DÖNEM : 20 CİLT : 59 YASAMA YILI : 3

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

124 üncü Birleşim

20. 7 . 1998 Pazartesi

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. –GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) GÖRÜŞMELER

1. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe ve 60 arkadaşının, İzmit’te SEKA’ya ait fidanlık bir araziyi bedelsiz olarak Ford-Koç Grubuna tahsis ettiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında verdikleri ve Genel Kurulca 14.7.1998 tarihli 106 ncı Birleşimde gündeme alınması kabul edilen gensoru (11/17)

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporu (2/676) (S. Sayısı: 232)

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı: 338)

3. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 arkadaşının aynı mahiyetteki kanun teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı: 553)

4. – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı: 631)

5. – Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunu, Emlâk Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu ve Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Konya Milletvekili Ahmet Alkan’ın, İstanbul Milletvekili Emin Kul’un, Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 30 arkadaşının, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 30 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş ve 33 Arkadaşının, Konya Milletvekili Necmettin Erbakan ve 40 arkadaşının, Konya Milletvekili Necmettin Erbakan ve 30 arkadaşının, Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün ve 40 arkadaşının, Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Adana Milletvekili Arif Sezer’in, Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, İstanbul Milletvekili Cefi Kamhi’nin, Samsun Milletvekili Murat Karayalçın’ın, Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 6 arkadaşının, Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş, Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Metin Işık, Mardin Milletvekili Muzaffer Arıkan ve 6 arkadaşının, benzer mahiyetteki kanun teklifleri ve Plân ve Bütçe Komisyonu raporu (1/708, 2/72, 2/73, 2/75, 2/129, 2/154, 2/166, 2/182, 2/191, 2/194, 2/270, 2/287, 2/293, 2/323, 2/369, 2/420, 2/459, 2/493, 2/884, 2/959, 2/960, 2/1015, 2/1019, 2/1070) (S. Sayısı: 626)

V. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, TEDAŞ Erzurum İl Müdürlüğünün alacaklarına ve Erzurum’un bazı indirimlerden yararlandırılıp yararlandırılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/5457)

2. – Karabük Milletvekili Hayrettin Dilekcan’ın, Batı Karadeniz’de meydana gelen sel felaketinden zarar gören illere yapılacak yardımlara ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5461)

3. – Erzurum Milletvekili Abdulilah Fırat’ın;

– 1996 yılında meydana gelen Hınıs-Varto depreminde yıkılan evlerin yerine yapılacak afet konutlarına,

– Erzurum-Çat-Soğukpınar Köyündeki afet konutları inşaatına,

– Erzurum-Horasan-Yeşilöz Köyündeki afet konutları inşaatına,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5464, 5466, 5467)

4. – Erzurum Milletvekili Abdülilah Fırat’ın;

– Erzurum-Çobandede-Hınıs ayrımı Karayazı yoluna,

– Erzurum İli Tekman-Gökoğlan (Karlıova-Çad) ayrımı yolunun ne zaman bitirileceğine,

– Erzurum İli Çobandede-Hınıs-Varto yoluna,

– Erzurum İli Göksu-Karaçoban yoluna,

– Erzurum-Tekman yoluna,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5468, 5469, 5470, 5471, 5472)

5. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, Kamu Konutları Yönetmeliğinde yapılan değişikliklere ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/5490)

6. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Antalya-Kemer’e bağlı Çamyuva Kasabasının imar planına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun yazılı cevabı (7/5506)

7. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, üniversitelerdeki kılık kıyafet uygulamalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/5511)

8. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, Hatay İlinde 1997-1998 yılları arasında açılan köy okulu ve derslik sayısına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/5527)

9. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, başörtülü öğrencilerin emniyet güçleri tarafından öğrenim haklarının engellendiği iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/5531)

10. – Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıldönümü kutlamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5536)

11. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Çiğdemli Köyünün su kuyusu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/5548)

12. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, başörtülü öğrencilerin öğrenim hakkının engellendiği iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/5556)

13. – Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara’nın başkent oluşu ile ilgili kutlamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı (7/5557)

14. – Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün, GAP’a ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım’ın yazılı cevabı (7/5561)

15. – Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, emekli olduktan sonra kamu konutlarından yararlanan kişilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/5568)

16. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, mısır üretimine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5630)

17. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa’ya bağlı Gündoğdu Köyünde ortaya çıkarılan arkeolojik eserlere ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5638)

18. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;

– Hayvancılığın geliştirilmesine yönelik çalışmalara,

Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın;

– Kırıkkale’de afetten zarar gören çiftçilerin kredi borçlarının ertelenip ertelenmeyeceğine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5640, 5650)

19. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, afetten zarar gören Kırıkkale’ye bağlı bazı ilçelere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan yardım yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin yazılı cevabı (7/5649)

20. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Bayburt-Aydıntepe İlçesinde tarım ve hayvancılığı geliştirmek için kurulan kooperatife yardım yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5669)

21. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Akşehir Beldesinde TMO alım merkezi kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/5681)

22. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, TDİ’ye ait feribot ve gemilerin blok satışına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Burhan Kara’nın yazılı cevabı (7/5831)

 

 

 

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te toplanarak beş oturum yaptı.

Bursa Milletvekili Hayati Korkmaz,

Adana Milletvekili İ. Cevher Cevheri ve

İzmir Milletvekili Sabri Tekir;

Katıldıkları Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİT) Parlamenterler Asamblesinin 7-10 Temmuz 1998 tarihleri arasında Kopenhag’da yapılan 7 nci Genel Kurulundaki izlenimlere ilişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt ve 30 arkadaşının, Sinop İlinin ekonomik ve sosyal sorunları ile çocuk emeğinin kiralanması olgusunun araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/280) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemde yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Ankara Milletvekili Rıza Ulucak’ın, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Genel Kurulun 14.7.1998 tarihli 121 inci Birleşiminde gündeme alınması kabul edilen Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki (11/17) esas numaralı gensorunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve görüşmelerinin 20.7.1998 Pazartesi günkü birleşimde yapılmasına;

Genel Kurulun 17 Temmuz 1998 Cuma günü 14.00-19.00 ve 20.00-24.00 saatleri arasında yapılacak çalışmalarının yapılmamasına;

İlişkin Danışma Kurulu önerileri kabul edildi.

Adalet Komisyonunda açık bulunan ve FP Grubuna ait olan üyeliğe, Van Milletvekili Fethullah Erbaş, Grubunca aday gösterilerek seçildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

2 nci sırasında bulunan 232,

4 üncü sırasında bulunan 553,

5 inci sırasında bulunan 631,

Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,

Ertelendi;

6 ncı sırasında bulunan Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunun, Emlâk Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu, 3505 Sayılı Kanun, Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun, Belediye Gelirleri Kanunu ile 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/708, 2/72, 2/73, 2/129, 2/154, 2/166, 2/182, 2/191, 2/194, 2/221, 2/270, 2/287, 2/293, 2/323, 2/369, 2/420, 2/459, 2/493, 2/884, 2/959, 2/960, 2/1015, 2/1019, 2/1070) (S. Sayısı : 626) görüşmelerine devam olunarak, 81 inci maddesine kadar kabul edildi.

Hatay Milletvekili Nihat Matkap, Bolu Milletvekili Mustafa Yünlüoğlu’nun, konuşmasında Partisine sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Alınan karar gereğince, Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki (11/17) esas numaralı gensoru görüşmeleriyle diğer denetim konularını ve kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için 20 Temmuz 1998 Pazartesi günü saat 14.00’te toplamak üzere, birleşime 23.27’de son verildi.

Yasin Hatiboğlu

Başkanvekili

Levent Mıstıkoğlu Haluk Yıldız

Hatay Kastamonu

Kâtip Üye Kâtip Üye

Mehmet Korkmaz Ali Günaydın

Kütahya Konya

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

 

 

 

No: 180

 

II. – GELEN KAĞITLAR

17.7.1998 CUMA

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Afyon Milletvekili Osman Hazer’in, cezaevlerinde yatan hükümlülerin sayısı ile cezaevi müdür ve gardiyanlarının can güvenliklerine ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi.(6/1156)(Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Elazığ Adli Yargı Adalet Komisyonunca yapılan İnfaz ve Koruma Memurluğu Sınavına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi.(6/1157)(Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

3.- Afyon Milletvekili Osman Hazer’in, bazı din görevlileri açığının kapatılmasına ilişkin Devlet Bakanından (H.Hüsamettin Özkan) sözlü soru önergesi.(6/1158)(Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

4.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, İlahiyat Fakültesi mezunu öğretmen adaylarının durumlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi.(6/1159) (Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

5.- Afyon Milletvekili Osman Hazer’in, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni açığına ve İlahiyat Fakültesi mezunlarının öğretmen olarak atanmamasının nedenine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi.(6/1160)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

6.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Öncel’in, Şanlıurfa-Akçakale Devlet hastanesinin sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi.(6/1161)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

7.- Kilis Milletvekili Mustafa Kemal Ateş’in, Kilis-Hatay karayolu üzerindeki Afrin Köprüsünün yapımına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından sözlü soru önergesi.(6/1162) (Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

8.- İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci’nin, TSE’de partizanca ve usulsüz atamalar yapıldığı iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (Rıfat Serdaroğlu) sözlü soru önergesi.(6/1163)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

9.– İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci’nin, TSE Merkez Teşkilatından Gebze’ye yapılan toplu nakillere ilişkin Devlet Bakanından (Rıfat Serdaroğlu) sözlü soru önergesi.(6/1164)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Mustafa Dedeoğlu’nun, Türk Telekom A.Ş. ile GSM arasında belirlenen konuşma ücretlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5867) (Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

2.– Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün, irticai faaliyetleri izlemek amacıyla kurulan Başbakanlık Takip Kurulu’nun hazırladığı rapora ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi.(7/5868)(Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

3.– Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Fon Kaynaklı Kredi verilen kişi ve kuruluşlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi.(7/5869)(Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

4.– Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Yalova yolu üzerindeki Orman Fidanlığına ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5870)(Başkanlığa geliş tarihi:14.7.1998)

5.– Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Kisecik sağlık ocağının elektrokardiyografi cihazı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5871) (Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

6.– Kocaeli Milletvekili Osman Pepe’nin, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Çevre Entegre Projesine ruhsat verilip verilmediğine ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5872) (Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

7.– Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, A.Ü. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Türk Lehçeleri Bölümü’nün kapatılma kararına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5873)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

8.– Adana Milletvekili Sıtkı Cengil’in, Adana’da depremden zarar görenlere yapılacak yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi.(7/5874)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

9.– Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün, Türkiye’den AB ülkelerine yapılan tarım ve su ürünleri ihracatına getirilen yasaklara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5875)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

10.– Denizli Milletvekili M.Kemal Aykurt’un, özel tomografi kuruluşlarına SSK’nın yaptığı sevklere ve ödemelere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5876)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

11.– Denizli Milletvekili M.Kemal Aykurt’un, tomografi cihazlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5877)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

12.– Denizli Milletvekili M.Kemal Aykurt’un, özel tomografi kuruluşlarına Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ödemelere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5878)(Başkanlığa geliş tarihi:15.7.1998)

 

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.– Ordu Milletvekili Mustafa Hasan Öz’ün, Ordu’ya bağlı bazı yerleşim birimlerinin sorunlarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5370)

2.– Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, Gaziantep’e yapılacak yatırımlar için ayrılan ödeneğe ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5394)

3.– Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana-Karaisalı yolu güzergah değişikliği çalışmalarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5441)

4.– Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Adana-Karataş yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi.(7/5443)

No. : 181

20. 7. 1998 PAZARTESİ

Teklifler

1. – Siirt Milletvekili M. Emin Aydın ve 14 Arkadaşının; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1239) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.7.1998)

2. – Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 36 Arkadaşının; Yüksek Öğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1240) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.7.1998)

Tezkere

1. – Denizli Milletvekili Ramazan Yenidede’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1616) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

Sözlü Soru Önergesi

1. – Niğde Milletvekili Mehmet Salih Katırcıoğlu’nun, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri Birliğine borcu olan çiftçilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1165) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun, İller Bankasından köy tüzelkişiliklerine tahsis edilen paya ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5879) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

2. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, Türk Ticaret Bankası A.Ş.’nin özelleştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Güneş Taner) yazılı soru önergesi (7/5880) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

3. – Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, Karayolları eski Genel Müdürü hakkındaki mahkeme kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5881) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

4. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, İzmir - Karaburun Parlak Köyü Tarım Kredi Kooperatifinin memur ihtiyacına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5882) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

5. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, İzmir - Karaburun’a bağlı Parlak ve Tepeboz köylerinin içme suyu şebekelerine ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/5883) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

6. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, balık çiftliklerinin koyları kirlettiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5884) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

7. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesinde şeriatçı bir yapılanmaya girildiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5885) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

8. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, deprem haritalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5886) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

9. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, hayvancılık sektöründe yaşanan ekonomik krizi aşmak için alınacak tedbirlere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5887) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

10. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Akkuyu Nükleer Santrali’nin kuruluş yerine ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/5888) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

11. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, Ayasofya Müzesinin bakım ve onarımına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/5889) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

12. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, nükleer enerji üretimine yönelik çalışmalara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5890) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

13. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, TEKEL’in özelleştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Eyüp Aşık) yazılı soru önergesi (7/5891) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

14. – Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, kumarhanelerin kapatılmasının turizme etkilerine ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5892) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

15. – Erzincan Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale Hacılar, Karaahmetli, Sulubük, Karakeçili, Bâlâ arasındaki yolun karayolu ağına alınmasına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5893) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

16. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Hayvancılığı Geliştirme Fonundan yapılan harcamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5894) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

17. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Cumhuriyetimizin 75. Yılını Kutlama Fonuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5895) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

18. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, görevden alınan bazı yöneticilere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5896) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

19. – Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, başörtüsü nedeniyle hakkında soruşturma açılan öğretmen ve memurlara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5897) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

20. – Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Karaman - Ermenek - İlçesine bağlı yerleşim birimlerindeki ihata duvarlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5898) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

21. – Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Karaman - Ermenek - İlçesine bağlı bazı yerleşim birimlerinin ek derslik ihtiyacına ve okulların onarımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5899) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

22. – Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, SSK Genel Müdürlüğünde işine son verilen personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5900) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.7.1998)

Geri Alınan Yazılı Soru Önergesi

1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı, bir İngiliz yayın kuruluşunun Çanakkale Savaşı ile ilgili hazırlayacağı filme ilişkin Dışişleri Bakanına yönelttiği yazılı soru önergesini 17.7.1998 tarihinde geri almıştır. (7/5495)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

20 Temmuz 1998 Pazartesi

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Hüseyin YILDIZ (Mardin)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 124 üncü Birleşimini açıyorum.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

III. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS

ARAŞTIRMASI

A) GÖRÜŞMELER

1. – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe ve 60 arkadaşının, İzmit’te SEKA’ya ait fidanlık bir araziyi bedelsiz olarak Ford-Koç Grubuna tahsis ettiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında verdikleri ve Genel Kurulca 14.7.1998 tarihli 106 ncı Birleşimde gündeme alınması kabul edilen gensoru (11/17)

BAŞKAN – Kocaeli Milletvekili Osman Pepe ve 60 arkadaşının, İzmit'te SEKA'ya ait fidanlık bir araziyi bedelsiz olarak Ford-Koç Grubuna tahsis ettiği iddiasıyla Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca verdikleri ve Genel Kurulun 14.7.1998 tarihli 121 inci Birleşiminde gündeme alınması kabul edilen (11/17) esas numaralı gensorunun görüşülmesine başlıyoruz.

Hükümet?.. Burada.

Görüşmelerde, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer sayın üyeye, Hükümet adına bir sayın üyeye ve şahısları adına iki sayın üyeye söz vereceğim.

Konuşma süreleri, siyasî parti grupları ve Hükümet için 20'şer dakika, şahıslar için 10'ar dakikadır.

Şu ana kadar, grupları adına Başkanlığa bir başvuru olmadı.

Şahısları adına, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan ve Aydın Milletvekili Sayın Muhammet Polat söz talebinde bulundular.

Grupları adına söz talebi?...

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Pepe konuşacaklar.

BAŞKAN – Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Osman Pepe; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA OSMAN PEPE (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İzmit'te SEKA'ya ait 1 600 dönümlük arazinin, Yüksek Planlama Kurulu ve Bakanlar Kurulu kararıyla, bedelsiz olarak Koç-Ford Grubuna tahsisinden, Hazinenin, ülkenin, 20 trilyon lira gibi büyük bir zarara uğratıldığını ve bu zarardan dolayı, kamu vicdanının fevkalade rahatsız olduğunu, elbette ki, bu konuda denetleme görevini yapmakla mükellef olan Büyük Millet Meclisinin de, üzerine düşeni yerine getirmesi gerektiğini ifade ederek, bu tahsisteki zararları birkaç madde altında özetlemek istersem: Hükümetin, KİT'lerin varlığıyla ve birikimleriyle ilgili yapmış olduğu bu tasarruflar, siyasî müdahaleler normal çalışma düzenini bozmakta, üretimi yavaşlatmakta veyahut da tamamen durdurmaktadır. Tabiî, daha önce, SEKA'yla alakalı olarak, Sanayi Bakanına vermiş olduğum bir soru önergesinde, SEKA fabrikalarının, makinelerinin, ünitelerinin parça parça sökülerek satıldığını ifade etmiştim ve bu yapılan tasarruflarla alakalı, Bakandan soru önergesiyle istediğim cevabı şu şekilde aldım: "Pazarlık usulüyle değil, piyasadan teklif toplanmak suretiyle, en yüksek teklifi veren firma veya kuruluşa SEKA Yönetim Kurulu kararıyla satılmıştır." Yani, değeri birkaç milyar olan makineler, parçalar piyasadan fiyat alınarak, fiyat tespiti yapılarak bir rekabet ortamı oluşturularak satılırken, ne yazık ki, trilyonlara baliğ olan bir arazi, hiç gözünü kırpmadan, bir çırpıda peşkeş çekilebiliyor.

KİT'ler, ne yazık ki, bu Siyasî İktidarın sahip olduğu siyasî mantalite neticesinde arpalık haline getirilmiştir. Bu siyasî zihniyet, bu mantalite, KİT'lere maalesef, iyi gözle bakmamıştır; onları özel bankaların insafına terk etmiştir ve siyasî kadroların, lüzumsuz malzemelerin depolandığı yer olarak görüp, onların zarar üstüne zarar etmelerine seyirci kalmıştır ve bu politikalar da, maalesef, Türkiye'deki KİT'leri çökertmiştir.

Yine bir başka husus; başta KOBİ'ler olmak üzere, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunan tüm yatırımcılara, Hükümet, bu tasarrufuyla, haksızlık yapmıştır. Bilhassa, aynı sektörde Türkiye'de daha başka fabrikalar da var; onlara da Hükümet, bu tasarrufuyla, fevkalade haksız bir rekabet ortamı meydana getirmiştir.

Yine, Hükümet, bu tasarrufuyla birlikte, çevreye önemli derecede zarar verecek bir yolun önünü açmıştır; çünkü, SEKA fidanlığı, bu 2 500 dönümlük yeşil alan, sanayiîn yükünden fevkalade bunalan Kocaeli, İzmit ve Gölcük için doğrusu bir akciğer mesabesindeydi.

Yine, burada firmanın hazırlamış ve bütün milletvekillerine göndermiş olduğu broşürlerde de ifade edildiği gibi "efendim, biz, su bazlı boya kullanacağız, dolayısıyla, buradan ne tiner buharı ne de boya atıkları çevreyi, denizi kirletecektir" diyorlar; ama, gelin görün ki, bunların hiçbirisinin uygulamada olmayacağını şimdiden söylemek büyük keramet değildir.

Yine, İzmit-Yalova yolu, şu anda fevkalade sıkışık bir trafiğe sahiptir. İzmit-Gölcük arası takribi olarak 18 kilometre: 15 dakikalık yolu, ne yazık ki 1-1,5 saatte gidebilmektesiniz. Yine, Körfez'de, fevkalade yoğun bir deniz trafiği söz konusudur. Fabrikanın yapılacağı alan, donanmayla, aşağı yukarı 1-1,5 kilometre mesafededir.

Eğer, İzmit-Yalova yolu, duble yol olarak yapılmazsa ve bu yatırımla birlikte, o bölgede yapılması düşünülen diğer limanlara da müsaade edilirse, Körfez'in hem karayolu hem de denizyolu trafiğini halletmek, öyle kolay kolay mümkün olmayacaktır; yani, iş, içinden çıkılmaz hale gelecektir. Tabiî, bu yatırım, bölgenin cazibesini artırdığı ve yoğunlaşmayı da beraberinde getirdiği için, elbette ki, bölgenin her türlü yükü artacaktır.

Tabiî, bugün, ülkedeki en küçük bir atölyenin dahi ÇED başvurusunun iki üç aylık bir süreyi aldığını; ama, burada, bu sürecin işlemediğini, tam aksine, ÇED müracaatlarının neticesini beklemeden, hafriyat yapan, makinelerin alanda cirit attıklarını ve temel atma hazırlıklarının süratle ilerlediğini görüyoruz.

Yine, imar mevzuatından doğan bir düzenleme olan, düzenleme ortaklık payı uygulamasının bu alanda uygulanmaması için, belediyelere firmanın ciddî bir baskısının olduğunu da ifade etmiştik.

Tabiî, bir başka husus da şudur: Toplumda "biz üretiyoruz, onlar hoyratça tüketiyorlar, peşkeş çekiyorlar" ikilemi, her gün, daha da kuvvet bulmaktadır.

Tabiî, burada, hatırıma, Nasreddin Hoca'nın, mevsime de uygun düşen bir fıkrası geliyor: "Nasreddin Hoca, bir gün, temmuz sıcağında köyde düğüne gitmiş; soğuk hoşaf kazanının başına, kepçeyle birlikte oturmuş; karşısındaki vatandaşların dudakları hararetten çatlamış; ama, hoca, soğuk hoşafı kafasına dikiyor "ooh, öldüm, öldüm" diyor. Tabiî, karşısındakiler dayanamamışlar "Hoca, bırak da, biraz da biz ölelim" demişler. Yani, şimdi, burada, Hükümetin icraatları, ortaya koymuş olduğu bu tavır, bu davranış, zannediyorum, bu rantiye sınıfına vermiş olduğu bu peşkeşler, bu koltuk diyetleri, ülkedeki memura, işçiye, emekliye daha doğrusu, halkın kahir ekseriyetine, biraz da bize gelsin diye hitap etme fırsatını ve hakkını veriyor. (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, başta Başbakan olmak üzere...

YAVUZ KÖYMEN (Giresun) – İsteyip istemediğin belli değil...

OSMAN PEPE (Devamla) – ...55 inci Hükümet, bu tür, kamu vicdanını rahatsız eden tavrıyla, açık bir güven bunalımı ve hukuk ihlali yaratmıştır. Aslında, tek bir olay dahi, bu Hükümetin nasıl taraflı olduğunu ve kendisine koltuğu ikram edenlere karşı ne denli cömert olduğunu ortaya koymaktadır. Bu Hükümet, dış desteklere son derece açıktır; ama, o nispette de, halkın isteklerine ve beklentilerine karşı kapalıdır. Maalesef, ülkede, ciddî bir sanayi master planı yoktur, herkes, her aklına gelen, istediği yerde, istediğini, istediği zaman yapabilmektedir; bu da, ülkede, ciddî bir kaos, ciddî başıbozukluk meydana getirmektedir.

Biz, burada, ifadelerimizi ortaya koyarken, düşüncelerimizi ortaya koyarken, yabancı sermayeye karşı olmadığımızı, özelleştirmeye karşı olmadığımızı; ama, bilakis, peşkeşe ve talana karşı olduğumuzu ifade etmekteyiz ve bu hususun altını, bir kez daha kalın çizgilerle çizmekte fayda görüyorum.

Sayın Bakan, öngörüşmelerden sonra, Hükümet adına burada kürsüye geldiğinde -aynen tutanaklardan okuyorum- " bu gensoruda, bence, daha çok iş imkânı yaratmaya karşı bir görüş var; daha çok ihracata karşı bir görüş var; daha çok üretime karşı bir görüş var, rekabet gücünün artmasına karşı bir görüş var" diyerek, olduğundan daha değişik bir mecraa çekerek, olayı çarpıtmaya çalışmıştır.

Aslında, biz, sermayenin rengine bakmaksızın; yeşilmiş, kırmızıymış, sarıymış diye sermayeyi sınıflandırmadan; yabancıymış, yerliymiş diye sermayeyi sınıflandırmaya tabi tutmadan, sermaye, eğer, üretime katkıda bulunuyorsa, ülkenin hayrına bir hizmete yardımcı oluyorsa, o sermaye Koç'un sermayesi de olsa, bir başkasının sermayesi de olsa, sermayeyi, üretime katkıda bulunduğu müddetçe, ülkenin hayrına katkıda bulunduğu müddetçe destekliyoruz. (FP sıralarından alkışlar) Ama, Hükümetin uygulamaları, maalesef, gün geçmiyor ki, bir skandalı gündeme getirmesin, bir peşkeşi gündeme getirmesin... Tam, bu SEKA konusundaki gensoruyu görüşürken, bir de baktık ki, arkasından POAŞ gündeme girdi. Petrol Ofisi Anonim Şirketinin özelleştirilmesindeki tabloya baktığımız zaman, herhalde, bunda birtakım karanlık noktaların olduğunu farketmemek için kör olmak gerekir. Bu iş, aslında, o kadar haddi tecavüz etmiştir ki, Hükümetin ve Türkiye'deki rantiyecilerin tetikçisi olan birtakım yorumcular, gazeteciler ve yazarlar, sonunda dayanamayıp "artık yeter, bu kadarına da tahammül etmek mümkün değil, buna pes" demişlerdir.

Tabiî, Meclisteki koltuk vurgunu, Şişli Belediyesi talanı, kartel medyasına enerji ihalelerinin tahsisi ve Karadeniz duble yolunda izlenen politikalar, bunların hepsi şaibelerle, skandallarla dolu olaylardır.

Şöyle bir hatırlamanızı istiyorum, Başbakan ne demişti: "Ben, çamurun üstüne oturmam" demişti. Şimdi, size soruyorum, bunlar, bu uygulamalar, ülkeyi çamur deryası, bataklık haline getirmiştir; hani, çamurun üzerine oturmayacaktınız, bu yaptıklarınız ne oluyor peki?! Tabiî, bunu, halk, en iyi şekilde değerlendirip, günü geldiği zaman da sandıkta cevabını sizlere verecektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, bugüne kadar, hiçbir hükümet, bu denli yolsuzluklar, peşkeşlerle, talanlarla alakalı soruşturma ve gensoru önergeleriyle karşı karşıya gelmemiştir; yani, 55 inci Hükümet, bu alanda ciddî bir rekor kırmıştır, bununla tarihe geçmiştir, bununla övünebilir!..

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin yeni bir otomobil fabrikasına sahip olması elbette ki, hepimizin arzu ettiği bir husustur; ama, mevcut fabrikaların hiçbiri, bugün ekonomik ölçekte üretim yapmamaktadır.

Sayın Başkan, milletvekili arkadaşlarımız kendi aralarında konuştukları için konsantrasyonum bozuluyor; lüften, ikaz eder misiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sayın hatibin konsantrasyonunu bozmayacak şekilde, sükûneti sağlayalım.

Buyurun Sayın Pepe.

OSMAN PEPE (Devamla) – Tabiî, bu mevcut otomobil fabrikalarından hiçbiri, maalesef, ekonomik ölçekte üretim yapmamaktadır. Bunlar da, Türkiye'ye yatırım yaparken, ihracatı önümüze koyarak, ihracatı cazip göstererek teşvikleri almışlar; ama, daha sonra ihracatı unutup, içpazara yönelmişlerdir. Eğer, firmanın, bu broşürde iddia ettiği gibi, istihdam sağlanacak olsa, diğer fabrikalardaki istihdam azalır.

Yine, Türkiye'deki hiçbir otomobil fabrikası deniz kenarında değildir. Dünyada deniz kenarında hiçbir otomobil fabrikası -birkaç tanenin dışında; ki, bunlar istisnadır- yoktur.

Sayın Başbakan, grup toplantısında ve mülakatlarda, bu peşkeşe karşı çıkmanın vatan hainliğiyle eşanlamlı olduğunu ifade etmişlerdir. Bu memlekette peşkeşe ve talana karşı çıkmak ne zamandan beri ihanettir?! (FP ve DYP sıralarından alkışlar) Bu memlekette, buyurun meydanlara inin, buyurun halkın arasına girin, sorun bakalım, bu peşkeşlere milletin rızası var mı, yok mu? Bu memlekette, bu halkın yüzde 99'u, bu peşkeşlere ve talanlara karşıdır; yani, bu memlekette halkın yüzde 99'u vatan haini midir?! Ne münasebet!..

Elbette ki, burada, Sayın Başbakan, maksadını aşacak şekilde, konuyu fevkalade yanlış ifade etmektedir; takdim şekli son derece yanlıştır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – İşine gelmiyor işine...

OSMAN PEPE (Devamla) – Evet.

Hükümetin, memuru, çalışanı enflasyona ezdirmeyeceği ifade ediliyordu; memura zoraki yüzde 20 zam verdiler; ama, verilen bu zamlar da, maalesef, memuru enflasyonun altında ezilmekten kurtarmaya yetmemektedir. Çünkü, 15 inci derecenin birinci kademesinde 240 dolar olan maaş, bugün 182 dolara düşmüştür. Ekmek, 80 bin liradan 180 bin liraya çıkmıştır. Bir kilogram çay, 450 bin liradan 1 milyon 450 bin liraya çıkmıştır. Hükümet, tıpkı akaryakıtta olduğu gibi, zamları otomatiğe bağlamış; ama, sıra, memura, çalışana, halka vermeye geldiği zaman, ücretler, maalesef, fiyatlara yetişemiyor, ücretler kaplumbağa hızıyla ilerleyebiliyor.

Buraya çıkan sayın siyasî parti sözcüleri "Fazilet Partili belediye başkanı bu yatırıma taraftardır" dediler;doğru, bu yatırıma biz de taraftarız; ama, biz peşkeşe karşıyız. Siz, çıkıyorsunuz, buradan belediye başkanına teşekkür ediyorsunuz, onun gazetelere intikal eden demeçlerinden bahsediyorsunuz; ama, aynı belediye başkanının, gazetelere intikal eden "bu peşkeş Koç'a yakışmamıştır, Koç fevkalade ayıp etmiştir" mahiyetindeki demeçlerini niye kullanmıyorsunuz?! Yani, işinize geleni söyleyeceksiniz, işinize gelmeyeni söylemeyeceksiniz; böyle bir mantık olmaz.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Gazeteyi bir göster bakalım.

OSMAN PEPE (Devamla) – Buraya çıkan bir milletvekili, Koç'un broşürünü buradan aynen okuma talihsizliğine düşmüştür. Bu broşür buradan aynen, satır satır okunmuştur. Buradan Türk Halkına diyorum ki, bakın, ne hallere düştük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Pepe, toparlıyoruz efendim.

OSMAN PEPE (Devamla) – Türkiye'nin Yüce Meclisinin kürsüsünden, kendisinin sosyal demokrat, veya demokratik sol olduğunu söyleyenlerin, nasıl, ülkenin en büyük sermaye gruplarının avukatlığını yerine getirdiklerini ve bu kürsüyü de buna alet ettiklerini burada milletime ifade ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

Danıştay önce yürütmeyi durdurma kararı verdi; arkasından, birkaç gün geçmeden apar topar verdiği kararı ilga etti, mülga etti.

Değerli arkadaşlar, hani, bu ülkede yargı süratli işlemiyor diye dövünüyorduk ya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN PEPE (Devamla) – Tabiî, şimdi, burada, bu gelişme karşısında...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pepe.

OSMAN PEPE (Devamla) – Efendim, son... Saygımı sunuyorum.

BAŞKAN – Biliyorsunuz, hiç istisnamız olmadı; çok teşekkür ediyorum

OSMAN PEPE (Devamla) – Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Bekir Yurdagül; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli Milletvekili Osman Pepe ve arkadaşlarının verdiği, İzmit'te SEKA'ya ait fidanlık bir arazinin bedelsiz olarak Ford-Koç ortaklığına devriyle ilgili gensoru görüşmelerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, az önceki sözcü arkadaşımızın da belirttiği gibi, Danıştay, 9 Temmuz 1998 tarihinde verdiği kararı, Hükümetin savunmasını, Başbakanlığın yazılı savunmasını aldıktan sonra kaldırdı; ama, hepinizin bildiği gibi, bu karar nihaî bir karar değil; nihaî karar, elbette ki, daha sonra, Yüce Danıştay tarafından verilecek ve açıklanacak.

Değerli arkadaşlar, tabiî, Danıştaya yaptığımız başvuru- 9 Temmuz 1998 tarihinde sonuçlandığını öğrenmemize rağmen- imzaların tamamlanmaması nedeniyle, bize, ancak 14 Temmuz 1998 tarihinde tebliğ edildi. Aynı gün, Hükümete savunma için yazı yazıldı ve Hükümetten, çok kısa sürede, jet hızıyla, Danıştayımıza savunma gitti ve aynı gün, (17 Temmuz 1998 tarihinde), yine Danıştay tarihinde görülmemiş bir hızla- aynı gün, biz, cuma günü saat 16.00'da öğrenmeye çalıştık, kararın açıklanmadığını söylediler, belli olmadığını söylediler- aynı akşam, Hükümet, Başbakanlık açıklama yaptı ve Danıştayın, daha önce verdiği durdurma kararını kaldırdığını açıkladı.

Gerçekten hepimizin hukuka yardımcı olması gerekiyor. Türkiye'de hukuk kurallarının, hukukun, yargının işlediğini hepimizin kabul etmesi ve bu anlamda da yardımcı olması gerekirken, bu kadar fazla hukuku ve Danıştayı zorlamanın, en başta hukuk devletimize ve o yüce kuruma zarar vereceğini de belirtmek istiyorum.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Koç olduğu için mi...

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabiî, o günleri hatırladığımızda, Sayın Başbakanın. Anavatan Partisi Grubunda yaptığı konuşmada, buna karşı çıkanları vatan haini ilan ederek düğmeye bastığı gün, biliyorsunuz, medyamızın -yerel ve ulusal medyamızın- büyük bir bölümünde de bir kampanya başlatılmış oldu. Elbette ki, hepimiz Türkiye'de yaşıyoruz, hepimiz Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyoruz ve yargı da, medyadan ve icranın başı olan Başbakanın bu açıklamalarından, bir şekilde, etkilenebilir. Bu anlamda, Sayın Başbakanın bu açıklamaları, yargının henüz karar vermediğini ve yargılama sürecinin devam ettiğini göz önüne aldığımızda, gerçekten, çok talihsiz bir açıklama olmuştur ve aynı gün, medyada, hepimize çok büyük bir saldırı başlatılmıştır, vatan haini ilan edilme durumuna gelinmiştir. Gerçekten yanlış olabilir, size göre yanlış olabilir, birilerine göre doğru olabilir; ama, sonuçta, hukuk kurallarının işlemesi, oradaki çevreye zarar verilmemesi ve bedelsiz verilmesine yönelik... İnsanların, elbetteki, bazı şeylere tepki göstermesi doğaldır. Bu tartışılır, Mecliste tartışılır, yargı bu konuda karar verir; ama, bunlar tamamlanmadan, sizin, bu konuda sizin aksi düşüncelerinizi ifade eden insanları, vatan haini, ülkesine ihanet ediyor diye suçlamanızın, gerçekten, anlaşılması mümkün değildir ve bu, bir Başbakana da yakışmamaktadır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, yerel ve ulusal medyada, elbette ki, çok farklı düşüncelerle bu konuya yaklaşan kalemler olmuştur, bizden farklı gözlükle bakan yazarlar ve çizerler olmuştur. Ben, tabiî, bunları saygıyla karşılıyorum; ama, kendilerinden farklı düşünen insanlara da, o kişilerin, aynı saygıyı göstermelerini bekliyorum ve diliyorum.

Değerli arkadaşlar, o günkü görüşmeleri şöyle bir hatırlatmak istiyorum. Ben, konuşmamda, Sayın Başbakanın, Sayın Cumhurbaşkanıyla beraber, 26 Temmuzda, Kocaeli'ne, bu Ford otomobil fabrikasının temelini atmaya gideceklerini açıkladığımda, Anavatan Partisi Grubundan arkadaşlarımız "yok öyle bir şey, nereden çıkardınız" demişlerdi. Daha sonra, diğer iktidar partilerine mensup arkadaşlarımız, yaptıkları konuşmalarda "hayır, ÇED süreci tamamlanmadan bunun temeli atılmayacak" demişlerdi.

Tutanaklarda var, aynen okumak istiyorum. "ÇED konusunu ihmal etmemiz düşünülemez" diyor, bir iktidar partisine mensup bir arkadaşımız. Yine, Anavatan Partisi Grubunu temsilen burada konuşan bir arkadaşımız, daha önce, ÇED raporu olmadan, Düzce'de, İhlas Holding'e ait Kia'nın temelini atan o zamanın hükümetini eleştirmiş ve "biz bu yanlışa düşmeyiz, ÇED raporu gelmeden, ÇED süreci tamamlanmadan böyle bir temel atma yanlışına biz düşmeyiz" demişti.

16 kuruluştan 14'ünün cevabı gelmişti; Tarım Bakanlığının ve Donanma Komutanlığı ile 15 inci Kolordu Komutanlığının, yani, Genelkurmay Başkanlığının bu konudaki görüşü yoktu. Bu sabah aldığım bilgiye göre, bu iki kuruluşun, hâlâ, bu ÇED raporuna yönelik görüşlerinin çevre müdürlüğüne,yani, vilayete ulaşmamış olduğunu öğrendim. Belki Tarım İl Müdürlüğünün yazısı şu saatlerde gelmiş olabilir; ama, Genelkurmay Başkanlığının bu konudaki düşüncesinin alınmamış olduğunu, yazısının henüz ulaşmamış olduğunu biliyorum. Genelkurmayın düşüncesi, normalde, böyle bir sanayi kuruluşu için çok önemli olmayabilir; ama, bölge itibariyle, Türkiye Cumhuriyeti donanmasının konuşlandığı bir yerdedir Gölcük ve Türkiye Cumhuriyeti Donanmasının konuşlandığı yere iki üç kilometrelik bir mesafededir bu arsa, söz konusu fidanlık alan.

Şimdi, tüm bunlara rağmen, iktidar partilerine mensup milletvekillerinin "hayır, öyle bir şey olmaz, nereden çıkardın" demelerine karşın, dünkü Hürriyet Gazetesinde Sayın Sedat Ergin'in Sayın Başbakanla yaptığı mülakatta ve yine Milliyet Gazetesindeki habere göre, Sayın Başbakan, bu hafta sonunda Kocaeli'ne gidip Ford otomobil fabrikasının temelini atacağını açıklamıştır. Yani, üç gün önce burada söylenenler, Sayın Başbakan tarafından yalanlanmıştır ve bir önceki hükümetin varsa bu konuda hukuksuzluğu, 55 inci Hükümet tarafından da, ne yazık ki, tekrarlanmaktadır, örnek alınmıştır.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sayın Başbakan sizi doğrulamış oluyor.

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, diyelim ki, Genelkurmayın ve Tarım Bakanlığının görüşü geldi. Sayın Başbakan, üç gün sonra, Kocaeli'ne temel atmaya gidecek. Tabiî, neyin temelini atacağı da tartışmalı; yani, orada bir doğa katliamının, yeşil katliamının törenine katılmış olacak Sayın Başbakan, eğer giderse, Sayın Cumhurbaşkanı ile beraber.

Şimdi, bu ÇED süreci nasıl işliyor; bu konuda sizlere teknik bilgi vermek istiyorum. Az önce bahsettiğim o eksikliklerin tamamlanmasından sonra -bu, bugün mü olur, yarın mı olur, öbürgün mü olur bilemiyorum- valilikten yer seçimi uygunluk görüşünü alan faaliyet sahibi, faaliyet uygunluk belgesiyle beraber, mülkiyet belgesiyle, imar veya vaziyet planı ve sair belgelerle birlikte, bir dilekçeyle Çevre Bakanlığına başvuracak. Bakanlık, faaliyet sahibine, ÇED raporu hazırlamaları için ÇED formatını verecek. Sonra ne olacak; faaliyet sahibi, ÇED raporunu Bakanlığa sunduktan sonra, Bakanlıkça, 7 işgünü içerisinde, raporun ÇED formatına uygunluğu araştırılacak. Daha sonra, Bakanlık, ön inceleme ve değerlendirme komisyonu kuracak. Yönetmeliğe göre, komisyon, 60 işgünü içerisinde, olumlu ya da olumsuz görüşünü bildirmek zorunda. Daha sonra ne olacak; komisyon, ilk toplantısını müteakip, halkın faaliyet hakkındaki görüş ve önerilerini almak üzere, faaliyetin gerçekleşeceği yerde, halkın katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve bu toplantı tekrarlanabilecek. Daha sonra ne olacak; faaliyet sahibi, 30 işgünü içerisinde taahhütname ve noter tasdikli imza sirküleri ile ÇED raporunun son şeklini Bakanlığa sunacak. Daha sonra, Bakanlık da, en geç 10 işgünü içerisinde, çevresel etkileri olumlu ya da olumsuz, kararını verip ilgili firmaya bildirecek. Tüm bunların olması, bu sürecin tamamlanması için, en az iki aylık bir süreye ihtiyaç var; ama, öğreniyoruz ki, Sayın Başbakan, bu hafta sonunda, gidip, orada fabrikanın temelini atacak.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, hukuk devleti mi, değil mi? Türkiye'de kurallar uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu? Türkiye, bir muz cumhuriyeti mi?! Yani, siz, istediğiniz an, yönetmelikleri, yasaları, tebliğleri bir kenara iterek, istim arkadan gelsin mantığıyla, süreci, tüm bu yasal müeyyidelere rağmen, başlatmış olacaksınız ve size bağlı kurumlar, kuruluşlar da, bu yönetmelikleri, siz temel attıktan sonra yerine getirmeye çalışacaklar. Bu şekilde, kuralların uygulanması mümkün mü Türkiye'de? Ama, ne yazık ki, Türkiye'de, bu alışkanlık haline geldi.

Geçenlerde, Sayın Başbakanın memleketi Rize'de bir hidroelektrik santralının temeli atıldı. Yine on onbeş gün önceden programlanan bir tören... Gazetelerden öğrendiğimize göre, Sayın Başbakanın temel atma töreninden iki gün önce, ÇED raporu alelacele sonuçlandırılıyor ve Sayın Başbakanın temel atmasından önce, ÇED raporu hazır hale getiriliyor ve orada da Sayın Başbakan, kendi hemşerilerinin protestosuyla karşılaşıyor.

Burada, hiç o aşamaya bile gelinmeden, bu ÇED raporunun tamamlanmasına iki üç aylık bir süreç varken, Sayın Başbakan, bir de bu hukuksuzluğa, haksızlığa Sayın Cumhurbaşkanını ortak ederek, orada, gidip, bu fabrikanın temelini atmaya çalışıyor. Neye rağmen; yeşile rağmen, doğanın katledilmesine rağmen, körfezin kirletilmesine rağmen. Zaten sıkışık olan İzmit- Gölcük- Karamürsel- Yalova karayolunu, daha da işin içerisinden çıkılmayacak derecede olumsuz etkileyecek bir alana- bilmiyorum, bu alanı bileniniz var mı; Gölcük'e 2-3 kilometre kala, İzmit'e 15 kilometre kala ve tam bir yerleşim merkezinin yanı; yani- biz, 30 sene, 40 sene önce yerleşim merkezlerinin çok dışında kurulmasına rağmen, bugün yerleşim merkezlerinin içerisinde kalan fabrikaları yeni yerlere, yerleşim merkezlerinden uzaktaki yerlere taşıma gayreti içerisindeyken, bunlar için yeni projeler, planlar üretirken, siz, yerleşim merkezinin tam göbeğine, gelip, çok büyük bir tesisin temelini atacağınızı söylüyorsunuz. Türkiye'nin, elbette ki bu tür projelere ihtiyacı vardır; ama, bu tür projeler planlı, programlı olur.

Değerli arkadaşlar, siz, dünyanın demokrasiyle yönetilen hiçbir ülkesinde görebiliyor musunuz; sanayici, kendisine göre uygun gördüğü, daha az masraflı gördüğü yere fabrika kurmak isteyecek ve devletin organları, buyurun, siz, istediğiniz yere fabrika kurun diyebilecekler?! Dünyanın demokrasiyle yönetilen bir başka ülkesi var mıdır, sanayici istediği yere fabrika kurabilsin; böyle bir şey yoktur. O ülkelerin yönetenleri, insanına değer verdikleri, o ülkelenin insanları doğalarına, çevrelerine geleceklerine önem verdikleri için, sanayiciye, dur, bakalım, o kurmayı düşündüğünüz yer gelecekte nasıl bir yer olacak, deniziyle, çevresiyle, doğasıyla, yeşiliyle uygun mu, değil mi diyorlar ve tüm bu karar süreci işledikten sonra, hükümet edenler, buyurun, şuraya yapabilirsiniz diyebiliyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde, bu tür bir sanayici, istediği yere fabrika kuramaz; böyle bir keyfiyeti yoktur sanayicinin. Bunu ,devlet yönlendirir, devlet programlar ve planlar.

TAHSİN IRMAK (Sıvas) – Partinizin oyu ne olacak sayın milletvekili?

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabiî, özellikle, İktidar Partisinin bu kürsüden konuşan değerli Kocaeli milletvekili arkadaşlarım, olaya hep istihdam açısından yaklaşmışlardır. Şimdi, tabiî, günümüz dünyasında istihdam kendi başına değerlendirilemez. İstihdam, sanayileşmeyle birlikte düşünülebilir, çevreyle birlikte düşünülebilir; çevreyi yok sayarak, sadece, istihdam olanağı sağlanacak diye, sanayicinin istediği yere fabrika kurulamaz.

Şimdi, diyor ki arkadaşlarımız "burası atıl bir alandı, zarar ediyordu." İşte, 40 milyar lira masrafı varmış, 8 milyar liralık ağaç çıkıyormuş, 32 milyar lira zarar ediyormuş. Değerli arkadaşlar, o zaman, İstanbul Boğazının o sırtlarını da satalım, oralara da fabrika kuralım, oralar da ormanlık alan, oralar da atıl duruyor, o yeşil yerlere de fabrikaları, rafinerileri kuralım, limanları oralara kuralım, oraları da atıl olmaktan kurtaralım, oraları da sanayie katalım; böyle bir mantık olabilir mi?! Yani, siz, yeşil alanı atıl diye düşünerek, hiç programsız, plansız, diğer etmenleri hiç düşünmeden, atıl diye değerlendirerek, nasıl buraya fabrika kurulmasına müsaade edebilirsiniz; böyle bir mantık olabilir mi?!

Diyorlar ki: "Sizin kardeşleriniz, yakınlarınız, akrabalarınız işsiz değil de onun için böyle yapıyorsunuz." Böyle bir mantık olabilir mi değerli arkadaşlar?! Size geldiği kadar bize de her gün onlarca, yüzlerce işsiz insan geliyor, bizim de işsiz yakınlarımız var, akrabalarımız var; ama, milletvekili olan kişi, sadece üç beş yakınını veya çevresindeki insanı işe yerleştirmenin dışında olaya bakmak zorundadır; milletvekili, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonrasının Türkiyesini ve gelecek kuşakları düşünerek karar vermek durumundadır değerli arkadaşlarım. Burada, elbette ki hepimiz çok iyi demagoji yaparız, bu konuyu hepimiz birbirimizden belki çok daha iyi becerebiliriz; ama, lütfen, ülkemizin geleceğini, çocuklarımızın geleceğini de düşünmek zorundayız, çevremizi düşünmek zorundayız.

Ben, geçen konuşmamda belirttim. Kocaeli, Türkiye'nin en kalabalık ili; İstanbul'la beraber, kilometrekareye 350 kişi düşüyor. Burada 2 bin kişi, 4 bin kişi istihdam edeceksiniz; Kocaeli, Anadolu'dan onbinlerce göç alacak ve Kocaeli'deki işsizlik daha da artacak.

Olaya, Kocaeli şovenizmiyle bakmak yanlıştır; olayı Türkiye açısından düşünmek zorundayız, olaya farklı gözle bakmak zorundayız; özellikle burada, hepimiz Türkiye milletvekili isek, olaya çok farklı gözlükle bakmak zorundayız, olaya 65 milyonun geleceği açısından bakmak zorundayız. Bu projeye, siz, zaten, vergi yasasında yüzde 200'lük bir yatırım indirimi öngörmüşsünüz; bu 550 milyon dolarlık bir yatırımsa, 1 milyar 100 milyon dolarlık bir yatırım indirimini öngörmüşsünüz zaten.

Kocaeli'de, atıl durumda, Devlet Demiryollarının Derince Limanı var, 5 bin ton/yıl kapasiteli; oraya 15 kilometre uzaklıkta, çok daha iyi koşullarda arsa bulmak mümkün. Gelin, bu sanayicimizi, gerekirse başka türlü teşvik edelim, oraya bu yatırımı yaptıralım. Neden, sanayici ille burayı istiyor diye, biz, arkasından koşturup "gel, nereyi istiyorsan oraya yap" diyebiliyoruz?!

Bir de, deniliyor k:, Dünyada ve Türkiye'de, deniz kenarında otomobil fabrikası yok. Niye yok; bunların boyası zehirli maddeler içeriyor, denize ulaştığı zaman da o bölgedeki tüm canlıların ölümüne neden oluyor. O nedenle, bugüne kadar, dünyada, Avrupa'da, özellikle Amerika'da ve Türkiye'de kurulan fabrikaların -Türkiye'de altı fabrika var- hiçbiri deniz kenarında değil; ama, Ford yetkilileri diyor ki: "Bu, yeni bir teknoloji olacak ve canlılara zarar vermeyecek, denize tertemiz atık atacağız." Tabiî, bu olabilir; ama, Avrupalının, Amerikalının keşfetmediği teknolojiyi, Ford, gelecek, İzmit'te, Yeniköy'de, İhsaniye'de uygulayacak... Elbette ki, ömüzdeki dönemde, bunun ne olup ne olmadığını göreceğiz; ama, Avrupalı, Amerikalı, kendi insanının denizini, doğasını düşünerek bunu denizden uzak tutmuşsa, herhalde, en az bizim kadar düşünüyordur bu olayı. Acaba, biz, onlardan çok daha fazla mı biliyoruz bu işi?!

Değerli arkadaşlar, az önce söyledim, acele etmeye gerek yok; ÇED süreci bitmemiş, daha iki üç aylık süre var; Danıştay, nihaî kararını vermemiş. Başbakana ve Sayın Cumhurbaşkanına buradan sesleniyorum: Lütfen, acele etmeyiniz, Ford yetkilileriyle yeniden görüşünüz, onlara gerekirse başka teşvikler uygulayınız; ama, deniz kenarındaki tartışmalı fidanlık alanda bu projenin uygulanmasından vazgeçiniz. Eğer, ille de Kocaeli'nde ısrar ediyorlarsa, Kocaeli'de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yurdagül, lütfen toparlayalım.

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – ...limana 10- 15 kilometre uzaklıkta, tarım alanı da olmayan -ki, burası ikinci sınıf tarım alanıdır, belki Tarım Bakanlığının görüşünün gecikmesinin altında yatan neden odur, belki bir siyasî karar bekliyordur Tarım İl Müdürlüğü; o kararı da, herhalde, Sayın Bakan vermiş veya verecektir- bir yer var... Bu alandan vazgeçelim, acele etmeyelim; Kocaelililerin bu konudaki tepkilerini, duyarlı insanların bu konudaki tepkilerini dikkate alalım. Bu projenin daha uygun bir yerde, çevreye, doğaya, denize zarar vermeyecek şekilde ve Kocaelililerin tepkilerini de dikkate alarak, bir başka yerde yapılması doğrultusunda ilgili firmayla tekrar görüşelim, görüş alışverişinde bulunalım ve bu yerden vazgeçelim diyorum.

Bu konuda, Hükümetimizi, başta Sayın Başbakanımız olmaz üzere, duyarlı olmaya çağırıyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yurdagül.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Ali Yavuz. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anasol-D Hükümetinin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz hakkında, SEKA'ya- aslında milletimize- ait arazinin bedava olarak Koç Grubuna verilmesi üzerine gündeme alınan gensoru üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşmak üzere huzurunuzdayım; Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum.

Bugün kutlanmakta olan, yavru vatan Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Barış ve Özgürlük Bayramını, Grubum ve şahsım adına, kutluyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Başbakan Sayın Mesut Yılmaz hakkında Anayasa ve İçtüzük hükümleri uyarınca verilmiş olan gensorunun, önce, içeriğine kısaca bakmakta fayda görüyorum. "Bu gensoru nedir, neyin iddiası yapılmaktadır, hangi nedenle verilmiştir" sorularının cevaplarını aramak, konunun anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Önergeye göre, Koç-Ford ortaklığı, Türkiye'de otomobil fabrikası kurmak amacıyla arazi aramaktadır. Gerekli girişimlerini yapmıştır. En uygun yer olarak, İzmit-Gölcük arasında İhsaniye-Yeniköy Belediyesi sınırları içerisinde yer alan SEKA'ya ait arazinin fidanlık olarak kullanılan 1 milyon 600 bin metrekarelik kısmı istenmiştir. Yüksek Planlama Kurulu, bedel ödenmek kaydıyla, isteği olumlu görmüş ve kabul etmiştir; ancak, Bakanlar Kurulu, aldığı kararla, aynı yerin bedelsiz- yani bedava- tahsis edilmesine karar vermiştir. Bedava arazi vermenin doğurduğu kamu zararı 20 trilyon TL'dir. Olay budur, önergenin özü budur; veriliş maksadı da, 20 trilyonun, millete ait arazinin Koç Grubuna bedava tahsis edilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğru Yol Partisi olarak bizim, yatırıma, istihdama, ihracata, eğitim kurumları yatırımlarına, servete ve sermayeye karşı olmadığımızı ifade etmek isterim. Doğru Yol Partisi olarak karşı olduğumuz, haksız kazanç, milletin malını bedavadan elden çıkarma, siyasetçi ve birkısım işveren kirli ilişkisi, yağma, peşkeş çekme... Tek kelimeyle, hileli yollarla iktidarı gasp eden ve bu gasp sonucunda iktidarı elinde tutan Anasol-D Hükümeti, kurulduğu günden beri milletimizi inim inim inletmektedir; diğer taraftan da, SEKA olayında olduğu gibi, milletin malını, bu defa da, başka bir usulle peşkeş çekmektedir. İşte, biz, buna karşıyız.

SEKA'nın 1 milyon 600 bin metrekarelik arazisinin, gizli Bakanlar Kurulu kararıyla, bedava, Koç Grubuna verilmesi, yine gizli, kirli ilişkiler sonucu değil midir? Burada, keyfîlik, eşitsizlik, adaletsizlik, kayırmacılık, sorumsuzluk, yolsuzluk yok mudur? Yüksek Planlama Kurulunca, mülkiyeti SEKA'ya ait arazinin 1 milyon 600 bin metrekarelik bölümünün- bataklık ve ıslahı gereken alanlar dikkate alınarak- rayiç bedelle satılmasına ve ödemenin peşin olarak -yani, bedavaya değil- yapılmasına karar verilmiştir. Bu karara rağmen, Başbakan, 2 Başbakan Yardımcısı ve 8 Bakanın bulunduğu Bakanlar Kurulunda, Yüksek Planlama Kurulunun bu kararı nasıl oluyor da değişiyor, arazi bedava veriliyor; ne dönüyor, hangi pazarlıklar yapılıyorda, Yüksek Planlama Kurulunda peşin parayla ve rayiç bedelle satılması kararı verilen arazi, bedava veriliyor? Yüksek Planlama Kurulunda karar başka, Bakanlar Kurulunda başka... Kimin malını kime bedava veriyorsunuz? Yine hangi pazarlıkları yaptınız?.. Bunları yapan, iki değişik karar alan Hükümet ve onun başı, Başbakanlığa devam edemez, etmemelidir!

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükümet içinde, bu konuda, çelişki var. Yüksek Planlama Kurulunun kararına Bakanlar Kurulu uymuyor. Yüksek Planlama Kurulu rayiç bedelle verilmesi kararını alıyor; Kurulun Başkanı, Başbakan, ayrıca ilgili bakanlar var. Gelin görün ki, bu karar Bakanlar Kuruluna geliyor, Bakanlar Kurulunda arsa bedavaya çevriliyor. "Çamurun üstünde oturmam" diyenlerin, üzerlerine kendi yarattıkları çamurlar sıçradıkça, hâlâ orada oturduklarını görmekteyiz. Ayrıca, Hükümet programlarında temiz toplum ve yönetim özlemini gerçekleştirmek üzere kurulduğunu beyan edenlerin temiz yönetim anlayışının, milletin arsalarını bedava vermek olduğunu görüyoruz. Kimin malını kime veriyorsunuz, hangi hakla veriyorsunuz! Hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Gerçi, sizde vicdan olsaydı, bu aziz milletimizi ezmezdiniz.

NECATİ GÜLLÜLÜ (Erzurum) – Sen çok ayıp ediyorsun!

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Neden Bakanlar Kurulu kararı gizli oluyor, Resmî Gazetede yayımlanmıyor, kamuoyundan gizlenmeye çalışılıyor?

Sayın milletvekilleri, gizlilik, savunma sanayiinde, ülkenin önemli ekonomik konularında ve ülkenin güvenliğini ilgilendiren konularda aranır. Bunu, bu Hükümet hep yapıyor. Bunu böyle yaptığınıza göre, kim bilir daha ne işleriniz, ne ilişkileriniz vardır, Cenabı Allah bilir; ama, bunların hepsi ortaya çıkacak, yakın olan DYP iktidarında bunların hesabı sorulacak- milletimizin deyimiyle- burnunuzdan fitil fitil getirilecektir. Devletin ve milletin malını utanmadan ve sıkılmadan yandaşlarınıza peşkeş çekmenin hesabını, bu millet, sandıkta, özellikle Anavatan Partisinden soracaktır.

Bir taraftan, SEKA'nın zararı Hazineden, yani, milletin cebinden karşılanacak, milletin yatırım hizmetlerini sekteye uğratacaksınız, diğer taraftan da, SEKA'nın bu işten dolayı zararı doğarsa -ki, mutlaka olacaktır- bunu da milletin sırtına yükleyeceksiniz; olmaz böyle şey!

Ayrıca, altüst ettiğiniz hayat şartları sonucunda memuru yalınayak yürüteceksiniz, yüzde 20 zammı reva göreceksiniz- bakalım, sizi IMF kurtabilecek mi- memurlarımız Başbakanlığın önünde "memurdan aldılar, hırsızlara verdiler" deyince de yerinizde duramayacaksınız...

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; SEKA'ya ait 1 milyon 600 bin metrekarelik yerde, 550 milyon dolar tutarında yatırım yapılması öngörülüyor; yatırım sonucunda, 700 milyon ilâ 1 milyar dolar ihracat gerçekleştirilmesi düşünülüyor, 2 bin kişiye istihdam sağlanması düşünülüyor, 120 bin araç üretilmesi ve bölge üniversitelerinden birinin fakülte veya bölümünün açılması kararlaştırılıyor. Firmanın burayı tercih etmesinde bir başka sebep daha var; ama, o gizli tutuluyor: Liman yapılması konusu. Neden, liman yapılacağı kararda yazılmıyor? Bu fabrika, Türkiye'de ilk kurulan tesis değildir; Kocaeli'nde Hyundai, Honda, yakınında Toyota, İzmir'de Opel, Bursa'da Renault, Tofaş fabrikaları var. Zamanında bu şirketlere böyle ayrıcalıklar tanınmış mıdır, böyle peşkeş çekme olmuş mudur?! Ayrıca, Yarımca Porselen Fabrikasının 300 dönümlük arazisi, 8 trilyona Evyap firmasına satılıyor; ama, burasıda bedava veriliyor. Kendi malınızı mı veriyorsunuz?! Türkiye'de yatırım yapan yerli ve yabancı şirketlere farkı muamele yapmak hangi hukuka, hangi mantığa uyar?! Değerli milletvekilleri, bunun akıllı izahı olabilir mi; bu davranış, şirketler arasında bir haksız rekabet değil midir?! Bedava arsa verilen şirket tercihli ve rüçhanlı kabul edilmez mi?! Siz, Hükümet olarak, bedeliyle arsa alıp yatırım yapan şirketlere ne cevap vereceksiniz?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğru Yol Partisi ve misyonu, servet ve sermaye düşmanı değildir. Bu ülkenin sanayileşmesinde, gelişmesinde, modernleşmesinde, gümrük birliğine girmesinde hep emeğimiz ve alınterimiz vardır. Buna karşı oluşumuz, devletin malının bedava peşkeş çekilmesinden dolayıdır. Yukarıda ifade ettiğim gibi, bu, ülkeye ilk yapılan ayrıcalıklı bir yatırım değildir.

Son iki üç gündür, kartel medyasında, bazı köşe yazarları tarafından, sizin yaptığınız icraatın savunması yapılıyor; yatırımın ülkeden başka bir ülkeye gideceğinden bahsediyorlar, milletin malının tezgâhlanmasından hiç dem vurmuyorlar, milletin malının korunması lehinde yazmıyorlar. Milletimiz, sizin yaptıklarınızı da, kartel medyasının kalemlerini ve televizyonlarını da çok iyi izliyor. Bu Yüce Millet, birilerine, yani, milletin malını peşkeş çekenlere, ihale yolsuzluğu yapanlara, memura, emekliye yüzde 20 zammı çok görenlere öyle bir ders verecek ki!.. bu da çok yakındır; yani, kasım ayında yapılacak seçimdir. İşte, milletimiz, sabırsızlıkla o günü, yani, sandığı beklemektedir. Yüce Milletimizin kararı baş tacımızdır. Tekelci sermayenin ve kartelci medyanın kararı değil, bizim için, milletimizin kararı önemlidir.

Birkaç kartelin ve tekelci sermayenin Anasol-D Hükümeti tarafından desteklenmesinin ülkeye bir yararı yoktur. Burada, önemli olan, gücün ve ekonomik imkânın tabana yayılmasıdır; KOBİ'lerin, Anadolu kaplanlarının desteklenmesidir; sermaye ayırımcılığının yapılmamasıdır.

Çağımızda, KOBİ'lerin önünün açılması gerekir. Dünyayla yarış edebilmek, rekabet edebilmek için Anadolu kaplanları sayılan KOBİ'lere destek verilmelidir. Ayrıcalık tanınan iki üç holding yeteri kadar büyümüş ve devlet imkânlarını, bugüne kadar, yeterince kullanmışlardır.

Bu kuruluşlar da görevlerini yapmış, işletmelerini genişleterek istihdam alanları açmışlardır. Biz, Koç-Ford ortaklığının büyük işletme tesisi kurmasına müteşekkiriz; buradaki itirazımız, bedelsiz peşkeş çekmeyedir, yeşilin bitmesinedir, çevreye zarar vermeyedir, kayırmacılığadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oluşturulmasına 1936 yılında başlanan SEKA ormanı, elli yıllık emeğin ürünüdür; binlerce çam ve kavak ağacının kapladığı bir arazidir. Buranın önemli bir özelliği de, SEKA'ya hammadde üretim kaynağı olmasıdır. Orman Bakanlığına bağlı Kavak ve Hızlı Gelişen Orman Ağaçları Araştırma Müdürlüğü, bu arazide bilimsel araştırma ve denemeler yapmaktadır. Kavak ağacının gelişmesi için yapılan denemeler de devam etmekte olup, Türkiye kavakçılığına öncülük eden bir fidanlıktır. Böyle önemli bir araziye fabrika kurulur mu; Kocaeli'nde fabrika kurulacak başka arazi kalmadı mı?! Açılın Anadolu'ya, her taraf fabrika yapmaya elverişlidir. Neden devlet arazisi tercih ediliyor; milyonlarca dolarlık yatırım yapan firmalar, başka arazi bulamıyor mu?! Aklımıza başka şeyler geliyor; yani, diyet ödemeler; sizi İktidara getirenlere borç ödüyorsunuz.

Koç grubunun burayı tercih etmesinin bir başka nedeni de, körfeze, yani bu arazinin kıyı çizgisine liman yapma düşüncesidir. Zaten burada liman mevcut. İzmit Körfezi, yeni yapılacak limanı kaldıracak durumda değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tesisin yapılması için ÇED raporu da bulunmamaktadır. En küçük sanayi kuruluşundan ÇED raporu istenilirken, burada neden ÇED raporu aranmadan ve bedava veriliyor ve 26 Temmuzda temelinin atılması hazırlıklarına başlanıyor?! Burada, kayırma vardır, firmanın kendini Hükümetin üstünde görmesi vardır. Sayın Yılmaz, Başbakan değil, Koç'un temsilcisi gibi davranmakta, ortanca ve küçük ve ortak da aynı potanın içinde girmektedir.

“Yeşili koruyalım, ülke erozyona uğramasın” diyen TEMA'cılar ve “denizi kirletmeyelim” diyen çevreciler neredeler; neden susuyorlar?

Ayrıca, Koç-Ford grubunca hazırlanan vaziyet planına göre, tesisin -Yeniköy sınırları içinde- önemli bir bölümü, imar mevzuatına aykırı bir şekilde kıyı kenar çizgisine tecavüz etmektedir. İmar planı hiçe sayılıyor. Bütün bunlar Hükümetin yanlış icraatlarıdır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kanunlar geçerli değil mi orada yani?!

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Sayın Grup Başkanvekilim, bunu, onlara soracaksınız.

Kocaeli'nde tesis yapılmasına hiçbir Kocaelili ve kuruluş asla karşı değildir. Kocaeli gelişmiş sanayi şehridir, herkes yeni tesislerin yapılmasını istiyor; ancak, haksızlık istemiyor, adaletsizlik istemiyor, yolsuzluk istemiyor. Ama, gelin görün ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde vergi kanunları görüşülürken, 626 sıra sayılı tasarının 30 uncu maddesiyle, 193 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesine, özel önem taşıdığı belirtilen ve 250 milyon doları aşan sınaî yatırımlarda yüzde 200 oranında yatırım indirimi uygulanmasına yönelik ibare ekleniyor; yani, Hükümet tasarısında olmayan, ancak, Koç-Ford ortaklığının yapacağı yatırım tutarının 250 milyon doların üzerinde olacağının anlaşılması üzerine, Plan ve Bütçe Komisyonunda, aceleyle, ek maddeye bu hüküm ekleniyor. Bu hükmün tasarıya kimler tarafından getirildiği ve bu Hükümetin de kimlerin emrinde olduğu açıkça görülmektedir. SEKA arazisini bir başka kuruluş alsaydı, ayrı şartlar ona sağlanır mıydı?!

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devletin kasasından arazi bedavaya çıkıyor. Ayrıca, 20 trilyon TL, SEKA'ya hazine zararı olarak ödeniyor. Bu arazi madem satılacaktı, daha önce birçok kuruluş müracaat etmesine rağmen neden verilmedi? Kocaeli hudutları içinde başka arazi yok mu?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuyla ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisinin tavrını burada gündeme getirmek ve Cumhuriyet Halk Partisinin tutumunu da özellikle eleştirmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Kumbaracıbaşı'nın -haklı olarak- söylediklerinin icraata yansımasını diliyorum. Sayın Kumbaracıbaşı, konuyla ilgili olarak yapmış olduğu basın toplantısında şöyle demektedir: Kocaeli'nde SEKA'ya ait fidanlığın 500 milyon dolarlık yatırım yapacağını söyleyen Koç-Ford ortaklığına çıkarılan özel bir kararnameyle bedelsiz verildiğini bildirerek "bu, bir rezalettir; devletin malını peşkeş çekmedir. Bugün, size, anlaşılması çok kolay olan; ama, gazetelerde ve televizyonlarda yer alması oldukça zor bir konuyla ilgili açıklama yapacağım" diyor ve “kitabına uydurulmuş bir yolsuzluk” olarak niteliyor Sayın Onur Kumbaracıbaşı; körfezi temizleme çalışmaları sürerken Çevre Bakanlığının duyarsızlığını dile getiriyor.

Başbakan Yardımcısı ve Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Sezgin'e sorulduğunda "ne zannediyorsunuz, devletin malı ona buna peşkeş mi çekilecek?” diyor. Devletin malı peşkeş çekilmektedir, böyle bir rezalet görülmemiştir.

"Biz, bu Hükümeti, gensoruyla düşmesin diye kadife eldivenlerle destekliyoruz" diye ifadeler kullanılıyor. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız, Hükümeti kadife eldivenlerle değil, bütün güçleriyle, gövdeleriyle destekliyorlar.

Siz, haksızlıkları, hukuka, adalete sığmayan icraatları nasıl destekliyorsunuz?! Yarın, milletin huzuruna nasıl çıkacaksınız?! Bunun hesabını nasıl vereceksiniz; bunu, içinize nasıl sindiriyorsunuz?! Meclis salonunu terk etmekle ne kazanıyorsunuz?! Gelin, bu gensoruya destek verelim, bunun hesabını burada soralım.

Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Kocaeli Milletvekili arkadaşım Bekir Yurdagül'ün konuşmasına aynen katılıyorum. Arkadaşlarımızın salondan çıkmadan kabul oyu vermelerini bekliyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak şayet bu gensorunun yanında olmazsanız, milletimizi ezen Anasol-D Hükümeti ve onun Başbakanı, yine Cumhuriyet Halk Partisinin desteğiyle milletimizin başına musallat olmaya devam edecektir. Cumhuriyet Halk Partisinin kendi deyimiyle “kitabına uydurulmuş” bu yolsuzluğun önlenmesi için tekrar ediyorum bu salondan kaçmadan kabul oyu vermenizi ve böylece Anasol-D Hükümetini bu Meclisten uğurlamaya davet ediyoruz. Sonucu hep beraber göreceğiz...

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakan Sayın Mesut Yılmaz'ın, 55 inci Hükümetin birinci yılının dolması münasebetiyle düzenlediği basın toplantısının kitapçığının başında "Türkiye'nin hizmetinde yüzakıyla bir yıl" deniliyor. Milletimizin çektiğine bakıyoruz, uygulamalara bakıyoruz ve soruyoruz: Yüzakıyla bir yıl mı, geçirilen kara bir yıl mı? Nasıl bir yıl:

İhalelerin yandaşlara verildiği bir yıl.

İmam hatip okullarının, Anadolu liselerinin, yabancı dille eğitim yapan okulların orta kısımlarının kapatıldığı bir yıl.

Turizm alanlarının yandaşlara tezgâhlandığı bir yıl.

Cumhuriyet tarihinin en fazla memur kıyımının yapıldığı bir yıl.

Adam ve firma kayırmacılığının doruk noktasına çıktığı bir yıl.

Memurlarımızın haklarını aramak için çıplak ayakla ve zincirle yürüdüğü kapkara bir yıl.

Memurun, işçinin, esnafın, çiftçinin bitip tükendiği bir yıl.

Ortadireğin çökertildiği bir kara yıl.

Hürriyetlerin kısıtlandığı bir yıl.

Yağma ve talanla geçirilmiş bir yıl.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SEKA arazisiyle ilgili olarak Başbakan Sayın Mesut Yılmaz, bir yandaş gazetede yayımlanan dünkü mülakatında "doğruyu yaptım, vicdanım rahat" demekte, Toyota firmasının gidişine üzüldüğünü, Ford firmasının yatırımına yardımcı olacağını belirtmektedir.

Ford firmasının yatırım yapmasına kimse karşı değildir; ne Kocaelililer ne siyasîler ne kuruluşlar ne de aziz milletimiz. Yabancı sermayenin ülkemize gelmesine, Doğru Yol Partisi olarak asla karşı değiliz; bunun öncülüğünü, misyonumuz ve Doğru Yol Partisi yapmıştır. Karşı olduğumuz, milletin malının, hem de gözbebeği bir yerin, bedava verilmesidir. Yeşilin katledilmesine, denizin kirletilmesine karşıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yavuz, konuşmanızı toparlayın.

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Burayı satmayı düşündüyseniz, yeşilin korunması ve denizin kirletilmemesi koşullarıyla, açık artırmalı ihaleye çıksaydınız.

Ayrıca, yeri gelmişken şunu da ifade edeyim; aynı mülakatta, Petrol Ofisinin satılmasıyla ilgili görüşlere de yer veriliyor. İhale sonuçlanıyor, birinci gelen firma belli oluyor; ama, üçüncü olan firmaya Petrol Ofisi veriliyor. Gerekçede "Özelleştirme İdaresi Başkanlığının takdir hakkı kullanıldı" deniliyor. Bu nasıl takdir hakkı, ne biçim ihale tarzı?!

Bu işlere başlamadan önce, Devlet İhale Yasasıyla ilgili değişiklikleri çıkarmanız gerekirdi, Doğru Yol Partisi olarak biz de, bu değişikliğe destek vermeye hazırız; ama, gelin görün ki, ihaleler, davet usulüyle ve hepsinden de pis kokular gelerek yapılıyor.

İzmit Körfez geçişi ihaleniz billboard’ları süslüyor. Müteahhit firmalar, yaptığınız yanlı ve yanlış icraatlar nedeniyle kan ağlıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 dakikalık süre içerisinde gensorunun özünü sizlere izah etmeye çalıştım. Bu gensoruya Doğru Yol Partisi olarak kabul oyu vereceğimizi bildirir, saygılarımı sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yavuz.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Halil Çalık; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar.

DSP GRUBU ADINA HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Kocaeli-SEKA arazisinin Ford Otomotiv Sanayii A.Ş'ye bedelsiz tahsisi konusunda verilen gensoru hakkında Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli, Türkiye'nin en önemli sanayi kentlerinden birisidir; ekonomik yaşamı tamamen sanayie dayanmakta ve bu özelliğiyle çok önemli bir istihdam alanı oluşturmaktadır.

Türkiye'de cumhuriyetle başlayan sanayileşme sürecinde, çevre koruma bilinci oluşmadığından, sanayi tesislerinin hep olumlu yönleri öne çıkmıştır; ta ki, yoğun sanayiin yarattığı kirlilik günlük hayatımızı tehdit edene kadar. Kocaeli de bu süreci en yoğun halde yaşamış bir kentimizdir; fakat, bugün, sanayimizin bozduğu ekolojik dengeler, yine teknolojiyle sağlanmaktadır.

Bununla birlikte, modern üretimi esas alan bir kalkınma yönteminin istenilen biçimde uygulanabilmesi, ekonomik politikaların doğru uygulanmasını gerekli kılmaktadır.

Kalkınmayı sağlayan en önemli unsur sermaye birikimidir. Oysa, gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına engel teşkil eden sorunlardan birinin, sermaye yetersizliği sorunu olduğu, bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, bu ülkelerde sermaye birikiminin sağlanması, içtasarrufları artırıcı ve yabancı sermayenin ülkeye girişini teşvik edici politikaların uygulanmasına bağlı bulunmaktadır.

Kalkınmanın önemli bir diğer unsuru da, modern üretim tekniklerinin kullanılmasıdır. Üretim sürecinde yeni teknolojilerin kullanılması, bir taraftan üretimdeki etkinliği ve verimliği artırırken, diğer taraftan ülkenin sanayi ötesi topluma geçmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu yeni teknolojilerin kullanımıyla bilim ve teknolojinin ekonomik ve toplumsal faydaya dönüşebilmesi, ancak, doğru politikaların uygulanması ve teknoloji transferiyle mümkündür.

Değerli milletvekilleri, kalkınma yöntemi, ihracatı esas almalıdır. Böyle bir yaklaşım, hem dış dengenin sağlanması hem de uluslararası rekabet gücünün kazanılması açısından büyük önem taşımaktadır. Uygulanacak kalkınma yöntemi, aynı zamanda, istihdam yaratmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerdeki sorunlardan biri olan işsizlik sorununun aşılması açısından zorunlu olan istihdam yaratma yeteneği, insanların yaşam standartlarının yükseltilmesi ve dengeli gelir dağılımının sağlanmasını da beraberinde getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, çevreye ve doğaya zarar vermeyecek teknolojinin kullanılacağı bu projenin, Türkiye'ye sadece üretim teknolojisi değil, aynı zamanda çevre teknolojisi getireceğini de düşünürsek, ÇED konusunu ihmal etmemiz düşünülemez. Hükümet, prensip itibariyle bu projenin Türkiye'ye kazandırılmasına karar verdiğinde, ÇED raporuyla ilgili tüm makamlar, Ford-Otosan yetkilileri tarafından ziyaret edilmiş ve hepsinin olumlu görüşü alındıktan sonra yatırım kararı verilmiştir.

ÇED prosedürü normal seyirde devam etmektedir ve çok yakında tamamlanacaktır. Esas inşaat, ancak, ÇED raporu alındıktan sonra başlayacaktır.

Fabrika inşa edilirken, çamlık ve meyvelik alanların tamamıyla korunacak şekilde yapılacağı, bütün dünyaya ilan edilmiştir. Bu plana göre, bölgede, sadece birkısım kavak ağaçları kesilecektir. Fabrikanın bir kısmı, kavakların bulunduğu alanda, diğer bir kısmı da SEKA'nın geçmişte malzemelerini döktüğü boş alanda yapılacaktır.

Gerçek çevrecilerin kaygılarına, çevresine duyarlı her yurttaş gibi biz de katılıyoruz. Temiz bir çevre, hepimizin tercihidir. Bu sanayi, son teknolojiyle inşa edilip, sanayi teknolojisinin yanında çevre teknolojisi de uygulanacaktır.

Ford-Otosan, 2000 projesiyle kurulacak yeni fabrika için Hükümetimizden arsa tahsisi talebinde bulunmuştur. Projeye göre, belirlenecek bir marka, dünyada yalnızca bu fabrikada üretilecektir; yılda 110 bin ilâ 120 bin arası araç üretilecek ve üretimin tümü ihracata yönelik olacaktır.

Bu proje, Türkiye'ye tek kalemde yapılacak olan en büyük yabancı sermaye yatırımıdır. Yapılan teklif karşısında, ülkemizin kalkınmasında ve ihracatı artırmasında önemli rol oynayacağı düşünülen bu projeyle ilgili, ülke halkının menfaatlarını esas alan Hükümetimiz, mevzuatın kendisine verdiği yetkiye dayanarak, mülkiyeti SEKA Genel Müdürlüğüne ait 2 313 666 metrekarelik arazinin 1 milyon 600 bin metrekarelik bölümünün Ford Otomotiv Sanayie bedelsiz olarak verilmesine karar vermiştir.

Değerli arkadaşlarım, sözü edilen arazinin yıllık gideri 36 milyar lira, yıllık geliri ise yalnızca 9 milyar liradır. Bu arazinin bir kısmı bataklıktır ve arazide toplam 53 bin kavak ağacı vardır ve bu kavakların 5-6 bin tanesinin zaten kesim zamanı gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu büyüklükteki ve bu durumdaki arsa, bedeli ne olursa olsun, her zaman spekülasyonlara açıktır. Nitekim, değeri, muhalefet milletvekillerinin abarttığı miktarda değil, sadece 10,5 milyon dolar civarındadır. Muhalefet, arazinin fiyatını 10 katına çıkararak konuyu saptırmaya çalışmaktadır. Oysa, dünyada, bu tip projelere, bedava arsayla birlikte, geniş altyapı olanakları da sunulmaktadır. Ne yazık ki, birkısım arkadaşımız, proje hakkında hiçbir teknik bilgi öğrenme ihtiyacını duymadan, ülke ve bölgeye getireceği faydaları rakamlara dökmeden, önyargılı davranarak, faydaları bir tarafa bırakarak, sadece, toplam yatırımın yüzde 3'ünü bile bulmayan arsa konusunu gündeme getirmektedirler.

Değerli arkadaşlarım, bugün dünyada bütün ülkeler, yabancı sermayeyi çekmek için, toprak tahsisinden vergi indirimine, çeşitli teşviklerden krediye kadar birçok avantaj sağlamaktadırlar; doğudan batıya birçok ülke, bu ve benzeri projeleri almak için var güçleriyle çaba sarf etmektedir. Örneğin, İspanya, limanını da kendi yapmak koşuluyla beraber, 8 100 dönüm araziyi bedava vermeyi göze almaktadır ve bu teklifte bulunmaktadır; Portekiz, bu projeye bedelsiz arsa tahsisi ve birçok avantajla taliptir. Yakın bir tarihte İngiltere, Jaguar'a karşılıksız arazi tahsis etmiştir. Unutmayalım ki, 1996 yılında Toyota'yı Fransızlara nasıl kaptırdığımız da hâlâ belleklerimizdedir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de tesisleri bulunan ve son yıllarda yüksek miktarda vergi ödeyen, yaklaşık 3 500 kişi istihdam eden Ford Otomotiv Sanayii, birçok ülkenin peşinde koştuğu bu projeyi ülkemizde uygulamayı tercih etmiştir.

550 milyon dolarlık bir yatırımdır ve bu yatırımın 92 milyon doları, üretim sürecinin gelişmesine katkıda bulunan tasarım ve araştırma -geliştirme yatırımına ayrılmıştır. Söz konusu proje gerçekleştiği takdirde, yılda toplam 110 bin ile 120 bin arasında araç üretimi gerçekleştirilecektir. Üretim miktarı, mevcut üretim kapasitesinin 4 katına tekabül etmektedir. Şimdi sizlere soruyorum: Bu fidanlığın atıl durumda kalması mı; yoksa, ülke yararına ve ülke ekonomisine, Kocaeli insanına faydalı olması, binlerce insana iş olanağı sağlaması mıdır faydalı olan?..

Değerli arkadaşlarım, yılda 1 milyar dolarlık ihracat yapılması planlanan bu projenin ülke ekonomisine bir canlılık getireceği muhakkaktır. Ülkemiz ekonomisine bu olanağı getirecek olan sanayi kuruluşuna "hayır" dememiz olası mıdır?

Anılan proje sayesinde, hem modern üretim, yönetim ve çevre teknolojisinin kullanılması hem de yatırım ve üretimde yurt dışından gelecek teknoloji transferleri gerçekleşecektir.

Sayın milletvekilleri, 2 bin kişi fabrikada, 6 bin kişi yan sanayide olmak üzere, 8 bin kişinin çalışacağı, yaklaşık 40 bin kişinin ekmek yiyeceği bu projeyi, hangi hükümet olursa olsun, öncelikle takip etmesi ve ülkemize kazandırması gerekmez mi?

Yıllardır çözümlenemeyen bir sorun olan işsizliği, özel teşebbüsün teşvikiyle yenmek için çaba göstermeyelim mi?

Karşılıksız verildiği söylenen yere yapılacak fabrikanın ülkemize ve Kocaelimize katkıları, hem ekonomik hem sağlık hem eğitim hem de sosyal alanlarda küçümsenmeyecek büyüklüktedir; bunlardan vaz mı geçelim?

Sayın milletvekilleri, sonuç olarak, işsizliğin had safhaya vardığı Türkiye'de, yabancı sermayenin ülkemize getirilmesi amacıyla, ülkemiz ekonomisine 1 milyar dolarlık ihracat geliri sağlayacak, bugünkü iş hacmini 2,5 katına çıkaracak, yaklaşık 40 bin kişinin ekmek yiyebileceği ve ülkemizin refah düzeyinin artmasına önemli katkıda bulunacak bu projeye destek vermeyelim mi?

Yerel siyasî ve idarî temsilcileriniz bu konuya daha sıcak yaklaşırken, sizlerin bu kadar tepkisel yaklaşmanızı anlamak mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, yaşamın her alanında, olumlu düşündüğümüz sürece üretebiliriz. Düşünsel enerjimizi "olmasın" üzerine değil "daha iyi nasıl olsun" konusunda kullanmalıyız. Ülkemize sağlanacak bir faydada neler yapmalıyız diye tartışmalıyız. Bizler, payımıza düştüğü kadarıyla bu katkıyı koyalım diyorum.

Değerli arkadaşlarım, teknolojiyi savunduğumuz için çevreden vazgeçtiğimizi kimse düşünmesin. Bölge milletvekili olarak, taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğinin yakından takipçisi olacağız.

Türk Halkının en iyi işte çalışması ve en temiz havayı teneffüs etmesi, tabiî ki hepimizin arzusudur.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce konuşan muhalefete mensup milletvekili arkadaşlarımız, genelde, geçen haftaki konuşmalarımız üzerinde durdular; hepsi, ilgisi, alakası olmayan konuları Yüce Meclise taşıdılar; bunları, kürsüden söyleme, gündeme getirme fırsatını buldular. Oysaki, bugün burada konumuz, SEKA fidanlığıyla ilgilidir. Ben, değerli arkadaşlarımızın, bu konuda mutabık olmalarını ve bu konuya sadık kalmalarını gönülden arzu ederdim; ancak, o arkadaşlarımız da biliyorlar ki, işsizliğin had safhaya vardığı ülkemizde, insanların iş diye inim inim inlediği ülkemizde ve Avrupa'ya açılmak istediğimiz şu süreçte, böyle bir teknolojiye, böyle bir olaya "hayır" dememiz olası değildir. Bu arkadaşlarımızın da, bu gensoruya yalnızca muhalefeten destek verdiklerine inanıyorum; çünkü, burada, kendilerine, aynı siyasî partiye mensup milletvekillerinin ve belediye başkanlarının, bu projeye çok sıcak baktıklarını, geçen hafta da söylemiştim; canla başla kucakladıklarını, her şekilde destek vereceklerini gazete kupürlerinden sizlere takdim etmiştim; onları, burada tekrar gündeme getirmeyeceğim.

Burada sözlerime son vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, en iyinin ülkemize getirilmesine "evet" diyen herkes, bu gensoruya "hayır" demelidir. Ülkemizde yeni teknolojiyi, çağdaş teknolojiyi, dışsermayeyi ve ülkemizin refaha ulaşmasını isteyen herkes, bu gensoruya "hayır" demek durumundadır.

Demokratik Sol Parti olarak biz, bu gensoruyu reddedeceğimizi bildirir, bu duygu ve düşüncelerle Yüce Meclisi saygıyla selamlarız.(DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalık.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Yaşar Okuyan; buyurun.

ANAP GRUBU ADINA YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Anayasamızın 99 ve İçtüzüğümüzün 106 ncı maddeleri uyarınca Başbakanımız Sayın Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılması isteğiyle Fazilet Partisi Kocaeli Milletvekili Sayın Osman Pepe ve 60 arkadaşı tarafından verilmiş bulunan gensoru önergesi sebebiyle huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bugün, burada, Türk Milletinin temsilcisi olan Yüce Meclisin önünde, ülke menfaatını ilgilendiren çok önemli bir konuda, tamamen siyasî amaçla verilmiş olan bir gensoru önergesini cevaplamak durumundayız.

Değerli milletvekilleri, 1980'li yıllardan itibaren hür teşebbüsün ekonomik dengeleri kökünden sarstığı, doğu -batı ilişkilerinin tamamen değiştiği hepimizin malumlarıdır. Ülkemiz, bu süreci, Anavatan Partisinin tek başına iktidarı döneminde, erken, isabetli ve yerinde alınan kararlarıyla yakalamış, gelişmeleri arkadan takip etmemiş, değişimlerin hep içinde ve önünde olmuştur.

Değerli milletvekilleri, dünya hızla değişiyor; yeni bir yüzyıla girmemize çok az bir süre kaldı, 21 inci Asrın eşiğindeyiz ve değişen dünyanın değişen şartlarına uymak zorundayız. Değişen şartlar ve durumlar, her alanda olduğu gibi, ekonomide de yeni yöntemler, yeni çözümler getirilmesini gerektirmektedir. Muhalefet partisi mensuplarının, değişen ekonomi ve dünya şartları doğrultusundaki ülkemizin geleceğine ve ekonomisine ilişkin katkılarda bulunmaları gerekirken, bugün muhalefet partilerine baktığımızda, kendilerini, klasik bir muhalefetin dar kalıplarından, klişeleşmiş, sloganlaşmış bir takım laflardan kurtaramadıklarını görmekteyiz.

Sayın milletvekilleri, Avrupa nereye gidiyor, dünya nereye gidiyor, dünyadaki değişiklikler Türkiye'yi nasıl etkileyebilir; biz, Türkiye'yi, bu gelişmeler içerisinde millî menfaatlarımız doğrultusunda nasıl yönlendirebiliriz, bu konuda neler yapılmalıdır, nasıl bir politika izlenmelidir; bu konuları tartışmamız gerekirken, biz hâlâ, siyasetin kısır çekişmeleriyle uğraşmaktayız.

Bugün burada, daha önce de çeşitli vesilelerle şahit olunduğu üzere, muhalefet partilerinin sayın milletvekillerinin, vizyonsuz, dar görüşlü, dar kalıplar içerisinde, yanlış teşhislere dayalı, gerçeklerden uzak iddialardan vazgeçmediklerini görüyoruz. Bugün görüşmekte olduğumuz gensoru da, maalesef, bu iddiaların bir ürünüdür.

Değerli milletvekilleri, 55 inci Hükümet olarak, iktidarda bulunduğumuz bir yılı aşkın süredir, ülke sorunlarının çözümü için gece gündüz çalışılmaktadır. Bu noktada, birçok konuda oduğu gibi, ekonomik konularda da bir koalisyon hükümetinden beklenmeyecek ölçüde çok ciddî başarılar elde edilmiştir. Bunun olumlu sonuçlarını, ekonomide ve malî piyasalarda büyük bir hızla görmekteyiz. Bu olumlu gelişmelerin sonucunda, yabancı sermaye, Türk ekonomisine duyulan güvenin bir tezahürü olarak ülkemizi tercih etmeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, dünya otomotiv sektörünün devlerinden biri olan Amerikan Ford firması, yatırım yapmak üzere ülkemizi seçti. Aday ülkeler arasında, demin de ifade edildiği gibi, Türkiye'den başka, Almanya, İspanya ve Portekiz gibi güçlü ülkeler de vardı. Dünyanın üç büyük otomotiv şirketinden biri olan Amerikan Ford firması, Almanya, İspanya ve Portekiz yerine, bu projenin uygulama sahası olarak Türkiye'yi seçiyorsa, bu, çok önemli bir gelişmedir.

Burada bu seçim yapılırken, tabiî ki, Ford firması tarafından önemli faktörlerden, kriterlerden bir tanesi de, SEKA'ya ait arazinin bedelsiz olarak bu firmaya, bu kuruluşa verilmesiydi.

Değerli milletvekilleri, konuyu yakından takip etme imkânına sahip olanlar bilirler ki, geçtiğimiz aylarda, Ford Firması, bu projeyi Türkiye'ye getirmekten vazgeçmek üzereydi; Almanya, İspanya ve Portekiz'den uygun teklifler alınmıştı ve bu noktada bir tereddüt içerisindeydi. İşte, bu noktada, 55 inci Hükümet ve onun Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz, bu tereddüdü ortadan kaldırmak üzere, bir girişim başlattı ve sonucunda, bugün, gensoru safhasına kadar gelen bir serüven yaşandı. Değerli milletvekilleri, hatırlanacaktır ki, yakın geçmişte de buna benzer bir olay yaşanmıştı: Japon otomotiv devi Toyota Firması, Türkiye'de bir yatırım planlaması için bedelsiz arazi tahsis edilmesi noktasında taleplerde bulunmuştu; fakat, o günkü şartlar içerisinde, Türkiye'nin tereddüdü ve bu olaya olumlu yaklaşmaması neticesinde, Fransa'nın, bu firmaya bedelsiz arsa tahsisi üzerine, bu proje Fransa'ya kaydırılmıştı.

Değerli arkadaşlarım, SEKA'ya ait 20-25 milyon dolarlık bir arazide gerçekleştirilecek olan yatırım neyi öngörüyor: Burada daha önce de ifade edildi; bir kere daha altını çizerek ifade etmek gerekir ki, 550 milyon dolarlık bir yatırım söz konusudur. Türkiye otomotiv sektöründe ilk defa, hatta, yatırım bakımından aldığınızda, bu rakamda, tek başına bir yabancı sermaye yatırımı Türkiye'de ilk kez gerçekleşiyor ve yılda 1 milyar dolarlık bir ihracat garantisi var. Türkiye'nin 1997 yılı resmî ihracat rakamlarının 26,4 milyar dolar olduğu düşünülürse, 1 milyar dolarlık bir ihracatın, Türkiye için ne kadar önemli bir unsur olduğunu takdirlerinize arz ediyorum.

Ayrıca, bu yatırım, Türk otomotiv endüstrisindeki en büyük tasarım ve araştırma-geliştirme yatırımı olarak da değerlendirilmelidir. Türkiye'ye bedelsiz olarak, yüksekteknolojinin transferi bu vesileyle gerçekleşecektir.

Değerli milletvekilleri, ihracat olarak değerlendirdiğimizde, Türk otomotiv sektörünün yine 1997 rakamları baz alınarak, buradaki ihracatı, 1997 rakamlarına göre tam iki kat olarak gerçekleştirilecektir; bunu da çok önemsiyoruz. 2 bin kişiye fabrikada iş imkânı, yan sanayiyle beraber, toplam, 8 bin insana ekmek, iş kapısı olacak bir dev projedir. Bu proje, sadece 8 bin kişiye iş bulunması, 1 milyar dolarlık ihracatın gerçekleştirilmesi ve 550 milyon dolarlık bir yatırımın yapılmasından ibaret bir proje değildir. Bu proje, aynı zamanda, bundan böyle Türkiye'ye yavaş yavaş yönelmiş olan yabancı sermayenin, bu oluşumlardan, bu gelişmelerden de cesaretlenerek, önümüzdeki dönemlerde çok daha fazla miktarda, çok daha farklı konularda Türkiye'ye yatırım akışının hızlanması bakımından da önemsediğimiz bir projedir.

Burada bir sürü polemikler yapılıyor; "çevre" deniliyor, "ÇED Raporu" deniliyor, "Arazinin Koç Firmasına peşkeş çekildiği" deniliyor, herkes bir şey söylüyor, doğaldır; ama, işin esas yönlerini hep birlikte, zannediyorum, gözden uzağa atıyoruz.

Buradaki, daha önce de açıklandığı gibi, değerli arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, sadece ve sadece eğitim kurumlarına olan yatırımlar itibariyle düşündüğümüzde ve orada Kocaeli Üniversitesi Aslan Bey Kampusundaki sosyal tesislerin inşaatı, meslek yüksekokulunun kurulması, İhsaniye Meslek Yüksekokulunun tamamlanması, tıp fakültesi hastanesinin inşaatının tamamlanması, bir Anadolu lisesi inşası ve diğer etkinliklerle beraber, zaten, 30 milyon doları bulan bir eğitim yatırımı, bunun karşılığı olarak ilgili kuruluş tarafından gerçekleştirilecektir. Buradaki önemli olan husus, 1 milyar dolarlık ihracatın ne manaya geldiğini, 550 milyon dolarlık bir yatırımın rakamsal olarak ne anlam taşıdığını, zannediyorum, bazı arkadaşlarımızın değerlendirmede biraz sıkıntıları olduğudur. Şimdi, böylesine bir noktada, bu kadar önemli bir fırsat, polemiklerle önümüze gelen bu tedirginliklerin bir sonucu olarak, korkarım ki, belki de, ilgili kuruluşun -Ford kuruluşunun- bu işten vazgeçmesi gibi bir noktaya da gidebilir; endişemiz onu gösteriyor. Ancak, Danıştayda açılan yürütmeyi durdurma davasının iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulmasının kaldırılması, bu konuda, önemli ölçüde bir rahatlama getirmiştir ve inanıyoruz ki, bu noktada, hukuksal bir sorun da ortada yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bu husustaki hukuka aykırılık iddiaları, her vesileyle, burada tartışmaya açıldı; o konuda da, izninizle, birkaç şey söylemek istiyorum. Hepimizce bilindiği gibi, KİT'ler, özel hukuk hükümlerine tabidir ve ticarî esaslara göre faaliyet gösterirler. 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 54 üncü maddesine göre, KİT'lerin amaç ve faaliyet alanları; yani, ana statüleri Yüksek Planlama Kurulunca belirlenmekte ve KİT'lere ait işletmelerin atıl kapasitelerinin değerlendirilmesinde, Yüksek Planlama Kurulu kararıyla kuruluş amacı dışına çıkılabilmektedir.

Yüksek Planlama Kurulunun görevlerini düzenleyen 540 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 5 inci maddesine göre, Yüksek Planlama Kurulu, ülkenin yurtiçi ve yurtdışı ekonomik hayatıyla ilgili konularda, KİT'lerle ilgili her türlü kararları almakla görevlidir.

İşte, bu kanun hükmünde kararname hükümlerine dayanılarak, Yüksek Planlama Kurulu kararıyla SEKA'nın ana statüsü değiştirilmiş ve mülkiyetindeki ihtiyaç fazlası gayrimenkullere ilişkin satımda bulunma, ana faaliyet alanı haline getirilmiştir. Daha sonra, Bakanlar Kurulu kararıyla da, SEKA'ya ait Kocaeli İli sınırları içerisindeki toplam 2 313 660 metrekarelik arazinin 1 600 000 metrekarelik bölümü, tamamen ülke menfaatları göz önünde bulundurularak, 55 milyon dolarlık bir yatırım yapılması, bu yatırımla yılda 1 milyar dolar tutarında ihracatın gerçekleştirilmesi, 2 bin kişiye istihdam sağlanması, yan sanayiyle birlikte 8 bin rakamına bu istihdamın ulaştırılması ve yılda yaklaşık 120 bin aracın üretilmesi ve bu üretilen araçların yüzde 95'inin de kesinlikle ihraç edilmesi gibi kayıtlarla, söz konusu olan bu arazinin Ford Otomotiv Sanayiine, ilgili kuruluşa verilmesi kararlaştırılmıştır.

Buradaki işlemler tamamen hukuka uygundur, bu noktadaki iddiaların hukukî mesnetten yoksun olduğu da, en son, Danıştayın aldığı kararla doğrulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, yapılan işlem, yeni bir uygulama da değildir; Bakanlar Kurulunca, öteden beri gerek biraz önce belirttiğim 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesine gerek başka kanunlara istinaden, ülkenin ekonomik kalkınması, toplumun refahı ve ekonomik konjonktürün gereksinimleri doğrultusunda bu tür kararlar alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, bu yatırımın, ülkemizde gerçekleştirilmesi tamamen hukuka uygun olarak yapılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, yine, hepimizin bildiği gibi, Yüce Parlamento, burada Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, belli gelir seviyesinin altındaki illerde, birçok yeni avantajlar sağlayan bir kanunu daha, çok yakın bir tarihte buradan çıkarmıştır. Bu bölgelerdeki birçok ilde, yatırımı teşvik ve istihdamı geliştirmek amacıyla, Hazine arazilerinin bedava verileceği, elektrikte yüzde 50 indirim yapılacağı...

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – 50 ilde...

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – 50 ilde evet, onlar da dahil olmak üzere...

...gümrük istisnalarının getirileceği, SSK primlerinin devletle ilgili kısmının devlet tarafından ödeneceği gibi birçok ayrıcalıkları da içeren bir kanunu, yine, hepimizin oylarıyla bu Yüce Parlamento çıkarmıştır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, bu noktada birkaç şeyi arz etmek istiyorum: Demin, benden önce konuşan değerli muhalefet partisi sözcüsü milletvekili arkadaşlarımız, kendi açılarından, kendi mantıksal süzgeçlerinden geçirerek, bazı suçlamalarda bulundular. Aslında, gensoru konusu, SEKA arazisi olduğu halde, arkadaşlarımızın konuşmaları, her ne hikmetse, memur zamlarından Şişli Belediye Başkanının yolsuzluğuna kadar çok çeşitli konuları da içeriyor; ama, öncelikle, Sayın Bekir Yurdagül'ün tereddüt ettiği veya en azından "bugün, en son, sabah saati itibariyle, ÇED konusuyla ilgili 16 kuruluşun 14'ünden yazı geldi" sözlerine bir ilave yapmak ve en son taze bilgiyi Yüce Heyetinize arz etmek istiyorum:

Bugün, bu konuyla ilgili olarak beklenen ÇED'deki 16 kurumdan 16'sının, yani, Genelkurmay ve Tarım Bakanlığının da yazıları Kocaeli Valiliğine intikal etmiştir; dolayısıyla, bu konudaki 16 kuruluşun da görüşü olumludur ve şimdi, şu andan itibaren, Kocaeli Valiliği tarafından, normal ÇED prosedürü işletilmeye başlatılmıştır.

Temel atmayla ilgili spekülasyonlara gelince: Burada temel atılması olayı birinci kısım inşaatıyla ilgilidir. Elbette ki, ÇED raporunun, en son sonuçlanmış hali mutlaka gelecektir. Eğer, ÇED raporu, bütün bu 16 kuruluşun olumlu kanaatine rağmen tersine bir noktada gelirse, gayet tabiî ki, Türkiye hukuk devletidir, gereken yapılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, aslında, bu noktada, Parlamentodaki muhalefet partisi sözcüsü değerli milletvekili arkadaşlarımız burada eleştiri getiriyorlar. Geçen hafta Halil Çalık arkadaşım, burada, bazı mahallî gazeteleri göstermişti; ama, anlıyorum ki, muhalefet partisindeki bazı arkadaşlarımızca, bu konuyla ilgili olarak mahallî gazetelerde yayımlanmış olan Kocaeli'ndeki muhalefete mensup belediye başkanlarının ve parti yöneticilerinin verdikleri açıklamalar, zannediyorum, çok fazla dikkate alınmadı.

Şimdi, bakın, bu konuyla ilgili birkaç şeyi, buradan, tekrar göstermek istiyorum: Sadece Fazilet Partisi olarak değil, işte, CHP'li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen'in gazetelerde çıkan demeci: "Bu projeyi destekliyoruz. Elimizden geleni olduğu gibi de esirgemeyeceğiz ve bu projenin arkasında olacağız." Dediği bu.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, projede, yalnız 200 dönüm; 1 600 dönüm değil...

BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu...

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Bilemiyeceğim; ben, efendim, şimdi yorum yapmıyorum, sadece, gazetede çıkan açıklamaları okuyorum.

BAŞKAN – Sayın Okuyan, lütfen... Genel Kurula hitap edin.

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Şimdi, bakın, mesela "Doğru Yol Partili Gençlerden Ford'a Tam Destek" Gölcük Gençlik Komisyonlarının oradaki sözcüsünün açıklaması... Ben, bunları bir şey için söylemiyorum, sadece, mahallindeki insanların; yani, Anavatan Partisi mahalli teşkilatları da, DSP de, diğer partilerin yöneticileri de bu işe destek çıkıyorlar; onu teyit için söylüyorum, farklı bir şey için söylemiyorum, bir suçlama da getirmiyorum. Diğer partilerin yöneticilerinin de burada açıklamaları var. O arazinin bulunduğu İhsaniye Beldesinin Belediye Başkanının açıklaması, zaten, çok açık ve net; işte, burada: "Ford'u kucaklıyorum" diyor.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Onu yapamaz!..

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Hayır, kucaklıyor, bilmiyorum; yani, nasıl kucaklıyorsa...

Bakın, aynen söyledikleri İhsaniye Belediye Başkanının: "Ben, bu bölgede doğup, büyümüş, bu bölgenin çocuğuyum. O arazinin düne kadar kimse farkında değildi, orası bataklıktır. Ford Otomotiv Fabrikası kurulması için, İhsaniye Belediye Başkanı olarak, bütün gücümle destekliyorum; her türlü imar planı değişikliğini de yapmaya, her türlü katkıyı sağlamaya da hazırım." Ben söylemiyorum, o bölgedeki Fazilet Partili Belediye Başkanı arkadaşımız söylüyor.

Ayrıca da, Koç'a teşekkür ettiğini ifade ediyor ve devam ediyor. Bir başka açıklaması itibariyle de, yine aynı başkan, bir başka gün "bilen bilmeyen konuşuyor" diyor; işte, buyurun... (FP sıralarından "Ağzı olan konuşuyor" sesleri) Vallahi, bilmiyorum, burada öyle yazıyor sadece.

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Hangi belediye başkanı?

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Fazilet Partili Belediye Başkanı...

"Bilen bilmeyen konuşuyor, otuz yıldan beri ihmal edilen, unutulan arazi şimdi kıymete bindi. Bu arazinin büyük bölümü bataklıktır, sivrisinek, pislik yatağıdır. Biz, İhsaniyeliler olarak, bu bataklıktan otomobil çıksın istiyoruz" diyor. Daha birçok beyanlar var, Gölcüklü sanayicilerin, Kocaeli'ndeki işadamlarının bu konudaki açıklamaları ortada.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz cumartesi günü, bu konuda, orada, işte "fidanlar ağlıyor" "Türkiye'ye gücünüz yetmez; bugün fidanlık, yarın SEKA" gibi sloganlarla bir yürüyüş yapıldı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Okuyan, toparlayın lütfen.

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – ... bir miting yapıldı, Kocaeli'ndeki bu mitinge -resmî kayıtları ifade ediyorum- topu topuna 590 kişi katıldı...

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Polisten aldınız değil mi?

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Evet, tek tek saydım.

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Polisten aldınız, emniyetin raporundan aldınız değil mi?

BAŞKAN – Sayın Yurdagül, lütfen...

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Sayın Yurdagül de orada, katılanlar içinde var. Buradaki beş altı muhalefet partisinin bu etkinliğe destek verdiği de tespit ediliyor. Demek ki, koskoca Kocaeli'nde bu projeye çeşitli sebeplerle karşı çıkan 590 kişi, oysa, Kocaeli halkı, Türk halkı bu projenin yanındadır.

Hükümetin bu konudaki çalışmalarına başarılar diliyor ve bu noktada kimin 1 milyar dolarlık Türkiye'ye ihracat garantisi getirecek bir yatırımı varsa, Hükümetin bu noktada, bu şartlarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Okuyan.

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – ... aynı şekilde arazileri vereceğini de bilgilerinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, galiba projeyle peşkeş karıştırılıyor.

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Karıştırmıyoruz efendim.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Öyle gözüküyor.

YAŞAR OKUYAN (Devamla) – Hayır...

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, Sayın Okuyan, böyle bir diyalog yöntemimiz yok, lütfen...

Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Hükümet adına, Sayın Çelebi, buyurun.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli'ndeki SEKA arazisinin Ford Otomotiv Sanayi tarafından yatırıma açılmasıyla ilgili karar, burada, geçen oturumda ve bugün çeşitli yönleriyle tartışılmıştır. Bu tartışmaların kısa bir özetini hem kamuoyuna hem de Yüce Meclise sunmak istiyorum.

Birinci iddia: Arazinin bedava verildiği söylenmiştir; ancak, yapılan bütün tartışmalarda görülmüştür ki, hadise öyle değildir. Şirket, bölgedeki çeşitli yatırımlara destek verecektir, tahmini bedeli 10 milyon doları bulan bu desteği küçümsemek veya yok saymak doğru değildir.

İkinci önemli iddia:

Sistematik yaklaşmak lazım bu meseleye. O yüzden, sistematik olarak, bunları özetlemeye çalışıyorum.

İkinci iddia; arazinin değeriyle ilgili abartılı rakamlar ifade edilmiştir. Önergede 20 trilyon lira denmiştir, bazı konuşmacılar bunu 30 trilyon Türk Lirası olarak değerlendirmişlerdir. Gerçekte ise, maksimum değeri 10 milyon dolarla 16 milyon dolar arasında değişmektedir; yani, bunun değeri, beş altı trilyon lira civarındadır.

Diğer bir iddia; arazinin fidanlık olması dolayısıyla, yatırım sürecinde bir doğa katliamı yapılacağı ifade edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, burası fidanlık değildir, burada 60 bin kavak, 2 500 çam ve meyve ağaçları vardır. Çam ve meyve ağaçlarının muhafaza edileceği, protokolde yer almıştır. Kavaklar kesilmek üzere yetiştirilmektedir ve dikildikten 13 yıl sonra kesilip, yaklaşık 3 milyon dolar civarında bir gelir ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca, Orman Genel Müdürlüğümüzün gençleştirme çalışmaları çerçevesinde kesip diktiği ağaç sayısına bakarsak, buradaki miktar, cim karnında bir nokta bile değildir.

Doğayla barışık yaşamak önemlidir, bilinçli çevrecilik önemlidir. Bilinçli çevrecilerle iyiniyetli çıkışlar arasında ciddî bir fark olmalıdır. Yoksa, şehirler, mahalleler, hepimizin oturduğu evler, doğayı tahrip etmiyor mu? Otoyolların, fabrikaların, çevre bilinciyle birlikte gelişmesi gerekmiyor mu? Biz, doğanın ne efendisi olmalıyız ne kölesi. Bilinçsiz çevrecilik, insanı doğanın kölesi yapmaktadır. Doğru olanı, insanın doğayla barışık bir şekilde yaşaması gerektiğidir. İnsanların doğayı tahrip etmeden, onun kendisini yenilemesine fırsat tanıyarak, barışık bir ilişki içinde götürülmesi gerekir. Bu yatırım da bu nitelikte bir yatırımdır; analiz ettiğimizde, incelediğimizde, doğayla barışık bir yatırım olduğu görülür ve bu bölgede çevrenin gelişeceği görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, burada, bu gensoruyu analiz ederken, mukayese mantığıyla, telafi mantığıyla bakmak gerekir. Biraz önce söyledim; bir sistem mantığı içinde bakmamız gerekir. Neyi mukayese edeceğiz; ortaya çıkan imkânlarla, bu imkânı kullanmadığımızda, alternatif maliyetine bakmalıyız. 550 milyon dolarlık yatırım yapılıyor, yabancı sermaye girişi var. Türkiye'ye, 1980'den beri, toplam 10 milyar dolarlık yabancı sermaye girişi olmuş; yani, Türkiye'ye, yılda 1 milyar dolar yabancı sermaye girişi var. Bu yatırımı yapıp yapmamamızın alternatif maliyeti neyse, tercihimizi, ona göre kullanmamız lazım. Biz, Hükümet olarak tercihimizi, çevreyi de dikkate alarak, sanayileşme ve kalkınma yönünde kullanıyoruz ve bilinçli bir çevreciliğin geliştirilmesi yönünde kullanıyoruz; çünkü, iş isteyen, ekmek isteyen insanları düşünmek zorundayız. İşsiz gencin hayatı önemli, kavak ağaçlarının hayatı da önemli; ama, işsiz gençlerin hayatı daha önemli arkadaşlar. Biz, milyonlarca işsiz gencin hayatını düşünmek zorundayız. Size saygı duyuyorum; siz, 60 bin kavak ağacının hayatını düşünmekte özgür olabilirsiniz; ama, biz de, milyonlarca gencin hayatını düşünmek zorundayız ve milyonlarca gence iş bulmak zorundayız.

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Arazi seçeneği yok mu Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Her yıl, 1 milyon genç bizden iş istiyor. Türkiye'de, her yıl yaklaşık 1 milyon genç iş istiyor.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Niye 1 600 dönüm de 200 dönüm değil?

BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu... Lütfen...

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Bunun yanıtını versin Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Bu insanların, ekmeğini, aşını kazanacak ortamı sağlamak, devletin görevidir. Özel kesimi teşvik ederek, biz, bu aşı, bu işi sağlamak zorundayız.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Aksini iddia eden yok Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Bir başka iddia: "Burada, yargı hızlı karar almıştır" denilmektedir. Hızlı tempo dolayısıyla suçlamadaki imalar ilginçtir. Hızlı çalışmanın kötü görüldüğü, suçlandığı bir anlayış, üzerinde çok durulması gereken bir anlayıştır.

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Jet hızı... Jet hızı Sayın Bakan...

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Osmanlı, Babıali bürokrasisi "devlet işleri aheste gerektir" dediği için batmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun bu aheste gidişiyle batması karşısında hızlı çalışmayı kınamak bana pek makul gelmiyor. Hükümetimizin, bu yatırımın başka ülkelere kaçmasını istememesi, çabuk davranması doğaldır.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Memur maaşlarını da çok hızlı çıkardınız Sayın Bakan (!)

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Nitekim, hukuka uygun davrandığımız, Danıştayın yürütmeyi durdurma kararını kaldırmasından da açıkça belli olmaktadır.

Alınan kararın hukuka uygunluğu, özellikle 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 27/2 nci maddesinde öngörülen idarî işlemin açıkça hukuka ve kanuna aykırı olması şartının bulunmadığından, dava konusu olayda telafisi güç veya imkânsız zarar doğması şartları bulunmadığından yürütmeyi durdurma kararını kaldırdığı belirtilmektedir.

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Bakan, nihai karar değil bu.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Saygı duyuyorum, hukuka da sonuna kadar saygılıyım. Ben, Yüce Meclise bilgi sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, herkesin, Türkiye'nin uluslararası alanda ve rekabette daha iyi olmasını istediğini biliyorum ve temenni ettiğinizi de biliyorum; fakat, istemekle olmaz, yapmak lazım. Her hükümetin bu yatırımı ve bizim verdiğimiz kararı vereceği inancındayım. Bu Parlamentoda her parti grubuna saygım sonsuz, bunu bir kez daha söylüyorum, geçen gün de söyledim, her hükümetin de bu kararı vereceğine inanıyorum.

Neden verecek:

Artık, ülkelerin gücünü ve itibarını üretim düzeyi ve rekabet düzeyleri belirliyor, ekonomik güçleri belirliyor, ekonomik bilgi birikimleri, know how düzeyleri belirliyor, sadece iyi bir kültürel birikim yeterli değil, ekonomik birikim de çok önemli, ekonomik bilgi ve yapma kabiliyeti de önemli.

Değerli arkadaşlarım, ben burada Ford'a ilişkin yatırıma dönük itirazları dikkatle dinledim; ama unutmayalım ki, ameller niyetlere ve neticelerine göre değerlendirilir. Bu tutum, doğru ve haklı değildir. 16 ncı yüzyıl Avrupasında iyiniyetli, doğru olduğu düşünülen siyasî anlayış Merkantilizmdi. Merkantilizm, bir ülkenin zenginliğinin dışarıya mal satmak, içeriye ise altın ve gümüş yığmaktan geçtiğini düşünen, her türlü ithalatı suç sayan bir anlayıştı; ama görüldü ki, Merkantilist anlayışta, sonucunda altın ve gümüş insanların refahına hizmet etmiyor. Çünkü, dünyada, işbirliği ve bölüşüm önemli; dünyada, iktisadî ve kalkınma anlayışlarının bu süreçte değiştiğini görüyoruz. Zenginliğin ve refahın, işbirliğiyle oluştuğunu ve karşılıklı ekonomik işbirliklerinin önemli olduğunu görüyoruz.

Bu anlamda, dünya potansiyellerini birlikte değerlendirmenin önemli olduğunu ve bu anlayışla, dünyadaki ekonomik teorilerin değiştiğini belirtmek istiyorum; fakat, bütün bu değişikliğe rağmen, bir zihniyet biçimi olarak, Merkantil kaygılar, farklı biçimde ve değişik kisvelerde yaşanmaktadır.

Bugün şu soru soruluyor: "Bu arazi bedava verilir mi, bu tesise bu teşvik verilir mi" mantığı, geleneksel bir dünyada haklı görülebilir; ancak, küreselleşen ve rekabetin yoğunlaştığı bir dünyada haklı görülemez; alternatif maliyetleri, geleni gideni, ekonominin çarpan etkisini, her şeyi hesap ettiğimizde, aldığımız karar doğrudur.

Değerli arkadaşlarım, size, başka bir örnek vereceğim. Burada, çeşitli tartışmalar oldu. Bakın, otomotiv bir lokomotif sektör ve Ford da, otomotiv sektöründe dünyada önemli bir kurum, Toyota da önemli bir kurum.

Türkiye, 1991 ve sonrasında, Toyota'ya verilen teşvikler sözde kaldığı ve uygulanmadığı için, ciddî sıkıntı içine girmiştir. 1995 sonrasında, gümrük birliğinden doğan CKD ithal kolaylığı gelmesi gerekirken gelmediği için, gümrük birliği çerçevesinde; yani, yedek parça ithalatı sıfır gümrükle olurken, Toyota'ya verilen sözler tutulmayıp yüzde 6'yla ithal izni verildiği için, ciddî olarak, Toyota Japonya Merkezi rahatsız olmuştur.

Ayrıca, 350 milyon dolara yakın yapılan direkt özkaynakla yatırım karşılığında, yaklaşık 52 milyon dolar kaynak kullanım destekleme primi verilmesi gerekirken, 1993 sonrasında verilen sözler tutulmadığı için, 10,2 milyon dolarlık -Türk Lirası bazında ödeme yapıldığı için- bir ödeme gerçekleşmiş ve Toyota merkezi bu işten memnun olmamıştır ve en önemlisi, diğer güney Asya ülkelerinin araçlarına, 5 bin tane araca, yüzde 10 gibi, ortak gümrük tarifesi üzerinden ithal hakkı verilerek, 1996 ve 1997 yılında 10 milyon dolar transfer yapılmış ve Toyota, bu işten son derece ciddî zarar etmiştir. Bunun sonunda, Toyota, gerçekleştirdiği 350 milyon dolarlık yatırımdan memnun olmamış ve Fransa'ya yönelmiştir.

Oysa, Toyota'nın, bir otomotiv kuruluşu olarak mağdur edilmeyip, geçmişteki mağduriyetini telafi edebilsek, Ford'un ve Toyota'nın lokomotif rol oynayarak, Türkiye'deki sanayileşmeye büyük katkıları olur. Oysa, 50 milyon dolarlık yatırım yapan bir Güney Asya ülkesinin otomotiv sanayiinin, sadece montaj yapacak olan endüstrinin, 1996 ve 1997 yılında verilen sözlerle, açıkça 10 milyon dolar cebine konulmuştur. Değerli arkadaşlarım, bunun adı nedir; bunun adının ne olduğunu size bırakıyorum.

Ayrıca, eğer tarihten bir örnek vermek istersek, 28 Mayıs 1927'de Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılmış ve bu Kanunda, parasız arazi verilmesi, vergi muafiyeti, sıfır gümrük, üretimde yüzde 10 kadar prim gibi birtakım imkânlar getirilmiştir; yani, Türkiye, sanayileşme sürecinde bu tür uygulamaları zaman zaman yapmıştır.

Türkiye, bu tartışmalarla zaman kaybederken, hiçbir derdine derman olmayan ve bu tartışmaların bir yarar getirmediğini de açıkça belirtmek istiyorum; çünkü, dünya bir başka noktaya gidiyor. Bugün, Çin, yılda 50 milyar dolar yabancı sermaye girişini 100 milyar dolara çıkarmak için müthiş bir mücadelenin içinde. Bizim, son on yılda, yıllık ortalama yabancı sermaye girişimiz 1 milyar dolardır. Biz, Çin gibi, dünyanın potansiyelinden yararlanıp, ciddî ve dev adımlar atmamız gerekirken, bu kısır tartışmaların hiçbirimize yarar getirmediğini, ülkemize yarar getirmediğini belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, rekabet, verimlilik ve açıklık önemlidir. Dünyanın gelişme trendi içinde ülkemizde ve dünyamızda tartışma konularına baktığımızda, konuştuğumuz en önemli konulardan birisi demokrasidir. Demokrasi, hepimizin temel hak ve hürriyetlerinin bütünüyle gerçekleştiği, herkesin vatandaşlık haklarından eşit şekilde yararlandığı bir yapılanmanın adıdır; bir yönetim biçimidir; ama, demokrasiyi, sadece lafla istemek yetmez; bu demokrasi üzerine fikirlerimizi ilkelerimizi ve çabalarımızı ortaya koymamız ve o ilkeler ve hedefler doğrultusunda çalışmamız gerekir; çünkü, demokrasi, lafla değil, kalkınmayla ve gelişmeyle çok yakından ilgilidir. Demokrasinin sağlıklılığı, enflasyonun düşüşüyle, gelir dağılımının düzelmesiyle çok yakından ilişkilidir. Demokrasi, uluslararası alanda, siyaseten ve ekonomik olarak daha aktif rol oynamakla ve güçlü olmakla ilgilidir. Kendi kabuğumuza çekilerek demokrat olamayız. Kendi kabuğumuza çekilerek demokrat kalamayız. Kendi kabuğumuza çekilerek hiçbir meseleyi çözemeyiz.

Daha dün, bir siyasî görüş, Batı'yı ve Avrupa'yı hasım mantığı içinde değerlendirip, Türkiye'nin uluslararası camiadan izole olmaması için çalışanları "Batı kulüpçülüğü" ile eleştirirken bugün durduğu yer çok önemlidir. Bugün durduğu yer, demokrasi için Avrupa'dan destek bekleme yeridir.

Değerli arkadaşlarım, dün, yabancı sermayeyi, yabancı işgal güçleri gibi görenler, izole edilmiş bir Türkiye isteyenler... Bugün, bütün bu anlayışlar değişti. Daha ılımlı, verimliliği, rekabeti ve gücü artmış bir Türkiye'nin, uluslararası alana daha fazla açılmış bir Türkiye'nin önemi üzerinde görüş birliği ortaya çıktı.

Bu yatırımın, fizibl ve Türkiye yararına olduğu görülmesine rağmen, hem bu yatırımlara karşı çıkmak hem de demokrasiyi savunmak ciddî bir çelişkidir. Akla hemen "bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" sözü gelmektedir. Farisilerin "Ben-i adem azayı yek diğer est" diye bir sözü vardır; yani, her bir insan diğerinin parçasıdır. Bugünkü modern dünyada herşey birbiriyle ilgilidir. Bu nedenle, bu yatırımı, istihdama, Türkiye'nin büyümesine, geleneksel kalıpların değişmesine, küreselleşen dünya gerçeğinin kavranmasına atılan bir adım olarak değerlendirmek gerekir.

Değerli arkadaşlarım, eğer Türkiye'de gerçekten demokrasinin yerleşmesine, kökleşmesine inanıyorsak, bu yatırımı, yabancı sermaye girişinin hızl