DÖNEM : 20 CİLT : 45 YASAMA YILI : 3

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

57 nci Birleşim

19 . 2 . 1998 Perşembe

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, çeşitli illerde ilân edilen turizm merkezleriyle ilgili kararnameye ilişkin gündemdışı konuşması ve Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın cevabı

2. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesi ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un cevabı

3. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, İstanbul’da minibüsle taşımacılık yapan esnafın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Gürcistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’e, dönüşüne kadar, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1311)

 

2. – Almanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Cavit Kavak’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1312)

3. – Slovakya Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1313)

4. – Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’na, dönüşüne kadar, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1314)

5. – Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Işın Çelebi’ye, dönüşüne kadar, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1315)

6. – Fransa’ya gidecek olan Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1316)

C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. – TBMM Başkanvekili Yasin Hatiboğlu’nun, Refah Partisinin Anayasa Mahkemesince kapatılmasıyla görevinin sona ermesi nedeniyle konuşması

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in konuşmasında, isminden de bahsederek beyan ettiği hususların bir kısmında eksik ve yanlış taraflar olduğu iddiasıyla konuşması

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

3. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

4. – Mera Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komsiyonu Raporu (1/509) (S. Sayısı : 231)

 

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, TBMM Genel Kurul salonunun yenilenmesi ihalesine ilişkin sorusu ve TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (7/4079)

2. – Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, askerlik hizmetini yapmayan bir şahsa ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in yazılı cevabı (7/4168)

3. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Millî Güvenlik Kurulu görüşme tutanaklarının kamuoyuna açıklanmasının gerekçesine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in yazılı cevabı (7/4184)

4. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, MKE Kurumuna bağlı Kırıkkale Mühimmat Fabrikasında meydana gelen patlamaya ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in yazılı cevabı (7/4189)

5. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, TBMM’de faaliyet gösteren özel bir işletmeye ilişkin sorusu ve TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (7/4197)

6. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, TBMM eski Genel Sekreteri Necdet Basa hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (7/4234)

7. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İstanbul Pendik Kentköy Havaalanı ihalesine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in yazılı cevabı (7/4291)

 

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.

Trabzon Milletvekili İsmail İlhan Sungur, Afganistan’da meydana gelen deprem felaketine,

Van Milletvekili Şaban Şevli, Irak krizi ve bu konuda Türkiye’nin tutumuna,

Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu, cumhuriyetin temel ilkelerinden olan kuvvetler ayrımı prensibinin ihlal edildiğine,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Çin Halk Cumhuriyeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyetine gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın,

Monaco’ya gidecek olan Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun,

Sudan ve Cibuti’ye gidecek olan Devlet Bakanı Hasan Gemici’ye, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın,

Hırvatistan’a gidecek olan İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’na, dönüşüne kadar, Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun,

Rusya Federasyonuna gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın,

Vekillik etmelerinin uygun görülmüş olduğuna;

Fransa’ya gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in vekâlet edeceğine

İlişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin incelenerek uygulanacak yeni strateji ve politikaların tespit edilmesi amacıyla kurulmuş bulunan (10/21) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; Komisyonun, daha önce kendisine verilen 3 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci maddesine göre, 1 aylık kesin süre verildiği açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 132 nci sırasında yer alan 336 sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin, bu kısmın 5 inci sırasına alınmasına ve 6 ncı sıraya kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin RP Grup önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği açıklandı.

Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Refah Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Grubunca aday gösterilen Trabzon Milletvekili Şeref Malkoç seçildi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının :

1 inci sırasında bulunan (6/679) esas numaralı sözlü soru, üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından, yazılı soruya çevrildiği bildirildi; soru sahibi, Yozgat Milletvekili Abdullah Örnek, sorusu üzerinde görüşlerini açıkladı;

3 üncü sırasında bulunan (6/681),

6 ncı sırasında bulunan (6/684),

9 uncu sırasında bulunan (6/687),

14 üncü sırasında bulunan (6/692),

Esas numaralı sözlü sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi;

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan :

2 nci sırasında bulunan, Yozgat Milletvekili İlyas Arslan’ın (6/680),

4 üncü sırasında bulunan, Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç’ın (6/682),

7 nci sırasında bulunan, Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın (6/685),

Esas numaralı sözlü sorularına cevap verdi; Yozgat Milletvekili İlyas Arslan ve Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç da, cevaba karşı görüşlerini açıkladılar;

5 inci sırasında bulunan, Çorum Milletvekili Mehmet Aykaç’ın (6/683) esas numaralı sözlü sorusuna Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar;

10 uncu sırasında bulunan, Ankara Milletvekili Ahmet Bilge’nin (6/688) esas numaralı sözlü sorusuna Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy;

Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay :

8 inci sırasında bulunan, Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın (6/686),

11 inci sırasında bulunan, Ankara Milletvekili Ahmet Bilge’nin (6/689),

Devlet Bakanı Refaiddin Şahin, Niğde Milletvekili Mehmet Salih Katırcıoğlu’nun :

12 nci sırasında bulunan (6/690),

13 üncü sırasında bulunan (6/691),

15 inci sırasında bulunan (6/693),

Esas numaralı sorularına cevap verdi;

12, 13 ve 15 inci sırasındaki sorularda, soru sahibi, karşı görüşünü açıkladı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan 132,

2 nci sırasında bulunan 232,

S. Sayılı kanun tasarı ve teklifleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi;

3 üncü sırasında bulunan 338 S. Sayılı kanun teklifi, Hükümet tarafından, önergelerle birlikte komisyona geri verilmesi istendiğinden, bir defaya mahsus olmak üzere komisyona iade edildi;

4 üncü sırasında bulunan, Muhtaç Erbaş ve Er Ailelerinin Ücretsiz Tedavisi Hakkında Kanun Teklifinin (2/285) (S. Sayısı : 282), yapılan müzakerelerden sonra kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 19 Şubat 1998 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.04’te son verildi.

Yasin Hatiboğlu

Başkanvekili

Haluk Yıldız Levent Mıstıkoğlu

Kastamonu Hatay

Kâtip Üye Kâtip Üye

No : 83

II. – GELEN KAĞITLAR

19 . 2 . 1998 PERŞEMBE

Tasarı

1.- Vergi Kimlik Numarası Kullanımının Yaygınlaştırılması ve 1512 Sayılı Noterlik Kanunu, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2644 Sayılı Tapu Kanunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 3167 Sayılı Çekle Ödemenin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun, 3182 Sayılı Bankalar Kanunu, 5584 Sayılı Posta Kanunu ve 5682 Sayılı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/718) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa Geliş Tarihi: 18.2.1998)

Sözlü Soru Önergeleri

1.– Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Gaziantep-Araban Belediye Başkanlığınca usulsüz olarak alınan personelin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kadrolarına nakledildiği iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/873)(Başkanlığa geliş tarihi: 16.2.1998)

2.– Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, İstanbul Erkek Lisesi Vakfının Özel İlköğretimini bitirenlerin doğrudan lise kısmına alınacağı yönünde karar alınıp alınmadığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/874) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, bazı personel atamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4395) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

2.– Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, bazı personel atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4396) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

3.– Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, Valiliklere başörtüsü konusunda genelge gönderilip gönderilmediğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4397) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

4.– Bilecik Milletvekili Şerif Çim’in, İstanbul’da turizme açılan alanlara ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/4398) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

5.– Aksaray Milletvekili Nevzat Köse’nin, arazi istimlaklerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4399) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

6.– Niğde Milletvekili Doğan Baran’ın, Niğde-Bor-Havuzlu Köyünde karbondioksit gazı çıkarmak amacıyla yapılan çalışmaların çevreyi kirlettiği iddiasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/4400) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

7.– Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın, Fethullah Gülen’in Vatikan ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4401) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

8.– Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın, bir Milletvekilinin Metris Cezaevindeki bir tutukluyu ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4402) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

9.– Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, bir Yargıtay üyesi hakkında ileri sürülen iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4403) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

10.– Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, Ziraat Bankasının reklam harcamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4404) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.2.1998)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

19 Şubat 1998 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Haluk YILDIZ (Kastamonu)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı... (ANAP ve DSP sıralarından “toplantı yetersayımız var” sesleri)

Var mı?.. (ANAP ve DSP sıralarından “var, var” sesleri) Yani, milletin bu kadar temsilcisi, bir konuda şahadet ediyorsa, karşı çıkmak için, kesinleşmiş mahkeme kararı lazım.

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Bütün partiler, bütün gruplar temsil ediliyor.

BAŞKAN – Tabiî, her konuda mahkeme kararı o kadar gerekli oluyor mu olmuyor mu, ayrı bir şey de...

AYHAN GÜREL (Samsun) – Mektubunuzu aldık...

BAŞKAN – Peki efendim; bu kadar ses geldiğine göre, anlaşılıyor ki, toplantı yetersayımız var.

Toplantı yetersayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.

Allah, hayırlı neticeler ihsan etsin.

Gündeme geçmeden önce, gündemdışı söz talebinde bulunan arkadaşlarıma sırasıyla söz vereceğim.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, çeşitli illerde ilân edilen turizm merkezleriyle ilgili kararnameye ilişkin gündemdışı konuşması ve Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın cevabı

BAŞKAN – Sayın Karakaş, dünkü hakkınızı mahfuz tuttuk efendim.

Sayın Karakaş, turizm merkezlerine ilişkin kararnameyle ilgili görüşlerini Genel Kurula aktaracaklar.

Buyurun Sayın Karakaş.

ERCAN KARAKAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz haftalarda, Hükümet, Türkiyemizin 19 bölgesinde turizm merkezleri ilan etmişti; biliyorsunuz, çok tartışılan bir karar. Bu vesileyle, görüşlerimi aktarmak üzere söz almış bulunuyorum ve sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükümetin bu kararnamesi, Resmî Gazetede 11 Ocak tarihinde yayımlandı ve çeşitli illerdeki 19 alanı turizm merkezi olarak ilan etmekte ve ayrıca, mevcut 6 turizm merkezinin de tevsi ve tadilini öngörmekteydi.

Ben şahsen, bu kararı, Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra basına intikal ettiği için öğrendim. Araştırdım; turizm sektörünün bellibaşlı kuruluşları da, Turizm Yatırımcıları Derneği de -bana ifade ettikleri-TÜRSAB da, bu kararı, Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra öğrenmişler. Daha da vahimi, İstanbul halkının temsilcisi olan yerel yönetimler, gerek anakent belediyesi gerek ilçe belediyeleri de bu karardan, ancak yayımlandıktan sonra haberdar olmuşlar. Görülüyor ki, bu karar, çok sessiz biçimde alınmış bir karardır, kamuoyunda yeteri kadar tartışılmadan oluşturulmuş bir karardır. Oysa, demokrasilerde sürprize yer yoktur; demokrasilerde, her şeyin, önceden, kamuoyunun ve ilgili bütün kesimlerin tartışmasıyla oluşması gerekir; karar oluşma sürecinin bu açıklıkta yapılması gerekir.

Şimdi, kent imar planları var; biliyoruz ki, kentlerin gelişmesi için imar planlarının yapılması gerekli.

BAŞKAN – Sayın Karakaş, bir dakikanızı rica ediyorum; sürenizi durduruyorum.

Sayın milletvekilleri, bir değerli arkadaşımız değerli görüşler ifade ediyor; sükûnetle dinlerseniz -belki cevap verme ihtiyacı duyan sayın Hükümet üyesinin de bu sükûnetle takibe ihtiyacı var- faydalı olur diye düşünüyorum.

Buyurun efendim.

ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kent imar planlarını, aslında, dikkate almadan oralarda herhangi bir imar yetkisini hükümetlerin devralmaması gerekir. Tabiî, yasal mevzuatımızda bunun yeri var, bir dengesi de var. Yani, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına verilen yetki var, hükümete verilen yetki var; ama, örneğin imarla ilgili yasanın 9 uncu maddesinde bu gibi kararların, ilgili belediyelere ve kurumlara danışılarak, gerekiyorsa onlarla işbirliği yapılarak alınması ve uygulanması öngörülüyor. Anlaşılıyor ki, bu kararname hazırlanırken kent imar planlarından sorumlu belediyelere pek bilgi verilmemiş ve onlarla bu konuda bir görüşme, çalışma yapılmamış. Şehir planlamacıları, mimar-mühendis odaları, koruma kurulları, çevre-doğa dernekleri, az evvel söylediğim, Turizm Yatırımcıları Derneği gibi sektör dernekleri ve halk da bu karardan, sonradan haberdar oldu.

Bizim önerimiz, genelde bu yöntemden vazgeçmeliyiz. Gerek yasalar gerek kent halkını ilgilendiren bu gibi kararnameler sonuçlandırılmadan önce halka duyurulmalı, onların tartışmasına sunulmalı, onların katkısı alınmalıdır ki, bu yasa daha sağlıklı çıksın; vergi yasası için de bu geçerlidir, diğer bütün yasalar için de geçerlidir.

Ayrıca, gelinen bir nokta var, halkın bilgi alma hakkını yasal güvence altına almak istiyoruz; Hükümetimizin bu konuda çalışmaları olduğunu basından öğreniyoruz; ama, halkın bilgi alma güvencesini sağlarken, örneğin İstanbul’da halkın yıllardır kullandığı Kuruçeşme Parkının bir anda imara açılmasını karar altına alabiliyoruz. Yaz aylarında binlerce insan, halk oraya gidiyor, ben de gidiyorum. Düşünebiliyor musunuz, insanlar birden gazetelerde okuyorlar ki, çoluğuyla çocuğuyla kullandıkları park, imara açılmış ve üzerinde bir gökdelen, bir otel yükselecek...

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Hayır, hayır...

ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Aynen böyle... Sayın Başkan, Kuruçeşme Parkı bu kararınızın içerisinde; isterseniz sıra numarasını da söyleyeyim; genişçe bir yeşilalan da içinde. İstanbul Beşiktaş Kuruçeşme Turizm Merkezinin içerisinde benim kullandığım, birçok ailenin kullandığı park da, maalesef var.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Anlatacağım... Anlatacağım...

ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Düzeltildi karar, ona geleceğim biraz sonra; teşekkür de edeceğim.

Değerli arkadaşlar, tabiî, özellikle İstanbul’da, bu karara karşı büyük tepkiler oldu; belediyeler, çevre dernekleri, siyasî partiler, hepimiz tepki gösterdik. Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, Sayın Ketenci’nin başvurusuyla konuyu Danıştaya intikal ettirdik, yürütmeyi durdurma ve kararın iptalini istedik. 1990’da da benzer bir karar, hem Danıştay tarafından verilmiş hem de Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş.

Gerçekten, bu turizm alanları ilan edilirken, şu anda kullanıma açık olan yeşilalanların, parkların bu işin dışında tutulması gerekir; örneğin, Sarıyer Mavramoloz ormanlarının dışında tutulması gerekir, SİT alanlarının dışında tutulması gerekir; bunların dikkate alınması gerekir.

Turizmcilerin görüşü şu : Eğer, biz, elde kalan son yeşilalanları, parkları imara açarsak, bunları otelle ve beton yığınlarıyla doldurursak daha çok turist kazanma değil, turistleri kaybedebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERCAN KARAKAŞ (Devamla) –Pardon Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sürenizi uzattım efendim, buyurun.

ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O nedenle, eğer, turizme hizmet etmek istiyorsak, doğal çevreyi ve yeşili korumamız gerekir.

Değerli arkadaşlar, bugün İstanbul’da kişi başına, maalesef, 1 metrekare yeşilalan düşmektedir; Avrupa ortalaması 7 metrekaredir; ama, birçok Avrupa ilinde, örneğin, Berlin’de, 13,5 metrekaredir. Hal böyle iken, İstanbul’un 1 metrekare yeşilalanının dahi, turizm amaçlı bile olsa, imara açılmaması gerekmektedir.

Anlaşılıyor ki, birtakım insanlara çıkar sağlamak, menfaat sağlamak için, bu kararlar kamuoyunda, ilgili kurumlarda tartışılmadan çıkarılmaktadır.

Şimdi, Hükümet, bu kararını gözden geçirdi, revize etti; bunu, memnunlukla karşılıyoruz. 10 Şubatta Hükümete yönelttiğim soru önergesinde, zaten bu kararı revize edip etmeyeceklerini de sormuştuk; bunu memnunlukla karşılıyoruz; ama, sivil toplum örgütlerinin, çevrecilerin, ilgili meslek kuruluşlarının demokratik tepki vermesinden ötürü de onları kutluyoruz; gerçekten onların tepkisi sayesinde bu iş gerçekleşmiştir.

Şimdi, bizim önerimiz şudur: Bundan sonraki kararlar... Sayın Bakan bilgi verecekler, diğer 19 alan konusunda gelişme nedir bilmiyorum; ama, örneğin, içerisinde Bodrum var, Bodrum Yarımadası var; belediye başkanıyla konuştum, ilgili çevre dernekleriyle konuştum, onlar da rahatsızlar. İki gündür Bodrum’da bir sempozyum devam ediyor, bu konu ele alınıyor, yarın bir açıklama yapacaklar. Dolayısıyla, mademki Hükümet bu kararları revize ediyor, bence acele etmemeli, hepsini tek tek incelemeli; Bomonti’yi de, Atik Ali Paşa Yalısını da...

Atik Ali Paşa Yalısıyla ilgili bir şey söyleyeyim: Bugüne kadar, devlet 500 milyar lira -bana verilen bilgi- harcamış; burayı devlet konukevi yapacaktı; inşaat bitmiş, ince işleri var muhtemelen... Şimdi, Hürriyet Gazetesinde ilana baktım; kamu arazisi gibi, onun da ilanı çıkarılmış; binde 5, binde 1 cirodan para almak üzere. Orası bitmiş bir tesis, dünyada bir daha eşi olmayacak bir tesis.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karakaş, sürenizi ikinci kez uzatıyorum; lütfen...

ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

O nedenle, orasının da ayrıca değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum; çünkü, bitmiş. Otel olacaksa bile, artık otel olarak verilmelidir, açık artırmayla verilmelidir, devlete önemli bir kaynak getirebilir, yeniden değerlendirmelidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şöyle bitiriyorum: 2634 sayılı Turizmi Teşvik Yasası 1982’de çıkmış, 1986’da yürürlüğe girmiş; 20 milyon metrekare arazi turizmin hizmetine açılmış; maalesef, bunların içerisinde Ege ve Akdenizdeki, doğal ve antik SİT’ler de var. Artık, bu işi daha kontrollü yapmanın zamanı gelmiştir. Bu Yasa, esasen bir 12 Eylül yasasıdır; geçici 15 inci maddeye göre, Anayasaya aykırılığı ileri sürülememektedir; ama, 4 kez değiştirilmiştir, şimdi, bir kez daha değiştirilmesi gerekir; ama, olumlu yönde, çevreyi, doğal ve tarihî alanları korumak üzere değiştirilmelidir.

Biz, CHP Grubu olarak, bu konuda bir çalışma yapıyoruz, Bakanlığa da sunacağız. Kendi doğal ve tarihî zenginliklerimizi, çevreyi korumakla, turizme daha büyük katkıda bulunabiliriz diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karakaş.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Turizm Bakanı Sayın Gürdal; buyurun.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bana göre, konu, turizmi teşvikle ilgili Kanunun, bugüne kadar uygulanmasıyla ilgili bölümlerde, bize, hem turizm merkez alanı ilan etme hem de turizmle ilgili yaptığımız bu teşvikleri tekrar gözden geçirebilme imkânı tanıdığı için, Sayın Ercan Karakaş’ın yaptığı konuşmaya cevap vermek için huzurlarınızdayım; bu vesileyle, bütün Meclisi hürmetle selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, benim elimde bir kanun var; bakanlıktaki işleri de, bu kanun ve yönetmelikle yürütmem lazım. Bugüne kadar yapılmış olanlar var; bugüne kadar yapılmış olanlar, bize, 1997’de 10 milyona yakın turist getirmiş ve 7,5 milyar dolar turizm girdisi sağlamıştır -ki, minumum rakamdır- Türkiye’de vergi beyana tabi olduğu için, gelir de beyana tabi, turizmciler bize ne beyan ettilerse onu söylüyorum.

Şimdi, bu kanunu yapanlardan, bugüne kadar, bu kanundan yararlanarak, Türkiye’ye, hizmet eden her kişiden -hizmetin hasedi olmaz, taş üstüne taş konulduysa- Allah razı olsun; bunların içinde ebediyete intikal edenler var, onlara Allah rahmet eylesin.

Şimdi, düzeltilmesi gerekli olan konular elbet olabilir, onun yeri burası. Bir de, hakikaten yapılmış olan şeyler neye göre yapılmış, ona bir bakmamız lazım. Turizm merkez alanı ne demektir, Turizm Bakanlığı, merkez alanını nasıl çıkarır. Herhalde, kamuoyuna anlatıldığı kadarıyla, İbrahim Gürdal oturdu, işte şurayı turizm merkez alanı yapın, şurayı turizm merkez alanı yapın dedi, böyle anlatılıyor. Bu olmaz, bu, insafsızlık. Neden; turizm merkez alanı olabilmesi için, turizm merkez alanı olacak yerlerin müracaatı yapılıyor; bu, ben gelmeden önce yapılmış. Bu müracaatlar içinde şahısların kendi arazileri için müracaatı var, neden; belediyeye gidip ben oraya konut yapmayacağım, otel yapacağım dediği zaman; belediye, ben oraya otel yaptırtmam diyor. Sebeplerden dolayı diyebilir; çünkü, bunların içinden bir tanesi de, mesela İstanbul. İstanbul dört senedir, dört yıldızlı ve beş yıldızlı otelde yatak üstüne yatak koyamamış. Niye... Belirli konuları var. İşte, SİT alanı olan yerler var, Boğaziçinin yeşil koruma alanları var... Bunlar da kanun kapsamı dahilinde; bunlara hayır demiyoruz. Bizim, bu müracaatlarla ilgili önümüze de bakmamız lazım, proje de yapmamız lazım, 2000’li yıllarda, 2005 yılında Türkiye’nin turistik kapasiteli yatak sayısı ne olmalıdır, ne yapmalıyız? Gelirlerimiz de var. Artık, bizde turizm dediğimiz zaman, kıyı kenar çizgisinden 500 metre içeriye kadar, deniz, doğa, kumsal, güneş... Bu, turizm olmaktan çıktı demiyorum; ama, bu, bizim varlarımızdan bir tanesi. Oniki aya yayabileceğimiz kadar da korkunç bir turizm hazinesi var elimizde. Dinler tarihine beşiklik yapmış bir ülkenin adı Türkiye. Devletler tarihine beşiklik yapmış bir ülkenin adı Türkiye. Vatikan’ın vaki davetleri var. Bu davetlerde, Türkiye’de vazgeçilmez ilk 7 kiliselerinde hac faraziyelerini yerine getireceklerini söylüyorlar. Bunun için, Türkiye, 2000’li yıllarda, bunlardan, inanç turizminden bir pay alacaksa, bizim otel yapmamız lazım. Gelenleri, ağırlayıp, akşam evinize gidin yatın deme gibi bir hakkımız yok. Ee, ne yapacağız biz? Şahıslar belirli yeri yapamazsa, devletin yapacağı, turizm tahsis alanlarına çıkma konusu veya turizm merkez alanı ilan etme konusu... Bu konuyla ilgili müracaatlar Turizm Bakanlığında tek başına değerlendirilmiyor. Bakın, şimdi, teklifler hangi bakanlıklara gidiyor...

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – “Faraziyeler” üzerinde duruyor arkadaşlar!..

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Devamla) – Bir şey anlatmaya çalışıyorum ama... Müsaade eder misin... Bunu, düzgün öğrenirsek, düzgün de anlatacağız...(RP sıralarından “biz oniki ay müddetle imzaya koyduk beyefendi” sesi) Efendim, müsaade ederseniz anlatıyoruz işte.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – O kilisiler hac olmaz; oralar Hıristiyanlara hac yeri değil.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Devamla) – Konuyu oraya götürmenin hiç âlemi yok.

“Turizm bölgeleri, turizm alanları ve turizm merkezlerinin tespitinde; ülkenin doğal, tarihî, arkeolojik ve sosyokültürel turizm değerleri, kış, av ve su sporları ve sağlık turizmi ile mevcut diğer turizm potansiyeli dikkate alınır.” Bu, 4 üncü madde.

Bunlar dikkate alındıktan sonra, bu konu, hangi bakanlıklara sunulur, bir bakın: “Bakanlıkça belirlenip sunulan turizm bölgeleri, turizm alanları ve turizm merkezleri önerilerini incelemek ve görüşmek üzere, Bakanlığın Turizm Planlama ve Yatırım Dairesi Başkanlığının kontrolünde, Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Çevre Genel Müdürlüğü, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Kültür Bakanlığının ilgili ve yetkili temsilcilerinin katılmasıyla bir komisyon oluşur.

Bakanlıkça ilan edilmesi öngörülen turizm bölgeleri, turizm alanları ve turizm merkezlerinin mevki ve sınırlarını gösteren haritalar ve bunlara ilişkin açıklama raporlarını içeren bilgi ve belgeler, bakanlıklararası komisyonun toplantı tarihinden üç hafta önce, komisyon üyesi bakanlıklara iletilir ve komisyonun yapacağı toplantı tarihi bildirilir.”

Bunların hepsi yapılmış ve ilgili bakanlıklardan cevaplar alınmış; alındıktan sonra, bu alanlar Bakanlar Kuruluna sunulmuş ve Bakanlar Kurulundan sonra da, kanun çıkarma gereği itibariyle -ki, bu, kanunun gereği- Cumhurbaşkanına sunulmuş ve onaylanmış.

Bu kanunun içinde, demin de dediği gibi, SİT alanı varsa muhafazasına... Bu kanunun kapsamı... Zaten, kültürel değerlerin kenarında yapılmalı ki, yapılan o kültürel değerleri, gelenler hem kullansın hem o kültürel değerleri kullanılsın. Bu kanundan başka maksat çıkarmak, turizmden siyaset ummak demektir; ama, turizmden siyasetin umulmaması lazım, beklenilmemesi lazım.

Eğer, bu kanunda yapılacak tadilat varsa, değişiklikler varsa, getirelim onu ve biz, burada, hem kanundaki tadilatları hem de değişiklikleri yapalım. Bu, o günün şartlarına göre hazırlanmış bir kanun; ama, ben, ancak bu kanunla yapmak mecburiyetindeyim bunu. Niçin; hakikaten, 2000’li yıllara giderken, turizmin 2000’li yıllardaki politikasını ortaya koymamız lazım. “1998’de 12 milyon turist bekliyorum” diyorum ve bunları, belirli verilerle söylüyorum. Kaldı ki, Sayın Karakaş, demin dedi ki: “kimseye haber verilmemiş.” Burada, bu kadar, 12 tane bakanlık var, Genelkurmay Başkanlığı var, Devlet Planlama Müsteşarlığı var; yani, başka nereye haber verilecek!..

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Meclise haber verilmesi lazım.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Devamla) – Bunlar, buraya getirilip, kanun olurken, bu kanunlara hayır diyebilme hakkı, artı, bunların tartışılabilme hakkı burada mevcut. Ben yedi sekiz aydır Turizm Bakanlığı yapıyorum ve benim zamanımda şuralar, şuralar merkez alanı yapılacak mı yapılmayacak mı diye hiç söylenmedi. Ben hazır bir yer buldum, elimde buldum bunu; bunlar, sizin zamanınızda sorulmuş, biz de bunları çıktık. Yine söylüyorum, bunların içinde çevre, SİT alanları, arkeoloji, ekolojik denge... Süleymaniye çıkılmış zamanında, herhalde camiye kimse dokunmadı orada, dokunamaz da zaten. Bunları şunun için söylüyorum: Bu çıkılan alanlarda -bunu mühendis arkadaşlar, mimarlar, imar hukukundan anlayanlar ve belediye başkanları çok çok iyi bilirler- muhafaza edilen yerlerin yıkılıp da yerine otel, motel, pansiyon yapılması diye bir şey yok. Bu olayı çarpıtmanın alemi de yok.

Bu vesileyle, kamuoyunu ve Meclisimizi bilgilendirmesi bakımından bana bu söz hakkını doğuran Sayın Ercan Karakaş’a çok teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

2. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesi ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un cevabı

BAŞKAN – Sayın Ali Rıza Gönül, Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesi ve alınması gereken tedbirler konusunda gündemdışı söz istemiştir.

Buyurun Sayın Ali Rıza Gönül.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin malumu olduğu üzere, özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında çevre temizliği büyük bir önem kazanmıştır. Toplumlar, ülkeler, özellikle, geleceğimiz açısından, dünyanın geleceği, insanlığın geleceği açısından doğanın korunması ve çevre temizliğinin önemini vurgulamış, ülkelerarası toplantılar ve sözleşmeler dahi yapılmıştır. Özellikle bugün, ses kirliliğinden tutunuz, doğanın temizliği, göllerin ve nehirlerin kirlenmesinin önlenmesi, ülkemiz açısından da, milletimiz açısından da büyük bir önem arz etmektedir.

Bakıyoruz, Türkiye’de bu topraklara can veren, Anadolu toprağına can veren nehirlerimiz süratle kirlenmekte; bu kirliliğin sonucu, toprağın sağlığı bozulmaktadır. Gediz Nehri SOS veriyor, Sakarya Nehri hakeza, Kızılırmak Nehrimiz kirlenme boyutunda büyük bir gelişme arz etmiş ve özellikle bugün üzerinde duracağım Büyük Menderes Nehri -üzülerek ifade edeyim ki- elden çıkmak üzeredir. Tabiî ki, konu sadece Büyük Menderes Nehri değil; ifade ettiğim gibi, Anadolu’daki bütün nehirler kirlenmektedir; ama, bugün, kirlilik boyutunun en yüksek orana vardığı nehir Büyük Menderes Nehridir.

Hepimiz biliyoruz ki, Büyük Menderes havzası, sadece bölgenin değil, ülkemizin en verimli topraklarını kapsamaktadır. Binlerce çiftçi ailesinin karnını doyurduğu, geçimini sağladığı, çoluk çocuğunun iaşesini temin ettiği; binlerce çiftçi ailesinin yaşamasına imkân veren Büyük Menderes havzasına Büyük Menderes Nehri can vermekte, hayat vermekte; ama, bu nehir son yıllarda gerek kentsel gerekse sanayi atıklarının, sorumsuzluk içerisinde, hem bu nehre hem de bu nehre ulaşan yan derelere akıtılması, atılması sonucu, artık, bu toprakları sağlıklı şekilde sulama imkânını kaybetmiş bulunmaktadır. Üzülerek ifade ediyorum ki, Büyük Menderes Nehrinden sulanan arazilerdeki güzelim narenciye bahçeleri kurumaktadır, sebze bahçeleri kurumaktadır, pamuk fideleri kurumaktadır ve Büyük Menderes havzasında ziraat yapma imkânı kalmamaktadır. Toprağın sağlığı o denli bozulmuş ki, olay, sadece toprağın sağlığının bozulmasıyla kalmamış, o nehrin etrafında ziraat yapan insanların sağlığı kaybolmuştur; son yıllarda, özellikle cilt hastalıklarında, ölümcül hastalıklarda büyük bir artış gözlenmektedir.

Tabiî ki, sadece sanayi atıkları, kentsel atıklar değil, bunların yanında bir de bor maddesi var. Aydın İli Kuyucak İlçesinin Kızıldere Köyünde, 1 megavatlık bir termik santral var. Türkiye Elektrik Kurumu, bu termik santraldan çıkan buharın tekrar reenjeksiyonu konusunu, bundan birkaç sene evvel programına almıştı; zannediyorum, uygulama devam ediyor. Bor ve sanayi atıkları ile kentsel atıklar, bu güzelim nehri artık işe yaramaz hale...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gönül, efendim...

ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen... Bir konuya daha değineceğim...

Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, bölge çiftçileri, 14 Şubat günü demokratik bir tepkide bulundular, sessiz bir yürüyüş düzenlediler. Bu insanlar, sanayileşmeye karşı değil; ama, haklı olarak, karınlarını doyurdukları toprakların da ellerinden çıkmasını istemiyorlar. Bu insanlar, büyük bir sorumluluk içinde, gelecek nesillere de bu toprakların devredilmesini istiyorlar; tüzüklerin, kanunların ve yetkilerin kullanılmasını istiyorlar; bu toprakların, yine, bu ülke ekonomisine yararlı olarak devamını istiyorlar ve Sayın Bakandan, mülkî amirlerden, bu suyun kirlenmesinin önüne geçilmesini istiyorlar. Bu insanlar, çocuklarının nafakalarını, geleceklerini düşünmektedirler; gelecek nesilleri düşünmektedirler. Bu tepkilerini de yürekten desteklediğimizi, özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Bakan, konu üzerinde ciddiyetle durduğunuzu biliyorum; ama, verilen emirlerin alt kademelerde uygulanmadığını ve savsaklandığını üzülerek müşahede ettiğimizi de buradan ifade etmek istiyorum. Organize sanayi bölgeleri, şehirler, mutlak surette arıtma tesislerini kurmalıdırlar. Kurulan arıtma tesislerinin, mutlaka, çalışması temin edilmelidir; özellikle, bu işin denetimi, mutlak surette yerine getirilmeli ve yapılmalıdır. Onun için, özellikle, bölge insanı, sizden, mülkî amirlerden, görevlilerden, yasaların uygulanmasını beklemektedirler, denetimlerin devamlılığını beklemektedirler.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gönül, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Çevre Bakanı Sayın Aykut; buyurun efendim.

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, burada, Ege havzasının çevre sorunlarını dile getiren sayın milletvekili arkadaşıma, huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Çevreye duyarlık gösteren bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; çünkü, bu konu, hakikaten çok hayatî bir konudur. Türk toplumunun ve Türkiye’nin geleceğini tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Biraz evvelki konuşmaların hepsine aynen katılıyorum ve de kendilerine ilave bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de su kaynaklarına duyulan ihtiyaç giderek artarken, sınırlı olan su kaynakları üzerindeki kirlilik de, aşırı tüketim ve savurganlık baskıları altında, giderek artmaktadır. Ülkemiz nüfusunun yüzde 15’ini, istihdamın yüzde 14’ünü ve ihracatın da yüzde 15’ini gerçekleştiren ve dinamik bir büyüme trendi çizen Ege Bölgemiz, aynı zamanda, başta su kaynaklarının kirlenmesi olmak üzere, yoğun çevre sorunlarının yaşandığı bir bölgedir. Bölgede yer alan Menderes ve Gediz havzalarındaki kirlenme, son yıllarda ileri boyutlara ulaşarak, çevreyi ve halk sağlığını tehdit etmeye, tarım alanlarında verim düşüklülüğüne, ülke ve bölge ekonomisine büyük zararlar vermeye başlamıştır.

Aşağı yukarı 25 bin kilometrekarelik alana sahip olan Menderes havzası drenaj sahasında, Aydın ve Denizli İllerimizle, Uşak İlinin önemli bir kısmı yer almaktadır. Büyük Menderes Nehrinin hayat verdiği havza, ülkemiz tarımsal ürün potansiyeli, verimli, geniş, sulanabilir ovaları ve doğal zenginlikleri bakımından, Türkiye’nin en önde gelen havzalarından biridir.

Büyük Menderes Nehrinin Ege Denizine ulaştığı kıyılarda, 30 kilometre uzunluğunda da bir delta oluşmaktadır. Çok çeşitli tür ve sayıda kuşların barındığı delta, 1994 tarihinde millî park statüsüne alınmıştır. Ayrıca, havzada yer alan Bafa Gölünde, başta su ürünleri olmak üzere, çok çeşitli ekolojik zenginlikler vardır.

Şimdi, bu önemi nedeniyle, tarafımızdan, havzada bir çalışma başlatılmıştır ve bu çalışmanın şu anda çıkan sonuçlarında net olarak görülmektedir ki:

1- Büyük Menderes Nehri ve kollarındaki su, son derece kirlidir.

2- Havzadaki yeraltı su kaynaklarında çok önemli kirlilikler tespit edilmiştir.

3- Buradaki tarım topraklarının önemli ölçüde kirlendiği ve verim düşüklüğüne uğradığı ortaya çıkmıştır. Kirlenmenin, Bafa Gölü ve Menderes deltasındaki ekolojik zenginlikleri de son derece olumsuz etkilediği, yine bu çalışmanın sonunda ortaya çıkmıştır.

Zaten, biraz önce, sayın milletvekilimizin de ifade ettiği gibi, Türkiye’de ilk defa çiftçiler eylem yapıyor. İlk defa çiftçiler yürüyüş yapıyor. Ergene havzasındaki çiftçiler yürüyor, Ege havzasındaki çiftçiler yürüyor, Çukurova havzasındaki çiftçiler feryat ediyor. Geçen hafta, hem Ergene çiftçileri hem Ege çiftçileri hem Çukurova çiftçileri Bakanlığa gelmişlerdir; üzüntülerini, sıkıntılarını, dertlerini anlatmışlardır. Bunlar, 26 bin imza toplayarak gelmişlerdir. İlk defa, çiftçiler imza topluyor. Artık, bizim, gözümüzü açmamız lazım. Bu olay, çok ciddî bir boyuta ulaşmıştır; tedbirleri için, hep birlikte el ele vermemiz lazım.

Şimdi, burada, biz, bunları önlemek için neler yapıyoruz:

Bir defa, Yukarı Menderes havzasında Uşak İlimiz mevcuttur. Maalesef, Uşak İlimizin çok büyük kabahatleri vardır; çünkü, Uşak İlimizin organize sanayi bölgesinin atıksuları, olduğu gibi, Gediz Nehrine; Uşak İlimizin şehir kanalizasyon suları ve deri işletmelerinden çıkan o korkunç sular ile şehir içindeki diğer endüstri kuruluşlarının atıksuları da, Büyük Menderes Nehrine akmaktadır. Dolayısıyla, Uşak İlimiz, maalesef, çok büyük ölçüde Ege havzasını kirleten bir konuma gelmiştir.

Aşağı Menderes havzasına gelince; burada da, Denizli Organize Sanayi Bölgesi, Denizli Deri İşletmeleri, tekstil ağırlıklı çok sayıdaki fabrikalar (Nazilli Sümerbank, KÖYTAŞ, Selkim ve Aydın tekstil fabrikaları) vardır. Bunlar da Aşağı Menderes havzasını kirletmektedirler.

Görüyorsunuz, Yukarı Menderes havzası bir şekilde kirleniyor, su aşağıya geliyor, orada da çok aşırı bir kirlenmeye tabi oluyor.

Yine, bahsedildiği gibi, bor kirliliği, jeotermal enerji üretiminden dolayı, çok ciddî boyutlardadır ve 98 derecelik su, bu nehre boşaltılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bunlarla ilgili olarak, aylardan beri, hepinizin farkında olduğunu zannettiğim, büyük bir çabanın içerisindeyim. Önce, ikazlarda blunduk, yazılı ihtarlarda bulunduk; arkasından, para cezaları verdik. Para cezası verdiğim, ihtarlarda bulunduğum ve sonunda da, maalesef, kapatma kararları verdiğim yerlerin listesi buradadır. Bugüne kadar, hiçbir şekilde başvurulmayan bu kadar geniş kapsamlı kapatma cezalarını vermekten imtina etmedim, her şeyi göze aldım, bu havzada bulunan 165 işyerine kapatma cezası verdim.

Önce çok direndiler, gelmek istemediler, araya valiyi koydular, vesaire; ama, biz, buna, maalesef, hiçbir şekilde olumlu yanıt veremediğimiz için, Ankara’ya geldiler; burada belirttiğim tarihlerde bu işi artık yapacaklarına dair bize taahhütte bulundular. Bu taahhütlerine göre, bu yıl içerisinde, mutlaka, Uşak İli ve çevresi ile Denizli İli ve çevresindeki arıtma tesisleri tamamlanacaktır. Ancak, sene sonuna kadar bekleyelim de, tamamlamamışlarsa kapatalım demiyorum. Biz, bunlardan, iş program planlarını, termin planlarını istedik “önce projenizi getirin, bakalım, görelim, inanalım” dedik. Sonra -o proje süresi bittikten sonra- diğer çalışmalar devam ediyor mu diye bunları denetlemeye devam ediyoruz arkadaşlar.

Bu arada, son derece önemli bir çalışma daha başlattık; Fransız - Türk ikili işbirliği anlaşması çerçevesinde, Ege havzasındaki su yönetimiyle ilgili bir proje çalışması başlattık. Bu çalışmanın sonunda -buradaki ana sorunu elbette biliyoruz; ama- bu sorunun, hem stratejik eylem planları çıkacak hem en etkili ve süratle alınacak tedbirlerin hangileri olduğu ortaya çıkacak ve diğer ülkelerin, havza yönetimi, su yönetimi tecrübelerinden de yararlanmış olacağız.

Her ne kadar, bu çalışmanın onsekiz aylık bir süre gerektirdiği söylendiyse de, ben onsekiz ay bekleyemeyeceğimizi; çünkü, çevrenin kirlenmesinin bizi beklemediğini söyledim. O nedenle, bunun, mümkün olabildiğince kısa sürede tamamlanması için, bu çalışmaları zorluyorum. Bu çalışmalar, Uluslararası Fransız Su Ofisi ile bizim elemanlarımız arasında başlatılmıştır, devam etmektedir; ortaya çıkacak sonuçlar, burada kirliliği önleme bakımından bize son derece doğru yollar gösterecek, stratejik hedefler ve bir yönetim planı olacaktır.

Ege havzası üzerinde son derece hassasiyetle durduğumu bir kere daha vurgulamak istiyorum; çünkü, bu havza, bu toplumu besleyen en önemli havzaların başında gelmektedir. Buradaki tarım topraklarını kurtarmaya mecburuz, bencillikten vazgeçmeye mecburuz. Sanayileşelim, elbette; ama, her isteyen, her aklına geldiği yerde sanayi kurmamalıdır; artık, istenilen her yerde organize sanayi bölgeleri kurulamayacağını herkes anlamalıdır.

Bunun dışında, organize sanayi bölgelerinin, atık su arıtma tesislerini yaptırmaları için, birçok yerden, son derece makul krediler temin etmiş bulunuyorum. Bu hususu bütün valiliklere yazarak bildirdim, sayın milletvekillerimize de buradan duyuruyorum. Hem fizibilite için hem proje için krediyi de temin etmiş bulunuyorum. Eğer, bölgelerinizde, arıtma tesisi olmayan organize sanayiler varsa veya toplu halde, bir arada sanayilerin olduğu yerler varsa, lütfen, bunların yöneticilerinin bize başvurmalarını temin edin; çünkü, buralarda yapacakları arıtma tesislerine hem son teknolojiyi getirebilmeleri açısından hem de finansman açısından kendilerine destek verebileceğimizi ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Ayrıca, ayın 27’sinde İzmir’de olacağım ve bu nehirlerin deltalarını da bizzat görmek üzere bir program yapmış durumdayım. 27 Şubat günü, ben, bütün milletvekili arkadaşlarımızın -eğer vakitleri müsaitse- İzmir’deki toplantımıza katılmalarını da buradan ifade ediyorum ve kendilerini davet ediyorum. Bu toplantıya bütün işçi kuruluşları katılacaklar, bütün çiftçi kuruluşları katılacaklar, bütün esnaf kuruluşları katılacaklar; ayrıca, sanayi odaları, ticaret odaları -havzadaki illerin de olmak üzere- katılacaklar; çünkü, herkes bu işe destek vermek mecburiyetindedir. Aksi halde, Ege’yi kaybedeceğiz.

Burada, tehlike çanlarının çaldığını bir kere daha ifade ediyor; hepinize çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımız kürsüden inmeden bir cümle söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Bir açıklık getirmek istiyorum. Denizli Organize Sanayii, arıtma tesisini yapmıştır. Bunu bilgilerinize sunuyorum. Ayrıca, basma sanayii de yapmıştır. Yani, Denizli’yi buradan çıkarırsak memnun olacağım.

Bir hususu da sormak istiyorum. Her bakan kapatma kararı veriyor; ancak, işleme konulmuyor. Acaba, kapatmayla ilgili uygulamanız var mı? Kararı var; ama, uygulama var mı diye soruyorum.

Teşekkür ederim.

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Biraz evvel ifade ettim, sizi tatmin etmek üzere. Biz, kapatma kararını verip beklemedik; kapatma kararını verdik, Ankara’ya geldiler ve bütün basının huzurunda taahhütte bulundular; ama, bu taahhüt “tamam, biz şu tarihte yapıyoruz” şeklinde değil, biz bunu kabul etmiyoruz. “Evet, 1998 yılının sonuna kadar yapacağım” diye taahhütte bulunduysa, bize, o zamana kadarki termim planını da sunuyor; diyor ki: “Bir ay sonra size projeyi getireceğiz; ondan sonraki bir ay içinde şuraya kadarını tamamlayacağız.” Bu şekilde de takipte bulunuyoruz. Eğer, bu arada, bu termim planına uymadığını görürsek, o zaman, gerçekten bu işyerleri kapatılacak. Kimse kusura bakmayacak.

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, bir şey arz edebilir miyim? Sayın Bakanın, çok titizlikle konunun üzerinde durduğunu gördüm...

BAŞKAN – Sayın Gönül, böyle bir usulümüz var mı?! Büyük bir müsamaha içerisinde yürüyelim istiyorum; ama...

ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Bir konuya değinmek istiyorum.

Sayın Bakan, önemli olan, arıtma tesislerinin çalıştırılması; çalıştırmıyorlar. Onun için, sizden, bunun denetlenmesini özellikle istiyoruz.

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Doğru; bu sözde de doğruluk payı var.

Sayın Başkan, müsamahanıza sığınıyorum.

BAŞKAN – Efendim, bu yapılan iş değil!

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Evet, çalıştırmadıklarını biliyorum. Bu sebeple, Enerji Bakanıyla görüştük, mutabakat sağladık. Arıtma tesislerinde kullanılan elektrik enerjisi, yüzde 25 daha ucuz fiyatla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – ...kullanılacak; arıtma tesislerine ayrı elektrik saati konulacak ve buralarda kullanılan enerji yüzde 25 daha ucuz olacak. Hatta, ben, kendisine, daha da teşvik edici olabilmek için “mümkün mü biraz daha çalışma yapsanız da, bunu biraz daha aşağıya indirseniz” diye ikinci bir teklifte daha bulundum.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edeyim efendim.

Sayın Polat, buyurun.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Sayın Başkan, bölge milletvekili olarak bir cümle de ben kullanmak istiyorum.

Sayın Bakanımız, bugüne kadar yapılanları ve bundan sonra yapılacakları ifade ediyorlar; ancak, bütün bu yapılanlar -gelinen son nokta, bıçağın kemiğe dayandığı noktadır- demek ki, hiçbir müspet netice vermemiştir. Bölgedeki...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, bir dakikanızı rica edeyim Sayın Güney.

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Ben, olayı, bıçağın kemiğe dayandığı noktada devraldım, ne yapayım. Bıçak kemiğe dayanmış, ben de o sırada bakan olmuşum.

BAŞKAN –Sayın Polat, bir cümle... Ne ise... Usulü zorlamayalım lütfen.

Buyurun.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – Zorlamıyoruz efendim.

Şimdi, burayı kirleten müesseseler, maalesef, kendilerine dayatılan temizleme, arıtma tesislerini kurmuş olmalarına rağmen, hafta içerisinde, bu arıtma tesislerini çalıştırmamakta, hafta sonunda tatili fırsat bilip, cumartesi pazar günleri, bütün bir hafta topladıkları bu kirli maddeleri, maalesef, bu suya aktarmaktadırlar. Bunun önlemi bu şekilde alınmamakta. Bugüne kadar yapılanlar maalesef, bu yönde müspet netice vermemiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Polat.

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Doğru.

BAŞKAN – Tamam efendim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Böyle bir usul var mı efendim? Soru cevap usulü var mı? Bir Sayın Bakan gündemdışı konuşmaya cevap veriyor. Ben böyle bir şey görmedim.

BAŞKAN – Sayın Güney, biz, bu Meclisi çalıştırmak istiyoruz.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Ona inanıyoruz; ama, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – Rica ediyorum, müsaade buyurum.

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Çevreye gösterdikleri duyarlılık için milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, izin verirseniz bir soru da ben sorayım, siz Çevre Bakanısınız. (Gürültüler)

Müsaade buyurun efendim.

Sayın hatip burada konuşurken, hatibi dinlemek varken gereksiz yere aralarında yapılan konuşmalardan bu atmosfere yayılan sesler çevre kirlenmesi sayılıyor mu, sayılmıyor mu?

ÇEVRE BAKANI İMREN AYKUT (Devamla) – Sayılıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, o zaman, lütfen bir çare bulun.

Teşekkür ediyorum.

3. – İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, İstanbul’da minibüsle taşımacılık yapan esnafın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun cevabı

BAŞKAN – Refah Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin, minibüsçü esnafıyla ilgili olarak konuşacaklar. (RP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şahin.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Muhterem Başkan, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Efendim, huzurunuzda bulunmamın sebebi, geçimini toplutaşımacılıkla sağlayan binlerce esnafımızın içerisinde önemli bir yekûn tutan, İstanbul’da faaliyet gösteren minibüsçü esnafımızın bir sorununu gündeme getirmek ve çözümüne yardımcı olmaktır.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, ülkemiz, kalkınma sancıları içerisinde bulunan bir ülkedir; sorunlarımız vardır, çözüm bekleyen problemlerimiz vardır. Enflasyon, hayat pahalılığı, insan hakları ihlalleri, demokrasideki sıkıntılarımız, büyük şehirlerdeki trafik sorunu bunların başında gelmektedir; ama, hemen şunu belirteyim ki, sorununu buraya getirip, bizden çözümüne yardımcı olmamızı isteyen arkadaşlarımızın değinmemiz gereken sorunu bunlardan biri değildir; çünkü, bizim insanımız, esnafımız, toplumun her kesimindeki insanlarımız, bir gün, tam bir demokrasi anlayışı içerisinde, liyakatli ve layık yönetimlerin gelerek bu sorunları çözeceğini sabırla bekleyebilirler, beklemekteler ve tepkilerini bu nedenle frenleyebilmektedirler; ancak, bizim insanımızın, özellikle esnafımızın, şimdi sorunlarını buraya getirmiş olduğum şoför esnafımızın tahammül edemeyecekleri bir şey vardır; o da kanunsuzluktur, o da suiistimaldir, o da aslanın ağzından almaya çalıştıkları ekmeğine haksız yere el uzatılmasıdır.

Ne demek istiyorum; şunu söylemek istiyorum değerli kardeşlerim: Bilindiği gibi, büyük şehirlerimizde ticarî plaka tahdidi vardır; ancak, 1986 yılında, 10553 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, ticarî plakaların nasıl tahsis edileceği tayin edilmiştir. Nitekim, aynı yıllarda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda da bir değişiklik yapılmış, daha önce otobüs statüsünde olan, 11 ilâ 14 kişi arasında yolcu taşıyan vasıtalar da minibüs sınıfına dahil edilmiş ve böylece, illerdeki il trafik komisyonları da, bu minibüslere (M) serisinden ticarî plakalar vermiştir.

Hal böyle iken, daha sonraları, 1986 yılında, birtakım kişiler, kanunun çıktığından haberi olmadığını ileri sürerek, yeniden (M) serisi ticarî plaka talebinde bulunmuşlar. Tam on yıl sonra, 1996 yılında, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valiliğine bir yazı göndererek, bu insanların da mağduriyetlerine bir çözüm bulunmasını istemiş. Bunun üzerine, İstanbul İl Trafik Komisyonu, toplanarak, İstanbul Minibüsçüler Odasından mağdurların listesini istemiş, bu liste gelmiş -219 kişilik bir listedir- bu listede ismi yazılı olan herkese (M) serisi ticarî plaka verilmiş ve çalışmaya başlamışlar.

Peki, daha sonra ne olmuş; birtakım şikâyetler üzerine, İstanbul Minibüsçüler Odasından gelen bu listeyle, plakalar, gerçek hak sahiplerine değil, özellikle Minibüsçüler Odası Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin yakınlarına, bu konuda hiçbir ihtiyacı olmayanlara, hatta, yönetmelikte ve kararnamede ticarî firmalara verilemeyeceği yazılı olmasına rağmen, birtakım firmalara verilmiş ve hatta, minibüslere verilecek bu plakalardan traktöre verilmiş, kamyonlara, kamyonetlere ve köfteci arabasına verilmiş.

Bunlar ortaya çıktıktan sonra, bu şikâyetler üzerine, aşağı yukarı 34 gün sonra, 16 Mart 1996’da, İstanbul İl Trafik Komisyonu, yeniden toplanarak, bu plakaların tamamını iptal etmiş; ama, aradan iki yıl geçmiş, bu plakalar -minibüsler hâlâ İstanbul’da çalışıyorlar- toplatılmıyor. İçişleri Bakanlığı müfettişleri olaya el koymuş. Birbuçuk ay önce, İstanbul Valiliğine İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin raporu gitmiş; bu plakaların toplanması ve hatta, bu suiistimali yapan kişilerin -ki, 10’a yakın kişidir- Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi gereğince görevi kötüye kullanmaktan haklarında soruşturma açılması istendiği halde, şu ana kadar bir işlem yapılmamış.

Bakınız, haksız yere tahsis edilen bu plakaların şu anda piyasadaki rant değeri, 4 trilyon lira civarındadır. Şimdi, İstanbul’daki şoför esnafı, özellikle minibüs esnafı kardeşlerimiz, Sayın İçişleri Bakanımızdan bu konuya eğilmesini beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkan, 2 dakika daha süre rica edebilir miyim...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

...bu plakaların toplatılmasını, müfettiş raporunda ifade edilen sorumlular hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını beklemektedir. Hemen şunu da söyleyeyim: Şoför arkadaşlarımızın bir bölümü, bir sayın bakanın koruması sebebiyle bu plakaların toplatılmadığı inancındadır -ben, böyle bir inancı, kanaati, kesin delillere dayanmadığı için, söylemek istemiyorum; ama- bir sayın bakanın, bu şoförleri veya bu tahsis yapılan kişileri koruduğu inancındadır. Sayın Güney İçişleri Bakanıyken bu konu kendisine de intikal etmiş -şoför arkadaşlar bana da geldi- kendisi büyük bir duyarlık göstermiş; ama, o arkadaşların bana ifadesine göre -oda başkanlarının- bir bakan arkadaşla benim aramı açmayın düşüncesiyle yardımcı olamayacağınızı söylemişsiniz. Bu, bana bildirilen bilgidir.

Şimdi, Sayın Başesgioğlu -kendileri burada değil; ama, bakan arkadaşları var- eksik olmasınlar, sabahleyin, danışmanı vasıtasıyla beni aradılar, konuyu öğrendiler. İçişleri Bakanımızın bu konuya eğileceğini, bu plakaları toplatacağını, bir haksızlığa son vereceğini, bu suiistimali yapanlarla ilgili olarak da savcılığa suç duyurusunda bulunma konusunu takip edeceğini zannediyorum, buna inanıyorum ve bu temenniyle hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum efendim. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ediyorum.

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in konuşmasında, isminden de bahsederek beyan ettiği hususların bir kısmında eksik ve yanlış taraflar olduğu iddiasıyla konuşması

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güney.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Mehmet Ali Şahin, ismimden de bahsederek bir beyanımı burada ifade ettiler. Beyanın bir kısmı doğrudur; ama, eksik ve yanlış tarafı vardır. İzin verirseniz tavzih etmek istiyorum; çünkü, ismimi kullandılar. Görev yaptığım sıradaki bir işlemdir. Bir açıklama getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Tabiî; ama, orada mümkinatı yok mu efendim?

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Kürsüden daha kolay olur.

BAŞKAN – Peki, buyurun, bir açıklık getirin. Sayın Şahin’in nezaketle ifade edebilmek için nasıl gayret sarf ettiğini birlikte gördük.

Bir yanlış anlaşılmayı giderme niyeti vardır; buyurun.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlarım; ben, bu önemli konuyu Meclise getirdiği için Sayın Mehmet Ali Şahin’e teşekkür ediyorum. Doğrudur; İstanbul’da, bu, yeni bir olay değildir, aşağı yukarı beş yıllık bir olaydır. Bu (M) plakası denilen, minibüslerle ilgili bir yolsuzluk olayı, daha doğrusu iddiasıdır ve Sayın Şahin’in dediği rakam da doğrudur, trilyona varan bir olaydır.

Ben, İçişleri Bakanlığım zamanında, bu konunun üzerine hassasiyetle gittim, araştırma ve soruşturma başlattım. Bu araştırma ve soruşturma, 53 üncü Hükümet görevden ayrıldığı sırada devam ediyordu; ondan sonra çok yakın bir takipte bulunamadım, ne olduğunu bilmiyorum. Burada, asıl, Sayın Şahin’e şu cevabı vermek istiyorum: O zaman herhangi bir bakan arkadaşımın bana bir baskısı veya bir isteği veyahut da bu işe karış, karışma diye bir telkini olmamıştır. Belki, oradaki esnaf arkadaşlarım, dolaylı olarak, böyle, karine yoluyla bir şey çıkarmışlardır.

Herhangi bir arkadaşımın zan altında kalmaması için söz aldım. Bana bu açıklama fırsatını verdiği için de Sayın Başkana teşekkür ediyorum, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. Umut ediyorum ki, bundan sonra -yani, şu dakikadan sonra- bu konunun geri kalan kısmı ortaya çıkar, açıklanır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güney teşekkür ediyorum.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)

3. – Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, İstanbul’da minibüsle taşımacılık yapan esnafın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına cevabı (Devam)

BAŞKAN – Son gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Adalet Bakanı Sayın Sungurlu; buyurun.

ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin’in, İstanbul minibüsçüleriyle ilgili gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım.

Sayın Şahin, meseleyi çok vazıh olarak ortaya koydu. Bu söyledikleri hadiselerin tamamı gerçektir; tabiî ki, o değerlendirmeleri dışında. Minibüsçülerle ilgili söylüyorum. Yalnız, bir hususu, Sayın Şahin, herhalde, tabiî zaman itibariyle, takip etme şansına sahip olamadı. Bu 219 minibüs plakasını, Minibüsçüler Odası vermiş ve hak sahiplerine değil yakınlarına vermiş. Bunun üzerine, İçişleri Bakanlığı, bu plakaları iptal etmiş; ancak, iptal edilen bu plakaların sahipleri idarî yargıya başvurmuşlar, bu 219 kişiden 190’ı davayı kazanmış ve plakalarını tekrar geri almışlar. Buna rağmen, 29 tanesi, ya davayı kazanamamış ya gününde açmamış; onun dışındaki 190 kişi bu plakaları almış.

Tabiî, bu minibüsçüler, çeşitli dernekler vasıtasıyla, gerek İstanbul Valiliğine gerek İstanbul belediyelerine gerekse zaman zaman bakanlıklarımıza gelmekteler, problemlerini aksettirmektedirler. 10 milyon nüfuslu İstanbul’da, birçok yanlışlık ve kaçak olayı olduğu doğrudur. Zaman zaman, bu hatlarda belediye ihaleleri yapılmakta, o ihaleler şikâyet konusu yapılmakta ve İçişleri Bakanlığı, bütün bunları takip etmektedir. Şu anda da, bazı yanlışlıkların yapıldığı kanaati İçişleri Bakanlığınca kabul edilmekte, en azından öyle olduğu zannedilmekte, üzerine gidilmektedir.

Büyük bir şehir olan İstanbul’da, bu yanlışlıkların günbegün takip edildiğinin ve birçoğunun da halledildiğinin, ama, yenilerinin de zuhur ettiğinin; zaman zaman, mahallî belediyelerin de bu problemde rolleri olduğunun; ancak, söylediğim gibi, mahkeme kararıyla, bu 219 kişiden 190’ının plakalarının geri alınmış olduğunun da bilinmesini ve Sayın Mehmet Ali Şahin’e de bize bu fırsatı verdiği için teşekkür ettiğimi Yüce Meclise saygılarla arz ediyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bu plakalarla ilgili, idarî yargıda davalar açılmış, önemli bir kısmı reddedilmiş, bir kısmı kazanılmış; ancak, Danıştay 8 inci Dairesinin o yargı kararlarını bozan kararı burada; o nedenle, henüz yargılama bitmemiştir. Bu plakalar zaten iki yıl önce verilmiş, hâlâ kullanılmaya devam edilmektedir; yargı sonucunda verilmiş plakalar değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; sırasıyla okutup bilgilerinize arz edeceğim:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Gürcistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’e, dönüşüne kadar, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1311)

16 Şubat 1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

17 Şubat 1998 tarihinde Gürcistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2. – Almanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Cavit Kavak’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1312)

17 Şubat 1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 18 Şubat 1998 tarihinde Almanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

3. – Slovakya Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1313)

17 Şubat 1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

“Avrupa Entegrasyonu Çerçevesinde Avrupa’da Kültürel Mirasın Korunması” konulu konferansa katılmak üzere, 18 Şubat 1998 tarihinde Slovakya Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü S. Gürel’in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

4. – Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’na, dönüşüne kadar, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1314)

17 Şubat 1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 19 Şubat 1998 tarihinde Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu’nun dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

leyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

5. – Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Işın Çelebi’ye, dönüşüne kadar, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1315)

17 Şubat 1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 19 Şubat 1998 tarihinde Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

6. – Fransa’ya gidecek olan Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1316)

17 Şubat 1998

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 19 Şubat 1998 tarihinde Fransa’ya gidecek olan Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın dönüşüne kadar; Kültür Bakanlığına, Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan’ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

 

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, mutat olduğu üzere, sırasıyla yarım kalan işlerden başlayacağız.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelenmiştir.

2. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)

BAŞKAN – 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin maddeleri, önergelerle birlikte, geçen birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre Komisyona geri verilmişti. Komisyon, raporunu henüz vermediğinden, teklifin müzakeresini erteliyoruz.

3. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Sayın Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelenmiştir.

4. – Mera Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komsiyonu Raporu (1/509) (S. Sayısı : 231) (1)

BAŞKAN – Mera Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

Sayın Komisyon hazır mı? Komisyon hazır.

Sayın Hükümet?.. Hazır.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunması hususunu kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Şimdi, lütfen, sırasıyla, gruplar adına ve kişisel söz talepleri Başkanlık kürsüsüne intikal ettirilsin.

Şu ana kadar gelmiş olan söz taleplerini arz ediyorum: CHP Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük, DYP Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Ertugay.

(1) 231 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Küçük; buyurun.

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 231 sıra sayılı Mera Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclisi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye’nin sorunlarını çözmeye başlayacaksak, buna ülkemizin en büyük ve en köklü sektörü olan tarımdan başlamak, elbette, en doğru yaklaşımdır. Tarımın sorunlarını çözmeye başlayacaksak, elbette, tarımın kaynağı topraktan başlamak en doğru yoldur. Toprağı konuşmalıyız; paylaşımını, verimliliğini, işletmesini, mülkiyetini, erozyonu, ormanları, ovaları, dağları, yaylaları, meraları, yani coğrafyamızı konuşmalıyız; yasal boşlukları gidermeliyiz. Coğrafyamızı, sadece sınırları itibariyle değil, tüm zenginlikleriyle, tüm doğallığıyla kozmik bir bütünlük içerisinde korumalı, varlığımızın devamı olan bu zenginliği gelecek nesillere borcumuz olarak devretmeliyiz. Bugüne kadar olduğu gibi, toprağı ve topraklarımızı mirasyedi anlayışıyla hoyratça ve sorumsuzca kullanmaktan ve hırpalamaktan vazgeçerek, onları yasalarımızla güvence altına aldıktan sonra, bilincimizle, bilgimizle, bir namus anlayışı içerisinde kıskançlıkla çocuklarımıza devretmeliyiz; çünkü, doğanın en zor oluşturduğu ve insanların suni olarak yapamadıkları ve yaşamın devamının en önemli kaynağıdır toprak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toprak, bu öneminin yanında bütün dinlerin de kutsadığı, kutsallaşmış ve yaratılışın gerçekleştirildiği bir nesnedir. Coğrafyamız, tarım açısından çok elverişli bir topografik yapı arz etmemektedir. Ortalama 800 metre yüksekliğinde bir coğrafyanın sahibiyiz. Bu yükseklik, esas olarak, tarım açısından çok elverişli bir yükseklik değildir; doğa tahribatına, yani erozyona çok elverişli bir yapıdır. Ülkemiz topraklarının yüzde 86’sının erozyon tehlikesi yaşaması bu nedenledir. Dünyadaki erozyonun 2 katı erozyon tehlikesi yaşıyoruz ve yılda 500 milyon ton toprağımız yok olup gidiyor.

Beş bin yıldır insanlara yurt olarak hizmet veren ve bir göç yolu olan Anadolu, yorgundur, insanların yüzyıllardır ağır tahribine uğramış ve doğal zenginliklerin maalesef önemli bir kısmını da kaybetmiştir. Bin yıldır bu toprakların üzerinde yaşayan bizler, maalesef, halen tahribe devam ediyoruz, yok edilmesine dur diyemiyoruz; hâlâ, yurdumuzun yüzde 26’sının kadastrosunu çıkaramadık; bu ayıp da bizlere yeter diye düşünüyorum.

Tarım topraklarımız, Osmanlı timar düzeni içerisinde sahipsiz kalmıştır, kontrolsüz bir şekilde sorumsuzca kullanılmıştır ve hâlâ, topraklarımızı, maalesef resmî bir yapıya kavuşturamadık.

Topraklarımızı üç ana bölümde incelemeliyiz diye düşünüyorum.

Tarım arazileri, 28 milyon hektar civarındadır ve topraklarımızın yüzde 35’ini kapsamaktadır. Çayır ve meralar, 21,7 milyon hektar olup, topraklarımızın yüzde 28’ini teşkil etmektedir. Ormanlar ve fundalıklar, 23,5 milyon hektar olup, yüzde 30’unu teşekkül ettirmektedir. Yerleşim alanları ve diğer araziler de yüzde 7’sidir.

Bugün Mera Kanunu Tasarısı hakkında konuşmaya başlıyoruz. 73 yıllık cumhuriyet topraklarının yüzde 28’ini oluşturan önemli bir bölümüyle ilgili tasarıyı görüşmeye başlarken, hem çok acı bir durumla hem de sevindirici bir durumla karşı karşıyayız.

Üzüntülüyüz; çünkü, bugüne kadar, meralar, maalesef “Saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışıyla yönetilmiş ve 1950’den bu yana yüzde 50 azalmış, yıpranmış, hırpalanmış ve süratle yok olmuştur.

Seviniyorum; çünkü, böyle önemli bir kanunun çıkışına katkı veren komisyonda ve Genel Kuruldayım. Neyse, zararın neresinden dönülürse kârdır; ama, oldukça geç kaldığımızı hiçbir zaman unutmayalım.

İyi bir mera kanunu çıkarmalıyız; uygulanabilir olmalıdır. Bu kanunun iyi uygulanması için, bence, meralara doğru baskı oluşturan tarım toprağı baskısını önlemeliyiz.

Yeni meraların korunması için, özellikle tarımın da sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Tarımın ve tarımda uğraşanların sorunlarını çözemezsek bu kanunu uygulamakta zorlanır ve sosyal barışa da dinamit koyarız.

Tarımsal yapıyı, hayvancılığı ve tarımdaki insanların örgütlenme sorununu, tarımda uygulanan politikaları veya millî bir tarım politikasızlığını çözemezsek, hiçbir şeyi, ama hiçbir şeyi halledemeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemiz, tarım toprakları açısından rezervleri bitmiş 19 ülkeden biridir. Öyleyse biz mevcut tarım topraklarımızı iyi işlemek, verimli kullanmak, iyi paylaşmak, üretim çeşitliliği yaratmak ve tüketim kalıplarını değiştirmek, işletme büyüklüğünde de rantabl seviyelere ulaşmak zorundayız.

Daha çok araziyi sulamak ve katmadeğeri yüksek arazilerin üretilmesinin sermaye, bilgi ve teknolojik altyapısını oluşturmak durumundayız. Selektif destekleme alımları uygulayan politikaları hayata geçirmeliyiz. Tarım nüfusunu, sancı yaratmadan azaltmalayız. Süratle, sanayi yatırımlarını ve hizmet sektörlerini geliştirerek, tarımdan buraya emek transferini gerçekleştirmeliyiz. Tüm bunları yapamazsak, tarımın meralar üzerindeki baskısı eksilmez, eksiltilemez.

Değerli arkadaşlarım, işletme büyüklüğü, tarımın en büyük sorunlarından biridir. Ülkemizde 4 milyon 100 bin aile tarımla uğraşıyor; bu, 25-30 milyon insan eder. Bakın, yüzde 20’sinin toprağı yok bu insanların, yüzde 82’sinin toprağı da 100 dekarın altındadır. Süratle, bu insanların kooperatifleşmesi sağlanarak işletme yapıları büyütülmeli, gereken yerlerde mutlaka toprak reformu yapılmalıdır; doğu ve güneydoğuda, feodal yapı olumsuzlukları süratle tasfiye edilmelidir.

Tarımımızın, yüzde 65’i bitkisel, yüzde 30’u hayvansal üretimden oluşan dengesini süratle değiştirecek politikaları hayata geçirmeliyiz. Yem bitkileri üretim alanını yüzde 3’ler bazından, yüzde 25’ler düzeyine süratle taşımalıyız.

Tarımda, zorunluluk olmadıkça, kesinlikle, ithalat düşünülmemelidir; kendi üretim olanaklarımızı zorlamalı ve tarımcıyı desteklemeliyiz. Çünkü, ülkemizde, tarımcının üretme yeteneği vardır, tarımsal üretim altyapısı vardır; bütün mesele, bu üretim fonksiyonlarını harekete geçirme meselesidir.

Tarım, hiçbir sektörün rakibi değildir. Hiçbir sanayi ülkesi, tarım ve hayvancılıktan vazgeçmez, vazgeçemez. Bugün, Avrupa Topluluğunda, bizdeki desteklemenin 10 katı destekleme var, Amerika’da da 5 katı destekleme var ve bu ülkeler, sanayi ülkeleri; ama, tarımdan vazgeçmiyorlar; çünkü, tarım, aynı zamanda stratejik bir sektördür.

Bugün, tarım, Türkiye’de sosyal sorunları yumuşatan bir ana kucağıdır ve ana kucağına ihanet de hiçbir evlada yakışmaz diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizde bugün, 50 milyon büyük ve küçükbaş hayvan var. Hayvancılık, ülkemizde genellikle mera hayvancılığı şeklinde yapılıyor.

Bugün, hayvancılığın en büyük sorunu, kaba yem sorunudur. Ülkemiz, çayır ve meralardan 2,6 milyon ton yeşil ot ve 1,7 milyon ton civarında da kuru ot yetiştirmektedir.

İkinci Dünya Savaşından sonra, meralarda sürekli küçülme yaşanırken, hayvan sayısı sürekli artmıştır. Bu yıllarda, hektara 0,7 hayvan düşerken, bu, bilahara 1,57 hayvana kadar yükselmiştir. Meraların sahipsizliği, ıslah edilmemesi nedenleriyle ot verimleri sürekli azalmış ve bugün, çok sıkıntılı bir durum oluşmuştur.

Bugün, her ne kadar 21,7 milyon hektar mera olduğundan bahsediliyorsa da, bu miktar çok tartışma götürür. Bazı kaynaklar, 13 milyon hektar meradan bahsetmekte; gerçek olan şu ki, bu meraların sadece 8,7 milyon hektarı, verimli mera olarak tarifi yapılabilen alanları oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda, gerekli ıslah çalışmaları yapılırsa, meralardaki ot üretiminin üç - dört kat artabileceği hesaplanmıştır. Kaybedilecek zaman kalmamıştır, süratle gereken tedbirleri almalıyız.

Meralara tecavüzler şu nedenlerle artmıştır:

1 - Tarımdaki mekanizasyon,

2 - Göçmenlerin yerleştirilmesi,

3 - Bitkisel tarımın desteklenmesi, hayvancılığın geri plana atılması,

4 - Hayvancılığa gereken önemin verilmemesi.

Meralar, tam bir tükeniş ve saldırıyla karşı karşıya kalmışlardır; ilgili bir kanunun da bulunmaması nedeniyle, iktidar sahiplerinin taraftarlarına peşkeş çekebilecekleri serbest tecavüz alanları olarak kullanılmışlardır.

İlk mera kanunu 1926 Anayasasında düşünülmüş; ama, gerçekleştirilememiş. 1957 sayılı Kanun yürürlüğe girinceye kadar 4753 ve 5118 sayılı Kanun gereğince mülga Toprak İşleri Genel Müdürlüğünce yürütülmüştür. Bu kanunlar yürürlükten kalkıp, 1757 Sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu Anayasa Mahkemesince iptal edilince, bu konuyla ilgili sorunları çözecek hükümleri düzenleyen bir yasa da yürürlükte kalmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunun büyük bir ihtiyaca cevap vereceği gerçektir. Bu kanun, hayvancılığımız için, Türkiye için, elbette, çok önemlidir. Geçen dönem kadük olan bu yasa tasarısının Meclis gündeminde ön sıralara alınmasını sağlayanlara çok teşekkür ediyorum. Kanun tasarısı, komisyon çalışmalarında önemli bir muhalefet görmeden komisyondan geçti, oldukça da iyi tartışıldı diye düşünüyorum. Bu kanun tasarısına Grup olarak sıcak bakıyoruz ve Genel Kurul çalışmalarında katkı vermek uğraşısı içerisinde olacağız. Komisyonda atlanılan veya düşünülemeyen yaklaşımlarımız olursa, bunları ileteceğiz. İnanıyorum, gerek komisyon gerek Hükümet bu yaklaşımlarımızı iyi niyetle değerlendirecek ve yasa tasarısının uygulanabilir bir yasa olarak çıkmasını sağlamaya çalışacağız. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan insanların sorunlarının da bu kanun hükümleri çerçevesinde konuşulması için çaba sarf edeceğiz; çünkü, bu sektörde çalışan insanların sorunlarını burada dile getirip, kamuoyuna aktaramazsak, iyi bir yasa çıkarmış olmayız diye düşünüyorum, yasanın sosyal yönünü atlarız diye düşünüyorum.

Bu kanunun arkasından, ülkemizin tarım topraklarını koruyan, amacı dışında kullanılmasını kesinlikle yasaklayan hükümleri içeren tarım topraklarını koruma yasasını çıkarmak bu Meclisin birinci görevi olmalıdır diye düşünüyorum; çünkü, bugün, 1,6 milyon hektar tarım arazisi, tarımdışı amaçlarla kullanıma açılmıştır ki, bu, neredeyse, GAP büyüklüğünde bir alana tekabül etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısına, halk arasındaki en büyük tepki, ücretli otlatmaya olacaktır diye düşünüyorum. Bunun, halka iyi anlatılması gerekir. Bunun miktarını ilk anda oldukça düşük tutmalıyız ve ayrıca, uzunca bir süre, bütçeden ayrılan ödenekleri de yüksek tutmalıyız. Ayrıca, yapılacak ıslah çalışmalarının yararlarını halka iyi anlatamazsak, uygulamada büyük bir muhalefetle karşılaşacağımız açıktır. Bu çalışmanın altyapısını iyi oluşturmalıyız. Bu konuyla ilgili bütçeden aktaracağımız kaynaklar, üretim olarak, vergi olarak ve en önemlisi sosyal barış olarak, çok kısa bir sürede bize geri dönecektir.

Bu yasanın çıkışının Türkiye hayvancılığının sorunlarının çözümüne bir başlangıç olmasını diliyorum. Bugün hayvancılığın gayri safî millî hâsıla içindeki payı yüzde 6’dır. Eğer, hayvancılığın noksanlarını iyi tespit eder, gerekli destekleri sağlarsak, bu miktarın çok kısa bir sürede 2 katına çıkacağına hep beraber tanık olacağız.

En kısa zamanda hayvan ırklarımızda düzeltmeyi yaparak, ırk ıslahı çalışmalarını hızlandırmalıyız. 140 kilogram büyükbaş canlı ağırlığından 300 kilogramlara, 2 bin litre laktasyon döneminden 6 bin litre laktasyon dönemine geçmeliyiz. Küçükbaşlarda ırk ıslahını çabuklaştırmalıyız. İthal damızlık yerine sunî tohumlamaya ağırlık vermeli ve bu çalışmayı devlet olarak kesinlikle sübvanse etmeliyiz. Damızlık sığır ve koyun yetiştiriciliğini desteklemeli, pedigeri kaydı tutulmasının altyapısını mutlak oluşturmalıyız. Teknik eleman çalıştıracak kooperatifleri desteklemeli, bu elemanların sigorta ve vergilerini sübvanse etmeliyiz. 30 bin işsiz ziraat mühendisini tarımın hizmetine sunmanın altyapısını mutlaka oluşturmalıyız.

Ülkesini seven, doğal yapısının bozulmasından endişe duyan, çevreye duyarlı insanlar, çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, umut ve özlemle bu yasanın çıkmasını bekliyorlar. Bu yasayla, coğrafyamızın üçte 1’ini sahiplendiriyoruz, coğrafyamızı tarif ediyoruz, koruma tedbirlerini koyuyoruz; önemli de bir iş yapıyoruz, yaraya merhem oluyoruz. Bu yara, Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 50’sinin kanayan yarasıdır. Bu kanın durmasına katkı sağlamaktan dolayı mutluyuz; ama, inanın, bu insanların yaraları, dertleri, sorunları çoktur. Bu yasa tasarısı münasebetiyle, bu insanların, toprak insanlarının sorunlarını, umarım, Meclis gündeminde değerlendiririz diye düşünüyoruz. İnanıyoruz, sabırla bekleyen bu insanların diğer sorunlarına da çare buluruz.

Değerli arkadaşlarım, iki yılı geçkin bir süredir bu Parlamentoda görev yapıyoruz ve ben bu kadar süredir Tarım Komisyonunda çalışıyorum. En az dört beş yasa tasarısını, büyük bir çabayla, Komisyon Başkanımızın ve birçok arkadaşımızın çabalarıyla Komisyonumuzdan geçirdik; maalesef, daha ilkini burada gündeme sokabilmiş durumdayız.

Türkiye’de herkes tarımın lafını ediyor; ama, tarımın sorunlarını çözmeye yönelik manipülasyonlara, davranışlara, böyle bir anlayışa, maalesef, hiçbir yetkili, hiçbir Hükümet yönelmiyor. Bu sorunları çözmeye niyetlenmezsek, bunun hukuksal sorunlarını çözemezsek, ekonomik sorunlarını çözemezsek, inanın, Türkiye’de sosyal barışın anakucağı olan tarımın insanlarını bu ülkenin en büyük problemi haline getiririz; bu konuya, tüm Meclisin ve tüm kamuoyunun dikkatini çekiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada gündemdışı konuşmaların büyük çoğunluğunun tarımla ilgili olduğunu biliyorum, cevap da veriyor sayın bakanlarımız; ama, nedense, uygulamalara gelince bunu göremiyoruz, görememenin sıkıntısını yaşıyoruz. Bu ülkede iyileştirmeler yapılması gerekirken, yani, ziraî kredi faizlerinin düşürülmesi gerekirken, maalesef daha da yükseltiliyor ve düşürülmesine yönelik hiçbir işaret verilemiyor; bu, bizim için büyük üzüntü kaynağıdır.

Bu ülkede, yeniden, et ithalatı, süttozu ithalatı, kemik unu ithalatı konuşuluyor; bu, Türk tarımı ve hayvancılığı için üzüntü vericidir. Bu konuları, bu yasa tasarısının çerçevesi içerisinde konuşmalıyız.

Meraları ıslah edeceğiz, geliştireceğiz, kabayem açığını kapatacağız; ama, buralarda beslenecek hayvanları ülkemizde yok edersek, o zaman bu yasayı neden çıkarıyoruz?!.

Değerli arkadaşlarım...

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – İktidar gibi konuşsana; muhalefet gibi konuşuyorsun.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – Biz nasıl konuşacağımızı biliriz, ne partisi olduğumuzu da biliyoruz; sizden öğrenecek değiliz. Biz tarifimizi yaparız.

Biz, Grup olarak, bu sorunların sözcüsü olacağız; kim bu sorunların çözümüne katkı vermek isterse, yanında olacağız; kim tarım ve hayvancılığın sorunlarını çözmek istiyorsa ve bunun için bir adım atıyorsa, biz on adım atacağız; çünkü, tüm zenginliklerimizi borçlu olduğumuz bu tarım insanları bunu hak ediyor ve ilgimizi bekliyor.

Değerli arkadaşlarım, ben, Mera Kanunu Tasarısının, zor durumda bulunan bu insanların sorunlarına çözüm olanağının bir başlangıcı olmasını diliyorum; bu vesileyle, bu düşünceyle, Yüce Meclisimizi, topraktan geçinenleri, tüm yurttaşlarımızı, CHP Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum ve bu kanun tasarısının, bu insanların her türlü sorunlarının en kısa zamanda çözümlenmesinin ilk adımı olması gerektiğini düşünüyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Küçük, teşekkür ediyorum.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ertugay; buyurun.

DYP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 231 sıra sayılı Mera Kanunu Tasarısı üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.

18 inci, 19 uncu ve 20 nci yasama dönemlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen, ancak bir türlü yasalaşma imkânı bulamayan bu yasa tasarısı, aslında elli yıldır Türkiye’nin gündemindedir, yaklaşık son on yıldır da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemindedir ve bugün, ilk defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun gündemine gelmiştir, yasalaşmaya bu kadar yakınlaşmıştır; bu aşamaya, bu safhaya gelmiş olmasını büyük bir başarı olarak kabul ediyorum; çünkü, bu yasa tasarısı, ülkemizin çok önemli bir kesimini birinci derecede ilgilendiren, hayatî önem taşıyan, Türkiye için en temel yasalardan birisidir. Bu kanun tasarısı çıkarıldığı takdirde, bu, zannediyorum, 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin, ülkenin hayrına, Türk Milletinin, Türk çiftçisinin hayrına yapmış olduğu en büyük hizmetlerden birisi olacaktır. Bu kanun tasarısının bugüne kadar yasalaşamamış olması, zaten problemlerle boğuşan, bir türlü çağdaş standartları yakalayamamış olan Türk tarımı için çok önemli bir kayıp olmuştur; hele, son yirmi yıldır, mera hukukunu ve kullanımını düzenleyen hiçbir mevzuatın kalmamış olması, bu alanda büyük bir kargaşaya ve belirsizliğe yol açılmış olması, topraklarımızın kaybolmasını, doğanın tahrip olmasını ve hayvancılığımızın mahvolmasını da beraberinde getirmiştir.

Merasız bir hayvancılık, hele hele ülkemiz için merasız bir hayvancılık düşünülemez. Konuyla ilgili olarak, ülkemizdeki yasal sürece, bugünkü yasal duruma baktığımız zaman, bu yasa tasarısının, ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan mera, yaylak ve kışlakların hukukî durumlarının tespiti, köy ve belde tüzelkişilikleri adına tahsisi, ihtiyaç fazlasının ayırımı ve gerektiğinde tahsis amacının değiştirilmesi işlemleri, 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 4753 ve 5618 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunlarının verdiği yetkiye dayanılarak, mülga Toprak ve İskân İşleri Genel Müdürlüğünce yürütülmekteydi. 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununa göre yapılan uygulamalar ise, reform bölgesi içinde mülga Tarım Reformu Müsteşarlığınca yürütülmüştür. Daha sonra, 4753 ve 5618 sayılı Kanunların yürürlükten kaldırılması ve bilahara, 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununun 1978 yılında Anayasa Mahkemesince iptali sonucu, konuyla ilgili görevlerin yapılmasını sağlayacak düzenlemelere imkân verecek hiçbir hukukî dayanak kalmamıştır. Aslında, bu sayılan kanunlar da, büyük ölçüde, mera, yaylak ve kışlakların tespiti, tahsisi ve tahsis amacının değiştirilmesine yöneliktir, buna ağırlık vermiştir. Meralarımızın bakımı, ıslahı, korunması konuları bu kanunlarla da düzenlenmemiştir ve bugüne kadar sürekli ihmal edilmiştir.

Diğer yandan, başta 743 sayılı Medenî Kanun ve 442 sayılı Köy Kanunu olmak üzere, birçok kanunda, mera, yaylak ve kışlaklara dair hükümler bulunmaktaysa da, bunlar, aslında, yeterli olmadığı gibi, esas amaca hizmet etmekten de çok uzaktır.

İşte, esasında, bu konudaki yasal boşluğu anlatmak için birçok örnek vermek, birçok açıklama yapmak mümkün. Şimdiye kadar yaptığım açıklamalardan da açıkça görüleceği gibi, son yirmi yıldan beri birçok mevzuatın varlığına ve iptaline, karmaşasına, dağınıklığına sahip olan ülkemizde gelinen nokta son derece vahimdir. Vahim olan şudur: Cumhuriyetin ilk yıllarında -biraz önce konuşan kıymetli arkadaşımın da ifade ettiği gibi- 44 milyon hektar civarında olan çayır mera arazisi, bugün 21,8 milyon hektara düşmüştür; aslında, bu rakam, zannediyorum, çok ciddî tespitlerin sonucu ortaya konulmuş bir rakam değildir ve doğru olmadığı da çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. FAO kaynaklarına göre bu rakam 8,7 milyon hektar, TEMA Vakfının ve diğer birtakım araştırıcı kurumların yaptığı çalışmalarda ise mera varlığımız 3-4 milyon hektar civarındadır.

Türkiye hayvancılığı, büyükbaş ve küçükbaş olarak bütün hayvancılığımız düşünüldüğü zaman, hayvan sayısı düşünüldüğü zaman, bu kadar azalan ve küçülen mera varlığının, hayvancılık için ne kadar büyük bir darboğaz oluşturduğunu, dolayısıyla, Türk ekonomisi için, Türk insanının beslenmesi için iddialı olmamız gereken bir sektörde temel iddiamızı kaybetmemiz açısından ne kadar vahim olduğunu, ne kadar kötü olduğunu ortaya koymaya yeter.

Müsaadenizle, bir teknik rakam vermek istiyorum: Bugün birtakım araştırmalara göre, bir büyükbaş hayvan birimi başına 160 günlük otlatma süresi boyunca ortalama olarak 2 hektarlık çayır mera arazisi gerekirken, bu rakam ülkemizde 0,96’dır. Mevcut meralarımızın ise yüzde 49’u -yaklaşık yarısı- düşük vasıflı, yüzde 39’u orta vasıflı, ancak yüzde 12’si iyi vasıflıdır. Her yıl 500 bin hektar çayır mera arazisi -hem de çok iyi vasıflısı- sürülerek süratli bir şekilde tarla arazisine dönüştürülmektedir. Bakın, buradaki durumu biraz daha açacak olursak, sürülen meralar iyi vasıflı meralardır; iyi vasıflı olan meralar, tarla arazisi haline getirilince neler oluyor; şunlar oluyor: Önce bitki örtüsü kayboluyor; sonra, şiddetli erozyona maruz bir hale geliyor ve resmen topraklarımızı kaybediyoruz. Erozyonla ilgili rakamlar -çok klasik, bütün toplantılarda dile getirilir- her yıl 500 milyon ton iyi vasıflı vatan toprağının kaybolduğunu söylüyor. Bir karış toprağımıza göz dikenin gözünü oyarız; ama, milyonlarca ton, dekarlarca, hektarlarca toprağımız her yıl kaybolur, buna seryirci kalırız. Bu, gerçekten, çağdaş dünyada çağdaş standartları yakalamaya çalışan Türkiye için de, Türk tarımı için de süratle ortadan kaldırılması gereken bir durumdur.

Bir diğer konu, iyi vasıflı meralarımız süratle kaybolurken, diğer yönden iyi vasıfı meraların azalması sonucu kalan kötü vasıflı olan meralarımız kapasitelerinin çok çok üzerinde aşırı bir otlatmaya maruz kalıyor -ki, bugün Türkiye’de üç misli bir aşırı otlatma vardır- neticede zayıflaşan, bitki örtüsünü kaybeden toprak, kayboluyor ve yine erozyon... Bu, işin, ülkemizin geleceği bakımından çok önemli bir boyutudur.

İşin ekonomik boyutunu da, yine, kıymetli arkadaşlarımız ve ben, zaman zaman Türk tarımı için yaptığımız konuşmalarda dile getirdik. Ülkemiz ekonomisinin en sıkıntılı sektörü tarımdır. Tarımın da, çöküş noktasında olan en problemli sektörü, hayvancılıktır. Bugün Türkiye hayvancılığının ise bir numaralı problemi, kaba yem açığıdır. 50 milyon ton civarında olan kaba yem ihtiyacının ancak 20 milyon tonu sağlanabilmektedir; yani, 30 milyon tonluk bir kaba yem açımız var. Bunun da tek kaynağı, elbette, çayır ve meralarımızdır.

Konuya ülkemizin ekonomisi tamamen tarıma dayalı olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimiz bakımından bakacak olursak, hele hele, benim milletvekili olduğum, seçim bölgem olan Erzurum açısından bakacak olursak; bu konu, buralarda gerçekten mera varlığının kaybolmuş olması, mera hukukunu düzenleyen ciddî mevzuatın olmaması, kiralama, otlatma, tesis, tahsis, onarım sorunlarının olması, o bölgede yaşayan insanların en temel geçim kaynağını elinden almak ve o insanları çaresizliğe atmak olarak değerlendirilebilir. Bu bakımdan, bölgelerarası gelişmişlik farkının azaltılmasında da, Doğu Anadolu Bölgesi için, bölgemiz için, Erzurum, Kars, Ağrı gibi illerimiz için çok önemli bir mesafe alınmış olacaktır.

Bu bakımdan, ekonomik durum itibariyle de ortaya koyduğumuz bu konunun çözümü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve cumhuriyet hükümetlerinin bugüne kadar en temel görevleri arasında olması gerekirdi.

Nitekim, Anayasamızın 45 inci maddesinde “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.

Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır” denilmektedir. Her konuda temel kaynağımız Anayasa olduğuna göre, bugüne kadar, bu konuda yapılan ihmalleri, bana göre, Anayasa ihlali gibi görmek bile mümkündür. Bu bakımdan, bu noktada söyleyeceğim husus şudur: İşte Anayasamızın emri, işte meralarımızın durumu...

Bunun için, bir atasözümüzü de, burada ifade etmeden geçemeyeceğim: “Herkesin olan mal hiç kimsenin değildir.” Bu sahipsizliği ve tahribatı önlemediğimiz müddetçe, Türk tarımı için, Türk hayvancılığı için var olan problemleri daha yıllarca konuşuruz. Onun için, yürürlüğe girecek bu kanunun, bu konuda imdada yetişecek önemli bir adım olduğunu ifade etmek istiyorum.

Mera kanunu, bu manada, Türk tarımı için önemli bir reform niteliğinde olacaktır. Elbette, bundan sonraki çalışmalarda, uygulamalarda, birtakım uygulama eksiklikleri, kanunda birtakım eksiklikler çıkabilir; bunlar da yeniden görüşülür, eksiklikler giderilir; ama, temel adımın mutlak suretle atılması, bu kanunun hiç zaman kaybedilmeden, bir an evvel çıkarılması gerekmektedir.

Bugün, meraların hukukunu, tespitini, tahsisini düzenleyen ve en önemlisi, korunmasını ve yeniden tesisini öngören yasal düzenleme, Türk tarımı için ilaç gibi gelecektir. Konunun, ülkemiz, ülkemiz tarımı ve hayvancılığı için önemi ve aciliyeti dikkate alındığında, Mera Kanunu Tasarısı, o gün, o tarihte başkanı olduğum Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda haftalarca görüşüldü ve buradan, sevinerek, komisyon üyesi değerli arkadaşlarıma da tebriklerimi ve bu konudaki fedakârlıklarının takdir edilmesi gerektiğini de ifade ederek şunu söylemek istiyorum: Bu kanun tasarısı, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda, büyük bir gayretle, büyük bir uzlaşmayla, her bir madde üzerinde çok ciddî mutabakat sağlanarak buraya getirilmiştir. Bu konuya, komisyon üyesi arkadaşlarımızın, hepsi, özellikle bu mesleğe ilgi duyan ve Türk tarımında çalışan nüfusumuzun yarısını oluşturan bu sektörün sorunlarını iyi bilen insanlar olması hasebiyle büyük bir önem vermişlerdir ve bu uzlaşma sonucunda geç kalmış olan, yılların hatasını telafi edecek bir adım atılmış ve bu tasarı Yüce Meclise getirilmiştir. 37 maddelik bu kanun tasarısı, ilk bakışta kıymetli milletvekili arkadaşlarımızın gözünü korkutabilir; ama, konunun da bir uzmanı olarak şunu ifade etmek istiyorum; her bir maddesi teker teker çok iyi bir süzgeçten geçmiştir, o bakımdan, maddeler üzerinde fazla irdelemeye gerek olmaksızın, içiniz rahat olarak bu kanun tasarısının, Türk tarımı için önemli bir adım olduğunu ve görüşülme süresinin fazlaca uzatılmayıp, zamana yayılmayıp, bu gelen fırsatın kaçırılmaması noktasında Yüce Meclisin de gereken hassasiyeti göstereceğine gönülden inanıyorum. Şimdiden, destekleriniz ve konuya göstereceğiniz ilgi ve alaka için teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının kanunlaşması, 65 milyon insanımızı endirekt; ama, 28 milyon Türk çiftçisini direkt olarak ilgilendirmektedir; hele, ekonomisi tarıma dayalı olan bölgelerimiz için çok daha büyük bir hayatî önem taşıdığını biraz önce ifade etmiştim.

Tasarı neler getiriyor, buna baktığımız zaman; kanun tasarısının getirdiği birkaç hususu özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum: Meralarla ilgili bu yasa tasarısı kanunlaştığı takdirde, yasal boşluk ortadan kalkmış olacak, mevcut yasalarla, çeşitli kurumlara verilen görev ve yetkilerin bir tek kurumda toplanması sağlanacak ve meraların tespit, tahdit ve tahsisi, ayrıca haritalarının çıkarılarak tapu siciline kaydı gibi yasada öngörülen işlemleri yapmak üzere illerde birer mera komisyonu ve bu komisyonlara bağlı olarak teknik ekipler oluşturulacak, mera alanlarının ıslahı gerçekleştirilecek, meraları özel ve tüzelkişilere kiralama imkânı getirilecek; ayrıca, en önemli uygulama ve tedbir olarak, meralarımızın kapasitelerinin üzerinde hayvan otlatılması önlenecek ve bu konuda, meralardan yararlananların, yapılacak olan bakım ve ıslah giderlerine katılması yükümlülüğü getirilecektir. Konuyla ilgili maddeler geldikçe, bu getirilenlerden, kanun tasarısının ne kadar kapsamlı düşünüldüğü ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türk çiftçisi, vatan toprağının gerçek bekçisidir; cefakârdır, fedakârlığın ve zorluklara göğüs germenin gerçek sembolüdür.

Mensubu olduğum Doğru Yol Partisi, bugüne kadarki politikaları ve uygulamalarıyla, her zaman demokrasinin âşığı ve teminatı olarak gördüğü Türk çiftçisinin yanında yer almıştır. Bugüne kadar, hükümet uygulamalarında, Türk çiftçisine, Türk tarımına yapılan hizmetlerde, bir taraftan, Türk tarımının, sadece Türkiye’yi besleyen değil, dünyaya ihracat yapan en önemli tarımsal potansiyeli olan bir ülke olarak Türk ekonomisi için önemli bir sektör haline gelmesini sağlayan uygulamaların yanında, tarımla uğraşan, parçalı, dağılmış cüce işletmeleri, Türk çiftçisini, ekonomik olarak gelişmiş, kalkınmış ve bu ülkenin şerefli, onurlu bir mensubu olarak yaşatmanın mücadelesini vermiştir.

Elbette ki, bu uygulamalarda birtakım eksiklikler olmuştur. Bu hizmetlerin yeteri kadar yerine getirilmesi noktasında, iyi hizmet etme noktasında istikrarlı çalışmalar yapmak için, imkânlar, zaman zaman kısıtlı olabilmiştir; ancak, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Bugün, Türkiye’de, hiçbir sektörde, bu kadar büyük bir nüfus kitlesi barınmamaktadır. Bu nüfus kitlesinin, Türk tarımcısının, Türk çiftçisinin temel sorunu, yapısal bir değişim, ekonomik olarak güçsüzlüktür. Bugün, Türkiye’de, tarımın yeniden ele alınması lazım, kim ne kadar çiftçilik yapıyor, arazî varlığımız nedir, Türk tarımının karşı karşıya kaldığı problemler nelerdir ve gerçek çiftçi, gerçek üretici kimdir bunun çok iyi tespit edilmesi gerekir; yani, yeni bir tarım sayımının yapılması gerekiyor. Bu noktada, mera kanunu da bu işlerde atılmış çok önemli bir adım olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısının, bugüne kadar, 18 inci, 19 uncu ve 20 nci yasama dönemlerinde komisyonlarda görüşülüp, yasalaşmak üzere aşağıya indiği zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundan geçmemesini, gerçekten, büyük bir talihsizlik olarak kabul ediyorum ve önümüze gelmiş olan bu fırsatın değerlendirilerek, Yüce Meclisin değerli katkılarıyla, Türk tarımı için yakalanan bu hizmet adımının bir an evvel atılması noktasında tekrar desteklerinizi bekliyor; Doğru Yol Partisi ve Grubum adına, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Necati Albay. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Albay, buyurun efendim.

DSP GRUBU ADINA NECATİ ALBAY (Eskişehir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Mera Kanunu Tasarısı hakkında Demokratik Sol Partinin görüşlerini belirtmek üzere, söz almış bulunuyorum; Demokratik Sol Parti Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz, hayvan varlığı bakımından büyük bir potansiyele sahiptir. Yurdumuzun coğrafi konumu, iklim özellikleri ve doğal yapısı hayvancılık için çok uygun koşullar sergilemektedir. Tüm bu olumlu koşullara karşın, hayvanlarımızın ırk ve özelliği ve özellikle de, yeterli beslenememesi sonucu, hayvansal ürünler üretimimiz ileri ülkelerin çok altında kalmaktadır.

Yurdumuzda hayvancılık, geniş ölçüde, meralara dayalı olarak yapılmaktadır. Yem bitkileri ekim alanları, arzu edilir bir tempoyla, istenilen bir seviyeye çıkarılamamıştır. Yetiştiricilerimiz, geleneksel alışılmışlıklardan kurtulup, modern işletmeciliğin gerektirdiği bilgi, beceri ve ekonomik düzeye henüz ulaşamamışlardır. Daha açık ve gerçekçi bir ifadeyle, modern hayvancılık, daha çok emeğin, daha çok maddî harcamanın ve teknolojinin gereklerini tam olarak yerine getirmeyi gerektirmektedir; ancak, bu sayede üretimi katlayarak artırmak mümkün olacaktır. Bu bağlamda meralar bedava yem kaynağı olarak görülmektedir. Hayvan yetiştiricileri, meralardan mümkün olduğunca çok yararlanmak gayesiyle, hayvanlarını meraya erken salmakta ve kar yağıncaya kadar otlatmaya devam etmektedirler. Meraların bitki örtüsünün henüz tam gelişmesi tamamlanmadan hayvanların meralara gelişigüzel salınmaları, bir yandan bilinçsiz ve aşırı otlatmayla, diğer yandan çiğnenmeyle bitki örtüsünün kökleriyle birlikte tahrip olmasına ve dolayısıyla meralarımızın kıraç topraklar haline gelmesine neden olmaktadır. Bunun sonucu, yurdumuz, her yıl, tarıma elverişli, Kıbrıs Adası kadar toprak kaybına neden olan erozyonla karşı karşıya gelmektedir.

Bir yandan bilinçsiz ve aşırı otlatma, diğer yandan meralarımızda meydana gelen tahribat ile yeniden, 1950’li yıllardan itibaren uygulanan yanlış politikalar sonucu meralarımızın, işlemeli tarıma açılarak, alanlarının daraltılması, ülkemizde esasen mevcut olan kaba yem açığının giderek artmasına neden olmuştur. Mera ve yaylalarımızın bu şekilde bilinçsiz kullanımı ve miktar olarak azaltılmasının ana nedeni, bu konudaki mevzuat boşluğu ve yetiştiricilerimizin eğitim yetersizliğidir.

Halen ülkemizde mera ve yaylalarla ilgili bir yasa yoktur. Çeşitli yasalar kapsamında; Arazi Kanunnamesi, Medenî Kanun, Köy Kanunu, Belediyeler Kanunu, Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu, Ağıllar Hakkındaki Kanun, Tapulama Kanunu, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, İskân Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Orman Kanunu, Gayrimenkule Tecavüzün Defi Hakkındaki Kanun gibi doğrudan ilgili olmayan kanunların bazı maddeleriyle ilişkilendirilerek çözümlenmeye çalışılır. Bu yasalara göre açılan davalar ve mevcut anlaşmazlıklar, bazen bir insanın ömrünün yetmeyeceği kadar uzar ve dolayısıyla adalet ve hak arama ilkesi de zedelenmiş olur.

Planlı kalkınma döneminin başladığı 1963 yılından günümüze gelinceye kadar, 5 yıllık plan ve yıllık programlarda mera ve yaylalarımızın önemi, bakımı, korunması, ıslahı, alanlarının geliştirilmesi ve otlatma teknikleriyle ilgili çok yararlı hedefler tespit edilmiştir. Ne yazık ki, siyasî iktidarların duyarsızlığı, meraların bir disiplin altına alınma isteğinin bazı menfaat gruplarını rahatsız etmesi, yetiştiricilerimizin bilinçsizliği, koruma ve kollamadaki yetersizlikleri sebebiyle bu hedeflerin hiçbirisi de gerçekleştirilememiş, kâğıt üzerinde kalmıştır.

Ne var ki, pek çok yasal boşluk olmasına karşın, dönemin kolluk kuvvetlerinin şifahî talimatlarına engin bir sadakat duygusuyla riayet eden üreticiler, benzeri nedenlerle, ilk başlarda, mera ve yaylalarımızda ciddî sorunlarla pek karşılaşmamışlardır. 1950’den sonra, siyasî nedenlerle, akıl almaz bir umursamazlıkla mera alanlarının dağıtımı başlamış ve o yıllardan itibaren hayvancılığımız büyük bir darbe yemiştir. Daha da önemlisi, tarım sektörü içinde hep tali bir alt sektör olarak düşünülmüş olan hayvancılığımız, hiçbir ciddî destek görmeden, kendi kaderine terk edilmiştir.

Yurdumuz hayvancılığının ihtiyaç duyduğu kabayem ihtiyacı 49 milyon tondur. Bunun yaklaşık 20 milyon tonu mevcut çayır ve meralardan elde edilmektedir, açık, 30 milyon ton civarındadır. Bu açığın karşılanması, meralarımızın ıslah edilmesi, korunması ve hayvanların bilinçli otlatılmasıyla mümkün olacaktır.

Yurdumuzda, tarım, karşı karşıya bırakıldığı çok sayıda soruna rağmen, yaşamsal önemine devam etmektedir. Gelişen iç ve dış koşullar, bu önemin gelecekte de artarak devam edeceğini göstermektedir.

Türkiye’de, sanayileşme süreci içinde, tarım, önemli bir rol oynamakta, diğer sektörlerle olan ilişkilerini geliştirmektedir. Tarımda girdi üretimindeki artış, sanayiin ihtiyacını rahatça karşılayabilecek düzeydedir. Öte yandan, tarımda teknolojik ilerlemeler, sanayii uyaracak ve sanayi malları içpazarını genişletecek bir gelişme göstermektedir; ancak, bu gelişmenin daha da ileri gidebilmesi, çiftçilerin, üreticilerin satınalma gücünün iyileştirilmesine bağlıdır. Sanayi devrimini başarmış ülkeler, aynı zamanda, tarım devrimini de paralel götürmüşlerdir. Tarımdan gerekli desteği esirgediğimiz sürece, sanayileşme ve gelişmişlik kulvarında hep gerilerde kalmaya mahkûm olacağımız apaçıktır.

Toplumun bugün dahi yarısına istihdam sağlamasından imalat sanayiine, hammadde üretmesine; gayri safî millî hâsıladaki payından ihracat payına, sanayi ve hizmetler için en önemli potansiyeli oluşturmasına ve diğer sektörlere kaynak aktarmasına; her şeye rağmen hızla artan ve esasen yeterli beslenemeyen toplumumuzu insanca besleme özelliğinden, rant ve ticarî mekanizmaların egemenliğini artırdığı bir ortamda dahi mal üretmeye devam etme fonksiyonuna kadar, daha sayılabilecek pek çok gerekçeden dolayı, tarım, Türkiye için vazgeçilmez bir sektördür.

Yeni dünya düzeni de, globalleşme de dense, evrenin gündeminde, bugün de, gelişmişler, sömürgeciler, egemenler ile gelişmemişlerin, gelişmeye çaba gösterenlerin, kimliklerini kazanmaya ve korumaya, ayakta durmaya, siyasal ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaya ve direnmeye çalışanların tarihsel nitelikli mücadeleleri, yerini korumaya devam etmektedir. Gelişmiş kuzey, gelişmemiş güney ülkeleri çıkar çatışmaları sürmektedir. Uruguay Round veya GATT süreci diye dünya toplumuna dayatılan yeni sistemin özünde, bitkisel ürün stokları bulunan Amerika Birleşik Devletleri ile hayvansal ürün stokları bulunan Avrupa Birliği mücadelesi yatmaktadır. Sistemin tarımla ilgili öngörüleri bu iki kampın yararlarına göre dizayn edilmektedir. Japonya-ABD ticarî ilişkilerinin kilitlendiği noktalardan birisi de, tarımsal ürün ticareti ve Japonya’nın pirinç gibi bazı ürünlerdeki korumacılığıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplumsal, ekonomik ve siyasal nitelikli pek çok karmaşık sorunlarla yüklü dünyamız, nüfus ve ağırlaşan kaynak sorunlarından ötürü, 2000 yılına derin sancılarla girmektedir. 1980- 1992 arası yıllık dünya ortalama nüfus artışı 1,7 olmasına karşın, gelişmemiş ülkelerde bu oran yüzde 2’nin üzerindedir. Esasen, yeterli ve dengeli beslenemeyen yoksul ülke halklarının dramı, 2000 yılında, ekmek ve aş isteyen 1 milyar yeni insanıyla daha da ağırlaşacaktır.

1970-1997 yılları arasında köy nüfusu 21 milyondan 22 milyona çıkarken, kent nüfusu 10 milyondan 40 milyona ulaşmıştır. Kent nüfusunun yirmiyedi yılda üç kat artışı, başta hayvansal protein olmak üzere, her türlü tarımsal ürüne olan talebi süratle artırmıştır; ancak, 1970’te 219,042 ton olan et üretimi, 1997’de 429,140 tona çıkarak, yaklaşık iki kat artabilmiştir. Bu iki oran birlikte değerlendirildiğinde, meraların ve dolayısıyla hayvancılığın son yirmiyedi yılda kaderine terk edilmesi, ülkemizde, kentlerde kişi başına düşen hayvansal protein miktarının azalmasıyla sonuçlanmıştır; oysa, tam tersi bir gelişme olması beklenmeliydi.

Doğal kaynak üretim alanları akıl almaz bir sorumsuzlukla yitirilmektedir. Topraktan akarsuya, denizlere kadar tüm doğal üretim kaynakları, büyük ölçüde, sanayileşmiş ülkelerin salt kendi yararlarına dönük hesapları yüzünden, kirlilik ihraç eden politikalar yüzünden daha da bozulmakta ve yitirilmektedir.

Doğal üretim kaynaklarının giderek bozulduğu ve azaldığı, geri ve gelişmekte olan ülkeler bazında, yeterli ve dengeli beslenme için besin maddelerine duyulan ihtiyacın giderek arttığı bir ortamda sahip bulunduğu üretim gücü ve potansiyeli açısından, tarım, ülkemiz için, bugün ciddî bir konudur; yarın da ciddî bir konu olmaya devam edecektir. GATT veya Avrupa Birliği ticaret koşulları karşısında, Türkiye toplumunun besin ve diğer girdi ihtiyaçlarının tümüyle ithalata bağlı olmamasının tek yolu, tarımımızın tasfiye olmaması, ayakta durması ve daha da önemlisi, rekabet gücünü yakalayabilecek bir yapıya kavuşabilmesine bağlıdır.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, tarımın, yurdumuz için gözardı edilemez, ötelenemez, ihmal edilemez bir sektör olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ne var ki, bugün, ekonomi büyük ölçüde parasal hareketlere bağımlı hale gelmiş, yatırım, üretim, büyüme gibi sağlıklı temellerde gelişmesi gereken millî gelir artışı, önemli oranda parasal işlemlere bağlı olarak oluşturulmaktadır.

İç ve dış borçlar, ülkeyi ipotek altına sokacak doğrultuda korkunç boyutlarda artmış; kamu finansman açığı giderilmez boyutlara tırmanmış; bütçeler, artık borç ödemeleri, transferler ve ücret ödemelerinden oluşmakta; yatırımlar, bütçenin yirmide 1’ine düşmektedir.

Örneklenen iç ve dış koşullar, tarımın, ekonomi ve toplum yaşamı içinde giderek artan bir öneme sahip olduğunu göstermesinin yanında, bu sektörün gelenekseli aşarak, gelişim ve atılım sürecine girmesini de zorunlu kılmaktadır.

Çağdaş kalkınma anlayışının bir temel ilkesi haline gelmiş olan sürdürülebilirlik yaklaşımı yönünden, böylesi bir atılım sürecinin çok önemli koşullarından birisi, kaynakları rasyonel kullanmak, doğal üretim kaynaklarını koruyarak ve geliştirerek etkinleştirmekle mümkün olacaktır.

Sürdürülebilir tarım anlamında zorunlu olan doğal kaynak koruma ve geliştirme yaklaşımı, mera, yaylak, kışlak ve çayırların öncelikle ve ivedilikle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, toprakaltı ve topraküstü bitki organlarıyla oluşan örtü, erozyonu önleme açısından, doğal kaynakları sürekli ve verimli kılma bakımından da son derece gereklidir. O nedenle, çayır ve mera benzeri doğal alanların korunması, geliştirilmesi ve ekonomik anlamda verimli kılınması düşünce ve çabalarını, salt platonik bir yeşil özlemi olarak görmemek, ulusal kaynakların etkin ve verimli kılınmasını amaçlayan, ekonomik ve toplumsal gelişim anlayışı biçiminde değerlendirmek gerekmektedir.

Doğal kaynak koruma, geliştirme ve özünde sürdürülebilir tarım anlayışının yanında, mera ve benzeri alanların sahiplenilmesi ve geliştirilmesi olgusu, Türkiye tarımının öncelik verilmesi gereken üretim alanını oluşturan hayvancılık açısından da olmazsa olmaz bir önkoşulu oluşturmaktadır.

Tarımsal üretim yapısı içinde en fazla katmadeğer yaratması, toplumumuzun protein açığını gidermesi, dışpazarda önemli şansının her zaman bulunması, doğayı sömürmemesi ve hatta doğayı yeniden üretmesi gibi özellikleri ve son yıllar uygulamalarıyla çökertilme noktasına getirilmiş olması durumundan dolayı, birincil önem ve öncelik verilmesi gereken tarımsal üretim alanını oluşturan hayvancılığın geliştirilmesiyle, mera ve benzeri alanların korunması ve geliştirilmesi arasında doğrusal ve birebir ilişki bulunmaktadır.

Doğal kaynakları koruyup, geliştirip, verimli kılarak, sürdürülebilirliği gerçekleştirmek ve tarımsal üretim yapısında öncelik alması gerekli hayvancılığın gelişmesini sağlamak biçiminde özetlenebilecek iki temel gerekçe, mera ve benzeri alanların sahiplenilmesini, geliştirilip verimli kılınmasını kaçınılmaz kılmakta ve ertelenemez bir zorunluluk olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bu iki temel eksenin yanında, olumsuz, bireysel, faydacı ve yağmacı anlayışlarla azaltılmış, nitelikleri bozulmuş, üretkenliklerini yitirmiş olan mera alanlarımızın hazin tablosu da, bu yaklaşımı, ayrıca gerekli kılmaktadır.

Kültür arazisi ve tarlaya dönüştürülme, yanlış ve ağır otlatma gibi nedenlerle, 1938’de 41 milyon hektar olan mera alanlarımız, bugün, maalesef, 8 milyon hektar düzeyine inmiştir. 1938’de, 16,9 milyon olan nüfusumuz, şimdilerde 62 milyonu aşmıştır. Nüfus, yaklaşık 4 misli artarken, mera alanlarımız da yüzde 80 oranında daraltılmıştır.

Alan bazında, hemen hemen yüzde 70 oranında azalma gösteren bu olumsuzluk, bitki örtüsü niteliğinin bozulması açısından, çok daha ağırlaştırılmıştır. Tarlaya açılma olayı kullanım niteliği yüksek arazilerde yaygınlaştığından, geriye, mera denilmeyecek ve çoğunluğu kıraç, verimsiz, bitki örtüsü zayıf alanlar kalmıştır. O nedenle, FAO saptamalarına göre, mera olarak kullanılan alanların ancak üçte 1’i mera niteliğine yakındır; gerisi, bitkisiz, çıplak alanlardır.

Mera alanlarının görülen azalması sonucu -hayvan sayısının azalması karşısında dahi- 1950’de 1 büyükbaş hayvan birimi başına düşen 1,79 hektarlık alan, şimdilerde 0,75 hektara kadar düşmüştür.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, hayvan popülasyonumuzun tükettiği yemin yüzde 70’i, çayır, mera ve yaylaklardan karşılanmaktadır. Bir başka anlatımla, bugün bile, hayvancılığımız, yüzde 70 ölçüsünde merayla bağlantılıdır. Bu durum, büyükbaş hayvancılığımız için çok daha fazla geçerlidir. Entansif koşullardaki işletme hayvancılığı dışındaki köy hayvancılığını, mera hayvancılığı olarak tanımlamak da doğru bir ifadedir.

Çayır ve meralarımızın, tanzim, tahsis, ıslah ve korunması konusunda, 1858 sayılı Arazi Kanunnamesiyle, gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gereği kavranmış olmakla birlikte, günümüze kadar, bu konuda somut adımlar atılmamıştır. Bunun sonucunda, bugün, hep birlikte içinde yaşadığımız ve yıllarca Türkiye’yi yöneten siyasî iktidarların ihmali sonucu, Türkiye halkının, protein açığıyla karşı karşıya kalmasına neden olunmuştur.

1982 Anayasasının 45 inci maddesi bu konuyu ele almış “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır” hükmü getirilmiştir; ancak, bu getirilen hüküm, Anayasanın sayfaları arasında kalmış, Türk çiftçisi ve meralar aşırı bir şekilde tahrip edilmiştir.

Bütün bu öngörülere karşın, bugüne kadar, çayır ve meralarımızla ilgili bir yasa çıkarılarak yürürlüğe konulamamıştır. Bu dönem Meclisimizin Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunca hazırlanan Mera Kanun Tasarısı, Meclis gündemine getirilmiş bulunmaktadır. Demokratik Sol Parti olarak, gerek komisyon çalışmalarında gerekse tasarının hazırlanmasında, ülkemiz üreticilerine kolaylıklar sağlayacak olan, doğal değerlerimizin geliştirilip korunması amacına matuf bu tasarının yasalaşması için Parti Grubumuzca destek olduk; desteklerimiz sürdürülerek, tasarının yasalaşması, umuyorum, bu Meclisimizin, bu dönemin şerefi olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Albay, 1 dakika eksüre veriyorum; buyurun.

NECATİ ALBAY (Devamla) – Meralarımızın tespiti, tahsisi ve verimli bir şekilde kullanılması, bakım ve ıslahının yapılması, sürdürülebilirliği, kanun tasarısında öngörülmüştür.

Ankara Ziraat Fakültesi Yem Bitkileri Çayır ve Mera Anabilim Dalı kurucusu, rahmetli hocamız, Sayın Prof. Dr. Ömer Tarman’ın “Bir ulusun varlığını, bağımsızlığını koruması, üzerinde yaşadığı toprağı ve elinde bulundurduğu doğal kaynakları iyi kullanmasına bağlıdır” cümlesinde ifade edildiği gibi, gerçekten, çayır ve meralarımız da, ormanlarımız, madenlerimiz ve akarsularımız gibi, korunması, bakımı ve ıslahı gereken en başta gelen doğal kaynaklarımızdandır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) – 8 yıl...

NECATİ ALBAY (Devamla) – Sayın Güven, 8 yılda hiç haksız değiliz. O şerefi taşıyoruz. Keşke, siz getirseydiniz de o şerefi birlikte taşısaydık.

Çok teşekkür ederim efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yanlış anladınız; ondan sonra getirdiniz diyorum ben.

BAŞKAN – Efendim, bu şeref paylaşımı çok zor olacak; onun için, şeref, tamamen Genel Kurula aittir dersek işin içinden kolayca çıkarız.

Refah Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere, Sayın Zeki Ünal; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 231 sıra sayılı Mera Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşlerimi arz etmek üzere, Refah Partisi Grubu ad