DÖNEM : 20 CİLT : 60
YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
127 nci Birleşim
23 . 7 . 1998 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu’nun, İznik Gölü kıyısındaki verimli tarım arazileri için verilen yatırım iznine ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un cevabı
2. – Kahramanmaraş Milletvekili Esat Bütün’ün, genel sağlık sorunlarına ve dört yıldır atanamayan hemşire, ebe ve sağlık teknisyenlerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Halilİbrahim Özsoy’un cevabı
3. – İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Sarıyer Belediyesinden alınıp Bahçeköy Belediyesine verilen mücavir alana ilişkin gündemdışı konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1622)
2. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Işın Çelebi’ye, dönüşüne kadar, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1623)
3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1624)
4. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Batallı’nın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1625)
5. – Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz’in (9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/370)
6. – (9/16) esas numaralı MeclisSoruşturması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1626)
7. – (9/17) esas numaralı MeclisSoruşturması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1627)
8. – TBMM’nin 24.3.199
8 tarihli ve 537 sayılı Kararı uyarınca, Diyarbakır, Hakkâri, Siirt, Şırnak,Tunceli ve Van illerinde devam etmekte olan olağanüstü halin, 30.7.1998 Perşembe günü saat 17.00’den geçerli olmak üzere dört ay süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1628)9. – Türk Silahlı Kuvvetlerinin Arnavutluk’taki faaliyetleri çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı ile Arnavutluk Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı arasında imzalanan protokoller uyarınca, lüzum, hudut, şümul ve zamanı Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Arnavutluk’a gönderilmesine, Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3)1629)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Malatya Milletvekili Ayhan Fırat ve 54 arkadaşının, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünce 1996 Aralık ayında gerçekleştirilen personel sınavında usulsüzlük yapılmasına yol açarak görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Necati Çelik hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/31)
2. – Konya Milletvekili Veysel Candan ve 57 arkadaşının, Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ)’nin özelleştirilmesinde ihaleye fesat karıştırdıkları ve usulsüzlük yapmak suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 339 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Işın Çelebi haklarında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önerge (9/32)
IV. – ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
1. – Genel Kurulun 23.7.1998 Perşembe günü “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmındaki işlerin bitiminden sonra ve 24.7.1998 Cuma günü çalışmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, kamu kuruluşlarına ait vakıfların denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin yazılı cevabı (7/5551)
2. –
Ankara Milletvekili ErsönmezYarbay’ın, Afyon Kapalı Cezaevinde bulunan bir tutuklunun duruşmalara katılmamasının nedenine ilişkin sorusu ve AdaletBakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/5567)3. – Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli’nin, dondurulmuş parmak patates ithalinde alınan fon miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin yazılı cevabı (7/5625)
4. – Ankara Milletvekili ErsönmezYarbay’ın, Ankara-Gölbaşı İlçesinin 1 inci derece turizm bölgesi yapılması için bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin yazılı cevabı (7/5677)
5. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un;
– Bazı bölgelerde özel tiyatroların oyunlarının sahnelenmesinin engellendiği iddiasına,
– Korsan kitap basımına,
Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın;
– Konya-Seydişehir-Ketenli Kasabası Kütüphane ve Okuma Salonu projesine,
– Konya-Beyşehir-Karahisar Köyü Kütüphane ve Okuma Salonu projesine,
– Konya-Beyşehir-Karaali Kasabası Kütüphane ve Okuma Salonu projesine,
– Konya-Beyşehi
r-Gökçimen Köyü Kütüphane ve Okuma Salonu projesine,İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın;
– Telif ücretlerine,
İlişkin soruları ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5692, 5694, 5720, 5723, 5724, 5725, 5755)
6. – Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana’da meydana gelen depremden zarar gören tarihi köprü ve camiye ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5807)
NOT : GEÇEN TUTANAK ÖZETİ YOK!
No : 184
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
GE
LEN KAĞITLAR23.7.1998 PERŞEMBE
Rapor
1.- Merkezî İdare İle Mahallî İdareler Arasında Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esaslarının Düzenlenmesi ve Çeşitli Kanunlarda Mahallî İdarelerle İlgili Değişiklikler Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/743) (S. Sayısı: 719) (Dağıtma Tarihi: 23.7.1998) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergesi
1.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, yabancı ülkelerde çalışan kamu görevlilerine ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi. (6/1167) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.7.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1.-Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya’nın hastane ihtiyacına ve Tavşanlı Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi. (7/5923) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
2.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Kültür Merkezi inşaatına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi. (7/5924) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
3.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Küta
hya-Simav emniyet binası ve Kütahya’ya bağlı bazı ilçelerin hükümet konağı ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi. (7/5925) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)4.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya Köy Hizmetleri İl Müdürlüğüne araç alımı için ayrılan ödeneğe ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi. (7/5926) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
5.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya’nın spor sitesi ve kapalı yüzme havuzu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Yücel Seçkiner) yazılı soru önergesi. (7/5927) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
6.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya-Tavşanlı Anadolu Lisesi inşaatı için ayrılan ödeneği ve Tavşanlı Çıraklık Eğitim Merkezi ihalesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi. (7/5928) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
7.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya’ya bağlı bazı ilçelerin öğrenci yurdu ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi. (7/5929) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
8.- Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Kütahya ve bazı ilçelerinin lise binası ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi. (7/5930) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
9.- Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale-Yaylayurt-Doğanören Köyünün bazı sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi. (7/5931) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.7.1998)
10.- Kastamonu Milletvekili Haluk Yıldız’ın, Kastamonu yöresindeki sarımsak üreticilerinin sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Işın Çelebi) yazılı soru önergesi. (7/5932) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.7.1998)
Meclis Soruşturması Önergeleri
1.-Malatya Milletvekili Ayhan Fırat ve 54 arkadaşının, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünce 1996 Aralık ayında gerçekleştirilen personel sınavında usulsüzlük yapılmasına yol açarak görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Necati Çelik hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi. (9/31) (Başkanlığa geliş tarihi:20.7.1998) (Dağıtma tarihi: 23.7.1998)
2.- Konya Milletvekili Veysel Candan ve 57 arkadaşının, Petrolofisi A.Ş.(POAŞ)’nin özelleştirilmesinde ihaleye fesat karıştırdıkları ve usulsüzlük yapmak suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 339 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Başbakan A.Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Işın Çelebi haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi.(9/32) (Başkanlığa geliş tarihi:20.7.1998) (Dağıtma tarihi: 23.7.1998)
NOT : BİRİNCİ OTURUM’UN DOSYASI BOZULDUĞUNDAN HAM DOKÜMANDAN ÇEVİRİ YAPILDI
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.00
23 Temmuz 1998 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN
KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Hüseyin YILDIZ (Mardin)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 127 nci Birleşimini açıyorum.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
BAŞKAN – Gündemdışı ilk söz, Bursa İli İznik çevresindeki çevre kirlenmesi ve sanayileşme konusunda, Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu'nun.
Buyurun Sayın Karapaşaoğlu. (FP sıralarından alkışlar)
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 9.12.1997 tarih 97/TY89 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararıyla, İznik Gölü kıyısında, en verimli tarım arazileri içinde verilen yatırım izniyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, Anayasamızın 63 üncü maddesinde "devlet, tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar" deniliyor. Yine, Anayasamızın 125 inci maddesinde, yapılan yatırımın, işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması hali zuhûr ederse, idarî yargılama konusu olabilir ve idare mahkemesi bunu durdurabilir deniliyor. Ayrıca, İdarî Yargılama Usulü Kanununun 27 nci maddesinin ikinci bendinde "yürütmenin durdurulması, idarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir" diyor ve zaten Bursa 2 nci İdare Mahkemesinde de bu doğrultuda bir karar verilmiş bulunuyor. Bakınız, idare mahkemesinin araştırmak lüzumu hissettiği konuları size sırayla belirtiyorum.
Bir, çevreye etkisi konusunda bir değerlendirme yapmak istediğini belirtiyor; yani ÇED raporunun yapılıp yapılmadığını anlamak istiyor. Ayrıca, mevzi imar planı yapılırken, bu konuda Koruma Kurulundan izin alınıp alınmadığı soruluyor. Söz konusu fabrika alanının Bursa 2020 ve İznik çevre düzeni imar planı paftalarıyla bu bölgenin kullanım şeklini gösterir ilgili plan notları ve plan ana kararlarını istiyor.
Değerli arkadaşlarım, size, bu girişten sonra söylemek istediğim söz şu. Amerikan Cargill Firmasının, Anayasanın ilgili maddeleri dışında, 2683 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aykırı hareket etmesi de ayrıca yatırımın durdurulması için en önemli sebeplerdendir. Arsanın bulunduğu bölge, 1/25.000 ölçekli İznik Gölü çevre düzeni imar planı içerisinde sulanabilen, tarımsal niteliği korunacak alan kapsamında kalmaktadır. 1993 yılında ihalesi yapılan ve 1998 yılı sonunda tamamlanması planlanan İznik İkinci Merhale Projesi, gölün, güney ve batısında kalan toplam 7 393 hektar arazinin sulu tarıma açılması çalışmalarına bugüne kadar büyük paralar harcanmıştır. Bu projen
in uygulandığı bu arazi içinde ve en önemli noktasında Cargill Firmasına, Yüksek Planlama Kurulu özel izniyle verilen yatırım izninin derhal durdurulması gerekmektedir.Bursa Valiliğinde oluşturulan İl Danışma ve Dayanışma Meclisi, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi, sivil toplum örgütleri, çevre kuruluşları, ilgili İznik, Orhangazi ve Gemlik Belediyeleri, Bursa Sanayi ve Ticaret Odası, Gemlik, Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odaları, ovada tarımla uğraşan köylülerimiz, bu bölgedeki tüm toplum, Amerikan Cargill Firmasının İznik Gölü kıyısına kurmayı planladığı nişasta fabrikasının kuruluş yerine karşı çıkmaktadırlar.
Halkımız ve ilgililer, özellikle yabancı sermayeli bir yatırımın, ülkemizde gerçekleştirilmesine karşı olmadıklarını; ancak, yer seçiminin çok büyük bir yanlış yapılarak tespit edilmesi dolayısıyla karşı çıktıklarını belirtmektedirler.
Orhangazi ve İznik'in özel mahsul alanları ve İznik Gölü su toplama havzası içinde önemli ölçüde tehlike oluşturacak olan bu yatırımın, beraberinde getireceği diğer yatırımlar da düşünüldüğünde, konunun ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karapaşaoğlu, toparlıyoruz efendim.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Bu konuda, Sayın Çevre Bakanımız, 2 Temmuz 1998 tarihinde burada yaptığı bir konuşmada "İznik Gölü de son derece kıymetli, orada çok kıymetli tarım alanının içinde içme suyu ve sulama suyu olarak kullanılan bir göl olduğu için, bu da büyük tehdit altında olduğu için" diyor ve birtakım düzenlemeleri gündeme getiriyor.
Değerli arkadaşlar, bu konuda, ilgili birimlerden, ilgili bölge müdürlüklerinden, daha önceki tarihlerde olumsuz rapor verilmiş olmasına rağmen, bir müddet sonra, birileri tarafından düğmeye basılıyor ve uydurma gerekçelerle, ilgili daireler, olumlu raporlar veya olumluya çıkabilecek raporlar vermeye başlıyorlar. Zaten, bölge idare mahkememizin vermiş olduğu karar da, bu olumsuzlukları içeren bir karar olduğu için, bu yatırımın durdurulması istikametinde bir işarettir v
e ilgilileri buradan uyarmak istiyoruz...(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – ... bu yatırımın bir an önce durdurulması ve daha makul bir bölgeye sevk edilmesini teklif ediyoruz.
Saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karapaşaoğlu.
Gündemdışı sözü yanıtlamak üzere, Hükümet adına Çevre Bakanı Sayın İmren Aykut; buyurun efendim.
ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Milletvekilimizin gündeme getirdiği konular için kendisine teşekkür ediyorum; gerçekten Cargill konusu da, İznik Gölü konusu da çok önemlidir. Cargill fabrikasının buraya kurulmasına, Çevre Bakanlığı olarak, biz de karşıyız; ancak, bu ÇED'e tabi bir iş olmadığı için, bu işyerinin o aşamada burada kurulmasını engelleme imkânını bulamamış durumdayız. Yine de, buna rağmen, ben, işyerine, buraya temel atmamalarını, şu, şu, şu sebeplerle bu işyerinin burada kurulmasının uygun olmadığını, başka bir yer aramal
arını ifade eden yazılar gönderdim. O gün bugündür görüşmek için randevu istiyorlar; ama, kendileriyle henüz görüşme fırsatı da bulamadım.İznik Gölü ve İznik Gölünün çevresi, hakikaten son derece kıymetlidir; burası, Bursa'ya ve çevresine hayat veren bir göldür; çünkü, tatlı su gölüdür; bu göl, hem sulama hem içme hem de endüstriyel ihtiyaçlar için kullanılan bir göldür. Bu gölün, bu bölgenin ileriye yönelik yaşam konusu olduğu için korunması gereklidir; çevresinde 1 numaralı, 2 numaralı, 3 numaralı tarım alanları vardır.
Biz, bu nedenle, son yıllarda, İznik Gölünün ciddî bir kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu tespit ederek faaliyete geçtik. İznik Gölünün etrafındaki bütün belediyeler -yaklaşık 11 belediye var- arasında bir Belediyeler Birliğini kurdurduk. Sonra da, gölün etrafındaki yerleşim birimlerinden göle kanalizasyon sularının akmaması için bir ön fizibilite ve bir ön proje hazırlattık. Bu projeye Gemlik Belediyesi de dahil edildi; böylece, Gemlik'in de Marmara'ya akan kanalizasyonlarının durdurulması amaçlandı. Şimdi, Gemlik ile İznik Gölü arasında bir yer tespit edildi; gölün etrafı kolektörlerle çevrilecek ve alınan atıksular -Gemlik'in de atıksuları- aynı yerde arıtıldıktan sonra doğaya bırakılacak. Yalnız bununla da kalınmayacak; gölün etrafındaki bütün yerleşim birimlerinin katı atıkları da belli bir merkezde toplanacak; ön ayrıştırma istasyonları kurularak, yeniden kazanım sağlanıp, geri kalanı, yine, belli bir yerde bertaraf edilecek.
İznik Gölüyle ilgili fevkadale büyük hassasiyetimiz olduğunu söylemek istiyorum. Bunun son derece büyük bir proje olduğunu da söylemek istiyorum. Bu projenin 1998 programına, olmazsa, 1999 programına alınması için DPT'ye başvurduğumuzu da belirtmek istiyorum; yalnız bununla kalmıyorum; bu projenin finansmanı için de 4 ayrı dış finansman kuruluşuna da bu ön fizibilite raporuyla başvurduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Tabiî, biz, yanlız İznik Gölüyle kifayet edecek değiliz. Oraya yakın ve yine sizin bölgenizde olan Uluabat Gölü de var. Bu göl de fevkalade yaşamsal önemi olan bir göldür. Bu gölün etrafındaki kirlenmeyi de biliyorsunuz. Kendim, oraya kadar gittim; geniş bir halk katılımıyla, buranın kurtarılması için toplantı yaptık. Tonlarca kerevit çıkan gölden, bugün, günde 1-2 kilo ancak çıkabiliyor,
siz de biliyorsunuz.Gerçekten, bu iki göl, Bursa ve Bursa çevresi için çok hayatî önemi olan iki sulak alandır. Bu konuda çok hassas çalışmalar yapmakta olduğumuzu ve bu çalışmalarda önemli mesafeler aldığımızı da bilmenizi istiyorum. Hatta, İznik Gölüyle ilgili ön fizibilitenin hazır olduğunu, projenin programa alınmasının hemen akabinde de ihaleye çıkılabileceğini söylemek istiyorum. Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için, ayrıca teşekkür ediyorum.
Cargill için de çok fazla tepkiler var. Bursa halkı, son derece çevreci bir halk; yani, Bursa'yı, çevre bilincinin çok gelişmiş olduğu bir il olarak değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum. Bu fabrikanın buraya kurulmasına, hep beraber, ne kadar örgüt varsa hepsi karşı; siyasî partilerimizin tamamı karşı; ama, firma "illa da buraya fabrika kuracağım" diye bir ısrarın içerisinde. O konuda, Sayın Yalçınbayır'ın da gayretlerini biliyorum. Bir yandan yargı yoluyla, bir yandan sivil toplum örgütlerinin gayretiyle, belki bunun önlenme imkânı olabilir diye umut ediyo
rum.Biz, Çevre Bakanlığı olarak, buna, hiçbir şekilde onay veremeyeceğimizi ve böyle bir yatırımın, burada doğru olmadığını ifade eden yazılarımızı da yazmış bulunuyoruz.
Hepinize tekrar teşekkür ediyorum. (ANAP, FP, DYP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımıza teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca, buna izin verilirse, bu yatırıma izin verilirse, 6 fabrikanın da izin almak için sırada olduğunu belirtmek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Bakanımız da, hiçbir koşulda izin vermeyeceklerini beyan ettiler.
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, genel sağlık sorunları, koruyucu sağlık ve kadrosuzluk nedeniyle dört yıldır atanamayan hemşire, ebe ve sağlık teknisyenleri konusunda, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Esat Bütün'ün; buyurun.
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime, insanların en hayırlısı insanlara hizmet edendir diye başlamak istiyorum.
Bugün, 21 inci Yüzyıla girmemize çok kısa bir zamanın kaldığı bir dönemde, Türkiye'nin, gerçekten sağlıkta büyük sorunları vardır. Bütün çabalara, bütün gayretlere rağmen artarak devam etmektedir. Türkiye nüfusunun -1997 yılı itibariyle- 62 milyon olduğunu düşündüğümüzde, bunun yüzde 65'inin herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olduğunu, yüzde 35'inin ise hiçbir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadığını; yani, sosyal güvenlik kuruluşunun güvencesinde bulunmadığını gördüğümüz zaman, olayın vahameti daha da artmaktadır.
Diğer taraftan, gerçekten geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızla ilgili baktığımızda, ana çocuk sağlığı konusunda da çok geri durumdayız. Bugün, annelerin, gebelik dönemlerinde ancak yüzde 65'inin bir sağlık kontrolünden geçtiğini, doğumların ancak yüzde 76'sının herhangi bir sağlık ocağında olduğunu ve sağlık kuruluşlarında doğumun daha da az olduğunu düşünürsek, koruyucu sağlığın ne kadar önemli olduğunu bir kere anlamak zorundayız. Diğer taraftan, en ucuz tedavinin koruyucu sağlık olduğunu, koruyucu sağlıkla yapacağımız tedavinin, gelecekteki büyük felaketleri, büyük sıkıntıları önlediğini de görürsek, burada gündeme getirmek istediğim konunun birinci boyutunun, ülkemizdeki nesillerin geleceğiyle ilgili olduğunu bir kere daha görürüz.
İşin diğer bir tarafı, gerçekten, cumhuriyet hükümetleri, uzun yıllar boyunca, cumhuriyet tarihi boyunca, binlerce sağlık ocağı, binlerce sağlık evi yapmışlar, binlerce de sağlık teknisyeni, sağlık emekçisi yetiştirmişler. Ama, 1994 yılından sonra, âdeta, bu sağlık ocakları kendi kaderlerine terk edilmiş, ebesiz, hemşiresiz, doktorsuz bırakılmış. 1994 yılından beri, 50 bine yakın sağlık teknisyeni, ebe, hemşire, devletin güvencesinde, hem de yatılı okullardan mezun oldukları halde, maalesef, gerekli şekilde, hass
asiyetle üzerinde durulmadığı için, bu çocuklar okulları bitirmişler, azimle, heyecanla, insan sağlığına hizmet etmek için görev beklerken, tasarruf gerekçesiyle, başka nedenlerle, maalesef, kadro verilmemiş. Köylere gittiğimiz zaman, vatandaşlarımız, köylerimizin veya sağlık ocağı bulunan kasabalarımızın en büyük ihtiyacı olan doktor yok, ebe yok, hemşire yok derken, ben bir milletvekili olarak cevap vermekte zorlanıyorum. Neden; çünkü, hemen karşımda, aynı vatandaşlarımız, benim çocuğum hemşire oldu, benim çocuğum ebe oldu, burada devlet sağlık ocağı yapmış, bu çocukları yetiştirmiş, bunları buraya atayamayacak kadar acz içinde misiniz diyor. İşte, nedir bu; bence, bu, geçmiş dönemde yapılanlar, maalesef eksik kalmıştır.Şu anda, gündemimizde, gerek Sağlık Bakanlığının gerek SSK'nın ihtiyaçlarını karşılayan, hiç de politik olmayan, ebe, hemşire kadrolarıyla ilgili, doktor kadrolarıyla ilgili bir kadro kanunu var. Bütün gruplardan hassasiyetle rica ediyorum; bu kanunu çok geçmeden çıkarmak zorundayız. Yoksa, ben buradan da söylüyorum, her milletvekili, yarın, seçim bölgesine gittiği zaman bunun hesabını vermek zorunda kalacak; bunu ben veremiyorum; yani, vatandaşa diyemiyorum; sağlık ocağı var, orada yetişmiş ebe var, hemşire var; atama konusundaki olayı izah edemiyorum. Kaldı ki, ekonomik durumla da izah edemeyiz. Bizim orada vermediğimiz küçük bir koruyucu sağlık hizmeti nedeniyle veya sağlık ocağında doğmayan bir çocuk gelecekte daha büyük hastalıklarla karşı karşıya kaldığı zaman, orada yapmaya çalıştığımız tasarruftan kat be kat daha büyük hizmetler vermek zorunda kalıyoruz, daha çok masraf yapmak zorunda kalıyoruz. Bugün, Kahramanmaraş'ta bile birçok sağlık ocağında, birçok ebe evinde, maalesef, hemşire yok, sağlık ocağı yok, doktor yok, bütün Türkiye genelinde. Öyleyse, hepimizde yoksa, gelin, bu gruplarımızdan, özellikle, hassasiyetle...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bütün, toparlıyoruz.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) – Biz varız.
ESAT BÜTÜN (Devamla) – Çok memnun oldum Fazile
t Partisinden. Aynı anlayışı Doğru Yol Partisinden de bekliyoruz, İktidardan da bekliyoruz. Bu kanunu, kısa bir zaman içerisinde öne alalım ve gerçekten, halkımızın beklediği bu sağlık hizmetlerini ve bugün, belki, bu konuşmayı hassasiyetle dinleyen, dört yıldır görev bekleyen, gözleri pırıl pırıl ebeleri, hemşireleri, bir an önce, sağlık ordusuna katalım diyorum.Bana bu imkânı verdiği için Sayın Başkanımıza teşekkür ediyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bü
tün.Gündemdışı söz üzerinde, Sağlık Bakanı Sayın Özsoy; buyurun.
SAĞLIK BAKANI HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Esat Bütün'ün gündemdışı konuşmasını cevaplandırmak ve teşekkür etmek için huzurlarınızdayım; hepinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Bütün'e gerçekten teşekkür ediyorum; bu konuşmasıyla, Sağlık Bakanlığının ve dolayısıyla, sağlığa hizmet edenlerin sıkıntılarını dile getirdiler ve özellikle, 55 inci Hükümetin ve bizim çok önem verdiğimiz koruyucu sağlık hizmetlerinden bahsettiler; kendilerine minnettarız.
Değerli arkardaşlar, sağlık hizmetleri, çok boyutlu bir hizmettir; sadece Sağlık Bakanlığını da ilgilendiren bir konu değildir, hemen hemen herkesi ilgilendiren bir konudur. Tabiî ki, en üst düzeyde, tavizsiz, olumlu, kaliteli ve erişilebilir bir sağlık hizmeti verme çabası içindeyiz; ancak, tüm bu alınan tedbirlere rağmen, bizden evvelki hükümetlerin de aldığı tedbirlere ve çalışmalara rağmen, sağlıkta olumsuzluklar devam etmektedir; bunu da itiraf etmekten çekinmiyorum; çünkü, sağlıkta olumsuzlukların nedeni araştırıldığı zaman, ya fizikî mekan yetersizliği ya teknoloji yetersizliği veya personel yetersizliğine dayanmaktadır. Personel yetersizliğinin başında ise, yardımcı sağlık personeli yetersizliği gelmektedir.
Müsaade ederseniz size bir iki rakam vermek istiyorum: Bugün, ülkemizde, 5 274 sağlık ocağı, 11 100 sağlık evi, 264 ana çocuk sağlığı merkezi, 286 verem savaş dispanseri ve sıtma savaş dispanseri, diğer kurum ve kuruluşlarla beraber küçüklü büyüklü 709 devlet hastanesi sadece Sağlık Bakanlığına bağlıdır. Bunlarda çalışması icap eden kadroysa 372 bindir; fakat, bugün, çalıştırabildiğimiz personel sayısıysa bunların çok gerisinde, 209 bin civarındadır. Son üç yılda, özellikle, 552 sağlık evi, 817 sağlık ocağı, 13 ana çocuk sağlığı merkezi, 15 verem savaş dispanseri, 10 halk sağlığı laboratuvarı açılmış, hiçbir kadro verilmemiştir. Ayrıca, tedavi hizmetleri bölümünde, yine, son üç yılda, yat
ak sayısına 4 210 yeni yatak ilave edilmiş ve 915 yatak ilavesi için de her türlü çalışma devam etmektedir. Yine, hiçbir kadro verilmemiş. Ayrıca, bir sene içerisinde 58 ilimizde, 384 ambulansla hizmet veren 112 acil servisleri hizmete sokulmuş. Özellikle kamunun yararına olmak üzere, kanser erken teşhis merkezleri yaygınlaştırılmış ve yeni yeni rehabilitasyon merkezleri açılmış. Ayrıca, diyaliz merkezlerinin sayısı artırılmış, diyaliz makinelerinin sayısı artırılmış. Bunlara paralel olarak yoğun bakım ve yanık servisleri, yeni yeni üniteler hizmete sokulmuş; fakat, hiçbir kadro verilmemiş. Yani, dışarıda, 1994'ten beri -Sayın Bütün'ün de ifade ettiği gibi- 22 364 hemşire, 3 012 ebe, 19 234 sağlık teknisyeni, toplam olarak 44 bin 610 gencimiz işsizken, öbür tarafta da 68 bin -ama, acilen lazım olan- sağlık personeli bekleyen müesseseler vardır. İşte, bir tarafta, işsiz yetişmiş eleman, bir tarafta personel açığından açılamamış, çalışmayan veyahut tam standartla, tam kapasiteyle çalışmayan sağlık müesseseleri vardır.İşte, sağlıktaki olumsuzlukların bir an evvel ortadan kalkması, herkese eşit, adil, kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunulması için, biz, Maliye Bakanlığına isteklerimizi 68 714 olarak bildirdik. Maliye Bakanlığı, bütçe imkânları nispetinde, bunu 37 514'e düşürdü; Plan ve Bütçe Komisyonu da bunu 35 614'le sınırladı. Şu anda, Genel Kuruldaki gündem maddeleri içerisinde yer almaktadır. Bu kanunlaşmadığı takdirde yeni açılacak müesseseler ve yeni açılacak sağlık kuruluşlarıyla beraber, bu açık daha da artacaktır, olumsuzluklar daha da çoğalacaktır.
O yüzden, Sayın Bütün'e, özellikle komisyon çalışmalarından beri, bu konuyu sıkı, kararlı ve ciddî bir şekilde takip ettiği için, Maliye Bakanımıza bu konuda hassas davrandığı için teşekkür ediyorum. Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin ve özellikle Aile, Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu üyelerinin büyük bir desteğiyle Genel Kurul gündemine kadar getirilmiş bu kanun tasarısının, bir an evvel, yasalaşması gerekmektedir. Desteğinize ihtiyacımız vardır. Bu, sadece Sağlık Bakanlığının sorunu değildir, dışarıda 44 160 kişinin sorunu değildir, Türkiye'nin sorunudur. Bu soruna hepinizin sahip çıkacağını umut ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü söz, Sarıyer Belediyesinden alınıp Bahçeköy Belediyesine verilen mücavir alan konusunda İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem'in.
Buyurun Sayın Erdem. (FP sıralarından alkışlar)
EKREM ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sarıyer Belediyesinden alınıp Bahçeköy Belde Belediyesine verilen mücavir alanla ilgili olarak İstanbul 4 üncü İdare Mahkemesinin verdiği yürütmeyi durdurma kararına karşı Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu'nun hukukdışı uygulamalarıyla ilgili olarak görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere gündemdışı söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın milletvekilleri, Yüce Heyetinizin malumu olduğu üzere, Sarıyer Belediyesi mücavir alan sınırları içerisinde bulunan 8 100 hektarlık mücavir alan ile 2,25 hektarlık mücavir saha dışı bir alan, 3194 sayılı İmar Kanununun mücavir alanla ilgili 45 inci maddesine dayanılarak, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 28.8.1997 gün ve 12136 sayılı işlemiyle Bahçeköy Belde Belediyesine bağlanmıştı.
İstanbul'un nefes almasını sağlayan, büyük bir bölümü ormanlarla kaplı ve hafta sonları İstanbul halkının, özellikle de dargelirli işçi, memur, emekli ve esnafın piknik yaptığı alanlar, yasalara aykırı bir biçimde, bir ilçe belediyesinden alınarak bir köy belediyesine bağlanıyor. Kamuoyunun yoğun baskılarına ve Meclis gündemine gelmesine rağmen, Sayın Topçu ve kendisinin şahsında Hükümet geri adım atmıyor. Ancak, ne var ki, bir kere daha, yanlış hesap Bağdat'tan dönüyor ve İstanbul 4 üncü İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alıyor.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) – Bağdat'a gitmeden Çağaloğlu'ndan dönüyor.
EKREM ERDEM (Devamla) – Bu kararında mahkeme, sonuç olarak, bilirkişi raporlarını değerlendirerek, dava konusu alanın imar mevzuatı yönünden Bahçeköy Belde Belediye Başkanlığına mücavir alan olarak verilmesi yolunda kullanılan takdir yetkisinin kamu yararına uygun olmadığı ve işlemde hukukî uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır diyerek yürütmeyi durduruyor. Mahkeme, hakkı, hak sahibine iade ediyor. Mücavir alan ve mücavir dışı alanlar, tekrar, Sarıyer Belediyesine iade ediliyor.
İstanbul'un bu en güzel yerleri üzerine hesap yapanların hesapları mahkemeden dönüyor, oyunları bozuluyor. Ancak, ne var ki, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Topçu boş durmuyor. Sayın Bakan yürütmenin durdurulması kararı tebliğ edilir edilmez, alelacele, Sarıyer Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderdiği yazıda -yazının tamamını okumuyorum, son paragrafını sizlere aktarmak istiyorum- aynen şöyle demektedir: "Alınan karara Bakanlığımca itiraz edilmiştir. Bakanlığımca yeni bir işlem tesis edilinceye kadar 28.8.1997 gün ve 12136 sayılı işleme göre uygulama yapılmasını, aksine hareket edildiği takdirde ilgililer hakkında yasal işlem yapılacağını bilginizi ve gereğini rica ederim.
Yaşar Topçu
Bakan"
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın gönderdiği yazı incelendiğinde Sayın Bakanın telaşı açıkça görülüyor. Yazı, Sarıyer Tapu Sicil Müdürlüğü ile Bakan arasındaki bütün kademeler atlanarak acele kaydıyla kendisine bağlı olmayan bir bakanlığın ilçe müdürlüğüne gönderiliyor; bu, çok fahiş bir hata. O kadar acele yapılıyor ki, tarih de sehven 1988 olarak yazılıyor. Bu, açıkça, bir telaştan bir korkudan kaynaklanmaktadır. Bu yazının bir diğer önemi de görüldüğü gibi, mahkeme kararının Sayın Bakan tarafından hiçe sayılması, kararın tanınmamasıdır. Hukuk devletinde mahkeme kararları, herkesi bağlar, bakan da olsa bağlar, başbakan da olsa bağlar, Topçu da olsa bağlar. Mahkeme kararlarının bağlayıcılığını herkesten daha iyi Sayın Bakan bilir, en azından bilmelidir; çünkü, o bir hukukçudur.
Sayın Bakan, burada, yalnız kendisi mahkeme kararlarını tanımamakla kalmıyor, memurları, bürokratları da zorla suça itiyor; böylece, ikinci bir suç daha işlemiş oluyor. Sayın Bakan, kamuoyunun, İstanbul halkının, özellikle Sarıyer halkının bu kadar yoğun tepkisine rağmen bu yanlışlıkları niye yapıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erdem, toparlayın lütfen.
EKREM ERDEM (Devamla) – Sayın Bakan, yaptığı yanlışlıklarda niye direniyor. Siz, halktan ve Haktan kormuyor musunuz Sayın Bakan?
Sayın Bakan, bu kadar acele niye; söz konusu yer, Sarıyer Belediyesinin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tekrar denetimine girmesi mi sizi telaşlandırıyor, sizi korkutuyor? Kaçıramadığınız şeyler mi, saklayamadığınız birtakım uygulamalar mı var? Sizi, yasa tanımaz hale getiren, bütün yerleşmiş prosedürleri altüst edecek, bir ilçe memurluğuna hitaben yazı yazmaya mecbur eden gerçek ne Sayın Bakan?
Tabiî, Bakan burada yok. Biz, bu sorulara cevap bekliyoruz, Sarıyer halkı bekliyor, İstanbul halkı bekliyor, belki rantiyeciler de bekliyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.
EKREM ERDEM (Devamla) – Sayın Başkan, müsaadenizle son cümlemi söylüyorum.
Sayın Bakanın bu usulsüz uygulamalarını, kamuoyunun ve Yüce Heyetinizin takdirlerine sunuyor; saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.
Gündemdışı söz için, Hükümet adına bir yanıt talebi yok.
Sayın Karakoyunlu, sanıyorum, çalışma süremiz bakımından, önemli gündemdışı söz talebiniz için, size, yarın, söz verme olanağımız olmayacak. Onun için, yarının önemi nedeniyle, yerinizden, birkaç cümleyle bu önemi ifade edebilirseniz, Genel Kurulumuzla paylaşmış olabiliriz.
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, yarın 24 Temmuz, tarihimizde "Büyük Lozan Günü" olarak kutladığımız, fevkalede önemli bir gün. Sayın Dışişleri Bakanımız, lütfen Meclise teşrif edip, bu konuda birkaç cümle söylemiş olsaydı, Meclisimizin değerli grup üyelerine de, bu konudaki görüşlerini belirterek, 75 inci yılını idrak ettiğimiz cumhuriyetimizin 75 inci yılına hayatiyet kazandıran "Büyük Lozan Günü" üzerindeki görüşlerini ifade fırsatı verirdi.
Bildiğiniz gibi, Yüce Atatürk, her 24 Temmuzda İsmet Paşaya bir telgraf çeker ve Büyük Lozan Günündeki gayretlerinden ötürü kendisini kutlardı. Ayrıca, Mecliste kürsüye çıkar ve bu bahsi etraflı biçimde tartışırdı. Bu konuda bize fırsat verdiğiniz için teşekkürlerimi arz ediyorum.
Aynı zamanda, 24 Temmuz, Basın Bayramı, sansürün kalkışı. Keza, basından sorumlu devlet bakanımız da lütfedip konuşsaydı, görüş arz edebilecektik.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BA
ŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakoyunlu.Yalnız, sayın bakanlar adına şunu anımsatayım, yarın, normal olarak çalışma günümüzdü, belki, böyle bir düşünceyi yarın için besliyorlardı; ama, Genel Kurulun iradesi belki, yarın bu imkânı onlara vermeyecek.
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Söz verdiğiniz için tekrar teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar sırasındaki gözlemim, birden çok arkadaşımızın cep telefonunu kapatmayı unutarak Genel Kurul salonuna indiği yolunda. Bu telefonlar çalınca, gözleyebildiğim kadarıyla, arkadaşlarımız da, rahatsız oluyorlar; konuşmak zorunda kaldıkları için, gündemle yüzlerini örtüyorlar, başlarını sıra kapaklarının altına eğmek durumunda kalıyorlar. Bu arkadaşlarımızı, rahatsızlıklarını önlemek için, cep telefonlarının kapatılması hususunda, gündeme geçerken, son defa uyarmak istiyorum.
Sayın milletvekileri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları çok uzun olduğu için -bazı araştırma ve soruşturma önergeleri de var- Divan Üyesi arkadaşımızın oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı tezkeleri vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 23 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu'nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 23 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Işın Çelebi'nin dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu'nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 23 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
23 Temmuz 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 23 Temmuz 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir'in dönüşüne kadar; Ulaştırma Bakanlığına, Devlet Bakanı Mehmet Batallı'nın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Üyesi bulunduğum (9/19) esas numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu üyeliğinden ist
ifa ediyorum.Gereğini saygılarımla arz ederim. 21.7.1998
Nezir Büyükcengiz
Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Kanuna ve genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Devlet eski Bakanı, Dışişleri eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve eski Başbakan Tansu Çiller hakkında kurulan (9/16) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun, çalışma süresinin uzatılmasına dair bir tezkere vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:
22.7.1998
Türkiye Büyük
Millet Meclisi BaşkanlığınaKanuna ve genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüyü kullandığı iddiasıyla Devlet eski Bakanı, Dışişleri eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve eski Başbakan Tansu Çiller hakkında kurulan (9/16) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonumuz, 22.7.1998 tarihinde yaptığı toplantıda, Komisyonun kendisine tanınan bu sürede çalışmaları tamamlayamayacağı anlaşılmış ve Anayasanın 100 üncü maddesinde belirtilen iki aylık ek sürenin Komisyon çalışmasının bitim tarihi olan 26.7.1998 tarihinden itibaren iki aylık ek süre istenmesi kararı alınmıştır.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Suha Tanık
İzmir
Komisyon Başkanı
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu Komisyon daha önce iki ay süre kullanmıştır. Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 110 uncu maddeleri, soruşturmasını iki ay içinde bitiremeyen komisyona iki aylık yeni ve kesin süre verileceği hükmünü içermektedir. Bu nedenl
e, Komisyonun süre talebini bilgilerinize sunuyorum.Kanuna ve genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Turizm eski Bakanı ve Başbakan Mesut Yılmaz hakkında kurulan (9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun çalışma süresinin uzatılmasına dair bir tezkere vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.
22.7.1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Turizm eski Bakanı ve Başbakan Mesut Yılmaz hakkında açılan (9/17) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonumuzun 21.7.1998 tarihinde yaptığı toplantıda aldığı karar gereğince, Komisyon çalışmalarının süresinde tamamlanamayacağı görüşüyle, çalışma süresinin bitim tarihi olan 26.7.1998 tarihinden itibaren iki aylık eksüre istenmesi kararı almıştır.
Gereğini bilgilerinize arz ederim.
Fikret Ünlü
Karaman
Komisyon Başkanı
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu Komisyon da daha önce iki ay süre kullanmıştır. Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 110 uncu maddeleri, soruşturmasını iki ay içinde bitiremeyen komisyona iki aylık yeni ve kesin süre verileceği hükmünü içermektedir. Bu nedenle, Komisyonun süre talebini bilgilerinize sunuyorum.
Meclis soruşturması önergeleri vardır; önergeler, bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.
Meclis soruşturması önergelerini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından 1996 Aralık ayında Ankara'da yapılmış olan ve kamuoyunda uzun süre tartışılan ve CHP tarafından da birkaç defa Meclis gündemine getirilen personel alımları için açılan sınavla ilgili üç bakanlık müfettişi (ikisi başmüfettiş) ve üç de SSK müfettişinin birlikte, günlerce yaptıkları inceleme sonucunda tanzim ettikleri rapor, ilgili mercilere ulaşmış bulunmaktadır.
Müfettişler, sözü edilen sınava girmek için 88 022 müracaatın kaydedildiği, 23 adet kayıt defteri ile sınavı kazananların binden fazlasının özlük dosyaları, ayrıca sınavı kazandığı bildirilen ve kurumun merkez ve taşra teşkilâtında görev yapmak üzere atanan 752 memur ile sınavı kazanamayan 13 adayın ve ayrıca sınavla ilgili birçok bakanlık ve genel müdürlük personelinin ifadelerine başvurmuşlardır.
Emekliye ayrılmış olan Sınav Kurulu Başkanı Mahfuz Güler ile üye Mehmet Karaca ifade vermekten imtina etmişlerdir.
Bakanlık eski müsteşarı ve anılan dönemde SSK Genel Müdür Vekilliği yapmış olan Ali Toptaş, eski Genel Müdür Ekrem Önal, Bakanlık Özel Kalem Müdürü Mustafa Birbenli ile o zamanki bakanın danışmanı ve Özel Kalem Müdür Vekili Hayrettin Özbay ise başvuru yazısına cevap vermişler
dir.Konu ile ilgili olarak müfettişlerce bilgi ve görüşlerine ihtiyaç duyulan zamanın bakanı Sayın Necati Çelik'e gönderilen 20.11.1997 tarih ve 35/14 sayılı yazıya ise hiçbir yanıt alınamadığı raporda kaydedilmiştir.
Netice olarak yapılan sınavda;
1. Devlet Memuru Olarak Atanacaklar İçin Mecburi Yeterlik ve Yarışma Sınavları Genel Yönetmeliğinin 15 inci maddesine aykırı davranıldığı,
2. En az (B) sınıfı sürücü belgesine sahip olmaları şoför adaylarından istendiği halde (B) ve (C) sınıfı sürücü belgesi alanların da alındıkları, halbuki; SSK Personel Unvan Yükselme Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinde, (E) sınıfı sürücü belgesi arandığı,
3. Sınava gireceklerde yaş üst sınırı konmayarak personel yönetimi genel ilkelerine aykırı hareket edildiği,
4. 28.11.1996 tarihinden itibaren yapılacağı ilan edilen sınavın hava koşulları nedeniyle ertelendikten sonra 2.12.1996 tarihinde yapılan bir basın toplantısı ile 6-7-8 Aralık 1996 tarihlerinde yapılacağının duyurulduğu, bu nedenle uzak yerlerden gelecek olanların ulaşım güçlüğü nedeniyle gelemediği ve 12 793 adayın yazılı sınava katılamamasında bu durumun etkili olduğu,
5. SSK Personel Yönetmeliğinin 37 nci maddesine göre taşrada yapılması imkânı bulunmasına rağmen, sınavın yalnızca Ankara'da yapılması, düzenli ve güvenli bir ortamda yapılamamasına neden olmuş ve dolayısıyla zamanın yönetiminin kontrolünde istenilen sonuçları elde etmek maksadına matuf olduğu,
6. Yalnızca adayların veya birinci derece yakınlarının getirecekleri iş talep formlarının kabul edileceği talimatı verildiği halde zaman zaman bazı kurum personeli ile düzeni sağlamakla görevli polis memurlarının getirdiği talep formlarının kabul edildiği,
7. Sınav kazandığı anlaşılan çok sayıda adaya ait iş talep formunun Refah Partisi ve Bakanlık Özel Kalem Müdürlüğü aracılığı ile SSK Genel Müdürlüğüne intikal ettirildiği bu formlar ile genel müdürlük üst düzey yöneticileri tarafından, ilgililere iletilen formların mesai saatleri dışında genel müdürlükte toplu halde başvuru defterlerine kaydedildiği ve aday imtihana giriş belgelerinin de formları gönderen ilgililere verildiği,
8. Bakanlık Özel Kalem Müdürlüğüne gönderilen çok sayıdaki giriş belgesinin öğrenim grupları itibariyle burada tasnifi yapılıp, sıra numarası verilerek bilgisayara yüklendiği ve daha sonra adaylara dağıtıldığı bu suretle, RP, Bakanlık ve SSK Genel Müdürlüğü yetkileri ile bağlantı kuran adayların kayıtlarının yapıldığı,
9. Sınavda adaylara eşit koşulların sağlanmadığı (A) ve (B) grubu sorular arasında eşdeğerlik bulunmadığı ayrıca (A) grubu adaylara sorulan 19 N0.lu tarih sorusunda Misak-ı Millî ile ilgili olumsuz mesaj verildiği,
10. Sınav kâğıtlarının bilgisayarda değerlendirilmesi mümkün iken, istediklerini kazandırabilmek için bu yola başvurulmadığı, sınav kazanan 2 042 adayın numaralarının ara vermeden ard arda birbirini takip ettiği, bunlardan 155 aday numarasının Kocaeli RP İl Başkanlığından bildirildiği (kayıt defteri imza yeri boş veya sahte imzalı),
11. Sınav kazandırılmak istenen ve Bakanlık Özel Kalem Müdürlüğünden SSK Genel Müdürlüğüne gönderilen listede bulunan adayların, Bakan Necati Çelik, müsteşar, müsteşar yardımcısı, özel kalem müdürü, SSK Genel Müdürü, genel müdür yardımcısı, sınav kurulu üyesi gibi yetkililer veya bunlara yakın çalışanların yakınları ile Refah Partisinden intikal ettirilen iş talep formlarından teşekkül ettiği,
12. Değerlendirmeden önce sınav kâğıtlarının kimlik bölümlerinin açıldığı, sınav kâğıtlarında düzeltmeler yapıldığı, örnek olarak bilirkişiye verilen 435 adet sınav kâğıdının hiçbirinde sınav kurulu üyelerinin elyazısıyla verilmiş puana rastlanmadığı, buna karşılık memur İsmail Anayurt tarafından 56 sınav kâğıdına puan verildiği ve sözlü sınavın 23-28 Aralık 1996 tarihinde yapılacağı, yazılı sınavın açıklandığı 20.12.1996 günü duyurularak mevzuatta öngörülen 10 günlük itiraz süresinin beklenmediği,
13. Sözlü sınavın birer kişiyle yapıldığı, verilen notun kurul notu olarak gösterildiği, aşçı ve şoför adaylarının sözlü imtihanının ise tamamen sınav kurulu dışında yapıldığı, göstermelik bir sınav olduğu her halinden belli olduğu ve itirazların personel yönetmeliği gereğince sınav kurulunca değerlendirilmesi gerekirken, itiraz ettirilen ve sahte imzalarla deftere geçirilen 80 adaya ait sınav kâğıdının hiçbirinde sınav kurulu üyelerine ait verilmiş puan olmadığı, 23 adayın puanı memur İsmail Anayurt, 15 adayın puanının ise memur Muhlis Güllü tarafından verilerek sınav kazandırıldıkları,
14. Yapılan inceleme ve beyanlardan 80 adayın sınava hiç girmedikleri, sözlü sınav tutanakları puanlarının 37'sinin memur Muhlis Güllü, 29'unun memur Murat Aktaş, birinin de İsmail Anayurt tarafından verildiği, tebligatların sahte işlemlerle 8 ve 22 Ocak 1997'de yapılmış gibi gösterildiği ve ilkokul diplomalı gözüken 5407 ve 20720 No'lu, biri de ortaokul diplomalı gözüken 21013 numaralı adayların okur-yazar olmadıkları, ayrıca 5407 ve 21013 No'lu adayların yazılı sınav sonuçlarına itiraz ettirilerek imtihan kazandırıldıkları; 12136 No'lu adayın da yerine ağabeyinin girdiği, Bakanın bazı yakınlarının da bu 80 kişi
içinde olduğunun anlaşıldığı, ayrıca, ifadelerine başvurulan 687 aday ile itiraz üzerine kazandırılan 80 adayın 231'inin siyasî partilere kayıtlı olduğu, 178'inin de RP'li olduğu (Bakanın yeğeni 27044, kayınbiraderi 10292 Nol'lu adaylar) raporda tespit edildiği,15. Özel Kalem Müdürünün Bakanın talimatı dahilinde çalıştığı, Malatya Milletvekili Ayhan Fırat konuyu Meclise getirdiği halde, Bakanın Teftiş Kuruluna konuyu intikal etttirmediği anlaşılmıştır.
Raporun sonunda; Bakanın Türk Ceza Kanununun 240 ncı madesinde belirtilen görevini kötüye kullanma suçunu işlediği belirtilmektedir. Müsteşar Ali Toptaş ve Genel Müdür Ekrem Önal'ın da 240 ncı maddesinde belirtilen görevi kötüye kullanma suçu işlediğini, diğer görevlilerin ise Türk Ceza Kanununun 339 uncu maddesinde kayıtlı (resmî evrekta sahtekârlık) suçu işledikleri, çoğunun memuriyetten men ve bir daha devlet hizmetine alınmamaları ve hepsi hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına ve başından sonuna kadar usulsüzlük, sahtecilik, kayı
rmalar yapıldığı ve siyasî kadrolaşma maksadıyla kullanıldığı tespit edilen bu sınavın, bütün sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış denilmektedir.Bu nedenle; yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınarak, zamanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik hakkında Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesine uyan eylemlerinden dolayı Anayasanın 100 üncü maddesi ve İçtüzüğün 107 nci ve sonraki maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Ay
han Fırat Oya Araslı Nihat MatkapMalatya İçel Hatay
Bekir Yurdagül Yüksel Aksu Ali Şahin
Kocaeli Bursa Kahramanmaraş
Yusuf Öztop Ali Topuz Tuncay Karaytuğ
Antalya İstanbul Adana
Ali Rıza Bodur Algan Hacaloğlu Birgen Keleş
İzmir İstanbul İzmir
Haydar Oymak Ercan Karakaş Hilmi Develi
Amasya İstanbul Denizli
İrfan Gürpınar Ali Dinçer Zeki Çakıroğlu
Kırklareli Ankara Muğla
Atilâ Sav Mustafa Kul Veli Aksoy
Hatay Erzincan İzmir
Orhan Veli Yıldırım Şahin Ulusoy Mustafa Yıldız
Tunceli Tokat Erzincan
Erol Çevikçe Erdoğan Yetenç Bekir Kumbul
Adana Manisa Antalya
Önder Sav İsmet Atalay Ahmet Küçük
Ankara Ardahan Çanakkale
Seyfi Oktay Eşref Erdem Celal Topkan
Ankara Ankara Adıyaman
Nezir Büyükcengiz Sabri Ergül Yılmaz Ateş
Konya İzmir Ankara
Ahmet Güryüz Ketenci Metin Arifağaoğlu Önder Kırlı
İstanbul Artvin Balıkesir
Fikri Sağlar Yahya Şimşek Mehmet Sevigen
İçel Bursa İstanbul
Cevdet Selvi Murat Karayalçın Aydın Güven Gürkan
İstanbul Samsun İzmir
Bülent Tanla M
ehmet Moğultay Fuat Çayİstanbul İstanbul Hatay
Adnan Keskin Erdal Kesebir Fatih Atay
Denizli Edirne Aydın
Hikmet Aydın Ali Haydar Şahin Onur Kumbaracıbaşı
Çanakkale Çorum Kocaeli
Mahmut Işık
Sıvas
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, soruşturma önergesi üzerinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Günü belli değil efendim; sadece bilgiye sunuyoruz.
Diğer soruşturma önergesini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Petrol Ofisi A.Ş'nin yüzde 51'lik kamu hissesinin özelleştirilmesi için ihaleye çıkıldığı ve ihalede en yüksek fiyatı veren (1 160 milyon dolar) Akmaya-Orteks grubunda kaldığı bilinmektedir.
Özelleştirme Yüksek Kurulunun 15.7.1998 tarihli toplantısında aldığı beklenmekdik bir kararla ihaleyi alan firmayı devre dışı bırakmış, 2 nci sırada olan firmayla da görüşmeden, ihaleyi 3 üncü sıradaki Konsorsiyuma verdiğini açıklamıştır.
Konu dikkatle incelendiğinde, ihalenin sonuç bölümü hariç, 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun şeffaflık ilkesine aykırı olduğu, ayrıca, 4054 sayılı Rekabet Kurulu Yasasının çiğnendiği, Özelleştirme Yüksek Kurulu kendi kuruluş kanununda olmamasına rağmen sıra değişikliğine giderek ve tercih kullanmak suretiyle ihaleye fesat karıştırılarak devleti zarara uğrattığı görülmektedir. Daha da önemli olan Başbakanın bu tutumu Özelleştirme Kurumunu yıpratmış, şaibe altında bırakmış ve ileride yapılacak özelleştirmeleri de etkileyecek bir hal almıştır.
Bu sebeple Başbakan Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Işın Çelebi hakkında T.C.K'nun 240 ıncı ve 339 uncu maddesindeki görevi kötüye kullanma ve ihaleye fesat karıştırma sonucunu oluşturan eylemlerinden dolayı Anayasanın 100 üncü, TBMM İçtüzüğünün 107 nci maddesi uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasını 20.7.1998
arz ve teklif ederiz. 20.7.1998
Veysel Candan Ekrem Erdem Musa Uzunkaya
Konya İstanbul Samsun
Lütfi Yalman Feti Görür Sabahattin Yıldız
Konya Bolu Muş
Zülfükar İzol Yakup Budak Abdullah Gencer
Şanlıurfa Adana Konya
Cemalettin Lafçı Süleyman Arif Emre Ahmet Çelik
Amasya İstanbul Adıyaman
Hasan Hüseyin Öz Naci Terzi Ramazan Yenidede
Konya Erzincan Denizli
Osman Pepe Musa Okçu Şaban Şevli
Kocaeli Batman Van
Sıtkı Cengil Fethullah Erbaş Hasan Dikici
Adana Van Kahramanmaraş
Şinasi Yavuz Zeki Karabayır Ersönmez Yarbay
Erzurum Kars Ankara
Ahmet Cemil Tunç Abdullah Arslan Ahmet Doğan
Elazığ Tokat Adıyaman
Rıza Ulucak Sait Açba İsmail Özgün
Ankara Afyon Balıkesir
Hüseyin Olgun Akın Cevat Ayhan Turhan Alçelik
Ordu Sakarya Giresun
Ahmet Karavar Ahmet Bilge Ne
zir AydınŞanlıurfa Ankara Sakarya
Mehmet Altan Karapaşaoğlu Memduh Büyükkılıç Ali Oğuz
Bursa Kayseri İstanbul
Mikail Korkmaz Cafer Güneş Mehmet Bedri İncetahtacı
Kırıkkale Kırşehir Gaziantep
İsmail İlhan Sungur Maliki Ejder Arvas Nurettin Aktaş
Trabzon Van Gaziantep
Sacit Günbey Ahmet Dökülmez M. Salih Katırcıoğlu
Diyarbakır Kahramanmaraş Niğde
Aslan Polat Ömer Vehbi Hatipoğlu Hüsamettin Korkutata
Erzurum Diyarbakır Bingöl
Bekir Sobacı Ömer Özyılmaz Osman Yumakoğulları
Tokat Erzu
rum İstanbulKâzım Ataoğlu İ. Ertan Yülek Nurettin Kaldırımcı
Bingöl Adana Kayseri
Azmi Ateş
İstanbul
Gerekçe:
1- POAŞ özelleştirmesinde satışa esas olan değerlendirme sağlıklı yapılmamıştır. Birçok gayrimenkul iz bedel üzerinden yazılmış ve gerçek değerin yazılması durumunda satışın zor olacağı düşünülmüştür. Ayrıca, bürokratlar etki altında bırakılarak, özelleştirmeye karşı oldukları ithamıyla karşı karşıya bırakılmışlardır. Bu mantık içerisinde, POAŞ'ın malvarlığı 650 milyon dolar olarak deklare edilmiştir. Bu değer gerçek kıymetin çok altında olup, eksik ve yanlıştır. POAŞ yetkililerinin verdiği bilgiye göre, POAŞ bilançosundaki kasa, banka, stoklar ve alacaklar gibi her an çevrilebilecek değerlerin toplamı 90-100 trilyon liradır. Ayrıca, Petrol Ofisinin aktifinde yer alan ve değeri trilyonlarla ifade edilen, gemi, tanker, uçak ikmal tankerleri ve kara nakil vasıtaları 1TL iz bedel üzerinden izlenmektedir. Devlet Planlamadan ödeneği alınamayan birçok yatırım, bakım onarım faslından yapıldığı
için bilanço aktifinde yer almamaktadır. Gerçek bir değerlendirme ve hesap yapıldığında, POAŞ'ın bugünkü değerinin birkaç katrilyon olduğu ortaya çıkacaktır.2- POAŞ'ın özelleştirmesinde altyapı eksiklikleri mevcuttur. Özellikle, çalışan personelin, işçi, memur ve sözleşmeli personel açısından belirsizlikler mevcuttur. Bu ana kadar, 2 903 sözleşmeli personelin tazminatlarının kimin tarafından ve nasıl ödeneceği hususunda yazılı olarak müracaat etmelerine rağmen, henüz bir cevap alamamışlardır. Şayet, çalışan işçiler, tazminatları ödenmek suretiyle işten çıkarılacaklarsa veya memurlar başka bir devlet kurumuna aktarılacaklarsa, bu yapılacak işlem, 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun çeşitli fıkralarına aykırıdır.
3- POAŞ, petrol ürünleri üretim, rafine ve dağıtımında bir halkayı teşkil eder. Bu halkada, POAŞ'la birlikte, TÜPRAŞ, TPAO ve BOTAŞ bulunmaktadır. Bu halkanın en kârlı bölümü de, POAŞ'ın yaptığı dağıtım hizmetidir. POAŞ'ın yalnız başına özelleştirilmesi, diğerlerine zarar verecek ve özellikle de, özelleştirme kapsamında olan TÜPRAŞ'ın değerini düşürecektir.
4- 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu, ihalenin bütün safhalarının şeffaf olmasını amirdir. Halbuki, bu olayda, perde arkasında tüm işler tamamlandıktan sonra, son aşamada finale kaldığı söylenen firmalara TV ekranları açılmış ve oradan çıkan neticeye de uyulmamıştır.
5- POAŞ özelleştirmesinde, yine, 4046 sayılı Özelleştirme Kanununda, stratejik önemi haiz fıkra ihlal edilmiş ve satışta, altın hisse, yani kamu denetimi 5 yılla sınırlandırılmıştır. Bu durum, hem sakıncalı hem de yasalara aykırıdır. Kaldı ki, geçmişe baktığımızda, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında, özel bir işletme olan ATAŞ rafinerisi bakıma alınma gerekçesiyle üretim durdurulmuş, ihtiyaç, devlet kuruluşu olan İPRAŞ'tan karşılanmıştır. 1990 Körfez Krizinde, yabancı şirketler bütün ürünlerine zam yapıyorlar, ancak, POAŞ, eski fiyatla satışa devam ediyor; bu durumda, yabancı şirketler de fiyatları indirmek zorunda kalıyor. 1994-1996 yıllarında, yabancı sermaye kuruluşu olan ATAŞ rafinerisi, z
arar gerekçesiyle üretimi durduruyor. Bunun sonucunda, Hükümet, aldığı bir kararla, yüzde 15'lik Akaryakıt İstikrar Fonundan vazgeçiyor. Yine, Yunanistan'la yaşanan Kardak Krizinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacını, bir gecede, POAŞ, bayilerine verdiği ürünü geri alarak karşılıyor. Özetle, altın hisse, yani kamu denetiminin, 5 yılla sınırlandırılması sakıncalıdır.6- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 4054 sayılı Kanunu da ihlal ederek, Rekabet Kurulu görüşünü zamanında almayarak oldubittiye getirmiştir. Rekabet Kurulu, kendisine müracaatla değil, basından çıkan haberlerden yola çıkarak resen inceleme başlatmış ve şu ana kadar da sonuçlandırmamıştır. Halbuki, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, baştan sona, Rekabet Kurulu ile birlikte, paralel çalışması gerekmekteydi; kamu menfaati bunu gerektirir. Aksi halde, burada olduğu gibi yapılırsa, yönlendirme olur ve idare bundan zarar görür.
7- 4046 sayılı Özelleştirme Kanununda, Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının görev ve yetkileri ayrı ayrı belirlenmiştir. Bu kurumların kuruluş kanunları incelendiği zaman, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tüm çalışmaları yapar, ihaleyi tamamlar ve Özelleştirme Yüksek Kurulu da işlemleri onaylar veya reddeder. Burada olduğu gibi, üçüncü sırada kalan bir konsorsiyumu birinci sıraya getirmek veya yeniden fiyat düzenleme yetkisi yoktur. Burada, Özelleştirme Yüksek Kurulunun yaptığı işlem hukuken tartışmalıdır ve yetki aşımı söz konusudur. Kaldı ki, yaptığı işlem sonucunda idarenin kârı olmayıp, aksine zararı söz konusudur.
8- Nihaî karar aşamasında, önce aranan şartlara göre yeterlilik verilmişken, finale kalan 3 firmadan ilave şartlar talep edilmiş, ihaleyi alan birinciyle ikinci sırada olan firmayla hiç görüşme yapılmadan üçüncü firmanın fiyatı, birinci firmanın rakamına yükselterek ihale sonuçlandırılmaya çalışılmıştır. Halbuki, birinci ve ikinci firma, daha şimdiden 50 milyon dolar (yaklaşık 2 trilyon) fazla verebileceklerini açıklamışlardır. Bu gelişmeler, önceden planlı bir satışın yapıldığı, firmanın da alet olarak kullanıldığı izlenimini vermektedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile Özelleştirme Yüksek Kurulu adına açıklama yapan Devlet Bakanı Sayın Işın Çelebi'nin, Rekabet Kuruluyla ilgili açıklamasında çelişki olup, yapılan bu haksız uygulamada siyasî ve ticarî ilişkilerin ve menfaat lobilerinin etkili olduğu anlaşılmaktadır.
Buraya kadar açıklamaya çalıştığımız hususlar, Özelleştirme İdaresinin satışlarına gölge düşürmüş ve daha sonra yapacağı satışlara da talebi azaltmıştır. Aslında, bu tür uygulamalar, Hükümete olan güveni de sarsmaktadır. Dolayısıyla yapılan, hatalı, yanlış ve hukukdışı işlem, bundan sonra özelleştirilecek kurumların değerinde düşüşe sebep olmuştur.
Bu sebeple, Başbakan Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Işın Çelebi haklarında, TCK 240 ve 339 uncu maddesindeki görevi kötüye kullanma ve ihaleye fesat karıştırma sonucunu oluşturan eylemlerinden dolayı, Anayasanın 100 üncü, TBMM İçtüzüğünün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasını arz ve talep ederiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Anayasanın 100 üncü maddesinde ifade olunan "Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve karara bağlar" hükmü uyarınca, soruşturma önergelerinin görüşme günlerine dair Danışma Kurulu önerisi daha sonra Genel Kurulun onayına sunulacaktır. Söz talepleri o onaydan sonra alınacaktır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
23.7.1998
Danışma Kurulu Önerisi
Genel Kurulun 23.7.1998 Perşembe günü "Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları" kısmındaki işlerin bitiminden sonra ve 24.7.1998 Cuma günü çalışmaması hususunun Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Hikmet Çetin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Ülkü Güney Salih Kapusuz Turhan Güven
ANAP Grubu Başkanvekili FP Grubu Başkanvekili DYP Grubu Başkanvekili
Ali Ilıksoy Önder Sav Müjdat Koç
DSP Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili DTP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN – Danışma Kurulumuz "bu hafta, az zamanda çok iş yaptık" görüşünde.
Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
REFİK ARAS (İstanbul) – Sizin sayenizde oldu.
BAŞKAN – Meclis Genel Kurulunun sayesinde oldu efendim.
6 ilde uygulanmakta olan olağanüstü halin dört ay süreyle uzatılmasına ilişkin bir Başbakanlık tezkeresi vardır; okutuyorum:
14.7.1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24.3.1998 tarihli ve 537 sayılı kararı uyarınca Diyarbakır, Hakkâri, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van illerinde devam etmekte olan olağanüstü halin, 30.7.1998 günü saat 17.00'den geçerli olmak üzere dört ay süreyle uzatılmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisine arzı, Bakanlar Kurulunca 7.7.1998 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Gereğinin yapılmasını, saygılarımla, arz ederim.
Mesut Yılmaz
Başbakan
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerinde İçtüzüğün 72 nci maddesine göre görüşme açıyorum.
Grupla
ra, Hükümete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.Konuşma süreleri, gruplar ve Hükümet için 20'şer dakika; şahıslar için 10'ar dakikadır.
Görüşmelerin sonunda da tezkereyi oylarınıza sunacağım.
Hükümetin, tezkere hakkında açıklama konusunda, şimdiden, öncelikli bir söz talebi var mı efendim?..
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Hayır efendim; sonra...
BAŞKAN – Yok.
Şu ana kadar, gruplar adına bize intikal eden bir söz talebi yok.
Şahısları adına; Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Çelik, Sıvas Milletvekili Sayın Nevzat Yanmaz söz talebinde bulundular.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Grubumuz adına Sayın Musa Okçu konuşacak efendim.
BAŞKAN – Fazilet Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Musa Okçu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA MUSA OKÇU (Batman) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 32 nci kez görüşülmekte olan ve Diyarbakır, Hakkâri, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van İllerinde devam etmekte olan olağanüstü hal uygulamasının dört ay uzatılmasını öngören Başbakanlık tezkeresi üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, olağanüstü hal uygulaması, 18 Temmuz 1987 tarihinde başladı. Ancak, daha 1978'de, zaten, bu bölgede sıkıyönetim uygulanmaktaydı. Demek ki, 20 yılı aşkın, yani, nerede ise, çeyrek asırdır, bu bölge halkı, bir baskı ortamında hayatını sürdürmektedir. Sözünü ettiğimiz bu zaman dilimi içinde, bölgemizde şiddet ve baskı kol gezmekte, zaman zaman bir rahatlama göze çarpsa da, bazı çevreler, yaraları kaşımakta ve huzursuzluğun sürekliliğini sağlamaktadırlar; olağandışın halin devamını sağlamak üzere âdeta suni provokasyonlar düzenlenmektedir; halka kobay muamelesi re
va görülmektedir.Şu anda 32 nci defa olağanüstü uygulamayı görüşüyoruz ve son bir haftadan beri Türkiye'de gelişen olaylar, hiçbir vatandaşımızın gözünden kaçmamıştır. Bu kürsüden birçok sayın üye "uygulama artık, Türkiye'nin gündeminden kalksın" diyecektir; ancak, bazı kendini sorumlu hissedenlerin dikkatimizi çekecekleri yer bellidir. Şöyle diyeceklerdir; işte, gerekçe: "Sıvas, Tokat, Samsun, Ordu, Giresun ve Gümüşhane'ye kadar terör yayılma eğilimi içindedir. Bu sebeple, olağanüstü hal uygulamasının devamı kaçınılmazdır."
Ancak, herkes ve her kesim bilmeli ki, hep bu karar öncesi, özel olarak terör tırmandırılıyor. Bu yapılırken, Meclis ve güvenlik kesimleri etki altına alınmak isteniyor. Olağanüstü halin devamı böylece sağlanıyor.
Olağanüstü halin devamı acaba kime zarar kime yarar temin ediyor? Bize göre, ayakta durması için en önemli propaganda malzemesi olan OHAL, teröre yaramaktadır ve derin devletin içine tünemiş, Türkiye'nin kan kaybetmesinden rant elde eden politik güvenlik ve politik mafya tacirlerine yaramaktadır ve yine, çarpık uygulamadan dolayı, devlet ve terör arasına sıkışmış, can çekişen mağdur halk, ne yazık ki, zarar görmektedir; ölmektedir, yurdundan, köyünden, tarlasından, yaylasından kovulmaktadır.
Sayın milletvekilleri, unutulmamalıdır ki, bildiğimiz -siyaset ve güvenlik, mafya çerçevesinden- mafya çerçevesinden büyüyen çetelerin doğup yeşerdiği mekân, OHAL bölgesi olan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesidir; dal budak saldığı bütün Türkiye'dir. Yani, Susurluk çetesi, Söylemezler çetesi, Yüksekova çetesi, Kocaeli çetesi ve benzeri mafya oluşumlarının ürediği bataklık, OHAL bataklığıdır.
Sayın milletvekilleri, Anayasanın 120 nci maddesinde şöyle denilmektedir: "Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edilebilir." Yani, halkın güvenliği ve huzuru için olağanüstü hal ilan edilir. Demek oluyor ki, devlet, halk içindir;
halka rağmen devlet olamaz.Aslında, tarihî açıdan daha uzaklara gidecek olursak, bölgeye karşı, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, âdeta, ayrı bir hukuk uygulanmıştır. Takriri Sükûn Kanunu, İskân Kanunu, İstiklâl mahkemeleri, Tunceli Kanunu, Olağanüstü Hal Valiliği, bu bölge halkına karşı kullanılmıştır. Türkiye, bugün, bu acı tabloyla, bu sebeple karşı karşıyadır.
Sayın milletvekilleri, bütün bu özel düzenleme ve uygulamalara mukabil, sorunlar daha da derinleşerek karmaşık hal almıştır. Ondört yıldır aralıksız süren "düşük yoğunluklu savaş" olarak nitelenen çatışma ve şiddet ortamında 40 bine yakın insan hayatını kaybetmiş, 4 bin civarında köy yakılıp boşaltılmış, onbinlerce insan işkenceden geçirilmiş, onbinlercesi tutuklanmış, 3 milyonu aşkın insan göç etmiş ve onbinlerce dekarlık orman alanı yakılmıştır. Aslında, bu bağlamda, devletin görevi, akan kanı kurutup; halkı, özlediği barışa ve huzura kavuşturmaktır.
Sayın milletvekilleri, bir başka açıdan bakacak olursak, güneydoğu bölgemiz, uzun yıllar uygulanan yanlış ekonomik politikalar nedeniyle, diğer bölgelerimizin çok gerisinde kalmıştır. Bölgede işsizlik had safhaya varmıştır. Terör gerekçe gösterilerek, son 15 yıldır bölgede, devlet, yatırım yapmadığı gibi, özel teşebbüsün de, kayda değer hiçbir yatırımı olmamıştır. Yatırımların, sadece kamu eliyle ve sınırlı seviyede kalması nedeniyle, ağır ekonomik şartlar bulunmaktadır. Bölgenin, özellikle, hayvancılık ve tarım alanında düştüğü zaaf, bütün Türkiye'yi, hayvansal ve tarımsal açıdan kendine yetmez
hale getirmiştir.Can güvenliği nedeniyle köylerin boşaltılmış olması, eğitime büyük bir darbe vurmuş, göç alan merkezlerdeki okulların fizikî imkânları yetersiz kalmış, kırsal kesimlerdeyse, okulların kapalı olması sebebiyle de, cehalet, alabildiğine yayılmıştır.
Bölge insanı, terörün baskısıyla, yıllardır psikolojik ve ekonomik sıkıntılar çekmektedir. Can güvenliği olmadığı için, batıya göç eden insanlarımız, gittikleri yerlerde de ekonomik ve sosyal problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Hatta, terör illetinden kaçtığı halde, göç ettiği yerde, çaresizlikten ve işsizlikten, orada, yine terörün kucağına düşmektedir.
Ayrıca, koruculuk teşkilatı da sıkıntı üretir hale gelmiş ve vatandaşlar için bir tehdit unsuru haline gelerek, birlik ve beraberliğimizi zedelemekte olan terör odaklarının kullanacağı vazgeçilmez propaganda malzemesi haline gelmiştir.
Özetleyecek olursak, yıllardır uygulanan yanlış ekonomik, kültürel ve güvenliğe ilişkin politikaların, sorunları çözmediği, aksine, giderek ağırlaştırdığı açık seçik olarak görülmektedir. Büyük şehirlerimizin varoşlarında nüfusu milyonlara ulaşan işsiz güçsüz terörzedelerden oluşan çadır kentler kurulmuş, ekonomik atılım ve sanayi yatırımları durmuş ve dahası, mevcut tesislerin özelleştirilmesi gündeme alınmıştır.
Eğitim ve öğretimde eleman yokluğu dolayısıyla, huzursuzluk nedeniyle güven ortamı mevcut olmayıp, tedirginlik hüküm sürmektedir. Hal böyleyken, bölgede kamuya ait sanayi kuruluşları ve işletmelerin Özelleştirme Kanunu kapsamında tutularak özelleştirmeye gidilmesi, doğru bir uygulama olmayacaktır. Bu uygulama, bölgedeki had safhada bulunan işsizler ordusuna yeni bir işsizlik potansiyeli ekleyecektir.
Sayın milletvekilleri, bölgede, sosyal huzurun, sosyal barışın ve sosyal güvenliğin sağlanması için ne yapılmalıdır? Türkiye, içeride ve dışarıda, sırtındaki bu kamburu atmak için ne gibi tedbirler almalıdır? Tabiî ki -32 nci kezdir- bu bölgede, sadece OHAL uygulamasının 4 ay uzatılmasıyla bunun mümkün olmayacağı da ortadadır.
Bize göre, özet olarak, şu başlıklar altında tedbirler alınmalıdır:
1– Sosyal güvenlik alanında tedbirler.
2– Boşaltılan ve yakılan köylerin tekrar yaşanır hale getirilmesi ve koruculuk sisteminin gözden geçirilmesi.
3– Bölge ekonomisini canlandırmak için tedbirler.
Bugünlerde, gündemde bulunan doğu ve güneydoğu raporunun bazı gazetelerde yer alması isabet olmuştur; dünkü Milliyet Gazetesinde "İşte Doğu Raporu" şeklinde sürmanşet olmuştur. Doğu ve güneydoğu raporu adı altında bir çalışma yapan sivil toplum kuruluşları, terörün kontrol altına alındığını tarihsel bir döneme girildiğini belirterek, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda yapılabilecekleri sıraladı.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, İktisadî Kalkınma Vakfı Başkanı Meral Gezgin Eriş, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı Başkanı Can Paker ve İstanbul Milletvekili Sedat Aloğlu ve bazı medya temsilcilerinden oluşan grubun çeşitli tarihlerde yaptıkları toplantılarda ortaya çıkan raporun sonuç bölümünde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir bölümünün Kürt kökenli olduğu, Türkiye'nin çeşitlilik açısından sahip olduğu zenginliğin, aynı zamanda, fırsat yaratıcı bir unsur olduğu belirtilmiştir. Toplumu oluşturan farklı grupların, evrensel hak ve özgürlükleri çerçevesinde, kendilerini kültürel açıdan ifade etmeleri, demokrasinin asgarî standartlarından biridir; bu durum, ülkenin üniter devlet kimliğini zedelemez.
Raporun "Kültür ve Kimlik" başlıklı bölümünde şu somut önerilere yer verilmiş: "Gelişmiş ülkelerde örnekleri görüldüğü gibi, farklı kültürlerin ve dillerin araştırılması ve geliştirilmesi için araştırma merkezleri, enstitüler, üniversitelerde dilbilim bölümleri kurulabilir; böylece, Kürt dili ve kültürünün tanındığı somut olarak gösterilmiş olur.
Özel eğitim kurumlarında, resmî dil Türkçenin yanında Kürtçenin de bir alternatif olmasında var olan tereddüt ve kısıtlamalar giderilebilir. Özel radyo ve televizyonlardan Kürtçe yayın yapılabilir."
Aynı raporun bir başka bölümünde "terör, ulusal ve uluslararası hukukta bir insanlık suçudur" denilmektedir ve yine aynı raporda "Hükümetin aldığı olağanüstü hal bölgesinin daraltılması kararının yanısıra, kritik bu dönemdeki olumlu katkılarına rağmen, orta vadede, korucu sisteminin gözden geçirilerek, sayısının azaltılması ve denetlenmesi, korucuların ekonomiye entegre edilmeleri, koruculardan boşalacak alanın devletin güvenlik güçleriyle ikame edilmesi gibi önlemler son derece gerekli ve doğru adımlar olacaktır" diye ifade edilmektedir.
Sivil toplum kuruluşlarının hazırladıkları raporda, Doğu ve Güneydoğuda problemler çözülmedikçe, Türkiye'nin diğer bölgelerinin de rahat edemeyeceği vurgulanmıştır. Aslında, şanlı tarihimize bakacak olursak, bu tür toplumsal huzursuzlukların yaşanmadığını rahatlıkla görürüz. Osmanlı İmparatorluğu birçok halkın ve birçok milletin mozaiğinden oluşmuşken, bu tip meseleleri kökten halletmişti ve dünyanın -o zaman- süper gücü durumundaydı.
Bu sebeple, devletin de, sivil toplumun da, sözünü ettiğimiz raporda geçen konularda cesur adımlar atmakta tereddüt etmemesi gerekir. Batılı örgütlerin, bu meselelerimizden elini kesmemiz için, kendi sorunlarımızı kendi toplumumuzun halletmesi için, bu adımları atmakta gecikmemeliyiz.
Diğer bir tedbir; devlet, 1990 yılından beri, silahlı illegal örgütlerin lojistik desteğini kesmek için, birçok ilde mera yasağı uygulamaya başlamış; ancak, bu yasak, bölgenin başlıca geçim kaynağı olan hayvancılığı olumsuz yönde etkilemiş, hatta hayvancılığı bitirmiştir. Gerek PKK örgütünün eylemleri gerekse sürdürülen operasyonlar ve çatışmalar nedeniyle, köylü tarımsal faaliyetlerini sürdürememiş, tarlasını ekememiş veya ektiğini biçememiş, bahçesine bakamamış, hatta ekili alanları ve bahçeleri tahrip olmuştur.
Bazı bölgelerin coğrafî açıdan engebeli olması ve yerleşimin dağınık olması nedeniyle, yerleşim birimleri devlet tarafından yeteri kadar korunamamıştır. Köylülerin geçici köy korucusu olmaları istenmiş; ancak, bazıları kabul ederken, bazıları olmak istememiştir. Koruculuğu kabul eden köylüler üzerinde PKK'nın baskısı yoğunlaşmıştır, kabul etmeyenlere de güvenlik birimleri kuşkuyla bakmıştır. PKK'nin bu köylerden lojistik destek sağlama iddiaları üzerine, kontroller, operasyonlar bu köylerde yoğunlaşmıştır. Yerleşim birimlerinin hem güvenliğinin sağlanamaması hem de geçim kaynaklarının yok olması, buralarda yaşamı çekilmez hale getirmiştir. İnsanların, köyünde, mezrasında güvenliğinin, geçiminin, sağlık, eğitim ve diğer hizmetlerinin sağlanamaması, köylüleri, yerleşim birimlerini terk etmeye zorlamıştır.
OHAL Valiliğince, 2935 sayılı Kanun çerçevesinde, boşaltılan yerleşim birimleri, özellikle, koruculuk sistemini kabul etmeyen köylüler, belki güvenliklerinin sağlanamayacağı endişesi, belki de PKK'ya yardım edecekleri endişesiyle, güvenlik birimlerince boşaltılmıştır. Ancak, bu uygulama, yasal çerçevede yapılmamış, güvenlik birimlerince fiilen gerçekleştirilmiş olup, özellikle 1992-1994 döneminde yaygınlık kazanmıştır. Azalmış olmakla beraber, uygulama, günümüzde de yer yer devam etmektedir.
Bu şekilde köy boşaltma, yasal çerçevede yapılmadığı için, köylerini terketmeye mecbur kalan insanlara, devlet tarafından, 2510 sayılı İskân Kanunu çerçevesinde iskân, iaşe ve diğer hizmetler sağlanamamaktadır.
Hal böyle iken, boşaltılan ve yakılan köylerden göç ettirilen insanların, yerlerine ve yurtlarına güvenli bir biçimde dönüşleri sağlanmalı, zararları devlet tarafından tazmin edilmelidir. Ödenek bulmakta güçlük çekeriz denilemez; çünkü, terör faturasının karşılığı -yani 1987-1997 yılları arasındaki terör faturasının karşılığı- 84 milyar dolardır. Bunu sağlayabildiğine göre, devlet, bu ödeneği de bulmalıdır.
Bölgede, kâğıt üzerinde alınmış bir dizi tedbir vardır. 54 üncü Hükümet döneminde "600 maddede Güneydoğunun Kalkınması" çalışmaları ve 55 inci Hükümetin aldığı bir dizi teşvik tedbirleri pek iç açıcı olmayacaktır. OHAL şartları ortadan kaldırılmadan vatandaşa da, sanayiciye de güven gelmeyecektir. Özellikle, devletin yatırımda fiilen öncü olması gerekir. Bölge, yatırım için Özelleştirme Kanununun kapsamından çıkarılmalıdır. Bölgedeki kuruluşların özelleştirme kapsamında olmasının çok yönlü sakıncaları bulunmaktadır. Özelleştirme kapsamındaki kuruluşların, beklenen seviyede, gerçek fiyatlarıyla özelleşmesi mümkün değildir. Bu sebeple, özelleştirmeden, devletin istediği kaynağı sağlamasının imkânı yoktur.
Bölgedeki özel şartlar sebebiyle, mevcut tesislerin özel teşebbüs tarafından çalıştırılması çok zordur. Bu tesisler, özelleştirilse de, kısa sürede atıl hale getirilecektir. Bundan sonra ise, sanayi dışında, arsa vesaire gibi şekillerde, rant amacıyla kullanılacaktır. Çalışan işçi ve sözleşmeli personel ise devletin karşısına yeni bir sorun olarak çıkacaktır.
Bölgenin Özelleştirme Kanunu kapsamından istisna edilmesinin sağlayacağı en önemli yarar şu şekilde düşünülmelidir: Özelleştirme kapsamında olan alanda, devlet yatırım yapamamaktadır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Okçu, lütfen, toparlayalım.
MUSA OKÇU (Devamla) – Oysa, bu bölgemizde, devletin yapacağı yatırıma şiddetle ihtiyaç vardır. İmalat sanayiin geliştirilmesine kamu öncülüğünde başlanabilir.
Sonuç olarak, bölgede ivedilikle alınması gereken tedbirler şöyle sıralabilir:
Yarım kalmış, teşvikli veya teşviksiz, özel veya kamu yatırımlarının acilen tamamlanması sağlanmalı ve bunlara acilen işletme kredisi verilmelidir.
Bölgede atıl vaziyette bulunan yeraltı zenginlik kaynakları derhal işletmeye açılarak ekonomiye katkıları sağlanmalıdır.
Kapalı okullar açılmalıdır; açılamayacak okulların açığını kapatmak üzere, her ilçede, köy çocuklarına ait yatılı bölge okullarının yapımına süratle geçilmelidir.
Boşaltılmış köyler yeniden yaşanabilir hale getirilmeli ve vatandaşın iskânı sağlanmalıdır.
Bölgede, tarım ve hayvancılığı yeni şartlara göre geliştirmek maksadıyla özel bir teşvik sistemi uygulanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okçu.
MUSA OKÇU (Devamla) – Bir dakika, topluyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MUSA OKÇU (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan.
BAŞKAN – Mümkün değil efendim. Teşekkür ediyorum.
MUSA OK
ÇU (Devamla) – Bütün milletvekili arkadaşlarımın OHAL'in kaldırılması istikametinde karar vermeleri dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okçu.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Necmettin Dede; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA NECMETTİN DEDE (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü halin dört ay daha uzatılmasıyla ilgili Hükümet tezkeresi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına ve şahsım adına görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Konuşmalarıma başlamadan önce siz değerli milletvekillerini ve televizyonları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepinizin de bildiği gibi, 15 Ağustos 1984 tarihinde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kitle halinde gerçekleştirdiği öldürme eylemleriyle Türkiye ve dünya gündemine girmiş olan terör örgütünün faaliyetlerini kontrol altına almak, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla Anayasada yer alan olağanüstü rejim uygulamasına gerek duyulmuştur.
Hiçbir devlet ve hükümet ülkesinin bir bölümünü olağanüstü hal yöntemiyle idare etmek heves ve gayretinde olamaz. Şunu da biliyoruz ki, ulusal birlik ve beraberliğimizi ancak demokrasi içinde koruyabilir ve sağlamlaştırabiliriz. Uygulamaya bakıldığında, olağanüstü hal uygulaması, olağanüstü güvenlik sorunlarına belirli bir süre içinde çözümler üretmeyi gerektiren ve her şeyden önemlisi geçici özellik taşıyan bir olağanüstü yöntemin şeklidir.
Değerli arkadaşlarım, oniki yıldır bu kürsüden defalarca bu uygulamanın kaldırılmasını ve bunun için uygulanmaya konulması gereken yasaların, bir an önce güncelleştirilmesi gerektiğini hem İktidar mensubu milletvekilleri hem muhalefetteki değerli milletvekilleri zaman zaman dile getirmişlerdir ve güçleri yettikçe de dile getirmeye çalışacaklardır. Hep aynı şeyleri söyledik, hep aynı şeyler söyleniyor. Bugün, bakıyoruz ki, tekrar, olağanüstü halin dört ay daha uzatılmasını görüşüyoruz. Bu da, maalesef, meselelerimizin çözümünde yeterli yol almadığımızı ortaya koymaktadır.
O bölgenin bir milletvekili olarak, bölgede yaşanan sıkıntıları, hadiseleri, halkımla, vatandaşımla bizzat yaşayarak, görerek, bundan son derece üzüntü duymaktayım.
Olağanüstü halle, bu uygulamayla, güneydoğuda, dışarıdan, kimi zaman Suriye'den, kimi zaman Kuzey Irak'tan, İran'dan, kimi zaman da Yunanistan'dan ve Avrupa ülkelerinden büyük destek alan bu terör organizasyonunun nereden nerelere çekildiğini hepimiz biliyoruz. Bunun, kendiliğinden sağlanmadığını ve bunun oluşumunun, olağanüstü hal uygulamasıyla sağlandığının geri bırakıldığının ve bunların tüm çözümlerinin olağanüstü hal tedbirleri ve ülkedeki güvenlik tedbirleriyle önlendiğini, hepimiz müşahede etmiş ve bunu görmüşüzdür. Şu anda, güvenli bir ortamda yaşadığımızı, her an, her nefeste, her görüşmemizde de belirtmek mecburiyetindeyiz.
Bakın bu coğrafyaya, nice devletlere mezar olmuştur. Burada, en zor zamalarımızda, terör mücadelesini omuz omuza yaptık, büyük siyasî kararlar koyduk, ekonomik kriz var demedik, yok demedik, Doğru Yol Partisi İktidarı olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerini, sadece Ortadoğu'nun değil, Avrupa'nın birinci gücü haline getiren ekip olduk. O günün iktisadî şartlarında, mücadelemizi layıkıyla yaptık. Partimiz, tarihe mal olmuş bir mücadelesinde başarılı olmuş ve başını dik tutmuştur.
Değerli arkadaşlarım, bölgede, terör örgütlerinden dolayı göç vardır; hepimiz bu göçün nedenini çok iyi biliyoruz. Terör örgütünün mevcudiyeti, orada yaşayan vatandaşlarımızı yerinden, yurdundan, toprağından etmiştir. Hatırlarsanız, olağanüstü hal uygulamasıyla, sokağa çıkılmaz Güneydoğudan, sokağa çıkılır Güneydoğuya gelmişizdir. Okullarımızda bayrak asılmıyordu, bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki, köylerde de bayrak asılmaktadır.
Güvenlik güçlerimize çok büyük şükranlarımız vardır; askerlerimiz, polislerimiz canla başla çalışmışlardır, canlarını ortaya koymuşlardır. Onlarca yıldır güvenlik güçlerimizin arkasına bu büyük güvence ve kararlılık, ilk defa bizim iktidarımız zamanında konulmuştur. Silahlı Kuvvetlerimiz, tüm caydırıcılığıyla bölgeye damgasını vurmuştur.
Güvenlik kuvvetlerimizin başarılı mücadelesi sonunda, bu terör örgütü, artık Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle mücadele edemeyeceğini, özellikle hedef seçmiş olduğu noktaya ulaşamayacağını öğrenmiştir. Doğru Yol Partisi olarak, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, olağanüstü halin kaldırılması için iki esas yasa tasarısını geçirmemiz gerekir. Bunlardan birisi, yeni il idaresi yasa tasarısı, diğeri de yeni bir olağanüstü hal yasa tasarısıdır. Bu iki yasa tasarısını geçirmeden, eğer, biz, bugün olağanüstü hali kaldırırsak, orada büyük bir boşluk doğar; terörle mücadelede, güvenlik kuvvetlerimizle, vatandaşlarımızla, devletimizle birlik ve beraberlik içinde yaptığımız mücadelede geriye doğru bir gidiş olur.
Değerli arkadaşlarım, gerekli altyapıyı hazırlamadan, olağanüstü hali kaldırırsak, ortaya çıkacak aksaklıklar, bugüne kadar yürütülen terörle mücadele hizmetlerinin kesintiye uğratılmasına neden olur. Bu nedenle, olağanüstü halin uzatılmasında yarar görüyoruz.
Bu düşüncemi belirtirken, olağanüstü halin kaldırılması için gerekli altyapının bir an önce güçlendirilmesi gerektiğinin altını tekrar çiziyorum. Şimdi iktidarda olan partilerin, muhalefette iken bu meseleye nasıl yaklaştıklarını hepimiz bilmekteyiz.
Muhterem milletvekilleri, Anavatan Partisinin Programında yer alan olağanüstü halin kaldırılmasıyla ilgili önerilerin ne kadarını yaptığını ve Başbakan Sayın Yılmaz "Olağanüstü Bölge Valiliği sistemi kaldırılacaktır" şeklinde, seçim bildirisinde yer alan taahhüdünü ne zaman yerine getirecek? Bunu da bu kürsüden sormak istiyorum. Hükümet kurulduğundan bu yana ciddî bir adım atıldığını görmediğimi, üzüntüyle ifade ederken; inşallah, önümüzdeki günlerde, bu problemi ortadan kaldırmaya yönelik sağlıklı politikalar gündeme getirilir, bölgede eşitlik sağlanır diyorum.
Bizler, pozitif politika yapıyoruz. Memleketimiz için hayırdan başka bir isteğimiz olamaz. Meşru zeminlerde, pozitif siyasetten başka bir yaklaşımımız da olamaz.
Günedoğudaki terör problemini, o bölgede yaşayan vatandaşlarımız, silahlı kuvvetlerimiz ve devletimiz açısından değerlendirmek gerekir. O bölgede yaşayan vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlar, defalarca, bu kürsüden aktarıldıysa da çözümler yetersiz kaldı. Ben, bir kez daha, o bölgenin çocuğu olarak, bölge halkının sorunlarına, çaresizliğine değinmek istiyorum. Ekonomik sebepler ortada.
Değerli arkadaşlarım, hepimiz, terörle mücadele bölgesindeki halkın devlete olan güveninin sağlanmasının son derece önemli olduğunu çok iyi biliyoruz ve bilmekte de güçlük çekmemeliyiz. Bu güvenliği sağlamak için, acil olarak alınması gereken tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Vatandaşlarımızın daha iyi, daha insanca yaşamaları gereken ortamın yaratılması gerekir. Bunu sağlamak, elbette ki, Türk Devletinin Yüce Parlamentosunun görevidir. Yoksulluğun, işsizliğin, eğitimsizliğin giderilmesi gerekir. Yüzlerce okul kapalıdır. Açık okullarda da binlerce öğretmen açığı vardır. Yani
, bölge halkını eşitsizlikten kurtarmanız gerekir. Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamalıyız ki, terörle mücadelede etkin bir duruma gelelim.Her zaman söylediğimiz gibi -yine tekrarlayacağım- bu konuda, bölgedeki yatırımlara, devlet tarafından yeterli seviyede imkân sağlanması ve özel sektörün de teşvik edilerek, devreye sokulması gerekmektedir. Ayrıca, bu yörede, evlerini, yurtlarını terk etmiş insanlarımıza, ya bir an evvel tazminatları ödensin veya bir an evvel oradaki güvenlik sorunları çözülerek, bu insanların yerlerine, yurtlarına dönmeleri sağlansın.
Daha önce, şehit ailelerine, mutlaka çocuklarınızı işe alacağız diye Hükümetimizin taahhütleri vardı. Bugün, Doğu Anadolu'da -özellikle vilayetimden arz etmek istiyorum- bu konuda, hiçbir şey yapılmamıştır. Bugün, geri kalmış olan bu vilayetlerde, siz bu sorunları çözmezseniz; bu şehit ailelerinin çocuklarına, sizlere iş bulacağım, mutlaka iş verilecek diye Hükümetçe taahhütte bulunursanız, onlar da bütün yiyeceğini, giyeceğini satarak yollara koyulur ve merkezde, Hükümet kapılarında, otellerde sürünür ve o acıyı, o burukluğu içlerinde hissederek, yurtlarına, memleketlerine dönerler. Sizin, o zaman, o hıncı, tedbirler almakla da önlemeniz mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, gönül ister ki, bölgeye aktarılan yılda 700-800 milyon dolar güvenlik harcaması yapılmasın, bu bölgenin kalkınmasına harcansın. Bu ekonomik etkinin yanında, bölgede şehitlerimiz vardır. Güvenlik görevlilerimiz toprakları için, bayrağımız için, orada yaşayan vatandaşlarımızın huzura kavuşması için kanlarını akıttılar ve canlarını verdiler. Bunların yanında, mağdur olan insanlarımız, yaralı vatandaşlarımız vardır. Terörde, yavrusunu, anasını, babasını, kolunu, bacağını, gözünü kaybeden vatandaşlarımız vardır. Bunlara hangi huzuru sağladınız? Bu huzuru sağlamakta gerekli tedbirleri almanız gerek. Yoksa, olağanüstü halin kaldırılmasını sadece şekil olarak buradan ifade edersek, bunun, bir neticeye varacağını şu anda kestirmenin veya iyi bir iş yaptın demenin mümkün olmadığını
söyleyebiliriz.Mesele çok boyutlu, çok önemli ve hassas. Türkiye, bulunduğu coğrafik konum itibariyle büyük önem taşımaktadır. Devletimizi bölmeye çalışan iç ve dış güçlere karşı gereken mücadelenin yapılması kaçınılmazdır. Eğer biz, kendi birlik ve bütünlüğümüzü, kendi inançlarımızla ve millî kültürümüzle, milletimizin istekleri doğrultusunda ortaya koyamazsak, inanınız ki hiçbir şeyde muvaffak olamayız.
Biz, Doğu'nun sorunlarını dile getirdiğimiz zaman, hiç kimse alınmasın. Buradan, güvenlik örgütünde çalışmış bir kişi olarak, Parlamentoyu dinlediğimiz zaman, defalarca, bilhassa sol köşelerden gelen seslerde, polis ve askerin yerilmesi konusunda meseleler dile getirilmiştir. Bugün, iktidarda, sesleri kesilmiştir. Olağanüstü halin kalkması için bağırmışlardır, karakollarda zabıtlar tutmuşlardır. Siz, polisi ve güvenlik güçlerini, devletin güçlerini yıprattığınız zaman, hiçbir şeyde başarılı olamazsınız.
Görüyorum ki, bir milletvekilinin milletvekilliğinin kalkması için, İktidarın, muhalefetin sıraları doluydu, bakanlarımız buradaydı, Başbakanımız buradaydı; ama, bugün, olağanüstü hal bölgesi, olağanüstü hal bölgesi konuşuluyor, işte, İktidar koltuklarına bakın, bomboş. Bugün, ben isterdim ki...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Muhalefet nerede?
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Muhalefet, muhalefetliğini yapıyor...
SUHA TANIK (İzmir) – İktidar da iktidarlığını yapıyor.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Biz çok iktidar gördük. Siz ilk defa iktidar oluyorsunuz. Ben, bir zamanlar, Sayın Ecevit'in İktidarı döneminde, güvenlik görevlisi olarak çalıştım ve biliyorum. Her zaman fukara edebiyatı yaptınız; her zaman, kapıların önünde vatandaşı soyarak resimlerini çektirdiniz, güvenlik güçlerini zaafa uğratma çabasını gösterdiniz. İşte, bugün, oraya sıçramıştır.
MALİYE BAKANI ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) – Ne alakası var; nereden çıktı bunlar?!
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Biz buna şahit olmuşuzdur, bu Parlamentoda şahit olmuşuzdur.
MALİYE BAKANI ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) – Bize somut örnek verin.
İHSAN ÇABUK (Ordu) – Söylediklerini kulağın duyuyor mu senin?!
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Bunu ispat ederiz. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi...
BAŞKAN – Sayın Dede, lütfen, diyalog halinde konuşmayın.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Gücenmeye gerek yok. Biz bunu söylerken, bir partinin...
BAŞKAN – Sayın Dede, lütfen, diyaloğa çevirmeyin; Grubunuz adına, Genel Kurula hitap etmek durumundasınız.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın Başkan, ben, bölgemin politikasını ve şu anda devletin karşı karşıya kalmış olduğu, güvenlik güçlerinin, bu Parlamentoda ve Parlamento dışında zaafa uğratılmasını... Sayın Başkan, dünkü Hürriyet Gazetesinin makalesine bakınız. Tenzih ederim; ama, ne yazıyor orada, açın, bakın; belki okumamışsınızdır...
BAŞKAN – Sayın Dede, Genel Kurula hitap edeceksiniz.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Diyor ki: "Meclise birtakım eşekler dolmuştur." Bağışlayın, tenzih ederim; ama, karikatüre bakın. Niye tepki göstermiyorsunuz?!
Bugün, Doğu Anadolu'nun bir milletvekili -bakın, Güneydoğu Anadolu'dan seçilen bir Bakan arka sıralarda oturuyor, gözümle görüyorum- Bitlis'in bir milletvekili bana diyebilir mi ki, akşam saat 8'den sonra, ben, Malazgirt'ten, Varto'dan, Muş'a, konvoysuz, güvenlik güçlerinin konvoyunda olmayan bir araçla gidebiliyorum... Ama, burada, herkes, otellerde, bahçelerde huzur içerisinde geziyor. Benim vatandaşım, merasından, köyünden uzaklaştırılmıştır, hayvancılığı kaybetmiştir, ekinciliği kaybetmiştir.
Sayın Bakanım beni bağışlasın, çok şey anlatmak istiyorum... Burada, olağanüstü hali görüşürken, olağanüstü hale sebep olacak konuları da dile getirmek mecburiyetindeyim. Siz, bu sorunların önünü kesmezseniz; siz, eşitliği, adaleti sağlamazsanız; siz, adil düzeni kurmazsanız; siz, terörü önlemekte güçlük çekersiniz. Siz, Bayındırlık Bakanı olduğunuz müddetçe mühendisi görevden alıp da coğrafya öğretmenini getirirseniz; siz, son olarak, Köy İşleri Bakanlığında mühendisi alıp da bir jeoloğu getirip başa koyarsanız, soyguncuya, vurgunculuğa, talana yol gösterirseniz, terörün önüne geçmeniz mümkün değildir.
MUSTAFA İLİMEN (Edi
rne) – Varsa getirin.NECMETTİN DEDE (Devamla) – Eğer, bunu söylüyorsanız ispat ederiz. Bilhassa Cumhuriyet Halk Partisine söylüyorum; Hükümete dışarıdan destek veriyor; açsın, doğunun il başkanlarıyla görüşsünler; vurgunu, talanı görsünler. Ben, Demokratik Sol Partiye ve diğer partilere herhangi bir şey söylemek istemiyorum. Onların Genel Başkanlarını ve partinin değerli elamanlarını saygıyla her zaman izlemişimdir; bunu yanlış olarak değerlendirmeyin; içimiz yanıyor.
Bugün, ben, Muş milletvekili olarak memleketime gittiğim zaman akşam 8'de köyde kalamıyorum; ama, siz, batıya gittiğiniz zaman, eğlenceleriniz, partileriniz sabahlara kadar devam ediyor. Ben, burada edebiyat yapmak istemiyorum; halka, vatandaşa mesaj da göndermek istemiyorum; ama, siz, doğuyu her zaman ezdiniz, doğu ve güneydoğuyu ezdiniz. Siz, bunca çıkarınız uğruna...
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Onlar ezdiler, biz mi ezdik...
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın milletvekilim, bakın, bugün, doğu ve güneydoğuya gelen trilyonları, trilyonlarla gelenleri, gidin, görün. Ben, arz ediyorum, kürsüden söylüyorum, Köy Hizmetlerine söylüyorum; iktidarımız döneminde köye getirilen içmesuları bugün bitmeden Köy İşleri Bakanlığında tam teslim olarak parası alınmış; vatandaş, hâlâ suyun akmadığını görüyor. Siz, burada terörü önleyemezsiniz. Ben, bunu söylerken sizi yermek için söylemiyorum. Ne olur, bunu görmek isteyen milletvekili arkadaşlarım varsa her türlü masrafları bana ait; ben kendilerini götüreyim. Eğer, o saatlerde gezme diye bir konuyu bölgemde g
örürlerse ve natamam olan konularda para alındığını ve vurgunun, savurganlığın, yolsuzluğun olduğunu görürseniz, bu kürsüde ben size şeref sözü veriyorum, milletvekilliğini bırakacağım. Bu taahhüde var mısınız?İHSAN ÇABUK (Ordu) – Seçmeninden korkuyorsun.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Yüreğiniz yetiyorsa gelin katılın, misafirim olun götüreyim, bölgeme götüreyim, gelin götüreyim; bunu söylemeye gerek yoktur.
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – O bölge benim de bölgem. Sensiz de gideriz, ne var ki!
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bakın, bir holding konusu görüşüldüğü zaman, otoyolların ihalesi olduğu zaman sıralarımız doluyordu; ama, bakın
dolayı göç vardır; hepimiz bu göçün nedenini çok iyi biliyoruz. Terör örgütünün mevcudiyeti, orada yaşayan vatandaşlarımızı yerinden, yurdundan, toprağından etmiştir. Hatırlarsanız, olağanüstü hal uygulamasıyla, sokağa çıkılmaz Güneydoğudan, sokağa çıkılır Güneydoğuya gelmişizdir. Okullarımızda bayrak asılmıyordu, bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki, köylerde de bayrak asılmaktadır.
Güvenlik güçlerimize çok büyük şükranlarımız vardır; askerlerimiz, polislerimiz canla başla çalışmışlardır, canlarını ortaya koymuşlardır. Onlarca yıldır güvenlik güçlerimizin arkasına bu büyük güvence ve kararlılık, ilk defa bizim iktidarımız zamanında konulmuştur. Silahlı Kuvvetlerimiz, tüm caydırıcılığıyla bölgeye damgasını vurmuştur.
Güvenlik kuvvetlerimizin başarılı mücadelesi sonunda, bu terör örgütü, artık Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle mücadele edemeyeceğini, özellikle hedef seçmiş olduğu noktaya ulaşamayacağını öğrenmiştir. Doğru Yol Partisi olarak, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, olağanüstü halin kaldırılması için iki esas yasa tasarısını geçirmemiz gerekir. Bunlardan birisi, yeni il idaresi yasa tasarısı, diğeri de yeni bir olağanüstü hal yasa tasarısıdır. Bu iki yasa tasarısını geçirmeden, eğer, biz, bugün olağanüstü hali kaldırırsak, orada büyük bir boşluk doğar; terörle mücadelede, güvenlik kuvvetlerimizle, vatandaşlarımızla, devletimizle birlik ve beraberlik içinde
yaptığımız mücadelede geriye doğru bir gidiş olur.Değerli arkadaşlarım, gerekli altyapıyı hazırlamadan, olağanüstü hali kaldırırsak, ortaya çıkacak aksaklıklar, bugüne kadar yürütülen terörle mücadele hizmetlerinin kesintiye uğratılmasına neden olur. Bu nedenle, olağanüstü halin uzatılmasında yarar görüy
oruz.Bu düşüncemi belirtirken, olağanüstü halin kaldırılması için gerekli altyapının bir an önce güçlendirilmesi gerektiğinin altını tekrar çiziyorum. Şimdi iktidarda olan partilerin, muhalefette iken bu meseleye nasıl yaklaştıklarını hepimiz bilmekteyiz.
Muhterem milletvekilleri, Anavatan Partisinin Programında yer alan olağanüstü halin kaldırılmasıyla ilgili önerilerin ne kadarını yaptığını ve Başbakan Sayın Yılmaz "Olağanüstü Bölge Valiliği sistemi kaldırılacaktır" şeklinde, seçim bildirisinde yer alan taahhüdünü ne zaman yerine getirecek? Bunu da bu kürsüden sormak istiyorum. Hükümet kurulduğundan bu yana ciddî bir adım atıldığını görmediğimi, üzüntüyle ifade ederken; inşallah, önümüzdeki günlerde, bu problemi ortadan kaldırmaya yönelik sağlıklı politikalar gündeme getirilir, bölgede eşitlik sağlanır diyorum.
Bizler, pozitif politika yapıyoruz. Memleketimiz için hayırdan başka bir isteğimiz olamaz. Meşru zeminlerde, pozitif siyasetten başka bir yaklaşımımız da olamaz.
Günedoğudaki terör problemini, o bölgede yaşayan vatandaşlarımız, silahlı kuvvetlerimiz ve devletimiz açısından değerlendirmek gerekir. O bölgede yaşayan vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlar, defalarca, bu kürsüden aktarıldıysa da çözümler yetersiz kaldı. Ben, bir kez daha, o bölgenin çocuğu olarak, bölge halkının sorunlarına, çaresizliğine değinmek istiyorum. Ekonomik sebepler ortada.
Değerli arkadaşlarım, hepimiz, terörle mücadele bölgesindeki halkın devlete olan güveninin sağlanmasının son derece önemli olduğunu çok iyi biliyoruz ve bilmekte de güçlük çekmemeliyiz. Bu güvenliği sağlamak için, acil olarak alınması gereken tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Vatandaşlarımızın daha iyi, daha insanca yaşamaları gereken ortamın yaratılması gerekir. Bunu sağlamak, elbette ki, Türk Devletinin Yüce Parlamentosunun görevidir. Yoksulluğun, işsizliğin, eğitimsizliğin giderilmesi gerekir. Yüzlerce okul kapalıdır. Açık okullarda da binlerce öğretmen açığı vardır. Yani, bölge halkını eşitsizlikten kurtarmanız gerekir. Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamalıyız ki, terörle mücadelede etkin bir duruma gelelim.
Her zaman söylediğimiz gibi -yine tekrarlayacağım- bu konuda, bölgedeki yatırımlara, devlet tarafından yeterli seviyede imkân sağlanması ve özel sektörün de teşvik edilerek, devreye sokulması gerekmektedir. Ayrıca, bu yörede, evlerini, yurtlarını terk etmiş insanlarımıza, ya bir an evvel tazminatları ödensin veya bir an evvel oradaki güvenlik sorunları çözülerek, bu insanların yerlerine, yurtlarına dönmeleri sağlansın.
Daha önce, şehit ailelerine, mutlaka çocuklarınızı işe alacağız diye Hükümetimizin taahhütleri vardı. Bugün, Doğu Anadolu'da -özellikle vilayetimden arz etmek istiyorum- bu konuda, hiçbir şey yapılmamıştır. Bugün, geri kalmış olan bu vilayetlerde, siz bu sorunları çözmezseniz; bu şehit ailelerinin çocuklarına, sizlere iş bulacağım, mutlaka iş verilecek diye Hükümetçe taahhütte bulunursanız, onlar da bütün yiyeceğini, giyeceğini satarak yollara koyulur ve merkezde, Hükümet kapılarında, otellerde sürünür ve o acıyı, o burukluğu içlerinde hissederek, yurtlarına, memleketlerine dönerler. Sizin, o zaman, o hıncı, tedbirler almakla da önlemeniz mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, gönül ister ki, bölgeye aktarılan yılda 700-800 milyon dolar güvenlik harcaması yapılmasın, bu bölgenin kalkınmasına harcansın. Bu ekonomik etkinin yanında, bölgede şehitlerimiz vardır. Güvenlik görevlilerimiz toprakları için, bayrağımız için, orada yaşayan vatandaşlarımızın huzura kavuşması için kanlarını akıttılar ve canlarını verdiler. Bunların yanında, mağdur olan insanlarımız, yaralı vatandaşlarımız vardır. Terörde, yavrusunu, anasını, babasını, kolunu, bacağını, gözünü kaybeden vatandaşlarımız vardır. Bunlara hangi huzur
u sağladınız? Bu huzuru sağlamakta gerekli tedbirleri almanız gerek. Yoksa, olağanüstü halin kaldırılmasını sadece şekil olarak buradan ifade edersek, bunun, bir neticeye varacağını şu anda kestirmenin veya iyi bir iş yaptın demenin mümkün olmadığını söyleyebiliriz.Mesele çok boyutlu, çok önemli ve hassas. Türkiye, bulunduğu coğrafik konum itibariyle büyük önem taşımaktadır. Devletimizi bölmeye çalışan iç ve dış güçlere karşı gereken mücadelenin yapılması kaçınılmazdır. Eğer biz, kendi birlik ve bütünlüğümüzü, kendi inançlarımızla ve millî kültürümüzle, milletimizin istekleri doğrultusunda ortaya koyamazsak, inanınız ki hiçbir şeyde muvaffak olamayız.
Biz, Doğu'nun sorunlarını dile getirdiğimiz zaman, hiç kimse alınmasın. Buradan, güvenlik örgütünde çalışmış bir kişi olarak, Parlamentoyu dinlediğimiz zaman, defalarca, bilhassa sol köşelerden gelen seslerde, polis ve askerin yerilmesi konusunda meseleler dile getirilmiştir. Bugün, iktidarda, sesleri kesilmiştir. Olağanüstü halin kalkması için bağırmışlardır, karakollarda zabıtlar tutmuşlardır. Siz, polisi ve güvenlik güçlerini, devletin güçlerini yıprattığınız zaman, hiçbir şeyde başarılı olamazsınız.
Görüyorum ki, bir milletvekilinin milletvekilliğinin kalkması için, İktidarın, muhalefetin sıraları doluydu, bakanlarımız buradaydı, Başbakanımız buradaydı; ama, bugün, olağanüstü hal bölgesi, olağanüstü hal bölgesi konuşuluyor, işte, İktidar koltuklarına bakın, bomboş. Bugün, ben isterdim ki...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Muhalefet nerede?
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Muhalefet, muhalefetliğini yapıyor...
SUHA TANIK (İzmir) – İktidar da iktidarlığını yapıyor.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Biz çok iktidar gördük. Siz ilk defa iktidar oluyorsunuz. Ben, bir zamanlar, Sayın Ecevit'in İktidarı döneminde, güvenlik görevlisi olarak çalıştım ve biliyorum. Her zaman fukara edebiyatı yaptınız; her zaman, kapıların önünde vatandaşı soyarak resimlerini çektirdiniz, güvenlik güçlerini zaafa uğratma çabasını gösterdiniz. İşte, bugün, oraya sıçramıştır.
MALİYE BAKANI ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) – Ne alakası var; nereden çıktı bunlar?!
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Biz buna şahit olmuşuzdur, bu Parlamentoda şahit olmuşuzdur.
MALİYE BAKANI ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) – Bize somut örnek verin.
İHSAN ÇABUK (Ordu) – Söylediklerini kulağın duyuyor mu senin?!
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Bunu ispat ederiz. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi...
BAŞKAN – Sayın Dede, lütfen, diyalog halinde konuşmayın.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Gücenmeye gerek yok. Biz bunu söylerken, bir partinin...
BAŞKAN – Sayın Dede, lütfen, diyaloğa çevirmeyin; Grubunuz adına, Genel Kurula hitap etmek durumundasınız.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın Başkan, ben, bölgemin politikasını ve şu anda devletin karşı karşıya kalmış olduğu, güvenlik güçlerinin, bu Parlamentoda ve Parlamento dışında zaafa uğratılmasını... Sayın Başkan, dünkü Hürriyet Gazetesinin makalesine bakınız. Tenzih ederim; ama, ne yazıyor orada, açın, bakın; belki okumamışsınızdır...
BAŞKAN – Sayın Dede, Genel Kurula hitap edeceksiniz.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Diyor ki: "Meclise birtakım eşekler dolmuştur." Bağışlayın, tenzih ederim; ama, karikatüre bakın. Niye tepki göstermiyorsunuz?!
Bugün, Doğu Anadolu'nun bir milletvekili -bakın, Güneydoğu Anadolu'dan seçilen bir Bakan arka sıralarda oturuyor, gözümle görüyorum- Bitlis'in bir milletvekili bana diyebilir mi ki, akşam saat 8'den sonra, ben, Malazgirt'ten, Varto'dan, Muş'a, konvoysuz,
güvenlik güçlerinin konvoyunda olmayan bir araçla gidebiliyorum... Ama, burada, herkes, otellerde, bahçelerde huzur içerisinde geziyor. Benim vatandaşım, merasından, köyünden uzaklaştırılmıştır, hayvancılığı kaybetmiştir, ekinciliği kaybetmiştir.Sayın Bakanım beni bağışlasın, çok şey anlatmak istiyorum... Burada, olağanüstü hali görüşürken, olağanüstü hale sebep olacak konuları da dile getirmek mecburiyetindeyim. Siz, bu sorunların önünü kesmezseniz; siz, eşitliği, adaleti sağlamazsanız; siz, adil düzeni kurmazsanız; siz, terörü önlemekte güçlük çekersiniz. Siz, Bayındırlık Bakanı olduğunuz müddetçe mühendisi görevden alıp da coğrafya öğretmenini getirirseniz; siz, son olarak, Köy İşleri Bakanlığında mühendisi alıp da bir jeoloğu getirip başa koyarsanız, soyguncuya, vurgunculuğa, talana yol gösterirseniz, terörün önüne geçmeniz mümkün değildir.
MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Varsa getirin.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Eğer, bunu söylüyorsanız ispat ederiz. Bilhassa Cumhuriyet Halk Partisine söylüyorum; Hükümete dışarıdan destek veriyor; açsın, doğunun il başkanlarıyla görüşsünler; vurgunu, talanı görsünler. Ben, Demokratik Sol Partiye ve diğer partilere herhangi bir şey söylemek istemiyorum. Onların Genel Başkanlarını ve partinin değerli elamanlarını saygıyla her zaman izlemişimdir; bunu yanlış olarak değerlendirmeyin; içimiz yanıyor.
Bugün, ben, Muş milletvekili olarak memleketime gittiğim zaman akşam 8'de köyde kalamıyorum; ama, siz, batıya gittiğiniz zaman, eğlenceleriniz, partileriniz sabahlara kadar devam ediyor. Ben, burada edebiyat yapmak istemiyorum; halka, vatandaşa mesaj da göndermek istemiyorum; ama, siz, doğuyu her zaman ezdiniz, doğu ve güneydoğuyu ezdiniz. Siz, bunca çıkarınız uğruna...
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Onlar ezdiler, biz mi ezdik...
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın milletvekilim, bakın, bugün, doğu ve güneydoğuya gelen trilyonları, trilyonlarla gelenleri, gidin, görün. Ben, arz ediyorum, kürsüden söylüyorum, Köy Hizmetlerine söylüyorum; iktidarımız döneminde köye getirilen içmesuları bugün bitmeden Köy İşleri Bakanlığında tam teslim olarak parası alınmış; vatandaş, hâlâ suyun akmadığını görüyor. Siz, burada terörü önleyemezsiniz. Ben, bunu söylerken sizi yermek için söylemiyorum. Ne olur, bunu görmek isteyen milletvekili arkadaşlarım varsa her türlü masrafları bana ait; ben kendilerini götüreyim. Eğer, o saatlerde gezme diye bir konuyu bölgemde görürlerse ve natamam olan konularda para alındığını ve vurgunun, savurganlığın, yolsuzluğun olduğunu görürseniz, bu kürsüde ben size şeref sözü veriyorum, milletvekilliğini bırakacağım. Bu taahhüde var mısınız?
İHSAN ÇABUK (Ordu) – Seçmeninden korkuyorsun.
NEC
METTİN DEDE (Devamla) – Yüreğiniz yetiyorsa gelin katılın, misafirim olun götüreyim, bölgeme götüreyim, gelin götüreyim; bunu söylemeye gerek yoktur.ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – O bölge benim de bölgem. Sensiz de gideriz, ne var ki!
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bakın, bir holding konusu görüşüldüğü zaman, otoyolların ihalesi olduğu zaman sıralarımız doluyordu; ama, bakın, her taraf için söylüyorum, ben, memuriyetten gelmiş olan bir milletvekiliyim, içim yanıyor.
Biz, senelerce, güvenlik güçleri olarak, dağda, bayırda, aç susuz bu işle uğraştık; ama, niye bugün bu sıralar dolu olmasın, niye bunları beraber tartışmayalım. Gücenmemize gerek yoktur...ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Biz gücenmiyoruz.
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Benim hatam olursa bana da söyleyin, ben de bu hatayı kabul ederim; ama, yüklenmeye gerek yoktur. Bunu, sadece, millî beraberlik ve millî bütünlük içinde halletmemiz gerektiğini arz ediyorum. Bunda gücenmek yoktur; doğruyu çıplaklıkla söylemekte gücenmenin de alemi yoktur. Ben, bunu söylerken eski bakanların adını vermek istemiyorum. Ben, bu konuyu dile getirdiğim zaman, neden, geldiniz bütün bürokratları değiştirdiniz. Bugün, Anavatan Partisi döneminde, Anavatan Partisinin bölgeme gönderdiği vali, aynı Hükümet tarafından yine görevden alınıyor. Neden? Burada, güvenlik görevlileri devamlılık arz eder. O bölgeye alışan tecrübeli vali, emniyet müdürü, güvenlik görevlileri gönderemezseniz, bu iş sakat olur. Bunu da söylemeye gerek yoktur ki, biz, kısa zaman sonra tarih olacağız; ama, torunlarımıza, evlatlarımıza, daima Osmanlı İmparatorluğundan devraldığımız gibi alnı açık ve ülkesinin beraberliğini bütünlüğünü sağlamış olan bir Parlamento çatısı altında, bir Parlamento heyeti olarak düşünmek istiyorum. Bunda gücenmenize gerek yoktur, olağanüstü hal, sizce, çok rahat görünen bir olaydır; ama, bölgeye gittiğiniz zaman, olağanüstü hal devam etsin; ama, devam etmemesi için... Ben, ilk milletvekili olduğum sıralarda, Çekiş Güç'te ve olağanüstü hal devam ettiği zaman, muhalefetten
çok acı sesler geliyordu; ama, bugün, sesiniz çıkmıyor, ben, mutlu oluyorum; ama, bizde, Doğru Yolda istikrarlı politika vardır. Biz, dün de uzatılmasının gerektiğini söylemiştik, bugün de pozitif bir politika yapıyoruz. Hiçbir zaman da bunu vatandaştan oy almak için yapmıyoruz; gerçekleri görerek, gerçeklere inanarak, inançlı bir şekilde taahhüt etmek istiyor ve bunu da bilfiil yapmak istiyoruz. Bu konuyu biraz sonra çok kolay bir şekilde geçiştireceğiz, parmak kaldıracağız, süre uzayacak kısalacak; bu, çok önemli değil benim için; ama, oradaki acıyı hissetmek gerekir; eğer, siz, konuşmalarıma buradan bağırarak beni yıldırmak isteseniz de, o bölgeyi yıldıramazsınız; kaybedersiniz. Bugün, siz, bütçenizin üçte birini orada teröre sarf ediyorsunuz, onu kalkınmaya sevk edebilirsiniz. bölgede, eğer, Hükümet olarak, orada bir politika varsa, dün yapılan bir ihaleyi, iki gün sonra, buradaki emir ve talimatla bozarsanız, orada istikrar kalmaz, güvenlik kalmaz. Eğer, oradaki her devlet memurunu, siz, o birimin başını değiştireyim, politika var diyorsanız, yanlış iş yapıyorsunuz; bölgede ikilik oluyor, çokluk oluyor, bölünme oluyor. Bugün, particilik olarak, doğuda, bölünmenin kötü yönleri vardır. Biz istiyoruz ki, Avrupalı gibi ve Batı memleketleri gibi politika olsun, seçim geldiği zaman, onlar sadece oylarını kullansınlar Bir kavgaya, dövüşe mahal vermesin...(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Dede, toplarlayınız...
NECMETTİN DEDE (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygularla, Hükümet tezkeresinin Yüce Meclisimizin takdirine mazhar olacağı düşüncesiyle, hepinize, Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına saygılarımı sunuyorum. Olağanüstü halin devam etmesi, Hükümetin müspet bir politikada ve inşallah, bir dahaki sefere kalkarak, doğu ve güneydoğuda tüm sorunların çözülmesini umarak, tekrar saygılarımı sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dede.