DÖNEM : 20 CİLT : 53
YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
96 ncı Birleşim
2. 6. 1998 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in, Fransa Ulusal Meclisinde kabul edilen sözde Ermeni soykırımına ilişkin yasa teklifi hakkında gündemdışı açıklaması ve ANAP Grubu adına BitlisMilletvekili Kâmran İnan, FP Grubu adına Hatay Milletvekili Mehmet Sılay, DYP Grubu adına Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay, DSP Grubu adına Zonguldak Milletvekili Mümtaz Soysal, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla, DTP Grubu adına Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın grupları adına, Ankara Milletvekili Cemil Çiçek’in şahsı adına konuşmaları
2. — Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, Avrupa Birliğince Türkiye’ye yönelik olarak su ürünleri ithalinin yasaklanmasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar’ın cevabı
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1. — Fransa Ulusal Meclisince kabul edilen sözde Ermeni soykırımına dair yasa teklifine karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinin gösterdiği tepkiye ilişkin açıklama
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. — Kanada ve Amerika BirleşikDevletlerine gidecek olan DevletBakanı A. Ahat Andican’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1519)
2. — Almanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1520)
3. — Çin Halk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı HasanHüsamettin Özkan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1521)
4. — Slovakya Cumhuriyetine gidecek olan DevletBakanı Yücel Seçkiner’e dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1522)
5. — Azerbaycan Cumhuriyetine gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1523)
6. — Portekiz’e gidecek olan Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’na, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Burhan Kara’nın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1524)
7. — TBMM Başkanlık Divanınca Hindistan Meclis Başkanı ve beraberindeki parlamento heyetinin ülkemize davet edilmelerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1525)
8. — Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, Denizli İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması ve İl Merkezinde Sevindik, Kınıklı, Gümüşler ve Başkancı Adıyla Dört İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifini (2/736) geri aldığına ilişkin önergesi (4/343)
9. — Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun (6/1009) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/344)
10. — İçel Milletvekili Saffet Benli’nin (6/985, 986) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/345)
11. —Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya, İçel Milletvekili Turhan Güven, Afyon Milletvekili İsmet Attila, Kırıkkale Milletvekili Hacı Filiz, Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin, Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve Çankırı Milletvekili Ahmet Uyanık’ın (9/20) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinden imzalarını geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/346)
12. — Konya Milletvekili Ahmet Alkan’ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/347)
13. — Nevşehir Milletvekili Abdulkadir Baş’ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/348)
14. — Ankara Milletvekili İrfan Köksalan’ın Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/349)
15. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/350)
16. — Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in Ermenistan’a yaptığı resmî ziyarete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1526)
17. — Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Tunus’a yaptığı resmî ziyarete katılması uygun görülen milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1527)
D) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. — Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 24 arkadaşının, bazı bölgelerde yaşanan sel felaketi konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/23)
2. — Muğla Milletvekili İrfettin Akar ve 54 arkadaşının, turizme açılan orman alanlarının dağıtımında usulsüzlük ve partizanlık yapmak suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Orman Bakanı Ersin Taranoğlu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/22)
IV. — ÖNERİLER
A) SİYASî PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. — Gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına ve 3 Haziran 1998 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin ANAP, DSP ve DTP Gruplarının müşterek önerisi
V. — GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. — Sakarya Milletvekili Ertuğrul Eryılmaz ve 55 arkadaşının, Devlete ait pul, zarf ve etiketleri özel amaçlarla kullanmak suretiyle TÜGSAŞ’ı haksız ve keyfi olarak zarara uğrattığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı Mustafa Rüştü Taşar hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/20)
2. — Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boşaltılan yerleşim birimleri nedeniyle göç eden yurttaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi amacıyla kurulan (10/25) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S. Sayısı : 532)
VI. — SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. — Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan’ın SSK Müdürlüğü doktor ve teknik personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın yazılı cevabı (7/4876)
2. — Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, TRT’nin yayın politikasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı (7/4877)
3. — Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Turgut Özal suikastiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/4878)
4. — Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Karaman-Sarıveliler Esentepe İlköğretim Okuluna ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/4892)
5. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Dost Sigorta A.Ş.’nin kurucu heyetine mensup bazı işadamlarının gözaltına alınmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4901)
6. — Ordu Milletvekili Mustafa Hasan Öz’ün, Karadeniz Teknik Üniversitesinde öğrencilerin Rektörlükçe fişlendiği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/4908)
7. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;
– Karaman-Ayrancı-Küçükkoraş Köyünün sulama suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Kıraman Köyünün beton sulama kanallarının ne zaman yapılacağına,
– Karaman-Ayrancı’ya bağlı bazı köylerin yol sorunlarına,
– Karaman-Ayrancı-Pınarkaya Köyünün içme suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Sarayköyün içme suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Yarıkkuyu Köyünün ek kuyu ihtiyacına,
– Karaman Ayrancı-Karaağaç Köyünün içme suyu şebekesine,
– Karaman-Ayrancı-Kavaközü Köyünün sulama suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Kayaönü Köyünün beton sulama kanalı ihtiyacına,
– Karaman-Ayrancı’ya bağlı bazı köylerin içme ve sulama suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Büyükkoraş Köyünün beton sulama kanalı ihtiyacına,
– Karaman-Ayrancı’ya bağlı bazı köylerin köprü ve sulama göleti ihtiyacına,
– Karaman-Ayrancı-Dokuzyol Köyünün su kanalı ve içme suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Ağızboğaz Köyünün içme suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Akpınar Köyünün içme suyu sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Berendi Köyünün bazı sorunlarına,
– Karaman-Merkez-Yukarıakın Köyünün su deposu ve yol sorununa,
– Karaman-Ayrancı-Ambar-Bögecik Köyleri arasındaki yola,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4917, 4918, 4919, 4920, 4921, 4922, 4923, 4924, 4925, 4926, 4927, 4928, 4929, 4930, 4931, 4932, 4933, 4935)
8. — Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in;
– Karaman-Sarıveliler-Uğurlu Köyünün içme suyu ve sulama suyu sorununa,
– Karaman-Başyayla, Kışlaköy’ün bazı sorunlarına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4940, 4941)
9. — Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan geçici işçilere ilişkin sorusu ve DevletBakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4942)
10. — Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun, Türkiye Taş Kömürü Kurumunun Hazineye olan borçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in yazılı cevabı (7/4944)
11. — Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Turgut Özal suikastiyle ilgili yapılan işlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4963)
12. — Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, bakanlıkça soruşturulmasına onay verilmeyen belediyelere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4964)
13. — Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, Mavi Akım Projesi hakkında ileri sürülen iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/4984)
14. — İzmir Milletvekili Veli Aksoy’un, bir üniversite öğrencisinin ölümüne ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4986)
15. — Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, Gaziosmanpaşa Kaymakamınca yayımlandığı iddia edilen kılık kıyafet genelgesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4993)
16. — Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, teröre karışan sanık duruşmalarında yaşanan saldırı olaylarına karşı alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4996)
17. — Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, yurtdışı temsilciliklerinde yapılan işlemler karşılığı alınan ücretlere ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in yazılı cevabı (7/4997)
18. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/5010)
19. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın yazılı cevabı (7/5017)
20. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın yazılı cevabı (7/5021)
21. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;
– Karaman-Merkez-Bostanözü Köyünün bazı sorunlarına,
– Karaman-Merkez-Dereköy’ün bazı sorunlarına,
– Karaman-Merkez-Beydili Köyünün bazı sorunlarına,
– Karaman-Merkez-Çukurbağ Köyünün istinat duvarı ihtiyacına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/5025, 5027, 5028, 5029)
22. — Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Siirt Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünde çalışan geçici işçilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/5032)
23. — Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, bazı vakıfların zorunlu olarak bağış topladıkları iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/5033)
24. — Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Elazığ-Kovancılar, Palu Baltaşı, Maden Hatunköy Barajları projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/5052)
25. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Burhan Kara’nın yazılı cevabı (7/5069)
26. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/5070)
27. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan İline 1998 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun yazılı cevabı (7/5072)
28. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın;
– Ortaöğretim öğrencilerinin Millî Kütüphaneye alınmamasının nedenine,
Bursa Milletvekili Yüksel Aksu’nun;
– Bursa Diyanet Kültür ve Eğitim Sitesi inşaatına,
İlişkin soruları ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5078, 7/5084)
29. — Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, Bayburt İlindeki mahallî idarelere yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/5094)
30. — Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Karaman-Ermenek-Balkusan Köyündeki Karamanoğlu Mahmut Bey Türbesinin restorasyon ihtiyacına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/5105)
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Antalya Milletvekili Bekir Kumbul’un, aile planlamasına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy,
İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, çay politikasına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Eyüp Aşık,
Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık’ın, Türkiye Taşkömürü Kurumunun sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer,
Cevap verdiler.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 278 inci sırasında yeralan 659 sıra sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının, bu kısmın 6 ncı sırasına alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda açık bulunan ve iktidar partileri kontenjanından geriye kalan bir üyelik için yapılan seçim sonucunda, Kutlu Savaş’ın seçildiği açıklandı.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :
1 inci sırasında bulunan 132,
2 nci sırasında bulunan 232,
4 üncü sırasında bulunan 553,
5 inci sırasında bulunan 631,
8 nci sırasında bulunan 556,
9 uncu sırasında bulunan 634,
Sıra sayılı kanun tasarıları ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,
3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,
Ertelendi;
6 ncı sırasında bulunan, Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında (1/769) (S. Sayısı : 659),
7 nci sırasında bulunan, KooperatiflerKanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında (1/730) (S. Sayısı : 637),
Kanun tasarılarının, yapılan görüşmelerden sonra;
10 uncu sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Arasında Mutludere-Rezovska Deresi Mansap Bölgesindeki Sınırın Belirlenmesi ve İki Ülke Arasında Karadeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/704) (S. Sayısı : 572),
11 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Ticaret ve Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/677) (S. Sayısı : 571),
Kanun tasarılarının da, yapılan açık oylamalardan sonra,
Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.
2 Haziran 1998 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.44’te son verildi.
Uluç Gürkan
Başkanvekili
Hüseyin Yıldız Ünal Yaşar Mardin Gaziantep Kâtip Üye Kâtip Üye
No. : 146
II. — GELEN KÂĞITLAR
29 . 5 . 1998 CUMA
Tasarılar
1. — Sekiz İlçe ve Üç İl Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması ve Bu Kararnameye Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı (1/779) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.5.1998)
2. — Güvenlik ve Asayiş Nedeniyle İstanbul İlinde Altı İlçe Kurulması ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/780) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.5.1998)
Teklifler
1. — İzmirMilletvekili Hakan Tartan’ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabülüne Dair Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1177) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.5.1998)
2. — Karabük Milletvekili Erol Karan’ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1178) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.5.1998)
Sözlü Soru Önergeleri
1. — İçel Milletvekili Saffet Benli’nin, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu gelirlerine ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) sözlü soru önergesi (6/1050) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
2. —Niğde Milletvekili Mehmet Salih Katırcıoğlu’nun elma üreticilerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1051) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
3. — Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, Denizcilik Müsteşarlığı binasının onarımını yapan firmaya ilişkin Devlet Bakanından (Burhan Kara) sözlü soru önergesi (6/1052) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
4. — Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, DPT tarafından Milliyet Gazetesi yöneticilerine brifing verildiği iddiasına ilişkinBaşbakandan sözlü soru önergesi (6/1053) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
5. — Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç’ın, hububat alım fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1054) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
6. — Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, okul müdürlüklerine atama yapılmamasının nedenine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1055) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
7. — Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, Havza’nın afet bölgesi kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1056) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1. — Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun koruma tahsisi talebine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5272) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
2. — İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın, Akın Birdal’a düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5273) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
3. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, İstanbul ve İzmir Gümrüklerinde bulunan müfettiş sayısına ilişkinBaşbakandan yazılı soru önergesi (7/5274) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
4. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, gümrük vergisi kayıplarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5275) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
5. — Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, organize suç örgütlerinin Türkiye’deki durumu konusunda hazırlandığı ileri sürülen bir rapora ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5276) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
6. — Konya Milletvekili HasanHüseyin Öz’ün, okul yöneticileri ve öğretmenler hakkında açılan soruşturmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5277) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
7. — Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, bir şahsın ve şirketlerinin vergi affından yararlanıp yararlanmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5278) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
8. — Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, şiddete maruz kalan kimsesiz kadınların barınma sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Işılay Saygın) yazılı soru önergesi (7/5279) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
9. — Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Şereflikoçhisar İlçesinde yaşayan kimsesiz kadınların barınma sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi (7/5280) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
10. — Hatay Milletvekili Atila Sav’ın, 3095 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5281) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
11. — Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu’nun, Gün Sazak cinayetinin faillerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5282) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.5.1998)
12. — Karaman Milletvekili Abdullah Özbey’in, Ermenek-Bucakkışla-Karaman yolu projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5283) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
13. — Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, okul müdürlüklerine atama yapılmamasının nedenine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5284) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
No. : 147
1 . 6 . 1998 PAZARTESİ
Teklifler
1. — Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın; Sıvas İlinde Alacahan Adıyla Bir İlçe Kurulmasına Dair Kanun Teklifi (2/1179) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.5.1998)
2. — İstanbul Milletvekilleri Metin Işık ve Gürcan Dağdaş’ın; Esenyurt Adında Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1180) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
3. — İstanbul Milletvekilleri Metin Işık ve Gürcan Dağdaş’ın; Halkalı Adında Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1181) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
4. — Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve 10 arkadaşının; Çadırkaya Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1182) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
5. — Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu ve 43 arkadaşının; Konursu Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1183) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
Raporlar
1. — Ankara Milletvekilleri Ali Dinçer ve Yılmaz Ateş, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ile Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1399) (S. Sayısı : 664) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
2. — Diyarbakır Milletvekili Salim Ensarioğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1401) (S. Sayısı : 665) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
3. — Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1400) (S. Sayısı : 666) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
4. — Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1423) (S. Sayısı : 667) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
5. — Konya Milletvekili Veysel Candan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1321) (S. Sayısı : 668) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
6. — Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1323) (S. Sayısı : 669) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
7. — Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1375) (S. Sayısı : 670) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
8. — Ankara Milletvekili Mehmet Gölhan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1294) (S. Sayısı : 671) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
9. — Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1275) (S. Sayısı : 672) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
10. — Antalya Milletvekili Sami Küçükbaşkan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1349) (S. Sayısı : 673) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
11. — Gaziantep Milletvekili Mehmet Batallı’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1274) (S. Sayısı : 674) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
12. — İstanbul Milletvekili Tansu Çiller’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1268) (S. Sayısı : 675) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
13. — Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1267) (S. Sayısı : 676) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
14. — Kocaeli Milletvekili Necati Çelik’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1210) (S. Sayısı : 677) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
15. — İstanbul Milletvekili Necdet Menzir’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/870) (S. Sayısı : 678) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
16. — İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1242) (S. Sayısı : 679) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
17. — Afyon Milletvekili Nuri Yabuz’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1240) (S. Sayısı : 680) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
18. — Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1241) (S. Sayısı : 681) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
19. — Kayseri Milletvekili İbrahim Yılmaz’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyon raporu (3/1239) (S. Sayısı : 684) (Dağıtma tarihi : 1.6.1998) (GÜNDEME)
No. : 148
2 . 6 . 1998 SALI
Teklifler
1. — Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ile Erzurum Milletvekili Şinasi Yavuz’un; Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1184) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.5.1998)
2. — Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin; Denizli İlinde Büyükşehir Belediyesi Kurulması ve İl Merkezinde Sevindik, Kınıklı, Gümüşler ve Kaklık Adıyla Dört İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1185) (İçişleri ve Plan ve ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
3. — Kilis Milletvekili Mustafa Kemal Ateş ve 12 arkadaşının; Yavuzlu Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1186) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
Tezkereler
1. — Bingöl Milletvekili Mahmut Sönmez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1513) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
2. — Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1514) (Anayasa ve Adalet Komisyonları ÜyelerindenKurulu Karma komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
3. — Isparta Milletvekili Ömer Bilgin’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1515) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
4. — Hakkâri Milletvekili Naim Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1516) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
5. — Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1517) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
6. — İzmir Milletvekili Ufuk Söylemez’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1518) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.5.1998)
Raporlar
1. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/764) (S. Sayısı : 682) (Dağıtma tarihi : 2.6.1998) (GÜNDEME)
2. —Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gürcistan Hükümeti Arasında Karadeniz’deki Deniz Alanlarından Sorumlu Yetkili Makamların İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri komisyonu raporu (1/766) (S. Sayısı : 683) (Dağıtma tarihi : 2.6.1998) (GÜNDEME)
3. — İstiklâl Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatanî Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe komisyonu raporu (1/775) (S. Sayısı : 685) (Dağıtma tarihi : 2.6.1998) (GÜNDEME)
4. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri komisyonu raporu (1/759) (S. Sayısı : 686) (Dağıtma tarihi : 2.6.1998) (GÜNDEME)
5. — Radyo ve Televizyon Verici Tesislerinin Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğüne Devredilmesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/691) (S. Sayısı : 688) (Dağıtma tarihi : 2.6.1998) (GÜNDEME)
Genel Görüşme Önergesi
1. — Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 24 arkadaşının, bazı bölgelerde yaşanan sel felaketi konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/23) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.5.1998)
Meclis Soruşturması Önergesi
1. — Muğla Milletvekili İrfettin Akar ve 54 arkadaşının, turizme açılan orman alanlarının dağıtımında usulsüzlük ve partizanlık yapmak suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Orman Bakanı Ersin Taranoğlu hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/22) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.5.1998)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
2 Haziran 1998 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96 ncı Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, Hükümetin gündemdışı söz isteği var.
III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in, Fransa Ulusal Meclisinde kabul edilen sözde Ermeni soykırımına ilişkin yasa teklifi hakkında gündemdışı açıklaması ve ANAP Grubu adına Bitlis Milletvekili Kâmran İnan, FP Grubu adına Hatay Milletvekili Mehmet Sılay, DYP Grubu adına Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay, DSP Grubu adına Zonguldak Milletvekili Mümtaz Soysal, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla, DTP Grubu adına Van Milletvekili Mahmut Yılbaş’ın grupları adına, Ankara Milletvekili Cemil Çiçek’in şahsı adına konuşmaları
BAŞKAN – Dışişleri Bakanı, gönderdiği bir yazıyla “Fransa Ulusal Meclisinin 29 Mayıs 1998 tarihli oturumunda, sözde Ermeni soykırımına ilişkin olarak kabul edilen yasa teklifi hakkında, Yüce Parlamentomuza bugünkü (2 Haziran) birleşimde bilgi sunmak istiyorum” dediğinden, İçtüzüğün 59 uncu maddesine göre, kendisine gündemdışı söz verilmiştir.
Buyurun Sayın Bakan. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) – Sayın Başkan, Millet Meclisimizin değerli üyeleri; Fransız Ulusal Meclisinin aldığı sözde soykırıma ilişkin bir karar nedeniyle Meclisimize bilgi sunmak istiyorum. Bu sunuşu fazla uzatmadan yapacağım.
Hepimizin bildiği gibi, Fransa’da, bazı Millet Meclisi üyelerinin hazırlığı ve girişimiyle bir yasa teklifi hazırlandı ve bu yasa teklifi Meclise sevk edildi. Yasa teklifi, aslında, çok büyük ölçüde sahte belgelere dayanan, çok büyük ölçüde yalan ve yanlış olan bazı varsayımlar üzerine bir kınama, bir kabullenme, bir açıklama; Osmanlı döneminde yer aldığı iddia edilen soykırıma dönük bir yasa teklifi.
Bu konu ilk gündeme getirildiği sıradan başlayarak, biz, Hükümet olarak -fakat, sadece Hükümet olarak değil- Hükümet olarak, Bakanlık olarak, Büyük Millet Meclisi Başkanlığı olarak, Başbakanlık olarak, Türkiye’nin değişik bütün sorumlu organları olarak, bu konuda harekete geçtik ve bu konuda yapılabilecek olanı, söylenebilecek olanı yerine getirmeye çalıştık, büyük ölçüde getirdik. Sadece, devlet, hükümet düzeyinde değil, Fransa’yla ilişkisi bulunan işadamlarımız bağlamında da harekete geçtik. Sayın Meclis Başkanımız, kendi muhatabına önemli bir duyuruda bulundu; Sayın Başbakanımız, Fransa Başbakanına mektup yazdı; benim, kendi Bakanlığım düzeyinde girişimlerim oldu, ayrıca, Paris Büyükelçimizin değişik Fransız makamlarıyla görüşmeleri oldu; fakat, bütün bunlar sonucu değiştirmedi yahut belki etkiledi, ama, değiştirmedi.
Bu arada, benim önemsediğim, Fransız Dışişleri Bakanıyla bir görüşmem oldu ve burada, meseleyi nasıl tahlil ettiğimizi, bu yapılan hareketin ne gibi sonuçlara yol açacağını kendisine anlattık.
Sonuçta, iki türlü de yorumlanabilir; 29 milletvekilinin hazır bulunabildiği bir toplantıda bu karar alındı; bir bakıma denilebilir ki, işte, nihayet 29 milletvekiliyle karar alındı; ancak, gerçi, hukukî sonuç değişmez, isterse 10 milletvekiliyle karar alınsın. Bir başka bakıma da, 500 kişilik bir parlamentoda Türkiye’nin haklılığını savunacak 30 milletvekilinin çıkmamış olması açısından da, bu 29 kişiyle alınan karar yorumlanabilir.
Kararla ilgili olarak, bizim Bakanlığımızın tahlilini, hemen, karar gününde açıkladım ve bu Millî Meclisin, soykırımının tanınması şeklindeki bir yasa önerisi metnini kabulü, yaratacağı sonuçlar açısından fevkalade düşündürücüdür; bunu açıkladık ve yol açacağı gelişmelerin terörü özendirecek olmasını vurguladık. Geçmişte, 34 diplomatımızı şehit etmiş teröristleri, onların benzerlerini, uzantılarını yüreklendirecek bir karar aldıklarını -ki, bunları, ben, aynı zamanda Fransa Dışişleri Bakanına da anlatmıştım- ve Türkiye’ye karşı ırkçı terörü körükleyen, ırkçılığı özendiren bir karar olduğunu ve bunu, şiddetle kınadığımızı belirttik. Ayrıca, Fransa’yla aramızdaki olumlu gelişen ilişkileri torpilleyen bir kararı Millî Meclisin almış bulunduğunu ve bu yaklaşımın, Fransız halkının çoğunluğunca benimsenmeyeceği değerlendirmemizi belirttik. Ayrıca, bunu, Fransız Dışişleri Bakanına da söyledik; dedik ki: Sizin bu kararınızdan sonra, Meclisinizin bu kararından sonra, Fransa’daki diplomatlarımız, dış temsilcilerimiz ve hatta 300 bine yaklaşan insanlarımız, belli bir tehdidin altına sokulmaktadır; bu konuda, çok daha dikkatli, özenli davranmanızı istiyoruz. Ayrıca, gereken önlemlerin alınması için, kendi teşkilatımızı harekete geçirdik.
Şimdi, bundan sonrası ne olabilir: Fransız yasaları yahut Anayasası çerçevesinde, bundan sonra, konunun Fransız Senatosuna gönderilmesi ve Senatoda tartışılması bekleniyor. Bu, önümüzdeki günlerde gerçekleşebilir. Daha olası gözüken, bunun, haziran ayının sonunda, 29 Haziranda görüşülebilmesi. Ona, ayrıca değineceğim. İhtimal ne ölçüdedir, bilemem; ama, eğer, Fransa, özellikle Fransız senatörleri, Fransız kamuoyu, Fransız Hükümeti ve Fransız Cumhurbaşkanı aklıselimin yoluna yönelirlerse, o zaman, belki, bu gidiş de kendileri tarafından önlenebilir.
Bu aşamada bizim yaklaşımımız ve bizim yaptığımız: Hem devletimizin görevli organları hem sivil toplum örgütleri, Fransa’yla ilişkili olan çevreler ve tabiî, en başta Millet Meclisimiz, Millet Meclisimizde bu konuda tecrübesi olan arkadaşlarımız, bir bütün olarak, yoğun bir çalışma içindeyiz -demin belirttiğim gibi, zaten, bu çalışmayı başlatmıştık- ve Fransa’ya, yaptığı yanlıştan dönmesinin çok daha doğru olacağını her kanaldan telkin etmekteyiz. Önümüzdeki günlerde, bu çabalarımız yoğunlaşarak artacak; yazılı metinlerle, yüz yüze temaslarla bu çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Burada, bunun yanı sıra, Fransa’daki bütün makamlara, kendi yapmaları gerekeni, kendi sorumluluk paylarını hatırlatıyoruz.
Evet, Fransa’daki son tahlilde -bir meclisin kararıdır, bir parlamento olayıdır; fakat- biz, bu yanlışın önlenmesi yolunda, Fransız Hükümetinin daha gayretli olabileceği kanaatindeyiz ve Fransız Hükümeti, önümüzdeki günlerde -tabiî ki, parlamentoya hükmedemez bir hükümet; ama- Parlamentosundaki yanlışların düzeltilmesine kendi katkısını getirebilir düşüncesindeyiz. Nitekim, bunları, sürekli olarak telkin ediyoruz. Ankara’daki Fransa Büyükelçisiyle de bu telkinimizi devam ettirmekteyiz.
Bizim Fransız tarafına söylediğimiz şudur: Bu karar sonrasında, Fransa ile Türkiye’nin gerçekten üst düzeyde olan ekonomik ve siyasî ilişkileri -biz istesek de, istemesek de- geçmişteki düzeyini muhafaza edemeyecektir; bunu herkesin görmesi lazım; çünkü, eğer, siz, kendi parlamentonuzda, bir ülkeye karşı fevkalade haksız girişimi gerçekleştirirseniz, üstelik bu haksızlığın önlenmesi yolunda diğer Fransız makamlarının gerekli gayreti göstermediği gibi bir de izleniminiz varsa, o takdirde, ilişkilerin bundan etkilenmemesi düşünülemez.
Burada, son olarak değinmek istediğim birkaç konu var. Bir defa, bizim, Türkiyemizin çeşitli sorumlularının belirttiği gibi, tarihî olayların değerlendirilmesi, tarihin yargılanması, tarihçilere ait bir olgudur; bu, siyasîlerin işi değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edeyim.
Tamam efendim, size 20 dakika süre vermem lazım, buyurun.
DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Devamla) – Zaten bitiriyorum; sağ olun.
İkincisi, Türkiye’ye izafe edilen bazı noktalar tümüyle haksızdır ve yanlıştır. Biz, tarihimizle barışık olan bir memleketiz. Bugün, geriye baktığımızda, herkesin tarihinde olduğu gibi bizim tarihimizde de, çok da doğru olmamış diyebileceğimiz hadiseler bulunabilir; fakat, özellikle, Fransız Meclisinin atıfta bulunduğu olaylar, çok büyük ölçüde yalana ve yanlışa dayalıdır, siyasî istismar için abartılmış ve dünyaya saptırılarak yansıtılmış olaylardır. Bazı Fransız milletvekilleri, onun bile farkında değil. Kaldı ki, bu olaylara ilişkin bütün arşivleri, biz, Türkiye olarak, dünyaya açtık; Osmanlı arşivlerini, bu konuyla bağlantılı bütün arşivleri açtık. Hatta, Ermenistan’dan bilim adamları gelip, bizim arşivlerimiz üzerinde çalışma yapıyorlar. Bizim, kimseden saklayacak bir şeyimiz yoktur; kimseden korkmamıza bir neden yoktur. Biz, bütün hadiseleri, olanca gerçekliğiyle, tarihî gerçekliğiyle dünyaya açabilmiş bir milletiz.
Üçüncü değineceğim husus, Türkiye’ye karşı terör olgusunun körüklenmesi ve bazı milletvekillerinin, yabancı milletvekillerinin, bu tırmanışa kendi katkısını -isteyerek istemeyerek- getirmiş olmasıdır. Bunun altını ısrarla çiziyorum ve bunu, devamlı olarak, karşı tarafa, Fransızlara duyurmaktayız.
Nihayet, bu terör olgusunun bir başka boyutu da, Ermenistan’daki yeni hükümetin, teröre dönük gayet anlayışlı bir politika içine girmesidir; başlıca yöntem olarak şiddeti, ırkçılığı benimsemiş bir partinin -ki bu parti önceki hükümet döneminde yasaklanmıştı- yeniden, yasaklıdan çıkarılıp meşruiyete kavuşturulmuş olmasıdır.
Son olarak da, herkesin şunu bilmesini istiyorum: Türkiye olarak biz, yıllardan beri, büyümenin, demokratikleşmenin, daha iyiye gitmenin çabası içindeyiz. Bu, sadece bir çaba değildir; aynı zamanda, gerçekleşmekte olan bir olgudur. Türkiye olarak biz, 21 inci Yüzyılın en güçlü devletlerinden, dünyadaki en güçlü devletlerinden biri olmanın çok ciddî adayıyız ve muhtemelen, büyük bir ihtimalle de bunu gerçekleştireceğiz. Yani, kimse, bizi, böyle yanlış sözlerle, sözde tasarılarla ürkütemez; kimse, Türkiye’nin iradesini, kimse, Türkiye’nin, demokrasi, barış istikametindeki, ekonomiyi büyütme istikametindeki yürüyüşünü geciktiremez. Biz, üzerimize gelen haksızlıklar, saldırılar ne olursa olsun, kendi yolumuzda, demokrasinin, barışın ve gelişmenin yolunda ilerleyeceğiz. Bunda kararlıyız ve bunu yapacak gücümüz mevcuttur.
Bu düşüncelerle, Meclisimizin, Hükümetimize, bu yönde göstereceği yönlendirmeleri, bu yönde tutacağı ışığı, bu yönde getireceği öneriyi, talimatı bekleyerek hepinize saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın Bakan Hükümet adına Meclise gündemdışı bilgi verdiği için gruplara söz hakkı doğmuştur.
Grupları adına, Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Kâmran İnan, Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Sılay, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Zeki Ertugay ve Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Mümtaz Soysal söz istemişlerdir.
Kişisel olarak da, Sayın Cemil Çiçek ve Sayın Muhsin Yazıcıoğlu söz istemişlerdir. Kişisel olarak bir kişiye söz vereceğim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın İnan; buyurun efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAP GRUBU ADINA KÂMRAN İNAN (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Sayın Bakanımızın, Fransız Parlamentosunda geçen hafta alınan talihsiz karar hakkında Yüce Meclise bilgi sunmasını ve Hükümetimizin bu alanda aldığı tedbirler ve attığı adımlar hakkındaki bilgileri memnuniyetle, teşekkürle ve takdirle karşılıyoruz.
Değerli milletvekilleri, olayı, sadece Fransa’daki 300 bini aşkın Ermeni lobisinin siyasî maksatlarla geliştirdiği bir hareket ve bunun neticesi, 29 milletvekilinin kararıyla çıkmış bir tedbir olarak, Türkiye’yi kınama hareketi olarak değerlendirmek eksik olur, yanlış olur; bu, çok yönlü bir konudur ve çok derinliğine bakılması lazımdır.
Sayın Hükümet, eminim ki, bunun arkasındaki asıl stratejinin ve hedeflerinin takipçisi olmaya devam edecektir. (Gürütüler)
Herhalde çok daha önemli konular var değerli arkadaşlarım!..
BAŞKAN – Efendim, siz devam edin, ben sustururum.
Arkadaşlar, lütfen sükûnetle dinleyelim.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Kusura bakmayın; eğer, böyle bir günde, Yüce Meclis, Türk Milletinin kendisinden beklediği büyük beraberliği ve Fransa’nın hak ettiği şedit cevabı vermeye hazır değilse, bunda en çok biz üzülürüz, en çok da onlar sevinir.
Değerli milletvekilleri, bizim Batılıların bir huyu var: Ayna kullanmazlar, kendilerine bakmazlar, tarihlerine bakmazlar, kendileri dışındaki herkesi suçlu görürler. Avrupa’da bize suç yöneltecek, bizde kabahat arayacak temizlikte sicili bulunan hiçbir memleket yoktur. (ANAP, DYP ve DSP sıralarından alkışlar) Bu kürsüden, Osmanlı İmparatorluğunun tarihî ve diplomatik ilişki kurduğu, ilk daimî büyükelçilik kurduğu Fransa milletini yaralamak istemiyoruz; ama, nihayet, onlar da dönüp baksınlar... 1 milyon insan, daha 1950’lerde Cezayir’de katledilmedi mi?! (DYP ve DSP sıralarından alkışlar) O dönemde dahi, Türkiye, Fransa’yla olan dostluğuna verdiği önem dolayısıyla, belki, Cezayir karşısında gerekli vazifesini yapmamıştır ve tenkitler de olmuştur.
Daha sonrası -daha son zamanlarda münakaşası cereyan ediyor siyasî çevrelerde, Birleşmiş Milletlerde- Ruanda’da geçen sene yapılan soykırımda Fransız hükümetlerinin rolü ve parmağının bulunduğu iddiası ortada; daha bu taze olarak duruyor. İkinci Dünya Savaşından sonra, Fransızlar, işbirlikçi iddiasıyla, hiçbir mahkeme ve hâkim önüne çıkarmadan 40 bin kişiyi kurşuna dizdiler ve bunlar, bugün insan hakları dersleri veriyorlar.
Bize gelinceye ve bundan seksen, doksan, yüz yıl öncesine dönünceye kadar, acaba, Fransız Parlamentosu, daha üç sene önce, Avrupa’nın göbeğinde, Bosna-Hersek’te yapılan katliama dönüp de baksaydı, daha iyi olmaz mıydı?! (DYP ve DSP sıralarından alkışlar) 250 bini aşkın insan, orada öldürülmedi mi, katledilmedi mi?! Bunda, bir ölçüde, İngilizlerle beraber Fransızların da günahının bulunduğunu kabul etmek lazım. Daha bir hafta evvel, bu katliamların bir nevi kasabı durumunda olan Karadziç’e, yakalanmak üzereyken, kaçması için bilgi verenler, Fransız subayları değil mi?! Bu vesileyle, Fransa’daki Filozof Henry Bernard Levy, Alain Juppe ile konuşmasında “Avrupa’nın göbeğinde bu katliamın devamı, bizim medeniyetimize ve insan haklarına indirilen büyük bir darbedir” dediğinde aldığı cevap “Yani, nereye varmak istiyorsunuz? Avrupa’nın göbeğinde bir Müslüman devletin doğuşuna müsaade mi edelim?”diyor.
Bu, çok anlamlıdır; bu, aslında, bugün atılan adımın, bir bakıma işareti ve mesajı olmaktadır. Bu, aslında, Türkiye’nin Avrupa Birliği dışında tutulmasının da bir izahı olmaktadır. Türkiye’nin, bunları görmesi ve okuması lazım.
Değerli milletvekilleri, Fransa ve Avrupa, bilhassa, dengelerin değişmesi ve Doğu-Batı sisteminin ortadan kalkmasıyla, yeni stratejiler peşinde; bu stratejinin de belkemiğini enerji oluşturmaktadır. Arap Yarımadasından alın; Irak, İran üzerinden Hazar Denizi, Kafkaslar, Orta Asya, Kazakistan, Çin sınırına kadar, diktörgen içerisinde 16 Müslüman memleket, bugün, dünya petrol rezervlerinin 3/4’ünü ve doğalgaz rezervlerinin de 1/3’ini bulundurmaktadır ve bugün dünyadaki asıl kuvvet dengeleri, menfaat çatışması ve stratejisi, buna yöneliktir. Fransa, bunun arayışı içerisindedir.
Ortadoğu’da, daha dün, Sayın Chirac Beyrut’ta idi. Oradan Suriye’ye mesaj verdi ki, geçen sene, terörizmi en çok destekleyen bir memleket olan Şam’ı ziyaret etmişti; bu sefer, yine, Yukarı Golan Tepeleri’nin Suriye’ye ait olduğu mesajını verdi. Kendisi Beyrut’ta iken, Suriye’yle ilişkileri geliştirirken, Fransız eski Devlet Başkanı Giscard D’Estaing, İran’ı ziyaret ediyor, onlarla temas ediyor ve bu defa, Fransız Parlamentosunun hareketiyle, Ermenistan üzerinden bir köprü kurarak Kafkaslar’a girmek gibi bir stratejinin bir ayağı olarak görülmek gerekir ki, bizim Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyaretini iade konusunda henüz bir tarih tespit edilmemiş bulunmasına rağmen, Başkan Chirac’ın eylül ayında Erivan’ı ziyareti kararlaştırılmış bulunmaktadır. Meseleleri bu konteks (context) içerisine oturttuğunuz zaman, asıl amacın ne olduğu ortaya çıkıyor.
Yine, meseleyi, sadece 29 milletvekili ve bunu, bir nevi siyasî yatırım hesabına bağlamak hatalı olur; burada Fransız Hükümetinin bilgisi de vardır. Zira, Fransız Anayasası, parlamentoda, ayda bir defa ancak milletvekillerinin sunduğu teklifler üzerinde özel gündemli müzakere imkânı tanımıştır; ama, orada dahi, Başkanlık Divanında, Fransa Devletinin menfaatlarına aykırı bir teklif bulunduğu takdirde, Hükümet, bunları önleyebilmek imkân ve gücüne sahiptir; bunu vermiştir anayasaları. Kullanmadı, neden kullanmadı; çünkü, güttüğü politikaya uygundur. Bunu bize ilk defa yapmıyor Fransızlar. Bunu, 1970’lerde, yine bir sosyalist iktidar döneminde, Fransa’da, Ermeni terörizminin en yüksek seviyeye geldiği ve Fransız Meclisi bu kararı alırken, aslında, Paris’te, Fransız Devletinin koruması altında bulunan büyükelçimizin güpegündüz katledilmesinin hatırası önünde utanmaları lazımdı; Şanzelize Caddesinde, güpegündüz öldürülen turizm bürosu müdürümüzün hatırası önünde utanmaları lazımdı; evine giderken, asansör kapısında yaralanan basın müşavirimizin akan kanları önünde utanması lazımdı. (ANAP, DYP ve DSP sıralarından alkışlar)
O dönemde, Fransa’nın İçişleri Bakanı ve Marsilya Belediye Başkanı olan Gaston de Ferre’in, aslında, devlet münasebetlerinde büyük bir utanç ve ayıp sayılacak olan bir hareketi oldu; Ermeni teröristlerle bir uzlaşma yaptı “Fransa menfaatlarına dokunmamak kaydıyla, Fransa toprakları üzerinde Türkiye’ye karşı bütün hareketlerde serbestsiniz” dedi ve bunu yaptılar. Nereye kadar yaptılar: Ta ki, Orly Havaalanında, Türk Hava Yolları Bürosuna bombalı saldırı neticesinde 12 Fransızın öldürülmesiyle gözleri bir ölçüde açıldı. Daha sonra Fransa’nın “Siyah Eylül” denilen, bizzat kendi içindeki terörizmin, aksion direct’in gelişmeleriyle, Fransa, terörizmi keşfetmeye başladı. Binaenaleyh, bize karşı bu hareketleri, ilk defa olmamaktadır.
Peki, bununla Ermenistan’a hizmet mi ediyorlar? Bakınız, Ermenistan Devleti, diğer eski cumhuriyetlerle beraber doğduğunda, ilk tanıyan memleketlerden biri Türkiye olmuştur, komşu olduğu içindir ve Türkiye, aslında, kendilerine kara ve hava koridoru açmıştır. Sonraki gelişmeler, Azerbaycan üzerindeki tecavüzü, işgali neticesinde kara koridoru kapatılmış, hava koridoru kapanmış, sonra açılmış. Daha da ne yapılmıştır: Bundan dört sene evvel, zamanın sayın hükümeti, Ermenistan’ın içine düştüğü güçlük karşısında, bizim muhalefet olarak tenkitlerimize rağmen, 100 bin ton buğday göndermiştir ve bizim aradığımız, aslında, kendileriyle uzlaşma ve iyi komşuluk ve barış içinde yaşamaktır.
Ortadoğu tarihinin en yetkili otoritesi olan Bernard Levy, 1993’te Le Monde Gazetesinde yazdığı bir makalesinde “Ermeni iddialarını destekleyecek, tarihî, ciddî hiçbir belge yoktur” diyor. Hadise sadece savaş sırasında Rusların Türkiye’ye tecavüzü karşısında, Ermenilerin, o bölgede Ruslarla işbirliği yapmak suretiyle, mahallî insanlara karşı giriştiği zulüm ve katliamdan doğma bir içihtilaf olarak tezahür etmekte ve bunun neticesinde de, Ermenileri o bölgeden çıkarma amacı ve politikasıyla, bu neticelerin, bu, her iki tarafın da bir ölçüde kayıplarının doğduğunu ifade etmektedir; ama, o zaman da, kendisini, mahkemeye verdiler. Fransız mahkemelerine verilen...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İnan, süreniz bitti, 2 dakika eksüre veriyorum; lütfen bitirin efendim.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Lütfediyorsunuz.
...ve Fransız adaleti de, bu tarihî hakikatleri beyan eden şahsı, 10 bin Franga mahkûm etti.
Binaenaleyh, bu zincirleri iyi okumak lazımdır. Bizim, tarihimizden gelme aşırı bir iyiniyetimiz vardır; inanmak ve karşı taraftakine derhal bir dost damgasını yapıştırmak. Bu böyle olmuyor.
Değerli milletvekilleri, son zamanlarda, Almanya’nın bize karşı hırçınlaşması, Fransız Meclisinin attığı bu adım, Güney Kıbrıs’a yerleştirilmesi planlanan ve yakında yerleştirileceği ifade ve beyan edilen Rusların S-300 füzeleri ile radarlar arasında bir irtibat bulunduğunu ve Ortodoks kiliseler çemberinin Türkiye etrafında oluşturulmasının da bununla irtibatlı bulunduğunu, Ermenistan’a, Rusların, milletlerarası anlaşmaları çiğneyerek 1 milyar dolarlık askerî malzeme yığmasının bir hedefi bulunduğunu, Ruslar ile Ermenistan arasında askerî işbirliği anlaşması yapıldığı, bir tümen asker yerleştirildiği ve savaş uçaklarının Ermenistan havaalanlarına yerleştiği hadisesi vardır ve nihayet, Ermenistan’da bir iç darbeyle, mutedillerin Petrosyan’ı uzaklaştırması suretiyle Robert Koçaryan’ın getirilmesi ve Daşnak Milliyetçi Partisinin yeniden kurulması ve faaliyetlerine izin verilmesi ve bunun Avrupa uzantıları hadisesi vardır. Binaenaleyh, Türkiye, aslında, bunları, kendi stratejisi bakımından göz önünde bulundurmak mecburiyetindedir. Bütün bunların yapılmasının temelinde de şu vardır: Türkiye, bulunduğu yerde büyüyen bir devlettir ve yeni dengelerde, yeni stratejilerde eğer Türkiye’nin yolunu şu sırada kesmez ve Türkiye’yi darboğazlara sokmazsak, yarın, Türkiye, o bölgede ve ötesinde, bilhassa enerji koridoru olması itibariyle, Batının menfaatlarını haleldar edebilir endişesi vardır, rakip olabilme endişesi vardır.
Bu Mayısın 26’sında Barselona’da yapılan Kuzey Atlantik Asamblesi önünde konuşan Amerikalıların meşhur Brzezinski’si, konuşmasının üçte birinde, Türkiye’nin gelecek yüzyıldaki stratejik önemini ve dengelerdeki büyük rolünü anlattı ve Avrupalılar, biraz endişe ve dehşetle kendisini takip ettiler. Türkiye’nin Avrasya’ya ve demin belirttiğim dörtgen içindeki enerji kanallarına olan yakınlığı ve girişi ve oradaki tarihî varlığı, mevcudiyeti ve etnik bakımdan, dinî bakımdan oradaki varlığı bazı çevreleri rahatsız ediyor; ama, Brzezinski kendilerine “eğer aklınız varsa, Türkiye’yi dışarıda bırakmak değil, Türkiye’yi yanınıza almak, Avrupa Birliğine almak... Bu, sizin menfaatınızadır; ama, bunu yapmazsanız, Türkiye’nin alternatifleri çoktur. Türkiye sizsiz daha kuvvetlidir ve daha da büyük işler yapabilir” dedi ve kendilerine gidip teşekkür ettim. Bu realiteyi bizim de görmemiz lazımdır.
Yalnız, şu sırada ve bu vesileyle bir noktayı işaret etmek lazım: Aslında, Fransız Parlamentosunun attığı bu çirkin adım ve bunun arkasındaki hedefler ve stratejiler, Almanların bize karşı zamanlama olarak hırçınlığını böyle bir dönemde artırması, Güney Kıbrıs’ta Rus varlığı ve radarların da füzeler yanında yerleştirilmesi suretiyle Akdenizdeki bütün hava trafiği ve komünikasyonunun kontrol edilebilir hale getirilmesi -ki, bunu, NATO Askerî Komite Başkanı General Naumann’a sual olarak sorduğum da “en çok korktuğumuz hadise bu radarlardır” demişti- bunlar arasındaki irtibatın ve bunun kime yönelik olduğunu, partiler olarak, Meclis olarak ve devlet, millet olarak görmemiz lazım.
Bütün bunlar, böyle bir dönemde, biraz, Türkiye’nin sergilediği iç manzaradan kaynaklanmaktadır, biraz güç almaktadır; bunu aşmak lazım. İç ihtilaflarımızı her zaman görüşebiliriz; demokrasinin asıl temeli, görüş ayrılıklarıdır; ama, iç ihtilaflarımızı Türkiye’yi dışarıda zayıflatacak noktalara getirmeye hiçbirimizin hakkı yoktur... (Alkışlar) ... hiçbirimizin ve bunu her dönemde söyledim, burada tekrar edeceğim: Hükümetleri vurmak uğruna devleti vurmaktan kaçınmak lazımdır. (Alkışlar) Burada, bu yanlışı hep yapıyoruz. Bizim, aslında, muhalefet anlayışımız her dönemde biraz eksik olmuştur; devamlı tökezletmek... Tökezlenecek olan kimdir; Türkiye Cumhuriyetinin bir hükümetidir; tökezlenecek olan dolayısıyla kendiniz olacaksınız.
Böyle bir dönemde, bizim, dünyaya bilhassa bu vesileyle bir bütünlük göstermemiz, beraberlik göstermemiz lazım ve aslında onları korkutan da budur, bütünlük ve beraberliğimiz hadisesidir ve şunu da size arz edeyim: Bütün bu güçlükleri Türkiye aşabilecek kuvvettedir; bundan en ufak endişeniz olmasın ve bu kuvvettir ki, aslında bunları harekete geçiriyor ve rahatsız ediyor, ürkütüyor; yeter ki biz, birlik ve beraberliğimizi, bütünlüğümüzü devam ettirelim; yeter ki biz, ekonomik kalkınmamız ve potansiyelimizi azamî düzeye çıkaralım; yeter ki biz, savunmamızda en ufak bir ihmal göstermeyelim ve yeter ki biz, iç siyasî çekişmelerle ve kavgalarla, dışa karşı, bir anemi, bir zaaf işareti ve mesajı sergilemeyelim. Bunları aşmamız lazımdır. Tarih boyunca, bu Meclis ve Türk Milleti, bunu daima aşmıştır; bugün de aşacaktır; yarın da aşacaktır; bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Eğer, Avrupa’da bu adımı en son atmasını beklediğimiz Fransa dahi bu adımı atabiliyorsa, bunun arkasından çok daha ciddî adımların ve planların geleceğini düşünmemiz lazımdır. Fransa, belki şunu hesaba katmıyordur: Kısa vadeli olarak Ermenistan’dan -ki, 3,5 milyon nüfuslu Ermenistan’dan ne alacağını da doğrusu anlayamıyorum- sağlayabileceği stratejik menfaat mukabilinde milyar ve milyar dolarlık ekonomik zarara uğrar ve nihayet, Ermenistan’ın, değişemeyecek bir gerçeği yeniden aklına getirmesi lazımdır; karadan, havadan ve denizden dışarıya çıkışı bana bağlıdır; karayla kaplı bir devlettir, benim komşumdur...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İnan, sürenizi epey aştınız, rica ediyorum...
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Bitiriyorum.
Ben, bugün 65, yarın 75-100 milyona gelen bir devletim; binaenaleyh, küçük hayaller; bir nevi, benim doğumda bir başka Yunanistan meydana getirmek ve doğudan ve batıdan Türkiye’yi âdeta kıskaç içine almak gibi bir politikanın takipçilerinin de hevesleri kursaklarında kalır değerli milletvekilleri; bunu, bütün dünyaya komplekssiz anlatmamız lazımdır. Kızgınlığa lüzum yok; soğukkanlı olarak, millî menfaatlarımızı önplanda tutarak ve bilhassa iç bütünlüğümüzü önplana çıkararak ve milletimizin de aldığı bu yaraları tamir edecek şekilde, bugün bir bütünlük halinde hazırlanan metni de ittifakla kabul etmek suretiyle Fransız Parlamentosunun bu ayıbını kendilerinin önüne koymamız lazımdır; bu ayıp, kendi medeniyeti ve demokrasisiyle övünen Fransa için yeter.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.
Fazilet Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Sılay; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Sayın Sılay, süreniz 10 dakika efendim.
FP GRUBU ADINA MEHMET SILAY (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Bakanımızın ve değerli milletvekili arkadaşımızın az önce açıklıkla ifade buyurdukları ve hepinizin endişeyle izlediği gibi,Fransız Ulusal Meclisinde, sürekli bir yalan propaganda ürünü olan, Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını içeren yasa teklifi, maalesef kabul edildi.
Elbette, bu iddia, doğru değildi, tarihî hakikatleri saptırmaktı, gerçekleri tahrip idi ve şüphesiz, düzeltilinceye kadar, Türk-Fransız ilişkilerinde bir yara olarak kalacaktır.
Bu çarpık karar, az önce ifade edildiği tarzda, 577 sandalyeli Fransız Parlamentosunda sadece 29 oyla alınmıştır. Eğer, oylamadan önce hariciyemizin etkili bir lobi çalışması olsaydı, yasa geçmeyebilirdi.
DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) – Hadi canım sende!..
MEHMET SILAY (Devamla) – Ancak, bugün, bir millî dava karşısında, muhalif-muvafık, aynı tavrı ve aynı duyarlılığı birlik içinde gösterme mecburiyetimiz vardır.
Değerli arkadaşlarım, görüşlerine başvurulan, başta İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Sayın Mustafa Erkal ve konunun uzmanı bilim adamlarınca “olay, kesinlikle soykırım değil; Birinci Cihan Savaşında, Ermeni vatandaşların bir kısmının güvenli bölgelere tehciridir, göçüdür” görüşü egemendir.
Yine ifade edildi; 1993’te, Le Monde’ta, Profesör Bernard Levy’nin tespitleri, diğer özgür tarihçilerin görüşünü destekliyor. Levy diyor ki: “Osmanlıların Ermenilere karşı kitlesel veya parsiyel bir imha planı olduğunu gösteren, geçerli bir kanıt veya belge yoktur. Üstelik, Türklerin, tehcir konusunda, yani, Ermenilerin, sürmekte olan savaş alanından alınarak, başka güvenli yerlere -mesela Halep’e, Beyrut’a- göç ettirilmesinde meşru sebepleri vardır. Çünkü, Ermeniler, Türkiye’yi işgal etmekte olan Rusya ile ittifak halinde olup, Türklere karşı çarpışıyorlardı ve cephedeki Mehmetçiği, orduyu arkadan vuruyorlardı.”
Arkadaşlarım, gerçek böyleyken, şimdi, Fransa Parlamentosunda bu yasanın kabulü, fanatik Taşnakların cinayetlerini legalize etme yolundadır. Konu, Birleşmiş Milletlere götürülecektir. Bunu tazminat davaları izleyecek, hatta Ağrı’yı, Van’ı, Adana’yı, Hatay’ı isteyecekler, Türkiye’den toprak isteyeceklerdir. Bu doğrultuda, Fransız Parlamentosu, yalnız şovenist Koçaryan’ın yahut Levon Ter Petrosyan’ın değil, Fransa’da yaşayan küçük bir Ermeni diasporasının kötü niyetlerine de taşeronluk yapmıştır. Bu nedenle, halkımız, basınımız ve Meclisimiz tarafından, Fransa’ya karşı caydırıcı tedbir ve tepkilerin ortaya konulması doğaldır.
Peki, arkadaşlarım, şimdi, teenni içerisinde ve soğukkanlılıkla ne yapmalıyız: Fransız Ulusal Meclisinde kabul edilen Ermeni Soykırım Yasa Teklifinin, Fransız Senatosunda reddedilmesi için, etkin bir lobi faaliyeti başlatılmalıdır. Hükümet, bu girişimde biraz gecikmiştir. Mektup yazmak, rica etmek, kınamak, elbette, takdir edersiniz, çare değildir. Ancak, siyasîler kadar, bugün bulunduğumuz noktada, Türk işadamlarına görev düşmektedir. Türkiye’de iş yapan Fransızlarla yeni ekonomik bağlantılar kesilmelidir. Fransa patenti, ihalelere sokulmamalıdır ve bir adım daha atarak diyoruz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Fransayla ilgili, mütekabiliyet esasına göre eşdeğer tasarılar geçirilmelidir. Çünkü, Fransa’da sömürge dönemi alışkanlıkları hâlâ devam etmektedir.
Bakın, Cezayir’de, değişik tarihlerde Fransa’nın silahsız halka yönelik kitlesel kıyımları, terör ve soykırımları hâlâ hafızalardadır. Bakın, tekrar hatırlayın, Atlas Dağlarına indirilen lejyonerleri hatırlayın, paraşütçü birliklerini hatırlayın; çocuk ve kadın demeden binlerce masum Cezayirliyi katledişlerini hatırlayın ve yine Fransa, demokratik seçimle iktidara gelen bir partinin Cezayir doğalgazını devletleştirme projeleri üzerine, seçimleri geçersiz kıldırıp, Fransız harp akademilerinde sömürge kültürüyle yetiştirdiği General Halit Nezzar’a ihtilal yaptırmıştır.
Fransa’nın çıkarları doğrultusunda Cezayir’de hâlâ katliamlar sürmektedir.
Yine, Fransa, dünyanın gözünden kaçırmaya çalıştığı Korsika’da ve Alsas Loren koridorunda yaşayan etnisiteye karşı bir kültürel terör ve asimilasyonu sürdürmektedir.
Orta Afrika’da 1 milyon masumun öldürülmesinde, Hutuların da ellerinde Fransız silahı, Tutsilerin de ellerinde Fransız silahları vardır. Afrika’da yaşanan bu soykırımın arkasında, yine Fransız silah tröstlerinin kanlı elleri vardır.
Birleşmiş Milletlerin bütün uyarılarına rağmen, tıpkı Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı gibi, Fransa, Pasifikte nükleer denemelerini aralıksız sürdürmüştür ve bugün, patlamalara yakın adalarda, yaygın cilt kanseri ile sakat doğumların sorumlusu Fransa’dır.
Değerli milletvekilleri, biz, bugün, Yüce Meclise, eşdeğer yasa teklifimizi takdim edeceğiz; ben, kabulünü umar, hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sılay.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın Zeki Ertugay; buyurun efendim.
Süreniz 10 dakika.
DYP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fransa Parlamentosu Alt Meclisinin sözde Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili olarak 29.5.1998 tarihinde kabul ettiği yasa teklifine ilişkin, Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Hiçbir ilmî belgeye dayanmayan, tarihe karşı en büyük saygısızlık olan bu kararıyla, Fransa Parlamentosu “belgelere dayanmadan, tarih adına açıklama yapılamaz, hiçbir yorum getirilemez, kanunla tarih yazılamaz” gerçeğini gözardı ederek, büyük bir sorumsuzluk örneği sergilemiş, konuyu iç siyaset malzemesi yaparak, milletimize karşı düşmanca bir tutum ortaya koymuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi ve Ermeni mezaliminin bütün acılarını yoğun olarak yaşamış bir ilin milletvekili olarak, bu tavrı nefretle kınayarak sözlerime başlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
Bu karar, Fransa’nın, Ermenistan’da yeni işbaşına gelen ve Türk düşmanlığını körükleyerek ayakta durmaya çalışan yöneticilerin etkisinde kalarak ve sömürücü, emperyalist siyasetinin bir sonucu olarak alınmıştır. Zamanlama itibariyle dikkat edildiğinde, Ermenistan’da Petrosyan’ın gidip Koçaryan’ın geldiği bir dönemde Fransa Parlamentosunun aldığı bu kararın, tarihî değil, gerçekçi değil, tamamen siyasî bir zamanlama oyunu, Sevr oyununu sahnelemeye yönelik ciddî bir siyasî tezgâh olduğunu gayet açıkça görürüz. Bu, Sevr’i yeniden hortlatmak isteyen Fransa’nın yeni bir oyunudur. Bugün, olayın aslını araştırma zahmetine katlanacak her tarihçi ve bilim adamı, olayların nasıl tahrip edilip çarpıtıldığını, soykırıma uğrayanların Ermeniler değil Türkler olduğunu kolayca görecektir.
Amerikalı ünlü tarihçi Bernard Levy, 16 Kasım 1994’te Le Monde Gazetesine verdiği mülakatında, sözde Ermeni soykırım iddialarına karşı “bu, Ermenilerin tarihi kendilerine göre yorumlamasıdır, saptırmasıdır” diyerek, 24 Nisan 1915 hadisesini tarihî belgelerle açıklamıştır. Daha sonra -biraz önce, kıymetli konuşmacı arkadaşımızın da ifade ettiği gibi- Le Monde Gazetesi ve Bernard Levy aleyhine, Fransız mahkemelerinde, Fransa tarafından açılan dava reddedilmiş ve Bernard Levy’nin bu iddiası doğrulanmıştır.
Bugün, Türk ve yabancı araştırmacıların hizmetine açılmış olan Başbakanlık Osmanlı arşivleri ile Genelkurmay Başkanlığı Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı arşivlerindeki binlerce belge, doküman ve arkeolojik bulgular, Ermenilerin Türklere karşı yaptıkları zulüm ve katliamların binlerce örneğiyle doludur.
İşte, bazı belgeler, tespitler ve tarihî gerçekler:
Erzurum, Kars, Van, Bitlis, Muş, Adıyaman ve birçok ilde Ermeniler tarafından katledilen Türklere ait yüze yakın toplu mezar ortaya çıkarılmıştır. Açılan bu mezarlarda binlerce ceset ve bulgu ortaya çıkmıştır. Iğdır’ın Oba Köyünde, Erzurum’un Alaca ve Yeşilyayla Köylerinde açılmış olan toplu mezarlardan çıkarılan ceset ve bulgular, Erzurum Müzesinde halen sergilenmektedir.
Binlerce belgeden bir diğerinde, Üçüncü Ordu Komutanlığından Başkumandanlık vekâletine gönderilen 21 Mart 1916 tarihli yazıda, Erzurum’da yapılan mezalimle ilgili olarak, bakın, neler ifade ediliyor: “Düşman istilasına maruz kalan köylerden firar eden ahali, düşmanın ve bilhassa Ermeni efradının pek caniyane ve vahşiyane muamele irtikap ettiklerini, genç, çocuk ve kızları kaldırarak meçhul bir tarafa götürdüklerini, mal ve canlarına yağma ve ahyanen kahtı nüfus icra eylediklerini, namusa tecavüzün her tasavvur fevkinde bulunduğunu ifade eylemekte, menabiî bir muhtelifeden alınan malumat da, buna müeyyid bulunmaktadır” şeklinde ifade edilmektedir.
Erzurum, 1918 yılının başlarında, Ermeni katliamının bütün acılarını yaşamıştır. Bugün, Erzurum’da, hiçbir aile ve hane halkı yoktur ki, Ermeni mazaliminde şehit vermemiş, zulme uğramamış olsun.
Taşnak ve Hınçak adlı Ermeni çetelerinin Alaca, Yeşil Yayla, Cınıs, Ilıca ve Tımar Köylerinde, savunmasız, masum Türk ahaliye yönelik katliamları, o günleri yaşayanların hafızalarında taptaze durmaktadır.
Ayrıca, bu katliam mezarları, Atatürk Üniversitesinin yapmış olduğu bilimsel kazılarla, maddî bütün göstergeleriyle gün ışığına çıkarılmış ve bütün dünya kamuoyunun gözleri önüne sergilenmiştir.
Vehip Paşa, 16 Şubat 1918’de, Başkumandanlık Vekâletine gönderdiği telgrafta “Bugün Erzincan’a geldim, Çardaklı Boğazından Erzincan’a kadar olan bütün köyler, hatta bir kulübe bile sağlam kalmamak şartıyla tahrip edilmiş gördüm. Bahçelerin ağaçları kesilmiş, köylerden bir fert sağlam kalmamıştır. Ermenilerin Erzincan’da ika ettikleri fecayii, tarihî âlem, bugüne kadar kaydetmemiştir. Üç günden beri, Ermeniler tarafından öldürülüp meydanda kalan İslam cenazeleri toplattırılmaktadır. Şehit edilen bigünah masum halk arasında, memeden kesilmemiş çocuklar, 90 yaşını ikmal etmiş ihtiyarlar, parçalanmış kadınlar vardır. Tedricen, bunların fotoğrafları aldırılmaktadır” demektedir.
Erzincan Mütarekesinden sonra, Kafkas Cephesini tamamıyla boşaltan Rus askerlerinin yerini alan silahlı Ermeni çeteleri, Türklere karşı, akla hayale gelmeyecek işkence ve imha politikaları izlediler. Savunmasız insanlar, yaş ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin acımasızca katledildiler. Hamile kadınların karınları süngülenerek bebekler çıkarıldı ve cesetler meydanlara terk edildi. İnsanlar, topluca hapsedildikleri ev ve samanlıklarda ateşe verilerek cayır cayır yakıldı. Tarih, böyle bir hunharlığa ve vahşete bir daha tanık olmadı.
Birinci Dünya Savaşında Rus saflarında yer alarak Türk Milletini sırtından hançerleyen Ermenilerin bu tutumunu son derece tehlikeli bulan Türk Hükümeti, çoğunluğu Doğu Anadolu’dan olmak üzere, Ermenilerin, gerekli önlemleri aldıktan sonra, diğer bölgelere göç etmesine izin verdi. Bugün tehcir olayı diye bilinen ve savaş halindeki pek çok milletin uyguladığı bu tip önlem, dünya kamuoyuna, Ermeni propagandalarıyla, büyük bir haksızlık ve soykırım olarak tanıtılmıştır ve 1,5 milyon Ermeni’nin Türkler tarafından katledildiği şeklinde yalan ve yanlış bilgiler yayılmıştır.
Hal böyle iken, dönüp bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım:
Osmanlı Devletinde, Ermeniler, yüzyıllarca askere alınmadı, savaşlarda ölmedi, devlete kan vergisi ödemedi; hep ticaretle ve sanatla uğraştı, refah ve zenginliğe kavuştu; bugün olduğu gibi dün de, kiliselerini ve okullarını, hiçbir baskıya uğramadan rahatlıkla kullandı. Osmanlı yönetiminde en geniş hoşgörü Ermenilere gösterildi. Zaman içinde Ermenilerden 29 paşa, 22 bakan, 32 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 konsolos, 11 üniversite hocası ve 11 üst düzey bürokrat, devlet hizmetinde görev aldı.
Ermeniler, çeşitli ırk ve dine mensup gruplar gibi, Türk Milletinin hoşgörüsüyle barış içinde asırlarca içimizde yaşadılar ve bugün de yaşıyorlar. Bunları, Fransa ve Fransa Parlamentosu bilmiyor mu?! Bunları çok iyi bildiklerini, biraz önceki saygıdeğer konuşmacıların ifadelerinden de Yüce Meclis bir kere daha anlamıştır.
Peki, ne oldu da, bu insanlar, Türk Milletini arkadan vuracak kadar hunharlaştılar, hainleştiler? Bu sorunun cevabını, kötü niyetli, kısır düşünceli ve emperyalist bazı Batı ülkeleri ve siyasetçilerinin, özellikle Fransa ve Yunanistan’ın kışkırtıcılığında bulabiliriz. 1915 - 1920 katliamında, 1973 - 1984 yılları arasında 40’ı aşkın Türk diplomatının katledilmesinde azmettiricileri, kışkırtıcıları aynı adreste aramak gerekir. Eğer bu girişimiyle, Türkiye’nin, insanlık düşmanı bölücü terör belasını yenmesinden rahatsız olan Fransa, tekrar, Asala gibi Ermeni terör örgütlerini yüreklendirip, bu ülkenin başına yeni bir bela açmayı hedefliyor ise, yanılıyor; Türk millî mücadelesini, Adana’yı, Antep’i, Maraş’ı unutmuş gözüküyor. Tarihte olduğu gibi, bundan sonra da, Türk Milletinden hak ettiği şamarı yiyeceğinden hiç şüphesi olmasın! (DYP sıralarından alkışlar)
Türk Milleti, dün Orly Havaalanında Asala’nın kanlı eylemleriyle canı yandığında avaz avaz bağıran Fransa’yı ibretle izlemektedir. Yine Türk Milleti, Azerbaycan’da zulme uğramış, yerinden, vatanından edilmiş yüzbinlerce insanın iniltisini duymayacak kadar sağırlaşmış, çürümüş vicdanları, Fransız Parlamentosunu ibretle izliyor.
Sonuç olarak: Türk Milleti, tarih boyunca, bütün bu oyunları bozmuştur, bu son oyunu da bozacaktır; dünya durdukça da, bağımsızlığını ve saygın yerini hep koruyacaktır. Fakat, tarihî gerçekler bu kadar açık ve net iken, Fransız halkı, terör yanlısı damgasını yemiş olmanın rahatsızlığıyla, kendi temsilcilerini, tarihte, nefretle anacaktır.
Bu karara karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, Hükümetin, siyasî partilerimizin gösterdiği hassasiyeti ve tepkileri elbette memnuniyetle karşılıyoruz; ancak, bundan sonra, özellikle dışpolitikadaki gelişmelerden sonra, Almanya’dan sonra, Yunanistan’dan sonra, Kıbrıs’taki gelişmelerden sonra, Fransız Parlamentosunun aldığı bu karardan sonra, dış münasebetlerimizin, bu ülkelerle münasebetlerimizin yeniden gözden geçirilmesi, özellikle Fransa’yla ekonomik, sosyal ve kültürel her türlü ilişkinin ciddî bir şekilde tanzim edilmesi gerektiğini ve Yüce Parlamentonun alacağı tel’in kararına katıldığımızı, yürekten desteklediğimizi ifade ediyor, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ertugay.
Söz sırası, DSP Grubu adına, Sayın Mümtaz Soysal’da.
Sayın Soysal, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün, böyle bir karar dolayısıyla ne yaparsak yapalım, Fransa’yı ne kadar kınarsak kınayalım, bilelim ki, bu olayla bitmeyecek olan çok büyük bir olayla karşı karşıyayız; o olay, şark meselesidir. Şark meselesi denilen olay bitmemiştir ve bitmeyecektir; bunu bilerek, bunun bilinciyle davranmamız gerekir.
Nedir şark meselesi: Aslında, sanki, geçen yüzyılın ya da bu yüzyıl başlarının bir meselesiymiş gibi gözükebilir; oysa, Osmanlı’nın en güçlü olduğu dönemde, yani 16 ncı Yüzyılın sonları ve 17 nci Yüzyılın başlarında başlamış olan bir sorundur. Avusturya’yla yapılan savaşı kazanmışız, Estergon Kalesi vesaire alınmış; ama, arkasından Avusturya’yla imzalanan Zitvatorok Antlaşmasında “bizdeki öbür gayrimüslim milletler gibi, yani Ortodokslar ve Musevîler gibi, Katolikler de himaye görecektir; yani, onları da özgür tutacağız” demişizdir ve o andan itibaren, Avusturya başta olmak üzere, arkadan sırayla, bütün Avrupa’nın büyük devletleri bizdeki gayrimüslim azınlıkların kaderiyle ilgilenmeye başlamışlardır ve -ayrıntılarına girmeyeyim- bildiğiniz gibi, 19 uncu Yüzyıl Osmanlı tarihi baştan aşağı bununla doludur. Ama, bu, başlangıçta büyük devletlerin Balkanlardaki nüfus politikası için kullanılmıştır -işte, Avusturya mı, Rusya mı, İngiltere mi- bunlar arasında bir yarış olmuştur; sonra, 19 uncu Yüzyılda, sanayi devrimi sonrasında, yeni pazarlar arama zamanı geldiğinde, Osmanlı’nın paylaşılması için, yarı sömürgeleştirilmesi için kullanılmıştır ve sonuçta, bildiğiniz gibi, Osmanlı’nın, bu defa, toprak olarak parçalanması ve sonuçta Anadolu’nun parçalanmasına kadar gitmiştir. Dolayısıyla, azınlıkların korunması konusu, bizi cumhuriyete kadar getirmiştir ve biz sanıyorduk ki, cumhuriyetle birlikte bu hikâye bitecek; ama, bu olaylar, yani Ermeni soykırımı hikâyesinin yeniden ısıtılması, arkasından Pontus meselesinin çıkarılması, güneydoğu sorunu, Ermenistan’ın bu defa yeni iktidarla birlikte -Koçaryan İktidarıyla birlikte- vaktiyle terk edilmiş olan toprakları geri alma iddialarının yeniden ortaya çıkması gösteriyor ki, şark meselesi bitmemiştir.
Şark meselesi bitmemiştir diyerek, bizim kızıp, bu defa garpla savaşa girişmemizin de, garpla tutuşmamazın, onlarla, onların estirmek istediği düşmanlık duygusuna benzer bir düşmanlık havası estirmemizin de anlamı olmayacaktır. Başka bir şey yapmalıyız. Onlar bunu yaparken, bilmeliyiz ki -biraz önce Sayın İnan da söyledi- asıl rahatsız oldukları, bizim otokton olmadığımızı ileri sürerek, Anadolu’yu da elimizden almaktır; ama, gidecek yerimiz yoktur. Dolayısıyla, Anadolu üzerinde kimsenin bu çeşit iddiaları bir daha ileri süremeyeceği çok güçlü bir devlet yaratmak zorundayız. Öyle bir devlet ki, bize bütün bu iddiaları ileri sürenlere karşı şunu söyleyebilsin: Bakın, Osmanlı tarihi, uzun süren sabırlar ve sonuçta, çok sert tepkiler tarihidir; Türkler, sabreder, sabreder, sabreder, sonra, patlayınca çok fena patlar ve bunun adını, siz, zulüm koyarsınız, bunun adını soykırım koyarsınız; hayır, öyle değildir ve bunu, bu defa, hukuk alanında da ispat etmemiz gerekir. Bu patlamalar sonucunda binlerce, yüzbinlerce insan da öldürülmüş olsa, o insanlar, öyle insan oldukları için değil, olaylar dolayısıyla, olayların kurbanı olmuşlardır. Osmanlı tarihinde, biraz önce sayılan, Batı tarihinde görülür biçimde ayırımcılığa dayalı, yani etnik köken ayırımcılığına, din ayırımcılığına, renk ayırımcılığına, dil ayırımcılığına dayalı bir kırım söz konusu değildir, bir soyun ortadan kaldırılması söz konusu olmamıştır.
Ermeni olayında da, 1915’te ülkenin doğusu işgal atındayken, o işgalcilerle işbirliği yapanlar, onun bedelini ödemek zorunda kalmışlardır. Bu bedel, tehcir biçiminde ortaya çıkmıştır; ama, tehcir sırasında, daha önce yapılan Ermeni zulmüne tepki gösterilmiştir, tehcir sırasında ölenler olmuştur, tehcir sırasında soyguna uğrayanlar olmuştur; ama, bütün bunlar, o insanlar Ermeni’dir diye olmamıştır, bu durum dolayısıyla olmuştur; çünkü, aynı tarihlerde İstanbul’da, ülkenin batısında, Ermeni oldukları için yaşayan ve özgürce yaşayan, hatta Ermeni asıllı olduğu halde kaymakamlık eden insanlar vardır. Dolayısıyla, soykırım iddiası, bize karşı ileri sürülebilecek bir iddia değildir. Onun için, bunları anlatmak gerekir. Bunları anlatmak için, ilişkileri sürdürmek gerekir.
Şimdi, belki, Parlamentomuzdaki Türk-Fransız Dostluk Grubunun Başkanı olarak böyle konuşuyorum diyebilirsiniz. Gerçekten, bizim Parlamentomuzda, başka parlamentolarda olduğu gibi ya da başka ülkeler ile bizde olduğu gibi, bir Fransız-Türk Dostluk Grubu vardır. Biz, önümüzdeki günlerde, o grubun, Fransa’daki eşi olan grubun geçen yıl bize yaptığı ziyarete karşılık vermek üzere, onlarca yapılan bir davete uyarak, oraya gideceğiz ve bu sorunu, yine, dostlarımıza dostça anlatacağız ve böylece anlatacağız.
Yalnız, bu arada, şunu söyleyeyim: Bu gidecek olan 4 kişilik küçük heyet, aslında çok daha büyük bir heyet olabilirdi, bütün partileri temsil eden bir heyet olabilirdi; ama, Meclis bütçemiz elverişsiz olduğu için, bize Başkanlıkça söylenen -Sayın Başkanvekili değil, ama Meclis Başkanınca söylenen- o idi ve dostluk gruplarının seyahatleri finanse edilmediği için, biz bu parayı -yine devlet parasıdır- başka yerden bulmak zorunda kaldık ve kurayla sayımızı 4’e indirdik. Bunu şunun için söylüyorum: Öyle konular vardır ki, aslında onlar için müthiş paralar harcanır; fakat, başka konular için, onlardan çok daha kritik olan konular için, bazen hasisliğimiz, cimriliğimiz tutar.
Bunu şunun için söylüyorum: Bizim, bazı davaları anlatmamız gerekiyor, o zaman, bizim tarihimizde, ölümler dolayısıyla ortaya sürülen sayılar o iddiaları doğrulayacak sayı olmaktan çıkar. Evet, kabul ediyoruz; Birinci Dünya Savaşının o yıllarında, Doğu Anadolu’da karşılıklı katliamlar olmuştur; insanlar birbirlerini öldürmüşlerdir; Ermeniler Türkleri, Türkler Ermenileri öldürmüşlerdir; ama, en azından, bizim tarafımızda, insanların Ermeni oldukları için öldürülmelerine benzer bir olay yoktur; eğer öyle olsaydı soykırım olur; ama, öyle olmadığı zaman soykırım olmaz; bunu, anlatmaya gitmek gerekir
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Soysal, size eksüre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayın.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Sayın Başkan, bunu, Meclisin dikkatine sunmak istiyorum. Tabiî ki, gösterdiğimiz tepkinin, bugün, yeterince güçlü olmasını temenni ederiz; ama, daha her şey bitmemiştir. Fransız anayasa sisteminde meclisten geçen kararın... Bu bir yasa tasarısıdır, tuhaf olan da odur; ilk kez bir ülkede, karar olarak değil yasa olarak iş pişiriliyor. Bunun sonucu o yasa, yürütmeyi o yasaya uygun şeyler yapmaya zorlamak içindir; yürütme, bundan sonra, o yasayla kendini bağlı hissedecektir ve Fransız hükümetine şunu yap, bunu yap denebilecektir. Fransız anayasa sisteminde dahi çok tartışmalı bir durum söz konusudur. Bunun iyi anlatılması gerekir. Senatodan dönmese bile, cumhurbaşkanına geldiği zaman, -bizim sistemimizde olmayan bir olanak onlarda vardır- onların anayasa sisteminde, cumhurbaşkanı yasayı yayımlanmak üzere imzalamadan önce, -bizde imzaladıktan sonra yararlandığı bir olanağı kullanabilir- yasa tasarısını, -taslağını diyelim- onların Anayasa Konseyine “Anayasaya uygun mu bu, imzalayayım mı” der ve orada bir imkân vardır, Anayasa Konseyi “hayır, Fransız sisteminde böyle yasa olamaz” derse, o, yasalaşmaz.
Bu olanakları sonuna kadar kullanmak üzere gideceğiz ve tabiî, giderken, sayın Meclis üyelerinin bugün alacakları karar da, arkamızda, bize güç verecektir.
Teşekkür ederim efendim. (DSP, ANAP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.
Efendim, tabiî, aslında bu dostluk grupları nedeniyle yurtdışına giden milletvekillerine harcırah ödenmiyor; sebebi de, 160’a yakın devlet var; her devletin de bir dostluk grubu var -bilemiyorum, şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kaç dostluk grubu var- eğer, bu dostluk gruplarının hepsine harcırah ödenirse, Türkiye bütçesi buna yetmez.
Bu itibarla, şimdiye kadar yapılan uygulama, dostluk gruplarının karşılıklı ziyaretinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinden para ödenmemesi yolundadır; ama, burada, acil bir durum nedeniyle, belki, özel, istisnaî bir durum tanınabilir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Bülent Tanla; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA BÜLENT H. TANLA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Fransa Millet Meclisinin 29 Mayıs 1998 tarihli oturumunda kabul edilen “Fransa, 1915 Ermeni soykırımını açıkça tanır” hükmünü içeren tek maddelik yasa teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, saygılarımla selamlıyorum.
Biliyorsunuz, bu tasarı, 29 Haziranda görüşüleceği Senatoda da kabul edilirse yasalaşmış olacak. Muhtelif kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler, şu anda mevcut olan koşullarda ve Fransa Hükümetinin gerekli müdahaleyi yapmaması halinde Senatonun da tasarıyı kabul edeceği doğrultusundadır. Fransa’nın kör siyasal ihtiraslar uğruna, Fransız Ermenilerinin tarihsel saplantılarını tatmin etmek için benimsediği bu tutumu, Türkiye, hasmane bir davranış olarak ve ulusal onuruna leke çalma yeltenişi olarak niteleyecek ve Türk-Fransız ilişkileri bundan büyük yara alacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Fransız Millet Meclisinden geçen yasa tasarısının arkasında, kayda değer bir oy desteği mevcut değildir. Tasarı, Mecliste 29 oyla kabul edilmiştir. Düşününüz bir kere, 577 milletvekilinden oluşan Fransız Millet Meclisinde tasarının tartışılacağı oturuma, iktidar ve muhalefet partilerinden sadece 29 milletvekili gelmiştir ve bunlar, tarihi Türkiye’nin aleyhine saptıran bir karar almak üzere toplanmışlardır. Böyle bir durumun önlenmesi için, Fransız Hükümeti, Türkiye’nin dostluğuna bir nebze önem veriyorsa, iktidar milletvekillerini bu konuda bilgilendirerek, en azından, tartışmalı olan bu konuda 30 milletvekilinin oturuma katılmasını sağlayarak, Türk tarihini karalayan böyle sakat bir kararın geçmesini engelleyemez miydi?! Normal olarak yapılması gereken bu değil miydi?! Zira, bir yasama organı, nasıl olur da kendini tarihsel konularda uzman bir kurul addederek bu denli tartışmalı bir konu hakkında ahkâm kesebilir.
Fransız Anayasasının bir özelliği var biliyorsunuz; buna göre, Millet Meclisi ayda bir gün, gündemini kendisi saptıyor ve milletvekilleri tarafından önerilen yasa tasarılarını tartışıyor. Soykırımı iddiasını içeren karar tasarısı da bu prosedür uyarınca ele alınmıştır; ancak, Fransız Hükümetinin, Meclis gündeminin Parlamento Divanı tarafından saptanması aşamasında müdahalede bulunarak, devlet çıkarları gerekçesiyle belirli tasarıların ele alınmasını sağlama imkânına sahip olduğunu da biliyoruz. Sayın Jospin Hükümetinin bu hakkını kullanmaması ve Meclisin 29 milletvekilinin iradesinin tutsağı olmasına göz göre göre izin vermesi, helhalde iyiniyetle bağdaşır bir davranış olarak izah edilemez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fransız Millet Meclisi ile Fransız Hükümetinin böyle bir tutum içerisine girmelerinin nedenleri ile bunun sonuçları hakkındaki görüşlerimi Yüce Heyetinize izah etmeden önce, kısaca Türkiye’ye yöneltilen suçlamalar üzerinde durmak istiyorum.
Ermeni iddiaları, temelde, Osmanlı İmparatorluğu yönetiminin 1915 yılında almış olduğu bir tehcir, yani göç ettirme önlemine dayanmaktadır. Bu dönemde İkinci Dünya Savaşı sürmekte ve Osmanlı orduları beş ayrı cephede çatışmaktadır. İşte bu ortamda, Osmanlı tebaası olan Ermeniler, vatana ihanet ederek isyan etmişler ve çeteler oluşturarak, Anadolu’da ilerleyen Rus ordusuna destek vermek amacıyla, yurt savunması yapan Türk ordusuna arkadan saldırmışlardır. Ermeni çeteler, ayrıca, erkekleri cephede olduğu için savunmasız kalan Türk köy ve kasabalarını da yağma etmişler, buralarda kitle katliamlarına girişmişlerdir.
Tam bir ölüm kalım mücadelesindeki Osmanlı Devleti, bu durumda, doğu cephesinin ardını ve ikmal yollarını emniyet altına alabilmek amacıyla, bu bölgedeki Ermeni ahalinin Suriye ve Lübnan’a nakledilerek, buralara yerleştirilmesi kararını almıştır. Bu nakil, yürüyerek ve zor iklim şartlarında yapılmıştır. Savaş sırasında ne imkân varsa, ondan istifade edilmiştir. Hastalık, açlık ve soğuk, tehcire tabi tutulan ahali üzerinde olumsuz etkiler göstermiştir. Ayrıca, önceki, Ermeni katliam ve zulmünden zarar görmüş olan yerel halkın saldırılarının da, her zaman önlenmesi mümkün olamamıştır.
Burada altı çizilmesi gereken nokta, tehcirin cezaî bir işlem olmayıp, savaş koşulları içinde, acil güvenlik nedenleri dolayısıyla başvurmak zorunda kalınan bir çare, bir yol olduğudur.
Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşındaki yenilgisinden sonra, İstanbul’u işgal etmiş olan İngilizler, soykırımı iddiasını kanıtlayabilmek için, bütün Osmanlı arşivlerini didik didik etmişler; yüksek bürokratları, askerleri ve siyaset adamlarını sorgulamışlar, hatta, bunları bir süre Malta’ya hapsetmişlerdir. Bu çabalar tamamen sonuçsuz kalmış, soykırımı iddiasını kanıtlayacak hiçbir belge ortaya çıkarılamamıştır; bu durum, bugün de böyledir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, izninizle, Fransız Millet Meclisi ile Hükümetinin, yukarıda izah ettiğim tutumlarının arkasında yatan nedenler üzerinde kısaca durmak istiyorum.
1920’li yıllardan bu yana, Fransa’ya yerleşmiş olan Ermeniler -ki, bunların sayısı 300 bin olark belirlenmiştir- Fransız toplumuna, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel açılardan entegre olmuş durumdadırlar. Bu konumları ve aralarındaki dayanışma, onlara, Fransa’da siyaseti etkileme ve etkin bir lobi oluşturma imkânı vermiştir. Bu lobinin ideolojisi, bu yılın başında, Ermenistan’da, Devlet Bakanı Levon Ter Petrosyan’ı iktidardan düşürerek, yerine geçen Koçaryan’ın açıkladığı politikalarla bağdaşmaktadır.
Anımsayacağınız üzere, Koçaryan, iktidarı alınca, ilk iş olarak, Petrosyan tarafından kapatılan aşırı milliyetçi ve terör yanlısı Daşnak Partisine meşruiyet kazandırmış, Karabağ’ın selfdeterminasyon hakkını savunmuş ve Türkiye’ye soykırımı suçunu kesinlikle kabul ettireceğine dair söz vermiştir. Bundan sonra Koçaryan’ın politikasının Fransa üzerindeki etkileri hemen görülmeye başlanmıştır.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, kendisine tekrar tekrar yapılan Türkiye’yi ziyaret davetlerine olumlu bir cevap vermemiş, önümüzdeki eylül ayında, Ermenistan’a resmî bir ziyaret yapmayı kabul etmiştir.
Cumhurbaşkanı Chirac, ayrıca, Türkiye ile Fransa arasında derin tarihsel bağların bulunduğu geleceğini de gözardı ederek, Ermeni lobisinin baskısıyla UNESCO’nun Osmanlı İmparatorluğunun 600 üncü kuruluş yıldönümü kutlama kararlarına da destek vermemiştir.
Bu hususlara ilaveten, Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Moscovici de, Türklerin Ermenilere soykırım yapmış olduklarını kabul etttiği yolunda açıklamalarda bulunmuş, bunu takiben de soykırım iddiasını Millet Meclisine getirmiştir.
Bugün karşılaştığımız bu durumda Fransız Millet Meclisi ile Hükümeti, Koçaryan’ın politikalarının taşeronluğunu üstlenir bir konuma doğru ilerlemektedirler. Eğer tasarı 29 haziranda Senatoda da kabul edilir ve yasa haline gelirse, Fransa’nın kendisini Koçaryan’ın politikalarının bir uygulayıcısı durumunda bulması kaçınılmaz olacaktır.
Bu söylediklerimin ne denli gerçek olduğunu görmek için Soykırım Yasasının hukukî sonuçlarını da incelemek gerekmektedir. Anımsanacağı üzere, ünlü tarihçi Bernard Lewis’in 1993’te Le Monde Gazetesinde yayımlanan ve Ermenilerin soykırımı iddiasını çürüten bir yazısı üzerine Ermeni dernekleri dava açmışlar ve Fransız mahkemesi de, 1995’te verdiği bir kararda, Ermeni iddialarına arka çıkarak, Prof. Levy’yi tazminata mahkûm etmiştir. Bu itibarla Ermeni Soykırım Tasarısı yasalaşırsa, bundan böyle Fransa’da Ermeni iddialarına ilişkin gerçekleri ortaya çıkarmaya yönelik her türlü girişim yasal engellemelerle karşılaşacaktır.
Bunun da ötesinde, Fransız Parlamentosunun bu yoldaki bir kararı, diğer Avrupa ülkeleri için de -acıdır; ama- bir örnek teşkil edecektir. Bütün bu gelişmeler, Koçaryan’ın ve fanatik Daşnak Partisinin amaçlarına hizmet etmekten başka bir şey değildir.
Bilindiği üzere, Daşnak Partisi dört aşamalı hedefini yavaş yavaş gerçekleştirmektedir. Bunun birinci aşaması, Ermeni milliyetçiliğini ve iddialarını tekrar canlandırmaktır. Ermeni militanlar, 1973’te başladıkları terör dalgasıyla 40’a yakın Türk diplomatının ve aile efradının canına kıyarak bu aşamayı gerçekleştirmişlerdir. Şimdi ikinci aşamada, yani iddialarının tanınması aşamasındadır. Buna göre, soykırım iddiası Batılı devletler parlamentolarına kabul ettirilecek, Birleşmiş Milletlere tescil ettirilecek ve böylece tartışılmaz bir olgu haline getirilecektir. Bu iki hedef gerçekleştikten sonra, üçüncü aşamada, soykırımı kurbanlarının aileleri tarafından Türkiye’den tazminat talebinde bulunulacak, bunu takiben de -nihaî ve son aşamada- Batı Ermenistan’ın kurulması için Türkiye’den toprak istenecektir.
BAŞKAN – Sayın Tanla, bir dakikanızı rica ediyorum.
Sayın milletvekilleri, lütfen herkes yerine otursun efendim. Bakın, arkadaşımızın konuşmasını takip edemiyoruz.
ULAŞTIRMA BAKANI NECDET MENZİR (İstanbul) – Bir saniye...
BAŞKAN – İşlerinizi dışarıda halledin efendim. Olur mu, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu; Divana bir saygı duyulur yani!
Buyurun Sayın Tanla.
BÜLENT H. TANLA (Devamla) – “Türkiyemiz güçlüdür, bunlara pabuç bırakmayız” diyeceksiniz; ancak, hasımlarımızın da mesafe aldıklarını gözden kaçırmayalım arkadaşlar. Ermeni militanlar, sözünü ettiğim planların birinci aşamasına ilişkin hedeflerini gerçekleştirmiş ve ikinci aşamaya geçmiş durumdalar. İkinci aşamadaki hedeflerine de yaklaşıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti, size de eksüre veriyorum, lütfen tamamlayın...
BÜLENT H. TANLA (Devamla) – Teşekkür ederim; tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Bir noktaya daha işaret etmekte yarar var. Bu da, Ermeni militanların, soykırımının tanınmasının terör eylemlerine meşruiyet kazandıracağı gibi bir yanılgıya kapılmalarıdır. Bu takdirde Ermeni terörü tekrar hortlar. Bu gibi konuların sadece Türkiye Başbakanı ile Dışişleri Bakanının muhataplarına göndereceği mektuplarla “kınıyoruz” gibi sözlerle hallolmayacağını hepimiz biliyoruz. Günün koşulları içinde haklı olmak yetmiyor; hakkını kabul ettirecek bir etkinlik noktasında olmaya özen göstermek ve bu özene uygun siyaset yapmak gerekir. Bu bakımdan, ben Türk-Fransız Parlamento Dostluk Grubunun Türk kanadının derhal ve işler kriz haline dönüşmeden neden yoğun bir harekete geçmediğini anlamakta zorluk çekiyorum.
Grup vasıtasıyla Paris’te bir toplantı düzenlenmeli ve grubun 27 Fransız üyesi ile diğer Fransız milletvekilleri, hem Ermeni iddialarının mesnetsizliği hem de önerilen yasanın Türk-Fransız ilişkileri üzerindeki olumsuz etkileri hususunda aydınlatılmalıydı.
Fransız Millet Meclisi Dışişleri Komisyonunda Türk dostu olarak bilinen Raymond Barre ve Edourad Balladour gibi etkin şahsiyetlerin olduğu bilinmektedir. Bunlarla zamanında görüşülüp, neden devreye sokulmadıklarını sormak istiyorum.
Fransa’daki Büyükelçimiz bu konuda ne yaptı? Millet Meclisindeki oturuma girip, Türkiye lehinde konuşup, ikna etmek için kaç milletvekilini ziyaret etti? Büyükelçimiz, Türk-Fransız Parlamento Dostluk Grubu üyeleri için özel davetler düzenleyip onları harekete geçmeye özendirdi mi?
Fransa’da bir Türk lobisi var mı? Varsa, neden bu kadar etkisiz? Yoksa, bir Türk lobisi oluşturmak için ne bekliyoruz ve neler yapılıyor?
Fransa’da gittikçe kök saldığı gözlemlenen Ermeni soykırımı iddialarının çürütülmesi amacıyla ne gibi akademik etkinlikler yapıldı? Son on yılda hangi incelemeler, eserler yayımlandı? Planlanan böyle bir etkinlik var mı?
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu sorularımızın yanıtlanmasını rica ediyor; bu duygu ve düşüncelerimizle, sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanla.
Efendim, biraz önce Sayın Kâmran İnan burada konuşurken, şu taraftan biraz sesler gelince “daha önemli konu mu görüşüyorsunuz” dedi; ama, başka grupların konuşmacılarına da aynı hassasiyeti gösterelim lütfen.
Herhalde bu konu görüşülürken, bu Genel Kurulda daha başka ciddî şeyler konuşulamaz.
Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Sayın Mahmut Yılbaş; buyurun. (DTP sıralarından alkışlar)
Sayın Yılbaş, süreniz 10 dakika.
DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 29 Mayısta, Fransız Parlamentosunda, Ermenilerle ilgili olarak alınmış bir karar üzerine gündeme yeniden getirilmeye çalışılan mesele hakkında, Demokrat Türkiye Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, herşeyden evvel, 29 Mayısta Fransız Parlamentosunda alınmış olan karar, bu meselede alınmış olan ilk karar değildir, ilk adım da değildir.
Değerli arkadaşlarım, bir Fransız yazarı, ta 1890 yıllarında aynen şunu söylüyor: “Milleti sadıka diye adlandırılan Ermeniler, Ruslar ve Protestan, Katolik misyonerlerce tahrik edilmiş ve Berlin Konferansına sanki zulüm görmüş bir halkmış gibi başvurmuşlardır.”
Değerli arkadaşlarım, Berlin Konferansından 1998’e kadar, neredeyse 150 yıl; bu mesele 150 yıllık mesele de değildir.
Sevgili arkadaşlarım, Osmanlı’nın, Birinci Dünya Savaşının başladığı sırada, ekonomik, sosyal ve coğrafî durumuna baktığımızda, bugün, güçlü olarak kabul edilen ülkelerle mukayese edilemeyecek bir durumu ve önemi vardır.
Değerli arkadaşlarım, 1914’te, Osmanlı 1 milyon 700 bin kilometrekarelik bir araziye sahipti. Bu toprakları içerisinde Avrupa, Asya, Afrika Kıtalarını içerisine alan çok önemli kara parçaları vardı ve bu topraklar içerisinde, yirmiye yakın -bir değil sevgili arkadaşlarım- dine sahip insanların yaşadığı bir imparatorluktu. İşte, Batı dediğimiz o “tek dişi kalmış canavar” -Sayın Hocamızın da ifade ettiği gibi- bin yıllık Şark meselesinde, Anadolu’da bulunan Osmanlı, Türk-Müslüman kültürünü ve unsurunu, her zaman, kendisine engel olarak görmüştür; bu engeli yok etmek, bu engeli parçalamak ve yapabildiği yere kadar da onu kendisine rakip olarak çıkarmak için elinden geleni geriye koymamıştır.
Değerli arkadaşlarım, Allah’a çok şükür ki, tarihin hiçbir zamanında, Türk Milleti, soykırım gibi bir ayıbın ve suçun taşıyıcısı olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, uzak tarihe gitmeye gerek yok, yakın tarihe baktığımızda, bugün, kendilerini, demokrasinin, insan haklarının savunucusu olduğunu ifade eden ve dünyaya bu konuda böbürlenen kültür ve ırkların, daha 20 nci Yüzyılın içerisinde yaptıkları, alınlarında kara leke olarak kalmaktadır; Fransızın da alnında soykırımın karası vardır, Almanın da alnında soykırım karası vardır, İngilizin de alnında soykırım karası vardır. Kara Afrika’dan Cezayir’e kadar, hatta son aşamada Makedonya’da yapılan zulüm, bu kültürün dünyaya vermiş olduğu kötü bir örnektir.
Eğer, Fransız Parlamentosu bir karar alma ihtiyacındaysa; eğer, Fransız kültürü bir tavır koyma mecburiyetindeyse, kendilerine, Türk Parlamentosundan sesleniyoruz, diyoruz ki: Bosna-Hersek size yeter, Azerbaycan’da yaşananlar size yeter.
Değerli arkadaşlarım, burada, hiçbir zaman, bizlerin, Fransız Parlamentosunun almış olduğu bir karara karşı, tamamen kızgınlık içerisinde olmamızı gerektiren herhangi bir şey olmadığına inanıyorum. Sebebi, biz, zaten, bu işlere alışığız; son 200 yıllık tarihimiz, bu meselelerle iç içe yaşayarak, mücadele ederek geçmiştir. Değerli milletvekili arkadaşlarım, evet, 1914 yılındaki gibi, 1 milyon 700 bin kilometrekarelik bir toprağa sahip değiliz; ama, bugün, Allah’a çok şükür, 70 milyon gibi bir nüfusa sahibiz. (DTP ve ANAP sıralarından alkışlar) Evet, bugün, ekonomide bazı sıkıntılarımız var; ama, yine, Allah’a bin şükürler olsun ki, yılda, 300 milyar dolar gayrî safî millî hâsılaya sahip olan bir ülkenin çocuklarıyız. Herkes, ister fert ister millet ister devlet olarak, Türkiye’ye karşı tavır koyarken, lütfen, bunu düşünsün; düşünmezlerse kendileri bilsin.
Buradan sadece Fransız Parlamentosuna değil, parlamentoya sahip olan milletlere sesleniyorum; sizin parlamentonuzun ağırlığı, acaba, benim Parlamentomdan 10 gram daha mı fazla?! Sen Fransızsın diye, senin Parlamentonun gücü, büyük Türk Milletinin sahip olduğu Parlamentonun gücünden daha mı fazla?! Ateş olsan, cirmin kadar yer yakarsın! (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, yeni bir şey yok, her şey eskisi gibi; eski oyunlar yeniden tezgâhlanıyor; ısıtılıp ısıtılıp, yeniden servisi yapılıyor. Bakınız, 1890’lı yıllardan 1915’e kadar gelen günlere; bir tarafta Daşnakların, öbür tarafta diğer Ermeni komitalarının kuruldukları ve faaliyet gösterdikleri ülkeler, her şeyden evvel, Osmanlı toprakları değildi; İsviçre’de kurulmuşlardır, Rusya’da kurulmuşlardır; faaliyetlerini oradan Paris’e taşımışlardır, Londra’ya taşımışlardır. Bugün, tehcir gibi bir meseleyi gündeme getirip, ancak ve ancak, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri’nde dile getirdiği “o alnı pak şehitlerin” bu tür lekelerle karalanamayacağını bilmeleri gereklidir.
Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; onların tahriki vardır. 1914’ü takip eden yıllarda, yedi düvelin Anadolu’da işi neydi? Ben, bugünden, tarihe dönüp, bugün dost geçinenlere soruyorum: Sen, benim Batı Anadoluma Yunanlıları niçin gönderdin? Kimdi onları destekleyen? Manen, maddeten...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, süreniz bitti efendim. Size eksüre veriyorum; lütfen, toparlar mısınız.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, bir iki dakika daha müsaade ederseniz...
BAŞKAN – Efendim, herkese 2 dakika verdim, size de veriyorum; lütfen, bitirin...
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Canın sağ olsun Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Canım, bunun canın sağ olmasıyla ilgisi yok; işte, size de verdik eksüre.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Canın sağ olsun... Genel Kurulda da olur, başka yerde de... Bu milletin sesini kesmek mümkün değildir; özellikle bu meselede. (Alkışlar)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, bunun ses kesmekle ne ilgisi var? Herhalde çok heyecanlandınız da, heyecanınızı yenemiyorsunuz...
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Doğrudur, doğrudur; heyecanlandım.. Tarihî bir mesele var Sayın Başkan; tabiî heyecanlanırım. (Alkışlar) Sadece ben değil, bugün 70 milyon insan bu heyecan içerisinde. Her gün, her zaman, her asırda, benden ne istiyorlar? Yetmiyor mu akıttıkları kanlar? Bugün, gidin Van’a, Zeve’de 35 bin insanın orada kemikleri vardır. Kendi katlettiklerini unutuyorlar mı? (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, onlar, geldiler Anadolu’ya, bizleri parçalamak istediler, bizleri bu topraklardan, geldiğimiz yere göndermek istediler; ama, başarılı olamadılar; gitmedik, gitmiyoruz, gitmeyeceğiz!.. Anadolu bizimdir... (“Bravo” sesleri, alkışlar)
Teşekkür ediyorum efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılbaş.
Yalnız, millî meselelerde herkes heyecan duyar da, tabiî, Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşulanların, heyecanı aşarak, gerçeklere daha uygun ve çözümleyici bir sonuca gitmesi lazım. (DTP sıralarından “gerçek, gerçek” sesleri, gürültüler)
DEVLET BAKANI RİFAT SERDAROĞLU (İzmir) – Gerçekleri söyledi...
BAŞKAN – Ne oluyor efendim; ne bağırıyorsunuz?.. Siz bakansınız... Anladım.. Ben kötü bir şey mi söyledim? Yani, biz, heyecandan ziyade, aklıselimle meseleleri halledeceğiz dedim. Bunda anormal bir şey var mı?
DEVLET BAKANI RİFAT SERDAROĞLU (İzmir) – Onun söyledikleri gerçek...
BAŞKAN – Efendim, siz neyi savunuyorsunuz, anlamadım. Ben de bir şey demedim ki...
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan...
ULAŞTIRMA BAKANI NECDET MENZİR (İstanbul) – Siz duymuyorsunuz, biz duyuyoruz... Siz hissetmeyebilirsiniz; o hissederek konuşuyor...
BAŞKAN – Yani, dedim ki, işe aklıselimle yaklaşalım. Meseleleri, burada, elbette ki, aklıselimle çözeceğiz.
ULAŞTIRMA BAKANI NECDET MENZİR (İstanbul) – Aklıselimdışı bir şey yok burada.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılbaş.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, biraz önceki açıklamalarımda, tarih kitaplarında, sadece bu ülkede yazılan değil, Fransızların, İngilizlerin, Almanların, Rusların tarih kitaplarında yazılanları ifade ettim. Eğer, bunlar gerçek değilse, sizlerin inandığı gerçekler neyse, lütfen, o kürsüde mikrofona da sahip birisiniz; siz, bu yüce millete, sizin inandığınız gerçekleri açıklayınız...
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, bakın, bu memlekete yapılan zulümleri hepimiz biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin parçalanması için, Avrupalıların, Hıristiyan âleminin büyük bir işbirliği içinde olduğunu biliyoruz. Bunun en büyük acısını çeken bölgenin insanlarından birisi de benim.
Ruslar Pülümür’e kadar gelmişler. Ermenilerin oradaki insanlarımıza yaptığı zulümleri de bilen insanlarız. Ben size bir şey söylemedim ki. Siz lafları ters çevirip, kendinizi vatansever, başkalarını vatan haini ilan eder gibi bir pozisyona düşürmeye çalışıyorsunuz... Bu taktiklerle de sizin bir şey kazanacağınızı zannetmiyorum.
Biz hepimiz bu memlekette, babalarımızla, dedelerimizle, İstiklal Savaşını yapmış, kan dökmüş insanlarız; biz, Rusları kendi ilimizden kovan insanlarız. İstiklal Savaşında, kalkıp, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden “biz buraya, karılarımızın yanına gelmedik, düşmanla savaşmaya geldik” diyen, Ankara’nın başkent olmasını değiştirmeye çalışanlara karşı açıkça tavır koyan Dersim milletvekilinin buradaki davranışlarını benimseyen, fikirlerini, duygularını taşıyan insanlarız. Sizin çıkıp da, burada kendinize birtakım paye çıkarmaya hakkınız da yok. Yani, burada kimse kimseden daha fazla vatansever değildir.
Benim söylemek istediğim, elbette ki, Fransız Parlamentosu, bu karar kendi milleti hakkında alınsaydı, nasıl bir davranış içine girmesi gerekiyorsa, böyle aklıselimle düşünmesi lazım. Türk-Fransız ilişkilerini zedelemiştir, bunun da tokadını Türk Milletinden yiyecektir.
Şahsı adına 1 milletvekiline söz veriyoruz.
Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek.
Sayın Muhsin Yazıcıoğlu da söz istemişlerdi; ama, bir kişiye söz veriyoruz Sayın Yazıcıoğlu.
Buyurun Sayın Çiçek.
Süreniz 5 dakikadır efendim.
CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biraz evvel burada ifade edildiği gibi, Fransa Millet Meclisi, 29 Mayıs 1998 tarihli oturumda “Fransa, 1915 Ermeni soykırımını alenen tanır” şeklinde, tek maddelik kanun teklifini oybirliğiyle kabul etmiştir. Türk Milleti adına, onun bir temsilcisi olarak açıkça ifade etmek isterim ki, bu karar haksızdır, dayanaksızdır ve insafsızdır; tarihe karşı iftiradır, yalancılıktır. Soykırım gibi bir insanlık suçunu işlemeye, bu aziz milletin ne kültürü müsaittir ne inancı müsaittir ve ne de karakteri müsaittir; çünkü, bu milletin geçmişinde ve tarihinde, bir Saint-Barthelemy katliamı yoktur, engizisyonlar yoktur, toplama kampları yoktur, insanları yakmak için fırınlar yoktur, kazanlar yoktur ve fakat dün ve bugün Cezayir’de katledilen yüzbinlerce, milyonlarca Müslümanın kanının akıtılmasının arkasında bu kararı alanlar vardır, onların ataları vardır. (Bağımsızlar, BBP ve FP sıralarından alkışlar) Afrika’da, Asya’da, Ortadoğu’da, insanların toplukatliama tabi tutulmasında bu kararı alanların parmak izleri vardır, yaşanan vahşette ayak izleri vardır. Fransa’nın hemen yanı başında, Bosna-Hersek’te, Kosova’da yaşanan hunharlıkta, bunların dahli vardır, ihmali vardır, kusuru vardır. Bu kararı alanların arasında, 40’tan fazla diplomatımızın şehit edilmesine yardımcı olan, fikren, fiilen ve manen destek olan caniler vardır; ASALA’nın işbirlikçileri vardır, Koçaryan’ın tetikçileri vardır. Bu millete bir şey diyecek olan varsa, önce aynaya baksın, sonra dönsün bir daha baksın, ne söyleyecekse ondan sonra söylesin; çünkü, ellerinin ne kadar kanlı olduğunu göreceklerdir.
Bir Fransız olan Pierre Loti “bize bu haksızlığı yapanlar, şarka hiç ayak atmamış, önyargılarla gözleri körleşmiş insanlar olduklarını, çığrından çıkmış bir propagandanın ajanları olduklarını anlayacaklardır” diyor.
Değerli milletvekilleri, bizim, artık, bir şeyi görmemiz lazım. Etrafımızda çember giderek daralıyor, Kafkasya’da daralıyor, Balkanlarda daralıyor, Ortadoğu’da ve Avrupa’da daralıyor. Bugün Fransa, yarın bir başka ülke... Millet bunalımda; Türkiye kan kaybediyor, imkân kaybediyor.
Sonu gelmez iç çekişmeler, elli sene evvel geride bırakmamız gereken kavram kavgaları, kendi varlığımızı ve siyasî ikbalimizi başkasının yokluğunda, yok edilmesinde arayan, ilkel, sevimsiz, seviyesiz siyaset anlayışı milleti de devleti de tahrip ediyor, ufkumuzu karartıyor; karar alamıyoruz, inisiyatif kullanamıyoruz. Ömrümüz, siyaset adına övünmekle dövünmek arasında geçiyor.
Siyaset yapan bizler, görevi siyaset olmadığı halde siyaset yapan kişiler, siyasî kurumlar, bizlerin önündekiler, hiç bugünkü kadar halktan kopmadı, halka dayatmadı, (FP ve DTP sıralarından alkışlar) milletle devletin arasını açmadı; hiç bugünkü kadar, siyaset ve siyasî kurumlar, bir avuç mütegallibenin çıkarına alet olmadı. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Siyaset, hiç bugünkü kadar şahsî, nefsî, ben merkezli olmadı, umursamaz olmadı. Demokrasi tehlikeye giriyor, bir araya gelemiyoruz; yüzyılın en büyük sel felaketi oluyor, Cumhurbaşkanıyla, Başbakanıyla, parti liderleriyle birlikte el ele kol kola, toplumun bütün acılarını dindirecek, millete ümit ve şevk verecek birlik görüntüsü veremiyoruz... Siyasetin birinci aktörleri, Yunanistan’la diyaloğa hazır, canilerin hamisi Suriye’yle her türlü görüşmeye hazır; ama, birbirleriyle görüşmüyorlar, görüşemiyorlar. Bu siyasetin ülkeye verdiği zarar, Fransa’nınkinden de, Yunanistan’ınkinden de, Suriye’ninkinden de fazladır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çiçek, süreniz bitti; size de 2 daika eksüre veriyorum.
Buyurun efendim.
CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, geliniz, düğünlerde, derneklerde, lokanta, market ve büfe açılışlarında, yeni tayin edilmiş kısım şeflerinin göreve başlama merasimlerinde vakit kaybedeceğinize, orada rastlaşacağınıza, siyaseti orada konuşacağınıza, en evvel bu çatı altında birleşelim, hiç olmazsa bu konuda birleşelim, birlik olalım ve dirlik bulalım. Bize düşeni, bizden bekleneni yapmamız için, siyaseti sefalettten ve rezaletten kurtarmamız için daha kaç ülkenin parlamentosundan karar çıkması gerekecek, daha neleri kaybetmemiz gerekecek?!.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Bağımsızlar, FP, BBP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çiçek.
Dışişleri Bakanının yaptığı gündemdışı konuşma ve bunun üzerinde grupların ve bir milletvekilinin yaptığı konuşmalar bitmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan ve bulunmayan partilerin müşterek bir açıklaması var; onu okuyorum:
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1. — Fransa Ulusal Meclisince kabul edilen sözde Ermeni soykırımına dair yasa teklifine karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinin gösterdiği tepkiye ilişkin açıklama
Fransa Ulusal Meclisinde Kabul Edilen Yasa Önerisine İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Açıklaması
Fransa Ulusal Meclisinin 29 Mayıs 1998 tarihli oturumunda “Fransa, 1915 Ermeni soykırımını açıkça tanır” hükmünü içeren tek maddelik bir yasa teklifinin kabul edildiği esefle öğrenilmiştir.
Türkiye ile Fransa arasındaki tarihî dostluk ilişkilerinin geliştiği bir dönemde Fransız Parlamentosunun bir kanadınca böylesine haksız, tarihî gerçekleri kasten çarpıtan ve Türk Milletini hedef alan bir adım atılması, son derece üzüntü verici bir olaydır. Bu yasa teklifinin, Senato tarafından da kabul edilerek, kanunlaşması durumunda, her şeyden önce Türk-Fransız ilişkilerine büyük zarar verileceği açıktır.
Fransa Ulusal Meclisinin bu kararı, yakın geçmişte haince terörist eylemlere başvurarak, toplam 34 diplomatımızı şehit eden hareketleri canlandıracak ve yeniden terör eylemlerine başvurmalarına yol açabilecek niteliktedir.
Bu yasa teklifini sunan ve destekleyen kişilerin, ırkçı husumet duygularını körüklemeyi, barışa, Türk-Fransız dostluğuna tercih ettikleri anlaşılmaktadır.
Kendileri için küçük siyasî çıkarlar elde etmeye çalışan bazı kişi ve çevrelerin, bu gibi kararları almakla, Kafkasya’da barış ve istikrarın tesisi dahil, hiçbir barışçı amaca katkıda bulunmalarının mümkün olmadığı ortadadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında meydana gelen ve her iki taraftan da binlerce kişinin ölümüne yol açan elim olayların, tek yanlı yaklaşımlarla, siyasî çıkarlar peşinde koşan artniyetli çevreler tarafından, şerefli Türk Milletini lekeler şekilde kullanılmasına izin veremez. Tarihteki olayları yargılamak, tarafsız tarihçilere bırakılmalıdır. Tarih önünde verilemeyecek hesabı olmayan milletimizi yargılamak, hiçbir kurum ve gücün yetkisi dahilinde değildir. Fransa Ulusal Meclisinin bu davranışını Türkiye açısından tümüyle geçersiz ilan ediyor ve kınıyoruz.
Bu gibi girişimlerin gerisinde, Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünü hedef alan hayaller yatmaktadır. Bu girişimlerin karşısında, devlet ve millet olarak duracağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Lütfü Esengün Uğur Aksöz Erzurum Adana FP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Saffet Arıkan Bedük Metin Bostancıoğlu Ankara Sinop DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
Oya Araslı Müjdat Koç İçel Ordu CHP Grubu Başkanvekili DTP Grubu Başkanvekili
Muhsin Yazıcıoğlu İsmail Köse Sıvas Erzurum BBP Genel Başkanı MHP Adına
Gökhan Çapoğlu
Ankara
DEPAR Genel Başkanı
Bu açıklamanın gereği Başkanlığımızca yerine getirilecek ve Fransız Meclisine de bu açıklama tercüme edildikten sonra bildirilecektir.
Böylece, bu konu kapanamıştır.
Ben üç milletvekili arkadaşımıza gündemdışı söz vermiştim. Gündemdışı söz isteyen arkadaşlarımızın gündemdışı konuşacakları konulardan biri bu idi; dolayısıyla, gündemdışı, bir arkadaşıma söz verdim.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)
2. — Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, Avrupa Birliğince Türkiye’ye yönelik olarak su ürünleri ithalinin yasaklanmasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar’ın cevabı
BAŞKAN – Şimdi, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, Avrupa Birliğince Türkiye’ye yönelik olarak su ürünlerinin ithalinin yasaklanmasına ilişkin gündemdışı söz istemiştir, kendisine söz veriyorum.
Buyurun Sayın Yılmazyıldız (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır efendim.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, Fransa Ulusal Meclisi tarafından alınan kararı lanetle kınıyoruz ve kendilerini aklıselime davet ediyoruz.
Ancak, bir şey çok önemli; önemli olan, kararlar alındıktan sonra tavır koymak, tepki koymak değil, kararlar alınmadan önce tedbir almaktır, onu engellemektir. Maalesef, böyle, birlik, beraberlik ruhunun konuşulduğu bir günde, tartışmalı bir konuyu dile getirmek zor; ama, nasıl ki, Fransa Meclisinde alınan bu karar konusunda, Hükümet, 55 inci Hükümet, önceden gerekli girişimleri yapamadıysa, yine su ürünleri ithalatı konusunda da, Avrupa Birliğinde yasaklama kararı çıkmadan önce, hiçbir şey yapmamıştır; sadece kararın çıkmasını beklemiştir.
Bakınız, elimde, 4 Nisan 1998 tarihli, su ürünleri ihracatçısı bir firmanın faksı var; diyor ki: “Bu problem aylardır bilinmesine rağmen, sır gibi medyadan da saklanmaktadır.” Ne oldu; karar çıktıktan sonra, manşete çıktıktan sonra Sayın Bakan diyor ki: “İşte, gereğini yapacağız, karar bize ulaşmadı, bilmem ne olmadı...” Bunu anlamak mümkün değil. Sayın Bakan, neyin kararını alacaksınız? Söz vermişsiniz; diyorsunuz ki: Biz, hijyen koşullara, şunlara şunlara uymayan firmalara gerekli şeyi vermeyeceğiz; çünkü, bu konuda, Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğüne bağlı il müdürlükleri tarafından, ihracat yapanlara veteriner kontrol numaraları veriliyor. Bu numaraları, siz, bu konuda yetersiz firmalara verirseniz, daha sonra, gerçekten bu konuda yeterli imkânlara sahip, Avrupa koşullarında ihracat yapan firmaların da ihracat yapmasını engellersiniz. Alınan böyle genel bir kararla da, onbinlerce aileyi, yüzbinlerce, hatta sayıları milyona varan insanı ekmeğinden edersiniz, Türkiye’nin 140 milyon dolarlık ihracatının 80 milyon dolarını engellersiniz.
Ben, özellikle merak ediyorum, 55 inci Hükümetin Sayın Bakanları ne yapar? Avrupa Birliğinde, bakıyoruz, yine uyarıyor Fındık İhracatçıları Birliği; diyor ki: “Bu, El Ninodan da kötü olacak; bakın, kota geliyor, Hükümet tedbir alsın.” Eminim ki, yine bir yasaklama kararı çıkıncaya kadar bekleyecekler, Sayın Bakan çıkacak burada “biz, gerekli önlemleri alırız” diyecek. Sayın Tarım Bakanının yaptığı bir tek şey var; her ne kadar, buğday taban fiyatlarına yüzde 60 verdik diyorsa da, bakıyoruz, çiftçinin cebine girecek ekzam yüzde 40, fazla değil; bunu çiftçi biliyor.
Yine bakıyoruz, tütün piyasası aylarca geç açılıyor, üretici, tüccarın kucağına itiliyor; korkarız ki, buğdayda da aynısı olacak. Yıllık enflasyon yüzde 50 olacak diyen Hükümet, çaya, bir tek mayıs ayında yüzde 60 zam yapıyor. Nasıl olacak bu yüzde 50; siz bir ayda bunu aştınız?!. Yani, kısacası, bakıyorum, bu Hükümet, Türkiye’yi rencide eden kararların alınmasını seyrediyor; bu Hükümet, Türkiye’nin dışilişkilerini torpilleyen kararları sadece seyrediyor; bu Hükümet, çiftçiyi, esnafı zor durumda bırakan kararların alınmasına imza atıyor; yaptığı tek şey bu; ama, bir şey var; bu Hükümet, sadece ve sadece, çiftçiyi, esnafı ezerken, kendisini kuran güç odaklarına destek verecek bir RTÜK Yasa Tasarısını, kendi içinden bazı milletvekilleri reddetmesine rağmen, iktidarı destekleyen partinin milletvekilleri reddetmesine rağmen, bu kürsüden, çıkaracağım diye hababam zorluyor. Yapmayın arkadaşlar, yani, biraz milleti düşünün, milletin sorunlarını düşünün. Bakın, getirin buraya tarım Bağ-Kur’lularının sağlık sigortası edilmesi için kanun teklifini, hemen çıkaralım, emin olun, bütün Meclis destekleyecektir.
MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Siz niye getirmediniz?!
İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – Şu anda iktidardasınız arkadaşım, bizim yapamadıklarımızı siz yapın, size yol gösteriyoruz!
M. HADİ DİLEKÇİ (Kastamonu) – Yapacağız...
İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – Yeter bu kadar diyet ödediğiniz! Ormanların, iktidar partisi yandaşlarına, turizm alanları adı altında peşkeş çekilmesi yeter! Türkiye’yi rencide eden kararların çıkarılması karşısında kayıtsız kalınması yeter!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız, efendim, 1 dakika eksüre veriyorum.
Buyurun.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – Tamam efendim.
Ben diyorum ki, acilen, su ürünlerinin ithalatını da engelleyen bu kararlar karşısında, Hükümet, gerekli olan önlemleri almalıdır; su ürünlerindeki dondurulmuş gıda ve konserve gibi konuları, sanayi ürünleri arasına katmalıdır. Kısacası, özellikle, verdiği sözleri, yani, Avrupa Birliği Komisyonu, mutlaka etkili denetim yapılıp hak etmeyen tesislerin kapatılacağı ya da düzeltilmeleri için süre verileceği konusunda ikna edilmelidir. İthalatı engelleyen yasak kararının kaldırılması için daha büyük gayret sarf edilmelidir. Özellikle “ben, Karadenizliyim” diyen bir Sayın Başbakana sahip olan bu Hükümet, en başta Karadenizli balıkçıları vuran, Marmaralı balıkçıları vuran bu kararı en kısa zamanda düzeltmelidir.
Saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mustafa Rüştü Taşar söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Taşar.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili aradaşlarım; özellikle bu açıklama fırsatını verdiği için milletekili arkadaşıma teşekkür ediyorum.
Avrupa Birliği Veterinerler Komitesi tarafından, ülkemiz menşeli veya ülkemiz çıkışlı taze su ürünleri ve çift kabuklu yumuşakçaların bütün ürün çeşitleri için ithalat yasağı konulduğu ifade edilmektedir.
Söz konusu karar, esasen, resmen bize ulaşmış değildir. Karar bize ulaştığında gerekli düzetmeleri ve kararda öngörülen eksiklikleri kısa sürede gidereceğimiz tabiîdir.
11 aydır Tarım Bakanlığı görevindeyim ve bu süre içerisinde bütün imkânlarımızla bu konuyla ilgilenmekteyiz. Bütün firmalardan eksikliklerini gidermelerini istedik. Avrupa Birliği Komisyonunun böylesi bir karar almasını beklemeden, insan sağlığına verdiğimiz önemin bir değeri olarak gerekenleri yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından alındığı ifade edilen karar sonucu, iç ve dış kamuoyunda meydana gelen çeşitli yansımaları ve tartışmaları biliyorsunuz. Konu hakkında, bilgili bilgisiz herkes çeşitli değerlendirmelerde bulundu. Tarım konusunu bilen bilmeyen herkesin konuştuğu ülkemizde, meseleleri sadece ithalat ihracat açısından değerlendirmek de fevkalade yanlıştır; çünkü, halen, nüfusumuzun yüzde 42’sinin geçimini tarımdan sağladığı ülkemizde, tarımsal konuların ekonomik olduğu kadar sosyal yönünün olduğu da unutulmamalıdır. Konuyu bu çerçevede değerlendiremeyen bazı siyasîlerimiz, olayı memleket menfaatları açısından ele alacakları yerde, sinekten ne kadar yağ çıkarırım mantığıyla çarpıtmaya çalışmaktadır. Kimi, Bakanlığımızı, kimi, belediyeleri, kimisi de, Kültür Bakanlığını suçlama yarışına girmiştir.
Ortada bir gerçek vardır değerli arkadaşlarım, temiz olan tesis vardır, temiz olmayan tesis vardır. Bakanlık olarak, gerekli şartları haiz olmayan tesislerin kontrol numaralarını iptal ediyoruz. Evvelki gün itibariyle, 11 tesisin daha sağlık numaraları Bakanlık tarafından iptal edilmiştir. 11 aydır aralıksız devam ettirdiğimiz çalışmaların sonucu alınmak üzeredir; eylül ayına kadar, gerekli bütün iyileştirmeler mutlaka gerçekleşecektir. Şartları yerine getiren tesisler çalışır, yerine getirmeyenlerin de gözünün yaşına bakmadan sağlık kontrol numaralarını iptal ederiz; çünkü, Avrupa Birliği ülkelerinin kendi insanlarının sağlığına gösterdiği hassasiyeti bizim insanımıza da göstermek zorundayız diye düşünüyorum.
Tabiî, burada, sadece Bakanlığımın, yetki ve sorumluluk sahasına giren alanlardaki denetimlerimizin yeterli olmayacağı açıktır. Özellikle, büyükşehir belediyelerinin de konuya titizlikle yaklaşması gerekmektedir. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırlarında faaliyet gösteren Kumkapı Balık Hali gerekli teknik ve hijyenik şartlara sahip değildi. Belediyeye yazdığımız yazıyla, kendilerinden, gerekli tedbirleri almalarını istedik. Buna rağmen, inşaat faaliyetleri devam ettiğinden dolayı gerekli neticeler zamanında alınamadığından, 5 Şubat 1998 tarihin