DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 3

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 49

72 nci Birleşim

26 . 3 . 1998 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – YOKLAMALAR

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Hatay Milletvekili Atilâ Sav’ın, Dünya Tiyatrolar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın cevabı

2. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz’ın, Türkiye’nin kültür yapısı ve irtica konusunda gündemdışı konuşması

3. – Konya Milletvekili Abdullah Gencer’in, trafik kazalarının oluş nedenleri ve çözüm yolları konusunda gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Tunus’a gidecek olan Çevre Bakanı İmren Aykut’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1388)

2. – Adana Milletvekili Uğur Aksöz’ün, Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/324)

3. – İzmir Milletvekili Metin Öney’in, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/325)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi ve 21 arkadaşının, adalet mekanizmasının sorunlarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin özeti (10/245)

D) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. – Genel Kurulu ziyaret eden Filistin Yasama Konseyi Başkanı Ahmet Qurıe ve beraberindeki parlamento heyetine Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

V. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2. – Adalet Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

3. —Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 Arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 Arkadaşının,İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı :553)

VII. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Balıkesir Hava Meydanının ne zaman hizmete açılacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4437)

2. – İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın, başka ülke vatandaşlığına geçenlerin boşanma kararlarının Türkiye’de geçersiz olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/4534)

3. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili fezlekelere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (7/4558)

4. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün;

– Ankara Gölbaşı’nda TMO siloları açılması için bir çalışma yapılıp yapılmadığına,

Çorum Milletvekili Hasan Çağlayan’ın;

– Pancar ekim alanlarının sınırlandırılmasına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/4554)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak altı oturum yaptı.

Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun, Aksaray Milletvekili Nevzat Köse’nin bir önceki birleşimde yaptığı “55 inci Hükümet döneminde yapılan memur atamalarına” ilişkin gündemdışı konuşmasının Bakanlığını ilgilendiren kısımlarına cevap verme isteğinin, gündemdışı konuşma, aynı birleşimde Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk tarafından Hükümet adına cevaplandırılmış bulunduğundan, İçtüzük hükümleri gereğince Başkanlıkça yerine getirilemeyeceği açıklandı ve gündemdışı konuşmayla ilgili Başkanlığa göndermiş olduğu cevabî yazı Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

İçel Milletvekili Abdulbaki Gökçel’in, İçel İlinde verimli tarım alanlarına yakın yerlerde işletmeye açılmasına izin verilen taşocaklarının, çevrelerinde meydana getirdiği zararlara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen,

Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, Konya İli, Ereğli İlçesi Akgöl mevkiinde koruma altında bulunan kuş cennetinin kirlenmesine ilişkin gündemdışı konuşmasına Çevre Bakanı İmren Aykut,

Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Vergi Haftası münasebetiyle yaptığı gündemdışı konuşmaya, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel,

Cevap verdiler.

Monaco’ya gidecek olan Çevre Bakanı İmren Aykut’a, Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin,

Mısır ve Almanya’ya gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in,

Suriye’ye gidecek olan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar’a, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in,

Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile,

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının, kâtip üye seçimine ilişkin tezkeresi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Kilis Milletvekili Mustafa Kemal Ateş’in, (6/840) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

Konya Milletvekili Ahmet Alkan ve 106 arkadaşının, kanuna ve genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eylemin Türk Ceza Kanununun 240 ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 11, 12, 13, 14 ve 15 inci maddelerine uyduğu iddiasıyla, Devlet Eski Bakanı, Dışişleri Eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve Eski Başbakan Tansu Çiller hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/16) okundu; Anayasanın 100 üncü maddesine göre en geç bir ay içerisinde olmak üzere Danışma Kurulunca tespit edilecek görüşme gününün Genel Kurula sunulacağı açıklandı.

Kadının statüsünün araştırılarak, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin yaşama geçirilmesi için alınması gereken tedbirleri tespit etmek amacıyla kurulan (10/219) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine, siyasî parti gruplarınca aday gösterilen milletvekilleri seçildiler.

Başbakanlıkça, Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan üyelerin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

2 nci sırasında bulunan 232 sıra sayılı kanun teklifinin ikinci görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

3 üncü sırasında bulunan ve Hükümetçe Komisyona geri alınan 338 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmeleri de, Komisyon raporu gelmediğinden,

Ertelendi;

4 üncü sırasında bulunan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı : 553) görüşmelerine devam edilerek, 15 inci maddesine kadar kabul edildi, 16 ncı maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

Alınan karar gereğince, 26 Mart 1998 Perşembe günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 23.36’da son verildi.

Uluç Gürkan

Başkanvekili

Levent Mıstıkoğlu Hüseyin Yıldız Ali Günaydın Hatay Mardin Konya Kâtip Üye Kâtip Üye Kâtip Üye

 

No : 108

II. – GELEN KÂĞITLAR

26 . 3 . 1998 PERŞEMBE

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, Denizcilik Müşteşarlığına alınan personele ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/918) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.1998)

2. – Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç’ın, irtica nedeniyle hakkında soruşturma açılan vali ve kaymakamlara ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/919) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.1998)

3. – Kütahya Milletvekili Metin Perli’nin, Kütahya-Kureyşler Barajı ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/920) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın Havza Kaplıcalarına ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4676) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.1998)

2. – Ordu Milletvekili Müjdat Koç’un, R.T.Ü.K. tarafından Didim ve Kanlıca’da villa ve daireler satın alındığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4677) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.1998)

3. – İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, bir şahsın kırmızı bültenle aranmak üzere Interpol’e yapılan başvuruya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4678) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.1998)

4. – Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, sekiz yıllık temel eğitim okul inşaatları için açılacak ihalelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4679) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.31998)

Meclis Araştırması Önergesi

1. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi ve 21 arkadaşının, adalet mekanizmasının sorunlarının araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/245) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.3.1998)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 13.00

26 Mart 1998 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Hüseyin YILDIZ (Mardin), Ünal YAŞAR (Gaziantep)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşimini açıyorum.

Görüşmelere başlıyoruz.

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, çoğunluk var mı?.. Nasıl başlıyorsunuz?!

BAŞKAN – Bir dakika... Bir dakika...

OYA ARASLI (İçel) – Gece saat 24.00’e kadar çalışan arkadaşlar nerede? Buna “çoğunluk var” mı diyorsunuz; tereddütünüz yok mu?!

ÖNDER SAV (Ankara) – Nasıl başlıyorsunuz? Başlanacak çoğunluk var mı? Ayıp!..

BAŞKAN – Bir dakika efendim... Bir dakika...

Eğer yoklama talebiniz varsa, şu durumda yaparım; ama, çok açık deklare edilmiş, sizle de özel olarak defalarca ve dün ayrıca gruplarla konuşulmuş bir şey ki, Başkanlık, eğer grupların iradesinin yoklama yapılmaması yönünde olduğu biçiminde bir kanaat oluşursa, yoklamayı yapmıyor.

ÖNDER SAV (Ankara) – Yoklamayı ne zaman talep edeceğiz; hemen açtınız “başlıyoruz” dediniz.

BAŞKAN – Sayın Önder Sav, benim uygulamalarımı çok iyi biliyorsunuz. Eğer, iktidar partileri ya da muhalefet partileri veya tek başına anamuhalefet partisi temsil edilmiyorsa, ben hemen yoklamaya başlıyorum; ama, siz, gelip, burada, bu uygulama çerçevesinde âdeta beni yanıltmak kastıyla gibi, iki grup başkanvekiliyle hazır bulunursanız, bu konuda, ben, çok iyiniyet aramam.

Bakınız, ayrıca, şu İçtüzüğü ve uygulamaları kendimize yontmaktan vazgeçelim. Eğer yoklama konusunda bir tereddütünüz varsa, yine dünkü gibi bir hadise yaşandığında usul tartışması da açabiliriz; ama, size bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Bu olay, bugün yaratılmış bir şey değil; tereddüte mahal vermeyecek çoğunluk var ise yoklamanın yapılmaması, ta 1978 yılından geliyor.

Efendim, siz biliyorsunuz, ben bugüne kadar...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, sözümü bitireyim, niye açtığımı söyleyeceğim.

“Sayın Memduh Ekşi, ayağa kalkılması suretiyle yoklama istendiğinde, eski uygulamaları da kastederek, kendisinin hiçbir kanaat değişikliğine uğramadığını ifade ediyor ve 10 kişi olarak ayağa kalkmışlar ise de “bunu bir hakkın suiistimali gördüğüm için, yoklama yapmıyorum” demiş. Tutanaktan okuyorum: “(CHP sıralarından ‘Bravo’ sesleri alkışlar)”

Lütfen, kendi konumumuza göre İçtüzüğü değiştirmeyelim efendim; İçtüzüğü kendi konumumuza göre uygulamak yönünde baskı yapmayalım.

Bu dönem: 15.1.1997

“Başkan – Maddenin oylanmasından önce bir yoklama isteği var; ama, arkadaşlar, şu anda salonda 300 milletvekili var. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)” Ve Başkan, yoklamayı yapmıyor. Yani, o gün işimize öyle geliyor.

Bir başka oylama: 28.5.1997

“Başkan – Teklifin maddelere geçilmesi hususunu oylarınıza sunacağım; ancak, bu işlemden önce, toplantı yetersayısının olmadığı gerekçesiyle yoklama isteyen bir önerge Başkanlığa gelmiş bulunmaktadır. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından “çoğunluk var” sesleri)

CHP Grup Başkanvekili yoklama yapılmasına itiraz ediyor; bir sayın milletvekili...

ÖNDER SAV (Ankara) – Yalnız, yanlış zamanda yanlış şeyi söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır efendim.

ÖNDER SAV (Ankara) – Daha başlamadınız bile...

BAŞKAN – “Sayın Başkan, bundan önceki Meclis Başkanvekillerinin uygulamalarında, eğer toplantı yetersayısının olduğu konusunda Sayın Başkanvekilinin bir kanaati oluşmuşsa yoklama yapılmıyordu. Eğer, şimdi siz yoklama yaparsanız, bir hakkın suiistimali olur; salonda yetersayının olduğu çok açık şekilde görülüyor. O nedenle, bu konuda takdir hakkınızı kullanmanız gerekir; yoksa, bir hakkın suiistimali olur.”

Ben, bunu, sadece, olayları kendimize göre yontmayalım, burada bir kuralı düzenli uygulayalım diye söylüyorum.

Sayın Güven, çok iyi biliniyor ki -Fazilet Partisi Grubundaki arkadaşlarım da bilirler, dün de kendileriyle konuştum- benim Meclisi yoklamasız açmamam için, iktidar partileri, anamuhalefet partisi ya da muhalefet partileri salonda, kürsüde yetkili biriyle temsil edilmesinler... Dün, o gerekçeyle boş bırakıldı, yoklamayı yaptım; ama, bugün, bütün başkanvekillerini ve yetkilileri burada görünce, açabileceğim izlenimine kapıldım. Şu an, toplantı yetersayısı gözle görülmediği için, yoklama talebiniz varsa, yaparım efendim.

ÖNDER SAV (Ankara) – Var efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yapılsın.

BAŞKAN – Yaparım; bu konuda bir tereddüt yok; ama, bu konuyu...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – 20 kişi çıksınlar...

BAŞKAN – Hayır, şu an 20 kişi olayı değil. Ben şunu kabul ederim Sayın Güney: Arkadaşlarımı burada var gördüğüm için, yoklama taleplerinin olmadığı, Meclisin açılması yönünde irade koyduklarını düşündüm. Ha, yanlışmış, onu koymuyorlarmış. Oysa, kendileri çok iyi biliyorlar ki, ben, bu konuda bu uygulamayı iki senedir sürdürüyorum.

Ad okunmak suretiyle yoklama yapıyoruz...

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Yoklamaya başladık efendim.

ERKAN KEMALOĞLU (Muş) – Başkanım, bu kavgayı bırakalım.

BAŞKAN – Evet.

lll. – Y O K L A M A

BAŞKAN – Sayın milletvekillerinin, yoklama sırasında salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

 

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Hatay Milletvekili Atilâ Sav’ın, Dünya Tiyatrolar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın cevabı

BAŞKAN – Dünya Tiyatrolar Günü, yarın, 27 Mart günü kutlanacak; ancak, yarın çalışmayacağımız için, bugünden, Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle Hatay Milletvekili Sayın Atilâ Sav gündemdışı konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Sav.

ATİLÂ SAV (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; yarın akşam bütün tiyatrolar perdelerini açarken, sanatlarına adanan bir günü kutlayacaklardır.

Tiyatro, bütün yurttaşları yarın akşam bir tiyatro salonunda sanatla buluşmaya çağırıyor. Milletin sayın vekillerini de aralarında görmekten mutlu olacakları kuşkusuzdur. Tiyatro, seyircisiz olmaz, seyirciyle bütünleşir ve paylaşılır. Bu nedenle, tiyatro, toplumla yaratılır ve var olur.

Sanat, bir ülkenin kendini tanıması ve dile getirmesidir. Halkımız, tarih boyunca sanatla yaşamış ve sanatla bütünleşmiştir. Cumhuriyetimizin hedefi, kültürümüz çağdaş uygarlık düzeyi üstüne çıkarmak olmuştur. Cumhuriyet, bu amaçla, kültür alanında önemli gelişmelere yol açıp, öncülük etti; tiyatro da öyle.

Daha önce bir kentimize özgü olan sürekli tiyatro etkinliği, yaygınlaştı ve yurda yayıldı. Yarın gece 17-18 merkezde 70’i aşkın tiyatro topluluğu, 25 bin seyirciyle buluşacak ve sanatı paylaşacaklar. Ne var ki, bunu yeterli sayamayız. Her kentimizde tiyatroyu bekleyen milyonlar var. Anadolu, bir gecede, bir anfide 15-20 bin seyirciyle kucaklaşan tiyatroları barındırıyor. Efes, Aspendos, Bergama, bunun tanıklarıdır.

Anayasamızın 64 üncü maddesi, sanatı ve sanatçıyı korumayı devletin görevi sayıyor: “Devlet, sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gerekli önlemleri alır” diyor. Yine, Anayasamızın 27 nci maddesi, her yurttaşa, sanatı öğrenme ve tanıma hakkını veriyor. 65 milyona, her gün tiyatro izleme olanağı sağlamaktır hedefimiz. Kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyine, ancak bu yolla ulaştırabiliriz.

Bu noktada, bir üzüntümü belirtmek istiyorum: 2000’e iki kala, hâlâ tiyatro yasaklayan yöneticilerimiz var, hem de yetkileri olmadığı halde. Kahramanmaraş ve Kırşehir Valileri, bu hafta içerisinde, Ankara Ekin Tiyatrosunun bir oyununu yasaklamış bulunuyor. Oyun, Dario Fo’nun bir oyunu. Aynı oyun, yıllarca önce, yurdumuzda birçok kez oynandı; bu yıl da, devletin ödenekli tiyatrosunca oynanmaktadır. Dario Fo kim mi; 1997 Nobel Ödülü kendisine sunulmuş olan, düşünce ve sanat adamı; çağdaş İtalyan tiyatrosunun en önemli düşünür ve sanatçılarından biri. Üstelik, bu tiyatro, Kültür Bakanlığımızca da destekleniyor ve ödenek yardımı alıyor. Acaba, Sayın Kültür Bakanından, Bakanlar Kurulunda yanında oturan İçişleri Bakanına anımsatarak, tiyatro yasaklanmaz dese, çok şey istemiş mi olurum!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi, cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün sözleriyle bitirmek istiyorum: “Bir milleti yaşatmak için, birtakım temeller gereklidir. Bilirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden birisi de sanattır. Güzel sanatlarda başarı, bütün devrimlerin başarıldığının kesin kanıtıdır. Bunda başarıya ulaşamayan milletlere ise, ne yazık!.. Onlar, bütün başarılarına rağmen, uygarlık alanında, yüksek uygarlık sıfatıyla tanınmaktan yoksun kalmaktadırlar.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm sanatçıları, tüm aydınları ve Türkiye Büyük Millet Meclisini saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sav.

Gündemdışı konuşma üzerinde, Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

KÜLTÜR BAKANI M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Dünya Tiyatro Gününü gündeme getirdiği için, sanatla ve tiyatroyla ilgili görüşlerini sunduğu için, Hatay Milletvekili Sayın Atilâ Sav’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 75 inci yılını kutlama etkinlikleri içerisine dahil ettiğimiz bu yılki 27 Mart Dünya Tiyatro Günü, bu yıl, daha yoğun etkinlikler içerisinde kutlanacak ve daha anlamlı bir şekilde, tüm vatandaşlarımıza açılacaktır.

1978 yılında, tiyatro ve sinema aydınımız değerli Muhsin Ertuğrul’un kaleme aldığı 27 Mart Bildirisiyle kutlanmaya başlanan Tiyatro Günü, büyük ustanın çabalarına layık bir biçimde, giderek daha büyük bir şölene dönüşerek, haftalar içerisinde kutlanmaya başlamıştır.

Tiyatro için söylenecek çok söz var; ama, hepimiz biliyoruz ki, tiyatro, bilinen insanlık tarihiyle aynı yaşı paylaşan bir sanattır ve tiyatronun öğesi insandır. Sanat, insana insan diyebilmemizin, insanı insan olarak tanımlayabilmemizin ilk göstergesidir; sanat, düşünebilmenin, yaratabilmenin, dolayısıyla, geleceği yaratabilmenin ve yeniden kurabilmenin de temelidir. Tüm sanatlar içinde tiyatro, malzemesini yaşamdan ve insandan aldığı için, kendimizi, çevremizi ve dünyayı daha iyi algılamamızı ve değerlendirmemizi sağlaması açısından da, sanatlar içinde çok üstün bir yere sahiptir.

Kültür alanında, hem ulusallaşarak kendi tarihî geçmişimizden beslenmek hem de çağdaşlaşarak dünyaya açılmak ve seslenebilmek tek koşuldur. Sanat alanında yapılacak atılımlar, kültür kalkınmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Güzel sanatlardaki yeni atılımlar, cumhuriyet Türkiyesinin başarısının ve çağdaş dünyada hak ettiği yeri almasının önemli bir parçası olacaktır.

Devlet tiyatroları, şu anda, Türkiye’nin 12 ilinde, 28 sahnesiyle, yerli ve yabancı eserlerden oluşan, yılda 100’ün üzerinde oyunuyla, kültür ve sanat yaşamımızın en önemli yapı taşlarından biri olmaktadır. Ülkemize kazandırdığı sanatçıların yanı sıra, Türk tiyatro eserlerinin yazılmasına, yabancı tiyatro eserlerinin Türkçeye kazandırılmasına da öncülük etmektedir.

Kültür Bakanlığı olarak, devlet tiyatrolarının yanı sıra, özel tiyatroların desteklenmesine de çok büyük bir özen gösterdik ve 1997 yılında sadece 61 milyar lira olarak görülen bu ödenek, Maliye Bakanlığımızın katkısıyla 2 misline çıkarılarak, geçen yıl, tiyatro sezonu başlamadan önce, hızlı bir şekilde, özel tiyatrolara dağıtılabildi. 1997 yılı içinde, bir özel tiyatro olarak da Sadri Alışık Tiyatrosunun açılması gerçekleştirildi.

Bu arada, Sayın Sav’ın da belirttiği gibi, tiyatro sanatına gerçekten çok büyük bir özlem duyan vatandaşlarımıza ulaşabilmek için, Konya, Erzurum, Sıvas ve Van İllerimizde yerleşik tiyatrolar açtık. Aynı zamanda, bu tiyatrolardan Sıvas ve Van’dakiler, üniversite içinde de birer tiyatro oluşumunu gerçekleştirdiler. Böylece, kısa bir zamanda, 7 yeni tiyatronun açılması gerçekleştirilmiş oldu. Tabiî ki, geleneksel tiyatromuz da çok büyük önem taşıdığı için, ilk defa olarak bu yıl, devlet tiyatrolarımızın bünyesinde mim ve Karagöz tiyatroları oluşturuldu; bunların kursları açıldı; şimdi, yeni ve genç sanatçıların yetiştirilmesi süreci devam ediyor.

27 Martla birlikte, tüm Türkiye’den gelen 15 tiyatro eserimiz, Ankara’da 55 bin çocuğumuza ulaşacak şekilde sahnelenecek. Ankara Valiliğiyle yaptığımız işbirliği sonucunda, özellikle, tiyatroya gitme imkânı olmayan veya daha önce bu tip imkânlardan yararlanmamış olan çocuklarımıza öncelik verecek bir program içerisinde bu oyunların çocuklarımıza gösterilmesi gerçekleştirilecektir ve hedeflenen kitle 55 bindir.

Bu çerçevede, devlet tiyatrolarımızın dışa açılması konusunda da önemli gelişmeler olmuş ve 1997’nin son aylarında Bulgaristan, Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde devlet tiyatrolarımızın sergilediği oyunlar gösterime girmiştir. Aynı şekilde, Bulgaristan’dan ve Yunanistan’dan da tiyatro grupları Türkiye’ye davet edilmiş ve seyircilerimizle bunların karşılaşması sağlanmıştır.

15 Mayıs ilâ 15 Haziran arasında, tüm tiyatro gruplarımız, 80 ilimizde, 58 ilçede ve 20 köyde, şimdiden düzenlenen programlarla, vatandaşlarımıza oyunlarını sergileyecektir.

Denilebilir ki, 1997’nin sonundan başlayarak, 1998 yılı da dahil olmak üzere, ülkemizde, tiyatro alanında çok hızlı ve olumlu gelişmeler gerçekleştirilmiştir ve bunlar sürdürülecektir. Özellikle, özel tiyatroların desteklenmesi ve bunların devlet imkânlarından zamanında yararlanarak oyunlarını sahneleyebilmiş olmaları da, tiyatroya olan ilgiyi artıracak bir unsur olarak görülmelidir.

Bu çerçevede, benim de Sayın Sav’a katıldığım şekilde, çok sık olmamakla beraber, zaman zaman, tiyatro oyunlarının yasaklanması gibi, bize göre olumlu olmayan, bir anlamda da çağdışı bazı uygulamalar ortaya çıkmaktadır; ama, gerekli müdahalelerle bu eksiklikler giderilmektedir; fakat, tabiî ki, 20 nci Asrın son yıllarına gelmiş bir Türkiye Cumhuriyetinde bu tip uygulamaları hoş görmek mümkün değildir.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Talay.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu, buyurun.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden kısa bir konuşma yapmama müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Konuşma değil; ama, bir vurgulama olabilir efendim.

YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – İçtüzükteki ifadeyi kullanmak istedim efendim.

Sayın Başkanım, Dünya Tiyatrolar Günü münasebetiyle Hatay Milletvekilimiz Sayın Atilâ Sav’a gündemdışı konuşma lütfettiğiniz için teşekkürlerimi arz edeceğim.

Ama, Sayın Bakanımız cevabî konuşmayı yapmak yerine, içeriği fevkalade zengin bu konuşmayı, takdim konuşması şeklinde yapmış olsaydı, bütün gruplara konuşma hakkı doğacaktı. Böylelikle, çeşitli vesilelerle yoklama istemenin zaman israfını ittihaz etmiş gündem maddesi haline getirdiğimiz yerde, önemli bir günde konuşma yapma fırsatı bulabilirdik. Umarım, bundan sonra, kültür bakanları, böyle önemli günlerde ilk konuşmayı yapar ve diğer gruplar da konuşma fırsatı bulur.

Bu pek kısa konuşmama müsaade ettiğiniz için şükranlarımı arz ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakoyunlu.

Çok haklısınız; yalnız, belki Sayın Bakan bakımından, 27 Mart programında Meclisin çalışmaması etkili olmuştur; ama, Atatürk’ün bir ülkenin kültür seviyesinin aynası olarak nitelediği tiyatroya gönül veren ve sizin dediğiniz uygulamayı Kültür Bakanı olarak bu kürsüde bütün gruplara konuşma hakkı doğurarak sağlayıp, böyle bir uygulamayı başlatan Sayın Agâh Oktay Güner izleyici olarak kaldı; yine burada izliyor.

Bu arada, Sayın Atilâ Sav’ın vurguladığı, şu an, Dünya Tiyatrolar Gününde maalesef yaşadığımız, devlet tiyatrolarında oynanan bir oyunun -bazı illerimizde- başka illerde oynanırken, Nevşehir’de başka, Kırşehir’de başka, Balıkesir’de başka, Kahramanmaraş’ta başka uygulamalarla karşılaşıldığı; ayrıca, tiyatrocuların sabıka kayıtlarının dahi, hiçbir yasal yetki olmamasına karşın, aranırcasına taciz edildiği bir ortamda, geçmiş yılki uygulamalardan bu konudaki duyarlılığını ve Türkiye’de tiyatroları mahkemelere düşmeden özgürleştirmenin ciddî olarak çabasını veren Sayın İçişleri Bakanımız da izlediler bu konuşmayı; gereğini yapacaklar.

Ben, o nedenle, bugün vesilesiyle, Kültür eski ve yeni Bakanlarımıza, siz sevgili tiyatro dostlarına, özgür tiyatro, gelişmiş tiyatro, Türkiye’nin kültürünü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne yükseltecek düzeydeki bir gelişmiş tiyatro umuduyla, teşekkür ediyorum ve Dünya Tiyatrolar Gününü kutluyorum. (Alkışlar)

2. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz’ın, Türkiye’nin kültür yapısı ve irtica konusunda gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, Türkiye’nin kültür yapısı ve irtica konusunda, Sayın Mikail Korkmaz’ın.

Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, içerisinde yaşadığımız günlerin değişmeyen gündemini işgal eden irtica canavarından ve ölümsüz inanç kültürümüzden bahsedeceğim; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Canavar diye takdim edilen ve bu millete irtica diye dayatılan suçlamalar, Kurtuluş Savaşımızın inanç halkaları, şanlı bayrağımızın özgürce dalgalanmasının ölümsüz pırıltılarıdır. Bu dalgalar, bizim kültürel çığlıklarımızdır. Tarihin derinliklerinden gelen ölümsüz meşalemiz, yıkılmayan anıtlarımız ve olmazsa olmaz mantığının ötesinde, mutlaka olması gereken tarihî dinamiklerimizdir.

Son zamanlarda, bir yutturmaca aldı başını gidiyor; gerçek Müslüman-yalancı Müslüman. Müslümanlığın gerçeği ve yalancısı olmaz; Müslüman Müslümandır. Geliniz, bu sahte ve düzmece bilgilerden vazgeçiniz. Açıklanan bildiriler, yapılan yorumlar, atılan manşetler, millî birlik ve beraberlik adına, korkunç ve tüyler ürpertici şeylerdir. Topyekûn savaş, büyük taarruz; aman Allahım!..

Sayın milletvekilleri, topluma mal olmuş tarihî değerler vardır. Bu değerler, o milletin hayat damarlarıdır. Bu damarlara gelen kültürel zenginlikleri irtica diye kesmeye kalkarsanız hayat durur; fakat, yapılan hataların neticesi tarihî yanılgı olarak yüzümüze çarpılır.

Kime karşı savaş? Niye büyük taarruz? Biz, Büyük Taarruzu kime karşı yaptık? Bunu burada söymeye lüzum var mı; istiyorsanız, söyleyeyim: Büyük Atatürk’ün önderliğinde, işgal kuvvetlerine karşı yaptık. O kuvvetlere karşı kompleksi olanlar böyle düşünmüş olabilir; fakat, benim geçmişimde böyle bir iğrenç senaryo yoktur; çünkü, ceddim, tarihin derinliklerinden gelen, o ölümsüz, aydınlatıcı meşalesiyle İstiklal Savaşını yapmış, nurtopu gibi yeni bir devlet kurmuştur. Son zamanların moda söylemiyle, hiçbir kimsenin, gücü, makamı ve mevkii ne olursa olsun, kendine ait tutarsız görüşlerini, bu milllete, devletin özkültürü diye dayatmaya hakkı yoktur. Bu devletin kuruluş harcında, yaşamını şekillendiren, geçmişinden geleceğine köprü olan inanç gözyaşları vardır. Bu devletin kuruluşunda, evladını cepheye gönderirken “ölürsen şehit, kalırsan gazi” duasıyla yollayan cefakâr Anadolu kadınının dudak mırıltıları vardır. Bu devletin kuruluşunda, topyekûn Anadolu halkının “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” meşalesi vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Milletinin üzerine bir karabasan gibi çullanan irtica yaygarası nedir; cin midir, şeytan mıdır, insan mıdır, melek midir? Gelin, bunu, burada enine boyuna tartışalım; bu millet bunu bekliyor bizden. Türk Parlamentosunun, bu milletin başına musallat olan, ne idüğü belirsiz bu kavramı çözmesi lazım. Çalakalem ele alınan, Anasayada yeri olmayan, kapalı kapılar arkasındaki kanunsuz grupların dayanaksız raporlarıyla bu iş halledilemez. İrtica diye, bu milletin tarihî dokularını birer birer yok etmeye kalkarsanız, Anadolu coğrafyasının bereketli topraklarında, ne Mevlânâ’dan ne Yunus’tan ne Hacı Bektaş Veli’den bahsedemezsiniz. Gidiniz, halkın arasına karışınız “bu irtica ne” diye sorunuz; halkın cevabı, günlük yaşantısı olacaktır.

Sırça köşkte oturarak, bu milleti millet yapan, ölümsüz inanç ve kültür değerlerini irtica adı altında dayatmaya kalkarsanız, delalet ve ihanet içerisinde olunduğunun damgasını, bu milletten, acı şekilde, tarih önünde, bir gün yiyeceksiniz.

Bu mübarek toprakların manevî mimarları, Ahmed Yesevî’deki diriliği, Yunus’taki rikkati, Mevlânâ’daki hassasiyeti, Hacı Bektaş Veli’deki hoşgörüyü irtica diye takdim ederseniz, millî birlik ve beraberliğimiz yara aldıktan sonra, avaz avaz “tarihî yanılgı yaptık” diye bağırsanız da, bu milleti gücendirmiş, ölümsüz kültür inancına darbe vurmuş olursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, bir dakika içerisinde toparlayın lütfen.

MİKAİL KORKMAZ (Devamla) – Halkın oyuyla seçilen milletvekillerine soruyorum: Nedir bu irtica? Gazi Mahallesinde vefat eden vatandaşlarımızın seneyi yıldönümünde, cemevinde Kur’an-ı Kerim okuyan hoca, mürteci midir? Bingöl’de şehit olan erlerimizin çığdan çıkarılmasında yardımcı olan imam-hatip mezunu imam, mürteci midir? Maraş’ın Sütçü İmamı, Erzurum’un babayiğit dadaşı, Karadeniz’in aslan bakışlı uşağı, taşımış olduğu kültür yapısından dolayı, mürteci midir? Onun için, bu Parlamentoya düşen görev, bu irtica belasını, bu Parlamentoda halletmesidir; başka yerden esecek rüzgârları elinin tersiyle itmesidir.

Hepinizi, hürmetle selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

3. – Konya Milletvekili Abdullah Gencer’in, trafik kazalarının oluş nedenleri ve çözüm yolları konusunda gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı

BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü söz, trafik kazalarının oluş nedenleri ve çözüm yolları konusunda, Sayın Abdullah Gencer’in.

Buyurun Sayın Gencer. (FP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GENCER (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok değişik kazalar arasında, ülkemizdeki trafik sorunları ve kazalarıyla ilgili hususu arz etmek üzere huzurlarınızdayım; ancak “Dünya Tiyatrolar Günü” ile alakalı bir hususu da belirtmek istiyorum, daha doğrusu bir temennide bulunmak istiyorum.

Bugünkü tiyatro yazarı kardeşlerimizin malzemeleri var; ancak, yarınki tiyatro yazarı kardeşlerimizin, evlatlarımızın malzemeleri, Türkiye’nin bugünkü demokrasi manzaraları içerisinde, zannediyorum daha da çok olacak ve bu malzemeler, genellikle demokrasi malzemesi olacaktır. Temenni ediyorum ki, bu gençlerimize, bu malzemeleri daha başka şekillerde, daha başka kanallarda aktaralım, demokrasi adına, tiyatro eserleri yazmasınlar.

Değerli milletvekilleri, Türkiyemizde, gerçek manada, büyük miktarlarda trafik kazaları olmaktadır. Bu manada, öncelikle, trafik kazalarının fizikî şartlarının tespitini kısa kısa yapmak istiyorum. Ülkemizde, 1997 yılı itibariyle, 11 297 235 ehliyet sahibi, 7 776 486 araç ve 61 500 kilometre yol uzunluğumuz vardır. Bunları 1970-1997 yılları arasında bir mukayeseye tabi tutarsak; ehliyet sahiplerinde yüzde 1 340’lık, araç sayısında yüzde 1 488, yol uzunluğunda da yüzde 34’lük bir artış söz konusudur. Görülüyor ki, ehliyet sahiplerinde ve araç sayısında, gerçek manada çığ gibi bir büyüme var; ama, yol uzunluğunda o kadar büyük bir mesafe katetmiş görünmüyoruz.

Kazalara gelince: Ülkemizde, kaza sayısı -yıl itibariyle- 392 961, yaralı sayısı 111 056, ölüm vakasına gelince, 5 134’ü kaza yerinde, 2 750’si yolda olmak üzere, toplam olarak 7 884 kişi hayatını kaybetmektedir. Bunu zamanlamaya tabi tuttuğumuz zaman, günde ortalama kaza sayısı 1 076, yaralı sayısı 305 ve ölü sayısı 21’dir; saate vurduğumuz zaman, saatte 45 kaza olmakta, 12 kişi yaralanmakta ve ortalama olarak da 1 kişi hayatını kaybetmektedir. Bu çerçevede, kaza sayılarındaki artış oranı -yine, 1970-1997 yılları arasındaki mukayesemizde- yüzde 1 694, yaralı sayısı yüzde 486 ve ölü sayısı yüzde 36,5 olarak gözükmektedir.

Peki, bu kazaların temel faktörleri nelerdir; bu konuya da göz attığımız takdirde, birincisi, çevre, yani yol, yaya, iklim vesaire gibi şartlar; ikincisi, vasıta, araçlar; üçüncüsü de şahıslardır.

Çevre konusuna şöyle bir göz attığımız zaman, yol uzunluğumuz -biraz önce arz etmiştim- 61 500 kilometredir. Evet, yol uzunluğu, yol ağı yeterince geliştirilmiş değildir. Buna rağmen, asfaltlarımızdaki standardizasyon tam manasıyla çağdaş durumda değildir; yani, Avrupa standartlarında değildir. Asfalt yollarımıza yama yapılırken, gerçek manada -sanki, ülkemizde mühendis yokmuşcasına- tepeler halinde yapılmaktadır. Çukurlar her yerde görülmektedir; bütün bunlar trafik kazalarının artmasındaki nedenlerdir; yani, çevreden yol bölümündeki görebildiğimiz şeylerdir. En önemli şeylerden bir tanesi de yollardaki işaretlemelerdir. Burada Sayın Bakanımızın dikkatle bu konuları takip ettiği kanaatindeyim, bu konu Bayındırlık Bakanlığımızı da yakından ilgilendiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gencer, lütfen toparlayalım...

ABDULLAH GENCER (Devamla) – Hay hay.

İşaretlemeler ülkemizde çok zayıf; bunların mutlaka güçlendirilmesi lazımdır.

Yolda bazı atıklar var, çok affedersiniz, bir hayvan ölmüş; ama, bunu, kim kaldıracak?!. Günlerce taşıtlarca çiğneniyor çiğneniyor, orada kalıyor. Halbuki, Avrupa ülkelerinde gördük ki, görevli trafik polisi, bu konu da anında telefon ediyor ve gelinip kazaya sebep olabilecek her türlü şeyi kaldırıyorlar.

İkinci vasıta olarak teknik kontroller gelmektedir. Araçların seyahat esnasında kontrolleri eksik yapılmaktadır. Bunların daha da güçlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle polis teşkilatımız, yollarda seyreden araçlarımızı durdurarak, aracın giderilebilecek eksiklerini bizzat yerinde gidertmelidir.

Şahıslarla alakalı olarak da; yorgunluk, alkol, yarışma arzusu vesaire gibi sebepler var; ama, sevinerek söyleyeyim ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gencer.

ABDULLAH GENCER (Devamla) – Sayın Başkana teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, İçişleri Bakanımız Sayın Murat Başesgioğlu.

Buyurun efendim. (Alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Konya Milletvekilimiz Sayın Abdullah Gencer’in, trafik sorunuyla ilgili gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Milletvekilimize de, ülkemizin hâlâ kanayan bir sorunu olarak devam eden bu önemli konuyu Meclis gündemimize getirdiği için de ayrıca teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, trafik sorunu, bugün, ülkemizin madden ve manen en çok bedel ödediği sorunlardan birini oluşturmaktadır. Maalesef, her geçen yıl hem meydana gelen kaza sayısı hem kazalarda hayatını kaybeden veya yaralanıp sakat kalan vatandaşlarımızın sayısı hem de maddî hasar ve kaynak kaybı artmaktadır.

Başta Bakanlığımız olmak üzere, trafikle ilgili bütün kurumlar bu trajediyi önlemek için büyük bir gayret içerisinde çalışmaktadırlar; ancak, problem, kısa vadede çözümlenebilecek nitelikte değildir. Çünkü, bu meselenin altında yapısal aksaklıklar vardır.

Gelişmiş dünya ülkelerinde taşımacılık kara, deniz, hava ve demiryolları olmak üzere dörtlü bir sistem üzerine kurulmuştur; bizim ülkemizde ise, taşımacılığın çok önemli bir kısmı, muhtemelen yüzde 90’lar seviyesindeki kısmı karayoluyla gerçekleştirilmektedir.

Toplam uzunluğu 60 bin kilometreyi bulan karayollarımız ise, sanat yapısı bozuk, asfalt kaplaması yetersiz ve dar yollardan oluşmaktadır. Şehirlerarası trafiği rahatlatacak otoban yolların yapımına, ancak 1980’li yılların ortalarında başlanabilmiştir. Keza, havalimanlarının yaygınlaştırılması da son yılların ürünüdür.

İllerimizde trafik mühendisliği olayına rastlamak mümkün değildir.

İmar planları hazırlanırken, makul bir trafik yükünün taşınmasına yeterli önem verilmemektedir.

Bugün, ülkemizde 8 milyon civarında trafiğe kayıtlı araç vardır; ortalama, il başına 100 bin araç düşmektedir. Ancak, sanayileşmenin belirli merkezlerde yoğunlaşması ve hızlı kentleşme, her yerde olduğu gibi, trafik yükünde de belirli merkezlerde patlama yapmıştır.

Bütün bu eksiklik ve aksaklıklar sonucunda, sadece 1997 yılında 392 661 kazada 5 135 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmiş, 111 bin kişi yaralanmış ve 1,6 katrilyon lira maddî hasar oluşmuştur. Bu sorunun önemi ortadadır; çözümü de, Hükümetimizin öncelik verdiği konulardan birisini oluşturmaktadır. Bu nedenle, Sayın Başbakanın Başkanlığında Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu, 1 Temmuz 1997 tarihinde toplanmış ve trafik sorununu, belki de bugüne kadar yapılmamış bir şekilde, konuyu devletin en yüksek katında ele almıştır. Bunu müteakip, 2 Ekim 1997 tarihinde Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu toplanarak üst kurulca belirlenen çerçevede politikalar üretmiştir. Bu tarihten itibaren, başta Bakanlığımız olmak üzere ilgili bütün kurumlar kendi sorumluluk alanlarında görevlerini yürütmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda değişiklik yapılarak, alınacak tedbirler ile uygulanacak malî ve cezaî müeyyideler caydırıcı nitelik taşıyacak hale getirilmiştir. Bakanlığımızca yayımlanan bir genelgeyle, çeşitli nedenlerle kazalara yol açan şehirlerarası yolcu otobüsleri ile kamyonların, trafiğe çıkarken, seyir esnasında ve teknik açıdan çeşitli periyodlarla kontrol edilmesi ve eksiklikleri görülenlerin trafiğe çıkışına izin verilmemesi uygulamasına başlanılmıştır. Kazalarda kusurları görülen otobüslerin bağlı bulunduğu firmalara faaliyetten men etme cezasının yoğun bir şekilde uygulanması, yine Hükümetimiz döneminde olmuştur.

Bu tedbirlerin yanı sıra, daha önceden yasal dayanağı oluşturulmuş olan gönüllü trafik müfettişliği uygulamasına başlanılmıştır. 1997 yılı sonu itibariyle 1 247 kişi göreve başlamış ve bunların tamamı trafiğin yoğun olduğu 9 büyük ilimizden seçilmiştir.

Sayın milletvekilleri, biraz önce de ifade ettiğim gibi, trafik sorununun sadece yasal tedbirlerle önlenmesi mümkün değildir. Çünkü, bu sorunun temelinde yapısal bozukluklar ve yetersizlikler vardır. Köklü tedbirler alınmazsa, gelir düzeyi yükselen ülkemizde trafiğe çıkan araç sayısı arttıkça, sonuçlar, maalesef daha da vahim hale gelecektir. Bu nedenle, Hükümetimiz, altyapı yatırımlarına önem vermektedir.

Bilindiği gibi, ilk icraatlarımızdan birisi, Karadeniz otoban inşaatını başlatmak olmuştur. Akdeniz Otobanı Projesi ve diğer bellibaşlı yolların hızla bitirilmesi de hedeflerimiz arasındadır.

Bunların dışında, son yıllarda benimsenmiş olan, her ile en az bir havaalanı yapımı ve hava taşımacılığının yaygınlaşması, yakından takip ettiğimiz bir hedeftir.

Şu anda, yurt sathında, onyedi binden fazla trafik polisimiz, toplam dört bine yakın araçla ve Bakanlığımızın, bütün imkânlarını kullanarak temin ettiği yüksek teknolojiye dayalı denetim cihazlarıyla, gece gündüz görev yapmakta ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Ancak, bu olay tek yönlü değildir. Vatadaşlarımızın trafik kurallarına uymaları, uymayanları en yakın trafik ekibine veya polis merkezine ihbar etmeleri, kullandıkları vasıtaların bakım ve onarımını düzenli olarak yaptırmaları, kendi güvenlikleri açısından son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, 1998 yılı, İçişleri Bakanlığı olarak trafik sorununa önem verdiğimiz, trafik sorununu öncelikliler arasına koyduğumuz bir yıl olacaktır. Yaklaşan kurban bayramı münasebetiyle, karayolu güvenliği için, Bakanlığımca alınabilecek bütün tedbirler bugünden kararlaştırılmıştır, alınmıştır; ama, ifade etmeye çalıştığım gibi, trafik sorunu, sadece bir bakanlığın, bir kurumun kendi imkânlarıyla çözeceği bir sorun değildir; bütün kurumların, bütün müesseselerin, bu işe katkı vererek çözecekleri veyahut da bu konudaki kaybımızı en aza indirecekleri bir sorundur. Dilerim, bu yıl ve önümüzdeki yıllar, bu konudaki kayıplarımız daha az olacaktır.

Yüce Meclise, bu vesileyle en derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Tunus’a gidecek olan Çevre Bakanı İmren Aykut’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1388)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 26 Mart 1998 tarihinde Tunus’a gidecek olan Çevre Bakanı İmren Aykut’un dönüşüne kadar; Çevre Bakanlığına, Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa önergeleri vardır; okutuyorum:

2. – Adana Milletvekili Uğur Aksöz’ün, Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/324)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Grup Başkanvekilliği görevim nedeniyle, işlerimin yoğunluğundan dolayı Anayasa Komisyonu Üyeliğinden çekiliyorum. 25.3.1998

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla. Uğur Aksöz Adana ANAP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer önergeyi okutuyorum:

3. – İzmir Milletvekili Metin Öney’in, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/325)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Grup Başkanvekilliği görevim nedeniyle, işlerimin yoğunluğundan dolayı Adalet Komisyonu Üyeliğinden çekiliyorum. 25.3.1998

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Metin Öney İzmir ANAP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması önergesi vardır; önerge, 500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özetini okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Erzincan Milletvekili Naci Terzi ve 21 arkadaşının, adalet mekanizmasının sorunlarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin özeti (10/245) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adalet, mülkün temelidir; aynı zamanda devlet olmanın önkoşulu, rejimin yegâne teminatıdır.

Ne yazık ki, son zamanlarda gündeme düşen adalete ilişkin skandalların haddi hesabı yoktur. Bu tür skandallar, milletimizin adalete olan güvenini sarsmaktadır. Milletimizin adalete olan güveninin sarsılması, devletine olan güveninin de sarsılması demektir. En önemli gündem maddemiz budur ve adalete neşter atmanın günü gelmiştir.

Ekli gerekçelerle, adalet mekanizması ile ilgili olarak Anayasanın ve İçtüzüğün ilgili hükümleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1- Naci Terzi (Erzincan)

2- Muhammet Polat (Aydın)

3- Lütfi Yalman (Konya)

4- İsmail Özgün (Balıkesir)

5- Lütfü Esengün (Erzurum)

6- Hüseyin Yıldız (Mardin)

7- Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)

8- Ali Oğuz (İstanbul)

9- Veysel Candan (Konya)

10- Sabahattin Yıldız (Muş)

(1) (10/245) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin tam metni tutanağa eklidir.

11- Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)

12- Mehmet Aykaç (Çorum)

13- Ahmet Dökülmez (Kahramanmaraş)

14- Nezir Aydın (Sakarya)

15- Hayrettin Dilekcan (Karabük)

16- Feti Görür (Bolu)

17- Saffet Benli (İçel)

18- Mustafa Baş (İstanbul)

19- Maliki Ejder Arvas (Van)

20- Ömer Naimi Barım (Elazığ)

21- Şeref Malkoç (Trabzon)

22- Mustafa Yünlüoğlu (Bolu)

Özet

Gerekçe:

Türkiye’nin gündemini rejim, laiklik ve irtica ile buna paralel olarak demokrasi tartışmaları işgal ediyor. Adalet gibi önemli bir konuyu, gereken önemi vermeyerek, ihmal ediyoruz; daha açık bir deyimle, adaleti atlıyoruz.

Her ne kadar, biz, adaleti gündemimize almasak da, sonuçta adalet, bir yolunu bularak bizim gündemimize giriyor; sözgelimi; Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı Yusuf Kenan Doğan’ın ‘uçkur skandalı’ ile gündemi belirliyor; Özdemir Sabancı, Haluk Görgün, Nilgün Hasefe’nin katili Mustafa Duyar’a af konusu ile gündemde yer buluyor. İstanbul Barosuna kayıtlı 13 bin avukattan 2 811’i hakkında suç duyurusunda bulunulması, adaletin, ameliyat masasına yatırılmasının ne denli gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Görevde bulunduğu süre içinde haksız kazanç temin eden ve tam 14 milyar lira ağır para cezasına çarptırılan Karayolları eski Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu’nun, Terör Yasasına dayanılarak, sadece 219 gün hapis yattıktan sonra tahliye edilmesi, adaleti, ister istemez, sorgulamamıza neden oluyor. Velhasıl adalet gündeme “Adalet, adaletin bu mu!” dedirterek giriyor.

Adalet mekanizmasının birtakım sorunları olması aslında doğaldır. Ancak, ne var ki, Türkiye’de adalet mekanizmasının içinde bulunduğu sorunlar, bu kadar basit ve doğal değildir; o nedenle, mesele basite indirgenemez. Eğer bir ülkede, hâkimler rüşvetle eroin kaçakçılarını serbest bırakıyorlarsa, suçlular avukat yerine hâkim-savcı tutuyorlarsa, deyim yerindeyse “adalet mafyasından” söz edilir bir hale gelinmişse, bu sorunlara kulak tıkanamaz, göz yumulamaz, dahası bu sorunlar savsaklanamaz.

Hani meşhur bir söz vardır: “Et kokarsa tuzlarsın, peki ya tuz kokarsa?..” Maalesef, gelinen nokta itibariyle tuz kokmuştur; dolayısıyla, adalet kokuşmuştur.

Oysa, adaleti sağlamak, bir devletin devlet olması için önkoşuldur. Adalet yoksa, devletin varlığı su götürür; daha doğrusu, devletin varlığının bir anlamı kalmaz. Eğer bir ülkede adalet mekanizması tıkır tıkır işliyorsa, ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar ne denli ağır olursa olsun mesele değildir. Eğer bir ülkede adalet, adalet dağıtamaz hale gelmişse, dünyanın en güçlü ekonomisi de olsa, en istikrarlı sosyal, siyasal yapısı da bulunsa, tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

Adalet mülkün temelidir. Bir ülkede adalet yoksa, insan haklarından söz edilemez, demokrasiden söz edilemez. Adaletin olmadığı bir yerde huzur olmaz, asayiş sağlanamaz. Adalet yoksa, düşman aramaya gerek de yoktur. Mikrop vücuttadır zaten ve içten içe yemektedir vücudu.

Bizler, bu sunî gündemle meşgul olmaktan belki de farkında değiliz; ama, durum hakikaten vahim.

Türkiye, adalet mekanizmasını sağlıklı biçimde işletemedikçe, hiçbir sorununu çözemez. Türkiye’nin hiçbir sorunu, adaletten daha mühim, daha öncelikli bir sorun değildir. Laiklik, irtica ve demokrasi... Biz, çatının kiremitleri ile uğraşırken, temelin ayaklarımızın altında kaymakta olduğunun farkında değiliz. Adalet yoksa laiklik ne işe yarar? Adalet yoksa demokrasi nedir ki?

O halde, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği yüceltecek olan da adalettir. Adaletin olmadığı yerde, zaten, cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin varlığı da şüphelidir.

Bu gerekçelerle, konu Yüce Meclisin takdirlerine arz olunur.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

V. – SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. – Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Bazı komisyonlarda boş bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen üyelikler için gösterilen adayları okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Anayasa Komisyonuna Konya Milletvekili Ahmet Alkan aday gösterilmiştir; oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. – Adalet Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Adalet Komisyonuna Eskişehir Milletvekili Demir Berberoğlu aday gösterilmiştir; oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Görüşme ertelenmiştir.

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

BAŞKAN –1076 Sayılı Yedek Subaylar ile Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin maddeleri, önergelerle birlikte, geçen birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre Komisyona geri verilmişti.

Komisyon, raporunu henüz vermediğinden, teklifin müzakeresini erteliyoruz.

3. —Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 Arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 Arkadaşının,İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı :553) (Devam) (1)

BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının, İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine devam ediyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde, tasarının 16 ncı maddesiyle ilgili bir önergenin işlemi tamamlanmış, diğer önergenin oylamasında kalmıştık; önergeye Komisyon ve Hükümet katılmamıştı.

BEKİR KUMBUL (Antalya) – Karar yetersayısının aranmasının istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Saat 14.45’te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 14.33

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(1) 553 S.Sayılı Basmayazı 4.3.1998 tarihli 62 nci Birleşim Tutanağına eklidir.

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.45

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Hüseyin YILDIZ (Mardin), Ünal YAŞAR (Gaziantep)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere devam ediyoruz.

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. —Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 Arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 Arkadaşının,İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı :553) (Devam)

BAŞKAN – Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesiyle ilgili, Sayın Muhammet Polat ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasını yapacağız ve karar yetersayısını arayacağız.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir; karar yetersayısı vardır.

Şimdi, 16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, benim değişiklik önergem vardı, okundu; fakat, işleme konulmadı, farklı bir önergeydi (ANAP sıralarından “beraber kondu, beraber” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Ersönmez Yarbay, sizin önergeniz dün reddedildi.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Hayır, farklı bir önergeydi, o işleme konulmadı; birinci önerge işleme konuldu, ikinci önerge işleme konulmadı.

BAŞKAN – Şu anda ikinci önergeyi oyladık, dün birincisini oyladık.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Üç tane önerge vardı efendim.

BAŞKAN – Hayır, iki tane efendim.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Benim imzaladığım ayrı bir önergeydi.

BAŞKAN – Efendim, işte burada önergeniz.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Hayır, önergeyi okuyun, içeriği farklı; işleme koyduğunuz birinci önergenin içeriği farklı.

BAŞKAN – Sayın Ersönmez Yarbay, dediğiniz önerge burada, işleme konuldu, oylandı ve reddedildi.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Hayır, içeriği farklı, birleştirdiğiniz iki önergenin içeriği farklı.

BAŞKAN – Sayın Yarbay, iki önerge okuduk...

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Ama, benimkinin içeriği farklı, öbür önergeyle birleştiremezsiniz.

BAŞKAN – İşte burada efendim, sizin imzanızı taşıyor.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Öbür önergeyle, işleme konulan önergeyle farklı bu önerge.

BAŞKAN – Sayın Yarbay, önergeniz burada, önümde, imzanız altında; işleme konuldu, oylandı ve reddedildi.

ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Efendim, benim önergem işleme konulmadı.

BAŞKAN – Burada efendim.

17 nci maddeyi okutuyorum:

Konfederasyon ve uluslararası kuruluş üyeliği

MADDE 17. – Sendikalar, ancak bir konfederasyona üye olabilirler. Birden çok konfederasyona üye olunması halinde, sonraki üyelikler geçersizdir.

Sendika ve konfederasyonlar, amaçlarına uyan uluslararası kuruluşlara serbestçe üye olabilirler ve üyelikten çekilebilirler.

İlgili kuruluş, üye olduğu veya üyelikten ayrıldığı amaçlarına uyan uluslararası kuruluşları, üye olduğu veya üyelikten ayrıldığı tarihi izleyen onbeş gün içinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirir. Üyelik bildirimine, üye olunan kuruluş tüzüğünün bir örneği de eklenir.

Sendikalar ve konfederasyonlar, önceden izin almaksızın, serbestçe, yabancı ülkelerdeki amaçlarına uyan uluslararası kuruluşların üye veya temsilcilerini Türkiye’ye davet edebilir veya yabancı ülkelerdeki toplantılarına kendi üye veya temsilcilerini gönderebilirler.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Bekir Yurdagül; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Çalışanları Sendikaları Yasa Tasarısının “Konfederasyon ve uluslararası kuruluş üyeliği” başlığını taşıyan 17 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi, şahsım ve partim adına selamlıyorum

Değerli arkadaşlar, 17 nci madde, sendikalarımızın, ulusal düzeydeki konfederasyonlara veya uluslararası sendikalara, konfederasyonlara üyeliklerini içeren bir madde. İşçi sendikalarımızda da benzer hükümler var. Kamu çalışanları sendikalarımıza da, ona koşut bir şekilde, Türkiye içerisinde bir konfederasyona üye olma hakkı getiriliyor bu düzenlemeyle. Ayrıca, yine, kamu çalışanları sendikalarımızın, uluslarası örgütlere üyeliğini hüküm altına alan bir düzenleme.

Burada, özelikle, 25 Kasım 1992’de, 3847 sayılı Yasayla onayladığımız Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesinin 5 inci maddesinde bu konuda bir hüküm var; deniliyor ki: “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri, federasyon ve konfederasyon kurma ve bunlara üye olma ve her örgüt, federasyon veya konfederasyon, uluslararası çalışanlar ve işverenler örgütlerine katılma haklarına sahiptir.” Ancak, bakıyoruz, Hükümetimizin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu tasarıda, bu açık hükme rağmen düzenleme şu şekilde yapılmış: “Sendika ve konfederasyonlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şekline, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Ulusuna ait egemenliğin kullanılmasının hiçbir surette belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmayacağı ilkeleri ile vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet göstermeyen uluslararası kamu görevlileri kuruluşlarına serbestçe üye olabilirler ve üyelikten çekilebilirler.”

Yani, 87 sayılı ILO Sözleşmesinin 5 inci maddesiyle, çalışanların, örgütlerine, sınır getirmeksizin üye olma hakkı tanınmışken, 87 sayılı ILO Sözleşmesine göre, daha önceden, 1990 sonrası kurulan kamu çalışanları sendikaları, Türkiye’de faaliyet gösteren, DİSK, Türk-İş, Hak-İş gibi işçi sendikalarımızın üye oldukları ve 127 milyon üyesi olan Dünya Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonuna ve Avrupa’da da, 57 milyon üyeli Avrupa Sendikaları Konfederasyonuna (ETUC) üye olmuşlardır. Yani, şu anda, Türkiye’de faaliyet gösteren kamu çalışanları sendikaları, Türkiye’deki işçi sendikalarının üye oldukları uluslararası kuruluşlara zaten üye olmuşlardı; ama, bu açık fiilî duruma ve 87 sayılı ILO Sözleşmesinin 5 inci maddesine karşın, Hükümetimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu kanun tasarısında, bu konuda, birtakım müeyyidelerle, sınırlamalarla, sadece, kendi faaliyet alanı içerisinde uğraş veren uluslararası kamu çalışanları sendikaları konfederasyonlarına veya örgütlerine üye olma hakkı getiriyordu.

Bu, hem Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda hem de Plan ve Bütçe Komisyonunda çok geniş bir şekilde irdelendi ve gerçekten, Hükümetin yanlışı, tasarıdaki yanlışlık, komisyonlarımızda düzeltildi, kamu çalışanlarının da istemi doğrultusunda, yeni bir düzenleme getirildi. “Sendika ve konfederasyonlar, amaçlarına uyan uluslararası kuruluşlara serbestçe üye olabilirler ve üyelikten çekilebilirler” şeklinde, komisyonlarımızda düzenleme yapılarak, gerçekten yanlıştan dönülmüş oldu.

Bunu, özellikle söylememdeki amaç şudur: Bu tasarının 17 nci maddesiyle Meclise sevk edilen bölüm, 55 inci Hükümetimizin kamu çalışanlarına bakış açısını gösteren çok somut bir göstergedir. Bu, gerçekten yeni yasaklar ve sınırlamalar getiren; kamu çalışanları sendikalarımızın, üye oldukları uluslararası örgütlerin üyeliğinden ayrılmasını beraberinde getiren bir düzenlemedir. Bu yasaklar ve sınırlamalar, 17 nci madde, komisyonlarımızda görüşülürken düzeltildi; ancak, daha önceki 16 maddede tartıştığımız, özellikle 5 inci maddedeki hizmet kollarıyla ilgili sınırlamalar, yine 15 inci maddedeki belli işkollarında çalışanlara sınırlama getiren ve bu şekilde 400 bine yakın kamu çalışanını kapsam dışında bırakan düzenlemeler, bu yasa tasarısının, gerçekten hangi amaçla hazırlandığının çok tipik bir göstergesidir.

Ayrıca, her yeni oturuma başlanırken, Meclisi yöneten Sayın Başkanvekilleri, tasarının başlığını okurken, aynı başlıkta yer alan çeşitli partilerin veya milletvekillerinin tekliflerini de okuyorlar. Bu başlığın son kısmında “İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi” ifadeleri de yer almaktadır. Esasında, Sayın Karakaş ve 2 arkadaşının teklifi, çok farklı bir sendika yapılanmasını öngörüyor. Bu, emeklilerimizin sendikal örgütlülüğünü öngören bir kanun teklifidir. Zannediyorum bu başlığa yanlışlıkla geçmiş. Sanıyorum, bu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda da tartışılmayan bir teklifti. O anlamda, Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası Tasarısıyla bağdaşmayan ve çok farklı bir sendikal örgütlenmeyi içeren, emeklilere ilişkin bu düzenlemenin bu tasarı içerisinde olmaması gerekir diye düşünüyorum.

Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası Tasarısının, konfederasyon ve uluslararası kuruluş üyeliğini öngören 17 nci maddesi, komisyonlarda yapılan değişiklikle, istenilen şekle gelmiştir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yurdagül.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Yusuf Bahadır; buyurun.

DYP GRUBU ADINA YUSUF BAHADIR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 553 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının 17 nci maddesi üzerinde görüşlerimizi belirtmek üzere, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüştüğümüz bu tasarı, kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarının kuruluşu, örgütlenmesi, yetki ve etkinlikleri, bu sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hakları ve sorumlulukları, sendika ve yetkili konfederasyonla Kamu İşveren Kurulu arasındaki toplugörüşmelere ilişkin esasları düzenlemektedir.

Sendikalara üyelik başvuruları ile üyelikten çekilme, kamu görevlisinin hür iradesine bırakılmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerine uygun olarak, birkısım üst düzey kamu görevlisi sendikalara üye olamayacaklar arasına alınmıştır. Bu da, bu tasarının 15 inci maddesinde açık olarak belirtilmiş ve Yüce Meclisten geçirilmiştir.

Tasarının kanunlaşması halinde, yetkili konfederasyonla idare arasında yapılacak toplugörüşmelerde; başta, yeni malî yılda uygulanacak ücret ve katsayı ile çeşitli adları taşıyan ekonomik ve sosyal yardımlar; çalışma koşullarının belirlenmesi ve kamu görevlilerini ilgilendiren konular, diyalog ve eşit temsil ilkeleri çerçevesinde görüşülecektir.

Değerli milletvekilleri, daha önce de arz ettiğim gibi, üzerinde çalışmakta olduğumuz bu kanun tasarısı, mümkün olduğunca eksiksiz, anlaşılır, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şekline, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine uygun olmalıdır. Bunun için gerekli olan titiz ve hassas çalışmayı yapmak zorundayız.

Önümüze gelen kanun tasarısına baktığımızda -özellikle bu maddede- Hükümetin sunduğu metinle Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkan kanun tasarısı arasında farklılıklar olduğu görülmektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda, ülkemizin geleceğini ilgilendiren açık ve net ifadeler çıkarılmış; âdeta, terör ve ülkemiz için tehlike arz eden antidemokratik ve antilaik yabancı sendikalara üyle olabilme teşvik edilir duruma getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında “sendika ve konfederasyonlar, amaçlarına uyan uluslararası kuruluşlara serbestçe üye olabilirler veya üyelikten çekilebilirler” denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, sizlere soruyorum: Bu sendika ve konfederasyonlar, hangi amaçlara uyan uluslararası sendikalara üye olacaklardır? Sonra, bu uluslararası sendikaların işleyiş ve etkinlik ölçülerini neyle belirleyeceğiz? Bu hususlar, tasarıda açıkça belirtilmelidir. Aksi halde, 1980 öncesinde olduğu gibi, sendikalar, ülkenin zararına faaliyet göstereceklerdir.

Onun için, burada, Hükümetten gelen metinde ve 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 28 inci maddesinde olduğu gibi, sendika ve konfederasyonlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şekline, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine, devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne; Türk ulusuna ait egemenliğin kullanılmasının, hiçbir suretle, belli bir kişiye, zümreye ve sınıfa bırakılmayacağı ilkeleri ile vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet göstermeyen uluslararası kamu görevlileri kuruluşlarına serbestçe üye olabilirler ve üyelikten çekilebilirler” ibaresi açıkça belirtilmelidir.

Sözü edilen fıkrada belirtilen ilkelere aykırı hareket eden, antilaik ve antidemokratik olan ülkelerin uluslararası sendikalarına üye olunmaması için, bu ibarenin, görüşmekte olduğumuz 17 nci maddenin ikinci fıkrasına mutlaka eklenmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, 2821 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, sendikaların birden fazla konfederasyona üye olmaları halinde, tüm üyeliklerin geçersiz olduğu yer almakta, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen bu maddede ise, tüm üyeliklerin değil, sadece sonraki üyeliklerin geçersiz olacağı öngörülmektedir.

“Sendika Üyeliğinin Kazanılması” başlıklı, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen 14 üncü maddenin son fıkrasında ve 2821 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin birinci fıkrasında, birden fazla sendikaya üye olma halinde, tüm üyeliklerin değil, sadece sonraki üyeliklerin geçersiz olacağı öngörüldüğünden, konfederasyona üyelik halinde de buna paralel fıkranın düzenlenmiş olması isabetli görülmektedir.

Toplumsal gelişmeyi, ulusal birlik ve beraberliğimizi, bu şekilde, açık ve net kanunlar çıkararak ve demokrasi zemininde kalarak zirveye çıkarabiliriz.

Bu vesileyle, sözlerime son verirken, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bahadır.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Bedri İncetahtacı; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili olarak, Fazilet Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

55 inci Hükümetin, kurulduğu günden beri, Meclise, reform niteliğinde yasalar yansıttığını bilmekteyiz. Yine, bir süreden beri, kamu çalışanlarıyla ilgili bir yasa tasarısını görüşmekteyiz ve bu tasarının 17 nci maddesine kadar gelebilmiş bulunmaktayız.

Bilindiği gibi, reform, çok iddialı bir kelimedir. Biz, Türkiye’de, içinde bulunduğumuz problemlerin çözümlenmesi için çok ciddî reformlara ihtiyaç olduğuna samimî olarak inanmaktayız; ama, bir kelimenin bir mevzua verilmesi, onun muhakkak o manaya geldiğine delalet etmez. Reform, çok ciddî bir meseledir ve bütün dünyada da tarifi bellidir. Reformun ilmî olması gerekir; reformun, o ülkenin yaşadığı dönemin şartlarına ve uluslararası standartlara uygun olması gerekir. Maalesef, 55 inci Hükümetin -Sekiz Yıllık Kesintisiz Eğitim Yasasında olduğu gibi, kamu çalışanları tasarısında da- adı “reform” olmakla beraber, ülke gerçeklerine, ilme ve akla uymayan bu teklifleri ve tasarıları ülkemize bir fayda getirmemektedir.

İşte, 17 nci maddeye geldiğimiz bu noktada, bu konuyla ilgili bazı hususları ifade etmek istiyorum. Burada, kamu çalışanları sendikalarına, uluslararası sendika ve konfederasyonlara üye olma hakkı getirilmektedir; bu, elbette, sevindirici bir gelişmedir. Bir sendikanın veya herhangi bir derneğin, bir kuruluşun inkişaf edebilmesi, terakki edebilmesi, ancak, uluslararası boyutlarda belli sendikalarla, derneklerle veya benzer kuruluşlarla ilişkiye girmesiyle mümkündür; ancak, yasa, bazı kısıtlamalar getirmektedir. Demektedir ki “uluslararası sendikalara veya konfederasyonlara üye olabilmek için, bu konfederasyonların belli birtakım şartları haiz olması gerekir.” Nedir bunlar; bunlar, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine; devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne; Türk Ulusuna ait egemenliğin kullanılmasının, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmayacağı ilkeleri ile vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet göstermeyen, uluslararası kamu görevlileri kuruluşlarına serbestçe üye olabilmeleridir. Yani, kısaca şunu söylemektedirler: “Antilaik ve antidemokratik olan hiçbir kuruluşa giremezler.” Bu, gayet güzel bir tespittir. Bu, bizim, sanıyorum bütün partilerin de özlemini çektiği ve şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntılardan çıkması için de önemli bir imkândır; ama, burada önemli bir nokta vardır: Biz, bizimle işbirliği yapmak isteyen, bize teklif getiren veya bizim sendikalarımızın teklif götürdüğü karşıdaki konfederasyonların, laikliği veya demokrasiyi veya özgürlüğü nasıl anladığını neye göre tespit edeceğiz? Bugün, Türkiye’deki ölçülere göre tespit edersek, emin olun ki, ne Avrupa’da ne Amerika’da ne demokratik ne laik bir konfederasyon bulabilirsiniz. Şu anda, Avrupa’daki ve Amerika’daki bütün konfederasyonlar, Türkiye’deki ölçülere göre mürtecidir ve çağdışıdır; çünkü, onlar, gayet rahat bir şekilde, ilmî ve aklî manada bu kavramlara mana vermekte ve kendi üyelerinin de, bu ilmî ve aklî manalar doğrultusunda hareket etmelerine izin vermektedirler. Birkaç zaman evvel, parlamenter arkadaşlarımızla birlikte bazı ülkelere seyahatte bulunduk, oradaki uygulamaları yerinde gördük ve emin olun ki, orada, bu ülkelerin, hiçbir şekilde demokratik, hiçbir şekilde laik bir ülke olduğunu söyleme cüretinde bulunamadık; çünkü, bizdeki bugün içinde yaşadığımız ölçülere göre, o ülkelerin bu şekilde ifade edilmeleri asla mümkün değildir.

Muhterem milletvekilleri, eğer, 55 inci Hükümet, gerçekten, reform yapma konusunda samimîyse -ve ben yine söylüyorum, bütün siyasî partiler reform konusunda samimîdirler; çünkü, Türkiye’nin çıkış yolu, gerçekten, bu tür reformlarla ancak mümkün olacaktır- gelin, bunu gerçekten reform şeklinde yapalım. Yani, ne yapalım; bu yasa tasarısında yazmış olduğunuz kavramların gerçekte ne manaya geldiğini tarif edelim. Yarın, bu insanları, kamu çalışanlarının sendikalardaki görevlilerini Avrupa’daki veya başka yerlerdeki sendika görevlileriyle yüz yüze getirdiğimiz zaman, onların “Türkiye, demokratik bir ülke değildir” cümlesiyle muhatap olmalarına imkân vermeyelim; onların “Türkiye, laik bir ülke değildir; Türkiye’de özgürlüklere baskı vardır” şeklinde birtakım sözlerle muhatap olmalarına izin vermeyelim. Bugün, bu yasanın çıkarılmasında, sanıyorum, kamuoyundan birtakım tepkiler gelmesine sebep olan asıl faktörlerin içerisinde bu saydığımız hususlar da mevcuttur. Henüz vakit geçmiş değildir. Henüz, daha 17 nci maddeyi görüşmekteyiz ve daha önümüzde bir hayli zaman vardır. Her an, Hükümetin, bu kanun tasarısını gerçekten reform niteliğine nüştürebilmesi için birtakım düzenlemeler yapma imkânı vardır. Zaten, reform, ancak o ülkede yaşayan insanların tamamının ortak olarak kabul edecekleri fikrî değerler, ilmî değerler ve aklî değerler bütünüyle meydana gelir.

Değerli milletvekilleri, üzülerek söylemek istiyorum; bugün, Türkiye’de, ilim ve akıl iktidarda değildir. Bugün, Türkiye’de, ilim ve akıl mahkûmdur ve bu mahkûmiyet, hemen her sahada görülmeye devam etmektedir...

REFİK ARAS (İstanbul) – O sizin yorumunuz.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Devamla) – Bunun, sizinle, bizimle alakası yoktur; bir realiteyi görüyoruz. Türkiye’nin her konuda ne kadar büyük bir yanlışlığa doğru sürüklendiğini hepimiz görmekteyiz. Bu noktadan çıkış, burada bulunan bütün siyasî parti gruplarının, sadece ve sadece, ilmî ve aklî değerleri, Türkiye’de iktidara getirmek konusunda işbirliği yapmasından geçmektedir. Birtakım sıkıntılarımız olabilir; ama, eğer, bugün burada, bu yasada olduğu gibi, kavramları eğip bükersek, kavramları gerçek şekliyle değil de, birilerinin bizden istediği şekliyle anlamaya devam edersek, bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur.

Değerli milletvekilleri, 17 nci maddede “Sendikalar, ancak bir konfederasyona üye olabilirler. Birden çok konfederasyona üye olunması halinde, sonraki üyelikler geçersizdir” denilmektedir; yani, önce, ilk defa yapılan tercih geçerli sayılmakta ve daha sonraki tercihler iptal edilmektedir. Sanıyorum, bunun üzerinde de biraz durulmasında fayda var. Konfederasyonların veya sendikaların daha sonraki tercihlerinin daha önceki tercihlerinden daha önemli, daha ehemmiyetli kabul edilmesi, daha aklî gelmektedir.

Biz, Plan ve Bütçe Komisyonundaki değerli milletvekili arkadaşlarımıza, 17 nci maddenin birinci fıkrası üzerinde biraz daha düşünmelerinin faydalı olacağı kanaatini beyan ediyoruz ki, bu yasa tasarısı gerçekten reform niteliğiyle geçsin; burada, muhalefet partilerinin desteği alınsın ve böylelikle, ülkemiz, hakikaten faydalı bir yasaya kavuşmuş olsun diyor; bunu temenni ediyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İncetahtacı.

Grupları adına başka söz talebi?.. Yok.

Şahsı adına, Sayın Emin Kul; buyurun.

EMİN KUL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 17 nci maddenin Hükümetçe hazırlanan metnine baktığımız zaman, ikinci fıkranın, Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından çıkarıldığını müşahade ediyoruz. Dolayısıyla, biraz önce konuşan değerli arkadaşımın görüşlerini, Plan ve Bütçe Komisyonu, âdeta yerine getirmiş ve ikinci fıkrayı metinden çıkarmış; fakat, şuna dikkatinizi çekmek isterim: 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında, işçi sendikaları ve konfederasyonları için bu yasak söz konusu. Buradaki ifadede “yasak” diye nitelendirilen metin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından alınan bir metindir. Dolayısıyla, bunun çıkarılması da belki bir işgüzarlıktı veya çıkarılmasına rağmen, Cumhuriyet Halk Partisinden 39 milletvekili arkadaşımın sendikalar yasasıyla ilgili teklifin 20 nci maddesinin son fıkrasında yer alan “Sendikalar ve konfederasyonlar önceden izin almaksızın, serbestçe, yabancı ülkelerdeki kuruluşların üyelerini veya temsilcilerini Türkiye’ye davet edebilir veya yabancı ülkelerin toplantılarına üyelerini ve temsilcilerini gönderebilir” hükmü; bu da işçi sendikalarına yasak. Hiç olmazsa -yine, Cumhuriyet Halk Partisinin teklifinde bu var; 20 nci maddenin üçüncü fıkrası- şu konulsaydı yerine: “Üye olunan uluslararası kuruluşun faaliyetlerinin ulusal mevzuata aykırılık göstermesi ya da böyle bir nitelik kazanması halinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, üyeliğin iptali için Ankara İş Mahkemesine başvurur.” Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonu bu fıkrayı da çıkarmış.

Sadece laiklik konusunu belli noktadan ele aldı değerli arkadaşım, ama, ben başka bir noktayı işaret edeyim. Hükümetin hazırladığı metinde deniliyor ki “... vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet göstermeyen uluslararası kamu görevlileri kuruluşlarına üye olabilir...” Peki, şimdi soruyorum size: Vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlara üye olsun mu? “Olmasın” diyorsunuz; ama, laiklik ilkesiyle değiş tokuş yaparak.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Türkiye’den başka var mı?..

EMİN KUL (Devamla) – Böyle, çifte standartla burada konuşmayın lütfen; ama, bu hüküm, Anayasadan alınan temel bir hükümdür, 2821 sayılı Yasada vardır; eğer, lüzum görülmeyerek çıkarılacaksa, ancak, üye olacak kuruluşların ulusal mevzuata aykırılık göstermemesi veya böyle bir nitelik kazanması halinde kapatılması yolunda mahkemeye başvurma unsurunun da maddeye intikali ve muhafazası gerekir; ikisi de yapılmamış. İkisi de yapılmadığı için, söz alan arkadaşlarım, ister CHP’den olsun ister Fazilet Partisinden olsun, bu noktada birleşmişler, bu maddeyi çok uygun görüyorlar. Onların uygun gördüğüne karşı durmak mümkün değil; çünkü, Mecliste çoğunlukları var.

Arz eder, saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kul.

Sayın Bekir Yurdagül, buyurun efendim.

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esasında, Plan ve Bütçe Komisyonunu kutluyorum; bu tasarıda, en önemli katkıyı, bu maddede yapmıştır.

Özellikle, Doğru Yol Partisi sözcüsü arkadaşımı bu konuda anlamakta zorluk çekiyorum. Yani, kamu çalışanları, devletin memurları, bizim görev verdiğimiz insanlar; öğretmenimiz, tapu dairesindeki memurumuz, maliyedeki memurumuz, nüfus müdürlüğündeki memurumuz ve onların kurdukları sendikalar, neden, Türkiye’nin aleyhinde faaliyet gösteren birtakım örgütlere üye olsunlar?! Onlar, memur örgütleri...

YUSUF BAHADIR (Trabzon) – Onları da gördük...

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Siz, başka gözlükle baktığınız için öyle görüyorsunuz; onlar, öyle değiller.

O anlamda, 87 sayılı ILO Sözleşmesi var elimizde ve çalışanlar içinde işçi-memur ayırımı yapmamış. Bu tasarı, Hükümetten geldiği şekliyle, işçi ve memur arasında ayırım yaparak “kamu çalışanlarının uluslararası örgütlerine üye olabilirler” diyordu. Plan ve Bütçe Komisyonu, her iki konuda da sınırlamayı kaldırarak, bu tasarının 17 nci maddesinde, gerçekten, önemli bir görev üstlenmiştir. Zaten, şu anda, Türkiye’de faaliyet gösteren Türk-İş, DİSK ve Hak-İş, 127 milyon üyeli Dünya Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu üyesidirler. Yine, 57 milyon üyeli Avrupa Sendikalar Konfederasyonuna (ETUC) Türk-İş, DİSK, Hak-İş üye ve Türkiye’deki kamu çalışanları sendikaları konfederasyonları veya sendikaları da bunlara üye ve bunlar, işçi-memur ayırımı yapmaksızın, tüm çalışanları kucaklayan örgütler. O nedenle, Türkiye’de faaliyet gösteren, şu anda kurulan kamu çalışanları sendikaları, onların konfederasyonları, sizden daha fazla, bizden daha fazla Türkiye’nin yararını düşünüyorlar. Kimse diyemez ki, o konfederasyonlar, o sendikalar, ülkesini düşünmüyorlar, vatanını düşünmüyorlar, başka amaçlar taşıyorlar; kimsenin böyle bir şey demeye hakkı yok. Onu söyleyen, önce, kendisine bakmak zorunda. O nedenle, burada, vatanperverlikte, vatanseverlikte kimse kimseyle yarışamaz. Tapu dairesindeki memur da, nüfus müdürlüğündeki memur da, öğretmen de, en az bizim kadar bu ülkeyi seven, düşünen insanlar; onların, ülkemizin aleyhine hiçbir hareket içinde, etkinlik içinde olacaklarına da ihtimal vermiyorum, böyle bir şey de olmaz. Eğer, oluyorsa, Türkiye’de yasalar işliyor, yargı işliyor, savcılarımız gerekeni yerine getirirler. Kimsenin, bu şekilde bir korkuya, şüpheye kapılmaması gerekir.

Bu anlamda, Hükümet tasarısındaki düzenlemeyi yeniden getirmeye yönelik bir önergemiz var; desteklersiniz zannediyorum. Bu, belki, bu tasarı içerisindeki en olumlu düzenlemedir. Madde, Hükümetten geldiği şekilde geçmemiştir; Plan ve Bütçe Komisyonu, bu konuda görevini yapmıştır. Bunun, Bütçe ve Plan Komisyonundan geçtiği gibi yasalaşmasında yarar var diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yurdagül.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde görüşmeler tamamlandı.

Bir önerge var, onu okutup işleme koyacağım; ancak, bir hususu öncelikle bilgilerinize sunmak istiyorum.

 

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. – Genel Kurulu ziyaret eden Filistin Yasama Konseyi Başkanı Ahmet Qurıe ve beraberindeki parlamento heyetine Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Hikmet Çetin’in, davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Filistin Yasama Konseyi Başkanı Sayın Ahmet Qurıe ve beraberindeki Parlamento Heyeti, şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar.

Kendilerine, Yüce Heyetiniz adına hoşgeldiniz diyorum efendim. (Alkışlar)

 

VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. —Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısı ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 39 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 6 Arkadaşının, Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır ve 9 Arkadaşının,İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 7 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve 2 Arkadaşının İşçi ve Memur Emeklileri ile Bunların Dul ve Yetimlerinin Sendikalaşmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/702, 2/224, 2/929, 2/1000, 2/1023, 2/1024) (S. Sayısı :553) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 553 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Sendika ve konfederasyonlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şekline, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Ulusuna ait egemenliğin kullanılmasının hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ilkeleri ile vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet gösteren uluslararası kamu görevlileri kuruluşlarına serbestçe üye olabilir ve üyelikten çekilebilirler.”

Yusuf Bahadır Saffet Arıkan Bedük M. Ali Yavuz Trabzon Ankara Konya Turhan Güven Haluk Yıldız Yusuf Bacanlı İçel Kastamonu Yozgat Ahmet İyimaya Amasya

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, kanun tasarımızın 21 inci maddesinde “Bu Kanuna göre kurulan sendika ve konfederasyonların yönetim ve işleyişleri Anayasada belirtilen cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı olamaz” yine, 39 uncu maddede -kapatmayla ilgili- “Anayasada belirtilen cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyette bulunan sendika ve konfederasyon, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının istemi üzerine iş davalarına bakmakla görevli mahallî mahkeme kararı ile kapatılır” hükümleri yer aldığı için, Hükümetten gelen önerge şeklindeki kısmını Komisyonumuz çıkarmıştır; bu nedenle katılamıyoruz.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NAMİ ÇAĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu fıkra hükmü bizim tasarımızın ilk şeklinde vardı; Plan ve Bütçe Komisyonunda çıkarılmıştı; biz, bu önergeye katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahipleri adına konuşmak isteyen var mı efendim?

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Ben konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge sahipleri adına, Sayın Saffet Arıkan Bedük. (DYP sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NAMİ ÇAĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, biz önergeye katıldık. Bu bakımdan, söz hakkının doğmaması gerekir.

BAŞKAN – Sayın Bakan, İçtüzüğün ilgili maddesinin son paragrafında, Komisyon ve Hükümete sorulduğunda, Hükümetin veya Komisyonun katılmaması halinde söz hakkının doğduğu açıkça belirtiliyor.

Buyurun Sayın Bedük.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 553 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilmesi hususunda vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 21 inci Asırla beraber, demokratik anlayışın hâkim olduğu, bireyin özgürlüklerinin daha fazla önem arz ettiği ve birey özgürlüklerinin genişletildiği bir dönemi yaşayacağız. Dolayısıyla, özgürlük itibariyle ve demokratikleşme açısından, demokratik ve hukuka bağlı bir devlet anlayışının gereği olarak da birkısım meslek gruplarının örgütlenme hakkının bir tabiî hak, bir insan hakkı olduğunu kesin olarak ve öncelikle kabul ediyoruz.

Ancak, her devlet, bir taraftan bireyin özgürlüklerini genişletirken, bir taraftan da, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve rejimi konusunda da, keza, aynı şekilde tedbirlerini almayı kendisi için bir hak olarak görmekte ve bir sorumluluk olarak da değerlendirmektedir. Nitekim, bütün ülkelerde anayasal rejimi korumaya yönelik birkısım tedbirlerin alındığı ve bunun, hem anayasada hem kanunlarda hüküm altına alındığı da malumlarınızdır. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi ve Fazilet Partisi sayın sözcülerinin değerlendirmelerini saygıyla karşılıyorum; ancak, şunu özellikle belirtmek istiyorum: Gelecekte, özellikle ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunlara karşı tedbir almak ve buna paralel olarak birkısım değerlendirmeleri yapmak ve hazırlanmakta olan, görüşülmekte olan kanun tasarısına bununla ilgili hükümleri de koymak, daha ziyade, gelecekle ilgili birkısım kuşkuları ortadan kaldırmaya yönelik bir temenni mahiyetindedir. Kaldı ki, bakın, “sendika ve konfederasyonlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şekline, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne; Türk Ulusuna ait egemenliğin kullanılmasının hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ilkeleri ile vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet göstermeyen uluslararası kumu görevlileri kuruluşlarına serbestçe üye olabilir ve üyelikten çekilebilirler” şeklinde bir önergemiz vardır. Bu önergemiz fevkalade halisanedir.

Türk Milletinin en önemli meslek grubu olarak değerlendirdiğimiz memurlarımızın, hiçbir zaman, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne veya cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı bir davranış içerisinde olacağını düşünmüyor, kabul etmiyor ve onlara inanıyor ve güveniyoruz; ancak, gelecekte, birkısım uluslararası konfederasyonlara üye olabilme noktasında da belli bazı ilkeleri ve kriterleri getirmek, özellikle uluslararası anlaşmalar bakımından gerekli ve bu, gelecekte bizim için de lazım olacaktır; o sebeple getiriyoruz.

Değerli sözcülerin, özellikle şu noktadaki görüşlerine, müsaade ederlerse, katılmıyoruz: Biz, tereddüt ettiğimizden dolayı değil. O halde, söylemek lazım; memurların bu konuda yeminleri de vardır; memurlar, göreve başladıkları zaman, asaletleri tasdik edildiği zaman, bununla ilgili ilkeler konusunda bir yemin ediyorlar ve yemin belgesini imzalıyorlar, sicil dosyalarına da geçiyor. Bu yemine sadakatle bağlı kalacaklar, doğru; ama, kendilerinin yemin etmiş oldukları bu metinle ilgili bağlı bulundukları bir konfederasyonun veya sendikanın, bir başka uluslararası konfederasyona giderken de, yine aynı anlayış içerisinde hareket etmelerini dikkate almanın tabiî olması lazım; bunun dikkate alınması gerekir. Kaldı ki, işçilerle ilgili Sendikalar Kanununun “uluslararası işçi ve işveren kuruluşlarına üyelik” başlığı altındaki 28 inci maddesinde, bu, yine aynı şekilde yer almıştır; yani, bizim getirdiğimiz bu önergeyle, işçilerle ilgili Sendikalar Kanununda bulunan bu maddenin, memur sendikalarına da ilave edilmesi istenilmiştir.

Yüce Heyetinizin takdirlerine sunuyorum ve ümit ediyorum ki, önergemiz dikkate alınacaktır.

Sevgiler ve saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... (FP sıralarından “karar yetersayısı” sesleri)

Oylamaya geçtik efendim.

Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusundaki değişik şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Efendim, bakın, oylamanın yapılacağını da biliyorsunuz. Lütfen, bizi zor durumda bırakmayın; oylamaya geçtikten sonra ifade etmeyin.

CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Oylamaya geçmeden söylendi.

BAŞKAN – Hayır efendim... Yani, duyuyorum... Bu konuda da hiç probleminiz olmasın, bütün uygulamalarım açık; zamanında yapılan her kararyetersayısı isteğini dikkate alıyorum.

Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Güvenceler

Sendika üyelerinin güvencesi

MADDE 18. – Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez.

Kamu işvereni kamu görevlileri arasında sendika üyesi olmaları veya olmamaları nedeniyle bir ayırım yapamaz.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Bekir Yurdagül; buyurun.

CHP GRUBU ADINA BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Görevlileri Sendikaları Yasa Tasarısının “Sendika üyelerinin güvencesi” başlığını taşıyan 18 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 17 nci maddede Genel Kurul tarafından yapılan değişiklik ve geriye dönüş -Plan ve Bütçe Komisyonunda değiştirilen olumlu, ender madde değişikliklerinden bir tanesiydi- gerçekten, kabul edemeyeceğimiz ve içimize sindirmekte zorlandığımız bir değişiklik oldu.

Özellikle, Hükümetin, Hükümeti oluşturan partilerimizin ve Doğru Yol Partisinin bu kadar korkmalarını ve polisiye önlemlerle bazı şeyleri önlemeye çalışmalarını anlamakta zorlanıyoruz. Neden, biz, birtakım insanları potansiyel tehlike olarak görüyoruz; neden onların örgütlerinin Türkiye aleyhinde birtakım faaliyetler içerisine gireceğini peşinen kabul ediyoruz?.. Onlar, bizim, devlette görev verdiğimiz memurlar; yani, kolundan tutup atabileceğimiz insanlar; yani, onların, yasadışı birtakım örgütlerle ilişkileri varsa, cumhuriyet savcıları görevde; yargı çalışıyor; neden, birtakım önlemlerle sendikaların faaliyet alanlarını daraltmaya çalışıyoruz?.. Gerçekten, hepimiz demokrasiden bahsediyoruz, hepimiz özgürlüklerden bahsediyoruz; ama, hiçbirimiz de insanımıza güvenemiyoruz, özellikle, memurumuza güvenemiyoruz bu tasarıda.

İBRAHİM YILMAZ (Kayseri) – Güvenle ne ilgisi var?!.

BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Çok yakından ilgili.

Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerini, ben, yeniden kutluyorum, teşekkür ediyorum kendilerine. Böyle önemli bir konuda, çok önemli bir görev üstlendiler; ama, ne yazık ki, Genel Kurulda, bu, değişikliğe uğradı. Özellikle, Sayın Bakanın da, bu konuda önergeye katılmasını, gerçekten, anlamakta çok zorlandım. Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin, o tartışmalar yapılırken kendisini ikna ettiğini zannetmiştim; ama, yanılmışım. Sayın Bakan adına, bunu da, bir şanssızlık olarak görüyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, sendikacılık veya temsilcilik -hele amatörce bu işi yapıyorsanız- çok zordur. 50 kişinin, 100 kişinin, 500 kişinin çalıştığı işyerlerinde sendika yöneticiliği yapmak, işyeri sendika temsilciliği yapmak, çok zor bir olaydır. Bu yöneticiliği yapmayanların bunu anlaması mümkün değil. Oradaki sendika yöneticileri, tüm insanların -sizin ilgi alanınıza girsin girmesin- sorunlarıyla ilgilenmek zorundadır. Oradaki sendika üyeleri içerisinde aktif olan insanlar, özellikle temsilci düzeyinde olan insanlar, gerçekten, orada çalışan iş arkadaşlarının tüm sorunlarıyla ilgilenmek zorundadırlar. Elbette ki, bunların bir güvenceye alınmasında zorunluluk var.

Burada, 151 sayılı ILO Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde, bu konuda bir önlem getirilmiş ve “çalışanlar, sendika üyeleri, işyerinde, iş saatlerinde ve iş saatleri dışında, sendikal faaliyetlerde bulunurlar; bununla ilgili cezaî müeyyide uygulanmayacağı gibi, farklı işlem de yapılmaz” denilmiştir; ancak, burada “kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde, sendika veya konfederasyonların bu kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı, farklı bir işleme tabi tutulamaz” deniyor. Düşünün, sendikanın bir yayınını işyerinde birileri dağıtıyor veya sendikayla ilgili, herhangi bir etkinlikle ilgili olarak kamu çalışanları arasında bir bilgi alışverişinde bulunuluyor; ama, bu düzenlemeyle, oradaki işveren vekili “benim iznim yok, sen bunu nasıl yaparsın” diye bir cezaî müeyyide yoluna gidebilir. Bu nedenle, bu maddenin “kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya iş saatleri içinde, sendika veya konfederasyonların, bu kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez” şeklinde değiştirilmesi gerekir. Aksi takdirde, Kamu Görevlileri Sendikaları Yasa Tasarısının -bu şekilde yasalaştığı takdirde- değişik maddelerine göre birtakım faaliyetlerde bulunan ve işveren vekiliyle, oradaki amirle ilişkisi iyi olmayan birkısım insanlar, amirleri tarafından “neden benden izin almadın” diye cezalandırılabilir. Eğer bir zıtlaşma varsa, ufacık bir olay nedeniyle bile, bu, yaşama geçebilir. Bunu, biz, işçi sendikalarında görebiliyoruz. Özellikle işyerlerinde, sendikada biraz öne çıkmış, sendikal hareket içerisinde olan ve bu konuda biraz fazla çalışan dinamik insanlarımız, işverenler için fazla göze batar ve bu insanları cezalandırmak için de gerekçe aranır.

Bizim, bu konuda, az sonra, Yüce Meclise sunulacak bir önergemiz var; bu önergeyle bu sakıncaların ortadan kaldırılacağına inanıyoruz. Eğer, 18 inci maddenin önergemiz doğrultusunda değiştirilmesi için destek verirseniz, zannediyorum, kamu çalışanlarının, sendika üyelerinin, işyerlerinde daha özgür, daha rahat olabilmeleri ve sendikal faaliyetlerini de daha rahat yürütebilmeleri mümkün olabilecek. Bu anlamda, bu değişiklik önergemize de destek bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yurdagül.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın sözcünün bir sataşması oldu; müsaade ederseniz bir açıklama yapmak istiyorum...

BAŞKAN – Yerinizden lütfen...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Doğru Yol Partisi, memur sendikalarıyla ilgili olarak getirilmiş olan kanun tasarısında memura güvensizlik içerisinde değildir. Biz, bir polisiye tedbiri asla düşünmedik; hatta, kendilerinin görüşlerine teşekkür ettiğimizi, saygı duyduğumuzu da ifade ettik. Ancak, biz, işçi sendikalarıyla ilgili kanunda da böyle bir madde vardır; dolayısıyla, bunun bir mahzuru olmaması gerekir noktasından hareket etmek suretiyle böyle bir teklifi yapmıştık. Ondan dolayı, yanlış bir anlamayı önlemek bakımından Yüce Heyetinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bedük; görüşünüz tutanaklara geçirilmiştir.

Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Emin Aydınbaş; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 553 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Tasarısının 18 inci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Kamuoyunda büyük tepkilere yol açan ve mevcut memur sendikalarının çoğunun tasvibini almamış olan bu tasarı, çok büyük çalkantılara ve tartışmalara vesile olmuştur, halen de olmaya devam etmektedir. Kışın kıyametin içerisinde, birçok memurumuzun, bu hak arama sürecinde, yollarda ıslatılmasına ve birçok gösterilere sebebiyet vermiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanun tasarısının 18 inci maddesi, sendika üyelerinin güvencesini düzenliyor. Üyelerin, sendika üyeliğinden dolayı ayırıma tabi tutulmaması ve görev güvencesi, sendikacılığın “olmazsa olmaz” temel niteliklerindendir; nitekim, bu madde de bunu düzenlemektedir.

Ancak, burada, işyerinde sendikayla ilgili faaliyetlerden ve etkinliklerden dolayı, işyeri temsilcisinin, işveren temsilcisinin izni olursa ibaresi bulunmaktadır. Bu, büyük ölçüde, oradaki işveren temsilcisinin kişisel tavırlarıyla veya söz konusu olan sendikadaki görevlilerin, işveren temsilcisi ile kendi aralarındaki kişisel meselelerden kolayca etkilenebilecek ve ters sonuç verebilecek bir maddedir.

Bu maddede -özellikle, özgürlükleri esas alıyorsak- mutlaka “sendikanın müracaatı halinde izin verilmesi” şeklinde bir ibarenin bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde, birçok bakımdan, keyfî bir biçimde, işyerlerinde sendikaların çalışmaları kısıtlanabilecektir.

Hükümetin -kuruluş süreci de dahil olmak üzere- bugüne kadarki antidemokratik uygulamaları ortadayken, getirdiği bu Sendika Kanunu Tasarısının da aynı özelliklerle malul olması kaçınılmazdı; nitekim, öyle de oldu. Bu yasa tasarısının Hükümet tarafından geri çekilmesi, aslında, en uygun olanıdır; çünkü, bu tasarı üzerinde, üniversitelerin, mevcut sendikaların ve sendikacılıkla ilgili tarafların görüşleri yeteri kadar alınamamıştır. Dolayısıyla, fikrî açıdan bir kapsam darlığı söz konusudur.

Toplugörüşmenin yapılamayacağı konusunda anayasal engel olduğu iddia ediliyor. Bu, aslında, Anayasada net olarak ifade edilmemiş, sadece yorumdan ibaret olan bir husustur. Anayasa hukuku uzmanı olan birçok profesör, Anayasanın toplusözleşme yasağı getirmediği yorumunu da yapmaktadır. Dolayısıyla, bu noktaların net olarak açıklığa kavuşması gerekmektedir. Eğer, bu noktada kesin bir netlik isteniyorsa, yapılması gereken şey, bu tasarı getirilmeden önce gerekli anayasa değişikliklerinin yapılmasıydı.

Tabiî, tasarı, mevcut haliyle çok antidemokratik ve tekelci bir görüntü arz etmektedir. Toplugörüşme yetkisi, en çok üyeye sahip konfederasyona verilmiştir. Halbuki, toplugörüşmelerde yetkinin, konfederasyona değil de sendikaya verilmesi gerekir; çünkü, kendi hak ve ücret konularıyla ilgili ayrıntılı bilgiye, sendika, konfederasyonlardan daha fazla sahiptir. Dolayısıyla, görüşmelere sendika yetkililerinin katılması daha uygun olur.

Ayrıca, bu tasarı, Türkiye’nin taraf olduğu 87, 98 ve 151 sayılı ILO sözleşmelerinde yer alan hakları da tanımamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısının antidemokratik olduğunun en önemli göstergesi de, Anayasanın 53 üncü maddesidir; çünkü, burada, toplugörüşmelerin sendikalarca yapılmasına imkân tanınmıştır; fakat, bu husus -demin de ifade ettiğim gibi- tasarıda, federasyonlara verilmiştir ve katılacak konfederasyonun belirlenmesi hususunda gösterge olarak “en çok üyeye sahip olan konfederasyon” diye tanımlanmıştır. Bu, katılımcılık ve çoğulculuk ilkesine aykırıdır. Bu sebeple, biz diyoruz ki, toplugörüşmelere, konfederasyon değil de her sendika kendisi katılsın; sendika üyeleri, ancak bu sayede haklarının korunduğundan yeterince tatmin olabilirler. Aksi halde, tek konfederasyonun katılması, hak gaspına yol açacaktır ve diğer sendika ve konfederasyonların kurulmasının da bir anlamı kalmayacaktır; çünkü, bu haliyle, bu tasarı, tek konfederasyonu destekleyen ve diğer konfederasyonların işlevsiz kalması sonucunda kendiliğinden yok olması sonucunu doğuracak tekelci bir sendika yasa tasarısıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; yasa tekniği itibariyle, genel olarak, yasalarda serbestlik ana ilkedir, sınırlama ve kısıtlama ise istisnadır; ancak, genel sistemimizin içinde görülen hastalık; yani, vatandaşa güvenememe, vatandaşı potansiyel suçlu olarak görme; vatandaşı, her zaman için izlenmesi, kontrol edilmesi ve denetim altında bulundurulması gereken bir varlık gibi gören zihniyet, maalesef, bu yasa tasarısında da kendini göstermiştir. Bu tasarıda da yasaklamacılık öne çıkmış, serbestlik ise istisna haline gelmiştir. Özellikle, çok geniş bir kesim, 15 inci maddede, kapsam dışı tutulmuştur. Bu kapsam dışı tutulma hususu, bugün, Türkiye’de gelinmiş olan kamu sendikacılığı noktasının çok çok gerilerine gitmek demektir ve Anayasanın eşitlik ilkesi bu suretle ihlal edilmiştir.

Tekrar ifade ediyorum, en doğru olan, tasarının geri çekilmesidir. Aslında, bugüne kadar yapılan görüşmelerden, Hükümetin de bu tasarıyı getirmiş olmaktan gizli bir pişmanlık duyduğunu hissetmemek mümkün değildir; ama, bir kere, ok yaydan çıkmıştır ve Hükümet, bundan rücu edememektedir; fakat, burada, tekrar ediyorum, böyle, hatalı, yanlış ve sakıncalı sonuçları daha sonraki günlerde acı acı idrak edilecek olan bu tasarının, biraz medenî cesaret gösterilerek geri çekilmesi, sakıncalarının giderilmesi ve hatta, Anayasada toplusözleşme hakkı tanıyan değişikliklerin yapılması suretiyle tekrar getirilmesi, en uygun olan tarz olacaktır.

Bunun için, sizlerden, Fazilet Partisi olarak imzaya açtığımız, Anayasanın ilgili 51, 53 ve 54 üncü maddelerinin değişikliğiyle ilgili teklifimize destek vermenizi talep ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle, bir madde önce kabul edilmiş bulunan değişiklikle, burada bile, özgürlükler noktasında, serbestlikler noktasında geri adım atmış olduğumuzu müşahede ettik. Elbette, ülkemizin şartları, Anayasası ve yasaları doğrultusunda, hassas olduğumuz, korumak zorunda olduğumuz hususlar vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayalım.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (Devamla) – Ancak, özellikle, uluslararası sendikal örgütler için, kendi ülkemiz için geçerli olan ve hatta, birçoğu, orada yazılış amacının dışında kullanılan hususlar dolayısıyla, bu tür özelliklerin uluslararası sendika kuruluşlarından istenmesi, son derece gariptir. Eğer, biz, bir uluslararası sendika kuruluşunun bu hususlara uygun olup olmadığını takdir edip, bizim, kendi ulusal kamu sendikalarımızın bunlara üye olup olmaması hususunda karar vereceksek, netice itibariyle, bu uluslararası kuruluşları kendi yasalarımıza göre yargılamış oluyoruz. O zaman, bu, evrensel kabul görmüş, evrensel hukuk ilkeleri içerisine Anayasamızın değiştirilemez olan bu ilkelerini de yerleştirelim ve bu şartlarda, biz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Aydınbaş.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (Devamla) – Teşekkür edeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hiç açmıyorum, biliyorsunuz.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (Devamla) – Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydınbaş.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Yusuf Bacanlı; buyurun.

DYP GRUBU ADINA YUSUF BACANLI (Yozgat) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; Memur Sendikaları Kanunu Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, 18 inci maddeye geçmeden önce, Cumhuriyet Halk Partisi ve Fazilet Partisi sözcülerinin, biraz önce Yüce Heyetinizce kabul gören maddeyle ilgili görüşlerine cevap vermek istiyorum.

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Grup Başkanvekiliniz cevap verdi.

BAŞKAN – Sayın Bacanlı, maddeyi geçtik; Grup Başkanvekiliniz de cevap verdi. Yeni sataşmalara yol açabileceğiz, müzakereyi uzatacağız. Ben sizden özellikle istirham ediyorum, madde üzerinde konuşun.

YUSUF BACANLI (Devamla) – Sayın Başkanım, Grup Başkanvekilimiz Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsüne cevap verdi. Fazilet Partisi...

BAŞKAN – Sayın Bacanlı...

YUSUF BACANLI (Devamla) – Bir iki cümleyle efendim...

BAŞKAN – İstirham ediyorum, 18 inci madde üzerinde konuşun.

YUSUF BACANLI (Devamla) – 17 nci maddedeki, özgürlükler ve serbestçe görev alma konusundaki değişiklik önergesini, izninizle okumak istiyorum: “Sendika ve konfederasyonlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şekline, insan haklarına saygılı, millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerine; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne; Türk Ulusuna ait egemenliğin kullanılmasının hiçbir surette belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ilkeleri ile, vicdan ve din özgürlüğüne aykırı faaliyet göstermeyen, uluslararası kamu görevlileri kuruluşlarına serbestçe üye olabilirler ve üyelikten çekilebilirler” denilmektedir. Acaba, Cumhuriyet Halk Partisi ve Fazilet Partisi sözcülerinin gönülleri, bizim sendikaların ve konfederasyonların buna aykırı kuruluşlara üye olmasını arzu eder mi?..(FP ve CHP sıralarından gürültüler)

BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Böyle bir şey var mı; terbiyesiz herif!..

BAŞKAN – Sayın Bacanlı, her iki partinin sözcüleri de niyetlerinin bu olmadığını ifade ettiler; lütfen, madde üzerinde konuşun.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) – Her sendika, kendi ülkesinin yasalarına göre kurulur. O ülkelerin yasalarını kontrol etmek...

BAŞKAN – Sayın Aydınbaş, sizin neyi ifade ettiğinizi söyledim.

Sayın Bacanlı, lütfen, madde üzerinde konuşun.

YUSUF BACANLI (Devamla) – Peki efendim.

Sendikaya üye olma güvencesi, sendikal hareketin can damarıdır. 151 sayılı ILO Sözleşmesinin 4 üncü maddesi, bu özgürlüğün sağlıklı kullanılması amacıyla düzenlenmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 3 üncü maddesinde “herkesin yaşama, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgüt ve kaynaklarına göre, herkes, onur ve kişiliğinin, özgür gelişmesinin ayrılmaz bir öğesi olarak ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleşmesi hakkına sahiptir” denilmekte, 23 üncü maddesinde ise “herkesin, çıkarlarını korumak için, sendika kurma hakkı ya da sendikaya üye olma hakkı vardır” ifadesi yer almaktadır.

Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmenin 8 inci maddesinde;

“Bu sözleşmeye taraf devletler:

a) Herkes, ekonomik ve toplumsal çıkarlarının korunup geliştirilmesi için sendika kurma ve ancak ilgili örgütün kurallarına bağlı olmak koşuluyla istediği sendikaya üye olma hakkına ve kullanılmasında, demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından zorunlu bulunan ve ancak yasayla konulmuş olanlar dışında bir kısıtlama uygulamamayı,

b) Sendikaların, ulusal federasyon ya da konfederasyonlar kurma ve konfederasyonların uluslararası sendika örgütleri oluşturma ya da örgütlere katılma hakkını,

c) Sendikaların, demokratik bir toplumda, ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından zorunlu bulunan ve ancak yasayla konulmuş olanlar dışında başka sınırlamalarla bağlı olmaksızın özgürce çalışma hakkını yükümlenir” denilmektedir.

Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 22 nci maddesinde “Herkes başkalarıyla birlikte dernek kurma hak ve özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, herkesin çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını içerir. Bu maddenin hiçbir hükmü, sendika kurma özgürlüğü veya örgütlenme hakkının korunmasına ilişkin 1948 tarihli Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesine taraf devletlere, bu sözleşmede öngörülen güvenceleri zedeleyecek yasal önlemler alma ya da yasaları bu güvenceleri zedeleyecek biçimde uygulama yetkisi vermez” denilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, memur sendikacılığının en temel sorunlarından biri, kitleselleşmedir. Kitleselleşmekten kastımız ise, sendikalaşabilir kitlelerin çoğunluğunu kapsamasıdır. Ne var ki, memur sendikaları, örgütleyebileceği kitlenin yüzde 15-20’sini çatıları altına toplamış durumdadırlar ve bu kitlenin en büyük bölümünü, doğal olarak, çeşitli yıllarda ya da halen çeşitli siyasal eğilimler doğrultusunda tutuma sahip memurlar oluşturmaktadır. Bu, hem kaçınılmaz hem de memur hareketi için iyi bir başlangıçtır; çünkü, nerede ve ne zaman olursa olsun, örgütlenmeye ve mücadeleye katılanlar, kitlelerin en ileri kesimleri olmuştur. Türkiye’deki memur hareketinin daha değişik bir yol izlemesi için, elbette neden yoktur. Dahası, her kitlesel mücadele ve kitle örgütlenmesinde yönetime gelenlerin, geçmiş mücadelede en önde yer alanlar olmasının da, herhangi bir tersliği yoktur; ama, sendikal örgütlenme, aradan geçen beş altı yıla karşın bir türlü dar çerçevesinin dışına çıkıp geniş yığınları kapsamıyorsa ve bir türlü kitleselleşemiyorsa, bir yerde sorun var demektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de ilk memur sendikasının kuruluşundan bu yana yedi yıl geçmiş bulunuyor; bu süre içinde, kişi işkollarında kendine has özelliklerinden gelen kitleselleşmenin dışında, genel anlamda, ilk birkaç yılda ulaşılan memur çevresini çok aşmış değillerdir.

Öte yandan, memur sendikalarının eylemleri, basın açıklamaları, küçük çaplı protesto gösterileri ve her yıl temmuz ayında yinelenen Ankara gösterileriyle memur hareketi, kendini genişleyerek yeniden üreten bir hareket değil, tekrarlayan rutin eylemlerle sınırlı kanunların gündeme gelmesiyle canlanan bir hareket özelliği göstermeye başlamıştır.

Üye sayısının gerektiği gibi artmaması, eylemlerin ve faaliyetlerin çeşitlilik ve nitelik bakımından zenginleşmemesi, memur hareketinin, bugün, en temel handikaplarından biridir.

Siyasallaşmış insanlar dışında, memur kitlelerinin sendikalara uzak durmasının nedeni, güven bunalımıdır. Sendikal eylemler, siyasal karakterinin dışına çıkamamış eylemler olarak algılanmakta ve büyük bir güven bunalımı bulunmaktadır.

Sendikalar, kitle örgütleridir ve sendikalarda her düşünce, her inanç ve sendikal anlayıştan kişilerin bulunması kaçınılmazdır; bu yüzden de, çok değişik sendikal anlayışların parçalanmasının tersine, bir sendikada bulunması, mücadele etmeleri, görüşlerini her yerde ve her kongrede ifade etmeleri sendikal demokrasi için vazgeçilmezdir; çünkü, bir işkolunda üç-beş parça olmak yerine, güçlü ve rekabet yapabilecek sayılara düşmeyi daha akıllıca bir örgütlenme olarak görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk siyasal hayatındaki bölünmüşlüğün getirdiği sorunları hep birlikte yaşamaktayız. Bütün fikirlerin özgürce ifade edilmesi elbette güzeldir. Yalnız, paralellik arz eden düşünce yapılarının, varyantlarıyla beraber aynı örgüt içinde mücadelesi birlikteliği, bu Parlamentonun sağlıklı çalışması ve ülkenin istikrarı için ne kadar gerekliyse, sendikal hareketler için de o kadar lazımdır. Burada, sendikal hareketlerin yönetimindeki insanlara, büyük görevler düşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasallaşmamış geniş kitlelerin, örgütlenme şemsiyesi içinde olmayışlarının önemli bir sebebi de, 18 inci maddeyle ilgilidir; sendika üyelerinin güvencesinin sağlanmasıyla ilgilidir. Her ne kadar, sendikal oluşumlar, Anayasaya aykırı değilse de, kanunî düzenlemeler yapılmadığı için bir korku yaşanmaktadır. İnsanlarımız, örgütlenme özgürlüklerini kullanmak için, böyle bir güvenceyi aramaktadırlar. Memur sendikalarında, çeşitli işçi sendikalarında, bugün yaşandığı gibi pasif kitle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bacanlı, toparlıyoruz.

YUSUF BACANLI (Devamla) – Demokrasi, insan haklarının güvenceye alındığı bir rejimdir. Sendikal demokrasi ve demokratik mekanizmaların işlemesi, sadece, sendikalarda, yöneticiler ile taban arasındaki ilişkilerde gerginliğin kaldırılması değil, aynı zamanda, eylemlerin kitlesel gerçekleşmesinin ve sendikaların kitleselleşm