 üyeyi belirleyeceğiz.

Kurada, Edirne Milletvekili Sayın Erdal Kesebir çıkmıştır.

Böylece, komisyonlara üye seçimi işi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

BAŞKAN – 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin maddeleri, üzerindeki önergelerle birlikte, geçen birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre Komisyona geri verilmiştir; Komisyon raporunu henüz vermediği için, teklifin müzakeresini erteliyoruz.

3. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)

BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanun Tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

4. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)

BAŞKAN – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının müzakerelerine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

5. – 211 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/628) (S. Sayısı : 382) (1)

BAŞKAN – 211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

(1) 382 S. Sayılı Basmayazı 28.7.1998 tarihli 129 uncu Birleşim tutanağına eklidir.

Geçen birleşimde, tasarının tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmıştı.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım...

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Peki, karar yetersayısını arayacağız.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Efendim, karar yetersayısı yok; birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.12

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.22

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, 382 sıra sayılı yasa tasarısının tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmıştı; maddelere geçilmesinin oylanacağı sırada, karar yetersayısının aranılması istenilmişti ve yapılan oylamada karar yetersayısı olmadığı için, birleşime 10 dakika ara vermiştim.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5. – 211 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporu (1/628) (S. Sayısı : 382) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Şimdi, maddelere geçilmesini yeniden oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yine yok.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, yarım saat ara verelim.

BAŞKAN – İsterseniz, kısa bir ara verelim; eğer, yine bulamazsak, saat 20.00’ye erteleyelim.

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, İçtüzük ne diyor?

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, yarım saat bekleyelim, yine karar yetersayısı bulunmazsa, saat 20.00’ye bırakalım.

BAŞKAN – Grup başkanvekili arkadaşlarımız yarım saat içerisinde karar yetersayısını bulabiliriz diyorlar; onun için, saat 16.00’da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.24

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 16.00

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Hüseyin YILDIZ (Mardin)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130 uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, 382 sıra sayılı yasa tasarısının tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmıştı. Maddelere geçilmesi sırasında, karar yetersayısının aranması istenmişti ve yapılan oylamada karar yetersayısı bulunamadığı için, birleşime ara vermiştim.

Çalışmalara kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5. – 211 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporu (1/628) (S. Sayısı : 382) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Tasarının maddelerine geçilmesini yeniden oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini kabul edenler...

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Sayın Başkan, saat 16.00 olmadı.

BAŞKAN – Oldu efendim, saat 16.00; nasıl olmadı!

Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

1 inci maddeyi okutuyorum:

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ İÇ HİZMET KANUNU, DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNUNDA

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI

MADDE 1. – 4.1.1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci maddesinin (a) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) Gülhane Askerî Tıp Akademisi Profesörler Kurulu raporu ile yurtiçinde tedavilerinin mümkün olmadığı tespit edilen subay, askerî memur, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ve bunların eşleri, bakmakla yükümlü bulundukları ana, baba ve aile yardımına müstehak çocukları ile erbaş ve erler tedavi için yurt dışına gönderilirler. Bunların harcırahları ve tedavi giderleri, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığınca ödenir. Ancak, yukarıda belirtilen rapor, Millî Savunma Bakanlığı veya Jandarma Genel Komutanlığının tasdiki ile tekemmül eder.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Alaattin Sever Aydın söz istemiştir; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA ALAATTİN SEVER AYDIN (Batman) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde konuşmak üzere, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu maddesine göre, yurt içinde tedavileri mümkün olmayan hasta memurlar, Sağlık Bakanlığınca yetkili kılınan tam teşekküllü hastanelerden aldıkları raporların Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanması halinde, yurt dışında tedavi olabilmekte ve bunların yol giderleri de kurumlarınca karşılanmaktadır.

Yine, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci maddesi ile 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun 20 nci maddelerine göre, Gülhane Askerî Tıp Akademisinden almış oldukları raporla subay, askerî memur, assubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar, yurt içinde olmayan tedavileri için yurtdışına gönderilmekte ve bunların da yol, ikâmet ve tedavi masrafları devlet tarafından karşılanmaktadır.

Bunun gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri de, yurtdışına tedavi için gönderilmektedir. Ancak, sosyal devlet anlayışına aykırı olarak 657, 211 ve 5434 sayılı kanunlarda belirtilmediğinden, devlet memurlarının ve kamu görevlilerinin bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri, emekli, dul ve yetimler, adi maluller veya vazife malulleri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler ise, yurtdışı tedavi imkânından faydalanamamaktadır. Aslında, bu durum, Anayasanın eşitlik ilkesine de aykırıdır. Anayasaya göre, devlet, vatandaşının hayatını, beden ve ruh sağlığını korumak mecburiyetindedir.

Değerli milletvekilleri, hukukun ülkemizde olmadığı, defalarca, Türkiye’deki en yüksek yargı organlarının başkanları veya temsilcileri tarafından açık açık beyan edilmiştir. Temennimiz, bu hususta olduğu gibi, diğer bütün konularda da ülkemizde eşitliğin sağlanması ve hukukun hakim olmasıdır. Dün, kişisel olarak konuşan Sayın Yıldırım Aktürk’ün dediklerine aynen katılıyorum ve yine Fazilet Partisinden şahsı adına konuşan Sayın Cevat Aylan’ın da dediği gibi, eğer bu kanun bir veya birkaç şahıs için çıkarılırsa, çok yazık olur. Temennim, böyle bir durumun olmamasıdır. Eğer, bir iki kişi için bu kanun çıkarılıyorsa, tasvip etmek mümkün değildir. Kanunun bütün halk için çıkarılması gerekir; emeklisi de, memuru da, Bağ-Kurlusu da, yeşil kartlısı da faydalanabilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun çıkması halinde, ülkemiz için büyük maddî kayıpların olacağı aşikârdır; ancak, insan sağlığı her şeyin üstündedir, sağlık maddeyle ölçülemez. 1996 yılı itibariyle, genel ve katma bütçeli kuruluşlar ve diğer sağlık kuruluşlarınca, yurtdışı sağlık giderleri için yaklaşık 215 trilyon lira para ödenmiştir. Şimdi, ben öğrenmek istiyorum. Acaba, hangi yıllarda, hangi kuruluşun, ne kadar parası bu sağlık giderleri için ödenmiştir; bilinememektedir. Bilinen şudur: Yalnız Emekli Sandığı, 34 trilyon lira ödemiştir.

Değerli milletvekilleri, öğrenmek istediğim bir başka husus, yurtdışına gönderilenlerin kaç tanesi küçük dereceli memurdur, kaç tanesi üst bürokrattır veya milletvekilidir? Yine, şunu özellikle öğrenmek istiyorum; Hükümetin bunu cevaplandırmasını istiyorum: Giden hastalar, hangi hastalıklar nedeniyle gönderilmiştir? Öyle tahmin ediyorum ki, gönderilenlerin yüzde 1’i, hatta binde 1’i bile küçük devlet memuru değildir; zira, küçük devlet memurunun, yurtdışına sevk yapılan yerlere ulaşması mümkün değildir. Bu memurların ve halkımızın, bu hayat şartlarında, kendi ülkelerinde bile tedavi olması, maalesef, çok zorlaşmıştır. Esasen, bunun düzeltilmesi gerekir, bunun üzerinde durmamız gerekir.

Bu tasarının kanunlaşması halinde, elbette, yeni bir malî külfet kaçınılmaz olacaktır ve bu malî külfetin 1 katrilyon lira civarında olacağı da söylenmektedir.

Değerli milletvekilleri, devlet, hastalarına, yurt içinde her türlü imkânı sağlamak zorundadır; bu hastalar için yurtdışına ödediği milyonlarca dolarla gerekli cihazları almalıdır ve Türkiye’den dış ülkelere -özellikle sağlık konusunda- beyin göçünü önlemelidir. Yine, devlet, hekimlerinin bilgisini ve görgüsünü artırmak için, onları, sık sık yurtdışına göndermeli ve maddî bakımdan da desteklemelidir.

Size şunu samimiyetimle söylüyorum ki, eğer teknik imkânı varsa ve iyi bir şekilde yetişmesine imkân sağlanırsa, Türk hekimlerinin yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Zaten, bunun için değil midir ki, Atatürk “Beni, Türk hekimlerine emanet ediniz” demiştir. Eğer bu imkânları tanırsanız, yalnız Ankara ve İstanbul gibi büyük illerimizde değil, Batman, Mardin, Siirt, Diyarbakır, Şırnak İllerimizde de hastalarımıza her türlü tedavi imkânını sağlayabilecek duruma gelmiş oluruz. Hastalarımız, bu illerimizden büyük illerimize akın etmeyecektir. Soruyorum size: Batman’daki bir küçük dereceli memur, nasıl yurtdışına gidebilsin; hangi maaşla, hangi parayla?.. Ona çok büyük maddî külfet getireceğinden, zaten, tedavi için büyük illere bile gelememektedir. Devletin, yurtdışına tedavi için verdiği milyonlarca dolarları, yurt içinde, sağlık için harcarsa, tahmin ederim ki, yurtdışına, hiç, hasta sevkine bile gerek kalmaz. Niçin hastalar yurtdışına sevk edilsin? Esasen, bunun üzerinde durmak gerekir; Yüce Meclis, bu hususta çalışmalıdır.

Devlet memuru veya kamu personeli, hastalanınca doktora gidememektedir; gittiği zaman, saatlerce veya günlerce kuyrukta beklemekte, verilen reçetedeki ilaçların yüzde 20’sini dahi ödeyememektedir. Öbür tarafta ise, basit bir hastalık için veya Türkiye’de tedavi imkânı olan hastalıklar için yurtdışına gidenler, sevk edilenler... İşte, esas uçurum buradadır. Bu uçurum önlenmelidir. Ancak, sizin Hükümetiniz, elini devlet memurunun cebinden çekmemektedir; ona, insanca yaşama hakkı bile tanımamaktadır. Önce, insanca yaşat, midesini doyur, çoluk çocuğunu giydirebilsin; sonra da, yurtdışına göndermeye neden olma.

Değerli milletvekilleri, tedavi için yurtdışına gönderilen hastalara hiçbir zaman çitfe standart uygulanmamalıdır, suiistimallere müsaade edilmemelidir.

55 inci Hükümetin, atamalarda, ihalelerde ve yolsuzluklarda yaptığı zarar, katrilyonlarca lirayı bulmaktadır. Eğer, talan ile birilerine peşkeş çekilen devlet parası, fakir fukara parası, yetim parası devlet için harcanırsa, ülkemizde sağlık, eğitim ve karayolu problemi kalmaz, yolsuz ve susuz köy dahi kalmaz. Bakın, yalnız Batman İlinde 200’den fazla köyün içmesuyu yoktur.

Değerli milletvekilleri, bütün bu söylediklerime rağmen, böyle, sosyal eşitlik ilkesine uymak için çıkarılacak bu kanun tasarısıyla, hangi kurum ve kuruluş olursa olsun, hastaların, tedavi için yurtdışına gönderilmesine karşı olmadığımızı belirtmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, süreniz bitti. Bir dakikalık eksüre veriyorum; lütfen, toparlayın.

ALAATTİN SEVER AYDIN (Devamla) – Yarım dakikada bitiriyorum Sayın Başkan; teşekkür ederim.

Ancak, sağlık raporlarının, hangi kuruluş tarafından verilmiş olursa olsun, mutlaka, tasdik mercii Sağlık Bakanlığı olmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Meclisi selamlar, saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Şahsı adına, Sayın Yıldırım Aktürk; buyurun.

Süreniz 5 dakikadır.

YILDIRIM AKTÜRK (Uşak) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dün, bu kürsüden görüşlerimi arz etmiştim; bir nebze tekrar olacak. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1961 yılında çıkan İç Hizmet Yasası 38 yıldır yürürlükteydi ve bunun 68 inci maddesi de yurt dışında tedavi sistemini düzenliyordu. Şimdi, benim vurguladığım ilk husus şu: 1961’de çıkmış, 38 sene geçmiş ve bir değişiklik ihtiyacı hissedilmemiş. Bu arada, Türkiye’de, yurt içinde tedavi imkânları da fersah fersah ilerlemiş. Şöyle ki:

1- Daha evvel, 1980 öncesi tabloda, kapalı bir ekonomi vardı; döviz kıtlığından, doğru dürüst bir tıbbî teçhizatı dışarıdan getiremiyorduk. 1980 sonrası, açık ekonomiyle birlikte, malzemesiyle, en kaliteli, neredeyse, orada çıkan en son model tıbbî teçhizatın getirilip hastanelerimizde kullanılır hale gelmesi mümkün kılındı; birincisi bu.

2- Özelleşmeyle birlikte, sağlık sisteminde, zirve, kaliteli hizmet veren kuruluşlar oluştu. Dün de misallerini verdim; Amerikan Hastanesi, Bayındır Hastanesi, Sevgi Hastanesi gibi.

Bu maddenin, yani, 68 inci maddenin kapsamında ne diyor: “Yurt içinde tedavisi mümkün olmayanlar...” Benim de arzım şu: Yurt içinde, giderek, tedavi, neredeyse Avrupa, Amerika seviyesinde mümkün hale geldi, 38 senede. Dolayısıyla, bugüne kadar ihtiyaç olmayan bir genişleme maddesine, bugün de, prensipte karşı olduğumu arz ettim.

İkinci söylediğim husus şuydu: Bir Amerikan vatandaşı veya bir İngiliz vatandaşı, oralarda, üst gelir grubunda olsa bile, yüksek bir katkı payıyla çok kaliteli bir sağlık sigorta sistemine mensup olsa bile, çok ağır tedavi gerektiren yüksek faturalı bir hastalıktan duçar ise, o hastalıkla ilgili tedavisinde, mutlaka, ciddî bir şekilde, şahsî katkı payı aranır; en yüksek seviyede primini ödemiş olsa bile bu böyledir; hatta, bir alt diliminde, bazı yüksek fiyatlı ilaçlar için bile, kapsam içinde değildir denir. Bu anlamda, bütün dünyada yaygın olan uygulamada, evet, siz bir sigorta sistemine katılırsınız; ama -aynen Türkiye’deki kasko gibi anlatalım; yani- basit bir sigorta ile çok daha geniş kapsamlı, derinlemesine bir sigorta sistemi söz konusudur. Dolayısıyla, inşallah, ileride, sigorta sistemimizi daha da rasyonel hale getirdiğimizde ve özelleştirdiğimizde, daha yüksek prim ödeyerek, daha yüksek sağlık imkânını sigorta sisteminden sağlayacak kurumsallaşmaya da gidebiliriz; ancak, şu saatte önümüze böyle bir tasarı gelmişken ne yapabiliriz denildiğinde, biz, verilen aradan istifade ederek, bir nebze iyileşme olarak bir katılım payı yaklaşımını telkin etmek arzusundayız.

Şöyle ki: Diyoruz ki, çalışanlar, yurt dışında tedaviye ihtiyaç olursa yüzde 10 katılsınlar, emekli olduklarında da yüzde 5 katılım payı olsun. Bu, bir anlamda çaydırıcı olur; çünkü, bundan böyle, çok şükür, yurtdışına tedaviye gidecek olanın minimum faturası 60 bin dolar mertebesinde olacaktır muhterem arkadaşlarım. Niçin; ondan daha düşük seviyedeki bakımlar için, Türkiye’de, yeterince kurumumuz ortaya çıktı. Belki çok gelişmiş organ nakli için veyahut da uzun süreli, gerekli bir tedavi için buralarda da fatura çok yukarılara çıkacaktır. İşte, orada da, bir katılma payıyla, bir noktada rasyonelleşme sağlanabilir diye düşünüyorum. Onun için, zannediyorum, bir yakınlaşma bu yönde olacak ve 3 üncü maddeye bir ilaveyle, bu katılım payları yaklaşımıyla, bu tasarının bir nebze olsun iyileşmesi sağlanacak. Aksi takdirde, şunu söylemek lazım; tasarı şu yönüyle eksikti: Silahlı kuvvetler mensuplarına bir şeyler getiriyor, devlet memurlarına bir şeyler getiriyor; ama, sosyal sigortalar mensuplarına bir şey getirmiyordu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti; 1 dakika veriyorum, lütfen toparlayın.

YILDIRIM AKTÜRK (Devamla) – Peki.

Halbuki, 506 sayılı SSK Kanununun 32 nci maddesinin (E) bendi de, yine, benzeri bir prosedürle, aktif sigortalılar için, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu kararıyla, belli prosedürden geçerek -eğer, rapor, SSK hastanelerinden alınmamışsa, bunun Numune Hastanesinden ve Sağlık Bakanlığından vize edilmesi kaydıyla- yurtdışına gönderme imkânı vardı. Dolayısıyla, sigortalıların emeklileri için bir şey düşünülmemiştir. Bu, bir eksikliktir. Zapta geçmesinde de yarar görüyorum. Eğer, bu kanun geçecek olursa, bu anlamda, SSK mensuplarının da eksik olan düzenlemesinin, paralel bir kanunî düzenlemeyle yapılmasına ihtiyaç vardır.

Saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aktürk.

Şahsı adına, Sayın Cevat Ayhan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 382 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu madde, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının yurtdışı tedavileriyle ilgili bir düzenleme getirmektedir. Daha önce, halen meri olan 68 inci maddenin (a) fıkrasında, subay, askerî memur, astsubay, erbaş ve erlerin görevde bulundukları sırada hastalıkları için yurt dışında tedavilerine imkân verilmekteydi. Şimdi, getirilen bu 1 inci madde düzenlemesiyle subay, askerî memur, astsubay, erbaş ve erlere, uzman jandarma ve uzman erbaş ilave edilmekte; ayrıca, bunların eşleri, ana, baba, çocukları, aile yardımına müstahak olan çocukları, hepsi dahil edilmektedir. Bunun manası şudur: 800 bin erin anası, babası dahil edilmektedir; varsa, hanımı, çocukları dahil edilmektedir; erbaşların da dahil edilmektedir. 150 bin astsubay, subay, askerî memur, erbaşlarla beraber toplarsanız, aşağı yukarı 800-900 bin kişilik bir personelin, emeklilik halinde de, görevde olma halinde de, eşleri, ana, baba, çocukları dahil edilmektedir ve bu boyutta bir yük altına girerken, bunun malî külfeti hesaplanmamıştır dedim dün akşamki konuşmamda ve Plan ve Bütçe Komisyonunda defaatle sorduk, bu rakam getirilmedi diye ifade ettim.

Şimdi, merak ettim, bugün baktım, SSK ile konuştum; bunların mevzuatında emeklilerle ilgili bir imkân yok; emekliler bundan faydalanamıyorlar, bakmakla mükellef oldukları yetimleri, çocukları faydalanamıyorlar; sadece, çalışır haldeki SSK mensupları, Sosyal Sigortalar Kurumuna prim ödeyenler bundan faydalanmaktadırlar. Bağ-Kurla görüştüm; Bağ-Kurda ise, hiç kimseye bu imkân verilmemektedir, Bağ-Kur mensupları hiç bundan faydalanamamaktadır. İşte, böyle eşitsizlik dolu, imtiyazlı bir zümre ihdas ediyoruz. Türkiye’nin geldiği nokta budur.

Daha önce konuşan arkadaşım ifade etti; Atatürk, hastalığında “beni Türk hekimlere emanet edin” dedi. Şimdi, fırsat bulan yurtdışına gidip tedavi... Evet, olabilir, parası varsa olsun, bir şey demiyorum; ama, dün de ifade ettim, bugünkü fiyatlarla, bir kişinin tedavisi ortalama 15 milyar lira. Buyurun, bakayım altından nasıl kalkacaksınız...

DEVLET BAKANI MEHMET BATALLI (Gaziantep) – 16 kişi varmış...

CEVAT AYHAN (Devamla) – Evet, 16 kişi gider de, 16 bin kişi de gider sayıyı büyüttüğünüz zaman; tabanı genişletiyorsunuz. Çalışanların sayısını 5 ile çarpıyorsunuz; emeklilerle beraber -Yıldırım Bey ifade etti- 20 ile çarpıyorsunuz. Taban genişleyince sayı büyüyecek.

Şimdi, bakın, Bolu Dağında, o zirvede, geçiş çok zor; İstanbul’a gidip gelenler bilirler. 54 üncü Hükümet zamanında, biz, orada, o yolun çift yol yapılması için bir proje başlattık. 54 üncü Hükümet kurulunca, hemen ekim ayında ihale ettik. Şimdiki Değerli Bakanımız da inşaata devam ediyor. Ben de yolu görüyorum. Aşağı yukarı, 20 kilometrenin yarısı çift yol oldu, rahatladı. Bana “niye yirmi yıldır bu yol yapılmadı da şimdi yapılıyor” diye sordular; ben de dedim ki: “Eğer, bakanlar, başbakanlar İstanbul’a uçak yerine karayolundan gitselerdi, şimdiye kadar yirmi defa yapılırdı.” (FP sıralarından alkışlar) Siz, belli zümreleri talimatla Gülhane’ye, talimatla -Sağlık Bakanlığından- Amerika’ya, Avrupa’ya tedavi ettireceksiniz... Vatandaşların da canı çıkıyor.

Ben, Adapazarı’ndaki bir hastaneden -dün ifade ettim mi bilmiyorum- şikâyet mektubu aldım; fizik tedavisine gitmiş bir vatandaş, iki ay sonraya gün vermişler. Açtım, doktorla konuştum “fizik hekimimiz yok; bir tane var, izne gidiyor” dedi. Yani, Türkiye’deki sağlık şartlarını iyileştirelim. Yıldırım Bey ifade etti, her türlü teçhizat var; doktor getirin, burada özel hastaneleri teşvik edelim; ama, bu yolu açmayın diye biz... Açıyorsanız eğer, SSK mensuplarına da açın, sigortalılara da açın, Bağ-Kurlulara da açın, adaletle bir hizmet getirin. İşte, bir delik açılmış milletvekilleriyle ilgili, milletvekillerine bir imkân geldi; şimdi, o iğne deliğinden büyüye büyüye her tarafa doğru bu yayılacaktır. Yani, yapılan işte adalet yok; bunu söylüyoruz. Bir daha düşünelim, tasarıyı geri çekelim; acele çıkması gereken bir kanun değil. Niye Hükümet acele ediyor bunda?..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEVAT AYHAN (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, size 1 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun efendim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ağustosta bize geldi bu; Plan ve Bütçe Komisyonunda konuştuk, “kalsın” dedik. Sonra, bir daha toplantı yapıldı, alelacele geçirildi, muhalefet şerhini orada da verdik. Şimdi, alelacele getiriliyor. Yani, bugünün alelacele konuşulacak bir kanunu değil ki bu; ama, bir yerlerden bir talimat var da, bunu yapmaya Hükümet mecbursa, gelsin, burada, bunu söylesin. Böyle şey olur mu muhterem arkadaşlar? (FP sıralarından alkışlar) Çekin tasarıyı geriye, komisyona; SSK ile ilgili düzenlemeyi koyalım, Bağ-Kur ile ilgili düzenlemeyi koyalım, makul ve adil bir tarif getirelim; ondan sonra da açalım, yollayacaksanız yollayın. Bunun makul tarifleri de vardır; ama, inatla bunu geçirecekseniz geçirebilirsiniz, biz de bunu söyleyeceğiz.

Teşekkür ederim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Madde üzerindeki konuşmalar bitmiştir.

Maddeyle ilgili 3 önerge vardır; geliş sırasına göre okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

382 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci maddesinin (a) fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“Ancak, yukarıda belirtilen rapor, Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının onayıyla tekemmül eder.”

Ertan Yülek Mustafa Ünaldı Veysel Candan

Adana Konya Konya

Mehmet Elkatmış Azmi Ateş Bedri İncetahtacı Nevşehir İstanbul Gaziantep

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

382 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci maddesinin (a) fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Ancak, yukarıda belirtilen rapor, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının onayıyla tekemmül eder.”

Ertan Yülek Ali Oğuz Ömer Özyılmaz

Adana İstanbul Erzurum

Şeref Malkoç Cevat Ayhan Nurettin Kaldırımcı

Trabzon Sakarya Kayseri

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının çerçeve 1 inci maddesinin (a) fıkrasının “Millî Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığının” ibaresi çıkarılmış ve yerine “Sağlık Daire Başkanlıkları önerisiyle ve ilgili Bakanlığın tasdikiyle tekemmül eder” hükmü konulmuştur.

Uğur Aksöz Ali Ilıksoy Nihat Matkap

Adana Gaziantep Hatay

Turhan Güven Mahmut Işık

İçel Sıvas

ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Sayın Başkan, önergemizdeki imzalarımızı geri çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Geri mi alıyorsunuz?..

ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Evet.

İ. ERTAN YÜLEK (Adana) – Sayın Başkan, her yerde sağlık dairesi yoktur. O önerge yanlıştır; hiçbir şey ifade etmez.

BAŞKAN – Önergedeki imzalarını geri alıyorlar.

Sayın Ilıksoy imzasını geri çektiği için, bu önergede yeterli imza kalmadığından, bunu işleme koyamıyoruz.

Önergeleri aykırılık derecesine göre işleme koyacağım; ama, Sayın Aktürk, biraz önce dedi ki “biz, katkı payını getirdik.” Bu, sonraki maddelerde mi var?

YILDIRIM AKTÜRK (Uşak) – Evet.

BAŞKAN – Önergeleri aykırılık derecesine göre işleme koyuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

382 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci maddesinin (a) fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Ancak, yukarıda belirtilen rapor, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının onayıyla tekemmül eder.”

İ. Ertan Yülek

(Adana)

ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET SEZGİN (Aydın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet ve Komisyon önergeye katılmıyor.

Önergesini izah etmek üzere, Sayın Yülek; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sağlık Bakanlığıdır, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı değil.

BAŞKAN – Neyse efendim, o anlama geliyor.

İ. ERTAN YÜLEK (Adana) – Siz düzeltirsiniz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu kanun tasarısı, geçen yıl 28 Temmuzda, yani, bundan tam 1 yıl evvel, çiçeği burnunda Hükümet tarafından, tasarı olarak Meclise gönderilmiş ve onbeş, onaltı gün sonra Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek, Genel Kurulda müzakere edilmek üzere, Başkanlığına havale edilmiş.

Şimdi, bu tarihe dikkat buyurulursa, biraz evvel beyan etmiş olduğum çiçeği burnundaki Hükümet, belki de, böyle bir tasarıya hiç ihtiyaç duyulmazken -çünkü, yıllardan beri, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri veya daha sonra çıkan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu veya 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun yürürlüğe girdiğinden bugüne kadar böyle bir kanuna ihtiyaç duyulmamış; ama- ne olduysa olmuş, birdenbire, acil olarak, hemen böyle bir kanun tasarısı Meclise sevk edilmiş ve alelacele de Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüş. Ondan sonra, 30 Ağustos geçtiği için, bu, bir tarafa bırakılmış, ta ki, ikinci 30 Ağustos gelinceye kadar.

Yani, şimdi, burada söylemek isteğim husus şu: Şu anda, Meclisin ne kadar sıkışık çalıştığı ortada ve hakikaten çok da önemli kanun tasarıları varsa, o tasarıların görüşülmesi dururken, bu tasarının görüşülmesini, böyle alelacele getirilmesini doğrusu, bir türlü manalandıramıyorum. Esasında, bu tasarıyı, benden çok, benim gibi doktor mühendis olanların değil de, tıp doktoru olanların içine sindirememesi, manalandıramaması lazım. Neden; Sayın Yıldırım Aktürk Bey burada beyan buyurdular, Cevat Ayhan Bey de buyurdular; dediler ki: “Türkiye’de son zamanlarda tıpta çok önemli gelişmeler oldu, hem eleman bakımından hem de teçhizat bakımından.” Bu teçhizatın bu kadar gelişmesine rağmen, Türkiye’de değişmeyen bir mesele var; o nedir biliyor musunuz arkadaşlar; Türkiye’de, ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan tıp doktorları icrai sanat edebilirler. Haydi, bunu değiştirelim; buna, bütün doktorlar karşı çıkıyor; ama, oradan çıkarıp da bir doktoru, mütehassıs bir doktoru buraya getirip ameliyat ettiremezken, mesela, Gazi Yaşargil’i burada ameliyata sokamazken, siz, Türkiye’den, oraya, çok yüksek paralarla adam gönderip tedavi ettirebiliyorsunuz. Burada, doktorların, bu meseleyi zül meselesi yapmaları lazım; bizim, Türkiye’den dışarıya adam göndermememiz, hasta göndermememiz gerekir demeleri lazım. İşte, bunun için, tıp doktorlarının bunu zül meselesi yapmaları lazım.

DEVLET BAKANI BURHAN KARA (Giresun) – O var zaten!

İ. ERTAN YÜLEK (Devamla) – Şimdi, burada, bu önergede ne diyorum arkadaşlar; bir birlikteliği sağlayabilmek için, bir beraberliği sağlayabilmek için, çifte standardı veyahut da muhtelif yerlerdeki askerî veya sivil memuru, kamu görevlisini ayırmamak için, gayet makul bir teklif getiriyorum. Bakınız, diyorum ki, bu konuda mütehassıs olan ve bu konuda ihtisaslaşmış olan bakanlık, Sağlık Bakanlığıdır. O halde, buyurun, bu önergeyle, bu raporlar Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandıktan sonra tekemmül eder diyelim ve Türkiye’deki ikiliği kaldıralım. Benim önergem, gayet masumane verilmiştir; Türkiye’de bu vazifeyi kim yapıyorsa, ona tasdik ettirelim diyorum.

Peki, şimdi soruyorum: Bir emniyet mensubu nereye gidiyor; Sağlık Bakanlığının göstermiş olduğu yerden rapor alıyor. Raporu nerede tasdik ettiriyor; raporunu Sağlık Bakanlığına tasdik ettiriyor. Peki, ben size soruyorum şimdi: Neden, aynı şekilde bir kamu görevlisi olan askerî memur veya bir subay, assubay, gidip de başka bir yerden rapor alıp, raporunu ilgili bakanlığa tasdik ettirmesin? Onun için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yülek, süreniz bitti efendim.

İ. ERTAN YÜLEK (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, rica ediyorum, geliniz, burada doğru bir iş yapalım. Bu tasarı doğru bir tasarı değildir; ama, hiç olmazsa, tasarıyı doğrularla süsleyelim, onun için de, Sağlık Bakanlığı tarafından tasdikini öngörelim, bu çifte standardı kaldıralım ve Türkiye’deki asker-sivil ikiliğine de son verelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yülek.

Önergenin oylaması sırasında bir yoklama talebi geldi...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, sizin söz hakkınız yok Sayın Başkan; önergeye katılmadınız...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sizin takdir hakkınız var.

BAŞKAN – Hayır, hayır; yani...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Yülek’in başka önergeleri var, ona katılacağız da...

BAŞKAN – Peki; bir şey söyleyecekseniz buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Başkanım, Sayın Yülek ve arkadaşlarının iki önergesi vardır bu konuda. Bu önergelerine katılmadığımızı ifade ettik, diğer önergeleriyle ilgili olumlu görüş sunacağız Yüksek Heyetinize; onu önceden bilgilerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Peki; teşekkür ederim.

II. – YOKLAMA

BAŞKAN – Bir yoklama isteği var; önce, yoklama talebini okutup, yoklama isteğinde bulunan arkadaşları arayacağız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplantı yetersayısı yoktur.

Yoklama yapılmasını arz ve talep ederiz.

Muhammet Polat?.. Burada.

Kahraman Emmioğlu?.. Burada.

Mustafa Kemal Ateş?.. Burada.

Ömer Naimi Barım?.. Burada.

Abdullah Arslan?.. Burada.

Mustafa Yünlüoğlu?.. Burada.

İsmail Özgün?.. Burada.

Şinasi Yavuz?.. Burada.

Mustafa Ünaldı?.. Burada.

Cevat Ayhan?.. Burada.

Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Mehmet Altınsoy?.. Burada.

Şaban Şevli?.. Burada.

Maliki Ejder Arvas?.. Burada.

Ahmet Çelik?.. Burada.

Ramazan Yenidede?.. Burada.

Zülfikar Gazi?.. Burada.

Hasan Hüseyin Öz?.. Burada.

Ahmet Karavar?.. Burada.

Salih Katırcıoğlu?.. Burada.

Mehmet Bedri İncetahtacı?.. Burada

Ali Oğuz?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, yirmiden fazla arkadaşımız yoklama talebinde bulunmuşlardır; yoklama yapılacaktır.

Yoklama sırasında Genel Kurulda bulunan arkadaşlarımın, salonda bulunduklarını yüksek sesle veya el işaretiyle belirtmelerini rica ediyorum.

Yoklamaya başlıyoruz.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5. – 211 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporu (1/628) (S. Sayısı : 382) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Önergeye Komisyon ve Hükümet katılmamıştı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi işleme koyuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

382 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci maddesinin (a) fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“Ancak yukarıda belirtilen rapor Millî Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının onayıyla tekemmül eder.”

Ertan Yülek

(Adana)

ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Bu önergeyi, uygun görüşle takdirlerinize sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET SEZGİN (Aydın) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi, kabul edilen bu önerge doğrultusunda oyunuza sunacağım, yalnız, Komisyon Başkanı dün burada bir açıklama yaparken “her altı ayda bir ilgili hastanın bulunduğu hastane buraya bir rapor veriyor” dedi; yani, altı ayda bir, uzatalım mı diye... Aslında, böyle bir sınırlama, memurlara getirilen iki seneyle eşanlamlı değil; yani, onu da hatırlatayım da... Siz, dün “her altı ayda bir, ilgili hastane, hastaya, tekrar tedaviye devam edelim diye rapor verirse, bu süre uzuyor” dediniz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Arz edeyim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, söz konusu değişiklik, 211 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin yalnızca (a) fıkrasını düzenlemektedir. Halbuki, söz konusu kanunun yürürlükte olan (c) fıkrasına baktığımız zaman, tedavi süresinin iki yılla kısıtlı olduğu ve bu iki yıldan yararlanmanın da, yine, altı ayda bir doktor raporlarıyla ve prosedürü tamamlanmak suretiyle gerekliliğinin saptanması koşuluna bağlı olduğu görülecektir ve bu itibarla da, diğer mevzuatla bir paralellik vardır.

Arz ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim; dün, tam bu şekilde anlaşılmamıştı da efendim.

Maddeyi kabul edilen bu değişiklik önergesi doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Madde, kabul edilen değişiklik önergesi doğrultusunda kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. — 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 30.5.1973 tarihli ve 5 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 209 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Sağlık Bakanlığı (Millî Savunma Bakanlığında görevli personel için bu Bakanlık) tarafından yetkili kılınan tam teşekküllü hastahanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen ve Sağlık Bakanlığınca onaylanan raporlara göre yurtiçinde tedavilerinin mümkün olmadığı anlaşılan devlet memurları ile bunların eşleri, bakmakla yükümlü oldukları ana, baba ve aile yardımına müstehak çocukları tedavi için yurtdışına gönderilirler. Bunların harcırahları ve tedavi giderleri kurumlarınca ödenir. Yurtdışında tedavi müddeti 2 yılı geçemez. Bu müddet içinde acil haller hariç olmak üzere raporda gösterilen hastalıktan başka yapılan tedavi giderleri ödenmez ve bu tedavi için müddet uzatılamaz. Tedavi süresi altı ayı geçtiği takdirde ilgili yabancı sağlık kurumundan alınan ve tedavinin devamı zaruretini gösteren rapor, sağlık ataşeliği veya misyon şefliğince hastanın kurumuna ve Sağlık Bakanlığına gönderilir. Bu işlem, her altı ayda bir tekrarlanır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Ahmet Çelik, şahısları adına, Sayın Yıldırım Aktürk, Sayın Cevat Ayhan, Sayın Emin Kul söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Çelik. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA AHMET ÇELİK (Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 68 inci, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Geçici 139 uncu Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vatandaşların hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, Anayasanın 56 ncı maddesiyle devlete verilmiş temel bir görevdir. Devlet, bu anayasal görevini gerçekleştirmek amacıyla, sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp, sağlık hizmetlerinin en iyi ve etkin bir şekilde verilmesi için gerekli tedbirleri almak zorundadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu maddesine göre, yurtiçinde tedavileri mümkün olmayan devlet memurlarının, Sağlık Bakanlığınca onaylanan raporlara göre, yurtdışında tedavileri yapılabilmektedir. Devlet memurlarının bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri, halen, bu imkândan faydalanamıyorlardı. Tasarının 2 nci maddesi, aile fertlerinin yurtdışında gereken tedavilerinin yapılmasını öngörmüştür. Bu, ileriye dönük iyi bir gelişmedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devlet memuruna verilen yurtdışında tedavi imkânının, bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerine de verilmesi, elbette ki gerekli olan bir düzenlemedir. Ancak, bu tasarı hazırlanırken, yurtdışında yapılacak bu tedavi hizmetinin ekonomiye getireceği yükün iyi hesaplanmadığı anlaşılmaktadır. Bir doktor olarak söylüyorum; yurtdışında tedavi olmanın faturası oldukça yüksektir. Bunun için, iyi bir hesaplama yapılmalıdır. Gerekiyorsa, yurtdışında tedavi yerine, yurtdışındaki sağlık araç ve gereçleri ülkemize getirilerek, aynı imkânlar Türkiye’de sağlanarak, çok değerli doktorlarımız tarafından, yurtiçinde tedavilerinin yapılması daha sağlıklı olacaktır. Bu tasarının aynen yasalaşması halinde trilyonlar gidecektir. Bu paralarla hastanelerin modernize edilmesinin daha akılcı bir yol olacağı kanaatindeyiz, bu yola gidilmelidir. Çok değerli, bilgili ve becerikli doktorlarımız vardır. Artık, doktorlara güvenmemiz gerekir kanaatindeyiz.

Yüce Parlamentonun değerli temsilcileri, tasarıda dikkati çeken diğer bir husus ise, yurtdışında tedavi gerektiğine dair verilecek sağlık raporlarının tasdikinde, Sağlık Bakanlığının dışında, Millî Savunma Bakanlığına, Jandarma Genel Komutanlığına ve Sahil Güvenlik Komutanlığına yetki verilmesidir. Bir önergeyle bu düzenleme kısmen yapılmışsa da, yeterli değildir.

Kanaatimce, sağlık raporlarının tasdiki için, yalnız Sağlık Bakanlığının yetkili olması gereklidir. Sağlık konusunda, Sağlık Bakanlığı yetkili olmalı, bu yetki, Sağlık Bakanlığından alınmamalıdır. Tasarıda eksik olan diğer bir husus, memura, askere ve emekliye verilen yurtdışında tedavi olma imkânının, işçilere verilmemesidir. Bilfiil çalışan işçi, bu haktan yararlanıyor. İşçinin, eş ve çocukları, ana ve babaları ve Bağ-Kur’lunun kendisi, eş ve çocukları, ana ve babaları ve aile fertleri bu haktan faydalanmıyor. Kanaatimce, bu uygulama, Anayasanın 60 ncı maddesindeki “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir” ifadesine aykırıdır. Çünkü, işçiler de kamu görevlisidirler. İşçilerin de eş ve çocukları, ana ve babalarının, Bağ-Kur’luların eş ve çocukları, ana ve babalarının, yurtdışında yapılması gereken tedaviye ihtiyaçları olacaktır. Bu kesime de bu hakkın verilmesi gerekir. Aksi hal, Anayasadaki eşitlik ilkesine ters düşmektedir. Bu konuda vermiş olduğumuz bir önerge vardır. Sayın milletvekillerinin bu önerge lehine oy kullanacaklarına inanıyoruz.

Burada, sözlerime son verirken, yasanın hayırlı olması dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Sayın Mahmut Yılbaş; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan yasa tasarısının bu maddesi üzerinde, Demokrat Türkiye Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, dün gece geç saatlerden itibaren, bugün de, yasa tasarısının görüşülmesi sırasında, burada, gerçekten çok dramatik konuşmalar yapıldı. Bütün milletvekili arkadaşlarım dahil olmak üzere, ben de ilgiyle izledim, dinledim. Öyle şeylerden söz edildi ki, acaba, bu yasa tasarısıyla ele alınan konu, ister fiilî görev dönemlerinde isterse emeklilik sıralarında, tedavisi mümkün olmayan kamu çalışanlarının ve onların yakınlarının yurtdışına gönderilmesi meselesi değil de, acaba, Parlamento, ekonomik meselelerle ilgili bir görüşme mi yapıyor şeklinde düşüncelere dalmaktan kendimi alamadım.

Bir konuşmacı arkadaş çıktı, burada, enflasyonun nedeni olarak, neredeyse bu tasarıyı suçlu olarak kamuoyuna gösterme gayreti içerisinde bulundu; ama, verilen rakamlar öyle ki, sayı o kadar az ki, hem Millî Savunma Bakanlığı mensuplarının hem de diğer kamu görevlilerinin yurtdışına gönderilmesi sırasında, kamu görevlileri, bu alanda son derece titiz davranmışlardır. Ben, bunu büyük bir sevinçle, mutlulukla karşıladım. Hani, rakamlar binleri, onbinleri bulur da yahut Türkiye’de sağlık son 30 senede şu kadar inkişaf etti, gelişti, hal ne haldir, buna rağmen yurtdışına binlerce insan gönderiliyor... Millî Savunmada baktığınızda 100’ü bulamıyor, diğer sivilde de hemen hemen bu. Bunların, yurtdışına gönderilmesinde hassasiyet gösterilmediği takdirde enflasyon artacaktır, kamu giderleri zaptedilmez bir noktaya getirilecektir deniyor; hayretle izlemek durumunda kaldım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yine, burada ibretle izlediğim bir konu da şu oldu. Sanki, bu yasa tasarısıyla getirilmek istenen hususlar Türk Silahlı Kuvvetleriyle alakalıymış gibi burada kamuoyuna yansıtılmaya çalışıldı. Yasa tasarısını hani aldanmayayım diye bir değil iki defa okudum, baktım ki, konu bu çerçeve içerisinde ele alınmamış. Emekli Sandığına tabi bütün kamu görevlilerinin hini hacette -Allah kimsenin başına vermesin- tedavisi yurtiçinde mümkün olmadığı ahvallerde yurtdışına gönderilme şansını veriyor.

Değerli arkadaşlarım, görevim sırasında, bir yakınımın, bir arkadaşımın hasta olan genç çocuğunun, yurtdışına kendi imkânlarıyla gönderilme sıkıntısıyla karşı karşıya kalmasında, ailenin ne tür bir felaket içerisinde olduğunu hep beraber yaşadık. Ben, psikolojik olarak sadece kendisinin değil, yakınları olarak bizlerin de “keşke hasta evladı olmasa da babası olsaydı, babanın hiç olmazsa yurtdışına gönderilme şansı vardı” diye günlerce bu sıkıntı içerisinde yaşadığımızı hatırlarım. Bu getirilen tasarıyla yakınlarına, eş ve çocuklarına ve kendine emeklilik sırasında yurtdışında tedavi edilme şansı tanınıyor; burada bir felaket getirilmiyor.

Değerli arkadaşlarım, bazı konulardaki siyasî düşüncelerimizi burada ifade etme gibi bir düşünce içerisinde olabiliriz; ama, hem milletvekilleri olarak hem de mensubu olduğumuz siyasî partiler açısından, bunun hududunu, çerçevesini çok iyi tayin etmek durumundayız. Düşüncelerimizi, her yerde, her defasında, serapa gündeme getirme şansına ve imkânına sahibiz, Anayasamız bu güvenceyi getiriyor; ama, bizlerin, hem birey olarak hem de siyasî partiler olarak burada düşüncelerimizi zikrederken ölçülü olmanın da gerektiği düşüncesini taşıyorum.

Bu, hayırlı bir tasarıdır; bunun, fazla uzatılmadan geçirilmesi, kamu çalışanları için fevkalade önemlidir; çünkü, bugüne kadarki uygulamalara baktığımızda, bu işin suiistimal edilmediği, değerli arkadaşlarımızın burada verdikleri rakamlardan ortaya çıkmıştır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılbaş.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Saffet Arıkan Bedük; buyurun efendim.

Sayın Bedük, süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 382 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, devlet, millet için vardır. Devletin hedefi, insanını mutlu kılmaktır, huzurlu kılmaktır, refah seviyesini yükseltebilmektir. Dolayısıyla, devletin fevkalade önemli olan temel amaçlarını gerçekleştirebilmek için ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü dahil olmak üzere, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, huzur ve güvenliği, mutluluğu sağlamak ve insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesini ve bununla ilgili olarak gerekli tedbirlerin alınmasını temin etmek, devletin aslî görevleri arasındadır.

Ayrıca, devletin bir temel niteliği vardır -her zaman söylüyoruz, cumhuriyetin temel nitelikleri- orada da sosyal devlet anlayışı vardır. Devlet, bütün bu görevlerini kamu çalışanları aracılığıyla yapar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler marifetiyle yapar. Kamu çalışanlarını, bu kadar önemli bir görevi yapmaya sevk ederken ve onları çalıştırırken, onları sağlıklı kılmak, onların ekonomik meselelerine çözüm bulmak, sosyal imkânlarını hazırlamak da yine devletin görevidir.

Bir taraftan, vatandaşların hizmetlerini yaparken, bir taraftan da devlette çalışan kamu görevlilerine hizmet etmek, onları sağlıklı kılmak da yine, mutlak surette devletin görevleri arasındadır. İşte, bu anlayıştan hareket etmek suretiyle, yine, devletin bir diğer özelliği de, sosyal güvenlik meselesini özellikle ortaya koymak ve onu sağlamaktır.

Anayasamızın 60 ıncı maddesinde “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır” deniliyor.

Değerli milletvekilleri, gelin, bu kanun tasarısının maddelerini, bu noktadan hareket etmek suretiyle yorumlamak ve ona, bu yönüyle de çözüm bulmak için değerlendirmeye alalım. Tasarının 1 inci maddesinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda askerî personelle ilgili; 2 nci maddesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda sivil personelle ilgili; 3 üncü maddesinde ise, Emekli Sandığı Kanununda değişiklik yapmak suretiyle, emeklilerle ilgili bir düzenleme getiriliyor.

Eğer, devlet olarak, biz, kamu çalışanlarının sağlık hizmetlerini yerine getirmezsek, sosyal güvencelerini sağlamazsak, onları sağlıklı kılmazsak, o zaman, biz, devletin hizmetlerini nasıl yerine getiririz; getirmemiz mümkün mü; mümkün değil.

İşte, meseleye, devletin bütünlüğü açısından bakmak lazım. Bir taraftan, Türk Silahlı Kuvvetleri açısından meseleye olumlu yaklaşmak lazım; bir taraftan, sivil memurlarla ilgili olarak, aynı şekilde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde bakmak lazım; bir taraftan da yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş olan ve nihayet, hizmetini tamamlayarak, bugün, serbest kalmış olan emeklilerimizi de mutlak surette düşünmek lazım.

Değerli arkadaşlarım, 1 inci maddede, silahlı kuvvetlerle ilgili olarak, Gülhane Askerî Tıp Akademisinin Profesörler Kuruluyla ilgili olarak alınmış olan rapor değerlendirildi; olumlu. Ben size şunu söyleyeyim; yıllarca devlette çalışmış olan bir kişi olarak, uzun yıllar da Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü yapmış bir kişi olarak söylüyorum: Sağlık kurumları, gerçekten, bu konuda fevkalade büyük hassasiyet gösteriyorlar; öyle, her gelene “seni göndereyim, git, yurtdışında tedavi ol” demiyorlar; ama, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu maddesini incelerseniz, orada, yurtiçinde çalışan devlet memuru, eğer yurtiçinde tedavisi olmayacak şekilde bir hastalığa yakalanmışsa, belli prosedür içerisinde, yurtdışına tedavi için gidebiliyordu, bunun dışında kimse gidemiyordu. Ancak, getirilen bu değişiklikle, eşleri de gidebilecek, bakmakla yükümlü olduğu anne-babaları ve müstehak olmaları halinde çocukları da gidebilecek konuma getiriliyor. Bu, aynen, Türk Silahlı Kuvvetleri için biraz önce kabul edilmiş olan madde gibi bir madde; yani, sivil idareye de, 657’ye tabi olan personel için de yine böyle bir değişiklik öngörülüyor. İsabetli, yerinde. Bir evvelkinde de 2 yıllık bir süre var; sağlık hizmetinin yurtdışında alınmasıyla ilgili süre nasıl ise, burada da, keza, aynı şekilde, 2 yıl olarak getiriliyor; 6 aylık süre daha evvelkinde nasılsa, burada da aynı şekilde getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, kamu çalışanlarına ne kadar hizmet versek azdır, kamu çalışanlarını ne kadar kayırsak azdır. Eğer kamu çalışanlarını hem ekonomik bakımdan hem sosyal bakımdan takviye ederseniz, eğer onu dışarıda, gerçekten, ailesini düşünmeyecek şekilde, onların güvence altında olduğunu düşünecek şekilde dolaştırırsanız, o vatandaş, bu devlet hizmetlerini, bu büyük milletimize, bu aziz milletimize çok daha iyi standartlarda verir; daha verimli olur, daha olumlu olur, daha iyi niyetli çalışır ve bu suretle, devletine olan vazifesini bu şekilde yerine getirmiş olur diye değerlendiriyoruz.

Doğru Yol Partisi olarak, kamu çalışanlarının desteklenmesi gerektiğini her vesileyle ifade ediyoruz ve devam edeceğiz... Ancak, bizim burada tereddüt ettiğimiz bir nokta var. 5434 sayılı Kanunda yapılan, yani, emeklilerle ilgili olarak getirilen değişiklikte, emekli olan insanlarımıza, emekli olan memurlarımıza, gerçekten, bu imkânı getiriyoruz; ancak, niye SSK’ya tabi olan işçi emeklileri bu değişiklikte düşünülmedi? Bence, bu kanun tasarısının en büyük eksikliği, sosyal devlet anlayışına aykırı olan noktası burası. Eğer, işçi emeklilerinin de, aynı şekilde, aynı standartlarda, yurtdışında tedavi edilebileceği noktasını ortaya koyarsak olumlu olur. Bunun bir eksiklik olduğunu bilhassa huzurlarınıza getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Numune Hastanesi gibi, Sağlık Bakanlığına bağlı olan hastanelerde çalışan doktorlarımızın, uzmanlarımızın hem görevlerindeki hassasiyetlerini ve vatandaşın sağlık hizmetleri konusunda gösterdikleri üstün görev anlayışını takip ettim hem de yurtdışına gidecek olan birkısım memurlarımızın, gerçekten, yurtdışında tedavi olmaları gerektiği için olumlu bir yaklaşım içerisinde olduklarını tespit ettim. Hiçbir surette, hiçbir doktor, kendi devletinin parasını bir başka ülkeye transfer etme gayreti içerisinde olmaz; hem devletini düşünür hem milletini düşünür, milletinin parasını düşünür. Onun içindir ki, eğer, bu ülkede -ki, sağlık hizmetlerindeki standartlarda fevkalade yükselme olmuştur; teknolojisinde, ilminde, biliminde, tedavi anlayışında büyük bir yükselme olmuştur- tedavi edilmesi mümkünse tedavi eder; eğer, yoksa -bu kadar geniş imkânlara ve teknolojiye rağmen yoksa- yurtdışında tedavi olması konusunda getirilen bir teklifi olumlu karşılaması da mukadderdir ve mühimdir, mümkündür.

İşte, bu anlayış içerisinde, biz, Doğru Yol Partisi olarak, kamu çalışanlarının, özellikle işçi emeklilerinin ve yakınlarının da, yine, aynı anlayış içerisinde yurtdışında tedavi olmalarına imkân sağlayacak değişikliğiyle birlikte olumlu karşıladığımızı belirtiyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Doğru Yol Partisi yoklamada yoktu, bir tek siz vardınız.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Yani, ne demek bu?!.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Önemsediği bir yasada...

BAŞKAN – Lütfen, Genel Kurul salonunda olduğunuzu unutmayın. Buraya her grup geliyor gidiyor; yani, yoklama isteyen...

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Yoklamada bir tek Sayın Bedük vardı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkanım, Yüce Meclisin değerli üyeleri aziz arkadaşlarım; huzurlarınızı işgal etmeyecektim; yalnız, öyle gördüm ki, bu on dakikada hatmedilecek, öğrenilecek bir yasa tasarısını, bazı arkadaşlarımız, maalesef okuyamamışlar yahut da, biz, kendilerine bunu komisyonda da iyi anlatamamışız. Ben, yine, hatayı kendimizde görüyorum, biz anlatamadık diyorum, arkadaşlarım mutlaka iyi anlarlar.

Şimdi, Sevgili Başkanım, değerli arkadaşlarım; buraya, bir kanunla hiçbir ilgisi olmayan, bigünah bununla bağlı olmayan birtakım meseleleri getirmek ve burada bunları ifade etmek, sırf zabıtlara yanlış geçmesini önlemek,