DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 3
T.B.M.M.
TUTANAK DERGİSİ
![]()
CİLT : 57
![]()
112 nci Birleşim
30 . 6 . 1998 Salı
![]()
İÇİNDEKİL
ERI. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — GELEN KÂĞITLAR
III. — YOKLAMA
IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Adana Milletvekili Sıtkı Cengil’in, Adana’da meydana gelen depreme ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un cevabı
2.—İzmir Milletvekili Suha Tanık’ın, 22-23 Haziran 1998 tarihleri arasında Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Genel Kurul toplantısına ilişkin gündemdışı konuşması
3.—Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, Karayolları Genel Müdürlüğünce ihaleye çıkarılan Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu ihalesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı
B)ÇEŞİTLİ İŞLER
1.—Genel Kurulu ziyaret eden Hindistan Meclis Başkanı G.M.C. Balayogi ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoşgeldiniz”denilmesi
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.—Portekiz’e gidecek olan Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’e, dönüşüne kadar, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1580)
2.—Çin Halk Cumhuriyetine gidecek olan Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1581)
3. —İngiltere’ye gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkinCumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1582)
4.—Kuzeyden Keşif Harekatının görev süresinin 30.6.1998 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1583)
D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.—Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül ve 20 arkadaşının, İzmit Körfezinde SEKA’ya ait ormanlık bir arazinin özel bir otomobil fabrikasına devredilmesiyle ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/273)
V. —SÖYLEVLER
1.—Hindistan Meclis Başkanı GMC Balayogi’nin Genel Kurula hitaben konuşması
VI.—SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.
—Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan’ın, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun konuşmasında Refahyol döneminde yapılan ihalelerle ilgili yanlış beyanda bulunduğu nedeniyle konuşması2.—Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in, Niğde Milletvekili Doğan Baran’ın konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VII.—GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1.—Niğde Milletvekili Doğan Baran ve 54 arkadaşının, turizme açılan kamu arazilerinin tahsisinde usulsüzlük ve partizanlık yapmak suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Turizm Bakanı İbrahim Gürdal hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/23)
2.—Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve 55 arkadaşının, 6.1.1998 tarih ve 98/10496 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle mevzuata aykırı bir şekilde İstanbul’da yeni turizm merkezleri ilan ettiği ve bu suretle partizanlık yapılmasına yol açarak görevi
ni kötüye kullandığı ve bu eyleminin TürkCeza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/24)VIII.—SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.—(9/19) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
IX.—KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.—Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili BülentEcevit, Cumhuriyet HalkPartisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı :232)
2.—Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı :338)
3.—Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 Arkadaşının, Trabzon MilletvekiliYusuf Bahadır ve 9 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024)(S. Sayısı :553)
4.—Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı :631)
5. —Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu ve Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Konya Milletvekili Ahmet Alkan’ın, İstanbul Milletvekili Emin Kul’un, Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 30 Arkadaşının, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 30 Arkadaşının, Trabzo
n Milletvekili Kemalettin Göktaş ve 33 Arkadaşının, Konya Milletvekili Necmettin Erbakan ve 40 Arkadaşının, Konya Milletvekili Necmettin Erbakan ve 30 Arkadaşının, Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın, Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün ve 40 Arkadaşının, Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Adana Milletvekili Arif Sezer’in, Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, İstanbul Milletvekili Cefi Kamhi’nin, Samsun Milletvekili Murat Karayalçın’ın, Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın,Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 6 Arkadaşının, Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin,Demokrat Türkiye Partisi Grup Başkanı Van Milletvekili Mahmut Yılbaş, Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Metin Işık, Mardin Milletvekili Muzaffer Arıkan ve 6 Arkadaşının, Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/708, 2/72, 2/73, 2/75, 2/129, 2/154, 2/166, 2/182, 2/191, 2/194, 2/221, 2/270, 2/287, 2/293, 2/323, 2/369, 2/420, 2/459, 2/493, 2/884, 2/959, 2/960, 2/1015, 2/1019, 2/1070) (S. Sayısı :626)X.—SORULAR VE CEVAPLAR
A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.—Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün,
—Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın,
Balıkesir’in kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınmamasının nedenine ilişkin Başbakandan soruları ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin yazılı cevabı (7/5211, 5189)
2.—Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan’da Adalet YüksekOkulu açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/5401)
3.—Adana Milletvekili Yakup Budak’ın, Ceyhan İlçesi Toprak Mahsulleri Ofisinin mısır depolarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Taşar’ın yazılı cevabı (7/5439)
4. —Siirt Milletvekili Ahmet NurettinAydın’ın, devekuşu üretimine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Taşar’ın yazılı cevabı (7/5444)
I.—GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı.
Erz
incan Milletvekili Naci Terzi, Erzincanlıların terör nedeniyle karşılaştıkları sorunlara, teröre karşı alınması gereken önlemlere ve Erzincan’da meydana gelen sel felaketine ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.Şırnak Milletvekili Bayar Ökten’in, Türkiye Kömür İşletmeleri Şırnak Bölge Müdürlüğüne yapılan personel atamalarında haksızlıklar olduğu iddiasına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer,
Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan ve ilçelerinde meydana gelen sel felaketi sonucu tarım alanlarının zarar görmesine, yörenin kalkınmasında büyük etken olacak mazot ticaretiyle ilgili sorunlara ve bu konularda alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım,
Cevap verdiler.
Almanya Federal Meclisi Başkanının, beraberinde bir parlamento heyetiyle Türkiye’ye davetine ilişkin Başkanlık tezkeresi, Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Konya Milletvekili Mehmet Ali Yavuz ve 55 arkadaşının, Talih Oyunları Yönetmeliğine aykırı bir şekilde bazı tesislere kumarhane işletme belgesi verilmesini sağlamak suretiyle karapara aklanmasına yol açarak görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Turizm ve Kültür Eski Bakanı A. Mesut Yılmaz,
Sıvas Milletvekili Tahsin Irmak ve 54 arkadaşının, yeni turizm merkezlerinin tespitinde mevzuata aykırı davranmak suretiyle partizanlık ve usulsüzlük yaparak görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin TürkCeza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Turizm Bakanı İbrahim Gürdal,
Haklarında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeleri (9/25, 9/26) okundu; Anayasanın 100 üncü maddesine göre, en geç bir ay içerisinde olmak üzere, Danışma Kurulunca tespit edilecek görüşme günlerinin Genel Kurulun onayına sunulacağı;
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 25 arkadaşının, iklim değişikliklerinden ve ekolojik dengenin bozulmasından kaynaklanan çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi,
Konya Milletvekili
Veysel Candan ve 24 arkadaşının, TBMM’ye bağlı saray, köşk ve kasırlardaki tamirat-tadilat işlerinde usulsüzlük ve yolsuzluk yapıldığı iddialarının araştırılması,Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/271, 10/272) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı,
Açıklandı.
Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın, Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya ve İçel Milletvekili Turhan Güven’in, hakkında yakalama emri bulunan ve aranan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın saklı bulunduğu yeri bildiğini açıklamasına rağmen yetkili mercilere haber vermediği iddiasıyla, Devlet Bakanı Eyüp Aşık hakkında verdikleri ve Genel Kurulca 23.6.1998 tarihli ve 107 nci Birleşimde gündeme alınması kabul edilen gensorunun (11/16) görüşmeleri tamamlandı
; İçel Milletvekili Turhan Güven, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır, Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve Sıvas Milletvekili Tahsin Irmak’ın verdikleri gerekçeli güvensizlik önergesinin, Anayasanın 99 uncu maddesine göre, bir tam gün geçtikten sonra oylanacağı açıklandı.Gensoru görüşmeleri sırasında :
Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya, Tunceli Milletvekili Orhan Veli Yıldırım ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in,
İçel Milletvekili Oya Araslı, Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun
,Gruplarına;
Elazığ Milletvekili MehmetAğar, İçel Milletvekili Oya Araslı ve Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün, şahsına,
Sataştıkları ididiasıyla birer konuşma yaptılar;
Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu ile Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış, Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in, ileri sürmüş oldukları görüşlerden farklı görüşleri kendilerine atfetmeleri nedeniyle birer açıklamada bulundular.
Anayasa Komisyonunda açık bulunan ve ANAPGrubuna düşen bir üyeliğe, Ankara Milletvekili İrfa
n Köksalan seçildi.Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :
2 nci sırasında bulunan 232,
4 üncü sırasında bulunan 553,
5 inci sırasında bulunan 631,
Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,
3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,
Ertelendi.
6 ncı sırasında bulunan, Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu 3505 Sayılı Kanun, Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanun, Belediye Gelirleri Kanunu ile 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Ka
rarname ve 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/708, 2/72, 2/73, 2/75, 2/129, 2/154, 2/166, 2/182, 2/191, 2/194, 2/221, 2/270, 2/287, 2/293, 2/323, 2/369, 2/420, 2/459, 2/493, 2/884, 2/959, 2/960, 2/1015, 2/1019, 2/1070) (S. Sayısı :626) görüşmelerine devam olunarak, 32 nci maddesine kadar kabul edildi.Alınan karar gereğince, 30 Haziran 1998 Salı günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 23.50’de son verildi.
Kamer Genç
Başkanvekili
Abdulhaluk Mutlu Levent Mıstıkoğlu
Bitlis Hatay
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. —GELEN KÂĞITLAR
30.6.1998 SALI
Rapor
1.—Uluslararası Telekomünikasyon Birliği Kuruluş Yasası ve Sözleşmesi ile Bunlara İlişkin Nihaî Kararlar, Tavsiye Başlıklı Belge ve İhtiyarî Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri komisyonları raporları (1/765) (S. Sayısı : 704) (Dağıtma tarihi :30.6.1998) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergesi
1.—Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül ve 20 arkadaşının, İzmit Körfezinde SEKA’ya ait ormanlık bir arazinin özel bir otomobil fabrikasına devredilmesiyle ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/273) (Başkanlığa geliş tarihi :29.6.1993)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.00
30 Haziran 1998 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (
Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma, gündemdışı söz vereceğim.
IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Adana Milletvekili Sıtkı Cengil’in, Adana’da meydana gelen depreme ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı birinci sözü, Adana Milletvekili Sayın Sıtkı Cengil'e veriyorum.
Sayın Cengil, Adana'da meydana gelen depremle ilgili gündemdışı söz istemişlerdir.
Buyurun efendim.
Süreniz 5 dakika.
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Adana'da meydana gelmiş olan depremle ilgili bilgi vermek ve tespitlerimi Yüce Heyetinize arz etmek üzere, gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi hürmetle selamlıyorum; ayrıca, bu konuda söz verdiği için de Sayın Başkana teşekkür ediyorum.
Bilindiği gibi, 27 Haziran günü, ikindi sıralarında, Adana'da 6,3 şiddetinde bir deprem olmuştur. Deprem genelde, Adana şehir merkezinin güney ve doğu kesimi ile Ceyhan İlçesinde ve bu arada kalan köylerde etkili olmuştur. Neticede, 100'den fazla can ve büyük miktarda maddî kayıp meydana gelmiş; 4-5 köyümüz de oturulamaz hale gelmiştir.
Haberi alır almaz, bölgeye, arkadaşlarımızla birlikte hareket ettik. Pazar günü de, Sayın Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız ve beraberindeki heyetle beraber, şehir merkezini, Ceyhan İlçe merkezindeki bazı yerleri ve hastanelerdeki vatandaşlarımızı ziyar
et ettik. Tabiî, bu ziyaret, bir yerde, kalabalık ve hızlı bir ziyaret olduğu için, vatandaşların derdini tam manasıyla dinlemek ve her yeri gezmek mümkün olmamıştır. Bunun için, Sayın Cumhurbaşkanının programının bitiminden sonra, Fazilet Partisi milletvekilleri olarak, tekrar, aynı yerleri ve gidilmeyen yerleri de, daha detaylı bir şekilde ziyaret ettik; ayrıca, dün de, Sayın Genel Başkanımız ve beraberindeki heyetle birlikte, organize sanayi bölgesi, zarar gören köyler, ilçe ve şehir merkezinin zarar gören yerlerinin tamamı olmak üzere, daha detaylı bir gezi ve incelememiz oldu.Bu gezi ve incelemelerimiz sırasında gördüğümüz eksiklikler ve bu meyanda, vatandaşın şikâyet, temenni ve istekleri şunlar olmuştur: "Bu ve buna benzer afetlerde, devlet yetkilileri, hükümet temsilcileri ziyaretimize geliyorlar; 'yaranızı sararız' diyorlar; ama, gidiş o gidiş... Gittikten sonra, ne yaramız sarılıyor ne de bizi hatırlayan oluyor; yaralarımızla başbaşa kalıyoruz; aman, bu sefer, böyle olmasın"
Gördüğümüz başka bir husus da şudur değerli arkadaşlarım: Yapılan hizmetler yeterli ve homojen değildir. Bazı mahallelere bazı hizmetler gitmiş; fakat, bazı yerlerde, sadece, yıkıntılara insanları yaklaştırmamak üzere jandarma konmuş, başka bir şey yok. Vatandaşın, hasar gören evlerinde kıymetli eşyası, parası, ilacı ve buna benzer malzemeleri var; bunları bir an önce almak istiyor; fakat, maalesef, üç gündür sadece uzaktan seyredebiliyorlar.
Ayrıca, dört, beş köyümüzde yüzde 90 oranında hasar olmuştur; yani köylerdeki evler oturulamaz hale gelmiştir. Buralara -dün yapmış olduğumuz ziyaret, itibariyle söylüyorum- daha elektrik gitmemiştir, su gitmemiştir ve hiçbir devlet yetkilisi, de gitmemiştir. Köylerde ne ekmek ne su ne elektrik ne de herhangi bir hizmet vardır.
Değerli arkadaşlar, bu deprem vesilesiyle bir durumu daha tespit etmek ve buna göre hareket etmek durumundayız; ülkemizdeki müteahhitlik hizmetleri ve inşaat sektöründeki kontrol... Ceyhan'da gördük, yan yana iki tane bina, bir tanesi yerle bir olmuş, öbü
rü ufak tefek çatlaklarla kurtarmış. Burada, demek ki, müteahhitlik hizmetleri yeterli değil, demek ki malzemede eksiklikler var; daha açık tabiriyle malzemeden çalmalar var. Bu da, bundan sonra dikkat edeceğimiz hususlardan bir tanesidir.Değerli arkadaşlar, ben, bu tespitleri, herhangi bir makamı veyahutda kişiyi suçlamak babında söylemiyorum, bunlar gördüğümüz eksiklikler, bunlar gördüğümüz aksaklıklar. Allah, beterinden saklasın, bundan daha büyükleri de olabilir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Cengil, süreniz bitti, toparlar mısınız.
SITKI CENGİL (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan, 2 dakika süre verirseniz bitiriyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
SITKI CENGİL (Devamla) – Allah daha büyüğünden saklasın. Ama, bu da göstermiştir ki, bir yerde, bu durum karşısında, devlet olarak, millet olarak maalesef, paniklemiş durumdayız; maalesef, ne yapacağımızı yeterli bir şekilde ne düşünebilmişiz ne de müdahale edebilmişiz. Eksiklerimizi, bu durumu göz önünde bulundurarak, şapkamızı önümüze koyup, tespit etmemiz ve bundan sonra -Allah muhafaza etsin- böyle bir durum olursa, nasıl hareket edeceğimiz hususunda önlem almamız gerekir değerli arkadaşlarım.
Tabiî, söz buraya gelmişken, bir hususu da ifade etmek durumundayım. Özellikle, Ankara, İstanbul Şehit Kâmil, Osmaniye ve civardaki diğer belediyelere ve belediye başkanlarına, Adana halkı adına teşekkür ediyorum. Gerçekten, Ceyhan'ın deprem gören mahallelerinde, Ankara Belediyesinin gönderdiği aşevlerinde pişmiş sıcak çorbalar dağıtılıyor; Yüreğir'in köylerinde, Ceyhan'ın köylerinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gönderdiği su tanklarıyla, dünden itibaren su dağıtılmaya başlandı.
Herkese, bütün millete teşekkür ediyoruz da, bu, gezdiğimiz yerlerde, halkın, bizzat aracılığımızla, sayın belediye başkanlarına ve yetkililere teşekkürüydü, bunu arz etmek için söyledim; yoksa, herhangi bir başka niyetle değil.
Bir başka hususu daha tespit etmek durumundayım. Maalesef, basınımız da medyamız da, olayları, yine çarpıtarak veriyor. Bakınız, burada, işte, bilmem, muhalefet liderleri yuhalandı; bilmem, Sayın Kutan da nasibini aldı deniyor. Kesinlikle böyle bir şey olmamıştır; bu yazı, düpedüz yalandır. Yuhalanan oldu; yuhalanan da, medya oldu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti.
SITKI CENGİL (Devamla) – Niye medya oldu; siz gerçekleri ifade etmiyorsunuz diye yuhaladılar. Bize söylenen, “bu gerçekleri yetkililere götürün, bu gerçekleri takip edin” şeklindeydi, bunun dışında herhangi bir şey değildi.
B
ütün milletimize geçmiş olsun diyorum ve Cenab-ı Allah, gerek ülkemizde gerek dünyada böyle afetleri bir daha göstermesin diyorum.Hepinize teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cengil.
Sağlık Bakanımız Sayın Halil İbrahim Özsoy, gündemdışı konuşmaya cevap verecektir.
Buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
SAĞLIK BAKANI HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumartesi günü, hepimizi derinden üzen ve Adana İlinde merkez Yüreğir, Karataş ve Ceyhan İlçelerini kapsayan 6,3 şiddetinde bir deprem olmuştur. Bu depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor; ayrıca, Adanalılara ve tüm ulusumuza geçmiş olsun diyor, bir daha böyle felaketlerin olmamasını temenni ediyorum.
Cumartesi günü saat 19.00 sularında, meydana gelen depremin hemen arkasından, Adana Valiliği bir kriz masası kurmuştur. Şunu memnuniyetle ifade edeyim ki, şimdiye kadar tüm felaketlere karşı alınan tedbirler elbette yerindedir; ancak, bu sefer alınan tedbirler, hem zamanlama yönünden hem yerine yetiştirme yönünden hem de ihtiyaçları karşılama yönünden her türlü takdirin üzerindedir. O yüzden, başta Adana Valisi, Ceyhan Kaymakamı ve diğer yetkililere, huzurlarınızda teşekkür etmek
istiyorum.Olay haber alınır alınmaz, başta Sayın İçişleri Bakanı, Sayın Bayındırlık Bakanı ve ben olmak üzere, aynı anda Adana'ya vasıl olduk. Önce, yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldık. Tabiî ki, şu veya bu sebepten çöken apartmanların altında kalan insanları kurtarma çalışmalarının hemen başladığını hep beraber izledik; ancak, müsaade ederseniz, bir hususu, altını çizerek ifade etmek istiyorum. Deprem olduktan 5 dakika sonra -Sayın Valinin, Sayın Cumhurbaşkanına verdiği brifingde söylediği sözdür- bir vatandaşın, 112 numaralı telefonu aramasıyla beraber, 8 ambulans olay yerine hareket etmiştir; 15 dakika sonra, 6 ambulans daha devreye girmiş ve daha sonra da, Ceyhan'da başlamak üzere, 20’nin üzerinde ambulansımız ve yerel televizyon ve radyo kanalıyl
a yapılan duyurularla tüm doktor ve yardımcı sağlık personeli hastanelerde yerlerini almışlardır.İlk yarım saat içerisinde hastanelere müracaat eden veya transportu sağlanan hasta ve yaralı sayısı 900'ün üzerindedir.
Özellikle, Adana Devlet Hastanesi, Adana Numune Hastanesi, Adana SSK Hastanesi ve Çukurova Üniversitesi Hastaneleriyle birlikte bazı özel hastaneler de kapılarını sonuna kadar açmışlardır.
Büyük bir disiplin ve titizlikle ve büyük ilgi ve şefkatle, bütün hastaların yaraları sarılmıştır. Ayakta tedavi olanlar, evlerine, yine, temin edilen resmî vasıtalarla gönderilmiş; yatanlar için de gerekli tedavi ve ameliyatlar başlatılmıştır.
Başlangıçta, elektrik kesilmesine bağlı olarak, bazı hastanelerimizin röntgen servislerinde inkıtalar olduysa da, TEDAŞ'ın yerinde müdahalesiyle tüm hastanelerimize cereyan verilmiş ve laboratuvarıyla, ameliyathanesiyle, röntgen servisleriyle, tam bir disiplin içerisinde ve büyük bir özveriyle çalışılmıştır.
Ayrıca, konuyu duyan serbest çalışan hekim, emekli olan hekim ve yardımcı sağlık personeli de hastanelere akın akın gelerek, yardımda bulunmuşlardır; kendilerine de teşekkür ediyorum.
Son alınan rakamlara göre, Adana Devlet Hastanesine, ilk yarım saat içerisinde, 112 servisi vasıtasıyla ambulanslarla getirilen hasta sayısı 187; 33'ü yatırılmış, diğerleri ayakta tedavi edilerek gönderilmiştir. Adana Numune Hastanesine ilk 45 dakikada getirilen, transportu sağlanan hasta sayısı 276'dır; 30'u yatırılmış ve diğerleri ayakta tedavi edilmiştir. Ceyhan Devlet Hastanemize, bir saat içerisinde 278 başvuru olmuş veya taşınmış; 17'si yatırılmıştır. Balcalı Üniversite Hastanemize 121 kişi müracaat etmiş, 59'u yatırılmıştır. SSK Hastanemize 300 müracaat olmuş, 45'i yatırılmıştır. Diğer hastanelere ve tedavi kurumlarına da 180 başvuru olmuştur. Toplam olarak, 1342 başvuru olmuş, 220 hasta yatırılmış veya ameliyat edilmiştir.
Ayrıca, acil servislerde sıra bekletmemek için ve hastalara bir an evvel müdahale edebilmek için, gerek Adana Devlet Hastanesinde gerekse Numune Hastanesinin bahçesinde hasta kabul merkezleri kurulmuş ve hastalar öylece kabul edilmiştir.
Daha çok balkondan atlama ve düşme şeklinde kırıklarla gelen hastaların alçıları yapılmış ve kaldıkları yerlere transportları sağlanmıştır. Hastalar evlerine gönderildikten sonra da takipleri yapılmıştır. Ertesi gün, verdiğim talimat gereği, 10 seyyar ekip, ev ev dolaşarak, bir gün evvel hastaneye müracaat etmiş, tedavisi yapılmış hastaları evlerinde kontrol etmiştir.
Bunun yanı sıra, Ankara'dan götürdüğümüz TIR hastane, (seyyar hastane) ise, önce Ceyhan'da, daha sonra da Kılıçlı ve Misis mevkiindeki köylerde, hem tarama yapmış hem de diğer hizmetleri vermeye çalışmıştır. Su kesilmesi nedeniyle meydana gelebilecek herhangi bir salgını önlemek için, su depoları ve özellikle ana hatlar klorlanmıştır. Ayrıca, çöp ve diğer atıklar, salgın bir hastalığı önlemek için, personelimiz tarafından dezenfekte edilmiştir. Tüm bunlar, büyük bir disiplin içerisinde, hiçbir şekilde aksatılmadan yapılmıştır.
Ayrıca, gece sabaha kadar, Sayın Bayındırlık Bakanının başkanlığında, kurtarma ekipleri, hem Ceyhan'da hem de Adana merkezdeki enkaz kaldırma işlemlerine devam etmişlerdir. Karayollarından ve diğer kurum ve kuruluşlardan temin edilen enkaz kaldırma işçileri ve vinçler, anında olay yerine getirilmiş ve kurtarma çalışmaları büyük bir hızla devam etmiştir.
Aslında, böyle bir felaket olduğu zaman, insanlardaki öfkeyi, paniği, moral bozukluğunu hepiniz takdir edersiniz; ancak, orada hizmet veren, başta Sayın Vali, diğer kurum ve kuruluşların temsilcileri ve sağlık personeli, büyük bir özveri içerisinde, bu paniği kısa zamanda ortadan kaldırmış ve hayat, saat 24.00'ten sonra Adana'da, ertesi sabahtan itibaren de Ceyhan'da normale dönmüştür. Ekmek ve diğer ihtiyaçlar için ise, civar belediyelerden yardım yağmıştır. Ayrıca, halkımız içerisindeki yardımseverlerin yardım teklifleri de, bunlara ilave edilebilir.
Değerli arkadaşlar, bir felaket geçirdik. Elbette, bu konuda bazı eleştiriler olacaktır. Başta Sayın Başbakanın -bizzat köy köy dolaşmak suretiyle- Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Meclis Başkanımız ve ilgili bakanların Adana'da verdikleri talimatlar sonucu alınan tedbirlerle, Adana'da, felaket, en ucuz şekilde atlatılmaya çalışılmıştır. Ben, tekrar, milletimize geçmiş olsun diyorum.
Binaların çürük yapılmış olması veyahut da müteahhitlik hizmetlerindeki eksiklik ve aksaklıklar neticesinde meydana gelen bu felaketin sorumluları, elbette cezalarını göreceklerdir. O yüzden, ANAP Grup Başkanlığı, bir kanun teklifi hazırlayarak, kısa zama
nda Meclise sunacaktır.Bize, bu bilgiyi, daha etraflı olarak, tahmin ediyorum, Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanımız, karayollarıyla ilgili gündemdışı konuşmaya cevap verirken arz edecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Efendim, gündemdışı konuşmaya cevap hakkını bir bakana veriyoruz. Hükümet bir bütündür...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Efendim, ilave bir şey söyleyeceğim; önemli bir şey söyleyeceğim.
BAŞKAN – Efendim, bir konuğumuz var; şimdi, onu kürsüye davet edeceğiz.
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz...
BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika... Siz konuştunuz...
B)ÇEŞİTLİ İŞLER
1.—Genel Kurulu ziyaret eden Hindistan Meclis Başkanı G.M.C. Balayogi ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoşgeldiniz”denilmesi
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Hikmet Çetin'in resmî davetlisi olarak, Hindistan Meclis Başkanı Sayın Balayogi ve beraberindeki heyet ülkemizi ziyaret etmektedir; Sayın Balayogi ve arkadaşlarına hoşgeldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Sayın Balayogi, Genel Kurula hitap etmek istiyorlar.
Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
V. —SÖYLEVLER
1. —HindistanMeclis Başkanı G.M.C. Balayogi’nin Genel Kurula hitaben konuşması
BAŞKAN—Kendilerini kürsüye davet ediyorum; buyurun efendim. (Alkışlar)
HİNDİSTAN MECLİS BAŞKANI G.M.C. BALAYOGİ – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ekselansları Sayın Hikmet Çetin, kardeş parlamenterler; güzel ülkenize vardığımızda, Türkiye'nin güneyini vuran deprem felaketinin haberini aldık. Bu trajik olaydan dolayı hayatlarını kaybedenlerin ailelerine, onlarla acılarını paylaştığımızı ve en derin duygularımızla başsağlığı dileklerimizi iletmek istediğimizi belirtirim.
Önce, bu yıl Türkiye Cumhuriyetinin 75 inci kuruluş yıldönümünü kutlayan Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Halkını tebrik etmek istiyorum. Muhterem Parlamentonuza özellikle böyle bir olayın arifesinde hitap ediyor olmak, şahsım ve Hindistan adına büyük bir gururdur.
Hindistan'ın kurucusu olan ve Atatürk ile tanışamadığı için hep esef duyan Başbakan Cavaharlal Nehru, vaktiyle, hislerini şöyle belirtmiştir: Demiştir ki "Türkiye'de gerçekleştirilen, Hindistan'da da yapılabilir; ancak, bu, sadece, Mustafa Kemal Paşanın yaptığı gibi, korkusuzca engelleri göğüslemek ve onları ortadan kaldırmak yoluyla mümkündür."
Dostlarım, tarihsel ve kültürel açıdan Hindistan ve Türkiye'nin birçok ortak noktası vardır. Modern Türkiye ve modern Hindistan, demokrasi ve laiklik ideallerini paylaşmaktan çok mutludur.
Geçmişteki ilişkilerimiz, 1986 yılında rahmetli Turgut Özal'ın Başbakan olarak Hindistan'ı ziyareti, 1988'de rahmetli Rajiv Gandhi'nin Başbakan olarak Türkiye'yi ziyareti, 1993'te Cumhurbaşkanı Şankar Dayal Şarma'nın Türkiye'yi ziyareti ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'in ülkemizi ziyaretiyle 1995 yılında daha da güçlenmiştir.
15 Ağustos 1997 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının da, bağımsızlığımızın 50 inci yıl kutlama töreninde, Parlamentomuzda şahsen bulunması, bizim için büyük bir onur kaynağı olmuştur. Parlamentonuzda, Hindistan Dostluk Grubunun kurulmuş olmasını büyük bir takdirle karşılıyoruz. Biz de, buna cevaben, Parlamentomuzda, Türk dostluk grubu kurma yolundayız.
Hindistan, 1 milyar gibi yoğun bir nüfusuyla dünyanın ikinci en büyük Müslüman toplumunu da oluşturmaktadır; ancak, ülkemizde, çok geniş çapta, Hıristiyan ve diğer dinlere inanan bir toplum olarak da mevcuduz. Tüm bunlara ilaveten, biz Hindistan olarak, çok kültürlü, çok etnikli, çok dinli ve çok dilli bir ülkeyiz. Bizim için laiklik bir yaşam biçimi, birlikte olmaksa bir itikattır.
Dostlarım, kısaca, Hindistan'ın nükleer faaliyetlerine değinmek istiyorum. Hiçbir ülke güvenliğinden taviz vermez. Kesin olarak belirtmek isterim ki, Hindistan, bugün, küresel, evrensel ve ayrımcı olmaksızın silahsızlanma konusunda taahhütlerine sadıktır. Bizim nükleer testlerimiz, Hindistan Halkına ülkemizin güvenliği konusunda güvence vermek ve bilimadamlarımızın teknik çalışmalarına şevk vermek amacıyla yapılmıştır. Hindistan Hükümeti olarak, bu testlerden sonra ilan edilen, gönüllü olarak, bir ara verme beyanında bulunmuştuk. Aslında, bu beyanımız, hiçbir ülkeyi hedef almadığımıza dair yeterli bir ispat teşkil etmiştir. Tüm komşularımızla uyumlu ilişkilerimizi geliştirme yolunda taahhütümüze sadığız.
Sayın Başkan ve sayın dost parlamenterler; zatıâlinize ve Parlamentonuzun güzide temsilcilerine, bize gösterdiğiniz sıcak ve âlicenap karşılama için teşekkür etmek istiyorum. Sizlerle bazı düşüncelerimi paylaşma şerefini bahşettiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim.
Biz, kendi açımızdan, büyük ulusunuzla dostluk bağlarımızı güçlendirmek için her türlü çabayı göstereceğimize dair sizi temin ederiz.
Teşekkür ederim efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balayogi.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalara devam ediyoruz.
IV. —BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A)GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)
2.—İzmir Milletvekili Suha Tanık’ın, 22-23 Haziran 1998 tarihleri arasında Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Genel Kurul toplantısına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – İkinci gündemdışı söz, 22-26 Haziran 1998 tarihinde Strasbourg'da yapılan Avrupa Konseyi Genel Kurul Toplantısıyla ilgili olarak bilgi vermek üzere, gündemdışı söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Suha Tanık'a verilmiştir efendim.
Buyurun Sayın Tanık. (ANAP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
SUHA TANIK (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Muhterem milletvekilleri, ben de, deprem bölgesinde yaşayan bir İzmir Milletvekili olarak, o heyecanı, o korkuyu çok iyi bilirim. Onun için, konuşmama başlamadan önce, buradan, Adana'daki hemşerilerimize, kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum, başsağlığı d
ileklerimi iletiyorum.Muhterem milletvekilleri, Sayın Başkanın da söylediği gibi, 22-26 Haziran tarihleri arasındaki Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin gündemiyle ilgili, size, 5 dakikalık süre içerisinde, anlatabildiğim kadarıyla, birtakım bilgi vermeye çalışacağım.
Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisimizde, gruplarımızın aldığı karar çerçevesinde, fevkalade önemli toplantılar ve oylamalar yapılıyordu. Bütün milletvekillerinin her türlü görevini bir tarafa bırakarak muhakkak Meclisteki çalışmalarda bulunmaları konusunda, grup başkanları tarafından, grup başkanvekilleri tarafından talimat verilmişti. Bu anlayış içerisinde, biz de, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyeleri olarak 12 arkadaş, burada, görevimizi yapmak üzere hazırdık; fakat, aynı tarihlerde Strasbourg Konsey toplantısında, Türkiye'nin güneydoğusunda ve Kuzey Irak'taki mültecilerin ve yerlerinden edilmiş kişilerin insanî durumuyla ilgili bir raporun görüşülmesi, hatta, bu raporun neticesinde gelinebilecek noktanın, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü enterese edecek kadar fevkalade hassas bir konu o
lmasından dolayı, Sayın Cevdet Akçalı, Sayın Abdullah Gül, Sayın ilhan Sungur, Sayın Mehmet Sılay, Sayın Remzi Çetin, Sayın Esat Kıratlıoğlu, Sayın Abdülbaki Ataç, Sayın Şükrü Yürür, Sayın Lale Aytaman, ben Suha Tanık, Sayın Atilla Mutman ve Ali Dinçer arkadaşlarımız, bir millî takım ruhu içerisinde -bakınız, bu muhterem milletvekili arkadaşlarımızın ismini herhangi bir siyasî parti ayırımı yapmadan söylüyorum; çünkü, arkadaşlarımız, bir millî takım ruhu içerisindeydiler- Avrupa Konseyinde, bir millî dava uğruna, bütün halinde hareket etmenin fevkalade güzel örneğini göstermişlerdir. Ben, buradan, konsey üyesi arkadaşlarımızın bu göreve gitmeleri konusunda vermiş oldukları talimat nedeniyle, özellikle, Sayın Başbakanımıza, parti liderlerimize ve grup başkanlarımıza teşekkür etmek istiyorum.Bu komisyonda görev yapma şerefine gelmiş bir arkadaşınız olarak, bu Parlamentoda üstlendiğimiz şerefli değişik görevlerin yanında, uluslararası platformda böyle önemli bir konuyu savunmamızdan dolayı, müsaade ederseniz, Parlamentomuzun tüm üyeleri adına, komisyondaki tüm arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum.
Muhterem milletvekili arkadaşlarım, Aralık 1997 senesinde “Ararat” ve “Cometa” isimli iki geminin İtalya'ya yönelik mülteci akımıyla yaşanan gelişmeden sonra, fevkalade önemli olan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 1998 senesinin ocak ayında yapılan ilk genel kurul toplantısına, acil gündem maddesi olarak, bu konu getirilmiştir; fakat, o günkü girişimlerimiz neticesinde, bu konu, orada, ele alınmadan reddedilmiştir. Neticede, güneydoğuda yaşayan Kürtlerin insanî durumunu göz önüne alarak... Daha doğrusu, Avrupa Konseyinde dost bildiğimiz, ama bizim düşmanımız terörist PKK ile işbirliği yapmış bazı milletvekillerinin de önderliğinde, bu konu, mart ayında, Prag'da, Göçler ve Mülteciler Komisyonuna tekrar getirilmiş ve o komisyonda görev alan Sayın Ali Dinçer ve Atilla Mutman'ın üstün gayretleri ve çalışmalarına rağmen, maalesef, raportör İsveçli parlamenter Vermot-Mangold tarafından bir rapor hazırlanarak incelemey
e sunulmuştur. Aynı İsveçli parlamenter, Avrupa Konseyinin geçtiğimiz hafta yapılan toplantısında, bu raporla ilgili olarak Türkiye'ye dört kere gelmek istediğini; fakat, hayatî güvencesi olmadığından Türkiye'ye gelmediği konusunu gündeme getirmiş ve hazırladığı -rapor, maalesef, Türkiye'ye gelmeden, Türkiye'de incelemeler yapılmadan hazırlanmış bir hayal mahsulüdür- raporun geçtiğimiz hafta konseye getirilmesini sağlamıştır.22 Haziran Pazartesi günü sabah saat 8.00’de Grup Başkanımız Sayın Cevdet Akçalı'nın büro toplantısında, maalesef, konunun gündeme alınması engellenememiş, daha sonra, değişik siyasî parti gruplarında -biz milletvekillerinin grup üyesi olarak katıldığımız siyasî parti gruplarında- bu konu, yakinen ve uzun süreli tartışmaya açılmıştır. Yapılan tartışmanın neticesinde, demokratik grup, sol birleşik grup ve liberal grubun, bu konuya...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tanık, süreniz bitti; ama, 2 dakika eksüre veriyorum; daha fazla eksüre vermeyeceğim.
SUHA T
ANIK (Devamla) –Konunun önemine binaen Sayın Başkanım; müsaade ederseniz...BAŞKAN – Efendim, önemli de; yani...
SUHA TANIK (Devamla) – İsterseniz, konuşmamı keseyim Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Zaten, dün, arkadaşlarınız televizyonda izah ettiler.
SUHA TANIK (Devamla) – Konunun önemine binaen anlatmaya çalışıyorum.
BAŞKAN – Sayın Tanık, benim elimde olan bir şey yok. Ben, azamî 2 dakika eksüre veririm. Önemliyse, Hükümet çıkar burada bir açıklama yapar, siz de ondan sonra konuşursunuz.
SUHA TANIK (De
vamla) – Peki, teşekkür ederim Sayın Başkanım.Aynı gün, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Leni Fischer'e, grup başkanlarına, büro üyelerine ve tüm ulusal delegasyon başkanlarına, Türk delegasyonu milletvekillerinin imzasıyla birer mektup gönderilmesi, öncesinde, Türk Dışişleri Bakanlığından 41 üye ülkenin milletvekillerine tek tek, büyükelçiliklerimiz vasıtasıyla baskı yapılması neticesinde, temaslar kurularak gerekli konunun anlatılması neticesinde, 25 Haziran Perşembe günü sabahleyin saat 10.00'da Genel Kurulda bu konu gündeme getirilmiştir. İftiharla söylüyorum; o İsveçli parlamenterin ve Mülteciler Komisyon Başkanı, İspanyol Agustin De Diaz Mera'nın da önderliğini yaptığı toplantıda, PKK'nın, Apo'nun imzasıyla bütün milletvekillerine gönderdiği mektubu dahi Genel Kurul salonuna çıkararak ortaya koyduğumuz... Bunun, bir Kürt sorunu olmadığını; bunun, tamamen bir terör sorunu olduğunun kabul edilmesinden sonra, uluslararası platformlarda bu konunun tartışılması reddedilmiştir. Bu, geçtiğim
iz aylarda, Fransa Meclisinde alınan kararın sonunda, Türkiye için büyük bir başarıdır; bir kere daha, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve üye arkadaşları bu konuda teşekkür ederek kutluyorum.Saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanık.
MEHMET AĞAR (Elazığ) – Sayın Başkan, bu konuda Hükümetin bir bilgi vermesinde fayda var efendim.
BAŞKAN – Hükümet isterse, daha geniş, ayrıntılı açıklamada bulunur.
Kaldı ki, dün, Sayın Lale Aytaman ile Sayın Ali Dinçer, bu konuyu, aşağı yukarı bir saat, Meclis Televizyonunda açıkladılar, dinledik. Tabiî, arkadaşlarımızı da tebrik ediyoruz; gerçekten, iyi bir başarı elde etmişlerdir; ama, önemli olan, böyle uluslararası meclislere böyle belgelerin sunulmamasıdır; daha sun
ulmadan bunun önlenmesidir.3.—Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, Karayolları Genel Müdürlüğünce ihaleye çıkarılan Gaziantep -Şanlıurfa otoyolu ihalesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı
BAŞKAN – Üçüncü gündemdışı söz, Karayolları Genel Müdürlüğünce ihale edilen Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu ihalesiyle ilgili olarak Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat'a verilmiştir.
Buyurun Sayın Polat. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika efendim.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünce ihaleye çıkarılan Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu ihaleleri hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Dört bölümd
en oluşan, toplam 616 milyon dolar tutarında olan ve 20.5.1998 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak ihaleye çıkarılan Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu ihalelerinde, 2886 sayılı Kanuna göre cezalı olmama ve vergi borcu bulunmaması, ihaleye katılacak müteahhit firmalarda aranan önkoşullar arasında sayılmıştır.8.6.1998 ile 15.6.1998 tarihleri arasında ve ortalama fiyat yöntemine göre yapılan ihalede, şu sonuçlar alınmıştır:
İşin adı: Suruç-Şanlıurfa, keşif bedeli 154 milyon dolar, uzunluk 37 kilometre, katılan firma sayısı 23, tenzilat 21,25; Birecik-Suruç, 152 milyon dolar, uzunluk 41,2 kilometre, katılan firma sayısı 24, tenzilat 12,52; Gaziantep-Birecik, 215 milyon dolar, 27 kilometre uzunlukta, katılan firma sayısı 23, tenzilat 22,97; Gaziantep çevre yolu, 95 milyon dolar, 27 kilometre, katılan firma sayısı 24, tenzilat 26,97.
Birecik-Suruç yolunun ihale tenzilatının -yüzde 12,52 gibi- diğer ihalelere göre oldukça düşük olması ve ihaleyi alan firmanın, basında çıkan haberlere göre son günlerde medyanın gündeminde olan bir firma olması sebebiyle de olacak, bu ihaledeki indirim, Karayolları Genel Müdürlüğünce yeterli bulunmamış ve 2886 sayılı İhale Yasasının 43 üncü maddesinin verdiği yetkiyle, ihale, pazarlık yöntemiyle tekrar yapılmıştır.
Bu sefer, ihale, yüzde 30,12 tenzilatla bir başka firmada kalmıştır. Neticede, aynı ihale, aynı şartlarda, aynı tarihlerde ve aynı müteahhit firmalar arasında yapılıyor; fakat, bu defa ihale açık artırmayla yapılınca, 26 milyon 762 bin dolar, yani, bugünk
ü kurla, 7 trilyon 56 milyar Türk Lirası daha ucuz fiyatla ihale edilmiş oluyor. Diğer üç ihale açık artırmaya çıkarılmadan, mevcut ihale şartları yeterli bulunup ihaleler onanıyor.Bu arada, Sayın Bakana şu soruları sormak istiyorum:
1. Bu nasıl ihale tercihleridir ki, iki ihale şekli arasında, aynı işte, aynı müteahhitler arasında ve aynı zamanda yapılan 41,2 kilometrelik otoyol ihalesinde 7 trilyon liranın üzerinde tenzilat farkı oluyor?
2. Açık artırmada tenzilatların yüzde 30'un üzerine çıktığı görülmesine rağmen, diğer ihalelerde niçin açık artırmaya gidilmeden, ihaleler mevcut tenzilatlarla onanmıştır?
Diğer ihaleler de aynı şekilde açık artırmaya çıkarılıp aynı tenzilat meydana gelseydi -ki, yapılan tek açık artırma neticesiyle ortadadır- o vakit şöyle bir sonuç ortaya çıkar:
Şanlıurfa-Suruç yolu 13 milyon 660 bin dolar, Gaziantep-Birecik yolu 15 milyon 372 bin dolar, Gaziantep çevre yolu 2 milyon 992 bin dolar olmak üzere, bu üç yolda açık artırma yapılmadığı için, tek açık artırma yapılan yola göre, tenzilatlar, toplam 32 milyon 24 bin dolar; yani, bugünkü kurla 8 trilyon 446 milyarlık, -takriben 8,5 trilyon- liralık fazlalık yapar. Bayındırlık Bakanlığı, ortalama fiyatı yeterli bulup açık artırmaya çıkmamakla; yani, emsal neticeyi göz önüne almamakla ve eşitlik ilkesine uymamakla, büyük bir ihtimalle, devletin 8,5 trilyon lira civarındaki parasını, 3 adet müteahhit firmaya, sırf bu ihale metotlarındaki yanlış ve hatalı tercihler neticesinde vermiş olmaktadır.
Yine çok üzerinde durulan ve şu an Türkiye Büyük Millet Meclisinde soruşturma konusu olan Karadeniz duble yol ihalelerinde tercihli ihale şekli değil de yine Birecik-Suruç otoyol ihalesinde olduğu gibi açık artırma yoluyla ihale olsaydı ne olurdu, bir de ona bakmak isterim.
İyidere-Çayeli yolunda 15 milyon 579 bin, Ardahan otoyolunda 25 milyon 501 bin, Araklı-İyidere yolunda 14 milyon 60 bin.
Perşembe-Bolaman yolunda 25 milyon 611 bin, Giresun-Piraziz yolunda 6 milyon 719 bin, Giresun-Espiye yolunda 13 milyon 187 bin olmak üzere, keşif bedelleri toplam 874 milyon dolar olan bu altı otoyol ihalesinde, aynı açık artırma devam etseydi, takriben 100 milyon 657 dolar tenzilat olurdu; bunun da -bugünkü kurla- tutarı 26 trilyon 548 milyar eder.
Sadece bu iki ihalede, kamu yararı yeteri şekilde gözetilmediği için devletin zararı, 26 trilyon 548 milyar Türk Lirası Karadeniz duble yolu artı 8 trilyon 446 milyar Türk Lirası Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu olmak üzere, toplam 34 trilyon 994 milyar -takriben 35 trilyon yapar- liradır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Polat, süreniz bitti; 2 dakika eksüre veriyorum, bitirin efendim.
ASLAN POLAT (Devamla) – Tamam, bitiriyorum.
Bu iki ihaleyi incelediğimiz vakit şu iki netice ortaya çıkmaktadır:
1. Karadeniz duble otoyol ihalesinin davetli olarak yapılmasıyla, ihalelere çok az sayıda müteahhit firma katılmış -7 ile 12 arası; örneğin, Gaziantep-Şanlıurfa'da, dört otoyol ihalesine 24 firma katılmıştı- tenzilatlar oldukça düşük olmuş -yüzde 19- bu t
enzilatlar sonucu, sadece bir otoyolun maliyeti -yapılan açık artırmaya göre- devlete 26,5 trilyon lira fazla fiyata mal olacaktır.2. Gazintep-Şanlıurfa otoyolu ile Karadeniz duble otoyol ihalelerinde, devletin menfaatına olacak açık artırma ve kapalı zarf ihale metotları hassas olarak kullanılmadığı için, bu iki otoyolda, devlet, müteahhit firmalara takriben 35 trilyon lira fazla ödeme yapmak durumunda kalacaktır.
3. Adı geçen müteahhit firmalar, ihale cezası ve vergi borcu olmayan büyük firmalar olduğuna göre, bunlar arasında yapılan ihalelerin kıran kırana ve devletin âli menfaatlarını son kuruşuna kadar kollayacak biçimde olması gerekirdi.
4. Asgarî ücretin net 22 milyon olduğunun, asgarî ücretten hâlâ vergi kesildiğinin ve memur maaşlarına yüzde 20'den fazla zam vermek istemeyen Hükümetin, müteahhit firmalara -iki ihale grubu ile bu ihalelere emsal olan- kendilerinin yaptığı ihaleye göre 35 trilyon Türk Lirası fazla ödemedeki cömertliğinin takdirini Yüce Meclisin dikkatine sunup, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BA
ŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat.Gündemdışı konuşmaya, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu cevap vereceklerdir.
Buyurun efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Fazilet Partisi Erzurum Milletvekili Sayın Polat'ın gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek için huzurlarınızdayım.
Daha önce burada görüşmekte olduğumuz Vergi Kanunu Tasarısı sebebiyle, Sayın Polat'ın -sanıyorum, zaman doldurmakta sıkıntı içerisine düşünce- buraya hiç alakası yokken çıkıp, ikinci ihalede yüzde 12,70 teklif veren firmayı bahane ederek -Meclisteki yeni salonun yapılmasına adı karıştığı için- bu teklifin tarafımızdan kabul edilmediği, bu suretle de, açık artırmaya gidildiği, buradan da yüzde 30'un üzerinde tenzilat çıktığı, devletin kâr ettiğini söylediği zaman, buradan ayağa kalkarak böyle bir değerlendirme yapmadığımızı -zabıtlarda vardır- Meclisteki işin başka, bu işin başka olduğunu; 12,70'lik teklifi, birinci günkü 22'ye varan teklife göre çok düşük
bulduğumuz için, haddi layık bulmadığımız için veya o teklifi haddi layık bulursak -12,70'i- üçüncü günkü ihalenin 12'nin de altına düşeceğini hesapladığımız için onaylamadığımızı ve bir hafta sonra, bu ihaleyi, ihaleye katılanlar davet edilerek pazarlık usulü yaptığımızı belirttim.Buraya her çıkışımda değilse bile, böyle hatalar yapıldığı zaman çok sık söylüyorum. Yeni gelen arkadaşlarımızın -tabiî ki, bu kürsü herkese açıktır- buradan konuşma merakını takdirle karşılarım; ama, bu kürsü öyle bir yerdir ki, burası millet kürsüsü, bu kürsüye çıkan insanlar, söylediklerini doğru bilecekler, millete de doğru anlatacaklar...
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yanlış mı anlattı?..
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Eğer bildiklerinde yanlışlık, tereddüt varsa, burada kütüphane var, başka kurumlar var, oralardan araştıracaklar; bu iş, öğrencilik gibidir. Ben, burada, ilk geldiğim dört senede, bir üniversite daha bitirdim. O kütüphaneye gidin bakın...
Beyefendi, İhale Kanununda "açık artırma" diye bir usul yoktur. Açın, okuyun bari!..
ASLAN POLAT (Erzurum) – Sen nasıl yaptın?..
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Ben, açık artırmayla ihale yapmadım, pazarlık usulüyle yaptım.
Başka bir şeye daha bakın: Kapalı teklifle verilen teklifler arasında yüzde 30'dan da fazla teklif var; onları kabul etmedik. Biz, burada, çok tenzilat aramıyoruz. Çok tenzilat arasaydık, bu ihaledeki ortalama uygun bedeli kabul etmezdik. Ortalama uygun bedel demek, en çok kırana verilmeyecek, en az kırana da verilmeyecek demek. Burada özel bir durum oldu, ihaleyi pazarlık usulüyle yaptık, pazarlığı da belli bir rakamdan başlattık; şuradan başlayacaksınız dedik, ondan sonra geldi. Böyle bir usul, bu tür işlerde geçerli değildir. Bu tür işlerdeki yarışma, kapalı teklifte; yani, kimin, rakibinin ne verdiğini bilmemesinden kaynaklanan yarışma devletin yararınadır.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Biz de, onu söylüyoruz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Yoksa, o sizin dediğiniz, iki gün sonra müteahhitler arasında anlaşmaya döner, yürümez; onun için kapalı teklif yapılıyor.
ASLAN POLAT ( Erzurum) – Biz de “kapalı zarf” dedik...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Sayın Polat, hadi bunları incelemeden çıktınız, bari söylediklerimi dinleyin... Bir dinleyin söylediklerimi...
ASLAN POLAT (Erzurum) – Tamam, dinliyoruz...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – O tekliflerin içerisinde -getirmedim, ama- yüzde 35'ler, 36'lar da var. Burada amaç, söylediğim gibi, en çok kıran ihaleyi alsın da, bu iş yürümesin değil, ortalama uygun bedel; yani, müteahhitin yürütebileceği bir rakam, hem devlet için hem bu işin bitirilmesi için yürütebileceği bir rakam bulunsun deniliyor. Bu, dış krediyle yapılan bir ihale, daha bunun yüzde 7, 8, 9 kredi masrafları var. Biz, yüzde 50'yle, yüzde 60'la alınan ihaleleri biliyoruz. Refah Partisi zamanında yapılan ihale var, birbuçuk sene oldu, daha kazma vurulmadı. Siz, onun devletin kârına olduğunu sanıyorsunuz. Devletin kârı, işi bitirmektedir, birb
uçuk sene kazma vurmak için beklemekte değil. Devletin böyle bir kârı yok. Devlet bunları yapacaksa, bir an evvel yapmakta kârı var.ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Bakanım, o müteahhitlerin ne bir vergi borcu var ne de bir cezası var...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Cezası falan yok. Cezasını falan verdiğiniz zaman adamın nesini alacaksın, elinizde sadece yüzde 3 teminat mektubu var. O karayolundan yararlanacak yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan Türk ekonomisinin tonlarca ağırlığındaki üretimi, diğer hususlar, turizminin bilmemnesinin kaybıyla siz onu yüzde 3'le karşılıyor musunuz? Siz, devleti bu hesaplarla mı yönetmeye talip oldunuz?
İLYAS ARSLAN (Yozgat) – İhale yönetmeliği var Sayın Bakan.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Kati teminat alıyorsunuz...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Kati teminatın ne olduğunu öğrenin gelin.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Biliyoruz...
BAŞKAN – Müdahale etmeyelim Sayın Polat, siz konuştunuz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Arkadaşımın söyledikleri külliyen yanlıştır, hele hele yüzde 12,70 veren müteahhite, Meclisteki soruşturmaya adı karıştı diye vermediğimiz külliyen yanlıştır.
ASLAN POLAT (Erzurum) – İkisi de söylenti Sayın Bakanım.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Hayır efendim, söylenti değil beyefendi. Ben size rakam veriyorum. Size diyorum ki, yüzde12,70'i kabul etseydik, üçüncü ihale yüzde 11 gelirdi, yüzde 10 gelirdi. Dedik ki, tutun bunu, yüzde 22'den yüzde 12'ye, yüzde 12'den yüzde 8'e düşürem
eyiz.Onun için, yapılan iş doğrudur, arkadaşımızın söylediği gibi bir ihale metodu yoktur, devletin böyle bir menfaatı var da, biz bunu sağlamamış falan değiliz.
Sayın Polat, bu hesapların doğrusu köy kahvehanelerinde bile sizin burada konuştuğunuzdan daha ciddî yapılıyor!
İLYAS ASLAN (Yozgat) – Öyle söylemeyin Sayın Bakanım, doğru değil bu üslup.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – O müteahhitin ortağı mı yoksa, Sayın Bakanım?!
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Şimdi, bu konu böyle.
Demin, b
ir ara, bir arkadaşımız tuttuğu için içeri girmekte geciktim. Sayın Başkanım müsaade ederse, Adana'yla ilgili olarak sadece iki dakikalık önemli bir şey söyleyeceğim: Sağlık Bakanımız, zaman kaybetmemek için cevap verdi, kendisine teşekkür ediyorum. İlave olarak söylemek istediğim husus şu: Evvela, Adana'da, şu anda, maalesef, kayıp bakımından 127'deyiz. Yıkılanların çok büyük bölümü apartmandır. 127 can kaybımız var; ama, yıkılan apartmanlardaki daire sayısı 150'nin üzerindedir.MEHMET AYKAÇ (Çorum) – S
ayın Bakan, müteahhitleriniz sağ olsun.BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Benim müteahhitlerim değil, Bayındırlık Bakanlığının müteahhitleri değil -şayanı şükrandır ki, devlet yapıları, ufak tefek sıva çatlakları dışında, bu depremde zarar görmedi- bunlar, tamamen, kişilere ai
ttir.Can kaybının bu kadar çok oluşunun sebebi, Seyhan'daki apartmanda 8 kişilik bir ailenin ilaveten misafir olarak bulunmasıdır. Ceyhan'daki iki apartmanda hanımların gününün olmasıdır -birinde 30 birinde 25 kişinin olduğu söyleniyor- bir apartmanın pansiyon olarak kullanılması ve altındaki garajda araba sahiplerinin bulunmasıdır. Bu yüzden can kaybımız, maalesef, çok olmuştur. Köydeki 10 ölünün sebebi de, askerden gelmiş bir köy delikanlısına “hoşgeldin” demek için, halkın, o apartmanda toplanmış olmasıdır. Tesadüf, takdirî ilahi -köydeki de apartmandır- bu apartmanlar denk gelince can kaybı çoğalmıştır.
Arkadaşlar, söylemek istediğim şey şudur: Bugünkü gazetelerden bir tanesinde, Türkiye'nin ihtiyacı olan çalışmaların hasıraltı edildiğine dair haberler var; bu haberler doğru değildir. Bu, spekülatif haberleri yaymayı da yanlış bulurum. Adana'da da bunları yapanlar var "yeni deprem geliyor, yenisi olacak" diye âdeta, milletin, içeriye girmesine engel olmakta, moralini bozmakta faal halde olan insanlar var. Büyük depremlerin arkasından bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün deprem bilgileri gösteriyor ki, bazen günlerce, haftalarca küçük sarsıntılar olagelmiştir. Onun için, kimsenin telaşa kapılmasına gerek yoktur.
Bu
rada şu hususu hulusî kalple belirtmek istiyorum: Türkiye'nin deprem haritası var. Bütün matematiksel ve jeolojik bilgileri, Bakanlığımın Afet İşleri Genel Müdürlüğünde, kompütürde, bölge bölge, âdeta metrekare hesabıyla mevcuttur. Bu konuda Japonya'ya falan muhtaç değiliz. Japonya'yla işbirliği halinde çalışıyoruz. Türkiye'nin yüzlerce yerinde bizim deprem istasyonlarımız var. Afet İşleri Genel Müdürlüğünde deprem mühendislerimiz var; tümü, Japon Hükümetiyle işbirliği halinde.Buradan Türk Halkına ifade etmek istiyorum ki, bu konuda dünyada en ileri olan ülke Japonya'nın elinde bulunup da Türkiye'de bulunmayan hiçbir araç gerecimiz yok; hepsi mevcut. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Sakarya gibi depreme fazla maruz olan bölgelerde de, deprem senaryolarımız hazırdır. İstanbul, 1894 depremi senaryosu elimizde hazırdır. Bunlar, zamanında hazırlanmış, böyle bir şeyle karşılaşıldığı zaman ne yapılacağı önceden belirlenmiştir. İzmir'inki bitmek üzeredir. Yani, rapor geliyor da, bunları hasıraltı ediyor falan deği
l kimse.Şu anda 60 tane ekip orada tespit yapıyor. Üniversitenin uzmanları dahil, Ortadoğu Teknik Üniversitesi uzmanları dahil, ayrı ayrı ekip burada çalışma yapıyor.
SITKI CENGİL (Adana) – 5 gün oldu, deprem altında hâlâ ceset var...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Bunun sebeplerini, depremin, toprak altında meydana gelen kırıklarının yeni boyutlarını ve bu yıkıntıların sebeplerini araştırıyor; Bayındırlık Müdürlüğü araştırıyor.
Sizin söylediğinize gelince -şimdi oraya da geleceğim zaten- "5 gün oldu deprem altında hâlâ ceset var" diyordunuz... Bekleniyor; var. İğneyle kuyu kazar gibi çalışılıyor ki, altındaki insandır, ölen ölmüştür, Allah rahmet eylesin, Allah hepsinin yakınlarına sabır versin, hepsinin acısını hem Meclis olarak hem millet olarak paylaşıyoruz; ama, ya içindeki bir tanesi canlı ise diye ağır, ağır, iğneyle kuyu kazar gibi gidiyoruz. Nitekim, gazetelerde gördüğünüz gibi, 48 saat sonra, 70 saat sonra, Erzincan depreminde bir hafta sonra canlı bulunanlar oldu. Beyl
er, buradan 9 canlı çıkarıldı, canlı çıkardık; çıkaranlardan Allah razı olsun; yanlış bir şey mi oldu?! Doğru, ağır gidişimizin sebebi o.SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Bakan, doğru da, tamamı 7 tane apartman...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – İzin verir misiniz...
7 apartman, 5 apartman, altındaki insanlar çok olduğu için, bir canlı bile olsa... Altı aylık bir sübyan yavru kurtarıldı annesinin kucağında, annesi ölmüş; işte, kâr kâr; bunun hesabındayız.
Buradan söylediğiniz söze geliyorum: "Köylerde su yoktu da, Ankara, İstanbul Belediyesi su gönderdi..." Geçen defa söyledim; afet üzerine siyaset yapılmaz; sizin bu kafanızı kınıyorum! (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Suyu var köylerin, ben bizzat dağıttım. Belediyelerin yardım etmesini, yardıma koşmasını herkes takdirle karşılar. Buraya çıkıp da, buradan “bizi de gözetin” gibi laf ederseniz, ben size bunu söylerim.
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Bakan doğru söylemiyor.
BAŞKAN – Oturur musunuz... Bırakın konuşsun Sayın Bakan.
BAYINDI
RLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Ben, özel sektördeki su tanklarını toplayıp gönderdim; çıkıp, tek tek onlara mı teşekkür edelim. Ayıptır; insanların ıstırabı üzerine politika olmaz! Geçen defa söyledim; özel sektördekileri toplayıp gönderdim ben; tabiî ki belediyeler de gönderecek. Su tankı gönderen başka belediyeler de var; niye onları saymıyorsunuz? Siz Adana Milletvekilisiniz, çıkıp, onu gönderenlere niye teşekkür etmiyorsunuz?SITKI CENGİL (Adana) – Hepsini saydım ben.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Devamla) – Saymadınız.
Bunlar ayıp şeyler; milletin ıstırabı üzerine buradan politika olmaz!
Burada bir şey daha söyleyeceğim: Ben, sel afetinde de, deprem afetinde de, geçmişte yapılmış resmî binaların tümü için -gelmiş geçmiş bayındırlık müdürleri de dahil- talimat verdim, hepsini incelettiriyorum. Bu yörelerdeki belediyelerin ağır ihmal ve kusuru olduğu kesindir; ağır ihmal ve kusuru.
Deprem 6,3 şiddetinde olmuştur, merkez üssü Kılıçlı Köyüdür -Ceyhan'daki iş için söylüyorum- Ceyhan'a uzaklığı 32 kilometredir. Ceyhan'daki 6,3 depremin sadece 2 saniyelik şok anı 6,3'tür. Deprem bilginlerine göre, şok, bina yıkmaz, ondan sonra devam eden dalgalar yıkar, şokta bina yıkılmaz. Yıkan dalgaların boyutu 20'dir. Bu demektir ki, binaların taşımaları gereken deprem yükünü 100 kabul edersek, sadece 60 ile yıkılmıştır. Adana Bölgesi ikinci derece olduğu için kendi ağırlığının asgarî 35'i kadar güce dayanması gerekirdi, kendi ağırlığının 20'siyle yerle bir olmuştur. Demek ki, buralarda kontr
ollük hizmetleri, proje hizmetleri, jeolojik hizmetler, yapılması gerekenler yeterince yapılmamıştır.Sel bölgesinde de öyle; selin geldiği dere yataklarına belediye başkanı ruhsat vermiş. Sordum “kim verdi bunu” diye; belediye başkanı... Seçimde vaatte bulunduğu için, seçimden sonra ruhsat vermiş. Adamların evleri yıkıldı gitti. Ben, şimdi, devlet olarak tazmin edeceğim; helali hoş olsun, edeceğim, ayrı bir şey; ama, yazıktır, günahtır. Biz bir şey yaptığımız zaman, vatandaş, haklı olarak siyasîlere tepki gösteriyor. Belediye başkanları yanımızda "siz bu yıkılanlara niye bakmadınız" demiyor, belki aklına gelmiyor; ama, ben buradan söylüyorum.
Bayındırlık Bakanlığının, belediyenin bu tür işlerini denetleme yetkisi 1984 yılında alınmıştır; belediyeleri denetleme yetkisi sadece İçişleri Bakanlığınındır; o da, kendi alanında. Benim denetleme yetkim olmamasına rağmen, bütün gücümü kullanarak, kanunun verdiği bütün başka yolları; hangi yol varsa, o yolları kullanarak bu işin peşini bırakmayacağımı, Yüce Meclisin
huzurunda, sizlerin bilgisine ve Türk Milletinin bilgisine sunuyorum.Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.
Buyurun Sayın Cengil.
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Başkan, bir şey ifade etmek istiyorum.
Daha önce konuşan Sayın Sağlık Bakanına, hastanelerle ilgili olarak, gerçekten, teşekkür ediyorum; ama, Sayın Bakanın, Sayın Topçu'nun biraz önceki ifadelerinin tamamı doğru değildir.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Böyle konuşma mı olur Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, diyeceğiniz neyse, onu söyleyin.
SITKI CENGİL (Adana) – O, gezip gittiğimiz...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Tamamı doğrudur. Siz gittiniz, gezdiniz; ben onlarla birlikte çalıştım; tamamı doğrudur.
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Başkan, enkaz altında ceset var daha.
BAŞKAN – Sayın Cengil, rica ediyorum... Tamam efendim...
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Cengil, ben size bir şey söyleyeceksiniz diye söz verdim.
SITK
I CENGİL (Adana) – Sayın Topçu'nun ifadelerinin tamamı doğru değil efendim.BAŞKAN – Efendim, bir dakika... Lütfen oturur musunuz; yani, beni zor durumda bırakmayın.
Bir deprem olmuş, millî bir felaket...
SITKI CENGİL (Adana) – Tamam, o felaketi yaşayan da biziz.
BAŞKAN – Bu millî felaket üzerine giderken, siyasî menfaatlarımızı bir tarafa bırakacağız...
SITKI CENGİL (Adana) – Menfaat değil.
BAŞKAN – ...partilerimizi bir tarafa bırakacağız, oradaki depremzedelere yardım edeceğiz. O depremzedelere herhangi bir partili belediye başkanı da yardım yapabilir, herhangi vatandaş da yapabilir; ama, bu kürsüyü, getirip de, kendi belediyelerinizin menfaatı için kullanmayın. Rica ediyorum size... Önemli olan, depreme müdahale etmektir.
Sayın Ayhan söz istemişti.
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Felaket üzerine siyaset yapılmaz; doğrudur. Bütün kamu kuruluşlarının da görevi ve aslına bakarsanız, bütün vatandaşların görevi, felaketzedelere yardım etmektir, destek vermektir, acılarını dindirmektir. Nitekim, konuşan ilgili Bakanlarımızın bakanlıkları da felaketzedelerin yardımına koşmuştur, belediyeler de bu felaketzedelere yardıma koşmuştur. Bunları anlatmak da, felaket üzerine siyaset yapmak anlamına g
elmez.BAŞKAN – Sayın Şener, yani, ayırım yapılırsa...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Hayır!.. Hayır, kabul etmiyorum!
SUAT PAMUKÇU (Bayburt) – Ne bağırıyorsun!..
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Falanca falanca diyo
rsunuz; kabul etmiyorum!...BAŞKAN – Efendim, bir dakika... Rica ediyorum... (Gürültüler)
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Dolayısıyla...
BAŞKAN – Efendim, yeter artık; açıkladınız, tamam... (Gürültüler)
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Yani, buradaki konuşmalar, yardımların daha iyi olması içindir.
BAŞKAN – Sayın Şener, rica ediyorum... Tamam; söyleyeceğinizi söylediniz... Rica ediyorum... Sayın Ayhan söz istedi.
(Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu'nun FP sıralarına doğru yürümesi; bir grup ANAP ve FP milletvekilinin kürsü önünde toplanmaları)
MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın böyle tavrı görülmüş şey mi?!
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İskenderun Belediyesiyle ilgili... Niye yapmadınız?!. (Gürültüler)
BAŞKAN – Rica ediyorum... Tamam efendim. (Gürültüler)
Arkadaşlar, lütfen yerinize oturur musunuz... Arkadaşlar... Sayın İdare Amirleri... (Gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, yerinize oturur musunuz! (Gürültüler)
Böyle sebepsiz yere çıkıp da birbirinizle kavga etmeye çalışmayın.
Sayın Bakan, siz de Bakanlığın ağırlığı içinde hareket edin... Rica ediyorum...
MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Arkadaşlar, Bakanın istediği bu; Bakan bunu istiyor.
BAŞKAN – Rica ediyorum... Buyurun arkadaşlar, oturur musunuz...
VI. —SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. —Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan’ın, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun konuşmasında Refahyol döneminde yapılan ihalelerle ilgili yanlış beyanda bulunduğu nedeniyle konuşması
CEVAT AYHAN (Sakarya) - Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum...
BAŞKAN – Sayın Ayhan, hangi konuda sataşmadan dolayı söz istiyorsunuz?
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Efendim, Sayın Bakan... (FP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar...
MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Sayın Başkan, bir bakan, böyle, kabadayı davranabilir mi?!.
BAŞKAN – Efendim, tabiî ki... Neyse... Rica ediyorum...
MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Ne hakkı var?!.
BAŞKAN – Sayın Ünaldı, arkadaşınıza söz verdim; lütfen...
Buyurun Sayın Ayhan.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Sayın Başkan, seçmene selam yeri burası değil ki... (FP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen susun.
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan gündemdışı konuşmaya cevap verirken, Refahyol döneminde yapılan ihalelerde tenzilat yüksek olduğu için müteahhitlerin işe başlamadığını; bu bakımdan, yüksek tenzilatın iyi olmadığını ifade ettiler.
BAŞKAN – Siz de aksini mi iddia ediyorsunuz?
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum...
BAŞKAN – Peki; buyurun efendim, siz
e 3 dakika süre veriyorum.Sayın Ayhan, rica ediyorum; 3 dakika...
Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; deprem felaketinde hayatını kaybeden Adanalıların yakınlarına başsağlığı diliyor, Adana halkına ve kazazedelere de geçmiş olsun diyorum.
Muhterem arkadaşlar, Muhterem Bakan, burada, biraz önce gündemdışı bir konuşmaya cevap verirken, Refahyol döneminde yapılan ihalelerde tenzilat yüksek olduğu için müteahhitlerin işe başlamadığını ifade ettiler. Burada herhalde yanlış bir bilgi var. Bakın, 1998 yılı Karayolları programındaki projelerin tutarı 2,660 katrilyondur, 1998 yılında normal bütçeden ayrılan ödenek ise 103 trilyondur, 40 trilyon da -gelirse şayet- özelleştirme gelirlerindendir. Bu gözle bakarsanız, Karayollarının elindeki mevcut projelerin tamamlanması yirmi yirmibeş yıllık bir süre gerektirmekte. Yani, yol inşaatlarının bitmemesi, yavaş gitmesinin sebepleri yüksek tenzilat değil, az ödenektir. 50 milyar, 100 milyar veriyorsunuz, bazı ye
rlerde -ben biliyorum, Bakan da bilir- müteahhitler, ödenek yetersizliğinden, bu ödenek yetmez diye bu sene işe gitmiyorlar; kendisiyle, sonra, gerekirse yüz yüze de konuşuruz.Bir diğer husus da -mesele, yüksek tenzilat, alçak tenzilat meselesi değildir- ihalelerde rekabeti tesis etmektir. Rekabet olursa, amme bundan yararlanır, Hazine bundan yararlanır.
Şimdi, bakın, bir rakam arz edeyim size: Refahyol Hükümeti döneminde, 1 Temmuz 1996'dan 30 Haziran 1997'ye kadar geçen 12 aylık sürede 35 ihale yapmışız. Bunların 6'sı, Başbakanlığın emriyle, davetli yapılmış olağanüstü hal bölgesiyle ilgili ihalelerdir, 4'ünü takdir olarak davetli yapmışız; ama, 25'ini, yani yüzde 71'ini önseçimli, açık ilanlı yapmışız ve 12 aylık dönemde benim yaptığım ihalelerde tenzilat ortalaması yüzde 41,20'dir.
Şimdi geçiyorum Anasol-D Hükümeti dönemine. 1 Temmuz 1997'den 1 Haziran 1998'e kadar olan dönemin rakamları var elimde. Karayolları ihalelerini söylüyorum; 46 ihale yapılmış; bunların sadece 11'i (yüzde 24'ü) ilanlı, gerisi davetli yapılmış ve ortalama tenzilat yüzde 23,77; aşağı yukarı 20 puan fark var.
İş, yüksek tenzilatta mı kötü olur, alçak tenzilatta mı kötü olur; iş, eğer denetim iyi olmazsa, kontrollük iyi yürümezse kötü olur; kontrol teşkilatı, Bayındırlıkta, Karayollarında veya diğer devlet kurumlarında müteahhitlerin emrine girerse, partili müteahhitlerin emrine girerse, ihalelerde partizanlık yapılırsa... Davetli ihalelerin yüzde 99'u böyledir. Tenzilata bakıyorsunuz -bunlar, Değerli Bakanımızın da dikkatini çekmiştir- yüzde 20'yle almış; takip edenler, yüzde 19, yüzde 18, yüzde 16... Anlaşıp geliyorlar; davetli ihalelerin esası budur. Onun için, açık ihaleye gitmek lazım.
Ortalama fiyat hatalıdır; ortalama fiyat, tombala çekmektir; en çok, en az, topla, ortalamasını al. Böyle ihale olmaz. İhalede esas, rekabettir, kalitede denetimle tesis edilir. Onun için, bu beyanlar, kamuoyunu da yanıltmaktır. Ben, Bakana tavsiye ederim, ihalelerde, açık ilanlı, önseçimli ihaleye gitsin.
Birim fiyatlar hatalıdır...
(Mikro
fon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)CEVAT AYHAN (Devamla) – 1 dakika müsaade ederseniz, izah edeyim; teknik bir konu.
BAŞKAN – Yok; bir cümle daha söyleyip bırakın efendim.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Bir cümle söyleyeceğim, teşekkür ederim.
Birim fiyatlarda, 6 tonluk, 10 tonluk kamyona göre navlun hesaplanmış. Bugün, büyük inşaatlarda kullanılan 30 ton, 40 ton, 70 tonluk kamyonlar var.
Marangoz doğrama yapacak; üç saatte 1 metrekare doğrama yapacak... Otuz sene, kırk sene önceki birim fiyatlar bunlar. Halbuki, bugün, otomatik makineler 15 dakikada doğrama yapıyor.
Bendeniz bakanken, birim fiyatların yeniden hesabıyla ilgili -kendi Müsteşar Yardımcıları Şahin Bey bilirler- bir ekip kurdum. Tavsiye ederim, o ekip devam etsin, büyük şirketlerde, Batı’da ve bizde olan bilgileri bir araya getirsin, birim fiyat analizlerini güncel hale getirelim; yani, günün değerlerine, amortisman ve fire değerlerine, kayıp değerlerine, işçilik değerlerine getirelim; o zaman, tam rekabeti tesis edersiniz. Ortalama fiyat hatalıdır; ortalama fiyattan, Hazinenin, trilyonlar, trilyonlar kaybı vardır. Bekleyen yolları bu paralarla yapabilirsiniz.
Teşekkür ederim, hürmetlerimi arz ederim. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Kendi dönemi için verdiği rakamın tümü yanlış. (FP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Bakan, böyle bir usulümüz yok.
BAYI
NDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İzin verin; o zaman cevaplayayım...BAŞKAN – Efendim, sataşmadan dolayı cevap verdi.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – İyi; ama, bu, sataşma üzerinde değil ki...
BAŞKAN – Evet...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Verdiği rakamların tümü yanlış.
BAŞKAN – Siz dediniz ki...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Kendi döneminde de artış katsayısı yüzde 100'ün üzerinde... Yüzde 73'e düşüren benim.
BAŞKAN – Efendim, o zaman, ben size tavsiye ediyorum, bir televizyon programına çıkınız, halk sizi dinlesin... Ben şimdi bilemem ki...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Söylediklerinin tümü yanlış.
BAŞKAN – Efendim, Sayın Bakan diyor ki, ödenek ayırmadınız. Ayırmadınız; doğru. Para yok. Para vermeyince nasıl yapılsın...
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Hayır efendim. Benim söylediğim ihale, Sayın Bakanın zamanında olan ödenekle başlamadı. Bizimle alakası yok. (FP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Neyse efendim; mesele kapanmıştır.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Bizimle alakası yok. (FP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen... Rica ediyorum... Sükûneti muhafaza edelim.
Efendim, gündemdışı konuşmalar bitmiştir.
3 adet Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutuyorum:
IV. —BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. —Portekiz’e gidecek olan Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’e, dönüşüne kadar, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1580)
24 Haziran 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
EUREKA Bakanlar Konferansı'na katılmak üzere, 28 Haziran 1998 tarihinde Portekiz'e gidecek olan Devlet Bakanı R. Kâzım Yücelen'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Taşar'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
2. —Çin Halk Cumhuriyetine gidecek olan Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1581)
24 Haziran 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 28 Haziran 1998 tarihinde (Çin Halk Cumhuriyeti) Hong Kong Özel İdare Bölgesine gidecek olan Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir'in dönüşüne kadar, Ulaştırma Bakanlığına, Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu'nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
3.—İngiltere’ye gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1582)
24 Haziran 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 29 Haziran 1998 tarihinde İngiltere'ye gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner'in dönüşüne kadar, Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. —Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül ve 20 arkadaşının, İzmit Körfezinde SEKA’ya ait ormanlık bir arazinin özel bir otomobil fabrikasına devredilmesiyle ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/273)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Tüm dünyada, kalkınabilmenin temel unsuru olarak çevre, doğal yaşam ve insan faktörü birlikte ele alınmaktadır. Kalkınmanın ve gelişmenin boyutlarının çevre duyarlılığı olmadan değerlendirilmediği, bütün dünya ülkeleri tarafından kabul görmüş ve bu konuda acil önlemler alınmaya başlanmıştır. Bütün bunlar yapılırken ve ülkemizin, özellikle, böyle önlemleri almaya zorunlu bir konumu bulunurken, elimizdeki yeşil alanları yok etmek, cinayet işlemekten farklı bir şey değildir.
İşte bu cinayetin örneklerinden birisi de, Kocaeli sınırları içerisinde, İzmit Körfezinin güney kıyısında bulunan Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikası (SEKA) Genel Müdürlüğünün, 2 400 dönümlük, doğa harikası, aynı zamanda, araştırma amaçlı olan ormanlık arazinin yok edilmesidir. Ne uğruna? Koç Holding'e, Ford araba fabrikası kurmak üzere bedelsiz devrederek, sözde, sanayii geliştirmek uğruna.
1936 yılında kurulan ve İzmit Körfezi'nin en seçkin yerlerinden biri durumunda olan SEKA fidanlığı, bugün, elliiki yıllık bir emeğin ürünü olduğu gibi, arazi üzerinde, Orman Bakanlığına bağlı, İzmit'te faaliyet gösteren Kavak ve Hızlı Gelişen Orman Ağaçları Araştırma Müdürlüğünce tesis edilmiş bilimsel araştırma, deneme parselleri bulunmaktadır. Bu denemelerin sonuçları, henüz alınmamıştır. Sonuç alınması için, on oniki yılın tamamlanması gerekmektedir. Ayrıca, elde edilecek sonuçlar, aynı konuda çalışan uluslararası kurumların bulgularıyla birleştirilecektir. Akdeniz havzası ekosistemlerinde yetiştirilecek kavak tür ve klonların ekolojik isteklerini ortaya koyma yönünden, bu çalışmalar çok önemlidir. İleri sürüldüğü gibi, gerçekte bataklık değil, ikinci derecede tarım arazisi olan bu alanın 8.6.1998 tarih ve 98/11163 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla Ford Otomotiv Sanayii AŞ'ye bedelsiz olarak devredilmesi, anlaşılması gü
ç olan bir karardır.Daha önce örneklerini yaşadığımız, önceden hazırlık yapılmadan ortaya atılan bu tür yatırımlar, çevresindeki tüm tarım topraklarını, mera ve orman arazilerini yok etmektedir. Ülke topraklarının ekolojik yönden en hassas yöresi olan İzmit Körfezi çevresi için alınacak yatırım kararlarında çok duyarlı olmak gerekmektedir.
Verimsiz ve otomotiv sanayiinin kurulmasına uygun birçok arazi dururken, çok önemli ve hassas özellikleri haiz bu arazinin hangi amaçla Koç Holdinge peşkeş çekildiğini
n,En küçük sanayi kuruluşları için bile gerekli olan ÇED sürecinin burada işletilmemesinin nedenlerinin,
Çevrede, kara, deniz ulaşımıyla ilgili trafik yoğunluğu sorunlarının çözümü için ciddî bir çalışmanın yapılıp yapılmadığının,
Bu konuyla ilgili açılmış bir dava devam ederken, hiçbir araştırma ve yatırım planı göz önüne alınmadan yapılan bu uygulamanın altında yatan gerçeğin araştırılarak ortaya çıkarılması için, Anayasanın 98 inci maddesi, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.
Saygılarımızla.
1. Bekir Yurdagül (Kocaeli)
2. Mahmut Işık (Sıvas)
3. Mustafa Kul (Erzincan)
4. Ali Rıza Bodur (İzmir)
5. M. Cevdet Selvi (İstanbul)
6. Ayhan Fırat (Malatya)
7. Yahya Şimşek (Bursa)
8. Yılmaz Ateş (Ankara)
9. Orhan Veli Yıldırım (Tunceli)
10. Birgen Keleş (İzmir)
11. Atilâ Sav (Hatay)
12. Şahin Ulusoy (Tokat)
13. Yusuf Öztop (Antalya)
14. Veli Aksoy (İzmir)
15. Celal Topkan (Adıyaman)
16. Ali Dinçer (Ankara)
17. Mustafa Yıldız (Erzincan)
18. Hilmi Develi (Denizli)
19. İsmet Atalay (Ardahan)
20. İrfan Gürpınar (Kırklareli)
21. Eşref Erdem (Ankara)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler sırasında, bu husus karara bağlanacaktır.
Sayın milletvekilleri, Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30.6.1998 tarihinden itibaren altı ay uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi vardır; okutuyorum:
C) TEZKERE VE ÖNERGELER (Devam)
4.—Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30.6.1998 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1583)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Körfez Savaşı sonrasında alınan Irak ile ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının hedeflerine ve ruhuna uygun olarak ve Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine özen göstererek, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere hava unsurlarının katılımıyla, Türkiye tarafından belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25 Aralık 1996 tarihli ve 477 sayılı Kararıyla Hükümete verdiği yetki çerçevesinde yürürlüğe konulan ve sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı bir hava harekâtı olan Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30 Haziran 1998 tarihinden itibaren altı ay süreyle uzatılmasına; 477 sayılı Kararda belirtilen hususlarda bütün kararları almaya Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması için Anayasanın 92 nci maddesine göre izin veril
mesini arz ederim.A. Mesut Yılmaz
Başbakan
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hükümet tezkeresi üzerinde, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre müzakere açıyorum.
Bu müzakerede, parti grupları adına 1'er milletvekiline, şahsı adına 2 milletvekiline ve Hükümete söz vereceğiz.
Hükümet ve gruplar için söz süresi 20'şer dakika, şahıslar için 10'ar dakikadır; ancak, daha önceki teamüle göre, Hükümet, isterse, bu görüşmelerin başında kısa bir takdim konuşması yapabilir...
DEVLET BAKANI YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) – Söz istiyorum Sayın Başkan...
BAŞKAN – Hükümet tezkeresi üzerinde, Sayın Seçkiner, kısa bir açıklama yapacaktır.
Grupların konuşmalarından sonra, Hükümet tekrar söz isteyebilir.
Buyurun efendim.
DEVLET BAKANI YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin uzatılması konusunda Hükümetimizin görüşlerini arz etmek amacıyla huzurlarınızda bulunuyorum. Sizleri, şahsım ve Hükümetim adına selamlarım.
Kuzeyden Keşif Harekâtı olarak adlandırılan uçuş düzenlemelerinin, Huzur Harekâtının 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle sona erdirilmesini takiben, Yüce Meclisimizin aldığı 25 Aralık 1996 tarih ve 477 sayılı Karar uyarınca 1 Ocak 1997 tarihi itibariyle başlatıldığı malumlarıdır.
Bilahara, Yüce Meclisimizin, 26 Haziran 1997 tarih ve 506 sayılı ve 25 Aralık 1997 tarih ve 528 sayılı Kararlarıyla, Harekâtın görev süresi, altışar ay için iki kez uzatılmıştır. Bu çerçevede, Harekâtın süresi, 30 Haziran 1998 tarihi itibariyle sona ermek
tedir.Yüce Meclisin 477
sayılı Kararında açık olarak ifade edildiği üzere, Kuzeyden Keşif Harekâtı olarak adlandırılan bu düzenleme, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının hedeflerine ve ruhuna uygun olarak ve Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine özen göstererek, Amerika Birleşik Devletleri hava unsurları ile İngiltere hava unsurlarının katılımlarıyla, sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı bir hava harekâtıdır.Kuzeyden Keşif Harekâtı çerçevesindeki uçuşlar, tarafımızdan belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede "Kuzeyden Keşif Harekâtı Kurallar ve İlkeler Belgesi" adını verdiğimiz ve Harekâta ilişkin teknik düzenlemeleri içeren bir kurallar belgesi yürürlüğe konulmuştur.
Kuzeyden Keşif Harekâtı hususunda Yüce Meclisimizce yapılacak değerlendirmeye katkıda bulunmak amacıyla, konunun geçmişini kısaca hatırlatmakta yarar görüyorum.
1991 yılında sona eren Körfez Savaşının ardından Irak genelinde meydana gelen karışıklıklar sonucunda, 1991 yılı nisan ayı başlarında, Kuzey Irak'tan ülkemize doğru kitlesel bir göç hareketi başlamış ve farklı etnik gruplardan, yaklaşık 600 bin Irak vatandaşının sınırlarımıza yığılması, ivedi çözüm gerektiren çok yönlü sorunlar yaratmıştır. Göçün yarattığı ciddî güçlükler ve ortaya çıkan acıklı manzaralar, hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.
Zamanın hükümetinin girişimleri neticesinde çıkarılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 Nisan 1991 tarih ve 688 sayılı Kararıyla başlatılan uluslararası işbirliği sonucunda, göç etmek mecburiyetinde kalan bu kitlenin Irak'a dönmesi sağlanmış; akabinde yeni göç hareketlerine yol açabilecek olayların engellenmesi ve Kuzey Irak'ta yaşayan halk için yürütülen insanî yardım faaliyetlerinin devamını sağlayacak koşulların muhafazası amacıyla, bilindiği üzere, Huzur Harekâtı yürürlüğe konulmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Harekâtın, ülkemiz açısından önde gelen yararı, ülkemizin sosyal ve ekonomik düzenini ve sınır güvenliğini tehdit eden yeni bir göç hareketini önlemiş olmasıdır.
Mevcut koşullarda bu tehdidin ortadan kalktığını gösteren bir emare bulunmamaktadır. Özellikle, geçtiğimiz yıl eylül-ekim aylarında başlayarak 1998 Şubatına kadar, Irak ile Birleşmiş Milletler arasında kitle imha silahlarının bertaraf edilmesi konusunda yaşanan kriz, bölgedeki şartların ne derece hassas ve değişken olduğunu, keza, her an istikrarsızlık unsurlarının yeniden önplana çıkabileceğini açıkça göstermiş, Hükümetimizi fevkalade tedbirler almaya zorlamıştır.
Irak'taki belirsizlikle
rin devam ettiği mevcut ortamda, harekâtın devamı, dışpolitikamızın dengeleri açısından da önem taşımaktadır. Herakât, ülkemize Irak konusunda ve bölgede olumlu, yapıcı ve etkin rol oynama imkânını vermektedir.Keza, Harekât, ülkemiz açısından önemli bazı konularda yararlı olmuştur. Uzun yıllar kapalı kalan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 986 sayılı Kararı çerçevesinde yeniden faaliyete geçmiştir. Dolayısıyla, boru hattının çürüyerek zarar görmesi önlenmiş, 1997 yılında, sadece petrol nakliye ücreti olarak 224 milyon dolar gelir sağlanmış; Türkiye'nin, Irak'a gıda ve ihtiyaç maddesi ihracatı imkânı artmış; bugüne kadar, petrol karşılığı gıda programı çerçevesinde, 200 milyon dolara yakın ihracat yapılmış ve böylece, Türkiye'nin Körfez Savaşından bu yana uğradığı büyük zararların gelecekte artarak sürmesinin önlenmesi yolunda bir adım atılmıştır.
Bu kararın hazırlanması, kabul edilmesi ve uygulanır hale gelmesinde, Türkiye, önemli rol oynamıştır. Harekâtın devam etmesi, petrol boru hattının güvenli bir şekilde kesintisiz işletilmesine yönelik menfaatlarımızın izlenmesini kolaylaştırmıştır.
Kuzey Irak'la ilgili olarak ülkemiz açısından sorun yaratan diğer bir husus, PKK terör örgütünün bu bölgede yuvalanmasıdır. Bu açıdan bakıldığında, bu konuda hayli mesafe kaydettiğimizi memnuniyetle vurgulamak isterim. Bugün, PKK'nın ne denli eli kanlı bir terör örgütü olduğu hususunda, Harekâta katılan ülkeler tarafından saptamalar yapılmaktadır. Nitekim, Amerika Birleşik Devletlerinin antiterörizm ve müessir ölüm yapılacak olan 30 adet terör örgütü arasında PKK da zikredilmektedir.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafazası konusuna atfettiğimiz önem ve hassasiyet, hepimizin malumlarıdır. Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Kuzeyden Keşif Harekâtına katılan ülkeler nezdindeki tutumumuzun temelini teşkil etmiştir. Türkiye'nin bu konudaki hassasiyeti, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulmuştur. Kuzeyden Keşif Harekâtının tabi olduğu ilkelerin başında da, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasının yer aldığını, burada, önemle vurgulamak isterim.
Türkiye, Irak'ın, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını tümüyle uygulayarak, bir an önce uluslararası camiaya ve kardeş Irak Halkının normal yaşam koşullarına dönmesini arzu etmektedir. Bölgemizde oluşacak olan barış, sükûn ve istikrardan, herkesten çok, Türk ve Irak Halkları yarar sağlayacaktır.
Öte yandan, 1996 yılı yaz aylarında, Kuzey Irak'ta hasım gruplar arasında cereyan eden ve bölücü terör örgütünün bölgedeki etkisini ve faaliyetlerini artırmasına müsait koşullar yaratan kanlı çatışmalar, ülkemizin de çabalarıyla durdurulmuştur. Tarafların ateşkese razı edilmesinden sonra, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin eşbaşkanlığında, Ankara'da, Barzani, Talabani ve Türkmen cephesi temsilcileri bir araya getirilmiştir. Bu şekilde başlayan Ankara süreci çerçevesinde dört toplantı yapılmış ve bir yıl süreyle, bölgede nispî bir istikrarın sağlanması mümkün ol
muştur.Türkiye, Kuzey Irak'taki varlığını devam ettirmeye çalışan PKK terör örgütünü bölgeden temizlemek amacıyla, gerektiğinde, bölgeye yönelik, süre ve kapsam bakımından sınırlı askerî harekâtlar düzenlemektedir.
Bu harekâtların, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması siyasetimizle uyumlu bir şekilde ve gerek bölge halkını gerekse devam eden insanî yardım faaliyetini olumsuz etkilememesi için, gereken bütün önlemler alınmaktadır. Uluslararası kamuoyunun, terör örgütüne karşı giriştiğimiz bu harekâtları daha iyi anlamasında, Kuzeyden Keşif Harekâtı önemli rol oynamaktadır.
Sınırımıza mücavir bölgeleri fiilî kontrolu altında bulunduran Kürdistan Demokratik Partisinin PKK'ya karşı aktif mücadele içerisinde bulunması ve bu harekâtlar sırasında Silahlı Kuvvetlerimizle işbirliği yapması, PKK'nın Kuzey Irak'ta yaşayan halk için de bir tehdit haline geldiğini açıkça göstermektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak'ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını bütünüyle uygulayarak, uluslararası camiaya geri dönmesi, en halisane arzumuzdur. Türkiye, bu amaçla, elinden gelen çabayı sarf etmeye devam edecektir; ancak, son olarak, Birleşmiş Milletler özel komisyonunun, Irak'ın kitle imha silahlarının bertaraf edilmesi konusunda yürüttüğü denetlemeler nedeniyle ortaya çıkan gerginliğin de gösterdiği üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, halen, Irak'ın, bütün kararların gereklerini tam olarak yerine getirdiği kanaatinde değildir. Bu durum, Birleşmiş Milletlerin Irak'a yönelik yaptırımlar re
jiminin, görünülebilir gelecekte, yumuşatılarak da olsa süreceğine işaret etmektedir. Nitekim, 1997 Eylül ayında başlayıp 1998 Şubatında doruk noktasına ulaştıktan sonra şimdilik yatışmış görünen Irak-Birleşmiş Milletler krizinin akabinde kaydedilen gelişmeler, belirsizliği artırıcı mahiyettedir.Hatırlayacağınız üzere, Hükümetimiz, bu krizin bölgedeki tüm dengeleri altüst ederek Türkiye üzerinde de olumsuz tesirleri olabilecek yeni bir askerî müdahaleye yol açmadan atlatılabilmesi doğrultusunda aktif çaba sarf etmiş; bu amaçla, Dışişleri Bakanımız, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin de desteğiyle başlatılan komşuluk ve barış girişimi çerçevesinde, şubat ayında Bağdat'ı ziyaret etmiştir. Bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin gayretleri sonunda, kriz, anlaşmayla sonuçlanmıştır; ancak, Kuzey Irak'ta görmeyi arzuladığımız barış ve istikrar sağlanamamıştır. Böyle bir ortamda, mevcut düzenlemenin devamında fayda mülahaza edilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin uzatılması yolunda yetki verilmesini talep eden tezkerenin kabulünü Yüce Meclisimizin takdirine saygıyla arz ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP, DSP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Kuzeyden Keşif Harekâtıyla ilgili Başbakanlık tezkeresi üzerinde spordan sorumlu Devlet Bakanımızın yaptığı açıklamaları dinlediniz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Bravo!
BAŞKAN – Sayın Topuz, herhalde hoşunuza gitti...
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Evet.
BAŞKAN – Hükümeti siz de destekliyorsunuz; onun için, bunu özellikle vurguladım.
Herhalde, bu iş, spordan sorumlu Devlet Bakanına kaldığına göre, biraz hafiflemiş demektir.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Desteklediğimiz için...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bakanlar Kurulu bir bütündür.
DEVLET BAKANI YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) – Hükümet bir bütündür.
BAŞKAN – Efendim, tamam da, biraz da bu işin latifesi var yani. Bu açıklama, eskiden, Millî Savunma veya İçişleri Bakanları tarafından yapılırdı; şimdi, spordan Sorumlu Devlet Bakanı gelince, iş, biraz daha hafiflemiş demektir.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bir devlet bakanı da açıklama yapar Sayın Başkan; yanlış yorum yapmayın.
BAŞKAN – Neyse canım, bir laf söyleyelim dedik... (Gülüşmeler)
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bu yanlış yorumu niye yapıyorsunuz?!
BAŞKAN – Tezkere üzerinde, gruplar adına; Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Necati Çetinkaya, DSP Grubu adına Sayın Mümtaz Soysal söz istemişlerdir.
Sayın Çetinkaya, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Adana'da meydana gelen deprem felaketine maruz kalan tüm vatandaşlarıma ve bölge halkına, Doğru Yol Partisi Grubu adına geçmiş olsun dileklerimi sunar, Allah'tan, böyle elim felaketlere ülkemizin ve insanlarımızın bir daha duçar olmamasını niyaz ederim.
Değerli milletvekilleri, doğrularda birleşmek ve ülkenin topyekûn birlik ve bütünlüğüne, huzur ve güvenliğine taalluk eden konularda yekvücut olmak, tek bilek tek yürek olmak, tek yumruk olmak, millet olarak bizim hasletimizdir ve aslî görevimizdir. Evet, doğrularda birleşmek, gayet tabiî ki, hakikati gören insanlar için ve bu ülkenin meselelerinde yüreği titreyen her kişi için aslî bir görev ol
sa gerek.Biraz önce, güneyde vuku bulan ve milletçe üzüldüğümüz afetten dolayı, felaketten dolayı gruplar, gayet tabiî ki, hassasiyetlerini gösterdiler ve kendi görüşlerini dile getirdiler; ama, netice itibariyle, pek de hoş olmayan bir durum meydana geld
i.Değerli arkadaşlar, işte, Güneydoğu Anadolu'daki durum da millî bir felaket halinde sekiz seneden beri devam ediyor. Benim sizden, bu Yüce Meclisten istirhamım, geliniz, doğrularda birbirimizle yarışalım, elbirliğiyle, gönül birliğiyle; ancak, bu şekilde, millî birlik ve bütünlüğümüze tasallutta bulunan her türlü harekete karşı millî tepkimiz başarıya ulaşır. Aksi takdirde, bölünen, parçalanan, değişik bir şekilde, değişik anlamlara gelen tepkiler gösteren bir Yüce Mecliste, korkarım ki, fevkalade önemli olan konularda etkinliğimizi yitirmiş oluruz. O sepeple, benim bu Yüce Meclisten istirhamım, bu Kurtuluş Savaşının en büyük başarısını bütün şerefiyle ve kutsiyetiyle omuzlarında taşıyan bu Yüce Meclisin, bundan sonra da, gelecekte de, atide de, en önemli millî meselelerde başarıya ulaşması aslî bir görevidir. Onun için, geliniz, doğrularda birleşelim, felaketlerde ve yanlışlıklarda yekvücut olarak, kısa zamanda o millî sıkıntıları yok edecek gücü burada sergileyelim ve ispat edelim.
Değerli arkadaşlar, mulumunuz olduğu üzere, başlangıçta, 1991 Nisanında "Provide comfort" diye; yani, Çekiç Güç olarak başlayan bu hareket, sonra Kuzeyden Keşif Harekâtı oldu. Olayın başlangıcından hemen sonra, orada bölge valisi olarak görev yapan bir arkadaşınız olarak, orada çektiğimiz sıkıntıların vahametini hep birlikte yaşadık. Düşünün, Halepçe katliamı vuku bulmuş, insanlığa kasteden, son derece toplu ölümlere sebebiyet verilen jenosit (genocide) şeklinde olaylarla Kuzey Irak'taki insanlar karşı karşıya kalmış ve ne
tice itibariyle, bu korkunç baskıdan kurtulmak için, orada yaşayan insanlar kuzeye, sınırlarımıza doğru, âdeta bir akın halinde, canlarını kurtarmak için harekete geçmişler ve o sırada 500 bine yakın insan sınırlarımıza gelip dayanmış ve o anda ülke olarak tarih boyunca bizim millî hasletimiz olan insanlık görevimizi göstermişiz ve dolayısıyla, sınırlarımızı açmışız, kucağımızı bu insanlara açmışız; haa, dünya bunu takdir etmiş, etmemiş... Zaten dünya hiçbir zaman bizim bu üstün insanlık hasletimizi idrak etme erdemini yeteri derecede gösterememiştir; çünkü, ondan sonraki olayların içinde yaşayan bir arkadaşınız olarak, nelerle karşılaştığımızı ve uluslararası toplulukta nasıl bir durumla karşı karşıya kaldığımızı biliyoruz. Orada bu insanlara kucağını açan yegâne millet, ülke, devlet biz olmuşuz. Bazı ülkeler -isimlerini burada zikretmeyeceğim- oradaki göçmenlerden bazılarını almak üzere bölgeye gelmişler ve -mübalağa yapmıyorum- oradaki insanların izzetiyle, haysiyetiyle alay edercesine, dişlerine bakarak, âdeta sağlamlıklarını test etmeye çalışmışlar ve ondan sonra birkaç kişiyi alıp götürmüşlerdir; yaptıkları bundan ibarettir. Türk Milleti ise, Muş'ta, Diyarbakır'da, Mardin'de ve Silopi'de toplu göçmen kabul bölgeleri ihdas etmiş ve yılı aşkın sürece bunları iaşe ve ibate etmiştir.İşte, bu hareket karşısında, burada yaşayan insanların can ve mal bütünlüğünü korumak ve bölgedeki otorite boşluğunu gidererek, Irak'ın hükümranlık hakkına da halel gelmeyecek şekilde bir sistem ihdas etmek üzere, burada bir organizasyona gidilmiştir.
İzin verirseniz, bu gelişmelerin tarih seyrini birkaç cümleyle size arz etmek istiyorum. Hepinizin malumu olduğu üzere, bu olayların cereyanıyla birlikte, Körfez Savaşının 1991 yılında sona ermesinden sonra, Irak'ın güneyinde ve kuzeyinde büyük karışıklıklar meydana gelmiştir. İşte, bu karışıklıkların neticesindedir ki, o 500 bin göçmen sınırlarımıza dayanmış ve yılı aşkın sürece, bizim şefkat dolu aguşumuzda himaye bulmuşlardır.
Başlangıçta, hepinizin bildiği üzere, Silopi'de konuşlandırılan bu göçmenlere, çadır ve dışarıdan gelen ihtiyaçların en iyi şekilde dağıtılması gayesiyle, Birleşmiş Milletlere, müştereken... Özellikle de şunu vurgulamak istiyorum: O zaman, Hükümet ve Meclisçe onaylanan ve talebimiz karşısında, bu karar, Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş ve müştereken güç olarak konuşlandırılmış olan bu, biraz önce söylediğim, Provide Comfort; yani, Çekiç Güç, sonradan... Esas itibariyle, MCC dediğimiz güçler de vardı ondan önce ve o da Zaho'daydı. Bu kuvvetlerin mevcudi
yeti, onların orada neden dolayı konuşlandırıldığı ve onların, gelen göçmenlerin de bölgede ve sınıra yakın yerlerde konuşlandırılması, hakikaten ülkemiz açısından fevkalade önemli ve sıkıntılı durumlar meydana getirmiştir.Değerli arkadaşlar, bilahara, biliyorsunuz MCC kaldırıldı ve Zaho'daki güçler de, bizim için en fazla önem arz eden bu durum bertaraf edildi. Batman'da birkısım güçler vardı, onlar kaldırıldı ve netice itibariyle, Silopi'ye çekildi, MCC güçleri de sona er
dirildi.İşte, bu durum karşısında, Hükümetin etkin çalışması neticesinde, o gün, bu MCC güçlerinin sona ermesiyle birlikte, Kuzeyden Keşif Harekâtı olarak yalnız keşif ve kuzeyden gelecek harekâta karşı, Türkiye'yle birlikte hareket etmek ve dolayısıyla, inisiyatifin ağırlıklı olarak Türkiye'de olması ve Türk ve Amerikalı iki generalin komutasında Kuzeyden Keşif Harekâtı, eski durumun yerine, tamamen apayrı bir şey olarak ikame edildi. Dolayısıyla, her gelişinde, Meclisimizce uzun süre tartışmaya konu olan Çekiç Güç de böylelikle tari
he karışmış oldu.Huzur Harekâtının, Bağdat yönetimi üzerinde caydırıcı olduğundan ve yeni bir göç felaketini önlediğinden hiçbir arkadaşımızın şüphesi yoktur. Bu faydasına rağmen, harekât, ülkemiz açısından bazı ciddî sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Ortaya çıkan bu sakıncalar; özetle, otorite boşluğunu gidererek Kuzey Irak'ta bir bağımsızlık hareketini meydana getirmesi ve en az bunun kadar vahim olan, PKK hareketinin bölgede yuvalanma imkânını elde etmesiydi.
Değerli arkadaşlar, peki, bu, gerçek manada tam olarak teşekkül etti mi?.. Etti dersek, kendimizi aldatmış oluruz. Otorite boşluğunu, Kuzey Irak'ta, 36 ncı paralelin kuzeyinde gerçekleştirmediğimiz sürece, gerçek manada, orada PKK'nın barınmasını önlemek ve o kısımda yaşayan Türkmen, Kürt insanına huzuru gerçek manada sağlamak ve dolayısıyla, PKK'nın orada barınmasını tam olarak engelleme imkânına kavuşamayız. Onun için, otorite boşluğu, bir an önce, orada, millî politikamız ve Hükümetin politikaları, birinci hedefi olmalıdır ve bir an önce
otorite boşluğu giderilmelidir; bu meselenin bitimini gerçek manada istiyorsak. Sekiz senedir devam ediyor oradaki mücadele. Mücadelenin hedefi, tamamen Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne yöneliktir, millî bütünlüğümüze yöneliktir.Bizim, oradaki Kürt vatandaşlarımızla, tarih boyunca bir arada yaşamış ve birlikte, ülkenin müdafaası, istiklaline kavuşması için cepheden cepheye koşmuş, aynı dini taşıyan, aynı millî harsta birbirleriyle yarışan bir insanlar topluluğu; hepsi bir arada yaşıyor, hepsi yekvücut ve bir bütündür; ayırım yapmamız mümkün değildir. Kürdü ve Türkü, orada, tarih boyunca bir bütün olmuştur ve o bütünlük Çanakkale'yi başarmıştır, Çanakkale Zaferini kazanmıştır; istiklalimizin, İstiklal Savaşımızın kazanılmasındaki en büyük sır, sebep, o bütünlüktür. Öyleyse, bu bütünlüğü birbirinden ayırmak, et ile tırnağı birbirinden ayırmaya benzer. O sebeple, o millî bütünlüğü bozmak, zedelemek, Türkiye'nin dengelerini bozmak kadar, son derece tehlikelidir.
Onun için, bizim, Hakkâri'de, Diyarbakır'da, Van'da, Siirt'te, Şırnak'ta, Mardin'de, Urfa'da, Erzurum'da, Kars'ta, Iğdır'da, Ardahan'da ve Türkiye'nin her tarafında yaşayan insanın, doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde yaşayan insanlarla bir farkı yoktur. Bu sebepledir ki, biz, Doğru Yol Partisi olarak, insanların insan olarak kutsiyetine inanmış, kutsallığına inanmışızdır; onları, o şekilde, Allah'ın yarattığı en üstün mahluk olarak görürüz ve onlara, o şekilde değer veririz. (DYP ve DSP sıralarından alkışlar) Fark yoktur; hepsi birinci sınıf vatandaştır; ama, birliğimize kasteden unsurlar vardır; birincisi haricidir ve dahilde de her zaman, devamlı olarak taraftar bulmuştur. İşte, bu, birliğimize kasteden dahili ve harici tehlikeler ve unsurlara karşı korunmamızın ve ona karşı mücadelede başarılı olmamızın yegâne yolu yekvücut olmaktır. Millî birlik ve bütünlüğümüzü bozmadan, el ele, gönül birliğiyle millî meselelerde, âdeta bütün siyasî parti farklılıklarımızı ve görüşlerimizi bir tarafa bırakarak, bu konuda, sarsılmaz ve hiçbir zaman ayrılamayacağımı
z bir millî politika meydana getirmek mecburiyetindeyiz.Bölge valiliğim sırasında, Millî Güvenlik Kurulu toplantısına her gelişimde, orada söylediğim konu budur. Bazıları, efendim, millî politikamız yok mudur? Hayır, şimdiye kadar, yeteri derecede, bu konudaki millî politikayı sağlamamışızdır. Onun için, bunun da yeri bu Meclistir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışında bu millî politikayı tesis edecek, bu millî politikayı meydana getirecek başka bir organ da yoktur, Yüce
Meclistir, bizleriz hep birlikte.Değerli arkadaşlar, o sebeple, bazılarının; biraz önce saydığım dahili ve harici unsurların, bölgede, Kuzey Irak'ta, 36 ncı paralelin kuzeyinde oynamak istedikleri oyun, bazılarının faydasına, bazılarının millî menfaatları ve çıkarlarına göre bazı devletçikler meydana getirmekse, Türk Milleti olarak sonuna kadar bunun karşısında olmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, iş işten geçtikten sonra fevkalade hazin bir tabloyla, korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya kalmış oluruz. Orada, mutlaka ve mutlaka, bu şekil niyetlere ve emellere karşı olmamız, orada yaşayan, Türkmeni, Kürdü, Çerkezi, herkesi, oradaki millî otoritenin altında ve topyekûn, bütünlüğün çerçevesi içinde, otorite boşluğunu gidererek, iyi bir şekilde yaşama imkânına kavuşturmamız lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, süreniz bitti, bugün programımız da çok yoğun; ama, size 1 dakika veriyorum efendim. ("Bravo" sesleri, alkışlar)
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Teşekkür
ederim.Değerli arkadaşlar, 25 Aralık 1997'de ve 528 sayılı Kararla, altışar ay süreyle iki kez uzatılmış olan, bugünkü Kuzeyden Keşif Harekâtı bize ne fayda sağlayacaktır; onu, kısaca, birkaç başlık halinde sizlere arz etmek istiyorum.
BAŞKAN – Yalnız, 1 dakikanız var efendim...
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Tamam Sayın Başkan.
Kuzeyden Keşif Harekâtının sürdürülmesinin, ülkemize sağladığı başlıca yararlar şunlar olacak:
Harekât, öncelikle, ülkemizin sosyal ve ekonomik düzenini ve sınır güvenliğini tehdit edici yeni bir göç hareketini önlemesi bakımından yarar sağlamaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Kuzey Irak'ta yuvalanmaya çalışan terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlarına imkân vermektedir. Sınırötesi harekâtlarımız konusunda, koalisyon ülkeleri ve diğer batı ülkelerinden gördüğümüz anlayış, terör örgütüyle ilgili mesajlarımızın anlaşıldığını göstermektedir. Bilindiği gibi, PKK, ABD'nin de, Antiterörizm ve Müessir Ölüm Cezası Kanunu hükümlerine tabi kılınan terör örgütleri arasındadır.
Harekâ
t, dışpolitikamızın dengeleri açısından önem taşımaktadır. Bu çerçevede, Harekât, ülkemizin, bölgedeki gelişmelerde söz sahibi olması, müttefik ülkelerin siyasetlerini etkileme imkânını elde etmesi bakımından yararlı olmuştur.Harekâtın devamı, ABD'yle olan ilişkilerimiz bakımından da önem taşımaktadır.
Harekât, ülkemizce belirlenmiş ilkeler, kurallar ve kuvvet yapısı dahilinde, tam denetimimiz altında sürdürülmektedir. Bu çerçevede "Kuzeyden Keşif Harekâtı Kurallar ve İlkeler Belgesi" olarak isimlendirilen ve harekâtın tabi olacağı kural ve düzenlemeleri içeren bir belge yürürlüktedir.
Harekât, ABD ve İngiltere hava unsurlarının katılımıyla, sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı bir hava harekâtıdır.
Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasına tam özen gösterilmesine devam olunacaktır.
İşte bu saydığım sebeplerden dolayı, Kuzeyden Keşif Harekâtını, Doğru Yol Partisi olarak destekleyeceğimizi bildirir, hepinize saygılar sunarım. ("Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ç
etinkaya.DSP Grubu adına, Sayın Mümtaz Soysal; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Soysal, süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kuzeyden Keşif Harekâtı konusunda konuşmak üzere partimce görevlendirildim; bu vesileyle bazı konuları huzurunuzda deşmek istiyorum.
Vaktiyle "Çekiç Güç" ya da "Huzur Harekâtı" diye adlandırılıp, şimdi önümüze "Kuzeyden Keşif Harekâtı" olarak gelen Bakanlar Kurulu kararları, bu Mecliste, aşağı yukarı hepimizin paylaştığı ve kamuoyunda da paylaşıldığını hissettiğimiz şöyle bir izlenim doğurmuştur: Partilerimiz, genellikle iktidarda oldukları zaman bu kararların uzatılması lehinde çaba göstermişlerdir, muhalefette oldukları zaman da aleyhte bir tutum takınmaya çalışmışlardır. Şimdi, gitgide, bu konuda bir tutum birliği oluşmakla birlikte, yine de aynı izlenim kendisini devam ettirmektedir. Acaba, bu niçin böyle oluyor? Basit bir iktidar-muhalefet görev değişimi mi; y
ani, iktidardayken yapılan işi doğru görmek, muhalefetteyken eleştirmek gibi doğal bir eğilimin sonucu mu? Yoksa, partilerimiz, iktidara geldikleri zaman bazı gerçekleri keşfediyorlar, onlarla temas haline geçiyorlar ve bundan ötürü de bu çeşit kararların devamından yana bir tutum ediniyorlar; muhalefette oldukları zaman da bu gerçeklerden uzaklaştıkları için böyle bir tutum değişikliğine mi geçiyorlar? Yoksa, hep birlikte, içinde, kendimizi pek rahat hissetmediğimiz, biraz kıvrandığımız ve birkaç dakika önce Sayın Başkanın sporla ilgili olarak yaptığı benzetmeye benzer bir biçimde, bir çeşit siyaset akrobasisi yapmak zorunda mı kalmaktayız? Bizi, rahatsız eden, bu çeşit tutumlara ya da nüanslara sevk eden nedir?Konuyu biraz daha yakından görebilmek ve Partimin de bu konudaki görüşünü açıkça belirtebilmek için bazı saptamalara gerek vardır. Birinci saptama şudur: Evet, bu konu, bir güçlük dolayısıyla, Türkiye'yi zor durumda bırakan bir göç dalgası dolayısıyla başladı; ama, başlangıçta kötü başladı; yani, biz, böyle bir göç dalgasından kendimizi koruyabilmek, bunu daha iyi ele alabilmek için bazı şeylere çok kolayca katlandık "evet" dedik, razı olduk. Sonuçta, bizi korumak, bize huzur vermek yerine, bizi endişeye düşüren ve huzursuz eden bir durumla karşılaştık. Biraz önceki sayın hatiplerin de belirttikleri gibi, Kuzey Irak'ta bir otorite boşluğu doğdu. Öyle bir otorite boşluğu ki, yalnız, açıkça, bizim ülke ve siyaset bütünlüğümüze, egemenlik bütünlüğümüze kasteden güçler tarafından değil; ama, sinsi bir bi
çimde, bu bölgede başka hesaplar peşinde koşanlar tarafından da kullanılabilen bir otorite boşluğu.Onun içindir ki, Türkiye'de gelip geçmiş olan bütün hükümetler, kamuoyunun bu duyarlılığı karşısında, başlangıçta, bizim irademize rağmen; ama, bizim rızamızı alır gözükerek, oluşmuş olan bu soruna bir çare bulma çabasına girdiler. Nitekim, zamanla, vaktiyle Huzur Harekâtı ya da Çekiç Güç diye adlandırılan statüde bile değişiklikler yapıldı ve sonuçta, bugün, artık Kuzeyden Keşif Harekâtı denilen noktaya geldi
k.Dolayısıyla, Meclisteki tutumlara, iktidar ve muhalefet ilişkilerine baktığımız zaman, her iktidar, kendi döneminde, bu konuda birtakım iyileştirmeler, Türkiye'nin çıkarlarını, bu ülkenin çıkarlarını önplana getiren iyileştirmeler yaptıkça, bunlar bakımından, önünü daha parlak görmeye ve uzatılmasında bir sakınca bulmamaya çalıştı; muhalefetler, bu iyileştirmeleri yeterli görmedikçe, onlar da aleyhte bir tutum içine girdiler; ama, Kuzey Irak'taki olaylar, özellikle, Saddam güçleri ile Kuzey Irak'taki Kürt gruplarından birinin işbirliği yapması sonucunda ortaya çıkan gelişmeler, demin sözünü ettiğim dış hesaplara sahip kişileri, güçleri, devletleri rahatsız edince, Huzur Harekâtı denilen operasyonun o yönü -yani, Türkiye'ye karşı birtakım gizli hesaplar içerisinde olan yabancı devletlerin kurcalamaya çalıştıkları yönü- çöktü ve bunu, zannediyorum en iyi ifade eden, Amerika'nın şimdiki Dışişleri Bakanı Bayan Albright oldu; bir noktada kendini tutamadı ve "Kürtlerden daha fazla Kürtçü olamayız" dedi. Yani, bir noktaya kadar kendi çıkarları için kullandıkları bir kavmi, bir etnik grubu, bu çıkarlar çok açıkça tehlikeye girdiği zaman bırakıp gitmekten, onlar üzerindeki bu kalkanı devam ettirmekten en kolay vazgeçen onlar oldu. Hatırlayacaksınız, 5 bin Kuzey Iraklı Kürt'ü -yani, o zamana kadar "Türkiye'ye göçü önlüyoruz, Türkiye'nin güvenliğini sağlıyoruz" diye, aslında, biraz önceki sayın hatibin de belirttiği gibi, orada birtakım devletçikler kurma hesabına eğittikleri, silahlı eğitime tabi tuttukları 5 bin
Kürt'ü- rahatlıkla uçaklara bindirip, dünyanın öbür ucuna, Pasifik'teki Guam Adasına kadar taşıyabildiler. Aslında, insanî yardım olarak, bir tek Fransa, 300 - 400 küsur Kürt'ü bağrına basmak istedi; ama, o kadar. Dolayısıyla "insanî yardım" diye başlamış olan bir operasyon, oradaki insanları başka hesaplara bulaştırdıktan sonra, rahatlıkla elini ayağını çekip, bölgeden uzaklaşabildi.Onun için, hükümetlerimiz -hangi partiden olursa olsun- bu konuda iyileştirmeler yapmak için çaba gösterdikçe, bu iyileştirmeleri henüz tamamlayamadıkları için ve -biraz sonra dokunacağım- tamamen sona erdirme gücüne de sahip olamadıkları için, bu konu, değişik biçimlerde önümüze geldi gitti. Bu bakımdan, partimizin bu iyileştirmeler konusundaki katkısını da gözden uzak tutmamak gerekir. "Bölgesel Güvenlik Planı" adıyla ileri sürdüğümüz plan, bu konudaki iyileştirmelerde özellikle yabancı devletlerin, bize müttefik gözüken -başka konularda müttefik olan; ama, bu konularda müttefik gözüken- devletlerin hesaplarını da boşa çıkardı. Sonuç, bugün değişik adla da devam eden bir durum. Değişe değişe, Türkiye'nin aleyhine olan noktalarından gitgide arına arına, bugün, artık, daha çok bizim denetimimiz altında, bizim egemen olarak koyduğumuz kurallara uymak koşuluyla ve ancak bizim çıkarlarımızla tam çakıştığı ölçüde devam edebilen bir konu haline geldi; ama, belki, bu noktada bir Arap atasözünü hatırlamakta yarar var: "Kokusu pis olan bir şey, adı ne kadar değişirse değişsin, kokusunu kaybetmez."
Dolayısıyla, bu konunun bizi rahatsız eden yönü üzerinde durmaya devam etmemiz ve bunu, bizi hiç rahatsız etmeyecek bir aşamaya, mutlaka, elbirliğiyle getirmemiz gerekir. Bu, birinci aşama. Dolayısıyla, tutumlarda böyle bir değişiklikle birlikte görülen yakınlaşma vardır; ama, bu yakınlaşmada, partilerarası yakınlaşmadan, bu durumu bizi hiç rahatsız etmeyecek bir noktaya götürebilmek için yararlanmamız gerekir.
Bu noktada, ikinci saptamayı yapmam gerekiyor; o da şu: Bu öyle bir konu ki, birbiriyle başlangıçta hiç ilişkili gözükmeyen, apayrı konularmış gibi gözüken üç konu birbiri içine girmektedir. Birincisi -bugün devam etmekte olan birincisi- Birleşmiş Milletler ile -görünürde Birleşmiş Milletler ile- kitle imha silahlarını henüz tam anlamıyla imha etmediği ileri sürülen ya da saptanan, ilan edilen Bağdat Hükümeti arasındaki ilişkiler. Hep izliyorsunuzdur; belirli aralıklarla yapılan denetimlerin henüz tam tatmin edici sonuç vermediği ileri sürülmekte ve Irak'a karşı uygulanan ve Birleş