DÖNEM : 20 CİLT : 49
YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
74 üncü Birleşim
1 . 4 . 1998 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMA
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün, İzmit’te SEKA’ya ait ormanlık arazinin satışına ilişkin gündemdışı konuşması
2. – Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, Kahramanmaraş Pamuklu Dokuma Sanayi İşletmesinin satışına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin cevabı
3. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, hükümet-belediye ilişkilerindeki son duruma ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Pakistan ve Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/397)
2. – Uluslararası Demokrasi Enstitüsünün düzenlediği Güneydoğu Avrupalı Genç Parlamenterler Konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamento heyetiyle icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1398)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Çankırı Milletvekili İsmail Coşar ve 48 arkadaşının, ülkemizdeki tuz rezervlerinin daha iyi değerlendirilebilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246)
V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Parti
si Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076
sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)3. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)
4. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
5. – 14.7.1965 Tarihli
ve 657 Sayılı, 8.6.1949 Tarihli ve 5434 Sayılı, 5.3.1964 Tarihli ve 439 Sayılı, 30.4.1992 Tarihli ve 3792 Sayılı, 11.10.1983 Tarihli ve 2914 Sayılı Kanunların Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci ve Bolu Milletvekili Avni Akyol’un, Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 45 arkadaşının, Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, Trabzon Milletvekili İsmail İlhan Sungur ve 8 arkadaşının, Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci’nin, Hatay Milletvekili Ali Uyar’ın, Konya Milletvekili Ali Günaydın’ın, Kocaeli Milletvekili Halil Çalık ve 2 arkadaşının, Siirt Milletvekili Mehmet Emin Aydın ve 14 arkadaşının ve Muş Milletvekili Nedim İlci’nin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/692, 1/683, 2/24, 2/31, 2/34, 2/170, 2/243, 2/307, 2/556, 2/574, 2/660, 2/661, 2/664, 2/666, 2/726, 2/727, 2/793, 2/828, 2/954, 2/1052) (S. Sayısı : 589)6. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/474, 1/484) (S. Sayısı : 182)
7. – 3480 Sayılı Malûller ile Şehit ve Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin Satış Bedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/714) (S. Sayısı : 580)
8. – Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/713) (S. Sayısı : 581)
9. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğalgazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkiyatına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/716) (S. Sayısı : 627)
10. – Vergi Kimlik Numarası Kullanımının Yaygınlaştırılması ve 1512 Sayılı Noterlik Kanunu, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2644 Sayılı Tapu Kanunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 3167 Sayılı Çekle Ödemenin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun, 3182 Sayılı Bankalar Kanunu, 5584 Sayılı Posta Kanunu ve 5682 Sayılı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/718) (S. Sayısı : 586)
VI. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın;
– TRT’de kapatılan Refah Partisi ile ilgili haberlerin veriliş sırasına,
Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın;
– TRT’de sözleşmeli olarak çalışan personele,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın yazılı cevabı (7/4409, 4416)
2. – Erzurum Milletvekili Aslan Polat’ın, 4325 numaralı kanun kapsamındaki illerde elektrik fiyatı indirimi yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/4410)
3. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, MTA’nın yeniden yapılandırılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in yazılı cevabı (7/4502)
4. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün;
– Ankara-Elmadağ’da askerlik şubesi açılıp açılmayacağına,
– Ankara-Gölbaşı’nda askerlik şubesi açılıp açılmayacağına,
İlişkin soruları ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in yazılı cevabı (7/4552, 4553)
5. – Afyon Milletvekili Sait Açba’nın, Afyon–Emirdağ İlçesindeki bazı mekanların ruhsatlarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4573)
6. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, gümrük birliğinin ekonomik etkilerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in yazılı cevabı (7/4579)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Akkuyu Nükleer Enerji Santralına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer,
Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın, Millî Eğitim Bakanlığının, 4306 sayılı Kanun kapsamında yapılacak harcamalarda uygulanacak ihale usulleriyle ilgili tebliğine ilişkin gündemdışı konuşmasına da, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay,
Cevap verdiler.
Adıyaman Milletvekili Ahmet Çelik, Türkiye’de bugünkü siyasî duruma ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Genel Kurulu ziyaret eden Kırgızistan Temsilciler Meclisi Başkanı Abdıganı Erkebayev ve beraberindeki Parlamento Heyetine, Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.
Almanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Hasan Gemici’ye, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in,
İsveç’e gidecek olan, Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’a, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın;
KKTC’ye gidecek olan, Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in;
Vekillik etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile,
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanının vâki daveti üzerine, TBMM’yi temsilen KKTC’ye gidecek olan TBMM Başkanı Hikmet Çetin Başkanlığındaki Parlamento Heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi ve
Adalet Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun Kâtip Üyeliğine Malatya Milletvekili Fikret Karabekmez’in seçildiğine ilişkin,
Kadının statüsünün araştırılarak, “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”nin yaşama geçirilmesi için alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla kurulan (10/219) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin,
Tezkereleri;
İstanbul Milletvekili Mehmet Tahir Köse’nin, Anayasa Komisyonu,
Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, Dilekçe Komisyonu,
Üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergeleri,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
İstanbul Milletvekili Mustafa Baş ve 23 arkadaşının, gençliğin sorunları ve uygulanan gençlik politikaları konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/22), Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemde yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı,
İstanbul Milletvekili Meral Akşener ve 71 arkadaşının, kanuna ve genel ahlâka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 12 ve 13 üncü maddelerine uyduğu iddiasıyla Turizm eski Bakanı ve Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/17) okundu; Anayasanın 100 üncü maddesine göre, en geç bir ay içinde olmak üzere, görüşme gününün Danışma Kurulunca tespit edilerek, Genel Kurulun onayına sunulacağı;
Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in (S. Sayısı : 606),
Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk’ün (S. Sayısı : 607),
Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün (S. Sayısı : 608),
Samsun Milletvekili Murat Karayalçın’ın (S. Sayısı : 609; 612; 614),
Hakkâri Milletvekili Mustafa Zeydan’ın (S. Sayısı : 611),
Batman Milletvekili Ataullah
Hamidi’nin (S. Sayısı : 615),Adıyaman Milletvekili Ahmet Çelik’in (S. Sayısı : 617),
Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız’ın (S. Sayısı : 620),
Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın (S. Sayısı : 621) ve
Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun (S. Sayısı : 622),
Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek bulunmadığına ve haklarındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatlarının sona ermesine kadar ertelenmesine ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonlarından Kurulu Karma Komisyon raporları okundu; 10 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde raporların kesinleşeceği,
Açıklandı.
Portekiz Cumhuriyet Meclisi Üyesi ve Dokuzuncu EUREKA Parlamentolararası Konferans Başkanı Fernando De Sousa’dan alınan davete, Türkiye Büyük Millet Meclisinden üç kişilik Parlamento heyeti ile icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 55 inci sırasında bulunan 182 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 6 ncı sırasına; 225 inci sırasında bulunan 580 sıra sayılı kanun tasarısının, 7 nci sırasına; 226 ncı sırasında bulunan 581 sıra sayılı kanun tasarısının, 8 inci sırasına; 30 Mart 1998 günlü Gelen Kâğıtlarda bastırılıp dağıtılan 627 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat geçmeden, 9 uncu sırasına; 218 inci sırasında bulunan 586 sıra sayılı kanun tasarısının, 10 uncu sırasına; 59 uncu sırasında bulunan 30 sıra sayılı kanun tasarısının, 11 inci sırasına, 104 üncü sırasında bulunan 208 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sı
rasına ve 245 inci sırasında bulunan 631 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına alınmasına;Genel Kurulun 1 Nisan 1998 Çarşamba ve 2 Nisan 1998 Perşembe günleri 13.00 - 19.00; 20.00 - 24.00 saatleri arasında çalışmasına, gündemin 14 üncü sırasına kadar olan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinin 2 Nisan 1998 Perşembe günü saat 24.00’e kadar tamamlanamaması halinde, saat 24.00’ten sonra da çalışmalara, bitimine kadar devam edilmesine ve 1 Nisan 1998 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine;
İlişkin ANAP ve DSP Grubu Müşterek önerileri ile
Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı’nın, İstiklal Madalyası Verilmiş Olanlara Vatanî Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına (2/885),
Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu’nun, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine (2/893),
Dair kanun tekliflerinin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildiği bildirildi.
Anayasa Komisyo
nunda boş bulunan ve DSP Grubuna düşen üyeliğe, Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ,Dilekçe Komisyonunda boş bulunan ve DSP Grubuna düşen üyeliğe, Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin,
İçişleri Komisyonunda boş bulunan ve DTP Grubuna düşen üyeliğe, Van Milletvekili Mahmut Yılbaş,
Seçildiler.
Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 33 arkadaşının, rejim tartışmaları konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesinin (8/21) öngörüşmeleri tamamlandı; yapılan oylamadan sonra önergenin kabul edilmediği açıklandı.
Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve
Kayseri Milletvekili Abdullah Gül,
ANAP Grubu adına konuşan Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın, konuşması sırasında kendilerine sataşıldığı iddiasıyla birer konuşma yaptılar.
Alınan karar gereğince, 1 Nisan 1998 Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.39’da son verildi.
Kamer Genç
BaşkanvekiliAhmet Derin Levent Mıstıkoğlu
Kütahya Hatay Kâtip Üye Kâtip Üye
No : 112
II. – GELEN KÂĞITLAR
1. 4. 1998 ÇARŞAMBA
Rapor
1.– Kooperatifler Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/730) (S. Sayısı: 637) (Dağıtma tarihi: 1.4.1998) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergesi
1.– Çankırı Milletvekili İsmail Coşar ve 48 arkadaşının, ülkemizdeki tuz rezervlerinin daha iyi değerlendirilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.(10/246) (Başkanlığa geliş tarihi:31.3.1998)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 13.00
1 Nisan 1998 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74 üncü Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, çalışmak için yeterli sayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce...
ŞİNASİ YAVUZ (Erzurum) – Sayın Başkan, 5 kişi var.
AHMET TAN (İstanbul) – 6 kişi oldu.
BAŞKAN – Neyse, efendim, zaten kanunlardan başlayacağız; o zaman yoklama istersiniz.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bize düşen... Bu Meclis çalışmalarını televizyon veriyor ve insanlar, bize, büyük şikâyetlerde bulunuyor; Meclisin bu manzarası, gelmeyen arkadaşlar... Bugün, çalışmalar saat 13.00'e alındığı için birçok arkadaşımızın haberi yok. Biz, gündemdışı konuşmalardan başlayalım. Zaten, kanunlara gelindiği zaman, muhalefetin hakkıdır, yoklama ister. Onun için...
HASAN DİKİCİ (Kahramanmaraş) – Hiç olmazsa, birkaç arkadaşımız gelsin.
BAŞKAN – Var, var; birkaç arkadaşımız var.
AHMET TAN (İstanbul) – Gece 12.00'ye kadar çalışacakları için, enerji topluyorlar.
BAŞKAN – Efendim, yani, biz de bu davranışlardan pek hoşnut değiliz; ama, neyse...
Efendim, gündemdışı ilk konuşmayı...
HASAN DİKİCİ (Kahramanmaraş) – Ama, bugün gündemdışı konuşma yok Başkanım.
BAŞKAN – Kim dedi yok?
HASAN DİKİCİ (Kahramanmaraş) – Alınan karar gereğince...
BAŞKAN – Efendim, olur mu!.. Sözlü sorular yok. Sizin arkadaşlardan birisine gündemdışı söz verdim canım.
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün, İzmit’te SEKA’ya ait ormanlık arazinin satışına ilişkin gündemdışı konuşması.
BAŞKAN – İzmit Körfezi güney kıyısında SEKA'ya ait 2320 dönümlük doğa cenneti ormanlık araziye Ford Otomobil Fabrikası kurulması girişimiyle ilgili olarak gündemdışı söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Bekir Yurdagül'e söz verdim.
Buyurun efendim.
BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, üçüncü sıra demiştiniz.
BAŞKAN – Neyse, sıralar da kayıyor. Zaten...
MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Evet, sizin söz hakkınız var Sayın Sağlam; salona baktım, yoktunuz da...
Buyurun Sayın Yurdagül.
BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SEKA Genel Müdürlüğünün Kocaeli'de bulunan İzmit Körfezinin güney kıyısında bulunan fidanlığın, Ford Otomobil Fabrikasına satılması girişimleri üzerine, gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünyada sürdürülebilir kalkınmanın temel unsuru olarak, çevre, doğal yaşam ve insan birlikte ele alınıyor. Artık, kalkınmanın ve gelişmenin boyutları, çevre duyarlılığı olmaksızın değerlendirilmiyor. Ekonomik gelişme için yatırımlar, çevre faktörü dışlanarak belirlenemiyor. Tam tersine, çevre, sürdürülebilir kalkınmanın odak noktasını oluşturuyor. Bu anlayışın mantığı bugün tartışılmıyor; çünkü, insan ve çevre, organik bir bütün oluşturuyor. Bugün ülkemiz, bu anlayışı yansıtan uluslararası belgeleri imzalamış bir ülkedir. Türkiye, 1992 yılında toplanan Rio Çevre Konferansında ve 1995 yılında toplanan Kopenhag Toplumsal Kalkınma Konferansında, sürdürülebilir kalkınma için insan merkezli programlara bağımlı kalarak çevrenin korunması konusunda, uluslararası belgelere imza atmış ve taahhütlerde bulunmuş bir ülkedir.
Çevrenin yönetimi ve korunması, bunun yanı sıra, doğal ya da teknolojik kökenli tehlikelerin denetimi, temiz ve güvenli teknoloji uygulamasıyla aşılabilir.
İstahdam, sanayileşme ve çevre birbirine karşıt değildir; olamaz, olmamalıdır; yani, çevre sorunlarına rağmen kalkınma ve istihdam sorunlarını çözmek olanaksızdır. Her ikisini karşı karşıya getiren politikalar, yaşayan insanlara ve gelecek kuşaklara yapıl
acak en büyük kötülüktür.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu gerçekler dururken, Türkiye, çevre duyarlılığı konusunda verdiği sözleri, eylem ve icraatlarıyla yalanlayıp yok sayıyor. Bunun en somut örneklerinden birini, Bergama'da, altın madeni konusunda yaşıyoruz.
Şimdi, yeni biri daha gündeme geliyor; o da şu: SEKA Genel Müdürlüğünün, Kocaeli İli, Gölcük İlçesi sahilinde bulunan toplam 2 400 dönümlük ormanı, Ford Otomobil Fabrikasına satılmak isteniyor. Bununla ilgili, ulusal ve yerel basında, bir çok haber çıktı. Sayın Başbakanın, Ford ve Koç yöneticileriyle yaptığı toplantıdan sonra, bununla ilgili, yazılı ve görsel basında bir çok haberle karşılaştık; ama, bunun doğru olup olmadığını, bu girişimin hangi aşamada olduğunu, ne yazık ki bilemiyoruz; sorduğumuzda da bu konuda yeterli bilgiyi alamıyoruz.
1936 yılında kurulan ve İzmit Körfezinde seçkin bir yerde bulunan SEKA Ormanı, bugün, 50 yıllık bir emeğin ürünüdür. Bu arazi, binlerce çam ve kavak ağacının geniş alanda yayıldığı bir arazidir ve Hisareyn Deresi, içinden geçmektedir. Bu arazi, aynı zamanda, SEKA'nın önemli bir hammadde üretim alanıdır. Buranın, bir otomobil fabrikası kurulması amacıyla satılması, ne anlaşılabilir ne de sindirilebilir bir durumdur; çünkü, eğer, bu girişim sonuçlanırsa, tarım ve orman alanlarının önemli bölümünü kimya ve otomobil fabrikalarına teslim etmiş olan Kocaeli ve Sakarya bölgesine yeni bir darbe vurulacaktır.
Size, bölgeyle ilgili, biraz bilgi vermek istiyorum. Burası, tam bir yerleşim alanı içerisidir; Gölcük'ün merkezine 2 kilometre, İzmit'e 15-16 kilometre uzaklıkta bir bölgedir. Türkiye Cumhuriyeti donanmasının konuşlandığı Gölcük merkezine çok yakın olması, stratejik açıdan doğru bir bölge seçimi değildir. Bu bölgenin ÇED raporu yoktur, bu konuda bir çalışma yapılmamıştır; ayrıca, burası, ikinci sınıf bir tarım alanıdır. Eğer buraya otomobil fabrikası kurulursa, zaten, keşmekeş içerisinde olan İzmit-Gölcük karayolunu, daha da arapsaçına döndürecek ve trafiği, içinden çıkılmaz bir hale getirecektir.
Eğer, burası deniz kenarı olduğu için, bir liman kolaylığı olduğu için yapılmak isteniyorsa, İzmit'in kuzeyinde bu iş için uygun yerler vardır; Kandıra bölgesinde yerler vardır; Uzunçiftlik ve Uzuntarla bölgesinde yerler vardır ve İzmit'te, devletin, çok güzel bir limanı -Derince Limanı- vardır. Eğer, Ford fabrikası, İzmit'in kuzeyine kurulabilirse, 1 200 metre rıhtım boylu, 3 milyon ton stoklama alanlı, 5 milyon ton/yıl yük indirme kapasiteli bu limandan yararla
nabilir.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SEKA'nın bu ormanının satılması girişimi, yalnızca çevrenin katledilmesi değil, aynı zamanda, bir kamu kuruluşu olan SEKA'nın, güçsüz bırakılarak, kapatılma operasyonunun bir parçasıdır; bu girişim, bunun önemli kanıtıdır. Özellikle, son yıllarda, bilinçli biçimde, SEKA'nın zarara uğratılması için yoğun çabalar harcanmış ve bunda da, ne yazık ki, başarılı olunmuştur. Bir yandan, ülke kâğıt gereksiniminin yüzde 50'sini karşılayabilecek olan kurum, 1995 yılında 5,3 trilyon kâr ederken, birbuçuk yıl sonra, önemli zararlara uğratılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yurdagül, size 1 dakikalık süre veriyorum; buyurun efendim.
BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Hiçbir teknolojik yatırım yapılmadan, kâğıt sektöründe, yerli ve yabancı tekellere büyük olanaklar yaratılmış, partizan atamalarla verim düşürülmüş ve bilinçli olarak üretim yavaşlatmaları gerçekleştirilmiş, taşeron uygulamaları yaygınlaştırılmıştır. Tüm bu çabalara, şimdi de, SEKA'nın en büyük arazisinin satılmak istenmesi eklenmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu önemli alanın, otomobil fabrikasına ya da serbest bölgeye terk edilmesi, açıkça, yeni bir cinayet olacaktır. Bu yöndeki çabalara karşı, halkın tepkisinin, akademik çevrelerin tepkisiyle birleştiğini, burada, özellikle belirtmek istiyorum. Bir yandan, SEKA'da, Selüloz Sendikasının, diğer yandan, Kocaeli Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinin yaptıkları açıklamalar ve 28 Mart 1998 tarihinde İzmit'te toplanan Birinci Kent Kurultayına, sendika ve meslek odası yöneticilerinin yanı sıra yüzlerce sivil toplum örgütü yöneticisinin katılması, bunun somut kanıtıdır.
Eğer, Hükümet, bu girişimi onaylarsa, tepkiler daha da yoğunlaşacak ve Kocaeli Halkı, elli yıllık mirasını, otomobil fabrikasının kurulması için terk etmeyecektir.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdagül.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere Hükümetten bir istek gelmedi; herhalde bu kavaklığı da Ford'a satmayacaklar; öyle görünüyor.
2. – Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, Kahramanmaraş Pamuklu Dokuma Sanayi İşletmesinin satışına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin cevabı.
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, Başbakanlık Özelleştirme İdaresince Sümer Holding Anonim Şirketine ait Kahramanmaraş Pamuklu Sanayi İşletmesinin, daha önce, 4 milyon Amerikan Dolarına yapılan satışından sonra, yeniden, 3 milyon Amerikan Dolarına Kahramanmaraş Arsan Tekstile pazarlıkla satışında şaibe olduğu iddiaları hakkında, Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Sayın Mehmet Sağlam'a verilmiştir.
Buyurun Sayın Sağlam.
Süreniz 5 dakikadır efendim.
MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, iki yıllık milletvekilliği hayatımda ilk defa gündemdışı söz alıyorum; çünkü, gerek Kahramanmaraş'taki Sümer Holdinge ait pamuklu sanayi fabrikasının işçi sendikalarından gerekse Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasından aldığımız bilgiler, Başbakanlık Özelleştirme İdaresinin burada yaptığı veya yapmak üzere olduğu bir özelleştirme ihalesinde, en azından, yasalara uyulmadığı noktasındadır.
Başbakanlık Özelleştirme İdaresi, 3 Ekim 1997 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan bir kararıyla Sümer Holdinge ait Kahramanmaraş Pamuklu Sanayi İşletmesini özelleştirme kapsamında satışa çıkarmıştır ve bu satış, Kütük Tekstil Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine altı ay önce 4 milyon dolara gerçekleşmiştir. Ancak, Kütük Tekstil ve Sanayi Şirketi, bu satınalmadan vazgeçmiş ve depozitosunu da, teminatını da yakmıştır; ama, sonra Özelleştirme İdaresi ya -bildiğiniz gibi- o zamanki ihalede ikinci teklifi verene vermesi gerekirken ya da yeniden bir ihaleye çıkması gerekirken, bize gönderilen bilgilerdeki iddiaya göre, pazarlık usulüyle bu işletmeyi 3 milyon dolara bir başka firmaya satma sürecine girmiştir. Halbuki, 6 ay önce ikinci teklifi veren firmanın verdiği fiyat da 3 milyon dolardır. Şimdi, dikkatinize sunmak istiyorum: Eğer, 6 ay önceki satışta ikinci teklifi verene 3 milyon dolara verecekse, 6 ay sonra bir başka firmaya pazarlık usulüyle 3 milyon dolara aynı işletmeyi niçin verir? Kafamızdaki soru budur. Çünkü, bugün Kahramanmaraş Pamuklu Sanayi İşletmesinin şehir içinde 126 dönüm arazisi vardır; bu arazinin belediy
eye verilen emlak beyannamesine göre metrekare değeri 10 milyon Türk Lirasıdır; bu 126 dönüm, tek başına, 1 trilyon 260 milyar Türk Lirası yapmaktadır. 50 adet lojmanı vardır, sosyal tesisleri vardır, 588 dokuma tezgâhı vardır ve 550 işçi çalıştırmaktadır. Şimdi, kafamızdaki sorular şunlar: Birincisi; Özelleştirme İdaresi, eskiden olduğu gibi, neden açık ve şeffaf ihaleler yapmaz? Hatırlarsanız, özelleştirme ihaleleri televizyonda yapılmaya başlanmıştı; özellikle, kamuoyunda çeşitli şekilde şayialar çıktığında, bunun geciktirilmemesi için, özelleştirmenin gecikmesini engellemek için, ortaya çıkan şayiaları önlemek için televizyonda bile açık ihaleler, şeffaf ihaleler yapılmıştı; bunlara devam edilmelidir; birincisi bu.İkincisi; bu, Kahramanmaraş'ta 6 ay önce ikinci teklifi veren firmaya verilebilirdi -mademki 3 milyon dolar, aynı teklifi verdiğine göre- 6 ay sonra nasıl oluyor da, aynı fiyata pazarlık usulüyle verilmeye çalışılıyor.
Üçüncüsü; burada 550 çalışan var demiştim; bu 3 milyon dolar, bunların kıdem tazminatlarının yarısını bile karşılamaz; ama, diyeceksiniz ki, zaten eskiden ihalelerde veya özelleştirmelerde, orada çalışanların kıdem tazminatlarının başka bir yolla telafisi yoluna gidilirdi. Hatta, bunların başka yerlerde istihdamı konusunda da şans aranırdı. Bence, bu iki yol da sağlıklı yoldur; yani, burada çalışan 550 insanın kıdem tazminatlarının şu veya bu şekilde değerlendirilmesinde ve hatta, devirden sonra başka yerde çalışma imkânlarının da araştırılmasında yarar vardır.
Şimdi, bütün bunları niçin söylüyoruz; enerji ihalelerinde, Karadeniz yolu ihalelerinde çeşitli şayialar oldu, burada tartışmalar oldu.
Şimdi, en son, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası millî eğitim ihaleleri ile ilgili dün bir faks çekmiş, Milli Eğitim Bakanlığının, yeni yönetmeliğinin gereği, giderek büyük firmaları ihaleleri vereceği, mahalli, bölgesel ve bölge içindeki müteahhitlerin hiçbirisinin ihale alamayacakları, ihaleye giremeyecekleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sağlam, süreniz bitti, size 1 dakika süre veriyorum.
MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu, büyük firmalara ihalelerin, mahallî müteahhitlik hizmetlerindeki sektöre büyük darbe vuracağını belirten bir faks çekmiş, bunu da burada bilgilerinize arz ediyorum; çünkü, dün, sayın bakanımız "biz, rekabeti artırmak için Türkiye'yi büyük çapta 4 bölgeye ayırdık" dediler; halbuki, Ticaret ve Sanayi Odası iddia ediyor; bu, rekabeti artırmıyor, rekabeti azaltıyor; daha az insan bu ihalelere girecek ve oradaki müteahhitler bir nevi taşeronluk yapmaktan ileri gidemeyeceklerdir diyor.
Parti olarak özellikle özelleştirmenin yapılmasında fayda görüyoruz, memleketin menfaatına görüyoruz; ama, benim Hükümetten ricam şu: Bu ihaleleri şeffaf ve açık yaparlarsa daha iyi olur; çünkü, Türk siyasî literatürüne yeni yeni kavramlar giriyor. Mesela, bir ANAP'lı belediye başkanının babası, belediye başkanına "çuvalla götürüyorlar" tenkiti olmuş, o da "vagonla götürenler de var" diyor. Dolayısıyla, bunları sormak bizim hakkımız. Vagonla götürmeler, çuvalla götürmeler olunca şeffaf olmak zorundasınız.
Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sağlam.
Efendim, aslında, götürme olduktan sonra ha vagonla götürmüşsün ha çuvalla götürmüşsün, fark etmiyor.
Evet, buyurun Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz...
BAŞKAN – Efendim, öyle, iki bakanın gündemdışı söz...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Hayır...
BAŞKAN – Ama, zaten siz dün açıkladınız...
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Eh, anlamamış!..
REFİK ARAS (İstanbul) – Anlamaya niyeti yok!
BAŞKAN – Hayır efendim, yani, bir faksı iletti, buyurun.
İsterseniz Sayın Bakan... Ama, yok, bir bakana söz veriyorum, siz, hakkınızdan vazgeçiyorsanız...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Çelebi, siz devam edin, gerekirse ben başka bir yöntemle açıklarım.
BAŞKAN – Efendim, Hükümetin manevî şahsiyetini her bakan temsil edebilir, Hükümet sorumluluğu her bakanın uhdesinde vardır, o bakımdan, zaten Hükümeti temsilen Sayın Bakan cevap veriyor.
Buyurun efendim.
DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önce şunu belirteyim ki; Özelleştirme İdaresi, bütün işlemlerini, yasalara ve geleneklere, mevzuata uygun olarak yapmaktadır ve bu konuda da Parlamentoya ve kamuoyuna her zaman, her dakika hesap vermeye hazırız, önce onun altını çizeyim.
Özelleştirme İdaresi, o denli açık ve şeffaf ki, bütün yaptığı işlemleri, her an istediğiniz konuda huzurunuza getirmeye, her bilgiyi vermeye veya kamuoyundan, 65 milyon insandan bir kişinin bile isteği üzerine onlara da açıklamaya, hesap vermeye zorunlu olduğumuzun bilinci içindeyiz, önce bunun altını çizmek istiyorum.
Biz, özellikle geçmişte Özelleştirme Kanunundan dolayı doğan Anayasa Mahkemesinin 18 inci maddeyi iptali nedeniyle ortaya çıkan iptal davalarında bile, bir parti tartışması yapmaksızın, DYP Hükümeti dönemindeki yapılan yanlışlıkları -ki, ben, bunu bir yanlışlık olarak değerlendiriyorum ve kötü niyetle yapıldığını da düşünmek istemiyorum- Özelleştirme Yasasında bu Parlamentoda ilgili maddeler değiştirildikten sonra, fiilî durum ortaya çıkmıştır düşüncesini ileri sürerek ve buna dönük karar alarak, geçmiş dönemde yapılan özelleştirmelerde, müktesep hakların ve fiilî durumun devamını sağladık. Özelleştirme konusunda parti tartışması yapılması veya burada, bunun polemik konusu yapılması, Türkiye'ye ve Türkiye'nin geleceğine yapılacak en büyük kötülüktür; ama, burada yapılan konuşmadan sonra
, Hükümetimiz adına şunu açıklıkla ifade edeyim: Biz, şeffaflık ve açıklık derecemizi ve yaptığımız çalışmalardaki hesap verme işlemlerimizi daha da artıracağımızı ve toplumun güvenine dayanan bu uygulamalara çok daha büyük bir önem vereceğimizi belirtmek istiyorum.Kahramanmaraş meselesine gelince: Kahramanmaraş'taki Sümer Holdinge bağlı Pamuklu Sanayi İşletmesine ilişkin üç kere ihale açılmıştır. İlki, 6 Kasım 1995 tarihinde açılmış, 2,5 milyon dolar civarında bir teklif verilmiş ve bu ihale iptal edilmişt
ir.27 Haziran 1997 tarihinde ikinci kez ihale açılmış ve 18 Eylül 1997 tarihinde, 4 milyon dolara Kütük Tekstil Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine verilmiştir. Yalnız, burada, işçi sendikası, kıdem tazminatlarının ödenmesi ve değerinin artırılması açısından, bu satış işleminin 1998 yılına kalması konusundaki gerekli çalışmaları kendi çerçevesinde yapmıştır. Kütük Tekstil Sanayiinin teminat mektubunu, sendika veya işçiler kendileri ödemişler ve Kütük Tekstil Sanayiinin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemesini temin etmişlerdir. Kütük Tekstil Sanayii AŞ teminat mektubunu yakmış ve 4 milyon dolarlık alım işlemini de gerçekleştirmemiştir. Burada, sendikanın önemli ölçüde bir rolü olduğunu çok açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum.
10 Mart 1998 tarihinde ihale açılmıştır ve iki teklif gelmiştir. 23 Mart 1998 tarihinde gerçekleştirilen son görüşmeler sonucunda 3 milyon dolarla en yüksek teklifi veren Arsan Tekstil Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketine, Özelleştirme İdaresi verme kararı almıştır. Karar, Özelleştirme Yüksek Kurulunun gündemine sunulmuştur.
Şimdi, burada, bir kere Sayın Sağlam'ın belirttiği noktalarda yanlış bir bilgi aktarma söz konusudur. Birincisi, ihaleyle yapılmıştır, pazarlık usulüyle yapılmamıştır; ikincisi, açık ve şeffaf yapılmıştır; üçüncüsü, orada, yerel etkilerin sonucu, ortaya böyle bir durum çıkmış, ikinciye verilmesi yerine, yeniden ihale yapılması uygun görülmüştür ve bu konuda da yasalar ve geçmişten bu yana gelen bütün ilkeler aynen uygulanmıştır.
Ayrıca, Sayın Millî Eğitim Bakanımızın yaptığı ihalelerin de, aynı şekilde -kendisini çok yakından tanıyan ve yaptığı çalışmaların uygulamaları konusunda Sayın Millî Eğitim Bakanımızın getirdiği sistemi, Bakanlar Kurulundan da bilen bir insan olarak- bu alanda yaptığı çalışmaların da son derece açık ve her an hesabı verilebilir nitelikte uygulamalar olduğunu belirtmek istiyorum.
Sayın Sağlam, sizi üzmek istemiyorum; ama, hayalî belediyelerden insan nakli gibi birtakım geçmişe dönük tartışmaları, burada gündeme getirmek istemiyorum.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Getirdin ya!
DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Getirmedim, böyle bir şey söylemiyorum.
Benim ricam, bu tartışmayı çok daha somut yapabilir hale gelmemizi ve sizin eleştirilerinizi ciddî olarak dikkate alacağımızı, bu konuda çok daha dikkatle davranacağımızı ve bu konudaki eleştirilerinizi de Özelleştirme Yüksek Kurulu toplantısında dile getireceğimi belirtmek istiyorum.
Bu vesileyle, bana bu imkânı tanıdığınız için teşekkür ediyorum ve yılsonu itibariyle, ilk üç ay itibariyle, şu anda, 1 milyar dolardan fazla miktarda bir özelleştirmeyi gerçekleştirmiş ve Türkiye'de, 1986 yılından bu yana yapılan özelleştirmelerde, bir yılda elde edilen özelleştirme gelirinin ve yapılan işlem hacminin maksimum 500 milyon dolar düzeyinde olduğunu bilen bir insan olarak, bu yıl sonu itibariyle, hedefimiz olan 9 milyar dolarlık net girişi sağlayacak biçimde çalışmalarımızın hızlandırıldığını belirtmek istiyorum. Özelleştirmede, bundan sonra, Petrol Ofisi, Tüpraş ve bütün kuruluşlarda, çok daha açık, çok daha şeffaf, çok daha hesap vermeye dönük işlemlerin yapılabileceğini ve toplumun vicdanında aklanarak bu operasyonların bitirileceğini ve kamunun kaynaklarını da kamunun yararına kullanılacak şekilde değerlendirileceğini belirtir, hepinize saygılar sunarım efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, aslında, bu özelleştirmede, mesela -gazeteler yazıyor- bir bankayı özelleştiriyorsunuz 180 milyon dolara, arkasından vazgeçiyor ve 150 milyon dolara başkası alıyor. O parayı ödedi mi, ödemedi mi belli değil; sonra... Neyse efendim, yani, bunları, siz "polemik" dediniz de o bakımdan... Yani, özelleştirme konusunda polemik yapılmaması... Bunlar polemik değil; yani, halkın, bazı şeyleri bilmesi lazım.
DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Tamam, siz, konuşmanızı bitirdiniz efendim. Yani, o bakımdan...
DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan... Sayın Başkan, izin verirseniz...
BAŞKAN – Yani, benim demek istediğim şu: Vatandaşların, bu konuda bilgi sahibi olması lazım.
DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Çok önemli bir şey söylediniz; kamuoyunun kafasında ve vicdanında en ufak bir soru işareti kalmaması lazım. Etibank özelleştirmesi, 1996 yılında ve 1997'nin ilk aylarında yapılan bir özelleştirmedir ve DYP hükümeti döneminde yapılan bir özelleştirmedir. O özelleştirmede, son derece ciddî sorunlar ve problemler ortaya çıkmış ve bir tekstil firması, iflas etme noktasında olmasına rağmen, inanılmaz ölçüde ilginç bir parayla Etibankı almış ve son derece şaibeli bir ihale yapıldığı tespit edilmiş ve yükümlülüklerini o kuruluş yerine getirmemiştir. Bizim, aynı nitelikte, ciddî bir ihale daha yapıp, o gelirleri temin edecek, son derece sağlıklı bir işlem yaptığımızı belirtirim. Bu konuda da, kamuoyuna, her zaman hesap vermeye -her konuda olduğu gibi- her an hazır olduğumuzu belirtirim, saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Bunlar polemik değil yani, vatandaş bilsin gerçekleri.
3. – Konya Milletvekili Vey
sel Candan’ın, hükümet-belediye ilişkilerindeki son duruma ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı.BAŞKAN – Üçüncü gündemdışı söz, Hükümet ve belediye ilişkilerindeki son durumla ilgili olarak, gündemdışı söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan'a verilmiştir.
Buyurun Sayın Candan. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
VEYSEL CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, Hükümet ve belediye münasebetlerinde, içinde bulunduğumuz şartlarla ilgili bilgi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Son günlerde, bazı belediye başkanları görevlerinden alındı, bazıları için de görevlerinden alınacağının, karar aşamasında olduğu ifade edilmektedir.
Bilindiği gibi, belediyeler, mutat olarak, 1580 sayılı Belediyeler Kanununun 93 ve 102 nci maddelerine, Memurin Muhakemat Kanununun 12 nci maddesine, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 16 ve 31 inci maddelerine, 3152 sayılı İçişleri Teftiş Heyeti Tüzüğünün
25 inci maddesine göre denetime tabi tutulmaktadır.Denetimde takip edilen usul ve esaslar bellidir. Görevliler, ilgililerin bilgisine başvurur, belgeleri inceler -bunu yazılı veya sözlü yapar- eksik gördüğü konularda, ilgili belediye başkanından yazılı olarak bilgi alır.
Hal böyleyken, son günlerde, belediye başkanları için, daha önce denetlenen konular da dahil, yeniden inceleme gibi garip bir uygulama başlatılmıştır. Bir belediye için yüz civarında inceleme ortaya konulmuş, gizli olması gereken konular önceden basına sızdırılmıştır.
Bu gelişmeler, bazı belediye başkanlarımız için komplo hazırlıklarını da akla getirmektedir. Bu tutum, belediye başkanlarını denetlemek değil, usulsüz, haksız ve kanunsuz olarak devre dışı bırakmaktır. Bu tutumun, mahallî seçimlere yaklaştığımız bu günlerde, bir taraftan Seçim Kanununda değişiklik teklifi hazırlanırken, diğer taraftan, belediye başkanlarını kamuoyunda yıpratmaya yönelik olduğu anlaşılıyor.
1989 mahallî seçimlerinde, Hükümet ortağı ANAP, benzeri hatayı yapmış, gazetelere eli kolu bağlı belediye başkanları ilanları vermişti. Buna karşı halk, sandıkta cevabını vermiş; tek il dışında hiçbir belediyeyi ANAP alamamıştı. Bugün daha değişik bir taktik uygulanıyor; o gün, belediyelerin kanunî gelirleri kesiliyordu; bugün, özel görevli müfettişlerce yargıya sevk edilmekte, Bakanlık da, davanın selameti açısından, belediye başkanları, açığa alınması şekliyle, görevlerinden uzaklaştırılmaktadır. Böylece, halkın tercihi ve oyları hiçe sayılıyor; bölge halkına, o başkanın şahsında eziyet ediliyor. Denetim ayrı şeydir, denetimle insanları görevlerinden uzaklaştırmak ayrı şeydir. Bu uygulamayla, ayrıca, yargı lüzumsuz yere oyalanırken "hakkında dava açılan başkana oy verilmez" denilmeye getiriliyor.
Yıllardır dürüst yönetimiyle hiçbir usulsüzlüğe ve yolsuzluğa karışmamış, halkına hizmetten başka hiçbir amacı olmayan insanları bölücülükle suçlama, son günlerin moda deyimiyle, irticaya destek veren vali, kaymakam ve bürokratlardan sonra, irticacı belediye başkanları gündeme gelmiştir. Toplumsal barışı bozmak için, birileri, elinden geleni yapıyor. Arzu edilmemesine rağmen, bir sıkıntı doğarsa, hukuk dışı uygulama yapanlar bunun sorumlusu olacaklardır.
Bir kişiyi tayin, hayır kurum ve derneklerine ilgi, bir vakfı ziyaret, görevden uzaklaştırma sebebi olamaz. Sayın Başbakan, Antalya konuşmasında, "Türkiye'yi seven, ülkeye hizmet eden herkesle uzlaşmaya açığız, kavga dönemi kapanmalı" demiştir. Sayın Başbakana şunu sormak istiyorum: Acaba, söylediğinizle yaptığınız ne zaman aynı olacaktır? Bu nasıl Hükümet anlayışıdır ki, halkına hizmet eden insanları, parti taassubuyla, sudan sebeplerle görevden uzaklaştıracaksınız? Toplumsal barışı zorlamayınız. Hırsızla hırsız olmayanı, dalkavukla dürüst insanları ayırın; şerefli insanların itibarıyla oynamayın, belediyelerimizi siyasete kurban etmeyin.
Özellikle İçişleri Bakanımıza şunu ifade etmek istiyorum: Sayın Bakan, size tavsiyem, haksızlığa alet olmayın, dürüst insanların itibarıyla oynamayın. Bir gün de siz, hak etmediğiniz bir sorguya muhatap olabilirsiniz. Size bir soru sormak istiyorum: Partinizin İstanbul-Şişli Belediye Başkanını, yargıda sorgulanıp, hakkında dava açılırken, neden görevden almadınız da, vakıf ve derneklere yardım ettiği iddasıyla, başkanları, geçici de olsa görevlerinden uzaklaştırıyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Candan, 1 dakika eksüre veriyorum, konuşmanızı tamamlayın.
VEYSEL CANDAN (Devamla) – Sayın Bakanım, en kısa zamanda, görevinden geçici olarak uzaklaştırdığınız, dürüst ve çalışkan Kartal Belediye Başkanını, görevine iade edeceğinizi ümit ediyorum.
Kartal Belediye Başkanımızla ilgili olarak kim şikâyetçi; "Fazilet Partili Kartal Belediye Başkanı Sayın Mehmet Sekmen'i, İşçi Partisi vurdu mu, devirir" deniliyor. Bu, bir siyasî partinin genel başkanının açıklaması. İddialar çok enteresan: Kaçak yapılaşmaya göz yumma, Hazine arazilerinin talanı, ihalelerde yolsuzluk, şeriatçı kadrolaşma, Belediye personeli üzerinde antilaik baskı gibi... Her zaman yoruma açık iddialarla, bir belediye başkanı mahkûm edilmeye çalışılmaktadır. Peki, iddia edenler kim; PKK'yla el ele verenler, meydanlarda devlet malına zarar verenler, polisi ve askerimizi kurşunlayanlar... Doğrusu çok garip!..
Sayın Bakanın, ifade etmeye çalıştığım bu bilgiler doğrultusunda, belediye başkanlarımızla ilgili olarak karar verirken, daha titiz davranacağını ümit eder, Yüce Heyetinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Candan.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, İçişleri Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu; buyurun efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemdışı konuşma yaparak, Hükümet-belediye ilişkileri konusunda, bize, görüşlerimizi açıklama fırsatı veren Sayın Candan'a teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, Anayasamızın 127 nci maddesi, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılan bir belediye başkanının -geçici bir tedbir olarak- geçici bir süre görevden uzaklaştırılması konusunda Bakanlığa bir yetki tanımıştır. Bu yetki, geçmiş hükümetler tarafından, muhtelif sayılarda, muhtelif boyutlarda kullanılmıştır.
Sözlerimin başında, hemen, şunu ifade etmek istiyorum: Belediye başkanları, o beldedeki halkın oyuyla seçilmiş ve belediye başkanı olmuş kişilerdir. Bugüne kadar, dokuz aylık süre içerisinde, siyasî ve hissî mülahazalarımı katarak, belediye başkanları hakkındaki hiçbir soruşturmaya yorumda bulunmadım. Bugüne kadar, 6 belediye başkanı, bu arz ettiğim sebeplerle, görevlerinden geçici bir süre uzaklaştırılmıştır. Ki, ifade ettiğim gibi, görevden uzaklaştırma, bir geçici tedbirdir; hiçbir zaman, o belediye başkanının hakkındaki iddialar, onun suçlu olduğuna bir karine teşkil etmez. Yapılacak teftişler ve idarî kurullarda, Danıştay ve adlî yargıda yapılacak muhakeme sonucunda, o kişinin, suçluluğu veya suçsuzluğu ortaya çıkar.
Bugüne kadar görevden uzaklaştırdığım belediye başkanlarının hepsi için, ya il teklifi vardır ya teftiş kurulu teklifi vardır veyahut da kontrolör teklifi vardır. Bugüne kadar herhangi bir teklif olmaksızın, kendi siyasî kimliğimi kullanarak veyahut da Bakan yetkisini kullanarak hiçbir belediye başkanını açığa almadım, görevden almadım. Bu anlayışıma, bundan sonra da devam edeceğim. Bugün, ortalıkta, çeşitli belediye başkanlarının ismi dolaşmaktadır; bundan evvel de, çeşitli şekillerde, gazetelerde, basında yer almıştır; ama, herkes bilsin ki, İçişleri Bakanı olarak, benim, bu anlayışım, bu prensibim devam edecektir.
NACİ TERZİ (Erzincan) – Sana güveniyoruz Bakanım.
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Şimdi, bir hatırlatma bakımından ifade etmek istiyorum. 1994 yılında, çeşitli partilere mensup 12 belediye başkanı görevlerinden uzaklaştırılmıştır. 1995 yılında 11 belediye başkanı -ki, bunların 5'i Anavatan Partisine mensup belediye başkanıdır- 1996 yılında 8 belediye başkanı, bizim dokuz aylık dönemimizde ise 7 belediye başkanı -ki, bunlardan birisi göreve dönmüş, göreve başlamış bulunmaktadır- görevlerinden uzaklaştırılmışlardır.
Biz, ifade edildiği gibi, partizanlık yaparak, belediye başkanlarının seçildiği partiye bakarak, hiçbir zaman, siyasî bir ayırım içerisinde olmayız. Eğer, olsaydık, bugün haklarında soruşturma devam eden aşağı yukarı 300'e yakın belediye başkanı var; bu belediye başkanlarının birçoğunu, Anayasanın ilgili maddesine göre, her zaman için, geçici bir süreyle de olsa, görevden uzaklaştırmak mümkün olabilirdi. Bu konuda hassasiyet gösterdiğimizi, bu konuda, Bakanlığın genel teamüllerine uyduğumuzu ve hiçbir zaman da siyasî mülahazalarla hareket etmediğimizi, bizim, bu şekilde bir anlayış içerisinde olduğumuzu, Yüce Meclisin bilmesini, algılamasını bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bunun en son örneği -ki, geçmiş yıllarda, bu, çok tartışma konusu olmuştur- Hükümetin belediyelere yardım yapıp yapmama konusudur. Bizim beş yıllık muhalefet dönemimizde, Anavatan Partili belediyelere, diğer belediyelere nazaran ya hiç yardım yapılmamıştır ya da çok az yardım yapılmıştır. En son iki gün önce, Hükümetimiz
, Maliye Bakanlığımız, nüfusu 50 binin altında olan bütün belediyelere, hangi partiden olursa olsun, yardım yapmıştır. Bu paralar, inşallah, bayramdan önce kendilerine ulaşacaktır. (ANAP sıralarından alkışlar)Dolayısıyla, Hükümetimiz ve Bakanlığımız, seçilmiş insanlara, ellerindeki iktidar gücünü kullanarak, devletin gücünü kullanarak onlara zulmetmek niyetinde değildir; bunu, dokuz ay içerisinde gösterdik, bundan sonra da göstereceğiz. (FP sıralarından "Göste
r... Göster..." sesleri)Refahlı 2 belediye başkanını görevden aldım. Soruşturma devam ettiği için şimdi teferruatına girmek istemiyorum. Dün, arkadaşlarımla görüştüm, birisi için "haklısın Sayın Bakan, hiçbir sözümüz yok" dediler; Kartal Belediye Başkanı için çeşitli görüşleri var, onu da inceleteceğ
im.MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Refah Partili belediyelere...
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin.
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar...
ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, Refah Partili belediyelere kin duyanlar var! Erzurum'da belediye başkanını görevden aldınız...
BAŞKAN – Rica ediyorum... Söz verdim mi size beyefendi?
Sayın Polat, oturur musunuz...
ASLAN POLAT (Erzurum) – Refah Partili belediyeler, kin dolu olarak görevden alındılar.
BAŞKAN – Efendim; eğer, rahatsız oluyorsanız dışarı gidin lütfen
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Gerekiyorsa görevden alacak elbette... (FP sıralarından gürültüler)
MUHAMMET POLAT (Aydın) – Sayın Bakana soruyoruz, cevap veriyor; siz, neden bize müdahale ediyorsunuz? (Gürül
tüler)İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti... (Gürültüler)
Sayın Başkan...
BAŞKAN – Efendim, susar mısınız lütfen, Meclis Genel Kurul salonunda oturduğunuzu unutmayız.
Sayın Bakan, gerekiyorsa görevden alacak tabiî; yasa, kendisine birtakım görevler veriyor. (ANAP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Ben, İçişleri Bakanı olarak, Bakanlığıma ulaşmış bir şikâyetin arkasındaki siyasî kimliği araştırmak veyahut da onu sorgulamak durumunda değilim. Benim için önemli olan, iddia edilen konuların araştırmaya ve soruşturmaya değer olmasıdır; bunun İşçi Partisinden gelmesi, Fazilet Partisinden gelmesi veyahut da başka siyasî görüşe sahip bir gruptan gelmesi benim için önemli değildir. Bu devlet içerisinde yaşayan, bu sınırlar içerisinde yaşayan herkesin, hukuk nazarında kıymete alınacağını, görüşlerinin dikkate alınacağını ifade etmek istiyorum. Ben
im sorumluluğum bunu gerektirir, bu inançtayım.Sözlerimi toparlamak istiyorum. Görüşler değişik olabilir, siyasî davranmadığımız konusunda kamuoyunun ve Parlamentonun büyük çoğunlukla bunu kabullendiğini, kabul ettiğini biliyorum; eğer, bu konuda İçişleri Bakanlığı olarak bir yanlışlığımız olursa; Türkiye bir hukuk devletidir, rejim işlemektedir, idarî yargıya başvurmuştur arkadaşlarımız; idarî yargı karar aldığı zaman, bir saniye dahi geçirmeksizin bu arkadaşımı göreve başlatırım. Daha da ileride, İçişleri Bakanı olarak, benim sorumluluğum sorgulanmak isteniyorsa, Meclisteki denetim yolları da açıktır, o konuda da Meclisin vereceği karara boynumuz kıldan incedir.
Hepinize saygılar sunarım. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı konuşmalar ve verilen cevaplar bitmiştir.
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Pakistan ve Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/397)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 31 Mart 1998 tarihinden itibaren Pakistan ve Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Çankırı Milletvekili İsmail Coşar ve 48 arkadaşının, ülkemizdeki tuz rezervlerinin daha iyi değerlendirilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde deniz, göl ve kaynak tuzlarının yanı sıra, daha sınırları belirlenememiş ölçüde büyük rezervlere sahip kayatuzu yatakları mevcuttur; fakat, ülkemiz, sahip olduğu bu potansiyel ölçüsünde, iç kullanım ve ihraç imkânına henüz ulaşamamıştır.
Bu kaynaklarımızdan yararlanabilmemiz için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi ve uygulamaya konulması konusunda, Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü maddesi gereğince, bir Meclis araştırması yapılması hususunu ar
z ederiz. 31.3.1998Saygılarımızla.
1- İsmail Coşar (Çankırı)
2- Abdüllatif Şener (Sıvas)
3- Lütfü Esengün (Erzurum)
4- Ömer Faruk Ekinci (Ankara)
5- Rıza Ulucak (Ankara)
6- Ersönmez Yarbay (Ankara)
7- Mustafa Hasan Öz (Ordu)
8- Memet Emin Aydın (Siirt)
9- Cafer Güneş (Kırşehir)
10- Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)
11- Azmi Ateş (İstanbul)
12- Musa Okçu (Batman)
13- Yakup Hatipoğlu (Diyarbakır)
14- Recai Kutan (Malatya)
15- Mehmet Altınsoy (Aksaray)
16- Musa Uzunkaya (Samsun)
17- Ahmet Çelik (Adıyaman)
18- Ahmet Doğan (Adıyaman)
19- Sıtkı Cengil (Adana)
20- İsmail Özgün (Balıkesir)
21- Metin Perli (Kütahya)
22- Yakup Budak (Adana)
23- Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)
24- Teoman Rıza Güneri (Konya)
25- Veysal Candan (Konya)
26- Hüseyin Arı (Konya)
27- Yasin Hatiboğlu (Çorum)
28- Mehmet Ali Şahin (İstanbul)
29- Feti Görür (Bolu)
30- Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)
31- Mustafa Kemal Ateş (Kilis)
32- Osman Pepe (Kocaeli)
33- Mehmet Emin Aydınbaş (İçel)
34- Saffet Benli (İçel)
35- Ramazan Yenidede (Denizli)
36- Aslan Polat (Erzurum)
37- Mehmet Elkatmış (Nevşehir)
38
- İlyas Arslan (Yozgat)39- Zülfikar Gazi (Çorum)
40- Zülfükar İzol (Şanlıurfa)
41- Nedim İlci (Muş)
42- Hasan Dikici (Kahramanmaraş)
43- Mustafa Ünaldı (Konya)
44- Sait Açba (Afyon)
45- Lütfi Doğan (Gümüşhane)
46 - Nurettin Kaldırımcı (Kayseri)
47 - Memduh Büyükkılıç (Kayseri)
48 - Tevhit Karakaya (Erzincan)
49 - Şinasi Yavuz (Erzurum)
Gerekçe:
Ülkemizin sahip olduğu doğal kaynakların tespiti ve tespit edilenlerden daha rasyonel bir şekilde nasıl yararlanılabileceği, ilgili uzman kuruluşlar tarafından açıkça ortaya konmuştur.
Ayrıca, TBMM'de kurulan araştırma komisyonu, ülke kaynaklarının tespit edilmesi ve değerlendirilmesi konusunda yaptığı çalışmaları 24.11.1997 tarihinde tamamlayarak, genel anlamda bir rapor hazırlamıştır.
Raporda yapılan en önemli tespitlerden birisi de, bazı kaynaklar itibariyle (boraks, trona, tuz vb.) dünya çapında önemli rezervlere sahip olmamıza rağmen bunlardan da gerektiği gibi yararlanamadığımızdır.
Örneğin, araştırma önergemizin konusu olan tuz kaynaklarının dünya ve ülkemizdeki durumuna kısaca göz atacak olursak, dünyamız tuz yönünden oldukça zengin kaynaklara sahiptir. En büyük tuz kaynağı denizlerdir. Bunu, yerkabuğunda katı vaziyette bulunan kayatuzu yatakları ve bazı göller ile yeraltı suları içinde erimiş haldeki tuz eriyikleri takip eder. Dünya tuz tüketimi, kesin olmamakla birlikte, yılda 150-200 milyon ton arasında değişmektedir. Tuz üretiminde ise, ABD 34 milyon ton üretimle 1 inci sırada yer alırken, bunu 18 milyon ton üretimle Çin ve 15 milyon
ton üretimle Almanya izlemektedir. Ülkemiz, sahip olduğu büyük tuz rezervlerine rağmen, yaklaşık 2 milyon ton üretimiyle dünya tuz üretiminde 17 nci sırada yer almaktadır.Ülkemizde deniz göl ve kaynak tuzlarının yanı sıra, sınırları daha belirlenememiş ölçüde büyük rezervlere sahip kayatuzu yatakları da mevcuttur. İç Anadolu'da Çankırı'dan başlayarak, Çorum, Yozgat, Sıvas, Erzincan, Erzurum ve Kars üzerinden İran'a bağlanan hat üzerinde 30'dan fazla kaya ve kaynak tuzları yer almaktadır. Bunlardan en büyüğü, Çankırı İlinde 1 milyon tonu aşan rezerve sahip kayatuzu yataklarıdır.
Tuz, kullanım alanları itibariyle çok geniş imkânlara sahip bir hammaddedir. Gıda sektörünün yanı sıra, tarım, hayvancılık, kimya sanayii, dericilik, karayolları, tekstil, deterjan ve sabun sanayii, süt ürünleri, konserve ve zeytincilik, metalurji ve emaye sanayii, kâğıt sanayii, seramik ve cam sanayii, et ve balıkçılık, soğutma işlemleri gibi çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır.
Ayrıca, tuz yatakları beraberinde bulundurduğu diğer maddeler açısından da önemlidir. Örneğin, bir azot, bir fosfat gibi bitkilerin gelişebilmeleri için vazgeçilmez ihtiyaçlarından birisi de potasyumdur. Potasyum da, tabiatta potas adını verdiğimiz çeşitli bileşimler şeklinde tuz yataklarının oluşturduğu alanlarda bulunur; fakat, bugüne kadar yapılan bütün aramalara rağmen, Türkiye'de henüz potas rezervine rastlanmamıştır. Çankırı'da bulunan büyük kayatuzu yatakları potas aramaları esnasında tespit edilmiştir. Tuz yataklarının daha fazla geliştiği görü
lünce potas aramaları geri planda kalmıştır. Suda çok kolay eridiği için aranıp bulunması zor olan ve gübre sanayiinin önemli temel girdilerinden olan bu maddenin aranmasına, yeni sondaj teknalojilerinden de yararlanarak tuz aramalarıyla birlikte tekrar başlanmalıdır.Yukarıda da gösterildiği gibi tuz, çok geniş kullanım alanlarına sahip önemli bir hammaddedir; fakat, Türkiye, sahip olduğu tuz potansiyeli ölçüsünde iç kullanım ve ihraç olanağına hünüz kavuşmamıştır. Bunun sebebi, tuza dayalı sanayi dallarının ülkemizde yeteri kadar gelişmemiş olmasıdır. Ayrıca, ilgili mevzuattan kaynaklanan önemli sorunlar da mevcuttur. Örneğin, 1936 yılında yürürlüğe giren Tuz Kanunu ile, tuz üretimi Tekel idaresine bağlanmıştır. Bu Kanun, özel şirket ve şahıslara arama ve işletme imkânı tanımamaktadır.
Konuyla ilgili mevzuattan veya başka nedenlerden kaynaklanan problemlerin araştırılarak tespit edilmesi ve çözüme yönelik tedbirlerin de bir an önce alınması için, ülkemiz açısından yararlı olacağı ümidiyle bu araştırma önergesini vermiş bulunuyoruz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
2. – Uluslararası Demokrasi Enstitüsünün düzenlendiği Güneydoğu Avrupalı Genç Parlamenterler Konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamento heyetiyle icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1398)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Uluslararası demokrasi enstitüsünün düzenlediği ve Yunan Parlamentosunun ev sahipliği yapacağı Güneydoğu Avrupa ülkelerinin genç parlamenterleri arasında diyalog geliştirmeyi amaçlayan, Güneydoğu Avrupalı Genç Parlamenterler Konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamento heyeti davet edilmektedir.
Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Hikmet Çetin
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bugün sözlü soruları görüşmüyoruz; bu itibarla, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.
V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)
BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)
BAŞKAN – 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, maddeleri ve önergeleriyle birlikte, geçen birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre komisyona geri verilmiştir. Komisyon, raporunu henüz vermediğinden, tekl
ifin müzakeresini erteliyoruz.3. – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553)
BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Niye vazgeçtiniz?
ÜLKÜ GÜNEY (Ba
yburt) – Bu suali sizin sormaya hakkınız yok.BAŞKAN – Komisyon olmadığı için bize düşen, mecburen ertelemek.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sizin göreviniz işte bu.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Planlamayı Hükümet yapıyor.
4. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
BAŞKAN – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5. – 14.7.1965 Tarihli ve 657 Sayılı, 8.6.1949 Tarihli ve 5434 Sayılı, 5.3.1964 Tarihli ve 439 Sayılı, 30.4.1992 Tarihli ve 3792 Sayılı, 11.10.1983 Tarihli ve 2914 Sayılı Kanunların Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci ve Bolu Milletvekili Avni Akyol’un, Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 45 arkadaşının, Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, Trabzon Milletvekili İsmail İlhan Sungur ve 8 arkadaşının, Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci’nin, Hatay Milletvekili Ali Uyar’ın, Konya Milletvekili Ali Günaydın’ın, Kocaeli Milletvekili Halil Çalık ve 2 arkadaşının, Siirt Milletvekili Mehmet Emin Aydın ve 14 arkadaşının ve Muş Milletvekili Nedim İlci’nin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ve Millî Eğitim, Kült
ür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/692, 1/683, 2/24, 2/31, 2/34, 2/170, 2/243, 2/307, 2/556, 2/574, 2/660, 2/661, 2/664, 2/666, 2/726, 2/727, 2/793, 2/828, 2/954, 2/1052) (S. Sayısı : 589)BAŞKAN – 14.7.1965 Tarihli ve 657 Sayılı, 8.6.1949 Tarihli ve 5434 Sayılı, 5.3.1964 Tarihli ve 439 Sayılı, 30.4.1992 Tarihli ve 3792 Sayılı, 11.10.1983 Tarihli ve 2914 Sayılı Kanunların Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?
BAŞKAN – Buyurun.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Öğretmenlere yapılacak olan yüzde 18 gibi çok cüzi bir zamla ilgili tasarıyı gündemin ön sıralarına getirme teklifi bizatihi Hükümet ortakları tarafından getirilmiştir Danışma Kuruluna.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?
BAŞKAN – Bir dakika efendim... Bir dakika... Arkadaşımız yerinden kısa bir şey söylüyor.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Her seferinde böyle yapacaksınız...
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Kısa bir şey söylemiyor efendim; konuşma yapıyor.
BAŞKAN – Efendim, bir dakika... Bir cümle, herhalde konuşma değil.
Buyurun efendim.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Bakalım o bir cümleye!..
BAŞKAN – Efendim, bir cümle, cümlecik de olur... Rica ediyorum...
Buyurun.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Hem bir an evvel görüşülmesini temin zımnında kendileri getirecekler bu teklifleri Danışma Kuruluna, ondan sonra da görüştürmeyecekler...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yarın görürsün...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Peki, bu ne zaman görüşülecek?
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yarın görüşeceğiz.
BAŞKAN – Efendim, biz de istiyorduk öğretmenlerin maaş zammının bugün çıkarılmasını; ama, herhalde...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yarın... Yarın...
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Yarın evden izin alın gelin, sabaha kadar çalışacağız!
6. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/474, 1/484) (S. Sayısı : 182) (1)
BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, ben, bugün, bu tasarı ve tekliflerin müzakeresinde özel bir sistem uygulayacağım; hiç kimseye söz vermeyeceğim. (ANAP ve DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Niye vermeyeceğim; iktidar Partileri konuşmasın... Mademki iş çıkarmak istiyor; Cumhuriyet Halk Partisi zaten İktidarı destekliyor, o da kanunları çıkarmak istiyor; bir gün de, muhalef konuşmasa olmaz mı canım... (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Mutabıkız değil mi? İtirazı olan var mı efendim? (ANAP ve DSP sıralarından "yok" sesleri)
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Biz konuşacağız Sayın Başkan...
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Konuşacağız tabiî... Her türlü yasal hakkımızı kullanacağız...
BAŞKAN – Konuşacak mısınız?
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Konuşacağız...
BAŞKAN – Efendim, 1 Nisan şakası yaptım; ama, neyse... (Gülüşmeler)
Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Karar yetersayısını arayacağım.
Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.
Bakın, Meclisi çalıştırmak için, Başkanlık olarak, her türlü yardımı yapıyoruz; çalışma kararı alan arkadaşlarımız da gelsinler... (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
Meclis çalışmalarını televizyon veriyor; kamuoyunda çok büyük prestij kaybediyoruz. Rica ediyorum, bütün arkadaşlar Meclisin çalışma günlerinde gelsinler, burada bulunsunlar; ne olacak yani...
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Yorumu bırak, u
zatma da ara ver...BAŞKAN – Yani, hem İktidarda olacaksınız, iktidarın nimetlerinden yararlanacaksınız hem de Meclis çalışmasına katılmayacaksınız... Olmaz arkadaşlar... (FP ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Birleşime 15 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.55
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.10
BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Abdulhaluk MUTLU (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
6. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/474, 1/484) (S. Sayısı : 182) (Devam)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Sayın milletvekilleri, tasarıyla ilgili raporun okunup okunmaması hususunun oylanması sırasında karar yetersayısının aranılması istenilmişti. Yapılan oylamada karar yetersayısı bulunamadığı için, birleşime 15 dakika ara vermiştim.
Şimdi, tasarıyla ilgili raporun okunup okunmaması hususunu yeniden oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; raporun okunması kabul edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Önder Kırlı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Kırlı, konuşma süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Yasa tasarısı, Emekli Sandığı Kanununda birbirinden farklı iki ayrı düzenleme getirmektedir. Bu düzenlemelerden ilki Yasanın 49 uncu maddesiyle ilgilidir. Tasarının 1 inci maddesiyle, 5434 sayılı Yasanın 49 uncu maddesine bir fıkra ekleniyor. Mevcut madde
ye göre, görev maluliyetinin doğduğu tarihten itibaren iştirakçiler ve bunların ana, baba, karı, koca, çocuk, kardeş ya da kurumları tarafından bir yıl içinde, erler için ise birbuçuk yıl içinde Sandığa bildirim halinde, vazife malullüğü hükümlerine göre aylık bağlanması amir bulunmakta; ancak, uygulamalar göstermiştir ki, çoğu, yurdumuzun çeşitli köyünden, kasabasından gelen bu hak sahipleri, bir yandan gerekli bilgi ve deneyim eksikliği, öte yandan, maluliyet, tedavi sorunları içerisinde bu süreyi geçirmekte ve vazife malulü aylığı alamayarak, gerçekten mağdur duruma düşmektedir. Burada katlanılan fedakârlıkla asla bağdaşmayan, katı bir hak düşürücü sürenin yer alması, insanî ve toplumsal değerlerle açık bir çelişkiydi; zira, bir ulus ayakta duruyorsa, bunu, ülkesi ve milleti için fedakârca görev yapan; gerektiğinde ölümü göze almasını bilen, bu uğurda sakat kalarak, yaşamının sonraki devresini görev malulü olarak geçirmek zorunda kalan insanlarına borçludur.Toplumumuzun tarihi, bir anlamda, görevini sağlık ve yaşamının üstünde tutan bu adsız kahramanların da tarihidir. Düşünmeliyiz ki, özgürlük, bağımsızlık ve ülke huzuru her koşulda, savaşta ve barışta, kendini, hiçbir karşılık düşünmeksizin, sadece ve yalnız görev aşkıyla, görev bilinciyle feda etmekten çekinmeyen bir yiğitliğin sonucudur. Ülkesi, ulusu için böylesine yüksek görev bilinci içerisinde, en verimli yıllarında elini, kolunu, bacağını ya da organlarından harhangi birini kaybeden bu yiğit insanlara toplumun ödenmez bir borcu vardır. Bu borç, aydınlık, özg
ür ve bağımsız bir gelecek için kendini feda eden bu kahramanları kutsamak, onlara sahip çıkmak, onların acılarını mümkün olabildiği ölçüde dindirmek, sonraki yaşamlarında onlara sahip çıkıldığını göstermekle mümkündür.Değerli arkadaşlarım, yasa tasarısının 1 inci maddesi, mevcut yasadaki, bu, hak düşürücü süre koşulunu yumuşatmakla, bundan sonra anılan süreleri geçirenlerin, malullüklerini belgelemeleri halinde hak sahibi olabilmelerini, her zaman müracaat edebilme olanağı yaratmak suretiyle yeni bir düzenleme getirmektedir. Bu takdirde başvuruyu takip eden aybaşından itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanması yasa tasarısında öngörülüyor. Maddeyle, bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, süresinde yapılamayan başvuruların yarattığı haksızlık kalıcı olara
k çözümlenmektedir.Görüşülmekte olan yasanın yürürlüğe girmesinden önce doğmuş, ancak öngörülen süreler içerisinde başvurulamayan görev maluliyetlerinde de maluliyet maaşı alınabilmesi, tasarıya 4 üncü maddeyle eklenen geçici 203 üncü maddeyle sağlanmaktadır.
Değerli üyeler, vazife malulleriyle ilgili bir diğer değişiklik, tasarının 2 nci maddesiyle getirilmekte, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 72 nci maddesinin son fıkrası değiştirilmektedir. Bu değişiklik, vazife malullerinin ana ve babalarıyla ilgilidir. Mevcut yasaya göre, vazife malullerinden, ancak geride dul ve yetim bırakmaksızın ölen iştirakçiler ile bunlardan aylık almakta iken ölenlerin baba veya analarına, muhtaç olup olmadıklarına bakılmaksızın aylık bağlanabilmekteydi. Bir başka deyişle, ölenin eş ve çocukları varsa, görev malulünün ana veya babasının aylığa müstahak olması, ancak muhtaç ve 65 yaşını doldurmalarına ya da kendilerinin de malul olmasına bağlı bulunmaktadır. Tasarı, bu uygulamayı değiştirmekte ve vazife malulü sayılan görevler nedeniyle hayatlarını kaybetmiş iştirakçiler ile bunlardan aylık almakta iken ölenlerin baba veya analarına; dul ve yetimlerinin bulunması halinde de, ölüm tarihlerini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlama olanağını getirmektedir. Bu değişikliğ
e paralel olarak, tasarının 4 üncü maddesi ile geçici 204 üncü maddenin getirilmesi gerekmiştir; zira, 5434 sayılı Yasanın 4049 sayılı Yasayla değiştirilmeden önce, kendilerine, vazife malulü evlatlarından aylık bağlanan baba ve anaların aylıkları 1.1.1995 tarihinden itibaren kesilmiş ve kendilerine borç çıkarılmıştır. Tasarının 2 nci maddesi, ana veya babaya, dul ve yetimlerle birlikte koşulsuz aylık bağlanma hakkı getirdiğinden, değiştirilen 72 nci maddenin son fıkrasına dayanılarak tahakkuk ettirilen borçların tahsil edilmemesi gerektiği kuşkusuzdur. Geçici 204 üncü madde, bu gereksinmeyi karşılamaktadır.Değerli arkadaşlarım, yasa tasarısının vazife maluliyetiyle ilgili bu düzenlemesi, başlangıçta, yeni bir eksüre getirilmesi şeklinde oluşmuştur; ancak, komisyon çalışmalarında daha doğru ve daha gerçekçi bir anlayış egemen olmuş ve yeni bir eksüre tanınması yerine, her zaman başvurma hakkı getirilmiştir. Bu nedenle, 49 uncu maddenin birinci fıkrasında yer alan "bildirilmediği takdirde, bu malullüklere uğrayanlar hakkında adi malullük hükümleri uygulanır" cümlesi ile aynı maddenin dördüncü fıkrasındaki "haklarında adi malullük muameleleri uygulananlar, bu tarihten itibaren bir yıl içinde malullüklerinin vazife malullüğü olduğunu yazıyla Sandığa bildirerek muamelenin düzeltilmesini isteyebilirler" hükmü, anlamını fiilen yitirmiştir; zira, maddede öngörülen hak düşürücü süre içinde bildirim yapılmadığı takdirde, vazife malullüğü hükümleri yerine, bu malullüklere uğrayanlar hakkında adi malullük hükümlerinin
uygulanacağının yer alması doğru ve yerindeydi; ancak, 49 uncu maddeye eklenen fıkrayla, bu süreleri kaçıranlar için her zaman başvurma hakkı tanıyoruz. Tasarının kabulüyle, artık, vazife malulleri hakkında adi malullük hükümlerinin uygulanması diye bir sorun olmayacaktır. Bu konuda, madde görüşmeleri sırasında vereceğimiz değişiklik önergesinin dikkate alınmasını diliyoruz.Değerli üyeler, bu tasarıyla, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununda yapılan diğer değişiklik, 20 nci maddenin üçüncü fıkrasının sonuna eklenen cümleyle ilgilidir. Bakınız, mevcut yasaya göre, çeşitli yasalarla belirlenen bekleme süreleri sonunda kadrosuzluk veya yaş haddi nedeniyle emekliye sevk edilenler ve vazife malullüğü hükümlerine göre aylık bağlananlar ya da ölüm sebebiyle haklarında emeklilik işlemi uygulananların dul ve yetimlerine, aylığa hak kazandıkları tarihi takip eden üç ay içinde emekli ikramiyesinin hesaplanmasına esas alınan katsayılarda meydana gelecek artış sonucu oluşacak ikramiye farkı ile malî yılın birinci ayında katsayılar dışındaki diğer unsurlarda meydana gelecek artışa, bu tarihte yürürlükte olan katsayılar uygulanarak bulunacak ikramiye farklarının ödenmesi öngörülmektedir. Burada, yasa koyucunun, kadrosuzluk, yaş, maluliyet gibi, iştirakçinin istemi ve rızası dışında emeklilik işlemine tabi tutulanların mağduriyetlerini önlemek istediği açıktır. Ancak, böyle bir emeklilikten sonraki üç ay içinde katsayıda bir artış olmazsa, istemleri dışında bu işleme tabi tutulanlar yine mağdur olmayacaklar mıdır?
Görüşülmekte olan tasarı, yasanın 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasına bir cümle ekleyerek bu durumu düzenlemek istiyor. Eğer, aylığa hak kazanıldıktan sonraki üç ay içinde katsayılarda artış yapılmadığı takdirde, daha sonraki altı ay içinde, ilk katsayı artışından doğan ikramiye farkları da ödenmek suretiyle, istemi dışında bu işleme tabi tutulan personelin mağduriyetinin giderilmesi amaçlanıyor. Tasarıda yer alan bu cümle, yerindedir; zira, bu durumda bulunan kişiler, kendi istem ve rızalarıyla emekli olmamakta, kad
rosuzluk, yaş, vazife malullüğü aylığı bağlananlar ile ölüm sebebiyle haklarında emeklilik işlemi uygulananlar, kendi iradeleri dışında bu işleme tabi tutulmaktadır. O halde, onların mağduriyete uğramamalarını sağlamak da, sosyal devlet anlayışının bir gereğidir.Değerli arkadaşlarım, bu değişiklik yerindedir; ama, yeterli değildir. Burada eleştirilecek nokta, yasa maddesinin, bu doğru gerekçeye göre yeniden yazılması yerine, maddeye bir cümle eklenmek suretiyle çapraşık bir anlatım yolu seçilmiş olmasıdır. Zira, tasarıyla, bu biçimde emekliye sevk edilenlerin, katsayıda yapılacak ilk artıştan yararlanacakları esası benimsenmektedir. Bu artış, üç ay içinde de olabilir, altı ay sonrada olabilir. O halde, önce üç ay içinde olabilecek bir katsayı artışından, daha sonra, bu süre içinde de artış olmazsa, altı ay sonraki artıştan yararlanılacağının belirtilmesi, yalınlıktan uzak, dolambaçlı, çapraşık bir anlatımdır. Bu durumda, maddede yer alan, üç ay içindeki katsayı artışı öngören ifadenin hiçbir önemi kalmamıştır. Bu nedenle, mevcut maddedeki "üç ay içinde" sözcüğünün peşine "olmazsa, altı ay sonraki artıştan yararlanma" öngöreceğimize, maddeyi "emekliliği takip eden bir yıl içindeki ilk katsayı artışından yararlanır" biçiminde düzenlemek, daha doğru olacaktır. Aksi halde, böyle bir düzenleme, tasarının bu şekliyle kabulü halinde dahi, bazı haksızlıkları önleyemeyecektir. Kaldı ki, 6.7.1995 tarihli ve 562 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kabulüne kadar, kadrosuzluk veya yaş haddi sebebiyle emekliye sevk edilen
lere ve vazife malullüğü hükümlerine göre aylık bağlananlara, aylığa hak kazandıkları tarihi takip eden ilk katsayı artışından yararlanılarak ikramiye farkları ödenmekteydi. Kanun hükmünde kararnameyle, bu süre, üç ayla sınırlandırıldı. Şimdi, bu kanun hükmünde kararnameyle getirilen süreye, altı aylık eksüre getiriyoruz. Aynı maddede peşpeşe değişiklik neden gerekmiştir? Gerçekçi olalım; bu gereksinme, bu biçimiyle emekliye sevki gerektiren Askerî Şûra kararları sonucunda doğan mağduriyetleri önlemeye yöneliktir; çünkü, mevcut üç aylık süre, 30 Ağustosta emekliye sevk edilen Silahlı Kuvvetler mensupları açısından, genelde, yeni yılın ilk ayında yapılan katsayı artışlarından yararlanmayı imkânsız kılmaktadır. Bu nedenle, üç veya ek altı aylık süre, bu gereksinmeyi karşılamaya yöneliktir; ama yeterli değildir; çünkü, bu düzenlemeyle, 30 Ağustosta emekli edilen Silahlı Kuvvetler mensuplarının haklarını bir ölçüde veririz de, toplam dokuz aylık sürenin dışında kalan; örneğin, mart nisan aylarında başka kurumlardan emekli edilen sivil kamu görevlilerini, kaderleriyle başbaşa bırakırız. Bu nedenle, fıkraya böyle bir cümle ekleyip ikinci bir altı aylık eksüre verileceğine, maddenin üçüncü fıkrasındaki "üç aylık süre" yerine "bir yıl içinde katsayılardaki ilk artış nedeniyle oluşacak ikramiye farklarını" dikkate alacak bir düzenleme hakkaniyete ve adalete uygun olacaktır.Diğer yandan, mevcut tasarı, bundan sonra, bu biçimde emekli edilenlerin haklarını korumaktadır. Ancak, yukarıda andığımız, kanun hükmünde kararnamenin kabul edildiği 6.7.1995 tarihi ile bu yasanın yürürlüğe girdiği tarih arasında emekli edilenlerin hakları ne olacaktır? Bir eksiklik ve yanlışlığı düzeltmek isterken, resen emekliye sevk ettiğimiz bu dönemdeki insanların mağduriyetlerini giderecek miy
iz, gidermeyecek miyiz?Bu nedenle, maddenin görüşülmesi sırasında, maddenin yürürlüğüyle ilgili bir teklifimizi Yüce Başkanlığa sunacağız. Yürürlük maddesinde gerekli değişikliğin yapılması suretiyle, bu haksızlığın da giderilmesine, Yüce Meclisin karar vereceğine inanıyoruz. Bu konuda hazırlanan önerge, Yüce Başkanlığa sunulmuştur.
Bu yasa tasarısına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak olumlu oy vereceğimizi Yüce Meclise saygıyla sunuyor, hepinizi selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kırlı.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ünal Erkan; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA ÜNAL ERKAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 49 uncu maddesi ve bu yasanın benzeri maddeleri, devletin, istihdam edenin mesuliyeti ve sosyal devlet anlayışı çerçevesinde düzenlediği yasalardan diye değerlendiriyorum.
Bilindiği gibi, vazife malullüğü de bu kapsamın içerisinde mütalaa edilmelidir. Vazife malullüklerinin, meri mevzuata göre, doğdukları tarihten itibaren en çok bir yıl içerisinde, iştirakçiler veya bunların ana, baba, karı, koca, çocuk veya kurumları tarafından yazıyla Emekli Sandığına bildirilmesi, erler için bu sürenin birbuçuk yıl olduğu kanunla hükme bağlanmıştır. Kanunla belirlenen sürelerin içerisinde başvuru yapılmaması hali, hak sahiplerinin, vazife malullüğü aylığını almaları imkânını ortadan kaldırmaktadır.
49 uncu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten günümüzedek, birkaç defa, yasanın öngördüğü zaman içerisinde müracaatını yapamayan görev malulleri için birer yıllık süre uzatımını öngören yasalar çıkarılmış; ancak, yine de, yasadan yararlanması gerekenlerden bir kısmı, muhtelif nedenlerle malul aylığına kavuşamamıştır.
Yüce Meclise sunulan bu tasarı kapsamında, vazife malullüğü aylığına hak kazananların müracaatları için öngörülen süreler kaldırılmaktadır; ancak, malul aylığına hak kazanımı, malul olunan tarihten değil, müracaat edildiği tarihten itibaren başlamaktadır; yani, müracaat ile vazife malullüğü arasındaki süre, bu değişiklikle de değerlendirilmemektedir. Bir haksızlık giderilirken, kısmen değil, tamamen giderilmesi gerekirdi diye değerlendirmekteyim.
Malul aylığına hak kazanımı, müracaat tarihinden değil, malullüğün başladığı tarihten itibaren geçerli olması, aslında, hakkaniyet kurallarına daha uygun düşerdi diye düşünüyorum.
Sayın milletvekilleri, tasarının 2 nci maddesiyle, 5434 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin ilgili fıkralarında ifadesini bulan durumlar ile 2330 sayılı Kanun ve bu kanuna ek 2556 sayılı Kanun kapsamında kabul edilen görevler nedeniyle hayatlarını kaybetmiş bulunan iştirakçilerin dul ve yetimlerine, hayatta olması halinde de anne ve babalarına aylık bağlanması öngörülmektedir. Bu uygulamayla, devletin, anne ve babalar açısından önemli bir vefa boşluğu arz eden geçmiş görüntü ortadan kaldırılmaktadır. 5434 sayılı Kanunun ek 20 nci maddesinin değişik üçüncü fıkrasının sonuna "ancak, aylığa hak kazandıkları tarihi takip eden üç ay içinde katsayılarda artış yapılmadığı takdirde, müteakiben, katsayılarda altı ay içinde yapılacak ilk artıştan doğan ikramiye farkları da bunlara ayrıca ödenir" cümlesinin eklenmesi ise, kanunları uyarınca kendi istekleri dışında emekliye ayrılanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine, kendi isteklerine göre emekli olanlara, farklı da olsa, parasal avantajlar getir
mektedir.Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Tasarısına -görüşülmekte olan, arz ettiğim ve diğer hususlarla ilgili değişikliklere- Doğru Yol Partisi olarak olumlu bakıyor ve müspet oy vereceğimizi arz ediyorum.
Söz konusu tasarı kanunlaştığında, yasa kapsamına giren emeklilerden, malullerden, gazilerden, onların hayatta olmayanlarının dul, yetim ve anne ve babalarının sorunlarının bir bölümüne çözüm getirilmiş olacaktır. Ancak, onlar ve tüm emekliler, biliyoruz ki, memurlar gibi, işçiler gibi, diğer dargelirli vatandaşlarımız gibi, geçim sıkıntısı içerisindedirler. Bunların maaşlarına yapılan -bütçe dönemi itibariyle arz ediyorum- yüzde 30 zam, derde deva olmadığı gibi, elbette, işçinin ve emeklinin hayat standardını da düşürmüştür. En önemlisi, dargelirlinin sofrasındaki aşı küçülmüştür.
"30-40 milyon lirayla geçinin" demenin, elbette insafla bağdaşır yanı yoktur. "Ülkenin ekonomik göstergeleri iyi değil" demek, yaşamı kolaylaştırmamaktadır. Hükümetler, elbette çözüm bulmak mecburiyetindedirler. Ev kirasını veremeyen, sofrasına aş koyamayan, ayağına ayakkabı alamayan, otobüs parası olmadığı için kilometrelerce yolu yaya kateden memurun, işçinin
ve emeklinin problemini, hükümetler ve mevcut Hükümetimiz çözmek mecburiyetindedir.Sayın milletvekilleri, Emekli Sandığı Kanunu gibi, Personel Yasası da günün şartlarına ve geleceğe hitap etme imkânını kaybetmiştir. Emekli Sandığı mevzuatının, yıllardır yapılan bir dizi değişiklikler ve ilavelerden sonra, bir bütün halinde ve anlaşılır biçimde elde bulundurma imkânı, onu sağlıklı yorumlama için uzun zamana ihtiyaç olma hali hatırlardan uzak tutulmamalı ve bu yasayı, bir bütün halinde, hem günün hem geleceğin şartlarına, icaplarına uydurmak anlayışıyla yeniden ve toptan ele almalı, böyle, günübirlik, ufak tefek değişikliklerle, memurun, emeklinin bir kesimine, yeni ve gerekli imkânlar sağlama yolunu değil, Yüce Meclis, bütün ihtiyaçlara cevap verecek yolu
tercih etmelidir diye düşünüyorum.Personel Yasası da aslında aynı anlayış içinde değerlendirilmelidir. Bütünlüğü bozulmuş, her hizmet sınıfı kendi içerisinde değerlendirilir hale gelmiştir. Yasanın malî hükümleri uygulanırken ölçü ve objektivite kaybolmuş, her sene yeni ödeme kalemleri ilave edilmiş ve mevcut hizmet sınıfları, genelinin dışında, kendi problemlerini çözme uğraşı içinde, âdeta yorgun düşmüşlerdir. Bugün, şu hizmet sınıfına ekonomik avanta sağlanmış, yarın bir başka hizmet sınıfına... Denge, kesinlikle bozulmuştur.
Bakınız, bazı kuruluşlarda fazla mesai yapıldığında çok ücret, bazı hizmet gruplarında ise mesai yapıldığında çok az ücret alınmaktadır. Hiç mesai ücreti almadan çalışanlar da elbette vardır. Mesela, polis teşkilatında, diğer güvenlik birimleri gibi, günde en az 4 saat fazla mesai yapılır; işin gereği, fazla mesai, bazı gün 10 saati de geçer. Peki, karşılığında ne ücret öderiz güvenlik kuvvetlerine; koskocaman bir hiç.
Fazla mesai konusuna ve benzeri, değişkenlik arz eden malî meselelere yaklaşım görüntüsünü ortadan kaldırmak suretiyle, hizmet sınıflarını ve bu sınıflar arasındaki dengeyi ihmal etmeyecek bir ücret politikasına, yanödeme politikasına ihtiyaç bulunmaktadır. Emeklilerimizi, memurlarımızı, işçilerimizi, yarınlara hitap edecek, malî meselelerini kapsayacak, derli toplu bir mevzuata kavuşturma ihtiyacını Yüce Meclise bir kez daha arz ederken; tasarının hayırlı, uğurlu olması dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkan.
Efendim
, Refah Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan... (FP sıralarından "Fazilet Partisi" sesleri)Pardon, özür dilerim; daha dilimiz alışmadı. Artık, alışacağız... Ne olacak yani, ha Fazilet ha Refah, fark etmez...
MUHAMMET POLAT (Aydın) – Fark eder... Fark eder...
KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Eder, eder...
BAŞKAN – Doğru; haklısınız aslında.
Buyurun Sayın Ayhan.
FP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan...
ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Bir dakika, arkadaşınız konuşmaya başladı efendim.
CEVAT AYHAN (Devamla) – ...biz söylersek, Başsavcı not eder; siz söyleyince, bir şey olmaz; söyleyebilirsiniz, bir şey demeyiz.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Millî Nizam da deseler olur değil mi.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; görüşülmekte olan 182 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanununda değişiklik yapan tasarıyla ilgili olarak Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Bendenizden önce konuşan değerli arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, bu tasarı -2'si geçici madde, 3'ü de daimî madde olmak üzere- 5 madde getirmekte ve bu tasarıyla, özetlersek, 5434 sayılı Emekli Kanununun 49 uncu maddesine göre, vazife malullükleriyle ilgili bir düzenleme getirilmektedir. Vazife malullerinin, iştirakçilerin, Emekli Sandığı mensuplarının bir yıl içinde, erlerin de birbuçuk yıl içinde malullük maaşı için müracaat hakkı var. Bu tasarı bu süreyi kaldırmakta; ancak, bu süreden sonra yapılan müracaatlarda da, aradaki ödemeleri kaldırmaktadır.
2 nci mad
desi, ana ve babaya aylık bağlanmasıyla ilgilidir. Bu, enteresan bir hadisedir. Aslında, 8.6.1994'te, 3997 sayılı kanunla metne girmiş, ana ve babaya aylık bağlanmış; sonra, her nasılsa, 24.11.1994'te 4049 sayılı Kanunla kaldırılmış ve maalesef, şehitlerin maaş alan ana ve babaları maaş alamamışlardır; o tarihten bu zamana kadar da bu mesele devam etmektedir.Tasarı, 2.6.1996'da Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş; ancak, bugüne kadar da kanunlaşmamış olması, bir eksikliktir; bu, şehit ana ve babaları mağdur olmuşlardır; şimdi düzeltmektedir bunu.
3 üncü maddesiyle de, kadrosuzluk, yaş haddi, vazife malullüğü veya ölüm sebebiyle emekli maaşı bağlananlara, müteakip üç ay içinde yapılan zammın uygulanması, bu zamla ilgili emekli ikramiye farkının ödenmesi hususu yetersiz görüldüğü için, bir altı aylık süre daha getirilmekte ve dokuz aya çıkarılmaktadır.
4 üncü madde, iki geçici madde getirmektedir. Bunlardan geçici 203'üncü madde, yine, Emekli Sandığı Kanununun 49 uncu maddesinde, bu kanundan önce müracaat etmemiş olanlara, tekrar müracaatları şartıyla bir hak getirmektedir; ancak, daha önceki haklarını da ödememektedir. Bununla ilgili düzeltici önergelerimiz olacak, bu hakların verilmesi gerekir, maddelerde daha tafsilatlı arz edeceğiz.
Yine, geçici 204 üncü maddeyle de, 5434 sayılı Kanunun 8.6.1994 tarih ve 3997 sayılı Kanunla değişik 72 nci maddesi uyarınca yetim aylığı bağlanan; ancak, aynı maddede, 24.11.1994 tarih ve 4049 sayılı Kanunla yapılan değişiklik nedeniyle bu kanunun yürürlüğe girdiği 1.1.1995 tarihinden itibaren aylıkları kesilen ve bu nedenle kendilerine borç çıkartılan anne veya babanın borçlarının geri alınmaması istikametinde bir düzenleme yapılmıştır.
Burada bir eksiklik var; eksikliğin düzeltilmesini önerge halinde Başkanlığa takdim edeceğiz. Bu süre için de hakların ödenmesi gerekir; yani, yanlışlık sebebiyle... Bu, bir maddî hatadır aslında. Bunu, kanunu hazırlayanlar, uygulayanlar da söylemektedirler. Bu maddî hata sebebiyle, şehit olan evlatlarıyla ilgili emekli maaşını alamamış olan yahut şehit maaşını alamamış olan ana ve babaların bu hakkını da vermek gerekir.
Kanun tasarısı, ifade ettiğim gibi, 5 maddelik bir düzenleme getirmektedir. Tabiî, gecikmiş de olsa, bunların yapılmış olmasından memnuniyetimizi ifade edelim; ancak, Emekli Sandığıyla ilgili bu kanun tasarısını görüşürken, memurlarımızla ilgili başka şeyler de var; onları da söylemek lazım.
Tabiî, memurlarımız emekli olmakta -ifade etmek istediğim bu talep, 3 üncü maddeyle ilgilidir- hemen, emekliliklerini takip eden yıl içinde de memur maaş katsayıları ve emekli ikramiyeleri değişmektedir. Bu istikamette, emekli olan memurlarımızın veya emekli olacak olan memurlarımızın yıl içinde getirilen maaş farklarının emekli maaşına intikal eden kısmının kendilerine ödenmesiyle ilgili talepleri vardır. Bunu, Maliye olarak oturup hesaplamakta fayda var. Tabiî, yıl sonuna kadar yeni zammı bekleyip, 15 Ocakta, 20 Ocakta emeklilik dilekçesini vermek var, daha önceki aylarda emeklilik dilekçesini vermek var, bu dengeye bakmakta da fayda var. Bu talebi de değerlendirmek lazım. Bununla ilgili bir önergemiz de olacaktır.
Daha da genelleştirirsek; tabiî, memurlarımızın hali perişandır. Burada, memur sendikalarıyla ilgili bir kanun tasarısını -zannediyorum, 25 inci maddeye kadar görüştük- Hükümet, şimdi, geri çekti; niye geri çekti, bunu da bu kürsüden izah etmiş değildir.
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Geri çekmedi, ertelendi.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Evet, ertelemek demek, geri çekmek demektir. Biz, geçen dönem olsun, bu dönem olsun, gündemd
e yıllarca bekleyen kanun tasarı ve tekliflerini çok iyi biliyoruz. Tabiî, Hükümet, kendini destekleyen partiyle görüştü ve bu kararı verdi; ama, biz, Fazilet Partisi olarak, tasarının, grevli ve toplusözleşmeli olarak çıkmasını istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin de aynı istikamette talebi vardır.Tabiî, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının Sayın Başbakanla görüşmesi neticesinde -basındaki haberlere göre konuşuyorum- bu tasarı geri çekilmiştir veya müzakeresi durdurulmuştur; ancak, bu yapılan doğru değildir; 2 milyona yakın memurumuzun hali perişandır; bu insanlar, bordro mahkûmları olarak yıllarını devlet hizmetine vermişlerdir, saçlarını devlet hizmetinde ağartmışlardır. Bunların haklarını koruyacak, bunlara grev ve toplusözleşme hakkını verecek bir düzenlemenin yapılması lazım.
Tabiî, Hükümet ve Hükümeti teşkil eden ortakların ifadesi, Anayasa müsait değil... Bu Anayasayı değiştirmek mümkündür. Bizim, anayasa değişikliğiyle ilgili teklifimiz var; imzaya açtık; buyurun, imza edin; burada, en çok 15 günde Anayasa değişir, grevli ve toplusözleşmeli bir hakkı memurlara veririz.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının veya Cumhuriyet Halk Partisinin, destek verdiği bu Hükümetle bu pazarlığı yaparken, kanun tasarısının müzakeresini durdurun, geri çekin diye değil, aslında, demesi gereken, hemen Anayasa tadilat tasarısını beraber getirelim, Anayasada bu değişikliği yapalım, bu kanunu, grevli, toplusözleşmeli olarak çıkaralım, bu şartla sizin Meclis çalışmalarınıza destek veririz olmalıydı; ama, maalesef, kapalı kapılar ardında başka, efkârıumumiyeye başka konuşulduğu için, işte, bu garip durum da ortaya çıkmıştır.
Şimdi, memurlar, bu tasarının, bir an önce, grevli ve toplusözleşmeli olarak çıkmasını istemektedirler. Memurlardan bu hakkı kıskanmamak lazımdır. 1961 Anayasası bunu getirmiş, maalesef, sonra, bir ararejimde, 12 Mart döneminde bu hak kaldırılmış, memurun hakkı gasp edilmiş...
METİN ŞAHİN (Antalya) – Hangi tasarıyı görüşüyoruz?!
BAŞKAN – Sayın Ayhan, konuştuklarınız bu konuyla ilgisi yok e
fendim.CEVAT AYHAN (Devamla) – Bu konuyla ilgisi var...
BAŞKAN – Konu, Emekli Sandığı Kanununun değişikliğiyle ilgili; siz gidiyorsunuz, memur sendikalarıyla ilgili konuşuyorsunuz... İlgisi yok ki efendim.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Muhterem Başkan, bu tasarı, memurların haklarıyla ilgili maddeler de ihtiva etmektedir ve takdir edersiniz, geneli üzerinde konuşuyorum. Memurların bu meselesini, biz, burada dile getirmeyeceksek, nerede dile getireceğiz?.. Burada dile getirmediğimiz zaman, memurlar meydanlara dökülmekte, coplanmakta, gazlanmakta ve kendilerine her türlü eza ve cefada bulunulmaktadır. Yani, biz, eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak gündeme hâkim olmazsak, memleketin meselelerine hâkim olmazsak, yandan, dışarıdan, arkadan gelen dayatmalarla memleket yönetimine cevaz verirsek, elbette, millet, hakkını, sokaklarda yürümekle, nümayişlerle aramaya kalkar ve memleketin de huzuru kaçar. Yürümek, nümayiş yapmak da bir haktır; ama, öncelikle bu hakları vererek insanları sokağa dökmemek de hükümetle
rin birinci görevidir. Bunun için, burada, bu konulara temas etmek durumundayım. Memurların özlük haklarının geliştirilmesi, onların çalışma şartlarının iyileştirilmesi, aynı zamanda, devletin iyi yönetilmesi için de gereklidir.Hemen ifade edeyim, biz, bugün, özel sektörde kalite fikrini getiriyoruz, rekabet fikrini getiriyoruz, özel sektörü dışa açıyoruz; ama, kamu yönetimini aynı istikamette geliştirebilmiş değiliz; geliştirme istikametinde de, bir kararlılığımız, programımız
yoktur. Üzülerek ifade edeyim, bugün, Türkiye'de, kamu yönetimi, Türkiye'nin özel sektörüyle, genel havasıyla geldiği çizginin gerisindedir; ama, bu geriliğin sebebi, memurlarımızın şahsından kaynaklanmamaktadır, kamu yönetimini idare eden siyasî kadrolardan kaynaklanmaktadır. Biz, memurları, köle gibi görmekte ve beğenmediğimizi Kars'tan Edirne'ye, Edirde'den Hakkâri'ye sürmekteyiz. Onların bilgilerini, vasıflarını geliştirici, onlara meslek içi eğitim veren, onların kabiliyetlerini geliştiren ve çalışan ile çalışmayanı ayıran bir düzeni de getirmiş değiliz. Bu şartlarda da, Türkiye'de, kamu yönetimi fevkalade verimsizdir, düşüktür, lüzumsuz yığınaklar vardır, fazlalıklar vardır. Biz, bugün, özel sektörü uluslararası rekabete doğru iterken, özel sektör, haklı olarak "benim, verimlilik bakımından, Alman sanayiiyle farkım var, Japon sanayiiyle farkım var; işçilik ücretleri izafî olarak düşük olsa bile, nihaî üretimde, bunlar, işçilik maliyetleri bakımından benim aleyhime faktörlerdir; yani, genel olarak, bizim verimi artırıcı projelere öncelik vermemiz lazım" diye talepte bulunmaktadır. Şimdi, ben, aynı şeyi kamu yönetimi için söylüyorum; yani, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin hedefi, az memur, verimli çalışan yüksek vasıfta memurdur; bu noktaya gelmek lazım.Şimdi, Muhterem Başkanın izniyle, yine, şunu söyleyeyim; aslında, burada söylemek gerektiği için söylüyorum; o mesele de şudur: Gelin, müzakeresi durdurulan bu kanun tasarısını, öncelikle Anayasayı değiştirerek ele alalım, kamu hizmetlerinin memur vasıtasıyla yapılacağını ifade eden maddeyi Anayasadan çıkaralım, sözleşmeli memura gidelim. Biz, valileri, kaymakamları, hâkimleri, savcıları, emniyet müdürlerini, çok sınırlı kamu görevlisini merkezden tayin edelim, bırakın, gerisini, iller, sözleşmeli olarak alsın -işte, mahallî idarelerle ilgili bir tasarı var; bugün, İçişleri Komisyonunda, Sayın Bakan, takdimini yaptılar- bu yaklaşımı getirelim. Yani, sözleşmeli memura gidelim, grev ve toplusözleşme hakkını da verelim. Bu, dünyanın her yerinde böyledir; yani, bizdeki gibi -verimsiz
ve köle gibi kullanılan, ezilen, sürülen, her türlü ezaya, cefaya maruz kalan- bir memur anlayışı, gelişmiş ülkelerde yok.Şimdi, birtakım tasarılarla, irticayla mücadale adı altında, memurları, tekrar, tehdit altına sokuyorsunuz. Valilerin, kaymakamların, yarın üniversite hocalarının "hakkında dedikodu var, bu solcudur, at bunu; hakkında dedikodu var, bu sağcıdır, irticacıdır, mürtecidir, at bunu" diye, birtakım şaibelerle, dedikodularla kamu yönetiminin üzerine giderseniz, kamu yönetimi daha vasıfsız hale
gelir.Şunu da ifade edeyim: Bugün, Türkiye'de kamu yönetiminin verimsiz olmasının bir sebebi de, ideolojik kamplaşmadır. Maalesef, her gelen hükümet, her gelen parti, kendi istikametinde ideolojik tercihler yapmakta ve memurların verimli şekilde istihdamını sağlayacak, eğitimini sağlayacak, başarılı olmasını sağlayacak olan tedbirleri ihmal etmektedir.
Bu kanun tasarısını burada görüşürken, elbette, bunları konuşma imkânımızın da olması lazım; ama, maalesef, Meclisin çalışma düzeninde, biz, genel meseleleri getirip görüşemiyoruz. İşte, dün, burada, ararejim tehdidiyle ilgili bir genel görüşme önergesini müzakere ettik ve oyçokluğuyla müzakeresini kapattınız. Yani, bu Meclisi verimli çalıştırırsak; Meclis, gündeme hâkim olursa, Türkiye'de hükümetler...
ÜNAL YAŞAR (Gaziantep) – Ararejimi konuşmak mı verimli?!.
CEVAT AYHAN (Devamla) – Buraya çıkar, konuşursunuz; oradan söylemenin bir faydası yok. Varsa fikriniz, buyurun, gelin.
Meclis, gündeme hâkim olmazsa, o zaman, Meclisin itibarı sarsılmaktadır. Bakın, New York Times Gazetesinde bir makale vardı, Meclisi -üzülerek ifade ediyorum- güçsüz gösteren, zayıf gösteren ve milletvekillerini vasıfsız gösteren... Açın, okuyun; dünkü Meclis bülteninde vardı. Türkiye Büyük Millet Meclisinin dünyadan görünüşü bu. Yani, bu vasfı yükseltmenin yolu, Meclisi gündeme hâkim kılmaktır, hükümetleri denetlemektir, idareyi denetlemektir.
İşte, ben, bunlarla meşgul olmayan bir Meclisin de, Türkiye'nin, selamete çıkmasını, gelişmesini, kalkınmasını, dengeli bir şekilde, maddî ve manevî yönden kalkınmasını sağlayabileceği kanaatinde değilim.
Muhterem üyeler, evet, bütün bunları söyledikten sonra, bu kanunun, ilgililer için hayırlı olmasını, milletimiz için hayırlı olmasını diliyor; hepinizi hürmetle selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.
Aslında, siz, bu konuları benden daha iyi bilirsiniz de... Teşekkür ederim; saygı duyuyorum size.
Tasarının tümü üzerindeki konuşmalar bitmiştir.
Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE VE BU KANUNA GEÇİCİ MADDELER EKLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI
Madde.- 1
8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 49 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Yukarıdaki süreleri geçirenlerden, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına yazıyla başvuranlara, vazife malüllüklerini belgelemeleri ve müstehak olmaları şartıyla, müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren vazife malüllüğü aylığı bağlanır. Bunlara geçmiş süreler için aylık, aylık farkı ve emeklilik ikramiyesi veya farkı ödenmez.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?..
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Grubumuz adına Sayın Turhan Arınç konuşacaklar.
BAŞKAN – Demokrat Türkiye Partisi Grubu adına, Bülent Arınç; buyurun. (FP sıralarından "Turhan Arınç" sesleri)
Turhan... Pardon efendim.
İ. TURHAN ARINÇ (İzmir) – Sayın Başkanım, Bülent Arınç değil, Turhan Arınç.
BAŞKAN – Kusura bakmayın efendim. Zaten, eski arkadaşız da... Bazen unutuyoruz; hafıza zayıfladı artık; ne yapalım...
DTP GRUBU ADINA TURHAN ARINÇ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde grup adına konuşma istediğimizi sanıyoruz; ama, herhalde bir yanlışlık oldu, konuşamadık... Görüşlerimizi çok kısa ifade etmek istiyoruz.
Görüşülmekte olan 182 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Demokrat Türkiye Partisi ve şahsım adına görüşlerimizi bildirmek için Yüce Heyetinizin karşısındayız; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 49 uncu maddesine göre, vazife malullerinin, doğdukları tarihten itibaren, kendileri, iştirakçileri veya bunların ana, baba, karı, koca, çocuk, kardeş veya kurumları tarafından en çok bir yıl içerisinde; erlerin ise, en çok birbuçuk yıl içerisinde, yazıyla Emekli Sandığına başvurmaları gerekmektedir. Bu süreyi geçirenler ise, bu maddeden yararlanamamaktadır. Bu mağduriyetin içerisine giren kişilerin birçoğu ise kırsal kesimdendir. Bu kişilerin -bu bilgilerden yoksun olmalarından dolayı- birçoğu ya süreyi geçirmekte ya da müracaat usul ve esaslarını bilmediklerinden, aylık alamamakta; hakları olduğu halde, haklarını arama yolunu dahi bilmediklerinden, çok zor şartlarda hayatlarını idame ettirmektedirler.
Bu mağdur insanlarımıza, daha refah içerisinde bir yaşam sağlamak için, Demokrat Türkiye Partisi olarak, sayıları gün geçtikçe çoğalan vazife malullerinin sıkıntılarını ve yakınmalarını gidermek amacıyla, kanuna bir geçici madde eklenmesini olumlu karşılıyoruz ve bu tasarıyı destekliyoruz. Geçici bir ek madde eklenmesiyle, mağdurlarımıza yeni bir hak ve eksüre tanınmış olacaktır.
Tasarının, hak sahiplerine hayırlı olmasını diliyor; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arınç.
Kusura bakmayın; özür dilerim...
İ. TURHAN ARINÇ (İzmir) – Rica ederim...
BAŞKAN – Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Nezir Aydın; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
FP GRUBU ADINA NEZİR AYDIN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarıyla Emekli Sandığı Kanununun 49 uncu maddesine ilave yapılıyor. Arkadaşlarımızın da belirttiği gibi, 49 uncu maddede "vazife malullüklerinin, doğdukları aydan itibaren en çok bir yıl içerisinde iştirakçilerin ... birbuçuk yıl içerisinde bu hak verilir" ifadesi var.
Tabiî, gerekçesi uzun uzun anlatıldı; kırsal kesimde yaşayanların, gerek acılarından dolayı gerekse kanunları bilmemesinden dolayı geç kalmalarından mütevellit, böyle bir uygulamanın yapılması son derece yerindedir. Bu, detaylı anlatıldı; ben, bunun üzerinde fazla durmak istemiyorum; burada, bir başka noktanın üzerinde durmak istiyorum.
Şimdi, buraya çıkan konuşmacı arkadaşlarımız tasarının üzerinde konuşurken, genelde şehitlerden bahsediyorlar. Şu anda, örnek olarak Sakarya'dan bahsetmek gerekirse, şu ana kadar, çeşitli nedenlerle, bu terörle mücadelede, Sakarya'da 106 şehit var ve Sakaryamızda Şehit Aileler Derneği kurulmuş; bir şehit babası da bu Şehit Aileler Derneği başkanlığını yürütmektedir. Ancak, burada, benim dikkatimi çeken bir nokta var; ne tasarıda ne de gerekçesinde "şehit"
kelimesi hiç geçmemektedir.Halbuki, biliyoruz ki, bu insanlar şehit; böyle inanıyoruz ve öyledir. Tıpkı Kore'deki gibi, tıpkı vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü için çarpışarak diğer şehit düşenler gibi bunlar da şehit; ama, bunlara, henüz şehitlik mertebesini teyit etmiş değiliz. Kanaatim odur ki, Meclis olarak yapmamız gereken vazifelerin başında, bu insanlarımızı, bu şehitlerimizi, mutlaka 3713 sayılı Kanun kapsamına alıp, bunlara hak ettikleri şehit rütbesini vermemiz gelmektedir.
Burada, bir diğer nokta da -bu madde üzerinde, hemen onu da söylemem lazım- Emekli Sandığımız, kendi iştirakçilerinden şehit olanların anne ve babalarına, devlet vasıtalarından ucuz istifade etmeleri veya bedava istifade etmeleri için kart veriyor; ki, fe
vkalade bir uygulamadır, olması gerekir. Ancak, Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan şehitlerimizin geride bıraktıklarına bu kart verilmiyor; bir ara verilen kartlar da, Emekli Sandığı tarafından geri alınıyor. Emekli Sandığı yetkilileri, tabiî, ellerinde böyle bir kanun, böyle bir uygulama metni olmayınca, bu kartları geri alıyorlar. Emekli Sandığı yetkilileriyle görüştüm "böyle bir kanun elimizde olmadığı için mecburuz" diyorlar.Bizim, burada, yapmamız gereken, bunu uygulamaya sokup, şehit ailelerimizin -iştirakçi olup olmamasına bakılmaksızın- anne ve babalarına, mutlaka, devlet vasıtalarından -ki, bunlar, trenler, gemiler vesaire; yani, çok fazla kullanılan araçlar da değil, ülkemizde çok yaygın kullanılan, her tarafa gidilen araçlar da değil- istifade imkânı sağlamaktır.
Bana bunu ifade ettiler ve ben de size şunu ifade ediyorum: Bir şehit babasının, trende, kendisine verilen kartı gösterdiğinde "bu nedir" diyen görevlilere "bu, şehit babalarına verilen bir karttır, benim oğlum şehittir, onun için bu kart bana verilmiştir" deme bahtiyarlığına ermesini engellemememiz lazımdır. Bunun için, Emekli Sandığı Kanununda gerekli düzenlemeleri mutlaka yapıp, bu kartları, bu kardeşlerimize -yani, şehitlerimizin geride bıraktıklarına- vermemiz lazım kanaatindeyim.
Daha önce, bu kürsüden, Cevat Beyin de ifade ettiği gibi, bu tasarı görüşülmesi oldukça geç kalmış bir tasarıdır; 1996 yılından beri komisyonda bekledi, Genel Kurulda bekledi, ileri gitti, geri geldi, derken, nihayet, bugün görüşmek kısmet oldu.
Bu kanunun hayırlı olmasını diliyorum. Bu kanun, beklenen bir kanundu.
Bu vesileyle, Yüce Meclisimize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.
Madde üzerinde konuşmalar bitmiştir.
Maddeyle ilgili bir önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 182 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 1.- 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Yukarıdaki süreleri geçirenlerden, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına yazıyla başvuranlara, vazife malullüklerini belgelemeleri ve müstahak olmaları şartıyla, müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanır. Bunlara, geçmiş süreler için aylık, aylık farkı ve emekli ikramiyesi veya farkı ödenmez."
Önder Kırlı Bekir Yurdagül
Cevdet SelviBalıkesir Kocaeli İstanbul
Bekir Kumbul Hilmi Develi
Antalya Denizli
BAŞKAN – Efendim, bu önerge, aslında, gruplara, Komisyon ve Hükümete verdiğimiz ilk şeklinden değişik; çünkü, ilk verilen önergede, çerçeve 1 inci maddede metinle bu uyum olmadığı için, o çerçeve 1 inci maddenin üstünü Divan olarak düzelttik ve önerge sah
iplerine de düzelttirdik; öyle verdirdik.Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun)– Bu önergeye katılmıyoruz efendim
.BAŞKAN – Hükümet?..
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Şırnak) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet önergeye katılmıyor.
Gerekçeyi mi okuyalım?
İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: 49 uncu madde, vazife malullüğü nedeniyle ikramiye verilmesi ve aylık bağlanmasını, iştirakçiler için 1 yıl, erler için 1,5 yıllık hak düşürücü süreyle sınırlamıştır. Bu süreler içinde başvurulmaması halinde, yasa, adi malullük hükümlerinin uygulanacağını emretmektedir. Yasa tasarısı, ilk şekliyle, bu süreleri kaçıranlara geçici bir maddeyle bir yıllık yine hak düşürücü eksüre vermeyi öngörmekteydi. Bu açıdan, tasarının bu ilk şeklinde, metinden çıkarılmasını istediğimiz cümleye değinilmemesi yerindedir; ancak, komisyonlarda yapılan müzakereler sonucunda, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan biçim, geçici bir madde düzenlenmesi değil, asıl maddeye yeni bir fıkra eklenmesi şeklinde olmuştur ve bu fıkrayla ilk tasarıdan çok farklı bir hüküm getirilmekt
edir. Artık, vazife malulleri için hak düşürücü bir süre söz konusu değildir. Bu durumda olanlar, her zaman, malulen emeklilik hakkı kazanmaktadır. Vazife malulü olanlara, adi malullük hükümlerine göre işlem yapılması 1 ve 1,5 yıllık hak düşürücü süreler nedeniyle getirilmiştir. Oysa, yasa değişikliğiyle artık bir hak düşmesi bahis konusu olamayacağından, anılan cümlenin metinde yer almasına da hiçbir anlam kalmamıştır. Keza, vazife malüllüğü her zaman ileri sürülebileceği için, adi malullük muamelesine tabi tutulanlar için vazife malülü oldukları konusunda tanınan 1 yıllık itiraza ilişkin hak düşürücü sürenin de hiçbir anlamı kalmamıştır. Bu nedenle, 49 uncu maddenin dördüncü fıkrası da madde metninden çıkarılmalıdır.BAŞKAN – Önergeye Komisyon ve Hükümet katılmamıştı.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum... Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE2. —5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununa 24.11.1994 tarihli ve 4049 sayılı Kanunla değişik 72 nci maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bu Kanunun 64 üncü maddesinin (a, b, c, ç, d ve e) fıkralarında açıklanan durumlardan dolayı veya 3.11.1980 tarih ve 2330 sayılı Kanun ile bu Kanuna ek 18.12.1981 tarih ve 2566 sayılı Kanun kapsamında mütalaa edilen görevler nedeniyle hayatlarını kaybetmiş bulunan iştirakçilerle bunlardan aylık almakta iken ölenlerin baba veya analarına, ölüm tarihini takip eden aybaşından geçerli olarak aylık bağlanır. Babaya bağlanan aylık, dul ve yetimlerin bulunması hali de dahil, ana ve babaya eşit olarak paylaştırılarak ödenir. Dul ve yetimlerle bera