DÖNEM : 20 CİLT : 51
YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
79 uncu Birleşim
21. 4. 1998 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in, Kıbrıs ile ilgili son gelişmelere ilişkin açıklaması ve ANAP Bitlis Milletvekili Kâmran İnan, CHP Samsun Milletvekili Murat Karayalçın, FP İstanbul Milletvekili Azmi Ateş, DSP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, DTP Van Milletvekili Mahmut Yılbaş ve DYP Kayseri Milletvekili Osman Çilsal grupları adına ve BBP Ankara Milletvekili Mehmet Ekinci’nin de partisi adına konuşmaları
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 67 arkadaşının, Türk Hava Kurumu yönetimi hakkında ileri sürülen iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/249)
2. — Denizli Milletvekili Mustafa Kemal Aykurt ve 57 arkadaşının, Marmaris-İçmeler Belediyesince yeşil alan olarak belirlenen ve sonra millî park alanı ilan edilen ormanlık bir sahayı kanuna aykırı şekilde bir şahsa tahsis ettiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. — Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/334)
IV. — GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) GÖRÜŞMELER
1. — Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan ve 20 arkadaşı ile İçel Milletvekili Mustafa İstemihan Talay ve 30 arkadaşının, Flash Televizyonuna yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/185, 186) esas numaralı Meclis araştırması komisyonu raporu (S. Sayısı : 466)
V. — ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. — Öngörüşmesi bugün yapılacak olan (10/209) ve (10/128) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin daha sonra belirlenecek bir birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VI. — SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. — Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş.’de çalışan mevsimlik işçilerin yeniden işe alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4590)
2. — Sıvas Milletvekili Musa Demirci’nin, Eskişehir-TÜLOMSAŞ’da çalışan mevsimlik işçilere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4603)
3. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Eskişehir-TÜLOMSAŞ’da işten çıkarılan işçilerin yeniden işe alınıp alınmayacaklarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4604)
4. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Uludağ Üniversitesi Ortak Anfiler Grubu Projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin yazılı cevabı (7/4605)
5. — Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt’un, Emlakbank konutlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in yazılı cevabı (7/4609)
6. — Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner’in, Burdur-Bucak tütün ekin piyasasının ne zaman açılacağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/4613)
7. — Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, Ziraat Bankasının 1994 yılı harcamalarında usulsüzlük tespit edilip edilmediğine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in yazılı cevabı (7/4627)
8. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Türkiye’nin Rio Deklarasyonuna uyup uymadığına ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un yazılı cevabı (7/4631)
9. — Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın, turizme açılan orman alanlarına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun yazılı cevabı (7/4654)
10. — Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Trabzon ve Rize’deki bazı belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/4674)
11. — Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, İmam Hatip Lisesi mezunu personel sayısına ve bunların tarikat mensubu olup olmadığına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4688)
12. — Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, Eskişehir-TÜLOMSAŞ’ta işten çıkarılan işçilere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4690)
13. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, mevzuat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/4703)
14. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, mevzuat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/4707)
15. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, mevzuat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/4714)
16. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, mevzuat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rıfat Serdaroğlu’nun yazılı cevabı (7/4717)
17. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, mevzuat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4722)
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Bulgaristan’a gidecek olan Devlet Bakanı Işın Çelebi’ye, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Anayasa Komisyonu Başkanlığının, esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (1/747) esas numaralı, 22 Ocak 1990 Tarihli ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının, esas komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale edilen (1/751) ve (1/748) esas numaralı kanun tasarılarıyla amaç ve içerik açısından benzeştiğinden, esas komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale edilmesine ilişkin tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, Anayasa Komisyonu Başkanlığının sözkonusu talebin uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi,
Okundu; Anayasa Komisyonu Başkanlığı talebinin, İçtüzüğün 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, Başkanlıkça yerine getirilmiş olduğu açıklandı.
Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın 13-14 Mart 1998 tarihlerinde Gürcistan’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
Daha evvel Genel Kurulca karara bağlanmış olan bir soruşturma önergesiyle aynı içerikte olduğu öne sürülen bir diğer soruşturma önergesinin, daha sonraki bir tarihte işleme konulmasına hukuken imkân bulunup bulunmadığı hakkında usul görüşmesi açıldı. Görüşmeler sonunda yapılan oylama sonucunda, Başkanlığın tutumunun doğru olduğunun kabul edildiği açıklandı.
Konya Milletvekili Ahmet Alkan ve 106 arkadaşının, kanuna ve genel ahlâka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 11, 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine uyduğu iddiasıyla Devlet eski Bakanı Dışişleri eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve eski Başbakan Tansu Çiller Hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin (9/16) öngörüşmeleri tamamlanarak, Meclis soruşturması açılması kabul edildi; Anayasanın 100 üncü maddesine göre kurulacak komisyonun iki aylık çalışma süresinin, komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi tarihinden itibaren başlaması da kabul olundu.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :
2 nci sırasında bulunan 232,
4 üncü sırasında bulunan 553,
Sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,
3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifi de, komisyondan gelmediğinden,
Ertelendi;
5 i
nci sırasında bulunan, Yabancıların Türkiye’de İkâmet ve Seyahatleri Hakkında Kanunun İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/385) (S. Sayısı : 30) görüşmelerine devam edilerek, 1 inci maddesi kabul edildi; 2 nci maddesi tamamlanıncaya kadar çalışma süresinin uzatılması için yapılan oylamada karar yetersayısı bulunmadığından;Alınan karar gereğince, Flash Televizyonuna yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla kurulan (10/185, 186) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu ile ülkemizdeki ilaç imalâtı ve tüketimi konusundaki (10/209 ve 10/128) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerini yapmak için, 21 Nisan 1998 Salı günü saat 15:00’te toplanmak üzere, birleşime 19:01’de so
n verildi.
Hasan Korkmazcan
Başkanvekili
Haluk Yıldız Mehmet Korkmaz Kastamonu Kütahya Kâtip Üye Kâtip Üye
Levent Mıstıkoğlu
Hatay
Kâtip Üye
No. : 119
II. — GELEN KÂĞITLAR
17 . 4 . 1998 CUMA
Raporlar
1. —
Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı’nın, İstiklâl Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatanî Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/885) (S. Sayısı : 639) (Dağıtma tarihi : 17.4.1998) (GÜNDEME)2. — Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu’nun, 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/893) (S. Sayısı : 640) (Dağıtma tarihi : 17.4.1998) (GÜNDEME)
3. — Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/684) (S. Sayısı : 641) (Dağıtma tarihi : 17.4.1998) (Gündeme)
4. — Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Yatırımlarda Devlet Yatırımları Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/722) (S. Sayısı : 643) (Dağıtma tarihi : 17.4.1998) (Gündeme)
Sözlü Soru Önergeleri
1. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, THK tarafından 1981-1988 yılları arasında toplanan kurban derilerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/951) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
2. — Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, kurban derilerinin THK tarafından toplanmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/952) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
3. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, irticayla mücadeleye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/953) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Türk Hava Kurumu’nun topladığı kurban derilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4797) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.4.1998)
2. — Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın, Trafik Yasasındaki “dikkat dağıtıcı yazı ve işaretlerin” kullanılmayacağına ait hükümlerin uygulanmadığı ve bazı polislerin kılık kıyafetlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4798) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
3. — Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın, Sıvas-Divriği’de bir kamu kuruluşuna ait konukevinde kalan istihbarat görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4799) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
4. — Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının 30.10.1996 tarihinde Bosna’ya gidip gitmediğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4800) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
5. — İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Hollanda’dan canlı keçi ithal edileceği iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4801) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
6. — İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, mal ve hizmet alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/4802) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
7. — Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın, Ankara-Y. Ayrancı’daki “Samanyolu” okulunun bulunduğu binalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4803) (Başbakanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
8. — İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, yasadışı terör örgütleri ve irtica ile mücadelede şehit olanlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4804) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
9. — İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, İstanbul’da son üç ayda çalınan otomobillere ve alınacak önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4805) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
10. — Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, İstanbul-Şişli Belediyesi sınırlarının tashihi yönünde bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4806) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
11. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Kürtderesi Köyünün içme suyu ve yol sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4807) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
12. — Bolu Milletvekili Feti Görür’ün, THK tarafından 1990-1998 yılları arasında toplanan kurban derilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4808) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
13. — Bolu Milletvekili Mustafa Yünlüoğlu’nun, THK tarafından toplanan kurban derilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4809) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
No. : 120
20.4.1998 PAZARTESİ
Tasarılar
1
. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti Arasında Karadeniz’deki Deniz Alanlarından Sorumlu Yetkili Makamların İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/757) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)2. — Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/758) (Adalet ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
3. — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/759) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
4. — Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilât ve Vazifeleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/760) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Tarım, Orman ve Köyişleri ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
5. — Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı (1/761) (Plan ve Bütçe ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tari
hi : 15.4.1998)6. — Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/762) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 15.4.1998)
Teklif
1. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın; Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1152) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.4.1998)
Raporlar
1. — Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/717) (S. Sayısı : 642) (Dağıtma tarihi :
20.4.1998) (GÜNDEME)2. — Türkiye Cumhuriyeti ile Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/731) (S. Sayısı : 645) (Dağıtma tarihi : 20.4.1998) (GÜNDEME)
Gensoru Önergesi
1. — Denizli Milletvekili M. Kemal Aykurt ve 57 arkadaşının, Marmaris-İçmeler Belediyesince yeşil alan olarak belirlenen ve sonra millî park alanı ilan edilen ormanlık bir sahayı kanuna aykırı şekilde bir şahsa tahsis ettiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998) (Dağıtma tarihi : 20.4.1998)
No. : 121
21.4.1998 SALI
Sözlü Soru Önergeleri
1. — İçel Milletvekili Saffet Benli’nin, Türk Hava Kurumunca toplanan kurban derilerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/954) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
2. — İçel Milletvekili Saffet Benli’nin, TASİŞ Genel Müdürü hakkında ileri sürülen bazı iddialara ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/955) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
3. — İçel Milletvekili Saffet Benli’nin, Başbakanlık personeline ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/956) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
4. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, makam arabası ve şoför tahsis edilen eski bakanlara ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/957) (Başbakanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
5. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, makam arabası ve şoför tahsis edilen eski bakanlara ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/958) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
6. — Ankara Milletvekil
i Ersönmez Yarbay’ın, makam arabası ve şoför tahsis edilen eski bakanlara ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/959) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)7. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, makam arabası ve şoför tahsis edilen eski bakanlara ilişkin Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/960) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1. — İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in, GSM şebekelerinin özel sektöre devrinden elde edilecek gelirin ertelenmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4810) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
2. — Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, 1997 yılında tedavi amacıyla yurtdışına gönderilen personele ilişkin Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/4811) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
3. — Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, 1997 yılında tedavi amacıyla yurtdışına gönderilen personele ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4812) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
4. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez’e bağlı köylerdeki elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/4813) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
5. — KaramanMilletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-İhsaniye Köyü’nün trafosuna ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/4814) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
6. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Seyithasan Köyü’nün içme suyu deposuna ilişkin DevletBakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4815) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
7. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Kozlubucak Köyü’nün içme suyu şebekesine ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4816) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
8. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman il merkezinin kanalizasyon sorununa ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/4817) (Başkanlığa geliş tarihi :
16.4.1998)9. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Seyithasan Köyü’nün köy konağı ihtiyacına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4818) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
10. — KaramanMilletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Narlıdere Köyü’nün köy konağı inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4819) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
11. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-İslihisar Köyü’nün sulama pompalarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4820) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
12. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Ekinözü Köyü’nün sondaj kuyularına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4821) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
13. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Eminler Köyü ile Yuvatepe Köyü’nün bazı sorunlarına ilişkinDevlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4822) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
14. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Karacaören Köyü’nün içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4823) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
15. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Kızıllarağini Köyü’nün içme ve sulama suyu sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4824) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
16. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Kızılkaya Köyü’nün içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4825) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
17. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Sarıkaya Köyü’nün içme suyu motoruna ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4826) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
18. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Şıhlar Köyü ile Konya-Bardas Köyü arasındaki yol çalışmalarına ilişkinDevlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4827) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
19. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Tavşanlı Köyü’nün içme suyu ve yol sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4828) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
20. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Yazılı Köyü’nün giriş ve çıkışlarının asfaltlanmasına ilişkin DevletBakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4829) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
21.
— Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Yılangömü Köyü’nün sulama suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4830) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)22. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Erenkavak Köyü’nün içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4831) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
23. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Göçer Köyü’nün içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4832) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
24. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Gödet Köyü’nün içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4833) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
25. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Göztepe Köyü’nün arazi toplulaştırmasına ilişkinDevletBakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4834) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
26
. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Gülkaya Köyü’nün içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4835) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)27. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-İhsaniye Köyü’nün sulama kanalı sorununa ilişkinDevlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4836) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
28. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Kurucabel Köyü’nün sulama kanalı ve köprü ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4837) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
29. — KaramanMilletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Mesudiye Köyü’nün su deposuna ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4838) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
30. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Narlıdere ve Bucakkışla Köylerinin yol ve su sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4839) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
31. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Kalaba Köyü’nün su deposuna ilişkin DevletBakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4840) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
32. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Muratdede Köyü’nün sulama suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4841) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
33. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Paşabağı Köyü’nün yol sorununa ilişkin DevletBakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4842) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
34. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Lale Köyü’nün bazı sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4843) (Başkanlığa geliş tarihi : 16.4.1998)
35. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Merkez-Salur Köyü’nün sulama suyu ve yol sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4844) (Başkanlığa geliş ta
rihi : 16.4.1998)36. — Manisa Milletvekili Rıza Akçalı’nın, THK’nca toplanan kurban derilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4845) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
37. — Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın Balıkesir İlindeki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4846) (Başkanlığa geliş tarihi
: 17.4.1998)38. — Malatya Milletvekili Ayhan Fırat’ın, TEAŞ Nükleer Daire Başkanının görevden alınmasının nedenine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/4847) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
39. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, tabiî afetlerden zarar gören çiftçilerin borç faizlerinin ertelenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4848) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
40. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Sarıveliler-Göktepe Beldesinin yatılı bölge okulu ve öğretmen ihtiyacına ilişkinMillî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4849) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
41. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Sarıveliler-Göktepe Beldesinin bazı sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/4850) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
42. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman-Sarıveliler-Göktepe Beldesinin sağlık ocağı ve doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4851) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1998)
Meclis Araştırması Önergesi
1. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 67 arkadaşının, Türk Hava Kurumu yönetimi hakkında ileri sürülen iddiaların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/249) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.
4.1998)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
21 Nisan 1998 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP ÜYELER : Haluk YILDIZ (Kastamonu), Ali GÜNAYDIN (Konya)
BAŞKAN — Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79 uncu Birleşimini açıyor, “söz milletindir” özdeyişiyle Yüce Heyetinizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır, çalışmalara başlıyoruz.
Gündemdışı söz talebinde bulunan değerli arkadaşlarıma, programın yüklü olması hasebiyle söz verme imkânım yok.
III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in, Kıbrıs ile ilgili son gelişmelere ilişkin açıklaması ve ANAP Bitlis Milletvekili Kâmran İnan, CHP Samsun Milletvekili Murat Karayalçın, FP İstanbul Milletvekili Azmi Ateş, DSPİstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, DTP Van Milletvekili Mahmut Yılbaş ve DYP Kayseri Milletvekili Osman Çilsal grupları adına ve BBP Ankara Milletvekili Mehmet Ekinci’nin de partisi adına konuşmaları
BAŞKAN – Sayın Hükümetin değerli bir üyesi, millet olarak çok büyük önem atfettiğimiz Kıbrıs konusunda Yüce Heyetinizi bilgilendirme ihtiyacını hissettiklerini bana beyan ettiler.
Bu nedenl
e, Hükümete, gündemdışı söz vermenin uygun olacağını düşündüm. Gruplarınızı haberdar ettim. Sayın Hükümetten sonra, her bir gruba 10’ar dakika, grubu olmayan milletvekillerinden sadece birisine de 5 dakika konuşma imkânı tanıyacağım.Hükümet adına, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (İzmir ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu aşamaya ilişkin olarak Hükümetimizin görüş ve değerlendirmelerini sizlerle paylaşmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Belki malumunuzdur, 23 Nisandaki oturumumuzda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş, Yüce Meclisimizin Kuruluşunun 78 inci Yıldönümü vesilesiyle aramızda bulunacak ve bu kürsüden, Yüce
Heyete hitap edecektir.Hükümetimiz, hem bu konuşma öncesinde hem de Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu hassas konumu da, durumu da göz önünde tutarak, Kıbrıs konusundaki değerlendirmelerini ve görüşlerini sizlere aktarmayı, izlediği politikanın sizler tarafından da desteklendiğini görmeyi son derece önemli bulmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kıbrıs sorunu, yeniden son derece kritik bir aşamaya gelmiştir; çünkü, Ada’yı, Türkiye’den uzaklara götürmek, Kıbrıs Türklerini de bir azınlık olarak eritmek, yok etmek hesaplarıyla yapılan bir plan uygulamaya sokulmuştur; çünkü, bütün uyarılarımıza rağmen, Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum yönetimiyle üyelik görüşmelerini başlatmış bulunmaktadır.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bu işin başlangıcından beri, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, tüm Ada halkı adına bir başvuruda bulunamayacağını; Kıbrıs Rum yönetiminin, tüm Ada halkı adına bu üyelik görüşmelerini yürütemeyeceğini; 1959-1960 antlaşmaları uyarınca, Kıbrıs’ın, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları herhangi bir uluslararası kuruluşa ya da birlikteliğe üye olamayacağını; Kıbrıs’ın, ancak bir çözüm sonrası ve Türkiye’yle eşzamanlı olarak Avrupa Birliğine katılabileceğini, Avrupa Birliği ilgililerine, çok eskiden beri duyurmuştur ve bu konuları, bu noktaları vurgulayagelmiştir.
Avrupa Birliğinin, tersi yönde alacağı bir kararın, Ada’daki bölünmeyi kalıcı kılacağı; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine, Türkiye’yle benzer bir bütünleşmeyi gerçekleştirmekten başka bir yol bırakmayacağı, yine kendilerine söylenmiştir. Kıbrıs üzerindeki Türk-Yunan dengesi, böylelikle bozulacaktır ve böyle bir durumun, Doğu Akdenizde gerginliğin daha da artmasına yol açacağı bellidir. Bu yönde, yine, Avrupa Birliği uyarılmıştır.
Geçmişte, Kıbrıs’ta 1963, 1967 ve 1974 yıllarında yaşanan ciddî bunalımların, Rum-Yunan ikilisinin, 1960 antlaşmalarıyla anavatanlar arasında kurulan dengeyi kendi lehlerine çevirme çabalarından kaynaklandığı, yine muhataplarımıza açıklık ve kuvvetle hatırlatılmıştır.
Avrupa Birliği ülkelerine, Rum tarafının tek yanlı başvurusunun, tamamen siyasî emellerle gerçekleştirildiği; Rum tarafının, Avrupa Birliği üyeliğini, Ada’yı tamamen kendi denetimleri altına almalarına imkân verecek bir çözüm olarak gördükleri; bir çözüm çerçevesinde, Kıbrıs Türk tarafına tanınacak hak ve yetkileri, Avrupa Birliği mekanizmaları vasıtasıyla aşındırmayı planladıkları; eğer, bir çözüm olmaksızın tam üyeliğe ulaşabildikleri takdirde, bu durumda da, Kıbrıs sorununu, Avrupa Birliğinin bir sorunu haline sokup, Türkiye ile Avrupa Birliğini karşı karşıya getirmeyi planladıkları, defalarca ve yine ısrarla kendilerine anlatılmıştır; ancak, Avrupa Birliği, bu görüş ve uyarılarımızı dikkate almamış, daha doğrusu, Yunanistan’ın tehdit ve şantajlarına karşı koyacak cesareti
gösterememiştir.Avrupa Birliğini bir kez daha uyarıyoruz: Bu tutumunuz, Kıbrıs’ta herkesin içine sindirebileceği bir uzlaşma sağlanması yolunu açmak şöyle dursun, Ada’daki durumu daha da çıkmaza sürüklemektedir ve bunun sorumluluğu Avrupa Birliğinin omuzlarındadır. Biz, Avrupa Birliğini, Kıbrıs konusunda, iki taraf arasında kabul edilmiş bulunan bütün görüşme esaslarının temellerini değiştiren, yok eden bir adım attıkları için uyarıyoruz ve ilgilenen herkese de şunu söylüyoruz ki; Türkiye’nin, Avrupa Birliğiyle ilişkileri, hiçbir biçimde, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki tutumuyla bağlantılandırılamaz, ilişkilendirilemez; yani, biz, sizin için Avrupa Birliğinde şunu sağlayalım, siz de Kıbrıs’ta şuna razı olun denilirse, bizim, bu sözlere itibar etmemiz mümkün değildir.
Bu bağlamda, Avrupa Birliğinin kimi sorumlularını da, bu kürsüden, uyarmayı bir görev biliyorum. Avrupa Birliğinin Dışilişkiler Sorumlusu Sayın Van Den Broek, geçenlerde “Türkiye, Kıbrıs konusundaki tutumunu değiştirmeyecek olursa, tam üyeliği unutsun” demiş ve “Türkiye, Kıbrıs’ı rehin tutuyor” diye eklemiş. Kendisine açıkça şunu hatırlatmak isterim: Sayın Van Den Broek ve onun gibiler, Türkiye’ye karşı şantajcı üsluplarını bıraksınlar ve hadlerini bilip, Türkiye’ye siyaset dikte etmeye kalkışmasınlar. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Ayrıca şunu bilsinler ki, Türkiye, Kıbrıs’taki hak ve vecibelerinden hiçbir zaman ödün vermeyecektir. Türkiye’nin hiç kimseyi rehin tutmaya niyeti yoktur; ama, Türkiye, Kıbrıs’ın ve Kıbrıs Türklerinin, Türkiye
’nin gözünün önünden kaçırılıp rehin alınmasına da izin vermeyecektir.Türkiye, Avrupa Birliği ve Kıbrıs politikalarını en akılcı temellere oturtmuştur ve bu alandaki haklı görüşlerini, ne Sayın Van Den Broek’un, ne de başkalarının hesaplarına tutsak etmeyeceğini şimdiden belli etmiştir.
Avrupa Birliğinin önünde iki seçenek vardır; ya tuttukları yanlış yoldan bir an önce dönerler, ya da onlar, Kıbrıs Rumlarıyla ve Yunanistan’la çıktıkları yola devam ederler, Türkiye’de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle... (DSP sıralarından alkışlar)
Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Yönetiminin tüm Ada adına tam üyelik görüşmelerini yürütebileceğini karara bağlayarak, aslında Kıbrıs müzakere sürecinin en temel esaslarını ve bu en temel esaslardan başlıcası olan siyasî eşitlik ilkesini yok saydığını göstermiştir. Avrupa Birliği, bununla da yetinmemiş, Yunanistan’ın baskılarıyla, Kıbrıs Türk Halkına bir azınlık statüsü biçen bir yaklaşımı benimsemiştir. Nitekim, Yunanistan Dışişleri Bakanı Sayın Pangalos, bu gelişmelerden aldığı cesaretle, bir büyük televizyon kanalına verdiği bir demeçte “olası bir federasyonda Kıbrıs Türk tarafına ancak bir otonomi tanınabileceğini, Kıbrıs Türk Halkının bir azınlık olduğunu” ileri sürebilmiştir, böyle bir cesareti, Avrupa Birliğinin bu tutumundan almıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, tüm bu gelişmelere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tepkisi açık ve kesin olmuştur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ve Parlamentosu, Sayın Denktaş’ın, müzakere masasına, bundan böyle toplum temsilcisi olarak oturamayacağını, bundan sonraki temasların, ancak Ada’daki iki eşit devlet arasında yürütülebileceğini açıklamıştır. Aynı biçimde, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs Rum müzakere heyetine katılmayacağı da kendilerine bildirilmiştir. Hükümetimiz, her iki kararında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini desteklemektedir. Kıbrıs Rum tarafının, Ada’nın, sözde resmî hükümeti sıfatıyla tam üyelik müzakerelerini sürdürdüğü bir ortamda, Sayın Denktaş’ın, herhangi bir müzakere sürecine, toplum temsilcisi olarak
katılması, Kıbrıs Rum tarafını, Ada’nın meşru hükümeti olarak tanıması, Kıbrıs Türk Halkının 1959-1960 antlaşmalarından kaynaklanan kurucu ortaklık ve eşit egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelecektir. Kıbrıs Türk Halkı, en zor günlerinde dahi, bu hakkından vazgeçmemiştir; kurucu ortağı olduğu 1960 cumhuriyetinin, Rum tarafınca silah zoruyla yıkılmasından sonra, kendi öz yönetimini ve devletini kurmuştur, gayrimeşru Rum yönetimini, hiçbir zaman, kendi hükümeti olarak tanımamış; gereğinde, yok olma tehlikesine kahramanca göğüs germiş; ancak, hiçbir zaman, Rum tarafınca kendisine verilmeye çalışılan azınlık statüsünü kabul etmemiştir.Bunca mücadeleden sonra, ne ilk bakışta cazip gelebilecek öneriler ne de uygulanmaya çalışılabilecek baskılar, Kıbrıs Türk Halkını, bir azınlık durumuna düşüremeyecektir. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Böyle bir statüyü, ne Kıbrıs Türk tarafı kabul e
decek ne de Türkiye buna izin verecektir.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek Türkiye gerek Kıbrıs Türk tarafı, bugüne kadar, Kıbrıs konusunun, herkesin içine sinebilecek bir son noktaya ulaştırılması için, ciddî ve yapıcı çaba göstermişlerdir; ancak, Ada’daki iki eşit taraf ve anavatanlar arasındaki denge gözetilmeksizin, böyle, herkesin içine sinebilecek bir son noktaya ulaşılması mümkün değildir. Yapay ve zorlama çözümler ise, ileride, çok daha büyük sorunlara yol açabilecektir.
Kıbrıs konusuna, bugüne kadar bir çözüm bulunamamışsa ya da herkesin içine sinebilen bir son nokta konulamamışsa, bunun sorumlusu, ne Türkiye ne de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetidir. Bunun sorumlusu, Kıbrıs’ı bir Rum adası haline dönüştürme hülyasından hiçbir zaman vazgeçmeyen, Kıbrıs Türk Halkına azınlık haklarından ötesini tanımayı aklına dahi getirmeyen Kıbrıs Rum tarafı ve bu çabalarında kendisine her türlü desteği veren Yunanistandır. Kıbrıs Rum tarafı, bugüne kadar, haksızca gasp ettiği “Kıbrıs Hükümeti” sıfatının kendisine sağladığı bütün avantajlardan yararlanmış, her türlü müzakere sürecini çıkmaza sokarak bugünlere gelmiştir.
Şimdi, bu noktada, Kıbrıs Rum liderleri ve bazı Yunanistan sorumluları, Helenizmin zaferinin sağlandığından söz edebilmektedirler; ancak, unuttukları veya yanlış hesap ettikleri nokta, Türkiye’nin, ne Kıbrıs’taki uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarından ne de Kıbrıs Türk Halkına yönelik ahdî ve tarihî sorumluluklarından vazgeçmeyeceğidir. Unuttukları nokta, gerektiği takdirde, Türkiye’nin geçmişte gösterdiği kararlılığı, bugün de göstermekte bir an bile tereddüt etmeyeceğidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek Türkiye gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bir çözüm bulunması hedeflerinde bir değişiklik yapmamışlardır; ancak, bu amaca yönelik olarak, değişen koşullara uygun yeni bir yaklaşımın benimsenmesi, Ada’daki gerçek durumun hareket noktası olarak alınması gerektiğine, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti inandığını söylemektedir hem de Hükümetimiz açıkça bunu belirtmektedir.
Ada’daki yeni gerçekler nelerdir; Kıbrıs’ta bugün iki ayrı halk ve iki ayrı devlet vardır. 1959-1960 anlaşmalarıyla Kıbrıs üzerinde, Türkiye ve Yunanistan arasında kurulmuş bulunan dengeler, ahdî haklar mevcuttur. Bunlara ek olarak, Güney Kıbrıs’a S-300 füzelerinin yerleştirilmesine, Baf Askerî Hava Üssüne Yunan savaş uçaklarının konuşlandırılmasına bağlı olarak ar
tabilecek gerginlik yine ufukta görünmektedir.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ve Parlamentosu, Sayın Denktaş’ın, herhangi bir müzakere sürecine, toplum temsilcisi olarak katılamayacağına karar vermiştir. Herhangi bir müzakere sürecine girmeden önce, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs Türk tarafı üzerinde herhangi bir hak ve yetki iddiasında bulunmadığını; Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafını, halkı ve kurumlarıyla, her açıdan, kendi egemenlik alanı dışında, ayrı, bağımsız ve kendisiyle eşit statüye sahip bir siyasî varlık olarak kabul ettiğini açıkça belirtmelidir. Tarafların, herhangi bir müzakere sürecinin başlangıcında, statü bakımından birbirlerinden eksik veya fazlaları olmadığının açıklanması, müzakelerin gerçekçi bir zeminde başlatılıp
, ciddî ve anlamlı bir çerçevede sürdürülmesine imkân verebilecektir. Görüşme masasında eşitlik, ancak masa dışında da eşitliğin varlığı kabul edilirse gerçekleşebilecektir.Hükümetimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından izlenen politikayı bütünüyle desteklemektedir. Önümüzdeki dönemde, Ada’daki iki devlet, önceliği, aralarındaki temel sorunların çözülmesine vermeli, Ada’da yan yana, barış içinde yaşamalarına olanak sağlayacak koşulları yaratmalıdırlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin varlığını ve Ada’daki gerçekleri gözardı eden, Türk - Yunan dengesinin sürdürülmesinin Doğu Akdeniz’deki barış ve istikrarın korunması için önemini dikkate almayan yapay yaklaşımlarla veya baskı girişimleriyle, Kıbrıs konusu, ilerleme sağlanan bir konu olmayacaktır; bunlar gerçekleştirilmezse, Kıbrıs konusunda bir ilerleme sağlanması mümkün olmayacaktır.
Sayın Başkan, Yüce Heyetin değerli üyeleri; Kıbrıs Türk Halkı, otuzbeş yıldır, hak ve eşitlik mücadelesi vermektedir. Kıbrıs Türkü, tehdit ve baskılara, her türlü olanaksızlığı aşarak karşı koymuş, kanı ve canı pahasına, eşitlik ve özgürlüğüne sahip çıkmıştır. Türkiye, bu mücadelesinde, her zaman, Kıbrıs Türk Halkının yanında olmuştur. Türkiye’nin, bölgede, stratejik çıkarları, Kıbrıs Türk Halkına karşı ahdî yükümlülükleri vardır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin, elbette, Kıbrıs Türk Halkının esenlik ve güvenliğini güvence altına koyduğunu, garantisini, Kıbrıs Türk Halkının esenlik ve güvenliği için her zaman söz konusu ettiğini herkes bilmektedir; ama, Hükümetimiz, işbaşına geldiği ilk gün yaptığı açıklamada, aynı zamanda, Kıbrıs’ın, Türkiye bakımından yaşamsal öneme sahip olduğunu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin, Kıbrıs’taki varlığının sürdürülmesinin, aynı zamanda, Türk Halkının esenliği ve güvenliği için bir garanti oluşturduğunu açıklamıştır. Bugün de, Hükümetimizin bu anlayışı devam etmektedir.
Türkiye’nin, Kıbrıs Türk Halkının güvenliğini tehlikeye düşürecek gelişmelere seyirci kalmayacağını herkes görmelidir. Bu konuda gerekli görülen her önlem alınmaktadır ve alınmaya devam edilecektir. Ada’ya silah yığarak, bunu bir pazarlık kozu olarak kullanmayı düşünmek, gerilim yaratarak, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ödün verebileceğini öngörmek, ancak hayalperestlikle eşanlamlıdır.
Türkiye, bugüne kadar, anlaşmalardan doğan ve tarihsel niteliği olan sorumlulukları doğrultusunda, Kıbrıs’ta barışın ve huzurun teminatı olmuştur. Türkiye, Kıbrıs Türk Halkının uluslararası anlaşmalardan doğan meşru hak ve çıkarlarını korumaya kararlıdır
ve bu yönde üzerine düşen vecibelerini yerine getirecektir; bu konuda kimse kuşku duymamalıdır. 1974 öncesinin karanlık döneminin geri gelmesine, ne Kıbrıs Türk Halkı ne de Türkiye izin verecektir.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki ilişkiler, 20 Ocak ve 20 Temmuz 1997 tarihli ortak açıklamalar çerçevesinde, her alanda genişletilmekte ve derinleştirilmektedir. Ülkemiz ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında tesis edilen Ortaklık Konseyi, ilk toplantısını 31 Mart 1998 tarihinde Ankara’da yapmıştır. Egemen eşitlik ve ortaklık esasına dayalı olarak, iki ülke arasında var olan işbirliği ve dayanışmanın, dışpolitika, güvenlik, savunma, ekonomik ve malî politikalar alanlarında daha da güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesi amacıyla önemli hedefler saptanmış ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır.
Hükümetimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin sağlam bir ekonomik temelde gelişmesi ve güçlenmesine yönelik olarak da ciddî bir çalışma yapmaktadır.
BAŞKAN – Sayın Bakan, toparlar mısınız efendim... Lütfen...
DEVLET BAKANI ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (Devamla) – Hemen toparlıyorum.
Daha önce 1997 yılı başında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine, belirli bir program çerçevesinde sağlanması kararlaştırılan ve Amerikan Doları olarak 250 milyon dolara varan bir kredi, geçtiğimiz yılın son altı ayından bu yana işlerliğe sokulmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen... Programımız çok yüklü Sayın Bakan; buyurun.
DEVLET BAKANI ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (Devamla) – Ayrıca, 1998 yılı içerisinde iki önemli anlaşmayla, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yapılacak yatırımların, aynen Türkiye’deki teşvik unsurlarından yararlanması hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle aramızda bir ekonomik ve ticarî işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırılmıştır; bu anlaşmalar, Yüce Meclisin gündemine girmeyi beklemektedir.
Aynı zamanda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, Ziraat Bankası ve Halk Bankası kredileri, aynen, Türkiye’deki koşullarla uygulamaya sokulmuştur ve bu yeni olanaklar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinde, geçen yılın sonlarından itibaren ciddî bir iyileşme sağlamıştır.
Hükümetimiz, Kıbrıs davası gibi, yalnız Kıbrıs Türk Halkı için değil, aynı zamanda, Türkiye için de yaşamsal öneme sahip olan bir ulusal davada şimdiye kadar gösterdiği özeni ve duyarlılığı bundan sonra da göstermeye devam edecektir.
Bu anlayış ve duygularla Yüce Heyetinize en derin saygılarımı sunarım. (DSP, ANAP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Gruplar adına ilk söz, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Kâmran İnan’ın.
Buyurun Sayın İnan. (ANAP, DSP ve DTP sıralarından alkışlar)
Sırada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun söz talebi var; diğer grupların söz talepleri varsa kaydını alalım efendim.
ANAP GRUBU ADINA KÂMRAN İNAN (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs millî davasının, bilhassa milletlerarası basında ve önemli çevrelerde gündemde bulunduğu bir sırada, Hükümetin, Yüce Meclise bilgi vermesini, takdir ve memnuniyetle karşılıyoruz ve yine, bu vesileyle, Sayın Hükümetin, bize karşı yürütülen bütün taktikler karşısında takip ettiği kararlı tutum ve attığı adımları da destekliyor ve bunun devamını diliyoruz. Aslında, bugün, Hükümetin sunduğu bilgi ışığında yapılacak olan müzakerelerle, 23 Nisan Perşembe günü, Sayın Denktaş’ın, bu kürsüden, Yüce Meclise hitap etmesi, birbirini tamamlayıcı ve bir bakıma, Sayın Denktaş ile Sayın Cumhurbaşkanımız arasında, 20 Ocak 1997’de Ankara’da imzalanan deklarasyon, mutabakat metni
yle, onu takiben 21 Ocak 1997’de Yüce Meclisin aldığı genel kararın, bir kere daha, günün şartları içerisinde yenilenerek teyidi ve ilanı anlamındadır ve bu, bütün dünyaya da bir mesaj teşkil etmektedir.Değerli milletvekilleri, Yunanistan, Kıbrıs’ı, kuvvet kullanmak suretiyle ilhak edemeyeceğini anladığı günden itibaren -ki, bunu hatırlarsınız- 15 Temmuz 1974’te denedi ve 20 Temmuzda da cevabını -o zamanki Hükümetin Başkanı Sayın Ecevit burada; kendilerini saygıyla selamlıyorum- aldı ve ondan itibaren de yirmidört yıldır yeni bir durum mevcuttur.
O zamanki Sayın Başbakan, 17 Temmuzda Londra’yı ziyaret ederek, garantör devlet hüviyetiyle, İngiltere’nin de bu işte bir görevi bulunduğunu hatırlatmasına rağmen, İngilizler, ilgi duymadıklarını, bir bakıma, aslında, enosisi ve Sampson darbesini tasvip ve desteklediklerini ifade etmiş oldular ki, bugün, takip ettikleri politika bunu teyit etmektedir. İngiltere’nin bu iş için tayin ettiği özel temsilcisi Sir David Hanny ve yine, evsahibi olarak İngiltere’nin, 14 Martta Edinburgh’ta yapılan Avrupa Birliği Konsey Toplantısında, bunu gündemin ön sırasına alıp, Fransa’nın da direnmesini aşmak suretiyle, gizli enosis yolu açması yolundaki gayretleri, maalesef, birbirini tamamlayıcı bir mahiyet arz etmektedir. Kuvvet yoluyla Kıbrıs’ı ilhak edemeyeceğini anlayan Yunanistan, ondan itibaren, çeşitli diplomatik formüllerle bu meseleyi çözmeye ve Kıbrıs’ın, tamamını veya hiç olmazsa bir kısmını ele geçirmeye çalışmıştır. Meseleyi, New York’tan Avrupa’ya taşımaya çalışmış ve
maalesef, Birleşmiş Milletler ikinci sırada bırakılarak, Avrupa Birliğine mesele mal edilmiş bulunmaktadır.Yürütülen politika, aslında, Kıbrıs’ın bir bedel olarak istenmesi hadisesi. Sayın Bakan, buradan, Van den Broek’ın ifadesine işaret ettiler. Bunun yanında, pek çok Avrupa Birliği yetkilisi... Bunlardan bir tanesi Almanya Dışişleri Bakanı Kinkel, geçen sene 25 Martta Ankara’yı ziyaret ettiğinde, bize, Dışişleri Komisyonunda, açıkça “tam üyelik için değil, Avrupa Birliği ile ilişkilerinizin sağlıklı gelişmesi bakımından da dört şarttan birincisi, Kıbrıs meselesinin hallidir” demiştir ve arkasından da Ege’nin halli... Hatta, bunu, o derece sert bir dille söylemiştir ki, kendilerine, evsahipliğinin getirdiği bütün nezaket çerçevesi içerisinde, kendi şartlarını karşılayabilecek bir hükümetin Türk Milletinden çıkamayacağını hatırlatmak zorunda kalmışızdır.
Geçen sene 9 Aralıkta Madrid’te yapılan Türk-İspanyol Sempozyumuna katılan İspanya Dışişleri Bakanlığı üç numaralı şahsının bize açık ifadesi “Kıbrıs’ı en kısa zamanda halletmelisiniz ve sahibine vermelisiniz.” Kendilerine verdiğim cevapta dedim ki, Kıbrıs meselesini çocuklarınıza da anlatın, onlar da bunu yaşayacaktır; çünkü, bu kafayla bu meseleyi halledemeyeceksiniz. Yapılan amaç, güdülen maksat; Kıbrıs’ın, Türkiye’nin bulunmadığı Avrupa Birliğine alınması suretiyle, Yunanistan’a fiilen verilmesi, bağlanması; ya tamamı veya yarısı...
Yunanistan, aslında, senelerden beri Kıbrıs meselesinin hallini önlemek suretiyle, meseleyi taksime götürmek istemiştir; çünkü, tamamına hâkim olmasa bile, yarısını almak, stratejik bakımdan Yunanistan için çok önemlidir. Türkiye ile Akdenizde yeni bir komşuluk tesis etmekte, stratejik bakımdan Orta ve Doğu Anadolu’ya hitap edebilmekte, Doğu Akdenize hitap edebilmekte ve Türkiye’nin Akdenize çıkış yolu üzerinde bulunmak imkânını elde etmiş olacaktır.
Burada, ayrıca, başka bir baskı ve pazarlık elemanları devreye sokulmak istenmektedir. S-300 füzelerinin Rusya’dan alınmak ve Ada’ya yerleştirilmek istenmesi, bir taraftan, Rusya’nın meseleye fiilen taraf haline getirilmesi, bir taraftan da, bunun, Türkiye üzerinde bir baskı ve pazarlık unsuru haline getirilmesi amacını gütmektedir; yani, bir suç işleniyor ve bu suçun mukabilinde bir de bir mükâfakat, bir bedel, bir taviz elde
edilmek isteniyor.İkinci bir hedefleri var; o da, 6 Mart 1995 gümrük birliğine eklenen ve fevkalade, hakikaten, Türkiye’yi rahatsız edici küçük rakamlar, malî tavizler üzerine Yunanistan’ın koyduğu vetonun kaldırılması suretiyle Türkiye’nin de buna mukabil yumuşama göstermesi şeklinde bir taktik güdülmektedir.
Daha tehlikeli bir yol takip edilmektedir -ki, Sayın Hükümetin bu noktada büyük hassasiyet göstereceklerinden eminim- Kıbrıs’ın Güneyinin -ki, müzakereler, maalesef 31 Martta başlamıştır- Avrupa Birliğine alındıktan sonra, oranın, Avrupa Birliğinin bütün imkânlarıyla mukavemet edilemeyecek bir cazibe ve ekonomik seviyeye getirilmesi ve Kuzeyin yutulması ve eritilmesi... Burada benzetme biraz yanlış olabilir; ama, esas güdülen politika; bir nevi, Batı ve Doğu Berlin politikası ve Güney Kıbrıs’a bütün Türklerin iş aramak veya maddî imkânlarından yararlanmak suretiyle gitmek istemesi gibi bir tertip ve hazırlığın da ortada olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir.
Avrupa Birliği ve bütün dünya, daha dünkü meseleler, Azerbaycan’ın işgali, 1,5 milyon göçmen ve toprakların beşte birinin işgal altında bulunması ve buna benzer konular gündemde âdeta unutulmuşcasına, yirmidört yıllık bu meseleyi canlı tutmalarının herhalde bir anlamı vardır ve bu anlam da, doğrudan doğruya, maalesef, bize yöneliktir ve bize hitap etmektedir. Avrupa Birliğinin bütün gücüyle bu meselede Yunanistan’ın arkasında yer alması, bizim neden tam üyeliğe alınmak istenmeyişimizin de, bir başka, tersine ifadesi ve mesajını oluşturmaktadır; ki, bu, yeni bir hadise değildir: Tarihimiz ortada, 1821 Mora Yarımadası isyanından bugüne değin Yunanistan daima Batı kuvvetlerine güvenerek ve arkasına alarak bizimle mücadeleyi yürütmüştür; dün askerî bakımdan yürütmüştü, bugün, diplomatik bakımd
an ve Avrupa Birliği imkânlarıyla yürütmektedir.Burada, iki konuyu ayırmak lazım; birisi, Amerika Birleşik Devletlerinin tutumu, biri de Avrupa Birliği tutumu. Amerika Birleşik Devletleri Yönetimi, bu konuda, Türkiye haklarına saygılıdır; ancak,
Amerika’da, Kongrenin Rum lobisinin baskısıyla ve hem Rum lobisinin 3 milyonluk Amerikalı Rum mevcudiyeti ve Senato ve Kongrede, Temsilciler Meclisinde Rum mevcudiyetinin idare üzerine getirdiği baskılar neticesi bu meseleye çözüm aramak istemekte ve hem de Amerika Birleşik Devletleri, NATO güney kanadının iki müttefiki arasındaki ihtilafların, mümkünse giderilmesi suretiyle, ittifakın sağlıklı olarak devamı yönünde bir gayret içerisinde bulunmaktadır.Buna mukabil, Avrupa Birliği gayet açık bir şekilde, Kıbrıs’ın tamamını Avrupa Birliğine almak suretiyle, Yunanistan’a gizli enosis yoluyla katılması için bütün gayretini ortaya koymaktadır ve bu konuda, Fransa, bizi destekleyeceklerini ve mesele halledilmedikçe Kıbrıs’ın tam üyeliğe kabul edilmeyeceğini beyan etmiştir. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında Paris’te bu beyan yapılmıştır ve 12 Martta Londra’daki Zirvede tekrar edilmekle beraber, maalesef, Edinburgh Bakanlar Konseyinde, Fransa’nın bu tutumu da yumuşamış ve bu mesele bir nevi rayına ve pipe-line konulmuştur; 31 Martta görüşmeler başlamıştır.
Bana göre -o gün yapılması gerekirdi, bugün de çok geç değildir- yapılacak ilk iş ve verilecek ilk cevap, Maraş’ın iskâna açılması hadisesidir. Derhal burayı iskâna açmak suretiyle, Avrupa Birliğinin hak ettiği ilk cevabı vermemiz gerekirdi. (ANAP sıralarından alkışlar)
Düşünebiliyor musunuz, 1 Nisan tarihli, İngilizleri Daily Telegraph gazetesinde dahi “yapılan yanlıştır, hukuka aykırıdır” deniliyor. Türkiye’nin üye olmadığı bir milletlerarası kuruluşa, Kıbrıs’ın giremeyeceği, milletlerarası anlaşmalarla ortaya konulmuştur” diyor. Daha da bir başka şey söylüyor; diyor ki “Türkler, NATO genişlemesini veto etmemek suretiyle ciddiyet ve sorumluluk sergilerken...”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İnan, lütfen, 2 dakikada toparlar mısınız.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Emriniz olur Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Estağfurullah... Buyurun efendim.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – “Türkiye, bu konuda gereken ciddiyet ve sorumluluğu sergilerken, Yunanistan, şantaj yoluyla, Avrupa Birliği genişlemesini veto edeceği tehdidiyle Kıbrıs müzakerelerini başlatmıştır ve bu, bir prim almıştır” diyor ve o dahi buna isyan ediyor. Binaenaleyh, burada, aslında, Türkiye’ye karşı başka anlamları da taşıyan bazı tertipler ve diplomatik manevralar ortadadır. Buna karşı, Sayın Hükümetin gösterdiği kararlılığı sonuna kadar götüreceğinden eminim ve aslında, Sayın Hükümet, bu konuda kesin tavrını 13 Aralık 1997 Lüksemburg kararlarına ve Londra Konferansına katılmayacağı şeklindeki net tepkisiyle ortaya koymuştur ki, bu aynı zamanda, Kıbrıs tam üyeliği yolunda da Türkiye’nin hiçbir pazarlık ve bedel düşüncesini kabul etmeyeceğinin bir beyan ve ifadesi olmuştur. Bu deneme ilk yapılmadı; bu deneme, 1995’teki gümrük birliği sırasında Yunani
stan’ın teknik ve hukukî bakımdan hiçbir itiraz hakkı bulunmamasına rağmen -çünkü, Yunanistan 1981’de üye olmuştur; gümrük birliği, 1970 tarihli, 1973’te yürürlüğe giren Katma Protokolle olmuştur; buna rağmen- bizden taviz alma ve Kıbrıs tam üyeliğine yeşil ışık yakılması baskıları yapılmıştır. Bugün, bu, daha da tırmandırılarak götürülmek istenmektedir ve götürülmektedir.Şunu size açıklıkla söyleyeyim: Türkiye’de, tabiatıyla, Kıbrıs millî davasını bir pazarlık unsuru olarak verebilecek hiçbir hükümet yoktur ve düşünülemez; ama, bir an için imkânsız düşünülse bile, tümünü de verseniz, yine de başka şeyler isteyeceklerdir. Amaç, Ege’nin tümünün ele geçirilmesi... Amaç, 3 042 adayı ele geçirdikleri gibi, Kıbrıs’taki genişlemeyi ve tümüyle ele geçirmek ve Türkiye’ye yönelik Helenizmin gelişmesi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın İnan, 2 dakikanızı kullandınız; lütfen toparlar mısınız; programımız çok yüklü efendim.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Lütufkârsınız; yalnız, bunu ikinci defa tekrar buyuruyorsunuz; zatıâlinize büyük saygım var; ama, hiçbir yüklü program, bu mesele kadar önemli olamaz Sayın Başkanım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnan.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – O bakımdan, bu konularda çok dikkatli olmamız gerekiyor ve bu konularda, şunu da ifade etmek ve altını çizmek mecburiyetindeyim:
Üzerimize baskıların bu derece, çok yönlü gelmesinin arkasında; bizim, içpolitikada sergilediğimiz rahatsız edici manzara gelmektedir. Ne zaman ki, Türkiye iç istikrar bakımından sıkıntılara girmişse, Yunanistan ve diğer güçler bunu değerlendirmeye çalışmışlardır; bunu, dikkatle bilmemiz ve takip etmemiz lazımdır ve son zamanlarda, maalesef, bunun aksine hareket etmemizi gerektiren sebeplerin artmasına mukabil, Türkiye’de iç gerginliğin artması, siyasî istikrarsızlığın âdeta körüklenmesi bizi rahatsız edici bir husustur. Buna, Yüce Meclisin hiçbir şekilde müsaade etmemesi gerekir ve benden sonra yapılacak olan konuşmalar
da da, bu millî ruh ve çerçeve içerisinde, bu meseleyi, yalnız kendimize ve milletimize bir teminat şeklinde değil, bütün dünyaya ve dışarıya ve özellikle Brüksel’e bir mesaj olacak şekilde görüşlerin çıkması, mesaj verilmesi gerekir; bu konuda hiç kimse yanılgıya düşmemelidir.Türkiye, kendi millî ana toprakları kadar, Kıbrıs meselesinde de aynı hassasiyeti göstermeye devam edecektir ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütün varlık ve mevcudiyetiyle devam edecektir.
Bu arada, Sayın Hükümetin başlattığı, onların Kıbrıs üzerindeki emrivakilerine karşılık, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ekonomik, siyasî ve askerî bütünleşme yolundaki çalışmaların da hızlandırılması lazımdır.
Türkiye, artık, hiçbir baskıya boyun eğmeyecek kadar büyük ve güçlü devlettir.
Saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın İnan, teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Karayalçın.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MURAT KARA
YALÇIN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsen, sizleri saygıyla selamlıyorum.Kıbrıs’ta çok önemli gelişmelerin, yeni şekillenmelerin ortaya çıktığı bir dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Kıbrıs sorununu tartışmaktayız. Devlet Bakanımız Sayın Gürel’e, bütün gruplara, o arada Grubumuza, Kıbrıs sorunuyla ilgili düşüncelerimizi sunma fırsatını veren konuşması nedeniyle teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi, bugün, Kıbrıs’ta yaşamakta olduğumuz sorunun, büyük ölçüde Avrupa Birliğinin, Kıbrıs konusunda, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri konusunda Yunanistan tarafından tutsak alınmasından kaynaklandığı görüşündedir. Cumhuriyet Halk Partisinin bu saptamasını
öncelikle ifade etmek istiyorum.Bu süreç, Lüksemburg doruk toplantısıyla ortaya çıkmadı. Avrupa Birliğinin, bu konularda, Yunanistan tarafından yönlendirilmesi, hatta -üzüntüyle söylüyorum, tekrar ederek söylüyorum- tutsak alınması, Kıbrıs Rum yönetiminin, tüm Ada adına, bundan sekiz yıl önce yapmış olduğu başvuruyla başladı.
Kıbrıs’ı kuran uluslararası antlaşmaları hiçe sayan, Kıbrıs Anayasasını ihlal eden ve Kıbrıs’ta yaşayan Türk kesiminin rızasını, onayını almayan Kıbrıs Rum yönetiminin tüm Ada adına yapmış olduğu bu başvurunun Avrupa Birliği tarafından memnuniyetle kabul edilmesi, bugün, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak karşı karşıya olduğumuz tablonun özünü oluşturmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Lüksemburg toplantısıyla ilgili bir değerlendirme yaptık, Lüksemburg doruk toplantısında alınan kararların değişik yönlerini tartıştık; Hükümetimiz, bununla ilgili gerekli tepkiyi gösterdi, siyasî partiler olarak, bu arada Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Hükümetin yanında olduğumuzu dile getirdik.
Süreç şimdi daha da hızlanmış bulunmaktadır. Beklenenin tersine, İngiltere’nin dönem başkanlığı sırasında gösterilmesi beklenen daha yüksek bir diplomatik çabanın tersine, bugün, sorun, daha da kötüleşme sürecine girmiş bulunmaktadır maalesef. Sayın Bakan
da, biraz evvel benden önce konuşan Sayın İnan da, komisyon görevlisi Van den Broek’in, Türkiye’yle ilgili tehditlerini burada ifade ettiler, ona girmeyeceğim; ancak, İngiltere Dışişleri Bakanının bunun dışında bir değerlendirmeye tabi tutulmasının gerekli olduğunu ifade etmek, bilgilerinize sunmak istiyorum.Değerli milletvekilleri, farkındaysanız, İngiltere, dönem başkanlığının başladığı tarihten bu yana, İngiltere Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin, güneydoğu-doğu sınırlarının belli olmadığı savından başlayarak, Kıbrıs Türklerinin, işgal altında olan bir adada yaşamakta olduğunu ifade etme noktasına kadar, bütün ulusumuzun tepkisini çeken ifadeler kullanmaya başlamıştır; bilmiyorum, bu konunun ayrıntılarını değerlendirenler, buna benzer bir dönem başkanlığı örneği v
erebilirler mi...Değerli arkadaşlarım, kimilerine çekici gözüken, bu arada, Türkiye’de de, kimilerinin “fena olmayabilir” diye değerlendirdiği bir öneriyle ilgili, Avrupa Birliğinin Lüksemburg doruk toplantısında ortaya konulan bir öneriyle ilgili düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi çok kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği Lüksemburg doruk toplantısında, Türk tarafının da müzakerelere katılmasının yararlı olacağı, gerekli olduğu dile getirilmişti; Türk tarafı buna katılmadı ve Türkiye Hükümeti -KKTC’nin yanı sıra- buna katılınmayacağını dile getirdi. Bu, doğru bir değerlendirmedir. Avrupa’nın çağrısı, Türklerin de “Kıbrıs heyeti” adı altında, Kıbrıs Rum yönetimiyle birlikte müzakerelere katılması çağrısı çeşitli açılardan yanlış olurdu. Bize göre, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir defa böyle bir katılım, Türkiye’nin tüm tezlerinden vazgeçmesi anlamına gelirdi. Nasıl katılacaksınız; Rumlarla neyi paylaşacaksınız; kim imza atacak; kimi ilzam altına sokacak?.. Bütün bunlar varken, Türkiye’nin, Türk tarafının egemenlik iddialarını sürdürmesi, kuşkusuz, olanaklı olamazdı.
Değerli milletvekilleri, bu, teknik olarak da yanlış bir çağrıydı. Nihaî yapısı belli olmayan bir devletin bütünleşme müzakerelerine çağrılması söz konusu olamaz. Ortada bir devlet yok, ortada devletin nihaî yapısıyla ilgili olarak alınmış bir karar yok; iki kesimli, iki toplumlu bir federasyondan bahsedilmektedir; federe devletlerin ilişkileri, federal devletle olan dikey hiyerarşileri ortaya konulmadan, Avrupa Birliğinin böyle bir müzakereyi yapması teknik olarak mümkün olamaz. Bu, bir ikili görüşme değil; bir bütünleşme söz konusu. İkili müzakereler söz konusu olsa, belki bir dereceye kadar bunu anlamak, bununla ilgili bazı katkılarda bulunmaya çab
alamak söz konusu olabilir; ama, bir bütünleşme sürecinde bunun teknik olarak yapılması mümkün değildir. Ayrıca, Türkiye’nin, Kıbrıs’ı kuran anlaşmalara ve Kıbrıs Anayasasına tam bir saygıyı, tam bir dikkati sergilemesi zorunluluğu vardır; Türkiye’nin de, KKTC’nin de.Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın eşzamanlı olarak üye olmadıkları bir uluslararası topluluğa Kıbrıs’ın giremeyeceği bilinmektedir; Kıbrıs’ı kuran metinlerde, anayasada, anlaşmalarda, bu, açık bir biçimde dile getirilmiştir. Bu müzakerelere katılması, bizim açımızdan, bizim tarafımızdan bunun reddedilmesi anlamına gelirdi, o yönüyle de Türkiye bunu kabul edemezdi.
Değerli arkadaşlarım, bunu, kimileri önemsemiyor, Dönem Başkanı İngiltere’nin değişik sözcülerinin biraz önce dile getirmiş olduğum bu zorunluluğu gözardı ettiğini zaman zaman görmekteyiz. Aslında, bunun gözardı edilmesi demek, Kıbrıs Anayasasının bu temel koşullarından birinin bir yana bırakılması demek; sonuçta, Kıbrıs’ı kuran anlaşmaların, Kıbrıs Anayasasının reddedilmesi anlamına gelmektedir. O zaman, bunu yapıyorsanız, sizin, sonuçta, Kıbrıs Rum kesimini, tüm Ada adına karar alma yetkisine sahip bir yönetim olarak görmeniz de söz konusu olamaz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili tezleri doğrudur. Bu nedenle, Türkiye, hiçbir biçimde, Kıbrıs ile ilgili müzakerelerden kaçan taraf olmak zorunda değildir; Türkiye’nin böyle bir izlenim vermemeye de özel bir özen göstermesi gerekmektedir. Tezlerimizin doğruluğunu dile getirdikten sonra, bunun arkasına çekilerek, tezlerimizin doğruluğunu herkesin kabul etmesini beklemek durumunda olamayız; bu, yanlış bir beklentidir; bu, yanlış bir değerlendirme olur. Tezin doğruysa, çıkarsın, savunursun. Bunu uygulamanın, uygulamaya taşımanın, bunun doğruluğunu kanıtlamanın yolu da, hiç kuşkusuz, müzakerelerden geçmektedir. Türkiye’nin tezlerinin doğruluğu, onların yanına kimi yeni unsurları ekleyerek bir kez daha ifade etmesine bağlı değildir. Bunu yaptığınız zaman, tezinizi daha da güçlü bir duruma getirmiş olmuyorsunuz. Yalın bir biçimde, Türk tezleri doğrudur; bu yönüyle müzakere edilmelidir, bu yönüyle sonuçlandırılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, Hükümetimizin, Avrupa Birliği Lüksemburg doruk toplantısında alınan kararlara gösterdiği tepkiyi, Cumhuriyet Halk Partisi olarak doğru bulduğumuzu, desteklediğimizi ifade etmiştim; ancak, bu tepkinin Birleşmiş Milletler süreci içerisinde geçerli kılınmasını doğru bulmamız söz konusu olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT KARAYALÇIN (Devam
la) – Bitiriyorum Sayın Başkan.BAŞKAN – Sayın Karayalçın, 2 dakika eksüre verdim; lütfen toparlayın.
MURAT KARAYALÇIN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, Hükümetin, Kıbrıs’la ilgili olarak vermiş olduğu sözlerin gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. 23 Nisanda Kıbrıs’a balonla su taşınacaktı, maalesef, bunun gerçekleştirilemeyeceği anlaşılıyor; basına yansıyan bilgilere göre, Sayın Cumhurbaşkanımız su götürecekti, balonla su götürülecekti; bu, olmuyor. Sayın Denktaş buraya
geliyor, burada Meclis Genel Kuruluna hitap edecek.Öte yandan, öteki dış siyaset konularında olduğu gibi Kıbrıs konusunda da Hükümet partilerinin bir arada olmalarını, bir bütünlük sergilemelerini bir çağrı olarak burada ifade etmek ihtiyacını duyuyorum. 19 Nisan tarihinde Sayın Başbakanın yapmış olduğu basın toplantısının ardından Sayın Başbakan ile Sayın Başbakan Yardımcısı arasında Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak önemli görüş ayrılıklarının belirdiği, hiç olmazsa, müzakere yöntemiyle ilgili ciddî farklılıkların ortaya çıktığı basında dile getirilmiş bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Hükümetin Kıbrıs’la ilgili kimi değerlendirmelerini paylaşmıyoruz. Yapılan uygulamaların kimi yönleriyle ilgili eleştiri hakkımız var, bunları, bu müzakerede dile getirmeyi gerekli görmüyoruz; ama, bunların önem taşıdığını burada ifade etmek ihtiyacını duyuyoruz. Gerçekten, Sayın İnan’ın ve Sayın Gürel’in ifade ettiği gibi çok kritik bir döneme girmiş bulunmaktayız. Meclis Genel kurulunda 5’er, 10’ar dakikalık görüşlerle yaklaşımların ortaya konulması yerine, bu konuda yeni bir siyaset yapma biçiminin geliştirilmesini sağlayacak girişimleri Hükümetten beklediğimizi ifade ederek, hepinize, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsen, en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Karayalçın, teşekkür ediyorum.
Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Azmi Ateş; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA AZMİ ATEŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs’la ilgili son gelişmeler hakkında Devlet Bakanı Sayın Şükrü Gürel’in yapmış olduğu gündemdışı konuşma dolayısıyla Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, sizlere ve bizleri televizyonları başında izleyen aziz milletimize, şahsım ve Grubum adına saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, milletimizin ve çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramlarını tebrik ediyorum.
Ayrıca, 10 milyon İstanbullunun gönlünde taht kurmuş olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, halkımızın duygularına tercüman olarak bir mitingte okuduğu Ziya Gökalp’in bir şiiri dolayısıyla, benzeri ancak totaliter ararejimlerde görülebilecek bir uygulamayla cezalandırılmıştır. Biz, bu kararın, Yüksek Mahkeme tarafından bozulacağı inancını taşıyoruz. Türkiye’nin, özgür bireylerin oluşturduğu 65 milyon insanımızın hizmetinde olan hukuk merkezli bir devlet olmasını diliyorum. (FP sıralarından alkışlar)
Ayrıca, Sayın Bakana, Kıbrıs gibi millî bir meselemizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna getirdikleri için, şükranlarımı, teşekkürlerimi arz ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgede çok önemli jeopolitik ve stratejik konuma sahip olan Kıbrıs, 1571 yılında Padişah II. Selim zamanında Osmanlılar tarafından fethedilmiş ve 1878 yılına kadar; yani, 307 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Bu tarihten itibaren, hükümranlık, 1914 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğunda kalmak üzere, yönetim İngiltere’ye devredilmiştir. 1914’te, İngiltere, tek taraflı bir kararla adayı ilhak etmiş, Türkiye, İngiliz egemenliğini, Lozan Antlaşmasıyla 1923’te tanımıştır. Kıbrıs’ın İngilizlerde bulunduğu süre içerisinde, Kıbrıs Rum tarafı, Yunanistan’ın tahrik ve destekleriyle enosis’i gerçekleştirme gayreti içerisinde olmuştur. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için, 27 Şubat 1947’de, Yunan Parlamentosu, oybirliğiyle, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi gerektiği kararını almıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu halkının Kıbrıs’la olan maddî ve manevî bağı hiçbir zaman gücünden bir şey kaybetmemiştir. Milletimizin bu kuvvetli bağı “Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur” diyen yöneticileri bile konuya sahip çıkmak zorunda bırakmıştır. Rahmetli Fatin Rüştü Zorlu’nun Dışişleri Bakanı olması, meseleyi millî bir şuurla takip etme imkânı vermiştir. Sonuçta, 1959-1960 Londra ve Zürih Antlaşmalarının imzalanması sağlanmıştır.
Bu antlaşmaların sonucunda, 16 Ağustos 1960’da iki toplumlu, ortak yönetimli Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kurulmuştur. Bu antlaşmalarla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde, Türkiye’nin garantörlük hakkı, uluslararası hukukî bir boyut kazanmıştır. Kıbrıs’ın bu garantörlük ve antlaşma gereğince -AB dahil olmak üzere- Türkiye’nin taraf olmadığı hiçbir antlaşmaya katılamayacağı, hükme bağlanmıştır. Bu hüküm, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için hayatî bir önemi haizdir. Türkiye, bugüne kadar yeterince değerlendiremediği bu hükmün sağladığı imkânları, bundan sonraki politikalarının dayanak noktası yapmalıdır. Bundan sonra, Kıbrıs’ta, Yunanistan ve Ort
odoks kilisesinin desteklediği huzursuzluk her geçen gün artmış ve böylece, herkesçe bilinen 1963, 1967 ve 1974 olayları yaşanmıştır. Türkiye, yaşanan bu vahim olaylar üzerine garantörlük hakkını kullanarak, bilindiği gibi, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirmiştir. Bunun neticesinde, önce 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur; bilahara, Rum kesiminin uzlaşmaz tutumu nedeniyle, bu geçici statü, daimî statüye dönüştürülerek, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar, bütün çabalara rağmen, Ada’da adil bir çözüme ulaşılamamıştır. Şimdi, AB’nin, Kıbrıs Rum Kesimini Kıbrıs’ın tamamını temsil eden bir devlet olarak kabul edip tam üyelik müzakerelerine başlamasıyla çok vahim bir durumla karşı karşıya kalınmıştır. Gerek bu durumu hazırlayan süreçte gerekse son durum karşısında, anlaşmalardan doğan haklarımızı koruyacak şekilde ciddî ve tutarlı bir politika izlenmemiştir. Oysa, Londra ve Zürih anlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Ana
yasası, AB ile Rum tarafının müzakerelere tek taraflı olarak katılmalarına imkân vermemektedir. Hal böyleyken, AB, Kıbrıs’ı temsilen Rum kesimini Avrupa Birliğine entegre etme düşüncesiyle bir çifte standart uygulamakta, Kıbrıs Türkünün hukukunu ve insan haklarını çiğnemekte ve uluslararası anlaşmaları yok saymaktadır. Bunu yaparken, bir taraftan, Yunanistan’ın arzu ettiği Enosis’i gerçekleştirmek, diğer taraftan da, Sayın İnan’ın bahsettiği gibi, Orta Asya ve Orta Doğu petrollerinin dağıtım bölgesi haline gelmekte olan Doğu Akdeniz’i kontrol altında tutmayı hedeflemektedir. Böylece, Kıbrıs, anlaşılan, AB için, hâlâ, Haçlı seferlerindeki Lusignan Devletinin bir devamı gibi düşünülmektedir.Bunun ifadesi olarak şunu söyleyebiliriz. 1821’den bu yana Türkiye ile Yunanistan arasında ne zaman bir savaş ya da ihtilaf çıksa, Batı, Türkiye’nin karşısında, Yunanistan’ın yanında yer almıştır. Bu durumda, Kıbrıs’ın AB üyeliği gerçekleşirse, Türkiye’nin muhatabı, artık, Yunanistan değil, bundan sonra Avrupa Birliği olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs’ın Türkiye açısından önemi ise, herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bilindiği gibi, Türkiye’nin açık denizlerle irtibatını sağlayan tek bölge, Kaş Burnu ile İskenderun Körfezi arasındadır. Bunun güvenliği ise, ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle sağlanabilir. Kıbrıs üzerinde oynanan oyunu fark edip yorumlayabilmek için, Girit’in nasıl elden çıkarıldığını bilmek zaten yeterlidir.
Üzülerek ifade ederiz ki, dünya üzerinde 200’ü aşkın ülke içerisinde, millî hedefleri, millî stratejileri ve millî dışpolitikası olmayan tek ülke, Türkiye olarak görülmektedir ve yeryüzünde, kendi halkının millî ve manevî değerlerine, kendi tarihine, diline, mazisine, örf ve âdetlerine yabancı ya da barışık olmayan
tek garip ülke, yine Türkiye’dir.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, ülkemizin bunca ciddî meseleleri dururken, kılık kıyafet, kurban derisi, yurt dışındaki öğrencileri fişleme ve işadamlarımızı baskı altına alma gibi çağdışı uygulamalar, bu anlamda düşündürücüdür. (FP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Yani, bu, bize, ülkemizin, 1945 öncesi “mukaddes devlet” anlayışıyla yönetildiğini hatırlatmaktadır. Oysa, rahmetli Özal’ın başında bulunduğu Anavatan İktidarı döneminde, din ve inanç özgürlüğünün, düşünce ve fikir özgürlüğünün ve girişim özgürlüğünün hayata geçirilmesi için büyük bir gayret içerisinde olunulmuştur. Üzüntüyle görüyoruz ki, Anavatanın bugünkü icraatı, âdeta, rahmetlinin kemiklerini sızlatmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin dış politikasının bu hale geliş sebeplerinden biri de, uzun yıllar boyunca kendi sınırları içerisine kapanmış olmasından ve demirperdenin, aslında, Rusya’nın etrafına değil, Türkiye’nin etrafına örülmüş olmasındandır. Bunun neticesi olarak, iyice değerlendirilemeyen gümrük birliği anlaşması, hem maddî kaybımıza sebep oldu hem de AB ile olan münasebetlerimizi çıkmaza soktu ve böylece, AB’den dışlandık.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AZMİ ATEŞ (Devamla) – Sayın Başkan, diğer konuşmacılara gösterdiğiniz toleransı istirham ediyorum... İlk defa da, yönetiminizde kürsüye çıkıyorum; saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın Ateş, bu, gerekçe gösterme ihtiyacını nereden duydunuz?
AZMİ ATEŞ (Devamla) – Adaletinize sığınıyorum.
BAŞKAN – Adaletimizden şüpheniz mi var?
AZMİ ATEŞ (Devamla) – Hayır efendim; yine de, gönüller mutmain olsun noktasında istirham ediyorum.
BAŞKAN – O zaman, himmete, hamiyete bırakmadınız, adalete havale ettiniz; size, ancak 2 dakika süre veriyorum; bu
yurun.AZMİ ATEŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İsrail ve ABD’ye çok bağımlı hale geldiğimiz için de, İslam dünyasından tecrit edildik. Bu meyanda, Tahran’da İslam Konferansı düzenlendiği sırada, âdeta İslam ülkelerine nispet yaparcasına, İsrail Savunma Bakanının Türkiye’ye davet edilmesi de, İslam ülkeleriyle münasebetlerimizde ne kadar içinden çıkılmaz bir durumda olduğumuzu gösteren acıklı bir haldir. Ayrıca, Türkiye, komşularının hepsiyle de, şu anda kavgalı durumdadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küçülen bilgi çağını yaşadığımız, mal mübadelesinin, ağırlıklı olarak, sınır tanımayan bilgi mübadelesine dönüştüğü dünyamızda, millî menfaatlar merkezli olarak dünyaya açılmalıyız. Bunun için de, öncelikle, insanımızı, insanca yaşayabileceği maddî ve manevî imkânlara kavuşturmalıyız. Böylece, insanlarımız arasında, barış ve huzur ortamını, bölgeler arasındaki gelir dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini temin etmeliyiz. İnsan haklarının, özgürlüklerin çağdaş ülkelerdeki
seviyeye ulaştığı, ayakları üzerinde durabilecek, kimseye muhtaç olmayan “yeniden büyük Türkiye” yi kurmalıyız. Aynı zamanda, kültürel altyapıları uyumlu komşularımızla, ekonomik merkezli olarak siyasî münasebetlerimizi geliştirmeliyiz; yani, Türkiye, jeoekonomik konumunun sağladığı imkânları, tıpkı Avrupa Birliğinin yaptığı gibi çok iyi değerlendirmelidir.(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AZMİ ATEŞ (Devamla) – Bitiriyorum efendim.
Bu meyanda, Hükümetin, son durum karşısında, Kıbrıs’la entegre olma beyanlarını, gayretlerini takdirle karşılıyoruz; ancak, daha kararlı, daha azimli, daha tutarlı olmaları gerektiğine inanıyoruz. Bu arada, Kıbrıs ve Kıbrıs Halkının kendi ayakları üzerinde durabilmesi için, proje ve yatırımlar noktasında acilen her türlü desteği sağlayıp Rum kesimiyle rekabet edebilecek konuma getirilmesi ve aynı zamanda, Kıbrıs’ın su meselesinin behemehal halledilmesi gerekmektedir. Bütün bunların tahakkuku için üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu da ifade etmek istiyorum.
S
ayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi burada bağlarken, yıllarca Kıbrıs davasını yiğitçe savunan, haksızlıklara boyun eğmeyen, gerektiğinde “hayır” diyebilmesini bilen ve Kıbrıs’ı bugünlere taşıyan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’a şahsım ve Grubum adına şükranlarımı arz etmeyi bir borç biliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)BAŞKAN – Sayın Ateş, bu “hepimizin” içerisinde Başkanlık da var mı efendim?
AZMİ ATEŞ (Devamla) – Var efendim.
B
AŞKAN – Sayın Ateş, teşekkür ediyorum.Sayın milletvekilleri, şimdi, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Erdoğan Toprak.
Sayın Toprak, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA ERDOĞAN TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs konusuyla ilgili, Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuza gelmiş bulunmaktayım. Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlarım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin tüm ciddî uyarılarına rağmen, Avrupa Birliği, Lüksemburg’ta 12-13 Aralık 1997 tarihlerinde yaptığı zirve toplantısında Kıbrıs Rum Yönetimi ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasını kararlaştırmış ve ardından, 31 Mart 1998 tarihinde söz konusu müzakereleri başlamıştır.
Oysaki, 1960 anlaşmaları uyarınca, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olamadıkları hiçbir siyasî birlik ve uluslararası kuruluşa Kıbrıs’ın katılamayacağı açıktır. Avrupa Birliğinin, yalnızca Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Birliği üyeliğini söz ko
nusu etmesi halinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyetinin bütünleşmesinin zorunlu olacağı, Rum yönetiminin üyeliğini öngören olası bir kararın da Ada üzerindeki Türk-Yunan dengelerini değiştireceği, Doğu Akdenizde ciddî sorunların yaşanacağı tüm muhatap ülkelere hatırlatılmıştır.Rum yönetiminin Avrupa Birliğine tam üyeliği istemesinin arkasındaki maksadın, gelecekte Kıbrıs’la ilgili olarak Türkiye ve Avrupa Birliğini karşı karşıya getirmek arzusundan kaynaklandığı defalarca belirtilmiştir; ancak, Avrupa Birliği, bu görüş ve uyarıları dikkate almayarak, Yunanistan’ın yürüttüğü politikalara boyun eğmiştir.
Lüksemburg zirvesinde alınan karar, Kıbrıs sorununa ilişkin şimdiye kadar geliştirilen tüm çözüm yaklaşımlarını değiştirerek, çözümün en önemli kavramı olan eşitlik ilkesini yok sayıp, Kuzey Kıbrıs Türk Halkını azınlık statüsünde algılayan bir tutumu benimsemiş olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bu gelişmelere net ve kesin tepkisini ortaya koymuştur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ve Parlamentosu, Sayın Denktaş’ın “toplum temsilcisi” olarak müzakerelere katılamayacağını, bundan sonraki temasların yürütülmesinin, ancak, Ada’daki iki eşit devlet arasında olabileceğini açıklamıştır. Ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının, Avrupa Birliği müzakerelerine Rum heyetiyle katılamayacağı da açıkça belirtilmiştir.
Hükümetimiz, her iki kararında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini desteklemektedir. Türk Halkı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini her bakımdan desteklemekte ve bağrına basmaktadır. Kıbrıs Türk Halkı, geçmişte Rumların tüm zorlamalarına ve yok olma tehlikesine karşın, azınlık statüsünü hiçbir zaman kabul etmemiştir. Şimdi de, biçimi değişmiş ve cazip önerilerle sunulmuş dahi olsa, azınlık statüsünü kesinlikle reddedecektir, Türkiye Cumhuriyeti de, Kıbrıs Türk Halkının azınlık gibi algılanmasına izin vermeyecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, şu ana kadar, Kıbrıs sorununa yönelik kalıcı çözümler üretmek için çok ciddî çabalar göstermişler; ancak, bu çabalara Yunanistan tarafından bir katkıda bulunulmadığı gibi, aksine, Avrupa Birliği sürecinde Kıbrıs Rum yönetiminin geldiği konum, Helenizm’in bir zaferi gibi algılanmış, bu da, çözüm sürecinin zedelenmesine yol açmıştır. Helenizm’in zaferi olarak ortaya konulan durum, Rum yönetiminin Yunanistan’la ortak askerî doktrin imzalaması çerçevesinde, Ada’ya, ağır silahlar, S-300 füzeleri konuşlandırmak istemesi gibi, Türkiye’nin kabullenemeyeceği biz dizi gelişmelere kalkışması sonucun
u ortaya çıkarmıştır. Rum yönetiminin bu cüretkâr tavrı, Avrupa Birliğine alınacaklarına duydukları inanç ve Türkiye’nin üyeliği konusunda ortaya çıkan engellerle pekişmiştir. Ancak, unutulmamalıdır ki, Türkiye, Kıbrıs Halkına yönelik tutumunu değiştirmeyecek, Kıbrıs Halkının haklarını sonuna kadar koruyacak ve bu konudaki kararlılığını, geçmişte olduğu gibi bugün de göstermekten bir an bile tereddüt etmeyecektir.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümetlerinin, Kıbrıs sorununun müzakerelerle çözülmesi gerektiği düşüncesinde bir değişiklik yoktur.
Kıbrıs’ta, iki ayrı halk, iki ayrı devlet ve iki ayrı demokratik düzen vardır. Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs’taki Türk varlığını yok sayarak, silahlanarak, Yunanistan’a tahsis edilmiş üsler inşa ederek hiçbir yere ulaşamayacağını anlamak zorundadır.
Otuzbeş yıldır her türlü tehdit ve baskıya karşı eşitlik ve özgürlük haklarını sonuna kadar savunan Kıbrıs Türk Halkı, Kıbrıs konusunun hakça bir çözüme ulaştırılacağı inancını korumaktadır. Türkiye Cumhuriyeti de, her türlü mücadele ve politikasında Kıbrıs Halkının yanında olacağını her defasında belirtmiştir.
Ada’ya silah yığarak, gerilim yaratarak, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin birtakım tavizler vereceğini beklemek, boşunadır ve hayalciliktir.
Türkiye, Kıbrıs Türk Halkının uluslararası anlaşmalarla doğan her türlü meşru hakkını koruyacaktır. 1974 öncesinin geri gelmesine ne Türkiye ne de Kuzey Kıbrıs Türk Halkı izin verecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs, Türkiye’nin millî davasıdır ve bu davaya hassasiyetle sahip çıkılacaktır. Demokratik Sol Parti Grubu olarak, Hükümetin Kıbrıs politikasını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ekonomik ve toplumsal olarak güçlendirilmesi çabalarını sonuna kadar destekliyor ve bu desteğimizin de sürekli devam edeceğini her platformda dile getiriyoruz.
Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Toprak, teşekkür ediyorum.
Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Sayın Yılbaş; buyurun. (DTP sıralarından alkışlar)
DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Türkiye Büyük Millet Meclisini, Sayın Başkanın şahsında saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Kıbrıs meselesinin, AB ile ilişkiler sürecinde gelmiş olduğu noktada Hükümetin vermiş olduğu bilgilere teşekkür ediyorum ve bunu, önemli bir gelişme olarak kaydetmek istiyorum. Ayrıca, Sayın Başkanın, bu vesileyle gruplara söz vermesini de olumlu bir gelişme olarak telakki ediyoruz ve kendisine saygılarımızı sunuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Akdeniz çukuru, maddî, fiziksel ve kültür bakımından, insanlığın ilk günlerinden bu tarafa, dünyanın önemli merkezlerinden bir tanesi olmuştur. Bu çukur etrafındaki ülkeler çeşitli medeniyetlere vatan olmuşlar ve bu çukur etrafında birbirleriyle olumlu ilişkiler içerisine girmiş olmakla beraber, zaman zaman kültürlerin çatışması da söz konusu olmuştur.
Kıbrıs da, işte, bu ilişkilerin odak noktalarından bir tanesidir. Tarihî bilgileri bir anda hatırlayacak olursak, Kıbrıs, Osmanlının, hemen hemen dörtyüz yıl kadar egemenliği altında kalmış, huzur ve barış içerisinde gelişmesini en üst noktalara kadar taşımıştır; ancak, Osmanlının içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle bir süre İngiliz idaresine verilmiş ve ne olduysa ondan sonra, bu Ada’da barış içerisinde yaşayan ırklar ve kültürler birbirlerine düşman edilmişlerdir. Bugün yaşananlar, işte, o gün tohumu atılan meselelerdir.
Değerli arkadaşlarım, yakın tarihimize baktığımızda, 1950’li yıllara gelindiğinde, Kıbrıs’ta yaşayanlar, Ada’nın hâkimiyetini, egemenliğini elde etmek için, birbirleriyle, son derece kanlı bir mücadeleye girmişlerdir. Bunun altında yatan ana unsur, işte bu kültürler arasındaki didişmenin, çatışmanın, kavganın sonucudur. “Helen” dediğimiz, Akdenizin kuzeyinde, Milat öncesi ve sonrasında meydana gelmiş olan kültür, Akdenizin güneyini kendi hegemonyası altında, kendi egemenliği altında, kendi kültürünün bir uzantısı olarak telakki ettiği için, burada meydana gelmiş ve gelecek bütün egemenliklere ve kültürle
re karşı, asırlar süren bir savaş, bir mücadele içerisine girmiştir. Bugün, bunu, halk arasında, kısaca “megali idea” olarak ifade ediyoruz.İşte, yapılması gerekli olan, verilmesi gerekli olan mücadele, bu düşünceye ve inanca karşı verilmesi gereken mücadeledir. Onun karşısına, en az onun kadar güçlü olan düşünce ve duygularla çıkılması lazımdır. Bunun da -inancımıza göre- millî misak düşüncesi ve o kararlılıkla mukabele görmesi gerekmektedir. Biz, ne zaman, Kıbrıs ve diğer sorunlarda... Çünkü, Akdenizde, Ege’de olan sorunlar -hepimizin malumu olduğu üzere- sadece Kıbrıs meselesi değildir; Ege kıta sahanlığı meselesi vardır ve tarih içerisinde, maceranın nerede olacağı, donacağı ve nerede biteceği de bilinmeyen bir 12 ada meselesi vardır. Bugün, Yunanistan ve o kültürün temsilcileri ve onun arkasında olanlar bilmelidirler ki, Anadolu’da yaşayanlar, Anadolu’da kurmuş oldukları medeniyeti ve egemenliği sürdürecek olanlar, 12 ada meselesini de unutmayacaklardır. Belki, bugün, siyasal alanda, dışpolitikada bu
mesele gündeme getirilmeyebiliyor; ancak, gelecekte, soydaşlarımızın 12 ada konusunda düşüncelerinin ne olacağını bugünden kestirmek mümkün olmaz.Değerli arkadaşlarım, Kıbrıs meselesi, Zürih ve Londra anlaşmalarıyla, iki toplumlu, iki kesimli ve anayasaya bağlanmak suretiyle, o tarihte, iki toplum arasındaki görüşmelerle sonuca bağlanmış, sonuçlanmış bir siyasî ilişki olarak değerlendirilebilirdi. Bu anlaşmalarla, Türk toplumuna, Ada’daki egemenlik hakkının kullanılmasında kendisine yönelik olabilecek gelişmelere karşı bir veto hakkı sağlanmıştır. İşte, ne olduysa, bu anayasada, Londra ve Zürih anlaşmalarıyla getirilen bu hukukî sonucu, Yunan tarafı bir türlü hazmedememiş ve elinden geldiği her fırsatta, Türk toplumunu, bu hukuk çerçevesi dışına itmeye gayret etmişti; itmiştir de, parlamentodan etmiştir, hükümetten itmiştir. Bugünkü fiilî durumun ve garantör olarak, anlaşmalarda statüsü belirlenen Türkiye’nin, barış sağlamak için Ada’ya çıkmasının başlangıcı, Yunan tarafının bu tutumundan kaynaklanmıştır.
De
ğerli arkadaşlarım, bir taraf, yüzyıllardır kararlılığını sürdürmektedir. Bu, sadece, biraz evvel de ifade ettiğim gibi, Kıbrıs’a karşı bir kararlılık değildir. Açınız haritalarını, açınız lügatlarını, buralarda lütfedip de “İstanbul” adını kullanmazlar, hâlâ “Konstantinapolis” derler. Bunun altında yatan, bilinç altında olan nedir; -Anadolu’daki bazı şehirleri, hâlâ, kendi dillerinde, eski isimleriyle yâd ederler- Anadolu’dan çekilişlerini bir türlü hazmedemezler. Türkiye ve Türk Milleti, ne zamandır ki, bu ilişkilerde kararlılığını göstermiştir, her zaman başarıya ulaşmıştır.Değerli arkadaşlarım, işte, 1919’da olanlar da bunlardır. Birinci Dünya Harbinden sonra, Avrupa’yla birlikte Yunanlıların Anadolu’ya yönelik düşünceleri bir ittifaka dönüşmüş ve Anadolu paylaşılmak istenmiştir. O yokluk içerisinde, o imkânsızlık içerisinde, Anadolu Halkı, bir bütün olarak, bir yumruk olarak yedi düvele karşı mücadelesini vermiştir ve bunda da başarılı olmuştur. Bu başarı sonucunda, yepyeni bir cumhuriyet, yepyeni bir devlet, yepyeni bir ülke ortaya çıkmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Kıbrıs meselesinde de olanlar bunlardır. Biz yaşta olanlar hatırlarsa, 1954’te, Türkiye’yi idare edenler, başlangıçta “bizim, Kıbrıs diye bir politikamız yoktur” şeklinde, hem ulusal düzeyde hem de uluslararası arenada düşüncelerini ifade etmişlerdir; ama, 1957’den sonra, gelişmeler ve milletin millî şuuru, bizi, bir politika benimsemeye itmiştir. İşte, ondan sonra, 1960’lı yıllardan sonra, hep beraber hatırlayalım, 1963 Aralık kanlı noelini... Acaba, Türkiye, o zaman, bugünden daha mı güçlüydü?.. En nihayet, 1973, 1974 yıllarında, acaba, Türkiye, bugünden daha mı güçlüydü?.. Ada’ya çıkarken, Silahlı Kuvvetlerimizin denizaşırı bir harekât yapabilme... Bunu, şunun için anlatıyorum: Biliyorum ki, en nihayet, bu aşamada, olaylar, yine, bu çizgide çözümlenecektir, diplomasinin incelikleri, hiçbir zaman, o düşünceye...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, 2 dakikada lütfeder misiniz...
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Hayhay Sayın Başkanım.
Onun için, Allah’a çok şükür, bir süredir Türkiye’yi yönetenler -iktidarı ve muhalefetiyle- Kıbrıs politikasında her zaman kararlı olmuşlardır; tabiî, karşı tarafın da kararlılığı vardır.
Bugün, AB ile olan ilişkilerini gündeme getirenler; Kıbrıs’ın bir bölümünün, 1984 yılında bir Fransız’ın, Claude Cheyson’ın, artık, bir güçle Kıbrıs meselesini çözemeyeceklerini anladıklarında, AB politikasıyla bu işi sürdürebileceklerini gündeme getirmiş
lerdir.Değerli arkadaşlarım, AB görüşmelerinde, Güney Kıbrıs’ın, yani Rum kesiminin politikası, bizleri aşağılayan, bizleri rencide eden noktalarda gezinmektedir. Bizleri, Kıbrıs’ta bulunan Ermeni ve Maronit azınlıklarıyla beraber telakki edip, bir azınlık gibi, AB görüşmelerine davet etmektedirler. Bilmelidirler ki, hiçbir zaman, ne yavruvatanda ne anavatanda yaşayan herhangi bir Türk vatandaşı bunu kabul etmeyecektir. En az onlar kadar kararlı şekilde, Kıbrıs’ın geleceğini tayinde, sonuna kadar birlikte olacağız; Türkiye olarak, muhalefetiyl
e iktidarıyla, hükümetler ne olursa olsun, birlikte hareket edeceğiz.Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, teşekkür ediyorum.
Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Çilsal; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA OSMAN ÇİLSAL (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs meselesi üzerinde, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor
um.Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğinin, Lüksemburg Bildirgesinde, aslında ileriye matuf gerçek niyetini çok net ortaya koyduğu “Avrupa Birliği tarih içindeki bir bölünmüşlüğün, bir parçalandırılmışlığın nihayete ermesi ve bir bütünleşmeye yönelmesini amaçlamaktadır” cümlesinden hareketle bugünlere gelinmiştir. Nedir: Bu parçalanmışlık ve bölünmüşlük içinde, Türkiye, maalesef, senelerce müttefiki olup, Batı’nın, doğu sınırlarında en büyük müttefiki olarak devam etmesine rağmen, özellikle Ege ve Kıbrıs sorunu gündeme geldiğinde veya Türkiye, Batı’nın çağdaş medeniyetini kendisine hedef almasıyla beraber,
Batıyla ortak paylaşıma söz sahibi olduğu zaman, nedense, hiçbir zaman hak ettiği yeri almamıştır.Nitekim, Avrupa Birliği, bu cümleden hareketle yazdığı bildirgesinin devamı olarak da -hepimizin malumu olduğu üzere- bugüne kadar Kıbrıs görüşmelerini getirmiş, maalesef, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinde, Kıbrıs Türkünün ve Türkiye Cumhuriyetinin üzerinde yeni bir baskı yaratma sevdasını ortaya koymuştur.
İşin farklı boyutları vardır. Evet, mutlaka siyasî yönünde, Hükümet, üzerine düşeni yapacaktır; buna da inanıyor, en azından böyle olacağını arzu ediyoruz. Niçin; çünkü, dış politikada herhangi bir şekilde iç siyaset kulvarına çekilecek bir konu yoktur, millî bir davadır. Kıbrıslı bilmektedir ki, Kıbrıs’ta bir rüzgâr esse Türk Milleti nezle olur, Kıbrıslının ayağına bir diken batsa Türkiye Cumhuriyeti bunun sızısını en derin, vicdanında, içinde, yüreğinde hisseder. O bakımdan, bundan sonra ileriye dönük olarak bakmamız gereken, tamamen işin ekonomik yönünü ve Kıbrıs’taki, Türkiye’nin kararlılığını, Türklüğün kararını vurgulamaya yönelik olmalıdır.
Sayın Bakanın Dışişleri Komisyonundaki sunuşlarında da gündeme gelen, Kıbrıs’ın bellibaşlı ekonomik sorunları üzerine, Yüce Heyetimizi bilgilendirmek istiyorum.
Kıbrıs’ta, en kısa sürede, her ne şekilde olursa olsun, su meselesi, mutlaka ve mutlaka çözülmelidir; bu, Türkiye için, millî kararlılığın bir göstergesi olacaktır. Türkiye -konuşmacılar da değindiler, Sayın Cumhurbaşkanımızın da sözleri üzerine, Türkiye’nin de en büyük hayali üzerine- hem balonla hem de boru hattıyla Kıbrıs’a suyu ulaştırma yolunda, mutlaka ve mutlaka, çalışmasını tamamlamalıdır.
Türk Milletinin, bu konuda, bütçe kaynağına da ihtiyacı yoktur. Nasıl ki, bu mübarek millet, Kıbrıs’ta, Rum’un ve Yunan’ın, enosis ve EOKA idealleriyle, Türk Halkı üzerine baskısı arttığında, askere yazılmak için sıraya girdiyse, bugün de, Kıbrıs’a balonla su götüreceğim deyin, yeter ki, bu toplanacak paranın oraya gideceğine kanaat getirsin, bu millet, canını verir, bunun sermayesini sağlar,
parasını, ekonomik olarak, sağlar. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Yeter ki istensin, oraya harcanacağı bilinsin. Türkiye, mutlaka bunu yapmalı, kararlılığını göstermelidir.Tarım konusunda da, aynı şekilde, maalesef ve maalesef, biz, Kıbrıs’taki narenciye bahçelerinin, Türkiye’nin ve bölgenin en güzel bahçelerinin, bugün, çok olumlu durumda olmadığını görmekteyiz.
Evet, Kıbrıs’ta kişi başına düşen millî gelir gayet güzel, gayet olumlu bir durumdadır; ama, yetmemektedir. Bizim, orada göstermemiz gereken olay, Kıbrıs Türkünün, en az Rum kesimindeki Kıbrıslılar kadar bir gelir düzeyine ulaşmasıdır.
Sayın Bakanım, bu yolda, Partimizin yapıcı muhalefet kararları çerçevesinde, bizim, Hükümetinize önerimiz... Her nedense, Kıbrıs’ta, gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi gerekse Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, özellikle büyük sermayeyi teşvik yolunda çağrıda bulunmasına veya teşvikler açmasına rağmen, herhangi bir olumlu cevap alamamıştır. Orada, nasıl ki, Türkiye’de Avrupa Birliği sürecinde gümrük birliğine karşı koydularsa, nasıl ki, Kıbrıs gündeme geldiğinde Pontus hayali kuranlarla kolkola gezdilerse, bugün de bu sermayenin hiçbir ilgisi olmamıştır; ancak, Anadolu sermayesi, ne kadar hevesli, yatırım yapma arzusunda olsa da, maalesef o kararlı, o inançlı, o ısrarla oraları mamur edecek sermayede de tereddütler hasıl olmuştur. Hükümetin, bugün, öncelikle yapması gereken, bu tereddütleri ortadan kaldırm
ak olacaktır.Anadolu’dan çıkıp da, kendisinin yurt dışında temsilini gösteren, dünyayla rekabete açılan insanlar, yarın kendi sermayelerinin hangi çerçevede görüleceğini bilememektedirler. Bu konuda Hükümetimizce, derhal ve derhal Kıbrıs için bir millî ticarî seferberlik yapılmalıdır. Evet, mutlaka, devlet karşıtı olan insanlar varsa cezasını görecektir; ancak, devletin her zaman yanında olan, devletine canını veren, devleti uğruna malını feda eden bu yüce milletin duygularıyla oynanmamalıdır.
Bu seferbe
rlik nasıl yapılabilir, nasıl geliştirilebilir: Mademki Türkiye’nin sermaye grupları, büyük sermayesi Kıbrıs’a gitmiyor, Türkiye de, Kıbrıs’ta kuracağı şirketler marifetiyle, KOBİ’lerinin marifetiyle -bugün her ne kadar budanmış, ufku daraltılmış olsa da- hem yatırımını hem tarım üzerinde sanayileşmeyi mutlaka gerçekleştirecektir; bizim bu birikimimiz vardır.Ülkemizde eğitim ve öğretimin önemini bilmeyen yoktur. Eğitimde de sancılı bir dönem geçirmekteyiz. Evvelden, herhangi bir şekilde sorun yaratmazken, bugün mezun oldukları okullardan dolayı tereddüt geçiren çocuklarımızın, yarın aynı tereddüte maruz kalmamaları için Kıbrıs’taki üniversite öğretiminin mutlaka ve mutlaka gözden geçirilmesi ve daha fazla öğrenciye hitap eder hale getirilmesi elzemdir, gereklidir. Özellikle Magosa’da kurulu olan üniversite sayesinde, Kıbrıs’ın ve Magosa’nın, uluslararası platformda, eğitim âleminde çok ciddî olarak yer aldığını görmek, oradaki dinamik, genç nüfusu görmek, ileriki yılların yöneticileri olacak gençlerin, Kıbrıs’ta, Türk Cumhuriyeti sınırındaki üniversitelerde yetişerek mezun olduklarını görmek, bizlerin de kıvancı olacaktır.
Bir Yakındoğu Üniversitesinden gelen mektupta, sevinerek gördük ki, üniversite, aynı şekilde, bu yıl da burs vereceğini belirtmektedir. Bunun daha da artacağını ümit ederiz. Kıbrıs’a olan ilginin devamını ve sadece Türkiye Cumhuriyetinden değil, aynı zamanda Türk cumhuriyetlerinden ve dünyanın her bir yanından gelecek öğrencilerin, istikbalin yöneticilerinin, buralarda öğrenim görmesine T
ürkiye’nin de destek vermesini diler, arzu ederiz.Biz, Kıbrıs’ta, Türk Milletinin ve Kıbrıs Türkü’nün hakkını koruma gayretinde bulunurken, kendi ülkemizde, Karadenizimizde, İstanbulumuzda, halen, Helenizmin ve Pontus’un sevdalarıyla yananlara ve bunların emellerine, hain emellerine alet olanlara karşı da, Hükümetimizin, aynı hassasiyeti, aynı kararlılığı göstermesini diler, arzu eder, bu konuda da dikkatinizi çekeriz.
Türk Devleti, ecdadından yadigâr kalan, gerek ülkesinde yaşayan vatandaşları, gerek dünya coğrafyasına serpilmiş soydaşları ve akrabaları kanalıyla, küçük düşünme lüksüne sahip olmayan bir devlettir. Bizim, büyük düşünmeye ihtiyacımız yoktur...
(Mikrofon, otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Tabiî, süreye ihtiyacınız var, değil mi efendim.
Buyurun.
OSMAN ÇİLSAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Biz, büyük düşünmek mecburiyetinde olan, asil, yüce bir milletin devamı olarak, mutlaka ve mutlaka, Kıbrıs’ta da bu büyük projelerimizi ortaya koymalıyız, bütün Türk âlemi, her birimiz, siyasî konuşma yapmaya çıktığımızda “Adriyatik’ten Çin Seddine” lafını çok rahat kullanabilmenin gururunu nasıl taşıyorsak, bu gururu taşımanın gereğini de mutlaka yerine getirmeliyiz. O bakımdan, Kıbrıs, Türkiye için önemi hiçbir zaman tartışılmayacak, tamamen, Türkiye neyse Kıbrıs’ın o, Kıbrıs neyse Türkiye’nin o olduğunu bildiğimiz bir güzide vatan köşesidir.
O güzide topraklardaki kardeşlerimizi, şahsım ve Partim adına saygıyla selamlıyor, Yüce Heyetinize en derin hürmetlerimi sunuyorum.
Teşekkür ederim. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çilsal, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüzün amir hükmü gereği, milletvekillerinden bir arkadaşımıza 5 dakikalık süreyle söz vereceğim.
Sayın Mehmet Ekici, buyurun efendim. (BBP sıralarından alkışlar)
MEHMET EKİCİ (Ankara) – Sayın Başkanı ve Genel Kurulu, saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Kıbrıs millî davasının, tarihî ve jeopolitik gerçekleri dışında, Türkiye Cumhuriyetinin, cumhuriyet tarihinin en ciddî askerî başarısı sonucu elde edilen yeni bir durum ve hak korunması şeklinde anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
Özellikle, geldiğimiz son noktada, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerinin, özellikle de Avrupa Birliğinin, Türkiye’nin stratejik öneminin azaldığı noktasından hareketle, Kıbrıs konusunu bir Avrupa Birliği meselesi haline getirmiş olması karşısında, elbette, en ciddî, en vakur ve en kararlı tavrımızı almamız gerekir diye düşünüyorum. Batı, Amerika ve Birleşmiş Milletlerin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini, devlet olarak, Rum Devletiyle birlikte eşit kimlikte tanıması ve kabul etmesi şarttır. Ada’da, Rumlardan daha çok söz ve hak sahibiyiz; Ada’nın tarihî geçmişi de bunu ispatlamaktadır.
Ada’da problemlerin çözümü isteniyor ve çözüm yolları aranıyorsa, devletten devlete konuşma ve anlaşma şartı gerekir. Rumların devlet, Türklerin toplum; Klerides’in cumhurbaşkanı, Sayın Denktaş’ın toplum temsilcisi olarak bir masa başında toplanması suretiyle sonuç alınması mümkün değildir. Türkiye, bu konudaki politikasında ısrarlı olmalıdır ve kesinlikle taviz vermemelidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin devlet olarak muhatap alınması zorunluluğu vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Devleti, devlet olarak, eşit kimlik, eşit hak ve eşit söz sahibi olarak kabul edilirse, ancak o zaman bir masa başında toplanmak ve sonuç almak mümkün olur.
Türkiye, 28 Aralık 1995 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanları tarafından imzalanan ortak deklarasyonun arkasında durduğunu devamlı olarak belirtmelidir ve keza, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 Ocak 1997 tarihli kararındaki kararlılığını teyiden ortaya koymalıdır. Tabiî, bütün bunları yaparken, özellikle Hükümetin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin, sokaktaki vatandaşlarımız kadar duyarlı olduğunu da ortaya koyması ayrı bir mecburiyet olarak önümüze çıkmaktadır.
Kıbrıs meselesi üzerinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin, gerekli duyarlılığı göstereceğine eminiz; ancak, problem, sadece Avrupa Birliği nezdinde yapılacak birtakım diplomatik girişimlere, Birleşmiş Milletler nezdinde, Amerika Birleşik Devletleri nezdinde yapılacak girişimlere bağlı bırakılırsa sonuç alamayacağımız kanaatindeyiz; çünkü, Kuzey Kıbrıs’ın, özellikle, Güney Kıbrıs Rum kesimine oranla, gelir seviyesi azdır; 11-12 bin dolar civarında millî gelir seviyesine rağmen, 3 bin dolar seviyesi kötü bir seviyedir; bu, destekle sağlanan bir seviyedir. Özellikle, Kıbrıs ekonomisinin güçlendirilmesi noktasında bir faaliyet götürmek durumundayız.
Kıbrıs’ın şu anda en önemli problemleri su ve kuraklıktır. Türkiye, su ile ilgili söylemlerini bir an önce eylem haline dönüştürmelidir. Büyük Birlik Partisi olarak daha önce teklif ettiğimiz, Manavgat Çayının Kıbrıs’a, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine akıtılması ve eğer yurtdışına satışı düşünülüyorsa -mesela İsrail’e ve Ortadoğu ülkelerine bu suyun satışı düşünülüyorsa- bu satış terminallerinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden geçirilmesi ve bu sayede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin su isteyen ülkeler nezdinde itibar kazanmasının sağlanması, kuraklık problemin
e çare bulunması ve ekonomisinin düzeltilmesi önemli bir problem olarak önümüzde duruyor. Bu konudaki fizibilite ve proje aşamasındaki çalışmaları; eğer, mevcut Hükümetimiz eyleme dönüştürürse, yaptığı en ciddî başarı bu olacaktır diye düşünüyorum.(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET EKİCİ (Devamla) – 1 dakika daha süre verin Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
MEHMET EKİCİ (Devamla) – Ayrıca, kararlılık, sadece diplomatik mesajlarla ortaya konulmaz; Türkiye, Maraş’ı yıllardır boş bırakmıştır; Maraş mutlaka iskâna açılmak suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bu konudaki kararlılığı ortaya konulmalıdır.
S-300 füzeleri meselesini de, konvansiyonel bir tahrip meselesi olmaktan çok, diplomatik bir mesele olarak, Rusya’nın meseleye intikali olarak ele almamız gerektiğini de bir tavsiye olarak arz ediyorum.
Büyük Birlik Partisi olarak bizlerin, Kıbrıs millî davasında, iktidarlar kim tarafından kurulu olursa olsun, daima cumhuriyet hükümetlerinin arkasında olduğumuzu beyan ediyor, Genel Kurulu saygı ve hürmetle selamlıyorum. (BBP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Ekici, çok teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, milletçe çok büyük önem atfettiğimiz Kıbrıs konusunda gruplarımızın görüşlerini ifade etmesine fırsat veren Sayın Hükümet sözcüsüne, gruplarımıza teşekkür ediyorum.
Bütün arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, söylemler eylemlerle desteklenmedikçe, meselelerin çözümü mümkün değildir. Kıbrıs meselesini, sadece stratejik olarak görmenin eksik olduğunu, tarihî önemini kavramaya mecbur olduğumuzu ve şehit emaneti olduğunu yüreğimize oturtmaya mecbur olduğumuzu ifade ediyor, hepinize teşekkür ediyorum.
Bu suretle, gündemdışı görüşmelerimiz tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır; sırasıyla okutuyorum:
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. — İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 67 arkadaşının, Türk Hava Kurumu yönetimi hakkında ileri sürülen iddiaların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/249)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde yıllardan beri, özellikle Kurban Bayramları döneminde, Türk Hava Kurumu Başkanı ve yöneticileri hakkında, kurumun maddî ve manevî imkânlarını har vurup harman savurdukları, vahim boyutlarda şahsî menfaat temin ettikleri, vatandaşlarımızın kurban derilerini âdeta gasp ederek terör estirdikleri ve kurum imkânlarını suiistimal ettikleri iddiaları kamuoyunda yaygın bir hale gelmiştir.
Bu durum ise, başta, kuruluş amacı Türk havacılığını güçlendirmek olan Türk Hava Kurumunun yıpranmasına, memleketimizde toplumsal barışın ve huzurun bozulmasına, vatandaşlarımızın mağduriyetine ve bütün olumsuzlukların neticesinde ülke yönetimine karşı bir güven kaybına sebep olmakta, bundan dolayı da kamu nezdinde ararejim tartışmaları daha da güçlenmektedir.
Yukarıda bahsi geçen bu iddiları vuzuha kavuşturmak için, Türk Hava Kurumu uygulamaları, özellikle Türk Hava Kurumu Başkanı Sayın Atilla Taçoy ve yönetimi hakkında, Anayasanın ve İçtüğüzün ilgili hükümleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
1 – Azmi Ateş (İstanbul)
2 – Bülent Arınç (Manisa)
3 – Mustafa Ünaldı (Konya)
4 – Veysel Candan (Konya)
5 – Ahmet Çelik (Adıyaman)
6 – Mehmet Fuat Fırat (İstanbul)
7 – Zeki Ünal (Karaman)
8 – Latif Öztek (Samsun)
9 – Abdullah Örnek (Yozgat)
10 – Musa Demirci (Sıvas)
11 – Cevat Ayhan (Sakarya)
12 – Muhammet Polat (Aydın)
13 – Ersönmez Yarbay (Ankara)
14 – Memet Emin Aydın (Siirt)
15 – Fethullah Erbaş (Van)
16 – Abdüllatif Şener (Sıvas)
17 – Maliki Ejder Arvas (Van)
18 – Şaban Şevli (Van)
19 – Tevhit Karakaya (Erzincan)
20 – Kahraman Emmioğlu (Gaziantep)
21 – Naci Terzi (Erzincan)
22 – Fethi Acar (Kastamonu)
23 – Mikail Korkmaz (Kırıkkale)
24 – Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)
25 – Abdullah Özbey (Karaman)
26 – Mustafa Kemal Ateş (Kilis)
27 – Feti Görür (Bolu)
28 – Hayrettin Dilekcan (Karabük)
29 – Nezir Aydın
(Sakarya)30 – Osman Yumakoğulları (İstanbul)
31 – İ. Ertan Yülek (Adana)
32 – Mehmet Sıddık Altay (Ağrı)
33 – Mehmet Salih Katırcıoğlu (Niğde)
34 – Abdullah Gencer (Konya)
35 – Ali Oğuz (İstanbul)
36 – Abdullah Arslan (Tokat)
37 – Şinasi Yavuz (Erzurum)
38 – Sıtkı Cengil (Adana)
39 – Necati Çelik (Kocaeli)
40 – Mustafa Köylü (Isparta)
41 – Suat Pamukçu (Bayburt)
42 – Hasan Dikici (Kahramanmaraş)
43 – Yaşar Canbay (Malatya)
44 – Hüseyin Kansu (İstanbul)
45 – Hasan Hüseyin Öz (Konya)
46 – Ahmet Bilge (Ankara)
47 – Nedim İlci (Muş)
48 – Ahmet Karavar (Şanlıurfa)
49 – İlyas Arslan (Yozgat)
50 – Zeki Karabayır (Kars)
51 – Aslan Polat (Erzurum)
52 – Ömer Faruk Ekinci (Ankara)
53 – Ahmet Dökülmez (Kahramanmaraş)
54 – Hanifi Demirkol (Eskişehir)
55 – Yakup Budak (Adana)
56 – Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)
57 – Saffet Benli (İçel)
58 – Zeki Ergezen (Bitlis)
59 – Ekrem Erdem (İstanbul)
60 – Ahmet Nurettin Aydın (Siirt)
61 – Musa Uzunkaya (Samsun)
62 – Sabahattin Yıldız (Muş)
63 – Nurettin Kaldırımcı (Kayseri)
64 – İsmail Özgün (Balıkesir)
65 – Metin Perli (Kütahya)
66 – Fikret Karabekmez (Malatya)
67 – Ramazan Yenidede (Denizli)
68 – Lütfi Yalman (Konya)
Gerekçe:
Ülkemizde, uzunca bir zamandan beri, özellikle Kurban Bayramları döneminde, Türk Hava Kurumu mensupları ile vatandaşlarımız arasında çok yoğun bir çatışma ortamının oluştuğu, medyanın birinci haberleri arasında yer almaktadır.
Gönlümüz arzu ederdi ki, en
azından bu Kurban Bayramı münasebetiyle halkımızla yöneticilerimiz arasında, her zamankinden çok ihtiyacımız olan sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik tohumları ekilsin.Yani, Türkiye, diniyle barışsın ve ideolojilerden arınmış demokratik bir devlet haline gelsin; ama, olmadı. Bu mantıkla, bu yönetim anlayışıyla olmayacağı da anlaşılıyor.
Bu huzursuzlukların temel sebeplerinden birisi de, THK mensupları veya görevlendirdiği kişiler, yanlarına polis veya jandarmayı da alıp evlere, derneklere, vakıflara, Kur’an kurslarına ve camilere baskınlar yaparak, vatandaşlarımızın ellerinden zorla, âdeta derilerini gasp ederek, terör havası estirmektedirler.
Benzeri, ancak, yasakçı, dayatmacı, hak hukuk tanımaz totaliter yönetimlerde görülebilen bu durum ise, memleketimizde toplumsal barışı ve huzuru zedelemekte, vatandaşlarımızın mağduriyetine sebep olmaktadır.
Oysa, bugünlerde, medyada, THK’nın imkânlarının har vurulup harman savrulduğu, suiistimallerin dizboyu olduğu, kaynakların yerinde, isabetli ve gayesine uygun olarak kullanılmadığı şeklinde sayısız haberler yer almaktadır.
Bu meyanda, 8-9 Kasım 1997’de 35 incisi yapılan THK’nın Genel Kurulunda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak görev yapan Korgeneral Cumhur Asparuk konuşmasında, THK’daki yolsuzlukları bir bir anlattıktan sonra “eğer, bu söylediklerimin tersini kanıtlarsanız, huzurlarınızda rütbelerimi sökeceğim” şeklindeki ifadesi, 10 Kasım 1997 tarihli gazetelerde geniş yankı uyandırdı.
Ayrıca, basında yer alan iddialar arasında;
1- Yas
alar gereği, THK tarafından toplanan derilerin yüzde 40’ı kuruma, yüzde 25’i Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonuna, yüzde 15’i Kızılay’a, yüzde 15’i Çocuk Esirgeme Kurumuna, yüzde 5’i de Diyanet Vakfına bırakılması gerekirken, 1992 yılından beri bu kurumların payının ödenmediği, bu payın bugün toplam miktarının 1 trilyon 714 milyar lira olduğu,2- Atilla Taçoy ve Yönetim Kurulu üyeleri, eşleriyle birlikte, 1997 yılında Cannes Film Festivaline katıldı. Festival boyunca yapılan harcamaların, anlaşıldığı kadarıyla, fitre, zekât ve kurban derilerinden elde edilen paralardan karşılandığı,
3- a) Yolsuzluk nedeniyle işten çıkarılan pilotların başka şubelerde tekrar göreve başlatıldığı,
b) Sayın Taçoy’un, kurumun uçaklarını makam uçağı haline getirdiği,
c) Kurumda, özellikle uçuşlar konusunda yolsuzluklar yapıldığı, yapılmayan uçuşların yapılmış gibi gösterildiği, iki saat süren uçuşların kayıtlara üç saat olarak geçildiği de medyada yer alan yaygın haberler arasındadır.
Netice olarak, yukarıda bahsettiğimiz ayyuka çıkmış yolsuzluk iddialarının yanında, medyada daha nice, sayısız iddialar yer almaktadır.
Bu durum ise, kuruluş amacı Türk havacılığını güçlendirmek, insanımıza sevdirmek “istikbal göklerdedir” diyerek ülke kalkınmasına katkıda bulunmak olan ve Atatürk tarafından kurdurulan THK’ya karşı vatandaşlarımızın güvenini ve desteğini her geçen gün azaltmaktadır.
Bütün bu izahlarımızın ışığı altında, bu kurumun daha fazla yıpranmasını önlemek, üzerindeki şaibeleri kaldırmak, vatandaşlarımızın bu kuruma karşı oluşan güvensizliğini gidermek, kaynaklarının yerinde, isabetli kullanılıp kullanılmadığını öğrenmek, açığa kavuşturmak gerekmektedir. Bundan sonra, her Kurban Bayramı döneminde THK ile vatandaşın münasebetlerini çağdaş hukuk devletindeki düzeye çekmek için mevcut engellerin kaldırılmasını sağlamak amacıyla bu Meclis araştırması hazırlanmış ve Yüce Heyetinizin huzuruna getirilmiştir.
Genel Kurulun takdirlerine arz olunur.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak; Me
clis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.Bir gensoru önergesi vardır; okutuyorum:
2. — Denizli Milletvekili Mustafa Kemal Aykurt ve 57 arkadaşının, Marmaris-İçmeler Belediyesince yeşil alan olarak belirlenen ve sonra millî park alanı ilan edilen ormanlık bir sahayı kanuna aykırı şekilde bir şahsa tahsis ettiği iddiasıyla Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Muğla-Marmaris-İçmeler Kasabası Boynuzbükü mevkiinde kâin 65 bin metrekarelik ormanlık saha, 7.3.1996 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla millî park ilan edilmiş, Millî Parklar Kanunu ve Kanunla ilgili yönetmelik gereği, millî park sınırları içerisinde doğal karakteri koruyacak alanda, doğal dengeyi, ekolojik yapıyı bozacak herhangi bir işlem yapılmaması; ancak, buraların gelişme planları ile uygulama, imar planları yapıldıktan sonra işlem yapılması, Orman Bakanlığı Millî Parklar Daire Başkanlığının 27.3.1996 gün
ve 164 sayılı yazısıyla İçmeler Belediyesine bildirilmiştir.Buna rağmen, Grand Yazıcı Oteli sahibi ve ANAP Bursa Milletvekili İbrahim Yazıcı tarafından, millî park sınırları içerisinde kalan orman