DÖNEM : 20 CİLT : 54 YASAMA YILI : 3

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

101 inci Birleşim

11. 6. 1998 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – YOKLAMA

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, üniversitelerde son günlerde yaşanan olumsuz olaylara ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın cevabı

2. — Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin’in, Çevre Haftasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un cevabı

3. — İzmir Milletvekili Suha Tanık’ın, turizm alanındaki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Filipinler’e gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1548)

2. — Belçika’ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Batallı’nın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1549)

3. — Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler’in Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/355)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. — Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 22 arkadaşının, sel felaketinde meydana gelen zararların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/268)

V. — SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİĞE SEÇİM

1. — Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VI. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. — Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

2. — Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

3. — Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 arkadaşının aynı mahiyetteki kanun teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)

4. — Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)

5. — Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları raporları (1/735) (S. Sayısı : 638)

6. — Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde DeğişiklikYapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

7. — Mera Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/741) (S. Sayısı : 658)

VII. — SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, ABD’den sağlığa zararlı buğday ve dondurulmuş et ithal edileceği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin yazılı cevabı (7/5024)

2. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin yazılı cevabı (7/5075)

3. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, 54 üncü ve 55 inci Hükümetler döneminde yapılan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in yazılı cevabı (7/5138)

4. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;

– Karaman-Merkez-Madenşehir Köyünün SİT alanından çıkarılmasına,

– Tarihi eser kaçakçılığına karşı alınacak tedbirlere,

– 54 üncü ve 55 inci Hükümetler döneminde yapılan personel atamalarına,

İlişkin soruları ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5149, 5151, 5175)

5. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, 54 üncü ve 55 inci Hükümetler döneminde yapılan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un yazılı cevabı (7/5178)

I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat : 15.00’te açıldı.

Kahramanmaraş Milletvekili Ali Şahin, Kadirli ve Sumbaş İlçelerinde yaşayan halkın bağlandıkları iller konusundaki huzursuzluklarına ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun’un sorunları ve Havza’da yaşanan sel felaketleriyle ilgili gündemdışı konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu,

Samsun Milletvekili Ayhan Gürel’in, 5 Haziran 1998 Cuma günü meydana gelen sel felaketinin hasarları konusundaki gündemdışı konuşmasına da Devlet Bakanı Hasan Gemici,

Cevap verdiler.

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 arkadaşının, Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli’nin, Gaziantep Milletvekili Hikmet Çetin ve Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 9 Milletvekilinin Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifinin görüşülmesi gereken esas komisyona ilişkin Adalet Komisyonu Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu; ilgili kanun tasarısının Anayasa Komisyonuna gönderileceği açıklandı.

10.6.1998 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri konusundaki (10/21) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 632 sıra sayılı raporunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2 nci sırasında yer almasına ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 16.6.1998 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına;

Genel Kurulun 11 Haziran 1998 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına ve 11.6.1998 Perşembe günü çalışma süresinin, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 8 inci sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar uzatılmasına;

İlişkin Danışma Kurulu önerileri kabul edildi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının :

1 inci sırasında bulunan (6/866),

7 inci sırasında bulunan (6/875),

8 inci sırasında bulunan (6/876),

Esas numaralı sözlü sorulara Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk,

3 üncü sırasında bulunan (6/868) esas numaralı sözlü soruya Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay,

9 uncu sırasında bulunan (6/877),

10 uncu sırasında bulunan (6/878),

11 inci sırasında bulunan (6/879),

12 nci sırasında bulunan (6/880),

13 üncü sırasında bulunan (6/881),

14 üncü sırasında bulunan (6/882),

15 inci sırasında bulunan (6/883),

16 ncı sırasında bulunan (6/884),

Esas numaralı sözlü sorulara Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz,

Cevap verdiler; soru sahipleri de, cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar;

2 nci sırasında bulunan (6/867) esas numaralı sözlü soruya Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım,

5 inci sırasında bulunan (6/870) esas numaralı sözlü soruya Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy,

18 inci sırasında bulunan (6/888) esas numaralı sözlü soruya Devlet Bakanı Yücel Seçkiner,

Cevap verdiler.

4 üncü sırada bulunan (6/869),

6 ncı sırada bulunan (6/872),

17 nci sırada bulunan (6/887),

Esas numaralı sözlü sorular da, üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadığı için yazılı soruya çevrilerek gündemden çıkarıldığı bildirildi; (6/869) esas numaralı soru hakkında, soru sahibi Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya görüşlerini açıkladı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

2 nci sırasında bulunan 232,

4 üncü sırasında bulunan 553,

5 inci sırasında bulunan 631,

Sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, rapor komisyondan gelmediğinden,

Ertelendi;

6 ncı sırasında bulunan, Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı (1/735) (S. Sayılı : 638) 3 üncü maddesine kadar kabul edildi, 3 üncü maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

11 Haziran 1998 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 18.40’ta son verildi.

Hasan Korkmazcan

Başkanvekili

Ahmet Derin Mehmet Korkmaz Kütahya Kütahya Kâtip Üye Kâtip Üye

 

 

 

 

 

No : 154

II. — GELEN KÂĞITLAR

11.6.1998 PERŞEMBE

Sözlü Soru Önergeleri

1. — Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz’ın, Milli Eğitim Basımevine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1087) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

2. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Vezirköprü Eğitim Merkezinin açılmamasının nedenine ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1088) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

3. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun Kültür Sarayı için ayrılan ödeneğe ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/1089) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

4. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun Köy Hizmetleri İl Müdürlüğündeki kullanılabilir araç ve istihdam edilen işçi sayısına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/1090) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

5. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun-Bafra yolu ihalesine ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından sözlü soru önergesi (6/1091) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

6. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun İlinin hipodrom ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Yücel Seçkiner) sözlü soru önergesi (6/1092) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

7. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun Avcılık ve Atıcılık İhtisas Spor Klübünün mekan ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Yücel Seçkiner) sözlü soru önergesi (6/1093) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

8. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Samsun uluslararası havaalanı inşaatının ne zaman bitirileceğine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1094) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

9. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, İstanbul’da silahlı saldırı sonucu öldürülen bir din görevlisine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1095) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

10. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, kapatılan Kur’an kurslarına ilişkin Devlet Bakanından (H.Hüsamettin Özkan) sözlü soru önergesi (6/1096) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

11. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, mason derneklerinin yasa-dışı eylemlerde bulundukları iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1097) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

12. — Isparta Milletvekili Halil Yıldız’ın, A.Ü.Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi-Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü’nün kapatılacağı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1098) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

13. — Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Kura Nehri Projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1099) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

14. — Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan Hükümet Konağı inşaatına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1100) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

15. — Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan Organize Sanayii yerinin kamulaştırılması için gerekli ödeneğe ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1101) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

16. — Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, havalimanı için gerekli ödeneğe ve Kars-Çıldır-Tiflis demiryolu hattına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1102) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

17. — Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Aktaş sınır kapısının açılmasıyla ilgili bir çalışmanın yapılıp yapılmadığına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1103) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1. — İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Kocaeli’nde SEKA’ya ait bir fidanlığın özel firmaya satıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5423) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.1998)

2. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, İstanbul Pendik İlçe Milli Eğitim Eski Şube Müdürü hakkındaki mahkeme kararına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5424) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

3. — Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Giresun-Şebinkarahisar’daki heyelan nedeniyle meydana gelen zararlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5425) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

4. — Şırnak Milletvekili Bayar Ökten’in, Şırnak Valisi’nin görevden alınacağı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5426) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.1998)

Meclis Araştırması Önergesi

1. — Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 22 arkadaşının, sel felaketinde meydana gelen zararların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/268) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.6.1998)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. — Konya Milletvekili Mehmet Ali Yavuz’un, eski bakanlara tahsis edilen araçlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4943)

2. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman Merkez-Demiryurt Köyünün köy konağı ihtiyacına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/4947)

3. — Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, Balıkesir’in bazı ilçelerinde sel felaketinden zarar gören vatandaşlara Afet Fonundan yardım yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4970)

4. — Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, Mahalli İdareler Fonundan yapılan yardımlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4971)

5. — Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, İl Özel İdareleri Payı Fonundan yapılan yardımlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4972)

6. — Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, sınır ticareti yoluyla yurda kaçak motorin sokulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4973)

7. — Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un, Tokat Bayındırlık ve İskan Müdürünün görevden alınmasına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/4975)

8. — Ordu Milletvekili Mustafa Hasan Öz’ün, Avcılar ve Atıcılar derneklerinde başvuru dosyası karşılığında ücret talep edildiği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4988)

9. — Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, kaçak inşaatlarla ilgili yıkım kararlarını uygulamayan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4990)

10. — Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, İstanbul Üniversitesi’ne ait sosyal tesislerden kurumlar vergisi alınıp alınmadığına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4991)

11. — Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün, kurban derilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4992)

12. — İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Abdi İpekçi cinayetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4995)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

11 Haziran 1998 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Hasan KORKMAZCAN

KÂTİP ÜYELER: Mehmet KORKMAZ (Kütahya), Ahmet DERİN (Kütahya)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101 inci Birleşimini açıyorum.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, üniversitelerde son günlerde yaşanan olumsuz olaylara ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın cevabı

BAŞKAN – Gündemdışı konuşmalarda birinci sırada söz, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç'ın. Sayın Arınç üniversitelerde yaşanan son olumsuzluklarla ilgili olarak gündemdışı söz isteminde bulunmuşlardır.

Buyurun Sayın Arınç. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum.

Bugün, bu kısa süre içerisinde çok önemli bir konuyu dikkatlerinize arz etmek istedim.

Birkaç günden beri, televizyon kanallarında, kötü bir olayla karşı karşıyayız. Bunları izleyen insanlar, anneler, babalar, evlatlar büyük bir üzüntüye kapılıyorlar, ağlıyorlar, ümitsizliğe düşüyorlar. Milletvekili olarak, aldığımız telefonlardan da bu üzüntülerin yaygınlaştığını, bütün Türkiye genelinde, üniversitelerde yaşanan bu üzücü olayların büyük bir gerginliğe yol açtığını görüyoruz.

Bu görüntüler şunlardır: Polisler, İstanbul'da, Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakültesinde öğrencileri içeriye sokmamaktadırlar, başörtülerinden veya sakallı olmalarından dolayı. Her ne suretle içeriye girmiş olanlar, imtihanları başlamış olsa bile, robokop kıyafetli bayan polisler tarafından sille tokat dışarıya çıkarılmaktadır. Başlarından bastırılıyorlar, yerlerde sürükleniyorlar, polis arabalarına bindiriliyorlar...

Fen-Edebiyat Fakültesinde mezuniyetlerine bir hafta kala üniversiteden atılan öğrenciler var. Öğrenciler baygınlık geçiriyor, dışarıda velileri üzülüyorlar; başı açığıyla, kapalısıyla, Türkiye'nin bir bütün olduğunu elbette görüyoruz ve herkesin büyük bir üzüntü içerisinde olduğunu, maalesef, müşahede ediyoruz.

Hayatının dönüm noktasında kendisini bu imtihana girme zorunda hisseden başörtülü öğrenci, bu baskılara dayanamayıp, içi kan ağlayarak, sinir krizleri içerisinde "istediğiniz buysa alın" deyip, başörtüsünü polislere atıyor; onlarca öğrencinin okumak için harcadığı yıllar ve emek, okul kapılarında bir çırpıda heba oluyor. Sivil toplum örgütleri, anneler babalar, bu durum karşısında, vicdanları kanatan bir üzüntüyü hep birlikte yaşıyorlar ve yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, üniversite imtihanlarını başararak bu noktaya gelmiş öğrencilerimizin, maddî durumları çok fazla iyi olmamakla beraber, onları okutmak, millete ve devlete yararlı bir eleman olarak yetiştirmek isteyen anne ve babaların, 65 milyon insanın geleceği ve ümidi olan gençlerimizin, böyle büyük baskılarla üniversite kapılarında perişan edilmeleri, gerçekten hepimizi üzüyor ve düşündürüyor.

Bugün aldığımız haberlere göre ise, bu yasadışı uygulamaları, avukatları ve noterleri aracılığıyla tespit ettirmeye çalışanlar, avukatların ve noterlerin de Cerrahpaşa'ya sokulmadığını; hatta, dövülüp sövüldüklerini, acıyla müşahede ediyor. 21 inci Yüzyılın eşiğindeyiz; insan utanıyor, üzülüyor, rencide oluyor... Bu davranışların, eylemlerin ve olayların, bilim, ahlak ve hukukla bağdaşmadığını açık bir biçimde görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Anayasanın 2 nci maddesinde yazıldığı üzere, Türkiye bir polis devleti değil, bir hukuk devletidir. Dünya ise, kanun devletinden hukuk devletine, oradan da hukukun üstünlüğünü esas alan bir noktaya gelmiştir.

Burada, Sayın Millî Eğitim Bakanımızın, yapılan pek çok konuşmalara verdiği cevapları da tekrar tutanaklardan inceledim, bazı milletvekili arkadaşlarımızın sordukları soru önergelerine verdikleri cevapları tekrar aldım ve okudum. Bir noktayı tebarüz ettirmek istiyorum: Sayın Bakanın, millî eğitim konusunda ne kadar hassas ve kararlı olduğunu bilen ve bu konuda başarısını takdir eden bir insanım; ancak, benim ortaya koymak istediğim olay: Düşüncelerimiz, siyasî farklılıklarımız, partilerimiz ne kadar ayrı olursa olsun, hepimizin vicdanını kanatan, rencide eden bir durumda; yani, yangının bütün evleri sarmakta olduğu bir anda, bunu söndürmenin gerekli olduğuna inanan bir arkadaşınız olarak konuşuyorum.

Sayın Bakanın ve bu konudaki uygulamaları uygun bulan insanların düşünceleri, görebildiğim kadarıyla şöyledir: Şu anda, 2547 sayılı Kanunun ek 17 nci maddesi, yürürlükte bulunan yasalara uygun olmak koşuluyla kılık ve kıyafetin üniversitelerde serbest olmasını öngörmektedir. Bu konuda bir yasal düzenleme olmadığı da bilinmektedir. Yürürlükteki yasalar denilince, başta Anayasa gelir. Anayasada ise, kılık ve kıyafeti düzenleyen, ayrı ve özel bir hüküm yoktur. Burada anlatılmak veya anlaşılmak istenilen şey, giysinin çağdaş kıyafete aykırı olmamasıdır; oysa, çağdaş kıyafetin de, ne kanunlarda ne bir başka yerde açık ve net bir tarifi yoktur. Örf, âdete göre, düşünce ve kültür farklılıklarına göre, insanların...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arınç, konuşmanızı tamamlayın efendim.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bunun, meşru ve haklı görülebilecek yönleri vardır. "Danıştay kararları böyle, Anayasa Mahkemesi kararları böyle" de denilebilir. Bütün bunların hepsi tartışmalıdır. Bunları, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de -Meclis araştırması istemlerimiz var- sırası gelince, çok geniş bir biçimde görüşeceğiz; ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, şu anda, bu acılı duruma el koymasını, başta Sayın Bakanımız olmak üzere, Sayın Hükümetimizin bu konuda hassasiyet göstermesini talep ediyorum.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcımız Sayın Ecevit'in, bu konu Meclise geldiği günlerde veya konuşulduğu günlerde "çok ani bir geçişle veya çok radikal bir çözümle değil, bu konuyu, zaman içerisinde halledeceğiz" sözlerini hatırlıyorum.

Şu anda yaşadığımız olumsuzluklar, Türkiye'yi bir buhrana sürüklüyor, ümitsizliğe sürüklüyor, anneleri, babaları, evlatları, 65 milyon insanı, gerçekten üzüyor ve rencide ediyor.

Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarının, zaman içerisinde değişkenlik gösterdiğini de biliyoruz. Burada savunduğumuz ve savunacağımız en öncelikli konu, insan hak ve hürriyetleridir, bireysel hak ve özgürlüklerin kullanılmasıdır. Bu konuda, devlet "niçin başını örtüyorsun" şeklinde hiç kimseye bir soru yöneltemez. Çağdaş demokrasilerde bunun yeri yoktur. İnsanların kalbini yarıp bakmak veya asıl maksadını araştırmak devletin görevi değildir. Devlet, maddî eylemlerle sınırlıdır ve bunların, gerekiyorsa hukuk devleti içerisinde karşılıkları vardır.

Sözümü son bir cümleyle noktalıyorum:

Sayın milletvekilleri, gerçekten, bunları izlediği zaman, ailesiyle birlikte ağlayan bir arkadaşınızım. Bunlar, toplumda barışı bozuyor, üniversitelerde barışı bozuyor. Bu yangının derhal ve hemen söndürülmesinde yarar olduğuna inanıyorum. Bütün arkadaşlarımızın, Türkiye'nin içinde bulunduğu meselelerle, karşılaştığı dış sorunları bir an evvel çözme noktasında bir araya gelmesi, birlikte karar vermesi gerekiyor; lütfen, bu ateşi hep birlikte söndürelim, halkımızı sevindirelim ve ümitlendirelim.

Sayın Başkana, müsamahasından dolayı teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündemdışı konuşan Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç'a teşekkür ediyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Cevap vermek istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan, gündemdışı konuşmayı cevaplamak için söz istiyorlar.

Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç'ın gündemdışı konuşmasını cevaplamak üzere, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayın Arınç'ın gündeme getirdiği konuyla ilgili, Millî Eğitim Bakanı olarak görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım.

Elbette, televizyonlarda gördüğümüz bir şekilde, herhangi bir topluluk, bunun üniversite mekânı olması şart değil, polisle vatandaşlarımız arasında herhangi bir itiş kakışın olmaması gerekir. Bu konuda, polislerimiz, her zaman duyarlıdır, kendilerine bu şekilde talimat veriliyor. Ancak, burada, tabiatıyla, olayı değerlendirirken de polisin, kamu nizamını sağlama yükümlülüğü olduğunu gözardı edemeyiz. Yani, polis görevini yaparken, karşı taraftan gelecek dirence bağlı olarak "ben kamu nizamını sağlamaktan vazgeçiyorum" deme yetkisine ve hakkına sahip değil; çünkü, o duruma gelirse, tahmin ediyorum, bu sefer de görevini yapmadığından dolayı -Sayın Arınç, siz veya bir başkası- gelip, burada, güvenlik güçlerini eleştirme durumunda kalabiliriz. O nedenle, polislerimizin, elbette ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her yurttaşımıza sıcak kalple ve en iyi anlayışla yaklaşması temel görevleridir; buna da özen gösterdiklerine ben şahsen inanıyorum.

Öğrenci olaylarında -hepimizin de zaman zaman gençlik yıllarımızda yaşadığımız gibi- tepkili bir ortam girildiği vakit, davranış biçimlerinin kontrol edilememesinden kaynaklanan dirençler, istenmeyen ve hoşumuza gitmeyen sahnelerin yaşanmasına sebebiyet veriyor; ancak, bu, hiçbir zaman, dediğim gibi, polisin -görev tanımındaki- düzeni sağlama, kamu nizamını sağlama görevinden uzaklaşmasına yol açmamalıdır.

Doğrudur, Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir. Hukuk devletinde de kurallar yürürlükte olduğu sürece, o kuralları beğenmesek dahi, hepimiz kurallara uymak yükümlülüğündeyiz. Zira, hukuk devletinde, bir grup "ben bu kuralları beğenmiyorum, ben buna uymayacağım" dediği vakit, artık, o devletin hukuk devleti olduğunu ve hukuk düzeninin hâkim olduğunu savunabilmemiz mümkün değildir. Hukuk düzeninde, hukuk devletinde, hukuk kurallarının meriyette bulunduğu dönemde, hepimiz kurallara uyacağız; eğer bu kuralları beğenmiyorsak tartışacağız, tartışılacak...

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Hangi kurallar Sayın Bakan, hangi kurallar?..

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Geleceğim efendim; izin verirseniz...

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Sayın Bakan, Metin Göktepe'nin suçu neydi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Efendim, Metin Göktepe olayı ve diğerleri soruşturuldu, failleri hakkında da gereken kararlar alınmıştır.

Bu bakımdan, hukuk devleti ortamı, herkesin kendi hukukunu ilan ettiği bir ortam değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturduğumuz hukuk, o hukuka dayanılarak, yine hukuk içerisinde, Bakanlar Kurulunun ve idarenin oluşturduğu kurallara hep birlikte uyacağız.

Sayın Arınç'ın, kılık kıyafet konusunda dile getirdiği hususa gelince: Biliyorsunuz, önce YÖK Kanununda, Üniversiteler Kanununda yapılan bir değişiklikle bir kural konulmuştu. Bunun iptal edilmesi üzerine, yeni bir düzenlemeyle 17 nci madde gelmiş ve "kılık kıyafet serbesttir" denilmiştir. Buna, Anayasa Mahkemesine yapılan bir iptal başvurusu sonucunda, gayet iyi hatırlayacağınız üzere, Anayasa Mahkemesi "bunun iptaline gerek yoktur; çünkü, diğer kararın iptalindeki anlayışla bu tür örtünmeler bu kararın kapsamında değildir" ifadesinde bulunmuştur. Bunun üzerine, bir vatandaşımızın Danıştaya açtığı iptal davasını, daha doğrusu yürütmeyi durdurma kararını Danıştay reddetmiştir. Bu redde karşılık, o vatandaşımız, meseleyi, haklı olarak, Türkiye'deki hukuk sürecini tamamladıktan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de götürmüştür. Avrupa insan Hakları Mahkemesi de, bu konuda üniversitedeki uygulamaların doğru olduğunu; hukuka aykırı olmadığını ifade etmiştir.

Biraz evvel sizin de burada gayet güzel altını çizdiğiniz gibi, hukuk devletinin normları, Türkiye Büyük Millet Meclisinde koyduğumuz kurallar, ona ilişkin olarak çıkardığımız yönetmelikler, tüzükler ve onun dışında, gayet iyi bildiğiniz üzere, mahkemelerin verdiği kararlarla oluşan kaziyyei muhkemeler de hukukun bir parçasıdır. Dolayısıyla, Türk hukuk sisteminde başlayıp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar gidip, bir kaziyyei muhkeme haline gelmiş olan düşünce de, artık, hukukumuzun bir parçasıdır. Hukukumuzun oluşmuş bu şekline, siz de, ben de, hepimiz de riayet etmek durumundayız. Bu hukuku uygulama bakımından da, kamu görevlileri, görevlerini yerine getirmek durumundadır.

Tamamlayıcı bilgi olarak şu hususu bilgilerinize sunmak istiyorum: Gündemdışı konuşma yapılacağını öğrendiğim vakit, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüyle konuştum. Şu anda, İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve 4 hemşirelik yüksekokulunda sınava alınmayan öğrencilerin durumu, aslında, tümüyle, daha önce uygulamalı derslere girmedikleri için sınava alınmıyor; bu bir.

AHMET ÇELİK (Adıyaman) – Derslere onlar sokmadılar...

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Derse sokmayanlar onlar...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Bunu ben size bilgi olarak sunuyorum. Yani, uygulamalı derse girmemiş bir kimse... Efendim, tıp fakültesinde uygulamalı derse girmediniz, tedavi tekniklerini öğrenmediniz, sınava gireceksiniz, çıktığınızda insanların hayatı size mi emanet edilecek?!.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Sayın Bakan, derse sokmuyorsunuz...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Efendim, bu bilgileri sizlerle paylaştım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Derse siz sokmuyorsunuz Sayın Bakan... Sokmuyorsunuz, ondan sonra da "girmedi" diyorsunuz; bunu nasıl izah edeceksiniz; Allah'tan korkun!.. (DSP sıralarından gürültüler) Bu konuyu böyle geçiştiremezsiniz. Bu konu, burada Mecliste çözülmeli...

BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı cevaplayan Millî Eğitim Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay'a teşekkür ediyorum.

2. — Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin’in, Çevre Haftasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un cevabı

BAŞKAN – Şimdi, gündemdışı ikinci konuşmayı yapmak üzere, Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin'i kürsüye davet ediyorum.

Sayın Aytekin, Çevre Haftası nedeniyle gündemdışı söz istemişlerdir.

Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Aytekin.

FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre Haftası olması nedeniyle gündemdışı söz aldım; bu vesileyle, sözlerime başlarken hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, günümüz dünyasında insanların sağlık ve dengeli bir ortamda yaşamalarının önkoşulu, çevrenin ortak bir değer olduğunu kabul etmelerinden geçer. Bu gerçeği artık herkes kabullenmiştir; çünkü, doğal dengede onarılmaz tahribatlar, maalesef meydana gelmektedir.

İnsanlık, ırk ve sınıf ayrımı gözetmeksizin belirli ilkelerde anlaşmak zorundadır. Bunun başında da çevrenin korunması gelmektedir. Canlıların yaşamlarını sürdürebilmelerinin temel unsurları olan, toprak, hava ve su, bütün insanlığın ortak değeri olup, bu unsurlar olmadan yaşamın devam etmesi imkânsızdır. Bu bilinç, sınır tanımaksızın gelişmektedir.

Üretirken, tüketirken, doğal kaynaklarımızı kullanırken, insanoğlu, daha duyarlı, çevresini düşünen ve ekonomik faaliyetlerini, çevre üzerinde yıkım yaratmayacak biçimde gerçekleştiren bir anlayışta olmak zorundadır. Bu bilinci taşıyan nesil yaratmak zorundayız. Çevreyi koruyarak tüketmeyi becerebilenler, ekonomiye de büyük katkı sağlayacaklardır.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta cuma günü tüm yurtta kutlanmaya başlanan ve Tekirdağ İlimizde de kutlanan çevre etkinliklerine katıldım. Büyük heyecan duydum. Öğrencilerimizin çevre üzerine yazdıkları şiirleri dinledim, yaptıkları resimlerin sergisini gezdim. Çevre bilincinin yerleşmiş olmasından kıvanç duydum. Artık, çevreciliğin önemini kavramış bir neslin yetişiyor olması, ülkemiz adına gurur verici bir olaydır.

Bizim, siyasîler olarak, büyükler olarak üzerimize düşen görev, çevremizin korunmasını sağlayıcı yasal gereksinimleri yerine getirmek, çevrenin doğal dengesini bozan kişi ve kuruluşlara izin vermemektir.

Bulunduğumuz yüzyılda endüstri ve teknoloji alanındaki başdöndürücü gelişmeler, günlük yaşamı kolaylaştırmakta, doğanın üzerindeki egemenliği artırmaktadır. Ancak, bu değişime paralel olarak, büyük çevre sorunlarını da beraberinde ortaya çıkarmaktadır. Orta ve uzun dönemde bunun ne kadar kaynak israfı yarattığını, geri dönülmez yıkımlar yarattığını bütün insanlık da görmektedir. Bu nedenle, bu tür israflara kesinlikle izin verilmemelidir.

Gelecek yüzyılda insanların övünebilecekleri tek miras, tarihsel ve doğal varlıkların korunması olacaktır. Sağlıklı çevre, toprak, hava ve suyun temizliği, flora ve faunanın korunması ile mümkündür.

Değerli milletvekilleri, yurdumuzda son zamanlarda sıkça meydana gelen sel ve heyelan felaketlerinin temel nedeni doğal dokunun bozulmasıdır. Bu afetleri yaşamak istemiyorsak, ormanlarımızı, bitki örtüsünü ve doğal kaynaklarımızı hep birlikte korumalıyız, çevrenin estetik görünümünü yaşatmalıyız.

Temiz ve sağlıklı bir çevrede mutlu yaşamlar dileyerek, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündemdışı konuşan Tekirdağ Milletvekili Sayın Fevzi Aytekin'e teşekkür ediyorum.

Bu konuşma üzerine, Çevre Bakanı Sayın İmren Aykut söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (ANAP sıralarından alkışlar)

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre Haftası münasebetiyle görüşlerini belirten sayın milletvekilimize teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Kendisinin burada ifade ettiği görüşlerin tamamına katıldığımı ve bütün temennilerini de gerçekleştirmek için elimizden gelen gayreti gösterdiğimizi ifade etmek istiyorum. Yalnız, Çevre Haftası münasebetiyle, son derece üzüntülü olduğum bir hususu da dikkatinize sunmak istiyorum.

Çevrenin ana unsurlarından birisi, bütün canlılar gibi, insanlar gibi, bitkiler gibi, hayvanlardır. Ne yazık ki, bütün çabalarımıza rağmen, şu Çevre Haftasına, Parlamentomuz, hayvan haklarıyla ilgili yasayı kabul etmiş olarak giremedi; eğer girebilseydi, hakikaten, insanlara, dünyaya, çevreye Tanrının bir bağışı olan hayvanlar için bir şey yapmış olacaktık ve Parlomentomuzun yüzünü ağartacak böyle bir çağdaş yasayı buradan geçirmenin onurunu yaşayacaktık.

Hiç kimseye zararı olmayan, hiçbir siyasî boyutu olmayan ve de daha önce bütün siyasî partilerimizin üzerinde mutabakat sağlayarak görüştükleri, komisyonlardan geçirdikleri ve Genel Kurul gündemine getirdikleri bu yasa tasarısının şu ana kadar çıkması, çıkarılması mümkün olamamıştır. 44 maddelik bu yasa tasarısının maddelerinin tek tek görüşülerek buradan çıkmasının mümkün olmayacağını, burada bulunan milletvekillerinin tamamı bilmektedirler. O halde, bu masum canlılara, bu masum yaratıklara bunu çok görmeyip, tasarıyı burada süratle kanunlaştırmamız gerekir.

Ben, Çevre Haftası münasebetiyle, bir kere daha, sayın milletvekillerinin vicdanlarına seslenmek istiyorum. Onların, bu konuda, biraz daha sevecen, biraz daha duyarlı davranmalarını ve bu hayvan haklarıyla ilgili yasa tasarısının bir an evvel buradan çıkarılması için gerekli desteği vermelerini bekliyorum.

Şu anda, Türkiye'nin her tarafından gelen çok sayıda hayvansever Ankara'da eylem yapmaktadır ve artık, onlar, tahammül hudutlarını açtığı için açlık grevlerine kadar gideceklerini ifade etmektedirler. Şimdi, bu yasa tasarısına destek verip, çıkarılmasını sağlamayan arkadaşlarımız, acaba, bu olayların karşısında vicdanlarının sesini dinleyecekler mi, dinlemeyecekler mi? Bu hususu da, hepinizin dikkatlerine sunuyor, sevgi ve saygılarla tekrar sizi selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı cevaplayan Çevre Bakanı Sayın İmren Aykut'a teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, hayvan haklarıyla ilgili kanun tasarısının bir an evvel çıkarılması konusunda, Meclis Başkanlığımız da, gruplarımıza gerekli tavsiyeleri yapmıştır. Bu kanun tasarısının süratle çıkarılabilmesi için İçtüzüğümüzdeki "temel kanunlar" kavramından yararlanılarak, çabuk bir görüşme usulü belirlenebilir. Bu konuyu, Çevre Haftası bitiminden önce gerçekleştirebilseydik, gerçekten, Meclisimizin bu dönemdeki hayırlı çalışmalarından biri olacaktı.

Bununla beraber, önümüzdeki hafta, Danışma Kurulu toplantısına, hayvan haklarıyla ilgili kanun tasarısının temel kanunlar çerçevesinde ele alınması konusunu tavsiye olarak tekrar götüreceğim. Meclis Başkanlığı olarak, bu öneriyi gruplarımızın tekrar değerlendirmelerini rica edeceğiz; ben de, bu bilgiyi sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – İnsan haklarıyla ilgili kanunları da çıkaralım bu arada.

BAŞKAN – Efendim, bu, hazır bir kanun tasarısı, bütün gruplarımızın üzerinde uzlaşmaya vardıkları bir kanun tasarısı. Bu, belki, çıkarılması gereken diğer acil kanun tasarılarına da örnek olur, Meclisimizin ortak çalışmasının ilk örneğini teşkil edebilir.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Efendim, biz, geçen hafta, Danışma Kuruluna, bu gibi kanun tasarılarını öne almak için öneri götürdük; ama, maalesef, İktidar Partilerince kabul görmedi; bu da bir gerçek.

Arz ediyorum.

BAŞKAN – Ben, o gelişmeleri de biliyorum efendim. Önümüzdeki hafta, bunu, tekrar Danışma Kurulumuzda değerlendirmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

3. — İzmirMilletvekili Suha Tanık’ın, turizm alanındaki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın cevabı

BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü konuşmayı, İzmir Milletvekili Sayın Suha Tanık yapacaklar.

Sayın Tanık, turizm alanındaki son gelişmelerle ilgili olarak gündemdışı söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Tanık.

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

SUHA TANIK (izmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bendeniz İzmir Mesubu olarak, tabiî, diğer mebus arkadaşlarımızın da yaptıkları gibi, kendi seçim bölgelerimizde, gelişmelerle, vatandaşla, piyasayla, ekonomiyle ilgili edindiğimiz birtakım bilgileri, öğrendiğimizi, gördüğümüzü, Meclis kürsüsüne taşıyoruz.

Ben de, bir İzmir Milletvekili olarak, turizmin içerisinde olan bir ilin milletvekili olarak ve her hafta uçakla İzmir'e gidip gelen bir arkadaşınız olarak, geçen gün, İzmir Havaalanında, tesadüf, bir polis memuruyla yaptığım görüşmeden sonra edindiğim intiba ve aldığım bilgiler çerçevesinde, turizm konusunda birtakım olayları gündeme getirmek üzere söz almış bulunuyorum. Sayın Başkana, bana söz verdiği için çok teşekkür ederim.

Tesadüf bu ya, insan, dolaşırken, sağda solda gördüklerinden fikir alıyor. Turist uçakları yanaşmış; iki tane charter uçak, turistler konvoy olmuş, çıkmak için sırada bekliyorlar; polis memuruna gittim "geçen seneye göre, bu sene gelen turist sayısı nasıl" dedim. "Sayın milletvekilim, bu sene gelen turistler, geçen seneye göre, yüzde 25, yüzde 30 azdır" dedi. Polis memuruna "sen, nasıl biliyorsun, elinde terazi mi var" dedim. "Efendim, sayın millevekilim, biz, burada en iyi gözlemciyiz; itibar edin, bu böyledir" dedi.

Bu, benim için bir hareket noktası oldu. Hemen birtakım turizm firmalarıyla temasa geçtim ve aldığım verilere şöyle bir baktım; bunları, hemen, Yüce Meclisin huzurunda dile getirmeye çalışacağım.

1997 senesinin nisan ayında, Fransa'dan, Türkiye'ye, Marmara Tur'la 4 098 turist gelmiş; bu rakam 1998'de 3 600'e düşmüş, hem de promosyon yaptıkları, yani, fiyatları indirdikleri halde...

1997 senesinde, Belçika'dan 1 274 turist gelirken, 1998 mayıs ayında bu rakam 898'e düşmüş. Hakikaten, 1997'den 1998'e turist sayısında büyük bir azalma söz konusu. Bir turizm firmasının getirdiği turistle ilgili aldığım rakam, toplam olarak 1997 mayıs ayında 12 087; 1998 mayıs ayında ise bu rakam 9 300'e düşmüş.

Orada bizi uyaran polis memurunun söylediği veriler doğru. Peki, sebebi nedir? Bunun sebebini araştıralım, gerekli önlemleri alalım dedim; zira, Türkçemizde çok güzel bir atasözü vardır "Demir, tavında dövülür" diye. Turizm sektörü öyle bir sektör ki, yalnız Turizm Bakanlığını da enterese etmiyor. Bakın, turizmle ilgili bakanlıklar; Turizm Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığıdır. Tabiî, bu iş, Turizm Bakanlığı ile koordineli bir çalışma gerektiriyor.

Devlet Hava Meydanları İşletmesi, Ulaştırma Bakanlığına bağlı. Tabiî, Turizm Bakanlığının bu işin başında, patronluğunda bir koordinasyon sağlaması lazım. Birtakım paralar tahsil ediliyor Devlet Hava Meydanları İşletmesinde. Efendim, bunlar nedir diye bir araştırma yaptım; inanınız, hayret ettim: Uluslararası yolcu hizmetleri ücreti diye bir ücret alınıyor, uluslararası konma ve konaklama; uçakların havaalanına gelip kondukları ve konakladıkları süre için... Körüğe yanaşma ve körük için ton başına 6,5 dolar ödüyorlar... Uçak, belli bir saat süresince alanda kalırsa, bu fiyatlar artıyor. Hava aracını yangına karşı emniyet... Uçak yanaştı, pilot diyor ki: "Yangına karşı emniyet alın." Hemen bu isteğe bağlı olarak, uçak başına 84 dolar ücret talep ediyorlar. Giden yolcu servis ücreti, yolcu başına 15 dolar...

Bakın, bunları sıraladım -zamanım çok az- Sayın Bakan da bunları muhakkak biliyordur, bu konuda gerekli önlemleri muhakkak alacaklardır; ama, bir şeyi bilmemiz lazım sayın milletvekilleri, bir şeyi kabul etmemiz lazım: Biz, turist gönderen ülke değiliz; biz, turist kabul eden ülkeyiz. Turist, bize geliyor. Biz, turist göndermekten çok, gelen turistle, onun getirdiği ekonomik girdiye bakan insanlarız.

Sayın milletvekilleri, şimdi, size soruyorum: Aynı anda iki tane 200'er kişilik charter uçak, İzmir Menderes Havaalanına gelip, 400 yolcu çıktığında, oradaki polis memurunun elinde, eğer "gözcü" tabir ettiğimiz yahut "okuma gözü", "odakgöz" dediğimiz bilgisayarla pasaport kontrolü yapan cihaz yoksa, gelen turistin pasaportunu açıyor ve bilgisayarına yazıyor... Farz edin ki, bu süre 30 saniye olsun. 1 yolcuyla 30 saniyeden aşağı yukarı her bir 100 yolcunun 50 dakika beklediğini düşünün; 400 yolcu, oradaki havaalanlarında aşağı yukarı 3,5-4 saat beklemek mecburiyetinde kalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUHA TANIK (Devamla) – Sayın Başkanım, bağlayacağım, bir dakika müsaade ederseniz...

BAŞKAN – Sayın Tanık, konuşmanızı tamamlayın efendim.

SUHA TANIK (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'ye, turistlerin çoğu, Fransa'dan, Almanya'dan, Belçika'dan gelmektedirler. En yakın hava istasyonları, aynı paralelde olan İzmir ve İstanbul havalimanlarıdır. Charter uçaklar, 3 saat 25 dakika ile 3 saat 45 dakika arasında havada kalmaktadırlar. Turist olarak gelen yolcu -havaalanında geçirdiği bu 3,5 saatlik süre uzundur- bu ülkede, bir an önce, faydalanacağı turistik tesise gitme arzusu içerisindedir.

Bakınız, aynı hatlarda, Belçika, Almanya, Fransa'dan Tunus, Fas, İspanya tarafına uçak uçuşları 1 saattir. Biz, maalesef, böyle bir handikapla karşı karşıyayız. Süremiz çok uzun.

Yunanistan KDV'yi kaldırmıştır, Yugoslavya'da yeni turistik bölgeler açılmıştır, İspanya fiyatları düşürmüştür. Türkiye'nin, demir tavında dövülür görüşüyle, Sayın Bakanlığın patronajında diğer bakanlıklarla, Devlet Hava Meydanları İşletmesiyle, Maliye Bakanıyla gerekli koordinasyonu sağlayarak, bu konuda bir an önce önlem alınması gerekmektedir. Ben, bu konuda Hükümetin gerekli tedbiri alacağına, turizm sektörüne yeni birtakım rahatlıklar getirip, turist gelişinin artmasını sağlayacağına inanıyorum.

Bana söz verdiği için Sayın Başkana teşekkür ederim; beni dinlediğiniz için sağ olun efendim.

Saygılar. (Alkışlar)

BAŞKAN – Gündemdışı konuşan İzmir Milletvekili Sayın Suha Tanık'a teşekkür ediyorum.

Bu gündemdışı konuşma üzerine, Turizm Bakanı Sayın İbrahim Gürdal söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Gürdal.

BEKİR KUMBUL (Antalya) - Casinolardan bahset!..

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

İzmir Milletvekili Sayın Suha Tanık'a, Türkiye'nin, dünyada yıldız ülke olma mantığını varları itibariyle sunabildiği turizm sektörüyle ilgili tespitlerini dile getirdiği için ve Turizm Bakanlığının koordinasyonunda bu tespitlerin giderilebilmesiyle ilgili çalışmalar yapılmak üzere bize söylediği belirli noktaları değerlendirme fırsatı verdiği için ve yine, bu konuyla ilgili bakanlıkların da ilgilenmesi bakımından bir fırsat verdiği için kendisine teşekkür ediyorum.

Türkiye, 1997 yılında 10 milyon turist hedeflemiş ve bu 10 milyon turistin 9.6'sına sahip olmuştur; yani, hedeflerini tutturmuştur ve turizmden, 8.8 milyar dolar da fiilî girdi sağlamıştır. Hakikaten, turizmde, siyasetin yapılmaması gerekir. Turizm konusunda -gelip giden bakanlar itibariyle de- bize, senede 10 milyon turist ve 8.8 milyar dolar para, gelir elde ettirme sebebi olan kanunları çıkaran ve hizmet eden bütün Turizm Bakanlığına ve bu Bakanlıkla ilgili koordineli çalışmış diğer bakanlıklara teşekkür ediyorum; çünkü, ülkeler, dünyada kendilerini tanıtabilmek için, artık, turizmle dünya pazarlarına açılmaktalar ve fuarlarda da, herkes, ülkesini tanıtma gayreti içerisindedir. Biz de, Türkiyemizde, Allah'ın bize vermiş olduğu belirli bir güzelliği tanıtabilmek, sakladıklarımızı sunabilmek için, turizmi, yalnız kıyı kenar çizgisinden 500 metre içeriye bir turizm olayı olarak değil de; yılın oniki ayına yaydığımız, dört mevsime yaydığımız turizm olayı olarak, altyapılarını hazırlamak ve elbette, bu altyapılarla ilgili aksaklıklar varsa, giderebilmek için büyük bir çaba sarf ediyoruz. Doğrudur; bir turist ülkemize geldiği zaman, pasaportu 30 saniye içinde kontrol edilmese de, öyle bir sistem olsa ki, keşke, onu, hemen şöyle geçirsek de -bu da, 2 saniye alır- 2 saniye içinde, yurdumuza soksak, onlar da, geldikleri bu zaman zarfında, yurdumuzda daha fazla dakika kalsalar da, o dakikalarda, biz, onlardan daha fazla pay alsak. Bunu gönül arzu eder; güzel bir tespit; böyle bir teknik varsa, o tekniği hem Devlet Hava Limanları İşletmesine hem Ulaştırma Bakanlığına tavsiye edelim; bu doğrudur.

Evet, turist sayısında azalma olmuştur. Bu azalmayı, biz de, gittik, yerinde tespit etmeye çalıştık. Daha doğrusu, bizim, ocak mayıs ayları itibariyle, Alman turist girişinde bir azalmamız olmuştur. Gittik araştırdık. Her şeyin bir sebebi var. İspanya, katmadeğer vergisini bu sene yüzde 17'den yüzde 7'ye indirmiş. İspanya'da, turistlerin ve yabancıların mal edinme kanunlarında, onlara daha çok haklar verilmiş. İspanya'nın öyle yerleri var ki, Almanya'dan gidip de belediye başkanlığı yapan, belediye meclis üyelikleri yapan ve il genel meclis üyeliği yapan Alman vatandaşları var. Doğu Almanya ile Batı Almanya'nın birleşmesinden dolayı Doğu Almanlar araba sahibi olmuşlar; turizmlerini arabayla yapmaya gayret ediyorlar ve o arabayla da, yakın olarak İspanya'ya gidiyorlar. Yunanistan, bizim geçen seneki bu hamlemizden dolayı tedbir almış, daha fazla cezbetme yolunda bir devalüasyon uygulamış. Yine, güney sahillerimize kadar -tabiî, hiçbir zaman muvaffak olamayacaklar- PKK'nın indirilmesi, güvenlik kuvvetlerimizin onları yok etme gayretleri ve düşmanlarımız tarafından diyeceğim "bu ülkeye gitmeyin, ülkede turizm yapmayın" gibi böyle bir anti propaganda da geçerliliğini muhafaza etmiş; bu da bir sebep olabilir. Hakikaten, yağmurların fazla yağışı sebebiyle, bu mevsimde yağmur almayan bölgeler de fazla miktarda yağmur alıyor; Cenabı Allah'ın bir lütfu bu... Bundan dolayı da eksilme olabilir. Bunların hepsini, biz, yazıyoruz. Bu sebeplerin haricinde, Fransa'da yapılan Dünya Olimpiyatları sebebiyle, bu bir ay zaman zarfında, Fransa'ya, Almanya'dan belirli gidişlerden dolayı bir azalmamız var. Yalnız, Merkez Bankasının girdilerine baktığımız zaman, devletin rakamları, bana, sayıda azalma; ama, total rakamda da 230 milyon dolar fazla bir girdinin, 1997 itibariyle, 1998 yılında bir artmanın olduğunu da söylüyor ve gösteriyor.

Buradan ileriye bakalım; Allah'ın bize bahşettiği bu kadar güzelliği, oniki ay içinde mayıs ayına bakıp, ocak ayına bakıp "vah vah vah, tüh tüh tüh; gittik" deme imkânına sahip değiliz. Önümüzdeki günler bizim günlerimiz. Bana göre, denizlerde, karalarda ve havada sınırların kaldırıldığı globalleşen bu dünyada 21 inci Yüzyıl, Türklerin yılı ve Türkiye'nin yılı; bu bakımdan, bizim, varlarımızı saklama değil, sunma yılımız. Yalnız tabiî güzellikler, kültürel güzelliklerle değil, binlerce sene önce medeniyetler tarihine beşiklik etmiş Anadolu topraklarının, yine binlerce sene önce dinler tarihine beşiklik etmiş bu Anadolu topraklarının, dünya vatandaşlarına verebilecekleri var. Bunları verirken, teknik imkânlardan ve altyapıdan elbet eksilenler olabilir; ama, iyi niyetle bakıldığı zaman konuya, bizim dünya pazarlarından pay alabileceğimiz sektörümüz turizm sektörü. Bu bakımdan, bugüne kadar hizmet eden bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bundan sonra da, bu hizmetin iyi niyetle devam edileceğini diler ve bana bu imkânı veren Suha Beye çok teşekkür ederim; kendi tespitlerinin de muhakkak değerlendirileceğini iletir, hepinize sevgi ve saygılar sunarım. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı cevaplayan Turizm Bakanı Sayın İbrahim Gürdal'a teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, gündeme geçiyoruz.

İki adet Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Filipinler’e gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1548)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

100 üncü Bağımsızlık Yıldönümü Törenlerine katılmak üzere, 10 Haziran 1998 tarihinde Filipinler'e gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Metin Gürdere'nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2. — Belçika’ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Batallı’nın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1549)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

NATO Savunma Bakanları İlkbahar Toplantısına katılmak üzere, 10 Haziran 1998 tarihinde Belçika'ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin'in dönüşüne kadar; Millî Savunma Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Devlet Bakanı Mehmet Batallı'nın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır; okutuyorum:

3. — Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler’in Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/355)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel Merkezdeki işlerimin yoğunluğu sebebiyle, komisyondaki görevimi de aksatmamak için, Anayasa Komisyonundaki görevimden istifa ediyorum.

Gereğini saygıyla arz ederim.

Mehmet Keçeciler

Konya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. — Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 22 arkadaşının, sel felaketinde meydana gelen zararların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/268)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Geçtiğimiz günlerde Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Karabük, Sakarya, Bolu, Hatay, Çorum ve Amasya illerinde ve buralara bağlı Devrek, Çaycuma, Alaplı, Mengen, Samandağ, Dörtyol, Reyhanlı, Kumlu, Kırıkhan, Merzifon ilçeleri başta olmak üzere, pek çok ilçe, belde ve köyde meydana gelen sel felaketinin oluşturduğu hasarların tespiti, zararların karşılanması, mağduriyetlerin giderilmesi, yaraların sarılması ve yeni doğa olaylarının can ve mal kaybına yol açmadan giderilmesi yönünde alınması gereken tedbirlerin tespiti, gerekçelerin ortaya çıkarılması ve çok yönlü, etkin önlemlerin alınması için Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1- Adnan Keskin (Denizli)

2- Önder Sav (Ankara)

3- Fuat Çay (Hatay)

4- Algan Hacaloğlu (İstanbul)

5- Eşref Erdem (Ankara)

6- Ahmet Küçük (Çanakkale)

7- Şahin Ulusoy (Tokat)

8- Orhan Veli Yıldırım (Tunceli)

9- Veli Aksoy (İzmir)

10- Ali Dinçer (Ankara)

11- Yahya Şimşek (Bursa)

12- Ahmet Güryüz Ketenci İstanbul)

13- Birgen Keleş (İzmir)

14- Yılmaz Ateş (Ankara)

15- Mahmut Işık (Sıvas)

16- Nihat Matkap (Hatay)

17- Atilâ Sav (Hatay)

18-Bülent Tanla (İstanbul)

19-Nezir Büyükcengiz (Konya)

20-İsmet Atalay (Ardahan)

21-Bekir Kumbul (Antalya)

22-Haydar Oymak (Amasya)

23-Ali Haydar Şahin (Çorum)

Gerekçe:

Geçtiğimiz günlerde meydana gelen sağanak yağışlar, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Karabük, Sakarya, Bolu, Hatay, Çorum, Amasya İllerinde ve buralara bağlı Devrek, Çaycuma, Alaplı, Mengen, Samandağ, Dörtyol, Reyhanlı, Kumlu, Kırıkhan, Merzifon İlçeleri başta olmak üzere, pek çok ilçe, belde ve köyde sel felaketine yol açmıştır.

Sel bu bölgeleri derinden etkilemiş, yolları, köprüleri, haberleşme ağlarını, ekili alanları, evleri ve işyerlerini tahrip etmiş, binlerce küçük ve büyükbaş hayvanı yok etmiştir. Yaklaşık yirmi insanımız yaşamını yitirmiş ve kaybolmuştur.

Hâlâ, bazı köylerle irtibat kurulamamakta, pek çok bölgede heyelan nedeniyle insanlar çadırlarda yaşamaya çalışmaktadırlar.

Altyapı hizmetlerinin tümüyle devredışı kaldığı bu bölgelerde salgın hastalık tehdidi ortaya çıkmış, belediyelerin mevcut sorunları çözme ve daha büyük felaketleri önlemeye yetecek olanakları kalmamıştır.

Zaten ekonomisi durgun olan bu bölgeler, sel felaketiyle daha büyük olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır.

Buralarda yaşayan yurttaşlarımız yiyecek, içecek ve sağlık yardımının yanı sıra, normal yaşamlarına dönmelerini sağlayacak yaralarını saracak ve bir daha böyle acıların yaşanmasını önleyecek tedbirlerin acil olarak alınmasını beklemektedirler. Bölge çiftçisi, orman köylüsü, esnafı, tüm kesimleriyle büyük bir mağduriyet içerisindedir.

Sorunlar, kredilerin ertelenmesi, yeni kredi imkânları sağlanmasıyla geçiştirilemeyecek kadar büyüktür. Yüksek miktarlarda nakit para ihtiyacı, zararların hızla karşılanması, altyapı ve ıslah çalışmalarının bitirilmesi, sanayi tesislerinin yeniden üretime geçirilmesi, işsizliğin giderilmesi, kamu hizmetlerinin eksiksiz ve aksamasız yerine getirilmesi, acil olarak çözülmesi gereken sorunlardır.

Bölgenin, hızla afet bölgesi ilan edilmemiş olması, bölge insanında hizmetlerin gerçekleştirilmesinin aksayacağı yönünde yaygın bir kanı oluşturmuştur.

Elbette, bu hizmetlerin ve yardımların, sel felaketine uğrayan tüm bölgelerimize ve insanlarımıza eşitlik anlayışı içinde, kamu kaynakları peşkeş çekilmeden götürülmesi ihtiyacı da ortadadır.

Bu nedenlerle, bu bölgelerimizdeki sel felâketinin meydana getirdiği hasarların tespiti, zararların karşılanması, mağduriyetin giderilmesi, yaraların sarılması ve yeni doğa olaylarının can ve mal kaybına yol açmadan giderilmesi için alınması gereken tedbirlerin tespiti, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve çok yönlü etkin önlemlerin alınması için Meclis araştırması açılması zorunlu hale gelmiştir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

V. — SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİĞE SEÇİM

1. — Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Ankara Milletvekili İlker Tuncay aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VI. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER

1. — Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

BAŞKAN – Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Hazır bulunmuyor.

Görüşme ertelenmiştir.

2. — Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

BAŞKAN – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner'in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin maddeleri, üzerindeki önergelerle birlikte geçen birleşimde İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilmişti. Komisyon, raporunu henüz vermediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

3. — Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 arkadaşının aynı mahiyetteki kanun teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)

BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının müzakerelerine devam edeceğiz.

Komisyon?.. Hazır bulunmuyor.

Müzakere ertelenmiştir.

4. — Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 631)

BAŞKAN – Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının müzakerelerine başlayacağız.

Komisyon?.. Hazır bulunmadığından, müzekeresi ertelenmiştir.

5. — Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları raporları (1/735) (S. Sayısı : 638) (1)

BAŞKAN – Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları raporlarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon?..

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİî KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HALUK MÜFTÜLER (Denizli) – Burada.

BAŞKAN – Burada.

Hükümet?..

SANAYİ VE TİCARET BAKANI E. YALIM EREZ (Muğla) – Burada.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Geçen birleşimde, 3 üncü maddenin önergelerinin işlemine başlamış, birinci önergenin oylamasında kalmıştık.

Şimdi, önergeyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, müsaadenizle, önergeden önce bir hususu sunmak istiyorum: İçtüzüğün 90 ıncı maddesine göre, kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapan bu kanun tasarısının görüşülemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

Madde aynen şöyle: "Kanun hükmünde kararnameler, varsa değişiklikleriyle birleştirilerek bütünüyle görüşülür; bölünerek, ayrı metinler haline getirilerek kanunla değişiklik yapılamaz" diyor. Burada, bir kanun hükmünde kararnamenin bazı maddelerinde değişiklik yapan bir tasarı var elimizde. Dolayısıyla, içtüzüğün 90 ıncı maddesine aykırı olduğu kanaatindeyiz. Bu bakımdan, yine, İçtüzüğün 63 üncü maddesine istinaden bir usul tartışması açılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Evet... Teşekkür ederim.

Şimdi, önergeyle ilgili işleme başladık...

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Başlamadık...

BAŞKAN – Efendim?..

TURHAN GÜVEN (İçel) – Daha başlamadık.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Usul tartışması üzerinde...

BAŞKAN – Önergeyi bitirdikten sonra görüşürüz onu efendim; oylama yapacağız zaten.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Hayır!.. Oylamanın usulü hakkında Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, talep bu oylamanın usulü hakkında değil, bütünüyle ilgili...

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Neyle ilgili?..

BAŞKAN – Yapmakta olduğumuz görüşmeyle ilgili; o, biraz zaman alabilir.

İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) – Birini bitirmeden öbürüne geçemezsiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, şu ana kadar, 3 üncü maddeye kadar meseleyi getirmişiz, konuşmuşuz. Bu konu, esasen, daha önce de tarafımızdan incelenmiştir. Ben, Başkanlığın görüşlerini de ifade edeceğim. Onun için, önergeyle ilgili işlemi bitirelim. Ben, önergeyi tekrar okutacağımı da ifade etmiştim; yani, kâtip üye arkadaşımı, sizin beyanınızdan sonra yerine oturtmak zorunda kaldım, işlem içinde işlem yapmayalım; bir sorun yok.

Şimdi, önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 638 sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Yılbaş (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bu önerge üzerindeki görüşmeler yapılmıştı, önergeye, Hükümet ve Komisyon katılmamıştı, önerge sahibi de konuşmasını yapmıştı; şimdi, doğrudan doğruya oylarınıza başvuruyorum: Kabul edenler...

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Efendim?..

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, dün, karar yetersayısının aranılması istenmiş ve ulaşılamadığı için birleşim kapatılmıştı.

BAŞKAN – Efendim, dünkü karar yetersayısı talebi bugün işleme konulmaz.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Bugün de istedik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Biz, Meclisi toplantı yetersayısı bulunduğu faraziyesiyle açtık; o, dünkü birleşimdi. Yani, bu, fazla bir şey değil, ama, emsal olmasın.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Sayın Başkan, biz, şu anda da istedik karar yetersayısının aranılmasını.

BAŞKAN – Şu anda istiyorsanız, mesele yok efendim. Dünkü karar yetersayısının aranılması istemi bugüne sirayet etmez; zira, birleşimi dün kapattık, bugün yeni bir birlemiş açtık Sayın Güven.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Aynı oylama için istemiştik Sayın Başkan...

BAŞKAN – Olsun efendim, yeniden talep edilmedikçe o istem işleme konulmaz. Eğer, dün, birleşimi devam ettirseydik; yani, karar yetersayısı bulunamadıktan sonra tekrar ikinci bir oturum yapsaydık, doğruydu bu talep.

Şimdi, karar yetersayısını arayacağız arkadaşlar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Değerli arkadaşlarım, karar yetersayısı yoktur.

Saat 15.05'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.55

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.10

BAŞKAN : Başkanvekili Hasan KORKMAZCAN

KÂTİP ÜYELER : Mehmet KORKMAZ (Kütahya), Ahmet DERİN (Kütahya)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bilindiği gibi, Birinci Oturumda, Sayın Mahmut Yılbaş ve arkadaşları tarafından, 3 üncü maddeyle ilgili olarak verilen önergenin oylanması sırasında karar yetersayısını aramıştık; oylama sonucunda karar yetersayısının bulunmadığı anlaşıldığı için birleşime ara vermiştim.

VI. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5. — Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/735) (S. Sayısı : 638) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım...

YUSUF EKİNCİ (Burdur) – Önergeyi tekrar okutur musunuz.

BAŞKAN – Önerge, hepinizin malumudur.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

İki önergemiz daha var; aykırılık durumlarına göre onları da okutup işleme koyacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 638 sıra sayılı Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında 552 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesini düzenleyen tasarının 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesini teklif ederiz.

Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa) ve arkadaşları

Madde 16.- Toptancı hallerde faaliyet gösteren komisyoncuların, satış bedeli üzerinden alacakları komisyon oranı, indirme, bindirme, hamaliye dahil yüzde 6'yı geçemez.

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. HALÛK MÜFTÜLER (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu efendim?

SANAYİ VE TİCARET BAKANI E. YALIM EREZ (Muğla) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeye, Komisyon ve Hükümet katılmamaktadır.

Önerge sahipleri gerekçenin okunmasını mı istiyorlar?

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sebze ve meyve hallerindeki alım-satım yerlerinin çok yüksek hava paralarıyla alınıp satıldığı ve üreticinin çok az sayılı kabzımalla muhatap olduğu ve henüz yeterince gelişmemiş olan hallerde köylümüzün, çiftçimizin yegâne geçim kaynağı olan üretimi, ancak, belirlenmiş bir komisyonla korunabilir. Aksi halde, birkaç kişinin insafına kalabilirler.

Ayrıca, dünyada, üreticiye en üstün hizmetleri sunan gelişmiş ülkelerin hallerinde, komisyon nispetleri, vergi de dahil olmak üzere, yüzde 6'yı geçmemektedir. Kaldı ki, ülkemizde, yüzde 6 komisyondan başka, komisyonun KDV'si, belediye rüsumu, fon, stopaj ve Bağ-Kur primi gibi diğer masraflar da köylümüzden tahsil edilmektedir. Bunlara ilaveten, navlun masrafları da köylümüzün, çiftçimizin cebinden çıkmaktadır.

Bugün, üretimini hale gönderen çiftçimizin, mahsul bedelinden, yaklaşık yüzde 20'si ilâ yüzde 32'si arasında bir rakam kesilmiş olacaktır.

Bir örnek vermemiz gerekiyorsa, çiftçiye sübvansiyonun en yüksek oranda yapıldığı Fransa'da, halen, giren mahsul bedelinin, her türlü masraf ve vergiler dahil, yüzde 6'sı komisyon olarak kesilmektedir. Köylümüz, çiftçimiz daha fazla desteklenmeye layıktır.

Sayın Parlamentomuzun bu konuyu dikkate alacağına inanıyor; saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 638 sıra sayılı Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve tekif ederiz.

Yusuf Öztop (Antalya) ve arkadaşları

Madde 3.- Toptancı hallerde faaliyet gösteren komisyoncuların satış bedeli üzerinden alacakları komisyon oranları tavanı yüzde 8 olup, gerekli görülmesi halinde, komisyon oranı, Bakanlar Kurulunca yarıya kadar indirilebilir ya da iki katına kadar artırılabilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. HALÛK MÜFTÜLER (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükümet?..

SANAYİ VE TİCARET BAKANI E. YALIM EREZ (Muğla) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmamaktadır.

Önerge sahipleri konuşacak mı, gerekçeyi mi okutalım?

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge sahipleri gerekçenin okunmasını istiyorlar.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

522 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin amaçlarından birisi, tüketicinin ve üreticinin korunmasıdır. Gerek üretici ve gerekse tüketici örgütsüzdür, haklarını yeterince savunamamaktadırlar. Buna karşılık, komisyoncular, örgütlüdür. Bu nedenle, satış bedelinden alınacak komisyon oranlarını serbest piyasa belirlemeyecek, komisyoncular belirleyeceklerdir. O takdirde, yaş sebze ve meyve satış bedelinden alınan komisyon oranlarının yükselmesi nedeniyle, başta tüketiciler ve üreticiler mağdur olacaklardır. O nedenle, komisyon tavanına sınır getirilmesi zorunluluğu doğduğundan, değişiklik teklifinde bulunulmuştur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bundan önceki oturumda, arkadaşlarımızın usulle ilgili bazı istemleri olmuştu ve bunlardan bir kısmı tutanağa geçmişti. O arada, Sayın Turhan Güven de, zannediyorum aynı konuda söz isteminde bulundular. Sizin görüşünüzü de tespit edelim Sayın Güven.

Buyurun.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Müsaade ederseniz kürsüden açıklayabilir miyim?

BAŞKAN – Yerinizden lütfen.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkanım, Anayasada hükmünü bulan madde gereği, yine, İçtüzük değişikliği yapılırken, kanun hükmünde kararnamelerin ne şekilde yeniden değiştirilebileceğine dair de, bizzat, bütün grup başkanvekillerinin imzasını havi önergeler verilmişti.

Bu çerçevede, elimizde, İçtüzüğün 90 ıncı maddesinde çok açık hüküm vardır. Bakın -müsaade ederseniz, okuyorum- ne deniliyor: "Kanun hükmünde kararnameler diğer bir kanun hükmünde kararname ile de değiştirilebilir veya yürürlükten kaldırılabilir." Yine, önergeyle ilave edilen son fıkrada da "kanun hükmünde karanameler, varsa değişiklikleriyle birleştirilerek bütünüyle görüşülür; bölünerek, ayrı metinler haline getirilerek, kanunla değişiklik yapılamaz" hükmüne yer verilmiştir.

Buna rağmen, enteresandır ki, 1995 yılında yürürlüğe giren 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedeki bir değişikliğin de kanun hükmünde bir kararnameyle yapılması veya bölünmeden, tümü üzerinde değişiklik yapılarak huzura getirilmesi gerekirken, kanun hükmünde kararnamenin bazı maddeleri önünüze getirilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla, Anayasaya aykırılık söz konusudur, İçtüzüğe aykırılık söz konusudur.

Bu kanun tasarısının, öncelikle, Komisyonca geri çekilmesi, Anayasa Komisyonuna gönderilmesi ve orada görüşülmesi, görüşülme sonunda da, bir görüş alınmasından sonra, eğer gerekiyorsa tekrar buraya getirilmesi, mutlak gereklidir.

Arz ediyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kamalak, sizin de mi bir beyanınız var?

MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Evet Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, Anayasanın 95 inci maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük hükümlerine göre yürütür. Meclisin yapmış olduğu İçtüzüğün 90 ıncı maddesinin sondan ikinci fıkrasına göre, kanun hükmünde kararnameler, varsa değişiklikleriyle birleştirilerek bütünüyle görüşülür; bölünerek, ayrı metinler haline getirilerek kanunla değişiklik yapılamaz.

Şu an üzerinde çalışmış olduğumuz metin, asıl itibariyle, 1995 tarihli ve 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedir. Gündemimizdeki tasarı da, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin birkısım maddelerini değiştiriyor ve bir de geçici madde ekliyor.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; netice itibariyle, eğer, bu tasarı kanunlaşacak olursa, bir metinde iki ayrı kısım olacaktır; bir kısmı kanun hükmünde kararname, bir kısmı kanun. Başka bir ifadeyle, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin birkısım maddeleri kanun hükmünde kararname, bir kısmı ise kanun olacaktır.

Halbuki, İçtüzüğün 90 ıncı maddesi gayet açık "kanun hükmünde kararname bölünemez, parçalanamaz, ayrı bir biçimde, kanunla değişiklik yapılamaz" diyor. Meclisimiz, eğer, bu kanun hükmünde kararnamede bir değişiklik yapmak istiyorsa, bir bütün halinde ele alır, değişiklikleri, kanunla, orada yapar; ama, şu an için, maalesef, böyle bir durum izlenmemektedir. Kaldı ki, bundan iki hafta kadar önce, 28 Mayıs 1998'de, Anayasa Komisyonumuz, benzeri bir konuyu orada ele aldı ve oybirliğiyle, böyle bir şeyin hem Anayasaya hem de Meclis İçtüzüğüne aykırı olduğunu belirterek reddetti. Aynı uygulama, geçen sene -tarihini tam hatırlayamıyorum- Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme geldi; orada da, bu usulün hem Anayasaya hem Meclis İçtüzüğüne açıkça aykırı olduğu ifade edildiği için tasarı geri çekilmişti; fakat, 28 Mayıstaki hadise oldukça yenidir, Komisyonda her partiden arkadaşımız vardı; Anayasaya ve İçtüzüğe aykırı bulunduğu için oybirliğiyle reddedildi Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kamalak.

Şimdi, Sayın Abdüllatif Şener, Sayın Turhan Güven ve Sayın Mustafa Kamalak, yapılmakta olan uygulamanın Anayasaya ve İçtüzüğe aykırı olduğunu ifade ettiler. Bu konudaki Başkanlık tutumunu da ben açıklamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, İçtüzük değişiklikleri, büyük ölçüde 19 uncu Dönemde gerçekleştirilmişti. 19 uncu Dönemde, bu İçtüzük değişikliklerinin arasında 90 ıncı madde de vardı. Hem İçtüzük değişiklik teklifini hazırlayan Partilerarası Komisyona başkanlık eden hem de Anayasa Komisyonu üyesi olarak bu çalışmalarda bulunan bir arkadaşınız sıfatıyla, konuyu, Başkanlığın da görüşü olarak açıklamak istiyorum.

Şimdi, 90 ıncı maddeyi bütünüyle değerlendirmemiz lazım, sadece bir fıkrasını değil. 90 ıncı maddenin ikinci fıkrası, bir kanun hükmünde kararnamenin nasıl değiştirilebileceğini açıklıkla ifade etmiştir: "Usulüne göre Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde kararnameler geri çekilemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi ancak bir kanunla kanun hükmünde kararnameleri reddedebilir, aynen veya değiştirerek kabul edebilir. Kanun hükmünde kararnameler -bu cümleye dikkatinizi çekiyorum- diğer bir kanun hükmünde kararname ile de değiştirilebilir veya yürürlükten kaldırılabilir.

Yürürlükten kaldırılan kanun hükmünde kararnameler bir raporla Genel Kurula sunulmadan işlemden kaldırılamaz."

Bu fıkralardan anlaşılacağı gibi, herhangi bir kanun hükmünde kararnamede, üzerinde Meclis tarafından yapılmış ikinci bir çalışma yoksa, normal kanunlar gibi, hem doğrudan doğruya kanunla hem de kanun hükmünde kararname yoluyla değişiklik yapmak mümkündür; ancak, bir kanun hükmünde kararname herhangi bir değişikliğe uğramışsa; yani, bu ikinci fıkradaki usullerden biriyle, kanun yoluyla veya kanun hükmünde kararname yoluyla bir değişikliğe uğramışsa, ortaya, iki kanun hükmünde kararname veya aynı alanı düzenleyen iki yasa normu çıkar; şimdi, haller yasasında yaptığımız gibi.

Haller yasasıyla ilgili kanun hükmünde kararname, şu anda, Hükümet tarafından getirilmiş bir kanun tasarısıyla değiştirilmektedir. Yüce Meclis, bu tasarıyı kabul ederse, bu kanun hükmünde kararname ikilenmiş olacaktır. Bir, esas kanun hükmünde kararname; iki, onu değiştiren kanun tasarısıyla yürürlüğe giren kanun. Bu durumda, kanun hükmünde kararname değişikliğe uğramış olacaktır. İşte, o zaman, sizin ifade ettiğiniz fıkra yürürlüğe girecektir. Nedir o: "Kanun hükmünde kararnameler, varsa değişiklikleriyle birleştirilerek bütünüyle görüşülür." Yani, bundan sonra üçüncü bir tasarı gelirse veya herhangi bir milletvekili arkadaşımız bu alanda bir değişiklik teklifi verirse, o zaman, bu teklif ele alındığında "ortada bir kanun hükmünde kararname var, bir de onda değişiklik yapan kanun çıkmıştır. Demek ki, bu alanda iki düzenleme vardır. Bu ikisi, ancak, birleştirilerek görüşülebilir" denilecektir ve bu fıkra, hükmünü ifa edecektir. "Varsa" kelimesi bunu amirdir. Değişiklik şu anda yok ki diğer hükümler yürürlüğe girebilsin; yani, bu kanun hükmünde kararnamede daha önce yapılmış bir değişiklik yok; biz, neyi, neyle birleştirerek bütünüyle görüşeceğiz; şu anda değişiklik yok.

Bu konuya tam açıklık getirmek bakımından, konuyla ilgili değişiklik önergesini de bilgilerinize sunmak istiyorum. 19 uncu Dönemde, bizim hazırladığımız İçtüzük değişikliği teklifinde, aslında bu hüküm yer almıyordu; biz de, kanun hükmünde kararnameler bir defada ele alınsın gibi bir görüş içerisindeydik; ancak, bu, Anayasa Komisyonunda müzakere edilirken, 16 ncı maddenin görüşmeleri sırasında bir değişiklik önergesi verildi. Bu değişiklik önergesini gerekçesiyle birlikte okumak istiyorum.

"Görüşülmekte olan 13 sıra sayılı teklifin 16 ncı maddesiyle, Millet Meclisi İçtüzüğüne eklenen 90 ıncı maddenin dördüncü fıkrasının aşağıdaki biçimde düzenlenmesini saygıyla arz ederiz." Ki, bu, 13 sıra sayılı teklifin sahiplerinden biri benim. Dağıtılmış olan sıra sayısı şu ismi taşımaktadır: "Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ve 4 Arkadaşının Millet Meclisi İçtüzüğünün Başlığı ile Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu İçtüzüğe Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında İçtüzük Teklifi."

Teklifin altında, benimle birlikte, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ahmet İyimaya'nın; Anavatan Partisi Grubu adına, Nevşehir Milletvekili Sayın Abdulkadir Baş'ın; Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sinop Milletvekili Sayın Metin Bostancıoğlu'nun; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İçel Milletvekili Sayın Oya Araslı'nın da imzası bulunmaktadır.

Bizim teklifimiz, komisyonda değişikliğe uğramış ve "kanun hükmünde kararnameler 'varsa' değişiklikleriyle birleştirilerek bütünüyle görüşülür; bölünerek, ayrı metinler halinle getirilerek kanunla değişiklik yapılamaz" şeklini almıştır.

Gerekçesinde de "bir kanun hükmünde kararnamede, daha sonra, başka kanun hükmünde kararnamelerle değişiklik yapılmışsa, hepsinin birleştirilerek görüşülmesi ve tek kanun metni halinde getirilmesi, konu bütünlüğünün sağlanması ve yasa tekniği bakımından zorunludur. Teklifimiz, bu amacı açıkça belirtmeye yöneliktir" denilmektedir.

Bu sebeple, şu anda, arkadaşlarımızın itirazı gereği, müzakeresini durduracağımız bir husus yoktur. Esasen, Genel Kurulumuz da, tasarının 3 üncü maddesine kadar -herhalde İçtüzüğü bu şekilde yorumlayarak- çalışmalarını sürdürmüştür.

Bunu da, ben, Genel Kurulun bir tasvibi olarak kabul ediyorum ve çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz Anayasaya aykırılık tartışmasına katılmak istiyorum. Biraz önce izah ettiğiniz gibi, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik, bu tasarıyla yapılan bir değişiklik değildir; 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 3.11.1995 tarih ve 4128 sayılı Yasanın 2 nci maddesiyle de değişikliğe uğramıştır. Sizin, biraz evvel yaptığınız izah göz önünde bulundurulursa, konunun bütünüyle burada görüşülmesi lazımdır. Bu bakımdan, İçtüzüğün 90 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasının göz önüne alınması gerekir sizin yaptığınız izaha göre.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılbaş.

Bu konuyu, bütün yönleriyle, Komisyon ve Hükümet de değerlendirdi. Komisyonun, bu konuda, bir beyanı, incelemesi olacaktır zannediyorum; görüşmelerimiz içerisinde onu da temin ederiz.

Şimdi, 4 üncü maddeyi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan müsaade eder misiniz.

Şimdi, burada, biraz önce yapılan açıklamaların sonucunu değerlendirmek lazım. Biz, Fazilet Partisi Grubu olarak -Doğru Yol Partisi Grubu da aynı görüştedir- bu kanun hükmünde kararnamede kanunla değişiklik yapılamaz... Ancak, bu görüşlere karşı bir argüman geliştirdiniz "daha önce bir değişiklik yapılmışsa, bu dediğiniz fıkra uygulanır" dediniz, Sayın Yılbaş da, şimdi, daha önce değişiklik yapılmış olduğunu ifade etti. Dolayısıyla, sizin yapmış olduğunuz açıklamaya göre de, bu tasarı, bugün, burada, görüşülemez. Onun için, maddeye devam edemeyiz efendim.

BAŞKAN – Şimdi, daha önce, bu kanun hükmünde kararnamenin değişip değişmediği konusunda, komisyonun bir inceleme ve tespit yapması zarureti olduğunu ifade ettim, onlar değerlendirmelerini yapıncaya kadar ben çalışmaları sürdürüyorum; çünkü...

MAHMUT YILBAŞ (Van) – Kanun burada Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bu, sizin bir görüşünüz, komisyonla da bunu istişare edersiniz.

MAHMUT YILBAŞ (Van) – Kanun burada Sayın Başkan. Göz göre göre yasayı çiğniyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Komisyon yok Sayın Başkan. Bu son söylediğiniz husus da İçtüzük açısından geçerli değil; çünkü, komisyon yok. Komisyonun toplantı yetersayısı yok. Nasıl olacak bu?!.

BAŞKAN – Onu oluştururlar efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Nasıl oluşturacaklar?

BAŞKAN – Oluştururlar; bir sonuç ortaya çıkar efendim.

Şimdi, 4 üncü maddeyi okutuyorum...

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Mümkün değil Sayın Başkan.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, varsayalım ki, siz, 4 üncü maddeyi okuttunuz, oylaması yapıldı, kabul edildi; derken, komisyon geldi dedi ki "gerçekten, bu, Anayasaya ve İçtüzüğe aykırıdır." O zaman, Genel Kurulu bir saate yakın, iki saate yakın niye meşgul edelim, ne hakkımız var buna.

BAŞKAN – Komisyon öyle bir tespit yaparsa, onun birleştirilmesi konusunda bir karar alır, onunla ilgili kararını da bir önergeyle Genel Kurula duyurur. Mesele yoktur; yani, ya bununla birleştirirler o kanun hakkında da bir maddelik hüküm verilir veyahut da onun reddi yönünde bir rapor geliştirirler.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.—552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 17 nci maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Toptancı hallerde satılan malların toptan satış bedelinin %2’sini geçmemek şartıyla belediye meclislerince düzenlenecek tarifeye göre belediye payı tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilen paylardan en az %10’u, izleyen yıl belediye bütçesine toptancı hal ihtiyaçları için harcanmak üzere ödenek olarak konur ve yalnız bu amaçla harcanır.

“Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde toptancı hal dışında malların toptan veya her ne şekilde olursa olsun toptancı halden satın alınmadan perakende satışa sunulduğunun tespiti halinde, malların toptancı hale girişi sağlanarak hal müdürlüğünce açık artırma ile satışı yapılır veya yaptırılır. Bu durumda belediye veya işletme payı % 25 olarak uygulanır.

Üçüncü fıkra çerçevesinde görevlilerce yakalanan malların hal müdürlüğünce satılarak elde edilen hâsılatından alınacak belediye payının yarısı malları yakalayan görevliler arasında eşit oranda ödül olarak dağıtılır.

Hal müdürlüğü üçüncü fıkraya göre yapılacak malın hale giriş ve satış işlemlerini hakem kurullarının belirlediği esaslar çerçevesinde düzenlemeye yetkili ve görevlidir. Fatura veya müstahsil makbuzu ile üreticilerden satın alınmış bulunan malların perakende satışa sunulması halinde bu malların toptancı hale girişi yapılmaz ve % 15 oranındaki belediye payı müstahsil makbuzu veya faturada gösterilen malın toplam bedeli üzerinden tahsil olunur.”

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, 4 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında 552 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının görüşülmesi sırasında, bazı, gruplar adına konuşan veya şahsı adına söz alan değerli milletvekillerinin, bu yasa, sanki ilk defa çıkıyor, yeni uygulamaya girecekmiş gibi bir anlayışla konuşma yapmalarını anlayabilmek mümkün değildir. Bu kararname, 1995'ten beri yürürlüktedir ve bazı maddeleriyle ilgili meydana gelen uygulama aksaklıklarının giderilmesi için önümüze gelmiştir.

Ruhu, sebze ve meyve ticaretini kayıt içine almak, bütçe gelirlerini artırmak ve bu ticarete belirli bir disiplin getirmek, bu alanda oluşan mafyalaşmayı ve çürümeyi ortadan kaldırmaya yönelik bir yasa önerisidir.

Elbette, bu kararın bizim tarafımızdan eleştirilebilecek çok noktası bulunmaktadır; ama, esas olarak iyi niyetle hazırlanmış bir düzenlemedir ve üreticiye de önemli bir yük getirmemektedir. Bizim geneli ve maddeler üzerinde yaptığımız konuşmalar, üreticiye, buradan elde edilecek kaynaklarla belli bir desteğin sağlanması gerektiği noktasına dikkat çekme gayretimizi içermiştir. Bir malın ticaretini düzenlemek, üretimini düzenlemek anlamına gelmez. Türkiye'de, sebze, meyve ve tüm tarım ürünlerinde en büyük noksanlık ve eksiklik, üretim planlamasının yapılamıyor olması ve tarım sigortasının olmamasıdır. Biz, üretimi planlayıp, ihtiyaca göre ayarlayamazsak, ya ün bol olur, üretici, bol ürün nedeniyle, fiyat yönünden ezilir ya da ürün az olur, üretici azlıktan, tüketici de pahalılıktan ezilir.

Ayrıca, eğer gerekli düzenlemeler yapılmamış, mekanizmalar kurulmamışsa, ürün bol olsa bile, ticaret zinciri oluşturulamaz; pazar mekanizmasını kuramazsanız, tüketiciye ucuz tüketme imkânlarını da yaratamamış olursunuz. Antalya'daki üretici şimdi perişan haldedir. Antalya'da domatesin kilogramı 10-15 bin lira civarındayken, Ankara'daki insanlar, bu domatesi kilogramı 100 bin liradan tüketmeye devam etmektedirler. Ürün bol; ama, ucuz tüketme imkânları yaratılamamıştır. Bu tasarının, bu olumsuzlukların önemli bir bölümünün çözümüne katkısı olacağına inanıyoruz; öyle olmalıdır diye de düşünüyoruz. Bütün derdimiz, üreticinin zarar etmeyeceği pazarlama, üretim planlaması ve destekleme mekanizmalarının kurulmasıdır. Bu maddedeki değişikliğin nedeni, uygulanan cezaların yetersiz olmasıdır; bu nedenle, kaçak yakalanan malın müsaderesinden alınacak pay yüzde 10'dan yüzde 25'e çıkarılmaktadır. Eğer, her şey yolunda gitseydi, böyle bir ihtiyaç da oluşmazdı diye düşünüyoruz. Zaten, komisyonlarda da bu oran önce yüzde 20'ye, daha sonra da yüzde 25'e çıkarılmıştır. Dolayısıyla, bu düzenlemenin doğru olduğuna inanıyoruz.

Yine, belediyenin alacağı rüsumun yüzde 2'ye kadar düşürülmesi ve uygun gören belediyelere, bu rüsum miktarını daha da aşağıya çekme imkânının verilmesi suretiyle rekabet ortamı da yaratılmış diye düşünüyoruz. İsteyen belediye, bu oranı daha aşağı çekerek, daha çok işlemin kendi halinde gerçekleşmesine olanak sağlayabilir; bu imkânlar elindedir.

Yine, bu yasanın uygulamasını belediye personeli yapacaktır. Yasaları insanlar aracılığıyla uyguluyoruz. Yakalanan mallardan personele pay verilmesi, kaçakla mücadelede görevlileri teşvik eden ve kaçak mal satmak isteyenleri caydıran bir hükümdür; bunu da doğru buluyoruz ve bu maddeyi de esas olarak destekliyoruz.

Ben bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük'e teşekkür ediyorum.

Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın Mahmut Yılbaş'ta söz sırası.

Buyurun Sayın Yılbaş.

DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinize saygılarımı sunuyorum.

Efendim, haller tasarısıyla ilgili görüşmeler, bu Genel Kurul çatısı altında kalmıyor. Öyle zannediyorum ki, benimle beraber, hem bu tasarının çıkarılması konusunda üstün gayretleri olanlara hem de diğer arkadaşlarımıza, özellikle ilgili olan vatandaşlarımızdan sürekli bilgi akışı sağlanıyor.

Değerli arkadaşlarım, elimde, Bursa Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliğinin bir faksı var; aynen okuyacağım; faksın son bölümünde deniliyor ki: "Esasen, hazırlanan kanun tasarısı hiçbir yenilik getirmemektedir. Yürürlükteki 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin müeyyidelerini artırmak suretiyle, polisiye tedbirlerle ekonomiyi yönlendirmek istemektedirler. İlave olarak, tasarının sadece 2 nci maddesinde, daha önceden yasak olan, komisyoncuların kendi nam ve hesabına olmak üzere, yaş meyve ve sebze ticareti yapmalarına izin vermekte; böylece, onların, spekülasyon yaparak, öncelikle piyasa değeri yüksek olan ürünleri kendi adlarına stoklayıp satmaları suretiyle yüksek kârlar elde etmelerini hedeflemektedir.

Bu, onlara, öncelikle, kendi mallarını satmaları ve komisyon esasına göre satılmak üzere, kendilerine emanet edilen çiftçi mallarını da tampon mal olarak kullanma imkânını verecektir -örnek veriyor- aynı alıcıya, yani, bir komisyoncudan yaş sebze ve meyve alıcısına, aynı anda, kendine ait fiyatları yüksek olan elmayı alması halinde, yanında çiftçiye ait domatesleri ucuz verebilmesi pekâlâ mümkün olacaktır." Bu da, tabiî bir başka görüş. Vatandaş diyor ki: "Böyle bir yasa çıkarıyorsunuz; ama, bu yasanın da böyle riskleri var. Siz, etrafını düşünmeden, serapa bir kanun çıkarıyorsunuz ve onunla da bu işi düzenlemeye çalışıyorsunuz."

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Başkanımız, Anayasayla ilgili bir yorum getirdiler; benim de elimde vardı; geceleri uyumuyorum, bu işin aslı nedir diye karıştırıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1995 yılının altıncı ayında çıkmış ve ondan hemen beş ay sonra, bu Kanun Hükmünde Kararnamede bazı eksiklikler tespit edilmiş ve 3.11.1995 tarihinde 4128 sayılı Kanun çıkarılmış. Bu Kanunun 2 nci maddesi tamamen 552 sayılı Kararnameyle alakalı. 1 inci maddesi farklı; torba bir kanun çıkarmışlar zamanında.

Burada hem genel gerekçelerde ve hem de bu tasarının lehinde olan konuşmacılar burada çıktılar dediler ki: "Efendim, 552 sayılı Kararname ölü çıktı, yaptırım hükmü yoktu." Acaba öyle mi? Hem de öyle bir yaptırım maddesi var ki değerli arkadaşlarım... Tasarının 4 üncü maddesinin 17 nci maddeyle ilgili fıkrasıyla getirilmek istenen yaptırım maddesiyle, acaba 4128'in 2 nci maddesiyle getirilen yaptırımın hangisi uygulanacak? Lütfen, bu kanun hükmünde kararnameyi, Komisyon ve Hükümet, 4128 sayılı Kanunla birlikte okurlarsa... Hangisini uygulayacaklar? Bakınız, 4128 sayılı Kanunun 2 nci maddesi ne diyor: "24.6.1995 tarih -söyledim, altıncı ayda çıkmış bu- ve 552 sayılı Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin ikinci fıkrası..." Değerli arkadaşlarım "17 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası..." Değerli arkadaşlarım "26 ncı maddeye (A) fıkrası ekledik." deniliyor. 26 ncı maddeye eklenen bu (A) fıkrası şöyle: "5 inci maddenin birinci, ikinci, üçüncü, 7 nci maddenin ikinci fıkralarına aykırı hareket edenler hakkında 100 milyon lira para cezasına, 6 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına ve 10 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı hareket edenler hakkında 30 milyon lira para cezasına, 8 inci maddenin ikinci fıkrasına, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrasına ve 26 ncı maddenin birinci fıkrasının... aykırı hareket edenler hakkında 40 milyon lira..." Değerli arkadaşlarım, uzun bir madde, tamamını okumayacağım, vakit geçiyor; çünkü, başka şeyler de anlatacağım burada. Yapılan değişikliğin sonunda da "Şayet, bu fiillerden dolayı, Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda belirtilen cezalar daha ağır ise, bu cezalar tatbik olunur" deniliyor. Yani, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi ne diyor -ilk gün görüştük- "Hal dışında satılırsa..." Bunu satanlar olursa, ceza 100 milyon liradan başlıyor; ikincisinde, daha fazla.

Değerli arkadaşlarım, üzerinde görüşülmekte olan 4 üncü maddeyle 17 inci maddede yapılan değişiklik, ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrası... Hangisini uygulayacağız biz? Araçlara el mi koyacağız, bunları halde mi satacağız; yoksa, 26 ncı maddeyle getirilmiş olan para cezalarını mı uygulayacağız? Dünyanın neresinde, hukukta görülmüştür ki, bir eylemden dolayı, bir fiilden dolayı iki ceza uygulansın? Bunu nasıl izah edeceğiz? Yarın, bu Kanun Hükmünde Kararname ve değişikliklerini eline alacak olan uygulayıcılar, kendi kendilerine ne diyecekler: Arkadaş, ben, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, bu tasarıyla getirilmiş olan, 17 nci maddesindeki değişiklikleri mi uygulayacağım? Yani, hale getireceğim, bir hafta veya onbeş gün arabasına elkoyacağım ve bunun malını satacağım; bunu mu uygulayacağım, yoksa, aynı metinde olan -Sayın Komisyon Başkanına da takdim ettim- 26 ncı maddeye 4128 sayılı Yasayla getirilmiş olan ceza hükümleri mi uygulanacak? Bunun, burada izah edilmesi lazım.

Nedense, bu hal meselesi Türkiye'de görüşülmeye başlandığında, değişik standartlar uygulanmış. Değerli arkadaşlarım, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, dediğimiz gibi, 1995 yılının altıncı ayında kabul edilmiş; ama, bunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik, ne hikmetse, iki yıl sonra, 28 Aralık 1997 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmış. Acaba, 19 uncu maddenin amir hükmü olan bu hal yönetmeliği niye iki yıl askıda kalmış; bunun izahı nasıl yapılacak?

Değerli arkadaşlarım, birçok yerden bilgiler aktarılıyor; bu bilgilerde ifade ediliyor ki: "Yaş sebze ve meyve stopaj vergisi yüzde 4'tür; ancak, siz, bunu ticaret borsalarından geçirirseniz, kota ederseniz, yüzde 4 yüzde 2'ye iniyor. Bunun karşılığında da, ticaret borsalarına binde 2 ücret ödenir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, konuşmanızı tamamlayın efendim.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Bağlayacağım efendim, bağlayacağım... Çok önemli bir konuda, maalesef, işte, Tüzükle kısıtlıyız.

İşte, 1996 yılında, 1 inci Tarım Şûrasında, Sayın Tarım Bakanımıza söyledim, görüşülen rakam şu: Yaş sebze ve meyve olarak hallerden geçen malın değeri, 1 katrilyon 250 trilyon lira. Biz, bunun tamamını halden geçirdiğimizde, 1996 rakamlarıyla, en azından 3 katrilyon lira olacak. 3 katrilyon liranın binde 1'i acaba ticaret borsalarına ne kadar para, ne kadar ücret... Yaptığım hesaba göre, 30 trilyon lira devletin kesesinden; yani, stopaj vergisini yüzde 2 indirmekle ticaret borsalarına 30 trilyon lira bir kaynak sağlanıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu kürsüde her şey konuşulmalıdır; ama, ne yazık ki, bakıyorum, gücü gücü yetene. İnşallah, bir gün gelecek, ülkemde hak, haklılara teslim edilecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına konuşan Sayın Mahmut Yılbaş'a teşekkür ediyorum.

Şimdi, gruplar adına üçüncü sırada Fazilet Partisi Grubunun sözcüsü konuşacak; ancak, ondan önce, biraz önceki usul tartışmamızla ilgili bazı bilgilere ulaştım, o konuda tereddütler bittikten sonra, arkadaşımıza söz vereceğim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 90 ıncı maddedeki değişiklik konusunda komisyonda verilmiş olan önergeyi ve onun gerekçesini biraz önce bilgilerinize sundum; ancak, bunu yorumlarken, benim de bir yanlış yaptığım anlaşıldı. Gerçekten, Sayın Mahmut Yılbaş'ın ifade ettiği gibi, bu kanun hükmünde kararnameyle ilgili, daha sonra bir başka kanunla değişiklik yapılmış. Şu anda da, bir tasarıyla, gene, bu kanun hükmünde kararnamede yeni bir değişiklik yapıyoruz. Bu tasarı kabul edildiği takdirde, yaş sebze ve meyveyle ilgili ticareti düzenleyen kanun hükmünde kararnamede ikinci değişikliği yapmış olacağız.

90 ıncı madde, bu türlü değişiklikleri benim biraz önce okuduğum ikinci fıkrasıyla düzenlemiş ve bunların yapılmasına herhangi bir sınır getirmemiş; hatta, orada, bu değişikliklerin, yalnız kanunlarla değil, kanun hükmünde kararnamelerle dahi yapılabileceğini öngörmüş. Bu bir açıklama maddesidir aslında. Çünkü, kanunla, kanun hükmünde kararnamenin, İçtüzük ve anayasa hukuku bakımından, bazı usuller dışında, hiçbir farkı yoktur. Yani, burada, esas olan, kanun hükmünde kararname metninde, daha sonra, yasalarla, ihtiyaç duyulan değişikliklerin yapılabileceği hükmünün İçtüzükte yer almış olmasıdır. Şimdi, bu değişiklik imkânını, İçtüzüğün 90 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının verdiği bu hakkı Yüce Meclis ikinci defa kullanmaktadır. Ancak, Sanayi ve Teknoloji Komisyonunda bekleyen kanun hükmünde kararname, ele alınır da, bu kanun hükmünde kararnamenin kabulü veya reddi konusunda bir müzakere başlarsa, o müzakerelerde, hem bugün üzerinde çalışmakta olduğumuz kanun tasarısının getireceği değişiklikler hem de Sayın Yılbaş'ın biraz önce ifade ettiği ve kanunla 26/A ek maddesi olarak eklenmiş olan 3.11.1995 tarihli madde, hep birlikte ele alınacaktır. Bu 90 ıncı maddenin dördüncü fıkrasının ortaya koyduğu zorunluluk bundan ibarettir. Yani, bir kanun hükmünde kararnamenin kabulü veya reddi yönünde, Genel Kurul, gündemine alıp görüşürken, o zamana kadar üzerinde yapılmış, gerek kanunla gerek kanun hükmünde kararname yoluyla bir değişiklik varsa, hepsini birleştirerek görüşmek zorundadır; İçtüzüğün hükmü bu.

Benim biraz önceki beyanlarımda, bundan farklı yorumlar vardı; o yanlışlığı da -kendi yanlışlığımı da- düzeltiyorum ve Sayın Yılbaş'ın getirdiği konuyu da tutanağa geçirmiş oluyorum.

Ben, Komisyonun bu hususu tespit etmesini istedim; çünkü, eğer, itiraz eden arkadaşlarımız haklı olsalardı, bizim yapacağımız şey, Komisyona, metni derhal iade edip, diğer çalışmalara geçmekti. Şu anda, Komisyondan da herhangi bir şey beklemek durumunda değilim; durum açıklığa kavuşmuştur, uyguladığımız usulün herhangi bir yanlışlığı yoktur.

Bu arada, Anayasa Komisyonunda, İçtüzükle ilgili bir karar alınmış -34 üncü maddeyle ilgilidir- Anayasa Komisyonu, onu görüşecek, değerlendirecek ve o, bilahara Genel Kurula gelecek; yani, Başkanlık olarak bizim, Anayasa Komisyonunda alınmış karar üzerine metni Komisyona vermemiz, 34 üncü madde gereğince yerine getirilmiş. Onu da, biraz önce arkadaşlarımdan öğrendim; bu uygulamayla bir benzerliği yoktur.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi, kürsüye, Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Altan Karapaşaoğlu'nu davet ediyorum.

Buyurun Sayın Karapaşaoğlu. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün üzerinde konuşmakta olduğumuz hallerle ilgili yasa tasarısının 4 üncü maddesiyle ilgili görüşlerimizi, Grubumuz adına takdim edeceğiz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, belli ki, dünden beri konuşulmakta olan bu yasa tasarısının amaçlarından birisi, köylümüzün de, vergi vermek suretiyle, daha fazla vergi vermek suretiyle, bütçeye katkısının temin edilmesidir. Bizim köylümüz, devletine, hiçbir zaman, vergi vermek açısından çekince içerisinde değildir. Kendileri, bizimle yaptıkları münakaşalarda, konuşmalarda "biz, devletimize seve seve vergi veririz; ancak, bizim emeğimizin değerlendirilmesi gerekir. Birtakım cezaî tedbirlerle, birtakım ceza uygulamalarıyla, bizi bir avuç tüccara teslim etmek haksızlıktır" gibi beyanlarda bulunuyorlar.

Değerli kardeşlerim, bu maddeyi sırasıyla ele alırsak "Toptancı hallerde satılan malların toptan satış bedelinin yüzde 2'sini geçmemek şartıyla belediye meclislerince düzenlenecek tarifeye göre belediye payı tahsil edilir" deniliyor. Evvela, şunu sormak istiyorum: Belediyemiz, halleri, ne için kuruyor? Belediyemiz, halleri, diyelim ki, bir taraftan, köylümüze hizmet olsun diye kuruyor, bir taraftan, vatandaşa hizmet olsun diye kuruyor, bir taraftan da, bu hallerde çalışan tüccarlara hizmet olsun diye kuruyor. Peki, siz, belediyeyi ilgilendiren bu yüzde 2'lik rüsumu adaletli bir şekilde almak mecburiyetinde değil misiniz; elbette öylesiniz. Dolayısıyla, niye yüzde 2'nin tamamı köylümüzden kesiliyor da, hiç olmazsa yarısı tüccardan, esnaftan kesilmiyor? Köylümüz bunu soruyor ve "niye bu belediye payının tamamı bizden kesiliyor? Bu hal, tüccara da hizmet veriyor, bize de hizmet veriyor. O halde, bu belediye payını, gelsinler, müşterek taksim edelim" diyor. Parti olarak, biz, bu konuda da bir önerge verdik; inşallah, sırası geldiğinde, bu önerge üzerinde de konuşacağız.

Yine, tasarının ikinci paragrafında "Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde toptancı hal dışında malların toptan veya her ne şekilde olursa olsun toptancı halden satın alınmadan perakende satışa sunulduğunun tespiti halinde, malların toptancı hale girişi sağlanarak hal müdürlüğünce açık artırma ile satışı yapılır" deniliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, çiftçinin malının hale girmesini, zorlayıcı tedbirlerle temin etmeniz mümkün değil. Çiftçimizi darıltmamamız gerekiyor. Çiftçimiz, eğer, ürettiği 500 kilo patlıcanı, 200 kilo biberi köyünden yüklenip hale götürmek mecburiyetinde bırakılırsa, bu ürünü ekmemek, daha başka ürünler ekmek gibi bir tercihle karşı karşıya kalabilir. Ben, korkarım ki, çiftçimiz bu konuda bir reaksiyona girdiği takdirde, sebze ve meyve fiyatları anormal derecede yükselecektir ve belki de bazı ürünleri ithal etmek mecburiyetinde kalacağız. Bu konuyla ilgili de bir önerge takdim ettik; inşallah o önergeyi de, sırasında konuşacağız.

Bu maddeye göre, belediye, mal bedeli üzerinden işletme payı olarak yüzde 25 oranında bir kesinti yapacak ve bu kesilen para da, belediye görevlileri arasında taksim edilecek.

Şimdi, değerli kardeşlerim, beraberce düşünelim. Türkiye'de özel hal kurulması bahis konusu, bazı büyük illerde özel haller kurulacak. Çiftçimizin malının dışarıda yakalandığı gerekçesiyle, bu özel hallerde bulunan hal zabıtaları da çiftçimizin peşine düşecek ve malını alacaklar, haraç mezat, halde satacaklar; çünkü, komisyon oranlarını serbest bıraktık ya, halde, o malla ilgili piyasa, komisyoncuların iki dudağı arasında oluşacak. Köylümüzün malı ucuz alınacak, satılacak ve yüzde 25'i de yakalayanlara ikramiye olarak ödenecek.

Bu konuda, köylümüzün malının bu şekilde gasp edilmesi, köylümüze bir hakarettir. Burada, bu konuyla ilgili de bir önerge verdik; hem bu oranın düşürülmesi konusunda hem de... Mademki köylünün malı yakalanıyor, bir ceza tatbik ediliyor, hiç olmazsa, bu ceza, yakalayanlara değil, malı yakalanan köylünün köyünde harcanmak üzere özel idarelere devredilsin. Köylünün malı, yakalanıp, paraya çevrilip özel idareye yatırıldığında, köyüne hizmet gittiğinde, köylünün gözü orada kalmayacak. Bu konuda da bir önergemiz var, inşallah, o önergemizi de görüşeceğiz.

Değerli arkadaşlar, maddede "Hal müdürlüğü üçüncü fıkraya göre yapılacak malın hale giriş ve satış işlemlerini hakem kurullarının belirlediği esaslar çerçevesinde düzenlemeye yetkili ve görevlidir. Yüzde 15 oranındaki belediye payı müstahsil makbuzu veya faturada gösterilen malın toplam bedeli üzerinden tahsil olunur" denilmektedir. Yani, köylümüz, belediyeye gelecek rüsum ödeyecek, hale gelecek rüsum ödeyecek, ondan sonra da malını dışarıda satmak için yüzde 15 oranında tekrar ilave para verecek.

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Öyle bir şey yok.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, köylümüzün hale girme mecburiyeti olmamalı. Belediye rüsumunu ödemeli, malını sattığı yörede çevreye verdiği rahatsızlık açısından katkıda bulunmalı; ama, köylümüzün, hale girdiğinde, komisyoncuya vereceği rüsum oranında belediyeye pay vermesi de bir haksızlıktır. Bu konuda bir önergemiz var.

Bakınız, müstahsil makbuzu veya faturayla köylüden alınan malın perakende satışa sunulmasının dışında, hale girerek perakende satışa sunulan mal ile hale girmeden satışa sunulan mal arasında belirsiz bir komisyoncu payı farkı vardır. Köylümüz, bu komisyoncu payını ödemek mecburiyetinde olmadığına göre, yüzde 2 belediye payı, yüzde 2 diğer fonlar farkı, toplam yüzde 4'lük bir fark oluşturur ve buna yüzde 100, yani yüzde 4'lük ceza da eklenince, bu rakamın azamî yüzde 8 olması uygun olur. Bu rakamın yüksek tutulması, ayrıca, düşük fatura tanzimini de gündeme getirebilir.

Değerli arkadaşlar, bu yolla, kayıt düzeninde açıktan birtakım ödemelere de fırsat verilecektir. Perakende satışlarda henüz yüzde yüz fiş kesme alışkanlığı edinilmemiş olduğuna göre, malın menşeinden vergi zıyaına sebebiyet verilebilecektir. Bunu da Yüce Meclisimizin takdirlerine sunuyoruz.

Değerli arkadaşlarımız, bu tasarının görüşülmesinde, bütünüyle bu tasarının köylümüze, çiftçimize, esnafımıza yüklediği yük bakımından, geri çekilmesinde, tekrar gözden geçirilmesinde, komisyonlarda tekrar görüşülmesinde fayda olduğu kanaatindeyiz. Dikkat ediyoruz, bakıyoruz, bu tasarıyı ticaret odalarına üye olan birlikçi arkadaşlarımız şiddetle savunuyorlar; ama, dikkat ediyoruz, bakıyoruz ki, köylümüzden çok büyük reaksiyon geliyor, tepki geliyor. Ayrıca, bu tasarının bir an önce yasalaşmasını isteyenler, hal komisyoncularıdır. Tasarıda bahsediliyor, arkadaşlarımız da bahsettiler; bu tasarı yasalaşırsa, haldeki ciro oranları artacak, hale giren mal miktarı yükselecek, dolayısıyla hal tüccarlarının gelirleri artacak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karapaşaoğlu, konuşmanızı tamamlayın efendim.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum.

...ve haldeki satış yerlerinden müstahsilimize doğrudan satış imkânı tanıyamadığımız için yapılacak olan hallerde kendilerine, birliklerin dışında, üreticiler adına yer tahsis edilemediği takdirde, halde, çok yüksek oranlarda havaparasıyla dükkânlar, yerler satılacak, alınacak ve bunun maliyeti de, maalesef, köylümüzün üzerine bindirilmiş olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle Sayın Heyetinizi saygıyla selamlıyor, Değerli Başkanımıza da saygılarımı arz ediyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Fazilet Partisi Grubu adına konuşan Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu'na teşekkür ediyorum.

Şimdi, kişisel söz taleplerinin yerine getirilmesine geçiyoruz.

İlk sırada, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan.

Sayın Ayhan?..Yok.

İkinci sırada, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Polat.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım, görüşlerimi arz edeceğim.

Bu kanun tasarısının gerekçesine baktığımız zaman -son günlerde genel olarak Hükümetin gönderdiği bütün kanunlarda bu var- gerekçe son derece makul geliyor da, içeriğine baktığımız zaman, aynı makullüğü içerisindeki maddelerde göremiyoruz. Bunu da burada peşin olarak söylemek istiyorum.

Yalnız, şurada, tabiî, genel olarak ben buna şahsen karşı değilim de, karşı olduğum hususları belirteceğim; o da şu: Hal Kanununu getirmekle bütün yaş meyve ve sebzeleri hallere sokacağız, hale gelen bu meyveler, sebzeler de vergiye tabi tutulacak; o halde, kaçak para, vergi kaçakları önlenecek ve burada da devletin gelirleri artacak deniyor.

Devletin gelirleri artacak da, burada, tabiî, hale her giren maddeden dolayı, yüzde 8 civarında bir KDV, yüzde 8 Müstahsil Vergisi, yüzde 2 de Belediye Vergisi dersek, yüzde 18–20 civarında mallara bir vergi ve fiyat artışı da geliyor. Tüketici de şunu soruyor: Acaba bu yüzde 20 artışa karşılık, ben, halden çıkan malla hale girmeyen mal arasında kalite yönünden veya sağlık yönünden bir fark görecek miyim? Bunlara da dikkat etmediğimiz zaman birtakım yanlışlıklar oluyor. Mesela, Avrupa, bizim su ürünlerimize ambargo koyuyor. Ne diyor; "bunlar sağlıklı değil" diyor. Yarın, bunun, yaş sebzeye de gelmemesi için, bunların, hallerde ciddî bir şekilde kontrolünün yapılması lazım; veteriner kontrolünün, laboratuvar kontrolünün yapılması lazım; hatta, ilaçlama var mı yok mu, bu kontrolün yapılması lazım; temizlik kontrolünün yapılması lazım. Bunları kim yapacak; belediyeler yapacak. Tamam, doğru. Belediyeler, bunu yaptıkları zaman, bu hizmetlerinin karşılığında ne alacaklar? Bu kanunlar geldiği zaman, genellikle, hep burada büyükşehirler göz önüne alınıyor; İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Bursa hallerinde büyük bir ciro var, buradan belediyelere para geliyor. Acaba, bütün Türkiye'de bu böyle mi? Mesela, Doğu Anadolu'nun en büyük şehri olan Erzurum, 1996 yılında, halden, 6 milyar 666 milyon lira bir gelir elde etmiştir; Büyükşehir Belediyesinin 1997 yılında aldığı bütün gelirse, 7 milyar 908 milyon liradır; yani, 8 milyar lira bile değildir.

Şimdi, bir büyükşehir belediyesini düşünün. Bunun kapısına sadece 2 zabıta memuru koyduğunuz zaman, her birinin yıllık maliyeti, 2'şer milyar liradan 4 milyar liradır. Erzurum'da, Büyükşehir Belediyesinde, zabıtaların maliyeti bile 10 milyar lirayı geçerken, belediye, bunun tümünden sadece 8 milyar lira gelir alırsa, orada gereken hizmetleri veremez, veremiyor. Neyi söylemek istiyorum; şu yüzde 3'lük payı yüzde 2'ye düşürdüğünüz zaman, Doğu Anadolu'da belediyeler zor duruma düşerler diyorum. Bunun yerine KDV oranını azaltırsanız, daha makul olur; çünkü, belediyelere ve yerel yönetimlere verdiği vergiler kendisine, birebir, daha çok geri geldiği için, halk, oralara verdiği vergiye o kadar çok acımıyor. Vatandaş şu hesabı yapıyor: Devlete vermiş olduğum genel verginin ancak yüzde 7'si bana yatırım olarak geri geliyor, yüzde 93'ü faiz, repo, transfer, cari hizmetler olarak gidiyor; ama, yerel yönetime verdiğim paranın hemen hemen büyük bir bölümü, bana hizmet olarak geri dönüyor.

Onun için, Sayın Bakanım, bu kanunla bunları getirdiğiniz zaman, kim uygulayacak bunları; belediyeler uygulayacak. Neyini uygulayacak; zabıtasını uygulayacak, temizliğini uygulayacak, icabında veterinerle sağlık kontrolünü uygulayacak. Onu uygulabilmesi için, belediyelere gelen gelirde ona göre artış olması lazım. Bunun için, bu yüzde 2 verginin, en azından Doğu Anadolu gibi yerlerde yüzde 4-5'e çıkarılmasının; buna mukabil, KDV oranının yüzde 2'ye düşürülmesinin makul olacağını belirtmek istiyorum.

Bir başka belirtmek isteyeceğim husus olarak da şu var: Şimdi, bazı vilayetlerde, şu anda mevcut olan haller hizmette yeterli olabilir; bu kanun çıktığı zaman hale girecek meyve ve sebze miktarı 2-3 kat arttığı zaman da müsait olabilir; ama, gelin görün ki, Doğu Anadolu'daki çoğu vilayette olduğu gibi, bizzat Erzurum'daki hal de buna müsait değildir. Yani, 2-3 kat fazla sebze girdiği zaman, o hal, vermesi gereken hizmeti karşılayamaz, veremez. Ne yapmak lazım; yeni bir hal yapmak lazım. Yeni bir hali, belediyenin kiralarla yapması da mümkün değil. Neden mümkün değil: Kendisi buna milyarlarca para harcayacak, alacağı para son derece düşük olacak; o halde, onun, yeni bir hal yapması da mümkün olmayacak. O zaman, bizim belediye başkanları, şunu teklif ediyorlar, bizden şunu istiyorlar: Hiç olmazsa, yeni bir kanun tasarısıyla, kiraya verme değil de, oradaki dükkânları satma imkânını getirecek olursanız, o zaman, bizim de oraya yeni bir hal binası yapmamızın manası olabilir. Böyle olursa, izim de buna ekonomik bir yaklaşımımız olabilir diye düşünüyorum. Bunun çok önemli olduğu kanaatindeyim; çünkü, zaten, dikkat edin, büyükşe